Dünya Etik Günü (Global Ethics Day), her kim ayının üçüncü Çarşambasında gerçekleşmektedir. Carnegie Council for Ethics in International Affairs tarafından 2014 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Etik bilincinin artırılması temel amaçtır.
Dünya Etik Günü’nün iki temel hedefi vardır:
Global dünyada etik değerlerin kurumsal ve sosyal hayatta yeniden keşfedilmesi,
Kurumların etik bilincinin yükseltilmesi
Global Etik Günü küresel bir öğretidir. Küreselleşmiş bir dünyada kurumların etik rolüne özel bir önem atfedilmektedir. Küresel salgınlar, demokrasiye yönelik saldırılar, mülteci krizleri, ırk ayrımcılığı ve adaletsizlik, iklim değişikliği gibi toplumların karşı karşıya olduğu kritik sorunları ele almak için bir fırsattır.
Öncelikle, etik, filozoflar ve akademisyenler için soyut bir çalışma alanı değildir. Meslek etiğinin yerleşmesi ve toplum genelinde etik değerlerin yaygınlaşması birlikte düşünülmelidir. Devlet kurumlarının ve özel kuruluşların kurumsal etik kodlarını yaşama geçirmesi beklenmektedir. Etik değerlerin güçlenmesi, daha iyi bir dünya ve toplum inşa etmenin yegane yoludur. Etik, dünyanın sorunlarına bir çare değildir, ancak daha eşitlikçi, saygılı ve barışçıl yaşamın anahtarıdır. Özellikle, çıkar çatışmalarını olduğu durumlarda etik değerlerin feda edilmemesi gerekmektedir. Herkesin tek bir yaşam biçimine ya da aynı değer yargılarına sahip olması hedeflenmemektedir. Farklılıklara saygı ve karşılaşılan zorluklarla yüzleşerek birlikte yaşamak mümkündür. Etik değerlere değerlere sahip birey saygınlık kazanır. Etikle ilgili kodları benimseyen devlet organları ve kuruluşlar, halka karşı ve uluslararası alanda güven inşa eder. Etik ilkelere sahip şirket ve kurumlar ise saygın bir yapıya bürünür.
Carnegie Council Hakkında
1914 yılında Andrew Carnegie tarafından I. Dünya Savaşı’nın arifesinde kurulmuştur. Savaş sonrasında Milletler Cemiyeti’nin önemi bir savunucusu olmuştur. 1940’lar ve 50’lerde Mülteci Hakları alanında yoğun çalışmalar yapmıştır. 1960’lar ve 70’lerde ABD Sivil Haklar Hareketi’ni aktif olarak desteklemiş, Martin Luther King ile aynı safta durmuştur. . 1980’lerden itibaren Etik üzerine çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. İnsan Hakları ihlalleri ve idealleri üzerine saha çalışmaları yapmıştır. Carnegie Uluslararası İlişkiler Etik Kurulu, küreselleşmiş bir dünyada yaşamanın etik zorlukları üzerine dersler, yayınlar ve multimedya materyalleri üreten bir kuruluştur. Kar amacı gütmeyen kuruluşun siyasi bir gündemi bulunmamaktadır. 1914 yılında New York şehrinde kuruldu. Carnegie, savaşı karşıtı bir kuruluştur.
Türkiye’de Etik Günü
Dünya Etik Günü 25 Mayıs günü değildir. Türkiye’de Etik Günü, 25 Mayıs tarihinde ve günün dahil olduğu haftada kutlanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de kutlanan gün ve hafta Türkiye’ye özgüdür.
Kamu Görevlileri Etik Kurulu’nun kuruluşuna ilişkin 5176 sayılı Kanun, 25 Mayıs 2004 tarihinde TBMM’nde kabul edilmiştir. Kurul, kamuda etik kültürünü yerleştirmek üzere çalışmalar yapmak veya yaptırmak, bu konuda yapılacak çalışmalara destek olmak ve etik uygulamayı gözetlemek görev ve yetkisi çerçevesinde, 2008 yılından itibaren her yıl 25 Mayıs gününün ülke genelinde “Etik Günü”, aynı günün yer aldığı haftanın da “Etik Haftası” olarak kutlanılmasını kararlaştırmıştır.
Baro Seçimlerine İlişkin Bildiri , Laiklik Meclisi tarafından 7 Ekim 2024 günü ilan edilmiştir.
Bildiri, 2024 yılı baro seçimlerinde, yönetime ve diğer kurullara aday olan avukatlara yönelik bir çağrı metnidir. Özellikle, Laiklik Meclisi, tüm avukatları ve baroları, laiklik mücadelesine davet etmektedir. Ayrıca, çağrı metninde, hukukun üstünlüğüne, insan haklarını savunma ve koruma görevleri hatırlatılmıştır. Ayrıca, laikliğin tasfiyesine karşı Türkiye Barolar Birliği’nin bir bütün olarak karşı durması gerektiği açıklanmıştır.
Bu bağlamda, Yeni Anayasa girişiminin laikliği ortadan kaldırma amacı taşıdığına işaret edilmiştir. Türkiye’de gerici karşı devrim sürecinin laikliği tasfiye etme hedefine özel vurgu yapılmıştır.
Baro Seçimlerine İlişkin Bildiri – Laiklik Meclisi
Bilindiği üzere Avukatlık Kanunu Baroları diğer yükümlülüklerinin yanı sıra “… hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak…” amacıyla da çalışmalarını yürütmekle yükümlü tutmaktadır.
2024 yılı Ekim ayında barolar genel kurullarını toplayacak ve organlara üye seçecekler.
Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu da yasa gereği aralık ayında toplanarak yeni yönetimini belirleyecek.
Ülkemiz 20 yılı aşkın süredir hız kazanmış olan gerici dalganın önemli bir aşaması ile karşı karşıyadır. Bu karşı devrim sürecinin yürütücüleri hukuki, idari, siyasi ve eğitim alanları ile birlikte toplumsal yaşamın güvencesi olan laikliği ayaklar altına almakla yetinmeyip artık açık bir biçimde tasfiye etme niyetlerini ve hedeflerini de ortaya koymaktadırlar.
Bu hedef doğrultusunda esasen yasa dışı olan tarikat ve cemaatlere büyük bir itibar ve mali güç kazandırılmış, toplumsal yaşamı adeta belirler hale gelen bu yapılar devlet kademeleri ile hukuki mekanizmaların en kritik noktalarını ve eğitim alanını işgal etmiş, karar verici konuma gelmişlerdir.
Eğitim bir bütün olarak dinselleştirilmiş, yargı dini referanslarla hüküm kurar hale gelmiş, kadın erkek eşitliği reddedilerek kadınlar gericilikle kuşatılmış, çocuklar ve gençler tarikat ve cemaatlere teslim edilmiştir.
Kadın cinayetleri cezasız kalırken, failler adeta ödüllendirilmektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadeleye yönelik bakış açısı ve yol haritası sunan İstanbul Sözleşmesi’nden geri adım atmış olmanın somut sonuçları ortadadır.
Medeni Yasa’nın değiştirilmesi için uzun zamandır uğraş verenler, son zamanlarda da erkek şiddetini önlemede en önemli düzenlemelerinden olan 6284 Sayılı Yasa’yı hedef almaktadır.
Bilim hurafelerle, hukuk şer’i hükümlerle, yurttaş tebaa, halk ümmet ile ikame edilmeye çalışılmaktadır.
Tüm bu gelişmelerin yanında, anayasa değişikliği önerisi de kamuoyunun önünde somut olarak durmaktadır. Bu girişim doğrudan laikliğin tasfiyesini içermekte olup, siyasi iktidarın kendi rejimini hukuksallaştırmak için gündemine aldığı bir çalışmadır.
“Yeni anayasa” girişiminin 12 Eylül Anayasasına karşı “sivil ve özgürlükçü” bir anayasa olacağı kandırmacasına karşı; bu girişimin 1923 Cumhuriyet kazanımları ile birlikte laikliğin de tasfiyesinin amaçlandığı, karşı devrimin son hamlesi olarak da yeni rejimin hukuki ve idari alt yapısının kurulmasının hedeflediği topluma anlatılmalı ve bu iktidarın “yeni anayasa” girişimi toptan reddedilmelidir.
Bu karşı devrim sürecine ve laikliğin tasfiyesine karşı hukukçulara ve barolara büyük sorumluluklar düşmektedir. Anayasanın ilk dört maddesinin, cumhuriyetin, demokrasinin, hukuk devletinin, bağımsız ve tarafsız yargının, insan haklarının özü ve temeli olan laikliğin savunulması, her hukukçunun öncelikli görevidir.
Bu çerçevede barolar ve TBB, laikliğin tasfiyesine karşı bir bütün olarak karşı durmalı, bu yönde çalışmalarını ve eylemliliklerini koordineli bir şekilde artırmalıdır.
Bu nedenlerle, baroların Ekim ayında yapılacak genel kurullarında organlara aday olacak avukatların karşı devrim sürecinin son hamlesi olarak laikliğin tasfiyesini hedefleyen “yeni anayasa” girişimine karşı tavizsiz bir duruş sergileyeceklerini ve laiklik mücadelesine koşulsuz destek vereceklerini kamuoyuna ve genel kurullarında açık olarak deklare etmelerini diliyor ve bekliyoruz.
Laiklik Meclisi
Laiklik karşıtı uygulamalara tepki gösteren 90 kişilik aydın grubu, 25 Eylül 2023 tarihinde “Laiklik Meclisi” kurduklarını duyurdu. Meclis, “Eşit, Özgür Bir Ülke İçin Laiklik Bildirgesi” yayınlayarak yola çıktı. Oluşum, Laiklik Meclisi İzleme Merkezi‘ni kurarak aylık raporlar yayınlamaya başladı. Ayrıca, gündeme ilişkin basın bildirileri ve açıklamalar yaptı.
Laiklik Meclisi Kurucuları
Abdurrahman Bayramoğlu – Avukat
Prof. Dr. Ahmet Saltık – Hekim, Hukukçu, Siyaset Bilimci
Prof. Dr. Ahmet Yıldız – Eğitimci
Dr. Akasya Kansu Karadağ – Hukukçu, İKD GYK Üyesi
Ali Güler – Tüm Yerel Sen Ankara Şube Yöneticisi
Ali Özgür Dedeoğlu – Eğitimci
Dr. Alper Akçam – Tıp Doktoru, Yazar
Dr. Anıl Aba – Akademisyen
Arzu Becerik – Avukat
Atilla Hekimoğlu – Emekli Yargıç, Avukat
Atilla Özsever – Gazeteci, Yazar
Aydan Büyükyıldız – Emekli Yargıç, Avukat
Doç. Dr. Ayhan Ural – Eğitimci
Aysel Tekerek – Avukat, Siyasetçi
Ayşenur Yazıcı – Sunucu, Yazar
Aytaç Ural – Alevi Bektaşi Federasyonu Eğitim Sekreteri, MYK Üyesi
Hükümlü ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik
Hükümlü ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik; ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bu ödüllerden yararlanmanın kapsam ve şartlarını düzenlemektedir.
Yönetmeliğe göre, hükümlü ve tutuklulara işledikleri suçun türü, koşullu salıverilme tarihi, kişisel özellik ve ihtiyacı, bedensel ve psikolojik yapısı, eğitim durumu ve mesleği göz önünde bulundurularak en uygun ödülün verilmesi öngörülmüştür. Ödüllendirme sisteminde, kurumun fiziki yapısı, personel sayısı, mali ve sosyal imkanlarıyla mevcut doluluk durumu gözetilmektedir.
Yönetmelik, hükümlü ve tutuklulara; eşleri ile mahrem görüşme, haftalık açık veya kapalı ziyaret süresini uzatma, kapalı ziyaret yerine açık ziyaret yapma, üst üste kullanılmayan ziyaret sürelerini toplu olarak kullanma, haftalık telefonla görüşme sayı veya süresini artırma; sosyal, kültürel veya sportif etkinliklerden öncelikli ve daha uzun süreli yararlanma, haftalık harcama miktarını yarı oranında artırma, tek kişilik odada televizyon bulundurma, hediye, takdir belgesi ve tavsiye mektubu gibi ödüller verilebilmektedir.
Hükümlü ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bu ödüllerden yararlanmanın kapsam ve şartlarını düzenlemektir.
Kapsam
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, ceza infaz kurumlarında bulunan tüm hükümlü ve tutukluları kapsar.
Dayanak
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 51 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Bakanlık: Adalet Bakanlığını,
b) Genel Müdürlük: Ceza veTevkifevleriGenel Müdürlüğünü,
c) Kanun:13/12/2004tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu,
ç) Kurul: İdare ve Gözlem Kurulunu,
d) Kurum: Kapalı ve açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerini, ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Ödüllendirmeye İlişkin Temel İlkeler ve Denetim
Temel ilkeler
MADDE 5 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili olarak aşağıdaki ilkelere uyulur:
a) Hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesi ile ulaşılmak istenen temel amaç; bu kişilerin yeniden sosyalleşmesini sağlamak suretiyle insan haklarına saygılı, hukukî ve toplumsal kurallara bağlı bireyler olmalarını teşvik etmektir.
b) Hükümlü ve tutuklulara; ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî görüşleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve sırf bu nedenlerle ayrıcalık tanınamaz.
c) Hükümlü ve tutuklulara ödül verilirken bunların bir hak değil, teşvik esaslı ayrıcalık olarak verilebileceği göz ardı edilemez.
ç) Hükümlü ve tutuklulara; işledikleri suçun türü, koşullu salıverilme tarihi, kişisel özellikleri ve ihtiyaçları, bedensel ve psikolojik yapısı, eğitim durumu ve mesleği göz önünde bulundurularak en uygun ödül verilir ve bu karar ilgiliye bildirilir.
d) Ödüllendirmede; kurumun fizikî yapısı, personel sayısı, malî ve sosyal imkânları ile mevcut doluluk durumu dikkate alınır.
e) Hükümlü ve tutuklulara, gerekli şartları taşımaları hâlinde aynı anda birden fazla ödül verilebilir.
f) Aynı odada kalan veya ortak etkinliklere katılan hükümlü ve tutuklulara, gerekli şartları taşımaları hâlinde birlikte yararlanabilecekleri bir ödül verilebilir.
g) Hükümlü ve tutuklular hakkında disiplin soruşturmasına başlanılması veya ödüllendirilen tutum ve davranışlarının ortadan kalkması hâlinde ödüllendirme kararı Kurul tarafından derhâl geri alınır ve bu karar ilgiliye tebliğ edilir.
ğ) Hükümlü ve tutuklular, kuruma kabul işlemleri sırasında bu Yönetmelikte yer alan düzenlemeler hakkında bilgilendirilir.
Ödül uygulamalarının denetimi
MADDE 6 – (1) Kurul tarafından verilen ödüllerin türleri ve kimlere verildiği ile ödüllendirme gerekçelerini içeren aylık listeler yapılacak denetimlere imkân verecek şekilde özel bir klasörde saklanır.
(2) Kurul kararlarına karşı infaz hâkimliğine şikâyet ve infaz hâkimliği kararlarına karşı ağır ceza mahkemesine itiraz yolu açıktır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Ödül Türleri ve Uygulanma Esasları
Ödül türleri
MADDE 7 – (1) Hükümlü ve tutuklulara;
a) Kapalı ceza infaz kurumlarındaki evli hükümlü ve tutuklulara, kurum personelinin yakın nezareti olmaksızın eşleri ile mahrem görüşme,
b) Haftalık açık veya kapalı ziyaret süresini uzatma,
c) Kapalı ziyaret yerine açık ziyaret yapma,
ç) Üst üste kullanılmayan ziyaret sürelerini toplu olarak kullanma,
d) Haftalık telefonla görüşme sayı veya süresini artırma,
e) Sosyal, kültürel veya sportif etkinliklerden öncelikli ve daha uzun süreli yararlanma,
f) Haftalık harcama miktarını yarı oranında artırma,
g) Tek kişilik odada televizyon bulundurma,
ğ) Hediye,
h) Takdir belgesi,
ı) Tavsiye mektubu, ödülü verilebilir.
(2) Çocuk hükümlü ve tutuklulara, yukarıda sayılanlar yanında anne ve babasıyla veya vasisi ile kurum personelinin yakın nezareti olmaksızın aile görüşmesi yapma ödülü verilebilir.
Ödüllendirilebilecek tutum ve davranışlar
MADDE 8 – (1) Disiplin cezası almamış veya kaldırılmış hükümlü ve tutuklulardan aşağıda sayılan tutum ve davranışların bir veya birkaçını sergileyenler, diğer davranış türlerine de açıkça aykırı davranmamaları hâlinde ödüllendirilebilir:
a) Tutum ve davranışları ile diğer hükümlü ve tutuklulara iyi örnek olmak,
b) İyileştirme faaliyetlerine geçerli mazeret dışında sürekli ve etkin bir şekilde katılarak kişisel gelişim göstermek,
c) İş, eğitim ve öğretim faaliyetlerine geçerli mazeret dışında sürekli katılarak üstün başarı göstermek,
ç) Kurumdaki kişisel ve ortak kullanım alanları ile bu yerlerde bulunan eşyaların temizlik, düzen ve korunmasına azami özen göstermek,
d) Kurum içi ya da dışındaki sosyal, kültürel veya sportif faaliyetlere sürekli ve etkin bir şekilde katılarak kişisel gelişim göstermek,
e) Kurum işleyişini sürdürmek için gerekli olan kurum iç hizmetlerinin yerine getirilmesinde istekli olmak ve üstün gayret göstermek,
f) Uyuşturucu, alkol veya sigara bağımlısı olup da bu bağımlılıktan kurtulmak için kurumca yürütülen eğitim veya tedavi programlarına katılarak bu konuda gelişim göstermek,
g) Kurum asayiş ve düzenini tehlikeye düşürebilecek hukuka aykırı bir eylemin ortaya çıkarılmasını sağlamak.
Ödüllendirmede yetkili merci
MADDE 9 – (1) Hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesi ile verilecek ödülün türüne, sayısına, süresine veya geri alınmasına Kurul tarafından Ek-1’de yer alan form doldurulmak suretiyle karar verilir.
Ödüllendirme usulü
MADDE 10 – (1) Kurul, resen veya kurumda görev yapan servislerin teklifi üzerine ilgililerin ödüllendirilmesine karar verebilir.
(2) Kurul, ödül verilecek hükümlü ve tutukluları ayda en az bir kez yapacağı toplantıda oy çokluğuyla kararlaştırır ve ödülün niteliğine göre uygun şekilde ilgililere bildirir.
(3) Ödülün geri alınmasını gerektiren şartların ortaya çıkması hâlinde Kurul, henüz uygulanmamış veya hâlen uygulanmakta olan ödülün derhâl geri alınmasına karar vererek ilgiliye bildirir.
(4) Hükümlü ve tutuklulara verilen ve geri alınan ödüller kayıt altına alınarak bir sureti ilgililerin şahsî dosyalarında saklanır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Eş ve Aile Görüşmesi Ödülü
Eş görüşmesi ödülü
MADDE 11 – (1) Kapalı ceza infaz kurumundaki hükümlü ve tutuklulara, en geç üç ayda bir kez olmak üzere, üç saatten yirmi dört saate kadar eşleriyle kurumun bu tür ziyaretler için ayrılan bölümünde ve personelin yakın nezareti olmaksızın mahrem şekilde eş görüşmesi ödülü verilebilir.
Eş görüşmesi ödülü ile ilgili genel hükümler
MADDE 12 – (1) Eş görüşmesi için kuruma gelen ziyaretçilerden; Türk vatandaşı olanların Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını içeren resimli bir kimlik belgesini, yabancı uyruklu olanların ise pasaport veya yerine geçebilecek bir kimlik belgesi ile birlikte hükümlü veya tutuklu ile evli olduğunu ispatlayan Türkçe tercüme edilmiş resmî onaylı belgeyi göstermesi zorunludur.
(2) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile bir kez eş görüşmesi ödülü verebilir.
(3) Cinsel saldırı, cinsel istismar veya aile içi şiddet suçu işlemiş hükümlü ve tutuklular ile eş görüşmesi ödülü verilmesinin hükümlü, tutuklu veya eşi açısından riskli görüldüğü diğer durumlarda kurumda bulunan veya başka kurumlardan temin edilen psiko-sosyal yardım servisi personeli eşlerle öncelikle ayrı ayrı görüşür. Gerekli hâllerde eşlerle birlikte de görüşme yapılabilir. Görüşme sonucunda hazırlanacak değerlendirme raporunun Kurul tarafından dikkate alınması zorunludur.
(4) Aynı kampüs veya kurumda barındırılan hükümlü veya tutuklu eşlerin bu ödülden yararlanmaları için her ikisi hakkında da ayrı ayrı ödüllendirme kararı verilmesi gerekir.
Eş görüşmesi ödülünün süresi
MADDE 13 – (1) Hükümlü ve tutuklulara, en erken ayda bir en geç üç ayda bir, üç saatten yirmi dört saate kadar eş görüşmesi ödülü verilebilir.
(2) İlk görüşmenin süresi üç saat olarak belirlenir. Bu süre; hükümlü veya tutuklunun tutum ve davranışları, kurumun fizikî yapısı, personel sayısı ve mevcut doluluk durumu dikkate alınarak kademeli şekilde yirmi dört saate kadar artırılabilir.
(3) Eş görüşmesi, dini ve milli bayramlar ile Bakanlık tarafından açık görüşme izni verilen özel günlerde yapılamaz.
(4) Eş görüşmesinin gün ve saati, kurumun fizikî yapısı, personel sayısı ve mevcut doluluk durumu ile hükümlü ve tutukluların talepleri dikkate alınarak 09:00 ilâ 17:00 saatleri arasında başlayacak şekilde belirlenir.
(5) Görüşme tarihi ve saati, başkalarının haberdar olamayacağı uygun vasıtalarla, hükümlü veya tutuklunun eşine haber verebileceği makul bir süre önce kendisine bildirilir.
(6) Kurumdan kaynaklanan bir sebeple veya hükümlü, tutuklu ya da eşinin kabul edilebilir bir mazereti nedeniyle görüşmenin planlanan gün ve saatte gerçekleşmemesi hâlinde kurum idaresi tarafından başka bir tarih belirlenir.
Eş görüşmesinde alınacak güvenlik tedbirleri
MADDE 14 – (1) Eş görüşmesinin güvenli bir şekilde yapılabilmesi için görüşmenin mahremiyetini ihlâl etmeyecek tüm tedbirler alınır. Görüşme odası giriş kapısının dış kısmını gösterecek şekilde kamera koyularak görüntüler kayıt altına alınabilir.
(2) Görüşme odası ve eklentileri her görüşme öncesi ve sonrasında görevli personel tarafından aranır.
(3) Görüşme süresinin sona ermesi, çağrı butonuna basılması veya acil müdahale gereken hâller dışında görüşme odasına girilemez.
(4) Görüşme odası ve eklentilerinde, 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik ile bu Yönetmelikte belirtilenler dışında başka eşya bulundurulamaz.
Eş görüşmesinde alınacak sağlık tedbirleri
MADDE 15 – (1) Kurum, hükümlü ve tutuklular ile eşlerini, koruyucu sağlık tedbirleri ve kurumsal temizlik koşulları konusunda yazılı olarak bilgilendirir. Bu konuda hazırlanmış olan afiş ve broşür benzeri bilgilendirici materyaller hükümlü ve tutukluların kolayca erişebileceği yerlerde bulundurulur.
(2) Hepatit veya HIV gibi kan ya da cinsel yolla bulaşabilecek bir hastalığı olduğu kurumca bilinen hükümlü veya tutuklunun eşi, sağlık personeli tarafından yazılı olarak bilgilendirilir.
(3) Eş görüşmesi kapsamında kuruma gelen ziyaretçiden ikinci fıkrada yazılı türden bir hastalık taşıyıp taşımadığı konusunda hükümlü veya tutukluyu bilgilendireceği yönünde yazılı beyanı alınır.
(4) Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelikte geçen sağlık, temizlik ve kişisel kullanıma ilişkin malzemeler ile gerektiğinde bunların tek kullanımlık olanları, ayrıca ilaç niteliği taşımayan doğum kontrol ürünleri kurum kantininden satın alınabilir veya kurum idaresi tarafından imkânlar dâhilinde ilgili kurum ve kuruluşlardan temin edilebilir.
(5) Görüşme odası ve eklentilerinin düzen ve temizliğinden görüşmeden yararlanan hükümlü veya tutuklu sorumludur.
Eş görüşmesi sırasında iaşe
MADDE 16 – (1) Hükümlü ve tutuklulara, görüşme saatlerine rastlayan öğünlere ilişkin iaşeler eş görüşmesi öncesinde kumanya olarak verilir.
(2) Hükümlü ve tutuklular, eş görüşmesi öncesinde kurum kantininden satın aldığı gıda maddelerini görüşme odasında bulundurabilir.
Aile görüşmesi ödülü
MADDE 17 – (1) Çocuk hükümlü ve tutuklulara, en geç iki ayda bir kez olmak üzere, üç saatten yirmi dört saate kadar ana ve babası veya vasisi ile kurumun bu tür ziyaretler için ayrılan bölümünde ve personelin yakın nezareti olmaksızın aile görüşmesi ödülü verilebilir.
(2) Aile görüşmesinin süresi, çocuk hükümlü ve tutuklunun işlediği suçun türü, koşullu salıverilme tarihi, kişisel özellikleri ve ihtiyaçları, bedensel ve psikolojik yapısı ile eğitim durumu dikkate alınarak belirlenir.
(3) Aile görüşmesi, dini ve milli bayramlar ile Bakanlık tarafından açık görüşme izni verilen özel günlerde de yaptırılabilir.
(4) Bu Yönetmeliğin 12 ilâ 16 ncı maddelerinde düzenlenen ve aile görüşmesi ile uzlaşır nitelikte olan hükümleri, çocuk hükümlü ve tutuklular bakımından da uygulanır.
Eş ve aile görüşmesi sırasında kurallara uyulmaması
MADDE 18 – (1) Hükümlü ve tutuklu veya ziyaretçi tarafından bu Yönetmelik ve diğer ilgili mevzuatta düzenlenen kurallara uyulmaması hâlinde görüşmeye derhâl son verilebileceği gibi bu husus sonraki ödül değerlendirmelerinde de dikkate alınır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Diğer Ödüller
Haftalık ziyaret süresinin uzatılması ödülü
MADDE 19 – (1) Haftalık ziyaret süresinin uzatılması ödülü verilen hükümlü ve tutukluların açık veya kapalı ziyaret süresi iki saate kadar uzatılabilir.
(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlü olanlar da Kanunun 25 inci maddesine uygun olacak şekilde bu ödülden yararlanabilir.
(3) Kurul, açık veya kapalı ziyaretten hangisinin ne kadar süreyle uzatılacağını ödüllendirme kararında açıkça belirtir.
(4) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla üç kez ziyaret süresini uzatabilir.
Kapalı ziyaret yerine açık ziyaret yaptırılması ödülü
MADDE 20 – (1) Hükümlü ve tutuklulara kapalı ziyaret yerine açık ziyaret yaptırılması ödülü verilebilir.
(2) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla üç kapalı ziyaretin uygun zamanlarda açık olarak yapılmasına karar verebilir.
Kullanılmayan ziyaret sürelerinin birleştirilmesi ödülü
MADDE 21 – (1) Hükümlü ve tutukluların üst üste kullanmadıkları en fazla üç haftalık ziyaret süresi toplu olarak kullandırılabilir.
(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlü olanlar da Kanunun 25 inci maddesine uygun olacak şekilde bu ödülden yararlanabilir.
(3) Kurul, birleştirilen ziyaret izni ödülünün süresi ile açık veya kapalı şekilde yapılacağı hususlarını ödüllendirme kararında açıkça belirtir.
Telefonla görüşme süresi veya sayısının artırılması ödülü
MADDE 22 – (1) Hükümlü ve tutukluların haftalık telefonla görüşme süresi veya sayısı iki katına kadar artırılabilir.
(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlü olanlar da Kanunun 25 inci maddesine uygun olacak şekilde bu ödülden yararlanabilir.
(3) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla üç kez telefonla görüşme süresini iki katına kadar artırabilir veya görüşme sayısını ikiye çıkarabilir.
Sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerden yararlanma ödülü
MADDE 23 – (1) Hükümlü ve tutuklulara; sosyal, kültürel veya sportif etkinliklerden öncelikli olarak veya bir hafta için programlanmış sürenin en fazla iki katına kadar yararlandırılması ödülü verilebilir.
(2) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla üç kez bu ödülün uygulanmasına karar verebilir.
Haftalık harcama miktarının artırılması ödülü
MADDE 24 – (1) Hükümlü ve tutuklulara, haftalık harcama miktarının yarı oranında artırılması ödülü verilebilir.
(2) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla üç kez haftalık harcama miktarının yarı oranında artırılmasına karar verebilir.
Tek kişilik odada televizyon bulundurma ödülü
MADDE 25 – (1) Ortak yaşam alanlarında bulunan televizyon dışında hükümlü ve tutuklulara, kaldığı tek kişilik odada televizyon bulundurma ödülü verilebilir.
(2) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile en fazla altı aya kadar bu ödülün uygulanmasına karar verebilir.
(3) Tek kişilik odalarda ödül olarak bulundurulabilecek televizyon, hükümlü veya tutuklu tarafından kurum kantininden satın alınabilir.
Hediye verilmesi
MADDE 26 – (1) Hükümlü ve tutuklulara, kişisel özellikleri ile özel ilgi ve becerileri dikkate alınmak suretiyle ödül olarak bir hediye verilebilir.
(2) Hediye, para veya ekonomik değer taşıyan bir eşya olabileceği gibi manevi değeri olan bir eşya da olabilir.
(4) Hediye olarak verilen para veya eşyanın bedeli; Bakanlık bütçesi dışındaki resmî veya özel kurum ve kuruluşlardan alınan bağışlardan karşılanabileceği gibi 13/7/2005 tarihli ve 25874 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hükümlü ve Tutukluların Emanete Alınan Kişisel Paralarının Kullanımına Dair Yönetmeliğin 12 nci maddesi kapsamında Eğitim Kurulunun kararı ile emanet para faizinden de karşılanabilir.
(5) Kurul, her bir ödüllendirme kararı ile sadece bir hediye verebilir.
Takdir belgesi verilmesi
MADDE 27 – (1) Hükümlü ve tutuklulara ödül olarak takdir belgesi verilebilir.
(2) Takdir belgesi, hükümlü veya tutuklunun rızası alınmak kaydıyla, kurum personeli ile hükümlü ve tutukluların huzurunda törenle verilebilir ve söz konusu belge ailesine veya istediği başka bir kişiye gönderilebilir.
(3) Takdir belgesinin verilmesi için tören düzenlenmesi hâlinde hükümlü veya tutuklunun talebi ve kurum müdürünün onayıyla ilgilinin eşi, annesi, babası, kardeşi ve çocukları törene katılabilir.
Tavsiye mektubu verilmesi
MADDE 28 – (1) Hükümlü ve tutuklulara, salıverilme sonrasında kamu veya özel sektör nezdinde yapacağı iş başvurularında kullanmak üzere ödül olarak tavsiye mektubu verilebilir.
(2) Tavsiye mektubu, hükümlü ve tutukluların salıverilmesi sırasında verilebileceği gibi iş arama izni sırasında kullanılmak üzere de verilebilir.
(3) Tavsiye mektubunda Cumhuriyet başsavcısı ve kurum müdürünün imzası bulunur.
ALTINCI BÖLÜM
Son Hükümler
Yürürlük
MADDE 29 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 30 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Adalet Bakanı yürütür.
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politika Belgesi, Ankara Dişhekimleri Odası tarafından 23 Nisan 2022 tarihinde ilan edilmiştir.
Ankara Dişhekimleri Odası’nın 19. Olağan Genel Kurulunda Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politika Belgesi tartışılarak kabul edilmiştir.
Bu belge, Ankara Dişhekimleri Odası’nın tüm etkinliklerinde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı amaçlayarak, üyelerinin bu konuda bilinç ve duyarlılık geliştirmesine yönelik ilkeleri düzenlemektedir. Aynı zamanda, cinsel taciz ve ayrımcılık gibi olumsuz durumlarla etkin bir şekilde mücadele edilmesi ve adil bir çalışma ortamının sağlanması hedeflenmektedir. Belge, toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı tutum ve davranışların önlenmesi için gerekli önlemleri almayı ve eğitim, seminer gibi farkındalık artırıcı faaliyetler düzenlemeyi taahhüt etmektedir.
TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ TUTUM BELGESİ
Bilindiği gibi cinsiyet eşitsizliği, kadınların toplumsal yaşamın içinde yer alması önünde ciddi bir engel ve kadına yönelik şiddetin temel sebeplerinden biridir.
Dil, din, ırk, siyasi görüş ve cinsiyet ayrımcılığı yapmayacaklarına dair ant içerek göreve başlayan dişhekimleri, ortaya çıktığı her yerde ayrımcılığa karşıdırlar.
Bu belge ile Ankara Dişhekimleri Odası’nın tüm etkinlik ve uygulamalarında toplumsal cinsiyet eşitliğinin güvence altına alınması amacıyla, Oda yöneticilerinin, Oda organlarında görev alan dişhekimlerinin, idari personelin ve çalışanların uyması gereken ilkeler ve alması gereken önlemler düzenlenir, Ankara Dişhekimleri Odası’nda farklı cinsiyet, yaş, engellilik durumunda olan ve farklı görüşlere sahip kişilerin birlikte uyum içerisinde çalışması hedeflenir.
Bu belgede, “Toplumsal Cinsiyet” İstanbul Sözleşmesi’nin 3. maddesinde yer alan biçimiyle,
“toplumsal olarak inşa edilen ve belli bir toplum tarafından erkekler ve kadınlar için uygun görülen roller, davranışlar, eylemler ve nitelikler” olarak tanımlanmaktadır. Avrupa Konseyi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Stratejisi 2014-2017 belgesine göre, “Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın ve erkeğin kamusal ve özel hayatın bütün alanlarında eşit ölçüde görünürlüğünü, güçlendirilmesini, sorumluluk almasını ve katılımını ifade etmektedir”.
Tanımlar
a) Toplumsal Cinsiyet: Toplumsal cinsiyet, cinsiyet temelli rolleri, sorumlulukları ve kimlikleri belirleyen biyolojik cinsiyetimize dayalı bir sosyal yapıdır. Bu, ataerkil ideolojilerin, kültürel uygulamaların ve eşitsizlikleri doğuran üretim ilişkilerinin ürünüdür. Toplumsal ilişkilerle öğretilen ve zaman içinde, aynı kültürde ve kültürler arasında değişiklik gösterebilen toplumsal tavırlarla belirlenen bir cinsiyetlendirme biçimidir.
b) Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Bireyin hak ve özgürlüklerde, fırsatları kullanmada, kaynaklardan ve hizmetlerden faydalanmada cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa uğramamasıdır.
Bireyin cinsiyetine bakılmaksızın eşit hak ve fırsatlara ulaşmasıdır. İnsan haklarına ek olarak bilgiye, kaynaklara, hizmetlere ve eğitimlere eşit erişimini ifade eder.
c) Cinsel Taciz: Rızaya dayalı olmayan, kişiyle vücut teması bulunarak ya da bulunmadan yapılan ve cinsel içerikli söz, tavır ve diğer davranış biçimleridir. Olayın gerçekleştiği ortamdan bağımsız olarak ısrarla tekrarlanan eylemler ya da bir tek eylem cinsel taciz olarak değerlendirilebilir. Cinsel taciz farklı veya aynı cinsiyet arasında gerçekleşebilir.
d) Ayrımcılık: Bir kişiye toplumsal cinsiyet temelli keyfi ya da haksız bir davranışta bulunulması ve bu suretle kişinin mağdur edilmesidir. Toplumsal cinsiyet kimliği nedeniyle bir kişi ya da gruba, aynı ya da benzer konumda olduğu diğer kişilere göre keyfi olarak eşit davranmamak ya da onu/onları mağdur etmektir.
Bu belge ile Ankara Dişhekimleri Odası, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde;
Oda üyelerinin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalığının ve bilinç düzeyinin artması için çaba göstermeye, ayrımcılık ve tacizle ilgili şikâyetler söz konusu olduğunda etkin bir soruşturma ve yaptırım mekanizması işletmeye hazır olduğunu belirtir.
Toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki duyarlılık ve farkındalığı arttırmak, olumsuz uygulama ve yaklaşımları dönüştürmek için Oda yöneticilerine, Oda organlarında görev alanlara, üyelere ve Oda çalışanlarına yönelik eğitim, seminer, konferans, toplantı ve çalıştayların düzenlenmesini, duyurular ile meslek mensuplarının ve toplumun bilgilendirilmesini amaçlar.
Dişhekimlerinin klinik uygulamalarında, bilimsel araştırma, toplantı ve yayın süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı söz ve ifadeler kullanmaması, tutum ve davranışlar göstermemesi yönünde gerekli önlemleri alır; toplumsal cinsiyet eşitliğini ihlal eden söz, tutum, davranış ve mobbinge ilişkin iddiaların Odaları Disiplin Kurullarınca incelenmesini sağlar.
Kadın dişhekimlerinin çalışma koşullarını görünür kılmak ve değerlendirmek amacıyla çalışmalar yapar, özel ve toplumsal yaşamlarının dengesini kurabilmelerini destekleyici olanaklar hazırlanması için katkı sunar.
Ankara Dişhekimleri Odası, kadının cinsiyetine bağlı olarak seçim ve görevlendirmelerde ayrımcılığa uğramasını kabul etmez, cinsel taciz ve cinsel saldırının önlenmesini ve ortadan kaldırılmasını benimser, bireysel veya kurumsal olarak kesinlikle tolerans göstermez.
Oda organları ve çalışanları ile birlikte, tüm bireyler için eşitlik, kapsayıcılık, insan onuruna saygı, adil davranma gibi evrensel değerleri benimser ve uygulamada bu ilkelere sadık kalır. Bu çerçevede, farklılıklara saygı gösterir ve her türlü ayrımcılığa karşı çıkar.
Ankara Dişhekimleri Odası Yönetim Kurulu bu çalışmaları yürütür, diğer kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları ile yapılacak toplumsal cinsiyet eşitliği konulu projelerde yer alır.
GRECO: TÜRK YARGI ETİĞİ İLKELERİNE ULUSLARARASI BİR BAKIŞ ve HSK AÇMAZI / Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu
Öncelikle, birçok farklı tanımı yapılmış olan etik kavramını kısaca özetleyelim. Etik, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt etme ve bu değerlendirmelere göre hareket etme konusunda insanın sahip olduğu bilinç, düşünce ve ilkelerle ilgilenen bir felsefe dalı, aynı zamanda da sanat biçimidir. Etik, bireylerin ve toplumların karşılaştığı moral sorunları ve bu sorunlarla nasıl başa çıkılacağı konusundaki prensipleri inceleyen bir disiplindir.
Ahlak ile etik kavramlarının karıştırılmaması gerekir. Her ne kadar iki kavram birbirlerine yakın anlamlar taşıyor olsalar da ve konu hakkında çok farklı görüşler bulunmaktaysa da[1] iki kavramın birbiri ile eşanlamlı olmadığını belirtmekte fayda vardır. Bu makalenin kapsamı açısından detaylı bir analize girmek yerine, kısaca etik konusunun felsefenin, ahlak konusunun ise sosyolojinin inceleme alanlarına bir nebze daha yakın olduğunu belirtmemiz yerinde olacaktır.
Ahlak ülkeden ülkeye, ilçeden ilçeye, köyden köye dahi değişebilen kurallara sahip olan, içinde bulunulan toplumun şekillendirdiği bir kurallar bütünüdür. Etik ise, globaldir.[i] Toplumları şekillendirir. Ahlak ise döngüseldir; önce toplumlar tarafından oluşturulur, sonra da toplumun içinde bulunan bireyleri şekillendirir. Bu sebeple, mesleki konularla ilgili etik kurallara, ilkelere, standartlara sık sık rastlamak mümkündür. Bir insanın ahlak kurallarına uymasının sebepleri arasında toplumdan dışlanma, kınanma, toplum baskısı gibi yazılı olmayan ve gayrihukuki, kimi durumlarda illegal yaptırımlara uğrama (ör. evinin taşlanması) gibi korkuları dahi olabilir. Bununla birlikte, bir yaptırıma bağlanmamış (ör. mesleki etik kurallarına aykırılıktan kaynaklanan idari yaptırım) etik kurallara bir insanın bağlı kalma sebebi, o insanın etik değerleridir. Immanuel Kant etik ve hukuk arasındaki ilişkiyi şu sözlerle açıklamıştır: “Hukuken, bir insan bir başkasının haklarını ihlal ettiğinde suçludur. Etik konusunda ise sadece bunu yapmayı düşünüyorsa dahi suçludur[ii].”
Yapılan araştırmalara göre, ahlak, bir ölçüye kadar, hayvanlarda, özellikle primatlarda da bulunabilmektedir.[2] Halbuki insanı insan yapan, yahut tam ve iyi, erdemli bir insan yapan, onun etik değerleri ve bu değerlere bağlılığıdır.
Detaylarına inmeden önce, “Yargı Etiği” kavramının, dar tanımıyla hâkimlerin ve diğer yargı mensuplarının davranışlarını, kararlarını ve mesleki tutumlarını şekillendiren değerleri ve ilkeleri içerdiğini belirtmek gerekir. Bu etik kurallar, hâkimlerin bağımsızlığını, tarafsızlığını, dürüstlüğünü ve adaletin gerçekleşmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Yorum daha da genişletilirse, hâkimlerin gündelik hayattaki tavır ve davranışları, sosyal medya kullanımları gibi ilk bakışta (prima facie) yargılama ile doğrudan ilgisi bulunmayan, sınırları muğlaklaşan, doktrinde görüş birliği bulunmayan konulara da yer verildiği görülmektedir.
Tahkim yargılaması incelendiğinde, hakemlerin de etik kurallarla bağlı olduğu görülmektedir. Nitekim birçok tahkim kurumu, etik ilkeleri çok daha somut kurallara bağlamıştır. Keza bir tahkim yargılamasında etik ilkelere aykırılık bulunması 1958 tarihli New York Konvansiyonu uyarınca tahkim kararını geçersiz dahi kılabilmektedir. Fiili olarak, bir Türk mahkemesinde etik ilkelere aykırı bir karar verilmesi bu kararın bozulmasına-başkaca bir sebep yoksa-yol açmayabilecekken, bir tahkim yargılamasında bu kararın verilmesi, kararın bozulmasına sebep olabilecektir. Tahkim hususu nev-i şahsına münhasır bir usul olduğu için, konuyu bu makalede daha fazla detaylandırmayacağız.
Buraya kadar özellikle ayrı yazdığımız, okuyucunun dikkatini çekmeye çalıştığımız bir husus bulunmaktadır. Yargı etiği denildiğinde, ilk olarak akla gelen, hatta gelmesi gerekenin hâkimlerin olması gerektiğidir; keza karar merci olarak her daim yargı etiğinin bütün kurallarına bağlı olmaları gerekmektedir. Son cümlenin doğru anlaşılması elzemdir. Hâkimlerin daima yargı etiğinin bütün kurallarına bağlı olmalarının gerekmesi, geri kalan tarafların, örneğin avukatların, savcıların, bilirkişilerin, uzman görüşü yazan kişilerin ve diğer kişilerin etik dışı davranacağı anlamına gelmemektedir.
Her meslek grubunun farklı etik prensipleri bulunmaktadır. Türkiye’de de, birçok ülkede olduğu gibi, yargı etiği dendiğinde ilk akla gelen hâkimlerin bağlı olduğu etik ilkelerdir.
Yargı etiği konusu pek çok açıdan ele alınabilecek bir husustur. Bunlardan bazılarına örnek verelim:
Yargı Etiğinin Tanımı ve Önemi: Yargı etiğinin ne olduğunu, neden bu kadar önemli olduğunu ve yargı sistemindeki yerini alan konulardır.
Temel İlkeleri: Bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, şeffaflık gibi yargı etiğinin temel ilkelerini detaylı bir şekilde inceleyen konulardır.
Yargı Etiği ve Hâkimlerin Sorumlulukları: Hâkimlerin etik kurallara nasıl uymaları gerektiği, bu kuralların hâkimlerin mesleki yaşamlarını nasıl etkilediği üzerine yapılacak araştırmalardır.
Yargı Etiği İhlalleri ve Sonuçları: Yargı etiği kurallarına uyulmamasının yargı sistemine ve topluma olan olumsuz etkilerinin incelenmesidir.
Uluslararası Yargı Etiği Standartları: Dünyadaki farklı ülkelerde yargı etiği ile ilgili hangi standartların olduğunu ve bu standartların nasıl oluşturulduğunu inceleyen, ülke bazlı veya karşılaştırmalı konulardır.
Yargı Etiği Eğitimi: Hâkimlerin ve yargı mensuplarının etik eğitimlerinin nasıl olması gerektiği, bu eğitimlerin önemi ve içeriği hakkında bilgi veren, kimi durumlarda yol gösteren araştırmalardır.[3]
Konular bu denli farklı olmasına rağmen, sonuç olarak elde edilmesi istenen amaç etik değerler doğrultusunda nihayete erdirilmiş bir yargılamadır. Türkiye’nin taraf haline geldiği sözleşmelerden, yargı etiği hakkında olanlarına değinerek, bunların ne derece yerine getirildiğini incelemek asli misyonumuzdur. Mamafih, yargı etiği ilkelerine uyum gösterilip gösterilemediğine dair yaptığımız uluslararası incelemeler ile ulusal kurumlarımızın yargı etiği ilkeleri ile uyum içinde olup olmadığına dair incelemelerimiz bizlere bu ilkelere uyumun hangi noktalarda ve neden sağlanamadığı yönünde de kapsamlı bir fikir vermeyi amaçlamaktadır.
Yukarıdaki sözleşmeler ve bunların getirdiği ilkeler özellikle hâkimlerin seçimi, aday gösterilmesi ve kariyerleri ile ilgili kararlarının objektif kriterlere göre ve yargı bağımsızlığını sağlayan bir organ tarafından (Adalet Bakanlığının veya HSK’nın yapısının uygun olmadığına aşağıda detaylarıyla değinilmiştir) yapılması gerektiğini belirtir.[4] Hâkimlere karşı yürütülen disiplin kovuşturması, bağımsız mahkemelerce temyiz edilebilir olmalıdır.[5] Hâkimler için yeterli ekonomik kaynaklar tahsis edilmelidir.[6] Hâkimlerin hem mesleğin başlangıcında hem de mesleğe devam ederken uygun eğitime erişimleri sağlanmalıdır.[7] Hâkimlere emir veya talimat verilmemesi ve yargılama söz konusu olduğunda hâkimler üzerinde hiyerarşik baskı olmaması şarttır.[8] Kovuşturma ve savunma için silahların eşitliği mutlaka tesis edilmelidir.[9] Adalet şeffaf olmalıdır ve hâkimler uyuşmazlıkların hızlı, etkin ve ekonomik çözümünü sağlamak için gerekli adımları atmalıdır.[10] Mahkeme belgeleri ve yargı kararları erişilebilir, basit ve açık bir dille hazırlanacaktır. [11]Hâkimler, adil ve kamuya açık duruşma yaparak, makul bir süre içinde kamuoyuna ilan edilen gerekçeli kararlar vermelidir. Bu kararların uygulanması, adil yargılanma hakkının temel bir bileşeni olup, etkin bir adalet sisteminin teminatıdır. [12]
Yine hâkimlerin karar verirken içeriye ve dışarıya karşı tam bağımsız olmaları,[13] bakmakta oldukları davadan el çektirilememeleri,[14] üzerlerinde herhangi bir baskı kurulamaması,[15] mahkemenin otorite ve onurunu koruyacak tedbirleri almaları; -ki bu korumadan kendileri de nasiplerini alırlar-gerekmektedir.[16] Yargısal bağımsızlık için gerekli somut adımların en üst seviyede atılması ve kanuni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.[17] Bir yargı kararı, başka bir yargı kararı olmadan kaldırılamaz veya değiştirilemez; yani bir mahkemenin verdiği kararı, ancak başka bir mahkeme kaldırabilir veya bozabilir.[18] Yasama ve yürütme, mahkeme kararları hakkında yorum yapabilse de halkın, mahkemelerin bağımsızlığına dair itibarını zedeleyecek yorumlardan kaçınması gerekmektedir.[19] Behemehal, genel af çıkarmak ve özel af ilan etmek haricinde yargının işine müdahalede de bulunmaktan memnudurlar.[20]
Konu ile ilgili en çok irdelenen kurallar bütününden biri olan Bangalore Yargı Etiği ise, ilkelerin ana temalarında sıkça değinilen konuları tekrar etmiş olmakla birlikte, önemli olmasının sebebi yeni ilkeler getirmesi değil, ilkelerin korunması amacıyla somut adımların nasıl atılacağına dair açık bir harita çizmiş olması; başka bir değişle, muğlak ifadeler kullanmak yerine, her ifadeyi detaylıca açıklamış olmasıdır.[21] Değindiği ana başlıklar “bağımsızlık”,[22] “tarafsızlık”,[23] “belli bir kişilik özelliği; kişiliği ve karakteri bozulmamış” (“integrity”)[iii],[24] “dürüstlük”,[25] “eşitlik”,[26] “ehliyet ve liyakat”[27] olmak üzere altı adet olup, bu ilkeler birçok yargı etiği belgesine entegre edilmiştir.
Özetlenebilecek birçok sözleşme daha bulunmakla birlikte, amacımız bütün sözleşmeleri özetlemek değil, amaca giden yoldaki adımlara dair bir kanı oluşturmaktır. Bu kanı oluştu ise, olması amaçlananı geride bırakıp, ‘olanı’ mercek altına yatırabiliriz.
Bunca uluslararası sözleşme var; lâkin, devletler (yahut hükümetler), bu sözleşmelere uymak zorundalar mı? Daha da önemlisi, neden bu sözleşmeler ile kendilerine yükümlülük getirir, yaptırımı olmayan sözleşmelere dahi neden uyarlar? İşte bu tür konular uluslararası hukukun belkemiğini oluşturan sorulardan bazılarıdır:
Devletler uluslararası hukuka yahut uluslararası hukuk kurallarına uyar mı? Uyarsa ne zaman, hangi sebeple, neden uyarlar. Bu konu, uluslararası doktrinde onlarca yıldır tartışılagelen, üstünde kesin bir anlaşmaya varılmamış olan, “uluslararası hukuk var mıdır?” tartışmalarına dahi kaynaklık etmiş çetrefilli bir konudur. “Why Do Nations Obey International Law?” (Devletler uluslararası hukuka neden uyar?)başlıklı makalemde,[28] bu konuyu on iki farklı bakış açısına sahip ekolden ele alarak karşılaştırdım.[iv] Konu çok uzun olduğu için, verilecek özet bilgilerde eksiklikler olacağı muhakkaktır. Bununla birlikte, devletlerin uluslararası hukuka uyma sebepleri—büyük bir genellemeyi göze alarak—bu uyumdan bir kazanım elde edeceklerini düşünmeleri veya uymazlarsa bir kayıp yaşayacaklarını bilmeleridir.[29]
Uluslararası bir sözleşmeyi imzalama amacı başka bir gaye de taşısa, uygularken farklı niyetleri de olsa, uluslararası hukuka uyulma sebebi demokrasilerde devletin, diğer yönetim biçimlerinde ise kimi zaman başta yönetici sınıfının ve ikincil olarak yine devletin çıkarlarının korunması amacıdır. Bir hükümetin, yönettiği devlette, herhangi bir uluslararası hukuk kuralını, sadece uluslararası normlara uyma amacı ile uygulamaya koymuş olmasını beklemek uluslararası ilişkiler açısından Polyannacılık oynamaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir.[30]
Ülkemizdeki fiili duruma bakacak olursak, imza edilenler (uluslararası sözleşmeler) ile uygulananların (HSK ve Hâkimler arasındaki ilişki) birbiri ile derin bir çelişki halinde olduğu daha da somutlaşacaktır.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu (“HSK”), tıpkı hâkimler ve savcıların yargılamalarda yan yana oturmasında olduğu gibi, halen adalet sistemimizin yan yana bulunması hatalı olan yapılarından birisidir. Bu nedenle, yargı etiği ilkelerini büyük oranda uygulayan kurul olan HSK, aynı zamanda hâkimlerden çok daha farklı statüde bulunan savcıların da denetleyicisi pozisyonundadır. Bu durum ise, Adalet Bakanını, fiilen hâkimleri denetleyen bir konuma getirmektedir; ki bu oluşum, kuvvetler ayrılığı ilkesine de aykırıdır.
Kuvvetler ayrılığı ilkesinin var olması, hâkimlerin mesleğe seçiminde Adalet Bakanı ve yardımcılarının bulunduğu bir komisyonun olduğu mülakatlarda başarısızlığın bir göstergesi olacakken, Adalet Bakanının HSK’nın başkanı olarak hâkimlerin denetleyicisi pozisyonunda olması da sadece göreve alınma sürecinde değil, göreve devam ettikleri süreç boyunca da Bakanlığın, dolayısıyla da siyasetin, hâkimlerin üzerinde oluşturacağı bir baskı aracı olarak devam etmesinin önünü açacaktır.[v]
Birçok ülkenin yargı sisteminin gelişmişlik seviyesi hakkında incelemelerde bulunan, bu ülkelere, incelemeleri sonucunda eksiklikleri rapor eden, bu eksikliklerin en kısa sürede giderilmesini isteyen, gönüllü olarak katılım sağladığımız, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (Group of Countries Against Corruption “GRECO”), uzun yıllardır Türk yargı sistemi hakkında da eksiklikleri defaatle belirtmektedir. Yukarıda yazdığımız bulgular ile GRECO’nun bulgularının kesiştiği noktaları özetle incelemek isteriz. Raporun ilgili kısımlarını, büyük önem arz ettikleri için değişiklik yapmadan alıntılamak isteriz. Bu kısımlar şöyledir:
“… GRECO, … HSK üyelerinin tamamının yürütme ve yasama erki tarafından seçilmesinin, bu Kurulu, eski HSYK yapısından dahi daha az bağımsız hale getirdiği yönünde ciddi endişelere sebep olduğunu hatırlatır. Bu gelişme, HSK ile ilgili olarak, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin CM/Rec(2010)12 sayılı Tavsiye Kararı’nda belirtildiği üzere, özerk yargı kurumlarının üyelerinin en az yarısının kendi meslektaşları tarafından seçilmesini gerekli kılan uluslararası standartlarla açıkça uyumlu olmadığı sonucunu ortaya koymuştur.”[31]
“(Y)eni adayların mesleğe kabulünün son aşamasında, … (ö)zellikle de mülakat heyetinin iki üyesi dışında, yani HSK Genel Sekreteri ve Adalet Akademisi’nin danışma kurulundan seçilen bir üye dışında, geri kalan beş üye Adalet Bakanlığı temsilcisidir. HSK, Adalet Bakan Yardımcısı da dâhil olmak üzere, hâkim ve savcı adaylarının mesleğe alımında öncü rol oynamaktadır. Bu bağlamda, HSK’nın yapısı açısından ifade edilen endişeler ve hiçbir üyenin hâkimler tarafından seçilmemesi ışığında GRECO, hâkimlerin seçim ve mesleğe alım süreçlerinde yürütme erkinin kontrolünün daha fazla artmasından endişe duymuştur.”[32]
“…GRECO, hâkim ve savcılara karşı disiplin soruşturması sistemi bakımında, Adalet Bakanı başta olmak üzere, yürütme erklerinin usulsüz etkisinde kalmaksızın nesnel kriterlerin yönlendirdiği bir süreç tesis etmeyi amaçlayan geniş çaplı bir değerlendirmenin bulunmadığını kaydetmiştir. Ayrıca Adalet Bakanı, herhangi bir disiplin soruşturması açılmadan önceki sürece de müdahil olmaktadır…”[33]
Tavsiye xviii 77.-81. maddeler arasında, GRECO ayrıca, özetle, hâkimlik ve savcılıkların ayrı meslekler olması sebebiyle Adalet Akademisinde her meslek için ayrı eğitimin verilmesi gerektiğini, mesleklerin kendi nevlerine münhasır etik ilkeleri olduğunu, bu eğitimlerin de sadece staj esnasında değil, meslek hayatı boyunca verilmesi gerektiğini önemle vurgulamaktadır.[34]
Yargı etiği konusunda ele alınabilecek birçok başlık olduğunu en başta da belirtmiştik. Bu noktada ise, hâkimlik ve savcılık mesleğinin hukuken ve fiilen, birbirlerinden tam anlamıyla ayrılmadıkları, HSK’nın başında Adalet Bakanlığı temsilcilerinin bulunduğu, hâkimlerin Adalet Bakanlığı personeli tarafından mülakatla seçildiği, savcı ile hâkim arasında mesleki anlamda net bir ayrımın fiilen yapılamadığı,[vi] bu durum karşısında, yukarıda belirttiğimiz uluslararası yargı etiği ilkeleri ile ilgili daha detaylı değerlendirmelerin yapılmasının lüzumu yoktur.
HSK varlığını sürdürdüğü ve hâkimlik ile savcılık arasındaki ayrım netleşmediği sürece, yargı etiğinin ülkemizdeki esaslarından bahsetmek distopik bir yapılanmada, distopyadan dolayı ütopya halini alan—aslen olağan olması gereken—ütopik koşulların neden uygulanamayacağını tartışmaktan öteye geçemeyecektir. HSK adlı bu başarısız yapılanmanın ilgasından sonra, konunun esasına dair yapılacak tartışmalar daha gerçekçi olacaktır. Nitekim GRECO’nun yaklaşık yirmi yıla yayılan raporları incelendiğinde de görüleceği üzere, tavsiyeler yerine getirilmemiş ve herhangi bir ilerleme olmamıştır. Gelişme kaydedilmemesi yönündeki başarısızlıklar, GRECO tarafından da üzüntü ile karşılanmıştır.
Yargı etiği tartışmalarında hakim olan görüş, hâkimlerin hakkaniyete uygun olmasa da, demokratik yolla seçilmiş olan kanun yapıcılar tarafından düzenlenmiş kanunlara uymasıdır. Kanun yapıcılar ise 1981’den bu yana, önce HSYK, akabinde de isim değişikliği ile HSK olarak yargı erki üzerindeki etki ve yetkilerini devam ettirmekten vazgeçmemişlerdir. Yürütme erkinin HSK üzerindeki yetkilerinin de artması ile, kuvvetler ayrılığı ilkesi tamamen zedelenmiştir.
HSK’ya yapılan atanmaların çoğu yasama ve yürütme erki tarafından yapıldığı için, bağımsızlık ve tarafsızlık hususunda, müphem durumlar oluşmaktadır. Keza HSK, aynı zamanda hâkimlerin (ve savcıların) disiplin ve atama işlemlerini de yapmaktadır. Bu durum, özellikle HSK’nın prosedürlerinin yargılama faaliyetleri gibi şeffaf olmadığı hususu dikkate alındığında da HSK’nın bütün hâkimler (ve savcılar) üzerinde bir baskı aracı olarak değerlendirilebilmesine sebep olabilmektedir.
Üzerinde böyle bir baskı olan hâkimlerin, yargı etiği ilkelerine bağlı kalmalarının önemliliği kadar, halkın da bu ilkelere bağlı kalındığına dair inancının olması gerekmektedir. Ne yazık ki, adalete güven endeksinde, ülkemiz giderek aşağı sıralara gerilemektedir. Bu güvensizliğin bireysel olarak hâkimlere karşı olmaktan ziyade, kurumsal olarak adalet sistemimizdeki hatalı yapılanmalara karşı bir güvensizlik olduğu kanısı daha olasıdır.
Etik bir yargılama sürecinde ne hâkimin ne de avukatın, bir üste yahut asta ihtiyacı olmamalıdır; yargılamanın bütün tarafları eşit güçler ile donatılmış olmalıdır. Aksi, yargı etiğinden uzaklaşıp, ülkedeki adaletin etiğini yargılatır.
Adaletin etiğinin yargılandığı ülkede ise, yargı sadece kanunların uygulayıcısı konumuna geçer; keza, insanlar adalete ve hakkaniyete dair inançlarını yitirirler. İhkak-ı hakkı, hak olarak addederler. Adaletin bittiği yerde kaos başlar; hükümetler ve devlet dahi kalmaz. Zira adalet, devletlerden çok daha önce ortaya çıkmış, ilk insanlarla birlikte dünyada tesis edilmeye başlamış bir düzendir.
Adalet, kendi kendine yerine gelmez; bu sebeple her daim çaba sarf edilmeli, bu konuda tembellikten kaçınılmalıdır.
Toplumların hayatta kalabilmesi, milletlerin varlığını devam ettirebilmesi, masumların zalimlerden korunması, ulusların barışını perçinlemesi, eşitliğin bir nebze de olsa var olabilmesi, dürüstlüğün karine olarak da olsa değer görmesi, bireylerin kurumlara ve devletlere, kurumların devletlere, devletlerin birbirlerine karşı yargılanmalarında eşitliği tesis edilebilmesi, kanunlarda yazsa dahi, ancak hakkaniyetli bir adalet sisteminin güvencesi ile tesis edilebilir.
Adalette atalet baş gösterirse, yalnızca yukarıda saydıklarımızın hiçbiri gerçekleşmemekle kalmaz; aynı zamanda hukuk sistemine gölge düşer, yargıya dair ümitler ve umutlar tükenir. Adalet, adalet saraylarında aranmaktan çıkar ve ihkak-ı hak, hak olarak algılanmaya başlanılır.Toplumdaki adalet ahlakı ile adaletteki ahlaka dair inanış; dolayısıyla topyekûn ahlak sükût eder. Eskiden zedelenen vicdanlar, adaletsizliği olağan olarak algılamaya başlar ve toplumsal vicdan nasır tutup suskunlaşmaya başlar; toplumsal huzur ve barış ortamı ortadan kalkar. İnsan haklarına olan inanç tamamen yok olur, insanlar temel hak ve özgürlüklerini dahi unuturlar. Eşitlik olgusuna kimse inanmamaya başladığı için toplum genelinde karamsarlık artar ve bunun sonucunda suç oranları yükselişe geçer. Hukuk devleti olmanın gereği yerine getirilememiş olacağı için, demokrasinin temelleri kökünden sallanır. Bu nedenlerle, adalette ataletin olduğu dönemler, hukuk ve tarih kitaplarında, insanlığın utanç dolu yıllarına örnek olan en karanlık zamanlar olarak anlatılırlar.
Yazımıza son vermeden önce, konuyu son dönemlerde yaşanmış bir olay üzerinden okuyucunun fikirlerine sunmak isteriz.
Ceza yargılaması tarihine bakıldığına, “göze göz” ilkesinden öncesine giden ilkenin intikam, yani öç alma olduğu görülmektedir. Hukuk her ne kadar yaşayan bir bilim olsa da, bazı konulara dair tartışmalar statükocu (status quo) zihniyetlerden ötürü geride bırakılamamıştır. Öç almanın cezai yaptırım olarak kabulünden binlerce yıl sonrasına gelindiğinde, bazı hukukçular aksini savunsalar ve farklı açıklamalar getirmeye çalışsalar da halen “göze göz” ve öç almanın karışımı olan idam olgusunun uygulandığı ülkeler olduğu üzücü bir gerçektir. Üstelik bu ülkelerde, idam edilen kişilerin ya tamamen suçsuz olduğunu yahut cezai ehliyetlerinin olmadığı da çoğu zaman idamdan sonra ortaya çıkmıştır.[35]
İdam bir ülkenin kanununda ceza olarak geçse de bir hukukçunun gözünde devlet eliyle ve öç alma saikiyle işlenen cinayet konumunda olmalıdır. Halbuki devlet, cinayet işlememelidir. Hâkimler, kanunda yazanı uygulamak ile mükelleflerdir. Bununla birlikte, bir ülkenin kanunun yazdıkları ile birlikte, hukukun evrensel ilkelerine, uluslararası sözleşmelere ve hakkaniyete de dikkat edilmesi gerekmektedir.
Bu konu ile ilgili olarak en dikkat çekici davalardan birisi George Stinney Jr. adlı çocuğun idamı ile ilgili olanıdır.[vii] ABD’de, 1944 yılında, 14 yaşında aleyhinde idam kararı verilen ve henüz 15 yaşındayken idam edilen George’un, 2014 yılında kardeşleri tarafından yapılan başvuru sonucunda suçsuz olduğu ortaya çıkmıştır.[36]
Federal kanunlar eyaletlerin idam kararlarını engellemiyordu, Güney Carolina da hiçbir gerçek ve somut kanıt olmadan, belki de sadece siyah bir çocuk olduğu için, George’u idam etmekten çekinmedi. Mahkeme’de, jürinin karar vermesi sadece on dakika sürmüştü. Elektrikli sandalyede boyu kafanın geçirildiği kısma yetişmediği için, George’un altına kitap koyarak kafasının yetişmesini sağladılar.
Ülkemizde de idam, uzun yıllar boyunca uygulanageldi. Ne yazıktır ki, hukuki bir gelişmişlik neticesinde değil, bir pazarlık sonucunda hukuk sistemimizden kaldırıldı. Yine de idamın hukuk sistemimizden çıkması, hukuk devleti olma adına atılan adımlar açısından büyük bir kazanımdır.
Bütün okuyucuları bir soruyu düşünmeye davet ediyorum:
Eğer ellerinde idam gibi, geri dönüşü olmayan bir karar verme yetkisi olsaydı, FETÖ’nün hâkim ve savcıları tarafından yürütülen Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı gibi davalar nasıl sonuçlanırdı? Millî İstihbarat Teşkilâtı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapan birçok şerefli vatan evladımız, gizli tanık olarak ifadeleri kabul edilen PKK’lı sözde tanıkların karalamaları ile bugün hala aramızda olabilir miydi? Yoksa şu anda, ülkece kaybettiğimiz vatan evlatlarımızın yasını mı tutuyor olurduk?
Özetle, sistemik bozukluklar giderilmeden, bireysel etik değerlere uyumun arttırılması ancak bir noktaya kadar etkili olacaktır. Düzgün sistem, bozuk elemanını ayıklamayı ve düzeltmeyi becerme kuvvetine haizdir. Bununla birlikte, sistemin kendisinde hatalar olduğu zaman, sadece bireysel hataları elemek gibi bir şanstan vareste olmayacak, düzgün olan bireyleri de bozmaya başlayacaktır. HSK’nın varlığı ve şu andaki şekliyle mevcudiyeti hem sistemi hem bireyleri sorunlu hale getirmeye devam edecektir. Bir hâkimin meslekteki yükselişi, “kapattığı dosya sayısına” endeksli olursa, o “dosya” kişilerin hayatını ilgilendiren vakalar olmaktan çıkacak; puantaj tablosundaki skora dönüşecektir. Buna benzer onlarca hatalı uygulamanın son bulması amacıyla, başta hâkimler olmak üzere, bütün adalet sistemimizin HSK ile vedalaşma vakti gelmiştir.
Kaynakça:
[1] Etik ve Ahlak arasındaki farklılıklar ve benzerlikler konusu hakkında kısa ve bakış açımızdan daha farklı bir görüşe dair kaynak okumak isteyenler için: Nedim Yıldız, ETİK İLE AHLAK AYIRIMI, Felsefe Arkivi, 35. Sayı, 2008-2010, 23-36, erişim: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/697006, son erişim 01.10.2023.
[2] Frans de Waal, vd., Primates and Philosophers: How Morality Evolved, Ed.Stephen Macedo ve Josiah Ober, Princeton University Press, 2006. JSTOR, http://www.jstor.org/stable/j.ctt7tbch . Son erişim 01.10.2023.; Marc Bekoff ve Jessica Pierce, Wild Justice: The Moral Lives of Animals, University of Chicago Press; Resimli Basım, 2010.
[3] Örneklerin çoğaltılmasında, bir başka değişle bazı örneklerin fikrî mütalaası amacıyla, OpenAI adlı şirketin ChatGPT adlı platformuna başvurulmuştur.
[28] Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, “Why Do States Comply with International Law”, (Devletler Neden Uluslararası Hukuka Uyarlar?), University of Arizona James E. Rogers College of Law, (yayınlanma aşamasında).
[i] Bu konuda tam tersini düşünenler de vardır. Örneğin Maya Angelou, hem etiğin globalliği yönündeki, hem de ettiğin felsefeden çok sosyolojiye yakın bir konu olduğu yönündeki tespitlerimize katılmadığını şu sözlerle ifade etmektedir: “Bir toplumun ihtiyaçları etiği belirler”.
[ii] Buradaki “suçludur” ibaresi “etik ilkeleri çiğnemiştir” anlamında kullanılmış olup, hukuki anlamdaki suçluluk durumunu ifade etmemektedir.
[iii] Kimi yerlerde bu sözcük “doğruluk”, kimi yerlerde ise “bütünlük” olarak çevrilmiştir. Esasen, Türkçe’de, “Integrity” kelimesinin yukarıdaki kullanımını birebir karşılayan bir sözcük yoktur. Bütünlük, doğruluk vb. kullanımlar, integrity sözcüğünün diğer anlamları olup, buradaki kullanımı açıklamaya yetmemektedir. Yapılabilecek tanımların hepsi felsefi tartışmalara açıktır. Somut olaydaki kullanım açısından, tarafımızca şu tanım yapılmıştır: “özü sözü ile bir bütün olan, aldığı kararlarda hem adaleti hem de adaletin tecelli etmesine giden yolu şüpheye mahal vermeyecek derecede karakter bütünlüğüne sahip olarak şeffafça açıklayabilen, kararlarının hesabını hem hukuken hem de vicdanen verebilen kişilik özelliği”.
[iv] A. Liberal Theories – (Liberal Teoriler)
Managerial Theories – (Yönetimsel Teoriler)
Reputational Theory – (İtibar Teorisi)
Personality Theory – (Kişilik Teorisi)
Organizational-Cultural Theory – (Örgütsel-Kültürel Teori)
Legitimacy Theory – (Meşruiyet Teorisi)
Transnational Legal Process – (Uluslarötesi Hukuki Süreç)
Constructivism – (Konstrüktivizm)
Realist Theory – (Realist Teori)
Neorealist Theory – (Neo-Realist Teori)
Enforcement Theory – (Uygulama/Zorunluluk Teorisi)
Rational Choice Theory – (Rasyonel Tercih Teorisi)
[v] Yazarın Notu (YN). Bir makale yazarken birçok önemli husus vardır, bunlardan iki tanesi birbiri ile tezattır. Birincisi, direkt alıntıların makaleye oranla çok fazla olmaması gerektiği, ikincisi ise, büyük önem arz eden alıntıların aynen makaleye eklenmesi gerektiğidir. Somut olayda, Türk Adalet Sistemi açısından büyük önem arz etmeleri sebebiyle, makaleye oranla direkt alıntıyı geniş tuttuğumu belirtmek isterim.
[vi] Hâkim ve savcının yan yana oturduğu, iki meslek arasında atama ile geçişlilik olduğu, aynı sınav ile göreve başladıkları bir ortam kastedilmektedir.
[vii] Bu trajik konu hakkında detaylı okuma yapmak isteyenler için: Kendall Bell, Triple Tragedy in Alcolu: The execution of 14-year-old George Stinney, Jr., accused of the murders of Betty June Binnicker and Mary Emma Thames, Bella Rosa Books, 2020. Ayrıca bkz. Eli Faber, The Child in the Electric Chair: The Execution of George Junius Stinney Jr. and the Making of a Tragedy in the American South, University of South Carolina Press, 2021.
Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri ve Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları Hakkında Yönetmelik, 5 Haziran 1935 tarihli ve 2762 sayılı Vakıflar Kanununun değişik 1 inci maddesinde yer alan hükümlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemek üzere düzenlenmiştir.
Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri ve Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları Hakkında Yönetmelik
Amaç
Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı, 5/6/1935 tarihli ve 2762 sayılı Vakıflar Kanununun değişik 1 inci maddesinde yer alan hükümlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemektir.
Kapsam
Madde 2 — Bu Yönetmelik; vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın Lozan ve diğer uluslararası andlaşmalarla azınlık statüsü verilen cemaatlere ait vakıfların, dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere taşınmaz mal edinmeleri ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunmaları ile bu vakıfların aynı alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere, her ne surette olursa olsun, tasarrufları altında bulunan taşınmaz malların vakıf adına tesciline ilişkin usul ve esasları kapsar.
Dayanak
Madde 3 — Bu Yönetmelik, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun değişik 1 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
İKİNCİ BÖLÜM
Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri
Edinilebilecek Taşınmaz Malların Kapsamı
Madde 4 — Cemaat vakıfları; dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere Bakanlar Kurulu izni ile taşınmaz mal edinebilirler.
Başvurunun Şekli ve İstenilen Belgeler
Madde 5 — Cemaat vakıfları tarafından başvurular, vakfın bağlı olduğu Vakıflar Bölge Müdürlüğüne yapılır.
Başvuruda;
a) Taşınmaz malın nevi, beyanlar ve şerhler hanesini kapsayan tapu kaydı, imar durumu ve açık adresi, halihazırda ne amaçla kullanıldığı, hangi amaç için iktisap edilmek istendiği,
b) Vakfın malî durumunu gösteren son 3 yıla ait bilançolar, gelir-gider tabloları,
c) Vakıf yönetimi tarafından alınmış gerekçeli karar,
d) Taşınmaz malın durumuna ilişkin Vakıf Gayrimenkul Ekspertiz Değerlendirme A.Ş., T.C.Ziraat Bankası, Ticaret ve Sanayi Odası, Mimarlar Odasından alınmış ve birden fazla eksper tarafından düzenlenmiş ekspertiz raporu,
e) Taşınmaz malın hangi faaliyet alanı ihtiyacı için kullanılacağının belirtildiği ve bu alanla ilgili kamu kurum veya kuruluşlarından alınmış uygun görüş belgesi,
istenecektir.
Değerlendirme ve Sonrasında Yapılacak İşlemler
Madde 6 — Başvuruları değerlendirmek üzere; Vakıflar Bölge Müdür Yardımcısı başkanlığında; bir şube müdürü, bir avukat, bir harita mühendisi, bir mühendis veya mimar ile mülkî idare amirliğinin uygun göreceği bir temsilciden oluşan bir komisyon oluşturulur. Gerektiğinde mahalli Tapu Sicil veya Kadastro Müdürlüğünden bir temsilci komisyona çağırılarak dinlenir.
Talep ve eki belgeler bu komisyon tarafından incelenerek ihtiyaç durumu, taşınmaz malın başvuruda belirtilen alandaki ihtiyacı karşılamaya uygun olup olmadığı, cemaat vakfının belirtilen alandaki ihtiyacını karşılamaya uygun başka taşınmazın bulunup bulunmadığı yerinde tespit yapılmak suretiyle değerlendirilir.
Değerlendirme sonucu uygun görülen talep hakkında düzenlenen rapor ve ekleri, Vakıflar Bölge Müdürlüğü görüşü ile birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğü Mülhak ve Yeni Vakıflar Dairesi Başkanlığına intikal ettirilir. Başkanlıkça yapılan değerlendirme sonucunda uygun görülen talep Vakıflar Meclisine intikal ettirilir. Vakıflar Meclisinin olumlu kararını müteakip konu Bakanlar Kuruluna sunulur.
Bakanlar Kurulu kararının, Vakıflar Bölge Müdürlüğüne intikalini takiben vakfa uygunluk belgesi verilir. Tapu Sicil Müdürlüklerinde yapılacak işlemler, vakfın yetkilisi tarafından yürütülür.
Talebin uygun bulunmaması halinde, durum ilgili vakfa bildirilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Malları Üzerinde Tasarrufları,
Bağış ve Vasiyet
Tasarruf Yetkisinin Kullanılması
Madde 7 — Cemaat vakıfları taşınmaz malları üzerinde; dinî, hayrî, eğitsel, sıhhî, sosyal ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tasarrufta bulunabilir.
Taşınmaz mallar üzerinde tasarrufta bulunulması ile ilgili talepler de bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesine göre değerlendirilerek Bakanlar Kuruluna sunulur.
İstenilen Belgeler, Uygulanacak Usul ve Esaslar
Madde 8 — Vasiyetname veya bağış yoluyla cemaat vakıfları adına tescil edilmek istenilen taşınmazlar hakkında; bağışın veya vasiyetin 9/8/2002 tarihinden önce yapılmış olması halinde bu Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesindeki, 9/8/2002 tarihinden sonra yapılması halinde bu Yönetmeliğin İkinci Bölümündeki usul ve esaslar uygulanır.
Cemaat vakıfları adına bağışlanan veya vasiyet olunan taşınmaz mallar için, bağış veya vasiyetin 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 23 üncü maddesine uygun olması gereklidir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Diğer Hükümler
Uluslararası Andlaşmalar
Madde 9 — Bu Yönetmeliğin uygulanmasında Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu Lozan Andlaşmasının 45 inci maddesi ile diğer uluslararası andlaşmalardan doğan hak ve yükümlülükleri saklı tutulmuştur.
Geçici Madde 1 — Cemaat vakıflarının 9/8/2002 tarihine kadar tasarrufları altına giren taşınmaz malların vakıfları adına tescili için yapılacak başvurular, cemaat vakıfları tarafından vakfın bağlı olduğu Vakıflar Bölge Müdürlüğüne yapılır.
Başvuruda;
a) Taşınmaz malın nevi, beyanlar ve şerhler hanesini kapsayan tapu kaydı, imar durumu ve açık adresi, halihazırda ne amaçla kullanıldığı, fiziki şartları itibariyle halihazır durumu, maliki veya kanuni haleflerinin muvafakati, ne şekilde vakfın tasarrufuna geçtiği,
b) Taşınmaz malın vakfın tasarrufunda bulunduğuna ilişkin 9/8/2002 tarihinden önceki vergi kaydı, emlak vergi beyannamesi, kira kontratı, elektrik, su, doğalgaz faturası, tasdikli irade suretleri ile fermanlar, muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya senetleri, kayıtları bulunmayan tapu veya mülga hazinei hassa senetleri veya muvakkat tasarruf ilmuhaberleri, tasdiksiz tapu yoklama kayıtları, mülkname, muhasebatı atika kalemi kayıtları, mubayaa, istihkam ve ihbar hüccetleri, evkaf idarelerinden tapuya devredilmemiş tasarruf kayıtları,
c) Taşınmaz malın hangi faaliyet alanı ihtiyacı için kullanılacağının belirtildiği ve bu alanla ilgili kamu kurum veya kuruluşlarından alınmış uygun görüş belgesi,
d) Tapu kayıtları üzerinde ayni veya şahsi hak sahibi bulunan gerçek veya tüzel kişilerin muvafakati,
istenecektir.
Bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesi uyarınca yapılan değerlendirme sonucu düzenlenen rapor ve ekleri Vakıflar Bölge Müdürlüğü görüşüyle birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğü Mülhak ve Yeni Vakıflar Dairesi Başkanlığına intikal ettirilir. Başkanlıkça yapılan değerlendirme sonucunda; mevzuata uygun olduğu tespit edilen talep Vakıflar Meclisinin olumlu kararını müteakip, konu Bakanlar Kuruluna sunulur.
Bakanlar Kurulu kararının, Vakıflar Bölge Müdürlüğüne intikalini takiben vakfa uygunluk belgesi verilir. Tapu Sicil Müdürlüklerinde yapılacak işlemler, vakfın yetkilisi tarafından yürütülür.
Talebin uygun bulunmaması halinde, durum ilgili vakfa bildirilir.
Yürürlük
Madde 10 — Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 11 — Bu Yönetmelik hükümlerini Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Devlet Bakanı yürütür.
Türk Kanunu Medenisi, Türkiye’de Cumhuriyetin ilanından sonra 17 Şubat 1926’da İsviçre Medeni Kanunu iktibas edilmek ve örnek alınma sureti ile mecliste kabul edilerek 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Medeni Kanun 743 sayılı kanun olarak uygulamaya başlanmış ve 1 Ocak 2002 çıkarılan yeni kanuna kadar yürürlükte kalmıştır. Her iki kanunun adında bulunan Medeni Kanun ibaresi kanunun ruhunu ve amacını yansıtmakta, çağdaş bir toplumsal düzeni hedeflediği kabul edilmektedir. Medeni Kanunun kabulü, insan hakları, kadın hakları ve çocuk hakları alanında büyük bir devrim olmuştur.
Cumhuriyet İnkılaplarının en önemlilerinden olan ve 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanunsonucunda, birden fazla kadınla evlenme kaldırılmış, evlenme akdinin, iki ergin şahit huzurunda, resmi nikah memuru önünde yapılması esası kabul edilmiş, resmi olmayan nikah geçersiz sayılmış, evlenmede kadın ve erkek için yaş sınırı getirilerek çok küçük yaşta evlenmeler kaldırılmıştır. Velilerin kızları adına evlenme akdi düzenlemeleri yasaklanmış, temsilci yoluyla evlenme kaldırılmıştır. Şeriata göre boşanma yetkisi kocaya tanınmışken ve koca boşanma kararını eşine bir vekil aracılığı ile de bildirebilirken tek taraflı boşanma kaldırılmış ve vekil ile bildirme de yasaklanmıştır. Boşanma konusunda erkeğe tanınan haklar aynen kadına da tanınmış, keyfilik kaldırılmış, boşanma halinde, kadının ve çocuğun haklarını güvence altına alacak hükümler getirilmiş, evli kadının ekonomik haklarını daha iyi koruyan esaslar kabul edilmiştir. Miras hukukunda cinsiyet ayrımı kaldırılarak kadın ve erkek arasında eşitlik sağlanmıştır.
Medeni Kanunun Kabulü ile, modern toplumlarda olduğu gibi ailede kadın-erkek eşitliğinin, evlilikte tek eş ve resmi nikah kuralının, kadınlara getirilen çalışma hürriyetinin, mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularındaki kadın-erkek eşitliğinin sağlamış olduğu yasal güvenceler barış içinde yaşayan müreffeh bir toplumu hedeflemiş, üretime ve sosyal yaşama katılan kadının özgür ve eşit yurttaş olabilmesinin önü açılmıştır. Medeni Kanun, özel hukuk alanında yapılmış olan tüm yasaların özü olması sebebiyle mevzuata, yargı içtihatlarına ve hukuk sistemine nüfuz eden bir anlayışı ve felsefeyi temsil etmektedir.
Medeni Kanun, Özel Hukuk alanında Kişiler hukuku, Aile Hukuku, Eşya Hukuku, ve Miras Hukuku konularını düzenlemektedir. Medeni Kanunun koymuş olduğu temel prensipler ve ilkeler ışığından Borçlar Hukuku ve Ticaret Hukuku oluşturulmuştur.
Toplumsal Cinsiyet Tutum Belgesi, Çağdaş Hukukçular Derneği tarafından 16 Ocak 2022 tarihinde kabul edilmiştir.
1974 yılında kurulan Çağdaş Hukukçular Derneği’nin 15-16 Ocak 2022 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında verilen karar gereğince; Tüzük ile bu tutum belgesi arasında çelişki bulunması ya da tüzükte düzenleme bulunmayan konularda tutum belgesinin esas alınacağı oy birliği ile karara bağlanmıştır.
Belgenin Önemi
Toplumsal Cinsiyet Tutum Belgesi, Çağdaş Hukukçular Derneği’nin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele taahhüdünü içermektedir. Özellikle, Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve İstanbul Sözleşmesi hükümlerini temel almaktadır. Dernek, her tür şiddete karşı farkındalık yaratmayı hedeflemektedir. Dernek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı kurum içinde koruyucu bir iklim yaratmayı amaçlamıştır. Belge, dernek üyelerinin toplumsal cinsiyet normlarına aykırı davranışlarına karşı yaptırımlar getirmektedir. Ayrıca, cinsel taciz, şiddet ve toplumsal cinsiyete dayalı mobbinge karşı net önlemler getirilmektedir.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
Çağdaş Hukukçular Derneği Hakkında: Dernek, 1974 yılında kurulmuştur. Genel Merkezi Ankara’dadır. Temel hak ve özgürlükler, düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı, yargı bağımsızlığı, hukuk politikaları, ayrımcılığın önlenmesi gibi alanlarda çalışmaktadır. İstanbul, Ankara, İzmir, Alanya, Mersin Şube, Adana, Antalya ve Hatay’ta şubeleri bulunmaktadır. Bursa ve Eskişehir’de temsilciliği vardır. Derneğin amacını benimseyen Hukuk Fakültesi mezunları ve tüzel kişiler derneğe üye kabul edilmektedir. Ayrıca, Hukuk Fakültesi dördüncü sınıf öğrencileri de derneğe üye olabilmektedir. Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları için Avrupa Avukatlar Birliği (ELDH), Uluslararası Demokrat Avukatlar Derneği (IADL) ve Avrupalı Demokrat Avukatlar (AED) üyesidir.[/box]
Bu bağlamda ÇHD, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin toplumsal yaşamın her alanında temel bir sorun olduğu saptamasından hareketle, erkek şiddetini ve hetero-patriyarkal normlardan kaynaklanan her tür şiddeti önleyici ve bu şiddete maruz kalan özneleri koruyucu politikaları hayata geçirmek, bünyesinde bu toplumsal sorunu gözeten bir iklimi yaratmak için aşağıdaki faaliyetleri yapmayı taahhüt eder:
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele ederek, erkek şiddetine ve hetero-patriyarkal normlardan kaynaklanan her tür şiddete maruz kalan özneleri koruyucu ve önleyici politikaları hayata geçirmek amacıyla kendi üyeleri arasında farkındalık çalışmaları yapmak,
Üyelerin dernek faaliyetlerinde, toplantı ve yayın süreçlerinde toplumsal cinsiyet normlarını pekiştirecek nitelikte söz ve ifadeler kullanmaması, bu yönde tutum ve davranışlar göstermemesi yönünde gerekli önlemleri almak ve ilgili yaptırımları uygulamak,
Bu kapsamda hem dernek üyelerinin hem komisyonların hem de toplumun konferans, seminer, toplantı vb. etkinliklerle konuya ilişkin bilgilendirilmesine yönelik eğitici çalışmaların yapılmasını sağlamak,
Çağdaş Hukukçular Derneği’nin tüm şubelerinde erkek şiddeti, cinsel taciz ve cinsel saldırıyla ilgili bilgilendirme, sorun çözme ve dayanışma konusunda kolay ulaşılabilir başvuru noktaları oluşturulmasını da kapsamak üzere çeşitli gereklilikleri yerine getirmek, başvuruları takip eden süreçleri maruz bırakılanın travmasını derinleştirmemek için hızla ve öncelik atfederek tamamlamak ve süreç boyunca maruz kalan öznenin korunup gözetilmesi için gizlilik ilkesini benimsemek ve etkin şekilde hayata geçirmek,
Dernek Tüzüğü’nde erkek şiddeti, cinsel taciz, cinsel saldırı ve toplumsal cinsiyete dayalı yıldırmayı (mobbing) suç olarak açıkça tanımlamak ve gerekli değişiklikleri yapmak ve ilgili tüm konularda Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Komisyonlarının görüşü alınmadan karar alınmamasını ilkeselleştirecek düzenlemeleri hayata geçirmek,
Dernek üyelerinin failleri güçlendirecek her tür pratikten imtina etmesini sağlamak ve söz konusu fiil erkek şiddetiyken gerekçe her ne olursa olsun üyelerimizin faillerin savunmanlıklarını üstlenmesinin önüne geçilmesine yönelik düzenlemeler yapmak,
Üyelerin, derneği güvenli bir alan olmaktan çıkaracak cinsiyetçi, kadın düşmanı, homofobik, transfobik her tür söylem, mobbing vb. tutum ve davranışlarına yaptırım uygulamak,
Seçim dönemleri esas alınarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, erkek şiddetine ve patriyarkal normlardan kaynaklanan her tür şiddete karşı mücadele yöntemlerini geliştirmek ve buna yönelik faaliyetleri izlemeye ilişkin çalışmalarda bulunmak,
Çağdaş Hukukçular Derneği bünyesinde ve şubelerde görev alan kadın ve LGBTİ+ oranının artırılması için çalışmalar yürütmek ve desteklemek; bu bağlamda kadın ve LGBTİ+ üyelerin aktif katılımının önündeki engelleri ortadan kaldırmaya ve etkin katılımlarını özendirmeye yönelik mekanizmaları oluşturmak ve işletmek,
Faaliyetlerde kadın ve LGBTİ+ üyelerin gereksinim duyduğu koşulları ortaya çıkarmak/görünür kılmak, karşılamak ve faaliyetlere aktif katılımlarını sağlamak için kreş gibi çözümleri de kapsayacak şekilde çalışmalar yapmak; özel ve toplumsal yaşamının dengesini kurabilmeleri için destekleyici olanaklar sunmak,
Bu amaçları yerine getirmek üzere iş birliği ve eşgüdüm içinde çalışacak olan Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Komisyonlarının tüm şubelerde kurulmasına, çalışma biçimi ve işlevselliklerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapmak.
Dişhekimliği Meslek Etiği Kuralları, Türk Dişhekimleri Birliği’nin 9-10-11 Kasım 2012 tarihinde gerçekleşen kongresinde kabul edilmiştir. Etik Kuralların bazı maddeleri 2015 yılında değişikliğe uğramıştır. 2018 yılı 17. Olağan Genel Kurulu’nda ise etik kuralların güncel versiyonu onaylanarak kabul edilmiştir.
Dişhekimliği Meslek Etiği Kuralları, birlik tarafından literatüre ve güncel bilimsel gelişmelere göre revize edilmektedir.
TÜRK DİŞHEKİMLERİ BİRLİĞİ DİŞHEKİMLİĞİ MESLEK ETİĞİ KURALLARI
ÖNSÖZ Dişhekimliği Meslek Etiği Kuralları dişhekiminin hastasına, topluma, mesleğine ve meslektaşına karşı görevlerini yerine getirirken uyması beklenen tutum ve davranış ilkelerini belirlemeyi amaçlar; ağız diş sağlığı hizmeti sunumunun mesleki ve etik ilkelerini bildirir ve açıklar. Bu kurallar, dişhekiminin meslek etiği sorumluluklarının tanımlanmasına ve toplumun dişhekimliğine yönelik etik beklentilerine rehberlik eder.
Dişhekiminin öncelikli görevi, alanıyla ilgili hastalıkları önlemek, mesleğiyle ilgili bilimsel gerekleri yerine getirerek hastaları iyileştirmeye çalışmak ve bu sayede hem insan yaşamını hem de sağlığını korumaktır.
Dişhekimi, evrensel insan hak ve özgürlüklerini temel alarak insan onuru, insan yaşamı ve sağlığına en üst seviyede saygı ile sağlık hizmeti sunar.
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak
Amaç
Madde 1– Bu kuralların amacı, dişhekimlerinin uymak zorunda oldukları meslek etiği kurallarını belirlemektir.
Kapsam
Madde 2– Türkiye’de dişhekimliği yapma hakkını kazanmış tüm dişhekimleri bu kurallar kapsamındadır.
Dayanak
Madde 3– Bu kurallar bütünü 3224 sayılı Türk Dişhekimleri Birliği Yasasının 3.,19. ve 22. maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.
İKİNCİ BÖLÜM
Dişhekiminin Hastaya Karşı Sorumlulukları
Etik Sorumluluk
Madde 4- Dişhekimi, mesleki uygulamalarında mesleki etik ilkelere uygun davranmalı,hastasına ve topluma sağlık hizmetini sunarken ahlaki açıdan duyarlı bir davranış sergilemelidir.
Hastasıyla güvene dayalı dürüst bir ilişki kurmalı, kendisine duyulan güveni ve profesyonel duruşunu zedeleyecek davranışlardan kaçınmalıdır.
Hastasının adil ve hakkaniyete uygun hizmet almasını sağlamalıdır.
Hastasının yaşamı ve bedensel bütünlüğü ile ilgili seçimlerine duyarlı ve saygılı yaklaşmalıdır.
Hastasına zarar verecek davranışlardan kaçınmalı ve hastasının zarar görmemesi için gerekli tüm düzenlemeleri yapmalıdır.
Hastasının yararını daima kendi yararının önünde tutmalıdır. Çalıştığı kurumun politikaları ile hastasının yararının çatıştığı durumlarda hastasının yararını öncelemelidir.
Hastasının mahremiyetine, özel yaşamının gizliliğine ve dokunulmazlığına saygı göstermelidir.
Hastasının özerkliğine ve tedavisine yönelik kendi geleceğini belirleme hakkına saygı duymalıdır. Bu bağlamda mesleki uygulamalardan önce hastasını aydınlatarak onamını almalı, tedavi ve bakım sürecindeki tercihlerine duyarlı olmalıdır.
Dişhekimi, mesleki yeterliliğinin, aldığı mesleki kararların ve uyguladığı mesleki eylemlerin hesabını verebilmeli ve bu konuda gereken sorumluluğu üstlenmelidir.
Hizmet Standardı
Madde5-Dişhekimi, hastasına çağdaş ve nitelikli bir ağız diş sağlığı hizmeti sunmalıdır. Bilgi ve becerisini, mesleğini geliştirmeye yönelik eğitim programlarına katılarak güncellemeli ve mesleğini uygularken çağdaş tanı ve tedavi yöntemleri ile koruyucu hekimlik ilkelerine uymalıdır.
Hastanın ödeyeceği tedavi bedeli ne olursa olsun, hastaya uygulayacağı tedavinin hizmet standardını düşürmemelidir.
Zarar Vermeme
Madde 6– Dişhekimi, hastalarına koruyucu ve tedavi edici hizmetleri sunarken, çalıştığı ortamda hastaların yarar görmesi ve zarara uğramaması için gereken koşulları sağlamalı; mesleki uygulamalarında ve çalışma ortamında hastanın güvenliğini, rahatını sağlayacak önlemleri almalıdır.
Herhangi bir hastalığa yakalanması halinde, hastalarına ve yardımcı personeline zarar vermemek için ilgili doktor veya yetkili makamların talimatlarını dikkate almalıdır.
Ayrımcılıktan Kaçınma
Madde 7- Dişhekimi, hastasının hastalığı, engellilik durumu, cinsiyeti, yaşı, ırkı, milliyeti, etnik kökeni, inancı, dili, siyasi görüşü, sosyal-kültürel-ekonomik durumu, yaşam biçimi ve cinsel yönelimi ne olursa olsun muayene ve tedavi konusunda en yüksek dikkati ve özeni göstermelidir.
Dişhekimi, tutuklu ve hükümlü hastalarının da kişilik haklarına saygılı olmalı, onların gizlilik haklarını korumalıdır. Tutuklu ve hükümlü hastalara dişhekimliği mesleğini uygulamaya elverişli koşullarda bakmalı, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı olduğunu da bilmelidir.
Özel Yaşamın Gizliliğine Saygı
Madde 8– Dişhekimi, hastasının özel yaşamının gizliliğine saygı göstermelidir.
Hastasının yaşamı, sağlık durumu, beden özellikleri ve benzeri bilgileri ya da tedavi sürecinde edindiği bilgileri gizli, dokunulamaz ve ulaşılamaz bilgiler olarak saklamalıdır. Hastasının ölümünden sonra dahi bu bilgilerin gizlilik ve ulaşılmazlık özelliklerini korumalıdır.
Çalıştığı ortamda bulunan öteki sağlık çalışanlarının ve yardımcı personelin hastaların özel yaşamına saygı göstermesini sağlamalı ve görev ve sorumluluk/yetki alanı dışındaki bilgi, belge ve materyallere ulaşmalarını engellemek için gerekli önlemleri almalıdır.
Yasal çerçevede hastaya ait bilgi ve belgeleri paylaşmak durumunda kalırsa, hastasının zarar görmemesi için gerekli önlemleri almalıdır.
Tanı ve tedaviye ilişkin bilgilerin bilimsel çalışmalarda veya yayınlarda kullanılması söz konusu olduğunda hastasından izin almalı ve izne rağmen hastanın kimliği konusunda fikir ya da bilgi verebilecek bedensel özelliklerini bilimsel açıdan zorunlu olmadıkça kullanmamalıdır.
Kayıtlar
Madde 9– Dişhekimi, hastasının tanı ve tedavisi ile ilgili bilgi, belge ve materyalleri özenle ve doğru bir şekilde kaydetmeli ve en az yasal süresi boyunca saklamalıdır. Kayıtların saklanma koşulları ve ortamı ne olursa olsun bilgilere görev ve sorumluluk sınırları içindeki yetkililer dışında kimsenin erişememesi için gerekli önlemleri almalı, hasta kayıtlarının gizliliğini korumalıdır.
Hastasının veya bir başka dişhekiminin talebi halinde, kayıtlarının bir kopyasını, hastasına veya yetkilendirdiği kişiye vermelidir.
Dişhekimi, acil durumlar için de hasta kayıtlarını aynı özenle tutmalıdır.
Madde 11- Dişhekimi, hastanın hekim seçme hakkına saygı duymalı ve hekim seçme özgürlüğünü kısıtlayacak veya bu hakka engel olacak uygulamalara karşı çıkmalıdır.
İkinci Mesleki Görüş
Madde 12– Dişhekimi, tedavinin herhangi bir aşamasında, hastasının başka bir dişhekiminden görüş alma hakkına saygı göstermelidir.
Aydınlatma ve Onam Alma
Madde 13-Dişhekimi, hastasının durumunun acil olduğu veya bilincinin kapalı ve tıbbi girişimi reddettiğinin bilinmiyor olduğu durumlar hariç olmak üzere, aydınlatarak onamını almadan hastaya herhangi bir girişimde bulunmamalıdır.
Hastasının tedaviyi reddetme veya durdurulmasını isteme hakkına saygı göstermelidir.
Hastasını, hastalığının tanısı/öntanısı, seyri, tedavi ile ilgili seçenekler ve her bir seçeneğin yararı, riskleri, komplikasyon olasılıkları, uygulamaların kabul edilmesi ya da edilmemesi halinde karşılaşılacak durumlar hakkında aydınlatmalıdır.
Aydınlatmayı hastanın anlayabileceği bir şekilde sözlü ve yazılı olarak; gerektiğinde görsel araçlar ile destekleyerek, hastanın eğitim düzeyini, sağlık okuryazarlığı kapasitesini ve sosyo- kültürel durumunu göz önünde bulundurarak gerçekleştirmelidir.
Hastasının tanı ve tedaviyle ilgili ayrıntılı sorular sorabileceğini ve talebi halinde aydınlatma amaçlı bir yakınını belirleyebileceğini bildirmelidir.
Uygulanacak tedavinin riskinin yüksek olması; dişhekimliği alanında yeni bir tedavi yönteminin uygulanması; tedavi edici amacın estetik amaca göre daha sınırlı olması ve hastanın özel bir talebi olması halinde hastayı en geniş şekilde aydınlatarak onamını almalıdır.
Dişhekimi, gerçekleştireceği girişimin aciliyetine göre aydınlatmayı daraltabilir.
Önceden kararlaştırılan tanı veya tedavi yönteminden farklı bir yöntemin uygulanması gerektiğinde, hastasını yeniden konu ile ilgili aydınlatarak onam almalıdır.
Dişhekimi, hastasının yaş ya da akıl sağlığı gibi nedenlerle tek başına onam verecek durumda olmadığı hallerde, hastasının katılabildiği ölçüde aydınlatmaya dâhil edilmesini sağlayarak yasal temsilcilerini aydınlatmalı ve onamı yasal temsilcilerinden almalıdır.
Tanı ve Tedavi
Madde 14-Dişhekimi, hastasına doğru tanının konması ve doğru tedavinin uygulanması için dişhekimliği bilimine uygun gerekli düzenlemeleri yapmalı ve girişimleri özenle gerçekleştirmelidir. Tedavi planlaması hastanın gereksinimleri ve sosyo-kültürel değerleri göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Tedavide klinik önceliklere önem verilmelidir.
Tanı, tedavi veya koruma amacı olmaksızın hastanın isteği ile ya da başka nedenlerle ruhsal veya bedensel direncini azaltacak herhangi bir girişimde bulunmamalıdır.
Tedavinin Üstlenilmemesi veya Tamamlanmaması
Madde 15- Dişhekimi, acil haller dışında, mesleki yasal düzenlemelere uygun olması ve hastaya müdahale edebilecek başka bir dişhekiminin bulunması koşulu ile hastanın tedavisini üstlenmeyebilir.
Dişhekimi, tedavisi devam etmekte olan hastasını, uygun bir süre önceden bilgilendirmek ve zarar görmesini engellemek koşuluyla bırakabilir. Ancak sağlık hizmetinin sürekliliği ilkesine özen göstermeli ve hastasının sağlığını tehlikeye atmamak için ikinci dişhekimi bulunmadan hastasının tedavisini hiçbir koşulda reddetmemeli veya tedavisi devam eden hastasını bırakmamalıdır.
Hastasının tedavisi tamamlamayan dişhekimi, hastaya bakacak yeni meslektaşına hasta ile ilgili tıbbi bilgileri doğru ve eksiksiz olarak aktarmalıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Dişhekiminin Mesleğine ve Topluma Karşı Sorumlulukları
Kişisel Mesleki Gelişim
Madde 16- Dişhekimi, mesleği ile ilgili bilgi, beceri ve donanımını sürekli geliştirip, güncellemelidir.
Mesleki Saygınlık
Madde 17- Dişhekimi, mesleğinin saygınlığını ve onurunu gözeterek dürüst, adil ve ilkeli davranmalı, toplumun mesleğe olan güvenini sarsmamalıdır.
Mesleki Sosyal Sorumluluk
Madde 18- Dişhekimi, toplumun ağız diş sağlığının korumasına destek vermeli, bireyi ve toplumu koruyucu dişhekimliği ilkeleri yönünde eğitmelidir.
Dişhekimi, toplumsal rolü ve mesleki erdemi gereği, özellikle toplum sağlığını ve refahını yükseltici etkinliklere katılmalı ve bunları desteklemelidir.
(Ek: 25 Eylül 2024 tarihli MYK Kararı) Dişhekimleri, salgın hastalıklarda olduğu gibi tüm afet durumlarında mesleki sorumlulukları kapsamında görev almalıdır. Bu bağlamda dişhekimi topluma karşı adli ve sosyal sorumlulukları gereği ilgili birimlerin çalışmalarına katılmalı ve afetlerde kimliği belirsiz yaşayan veya ölü bireylerin kimliklendirilmesinde Felaket Kurbanlarının Kimliklendirilmesi ekiplerine mesleki sorumlulukları kapsamında destek sağlamalıdır.
Ağız-Diş Sağlığı Ürünlerinin Tanıtılması
Madde 19- Dişhekimi, topluma yönelik dişhekimliği ürünlerinin ticari amaçlı tanıtımında veya pazarlanmasında yer almamalı; isminin kullanılmasına izin vermemelidir.
Reklam Yasağı
Madde 20- Dişhekimi, her ne biçimde olursa olsun çalıştığı kurumun ve kendisinin reklamını yapmamalı; duyuru ve tanıtım amacıyla hazırladığı görsel-işitsel ve yazılı materyaller konusunda ilgili yasal düzenlemelere uymalıdır.
Mesleki uygulamalarına ilişkin olarak tüm iletişim ortamlarında meslektaşlar arasında rekabete yol açıcı eylemlerde bulunmamalıdır.
Mesleki Özerklik
Madde 21-Dişhekiminin, mesleğin bir üyesi olarak, mesleki uygulamalar ve kararlara ilişkin görüş bildirme, mesleki özdenetimlere katılma, kendini Türk Dişhekimleri Birliğinin bir parçası olarak kabul etme ve etik kurallarına uyma sorumluluğu bulunmaktadır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Dişhekiminin Meslektaşlarına Karşı Sorumlulukları
Meslektaşlar Arası Saygı
Madde 22– Dişhekimi, meslektaşları ve diğer sağlık çalışanlarıyla iyi ilişkiler kurmalıdır. Nedeni ne olursa olsun meslektaşlarına veya tedavi ekibinin bir başka üyesine karşı hiçbir zaman küçük düşürücü davranışlarda bulunmamalıdır. Mesleki tartışmaların hastanın bulunduğu ortamlarda yapılmamasına özen göstermelidir.
Mesleki Dayanışma
Madde 23- Dişhekimi, mesleki uygulamalarla ilgili haksız ve onur kırıcı suçlamalara uğrayan meslektaşlarını korumalıdır.
Kendisine başvuran hastada daha önceden başlanmış ve tamamlanmamış bir tedavi saptarsa, tedaviye başlamadan önce yarım kalmış tedavinin uygulayıcısı dişhekimi ile görüşmeye çalışmalı ve varsa o dişhekimi ile hasta arasındaki sorunların giderilmesine yardımcı olmalıdır.
Bildirme Sorumluluğu
Madde 24– Dişhekimi, başka bir meslektaşının hatalı mesleki uygulamalar sürdürdüğüne ya da etik açıdan yanlış davrandığına tanık olması halinde öncelikle onu uyarmalı, eğer sonuç alamaz ise durumu ilgili Dişhekimleri Odasına yazılı olarak bildirmelidir.
Dişhekimliği hizmeti sunduğuna tanık olduğu veya duyumunu aldığı yetkisiz kişileri ilgili Dişhekimleri Odasına veya yetkili birimlere ivedilikle bildirmelidir.
Hasta muayenesi sırasında bir suçun işlendiğine dair belirti ile karşılaştığında (ihmal, istismar vb. adli olaylarda), durumu yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdür.
Mesleği Destekleme
Madde 25- Dişhekimi, mesleğinin bilimsel ve toplumsal yönden gelişmesini ve ilerlemesini desteklemelidir.
Uygun Olmayan Davranışlar
Madde 26- Dişhekimi, yasalarla belirlenmiş mesleki yetkilerini aşacak eylemlerde ve dişhekimliği uygulamalarıyla ilgili özel beceri ve yeterliliklere sahip olduğunu ima edecek davranışlarda bulunmamalıdır.
Uzmanı olmadığı konularda uzmanmış gibi herhangi bir şekilde tanıtım yapmamalıdır.
Meslektaşlarının hastalarını kendisine yönlendirmeye yönelik davranış ve girişimlerde bulunmamalıdır.
Meslektaşlarını kötüleyen söylem ve eylemlerden kaçınmalıdır.
Konsültasyon
Madde 27- Dişhekimi, hastasının tanı-tedavi ve takibiyle ilgili olarak gerekli gördüğü durumlarda, ilgili birimlerle görüş alışverişinde bulunarak konsültasyon talep edebilir. Konsültan dişhekimi hastanın tedavisini ancak ilgili düzenlemelerde belirtildiği biçimde devralmalıdır.
Meslekte Eşit Sorumluluk
Madde 28– Dişhekimleri, görevleri, mesleki konumları, çalışma ortamları, uzmanlıkları vb. ne olursa olsun mesleki etik kurallara uyma konusunda eşit sorumluluğa sahiptir.
Diğer
Madde 29– Dişhekimi, kullanımına yasal açıdan izin verilmemiş farmakolojik ve biyolojik maddeleri ve malzemeleri mesleki uygulamalarında kullanmamalıdır.
Augsburg Din Barışı ve Hoşgörü Bildirgesi, Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilen keşiş Martin Luther ekolünü benimseyenler ile Katolikler arasında 25 Eylül 1555 tarihinde imzalanan barış antlaşmasıdır. Katolik ve Protestan figürler bir araya gelerek barışçıl ortam yaratmayı hedeflemişlerdir.
Yapılan antlaşma yarım yüzyılı aşan bir süre boyunca Roma-Germen İmparatorluğunda çatışmasız bir ortam yaratmış ve barış sağlamıştır.
Augsburg Barışı-1555
Savaşan Katolikler ile Lutherci prensler arasında barışı sağlamak için Augsburg’ta 1555 yılında bir toplantı yapılmış ve bu toplantıya;
Saksonya Dükü Johanns,
Brandenburg Hudut Kontu Georg,
Lueneberg Dükü Ernst,
Hesse Eyalet Kontu Philipp,
Saksonya Dükü Hanns Friedrich,
Lueneburg Dükü Franz,
Anhalt Prensi Wolf,
Nürnberg Senatosu ve Şehir Başkanı ile Reutlingen Senatosu katılmıştır.
Augsburg Barışı olarak bilinen anlaşma ile bazı prensler ve şehirlerin temsilcileri tarafından Augsburg Meclisi’nde Emperyal Majesteleri V. Karl’a bir bildirge vermişlerdir.
O dönemde Almanya ve Avrupa’nın başka önemli bölgeleri küçük prensliklere ve bağımsız şehirlere bölünmüş durumda olduğundan; prensler ve şehirler toplantıda temsil edilmiştir.
Toplantıda “kralın dini neyse, ülkesinin dini de odur” formülü benimsenmiş, her krala kendi topraklarının dinini belirleme yetkisi verilmiştir.
Toplantıya Calvincilerin çağrılmamış olması, sonradan sorunlar çıkmasına yol açmıştır.
Augsburg Din Barışı ve Hoşgörü Bildirgesi
Bizi sürekli düşüncelere sevkeden bu güvensizliği ortadan kaldırmak, zümrelerin ve uyrukların kalplerini, karşılıklı güven ve huzur ortamı içinde birleştirmek; Alman ulusunu, sevgili vatanımızı, nihai parçalanmadan ve yıkılmadan korumak amacıyla birbirimizle görüşüp, anlaşmaya vardık.
Buna dayanarak, illerde hangi zümreden, hangi nedenle olursa olsun hiç kimsenin, başkalarına karşı kin gütmemesini, tersine majestelerinin ve bizim kayıtsız, şartsız tüm zümreleri, zümrelerin de aynı biçimde majestelerini ve bizi ve birbirlerini, kurduğumuz ülke barışının aşağıda yazılı ilkeleri doğrultusunda tüm hususlarda serbest bırakmalarını istedik ve bu isteği dile getirdik.
Roma İmparatorluğu majesteleri ve bizim, ayrıca seçmen prenslerin, prenslerin ve Alman ulusunun kutsal İmparatorluğu içindeki tüm zümrelerin arasında kurulan bu barışın, din ayrılığına karşın, kalıcı kılınması ve korunması gerekmektedir. Bu bakımdan, ne İmparatorluk majesteleri ve biz, ne de seçmen prensler, prensler ve zümreler İmparatorluğun hiçbir zümresine, Augsburg’da tanınan mezhep ve bu mezhebin öğretisi yüzünden, dini ve inancından dolayı bir saldırıda bulunmamalı, şiddete başvurmamalı ve bu zümrenin varlığını zedelememeliyiz.
Bu zümrenin vicdanına ve Augsburg’da tanınan mezhebin din anlayışına aykırı olarak, kendi prensliklerinde, topraklarında ve hükümdarlıklarında, şimdiye dek uyguladıkları ve bundan sonra da uygulamak istedikleri, dinleri, inançları, kilise adetleri, düzenlemeleri ve törenlerine karışmamalı ya da bu yüzden, manda yoluyla ya da başka bir biçimde onlara eziyet çektirmemeli, hor görmemeliyiz.
Kendi dinlerinde, taşınabilir ya da taşınamaz mallarıyla, kendi toprakları üzerinde, kendi insanları, efendileri ve amirleriyle, kendi yücelikleri ve dürüstlükleriyle sakin ve huzur dolu bir yaşam sürebilmeleri için onları rahat bırakmalı ve bu aykırı mezhebi, o insanlar arasında ayrılık gözetmeyen, Hıristiyan anlayışına ve barışına katılmaya çağırırken bile, sadece dostane, barışçıl ve Hıristiyan olan araçları ve yolları yeğlemeliyiz.
Ancak yukarda adlarını andığımız iki dine de bağlı olmayanlar bu barışın kapsamına alınmayacaklar, yani dışında tutulacaklardır.
Bir başpiskopos, piskopos, ruhani mevki sahibi bir kişi ya da ruhani zümreden herhangi birisi, bizim eski dinimizden çıkarsa; görev yerini, evini, gediklerini (Benefiz), ayrıca şimdiye değin aldığı tüm bağışları ve sahip olduğu gelirini; hiç karşı koymadan, geciktirmeden, hem de onurunu lekelemeden bırakmalıdır.
Dinsel kurullara, bu kurullarla aynı hakka sahip kişilere, kiliselere ve dinsel vakıflara; bizim eski dinimize yakınlık duyan birini seçebilmek ve bünyesine almak yetkisi verilmelidir. Bu kişi, ilerde dinimizle bütünleşip, bütünleşmeyeceğine bakılmaksızın, kilisenin adaletinden ve hayırseverliğinden de yararlanmalıdır.
Hiçbir zümre bir diğerini ya da uyruklarını, belli bir dine girmeleri için zorlamamalı, baskı uygulamamalı; ya da efendilerine ve amirlerine karşı korumamalı, kollamamalı ve herhangi bir biçimde savunmamalıdır.
Eskiden beri iki dinin de yaygın olduğu kentlerde, şimdiye dek olduğu gibi, gelecekte de bu durum aynen korunmalı; kent sakinleri huzur ve barış içinde, yanyana, beraberce yaşamalıdırlar.
İstanbul Luteryen Kilisesi tarafından hazırlanan ve çevirisi Murat İnhanlı tarafından yapılan Augsburg İnanç Bildirgesi isimli çalışma aşağıda PDF olarak sunulmaktadır.
Dünya Diş Hekimleri Birliği 2007 yılında ilk baskısını çıkardığı etik kurallar dizisini 2015 yılındaki genel kurul toplantısında düzenleme kararı almış, bunun üzerine çeşitli ülkelerden uzmanların bulunduğu bir takım Diş Hekimliği Mesleği için Uluslararası Etik Prensipler adı altında bir kurallar dizisi tasarısı sunmuşlardır. 2016 yılında bu tasarının, FDI bünyesindeki bir konsey tarafından, yeni yayına temel teşkil etmesi kararı alınmıştır. 26 Mayıs 2017 tarihinde düzenlenen Avrupa Diş Hekimleri Konseyi’nin (CED) genel toplantısında, CED’in 1965 senesinde çıkarmış olduğu; 1982, 1998, 2002 ve 2007 senelerinde revizyonlardan geçen etik kodeksi, görüş birliğiyle yenilenmiştir.
1. Diş Hekimlerinin Temel Hak ve Sorumlulukları
Diş hekimlerinin paylaştığı temel ahlaki değerler ve etik sorumluluklar:
1. Temel insan haklarının bilincinde olunması, hasta-hekim ilişkilerinde öncelik haline getirilmesi ve dışına çıkılmaması.
2. Hastalarının ve içinde bulunduğu toplumun ağız sağlığı alanındaki ihtiyaçlarının farkında olmak, bunları dile getirmek ve savunucusu olmak, çıkarlarını gözetmek.
3. Hastalara güvenli, kaliteli, yeterli ve adil bir ağız sağlığı hizmeti sunmak.
4. Hastaları ve toplumun ağız sağlığını iyileştirmek, genel sağlık ve refah düzeyinin iyileştirilmesine katkıda bulunmak.
5. Mesleki sorumlulukları yerine getirmek, itibarını zedeleyici davranışlardan kaçınmak.
Diş hekiminin yükümlülükleri hiçbir koşul fark etmeksizin iki kriterin dışına çıkmamalıdır:
1. Hekim, herhangi bir durum karşısında içinde bulunduğu toplum ve hastalarının çıkarlarına en uygun olacak şekilde davranmalıdır.
Diş hekimleri, yukarıdakilere ek olarak, mesleki yükümlülüklerinin, mesleki haklarından önce geldiği durumların farkında olmalıdır.
2. Uluslararası Mesleki Prensipler
Mesleğini icra ederken tüm diş hekimlerinin dikkat etmesi gereken hususlar:
1. Bilimsel temelli ve insani uygulamalarla sağlık hizmeti sağlamak.
2. Sosyal, mesleki veya herhangi bir bireysel duruma bağlı ayrım yapmaksızın her hastanın ağız sağlığını korumak.
3. Diş hekimi öncelikle hastalarının ağız sağlığını korumakla görevli olmasına karşın, kendisine başvuran bir hastayı, acil durumlar dışında, insani veya yasal nedenlerle tedavi etmeyi reddetme hakkına sahiptir.
4. Hekim mesleki yeterliliğini aştığını düşündüğü herhangi bir hastayı tedavi veya konsültasyon için yönlendirmekle yükümlüdür, hastanın ihtiyaçları her zaman ön planda tutulmalıdır.
5. Hekim tarafından hastaya, kendisi ve tedavisine dair tüm bilgilerinin gizliliğinin teminatı verilmelidir. Yardımcı personelin de bu gizliliğe yasalar çerçevesinde riayet etmesini sağlamalıdır.
6. Yardımcı personel yasalarla belirlenen yetkileri dışında çalıştırılamaz ve personele dair tüm sorumluluklar hekime aittir.
7. Diş hekimi, yaptığı veya yapmayı reddettiği bir tedaviye dair tüm sorumlulukları üstlenmelidir. Tedavi, yeterli donanımı olmayan veya yasal yetkisi olmayan hiçbir şahsa devredilmemelidir.
8. Hekim, meslek hayatında karşılaştığı her durumu etik prensipler, yasalar ve mesleki kurallara uygun şekilde çözümlemelidir. Mesleki bilgi ve becerilerini sürekli geliştirmelidir, aktif mesleki hayatı boyunca eğitime devam ederek yeterliliğini sürdürmekle yükümlüdür.
9. Diş hekimi, ağız sağlığına yönelik bilgilendirme çalışmalarını desteklemeli, çalışmalarda aktif olarak yer alarak toplumu koruyucu uygulamalar hakkında bilgilendirmelidir.
10. Diş hekimi, meslektaşlarına ve yardımcı personeline saygılı davranmalıdır. Meslektaşlarına karşı yardımsever olmalı ve mesleki görüşler çakıştığı takdirde dahi saygılı bir profesyonel ilişki sürdürebilmelidir.
11. Mesleğinin itibarı ve saygınlığını yükseltecek davranışlarda bulunmalıdır.
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası (1960), Yunanistan, Türkiye ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı garantörlüğünde kabul edilmiş ve bu devletler kabul edilen Anayasanın uygulanmasını sağlamayı taahhüt etmişlerdir.
Kurulan devlet ve onaylanan anayasa Dünya Anayasaları içinde başka devletlerin garantörlüğünde olan istisna anayasalardan biridir.
Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Anayasası
KISIM I – UMUMİ HÜKÜMLER
MADDE 1 Kıbrıs Devleti, bu Anayasa gereğince, Cumhur Başkanı Kıbrıs Elen Cemaati tarafından seçilen bir Elen ve Cumhur Başkan Muavini Kıbrıs Türk Cemaatı tarafından seçilen bir Türk olan, başkanlık rejimine sahip bağımsız ve egemen bir Cumhuriyettir
MADDE 2 Bu Anayasa maksatları bakımından-
(1) Elen Cemaatı, Elen aslından ve ana dili Elence olan veya Yunan kültür ananelerini paylaşan veya Elen-Ortodoks Kilisesine mensup bulunan bütün Cumhuriyet vatandaşlarını içine alır.
(2) Türk Cemaatı, Türk aslından ve ana dili Türkçe olan veya Türk kültür ananelerini paylaşan veya Müslüman olan bütün Cumhuriyet vatandaşlarını içine alır.
(3) Bu maddenin (1)’inci ve (2)’nci fıkraları hükümleri şumulüne girmeyen Cumhuriyet vatandaşları, bu Anayasanın yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde, ferd olarak Elen veya Türk Cemaatına katılmak hususunda ihtiyarlarını kullanırlar, fakat bunlar bir dini gruba mensup iseler bu takdirde, dini grup olarak ihtiyarlarını kullanırlar ve bunun üzerine seçtikleri Cemaatın üyesi sayılırlar: Ancak, böyle bir dini gruba mensup olan herhangi bir Cumhuriyet vatandaşı, grubunun ihtiyarı ile bağlı kalmamayı tercih edebilir ve mezkur ihtiyarın kullanılmasından itibaren bir ay içinde Cumhuriyetin ilgili memuruna ve Elen ve Türk Cemaat Meclisleri Reislerine göndereceği yazılı ve imzalı bir beyanla mezkûr grubun mensup sayılacağı Cemaattan başka Cemaata mensup olmayı ihtiyar edebilir: Ancak yine, mezkûr bir din ve grubun izhar ettiği ihtiyar, üyeleri adedinin gerekli sayıdan az olması sebebiyle kabul edilmediği takdirde, böyle bir grubun herhangi bir üyesi bu ihtiyarın red edildiği tarihten itibaren bir ay içinde, yukarıda mezkûr tarzda, mensup olmak istediği Cemaata katılmayı ferden ihtiyar edebilir.
Bu fıkra maksatları bakımından bir “dini grup”, ayni dine inanan ve ayni mezhebe mensup veya bu dinin yetkisine tabi olan Kıbrısta mutader mukim şahıslardan, sayısı bu Anayasa yürürlüğe girdiği tarihte bini aşan ve bu tarihte en az beş yüzü Cumhuriyet vatandaşı olan bir grubu ifade eder.
(4) Bu Anayasanın yürürlüğe girmesinden üç ay sonra herhangi bir tarihte Cumhuriyet vatandaşı olan bir şahıs, bu maddenin (3) üncü fıkrasında gösterilen ihtiyar hakkını vatandaş olma tarihinden itibaren üç ay içinde kullanır.
(5) Bu maddenin (1) inci ve (2) nci fıkraları hükümleri şumulüne giren Cumhuriyetin bir Elen veya bir Türk vatandaşı, aşağıdaki şartlarla, üyesi olduğu Cemaata mensup olmaktan çıkarak diğer Cemaata katılabilir.
(a) ilgili vatandaşın böyle bir değişikliği istediğine dair ve Cumhuriyetin ilgili memuruna ve Elen ve Türk Cemaat Meclisleri Reisliğine sunduğu yazılı ve imzalı bir beyanı;
(b) diğer Cemaatın Cemaat Meclisinin tasvibi.
(6) Bu maddenin (3) üncü fıkrası hükümleri gereğince Elen veya Türk Cemaatına mensup sayılan herhangi bir fert veya dini grup, aşağıdaki şartlarla, mezkûr Cemaata mensup olmaktan çıkarak diğer Cemaata mensup sayılabilir:-
(a) ilgili fert veya dini grubun böyle bir değişikliği istediğine dair ve Cumhuriyetin ilgili memuruna ve Elen ve Türk Cemaat Meclisleri Reislerine sunduğu yazılı ve imzalı bir beyanı;
(b) diğer Cemaatın Cemaat Meclisinin tasvibi
(7) (a) evli bir kadın kocasının mensup olduğu Cemaata mensup olur;
(b) yirmi bir yaşından küçük ve evli olmayan bir erkek veya kız çocuğu, babasının mensup olduğu veya, babası bilinmediği ve evlatlık da edinilmediği takdirde annesinin mensup olduğu Cemaata mensup olur.
MADDE 3
1. Cumhuriyetin resmi dilleri Elence ve Türkçedir.
2. Teşrii, icrai ve idari muamele ve vesikalar her iki resmi dilde yazılır ve Anayasanın açıkça gerekli kıldığı hallerde Cumhuriyet Resmi Gazetesinde her iki resmi dilde yayınlanmak suretiyle ilan edilir.
3. Bir Elene veya bir Türke hitap eden idari veya diğer resmi vesikalar muhatabına göre Elence veya Türkçe yazılır.
4. Adli muamelelerin yürütülmesi veya yapılması ve kararların yazılması, taraflar Elen ise Elence, taraflar Türk ise Türkçe ve taraflar Elen ve Türk ise hem Elence hem de Türkçe olur. Diğer bütün hallerde, bu maksatlarla kullanılacak dil veya diller 163’üncü madde gereğince Yüksek Mahkeme tarafından yapılacak Mahkeme Tüzüğü ile tesbit edilir.
5. Cumhuriyet Resmi Gazetesinde her metin her iki resmi dilde ve ayni sayıda, yayınlanır.
6. (1) Cumhuriyet Resmi Gazetesinde yayınlanan herhangi bir teşriî, icrai veya idarî muamele veya vesikanın Elence ve Türkçe metinleri arasındaki herhangi bir fark, yetkili bir mahkeme tarafından hal edilir.
(2) Bir Cemaat Meclisinin Cumhuriyet Resmi Gazetesinde yayınlanan herhangi bir kanun veya kararının muteber metni bu Cemaat Meclisinin dilindeki metindir.
(3) Cumhuriyet Resmi Gazetesinde yayınlanmamakla beraber başka suretle yayınlanmış bulunan bir icrai veya idari muamele veya vesikanın Elence ve Türkçe metinlerinde herhangi bir fark ortaya çıktığı zaman ilgili Bakanın veya ilgili herhangi bir başka makamın hangi metin muteber veya doğru sayılması gerektiği hakkında yapacağı beyan nihaî ve kesin olacaktır.
(4) Yukarıda söylenilen şekilde metinlerde bir fark görüldüğü herhangi bir halde, yetkili mahkeme muhik addedeceği bir tazminata karar verebilir.
7. Madenî ve kağıt paralarda ve pullarda her iki resmi dil kullanılır.
8. Her şahıs, Cumhuriyet makamlarına resmi dillerden biri ile müracaat etme hakkını haizdir.
MADDE 4
1. Cumhuriyetin Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından, müştereken seçilecek tarafsız şekil ve renkte bir bayrağı olacaktır.
2. Cumhuriyet makamları ve Cumhuriyet kanunları ile veya bunlara göre kurulan amme hükmi şahısları veya amme menfaatine yararlı teşekküller Cumhuriyet bayrağını asarlar ve tatil günlerinde bu bayrak ile birlikte Yunan ve Türk bayraklarının her ikisini ayni zamanda asmak hakkını haizdirler.
3. Cemat makamları ve müesseseleri tatil günlerinde, Cumhuriyet bayrağı ile birlikte Yunan ve Türk bayraklarından birini ayni zamanda asmak hakkını haizdirler.
4. Cumhuriyetin herhangi bir vatandaşı veya, üyeleri Cumhuriyet vatandaşı olan, amme müesseselerinden başka hükmi şahsiyeti haiz olan veya olmıyan herhangi bir müessese gayri menkullerine, Cumhuriyet, Yunan veya Türk bayraklarından herhangi birini hiç bir tahdide tabi olmaksızın asmak hakkını haizdir.
MADDE 5 Elen Cemaatı Yunan millî bayramlarını ve Türk Cemaatı Türk millî bayramlarını tesit etmek hakkını haizdirler.
KISIM II – ANA HAK VE HÜRRİYETLER
MADDE 6 Bu Anayasanın açık hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Temsiciler Meclisinin veya Cemaat Meclislerinden herhangi birinin hiçbir kanun veya kararı ve icra kuvveti kullanan veya idari görevler ifa eden Cumhuriyet dahilindeki herhangi bir organ, makam veya şahsın hiçbir muamele veya kararı, iki Cemaattan biri aleyhine veya şahıs olması veya bir Cemaata mensup olması dolayısiyle herhangi bir şahıs aleyhine ayırd edici olmayacaktır.
MADDE 7
1. Her şahıs hayat ve vücut bütünlüğü hakkına sahiptir.
2. Kanunun ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında yetkili bir mahkemece verilen bir hükmün infazı dışında, hiç kimsenin hayatına son verilemez. Kanun böyle bir cezayı ancak teammüden katil, ağır hiyanet, devletlerarası hukuka göre korsanlık ve askeri kanuna göre ölüm cezasını gerektiren suçlar için koyabilir.
3. Kanunla konduğu zaman ve gösterildiği tarzda aşağıdaki hallerde kesin olarak lüzumlu olduğu kadar cebir kullanılarak hayata son verilmesi, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:
(a) şahsın veya mülkün, başka türlü kaçınılması ve tamiri imkansız ayni derecede bir zarara karşı savunulması;
(b) bir şahsın, yakalanması için veya kanuna uygun tutukluktan kaçmasını önlemek için;
(c) bir ayaklanmayı veya karşı koymayı bastırmak maksadiyle girişilen hareketler.
MADDE 8 Hiçbir şahıs işkenceye veya gayri insani yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulamaz.
MADDE 9 Her şahıs insanca bir hayat ve sosyal güvenlik hakkına sahiptir. İşçilerin korunması, fakirlere yardım ve sosyal sigorta sistemi bir kanunla temin edilir.
MADDE 10
1. Hiçbir şahıs köle veya kul edinilemez.
2. Hiçbir şahıs zorla veya mecburi olarak çalıştırılamaz.
3. Bu madde maksatları bakımından aşağıdaki haller “zorla veya mecburi çalıştırma” sayılmazlar:-
(a) 11’inci maddenin hükümlerine uygun bir tutukluğun devamı sırasında veya böyle bir tutukluktan şartla salıvermenin devamınca istenilen çalışma;
(b) konulabilecek askeri bir hizmet veya, kanunla kabul edilmesi şartiyle, inançları gereğince askerlik vazifesini yapmaktan kaçınan kimselere mecburi askerlik yerine gördürülecek başka bir hizmet;
(c) fevkalade halde veya sekenenin hayat veya refahını tehdit eden afet halinde yaptırılan hizmet.
MADDE 11
1. Her şahıs hürriyet ve şahsi güvenlik hakkına sahiptir.
2. Bir şahıs hürriyetinden ancak aşağıdaki hallerde kanunla konduğu zaman ve gösterildiği tarzda mahrum edilebilir:-
(a) yetkili bir mahkemece mahkum edilen bir şahsın tutukluğu;
(b) Bir mahkemenin kanun ve bir emrine itaatsızlıktan dolayı bir şahsın yakalanması veya tutukluluğu;
(c) bir şahsın bir suç işlediği makul şüphesi üzerine yetkili adlî makam önüne getirilmesi maksadiyle veya bir suç işlemesini önlemenin veya işledikten sonra kaçmasına mani olmanın makul olarak lüzumlu görüldüğü hallerde yakalanması veya tutukluğu;
(d) bir küçüğün, islahı maksadıyle kanun ve bir emirle nezaret altına alnıması veya yetkili adl ve makam önüne getirilmesi maksadiyle kanun ve tutukluğu;
(e) bulaşıcı bir hastalık yayabilecek şahısların, akıl hastalarının, alkoliklerin, uyuşturucu madde müptelalarının veya serserilerin tutukluğu;
(f) Bir şahsın Cunıhuriyet topraklarına müsaadesiz girmesini önlemek için veya bir yabancının; sınırdışı edilmesi veya iadesi muamelesine girişilmesi sebebiyle, yakalanması veya tutukluğu.
3. Hiçbir şahıs, ölüm veya hapis cezasını müstelzim suç üstü bir cürüm halinde kanunla konduğu zaman ve gösterildiği tarz müstesna, kanunun gösterdiği usullere uygun olarak tanzim edilmiş gerekçeli adli bir varaka bulunmaksızın yakalanamaz.
4. Yakalanan her şahsa, yakalanmasını icabettiren sebepler yakalanması sırasında, anladığı bir dilde bildirilir ve seçtiği bir hukukçunun hizmetinden istifadesine müsaade olunur.
5. Yakalanan şahıs, yakalandıktan sonra mümkün olan en kısa zamanda ve, daha evvel tahliye edilmediği takdirde, her halde yirmi dört saat geçmeden bir hakim önüne çıkarılır.
6. Yakalanan şahsın önüne çıkarıldığı hakim, derhal, yakalanan şahsın anladığı bir dille yakalanma sebeplerini araştırır ve mümkün olan en kısa zamanda ve her halde hakim önüne çıkma tarihinden itibaren üç günü geçmeyen bir süre zarfında, uygun göreceği şartlarla yakalananı ya tahliye eder veya, yakalanma sebebi suç hakkındaki tahkikat tamamlanmadığı takdirde, yakalanmanın devamına karar verir. Hakim, zaman zaman, her defasında sekiz günü geçmemek şartiyle, bu yakalanmanın devamına karar verebilir:
Ancak, yakalanma süresinin toplamı, yakalanma tarihinden itibaren üç ayı tecavüz etmez ve bu sürenin sonunda yakalamayı tatbikle görevli her şahıs veya makam yakalanan şahsı derhal serbest bırakır.
Hakimin bu fıkraya göre verdiği kararlar istinaf edilebilirler.
7. Yakalanması veya tutukluğu sebebiyle hürriyetinden mahrum bırakılan her şahıs, tutukluğunun kanuna uygunluğu hakkında bu mahkemece süratle karar verilmesi için kanun yollarına müracaat hakkına sahiptir. Tutukluğu kanuna aykırı görüldüğü takdirde serbest bırakılması mahkemece emredilir.
8. Bu madde hükümlerine aykırı olarak bir yakalanmanın veya bir tutukluğun mağduru her şahıs, dava açmak suretiyle tazminat almak hakkına sahiptir.
MADDE 12
1. Hiçbir şahıs, işlendiği zaman kanunen suç teşkil etmeyen bir fiil veya ihmalden dolayı suçlu tutulamaz; ve hiçbir şahıs, bir suç için, işlendiği zaman kanunun bu suç için açıkça gösterdiği cezadan daha ağır bir cezaya çarptırılamaz.
2. Bir suçtan dolayı beraat eden veya mahkûm olan bir şahıs, ayni suçtan dolayı tekrar muhakeme edilemez. Hiçbir şahıs, ayni fiil veya ihmalden dolayı, bu fiil veya ihmal ile ölüme sebebiyet verilmiş olmadıkça, iki defa cezalandırılamaz.
3. Hiçbir kanun, suçun, vahameti ile mütenasip bulunmayan bir ceza koyamaz.
4. Bir suçtan sanık her şahıs, suçluluğu kanuna uygun olarak ispat edilinceye kadar masum sayılır.
5. Bir suçtan sanık her şahıs, aşağıdaki asgari haklara sahiptir :-
(a) hakkında yapılan ithamın mahiyet ve sebebinin anladığı bir dille ve etraflı surette derhal kendisine bildirilmesi;
(b) savunmasını hazırlaması için kafi zamana ve kolaylıklara, sahip olmak;
(c) kendini bizzat veya seçeceği veya, eğer kafi mali imkanlardan mahrum bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, kendisine meccanen tayin edilecek bir hukukçu vasıtasiyle savunmak;
(d) iddia sanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek ve savunma tanıklarının da iddia tanıkları ile ayni şartlar altında celp edilmelerinin ve sorguya çekilmelerinin sağlanması;
(e) mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından meccanen faydalanmak.
1. Yalnız savunma veya amme sağlığı için lüzumlu veya yetkili bir mahkemenin ceza olarak vermesi için kanunla konmuş tahditler dışında her şahıs, Cumhuriyet toprakları dahilinde serbestçe seyahat etmek ve herhangi bir yerinde ikamet etmek hakkına sahiptir.
2. Her şahıs, kanunun koyduğu makul tahditler altında devamlı veya geçici olarak Cumhuriyet topraklarını terketmek hakkına sahiptir.
MADDE 14 Hiç bir vatandaş, hangi şartlar altında olursa olsun, Cumhuriyetin dışına sürülemez veya içeri girmekten alıkonulamaz.
MADDE 15
1. Her şahıs, hususi veya ailevî hayatına riayet edilmesi hakkına sahiptir.
2. Yalnız Cumhuriyetin güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme güvenliği veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararına veya yalnız bu Anayasanın herhangi bir şahsa sağladığı hak ve hürriyetlerin korunması için lüzumlu ve kanuna uygun olanlar dışında bu hakkın kullanılmasına hiç bir suretle müdahale edilemez.
MADDE 16
1. Her şahsın meskeni tecavüzden masundur.
2. Kanunla konduğu zaman ve gösterildiği tarzda ve gerekçeli bir adli varakaya dayanılarak veya evi işgal eden şahsın açık rızasiyle veya bir cebir suçunun mağdurunu veya herhangi bir afetin kurbanlarını kurtarmak maksadiyle olanlar dışında, hiçbir meskene herhangi bir şekilde girilemez veya içinde herhangi bir arama yapılamaz.
MADDE 17
1. Her şahıs, yazışmalarına ve kanunla yasak edilmiş vasıtalarla yapılmış olmaması şartiyle sair haberleşmelerine riayet ve bunların gizli kalması hakkına sahiptir.
2. Kanunun yalnız tutuklular için mahkûmiyetten evvel ve sonra ve iflas masası devamınca müflislerin iş yazışmaları ve haberleşmeleri hallerinde koyduklarının dışında bu hakkın kullanılmasına müdahalede bulunulamaz.
MADDE 18
1. Her şahıs, düşünme, vicdan ve din hürriyetine sahiptir.
2. Akide veya ayinleri gizli olmayan bütün dinler serbesttir.
3. Bütün dinler kanun önünde eşittir. Cemaat Meclislerine bu Anayasanın verdiği yetkiler mahfuz kalmak şartiyle; Cumhuriyetin teşri, icraî veya idarî hiç bir muamelesi hiçbir din veya dinî müessese aleyhine ayırd edici olamaz.
4. Her şahıs, ibadet, öğretim, tatbik veya riayet şekilinde, tek başına veya toplu olarak, alenen veya hususi surette, itikatını ikrar ve din veya inancını açıklamak ve din veya inancını değiştirmek hürriyet ve hakkına sahiptir.
5. Bir şahsın dinini değiştirmesini sağlamak veya dinini değiştirmesini önlemek maksadiyle bedeni veya manevi zor kullanılması yasaktır.
6. Bir kimsenin din veya inancını açıklamak hürriyeti yalnız Cumhuriyet güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararına veyahut yalnız bu Anayasanın herhangi bir şahsa sağladığı hak ve hürriyetlerin korunması için lüzumlu ve kanunun koyduğu tahditlere tabidir.
7. On altı yaşından küçük bir şahsın dinini kanuni vasisi tayin eder.
8. Hiçbir şahıs, geliri tamamen veya kısmen mensup olduğu dinden gayri bir dinin yararına tahsis edilmiş her hangi bir vergi veya resim ödemeye zorlanamaz.
MADDE 19
1. Her şahıs, her şekli ile söz ve ifade hürriyeti hakkına sahiptir.
2. Bu hak, herhangi bir resmî makamın müdahalesi ve memleket sınırları bahis konusu olmaksızın kanaat ifade etme ve haber ve fikir alma ve verme hürriyetlerini içine alır.
3. Bu maddenin 1’inci ve 2’nci fıkralarındaki hakların kullanılması, yalnız Cumhuriyet güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararı için veya başkalarının şöhret veya haklarının korunması veya bir sırrın ifşasının önlenmesi veya adliyenin otorite ve tarafsızlığının idamesi için lüzumlu ve kanunun koyduğu formalitelere şartlara, tahditlere veya cezalara tabi tutulabilir.
4. Gazeteler veya diğer basılı şeyler, Cumhuriyet Baş Savcısının yazılı müsaadesi olmaksızın toplattırılamaz. Bu müsaade, en geç yetmiş iki saat içinde yetkili mahkeme kararı ile tasdik olunmadığı takdirde toplattırılma kalkar.
5. Bu madde hükümleri, Cumhuriyetin ses ve rüyet yayınları veya sinema işletmeleri için ruhsat alınmasını istemesine engel olmaz.
MADDE 20
1. İlgili cemaat kanununa uygun ve yalnız Cumhuriyetin güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı veya eğitim seviye ve niteliği yararı için veya, ana babanın çocuklarına dini inançlarına uygun bir eğitim sağlamak hakları dahil olmak üzere, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için lüzumlu formalitelere, şartlara veya tahditlere tabi olmak kaydı ile, her şahıs, öğretim veya eğitim görmek ve her şahıs veya müessese, öğretmek veya eğitmek hakkına sahiptir.
2. İlk eğitimi Elen ve Türk Cemaat Meclisleri kendi Cemaat İlk Okullarında parasız sağlayacaklardır.
3. İlk eğitim, ilgili cemaat kanununca tesbit edilecek okul çağındaki bütün vatandaşlar için mecburidir.
4. İlk eğitimden gayri eğitim, layık ve uygun bulunan hallerde, Elen ve Türk Cemaat Meclislerince; ilgili bir cemaat kanunu ile tesbit olunacak hüküm ve şartlara göre, sağlanacaktır.
MADDE 21
1. Her şahıs, asayişi bozmamak kaydı ile toplanma hürriyeti hakkına sahiptir.
2. Her şahıs, kendi menfaatlerini korumak için, sendikalar tesis etmek ve, sendikalara girmek hakkı da dahil olmak üzere, başkaları ile bir araya gelerek dernek kurma hürriyeti hakkına sahiptir. Hiçbir şahıs, 3’üncü fıkradaki tahditlere rağmen, bir derneğe girmeye veya bir derneğin üyeliğinde kalmaya zorlanamaz.
3. Bu maddedeki hakların kullanılmasına, yalnız Cumhuriyet güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararı için veya yalnız, böyle bir toplantıya katılıp katılmadığına veya böyle bir derneğin üyesi olup olmadığına bakılmaksızın, herhangi bir şahsa bu Anayasa ile tanınan hak ve hürriyetlerin korunması için kesin olarak lüzumlu olan ve kanunun gösterdiklerinden başka tahditler konamaz.
4. Hedef veya faaliyetleri Anayasa düzenine aykırı her dernek yasaktır.
5. Bu hakların, silahlı kuvvetler, polis veya jandarma mensuparınca kullanılmasına bir kanunla tahditler konabilir.
6. Bu madde hükümleri, şirketlerin, birliklerin ve kar için faaliyette bulunan diğer derneklerin kurulmasına, teşekkül veya hükmî şahıs olma, ortaklık (ortakların hak ve mükellefiyetleri dahil), sevk ve idare, tasfiye ve fesih konularını düzenliyen kanun hükümlerine tabi olarak tatbik edilir.
MADDE 22
1. Evlenme çağına erişen her şahıs, bu Anayasa hükümleri gereğince kendisine uygulanabilecek evlenmeye dair kanuna göre evlenmekte ve bir aile kurmakta hürdür.
2. Bu maddenin 1’inci fıkrasının hükümleri, aşağıdaki hallerde aşağıdaki tarzda uygulanır:-
(a) 111’inci maddede gösterildiği üzere taraflara uygulanabilecek evlenmeye dair kanun ayni olmadığı takdirde, taraflar, mezkur madde gereğince ikisinden birine uygulanabilecek olan kanundan birinin evlenmelerine uygulanmasını seçebilirler;
(b) 111’inci madde hükümleri evlenmeye taraf olanlardan hiçbirine uygulanamaz ve taraflardan hiçbiri Türk Cemaatının üyesi değil ise evlenmeye, Temsilciler Meclisi tarafından yapılacak ve yaş, sağlık, akrabalık derecesi ve çok karılılığın men’ine dair olanlardan başka tahditler koymayacak olan bir Cumhuriyet, kanunu uygulanır;
(c) 111’inci madde hükümleri evlenmeye taraf olanlardan yalnız birine uygulanabildiği ve diğer taraf Türk Cemaatının bir üyesi olmadığı takdirde, evlenmeye, bu fıkranın (b) bendinde gösterilen Cumhuriyet kanunu uygulanır:
Ancak, evlenmeye taraf olanlar, evlenmelerine cevaz vermesi şartı ile, 111’inci madde gereğince ikisinden birine uygulanabilecek olan kanunun evlenmelerine uygulanmasını seçebilirler.
3. Bu madde hükmü, hiçbir suretle, Elen-Ortodoks Kilisesinin veya üyelerine 2’nci maddenin (3) üncü fıkrası hükümleri uygulanacak olan herhangi diğer bir dini grubun, evlenmeye dair olanlardan başka bu Anayasada gösterilen haklarına tesir etmez.
MADDE 23
1. Her şahıs, yalnız başına veya başkaları ile birlikte, herhangi bir menkul veya gayrı menkul mal edinme, buna malik olma, zilyet olma, bundan intifa veya buna tasarruf etme hakkına ve bu hakka riayet edilmesi hakkına sahiptir. Cumhuriyetin, yer altı suları, madenler ve eski eserler üzerindeki hakkı mahfuzdur.
2. Bu maddede konanlar dışında, 1’inci fıkradaki hak hiçbir suretle kaldırılamaz veya kısılamaz veya tahdit edilemez.
3. 1’inci fıkradaki hakkın kullanılmasına, amme selameti veya amme sağlığı veya amme ahlakı veya şehir ve memleket planlanması veya herhangi bir mülkün amme menfaati için geliştirilmesi ve faydalı kılınması yararına veya başkalarının haklarının korunması için kesin olarak lüzumlu kısıntı veya tahditler kanunla konabilir.
Bir mülkün iktisadî değerini fiilen azaltan kısıntı ve tahditler için derhal tam bir tazminat ödenir; anlaşmazlık halinde tazminatı hukuk mahkemesi tayin eder.
4. Cumhuriyet veya belediyeler veya, kendi yetkilerine tabi eğitim din, hayır veya spor müesseseleri, teşekkülleri veya tesisleri için ve yalnız kendi Cemaat mensuplarından olmak kaydı ile, Cemaat Meclisleri veya kanunun kendilerine zorla iktisap hakkı tanıdığı amme hükmî şahısları veya amme menfaatine yararlı teşekküller, yalnız-
(a) Bu Anayasanın yürürlüğe girişi tarihinden itibaren bir sene içinde çıkarılacak umumî bir zorla iktisap kanununda hususi surette gösterilen ve amme menfaati yararına olan bir maksat için; ve
(b) bu maksadın, zorla iktisabı yapan makamın umumî zorla iktisap kanunu hükümlerine uygun olarak verdiği ve zorla iktisap sebeplerini açıkça bildiren bir kararı ile gösterilmesi halinde; ve
(c) Anlaşmazlık çıktığı takdirde bir hukuk mahkemesince tesbit edilecek tam ve hakkaniyete uygun bir tazminatın nakten ve peşin ödenmesi şartı ile, herhangi bir menkul veya gayrı menkul malı veya bu gibi mal üzerindeki herhangi bir hak veya menfaati zorla iktisaba yetkilidirler.
5. Zorla iktisap edilmiş herhangi bir gayrı menkul mal veya bu gibi mal üzerindeki herhangi bir hak veya menfaat, sadece bu iktisap maksadı için kullanılabilir. Bu maksat, iktisap tarihinden itibaren üç sene içinde gerçekleşmediği takdirde, iktisap eden makam, bu üç senelik sürenin sonunda iktisap edileni, iktisap fiatına eski sahibine iade etmeyi teklif eder. Bu şahıs, kabul veya red cevabını, bu teklifi aldığı tarihten itibaren üç ay içinde bildirilir ve kabul ettiğini bildirdiği takdirde, kabul tarihinden itibaren yine üç ay içinde iktisap bedelini iade etmesi üzerine iktisap edilen hemen kendisine iade edilir.
6. Ziraî islah maksadı ile zorla iktisaplarda, toprak yalnız gayrı menkulü zorla iktisap edilen malikin mensup olduğu Cemaate mensup şahıslara dağıtılabilir.
7. Bu maddenin 3’üncü ve 4’üncü fıkraları, herhangi bir verginin veya para cezasının tahsili, herhangi bir hükmün infazı, mukaveleden doğma bir vecibenin ifası veya can veya malın tehlikelerden korunması maksadı ile konmuş bir kanunun hükümlerine tesir etmez.
8. Cumhuriyet veya, kendi yetkilerine tabi eğitim, din, hayır veya spor müesseseleri, teşekkülleri veya tesisleri için ve ancak maliki ve zilyeti kendi Cemaat mensuplarından olmak kaydı ile, Cemaat Meclisleri, yalnız
(a) bu Anayasanın yürürlüğe girişi tarihinden itibaren bir sene zarfında çıkarılacak umumî bir el koyma kanununda hususî surette gösterilecek olan ve amme menfaati yararına bir maksat için; ve
(b) bu maksadın, el koymayı yapan makamın umumî el koyma kanununun hükümlerine uygun olarak verdiği ve el koyma sebeplerini açıkça bildiren bir kararı ile gösterilmesi halinde; ve
(c) üç seneyi geçmeyen bir süre için; ve
(d) Anlaşmazlık çıktığı takdirde bir hukuk mahkemesince tesbit edilecek tam ve hakkaniyete uygun bir tazminatın hemen nakten ödenmesi şartı ile, herhangi bir menkul ve gayrı menkul bir mala el koyma yetkisine sahiptirler.
9. Bu maddenin 1’inci fıkrasında konulan hak, bu madde hükümlerine rağmen, herhangi bir Piskobosluk, manastır, kilise veya herhangi bir diğer kilise hükmi şahsına ait herhangi menkul veya gayrı menkul bir mal veya bu gibi mal üzerindeki herhangi bir hak veya menfaat bakımından, bahis konusu malları murakabesi altında bulunduran yetkili kilise makamının yazılı rizası olmadıkça, hiçbir suretle kaldırılamaz, kısılamaz veya tahdit edilemez ve bu maddenin 3 ve 4’üncü, 7 ve 8’inci fıkraları hükümleri bu fıkra hükümlerine tabidir: Ancak, bu maddenin 3’üncü fıkrası hükümlerine göre şehir ve memleket planlaması için yapılan kısıntılar veya tahditler, bu fıkra hükmüne girmez.
10. Bu maddenin 1’inci fıkrasında konulan hak, bu madde hükümlerine rağmen, vakıfların meşrutunleyhleri ve mevkuflar ve Camilere veya diğer İslam din ve müesseselerine ait olan mallar da dahil olmak üzere vakıf herhangi bir menkul veya gayrı menkul mal veya bu gibi mal üzerindeki herhangi bir hak veya menfaat bakımından, Türk Cemaat Meclisinin tasvibi olmaksızın ve ahkamülevkafa uygun bulunmadıkça, hiçbir suretle kaldırılamaz, kısılamaz veya tahdit edilemez ve bu maddenin 3 ve 4’üncü, 7 ve 8’inci fıkraları hükümleri bu fıkra hükümlerine tabidir: Ancak, bu maddenin 3’üncü fıkrası hükümlerine göre şehir ve memleket planlaması için yapılan kısıntılar veya tahditler, bu fıkra hükümlerine girmez.
11. İlgili her şahıs, bu madde hükümleri ile ilgili olarak veya bunlar gereğince mahkemeye müracaat etmek hakkına sahiptir ve böyle bir müracaat zorla iktisap muamelelerini durdurur; bu maddenin 3’üncü fıkrasına göre konulan herhangi bir kısıntı veya tahdit hallerinde, mahkeme, bu muamelelerin durdurulmasını emredebilir.
Mahkemenin bu fıkra hükümlerine göre vereceği her karar istinaf edilebilir.
MADDE 24
1. Her şahıs, amme masraflarının karşılanmasına imkanı nisbetinde iştirakle mükelleftir.
2. Herhangi bir nevi vergi, resim veya mülk vergisi yolu ile yüklenecek böyle bir mükellefiyet, ancak kanunla veya kanun gereğince konabilir.
3. Makabline şamil herhangi bir nevi vergi, resim veya mülk vergisi konamaz: Ancak, herhangi bir gümrük ithal resmi, buna dair kanun tasarısının sunulduğu tarihten itibaren konabilir.
4. Gümrük resimleri dışında herhangi bir nevi vergi, resim veya mülk vergisi yıkıcı veya yasak edici olamaz.
MADDE 25
1. Her şahıs, herhangi bir meslek, sanat, ticaret veya iş ile iştigal etme hakkına sabiptir.
2. Bu hakkın kullanılması, münhasıran herhangi bir meslek ile iştigal için mutad olarak lüzumlu vasıflara dair veya yalnız Cumhuriyet güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararına veya yalnız bu Anayasanın herhangi bir şahsa sağladığı hak ve hürriyetlerin korunması için lüzumlu veya, yalnız amme yararına olan ve kanunla konulan formalitelere, şartlara veya tahditlere tabi tutulabilir: Ancak, bir formalite, şart veya tahdit, iki Cemaattan herhangi birinin menfaatlarına aykırı ise böyle bir formalite, şart veya tahdit amme yararınadır diye kanunla konulamaz.
3. Bu maddenin yukarıdaki hükümlerine bir istisna olarak, amme yararına olmak kaydı ile, mahiyeti itibarıyla ana amme hizmeti vasfında olan veya enerji kaynakları veya sair tabiî kaynakların işletilmesi ile ilgili olan bazı işletmelerin yürütülmesi, bir kanunla, Cumhuriyete veya belediyelere veya bu kanunla bu maksatla kurulan ve Cumhuriyetin kontrolu altında idare edilen ve sermayesi yalnız amme ve hususi kaynaklardan veya bunların herhangi birinden temin edilen amme hükmî şahıslara inhisar ettirebilir: Ancak, böyle bir işletme, bir belediye veya amme hükmî şahsından gayrı bir şahıs tarafından yürütüldüğü takdirde, bu işletme için kullanılan tesisler, bu şahsın isteği üzerine, tam bir bedel ödenerek, hale göre, Cumhuriyet veya bahis konusu belediye veya amme hükmî şahsı tarafından iktisap olunur.
MADDE 26
1. Her şahıs, mukavele hukukunun umumî prensiplerince konulan şartlar, kısıntılar veya tahditlere tabi olmak kaydıyle, serbestçe mukavele yapmak hakkına sahiptir. İktisaden kudretli şahıslar tarafından istismarı kanun önler.
2. Bir kanun, işverenler ile işçiler arasında mecburi kollektif iş mukaveleleri yapılmasını, böyle bir mukavelenin aktinde temsil edilen veya edilmeyen herhangi bir şahsın haklarını yeter olarak korumak üzere, koyabilir.
MADDE 27
1. Grev hakkı tanınmıştır. Bu hakkın kullanılması, yalnız Cumhuriyetin güvenliğini veya Anayasa düzenini veya amme nizamını veya amme selametini veya sekenenin hayatı için lüzumlu madde ve hizmetlerin idamesini veya bu Anayasanın herhangi bir şahsa sağladığı hak ve hürriyetleri korumak maksadıyla konacak bir kanunla düzenlenebilir.
2. Silahlı kuvvetler, polis ve jandarma mensuplarının grev hakkı yoktur. Kanun bu yasağı amme hizmeti mensuplarına da teşmil edebilir.
MADDE 28
1. Her şahıs, kanun, idare ve adliye önünde eşittir ve bunlar tarafından eşit olarak korunmak ve muamele görmek hakkına sahiptir.
2. Her şahıs, bu Anayasada gösterilen bütün hak ve hürriyetlerden, Anayasada açıkça aksine bir hüküm bulunmadıkça, cemaat, ırk, din, dil, cinsiyet, siyasî veya diğer inançlar, millî veya sosyal menşe, doğuş, renk, servet, sosyal sınıf veya herhangi diğer bir sebeple doğrudan doğruya veya dolayısiyle ayırd edilmeden istifade eder.
3. Hiçbir vatandaş; Cumhuriyet ülkesi sınırları içinde herhangi bir asalet veya sosyal farklılık ünvanını kullanamaz veya bunun imtiyazlarından istifade edemez.
4. Cumhuriyet tarafından veya dahilinde hiçbir asalet veya diğer sosyal farklılık ünvanı verilmez veya tanınmaz.
MADDE 29
1. Her şahıs, ferden veya diğer şahıslarla birlikte, yetkili herhangi bir amme makamına yazılı olarak müracaat veya şikayet ve bunların süratle incelenmesi ve karara bağlanması hakkına sahiptir. Gerekçeye dayanacak olan bu karar, derhal ve her halde otuz günü geçmiyen bir süre içinde müracaat veya şikayet sahibine yazılı olarak bildirilir.
2. Böyle bir karardan zarar gören her ilgili veya bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterilen süre içinde kendisine bir karar bildirilmeyen her şahıs, müracaat veya şikayet konusu hakkında yetkili bir mahkemeye müracaat edebilir.
MADDE 30
1. Hiçbir şahıs, bu Anayasa ile veya gereğince kendisine gösterilen mahkemeye müracaat etmek hakkından mahrum edilemez. Her ne ad altında olursa olsun adli komisyonlar veya istisnaî mahkemeler teşkili yasaktır,
2. Her şahıs, medeni hak ve vecibelerinin veya kendisine karşı yapılan bir cezaî isnadın bir karara bağlanmasında, kanunla tesis olunan bağımsız, tarafsız ve yetkili bir mahkeme tarafından makul bir süre içinde adil ve alenî bir surette davanın dinlenmesi hakkına sahiptir. Karar, gerekçeye dayanır ve aleni bir celsede okunur. Cumhuriyet güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme nizamı veya amme selameti veya amme ahlakı yararına olduğu veya küçüklerin menfaatları veya tarafların hususi hayatlarının korunması için gerekli olduğu veya mahkemece yayının adaletin selameti için zararlı görüldüğü hususi hallerde basın mensupları ve halk; mahkeme kararıyla duruşmaların tamamına veya bir kısmına sokulmayabilir.
3. Her şahıs-
(a) mahkeme önüne çıkarılması sebeplerinin kendisine bildirilmesi;
(b) davasını mahkemeye sunmak ve bunu hazırlamak için gerekli zamana sahip olmak;
(c) delillerini göstermek veya göstertmek ve tanıkların kanuna uygun olarak sorguya çekilmesi;
(d) kendi seçeceği bir hukukçu tutmak ve adaletin selameti gerektiriyorsa kanunun gösterdiği tarzda kendisine meccanen bir hukukçu tayin edilmesi;
(e) mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından meccanen faydalanmak, hakkına sahiptir.
MADDE 31 Her vatandaş, bu Anayasanın ve onun gereğince yapılan herhangi bir Cumhuriyet veya ilgili Cemaat Meclisi seçim kanununun hükümlerine uygun olarak, bu Anayasa veya herhangi böyle bir kanun gereğince yapılan herhangi bir seçimde rey kullanmak hakkına sahiptir.
MADDE 32 Bu Kısımdaki hiçbir hüküm, Cumhuriyetin, yabancılarla ilgili her hususu bir kanunla Devletler Hukukuna uygun olarak düzenlemesine engel olmaz.
MADDE 33
1. Bu Kısımla sağlanan ana hak ve hürriyetler, Anayasanın fevkalade hal hakkındaki hükümleri dışında, bu Kısımda konulanlardan gayrı hiçbir tahdit veya kısıntılara tabi tutulamaz.
2. Bu Kısmın tahdit veya kısıntılara dair hükümleri dar şekilde tefsir edilir ve konduklarının dışında diğer herhangi bir maksatla tatbik edilemez.
MADDE 34 Bu Kısımdaki hükümlerin hiçbiri, bir Cemaata, grup veya şahsa, bu Anayasa ile kurulan Anayasa düzeninin baltalanmasını veya yok edilmesini veya bu Kısımla tanınan hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya bu Kısımda konulduğundan daha geniş bir surette tahdit edilmesini hedef tutan bir faaliyete girişmeye veya harekette bulunmaya hak verir şekilde tefsir olunamaz.
MADDE 35 Cumhuriyetin teşrîî icraî ve kazaî makamları, kendi yetki sınırları içinde, bu Kısım hükümlerinin tam tatbikini sağlamakla mükelleftirler.
KISIM III – CUMHUR BAŞKANI, CUMHUR. BAŞKAN MUAVİNİ VE BAKANLAR KURULU
MADDE 36
1. Cumhur Başkanı Devlet Başkanıdır ve Cumhuriyetteki bütün şahıslara tekaddüm eder. Cumhur Başkan Muavini Devlet Başkan Muavinidir ve Cumhur Başkanından sonra Cumhuriyetteki bütün şahıslara tekaddüm eder. Geçici olarak gaybubeti veya görevlerini yapamaması hallerinde Cumhur Başkanına vekalet etmek veya onun yerini almak bu maddenin 2’nci fıkrasında gösterildiği tarzda olur.
2. Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin geçici olarak gaybubeti veya görevlerini yapamaması halinde, kendisine, bu halin devamınca, hale göre, Temsilciler Meclisinin Reisi veya Reis Vekili ve onun gaybubeti veya bu makam münhal bulunduğu takdirde, 72’nci madde gereğince ona vekalet eden Temsilci vekalet eder.
MADDE 37 Cumhur Başkanı Devlet Başkanı sıfatiyle-
(a) bütün resmî merasimlerde Cumhuriyeti temsil eder;
(b) 54’üncü madde gereğince tayin olunmuş diplomatik temsilcilerin itimatnamelerini imzalar ve nezdine akredite edilecek diplomatik temsilcilerin itimatnamelerini kabul eder;
(c) (i) milletlerarası andlaşma, sözleşme ve diğer anlaşmaları müzakere etmek için veya bu Anayasa hükümlerine uygun ve tabi olarak müzakere edilmiş bulunan bu gibi andlaşma, sözleşme veya anlaşmaları imzalamak için 54’üncü madde gereğince tayin olunmuş temsilcilerin selahiyetnamelerini;
(ii) bu Anayasada gösterildiği tarzda tasdik edilmiş milletlerarası andlaşma, sözleşme veya anlaşmaların tasdiknamelerinin gönderilmesine dair mektubu, imza eder;
(d) Cumhuriyet nişanlarını verir.
MADDE 38
1. Cumhur Başkan Muavini Devlet Başkan Muavini sıfatile aşağıdaki haklara sahiptir:-
(a) bütün resmî merasimlerde hazır bulunmak:
(b) yabancı diplomatik temsilcilerin itimatnamelerinin takdiminde hazır bulunmak;
(c) Türk Cemaatı üyelerine Cumhuriyet nişanlarının verilmesi için Cumhur Başkanına tavsiyelerde bulunmak. Cumhur Başkanı, aksine vahim sebebler yoksa bu tavsiyeye uyar.
Bu suretle verilmiş nişanlar, arzu ettiği takdirde, Cumhur Başkan Muavini tarafından muhatabına tevdi olunur.
2. Bu maddenin 1’inci fıkrasının (a) ve (b) bendleri maksatları bakımından gerekli bilgi, bahis konusu olaylardan yeter zaman önce Cumhur Başkan Muavinine yazılı olarak bildirilir.
MADDE 39
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavininin seçimi tek dereceli, genel ve gizli reyle olacak ve, ara seçim hariç, ayni günde fakat ayrı ayrı cereyan edecektir:
Ancak, her iki halde de, seçim için yalnız bir aday mevcutsa bu aday seçilmiş olarak ilan edilir.
2. Muteber olarak verilen reylerin yüzde ellisinden fazlasını alan aday seçilir. Adaylardan hiçbiri gerekli ekseriyeti sağlayamadığı takdirde, seçim, müteakip haftanın ayni gününde, muteber olarak verilen reylerin en çoğunu alan iki aday arasında tekrarlanır ve tekrarlanan böyle bir seçimde muteber olarak verilen reylerin en çoğunu alan aday seçilmiş sayılır.
3. Deprem, su baskını, genel salgın hastalık ve benzeri gibi olağanüstü ve beklenmedik sebepler yüzünden seçim bu Anayasa gereğince tesbit edilen tarihte yapılamadığı takdirde, müteakip haftanın ayni gününde yapılır.
MADDE 40
Seçim zamanında aşağıdaki vasıfları haiz olan her şahıs Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini seçiminde aday olabilir:-
(a) Cumhuriyet vatandaşı olmak;
(b) otuz beş yaşına varmış olmak;
(c) bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra, haysiyeti muhil veya ahlaka aykırı bir suçtan hüküm giymemiş veya herhangi bir seçim suçundan dolayı yetkili bir mahkemece ehliyetsiz kılınmamış olmak;
(d) Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini olarak görev görmesine engel bir akıl hastalığı bulunmamak.
MADDE 41
1. Cumhur Başkan veya Cumhur Başkan Muavini görevi, Bakanlık veya Temsilcilik veya bir Cemaat Meclisi üyeliği veya Belediye Başkanlığı da dahil olmak üzere herhangi bir belediye meclisi üyeliği veya Cumhuriyetin silah veya emniyet kuvvetlerine mensubiyet veya bir amme veya belediye görevi ile birleşemez.
Bu madde bakımından “amme görevi”, Cumhuriyetin veya bir Cemaat Meclisinin amme hizmetinde, ücreti Cumhuriyet veya bir Cemaat Meclisince kontrol edilen, ücretli herhangi bir görevdir ve herhangi bir amme hükmî şahsındaki veya amme yararına bir teşekküldeki herhangi bir görevi de içine alır.
2. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, görev süreleri boyunca, kendi namlarına veya başka bir şahıs namına, doğrudan doğruya veya dolayısıyla, kar için olan veya olmayan herhangi bir iş veya meslek ile iştigal edemezler.
MADDE 42
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini görevlerine Temsilciler Meclisi önünde aşağıdaki sözü vererek başlarlar. “Kıbrıs Cumhuriyetinin, Anayasasına ve buna uygun olarak yapılmış kanunlara, bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunmasına, iman ve riayet edeceğine söz veririm.”.
2. Temsilciler Meclisi, bu maksatla, görevi biten Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin beş senelik görev sürelerinin son gününde ve 44’üncü maddenin 4’üncü fıkrası gereğince bir ara seçimi yapıldığı takdirde, bu seçimden sonraki üçüncü gün toplanır.
MADDE 43
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini görevlerine başladıkları tarihten itibaren beş sene süre ile görev görürler ve kendilerinden sonra seçilen Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin görevlerinin başlamasına kadar görevlerine devam ederler.
2. 44’üncü maddenin 4’üncü fıkrası gereğince bir ara seçimde seçilen Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, yerine seçildiği Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin görev süresinin geri kalan kısmı için görev görür.
3. Yeni bir Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin seçimi, bunların görevleri biten Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavininin beş senelik görev sürelerinin son gününde görevlerine başlayabilmeleri için, bu süre bitmeden evvel yapılır.
MADDE 44
1. Cumhur Başkanlığı veya Cumhur Başkan Muavinliği aşağıdaki hallerde inhilâl eder:-
(a) ölüm ile;
(b) Temsilciler Meclisine hitaben ve, hale göre, Reisi veya Reis Vekili vasıtasiyle alınan yazılı istifa ile;
(c) ağır hiyanet veya haysiyeti muhil veya ahlaka aykırı bir suçtan hüküm giyme halinde;
(d) görevi fiilen görmeye engel daimî bedenî veya aklî yetersizlik veya geçici olanların dışında gaybubet halinde.
2. Cumhur Başkanlığı veya Cumhur Başkan Muavinliği inhilal ettiği takdirde, bu inhilal süresince, Temsilciler Meclisinin Reisi veya Reis Vekili, hale göre, Cumhur Başkanına veya Cumhur Başkan Muavinine vekalet eder.
3. Bu maddenin 1’inci fıkrasının (d) bendi ile ilgili olarak ortaya çıkacak her mesele hakkında, hale göre, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin mensup olduğu Cemaata mensup Temsilcilerin basit ekseriyeti ile verilecek bir karar üzerine Baş Savcı ve Baş Savcı Yardımcısının yapacakları teklif ile, Yüksek Anayasa Mahkemesi karar verir:
Ancak, mezkûr Temsilcilerin sayısı toplamının asgarî beşte biri tarafından imzalanan bir karar teklifi olmaksızın, Temsilciler Meclisinde bu hususla ilgili karar alınamaz, gündemine madde konamaz veya müzakere edilemez.
4. Cumhur Başkanlığı veya Cumhur Başkan Muavinliği inhilal ettiğinde, bu inhilal, vukuu tarihinden itibaren kırk beş günü geçmeyen bir süre içinde yapılacak bir ara seçimi ile doldurulur.
MADDE 45
1. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, görevi süresince, bu madde hükümleri dışında, herhangi cezaî takibata tabî değildir.
2. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin gizli reyle ve Temsilciler sayısı toplamının dörtte üçünün ekseriyeti ile vereceği bir kararına dayanılarak Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısınca ileri sürülecek bir iddia üzerine, Yüksek Mahkemede ağır hiyanetten muhakeme edilebilir:
Ancak, Temsilciler sayısı toplamının asgari beşte biri tarafından imzalanan bir karar teklifi olmaksızın Temsilciler Meclisinde bu hususla ilgili bir karar alınamaz, gündemine madde konamaz veya müzakere edilemez.
3. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, Yüksek Mahkeme Reisinin müsaadesi ile Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısı tarafından ileri sürülecek bir iddia üzerine, Yüksek Mahkemede; haysiyeti muhil veya ahlaka aykırı bir suçtan dolayı muhakeme edilebilir.
4. (1) Bu maddenin 2’nci veya 3’üncü fıkrası gereğince takibata tabi tutulan Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, görevlerini görmekten alıkonulur ve bu takdirde 36’ncı maddenin 2’nci fıkrası hükümleri uygulanır.
(2) Böyle bir takibata tabi tutulan Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini Yüksek Mahkemede muhakeme edilir; mahkûmiyeti halinde görevi inhilal eder ve beraati halinde görevini yeniden görmeye başlar.
5. Bu maddenin 2’nci ve 3’üncü fıkraları hükümleri mahfuz kalmak şartıyla, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, görevlerinin ifasi sırasında işlediği herhangi bir suçtan dolayı takip edilemez, ancak, görev süresi içinde işlediği herhangi başka bir suçtan dolayı görevi sona erdikten sonra takip edilebilir.
6. Görevlerinden herhangi birinin ifası sırasında işlediği her hangi bir fiil veya ihmalinden dolayı Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini aleyhine dava açılamaz:
Ancak, bu fıkra hükmü, herhangi bir şahsı, kanunda gösterildiği şekilde Cumhuriyeti dava etme hakkından mahrum eder şekilde tefsir olunamaz.
MADDE 46
İcra kuvveti Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından temin olunur.
İcra kuvvetini temin için Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavininin yedi Elen Bakan ve üç Türk Bakandan müteşekkil bir Bakanlar Kurulu vardır. Bakanlar, hale göre, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafindan inha edilirler ve her ikisi tarafından imzalanacak bir kararname ile tayin olunurlar. Bakanlar Temsilciler Meclisi dışından seçilebilir.
Müteakip bakanlıklardan, yani Dışişleri, Millî Savunma veya Maliye Bakanlıklarından biri, bir Türk Bakana verilir. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini anlaştıkları takdirde bu sistemin yerine bir münavebe sistemi koyabilirler. Bakanlar Kurulu 54’üncü maddede gösterildiği gibi icra kuvvetini kullanır.
Bakanlar Kurulunun kararları mutlak ekseriyetle alınır ve, 57’nci maddeye uygun olarak Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini veya her ikisi tarafından kesin veto veya iade hakkı kullanılmadığı takdirde, bunlar tarafından 57’nci madde hükümlerine uygun olarak Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanmak suretiyle derhal ilan olunur.
MADDE 47
Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken kullanılan icra kuvveti aşağıdakilerden ibarettir, yani:-
(a) 4’üncü maddede gösterildiği üzere Cumhuriyetin bayrağının şekil ve rengini tesbit etmek;
(b) Cumhuriyetin nişanlarının ihdas veya tesisi;
(c) 46’ncı maddede gösterildiği üzere, ikisi tarafından imzalanmış bir kararname ile, Bakanlar Kurulu üyelerinin tayini;
(d) 57’nci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar Kurulunun kararlarının Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanması sureti ile ilanı;
(e) 52’nci maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisinin kabul ettiği herhangi bir kanun veya kararın Cumhuriyet Resmî Gazetesinde, yayınlanması suretile ilanı;
(f) 112, 115, 118, 124, 126, 131, 133, 153 ve 184’üncü maddelerde gösterilen tayinler; 118’inci maddede gösterildiği üzere görevlere ve 181’inci madde gereğince yapılan tayinlere son verilmesi;
(g) 129’uncu maddede gösterildiği üzere, mecburî askerlik hizmetinin konması;
(h) 130’uncu maddede gösterildiği üzere emniyet kuvvetlerinin azaltılması veya çoğaltılması;
(i) 53’üncü maddede gösterildiği üzere, zarar gören tarafın ve mahkûm olan şahsın ayrı Cemaatlere mensup olduğu hallerde hususî af hakkının kullanılması; 53’üncü maddede gösterildiği üzere mahkûmiyet kararlarının azaltılması, durdurulması ve değiştirilmesi;
(j) 140’ıncı maddede gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama hakkı;
(k) 137’nci, 138’inci, 139’uncu ve 143’üncü ınaddelerde gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesinin kararlarının Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanması;
(l) 46’ncı maddede gösterildiği üzere, üç bakanlıktan, yani Dışişleri veya Millî Savunma veya Maliye Bakanlıklarından birine bir Türk Bakanın tayini sistemi yerine bir münavebe sisteminin konması;
(m) 48 ve 49’uncu maddelerin (d), (e), (f) ve (g) fıkralarında ve 50 ve 51’inci maddelerde belirtilen ve, hale göre, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin ayrı ayrı kullanabilecekleri yetkilerden herhangi birinin kullanılması;
(n) 79’uncu maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisine mesaj göndermek.
MADDE 48
Cumhur Başkanı tarafından kullanılan icra kuvveti aşağıdakilerden ibarettir, yani: –
(a) Elen Bakanları inha ve görevlerine son verme;
(b) 55’inci maddede gösterildiği üzere Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırmak, bu toplantılara başkanlık etmek ve Bakanlar Kurulu müzakerelerine rey hakkı olmaksızın katılmak;
(c) 56’ncı maddede gösterildiği üzere, bu toplantıların gündemini hazırlamak;
(d) 57’nci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar Kurulunun dışişleri, milli savunma veya güvenlik ile ilgili kararlarına karşı kesin veto hakkı;
(e) 57’nci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar Kurulunun kararlarını iade hakkı;
(f) 50’nci maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisinin dışişleri, millî savunma veya güvenlikle ilgili kanun veya kararlarına karşı kesin veto hakkı;
(g) 51’inci maddede gösterildiği üzere, T’emsilciler Meclisinin kanun veya kararlarını veya Bütçeyi iade hakkı;
(h) 137, 138 ve 143’üncü maddelerde gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat hakkı;
(i) 141’inci maddede gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama hakkı;
(j) 104’üncü maddede gösterildiği üzere, Elen Cemaat Meclisinin cemaat kanunlarını ve kararlarını yayınlamak;
(k) 142’nci maddede gösterildiği üzere, Elen Cemaat Meclisinin herhangi bir kanun veya kararını Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama hakkı;
(l) 139’uncu maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisi ile Cemaat Meclisleri veya herhangi bir Cemaat Meclisi arasında veya Cumhuriyetin organları veya Cumhuriyet dahilindeki makamlar arasında kuvvet veya yetki uyuşmazlık veya itirazlarına dair herhangi bir konu ile ilgili olarak Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat hakkı;
(m) 53’üncü maddede gösterildiği üzere, ölüm cezalarında hususî af hakkı;
(n) 47’nci maddede belirtilen yetkilerden herhangi birini Cumhur Başkan Muavini ile müştereken kullanmak;
(o) 79’uncu maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisine mesaj göndermek.
MADDE 49
Cumhur Başkan Muavini tarafından kullanılan icra kuvveti aşağıdakilerden ibarettir, yani: – (a) Türk Bakanları inha ve görevlerine son verme;
(b) 55’inci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar kurulunu toplantıya çağırmasını Cumhur Başkanından talep etmek ve Bakanlar Kurulunun bütün toplantılarında bulunmak ve müzakerelerine rey hakkı olmaksızın katılmak;
(c) 56’ncı maddede gösterildiği üzere, Cumhur Başkanına göndeme geçirilecek konular teklif etmek;
(d) 57’nci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar Kurulunun dışişleri; millî savunma veya güvenlik ile ilgili kararlarına karşı kesin veto hakkı; (e) 57’nci maddede gösterildiği üzere, Bakanlar Kurulu kararlarını iade hakkı;
(f) 50’nci maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisinin dışişleri, millî savunma veya güvenlik ile ilgili kanun veya kararlarına karşı kesin veto hakkı;
(g) 51’inci maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisinin kanun veya kararlarını veya Bütçeyi iade hakkı;
(h) 137, 138 ve 143’üncü maddelerde gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat hakkı;
(i) 141’inci maddede gösterildiği üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama hakkı;
(j) 104’üncü maddede gösterildiği üzere, Türk Cemaat Meclisinin cemaat kanunlarını ve kararlarını yayınlamak;
(k) 142’nci maddede gösterildiği üzere, Türk Cemaat Meclisinin herhangi bir kanun veya kararını Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama hakkı;
(l) 139’uncu maddede gösterildiği üzere, Temsilciler Meclisi ile Cemaat Meclisleri veya her hangi bir Cemaat Meclisi arasında veya Cumhuriyetin organları veya Cumhuriyet dahilindeki makamlar arasında kuvvet veya yetki uyuşmazlık veya itirazlarına dair herhangi bir konu ile ilgili olarak Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat hakkı;
(m) 53’üncü maddede gösterildiği üzere, ölüm cezalarında hususî af hakkı;
(n) 47’nci maddede belirtilen yetkilerden herhangi birini Cumhur Başkanı ile müştereken kullanmak;
(o) 79’ncu maddede gösterildiği üzere, Temsliciler meclisine mesaj göndermek.
MADDE 50
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin aşağıdaki konular ile ilgili herhangi bir kanun veya kararına veya onun herhangi bir kısmına karşı kesin veto hakkına, ayrı ayrı veya müştereken, sahiptirler:- (a) Yunanistan kırallığının ve Türkiye Cumhuriyetinin ikisinin birden katıldığı milletlerarası teşekküller ve ittifak anlaşmalarına Cuınhuriyetin katılması müstesna olmak üzere, dışişleri;
Bu bend maksatları bakımından “dışişleri” aşağıdaki konuları içine alır:-
(i) devletlerin tanınması, diğer memleketlerle diplomatik ve konsolosluk münasebetlerinin tesisi ve bu münasebetlerin kesilmesi. Diplomatik temsilcilere agreman ve konsolosluk temsilcilerine exequatur verilmesi. Dışişleri hizmetinde bulunan diplomatik temsilcilerin ve konsolosluk temsilcilerinin yabancı memleketlerde görevlendirilmeleri. Dışişleri hizmetinde bulunan hususî temsilcîlerin yabancı memleketlerde görevlendirilmeleri. Dışişleri hizmetinde olmayan şahısların yabancı memleketlerde dipmatik temsilci veya konsolosluk temsilcisi olarak herhangi bir göreve tayin ve gönderilmeleri ve Dışişleri hizmetinde olmıyan şahısların hususî temsilci olarak yabancı memleketlerde görevlendirilmeleri;
(ii) milletlerarası andlaşma, sözleşme ve anlaşmaların akti;
(iii) harp ilanı ve sulh akti;
(iv) Cumhuriyet vatandaşlarının ve menfaatlarının yabancı memleketlerde korunması;
(v) yabancıların Cumhuriyette ikamet, statü ve menfaatları;
(vi) Cumhuriyet vatandaşlarının yabancı tabiiyetini iktisapları ve yabancı bir hükümetin görevini kabul etmeleri veya hizmetine girmeleri;
(b) aşağıdaki savunma konuları :-
(i) silahlı kuvvetlerin terkibi ve vüsati ile bu kuvvetlere ayrılacak tahsisat;
(ii) kadrolara tayinler ve bunlardaki terfiler;
(iii) harp malzemesinin ve her nevi patlayıcı maddelerin ithali;
(iv) müttefik memleketlere üsler verilmesi ve diğer kolaylıkların tanınması;
(c) aşağıdaki emniyet konuları :-
(i) kadrolara tayinler ve bunlardaki terfiler;
(ii) kuvvetlerin dağıtımı ve yerleştirilmesi;
(iii) fevkalade tedbirler ve sıkı yönetim;
(iv) polis kanunları.
Yukarıda (c) bendi gereğince veto hakkının, polis ve jandarmanın normal çalışmasını ilgilendirenlerin dışındaki bütün istisnaî tedbir ve kararları kavradığı belirtilir.
2. Yukarıdaki veto hakkı bir kanun veya kararın bütününe veya herhangi bir kısmına karşı kullanılabilir ve sonuncu halde kısmen veto edilmiş kanun veya karar, veto edilmemiş kısmının bu Anayasanın ilgili hükümleri gereğince ilan edilmek üzere sunulup sunulmayacağı hakkında bir karar verilmesi için Temsilciler Meclisine iade edilir.
3. Bu madde gereğince veto hakkı, Temsilciler Meclisi kanunlarının veya kararlarının ilanı için 52’inci maddede konulan süre içinde kullanılır.
MADDE 51
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin herhangi bir kanun veya kararını veya onun herhangi bir kısmını, tekrar incelenmesi için, Meclise iade etmek hakkına, ayrı ayrı veya müştereken, sahiptirler.
2. Bütçenin Temsilciler Meclisi tarafından kabul olunması üzerine, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Bütçeyi, kendi kanaati veya kanaatlarınca ayırd edici olması sebebine dayanarak Temsilciler Meclisine iade etmek hakkına veya haklarına ayrı ayrı veya müştereken, sahiptirler.
3. Bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterildiği üzere, bir kanun veya karar veya onun herhangi bir kısmı, Temsilciler Meclisine iade edildiği takdirde, Temsilciler Meclisi iade olunan konu hakkında iade tarihinden itibaren onbeş gün içinde karar verir ve bu maddenin
2’nci fıkrasında gösterildiği üzere Bütçe iade edildiği takdirde, Temsilciler Meclisi iade olunan konu hakkında iade tarihinden itibaren otuz gün içinde karar verir.
4. Temsilciler Meclisi kararında israr ettiği takdirde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, hale göre, kanun veya karar veya Bütçeyi, bu Anayasa hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Temsilciler Meclisinin kanun veya kararlarının ilanı için tesbit olunan süre içinde Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlamak suretiyle ilan ederler.
5. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini bu maddede gösterildiği üzere iade hakkını kullandığı zaman bunu diğerine hemen bildirir.
6. Bu maddede gösterilen iade hakkı, Temsilciler Meclisinin kanunlarının veya kararlarının ilanı için 52’nci maddede gösterilen süre içinde kullanır.
MADDE 52
Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin herhangi bir kanun veya kararının kendi dairelerine ulaştırılmasından itibaren onbeş gün içinde, bu kanun veya kararı, bu süre içinde, hale göre, 50’nci maddede gösterildiği üzere veto haklarını veya 51’inci maddede gösterildiği üzere iade haklarını veya 140 ve 141’inci maddelerde gösterildiği üzere Yüksek Anayasa Mahkemesine yollama haklarını veya Bütçe hakkında 138’inci maddede gösterildiği üzere Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat haklarını, ayrı ayrı veya müştereken, kullanmadıkları takdirde, Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlamak suretiyle ilan ederler.
MADDE 53
1. Cumhurbaşkanı veya Cumhurbaşkan Muavini, kendi Cemaatlarına mensup olup ölüm cezasına mahkûm edilen şahısları af etme hakkına sahiptir.
2. Zarar gören kimse ile suçlu ayrı Cemaatlara mensub oldukları takdirde, bu af hakkını, Cumhur Başkanı ile Cumhur Başkan Muavini aralarında varacakları anlaşma ile kullanırlar; ikisi arasında anlaşmazlık halinde şefaat lehindeki rey üstün tutulur.
3. Bu maddenin 1’inci veya 2’nci fıkrası gereğince af hakkı kullanıldığı takdirde, ölüm cezası müebbet hapise çevrilir.
4. Diğer bütün hallerde; Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Cumhuriyetin bir mahkemesi tarafından verilen herhangi bir cezayı, Cumhuriyet Baş Savcısının ve Baş Savcı Yardımcısının müşterek tavsiyesi üzerine, azaltabilirler, durdutabilirler veya değiştirebilirler.
MADDE 54
Ayrı ayrı veya müşterek hareket etmek üzere Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavinine, 47, 48 ve 49’uncu maddeler gereğince açıkça ayrılmış olan icra kuvveti mahfuz kalmak şartiyle, Bakanlar Kurulu, bu Anayasanın açık hükümlerine göre bir Cemaat Meclisinin yetkisine giren konular dışında kalan, aşağıdakiler de dahil olmak üzere, bütün konularda icra kuvvetini kullanır:-
(a) Cumhuriyet idaresinin umumî sevkiidaresi ve mürakabesi ve umumî siyasetin idaresi;
(b) 50’inci maddede gösterilen dışişleri,
(c) 50’inci maddede gösterilen konular da dahil olmak üzere millî savunma ve emniyet;
(d) bütün amme hizmetlerinin koordinasyonu ve bunlara nezaret;
(e) bu Anayasanın ve kanunun hükümlerine uygun olarak Cumhuriyete ait olan mallara nezaret ve bunlar üzerinde tasarruf;
(f) bir Bakan tarafından Temsilciler Meclisine sunulacak olan Kanun Tasarılarını incelemek;
(g) herhangi bir kanunu tatbik için bu kanunda gösterildiği üzere kararname veya nizamname yapmak;
(h) Temsilciler Meclisine sunulacak olan Cumhuriyet Bütçesini incelemek.
MADDE 55
Cumhur Başkanı Bakanlar kurulunu toplantıya çağırır. Bu çağrı; Cumhur Başkanınca resen veya Cumhur Başkan Muavininin belli bir konu için zamanında istemesi üzerine yapılır.
MADDE 56
Bakanlar Kurulunun herhangi bir toplantısının gündemi, Cumhur Başkanı tarafından istediği şekilde hazırlanır ve toplantıdan evvel bütün ilgililere bildirilir. Cumhur Başkan Muavini herhangi bir konuyu herhangi bir toplantının gündemine alınmak üzere Cumhur Başkanına teklif edebilir. Cumhur Başkanı bu konuyu teklif edilen toplantıda görüşülmesi mümkünse bu toplantının gündemine alır, aksi takdirde, bu konu müteakip toplantının gündemine alınır.
MADDE 57
(1) Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararlar derhal Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin dairelerine ulaştırılır.
(2) Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini veya her ikisi, Bakanlar Kurulunun kararlarını, bunların dairelerine ulaştırılmasından itibaren dört gün içinde tekrar incelenmek üzere Bakanlar Kuruluna iade etmek hakkına sahiptirler. Bu iade üzerine, Bakanlar Kurulu konuyu tekrar inceler ve kararında ısrar ederse Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini bu kararı, bu maddenin 4’üncü Fıkrası gereğince yayınlamak suretile ilan ederler: Ancak, veto hakkının mevcut olduğu hallerde, iade hakkının kullanılması, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin veya her ikisinin, üzerinde israr edilen karara karşı, bunun dairelerine ulaştırılmasından itibaren dört gün içinde, veto hakkını kullanmalarına engel olmaz.
(3) Bir karar, 50’nci maddede gösterilen dışişleri, millî savunma veya emniyet ile ilgili ise, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini veya her ikisi, bu karara karşı, bunun kendi dairelerine ulaştırılmasından itibaren dört gün içinde, veto kullanmak hakkına sahiptirler. (4) Kararın tatbiki gerekiyor ve hakkında bu maddenin 2’nci veya 3’üncü fıkralarında gösterildiği üzere veto veya iade hakkı kullanılmış ise bu karar, Bakanlar Kurulunun aksine bir ifadesini ihtiva etmiyorsa, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından Cumhuriyet Resmi Gazetesinde yayınlanmak suretile derhal ilan olunur.
MADDE 58
1. Her Bakan Bakanlığının başıdır.
2. Bu Anayasa gereğince, ayrı ayrı veya müşterek hareket etmek üzere Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine, ve Bakanlar kuruluna açıkça ayrılmış olan icra kuvveti mahfuz kalmak şartiyle, her Bakan tarafından kullanılan icra kuvveti aşağıdaki konuları içine alır:-
(a) Bakanlığını ilgilendiren kanunları tatbik etmek, ve normal olarak Bakanlığının sahasına giren bütün konu ve işleri idare etmek;
(b) Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Bakanlığını ilgilendiren kararname ve nizamnameleri hazırlamak;
(c) kendi Bakanlığını ilgilendiren herhangi bir kanun ve bu kanun gereğince çıkarılmış bir kararname veya nizamname hükümlerinin tatbiki için emir vermek ve genelge yapmak;
(d) Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere Cumhuriyet Bütçesinin kendi Bakanlığına ait kısmını hazırlamak,
MADDE 59
1. Cumhuriyet vatandaşı olmayan ve Temsilciler Meclisi üyesi seçiminde aday olabilmek için gerekli vasıfları haiz bulunmayan bir şahıs Bakan tayin edilemez.
2. Bakanlık görevi, Temsilcilik veya Cemaat Meclisi üyeliği veya Belediye Reisliği de dahil olmak üzere herhangi bir belediye meclisi üyeliği veya Cumhuriyetin silahlı veya emniyet kuvvetlerine mensubiyet veya bir amme veya belediye görevi veya, bir Türk Bakan bakımından, bir din adamı görevi ile birleşemez. Bu fıkra bakımından “amme görevi” 41’inci maddedeki ile ayni manadadır.
3. Bakanlar, Elen Bakan olanlar Cumhur Başkanınca görevlerine son verilinceye kadar ve Türk Bakan olanlar Cumhur Başkan Muavinince görevlerine son verilinceye kadar, görevlerinde kalırlar.
4. Bakan olarak tayin edilen her şahıs, görevine başlamadan evvel Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin önünde aşağıdaki sözü verir: –
“Kıbrıs Cumhuriyetinin, Anayasasına ve buna uygun olarak yapılmış kanunlara, bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunmasına, iman ve riayet edeceğime söz veririm.”
MADDE 60
1. Bakanlar Kurulunun biri Elen Cemaatına ve diğeri Türk Cemaatına mensup amme memuru olan iki Katibin idaresinde bir Müşterek Sekreteryası olur.
2. Bakanlar Kurulunun Müşterek Sekreteryasının iki katibi, Bakanlar Kurulu Dairesini idare ederler ve, Bakanlar Kurulu tarafından verilecek talimata uygun olarak, Kurulun toplantılarına iştirak ederler ve zabıtlarını tutarlar ve Bakanlar Kurulunun kararını ilgili organ veya makama veya şahsa ulaştırırlar.
KISIM IV – TEMSİLCİLER MECLİSİ
MADDE 61 Cumhuriyetin Teşriî Kuvveti, bu Anayasa ile açıkça Cemaat Meclislerine ayrılanlardan başka bütün konularda Temsilciler Meclisi tarafından kullanılır.
MADDE 62
1. Temsilcilerin sayısı ellidir. Bu sayı, Temsilciler Meclisinin, Elen Cemaatinin seçtiği Temsilcilerin üçte ikisini ve Türk Cemaatinin seçtiği Temsilcilerin üçte ikisini ihtiva eden bir ekseriyetle alacağı bir karar ile değiştirilebilir.
2. Bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterilen Temsilci sayısının yüzde yetmişi Elen Cemaati ve yüzde otuzu Türk Cemaati tarafından kendi üyeleri arasından ve Temsilcilik sayısından fazla aday olduğu takdirde, ayni günde genel, tek dereceli ve gizli olarak ayrı ayrı yapılacak seçimle seçilir.
Bu fıkrada konulan Temsilciler nisbeti herhangi bir istatistik sayısına tabi değildir.
MADDE 63
1. Bu maddenin 2’nci fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, yirmi bir yaşına varmış ve Seçim Kanununda gösterilen ikamet şartlarını haiz her Cumhuriyet vatandaşı seçmen olarak Elen veya Türk seçim listesinden birine kaydedilmek hakkına sahiptir: Ancak, Elen Cemaati üyeleri yalnız Elen seçim listesine ve Türk cemaati üyeleri yalnız Türk seçim listesine kayıt edilebilirler.
2. Seçim Kanunu gereğince kayıt dışı bırakılan bir şahıs seçmen olarak kayıt edilme hakkına sahip değildir.
MADDE 64
Seçim zamanında aşağıdaki vasıfları haiz olan her şahıs bir Temsilci seçiminde aday olabilir: –
(a) Cumhuriyet vatandaşı olmak;
(b) yirmi beş yaşına varmış olmak;
(c) bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra, haysiyeti muhil veya ahlaka aykırı bir suçtan hüküm giymemiş veya herhangi bir seçim suçundan dolayı yetkili bir mahkemece ehliyetsiz kılınmamış olmak;
(d) Temsilci olarak görev görmesine engel bir akıl hastalığı bulunmamak.
MADDE 65
1. Temsilciler Meclisinin görev süresi beş yıllık bir devredir. Birinci Temsilciler Meclisinin görev süresi bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte başlar.
2. Yeni seçilen Meclis bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince görevine başlayıncaya kadar süresi bitmiş Meclis görevine devam eder.
MADDE: 66
1. Temsilciler Meclisi için genel seçim, süresi biten Meclisin süresinin bittiği aydan bir evvelki ayın ikinci Pazar günü yapılır.
2. Bir Temsilcilik inhilal ettiğinde bu inhilal, vukuu tarihinden itibraren kırk beş günü geçmeyen bir süre içinde Temsilciler Meclisi tarafından tayin edilecek bir tarihte yapılacak bir ara seçimi ile doldurulur.
3. Bu maddenin 1’inci veya 2’nci fıkrasında gösterilen bir seçim, deprem, su baskını, genel salgın hastalık ve benzeri gibi olağanüstü ve beklenmedik sebepler yüzünden, bu Anayasa ile veya gereğince tesbit edilen tarihte yapılamadığı takdirde, bu seçim müteakip haftanın ayni gününde yapılır.
MADDE 67
1. Temsilciler Meclisi, ancak, Türk Cemaati tarafından seçilen Temsilcilerin asgari üçte birinin katıldığı mutlak bir ekseriyetle vereceği bir karar ile kendini fesih edebilir.
2. Bu kararda, 65’inci ve 66’ncı maddelerin 1’inci fıkraları hükümlerine rağmen, karar tarihinden itibaren en erken otuz gün ve en geç kırk gün sonra yapılması gereken genel seçimin tarihi ve genel seçim tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde olmak üzere yeni seçilecek Meclisin ilk toplantısının tarihi tesbit edilir ve bu tarihe kadar eski Meclis görevine devam eder.
3. 65’inci maddenin 1’inci fıkrası hükümlerine rağmen, fesihten sonra seçilen Temsilciler Meclisinin görev süresi; fesh olunan Meclisin görev süresinin geri kalan kısmı kadar devam eder. Fesih, beş yıllık görev süresinin son yılı içinde vukubulduğu takdirde, Temsilciler Meclisi için genel seçim, hem feshedilen Meclisin görev süresinin geri kalan kısmı hem de müteakip beş yıllık görev süresi için yapılır ve yeni seçilen Meclisin, fesih edilmiş Meclisin görev süresinden geri kalan kısım içinde yaptığı toplantılar olağanüstü içtima sayılır.
MADDE 68
65’inci maddenin 2’nci fıkrası veya 67’nci maddenin 2’nci fıkrası gereğince yeni seçilen Meclis görevine başlayıncaya kadar görevine devam eden bir Temsilciler Meclisi, ilgili kanun veya kararda açıkça gösterilecek acele ve istisnai beklenmedik haller dışında herhangi bir konu hakkında herhangi bir kanun yapmak veya herhangi bir karar almak yetkisine sahip değildir.
MADDE 69
Bir Temsilci, Temsilciler Meclisindeki görevine başlamadan evvel ve Meclisin genel bir oturumunda aşağıdaki sözü verir: – “Kıbrıs Cumhuriyetinin, Anayasasına ve buna uygun olarak yapılmış kanunlara, bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunmasına, iman ve riayet edeceğime söz veririm.”.
MADDE 70
Temsilcilik görevi, Bakanlık veya Cemaat Meclisi, üyeliği veya Belediye Reisliği de dahil olmak üzere herhangi bir belediye meclisi veya Cumhuriyetin silahlı veya emniyet kuvvetlerine mensubiyet veya bir amme veya belediye görevi ile veya, Türk Cemaati tarafından seçilen bir Temsilci bakımından, bir din adamı görevi ile birleşemez.
Bu madde bakımından “amme görevi”, Cumhuriyetin veya bir Cemaat Meclisinin hizmetinde, ücreti Cumhuriyet veya bir Cemaat Meclisince kontrol edilen, ücretli herhangi bir görevdir ve herhangi bir amme hükmi şahsında veya amme yararına bir teşekküldeki herhangi bir görevi de içine alır.
MADDE 71
Temsilcilik aşağıdaki hallerde inhilal eder: –
(a) ölüm ile;
(b) yazılı istifa ile;
(c) 64’üncü maddenin (c) veya (d) fıkralarında gösterilen hallerden herhangi birinin vukuu veya Cumhuriyet vatandaşlığı sıfatının kayıbı ile;
(d) 70’inci maddede gösterilen görevlerden birini almakla,
MADDE 72
1. Temsilciler Meclisinin Reisi, Elen Cemaatı tarafından seçilen Temsilciler tarafından seçilecek olan bir Elen ve Reis Vekili Türk Cemaatı tarafından seçilen Temsilciler tarafından seçilecek olan bir Türktür. Her biri, Temsilciler Meclisinin görev süresinin başlangıcında ve bu sürenin tamamı için ayni toplantıda yukarıda gösterildiği gibi ayrı ayrı seçilir.
2. Bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterilen görevlerden her hangi biri inhilal ettiğinde, bu inhilali doldurmak için gereken süretle ve icabediyorsa olağanüstü bir oturumda, bahiskonusu fıkrada gösterildiği tarzda bir seçim yapılır.
3. Meclis Reisinin veya Reis Vekilinin geçici gaybubeti sırasında veya bu maddenin 2’nci fıkrasında gösterildiği üzere bu görevlerden herhangi birindeki münhal dolduruluncaya kadar, hale göre, Reis veya Reis Vekilinin görevlerini, kendi Cemaati Temsilcilerince başka türlü karar vermedikçe, kendi Cemaatinin en yaşlı Cemaat Temsilcisi görür.
4. Meclis Reisi ve Reis Vekilinden başka Temsilciler arasından iki Elen ve bir Türk Meclis Başkanlık Katibi ile iki Elen ve bir Türk Meclis İdare Amiri, hale göre, Reis veya Reis Vekili tarafından tayin olunur ve bunlar kendilerini tayin eden Reis veya Reis Vekilinin bürosuna verilirler.
MADDE 73
1. Bu maddenin aşağıdaki hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Temsilciler Meclisi, İç Tüzüğü ile Meclis usulüne ve görevlerinin görülmesine ait her konuyu düzenler.
2. Başkan olarak Meclis Reisi ve Başkan Muavini olarak Meclis Reis Vekili ile, Meclis Reisi ve Reis Vekili seçimlerinden sonraki oturumunda Temsilciler Meclisi tarafından, Elen Cemaati Temsilcileri arasından altı ve Türk Cemaati Temsilcileri arasından iki olmak üzere, seçilecek diğer sekiz üyeden müteşekkil ve Seçme Komitesi adını taşıyan bir Komite kurulur.
3. Seçme Komitesi Temsilciler Meclisinin Daimi Komitelerini ve diğer geçici, ad hoc veya özel Komitelerini tesis eder ve bu Komitelerin üyeliklerine Temsilciler tayin eder ve bunları yaparken Komite tesisi veya tayinler hakkında Meclisteki Elen ve Türk Cemaat gruplarının veya siyasi parti gruplarının tekliflerini önemle nazara alır. Bahis konusu komitelere tayinler, müteakip fıkra hükümlerine tabidir.
4. Temsilciler Meclisindeki Elen ve Türk Cemaat grupları ve siyasi parti grupları, Meclisin Daimi ve diğer herhangi geçici, ad hoc veya özel Komitelerinin her birinde yeter sayıda temsil olunur: Ancak, bu Komitelerde Elen ve Türk Cemaatları tarafından seçilen Temsilcilere verilen yerlerin sayısının toplamı, Mecliste Elen ve Türk Cemaatları tarafından seçilen Temsilcilere ayrı ayrı verilen yerler arasındaki nisbetin ayni olur.
5. Temsilciler Meclisine sunulan her Kanun Tasarısı ve Teklifi evvela müzakere edilmek üzere ilgili Komiteye havale olunur. Müstacel mahiyette sayılanlar hariç olmak üzere; Komite safhasını geçen hiçbir Tasarı ve Teklif, Komitenin raporu ile birlikte Temsilcilere dağıtımından sonra kırk sekiz saat geçmeden, Temsilciler Meclisinde müzakere edilemez.
6. Temsilciler Meclisi toplantılarının, Meclis Reis Vekili tarafından teklif olunan herhangi bir ilave konuyu da ihtiva edecek olan, gündemi, Meclis Reisi tarafından hazırlanır ve Temsilciler Meclisine sunulur. Gündemin Temsilciler Meclisine sunulmasından sonra, herhangi bir Temsilci bu gündeme ilaveler veya değişiklikler yapılmasını teklif edebilir ve bu teklifler hakkında Temsilciler Meclisi tarafından karar verilir.
7.Hiçbir Temsilci, Temsilciler Meclisinin hiçbir toplantısında özel Kayıt Defterine, ismini kaydettirmeden veya toplantıya Başkanlık eden şahsın müsaadesini almadıkça konuşamaz.
Bu formaliteye uyan her Temsilci, söz aldığı toplantıda, konuya göre makul yeterlikte bir süre konuşmak ve dinlenmek hakkına sahibtir. Konuşmalar; konuşmak istiyenlerin; hale göre, kayıt veya sözlü talep sırasına göre yapılır;
Ancak, zıt görüşler ileri sürüldüğü hallerde, birbirine zıt görüşleri ileri süren hatipler, imkan nisbetinde, birbirlerini takip ederler. Mamafih, Temsilciler Meclisindeki Komiteler veya siyasi parti grupları adına konuşan Temsilciler, bu sıraya tabi değildirler. Gündemle ilgili herhangi bir konu, İç Tüzüğün tatbiki veya müzakere yeterliği ile ilgili takrirler hakkında konuşmak isteyen Temsilcilere, müzakere konusunun esası hakkında konuşmak isteyen Temsilcilerden daha önce söz verilir ve bu halde, biri takririn lehinde diğeri aleyhinde olan iki Temsilciye on beşer dakika konuşmak üzere söz verilir.
8. Temsilciler Meclisindeki bütün konuşmalar, Meclis kürsüsünden ve Temsilciler Meclisine hitaben yapılır. Meclisteki ve bütün Komite toplantılarındaki bütün konuşma ve diğer işlemler, yapıldıkları anda, söylendikleri veya yapıldıkları resmi dilden diğer Resmi dile tercüme edilir.
9. İç Tüzükte aksi gösterilmedikçe Mecliste ve Komite toplantılarında, bir Temsilcinin sözünün kesilmesi veya herhangi bir Temsilciye, müzakere olunan konu ile ilgisi bulunmayan şahsi hücumlar yapılması yasaktır.
10. Temsilciler Meclisinde verilen reyler Elen Meclis Başkanlık Katiplerinden biri ve Türk Meclis Başkanlık Katibi tarafından müştereken sayılır ve kayıt edilir.
11. Temsilciler Meclisi müzakerelerinin zabıtları bütün işlemleri tam olarak ihtiva eder. Komitelerdeki işlemlerin zabıtları hülasa olarak tutulur. Temsilciler Meclisinin bir toplantısının zabıtlarına müteakip ilk toplantıda bir Temsilci tarafından yapılan sözlü itiraz veya ilgili toplantının Başkanına gönderilen yazılı itiraz üzerine Temsilciler Meclisi, bahis konusu zabıtların itiraza göre doğrultulmasına karar verebilir.
12. Temsilciler Meclisinde Temsilciler sayısı toplamının asgari yüzde on ikisi tarafından temsil edilen her siyasi parti, bir siyasi parti grubu teşkil edebilir ve bu sıfatla tanınmak hakkına sahiptir.
MADDE 74
1. Temsilciler Meclisi, bir genel seçimden sonra bunu takip eden on beşinci gün ve bundan sonraki yıllarda yılın ayni gününde olağan içtimaını yapmak üzere, davetsiz toplanır.
2. Temsilciler Meclisinin olağan içtimaı, her yıl, Temsilciler Meclisinin kararına göre üç ila altı ay sürer.
3. On Temsilci tarafından Meclis Reisi ve Reis Vekilinin her ikisine de yapılacak olan bir talep üzerine Temsilciler Meclisi, Meclis Reisi veya Reis Vekili tarafından olağanüstü içtimaa çağrılır.
MADDE 75
1. Temsilciler Meclisinin toplantıları alenidir ve müzakerelerinin zabıtları yayınlanır.
2. Temsilciler Meclisi, gerekli görürse, Temsilciler sayısı toplamının dörtte üçünün ekseriyeti ile vereceği bir karar üzerine, gizli toplantılar yapabilir.
MADDE 76
1. Meclis Reisi, her toplantının başladığını ve sona erdiğini bildirir.
2. Meclis Reisi, bir toplantının sona erdiğini bildirirken, ayni zamanda, Temsilciler Meclisinin rizasile, müteakip toplantı için tesbit edilen tarih ve saati de bildirir ve Temsilciler Meclisine bu toplantının gündemini sunar ve bunun üzerine 73’üncü maddenin 6’ncı fıkrası hükümleri uygulanır.
3. Herhangi bir gündem, toplantıdan en az yirmi dört saat evvel basılır ve Temsilcilere dağıtılır. Ancak, gündem, müzakeresi başlamış olan konularla ilgili ise, dağıtımı toplantıdan evvel herhangi bir zaman, yapılabilir.
MADDE 77
1. Temsilciler Meclisinde nisap üyelerin sayısı toplamının asgari üçte biridir.
2. Herhangi belli bir konuya ait müzakere, iki Cemaatten birinin toplantıda hazır bulunan Temsilcilerinin ekseriyetinin talebi üzerine, bir defa yirmi dört saat tehir olunur.
MADDE 78
1. Temsilciler Meclisinin kanun ve kararları, hazır bulunan ve reylerini kullanan Temsilcilerin reylerinin basit ekseriyeti ile kabul olunur.
2. Seçim Kanununda her hangi bir değişiklik, belediyeler ile ilgili veya resimler veya vergiler koyan herhangi bir kanunun kabulü, Elen ve Türk Cemaatları tarafından seçilen ve reye iştirak eden, Temsilcilerin ayrı ayrı basit ekseriyetini gerektirir.
MADDE 79
1. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini Temsilciler Meclisine mesaj gönderebilir veya görüşlerini Bakanlar vasıtasiyle bildirebilir.
2. Bakanlar, Temsilciler Meclisinin veya herhangi bir Komitesinin müzakerelerini takip edebilirler ve yetkilerine giren herangi bir konuda Temsilciler Meclisine veya herhangi bir Komitesine demeçte bulunabilirler veya bilgi verebilirler.
MADDE 80
1. Kanun tekliflerinde bulunmak hakkı Temsilcilere ve Bakanlara aittir.
2. Hiçbir Temsilci bütçe masraflarında artış ile ilgili hiçbir Kanun Teklifi yapamaz.
MADDE 81
1. Bütçe, Temsilciler Meclisine, kanun tarafından malî yılın başlangıcı olarak tayin edilen günden asgarî üç ay önce sunulur ve tayin edilen bu günden evvel kabul olunur.
2. Malî yılın sonunu takip eden üç ay içinde, kesin hesaplar Temsilciler Meclisinin tasvibine sunulur.
MADDE 82 Temsilciler Meclisinin bir kanun veya kararı, bu kanun veya kararda başka bir tarih tayin edilmedikçe, Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanmakla yürürlüğe girer.
MADDE 83
1. Temsilciler, Temsilciler Meclisindeki her türlü demeç veya reylerinden dolayı hukukî veya cezaî takibata tabi değildirler.
2. Bir Temsilci, Temsilcilik sıfatı devam ettikçe, Yüksek Mahkemenin müsaadesi olmaksızın, takip olunamaz, yakalanamaz veya hapis edilemez. Ölüm veya beş yıl veya daha fazla hapis cezası ile cezalandırılabilen suç işlemesinde, suçlu, suç üstü yakalandığı takdirde, bu müsaadenin alınmasına lûzum yoktur. Bu halde yetkili makam tarafından derhal haberdar edilecek olan Yüksek Mahkeme, ilgilinin, Temsilcilik süresince, takibinin veya tutukluğunun devamına müsaade edip etmiyeceğini kararlaştırır.
3. Yüksek Mahkeme, bir Temsilcinin takip edilmesine müsaade etmezse, bu Temsilcinin bu suretle takip edilemediği süre, bahis konusu suçun zaman aşımı bakımından nazara alınmaz.
4. Yüksek Mahkeme, bir Temsilciye yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir hapis cezası hükmünün infazına müsaade etmezse, bu hükmün infazı Temsilcilik sıfatı sona erinceye kadar tehir olunur.
MADDE 84
1. Temsilciler, Amme Gelirlerinden kanunun tayin ettiği tahsisatlarını alırlar.
2. Bu tahsisatlarda yapılan her hangi bir artış, yapıldığı Temsilciler Meclisi süresi içinde yürürlüğe girmez.
MADDE 85 Seçim için adayların haiz olması gereken vasıflar ile ilgili her hangi bir konu ve seçim itirazları, Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından kesin olarak karara bağlanır.
KISIMI V – CEMAAT MECLİSLERİ
MADDE 86 Elen ve Türk Cemaatlerinin her biri, kendi üyeleri arasından, bu Anayasa hükümleri gereğince açıkça kendisine ayrılmış bulunan yetkilere sahip olacak bir Cemaat Meclisi seçer.
MADDE 87
1. Cemaat. Meclisleri, Cemaatları bakımından, bu Anayasanın sınırları içinde ve bu maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, yalnız aşağıdaki konularda teşriî kuvveti kullanmak hakkına sahiptirler: –
(a) Bütün dinî konular;
(b) Bütün eğitim, kültür ve öğretim konuları;
(c) ahvali şahsiye;
(d) ahvali şahsiye ve dinî konular ile ilgili hukuk davalarına bakacak mahkemelerin terekküp ve dereceleri;
(e) kendi Cemaatlarının refahını arttırmak gayesi ile kurulan hayır ve spor tesis, teşekkül ve dernekleri gibi münhasıran cemaata ait mahiyette menfaat ve müesseseler ile ilgili konular;
(f) kendi ihtiyaçlarını ve mürakebeleri altında bulunan teşekkül ve müesseselerin ihtiyaçlarını karşılamak için kendi Cemaatları üyelerine 88’inci maddede gösterildiği gibi şahsî vergiler ve resimler koymak;
(g) Cemaat Meclisinin, münhasıran kendi Cemaatı üyelerinden müteşekkil belediyelerce takip olunan gayelerin tahakkuk ettirilmesini mümkün kılmak için belediyelere ait kanunların sınırları içinde nizamnameler veya talimatnameler şeklinde munzam mevzuatı gerektiren konular;
(h) kendilerine bu Anayasa ile verilen, istihsal ve istihlak kooperatiflerini ve kredi müesseselerini mürakabe etme ve münhasıran kendi Cemaatlarından müteşekkil belediyelere görevlerinde nezaret yetkilerini kullanmaları ile ilgili konular:
Ancak-
(i) bir Cemaat Meclisi tarafından bu (h) bendi gereğince yapılacak olan herhangi bir Cemaat kanunu, nizamname ve talimatname veya alınacak herhangi bir karar, doğrudan doğruya veya dolayısile, istihsal ve istihlak kooperatiflerini ve kredi müesseselerini düzenleyen veya belediyelere ait herhangi bir kanuna aykırı veya onunla uyuşmaz olamaz;
(ii) bu bendin yukarıda (i)’nin hükümlerinin hiçbiri bu (h) bendi ile bir Cemaat Meclisine verilen yetkilerin kullanılması ile ilgili herhangi bir konuda Temsilciler Meclisine kanun yapmak yetkisini tanır şekilde tefsir edilemez;
(iii) bu Anayasa tarafından açıkça gösterilen diğer konular.
2. Bu maddenin 1’inci fıkra’sının (f) bendinin hiçbir hükmü, Temsilciler Meclisinin, bu Anayasanın hükümlerine uygun, olarak, şahsî vergi koyma yetkisini herhangi bir suretle tahdit edecek şekilde tefsir edilmez.
3. Bir Cemaat Meclisinin, bu maddenin 1’inci fıkrası ile kendisine verilen kuvveti kullanmak sureti ile, yapacağı herhangi bir kanun veya alacağı herhangi bir karar, hiçbir suretle, Cumhuriyetin, güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı yararına veya bu Anayasa ile herhangi bir şahsa sağlanan ana hak ve hürriyetlere aykırı hiç bir hükmü ihtiva etmez.
MADDE 88
1. Bir Cemaat Meclisinin, 8’inci maddenin 1’inci fıkrasının (f) bendi gereğince vergi koymak yetkisi, her malî yıl bütçesinde gösterilen masraflarının, bu malî yıl için Cumhuriyet tarafından bu maddenin 2’nci fıkrasında gösterildiği üzere Bütçesinden bu Cemaat Meclisine yapılan ödemelerle veya ayni malî yıl içinde bu Meclisin elde edebileceği başka herhangi bir gelir ile karşılanmıyan kısmının karşılanması maksadı ile kullanılır.
2. Temsilciler Meclisi, her malî yıl, Cemaat Meclislerinin kendi malî yılları bakımından kendi yetkileri dahilindeki konular ile ilgili ihtiyaçları için, Elen ve Türk Cemaat Meclislerine aşağıda gösterildiği üzere ayrılan bir iki milyon pound’dan az olmayan bir tahsisatı, Bütçeye koyar ve her iki Cemaat Meclisine de ödenmeye hazır tutar: –
(a) Elen Cemaat Meclisine bir milyon altı yüz bin pound’dan az olmayan bir meblağ; ve
(b) Türk Cemaat Meclisine dört yüz bin pound’dan az olmayan bir meblağ: Ancak, her iki Cemaat Meclisine ödenecek asgarî meblağ toplamını arttırıldığı takdirde, bu arttırılan meblağ kısmının Cemaat Meclislerinden her birine ayrılması, Temsilciler Meclisinin kararlaştıracağı tarzda yapılır.
3. Bir Cemaat Meclisi talep ettiği takdirde, bu Meclisin koyduğu vergiler, Cumhuriyet makamları tarafından bu Cemaat Meclisi namına toplanır ve bu Meclise ödenir.
4. Bu madde ve 87’nci maddenin 1’inci fıkrasının (f) bendi maksatları bakımından, “üye”, bahis konusu üyelerin iştirak ettikleri hükmî şahıs olan veya olmayan teşekkülleri de, hisseleri nisbetinde içine alır.
MADDE 89
1. Cemaat Meclisleri, kendi Cemaatları bakımından, ayrıca aşağıdaki konularda da yetkiye sahiptirler :-
(a) 87’nci maddenin, müteakip bendlerde özel hükümler bulunan, 1’inci fıkrasının (g) ve (h) bendlerinde gösterilenlerin dışındaki hükümleri gereğince teşriî kuvveti kullanmaya yetkili oldukları herhangi bir konu ile ilgili olarak,
(i) kendi Cemaat kanunları çerçevesi içinde siyaseti idare etmek;
(ii) bir Cemaat kanunu tarafından gösterilen tarzda ve şahıslar vasıtasile idarî yetkileri kullanmak;
(b) kendi Cemaatlarının refahını arttırmak gayesi ile kurulan ve kanunlarla düzenlenen istihsal ve istihlak kooperatifleri ve kredi müesseselerini murakabe etmek;
(c) münhasıran kendi Cemaatları üyelerinden müteşekkil olan belediyelerin takip ettikleri gayeleri tahakkuk ettirmek ve kanunlara tabi olan bu gibi belediyelere görevlerinde nezaret etmek.
2. 87’nci maddenin 1’inci fıkrasının (e) bendindeki ve bu maddenin 1’inci fıkrasının (b) bendindeki hükümlerin hiçbiri, sekene istediği takdirde, bu bendlerde gösterilen mahiyette karma ve müşterek müesseselerin kurulmasını önleyecek şekilde tefsir edilmez.
3. Merkezî idare, bu maddenin 1’inci fıkrasının (b) ve (c) bendlerinde gösterilen müessese, teşekkül veya belediyeleri, kendi bakımından, yürürlükte olan mevzuat gereğince murakabe etmek istediği takdirde, bu murakabe, bahis konusu müessese, teşekkül veya belediyenin ait olduğu Cemaata mensup memurlar tarafından yapılır.
MADDE 90
1. Bu maddenin müteakip hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, her Cemaat Meclisi, kendi cemaat kanunları ile veya onlar gereğince kendi kanun ve kararlarının tatbiki için hükümler koymak kuvvetine sahiptir.
2. Bir Cemaat Meclisi, bu Anayasa gereğince kendisine verilen herhangi bir kuvveti kullanırken kendi kanunlarının ve kararlarının her hangi birinde, bunların ihlali veya, verdiği bir talimata riayetsizlik için hapis cezasına veya tutukluk koyma kuvvetine sahip değildir.
3. Cemaat Meclisleri, kendi cemaat kanunlarına veya kararlarına ve yetkileri içinde bulunan ahvali şahsiye ve dinî konular ile ilgili hukuk davalarına bakan mahkemelerin hükümlerine riayeti sağlamak için cebir kullanma yetkisine sahip değildirler.
4. Bir Cemaat Meclisinin herhangi bir kanun veya kararına veya bu Meclisin murakabe veya nezaret yetkisini kullanması ile ilgili bir konuda riayeti sağlamak için cebir kullanması gerektiği zaman, bu cebir, Cemaat Meclisi tarafından veya onun namına yapılacak talep üzerine, bunu tatbik etmek münhasır yetkisine sahip olan Cumhuriyetin amme makamları tarafından tatbik olunur.
5. Bir mahkemenin, bir Cemaat Meclisinin münhasır yetkisi içinde bulunan herhangi bir konu ile ilgili herhangi bir karar veya emri Cumhuriyetin amme makamları vasıtasiyle infaz edilir.
MADDE 91
1. Her Cemaat Meclisi, her yılda, müteakip malî yıl için gelir ve giderinin bütçesini hazırlar ve kabul eder.
2. Cemaat Meclisi, bu bütçeyi, en geç, bir cemaat kanunu ile cemaat malî yılının başlangıcı olarak tesbit olunan güne kadar kabul eder.
MADDE 92 Her Cemaat Meclisinin üyelerinin sayısı, ilgili Cemaat Meclisinin üyeleri sayısı toplamının üçte ikisinin ekseriyeti ile kabul olunan bir cemaat kanunu ile tayin edilir.
MADDE 93 Her iki Cemaat Meclisi için seçimler, genel, tek dereceli ve gizli reyle yapılır.
MADDE 94
1. Bu maddenin 2’nci fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, yirmibir yaşına varmış ve ilgili cemaat seçim kanununda gösterilen ikamet şartlarını haiz her Cumhuriyet vatandaşı, ilgili cemaat seçim listesine seçmen olarak kaydedilmek hakkına sahiptir: Ancak, Elen Cemaati üyeleri yalnız Elen cemaat seçim listesine ve Türk Cemaatı üyeleri yalnız Türk cemaat seçim listesine kayıt edilebilirler.
2. İlgili cemaat seçim kanunu gereğince kayıt dışı bırakılan bir şahıs seçmen olarak kaydedilmek hakkına sahip değildir.
MADDE 95 Seçim zamanında aşağıdaki vasıfları haiz olan her şahıs bir Cemaat Meclisi üyeliği seçiminde aday olabilir: –
(a) Cumhuriyet vatandaşı olmak ve ilgili cemaat seçim listesinde kayıtlı olmak;
(b) yirmi beş yaşına varmış olmak;
(c) bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra, haysiyeti muhil veya ahlaka aykırı bir suçtan hüküm giymemiş veya herhangi bir seçim suçundan dolayı yetkili bir mahkemece ehliyetsiz kılınmamış olmak;
(d) bir Cemaat Meclisi üyesi olarak görev görmesine engel bir akıl hastalığı bulunmamak.
MADDE 96
1. Cemaat Meclislerinin görev süresi, ilgili cemaat kanununun tesbit ettiği tarihten başlamak üzere beş yıllık bir devredir.
2. Yeni seçilen Cemaat Meclisi bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince görevine başlayıncaya kadar süresi bitmiş Cemaat Meclisi görevine devam eder.
MADDE 97
1. Bir Cemaat Meclisi için bir cemaat genel seçimi, süresi biten Cemaat Meclisinin süresinin bitmesinden en az otuz gün evvel yapılır.
2. Bir Cemaat Meclisi üyeliği inhilal ettiğinde bu inhilal, vukuundan itibaren kırk beş günü geçmeyen bir süre içinde yapılacak bir ara seçimi ile doldurulur.
3. Bu maddenin 1’inci veya 2’nci fıkralarında gösterilen bir seçim, deprem, su baskını, genel salgın hastalık ve benzeri gibi olağanüstü ve beklenmedik sebepler yüzünden, bu Anayasa ile veya gereğince tesbit edilen tarihte yapılmadığı takdirde, bu seçim müteakip haftanın ayni gününde yapılır.
MADDE 98
1. Cemaat Meclislerinden her biri, ancak mutlak ekseriyet ile vereceği bir karar ile kendini feshedebilir.
2. Bu kararda; 96’ncı ve 97’nci maddelerin 1’inci fıkraları hükümlerine rağmen, bahis konusu Cemaat Meclisi için, karar tarihinden itibaren en erken otuz gün ve en geç kırk gün sonra yapılması gereken cemaat genel seçiminin tarihi ve cemaat genel seçimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde olmak üzere yeni seçilecek Cemaat Meclisinin ilk toplantısının tarihi tesbit edilir ve bu tarihe kadar eski Cemaat Meclisi görevine devam eder.
3. 96’ncı maddenin 1’inci fıkrası hükümlerine rağmen, fesihten sonra seçilen Cemaat Meclisinin görev süresi, fesh olunan Meclisin görev süresinin geri kalan kısmı kadar devam eder. Fesih, ilgili Cemaat Meclisinin beş yıllık görev süresinin son yılı içinde vukubulduğu takdirde, bu Cemaat Meclisi için Cemaat genel seçimi, hem feshedilen Cemaat Meclisinin görev süresinin geri kalan kısmı hem de müteakip beş yıllık görev süresi için yapılır.
MADDE 99 96’ncı maddenin 2’nci fıkrası veya 98’inci maddenin 2’nci fıkrası gereğince yeni seçilen bir Cemaat Meclisi görevine başlayıncaya kadar görevine devam eden bir Cemaat Meclisi, ilgili kanun veya kararda açıkça gösterilecek acele ve istisnaî beklenmedik haller dışında herhangi bir konu hakkında herhangi bir kanun yapmak veya herhangi bir karar almak yetkisine sahip değildir.
MADDE 100
Bir Cemaat Meclisi üyesi, Cemaat Meclisindeki görevine başlamadan evvel ve bu Meclisin genel bir oturumunda aşağıdaki sözü verir :-“Kıbrıs Cumhuriyetinin, Anayasasına ve buna uygun olarak yapılmış kanunlara; bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunmasına iman ve riayet edeceğine söz veririm.”
MADDE 101
1. Bir Cemaat Meclisi üyeliği görevi, Bakanlık veya Temsilcilik veya Belediye Reisliği de dahil olmak üzere herhangi bir belediye meclisi üyeliği veya Cumhuriyetin silahlı veya emniyet kuvvetlerine mensubiyet veya bir amme veya belediye görevi ile veya, bir Türk Cemaat Meclisi üyesi bakımından, bir din adamı görevi ile birleşemez.
2. Bu madde bakımından “amme görevi”, Cumhuriyetin veya bir Cemaat Meclisinin amme hizmetinde; ücreti Cumhuriyet veya bir Cemaat Meclisince kontrol edilen, ücretli herhangi bir görevdir ve herhangi bir amme hükmî şahsında veya amme yararına bir teşekküldeki herhangi bir görevi de içine alır.
MADDE 102
Cemaat Meclisleri, İç Tüzükleri ile, olağan ve olağanüstü toplantıları, bu toplantıların tarih ve süreleri, reylerin izhar ve işlerinin görülme tarzı da dahil olmak üzere, bütün usûl konularına ait kaideleri koyarlar.
MADDE 103
1. Cemaat Meclislerinin toplantıları alenîdir ve müzakerelerinin zabıtları yayınlanır.
2. Her bir Cemaat Meclisi, gerekli görürse, üyeleri sayısı toplantının üçte ikisinin ekseriyeti ile vereceği bir karar üzerine gizli toplantılar yapabilir.
MADDE l04
1. Elen veya Türk Cemaat Meclisi tarafından kabul olunan kanun veya kararlar, Cemaatlerine mensup Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini tarafından alınmalarından itibaren onbeş gün içinde imzalandıktan sonra Cumhuriyet Resmî Gazetesinde derhal yayınlanırlar.
2. Bir Cemaat kanunu, bu kanunla başka bir tarih tayin edilmedikçe Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanmakla yürürlüğe girer.
MADDE 105
1. Cumhur Başkanı Elen Cemaat Meclisinin ve Cumhur Başkan Muavini Türk Cemaat Meclisinin kabul ettiği herhangi bir kanun veya kararı, alınmalarından itibaren onbeş gün içinde, tekrar incelenmesi için ilgili Meclise iade edebilirler.
2. İlgili Cemaat Meclisi kendisine iade edilen kanun veya kararın aynen kalmasında ısrar ettiği takdirde, hale göre, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, bundan bir evvelki madde hükümlerine uygun olarak bu kanun veya kararı imzalar ve yayınlar.
MADDE 106
1. Bir Cemaat Meclisi üyesi, Mecliste yaptığı her türlü demeç veya reylerinden dolayı hukukî veya cezaî takibata tabi değildir.
2. Bir Cemaat Meclisi üyesi, üyelik sıfatı devam ettikçe, Yüksek Mahkemenin müsaadesi olmaksızın, takip olunamaz, yakalanamaz veya hapis edilemez. Ölüm veya beş yıl veya daha fazla hapis ile cezalandırılabilen bir suç işlemesinde, suçlu, suçüstü yakalandığı takdirde, bu müsaadenin alınmasına lüzum yoktur. Bu halde yetkili makam tarafından derhal haberdar edilecek olan Yüksek Mahkeme ilgilinin, üyelik süresince, takibinin veya tutukluluğunun devamına müsaade edip etmiyeceğini kararlaştırır.
3. Yüksek mahkeme, bir Cemaat Meclisi üyesinin takip edilmesine müsaade etmezse, bu üyenin bu suretle takip edilemediği süre bahis konusu suçun zaman aşımı bakımından nazara alınmaz. Yüksek Mahkeme, bir Cemaat Meclisi üyesine yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir hapis cezası hükmünün infazına müsaade etmezse, bu hükmün infazı, üyelik sıfatı sona erinceye kadar tehir olunur.
MADDE 107
Bir Cemaat Meclisi üyeliği aşağıdaki hallerde inhilal eder: –
(a) ölüm ile veya
(b) yazılı istifa ile; veya
(c) 95’inci maddenin (c) veya (d) fıkralarında gösterilen hallerden herhangi birinin vukuu veya Cumhuriyet vatandaşlığı sıfatının kayıbı veya ilgili cemaat seçim listesine seçmen olarak kaydedilmek vasfını kaybetmek ile; veya
(d) 101’inci maddede gösterilen görevlerden birini almakla.
MADDE 108
1. Elen ve Türk Cemaatlarından herbiri, kendi Cemaatlarına ait bulunan eğitim, kültür, spor ve hayır müesseseleri için, hale göre, Yunan veya Türk Hükümetlerinden malî yardım alma hakkına sahiptir
2. Katolik, Elen veya Türk Cemaatlarından herbiri, kendi müesseselerinin faaliyeti için yeter sayıda öğretmen, profesör veya din adamına sahip olmadığı kanaatinde olduğu takdirde bu Cemaat, ihtiyaçlarını karşılamak için, hale göre, Yunan veya Türk Hükûmetlerinden tamamen lüzumu kadar sağlıyabilecekleri personeli temin ve istihdam etmek hakkına sahiptir.
MADDE 109
2’nci maddenin (3) üncü fıkrası hükümleri gereğince Cemaatlerden birine mensup olmayı ihtiyar eden her dinî grup, ilgili bir cemaat kanununun gösterdiği üzere, seçilmiş üye veya üyeleri tarafından, bu grubun mensup olmayı ihtiyar ettiği Cemaatın Cemaat Meclisinde temsil edilmek hakkına sahiptir.
MADDE 110
1. Kıbrıs Otosefal Elen-Ortodoks Kilisesi, Mukaddes Kurallara veya yürürlükte olan şartına uygun olarak kendi iç işlerinin ve mallarının düzenlenmesi ve yürütülmesi münhasır hakkına sahip olmaya devam eder ve Elen Cemaat Meclisi bu hakka aykırı hareket etmez.
2. Vakıf müessesesi ve Ahkamül Evkaf, bu Anayasaca tanınır. Vakıf müessese veya tesisini veya Vakıfları veya, camilere ve herhangi diğer bir İslam dinî müessesesine ait mallar da dahil olmak üzere; herhangi vakıf malları ilgilendiren veya herhangi bir suretle bunlara tesir eden bütün konular, münhasıran Ahkamül Evkaf ve Türk Cemaat Meclisince çıkarılan veya yapılan kanun ve nizamnamelere tabidir ve bunlara göre ve bunlar gereğince idare olunur ve hiçbir teşrii, icraî veya herhangi diğer bir muamele, bahis konusu Ahkamül Evkafı ve Türk Cemaat Meclisinin bahis konusu kanunlarını ve nizamnamelerini ihlal edemez veya onlara üstün gelemez veya müdahale edemez.
3. Kendisine 2’nci maddenin (3) üncü fıkrası hükümleri uygulanan bir dinî grubun Kilisesi, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce yürürlükte olan Kıbrıs Sömürgesi kanunlarına uygun olarak sahip olduğu dinî konular ile ilgili herhangi bir hakkına, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte ve ondan sonra da sahip olmağa devam eder.
MADDE 111
1. Bu Anayasanın hükümleri mahfuz kalmak şartı ile, Elen Ortodoks Kilisesi veya kendisine 2’nci maddenin (3)’üncü fıkrası hükümleri uygulanan bir dinî grup üyelerinin nişanlılık, evlenme, boşanma, evliliğin butlanı; ayrılık veya evlilik haklarının iadesine veya mahkeme kararı ile yapılan nesep tashihinden veya evlat edinmeden başka aile münasebetlerine dair herhangi bir konuya, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte ve ondan sonra, hale göre, Elen- Ortodoks Kilisesinin veya bahis konusu dinî grubun Kilisesinin kanunu uygulanır ve buna bahis konusu Kilisenin bir mahkemesi bakar ve hiçbir Cemaat Meclisi bu kanuna aykırı hareket etmez.
2. Bu maddenin 1’inci fıkrası hükmü, bahis konusu mahkemenin herhangi bir karar veya emrinin infazına, 90’ıncı maddenin 5’inci fıkrası hükümlerinin uygulanmasını önlemez.
KISIM VI CUMHURİYET’İN BAĞIMSIZ MEMURLARI
Bölüm I: Cumhuriyet Baş Savcısı ve Cumhuriyet Başı Savcı Yardımcısı
MADDE 112
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini bir Yüksek Mahkeme hakimi tayin edilebilmek için gerekli vasıfları haiz iki şahsı, biri Cumhuriyet Baş Savcısı diğeri Cumhuriyet Baş Savcı yardımcısı olarak müştereken tayin ederler:
Ancak, Baş Savcı ve Baş Savcı Yardımcısı ayni Cemaate mensup olamazlar.
2. Bağımsız bir daire olup hiçbir Bakanlığa tabi bulunmayan Cumhuriyet Hukuk Dairesinin Başkanı Cumhuriyet Baş Savcısı ve Başkan Yardımcısı Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısıdır.
3. Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısı, herhangi bir mahkemede dinlenmek hakkına sahiptirler ve bu mahkeme önüne çıkan bütün diğer şahıslara tekaddüm ederler: Ancak, Cumhuriyet Baş Savcısı, Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısına daima tekaddüm eder.
4. Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısı, Cumhuriyet adliyesinin daimi üyesidirler ve Reisi hariç olmak üzere Yüksek Mahkeme hakimlerinin tabi olduğu ayni şart ve kayıtlar ile görevlerini görürler ve görevlerine ancak bir Yüksek Mahkeme hakimine uygulanan ayni sebepler ile ve tarzda son verilebilir.
5. Cumhuriyet Baş Savcısının veya Baş Savcı Yardımcısının Cemaatına mensup şahısları ilgilendiren bütün konularda, Cumhuriyet Baş Savcısı tarafından bir karar alınmadan önce, hale göre biri, ilgilinin Cemaatına mensup olan diğeri ile istişare eder: Ancak, yanlız bir Cemaatın hakimlerinden müteşekkil ceza mahkemelerindeki takibatın kesin idare ve mesuliyeti, bu Cemaata mensup olan, hale göre, Cumhuriyet Baş Savcısı veya Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısına aittir.
MADDE 113
1. Cumhuriyet Baş Savcısı, Baş Savcı Yardımcısının yardımı ile, Cumhuriyetin, Cumhur Başkanının , Cumhur Başkan Muavininin, Bakanlar Kurulunun ve Bakanların Hukuk Müşaviridir ve kendisine bu Anayasa veya kanun tarafından verilen veya emrolunan diğer bütün yetkileri kullanır ve diğer bütün iş ve görevleri görür.
2. Cumhuriyet Baş Savcısı, amme menfaatına olmak üzere istediği şekilde kullanacağı, Cumhuriyet içinde herhangi bir şahısa karşı işlenmiş bir suç hakkında dava açmak ve iddiada bulunmak, davayı devir almak, devam ettirmek veya ettirmemek yetkisine sahiptir. Bu yetki bizzat kendisince veya talimatı altında ve ona uygun olarak hareket eden kendine tabi memurlar tarafından kullanılabilir.
MADDE 114
1. Cumhuriyet Baş Savrı Yardımcısı, normal olarak makamına ait yetkilere sahiptir ve görevleri görür ve kezalik, Cumhuriyet Baş Savcısının talimatına göre, bu Anayasa hükümleri gereğince veya kanunla Baş Savcıya verilen bütün yetkileri kullanır ve bütün iş ve görevleri görür.
2. Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısı, Cumhuriyet Baş Savcısının gaybubeti veya görevlerini geçici olarak göremediği hallerde kendisine vekalet eder
BÖLÜM II: Baş Murakıp ve Baş Murakıp Muavini
MADDE 115
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, iki uygun ve layık şahsı, biri Baş Murakıp ve diğeri Baş Murakıp Muavini olmak üzere, müştereken tayin ederler: Ancak, Baş Murakıp ve Baş Murakıp Muavini ayni Cemaata mensup olamazlar.
2. Bağımsız bir daire olup hiçbir Bakanlığa tabi bulunmayan Cumhuriyet murakıplık dairesinin Başkanı Baş Murakıp ve Başkan Muavini Baş Murakıp Muavinidir.
3. Baş Murakıp ve Baş Murakıp Muavini, Cumhuriyetin daimî amme memurlarındandırlar ve görevlerine son verilmesi veya emekliliğe sevkleri ancak bir Yüksek Mahkeme hakimine uygulanan ayni sebepler ve tarzda yapılabilir.
MADDE 116
1. Baş Murakıp, Baş Murakıp Muavininin yardımı ile, Cumhuriyet adına, bütün tediyat ve tahsilatı murakabe eder ve Cumhuriyetin verdiği yetki ile veya gereğince tedvir olunan paraların ve diğer aktif kıymetlerin ve yüklenilen mükellefiyetlerin bütün hesaplarını murakabe ve teftiş eder ve bu maksatla, bu gibi hesaplara müteallik bütün defter, kayıt ve raporları görmek ve bahis konusu aktif kıymetlerin muhafaza edildiği yerlere girmek hakkına sahiptir.
2. Baş Murakıp, Baş Murakıp Muavininin yardımı ile, kendisine kanun tarafından verilen veya emirolunan bütün diğer yetkileri kullanır ve bütün diğer iş ve görevleri görür.
3. Baş Murakıbın bu Bölümde gösterilen yetkileri, işleri ve görevleri, bizzat kendisi veya kendi talimatı altında ve ona uygun olarak hareket eden kendine tabi memurlar tarafından kullanılabilir veya görülebilir.
4. aş Murakıp, bu Bölümün gösterdiği iş ve görevlerinin görülmesi hakkında Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine her yıl bir rapor sunar ve onlar bu raporun Temsilciler Meclisinin bilgisine sunulmasını sağlarlar.
MADDE 117
1. Baş Murakıp Muavini, normal olarak makamına ait bulunan yetkilere sahiptir ve iş ve görevleri görür ve kezalik, Baş Murakıbın talimatı altında, bu Anayasa hükümleri gereğince veya kanunla Baş Murakıba verilen bütün yetkileri kullanır ve bütün iş ve görevleri görür.
2. Baş Murakıp Muavini, Baş Murakıbın gaybubeti veya görevlerini geçici olarak göremediği hallerde kendisine vekalet eder.
BÖLÜM III: Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdür ve Müdür Muavini
MADDE 118
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, iki uygun ve layık şahsı, biri Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü diğeri Müdür Muavinini olmak üzere, müştereken tayin ederler: Ancak, Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü ve Müdür Muavini ayni Cemaat mensup olamazlar.
2. Hiçbir Bakanlığa tabi olmıyan Cumhuriyet Emisyon Bankasının Başkanı Bankanın Müdürü ve Başkan Muavini Müdür Muavinidir.
3. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü ve Müdür Muavini, ya daimî amme hizmeti üyesidirler veya tayin kararnamelerinde gösterilen kayıt ve şartlara göre tayin edilmiş şahıslardır.
4. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, herhangi bir zaman, hale göre, Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdürünün veya Müdür Muavininin veya her ikisinin de görevlerine müştereken son verebilirler.
5. Görevlerine son verilmesinden hemen önce Cumhuriyetin daimî amme memuru olan Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürünün veya Müdür Muavininin veya her ikisinin de görevine, bir evvelki fıkraya göre son verildiği takdirde, hale göre, buna veya bunlara, bu maddenin 6’ncı fıkrası ve bu Anayasanın Cumhuriyet amme hizmetine dair hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Cumhuriyetin daimî amme hizmetinde diğer uygun bir görev verilir.
6. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürünün ve Müdür Muavininin görevlerinin görülmesi ile ilgili herhangi bir disiplin konusu hakkında, 153’üncü maddenin 8’inci fıkrası gereğince kurulan Kurul yetkilidir.
MADDE 119
1. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü, Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdür Muavininin yardımı ile, Cumhuriyetin para kanunlarını yürütür ve Cumhuriyet Emisyon Bankasını idare eder ve Cumhuriyet Emisyon Bankasının sahasına giren bütün diğer yetkileri kullanır ve bütün diğer iş ve görevleri görür.
2. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü, Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdür Muavininin yardımı ile, kanun tarafından kendisine verilen veva emrolunan diğer bütün yetkileri kullanır ve diğer bütün işleri görür.
3. Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdürünün bu Bölümde gösterilen yetkileri, işleri ve görevleri bizzat kendisi veya kendi talimatı altında ve ona uygun olarak hareket eden kendisine tabi memurlar tarafından kullanılabilir veya görülebilir.
4. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü, Müdür Muavinin yardımı ile, Bakanlar Kurulunun malî siyaset hakkında görevini ilgilendiren kararlarını ve herhangi bir kanunun hükümlerini tatbik eder ve bahis konusu siyasetin tatbik tarzı bakımından, Maliye Bakanı ile istişare eder ve onun tavsiyeleri kendisine rehber olur.
5. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü; Cumhuriyetin nakit; mevduat, senet ve tahvillerinin durumuna dair altı ayda bir Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine raporlar sunar ve onlar bu raporları Temsilciler Meclisinin bilgisine sunulmasını sağlar.
MADDE 120
1. Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdür Muavini, normal olarak makamına ait bulunan yetkilere sahiptir ve iş ve görevleri görür ve kezalik, Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdürünün talimatına tabi olarak, bu Anayasa hükümleri gereğince veya kanunla Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdürüne verilen bütün yetkileri kullanır ve bütün iş ve görevleri görür.
2. Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdür Muavini, Cumhuriyet, Emisyon Bankası Müdürünün gaybubeti veya görevlerini geçici olarak göremediği hallerde kendisine vekalet eder.
MADDE 121 Bu Bölüm hükümleri, Cumhuriyet Emisyon Bankasının bir Merkez Bankası olmasına engel olur şekilde tefsir olunmaz: Ancak, bu takdirde, bu Bölüm hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdürü Cumhuriyet Merkez Bankasının Müdürü ve Cumhuriyet Emisyon Bankasının Müdür Muavini Cumhuriyet Merkez Bankasının Müdür Muavini olurlar.
KISIM VII – AMME HİZMETİ
BÖLÜM I: Umumî Hükümler
MADDE 122 İlgili metin başka türlü icap ettirmedikçe, bu Bölüm maksatları bakımından “amme görevi” amme hizmetinde bir görevi ifade eder “amme memuru”, asaleten veya geçici olarak veya vekaleten bir amme görevini gören şahsı ifade eder; “amme hizmeti”, Cumhuriyet ordusundaki veya emniyet kuvvetlerindeki hizmet dışında Cumhuriyet hizmetini ifade eder ve Kıbrıs Yayın hükmî şahsında, Kıbrıs Dahilî Telekomünikasyon İdaresinde ve Kıbrıs Elektrik İdaresinde ve amme yararına bir kanunla kurulan hükmî şahsiyeti haiz olan veya olmayan ve sermayesi Cumhuriyet tarafından sağlanan veya teminat altına alınan veya, işletme münhasıran bahis konusu teşekkül tarafından yapılıyorsa, idaresi Cumhuriyetin murakabesi altında olan herhangi diğer teşekküllerdeki hizmetleri içine alır, ancak, tayini veya münhalinin doldurulması bu Anayasa gereğince Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken yapılan bir görevdeki hizmetler veya, Cumhuriyetin veya yukarıda bahis konusu teşekküllerden herhangi birinin daimî işleri ile ilgili olarak muntazaman , istihdam edilenler hariç olmak üzere, işçiler tarafından yapılan hizmetler, buna dahil değildir.
MADDE 123
1. Amme hizmeti, yüzde yetmişi Elenlerden ve yüzde otuzu Türklerden müteşekkildir.
2. Bu kemmî dağıtım, amme hizmeti kademelerinin her derecesinde amelî olarak mümkün olduğu kadar tatbik edilir.
3. İki Cemaatten birinin yüzde yüze yaklaşan bir ekseriyette bulunduğu bölgelerde veya mahallerde, bu bölgelere veya mahallere yerleştirilen veya buralarda kendilerine görev verilen amme memurları o Cemaata mensup olur.
MADDE 124
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunan bir Başkan ve diğer dokuz üyeden müteşekkil bir Amme Hizmeti Komisyonu kurulmuştur.
2. Komisyonun yedi üyesi Elen ve üç üyesi Türktür,
3. Komisyonun her üyesi altı yıllık bir süre için tayin olunur, fakat istediği zaman Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavine hitaben kendi imzasını taşıyan bir yazı ile istifa edebilir.
4. Komisyon üyelerinin ücreti ve diğer hizmet şartları bir kanunla gösterilir ve bunlar tayinden sonra aleyhlerine değiştirilemez.
5. Komisyonun bir üyesinin görevine ancak bir Yüksek Mahkeme hakimine uygulanan ayni sebepler ve tarzda son verilebilir.
6. (1) Ancak, Cumhuriyetin bir vatandaşı, yüksek ahlakî karakter sahibi ve bir Temsilciler Meclisi üyesi seçilmek için gerekli vasıfları haiz olan şahıslar Komisyon üyeliğine tayin edilebilir.
(2) Başkan bakımından son oniki ay ve herhangi diğer bir üye bakımından son altı ay içinde aşağıdaki görevlerden birinde bulunmuş olan veya bulunan bir şahıs, Komisyon üyesi olarak tayin edilemez veya üye kalamaz: –
(a) Bir Bakan makamı;
(b) bir Temsilciler Meclisi veya herhangi bir Cemaat Meclisinin üyeliği;
(c) bir amme memurluğu veya silahlı kuvvetlerden birine mensubiyet;
(d) herhangi bir mahallî idarenin veya amme maksatları için bir kanunla kurulmuş hükmî şahıs olan bir teşekkülün veya bir idarenin memuru veya müstahdemi olmak;
(e) bir sendikanın veya bir sendikaya bağlı bir teşekkül veya birliğin üyeliği.
7. Herhangi bir süre için, Komisyonun bir üyesi izinli olur veya Cumhuriyet dışında olması veya başka bir sebep yüzünden üyelik görevlerini göreme diği takdirde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, bu süre için bu görevleri yapmak üzere, tayin edilmek için gerekli vasıfları haiz herhangi bir şahsı, onun yerine, müştereken tayin edebilirler.
MADDE 125
1. Bu fıkrada gösterilen herhangi bir konu hakkında bu Anayasada başkaca açık hüküm konulan haller dışında ve herhangi bir kanunun hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, amme görevlerinin iki Cemaata tahsisini yapmak ve amme memurlarının tayinlerini, tasdiklerini, daimî veya emeklilik hakkı veren kadrolara yerleştirilmelerini, terfilerini, nakillerini, emekliliğe sevklerini ve, azil ve görevden uzaklaştırma da dahil olmak üzere, disiplin murakabelerini yapmak Amme Hizmeti Komisyonunun görevidir.
2. Başkan Komisyonu toplantılara çağırır ve bu toplantılara başkanlık eder: Ancak-
(a) bütün üyelere evvelden haber verilmiş olmadıkça hiçbir toplantı yapılamaz;
(b) reyler eşit olduğu zaman Başkan iki veya üstün reye sahip değildir.
3. (1) Bu fıkranın müteakip hükümleri mafuz kalmak şartiyle, Komisyonun herhangi bir kararı, üyelerinin mutlak ekseriyetinin reyi ile alınır.
(2) Konu, münhal veya yeni ihdas edilen bir görevi doldurmak üzere bir tayin veya terfi yapılmasına dair olduğu zaman, böyle bir görevin, bu Anayasa hükümleri gereğince bir Elen veya bir Türk tarafından mı doldurulacağı hakkında verilecek karar, Komisyonun en az iki Türk üyesinin reylerini de ihtiva eden mutlak ekseriyetle alınır: Ancak, bu gibi bir karar, böyle bir ekseriyetle alınamadığı takdirde, konu, karar verilmesi için, Komisyon tarafından Yüksek Anayasa Mahkemesine yollanır; bu Mahkemenin kararı kesindir ve Komisyonu bağlar.
(3) Konu, münhasıran bir Türkü ilgilendirdiği zaman, Komisyonun bu husustaki herhangi bir kararı, en az iki Türk üyenin reylerini ihtiva eden mutlak bir ekseriyetle alınır. Konu, münhasıran bir Eleni ilgilendirdiği zaman, Komisyonun bu husustaki herhangi bir kararı, en az dört Elen üyenin reylerini ihtiva eden mutlak bir ekseriyetle alınır.
(4) Konu, tayin veya terfi için hangi Elenin veya hangi Türkün seçileceğine dair olduğu zaman, karar, bu fıkranın (3) ‘üncü bendi hükmü mahfuz kalmak şartiyle, mutlak ekseriyetle alınır: Ancak, bir Elenin seçilmesi hakkında beş Elen üyenin oy birliği ile yaptığı tavsiyeye veya bir Türkün seçilmesi hakkında üç Türk üyenin oybirliği ile yaptığı tavsiyeye, Komisyon riayet eder.
BÖLÜM II: Baş Muhasip ve Baş Muhasip Muavini
MADDE 126
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, iki uygun ve 1âyık şahsı, biri Baş Muhasip diğeri Baş Muhasip Muavini olmak üzere, müştereken tayin ederler: Ancak, Baş Muhasip ve Baş Muhasip Muavini ayni Cemaata mensup olamazlar.
2. Baş Muhasip, Hazine Dairesinin Başkanı ve Baş Muhasip Muavini, Başkan Muavinidir.
3. Baş Muhasip ve Baş Muhasip Muavini Cumhuriyetin daimî amme memurudurlar.
4. Baş Muhasip ve Baş Muhasip Muavininin emekliliğe sevkleri ve, azil ve görevden uzaklaştırma dahil olmak üzere, herhangi disiplin murakabeleri, Amme Hizmeti Komisyonunun yetkisi dahilindedir.
MADDE 127
1. Baş Muhasip, Baş Muhasip Muavininin yardımı ile, Cumhuriyetin verdiği yetki ile veya gereğince tedvir olunan, bütün paralara ve diğer aktif kıymetlere ve yüklenilen mükellefiyetlere müteallik bütün muhasebe işlemlerini yürütür ve bunlara nezaret eder ve bu Anayasanın veya herhangi bir kanunun hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Cumhuriyetin bütün para tahsilat ve tediyatını yapar.
2. Baş Muhasip, Baş Muhasip Muavininin yardımı ile, kendisine kanun tarafından verilen veya emrolunan bütün diğer yetkileri kullanır ve bütün diğer iş ve görevleri görür.
3. Baş Muhasip, bu Bölümde gösterilen yetkileri, işleri ve görevleri bizzat kendisi veya kendi talimatı altında ve ona uygun olarak hareket eden kendine tabi memurlar tarafından kullanılabilir veya görülebilir.
MADDE 128
1. Baş Muhasip Muavini, normal olarak makamına ait bulunan yetkilere sahiptir ve iş ve görevleri görür ve kezalik, Baş Muhasibin talimatına tabi olarak, bu Anayasa hükümleri gereğince veya kanunla Baş Muhasibe verilen bütün yetkileri kullanır ve bütün iş ve görevleri görür.
2. Baş Muhasip Muavini, Baş Muhasibin gaybubeti veya görevlerini geçici olarak göremediği hallerde kendisine vekalet eder.
KISIM VIII – CUMHURİYETİN KUVVETLERİ
MADDE 129
1. Cumhuriyetin yüzde altmışı Elen yüzde kırkı Türk olan iki bin kişilik bir ordusu olur.
2. Mecburî askerlik hizmeti, Cumhur Başkanı ile Cumhur Başkan Muavininin müşterek mutabakatı olmaksızın konamaz.
MADDE 130
1. Cumhuriyetin emniyet kuvvetleri Polis ve Jandarmadan müteşekkildir ve Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin müşterek mutabakatı ile azaltılıp çoğaltılabilecek olan iki bin kişilik bir kadrosu olacaktır.
2. Cumhuriyetin emniyet kuvvetleri yüzde yetmiş Elenlerden ve yüzde otuz Türklerden teşekkül eder: Ancak, başlangıç devresinde, yardımcı polis kuvvetleri hariç Şubat, 1959 tarihinde poliste hizmet görmekte olan Türklerin işine son vermemek için, Türklerin yüzde nisbeti azamî yüzde kırka kadar muhafaza edilebilir ve binnetice Elenlerin yüzde nisbeti yüzde altmışa kadar indirilebilir.
MADDE 131
1. Cumhuriyet Ordusunun, Polisinin ve Jandarmasının Kumandanları ve Kumandan Muavinleri Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunurlar.
2. Ordu, Polis ve jandarmadan birinin Kumandanı Türktür ve Ordu, Polis ve Jandarma Kumandanı hangi Cemaate mensup ise Kumandan Muavini diğer Cemaate mensup olur.
MADDE 132 Cumhuriyet ülkesinin, yüzde yüze yaklaşan bir nisbette yalnız bir cemaat üyelerinin oturduğu kısımlarında bulunan kuvvetler, o Cemaate mensup olur.
KISIM IX – YÜKSEK ANAYASA MAHKEMESİ
MADDE 133
1. (1) Bir Elen Hakim, bir Türk Hakim ve bir tarafsız Hakimden mürekkep bir Cumhuriyet Yüksek Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Tarafsız hakim Mahkemenin Reisidir;
(2) Yüksek Anayasa Mahkemesinin Reisi ve diğer hakimleri Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunurlar: Ancak, yalnız Elen veya Türk hakimin mevkii münhal olduğu zaman, tayin edilecek hakimin mensup olduğu Cemaate göre, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin yapacağı tayin teklifi, böyle bir tekliften itibaren bir hafta içinde Cumhur Başkanı ile Cumhur Başkan Muavini bu tayin hakkında mutabakata varamadıkları takdirde üstün sayılır.
2. Yüksek Anayasa Mahkemesi Cumhuriyetin Başşehrinde toplanır.
3. Tarafsız hakim, Cumhuriyetin veya Yunanistan Krallığının veya Türkiye Cumhuriyetinin veya Birleşik Krallığın ve Müstemlekelerinin vatandaşı veya tebaası olamaz.
4. Yüksek Anayasa Mahkemesinin Elen veya Türk hakimi Cumhuriyet vatandaşlarından olur.
5. Yüksek Anayasa Mahkemesinin Reisi ve diğer hakimleri yüksek meslekî ve ahlakî seviye sahibi hukukçular arasından tayin edilirler.
6. (1) Mahkemenin Reisi altı yıllık bir süre için tayin olunur.
(2) Mahkeme Reisinin ücreti ve diğer hizmet şartları tayin kararnamesinde tesbit edilir:
(3) Mahkeme Reisinin, bu fıkranın (2) nci bendinde gösterilen tayin kararnamesinde tesbit edilecek olan hizmet şartları aşağıdaki hususları içine alır: –
(a) bu maddenin 7’inci fıkrasının (3) üncü bendi gereğince Elen veya Türk hakiminin emekliliğe sevkedilebildiği aynı sebeplerle emekliliğe sevkedilmesi için hüküm; ve
(b) bu maddenin 7’inci fıkrasının (4) üncü bendi gereğince Elen veya Türk hakiminin azledilebileceği aynı sebeplerle azli için hüküm.
7. (1) Mahkemenin Elen ve Türk hakimi, Cumhuriyet adliye hizmetinin daimî üyesidirler ve altmış sekiz yaşına varıncaya kadar görevlerine devam ederler.
(2) Mahkemenin Elen veya Türk hakimi, herhangi bir kanunun hükümleri gereğince iktisap ettiği herhangi bir emeklilik maaşı, ikramiyesi veya benzeri diğer haklarına halel gelmeksizin, Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine hitaben kendi imzasını taşıyan bir yazı ile istediği zaman istifa edebilir.
(3) Mahkemenin Elen veya Türk hakimi, görevini, daimî olarak veya görevine devamını imkansız kılacak derecede uzun bir süre için, görmesine engel olacak kadar kendisini aciz kılan aklî veya bedenî yetersizliği veya hastalığı sebebi ile emekliliğe sevkedilir. Bu suretle emekliliğe sevkedilen bir hakim, o zaman yürürlükte bulunan herhangi bir kananun gösterdiği bütün hak ve maaşları alır.
(4) Mahkemelerin Elen veya Türk hakimi kötü hal sebebi ile azledilebilir.
8. (1) Reisi Yüksek Mahkemenin Reisi olan ve üyeleri Yüksek Mahkemenin, tayinlerine göre, en kıdemli Elen hakimi ile Türk hakimi olan bir kurul kurulmuştur.
(2) Bu kurul aşağıdaki hususlar ile ilgili bütün konularda karar vermek münhasır yetkisine sahiptir: –
(a) tayin kararnamesinde gösterilen hizmet şartlarına uygun olarak Mahkeme Reisinin emekliliğe sevkedilmesi, azli veya diğer bir şekilde görevine son verilmesi
(b) bu maddenin 7’inci fıkrasının (3) üncü ve (4) üncü bendlerinde gösterilen sebeplerden herhangi birine müsteriden Mahkemenin Elen veya Türk hakiminin emekliliğe sevkedilmesi veya azli.
(3) Kurulun bu fıkranın 2’inci bendinde gösterilen işlemleri kazaîdir ve ilgili hakim, dinlenmek ve davasını kurulda savunmak hakkına sahiptir.
(4) Kurulun ekseriyetle vereceği karar, buna uygun olarak müştereken hareket edecek olan Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavinini bağlar.
9. Mahkeme Reisinin veya Elen hakimin veya Türk hakimin geçici olarak gaybubeti veya görevini görememesi halinde, hale göre, Yüksek Mahkemenin Reisi veya iki Elen hakiminden, tayinlerine göre, en kıdemlisi veya Türk hakimi bu gibi geçici gaybubet veya görevi görememe sırasında kendisine vekalet eder.
10. Mahkemenin Reisi veya diğer hakimleri aleyhinde, kazaî görevleri sırasında söyledikleri sözler veya işledikleri fiillerden dolayı hiçbir takibatta bulunulamaz.
11. Mahkemenin Elen ve Türk hakiminin maaşları ve diğer hizmet şartları, bir kanunla tesbit edilir.
12. Mahkemenin herhangi bir hakimin maaşı ve diğer hizmet şartları, tayininden sonra aleyhine olarak değiştirilemez.
MADDE 134
1. Yüksek Anayasa Mahkemesinin bütün duruşmaları alenîdir; ancak, Mahkeme, duruşmaların intizam dahilinde cereyan etmesi yararına olduğu veya Cumhuriyetin güvenliği veya amme ahlakı gerektirdiği kanaatinde olduğu takdirde, herhangi bir davaya, eğer varsa yalnız tarafların ve Mahkeme Memurlarının huzuru ile bakabilir.
2. Bir müracaatın fuzûlî olduğu ilk bakışta anlaşıldığı zaman, Mahkeme, ilgili taraflarca veya onlar namına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra, bu müracaatın hakikaten fuzulî olduğuna kanaat getirirse, alenî bir celse yapmaksızın müracaatı oybirliği ile red edebilir.
MADDE 135
Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu Anayasa ile kendisine verilen kaza yetkisinin kullanılmasındaki tatbikat ve usul kaideleri düzenlemek muhakeme muameleleri ile ilgili şekiller ve harçlar tesbit etmek ve kayıt kaleminin terekkübünü ve memurlarının yetki ve görevlerini tesbit ve düzenlemek için Mahkeme Tüzüğünü yapar.
MADDE 136
Yüksek Anayasa Mahkemesi, müteakip maddelerde gösterilen bütün konularda kesin olarak karar vermek hususunda münhasır kaza yetkisine sahiptir.
MADDE 137
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin herhangi bir kanun veya kararının veya onun herhangi bir hükmünün iki Cemaatten biri aleyhine ayırt edici olması sebebiyle, bu madde hükümleri gereğince Yüksek Anayasa Mahkemesine, ayrı ayrı veya müştereken, müracaat etmek hakkına sahiptirler.
2. Bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince yapılacak bir müracaat, bahis konusu kanun veya kararın ilanından itibaren yetmiş beş gün içinde yapılır.
3. Böyle bir müracaat yapıldığına dair bildiri, müracaatın vukuundan itibaren yirmi dört saat içinde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanır. Böyle bir bildirinin Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanması üzerine, bahis konusu kanun veya kararın yürürlüğü, yayını takibeden günden itibaren Yüksek Anayasa Mahkemesi müracaat hakkında karar verilinceye kadar durdurulur.
4. Böyle bir müracaat üzerine, Mahkeme, mezkûr kanun veya kararı veya onun herhangi bir hükmünü, tamamen veya kısmen, tasdik veya iptal veya tekrar incelemek üzere Temsilciler Meclisine iade edebilir: Ancak, bir kanun veya kararın veya onun herhangi bir hükmünün iptal edilmesi halinde, mezkûr iptal, bahis konusu kanun veya karar veya hükmü gereğince yapılan veya yapılmamış olan herhangi bir fiil veya muameleye halel gelmeksizin, Yüksek Anayasa Mahkemesinin kararının bu maddenin 5’inci fıkrası gereğince yayınlandığı tarihten itibaren muteber olur.
5. Mahkemenin kararı, derhal Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine ve Temsilciler Meclisi Reisine ve Reis Vekiline tebliğ olunur ve Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından Cumhuriyet Resmî Gazetesinde derhal yayınlanır.
MADDE 138
1. Bütçenin Temsilciler Meclisi tarafından kabul olunması üzerine, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, ayrı ayrı veya müştereken, kanaatına veya kanaatlarına göre ayırd edici oluşu sebebine müsteniden Bütçeyi Temsilciler Meclisine iade etmek hakkını veya haklarını kullandıkları ve Meclis kararında israr ettiği takdirde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, hale göre, ayrı ayrı veya müştereken, mezkur sebebe müsteniden Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat etmek hakkına sahiptirler.
2. Mezkûr müracaat, bu Anayasa tarafından Temsilciler Meclisinin kanunlarının veya kararlarının ilanı için tesbit edilen süre içinde yapılır.
3. Böyle bir müracaat üzerine, Mahkeme, Bütçeyi, tamamen veya kısmen, iptal veya tasdik veya Temsilciler Meclisine iade edebilir.
4. Mahkemenin kararı, derhal Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine ve Temsilciler Meclisi Reisine ve Reis Vekiline tebliğ edilir ve Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından Cumhuriyet Resmî Gazetesinde derhal yayınlanır.
MADDE 139
1. Yüksek Anayasa Mahkemesi, Temsilciler Meclisi ile Cemaat Meclisleri veya herhangi bir Cemaat Meclisi arasında veya Cumhuriyet organları veya Cumhuriyet dahilindeki makamlar arasında kuvvet veya yetki uyuşmazlık veya itirazlarına dair herhangi bir konu ile ilgili olarak yapılan bir müracaat hakkında kesin olarak karar vermek kaza yetkisine sahiptir: Ancak, bu fıkranın hiçbir hükmü, Cumhuriyet dahilindeki mahkemeler veya adlî makamlar arasındaki herhangi bir uyuşmazlık veya itirazlara uygulanmaz. Bu uyuşmazlık veya itirazlar Yüksek Mahkeme tarafından karara bağlanır. Bu fıkra maksatları bakımından, “Cumhuriyet dahilindeki mahkemeler veya adlî makamlar” tabiri Yüksek Anayasa Mahkemesini içine almaz.
2. Herhangi bir konu ile ilgili olarak Yüksek Anayasa Mahkemesinin yetkisine dair bir mesele ortaya çıktığı takdirde, bu mesele, Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanır.
3. Bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince aşağıdakiler, eğer uyuşmazlık veya itiraz ile ilgili iseler, Mahkemeye müracaat edebilirler:
(a) Cumhurbaşkanı veya Cumhur Başkan Muavini; veya
(b) Temsilciler Meclisi; veya
(c) Cemaat Meclislerinden biri veya her ikisi; veya
(d) Cumhuriyetin herhangi diğer bir organı veya Cumhuriyet dahilindeki diğer bir makam.
4. Mezkur müracaat, bahis konusu kuvvet veya yetkiye itiraz olunmasından itibaren otuz gün içinde yapılır.
5. Böyle bir müracaat üzerine, Mahkeme, müracaat konusu olan kanunun veya kararın veya muamelenin, kuvvet veya yetki olmaksızın kabul edildiği veya alındığı veya yapıldığı sebebine müsteniden, uyuşmazlığın çıkmasından veya itirazın yapılmasından itibaren veya başlangıcından itibaren, tamamen veya kısmen, hükümsüz olduğuna ve hiçbir hukukî hükmü olmadığına karar verebilir her iki halde de Mahkeme, böyle bir kanun, karar veya muamele gereğince yapılan veya yapılmamış olan herhangi bir fiil veya muamelenin hükmü hakkında talimat verebilir.
6. Böyle bir müracaat üzerine Mahkeme tarafından verilen herhangi bir karar, derhal ilgili taraflara ve onu derhal Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlayacak olan Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine tebliğ edilir.
7. Bu madde gereğince bir müracaat yapılması üzerine, Mahkeme, bu müracaata konu olan, hale göre, kanun veya karar veya muamelenin, müracaat hakkında karar verilinceye kadar, yürürlüğünün durdurulmasını emredebilir; böyle bir emir, derhal Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanır.
MADDE 140
1. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini müştereken Temsilciler Meclisinin herhangi bir kanun veya kararının ilanından evvel herhangi bir zamanda, böyle bir kanunun veya kararın veya herhangi belli bir hükmünün, iki Cemaatten biri aleyhine ayırd edici olması sebebi dışında, bu Anayasanın her hangi bir hükmüne, aykırı veya ona uygun olup olmadığı meselesini, mütalaasını vermesi için, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollayabilirler.
2. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince kendisine yollanan her meseleyi inceler ve Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini namına ve Temsilciler Meclisi namına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra, mezkûr mesele hakkında mütalaasını verir ve bunu Cumhur Başkanına, Cumhur Başkan Muavinine ve Temsilciler Meclisine tebliğ eder.
3. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu gibi bir kanun veya kararın veya onun herhangi bir hükmünün bu Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı olduğu veya ona uygun olmadığı mütalaasında bulunduğu takdirde, mezkûr kanun veya karar veya hüküm, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından ilan olunmaz.
MADDE 141
1. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, 25’inci madde ile sağlanan hakka herhangi formaliteler, şartlar veya tahditler koyan herhangi bir kanunun ilanından evvel herhangi bir zamanda, bahis konusu formalite, şart veya tahdidin amme yararına olup olmadığı veya kendi Cemaatının menfaatlarına aykırı olup olmadığı meselesini, mütalâasını vermesi için, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollayabilir.
2. Yüksek Anayasa Mahkemesi bahis konusu meseleyi inceler ve, hale göre, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin namına ve Temsilciler Meclisinin namına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra, mütalaasını verir ve bunu Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine ve Temsilciler Meclisine tebliğ eder. 3. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bahis konusu formalite, şart veya tahdidin amme yararına olmadığı veya mezkûr Cemaatın menfaatlarına aykırı olduğu mütalaasında bulunduğu takdirde, bahis konusu formalite, şart veya tahdidi koyan kanun veya onun herhangi bir hükmü, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından ilan edilmez.
MADDE 142
1. Elen Cemaat Meclisinin herhangi bir kanun veya kararı hakkında Cumhur Başkanı ve Türk Cemaat Meclisinin herhangi bir kanun veya kararı hakkında Cumhur Başkan Muavini, böyle bir kanun veya kararın yayınlanmasından evvel herhangi bir zamanda, mezkûr kanunun veya kararın veya herhangi belli bir hükmünün bu Anayasasının herhangi bir hükmüne aykırı veya ona uygun olup olmadığı meselesini, mütalaasını vermek üzere, Yüksek Anayasa Mahkemesine yollayabilir.
2. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince kendisine yollanan her meseleyi inceler ve, hale göre, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini namına ve ilgili Cemaat Meclisi namına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra, mezkur mesele hakkında mütalaasını verir ve bunu, hale göre, Cumhur Başkanına veya Cumhur Başkan Muavinine ve ilgili Cemaat Meclisine tebliğ eder.
3. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu gibi bir kanunun veya kararın veya onun herhangi bir hükmünün, bu Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı olduğu veya ona uygun olmadığı mütalaasında bulunduğu takdirde, mezkûr kanun veya karar veya hüküm, hale göre, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini tarafından yayınlanmaz.
MADDE 143
1. Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini veya yeni seçilen bir Temsilciler Meclisi üyeleri sayısı toplamının en az beşte birini teşkil eden Temsilciler, 68,inci maddede gösterildiği üzere, yeni seçilen Meclis görevine başlayıncaya kadar görevine devam eden bir Temsilciler Meclisini, herhangi bir kanun yapmak veya herhangi bir karar almak için haklı kılacak mahiyette acele ve istisnaî beklenmedik hallerin mevcut olup olmadığı meselesi hakkında Yüksek Anayasa Mahkemesine müracaat hakkına sahiptirler.
2. Mezkûr müracaat, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından yapıldığı takdirde, bu Anayasa tarafından temsilciler Meclisinin kanun ve kararlarının ilanı için gösterilen süre içinde, ve mezkûr Temsilciler tarafından yapıldığı takdirde, yeni Meclisin ilk toplantısını yaptığı tarihten itibaren onbeş gün içinde yapılır.
3. Mahkemenin kararı, Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine ve Temsilciler Meclisinin Reisine ve Reis Vekiline derhal tebliğ edilir ve Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından Cumhuriyet Resmî Gazetesinde derhal yayınlanır.
MADDE 144
1. Herhangi bir mahkeme muamelesindeki bir taraf, istinaf muameleleri dahil olmak üzere, bu muamelelenin herhangi bir safhasında bu muameledeki uyuşmazlık konularından herhangi birinin karara bağlanmasında tesiri olabilen herhangi bir kanunun veya kararın veya onun herhangi bir hükmünün Anayasaya aykırılığı meselesini ileri sürebilir ve bunun üzerine, kendisine karşı böyle bir mesele ileri sürülen mahkeme, bu meseleyi, kararını vermek üzere Yüksek Anayasa Mahkemesine sunar ve bu mesele hakkında Yüksek Anayasa Mahkemesince bir karar verilinceye kadar bu muameleyi durdurtur.
2. Yüksek Anayasa Mahkemesi, böylece kendi kararına sunulan bir meseleyi, tarafları dinledikten sonra, inceler ve kararını verir ve kararını kendisine mezkûr meseleyi sunan Mahkemeye ulaştırır.
3. Yüksek Anayasa Mahkemesinin bu maddenin 2`nci fıkrası gereğince verdiği herhangi bir karar, meseleyi kendisine sunan mahkemeyi ve ilgili tarafları bağlar ve mezkûr karar, kanunun veya kararın veya onun herhangi bir hükmünün Anayasaya aykırı olduğu yolunda ise, mezkûr kanun veya karar, yalnız mezkûr Mahkeme muamelesine tatbik edilmez.
MADDE 145
Yüksek Anayasa Mahkemesi, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini veya Temsilciler Meclisi veya herhangi bir Cemaat Meclisi üyeleri seçimleri ile ilgili olarak seçim kanunu hükümleri gereğince yapılacak herhangi bir seçim itirazı hakkında kesin bir karar vermek münhasır kaza yetkisine sahiptir.
MADDE 146
1. Yüksek Anayasa Mahkemesi, icraî veya idarî bir yetki kullanan herhangi bir organ, makam veya şahsın bir kararının, muamelesinin veya ihmalinin, bu Anayasanın veya herhangi bir kanunun hükümlerine aykırı olduğu veya bunların mezkûr organ veya makam veya şahsa verilen yetkiyi tecavüz veya kötüye kullanmak suretiyle yapıldığı şikayeti ile kendisine yapılan bir müracaat hakkında kesin bir karar vermek münhasır kaza yetkisine sahiptir.
2. Böyle bir müracaat, bir şahıs olması veya bir Cemaata mensup olması dolayısiyle sahip olduğu mevcut meşru bir menfaatı, bu gibi karar veya muamele veya ihmal yüzünden menfi surette ve doğrudan doğruya müteessir olan bir şahıs tarafından yapılabilir.
3. Mezkûr müracaat, karar veya muamelenin yayınlanması tarihinden veya, yayınlanmadığı takdirde ve bir ihmal halinde, müracaatı yapan şahsın bunu öğrendiği tarihten itibaren yetmiş beş gün içinde yapılır.
4. Böyle bir müracaat üzerine Mahkeme, kararında
(a) mezkûr karar veya muamele veya ihmali, tamamen veya kısmen, tasdik edebilir; veya
(b) mezkûr karar veya muamelenin, tamamen veya kısmen, hükümsüz ve tesirsiz olduğuna ve hiç netice doğuramıyacağına karar verebilir; veya
(c) mezkûr ihmalin, tamamen veya kısmen; yapılmaması gerektiğine ve ihmal olunan fiil veya muamelenin yapılması gerektiğine karar verebilir.
5. Bu maddenin 4’üncü fıkrası gereğince verilen herhangi bir karar, Cumhuriyet dahilindeki bütün mahkemeleri ve bütün organları veya makamları bağlar ve karar, ilgili organ veya makam veya şahıs tarafından uygulanır ve ona göre hareket edilir.
6. Bu maddenin 4’üncü fıkrası gereğince hükümsüz kılınan herhangi bir karar veya muamelerin veya yapılmaması gerektiğine karar verilen herhangi bir ihmalin kendisine zarar verdiği herhangi bir şahıs, ilgili organ, makam veya şahıs tarafından talebi kendisini tatmin eder şekilde yerine getirilmediği takdirde, zararların tazmini veya kendisine başka bir tazminat verilmesi için dava açmak ve mahkeme tarafından tesbit edilecek tam ve muhik bir tazminat almak veya mezkûr mahkemenin vermeğe yetkili olduğu diğer tam ve muhik bir tazminat almak hakkına sahiptir.
MADDE 147
Yüksek Anayasa Mahkemesi, 44’üncü maddenin 3’üncü fıkrasına uygun olarak, Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısı tarafından, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin, 44’üncü maddenin 1’inci fıkrasının (d) bendinde gösterildiği üzere, görevini fiilen görmesine engel olacak kadar daimî veya geçici aczinin veya, geçici olanlardan gayrı, gaybubetinin mevcudiyeti meselesi ile ilgili olarak yapacakları bir talep hakkında kesin bir karar vermek münhasır kaza yetkisine sahiptir.
MADDE 148
144 ‘üncü maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Yüksek Anayasa Mahkemesinin yetkisine veya görevine dahil herhangi bir konu hakkında verdiği herhangi bir karar, Cumhuriyet dahilindeki bütün mahkemeleri, organları, makamları ve şahısları bağlar.
MADDE 149
Yüksek Anayasa Mahkemesi, aşağıdaki konularda münhasır kaza yetkisine sahiptir:-
(a) bu Anayasanın iki metni arasındaki herhangi bir aykırılığı, 11 Şubat, 1959 tarihli Zurih Anlaşmasının ve 19 Şubat, 1959 tarihli Londra Anlaşmasının metin ve ruhunu önemle nazara almak kaydiyle, Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Elen ve Türk Cemaatleri temsilcileri tarafından, Lefkoşada 6 Nisan, 1960’da imzalanan bu Anayasanın Taslağı ile buna yapılan ve 6 Temmuz, 1960’da imzalanan Tadiller Cedveline bakarak karara bağlamak; (b) müphemiyet halinde bu Anayasanın tefsirini, 11 Şubat, 1959 tarihli Zürih Anlaşmasının ve 19 Şubat, 1959 tarihli Londra Anlaşmasının metin ve ruhunu önemle nazara almak kaydiyle, yapmak.
MADDE 150
Yüksek Anayasa Mahkemesi kendisine karşı yapılan riayetsizliği cezalandırmak yetkisine sahiptir.
MADDE 151
1. Bu kısmın yukarıdaki hükümlerine rağmen, Yüksek Anayasa Mahkemesi, 125’inci maddenin 3’üncü fıkrasının (2)’nci bendi gereğince Amme Hizmeti Komisyonunca kendisine vaki herhangi bir yollama hakkında kesin bir karar vermek münhasır yetkisine sahiptir.
2. Bu madde hükmü, Amme Hizmeti Komisyonunun herhangi bir kararı, muamelesi veya ihmaline dair bir şikayet ile, 146’ncı madde gereğince, Yüksek Anayasa Mahkemesine herhangi bir müracaat yapılmasına engel olmaz.
KISIM X – YÜKSEK MAHKEME VE ALT MAHKEMELER
MADDE 152
1. IX’uncu Kısım gereğince Yüksek Anayasa Mahkemesi ve bu maddenin 2’nci fıkrası gereğince bir cemaat kanununda gösterilen mahkemeler tarafından kullanılanın dışında kazaî kuvvet, bir Yüksek Adalet Mahkemesi ve bu Anayasa hükümlerine tabi olarak ve onlar gereğince yapılan bir kanunla gösterilen alt mahkemeler tarafından kullanılır.
2. 87’nci madde gereğince Cemaat Meclislerine ayrılan ahvali şahsiye ve dinî konular ile ilgili hukuk davaları hususunda kazaî kuvvet, bu Anayasa hükümleri gereğince yapılan bir cemaat kanununda gösterilen mahkemeler tarafından kullanılır.
MADDE 153
1. (1) İki Elen hakimden, bir Türk hakimden ve bir tarafsız hakimden mürekkep bir Yüksek Adalet Mahkemesi kurulmuştur. Tarafsız hakim Mahkememenin Reisidir ve iki reye sahiptir.
(2) Yüksek Mahkemenin Reisi ve diğer hakimleri Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunurlar: Ancak, yalnız Elen hakimlerinden birinin veya Türk hakiminin mevkii münhal olduğu zaman, tayin edilecek hakimin mensup olduğu Cemaata göre, Cumhur Başkanının veya Cumhur Başkan Muavininin yapacağı tayin teklifi, böyle bir tekliften itibaren bir hafta içinde Cumhur Başkanı ile Cumhur Başkan Muavini bu tayin hakkında mutabakata varamadıkları takdirde, üstün sayılır.
2. Yüksek Mahkeme Cumhuriyetin Başşehrinde toplanır.
3. Tarafsız hakim, Cumhuriyetin veya Yunanistan Kırallığının veya Türkiye Cumhuriyetinin veya Birleşik Krallığın ve Müstemlekelerinin bir vatandaşı veya tebaası olamaz.
4. Yüksek Mahkemenin Elen hakimleri ve Türk hakimi Cumhuriyet vatandaşlarından olur.
5. Yüksek Mahkemenin Reisi ve diğer hakimleri yüksek meslekî ve ahlaki seviye sahibi hukukçular arasından tayin edilirler.
6. (1) Yüksek Mahkemenin Reisi altı yıllık bir süre için tayin olunur.
(2) Yüksek Mahkemenin Reisinin ücreti ve diğer hizmet şartları tayin kararnamesinde tesbit edilir.
(3) Yüksek Mahkemenin Reisinin bu fıkranın (2)’nci bendinde gösterilen tayin kararnamesinde tesbit edilecek hizmet şartları, aşağıdaki hususları içine alır:-
(a) bu maddenin 7’nci fıkrasının (3) üncü bendi gereğince bir Elen veya Türk hakiminin emekliliğe sevkedilebildiği ayni sebeplerle emekliliğe sevkedilmesi için hüküm; ve
(b) bu maddenin 7’nci fıkrasının (4) üncü bendi gereğince bir Elen veya Türk hakiminin azledilebileceği ayni sebeplerle azli için hüküm.
7. (1) Yüksek Mahkemenin Elen hakimleri ve Türk hakimi, Cumhuriyet adliye hizmetinin daimî üyesidirler ve altmış sekiz yaşına varıncaya kadar görevlerine devam ederler.
(2) Yüksek Mahkemenin herhangi bir Elen veya Türk hakimi, herhangi bir kanunun hükümleri gereğince iktisap ettiği her hangi bir emeklilik maaşı, ikramiyesi veya benzeri diğer haklarına halel gelmeksizin, Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine hitaben kendi imzasını taşıyan bir yazı ile istediği zaman istifa edebilir.
(3) Yüksek Mahkemenin herhangi bir Elen veya Türk hakimi, görevini, daimî olarak veya görevine devamını imkansız kılacak derecede uzun bir süre için, görmesine engel olacak kadar kendisini aciz kılan aklî veya bedenî yetersizliği veya hastalığı sebebi ile emekliliğe sevkedilir. Bu surette emekliliğe sevkedilen bir hakim o zaman yürürlükte bulunan herhangi bir kanunun gösterdiği bütün hak ve maaşları alır.
(4) Yüksek Mahkemenin herhangi bir Elen veya Türk hakimi kötü hal sebebi ile azledilebilir.
8. (1) Reisi Yüksek Anayasa Mahkemesi Reisi olan ve üyeleri Yüksek Anayasa Mahkemesinin Elen ve Türk hakimleri olan bir kurul kurulmuştur.
(2) Bu Kurul, aşağıdaki hususlar ile ilgili bütün konularda karar verme münhasır yetkisine sahiptir: –
(a) tayin kararnamesinde gösterilen hizmet şartlarına uygun olarak Yüksek Mahkeme Reisinin emekliliğe sevk edilmesi azli veya diğer bir şekilde görevine son verilmesi;
(b) bu maddenin 7’nci fıkrasının (3)’ üncü ve (4) ‘üncü bendlerinde gösterilen sebeplerin herhangi birine, müsteniden Yüksek Mahkemenin Elen hakimlerinden herhangi birinin veya Türk hakiminin emekliliğe sevk edilmesi veya azli.
(3) Kurulun bu fıkranın (2)’nci bendinde, gösterilen çalışmaları kazaîdir ve ilgili hakim, dinlenmek ve davasını Kurula sunmak hakkına sahiptir.
(4) Kurulun ekseriyetle vereceği karar, buna uygun olarak ve müştereken hareket edecek olan Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavinini bağlar.
9. Yüksek Mahkemenin Reisinin veya Elen hakimlerinden birinin veya Türk hakiminin geçici olarak gaybubeti veya görevini görememesi halinde, hale göre, Yüksek Anayasa Mahkemesinin Reisi veya Elen hakimi veya Türk hakimi, bu gibi geçici gaybubet veya görevi görememe sırasında kendisine vekalet eder:
Ancak, Yüksek Anayasa Mahkemesinin Elen veya Türk hakiminin vekalet etmesi imkansız veya uygun değilse bu takdirde, hale göre, Cumhuriyet adliye hizmetindeki en kıdemli Elen veya Türk hakimi, bu vekalet görevini görür.
10. Yüksek Mahkemenin Reisi veya diğer hakimleri aleyhinde kazaî görevleri sırasında söyledikleri sözlerden veya işledikleri fiillerden dolayı hiçbir takibatta bulunulamaz.
11. Yüksek Mahkemenin Elen hakimlerinin ve Türk hakiminin maaşları ve diğer hizmet şartları, bir kanunla tesbit edilir.
12. Yüksek Mahkemenin herhangi bir hakiminin maaşı ve diğer hizmet şartları, tayininden sonra aleyhine olarak değiştirilemez.
MADDE 154
Yüksek Mahkemenin bütün duruşmaları alenîdir; ancak, Mahkeme, duruşmaların intizam dahilinde cereyan etmesi yararına olduğu veya Cumhuriyetin güvenliği veya amme ahlakı gerektirdiği kanaatinde olduğu takdirde, herhangi bir davaya, eğer varsa yalnız tarafların ve Mahkeme Memurlarının huzuru ile bakabilir.
MADDE 155
1. Yüksek Mahkeme Cumhuriyette en yüksek istinaf Mahkemesidir ve bu Anayasanın ve onun gereğince yapılan Mahkeme Tüzüğünün hükümlerine tabi olarak, Yüksek Anayasa Mahkemesinden gayri diğer herhangi bir mahkemenin kararının istinafına ait davalara bakmak ve karara bağlamak kaza yetkisine sahiptir.
2. Bu maddenin 3’üncü ve 4’üncü fıkraları hükümleri mahfuz kalmak şartiyle; Yüksek Mahkeme, bu Anayasanın veya bir kanunun gösterdiği ilk mahkeme olarak ve istinafen davalara bakmak kaza yetkilerine sahiptir: Ancak, ilk mahkeme olarak yetki verildiği hallerde bu yetki, 159’uncu madde hükümlerine tabi olarak, Yüksek Mahkemenin tayin edeceği Yüksek Mahkeme hakimi veya hakimleri tarafından kullanılır: Ancak yine, bu suretle verilecek kararlara karşı Yüksek Mahkemeye istinafen müracaat etmek hakkı vardır.
3. Davacısı ile davalısının ayrı Cemaatlara mensup olduğu bir hukuk davasına bakacak mahkemenin ve suçlusu ile zarar gören şahsı ayrı Cemaatlara mensup olduğu bir ceza davasına bakacak rnahkemenin terekkübünü tesbite, münhasıran Yüksek Mahkeme yetkilidir. Bu gibi mahkemeler Elen ve Türk Cemaatlarına mensup hakimlerden terekküp eder.
4. Habeas Corpus, mandamus, prohibition, quo warranto ve certiorari mahiyetinde olan emirnameleri çıkarmaya, münhasıran Yüksek Mahkeme yetkilidir.
MADDE 156
Aşağıdaki suçlara, birinci derecede, Yüksek Mahkemenin tesbit edeceği her iki Cemaata mensup hakimlerden mürekkep ve Yüksek Mahkeme Reisinin riyasetindeki bir mahkeme tarafından bakılır:
(a) vatan hainliği ve Cumhuriyetin güvenliği aleyhindeki diğer suçlar;
(b) Anayasaya ve Anayasa düzeni aleyhindeki suçlar: Ancak, bu mahkemenin bir kararına istinafen bakılmasında, Yüksek Mahkemeye, Yüksek Mahkeme Reisi yerine Yüksek Anayasa Mahkemesinin Reisi riyaset eder ve bu takdirde, Yüksek Anayasa Mahkemesinin Reisi, Yüksek Mahkeme, Reisinin bütün yetkilerine sahiptir.
MADDE 157
1. Bu Anayasanın Yüksek Anayasa Mahkemesi hakkında gösterdiğinin dışında olmak şartiyle, Yüksek Mahkeme, Yüksek Adliye Kurulunu teşkil eder ve Reisinin iki reyi vardır.
2. Adliye hizmeti üyelerinin tayini, terfii, nakli, tayinine son verilmesi, azli ve disiplin konuları hakkında münhasıran Yüksek Adliye kurulu yetkilidir.
3. Bir adliye hizmeti üyesi, ancak bir Yüksek Mahkeme hakimine uygulanan ayni sebepler ve tarzda emekliliğe sevk veya azil edilebilir.
MADDE 158
1. Bu Anayasanın hükümleri mahfuz kalmak şartıyle, bir kanun, 160’ıncı madde gereğince bir cemaat kanunu ile kurulacak mahkemelerin dışında kalan, hukuki ve cezaî kaza yetkisine sahip mahkemelerin kurulmasını, yetki ve vazifelerini gösterir.
2. Böyle bir kanun, adaletin gereği gibi ve gecikmeden sağlanması ve kendi yetkilerinin sınırları içinde bu Anayasanın ana hak ve hürriyetleri sağlayan hükümlerinin müessir suretle tatbikini temin etmeleri için yeter sayıda ve kifayette mahkemelerin kurulması için hükümler koyar.
3. Bir kanun, bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince kurulan mahkemelerin hakimlerin maaşlarına ve diğer hizmet şartlarına dair Hükümleri koyar. Bu Hakimlerin maaşları ve diğer hizmet şartları, tayinlerinden sonra aleyhlerine olarak değiştirilemez.
MADDE 159
1. Davacısı ve davalısının ayni Cemaata mensup olduğu bir hukuk davasına, yalnız bu Cemaate mensup hakim veya hakimlerden mürekkep bir hukuk mahkemesi bakar.
2. Suçlusu ile zarar gören şahsı ayni Cemaata mensup olan veya zarar gören şahsı bulunmayan bir ceza davasına, ayni Cemaata mensup hakim veya hakimlerden mürekkep bir ceza mahkemesi bakar.
3. Davacısı ve davalısı ayrı Cemaatlara mensup olan bir hukuk davasına, Yüksek Mahkemece tayin edilen her iki Cemaata mensup hakimlerden mürekkep bir mahkeme bakar.
4. Suçlusu ve zarar gören şahsı ayrı Cemaatlara mensup olan bir ceza davasına, Yüksek Mahkemece tayin edilen her iki Cemaata mensup hakimlerden mürekkep bir mahkeme bakar.
5. Tüm hakkında tahkikat; ölen şahıs Elen Cemaatına mensup olduğu takdirde bir Elen hakim ve ölen şahıs Türk Cemaatına mensup olduğu takdirde bir Türk hakim tarafından yapılır. Ayrı Cemaatlara mensup birden fazla ölü bulunduğu hallerde ölüm tahkikatı, Yüksek Mahkemenin göstereceği hakim tarafından yapılır.
6. Bir hukuk veya ceza mahkemesinin herhangi bir hüküm veya emri, mahkeme Elen hakim veya Elen hakimlerden mürekkep bir mahkemenin Elen memurları tarafından, mahkeme Türk hakim veya Türk hakimlerden mürekkep ise mahkemenin Türk memurları tarafından ve diğer hallerde davayı gören mahkemenin göstereceği memurlar tarafından icra veya infaz edilir.
MADDE 160
1. Bu Anayasanın hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, ilgili Cemaat Meclisi tarafından yapılan bir cemaat kanunu, bu Anayasa hükümleri ile Cemaat Meclislerinin yetkisine ayrılmış olan ahvali şahsiye ve dinî konular ile ilgili hukuk davalarına bakacak mahkemelerin kuruluş, terekküp ve yetkilerine ait hükümleri koyar.
2. Böyle bir kanunla, bu gibi mahkemelerin kararlarının istinafı, bu istinaflara ait davalara bakacak ve onları karara bağlıyacak mahkemelerin terekkübü ve bu istinaf mahkemelerinin yetki ve vazifeleri hakkında hükümler konur. Bu fıkra gereğince yapılan bir cemaat kanunu, böyle bir istinaf mahkemesinin, yalnız Yüksek Mahkemeye mensup bir hakim veya hakimlerden veya bunlarla birlikte ayni kanunun tayin edeceği Cumhuriyet adliye hizmetine mensup diğer hakim veya hakimlerden terekküp edeceğini gösterebilir.
3. Yukarıda gösterilen şekilde terekküp eden bir mahkeme, yetkisini kullanırken, ilgili Cemaat Meclisi tarafından yapılan kanunları tatbik eder: Ancak, bu fıkra hükmü, bir Cumhuriyet mahkemesinin, ahvali şahsiye veya dinî konularla ilgili bir hususun tali olarak ileri sürüldüğü bir davada, ilgili cemaat kanununu tatbik etmesini önlemez.
MADDE 161
160’ıncı maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Cumhuriyet mahkemeleri, ahvali şahsiye ve dinî konularla ilgili olanların dışında diğer ilgili cemaat kanunlarını da tatbik etmek yetkisine sahiptirler.
MADDE 162
Yüksek Mahkeme, kendisine karşı gösterilen, her hangi bir riayetsizliği cezalandırmak yetkisine sahiptir; ve 160,ıncı madde gereğince bir cemaat kanunu tarafından kurulan bir mahkeme de dahil olmak üzere Cumhuriyet dahilindeki herhangi bir mahkeme, bir karar veya emrine itaatsizlik eden herhangi bir şahsı, mezkûr karar veya emre itaat edinceye kadar ve her halde on iki ayı aşmayan bir süre için hapsetme yetkisine sahiptir.
60’ıncı madde hükümlerine rağmen, hale göre, bir kanun veya bir cemaat kanunu, mahkemeye riayetsizlik için ceza koyabilir.
MADDE 163
1. Yüksek Mahkeme, kendisinin ve, 160’ıncı madde gereğince kurulan bir mahkeme hariç olmak üzere, Anayasanın bu Kısmı gereğince kurulan herhangi bir diğer mahkemenin tahkikat ve usul kaidelerini düzenlemek için Mahkeme Tüzüğünü yapar.
2. Bu maddenin 1’inci fıkrasının genelliğine halel gelmeksizin, Yüksek Mahkeme, aşağıdaki maksatlar için Mahkeme Tüzüğüne hükümler koyabilir:
(a) mahkemelerin oturumlarının düzenlenmesi ve herhangi bir maksat için hakimlerin seçimi;
(b) Yüksek Mahkemedeki veya diğer bir mahkemedeki istinaf veya diğer muamelelerden fuzuli veya taciz edici olduğu veya adaletin tecellisini geciktirmek maksadile yapıldığı görünenlerinin seri muhakeme usulü ile karara bağlanmaları;
(c) mahkemelerdeki muhakeme muameleleri ile ilgili şekillerin ve harçların ve bu muamelelerin ve onlarla ilgili masrafların düzenlenmesi;
(d) mahkemelerin kayıt kalemlerinin terekkübünü ve mahkeme memurlarının yetki ve görevlerinin tesbit ve düzenlenmesi;
(e) Mahkeme Tüzüğündeki herhangi bir hükmün yerine getirilmesi için gereken mehilin tesbiti;
(f) Yüksek Adliye Kurulunun adliye hizmeti üyelerine dair olan disiplin konuları hakkındaki yetkisini kullanırken takip edeceği tatbikat ve usul kaidelerinin tesbiti.
3. Bu madde gereğince yapılan Mahkeme Tüzüğü, herhangi belli bir konuya bakacak Yüksek Mahkeme hakimlerinin sayısını tesbit edebilir: Ancak, bu Anayasa ile veya gereğince Yüksek Mahkemeye verilen yetkilerin kullanılmasında, 159’uncu madde hükümleri yerine getirilmeden hiçbir konu karara bağlanamaz ve, 156’ncı madde gereğince yapılan da dahil olmak üzere herhangi bir istinafa ait davalara bakılmasında, Yüksek Mahkeme, 160’ıncı maddenin 2’nci fıkrası hükmü mahfuz kalmak şartiyle, bütün üyelerinden terekküp eder. .
MADDE 164
1. 160’ıncı maddenin 2’nci fıkrası gereğince kurulan herhangi bir istinaf mahkemesi, kendisinin ve kararları aleyhine kendisine istinaf edilebilen herhangi bir mahkemenin tatbikat ve usul kaidelerini düzenleyen bir Mahkeme Tüzüğü yapar.
2. Bu maddenin 1’inci fıkrasının genelliğine halel gelmeksizin, böyle bir istinaf mahkemesi, kendisi ve kararları aleyhine kendisine istinaf edilebilen herhangi bir mahkeme için Mahkeme Tüzüğüne aşağıdaki maksatlarla hükümler koyabilir: –
(a) bu gibi mahkemelerin oturumlarının düzenlenmesi;
(b) bu gibi mahkemelerdeki mahkeme muameleleri ile ilgili şekillerin ve harçların tesbiti ve bu muamelelerin ve onlarla ilgili masrafların düzenlenmesi;
(c) bu gibi mahkemelerin kayıt kalemlerinin terekkübünü ve mahkeme memurlarının yetki ve görevlerinin tesbit ve düzenlenmesi;
(d) bu Mahkeme Tüzüğündeki herhangi bir hükmün yerine getirilmesi için gereken mehilin tesbiti.
KISIM XI — MALİ HÜKÜMLER
MADDE 165
1. Cumhuriyet tarafından, hangi tarzda olursa olsun, sağlanan veya tahsil edilen bütün gelirler ve paralar, bu Anayasa ve kanun hükümlerine tabi olarak, Cumhuriyet Konsolide Fonu adını alacak olan tek bir fon teşkil eder ve buna yatırılır.
2. Bir Cemaat Meclisi tarafından, hangi tarzda olursa olsun, sağlanan veya tahsil edilen bütün gelirler ve paralar, herhangi bir cemaat kanununa tabi olarak, bu Cemaat Meclisinin Konsolide Fonu adını alacak tek bir fon teşkil eder ve buna yatırılır.
3. İlgili metin başka türlü icap ettirmedikçe, bu Anayasada Konsolide Fona yapılan herhangi bir atıf, bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterilen Cumhuriyet Konsolide Fonuna yapılan bir atıfdır.
MADDE 166
1. Bu Anayasanın diğer herhangi bir hükmü veya kanun tarafından yüklenen tahsisat, maaş veya diğer paralara ilaveten aşağıdakiler Konsolide Fona yüklenir: –
(a) Cumhuriyetin ödemeğe mecbur olduğu bütün emeklilik maaşları ve ikramiyeleri;
(b) Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin tahsisatları ve Yüksek Anayasa Mahkemesinin ve Yüksek Mahkemenin hakimlerinin, Cumhuriyet Baş Savcısı ve Baş Savcı Yardımcısının, Baş Murakıbın ve Baş Murakıp Muavininin, Cumhuriyet Emisyon Bankası Müdürünün ve Müdür Muavininin ve Amme Hizmetleri Komisyonu üyelerinin maaşları;
(c) Cumhuriyetin yüklendiği bütün borç mükellefiyetleri; ve
(d) herhangi bir mahkeme tarafından Cumhuriyet aleyhine verilen herhangi bir hükmün, kararın veya hakem kararının yerine getirilmesi için gerekli herhangi bir para.
2. Bu madde maksatları bakımından borç mükellefiyetlerine, faiz, itfa fonuna ayırmalar, borç itfası için yapılan ödeme ve Konsolide Fonun teminatı altında istikrazlar yapılması ve bu suretle ihdas edilen borçtan dolayı hizmetler ve bu borcun itfası ile ilgili olarak yapılan bütün masraflar dahildir.
MADDE 167
1. Maliye Bakanı, Cumhuriyetin her Bakanlığının ve her bağımsız Dairesinin bütçe tahminlerini aldıktan sonra, her malî yıl bakımından o yıl için, Cumhuriyetin umumî Bütçesini hazırlatır ve bu, Bakanlar Kurulunca tasvip edildikten sonra Temsilciler Meclisine sunulur.
2. Bütçedeki masraf tahminleri-
(a) Konsolide Fona yüklenen masrafları karşılamak için gerekli meblağların toplamını; ve
(b) diğer masrafların herbirini karşılamak için gerekli meblağları, ayrı ayrı gösterir.
3. Mezkûr Bütçe kezalik, tatbikatta mümkün olduğu ölçüde, Cumhuriyetin tamamlanan son malî yılın sonundaki aktif ve pasiflerini, aktiflerini ne tarzda yatırıldığını veya tutulduğunu ve bakiye borçlar hakkındaki tafsilatı gösterir.
4. Konsolide Fona yüklenmemiş fakat bu Fondan ödenmesi gereken masraflar Temsilciler Meclisinin tasvibine sunulur ve tasvip olunduğu takdirde bahis konusu malî yıla ait Bütçeye konurlar.
5. Herhangi bir malî yıl bakımından Temsilciler Meclisince herhangi bir maksat için tasvip edilen tahsisatın yetersiz olduğu veya hiçbir tahsisat verilmeyen bir maksat için masraf yapılması zarureti hasıl olduğu görüldüğü takdirde, gerekli tahsisatı gösteren ek bir bütçe Temsilciler Meclisinin tasvibine sunulur ve Temsilciler Meclisi tarafından tasvip edildiği takdirde, bahis konusu malî yıla ait Bütçeye eklenir.
6. Temsilciler Meclisi, ek bir bütçedeki herhangi bir masrafı tasvip veya red edebilir; fakat, masrafın miktarını arttıramaz veya sarf mahallinde herhangi bir değişiklik yapamaz.
MADDE 168
1. Maliye Bakanı tarafından imzalanmış bir verile emri olmadıkça, Konsolide Fondan veya diğer bir amme fonundan hiçbir masraf ödenemez: Ancak, Maliye Bakanı Bütçede gösterilen bir masraf için böyle bir verile emrini imzalamayı red edemez.
2. Bu maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartı ile, bahis konusu verile emrinin ait olduğu masraf, bu verile emrinin ait olduğu malî yıl Bütçesinde gösterilmiş olmadıkça, böyle hiç bir verile emri verilemez.
3. Bütçe, ait olduğu malî yılın ilk gününe kadar Temsilciler Meclisi tarafından tasvip olunmadığı takdirde, Temsilciler Meclisi, bu Anayasa hükümleri mahfuz kalmak şartı ile alacağı bir kararla, Bütçede gösterilen amme hizmetlerinin devamı için gerekli göreceği herhangi bir masrafın, her defasında azamî bir aylık bir süre için, fakat her halde toplamı iki ayı geçmeyecek olan bir süre için, bu sürenin sonuna kadar, Konsolide Fondan veya diğer amme fonlarından karşılanmasına müsaade edebilir: Ancak, her hangi bir hizmet için bu suretle müsaade olunan masraf, ayni hizmet için bir evvelki malî yılın Bütçesinde tasvip edilmiş olan meblağın ayni süreye isabet eden nisbeti geçemez.
KISIM XII – ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER
MADDE 169
50’nci madde ve 57’nci maddenin 3’üncü fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle
(1) ticarî konular, (tediye ve kredi dahil) ekonomik işbirliği ve modus vivendi ile ilgili olarak yabancı bir Devlet veya herhangi bir Milletlerarası Teşkilat ile yapılacak her milletlerarası anlaşma Bakanlar Kurulunun bir kararı gereğince akdedilir;
(2) diğer herhangi bir andlaşma, sözleşme veya milletlerarası anlaşma, Bakanlar Kurulunun bir kararı gereğince müzakere ve imza olunur ve Temsilciler Meclisi tarafından bir kanunla tasdik olunarak akdedilir ve ancak bu surette yürülüğe girer ve Cumhuriyeti bağlar;
(3) Bu maddenin yukarıdaki hükümlerine uygun olarak akdolunan andlaşmalar, sözleşmeler ve anlaşmalar, Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlanmasından itibaren, diğer tarafın mezkûr andlaşmaları, sözleşmeleri ve anlaşmaları tatbik etmesi şartı ile, herhangi bir iç kanundan üstün tutulur.
MADDE 170
1. Cumhuriyet, mahiyetleri ne olursa olsun bütün anlaşmalar bakımından, Yunanistan Kırallığına, Türkiye Cumhuriyetine ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığına, uygun şartlı anlaşmalarla, en ziyade müsaadeye mazhar millet muamelesi uygular.
2. Bu maddenin 1’inci fıkrası hükümleri, Cumhuriyet ile Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasındaki Birleşik Kırallığa bahşolunan üsler ve askerî kolaylıklara dair Kıbrıs Cumhuriyetinin Tesisine ait Andlaşmaya uygulanmaz.
MADDE 171
1. Ses ve rüyet yayınlarında Elen ve Türk Cemaatlarının her ikisi için programlar yer alır.
2. Ses yayınlarında Türk Cemaatı için olan programlara ayrılan zaman, yedi günlük bir haftada yetmiş beş saatten az olmaz ve normal yayın devreleri halinde böyle bir haftanın bütün günlerine tevzi edilir: Ancak, yayın sürelerinin toplamının azaltılması gerektiği ve bu sebeple Elen Cemaatı için olan programlara ayrılan zaman yedi günlük haftada yetmiş beş saatin altına düştüğü takdirde, böyle bir haftada Türk Cemaati için olan programlara ayrılan zaman dahi, Elen Cemaatı için olan programlara ayrılan zamanın yetmiş beş satten aşağı düştüğü saat sayısı kadar indirilir. Ancak yine, Elen Cemaatı için olan programlara ayrılan zaman yedi günlük bir haftada yüz kırk saatı geçecek surette arttırıldığı takdirde, Türk Cemaatı için olan programlara ayrılan zaman dahi, Elen Cemaatı için olan her yedi saate karşılık Türk Cemaatı için üç saat nisbetinde arttırılır.
3. Rüyet yayınlarında, birbirini takibeden her on yayın gününden üçü Türk Cemaatı için olan programlara ayrılır ve bu on yayın gününde Türk Cemaatı için olan programlara ayrılan zamanın toplamı bu on yayın gününde Elen Cemaatı için olan programlara ayrılan her yedi saata karşılık üç saat nisbetinde olur.
4. Bütün resmî ses ve rüyet yayınları hem Elence ve hem Türkçe olur ve bunlar bu maddede gösterilen zaman hesablarında nazara alınmaz.
MADDE 172
Cumhuriyet, memurlarının veya makamlarının, görevlerini görmeleri sırasında veya görevleri dolayısiyle işledikleri zarara sebebiyet veren herhangi bir haksız fiil veya ihmalden mesuldür.
Bir kanun bu mesuliyeti düzenler.
MADDE 173
1. Cumhuriyetin en büyük beş şehrinde, yani Lefkoşe, Leymosun, Mağusa, Larnaka ve Bafta bunların Türk halkı tarafından ayrı belediyeleri kurulur:
Ancak, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört sene içinde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, yukarıdaki şehirlerdeki belediyelerin ayrılmalarının devam edip etmemesi meselesini incelerler.
2. Yukarıdaki şehirlerde, Elen Belediye Meclisleri şehrin Elen seçmenleri tarafından ve Türk Belediye Meclisleri Türk seçmenleri tarafından seçilirler.
3. Yukarıdaki şehirlerin herbirinde, Elen belediye meclisi tarafından seçilen iki üyeden, Türk belediye meclisi tarafından seçilen iki üyeden ve bahis konusu belediye meclisleri arasında varılacak mutabakatla seçilen bir Başkandan müteşekkil bir koordinasyon komitesi kurulur. Bu kordinasyon komitesi, müştereken yapılmasına ihtiyaç olan işlere bakar, şehirdeki iki belediyenin meclislerinin mutabakatı ile kendisine verdiği müşterek hizmetleri görür ve belli bir derecede iş birliğini gerektiren konular ile ilgilenir.
MADDE 174 Yukarıdaki şehirlerin herhangi birinin sınırları içinde, bahis konusu herhangi bir belediye tarafından, bunun ait olduğu Cemaata mensup olmadıkça hiç bir kimseye hiçbir belediye vergisi, mülk vergisi, ücreti veya diğer her hangi bir gelir konamaz veya tahakkuk ettirilemez veya hiçbir kimseden tahsil edilemez:
Ancak-
(a) yukarıdaki şehirlerin her birindeki belediyelerden birinin meclisinin içinde yetkisini kullandığı bölge içinde bulunan belediye çarşılarının, mezbahalarının ve belediyelere ait diğer mahallerin kullanılması ile ilgili ücretler;
(b) yukarıdaki şehirlerin herhangi birindeki belediyelerden birinin meclisinin içinde yetkisini kullandığı bölge içinde bulunan binalar ve mahaller ile ilgili eğlence resimleri;
(c) yukarıdaki şehirlerin herhangi birinde bir belediyenin kendi Cemaatine mensup bulunmayan bir şahsa karşı, bir belediyenin mutad olarak, yaptığına ilave veya fazla olarak, yaptığı hizmetler hakkında bahis konusu şehirdeki iki belediye meclisi arasında mutabık kalınarak tesbit edilecek resimler, bahis konusu belediye meclisine ödenir : Ancak yine, yukarıdaki şehirlerin herhangi birinde, belediyelerden biri tarafından diğer belediyenin ait olduğu Cemaata mensup bir şahsa, mürakabe, teftiş ve benzeri neviden herhangi bir hizmet yapıldığı takdirde, bunlar ile ilgili herhangi bir resim de bu hizmeti yapan belediyeye ödenir.
MADDE 175 Yukarıdaki şehirlerin herhangi birinde bir belediye tarafından kendi Cemaatına mensup olmıyan bir şahsa hiçbir ruhsat veya müsaade verilemez:
Ancak, yukarıdaki şehirlerin herhangi birinde bahis konusu Belediyelerden birinin içinde yetkisini kullandığı bölge içindeki gayrimenkullere, mahallere veya inşaat işlerine rnüteallik ruhsat veya müsaadeler, bahis konusu belediyenin meclisi tarafından verilir ve bu gibi ruhsat veya müsaadeler ile ilgili herhangi bir hizmet, murakabe veya nezaret, mezkûr belediyenin meclisi tarafından yapılır ve bu husustaki herhangi bir resim, bu meclis tarafından tahsil edilir.
MADDE 176 173 ila 178’inci, ikisi de dahil, maddelerdeki hiçbir hüküm, aşağıdaki şartlara tabi olarak, bu gibi herhangi bir belediye ile ilgili şehir planlamasını bir kanunun göstermesini önler şekilde tefsir olunmaz :-
(a) yukarıdaki şehirlerden herhangi birisi için kurulan planlama komisyonu on üyeden müteşekkil olup bunlardan yedisi Elen ve üçü Türk olur;
(b) bu komisyonun bütün kararları mutlak ekseriyetle alınır :
Ancak böyle bir ekseriyetle verilecek herhangi bir karar, Elen belediyesini ilgilendirenler asgarî dört Elen üyenin reylerini ihtiva etmedikçe ve Türk belediyesini ilgilendirenler asgarî iki Türk üyenin reylerini ihtiva etmedikçe alınamaz;
(c) yukarıdaki şehirlerden herhangi birini ilgilendiren şehir planlamasına dair bütün konularda ve bu gibi konuların düzenlenmesinde münhasıran bahis konusu planlama komisyonu yetkilidir.
MADDE 177 173 ilâ 178’inci, ikisi de dahil, maddeler hükümlerine tabi olmak kaydiyle, yukarıdaki şehirlerin herhangi birindeki her belediye, kendi yetkilerini ve bütün görevlerini, sınırları, her belediye için, Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin mutabakatı ile tesbit edilen bir bölge içinde kullanır ve görür.
MADDE 178 Diğer mahallerde belediyelerin organlarının, mümkün olduğu kadar, iki Cemaatın nisbî temsili esasına göre teşekkülü için hususî hüküm konur.
KISIM XIII – SON HÜKÜMLER
MADDE 179
1. Bu Anayasa Cumhuriyetin en yüksek kanunudur.
2. Temsilciler Meclisinin veya Cemaat Meclislerinden herhangi birinin hiçbir kanun veya kararı ve Cumhuriyet dahilinde icra kuvvetini kullanan veya herhangi bir idarî görev gören herhangi bir organ, makam veya şahsın hiçbir muamele veya kararı hiçbir suretle, bu Anayasa hükümlerinden herhangi birine aykırı veya uyuşmaz olamaz.
MADDE 180
1. Bu Anayasanın Elence ve Türkçe metinlerinden her ikisi de asıldır ve ayni derecede muteber ve ayni hukukî hükmü haizdir.
2. Bu Anayasanın iki metni arasındaki her hangi bir aykırılık, Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından, 11 Şubat, 1959 tarihli Zurich Anlaşmasının ve 19 Şubat, 1959 tarihli Londra Anlaşmasının metin ve ruhunu önemle nazara almak kaydiyle, Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Elen ve Türk Cemaatleri temsilcileri tarafından, Lefkoşada 6 Nisan, 1960 da Karma Anayasa Komisyonunda imzalanan bu Anayasanın Taslağı ile buna yapılan ve 6 Temmuz, 1960’da imzalanan Tadiller Cedveli’ne bakılarak karara bağlanır.
3. Müphemiyet halinde bu Anayasanın tefsiri, Yüksek Anayasa Mahkemesi tarafından, 11 Şubat, 1959 tarihli Zurih Anlaşmasının ve 19 Şubat, 1959 tarihli Londra Anlaşmasının metin ve ruhu önemle nazara alınarak yapılır.
MADDE 181 Suretleri Ek I ve II olarak bu Anayasaya eklenmiş bulunan Cumhuriyetin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve Anayasasını teminat altına alan ve Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasında aktedilen Andlaşma ve Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında aktedilen Askerî İttifak Andlaşması Anayasa hükmünü haizdirler.
MADDE 182
1. Bu Anayasanın, 11 Şubat, 1959 tarihli Zurih Anlaşmasından ithal edilmiş bulunan ve Ek III’ünde gösterilen maddeleri veya maddelerin kısımları, bu Anayasanın Temel Maddeleri olup hiçbir suretle gerek değiştirme, gerek ilave veya gerekse kaldırma suretile tadil edilemezler.
2. Bu maddenin 1’inci fıkrası mahfuz kalmak şartiyle, bu maddenin 3’üncü fıkrasında gösterildiği üzere bu Anayasanın herhangi bir hükmü, gerek değiştirme, gerek ilave veya gerekse kaldırma suretile tadil edilebilir.
3. Böyle bir tadil, Elen Cemaatına mensup Temsilcilerin sayısı toplamının asgarî üçte ikisini ve Türk Cemaatına mensup Temsilcilerin sayısı toplamının asgarî üçte ikisini ihtiva eden bir ekseriyet reyi ile kabul edilecek bir kanun ile yapılır.
MADDE 183
1. Cumhuriyetin veya herhangi bir kısmının, hayatını tehdit eden harp veya diğer umumî bir tehlike halinde Bakanlar Kurulu bu hususta alacağı bir kararla Fevkalade Hal İlanına yetkilidir:
Ancak, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, böyle bir karara karşı, bu kararın dairelerine ulaştırıldığı tarihten itibaren kırk-sekiz saat içinde, ayrı ayrı veya müştereken, veto hakkına sahiptirler.
2. Bu gibi her İlanda, bahis konusu Fevkalade Halin devamı süresince yürürlüğü durdurtulan Anayasa maddeleri açıkca gösterilir: Ancak, bu gibi herhangi bir İlan ile Anayasanın yalnız aşağıdaki maddelerinin yürürlüğü durdurultulabilir: – Yalnız müsaade edilmiş bir harp fiili ile sebebiyet verilen ölüm bakımından 7’nci madde; 10’uncu maddenin 2’nci ve 3’üncü fıkraları; 11’inci madde; 13’üncü madde; 16’ncı madde; 17’nci madde; 19’uncu madde; 21’inci madde; 23’üncü maddenin 8’inci fıkrasının (d) bendi; 25’inci madde ve 27’nci madde.
3. Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, bu maddenin 1’inci fıkrasında gösterilen veto haklarını, ayrı ayrı veya müştereken, kullanmamışlarsa, bahis konusu İlanı derhal Cumhuriyet Resmi Gazetesinde yayınlamak suretile ilan ederler.
4. Bu maddenin yukarıdaki hükümleri gereğince yapılan bir fevkalade Hal İlanı derhal Temsilciler Meclisine sunulur. Temsilciler Meclisi toplantı halinde değilse bu maksatla en kısa zamanda toplantıya çağrılır.
5. Temsilciler Meclisi, bahis konusu Fevkalade Hal İlanını red veya tasvip etmek hakkına sahiptir. Red halinde, Fevkalade Hal İlanının hiçbir hükmü olmaz. Tasvip halinde, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, Temsilciler Meclisinin bu kararını Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlamak suretile derhal ilan ederler.
6. Temsilciler Meclisi, Bakanlar Kurulunun talebi üzerine, fevkalade hal süresini uzatmağa karar vermedikçe, Fevkalade Hal İlanı, Temsilciler Meclisinin tasvibi tarihinden itibaren iki ayın sonunda yürülükten kalkar. Temsilciler Meclisinin fevkalade hal süresini uzatma kararına karşı, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, 50’nci maddeye uygun olarak kullanılmak üzere, ayrı ayrı veya müştereken, veto hakkına sahiptirler.
7. (1) Bir Fevkalade Hal İlanı yürürlükte olduğu zaman; bu Anayasanın hükümlerine rağmen, Bakanlar Kurulu, kendince derhal harekete geçilmesi gereken hallerde, Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin 57’nci madde gereğince, ayrı ayrı veya müştereken, kullanabilecekleri veto hakkına tabi olmak kaydiyle; münhasıran fevkalade hal ile ilgili kanun hükmünü haiz herhangi bir kararname çıkarabilir.
(2) Bir Fevkalade Hal İlanı yürürlükte olduğu zaman; bu Anayasanın hükümlerine rağmen, Bakanlar Kurulu, kendince derhal harekete geçilmesi gereken hallerde, Cumhur Başkanının ve Cumhur Başkan Muavininin 57’nci madde gereğince, ayrı ayrı veya müştereken, kullanabilecekleri veto hakkına tabi olmak kaydiyle; münhasıran fevkalade hal ile ilgili kanun hükmünü haiz herhangi bir kararname çıkarabilir.
Bu fıkranın yukarıdaki (1) inci bendi gereğince veto hakkı kullanılmamışsa, Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini, bahis konusu kararnameyi derhal Cumhuriyet Resmî Gazetesinde yayınlamak suretiyle ilan ederler.
(3) Bahis konusu kararname, daha evvel kaldırılmamışsa, fevkalade halin sona ermesi ile yürürlükten kalkar.
MADDE 184
1. 183’üncü maddenin 7’nci fıkrasının (2)’nci bendi gereğince ilan edilen herhangi bir kararnamede önleyici tutukluk konduğu takdirde-
(a) bu kararname gereğince herhangi bir şahsın tutukluğunu emreden, en kısa zamanda, bu şahsa tutukluğunun Sebeplerini ve bu maddenin 3’üncü fıkrası hükmü mahfuz kalmak şartı ile, emrin dayandığı isnad edilen vakıaları bildirir ve kendisine mümkün olan en kısa zamanda em aleyhine müracaatta bulunma imkanını verir;
(b) bu maddenin 2’nci fıkrasında gösterildiği üzere kurulan bir istişare heyeti, bahis konusu kararname gereğince bu tutukluğa tabi olan bir vatandaşın bu fıkranın (a) bendi gereğince yaptığı herhangi bir müracaatı tetkik edip bir ay içinde tutukluk için yeter sebep bulunduğuna dair rapor vermedikçe bu vatandaş, bu kararname gereğince bir aydan fazla bir süre için tutukluğa tabi olamaz.
2. Bu madde maksatları için kurulacak istişare heyeti, Yüksek Mahkeme hakimi olan veya olmuş bulunan veya mezkûr Mahkemede hakim olmak için gerekli vasıfları haiz bulunan şahıslar arasından Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunacak bir Başkandan ve Yüksek Mahkemenin Reisi ile istişareden sonra Cumhur Başkanı ve Cumhur Başkan Muavini tarafından müştereken tayin olunacak diğer iki üyeden teşekkül eder.
3. Bu madde, hiçbir makama, açıklanmasının millî menfaatlara aykırı olduğunu telakki ettiği vakıaları açıklamak mükellefiyetini yüklemez.
MADDE 185
1. Cumhuriyetin ülkesi birbütün olup parçalanamaz.
2. Kıbrısın tamamen veya kısmen herhangi diğer bir devletle birleşmesi veya ayrılığı güden bir bağımsızlık konu haricidir.
MADDE 186
1. Bu Anayasada, ilgili metinde açıkça başka türlü konmadıkça veya bu metin başka türlü gerektirmedikçe-
(1) “Cemaat”, Elen veya Türk cemaatını ifade eder;
“mahkeme”, bu mahkemenin herhangi bir hakimini de içine alır;
“Elen”, 2’nci maddede tarif edildiği üzere Elen Cemaatının bir üyesini ifade eder;
“kanun”, bu Anayasanın yürürlüğe girmesinden sonraki devre ile ilgili olarak kullanıldığı takdirde bir Cumhuriyet kanununu ifade eder;
“şahıs”, hükmî şahsiyeti haiz olan veya olmayan herhangi bir şirketi, ortaklığı, derneği, birliği, müessese veya teşekkülü içine alır;
“Cumhuriyet”, Kıbrıs Cumhuriyetini ifade eder;
“Türk”, isim ve sıfat olarak 2’nci maddede tarif olunduğu üzere Türk Cemaatının bir üyesini ifade eder;
(2) müzekker olan kelimeler müennesi de ve tekil olan kelimeler çoğulu da ifade ederler.
2. Bu Anayasa ile herhangi bir emir, kaideler, tüzükler veya talimatnameler yapmak veya herhangi bir talimat vermek yetkisi verilmiş olduğu hallerde bu yetki, bahis konusu emir, kaideler, tüzükler, talimatnameler veya talimatları ayni tarzda tadil veya kaldırma yetkisini içine alır şekilde yorumlanır.
GEÇİCİ HÜKÜMLER
MADDE 187
1. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen evvel yürürlükte olan herhangi bir kanun gereğince
(a) ilk Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini;
(b) bir Temsilciler Meclisinin üyesi veya herhangi bir Cemaat Meclisinin üyesi, seçilen herhangi bir şahıs, bu Anayasa hükümleri gereğince, hale göre, Cumhur Başkanı veya Cumhur Başkan Muavini, bir Temsilciler Meclisi üyesi veya ilgili Cemaat Meclisinin bir üyesi seçilmiş sayılır.
2. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükten kalkan seçimlere dair bütün kanunlar ve nizamnameler, yürürlükten kalkmış olmalarına rağmen, hale göre, Temsilciler Meclisi veya herhangi bir Cemaat Meclisi tarafından bu Anayasanın yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren en geç on sekiz ay içinde yeni bir seçim kanunu yapılıncaya kadar, bahis konusu devre içinde Cumhur Başkanı, Cumhur Başkan Muavini, herhangi bir Temsilci veya herhangi bir Cemaat Meclisi üyesinden boşalan münhali doldurmak için yapılacak herhangi bir ara seçimi bakımından yürürlükte olurlar.
MADDE 188
1. Bu Anayasanın hükümleri ve bu maddenin aşağıdaki hükümleri mahfuz kalmak şartı ile, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan bütün kanunlar, bu Anayasa gereğince yapılan, hale göre, herhangi bir kanunla veya cemaat kanunu ile, gerek değiştirme, gerek ilave veya gerekse kaldırma sureti ile, tadil edilinceye kadar; bahis konusu tarihte ve bundan sonra yürürlükte kalırlar ve bahis konusu tarihten itibaren bu Anayasaya uymaları için yapılması gerekli tahvillerin yapılması suretile yorumlanır ve uygulanır.
2. Bu Anayasanın geçici hükümlerinde başka türlü gösterilmedikçe, bu gibi herhangi bir kanunun bu Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı veya uyuşmaz olan hiçbir hükmü, ve 78’inci madde gereğince ayrı bir ekseriyeti gerektiren hiç bir kanun, yukarıda gösterildiği şekilde yürürlükte kalamaz: Ancak, belediyelere dair kanunlar, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı aylık bir devre için yürürlükte kalabilirler ve vergiler veya resimler koyan herhangi bir kanun, 31 Aralık, 1960’a kadar yürürlükte kalabilir.
3. Bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince yürürlükte kalan herhangi bir kanunda, ilgili metin başka türlü gerektirmedikçe-
(a) Kıbrıs Sömürgesine veya “Kıraliyete” yapılan herhangi bir atıf, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra başlıyan herhangi bir devre bakımından, Cumhuriyete yapılan bir atıf olarak yorumlanır;
(b) Vali’ye veya Valilik Meclisi’ne yapılan herhangi bir atıf, ayni devre bakımından, bu Anayasanın açık hükümlerine göre, ayrı ayrı veya müştereken Cumhur Başkanına ve Cumhur Başkan Muavinine, Cemaat Meclislerine açıkça ayrılanlar dışında teşriî kuvvetin kullanılması ile ilgili konularda Temsilciler Meclisine, bu Anayasa gereğince yetkisine dahil bütün konularda ilgili Cemaat Meclisine ve icra kuvvetinin kullanılmasına dair konularda Bakanlar Kuruluna yapılan bir atıf olarak yorumlanır;
(c) İdarî Sekretere veya Malî Sekretere yapılan herhangi bir atıf, ayni devre bakımından, yorum zamanında atfın yapıldığı konu ile ilgili mesuliyetin kendisine yüklendiği Bakanlığa veya Cumhuriyetin bağımsız Dairesine yapılan bir atıf olarak yorumlanır;
(d) Baş Savcıya veya Baş Savcı Yardımcısına yapılan herhangi bir atıf, ayni devre bakımından, yerine göre; Cumhuriyet Baş Savcısına ve Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısına yapılan bir atıf olarak yorumlanır;
(e) bir amme görevini gören herhangi diğer bir şahsa veya herhangi bir makama veya teşekküle yapılan herhangi bir atıf, ayni devre bakımından, Cumhuriyetin buna tekabül eden amme memuruna, makamına, teşekkülüne veya dairesine yapılan bir atıf olarak yorumlanır.
4. Bu maddenin 1’inci fıkrası gereğince yürürlükte kalan herhangi bir kanunun hükümlerini uygulayan Cumhuriyet dahilindeki herhangi bir mahkeme, ayni devre bakımından, bunları, Geçici hükümleri dahil olmak üzere bu Anayasa hükümlerine uygun kılmak için gerekli olabilecek tahvilleri yaparak uygular.
5. Bu maddedeki-“kanun”a, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce böyle bir kanun gereğince yapılan her nevi amme enstrumanları dahildir; “tahviller”e, tadiller, intibaklar ve kaldırmalar dahildir.
MADDE 189
3’üncü madde hükümlerine rağmen, bu Anayasanın yürürlüğe, girdiği tarihten itibaren beş yıllık bir süre için-
(a) 188’inci madde gereğince yürürlükte kalacak olan bütün kanunlar İngilizce olarak kalabilirler;
(b) Cumhuriyet dahilindeki herhangi bir mahkeme önünde herhangi bir mahkeme muamelesinde İngilizce kullanılabilir:
MADDE 190
1. Bu maddenin müteakip hükümleri mahfaz kalmak şartı ile bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce mevcut olan herhangi bir mahkeme, bu Anayasa hükümlerine rağmen, bahis konusu tarihten itibaren ve Cumhuriyet mahkemelerinin teşekkülüne dair yeni bir kanunu yapılıncaya kadar ve her halde bu tarihten itibaren dört ayı geçmemek üzere, o zamana kadar olduğu gibi çalışmağa devam eder fakat, rnümkün olduğu nisbette, bu Anayasasa hükümlerine uygun olarak teşkil olunur: Ancak, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte açılmış bulunan ve kısmen dinlenmiş olan herhangi bir hukuki veya cezaî davaya, bu Anayasa hükümlerine rağmen, bahis konusu dava için teşkil edilmiş olan mahkeme tarafından bakılmaya devam edilir ve neticelendirilir.
2. Bu Anayasa hükümlerine rağmen, bu Anayasa gereğince kurulan Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç üç aylık devre içinde teşkil edilinceye kadar, Yüksek Mahkemenin kayıt kalemi Yüksek Anayasa Mahkemesinin kayıt kalemi görevini görür.
3. Yüksek Mahkemenin kayıt kalemi, bir müracaat da dahil olmak üzere bütün maksatları bakımından, Yüksek Anayasa Mahkemesi teşkil edilinceye kadar, bu Mahkemenin kayıt kalemi sayılır. Yüksek Anayasa Mahkemesi, bu Anayasanın yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren en geç üç ay içinde teşkil edilir.
4. Bu Anayasa hükümleri gereğince Yüksek Anayasa Mahkemesine yapılacak bir müracaat ile ilgili herhangi bir mehilin hesaplanmasında, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarih ile yukarıda gösterildiği üzere Yüksek Anayasa Mahkemesinin teşkili tarihi arasındaki devre hesaba katılmaz.
(a) Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce mevcut olan Yüksek Mahkeme, bu Anayasa hükümleri gereğince kurulan Yüksek Mahkeme teşkil edilinceye kadar, bu Anayasa gereğince kurulan Yüksek Mahkeme sayılır. Yüksek Mahkeme, bu Anayasanın yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren en geç üç ay içinde teşkil edilir
Ancak, Mahkeme Reisine yapılan bir atıf bahis konusu Mahkemenin en kıdemli üyesine yapılmış bir atıf sayılır ve üyeleri dörtten az olsa da, bahis konusu Mahkeme bu devre için muteber bir şekilde teşkil edilmiş sayılır.
MADDE 191
Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte açılmış bulunan ve Kıbrıs Sömürgesi Hükümeti adına Baş Savcının veya herhangi bir Dairesinin veya memurunun taraf olduğu herhangi bir davanın görülmesine, bahis konusu tarihte ve bundan sonra, Cumhuriyetin veya tekabül eden Daire veya memurunun taraf olması sureti ile, devam olunur.
MADDE 192
1. Bu Anayasada başka türlü hüküm konmuş olmadıkça bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce bir amme hizmeti görevinde bulunan herhangi bir şahıs, bu tarihten sonra kendisine bu tarihten önce uygulanan ayni hizmet kayıt ve şartlarına tabi olmak hakkına sahiptir ve bu kayıt ve şartlar, bahis konusu tarihte veya ondan sonra Cumhuriyetin amme hizmetinde bulunduğu müddetçe, aleyhine olarak değiştirilemez.
2. Bu maddenin 1’inci fıkrası mahfuz kalmak şartı ile, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce görevli bulunan, Mahkeme Reisi hariç; Yüksek Mahkemenin hakimleri ve alt mahkemelerin hakimleri, 153’üncü ve 157’inci maddeler hükümlerine bakılmaksızın, bahis konusu tarihten itibaren mezkûr maddeler hükümleri gereğince bir tayin yapılıncaya kadar, bu maddeler hükümlerine uygun olarak tayin edilmiş gibi görevlerine devam ederler ve kendilerine bu Anayasa hükümleri uygulanır.
3. Bu maddenin 1’inci ve 2’nci fıkralarında gösterilen herhangi bir görevde bulunan herhangi bir şahıs, Cumhuriyet amme hizmetine tayin olunmadığı takdirde; kendisine uygulanabilen hizmet kayıt ve şartlarına tabi olmak şartı ile, kendisine, Cumhuriyet fonlarından, hangisi daha ziyade lehinde ise, muhik bir tazminat veya görevin kaldırılması halinde ödenen emeklilik maaşı ödenmesi hakkına sahiptir.
4. Bu maddenin 5’inci fıkrası hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, bu maddenin 1’inci ve 2’nci fıkralarında gösterilen ve görevi bu Anayasa gereğince bir Cemaat Meclisinin yetkisine giren bir şahıs, arzu ettiği takdirde bu maddenin 3’üncü fıkrası gereğince haiz olduğu haklardan feragat ederek bahis konusu Cemaat Meclisinin hizmetine girmeyi tercih edebilir ve bu takdirde, bu şahıs, bu Anayasa yürürlüğe girdiği tarihten hemen önceki kanuna göre, bu tarihten önceki devredeki hizmet süresi için, yalnız bu süre veya bu süreye ilave edilecek bahis konusu Cemaat Meclisinin hizmetindeki herhangi bir hizmet süresi ile birlikte olan hizmet süresi için mezkur kanun gereğince almağa haklı olduğu herhangi bir emeklilik maaşı, ikramiyesi veya diğer benzeri hakları, Cumhuriyetten almak hakkına sahiptir.
5. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce öğretmenlik görevinde bulunan ve Kıbrıs Sömürgesi bütçesinden para almakta olan ve bu Anayasa gereğince görevi bir Cemaat Meclisinin yetkisine giren herhangi bir öğretmen, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önceki kanuna göre, bu tarihten önceki devredeki hizmet süresi için, yalnız bu süre veya bu süreye ilave edilecek bahis konusu Cemaat Meclisinin hizmetindeki herhangi bir hizmet süresi ile birlikte olan hizmet süresi için mezkûr kanun gereğince almağa haklı olduğu herhangi bir emeklilik maaşı, ikramiyesi veya diğer benzeri hakları, Cumhuriyetten almak hakkına sahiptir.
6. Bu Anayasanm yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce Kıbrıs Sömürgesi amme hizmetinde olup da emekliliğe sevkedilmeden evvel izinli bulunan veya bahis konusu hizmetten Cumhuriyetinkinden başka bir hizmete nakil olunan herhangi bir şahsın, Cumhuriyet vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın, bu tarihten önce bu durumda kendisine uygulanan ayni hizmet kayıt ve şartlarının kendisine uygulanması hakkına sahip olmakta devam eder ve bahis konusu kayıt ve şartlar, aleyhine olarak değiştirilmez.
7. Bu madde maksatları bakımından –
(a) “amme hizmeti”, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten önceki hizmet hakkında, Kıbrıs Sömürgesi hükümetindeki hizmeti ve bu tarihten sonraki hizmet hakkında, Cumhuriyetteki mülkî bir hizmeti ifade eder ve Cumhuriyet emniyet kuvvetlerindeki hizmeti de içine alır;
(b) “hizmet kayıt ve şartları”, bu Anayasa hükümleri gereğince yapılması lüzumlu intibaklara tabi olmak şartıyla, azil veya görevden uzaklaştırılma, emeklilik maaşı; ikramiyeleri ve benzeri hakları ifade eder.
8. Bu maddenin 6’ıncı fıkrasında gösterilen dışında bu madde hükmü Cumhuriyet vatandaşı olmayan bir şahsa uygulanmaz.
MADDE 193 Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce, Dul ve Yetim Maaşları Fonu da dahil olmak üzere Kıbrıs Sömürgesi amme Fonlarından her hangi bir emeklilik maaşı alan veya emeklilikten dolayı diğer bir hakka sahip olan herhangi bir şahsa, bu Anayasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte ve sonra Cumhuriyetin amme fonlarından, bahis konusu emeklilik maaşı veya emeklilikten dolayı sahip olduğu diğer hakları, mezkur emeklilik maaşına veya emeklilik dolayısiyle sahip olduğu diğer haklara bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce uygulanan ayni kayıt ve şartlar arasında veya bu tarihten sonra konulan ve kendi durumuna uygulanabilecek ve daha az lehinde olmayacak olan kayit ve şartlara göre verilmeğe devam olunur.
MADDE 194 Herhangi bir şahsın Dul ve Yetim Maaşları Fonundan bir maaş almak hakkı, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte ve ondan sonra, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce yürürlükte olan ayni kayıt ve şartlara tabi olmağa devam eder ve bunlar, mezkûr hak devam ettiği müddetçe bahis konusu şahsın aleyhine olarak değiştirilemez.
MADDE 195 Bu Anayasanın hiçbir hükmüne rağmen, Cumhuriyetin ilk Cumhur Başkanı seçilen ve Cumhuriyetin ilk Cumhur Başkan Muavini seçilen ve 187’nci madde gereğince Cumhuriyetin ilk Cumhur Başkanı ve ilk Cumhur Başkan Muavini sayılan şahıslar, 42’nci maddede gösterildiği üzere görevlerine başlamadan önce veya sonra Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasındaki Kıbrıs Cumhuriyetinin Tesisine dair Andlaşma ile bu Andlaşma ile birlikte imzalanmaları için hazırlanan Nota Teatilerini ve Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasındaki Cumhuriyetin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve Anayasasını teminat altına alan Andlaşmayı ve Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki Askerî İttifak Andlaşmasını ve bu memleketler arasında akdolunan İttifak Andlaşmasının uygulanması için Cumhuriyet, Yunanistan Kırallığı ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki Anlaşmayı, Cumhuriyet adına imzalamak ve akdeylemek münhasır hak ve yetkisine müştereken sahiptirler ve sahip sayılırlar ve bahis konusu andlaşmalar, anlaşmalar ve teati olunan Notalar bu suretle Cumhuriyet adına muteber şekilde akdolunmuş olurlar ve böylece imzalandıkları tarihten itibaren yürürlüğe girerler ve bağlayıcı olurlar.
MADDE 196 İlk Cemaat Meclislerinin görev süresi bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte başlar.
MADDE 197
1. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten hemen önce bu Anayasa hükümleri ile veya gereğince Cemaat Meclislerinin yetkisine giren herhangi bir okul veya diğer teşekkül veya müessese için ve adına veya bunlar için emaneten, Kıbrıs Sömürgesi Hükümetinin veya herhangi diğer bir şahsın veya teşekkülün uhdesinde bulunan, elinde olan veya adına kayıtlı bulunan herhangi bir menkul veya gayrımenkul mal veya bunun, üzerindeki herhangi bir hak veya menfaat, Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren , ilgili Cemaat Meclisinin bir kanunu ile gösterilen şahsın, teşekkülün veya makamın, bahis konusu cemaat kanununun koyabileceği kayıt ve şartlar gereğince, uhdesine geçirilir ve eline verilir :
Ancak, bahis konusu kanun, bahis konusu malın Cemaat Meclisinin kendi uhdesine geçirilmesi veya kendi eline verilmesi hakkında hüküm koyamaz.
2. Bu madde hükmü, herhangi bir eğitim maksadı ile ilgili, mutemet veya mütevelliler tarafından idare olunan ölüme bağlı bir tasarrufla yapılan bir teberrüye veya başka bir bağışa veya herhangi bir vakfa uygulanamaz.
MADDE 198
1. Aşağıdaki hükümler, bu hükümleri içine alan bir vatandaşlık kanunu yapılıncaya kadar, yürürlükte olurlar: –
(a) vatandaşlığa dair herhangi bir konu, Tesis Andlaşmasının ‘D’ Ek’inin hükümlerine tabi olur
(b) bu Anayasa yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra Kıbrıs’ta doğan herhangi bir şahıs, doğumu tarihinde babası Cumhuriyetin bir vatandaşı ise veya ölmemiş olsa idi Tesis Andlaşmasının `D’ Ek’i hükümleri gereğince olacak idi ise, doğumu tarihinde Cumhuriyetin bir vatandaşı olur.
2. Bu madde maksatları bakımından, “Tesis Andlaşması”, Cumhuriyet ile Yunanistan Kırallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasındaki Kıbrıs Cumhuriyetinin Tesisine dair Andlaşmayı ifade eder.
MADDE 199
1. Türk Cemaat Meclisi, Birleşik Kırallık adına Vali ile Türk Cemaat Temsilcileri arasında 6 Temmuz 1960’da imzalanıp teati edilen Notalarda gösterilen meblağları, Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Krallığından almak hakkına sahiptir.
2. Bu madde hükmü, iki Cemaattan herhangi birinin bu Anayasa hükümleri gereğince haklarını hiçbir suretle tahdit eden şekilde yorumlanamaz.
EK I GARANTİ ANDLAŞMASI
Bir taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer taraftan Yunanistan, Türkiye ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı,
Kıbrıs Cumhuriyetinin, Anayasasının Temel Maddeleri ile kurulan ve düzenlenen bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin tanınması ve idame edilmesinin müşterek menfaatları iktizasından olduğunu mülahaza ederek, II. Bu Anayasa ile ihdas edilen düzene riayeti sağlamak maksadıyla işbirliği yapmayı arzu ederek, aşağıda gösterildiği üzere anlaşmaya varmışlardır: –
Madde I
Kıbrıs Cumhuriyeti, bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin idamesini ve ayni zamanda Anayasasına riayet edilmesini sağlamayı taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, herhangi bir devlet ile, tamamen veya kısmen, herhangi bir siyasî veya iktisadi birliğe katılmamağı taahhüt eder. Bu itibarla, herhangi diğer bir devlet ile birleşmeyi veya Adanın taksimini, doğrudan doğruya veya dolayısıyla, teşvik edecek her nevi hareketi yasak ilan eder.
Madde II
Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Kırallık, Kıbrıs Cumhuriyetinin bu andlaşmanın I’nci maddesinde gösterilen taahhütlerini nazara alarak, Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini ve ayni zamanda Anayasasının Temel Maddeleri ile kurulan nizamı tanırlar ve garanti ederler. Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Kırallık, ayni şekilde, kendilerini ilgilendirdiği nisbette, Kıbrıs’ın herhangi diğer bir devlet ile birleşmesini veya Adanın taksimini, doğrudan doğruya veya dolaysiyle, teşvik etmek gayesini güden herhangi bir hareketi yasak etmeyi taahhüt ederler
Madde III
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyetinin tesisi zamanında Birleşik Kırallığın hükümranlığında kalan bölgelerin bütünlüğüne riayet etmeği ve bu gün Lefkoşa’da imzalanan Kıbrıs Cumhuriyetinin Tesisine dair Andlaşmaya uygun olarak Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından kendisine tanınacak olan hakların Birleşik Kırallık tarafından kullanılmasını ve onlardan istifade edilmesini garanti etmeği taahhüt ederler
Madde IV
Bu Andlaşmanın hükümlerine bir riayetsizlik halinde, Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Kırallık, bu hükümlere riayeti sağlamak için gereken teşebbüsler veya tedbirler hakıkında birbirleri ile istişare etmeyi taahhüt ederler. Müşterek veya anlaşarak hareket mümkün olmadığı takdirde, garanti veren üç devletten her biri, bu Andlaşma ile ihdas edilen nizamı tekrar kurmak münhasır maksadı ile harekete geçmek hakkını muhafaza eder.
Madde V
Bu Andlaşma imzalanması tarihinden itibaren yürürlüğe girer. Bu Andlaşmanın asıl metinleri Lefkoşa’da muhafaza edilecektir. Yüksek Akit Taraflar, bu Andlaşmayı, en erken bir zamanda, Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 102’nci maddesine uygun olarak Birleşmiş Milletler Sekretaryası nezdinde kaydettireceklerdir.
Çocukların Hırpalanması ve İhmali Hakkında Bildirge, Dünya Tabipler Birliğinin 1984 yılında Singapur’da düzenlenen 36. Genel Kurul Toplantısında kabul edilmiştir.
Belge, daha sonra yapılan genel kurullarda değişikliklere uğramıştır. 1989 yılında Hong Kong’da, 1990 yılında ABD’de ve 1992 yılında İspanya’da yapılan Genel Kurullarda geliştirilmiştir.
Çocukların Hırpalanması ve İhmali Hakkında Bildirgesi, 20 temel kural ve öneriden oluşmaktadır. Çocuğa yapılan saldırı ve ihmal durumunda hekimlerin sorumluluğunu tespit eden önemli bir etik klavuzdur.
Bildirgeye göre Kötü muamele; çocukların sağlık, yaşam, gelişim ve değerlerine karşı yapılan saldırılardır. Bu saldırı, fiziksel, psikolojik, cinsel ve her tür saldırı şeklinde gerçekleşebilmektedir.
İhmal ise, çocuğa bakmakla yükümlü kişi ya da kişiler tarafından yükümlülüklerinin yerine getirilmemesidir. Beslenme, giyim kuşam, sosyal ihtiyaçlar, sağlık gereksinimleri ve diğer yaşamsal ilginin gösterilmemesi ihmaldir.
Çocukların Hırpalanması ve İhmali Hakkında Tutum Belgesi
Ailede şiddet ve kavganın en yıkıcı belirtilerinden biri çocukların hırpalanması ve ihmal edilmesidir. Çocuk istismarının önlenmesi, erken tanınması ve kurbanlarının kapsamlı tedavisi dünya tıp ortamı için önemli bir konudur.
Hırpalanmış çocuk tanımı kültürler arasında farklılıklar gösterebilmektedir. Ne yazık ki, çocuğa zarar verici bir davranışın kabul edilebildiği kültürler de vardır.
Bu tutum (bildirge); çocuğun fiziksel, cinsel ve ruhsal hırpalanmışlığı konularının tümü için geçerlidir.
Çocuk ihmali, bir ana-babanın ya da çocuğun bakımından yasal olarak sorumlu olan kimsenin, çocuğun temel gereksinmeleri ve yeterli düzeyde bakımını sağlamasındaki başarısızlıktır.
Dünya Tabipler Birliği, çocuklara kötü muamelenin dünyada önemli bir sorun olduğunu kabul ederek; tüm ulusal tabip birliklerini aşağıdaki kılavuzu hekimlere iletip, benimsetmelerini önerir:
1-Hekimlerin, hırpalanmış çocuk ve onun sorumlu ailesini belirlemede ve onlara yardım etmede benzersiz ve özel bir görevi vardır.
2-Hekimler çocuk istismarını tanımak için özel bir eğitim almalıdırlar. Bugün pek çok ülkede bu konuda sürekli eğitim programları yapılmaktadır.
3-Hekim; bu konuda deneyimli, çeşitli tıp dalı üyelerini içeren bir ekiple ilişki kurmalıdır. Bu ekipte hekimler, sosyal çalışmacılar, erişkin ve çocuk ruh sağlığı uzmanları, psikolog ve avukatlar yer almalıdır. Böyle bir ekip yoksa, hekim tıp, sosyal ve hukuk alanlarındaki ilgili kişilerle görüş alış-verişi yapmalıdır.
4-Genel pratisyenler, çocuk hekimleri, cerrahlar, psikiyatristler, çocukları tedavi eden diğer hekim grupları, ihmal edilmiş hırpalanmış çocukları tanımak için özel bilgi ve becerilerle donanabilmeli, ana babayı değerlendirebilmeli, toplumun bu alandaki kaynaklarını bilmeli, kullanmalı ve yine bu alanda kendi yasal sorumluluklarını da öğrenmelidir.
5-Fiziksel olarak hırpalanan çocuğun tıbbi değerlendirmesinde şunlar yapılmalıdır:
a)yaralanma öyküsü
b)iyi bir fizik inceleme
c)radyolojik tarama
d)kanama bozukluğu taraması
e)olabilirse renkli fotoğraf
f)kardeşlerin fizik incelemesi
g)resmi bir rapor hazırlanması
ı)çocuğun gelişiminin nasıl olduğunun belirlenmesi
6-Cinsel saldırıya uğramış çocuğun tıbbi değerlendirilmesi ve tedavisinde ise;
a)fizik ve psikolojik örselenmenin tedavisi
b)kanıtın toplanması
c)gebeliğin önlenmesi/sonlandırılması
d)cinsel yolla bulaşan hastalıkların önlenmesi ve tedavisi yapılmalıdır.
7-Hekimin ailenin işleyişi konusunda bilgi edinmesi gerekir. Hekim evlilik ilişkisinin niteliğini, ailedeki disiplin yöntemlerini, ekonomik baskıları, ruhsal sorunları, alkol, ilaç bağımlılıkları ve kullanımı konularını aşırı bir duyarlık ve özen göstererek öğrenmelidir.
8-Hekimin çocuk ihmali ve hırpalanması konusundaki bilgisi özel bir önem taşır. Sıklıkla, muayeneden fiziki bir iz görünmeyebilir, ancak çocuk ve ailesi ile dikkatli bir görüşme, öykü ve nesnel veriler arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarabilir ve hekimi tanıya götürür.
a)tüm kuşkulu olgular çocuk koruması ile ilgili kuruluşlara bildirilmelidir.
b)başlangıç değerlendirme aşamasında koruma gerektiren durumlarda çocuk hastaneye yatırılmalıdır.
c)ana-babaya tanı söylenmeli ve ilgili yasal kurumlara çocuktaki yaralanmalar bildirilmelidir.
10-Çocuk, hekimin hastası, dolayısıyla onun temel sorumluluğudur. Bu nedenle, hekim onun daha çok hırpalanmasını engellemek zorundadır. Çocuğa yardımcı olacak sosyal kurum ya da kuruluş ile görüşmeli, gerekirse çocuğu hastaneye yatırtmalıdır.
11-Hastaneye yatan çocuğa tam bir değerlendirme, diğer uzmanların da katılımı ile yapılmalıdır.
12-Çocuğun hırpalanmış olduğundan kuşkulanıldığında, hekim aileye bunun çocuğun sorununun ayırıcı tanılarından biri olduğunu söylemelidir. Ancak bu görüşme sırasında, hekimin nesnelliğini koruması, suçlayıcı yorumlardan kaçınması gerekir.
13-Değerlendirme sürecinde tüm bulguların kaydedilmesi zorunludur. Daha ilerde, mahkeme olursa, bu raporlar özellikle gereklidir.
14-Hekim, doğum öncesi ve sonrası dönemde aileye danışmanlık yaparak; çocuk yetiştirme konusundaki sorunları belirleyerek ve aileyi aile planlaması, doğum kontrolü konularında eğiterek koruma çalışmalarına katılmalıdır.
15-Hekimler sağlam çocuk muayenelerini önererek, yaparak, evlere ebe ziyaretlerini sağlayarak bu konuda önlemler alabilirler. Bu programlar hem çocukların sağlığını iyileştirir, hem de çocuk hırpalanmasını önler.
16-Hekimler, bu konunun çok karmaşık olduğunu ve çoğunlukla birden fazla tedavi yöntemi ve hizmet gerektirdiğini bilmelidirler. Yeterli tedavinin yapılması çeşitli meslek gruplarının da katkısını gerektirecektir.
17-Hekimler çocuk istismarı konusunda tıbbi bilgi ve yeterliliği geliştirecek yaratıcı programların oluşturulmasına katkıda bulunmalıdırlar.
18-Çocuk hırpalanması olgularında da hastaların gizlilik hakları olduğu unutulmamalıdır. Taciz ne olursa olsun (fiziksel, ruhsal ve cinsel) rapor yalnızca ilgili kuruma verilmelidir.
19-Hekimler, kendi ülkelerinde bu konuda, önleyici ve koruyucu yasaların çıkarılmasına katkıda bulunmalıdır. Yasalar, bu çocuklara tanı koyup, tedavi eden kişileri de korumalıdır.
20-Hekimler, zarar gören çocuğun yasal olarak hak arayacağı yaşa gelene kadarki dönemde kendisini hırpalayan kişiler için hukuksal girişimde bulunabilmesini desteklemeli, bu konuda hem çocuk hem de sanığın zarar görmemesi için nesnel belirtilerin olması gerektiğini bilmelidir.
Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği, Türkiye tarafından, Ramsar Sözleşmesi hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır. (Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme)
Yönetmelik, çeşitli tarihlerde değiştirilmiştir. Son olarak 04 Nisan 2014 tarihinde yeniden düzenlenmiştir. 2017 yılında ise bazı yeni değişiklikler yapılmıştır.
Türkiye, sulak alanlar bakımından Avrupa ve Ortadoğu’nun en önemli ülkelerinden birisidir. Bu nedenle, Ramsar Sözleşmesi hükümleri gerek devlet kurumları ve gerekse toplum tarafından içselleştirilerek Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin uygulanması önem arz etmektedir.
(1) Bu Yönetmeliğin maksadı, Türkiye’nin karasal sınırları ve kıta sahanlığı dâhilinde yer alan sulak alanların korunması, yönetimi ve geliştirilmesi ile bu konuda görevli kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyon esaslarını belirlemektir.
Kapsam
MADDE 2
(1) Bu Yönetmelik, sulak alanlar ve sulak alanlarla ilişkili habitatların korunması ve akılcı kullanımı, sulak alanların yönetimi ile Ulusal ve Mahalli Sulak Alan Komisyonlarının oluşturulmasını ve bu komisyonların çalışma usul ve esaslarını kapsar.
(2) Kuru derelerde bu Yönetmelik hükümleri uygulanmaz.
Dayanak
MADDE 3
(1) Bu Yönetmelik, 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, 29/6/2011 tarihli ve 645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci, 8 inci ve 26 ncı maddeleri ve 1/7/2003 tarihli ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunun 4 üncü maddesi ile 3958 sayılı Kanunla uygun bulunan 17/5/1994 tarihli ve 21937 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
MADDE 4
(1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Akılcı kullanım: Sulak alanların ekolojik karakteri korunarak gelecek nesillere aktarılmasına imkan sağlayacak sürdürülebilir şekilde kullanılmasını,
b) Alt havza: Ana akarsuya bağlı yan kolların veya doğrudan sulak alana boşalan daha küçük akarsular veya göller için su toplama alanını,
c) Bakan: Orman ve Su İşleri Bakanını,
ç) Bakanlık: Orman ve Su İşleri Bakanlığını,
d) Bölge müdürlüğü: Orman ve Su İşleri Bakanlığı (Doğa Koruma ve Milli Parklar) Bölge Müdürlüklerini,
e) Başvuru formu: Bakanlığın veya Genel Müdürlüğün iznine tabi faaliyetler için Bakanlık tarafından düzenlenecek formları,
f) Daimi akarsu: Sıcak ve kurak mevsimlerde kurumayan ve yıl genelinde daimi akıma sahip akarsuyu,
g) Ekolojik karakter: Bir sulak alanın fiziksel, kimyasal ve biyolojik bileşenlerinin yapısı ile bunların karşılıklı ilişkilerinden doğan özelliklerini,
ğ) Ekosistem değerlendirme raporu:
Ramsar alanı ve ulusal öneme haiz olan sulak alanlarda, sulak alanın ekolojik karakterini katı, sıvı ve gaz atıklar ile olumsuz olarak etkilemesi muhtemel veya sulak alanın peyzaj değerine zarar verebilecek faaliyetlerin, sulak alana olan potansiyel etkisinin ortaya konduğu ve alınması gereken önleyici ya da telafi edici tedbirlerin tadat edildiği, usul ve esasları Bakanlık tarafından belirlenen ve bunların faaliyet sahibi tarafından taahhüt edildiği belgeyi,
h) Genel müdürlük: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünü,
ı) Hassas koruma bölgesi:
Varsa mutlak koruma bölgesini korumak maksadı ile yoksa sulak alan ekosisteminin mevcut karakterini korumak maksadı ile belirlenen kendi kendine onarım potansiyeli olan, açık su yüzeyleri, lagünler, nehir ağızları, tuzlalar, geçici ve sürekli tatlı ve tuzlu su bataklıkları, sulak çayırlar, sazlıklar ve turbalıklar ile bu ekosistemleri ekolojik olarak destekleyen kumul, kumsal, çalılık, ağaçlık, subasar orman gibi habitatların bozulmadan korunması gereken bölgeleri,
i) Havza: Ayrım çizgisinden sulak alana kadar suyun toplandığı arazi parçasını,
j) İzin formu: Bakanlığın veya Genel Müdürlüğün iznine tabi faaliyetler için Bakanlık tarafından geliştirilecek formlar,
k) Kontrollü kullanım bölgesi:
Koruma bölgeleri belirlenmeden önce kurulmuş veya sulak alanın bölgelemesi sırasında belirlenmiş, yerleşim ve kentsel gelişim için zorunlu olan, insan faaliyetlerinin yoğun olduğu ve bu faaliyetlerin sulak alan ekosistemine olumsuz etkilerinin asgariye indirilmesi için gerekli tedbirlerin alındığı bölgeleri,
l) Koruma bölgeleri:
Habitatların ve türlerin korunma önemine göre belirlenmiş olan mutlak koruma bölgesi, hassas koruma bölgesi, tampon bölge, kontrollü kullanım bölgesi ve sürdürülebilir kullanım bölgesinin kapsadığı alanı,
m) Korunan alan:
Hedeflenen koruma maksatlarını gerçekleştirmek için belirlenen veya düzenlenen ve yönetilen ve coğrafi olarak tanımlanmış milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı, yaban hayatı geliştirme sahası, yaban hayatı koruma sahası, muhafaza ormanı, gen koruma ve yönetim alanları, doğal sitler ve özel çevre koruma bölgelerini,
n) Kuru dere: Yağış anlarında akışı olan diğer zamanlarda akışı bulunmayan arazi üzerindeki düşük kotların oluşturduğu vadiyi,
o) Mahalli öneme haiz sulak alan: Ulusal öneme haiz sulak alan ve Ramsar Alanı listesinde bulunmayan sulak alanları,
ö) Mahalli komisyon: 35 inci madde ile teşkil edilen Mahalli Sulak Alan Komisyonunu,
p) Mevsimsel akarsu: Kış dönemlerinde akışa geçen ve yıl boyunca daimi akıma haiz olmayan akarsuyu,
r)(Değişik:RG-1/8/2017-30141)Mutlak koruma bölgesi: Koruma bölgeleri içerisinde yer alan, su kuşlarının yoğun ve toplu olarak kuluçka yaptığı, konakladığı veya kışladığı alanlar; nadir ve nesli tehlikedeki kuş türlerinin önemli üreme bölgeleri, uluslararası ölçütlere göre tehlike sınırı en az hassas düzeyinde olan türlerin bağımlı oldukları habitatlar ile nesli tehlikede ve dar yayılışlı olup korunması gerekli doğal bitki türlerinin bulunduğu bölgeleri,
s) Ramsar alanı:
Sözleşmenin 2 nci maddesi gereğince ilan edilerek Ramsar listesine dâhil edilen sulak alanları,
ş) Ramsar listesi: Sözleşmenin 2 nci maddesi çerçevesinde ilan edilen alan listesini,
t) Sazlık alan: Saz (Typha sp.), kamış (Phragmites sp.), hasırotu (Schoenoplectus sp.), kofa (Juncus sp.) gibi bitki türlerinin geliştiği alanları,
u) Sözleşme: 3958 sayılı Kanunla uygun bulunup 17/5/1994 tarihli ve 21937 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşmeyi (Ramsar Sözleşmesi),
ü) Sulak alan:
Tabii veya suni, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyeler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan sulak alan kalan yerleri,
v) (Değişik:RG-1/8/2017-30141)Sulak alan sınırı: Ulusal ve mahalli öneme haiz sulak alanlarda tampon bölge sınırından geçen hattı,
y) Sulak alan yönetim planı: Sulak alanların akılcı kullanımını sağlamak üzere koruma, kullanma, araştırma, izleme ve denetim gibi etkinliklerin ve tedbirlerin tümünü bütüncül bir yaklaşımla tanımlayan planları,
z) Suni sulak alan: İçme, kullanma ve sulama suyu temini ile elektrik üretimi maksadıyla yapılan baraj ve göletlerden uluslararası öneme sahip sulak alan kriterlerinden en az birine sahip insan eliyle yapılmış su yapıları ve çevresinde oluşan sulak alan ekosistemini,
aa) Sürdürülebilir kullanım bölgesi:
Doğal veya yarı doğal olmak üzere, açık su yüzeyleri, lagünler, nehir ağızları, tuzlalar, geçici ve sürekli tatlı ve tuzlu su bataklıkları, sulak çayırlar, sazlıklar ve turbalıklar ile bu ekosistemleri ekolojik olarak destekleyen kumul, kumsal, çalılık, ağaçlık, subasar orman gibi habitatlarda insanların balıkçılık, sazcılık, turba çıkarımı, ormancılık, toplayıcılık, tarım ve hayvancılık gibi ekonomik faaliyetlerinin geleneksel olarak sürdürülmesine izin verilen bölgeyi,
bb) Şube müdürlüğü: Bakanlık Bölge Müdürlüğüne bağlı İl Şube Müdürlüğünü,
cc) Şube müdürü: Bakanlık Bölge Müdürlüğüne bağlı İl Şube Müdürünü,
çç) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Tampon bölge: Sulak alan havzasının coğrafi durumu, topoğrafik özellikleri ve arazinin mevcut kullanım durumuna göre; sulak alan ekosistemini korumak maksadı ile tanımlanan ve sulak alanın su toplama sınırını geçmeyen veya topoğrafik, coğrafik olarak bir sınır değeri bulunmayan düz alanlarda ise varsa sürdürülebilir kullanım bölgesi, yoksa hassas koruma bölgesi sınırından itibaren en az 2500 metre mesafeden geçen bölgeyi,
dd) Turba: Oksijensiz ve suya doygun ortamlarda çökelerek birikmiş ve kısmen ayrışmış organik ve inorganik materyallerden oluşan karışımı,
ee) Ulusal öneme haiz sulak alan:
Sözleşmenin Taraflar Toplantısında kabul edilen “Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan Kriterleri”nden en az birine sahip olan sulak alanları,
ff) Ulusal komisyon: 31 inci madde ile teşkil edilen Ulusal Sulak Alan Komisyonunu,
gg) Uluslararası öneme sahip sulak alan kriteri:
Ramsar Sözleşmesince belirlenen dokuz adet kriteri,
ğğ) Yabancı tür: Bir sulak alan ekosistemine sonradan katılan türü, ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Sulak Alan Vasıfları, Koruma, Kullanım İlkeleri ve Yasaklar
Sulak alan vasıfları
MADDE 5
(1) Herhangi bir korunan alan içinde bulunan sulak alanlar ile içme suyu havzası niteliğindeki sulak alanlar bu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak sulak alanın ekolojik karakterini koruyacak şekilde ilgili mevzuata uygun olarak yönetilir.
(2) Sulak alanlar içinde bulunan korunan alanların yönetimi ise bu Yönetmelik ile belirlenen ilke ve esaslara uygun olarak ilgili idaresince gerçekleştirilir.
(3) Diğer Sulak Alanlar ise, Ramsar Alanı, Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan ve Mahalli Öneme Haiz Sulak Alan olarak tanımlanır ve bu alanlarda bu Yönetmelik hükümleri uygulanır.
Koruma ilkeleri
MADDE 6
(1) Sulak alanların korunmasında aşağıdaki ilkelere uyulması zorunludur.
a) Sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapılarının ve ekolojik karakterlerinin korunması zorunludur. Her türlü arazi ve su kullanım planlamalarında, sulak alanların işlev ve değerlerinin korunması gözetilir.
b) Sulak alanlarda biyolojik çeşitliliğin korunması ve geliştirilmesi için ilgili idaresince gerekli tedbirler alınır veya aldırılır.
c) Sulak alanların koruma kullanma dengesine ve geliştirilmelerine katkı sağlayacak faaliyetler desteklenir ve teşvik edilir.
ç) Ekolojik karakteri bozulmuş sulak alanların rehabilitasyonu sağlanır.
d) Kurutulmuş sulak alanların teknik ve ekonomik olarak uygun olanlarının geri kazanımı için gerekli tedbirler alınır.
e) Sulak alanlarda su kuşları popülasyonlarının korunmasına ve arttırılmasına itina gösterilir.
f) Havzada yapılacak proje ve faaliyetlerin sulak alana etkisi dikkate alınır.
g) Sulak alanların korunması, tescili, planlaması ve yönetiminde 21/3/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hükümleri dikkate alınır.
Doldurma ve kurutma
MADDE 7
(1) Sulak alanların doldurulması ve kurutulması yasaktır. Bu yolla arazi kazanılamaz. Bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alan faaliyet sahibince eski haline getirilir.
Su alımı
MADDE 8
(1) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Sulak alanların ekolojik karakterini ve fonksiyonlarını olumsuz yönde etkileyecek ölçüde yerüstü ve yeraltı suyu alınamaz, sistemi besleyen akarsular ile diğer yüzey suların yönleri izinsiz değiştirilemez veya sistemde su depolanamaz. Sulak alanlardaki su rejimini etkileyebilecek her türlü faaliyet için planlama aşamasında ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün, diğer sulak alanlarda ise Bölge Müdürlüğünün uygun görüşü alınır.
Kum alımı
MADDE 9
(1) Ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün, mahalli öneme haiz sulak alanlarda ise Bölge Müdürlüğünün uygun görüşü alınmadan kum ve çakıl alınamaz. Kumulların doğal yapıları bozulamaz.
Turba çıkarılması
MADDE 10
(Değişik:RG-1/8/2017-30141)
(1) Turba çıkarmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler başvuru formu ile Bölge Müdürlüğüne başvurur. Bölge Müdürlüğünün uygun görmesi halinde Turba Çıkarımı İzin Belgesi düzenlenerek izin verilir.
Saz kesimi
MADDE 11
(1) Mutlak, hassas ve sürdürülebilir koruma bölgelerinde saz ve diğer bitki türlerinin yakılması, sazların sökülmesi ve tahrip edilmesi yasaktır.
(2) Yönetim planlarında kesime izin verilen sazlık alanlarda, kuşların kuluçka dönemi dışında, kara tarafından su kesimine doğru, sazlık alanlarda ekonomik ve ticari önemi olan bitki türlerinin kesimi yapılabilir. Yönetim planı hazırlanmamış alanlarda canlıların üreme dönemi dikkate alınarak, varsa mutlak koruma bölgesi dışında kalan sazlık alanın %30’unu geçmeyecek şekilde, kesim tarihleri ve kesim metotları Bölge Müdürlüğü tarafından belirlenerek kesim yapılabilir.
(3) Saz kesmek isteyen gerçek ve tüzel kişiler; saz kesimi başvuru formu ile Bölge Müdürlüğüne başvurur. Bölge Müdürlüğünün uygun görmesi halinde her bir sulak alan için, saz kesilecek alanlara ve kesilecek saz miktarına, birinci ve ikinci fıkrada belirtilen esaslara uyulması kaydıyla saz kesimi izin belgesi ile izin verilir. Saz kesim talebinde bulunan gerçek ve tüzel kişilere verilecek bu izin belgeleri kişi başına bir saz kesim dönemini kapsar.
Yabani bitki ve hayvan türlerinin toplanması
MADDE 12
(1) Bu Yönetmelik kapsamına giren alanlarda Bakanlığın uygun görüşü alınmadan; nadir, endemik, nesli tehlikede veya tehlikeye düşebilecek doğal bitki türleri kesilemez ve sökülemez, yabani hayvanlar, yumurtaları ve yavruları toplanamaz, yuvaları bozulamaz.
(2) Yerli ve yabancı araştırmacıların koruma bölgeleri içerisinde yapacağı her türlü inceleme ve araştırmalar Bakanlığın iznine tabidir.
Yabancı türler
MADDE 13
(1) Ramsar alanları ve ulusal öneme haiz sulak alanlara, hangi maksatla olursa olsun, bilimsel araştırma yapılmadan ve Bakanlığın uygun görüşü alınmadan yabancı türler atılamaz, bırakılamaz ve yerleştirilemez.
(2) Geçmişte atılmış ve bilimsel araştırmalar sonucunda sulak alan ekosisteminde ciddi olumsuz etki bıraktığı bilimsel araştırmalarla tespit edilen yabancı türlerin alandan uzaklaştırılması, bu mümkün olmuyorsa popülasyonlarının kontrol edilmesi Bakanlığın koordinasyonunda ilgili İdarelerce sağlanır.
Ağaçlandırma
MADDE 14
(1) Bu Yönetmelik kapsamına giren alanlarda, kuşların barınması ve üremesi için yeni habitatlar oluşturmak ve erozyonu önlemek gibi maksatlarla yapılabilecek ağaçlandırmalar ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün, mahalli öneme haiz Sulak Alanlarda Bölge Müdürlüğünün iznine tabidir.
Atık su deşarjı
MADDE 15
(1) Sulak alanlara ve sulak alanları besleyen tüm sulara veya sisteme bağlantılı kuru derelere hiçbir surette arıtılmamış evsel ve endüstriyel atık sular verilemez.
(2) Atık su deşarjı ile ilgili olarak, 31/12/2004 tarihli ve 25687 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği, su ürünleri istihsal sahalarında ise 10/3/1995 tarihli ve 22223 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Su Ürünleri Yönetmeliği hükümleri uygulanır.
Katı atık, moloz, hafriyat, dip tarama ve proses atığı çamurları
MADDE 16
(1) Bu Yönetmelik kapsamına giren alanlarda:
a) Katı atık, moloz, hafriyat, proses atığı çamurları dökülmesi yasaktır.
b) Sulak alan ekosisteminin devamlılığının sağlanması veya yeniden kazanılması veya iyileştirilmesi maksadı dışında dip taraması ve dip çamuru dökülmesi yasaktır.
Suni sulak alanların kullanımı
MADDE 17
(1) Suni sulak alanlar, yaban hayatı varlığına özen gösterilerek yapım maksadına uygun olarak kullanılır.
Sulak alanların belirlenmesi
MADDE 18
(1) Ulusal ve mahalli öneme haiz sulak alanların belirlenmesinde aşağıdaki usullere uyulur:
a) Ulusal öneme haiz sulak alanların belirlenmesi ve tescili:
Bir alanın ulusal sulak alan olarak belirlenmesi için alanın bulunduğu mülki sınırlar dikkate alınarak, Bakanlığın taşra teşkilatı tarafından hazırlanacak etüt ve envanter raporu mahalli komisyona sunulur. Mahalli komisyon tarafından alanın ulusal öneme haiz sulak alan vasfında olduğuna karar verilmesi halinde dosya Ulusal Sulak Alan Komisyonuna sunulmak üzere Bakanlığa gönderilir.
Bakanlıkça yapılan değerlendirme neticesinde alanın ulusal öneme haiz sulak alan vasfında olduğuna karar verilmesi halinde dosya görüşülmek ve karar verilmek üzere Ulusal Komisyona gönderilir. Ulusal Komisyonun da alanın ulusal öneme haiz sulak alan olduğuna karar vermesi halinde sulak alan sınırının tescili maksadıyla orman ve orman rejimine tabi alanlar ve Bakanlığın tasarrufunda olan alanlarda Bakanlıkça, bunun dışındaki alanlarda ise, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tescil ve ilan edilir.
b) Mahalli öneme haiz sulak alanların belirlenmesi:
Bir alanın mahalli öneme haiz sulak alan olarak belirlenmesi için alanın bulunduğu mülki sınırlar dikkate alınarak, Bakanlık taşra teşkilatı tarafından hazırlanan rapor, mahalli komisyonda görüşülerek Genel Müdürlüğün onayına sunulur. Alanın mahalli öneme haiz bir sulak alan olarak değerlendirilmesi halinde, alanın sınırları tespit edilerek alana ilişkin koruma ve kullanma esasları belirlenir.
Alan ve çevresinde yürütülecek faaliyetler, belirlenen koruma kullanma esasları çerçevesinde Bakanlık taşra teşkilatı tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılır. Bu alanların izlenmesi yapılarak yılda bir kez mahalli komisyona rapor verilir. Komisyon izleme raporları ile ilgili değerlendirme yapar ve değerlendirme Bakanlığa gönderilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Koruma Bölgelerinin Tespiti ve Uygulama Esasları
Koruma bölgelerinin tespiti
MADDE 19
(1) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Koruma bölgeleri Bakanlığın koordinasyonunda belirlenecek uzmanlarca arazide yapılan inceleme ve değerlendirmelerle belirlenir ve uygun ölçekte haritaya işlenir. Koruma bölgeleri; ulusal öneme haiz sulak alanlarda ulusal komisyonun onayı ile mahalli öneme haiz sulak alanlarda mahalli komisyonun uygun görüşünü müteakip Genel Müdürlük onayı ile yürürlüğe girer.
(2) Koruma bölgelerinde verilecek izinler ve diğer iş ve işlemler yönetmelikteki bölgeleme esaslarına göre yürütülür.
(3) Koruma bölgeleri belirlenmemiş sulak alanlarda verilecek izinler, 4 üncü maddede yer alan koruma bölgeleri tanımları dikkate alınarak alanın özelliklerini bozmayacak şekilde, ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlükçe, Mahalli Öneme Haiz Sulak Alanlarda ise ilgili Bölge Müdürlüğünce sonuçlandırılır.
Mutlak koruma bölgesinde uygulama esasları
MADDE 20
(1) Bu alanların zorunlu olmadıkça özel mülkiyete konu olmaması esastır.
(2) Mutlak koruma bölgesi uygulama esasları şunlardır;
a) Bilimsel ve koruma maksatlı faaliyetler ile kuş gözlemi ve görüntü alınması Bakanlığın iznine tabidir.
b) Su kuşlarının üreme döneminde alanda su ürünleri istihsali yapılamaz, hayvan otlatılamaz.
c) Bakanlıkça gerekli görüldüğünde alan çitle çevrilir.
ç) (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilenlerin dışında hiçbir faaliyete izin verilmez.
Hassas koruma bölgesinde uygulama esasları
MADDE 21
(1) Bu alanların zorunlu olmadıkça özel mülkiyete konu olmaması esastır.
(2) Hassas koruma bölgesi uygulama esasları şunlardır;
a) Alanın ekolojik karakterinin korunması esastır.
b) Göl aynasının devamlılığının sağlanabilmesi ve alanın rehabilitasyonunu sağlamak maksadı ile saz kesimi ve dip çamuru temizliği Genel Müdürlüğün izni ile yapılır veya yaptırılır.
c) Kuş gözlem yapıları, gözlemevleri, seyir maksatlı yaya yolları Genel Müdürlüğün iznine tabidir.
ç) Ekosistemin devamlılığının sağlanması maksadı ile sulak çayır ve meralarda hayvan otlatılabilir.
d) Kuşların üreme dönemi dışında ekosistemi iyileştirmek maksadı ile silvikültürel bakım yapılabilir. Bunun dışında ağaç kesimi yapılamaz.
(3) Kuşların üreme döneminde ve bu Yönetmelikte izin verilenler dışında hiçbir faaliyete ve yapılaşmaya izin verilmez.
Sürdürülebilir kullanım bölgesi uygulama esasları
MADDE 22
(1) Sürdürülebilir kullanım bölgesi uygulama esasları şunlardır;
a) Bu alanlardaki doğal kaynak kullanımlarında mevcut geleneksel kullanıma devam edilir.
b) Yeni bir faaliyet talep edilmesi durumunda sulak alan ekosistemine zarar vermemesi şartı ile kullanıma yönetim planında yer verilebilir.
c) Çeltik tarımı ve su ürünleri istihsali yapılabilir.
ç) Kuş gözlem yapıları, gözlemevleri, seyir maksatlı yaya yolları, ziyaretçilerin ihtiyacını karşılamak amacıyla imar planı gerektirmeyen uygulamalar yapılabilir. Bu madde kapsamında planlanan projelere, alanların ekolojik yapılarına göre ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlük, Mahalli öneme haiz sulak alanlarda Bölge Müdürlüğünce izin verilir.
d) İçme, kullanma ve sulama suyu projelerine ait baraj, gölet, kanal, kanalet, pompa istasyonu gibi zorunlu altyapı projeleri, ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün izni ile yapılır. Madensel tuzların çıkarılması, malzeme çıkarımı, kültür balıkçılığı ve bunlara ait zorunlu tesisler izin belgesi almak kaydıyla ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün izni ile yapılır.
e) 10 uncu ve 11 inci maddelerde yer alan usul ve esaslar çerçevesinde ticari turba çıkarımı ve saz kesimi yapılabilir.
f) Hayvan otlatılabilir.
g) Bu Yönetmelikte izin verilenler dışında hiçbir faaliyete ve yapılaşmaya izin verilemez.
ğ) Yapılaşmaya ilişkin uygulamalarda 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri geçerlidir.
Kontrollü Kullanım Bölgesi Uygulama Esasları
MADDE 23
(1) Sulak alan ekosistemini etkileyecek insan faaliyetlerinin yoğun olduğu, koruma bölgeleri belirlenmeden önce kurulmuş veya ilgili idarece onaylı çevre düzeni planı, nazım imar planı ve uygulama imar planlarında yer alan, kentsel gelişimi zorunlu olarak bu bölgede kalan yerleşim yerlerinin zorunlu gelişimi için onaylı mekânsal planlarla getirilen kararlarla ekolojik açıdan tekrar değerlendirilmek suretiyle koruma bölgelerinin tespiti esnasında veya yönetim planları ile kontrollü kullanım bölgesi belirlenir.
(2) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Kontrollü kullanım bölgesi olarak belirlenen alanlar içinde gerçekleştirilecek Ek-1’de yer alan faaliyetler için ayrıca ekosistem değerlendirme raporu hazırlanarak, faaliyetin sulak alana muhtemel etkileri önleyici ve telafi edici tedbirler tadat edilerek, ilgili idare tarafından bu tedbirlerin ne şekilde alınacağı, nasıl izleneceği, risk ve tehlike göstergelerinin neler olduğu, ekosistem raporu ekinde taahhüt edilerek, gerektiğinde Bakanlıkça alınması istenen ilave tedbirlere de uyacağı taahhüt edilir. Ek-2’de yer alan faaliyetler için tampon bölge uygulama esasları geçerlidir. Genel Müdürlüğün uygun görüşü alınarak bu bölgelerdeki uygulamalar, sorumlu kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilir. İzin belgesi tanzim edilir.
Tampon bölgede uygulama esasları
MADDE 24
(1) Bu bölgede;
a) Katı atık düzenli depolama alanına, katı atık bertaraf tesislerine, bu Yönetmelikte izin verilenlerin dışında maden ocaklarının açılmasına ve işletilmesine, Endüstri bölgesi ilan edilmesine, organize sanayi bölgesi ve serbest bölge sanayi alanı kurulmasına ve Ek-1’de belirtilen faaliyetlerin yapılmasına izin verilmez.
b)(Değişik:RG-1/8/2017-30141)
Ek-2’de belirtilen faaliyetlerin yapımı ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında Genel Müdürlüğün, mahalli öneme haiz sulak alanlarda ise ilgili Bölge Müdürlüğünün iznine tabidir. Bu listede yer alan faaliyetler için Bakanlıkça belirlenecek başvuru formu çerçevesinde, bu Yönetmelik kapsamındaki alanlar için gerekli ekosistem değerlendirme raporu ile birlikte Bölge Müdürlüğüne müracaat edilir, müracaat başvuru tarihinden itibaren en geç bir ay içerisinde sonuçlandırılır. Ek-2 listesinde yer alan faaliyetlerin hangilerinden ekosistem değerlendirme raporu isteneceğine faaliyetin alana ve ekosisteme olan etkisi dikkate alınarak Bakanlıkça karar verilir.
ÇED süreci kapsamında Ekosistem Değerlendirme Raporu hazırlanan faaliyetlerden tekrar rapor hazırlanması istenmez.
Ekosistem değerlendirme raporunda telafi edici ve önleyici tedbirlerin yeterli görülmesi halinde başvuru sahibine izin belgesi verilir. Bu faaliyetler için verilecek izin belgeleri beş yıl süre ile geçerli olup, süre bitiminde Bakanlıkça belirlenen şartlara uyulduğunun tespitini müteakip yenilenir. Gerektiğinde ilave tedbirlerin alınması sağlanır ya da faaliyete son verilir. İzin belgelerinde belirtilen şartlara uyulmaması halinde Bakanlık verilen belgeleri iptal yetkisine sahiptir. Mevcut izinli tesislere yapılacak ilave tesisler için izin belgesinin yenilenmesi gerekmektedir. Faaliyetin uzun süreli bir yatırım olması halinde, faaliyet sahibi tarafından, Bakanlıkça belirlenecek ilave tedbirlerin alınacağı taahhüt edildikten sonra faaliyete izin verilir.
(2) Sulak alan koruma bölgelerinde yürütülecek proje ve faaliyetler için müracaatı kabul edilen kişilerin başvuruları en geç 30 gün içinde sonuçlandırılır.
Koruma bölgeleri uyum esasları
MADDE 25
(1) 29 uncu maddede hazırlama esasları belirtilen Yönetim planı tamamlanan sulak alanın bulunduğu bölgede fiziki plan olmaması halinde, fiziki planlar yönetim planlarına uygun olarak yapılır. Yürürlükteki yönetim planı, yeni yapılacak mekânsal planlar için girdi ve veri teşkil eder. Mevcut fiziki planlar ise yönetim planında elde edilen ekolojik verilere bağlı olarak tekrar değerlendirilerek yönetim planına uygun olarak revize edilir.
Mekânsal planların değişiklik ve revizyon işlemlerinde yönetim planları ve bu planlardan elde edilecek veriler dikkate alınır. Yönetim planları yapılmayan sulak alanlarda ise 19 uncu maddede belirtilen koruma bölgeleri sınırları, fiziki mekânsal planlara işlenir.
Mevsimsel ve daimi akarsular ile deniz kıyılarına ilişkin uygulama esasları
MADDE 26
(1) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Mevsimsel ve daimi akarsularda sulak alan koruma bölgeleri belirlenmez. Bu alanlarda koruma ve kullanım esasları mahalli sulak alan komisyonlarınca belirlenir.
(2) Göl, delta ve lagün gibi kıyı sulak alanları haricindeki deniz kıyısı bölümlerinde ayrıca sulak alan koruma bölgeleri belirlenmez. Kıyı ve kumsalların sulak alan niteliğinde olması halinde bu Yönetmelik hükümlerine göre değerlendirme yapılır. Bu alanlarda, ilgili mevzuat uyarınca uygulama yürüten kurumlar, uluslararası sözleşmelerle ülkemizin korumakla yükümlü olduğu türlerin Bakanlıkça belirlenen ve belirlenecek koruma ilkelerini planlarına işlemekle yükümlüdür. Bu alanlarda yürütülecek tüm faaliyetlerde Bölge Müdürlüğünün uygun görüşü alınır.
(3) Mevsimsel ve daimi akarsular ile deniz kıyılarında mahalli sulak alan komisyonlarının ve/veya Bölge müdürlüğünün uygun görüşü alınmak suretiyle yürütülecek proje ve faaliyetler için müracaatı kabul edilen kişilerin başvuruları en geç 30 gün içinde sonuçlandırılır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Ramsar Alanlarının İlanı ve Yönetim Planları
Ramsar alanlarının belirlenmesi
MADDE 27
(1) Ulusal öneme haiz sulak alanlardan Ramsar Listesine dâhil edilecek alanlar Ulusal Komisyon tarafından belirlenir.
Ramsar alanlarının sınırlarının tespiti ve ilanı
MADDE 28
(1) Ramsar Alanı (Uluslararası öneme haiz sulak alan): Bakanlık taşra teşkilatı tarafından uluslararası öneme haiz sulak alan niteliklerinden en az bir kritere sahip olduğuna karar verilen sulak alan hakkında, mahalli komisyonda değerlendirme yapılır ve karar verilmek üzere dosya Bakanlığa gönderilir. Bakanlıkça, ilgili bakanlıklar ve kuruluşların da görüşleri alındıktan sonra Ulusal Komisyona sunulur, Ulusal Komisyonun uygun görüşü alındıktan sonra Ramsar listesine dâhil edilmek üzere Resmî Gazete’de yayımlanır.
Yönetim planlarının hazırlanması ve uygulanması
MADDE 29
(1) Bakanlıkça, Ramsar Sözleşmesi Sulak Alan Yönetim Planı Rehberi esas alınarak ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında yönetim planı yapılır veya yaptırılır.
(2) Yönetim planlarının hazırlanması sürecine, ilgili bakanlıkların, valiliklerin, yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşların ve bilim adamlarının katılımı sağlanır.
(3) Yönetim planları ile kara avcılığı ve su ürünleri avcılığına ilişkin özel düzenlemeler yapılabilir.
(4) Yönetim planları ile koruma bölgeleri için asgari kuralları değiştirmeyecek şekilde ilave düzenlemeler getirilebilir.
(5) Yönetim planları, Ulusal Komisyonun uygun görüşü alınarak Bakanlığın onayını takiben yürürlüğe girer. Uygulamadan sorumlu kurum ve kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişiler bu plan hükümlerine uygun işlem yapmakla yükümlüdürler.
(6) Valilikler; mahalli çevre kurulları ve mahalli komisyonlar vasıtasıyla yönetim planlarının uygulanmasını, sürekli ve etkin bir izlemenin yapılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır ve düzenlemeleri yapar.
(7) (Değişik:RG-1/8/2017-30141) Bir sulak alanın Milli Park, Tabiatı Koruma Alanı, Tabiat Parkı, Tabiat Anıtı, Yaban Hayatı Koruma Sahası, Yaban Hayatı Geliştirme Sahası, Tabiat Varlığı, Doğal Sit veya Özel Çevre Koruma Bölgesi statüsü var ise; Yönetim Planı hazırlanma sürecinde mevcut koruma statüsü ile ilgili hükümler dikkate alınır.
Yönetim planlarının uyum esasları
MADDE 30
(1) Yönetim planı tamamlanan sulak alanın bulunduğu havzada entegre havza yönetim planı olmaması halinde; hazırlanacak havza yönetim planı, sulak alan yönetim planlarına uygun olarak yapılır.
(2) Yönetim planında görev verilen kurum ve kuruluşlar kendilerini ilgilendiren konularda mahalli komisyonlara yıllık izleme raporu verirler.
(3) Sulak alanların içme ve kullanma suyu maksadıyla kullanılması halinde Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen özel hükümler dikkate alınır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Ulusal Komisyon, Mahalli Komisyon, Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları
Ulusal Komisyonun teşekkülü
MADDE 31
(1) Ulusal Komisyon, Bakanlık Müsteşarının veya görevlendireceği Müsteşar Yardımcısının başkanlığında, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü, Su Yönetimi Genel Müdürü, Devlet Su İşleri Genel Müdürü, Orman Genel Müdürü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürü, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü, yükseköğretim kurumlarının biyoloji ve ziraat bilim dallarından, aynı daldan olmamak şartıyla iki, sulak alanlar konusunda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarından iki olmak üzere toplam 13 kişiden oluşur.
Gerektiğinde alt komisyonlar kurulabilir.
(2) Komisyonda yer alacak yükseköğretim kurum ve sivil toplum kuruluş üyeleri Bakanlıkça belirlenir ve iki yılda bir yenilenir. Görev süresi dolan üyeler yeniden belirlenebilir.
(3) Komisyonun sekretarya hizmetleri Genel Müdürlükçe yürütülür.
Ulusal Komisyonun görevleri
MADDE 32
(1) Komisyonun görevleri şunlardır:
a) Ulusal sulak alan politika ve stratejilerini belirlemek,
b) Sözleşmenin taraflar konferansında alınan kararların ve önerilerin uygulanmasını sağlamak,
c) Ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanları ile ilgili ortaya çıkan meselelerin çözümüne yönelik kararlar almak ve uygulanmasını takip etmek,
ç) Ramsar Sözleşmesi kriterleri çerçevesinde ülkemizin ulusal öneme haiz sulak alanları belirlemek ve güncellemek,
d) Ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında uzmanlarca tespit edilen sulak alan koruma bölgeleri ve Ramsar alanları hakkında Bakanlığa görüş vermek,
e) Sulak alan yönetim planlarının uygulanmasından doğan sorunların çözümü için kararlar almak,
f) Ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında yaşayan nadir ve nesli tehlikede olan türlerin korunması ve geliştirilmesi için hazırlanan eylem planlarının uygulanmasından doğan sorunların çözümü için karar almak,
g) Ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarının yurt içinde ve yurt dışında tanıtılmasına yönelik faaliyetleri desteklemek,
ğ) Bu Yönetmelikle verilen diğer görevleri yapmak.
Ulusal Komisyonun çalışma usul ve esasları
MADDE 33
(1) Komisyon yılda en az iki defa salt çoğunlukla toplanır. Komisyon başkanı gerekli gördüğünde veya ilgili bakanlıkların talebi üzerine Komisyonu olağanüstü toplantıya çağırabilir.
(2) Komisyonda oy çokluğu ile karar alınır. Oyların eşit çıkması halinde başkanın oyu istikametinde karar alınır. Bakanlık uygun gördüğü kamu kurum ve kuruluşları ile üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının yetkili temsilcilerini, gündemle ilgili görüşlerini almak üzere gözlemci olarak Komisyon toplantısına davet edebilir. Komisyona gözlemci sıfatı ile katılan temsilciler sadece kendilerini ilgilendiren konu ile ilgili oylamaya katılabilirler.
(3) Komisyon, gündemindeki konularda hazırlık yapmak maksadıyla ilgili kuruluşlardan oluşan bir çalışma grubu teşkil edebilir, teknik danışman belirleyebilir. Ancak teknik danışmanlar ve çalışma gruplarının görevi raporlarla sınırlıdır.
Toplantı gündemi
MADDE 34
(1) Komisyonun toplantı gündemi sekretarya tarafından hazırlanır. Komisyon üyeleri komisyon toplantısından en az 20 gün önce toplantı gündemi ile ilgili teklifte bulunabilir.
(2) Gündem konuları toplantı tarihinden en az 15 gün önce üyelere gönderilir. Olağanüstü çağrılı toplantılarda bu süreler uygulanmaz.
Mahalli komisyonun oluşumu
MADDE 35
(1) Bütün illerde Mahalli Sulak Alan Komisyonları kurulur.
(2) Mahalli Komisyon, il valisi veya valinin görevlendireceği vali yardımcısı başkanlığında, Bakanlık Bölge Müdürü, Şube Müdürü, DSİ Bölge Müdürü, Orman Bölge Müdürü, Çevre ve Şehircilik İl Müdürü, Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü toplantı gündemi içeriğindeki sulak alanın bulunduğu ilçenin kaymakamı, belediye mücavir alanı içerisinde ise ilgili belediye başkanı, il ziraat odası başkanı, varsa su ürünleri kooperatiflerinden bir, avcılık ve atıcılık derneklerinden bir, mahalli üniversitelerin ilgili bilim dallarından, aynı daldan olmamak şartıyla iki, sulak alanlar konusunda faaliyet gösteren mahalli sivil toplum kuruluşlarından bir temsilcinin katılımı ile oluşur.
(3) Komisyonda yer alacak yükseköğretim kurum ve sivil toplum kuruluş üyeleri, Şube Müdürlüğünün teklifi ile valiliklerce belirlenir ve gerek görüldüğünde Şube Müdürlüğünce yenilenir.
(1) Komisyon, bulunduğu il dâhilinde aşağıda belirtilen işleri yapar:
a) Bakanlık taşra teşkilatı tarafından raporu hazırlanan sulak alan vasıflı bir alanın önem derecesini belirleyip Bakanlığa görüş vermek,
b) Mahalli öneme haiz sulak alanlar ile daimi veya mevsimsel akarsuların koruma ve kullanma esaslarını belirlemek ve yıllık izleme raporlarını değerlendirmek,
c) Ulusal Komisyon tarafından, ulusal öneme haiz sulak alanlar ve Ramsar Alanlarında alınan kararların uygulanmasını sağlamak,
ç) Ulusal Sulak Alan politika ve stratejilerinin uygulanmasını sağlamak,
d) Sulak Alan Koruma Bölgeleri esaslarının uygulanmasını sağlamak,
e) Yönetim planının hazırlanma sürecinde gerekli destek ve katkıyı vermek,
f) Sulak Alan yönetim planlarının uygulanmasını sağlamak,
g) Sulak alanlara bağımlı nadir ve nesli tehlikede olan türlerin korunması ve geliştirilmesi için hazırlanan eylem planlarının uygulanmasını sağlamak,
ğ) Sulak alanların yurt içinde ve yurt dışında tanıtılmasına yönelik faaliyetleri desteklemek,
h) Bulunduğu il sınırları içerisindeki diğer sulak alanların korunması ile ilgili çalışmalara destek vermek,
ı) Bu Yönetmelik ile verilen diğer görevleri yapmak.
(2) Komisyon başkanı, gerekli gördüğünde veya Komisyon üyelerinin talebi üzerine diğer kamu kurumlarının, meslek odalarının yetkili temsilcilerini veya ilgili görülen kişileri gündemle ilgili görüşlerini almak üzere Komisyon toplantısına davet edebilir.
Mahalli komisyonun çalışma usul ve esasları
MADDE 37
(1) Mahalli Komisyon yılda en az iki defa toplanır. Komisyon başkanı gerekli gördüğünde veya Komisyon üyelerinin talebi üzerine olağanüstü toplantıya çağırabilir.
(2) Komisyon salt çoğunlukla toplanır ve oy çokluğu ile karar alır. Oyların eşit çıkması halinde başkanın oyu istikametinde karar alınır.
(3) Komisyona üye olarak katılan üniversite ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri birer oy hakkına sahiptir. Komisyona gözlemci davet edilecek kurum, kuruluş veya kişiler katıldıkları konu ile ilgili oylamaya katılabilirler.
(4) Komisyon, gündemindeki konularda hazırlık yapmak maksadıyla ilgili kuruluşlardan oluşan bir çalışma grubu teşkil edebilir.
Toplantı gündemi
MADDE 38
(1) Komisyonun toplantı gündemi sekretarya tarafından hazırlanır. Komisyon üyeleri Komisyon toplantısından en az 20 gün önce toplantı gündemi ile ilgili teklifte bulunabilir.
(2) Gündem konuları toplantı tarihinden en az 15 gün önce üyelere gönderilir. Olağanüstü çağrılı toplantılarda bu süreler uygulanmaz.
ALTINCI BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Başvuru formları, izin belgeleri ve izin bedelleri
MADDE 39
(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki başvuru formları, izin belgeleri ve bedelleri Bakanlık tarafından düzenlenir.
Çevrimiçi sulak alan yönetim ve izin sistemi
MADDE 40
(1) Bakanlık tarafından ilan edilecek tarihlerde geçerli olmak üzere; bu Yönetmelikte yer alan iş ve işlemlerden Bakanlıkça belirlenenler, Bakanlık tarafından belirlenen çevrimiçi sistem ile gerçekleştirilecektir. Sisteme ait uygulama esasları Bakanlıkça belirlenir.
İdari yaptırımlar
MADDE 41
(1) Uygulamadan sorumlu kurum ve kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişiler, sulak alanların korunmasında bu Yönetmelik ve bu Yönetmelik uyarınca hazırlanan yönetim planları ile belirlenen esaslara uygun işlem yapmakla yükümlüdürler.
(2) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında 2872 sayılı Çevre Kanununun ilgili maddeleri uygulanır.
Yönetmelikte hüküm bulunmayan haller
MADDE 42
(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ile 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri uygulanır.
(2) Salgın hastalık ve milli güvenlik konularına ait iş ve işlemler Bakan onayı ile yapılabilir.
Yürürlükten kaldırılan yönetmelik
MADDE 43
(1) 17/5/2005 tarihli ve 25818 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.
Diğer izin uygulamaları
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce faaliyete geçmiş olan ve bu Yönetmelik kapsamında izin almamış işletmeler, bu Yönetmeliğin yayımından itibaren iki yıl içerisinde Bakanlıktan izin almaları şartı ile faaliyetlerine devam ederler.(1)(2)
Sulak alan koruma bölgeleri revizyonu
GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce Bakanlıkça onaylanarak yürürlüğe giren Sulak Alan Koruma Bölgesi sınırları, bu Yönetmeliğe uygun olarak revize edilene kadar mevcut hali ile geçerlidir.
Yürürlük
MADDE 44
(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 45
(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Orman ve Su İşleri Bakanı yürütür.
(1) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/10/2015 tarihli ve YD İtiraz No: 2015/1032 sayılı Kararı ile Geçici 1 inci maddesinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
(2) Danıştay Ondördüncü Dairesinin 13/4/2016 tarihli ve E:2014/5470 , K:2016/2827 sayılı kararı ile Yönetmeliğin Geçici 1 inci maddesinin iptaline karar verilmiştir.
SULAK ALAN KORUMA BÖLGELERİNDE YAPILMASI YASAK OLAN FAALİYETLER
1. Ham Petrol, Doğal Gaz, Kömür ve Maden Çıkarma Endüstrisi
1.1. Petrol, petrol ürünleri, doğalgaz, petrokimyasal veya kimyasal ürünlerin dolum ve/veya depolama tesisleri.
1.2. Taşkömürü ve bitümlü maddelerin gazlaştırılması ve sıvılaştırılması projeleri.
1.3.Doğalgaz sıvılaştırma ve gazlaştırma tesisleri.
1.4. Nükleer atık maddelerin depolanması için yapılan derin sondajlar.
1.5. Madencilik projeleri: Biyolojik, kimyasal, elektrolitik ya da ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri.
2. Enerji Endüstrisi
2.1. Petrol ve gaz işleme rafinerileri.
2.2. Kok fırınları.
2.3. Kömür gazlaştırma ve sıvılaştırma tesisleri.
2.4. Nükleer güç santralleri ve diğer nükleer reaktörlerin kurulması ve sökümü.
2.5. Radyasyonlu nükleer yakıtlar:
2.5.1. Nükleer yakıtların yeniden işlenmesi.
2.5.2. Nükleer yakıtların üretimi veya zenginleştirilmesi.
2.6. Termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri.
3. Metal Üretimi ve İşlenmesi
3.1. Metal cevheri fırınlama veya sinterleme tesisleri (sülfür cevheri dahil).
3.2. Kesintisiz döküm tesislerini de içeren pik demir veya çelik üretimi (birincil ve ikincil ergitme) için entegre tesisler.
3.3. Demir veya çelik işleme tesisleri:
3.3.1. Ham çelik işleyen sıcak haddeleme tesisleri.
3.3.2. Isıl gücün 20 MW’ı aştığı durumda birim gücün 50 kJ’den fazla olduğu şahmerdanlı veya tokmaklı tesisler.
3.3.3. Demir ve çeliğin eritilmiş metal (çinko, kalay ve diğerleri) ile koruyucu yüzey kaplama uygulaması.
3.4. Demir ve çeliğin döküldüğü dökümhaneler.
3.5. Aşağıdaki uygulamalara yönelik tesisler:
3.5.1. Cevherden, konsantreden ya da ikincil hammaddelerden metalürjik, kimyasal veya elektrolitik prosesler ile demir içermeyen ham metal üretim tesisleri.
3.5.2. Kurşun ve kadmiyum için ya da diğer bütün metaller için geri kazanılmış ürünleri de içeren (rafine etme, döküm vb.) alaşımlar dahil demir içermeyen metal ergitme ve/veya bileşiklerinin imali tesisleri.
3.6. Elektrolitik veya kimyasal bir proses kullanılarak metal ve plastik maddelerin yüzey işlemesinin yapıldığı tesisler.
4. Mineral, İnşaat Malzemeleri Endüstrisi
4.1. Asbest ve asbest içeren ürünleri çıkarma, üretme, işleme, dönüşüm tesisleri.
4.2. Asbest madeni işletmeleri ve zenginleştirme tesisleri.
4.3. Asbest kullanan diğer tesisler.
4.4. Son ürünü asbestli beton olan tesisler.
4.5. Son ürün olarak friksiyon (sürtünme) maddesi üreten 50 ton/yıl ve üzeri kapasiteli tesisler.
4.6. Çimento klinkeri üretme tesisleri.
4.7. Döner fırınlarda ya da diğer fırınlarda kireç üretme tesisleri.
4.8. Mineral elyaf üretimi de dahil, mineral madde ergitme tesisleri.
4.9. Üretim kapasitesi günde 75 tondan fazla olan çatı kiremiti, tuğla, refrakter tuğla kiremit, fayans ve porselen gibi seramik ürünlerinin ısıl işlemle elde edildiği tesisler.
5. Kimya ve Petrokimya Endüstrisi
5.1. Entegre kimya tesisleri:
5.1.1. Temel organik kimyasalların üretimi:
a) Basit hidrokarbonlar (lineer veya döngüsel, doymuş veya doymamış, alifatik veya aromatik).
b) Alkoller, aldehitler, ketonler, karboksilik asitler, esterler, asetatlar, peroksitler ve epoksi reçineler gibi oksijen içeren hidrokarbonlar.
c) Kükürtlü hidrokarbonlar.
ç) Aminler, amidler, azotlu, nitritli ve nitratlı bileşikler, nitriller, siyanitler ve iso siyanitler gibi azot içeren hidrokarbonlar.
d) Fosfor içeren hidrokarbonlar.
e) Halojenik hidrokarbonlar.
f) Organometalik bileşikler.
g) Temel plastik maddeler (polimerler, sentetik elyaflar ve seluloz bazlı elyaflar).
ğ) Sentetik kauçuk.
h) Boya ve pigmentler.
ı) Yüzey aktif maddeler.
5.1.2. Basit inorganik kimyasalların üretimi:
a) Amonyak, klor ya da hidrojen klorür, flor ya da hidrojen florür, karbon oksitler, kükürt bileşikleri, azot oksitler, hidrojen, kükürt dioksit, karbonil klorür gibi gazlar.
b) Kromik asit, hidroflorik asit, fosforik asit, nitrik asit, hidroklorik asit, sülfürik asit, oleum ve kükürtlü asitler gibi asitler.
c) Amonyum hidroksit, potasyum hidroksit, sodyum hidroksit gibi bazlar.
ç) Amonyum klorür, sodyum klorit, potasyum klorit, potasyum karbonat, sodyum karbonat, perborat, gümüş nitrat, baryum sülfat gibi tuzlar.
d) Ametaller, metal oksitler ya da kalsiyum karpit, bor ve bileşikleri, zırnık, dispeng oksit, silisyum, silisyum karpit gibi diğer inorganik maddeler.
5.1.3. Hammadde aşamasından başlamak suretiyle fosfor, azot ya da potasyum bazlı gübre üretimi (basit bileşik gübreler).
5.1.4. Bitki Koruma Ürünlerinin ve biyositlerin üretimi.
5.1.5. Kimyasal ya da biyolojik prosesler kullanılarak temel farmasötik ürünlerin üretimi (alkaloid tesisler dahildir).
5.2. Bant biçimindeki malzemeleri plastik maddelerle kaplayan tesisler ile plastik maddeler, yumuşatıcılar, okside ve beziryağı veya diğer maddelerden meydana gelen karışımları kurutan tesisler.
5.3. Tellerin fenol ve kresol reçinelerle ya da diğer organik maddelerle yalıtıldığı tesisler.
5.4. Stiren katkılı veya aminli epoksi reçineli sıvı veya doymamış poliester reçinelerinin işlendiği tesisler.
5.5. Isıl işlem yoluyla furan, üre fenolü resorsin maddeleri veya ksilen reçinesi gibi aminoplast veya fenolformaldehidplastların kullanımı ile madde üretilen tesisler.
5.6. Poliüretan biçimlendirme maddeleri veya poliüretan köpüğü ile maddeler içerisinde boşluk oluşturma çalışmaları yapan tesisler (ana girdi maddelerinin 200 kg/saat ve üzerindeki tesisler dahil olup, termoplastik poliüretan kullanan tesisler).
5.7. Fenol veya diğer plastik reçineli bağlayıcı maddelerin kullanılması suretiyle balata üreten tesisler.
5.8. Organik bağlayıcı maddeler kullanılarak yapay zımpara plakaları, parçaları, zımpara kağıtları veya dokularının üretildiği tesisler.
5.9. Patlayıcı üretimi, Patlayıcı ve parlayıcı maddelerin üretildiği tesisler.
5.10. Lastik üretim tesisleri (iç ve dış motorlu taşıt ve uçak lastikleri, kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri).
5.11.Tarım ilaçları ve farmasotik ürünlerin, boya ve cilaların, elastomer esaslı ürünlerin ve peroksitlerin üretildiği veya elastomer esaslı ürünlerin işleme tabi tutulduğu tesisler, bitki gelişim düzenleyiciler.
6. Kâğıt Endüstrisi
6.1. Keresteden ya da diğer lifli malzemelerden selüloz ve/veya kağıt hamuru üretim tesisleri.
6.2. Her çeşit kağıt üretim tesisleri ve karton üretim tesisleri.
7. Atık Yönetimi
7.1. Tehlikeli ve Özel İşleme Tabi Atıkların bertarafı
7.1.1. Tehlikeli ve Özel İşleme Tabi Atıkların geri kazanılması ve/veya nihai bertarafını yapacak tesisler.
7.1.2.Tıbbi atıklar için projelendirilen yakma tesisleri.
7.1.3. Tıbbi atık düzenli depolama tesisleri.
7.1.4. Atık yağ geri kazanımı için projelendirilen tesisler.
7.1.5. Tehlikeli atık ihtiva eden atık barajları, atık havuzları.
7.2. Radyasyondan arınmış nükleer yakıtların veya sınır değerin üzerinde radyasyon içeren atıkların işlenmesi.
7.3.Radyasyonlu nükleer yakıtların nihai bertarafı işlemi.
7.5.Yalnızca radyasyonlu nükleer yakıtların (10 yıldan uzun süre için planlanmış) veya nükleer atıkların üretim alanından farklı bir alanda depolanması.
7.6.Radyasyondan arınmış nükleer yakıtların nihai bertarafı.
8. Gıda Endüstrisi
8.1. Aşağıdakilerden gıda üretmeye ilişkin her türlü işlem ve proses:
8.1.1. Günlük nihai ürün üretim kapasitesi 75 tondan fazla olan hayvansal hammadde (süt dışında).
8.1.2. Günlük nihai ürün üretim kapasitesi 300 tondan fazla (3 aylık ortalama değer bazında) olan bitkisel hammadde.
8.1.3. Entegre süt ürünleri üretim tesisleri (sütten peynir, yağ, yoğurt gibi süt ürünlerinden en az ikisinin üretildiği tesisler).
8.2. Entegre zeytin işletmeleri.
8.3. Et ürünleri üretim tesisleri (kesimin ve et ürünleri üretiminin birlikte yapıldığı tesisler) ve Mezbahaneler,
8.3.1. Büyükbaş hayvan kesimi ve et ürünlerinin üretildiği tesisler.
8.3.2. Küçükbaş hayvan kesimi ve et ürünlerinin üretildiği tesisler.
8.3.3. Kanatlı hayvanların kesimi ve et ürünlerinin üretildiği tesisler.
8.3.4. Rendering tesisleri.
8.4. Entegre yağ üretim projeleri (bitkisel ürünlerden ham yağ eldesinin ve rafinasyon işleminin birlikte yapıldığı tesisler).
8.5.Maya ve nişasta fabrikaları.
8.6.Şeker fabrikaları.
9. Diğer Tesisler/Faaliyetler
9.1. Elyaf veya tekstil ön işlem (yıkama, ağartma, terbiye ve merserizasyon gibi işlemler) veya boyama tesisleri.
9.2. Terbiye işlemlerinden kasar (haşıl sökme, ağartma, merserizasyon, kostikleme ve benzeri.) veya boyama birimlerini içeren iplik, kumaş veya halı fabrikaları.
9.3. Ham deri (işlenmiş ham deriden son ürün elde eden tesisler hariç) işleme tesisleri. Hayvan derisi ve postu tabaklama ve/veya deri mamulleri işleme tesisleri.
9.4. Boyama (kimyasal veya kök boya kullanılarak), kasar veya baskı işlemi yapan iplik, kumaş veya halı fabrikaları.
9.5.Yün veya tiftiğin ovalanması, yağının alınması veya ağartmasının yapıldığı endüstriyel tip tesisler.
9.6. Denim (Kot) veya konfeksiyon ürünleri yıkama tesisleri.
9.7. Cam, cam elyafı veya taş yünü üretim tesisleri.
9.8. Solvent kullanılarak malzeme, nesne ve ürünlerin yüzey işlemlerinin yapıldığı tesisler; örn. apreleme, baskı, kaplama, yağ giderme, su geçirmez hale getirme, boyutlandırma, boyama, temizleme ya da emprenye etme faaliyetleri.
9.9. Yanma ve grafitleştirme yolu ile karbon ya da elektrografit üretme tesisleri.
9.10.Suyolları, limanlar ve tersaneler:
9.10.1. Ticari amaçlı liman, iskele ve rıhtımlar (güneşlenme ve sportif amaçlı iskeleler hariç), Yat Limanları.
9.10.2. Yük ve yolcu gemilerinin yapım, bakım, söküm ve onarımı amaçlı tersaneler ile 24 m. üzerinde yat imalatı yapan tesisler.
9.11.İhtisas organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgesi, organize sanayi bölgesi, serbest bölge sanayi alanı.
9.12.Pil ve akü üretim tesisleri (montaj yapılan tesisler hariç).
9.14. Beyaz eşya üretimi veya boyamasının yapıldığı tesisler.
9.15.Damper, karoser vb. araç üstü ekipmanların boyanarak üretildiği tesisler.
9.16. Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliği ek-1’inde yer alan maddeleri üreten, kullanan ve depolayan diğer tesisler.
EK-2
SULAK ALAN KORUMA BÖLGELERİNDE YAPILMASI BAKANLIK İZNİNE TABİ OLAN FAALİYETLER
1. Ham Petrol ve Madencilik
1.1. Ham Petrol çıkarılması.
1.2. Doğal gaz çıkarılması.
1.3. Taş ocakları, açık ocak madenciliği, patlatma yapılarak maden çıkarılan ocaklar.
1.4. Metalik ve/veya metalik olmayan açık ocak veya yeraltı madenciliği.
1.5. Akarsudan mineral çıkarılması.
1.6. 1 inci ve 2 nci grup madenlerin her türlü işleme sokulması (kırma-eleme, öğütme, yıkama ve benzeri).
1.7. Perlit, şist ve kil patlatma tesisleri.
1.8. Blok ve parça mermer, dekoratif amaçlı taşların çıkartılması, işlenmesi ve yıllık mermer kesme, işleme ve sayalama tesisleri.
1.9. Metan gazının çıkartılması ve depolanması.
1.10. Karbondioksit ve diğer gazların çıkartıldığı, depolandığı veya işlendiği tesisler.
1.11. Cevher hazırlama veya zenginleştirme tesisleri (Ek-I’de yer almayanlar).
1.12. Tuzun çıkarılması ve/veya her türlü tuz işleme tesisleri.
1.13. Turba çıkarılması.
1.14. Kum, çakıl ve benzeri maddelerin alımı.
2. Enerji Endüstrisi, Ulaşım, Altyapı ve Kıyı Yapıları
2.1.Su depolama ve Hidroelektrik Santral Projeleri.
2.1.1. Su depolama tesisleri (baraj ve göletler).
2.1.2. Nehir tipi santraller.
2.2. Akarsu havzaları arasında su aktarma projeleri
2.3.Akarsu yataklarının düzenlenmesi (kuru dereler ve mevsimsel akış gösteren dereler hariç).
2.4. 10 MW ve üzeri Rüzgâr enerji santralleri.
2.5. Jeotermal kaynağın çıkartılması ve jeotermal enerji kullanan tesisler (Isı kapasitesi 5MWt-megawatt termal ve üzeri).
2.6. Elektrik, gaz, buhar ve sıcak su elde edilmesi ve/veya nakledilmesi için kurulan endüstriyel tesisler (10 MW ve üzeri).
2.7.154 kV üzeri gerilimdeki enerji iletim tesisleri (5 km ve üzeri).
2.8. Dip tarama projeleri.
2.9.Yeraltı suyu çıkarma veya yeraltında depolama projeleri.
2.10. Çekek yerleri (Yat ve teknelere karaya çekme, bakım, onarım, konaklama, denize indirme hizmetleri sunan, tekne veya 24 m. uzunluğa kadar yat imalatı yapan tesisler).
2.11. Güneş Enerjisi Santralleri
3. Metallerin Üretimi ve İşlenmesi
3.1. Anma gücü 100 kW ve üzerinde değirmenlerle hurda parçalayan tesisler,
3.2. Aşağıdaki makinelerin üretildiği, tamirinin yapıldığı tesisler:
3.2.1. Kazanlar.
3.2.2. Metal saçtan yapılmış konteynerler.
3.3. Sıcak biçimlendirme metoduyla üretilen çelik dikişsiz boru ve kaynaklı boru üreten tesisler.
3.4. Soğuk biçimlendirme metoduyla üretilen çelik dikişsiz ve kaynaklı boru üreten tesisler.
3.5. Püskürtmeli maddelerle demir-çelik yapı konstrüksiyonları, çelik konstrüksiyonlar ve sac parçaları yüzeylerinin muamele edildiği ve taşlama veya zımparalama tesisleri. (Kapalı devre çalışan püskürtme maddesinin devrede kaldığı tesisler hariçtir).
3.6. Kurşunlu akümülatör ile endüstriyel akümülatör hücreleri baterya ve pil vb üreten tesisler.
3.7. Tokmaklama metodu ile metal tozu üreten tesisler ve diğer metal tozu ve pastaları üreten tesisler.
3.8. Motorlu taşıt üretimi ve montajı ve motorlu taşıtların motorlarının üretimi.
3.9. Gemi, yat inşa ve bakım onarım tersaneleri.
3.10. Uçak yapım ve bakım tesisleri.
3.11. Demiryolu ekipmanı üretimi.
3.12. Patlayıcılar ile baskı yapılarak üretilen metallerin bulunduğu tesisler
3.13. Metallerin sırlama, emaye ve/veya mineleme işleminin yapıldığı tesisler.
3.14. Metallerin asit veya baz ile işlem gördüğü tesisler.
3.15. Demir dışı metal oksit (alüminyum oksit ve çinko oksit gibi) üretim tesisleri.
3.16. Seri makine imalatı, elektrik makineleri ve yedek parça üretimi.
3.17. Mekanik işlemle metallere yüzey işlemi yapılan tesisler.
4. Mineral, İnşaat Malzemeleri Endüstrisi
4.1. Çimento öğütme veya paketleme tesisleri.
4.2. Kireç öğütme, söndürme veya paketleme tesisleri.
4.3. Boksit, dolomit, alçı, kiselgar, magnezit, kuvarzit ve şamot gibi maddelerin pişirildiği ve/veya ergitildiği tesisler.
4.4. Günlük üretim kapasitesi 75 tonun altında üretim olan çatı kiremiti, tuğla, refrakter tuğla kiremit, fayans ve porselen gibi seramik ürünlerinin ısıl işlemle elde edildiği tesisler.
4.5. Gazlı beton blokları ve buhar basıncı altında kum-kireç briketi veya elyaflı çimento levhaların üretildiği tesisler.
4.6. Üretim kapasitesi 10 m3/saat ve üzerinde olan, çimento kullanarak beton, harç veya yol malzemesi üreten tesisler; malzemelerin sadece kuru oldukları zaman karıştırıldıkları yerler dahil.
4.7. Çimento veya diğer bağlayıcı maddeler kullanarak, sıkıştırma darbe, sarsma ve titreşim yoluyla şekillendirilmiş malzeme üreten tesisler.
4.8. Hazır Beton Tesisleri.
4.9. Boru üretimi yapan tesisler.
5. Kimya Endüstrisi
5.1. Kimyasalların ve ara ürünlerin işlenmesi (Ek-1’de bulunmayan faaliyetler).
5.2. 5 ton veya daha fazla Bitki Koruma Ürününün depolandığı tesisler.
5.3. Saatte 1 ton veya daha fazla kapasiteye sahip organik çözücülerin damıtma ile yeniden işlendiği tesisler.
5.4. Günde 1 ton veya daha fazla kapasiteye sahip doğal reçine eritme tesisleri.
5.5. Patlayıcı maddelerin depolanması, bertarafı ve geri kazanımına dair tesisler (cephanelerin veya diğer patlayıcıların yüklendiği veya patlatıldığı tesisler buna tabidir, kibrit üretimi ise kapsam dışındadır).
5.6. Bitki Koruma Ürünleri ile bunlarda kullanılan etkin maddelerin öğütüldüğü, mekanik olarak, karıştırıldığı, paketlendiği ve boşaltıldığı ve yeniden paketlendiği tesisler.
5.7. Hammaddesini hazır alıp sadece karışım yapan sabun veya deterjan üretimi yapan tesisler
6. Ağaç ve kâğıt endüstrisi
6.1. Tahrik gücü 100 kW’ın üzerinde olan ağaç işleme, ağaç kaplama üretimi ve kereste fabrikaları, mobilya fabrikaları ve ağaç parke üretim fabrikaları.
6.2. Aylık kapasitesi 30 m3 veya daha fazla olan ağaç ve ağaç ürünlerinden sunta üreten tesisler.
6.3. Aylık kapasitesi 1000 m3 veya daha fazla olan ağaç ve ağaç ürünlerinin doğrandığı tesisler.
7. Atık Yönetimi
7.1. Ambalaj atığı toplama, ayırma ve geri dönüşüm tesisleri.
7.2. Evsel atık transfer istasyonu.
7.3. Gemilerin normal faaliyetinden kaynaklanan atıkların toplandığı “Atık Kabul Tesisleri”.
7.4. Tehlikeli atık taşıma faaliyeti ile ilgili tesisler
7.5. Kümes ve ahır gübrelerinin geri kazanılması ve bertaraf edilmesine yönelik tesisler.
7.6. Hayvan dışkısı kurutma tesisleri.
8. Gıda Endüstrisi
8.1. Hayvansal yan ürünler ve artığı işleme vb. tesisler, hayvansal yağların üretimini yapan tesisler.
8.2. Bitkisel ve hayvansal ürünlerin nihai paketlendiği tesisler.
8.3. Suma veya malt üretimi tesisleri ve/veya alkollü içeceklerin üretildiği tesisler.
8.4. Alkolsüz içecekler üretim tesisleri.
8.5. Aşağıdaki gıda ürünlerinin üretimine yönelik her türlü işlem ve prosesler:
8.5.1. Günlük 75 tonu aşmayan nihai üretim kapasitesine sahip (süt hariç) hayvansal hammaddeler.
8.5.2. Günlük 300 tonu aşmayan nihai üretim kapasitesine sahip (üç aylık ortalama değer bazında) bitkisel hammaddeler.
8.6. İşlenmemiş kemik ve işlenmiş hayvan derisi ve kılı depolama tesisleri.
8.7. Balık veya kemik unu üretim ve/veya depolama tesisleri.
8.8. Balık yağı fabrikaları.
8.9. Çay fabrikaları.
8.10. Un ve unlu mamullerin üretildiği tesisler.
8.11. Entegre tesis niteliğinde olmayıp, yöre halkının ihtiyacını karşılamak üzere 1000kg/gün den fazla süt kullanmadan üretim yapılan mandıralar.
8.12. Su ürünleri işleme tesisleri.
8.13. Kimyasal madde kullanılmadan üretim yapan zeytin işletmeleri.
8.14. Kesim prosesi içermeyen et üretim tesisleri.
9. Tarım, Su Ürünleri ve Yetiştiriciliği Tesisleri
9.1. Zati ihtiyaçlar dışındaki büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği
9.2. Zati ihtiyaçlar dışında kümes hayvancılığının yapıldığı tesisler.
9.3. Balık ve/veya su ürünleri çiftlikleri:
9.3.1. Kültür balıkçılığı projeleri.
9.3.2. Balık kuluçkahaneleri.
9.4. Saz kesimi.
10. Diğer Tesisler
10.1.Üretim kapasitesi 25 ton/saat ve üzerinde olan hava sıvılaştırma tesisleri.
10.2. Motorlu taşıtlar için sürekli yarış ve test parkurları.
10.3. Kentsel ve/veya evsel nitelikli atık su arıtma tesisleri.
10.4. Hurdaların veya kullanılmış taşıtların veya hurda taşıtların depolama alanları ve/veya işlem tesisleri.
10.5. Sigara fabrikaları.
10.6. Kuru durumda olan tozlanabilen yığma maddelerin, damperli araçlar ve devirmeli depolar, kepçeler ve teknik araç ve gereçlerle doldurulup boşaltıldığı açık veya tam kapalı olmayan depolama tesisleri (200 ton/gün ve üzerinde madde aktarılan tesisler dâhil olup, hafriyat çalışmaları hariçtir).
10.7. Tuz işletmeleri.
10.8. Biyodizel üretim tesisleri.
10.9. Asfalt üretim tesisleri.
10.10.hava taşıtları onarım tesisleri.
10.11.Toplu halde projelendirilen konutlar (200 konut ve üzeri).
10.12. Arabalar ve motosikletler için kalıcı yarış ve test sahaları.
10.13. Golf tesisleri.
10.14. Turizm konaklama tesisleri (100 oda ve üzeri oteller, tatil köyleri, turizm kompleksleri ve benzeri).
10.15. Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliği Ek-2’sinde yer alan maddeleri içeren diğer tesisler.
21. Yüzyıl İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış, başlıklı toplantı 5-9 Haziran 2000 tarihleri arasında NewYork’ta gerçekleştirilmiştir. “Kadın 2000: 21. Yüzyıl İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış” (PEKİN+5) Başlıklı Birleşmiş Milletler Genel Kurul Özel Oturumunun(United Nations General Assembly Special Session“Women 2000: Gender Equality, Development and Peace for the Twenty-first Century”) hazırlık dönemi ve sonuçları hakkında bilgi notu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanmıştır.
Konferans, 21. yüzyılın başında toplumsal cinsiyet eşitliği, sürdürülebilir kalkınma ve barışıgündeme taşımıştır. Pekin Eylem Platformu’nun beş yıllık incelemesi için düzenlenen özel bir oturumdur.
Bu toplantı, dünya genelinde hükümetler, sivil toplum örgütleri ve kadın hareketleri tarafından desteklenmiştir. Cinsiyet eşitliği mücadelesinde önemli bir adım olarak görülmüştür. 20. yüzyılın sonlarında gerçekleşen bir dizi BM Kadın Konferansı’nın devamı niteliğindedir ve bu alandaki uluslararası işbirliğini artırmayı amaçlamıştır.
“Kadın 2000: 21. Yüzyıl İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış”
Özel Oturum Sonuç Bildirgesi
Sonuç Belgesi dört bölümden oluşmaktadır;
Birinci bölümde temel kavramlar,
İkinci bölümde 1995 den bu yana 12 kritik sorun alanında elde edilen kazanım ve karşılaşılan engeller,
Üçüncü bölümde 1995 yılından bu yana dünyada meydana gelen değişimlerin kadının yaşamına etkileri,
Dördüncü bölümde geleceğe yönelik eylem ve girişimler yer almaktadır. Ana hatları ile belge, özel alan, kamusal alan ile ulusal ve uluslararası düzeyde kadının hayatını etkileyen siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerin değerlendirilip, karşılaşılan sorunları ortadan kaldıracak eylem ve girişimlerin tespiti ve çözüm önerilerini kapsamaktadır.
SONUÇ BELGESİNİN İKİNCİ BÖLÜMÜ
(12 KRİTİK SORUN ALANI)
Sonuç Belgesinde 12 kritik alana ilişkin değerlendirmeler, kazanımlar ve karşılaşılan engeller bazında özetle şöyledir;
KADIN VE YOKSULLUK
Bu sorun alanında, yoksulluğun toplumsal cinsiyet boyutu olduğu gerçeğinin yetkili makamlarca giderek artan bir şekilde kabulü, yoksulluğun ortadan kaldırılmasının temel şartlarından birinin kadın erkek eşitliğinin sağlanması olduğuna ilişkin görüşün giderek daha çok taraftar toplaması, küçük girişimcilik projelerinin yaygınlaştırılması, politika tasarımlarında reisi kadın olan hanelerin özel ihtiyaçlarının göz önüne alınmaya başlanması gibi kazanımlar sağlanmıştır. Dahası, yoksulluğun ortadan kaldırılmasında, ikili bir yaklaşım giderek artan bir şekilde benimsenmiştir. Bu yaklaşım istihdam artırıcı ve gelir getirici faaliyetlerin geliştirilmesi yanında kadına eğitim ve sağlık gibi temel sosyal hizmetlere erişim olanağının daha fazla tanınmasına ilişkin önlemleri öngörmektedir.
Buna rağmen yoksulluk, ülkeler arasında ve ülkeler içinde gelir uçurumlarının artması, gelişmekte olan ülkelerin yüksek dış borçları ve yüksek askeri harcamaları, gelişmiş ülkelerin gayri-safi milli hasılalarından ayırmayı taahhüt ettikleri (yüzde 0.7) bölümleri resmi kalkınma yardımlarına tahsis etme konusundaki isteksizlikleri, ekonomik kararların alınmasında kadın ve erkekler arasındaki yetki paylaşımında eşitsizlik, ücretlendirilmeyen çalışma biçimlerinin cinslerarasında eşitsiz dağılımı, kadın girişimcilere yeterli teknolojik ve mali destekler verilememesi, toprak, kredi ve istihdam başta gelmek üzere sermayeye ulaşımı ve onun üzerindeki kontrol konusunda kadınlar ile erkekler arasında eşitsizliğin sürüyor oluşu, bazı zararlı gelenek ve görenekler yüzünden kadının ekonomik kapasitesini gerçekleştirememesi gibi sorunlar yoksulluğun ortadan kaldırılamamasına ve hatta derinleşmesine neden olmaya devam etmektedir.
KADIN VE EĞİTİM
Kadın erkek eşitliğinin sağlanması için kadının eğitilmesi gerekliliği konusundaki artan bilinçlenme ve buna bağlı kazanımlar, özel olarak korunmaya muhtaç kadın gruplarına yönelik alternatif eğitim ve formasyon (training) programlarındaki artışa rağmen, eğitim ve formasyon alanında güçlü bir siyasi iradenin var olmaması ve/veya eksikliği, kaynak yetersizliği, altyapı sorunları gibi nedenlerle hedeflere ulaşılması henüz başarılamamıştır. Diğer taraftan ders kitaplarındaki ayrımcı kalıplar, olumsuz kadın klişeleri, çocuk bakımının erkekler ve devletle bölüşülememesi ve bazı geleneksel tutum ve davranışlar hala kadının eğitimi ve formasyon kazanımı önünde engel teşkil etmektedir. Bazı ülkelerde yapısal uyum politikalarının doğru formule edilememesi ve/veya uygulamasındaki aksaklıklar eğitim sektörü üzerine olumsuz sonuçlar yaratmıştır. Ayrıca, kadının yüksek öğrenim kurumlarına devam edebilmesi ile istihdam piyasası dinamikleri arasındaki yakın ilişkinin yeterince iyi anlaşılamaması da konuya daha çok önem verilmesi önünde engel oluşturmaya devam etmektedir.
KADIN VE SAĞLIK
Bu sorun alanında, kadın sağlığına tüm boyutları ile ve kadının hayatının tüm safhaları kapsamak üzere özel önem verilmesi gerektiğine ilişkin görüş politika yapıcılar ve planlamacılar tarafından giderek daha çok kabul görmeye başlamıştır. Kadının yaşam süresi bir çok ülkede artmış, aile planlaması ve korunma araçlarının kullanımı konusunda erkeğin sorumluğunun da bulunduğu kabul eden bakış açısı giderek daha çok taraftar toplamış, cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusundaki bilinçlenme artmış olmasına rağmen, istenmeyen gebeliklerden kurtulma kürtajın7 sağlıklı ve ulaşılabilir olmasını yasaklayan yasal düzenlemelerin ayıklanması, kadının farklı ihtiyaçlarına cevap verecek bir sağlık sisteminin oluşturulması, bazı zararlı gelenek ve göreneklerin (kadın sünneti ve benzeri uygulamalar) ortadan kaldırılması temel sorun alanları olarak kalmıştır.
Sağlığın kadının yaşamının tüm evrelerini kapsayacak şekilde geliştirilmesinin gerekliliği, cinsel sağlık ve üreme sağlığı dahil olmak üzere fiziksel ve zihinsel sağlığın, yetersiz kaynak, yasal olmayan kürtaj, kürtaj sonrası sağlık hizmetlerinin yokluğu, cinsel sağlık ve üreme sağlığının sadece kadının sorumluluğu olduğunun düşünülmesinin önüne geçilmesi gibi konularda gerekli önlemlerin alınması, koruyucu sağlık hizmetinin ihmal edilmemesi ve bu kapsamda üreme haklarının tam olarak gerçekleştirilmesi, sağlıklı şartlarda kürtaj için gerekli önlemlerin alınması metinde yer alan konulardır.
KADIN VE ŞİDDET
Kadınlara ve kız çocuklarına karşı şiddet ister kamusal alanda ister özel alanda gerçekleşsin kadının insan hakları ihlali olarak kabul görmektedir. Kadınlara ve kız çocuklarına karşı şiddetin devlet tarafından veya herhangi bir resmi kurum ve kuruluşu tarafından uygulanması durumu da kadınların ve kız çocuklarının insan hakları ihlali olarak kabul görmektedir. Dolayısıyla, şiddet ister özel alanda ister kamusal alanda gerçekleşsin bunu ortadan kaldırmaya yönelik pek çok yasal ve idari önlem alınmaktadır. Bu sorunu çözmek üzere, bazı ülkeler koruyucu yasal düzenlemeler geliştirmişlerdir.
Şiddeti ortadan kaldırmak üzere çok disiplinli, kapsamlı programlar da geliştirilmiş bulunmaktadır. Tüm bunlara rağmen, kadın ve kız çocukları şiddete kurbanı olmaya devam etmektedirler. Şiddet uygulayanlara yönelik rehabilite programlarının eksikliği ve şiddet konusunda veri eksikliği, sosyo-kültürel değerler nedeniyle aile içindeki her tür şiddetin görünmez halde kalmaya devam etmesi, kadının fiziksel, psikolojik, cinsel şiddete maruz bırakmaktadır. Evlilik içi tecavüz, kız çocuklarının cinsel istismarı, başlık parasına bağlı ölümler, kız çocuklarının sünneti bu şiddet türü içinde sayılabilir. Ayrıca, küreselleşme ve yeni teknolojiler kadın ve kız çocuğu ticaretini artırmıştır.
KADIN VE SİLAHLI ÇATIŞMALAR
Son zamanlarda, silahlı çatışmaların kadın ve çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisi konusunda uluslararası planda anlayış birliği sağlanmıştır. Silahlı çatışmalar ve diğer çatışmaların, işgallerin, terörizmin kadının ilerlemesi önündeki ana engellerden birisi olduğu kabul görmektedir. Silahlı çatışmalar reisi kadın olan hane halkı sayısını ve genelde yoksulluğu özelde kadın yoksulluğunu artırmaktadır. Buna karşın, tecavüz, cinsel kölelik, zorla fahişelik yaptırma, zorla hamileliği sürdürme ve kısırlaştırma artık savaş suçu diğer bir deyişle insanlığa karşı suç sayılmaktadır. Dahası, silahlı çatışmaların çözümünde kadınların tam ve eşit olarak yer almasının önemi vurgulanmakta, ayrıca göçmen kadın sorunu yeni bir sorun alanı olarak kabul edilmekte ve insani yardımlarda kadının durumunun farklılığının göz önüne alınarak kadına özel insani yardımların öneminin altı çizilmektedir.
KADIN VE EKONOMİ
Son zamanlarda özellikle bazı ülkelerde kadın istihdamında önemli artışlar kaydedilmiş, kadınlara aile ve iş yaşamını uyumlaştırabilmeleri için çeşitli olanaklar sunulmuş, çocuk bakımı olanakları artırılmış olmasına rağmen, makro-ekonomik politikalarda toplumsal cinsiyet bakış açısı eksikliği giderilememiş, eşit değerdeki işe eşit ücret hedefine ulaşılamamış, işe alma ve yükselmede kadının hamileliği vb. faktörler ayrımcı uygulamalara dayanak teşkil etmeye devam etmiş, kadınların işyerinde cinsel taciz nesnesi olarak görülmesi sıklıkla karşılaşılan bir durum olmaktan çıkarılamamıştır. Dahası, kadınların miras ve mülkiyet hakkı bir çok ülkede ulusal yasalarda yer almamaktadır. Kadınların makro-ekonomik politikaların belirlenmesinde söz sahibi olamamaları bir sorun alanı olarak kalmış, sosyal güvenlikten yoksun kadınların sosyal güvenlik kapsamına alınması ve aile sorumluluklarının devlet ve erkeklerle paylaşımında önemli bir gelişme kaydedilememiştir. Kadının sosyal rolleri sonucunda ürettiği ücretsiz emeğinin ücretlendirilmesi de henüz başarılamamış hedefler arasında yer almaktadır.
KARAR ALMA MEKANİZMALARINDA KADIN
Ulusal ve uluslararası düzeylerde kadının temsil oranının düşük olması, yasalarla uygulamaların farklılığı, geleneksel roller nedeniyle kadınların karar alma mekanizmalarında eşit bir şekilde yer alamaması sorun alanları olmaya devam etmekte buna karşın, bir çok ülkede kurulan ulusal mekanizmalar ve karar alıcı pozisyonlardaki kadınların arasında gelişen işbirlikleri sürdürülmektedir. Kota uygulamaları ve diğer araçlarla olumlu ayrımcılık politikalarının geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesi sonucunda bu alanda önemli aşamalar kaydedildiği belirtilmektedir. Karar alma mekanizmalarında yer alan kadınların sayısını artırmaya yönelik uluslararası, ulusal işbirlikleri ve sivil toplum örgütlerinin yadsınamaz katkıları ile kadınların karar alma mekanizmalarına tam ve eşit katılımı konusunda oldukça önemli bir mesafe kaydedilmiş olmasına rağmen, kadınların özellikle aile içindeki geleneksel rolleri, mali açıdan güçsüzlükleri karar alma mekanizmalarında yer almalarını engellemektedir.
ULUSAL MEKANİZMALAR
Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamanın bir aracı olarak kurulan ulusal mekanizmalar son zamanlarda giderek artan bir şekilde devlet örgütlenmesi içinde meşruiyet kazanmaktadır. Ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin tüm plan ve politikalara yerleştirilmesi giderek daha çok kabul görmekte ve daha geniş uygulama alanı bulmaktadır. Bu mekanizmaların mali açıdan güçsüzlüklerine rağmen insan kaynaklarının geliştirilmesine ve cinsiyet ayrımlı veri toplanmasına katkıları yadsınamaz. Buna karşın, pek çok ülkede siyasi iradenin tam olarak tecelli edememesi ve insangücü ve mali kaynakların yetersizliği ulusal mekanizmaların güçlenmesi önünde temel engelleri oluşturmaya devam etmektedir. Bunun yanı sıra, bir çok ülkede, ulusal öncelikler arasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin ilk sıraları alamaması, devlet yapılanmasında eşitlik konusunun hala marjinal bir konu olarak algılanması, otorite zafiyeti, ve sivil toplum örgütleri ile güçlü bağların kurulamaması ulusal mekanizmaların güçlenmesini engelleyen faktörler olarak varlığını sürdürmektedir.
KADININ İNSAN HAKLARI
Son yıllarda evlilik, aile ilişkileri, her türlü şiddet, mülkiyet ve miras hakları, siyasi haklar ve çalışma haklarını düzenleyen yasalar başta gelmek üzere medeni yasalarda, ceza yasalarında ve diğer yasalarda ayrımcılık içeren maddelerin ayıklanması doğrultusunda;
pek çok ülkede yasal reformların yapılması,
ayrımcılık içeren yasa çıkarma yasağı,
kadının insan haklarının tam olarak gerçekleştirmesini sağlayacak uygun ortamın yaratılması amacıyla oluşturulan politikalar,
yine kadının insan haklarının tam olarak gerçekleştirmesini sağlayacak uygulama ve izleme mekanizmalarının kurulması veya varolanların güçlendirilmesi,
yasal okuryazarlık kampanyaları ve bilinç yükseltme çalışmaları,
CEDAW Sözleşmesine taraf olan ülkelerin sayısının 165’e ulaşması,
ve bu Sözleşmeye ek İhtiyari Protokol’un ülkelerin imza ve onayına açılması (Mart 2000 tarihi itibariyle Protokolü 33 ülke imzalamış bulunmaktadır),
Gönüllü kadın kuruluşlarının kadınların insan haklarının tanınması korunması ve geliştirilmesi doğrultusunda gösterdikleri çabalar,
Uluslararası Ceza Mahkemesine temel teşkil eden Roma Anlaşmasının toplumsal cinsiyet perspektifi ile hazırlanması,
ve Birleşmiş Milletler bünyesinde İnsan Hakları Komitesi ve İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin yaptığı çalışmalar
kadın ve kız çocuklarının insan hakları konusunda elde edilen kazanımların başlıcalarını oluşturmaktadır.
Buna karşın ırkçılık , ırk ayrımcılığı, ve benzeri faktörler başta gelmek üzere her tür ayrımcılık kadının insan haklarını tam olarak kullanması önünde engel teşkil etmeye devam etmektedir. CEDAW Sözleşmesinin tüm ülkeler tarafından onaylanması hedefine ulaşılamamıştır. CEDAW Sözleşmesine ek Protokol’un tüm ülkeler tarafından kabulü ve onaylanmasının sağlanması gerekmektedir. Yasalar ve uygulamalar arasındaki farklılık hala eşitlik önündeki temel engellerden biridir. Yasal okur yazarlık oranı pek çok ülkede son derece düşüktür. Kadın ve kız çocuklarının üreme hakları hala tam olarak tanınmamaktadır. Çok sayıda kadın, ırk, dil, din, etnik köken, kültür, cinsel tercih, özürlülük, sosyo-ekonomik sınıf, göçmenlik, yerinden edilmiş ve sığınmacı statüleri nedeniyle ayrımcılığa uğramaktadır.
KADIN VE MEDYA
Yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde kadın iletişim ağlarının kurulmuş olması, iletişim ve bilişim teknolojilerinin gelişiminin kadınların bilişim ve iletişim olanaklarını artırması, kadınlar tarafından çok sayıda medya organı kurulmuş ve işletilmekte olması ve bu kuruluşların medyada pozitif kadın imajı yaratılmasına katkıda bulunmaları, bu çerçevede rehberlerin ve gönüllü moral kodlarının benimsenmesine rağmen, kadının medyada negatif ve onur kırıcı tanıtımı tam olarak engellenememektedir. Kadını aşağılayan ve şiddet unsurları içeren pornografik materyal hala sıkça kullanılmaktadır. Kadın klişeleri geçerliliğini sürdürmektedir. Yoksulluk, olanaksızlık, bilgisayar eğitiminden yoksunluk ve diğer nedenlerle kadınların internet’e ulaşımları sınırlı kalmaktadır.
KADIN VE ÇEVRE
Bazı ulusal çevre politikaları ve programlarına toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısının yerleştirilebilmiş olması, toplumsal cinsiyet eşitliği, yoksulluğun ortadan kaldırılması, sürdürülebilir kalkınma ve çevrenin korunması arasındaki yakın bağlantının resmi düzeyde kabul görmesi, ve çevre konusunda kadınların geleneksel olarak sahip oldukları bilgilerin bir çok çevre koruma ve geliştirme projesine entegre edilmesine rağmen, kadınların karşılaştıkları çevresel riskler, konusunda hala belli bir bilinç düzeyine ulaşılabilmiş değildir. Çevre konusundaki kararlara kadınlar hala tam ve eşit bir şekilde katılamamaktadır, çevre sorunlarının kadın ve erkek üzerindeki farklı etkilerini saptayacak sınırlı sayıda araştırma vardır ve çevre politikaları hala toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinden uzak hazırlanmaktadır.
KIZ ÇOCUKLARI
Toplumsal cinsiyet duyarlı okul ortamının yaratılmasında bir ölçüye kadar başarılı çalışmalar yapılmıştır. Altyapının güçlendirilmesi, okullaşma oranlarının artışı ve eğitim sisteminde kalma sürelerinin uzaması, ergen hamileliği ve ergen yaşta anne olanlara destek hizmetlerinin sağlanması, yaygın eğitim olanaklarının artırılması kız çocuklarının eğitimi alanındaki temel kazanımlardan bazılarıdır. Kız çocuklarının genel sağlığına ve cinsel ve üreme sağlığına daha çok önem verilmeye başlanmıştır. Son yıllarda, kız çocuklarının cinsel hakları ve üreme hakları daha çok ülke tarafından tanınmaya başlamıştır. Kız çocuklarının sünneti ile kadın ve kız çocuk ticaretinin yasaklanmasına doğru bir yönelim vardır. Bu konudaki son gelişme, silahlı çatışmalar katılan çocuklar, çocuk satışı, çocuk fahişeliği ve çocuk pornografisi konularındaki Çocuk Hakları Sözleşmesine ek Protokollerin kabulüdür.
Yoksulluk ve kalıp değer yargıları nedeniyle kız çocuklarının daha özensiz beslenmesi, sağlık hizmetlerine ulaşamamaları, onlara ağır ev sorumlukları verilmesi, okula göndermede tercihin erkek çocuklar lehine kullanılması gibi nedenler kız çocuklarının, bağımsız kendine yeterli bireyler olarak yetişmelerini engellemektedir. Kız çocuklarının eğitimine, sağlığına yeterli kaynağın ayrılamaması da bir diğer sorun alanıdır. Yine, yoksulluk, aileden destek görememek, cinsel istismara ve şiddete maruz kalmak, kız çocuklarının çoğu kez istenmeyen hamileliği, HIV/AIDS’e gibi bulaşıcı hastalıklarla sonuçlanmaktadır. Kız çocuklarının cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda bilgilendirilmelerinde hala büyük eksiklikler vardır. Ayrıca, kız çocuklarının ticaretinin artmaya devam etmesi tespit edilen sorunlardandır.
SONUÇ BELGESİNİN ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜ
Bu bölümde son beş yılda dünyada meydana gelen değişiklerin kadın yaşamı üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Sözü edilen bölümde ana hatları ile,
Küreselleşmenin kadınlar için yeni iş ve bilgi kaynaklarına erişimde kolaylık gibi olanaklar sağlaması yanında yeni sorunlar yarattığı; serbest ticaret, mali fonların akışkanlığının artması ve özelleştirme politikalarının benimsenmesinin kamu harcamalarında kısıtlamalara neden olduğu, bunların da kadınların hayatını olumsuz yönde etkilediği ve gelir eşitsizliklerini artırdığı; küreselleşmenin bir sonucu olan kayıt dışı ekonominin kadınların az ücretle ve sosyal güvenceden yoksun işlerde yığılmalarına neden olduğu,
Uluslararası bağımlılığın artması ile dışsal faktörlerden, örneğin yaşanan mali krizlerden tüm ülkelerin ekonomik istikrarının ve kalkınma beklentilerinin etkilendiği, dolayısıyla kadınların yüklerinin son derece arttığı, bu durumun ayrıca sosyal güvenlik ve diğer sosyal refah harcamalarının devletlerden hane halklarına kaymasına neden olduğu, öte yandan anılan durumun mevcut kaynakların etkin ve verimli kullanılması yönünde yaratıcılığı da geliştirdiği,
Küreselleşme ve yapısal uyum politikalarının yoksulluğun kadınlaşması olgusunu beraberinde getirdiği,
Artan dış borç yükünün insan merkezli kalkınmanın başarılması ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaları sekteye uğrattığı,
Ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelerde kadın işsizliğinin arttığı,
Küreselleşmenin bilgi temelli toplumların yapılanmasını hızlandırdığı, bilgi toplumunda yer alabilen kadınlar için yeni olanaklar yarattığı, ancak bir çok kadının bilgiye ve yeni teknolojilere erişiminde sorunların olduğu,
Küreselleşme sonucunda işgücünün dolaşımının değiştiği ve bunun kadınların ve kız çocuklarının ekonomik istismara açık hale getirdiği, eğlence sektöründe kadın ve kız çocuklarının cinsel istismarını arttırdığı,
Sivil toplum örgütlerinin güçlendiği ve söz konusu örgütlerin toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında oynadıkları rolün öneminin kavrandığı,
Kadınların yaşam sürelerindeki artış nedeniyle dul kadınların sayısının arttığı ve onların ihtiyaçlarına cevap verecek mekanizmaların henüz kurulamadığı,
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde HIV/AIDS’in hızla yayılmasının kadınların hayatını mahvettiği,
Kadınlar arasında madde bağımlılığının arttığı, tütün kullanımında önemli artışlar gözlendiği,
Doğal felaketlerden kadınların ve çocukların daha da olumsuz etkilendiği ve bunları gidermek için duyarlı programların geliştirilmesi gerektiği,
Kadın emeğinin ekonomik açıdan görünür hale getirilmesi gerektiği tespitleri yapılmıştır.
SONUÇ BELGESİNİN DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜ
Sonuç Belgesinin son bölümünde, yukarıdaki bölümlerde yapılan saptamalar doğrultusunda ulusal, uluslararası ve ulusal ve uluslar arası düzeyde yapılacak eylem ve girişimler sıralanmaktadır. Bu bölümde hemen hemen tüm konulara ve sorun alanlarına değinilmiştir.
Sonuç Belgesinin Dördüncü bölümünün ilk kısmı şemsiye paragraflardan (42-55) oluşmaktadır. Bu paragraflarda özetle;
Hükümetlerin geleceğe yönelik eylem ve girişimler konusundaki taahhütleri,
Pekin Eylem Platformunu tam ve hızlı bir şekilde hayata geçirmek için, tüm insan haklarının–kalkınma, medeni, kültürel, ekonomik, siyasi ve sosyal haklar dahil- tam olarak tanınması, korunması ve geliştirilmesinin gereği, bunun toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma ve barış hedeflerine ulaşmada temel unsur olması, ve bu hakların evrensel bölünemez bir bütün olarak anlaşılması,
Pekin Eylem Platformunu tam olarak ve hızlı bir şekilde hayata geçirmek için hükümetler tarafından gösterilen çabalara, BM kuruluşları, ulusal, uluslararası kurum ve kuruluşlar –sivil toplum örgütleri dâhil- tarafından destek verilmesi ve uygun durumlarda sözü edilen kuruluşlar tarafından tamamlayıcı programlar hazırlanması için çağrıda bulunulması,
Hükümetler ve hükümetlerarası kuruluşlar tarafından, sivil toplum örgütlerinin Pekin Eylem Platformunun tam olarak ve hızlı bir şekilde hayata geçirilmesindeki katkıları ve tamamlayıcı rollerinin tanınması ve bunlar arasında işbirliğinin güçlendirilmesi,
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin tüm tarafların ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi ve kurgulamasına bağlı olduğu, bunun da ancak kadının eşitlik temelinde sosyal hayatın tüm alanlarında yer alması ile mümkün olabileceği,
Kadınların ve erkeklerin, kız çocuklarının ve erkek çocuklarının eşit haklar, sorumluklar, fırsat ve olanaklarla donatılması gereği,
Ortak kalkınma gündeminin kurucu unsurunun toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının güçlenmesi olmasının gerekliliği,
Kadınların ve kız çocuklarının eğitim hakkını ve mümkün olan en üst seviyede fiziksel ve zihinsel sağlık standartlarına ulaşabilmelerini garanti altına almak için eğitime, sağlık ve sosyal hizmetlere eşit erişimi sağlayacak çabaların artırılması gereği,
Çevrenin korunmasında temel gıdaların üreticisi ve doğal kaynakların kullanıcısı olarak kadının geleneksel bilgi birikiminin tanınması ve önceliklerine yer verilmesi,
Medeniyetler arasında ve içinde farklılıklara ve diyaloglara saygı temelini güçlendirecek önlemlerin alınması,
Tüm düzeylerde siyasi iradenin tecellisi ve kararlılığın, eylem yönelimli politikalara toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısını yerleştirmek bakımından ön koşul olması,
Toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma ve barış hedeflerine ulaşmanın önündeki en önemli engelin -dayak ve diğer ev içi şiddet türleri, cinsel istismar, cinsel kölelik, kadın ve çocuk ticareti, zorla fahişelik yaptırma, cinsel taciz; ırkçılık, ırk ayrımcılığı, etnik temizlik, silahlı çatışmalar, işgal, dini ve din karşıtı aşırılıklar ve terörizm gibi kültürel önyargılardan kaynaklanan şiddet türleri dâhil olmak üzere-kadınlara karşı şiddet olduğu,
Kadının ailedeki rolünün önemi, farklı sistemlerde farklı aile yapılarının olabileceği, bu ailelerin üyelerinin hak, ödev ve sorumluklarına saygı duyulması gereği,
Ulusal mekanizmaların kurulabilmesi ve var olanların güçlendirilebilmesi için siyasi iradenin, insan ve mali kaynakların var olması gereği,
Kadının kapasitesini tam olarak gerçekleştirmesini sağlayacak destek programların geleneksel eşitlik politikaları unsurları yanında, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini ana alanlara yerleştirmeye yönelik unsurları da barındıracak şekilde tasarımı,
Özürlü kadın ve kız çocuklarının ihtiyaçlarına cevap verecek çözümlerin aranması gereği, Toplumsal cinsiyet ayırımlı verilerin toplanması, araştırmaların sayısının artırılması,
Toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma ve barış hedeflerine ulaşmak amacıyla eşitlik alanına yeterli beşeri ve mali kaynak ayrılması, bütçelerin tasarımı, uygulaması ve denetiminde bu konuya özel önem ve öncelik verilmesi,
Yoksulluğun kadın üzerinde artarak devam eden olumsuz etkilerini gidermek amacıyla bütünlüklü makro-ekonomik ve sosyal programların hazırlanması için var olan programların toplumsal cinsiyet bakış açısı ile gözden geçirilmesi, yeni programların tasarımına toplumsal cinsiyet bakış açısının yerleştirilmesi, gibi hususlar yer almaktadır.
Geleceğe yönelik eylem ve girişimler yukarıda belirtilen kavram, tespit ve değerlendirmeler uyarınca tasarımlanmıştır. Bunları tek, tek özetlemek mümkün olamayacağından aşağıda sadece Pekin Eylem Platformunun ilerisinde olan düzenlemelerden ve Türkiye tarafından teklif edilip kabul edilerek Sonuç Belgesinde yer alan önerilerden bahsedilecektir.
Erken ve zorla evlendirme ile namus cinayetleri, başlık parasının ödeyememekten kaynaklanan şiddet ve evlilik içi tecavüzün kadınlara karşı şiddet kapsamında yer alması ve bunları ortadan kaldıracak kapsamlı önlemler paketinin belgede yer alması.(103 c, 103d,130a)
SİYASİ KATILIM VE GÜÇLENME
Kota uygulamaları ve diğer araçlarla olumlu ayrımcılık politikalarının tasarımı, geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesine yönelik irade beyanın belgede yer alması. ( Paragraf117 abis)
SAĞLIK
Ana ölümlerinin sağlık sektörünü öncelikleri arasına konulması, erkeklerin güvenli cinsellik yaşayabilmelerine yönelik eğitim programlarının gerekliliği, sıtma ve benzeri hastalıkların toplumsal cinsiyet boyutunun tanınması, kadının sağlık hizmetine ulaşımı üzerindeki etkileri de ölçebilecek bir sağlık reformu gereği gibi hususların sonuç belgesinde yer alması. (Paragraf 107a,107 abis, 107g quarter, 115d)
KÜRESELLEŞME
Küreselleşmenin kadın üzerindeki olumsuz etkilerinin tanınması ve sosyal güvenlik sistemine kadının eşit girişinin sağlanmasına yönelik önlemlerin sonuç belgesinde yer alması ve kadınların makro-ekonomik karar mekanizmalarında yer almasının öngörülmesi.(Paragraf 110a, 118k,125g)
EKONOMİ
Miras edinme hakkı, mülkiyet hakkı, sağlıklı ve güvenli konut sistemine tam ve eşit erişimi, toplumsal cinsiyet duyarlı bütçeleme, istihdam alanında İLO Sözleşmelerini imzalanıp hayata geçirilmesine yönelik önlemlerin sonuç belgesinde yer alması (30,102k,109a,135d, 127b)
İNSAN HAKLARI
İhtiyari Protokol’un imzalanıp onaylanmasına yönelik tavsiyelerin, sığınmacılara yönelik tutumlarda cinsiyet bazında ayrımcılık yapılmaması ve kadın ve çocuk sığınmacıların özel ihtiyaçlarına cevap verecek programların geliştirilmesi gereği, göçmen kadınlar ve erkekler arasında ayrım yapmama prensibi, yerli kadınların özel ihtiyaçları olabileceğinin tanınması gibi hususların sonuç belgesinde yer alması (paragraf 102g, 102l,103e ve g,128h,132b)
ÖZEL OTURUM HAZIRLIK ÇALIŞMALARI VE ÖZEL OTURUMA TÜRKİYE’NİN KATILIMI
Türkiye Özel Oturum hazırlık çalışmalarının tüm aşamalarında aktif bir biçimde yer almış, Özel Oturuma da geniş bir heyetle katılarak, toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma ve barış konularındaki görüşlerini ve tezlerini başarılı bir şekilde sunmuş ve savunmuştur.
Bilindiği üzere, Özel Oturum hazırlık çalışmaları 1998 yılına dek uzanmaktadır. 1998 yılı sonlarında, tüm ülkelerden Sonuç Belgesine temel teşkil edecek görüşlerini Birleşmiş Milletler Kadının İlerlemesi Bölümü tarafından hazırlanan soru formu formatına uygun olarak hazırlayıp göndermeleri istenmiş ve Mayıs 1999’a kadar ülkelere süre verilmiştir. Türkiye bu kapsamda soru formuna yanıtını Mayıs 1999’da BM Kadının İlerlemesi Bölümüne göndermiş, BM ilgilerinden alınan bilgiye göre gönderilen metin örnek metin olarak seçilmiştir.
Türkiye, yine Özel Oturum hazırlıkları kapsamında BM Kadının Statüsü Komisyonu 43. Dönem çalışmalarına Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdür Vekili Şenay Eser, Bakan Danışmanı Dr. Selma Acuner, Genel Müdür Yardımcısı Vekili Nevin Şenol, Prof. Dr. Ayşe Akın’dan oluşan bir heyetle katılmış, bu çalışmaların Özel Oturum hazırlıklarına ayrılan üçüncü haftasında da görüşmelere aktif bir şekilde yer almış, 1995 yılından sonra kurulan NGO ların (Sivil Toplum Örgütleri) Özel Oturuma katılabilmesinin teminini ısrarla talep etmiştir. O tarihte kabul görmeyen bu önerimiz daha sonra kabul görmüş ve bilindiği üzere, örnek teşkil etmemek kaydıyla, Pekin Konferansı sonrasında kurulan tüm NGOlara Özel oturuma katılabilme olanağı verilmiştir.
19-21 Ocak tarihleri arasında Sonuç Belgesine bölgesel girdi sağlamayı amaçlayan BM Avrupa Ekonomik Komisyonu Bölgesel Hazırlık toplantısına Türkiye’den geniş bir heyet katılmıştır.
Resmi heyette yer alanların listesi ve toplantıya NGO olarak katılan kuruluşların listesi EK III’de verilmektedir9. Bunun yanısıra NGO’ların aktif katılımın sağlamak üzere 7 NGO temsilcisine mali destek sağlanmıştır.
Şubat 2000 tarihinde BM Kadının Statüsü Komisyonu tüm üye ülkelere Sonuç Belgesinin ilk taslağını göndermiş ve görüş ve önerilerin talep etmiştir. Bu çerçevede hazırlanan öneriler BM ilgili birimine gönderilmiştir. (EK IV)
Son iki haftasının Özel Oturumun hazırlıklarına ayıran BM Kadının Statüsü Komisyonunun 44. Dönem toplantılarına da Türkiye Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdür Vekili Şenay Eser, Genel Müdür Yardımcısı Vekili Nevin Şenol, Dr. Pınar İlkkaracan, Dr. Nalan Hodoğlugil katılmıştır. Toplantı süresinde Türkiye daha önce gönderdiği ve bir bölümü metne alınan önerilerini ve Sonuç Belgesinin DAW tarafından yeniden yazılan 4. bölümüne ilişkin önerilerini orada hazırlayıp sunmuş ve savunmuştur (EK V).
Daha sonra hazırlık çalışmalarının 811 Mayıs 2000 tarihleri arasındaki bölümüne Genel Müdür Yardımcısı Vekili Nevin Şenol katılmış çalışma takviminin dağınıklığı nedeniyle- ki bu birçok ülkenin şiddetli karşı çıkışlarına neden olmuştur- hazırlık çalışmalarının geri kalan bölümleri BM Nezdindeki Daimim Temsilciliğimiz Müsteşarlarında Levent Bilman tarafından takip edilmiştir. 5-9 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen Özel Oturuma ise daha geniş bir heyetle katılınmış olup söz konusu Heyet listesi ekte sunulmaktadır (EKII).
Bilindiği gibi resmi heyette NGO’ların kendi aralarından seçtikleri 4 temsilci de bulunmaktaydı. Ayrıca, yine üniversite kadın araştırmaları merkezlerinin ve NGO’ların katılımını desteklemek amacıyla, Ankara Üniversitesi Kadın Araştırmaları ve Uygulama Merkezi, Mor Çatı, KA-DER, Anakültür, Marmara Grubu, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği ve İstanbul Soroptimistler, Kadın dayanışma Vakfı, Uçan Süpürge Kongre, Turizm ve Org. Ltd.Şirk. temsilcilerinin toplantıya katılımları için mali destek sağlanmıştır. (Özel Oturuma bu kapsamda katılan temsilcilerin listesi de ekte verilmektedir. (EK VI).
TÜRKİYE TARAFINDAN TEKLİF EDİLİP KABUL EDİLEREK SONUÇ BELGESİNDE YER ALAN ÖNERİLER
Türkiye, Özel Oturum hazırlıkları süresince ve Özel Oturum sırasında kendi tezlerini savunmuştur. Türkiye’nin belgeye ilişkin önerilerini ve katkıları hazırlar ve savunurken temel aldığı kriterler, belgenin Pekin Eylem Platformunun gerisinde bir metin olmamasını sağlamak ve mümkün olduğu ölçüde belgeyi Pekin Eylem Platformunun ilerisine taşımak olmuştur. Bu konuda başarılı olunduğunun göstergesi, NGOlar tarafından hazırlanan (lütfen 4. Bölüme bakınız) Pekin’in ilerisindeki düzenlemelere ilişkin listede yer alan konulardan en az üçünün Türkiye’nin önerisi olmasıdır. Türkiye tüm çalışmalarda ulusal ve uluslararası düzlemde sivil toplum örgütlerinin katkı ve katılımlarına açık bir tutum sergilemiş ve son olarak da NGOların kendi aralarından seçtikleri dört temsilcinin Resmi Heyette yer almaları ve Türkiye adına görüşmelerde başarılı ve aktif bir tutum sergilemeleri ile devlet sivil toplum işbirliğinin güzel bir örneğini sergilemiştir.
Etik kurallar, Türkiye Psikiyatri Derneği İnsan Hakları ve Etik Bilimsel Çalışma Birimince hazırlanmıştır. Metnin oluşturulmasında uluslararası psikiyatri etik ilkeleri gözetilmiştir. Taslak metin TPD Adana, Ankara, Edirne, İstanbul, Kayseri ve Manisa iubelerinin eleştiri ve katkılarıyla geliştirilmiştir. Metin, TPD Genişletilmiş Merkez Yönetim Kurulu’nun 12.02.2000 tarihli toplantısında tartışılarak şekillendirilmiştir.
Getirilen öneriler çerçevesinde hazırlanan metin İnsan Hakları ve Etik Bilimsel Çalışma Birimi tarafından nihai metne dönüştürülmüştür. TPD-MYK, TPD Onur Kurulu ve Üyelerinin katıldığı 6. Bahar Sempozyumu Forumunda tartışmaya açılmış ve 22 Haziran 2002 günü yapılan genel kurul toplantısında metnin son hali kararlaştırılarak ilan edilmiştir.
Metnin oluşumuna Dr. Doğan Şahin, Dr. Mustafa Sercan ve Dr. Orhan Öztürk’ün önemli katkıları olmuştur.
Ruh Hekimliği (Psikiyatri) Meslek Etiği Kuralları
Ruh hekimliği (psikiyatri) tıp biliminin bir dalıdır ve her ruh hekimi tıbbın evrensel etik ilkelerine uymak zorundadır. Tıptaki genel etik ilkelerden sapmamak koşulu ile psikiyatrinin kendine özgü etik ilkeleri ve uygulamaları vardır. Kültürel, toplumsal ve ulusal farklılıklar olabileceği için etik ilkeleri ve kuralları sürekli gözden geçirmek gerekebilir.
Birinci Bölüm (Amaç ve Kapsam)
Amaç
Madde 1. Bu kuralların amacı, ruh hekimlerinin mesleklerinin gereğini yerine getirirken uymaları zorunlu olan meslek etiği kurallarını belirlemektir.
Kapsam
Madde 2. Psikiyatri uzmanı, psikiyatri alanında çalışan nöropsikiyatri uzmanı veya psikiyatri uzmanlığı eğitimini sürdürmekte olan ruh hekimlerinin tümü bu kurallar kapsamındadır.
İkinci Bölüm (Genel Kural ve İlkeler)
Ruh Hekiminin Görev ve Ödevleri
Madde 3. Psikiyatri, toplumun ruh sağlığının korunması ve ruh hastalıklarının önlenmesi, ruhsal bozukluğu olanların tanısı, sağaltımı, rehabilitasyonu ve ruh sağlığının geliştirilmesiyle ilgili hekimlik dalıdır. Ruh hekimleri, çağdaş bilimsel ve etik ilkelerle uyumlu en iyi sağaltımı sunarak hastalara ve yakınlarına hizmet vermelidir. Bu hizmet verilirken gerektiğinde tıbbın öbür dallarında ya da psikiyatrinin yan dallarında uzmanlaşmış olan meslektaşlarına danışabilmeli ya da onlardan konsültasyon istemelidir.
Ruh hekimleri, psikiyatri alanındaki bilimsel gelişmeleri yakından izlemeli, bunları uygulamalarına yansıtmalı ve yeni bilgileri meslektaşlarıyla paylaşmaktan kaçınmamalıdır. Araştırmalarının amacı psikiyatrinin bilimsel sınırlarını geliştirmek olmalıdır.
Madde 4. Ruh hekimleri meslek görevlerini yerine getirirken hastalarının hakça ve eşit olarak sağaltım görmelerinin, toplumsal adaletin ve herkes için eşitliğin uygulayıcıları ve savunucuları olmalı, her türlü ayrımcılığın karşısında tıp mesleğinin ve psikiyatri dalının bilimsel ve etik ilkelerine uygun davranmalıdır.
Hekimin Yansızlığı
Madde 5. Ruh hekimleri görevlerini her durumda hastaları arasındaki siyasal görüş, sosyal durum, dini inanç, milliyet, etnik köken, ırk, renk, cinsiyet, yaş, toplumsal ve ekonomik durum ve benzeri farklılıkları gözetmeksizin yerine getirmelidir.
Sır Saklama Yükümlülüğü
Madde 6. Herhangi bir psikiyatrik muayene ve sağaltım altındaki kişiyle ilgili bütün bilgiler hasta-hekim ilkeleri çerçevesinde saklı tutulmalıdır. Bu bilgi yalnızca hastanın ruh sağlığını korumak ve geliştirmek amacı ile ve hastanın oluru alınarak gerektiğinde ve hastanın yararı için gereken ölçüde aile ile paylaşılabilir ya da başka uzman hekimlerle danışma amacı ile kullanılabilir. Ruh hekimleri, kişisel haklar, tedavi hakkı, yanlış mesleki uygulamalar vb. durumlarla ilgili olarak hastasının yararı söz konusu olmadıkça, kendi siyasal, yönetsel, medyatik ya da maddi çıkarları, akademik, mesleki veya kişisel yararları doğrultusunda hastasıyla ilgili bilgileri açıklamamalıdır.
Hasta hekim ilişkisi içinde edinilmiş olan bilgiler gerekli görüldüğünde mahkemede tanıklıktan ya da bilirkişilikten çekilmek için bir gerekçe oluşturabilir. Kişinin özel yaşamı, özel ilişkileri, savunma düzenekleri gibi psikolojik yapısıyla ilgili özel bilgiler istenildiğinde bunların mahkemede sunulması kişinin açık ve anlaşılır iznine bağlıdır. Ruh hekimi kişi için yararlı olmadığını düşündüğünde, kişi izin vermiş de olsa, bu tür bilgileri açıklamak zorunda olmadığını bilmelidir.
Gizlilik kuralı ancak hastanın kendisine ya da çevresine ciddi bedensel, ruhsal ya da ekonomik zarar verme olasılığı varsa bozulabilir. Ruh hekimi gizlilik ilkesini bozmayı gerektirecek önemde bir durumla karşılaşmışsa, olabiliyorsa meslektaşları ile de danışarak, uygun göreceği yerlere ya da kişilere açıklama yapmak zorunda kalabilir. Bu durumlarda ruh hekimi bundan sonra atacağı adımla ilgili olarak koşullar elveriyorsa önce hastayı uyarmalıdır.
Ruh hekimi hastasının tanınmasına yol açacak ya da olası davranışlarının tahminine ilişkin herhangi bir bilgiyi başkalarına ya da herhangi bir kuruluşa veremez. Kişi adı, kimlik bilgileri, yüz görünümü gibi kişiyi tanıtacak tüm özelliklerin gizlenmesi koşuluyla, bilimsel bir tartışmada, eğitim süresinde, denetim ve konsültasyon amacı ile hekimler arasında hastalıkla ilgili bilgilerin aktarılması bu kuralın dışındadır.
Yasal zorunluluk durumlarında hekimin rapor düzenlemesi meslek sırrının açıklanması anlamına gelmez.
Kitle İletişim Araçları ve Sır Saklama Yükümlülüğü
Madde 7. Ruh hekimi, kitle iletişim araçlarıyla ilişkisinde, kamuoyu önünde ruh hekimliği mesleğinin onurunu zedelememeye özen göstermelidir.
Ruh hekimi hasta-hekim ilişkisi içinde muayene etmediği kişilerle ilgili olarak hiçbir kitle iletişim aracında tanı ve yorumda bulunmamalıdır.
Halk eğitimi amacı ile televizyon ya da radyoda birlikte bir programa katılmış olduğu ya da programı telefonla arayan kişilere, onların muayenesi anlamına gelebilecek sorular sormamalı, tanı koymamalı, yorum yapmamalı ya da öneride bulunmamalıdır.
Ruh hekimi, geçmişte ya da halen muayene ettiği ya da sağaltım uyguladığı kişiye bir kitle iletişim kuruluşunun bir programına katılmasını ya da demeç vermesini önermemeli, böyle bir işbirliği için kitle iletişim aracı görevlisi ile hasta arasında aracı olmamalıdır.
Ruh hekimi, çalıştığı klinik ortamında hastaların kim olduklarının açıkça görülmesine yol açacak araçlarla (fotoğraf, video, TV, sinema vb) görüntü alınmasına ya da hasta kişilerle sesli, görüntülü ya da yazılı bir kitle iletişim aracında yayınlanmak amacıyla konuşma yapılmasına aracı olmamalı, izin vermemelidir.
Toplumu Bilgilendirme İlkeleri
Madde 8. Ruh hekimi, halkın ruhsal bozukluklar ve ruh sağlığı konularında toplumun doğru ve bilimsel olarak aydınlatılması, eğitilmesi ile ilgilenmeli ve herhangi bir biçimde ya da yolla toplumu yanıltıcı, yanlış bilgiler verilmesine karşı çıkmalıdır. Meslektaşlarının yanıltıcı ya da yanlış bilgi aktarma davranışı ile karşılaştığında, bu durumu bölgedeki Türkiye Psikiyatri Derneği Şubesi’ne ya da Bölge Tabip Odası’na bildirmelidir.
Tanıtım İlkeleri
Madde 9. Ruh hekimi, mesleğini uygularken reklam yapmamalı, ticari reklamlara araç olmamalı, çalışmalarına ticari bir görünüm vermemelidir; insanları yanıltıcı, paniğe düşürücü, yanlış yönlendirici davranışlarda bulunmamalıdır. Ruh hekimi, yayın araçlarıyla yapacağı duyurularda varsa, Tababet Uzmanlık Tüzüğü’ne göre kabul edilmiş olan uzmanlık alanını, çalışma gün ve saatlerini bildirebilir.
Hekimlik Dışı Uygulamalar ve Yöntemler
Madde 10. Ruh hekimi herhangi bir muayene ve sağaltım girişimi için bilimsel olarak kabul edilmemiş yöntemleri kullanmamalı, her ne amaçla olursa olsun hastasına tıp dışı uygulamalar önermemeli, onları hekimlik dışı uygulamalar yapan kişi ya da kişilere yönlendirmemelidir. Ruh hekimi, hekimlik dışı uygulamaların zararlı olabileceğini, en azından “oyalayıcı” olduğunu hastasına açıklamalıdır.
Muayenesiz Tedavi Uygulamama
Madde 11. Ruh hekimi, tıbben acil ve zorunlu durumlar dışında, hastasını kendisi muayene etmeden tedavisine başlamamalıdır.
Aracılık Etme veya Aracıdan Yararlanmama
Madde 12. Ruh hekimi öteki hekimlere veya tetkik-tedavi kuruluşlarına maddi çıkar karşılığı hasta göndermemeli, hasta sağlamak amacıyla aracı kişilerden yararlanmamalıdır.
Endüstri ile Çıkara Dayalı İlişki Kurmama
Madde 13. Ruh hekimleri endüstri kuruluşları ile hiçbir çıkar ilişkisi kurmamalıdır. Bilimsel araştırmalar ve eğitime yönelik ilişkiler ise, saydam ve kurumsal olmalıdır. Bu ilişkilerde Türk Tabipleri Birliği’nin hazırladığı “Hekim ve İlaç Tanıtım İlkeleri” geçerlidir.
Ruh hekimi ilaç ve tıbbi gereç sektöründen, a) Bilimsel kurumlarca bilimsel değeri tartışılmayan yerel, ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum vb toplantılara katılım desteği, b) Bilimsel dökümanlar, c) Maddi değeri yüksek olmaması koşuluyla ürün anımsatıcı eşantiyonlar dışında hastalarına bir ürünü önermeyi teşvik amacıyla verilen armağan, nakit veya değerli eşyayı kabul etmemeli, promosyonlara katılmamalıdır.
Üçüncü Bölüm (Hasta Hakları ve Hekim-Hasta İlişkileri) Sağaltım Hakkı
Madde 14. Ruh hekimi herhangi bir gerekçeyle kişinin sağaltım hakkını engellememeli ya da geciktirmemelidir.
Bilgilendirilmiş Olur Alma
Madde 15. Ruh hekimi her türlü değerlendirme, tanı, sağaltım ya da araştırma amacı ile yapılacak girişimler için hastaya ve gerektiğinde hastanın yakınlarına yeterli bilgiyi vermeli ve onların bilgilendirilmiş olurunu almalıdır.
İstemli Yatış
Madde 16. Ruh hekimi, hastalık belirtilerinin etkisiyle, kendisi ya da çevresi için önemli zarar verme olasılığı yüzünden hastaneye zorunlu olarak yatırılması söz konusu ise hastayı ve yakınlarını istemli yatışa yönlendirmek için özel çaba göstermelidir.
İstemsiz Yatış
Madde 17. Hastanın ya da temsilcisinin yatırılmaya karşı çıktığı durumlarda, hekim, tıbbi-psikiyatrik gerekçeleri değerlendirerek istem dışı yatış kararını hekimlik bilgisi ve vicdanına göre kendi vermelidir.
Hasta, ruhsal bir bozukluk nedeniyle uygun karar verme yetisini yitirmişse, istem dışı hastaneye yatırma ve sağaltım uygulama kararında, ülkemizdeki yasalar uyarınca hareket etmek ruh hekiminin görevidir. Hastanın insanlık onurunu ve yasal haklarını güvenceye almak için ruh hekimi aileyle görüşmeli ve gerekiyorsa yasal yollara başvurulmasında rehberlik etmelidir. Hastanın isteği dışında sağaltım uygulanması durumunda önce hastanın sağlığı düşünülmeli, ancak insan hakları ilkelerine de özen gösterilmelidir.
Sağaltımı Reddetme Hakkı
Madde 18. Ruh hekimi, hastanın kendisi ya da çevresi için tehlikelilik hali söz konusu olmadığı durumlarda hastanın sağaltımı reddetme hakkını tanımalıdır.
Bilgilenme Hakkı
Madde 19. Ruh hekiminin hasta ile ilişkisi karşılıklı güven ve saygıya dayanmalıdır. Ruh hekimi hastaya hastalığı ile ilgili güncel bilgileri vermekle yükümlüdür.
Hekim tanının veya bulguların söylenmesinin hastanın ruh sağlığı açısından uygun olmadığını düşündüğü durumlarda vereceği bilgileri sınırlandırabilir.
Bilgilendirilmeme Hakkı
Madde 20. Hasta hastalığı konusunda bilgilendirilmek istemediğini belirtmişse, hekimin bilgi vermesi gerekmez. Ailenin haberdar edilmesi hastayla görüş birliğine varılarak yapılmalıdır. Ayırt etme gücü olmayan hastalar için, yakınlarının bilgilendirilip bilgilendirilmemesine hekim karar vermelidir.
Sağaltımı Üstlenmeme Hakkı
Madde 21. Ruh hekiminin, yaşamsal önemi olan durumlar dışında ve hastanın muayene ve sağaltım hakkını engellemeyecek biçimde bir hastanın muayene ve sağaltımını reddetme hakkı vardır. Ancak, böyle bir durumda hasta ve ailesine bilgi verilmeli, hastanın bir başka hekime gitmesi ya da götürülmesini sağlamaya çalışılmalıdır.
Ücret
Madde 22. Hasta ücret konusunda önceden hekimden bilgi alabilir. Hekim, tüm muayene, inceleme, tıbbi girişimlerde meslek örgütünün belirlediği taban ücretin altında bir ücret almamalıdır.
Hastaya Gereksiz Harcama Yaptırmama
Madde 23. Ruh hekimi, hastasının parasal durumu ne olursa olsun, gereksiz harcamalar yaptırmamalı ve yararı olmayacağını bildiği bir inceleme ve tedaviyi önermemelidir.
Hasta Üzerindeki Etkinin Kullanımı
Madde 24. Hekim hasta üzerindeki etkisini tıbbi amaçlar dışında kullanmamalıdır.
Hasta-Hekim İlişkisi Dışına Çıkmama İlkesi
Madde 25. Ruh hekimi, hastayla ilişkisinde tanı ve sağaltım amacının dışında bir ilişki türünün oluşmasına izin vermemelidir. Ruh hekimi:
Hastasına herhangi bir cinsel yakınlaşmada bulunmamalıdır.
Hastayla oluşabilecek sosyal karşılaşmaları hekimliğin etik ilkeleri çerçevesinde sınırlı tutmalıdır.
Muayene ve sağaltım ücreti dışında hastasından herhangi bir maddi ya da başka bir karşılık beklememeli ve önerilince kabul etmemelidir.
Hastasıyla çıkar elde etmeye ya da yarar sağlamaya yönelik herhangi bir ilişkiye girmemelidir.
Dördüncü Bölüm (Meslektaşlar Arası İlişkiler)
Meslektaşlar Arasında Saygı
Madde 26. Ruh hekimi, tüm hekimler ve insan sağlığı ile uğraşan öteki meslek mensupları ile iyi ilişkiler kurmalı, meslektaşlarına veya diğer sağlık çalışanlarına karşı küçük düşürücü davranışlarda bulunmamalıdır.
Mesleki Dayanışma
Madde 27. Ruh hekimi, meslektaşlarını mesleki yönden onur kırıcı ve haksız saldırılara karşı korumalıdır.
Yetkinlik Dışına Çıkmama İlkesi
Madde 28. Ruh hekimi, bir hastanın veya meslektaşının yararı ya da zararı söz konusu olmasa da gerçeğe aykırı olarak kendini bir konuda uzman ya da yetkili olarak göstermemelidir. Bir ruh hekimi, hastanın, ya da başka bir ruh hekiminin zararına, kendini gerçeğe aykırı olarak bir konunun uzmanı ya da yetkilisi olarak gösterdiğinde yasal sorumluluğu yanında etik sorumluluğunun da artacağını bilmelidir.
Beşinci Bölüm (İnsan Hakları)
Uluslararası Sözleşmelere Uyma Zorunluluğu
Madde 29. Her hekim, başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olmak üzere tüm insan hakları belgelerine ve hekimlikle ilgili ortak kurallara uymakla yükümlüdür.
Mesleki Uygulamalarda İnsan Hakları
Madde 30. Ruh hekimleri hastasının özerk ve özgür bir kişi olduğunu bilerek ve kişiliğine saygı ve güven duyarak, elden geldiğince en az kısıtlayıcı sağaltım girişimlerini uygulamalıdır.
İşkenceye Yardım Etmeme İlkesi
Madde 31. Ruh hekimi her koşulda işkenceye karşı olmalı ve ruhsal bozukluk gösteren işkence görmüş kişilerin sağaltımı ile ilgilenmeli ya da sağaltımını sağlayacak kişi veya kurumlara yönlendirmelidir. Hiçbir ruh hekimi, tıbbi bilgi ve becerisiyle, işkence ve benzeri uygulamalara katılamaz, yardımcı olamaz, gerçeğe aykırı rapor düzenleyemez. İşkence iddiası olan olgularla karşılaşan her hekim, mesleki bilgi ve becerilerini gerçeğin ortaya çıkarılması için kullanmalıdır.
Ölüm Cezası Uygulamasına Katılmama İlkesi
Madde 32. Ruh hekimi, hiçbir zaman idam cezası infazında bulunmamalı, infaza yardımcı olmamalı, idam cezasının uygulanması için hiçbir şekilde tıbbi hizmet vermemelidir.
Tutuklu ve Hükümlülere Verilecek Tıbbi Yardım
Madde 33. Tutuklu ve hükümlülerin muayenesi de öteki hastalarınki gibi, kişilik haklarına saygılı, hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda yapılmalı ve onların gizlilik hakları korunmalıdır. Ruh hekiminin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır. Muayene sonucu düzenlenecek belge veya raporlarda hekimin adı, soyadı, diploma numarası ve imzası mutlaka bulunmalıdır. Belge ve rapor baskı altında yazılmış ise, ruh hekimi bu durumu en kısa zamanda meslek örgütüne (TTB ve TPD’ne) bildirmelidir.
Tutuklu ve Hükümlülerin Tıbbi Yardımı Reddetmesi
Madde 34. Hekim, muayene ve tedavi olanaklarını bilinçli olarak reddeden tutuklu ve hükümlülere bu davranışlarının sonuçlarının neler olabileceğini açıklamalı ancak, zorla muayene ve tedavi yolunu denememeli ve önermemelidir.
Olağanüstü Durumlar ve Savaş
Madde 35. Hekim, olağanüstü durumlar ve savaşta, evrensel nitelikteki tıbbi etik kurallarını yansızlıkla uygular. Hasta ve yaralı sayısının çokluğu nedeniyle, herkese gerekli tıbbi yardımın verilemediği koşullarda, hekim, tedavi olasılığı yüksek olan ağır olgulara öncelik verir.
Altıncı Bölüm (Tıbbi Araştırmalar ve Yayın Etiği)
Psikiyatride Bilimsel Çalışmanın Özellikleri
Madde 36. Bir bilim insanı olan ruh hekimi bilimsel araştırmalarında bilimin kurallarına ve Türkiye Bilimler Akademisi’nin “Bilimde Etik İlkeler” kitapçığında yer alan araştırma etiği ilkelerine uymak zorundadır. Araştırma deneği olarak özellikle duyarlı olmaları nedeniyle, psikiyatrik hastaların bağımsızlıkları kadar ruhsal ve bedensel bütünlüklerinin de korunması için özen göstermelidir.
İnsan Üzerinde Araştırma
Madde 37. İnsan üzerinde yapılacak klinik, deneysel ya da epidemiyolojik araştırmalar, bilimsel bilgi birikimine katkıda bulunabilmek amacıyla yerel etik kurullardan geçmek koşuluyla yapılır. İnsan üzerinde yapılan tüm araştırmalar, bilimsel ve mesleki yönden yeterli ve yetkin kişiler tarafından yürütülür. Araştırmanın sorumluluğu tümüyle araştırmacıya aittir.
Denekten Bilgilendirilmiş Olur Alınması Zorunluluğu
Madde 38. İnsan üzerinde yapılan araştırmalarda her deneğe araştırmanın amacı, yöntemleri, beklenen yarar ve olası yan etkileri hakkında, deneğin anlayabileceği dilde ve biçimde yeterli bilgi verilmesi zorunludur. Deneğe, çalışma başladıktan sonra isterse araştırmaya katılmaktan vazgeçebileceği ve olurunu geri alabileceği, ancak bu nedenle daha sonraki tedavisinin ve takibinin aksamayacağı anlatılır. Bilgilendirme sonrasında deneğin konuyu yeterince anlayıp anlamadığı değerlendirilir.
Araştırma hakkında yeterli bilgilendirme sağlandıktan sonra, deneğin yazılı oluru alınır. Bu olur, deneğin özgür iradesine dayanmalıdır.
Ayırt Etme Gücü Olmayanların Durumu
Madde 39. Ergin olmayan ve/veya ayırt etme gücünden yoksun kişilerin veli veya vasisinin bilgilendirilmiş oluru alınmalıdır.
Deneğin Korunması
Madde 40. İnsan üzerinde yapılan tıbbi araştırmalarda deneğin yaşamı, bedensel ve zihinsel bütünlüğü ile sağlığı her zaman toplumsal veya bilimsel çıkarların üzerinde tutulmalıdır.
Deneğin özel yaşamına saygı gösterilmesi ve kişisel bilgilerin gizliliği sağlanmalıdır. Bilimsel araştırma ve yayınlar ile akademik-bilimsel amaçlı sunuşlarda deneğin kimliği gizli tutulmalıdır.
Bir tıbbi araştırmada, beklenen katkı ne olursa olsun, denek için ciddi bir tehlike şüphesi doğduğunda araştırma durdurulmalıdır.
Yayın Etiği Madde 41. Hekim, araştırma verilerini değerlendirirken ve yayına hazırlarken bilimsel gerçekleri yansıtmalıdır. Çalışmaya fiilen katılmamış kişilerin adları o yayında yer alamaz. Kaynak göstermeden ve izin almadan başkalarına ait veriler, olgular ve yazılı eserler kullanılmamalıdır
Yedinci Bölüm (Çeşitli Hükümler)M
adde 42. Her ruh hekimi hem bir hekim olması nedeniyle “Tıbbi Deontoloji Tüzüğü”ne ve “Türk Tabipleri Birliği Meslek Etiği Kuralları”na, hem de ruh hekimi olduğundan Türkiye Psikiyatri Derneği Etik İlkeleri’ne uygun davranmalıdır.
Madde 43. Bu kurallarda yer almayan durumlarla karşılaşıldığında, hekim, genel etik ilkelere, ulusal düzenlemelere, uluslararası düzeydeki bildirge ve sözleşme hükümlerine uyar.
Madde 44. Her ruh hekimi tıp ve psikiyatri mesleğinin ve meslektaşlarının onurunu korumak zorunda olduğunu bilirken, hekimliğin etik ilkelerine ters düşen uygulamaları destekleyecek bir konuma da düşmemelidir.
Madde 45. Ruh hekimi, etik ilkelere uymadığına tanık olduğu meslektaşlarını Türkiye Psikiyatri Derneği ilgili şubesine ya da ilgili Tabip Odası’na bildirmelidir.
Sekizinci Bölüm (Etik Kuralların Uygulanma ve Değiştirilme Esasları)
Psikiyatri Etik Kurallarının Belirlenmesi
Madde 46. Psikiyatri etik kurallarının belirlenmesi ya da değiştirilmesi için izlenecek yollar ve görev alacak dernek organları şunlardır:
Değiştirilecek olan “Psikiyatri Etik İlkeleri” maddelerinin hazırlanmasında birinci derecede sorumlu Türkiye Psikiyatri Derneği yapısında yer alan “İnsan Hakları ve Etik Bilimsel Çalışma Birimi”dir. Bu çalışma birimi kendiliğinden ya da derneğe bağlı başka bir çalışma birimi, Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Onur Kurulu, bir şube yönetimi ya da bir TPD üyesinden gelen öneriyle çalışmaya geçebilir. Çalışmalarında Merkez Yönetim Kurulu’na karşı sorumludur.
“İnsan Hakları ve Etik Bilimsel Çalışma Birimi” ve “TPD Onur Kurulu” etik ilkeler konusunda uluslararası yasalar, anlaşmalar, tıbbi ya da psikiyatrik etikle ilgili bildirgeler, TTB, Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Tabipleri Birliği, Avrupa Tıp Uzmanları Birliği ve Dünya Psikiyatri Birliği’nin kuralları çerçevesinde işbirliği içinde çalışırlar.
“İnsan Hakları ve Etik Bilimsel Çalışma Birimi” ile Merkez Onur Kurulu arasındaki işbirliği ve işbölümü ilke ve kuralları Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Onur Kurulu ve İHEBÇB Koordinatörü arasında yapılacak bir protokolle belirlenir. Bu protokol Merkez Yönetim Kurulu tarafından saklanır.
Bu protokole göre hazırlanan taslak metninin mesleki kamuoyunda yeterince tartışılarak olgunlaştırılmasından sonra, taslak metin Merkez Yönetim Kurulu’nca Merkez Genel Kurulu gündemine alınır. Taslak Merkez Genel Kurulu’nda oy çokluğu ile kabul edilerek kesinleşir.
Psikiyatri Etik İlkelerinin Uygulanması
Madde 48. Tıbbi Deontoloji Tüzüğü (TDT) veya Türk Tabipleri Birliği Meslek Etiği Kuralları (TTBMEK) ile Psikiyatri Etik İlkeleri arasında bir uyumsuzluk olduğunda;
Uyumsuzluk ilkede ise TDT ve TTBMEK esas alınır ve ilk fırsatta TPD Etik ilkelerinde uygun değişiklikler yapılır.
TDT ve TTBMEK’deki tanım genel kalmış, psikiyatri uygulamasıyla ilgili ayrıntıları içermiyorsa ve TPD Etik İlkeleri’nde bu durum ayrıntılarıyla tanımlanmışsa TPD Etik İlkeleri uygulanır.
Yürütme
Madde 49. Etik ilkelerin bir bütün olarak uygulanması hem bütün ruh hekimlerinin hem de bütün psikiyatri meslek topluluğunun bireysel ve toplu sorumluluğundadır. Türkiye Psikiyatri Derneği bu ilkelerle ilgili uygulamaları psikiyatri meslek topluluğu adına yürütür. Etik ilkelere uyulmamasıyla ilgili bir başvuru ya da bildirim sözkonusu olduğunda, uygulama Türkiye Psikiyatri Derneği Koğuşturma – Soruşturma – Yargılama Usulleri ve Merkez Onur Kurulu’nun Çalışmasıyla İlgili İç Yönetmelik usullerine göre yapılır.
Yürürlük Madde
50. Psikiyatri Etik İlkeleri TPD Merkez Genel Kurulu’nda kabulü sonrasında TPD yayın araçlarıyla psikiyatri topluluğuna duyurulduğu tarihten başlayarak yürürlüğe girer.
Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik
Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik, Ceza Muhakemeleri Kanunu uyarınca ve bu kanun hükümlerinin uygulandığı yargısal işlerde kullanılabilmekte olan SEGBİS Sistemini düzenlemektedir. Yönetmelik 20 Eylül 2011 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Yönetmelik 2011 yılında yürürlüğe girmiştir
Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, soruşturma ve kovuşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkemece dinlenilmesine gerek görülen kişilerin Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi kullanılarak dinlenilmesi, kayda alınması, saklanması ile bunun için gerekli teknik altyapının kurulmasına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.
Dayanak
MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununa dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar ve kısaltmalar
MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Bakanlık: Adalet Bakanlığını,
b) Bilişim sistemi: Bilgisayar, çevre birimleri, iletişim altyapısı ve programlardan oluşan veri işleme, saklama ve iletmeye yönelik sistemi,
c) SEGBİS: UYAP Bilişim Sisteminde ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda iletildiği, kaydedildiği ve saklandığı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemini,
ç) SEGBİS yazılımı: UYAP Bilişim Sisteminde SEGBİS’in gerçekleştirilmesi için geliştirilen yazılımı,
ç) Talep eden makam: SEGBİS ile dinlemeyi talep eden Cumhuriyet savcılığı, hâkim ve mahkemeyi,
d) Talep edilen makam: SEGBİS ile dinleme talep edilen Cumhuriyet savcılığı, hâkim ve mahkemeyi,
e) UYAP Bilişim Sistemi: Adalet hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan bilişim sistemini,
MADDE 4 – (1) Görüntü ile sesin aynı anda güvenli bir şekilde iletilebilmesi ve kaydedilebilmesi gerekir.
(2) Görüntü, ilgilinin yüz ifadelerini, vücut hareketlerini, tavır ve davranışlarını gözlemlemeye; ses, ilgilinin duygularını anlamaya ve söylediklerini anlaşılır şekilde dinlemeye imkân verecek nitelikte olur.
(3) Bilgi, belge ve delillerin elektronik ortamda anında iletilebilmesi gerekir.
Sistemin kurulması
MADDE 5 – (1) Bakanlık, UYAP Bilişim Sistemi kapsamında SEGBİS’i kurar, işletir, geliştirir, bakım ve idamesini sağlar.
Kayıtların saklanması
MADDE 6 – (1) SEGBİS ile elde edilen kayıtlar, nitelikli elektronik imza ile imzalanarak güvenli bir şekilde talep eden makam tarafından saklanır.
Yazılı tutanağa dönüştürme
MADDE 7 – (1) SEGBİS ile elde edilen kayıtlar, ilgili mevzuatta öngörülen usule göre UYAP Bilişim Sisteminde yazılı tutanağa dönüştürülüp, elektronik imza ile imzalanır. Yazılı tutanağa dönüştürme işlemleri için yazılım veya donanım araçları kullanılabilir.
(2) Bu kayıtların tutanağa dönüştürülmesi işlemi; soruşturma aşamasında soruşturmayı yürüten Cumhuriyet başsavcılığı veya hâkim tarafından, kovuşturma aşamasında ise esas mahkemesince yapılır.
Kayıtların taraflara verilmesi ve izlenmesi
MADDE 8 – (1) Ses ve görüntü kayıtları taraflara verilmez ancak yazılı tutanağa dönüştürülen kayıtlar kanunlarda öngörülen şartlara uygun olarak verilebilir.
(2) Talep veya itiraz halinde ses ve görüntü kayıtları, kanunlarda öngörülen şartlara uygun olarak soruşturma ve kovuşturma makamı gözetiminde ilgilisine izletilebilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılacağı Durumlar
Soruşturma veya kovuşturma işlemlerinin kayda alınması
MADDE 9 – (1) Görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması olanağının varlığı hâlinde, kanunlardaki usul ve esaslar dairesinde, soruşturma veya kovuşturma aşamasında yapılan her türlü işlem SEGBİS ile kayda alınır.
(2) Ancak;
a) Mağdur çocukların,
b) Duruşmaya getirilmesi mümkün olmayan ve tanıklığı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunlu olan kişilerin,
tanıklığında bu kayıt zorunludur.
Kimliği saklı tutulan tanıkların dinlenilmesi
MADDE 10 – (1) Bu Yönetmelik hükümleri, Tanık Koruma Kanunu ile 11/11/2008 tarihli ve 27051 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhuriyet Başsavcılıkları ve Mahkemelerce Alınacak Tanık Koruma Tedbirlerine İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik hükümlerine aykırı olmamak şartıyla kimliği saklı tutulan tanıkların dinlenilmesinde de uygulanır.
(2) Kimliği saklı tutulan tanıklar SEGBİS ile uzaktan dinlenebilir. Bu dinleme sırasında kimliği saklı tutulan tanığın bulunduğu yer yetkili Cumhuriyet savcısı veya hâkimi hazır bulunur.
Uluslararası karşılıklı adli yardımlaşma işlemlerinde kullanılması
MADDE 11 – (1) Uluslararası karşılıklı adli yardımlaşma çerçevesinde SEGBİS kullanılabilir.
(2) Dinlemenin ne şekilde tertip edileceği ve ücret konusu taraflar arasındaki mutabakatla sağlanır.
(3) SEGBİS ile adli yardımlaşma talepleri sesli ve görüntülü iletişim tekniğinin uygulanması talebi örneği doldurularak Bakanlık aracılığıyla gerçekleştirilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Usul Hükümleri
Huzurda bulunanlar
MADDE 12 – (1) Huzurda bulunanların dinlenmesinde 9 uncu madde hükümleri uygulanır.
Huzurda bulunamayanlar
MADDE 13 – (1) Soruşturma ve kovuşturma aşamasında talep eden makam tarafından kabul edilen mazeretleri nedeniyle hazır bulunamayan kişi SEGBİS ile dinlenebileceği gibi SEGBİS üzerinden duruşmalara da katılabilir.
(2) Talep eden makam, dinleme yapacağı kişinin kimlik bilgilerini, dinleme zamanını ve dinleme için yapılması gereken hazırlıkları ilgili kolluk birimine bildirir. İlgili kolluk birimi, yeterli sayıda kolluk görevlisinin dinleme işlemi sırasında hazır bulunmasını sağlar.
(3) İlgili kolluk görevlisi, ikinci fıkrada belirtilen talimatlar doğrultusunda, dinlenecek kişiyi, dinlemenin yapılacağı yerde hazır eder.
(4) Talep eden makam ayrıca belirtmediği sürece, dinlenecek kişinin dinleme talebinde belirtilen kişi olduğuna dair bir tutanak, kolluk görevlisince düzenlenir ve imzalanır.
Ceza infaz kurumunda bulunanlar
MADDE 14 – (1) Teknik altyapının hazır olması durumunda ceza infaz kurumunda bulunan kişi SEGBİS ile dinlenebileceği gibi, SEGBİS üzerinden duruşmalara da katılabilir.
(2) Talep eden makam, dinleme yapacağı kişinin kimlik bilgilerini, dinleme zamanını ve dinleme için yapılması gereken hazırlıkları ilgili ceza infaz kurumu yönetimine bildirir.
(3) İlgili ceza infaz kurumu görevlisi, ikinci fıkrada belirtilen talimatlar doğrultusunda, dinlenecek kişiyi, dinleme odasında hazır eder.
(4) Talep eden makam ayrıca belirtmediği sürece, dinlenecek kişinin dinleme talebinde belirtilen kişi olduğuna dair bir tutanak, ceza infaz kurumu görevlisince düzenlenir ve imzalanır.
Tedavi kurumlarında bulunanlar
MADDE 15 – (1) Soruşturma ve kovuşturma aşamasında tedavi kurumlarında bulunan kişi SEGBİS ile dinlenebileceği gibi SEGBİS üzerinden duruşmalara da katılabilir.
(2) Talep eden makam, dinleme yapacağı kişinin kimlik bilgilerini, dinleme zamanını ve dinleme için yapılması gereken hazırlıkları ilgili tedavi kurumu yönetimine ve kolluk birimine bildirir. İlgili kolluk birimi, yeterli sayıda kolluk görevlisinin dinleme işlemi sırasında hazır bulunmasını sağlar.
(3) İlgili kolluk görevlisi, ikinci fıkrada belirtilen talimatlar doğrultusunda, dinlenecek kişiyi, dinleme odasında hazır eder.
(4) Talep eden makam ayrıca belirtmediği sürece, dinlenecek kişinin dinleme talebinde belirtilen kişi olduğuna dair bir tutanak, kolluk görevlisince düzenlenir ve imzalanır.
Yargı çevresi dışında bulunanlar
MADDE 16 – (1) Talep eden makam, SEGBİS kullanmak suretiyle dinleyeceği kişileri, bu kişilere ait adres ve kimlik bilgileri ile varsa isnat olunan suçu ya da olayı, dinleme için yapılması gereken hazırlıkları talep edilen makama bildirir.
(2) Talep edilen makam talep doğrultusunda, dinlenecek kişinin dinleme odasında hazır edilmesini, bu kişinin dinleme talebinde belirtilen kişi olduğuna dair bir tutanak düzenlenmesini sağlar.
(3) Talep eden makam ayrıca belirtmediği sürece, dinlemeden önce dinlenecek kişinin kimliği, adliyelerde yazı işleri müdürü veya hâkim tarafından görevlendirilecek personel marifetiyle tespit edilir.
Yakalama halinde dinleme
MADDE 17 – (1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, derhal yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılır. Şayet çıkarılamıyorsa;
a) Yakalamanın yapıldığı yer Cumhuriyet başsavcılığı, işin niteliğine göre yakalamayı talep eden ya da yakalama kararını veren makam ile irtibata geçer.
b) İrtibata geçilen makamın uygun görmesi halinde yakalanan şahıs, SEGBİS ile dinlenilmesi için hazır edilir. Yakalamanın yapıldığı yerde SEGBİS yoksa bu sistemin bulunduğu ve kullanıma hazır olduğu en yakın yer Cumhuriyet başsavcılığı veya mahkemesine götürülür.
c) En geç yirmi dört saat içinde bu işlemler yapılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hâkimi önüne çıkarılır; serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hâkim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanır.
(2) Birinci fıkraya göre tutuklanan kişi, işin niteliğine göre yetkili Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkemece uygun görülmesi halinde SEGBİS’in kullanılması suretiyle de dinlenebilir.
Dinleme sırasında hazır bulunacaklar
MADDE 18 – (1) Dinleme sırasında dinlenecek kişinin bulunduğu yerde Cumhuriyet savcısı veya hâkimin hazır bulunması, talep eden makamın isteğine bağlıdır.
Dinlenecek kişiye bilgi verme
MADDE 19 – (1) İlgililere görüntü ve ses kaydının yapılacağı konusunda bilgi verilir.
Diğer usuli işlemler
MADDE 20 – (1) Kimlik tespitine ilişkin tutanak zorunluluk nedeniyle haricen tutulmuş ise taranıp, aslı ile aynı olduğuna dair ibare eklenerek, yine elektronik imza ile imzalanmak suretiyle dinleme talep eden makama, UYAP Bilişim Sistemi üzerinden gönderilir.
(2) Belge asılları mahallinde saklanır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
SEGBİS’in kullanılabileceği diğer alanlar
MADDE 21 – (1) SEGBİS, Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemeleri dâhil kanun yolu makamlarınca ve Ceza Muhakemesi Kanununun uygulandığı durumlarda da kullanılabilir.
Kayıtların kanun yolu makamlarına gönderilmesi
MADDE 22 – (1) Kanun yollarına müracaat halinde ses ve görüntü kayıtları itiraz, istinaf veya temyiz merciine gönderilir.
Teknik personel
MADDE 23 – (1) SEGBİS’in çalışmasını temin için yeteri kadar teknik personel görevlendirilir.
Yürürlük
MADDE 24 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 25 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Adalet Bakanı yürütür.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 94. Madde:“Hakim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hakim veya mahkeme önüne çıkarılır. Yakalanan kişi, en geç yirmidört saat içinde yetkili hakim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde yakalandığı yer adliyesinde, mevcut değil ise en yakın adliyede kurulu sesli ve görüntülü iletişim sisteminin kullanılması suretiyle yetkili hakim veya mahkeme tarafından bu kişinin sorgusu yapılır veya ifadesi alınır’’
CMK Madde 217/1: “Hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir.’’
c-Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek; “
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 36. Madde: Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
Montrö Bildirisi, 4 Nisan 2021 tarihinde Türk Deniz Kuvvetlerinden emekli 103 amiral ve 1 general tarafından yapılan açıklamadır. Bu açıklama, geniş bir yankı uyandırmıştır
Bildiri, 4 Nisan Bildirisi ya da Amiraller Bildirisi olarak da anılmaktadır.
Bildiri, Atatürk ilke ve devrimlerin çerçevesinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Kanal İstanbul projesine ilişkin uyarılar içermektedir.
Yargılama
Bu olayın ardından, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bildiriyi yayınlayan 103 amiral hakkında TCK’nın 316/1 maddesinde yer alan ‘Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma’ nedeniyle resen soruşturma başlatmıştır. Bildiriye imza atan 10 emekli amiral gözaltına alınmıştır.
Bildiriye karşı, 910 dernek, 408 vakıf, 27 üniversite, 114 oda, 550 sendika, 46 federasyon suç duyurusunda bulunmuştur. Ayrıca, bazı emekli amirallerin lojman ve koruma hakları iptal edilmiş, evleri aranmış ve dijital materyallerine el konulmuştur.
13 Nisan 2021 tarihinde, gözaltına alınan tüm emekli amiraller adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır.
Devamında, yürütülen soruşturma sonucunda 6 Aralık 2021’de düzenlenen iddianame Ankara 20’nci Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuştur.
İddianamede, 103 emekli amiral hakkında TCK’nın 316/1’inci maddesi kapsamında, ‘devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma’ suçundan 12 yıla kadar hapis cezası talep edilmiştir.
Dava açılan 103 emekli amiralin ilk duruşması Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinde, 21 Mart 2022’de yapılmıştır. “Devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçundan 12’şer yıla kadar hapis talep edilen dava 18 Eylül 2022’deki duruşma ile devam edilmiştir. Tutuksuz yapılan yargılama sonucunda, 20 Aralık 2022 tarihli duruşmada suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle tüm sanıkların oybirliği ile beraatine karar verilmiştir.
Montrö Bildirisi – Amiraller Bildirisi
“Yüce Türk Milletine,
Son zamanlarda gerek Kanal İstanbul, gerekse Uluslararası Antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması endişe ile karşılanmaktadır.
Türk Boğazları, dünyanın en önemli suyollarından biri olup, tarih boyunca çok uluslu antlaşmalara göre yönetilmiştir. Bu antlaşmaların sonuncusu ve Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir. Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.
Diğer taraftan; son günlerde basında ve sosyal medyada yer alan kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur. TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerimiz son yıllarda; çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir. Bu kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders; TSK’nin, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir.
Bu gerekçelerle, TSK ve Deniz Kuvvetlerimizi bu değerlerin dışına çıkmış, Atatürk’ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyor ve tüm varlığımızla karşı çıkıyoruz. Aksi halde, Türkiye Cumhuriyeti, tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir.
Türk Milletinin bağrından çıkan şanlı bir geçmişe sahip, Ana ve Mavi Vatan’ın koruyucusu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda yetiştirilmesi elzemdir. Ülkemizin her köşesinde denizde, karada, havada, iç güvenlik bölgesinde ve sınır ötesinde fedakârca görev yapan, Mavi Vatandaki hak ve menfaatlerimizin korunması için Atatürk’ün gösterdiği yolda canla başla çalışan cefakâr Türk Denizcilerimizin yanındayız.
Ahmet Coşar, 11.11.1986 tarihi ile 01.7.1989 tarihi arasında Yargıtay Başkanlığı görevini yürütmüştür.
Coşar, 1924 yılında Çumra İlçesi’nin Akören Kasabası’nda doğmuştur. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni 1945 yılında bitirdikten sonra, 1948 Eylül’ünde Vezirköprü Hâkim Yardımcısı olarak mesleğe başlamıştır.
Coşar, sırasıyla; Seydişehir Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı ile Konya Sulh Hâkimliği ve Konya Asliye Hukuk Hâkimliği görevlerinde bulunmuş; 18 Eylül 1967 günü Yargıtay üyeliğine atanmıştır.
Coşar, Birinci Hukuk Dairesi üyesi iken, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından aynı Dairenin Başkanlığına 14.9.1979 günü ilk kez, 22.9.1983 gününde de ikinci kez seçilmiştir.
Nihat Renda’nın yaş sınırı nedeniyle emekli olmasından sonra, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından 11.11.1986 günü Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilen Coşar, bu görevinden 1.7.1989 tarihinde yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılmış ve 06.08.1998 tarihinde vefat etmiştir.
Çeşitli meslek dergileri ile günlük gazetelerde güncel konulu yazılarda yazıları yayınlanmıştır.
Ahmet Coşar’ın ardından İsmet OCAKÇIOĞLU Yargıtay Başkanı seçilmiştir.
Yargıtay birinci başkanı Ahmet Coşar 1988’de yeni adli yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada ” Eyleme dönüşmemiş düşünce suç olmaktan çıkarılmalı. Hazırlık soruşturmasında gizlilikten vazgeçilmeli. Ayrıca kendilerini Osmanlı ve İslamcı nostaljiye kaptırıp çağdaş Türk toplumunu geriye götürme hevesi ve hesabı içinde olanları Türk Yargısı adına uyarmayı görev sayarız” demiş ve Yargıtay’ın eleştirilerinden bahsederken yargının ağır işlemesi konusunda yapılan ağır eleştirileri de haklı bulduğunu belirtmişti.
Yargıtay önce ki başkanlarından Ahmet Coşar’ın 1988 yılında adli yıl açılış törenin de yaptığı konuşmasına ilişkin bir gazete haberi
Agora (Hypatia-2009), tarihin gizli kalmış tarafındaki acı bir hikayenin anlatıldığı filmdir.
Hikaye, Roma İmparatorluğu hâkimiyetindeki İskenderiye’de geçmektedir. Tarihin ilk kadın matematikçi, astronom ve filozoflarından olan Hypatia’nın hayatı merkeze alınmaktadır.
Film ünlü yönetmen Alejandro Amenábar tarafından çekilmiştir. Başrollerde Rachel Weisz, Max Minghella ve Oscar Isaac yer almaktadır.
Agora, eski Yunancada “şehir merkezi” anlamına gelmektedir. Şehrin, sosyal, ticaret ve politik, toplanma yeri olduğu gibi şehirdeki seçimler, duyurular bu meydanlarda yapılmaktadır.
Roma İmparatorluğu hâkimiyetindeki İskenderiye kentinde yaşanan dram tarihte acı izler bırakmıştır.
İskenderiyeli Hypatia
Hypatia, o dönemde İskenderiye Kütüphanesi’nin bilinen son yöneticisidir. Matematikçisi Theon’un kızıdır. Kütüphanede her dinden öğrencisine Batlamyus (Ptolemy), Öklid ve Diophantus’un öğretileri ile felsefe ve matematik dersleri veren bir pagan bilim insanıdır.
İskenderiye kütüphanesinin Roma İmparatoru Julius Sezar tarafından, M.Ö 48 yılında yakılmasından sonra, tekrar toparlandığı ve eski ihtişamına kavuştuğu düşünülen günlerde, İskenderiye’deki sorunlu politik yapıyı, Hiristiyanlar, Yahudiler ve Paganlar arasındaki dini karmaşa ortamı işlenmektedir.
Büyük İskender’in M.Ö. 332 yılında kurduğu İskenderiye’yi bilimin ışığı ile aydınlatan Hypatia, İskenderiye Patrikhanesi papazı Saint Cyril of Alexandria‘nın örgütlediği bir Hristiyan çetesi tarafından taşlanarak öldürülmüştür.
İskenderiyeli Hypatia, tarihin gördüğü en etkileyici ve ilgi çekici kadınlardan biriydi.Hem belinden aşağıya kadar uzanan sarı saçlarıyla göz kamaştıracak, nefes kesecek kadar güzel, hem de adını matematikçi, filozof ve astronom olarak tarihe yazdıracak kadar zeki bir kadın.
Ve ne trajiktir ki ölümüyle bile unutulmayacak bir kadın. Üzerine çullanan onlarca erkeğin darbeleriyle son nefesini veren, cesedi sokaklarda sürüklenip, eti kemiklerinden midye kabukları yardımıyla ayrılan ama ne olursa olsun tarihin unutulmazları arasına giren bir kadın.
Bilim, felsefe ve aklın dogmaya yenilgisine en büyük örnek Hypatia
Bilimde geri kalmanın, yobazlığa teslim olmanın tarihteki izdüşümü
İnsanoğlunun barbarlıkta ne kadar ileri gidebileceğinin sembolü
Haluk Pekşen, 11 Eylül 1961’de Trabzon’un Yomra ilçesine bağlı Yokuşlu köyünde dünyaya geldi. Baba adı Seyit, anne adı Zehra’dır. (11 Eylül 1961, Trabzon – 16 Eylül 2022, Ankara) Avukat Ezgi Pekşen’in babasıdır.
1985 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1987 yılında avukatlık kariyerine başladı. Bu dönemde, çok sayıda şirkete ve işletmeye avukatlık, danışmanlık yaptı ve icra kurullarında yer aldı.
Sivil toplum örgütlerinde kurucu ve yönetici olarak aktif rol aldı.
Üniversitelerde hukuk dersleri verdi ve özellikle havacılık hukuku alanında uzmanlaştı.
Pekşen, Sosyal Demokrasi Partisi’nde(SDP) siyasete atıldı. Daha sonra, 1992 yılından itibaren CHP üyesi olarak siyasette bulundu.
2000 yılında ‘Beş Yıllık Kalkınma Plan Komisyonu’ üyeliği görevine atandı.
Beş Yıllık Kalkınma Plan ve Stratejileri ile Avrupa Birliği ile Mevzuat Uyumu konularında hukuki ve idari çalışmalarda bulundu.
Bankacılık sektörünün yeniden yapılanmasına yönelik yasa çalışmalarında, 2001 ekonomik krizi sonrası aktif olarak katıldı.
2006 yılında Türkiye Kızılay Derneği’nin Hukuk Müşaviri oldu.
2015-2018 yılları arasında CHP Trabzon milletvekilliği yaptı. Bu süre zarfında, Türkiye’deki demokratik reformlar üzerine yoğunlaştı. Havacılık, Bankacılık, Gümrük, Dış Ticaret Yasası, İpekyolu Projesi (Merkez Türkiye), Eurocontrol Konvansiyonu Mevzuatı gibi alanlarda çalıştı.
Serbest Bölgeler Mevzuatı başta olmak üzere çok sayıda yasa, tüzük ve yönetmeliğin hazırlık çalışmalarında görev yaptı.
Çalışma alanları ile ilgili çok sayıda söyleşi ve makalesi yayımlandı. Televizyon ve radyo programlarında sık sık görüşlerini dile getirdi. Türkiye’deki demokratik ve hukuki reformlarla ilgili konularda çalışmalar yürüttü. Özellikle yolsuzlukla mücadele, insan hakları ve adalet sistemi üzerine eleştirilerini yoğunlaştırdı.
16 Eylül 2022 tarihinde, 61 yaşında iken sağlık sorunları nedeniyle Ankara’da yaşamını yitirdi.
Evli ve iki çocuk babası olan Pekşen, İngilizce bilmekteydi. 18 Eylül’de Ankara Kocatepe Camii’nde düzenlendi. Cenaze töreni sonrası Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi.
Haluk Pekşen ve Eşi Rukiye Pekşen bi arada Anıtkabir’de.
Mahkemelerin Aşırı İş Yükünü Önleyici ve Azaltıcı Tedbirler Hakkında 1986 Tarihli Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Yönelik R(86) 12 Sayılı Tavsiye Kararı olarak 16 Eylül 1986 tarihli 399. Toplantıda kabul edilmiştir. Tavsiye Kararı, mahkemelerin iş yükünün azaltılması için yargı makamlarının asli işi olmayan bir takım işlerin devletlerin diğer organlarının yetki alanına aktarılmasını öngörmektedir.
Mahkemelerin Aşırı İş Yükünü Önleyici ve Azaltıcı Tedbirler Hakkında Tavsiye Kararı
Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b. maddesinin hükümleri uyarınca;
Mahkemelerin iş yükünün arttığını, bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.1 maddesinde öngörülen “herkes davasının makul bir süre içinde görülmesini istemek hakkına sahiptir” ilkesinin uygulanmasına engel oluşturabileceğini dikkate alarak;
Ayrıca, hakimlerce yerine getirilen yargı dışı görevlerin kabarıklığı, bu görevlerin bazı ülkelerde daha da artma eğilimi gösterdiğini göz önüne alarak;
Yargının idaresini geliştirmek için mahkemelerin aşırı iş yükünün azaltılmasının yanında hakimlerce yerine getirilen yargı dışı görevlerin sayısının sınırlandırılması gerektiğine inanarak;
İşlerin mahkemeler arasında sürekli dengeli dağılımının gerçekleştirilmesi ve mahkeme çalışanlarından azami faydanın sağlanması gerektiğine daha çok inanarak;
Üye ülke hükumetlerini, mahkemelerin artan iş yükü ve yargı dışı görevlerinin etkin bir şekilde ele alınmasını sağlamak için gerekli imkanların yargıya tahsisinden ayrı olarak, kendi yargı siyasetleri dahilinde, aşağıda yazılı olanların biri veya birkaçının yapılmaya değer olduğunu düşünmeye davet eder:
I. Uygun olduğu hallerde gerek yargı dışı yöntemlerle gerekse yargılama öncesinde veya sırasında uyuşmazlıkların dostane çözümünün teşviki:
Bu amaçla, aşağıdaki tedbirler değerlendirilebilir:
a. uygun teşviklerle birlikte uyuşmazlıkların yargılama öncesinde veya yargılama dışındaki yöntemlerle çözümüne ilişkin sulh usullerini öngörme;
b. asli görevlerinden biri olarak hakime uyun olan her türlü davada yargılamanın başlangıcında veya herhangi bir uygun evresinde uyuşmazlığın dostane çözüm yolunu arama sorumluluğunu yükleme;
c. avukatların yargılamaya başvurmadan önce veya yargılamanın uygun olan herhangi bir evresinde diğer tarafla sulh yoluna gitmesini avukatların etik görevi haline getirme veya yetkili mercileri bunu gözetmeye davet etme.
II. Hakimlerin yargı dışı görevlerini diğer kişi veya mercilere vermek suretiyle hakimlerin bu tür görevlerinin çoğalmasının önüne geçme ve kademeli olarak bunların sayısını azaltma.
Bu Tavsiye Kararı ekinde şu anda bazı ülkelerde hakimlerce yerine getirilen yargı dışı görevlerin örnekleri yer almaktadır. Bu görevler, her ülkenin kendine has özellikleri dikkate alınarak hakimlerden alınabilir.
III. Tarafların kendi takdir yetkilerinde kalmak üzere ufak müddeabihler ve bazı özel hukuk alanlarındaki uyuşmazlıkların çözümüne yönelik, mahkemeler dışında çözüm mercileri öngörme.
IV. Uygun yollarla ve uygun davalarda yargılamaya ikame bir tedbir olarak tahkime başvuruyu kolaylaştıracak ve tahkimin etkinliğini artıracak adımları atma.
V. İş yükünün dağıtılması, henüz yapılmamışsa, uygun olan bütün davalarda, yargılamanın ilk başta tek bir hakim tarafından yapılması.
VI. İş yükünü dengeli bir şekilde dağıtmak için iddiaların miktarı ve tabiatı bakımından çeşitli mahkemelerin yetkilerini düzenli aralıklarla gözden geçirme.
VII. Mecburi sigortaların mahkemelerin artan iş yükü üzerindeki muhtemel etkisini değerlendirerek ve uygun tedbirleri alarak, mecburi sigortanın asılsız dava açma teşebbüslerini teşvik edip etmeyeceğini değerlendirme.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Yönelik R(86) 12 Sayılı Tavsiye Kararı Eki
Bazı ülkelerde, bu ülkelerin kendine has özellikleri dikkate alınmak suretiyle hakimlerden yargı dışı görevler
Evlilik merasimi
Aile mallarına ilişkin anlaşmaların tesisi
Evlenme yasaklarını yayınlatma
Eşlerden birini diğerini temsile yetkilendirme: rıza vermesi engellenen eşin rızasını ikame
Dante Alighieri - Yaşamı, Eserleri ve Siyaset Felsefesi
“Dante Alighieri – Yaşamı, Eserleri ve Siyaset Felsefesi“, isimli eser Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genel Kamu Hukuku Anabilim Dalı başkanı Ömer Korkmaz tarafından kaleme alınmış ve Yetkin Yayınları tarafından 2015 yılında basılmıştır.
Eser, Dante, fikirleri ve eserleri üzerine yapılmış özgün bir akademik çalışmadır.
Dante Alighieri – Yaşamı, Eserleri ve Siyaset Felsefesi / Kitabın Sunum Yazısı
“Dante Alighieri, Rönesans’la sonuçlanacak ihtiyaçların ve düşünsel akımların olgunlaşmaya başladığı Geç-Ortaçağın (XIII. ve XIV. yüzyılların) önemli bir düşünürüdür. Tüm yaşamını, düşünce ve inançlarını gerçekleştirmek için harcamış olan Dante, mücadeleler ve çileler içerisinde geçen 56 yıllık bir ömür sonucunda ölümlü dünyada ölümsüzlüğü yakalayabilmiş büyük bir eylem (hareket) adamıdır.
Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz Beş Yaş” adlı şiirinden bu yana hemen herkesin en azından adına aşina olduğu Dante, özellikle edebi kişiliği ve eserleriyle dünya edebiyat tarihinin önemli halkalarından biridir. Dante’ye dünya çapındaki asıl ününü kazandıran, “İlahi Komedya” adlı edebi eseridir. Siyaset felsefesiyle ilgili görüşlerine yer verdiği “Monarşi Üzerine” adlı eseri, siyasal düşünce tarihi açısından önemli olmakla birlikte, “İlahi Komedya”nın gölgesi altında kalmıştır.
Zaten ülkesi ve dünyada da, Dante, bir edebiyat dehası olarak tanınmaktadır. Örneğin İtalya’daki tüm üniversitelerde Dante’ye ilişkin kürsüler bulunmaktadır ve buralarda özellikle Dante’nin yaşamı ve eserleri (özellikle “İlahi Komedya”) üzerine yoğun tartışma ve araştırmalar yapılmaktadır. Bu tartışma ve araştırmalar, çok ince ayrıntılara kadar uzanabilmektedir. Bu nedenle, Dante konusunda ortaya konan eserlerin büyük bir kısmında, edebi kişiliği ve eserleri temel inceleme konusunu oluşturmaktadır. Benzer şekilde, ülkemizde de, Dante’ye ilişkin çalışmaların çoğu bu bağlamda yer almaktadır.
Dante’nin siyaset felsefesine ilişkin düşüncelerine doğrudan yer veren ve bunları irdeleme konusu yapan çalışma sayısı oldukça azdır. Bu nedenle, Dante’nin siyasal kuram içerisindeki yerini kendisine konu edinen her çalışma, bu konudaki veri eksikliğini önceden kabullenmek durumunda kalacaktır.
Dante’nin siyaset felsefesini inceleyen ve “Dante Alighieri ve Siyaset Felsefesi” adını taşıyan çalışmamızda, bu durumun yarattığı belirlenmişliğin etkisini mümkün olduğunca en aza indirgemeye çalıştık. Bu bağlamda, Dante’nin siyaset felsefesini doğrudan irdeleyen çalışmalar yanında, Türkçe’de yazılan ve Dante’yi daha ziyade dolaylı olarak ele alan hemen bütün eserleri gözden geçirmeye gayret ettik. Çalışmanın konuyla ilgilenenlere yararlı olması dileğiyle.”
Dante Alighieri – Yaşamı, Eserleri ve Siyaset Felsefesi / Kitabın Önsözü
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genel Kamu Hukuku Anabilim Dalı başkanı Dr. Ömer Korkmaz
“Çalışmanın amacı, Dante’nin siyaset felsefesini gerek “Monarşi Üzerine” adlı temel eseri ve gerekse siyasal görüşlerine yer verdiği diğer eserlerindeki argümanlar doğrultusunda ortaya koymaktır. Bunu yaparken, çalışmanın bir hukuk tezi olması nedeniyle; Dante’nin edebi kişiliğini arka planda tuttuk; fakat bunu tamamen de göz ardı etmedik.
İlk bölüm, Dante’nin tanıtımına ayrılmıştır. Bu bölümün ilk başlığında, özgün koşullanmışlığı içinde Dante’nin yaşadığı İtalya ve Floransa’daki durumu ortaya koymaya çalıştık. Bu dönemde oldukça yoğun yaşanan partisel çekişmelere de değinmeden geçemedik. Bu bağlamda, İtalya’nın ve özellikle Floransa’nın içinde bulunduğu siyasal, sosyal ve ekonomik yapılanmayı incelemeye çalıştık. Dante’nin yaşamı üzerindeki etkilerini de göz önüne alarak, parti çekişmeleri üzerinde ayrıntılı olarak durduk. Burada ayrıca Dante’nin, eserlerini ortaya koyarken ve görüşlerini oluştururken etkilendiği bir takım unsurlara da göz attık. Dante’nin gerek doktriner düzeyde etkilendiği ve gerekse düşüncelerini doğrudan doğruya kullandığı filozofları incelemeye çalıştık.
Birinci bölümün ikinci başlığını, Dante’nin yaşamını anlatmaya ayırdık. Doğumunu, ilk yıllarını, öğrenimini, Beatrice’e olan aşkını, evliliğini, kişiliğini, ruh ve fizik yapısını ve nihayet siyasal yaşamını ve ölümünü bu başlık altında inceledik. Siyasal mücadeleler ve toplumsal karışıklıklar içinde geçen yaşamının ayrıntılı bir biyografisini sunmak istedik.
Birinci bölümün son başlığı, Dante’nin edebiyattaki yerine ve eserlerine ayrılmıştır. Burada edebi özellikleri, kurduğu edebi okul, şiirlerinin özellikleri ve Rönesans’a olan etkileri ortaya konulduktan sonra; eserlerinin incelenmesine geçilmiştir. İlk sırayı “İlahi Komedya” adlı esere vermekten biz de kendimizi alıkoyamadık. Daha sonra, “Monarşi Üzerine” adlı esere yer verdik ve diğer eserlerini de tek bir başlık altında sıralayarak tanıtmakla yetindik.
Çalışmanın ikinci bölümünü, Dante’nin siyaset felsefesinin odak noktasını oluşturduğuna inandığımız “evrensellik” düşüncesinin incelenmesine ayırdık. Evrensellik düşüncesinin Dante öncesi dönemdeki yerini ele aldığımız ilk başlık içerisinde, -Dante’nin evrensellik konusundaki düşüncelerini de temellendirmek amacıyla- ilkin Helenistik Felsefede, sonra Romalılarda ve nihayet (Dante öncesi) Ortaçağ’daki evrensellik düşüncesinin işlenişini incelemeye çalıştık. Bu dönemlerde ortaya konan görüşleri, gerek doktriner ölçekte okul olarak, gerekse filozofları tek tek ele alarak ortaya koymak istedik. Helenistik dönem içerisinde, öncelikle, Kynizm’de, sonrada Stoizm’de evrensellik düşüncesini inceledik. Romalılar dönemini, Orta Stoa ve Son Stoa kısımlarına ayırarak incelemeyi yeğledik. Ortaçağ’da evrensellik düşüncesini incelerken ise, Hristiyanlığın bu konuda Ortaçağ düşüncesi üzerindeki etkilerini ayrıntılı olarak irdelemeye çalıştık.
İkinci bölümün ikinci başlığında, Dante’nin Evrensel Krallık düşüncesini incelemeye geçmeden önce, Ortaçağın toplumsal gerçekliğini ortaya koyma gereği ile karşı karşıya kaldık. Bu bağlamda, öncelikle, Ortaçağın siyasal ve sosyal yapısını ortaya koymaya çalıştık. Daha sonra Ortaçağın düşünce yapısını ana hatlarıyla irdeledik. Dante’nin Evrensel Krallık düşüncesini genel anlamda açıklamaya çalıştıktan sonra, Dante’nin Evrensel Krallık düşüncesini nasıl ispatladığını, ondaki özgün konumlandırılışı göz önünde tutarak irdelemeyi amaçladık. Bunu yaparken, siyaset felsefesinin en çok tartışılan konularından olan “erek”, “barış”, “adalet”, “özgürlük”, “genel irade”, “siyasal birlik” ve “evrensel hakemlik” gibi sorunlar için Dante’nin ortaya koyduğu çözüm önerilerini incelemeye çalıştık. Böylece, Dante’nin Evrensel Krallığı neden zorunlu gördüğünü ortaya koymak istedik.
İkinci bölümün üçüncü başlığını, Dante sonrası dönemde evrensellik düşüncesinin nasıl geliştiğine ayırdık. Evrensellik düşüncesinin günümüze kadar gelişimini incelerken Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı gibi evrensellik iddiasıyla ortaya çıkmış bir takım organların düşünsel boyutta ortaya çıkışlarına kısa da olsa yer vermeye çalıştık.
Nihayet çalışmanın üçüncü ve son bölümünde, Dante’nin siyaset felsefesinin -o ana kadar eksik bıraktığımız- iki yönüne el attık: Dante’nin tek siyasal erk olarak biçimlendirdiği Evrensel Krallığın nereden kaynaklandığı, başka bir deyişle siyasal erkin kaynağını nereden aldığı ve bu Evrensel Krallığın kimler tarafından “temsil” edileceği, yani siyasal erkin yönetiminin hangi ulusta olacağı gibi temel sorunlar konusundaki tartışmalara burada yer verdik. İlk başlık, bu sorunların genel anlamda ortaya konulup çözümlenmesine ayrılmıştır.”
Dante Alighieri – Yaşamı, Eserleri ve Siyaset Felsefesi / Kitabın Sonuç Bölümü
Dante Alighieri
“Dante’nin siyaset felsefesindeki argümanların, gerek hizip çatışmaları sonucu olarak Floransa’dan sürülmesi olayından, gerekse hayatı boyunca İtalya’da sürüp giden Papalık ve İmparatorluk taraftarı partilerin çatışmasından etkilenmiş olduğu açıkça ortadadır. Bu durumda iken bile O, dünyanın, Evrensel Kralın sınırsız otoritesi altında bir birlik oluşturması dışında bir barış imkânını mümkün görmemiştir. Evrensel Krallık kuramı, doğrudan doğruya evrensel barışın idealleştirilmesine dayanıyordu. Papalara karşı düşmanlığı ise, onların sürekli savaşımlara yol açan politika ve ihtiraslarından kaynaklanıyordu. Dante’nin sistemi sonuçta, akılla imanı uzlaştıran ve bütün kuvvetleri birlikte düzenleyen bir dünya felsefesi olmuştur.
Dante’nin hareket noktası, Papaların dünyasal otorite sağlamak amacıyla bir savaşıma girişmiş olmalarıdır. Dante, işte bunun sonucu olarak, dinsel olmayan bir iktidarın evrensel biçimde örgütlenebilmesinin kanıtlarını oluşturmaya çalışmıştır. Mademki, Kilise evrensel otoriteye aday olabilmektedir, şu halde laik (dünyasal) iktidar da evrensel olmalıdır.
Dante’nin “Monarşi Üzerine” adlı eseri, ilk kez bir İmparatorluğun dünya egemenliğini tek başına ele geçirme amaçlarının sergilenmesi anlamına gelmektedir. Dante’nin bu eserinde İmparatorluk otoritesinin güçlendirilmesinin gerekçesi olarak gösterilen, bir dünya laik devleti teorisi, bu amaçların ilk kez yazılı biçimde ortaya konulmasıdır. Kiliseyi yönetenlerin bağnaz ve kendi sınırlarını aşan tavırlarına karşı, akıl ve mantığın sesini o zaman için geçerli yöntemlerle yükselterek; Hristiyanlığın temelinde zaten var olan laiklik anlayışını doktriner bir temele oturtmaya çalışmış ve böylece çağdaş laiklik kavramının İnsanlığa ve siyaset dünyasına armağan edilmesinde öncü sayılabilecek bir rol oynamıştır. Hem kendisinden önceki çağların ve hem de çağının bütün düşünce, duygu ve kültür mirasını toplamış; bunları kusursuz bir sentezle birleştirmiş ve sanki bütün boyutlarıyla ifadesini bulmuş bir uygarlığa son rötuşları atmıştır.
Dante felsefesinin özgün yanı, halkın anlayabileceği bir şekilde ortaya çıkmış olmasıdır. O, birtakım düşüncelerin anlaşılmaz terimlerle tartışılıp durulduğu çeşitli sorunları, anlayarak ve saf bir ruh ve temiz, anlaşılır bir dil kullanarak anlatmayı başarmıştır.
Nitekim Dante Kilise’nin manevi otoritesini koşulsuz kabul ediyor; fakat Evrensel Kralın Kilise’ye veya herhangi başka bir kişi veya kuruma bağlı olmadığını savunuyordu. Hem Kilise, hem de Evrensel Krallık doğrudan doğruya Tanrı’ya bağlıdırlar. Bu ikisi, ancak Tanrı’da birleşebilirler. Görüldüğü gibi Dante, Evrensel Krallık görüşünü bile, hukuktan çok, Tanrıbilimsel kanıtlarla ortaya koymaya çalışmaktadır. Bunun nedeni, kendisinin o dönemin düşünsel yapısından fazla uzaklaşamamış olmasıdır.
Dante, ilke olarak, Ortaçağ toplumsal olgusallığı karşısında, Platon’un Yunanistan’ın can çekişen Polis’ine karşı takındığı tutuma benzer bir tutum içerisindedir. Dante’yi belki biraz daha romantik diye nitelemek, onun, yaşamı boyunca emellerinin uğradığı başarısızlıktan ileri gelmektedir. Aslında, Dante, bu başarısızlığı da Yunan filozoflarıyla paylaşır. Dante’nin Evrensel Krallığı, tıpkı Platon’un akıl içinde eğitilmiş filozof krala bağladığı umuda rağmen dirilemeyen Yunan Polis’i gibi dirilememekle beraber, İnsanlığın burada anlayış bakımından bir kazanımı olmuştur: Yalnız geçmiş bir çağın tarihini anlamak değil, aynı zamanda -yeniden başlama olanağı bulunmamakla beraber- yaşamda olası ve olması gerekeni anlamak bakımından bir kazanımdır bu. Bu kazanım, yalnızca olası ve olması gerekeni anlamak bakımından değil, bunu gerçekleştirmek için gösterilen veya gösterilecek çabaya bir katkı bakımından anlamlıdır.
Ortaçağ’da, ne ruhsal erkin üstünlüğünü savunanlar, ne de dünyasal erkin üstünlüğünü savunanlar başarıya ulaşmışlardır. Bu iki alan birbirinden ayrılamamış; düalizm işlememiştir. Hiç bir zaman bu iki kurumun iktidar ve yetki alanları birbirine eşit ve denk tutulamamıştır. İki kılıç, bir birlik ve uyum içinde sallanamamıştır. Çoğu kez bu iki kurum birbiriyle savaşmıştır. Fakat XV. yüzyılın başlarında, Ortaçağ siyasal ve toplumsal yapılanmasının çıkmaza girmesiyle bu hikâye bitmemiş; yalnızca olay sona ermiştir. Zira yeni olaylar ve formüller getiren yeni bir çağ yaklaşmaya başlamıştır.
Dante’den önce, zamanının Kilise felsefesini tam anlamıyla bilerek yazan din-dışı bir kişiye rastlanmamaktadır. Dante, dinin devlette önde gelen bir yere sahip olmasını istiyordu. Bu istek, dinin doğru ve/veya üstün oluşundan değil; toplumu birbirine bağlama özelliğine sahip olmasından kaynaklanmaktaydı. Dante, Kiliseye ise görünüşte bağlı kalmış; fakat gerçek bir sofuluktan uzak, özgür düşünceli bir kişi olmuştur. Dante, eski tip insanın da sonuncusu olmuştur[15]. O, eski dünya ile modern dünyayı birleştirmek üzere çağların kasırgası üzerine atılmış bir köprü gibidir. Gevşeyip gitmiş Avrupa’nın ilk uyandırıcısı olmuş; uyumsuz bir barbarizm kaosundan, kendi şiiriyle bir dil oluşturmayı başarmıştır.
Dante bir ozan olarak, büyük bir yenilikçi olmasına karşılık, onun “Monarşi Üzerine” adlı eseri, aslında yüz yıl önce yazılmalıydı: Zira Papa ve Krala bağımsız ve Tanrı tarafından atanmış gibi bakar. Dante’nin düşüncesi yalnız kendi içinde değil; din-dışı bir kişinin kanısı olarak da ilginçtir. O’nun siyaset felsefesine asıl katkısı, devletin toplumsal arka planını ve devletin özünde din-dışı olan bağımsız kimliğini ortaya koymuş olmasıdır. Devletin asıl görevinin, dünya ölçeğinde özgürlük, adalet ve barış sağlamak olduğunu vurgulamış ve bunları ileri sürerken de insan türünün birliğine olan inancını dile getirmiştir. Böylece, düşüncelerine evrensel bir boyut kazandırmıştır.
Dante, birleşmiş bir dünya düşüncesine öylesine bağlanmıştır ki, bu düşüncenin temellerinin ne kadar zayıf olduğunu; sonsuz sandığı bu düzeni ortadan kaldıracak değişiklerin ne kadar yakında olduğunun farkına varamamıştır. XIV. yüzyıl İmparatorluğunun dünya politikası üzerinde önemlice bir etkide bulunmak iddiasının ne kadar boş olduğunu; doğuma dayanan ulusal farkların Evrensel Krallığın yönetmek durumunda olduğu toplumları nasıl kökten bir biçimde ayırdığını öngörememiştir. XIII. yüzyılda Kilise ve Krallık hukukları üzerine yapılan araştırmaların, bu iki güç arasında varsaydığı dengeyi nasıl etkileyeceğini kestirememiştir. Özellikle, sivil toplumun herhangi bir doğa-üstü varlık veya durumun onayını gerektirmeyen ve kendi kendine yeter yetkin bir varlık olduğu kuramının ortaya çıkarabileceği dünyasallık eğilimini tam olarak değerlendirememiştir. Gerçekten Dante’nin önerileri, ulusçuluğun billurlaşmaya başladığı ve bunların ulusal egemenlik talepleri biçiminde belirmeye başladığı bağımsızlık fikirlerini hesaba katmamaktadır.
Bununla birlikte, evrensel bir barış düşüncesinin, ulusal farklılıklara rağmen bugün bile varlığını koruduğu ortadadır. Yaşadığı dönemde insanlığın geleceğinden endişe duyan birçok filozof veya devlet adamı gibi Dante de, evrensel barışa büyük bir özlem duymuştur. Bütün siyaset ve hatta yaşam felsefesini bu özlem belirlemiştir. Dante, evrensel barışı gerçekleştirecek olan Evrensel Krallık düşüncesini, bu düşüncenin mantığa ve deneye uyup uymadığı göz önüne almadan ve hatta bunu hiç düşünmeden, bir takım varsayımlardan yararlanarak ileri sürmüştür. Bundan dolayı da savunduğu Evrensel Krallık, bir ideal olarak kalmaktan kurtulamamıştır.
Dante’nin siyaset felsefesinin hüsrana uğradığı bir başka konu, Roma İmparatorlarının bilinen dünya üzerinde egemenliklerini, bütün halkların refahı veya gerçek bir barışın sağlanması için yaymadıklarını ve aslında bu dünya çapındaki otoritenin gerçek amacının kendi iktidarına bir meşruluk zemini kazandırmak olduğunu görememesi noktasında ortaya çıkmaktadır. Ortaçağ İmparatorlarının bir dünya devleti kurma tutkularının güdüsü de, bundan farklı olmamıştır. Dante dönemindeki İmparatorların yönetimleri, Roma İmparatorluğu’nda olanın aksine, ne kutsaldı, ne de evrenseldi. Bağımsızlık istekleri, hem Papaya, hem de İmparatora karşı olmak üzere, hemen bütün Avrupa devletlerinde artık su yüzüne çıkıyordu.
Dante’nin eserleri, mutlakiyetçi ve aşırılaşmış iktidarlara ve ayrıca akli olmayan yönetim ilkelerine karşı doğrudan saldırıların hazırlanabilmesi için çok önemli olmuşlardır. Bu gibi güçlerin halkın gözünde değer kaybetmesi, siyasal düşüncenin gelişmesine de önemli katkılarda bulunmuştur. Nitekim Dante’nin siyasal düşünceleri, uzun bir ömre sahip olmuşlardır. Zamanın bütün aşındırıcı özelliğine rağmen, Dante’nin evrensel barış ve İnsanlığın tüm parçaları arasında işbirliğinin zorunluluğu konusundaki düşünceleri kaybolmadan zamanımıza kadar gelmişlerdir ve günümüzde de önemli oranda anlamlarını korumaktadırlar.”
İlahi Komedya
Dante Alighieri – Yaşamı, Eserleri ve Siyaset Felsefesi – İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ 5
İÇİNDEKİLER 7
GİRİŞ 11
BİRİNCİ BÖLÜM
DANTE ALIGHERI’NİN TANITIMI VE GENEL BİR BAKIŞ
I- ÖZGÜN KOŞULLANMIŞLIĞI İÇİNDE YAŞADIĞI DÖNEM VE ETKİLENDİĞİ UNSURLAR
A- İTALYA VE FLORANSA’DAKİ DURUM, PARTİ ÇEKİŞMELERİ 15
1. İtalya ve Floransa’daki Durum 15
2. Parti Çekişmeleri 18
B. DANTE’NİN ETKİLENDİĞİ UNSURLAR
II. YAŞAMI
III. EDEBİYATTAKİ YERİ VE ESERLERİ
A. EDEBİYATTAKİ YERİ
1. Edebi Özellikleri 39
2. Rönesans’a Etkileri 42
B. ESERLERİ
1. İlahi Komedya (La Divine Commedia) 43
2. Monarşi Üzerine (De Monarchia) 47
3. Diğer Eserleri 50
a. Şölen (İl Convivio) 50
b. Yeni Hayat (La Vita Nuova) 52
c. Halk Dili Üstüne İnceleme (De Vulgari Eloquentia) 54
d. Mektuplar (Epistole) 55
e. Çoban Şiirleri (Eclogae) 57
f . Mısralar (Le Rime) 57
g. Toprak ve Su Üstüne İnceleme
(La Quaestio de Aqua et Terra) 58
h. Çiçek (İl Fiore) 58
ı. Lirik Şiirleri (Canzone) 58
İKİNCİ BÖLÜM
EVRENSELLİK DÜŞÜNCESİ VE EVRENSEL KRALLIK
I. GENEL OLARAK
II. DANTE ÖNCESİ DÜŞÜN VE ÖĞRETİLERDE EVRENSELLİK DÜŞÜNCESİ
A. HELENİSTİK FELSEFEDE EVRENSEL İNSANLIK DÜŞÜNCESİ
1. Kynizm’de Evrensellik 63
2. Stoizm’de Evrensellik 68
B. ROMALILARDA EVRENSELLİK DÜŞÜNCESİ
1. Orta Stoa’da Evrensellik 75
2. Son Stoa (Roma Stoası)’da Evrensellik 78
C. ORTAÇAĞ’DA EVRENSEL İNSANLIK DÜŞÜNCESİ
III. ORTAÇAĞ TOPLUMSAL GERÇEKLİĞİ VE DANTE’NİN EVRENSEL KRALLIK DÜŞÜNCESİ
A. ORTAÇAĞ TOPLUMSAL GERÇEKLİĞİ
1. Ortaçağın Siyasal ve Sosyal Yapısı 89
2. Ortaçağın Düşünce Yapısı 92
B. DANTE’NİN EVRENSEL KRALLIK DÜŞÜNCESİ
1. Genel Olarak 95
2. Dante’nin Evrensel Krallığı İspatlaması 98
a. Erek Sorunu: İnsanlığın Ortak-Son Amacı (Ereği) Evrensel Krallıkta Gerçekleşebilir 98
b. Barış Sorunu: Evrensel Barış Evrensel Krallıkta Sağlanabilir 100
c. Adalet Sorunu: Adaleti Ancak Evrensel Krallık Gerçekleştirebilir 101
d. Özgürlük Sorunu: Özgürlüğü Ancak Evrensel Krallık Sağlayabilir 103
e. Genel İrade Sorunu: Herkesin İradesi Evrensel Krallıkta Gerçekleşebilir 104
f. Siyasal Birlik Sorunu: İnsanların Birlik Oluşturmaları Gereği Evrensel Krallığı Zorunlu Kılar 105
g. Evrensel Hakemlik Sorunu: Ulusal Krallıklar Arasındaki Uyuşmazlıkları Ancak Evrensel Krallık Çözebilir 106
h. “Bir” ve “Çok” Sorunu: “Bir’in Yapabileceği İşin Çokluk Tarafından Yapılması Gereksizdir” Düşüncesi Evrensel Krallığı Zorunlu Kılar 106
ı. Bir’e Bir Örnek: Hz. İsa’nın Roma İmparatoru Augustus Devrinde Doğması Evrensel Krallığı İspatlar 107
IV. EVRENSELLİK DÜŞÜNCESİNİN DANTE SONRASI DÖNEMDEKİ YERİ
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
DANTE’DE SİYASAL ERKİN (EVRENSEL KRALLIĞIN) KAYNAĞI VE “TEMSİL”İ SORUNU
I. GENEL OLARAK 117
II. SİYASAL ERKİN KAYNAĞI SORUNU: DÜNYASAL VE RUHSAL ERKLERİN AYRIMI
A. RUHSAL ERKİN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNANLAR
1. Salisbury’li John’un Düşünceleri 126
2. Aegidius Colonna Romanus’un Düşünceleri 127
3. Viterbo’lu Jacobus’un Düşünceleri 131
B. DÜNYASAL ERKİN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNANLAR
1. Paris’li Jean’ın Düşünceleri 132
2. Ockam’lı William’ın Düşünceleri 136
3. Padova’lı Marsilius’un Düşünceleri 139
C. DANTE’NİN RUHSAL VE DÜNYASAL ERKLERİN AYRILIĞINA İLİŞKİN DÜŞÜNCELERİ
III. SİYASAL ERKİN “TEMSİL”İ SORUNU: EVRENSEL KRALLIĞI ROMALILAR YÖNETMELİDİR
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME 155
Dante Alighieri’nin Kısa Yaşam Öyküsü
Dante Alighieri,1265 yılında İtalya’nın Floransa kentinde doğmuş ve 14 Eylül 1321’de Ravenna’da ölmüş olan İtalyan düşünür ve siyasetçidir. Gerçek adı olan Durante’dir. En bilinen eseri, ölümden sonraki hayata yapılan bir yolculuğu anlattığı İlahi Komedya’dır. (La Divina Commedia). Dante, eserlerini Latince ve İtalyanca olarak yazmıştır. İtalya’daki metal paralarda Dante’nin resmi bulunmaktadır. Asilzadelerin kamu işlerine girebilmesi için bir meslek örgütüne girmesi gerektiği için Dante, Hekim ve Eczacılar loncasına yazılmış ve siyasete atılmış; dönemin siyasi atmosferi altında 1302 yılında para cezasına çarptırılmış ve Floransa’dan sürgün edilmiş, devlet işlerinden men edilmiştir. Daha sonra hakkında yeni bir karar daha verilmiş, ele geçirildiği takdirde idam edilmesine karar verilmiştir. Dante, hakkındaki sürgün ve idam kararları nedeniyle Floransa’ya da dönememiş, yaşadığı sıkıntılı günlerde İlahi Komedya’yı yazmaya başlamıştır.
Dante, Lucca, Verona, Ravenna gibi şehirlerde yaşadıktan sonra 1321 yılında, 56 yaşındayken sıtmadan ötürü yaşamını yitirmiş, San Francesco Kilisesi’ne gömülmüştür. Dante’nin Latince dilince yazdığı; De vulgari eloquentia (Halkdilinde Belagat), Monarchia (Monarşi), Epistulae (Mektuplar), Eclogae (Eklogalar) ve Quaestio de aqua et terra (Su ve Toprak Sorunu) isimli eserleri bulunmaktadır. Ayrıca, İtalyanca olarak Vita nuova, Rime (Şiirler), Convivio (Şölen), II Fiore (Çiçek), La Divina Commedia (İlahi Komedya), Inferno (Cehennem), Purgatorio (Araf) ve Paradiso (Cennet) isimli eserleri bulunmaktadır. Eserlerinin çoğu Türkçe’ye tercüme edilmiştir. [/box]Dante Alighieri,1265 yılında İtalya’nın Floransa kentinde doğmuş, 14 Eylül 1321’de Ravenna’da ölmüş İtalyan düşünür ve siyasetçidir. Gerçek adı olan Durante’dir. En bilinen eseri, ölümden sonraki hayata yapılan bir yolculuğu anlattığı İlahi Komedya’dır. (La Divina Commedia). Dante, eserlerini Latince ve İtalyanca olarak yazmıştır. İtalya’daki metal paralarda Dante’nin resmi bulunmaktadır. Asilzadelerin kamu işlerine girebilmesi için bir meslek örgütüne girmesi gerektiği için Dante, Hekim ve Eczacılar loncasına yazılmış ve siyasete atılmış; dönemin siyasi atmosferi altında 1302 yılında para cezasına çarptırılmış ve Floransa’dan sürgün edilmiş, devlet işlerinden men edilmiştir. Daha sonra hakkında yeni bir karar daha verilmiş, ele geçirildiği takdirde idam edilmesine karar verilmiştir.
Dante, hakkındaki sürgün ve idam kararları nedeniyle Floransa’ya da dönememiş, yaşadığı sıkıntılı günlerde İlahi Komedya’yı yazmaya başlamıştır. Dante, Lucca, Verona, Ravenna gibi şehirlerde yaşadıktan sonra 1321 yılında, 56 yaşındayken sıtmadan ötürü yaşamını yitirmiş, San Francesco Kilisesi’ne gömülmüştür. Dante’nin Latince dilince yazdığı; De vulgari eloquentia (Halkdilinde Belagat), Monarchia (Monarşi), Epistulae (Mektuplar), Eclogae (Eklogalar) ve Quaestio de aqua et terra (Su ve Toprak Sorunu) isimli eserleri bulunmaktadır. Ayrıca, İtalyanca olarak Vita nuova, Rime (Şiirler), Convivio (Şölen), II Fiore (Çiçek), La Divina Commedia (İlahi Komedya), Inferno (Cehennem), Purgatorio (Araf) ve Paradiso (Cennet) isimli eserleri bulunmaktadır. Eserlerinin çoğu Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Dante’nin Evrensel Krallık düşüncesini savunurken ortaya koyduğu Evrensel Barış ve İnsanlığın Mutluluğu gibi ilkeler günümüzde yaygın olarak kullanılan kavramlardır.
“Ceza hukukunda sorumluluğun temelini oluşturan en önemli ilkelerden biri, suç teşkil eden hareketin gerçekleştirildiği esnada, failin kusur yeteneğine sahip olmasını gerekli kılan eş zamanlılık ilkesi olmaktadır. Ancak kimi zaman, kusur yeteneğinin iradi şekilde ortadan kaldırılıp bir suç işlenmesi ihtimali gerçekleşmekte ve cezalandırılması gereken bir durum oluşmaktadır. Özellikle Alman ceza hukukunda ve genel olarak Kıta Avrupası hukuk sistemine dâhil olan ülkelerde kendisine yer edinen bir hukuk kuramı olarak actiones liberae in causa (aslı itibarıyla özgür hareketler), bu durum karşısında cezalandırmayı sağlamaktadır. Çalışmamız, bu kapsamda ceza sorumluluğuna ilişkin çetrefilli konulardan birini teşkil eden alic kuramını, tüm yönleri ve bağlantılı olduğu konular açısından incelemektedir. Bu uğurda, TCK md. 34/2 düzenlemesi esas alınmakla birlikte, bu kuramın çok detaylı şekilde incelendiği Alman ceza hukuku sistemine geniş bir yer verilecek ve ayrıca kuramın, Anglo-Sakson hukuk sistemindeki yansıması olan voluntary intoxication kavramı da incelenecektir.”
ACTIONES LIBERAE IN CAUSA KURAMININ TANIMI, TARİHİ GELİŞİMİ VE SUÇ GENEL TEORİSİ ÇERÇEVESİNDE İNCELENMESİ
I. ACTIONES LIBERAE IN CAUSA
A. GENEL AÇIKLAMALAR VE TANIM
B. TERMİNOLOJİK FARKLILIKLAR VE TÜRKÇE KARŞILIK
II. ACTIONES LIBERAE IN CAUSA’NIN CEZA HUKUKUNA GİRİŞİ VE MEVZUATTAKİ YERİ
A. ACTIONES LIBERAE IN CAUSA’NIN TARİHÇESİ
B. İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELERİN İNCELENMESİ
III. SUÇUN UNSURLARINDAN FİİL VE KUSURLULUK AÇISINDAN ACTIONES LIBERAE IN CAUSA’NIN İNCELENMESİ
A. FİİL UNSURU AÇISINDAN ACTIONES LIBERAE IN CAUSA
B. KUSURLULUK UNSURU AÇISINDAN ACTIONES LIBERAE IN CAUSA
İkinci Bölüm
ACTIONES LIBERAE IN CAUSA’NIN HUKUKİ ESASINA İLİŞKİN TEORİLER, ACTIONES LIBERAE IN CAUSA TÜRLERİ VE BENZER HUKUKİ YAPILARIN FARKLARI
I. ACTIONES LIBERAE IN CAUSA’NIN HUKUKİ ESASINA İLİŞKİN TEORİLER
A. GENEL OLARAK TEORİLERİN ORTAYA ÇIKIŞ NEDENLERİ
B. ACTIONES LIBERAE IN CAUSA KURAMINI HUKUKLA BAĞDAŞTIRMAYA YÖNELİK TEORİLER
C. ACTIONES LIBERAE IN CAUSA KURAMINI HUKUKEN REDDEDEN TEORİ
II. ACTIONES LIBERAE IN CAUSA TÜRLERİNE İLİŞKİN AYRIM
A. AYRIM YAPILIRKEN ESAS ALINAN HUSUSLAR
B. KASTİ ACTIONES LIBERAE IN CAUSA
C. TAKSİRLİ ACTIONES LIBERAE IN CAUSA
D. BİYOTEKNOLOJİ KAYNAKLI YENİ İHTİMALLER
III. ACTIONES LIBERAE IN CAUSA’YA BENZER HUKUKİ YAPILAR VE ARALARINDAKİ FARKLAR
A. GENEL OLARAK
B. OMISSIO LIBERA IN CAUSA
C. ACTIO ILLICITA IN CAUSA
D. ANGLO-SAKSON HUKUK SİSTEMİ’NDE İRADİ SARHOŞLUK (VOLUNTARY INTOXICATION)
SONUÇ
KAYNAKÇA
KAVRAM DİZİNİ
Osman Zeki Özturanlı’nın Tiyatroları isimli eser Dr. Öznur Özdarıcı tarafından kaleme alınarak İlbilge Yayıncılık tarafından 2021 yılı haziran ayında yayınlanmıştır.
Osman Zeki Özturanlı’nın Tiyatroları / Dr. Öznur Özdarıcı
Kitabın Önsözü
Kaynaklarda hikâyeci özelliğinin yanı sıra yalnızca bir tiyatro eserinden bahsedilen Osman Zeki Özturanlı, hikâyeleri kadar tiyatro eserleri ile de adından söz ettirecek bir yazardır. Bu çalışma1926-1982 yılları arasında yaşamış ve elli altı yıllık ömrüne hikâye, tiyatro ve şiir türünde yazdığı eserleri sığdırmış bir yazar olan Özturanlı’nın tiyatrolarını konu almaktadır. Yazarın “Batak Göl”, “Evlatçıklar”, “Paşanın Çiftliği”, “İkramiye” adını taşıyan dört tiyatro eseri ile Türk Dili Dergisi’nde yayımlanmış olan “Çiçek Değil, Ekmek…” adlı kısa bir televizyon oyunu bulunmaktadır. Çalışmada ilk olarak Özturanlı’nın hayatı, eserleri ve edebî kişiliği üzerinde durulmuştur. Tiyatrolarının konularına değinildikten sonra eserler yapı unsurları, sahneleme tekniği, tema, dil ve anlatım özellikleri açısından incelemeye tabi tutulmuştur. Gerek kurgusu gerekse ele aldığı konular ve yazarın üstün gözlem yeteneğini gözler önüne seren metinler olması açısından Osman Zeki Özturanlı’nın tiyatroları, Türk tiyatro tarihimiz için bir devrin ruhunu sezdiren ve Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı içerisinde ayrı bir öneme sahip metinler olarak değerlendirilmelidir. Sonraki dönemlerde edebiyat tarihleri içerisinde yer alacak olan bu eserlerde çevresine, insana ve olaylara ince bir dikkatle yaklaşan, köy ve kasabalarda yaşayan insanların duygularına tercüman olan hassas bir aydının dikkati sezilmektedir. Kaynağını insan sevgisi ve şefkatinden alan bu metinler insanoğlu ve ona ait problemler var oldukça değerinden bir şey kaybetmeksizin okunmaya ve anlaşılmaya devam edecektir.
Batak Göl – 1969
Osman Zeki Özturanlı
Osman Zeki Özturanlı, 1926’da Söke’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Söke’de tamamladı. Lise yıllarından itibaren ve 1943 yılından sonra çeşitli dergilerde şiirlerini yayınladı. İzmir Namık Kemal Lisesi’ni 1945’te bitirdi ve ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden 1951’de mezun oldu. hümanist Hukukçu Özturanlı, askerliğini, Ankara’da Askeri Yargıç olarak yaptı. Uzun yıllar Söke’de serbest avukatlık icra etti. Hikâyeleri Varlık, Yeditepe, Türk Dili, Beşparmak gibi dergilerde yayımlandı. Dört hikâye kitabı ve bir tiyatro eseri olan yazar, hikayelerini Mühür, Tabanca, Başakçılar ve Kör Karga adlı kitaplarda topladı. Kör Karga’da toplam sekiz öykü bulunmaktadır. Ayrıca, “Amerikan Parası”, “Kapanın Elinde”, “Harman Yerine Kısa Bağlanmışlar”, “Silindir Şapka” adlı hikâyeleri Türk Dili dergisinde yayımlandı. Haksızlık, hayal kırıklığı, cehalet, vefasızlık, kaçış gibi konuların ön plana çıktığı hikâyelerde yargı mensupları, nüfuzlu kişiler, devlet memurları ve emekçiler karşımıza çıkmaktadır. 1969 yılında yayınlanan Batak Göl en büyük eseridir. Eser, İstanbul’da Kent Oyuncuları Tiyatrosunda sahnelendi. Özturanlı, 13 Eylül, 1982 tarihinde İzmir’de geçirdiği bir trafik kazasında yaşama veda etti. Türkiye Edebiyatçılar Birliği üyesi idi. Yayınlanmamış birçok eseri olduğu bilinmektedir. İzmir Barosu eski başkanlarından M. İskender Özturanlı‘ının kardeşi ve Yazar Önder İskender Özturanlı ile Avukat Necla Hamzaçebi’nin babasıdır. Yazar Veysel Gültaş tarafından kaleme alınan ‘Kadı Burhaneddin’den Günümüze Hukukçu Şairler Antolojisi‘nde kendisine özel bir bölüm bulunmaktadır.
Dr. Öznur Özdarıcı
Yazar Hakkında
Dr. Öznur Özdarıcı, Kırşehir’de doğdu. İlköğrenimi Kırşehir’de Süleyman Türkmani İlkokulu’nda, ortaokul ve lise tahsilini Kırşehir Hacı Fatma Erdemir Anadolu Lisesi’nde tamamladı. 1997 yılında Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi. 2001 yılında bu bölümden birincilikle mezun oldu. Aynı yıl Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak göreve; Kırıkkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalında da Yüksek Lisans eğitimine başladı. “Emin Bülent Serdaroğlu’nun Hayatı, Sanatı ve Eserleri Üzerine Bir İnceleme” adlı Yüksek Lisans tezini 2003 yılında tamamladı. Aynı yıl söz konusu bölümde doktora eğitimine başladı. Doktora tezini “Türk Romanında Kadın (1872-1900)” konulu çalışma üzerine yaptı. 2013 yılında YÖK ve Yunus Emre Enstitüsü’nün işbirliği ile Bosna-Hersek Mostar Cemal Biyediç Üniversitesi Türkoloji Bölümüne misafir öğretim üyesi olarak görevlendirildi. Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yaptı.
Prof. Dr. Sahir Erman, 12 Eylül 1918 tarihinde İstanbul’un Şişli ilçesine bağlı Osmanbey’de doğmuştur. Annesinin adı Memduha, Babasının adı Sabri Bekir’dir.
Prof. Dr. Sahir Erman
Eğitim Hayatı ve Akademik Kariyeri
Erman, ilk öğrenimini İtalyan İlkokulu ve Şişli Terakki’de, ortaokulun bir kısmını İstanbul İtalyan Lisesi’nde ve bir kısmını da İtalya’da Milano Lisesi’nde tamamlamıştır.
1937 yılında İtalyan Ticaret Kısmı’ndan üstün derece ile Maturita Scientifica almış, 1938 yılında Olgunluk Diploması’na hak kazanmış, yüksek tahsiline İtalya’da Como Endüstri Yüksek Okulu Tekstil Mühendisliği Bölümünde başlamıştır. Bu okulda bir sömestr okuduktan sonra Milano Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne yazılmış ve bu üniversitede tahsiline devam etmiştir.
Erman, ikinci dünya savaşının çıkması üzerine İtalya’dan İstanbul’a dönmüş ve eğitim hayatına İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde devam etmiş, fakülteyi 1942 yılında tamamlayarak mezun olmuştur.
1942 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku kürsüsüne asistan olarak girmiş ve Enise ERMAN ile evlenmiş, 1948 yılında Sahtekarlık Cürümleri konulu tezini vererek İstanbul Hukuk Fakültesi Özel Hukuk dalından Hukuk Doktorası Diplomasına, 1949’da ise Umumi Hakaret ve Sövme Cürümleri konulu tezi ile doçentlik unvanına hak kazanmıştır.
1952 yılında Roma Hukuk Fakültesi’nde inceleme ve araştırma yapmak üzere İtalya’da 1 yıl kalmış, verdiği dersler İtalya’da kitap halinde yayınlanmıştır. Erman, 1953 yılında Cenevre’de toplanan Birleşmiş Milletler İhtisas Komisyonu’na Türk Delegesi olarak katılmış, 1960 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’nde Ceza ve Ceza Usul Hukuku Profesörü unvanını kazanmıştır. Aynı yıl İtalya’da Palermo Hukuk Fakültesi Muhabir Profesörü olmuştur.
Armağan Kitabı
Sivil Toplum Çalışmaları, Ödülleri ve Eserleri
Askeri Ceza Hukuku
Erman, 1961 yılında Askeri Ceza ve Harp Hukuku Milletlerarası Derneği (International Society for Military Law and tah Law of War) Yönetim Kurulu Üyesi seçilmiş ve 1966 yılına kadar bu görevine devam edip bu derneğin kongrelerine katılmıştır. Bu görevi sırasında Türkiyenin raporlarını ve çoğu zaman da kongre genel raporlarını hazırlamıştır.
1962 yılında İtalya Cumhurbaşkanlığı tarafından, İtalyan kültürüne katkılarından ötürü Cavaliere Ufficiale Nişanı’na layık görülmüştür. Yine, 1969 yılında Cavaliere Commendatore Nişanı kendisine verilmiştir.
1970 yılında merkezi Roma’da bulunan Hukuki Etütler Milletlerarası Derneği Üyesi olmuş, 1979 yılında Strazburg’da Avrupa Konseyi’nde Ekonomik Suçlar konusunda Milletlerarası Uzman seçilmiş ve 1980 yılında Roma’da Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından toplanan Ekonomik Suçlar Avrupa Haftası’na milletlerarası uzman sıfatıyla davet edilmiştir.
1985 yılında 8.2.1996 tarihindeki vefatına kadar; İstanbul Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Yüksek Lisans öğretim üyeliği görevini yapmıştır. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer ile birlikte yazmış oldukları Ceza Hukuku eserleri başyapıt olarak birçok hukuk fakültesinde ders kitabı olarak okutulmuştur.
Sahir Erman, hukukçu ve akademisyen Ragıp Barış Erman’ın babasıdır.
Milli Korunma suçlarının affına, Millî Korunma teşkilât, sermaye ve fon hesaplarının tasfiyesine ve bazı hükümler ihdasına dair Kanun, 79 kanun numarası ile 10 Eylül 1960 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun ile, 3780 sayılı Milli Korunma Kanunu kapsamındaki suçlara ilişkin olarak haklarında soruşturma ve dava bulunanlar ve mahkum olanların suçları ve cezaları affedilmiş, cezalara bağlı neticeler de de ortadan kaldırılmıştır.
Millî Korunma Kanununun 64 üncü maddesinde belirtilen görevliler hakkındaki cezalar aftan istisna tutulmuş, Türk Ceza Kanunu ve ilgili kanunlarda öngörülen suç ve ceza hükümlerine göre dava, soruşturma ve infazlar devam etmiştir.
Milli Korunma Suçları hakkında çıkarılan Af Kanunu ile ilgili bir gazete haberi
Kanun; Milli Korunma Kanunu uygulamalarını ve kanuna göre faaliyet gösteren Milli Korunma Mahkemelerini ortadan kaldırmıştır. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile yönetime el koyan Milli Birlik Komitesinin 10 Eylül 1960 tarihinde aldığı karar doğrultusunda çıkarılan Kanun Resmi Gazetenin 16 Eylül 1960 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
Millî Korunma suçlarının affına, Millî Korunma teşkilât, sermaye ve fon hesaplarının tasfiyesine ve bazı hükümler ihdasına dair Kanun
Madde 1
3780 sayılı Millî Korunma Kanunu ile ek ve tadillerine aykırı hareketlerinden dolayı haklarında tahkikat ve takibat yapılanlarla, mahkûm edilmiş bulunanların suçları ve cezaları cezai neticeleriyle birlikte affedilmiştir.
Millî Korunma Kanununun 64 üncü maddesinde zikredilen vazife ve salahiyetlilerle memur, müstahdem ve bunlar gibi cezalandırılacakları yazılı olanlar aftan istifade edemezler.
Bunlar hakkında Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda muayyen olan cezalar aynen hükmolunur.
Bu kanuna ekli (1) sayılı cetvelde yazılı kadrolar 3656 sayılı kanuna bağlı ı(l) sayılı cetvelin Adalet Bakanlığı bölümüne ve (2) sayılı cetvelde yazılı hizmetli kadroları 1960 malî yılı Muvazene-i Umumiye Kanununa bağlı (D) işaretli cetvelin Adalet Bakanlığı kısmına eklenmiştir. Bu kadrolarda bulunanların 1960 malî yılı sonuna kadar maaş ve ücretleri, Millî Korunma Kanununun 6731 sayılı kanunla değişen 43 üncü maddesinin II nci bendi gereğince tahsil edilerek Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasında hususi bir hesapta toplanan ve Ticaret Bakanlığı emrine intikal etmiş bulunan paradan bu Bakanlıkça Adalet Bakanlığı emrine tefrik edilecek meblâğdan ödenir.
Madde 3
K/1024 sayılı kararla kurulmuş olan Millî Korunma Dairesi ve K/1146 sayılı kararla kurulup 1 Haziran 1980 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan 5/5 sayılı kararla Ticaret Bakanlığına bağlanmış bulunan Tahsis ve Tevzi Dairesi lağvedilmiştir.
Bu daireler memur ve müstahdemlerinden:
a) Ekli (3) sayılı cetvelde gösterilen kadrolar 3656 sayılı kanuna bağlı cetvelin Ticaret Bakanlığı kısmında değişiklik yapılması hakkındaki 5102 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvele eklenmiştir.
3656 sayılı kanuna tabi dairelerden kaldırılan dairelere intisap etmiş olanlar, müktesep hakları veya bir derece aşağısı ile Ticaret Bakanlığı kadrolarındaki münhallerle bu defa verilen kadrolara en geç 1960 malî yılı sonuna kadar tayin edilirler.
b) Mukavele ile müstahdem bulunanlar mukavelelerinin sonuna kadar Ticaret Bakanlığı emrinde istihdam olunurlar.
c) Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Millî Korunma Muhasebe Bürosunda çalışmakta bulunan memurlar Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası kadrolarındaki münhallere müktesep hakleriyle tayin olunurlar.
d) Millî Korunma Kanununun tatbikten kaldırıldığı tarihte adı geçen dairelerde bulunan diğer bütün vazifelilerin, bu kanunun neşrini takip eden aydan başlama k üzere üçüncü ayın sonuna kadar Ticaret Bakanlığı emrinde istihdamlarına devam olunur.
Yukarıda gösterilen memur ve müstahdemlerin istihkakları ile müddetleri sonuna kadar ihtiyar edilecek sair masraflar, 2nci maddenin ikinci fıkrasında yazılı Ticaret Bakanlığı emrindeki hesaptan ödenir. Bu maddenin (b) ve (d) bentlerinde yazılı olanların istihdam müddetlerinin sonunda vazifeleri ile ilişikleri kesilir ve kendilerine bundan sonra geçecek zaman için her hangi bir tediye yapılmaz.
Madde 4
Mülga Millî Korunma Dairesi ile Tahsis ve Tevzi Dairesinin bilumum malzeme, demirbaş, matbu evrak ve kırtasiyesi Hazineye devredilir.
Her iki teşkilât için kiralanmış bulunan gayrimenkuller, kir a mukavelelerinin sonuna kadar bu Bakanlığın emrinde kalır.
Madde 5
Hükümet, doğrudan doğruya müstehlike perakende olarak veya tevzi müesseseleri tarafından satılan petrol ve petrol müştaklarının ve – ham petrol hariç – her ne suretle satılırsa satılsın sair akaryakıtların dahili fiyatlarını tanzim etmek maksadıyla ithal ve satış fiyatları arasında husule gelecek farkları Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasında tesis edeceği fiyat istikrar fonu hesabında toplamaya ve mezkûr akaryakıt ve tenekenin alım, satım ve tevzii ile fiyatlarını tespite ve Petrol Kanununa tabi olanlar hariç Tür k tankerlerinin navlun ve suristaryalarını tâyine yetkilidir.
Bu fona yatırılacak paralar, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü hakkındaki Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.
Bu hesapta toplanacak paralar münhasıran petrol fiyatlarında istikrarı sağlamak için kullanılır ve hesaba yatırılacak paralarla buradan yapılacak ödemelerin şekil ve esasları bir kararname ile tespit edilir.
Ancak bu fonun idare ve murakabesi ile görevli özel teşkilâtın maaş ve ücretleriyle diğer idare masrafları, 1960 malî yılı sonuna kadar bu fondan ödenebilir.
Maliye ve Ticaret Bakanları akaryakıt müessese ve şirketlerinin her türlü defter, kayıt ve hesapları üzerinde lüzumlu teftiş ve murakabeyi yaptırır.
Mülga K/744 sayılı kararla tesis olunan, K/1242 sayılı kararla idame ettirilen fiyat istikrar fonunda biriken paradan 10 milyon lirası, bu maddenin birinci fıkrası ile tesis olunacak fon hesabı ile birleştirilir.
Madde 6
Hükümet kararı İle iş yerlerinde gündüz ve gece çalışmalarında tatbik edilmek üzere, günlük iş saatleri, işlerin mahiyetine ve ihtiyaç derecesine gör e üçer saate kadar artırabilir ve zaruret halinde Hafta Tatili Kanunu ile Ulusal Bayram ve Genel Tatiller hakkındaki Kanun hükümleri kısmen veya tamamen tatbik edilmeyebilir.
Bu gibi hallerde ücretler İş Kanununun 37nci maddesine göre ödenir.
Kadınların ve 12 yaşından yukarı kız ve erkek çocukların sanayi işlerinde ve 16 yaşından yukarı erkek çocukların maden işlerinde çalışmaları hakkındaki 151, 1593 ve 3008 numaralı kanunlarda mevcut tahdidi hükümler Hükümetçe görülecek lüzum ve zarurete binaen tatbik edilmeyebilir.
Millî Korunma Kanununun 19 uncu maddesine istinaden evvelce alınan kararlardan bu kanunun neşri tarihinde mer’i olanlarının tatbikine devam olunur.
Madde 7
3828, 4040, 4226 ve 4876 sayılı kanunların tatbik edilmekte olan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
Madde 8
Satış fiyatının Bakanlar Kurulunca tespitine hususi kanununda yetki verilmiş olan şeker fiyatında bir değişiklik olduğu takdirde, bunu beyana tabi tutmaya ve fiyat farklarını tahsil veya tediye ettirmeye Hükümet yetkilidir.
Madde 9
ithal edilmiş ve edilecek otomobil ve benzeri nakil vasıtalarından ı(Station Wagon dâhil) gerek ithalleri, gerek satışları sırasında prim almaya ve bu primin miktar ve şartlarını tespit etmeye Hükümet yetkilidir.
Madde 10
K/5, K/792, K/964, K/1089, K/1164, K/1180 sayılı kararların tatbikine devam olunur.
5/20 sayılı kararın 11 inci maddesine göre borsalarda yapılacak her nevi hububat satışlarına münhasır olmak üzere K/1051 sayılı karar hükümleri uygulanır.
K/1164 sayılı kararla tesis olunan fona yatırılacak paralar Amme Alacaklarının Tahsil Usulü hakkındaki Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.
Geçici madde 1
K/1269 sayılı Koordinasyon karan gereğince 1959 mahsulü ekici tütünleri piyasalarında Devlet nam ve hesabına destekleme mubayaası ile vazifelendirilmiş bulunan Tekel Genel Müdürlüğü mezkûr piyasaların sonuna kadar bu vazifesine devam eder.
Bu yetkiye dayanılarak mubayaa edilen tütünler, Gümrük ve Tekel Bakanlığının muvafakatine piyasa icaplarına göre Tekel Genel Müdürlüğünce satılır.
Geçici madde 2
Millî Korunma Kanununa istinaden kurulmuş olan Petrol Ofisi ile Et ve Balık Kurumu için hususi birer teşkilât kanunu yürürlüğe konuluncaya kadar bunlar; kuruluşlarına, işleyişlerine ve vazifelerine ait kararlar ve bu kararların alâkalı bulunduğu Millî Korunma Kanunu hükümlerine göre faaliyetlerine devam ederler.
Bu teşekküllerin suç işleyen memur ve müstahdemleri Devlet memurları gibi cezalandırılır.
Geçici madde 3
a) Millî Korunma Kanununa göre alınmış bulunan Koordinasyon Heyeti kararlan ve bunlarla ilgili muamelelerin;
b) K/744 sayılı kararla tesis olunup, K/1242 sayılı kararla idame ettirilen ve 10 milyon lirası bu kanunun 5 inci maddesine istinaden tesis olunacak fon ile birleştirilen akaryakıt fiyat istikrar fonu hesap bakiyesinin;
c) Millî Korunma Kanununun 43 üncü maddesindeki sermayeden muhtelif daire, teşekkül ve müesseselere yapılan tahsisler ve verilmiş bulunan paralarla açılan kredilerin ve mezkûr kanunun 26ncı maddesine istinaden yapılan müdahale ve destekleme mubayaası ile ilgili işlerin ve hesapların ve bu mubayaalar için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından temin edilen reeskont kredileri bakiyelerinin;
d) Aynı kanunun 27nci maddesine göre muhtelif kararlarla tesis edilmiş bulunan fonların;
e) Millî Korunma Kanunu şümulüne giren ve yukarıda tadat edilenler haricinde kalan her türlü hak ve vecibelerle borç ve alacakların;
Tasfiyesi 3460 sayılı kanunun şümulüne giren müesseselerin bilanço, kâr ve zarar hesaplarının tasdiki tarihinden başlamak üzere Maliye ve Ticaret Bakanlıkları ile Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Umum Müdürlüğünce beş kişiden az olmamak üzere seçilecek bir heyet tarafından üç ay içinde yapılır.
Millî Korunma sermayesi ile fon ve kredilerinden faydalanmış olan müessese ve teşekküllerin tasfiye dolayısıyla karşılaşacakları güçlükler, Bakanlar Kurulunca alınacak kararlarla giderilir.
Petrol Ofisi ve Et ve Balık Kurumu hariç olmak üzere, alâkalı müesseselerin bu kanunla ilgili hesaplarının tasfiyesi ve neticesinin Tasfiye Heyetine tevdi muameleleri Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü tarafından yapılır. Tasfiyenin icap ettirdiği bilcümle masraflar, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası nezdindeki ikinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı hesaptan ödenir.
Bu geçici maddenin b, c, d, e bentlerinde belirtilen tasfiyelerin neticeleri Hazineye devredilir. Vukuu tespit olunacak zararlar, Maliye Bakanlığı bütçesine konulacak tahsisatla mahsup edilir.
Geçici madde 4
Millî Korunma Kanununun muaddel 43 üncü maddesinin ikinci bendine istinaden tahsil edilip Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasında açılan ve Ticaret Bakanlığı emrinde bulunan hesaptan yapılacak sarfiyat tamamlandıktan sonra kalacak bakiye Hazineye devredilir.
Amistad, her hukukçu ve sinemaseverin izlemesi gereken, insanlık, eşitlik, özgürlük ve hukuk adına en iyi yapımlardan biridir. Film, yaşanmış gerçeklerden yola çıkan ve etkileyici sahneleriyle izleyiciyi ekrana kilitleyen bir Steven Spielberg filmidir.
Konusu gerçekte yaşanmış bir olaya dayanan filmde, 1830 yıllarının ABD’sinde sanayileşme yanlısı kölelik karşıtları ile güneyli toprak sahiplerinden oluşmakta olan kölelik yanlıları arasında hızla yükselen ve ilerleyen senelerde Amerikan İç Savaşı’na yol açacak olan gerginliği anlatan bir filmdir.
Amistad’ın Konusu
İspanyol köle nakliye gemisi olan La Amistad Afrika’dan almış olduğu köleleri Amerika’ya götürürken yolda köleler isyan edip gemiyi ele geçirmekteler ve mürettebatın çoğunu öldürmektedirler.
İspanyol köle nakliye gemisi La Amistad (İspanyolca Arkadaşlık anlamına gelmektedir) Afrika’dan aldığı köleleri Amerika kıtasına götürürken yolda köleler isyan edip gemiyi ele geçirirler ve gemideki mürettebatın çoğunu da öldürürler. Geminin İspanyol seyir memuru onlara oyun oynar ve tek istekleri anavatanları olan Afrika’ya gitmek olan zorla köle edilmiş zencileri Amerika’ya doğru götürürler ve karşılaştıkları Amerikan Deniz gemisi tarafından tekrar ele geçirilip esir alınarak Amerika’da gemi mürettebatını öldürmekten mahkemeye çıkarılırlar.
Özgürlüğümüzü verin ait olduğumuz yere gidelim, diyen siyahilerin yakayı ele verip mahkemeye çıktıktan sonraki tek dertleri en doğal hakları olan özgürlüklerini kazanmaktır. Amerika’da köle düzenini savunan ve buna karşı çıkan eyaletler arası tartışmaların yoğunlaştığı o günlerde bu davanın kamu oyunda duyulması halk arasında büyük ilgi uyandırır ve dava ülke gündeminde çok önemli bir yer tutar. Köylerinden silah zoruyla kaçırılıp köle olarak satılmak üzere Amerika’ya getirilmekte olan gençlerin hikayeleri hem mahkemede hem de halk arasında yoğun bir şekilde tartışılır.
Filmi izlerken çoğu zaman kendinizi siyahi insanların yerine koyup ekrana kilitleneceksiniz.
Filmde geçen, “Eğer mahkeme kanunlara saygı gösterip bu insanlara haklarını teslim ederse iç savaş çıkacakmış deniyor. Çıksın çıkacaksa…” sözü “BIRAKIN ADALET YERİNİ BULSUN, İSTERSE KIYAMET KOPSUN” sözüne benzemektedir.
Yapım : 1997 – ABD
IMDB Puanı: 7.2
Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Morgan Freeman, Anthony Hopkins, Djimon Hounsou, Matthew McConaughey, Anna Paquin
Yargıçların Düşünce Özgürlüğü’nün Görünüm Biçimleri isimli makale, Yargıç Hilmi Şeker tarafından kaleme alınarak ilk etapta Tahir Elçi Vakfı Web sitesinde yayınlanıştır.
Venedik Komisyonu 103. Genel Kurulu Perspektifinden Yargıçların Düşünce Özgürlüğü’nün Görünüm Biçimleri
Özet: Çalışma büyük ölçüde Venedik Komisyonu’nun[1] yargıcın düşünce ve ifade özgürlüğünün kapsam ve sınırlarını belirleyen özlü raporu referans alınarak, yargıcın, devlet ile toplumun ürettiği değerler arasındaki kadim çekişmede nerede konuşlanması gerektiğini birçok parametre üzerinden izlemeye almıştır.
Ceza adalet sistemini sevk ve idare eden adil yargılanma hakkını sürdürülebilir kılan yansızlık ile gücü ve kaynakların kontrol ederek daha demokratik bir kamusal alan inşa etmeye adanan düşünce özgürlüğü arasındaki politik mücadelenin özellik geliştirmesi denge arayışlarını daha çok mesai yapmaya zorlamaktadır.
Yansızlıkla ittifak eden yasaklarla, düşünceyle çalışma arkadaşlığı yapan özgürlükler arasındaki çelişki, eş zamanlı olarak yargıcın kişiliği ile kimliği arasındaki kadim paradoksa tekabül eder. Baskılanan yargıç kişiliği, özgürlükleri istismar eden sinsi bir kimliğin sığınağıdır ve prototip bu formun, demokrasi için bir tehlikeye dönüşeceğini not etmek gerekmektedir.
Yargıcın demokrasiye katkı sunabilmesi, devlet aklı ve grameriyle arasına mesafe koymasına, yansızlığı ile düşüncesi arasındaki yarışı rasyonel temeller üzerinden sevk ve idare yeti ve yeteneğini geliştirmesine bağlıdır. Çalışma, kamusal tedrisat ve türevleriyle vücuda getirilen anestezik kişiliğin, önünde sonunda özgürlükleri hedefleyen bir kamusal kimliğe dönüşmemesi için asgari bir çabanın ne olması gerektiğine de odaklanmaktadır.
Anahtar Kavramlar: Yargıcın yansızlığı, düşünce özgürlüğü, yargıç ve politika, toplum, demokrasi, devlet
Yargıç, adliyede çile çekmeye adanmış ömür, hukukla oturup kalkan mümin, hakikati kıble edinen münzevi değildir. Orta Çağ’ın geliştirdiği tek yargıçlı düzene karşı, çok yargıçlı sistemle verilen tepki, yargıçlar arası diyalektiğin düşünce ile aşılmasına dair jenerik anlayışa veya öze dönüşten başkası değildir. Modern anlamda yargıcın düşünce özgürlüğünün temelini, düşünceleri yarıştırarak hükme erişme isteği veya yargıçlar katındaki yargısal diyalektik atar. Beccaria’ nın yargısal diyalektiği çok yargıçla kurma keşfini iç cebinde taşıyıp, zulümden köşe bucak saklandığı dönemler (Beccaria, 2004), orta çağın düşünceye kan kusturduğu, düşünce suçlularını şehrin yüksek tepelerinde dumanlı ölümle cezalandırdığı zor zamanlar, (Macdonell, 1939) diğerleri gibi yargıcı da özgürlükle buluşturmuştur. Yargıcın özerkliği, düşünce özgürlüğünün nevi şahsına münhasır uzantısından ötesi değildir.
Yargısal diyalektiğe hayat veren hukuki düşünce, bu iklimin tezahürü, düşünce özgürlüğünün uzantısıdır. Tezlerin düşünsel yarışı olmadan yargılama ve hüküm inşa edilemez. Hüküm sadece yargılananların düşünce özgürlüğünün değil, eş zamanlı olarak yargıçların temellendirilmiş düşüncelerinin özel formudur. Toplum ile yargıç arasındaki ilişki alma-verme ilişkisidir. Her verme bir almadır. Dolayısıyla yargıç kendinde olmayanı başkasına veremeyeceği gibi, toplum kendinde olmayanı yargıca veremez. Mahkeme salonları, sokaktan azade değildir. Ya da sokak muhakemenin kaynağıdır. Ayna olmayanı yansıtmaz.
Yargıcın resmi rol ve işlevi ile sokaktaki düşünsel özgürlük arasındaki bağ yoğun, yaygın ve güçlüdür. Buradaki her kırılmanın yargılamayı etkisine alacağını unutmamak gerekir. Bağımsızlık, sokakla iletişimsizlik, yansızlık doğa, toplum ve kamuyla ilişkisizlik değildir. Yansızlık ve türevleri ile temin edilmek istenen, hükmü ve yargılamayı lekelememek veya süreci adil olmayanla kirletmemektir. Hükmün bağlayıcılığı ve saygınlığını örseleyen her girişim zehirleme potansiyeline sahiptir.
O halde yargıcın yargısal faaliyetini besleyecek ilişkilerle hükmün zehirlenme potansiyeli arasındaki denge, ilişkisizlik ve iletişimsizlikle inşa edilme fikri tartışmalıdır. Yargıcın toplumun evladı, ferdi veya bileşeni olarak, yansızlığını pekiştirmek ve nesnelliğini riske edecek doğrudan ve dolaylı gelişmelere duyarsız ve kayıtsız kalamaz. Kayıtsızlık yansızlık değildir, aksine bağımsızlık varlığını tehlikeye atacak güçlerle bireysel ve kurumsal mücadeleyi gerekli ve zorunlu kılar.
Yargıcın, düşünce özgürlüğünün tüm varyant ve araçlarından yararlanarak giriştiği mücadelenin meşruiyeti, öznel yansızlık kurallarını ihlal veya bağımsızlığı güçlerle bütünleşme ile mahduttur. Kuvvetlerin bütünleşme potansiyeline çağrı yapan her girişim, kendisini mücadele ile peçelese de öznel yansızlık için risklerle karşılaşmanın sıfır noktası, yozlaşmanın başlangıcı sayılır. O halde, yargıcın özelde yargısal diyalektiğin geleceği ve kurumsallaşması için, genelde bireysel ve kamusal özerkliği için giriştiği her çaba meşrudur.
Yargıcın güç, iktidar veya idare ile bütünleşmesi, özgürlüğün uyumlulukla sönümlenmesi veya gücün girdabına girerek, fonksiyonel ve kurumsal özgürlüğüne son vermesi riskine gebedir. Dolayısıyla yargıçlığın doğası, uyumlulukla bağdaşan bir bünye ve doğa olarak nitelendirilemez. Yargıç, yürütme ile özdeşleştiğinde veya uyumlu bir yaşama özgülendiğinde araçsallaşır. Uyum, uzun sürdüğünde ve kurumsallaştığında ortaya, anestezik bir yaşam çıkar. Bu yaşam tarzı, yargıcın yaşamla bağını koparırken, gerisinde sinik bir kişilik bırakır. Sinik kimlik, atideki konsolide güç, güçle bütünleşmiş sinsi politik kimliktir. Bu kimlik sıkça eleştirilen yargıç kimliği ile özdeşleşen profildir artık.
Hibrit bir araç ve aygıt olarak, siyasi ideolojik ve ekonomik düzenin kurucusu, sürdürücüsü ve tahkim edicisidir. İdeoloji ve politik talebin gerektirdiği şiddet, yargının da bileşeni olduğu bürokratik güçlerin işidir. Devletin hem ideolojik hem de şiddet aracı olarak, ele geçirilmesi ve burada tutulması gerekmektedir. Yansızlık, ideolojik ve şiddet aracı olmaklık misyon ya da fonksiyonuyla çevrilidir. Kendine özgü bu enterne biçiminde yargıcın yansızlığı başkasınadır.
Yargıcın ifade özgürlüğü, devletin misyon ve hedefleriyle sınırlıdır. Devletin ifade özgürlüğünün sınırı ile yargıcın özgürlük sınırı özdeştir ve bu özdeşliğin yazgısını kurucu belge tayın eder. Devleti kuran üç temel bileşenden önemlisi olan yargıcın, kaynağını toplumsal hareketlerden alan bir düşünce özgürlüğünün hamisi ve kullanıcısı olması beklenemez. Yargıcın düşünce özgürlüğünün toplumsal referanslardan veya yargıçların ifade özgürlüğünün toplumsal ve demokratik bir geçmiş veya öncülden beslendiği söylenemez.
Yargıçların ifade özgürlüğü, umumiyetle akademik değerleri çiğneyen bir hukuk eğitimi tarafından sınırlanmış olması, ifade özgürlüğünün toplumla ilişki kurması, sokağın bir parçası olmasını önlemiştir. Yargıcın neyi öğreneceği, ne kadar öğreneceği veya nasıl yorumlayacağına varıncaya kadar hemen her şeyi devletin ideolojik aygıtı niteliğindeki hukuk eğitimi tarafından belirlenmektedir. Bunlara atideki yargıyı tasarlayan beş yıllık ya da periyodik kalkınma plan veya stratejik planları dahil etmek mümkündür.
Yargıcın ne dediği ya da özgürlüğe sığınan sözün ne söylediği veya doğruyu söyleyip söylemediği önemli değildir. Doğruyu söylemesi, yansızlığını çiğneyerek kimliğinden uzaklaşması manasına gelir. Kimlik, düşünce özgürlüğünü hükümden düşüren ortak akılla doktrine dahil edilen yargıcın kisvesidir.
Akademinin, yargıcı devletin uzantısı olarak konuşlandırması ve özgürlüğünü yansızlıkla sınırlaması, yansızlığı devlet aklıyla sınırlayan öznel bir kurum ve kavrama dönüştürmüştür. Staj, öteden beri bir dönüştürme, örseleme ve biçimlendirme mekaniği olarak, kullandığı muhtelif pedagojik teknikle, ideolojik üst akıl ve aygıtın vesayet aracı ve propaganda merkezi olarak işlev görmektedir. Yargıcı toplumdan, demokratik tahayyül ve tasavvurlardan koparan öznel kendinden menkul bir tarafsızlık ve bağımsızlık etrafında dönmeye ve onu kültleştirmeye icbar etmiştir.
Düşünce özgürlüğü, öznel ve nesnel yansızlığın inşa ettiği ilişkisizliğin girdabında yok edilmiştir. Sokakla teması kesilen yargıcın, devletin bileşeni olarak bireysel, kamusal ve toplumsal alana demokrasiye katkı sunması mümkün değildir. Yargıçlık devletle özdeşleşmek değil, gücün orantısızlığının yarattığı risklerle bireysel, kamusal ve toplumsal gerekçelerle mücadelenin adıdır. Mücadeleyi ayakta tutan ve yaşatan kamusal özerklikten ziyade bireysel özerklik ve özgürlüktür. Yargıcın, toplumsal, kültürel sermayesi devletle kurduğu ilişki sebebiyle, özerkliğini yitirerek ideolojik ve politik bu alanda eriyerek, güçle özdeşleşmektedir.
Yansızlık ve bağımsızlık dar, sığ ve öznel yorumlarla yargıcı yaşamın satır aralarından koparacak denli abartılarak, yargıcın geleneklere, devlet aklına içerden saldırması, eleştiri, itiraz ve şikayetlerle aklı ve gücü paylaşması ve aşındırması önlenmektedir. Kişiliğin kimlikle mücadelesi, kimliğin kişiliği örselemesini önleme gizilgücü ihtimal dışı bırakılmaktadır. Öznelleşerek, devlet aklıyla özdeşleşen yansızlık, yargıcın düşünme, düş kurma, gerçekleştirme yetilerini köreltmekte, düşün oluşturma, yaymasını önleyen örtülü bir rol ve işlev üstlenmektedir. Toplumsal yapının bileşeni, kamusal alanın uzantısı olarak, yarını belirleme ve kamusal bireysel ve toplumsal geleceğini tayin hakkını kullanma özgürlüğü iğdiş edilmektedir.
Negatif özgürlük bu anlamda öznel ve nesnel yansızlığın girdabında çürümeye terk edilmekte, kısıtlanmakta ve ortadan kaldırılmaktadır. İçine kapanan yargıcın somut olay adaleti üzerinden yargılanan nesne ve özneyi okuması olasılığa indirgenmektedir. Yargıcın başka olasılıkların varlığını araştırma ve bu olasılıktan yararlanarak uyuşmazlığı adalete ve gerçeğe dönüştürmesi mümkün olmamaktadır. Yasaklarla çevrili hakikat dünyasında, yargıç, devletin tekçi anlayışının ürettiği rezervle yaşamaya, bu birikimi yeniden üretmeye ve revize etmeye mahkûm edilerek, yargılama ve hukukun görelilikle arası açılmaktadır.
Pozitif özgürlük, ifade özgürlüğünü teşvik eden ve onun yayılmasına ve oluşmasına izin veren bir özgürlüktür. Buradan bakıldığında, yansızlık negatif özgürlüğün önüne dikilirken, yargıcın düşünsel özerkliğini koruyan kollayan ve kurumsallaştırmaya izin veren özel bir düzenlemeden söz etmek mümkün değildir.
Yargıçların toplumun bileşeni olarak, her ne kadar ideolojik tahakkümün dönüşümün baskısına maruz kalsalar da politik, toplumsal ve kültürel sermayelerini koruma ve kürsüye taşımayı başarabilmektedirler. Özgürlük hareketlerinden etkilenseler de kadın, etnik, dini, cinsel bağlamlı fobilerinin vücuda getirdiği iklimde yaşamayı sürdürürler ve dolayısıyla düşünce suçlarında, kaideten özgürlükçü ve nesnel bir tutum sergilediklerini söylemek mümkün değildir. Yargıcın, kendinde olmayanı kamu, toplum ve bireye vermesi beklenmemelidir. Takrir-i sükûn ve türevleri, toplumun ifade özgürlüğü üzerinden yönetime katılma ve gücü kontrol etme arzusu engellenmiştir. Kökleri derinlerdeki bu kodlarla düşünce özgürlüğüne karşı sürdürülebilir mücadele soluklanmış değildir.
İstisna hukuku, düşünce özgürlüğü üzerinden hakikatlere ilişmesi konusunda hassastır ve yargıcı istisna hukukunun öznel sınırı dışında tutmak doğru değildir. Düşünce özgürlüğünün sınırını belirleyen, devlet ve uzantılarıdır. Gelenekler, örtülü normlar, pozitif hukuk, idari ve yargısal kararlar şeklinde uzayabilen bu kapsamı belirleme tekeli devletindir. Toplumsal muhalefet, Devletle iş birliği yapan geleneğin içinden çıkan yargının ve yargıcın ifade özgürlüğünü savunması hayaldir. Böyle bir iklimde, yargıcın demokratik bir hakkı kullanması mümkün değildir.
Yargıcın bireysel, kamusal ve toplumsal işlevi ile yargı fonksiyonu arasındaki bağ, yargıca inzivayı yasaklar. İnziva düşünceyi deme yatırma, olgunlaşarak yücelmeye tekabül etse de uyumluluğun yargıcı nefsi ile ayakta tutma ve terbiye etme anlayışının enfes buluşudur. Bu buluşun sahibi, moderniteden başkası değildir. Kavramlarla haddinden fazla oynayan, şekil şemail ustası modernite, yargıcın düşünsel özerkliği ve tezahür varyantlarının karşısına kendi imalatı olan yansızlık ve özerkliği çıkarmaktadır.
Yansızlık, hükmü ve yargılamayı korumak yerine, düşünce ve kaynaklarına taarruzunu yargıcı bu kavramlarla oyalayarak gerçekleştirmektedir. Yargıç dikkatli olmak, kendisini sokak, siyaset ve türevlerinden soyutlaştıran bu kalkışma ve bastırma faaliyetine teslim olmaktan kaçınması gerekmektedir. Demek istediğimiz sığ kaba siyaset değil, yargının kurumsal geleceği için veya demokrasi için demokrasi ve hukuk mücadelesi vermektir. Hak ve özgürlük mücadelesi duruşma salonunda adalet beklentisi olan nesne ve özneler için verilen mücadeleden başkası değildir.
İnziva ile mücadele eş zamanlı olarak, yargı bağımsızlığı ve yansızlığını kurumsallaştırmak demektir. Yargının devletle ilişkilerinin sığlaşması inzivayı salık veren yansızlık anlayışını terk etmesi ile mümkündür. İnziva, değme kurum kavram ve terimlerle, yargıç üzerinden yargılama ve hükmün teslim alınması, sokağın hukuk adalet eşitlik ve özgürlük talebinin kendine has usullerle kontrol altına alınmasıdır. Yansızlığın geliştirdiği özellikler, özünde devlet ile demokrasi arasındaki mücadeleye yargı ve yargıcın dahil edilerek, demokratik hayal ve beklentilerin gerçekleşme düşüncesine boyut kazandırmak demektir.
O halde yargıç yansızlıkla ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi nasıl sağlamalıdır? Sorusu bu çalışmanın ulaşacağı sınırları da tayin edecektir. Yargıcın düşünce özgürlüğünün duracağı yeri kestirmek mümkün değildir. Amacımız yargıcın düşünce özgürlüğünün türevi ve gerçekleşme biçimi olarak barışçıl toplantılara katılma, gösteri veya politik diğer hakları kullanmasının sınırlarını olabildiğince kristalize etmektir. Bireysel haklarla görevin dayattığı nesnellikten kaynaklanan sorumlulukları arasındaki sınır nerede başlar nerede biter? Kapsamını hangi değerler üzerinden nasıl doldurmak gerekir? Özellikle anayasal kriz ve düzenin ciddi bir riskle karşılaşması halinde yargıcın kişiliği ile kimliği arasındaki çelişkinin, nasıl ve hangi dinamikler üzerinden kontrol edilmesi gerektiğini saptanmalıdır. Avrupa yargı değerleri bu ihtiyaca ne ölçüde yanıt vermektedir? Gibi sorular ve sorunlar özellikle Venedik Komisyonu tarafından benimsenen yaklaşım üzerinden yanıtlanmaya çalışılacaktır.
AİHS 10 ve 6 maddeyi yorumlayan pratikler, yargıcı mensubu oldukları toplumun geleceği ve hayatı üzerine konuşma, daha iyi ve kabul edilebilir bir mesleki istikbal için düşün ve düş kurmaya olanak ve kolaylık tanımaktadır.
Meslekten men veya erken emekliliğin, düşünce özgürlüğü üzerinde yarattığı fobi ve stres:
Özellikle Baka/Macaristan davasında[2] AİHM, başvurucu yargıcın, mesleki eleştirileri nedeniyle, meslekten erken emekli edilmesine yönelik adli başvuru yolunun kapalı tutulması[3] mesleki eleştirilerin düşünce özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığını test etme imkanını ya da düşünce özgürlüğünün kısıtlanma koşullarını sınama olanağını bertaraf ettiğini değerlendirilmektedir. Burada yargıcın mesleki eleştiri hakkının sınırlarını ve bu sınırların aşılıp aşılmadığını saptamak dolayısıyla ihracın yerindeliğinin sınanmasını isteme hakkı, mahkemeye erişimin engellenmesi nedeniyle ortadan kaldırılmaktadır.
Anılan değerlendirme, düşünce özgürlüğünün usuli boyutunun ihlal edildiğini ima etmektedir. Düşünce özgürlüğü ile yargıç nesnelliği arasındaki denge veya krizin aşılabilmesi, öncelikle bu krizin test edileceği bir mekâna ya da buhranı adil şekilde çözecek bir mahkemeye gereksinim duyar. Düşünce özgürlüğü ile olası her krizin, idari veya disiplin cezalarıyla karşılanması, düşünce özgürlüğü üzerindeki kuşkuların aşılmasını önler. Burada düşünce özgürlüğü varsayımsal ezeli bir yenilginin girdabında terkedilir.
Burada adil yargılanma imkanından yoksunluk, yargıcın düşünce özgürlüğünün sınırlarının belirlenmesini ilelebet engellemektedir. Burada adalete erişim, düşünce özgürlüğünü test etmekle kalmamakta, yargısal kararlar aracılığıyla gelişimine de katkı sunmaktadır.
Anılan örnekte; hukuki reformların, yargıçlık işlevinin yitirilmesine yol açan objektif bir tehdit olarak algılanarak eleştirilmesi, düşünce özgürlüğünün sınırlarına dahil edilmiştir. AİHM, yargıcın düşünce özgürlüğünü koruma girişimi, adalete erişimi temin eden yükümlülüğün azaltılması nedeniyle ihlal edildiği kanaatindedir.
Bu kararı önemli kılan diğer husus, yargıcın mesleğini düşünceleriyle koruma görevinin, yargıcın görev süreleriyle oynayan düzenlemeler aracılığıyla caydırıcı yaptırıma tabi tutulmasıdır. Yargı bürokrasisinde önemli bir yer işgal eden yargıcın, eleştirilerle açığa çıkan mesleki refleks veya harekete geçen savunma sisteminin emekliliğe zorlanma gibi ağır ve ani yaptırımla bastırılması, yaptırımla yargı aracılığıyla mücadele imkanının kısıtlanması, sınırlamayı masum olmaktan çıkarmaktadır.
Burada müeyyide ile mücadele edebilmek için gerekli iki kriterden birinin bu yaptırıma karşı kanun yolunun kapalı tutulması ikincisi ise kanun yolunun kapalı tutulmasının meşru gerekçelere yaslanması gerekmektedir. Her iki koşul yek diğerinden özerktir ve eş zamanlı gerçekleşmesi gerekmektedir. Kanun yolu kapalı olsa bir yasal bu düzenleme tek başına yeterli görülmemekte, kanun yolunu kapatan gerekçelerin de kabul edilebilir olması beklenmektedir. Dolayısıyla düşüncesini açıkladığı için, erken emekliliğe sevk edilen kadrosu kaldırılan veya meslekten ihraç edilen bir yargıcın, ağır bu müeyyideyle baş edebilecek enstrümanlara sahip olması gerekir. Devletlerin yargıçları bu aparatlardan mahrum bırakması anlaşılır kabul edilmekle birlikte, bu kabulün mutlaka meşru, makul veya ikna edici objektif gerekçe, dayanak ve temellere istinad etmesi gerekir. Bu testin pozitif çıkması erişim hakkının önlendiği manasına gelecektir.
Yargıcın mesleğini koruma direnciyle karşılaşan ya da eleştiri gücüne tahammül edemeyen iktidarın, yargıcın özlük hakları aracılığıyla enterne etmesi, kısıtlamaları motive eden asıl nedenlerin sorgulanmasını gerektirmektedir. Bu sorgulama özünde yargıcın düşünce özgürlüğünün sınırlarıyla oynama girişimlerinin masumiyet veya ölçülülük testine tabi tutulması gerektiğini salık vermektedir.
Burada erken emeklilik ile düşünce özgürlüğü arasında, zaman üzerinden kurulan ilişki dikkatten kaçmamaktadır. Düzenlemenin zamanı, eleştirinin karşılaştığı yaptırımın nitelik ve niceliği, yaptırımla baş edecek dengeleyicilerden yoksunluk, düşünce özgürlüğünü enterne eden bir konsorsiyum olarak deşifre edilmektedir. Mahkeme, bu üçlünün motife ettiği politik ajanda ve tutumların kendisini yargıcın nesnelliği ile peçelemesine izin verilmeyeceğini ima etmektedir.
Yargı reformlarının eleştirilmesinden sonra, yargıyı kurumsal olarak savunan yargıçların yeniden seçilmelerini önleyecek yapısal değişikliklere tevessül edilmesi, reformların önündeki öznel engellerin kaldırılmasına matuf bir kalkışma olarak nitelenmektedir. Bu kalkışma, sadece eleştiri yetki ve sorumluluğunu değil, bu sorumluluğun kullanılacağı alt yapı veya kurumlara saldırarak, yeni eleştirileri meşru kılacak temeli de ortadan kaldırmaktadır.
Buradan bakıldığında eleştiri ile yapısal ve fonksiyonel müdahaleler arasındaki ilişkinin birçok açıdan ve bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir. AİHM, yargıcın mesleğini ve nesnelliğini korumaya matuf eleştirilerin görev tanımı içinde olduğunu kabul ederek, görevinin gereklerini kamuyla paylaşmasının vaktinden önce gelen bir emeklilik düzenlemesi ile karşılanmasını, soğuk düş etkisi yaratan bir gelişme olarak benimsemiştir. Soğuk duşu etkisini yaratan, yaptırımın düşünce özgürlüğü üzerindeki ani, ağır, caydırıcı ve kesin sonuçlardır. Bu yüksek ışığa maruz kalanlarda körlüğün oluşturduğu devinimsizlik gibidir. Tüm bu nitelikleri bir araya getiren yaptırımın yarattığı şok öznel ve nesnel kapsamını zamanı da arkasına alarak derin, kalıcı ve yaygın izler bırakacaktır. Mesleği istikbalin tehdit algısı, geleceğin yargıçlarını da susmaya zorlayacaktır. Susmaya zorlanan yargıçların, iktidarın reformlarına karşı bir düşünce geliştirmeleri ya da bir başka olasılıktan söz etmeleri mümkün değildir.
Yargıç, sokakların veya ayrıntıların bahşettiği materyali adalete tahvil hak ve yetkisinden mahrum bırakılamaz.
Yargıçlık rol ve işlevinin güçlü toplumsal beklentileri karşılayabilmesi için, yargı sisteminin yargıçla toplum veya toplumsal diğer dinamikler arasında sağlıklı, tam ve verimli bir ilişki (CCJE, 3 nolu 2002) inşa etmesine imkân ve kolaylık sağlayacak normatif bir zeminin inşasına bağlıdır. Yansızlık sıfır ilişki değildir. Dolayısıyla ilişkisizliği dayatan ve tahkim eden her düzen, nesnel yansızlığı temin etmez. Kültleşmiş bir yansızlık, görev ve fonksiyonunun içini boşaltır, ortaya gölgesi ile mücadele eden fobik ve kaygılı bir kimlik bırakır. Kabuk bağlayan yargının kırılganlığı, yaşamın durağanlaşarak es geçildiğine, sonlandırıldığına delalet eder. Bu iklimde, yansızlık yargıcı toplumdan kopararak devletle bütünleştirir, devlet aklı ve grameriyle eyleme riskine yol açar.
Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi’nin (CCJE), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne, Kasım 2002 tarihinde sunduğu 3 numaralı Görüşüyle; tabi oldukları yargı sistemi yargıçları, yaşadıkları toplumdan soyutlamadıkları sürece düzgün işlev görebileceklerini, yargıçların vatandaş olarak, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ile korunan temel hak ve özgürlüklerden (düşünce ve din özgürlüğü vb.) yararlanacaklarını, ancak bunun yansızlığı yozlaştırma potansiyelinin nazara alınıp kuvvetler arası dengenin korunması gerektiğine dikkate çeker[4].
Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi, yargıcın toplumla hemhal olmasını, işlevini düzgün şekilde gerçekleştirilmesinin koşulu olarak benimsemektedir. Böylece yargı sistemine, yargıç ile toplum arasındaki ilişkinin, eş zamanlı olarak düşünce ve din gibi temel hak ve özgürlüklerle sağlanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Böylece temel hak ve özgürlüklerin yargıç için sıradan ve bireysel olmaktan ziyade, toplumla ilişki kurmasının vazgeçilmez bir araç ve yöntemi olarak tasavvur etmektedir. Yargıcın temel hak ve özgürlükleri koruyabilmesi, öncelikle toplumun bileşeni olarak onun toplum için ne anlama geldiğini tecrübe etmiş olmasına bağlıdır. Tasavvur edilen motif ve kimliğin tahakkuku, yargıcın düşünce özgürlüğü üzerinden toplumla iletişim kurmasıyla olasıdır. Öyle veya böyle tecrit ve soyutlama ile sonuçlanacak örtülü ya da açık bir zorlama, çekinik bırakma, yargıcın görme ve hissetme ve duyma fonksiyonlarını körelterek sokakların bahşettiği materyal veya ayrıntılarından adalet inşası imkânsız hale gelecektir.
Komisyon, yargıcın düşünce özgürlüğü ile yansızlığı arasındaki soluksuz ve bitmeyen yarışın bir düelloya dönüşme potansiyelinin farkındadır. Bu farkındalık, iki gücü motive eden gerekçe ve çıkarların merkezkaç bir kuvvetle dengede tutulması ile mümkün olacağını değerlendirmektedir. Yargıçlık fonksiyonu, birçok parametreden beslenmektedir. Heterojen yahut dengeli bir beslenmeden söz edilebilmesi için, işlevselliğin kurucu unsurları arasındaki yarışın kontrol edilmesine, paradoksların enterne edilmesine bağlıdır. Olası krizlerin önlenmesi için, hassasiyetin nesnel bir alınganlık düzeyine erişmemesi beklenmektedir. Denge ile umulan alınganlığın yargıcın ifade özgürlüğünü kısıtlayacak bir debiye erişmemesidir. Böyle bir olasılığın önlenmesi için sistemlerin, yerine ve zamanına göre aldıkları farklı önlemlerle (düzenlemeler ve etik ilkeler) krizlerin doğmasını önledikleri gözlenmektedir
Empati ve Sempati yeteneğini yitirme riski:
Yargıcın göreliliğini sağlama onu münzevi bir yaşama mahkûm etmekle sağlanamaz. Yargıcın yansızlığı ile bağımsızlığını sağlamak, toplumla ilişkilerini sağlıklı bir değer üzerine inşa etmekle mümkündür. Etik ilişki değerlerinin mecburi istikameti, sokakla yargıç arasındaki münasebeti doğru bir temel üzerine konuşlandırmaktır.
Unutmamak gerekir, yargıç etrafındakilerden topladıkları ile değer üretir ve esasında yargıcı var eden etik bu sermayedir. Yargıcın hukuktan adalet devşirmesi, hükümle bir hakikat inşası için görme biçimini gözden geçirmesi ya da yenilemesi gerekir. Görmek, müşahede etmek çağın çağrısıdır ve bir perspektife sahip olmayı gerektirir. Empati ve sempati, bir görme biçimidir[5].
Duygudaşlık yansızlıkla çelişmez. Hükmün ve yargılamanın yegâne umarı somut olay adaletiyle buluşmak onu adalete tahvil etmektir. Yargıcın görmeyi öğrenmeden, yansızlık ile bağımsızlığını neyin tehdit ettiğini algılayamaz. Hayata katılma görmeyi öğretir, görmek yargılamanın koşuludur. Estetik bir yargılama görmekle, görmeyi öğrenmekle mümkündür.
Temel haklar, yansızlığın gölgesinde ömür tüketemez:
Yargıcın sokakla ilişkisini kuracak, yargıcın temel hak ve özgürlüğünü güvenceye alacak, yansızlığın abartılan ve kötüye kullanılan baskı ve stresinden uzak tutacak bir düzenlemenin varlığından söz edilemez. Düşüncenin soluklanacağı bir alan açmak yerine yansızlığın vesayetinde bir yaşama mecbur kılınmak, aktüel yansızlıktan uzak normatif düzenleme ve tutucu pratiklerin eseridir. Yakın zamanda, yargıçların memleket meseleleri ile aralarındaki bağı kuran sosyal medyadan çekilmelerini öneren açıklama, rapor ve akademik çalışmalar, yargıcın toplumla özgürlükler üzerinden kurduğu ilişkinin tehlike altında olduğuna delalet eder. Emeklemekte olan düşünce özgürlüğünün gelişmesine katkı sunmak ve güvenceler önermek yerine, yargıcın ifade hürriyetini, yapısı ve bileşenleri tartışmalı HSK ve türev kurumların, devlet aklıyla oluşan düzenlemelerle pratiklerine teslim etmek yargıcı susmaya zorlayan fasiti kurumsallaşmaktadır. Bu anlamda açıcı değil, ilkel kısıtlayıcı bir normatif alt yapıdan söz etmek mümkündür.
Yargı pratiklerine yönelik eleştiriler dokunulmazdır. Eleştirmek, kendini ve mesleğini aşmanın, kuşkuyla mücadelenin bir varyantıdır.
Yargıcın yargısal faaliyetleri ve bu sürecin vücuda getirdiği karar, görüşlerle ilgili mutlak bir ilişilmezlikten söz etmek mümkün değildir. Anayasa’nın yansızlık anlayışı, yargıcın düşünsel gelişimi ve özgürlüğünün korunması önünde örtülü engele dönüşmüştür. Yapay yanlılık fobisi, yargıcın düşünce özgürlüğü önündeki en büyük normatif engeldir. Özgürlüğü yansızlıkla çeliştiren bu bakış açısı, içe kapanma ve sosyal fobinin başat kaynağıdır. Güvenlik-özgürlük çelişkisi, yanlılık ve bağımlılık kuşkusunu tetikleyerek, bu kez düşünsel özgürlüğü, korkunun büyüttüğü yansızlıkla sınırlamaktadır.
Özellikle, yasal düzenlemelerin gerekçeleri üzerinden yargıcı yönlendiren ve icbar eden söylem tarzı, yasamanın yargı üzerindeki gayri etik ve meşruluğu tartışmalı inceltilmiş bir vesayet tarzıdır. Yargıca bir şeyi illaki uygulatmak ve uygulamadığı takdirde sorumluluğunu anımsatmak, yasa ile peçelenmiş bir şantaj tarzıdır. Özellikle yargıçların eylem ve işlemlerinin konu edildiği tazminat davaları ve bu tür davaların tabi olduğu usul ve esasların mütemadiyen değiştirilmesi, düşünce özgürlüğünün belirsiz usullerle tehdit edilme biçimidir. Tazminattan sorumlu tutulan yargıcın, yargılamanın sübjektif kapsamına, hükmü biçimlendirme ve yazgısını tayin etme gücü zayıf ihbar kurumu vasıtasıyla dahil edilmesi, ihbar olunanın, kanun yolu hakkından kaideten mahrum bırakılması veya yargıcın yazgısının Hazine’ nin yargılama ve hükme karşı tutumu tarafından belirlenmesi, yargıcı tazminat üzerinden siyasal iktidara bağımlı kılma tarzıdır. Potansiyel tazminat yükümlüsü yargıcın, yargılama ve hüküm üzerindeki inisiyatifinin sıfırlanması ya da edilgenliği yansızlığı enterne eden derecesi yüksek bir risktir.
Doğal yargı yetkisinin sürpriz atamalarla bertaraf edilmesi tabi olacakları usulün de kırılganlığına delalet eder. Öngörülebilir bir usule tabi olma hakkına aykırı ve sürpriz şekilde, görülen davalara yasama yoluyla müdahale son dönemlerin kanıksanmış müdahale tarzıdır. Yargıca tanınan özgürlüklerin, onların yargılanma ve hükümden etkilenmelerini kolaylaştıran düzenlemeler aracılığıyla kontrol edilmesi, düşünce özgürlüğünün yasama aracılığıyla işlevsiz bırakılmasına denk gelir. Bu demektir ki, özgür olmak yetmemekte, özgürlüklerin tavizsiz normatif düzenlemelerle desteklenmesi ve sürdürülebilir kılınması gerekmektedir. Karadağ Anayasa’ sının 86. Maddesi, yargıçların düşünce özgürlüğünün desteklenmesi ve güçlendirilmesini teminen, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyeleri ile Yüksek mahkeme Başsavcısının parlamento üyeleriyle özdeş bir dokunulmazlığa sahip olduğunu benimsemektedir[6]. Mesela Arnavutluk Anayasası 137. Maddesi, yargıcın düşünce özgürlüğünün kapsamını, içine görevi sırasında aldığı kararları ve açıklanan görüşleri katarak, özgürlüğü zaman, mekân ve konu bakımından hayli genişlettiğine tanık olmaktayız. Bu özgürlüğe verilmiş paha biçilmez bir güvencedir.
Yargıçların ağır cezalık suçlarla mahdut suçüstü halleriyle sınırlı olan dokunulmazlıklarının, iddianame yakalama ve tutuklama üzerinden istisnaya uğratılması ve hükümden düşürülmesi, yasama ve yürütme üyeleri ile arasında olması gereken dokunulmazlık eşitliğini geride bırakmıştır. Yargıçların, özellikle kamuya açık bir yargılama sırasında ve kürsüden indirilerek gözaltına alınmaları, ceza muhakeme önlemlerine tabi tutulmaları, nesnel ve öznel yansızlığın tedbirler üzerinden hiçleştirilme potansiyeline yapılan vurgudur. Yorum veya pratiklerin, usul hükümlerini başkalaştırma potansiyelinin sıklıkla gerçeğe dönüşmesi, göreli yargıç dokunulmazlığı ile muhakeme tedbiri arasındaki dengeyi, ikinciler yararına bozmuştur.
Yargıçların verdiği kararlar ve karşı oyları, bir yargılama faaliyetlerinin tezahürüdür ve bunları kanun yolu denetimi aracılığıyla test etmek yerine doğrudan disiplin soruşturmasına veya tedbire konu edilmesi ya da görevden uzaklaştırma nedeni sayılması, yargıcın düşünce özgürlüğü ile yolu kesiştiği için tartışılmaya değer bir özgürlük sorunudur.
Yargı örgütleri ve demografik göçler:
Yargıçların örgütlenme özgürlüğünün anayasal bazda güvenceye alınmayışı, emeklemekte olan ve genel güvenceler kapsamında kurulan örgütlerin kurulma ve kurumsallaşmasını güçleştirmektedir. Yargıçların mesleki bağımsızlıkları ve yararlarını korumak, etik ilkeleri geliştirmek ve hukukun gelişimine katkıyı teminen dernekler aracılığıyla örgütlenme hakları vardır. Mesela Avrupa Konseyi ülkelerinin çoğunda, mesleği etik kuralları yargıç dernekleri tarafından oluşturulmuştur ve bu kurallar otoritelere rehberlik etmektedirler[7].
Yargı derneklerinin ideolojik bazlı farklılaşmaları yansızlık bağlamlı paradigmayı pekiştirerek bu alanın daha çok kontrol altında tutulmasına yol açmıştır. Çatı dernekler veya bunu çağrıştıran yapılanmalar, derneklerin bileşeni yargıçların eğilimini açığa çıkaran bir çağrışıma da neden olmaktadır. Bu gelişmekte olan örgütlenmeleri motive eden nedenlerin mesleki menfaat, gelişim, bağımsızlık ve etik ilkelerden ziyade kültürel ve siyasi sermaye etrafında kümelendiğine dair kuşkulara da neden olmaktadır. Devletin yargıçlar üzerindeki kontrolü, kurdurduğu, desteklediği, finanse ettiği ya da yan yana durmayı tercih ettiği dernekler üzerinden sürdürmesi, örgütlenmeyi sahici bir güvence olmaktan çıkarmıştır. Alanın tam bir örgütlenme özgürlüğünü gerçekleştirmeye müsait olduğunu söylemek güçleşmektedir. Kapatılan ve marjinalleşen derneklerin geride bıraktığı boşluğun, iktidarın kontrolüne geçmesi, yargıcın devletleşme sürecini hızlandırmaktadır.
Bu demokratik örgütlenmeyi bir başka bahara erteleyerek, gücün tek elde toplanmasını tetiklemektedir. Özellikle, kriz dönemlerinde kurulan derneğin, yargıya ait bürokratik ve teknik alt yapıyı kullanması ve gücü arkasına alması, derneği sahici bir örgüt olmaktan çıkarmaktadır. Güç dengesinin bozulması ve politik bazı gelişmelere bağlı olarak, yargı derneklerinin üyeleri arasında da trende bağlı olarak kitlesel üye göçünün yaşanması dikkate çekicidir. Üye demografisindeki bu hareketlilik, demokratik bir katılım olsa da bu katılımın rüzgârı arkasına alması, onun gerçek bir katılım olduğu konusunda haklı kuşkuları desteklemektedir.
Yargıcın, yargı ve hukukun yararlarını dert edinen bağımsızlığını savunan veya mesleki statülerini koruyan dernek çalışmalarına katılması, örgütlenme hakkının bahşettiği bir yetkidir. Meslek etiği yanında ceza ve hukuk alanındaki gelişmelerin izlenmesi ve yeniliklerin bu örgütler aracılığıyla pratiğe taşınması nesnel amaç ve hedefler olarak öne çıkmaktadır.
Örgütlenme özgürlüğüne imkân tanınmakla birlikte, derneklere sızılarak örgütlenmenin amaç ve hedeflerinden uzaklaştırılması veya derneklerin karşıtlarca ele geçirilerek azınlığın düşünce özgürlüğünün engellenmesi, araçlar üzerinden örgütlenmeyi enterne etme biçimi olup, yakın tarihin de yabancısı olmadığı bir yozlaşma tecrübesidir.
Mesleği etik kuralları ve yasal düzenleme
Yargıçlık verimlilik, uygun davranış ve tarafsızlık üzerinde konuşlandırılmış bir meslektir. Bağımsızlık ile uygun davranış arasında yoğun ve yaygın bir ilişki mevcuttur ve bu ilişki eş zamanlı olarak verimliliğin beklentileriyle de ilgilidir. Verimlilik, adalet beklentisinin etik ve deontolojik kurallar refakatinde karşılanması olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla, uygunsuz davranışların tarafsızlığı doğrudan ve dolaylı etkilemesi, yargıcı etik kurallara sadık kalmaya zorlar.
Yargıcın davranışı ile yargı erkinin itibarı arasındaki ilişkinin yargıcın öznel ve nesnel yansızlığını koruyacak bir debi ve nitelikte olmak zorundadır. Kurumsal bağımsızlığı sorgulanabilir hale getiren her davranış biçimi yargının itibarını zedeler olarak nitelenmektedir. (Hırvatistan, Mahkemeler Kanunu 92,98) Anılan düzenleme, yargıcın davranışı ile mesleki itibar, öznel yansızlık ile kurumsal bağımsızlığı arasında yoğun ve yaygın bir ilişki kurarak, davranışın duracağı yerin neresi olması gerektiğini işaret eder. Davranış, her ne sebeple olursa olsun mesleki itibarı, yargı kuvvetinin bağımsızlığı ile yargıcın yansızlığını tehlikeye atacak bir nitelik ve debiye erişemez.
Görev yerine getirilirken yanların yasa önünde eşitliğini sağlamak, nesnel ve öznel yansızlığını korumakla mümkündür. Dolayısıyla görülmekte olan davayla bağlantılı bir konuda açıklama yapmak kamuoyu nezdinde yargıcın davadan el çektirilmesine dair bir tartışmayı tetikleyebilir[8]. Davada rol alan avukatla ilgili sosyal medyada eleştirel yorumlar yapılması, yansızlığı riske edebilmektedir. Burada bağlantılı olmaklık kavramı, içine davanın vekillerini alacak şekilde sınırlarını genişlettiği gözetildiğinde, kavramın sübjektif açıdan dar yorumlanmaması beklenmektedir.
Dolayısıyla Anayasa’ nın yargıcın ifade özgürlüğünü garanti edebilmesi; düşünce ile yargılama görevi arasındaki düşünsel makasın açılmasına bağlıdır. Olası bir belirsizlik veya kuşku halinde tercihin düşünce özgürlüğünden yana sergilenmesi beklenmektedir. Dikkatten kaçırılmaması gereken bir husus; serdedilen ifade ile görülmekte olan dava arasında doğrudan bir ilişki bulunmasa da atideki bazı davaların, yarattığı kuşkularla atideki davaların görülmesini önleyebilir bu durumda, düşünce, korunan değer olmaktan çıkarılmaktadır. Bunun en önemli etkisi, yargıcın bazı davalara bakmaktan çeşitli türevler aracılığıyla yasaklanmasıdır[9].
Dahası bu yaklaşım tarzı, toplum ile yargıç arasındaki demokratik denetim sistemini tahrik ederek, yargıcı yargılamayı zehirleme gizilgücü olan düşüncelerinden ötürü doğal yargıç olmaktan menetmektedir. Bu, demokratik yükümlülüklere sadakat sorumluluğuna aykırılıktan neşet eden nevi şahsına münhasır ret veya çekilmeye davet halidir. Yargıcın, özgün bu davete icabet etmemesi, ayak sürtmesi veya direnmesi imkansızdır. Gerçekleşen şey, görünen adalet ile düşünce özgürlüğü arasındaki usuli krizdir. Buhranın yükünü en değme muhakeme veya adil olduğu iddia edilen hüküm taşıyamaz. Toplumsal mimleme açık ve özerk temellendirme ihtiyacını ikame etmekte veya kuşku tek başına, gerekçe ihtiyacını bertaraf etmektedir.
Yargıcın ünlü olması ve görüşlerinin etkili olma potansiyeli yargıcın düşünce özgürlüğünü kısıtlanmasına neden olabilmektedir. Düşünce, yargıcın kişiliği ile kimliği arasındaki mücadeleye ev sahipliği yapmakta, düşünce özgürlüğü kimliğin yarattığı şöhreti arkasına alıp, kamuyu dönüştürme ve etkileme potansiyelini harekete geçirebilmektedir. Bu durumda, düşünce özgürlüğü meşruiyetini kaideten yitirmektedir. Hüküm böyle bir düşünceden etkilenmese de kişisel görüşlerin gölgesinde oluştuğu izlenimine yol açabildiği için yargıcın takibe uğramasına neden olabilmektedir[10].
Varsayımsal etkilenme, yargıcın ifade özgürlüğünü kısıtlamakta; yaratılan görüntü ya da servis edilen imaj, yargıcın demokratik denetiminin bir ölçütüne dönüşebilmektedir. Varsayımsal etkiyi kodlayan, depolayan ve çağıran toplumsal bellektir. Bellek, yaşadıklarından vareste olamaz. Endişe yaratan düşünce değil, yargıcın değerlerinin vücuda getirdiği görüntü ve şöhretin yaratacağı varsayımsal hükümdür. Hükme bir kusur atfedilemese, hükmün düşünceden etkilendiği kanıtlanmamasına rağmen, şöhretin cazibesi ve etkileme gücü tek başına yargıcın meşruiyetini yitirmesine yol açtığı kabul edilir.
İstisnai bu ihtimalin tahakkuku; yargıcın, muhakeme için daha az uygun bir kişi olarak görülmesine sebep olur. Davaya bakmaya daha az uygun olmak: davaya bakmaya elverişlilik debi ve niteliğinin yitirildiği anlamına gelir ki, bu tespit çekilme ya da kürsüden inme vaktinin geldiğine delalet eder. Davaya elverişliliğin dip yapması, yargılama konusu ile yargıç arasında varsayımsal bir çıkar ilişkisinin sübutuyla özdeştir aynı zamanda. Bu karineyle mücadele etmek de hem anlamsız hem de beyhudedir. Dava konusuyla, yargıcın düşüncesi arasındaki varsayımsal hısımlık, kurduğu sıhri bir soy bağı ile özerk bir ret sebebine dönüşür. Burada ifadenin tetiklediği varsayımsal çıkar, yargıcın peruk veya cübbesini çıkarması için yeterlidir.
İfadenin ihlal ettiği nesnellik yükümlülüğü yargıcı, uygun olmayan kişiye dönüştürebilir ve bu halde yargıcın görevle ilgisi kesilebilir[11]. Görevle kastedilen yargıçlık mesleğinin sonlandırılması veya emekliliğe sevk değil, yanlılığa konu rol ve işlevin sonlandırılmasıdır. Aksini düşünmek, düşünce özgürlüğünü sürdürülemez kılmak, emekliliğe değin kamusal alandan tart etmek demektir.
İsveç’ te mülteci entegrasyonuyla meşgul bir memurun Nazizm ve İslam hakkında görüşlerinin göreviyle bağdaşmamasından ötürü başka göreve atanmıştır[12]. Misilleme yasağı; görevlinin görüşlerinden ötürü sorgulanmasını ve cezalandırılmasını önlerken, görevden uzaklaştırma; yanlılığın yaratacağı riskleri bertaraf ederek hak ve sorumluluk karasındaki denge korunmuş olmaktadır. Memurun cezalandırılmaması, düşünce özgürlüğüne verilen primdendir ancak, bu ödünün yaratacağı tehlikenin boyutu gözetilerek, düşüncelerin eyleme dönüşme potansiyeli de bertaraf edilmektedir.
İtibar: mesleki onur ve prestijin karşılığıdır. Bireysel yansızlık; bağımsızlık ve öznel yansızlığın güvencesidir, kişilik ile kimlik arasında kurulan güçlü ve vazgeçilemez bağlara vesile olur. Yargıcın özel hayatı ile mesleki yaşamı arasında, mesleki yaşam yararına verilmesi gereken bir ödüne de işaret eder. Onur ve itibar, zaman ve mekândan özerk olarak yaşamdan gerektiği kadar ödün verilerek edinilir. Yargıçlık daha ziyade kendinden verme veya öznel ihtiyaçlardan görece feragat etme mesleğidir.
Giz yasağına sadakat:
Giz yükümlülüğüne sadakatin, içine sır saklamayı da alacak denli genişlemesi, yargıcı disipline eden bir başka yükümlülüğe tekabül etmektedir. Buna göre yargıçlar, yargılananlarla uzantıları kişilerin özel bilgileri ile yargılama ve hükme ilişkin malumatlarını ifşa edemezler.
Yargılanan özne ve nesnelere ilişkin bilgi belge, yarar, hak ve yükümlülüklerin sır olarak muhafazası zorunludur. (Hırvatistan, Mahkemeler Kanunu, 94 m.) Buradan bakıldığında adli sırların ifşası bir başka yasak olarak belirmektedir. Dolayısıyla yargıç, yargılanan nesne ve öznelerle ilgili bilgiyi ifşa edemez dahası müzakere mahremiyetini bozamaz.
Alman Yargısı Kanunu 39 Kısmında; yargıcın yargılanan nesne ve özne ile ilgili mahsus bilgilerin ifşasını engelleyen açık bir düzenleme mevcut değildir. İsveç, yargıçların düşünce özgürlüğünü kaideten korumakla birlikte, saklamakla ödevli olunan materyalin ifşası, teminatı istisnaya uğratmaktadır. İfşa yasağını çiğnemek veya yanlara ait adli sırların açıklanması, açıklamayı ihlale dönüştürmekle kalmamakta, meseleyi bir ceza hukuku sorunu haline de dönüştürmektedir[13].
İtidalli yargıç profilinin diğer formu kendisini yargılama sırası ve sonrasında giz ve sırra sadakat yükümlülüğü olarak göstermektedir. Alman mevzuatının eseri İtidal Prensibi, adliye dışındaki yargıç yaşamını disipline etmeye özgülenen bir self kontrol mekanizması inşa etmektedir[14].Bu yolla özel bilginin korunmasına ilişkin düzenlemeler yargıcı kapsamına alarak, yargılanan nesnelerle ilgili bilgi paylaşımını önlenmektedir. Yargıç derdest davalarla ilgili açıklamada bulunamaz, basın, sesli ve görsel programlar vasıtasıyla davaları yorumlayamaz. Ancak yargıç politik olmamak kaydıyla, edebi ve bilimsel eser çalışmalarına ve yayınların hazırlanmasına katılabilir.
Son dönemlerde yargıçların eskiye oranla daha çok yayın hazırlama ve eser vücuda getirme faaliyetlerinde bulundukları gözlenmektedir. Söz konusu bu çalışmalar hakkında yedimizde bir istatistik bulunmamakla birlikte, sayının gözlenebilir şekilde çoğalması düşünce oluşturma ve yayma özgürlüğünün sınırlı da olsa bu yüzüyle yükselişte olduğunu söylemek mümkündür.
Kriz veya geçiş dönemlerinde hukuki ve mesleki içerikli programlar aracılığıyla ifade edilen düşünceler, yargıcın düşünce özgürlüğü açısından olumlu bir gelişme olarak benimsenebilir. İtidal prensibi, yargıcın politik açıklamalarda bulunmasına cevaz verirken, kürsüsüne ve burada olup bitenlerle ilgili veri paylaşımını sınırlamaktadır.
Romanya, Yargıçların Statülerini Düzenleyen Yasa’nın 8. Maddesi vasıtasıyla; yargıçları, davalarla ilgili verileri sesli, görsel program ve basın aracılığıyla açıklamaktan ve davaları savunmaktan menetmiştir [15]. Buradan bakıldığında, basınla iletişimin sınırları, mesleki etik kuralları tarafından ve yargılananların mahremiyeti esas alınarak belirlenmiştir. Nesnelliği koruma ihtiyacı, data paylaşımına konulan yasakla güçlendirilmiş, düşünce özgürlüğünün yargılanan nesne ve özneye mahsus bilgilerin ifşası aracılığıyla istismarı sıkı bir şekilde engellenmiştir.
Kürsü ve yerine göre duruşma salonlarını ekrandan uzak tutmak, yansızlık beklentisinin belirlediği itidalin gereğidir. Etik bu ilkelerin yeterince önemsenmediği ya da bu konudaki bir bilgi noksanının, yer yer ihlallere neden olduğuna veya güçle ittifakı kolaylaştıran dönemlerde, yargıçların nesnellikle ilgili kaygıları bir kenara iterek, adli sırları deşifre ettiklerine tanıklık ediyoruz. Kongre, seminer, basın veya diğer iletişim araç ve yöntemleri aracılığıyla sistemin yazgısına yönelik eleştiriler dar ve yüzeyel olsa da emeklemekte olan özgürlüğün atisi açısından sevindiricidir.
Siyasi partiye üye olmak ve politik faaliyette bulunmak:
Alman Yargısı Kanunu’ nun, 39 Kısmı’ na göre; yargıç kamuya açık şekilde siyasi ifade özgürlüğüne sahiptir. Makale, ders ve hukuki konularda ilmi çalışma özgürlüğünden başka siyasi parti, sendika, dernek ve parlamento üyeliği yapma hürriyeti vardır. Objektif kapsamı genişletilmiş bu motif, yargıçların politikadan soyutlanmasının gerisinde bıraktığı maziye tepkinin eseridir.
Makale veya akademik kariyer üzerindeki vesayetin kaldırılmasıyla yargıcın bilimsel çalışmaları önünde normatif bir engelin kaldığından söz edilemez ise de yakın zamanda bir yargıcın seminer kapsamındaki açıklamalarının disiplin soruşturmasına maruz bırakılması özgürlüğün ne denli kırılgan, vesayetin geliştirdiği özelliklere delalet eder.
Almanya’ da yargıcın kürsü ile bağını koparmadan politik açıklamalarda bulunması önlenmektedir. Avusturya’da da benzer bir iklimden söz edilebilir. Mesela hukuk ve devlete sadakat yükümlülüğü ile düşünce özgürlüğü arasındaki krizi kontrol edecek bir mekanizmanın inşa edilmektedir. Bu sistem, yargıcın kamuya dönük açıklama yapmasını önlese de[16] yargıca görece soluklanacağı bir alan da bırakmayı ihmal etmemektedir. Bunun politikaya atfedilen anlam ve önemle ilişkisi yadsınamaz.
Kültürel bu ortaklığın düşünce özgürlüğünün sınırlarını, içine politik ifadeleri içerecek denli genişletildiğini görüyoruz. Yaklaşım, yargıcı önce entelektüel bilahare yurttaş olarak etik siyasetin bir figürü olarak benimsemekte hatta içselleştirmektedir. İtidal yükümlülüğünün kapsamı, yargıcı entelektüel ve yurttaş olarak güncel siyasetin üreticisi/katılımcısı ya da paydaşı haline getirmekle yetinmemekte, ifade özgürlüğüne verilen primin içtenliği ve sınırları hakkında da yeteri kadar fikir vermektedir. Sınırları belirleyen kültürel kodlardır ve yargıç birçok rol ve işlevin adı olarak, mesleği ile siyaset arasında olası krizi önleme veya giderme becerisine sahip varsayılmakta, duyulan bu güvenin tazeliğini koruyacağına inanılmaktadır.
Dernek, siyasi parti ve sendika üyeliği mümkündür. Ancak siyasi parti üye olabilme kürsü ile bağın koparılması koşuluna bağlıdır. Vicdani kanaat, yansızlık ile bağımsızlığı ayakta tutan ve kurumsallaştırılan eden olarak sistemin merkezine oturmaktadır. Vicdani kanaat, öncüllerle güncelin yekününden mütevellit mevzuattan başkası değildir. Bağımsızlık ile kürsü arasındaki ilişki katı, ödünsüz yasaklarla güçlendirilmektedir. Siyasi beyan ve açıklama yasağı, yansızlığı birleştiren yaklaşımın ürünüdür.
Güç zinde iken sorgu veya hesaba çekilemeyen bir yargı pratiğine sahip olma[17], vicdani kanıya yaslanan yansızlık ve bağımsızlık tanımının işler olmadığına delalet etmektedir. Zinde güçlere yönelen, hizmet içi veya dışı her hukuki girişim prematüre bir kalkışma olarak, yargı özgürlüğünün kursağında kalmaya devam etmektedir. Bu teorik özgürlüğün, gayri hukuki engellerle kısıtlanması ve kesintiye uğratılmasıdır.
Saygınlık ve güven:
Hizmet içinde ve dışında resmi sıfatın gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranma, münhasır nesnellikten kaynaklı etik ilkelerin soğuk karşıladığı eyleme biçimidir. Burada yasadan kaynaklanan bir itidal çağrısına rastlamaktayız ve bu çağrı, itidalin objektif kapsamını hem yer hem de zaman üzerinden genişletmektedir.
Yargıcın hizmet içi ve dışında, resmi sıfatının gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsacak davranışlardan yasaklanmakta ve olası ihlaller, kınama cezası ile hukukun içinde tutulmaktadır. Tutum ve davranışları motive eden, resmi sıfatın saygınlığını koruma normudur. Sıfatın saygınlığını koruma, içine demokratik toplum ve siyasete yönelen darbelerin yargılanmasını isteme hakkını alacak denli genişletmeye izin vermektedir. Kayasu/ Türkiye davasında, bir savcının yurttaş olarak demokratik rejimi savunma hakkı, mesleki sıfatın gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsıcı bir eylem olarak tanımlanmıştı. Buradan bakıldığında demokratik rejimi savunma, nesnellikle bağdaşmaz bir sapma olarak kabul edilmektedir. Yargıç demokrasiyi doğrudan koruyamamakta, demokrasiyi tehdit edenlerle cübbesi aracılığıyla konuşabilmektedir.
Kayasu pratiği, düşünce özgürlüğünün içine savcıların ifadelerini de alacak şekilde genişletmekle yetinmemekte, ifadenin doğduğu ve açıklandığı bağlamla yaygın ve yoğun bir ilişki de kurmaktadır. Düşünceyi doğuran iklim, yer ve zaman ya da diğer koşullar, düşüncenin korunması için bir olanak arz etmekte veya ilişmezliğe kol kanat gerebilmektedir.
AİHM, başvurucunun, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin orantılılığını değerlendirirken, ilgili tarihsel, politik ve hukuki tartışmaları ve diğer şeylerin yanında 12 Eylül [1980] darbesinin destekçilerinin yargılanması ihtimalini de dikkate almıştır. AİHM, geneli ilgilendirdiği sabit olan bir konuya savcının hem yurttaş hem savcı sıfatıyla müdahil olmasını sıcak karşılamaktadır[18].
Yargıç Kudeshkina’ nın Duma genel seçimlerinde aday olarak seçim kampanyası sırasında sarf ettikleri sözler, düşünce özgürlüğüne atfedilen geniş yorumla tolare edilmiştir [19]. Mahkeme, düşünce ile seçme ve seçilme özgürlüğü ikilisinin, yargıç nesnelliği ile çelişkisini bağlam sorunu olarak ele alınmış, bağlamı düşünce özgürlüğünün desteği ve dayanağı olarak tasavvur etmiştir. Burada bağlam, yargıcın ifade özgürlüğünü hangi ortamda neden ve niçin kullandığına dair sübjektif koşullara tekabül etmektedir. Öznel koşullar, yargıç yansızlığı ile düşünce özgürlüğü arasındaki çekişmenin galibini belirlemede başat rol üstlenmektedir. Seçim çalışması, düşünce özgürlüğüne olabildiğince geniş bir alan açmakta ve seçilme ancak propaganda ile mümkün olabilmektedir. Bu yaklaşımla ifade özgürlüğü önündeki engellerin temizlenmesine özel bir önem atfedilmektedir.
Saygınlık ve güven duygusunu koruma yükümlülüğü, savcının yurttaşlıktan kaynaklanan haklarını kısıtlayan bir ihlale dönüştürülmüştür. Nesnelliğin abartılmış bu versiyonu, savcının yurttaşlık hukukunu yer ve zamandan soyutlayarak, resmi sıfatının gölgesinde tüketilmesine yol açmıştır. Burada dikkatten kaçmaması gereken, yargıcın özgürlüğüne yönelik kalkışmaları hedefleyen başvuruyu sıfatla çelişir gören yaklaşımın çarpıklığıdır. Resmi sıfatın duracağı yerin belirsizliği, açısından kötü bir örnek olduğu muhakkaktır.
Özellikle görülmekte olan dava ile ilgili açıklamaların yaratacağı kuşku yargıcın şahsında mahkemelere olan güveni sarsacağı kabul edilmektedir. (§40) sistemin görülmekte olan davanın, yargıca çizdiği objektif ve sübjektif sınırların içinde eylemesini tembihleyen klasik anlayışın olağan bir takipçisi olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle görülmekte olan davada obje, süje hatta vekil ve temsilcilerle ilişkisizliğin esas alınması, ihlallerin çekilmeye davet ve reddedilme kurumlarıyla karşılanması menfaat çatışması kaynaklı çekince ve kaygıları normatif açıdan teskin edicidir.
Görülmekte olan davayı yorumlama yasağı, içine başkalarının yorumunu dinleme, açık veya örtülü onayı da alacak şekilde genişleyebilmektedir. Derdest davadan sadece yargıç değil, yargıçla aynı ortamı paylaşanların da uzak tutulması beklenmektedir. Bu umar, derdest davayı yorumlama yasağının çiğneme olasılığı olan mekân, kişi ve nesnelere de teşmil edilmektedir. Yorumlama yasağının kapsamına yer ve kişide alınarak, derdest davaların ulu orta tartışılma cesareti kırılmaktadır[20].
Rusya Federasyonu’nda yargıç, yetki, otorite ve saygınlığına zarar verecek veya yansızlığıyla adilliğini kuşkulu hale getirecek her şeyden kaçınmakla yükümlüdür. İhlalden söz edilebilmesi; yargıcın kusurundan kaynaklanması, yargı otoritesine zarar vermesi ve yargıcın saygınlığını zedelemesine bağlıdır[21]. Burada anahtar sözcükler yetki, otorite ve saygınlıktır. Saygınlığın koruduğu en önemli iki şey, yetki ve otoritedir. Bu kamusal kimliğin sıkı şekilde korunmasına, öte yandan özel hayat ve kişiliğin durması gerektiği yere tekabül etmektedir. Yargıç her nerede olursa olsun bu iki değer arasındaki dengeyi sürdürülebilir kılmakla yükümlüdür. Düşünce özgürlüğü bundan vareste midir? Sorusu, her şeyden kaçınmayı salık veren kelime tarafından yanıtlanmaktadır.
Rusya, yargıcı kitle iletişim araçlarıyla yargısal faaliyetler ile hukukun anlaşılması ve yargıçlara saygının artırılmasını sağlamakla sınırlı bir iş birliği geliştirilmesi, etkileşimde bulunmaya teşvik etmektedir[22]. Teşvikin amaç ve hedefi, toplumsal bir bilgilendirmenin ilk elden ve doğru şekilde gerçekleştirilmesidir. Doğrudan temas saygıyı artıran bir yükümlülüğe dönüştürülmektedir.
Bilgilendirmenin sınırları ve içeriğini kontrol edecek olan ölçülülüğe sadakat ödevidir. Yorum Yasağı, anılan ödevi görülmekte olan davanın esası ile tahdit etmektedir. Anılan istisnanın, istisnası ise, dava sonuçlandıktan sonra ve alınan kararın ne anlama geldiğini yazılı ve sözlü olarak açıklama özgürlüğüyle sınırlıdır. Bu bir bakıma tefhim edilen hükmün, kamuoyuyla paylaşılma biçimi olarak da anlaşılmalıdır. Yargının demokratik denetimi; hüküm ve onu vücuda getiren metodoloji aracılıyla gerçekleşmekte, yargıç hukukun adalete nasıl dönüştüğünü topluma izah ederek, denetimin araç ve yöntemlerini geliştirmektedir.
Bu tarz, toplumla hükmün yorumlanması aracılığıyla iletişim kurulması, odağında hukuk olan bir düşünce ifadesi olmaktan başka, objektif kapsamına tefhimin özellik geliştirmiş versiyonunu dahil eden bir yargısal faaliyettir. Burada davanın sona ermesi, nesnellik kaygısının yarattığı belirsizliği sona erdirerek, yargılama ve hükmü toplumla iletişimin materyaline tahvil etmektedir.
Düşünce özgürlüğünün yer ve zaman bakımından sınırlandırma, yargıcı sosyal hayatı ile mesleği arasındaki mesafeyi daraltmakta, yargıçlığın sokakta da devamını dayatmaktadır. Örneğin yargıcın tatilde de olsa yargılama işlevini korumak ve küçük düşürmeyecek şekilde davranması beklenmektedir. Düşünce özgürlüğü, öte yandan Litvanya’da yer ve zamandan bağımsızdır ve yargıç, düşüncesi ile mesleğinin onuru arasındaki tercihini, her nerede olursa olsun daima mesleğinin onurunu korumadan yana kullanmaktadır.
Ukrayna Yargı Etiği Kanunu, yasal süreçlere sadık kalmak, yurttaşların hak, özgürlük, onur ve saygınlıklarını korumak ve yargı otoritesine zarar vermemek koşuluyla medyanın bilgilendirmesine izin vermektedir.[23]. Buradan bakıldığında, yargıç, toplumla güncel iletişim vasıtalarıyla konuşma, düşüncesini yayma özgürlüğüne sahiptir ancak bu hak, üç nesne veya konu aracılığıyla istisnaya uğratılmaktadır.
Bunlardan ilki, yasal süreçlere bağlılıktır. Yasal süreçlere bağlılık daha ziyade bir proses sorunudur ve düşüncenin dile getirilmesine ilişkin şekil, normatif bağlılıktan çok ölçülü eylemeye tekabül eder. Şeklin hukuki güvenliğin teminatı olmasının nedeni düşünerek adım atmayı sağlamasındandır. İkincisi ise, yurttaşlıktan kaynaklanan değerlere bağlılıktır. Merkezine yurttaşın hak, hukuk ve onurunu, saygınlık ve özgürlüğünü alan bu yükümlülük biçimi, yargıcın düşünce özgürlüğü ile yolu kesiştiğinde, yargıç her daim geri çekilmek, bu değerlerle çelişmemek zorundadır. Dolayısıyla yargıcın düşünce özgürlüğü bencil olamaz, yurttaşın olanaklarını ve onur ve saygınlığını kişisel tercih ve istikbaline basamak yapamaz. Sonuncusu ise yargı otoritesine zarar vermekten kaçınma yükümlülüğü olup, hakkın bu yükümlülükle frenlendiğini görüyoruz. Burada medyanın merakını giderme, usul ve esasların var ettiği bir dizgenin beklentilerine yanıt verilmek koşuluyla mümkündür. Yargı düşünce açıklarken bileşeni olduğu kurumun zarar görmemesi için optimum bir çaba içinde olmalıdır. Kurumu hiçleştirecek bir düşünce, kuruma olan inancı kökten sarsabilir. Kaos yenileyici olsa da zamanla zor edebilen bir yıkıcıdır.
Kesinleşmiş kararların etki ve sonuçlarını kuşkulu kılacak ya da hükmün inşa sürecini konu edinen bir düşünce açıklaması sıcak karşılanmamaktadır[24]. Kesin hüküm, uyuşmazlıkları kendi dinamikleri içinde belli bir zaman, yer, özne ve malzeme ile inşa eden öznel bir gerçekliktir. Bu gerçeğin aştığı kuşku ve getirdiği bireysel barışın, yargıcın düşünce özgürlüğü ile tehlikeye atarak, toplumsal barışı tehdit etmesine izin verilmemektedir. Bu düşünce özgürlüğü üzerinden açıklanan gerçek ile duruşma salonunun gerçekleri arasında süregelen gerilimin reddedilmesidir. Yargı, kesin hüküm aracılığıyla korunmakta, hükmün yargıçtan gelen açıklama ile kuşkuya dönüştürülmesi önlenmektedir.
Dava görülürken, davanın giz ve sırlarını ifşa etmek, toplum ve kamuyu olup bitenler hakkında bilgilendirmek, düşünce özgürlüğünün ilgi alanı dışındadır. Burada gözden kaçırılmaması gereken husus; yargının açık muhakeme, gerekçeli karar ve hükmün tefhimi gibi demokratik araçlar vasıtasıyla yargıyı denetlemeleri ile yargıcın açıklamalarıyla toplumla temasa geçmesi aynı şeyler değildir. İlkini ikincisinden ayıran, toplum ve kamunun meşru vasıtalarla olup biteni bizzat yerinde öngörülen usullere göre denetlemesidir. Toplumun denetlemek için bizzat müşahede etmesi malzeme ile temasta bulunması ile yargıcın materyal ve süreçleri salon dışına taşıması farklıdır.
Görülmekte olan dava kavramı oldukça geniş yorumlanmakta, her iki davaya kaynaklık eden, ilişkili olan her türlü malumat, bu yasağın objektif kapsamına dahil edilmektedir[25]. Bu sadece görülmekte olan dava değil, bu dava ile ilgisi kurulmuş diğer davalarla bu davaların kullandığı materyal ve bilgi, yargıcın açıklamasına referans ve obje olamaz. Bu görülmekte veya değerlendirilmekte olan dava kavramının sınırlarının hayli genişletildiği anlamına gelir. Dolayısıyla Ukrayna Yargı Etiği Kanunu’ nun, hükmü inşa edecek materyali veya güncel malzemeyi kişisel veri olarak benimsemesi isabetli bir seçimdir.
Görülmekte olan dava zaman ve mekân üzerinden sınırları zorlaması, kuşkunun yargılanmak üzere mahkemeye intikal etmesinden, hükmün kesinleşmesine oradan da infazına kadar uzunca bir zaman kesitine yayıldığına delalet eder. Bu denli uzun bir zaman kesitinde, yargıç, yanlılık izlenimi yaratacak her türlü eylem, işlem ve sözle arasına mesafe koymakla yükümlüdür. İzlenim yaratma yasağının kapsamına, öncelikle önyargı, adilliği zedeleyen eylemeler ve yorum yasağı girmektedir[26].
Hesap verilebilirlik-yargısal faaliyetlerin kamu ile paylaşılması:
Emsal yargı etiği kuralları, yargısal faaliyetler hakkında kamunun bilgilendirilmesini sıcak karşılamakta teşvik etmektedir. Bu, yargılamanın açıklığı, hükmün açık tefhimi ve hükümlerin temellendirilmesine matuf özel misyondan özerk, ondan öte yargının demokratik denetimini sağlamaya ve tahkim etmeye yönelik tamamlayıcı bir misyondur. Yargıçların kitle iletişim araçları vasıtasıyla toplumla buluşmasına veya sır ve gizlerin korunması kaydıyla kamuoyunun genel olarak bilgilendirilmesine cevaz verilmektedir. Böylelikle yargı, yedek denetim araçları üzerinden kamunun denetimine açılarak, saydamlık saygınlığın sebebine dönüştürülmektedir.
Basın ile ilişkilerde aslolan; açıklığın ihtiyaçları olup, davanın yazgısını değiştirecek ve etik açıdan muhakemeyi töhmet altında tutacak eylemlerden kaçınılmasıdır. Burada ifade özgürlüğü, yargılama ve hükmün ihtiyaçları arasındaki çekişmeyi kontrol edecek olan hiç kuşkusuz yargıcın kurumsal ifade özgürlüğü değil, yargılamanın deontolojik kaygılarıdır.
Ülkemizde, adliyeyi iletişim araçları üzerinden kamuyla buluşturacak, şeffaflık gereksinimini karşılayacak temsilcilikler mevcut olmakla birlikte, bunun sağlıklı ve doyurucu etkiye sahip olup olmadığı ölçülmemiştir. Ancak kritik bazı vakıalarda dil ve öz açısından başarılı yol izlediği söylenemez. Adliyedeki basın odalarına gönderilen yüzeyel birkaç paragraf veya cümle ile kamusal şeffaflık gereksiniminin giderildiği varsayılmaktadır. Geriye basının davaya ilgisinin yarattığı kişisel bir çaba kalmaktadır. Kişisel bu çabanın gayri resmi ilişkiler üzerinden edindiği haber, saydamlık ihtiyacını gidermek yerine teyidi kuşkulu haberlerle toplum buluşturulmaktadır. Dava sırasında veya dava sonunda hükmün ne anlama geldiği veya hukukun adalete, neden, nasıl döndüğüne ilişkin soruların optimum ve yetkili ağızlardan öğrenilme şansı yitirilirken, yargıcın kurumsal düşün özgürlüğü işletilemeyen mekanizma yüzünden akim almaktadır.
Yargıya ayna tutma hakkı ve sınırları:
Yargıçların mahkeme kararlarını eleştirme haklarını önleyen pozitif bir düzenleme bulunmamaktadır. Aksine yargı kararlarının en çok kullanılan malzeme haline geldiğini söylemek mümkündür. İçtihatlara bağlılığı hukuki güvenlik kaygısının ötesine taşıyarak kültleştiren sistemde içtihat eleştirisi neredeyse güçtür. Burada içtihat, hukuki güvenlikten bağımsız bir sadakat talep etmektedir. İçtihat, klasik işlevinden ziyade, onu vücuda getirenin tartışılmazlığına hizmet etmektedir.
İçtihadın yargıcın düşünce özgürlüğü önünde ciddi bir bariyer olduğunu söylemek mümkündür. İçtihadın, kaynağı ile yoğun ve yaygın ilişkisi içtihadı fazlaca kişiselleştirerek özel bir alınganlığı tetiklediğinin örnekleri vardır. Özellikle, son dönemlerde karşı oylara karşı geliştirilen özel içtihat türleri, yargıcı, hukuki güvenliğin kaygılarından bağımsız, hizaya getiren bir jargonla disipline ettiğine tanık oluyoruz.
Aba altından sopa gösteren paternal içtihadın, hukuku geliştirmeye özgülenen ayrıksı çabasına tepki vermekte, tutum takınmaktadır. İçtihadın, tedavül araçlarıyla yayılma yeteneğini geliştirmesi, hiyerarşik üst olma tutkusu ve sorgulanmayı reddeden tutumu, sıradan bir güç zehirleme varyantı olarak, düşünce özgürlüğünü tolare etme olasılığını zayıflatmaktadır.
Sınır ötesi (Tüm Rusya Konfederasyonu Yargılama etiği İlkeleri, 13 m.§4) etik kuralların da aşırıya kaçmamak ölçülü olmak kaydı ile doğru davranmak, hassasiyet göstermek ve saygıyı muhafaza koşuluyla mahkeme kararlarının eleştirel analize tabi tutulması mümkündür. Ancak bunun bir kara çalmaya dönüşmemesi gerekir. Söz konusu olan kararı yargı etiği, usul ve gerçeklik açısından bilimsel bir analize tabi tutarak atideki yargılamaların olası usul esas hatalarından arınmalarını temin etmektir. Demokrasi ve hukuk karşıtlığının sisteme sızarak, yargı üzerinden kendisini idame ettirmeye yönelik teşebbüsün eleştiri, şikâyet ve itiraz hakkı ile deşifre edilmesi düşün özgürlüğüne açılan geniş alan ve marjlarla olasıdır.
İçtihadın bir ifade tarzı olarak, meslektaşlarının kararlarını yorumlarken itidalli olmak, doğruyu söylemek, saygılı olmak ve hassas eylemekle yükümlüdür. Bu odağında mesleği nezaket olan kamusal bir davranış üslubudur. Aynı şeyi diğer tecrübelere de teşmil etmek mümkündür. Açıklama özgürlüğü, kendisini camia arası tartışmalarla da tahdit etmektedir. Yargı teşkilatı sık sık meslek kursları, ihtisas ile AİHM kararlarını eksen alan toplantılar bakımından zengin imkanlar sunmaktadır.
Bu toplantı türevlerinde sıklıkla yargı tecrübelerine neşter atıldığı da gözlenmektedir. Özellikle tecrübeler üzerinden, soyutluğa ulaşma tartışmalarında, yargıcın, hüküm verme sürecinin iyileştirilmesini teminen, diğer yargıçların faaliyetlerini eleştirme hürriyeti kullanılabilmektedir. Mesele bu özgürlüğü kullanma biçimdir ve mesleki tartışma ve eleştirilere egemen olması gereken; ölçülülük dolayısıyla saygı ve doğruluk olduğunu unutmamak gerekir.
Hukukun, yapılmış hatalara basarak ilerlemesi, hukuki bu alanı kişisel ve kurumsal bir düşün alanına çevirmektedir. Hüküm verme prosesini iyileştirme ve süreç adaletini gerçekleştirmek, yargı içi dinamiklerin düşünsel özerkliğine gereksinim duyar. Hüküm verme sürecini iyileştirme, içe dönük eleştiriyi tahrik eden yegâne eden olarak öne çıkmaktadır. Hüküm verme sürecini iyileştirmeye adanan bu rol ve işlev, nezaket kurallarıyla çevrili bir alana hapsedilmiştir.
Buradan bakıldığında eleştiri düşün özgürlüğünü geliştirmeye özgülenen göreli bir haktır. Hakkın mutlaklığını önleyen ise, etik ihlaller aracılığıyla yargılamayı ve hükmü zehirleme potansiyeline erişmesidir. Bilimsel çalışmaların düşün özgürlüğünün özgün alanı olması, karar ve uygulama hatalarını önemli bir malzeme haline getirmektedir. Burada eleştiriyi kısıtlayan ikinci eden, yargılamanın deontolojik kaygısıdır. Görülmekte olan davayı konu edinen eleştirilerin oldukça dikkatli olması, mümkünse eleştiriyi hükmün kamuyla paylaşılmasından sonraki zamana ertelemelidir. Spekülasyona neden olma riski yüksek bu alanda eleştirinin gezinirken olabildiğince dikkatli olması, yargılama ve hükümden uzak durması umulmaktadır.
Düşünce özgürlüğünün yargıcın hukuku kendiliğinden belirleme ve uygulama özerkliğini tehdit etmesi halinde, yargıcı bu haksız eleştiriye karşı koruyacak sıkı bir savunma mekanizması vardır. Etik kurallar, yargıcı yargıca ve diğerlerine karşı korumaktadır. Yargıç, yargısal faaliyetlerinin maniple edilmesi, yalan yanlış haberle kamuoyu nezdinde itibar kaybına uğratılmasından ötürü, geniş bir takdir marjına sahiptir.
Ülkemizde, yargıcın eylem ve işlemleri ile yargı faaliyetleri hakkında kamu ve basının haddinden fazla eleştirildiğini, yakın tarihteki örnekler üzerinden ifade etmek mümkündür. Basının kamuoyunu bilgilendirme sınırını aşan faaliyeti, basın yoluyla ikinci ve koşut bir yargılama yapılması sonucunu doğurmuştur. Gayri resmi bu yargılama tarzı, kürsü ve duruşma salonunu sevk ve idare edebilecek anları yakalamıştır. Özellikle, kamuoyunu yakından ilgilendiren davalarda, basının davayı markaja alması ve günlük malzemeye dönüştürmesi sorunlu bir alandır.
Kanun yolu seçeneği yerine yargıcı şikâyet yoluyla etkileme iradesini teslim alma, vekil ve asillerin sıklıkla denedikleri önemli bir engel ve kısıtlama halidir. Yargılama bütçesi gerektirmeyen ve anayasal şikâyet hakkını kötüye kullanan bu tarz, maliyeti düşük bir hak arama özgürlüğü olmayı sürdürmektedir. Şikâyetin reddi halinde veya ceza tertibine yer olmadığına ilişkin kararlara karşı hak mücadelesinin bakanlığın iznine tabi tutulması, yargıcı hak arama sisteminin dışına itmektedir.
Unutulmaması gereken hususlardan biri, yargıcın düşüncesinin kitle iletişim araçları aracılığıyla çarpıtılması, yanlış aktarılmasıdır. Bu sıradan gibi görünen ancak, düşünce özgürlüğü önünde ciddi bir engele dönüşme gizilgücü oldukça yüksek bir amildir. Yarattığı psikolojik etkiyle, yargıcı kitle iletişim araçlarından uzak tutarak özgürlüğün yardımcı araçlarla kitleye ulaşmasını önlemekle kalmaz, yargıcın içine kapanması, belirsizliğin yarattığı bir kaygı yaşamasına yol açabilir. Korku ve kaygı düşünce özgürlüğü önündeki en büyük tehdittir. Düşünce özgürlüğünün, basın ve yayın özgürlüğü ile girdiği bu çatışmadan, gücünü imkanlarından alan basının üstün çıkacağı tartışmasızdır. Bu yabana atılmaması gereken irade bozucu, yerine göre düşünceyi gizleme veya olduğundan farklı şekilde lanse etmeye zorlayan enterne ya da tahrif edicidir.
Rusya Federasyonu’ nda Yargıcın, basının çarpıtmalarıyla mücadele etmesi, yargıcın ihtiyarına terk edilmektedir. Yargıcın şahsında, düşünce özgürlüğünün korunması, yargıcın haksız ve ağır eleştiriyle etkili şekilde mücadele edecek yöntem araç ve olanakların mevcut olmasına bağlıdır[27]. Yargıç bu olanağı kullanarak, düşünce özgürlüğü önündeki engellerle hak ekseninde bir normatif mücadele vermesi mümkündür. Yargıcın eleştirel mücadelesinin de bir sınırı vardır ve bu sınırın aşılmaması, yani mücadelenin mesleğe ve yargıya zarar vermemesi için, eleştiri nezaket ve ölçülülük sınırlarının berisine çekilmektedir. Burada dikkatten kaçmaması gereken husus, mesleki imajın kişisel kaygıların hiyerarşik üstü olarak kabul görmesidir. Yargıcın, kendi ifade hürriyetine yönelen eylemi defederken, işgal ettiği statü ve makama zarar vermemesi esastır ve burada olası bir krizin yaşanmaması için, ödün vermesi gereken yargıçtır.
Rusya Federasyonu Yargılama Etiği İlkeleri, yargıç ile toplumsal eleştiri arasındaki ilişkinin sağlıklı ve güven temelinde kurulması ve sürdürülebilir hale gelmesi için her iki tarafa da yükümlülükler yüklemekte, onları uygun bir mesafede tutmaktadır. Bu bağlamda, mesleğin onur ve prestijinin korunma yükümlülüğü sadece yargıca ciro edilmemekte, yargıcın şahsında mesleğin ve yargının devasa ve etkili bu güç karşısında ezilmesini önlemek için, kurumsal bir kalkan da devreye sokulmaktadır. Buna göre, toplumsal eleştirilerin yargı erkinin imajını tehdit edecek bir nitelik ve debiye erişmesi halinde; mahkeme, adalet bakanlığı veya özerk adli makamlar basın servisleri aracılığıyla yayımladıkları açıklamalarla, mukabelede bulunabilmekte ya da tepki vermeyi tercih edebilmektedirler[28].
Bu tercih, bireysel korumanın kifayet etmediği ya da prestijin kendisini eleştiri ile peçeleyen toplumsal saldırıya maruz kalması haliyle mahduttur. Burada eleştiri hem objektif hem de sübjektif açıdan boyutlanmakta, içeriğini yargıçlık kurumunu ve yargıyı alacak kadar genişleyip derinleştiği için, devreye defansif yeteneği gelişmiş, kurumsal bir kalkan girmektedir. Kurumsal koruma mekanizması, caydırıcı performansıyla merkezi yargıç olan toplumsal düşünce özgürlüğünün, yaratacağı tahribata bir sınır çizerken esasında, yargıcın düşünce özgürlüğünün baskılanmasını etkin bir şekilde ve yargıcın arkasında durarak korumaktadır.
Kürsü ve cübbenin düşünceyi peçelemesi:
Mahkemeyi temsil ile düşünce özgürlüğü arasındaki ince ve köklü yarışı sevk ve idare edecek etik ilkeler, kürsü ve cübbeyi sömüren her düşünce, eylem, işlem ve davranışı güvencelemekten kaçınmaktadır. Yansızlık ile düşünce arasındaki dengeyi korumak yargıcın ödevi haline getirilmektedir. (§39) Yargıcın düşünce özgürlüğünü temin eden yöntem ve araçlarla demokratik taleplerini dile getirmesi, demokrasiye katkı sunabilmesi bir haktır. Ancak bu hak cübbe ve kürsünün gücü ve sağladığı avantajlarla tahkim edilemez. (§48) Kürsü ve cübbeyi arkasına alan bir yargıcın, bu gücü ve olanaklarını kullanarak, düşünce özgürlüğünün sağladığı teminatlardan istifade etmesi mümkün değildir. Önemli olan yargıcın yansızlık değerlendirmesi ve kanısı değildir. Aksine toplumda yarattığı imajdır. İmaj halen yargıcı tanımlamada kendine düşen payı kullanmaya devam etmekte, yargıcı tanımlamada etkin bir rol üstlenmeyi sürdürmektedir.
Topluma Yanıt Hakkı ve istenmeyen yargıç
Toplumsal odaklarla demokratik kurum ve kuruluşların yargıyı eleştirme hakkı, yargıyı denetleme görev ve hakkının uzantısıdır. Yargıcın, yatay banttan gelen bu eleştirilerin insaf sınırlarını zorlaması yahut yargı erkinin imajını sarsacak bir nitelik ve debiye erişmesi halinde, yargıcın kişiliğiyle kamusal kimliği tartışmalı hale gelir. Yanıt hakkının kişiselleştirilmesi, abartılması yahut istismar boyutuna varması yargıcın belli bazı davalara bakması konusunda menfi bir intiba yaratabilir.
Kişisel veya politik düşüncelerin açıklanmasındaki özensizlik veya aşkınlık yargıcı belli bazı davalar için uygun ve kabul edilebilir kimlik olmaktan çıkarabilir. Yargının güvenirliği ile düşünce özgürlüğü arasındaki çıkar çatışması görevin layıkıyla icrası önünde bir devasa engele dönüşebilir. (§40) Tarafsızlık, düşünce özgürlüğünü her daim belli ölçütler üzerinden kontrol hakkına sahiptir. Yanıt hakkının, diğerlerini hiçe sayması, yargıcı özellikle bazı davalar açısından istenmeyen adam olarak ilanına sebep olabilir. Bu ihlalle mücadele, ilişki değerlerine sadakatle mümkündür.
Ülkemizde yargıcın düşün özgürlüğü ile yargıçlık etiği arasındaki ilişkinin hangi değerler üzerinden, nasıl ve ne şekilde kontrol edildiği merak konusu olmaktan çıkmıştır. Yargıcın susmayı yeğlemesi, bunu sorun olmaktan çıkarmıştır.
Editörel Sorumluluk, Bilgiyi ve Kimliği Anonimleştirme, Müstearlaştırmanın Kapsamı, Kaynağı sorgulama ve misilleme yasağı:
İsveç, yargıcın düşünce özgürlüğünü temin eden geniş bir koruma ve teminat ağına sahiptir. (Paragraf 35) Yayınlardan editörün sorumlu tutulması, yayının kaynağını sorgulanmasını önleyerek, kaynağa kol kanat gererek, düşüncenin serpilmesini kolaylaştırmaktadır. Düşüncenin ceza tehdidinden vareste tutulması, yargıcın yargı ve hukuk eksenli çalışmalarını özgürce geliştirmesini temin edecektir.
Ülkemizde kaynağı mutlak olarak koruyacak bir güvenlik ağından yoksunluk, yargıcın, yazılanlardan ötürü sorumlu tutulmasını kolaylaştırmaktadır. Koruyucudan mahrum yargıcın, bu koşullar altında ülkenin yazgısını yargısal eleştirilerle etkileme ihtimal sıfırlanmaktadır. Editörlerin yazı üzerindeki fiili hakimiyetinin, düşün özgürlüğünün örtülü ve hatırı sayılır engeli olduğunu unutmamak gerekir.
Basın özgürlüğü, editörle sınırlanan bir sorumluluk aracılığıyla, güçlü bir temele yaslanmaktadır. Merkezileşerek, yoğunlaşan sorumluluk, yargıçların da içinde olduğu herkesi yaptırımdan uzak fikir cenneti sunmakta veya yasaksız bir iklimde üretmeye ve düşünsel varsıllığa teşvik etmektedir. Dikensiz bu gül bahçesi, özgürlüğü kullanan öznelerin markaj ve takibini, sorumluluğun yönünü değiştirerek önlemektedir. Bu müthiş bir avantajdır ve düşüncenin önünü temizleyen, engellerinden arındıran bir bakış açısıdır. Editörün kadiri mutlak olması ve mutlak bu yetkinin, onunla orantılı veya denk bir sorumlulukla karşılanması, düşünce özgürlüğüne paha biçilmez bir alan bahşetmektedir.
Anonimleştirme yükümlülüğü, sadece düşünceyi özgürleştirmekle kalmamakta, düşünce ve varyantlarını halk veya toplumla buluşturan mekanizme ve öznelerin tümünü de kapsamına alarak, sübjektif kapsamını hayli genişletmektedir. Düşünce ve tüketici arasındaki perdeyi aralayan veya perdeyi çeken her kim ise sıkı bir şekilde korunmaktadır.
Bu özgürlük, yayımlananlarla sınırlı değil, içine hiç yayımlanmamış yazıları ve bu yazıları muhafaza eden bilgi sağlayıcıları da almaktadır[29]. Bölüm üç, özgürlüğe hayat verecek mekanizmanın olası tüm güvenlik açıklarını teşhis etmeyi başarmış, yazıyı ve türevlerini vasıta kılan düşünce üzerinde egemenlik kuracak ve onu doğrudan yahut dolaylı olarak enterne edecek, olası riskleri bertaraf etmiştir. Öyle ki koruma kalkanı, editöre ulaşan veya sağlayıcıya ulaşmış her düşünceyi dokunulmaz kılarak, ilişilmezliği yer, zaman ve mekân üzerinden korumayı garanti etmektedir.
Dokunulmazlığın doruk yaptığı bu örnekte düşünce ve ürünlerine mahsus ilişmezlik, kaynağı sorgulama yasağıyla tahkim edilmekte, yasakla uyumsuz, bağdaşmaz veya çelişen her eylem karşısında bireysel hak ve yetkinin kötüye kullanılması yasağını bulmaktadır. Yazı ve yazarı ya da düşüncenin ifade formunu anonimleştirme, özgürlüğün, kendisini korumak ya da hayatta kalmak için bulduğu emsalsiz bir buluştur. Bu buluş, kaynak sorgulamayı yasaklamakla yetinmemekte, onu bir başka yasakla tahkim edip, bu sert eşiği aşan hak ve yetkiyi kötü niyetli olarak mimlemekte, kötü niyetli hak ve yetkinin sisteme sızması yaptırımla engellemektedir.
Misilleme yasağı İsveç Ombudsmanı tarafından geliştirilen bir teminat olup, bilgileri, anayasal araçlarla yayımlanmaları koşuluyla korumaya almayı taahhüt eden bir kalkandır.[30]. Anayasa’nın kabul ettiği araç ve yöntemlere yaslanan düşünce özgürlüğü, devreye giren otomatik güvencelerle korunmaktadır. Yargıç olsun olmasın herkesin düşüncesini, misilleme ya da kaynağı sorgulama yasağının vücuda getirdiği enstrümanlarla (anonim ve müstear adlarla) kitlelere güvenli şekilde ulaştırmasına olanak ve kolaylık tanınmaktadır. İdari ve adli takibatın, hafiyelik yaparak düşünceyi enterne etmesi ihtimal olmaktan uzaklaştırılmaktadır.
Misilleme yasağı, olabildiğince geniş sınırlara sahiptir. Korumayı kısıtlayan yegâne eden, korunan bilgiyi servis eden araçtır. Buna göre; anayasanın güvencesi altında olan ve araçlarla yayımlanmak koşuluyla, ifade edilen her düşünce korunmaya değerdir. Anayasal enstrümanlar aracılığıyla servis edilen, yayımlanan düşünce yaptırımlardan müstesnadır.
Yaptırım yasağı, içinde yargıçların da olduğu kamusal figürlerin taciz olasılığını bertaraf etmektedir. Anayasal enstrümanlar aracılığıyla ifade edilen düşünceyi, salt kullandıkları servis araç ve biçimlerinden ötürü takibe almak görevi kötüye kullanma suçu olarak tanımlanmaktadır. Misilleme yasağı, araç-düşünce özgürlüğü veya servis biçimi-düşünce arasında yoğun ve yaygın bir ilişki kurarak, düşünce karşıtlarını her türlü misillemeden koruyan, etkisi servis araçlarıyla sınırlanmış göreli ancak özgün bir savunma sistemine tekabül etmektedir. Buradan bakıldığında, misilleme yasağı, gücünü düşünceden ziyade, onu servis eden araçtan alsa da “genel bir koruyucu özelliğine”[31] atıf yapılan kapsayıcı ve etkili bir meşruluk haline tekabül etmektedir.
Yargıç bu sistemde, adını versin veya vermesin düşünce özgürlüğü kapsamındaki ifadelerinden ötürü adli ve idari takibata tabi tutulmaktan muaftır.
Suç ile düşünce arasındaki kadim çekişmede suç bir adım önde gitmekle birlikte, düşüncenin suç tehdidinin baskısından kurtulması veya suç iddiasının, düşünce ve yayma özgürlüğünü sömürmemesi, caydırıcı olmaması için yeteri kadar önlem alındığı görülmektedir. Bizde ise aksine düşünce özgürlüğünün başını her kaldırdığında karşısında yasayı sömüren bir tehditle karşılaşmaktadır. Bu olasılık yargıcın toplum yerine kendisiyle konuşması için yeterlidir.
Ceza tehdidine maruz kalma, eylemin hem Basın hem de Ceza Yasa’sının objektif kapsamında kalması gerekir[32]. Buradan bakıldığında, yargıcın düşüncesinden ötürü olası bir takibe maruz kalması, düşüncesinin her iki düzenlemenin yasaklarını çiğnemesine bağlıdır.
Sosyal medya ve yargıç/yargı ve hukukun kaderini tayin hakkı düşünce özgürlüğünün teminatı altındadır:
Sosyal medya, yazılı ve görsel medyaya alternatif olma kapasitesi yüksek ve bilgi ve teknolojinin, bilişimle ittifakının vücuda getirdiği aktüel demokratik bir düşün arenasıdır. Kişinin gerçek ve sanal isimlerle dünya, küre ve ülke sorunlarını tartışmasına imkân tanıyan çağın agorası ya da arenasıdır. Yargıçların bu olanaktan yararlandıklarını söylemek mümkündür. İlgi ile orantılı bir takip ve izlemenin varlığı basına düşen yargı kaynaklı haberlerle sabittir. İzin alamadığımız için, teşhis ve tanı bilgisinden uzak kalsak da bazı yargıçların buradaki düşünce, söz ve söylemlerinin cımbızlanarak yahut bağlamından koparılarak, disiplin iddiası olarak önüne konulduğu vakıadır. Yargıçların sosyal medyadaki yazı ve sözlerinin bu ve benzeri olgular üzerinden hatırı sayılır bir baskıya dönüştüğü izahtan varestedir.
Yargıçların olağanüstü dönemlerde, diğer zamanlardan farklı olarak, paylaşımları için risksiz alanları tercih etmeleri, düşün üzerindeki politik baskının yarattığı stresin geliştirdiği özgün bir savunma stilidir. Sıradan bir çalışma, deneklerin steril alanlarda yoğunlaştıklarını iktidara yakın yargıçların ise, demokratik tasavvurlarla yolunu ayıran tercihlerle sıkı bir ilişki yaşadıklarını görecektir. Bir kesimin özgürlüğü, diğer kesimin tutsaklığına neden olmaktadır. Güçle uyumun izlerini veya hukukla iletişimin riskli de olsa sürdürüldüğü bu paradoksun, her şeye rağmen inceltilmiş bir baskıyı ötelemeye özgülenmiş bir self kontrol formu olduğu unutulmamalıdır.
Litvanya’ da siyasi görüşlerin kamuya açıklanması herhangi bir siyasi ideolojiden etkilendiği izlenimi yaratmasından ötürü yasaklanmaktadır. (Litvanya’ nın doldurduğu anket dn 46) Burada doğrudan ve mesleki endişelerden özerk bir siyasi düşünce veya görüşün ifade edilmesi yansızlıkla bağdaşmaz bulunmaktadır. Açıklamanın, mesleğe yönelen ve geleceğini doğrudan veya dolaylı etkileyen hususlara ilişkin olması yasağın istisnasını teşkil etmektedir. Yakın zamanda bir yargı mensubunun sosyal medyada hayır oyu kullanacak kesimi suçlu ilan ederek soruşturma ile tehdit etmesi sapma olarak mimlenmiştir. Tehdit düşünce özgürlüğünün geliştirdiği olanak ve kolaylıklardan istifade edemez. Dolayısıyla konusu suç olan ifade, düşünce özgürlüğünü korumakla görevli düzeneğin teminatı altında değildir. Savcının toplumu tehdit etmesi, bu bakımdan düşünce özgürlüğünden müstesnadır. Dolayısıyla meslek mensubunun, vereceği oyu mesleği ile ilişkilendirerek açıklaması ile bundan soyut olarak kişileri tehdit eder şekilde ima etmesi aynı şeyler değildir.
Doğrudan siyasi demeçler verilmesi, yargıcın kişisel tercihi olmaktan çıkmakta, yargı camiasını ilgilendiren ve kapsayan bir soruna dönüşebilmektedir (UK Yargı Etiği Kanunu m.17). O halde sosyal medya hesapları, diğer çevrim-içi iletişim forumları ağ hesaplarının kullanılma amaç ve şekli ile iletişim içeriği ile meslek arasındaki bağın etik kurallar-düşünce özgürlüğü arasındaki ilişkinin niteliği ve debisinin belirlemesi açısından hayatidir.
Yargıç ve yargı otoritesini sarsan bilgilerin paylaşılması ve bu tür bilgilerin yorumlanması soğuk karşılanmaktadır. Burada itidalli olmaya zorlanan yorum ve bilgidir. Bu iki nesne veya bilgi formunun paylaşılması, yargıca ve yargıya olan güveni koruduğu sürece mümkündür. Paylaşılan her ne ise, bunun toplumun yargı ve yargıca yüklediği rol ve işlevi tehlikeye atacak ve özellikle bu iki oluşuma yüklenen prestije zarar vermesi, itidalin kırmızı çizgisi kabul edilmektedir. Yargıç her şeyi söyleyemez, paylaşamaz veya yorumlayamaz. Sosyal olgular hakkında, yorum, görüş ve genel davranışlarının da yasayla uyumluluğunun temini için bir çaba içinde olmakla yükümlüdür[33].
Burada düşünce özgürlüğünün, önyargı inşa potansiyeli törpülenerek, politik tutumların kendisini düşünce ile peçelemesi önlenmektedir. Yargının kaderinin yargıç tarafından belirlenmesi demokratik bir görev veya etik bir davranış olarak kabul görmektedir. Yargıcın yargı ve hukukun kaderini tayin hakkı düşünce özgürlüğünün teminatı altındadır. Almanya İdare mahkemesi, “eleştiri yapmayan hakimlerden toplum ve devletin yararlanmayacağını ifade ederken, yargıcı düşünmeye ve ifade etmeye özendirmektedir (§ 47). Eleştiri, ihtiyari olmanın ötesinde yargıç için yükümlülüğe dönüştürülmektedir. Toplum ve devletin yargıçlardan yararlanması için onların yargılama ile yetinmemesi, aynı zamanda eleştirmesi de beklenmektedir. Yargıç misyonunu duruşma salonuna hapseden anlayış terk edilmekte, onun düşünce aracılığıyla eleştiri gücünden de yararlanılmak istenmektedir. Eleştirinin toplum ve devlet için kıymete dönüşebilmesi, onun kamu hizmetinin görülmesindeki geleneksel prensiplerle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir (Temel Kanun Madde 33§ 5)[34].
Kural, yargıcın eleştirileri yoluyla politik tartışmaların bileşeni olmasıdır. Burada politikanın ne olduğu sorusuna verilen yanıtın önemini de göz ardı etmemek gerekir. Politikanın ereği nedir sorusuna verilecek yanıt, yargıçla politika arasındaki mesafenin belirlenmesinde hayati bir rol üstlenecektir. Politikanın yurttaşın demokrasi yoluyla iktidarı kontrol etmesi ve kamu hizmetinin yurttaş yararına ve optimum şekilde yürütülmesi olarak tanımlandığında, yargıcın politika ile mesafesi daralacaktır. Siyasetin kamusal kaynakların yağmalanması ve kadroların ele geçirilmesi olarak tanımlanması halinde, siyasetçilerin yargıyı politikadan uzak tutmaları veya siyasetin aracına dönüştürmeleri muhtemeldir.
O halde politika ile düşünce açıklama özgürlüğü, görevin yansız ve tarafsız olarak yapıldığı ya da yapılacağına dair, toplum nezdinde bir imaj yaratılmış olması, güvene dayalı bir sermaye taşımaya bağlıdır. Siyasi faaliyette bulunma hürriyeti, toplum nezdinde biriken krediye bağlıdır. Bu kredisi olmayan veya tüketmiş bir yargıcın, politik bir tutum takınması ve geliştirmesi mümkün değildir. Hukuki düzene bağlılık ve tarafsızlık esastır ve bu iki esastan ayrılma intibaının yaratılmaması beklenmektedir. Burada yargıcın kendini nasıl konumlandırdığı değil, toplumun o yargıca yakıştırdığı veya toplum nezdinde yarattığı imaj ve intibadır.
Yargıcın görevini istismar yasağı, yargıcın kimliğinden yararlanarak görüşlerini pekiştirmesini kitlelere yayılmasını, kimliğini avantaja çevirmesini önlemeye yönelik bir buluştur. Saf bir düşünce özgürlüğü, mesleği prestije yaslanmamalı, mesleğini basamak olarak kullanmamalı, onu kişisel istikbalin sıçrama tahtası olarak kullanmamalıdır. Beklentilerinin kolaylıkla karşılanmasına vasıta yapmamalıdır[35]. Dahası politik kimliklerle dayanışmaya girmemeli ve politik kimliklerin hak arayışına imzasıyla veya yargıçlık kimliği ile açık destek vermemelidir[36]. Medya aracılığıyla yayımlanan ve siyasal iktidar yahut yürütmenin politik tercihlerinin bildiri, ilan veya açıklamalar yoluyla eleştirilmesinde, görev ile siyasi faaliyetlerin bağlantılı olduğu imajını yaratacak alameti farikalar kullanılması görev ve sıfatla bağdaşmaz bulunmaktadır[37].
Politik duruş, kimlikten özerk olmak, kişilik ile kimlik arasında bir iş birliği geliştirmekten sakınmak zorundadır. Yurttaş olarak silahsızlanmayı talep etmek mümkündür ancak, silahsızlanmayı yargıçlık kimliğinin teşhis ve tanınmasına yarayacak denli öne çıkarmak, başat hale getirerek savunmak hoşgörü sınırlarını zorlamak demektir[38]. Yargıç en nihayet bir tartışma yaparken yargıç olduğunu söyleme özgürlüğüne sahiptir ancak tanıtım biçimi bir avantaj yaratacak debi ve niteliğe erişmemelidir. Politik tartışmalara ve aktivitelere katılmayı kimliğiyle tahkim etmesi veya bu aktivitelerin kimlik aracılığıyla kolaylaştırılması ve içselleştirilmesi istismar yasağının ihlalidir.
Konusu suç veya hukuka aykırı olan eylemin övülmesini tartışan Aşağı Saksonya Disiplin Mahkemesi, bir hâkimin meslektaşlarının hukuka aykırı eylemlerini alenen övmesi hakimlik görevi ile bağdaşmaz bulmaktadır[39]. Burada düşünce özgürlüğüne geri adım attıran, dayanışmanın yargıç kimliğiyle, alenen ve hukuka aykırı bir eylemin övülmesine ilişkin dört nedene müstenit olmasıdır. Disiplin Mahkemesi, hakimler tarafından gerçekleştirilen eylemin, yargıçlar tarafından desteklenmesi tek başına ve her şeyden azade olarak etkileyici bulmaktadır. Burada altı çizilmesi gereken husus, yargıçlara haddinden fazla güven duyulmasından kaynaklanan etkileyicilikleridir. Güvenin, motive ettiği etkileyiciliği arkasına alan bildirinin, ablukayı ve yapanları savunması kabul edilemez bulunmaktadır. Yargıcın kolaylıkla toplumla buluşması, söz ve eylemlerinin kitleler üzerinden bıraktığı derin izler, düşünce özgürlüğünün disiplin kuralları tarafından dizginlenmesi ve enterne edilmesini kolaylaştırmaktadır.
Güveni yaranan salt yargıçlık değil, toplumun yargıca atfettiği yansızlığın ve bağımsızlığın vücuda getirdiği kıymet ve anlamdır. Bu kıymetin, kişisel beklentiler uğruna heba edilmesi, har vurulup harman savrulması kabul görmemekte, özellikle yargıçların konusu suç veya hukuka aykırılık olan eylemlere katılması ve bu katılımın desteklenmesi sıcak karşılanmamaktadır. İlanın muhatabı kitlenin seçkin olması, ilanın şekli önemsenmemekte, ilanın yargıçlarca kaleme alınıp yayımlanması yeterli görülmektedir.
Toplum ve devletin yargıçtan yararlanmasının sınırları, içine düşünme ve ifade etmeyi de alacak şekilde genişletilmektedir. Eleştirme özgürlüğü, düşünceyi takibe uğrama ihtimalini de bertaraf ederken, yargıcı politik alana çekerek ondan yararlanmanın kapılarını aralamaktadır. Burada düşünce özgürlüğü ve politik katılımın meşruiyeti güven bunalımı yaratmama koşuluna bağlıdır. Toplum nezdinde öznel ve nesnel yansızlığıyla ilgili akredite olmuş bir yargıç, politik faaliyette bulunma hürriyetine sahiptir. Akredite olmuş bir yargıç, politik faaliyetleri, yargıçlığı ile yargı arasındaki çelişkiyi minimize etmiş veya ortadan kaldırdığı konusundaki şüphelere son veren yargıçtır. Akredite olma, hem görsel hem de intibaı bir içeriğe sahip olmaya tekabül eder.
Güncel politik tartışmalar, yargıca tanınan avansın dışında kalmakta, düşünce özgürlüğüne zaman ve obje açısından konulan bir tahdide denk gelir. Dolayısıyla yargıcın güncel politik tartışmalar ile yargıç arasındaki mesafe onun tarafsızlığına duyulan inancı tayin edici bir rol ve işlev üstlenir[40]. Sıcak politik tartışmalara dahil olmak, yargıcın bağımsızlığa ve tarafsızlığa gölge düşürmesi ya da onu örselemesi an meselesidir. Burada yargıcın kendisini yansız ve tarafsız olarak tanımlaması veya öyle lanse etmesi önemsenmemekte, güncel aktiviteler üzerinden anlaşılma, görülme ve konuşlandırılma biçimi nesnellikle ilgili tartışmaya biçim vermektedir. Hâkime düşen, kitle veya toplum nezdinde yarattığı intibadan başkası değildir. Görüntü veya algılama bu konudaki son sözü söyleyendir.
Gelecekte görülme gizilgücü yüksek bir dava ile ilgili politik düşünceler, yargıçla atideki dava arasında mutlak bir ilişkisizliği gerektirir. Yargıcın, yarattığı güven bunalımından ötürü böyle bir davaya bakamaz. Burada yansızlık güvenceleri, içine atiyi alacak denli genişletilmekte, zamanın araya girerek yükümlülükleri azaltması önlenmektedir. Hukukta zaman, umumiyetle teskin edici, uyuşmazlığı sonlandırıcı, unutturan ya da hafızayı zayıflatan bir rol ve işlev görürken, sıra yansızlıkla düşünce özgürlüğü arasındaki mücadeleye gelince, yansızlığın hafızasını korumaktadır. Politik kimliklere hayranlığını her defasında dile getiren bir yargıcın, politik kimliklerle ilgili muhtemel davalara bakmasına örselenen ve tazelenmemiş güven izin vermemektedir.
Bu satırların kaleme alındığı 21.02.2017 tarihinde bir yargı sendikasının genel sekreterinin, kendisiyle yapılan söyleşiden ötürü disiplin incelemesine tabi tutulması, yer zaman ve kişi ölçütleri baz alındığında kararı tartışmalı hale getirmektedir. Bu yargıcın geleceğini tayin hakkına yönelik ciddi bir kalkışmaya ya da böyle bir izlenim yaratmaktadır. Bacceria Kral Mahkemesi’nin alternatifini ortaya koyarken köşe bucak saklanması, kaçması, düşünce özgürlüğünün öldürücü baskısından kaynaklıydı.
Avusturya da yargı politikacıların fahişesidir şeklindeki söylemin tekrar edilerek, yargıyı satın alınabilir kurum olarak lanse ve ima etmek, güven zedeleyici eylem olarak tanımlanmıştır. İmparatorluk Marşının söylenerek, monarşinin savunulması görevle bağdaşmaz tutum olarak telakki edilmiştir. (§59) Düşünce özgürlüğü, suç işleme yasağı ve anayasal düzenin değiştirilmesi gibi temel parametrelerle çevrilmiştir. Özgürlüğün bu sınırlara dayanarak hudutların berisindeki hukuki yararı ağır bir şekilde tehdit etmesi önlenmektedir.
Halka açık etkinlik ve sivil toplum faaliyetleri:
Halka açık etkinlik ve sivil toplum faaliyetleri yargıç için bir hak olarak kabul görmektedir. Bu da bir düşüncenin ifade ve yayılması hakkının önemli bir biçimi olarak kontrol altında tutulmaktadır. Yargıcın, statüsünü korumak ve tasarlanan yargıçlık modelini örselememek kaydıyla, yargıç halka açık etkinliğe katılabilir ve bir sivil toplum kuruluşu içinde yer alabilir. Bu iki formun ilişmezliğini istisnaya uğratan siyasi eğilimi olan organizasyonlar, dernek ve kurumlardır[41]. Siyasi eğilimi olan her türlü organizasyon, dernek ve kurumun bünyesinde yer almak, onların aktivite, toplantı veya etkinliklerine katılmak, yargıç yansızlığı ile bağdaşmaz bulunduğu ve taraf izlenimi doğurduğu için, dokunulmazlık kapsamının dışına çıkarılmaktadır.
Susma geleneği riski sıfırlamaktadır:
Öznel ve nesnel yansızlık, abartılarak ve bağlamından kopartılarak yargıcın devletle bağını güçlendiren örtülü ve etkin bir araca dönüştürülmüştür. Bağımsızlığa ve yansızlığa atfedilen anlamın yerelliğindeki ısrar yargıcı demokrasi ve toplumdan uzaklaştırmıştır. Yansızlık estetik değil, an estetik bir yargıç modelinin inşasında üzerine düşeni fazlasıyla icra etmektedir. Yargıçlık eğitimi bir devşirme alan ve aracı olarak kendine düşen görevi başarıyla gerçekleştirmektedir. Kamusal alan, ortak değer üreten ve paylaşan olmak yerine, tekçi geleneksel bir düzen inşasının kaynağı görünümündedir. Yansızlık ve bağımsızlık ideali, yargıcı gücün uzantısına dönüştürmekle yetinmemiş eş zamanlı olarak sıradanlaştırmıştır. Yargıcın devlet ağzıyla konuşması olağanlaşmış, yargıcın kendisiyle vedalaşması imkânsız hale gelmiştir. Bu düşünce özgürlüğünün önündeki ciddi bir engeldir. Görev ile düşünce özgürlüğü arasındaki çekişmenin, bu iklimin parametreleri gözetilerek değerlendirilmelidir. Yargıcın kendisini bu iklime fazlaca kaptırması devlet aklı ve diliyle konuşması, onu bazı görevlere uygun olmayan kişi haline getirebilir.
İsveç’ de bir kamu görevlisinin, İslam ve Nazizm hakkında görüşlerini açıkladıktan sonra mültecilerin entegrasyonu hakkında bir göreve gelmesi, tarafsızlığı tehdit eden bir potansiyel olarak telakki edilmiştir. Burada kişinin düşünce özgürlüğü, misilleme yasağı aracılığıyla korunmakla birlikte, görevin gerekleri ya da nesnellik yükümlülüğü düşünce özgürlüğüne tercih edilmiştir (§44). Ülkemizde düşünce özgürlüğü ile kamu görevini gerektirdiği tarafsızlık arasındaki çekişmenin, nasıl ve ne şekilde sonlanacağı belirsizdir ve belirsizliği yaratan politik iklimdir. Birçok meslek mensubunun, politik iklime göre daha atak ve rahat olmasına rağmen bir kısmının susmayı seçmesi, görevin gerektirdiği tarafsızlık için dezavantajdır.
Toplumsal politik hareket, protesto ve dayanışmanın sınırı:
Federal Anayasa Mahkemesi, bir yargıcın meslekten atılan bir öğretmenin davası görülürken kamuoyuna yönelik sert dille kaleme aldığı ilana imza atmasını, imzasını unvanı ile tasdik etmesini davaya bakan hâkimi etkilemeye matuf bir eylem olarak tanımlamıştır (§51). Burada ölçüsüzlüğe sebep olan, kamuoyuna yönelik ilanın dili, davanın görülmekte olması ve yargıcın onayda kullandığı yargıçlık kimliğidir. Yargıcın birey olarak, haksızlıklarla politik bir mücadeleye girmesi olağan karşılanmakla birlikte sert, hakaret içeren, saldırgan ve tek taraflı bildirilere karşı mesafeli durması, görülmekte olan davaları etkileyecek denli bir kimlik sömürüsüne girişmemesi beklenmektedir.
Mesela Almanya’da Sovyet’lere karşı konuşlandırılan füzeleri protesto eden bir bildiriye 35 bin hâkim-savcı imza atmıştır. Ancak bunlardan ikisi, unvan ve görevlerini de belirterek politik bu tavırlarını resmi pozisyonu ile güçlendirdikleri kabul edilerek disiplin cezası almışlardı. (§53-54) Mahkeme kişisel politik tutum ve düşünceleri, yargıçlık kimliğinin sağladığı avantajlarla desteklenmesi, düşünceyi koruyan yararla bağdaşmaz bulunmaktadır. Politik düşünce, görülmekte olan davanın nesnellik talep ve idealini hükümden düşüren bir debiye erişmemelidir. Burada hâkimin kimliğine yönelik güven, hâkimin açıklamalarına itibarı kolaylaştırmaktadır. Hukuka aykırı eylemlerin övülmesi, itibar kaybı olarak telakki edilmiştir.
Özgürlüğe yönelen kalkışmalar, kurumsal koruma eşiğini artıran içtihatların yakın takibindedir:
AİHM özellikle Harabin/Slovakya davası ile kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının artan önemine bağlı olarak, yargıcın ifade özgürlüğüne yönelik olası bir müdahalenin yakın takibe alınması gerektiğini ifade eder[42]. İçtihadı önemli kılan artan kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının korunması düşüncesinin, yargıcın düşünce özgürlüğünü yok etme endişesinden kaynaklanır.
Bu misyon, yargı bağımsızlığını korumaya alan akıl ve gramere karşı yargıcı sıkı şekilde markaja almakta, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığına yönelen kalkışmaların, ifade özgürlüğünü kısıtlamasını önlemektedir. Yargıcın düşünce özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı ile yargının bağımsızlığının itidalli bir uzantısı olarak telakki edilmektedir. Böylece, yargıç üzerinden yargıya yönelecek kalkışmalar büyüteç altına alınmaktadır. Baskıların, yargıcı vesayet altına alarak, kişisel özgürlüklerini kısıtlayan bir debiye ulaşması muhtemeldir. Yargı, yargıç düşüncesi üzerinden baskı altına alınabilir. Dolaylı ve psikolojik bu saldırının yarattığı dengesizlik düşünce özgürlüğü için sonun başlangıcıdır. Dolayısıyla saldırıların takibe alınması, bağımsızlığın düşünce özgürlüğü üzerinden kısıtlanma teşebbüsüne verilen önemli bir yanıt olmakla kalmamış, kurumsal koruma düzeyi içtihatlarla güçlendirilmiştir. İçtihat, sıradan müdahalelerle yargıcın düşüncesinin teslim alınması veya yansızlığın düşünceyi sömürme ihtimalini, her daim hatırında tuttuğunu açıklamaktadır.
İçtihat, herkeste olan özgürlüğün yargıçtan sakınılamayacağı kanaatindedir. Ve özgürlüğü korumada uyguladığı ölçüt ve ölçülerin burada da tatbikini arzulamakta ve gözetmektedir. Sosyal ihtiyacın, yansızlıkla hedeflenen erekle ölümüne mücadelesinde, son sözü somut olayın özelliğine ait olmakla birlikte, somut olay adaletinin özgürlüğün korunmasındaki rol ve misyonunu öne çekmeyi ihmal etmemektedir. (§65-66-67)
Açıklama hakkının, göreve sadakati ne denli ihlal ettiği meselesinin hallinde yargıcın statüsü, görev ve sorumluluğunun özgünlüğü belirleyici ölçüt olacaktır. Görev ve sorumluluk düşünce özgürlüğünden azade değildir ve bu ikili söz konusu olduğunda yansızlığın öne çıkması önem arz edecektir. Dolayısıyla yargıcın ifade özgürlüğü tartışılmaya başlandığında, masaya mutlaka ama mutlaka onun görev ve sorumluluğunun başat biçimi olan yansızlığının da davet edilmesi umulmaktadır.
Nesnel ve öznel yansızlık, düşünce özgürlüğünün rastladığında durması ve yol vermesi gereken bir sorumluluk, görev ve yükümlülüğe denk gelir. Onu saygın kılan, yargılamayı yabancılaştırmayı önleyen, hükmü yücelten ve saflaştıran işlevidir. Dolayısıyla yargıç hem kendisine hem de dışındakilere karşı özenle korunmalıdır. Sosyal ihtiyaç ile hedeflenen meşru amaç arasındaki dengeyi kontrol eden ve yöneten somut olayın özellikleridir[43]. Başvurucunun makamı, ifadelerin doğduğu bağlam ve yargıca uygulanan ceza belirleyiciliği[44] unutulmamalıdır.
Yargıca uygulanan cezanın niteliği ve şiddeti, düşünce özgürlüğünün istikbalini belirleyen bir parametredir. Cezanın debisi, caydırıcılık ile ıslah arasındaki kadim kavganın kimin yararına sonlanacağına ilişkin sorunun cevabını da verir. Cezanın şiddetindeki artış, düşünce özgürlüğünün kullanılması üzerinde yaratacağı haksız ve telafi edilemez baskı, hiç kuşkusuz düşünce özgürlüğünün haddinden fazla korunmaya değer hale getirecektir. Ceza burada yarattığı aşkınlıkla, salt ceza olmaktan çıkmış bir başka kulvarda korunan hak için ciddi bir tehlikeye dönüşmüştür.
Cezanın, muhakeme ve infaz veya disiplin hukuku ile korunan yararları sağlamaya elverişli olması, onun ihlal edilmesini meşrulaştırmamakta, bu korumanın diğer hukuki yararları zedelememesi beklenmektedir. Hak ve özgürlükler, sorumluluk ve ödevlerle dengelenebilmesi, cezaların bu dengeyi koruma becerisini geliştirmesine bağlıdır. Ölçüsüz ceza, yasal olmakla birlikte düşünce özgürlüğünün cesaretini kırdığı ve yaşamını tehdit ettiği için meşruiyetini yitirmiş bir ihlal veya hukuka aykırılık biçimidir.
Düşünce özgürlüğünün hayali, hedef ve amacı ile suç ve cezanın ağırlığı arasındaki saldırmazlık anlaşmasını ihlal eden her kim ise, iki değer arasındaki tartışmanın kaybedeni de o olacaktır.
Belirleyici olan bir diğer husus yargıcın görev ve pozisyonudur. AİHM, Baka v. Macaristan davasında; düşünce özgürlüğü tartışılan yargıç iki farklı rol ve işlev üstlenmiştir. Bu görevlerden biri Yüksek Mahkeme Başkanlığı diğeri ise Milli Adalet Kurulu Başkanlığıdır. Bu iki sıfata sahip yargıç, yargıyı etkileyen bazı yasal ve anayasal reformlar hakkında görüş açıklamıştır akabinde, anılan kurulların yetkileri kaldırılmıştır. Konuyu irdeleyen AİHM, yargıcın üstlendiği rollerden hareketle, yargının yazgısını belirleyen konularda, çoklu rollerin taşıyıcısı yargıcın açıklama yapmasının hem düşünce özgürlüğünün kullanılması hem de görev ve sorumluluğun gereği olarak nitelemiştir[45].
Bu karar; yargı yöneticileri ile yargıçların hak ve özgürlüklerini koruma görevi üstlenenlere, yargı veya adli politikayı ifade özgürlüğü vasıtasıyla belirleme yetkisi vermektedir. Bu düşünce özgürlüğüne, görev tanımı aracılığıyla verilen önemli bir destektir. İfade edilenler, düşünce özgürlüğü ve mesleği sorumluluğun birlikte ve ortaklaşa desteği ile kristalize olmuş, pekiştirilmiş bir dokunulmazlık inşa etmektedir. Böylece, yer, zaman ve konu bakımından kıyasıya yarışan ve kimi zaman düelloya dönüşen hak ve yükümlülük, bu olasılık tahakkuk ettiğinde yarışma yerini, odağında mesleki yükümlülük olan bir güç birliğine bırakmaktadır. Dolayısıyla yargıçlık ile diğer rollerin kesiştiği yer ve zamanlarda, ifade özgürlüğü ile yargıcın ilave rolü arasındaki bağ, daha önemli hale gelmekte, açıklama ve ifade etme hürriyeti bu çerçeveye oturtularak kıymetlendirilmektedir.
Açıklamanın konusu ile yargıcın misyonu arasındaki bağın yoğunlaşması, düşünce özgürlüğü için yakın tehlikeye delalet ederken, aradaki makasın açılması özgürlüğü rahatlatan bir işlev üstlenecektir. Yargı yetkisi ile tarafsızlığı sorgulanmasına vücut veren her ihtimal, koşut olarak yargıcın sorgulanma olasılığını gündeme getirecektir. Yargıcın kimliğini öne çıkararak mesleğini ilgilendiren düzenlemeler hakkında kamuoyu nezdinde yapılan tartışmalara katılmasının etik sapma olarak benimsenmesi (AİHM, Kudeshkina v. Rusya, para. 93. §71) düşünce özgürlüğünün ihlali olarak kabul görmüştür. Yargıç Kudeshkina ’nın mesleki konulardaki duyarlılığı[46], mesleğini koruma içgüdüsü ile hareket etmesi, ya da düşünce özgürlüğüne mesleğini ilgilendiren düzenlemelerden kaynaklı savunmaların damga vurması, sıradan bir açıklama olarak tanımlanmamış, aksine, görevin ifası ya da sorumluluğun yerine getirilmesi olarak değerlendirilmiştir. Burada mesleği sorumluluk, düşünce özgürlüğünü motive ederek, görüş beyanını hem sıradan olmaktan çıkarmış hem de göreve dönüştürmüştür.
Yargıç Kudeshkina yargıç bağımsızlığı ile tarafsızlığını tehdit eder boyuta erişen baskıya atıfta bulunması, yargıcın dile getirdiği ve toplumla paylaştığı kişisel bir kaygı değildir. Kaygıyı yaratan, kurumsal bağımsızlığın yargıçlar üzerinden aldığı tehdidin boyutlarının kazandığı ivmedir. Tehdit, yargı bağımsızlığı ile kamusal güveni hedef almaktadır. Her ikisi de yargıyı ayakta tutan fonksiyonel ögelerdir. Bunları aldığınızda yargı işlevini yerine getirmekte akim kalacak, sıradan bir kamu görevine dönüşecektir. Kudeshkina anılan kaygıyı taşıyarak hem meselenin boyutları hakkında kamuoyunu bilgilendirmekte, hem de röportaj yoluyla görevin motive ettiği reflekslerini kullanmaktadır.
Bu yargının yaşama tutunabilmesi için geliştirdiği kodlama biçimi veya içgüdüdür olarak da betimlenebilir ve sürdürülebilir bir yargı veya yargıçlık için konuşmak ve eleştirmek dikkat çekmek azaltılamaz veya ortadan kaldırılamaz bir ödevdir. Yerinde, zamanında konuşmak egzersize gereksinim duyar. Düşünce, koruma refleksinin tutunduğu en önemli referans ve araçtır. Nesnel yansızlık yükümlülüğü burada, savunma mekanizmasına yenik düşmekte, yargının hayata tutunma mücadelesi, olası hukuka aykırılıkları ihlal olmaktan çıkarmaktadır.
Yargıcın ifadeleri maddi çıkar, kişisel mağduriyet, husumet veya avantaj beklentisinin[47] yarattığı motivasyonun eseri midir? Yoksa toplum ve kamusal beklentileri karşılayan bir ihtiyaçtan mı kaynaklanmaktadır sorularına verilecek yanıt, düşünce özgürlüğünün kaderini tayin edecektir. İlkine verilecek olumlu yanıt, açıklamayı ihlale dönüştürürken, ikincisine verilecek olumlu yanıt, düşüncenin hukuka uygun hale getirecektir. Kuramsal bir tartışmanın, güncel örnekleri basamak yapması, görülmekte olan davaları etkileme gizilgüçleri yoktur ve AİHM, Baka v. Macaristan örneğiyle; başvurucunun açıkladığı görüşlerinin, mesleki bakış açısının ötesinde salt eleştiriye doğru gidip gitmediğini veya tek taraflı kişisel saldırı veya hakaret içerip içermediğini incelemiştir[48].
Ortada kişiselleştirilmiş belli yer ve zaman üzerinden öznelleştirilmiş bir saldırı veya hakaret içermeyen performanslar, hiç kuşkusuz yargıcın kişisel ve yerine göre kurumsal kimliğinin objektif kapsamında kalan ifadedir.
AİHM, salt siyasi beyanların, yargıcın düşünce özgürlüğünden alıkonma sebebi olarak kabulünden ısrarla kaçınır[49] ve her şeyin politik açıklamaya feda edilecek bir nesne olarak görülmesini ya da politik düşüncelerin yargı veya yargıcı zehirleme potansiyelinin önyargıya dönüşmesini önler. Bunu da her iki hakkın yüzleştikleri yer ve zamanlarda, ifade özgürlüğünün kamusal yarar kaygısıyla sınırlanması gerektiğine ilişkin kuralı dar yorumlamak suretiyle gerçekleştirir. İfade özgürlüğünün obje itibarıyla kamu yararına verdiği desteğin boyutları ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin debi ve niteliği arasındaki çekişme, bu iki parametreyi tartan testle açığa çıkarılmaktadır. Kıran kırana mücadeleye sahne olan bu tartışmada, ifade özgürlüğü kamusal yararlara verdiği destek ölçüsünde görece veya mutlak bir koruma talep edebilmektedir. Böylelikle salt politik bir açıklamanın, deport edilme olasılığı elimine edilmekte, yargıcın kamusal yararı, düşünceleri aracılığıyla etkileme ihtimali canlı tutulmaktadır.
İfadelerin salt siyasi olması, düşünceyi savunmasız bırakmaz. Yansızlık beklentisi, düşünce özgürlüğünün yaşam alanını kısıtlayan pratikleri tahrik etmektedir. AİHM aşkın yorumlardan kaçınmak için, yargıcın ifade ve açıklama özgürlüğü ile kamusal yararlar arasında güçlü, yoğun ve yaygın bir bağ inşa etmeye çalışmaktadır. Bu form, yargıcın mutlak şekilde susmasını, kamu yararına aykırı kabul ederek, konuşmayı görece öneren bir güzergâhta sebat etmektedir.
İki uç arasında cambazlığa zorlanan yargıcın, dengesini kaybetmemesi için, müdahalenin orantılılığından yardım alınmaktadır. Wille v. Liechtenstein davasında, devleti yöneten birinin yargı dokunulmazlığı konusundaki görüşleri hukuki bir görüş açıklaması olarak ilişilmezlik kapsamına alınmıştır. (§73) Somut örnekler üzerinden ders veren bir yargıcın bu eylemi, düşünce özgürlüğünün korumasındaki salt bir politik görüş olarak telakki edilmemiştir. Anayasa hukuku derslerinin devleti sınırlayan doğası, yargıç öğretim görevlisine eyleyebileceği geniş bir alan bırakması, öğrenimin doğasının dayattığı bir hoşgörü olarak addedilmektedir.
Örneğin güncel ve somut olması, yargı dokunulmazlığının sübjektif kapsamına dair bir hukuki tartışmanın niteliğini değiştirmez. Hukuki tartışmanın politik özneler referans alınarak somutlaştırılması, dersi politik görüşlerin tartışma zeminine dönüştürmeyeceği gibi, yargıçları da örnekler üzerinden politik bir kimliğe tahvil etmez. Hukuki ve politik olanın kesiştiği ve yoğun bir ilişkiye geçtiği bu alan, anlatıcılar için haddinden fazla dokunulmaz bir yer inşa eder. Böylelikle, pratiğin kuramsal ve teoriye dönüşmesine olanak ve kolaylık tanınır. Aksi halde, büzülen hukuki arena, politik kaygıların tetiklediği fobilerin vücuda getirdiği çorak bir alan haline gelir.
Albayrak v. Türkiye davasında yargıcın suç örgütünün uzantısı addedilen basın yayın organlarını izlemesini, yargıcın bu örgütle ilgili yargılama yapmadığı sürece yansızlığı riske etmeyen düşünsel bir faaliyet olarak tanımlanmıştır. Yargıcın düşünce özerkliğinin maksimal sınırları konusundaki belirsizliği gidererek, yargıcın bilgilenme özgürlüğünün, görülen veya yakın gelecekte görülmesi olası bir dava olmadığı sürece korunması gerektiğini değerlendirmektedir (§76). Buradan bakıldığında, zaman, nesnellik kaygısı ile yargıç özgürlüğü arasındaki krizin aşılmasında son sözü söyleme kapasitesine sahiptir. Kriz, araya giren zamanla ya da düşünce özgürlüğünün nesnelliği sömürmesini büyük ölçüde önlenmektedir.
Albayrak Türkiye Davası’nın verdiği bir diğer mesaj, görülmekte olan davalar ile yargıcın tutum ve davranışı arasında kurulan ilişkinin kabul edilebilir somut bir argüman ve veriye dayanması gerektiğine ilişkin tespitidir. Görülen veya görülecek olan davalardaki sevk ve idare görevinin, yargıcın tartışma yaratan ve kuşkulu bulunan tutum ve davranışı tarafından yönlendirildiği veya yönlendirileceğine ilişkin kuşkunun ispat edilebilir olması umulmaktadır. Güçlü bu beklentiyi karşılayan bir kanıt yoksa yargıcın ifade özgürlüğü, sanal yansızlık eşikleri aracılığıyla mutlak olarak ihlal edilmiş demektir.
Eldeki deneyimler düşünce özgürlüğünün objektif zeminini olabildiğince genişleten ve ceza yaptırımlarını büyük ölçüde zora sokan uygulamaları kollayan bir seyir izlemektedir. Ceza tahdidinin objektif ve sübjektif sınırlarını daraltan bu bakış açısı, yargıcın ceza tehdidi gölgesinde ömür tüketmesini bir nebze önlese de yakın zamanda, yargıçların sosyal medyayı kullanma ve ortamda bulunma haklarına çeki düzen verme arayışlarının dilendirilmesi, geçen zaman içinde, düşünce özgürlüğünün, yansızlığın aşırı yorumuyla disipline edileceğine ilişkin kaygıların işaretini vermektedir. Yargıcın disiplin araçlarıyla aşırı çevrelenmesi veya çemberin haddinden fazla daraltılması, nerede duracağı kestirilemeyen bir belirsizliği de tetikleyeceğini unutmamak gerekir. Burada belirsizlik yargıcın kaygılarını artırırken, kaygı düşünceyi kontrol ederek kopuşa çağrı yapacaktır. Kaygının kontrolsüzlüğü iktidarın ipleri ele geçirmesinin görünüm biçimlerinden olduğunu unutmamak gerekir.
Cezanın ağırlığı, kesinliği ve hızlılığı gibi ölçütlerle düşünce özgürlüğü arasında yakın, yoğun ve yaygın bir ilişki vardır. Özgürlüğün bu ölçütler üzerinden hedeflenmesi caydırıcılığa altın çağını yaşatacaktır. Yargıçların kurum ve kuruluşların politikalarına yönelik eleştiri ve itiraz hakkının yazgısını belirlemede, caydırıcılık başat rol alacaktır. Sistemin düşünceyi kaynağına hapsetmesinde eleştiriye adım attırmamasında izlediği bu yöntemin, özgürlüğü otomatik bir baskıya maruz bırakacağını unutmamak gerekir. Sosyal medyanın yakın takibe alınması ve savcıların düşünceyi iddianameyle enterne çabası, cezanın niteliği ve ağırlığından özerk caydırıcı bir etki ve sonuca sahip olduğu izlenimi vermektedir.
Sonuç:
Yargıcın nesnelliğinden neşet eden sorumluluğu ile yargıcın düşünce özgürlüğü arasındaki yarışın nerede duracağını kestirmek mümkün değildir. Ancak normatif düzenlemelerle onları yorumlayan pratikler, yaşananlar üzerinden soluksuz bu yarışın hangi parametreler üzerinden ve kimin yararına nasıl ve ne şekilde sonlandırılması gerektiğine dair bir argüman sunmaktadır.
Beliren tecrübeler, yargıcın görevinden kaynaklı sorumluluklarının nesnellik odaklı bir alınganlığa neden olduğu, anılan alınganlığın yarattığı hukuksal fobi ve stres, düşünce özgürlüğü üzerinde ciddi bir baskı yaratmaktadır. Mahkeme pratiklerin özünde bu baskının meşruiyetini ölçme ve değerlendirmeye özgülendiği gözlemlenmektedir.
Mahkeme geliştirdiği testle, iki veya çoklu değerlerin karıştığı ya da müdahil olduğu bu tartışmada, korunması gerekenin ne olduğunu tayin etmektedir. Dolayısıyla değerlendirme ihlale veya ihlal kuşkusunun aşılmasında birçok parametreden beslenmektedir.
Yansızlık ve bağımsızlık, evrensel değerlerle bağını kopardığında, düşünce özgürlüğünü kısıtlayan baş edilemez, güçlü bir engele dönüşür. Düşünce özgürlüğü ve türevlerinin yansızlıkla değerlerden kopuk bir ilişki inşada ısrar etmesi yargıcın düşünceyi sömürmesi manasına gelir. Böyle bir olasılığın varlığında, Mahkeme’nin savunma sistemi devreye girmekte, aşınan yansızlığın etki ve sonuçlarını verdiği kararlarla önlemektedir.
Ancak bu sonuca varmada, yargıcın düşünce özgürlüğüne yönelen her davranışı büyüteç altına almakta, onun, elini kolunu sallayarak hiçbir engelle karşılaşmadan düşünce özgürlüğünün yaşam alanını kısıtlamaması için özel önlemler almaktadır.
AİHM olası ihlal kuşkularını değerlendirirken hiç kuşkusuz ülkelerin yargıç nesnelliği ile düşünce özgürlükleri arasındaki ilişkileri düzenleyen, dengeleyen ve koruyan hükümleri düzeneği, dizgeyi gözetmekte, bu hükümlerin ardındaki gelenek ve aklı da dikkate alarak, ülkelerin öznel, özgün ve özerk bir düşünce özgürlüğü ve yargıç nesnelliği anlayışı geliştirmelerine de saygı duymaktadır.
Yansızlık ve bağımsızlığı haddinden fazla misyon yüklenmesi, yargıcın yurttaş olarak demokratik tahayyül ve tasavvurlara düşüncesi aracılığıyla katkı sunmasını engelleyeceği unutulmamalıdır. Yansızlığın sömürülmesi yargıcı devletleştirmenin, dar bir alanda toplum karşıtlığına dönüştürmesinin enfes bir buluşudur. Yargıç, yansızlığı ile düşüncesi arasındaki dengeyi korumak için yeteri kadar olanak ve kolaylığa sahiptir. Kamusal alanda şekillenen yargıç kimliğinin, toplumsal kişiliği peçelemesi, yargının demokratik geleceğinin en büyük düşmanı olmakla kalmayacak, yargıcı düşüncesinin düşmanına evirecektir.
Evrensel rezerv, iç hukukun yargıç düşüncesi ile yansızlığı arasındaki çelişkiyi ölümcül bir düelloya dönüşmemesi için yeteri kadar değer içermektedir. Bu değerler üzerinde ilerleyen bir yargıç, yansızlığın tutsağı olmak yerine özgürlüğün koruyucusu olacaktır. Kendinde olanı topluma vermek, yargıcın zulasında ne taşıdığına bağlıdır.
Anayasal kriz anlarında yargıcın yargı ve hukukun kaderini tayin etme, toplumun belirli usullere tabi olarak geleceğini tayin hakkı için aydınlatma görevini üstlenmesi ödevdir, özgürlüktür. Devlet ve toplum arasındaki krizde toplumdan yana tavır alması yargıcın düşünce özgürlüğünü güven bunalımına yol açmadan kullanmasına bağlıdır. Hakaret, aşağılama ve türevleri düşüncenin açtığı özgürlük alanından istifade etmeyi denememelidir. Yargılama sorumluluğu ile yargının geleceğini tayin hakkı arasındaki yarışı kontrol edecek olan evrensel değerlerdir.
Yargıcın medya ve türevleri üzerinden toplumla iletişime geçmesinin, hali hazırda iddianame ve disiplin takibatının altında olması, düşün özgürlüğünün gelişmesi önünde ciddi bir engeldir.
[1] Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu, Yargıçların İfade Özgürlüğü, (Venedik, 19-20 Haziran 2015) http://yarsav.org.tr/resimler/filemanager/venedik-raporu2015_1.pdf (Erişim 22.02.2017) Çalışmamız bu raporun belli paragraflarındaki görüşleri, paragraf numarasını göstererek buradan alıntılamıştır.
[2] AİHM, Bay Baka’nın görev süresinin sonlandırılmasına ve yeni Kuria’nın başkanlığına seçilemeyecek biçimde getirilen kriterlilere ilişkin yasa değişikliği önerilerinin başvurucunun yargıyı etkileyen yasal reformlara dair görüşlerini kamuoyuna duyurduktan sonra Parlamentoya sunulduğunu ve sunulduktan çok kısa süre sonra da kabul edildiklerini gözlemlemiştir. Bundan başka, Milli Yargı Başkanı’nın görevlerinin yeni Kuria Başkanı’nın görevlerinden ayrılmış olmasının tek başına Temel Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte Bay Baka’nın seçilmiş olduğu görevin fonksiyonlarının sona ermesi anlamına gelmediğini vurgulamıştır. Son olarak, ne başvurucunun görevlerini yerine getirebilme yeterliliğinin ne de mesleki davranışlarının Macar makamları önünde hiçbir zaman incelenmediğini tespit etmiştir.
Bu nedenle AİHM, olayların bütün olarak meydana geliş şeklinden, başvurucunun, görev süresinin erken sonlandırılmasının Yüksek Mahkemenin yeniden yapılandırılmasının bir sonucu olmayıp, YM Başkanı iken yapmış olduğu eleştirilerin bir sonucu olduğu iddiasını kanıtladığı sonucuna varmıştır.
Müdahalenin haklı olup olmadığını incelerken AİHM, öncelikle başvurucunun ifadelerinin kamuyu ilgilendiren konulara dair olduğunu (yargı sisteminin işleyişi, hâkimlerin bağımsızlığı ve görevden alınamaması, hâkimlerin emeklilik yaşı), bunları ifade etmenin başvurucunun yalnızca hakkı değil aynı zamanda görevi olduğunu; başvurucunun seçildiği zamanki düzenlemelere göre, bitimine üç buçuk yıl varken görevine son verilmesinin ciddi maddi sonuçları olduğunu; böyle bir yaptırımın, ifade hürriyeti üzerinde “soğuk etki” (chilling effect) yapabileceğini, bilhassa yargısal görevlerini kaybetme korkusuyla hâkimleri, kamu makamlarını ve politikaları eleştirmekten caydırma riski taşıyabileceğini; son olarak da başvurucunun görev süresinin erken sonlandırılmasının Macar mahkemeleri tarafından etkili bir yargısal denetime tabi tutulmadığını tespit etmek suretiyle, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığına karar vermiştir.
[3] AİHM, Eskelinen kriterleri bağlamında bir memurun 6. madde kapsamındaki korumadan hariç tutulabilmesi için iki kriterin karşılanması gerektiğini hatırlatmıştır. Buna göre iç hukukta yargı yolunun açıkça kapalı olması ve bunun haklı gerekçelere dayanması gerekir.
AİHM daha sonra Sözleşme’nin 6/1. maddesine ilişkin ilkeleri (bir unsuru da erişimi içeren “mahkeme hakkı” olduğunu, bu hakkın mutlak olmayıp sınırlandırılabileceğini, ancak sınırlandırmanın hakkın özüne dokunamayacağını ve sınırlamanın meşru bir amaçla yapılması gerektiğini, öngörülen amaçla kullanılan araç arasında makul bir ölçülülük ilişkisi olması gerektiğini) önceki kararlarına atıfla sıralamıştır.
AİHM, somut olayda Macar hukuk sisteminin, YM hâkimleri ve başkanı için mahkemeye erişim hakkını açıkça kapatmadığını tespit etmiştir. Başvurucunun görev süresinin sona ermesi Temel Kanun’a konan bir hükümle gerçekleştiğinden ve bu işleme kaşı, anayasa şikâyeti de dâhil, yargı denetimi mümkün olmadığından, başvurucunun mahkemeye erişiminin engellenmiş olduğunu gözlemlemiştir. Zira iç hukuk tarafından bir görev (post) ya da memur kategorisi mahkemeye erişim hakkından açıkça mahrum bırakılmadığından, Eskelinen kriterlerinden ilkinin karşılanmadığı sonucuna varmıştır.
Öte yandan birinci kriterin karşılandığı farz edilse bile, AİHM’e göre, Hükümet, başvurucunun görev süresinin erken sonlandırılmasıyla başvurucuyu Madde 6’nın güvencelerinden hariç tutmayı haklı gösterecek biçimde argümanlarını ortaya koyamamıştır. Oysa kamu yararı nedeniyle adil yargılanma güvencelerinden hariç tutulmanın haklılığının objektif biçimde gerekçelendirilmesi gerekirdi.
[4] Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu), Yargıçların İfade Özgürlüğü Raporu, Venedik, 19-20 Haziran 2015, 8. P.
[5] Ayrıntılı açıklama için bkz. Gülriz Uygur, Hukukta Adaletsizliği Görmek; Türkiye Felsefe Kurumu, 2013
[6] 11.paragraf
[7] Rapor, 23 p.
[8] Rapor, Paragraf, 40
[9] Rapor, 40. Par.
[10] Rapor, 43 par.
[11] Rapor, 43 par.
[12] Rapor, 46 Par.
[13] Rapor, Paragraf 30
[14] Rapor, paragraf 18.
[15] Rapor, 19 P.
[16] Rapor, 20 p.
[17] Bu konudaki en çarpıcı ve gözde örnek, Savcı Kayasu’ nun 12 Eylül 1980 darbesini tahkikata uğratma teşebbüsünün, hizmet içi ve dışı resmi sıfatın gerektirdiği saygınlıkla bağdaşmaz bulunmuştu. AİHM de tartışmaya konu edilen bu işlem, Kayasu v Turkey 13 Kasım 2008 tarihli dava ihlale konu olmuştur.
[18] Rapor, par 76; dipnot,82
[19] Kudeshkina v. Rusya. Para 87; Rapor par. 78;
[20] Rapor, 27 paragraf
[21] Rapor, 21p.
[22]Rapor, 24 p.
[23] Rapor, 26 p.
[24] Rapor, 26 p.
[25] Rapor, 26 p.
[26] Hırvatistan Yargı Etiği Yasası; madde 12; par.28
[27] Rapor, 24 p.
[28] Rapor, 24 p.
[29] İsveç Basın Özgürlüğü Kanunu, Bölüm 3; rapor par. 35
[30] Rapor, 36 par.
[31] Rapor, par 36
[32] Basın Özgürlüğü Kanunu 7 Bölüm, Madde 4; Rapor par.38
[33] Hırvatistan Yargı Etiği Yasası, madde 12; par.28
[34] Rapor par, 47
[35] Mesela, bir hâkim Alman Komünist Partisi adayı olması sebebiyle meslekten atılmış olan bir öğretmenin gazetede yayımlanan bir ilanında yer alması nedeniyle bölge yüksek mahkemesi başkanı tarafından disiplin cezası ile cezalandırılmıştır. Rapor, par 50
[36] Aralarında hâkimin de bulunduğu imzacıların, meslekten atılan öğretmenle dayanışmalarından başka öğretmen hakkında anayasa uyarınca görevine iadesini teminen görevli mahkemeye dilekçe yazılması ve hâkimin ilandaki imzasının yanına resmi sıfatını ilave etmesi cezalandırmayı gerektirmiştir. Rapor par 50
[37] İçtihada konu olayda bir hâkim ve savcı mahkeme başkanı tarafından disiplin cezasına çarptırılmıştır. Ceza alan hâkim ve savcı, Sovyetler Birliği’ne karşı korunmak amacıyla Alman topraklarında füzelerin konuşlandırılmasıyla ilgili bir gazete ilanında yer almışlardır. İlanın başlığı şöyledir “Lübeck yargı çevresindeki füzelerin yayılmasına karşı olan 35 yargıç ve savcı” İlan metni, füzelerin konuşlandırılmasının açıkça anayasaya aykırı olduğunu belirtmekteydi. Bildiri Kuzey Almanya bölgesinin 35 hâkim ve savcı tarafından imzalanmıştı. Anılan hâkim ve savcılar isimlerinin yanına resmi pozisyonlarını da yazmışlardı. Rapor, 53 par.
[38] Federal İdare Mahkemesi anılanların özellikle makamlarını ön plana çıkardıklarını, bu tavrın anılanların kamuoyu ile ilişkilerinde görevlerini bağımsız yürüttüklerine ilişkin bir güven krizi yarattığını vurgular ve Federal Anayasa mahkemesi de yargıç ve savcılara verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünü ihlal etmediği kanaatine varır. Federal Anayasa Mahkemesi, 6 Haziran 1988, 2 BvR 111/88; Federal İdare Mahkemesi, 29 Ekim 1987, 2C72/86 Rapor Par 53
[39] Bu davada, hâkime disiplin cezası verilmemesine rağmen, yükümünü ihlal ettiğinden bahisle üst yargıç tarafından uyarılmıştır. Söz konusu hâkim, gazete ilanını imzalayan 554 meslek mensubundan biriydi. İlan Alman topraklarında Amerika Birleşik Devletleri’nin füze deposuna erişim yolunun kapatılmasını konu edinen bir bildiriydi. Abluka hakimler tarafından gerçekleştirilmişti. İlan, protestocuların suçlanmasını eleştiriyor ve suçlanan hakimlerle dayanışmayı deklare ediyordu. Aşağı Saksonya Disiplin Mahkemesi, ilandaki ifadeleri protestocuların, hukuk dışı tavırlarının onaylandığı şeklinde değerlendirdi ve kabul edilemez buldu. İlan metni ablukayı ifade özgürlüğü ile korunan meşru ve hukuki bir eylem olarak lanse ediyordu. Disiplin Mahkemesine göre, ilanın genellikle eğitimli kişilerin okudukları bir gazetede yayımlanması önemli değildi, çünkü hukukçu olmayan okuyucular hakimlerin açıklamalarından etkilenmeye açıktılar. Bir hâkimin meslektaşlarının hukuka aykırı eylemlerini alenen övmesi hakimlik görevi ile bağdaşmazdı (Aşağı Saksonya Disiplin mahkemesi; 14 Eylül 1989, DGH 1/89) Rapor, par.56 ve 57
[40] Rapor, par 48
[41] Rapor, paragraf 27
[42] AİHM Harabin v Slovakya 62584/00 29 Haziran 2004; Rapor, par.65
[43] Rapor, Par 66
[44] Rapor, par, 67
[45] Baka v Macaristan; Rapor, par, 70
[46] Kudeshkina v. Rusya davasında, başvurucu, Moskova Şehir Mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından verilen röportajda, “yargıçlar üzerinde baskının olağanlaştığını”, “yargı bağımsızlığı ve kamusal güvenin sürdürülebilir olması için kaygı verici durum ve problemin ciddiyetle” ele alınması gerektiğini ileri sürmüştür. AİHM röportajda açıkladığı düşünceleri nedeniyle hâkimin görevine son verilmesinin onun ifade özgürlüğünün ihlali olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme’ye göre, başvurucu demokratik bir toplumda kamuyu ilgilendiren çok önemli bir konuyu özgürce tartışmış ve söz konusu bu siyasi konuşmanın “10.Madde kapsamında özel korumaya tabi olduğunu” hatırlatılmıştır. Rapor, Par, 74
Türk Tarih Kurumu, ülkemizde bizzat Atatürk’ün direktifleriyle kurulan kurumların başında gelmektedir. Atatürk, özellikle Avrupa devletlerinin ders kitaplarında yer alan Türkler hakkındaki olumsuz iddialara ve “barbar” deyimi kullanılarak bir istilacı kavim şeklinde gösterilmelerine karşılık, bunun böyle olmadığının, cihan tarihinde en eski çağlardan beri hakiki yerinin ne olduğunun ve medeniyete ne gibi hizmetlerinin bulunduğunun araştırılması gerektiğine inanmaktaydı.
İşte bu sebeple, 28 Nisan 1930 tarihinde, Atatürk’ün de bizzat katıldığı Türk Ocakları’nın VI. Kurultayı’nın son oturumunda, O’nun direktifleriyle, Âfet İnan tarafından 40 imzalı bir önerge sunulmuş ve “Türk tarih ve medeniyetini ilmî surette tedkik etmek için hususî ve daimî bir heyetin teşkiline karar verilmesini ve bu heyetin azasını seçmek salahiyetinin Merkez heyetine bırakılmasını teklif ederiz” denilmiştir.
Aynı gün Kurultay’da yapılan görüşme sonucunda Türk Ocakları Kanunu’na, 84. madde olarak “Merkez Heyeti, Türk tarih ve medeniyetini ilmî surette tedkik ve tetebbu eylemek vazifesiyle mükellef olmak üzere bir Türk Tarih Heyeti teşkil eder.” şeklinde bir madde eklenmiştir. Bu karar çerçevesinde 16 üyeden oluşan bir “Türk Tarihi Tedkik Heyeti” teşkil edilmiş, heyet ilk toplantısını 4 Haziran 1930 tarihinde yapmış, Yönetim Kurulu ve diğer üyeleri seçmiştir.
Yönetim Kurulu: Başkan Tevfik Bıyıklıoğlu, Başkanvekilleri Yusuf Akçura ve Samih Rıfat, Genel Sekreter Dr. Reşit Galip.
Üyeler: Âfet İnan, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Hâmid Zübeyir Koşay, Halil Edhem, Ragıb Hulûsi, Reşid Safvet Atabinen, Zâkir Kadîrî, Sadri Maksudi Arsal, Mesaroş (Ankara Etnografya Müzesi uzmanı), Mükrimin Halil Yinanç, Vâsıf Çınar ve Yusuf Ziya Özer’den teşekkül etmiştir.
Bu heyet, Türk Tarihinin Ana Hatları adıyla yaptığı ilk çalışmayı yayımlamıştır.
29 Mart 1931 tarihinde Türk Ocakları’nın VII. Kurultay’la Türk Ocaklarının kapatılma kararı alınınca, bu defa 15 Nisan 1931’de “Türk Tarihi Tedkik Cemiyeti” adı ile yeniden teşkilatlanmış ve 1930’daki ilkeler temel alınarak faaliyetlerine devam etmiştir. Kurumun adı 1935 yılında “Türk Tarihi Araştırma Kurumu” olarak değiştirilmiş, daha sonra ise “Türk Tarih Kurumu”na çevrilmiştir. Kurum bu dönem içerisinde dört ciltlik lise tarih kitaplarını hazırlamış ve bu kitaplar MEB yayını olarak basılmıştır. Türk Tarih Kurumu’nun bastığı ilk kitap, Birinci Türk Tarih Kongresi: Konferanslar, Müzakere Zabıtları adlı bildiri metinleri kitabıdır (1932). Fakat bu kitabın üstünde de TTK değil Maarif Vekâleti kaydı vardır. Pîrî Reis Haritası Hakkında İzahname (1935) adlı eserin üzerinde ise “Türk Tarihi Araştırma Kurumu Yayınlarından: No: 1” yazmaktadır.
Yine Pîrî Reis’in Kitâb-ı Bahriye’sinin (1935) yayın numarası 2’dir. Daha sonra Alacahöyük kazı raporları basılmış, 1937 yılından itibaren ise, adını bizzat Atatürk’ün koyduğu, BELLETEN yayın hayatına başlamıştır.
Atatürk, hayatının son dönemlerine kadar Kurumun çalışmalarıyla yakından ilgilenmiş, birçok defa çalışma planını kendisi tespit etmiş ve birçok toplantıya bizzat katılmıştır. O’nun bu Kurum’a ve tarihe verdiği önem, 5 Eylül 1938’de düzenlediği vasiyetnâme ile İş Bankası’ndaki hisselerinin gelirinin yarısını Türk Tarih Kurumu’na bağışlamasından anlaşılmaktadır. Nitekim Atatürk’ten sonra gelen bütün Cumhurbaşkanları da bir gelenek olarak Kurum’un koruyucu başkanları olmuştur. 25 Mayıs 1940’ta İçişleri Bakanlığı’nca onaylanan yeni cemiyetler kanununa göre yeniden düzenlenen tüzüğünün 2. maddesinde, Kurum’un Reisicumhur İsmet İnönü’nün yüksek himayeleri altında bulunduğu hükmü yer almış, 3. maddesinde de, “Maarif Vekili bu Kurum’un fahrî reisidir” denilmiştir. Kurum, Bakanlar Kurulu’nun 21 Ekim 1940 tarih ve 2/14556 sayılı kararnamesiyle “Kamu Yararına Çalışan Dernekler” arasına alınmıştır. Türk Tarih Kurumu, tüzelkişiliğe sahip olarak, 7 Kasım 1982’de kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 134. maddesi ile kurulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesine dâhil edilmiştir. Türk Tarih Kurumu bu dönemden itibaren de ilk kuruluş amaçları doğrultusunda çalışmalarına devam etmiş ve etmektedir.
Türk Tarih Kurumu, ilmî araştırma ve yayınları yanı sıra, ilki 2-11 Temmuz 1932 tarihlerinde toplanan ve belli aralıklarla günümüze kadar XVII.’sini gerçekleştirdiği milletlerarası nitelikte “Türk Tarih Kongreleri” yapmaktadır. 20-25 Eylül 1937 yılında Dolmabahçe’de yapılan II. Kongre, uluslararası nitelik kazanmış, yabancı bilim adamları da bu kongreye katılmışlardır. Bu Kongre, Türk tarihinin açıklanması ve belgelenmesi amacını gütmüştür. Ayrıca, Kongre dolayısıyla, tarih öncesinden Cumhuriyet dönemine dek yurdumuzda ve Ortadoğu’da gelişen büyük uygarlıkları, maketler, mülajlar, resimler ve grafiklerle canlandıran bir sergi düzenlenmiş ve bu sergi Atamızın ölümüne dek Dolmabahçe’de kalmıştır.
Türk Tarih Kurumu bundan sonra da uluslararası nitelikte birçok kongre düzenlemiştir. Bu kongrelerde sunulan bildiriler kitap hâline getirilmiş ve bunlar – XVI. Kongre dâhil- 53 cilt halinde basılmıştır. Eylül 2014’te gerçekleştirilen XVII. Kongreye ait bildiriler kitabı ise basım aşamasındadır.
Kuruluşundan başlayarak çalışmalarını eski Türk Ocağı Halkevleri binasında sürdüren Kurum, 1940 yılı sonlarında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde ayrılan bir bölüme geçmiştir. Ancak her gün zenginleşen kütüphanesi, çalışmaları ve gelişen basımevi dolayısıyla bu yer yetersiz kalmış, 12 Kasım 1967 günü, projesi Sayın Turgut Cansever tarafından çizilen bugünkü modern binasına taşınmıştır. Bu bina 1980 yılında “Uluslararası Ağahan Mimarî Ödülü”nü almıştır.
Türk Tarih Kurumu, 2876 sayılı kanununda da belirtildiği üzere, 1931 yılındaki kuruluş gayesi olan Türk ve Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konuları, Türklerin medeniyete hizmetlerini ilmî yoldan incelemek, araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak, bunlara dayanarak da Türk tarihini ve Türkiye tarihini yazmak konusunda çalışmalarını günümüze kadar sürdürmüş ve yayınlarını toplam XXXI dizide (Eski diziler) toplamıştır. Bu diziler Türk Tarih Kurumu Yayın Çalışma Kurulu tarafından yenilenmiştir. Eski ve yeni dizilerde başlangıçtan bu yana, dergiler dâhil toplam 1400’e yakın eser yayımlanmıştır. 1937 yılından bu yana yayımlanan Belleten dergisinin Aralık 2017 sonu itibariyle 292. sayısı çıkmıştır. Belgeler dergisinin ise 38. sayısı basılmıştır. İlk kez yayınladığımız Tarih Yıllığı ise Türk Tarih Kurumu – Kırkambar 2013 adıyla 2 cilt olarak basılmıştır.
Dergi yayıncılığı açısından bir önemli gelişme de 1988 yılında tek sayı çıkartılıp sürdürülmeyen Höyük dergisinin yeniden yayınlanmaya başlamasıdır. Arkeoloji, sanat tarihi vb. yazılarının değerlendirileceği ve yılda iki kez yayınlanacak olan Höyük’ün 7 sayısı 2014’de çıkartılmıştır.
Atatürk’ün direktifleriyle 22 Ağustos 1935’te Kurum’un kendi parası ve kendi elemanlarıyla başlattığı ilk kazı olan “Alacahöyük Kazısı”ndan ayrı olarak Trakya ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde arkeolojik araştırmalar sürdürülmüştür. Bu kazılardan çıkan eserler pek çok müzemizi süslemektedir. Bugün her yıl yaklaşık 40-50 kazıya maddî destek verilmektedir. Bununla birlikte Türk Tarih Kurumu, amaçları doğrultusunda Türk tarihinin pek çok meselesine ışık tutmak maksadıyla hazırlanan projeleri de desteklemektedir.
Bunlardan “Türkiye’nin Sosyal ve Kültürel Tarihi”, “Başlangıçtan Günümüze Türk Dünyası Tarihi”, “Türk Sufilik Tarihi”, “Yozgat ve Çevresi Sosyal ve Ekonomik Tarihi”, “Sondaj Metoduyla Ordu ve Yöresi İktisadî Tarihi” gibi kapsamlı olanlarını saymak mümkündür. Öte yandan Türk Tarih Atlası çalışmaları sürmektedir. “Türk Kültür Varlıkları Envanteri” çalışmaları kapsamında beş kitap, sekiz cilt olarak basılmıştır ve bu dizi sürmektedir.
Yayınlarımızı, Ankara merkez bina, Kızılay Bayındır Sokak ve İstanbul Üsküdar semtinde yer alan kitap satış bürolarından, yanı sıra elektronik olarak https:\\emagaza-ttk.ayk.gov.tr adresinden, ayrıca Türkiye genelinde çeşitli illerdeki anlaşmalı bayilerimizden de temin edebilirsiniz. Yayınlarımız sadece bu satış yerlerinden okuyucuya ulaştırılmaktadır. Kurum yayınlarının işportada vb. yerlerde satılması yasal değildir. Talepler doğrultusunda Erzurum, İzmir, Kayseri, Konya gibi Anadolu’da merkezi konumda bulunan illerde de yayın satış büroları açılması planlanmaktadır.
Türk Tarih Kurumu’nun ilmî çalışmalar için kurduğu Kütüphane ise ülkemizin en zengin ihtisas kütüphanelerinden biridir. Yaklaşık 250.000 cilt kitabın bulunduğu kütüphaneye, değişim ve satın alma yoluyla en son yayınlar sağlanmakta, yurtdışında 220, yurtiçinde 60 kurum ve kuruluş ile değişim yapılmaktadır. Kütüphanemiz son teknolojiye uygun donanımlar ile hizmet vermektedir. Kütüphanemizde elektronik katalog tarama hizmeti verilmektedir.. Kütüphanemizdeki Osmanlıca, Arapça ve Farsça kaynak eserler başta olmak üzere Batı dillerindeki eserlerden Uluslar arası Telif Yasasına göre telif bakımından yasal süresi dolmuş nadir eserler dijitalleştirilmiştir. TTK Kütüphanesi çevrimiçi kataloğundaki detaylı arama kısmından bu eserlerin metinlerine de ulaşılabilmektedir. Şu ana kadar nadir eser ve elyazması eserlerden yaklaşık 7500’ü dijitalleştirilmiş ve dijitalleştirme işlemi devam etmektedir. Böylece bu eserlere, katalog tarama programı üzerinden erişim sağlanarak elektronik ortamda tüm dünyanın erişimine açılmıştır.
Görme engelli akademisyenlerin, kütüphane hizmetinden faydalanması için çalışmalar başlatılmıştır.
Arşiv ve dokümantasyon açısından da Kurum hayli zengindir. Yakın zamanlar tarihi bakımından önemli arşiv belgeleri ve zengin bir Atatürk fotoğraf koleksiyonu bulunmaktadır. Fotoğraf ve belge koleksiyonunda bulunan malzemeden, yakın dönemde İzmir’in Kurtuluşu, Ayasofya Sergisi, Atatürk Fotoğrafları Sergisi, Kıbrıs’ta Hala Sultan Sergisi ve 100. Yılında Kudüs Sergisi düzenlenmiş olup sergi katalogları da basılmıştır. Arşivdeki materyallerin dijitalleştirme ve tasniflenmesi işlemi devam etmektedir. En son Enver Paşa ve Fahir İz Arşivinin analitik tasnifi tamamlanmıştır.
Türk Tarih Kurumu, Osmanlı Öncesi ve Osmanlı Araştırmaları Uluslararası Komitesi (CIÉPO), Güney-Doğu Avrupa Araştırmaları Birliği (AIÉSEE), Uluslararası Tarih Bilimleri Komitesi (CISH), Uluslararası Askerî Tarih Komisyonu (CIHMC) ve Uluslararası Akademiler Birliği (UAI) gibi çeşitli uluslararası bilim kurullarının da üyesidir. Bunlardan Uluslararası Akademiler Birliği’nin Türkiye’deki tek üyesidir.
Annan Planı ile kurulması öngörülen Kıbrıs Rum Kurucu Devleti’nin Anayasası
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen referandumda, Kıbrıs Rum kesimi (Güney Kıbrıs) %75.83 oranında, Annan Planı’nı reddetmiş, ve anayasa taslağı uygulamaya geçememiştir. Kıbrıs Türk kesimi (Kuzey Kıbrıs) ise %64.91 oranında kabul oyu vermiştir. Kıbrıs Rum kesiminin reddetmesi nedeniyle Annan Planı uygulanamamıştır. [/box]
KIBRIS RUM DEVLETİNİN ANAYASASI
I. BÖLÜM- GENEL MADDELER
1. Madde- Temel Maddeler
1. Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kurucu Devleti’dir.
2. Kıbrıs Rum Devleti yetkilerini Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Federal Anayasası’ndan alır ve bu Anayasa’nın sınırları dahilinde kullanır. Kıbrıs Rum Devleti Federal Anayasa tarafından Federal Hükümete verilmiş olanların dışındaki bütün yetkileri kullanır. Kıbrıs Rum Devleti, Federal Anayasa’nın 2. Madde 3. fıkrasında kayıtlı, hukukun üstünlüğü, temel özgürlükler ve bireysel haklara saygı, demokrasi, eşitlik, temsili cumhuriyet yönetimi ilkelerine uygun olarak kendisini yapılandırır.
2. Madde- Kıbrıs Rum Devleti ve Avrupa Birliği
1. Kıbrıs Rum Devleti, Avrupa Birliği’nin amaçlarına ve hukuki düzenine bağlıdır. Kıbrıs Rum Devleti, kendi yetki alanı dahilinde, Avrupa Birliği’nde Kıbrıs’a dair politikaların oluşturulmasında yer alacak ve üzerine düşen ilgili bütün yükümlülükleri yerine getirecektir.
2. Bu Anayasa’nın hiçbir hükmü, Kıbrıs Rum Devleti’nin Avrupa Birliği üyeliği için veya üyeliğinden kaynaklanan yükümlülükleri kapsamında herhangi bir kanun, karar veya tedbiri geçersiz hale getiremez, ya da Avrupa Birliği ve buna bağlı kurumlarının herhangi bir kanunu, hukuki işlemi veya tedbirinin Kıbrıs Rum Devleti’nde kanun kuvvetinde olmasını engelleyemez, ya da AB müktesebatının, gerektiği gibi, sırasının değiştirilmesini önleyemez.
3. Madde- Hukukun Üstünlüğü ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’na Bağlılığı
1. Bu Anayasa, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nın sınırları dahilinde, Kıbrıs Rum Devleti’nin diğer bütün kanunlarının üzerindedir.
2. Kıbrıs Rum Devleti’nin hiçbir kurumu, Federal Hükümetin ya da Kıbrıs Türk Devleti’nin yetkilerine müdahalede bulunamaz.
3. Kıbrıs Rum Devleti’nin, Federal Anayasa’yı ihlal yolundaki her türlü eylemi hükümsüzdür.
4. Hükümetin her seviyedeki bütün işlemleri, iyi niyet ve ölçülülük prensipleriyle olduğu kadar, federal bir Devlete özgü işbirliği, eşgüdüm ve bağlılık prensipleriyle de uyum içinde bulunacaktır.
5. Kıbrıs Rum Devleti’nin, memur ya da yetkililerin görevlerini yaparken ya da yapma niyetindeyken hatalı eylem veya ihmalden doğacak zararlara karşı hukuki sorumluluğu vardır. Bu hukuki sorumluluk kanun marifetiyle düzenlenebilir ve sınırları genişletilebilir.
6. Kıbrıs Rum Devleti Mahkemeleri Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nı kollamak ve en üst seviyede saygı göstermekle yükümlüdür.
4. Madde – Dil
1. Kıbrıs Rum Devleti’nin resmi dili Rumca’dır. Türkçe ya da diğer dillerin kullanılması kanunla düzenlenebilir.
2. Yasama, yürütme ve idarenin işlemleri ve evrakı resmi dilde hazırlanır ve işbu Anayasa’nın açık hükümlerinin gerektirdiği şekilde, Resmi Gazetede resmi dilde, yayınlanarak ilan edilir.
3. Diğer diller iletişim ve talimat vermek amaçlı olarak kullanılabilir.
4. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dilleri, işbu Anayasa’nın yürürlüğe girişinden üç yılı aşkın bir süre geçmeden, bütün ortaöğretim öğrencilerine öğretilecektir.
5. Madde – Bayrak ve Milli Marş
1. Ek A’da yeraldığı üzere, Kıbrıs Rum Devleti’nin kendi bayrağı olacaktır.
2. Ek B’de yeraldığı üzere, Kıbrıs Rum Devleti’nin kendi milli marşı olacaktır.
3. Kıbrıs Rum Devleti makamları ve herhangi bir kamu şirketi veya kanunla yer alan veya kanunla kurulmuş bulunan herhangi bir kamu kuruluşu veya kamu hizmeti kurumuna ait binalarda, Kıbrıs Rum Devleti ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı ile, arzu edilmesi halinde bu iki bayrağın dışında, Avrupa Birliği bayrağı da dalgalandırılabilir. Bu nitelikte binalarda başka bir bayrak bulundurulamaz.
4. Her kişi hiçbir kısıtlamaya tabii olmadan herhangi bir bayrak asma hakkını haizdir.
6. Madde – Resmi Tatiller
1. Kıbrıs Rum Devleti’nin resmi tatilleri, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nın 10 . Maddesinde belirtilen resmi tatilleri kapsar.
2. İlave tatiller Temsilciler Meclisi’nin Yasası marifetiyle saptanır ve düzenlenir.
7. Madde – Devletin Laikliği
1. Kıbrıs Rum Devleti laiktir.
2. Din görevlileri, siyasi kamu görevlerine seçilme veya atanma yeterliliğini haiz değillerdir.
8. Madde –Dahili Vatandaşlık Statüsü
1. Kıbrıs Rum Devleti dahili vatandaşlık statüsü, Dahili Kurucu Devlet Vatandaşlık Statüsü ve Kurucu Devlet İkamet Haklarına Dair Anayasal Nitelikli Yasa ile buna benzer Anayasal Nitelikli Yasa kapsamı ve çerçevesinde, Kıbrıs Rum Devleti’nin ilgili kanunları marifetiyle düzenlenir.
2. Kıbrıs Rum Devleti Hukuku, Kıbrıs Türk Devleti’nden olan kişilerin dahili kurucu Devlet vatandaşlık statüsü kazanmalarını düzenleyebilir.
3. Kıbrıs Rum Devleti dahili kurucu devlet vatandaşlığı statüsünün verilmesinde, ırk, milliyet veya etnik köken, renk, din, dil, kültür, cinsiyet, cinsel tercih, yaş, akli veya bedeni özür, sosyal köken, siyasi veya diğer görüş, bir azınlık grubuna ait olma, mülk, doğum veya diğer nedenlerle, dolaysız ya da dolaylı olarak, hiçbir ayrım yapılamaz.
9. Madde – Siyasi Haklar
1. Kıbrıs Rum Devleti’nde daimi olarak ikamet eden ve en az altı aydır ikamet etmekte bulunan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Vatandaşları, Federal Anayasa, Dahili Kurucu Devlet Vatandaşlık Statüsü ve Kurucu Devlet İkamet Haklarına Dair Anayasal Nitelikli Yasa ve Avrupa Birliği Hukuku sınırları dahilinde ve bunlarda yapılabilecek değişiklikler saklı kalmak kaydıyla, bir kanunun Kıbrıs Rum Kurucu Devleti vatandaşlığı statüsüne sahip ve Kıbrıs dışında ikamet eden kişilerin siyasi haklarını icra etmesine imkan vermesi suretiyle, seçim ve diğer ilgili kanunların hükümlerine uygun olarak, ikamet yerlerinde seçmen listelerine kaydedilme ve Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanlığı ve Temsilciler Meclisi ve yerel hükümet birimleri için yapılacak seçimlere katılma ve yerel hükümet seviyesinde kamu görevleri için adaylıklarını koyma imkanına sahiptirler.
II. BÖLÜM- TEMEL HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER
10. Madde – Uygulanabilirlik
1. Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama, yürütme ve yargı makamları, her biri kendi yetkisi dahilinde, bu Bölümn hükümlerini etkinlikle uygulanmasını sağlamakla yükümlüdürler.
2. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 11. Maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlükler ile bunlara getirilen kısıtlamaların yorumlanmasında, Avrupa ve uluslararası insan hakları kurumlarının içtihat ve diğer rehber ilkeleri ile dikkate alınacaktır.
11. Madde – Eşitlik ve Ayrım Yapmama
1. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 12, 13 ve 22. Maddeleri, Dahili Kurucu Devlet Vatandaşlık Statüsü ve Kurucu Devlet İkamet Haklarına Dair Anayasal Nitelikli Yasa ile işbu Anayasa’nın açık hükümleri uyarınca, herkes kanun önünde eşittir. Temsilciler Meclisi’nin hiçbir yasası ya da kararı ve Kıbrıs Rum Devleti’nin herhangi bir kurum yetkilisi veya kişisi, yürütme erki ve idari işlevler çerçevesinde, alacağı işlem ya da kararlar temelinde herhangi bir kişiye topluluk kökeni, dahili kurucu devlet vatandaşlık statüsü, etnik veya dini kimlik ya da kökeni, renk, ırk, kültür, dil, cinsiyet, cinsel tercih, yaş, akli veya fiziki özür, sosyal köken, siyasi veya diğer görüş, bir azınlık grubuna ait olma, mülk, doğum veya diğer nedenlerle ayrımda bulunamaz. Öte yandan, işbu Madde ve 22. Maddenin hükümleri çerçevesinde, Devleti, AB Müktesebatı uyarınca kadının, özürlü kişilerin ve diğer dezavantajlı grupların durumunun iyileştirilmesi için olumlu adımları atmaktan alıkoyamaz.
2. Kıbrıs Rum Devleti içinde hiçbir vatandaş herhangi bir asalet veya diğer sosyal üstünlük veren bir ünvanı taşıma ayrıcalığını ve kullanma hakkını haiz değildir.
3. Hiçbir asalet veya diğer sosyal üstünlük veren ünvan Kıbrıs Rum Devletince tanınamaz veya bahşedilemez.
12. Madde – Yaşam
1. Her kişi yaşam hakkına sahiptir.
2. Hiç kimse yaşama hakkından mahrum edilemez.
3. Hiç kimse ölüm cezasına çarptırılmaz ya da idam edilmez.
4. Yaşam hakkında mahrumiyet, mutlak surette zaruri düzeyi aşmayan kuvvet kullanımından kaynaklandığı takdirde, işbu Maddeye aykırılık oluşturacak biçimde çiğnenmiş sayılmaz:
a) nispi ve aksi takdirde kaçınılamaz ve onarılamaz bir zarara karşı kişinin ya da mülkiyetin müdafaası;
b) nispiyet ilkesiyle daima uyum içinde olmak üzere, hukuka uygun biçimde gözaltında bulunan bir kişinin kaçmasının engellenmesi veya tevkif edilmesinin sağlanması;
c) hukuken müsaade edildiği şekil ve şartlar altında, bir isyan veya toplu eylemi bastırmak için tedbir almak amacıyla, meydana gelmiş sayılmayacaktır.
13. Madde – Kişinin Bütünlük Hakkı
1. Herkes akli ve fiziki bütünlüğüne saygı gösterilmesi hakkını haizdir.
2. Tıp ve biyoloji alanında özellikle,
a) Hukukun öngördüğü usul uyarınca, ilgili kişinin veya vasisinin özgür ve verilen bilgiye dayalı rızası,
b) Özellikle kişilerin seleksiyonunu amaç edinen gen maniplasyonu uygulamalarının yasaklanması,
c) İnsan bedenini ve parçalarını maddi kazanç kaynağı haline getirmenin yasaklanması,
d) İnsanların üreme amaçlı klonlanmasının yasaklanması, hususlarında özellikle saygı gösterilir.
14. Madde- İşkencenin Yasaklanması
Hiçbir kişi, işkenceye veya insanlık dışı veya aşağılayıcı ceza ya da muameleye tabi tutulamaz.
15. Madde- Köleliğin, Zorunlu Çalıştırmanın ve İnsan Kaçakçılığının Yasaklanması
1. Hiç kimse köle olarak ya da mücbir hizmete tabi tutulamaz.
2. Hiç kimseden cebren veya zorunlu hizmette bulunması istenemez.
3. İşbu Maddenin amaçları bakımından “cebren ya da zorunlu çalıştırma” aşağıdaki hususları kapsamaz.
a) 16. Maddenin hükümleri uyarınca, normal tutukluluk sürecinde veya böyle bir tutukluluk halinden şartlı tahliye esnasında, yapılması istenen herhangi bir iş;
b) Yerleşik kişilerin refah veya hayatları acil bir durum ya da doğal felaket sebebiyle tehdit altında bulunması halinde, yerine getirilmesi gereken bir hizmet.
4. İnsan kaçakçılığı yapılması yasaktır.
16. Madde- Kişinin Özgürlük ve Güvenliği
1. Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir.
2. Hiçbir kişi, kanunla öngörülen aşağıdaki haller haricinde özgürlüğünden mahrum edilmez.
a) Kişinin, yetkili bir mahkeme kararı üzerine gözaltına alınması;
b) Kişinin, bir mahkemenin hukuka uygun kararına uymaması sebebiyle gözaltına alınması ya da tutuklanması;
c) Kişinin, bir suç işlediği konusunda makul bir şüphenin bulunması veya bir suçu işleyeceğine dair yeterli şüphesi bulunması ya da suç işledikten sonra kaçmasının önlenmesi amacıyla, yetkili hukuki makamların önüne getirilmek üzere gözaltına alınması veya tutuklanması;
d) Reşit olmayan bir kişinin, eğitiminin gözetim altında ıslahı ya da yetkili hukuki makamlar önüne getirilmesi amacıyla kanunlara uygun şekilde alıkonulması;
e) Akli dengesi yerinde olmayan, alkolik ya da uyuşturucu bağımlısı ya da serseri kişiler ile bulaşıcı hastalıkların yayılmasının önlenmesi için kişilerin gözaltına alınması;
3. Hiç kimse, kanunda açıkca hapis cezası ile cezalandırılması gereken bir suçun varlığı durumu ve hukukta belirtilen standart ve formalitelere uygun olarak hazırlanmış gerekçeli tutuklama müzekkeresi marifeti haricinde, suç işlediği şüphesiyle tevkif edilemez.
4. Her kişi işbu Madde’nin 3. fıkrası uyarınca tutuklanması halinde derhal:
a) tutuklanmasının sebepleri hakkında anladığı bir dille bilgilendirilmeli,
b) seçeceği bir avukat ve bir doktorun hizmetinden yararlanmasına izin verilmeli,
c) ailesinin bir mensubuna haber vermesine müsaade edilmelidir.
5. İşbu Madde’nin 3. fıkrası uyarınca tevkif edilen kişi, mümkünse tutuklanmasından hemen sonra ve her halükarda 24 saat geçmeden, daha önce serbest bırakılmadıysa, bir hakim önüne çıkarılmalıdır.
6. Hakim, karşısına getirilen kişinin hangi gerekçelerle tutuklandığını, bu şahsın anladığı bir dilde süratle soruşturacak ve böyle bir sorgudan sonra mümkün olduğunca çabuk, ancak üç günü aşmayan bir süre içerisinde, tutuklanan şahsı uygun göreceği üzere ya serbest bırakacak, ya da kişinin tutuklanmış olduğu suçun işlenişine dair soruşturmanın devam etmesi sebebiyle nezarette kalma süresini zaman zaman, her seferinde sekiz günü aşmayacak şekilde arttırabilecektir.
Sorgu aşamasında kişinin tutuklandığı günden itibaren nezaret altında kaldığı süre üç ayı aşamaz. Bu süre zarfında nezarette bulunan kişinin sorumluluğu taşıyan makamların kişiyi serbest bırakmak için her türlü yola başvurmaları gerekir.
Hakimin işbu fıkra kapsamında verdiği her karar temyiz edilebilir.
7. Tutuklama ve gözaltına alınma nedeniyle özgürlüğünden mahrum kalan her kişi, bir mahkeme nezdinde tutukluluk halinin kanunen geçerliliğini sorgulama ve tutuklamanın gayri kanuni olması durumunda serbest bırakılmasının en çabuk şekilde hükmedilmesi için girişimde bulunma hakkını haizdir.
8. İşbu Maddenin hükümleri hilafına tevkif edilerek ya da gözaltına alınarak mağdur olan her kişinin icra edilebilir tazminat hakkı saklıdır.
17. Madde – Suçlanan Kişilerin Hakları
1. Hiçbir kimse hukuken, işlendiği zaman bir suç teşkil etmeyen bir fiil veya ihmal nedeniyle suçlu bulunamaz; ve hiçbir kişi işlendiğinde hukuken açıkça ifade edilenden başka bir suç için öngörülen daha ağır bir cezaya mahkum edilemez.
2. Bir suçtan mahkum olan ya da beraat eden kişi, aynı suç nedeniyle tekrar yargılanamaz. Hiç kimse aynı fiil ya da ihmal sebebiyle, iki kere aynı suçtan dolayı cezalandırılamaz.
3. Hiçbir kanun suçun ağırlığıyla orantılı olmayan bir ceza öngöremez.
4. Bir suç ile itham edilen her kişi, kanun uyarınca suçlu olduğu ispat edilene dek, masum kabul edilir.
5. Bir suç ile itham edilen her kişi, aşağıda belirtilen asgari hakları haizdir:
a) Kişinin kendisine anladığı bir dille ve en kısa sürede, itham edildiği suçun niteliği ve dayanakları konusunda gerekçeleriyle ayrıntılı bilgi verilmesi;
b) kişinin savunmasını hazırlaması için yeterli zaman ve olanakların tanınması;
c) kişinin kendisini bizatihi veya seçeceği bir avukat marifetiyle savunması veya, gerekli hukuki yardım hizmetini maddi açıdan karşılayamaması halinde, adaletin yerine getirilmesi amacıyla ücretsiz hukuki yardım temin edilmesi;
d) kendisine karşı olan şahitlerin sorguya çekilmesi veya çekilmelerinin sağlanması ve kendisine karşı olan şahitlerle aynı şartlar altında kendi şahitlerinin katılımının ve sorguya çekilmesinin temin edilmesi;
e) mahkemede kullanılan dili konuşamama veya anlayamama halinde bir tercümandan ücretsiz olarak yararlandırılması.
6. Mülkün genel müsaderesi yoluyla cezalandırma yasaklanmıştır.
18. Madde – Adil Yargılama
1. Hiç kimse işbu Anayasa çerçevesinde kendisine tayin edilen mahkemeye erişim hakkından mahrum tutulamaz. Herhangi bir isim altında istisnai mahkemeler ya da hukuki komiteler kurmak yasaklanmıştır.
2. Her kişi, medeni hakları ve yükümlülüklerinin veya kendisine yöneltilen herhangi bir cezai ithamın karara bağlanması amacıyla, kanun uyarınca kurulmuş bağımsız, tarafsız ve yetkili bir makam tarafından, makul bir süre içinde adil ve kamuya açık bir yargılanma hakkına sahiptir. Mahkeme kararı, kamuya açık bir celsede gerçekleştirilerek açıklanacaktır. Ancak, kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu ahlakı gözetilerek, veya çocuklarının menfaati ile tarafların özel hayatlarının korunmasını gerektiren durumlarda, veya mahkemenin konunun kamuoyuna yansıltılmasının adaletin yerini bulmasını olumsuz etkleyeceği kanaatine vardığı özel durumlarda, davanın tümü veya bir kısmı mahkeme kararı yoluyla basına ve kamuoyuna kapatılabilir.
3. Her kişi aşağıda belirtilen haklara sahiptir:
a) mahkeme önüne çıkarılmasının nedenleri konusunda bilgilendirilmek;
b) mahkeme önünde savunmasını yapmak ve gerekli hazırlığı yapabilmek için yeterli zamanı bulunmak;
c) mahkemeye delili sunmak veya delili sunmayı amaçlamak ve ilgili kanun uyarınca tanıkları sorguya çekmek;
d) kendi seçeceği bir avukat tarafından temsil edilmek;
e) mahkemede kullanılan dili anlayamama ve konuşamama halinde ücretsiz olarak bir tercümandan yaralanmak.
4. Adaletin yeterince tecelli edebilmesini teminen, yeterli olanaklara muktedir olmayan kişiler için hukuki yardım tahsis edilecektir.
19. Madde – Dilekçe Verme ve Mahkemeye Erişim Hakkı
1. Her kişi, şahsen ya da ortaklaşa birlikte yazılı olarak herhangi bir yetkili kamu kurumundan talepte ya da şikayette bulunma ve bunların en kısa sürede işleme konularak sonuca bağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Talep ya da şikayet başvurusunu yapan kişiye gerekçeli cevap, kırk beş günü aşmayacak şekilde, en kısa sürede verilecektir.
2. İşbu Madde’nin 1. fıkrasında belirtilen süre içinde başvuruya ilişkin bir karar alınmaması ya da ilgili kişi ya da kişilerin alınan karardan muzdarip olması durumunda, bu tür kişiler talep ya da şikayetlerini yetkili mahkeme huzuruna götürebilirler.
3. Meşru menfaati veya hakkı doğrudan olumsuz etkilenen her kişi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, işbu Anayasa veya Kıbrıs Rum Devleti’nin herhangi bir yasasının hilafına, herhangi bir yürütme veya idari yetkisini kullanan veya kullandığını iddia eden bir kamu organı veya makamı veya bir şahıs tarafından alınan veya sözkonusu organa verilmiş yetkileri aşan veya bu yetkileri istismar eden bir karar, önlem veya eylemden dolayı, Rum Cumhuriyeti mahkemelerine başvurma hakkına sahiptir.
20. Madde- Belgelere Erişim Hakkı
Kıbrıs Rum Devleti’nin hükümranlığı altında bulunan her kişinin kendisi ile ilgili idari evraka erişmesi hakkı kanunla garanti altına alınacaktır. Bu yönde bir kanun, demokratik bir toplumda anayasal düzen, kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı ve kamusal ahlak çerçevesinde ya da işbu Anayasa tarafından kişilere tanınan özgürlük ve hakların korunması amacıyla, formalitelere, şartlara ve kanunda gösterilen kısıtlamalara tabi tutulabilir.
21. Madde- Mahremiyet, Ev ve İletişim Hakkı
1. Her kişi özel ve aile hayatına, evine ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkını haizdir.
2. Bu hakkın kullanılmasına, kargaşayı veya suçu engellemek, sağlık veya ahlakı korumak, veya başkalarının özgürlük ve haklarını muhafaza etmek veya demokratik bir toplumda gerekli olan kamu düzeni ya da kamu güvenliği ya da Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ya da iki devletten birinin ekonomik refahının gerektirmesi ve hukuka uygun olması durumu haricinde, hiçbir kamu kurumu müdahale edilemez.
3. Bütün bu durumlarda bu özgürlüklere müdahaleler ancak yetkili bir mahkemenin kararı, emri ya da müzekkeresi ile olanaklıdır.
22. Madde – Kişisel Veriler
Kişisel veriler kanunda öngörüldüğü üzere korunacaktır.
23. Madde -Evlenme Hakkı
Evlenme yaşına gelen herkes evlilik kurumuna ilişkin kanunlar çerçevesinde evlenme ve aile kurma konusunda özgürdür.
24. Madde – Dolaşım ve İkamet Özgürlüğü
1. Her kişi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 11. Maddesinin 3. fıkrası uyarınca kanunla konulan ve kamu güvenliği, kamu düzeni ve kamu sağlığı bakımından gerekli olan kısıtlamalar, veya yetkili bir mahkeme tarafından verilen cezalandırma kararı saklı kalmak kaydıyla, Kıbrıs Rum Devleti dahilinde istediği yerde dolaşım ve ikamet etme hakkına sahiptir.
2. Kıbrıs Rum Devleti’nde ikamet ve hareket etme özgürlüklerini kısıtlayan veya düzenleyen her hüküm, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federal Anayasası ve Anayasal Nitelikli Yasalar veya Avrupa Birliği Vatandaşları ve Aile Mensuplarının Dolaşım ve İkamet Özgürlüğü Hakkında Federal Yasa hükümlerine uygun olmalıdır.
3. İşbu Maddenin hükümleri, sığınma, suçluların iadesi ve sınır dışı etme konularını düzenleyen Avrupa Birliği Hukuku’na ve Federal Yasalara, kural ve yönetmeliklerine tabidir.
25. Madde – Mülkiyet Hakları
1.Her kişi, tek başına veya ortaklaşa başkalarıyla taşınır veya taşınmaz herhangi bir malı satın alma, sahip olma, zilliyetlik, kullanma veya elinden çıkarma hakkı ile bu hakka saygı duyulması hakkına sahiptir.
2. Federal Devlete ait mallar dışında Kıbrıs Rum Devleti’nde bulunan ve başka herhangi bir şahıs veya şahıslarca ya da bir kuruma ait olmayan her mülk Kıbrıs Rum Devleti’ne aittir.
3. Kıbrıs Rum Devleti’nde bulunan yer altı suyu ve madenleri bu devletin malıdır.
4. İşbu Madde’de belirtilenlerin dışında, hiçbir mülkiyet hakkına kısıtlama veya sınırlama getirilemez veya mülkiyet hakkından mahrum kılınamaz.
5. Bu hakkın kullanılmasına, başkalarının hakkının korunması ya da herhangi bir mülkün kamu yararı için değerlendirilmesi ve kullanılması ya da şehir ve bölge planlaması ya da kamu ahlakı veya kamu sağlığı veya kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla gerekli bulunması halinde, ancak kanunla sınırlama veya kısıtlama getirilebilir.
Bu tür kısıtlamaların, böyle bir mülkün ekonomik değerini önemli ölçüde düşürmesi halinde süratle adil bir tazminat ödenmesi gereklidir. Bu tazminat, anlaşmazlık halinde, mahkemece belirlenir.
6. Her türlü taşınır ya da taşınmaz mal ya da mal üzerindeki hak ya da maldaki hisse aşağıdaki şartlar çerçevesinde Kıbrıs Rum Devleti ya da bir Belediye kurumunca;
a) kamulaştırmayı düzenleyen hukuk tarafından özel olarak düzenlemiş olan ve ifasında kamu faydası bulunan bir amaçla olması,
b) böyle bir amacın kanuni hükümleri uyarınca ve kamulaştırmayı yapan kurumca alınan kararla ortaya konularak, bu kamulaştırmanın gerekçelerinin açıkça ifade edilmesi durumunun bulunması ve
c) nakden hakça bir tazminatın ödenmesi, anlaşmazlık halinde ise, mahkeme tarafından çözümlenmesi halinde, zorunlu olarak iktisap edilebilir.
7. Zorunlu olarak kamu tasarrufuna alınan bir mülk ya da bu tür bir mülk üzerindeki hak veya hisse yalnızca bu tasarrufa mesnet teşkil eden amaç için kullanılabilir. Beş yıl içinde bu amaç yerine getirilmediği takdirde bu beş senenin dolmasından itibaren zorunlu alımı yapan kurum bu mülkü kendisinden aldığı kişiye ödediği bedel üzerinden satmayı teklif eder. Teklifi alan kişi, teklifi aldıktan sonra üç ay içinde bu teklifi kabul ya da reddetme hakkına sahiptir. Eğer sözkonusu mülkiyeti geri almayı kabul ederse, mülk bu teklifin kabulünden üç ay içinde sözkonusu bedeli ödemesiyle derhal kendisine iade edilecektir.
8. İşbu Maddenin 5. ve 6. fıkralarında belirtilen hiçbir hüküm, hayati bir tehlikenin veya mülkiyete zararın engellenmesi ya da sözleşmelerden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilmesi ya da herhangi bir kararın uygulanması ya da herhangi bir vergi veya cezanın tenfizi amacıyla çıkartılan herhangi bir kanunun maddeleriyle çelişemez.
9. Herhangi bir taşınır veya taşınmaz mal Kıbrıs Rum Devleti’nce,
a) kamu yararı amacı güdülmesi ve bu amacın özel olarak kamulaştırmayı düzenleyen yasa kapsamında bulunması,
b) kamulaştırmayı yapan makamın alacağı bir kararla kamulaştırmanın amacının, sözkonusu yasa hükümleri çerçevesinde belirlenip, bu amacın açıkça belirtilmesi,
c) kamulaştırmanın üç yılı aşkın olmaması ve,
d) nakden hakça bir tazminatın derhal ödenmesi, anlaşmazlık halinde ise, mahkeme tarafından çözümlenmesi halinde, zorunlu olarak el koyulabilir.
10. İlgili herhangi bir kişi bu maddenin hükümleri çerçevesinde mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. Bu tür bir mahkeme başvurusu, kamulaştırma işlemi için yürütmeyi durdurma kararı niteliğini haizdir ve işbu maddenin 5. fıkrası çerçevesinde getirilen herhangi bir sınırlama veya kısıtlamanın hasıl olması durumunda, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı almaya yetkilidir.
İşbu fıkra çerçevesinde alınan her mahkeme kararı temyiz edilebilir.
11. Fikri mülkiyet hakları, Avrupa Birliği Hukuku, Federal Yasalar ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bağlayan uluslararası andlaşmalar uyarınca, işbu Maddenin koruması altındadır.
26. Madde-Kamu Görevleri
1. Her kişi Kıbrıs Rum Devleti’nin kamusal sorumluluğunun paylaşılmasına olanakları ölçüsünde katılmakla yükümlüdür.
2. Her çeşit vergi, gümrük ya da harç şeklindeki katılım, yalnızca kanun yetkisiyle ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 14. Maddesinin 1.fıkrası (d) bendi hükümleri kapsamında düzenlenebilir.
3. Kıbrıs Rum Devleti, geriye dönük olarak, hiçbir şekilde herhangi bir vergi, gümrük ya da harç koyamaz.
4. Kıbrıs Rum Devleti, men edici ya da yıkıcı nitelikte herhangi bir vergi, resim ya da harç koyamaz.
5. Resmi amaçlar için kullanılan Federal mülk ve Federal gelirler Kıbrıs Rum Devleti’nin vergilendirme konusundaki yasal düzenlemelerinin dışında tutulacaktır. Kıbrıs Rum Devleti’nin resmi amaçlar için kullandığı ya da kullanacağı mülk, gümrük ve istihsal vergisi ya da diğer dolaylı vergilendirmeden muaftır.
27. Madde –Sosyal Güvenlik
Her kişi, insanca varlığını sürdürmeye, sağlık hizmetleri, sosyal güvenlik yardımları ve sosyal hizmetlerden yararlanma hakkını haizdir. İşçilerin korunması, fakirlere yardım ve sosyal güvenlik sistemi yasayla düzenlenir.
28. Madde -Çevre
Üst düzeyde çevresel koruma ve çevre kalitesinin yükseltilmesi Kıbrıs Rum Devleti politikalarıyla bütünleştirilecek ve sürdürülebilir kalkınma prensibi uyarınca garanti altına alınacaktır.
29. Madde -Eğitim Hakkı
1. Her kişi, yalnızca kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı ve kamu ahlakının gerektirdiği hallerde ya da eğitimde kalite ve standartların muhafazası ya da ebeveynlerin çocuklarının kendi dini ve felsefi inançları doğrultusunda eğitilmesini sağlama hakkı da dahil olmak üzere, başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, kanunlara uygun olarak belirlenen formaliteler, şartlar ve kısıtlamalar saklı kalmak kaydıyla, eğitim alma ve her kişi ve kurum da eğitim verme hakkına sahiptir.
2.Kıbrıs Rum Devleti’nce ilk ve ortaöğretim ücretsiz olarak sağlanacaktır.
3.İlköğretim kanunla belirlenecek okul yaşındaki bütün vatandaşlar için zorunlu olacaktır.
4.İlköğretimin dışında kalan eğitim, kanunla belirlenen kural ve şartlar altında, Kıbrıs Rum Devleti tarafından, işbu Anayasa’nın 4. Maddesi 4. fıkrası uyarınca bütün ortaöğretim öğrencilerine Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi dillerinde öğretilecektir.
30. Madde -Meslek veya Zanaat
1. Her kişi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası hükümleri uyarınca, herhangi bir mesleği uygulama veya zanaat, iş veya ticari faaliyete devam etme hakkını haizdir.
2. Bu hakkın kullanımı, sadece herhangi bir mesleğin ifası için gerekli vasıfların bulunması ya da kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı ve kamu ahlakı açısından ya da işbu Anayasa çerçevesinde herkese garanti edilen hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla kanunla belirlenen formaliteler, şartlar ve kısıtlamalara tabi olabilir.
3. İşbu Maddenin daha önce belirtilen hükümlerine istisna olarak, kamu yararına olacak durumlarda, aslen vazgeçilemez bir kamu hizmeti, ya da Kıbrıs Rum Devleti’nin uhdesinde bulunan doğal veya enerji kaynaklarının kullanımı yalnızca Kıbrıs Rum Devleti’ne, bir belediye şirketine ya da bu amaçla kanunla kurulmuş ve idari denetimi Kıbrıs Rum Devleti’nde bulunan, sermayesi kamu fonlarından ve özel fonlardan veya bu ikisinin birinden temin edilen bir kamu şirketine ait olduğu yasayla belirlenir.
Eğer bu tür bir girişim bir kamu ya da belediye şirketi haricinde bir şahıs tarafından yürütülmekte ise, böyle bir girişim için kullanılan tesisler, işletmeci şahsın talebi üzerine, Kıbrıs Rum Devleti ya da belediye veya bir kamu kuruluşu tarafından adil bir fiyat üzerinden satın alınacaktır.
31. Madde-Akit Yapma Özgürlüğü
1. Her kişi, sözleşme hukuku genel ilkeleri uyarınca ortaya konan şartlar, sınırlamalar veya kısıtlamalar uyarınca, istediği her türlü sözleşmeye serbest bir şekilde taraf olma hakkına sahiptir. Ekonomik güce sahip kişiler tarafından yapılabilecek istismarın önlenmesi amacıyla gerekli kanuni düzenleme yapılacaktır.
2. İşçi ve işveren tarafından uyulması zorunlu toplu iş sözleşmeleri, böyle bir sözleşmenin akdinde temsil edilip edilmemelerine bakılmaksızın kişilerin haklarını koruma altına alacak şekilde yasayla düzenlenebilir.
32. Madde-Grev Hakkı
1. Grev hakkı tanınmıştır ve bu hakkın kullanımı, sadece kamu güvenliği ve kamu düzeninin temini, halkın hayatı için önemli hizmet ve malların idamesi ya da işbu Anayasa çerçevesinde her kişi için garanti altına alınan hak ve özgürlüklerin korunması amaçlarıyla kanunla düzenlenebilir.
2. Polis gücü mensupları grev hakkını haiz değildir. Grev hakkı konusundaki yasaklama kanunla diğer kamu hizmeti mensuplarına da uygulanabilir.
33. Madde-Toplanma ve Örgütlenme Özgürlüğü
1. Her kişi barış içinde toplanma özgürlüğüne sahiptir.
2. Her kişinin, başka kişilerle birlikte siyasi partiler ve sendikalar kurma ve bunlara üye olma hakkı da dahil olmak üzere, örgütlenme özgürlüğü bulunmaktadır. Bu Maddenin 3. fıkrası kapsamındaki kısıtlamalara halel gelmeksizin, hiç kimse hiçbir cemiyete üye olmaya veya üyeliğini devam ettirmeye zorlanamaz.
3. Kanunda öngörülen ve kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı, kamu ahlakı veya işbu Anayasada her kişi için güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin korunması açısından mutlaka gerekli olan kısıtlamalar haricinde, bu kişi toplantılara katılsın ya da katılmasın veya bu tür cemiyetlerin üyesi olsun ya da olmasın, bu hakların kullanımına hiçbir kısıtlama getirilemez.
4. Amaç ya da faaliyetleri Anayasal düzene aykırı olan her türlü cemiyet yasaktır.
5. İş bu Madde, bu hakların polis ya da devletin idari makamları tarafından kullanımına getirilecek yasal kısıtlamaları engellemeyecektir.
6. İş bu Maddenin hükümleri, bütün kar amaçlı firmaların, derneklerin ve diğer cemiyetlerin kuruluşu için, bunların kuruluşunu veya birleştirilmesini, üyeliğini (üyelerin hak ve yükümlülükleri dahil), yönetimini, sona erdirilmesini ve dağılmasını düzenleyen herhangi bir kanunun maddelerine tabi olmak kaydıyla, geçerlidir.
34. Madde- İfade Özgürlüğü
1.Herkişi her şekilde konuşma ve ifade özgürlüğüne sahiptir.
2.Bu hak, herhangi bir kamu makamının müdahalesi bulunmaksızın ve sınır veya hudut tanımaksızın, fikir sahibi olmayı ve bilgi ve fikir alışverişini kapsamaktadır.
3. İş bu Maddenin 1. ve 2. fıkralarında bahşedilen hakların kullanımı, yalnızca kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı ve kamu ahlakı yararına, başkalarının itibarının ve haklarının korunması, mahremiyet içinde alınan bilginin ifşasının önlenmesi, yargının otoritesinin ve tarafsızlığının idamesi için zorunlu olması ve kanunla öngörülmesi durumunda formalitelere, şartlara, sınırlamalara ve cezalara tabi kılınabilir.
4.Gazetelerin ve diğer basılı materyalin toplatılmasına Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı’nın yazılı izni olmaksızın müsaade edilemez ve bu iznin yetmişiki saati geçmeyecek bir süre içinde yetkili mahkeme kararı ile teyid edilmemesi durumunda toplama kararı kaldırılır.
5.Bu Madde kapsamında yer alan hükümler, kanun uyarınca, ses ve görüntü yayınına veya sinema teşebbüslerine izin verilmesi gereğini engellemez.
35. Madde-Düşünce, Vicdan ve Din
1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir.
2. Doktrinleri ve ayinleri gizli olmayan bütün dinler serbesttir.
3.Kanun önünde bütün dinler eşittir. Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama, yürütme ve idare makamlarının işlemleri herhangi bir dini kurum veya dine karşı ayrımcılık içeremez.
4.Her kişi, özel ya da kamusal alanda, bireysel ya da toplu olarak, dinini veya inancını ibadet, öğreti, uygulama veya yerine getirme yoluyla ifade etme veya bu din veya inancı değiştirme hakkına sahiptir.
5.Kişinin dinini değiştirmek ya da değiştirmesine engel olmak amacıyla fiziksel ya da ahlaki zorlamada bulunulması yasaktır.
6.Kişinin din veya inaçlarını ifade özgürlüğü, kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı, kamu ahlakı gerekleri veya işbu Anayasa’da her kişi için güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla, yalnızca kanunla düzenlenen sınırlamalara tabidir.
7.Bir kişi onaltı yaşına ulaşana kadar, sözkonusu kişinin dini onun kanuni vesayetine haiz şahıs tarafından belirlenecektir.
8. Hiçbir kişi, getirisi özellikle kısmi ya da bütün olarak kendi dini dışındaki bir dinin amaçları için tahsis edilmiş herhangi bir vergi ya da harcı ödemek zorunda bırakılamaz.
9.Kıbrıs Bağımsız Yunan Ortodoks Kilisesi, Dini Buyruklara ve halihazırda yürürlükte olan Şartına uygun olarak kendi içişlerini düzenleme ve yönetme münhasır hakkına sahip olacak ve Temsilciler Meclisi böyle bir hakla uyumlu olmayan bir şekilde hareket etmeyecektir.
10.Müslüman din kurumları dahil, dini grupların hükümran kurumları, 21 Aralık 1963 tarihinden önceki Kıbrıs Kanunları uyarınca sahip oldukları tüm haklara, işbu Anayasa’nın yürürlüğe giriş tarihinde veya bu tarihten sonra sahip olacaklardır.
36. Madde- Kanun Önünde Eşitlik
1. Herkes kanun, idare ve adalet önünde eşittir ve dolayısıyla eşit korunma ve böylece eşit davranılma hakkına sahiptir.
37. Madde -Seçimler
1. Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanındaki tüm seçimler kendi Seçim Kanunları ile düzenlenecektir.
2.. Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanında daimi olarak ikamet eden ve en az 6 aydır yerleşik olan herkes, işbu Anayasa’nın ve çerçevesinde hazırlanan seçim kanunlarının hükümlerine bağlı olarak oy verme veya işbu Anayasa veya benzer bir kanun altında yapılan seçimlerde aday olma hakkına sahiptir.
3. Seçim Kanunu, Kıbrıs Rum Kurucu Devleti dahili vatandaşlığı statüsünü haiz ve kendi yetki alanında ikamet etmeyen kişilere oy hakkı tanıyabilir.
4. Seçim Kanunu, seçmenlerin iradesinin serbestçe ifadesi imkanını sağlayacaktır.
38. Madde-Özel Statü Bölgeleri
Günebakan, Yeşilırmak, Süleymaniye, Kurutepe, Gemikonağı, Madenliköy ve Erenköy adlı Dilirga köylerinde yerleşik Kıbrıs Türkleri ve ayrıca Pile, Yılmazköy ve Türkeli adlı Mesarya köylerinde yerleşik Kıbrıslı Türkler, kendi kültürel, dini ve eğitim işlerini yürütme ve Temsilciler Meclisinde temsil edilme ve kendi köylerine ilişkin imar ve planlama konularında danışılma hakkına sahiptir. Danışma hükmü hemen yürürlüğe girecek, diğer hususlar Kanunla düzenlenecek; bu kanun ise, işbu Anayasa’nın yürürlüğe girmesini izleyen iki yıl içinde yasalaştırılacaktır.
39. Madde-Dini Azınlıklar
Maruniler, Ermeniler ve Latinlere, Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanı içinde, özellikle kendi kültürel, dini ve eğitim işlerini yönetme hakkı başta olmak üzere Avrupa Ulusal Azınlıkların Korunmasına dair Avrupa Çerçeve Sözleşmesi’nde öngörülen statü ve haklar ve Temsilciler Meclisinde temsil edilme hakkı tanınacaktır. Bu hususların ayrıntılı düzenlemesi kanunla yapılacaktır.
40. Madde -Yabancılar
Avrupa Birliği Hukuku, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, uluslararası hukuk ve federal mevzuata tabi olmak kaydıyla, bu Bölümde yer alan hiçbir husus, Kıbrıs Rum Devletinin yabancılara ilişkin herhangi bir konuyu kanunla düzenlemesini engellemeyecektir.
41. Madde- Yorum İlkeleri
1. Bu bölümdeki hiçbir husus, herhangi bir toplum, grup veya kişinin, federal Anayasa’yla kurulan anayasal düzeni, işbu Anayasa’yı zayıflatma veya bozma ya da bu Bölümde ortaya konulan hakların ve özgürlüklerin herhangi birine zarar verme amaçlı ve bu hakların ve özgürlüklerin burada sağlanan düzeyinin ötesinde sınırlandırılması doğrultusunda herhangi bir eyleme girmeye veya hareket etmeye herhangi bir hakkı olduğuna işaret etmekte olduğu şeklinde yorumlanamaz.
2. Bu Bölümle garanti edilen temel haklar ve özgürlükler, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nda ve bu Bölümde belirtilenlerden başka hiçbir sınırlandırma veya kısıtlamaya tabi olmayacaktır.
3. Bu Bölümün, bu tür sınırlandırmalar ve kısıtlamalara ilişkin hükümleri dar bir şekilde yorumlanacak ve öngörüldükleri amaçlar dışında uygulanmayacaktır.
III. BÖLÜM – KIBRIS RUM DEVLETİNİN YETKİLERİ
42. Madde- Yetkiler ve Görevler
1. Kıbrıs Rum Devleti, Federal Anayasa’da Federal Hükümete verilmeyen tüm yetkileri ve görevleri, Federal Anayasa’nın 15.1.Maddesi çerçevesinde bölgesel sınırları içinde kullanacak ve yerine getirecektir.
2. Kıbrıs Rum Devleti’nin,
a) Federal kanunların ihlali üzerinde, yargı yetkisi Kıbrıs Yüksek Mahkemesi veya federal kanunlarla diğer federal mahkemeler için saklı tutulmaması kaydıyla, asli cezai yargı yetkisi,
b) Anılan Yüksek Mahkeme veya Federal Anayasa ya da Federal Anayasal Nitelikte Kanunlarla diğer federal mahkemelere verilen yargı yetkisiyle getirilen sınırlamalar haricinde, Kıbrıs Rum Devleti dahilindeki medeni, cezai ve idari hususlar üzerinde münhasır yargılama; Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına tabi olmak kaydıyla herhangi bir hususa ilişkin daha ileri yargı yetkisi,
c) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na bağlı olmak kaydıyla, yasayla dünelendiği şekilde, ülke dışı yargılama yetkisi olacaktır.
3. Kıbrıs Rum Devleti polisi, Kıbrıs Rum Devleti içinde yerleştirilecek ve sıcak takip operasyonu hakkı saklı kalmak kaydıyla, münhasıran Kıbrıs Rum Devleti içinde faaliyet gösterecek ve Federal Kanunların ihlal edildiği suçlar dahil, devlet içinde hukukun, düzenin ve kamu güvenliğinin korunması ve kanunların uygulanmasından, Federal polisin ve Ortak Tahkikat Bürosunun görevlerine, Polisi ilgilendiren konularda ve Ortak Tahkikat Bürosunun oluşumu ve görevlerine dair Anayasal nitelikteki yasa hükümlerine ve Polisiye Hususlarda İşbirliği Anlaşmasına halel getirmeksizin sorumlu olacaktır.
4. Federal Hükümetin, Federal Anayasa’nın 14.3.Maddesine göre kanunların uygulanmasında Kıbrıs Rum Devleti’ni yetkili kıldığı durumlarda, Kıbrıs Rum Devleti’nin bu bağlamda yetkisi bulunacak ve Devlet Yetkililerince Federal Kanunların Uygulanmasına İlişkin Federal Kanun’da belirtilen usül uyarınca hareket edecektir.
5. Kıbrıs Rum Devleti’nin, bir uluslararası andlaşmanın konusuna ilişkin yasama yetkisine sahip olduğu durumlarda, Federal Anayasa’nın 14.4.Maddesi hükümleri çerçevesinde, Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu uluslararası andlaşmadan kaynaklanan her yükümlülüğünü yerine getirecektir.
43. Madde- Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Dış İlişkilerine Katılım
1. Kıbrıs Rum Devleti, yetki alanını etkileyen dış ilişkilere dair Federal kararlarda, Federal idareyle danışmalarda bulunabilecektir.
2. Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diplomatik misyonlarına, ticari ve kültürel konularda bu misyonların bir parçası olarak akredite edilecek temsilciler atayabilecektir.
3. Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin haklarına, Federal Hükümet’in veya Kıbrıs Türk Devleti’nin yetkisine halel getirmedikçe ve Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğiyle uyumlu olduğu takdirde, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkileri olan Devletlerin yetkili kurumlarıyla, ticari ve kültürel konularda anlaşmalar akdedebilecektir.
4. İş bu Madde’nin 2 ve 3. fıkralarından kaynaklanan yetkilerin kullanımında aşağıdaki usül izlenecektir.
a. Kıbrıs Rum Devleti yabancı hükümetlerle siyasi düzeydeki temaslarında Federal Dışişleri Bakanlığı kanalını kullanacaktır; ve
b. Kıbrıs Rum Devleti, diğer Devletlerin alt kuruluşları veya alt birimleriyle doğrudan temas edebilecektir. Böyle bir durumda Kıbrıs Rum Devleti, bu tür makamlarla herhangi bir anlaşmanın görüşmelerine başladığı takdirde, Federal Dışişleri Bakanlığı’nı bilgilendirecek ve bu müzakerelerin seyri ve sonuçları hakkında bilgi sunmaya devam edecektir.
5. Dış İlişkilere İlişkin İşbirliği Anlaşması, sonradan olabilecek değişikliklere tabi olmak kaydıyla, Federal Anayasa’nın 18. Maddesinin uygulanmasını düzenleyecek ve ilgili olduğu ölçüde, Kıbrıs Rum Devleti’nin temsilini ve anlaşma yapma yetkisini düzenleyecektir.
44. Madde – Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği İlişkilerine Katılımı
1. Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ndeki politikasının belirlenmesi çalışmalarına katılacaktır.
2. Ağırlıklı olarak veya münhasıran Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanına giren konularda temsil, Federal İdare veya ilgili temsilcinin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yükümlülük altına sokmaya yetkili kılınmış olması koşuluyla, Kıbrıs Rum Devleti’nin bir temsilcisince yapılabilecektir.
3. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyeliğinden kaynaklanan yükümlülükleri, yükümlülükle ilgili olan konuda yasama yetkisine sahip Federal veya Kıbrıs Rum Devleti’nin yetkili otoritesi tarafından yerine getirilecektir. AB Müktesebatının uygulanması için emredilen basit ulusal idari yapılar dışında ihtiyaç duyulan idari yapıların oluşturulması, etkinlik gerekleri temelinde Kıbrıs Rum Devleti tarafından gerçekleştirilecektir.
4. Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne karşı olan yükümlülüklerini yetki alanı içinde yerine getirmediği ve Birlik tarafından Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sorumluluk yüklenebildiği takdirde, Federal Hükümetin asgari 90 günlük bir bildirimde bulunarak (veya Avrupa Birliği gerekleri uyarınca zorunluluk ise daha kısa bir zaman içinde) Kıbrıs Rum Devleti’ne, onun yerine gerekli önlemleri almak gereksinimini ve bu önlemlerin Kıbrıs Rum Devleti sorumluluklarını yerine getirinceye kadar yürürlükte kalacağını bildirmesi üzerine, Kıbrıs Rum Devleti, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yükümlülüklerinin yerine getirilmesini sağlayacak şekilde bahsi geçen sorumlulukları derhal yerine getirir.
5. Federal Hükümet ve Devletler arasında Avrupa Birliği İşlerine İlişkin Anlaşma, zaman içinde olabilecek değişikliklerle, Avrupa Birliği İşlerinin münhasıran ve ağırlıklı olarak Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanına giren yönlerini ve bu işlerle bağlantılı olarak, ayrıca, bu Devletin Federal Hükümet ve Kıbrıs Türk Devletiyle olan ilişkisini düzenleyecektir.
45. Madde- İşbirliği ve Eşgüdüm
1. Anayasal Nitelikli Yasaların Teşkili ve Kabulüne İlişkin Federal Anayasal Nitelikli Yasa uyarınca, Temsilciler Meclisi, Federal Parlamento ve Kıbrıs Türk Devleti’nin yasama organının birlikteliğinde, Federal Hükümet ve her iki devlet için bağlayıcı yasalar kabul edilebilir.
2. Kıbrıs Rum Devleti, Kıbrıs Türk Devleti veya Federal Hükümet ile anlaşmalar akdedebilir, bu suretle tarafların yetkisi dahilinde ortak kurum ve kuruluşlar oluşturulabilir ve bu tür herhangi bir anlaşma, Federal Parlamento ve her iki devlet yasama organınca onaylandığı takdirde, Federal Anayasal Nitelikli Yasa konumunda olacaktır.
3. Kıbrıs Rum Devleti, politika ve yasalarının, Federal Anayasanın 16.3. Maddesinde belirtildiği üzere, anlaşmalar, ortak standartlar ve danışmalar yoluyla eşgüdüm ve uyumunu sağlamaya çalışacaktır.
IV. BÖLÜM- YÜRÜTME
46. Madde- Hükümet Başkanı
1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümetinin Başkanı, Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin başıdır ve Hükümette herkesin önünde gelir.
2. Başkan’ın geçici yokluğunda veya görevlerini yerine getirme yeteneğini geçici olarak kaybetdiği durumlarda, Temsilciler Meclisi Başkanı, onun yokluğunda ya da bu tür bir Makamın münhal konumunun doldurulması sürecinde ise, Anayasanın 75.3.Maddesine göre Meclis Başkanı’na vekalet eden Temsilci, bu tür geçici yokluk veya yetenek kaybı süresince Başkan adına hareket edecektir.
47. Madde- Başkan’ın Görevleri
Başkan,
(a) Kıbrıs Rum Devletini, tüm resmi işlerinde temsil eder.
(b) (i) Kıbrıs Rum Devleti’nin, Federal Anayasa’nın 18. Maddesi hükümleri uyarınca ve bu hükümlerle bağlı olmak kaydıyla, ticari ve kültürel hususlara ilişkin akdedebileceği anlaşmaları,
(ii) yukarıda ifade edilen anlaşmaların müzakereleri için atanan heyetlerin veya müzakeresi tamamlanmış bu tür anlaşmaları imzalayacak delegelerin yetki belgelerini,
(iii) Kıbrıs Rum Devleti ile Kıbrıs Türk Devleti ve/veya Federal Hükümet arasında İşbirliği Anlaşmaları ve eşgüdüm, uyumlaştırma veya diğer anlaşmaları, imzalar;
(c) Ticari ve kültürel konularda Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diplomatik misyonlarının bir parçası olarak akredite edilecek temsilcileri atar;
(d) Kıbrıs Rum Devleti’nin Nişanı’nı verir;
(e) Federal Anayasa’nın 26.9. Maddesinde belirtildiği üzere, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanlık Konseyi’nin toplantılarına katılır;
(f) Bakanlar Konseyi aracılığıyla Federal Kanunların uygulanmasını, bu tür uygulamanın Federal Hükümet tarafından Kıbrıs Rum Devleti yetkililerine bırakıldığı durumlarda denetler ve;
(g) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyeliğinden ve uluslararası andlaşmalardan doğan yükümlülüklerinin uygulanmasını, yükümlülükle ilgili konunun Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama yetkisi alanında olması durumunda denetler.
48. Madde- Başkan’ın Seçimi
1. Başkan’ın seçimi, doğrudan, genel ve gizli oyla yapılır, tek bir adayın olması durumunda o aday seçilmiş ilan edilir.
2. Geçerli oyların yüzde ellisini alan aday seçilir. Adaylardan hiçbiri gerekli
çoğunluğu elde edemezse, seçim bir sonraki hafta aynı güne karşılık gelen tarihte, en fazla geçerli oy alan iki aday arasında yeniden düzenlenir ve bu seçimde geçerli oyların ekseriyetini alan aday seçilmiş addedilir.
3. Seçim, deprem, sel, genel salgın hastalık ve benzeri olağanüstü ve önceden
öngörülmeyen durumlara bağlı olarak işbu Anayasa uyarınca belirlenen tarihte düzenlenemezse, bir sonraki hafta aynı güne karşılık gelen tarihte yapılacaktır.
49. Madde – Adaylık için Yeterlik
Bir kişi seçim zamanında aşağıda belirtilen niteliklere sahipse, Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin Başkanlığı için yapılacak seçimde aday olmaya ehil sayılır.
(a) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmak;
(b) 35 yaşını doldurmuş olmak;
(c) İşbu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya bu tarihten sonra sahtekarlık veya yüz kızartıcı bir suçtan dolayı ceza almamış olmak veya bir seçim suçu için yetkili mahkemelerce seçim kısıtlamalarına tabi olmamak;
(d) Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin Başkanlığı görevini yürütecek akli melekelerden yoksun olmamak;
(e) En az 6 aydır Kıbrıs Rum Devleti’nde ikamet ediyor olmak.
50. Madde – Ehil Olmamak ve Uyumsuzluk
1. Başkanlık görevi, Belediye Başkanlığı dahil bir belediye meclisi üyeliği veya bir kamu ya da belediye görevi ile aynı anda yürütülemez. Bu Madde için “kamu görevi”, Kıbrıs Rum Devleti veya Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki kamu hizmetlerinde kar amaçlı çalışan ve ödenekleri ya Kıbrıs Rum Devleti, ya da Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin denetimi altında olan ve kamu sektöründe veya kamu hizmetlerinin bütünü içinde yer alan tüm makamları kapsar.
2. Devlet Başkanı, görev süresi boyunca, doğrudan veya dolaylı, kendi veya başkasının hesabına, kar amaçlı veya kar amacı gütmeyen bir iş veya meslek icra edemez.
51. Madde – Göreve Başlama
1. Başkan, göreve, Temsilciler Meclisi’nde aşağıdaki yemini yaparak başlar.
“Kıbrıs Rum Devleti’nin Anayasası ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’na ve bunlara bağlı yapılan kanunlara bağlılığımı ve saygımı yinelerim.”
2. Temsilciler Meclisi, bu törenin düzenlenmesi amacına yönelik olarak görev süresi
sona eren Başkan’ın beş yıllık döneminin tamamlandığı tarihte ve 53. Maddenin 4. fıkrası uyarınca ara seçim yapıldığı takdirde, ara seçimi izleyen üçüncü gün toplanacaktır.
52. Madde- Görev Süresi
1. Başkan, göreve başladığı tarihten itibaren beş yıllık bir dönem için görev yapacak ve sonraki Başkan’ın göreve başlamasına kadar görevini sürdürecektir.
2. 53. Maddenin 4. fıkrası uyarınca ara seçimle seçilen Başkan, görevini doldurmak üzere seçildiği Kıbrıs Rum Devleti Başkanı’nın geri kalan süresinde görev yapar.
Geri kalan süre bir yıldan az olduğu takdirde, Başkan olarak seçilen kişi, hem bu bir yıldan az süre hem de ilave beş yıllık bir süre için daha görev yapar ve bu görevi sonraki Başkan göreve başlayıncaya kadar sürdürür.
3. Yeni bir Başkan’ın seçimi, eski Başkanın görev süresinin sona erdiği tarihte göreve başlamasına imkan sağlamayı teminen ayrılmakta olan Başkanın görev süresinin dolmasından önce yapılmalıdır.
53. Madde – Başkanlık Görevinin Boşalması
1. Başkanlık Makamı
a) Ölüm;
b) Temsilciler Meclisine, gönderilen ve Başkanı tarafından alınan yazılı istifa;
c) Federal Kanuna göre Vatan Hainliği suçundan hüküm giyme;
d) Sahtekarlık ve yüz kızartıcı suçların herhangi birinden hüküm giyme;
e) Görevlerini etkin bir şekilde yerine getirmesine engel olacak biçimde kalıcı fiziksel veya zihinsel yetersizliği veya geçici haller dışında benzer gaybubeti durumunda boşalır.
2. Başkanlık makamının boşalması durumunda, Temsilciler Meclisi Başkanı, makamın boş kaldığı süre zarfında Hükümet Başkanı olarak hareket eder.
3. Yüksek Mahkeme, bu Maddedeki 1. fıkranın (e) bendinde ortaya çıkan herhangi bir sorun hakkında, Temsilciler Meclisi’nde basit çoğunlukla alınan bir karar üzerine Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı’nın verdiği bir önerge ile karar alır:
Bu yönde bir karar alınması yönündeki öneri, Temsilciler Meclisi üyelerinin en az beşte biri tarafından imzalanmaması durumunda, Temsilciler Meclisi’nde bu bağlamda hiç bir karar verilemez, gündeme alınamaz veya tartışılamaz.
4. Kıbrıs Rum Devleti’nin Başkanlığı makamının boşalması durumunda, boş makam, oluştuğu tarihten itibaren kırk beş gün içinde yapılacak bir ara seçimle doldurulur.
54. Madde – Dokunulmazlık ve Tahkikat
1. Başkan, görev süresi boyunca, Kıbrıs Rum Devleti Kanunları karşısında bu Maddenin hükümleri haricinde herhangi bir cezai takibata tabi tutulamaz.
2. Başkan, sahtekarlık veya yüz kızartıcılığı içeren bir suçtan dolayı Yüksek Mahkeme önünde Başsavcı tarafından itham edilebilir.
3. (a) Başkan’ın, işbu Madde’nin 2. fıkrası altında yargılanması durumunda görevini yerine getirmesi askıya alınır ve 46. maddenin 2. fıkrası hükümleri uygulanır.
(b) Başkan, bu tür bir suçlamada Yüksek Mahkeme tarafından yargılanır; hüküm giymesi üzerine makamı boşalır ve beraat etmesi durumunda makamının görevlerini yerine getirmeye devam eder.
4. Başkan, işbu Madde’nin 2. fıkrası uyarınca, görevlerini yerine getirirken işlediği herhangi bir suçtan ötürü yargılamaya tabi tutulamaz, ancak, görevinin sona ermesinden sonra görev süresi içinde işlediği herhangi bir suçtan ötürü yargılanabilir.
5. Başkan, görevlerinin ifası sırasında gerçekleştirdiği herhangi bir fiili veya ihmali nedeniyle dava edilemez:
Ancak bu fıkrada kayıtlı hiçbir husus, herhangi bir kişiyi, Kıbrıs Rum Devleti Hukuku çerçevesinde Kıbrıs Rum Devletini dava etme hakkından mağrum kılar şekilde yorumlanamaz.
55. Madde – Bakanlar Kurulu
1. Yürütme gücü, Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin Başkanı tarafından yerine getirilir. Başkan, yürütme gücünü yerine getirmek üzere en fazla 14 Bakanın yer aldığı bir Bakanlar Kurulu oluşturur. Bakanlar, Başkan tarafından kendisince imzalanan bir belgeyle atanır. Kanun, 6 adede kadar Müsteşar bulunmasına izin verebilir.
Bakanlar Kurulu, 47. ve 56. Madde’lerde açıkça Başkana bırakılan yürütme erkine tabi olmak kaydıyla, aşağıdakiler dahil diğer tüm konularda yürütme gücünü kullanır:
a) Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin genel yönetim ve kontrolü ve genel politikalarının yönetimi,
b) Federal Anayasa’nın 18. Maddesi’nde belirtildiği şekilde, ticari ve kültürel ilişkiler dahil olmak üzere 43. ve 44. Maddelerde ortaya konduğu üzere dış ilişkiler ve Avrupa Birliği işlerinin veçheleri,
c) kamu düzeni ve güvenliği;
d) tüm kamu hizmetlerinin eşgüdümü ve denetimi;
e) işbu Anayasa ve kanun hükümleri uyarınca Kıbrıs Rum Devleti’ne ait olan mülkün denetimi ve idaresi;
f) bir Bakan tarafından Temsilciler Meclisine sunulacak kanun tasarılarının değerlendirilmesi;
g) herhangi bir kanunun, o kanunla öngörülen şekilde uygulanması için her türlü emir ve yönetmeliğin hazırlanması;
h) Temsilciler Meclisi’ne sunulacak Kıbrıs Rum Devleti bütçesinin değerlendirilmesi;
i) Federal Kanunlar’ın, uygulamasının Federal Hükümet tarafından Kıbrıs Rum Devleti yetkililerine bırakıldığı durumlarda, uygulanması; ve
j) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyeliği ve uluslararası andlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerinin, yükümlülükle ilgili konunun Kıbrıs Rum Devleti’nin yetki alanına girdiği durumlarda, yetki alanı çerçevesinde uygulanması.
k) Kamu hizmetlerine geçici çalışanların kanun uyarınca ve kanunda belirtilen şekilde atanması.
2. Bakanlar Kurulu’nun kararları çoğunluk oyu ile alınır ve bizzat kararda başka şekilde belirtilmediği takdirde Başkan tarafından Resmi Gazete’de yayınlatılır.
56. Madde –Başkan’ın Yürütme Gücü
Başkan tarafından kullanılan yürütme gücü başlıca aşağıdaki hususlardan oluşur:
1) Bakanlar Kurulu üyelerinin tayini ve görevden alınması;
2) 55.2. Madde’de belirtilen şekilde Bakanlar Kurulu kararlarının Resmi Gazete’de yayımı suretiyle ilanı;
3) 59. Madde’de belirtilen şekilde Temsilciler Meclisi’nden geçen herhangi bir kanun veya kararın Resmi Gazete’de yayımı suretiyle ilanı;
4) İşbu Anayasa’da belirtilen şekilde tayin ve görevden almalar;
5) 60. Madde’de belirtilen şekilde cezaların affı; özel af, askıya alınması ve hafifletilmesi yetkilerinin kullanımı;
6) İşbu Anayasa’da belirtilen şekilde Yüksek Mahkeme’ye havale yetkisi;
7) İşbu Anayasa’da belirtilen şekilde Yüksek Mahkeme kararlarının Resmi Gazete’de yayınlattırılması;
8) 57. Madde’de tanımlanan yetkilerin herhangi birinin kullanımı;
9) 82. Madde’de belirtilen şekilde, Temsilciler Meclisi’ne hitab edilmesi;
10) Bakanlar Kurulu toplantılarını düzenleme, bu toplantıların gündemlerini hazırlama, bu toplantılara başkanlık yapma ve bu toplantılardaki görüşmelere herhangi bir oy hakkı olmadan katılmak;
11) 58. Maddede belirtilen şekilde, Temsilciler Meclisi’nin Bütçeyle ilgili kanun veya kararlarını iade etme hakkı;
12) İşbu Anayasa’da belirtilen şekilde, Yüksek Mahkeme’ye havale veya Yüksek Mahkeme yolunu kullanma hakkı;
13) Kıbrıs Rum Devleti’nin nişanlarının ihdası
57. Madde – Temsilciler Meclisi’nin Kanunlar ve Kararlar Üzerinde Veto Hakkı
1. Başkan’ın, Temsilciler Meclisi’nin herhangi bir kanunu veya kararı veya aşağıdaki hususlar bakımından bunların herhangi bir bölümü üzerinde nihai veto hakkı vardır.
i) Tümü veya bir bölümü Kıbrıs Rum Devleti yetki alanında olan dış ilişkilerin Federal Anayasa’nın 18. Maddesinde ortaya konan bütün veçheleri;
ii) Tümü veya bir bölümü Kıbrıs Rum Devleti yetki alanında olan, Avrupa Birliği ile bağlantılı olarak 19. Maddede ortaya konan tüm veçheler;
iii) Yabancılar, Göç ve İltica hakkındaki Federal Kanunlara tabi olmak kaydıyla yabancıların Kıbrıs Rum Devleti’nde yerleşimi, statüsü ve menfaatleri;
iv) Kamu güvenliğine ilişkin aşağıdaki hususlar:
a) Polis hizmetlerindeki kıdemli memurların tayin ve terfileri
b) Polislerin dağıtımı ve yerleştirilmesi
c) Polis kanunları
2. Yukarıda belirtilen veto hakkı, kanun veya kararın tümüne ya da bir bölümüne karşı kullanılabilir ve veto hakkının kanun veya kararın bir bölümüne karşı kullanılması durumunda, bu tür Kanun veya kararların veto edilen bölümü dışında kalan kısımları, işbu Anayasanın ilgili hükümleri çerçevesinde yürürlüğe girmelerini teminen, Başkan’a sunulup sunulmamalarına ilişkin bir karar alınması amacıyla Temsilciler Meclisine iade edilir.
3. Bu madde çerçevesindeki veto hakkı, 59. Maddede belirtilen şekilde, Temsilciler Meclisi Kanunları ve kararlarının yayınlanması süresi içinde kullanılır.
58. Madde – Kanunların İadesi Hakkı
1. Başkan’ın Temsilciler Meclisi’nin herhangi bir Kanun veya kararını ya da onun bir bölümünü Meclis’e yeniden görüşülmesi için iade etme hakkı vardır.
2. Temsilciler Meclisinde Bütçe’nin kabulünde, Başkan, iade hakkını, kendi değerlendirmesine göre ayrımcılık yapıldığı gerekçesiyle kullanabilir.
3. Bir Kanun veya kararın yada onun bir bölümünün bu maddenin 1. Maddesinde belirtilen şekilde Temsilciler Meclisi’ne iade edilmesi durumunda, Temsilciler Meclisi iade edilen kanun hakkında, iadeden sonra 15 gün içinde ve iade edilen 2. Maddede belirtilen şekilde Bütçe olması durumunda iade edilen hakkında iadeden sonra 30 gün içinde fikir beyan eder.
4. Temsilciler Meclisi görüşünde ısrarlı davranırsa, Başkan, işbu Anayasa’nın hükümlerine bağlı olarak, Kanunu, Kararı ya da Bütçe Kanununu, Temsilciler Meclisi Kanunlarının ve kararlarının yürürlüğe girmesi için belirlenen süre zarfında Resmi Gazete’de yayınlatarak yürürlüğe sokar.
5. İşbu Madde kapsamında düzenlenen iade hakkı, 59. Maddede belirtiği üzere, Temsilciler Meclisi’nin Kanunları ya da Kararları normal süreci içinde yürürlüğe girene kadar kullanılabilir.
59. Madde – Yayınlanma
Başkan, Temsilciler Meclisi’nin her Kanun veya kararının kendi Makamına iletilmesini takiben 15 gün içinde, sözkonusu Kanun veya Karara ilişkin veto, iade, Yüksek Mahkeme’ye havale yolundaki yetkilerini işbu Anayasa’da öngörüldüğü üzere kullanmadığı takdirde, sözkonusu Kanun veya Kararın Resmi Gazete’de yayınlanmak suretiyle ilanı sağlar.
60. Madde – Ceza İndirimleri
Başkan, Başsavcıya danıştıktan sonra, Kıbrıs Rum Devleti mahkemelerince verilmiş herhangi bir ceza veya hapis emrini erteleyebilir, askıya alabilir veya azaltabilir.
61. Madde – Bakanların Yürütme Gücü
1. Bir Bakan, Bakanlığının en üst amiridir.
2. İşbu Anayasayla münhasıran Hükümet Başkanı’na ve Bakanlar Kurulu’na verilmiş yürütme yetkisiyle sınırlı olmak kaydıyla, her Bakan tarafından kullanılan yürütme gücü aşağıdaki hususları kapsar;
a) Bakanlığıyla ilgili kanunların yürütülmesi ve genelde Bakanlığının görev alanına giren tüm konuların ve işlerin yönetimi;
b) Bakanlığıyla ilgili talimat ve yönetmeliklerin Bakanlar Kurulu’na sunulmak üzere hazırlanması;
c) Bakanlığıyla ilgili herhangi bir kanun veya bu kanun altındaki talimat ve yönetmelik hükümlerine işlerlik kazandırmak için talimat ve genel yönetmeliklerin yayınlanması;
d) Kıbrıs Rum Devleti Bütçesi’nin Bakanlığıyla ilgili bölümünü Bakanlar Kurulu’na sunulmak üzere hazırlanması,
e) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Federal Anayasa veya Avrupa Birliği İşleri ve Dış İlişkiler Hakkında İşbirliği Anlaşmaları’nda belirtilen durumlarda temsil edilmesi.
62. Madde – Bakanlığa Ehil Olma
1. Hiç kimse Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı ve Temsilciler Meclisi’ne üye olmak üzere seçimde adaylık için gerekli nitelikleri haiz olmadığı takdirde Bakan olarak atanamaz.
2. Bakanlık Makamı Temsilciler Meclisi üyeliği veya Belediye Başkanlığı görevi de dahil olmak üzere, belediye meclis üyeliği ya da bir kamu görevi veya belediyeye ait bir başka makamla birlikte yürütülemez.
Bu fıkradaki “kamu görevi” ifadesi 50. Maddedeki ifade ile aynı anlamı taşıyor.
3. Bakanlar, istifa edene veya Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı tarafından azledilinceye kadar görev yapar.
63. Madde – Yemin
Bakan olarak tayin edilen kişi, göreve başlamadan önce Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı huzurunda aşağıdaki cümleyi tekrarlar :
“Kıbrıs Rum Devleti Anayasası ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve bunlar uyarınca yapılan bütün Kanunlara bağlı kalacağıma ve saygı göstereceğime yemin ederim.”
64. Madde – Sekretarya
1. Bakanlar Kurulu’nun, devlet memuru statüsünü haiz bir sekreter tarafından yönetilen bir Sekretaryası bulunur.
2. Bakanlar Kurulu Sekretaryası Genel Sekreteri Bakanlar Kurulu Makamı’nın işlerini yürütür ve Bakanlar Kurulu’nun kendisine verdiği talimatlar uyarınca Bakanlar Kurulu toplantılarına katılır, toplantı tutanağını tutar ve Bakanlar Kurulu kararlarını ilgili kurum, yetkili ya da kişiye iletir.
V. BÖLÜM – YASAMA
65. Madde – Yasama Yetkisi
1. Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama yetkisi Temsilciler Meclisi tarafından kullanılır.
2. Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama yetkisi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin münhasır yetki alanı içinde olmayan her konuyu kapsar.
3. Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama yetkisi, Kıbrıs’ın (Cyprus) Avrupa Birliği üyeliği ve uluslararası andlaşmalardan doğan yükümlülüklerinin uygulanmasını ve bu yükümlülüklerle ilgili konuların münhasıran veya ağırlıklı olarak Kıbrıs Rum Devleti’nin yasama yetkisi alanı içinde olduğu durumları kapsar.
66. Madde – Temsilciler Meclisi’nin Oluşumu
Temsilcilerin sayısı, üçü Maruni, Ermeni ve Latin olmak üzere, kanunla belirtilen dini azınlıklar tarafından seçilen 60 kişiden müteşekkildir. Temsilcilerin sayısı, ancak Temsilciler Meclisi’nin beşte üç çoğunluğunun kararıyla değiştirilebilir.
67. Madde – Adayların Vasıfları
Temsilciliğe seçim için aday olanlar seçim zamanında aşağıdaki nitelikleri haiz olmalıdır:
a) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmak;
b) Yirmi beş (25) yaşını doldurmuş olmak;
c) Seçmen olmak;
d) sahtekarlık veya yüz kızartıcı suçlardan hüküm giymemiş olmak veya herhangi bir seçim suçundan yetkili bir mahkeme tarafından herhangi bir kısıtlama altında olmamak ve
e) Temsilci olarak görev yapmaktan alıkoyacak bir zihinsel hastalığı olmamak.
68. Madde – Görev Süresi
1. Temsilciler Meclisi’nin görev süresi beş yıldır.
2. Dönemi sona eren Meclis, işbu Maddenin 1. fıkrası altında yeni seçilen Meclis görevi devralana kadar görev yapmaya devam eder.
69. Madde – Temsilciler Meclisi Seçimleri
1. Temsilciler Meclisi genel seçimi, Dönemi sona eren Meclis’in görev süresinin tamamlandığı ayı izleyen ilk ayın ikinci Pazar günü yapılır.
2. Seçimler, varyasyonlu veya varyasyonsuz nispi temsil sistemine göre düzenlenen ilgili seçim kanunu uyarınca yapılır.
3. Meclis’te bir sandalye boşaldığı takdirde, bu münhal sandalye, o an için Yürürlükte olan Seçim Kanunu uyarınca doldurulur.
4. İşbu Madde’nin 1. fıkrasında öngörülen şekilde belirlenen tarihte, deprem, sel, salgın hastalık ve benzer olağanüstü ve önceden görülemeyen olaylar nedeniyle seçimler gerçekleştirilemediği takdirde, asıl seçim tarihini izleyen bir sonraki hafta içinde, o haftanın da aynı gününde seçimler yapılır.
70. Madde –Fesih
1. Temsilciler Meclisi, kendisini ancak kendi mutlak çoğunluğunun oyuyla alınan kararla feshedebilir.
2. Bu yönde alınan bir karar, 68. Maddenin 1. fıkrası ile 69. Maddenin 1. fıkrasına halel gelmeksizin, kararın alındığı tarihden sonra en erken otuz, en geç kırk gün içinde genel seçimin yapılacağı tarih ile yeni seçilecek Meclisin, genel seçim tarihinden sonra on beş günü aşmamak üzere ilk Genel Kurul tarihini belirleyecektir. Bu süre zarfında görev süresi sona ermiş olan Meclis görevine devam edecektir.
3. 68. Maddenin 1. fıkrasının muhteviyatına halel gelmeksizin, fesihten sonra seçilecek Temsilciler Meclisi’nin görev süresi kendini fesheden Meclis’in geri kalan süresiyle sınırlı olacaktır. Fesih kararının Meclisin beş yıllık görev süresinin son yılı içinde gerçekleşmesi durumunda, Temsilciler Meclisi feshedilen Meclis’in geri kalan süresi ve takip eden beş yıl için görev yapar; yeni seçilin Meclis’in eski Meclis dönemine ait her oturumu olağanüstü oturum olarak kabul edilir.
71. Madde- Kanun Koymanın Sınırı
68. Maddenin 2. fıkrası veya 70. Maddenin ikinci fıkrası hükümleri uyarınca yeni seçilen Meclis görevini devralana kadar, Temsilciler Meclisi’nin görevi devam ettiği hallerde, görevini sürdüren Temsilciler Meclisi’nin acil ve ilgili Kanun veya kararda açıkça belirtilen, önceden öngörülemeyen acil ve istisnai durumlar dışında Kanun yapma ya da herhangi bir konuda karar alma yetkisi bulunmaz.
72. Madde – Temsilcilerin Yemini
Temsilci, Temsilciler Meclisi’nde ve kamuya açık bir toplantıda görevlerini üstlenmeden önce, şu yemini edecektir: “Kıbrıs Rum Devleti Anayasası ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na ve bunlar uyarınca yapılan kanunlara kalacağıma ve saygı göstereceğime yemin ederim.”
73. Madde – Görevle Bağdaşmazlık
Temsilcilik görevi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Bakanlık ya da Belediye Başkanlığı görevi de dahil, belediye meclis üyeliği, ya da bir kamu görevi veya belediyeye ait bir başka makamla, birlikte yürütülemez.
İşbu Madde’deki “kamu görevi” ifadesi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti veya Kıbrıs Rum Devleti’nin hizmetinde gelir getiren herhangi bir görev ya da Kıbrıs Rum Devleti ile Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti denetiminde gelir karşılığında verilen hizmetler ve herhangi bir kamu işletmesi ya da kamu kuruluşunda herhangi bir görev anlamına gelir.
74. Madde – Görevin Boşalması
Temsilcinin sandalyesi,
(a) ölümü,
(b) yazılı istifası,
(c) 67. Maddenin (d) veya (e) fıkrasında atıfta bulunulan durumlardan birisinin ortaya çıkması veya Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığının sona ermesi ya da
1. Temsilciler Meclisi Başkanı, Temsilciler Meclisi’nin görev süresinin başında ve Meclisin bütün çalışma dönemi için seçilir.
2. İşbu maddenin 1. fıkrasında sözü edilen görevin boşalması durumunda, bu fıkrada belirtildiği üzere sözkonusu münhal görevin doldurulması için mümkün olan azami süratle ve gerektiği takdirde de olağanüstü bir oturumda seçim gerçekleştirilir.
3. Meclis Başkanlığı Makamı’nın geçici olarak münhal kalması ya da işbu maddenin 2. fıkrasında kaydedildiği üzere, sözkonusu Makamın doldurulmasını teminen gerekli sürecin işlediği zaman zarfında, Meclis tarafından aksine bir karar alınmadığı takdirde, en kıdemli Temsilci Meclis Başkanlığı’nı yürütülür.
4. Meclis Başkanı’na ilave olarak, Temsilciler Meclisi üyeleri arasından Meclis Başkanlığı ofisine bağlı olarak görev yapacak beş Meclis Katibi atanır.
76. Madde – Usul
Temsilciler Meclisi, parlamentonun çalışma usulü ve birimlerin işleyişine ilişkin her konuyu İç Tüzük marifetiyle düzenler.
77. Madde – Oturumlar
1. Temsilciler Meclisi olağan oturumu, genel seçimleri izleyen onbeşinci gün yapılır ve müteakip her yıl, buna tekabül eden aynı günde, olağan oturum için çağrı yapılmaksızın, toplanır.
2. Temsilciler Meclisi’nin olağan oturumu, Temsilciler Meclisi’nin belirleyeceği şekilde, her yıl üç ila altı aylık bir dönem sürer.
3. Temsilciler Meclisi, on Temsilci’nin Meclis Başkanı’na muhatap talebi üzerine Meclis Başkanı tarafından olağanüstü oturuma çağrılır.
78. Madde – Meclisin Toplantıları
1. Temsilciler Meclisi toplantıları kamuya açık olarak yapılır ve görüşmelerin tutanakları yayınlanır.
2. Temsilciler Meclisi, gerek duyduğu takdirde, Temsilcilerin toplam sayısının beşte üçünün oyu ile kabul edilecek bir karar temelinde oturumları kamuya kapalı olarak gerçekleştirebilir.
79. Madde – Toplantıların Süreleri ve Gündemleri
1. Meclis Başkanı her toplantının başladığını ve sona erdiğini beyan eder.
2. Meclis Başkanı toplantının sona erdiğini beyan ederken, Temsilciler Meclisi’nin rızasıyla, aynı zamanda bir sonraki toplantının belirlenen tarih ve zamanını ilan ederek, sözkonusu toplantının gündemini Temsilciler Meclisi’ne sunar.
3. Her gündem basılarak toplantıdan en az yirmidört saat önce Temsilcilere dağıtılır. Ancak sözkonusu gündem halen tartışılmakta olan bir konuya ilişkin ise, toplantı öncesinde olmak kaydıyla herhangi bir zaman dağıtılabilir.
80. Madde – Yetersayısı ve Erteleme İşlemi
Temsilciler Meclisi yetersayısı toplam üye sayısının asgari üçte birini içerir.
81. Madde – Oy Verme
Temsilciler Meclisi’nin yasa ve kararları mevcut ve oy veren Temsilcilerin basit çoğunluğuyla kabul edilir.
82. Madde – Bildiriler ve Açıklamalar
1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı Temsilciler Meclisine mesaj göndererek hitap edebileceği gibi, görüşlerini Bakanlar aracılığıyla da Temsilciler Meclisine iletebilir.
2. Bakanlar, Temsilciler Meclisi’ndeki ya da herhangi bir Komitedeki görüşmeleri izleyebilirler ya da yetkilerine giren bir konuda Temsilciler Meclisi’ne ve ya herhangi bir Komiteye açıklamada bulunabilir ve bilgi verebilirler.
83. Madde – Yasa Tasarılarının Sunulması
1. Herhangi bir Bakan ya da Temsilciler Meclisi üyesi, yasa tasarısı sunma hakkına sahiptir.
2. Hiç bir Temsilci, bütçe harcamalarında bir artış öngören yasa tasarısı sunamaz.
84. Madde – Bütçe
1. Bütçe, mali yılın başlayacağı yasayla belirlenen günden asgari üç ay önce Temsilciler Meclisi’ne sunulur ve sözkonusu tarihten önce oylanır.
2. Mali yıl sonundan önceki üç ay içinde, nihai hesaplar onay için Temsilciler Meclisine sunulur.
85. Madde – Yasaların İşlemesi
Temsilciler Meclisi’nin çıkardığı bir kanun ya da aldığı bir karar, sözkonusu kanun ya da karar kapsamında başka bir tarih öngörülmediği takdirde, Resmi Gazetede yayınlanmak suretiyle yürürlüğe girer.
86. Madde – Temsilciler Aleyhine Yargısal İşlemler
1. Temsilciler, Temsilciler Meclisi’nde yaptıkları açıklama ya da verdikleri oy nedeniyle medeni ya da cezai davalara konu edilemezler.
2. Kıbrıs Rum Devleti yasalarına karşı bir harekette bulunduğu iddiasıyla, Temsilciliği sürdüğü sürece, Yüksek Mahkemenin izni olmadan, Temsilci hakkında dava açılamaz, Temsilci tutuklanamaz ya da hapsedilemez. Beş yıl ya da daha fazla hapis cezayı gerektiren bir suç halinde, suç üstü olan bir durum sözkonusu ise Yüksek Mahkeme izni aranmaz. Bu durumda Yüksek Mahkeme, yetkili makamın bildirimi üzerine, suçlanan kişinin Temsilciliği devam etmekteyse, yargı sürecinin ya da tutuklamanın devamına onay verme ya da reddetme konusunda karar bildirir.
3. Eğer Yüksek Mahkeme, Temsilci aleyhine dava açılmasına izin verilmesini kabul etmezse, Temsilcinin dava edilemediği dönem, bahsekonu suç bakımından herhangi bir zaman aşımı süresi olarak hesaplanamaz.
4. Eğer Yüksek Mahkeme, yetkili Mahkeme tarafından Temsilci aleyhinde alınan hapis cezasının uygulanmasına izin vermeyi reddederse, bahse konu cezanın uygulanması Temsilcilik görevinin sonuna kadar ertelenir.
87. Madde – Ücret
1. Temsilciler, Kamu Gelirlerinden yasa ile belirlenen ücreti alırlar.
2. Söz konusu ücrette yapılabilecek herhangi bir artış, artışın yapıldığı Temsilciler Meclisi görev süresi boyunca yürürlüğe giremez.
88. Madde –Vasıflara İlişkin Hüküm
Seçilecek adayların vasıfları ve seçim başvurularına ilişkin her türlü soru Yüksek Mahkeme tarafından nihai hükme bağlanır.
VI. BÖLÜM – KIBRIS RUM DEVLETİNİN BAĞIMSIZ MEMURLARI
89. Madde – Başsavcı ve Başsavcı Yardımcısı
1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı, Yüksek Mahkeme hakimi olarak atanma vasfına sahip iki kişiyi Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı ve Başsavcı Yardımcısı olarak atar.
2. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı, bağımsız bir görev olan Kıbrıs Rum Devleti Hukuk Kurumu Başkanlığını yürütecek, herhangi bir Bakanlığa bağlı olmayacaktır. Başsavcı Yardımcısı Hukuk Kurumunun Başkan Yardımcısı görevini yürütür.
3. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı ve Başsavcı Yardımcısı Kıbrıs Rum Devleti daimi Hukuk hizmetleri üyesidirler, bu görevi Yüksek Mahkeme hakimleri için öngörülen tanım ve şartlar çerçevesinde yürütürler, Yüksek Mahkeme hakimleri için öngörülen esaslar haricinde görevden alınamazlar.
90. Madde – Yetkiler ve İşlevler
1. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı, Başsavcı Yardımcısının yardımıyla, Kıbrıs Rum Devletinin, Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanının, Bakanlar Kurulu’nun ve Bakanların hukuk danışmanlığını yapar, işbu Anayasa ve yasayla kendisine tanınan tüm diğer yetkileri kullanır, diğer işlev ve görevleri yerine getirir.
2. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı, Kıbrıs Rum Devleti’nde her türlü kişi aleyhinde işlenen suça ilişkin davayı başlatma, yürütme, üstlenme ve devam ettirme ya da sona erdirme konusunda, kamu yararına dair takdir hakkı çerçevesinde yetkilidir. Bu yetki kendisince şahsen, talimatı altında ya da uyarınca hareket eden memurları, veya talimatı altında ya da uyarınca hareket eden avukatlar vasıtasıyla kullanılır.
3. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcı Yardımcısı, görevlerini yerine getirmek konusunda makamına ait olan bütün görevleri kullanır ve yerine getirir, Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısının yönlendirmesi ve işbu Anayasanın hükümleri uyarınca, yasayla Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısına tanınan tüm yetkileri kullanır, tüm işlev ve görevleri ifa eder.
4. Kıbrıs Rum Devleti Başsavcı Yardımcısı, görevi başında bulunmadığı ya da geçici olarak görevini yerine getirememesi durumunda Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısının adına yetki kullanır.
91. Madde – Savcılık Direktörü
90. maddenin 2. fıkrası çerçevesinde, yasayla Savcılık Direktörlüğü görevi ihdas edilebilir.
92. Madde – Sayıştay Başkanı
1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı uygun iki kişiyi Sayıştay Başkanlığına ve Sayıştay Başkan Yardımcılığına atar.
2. Sayıştay Başkanı, bağımsız bir makam olan ve hiçbir Bakanlığa bağlı bulunmayan Kıbrıs Rum Devleti Sayıştayının Başkanı, Yardımcısı ise Sayıştay Başkan Yardımcısı görevini ifa eder.
3. Sayıştay Başkanı ve Sayıştay Başkan Yardımcısı, Kıbrıs Rum Devleti Daimi Kamu Hizmetinin üyeleri olup, Yüksek Mahkeme hakimleri için geçerli şartlar ve yöntem haricinde emekli edilemezler, görevden alınamazlar.
93. Madde – Yetkiler ve İşlevler
1. Sayıştay Başkanı, Sayıştay Başkan Yardımcısının yardımıyla, Kıbrıs Rum Devleti adına, tüm ödeme ve alındıları kontrol eder; Kıbrıs Rum Devleti’den aldığı yetki altında, tüm para ve yönetilen diğer varlıklara dair hesapları, borçlanmaları kontrolden geçirir, teftiş eder; bu amaçla, sözkonusu hesaplara ilişkin tüm defter, kayıt ve raporlar ile sözkonusu kayıt araçlarının bulundurulduğu her yere erişim hakkına sahiptir.
2. Sayıştay Başkanı, Sayıştay Başkan Yardımcısının yardımıyla, yasayla tanınan diğer yetkileri kullanır ve diğer işlev ve görevleri yerine getirir.
3. Sayıştay Başkanının, işbu Bölümde belirtilen yetki, işlev ve görevleri kendisince şahsen ya da talimatı altında ve uyarınca hareket eden memuru tarafından yerine getirilebilir.
4. Sayıştay Başkanı, işbu Bölüm altındaki işlev ve görevlerinin uygulanması konusunda her yıl, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı ile Temsilciler Meclisi’ne sunulmak üzere rapor hazırlar.
OMBUDSMAN
94. Madde
1. Başkanın önerisi üzerine ve Temsilciler Meclisi’nin onayıyla, Başkan ahlaki, eğitimsel ve mesleki özellikleri bakımlardan yüksek düzeyli bir kişiyi altı yıllık sabit bir süre için Ombudsman olarak atar.
2. Ombudsman bağımsız bir memurdur ve Başkanın ya da herhangi bir Bakanlığın altında görev yapmaz. Ombudsman’a, yasa uyarınca, yalnızca Ombudsman’a bağlı olacak Ombudsman ofisindeki nitelikli memurlar yardım eder. Ombudsmanlık kurumunun kendi bütçesi bulunur.
3. Ombudsman, zayıf yönetim, kötü Hükümet ya da hukuki hakların ihlalinin önlenmesi için, talep üzerine ya da kendi takdiriyle (ex proprio motu), idari hareketlerden etkilenen kişiler ile kamu servisi arasında inceleme ve/veya arabuluculuk yapar. Kamu görevlileri, yasayla belirlendiği çerçevede, Ombudsman’ın soruşturmalarını kolaylaştırmakla yükümlüdürler.
4. Ombudsman, Yüksek Mahkeme hakimleriyle aynı kural ve şartlarda görevini yürütür ve Yüksek Mahkeme hakimleri için geçerli şartlar ve yöntemin dışında, sabit görev süresi sırasında görevden alınamaz.
BÖLÜM VII – KAMU HİZMETİ
Genel
95. Madde – Tanımlar
Bu bölümde, başka bir şekilde tanımlanması gerekmediği takdirde,
“kamu görevi” Kıbrıs Rum Devleti kamu hizmetinde bir makam anlamına,
“kamu görevlisi” kamu makamında, sürekli ya da geçici ya da vekaleten çalışan anlamına,
“kamu hizmeti”, Kıbrıs Rum Devleti adına yürütülen her türlü hizmet anlamına gelir; ancak bu tanım, işbu Anayasanın şartları uyarınca Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından, işbu Anayasa temelinde, atanan ya da doldurulan bir göreve dair hizmeti ya da Kıbrıs Rum Devleti veya işbu Anayasa çerçevesinde adıgeçen bir kurumun daimi işleriyle bağlantılı olarak düzenli olarak istihdam edilenler hariç, işçilerin hizmetini kapsamaz.
96. Madde – Kamu Hizmeti
1. Federal yasa ve Avrupa Birliği Hukuku sınırları dahilinde, yasayla aksi öngörülmediği takdirde, Kamu Hizmeti, Kıbrıs Rum Devleti’nde daimi olarak ikamet eden Kıbrıs vatandaşlığını taşıyan kişilerce yürütülür.
2. Kıbrıs Rum Devleti kamu görevlisi eş zamanlı olarak Federal Hükümette ya da Kıbrıs Türk Devleti’nde kamu görevlisi olamaz.
97. Madde – Kamu Hizmeti Komisyonu
1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı tarafından atanan bir yönetici ve altı başka üyeden oluşan bir Kamu Hizmeti Komisyonu olacaktır.
2. Komisyonun her üyesi altı yıllık dönem için atanır, ancak Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti Başkanı’na yapacağı yazılı beyanla görev süresince her zaman görevinden istifa edebilir.
3. Komisyon üyesinin ücreti ve hizmete ilişkin diğer şartları yasayla belirlenir ve üyenin atanmasından sonra aleyhine değiştirilemez.
4. Komisyon üyesi, Yüksek Mahkeme hakimleri için geçerli olan şartlar ve yöntemin dışında görevlerinden alınamazlar.
5. (1) Kıbrıs Rum Devleti vatandaşı olmayan, yüksek ahlaki özellikleri ve Temsilciler Meclisi üyeliğine seçim için gerekli özellikleri taşımayan hiç kimse Komisyon üyeliğine atanamaz.
(2) Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ya da Kıbrıs Rum Devleti’nde, Başkanlık makamı açısından son oniki ay içinde, ya da diğer üyeler bakımından son altı ay içinde,
(a) Bakan,
(b) Temsilciler Meclisi üyesi,
(c) kamu görevlisi ya da Polis Kuvveti mensubu,
(d) herhangi bir Kamu İşletmesinde, yerel yönetimde ya da kamusal amaçla yasayla ihdas edilmiş kurum ya da makamda yönetici, ya da çalışan ya da,
(e) sendika veya bir sendikayla bağlantılı bir kuruluş ya da dernek üyesi olarak hizmet etmiş olan hiçkimse, Komisyon üyesi olarak atanamaz, ve olamaz.
6. Bir Komisyon üyesinin, ne süreyle olursa olsun görevinden izinli olarak ayrılması ya da herhangi bir başka nedenle Kıbrıs Rum Devleti’nde fiziken bulunmaması sonucunda üye olarak işlevlerini yerine getirememesi halinde, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı, üyenin görevi başında bulunmayacağı süre için, yerine üyenin görevlerini ifa etmek üzere, bu göreve atanma niteliklerini haiz bir kişiyi getirebilir.
98. Madde – İşlevler ve Oylama
1. Bu paragrafta belirtilen konulara ilişkin Anayasa’daki diğer açık hükümler saklı kalmak ve mevcut yasaların hükümlerine tabi kalınmak şartıyla, kamu görevlilerinin atanması, onaylanması, daimi emeklilik hakkı veren bir kuruma yerleştirilmesi, terfii, nakli, emekliliği, görevden atılması ve ayrılması dahil, disiplin kurallarının tatbiki ve bir makama yardımcı atanması hususları Kamu Hizmet Komisyonu’nun görev alanındadır. İşbu Anayasa hiçbir şekilde, Temsilciler Meclisi’nin daimi emeklilik hakkı veren bir kurumuna, kanun marifetiyle kamu görevi ifa eden geçici çalışanlar yerleştirme hakkına halel getiremez, ancak bu yönde bir yasa bir defaya mahsus olarak çıkarılabilir.
2. Başkan, Komisyonu toplantıya çağırır ve başkanlık eder.
Bu çerçevede,
(a) Tüm üyelere önceden haber verilmeden toplantı düzenlenemez.
(b) Oyların eşitliği temelinde Başkan ikinci ya da belirleyici oy kullanamaz.
3. Komisyonun her kararı mutlak çoğunluk esasına göre alınır.
VIII. BÖLÜM
99. Madde – Başsayman
1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı uygun nitelikleri haiz iki kişiyi Başsayman ve Başsayman Yardımcısı olarak atar.
2. Başsayman Hazine’nin Başkanı, Başsayman Yardımcısı ise Hazine’nin Başkan Yardımcısı sıfatını taşırlar.
3. Başsayman ve Başsayman Yardımcısı, 95. Madde’ye halel gelmeksizin, Kıbrıs Rum Devleti Kamu Hizmeti’nin Daimi bir mensubudur.
4. Başsayman ve Başsayman Yardımcısı’nın, emeklilik ve görevden çıkartılma ya da el çektirme konuları dahil disiplin işlemleri, Kamu Hizmet Komisyonu’nun yetkisi kapsamına girer.
100. Madde – Yetkiler ve İşlevler
1. Başsayman, Başsayman Yardımcı’nın yardımıyla, Kıbrıs Rum Devleti yetkisi altında tüm paralar ve diğer yönetilen varlıklara ilişkin tüm hesap işlemlerini ve borçlanmaları yönetir ve denetler ve işbu Anayasa’nın hükümleri ile diğer yasalar uyarınca, Kıbrıs Rum Devleti’ne ait tüm para ödemelerini alır ve gereken ödemeleri yapar.
2. Başsayman, Başsayman Yardımcısı’nın yardımıyla, yasayla kensine tanınan tüm yetkileri kullanır, tüm işlevlerini yürürtür ve görevlerini yerine getirir.
3. Başsayman’ın işbu bölümde belirtilen yetkileri, işlevleri ve görevleri kendisi tarafından şahsen ya da talimatı altında ve uyarınca hareket eden astları tarafından yerine getirilebilir.
4. Başsayman Yardımcısı, normal olarak makamının sorumluluğu kapsamındaki işlev ve görevleri yerine getirmek üzere gerekli yetkileri haiz olup, Kıbrıs Rum Devleti Başsaymanı’nın yönetiminde, bu Anayasa’nın hükümleri uyarınca ve yasayla, Kıbrıs Rum Devleti Başsaymanı’na tanınan tüm yetkileri kullanır; tüm işlev ve görevleri yerine getirir.
5. Başsayman Yardımcısı, Başsayman’ın yokluğunda ya da görevini yerine getirmesi geçici olarak mümkün olamadığında, Başsayman’ın yetki ve sorumluluklarını üstlenir.
IX. BÖLÜM
101. Madde – Polis Teşkilatı
1. Kıbrıs Rum Devleti Polis gücü Devlet Polis Teşkilatı Hakkında zaman içinde değiştirilebilecek olan Federal Anayasal Nitelikteki Yasa ile belirlenen sayıdan daha fazla olamaz.
2. Polis teşkilatı mensupları yalnızca olağan polis görevlerine uygun silah taşıyabilirler. Lisanslı spor maksatlı silahlar hariç, tüm ateşli silahlar kamu ve halkın kullanımına yasaklanmıştır.
3. Paramiliter ya da ihtiyat kuvvetleri bulundurulamaz, askeri ya da paramiliter eğitim yapılamaz.
102. Madde – Polis Teşkilatı Başkanı ve Başkan Yardımcısı
Kıbrıs Rum Devleti Polis Şefi ve Şef Yardımcısı, Başkan tarafından atanır.
103. Madde – Yetkiler ve İşlevler
1. Hukuk, düzen ve kamu güvenliğinin korunması, Federal Polis Teşkilatı’nın sorumlulukları ve Ortak Tahkikat Bürosu’na bağlı olarak, Kıbrıs Rum Devleti Polis Kuvveti’nin sorumluluğundadır.
2. Kıbrıs Rum Polisi, Devlet Polis Teşkilatı’na ilişkin Federal Anayasal Nitelikteki Yasa, Ortak Tahkikat Bürosuna ilişkin Anayasa Nitelikli Yasa ve Kıbrıs Rum Devleti’nin konuya ilişkin kanunlarına uygun olarak görevlerini yerine getirirler.
3. Kıbrıs Rum Devleti Polis Kuvveti, Polis Konularında İşbirliği Anlaşması ve Birleşmiş Milletler barışı koruma operasyonuna uygun olarak Federal Polis, Ortak Tahkikat Bürosu ve Kıbrıs Türk Devlet Polisi ile işbirliği yapar.
X. BÖLÜM – KIBRIS RUM DEVLETİ YÜKSEK MAHKEMESİ
104. Madde
1.
(1) Asgari 13 hakimden oluşan ve bunlardan birisinin Başkan olacağı Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi kurulacaktır.
(2) Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve diğer hakimler, Kıbrıs Rum Devleti Başkanı tarafından atanır.
2. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin merkezi Lefkoşa’dır.
3. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi hakimleri Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin vatandaşlarıdırlar.
4. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve diğer hakimler, yüksek mesleki ve ahlaki düzeydeki hakimler ve avukatlar arasından atanır.
5.
(1) Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi hakimleri, Kıbrıs Rum Devleti yargı hizmetleri daimi üyeleri olacaklar ve altmışsekiz yaşına kadar bu görevde kalırlar.
(2) Yasaların hükümleri çerçevesinde emeklilik maaşı, emeklilik tazminatı ya da herhangi diğer kazançlara ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve hakimleri, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’na hitaben yazılı olarak istedikleri zaman görevden istifa talebinde bulunabilirler.
(3) Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve hakimleri, zihni ya da fiziksel yetersizlik ya da zayıflık nedeniyle, görevlerini daimi olarak ya da geçici bir süre için yerine getiremez olmaları durumunda emekliye ayrılırlar. Bu suretle emekliye ayrılan hakim yürürlükteki herhangi bir kanunun öngördüğü hak ve ödemelere hak kazanır.
(4) Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ya da herhangi bir hakimi suistimal sebebiyle görevden uzaklaştırabilir.
6.
(1) Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı’nın Oturum Başkanı olacağı ve Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi hakimlerinin üye olacakları Hakimler Yüksek Konseyi ihdas edilecektir.
(2) Bu Konseyin,
(a) bu maddenin 5. paragrafının (3) ve (4) bentleri uyarınca, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve herhangi bir hakiminin emeklilik, görevden alınma ya da atamasının durdurulmasına dair tüm konuların kararlaştırılmasında ve
(b) adli memurların atanması, terfii, nakli, atanmasının durdurulması, görevden alınması ve disiplin yetkisinin kullanılmasında kendisine münhasır yetkileri olacaktır.
(c) (a) ve (b) bentlerinde yeralan yetkiler, Konseyin, iki yıllık bir dönem için oylama ile seçilen beş üyesinden oluşacak bir bölümü tarafından kullanılacaktır. Bu bölümün herhangi bir kararı, etkilenen kişinin talebi üzerine, diğer Konsey üyelerince gözden geçirilebilir.
Bir yasayla Konsey, asliye ve temyiz makamlarına bölünebilir.
(3) Konseyin dava işlemleri bu paragrafta (2). bent altında adli nitelikte olacak ve ilgili hakim Konsey’de davayı açıklama ve sunma hakkına sahip olacaktır.
(4) Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi hakimi için geçerli şartlar ve şeklin dışında, hiçbir adli memur emekliye ayrılamaz, ya da görevinden alınamaz.
(5) Konseyin çoğunlukla alınacak kararı bu karara göre hareket etmesi gereken Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı bakımından bağlayıcı niteliktedir.
7. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve herhangi bir hakimi aleyhinde, adli görevleri çerçevesinde yaptıkları hiçbir hareket ya da söyledikleri hiçbir söz nedeniyle dava açılamaz.
8. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve hakimlerinin ücret ve diğer hizmet şartları yasayla belirlenir.
9. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı ve hakimlerinin maaş ve diğer hizmet şartları atanmalarından sonra aleyhlerine değiştirilemez.
10. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Başkanı eşitleri arasında önceliğe sahiptir (primus inter pares). Bu çerçevede, görev şartları ve kuralları Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi hakimleriyle aynıdır.
105. Madde
1. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin davaların görüldüğü bütün oturumları kamuya açık olacaktır. Ancak Mahkeme, duruşmanın salimen icrası veya Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin veya Kıbrıs Rum Devleti’nin güvenliğinin veya kamu vicdanının gerekli kıldığı hallerde, duruşmaları mahkeme görevlilerinin ve mevcut ise sadece tarafların katılımıyla görebilir.
2. Bir başvuru ilk anda ciddiyetten uzak olduğu intibaını yarattığı takdirde, Mahkeme, tarafların veya onlar adına hareket edenlerin iddialarını dinledikten sonra, başvurunun gerçekte de ciddi olmadığına kanaat getirirse, bu başvuruyu kamuya açık bir oturuma gerek olmaksızın oybirliğiyle reddedebilir.
106. Madde
Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi müteakip maddelerde belirtilen bütün konularda nihai hüküm vermek bakımından münhasır yargı yetkisine sahiptir.
107. Madde
1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’nın, Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmiş bütçeyi ayırımcılık yapıldığı kanaati taşıdığı gerekçesiyle Temsilciler Meclisi’ne iade etme hakkını kullandığı ve Temsilciler Meclisi’nin kararında ısrar ettiği hallerde, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı aynı gerekçeyle Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne başvurma hakkına sahiptir.
2. Başvuru, kanunların ve Temsilciler Meclisi kararlarının yayınlanması için işbu Anayasa’da belirtilmiş süreler dahilinde yapılmalıdır.
3. Bu başvuru sonucunda Mahkeme bütçeyi tamamen veya kısmen geçersiz kılabilir, onaylayabilir veya Temsilciler Meclisi’ne iade edebilir.
4. Mahkemenin kararı gecikmeksizin Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’na ve Temsilciler Meclisi Başkanı’na bildirilir ve Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından ivedilikle Kıbrıs Rum Devleti resmi gazetesinde yayımlanır.
108. Madde
1. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, Temsilciler Meclisi ile Kıbrıs Rum Devleti’nin herhangi bir kurumu veya makamı arasında ortaya çıkacak yetki veya salahiyet çatışması veya uyuşmazlığına ilişkin bir konuda yapılacak başvuruda nihai hüküm verme yetkisine sahiptir;
Ancak, bu paragrafla getirilen düzenlemeler, Kıbrıs Rum Devleti’nin mahkemeleri veya adli makamları arasındaki çatışma veya uyuşmazlığa uygulanamaz. Bu çatışma veya uyuşmazlıklar Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi tarafından diğer usuller çerçevesinde karara bağlanır.
Bu fıkranın amaçları bakımından Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi “mahkemeler veya adli makamlar” tanımının kapsamına girmez.
2. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin herhangi bir konuda yetkili olup olmadığına ilişkin bir sorun ortaya çıktığı takdirde, bu husus Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi tarafından karara bağlanır.
3. Bu maddenin 1. paragrafı doğrultusunda Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne başvurular:
(a) Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı,
(b) Temsilciler Meclisi veya
(c) Kıbrıs Rum Devleti’nde, ilgili çatışma veya uyuşmazlığa müdahil olan herhangi bir kurum veya makam,
tarafından yapılabilir.
4. Bu başvuru, yetki veya salahiyete ilişkin uyuşmazlığın başladığı günden itibaren 30 gün zarfında yapılmalıdır.
5. Bu başvuru üzerine, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, bahse konu kanun, karar veya işlemi, davayı veya başvuruyu, ilgili yasanın, işlemin veya kararın gereken yetki ve salahiyet bulunmaksızın çıkartıldığı gerekçesiyle, çatışma ve uyuşmazlığın başladığı veya ilk andan itibaren hukuki veya diğer sonuçlarıyla birlikte tamamen ya da kısmen geçersiz kılabilir ve her iki halde de ilgili kanun, karar veya fiile göre yapılmış veya yapılmamış işlemlerin geçerliliği hakkında hüküm verebilir.
6. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, bu tür başvurulara ilişkin kararı gecikmeksizin ilgili taraflara ve kararı Kıbrıs Rum Devleti resmi gazetesinde ivedilikle yayımlatacak olan Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’na bildirir.
7. Bu maddeye göre yapılan başvurularda Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, başvuruya esas teşkil eden kanun veya kararın yürürlüğünü, başvuruya ilişkin nihai kararın verilene kadar askıya alınmasına hükmedebilir. Bu hüküm Kıbrıs Rum Devleti Resmi Gazetesi’nde gecikmeksizin yayımlanır.
109. Madde
1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı, herhangi bir yasanın veya Temsilciler Meclisi kararının yayımlanmasından önce, dilediği zaman bu kanun veya kararın veya belirli bir hükmünün işbu Anayasa’nın herhangi bir maddesi ile çeliştiği veya aykırı olduğu gerekçesiyle Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin görüşüne başvurabilir.
2. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, bu maddenin 1. paragrafı uyarınca kendisine yöneltilen bütün konuları görüşür ve Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı ve Temsilciler Meclisi’nin görüşlerini dinledikten sonra konuya ilişkin kararını verir; bu kararı Başkan’a ve Temsilciler Meclisi’ne bildirir.
3. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin ilgili kanun veya kararın veya bunların herhangi bir hükmünün Anayasa’nın bir hükmüne aykırı olduğuna veya çeliştiğine hükmetmesi halinde, bu kanun, karar veya bunların ilgili hükmü Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından yayımlatılmaz.
110. Madde
1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı, 30. Madde ile teminat altına alınan hakka bir formalite, koşul veya kısıtlama getiren herhangi bir kanunun yayımlanmasından önce uygun gördüğü bir zamanda, bu formalite, koşul veya kısıtlamanın kamunun yararına olmadığı veya Kıbrıs Rum Devleti’nin çıkarlarına aykırı olduğu gerekçesiyle Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne başvurabilir.
2. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, konuyu görüşür ve Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı ve Temsilciler Meclisi’nin iddialarını dinledikten sonra konuya ilişkin kararını verir, bu kararı Başkan’a ve Temsilciler Meclisi’ne bildirir.
3. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, bu formalite, koşul veya kısıtlamanın kamu yararına olmadığına veya Kıbrıs Rum Devleti’nin çıkarlarına aykırı olduğuna hükmeder ise, bu formalite, koşul veya kısıtlamayı havi kanun veya karar Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından yayımlatılmaz.
111. Madde
1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı veya yeni seçilmiş bulunan Temsilciler Meclisi’nin üyelerinin en az beşte biri, yeni Temsilciler Meclisi göreve başlayıncaya değin görevde kalacak mevcut Temsilciler Meclisi’nin, 71. Maddede öngörülen kanun veya kararları çıkartmasını haklı kılacak acil ve öngörülemeyen istisnai koşulların mevcut olup olmadığını tespit için, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne başvuru hakkına sahiptir.
2. Bu başvuru, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından yapılacak ise, kanunların ve Temsilciler Meclisi kararlarının yayımlanmasına dair işbu Anayasa’da öngörülen süre zarfında gerçekleştirilmelidir. Başvuru, tanımlanan temsilcilerce yapılacak ise, yeni Meclis’in ilk toplantısından itibaren 15 gün zarfında gerçekleştirilmelidir.
3. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin kararı gecikmeksizin Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’na ve Temsilciler Meclisi Başkanı’na bildirilir ve Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı tarafından ivedilikle Kıbrıs Rum Devleti Resmi Gazetesi’nde yayımlatılır.
112. Madde
1. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ndeki işlemler hariç olmak üzere, diğer herhangi bir adli işlemin tarafı veya herhangi bir hakim veya adli birim, duruşmanın bir aşamasında, duruşmaya ilişkin kararda yararlanılacak bir kanun veya kararın veya bunların hükümlerinin anayasaya aykırılığı iddiasını gündeme getirebilir ve bu iddianın gündeme getirildiği mahkeme, konuya ilişkin kararını uygun gördüğü aşamada verir; bu mahkemenin nihai kararına karşı Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi önünde temyiz hakkı bulunmadığı takdirde, iddianın gündeme getirildiği mahkeme, iddiayı Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne karar için sunar ve Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi iddiaya ilişkin bir hükme varıncaya değin duruşmaları erteler.
2. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, kendisine iletilen bu konuyu tarafları dinledikten sonra görüşür ve kararını verir. Kararını konunun gündeme getirildiği Mahkemeye bildirir.
3. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin bu maddenin 2. fıkrasına göre alacağı karar, sorunun gündeme getirildiği mahkeme ve duruşmanın tarafları bakımından bağlayıcıdır. Yüksek Mahkeme’nin kararı, ilgili kanun, karar veya bunların herhangi bir hükmünün anayasal olmadığı yönünde tecelli ettiği takdirde, bu kanun veya kararın sadece ilgili duruşmada uygulanmaması sonucunu doğurur.
113. Madde
Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı ve Temsilciler Meclisi üyelerinin, Seçim Kanununa göre yapılacak bütün seçim başvuruları konusunda nihai karar verme yetkisine münhasıran sahiptir.
114. Madde
1. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Rum Devleti’nde yürütme veya idari yetkisini kullanan bir kurumun, makamın veya kişinin, herhangi bir kararının, fiilinin veya ihmalinin işbu Anayasa’ya veya bir kanuna aykırı olduğuna veya bu makama, kuruma veya kişiye tevdi edilmiş yetkilerin aşıldığına veya kötüye kullanıldığına ilişkin şikayet başvurularında nihai karar verme yetkisine sahiptir.
2. Böyle bir başvuru, mevcut herhangi bir meşru çıkarı, bu tür bir karardan, fiilden veya ihmalden ötürü olumsuz ve doğrudan etkilenen bir kişi tarafından yapılabilir.
3. Böyle bir başvuru, kanun ya da kararın yayımlanmasından itibaren, eğer yayımlanmadıysa ve ihmal durumu varsa, kişinin bunu öğrenmesinden itibaren 75 gün içerisinde yapılmalıdır.
4. Böyle bir başvurunun ardından mahkeme, alacağı karar ile,
a) Söz konusu karar veya fiil ya da ihmalin tümünü ya da bir kısmını teyit eder, veya
b) Söz konusu karar veya fiilin tümünü ya da bir kısmını geçersiz kılar ve bütün etkileriyle birlikte hükümsüz ilan eder, veya
c) Bu ihmalin tamamının ya da bir kısmının hiç yapılmamış olması gerektiğini, her ne olursa olsun ihmal edilenin yerine getirilmiş olması gerektiğini ilan eder.
5. Bu maddenin 4. fıkrası çerçevesinde alınan bir karar, Kıbrıs Rum Devleti’nin tüm mahkemelerini, organlarını ve makamlarını bağlar ve ilgili organ, makam ya da kişiler bakımından hüküm doğurur ve uygulanır. İlgili organ, makam ya da kişinin başvurusu üzerine mahkeme, iptal eden kararın nasıl uygulanacağına ilişkin özel yönergeler yayınlayabilir.
6. Bu maddenin 4. fıkrası çerçevesinde geçersiz ilan edilen ya da hükümsüz kılınan bir karar ya da fiilden dolayı zarara uğrayan bir kişi, zararının ilgili kurum, makam ya da kişi tarafından tatminkar bir düzeyde karşılanmaması durumunda, zararının telafi edilmesi veya başka çareler bulunması için ve mahkeme tarafından zarara ilişkin adil ve hakkaniyete uygun bir tazminat miktarının saptanması veya mahkemenin vermeye yetkili olduğu adil ve hakkaniyete uygun diğer bir tazminat için, mahkeme nezdinde hukuki işlemler başlatabilir.
7. Kıbrıs Rum Devleti’nde yürütme ya da idari yetkisini kullanan bir organ, makam ya da kişinin herhangi bir karar, işlem ya da ihmalden kaynaklanan ihtilafın içeriğine ilişkin hüküm vermek üzere yargı yetkisine sahip olacak birinci derece idare mahkemesi kurulacaktır. Eğer bir kişi bu maddenin 2. fıkrası çerçevesinde başvuru hakkına sahipse ve bu idare mahkemesine başvurma yolunu seçmiş ise, bu kişi bundan sonra Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesine başvurma hakkına sahip olamaz, ancak bu mahkemenin kararına karşı hukuki veçhesi bakımından Yüksek Mahkeme’ye temyiz başvurusunda bulunabilir.
115. Madde
Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı’nın, görevlerini 53. Maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde belirtildiği üzere, etkin bir biçimde ifa etmesine engel olan geçici ya da sürekli bir yetersizlik durumunun ya da geçici olanlar hariç yokluk, gaiplik durumunun bulunup bulunmadığına ilişkin olarak Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısı tarafından, 53. Maddenin 3. fıkrası hükümleri uyarınca verilecek takrir çerçevesinde nihai hüküm verme yetkisine münhasıran sahiptir.
116. Madde
112. Maddenin 3. fıkrasındaki hükümler gereği, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin yukarıda zikredilen yetki ve sorumluluğunda olan konularda vereceği kararlar, Kıbrıs Rum Devleti’ndeki bütün mahkemeler, organlar, makamlar ve kişiler için bağlayıcıdır.
117. Madde
Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, belirsizlik durumunda işbu Anayasa’yı, Kuruluş Anlaşması’nın ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nın lafzı ve ruhuna uygun olarak münhasıran yorumlama yetkisine sahiptir.
118. Madde
Kıbrıs Rum Devleti’nin yargı erki, Anayasa’nın yukarıda bahsedilen maddeleri dışında, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, birinci alt derece mahkemeleri ve temyiz mahkemeleri tarafından kanunla düzenlendiği şekilde kullanılır.
119. Madde
1. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi Kıbrıs Rum Devleti’ndeki en yüksek temyiz mahkemesidir.
2. Bu maddenin 3. fıkrası hükümleri uyarınca Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, işbu Anayasa’da verilen ya da kanunla sağlanabilecek, asli karar verme ve gözden geçirme yetkilerine sahip olacaktır:
Asli karar verme yetkisinin bulunduğu durumlarda, yargı yetkisi Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi yargıç ya da yargıçları tarafından, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nce belirlendiği şekliyle kullanılır.
Verdiği kararlarla ilgili Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’ne temyiz hakkı bulunur.
3. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, mahkemeye izhar müzekkeresi (habeas corpus), kamusal yükümlülüğün yerine getirilmesine ilişkin müzekkere (mandamus), alt mahkemenin yetkisini aşmasına mani olan karar (prohibition), bir imtiyaz, memuriyet veya görevi gasp eden kimsenin durumunu belirleyecek karar (quo war ranto) ve bir dava dosyasının alt mahkemeden celbine ilişkin karar (certiorari) vermek hususunda münhasır yetkilere sahip olacaktır.
4. Kanun, iptale ilişkin kanun yolunu, itiraz edilen nihai kararların muhakemesinin iadesini ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası mahkemelerin verdikleri kararları takiben, muhakemenin iadesini düzenleyebilir. Bu çerçevede alınacak kararlar, Yüksek Mahkeme Genel Kurulu’na aittir.
120. Madde
1. İşbu Anayasa’nın hükümlerine uygun olarak, hukuk, aile ve ceza mahkemelerinin kurulması yetki ve görevleri bir yasayla düzenlenir.
2. Böyle bir yasayla, adaletin gecikmeksizin tecellisi ve işbu Anayasa’da garanti altına alınan temel hak ve özgürlüklere ilişkin hükümlerin etkin bir şekilde uygulanması için kendi yetki sınırları dahilinde yeterli sayıda mahkeme kurulur.
3. Bu maddenin 1. fıkrasına göre kurulacak mahkemelerin yargıçlarının ücretleri ve hizmet koşulları yasayla düzenlenecektir. Yargıçların atanmalarının ardından ücretleri ve diğer hizmet koşulları, aleyhlerine olacak şekilde değiştirilemeyecektir.
121. Madde
1. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, işbu Anayasa ile kendisine tevdi edilen yargı yetkisinin icrasını teminen, mahkemede görülecek davalara ilişkin form ve harçlar ile mahkeme sicillerinin oluşturulması ve düzenlenmesi ve mahkeme görevlilerinin görev ve salahiyetleri hakkındaki usül ve düzenlemeleri içerecek bir Mahkeme Tüzüğü çıkartacaktır.
2. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi, Anayasa’nın bu bölümü altında veya tarafından kurulacak diğer mahkemeler için de uygulama ve usullere ilişkin bir Mahkeme Tüzüğü hazırlayacaktır.
3. Bu maddenin 1 ve 2. fıkralarının genel çerçevesine halel gelmeksizin Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi aşağıdaki amaçlarla Mahkeme Tüzükleri yapabilir:
a. Mahkeme oturumlarını düzenlemek ve herhangi bir amaçla yargıçları seçmek,
b. Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi veya diğer mahkemeler önünde görülmekte olan davalarda, başvuru veya davanın ciddiyetten uzak veya onur kırıcı veya adaletin tecellisinin geciktirilmesi maksadına matuf olarak açılmış olduğuna dair ara karar vermek,
c. Mahkemelerde görülecek davalara ilişkin form ve harçları belirlemek ve dava masrafları ve davaya ilişkin diğer masrafları saptamak,
d. Mahkeme kayıtlarını ve mahkeme görevlilerinin görev ve yetkilerini belirlemek ve düzenlemek,
e. Mahkeme Tüzüğünün gereklerini yerine getirmek için uyulması gereken süreleri belirlemek,
f. Hakimler Yüksek Kurulu’nun, yargı mensuplarına ilişkin disiplin konularındaki yetkilerini kullanırken izleyeceği usul ve yöntemleri belirlemek.
4. Bu maddeye göre yapılacak Mahkeme Tüzüğü, Kıbrıs Rum Devleti Yüksek Mahkemesi’nin belirli bir konuya bakacak üyelerinin sayısını tayin edebilir.
XI. BÖLÜM-MALİ HÜKÜMLER
122. Madde -Konsolide Fon
1. Kıbrıs Rum Devleti tarafından her ne şekilde elde edilmiş olursa olsun bütün gelir ve paralar, işbu Anayasa’ya ve kanuna göre, Kıbrıs Rum Devleti Konsolide Fonu olarak adlandırılmak üzere bir fon oluşturulacak ve buraya aktarılacaktır.
2. Bu Fon, Federal Merkez Bankası Kanunu’nda öngörüldüğü üzere, Federal Merkez Bankası’nın denetiminde olacak, ancak Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı Kıbrıs Rum Devleti’ne gerekli bildirimi yaptıktan sonra, Hükümet nezdindeki Bankacıların atamasını sona erdirme ve yukarıda 1. fıkrada bahse konu Fonu idare etmek üzere başka Bankacılar tayin etmek yetkisine sahip olacaktır.
123. Madde-Konsolide Fondan Ödemeler
1. İşbu Anayasa hükümleri uyarınca, aşağıdaki ödemeler ile bağış, hizmet bedeli karşılıkları ve diğer paralar Konsolide Fondan karşılanacaktır.
a) Kıbrıs Rum Devleti’nin ödeyeceği tüm emeklilik ikramiyesi ve primler,
b) Kıbrıs Rum Devleti Başkanı’nın ödeneği ve Yüksek Mahkeme yargıçlarının, Kıbrıs Rum Devleti Başsavcısının, Başsavcı Yardımcısının, Sayıştay Başkanının ve Sayıştay Başkan Yardımcısının ve Kamu Hizmetleri Komisyonu üyelerinin maaşları,
c) Kıbrıs Rum Devleti’nin sorumlu olduğu tüm borçlar ve
d) Kıbrıs Rum Devleti aleyhine herhangi bir mahkeme tarafından açılan dava ya da alınan herhangi bir karar ya da hüküm sonucu ödenmesi gereken paralar.
2. İşbu madde çerçevesinde “masraflar”, faizleri, batan fon ödemelerini, amortismanların yeniden ödenmesini ve borç olarak verilen Konsolide Bütçe teminatlarını, verilen borçlarla ilgili olan tüm masrafların ödenmesini, hizmetleri ve ödemelerden kaynaklanan borcu kapsar.
124. Madde – Bütçe
1. Kıbrıs Rum Devleti’nin tüm Bakanlıkları ve Bağımsız Ofislerin yapacakları tahminler doğrultusunda Maliye Bakanı her mali yılda Kıbrıs Rum Devleti’nin kapsamlı bütçesini hazırlar ve Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmasının ardından Temsilciler Meclisi’ne sunar.
2. Bütçedeki harcama tahminleri ayrı olarak ;
(a) Konsolide Bütçe harcamalarının karşılanması için gereken toplam miktar; ve,
(b) Diğer masrafların karşılanması için gereken miktarı göstermelidir.
3. Bütçe, uygulanabilir olduğu müddetçe, en son tamamlanan mali yılın sonunda Kıbrıs Rum Devleti’nin varlıklarını ve borçlarını, varlıkların ne şekilde yatırıma dönüştürüldüğünü veya tutulduğunu ve kalan borçların ayrıntılarını da göstermelidir.
4. Konsolide Fon’dan yapılacak ancak devamlılığı bulunmayan harcamalar onay için Temsilciler Meclisi’ne sunulacak ve kabul edildiği takdirde içinde bulunduğu mali yılın bütçesine ilave edilecektir.
5. Herhangi bir mali yılda, o yıl için öngörülen ve herhangi bir amaçla Temsilciler Meclisince kabul edilen miktarın yetersiz olduğu görüldüğü takdirde veya bütçede akçelendirilmemiş bir amaç için harcama gereği doğması halinde, gerekli tutarı gösteren bir ek bütçe kabul edilmek üzere Temsilciler Meclisi’ne sunulacak ve kabul edildiği takdirde ilgili mali yılın bütçesine ilave edilecektir.
6. Temsilciler Meclisi ek bütçede yer alan herhangi bir harcamaya ilişkin verilen onayı kabul veya red edebilir. Ancak, Meclis söz konusu harcamanın arttırılması veya amacının değiştirilmesi yönünde oylamaya gidemez.
125. Madde- Harcama Yetkileri
1. Hiçbir harcama, Maliye Bakanının harcama yetkisi bulunduğu durumlar hariç konsolide fondan veya diğer kamu fonlarından karşılanamaz.
Bu fonlardan harcama yapılması için Maliye Bakanının bütçede öngörülen harcama için böyle bir yetkiyi imzalamayı reddetmemiş olması gerekir.
2. İşbu maddenin üçüncü fıkrasındaki hükümler ve 126. Maddenin 5. fıkrasındaki hükümlere bağlı olarak, harcama yetkisi, içinde bulunulan mali yıldaki bütçe içinde kabul edilmiş bir kalemle ilgili olmadığı takdirde verilmez.
3. Maliye Bakanı Bakanlar Kurulu’nun bu yönde alacağı bir kararı takiben, Kıbrıs Rum Devleti’nin Federal Anayasa’nın 47. Maddesi uyarınca sorumlu olduğu veya Kıbrıs Rum Devleti’nin Kuruluş Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi üzerine üstlendiği borçların servisi ve geri ödemesi için yetki verebilir.
126. Madde- Geçici Bütçe Yönetimi
1. İlgili bütçenin, içinde bulunulan mali yılın ilk iki ayının sonuna kadar Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilememesi durumunda, Maliye Bakanı bütçenin kabul edilmesine kadar geçecek süre zarfında aşağıdaki hususlarda gerekli harcamalarla ilgili yetki verebilir.
(a) Kanunla kurulmuş kurumların idame ettirilmesi ve kanunun verdiği yetki uyarınca alınan tedbirlerin uygulanması,
(b) Kıbrıs Rum Devletinin hukuki yükümlülüklerinin karşılanması,
(c) Bir önceki yılın bütçesinde tahsis edilen ödenek miktarları çerçevesinde inşaat projeleri ile mal ve hizmetlerin tedarikinin ve bu amaçla yapılacak bir önceki yılın bütçesinde kararlaştırılan tahsisatların devam ettirilmesi.
2. Belirli kanunlara dayanan ve Katma Değer Vergisi Federal Kanunu çerçevesinde Federal Hükümetin devrettiği yetki uyarınca Kıbrıs Rum tarafının payına düşen Katma Değer Vergisinden elde edilen vergi ve resim gelirleri ve dolaylı vergilerden veya diğer kaynaklardan veya işleyen sermaye rezervlerinden elde edilen gelirler, birinci fıkrada belirtilen harcamaları karşılamadığı takdirde, Kıbrıs Rum Devleti, bir önceki yılın bütçe meblağının en fazla dörtte birine tekabül edecek şekilde cari işlemleri idame ettirmek için gerekli fonları sağlamak üzere borçlanabilir.
3. Maliye Bakanı, birinci fıkrada belirtilen harcamalara ek olarak yukarıda dile getirilen amaçlar için, ilgili bütçe dönemine ait, enflasyondan kaynaklanan artışların karşılanması amacıyla, hayat pahalılığındaki artışlara ilişkin resmi istatistiklere yansıyan oranın 1 puan altına tekabül edecek şekilde hesaplanacak ek bir tahsisatla birlikte harcamalar yapabilir ve Kıbrıs Rum Devleti gerek görüldüğü takdirde bu amaçlarla borçlanabilir.
4. Bütçenin Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmemesi ve ikinci fıkrada dile getirilen imkanların tüketilmesi durumunda, Bakanlar Kurulu, cari işlemlerin idame ettirilmesi amacıyla, birinci fıkrada belirtilen nitelikleri haiz gerekli harcamaların yapılabilmesi hususunda yetki verebilir. Ancak bu yetki, üçüncü fıkrada tanımlanan enflasyona ilişkin ilave tahsisat yapılmaması ve bir önceki bütçede yer alan ödeneklerin dörtte birini aşmayacak şekilde borçlanmaya gidilmesi koşulları ile sınırlandırılmıştır.
127. Madde- Mali Komisyonların Gözden Geçirilmesi.
1. Kıbrıs Rum Devleti Hükümet Başkanı zaman zaman aşağıdaki amaçlar için bağımsız bir mali komisyon atayabilir.
(a) Anayasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten en az iki yıldan az dört yıldan fazla olmamak kaydıyla, çeşitli kaynaklardan elde edilen tüm gelirlerin Federasyon’un devletleri ve hükümetleri arasında paylaşımı ile ilgili kanunların ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın, ilgili hükümlerinin etkilerinin ve
(b) Sözkonusu hükümlerin daha sonra, birbirini takip eden ancak 5 yılı geçmeyecek dönemlerde gözden geçirilmesi.
2. Mali Komisyon, ikisi uluslararası mali uzman olmak üzere beş üyeden müteşekkil olacaktır.
XII. BÖLÜM – SON HÜKÜMLER
128. Madde- Anayasal Değişiklikler
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın sınırları dahilinde, işbu Anayasa’nın herhangi bir hükmü, ancak işbu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen koşullar çerçevesinde, Temsilciler Meclisi toplam üye sayısının en az beşte üçünün olumlu oyu ile kabul edilecek bir kanun ile değiştirilebilir. Bu değişiklik, ilgili anayasa hükmünün tadili veya hükme eklemeler yapılması veya tamamen ilga edilmesi suretiyle gerçekleştirilir.
Anayasal değişiklikler için hazırlanacak kanun tasarısı Temsilciler Meclisi toplam üye sayısının asgari beşte birinin imzasını taşımadan sunulamaz.
129. Madde- Yorum
1. İşbu Anayasa’da, aksi açıkça ifade edilmediği ve belirtilmediği sürece,
(1) “Başsavcı” Kıbrıs Rum Devleti’nin başsavcısını,
“Mahkeme” Kıbrıs Rum Devleti’nin bir mahkemesini ve burada görevli herhangi bir yargıcı,
“Gazete” Kıbrıs Rum Devleti’nin Resmi Gazetesi’ni,
“Kanun” Kıbrıs Rum Devleti’nin kanununu,
“Şahıs” firma, ortaklık, birlik, topluluk, kurum veya şirket niteliğinde olsun veya olmasın şahıslar topluluğunu,
“Başkan” Kıbrıs Rum Devleti Hükümeti’nin başkanını, ifade eder.
(2) Erkek cinsiyetini ifade eden kelimeler, aynı zamanda kadın cinsiyetini, tekil kelimeler aynı zamanda çoğulu ifade eder. Bunun tam tersi de geçerlidir.
2. İşbu Anayasa’nın talimat, kural, düzenleme veya yönetmelik yapılması veya direktif verilmesi şeklinde tanıdığı yetki, aynı zamanda söz konusu talimat, kural, düzenleme, yönetmelik ve direktiflerin tadili ve kaldırılması yetkisini de ihtiva eder.
Türkiye Büyük Millet Meclisi genel oyla seçilen altıyüz milletvekilinden oluşur.
B. Milletvekili seçilme yeterliliği
Madde 76 – Onsekiz yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir.
En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, askerlikle ilişiği olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, Resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler. (Bu fıkrada geçen “ideolojik veya anarşik eylemlere” ibaresi, 27/12/2002 tarihli ve 4777 sayılı Kanunla “terör eylemlerine” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.)
Hakimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve Silahlı Kuvvetler mensupları, görevlerinden çekilmedikçe, aday olamazlar ve milletvekili seçilemezler.
C. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi
(Bu madde başlığı “C. Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim dönemi” iken, 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 77 – (Değişik: 21/1/2017-6771/4 md.)
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır.
Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci oylamada gerekli çoğunluğun sağlanamaması halinde 101 inci maddedeki usule göre ikinci oylama yapılır.
D. Seçimlerin geriye bırakılması ve ara seçimler *
(Bu madde başlığı “D. Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin geriye bırakılması ve ara seçimleri” iken, 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.)
Madde 78 – Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir.
Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçim döneminde bir defa yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak, boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir.
Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz.
(Ek fıkra: 27/12/2002-4777/2 md.) Yukarıda yazılı hallerden ayrı olarak, bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılır. Bu fıkra gereği yapılacak seçimlerde Anayasanın 127 nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uygulanmaz.
E. Seçimlerin genel yönetim ve denetimi
Madde 79 – Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.
Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz. (1)(2)
Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.
Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.
Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili ad çekmeye girmezler.
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde uygulanan hükümlere göre olur.
*Ara Seçim Nedir?
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde yapılan seçime ara seçim denilmektedir. Anayasa hükümleri gereğince, ara seçim her seçim döneminde bir defa yapılabilir ve genel seçim yapıldıktan sonra 30 aylık süre geçmedikçe ve genel seçimlere 1 yıl kala ara seçim yapılamaz. Anayasaya göre, parlamentoda boşalan üyeliklerin, 600 olan üye tamsayısının yüzde beşini bulması halinde ara seçimlerin üç ay içinde yapılmasına karar verilir. Ancak, bir ilin veya bir seçim çevresinin TBMM’de temsil edien milletvekili üyesi kalmaması halinde boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk Pazar günü o ilde veya seçim çevresinde ara seçime gidilmek zorundadır.
Aşı Konusunda Yaşanan Tereddütler, Aşı Reddi ve Aşı Karşıtlığı Konusunda Etik Kurul Görüşü, Türk Tabipleri Birliği Etik Kurulu tarafından 6 Kasım 2018 tarihinde kabul edilmiştir.
Aşı Konusunda Yaşanan Tereddütler, Aşı Reddi ve Aşı Karşıtlığı Konusunda Etik Kurul Görüşü
Bulaşıcı hastalıklar, asırlar boyunca insanlığın gündeminde yer almış ve almaya devam etmektedir. İnsanların kitlesel biçimde hastalanmasına ve ölümüne yol açan bu hastalıklarla mücadele, sağlık politikalarının ve sağlık alanındaki araştırmaların her zaman önemli bir gündemini oluşturmuştur. Korunmaya yönelik geliştirilen yöntem ve teknikler hızla ve somut olarak hastalıklarla mücadele edebilmenin araçları olmuştur. Bu kapsamda aşılar, hem koruyucu sağlık hizmetlerinin en önemli simgelerinden hem de yirminci yüzyılın en önemli halk sağlığı kazanımlarından birisidir.
Aşılar Neden Önemlidir?
Aşılar, çocuk ölümlerini azaltma aracı olarak önerilmesinden bu yana etkili bir biçimde beklentileri gerçekleştirmişlerdir. UNICEF verilerine göre aşı ile önlenebilir altı hastalık (boğmaca, difteri, tetanos, kızamık, çocuk felci, verem) nedeniyle olan çocuk ölümlerinin sayısı 1989’da 5 milyon dolayında iken, bugün bu altı hastalıktan ölüm yılda yalnızca 100 bin dolayındadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa bölgesi aylık bildirim verilerinden elde edilen bilgilere göre, 2013 ve 2015 yıllarındaki kızamık salgınında hastalananların çoğu aşısız çocuklardır. DSÖ kızamık aşısı yapılmadığında yılda 2,7 milyon çocuğun kızamık komplikasyonları nedeniyle öleceğini öngörmektedir. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi verilerine göre çocuk felci (poliomiyelitis) aşısı yapılmaması durumunda her yıl çocuk felcinin neden olacağı akut paralizi ve ardından gelişecek kalıcı fiziksel engellilik sonucu ölüme kadar giden bir sürecin gözleneceği yaklaşık 20.000 hasta çocuk ortaya çıkacaktır. Sonuç olarak birçok hastalığın ortadan kalkmasında ve yaşanan salgınların tekrarlanmamasında aşıların katkısı yadsınamaz ve bağışıklama en güçlü ve düşük maliyetli halk sağlığı girişimi olmaya devam etmektedir.
Bununla birlikte milyonlarca insanın yaşamını kurtaran aşılar, 1796’da Jenner tarafından çiçek aşısının geliştirilmesinden bu güne; etkinlikleri, koruyuculuk düzeyleri, yan etkileri, maliyetleri, patent koruması nedeniyle metaya dönüşmeleri vb. pek çok boyutuyla tartışılmıştır. Günümüzde de aşıların uygulanması konusunda toplumların tamamının güven, kabul ve kararlılık göstermediği bilinen bir gerçektir. Giderek artan ölçüde aşıların olası yan etkilerine ilişkin kaygıların, endişelerin, tereddütlerin, yanlış inanışların yaygınlaştığı gözlemlenmektedir. Bu durum aşı konusunda tereddüt, aşı reddi ve aşı karşıtlığı olarak isimlendirilen yaklaşımlarla yaşama yansımaktadır. Hatta birçok anne baba çocuklarına aşı yaptırmamak için yasal yollar araştırmaktadır. Bu kapsamda, kamuoyuna da yansıdığı üzere, anne-babalar tarafından çocuklarına aşı yaptırmamak için yapılan yerel mahkeme başvuruları, bunlara ilişkin yerel mahkemelerin aldıkları kararlar, Yargıtay içtihatları ve en son olarak da Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin aldığı karar ciddi tartışmalara yol açmaktadır.
Türkiye’de de benzer süreç izlenmekte ve Nüfus ve Sağlık Araştırması 2013 verilerine göre hiçbir aşı yaptırmamış olma durumu 13-26 aylık çocuklarda 2008’de 20 bin dolayında (%1.6) iken 2013’te 37 binlere (%2.9) çıkmıştır. Hiç aşılanmamış olma, yoksul ve eğitimsiz gruplar gibi dezavantajlı gruplarda ise daha çok artış göstermektedir.
Aşılar Güvenli Tıbbi Ürünlerdir
Aşılar uygulanmadan önce yararlılık ve güvenlik incelemelerinden geçmektedir, uygulamaya geçiş sonrası da istenmeyen etkiler ve yan etkiler açısından sürekli olarak izlenmektedir. Yaratılan yanlış algılara karşın aşılar güvenli tıbbi ürünlerdir, çünkü;
Aşılanma (BCG, BDT, KKK, OPV) sonrası invaziv bakteriyel enfeksiyon sıklığı aşılanmayan çocuklara göre daha yüksek değildir.
Doğal grip enfeksiyonundan daha sık Guillain Barre sendromuna yol açmazlar.
Kızamık aşılaması otizme neden olmamaktadır.
Aşılarda alüminyum tuzları, bağışık yanıtı güçlendirmek için 1930’lardan beri kullanılmaktadır ve aşılardaki dozu çok düşüktür. Aşılanan çocuklarda yapılan araştırmalar, serumda alüminyum düzeyinin toksik düzeyin çok altında olduğunu göstermektedir.
Toplum Bağışıklığı Önemlidir
Aşılama çalışmalarının en temel kavramı toplum bağışıklığı kavramıdır. Bulaşıcı hastalıklara karşı toplumun kritik bir orantısının aşılanması durumunda salgın çıkması olasılığı azaldığı için toplumun tüm üyeleri de korunmaktadır. Toplum bağışıklığı kavramı epidemiyolojik ve teknik boyutunun ötesinde aynı zamanda bir toplumsal dayanışmadır. Aşı olabilenlerin sayesinde toplumun aşı olamayan en kırılgan kesimlerinin de korunmasının felsefi bir değeri vardır. Toplum bağışıklığı, sağlığa ve iyilik haline tekil, bireyci, bencil, neoliberal bakış açısının karşısında, toplumsal dayanışmanın aşı üzerinden ete kemiğe bürünmesidir.
Bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar, kanser tedavisi görenler, organ nakli hastaları, çok yaşlılar, hamileler, çok küçük bebekler gibi aşılanamayan riskli popülasyonları olası bir salgında korumak için gereken toplum bağışıklığı eşikleri %80-95 arasında değişmektedir. Aşılama oranları bu oranların altına düştüğünde o toplumda salgınlar görülmeye başlamaktadır. Ailelerin çocuklarını aşılatmama kararı sadece kendi çocukları için değil, toplumdaki birçok farklı insan grubu için de sağlık tehdidi oluşturmaktadır.
Etik değerlendirme:
i. Bireysel Özerklik ve Toplumsal Yarar Birlikte Korunabilir
Halk sağlığı etiği alanının klasik tartışma konularından biri olan, birey özerkliği ile toplum yararının çatışması, zorunlu aşı uygulamaları nedeniyle bir kez daha ülke gündemine gelmiştir. Fakat bu yaklaşımı ‘çoğunluğun yararının azınlığın ya da tekil bireyin yararından önce geleceği’ biçiminde tehlikeli bir genellemeye yol açmadan irdelemek gereklidir. Genelleyici bir yaklaşımla, birey özerkliğinin toplum yararı gerekçe gösterilerek çiğnenebileceği anlayışı, kişilik haklarını ihlal edebilecek çok tehlikeli bir yaklaşımdır. Bununla birlikte, duyarlı bireylerin bağışıklanmasıyla toplum düzeyinde etkin ve güvenli koruma sağlanabilen bulaşıcı hastalıklar özelinde, bir değer olarak toplum yararı birey özerkliğinin üzerinde ele alınması gerekliliktir.
Son yıllarda neoliberal düşüncenin yaygınlaşmasıyla birlikte gittikçe artan, her yerde karşımıza çıkan, bir özgürlük anlayışı söz konusudur: Kişiyi her şeyin üzerinde gören bakışın bir sonucu olduğu düşünülen bu negatif özgürlük kavramı genellikle devletin kişilerin yaşamlarına müdahale etmemesi talebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeterliliği olan kişinin özerkliği olumlanmakla birlikte özerk kararın diğer kişiye/kişilere zarar vermesi durumunda eylemlerin sınırlandırılması ve/veya engellenmesi özgürlük kısıtlanması veya özgürlüğün ortadan kaldırılması olarak görülemez. Kişilerin merkeze alınmaları, kişilerin temel haklarından söz edilmesi, kişilerin ancak belli bir toplum içinde kendilerini ve kendi tercihlerini gerçekleştirebilecekleri ve kişilerin ancak başkalarıyla birlikte kendileri olabileceği gerçeğini değiştirmez. Toplumsal yaşam, yaşarken kendi iyiliğimiz kadar başkalarının iyiliğini düşünmemizi de zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle toplumsal iyilik, bireyin özgürlüğü kadar gözetmemiz gereken bir hedeftir. Dolayısıyla bireyin dini inancı, felsefi düşünceleri ve bilimsel bilgiye dayanmayan yargıları toplum bağışıklaması örneğinde ikincil planda kalmalıdır. Söz konusu çocukların bağışıklanması olduğunda, bu konum daha da güçlenecektir.
Toplumun iyiliğini, yararını tanımlamak için kullanılabilecek en önemli kriterlerden birisi bilimsel gerçeklere dayanmadır. Aşılar koruyucu sağlık hizmetlerinin en önemli kazanımlarından biridir, güvenli ve etkili ürünlerdir. On yıllardır Genişletilmiş Bağışıklama Programı çerçevesinde yaygın bir biçimde kabul görerek uygulanmaktadır ve insanlığın ortak kamusal müştereklerinden biri haline gelmiştir.
Benzer şekilde haklar sistemi bağlamında ele alındığında kamusal ortaklaşma, insan olma onurundan çıkan ilkelere dayanma ile olanaklıdır. Bu ilkelerin en temeli ve dokunulamazı olan yaşama hakkı, diğerinin yaşamına zarar verme yasağını getirir. Bu noktadan baktığımızda diğerinin yaşam hakkına ve yaşam hakkının olanağını sağlayan diğer haklara zarar veren herhangi bir tutum tartışmaya bile açılmamalıdır.
Bilimsel algoritmalar sonucu oluşturulmuş temel aşılama programı kapsamındaki aşıların kontrendikasyonu olmayan tüm bireylere yapılması şeklindeki ortak kararın reddi, bireyin özerkliği kavramı ile temellendirilmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda hiçbir ortak iyi, bireysel iyiyi yok sayamayacağı gibi, toplumun yararını merkeze koyarak bireysel iyiyi de geçersiz kılamayacağı ileri sürülür. Ancak, toplumsal bağ içinde yer alan tüm üyeler arasındaki ilişkinin esasını, birbirine karşı sorumluluk oluşturur. Bu nedenle bireysel iyinin toplumun diğer kesimlerine zarar vereceği durumlarda, bireysel iyi, ‘zarar vermeyeceksin’ ilkesi gereği bir yarar olarak görülemez. Çünkü diğerlerini gözetmeyen bir bireysel yarar, toplumsal bağı, toplumsal dayanışmayı zedeler.
ii. Çocuk Hakları Açısından Aşılama: Aşı Çocuğun Yaşama Hakkını Koruma Araçlarından Biridir
Aşıların, özerk karar verme durumunda olmayan çocuklara uygulandığı göz önüne alındığında, çocuğun üstün yararının ne olduğu ve bunun kim tarafından belirleneceği tartışması ortaya çıkmaktadır. Çocuk yasal sorumluluk taşıyıncaya kadar kişi, hukuk öznesi olarak kabul edilmediği için çocuğun üstün yararının onu yetiştiren ebeveyn tarafından sağlanacağı genel kabul görür. Bu nedenle çocuğun kişiliğinin tam ve uyumlu olarak gelişebilmesi için mutluluk, sevgi ve anlayış havası içindeki aile ortamında yetişmesi gerekliliği Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede de belirtilmiştir. Anne-babaların bakmakla yükümlü oldukları başkaları üzerinde irade kullanırken, kendi kişisel özerkliklerinin sınırları içinde olduğu kadar özgür olmadıkları; yaşam ve sağlık söz konusu olduğunda o bireylerin bilimsel bilgiye dayalı yararını gözetmekle yükümlü oldukları genel kabul görür. Ancak ailenin üstün yararı belirlemesi ile ilgili bir çelişkinin söz konusu olması durumunda yine aynı sözleşmenin çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararının temel düşünce olması gerektiğini ifade ettiği de hatırlanmalıdır. Bu durumda çocuğun üstün yararı konusunda kamunun ve ailenin kararları çatıştığında, kamu çocuğun özerk bir kimlik kazanması için gerekli koşulları hazırlamakla yükümlüdür ve karar verici mekanizma kişi özgürlüklerini korumakla yükümlü hukuk sistemi olacaktır. Çocukla ilgili bağımsız, yetkin tüm organların devreye girmesi gereken bir mekanizmaya ihtiyaç vardır. Bu yükümlülük çocuğun kimlik kazanmasını engelleyecek tüm yapılara – aile, eğitim sistemi vb – karşı da korunmasını gerektirir. Bu nedenle iktidar tarafından acilen konu ile ilgili yasal düzenleme yapılarak bugün var olan hukuki boşluk doldurulmalıdır. Çocuğun sahipliği üzerinden ailenin istemleri doğrultusunda karar verilerek aşı yaptırılmaması, sağlık ile ilgili uygulamada ebeveynin dini ve kültürel tercihlerini esas almak, çocuktan ziyade ebeveynin isteklerini merkeze almak demektir. Ebeveynin ‘yarar’ını oluşturmak için çocuğun nesneleştirilmesine, araçsallaştırılmasına neden olan bu karar insan onuru ile çelişeceğinden söz konusu kararlar böylesi tutumlara bırakılmamalıdır. Bunun yerine kamu, uygun karar verme mekanizmalarıyla, çocuğun geleceğini ve içinde yaşadığı toplumla paylaşacağı ortak yararı dikkate alarak aşı uygulamaları ile çocuğun yararını korurken toplumsal zararı da engelleyebilir.
Ulusal ve Uluslararası Hukuk Açısından Aşılama Devletin Görevidir
Bu konuda ulusal ve uluslararası hukuk da etik ilke ve kurallarla paralellik göstermektedir. Anayasanın 5. maddesi uyarınca Devletin temel amaç ve görevleri arasında “kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” sayılmaktadır. Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 3. maddesi de tüm düzenleme ve uygulamalarda çocuğun üstün yararının esas alınması gerektiğini belirtmektedir. Sözleşmenin 19. maddesinde devlete aileden gelebilecek istismar ve ihmal eylemlerine karşı da koruma yükümlülüğü yüklenmektedir.
Bu çerçevede, devletin çocuğun üstün yararını gözeterek, aşılamayı gerçekleştirmek yönünde pozitif bir ödevi bulunmaktadır. Bu pozitif ödev Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle uyumlu bir şekilde yerine getirilmelidir. Bu nedenle, kişinin bedenine tıbbi bir müdahale niteliğini taşıyan aşılama işleminin hangi koşullarda, kimler tarafından yapılabileceğinin öngörülebilir bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu yasal dayanağın yokluğu AYM’nin konuya ilişkin bir bireysel başvuruda müdahalenin Anayasa’yı ihlal ettiği sonucuna ulaşmasına neden olmuştur. AYM, aşılamayı değil aşılamanın yasal dayanağının olmamasını Anayasa’ya aykırı bulmuştur.
O halde, konunun evrensel bilimsel gereklilikler ışığında toplum sağlığı ve çocuğun üstün yararını dikkate alarak düzenlenmesi gerekliliği yasama organı açısından bir anayasal yükümlülüktür. Gerekli yasal düzenlemeyi takiben, gerekli önlemleri alarak etkili bir aşılamanın hayata geçirilmesini sağlamak da yürütme organının temel bir insan hakları ödevidir.
Sonuç
Aşı insanlığın müşterek bir değeridir. Diğer toplumsal müştereklerde olduğu gibi, aşıları da ticari grupların kısa vadeli çıkarlarından korumak için kamusal bir otorite gereklidir. Bu ortak değerin korunması için aşıya erişim, piyasa dinamiklerinden bağımsız ve sürekli olmalıdır. Patent koruması, aşının metalaşması, erişimin piyasa dinamiklerine bırakılması hatta DSÖ tarafından aşı karşıtlığının arz/talep ve kârlılık üzerinden ele alınması, neoliberal sağlık politikalarının yarattığı tahribatı işaret etmektedir. Aşı karşıtları sıklıkla ilaç ve aşı şirketlerinin toplumun sağlığını değil kendi kazançlarını öncelediklerini dile getirmektedirler; bu ifadeler aşılara karşı haklı bir kaygı uyandırabilmektedir. Ancak bu kaygılar, eldeki aşıların etkinlik ve güvenliliği karşısında, insanlığın sağlık alanındaki en etkin mücadele araçlarından birini kullanmayı bırakması için yeterli değildir.
Aşı karşıtlığı, bağışıklama için bir tehdittir. Toplum bağışıklığının sağlanamaması yeniden aşıyla korunabilen hastalık salgınlarına yol açacak ve toplumun en kırılgan kesimleri başta olmak üzere tüm toplum zarar görecektir. Bu nedenle aşı karşıtlığı, aşı reddi ve aşı konusunda tereddüt ciddiyetle ele alınmalıdır. Ancak aşı bağlamında yaşanan olumsuzluklar, sadece aşıya karşı yaşanan yalıtılmış, münferit olaylar değildir. Sağlık alanında piyasalaşma ve gericileşme el ele yürümektedir. Sağlığın piyasalaşması sağlık hizmetleri açısından en temel unsurlardan biri olan güven ilişkisini zedelemekte, teminat paketi uygulamaları hizmete erişimi kısıtlamaktadır. Geleneksel, alternatif, tamamlayıcı sağlık uygulamalarına (GATSU) yönelimin de bu zeminde giderek arttığı bilinmektedir. Bu alanda yeni bir pazar oluşturulmakta, GATSU hastaların sağlık hizmetlerinde yaşadığı olası olumsuzluklara çözüm yolu olarak sunulmaktadır. Aşı karşıtlığı da bu zeminde gelişmekte, güç bulmaktadır.
Günümüz sağlık politikalarının yarattığı piyasa dinamiklerinin sağlık hizmetinin temelini oluşturan güvenle olan olumsuz ilişkisi göz ardı edilmeden bilimsel algoritmalar ile oluşturulmuş temel aşılama programlarına sahip çıkılmalıdır. Temelde ise bunu sağlayacak olan kamusal, genel bütçeden finanse edilen, basamaklandırılmış, piyasadan kurtulmuş, nitelikli hizmet sunumu sağlayan sağlık politikaları yaşama geçirilmelidir.
Bağışıklama programlarının sağladığı temel halk sağlığı yararlarının korunması; nitelikli aşılama hizmetlerinin varlığına, aşıların yarar ve risklerinin anlaşılmış olmasına, karar süreçlerinin nesnel verilere dayandırılmasına, aşılama hizmetlerine erişimin teşvik edilmesine, çocukların, ergenlerin, erişkinlerin korunmasına yönelik sorumluluk alınmasına ve aşılamaya yönelik engellerin aşılmaya çalışılmasına bağlıdır. Bulaşıcı hastalıkların ciddi ve ölümcül komplikasyonlarının görülmemesinin temelinde başarılı aşılama hizmetleri yatmaktadır. Genel bağışıklama programları dışında olan ve piyasadan edinilerek uygulanan aşıların toplum bağışıklığı sağlanamadığı için kırılgan kesimlerdeki riski artırdığının farkındalığının sağlanması da önemlidir.
Aşılama hizmetleri kamusal bir sorumluluktur. Bu nedenle kamuoyunun bilimsel veriler ışığında aşıyla korunabilen hastalıklar konusunda aydınlatılması, aşı karşıtı tezlerin çürütüleceği eğitsel araçların geliştirilmesi ve risk altındaki kişilerin bağışıklama ile korunması konusunda yasal düzenlemelerin yapılması gereklidir. Devletin konu ile ilgili yasa çıkarmamasının pozitif ödev yükümlülüğüne aykırı davranış olarak suç kabul edilebileceği de unutulmamalıdır. Yetkililer bu konuda net ve tutarlı bir tutum izlemelidir. Aşı karşıtlığı yaparak toplumdaki bağışıklık orantılarının düşmesine, salgınların ortaya çıkmasına neden olanlar konusunda tutarlı bir kamusal sorumlulukla yasal yoldan mücadele edilmesi, bilimsel verilere dayanmayan, gerçeği yansıtmayan bilgilerin yaygınlaşmasının önlenmesi de çok önemli ve gereklidir.
Aşı uygulamasını yürüten hekimlere de büyük sorumluluk düşmektedir. Aşı uygulaması yapan hekimlerin, aşıları kaygı ve kuşkuyla karşılayan kişilere ve onların dini inançlarına saygılı bir biçimde yaklaşmaları önemlidir. Hekimler aşı konusundaki tereddüdün, buna yol açan etmenlerin, bu alanda sık kullanılan tartışmaların farkında olmalıdır. Aşı reddi ve aşı karşıtlığı ile mücadelede bilimsel verilere dayanan ve karşıdaki kişiyi anlamaya ve ikna etmeye çalışan, ötekileştirici, yargılayıcı olmayan bir yaklaşım izlemelidir.
Etik Kurul Görüşüne İlişkin Önemli Noktalar
Aşıların Önemi ve Etkisi: Aşılar, bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde en etkili yöntemlerden biridir. Aşılar sayesinde çocuk ölümleri azalmış, birçok salgın hastalık kontrol altına alınmıştır. Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF verileri aşıların milyonlarca hayat kurtardığını göstermektedir.
Aşı Güvenliği ve Yanlış Algılar: Aşılar, yararlılık ve güvenlik açısından titizlikle incelenmektedir. Bilimsel verilere göre, aşıların otizm gibi yan etkiler yaratmadığı kanıtlanmıştır. Ancak, yanlış inanışlar ve aşı yan etkilerine dair kaygılar toplumda aşıya karşı güvensizlik yaratmaktadır.
Toplum Bağışıklığı ve Toplumsal Dayanışma: Aşı, yalnızca bireyi değil, toplumu koruyan bir araçtır. Toplumun büyük bir kısmı aşılandığında, salgınların yayılması engellenir ve aşılanamayan kırılgan gruplar korunur. Toplum bağışıklığı, bireysel özerklik ile toplumsal yarar arasındaki dengeyi sağlamaktadır.
Etik Tartışmalar – Bireysel Özerklik ve Toplum Yararı: Aşı reddi, bireysel özerklik ile toplumsal yarar arasındaki çatışmaları gündeme getirmektedir. Bireysel kararların, toplumsal sağlığı tehdit etmediği sürece saygı görmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak toplum sağlığı açısından bulaşıcı hastalıkların kontrolü önemlidir.
Çocuk Hakları ve Aşılamanın Zorunluluğu: Çocukların aşılanması onların yaşama hakkını koruma aracı olarak görülmektedir. Çocuk hakları açısından bakıldığında, ebeveynlerin bilimsel bilgilere dayalı olarak çocuklarını koruma sorumluluğu vardır.
Hakimler ve üzerindeki eşyalar, valizleri dahil X-RAY’den her türlü geçiyor, herhangi bir yasak madde varsa bunlara el konulabiliyor. Sadece el ile arama yapılamıyor. Ancak bu durum sosyal medyada çarpıtılarak Hakimler X-Ray’den de geçirilmeyecek, hiçbir şekilde aranamayacak şeklinde lanse ediliyor.
Yasal olarak Hakimlerin üstü aranamaz. Bu durum Mahkeme kararıyla da tescillenmiş durumda. Hakimler el ile aranmalı şeklinde bir mevzuat hükmü veya Mahkeme kararı olsa, siz beni aramayın diyemezsiniz. Ancak mevcut olayımızdaki gibi Hakimler havaalanında el ile aranmamalı şeklindeki Mahkeme kararı bulunmasına rağmen siz bir Hakim olarak beni de el ile arayın diyebilirsiniz.
Bir de Esenboğa VİP listesine bakıldığında:
”Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, eski cumhurbaşkanları, Cumhuriyet Senatosu eski başkanları, Millet Meclisi ve TBMM eski başkanları, eski başbakanlar, cumhurbaşkanlığı eski konsey üyeleri, Genelkurmay Başkanı, ana muhalefet partisi başkanı, bakanlar kurulu üyeleri, eski bakanlar, yüksek yargı organlarının başkanları ve üyeleri (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi), Sayıştay başkanı ve üyeleri, kuvvet komutanları, general ve amiraller, Yüksek Öğretim Kurulu başkanı ve üyeleri, TBMM başkanvekilleri, katip üyeleri, idare amirleri, TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin genel başkanları ve TBMM üyeleri, TBMM eski üyeleri, cumhurbaşkanlığı genel sekreteri, başbakanlık müsteşarı, TBMM genel sekreteri, Diyanet İşleri Başkanı, müsteşarlar, TC Merkez Bankası başkanı, AB Genel Sekreteri, Sermaye Piyasası Kurulu başkanı, Rekabet Kurulu başkanı, Telekomünikasyon Kurulu başkanı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu başkanı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu başkanı, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu başkanı, Kamu İhale Kurumu başkanı, Tütün ve Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler Düzenleme Kurulu başkanı, Şeker Kurulu başkanı, Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği yönetim kurulu başkanı, Sosyal Güvenlik Kurumu başkanı, cumhurbaşkanlığı baş danışmanları, başbakan baş müşavirleri, müsteşar yardımcıları, cumhurbaşkanlığı ve TBMM genel sekreter yardımcıları, devlet ya da vakıf üniversiteleri rektörleri, büyükelçiler, valiler, emniyet genel müdürü, büyükşehir belediye başkanları, Devlet Denetleme Kurulu başkanı, Yüksek Denetleme Kurulu başkanı, Başbakanlık Teftiş Kurulu başkanı, bakanlık teftiş kurulları başkanı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu başkanı, Toplu Konut İdaresi başkanı, Özelleştirme İdaresi başkanı, GAP İdaresi başkanı, Devlet Personel başkanı, genel müdürler, Devlet İstatistik Enstitüsü başkanı, Türk Standartları Enstitüsü başkanı, TÜBİTAK başkanı, TÜBA başkanı, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu başkanı, TC Merkez Bankası başkan yardımcıları, devlet sanatçıları, İstiklal Madalyası sahipleri, hükümeti temsilen yurt dışına giden heyetler, DİSK, HAK-İŞ, TESK, TİSK ve TÜRK-İŞ konfederasyonları genel başkanları, yukarıda belirtilen görevlerden emekli olanlar, Türkiye Barolar Birliği başkanı, toplu görüşme yapma yetkisine yapma memur sendikalarının bağlı oldukları konfederasyon genel başkanları,”
VİP listesine dahildir.
Bunlar dışında listede olmayıp VİP uçan bürokratlar olduğu gibi VİP olmayıp üstü X-Ray dahil hiç aranmadan uçağa binen bürokratlar da bulunmaktadır. Hakimlere tanınan hak VİP hakkı değil, X-RAY’den geçmeme hakkı değil, sadece ve sadece havaalanlarında üstlerinin el ile aranmaması hakkı. Ayrıca bilindiği üzere Savcıların üstünün el ile aranmaması içinde Dernek olarak Danıştay’da dava açtık.
Dernek olarak VİP’ten uçmak içinde girişimlerde bulunacağız. Zira yüksek yargıyla bizim aramızda Anayasal olarak hiçbir fark yok. Olmaması da gerekir zaten. Biz Hakimlerin ve ilerisinde lehe karar verilmesi halinde Savcıların da havaalanlarında el ile üstünün aranmaması hakkını kazanması durumunda, bu adımı VİP uçuş hakkının ilk adımları olarak görüyoruz. Ancak Dernek üye sayısının artması halinde biz bu adımları çok daha çabuk atabileceğiz. Şöyle ki dava açmaya gerek kalmadan her Bakanlıktan randevu alıp, taleplerimizi doğrudan dile getirebileceğiz.
Her yıl önceden belirlenen tematik etkinlikler bulunmaktadır.
Yerel yönetimler, belediyeler, bölge yönetimleri, meclisler, yerel yönetim birlikleri, köy idareleri, dernekler, sivil toplum kuruluşları ve diğer organizasyonlar temel aktörleridir.
12 Stars
Avrupa Yerel Demokrasi Haftası’nda o yıla özel tematik etkinlikleri yerine getiren ve yerel yönetişim alanındaki çalışmaları yapan yerel yönetimlere “12 Yıldızlı” (12 Stars) payesi verilmektedir. 12 yıldız, Avrupa Birliği flamasında yer alan ve Avrupa Birliği’ni temsil eden yıldızlara atıf yapmaktadır. Bu yıldızları alabilmek için; yerel yönetişimi sağlamak adına çalıştığını Avrupa Birliği düzeyinde tescil ettirmek,, Avrupa Yerel Demokrasi Haftası faaliyetleri için özel bir bütçe tahsis etmek, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi tarafından kararlaştırılan Avrupa Yerel Demokrasi Haftası görsel kimliğini kullanarak bir tanıtım kampanyası gerçekleştirmek, yılın önde gelen teması ile bağlantılı bazı özel aktiviteler gerçekleştirmek, haftayı oluşturan etkinliklere farklı vatandaş gruplarını dâhil etmek, belediye gençlik konseyleri ile okul öğrencilerinin katılımına önem vermek, yerel otoritelerin demokratik bir Avrupa’nın inşasında rolünü göstermek için, Avrupa çapında bir etkinlik düzenlemek gerekmektedir. Faaliyetleri kabul edilen yerel yönetimler Avrupa Konseyi’nin merkezi olan Strasbourg’da düzenlenen bir törenle “12 Yıldızlı” statülerini almaktadır.
Avrupa Yerel Demokrasi Haftası’na, 2018 yılında en çok katılım sağlayan yerel yönetimler, Türkiye yerel yönetimleri olmuştur. Türkiye, Yerel Yönetimler Şartı’nı kabul eden ülkelerdendir.
Avrupa Yerel Demokrasi Haftası’nın Amaçları
Temel seviyede yerel demokratik katılımı Avrupa’da tesis etmek ve geliştirmek,
Vatandaşların yerel yönetimlerin nasıl çalıştığı konusundaki farkındalığını artırmak,
Avrupa genelinde yerel seçilmiş temsilcilerin ne yaptıklarını tespit etmek,
Yerel karar alma süreçlerinde yer alma fırsatları hakkında insanları bilgilendirmek,
Vatandaş katılımını artırmak için düzenlenen etkinliklerden üyeleri haberdar etmek,
Üyelerin birbirlerinin deneyimlerinden fikir ve ilham almalarını sağlamak,
Yerel düzeyde dayanışmanın, aktif vatandaşlığın, diyalog imkanlarının geliştirilmesi,
İnsan hakları ve demokratik yurttaşlık konusunda eğitimler verilmesi,
Gençlerin yerel kamu politikalarına katılımının teşvik edilmesi.
Arabuluculuğun Toplumsallaşması Seraptır / Hilmi Şeker / Yargıç
Sulh kurumu, son anına kadar kendisini ziyaret edecek birini bekledi. Yakın tarihte cafcaflı bir törenle sahaya sürülen uzlaşma, kendisinden medet umanları sükutu hayale uğrattı. Çiçeği burnunda sulha teşvik kurumu, açık tehdide rağmen başını sokacak yer, gidecek yurt arıyor.
Adlileşmeyle mücadele, çağcıl sistemlerin anlaşılır, ivedi ve öncelikli uğraşıdır. Bireysel barışın hukuka dönüşerek toplumsal barışa katkısı, alternatif uyuşmazlık yöntemlerini, anılan çabanın uzantısına dönüştürdü.
Adli eşiğin yükseltilmesi, huzursuzlukları alternatif yollarla çözme isteğinin sonucudur. Bu akıl eş zamanlı olarak adliye kapı, koridor ve duruşma salonlarına yüklenen uyuşmazlıkları alternatif yollara havale ederek dosya dağlarıyla baş etmeyi tasarladı.
Arabuluculuk, bu ajandanın ithal ettiği almaşık çözüm yöntemidir. Bu kurum, işe büyük umutlarla başlamakla birlikte sahadan kopukluğu, tedariksiz olması, istişareyi hafife alması, teknik kusurları ve tepeden inmeciliğiyle geleceği kalbinden vurmaktadır.
İthal kurumları yaptırımlarla işler kılmak sosyolojiyle inatlaşan aklın trajedisidir.
Kurumları açık ve örtülü tehditlerle yaşatma siyasetinin arabuluculuğu parlatması, pratiğin bibloya dönüştürdüğü seçenekleri görmezden gelir.
Ön incelemeyi; kaygılara rağmen işler kılmaya çalışanların, doku uyuşmazlığının reflekslerini, hassasiyetlerin ve yapabileceklerini unutmuş görünüyor.
Doruk tutkusunun, arabuluculuğun işlerlik koşullarını analiz etmeden performans ölçere dönüştürmesi, arabuluculuğa bel bağlayan aklın gerçeklerle inatlaşan saflığına delalet eder. Vesayetçi bu yaklaşımın hayal kırıklığına uğraması muhtemeldir.
Diri tasarruf anlayışı, her şeyden evvel bu mekanizmanın işlerlik şansını yanların inisiyatifine terk eder. Davayı kontrol yetkisini zorlayan, tasarrufu teşvikle çeliştiren bir anlayış, aşkınlığı tetikleyebilir. Aşkınlık, yargıcı taraflarla özdeşleştiren, kürsüden indiren hatırı sayılır bir sapmadır.
Arabulucuya özendirme prensibinin, yargıcın yanı başında duran ihsası rey yasağıyla ilişkisi belirsizdir. Bu muğlaklık, kürsünün nem kapan yapısıyla birleşerek, özendirme görevine pusu atabilir.
Donanımsızlığın, yanlılıkla yapacağı işbirliğinin yaratacağı riskin tetikleyeceği savunma güdüsü, yargıcı arabuluculuktan soğutan ciddi bir nedendir.
Özendirmenin deneyimsizliği, pratiğin birikimsizliği, kurumun tanıtımı ve kurumsallaşması için harcanan bütçenin zayıflığı, kurum ithaline yatkın genlerin el ovuşturmak için yeni bir fırsat yakaladığını gösterir.
Akademinin suskunluğu, arabuluculuk gibi kabına sığmayan, maruf ve meşhur kurumun, içeride bir kaç teatral numune, rol modelle sınırlanması, onun sıradan bir pazarlığa indirgeneceği, günü geçiştirecek cümlelerle özdeşleştirileceği konusunda ciddi kaygılar yaratmaktadır.
Kişisel istikbal, iradeyi hiçleştirerek kurumu gelişigüzel ve zamansız uygulamaya sürükler. Zorun yaratacağı belirsizlik ve sürprizler, arabuluculuğa teşviki yozlaştırabilir. Yabancılaşma ve yozlaşma bireysel barışı kestirme yollarla yakalama beklentisini berhava eder.
İşin inceliğini öğretmekten aciz, zamanla yarışan, ikna etmekten uzak ve sahadan gelen önerileri hafife alan kibrin, yer ve zamanına göre çapraşık, çetrefil hale gelebilen arabuluculuğu kontrol etmek, yaptırımlarla özendirmek, hak aramaya icbarı yasaklayan hükümlerle çelişkiye neden olabilir.
Kimlerin arabulucu olacağı, arabuluculuğun yeterliliği ile eğitimindeki ciddi sorunlar, sürecin kullandığı malzeme ve beyanların kullanılma yasağı, bundan neşet eden nitelendirme ve koruma sorunları, arabulucuya havale edilen uyuşmazlığı duruşma salonunda bekleyen, makul sürede yargılama, kendiliğinden getirme, aydınlanma, tasarruf ilkeleriyle inatlaşan, dava konusu ve ispat sahasına sürülecek malzemeyle ilgili hususlar, arabuluculuğu strese sokacak ciddi meselelerdir.
Bu sürece iştirak eden, sevk ve idarede görev alan öznelerin beyan, teklif, kabul ve pazarlık unsurları ile bilumum malzemenin açıklanmasına, kullanılması üzerindeki göreceli kota ve yasaktan beklenenin elde edilmesi, açıklama özgürlüğünün yazgısı, uygulamanın yasağı delme gizilgücünün ihtiyaçla sınırlanmasından başka obje, süje, zaman ve mekan bağlamlı sair sınırları, tutanağın işlevselliğine, belleğine, saklama, koruma, anımsatma yeteneğine ve dile olan hakimiyetine bağlıdır.
Arabulucunun yansızlığı, görev tanımı, aydınlatma yükü, süreç ve karar üzerindeki gücü, tutanağın pay ve ağırlığını artırmakta, gerçek ve doğru bir kayıtlama ödünsüz bir ödeve dönüşmektedir. Anılan yükün taşınabilmesi tutanağın misyonu, kendisini gerçekleştirme ve atiye taşıma rolünün bellenmesine bağlıdır. Kayıtlama defolarından neşet eden kadim sorunlarla çözümsüzlüğün yarattığı çaresizlik gözlerin her daim burada tutulmasını gerektirir.
Uyuşmazlığın sınırlanması, vakıa ve talep çiftinden müteşekkil talebin saptanmasına bağlıdır. Hükmün öznel ve nesnel sınırlarının tayini, yeniden yargılanma yasağının üzerine düşeni yapabilmesi, görev tanımını yapan tutanağın/belgenin özenle hazırlanmasını gerektirir. Belgenin, uyuşmazlığı disipline etmesi, teşhise imkan ve kolaylık tanıması, hükmü biçimlendirmesi mazinin gözetilmesini zorunlu kılar. Uyuşmazlığın tayinindeki kusurların hüküm üzerindeki etkisi, bu sürecin doğru yönetilmemesinin yaratacağı büzülme-genleşme odaklı komplikasyonlar hakkında ip ucu vermeye muktedirdir.
Tutanakların yanlardan esirgenmesi, verilmesi uygun olanların uyuşmazlığı bitiren/son tutanakla sınırlandırılması anlaşılmaktan uzaktır. Kararın, öncül ve sonullarla uyumunu sınanmaz kılan düzenleme, etik ilişkiyi kayıt ve denetim dışında tutar, açık yargılanma isteğini yüzüstü ve korunaksız bırakır.
Açık yargılamadan kaideten ödün vermeyen bir bakış açısının arabuluculuk sürecini karanlıkta bırakması, son belgenin paylaşılmasını talep koşuluna endekslemesi, toplumsal denetim isteğini boşa çıkarmaktadır. Tutanağın desteğinden yoksunluk, yansızlık bağlamlı kuşkuları aşma, hükme yönelik savunma ve kanun yolunun etkin şekilde kullanma taleplerini hiçe saymak, tutanağın alın terini hiçleştirmektir.
Tutanağın hükmü besleyen olması, buradaki olası bir kırılmanın, hüküm ve denetim üzerindeki etkisi ile süreç dışında yaratacağı sendrom, onun mimari ve yapısal özellikleriyle, yaratılma sürecini kapsayan özlü eğitimi zorunlu kılar.
Arabulucunun, yanlarla iletişim kurma özgürlüğünü belgeleme zorunluluğu, yansızlık ödevinin masumiyetine yönelen kalkışmaların refi, bu görüşmelerin atideki rol ve işlevini belirlemedeki hissesi, gözleri iletişimi sağlayan yöntem, araçlarla bu süreci görünür kılacak olanak ve kolaylıklara odaklar.
Yönetmelik, iletişimi teşvik etmekle birlikte, ilişkiyi/iletişimi sağlayacak ve yürütecek vasıtalar konusundaki suskunluğu, iletişim araç ve yöntemleri üzerinden arabulucuya duyulan güven, verilen avansın tezahürüdür. Arabulucunun izlenecek usul, esas ve süreç hakkındaki aydınlatma yetkisine, “gerektiği gibi” tümcesiyle zirve yaptırılması bu yaklaşımı konsolide eden bir tutumdur. Bu kabul, arabulucuyu özerk kılarken, olası kayıtsızlığın yaratacağı kuşkuların, aşılmasına ilişkin adımların performansındaki belirsizlik köşeyi tutmaktadır.
Arabuluculuk eğitiminin nasıl, ne şekilde verildiği, bilgi ve deneyimsizliğin yarattığı kusur ve yan etkilerin nasıl aşılacağı, hüküm ile tutanak arasındaki çelişkilerle, adli tecrübenin yaşadığı bunalım uygulamayı çetin günlerin beklediğine delalet eder.
Yansızlığı sınayacak özen borcunun belirsizliği, bu muğlaklığın ithal metinlerle giderilmesinin yaşatacağı karmaşa, zaman bağlamlı dokunulmazlıklar, özen merkezli ihtilafların çözümünü güçleştiren ciddi bir edendir.
Sürenin tasarrufla esnetilme olasılığı, makul sürede yargılama ödevinin yanlarca sömürülmesine neden olabilir. Belirsizliğe neden olan ve bellek sorunlarına yol açan bu tutum, teksifin saflığıyla çelişen perspektiftir.
Arabulucunun liste dışından seçilmesi, izlenecek usulün belirlenmesindeki keyfiyet hareket kabiliyetini artıran isabetli bir tercihtir. Tasarrufu saflaştıran ve içine arabulucu seçimini de alacak şekilde genişleten düzenleme, arabuluculuk süreciyle karara yönelik itiraz, eleştiri ve yakınmaları karşılayan görece seçenektir.
Makul süreyi belirlemede öncelik şansı yakalayan arabuluculuk, işleyiş ajandasını süreyle sınırlayan, hemen her şeyi takvime bağlayan, katı teksif paradigmasıyla inatlaşma ihtimaline gebedir. Arabulucunun bu marja yaslanarak, zamanı sömürme potansiyelinin yaratacağı mesai ve kaynak yitikleri, takdirin sebep olduğu aşkınlıkların kontrol edilmesini zorunlu kılar.
İzlenecek usul ve esasların tercihindeki yavaşlıkla, seçimsizliğin alacağı sürenin sınırlanmaması, ajandayı donduran, yavaşlatan ciddi bir kırılmadır.
Yargısal rollerin örneklenerek belirlenmesi, paralel yargı yetkisini orijinalinden ayırmayı güçleştiren çok boyutlu, sorunlu bir alan görünümündedir. Sayılan örneklerin takdiri delillerle sınırlı olması, uzak durulması gerekenlerin teşhisine yaramakla birlikte, “gibi” sözcüğünün yorumlanmasındaki özgürlük/aşkınlıklar, arabulucuyla kürsü arasındaki farkı, yöntem ve araçlar üzerinden özdeştirme potansiyeli taşır. Arabulucunun, yargıca yaklaşma teşebbüsünün haklı kılacak belirsizliklerin yaratacağı akıbetin zamana bırakılmaması gerekir.
Arabulucuya başvurma isteğinin iki kez ve periyotla sınırlanması, alternatif uyuşmazlıktan beklentinin çokluğuna ve isteğine bağlıdır. Bu isteğin gerçekleşmesine yeteri katkıyı vermeye müsait sürenin boşa geçirilmesi, gecikmenin sulha ayrılan süreyle birleşme olasılığı tahkikata geçişi erteleyeceği/engelleyeceği gibi, kurumların yollarının kesişmesi gidişatı aksatabilir.
Arabuluculukta geçen zamanın hak düşürücü süre ve zamanaşımında dikkate alınmaması, yanlar üzerindeki baskıyı bertaraf eden, anlaşma ve aranın bulunmasını kolaylaştıran akla yatkın düzenlemedir. Sürecin anlaşmazlıkla sonuçlanması halinde, uyuşmazlığın ısıtılarak servis edilme imkanı, bu tercihe kefaleti kolaylaştırmaktadır. Düzenlemenin zamanaşımı ve hak düşürücü süreyi kesmesi, sürelerin, özendirme üzerindeki baskısını minimize eden bir önlemdir.
Anlaşma kapsam ve içeriğinin yanlarca belirlenme tekeli, yanların uyuşmazlık üzerindeki kontrolünü pekiştiren düzenlemedir. Bu olanağın özensiz kullanımı kararı; söylem, form, içerik ve icra defolarının saldırısına açık alan haline getirerek beklentileri boşa çıkarabilir.
Hak ve ödevleri belirleme yetkisinin yanlara bırakılması, tasarrufu öne çıkaran istikrarlı bir tutum olmakla birlikte, arabulucunun kanaatini şekillendiren gözlem, jest ve mimikleri hiçleştiren yaklaşımdır. Bu, uyuşmazlığın içtenlikle çözülmesini önleyen ve hükmün konsantresini bozan olumsuz bir gelişmedir.
Yasama, kamu düzeniyle ilgili hususlarda, hükme müdahale imkanı vermekle birlikte, inceleme konusunu, içeriğin arabuluculuğa elverişliliği ve hükmün icra olunabilirliğiyle sınırlar. Bu tasarrufu başat kılan, arabuluculuğu özendiren bir yaklaşımdır.
Özellikle aile hukuku alanında hükmün uygulanabilirliğine ilişkin testin duruşmalı yapılması, kararının görücüye çıkmadan önce, ilgililerin katılımıyla kendisine çek etmesine, sağaltmasına yarayan önemli bir fırsattır.
Denetlenebilme hissi, kararın özellikle kapsam ve icra edilebilirlik defolarıyla mücadeleyi kolaylaştıran caydırıcı bir eşiktir.
Tenfiz testi; yargılananı betimleme, vasıflandırma ve tanımlamadaki öznellik, aşkınlık ve zaaflarıyla incelemeyi infaz karşıtı bir mekanizmaya dönüştürebilir.
Özellikle yansızlık, eşitlik, tutanak içeriği, belgelerin saklanması, belge tanzimine iştirak, vekil aracılığıyla temsil, tutanağın etki ve sonuçları, etkinliğin sona ermesi, yeterlilik, aydınlatma ödevi, anlaşmanın ilam niteliği, vekille temsil, tutanak mahiyeti, tutanak kapsamına katılma, hak ve sorumluluklar gibi konularda tekrara düşülmesi yasayı realize iddiasındaki yönetmeliğin sistematik zaafıdır.
Kimi kavram, terim ve sözcüklerin seçimindeki isabetsizlik infazı zorlayacak, başları ağrıtacak niteliktedir. Dilin fonetiğine anlam ve bilgisine yeterince egemen olamamaktan kaynaklanan fazlalıklar ve eksikliklerin yaratacağı anlam yitikleri, deyiş ve anlatım defoları dikkate şayandır.
Arabuluculuk kurumunun bel kemiğini oluşturan ilk yirmi maddenin dil, anlam ve kanun tekniği açısından yaşadığı sorun ve tekrarların önümüze koyduğu faturanın belirsizliği, uygulamayı açık vermeye zorlayan risklerdir.
Öngörülen ücretin kaideten zamana endekslenmesi, alternatif adalet arayışının bir başka karakteridir. Mahkemeye gidecek parayı bulmakta zorlanan yurttaşı, zamanı parayla satan ve polemiğe müsait mekanizmayla çalışmaya özendirmek, adli yardıma fokuslanan çabanın ciddi bir çelişkisidir.
Arabuluculuğu para basan, iştah kabartan kapıya dönüştürmek, pahalılığı dert edinmeyen talepler için, çözüme renk katan olmaktan öte anlam taşımaz.
Adliyeden gayrisini görmeyen erişim kültürü eli cebinde, gözü saatte adliye dışında hak aramaya icbar eden bakışın profilini zaman çizecektir.
Temennimiz; toplumsal barışın yaygınlığına, kalıcılığına adanan arabuluculuğun içerikli engin bir yapıya dönüşmesidir. Marifet; toplumun sesli çalışmasına neden olanları deşifre edecek anahtarı bulmak ve onları adliye dışında enterne etmektir.
Tecrübe tekeliyle, toplumsal alışkanlıkların kurumun kök salarak yaygınlaşması önünde aşılmaz engele evirildikleri söylenebilir. Her fırsatta dillendirilen ve Ülke’deki uyuşmazlığı iştahları kabartan bir pastayla özdeşleştiren yaklaşımın, kürsüyle özdeşleşmesi, çözümün alternatifi olması, derinleşerek yaygınlaşması kuşkuludur.
Tahkim ve arabuluculuk gibi seçkinci alternatiflerin sahici uzlaşıcı olabilmeleri, arabuluculuğu spotlara indirgeyen bir ortamda olanaksızdır. Dayatma pratiğinin, uyuşmazlığı sömürme potansiyeliyle yaptığı ciddi koalisyon, arabuluculukla, davayı kamusal sorunla özdeşleştiren mantık arasındaki farkı açmaktadır.
Norm ithalini, sosyolojik taleple özdeşleştiren bu anlayış, hukuk sistemini bir asırdır şekillendiren jakoben/ideolojik tutarlılığın inatçı genleridir. Bu genler bozulmayan, varoluşçu azmiyle bir başka zaman ve bedende kurduğu tahtla, kürsüye ait olanı başkasıyla üleşmektedir.
Sosyoloji, toplumsal ihtiyaçları gereksinime dönüştüren, yaşamla inatlaşan, tepeden inmeci anlayışla, geliştirdiği özgün mekanizma, özellik ve buluşlarla mücadele eden tecrübenin adıdır. Kurumun, görünen adalet idealine seri, isabetli ve ucuz çözümleriyle içten ve etkin bir katkı sunması herkesin beklentisidir. Arabuluculuğun ebelik yapması, sistemden payını alabilmesi, toplumsal ve kalıcı barışın ehli olabilmesi, sosyolojiyle uyumuna, prensiplerle oturmasına, kendisini tüketecek akıbetten uzak durmasına bağlıdır.
Değerli Katılımcılar, Hanımefendiler, Beyefendiler,
Sizleri en içten duygularımla saygıyla selamlıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılında böylesine anlamlı bir toplantıya ev sahipliği yapan İstanbul Üniversitesinin ve Siyasal Bilgiler Fakültesinin yöneticilerine ve hocalarına teşekkür ediyorum.
Toplantının başarılı ve verimli geçmesini diliyor, programda emeği geçenlere, bildiri sunacak akademisyenlere ve tüm katılımcılara katkılarından dolayı şimdiden şükranlarımı sunuyorum.
1. Giriş: Normatif Bir Kavram Olarak Anayasal Kimlik
Açış konuşması için zor bir konuyu seçtiğimin farkındayım. Anayasal kimlik meselesinin zorluğu, aslında bizatihi kimliğin sorunlu bir kavram olmasından kaynaklanıyor. Evet, insanlar gibi onların oluşturduğu toplulukların da kimlikleri olduğu bilinmektedir. Bu bir değer yargısını değil, olgusal bir durumu ifade etmektedir.
Bununla birlikte bireysel ve toplumsal düzeyde “kimlik” aynı zamanda potansiyel tehlikeler barındıran bir kavramdır. Her şeyden evvel, kimlik genellikle negatif bir dil vasıtasıyla inşa edilir. Kim olduğumuzu, daha ziyade kim olmadığımızı belirterek ifade ederiz. Aslında olmadığımızı ya da taşımadığımızı belirttiğimiz unsurlar da başkalarına ait kimliklerin parçasıdır.
Dolayısıyla kimlik inşa süreci beraberinde kaçınılmaz olarak “biz ve ötekiler” ayrışmasını getirebilmektedir. Bu kimlikler, fanatizmle birleştiğinde de Amin Maalouf’un ifadesiyle “ölümcül” hâle dönüşebilmektedir.1 Nitekim “Öldürmeyeceksin!” emrine muhatap olanların günlerdir tüm dünyanın tanıklığında adeta “ölüm makinası”na dönüşmesi, kimliğin nasıl “ölümcül” hâle gelebildiğini açıkça göstermektedir.
Anayasal kimlik bağlamında meseleye bakıldığında da benzer riskler geçerlidir. Kimliği belirlerken kullanılan dil toplumu ayrıştırmak için kullanılabilir, bu da insan onuru temelinde kişileri eşitleyen anayasal demokrasiler için ciddi bir tehdit oluşturabilir.2 Nitekim anayasal kimlik bazı toplumlarda evrensel anayasal ilke ve değerlerden azade olmanın gerekçesi, dahası baskıcı politikaların bahanesi olarak kullanılabilmektedir.
Bununla birlikte tüm olumsuz çağrışımlarına ve kavramsal istismarlara karşın anayasal kimlik normatif bir kavram olarak da değerlendirilebilir. Bu anlamda anayasal kimlik başta insan hakları ve hukukun üstünlüğü olmak üzere demokratik siyaseti tanımlayan değerler manzumesini ifade eden bir kavramdır.3
Bu konuşmada anayasal kimliği normatif bir kavram olarak ele alıp Cumhuriyet’in anayasal kimliğinin inşasında ve gelişiminde anayasa yargısının etkisine değinmek istiyorum. Bu kapsamda öncelikle Cumhuriyet Dönemi’nin anayasaları üzerinden anayasal kimliğin oluşum dinamiğini, ardından da mevcut Anayasa’dan hareketle anayasal kimliğin temel unsurlarını ele almaya çalışacağım. Son olarak da anayasal kimliğin şekillenmesinde ve gelişiminde anayasa yargısının rolünü somut örneklerden hareketle açıklamaya gayret edeceğim.
2. Anayasal Kimliğin Oluşumu: Devamlılıklar ve Kesintiler
Öncelikle belirtmek gerekir ki anayasal kimlik boşlukta oluşan ve bir kez oluştuğunda sabit kalan bir şey değildir. Tersine bu kimlik geçmişten bugüne birçok etkenin karşılıklı etkileşimi içinde, kesintilerin ve devamlılıkların yaşandığı diyalektik bir süreçte ortaya çıkmakta ve gelişmektedir. Başka bir ifadeyle bir yandan bizden öncekilerden tevarüs ettiğimiz tarihsel ve kültürel miras, diğer yandan içinde yaşadığımız devrin şartları ve eğilimleri anayasal kimliği şekillendirmektedir.
Bu bağlamda anayasal kimlik, sürekliliklerin ve kesintilerin/kırılmaların bir arada yaşandığı bir sürecin ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Osmanlı-Türk anayasacılığı sürecine baktığımızda anayasal kimlikteki devamlılıkları ve radikal kırılmaları görebiliriz.
Belirtmek gerekir ki bu süreçte devamlılık kesintilerden daha belirgindir. Örnek vermek gerekirse Türk anayasal kimliğinin en belirgin unsurlarından biri olan “devletin bölünmez bütünlüğü” ilkesi Osmanlı’dan tevarüs ettiğimiz bir anayasal esastır. İlk anayasamız olan 1876 Kanun-i Esasi’nin ilk maddesinde “Devleti Osmaniye…hiçbir sebeple tefrik kabul etmez” denilmiştir. Aynı şekilde mevcut Anayasa’mızın Başlangıç kısmı da “Türk vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa…” öznesiyle başlar.
Anayasal kimlikteki kırılmaların veya değişikliklerin başında ise kuvvetler ayrılığı ilkesi gelmektedir. 1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu kuvvetler birliği esasına dayanmıştı. Bu Anayasa’ya göre, kayıtsız şartsız millete ait olan egemenlik hakkını, yasama yetkisi ve yürütme erki kendisinde toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kullanırdı (m. 3-5).
Esasen Cumhuriyet’in kurucularının kuvvetler birliği tercihi zamanın ruhuna uygundu. 1924 Anayasası Meclis’te görüşülürken Teşkilatı Esasiye Encümeni Mazbata Muharriri Celal Nuri Bey(Mehmet Cell Nuri İleri) bu tercihi sarih bir şekilde izah etmişti. Celal Nuri Bey’e göre kuvvetler birliğine son derece özen gösterilmiştir zira “bu heyeti doğuran, bu cumhuriyeti vücuda getiren tevhidi kuva esasıdır”.4
1961 Anayasası’yla birlikte egemenliğin kullanımına ilişkin anlayış değişmiş, TBMM egemenlik hakkını kullanan yegâne organ olmaktan çıkmış, “yetkili organlardan” biri hâline gelmiştir. Kuvvetler ayrılığı, açıkça ve lafzen Anayasa’da zikredilmese de yeni anayasal düzenin temel esaslarından biri olarak kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin ifadesiyle “Anayasa, yasama yetkisini, yürütme görevini ve yargı yetkisini ayrı ayrı organlara vermekle kuvvetler ayrılığı esasını kabul etmiştir”.5 Mahkeme bu dönemde normların anayasallığı denetiminde kuvvetler ayrılığı ilkesini de kullanmıştır.6
1982 Anayasası’nın Başlangıç kısmı ise anayasal kimliğin bir unsuru olarak kuvvetler ayırımından açıkça bahsetmiş, bu ilkenin devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediğini, “medeni bir işbölümü ve işbirliği” olduğunu belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi de Başlangıç kısmındaki bu ilkeyi birçok kararında ölçü norm olarak kullanmıştır.
Bu noktada anayasal kimliğin belirlenmesinde anayasaların dibacelerinin ya da başlangıçlarının özel bir yeri olduğunu belirtmek gerekir. Anayasal kimlik aynı zamanda siyasal sistemin meşrulaştırılması işlevini görmektedir. Carl Schmitt, bir siyasal sistemin ahlaki, ideolojik veya felsefi kimliği üzerinden meşruiyet sağlandığını, yazılı anayasaların baştan itibaren bu kimliği yansıtan ifadelere yer verdiğini belirtir. Schmitt’e göre Türkiye’nin 1961 Anayasası, başta Başlangıç kısmı ve 2. maddesi olmak üzere, bu tür meşrulaştırmalarla doludur.7
Esasen anayasal geleneğimizde “başlangıç” uygulaması 1961 Anayasası ile başlamıştır. Başlangıç bir yandan yeni anayasal düzeni oluşturan kurucu iktidarı meşrulaştırma işlevi görürken diğer yandan da yeni düzenin dayandığı temel görüş ve ilkeleri yansıtmaktadır.
Belirtmek gerekir ki başlangıçlar genelde retorik ifadelere yer verirler. Buna ilave olarak bizim anayasaların başlangıçları romantik ve ironik ifadeler de içerir. Başbakanın ve iki bakanın idamıyla sonuçlanan 27 Mayıs sürecinin ürünü olan 1961 Anayasası, “hürriyete, adâlete ve fazilete âşık evlatlarının uyanık bekçiliğine”; demokratik siyasi yaşama son veren 12 Eylül darbesinin ürünü olan 1982 Anayasası ise “demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine” emanet edilmiştir.
İroniye varan retoriği bir yana bırakılacak olursa Başlangıç kısmının anayasal kimliğin inşasında çok önemli bir işlev gördüğünü söylemek gerekir. Mevcut Anayasa’nın 176. maddesi uyarınca Başlangıç “Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirleyen” kısımdır ve “Anayasa metnine dahildir”. Bu nedenle de Başlangıç, Anayasa Mahkemesi tarafından anayasallık denetiminde ölçü norm olarak kullanılmaktadır. Daha önemlisi, Mahkemenin ifadesiyle “Anayasa maddelerinin amacını ve yönünü belirleyen bir kaynak” olan Başlangıç, diğer anayasal hükümlerin yorumlanmasında kendisine başvurulan bir kısımdır.8
Anayasa’nın Başlangıç kısmı aynı zamanda, anayasal kimlikle yakından ilgili olan “Anayasa’nın ruhu”ndan bahsetmektedir. Bu kavram Anayasa’nın Başlangıç kısmı dışında 13. maddesinde de geçmektedir. Başlangıç kısmının sonunda, bu kısımda belirtilen ilke ve esaslar yönünde Anayasa’nın ruhuna saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanması öngörülmektedir. Diğer yandan Anayasa’nın 13. maddesinin ikinci fıkrasında da temel hak ve hürriyetlere yönelik sınırlamaların, diğerleri yanında, “Anayasanın sözüne ve ruhuna” aykırı olamayacağı belirtilmektedir.
Peki, Anayasa’nın ruhu nedir? Bunu cevaplamak kolay değildir zira “söz”ün aksine ruh çerçevesi kolay belirlenebilir ve tanımlanabilir bir kavram olmaktan uzaktır. Biraz da bu nedenle Anayasa Mahkemesi ruh meselesine pek girmemiş ve “Anayasa’nın ruhu” ölçütünü çok fazla kullanmamıştır.
Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi bazı kararlarında “ruh”tan ne anlaşılması gerektiğine dair bazı ipuçları vermiştir. Bu anlamda “ruh”, Anayasa’nın bir kısmından değil ancak tümünden çıkarılabilir. Mahkemeye göre “yasanın, Anayasa’nın ruhuna aykırı olduğu ileri sürülüyorsa, bu kez sayıları sınırlı birkaç Anayasa madde ve ilkesinin değil, Anayasa’nın tümünün yorumlanması gerekir”.9
Diğer yandan ruhu anlamak için Hegel’den yardım alabiliriz. Tarih Felsefesi Üzerine Dersler adlı eserinin başında Hegel, ruhun doğasının doğrudan zıddına yani maddeye bakılarak anlaşılabileceğini söyler. Hegel maddenin özünün yer çekimi, ruhun özünün de özgürlük olduğunu belirtir. Hegel’e göre “özgürlük ruhun yegâne hakikatidir”.10
Hegel’in madde-ruh zıtlığını anayasal dile çevirirsek “maddenin özü otoriteyse ruhun özü de özgürlüktür” diyebiliriz. Bu bağlamda özgürlük “Anayasa’nın ruhu”nun yegâne hakikatidir. Tam da bu nedenle Anayasa Mahkemesi, birçok kararında anayasal hükümlerin hak-eksenli bir yaklaşımla ve özgürlükler lehine yorumlanması gerektiğini vurgulamıştır.11
Esasen Anayasa’nın ruhunu, Anayasa’ya hâkim olan görüş, anlayış, amaç, felsefe ve ilkeler manzumesi olarak tanımlamak mümkündür. Bu da ancak Anayasa’ya yönelik bütüncül bir yaklaşımla belirlenebilir. Sonuçta, anayasal kimliğin tüm unsurları gibi “Anayasa’nın ruhu” da yoruma açıktır. Bu anlamda “Anayasa’nın ruhu”nu nihai olarak yorumlayıp uygulayacak olan da Anayasa Mahkemesidir.
3. Anayasal Kimlik ve Anayasa Yargısı
Anayasal kimliğin bir diyalektik sonucu oluştuğu açıktır. Bu diyalektik, uygulamada mahkemeler, yasama organları ile diğer kamusal ve özel alanlarda gerçekleşen yorumsal ve siyasal faaliyetler şeklinde tezahür etmektedir.12
Anayasal kimliğin oluşumunda kuşkusuz anayasa yargısının ve yargıcının özel bir yeri vardır. Anayasayı yorumlamak ve uygulamakla görevli olan anayasa yargıcı, devletin kurucu aktörlerinin belirlediği anayasal kimliğin şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır.
Anayasanın yorumuna ve uygulamasına ilişkin olarak yasama/yürütme ile yargı arasında yaşanan uyumsuzluk hatta çatışma da anayasal kimliğin şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Belirtmek gerekir ki tarihsel süreç içinde anayasal kimliğin hak-eksenli şekillenmesinde bazen parlamentolar ve yürütme organları bazen de yargı daha olumlu rol oynamıştır.
Bunun biri anayasa yargısı fikrinin doğduğu yer olan Amerika Birleşik Devletleri’nden diğeri de ülkemizden olmak üzere iki örneğinden bahsetmek istiyorum. Bu örnekler anayasal kimliğin unsurlarından olan kanun önünde eşitlik ilelaiklik ilkelerinin yorumlanmasının ve uygulanmasının zaman ve mekân içinde nasıl değiştiğini göstermek bakımından önem taşımaktadır.
Eşitlik ilkesi Amerika’nın soyut anayasal kimliğinin önemli bir bileşeni olmuştur. Bu kimliği inşa eden belgelerin başında gelen 1776 Bağımsızlık Bildirgesine göre “Bütün insanlar eşit yaratılmıştır ve kendilerine onları Yaratan tarafından yaşama, hürriyet ve mutluluğu arama gibi vazgeçilmez haklar bahşedilmiştir.” Ancak bu “hakikat”in somut anayasal kimliğe yansıması çok uzun bir süre almış, “bazılarının daha eşit yaratıldığı” inancı yıllarca toplumsal, sosyal ve siyasal düzene hâkim olmuştur.
19. yüzyılın ortalarında Dred Scott adında bir köle, sahibi tarafından bir süreliğine de olsa köleliğin yasaklandığı bir eyalete götürüldüğünü, bu nedenle artık köle olmadığını ve beyazların sahip olduğu anayasal haklara sahip olduğunu ileri sürerek dava açmış, uzun bir sürecin ardından uyuşmazlık ABD Yüksek Mahkemesinin önüne taşınmıştır.
Yüksek Mahkeme davayı 6 Mart 1857 tarihinde karara bağlamış, kararda siyahilerin vatandaş olamayacağını, dolayısıyla beyazların yararlandığı anayasal haklardan yararlanmalarının mümkün olamayacağını belirtmiştir.13 Mahkeme, gerekçesinde siyahilerin beyaz adamın altında, aşağılarda bir varlık olduğunu, beyaz adamın saygı duyacağı herhangi bir hakları olmadığını, dolayısıyla “bir zencinin (negro) hukuken ve hakkaniyete uygun olarak kendi menfaati gereğince köle yapılabileceğini” ifade etmiştir. Yüksek Mahkemeye göre siyahiler herhangi bir hakkın öznesi olamazlar, tersine beyazların Anayasa’da güvence altına alınan mülkiyet hakkının nesnesi olabileceklerdir.14
Kısacası Amerikan Yüksek Mahkemesinin Dred Scott’a adeta “kölesin sen köle kal” dediği bu karar kölelik sorununu çözmek bir yana, tartışmayı daha da alevlendirmiş ve Amerika’yı İç Savaşa götüren bölünmeyi derinleştirmiştir. İç Savaş’tan sonra Anayasa değiştirilmiş, 13., 14. ve 15. değişikliklerle kölelik lağvedilerek kanun önünde eşitlik ilkesi pekiştirilmiştir. Başka bir ifadeyle anayasal kimliğin şekillenmesi ve uygulamanın soyut eşitlik ilkesine uygun hâle gelebilmesi ikinci Amerikan devrimi olarak bilinen iç savaşın sonucunda gerçekleşmiştir.15
Dred Scott kararı, verildiği dönemde de sonrasında da toplumun büyük bir kesimi dahası bizatihi Yüksek Mahkemenin başkanları ve üyeleri tarafından da kıyasıya eleştirilmiştir. Elbette, yaşanan gelişmelerle uyumlu olarak Yüksek Mahkeme de içtihadını değiştirmiş, özellikle 1954 yılında verdiği meşhur Brown kararıyla siyahiler ile beyazların ayrı okullarda eğitim görmesini eşitlik ilkesine aykırı bulmuştur.16
Anayasa mahkemelerinin anayasal kimliğin oluşumunda oynadıkları olumlu ve olumsuz rolün diğer bir örneği de Türk Anayasa Mahkemesinin başörtüsü sorunu üzerinden yaptığı laiklik yorumunda ortaya çıkmaktadır.
Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi, 1989, 1991 ve 2008 yıllarında verdiği kararlarda üniversitelerdeki başörtüsü serbestisine ilişkin yasal düzenlemelerin ve anayasa değişikliklerinin Anayasa’nın 2. maddesinde korunan laiklik ilkesiyle bağdaşmadığına karar vermiştir.17 Bu kararlarda anayasal kimliğin unsurlarından olan laiklik ilkesi sınırlayıcı, yasaklayıcı ve dışlayıcı bir yaklaşımla yorumlanmıştır. Dahası 1989 yılında verilen ilk kararda laiklik “özgürlüklere kıydırılamayacak” bir ilke olarak değerlendirilmiştir.18
Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi 2012 yılından itibaren hak eksenli yaklaşımla laikliğin özgürlükçü yorumunu yapmaya başlamıştır. Bu defa başörtülü olduğu için mahkeme salonundan çıkarılan avukatın, aynı nedenle üniversiteden atılan öğrencinin ve başörtüsü taktığı için işine son verilen devlet memurunun anayasal haklarının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Bu kararlarda Anayasa Mahkemesi, başörtüsünün din ve vicdan özgürlüğünün bir gereği olduğunu, başörtüsüne yönelik yasağın hiçbir kanuni temeli olmadığını ve bu yasağın inanç temelinde ayrımcılık teşkil ettiğini vurgulamıştır.19 Bunun yanında Anayasa Mahkemesi kararlarında laiklik ilkesinin hâkim olduğu bir hukuk düzeninde dinî tercihler ve bunların şekillendirdiği yaşam tarzının devletin müdahalesi dışında ancak koruması altında olduğu belirtilmektedir.20 Bu kapsamda Mahkeme, başörtüsü yasağı dışında, gayrimüslim bir azınlık cemaatinin dinî liderinin seçimine devlet tarafından müdahale edilmesini de din özgürlüğünün ihlali olarak görmüştür.21
4. Sonuç Yerine: En İyi Anayasa, En İyi Uygulananıdır
Cumhuriyet’in bir asırlık tecrübesi, anayasa yargısının 61 yıllık pratiği bize çok şey öğretmiştir. Dolayısıyla kazanılan başarılar, kazanımlar ve yaşanan hayal kırıklıklarından hareketle ortak bir anayasal kimlik üzerinde mutabakat sağlanabilir.
Kanaatimce bu anayasal kimlik, iktidarın tek elde toplanmasını önleyecek şekilde demokratik, kimlikçi siyasetin tuzağına düşmeyecek ve farklı olanı ötekileştirmeyecek şekilde çoğulcu, ülkede yaşayan herkesi temel hak ve özgürlüklere sahip eşit bireyler olarak görecek şekilde özgürlükçü ve nihayet tüm bu unsurları güvenceye alacak şekilde hukukun üstünlüğüne dayalı bir anayasa anlayışını zorunlu kılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, bilhassa son 10 yılda geliştirdiği hak eksenli yaklaşımla, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir anayasal kimliğin inşasına ve gelişimine çok önemli katkılar yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir.
Bir kez daha vurgulamak gerekir ki anayasal kimliğin oluşumu akşamdan sabaha ya da bugünden yarına gerçekleşmiyor. Bu kimlik toplumda bugün yaşayanlar gibi daha önce yaşamış ve daha sonra yaşayacak olanların etkileşimiyle ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple Edmund Burke’ün devlet için söylediği, anayasal kimlik için de geçerlidir. Burke’e göre devlet sadece şu anda yaşayanlar arasında değil, yaşayanlarla, ölüler ve doğacak olanlar arasındaki bir ortaklık anlaşmasıdır.22
Kuşkusuz Cumhuriyet’in 100 yıllık süreçte oluşan anayasal kimliği de dün, bugün ve yarın boyutunda, zamanın ve mekânın ruhunu da yansıtarak dinamik bir süreç içinde geleceğe evrilmektedir.
Ayrıca belirtmek isterim ki büyük ölçüde anayasa metinlerinde tezahür eden soyut anayasal kimlik kadar hatta ondan daha önemli olan somut anayasal kimliktir, başka bir ifadeyle onun uygulaması, günlük hayata yansımasıdır.
Bu bağlamda, konuşmamı beş yıl önce yine bu salonda kendisi için çıkarılan “Armağan” vesilesiyle andığımız merhum Ali Fuat Başgil’in sözleriyle tamamlamak istiyorum. Başgil’e göre “Anayasaların en iyisi, en iyi ve en kolay tatbik edilenidir. En kötüsü de hiç tatbik edilmeyeni, yahut kötü tatbik edilenidir”.23
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyor, Cumhuriyet’imizin 100. yılı dolayısıyla düzenlenen panelin başarılı ve verimli geçmesini temenni ediyorum.
Hepinize sağlık ve afiyet diliyorum.
Zühtü ARSLAN
Anayasa Mahkemesi Başkanı
* İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi tarafından düzenlenen “Cumhuriyetin 100. Yılında Anayasa Yargısı ve Demokratik Siyaset” Konulu Panelin Açış Konuşması, İstanbul, 27/10/2023.
1 Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler, 10. Baskı, Çev. A. Bora, (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2002).
2 Kriszta Kovács, “Introduction: Identities, the Jurisprudence of Particularism and Possible Constitutional Challenges”, The Jurisprudence of Particularism: National Identity Claims in Central Europe., Ed. K. Kovács, (Oxford: Hart Publishing, 2023), içinde, s. 1.
3 Kovács, “Introduction…”, s.13.
4 TBMM Zabıt Ceridesi, II. Devre, Cilt 7, Yedinci İçtima, Birinci Celse, 9.3.1340 (1924), s. 225.
7 Carl Schmitt, “The Legal World Revolution”, Telos, No. 72 (1987): 73-89, ss. 74-75.
8 AYM, E. 1989/1, K. 1989/12, 7/3/1989.
9 AYM, E.1990/1, K.1990/21, 17/07/1990.
10 G.W.F. Hegel, Lectures on the Philosophy of History, translated by J. Sibree, (London: George Bell& Sons, 1894), s. 18.
11Ömer Faruk Gergerlioğlu [GK], B. No. 2019/10634, 1/7/ 2021, § 50; Ali Kuş [GK], B. No. 2017/27822, 10/2/2022, § 50.
12 Gary Jeffrey Jacobsohn, Constitutional Identity, (Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 2010), s.108.
13Dred Scott v. Sandford, 60 U.S. 393 (1857).
14Dred Scott v. Sandford, 60 U.S. 393 (1857), 407, 451-452.
15 David A.J. Richards, “Revolution and Constitutionalism in America”, M.Rosenfeld (ed.), Constitutionalşism, Identity, Difference, and Legitimacy: Theoretical Perspectives, (Durham: Duke University Press, 1994), içinde, ss. 85-142.
16Brown v. Board of Education of Topeka, 347 U.S. 483 (1954).
17 AYM, E.1989/1, K.1989/12, 7/3/1989; E. 1990/36, K.1991/8, 9.4.1991; E. 2008/16, K. 2008/116, 5/6/2008.
18 AYM, E.1989/1, K.1989/12, 7/3/1989.
19 Bkz. Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014; Sara Akgül [GK], B. No. 2015/269, 22/11/2018; B.S., B. No: 2015/8491, 18/7/2018.
20 AYM, E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012.
21 Bkz. Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis Balmumciyan [GK], B. No: 2014/17354, 22/5/2019.
22 Edmund Burke, Reflections on the Revolution in France (1790), C.C.O’Brien (ed.), (Harmondsworth: Penguin Books, 1969), ss. 194-195.
23 Ali Fuat Başgil, İlmin Işığında Günün Meseleleri, (İstanbul: Yağmur Yayınları, 2017), s.91.
İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Bildirgesi, 17 Aralık 2019 günü 12 İnsan Hakları Örgütü tarafından kurulan İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı tarafından deklare edilmiştir.
İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Bildirgesi
Türkiye Cumhuriyeti gerek Anayasa uyarınca gerek uluslararası sözleşmelerin doğurduğu yükümlülükler bağlamında yasama, yürütme ve yargı pratiği ile temel hak ve özgürlükleri koruma mecburiyetinde. Anayasa’nın 90. maddesi Türkiye’de iç hukuk düzenlemeleri yani kanunlar ile uluslararası anlaşmaların ihtilafı halinde, temel hak ve özgürlükle ilgili uluslararası anlaşmaların kanunların üstünde olduğunu saptamış durumda. Yasal durum böyleyken insan hakları alanına ilişkin anayasal ve sözleşmesel yükümlülükler yerine getirilmeyerek son yıllarda hem insan hakları kurumları hem de hak ihlallerine karşı mücadele eden insan hakları savunucularına yönelik baskılar giderek arttı.
“Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi” olarak anılan, “Evrensel Olarak Tanınan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesinde Toplumsal Kuruluşların (Organların), Grupların ve Bireylerin Hakları ve Sorumlulukları Üzerine Bildirge”, insan haklarını savunmayı bir hak olarak tanır ve devletlere, insan hakları savunucularını koruma görevi verir.
Benzer şekilde, AGİT tarafından geliştirilen “İnsan Hakları Savunucularının Korunmasına İlişkin Kılavuz İlkeler” de “insan haklarını savunmak evrensel olarak tanınan bir hak” olduğunu belirtir ve bu hakkın bölünmez, birbirine bağlı ve birbiriyle ilişkili evrensel insan haklarından doğduğuna işaret eder. Kılavuza göre, “AGİT katılımcısı devletler kendi topraklarında ve yetki alanlarında bulunan herkes için bu haklara saygı göstermeyi, hakları korumayı ve hayata geçirmeyi taahhüt etmişlerdir.”, “Korumanın Temı̇n Edı̇lmesı̇ – İnsan Hakları Savunucuları Hakkında Avrupa Bı̇rlı̇ğı̇ İlkelerı̇” başlıklı belge de Avrupa Birliği üyesi devletleri, “İnsan hakları savunucuları, evrensel olarak tanınan insan hakları ve temel özgürlükleri geliştiren ve koruyan bireyler, gruplar ve toplum organlarıdır.” tanımını kabul etmeye, insan hakları savunucularını korumaya, desteklemeye, onlarla iş birliği yapmaya çağırır.
Türkiye’nin üyesi olduğu Birleşmiş Miletler ve tarafı olduğu AGİT’nın ilkesel kararlarında yer alan tüm bu tavsiye ve yükümlülüklere rağmen insan hakları alanını ve insan hakları savunucularını yoğun baskı altında tutması, uluslararası hukukun ve Anayasa tarafından güvence altına alınan bir dizi hakkın ihlali anlamına geliyor.
Ne yazık ki Türkiye, zaten sorunlu olan “hukuk devleti” olma pratiğinin son dayanaklarını da hızla yitirirken “hukukun üstünlüğü” prensibi de süratle eriyor; keyfilik, yıldırma ve baskı politikaları yaygınlaşıyor. Sembol niteliği taşıyan isimleri de kapsayan çok sayıda Türkiyeli insan hakları savunucusu, mesnetsiz iddialarla hukuki taciz, soruşturma, yargılama, hapis cezaları, tehdit ve karalama kampanyalarına maruz kalırken baskıların ardı arkası kesilmiyor.
Bu bağlamda biz aşağıda imzası olanlar, insan haklarını savunmanın evrensel bir hak olduğunun altını tekrar çizerek; insan hakları savunucularına yönelik tüm baskıları en güçlü biçimde kınıyor ve tacizlere derhal son verilmesini talep ediyoruz. Bu talebimizin takipçisi olacağımızı ve bu amaçla İnsan Hakları Savunucuları Dayanışma Ağı’nı (Solidarity Network for Human Rights Defenders – Turkey) oluşturduğumuzu ilan ediyoruz.
Çağrıcı Kurumlar:
Af Örgütü Türkiye Şubesi, Civil Rights Defenders, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, Hak İnisiyatifi Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Kaos GL, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Sivil Alan Araştırmaları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Yaşam Bellek Özgürlük Derneği, Yurttaşlık Derneğ
ILO 118 No’lu Muamele Eşitliği (Sosyal Güvenlik) Sözleşmesi 28 Haziran 1962 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 19.7.1971 tarihli ve 1453 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 09.06.1973 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Sözleşme, iktisadi gelişme ve kalkınmaya paralel olarak hayat seviyesini yükseltmek iş gücünün sosyal güvenceye kavuşmasını temin etmek amacıyla mükellefiyetler getirmektedir. Her ülke, kendi vatandaşları hakkında fiilen Sağlık yardımları, Hastalık ödenekleri, Analık yardımları, Malüllük yardımları, Yaşlılık yardımları, Ölüm yardımları, İş kazaları ve meslek hastalıkları yardımları, İşsizlik yardımları ve Aile yardımlarına ilişkin hükümleri uygulamak zorundadır.
ILO 118 No’lu Muamele Eşitliği (Sosyal Güvenlik) Sözleşmesi, 28 Haziran 1962 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiştir.
ILO Kabul Tarihi: 28 Haziran 1962 Kanun Tarih ve Sayısı: 19.7.1971/1453 Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 10.8.1971/13922 Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 5.4.1973/7-6217 Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 9.6.1973/14559
Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,
Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulunun daveti üzerine 6 Haziran 1962 tarihinde Cenevre’de yaptığı 46. Toplantısında,
Toplantı gündeminin beşinci maddesini teşkil eden, vatandaşlarla vatandaş olamayan kimselere sosyal güvenlik konusunda eşit muamele yapılması hakkındaki çeşitli teklifleri, kabul ederek,
Bu tekliflerin bir Milletlerarası sözleşme şekline gelmesini kararlaştırarak,
Yirmi sekiz Haziran bin dokuz yüz altmış iki tarihinde “ 1962 Sosyal Güvenlik Eşit Muamele Sözleşmesi” olarak adlandıralacak olan aşağıdaki sözleşmeyi kabul etmiştir:
MADDE 1
Bu Sözleşmede:
“Mevzuat” terimi , sosyal güvenlikle ilgili kanun ve tüzüklerle diğer mevzuat hükümlerini ifade eder;
“Yardımlar” terimi ,bütün gelirler, emeklilik dul-yetim aylıkları, ödenekler ve diğer yardımlarla bunlara yapılan bütün zamları ve artırmaları içine alır;
“Geçici rejimler gereğince sağlanan yardımlar” ibaresi uygulanan mevzuatın yürürlüğe girdiği tarihte belli bir yaşı aşmış olan kimselere sağlanan yardımlarla bir üyenin ülkesinin bugünki sınırları dışında geçmiş olan süreler veyahut vukua gelmiş olaylar nazara alınmak suretiyle, geçici olarak sağlanan yardımları ifade eder.
“Cenaze Yardımı” terimi, ölüm halinde bir defaya mahsus olarak ödenen paraları ifade eder;
“İkamet” terimi mutad ikameti ifade eder;
“Mevzuatla tesbit olunan” terimleri, yukarıdaki (a) bendinde belirtilen milli mevzuatla veya bu mevzuat gereğince tespit olunan anlamındadır;
“Mülteci” terimi mültecilerin statüsü hakkındaki 28 Haziran 1961 tarihli sözleşmenin birinci maddesinde bu terime verilen anlamdadır,
“Vatansız” terimi , vatansızların statüsü hakkındaki 28 Eylül 1954 tarihli sözleşmenin birinci maddesinde bu terime verilen anlamdadır.
MADDE 2
Her üye,bu sözleşmede yazılı mükellefiyetleri, ülkesinde kendi vatandaşları hakkında fiilen uygulanmakta olan aşağıda yazılı sosyal güvenlik dallarından biri veya birkaçı bakımından kabul edebilir:
Sağlık yardımları
Hastalık ödenekleri
Analık yardımları
Malüllük yardımları
Yaşlılık yardımları
Ölüm yardımları
İş kazaları ve meslek hastalıkları yardımları
İşsizlik yardımları
Aile yardımları
Bu sözleşmeyi uygulayan her üye,Sözleşmenin hükümlerini ,sözleşme mükellefiyetlerini kabul ettiği sosyal güvenlik dalları bakımından uygular.
Her üye, hangi sosyal güvenlik dalı veya dalları için bu sözleşme mükellefiyetlerini kabul ettiğini tasdik belgesinde belirtir.
Bu sözleşmeyi tasdik eden her üye,tasdik belgesinde belirtilmemiş olan sosyal güvenlik dallarından bir veya birkaçı için sözleşme mükellefiyetlerini kabul ettiğini, sonradan Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne bildirebilir.
Yukarıdaki fıkrada öngörülen şeklindeki taahhütler tasdikin ayrılmaz parçası sayılır ve bildirildiği tarihten itibaren hüküm ifade eder.
Bu sözleşmenin uygulanmasında herhangi bir sosyal güvenlik dalı için sözleşme mükellefiyetlerini kabul eden her üye,kendi mevzuatına göre, aşağıda yazılı yardımlar mahiyetinde kabul ettiği yardımlar varsa,bunları Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne bildirir.
Ya korunan kimselerle bunların işverenlerinin finansmana doğrudan doğruya katılmaları veya bir meslekte belli bir süre kadar çalışmış olma şartlarına bağlı olarak sağlanan yardımlar dışındaki yardımlar;
Geçici rejimler gereğince sağlanan yardımlar.
Yukarıdaki fıkra gereğince yapılacak bildirme ya sözleşmenin onanması sırasında veya bu maddenin 4 üncü fıkrası gereğince yapılacak bildiri sırasında,sonradan yürürlüğe giren bu mevzuat bahis konusu olduğu takdirde de bu mevzuatın kabul edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılır.
MADDE 3
Bu sözleşmeyi uygulayan her üye,sözleşme mükellefiyetlerin kabul ettiği sosyal güvenlik dallarında,ülkesinde ,bu sözleşmeyi uygulayan diğer üye Devletler vatandaşlarına,sosyal güvenliğe tabi olma ve yardımlardan yararlanmaya hak kazanma bakımlarından, kendi vatandaşlarıyla ile eşit işlem yapar.
Ölüm yardımları bahis konusu olduğunda ,eşit işlem, sözleşmeyi tasdik eden diğer bir üye devlet vatandaşının hak sahibi kİmselerine bu kimselerin vatandaşlık durumuna bakılmaksızın sağlanır.
Şu kadar ki,üye herhangi bir sosyal güvenlik dalında bir mevzuata sahip olmakla beraber bu mevzuatın uygulanmasında o üyenin vatandaşlarına kendi vatandaşlarıyla eşit işlem yapmayan diğer bir üye devletin vatandaşları hakkında,söz konusu sosyal güvenlik dalı bakımından bu maddenin yukarıdaki fıkraları hükümlerini uygulamayabilir.
MADDE 4
Yardımlardan yararlanma bakımından eşit muamele,ikamet şartına bağlı olmaksızın sağlanır.Şu kadar ki, diğer bir üye devletin mevzuatına göre ,belli bir sosyal güvenlik dalında yardımlardan yararlanmak için o üyenin ülkesinde ikame şartı bulunduğu takdirde, o üye devlet vatandaşlarının söz konusu sosyal güvenlik dalı yardımlarından yararlandırılmaları ikamet şartına bağlanabilir.
Yukarıdaki fıkra hükmünün istisna olarak,ikinci maddenin 6. (a) fıkrasında sözü edilen yardımlardan (Sağlık yardımları hastalık ödenekleri, iş kazalarıyla meslek hastalıkları yardımları ve aile yardımları hariç) yararlanabilmek için,ilgilinin ölüm yardımları bahis konusu olduğunda da ölen kimsenin mevzuatına göre yardım talep edilen üye devletin ülkesinde aşağıda yazılı sürelerden daha uzun olmamak üzere tespit edilecek bir süre kadar ikamet etmiş olaması şartı konulabilir;
Analık ve işsizlik yardımları için yardım talep tarihinden hemen önce 6 ay,
Malüllük yardımları için,yardım talep tarihinden ,ölüm yardımları içinde ölüm tarihinden hemen önce aralıksız olarak 5 yıl,
Yaşlılık yardımalrı için 18 yaşından sonra 10 yıl,-bu onyılın aralıksız olarak 5 yılının yardım talep tarihinden hemen önce olması istenebilir.
Geçici rejimler gereğince sağlanan yardımlar için özel hükümler öngörülebilir.
Yardımlara tekerrürü önlemek için gerekli hükümler, ihtiyaca göre ilgili üyeler arasında özel anlaşmalarla düzenlenir.
MADDE 5
Bu fıkrada yazılı sosyal güvenlik dallarından biri veya birkaçı için bu sözleşme mükellefiyetlerini kabul eden her üye 4 üncü madde hükümlerine ilaveten gerek kendi vatandaşları gerekse aynı sosyal güvenlik dalı için sözleşme mükellefiyetlerini kabul etmiş olan diğer üye devletler vatandaşlarını yabancı memlekette ikamet etmeleri halinde de,malüllük ,yaşlılık,ölüm ve cenaze yardımları ile iş kazası ve meslek hastalığı sebebiyle bağlanan gelirlerin ödenmesini 8 inci madde uyarınca ihtiyaca göre alınacak tedbirler mahfuz olmak kaydıyla temin eder.
Şu kadar ki,yabancı bir memlekette ikamet halinde ikinci maddenin 6.a) fıkrasında belirtilen mahiyetteki malüllük ,yaşlılık ve ölüm yardımlarının ödenmesi ilgili üyelerin 7 inci madde de öngörülen, hakların mahfuz tutulması sistemine katılmaları şartına bağlanabilir.
Bu madde hükümleri geçici rejimler gereğince sağlanan yardımlar hakkında uygulanamaz.
MADDE 6
Aile yardımları için bu sözleşme mükellefiyetlerini kabul eden her üye 4 üncü madde hükümlerine ilaveten gerek kendi vatandaşları gerekse aynı sosyal güvenlik dalı için sözleşme mükellefiyetlerini kabul etmiş olan diğer üye devletler vatandaşlarının bu üye devletlerinden birinin ülkesinde ikamet eden çocukları dolayısıyla çocuk zamlarının ödenmesini, ilgili üyeler arasında anlaşmak suretiyle tespit edilecek şartlar ve limitler dahilinde temin eder.
MADDE 7
Bu sözleşmeyi uygulayan üyeler,sözleşme mükellefiyetlerini kabul ettikleri sosyal güvenlik dallarında,kendi mevzuatları gereğince bu sözleşmeyi uygulayan üye devletler vatandaşlarının hak kazandıkları yardımlarla ileride hak kazanacakları yardımları mahfuz tutulmasını sağlayan bir sisteme katılmaya ilgili üyeler arasında 8 inci madde hükümleri uyarınca tesbit olunacak şartlar mahfuz olmak kaydıyla, gayret ederler.
Bu sistem, başlıca,yardım hakkının doğması, idamesi ve alınması ile yardım tutarının hesaplanmasında sigortalılık, çalışma veya ikamet süreleriyle muadil sürelerin toplanmasını öngörecektir.
Bu suretle bağlanan malüllük,yaşlılık ve ölüm yardımlarının mali yükü ile ilgili üyeler arasında anlaşma suretiyle tesbit edilecek usullere göre, ya üyeler arasında paylaştırılacak veya yardım gören kimse hangi üyenin ülkesinde ikamet ediyorsa o üye tarafından karşılanacaktır.
MADDE 8
Bu sözleşmeyi uygulayan üyeler, 5 ve 7 nci maddeler hükümlerinden doğan mükellefiyetlerini, ya muhacirlerin aylık haklarının mahfuz tutulması hakkındaki 1935 tarihli sözleşmeyi tasdik ederek veya karşılıklı bir anlaşma akdetmek suretiyle o sözleşme hükümlerini kendi aralarında uygulayarak veyahut söz konusu mükellefiyetlerin yerine getirilmesini sağlamak üzere hazırlanacak iki veya çok taraflı diğer herhangi bir vesika vasıtasıyla ifa edebilirler.
MADDE 9
Üyeler aralarında yapacakları özel anlaşmalarla, başka üyelerin hak ve mükellefiyetlerine halel gelmemek şartıyla ve kazanılmış haklarla ileridekazanılacak hakların,genel olarak, en az bu sözleşmede öngörülen şartlar kadar müsait şartlarla muhafazası temin edilmek kaydıyla bu sözleşme hükümlerinden ayrılabilirler.
MADDE 10
Bu sözleşme hükümleri mültecilerle vatansızlar hakkında mütekabiliyet şartı aranmaksızın uygulanır.
2-Bu sözleşme devlet memurlarını kapsyan özel rejimlerle harpten zarar gören kimseleri kapsayan özle rejimlerle ve sosyal yardım sistemlerine uygulanmaz.
Bu sözleşme hiçbir üyeyi, Milletlerarası anlaşmalar gereğince kendi milli sosyal güvenlik mevzuatından hariç tutulmuş olan kimseler hakkında sözleşme hükümlerini uygulamaya mecbur tutmaz.
MADDE 11
Bu sözleşmeyi uygulayan üyeler, gerek sözleşme hükümlerinin gerekse milli sosyal güvenlik mevzuatlarının uygulanmasını kolaylaştırmak için gerekli idari yardımları karşılıklı ve ücretsiz olarak yaparlar.
MADDE 12
Bu sözleşme ilgili üye için herhangi bir sosyal güvenlik dalı bakımından yürürlüğe girdiği tarihten önce o sosyal güvenlik dalından yapılması gereken yardımalr hakkında uygulanmaz.
Bu sözleşmenin ilgili üye için herhangi bir sosyal güvenlik dalı bakımından yürürlüğe girdiği tarihten önce vukubulmuş olaylar sebebiyle yürürlük tarihinden sonraki sürelere ait olmak üzere o sosyal güvenlik dalından yapılması gereken yardımlar hakkında ne şekilde uygulanacağı çok taraflı veya ikili antlaşmalarla, bu anlaşmaların yapılması halinde de ilgili üyenin mevzuatı ile tespit edilir.
MADDE 13
Bu sözleşme mevcut sözleşmelerden herhangi birinin tadili olarak kabul edilemez.
MADDE 14
Bu sözleşmenin tasdik olunduğu Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne bildirilir,o da bunu tescil eder.
MADDE 15
Bu sözleşme ,yalnız sözleşmeyi tasdik ettikleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatına üye devletleri bağlar.
Sözleşme iki üyenin tasdik etmiş olduklarının Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten itibaren 12 ay sonra yürürlüğe girer.
Bunu takiben ,sözleşme her üye için ,sözleşmeyi tasdik ettiğinin tescil edildiği tarihten itibaren 12 ay sonra yürürlüğe girer.
MADDE 16
Bu szöleşmeyi tasdik etmiş olan her üye szölşemenin ilk olarak yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıllık bir sürenin sonunda Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve Genel Müdür tarafından tescil edilecek bir bildiri ile sözleşmeyi feshedebilir.Fesih tescil edildiği tarihinden itibaren bir yıl sonra muteber olur.
Bu sözleşmeyi tasdik etmiş olan ve bundan bu maddede öngörülen fesih hakkını yukarıdaki fıkrada belirtilen on yıllık sürenin sonundan itibaren bir yıl içinde kullanmayan her üye yeniden on yıllık bir devre için bağlanmış olur ve bundan sonra, sözleşmeyi her on yıllık devrenin sonunda bu maddede yazılı şartlarla,feshedebilir.
MADDE 17
Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü; Teşkilatın üyeleri tarafından kendisine gönderilecek tescil edilen bütün tastik ve fesih bildirilerini Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine haber verir.
Genel Müdür ,ikinci tasdik bildirisinin tescil edildiğini teşkilat üyelerine duyururken, sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih üzerine üyelerin dikkatini çeker.
MADDE 18
Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddelere göre tescil edeceği bütün tasdik ve fesih bildirileri hakkında Birleşmimş Milletler Antlaşmasının 102 inci maddesi gereğince tescil olunmak üzere,Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tam bilgi verir.
MADDE 19
Milletlerarası Çalışma Bürosunun Yönetim Kurulu lüzum göreceği zamanlarda Çalışma Genel Konferansına bu sözleşmenin uygulanması hakkında bir rapor verir ve sözleşmenin tamamının veya bir kısmının değiştirilmesinin konferans gündemine alınmasına lüzum olup olmadığını tetkik eder.
MADDE 20
Konferansca bu Sözleşmenin tamamını veya bir kısmını değiştiren yeni bir sözleşme kabul edildiği ve yeni szöleşmede aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde;
Yeni sözleşme bir üye tarafından tasdik edilince,mezkur sözleşme yürürlüğe girmiş olmak şartı ile; yukarıdaki 16 ncı madde hükümlerine bakılmaksızın bu sözleşme derhal ve bütün hukukiyle feshedilmiş olur.
Bu sözleşme ,yeni sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra üyelerin tasdikine açık olmaz.
Bu sözleşme tasdik eden fakat onu değiştiren yeni sözleşmeyi tasdik etmeyen üyeler için bu sözleşme,şekil ve muhteva bakımından, yürürlükte kalır.
MADDE 21
Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede muteberdir.
Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.
Kıbrıs Garanti Antlaşması, 11 Şubat 1959 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan(Helen Cumhuriyeti), Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Krallığı arasında, İsviçre’nin başkenti Zürich’te imzalanmıştır. Aynı yer ve tarihte Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs arasında İttifak Antlaşması ile Kıbrıs Cumhuriyetinin Temel Yapısıbaşlıklı metin de kabul edilmiştir.
Bir taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer taraftan Yunanistan, Türkiye ve Büyük Britanya ve Şimalî-İrlanda Birleşik Kırallığı,
I – Kıbrıs Cumhuriyetinin, Anayasasının temel maddeleri ile kurulan ve düzenlenen bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin tanınması ve idame edilmesinin müşterek menfaatleri iktizasından olduğunu mülâhaza ederek,
II – Bu Anayasa ile ihdas edilen düzene riayeti sağlamak maksadiyle işbirliği yapmayı arzu ederek, aşağıda gösterildiği üzere anlaşmaya varmışlardır : —
Madde I
Kıbrıs Cumhuriyeti, bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin idamesini ve aynı zamanda Anayasasına riayet edilmesini sağlamayı taahhüt eder. Kıbrıs Cumhuriyeti, her hangi bir devlet ile, tamamen veya kısmen, her hangi bir siyasi veya iktisadi birliğe katılmamayı taahhüt eder. Bu itibarla, her hangi diğer bir devlet ile birleşmeyi veya Adanın taksimini, doğrudan doğruya veya dolayısiyle, teşvik edecek her nevi hareketi yasak ilân eder.
Madde II
Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Kırallık, Kıbrıs Cumhuriyetinin bu andlaşmanın 1. maddesinde gösterilen taahhütlerini nazara alarak, Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini ve aynı zamanda Anayasasının temel maddeleri ile kurulan nizamı tanırlar ve garanti ederler.
Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Kırallık, aynı şekilde, kendilerini ilgilendirdiği nisbette, Kıbrıs’ın her hangi diğer bir Devlet ile birleşmesini veya Adanın taksimini, doğrudan doğruya veya dolayısiyle, teşvik etmek gayesini güden her hangi bir hareketi yasak etmeyi taahhüt ederler.
Madde III
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyetinin tesisi zamanında Birleşik Kırallığın hükümranlığında kalan bölgelerin bütünlüğüne riayet etmeyi ve bugün Lefkoşa’da imzalanan Kıbrıs Cumhuriyetinin Tesisine dair Andlaşmaya uygun olarak Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından kendisine tanınacak olan hakların Birleşik Kırallık tarafından kullanılmasını ve onlardan istifade edilmesini garanti etmeyi taahhüt ederler.
Madde IV
Bu Andlaşmanın hükümlerine bir riayetsizlik halinde, Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Kırallık, bu hükümlere riayeti sağlamak için gereken teşebbüsler veya tedbirler hakkında birbirleri ile istişare etmeyi taahhüt ederler.
Müşterek veya anlaşarak hareket mümkün olmadığı takdirde, garanti veren üç devletten her biri, bu Andlaşma ile ihdas edilen nizamı tekrar kurmak münhasır maksadı ile harekete geçmek hakkını muhafaza eder.
Madde V
Bu Andlaşma imzalanması tarihinden itibaren yürürlüğe girer. Bu Andlaşmanın asıl metinleri Lefkoşa’da muhafaza edilecektir.
Yüksek Akit Taraflar, bu Andlaşmayı, en erken bir zamanda, Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 102. maddesine uygun olarak Birleşmiş Milletler Sekretaryası nezdinde kaydettireceklerdir.
Bu sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Hükümetler,
Avrupa Konseyinin amacının, üyelerinin ortak mirası olan ideal ve ilkeleri korumak ve geliştirmek, ekonomik ve sosyal ilerlemelerini kolaylaştırmak olduğunu dikkate alarak; 4 Kasım 1950 de imzalanan İnsan Haklan ve Temel Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi, 20 Mart 1952 de imzalanan bu sözleşmeye Ek Protokol, Avrupa Sosyal ve Tıbbi Yardım Sözleşmesi ile sosyal güvenlik hakkında 11 Aralık 1953 de imzalanan iki Avrupa Geçici Anlaşması gibi Konsey çerçevesi içerisinde şimdiye kadar akdedilmiş bulunan sözleşme ve anlaşmalarda da teyit edildiği üzere Avrupa Konseyi üyesi ülkeler arasındaki bağların özel niteliğini kabul ederek;
Bir bölgesel sözleşme akdi suretiyle, üye ülkelerden her birinin uyruklarına diğer üye ülkelerde uygulanan muamelelere ilişkin olarak ortak kurallar ihdasının birleşme hareketini daha da ileri götüreceğine inanarak;
Uyruklarına karşılıklı olarak bahşettikleri hak ve ayrıcalıkların, yalnızca statüsü gereği Avrupa Konseyi üyesi ülkeleri bir araya getiren sıkı ortaklık nedeniyle tanınmış olduğunu teyit ederek,
Sözleşmenin kapsamı itibariyle Avrupa Konseyi teşkilâtı çerçevesine girdiğini kaydederek,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.
BÖLÜM I GİRİŞ-İKAMET VE SINIRDIŞI EDİLME Madde 1
Âkit Taraflardan her biri, kamu düzenine, milli güvenliğe, kamu sağlığına veya genel ahlâka aykırı olabilecek haller dışında, diğer taraf uyruklarının geçici olarak ikamet amacıyla kendi ülkesine girişlerini kolaylaştıracak ve orada serbestçe dolaşmalarına izin verecektir.
Madde 2
İşbu Sözleşmenin 1. maddesinde öngörülen koşullar altında, âkit taraflardan her biri, ekonomik ve sosyal şartlarının müsaade ettiği ölçüde, diğer taraf uyruklarının, ülkesinde ikametlerini uzatmalarım veya bunların devamlı ikametlerini kolaylaştıracaktır.
Madde 3
1. Âkit Taraflardan birinin, diğer âkit ülkesinde yasal olarak ikamet eden uyrukları ancak milli güvenliği tehdit ettikleri veya kamu düzenine veya genel ahlâka aykırı davrandıkları takdirde sınır dışı edilebilirler.
2. Âkit taraflardan birinin, diğer herhangi bir âkit taraf ülkesinde yasal olarak iki yıldan fazla bir süredir ikamet etmekte olan uyruğu; milli güvenlik açısından kesin zorunluk yoksa, kendisi hakkındaki sınır dışı kararına karşı itirazda bulunmasına ve bu amaçla yetkili makama veya yetkili makamca özel olarak belirlenmiş kişi veya kişilere başvurmasına ve bu organlar önünde temsil olunmasına müsaade edilmeksizin sınır dışı edilemez.
3. Âkit Taraflardan birinin, diğer bir Âkit Taraf ülkesinde on yıldan fazla bir süredir ikamet eden uyrukları, yalnızca milli güvenlik nedeniyle veya bu maddenin birinci bendinde zikredilen diğer nedenlerin, özellikle ciddi bir nitelikte olması hallerinde sınır dışı edilebilir.
BÖLÜM II MEDENİ HAKLARI N KULLANILMASI Madde 4
Âkit Taraflardan birinin uyrukları, diğer bir Âkit Taraf ülkesinde gerek şahsî, gerek aynî mahiyette olsun, medeni haklardan yararlanma ve bunları kullanma hususunda, o devlet uyruklarına uygulanmakta olana eşit bir muameleden faydalanır.
Madde 5
Bu Sözleşmenin 4 üncü maddesi hükümleri hilâfına her Âkit Taraf, milli güvenlik veya savunma nedenleri ile her kategorideki mallara ilişkin iktisap, zilyetlik veya yararlanma haklarını kendi uyruklarına hasredebilir veya diğer taraf uyruklarını yabancılara uygulanan özel şartlara tabi tutabilir.
Madde 6
1. Milli Güvenlik veya savunma ile ilgili haller dışında
a) Bazı kategori malların iktisap, zilyetlik veya yararlanma hakkını kendi uyruklarına hasreden veya diğer taraf uyrukları da dahil bu konuda yabancılar hakkında özel düzenlemeye giden veya bu malların iktisap, zilyetlik veya yararlanma hakkını karşılıklılık esasına bağlayan her Âkit Taraf işbu Sözleşmenin imzası anında bu kısıtlamanın bir listesini, bunları tesis eden iç hukuk hükümlerini belirterek, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirecektir; Genel Sekreter bu listeleri diğer imzalayanlara iletecektir.
b) Âkit Taraflardan biri, işbu sözleşmenin kendisi hakkında yürürlüğe girmesinden sonra, ekonomik ve sosyal nitelikte zorunlu nedenlerle veya memleketin hayati kaynakları üzerinde tekelleşmeyi önlemek amacıyla, kendisini mecbur hissetmedikçe, diğer taraf uyruklarının bazı kategori malları iktisap, zilyetlik veya faydalanma hakkına ilişkin yeni kısıtlamalar koymayacaktır. Âkit Taraf kısıtlama koyduğu takdirde alınan önlemlerden, bunlara ilişkin iç hukuk hükümlerinden ve bunları gerektiren nedenlerden tamamen Genel Sekreteri haberdar edecek; Genel Sekreter bunu diğer taraflara bildirecektir.
2. Her Âkit Taraf, kısıtlamalar listesini diğer tarafların uyrukları lehine azaltmağa çalışacaktır. Bu değişiklikler Âkit Tarafça Genel Sekretere bildirilecek ve Genel Sekreter bunları diğer taraflara ilecektir.
Her Âkit Taraf, yabancılarla ilgili genel düzenlemelere kendi mevzuatınca tanınan istisnalardan diğer taraf uyruklarını yararlandırmak için de gayret sarf edecektir.
BÖLÜM III ADLÎ VE İDARÎ TEMİNATLAR Madde 7
Âkit Taraflardan birinin uyrukları, diğer taraf ülkesinde şahıslarının, mallarının, hak ve menfaatlerinin hukuki ve adlî himayesinden o ülke uyruklarıyla aynı şartlar altında yararlanacaktır. Özellikle, yetkili adlî ve idarî makamlara başvurmak hakkı ile kendi seçtikleri ve ülke kanunlarına ehil olan bir kimsenin yardımını sağlayabilmek hakkına o ülke uyruklarıyla aynı şekilde sahip olacaktır.
Madde 8
1. Âkit Taraflardan birinin uyrukları, diğer taraf ülkesinde, o ülkenin uyruklarıyla aynı şartlar altında meccani adli yardımdan yararlanacaklardır.
2. Âkit Taraflardan birinin yoksul uyrukları, diğer taraf ülkesinde o ülkenin yoksul uyrukları ile aynı koşullar dahilinde kişi hallerine ilişkin belgeleri meccanen alabileceklerdir.
Madde 9
1. Davacı veya müdahil olarak Âkit Taraflardan birinin mahkemeleri önüne çıkan diğer bir Âkit Taraf uyruğundan, Âkitlerden birinin ülkesinde ikametgahı veya mutat meskeni bulunduğu takdirde, gerek yabancı sıfatından dolayı, gerek o memlekette ikametgah veya meskeninin bulunmaması sebebiyle, ne şekil altında olursa olsun, hiç bir teminat veya depozito akçesi talep edilmez.
2. Ayni kural, mahkeme masraflarını teminat altına almak için davacı veya müdahilden yapması istenecek ödeme için de uygulanır.
3. Yukarıdaki bentlerden birine göre veya davanın görüldüğü ülkenin hukuku uyarınca teminat, depozito veya ödemelerden bağışık tutulmuş da davacı veya müdahile hükmedilen mahkeme masrafları ve sair giderlere ilişkin mahkûmiyet kararları diplomatik kanaldan yapılacak istem üzerine, diğer Âkit Taraflardan birinin ülkesindeki yetkili makamca, herhangi bir harç ödenmesi gerekmeksizin yerine getirilebilir.
BÖLÜM IV GELİR GETİREN FAALİYETLER Madde 10
Ekonomik ve sosyal nitelikteki ciddi sebepler müsaade verilmesine engel olmadığı takdirde, Âkit Tarafların her biri diğer taraf uyruklarının, kendi uyruklarıyla eşit olarak, ülkesinde Gelir getiren her türlü faaliyette bulunmasına izin verecektir. İlgili şahıs gerek kendi hesabına çalışırsa gerek bir işverenin hizmetinde bulunursa bu hüküm, bunlarla kayıtlı kalmaksızın sınaî, ticarî, malî, ziraî faaliyetler ile küçük sanatlara ve serbest mesleklere de uygulanır.
Bir Âkit tarafça Gelir getirir nitelikte bir faaliyette bulunmasına belirli bir süre için izin verilen diğer herhangi bir Âkit Taraf uyruğu izin veren Âkit Tarafın benzer şartlar içinde bulunan uyruklarına aynen uygulanmadığı takdirde, kendisine izin verilmesi sırasında mevcut olmayan kısıtlamalara bu süre içinde tâbi tutulamaz.
Madde 12
1. Diğer herhangi Âkit Taraf ülkesinde yasal olarak ikamet eden bir Âkit taraf uyruğuna, aşağıdaki şartlardan birini yerine getirdiği takdirde işbu sözleşmenin 10. maddesinde öngörülen sınırlamalara bağlı tutulmaksızın, ülkesinde bulunduğu Âkit Tarafın uyruklarıyla eşit olarak, gelir getiren her türlü faaliyette bulunmasına izin verilir.
a) O ülkede yasal olarak kesintisiz 5 yıl süre ile gelir getiren bir faaliyette bulunmuş olmak,
b) O ülkede yasal olarak kesintisiz 10 yıl süre ile oturmuş olmak,
c) Sürekli ikametine müsaade edilmiş olmak.
Her Âkit Taraf, işbu Sözleşmenin imzalanması veya onay belgesinin verilmesi anında, yukarıdaki şartlardan bir veya ikisini kabul etmediğini beyan edebilir.
2. Keza Âkit Taraf, aynı usulü göre (a) fıkrasında öngörülen süreyi en çok 10 yıla çıkarabilir. Şu şartla ki, beş senelik bir ilk devreden sonra, o zamana kadar icra edilen faaliyet bakımından iznin yenilenmesi hiçbir şekilde reddedilemez, veya bu yenileme o faaliyetle bir değişiklik yapılmasına bağlanamaz. Her Âkit Taraf, ücretli bir faaliyetten bağımsız bir faaliyete geçiş hakkını her hâlükârda otomatik olarak tanımayacağını beyan edebilir.
Madde 13
Her Âkit Taraf, kamu görevlerini veya Milli güvenlik veya savunma ile ilgili faaliyetleri uyruklarına hasredebilir veya bu faaliyetlerin yabancı uyruklular tarafından ifasını özel şartlara tâbi tutabilir.
Madde 14
1. İşbu Sözleşmenin 13. maddesinde öngörülen hususlardan ayrı olarak,
a) Bazı faaliyetleri uyruklarına hasretmiş veya bunların, diğer taraf uyrukları da dahil olmak üzere, yabancılar tarafından yürütülmesini kaidelere veya mütekabiliyete tâbi kılan, her Âkit Taraf, işbu Sözleşmenin imzası esnasında, bu kısıtlamaların bir listesini, bunların dayandığı iç hukuk hükümlerini belirtmek suretiyle, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edecek ve Genel Sekreter de bu listeleri diğer imzalayan taraflara gönderecektir.
b) Âkit Taraflardan biri bakımından işbu sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra o âkit taraf, ekonomik ve sosyal nitelikte mücbir sebeplerle kendilerini zorunlu hissetmedikleri sürece, diğer taraf uyruklarının gelir getiren faaliyette bulunmalarına yeni kısıtlamalar getirmeyecektir. Yeni kısıtlamalar getirdikleri takdirde, alınan önlemlerden, bunlara ilişkin iç hukuk hükümleri ve bunları gerektiren saiklerden Genel Sekreteri tamamen haberdar edecek ve Genel Sekreter de bunları diğer taraflara bildirecektir.
2. Her Âkit Taraf, diğer taraf uyruklarının yararına olarak;
— Uyruklarına tahsis ettiği veya yabancılar tarafından ifasını kaidelere veya mütekabiliyete tâbi kıldığı faaliyetlerin listesini azaltmaya çalışacaktır; bu değişiklikleri Genel Sekretere bildirecek ve genel sekreterde bunları diğer âkit taraflara iletecektir.
— Mevzuatının öngördüğü ölçüde, yürürlükteki hükümlerden ferdî istisnalar tanımaya çalışacaktır.
Madde 15
Âkit Taraflardan birinin ülkesinde o ülkenin uyruklarınca ifası belirli meslekî ve teknik vasıflara sahip olunmasını veya teminat gösterilmesini gerektiren bir faaliyetin, diğer bir Âkit Taraf uyruğunca yürütülmesi aynı teminatın gösterilmesini, aynı vasıflara veya yetkili milli makamca onlara eşdeğer olarak tanınan diğerlerine sahip olunmasına bağlı olacaktır.
Bununla birlikte, Âkitlerden birinin ülkesinde mesleklerini yasal olarak ifa eden Âkit Taraf uyrukları, belirli bir durumda kendilerine yardım maksadıyla meslektaşlarından biri tarafından diğer herhangi bir Âkit Taraf ülkesine davet edilebilirler.
Madde 16
Asıl faaliyet merkezi taraflardan birinin ülkesinde olan müesseselerden biri hizmetinde bulunan ve ticaret amacı ile seyahat eden Âkit Taraflardan birinin uyruklarının altı ay içinde iki aydan fazla oturmamak şartıyla, diğer bir Âkit Taraf ülkesinde faaliyette bulunması için herhangi bir izin gerekli değildir.
Madde 17
1. Herhangi bir Âkit Tarafın uyrukları diğer Âkit Taraf ülkesinde, genel olarak ücret ve çalışma şartları ile ilgili olarak, kamu makamlarınca konulan kaideler bakımından o ülke uyruklarına uygulanandan daha az elverişli olmayan bir muameleden yararlanacaklardır.
2. Bu bölümün hükümleri, Âkit Taraflarından birinin ülkesinde gelir getiren bir faaliyet icrası bakımından, diğer taraf uyruklarına, kendi uyruklarına uygulanandan daha elverişli bir muamele yapmalarını gerektirdiği şeklinde yorumlanmayacaktır.
BÖLÜM V ÖZEL HAKLA R Madde 18
Âkit Taraflardan hiç biri, ülkesi üzerinde yasal olarak en az beş yıldan beri uygun bir faaliyette bulunmuş olan diğer bir Âkit Taraf uyruklarının ticaret, ziraat ve meslek odaları gibi ekonomik veya meslekî nitelikteki teşekküllerin seçimlerine bu konuda anılan teşekküllerin yetkileri dahilinde alabilecekleri karar saklı kalmak kaydıyla, seçmen sıfatıyla, o ülke uyruklarıyla eşit şartlar altında katılmalarını yasaklayamaz.
Madde 19
Hakem seçiminin tamamen ilgili tarafların ihtiyarına bırakıldığı hakemlik durumlarında, Âkit Taraftarın uyruklarının, diğer taraf Ülkesinde o ülkesinde o ülke uyruklarına uygulanandan maada kısıtlamalara tâbi olmaksızın, hakemlik görevi yapmalarına izin verilecektir.
Madde 20
Eğitimden yararlanma Devletin yetkisinde olduğu hallerde, bir Âkit Taraf ülkesinde yasal olarak oturan diğer bir Âkit Tarafın okul çağındaki uyrukları, o ülke uyruklarıyla tam bir eşitlik içinde, ilk ve orta öğretim ile teknik ve meslekî eğitim kuruluşlarına kabul edileceklerdir. Bu hükmün burs verilmesine teşmili Âkit Taraflardan her birinin takdirine bırakılmıştır.
Bir Âkit Taraf ülkesinde eğitim mecburiyeti varsa o ülkede oturan ve okul çağındaki diğer taraf uyrukları da bu mecburiyete tâbi olacaktır.
BÖLÜM VI VERGİ, ZORUNLU HİZMETLER, KAMULAŞTIRMA, MİLLİLEŞTİRME Madde 21
1. Akdedilmiş ve akdedilecek anlaşmalarda mevcut mükerrer vergi ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla, Âkit Taraflardan birinin uyrukları, diğer taraf ülkesinde benzeri bir durumda o ülke uyruklarından istenenden başka, daha yüksek veya daha masraflı, ne isim altında olursa olsun, resim, harç, vergi ve malî mükellefiyetlere tâbi olmayacaklardır, Özellikle, vergi ve resim indirim veya bağışıklıklardan, aile mükellefiyetlerinde yapılan indirimler
de dahil, matrahta yapılan indirimlerden istifade edeceklerdir.
2. Âkit Taraflar, kendi uyruklarından talep etmedikleri herhangi bir ikamet resmini diğer taraf uyruklarına tahmil etmeyecektir. Bu hüküm, yabancılardan istenen izin ve yetki belgelerinin verilmesine ilişkin idari formalitelerin tamamlanması amacı ile gerektiği takdirde harç alınmasına engel olmayacaktır. Ancak, bu harçlar, bu formalitelerin gerektirdiği masraflardan fazla olmayacaktır.
Madde 22
Âkit Taraflardan birinin uyruklar, diğer taraf ülkesinde, hiç bir ahvalde, gerek şahsı, gerek mal varlığı bakımından o ülkenin aynı durumundaki uyruklarına uygulanandan başka veya daha ağır mükellefiyete tâbi tutulmayacaktır.
Madde 23
İnsan Haklan ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesine ek Protokolün birinci maddesi hükümleri saklı kalmak üzere, Âkit Taraflardan birinin uyrukları mallarının diğer bir Âkit Tarafça kamulaştırılması veya millileştirilmesi halinde asgari bu Âkit Taraf uyruklarına uygulanan muameleye tâbi olacaktır.
BÖLÜM VII DAİMİ KOMİTE Madde 24
1. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girişini izleyen yıl içinde bir Daimi Komite kurulacaktır. Bu Komite, Sözleşmenin uygulama şartlarını iyileştirmeye ve gerekirse hükümlerini değiştirmeye veya tamamlamaya yönelik önerilerde bulunacaktır.
2. Bu Sözleşmenin 6. maddesinin 1 (b) bendi ile, 14. maddesinin 1 (b) bendi hükümlerinin yorumlanması veya uygulanması, hususunda görüş ayrılıkları olması halinde, Komite, taraflardan birinin isteği üzerine, tarafları uzlaştırmaya gayret edecektir.
3. Komite, tarafların ülkesinde yürürlükte bulunan ve bu Sözleşmede yer alan konulara ilişkin kanun ve düzenlemelerin durumu ile ilgili bütün bilgileri içeren devrevî bir rapor yayınlayacaktır.
4. İşbu Sözleşmeyi onaylayan, Avrupa Konseyinin her üyesi bu Komiteye bir temsilci atayacaktır. Konseyin diğer her üyesi söz hakkına sahip bir gözlemci tarafından bu Komitede temsil olunabilecektir.
5. Komite, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından toplantıya çağrılır.
İlk toplantı, kuruluşunu izleyen ilk üç ay içinde yapılacaktır. Müteakip toplantılar, her iki yılda en az bir defa yapılacaktır. Komite, Konseyin Bakanlar Komitesinin gerekli gördüğü hallerde de toplanacaktır. İki yıllık süre sön toplantının kapanış tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır.
6. Daimi Komitenin görüş ve tavsiyeleri Bakanlar Komitesine sunulur.
7. Daimi Komite iç tüzüğünü kendi düzenler.
BÖLÜM VIII GENEL HÜKÜMLER Madde 25
İşbu Sözleşmenin hükümleri, diğer Âkit Taraflardan bir veya birkaçının uyruklarına daha elverişli bir işlem sağlayan ve hâlen yürürlükte bulunan veya yürürlüğe girecek olan milli mevzuat, ikili veya çok taraflı andlaşma, sözleşme ve anlaşma hükümlerine halel getirmez.
Madde 26
1. Her Avrupa Konseyi Üyesi, işbu Sözleşmenin imza veya onay belgesinin tevdi sırasında sözleşmenin belirli bir hükmüne, ancak ülkesinde halen yürürlükte bulunan bir kanunun bu hükme uygun olmaması halinde bir çekince koyabilir, İşbu madde gereğince genel mahiyetteki çekincelere müsaade edilemez.
2. İşbu maddeye uygun olarak konulan her çekince söz konusu kanunun kısa bir açıklamasını da içerir.
3. İşbu madde gereğince bir çekince koyan her Konsey üyesi, koşullar elverişli olur olmaz bunu geri alacaktır. Çekincelerin geri alınışı Konsey Genel Sekreterine hitaben bir bildirim ile yapılacak ve bu bildirimin alındığı tarihten itibaren hüküm ifade edecektir. Genel Sekreter bu bildirim metnini Sözleşmeyi imzalayan taraflara iletecektir.
Madde 27
Sözleşmenin 26. maddesi uyarınca sözleşmenin belirli bir hükmü hakkında bir çekince koyan Âkit Taraf, diğer Âkit Taraflardan bu hükmün uygulanmasını ancak kendisinin kabul ettiği ölçüde isteyebilir.
Madde 28
1. Harp veya millet hayatım tehdit eden diğer genel tehlike hallerinde, her Âkit Taraf, durumun kesin olarak gerektirdiği ölçüde, işbu Sözleşmede öngörülen yükümlülüklere uymayan önlemler alabilir. Şu şartla ki, bu önlemler, Devletler Hukukundan doğan diğer bütün yükümlülüklere aykırı olamaz.
2. Bu uymama hakkım kullanan her Âkit Taraf, aldığı önlemlerden ve Dunları gerektiren nedenlerden, Avrupa Konseyi Genel Sekreterini tamamen haberdar edecektir. Bu önlemlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin yeniden tamamıyla uygulamaya konulduğu tarihi de Konsey Genel Sekreterine bildirecektir.
BÖLÜM IX SÖZLEŞMENİN UYGULAM A ALAN I Madde 29
1. Bu Sözleşme Âkit Tarafların anavatanlarında uygulanır.
2. Her Konsey üyesi bu Sözleşmenin imzası veya onaylanması sırasında veya bunu izleyen herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben bir bildirimle bu sözleşmenin, söz konusu bildiri de belirtilen ve milletlerarası ilişkilerinden sorumlu olduğu ülke veya ülkelere de uygulanacağını açıklayabilir.
3. Yukarıdaki bende uygun olarak yapılan bildirimler, bu bildirimlerde belirtilen bütün ülkeler bakımından, bu sözleşmenin 33. maddesinde öngörülen şartlara uyularak geri alınabilir.
4. Genel Sekreter, bu maddenin ikinci veya üçüncü bentleri uyarınca kendisine iletilen her bildirimi diğer Konsey üyelerine bildirecektir.
Madde 30
1. Bu Sözleşme hükümlerine göre, Âkit Taraflardan birinin uyrukluğuna sahip gerçek kişiler uyruk addedilir.
2. Âkit Taraflardan hiçbiri sözleşmenin uygulanmadığı anavatan dışı topraklarında mutat meskenleri bulunan diğer bir Âkit Taraf uyruklarını işbu Sözleşmeden yararlandırmak zorunluluğunda olmayacaktır.
BÖLÜM X ANLAŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜ Madde 31
1. İşbu Sözleşmenin yorumlanması veya uygulanması hususunda Âkit Taraflar arasında çıkabilecek anlaşmazlıklar, taraflar başka bir barışçı çözüm yöntemi üzerinde uyuşamadıkları takdirde, özel surette varılacak bir anlaşma ile veya anlaşmazlığa taraf olanlardan birinin başvurması ile Milletlerarası Adalet Divanına götürülecektir.
2. Anlaşmazlıkların Barışçı Yollarla Çözümlenmesi konusundaki Avrupa Sözleşmesinin yürürlüğe girmesinden sonra bu Sözleşmeye taraf olanlar, işbu Sözleşme ile ilgili olarak aralarında çıkabilecek bütün anlaşmazlıklarda anılan sözleşmenin kendilerini bağlayıcı hükümlerini uygulayacaklardır.
3. Yukarıdaki bentlerde öngörülen bir usule tâbi olan her anlaşmazlık, ilgili taraflarca derhal Avrupa Konseyi Genel Sekreterinin bilgisine sunulacak ve genel sekreter de, vakit geçirmeksizin, diğer Âkit Taraftarı haberdar edecektir.
4. Anlaşmazlığa dahil bir taraf, Milletlerarası Adalet Divanının bir hükmü veya bir hakem mahkemesinin karan gereğince kendisine düşen mükellefiyetleri yerine getirmediği takdirde, diğer taraf Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine başvurabilecek ve Komite, gerekli görürse, Komitede bulunmak hakkını haiz temsilcilerin üçte iki çoğunluğunun oyu ile, hüküm veya kararın yerine getirilmesini sağlamak amacı ile tavsiyelerde bulunabilecektir.
BÖLÜM XI NİHAÎ HÜKÜMLER Madde 32
İşbu Sözleşmeye ekli protokol, sözleşmenin ayrılmaz bir bölümüdür.
Madde 33
1. Bir Âkit Taraf işbu Sözleşmeyi sadece, sözleşmenin kendi bakımından yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak beş yıllık süre sonunda, Konsey Genel Sekreterine altı ay önceden ihbarda bulunmak suretiyle feshedebilir. Genel Sekreter de bu ihbardan diğer âkit tarafları haberdar edecektir. Yukarıda öngörülen fesih hakkını kullanmayan bir âkit taraf, müteakip iki yıllık sürelerle Sözleşmeye bağlı kalacak ve sadece bu sürelerin bitiminden altı ay önce ihbarda bulunmak suretiyle bu sözleşmeyi feshedebilecektir.
2. Fesih, ilgili Âkit Tarafı, feshin hüküm ifade ettiği tarihten önce yaptığı herhangi bir fiil bakımından işbu Sözleşmede yeralan sorumluluklarından kurtaramaz.
3. Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkan her Âkit Taraf, aynı koşullarla, bu Sözleşmeye de taraf olmaktan çıkar.
Madde 34
1. işbu Sözleşme Avrupa Konseyi üyelerinin imzasına açık tutulacak ve onaya tâbi olacaktır. Onay Belgesi Avrupa Konseyi Genel Sekreterine verilecektir.
2. İşbu Sözleşme, beşinci Onay Belgesinin verildiği tarihte yürürlüğe girecektir.
3. Sonradan onaylayacak her imzalayan bakımından Sözleşme, Onay Belgesinin verilmesi tarihinde yürürlüğe girecektir.
4. Genel Sekreter Sözleşmenin yürürlüğe girişini, onaylayan Âkit Tarafların isimlerini, konulan çekinceleri ve sonradan verilecek Onay Belgelerini bütün Konsey üyelerine bildirecektir.
İşbu İngilizce ve Fransızca olarak 13 Aralık 1955 tarihinde Paris’te düzenlenmiştir. Her iki metin aynı şekilde geçerli olacaktır. Tek nüsha halinde Avrupa Konseyi arşivine tevdi edilecektir. Genel Sekreter aslına uygun örneklerini bütün imzalayan taraflara gönderecektir.
PROTOKOL KISIM I
Madde 1, 2, 3, 5, 6. bent 1 (b), 10, 13 ve 14. bent 1 (b)
(a) Her Âkit Taraf aşağıdaki hususları kendi milli ölçülerine göre takdir hakkına sahiptir:
(1) Diğer taraf uyruklarının kendi ülkesine girmesine engel olabilecek “kamu düzeni, güvenlik, halk sağlığı veya genel ahlâka ilişkin sebepleri”;
(2) Diğer taraf uyruklarının kendi ülkesinde uzun süre veya devamlı ikametine yahut gelir getiren bir iş yapmasına izin verilmesine engel olabilecek “ekonomik veya sosyal” koşullan;
(3) Millî güvenliğe karşı bir tehdit veya kamu düzeni yahut genel ahlâka karşı bir suç teşkil eden durumları;
(4) Sözleşmede, belirli kategorideki malların iktisap, mülkiyet veya kullanılmasını yahut belirli hakların kullanılmasını ve faaliyetlerin yapılmasını uyruklarına tahsis etmek veya bu hususlarda diğer taraf uyruklarını özel koşullara tâbi tutmak yetkisine sahip olduğunu belirten sebepleri;
(b) Sınırdışı etme sebeplerinin “bilhassa ciddi mahiyette” olup olmadığını takdir her Âkit Tarafa aittir. Bu takdir keyfiyetinde, ilgilinin bütün ikamet süresindeki davranışı dikkate alınacaktır.
(c) Bir Âkit Taraf diğer Âkit Taraf uyruklarının haklarını ancak, işbu Sözleşmede belirtilen sebeplere dayanarak ve taraflarca üstlenilen yükümlülüklerle uzlaşabildiği ölçüde, kısıtlayabilir.
KISIM II
Madde 1, 2, 3, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17 ve 20
(a) Yabancıların kabulüne oturumuna ve dolaşımına ve hatta gelir getiren faaliyetlerde bulunmalarına ilişkin düzenlemeler, Sözleşmeye aykırı olmadıkça, işbu Sözleşmeden etkilenmez.
(b) Bu düzenlemelere uydukları takdirde, Âkît Taraflardan birinin uyrukları diğer taraf ülkesinde yasalara uygun olarak mukim telâkki edilirler.
KISIM III
Madde 1, 2 ve 3
(a) “Kamu düzeni” kavramı genel olarak kıta ülkelerinde kabul edilen geniş anlamı ile anlaşılmalıdır. Taraflardan biri, örneğin siyasi sebeplerle veya oturma masraflarını karşılamak gücü olmadığına yahut gerekli izin olmaksızın gelir getiren bir faaliyette bulunma niyetinde olduğuna dair inandırıcı sebepler varsa diğer taraf uyruğunun memlekete girmesini reddedebilir.
(b) Âkit Taraflar kendilerine tanınan hakların kullanılmasında, aile bağlarını dikkate almayı taahhüt eder.(c) Sınır dışı etme hakkı ancak ferdî hallerde kullanılabilir.
Akit Taraflar sınır dışı etme hakkını Avrupa Konseyi üyeleri arasında var olan özel ilişkileri dikkate alarak kullanacaklardır, özellikle ilgili şahsın aile bağlarını ve ülkelerindeki oturma süresini dikkate alacaklardır.
KISIM IV
Madde 8 ve 9
İşbu Sözleşmenin 8 ve 9. maddeleri hükümleri, Hukuk Usulüne dair Lahey Sözleşmesi hükümlerinden doğan yükümlülükleri hiçbir suretle etkilemez.
KISIM V
Madde 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16 ve 17
(a) İşbu Sözleşmenin 10,11,12,13,14,15,16 ve 17. maddeleri hükümleri, bir ve ikinci maddelerde öngörülen giriş ve oturma ile ilgili şartlara bağlı olarak uygulanır.
(b) Âkit Taraflardan birinin bir diğer taraf ülkesinde yasalara uygun olarak oturan uyruklarının sorumluluğu altında bulunan ve kendilerine refakat veya iltihak etmeye izin verilmiş bulunan eş ve çocuklara işbu Sözleşmenin öngördüğü şartlar altında ve mümkün olduğu nispette, o ülkeye girebilecek ve bir iş tutabilecektir.
(c) Diğer bir taraf ülkesinde özel statülere dayanarak ikamet eden veya özel kural ve anlaşmalar gereğince gelir getiren bir faaliyet icra eden bir Âkit Taraf uyruklarına; diplomatik veya konsolosluk misyonlarının mahallen ise alınmamış mensupları veya personeli, milletlerarası teşkilât memurları, stajyerler, çıraklar, talebeler, meslekî formasyonlarını geliştirme gayesiyle çalıştırılan kişiler ile gemi ve hava gemisi mürettebatı da dahil olmak üzere, işbu Sözleşmenin 12. madde hükümleri uygulanmayacaktır.
(d) İşbu Sözleşmenin 16. maddesi gereğince Âkit Taraflar, iç mevzuat veya düzenlemelerinde, seyyar tacirlik mesleğini, seyyar endüstri veya işportacılıkla eş tutmayacaktır.
(e) 16. maddenin sadece, kabul eden memleket dışında kâin bir teşebbüsün emrinde çalışan ve münhasıran bu teşebbüs tarafından ücreti verilen seyyar tacirlere uygulanacağı anlaşılmalıdır.
(f) İşbu Sözleşmenin 17. maddesinin birinci fıkrası hükümleri, ücretler bakımından stajyerlerin özel durumlarına uygulanmaz.
KISIM VI
Madde 2, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17 ve 25
(a) Sözleşme sınaî, ebedî ve sanatsal mülkiyete ve yeni nebatî ürünlere uygulanmaz; bunlar yürürlükte bulunan yahut yürürlüğe girecek olan milletlerarası sözleşmeler veya diğer ilgili bütün anlaşmalara konu teşkil eder.
(b) Üyesi bulunan ülkelerin uyruklarının istihdamım yöneten Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilâtı Konseyinin Kararlan ile bağlı bulunan veya bağlı bulunacak olan işbu Sözleşmeye. Akit Taraflar, karşılıklı münasebetlerinde ve ücretli faaliyetlerin ifası hususunda, bu Anlaşmanın hükümlerinden veya söz konusu kararlardan hangisi ücretli işlerde çalışanların daha lehinde ise onu uygulayacaklardır, İşbu Sözleşmenin 2, 10,11,12,13, 14, 15,16 ve 17. maddeleri hükümlerinin uygulanmasında ve 10 ve 14. maddelerde belirtilen ekonomik ve sosyal sebeplerin takdirinde taraflar, ücretlilerin daha lebinde oldukları takdirde, yukarıda zikredilen kararlara ruh ve lafzıyla uyacaklardır.
KISIM VII
Madde 26, fıkra 1
Âkit Taraflar, iç mevzuatının temel hükümlerinin gerektirdiğine kanaat getirdikleri ölçüde çekince koyma hakkım kullanacaktır.
KISIM VIII
Madde 29, fıkra 1
(a) İşbu Sözleşme, Fransa bakımından Cezayir’e ve deniz aşırt ülkelerine de uygulanır.
(b) Federal Almanya Cumhuriyeti, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir beyanla işbu Sözleşmenin uygulanmasını Berlin Land’ına da teşmil edebilecektir. Genel Sekreter bu beyanı diğer Âkit Taraflara bildirecektir.
Madde 29,
fıkra 2
İşbu Sözleşmenin 29. maddesinin 2. fıkrası gereğince bir beyanda bulunan her Avrupa Konseyi üyesi, bu beyanda belirtilen her ülke bakımından 6. maddenin 1. fıkrasında ve 14. maddenin 1. fıkrasında öngörülen sınırlama listeleri ve 12. madde gereğince yapılan her beyanı ve işbu Sözleşmenin 26. maddesi gereğince serdedilen her çekinceyi aynı zamanda Genel Sekretere bildirecektir.
Madde 30
“Mutad Mesken” deyimi ilgilinin uyruğu bulunduğu ülkede uygulanmakta olan kuralısı a göre tanımlanacaktır.
Bangalore Yargı Etiği İlkelerinde İlkelilik Değeri Üzerine Mülahazalar / Arş. Gör. Duygu Tan
“Yargı etiği ilkelerini nasıl yaşama geçirebiliriz?” sorusu hem teorik hem de pratik anlamda cevaplanması zor bir soru olarak karşımıza çıkar; nitekim Yargıda Dürüstlüğün Güçlendirilmesine Yönelik Yargı Grubu tarafından kabul edilen Bangalore Yargı Etiği İlkeleri bu soruya ışık tutmak adına atılmış değerli bir adımdır. Hâkimlerin etik davranışları için belirli standartları haiz bir rehber ve çerçeve sunmayı hedefleyen bu ilkeler, altı temel değer tanır: i) bağımsızlık (İng. “independence”); ii) tarafsızlık (İng. “impartiality); iii) ilkelilik (İng. “integrity”); iv) mesleğe yaraşırlık (İng. “propriety”); v) eşitlik (İng. “equality”) ve vi) ehliyet ve özen (İng. “competence and diligence”).
Bu yazıda, her biri ayrı ayrı ele alınmayı hak eden bu altı değerden, üçüncü başlıklı ilkelilik değerini ve pratik hayattaki karşılığını ele alacağım. Oldukça kısa ve soyut bir şekilde kaleme alınmış bu değerin anlamına ve dokunduğu boyutlara değinmeye çalışacağım.
“Integrity” kelimesi, öncelikle Latince’de “bütün” anlamına gelen “integer” kelimesinden; sonrasında ise Latince’de “sağlamlık, bütünlük, tamlık, saflık, doğruluk, kusursuzluk” anlamlarına gelen “integritatem” kelimesinden türeyen eski Fransızca “intégrité” kelimesinden türemiştir. Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’nin Türkçe tercümesine yer veren pek çok kaynakta “integrity” kelimesi, “bütünlük”, “dürüstlük”, “doğruluk” ya da “tutarlılık” olarak tercüme edilmiştir; bunlar yanlış değildir ve kavramın farklı yönlerini temsil eder. Ancak ben kavramın anlamını daha iyi karşıladığını düşündüğüm “ilkelilik” kelimesini kullanmayı tercih edeceğim.
Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’nin “İlkelilik” değeri için yorumunda, “Bir hâkim yalnızca “iyi bir hâkim” değil, aynı zamanda “iyi bir insan” da olmalıdır.” ifadesi geçer. Bu normatif ifadeyi soruşturabilmek için öncelikle “İlkelilik nedir?”, “İlkeli insan olmak ne demektir?” sorularını sormamız gerekir. Öğretide bu sorulara verilen cevaplar oldukça çeşitli olmakla birlikte iki temel üzerinde toplanır: i) ilkelilik, öncelikle kişinin kendisiyle ya da benliğinin parçaları veya yönleri arasında sahip olduğu biçimsel ilişkiyi ifade eder; ii) ilkelilik ile hareket etmek bazı maddi veya normatif kısıtlamalar getireceğinden, ilkelilik önemli ölçüde ahlaki davranmakla ilgilidir. Söz konusu iki temelin tutarlı bir ilkelilik teorisi inşa etmede ne ölçüde etkili olacağı meselesi belirsizdir; zira ilkeliliği açıklamaya çalışan teoriler bu iki temelden birine -çoğunlukla diğerinin aleyhine olacak şekilde- odaklanır.
İlkeliliği kendi kendini bütünleştirme (İng. “self-integration”) olarak açıklayan görüşlere göre, mühim olan kişinin kişiliğinin çeşitli parçalarını, arzularını uyumlu ve sağlam bir bütün halinde bütünleştirmesi ve kendisini bozulmamış olarak tutabilmesidir. Tamamen biçimsel bir ilişkiye referans veren bu görüş, kişinin niyetinin ya da ona karşılık gelen eyleminin uygunluğunu, değerini veya adil olup olmadığını değerlendirmeye hacet duymadığından eleştirilir.
Kendi kendini bütünleştirmiş kişilerin, kendi kendini bütünleştirmeyenlere kıyasla büyük bir çoğunlukla daha iyi ve etkin ahlaki özneler olma eğiliminde olduğu iddia edilse de biçimsel bir bütünleştirme fikrinin ilkeli insan olmaya dair atfedilen niteliği yeterince yakalayıp yakalayamadığı şüphelidir. Söz gelimi mesleki hayatını sadece ve sadece terfi almaya adamış bir hâkim, terfi alma veya yüksek yargı organlarına atanma arzusu için dava dosyası aksini gösterdiği halde siyasi talimat doğrultusunda karar verebilir. Bu durumda, yukarıdaki görüşe göre hâkim kendi bütünlüğüne biçimsel olarak uygun hareket eder; ancak onu örnek ilkeli insan olarak tanımlamamız mümkün değildir. Dolayısıyla ilkeliliği açıklamak için daha fazlasına ihtiyacımız vardır.
İlkeliliği kimlik (İng. “identity”) üzerinden açıklayan görüşler, ilkeliliğin kişinin bağlılıklarına (İng. “commitment”) kararlı bir şekilde sadık kalması ile ilişkili olduğunu söyler. Bağlılık kavramı, pek çok farklı niyet, karar, söz, güven ve beklenti örüntüsü içeren kapsayıcı bir terim olarak kullanılır.
Kişiler, kişilere, kurumlara, ideallere, ideolojilere, prensiplere, dini inançlara bağlılık duyabilir. Bağlılıkların bazıları zayıf veya önemsiz, bazıları ise güçlü veya önemli nitelikte olabilir. Dolayısıyla ilkelilik, kişilerin kendilerini, kimliklerini ve hayatlarını en derinden özdeşleştirdikleri bağlılıklar üzerinden tanımlanır. Lakin bu görüş de eleştirilir; zira ilkelilik uğruna çaba göstermeye değer bir şey olarak kabul edilirken, ilkeliliği kimlik üzerinden açıklayan teori, ilkeliliği kişinin özdeşleştiği bağlılıklara bağlar; bu özdeşleşme eylemi eksik bilgilendirilmiş, yüzeysel veya ahmak bir ilişkiye dayanabilir ve fanatizm gibi olumsuz sonuçlar doğurabilir. Örneğin; bir hâkimin bir dava dosyasında hukuku uygulamaktan ziyade ideolojik ya da dini bağlılıklarına göre hareket ederek karar vermesi, ilkeliliği kimlik üzerinden açıklayan görüşlere göre ilkeli bir davranış sayılabilir; ancak yargı etiği bakımından yine anlamlı bir ilkelilik anlayışı getirmez.
İlkeliliği kendi kendini bütünleştirme ya da kimlik üzerinden açıklayan görüşlerin bireysel niteliğinin doğurduğu zafiyetlere cevap verir şekilde diğer bir görüş, ilkeliliği toplumsal bir erdem (İng. “social virtue”) olarak tanımlar; kişi başkalarıyla kurduğu ilişkiler üzerinden tanımlanır. Dolayısıyla ilkeli bir kişinin bir karara ulaşırken, neyin makul, değerli, adil olduğu ya da neyin yapılmaya değer olduğu konusunda toplumun diğer üyelerinin müzakerelerine ve kararlarına saygı duyması, ihtimam etmesi gerekir.
Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’nin “İlkelilik” değeri için yorumunda, bu konudan ilkelilik ve toplum standartları arasındaki ilişkide bahsedilir: “(…) belirli bir davranışın, toplumun makul, adil ve bilgili üyeleri tarafından nasıl algılanacağının ve bu algının toplum tarafından yargıca veya bir bütün olarak yargıya duyulan saygının azalması ihtimalini taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesini gerektirir.” İlaveten, yoruma göre, hâkimin makul bir gözlemcinin bakış açısında bulunabilecek toplumsal standartları özel hayatında da dikkate alması gerekir. Ancak bu, hâkimin davranışlarını sürekli olarak kültürel normlara göre düzenlemesi demek değildir; zira bunlar keyfi ve değişken bir şekilde dayatılabilir. Burada önemli olan, hâkimin görevini adil, bağımsız, tarafsız, yetkin, özenli, insan hakları normlarına ve hukukun üstünlüğüne uygun şekilde yürütmesi ve böyle yürütüldüğü konusunda kamu nezdinde güven tesis etmesidir.
İlkeliliği epistemik bir erdem (İng. “epistemic virtue”) ya da ahlaki bir amaç (İng. “moral purpose”) olarak tanımlayan görüşler ise kavrama ve yargı etiğine farklı açılımlar getirir. Epistemik bir erdem olarak ilkelilik, Greg Scherkoske’ye göre, ilkeli kişiyi “yanılma payı olmaksızın iyi bir epistemik pozisyona yerleştiren ve bilişsel başarıya götüren istikrarlı bir eğilimdir”. Epistemik olarak erdemli olan kişi, hakikati, en makul ya da rasyonel inancı keşfetmeye motivedir; bunun için epistemik gerekçelendirme önemli bir role sahiptir. Ancak ilkeliliği epistemik bir erdem olarak görmenin potansiyel bir tehlike barındırdığını söyleyenler de vardır; çünkü bu anlamda ilkeliliğe sahip ve iradeli kişilerin başkalarının ihtiyaçlarını ve düşüncelerini dikkate almadan hareket etmeye eğilimi olabilir. Bu eğilimi bertaraf etmek için yukarıda ele aldığımız ilkeliliği toplumsal erdem olarak görmeye veya ilkeliliğin içerdiği maddi ahlaki ilkelere (örneğin; güvenilirlik, zorlamama, sosyallik) ya da ilkeliliği ahlaki bir amaç olarak görmeye referans verilir.
İlkeliliği ahlaki bir amaç olarak belirleyenler, bir kişinin ilkeli olabilmesi için kendisini ahlaki bir yaşam arayışına adaması; bunun için de kavramsal olarak net, mantıksal olarak tutarlı ve ampirik kanıtlara dayalı bir şekilde ahlaki hususları dikkatlice gözden geçirmesi ve uygulaması gerektiğini savunur. Bu bağlamda hâkimin ilkeliliğine dönersek, bir hâkimin görevini ifa ederken maddi hakikatin ortaya çıkarılması için hukuk devleti prensibi ve insan hakları normları çerçevesinde rasyonel temellerde çalışması, yargısal muhakemesini ve hükmünü özenle gerekçelendirmesi, diğer bir taraftan da toplumsallığı ve ahlaki prensipleri gözetmesi gerekir, diyebiliriz.
Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’nin “İlkelilik” değeri için yorumunda, şöyle bir ifade de geçer: “Adalet sadece yerine getirilmemeli, aynı zamanda yerine getirildiği de görünmelidir.” Adaletin somut olay özelinde mahkemelerce tecelli ettirilmesi yetmediği gibi kamu nezdinde de şüphe götürmeyecek bir şekilde adil, tarafsız ve bağımsız bir karar verildiği izleniminin yaratılması önemlidir. Verilen kararların, toplumu bir arada tutan ahlaki duygulara; bir başka deyişle, ortak/kamusal adalet anlayışına veya demokratik siyasi düzenin temelinde yatan kamu vicdanına hitap etmesi gerekir. Söz gelimi terfi ya da başkaca bir menfaat karşılığında siyasi talimata göre hareket eden; davasına baktığı sanıkla yemek yiyen; Anayasa Mahkemesi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi gibi yüksek yargı organlarının kararlarını tanımayan; savunmanın talep ettiği hiçbir delili toplamayan ve hiçbir tanığı dinlemeyen hâkimlerin verdiği kararların, adaleti yerine getirmesi bir yana, kamu nezdinde de ne kadar adil, bağımsız ve tarafsız görüldüğü ortadadır.
İlkeli bir hâkimin, kendi çıkarları aleyhine olsa bile (örneğin; hukuka uygun karar verdiği için ülkenin ücra köşelerine atansa bile) hukukun gereğini yerine getirmesi, kötülüğün, adaletsizliğin aracı olmaması gerekir. Kötülüğün, adaletsizliğin aracı olmanın yargı sistemi ve toplum nezdinde ağır sonuçları olduğu gibi hâkim nezdinde de bir karşılığı olacaktır. Hannah Arendt‘e göre, Nazi Almanyası’nda Yahudileri öldürme emrine karşı gelenler, öldürmeme fikrine körü körüne itaat ettikleri için değil; hayatlarının geri kalanında bir katille -yani kendileriyle- yaşamak istemedikleri için öldürmeyi reddetmişlerdir. Dolayısıyla vicdani ve hukuki muhakemelerine aykırı davranarak adaletsizliğin aracı olan, adaletsizliğin muhataplarının hayatları üzerinde ağır sonuçlar doğuran ve hukuk devletini erozyona uğratarak yargı sistemini temelden sarsan hâkimler, ömürlerinin sonuna dek bir riyakârla -yani kendileriyle- yaşamaya da mahkûm olacaklardır.
İlaveten, kötülüğün ya da adaletsizliğin aracı olmamak pozitif hukuku gereğince uygulamaktan ibaret olmayabilir; hâkim kanunları uygulamakla yükümlü olsa da mevcut düzenlemeler insan hakları normları ya da insan onuru ile bağdaşmayabilir. Böyle bir durumda hâkim, Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’nin “İlkelilik” değeri için yorumunda da bahsedildiği üzere, yargısal görevinden taviz vermek yerine hâkimlikten istifa edebilir. Diğer bir seçenek ise, çökmüş sistemin alternatifi olarak olması gerekeni yapıp söz konusu düzenlemeleri her türlü bedel pahasına uygulamamak olabilir.
Nasyonal Sosyalizm döneminde Nazilerin iktidara gelmesi ile koltuğundan edilen ilk Alman profesör olan ceza hukukçusu Gustav Radbruch’a göre, yasa ve adalet arasındaki çatışma tahammül edilemez bir düzeye erişmedikçe (örneğin; eşitlik bilinçli olarak reddedilmedikçe, inkâr edilmedikçe ya da yadsınmadıkça) hukuk güvenliği korunur. Lakin tahammül edilemezlik düzeyini aşan yasalar artık yasa değil, birer yasal haksızlık niteliğindedir ve adaletin karşısında geri çekilmelidir.
Radbruch, o dönemki Nasyonal Sosyalist hukukun yasal haksızlık teşkil ettiğini ve hâkimlerin hiçbir şekilde bu haksızlığın aracı olmaması gerektiğini savunmuştur. Nasyonal Sosyalist hukukun yasal haksızlık olduğunu dile getirmiş olsalardı yaşamlarının riske gireceğini belirterek ilgili ceza kanunundaki ıztırar haline sığınmak isteyen hâkimlere ise Radbruch şöyle cevap verir: “Bu da utanılacak bir haldir, çünkü yargıcın ethosu, kendi yaşamı dahil ne pahasına olursa olsun adalete doğru yönelmektir.” Siyasi ve toplumsal koşullar (özellikle siyasi rejim türünün otoriter ya da totaliter olduğu durumlarda) değişkenlik gösterebileceğinden, adil olmayan düzenleme(ler) durumunda hâkimler nezdinde nasıl bir mücadele rotası çizileceğini keskin sınırlarla belirlemek zordur; ancak ilgili düzenlemeyi uygulamaktan başka çaresi kalmayan ilkeli bir hâkimden en azından istifa etmesi beklenebilir.
İlkelilik, öğretideki ele alınış biçimleri ile yargı etiğine farklı açılımlar getirir ve Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’nin diğer değerleri ile yakından ilişkilenir. İlkelilik değerinin hâkimlere özel bir sorumluluk yüklediği açıktır; öyle ki Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’nin “İlkelilik” değeri için yorumunda şöyle bir ifade geçer: “Kamunun hâkimin davranışlarından beklediği şey, vatandaşlardan ve bir bütün olarak toplumdan beklenen standartların çok üzerindedir. Aslında kamu, hâkimden neredeyse kusursuz bir davranış biçimi beklemektedir.”
Adalete yönelmiş yargı etiği ilkeleri çerçevesinde ortaya konulan bu “neredeyse kusursuz davranış biçimi” bir hedef olarak alınırsa, her bir hâkimin sorumluluğunun farkında olması, sorumluluğunu bildiği halde göz ardı etmemesi, sorumluluğu için çabalaması ve eyleme geçmesi hem toplumun hem de yargı sisteminin ihyası ve inkişafı için elzemdir.
Sorumluluktan verilen her tavizin sadece yargı sistemini değil; aynı zamanda kaderdaşlığımıza işaret eden ve birbirimize kulak verme, birbirimizi önemseme irademizin ürünü olan toplumu da yozlaştırdığı unutulmamalıdır.
Kaynakça
Arendt, Hannah, “Diktatörlük Dönemlerinde Kişisel Sorumluluk”, Kamu Vicdanına Çağrı Sivil İtaatsizlik, Çev. Yakup Coşar, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2014, ss. 182-194.
Radbruch, Gustav, “Yasal Haksızlık ve Yasa Üstü Hukuk (1946)”, Ceza Hukuku Felsefesine Katkı: Radbruch Formülü, Çev. Sevtap Metin ve Altan Heper, Tekin Yayınevi, İstanbul, 2018, ss. 75-101.
Scherkoske, Greg, “Could Integrity be an Epistemic Virtue?”, International Journal of Philosophical Studies, 20:2, 2012, ss. 185–215.
İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalından Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı’nın Barış İçin Akademisyenlerin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalaması sebebiyle “Terör örgütü propagandası” iddiasıyla Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde, 37. Ağır Ceza Mahkemesine yargılandığı davadaki beyanıdır.
Şebnem Korur Fincancının Mahkemeye Sunduğu Beyanı
Dostoyevski 150 yıl önce yazdığı Budala’da “Bu devir sıradan insanın en parlak zamanı. Duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir.”, der. Neredeyse yarım asır önce okuduğum bu kitap, daha niceleri gibi insan olmanın gereklerini öğrendiğim kitaplardan biri oldu hayatımda. İyi hekimlik değerlerini benimseyerek, nesnel bilimsel ölçütleri temel alan, bilimsel bilginin emekle örüldüğü bir hakikat arayışının peşinde bağımsız bir adli tıp uzmanı olmak için uğraşırken, insan, hekim, adli tıp uzmanı olmanın gereği hak ihlallerine karşı duruşumu, ne şanslıyım ki bir yaşam biçimine dönüştürdüğüm mesleğimle bütünleştirebildim.
Otuz beş yıllık mesleki uygulamamda hak ihlallerine karşı durmadığım bir gün bile olmadı. Yalnız Türkiye’de değil, dünyanın dört bir köşesinde hakikatin peşinden giderken duygusuzluğun ve hakikat ötesinin çağında hakikatten kaçanlar sayesinde çokça bedel ödedim, bu hakikat için de belli ki bedel ödememiz gerekiyor. Ben hazırım. Bu ısrarı da yaşadığımız toprakların mesellerinden, Sisyphos söyleninden öğrendim, önce Camus’nün anlatısı, sonra arkeoloji eğitimimde.
Hakikat ötesi algının kurguladığı, olmayan bir suçun savunmasını yapacak değilim elbette. Burada olma nedenim gidip gördüğüm, araştırdığım hakikatin bu mecrada dile getirilmesi ve tarihe bir notun da mahkeme arşivleri üzerinden düşülmesidir. Cezasızlık hak ihlallerinin en kadim işbirlikçisidir bu topraklarda. Hem tarih okumalarında Osmanlı’da işlenen suçun Türkiye Cumhuriyetinin taze elleriyle aklanmasına, Cumhuriyet döneminde de benzerlerinin işlenmesine vakıf olmuş, hem de 80’lerden bugüne sayısız yaşam hakkı ve işkence yasağı ihlalinin örtbas edilmesine bilimsel tanıklık etmişken, cezasızlığın yasalarla pekiştirildiği bir dönemde tarihe not düşmenin ve mahkeme arşivlerine hakikatin sızmasının bir aracı olarak görüyorum yazılan Çağlayan günlüklerini, her birimizin beyanlarını.
Bu arşivlere girmiş ve girmekte olan beyanlarda, yaşananların halk sağlığına olumsuz etkisinden, sosyal dokuda ortaya çıkan tahribata, çevreden kente barınma haklarının ihlallerine pek çok başlık yer alıyor, almaya da devam edecek.
Kemerburgaz Üniversitesi’nden Doç. Dr. Gülçin Coşkun’un başka beyanlarda da değişik biçimlerde ifade edilmiş olan “Modern demokratik devletlerde yurttaşlık bağı hak ve sorumluluklar üzerinden kurulur. Dolayısıyla yurttaşlar, sadece vergi ödeyip devletin kendine biçtiği kalıp içerisinde hareket eden bir insan sürüsünden ibaret değildir. Yurttaşların sahip olduğu hakların en başında, devletin temsilcisi olarak hareket eden memurların ve kolluk kuvvetlerinin insan haklarına saygılı ve anayasanın çizdiği sınırlar içerisinden hareket edip etmediğini denetleme hakkı gelir” hatırlatmasından yola çıkarak hak ihlallerine yönelik denetim ve belgeleme görevini 28 yıldır sürdüren, kurucularından olduğum, halen de başkanlığını üstlendiğim Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın 1 Ekim 2018 tarihinde yayınladığı sokağa çıkma yasaklarına dair raporun (ek 2-3) bazı bölümlerinden burada söz etmek gerekir, özellikle de 2015 yılındaki iklimi anlayabilmek için.
Yasaklar başlamadan önce gerçekleşen 2014 nüfus sayımına göre, yasağın ilan edildiği ilçelerde en az 1 milyon 809 bin kişi yaşıyordu. Sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte Türkiye’nin de taraf olduğu uluslar arası sözleşmelere göre, bu bölgede yaşayan insanların;
* Özgürlük ve güvenlik hakkı,
* Özel ve aile hayatına saygı hakkı,
* Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü,
* İnanç özgürlüğü,
* Bilgi alma ve verme özgürlüğü,
* Mülkiyetin korunması hakkı,
* Eğitim hakkı,
* İşkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı,
* Yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü hakkı ihlal edilmiş oldu.
Yasakların 2016 yılı içerisinde köy ve mezra gibi, nüfus verilerinin takibi düzenli şekilde gerçekleşmeyen ve/veya kamuoyuna uygun biçimde duyurulmayan bölgelere kayması ile bu verinin güncellenmediğini de ekleyelim yeri gelmişken.
Sokağa çıkma yasakları öncesinde de bazı gelişmeler suça ortak olmama irademize gidiş sürecinde üzerinde durulması gereken değişikliklerden. Kamuoyunda “İç Güvenlik Paketi” olarak da bilinen, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 4 Nisan 2015’de Resmi Gazete’de yayımlandı. TBMM Genel Kurulunda 27 Mart 2015’te kabul edilen 69 maddeden oluşan kanuna göre, 16 Ağustos öncesi bazı hazırlıklara işaret eden değişiklikler görülmektedir.
Örneğin yargıya gerek olmadan valilerin, lüzumu halinde, kolluk amir ve memurlarına suç faillerinin bulunması için gereken emirleri verebileceği, kamu düzenini ve güvenliğini, kişilerin can ve mal emniyetini sağlamak amacıyla aldığı önlem ve kararların uygulanması için adli kuruluşlar ile yardım isteyebileceğine dair hükmü saklı kalmak kaydıyla askeri kuruluşlar dışında, mahalli idareler dâhil bütün kamu kurum ve kuruluşlarının itfaiye, ambulans, çekici, iş makinesi ve tedbirlerin zorunlu kıldığı diğer araç ve gereçlerinden yararlanabileceği, personeline görev verebileceği düzenlenirken, 2559 sayılı kanunun 16. Maddesine ek olarak “d) (Ek: 27/3/2015-6638/4 md.) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde, silah kullanmaya yetkilidir.”, maddesiyle kolluk görevlilerinin silah kullanması neredeyse serbest bırakılmıştır. Sınırları olduğu iddia edilse de, sonuçlarına baktığımızda 2015 yılının ilk üç ayında kolluk tarafından yapılan atış sonucu ölüm sayısı 5 iken, yasal düzenlemenin ardından 2015 sonuna kadar benzer şekilde ölenlerin sayısı 217’ye çıkmıştır (ek 4-5).
Sonrasında atılan adımlar, yasal düzenlemeler de 2015’de yaşadıklarımızla uyum içindedir. Önce 8 Kasım 2016 tarihli, 6755 sayılı “Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun”da yer alan 37’nci maddenin 1’inci fıkrası ile; “15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.” düzenlemesi, sonrasında 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11. maddesinde; “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.”, denilerek sivillere de kanat geren koruma kalkanı hak ihlallerine devletin ve maalesef ayrılmaz parçası yargının yaklaşımını tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Tam da bugün yasaya dökülen bu bakış açısı nedeniyle 11 Ocak 2016’da “Bu Suça Ortak Olmayacağız” demek, işlenen suçları ortaya koymak, sivil yerleşim alanlarının ağır savaş silahlarıyla tahrip edilmesini, 30 yıldır “çatışma”, “düşük yoğunluklu savaş”, “savaş”, adına ne derseniz deyin yaşanan süreçte hiç olmadığı kadar sivil ölümün olmasını engelleyecek denetim mekanizmalarını harekete geçirmek gerekiyordu.
İddianamede “egemenlik hakkı” ifadesi bu yönden şaşırtıcıdır. Zira uluslar arası sözleşmelere taraf bir ülke olarak hak ihlalleri iddialarında Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Konseyinin birçok organınca denetim yapılabilmesini olanaklı kılacak mekanizmaları kabul etmiş bir ülke olmanın gereği hem ülke içinden hem de ülke dışından hak temelli kurumların değerlendirme yaparak hazırladığı raporlar ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin bu raporlara hazırladığı yanıtlar, periyodik değerlendirmeler hepimizin malumudur.
Bağımsız uzman bilirkişi olarak ben de farklı ülkeler için oluşturulan pek çok benzer denetim mekanizmasının parçası oldum, Bosna, Filipinler, Yeni Zelanda, Bahreyn ve daha birçok ülkede bazen sivil insan hakları örgütlerinin, bazen BM’nin çalışmalarına katıldım, otopsiler ve muayenelerle hak ihlallerini belgelemeye çalışarak raporlar düzenledim.
Askı işkencesinden kaynaklanan akciğer hasarıyla ölüp 11, yazıyla on bir günlük açlık grevi sonucu açlıktan öldüğü, kurt kapanı işkencesinin boyundaki ağır hasarına bahane düşerken boynunu sehpaya çarpma yalanlarıyla örtbas edilmeye çalışılan işkence suçlarını ortaya koyduğumuz gibi Suruç’da yaşanan katliamla başlayan sürecin tanıklığını yapmak, Hacı Lokman Birlik’in çatışmada ölüp üzerinde bomba şüphesiyle araca bağlanıp çekildiği safsatası karşısında aracın arkasına canlıyken bağlandığı (ek 6), araç arkasında sürüklenirken üzerine havan mermileri ve uzun namlulu harp silahlarıyla ateş edildiği (ek 7-8) ve öldükten sonra da atışlara devam edildiğini bilimsel tanıklığımızla söylemek boynumuzun borcuydu.
İlk sokağa çıkma yasaklarıyla başlayan işkenceler ve Hacı Lokman Birlik’in ölümü Cizre Referans Merkezimizin açılışında bilgilendiğim, görüşmelerle ve otopsi fotoğrafları inceleyerek hakikate ulaşmaya çalıştığım olaylardı. Sonraki sokağa çıkma yasakları aylara yayıldı (ek 9-10). Cizre’de operasyon yetkililerin açıklamalarına göre 11 Şubat tarihinde bitmesine rağmen (11.02.2016 tarihli haber) sokağa çıkma yasağı 2 Mart günü sonlandırıldı.
O bodrumda “operasyon bitti” açıklaması sonrası iki hafta kimin nasıl inceleme yaptığını tam olarak bilemesek de, 12.02.2016 tarihinde o bodrumdan 26 ceset çıkarıldığını biliyoruz, aynı tarihli bir tutanakta “bina içerisine, bodrumuna ve müştemilatına kabaca bakıldığında yanmış ve yanmamış hâlde cesetlerin olduğu görülmesi üzerine günün nöbetçi Cumhuriyet Savcısına 05074152588 numaralı telefonundan ulaşılarak konu hakkında bilgi verilmiş, Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı bölgenin güvenlik riski taşıdığından olay mahalline gelemeyeceğini bildirerek, olay yerinde gerekli incelemelerin yapılarak genel görünüm olarak fotoğraflama ve kamera kaydının yapılmasını, cesetlerin ve metaryallerin yerlerinin tespit edilmesi, cesetler olay yerinden kaldırıldıktan sonra ikamette, bahçesinde ve müştemilatında genel bir arama yapılmasını, yapılan aramalarda elde edilen suç ve suç unsurlarının tespit edilmesi, ikamet İçerisinde yangın çıkış sebebinin araştırılmasını bildirmiş.”
İnceleme yapmak üzere gidecek heyetin gereksinimlerini belirlemek için İnsan Hakları Derneği Başkanı Öztürk Türkdoğan ile 3 Martta gittiğimiz Cizre’de tutanakta tanımlanan “teröristlerin çatışmaya girdiği bodrum”da un ufak olmuş, yanmış kemik yığınları, orta yerinde de bir çocuğun alt çenesini buldum (ek 11-12). O çocuk kayıtlara hiç giremedi. Bu beyan en azından o çocuk burada kayıtlara girebilsin diyedir. Vakfın Cizre Referans Merkezi (ek 13) orta yerine uzun namlulu silah iç mekanizması bırakmak da, İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na soruşturma açmak da çare olmaz hakikati örtmek için…
Şimdiye kadar sayısız sokağa çıkma yasağı yaşamış bir neslin hiç tanık olmadığı biçimde 16 Ağustos 2015’de başlayıp günler, sonra haftalar ve aylarca süren 7/24 sokağa çıkma yasakları, bu yasaklarda yakılıp yıkılan evler, delinen su depoları, temel gereksinimlerden yoksun bırakma ile başlayan işkenceler, ardından ölen çocuklar, ölüsü sokakta kalan insanlar varken bilimsel tanıklığın ötesinde bir yurttaş olarak da olanı duyurmak denetim sorumluluğumuzun bir parçasıydı. Asıl yapmasaydık suçlu olurduk!
Bu süreçte sayenizde tanışıp dost olduklarımızdan sevgili Aslı Odman’ın söyleşisindeki; “Uzun vadede bu bellek yaratma süreçleri hayatımıza bir anlam katacak diye düşünüyorum. Şimdi de katıyor zaten” sözleri bellek yaratma ısrarımızı, burada bulunmamızda bu ısrarın payını da düşündürdü.
Kundera’nın, “İnsanın iktidara karşı mücadelesi, belleğin unutmaya karşı verdiği mücadeledir” sözünü alıntılayarak başladığım bir yazıda da belirttiğim gibi; “Hakikat ortaya konmadığında toplumsal belleğin bir parçası olamıyor. Toplumsal belleği oluşturamadığımızda, toplum olma özelliğini de yitiriyoruz… Bellek oluşturma önüne engeller çıkarma bir tahakküm biçimi olarak da okunabilir… Nilgün Toker Kılınç’ın da söz ettiği gibi bu dünyaya kendimizi gösterme gücünü bu dünyayı düzenleme, kontrol etme gücü olarak gördüğümüzde artık dünyayı insanlar arası bir dünya olarak değil nesneler alanı olarak görmeye başlıyoruz. Ölümler de insanlar arasında ve can yakan olaylar olarak görülmekten çıkıyor hal böyle olunca. İrademizi esir alan bir şiddetle karşı karşıya kalıyoruz. Hakikat tam da irademize sahip çıkmamızın en etkili yollarından biri.” (https://www.evrensel.net/yazi/81697/bellek)
Biz irademize sahip çıktık, çıkmaya da devam ediyoruz. Dostoyevski’nin tanımladığı o kuşaktan olmadığımız açık.
Şebnem Korur Fincancının Esasa İlişkin Savunması
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın Barış İçin Akademisyenlerin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalaması sebebiyle “Terör örgütü propagandası” iddiasıyla Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davadaki esasa ilişkin beyanıdır.
Bugün burada ne söylesem diye çokça düşündüm.
Düşündüm, çünkü daha 3 hafta önce Leipzig Üniversitesi Barış ve Çatışma Çözümleri Enstitüsü’nden bilim insanlarının önerisi üzerine, ömrümü adadığım insan hakları mücadelesi ve işkencenin belgelenmesi için gösterdiğim çaba nedeniyle aday gösterildiğim Hessen Eyaleti Albert Osswald Vakfı Barış Ödülü’nü alırken duyduğum mahcubiyet düştü aklıma.
Gülten Akın’ın “Savaşı Beklerken” şiirini bu salonlarda meslektaşlarınız, sevgili Aslı Takanay’dan dinledi, ondan esinlenerek ödül töreninde konuşmamı aynı şiirle sonlandırmıştım ben de, şiiri tekrar okumayacağım ama son sözünü bir kez daha tekrarlamakta yarar var.
Hepimize bir kez daha hatırlatmış olalım ki; “İnsan sorumluluktur!” O nedenle 4 Ekim 2018’de heyetinize hangi suça ortak olmadığımızı anlatmak için, sizin beni google’layarak bulduğunuzu tahmin ettiğim ve suç unsuru gibi göstermeye çalıştığınız Cizre ön inceleme raporumuzu da beyanımda zaten alıntılamış, inceleme sırasında bulduğum çocuk kemiğinin fotoğrafı da dâhil, birkaç kez “ceset fotoğrafı” diye rahatsızlığınızı ifade ettiğiniz fotoğraflarla o dönemde yaşananları aktarmaya çalışmıştım.
Size rahatsızlık veren o görüntüler benim işimin bir parçası, ama sizin de işinizin parçası.
Öyle olmalı! Burası bir Ağır Ceza Mahkemesi, dolayısıyla benim 4 Ekim’de yapmış olduğum sunum bir suç duyurusu niteliği taşımalıydı sizin için.
Dosyaya son anda ve esas hakkında mütalaanın ardından eklemiş olduğunuz raporu ve gazetelerde yayınlanmış söyleşilerimi görünce sevinebilirdim o nedenle.
Oysa işimi yaptığım, hem hekim, hem de adli tıp uzmanı olarak hakikatin peşinde olduğum için ödüllendirilmenin yarattığı mahcubiyet duygusu yerine, bu kez hakikatin ve insan hakları mücadelemizin suça dönüştürülme çabası karşısında utanç içindeyim, ne yazık ki.
“Bilin: Halkın ekmeğidir adalet. bakarsınız bol olur bu ekmek, bakarsınız kıt, bakarsınız doyum olmaz tadına, bakarsınız berbat. Azaldı mı ekmek, başlar açlık, bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya. Bozuk adalet yeter artık! Acemi ellerle yuğurulan, iyi pişirilmemiş adalet yeter! Yeter katıksız, kara kabuklu adalet! Dura dura bayatlayan adalet yeter! …”,
Der ya Bertolt Brecht, ben de suç duyurusu olarak ele alınması gereken, çıkıp kimsenin orada çocuk olmadığını, aksini kanıtlayamadığı bilimsel bir gerçekliği ve dolayısıyla savunma delilimizin suç olarak gösterilmeye çalışılması karşısında ancak Brecht ile verebiliyorum yanıtımı…
Geçen hafta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 70. Yılı anıldı.
Bildirgenin girişinde; “İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı bir zaruret olmasına” işaret edilir.
Aynı bildirgenin 10. maddesinde “Herkes, haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı cezai mahiyette herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikle, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir”, derken 11. maddede ise “Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.
Hiç kimse işlendikleri sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha şiddetli bir ceza verilemez”, demektedir.
Bağımsız ve tarafsız olmadığını düşündüğüm mahkemelerde; uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan barış talebinin, insan hakları ihlallerinin belgelenmesinin cezalandırılması, insan haklarının, hukuk rejimi ile korunması zorunluluğunun hiçe sayıldığını göstermektedir burada hepimize.
Bildirgenin 70. yılı İnsan Hakları haftası nedeniyle İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı olarak düzenlediğimiz İnsan Hakları Panoraması etkinliğinde konuşan sevgili dostum Eren Keskin konuşmasında Edward Said’den alıntıyla, “entelektüel kriz çözmez, kriz yaratır” demişti.
Peki, nasıl kriz yaratır bir entelektüel? Tabii ki soru sorarak, hakikatin peşinden ısrarla giderek… Yanıtlar kimsenin hoşuna gitmeyecek olsa da, sorularını esirgemez.
Kişisel olarak entelektüellik iddiasında değilim. Yanlış anlaşılmasın. Bir bütün olarak bir yıl boyunca Çağlayan’da dile getirilen her sözle, gene Edward Said’den, “entelektüelin kendisini bir hareketin gerçekliğiyle, halkın özlemleriyle, müşterek bir idealin peşinde ortak olarak koşanlarla birleştirdiğinde yankı bulan sesi” tanımlamasına denk düşen olağanüstü birikimedir yaptığım atıf.
Son bir yıldır 542 akademisyen haklarında barış istedikleri için “kopyala yapıştır” iddianamelerle açılan davalarda bugün itibarıyla 1009. duruşmada da olduğu gibi mahkemelerin araştırmadıkları delilleri sorgulamaya, hakikatin peşinde olmaya, rahatsız edici sorular sormaya devam ederek oluşturdu bu birikimi. Belli ki olması gerektiği gibi kriz yaratan bir bütünden söz ediyoruz.
“Çocuğun gördüğü düştür barış.”, diye başlar Yannis Ritsos “Barış” şiirine, uzundur şiir. Birkaç dizeyle sınırlayacağım o nedenle…
“…Barış sıcak yemeklerden tüten kokudur akşamda yüreği korkuyla ürpertmediğinde sokaktaki ani fren sesi ve çalınan kapı, arkadaşlar demek olduğunda sadece. Barış, açılan bir pencereden, ne zaman olursa olsun gökyüzünün dolmasıdır içeriye. Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın…”
Geçtiğimiz bir yıl boyunca kenetlenmiş ellerimizle birlikte durduğumuz tüm dostlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum. Barış istemek suç değildir. Suçlamalarınızı kabul etmiyorum.
İsrail Devleti Hükümeti Arasında Uyuşturucu ve Psikotrop Madde Kaçakçılığı ve Kullanımı, Terörizm ve Diğer Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşması; 3 Kasım 1994 tarihinde Kudüs’te imzalanmış , 15 Ocak 1995 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
İsrail Devleti Hükümeti Arasında Uyuşturucu ve Psikotrop Madde Kaçakçılığı ve Kullanımı, Terörizm ve Diğer Ağır Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşması
Bundan böyle Anlaşmaya Taraf olanlar diye anılacak olan İsrail Devleti Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, iki ülke arasındaki mevcut dostlu k ilişkilerini göz önünde bulundurarak,
İkili anlaşmanın uyuşturucu maddelerin yasadışı kullanımının önlenmesindeki önemini bilerek,
198B tarihli BM Uyuşturucu ve Psikotrop Madde Kaçakçılığı İle Mücadele Sözleşmesi ile 1972 Protokolü İle değiştirildiği gibi 1961 Narkotik Uyuşturucular Tek Sözleşmesi ve 1971 tarihli Psikotrop Maddeler Sözleşmesini hatırlayarak,
Demokratik değerleri ve İnsan haklarını reddeden terörün devam etmesinden deri n endişe duyarak, Uyuşturucu madde, ve psikotrop maddelerin kaçakçılığı ile birlikte terör ve diğer ağır suçlarla mücadelede iki ülke arasındaki işbirliğini daha da geliştirmek ve uygun kolluk kuvvetleri arasındaki işbirliğini ve iletişim kanallarını güçlendirmek arzusuyla,
Böyle bir İşbirliğinin her İki Taraf için de karşılıklı avantajlarının bilincinde olarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır,
MADDE I
1. Taraflar birbirlerine,
a-1972 Uyuşturucu Protokolü İle değiştirildiği gibi 1961 tarihli Uyuşturucu Maddeler Tek Anlaşması’nda, 1971 tarihli Psikotrop Maddeler Sözleşmesi’nde sıralanan ve Anlaşmaya Taraf olan iki ülkenin ulusal kanunlarının tanıdığı yasadışı üretimde kullanılan maddelerin kaçakçılığının önlenmesi ve kovuşturulmasında,
b-Uyuşturucu müptelalarının tedavisi ve rehabilitasyonu ile birlikte uyuşturucu kullanımının kontrolünde, yardım edecekler ve İşbirliğinde bulunacaklardır.
2. Bu açıdan Anlaşmaya Taraf Olanlar;
-Uyuşturucular ve Psikotrop Maddelerin kullanımı ve kaçakçılığı ve bunlarla mücadele tarzları ile ilgili bilgi ve ayrıntıların mübadelesini yapmaya,
-Uyuşturucular ve Psikotrop Maddelerden meydana gelen kriminal faaliyetler ile birlikte bunların kullanımı ve kaçakçılığı ile ilgili engelleyici servislerin faaliyetlerini koordine etmeye,
-önleme, sağlık eğitimi, uyuşturucu kullananların tedavisi ve rehabilitasyonu , uyuşturucu maddelerin önlenmesi ve kullanım fenomenine yönelik mücadeleye ilişkin kurumsal yapılar, mevcut metodlar ve sosyal faaliyetler alanlarındaki çalışma ve araştırmalarını karşılıklı olarak geliştirmeye ve de bilgi ve deneyimlerini paylaşmaya,
– Taraf oldukları adil yardımlaşma konulu uluslararası anlaşmalara uygun olarak el konulmuş narkotik maddelerin menşei ve tahlil raporları ile soruşturma belge örneklerini adli yardım konusunda resmi talep üzerine birbirlerine göndermeye ve bu konuda da karşılıklı bilgi alışverişinde bulunmaya,
-Uyuşturucu İle mücadele alanındaki eğitim çalışanları için toplantılar, konferanslar, seminerler ve kursla r tertiplemeye gayret edeceklerdir.
3. Anlaşmaya Taraf olanlar, gerektiğinde, uyuşturucu ve psikotrop maddelerin kaçakçılığı ile mücadelede işbirliğini geliştirme nazarıyla müzakereler için birbirlerinin ilgili makamlarının yetkililerini karşılıklı olarak davet edeceklerdir .
4. Anlaşmaya Taraf olanlar, bu maddenin uygulanmasından sorumlu olan yetkili makamlarını birbirlerine diplomatik kanallarla bildireceklerdir.
MADDE 2
Terörle mücadelede, Anlaşmaya Taraf olanla r halkın korunması amacıyla alınan güvenlik tedbirleri ile ilgili bilgi ve deneyimleri n mübadelesinde işbirliğinde bulunacaklardır.
Terör meselelerindeki işbirliği, ilgili birimler vasıtasıyla, Anlaşmaya Taraf olanların polis makamları tarafından gerçekleştirilecektir.
MADDE 3
Diğer ağır suç tipler i il e mücadele bakımından, Taraflar ulusal yasalarının izin verdiği ölçüde Polis yetkilileri arasında bilgi alışverişini sürdürmeye teşebbüs edeceklerdir .
MADDE 4
Bu Anlaşma dahilindeki işbirliği, bu Anlaşmanın kapsadığı alanlarda diğer Taraf ülkede yapılan uluslararası konferanslar veya toplantılar ve de yeni ulusa l kanunlar hakkındaki bilgi mübadelesini de kapsayacaktır.
MADDE 5
1. Bu Anlaşmanın kapsadığı alanlardaki İşbirliği, Adli Meselelerde Avrupa Karşılıklı Yardım Sözleşmesi ve Avrupa Suçluların İadesi Sözleşmesi ile birlikte iki ülkenin ulusal kanunlarına uygun olarak gerçekleştirilecek ve buna tabi olacaktır. Böyle bir işbirliğinin Tarafların ulusa l kanunlarına uygun olduğu boyutlarda ICPO/Interpol normlarına ve uygulamalarına uygun olmasına çalışılacaktır.
2. Ayrıca, uyuşturucu madde alanında işbirliği anlaşmasına Taraf olan her İki ülkenin de onayladığında 1961 tarihli Uyuşturucu Maddeler Tek Anlaşması, 1971 tarihli Psikotrop Maddeler Sözleşmesi ve 1988 tarihli BM Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Sözleşmesinin şartlarına ve ulusal yasalara uygun olarak yapılacaktır.
MADDE 6
Bu Anlaşmanın kapsadığı alanlardaki işbirliği çerçevesinde, Anlaşmaya Taraf olanların yetkili makamları arasında polis uzmanları mübadelesi yapılabilir.
MADDE 7
Taraflar, kriminal teknolojinin, kriminal araştırma metod ve vasıtalarının kullanımı ile ilgili deneyimlerini birbirine aktarmada ve suç İle mücadeleden sorumlu biri m yöneticileri arasında eğitim ve seminerler düzenlenmesi alanında İşbirliği yapacaklardır.
MADDE 8
Her İki Tarafın temsilcilerinden oluşan bir Türk-İsrail Ortak Komitesi kurulacaktır ye Anlaşmaya Taraf olanlardan birinin isteği üzerine gerektiğinde Ankara ve Kudüs’te münavebeli olarak bir araya geleceklerdir.
Komite, bu Anlaşmadaki faaliyetler i koordine etmekten sorumlu olacaktır ve ihtiyaç duyulduğunda bu Anlaşmanın yürütülmesinden sorumlu yetkili makamlarca gösterilen uzmanları da içine alabilecektir.
Taraflarda n hiçbiri diğerinin müsaadesini almadan bu ülke ile ilgili gizli bilgileri açıklamayacak ve üçüncü bir ülkeye İntikal ettirmeyeceklerdir.
MADDE 9
Bu Anlaşmanın yürütülmesi için olan prosedür düzenlemeleri üzerinde her iki Tarafın yetkili makamlarınca ortak olarak çalışılacaktır.
MADDE 10
Bu Anlaşmada belirtilen işbirliğinin yürütülmesinde, tarafların ulusal mevzuatına uygunluk esas alınacaktır.
MADDE 11
Bu Anlaşma bir yıl süreyle geçerli olacak ve Taraflardan birinin Anlaşmayı sona erdirme isteğini öteki Tarafa en az üç ay önceden diplomatik kanaldan yazılı olarak bildirmemesi durumunda birer yıllık sürelerle otomatik olarak yenilenecektir.
MADDE 12
Bu Anlaşma onay belgelerini n diplomatik kanaldan mübadelesinden otuz gün sonra yürürlüğe girecektir.
Bu Anlaşma Musevi Takviminin 5755’in 29 Heşvan gününe tekabül eden 3 Kasım 1994 tarihinde Kudüs’te İbranice, Türkçe ve İngilizce dillerinde ikişer nüsha olarak imzalanmıştır. Yorumlamadan doğan anlaşmazlıklarda İngilizce metin esas alınacaktır.
İnsan Genomu ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi(Universal Declaration on the Human Genome and Human Rights), Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansının 11 Kasım 1997 tarihli yirmi dokuzuncu oturumunda düzenlenmiş, 9 Aralık 1998 tarih ve 53/152 sayılı Genel Kurul kararıyla onaylanarak ilan edilmiştir.
İnsan Genomu ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, insan genomu araştırmalarıyla ilgili etik ilkeleri ve insan haklarını korumayı amaçlayan uluslararası bir metindir. İnsan genomu üzerine yapılan araştırmaların etik çerçevesini çizen, genetik bilgi ve verilerin kullanımını ve korunmasını düzenleyen bildirge, genetik özelliklere dayalı ayrımcılığı reddetmekte, genetik araştırmaların şeffaflık, onay ve gizlilik ilkelerine dayalı olarak yapılmasını vurgulamaktadır. İnsan onurunu korumak ve genetik bilimin ilerlemesini insanlığın sağlığına hizmet edecek şekilde teşvik etmektedir.
UNESCO Anayasası Başlangıç Bölümü’nün “insan onuru, eşitliği ve insanın kişiliğine saygıya ilişkin demokratik ideal”e atıfta bulunduğunu ve “ırklar ve insanların eşit olmadığını ileri süren her türlü dogmayı” reddettiğini, “insan onurunun, kültür ve eğitimin adalet, özgürlük ve barış için geniş yayılımını gerektirdiğini ve bununla ilgili olarak bütün ulusların sorumluluk ve karşılıklı yardımlaşma ile yerine getirmesi gereken kutsal görevler olduğunu” belirttiğini, “barışın insanoğlunun fikri ve ahlaki dayanışma temeli üzerine kurulması gerektiğini” ilan ettiğini, Örgüt’ün “dünya uluslarının eğitim, bilim ve kültür alanlarında işbirliği ile Birleşmiş Milletler Örgütü’nün kuruluş amaçlarını oluşturan ve Kurucu Antlaşması’nda ilan edilen uluslar arası barış ve insanlığın ortak refahı hedeflerine ulaşmaya çaba harcadığını” belirttiğini anımsayarak,
10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde, 16 Aralık 1966 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Hakları ile Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Birleşmiş Milletler Uluslararası Sözleşmeleri’nde, 9 Aralık 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde, Her Türlü Irk Ayrımının Ortadan Kaldırılması konusundaki 21 Aralık 1965 tarihli Birleşmiş Milletler Uluslararası Sözleşmesinde, Zihinsel Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin 20 Aralık 1971 tarihli Birleşmiş Milletler Bildirgesinde, Engellilerin Haklarına İlişkin 9 Aralık 1975 tarihli Birleşmiş Milletler Bildirgesinde, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına dair 18 Aralık 1979 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesinde, Suçtan ve Gücün Kötüye Kullanılmasından Mağdur Olanlar için Adaletin Temel İlkeleriyle ilgili 29 Kasım 1985 tarihli Birleşmiş Milletler Bildirgesinde, 20 Kasım 1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde, Engelli Kişilere Fırsat Eşitliği Sağlanması Hakkında 20 Aralık 1993 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesinde, Bakteriyolojik (Biyolojik) ve Toksinli Silahların Geliştirilmesi, Yapımı ve Stoklanmasının Yasaklanması ve Bunların İmhasına İlişkin 16 Aralık 1971 tarihli Sözleşmede, Eğitimde Ayrımcılığa Karşı 14 Aralık 1960 tarihli UNESCO Sözleşmesinde, Uluslararası Kültürel İşbirliği İlkelerine dair 4 Kasım 1966 tarihli UNESCO Bildirgesinde, Bilimsel Araştırmacıların Statüsü konusundaki 20 Kasım 1974 tarihli UNESCO Tavsiye Kararında, Irk ve Irkçı Önyargılar Konusundaki, 27 Kasım 1978 tarihli UNESCO Bildirgesinde, İstihdam ve Meslek ile İlgili Ayrımcılık Hakkındaki 111 sayılı ve 25 Haziran 1958 tarihli Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesinde, Bağımsız Ülkelerde Yerli ve Kabile Halkları ile ilgili 169 sayılı ve 27 Haziran 1989 tarihli ILO Sözleşmesinde teyid edilen insan hakları evrensel ilkelerine bağlılığını önemle anımsayarak,
Fikri mülkiyet alanındaki genetik uygulamalarını ilgilendirebilecek uluslar arası belgeleri, özellikle Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına dair 9 Eylül 1886 tarihli Bern Sözleşmesi, 24 Temmuz 1971’de gözden geçirilen 6 Eylül 1952 tarihli UNESCO Uluslararası Telif Hakları Sözleşmesi, 14 Temmuz 1967 de Stockholm’de gözden geçirilmiş olan Endüstriel Mülkiyet Haklarının Korunmasına dair 20 Mart 1883 tarihli Paris Sözleşmesi, 28 Nisan 1977 tarihli Patent Amacına Yönelik Olarak Mikroorganizmaların Bankalanmasının Uluslararası Kabulunün, WIPO Budapeşte Antlaşması, 1 Ocak 1995 te yürürlüğe giren
Dünya Ticaret Örgütü Antlaşmasına eklenmiş olan Fikri Mülkiyet Haklarının Ticari Yönleri Antlaşması (TRIPs) nı akılda tutarak ve onların hükümlerine halel getirmeksizin,
5 Haziran 1992 tarihli Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ni de anımsayarak ve bu bağlamda, insanlığın biyolojik çeşitliliğini kabulünün İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin Başlangıç bölümüne uygun olarak, “insanlık ailesinin tüm üyelerinin eşit ve devrolunmaz haklarını ve doğası gereği taşıdığı onuru” sorgulamaya neden olacak sosyal ya da siyasal nitelikli hiçbir yoruma yol açamayacağını da vurgulayarak,
UNESCO’yu insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı çerçevesinde biyoloji ve genetik alanlarında bilimsel ve teknik gelişmelerin sonuçları ile ilgili etik düşünceleri ve bunlarla bağlantılı eylemleri desteklemek ve geliştirmekle yükümlü kılan 22 C/ Kararının 13.1 maddesi, 23 C/ Kararının 13.1 maddesi, 24 C/ Kararının 13.1 maddesi, 25 C/ Kararlarının 5.2 ve 7.3 maddeleri, 27 C/ Kararının 5.15 ve 28/C Kararlarının 0.12, 2.1 ve 2.2 maddelerini anımsayarak,
İnsan genomu konusundaki araştırmaların ve bunların uygulamalarının, bireylerin ve bütün insanlığın sağlık koşullarının iyileştirilmesi yönünde görüş açısını büyük ölçüde genişlettiğini kabul ederek; ancak bu araştırmaların aynı zamanda, genetik özelliklere dayalı her türlü ayırımcılığın yasaklanmasının yanısıra, insan onuruna, özgürlüğüne ve haklarına tam saygı göstermesi gerektiğini vurgulayarak,
Aşağıdaki ilkeleri ilan ve işbu Bildirgeyi kabul eder.
İnsan Onuru ve İnsan Genomu
Madde 1
İnsan genomu insanlık ailesinin tüm üyelerinin temel “bir”liğini oluşturduğu gibi insanların doğasında varolan onur ve çeşitliliğinin kabul edilmesinin de dayanağıdır. Sembolik anlamda, insan genomu insanlığın mirasıdır.
Madde 2
Genetik özellikleri ne olursa olsun herkesin onuru ve haklarına saygı görme hakkı vardır.
Bu onur, bireyleri genetik özelliklerine indirgememeyi ve insanların benzersizlik ve çeşitliliğine saygı gösterilmesini zorunlu kılar.
Madde 3
Doğası gereği, değişen insan genomu mutasyonlara açıktır. İnsan genomu her bireyin özellikle sağlık durumu, yaşam koşulları, beslenmesi ve eğitimi dahil olmak üzere, doğal ve sosyal çevresine göre, kendini farklı biçimde ifade eden potansiyelleri taşır.
Madde 4
İnsan genomu doğal durumunda parasal kazanç konusu yapılamaz.
Madde 5
Kişinin genomunu etkileyecek bir araştırma, tedavi veya tanı girişimi ancak olası risk ve yararların önceden ve titizlikle değerlendirilmesinden sonra ve ulusal hukukun bütün diğer gereklerine uyularak yapılabilir.
Her durumda ilgili kişinin özgür ve aydınlatılmış onayı önceden alınacaktır. Eğer kişi onay verecek durumda değil ise, bu konudaki onay veya yetki, yasaya uygun olarak ve kişinin yararı doğrultusunda alınacaktır.
Her bireyin, genetik inceleme ve bunların doğuracağı sonuçlar hakkında bilgi sahibi olmak veya olmamak kararına saygı gösterilmelidir.
Buna ek olarak, araştırma söz konusu olduğunda araştırma protokolleri, ilgili ulusal ve uluslararası norm ve ilkelere uygun olarak ön değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Eğer yasaya göre bir kişinin onay vermesi için yeterliliği mevcut değilse kişinin genomunu etkileyecek araştırma, sadece onun sağlığına doğrudan yararlı olacaksa, yasada öngörülen yetki ve koruyucu hükümlere uygun olarak yürütülebilir. Sağlığa doğrudan yarar sağlama beklentisi olmayan bir araştırma ancak istisnai durumlarda, büyük bir özenle, kişiyi en az risk ve sıkıntıya sokacak bir şekilde ve ancak araştırma aynı yaş grubu veya aynı genetik durumda olan kişilerin sağlığına yarar sağlamayı amaçlıyorsa ve yasanın koyduğu hükümlere bağlı olarak ve ilgili kişinin bireysel haklarının korunması koşulu ile yapılabilir.
Madde 6
Hiç kimse genetik özellikleri nedeni ile insan hak ve temel özgürlükleri ile onurunu ihlal etmeye yönelik veya bunları ihlal edici sonuçlar doğuracak bir ayırımcılığa maruz bırakılmamalıdır.
Madde 7
Araştırma veya başka amaçla, muhafaza edilen veya işleme tabi tutulan, kimliği bilinen bir kişiyle ilişkilendirilmiş genetik veriler yasa tarafından belirlenen koşullarda gizli tutulmalıdır.
Madde 8
Her birey, doğrudan ve belirleyici sebebi genomuna yönelik bir müdahale olan zararın hakkaniyete uygun giderimini isteme hakkına sahiptir.
Madde 9
İnsan haklarını ve temel özgürlüklerini koruyabilmek için, onay verme ve gizliliğin korunmasına dair ilkelere ancak yasa ile, zorlayıcı nedenlerden ötürü ve uluslar arası hukuk ve uluslar arası insan hakları hukukunun sınırları içinde sınırlamalar getirilebilir.
İnsan Genomu İle İlgili Araştırma
Madde 10
Özellikle biyoloji, genetik ve tıp alanlarında insan genomu ile ilgili olarak yürütülecek hiçbir araştırma ya da uygulama, insan haklarına, temel özgürlüklere, bireylerin veya insan topluluklarının onuruna gösterilen saygıdan daha üstün değildir.
Madde 11
Üremeye yönelik insan klonlama gibi insan onuruna aykırı uygulamalara izin verilemez. Devletler ve yetkili uluslararası örgütler böyle uygulamaların ortaya çıkarılması ve bu Bildirgede ortaya konan ilkelere uygun olarak gerekli önlemlerin ulusal veya uluslararası düzeyde alınması amacıyla işbirliği yapmaya çağrılmaktadır.
Madde 12
İnsan onur ve haklarına saygı kapsamında herkes, insan genomu konusundaki biyoloji, genetik ve tıpdaki ilerlemelere erişim hakkına sahiptir.
Bilginin gelişmesi için gerekli olan araştırma özgürlüğü, düşünce özgürlüğünün bir parçasıdır. Biyoloji, genetik ve tıpdaki uygulamalar dahil olmak üzere insan genomu ile ilgili araştırma uygulamaları, acılarını dindirmek ile bireylerin ve tüm insanlığın sağlığını iyileştirmeyi amaçlamalıdır.
Bilimsel Araştırma Yürütme Koşulları
Madde 13
İnsan genomu ile ilgili araştırmaların etik ve sosyal etkilerinden dolayı, hem araştırmanın yürütülmesi, hem de bulguların sunuşu ve kullanılması aşamalarında araştırıcıların çalışmalarında doğal olarak bulunması gereken sorumluluklar, özellikle de titizlik, tedbir, bilimsel dürüstlük ve saygınlığa özel bir dikkat gösterilmelidirler. Bilim politikası alanında kamusal ve özel karar makamlarının da bu alanda belirli sorumlulukları vardır.
Madde 14
Devletler, insan genomu ile ilgili araştırmaların özgürce gerçekleştirilebilmesi için uygun fikri ve maddi koşulları geliştirmeye ve bu Bildirgede öngörülen ilkeler ışığında bu araştırmaların etik, hukuki, sosyal ve ekonomik etkilerini dikkate almaya yönelik uygun önlemleri almalıdır.
Madde 15
Devletler, insan haklarına, temel özgürlüklere, insan onuruna saygı göstermek ve toplum sağlığını korumak amacı ile bu Bildirgede öngörülen ilkelere uygun olarak insan genomu ile ilgili araştırmaların serbestçe yürütülüş çerçevesini belirlemek için gerekli önlemleri almalıdır. Devletler, araştırma sonuçlarının barışçı olmayan amaçlarla kullanılmamasını sağlamak için çaba göstermelidir.
Madde 16
Devletler, insan genomu ile ilgili araştırmalar ve bunların uygulamalarının ortaya çıkardığı etik, hukuki ve sosyal sorunların değerlendirilmesinden sorumlu bağımsız, çeşitli bilim dalları ve görüşleri temsil eden, etik komitelerin uygun görülecek çeşitli düzeylerde kurulmasının teşvik edilmesinin yararını kabul etmelidir.
Dayanışma ve Uluslararası İşbirliği
Madde 17
Devletler, genetik hastalık veya özürlere yatkınlığı olan veya bunlara yakalanmış olan bireyler, aileler ve topluluklarla dayanışma göstermeli, geliştirmeli ve dayanışmayı desteklemelidir. Devletler, genetik kökenli olan veya genetik yatkınlık nedeni ile ortaya çıkan ve özellikle nadir hastalıkların yanısıra dünya nüfusunun büyük kısmını etkileyen endemik hastalıkların da belirlenmesi, önlenmesi ve tedavisine yönelik araştırmaları desteklemelidir.
Madde 18
Devletler, bu Bildirgede öngörülen ilkelere gerekli saygı çerçevesinde insan genomu, insan çeşitliliği ve genetik araştırmalarla ilgili bilimsel bilgilerin uluslararası yayılımını desteklemeye devam etmeye ve bu bağlamda özellikle sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında bilimsel ve kültürel işbirliğini geliştirmeye çaba göstermelidir.
Madde 19
Gelişmekte olan ülkelerle uluslararası işbirliği çerçevesinde devletler aşağıdaki amaçlara yönelen önlemleri desteklemelidir.
İnsan genomu ile ilgili araştırmalara bağlı risk ve yararların değerlendirilmesi ve kötüye kullanımının önlenmesi,
Özel sorunlarını da göz önünde tutarak gelişmekte olan ülkelerin insan biyolojisi ve genetiği ile ilgili araştırma yapabilme kapasitelerinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi,
Ekonomik ve sosyal ilerlemeyi herkesin yararına desteklemek için, gelişmekte olan ülkelerin bilimsel ve teknolojik araştırmaların ilerlemelerinden yararlanmasını sağlamak,
Biyoloji, genetik ve tıp dallarında bilimsel bilgi ve verilerin serbestçe alışverişinin özendirilmesi,
Yetkili uluslararası kuruluşlar, Devletler tarafından yukarıdaki amaçlar doğrultusunda yapılacak girişimleri desteklemeli ve geliştirmelidir.
Bildirgedeki İlkelerin Tanıtım ve Teşviki
Madde 20
Devletler, disiplinlerarası alanlarda araştırma ve eğitim yapılması ve özellikle bilim politikalarından sorumlu farklı kişilere yönelik olmak üzere her düzeyde biyoetik eğitiminin teşviki suretiyle bu Bildirgede öngörülen prensipleri hayata geçirmeye uygun önlemleri almalıdır.
Madde 21
Devletler, biyoloji, genetik ve tıp bilimlerinde araştırmalar ve bunlardan kaynaklanan uygulamaların ortaya çıkarabileceği insan onurunun korunmasıyla ilgili temel sorunlar hakkında toplumun ve bireylerin sorumluluk bilincinin artmasını sağlayacak şekilde her türlü araştırma, eğitim ve bilgi dağıtımı eylemlerini destekleyecek önlemleri almalıdır. Devletler, ayrıca bu alanlarda çeşitli sosyo kültürel, dini ve felsefi fikir akımlarının özgürce ifade edilmesini sağlamayan uluslararası açık tartışma ortamını desteklemelidir.
Bildirgenin Uygulanması
Madde 22
Devletler, bu Bildirgede öngörülen ilkelerin teşviki ve her türlü uygun önlem yoluyla bu ilkelerin uygulanmasını sağlamak için çaba harcamalıdır.
Madde 23
Devletler, eğitim, öğretim ve bilginin yayılımı yoluyla anılan ilkelere saygı gösterilmesini ve bu ilkelerin tanınmasını ve etkin uygulanmasını teşvik için uygun önlemler almalıdır. Devletler, ayrıca bağımsız etik komiteler arasında işbirliğine, bilgi alışverişi ve iletişim ağlarını destekleyerek ortam yaratmalıdır.
Madde 24
UNESCO Uluslararası Biyoetik Komitesi, bu Bildirgede yer alan ilkelerin yayılmasına, bu ilkelerin uygulanmasından ve adıgeçen teknolojilerin gelişmesinin ortaya çıkarttığı sorunların ayrıntılı olarak incelenmesine katkıda bulunmalıdır. Komite genetik hastalıklara yatkın topluluklar gibi ilgili taraflarla gerekli her türlü görüş alışverişlerini organize etmelidir. Komite UNESCO’nun prosedürlerine uygun olarak Genel Konferansa yönelik tavsiyeler ve Bildirge’nin uygulanmasının takibi ve özellikle eşey hücresinin yapısına müdahale gibi insan onuruna aykırı olabilecek uygulamaların saptanması konusunda görüşler oluşturmalıdır.
Madde 25
Bu Bildirgenin hiçbir hükmü Bildirgede öngörülen ilkeler de dahil olmak üzere insan haklarına ve temel özgürlüklere aykırı herhangi bir eylemde bulunmak veya bu çeşit bir etkinliğin içinde yer almak amacıyla hiçbir devlete, topluluğa veya kişiye hak tanıyor biçiminde yorumlanamaz.
İspirto ve isportolu içkiler kanunu gereğince ispirto sanayiine ve şaraba ayrı yerler ayrılmış, halkın tüketimine arz edilen içkilerin kalitesi, sağlık açısından ve bilimsel bakımından kontrol getirilmiştir. Ülkenin tarım üretimi ve ekonomisi bakımından üzümcülük ve bağcılığın teşviki ve geliştirilmesi amacıyla İnhisar idaresi tarafından şarap ve bira tamamen serbest bırakılmış, isteyen lokantaların şarap ve bira servis etmelerinde kısıtlama kaldırılmıştır. Tamim(Genelge), şarap ve biranın daha serbest satılarak, şarapçılığın inkişafını, üzümcülüğün ıslahını, memlekette üzüm ziraatının güçlendirilesini hedeflemiştir. Genelgenin çıkarıldığı ve uygulandığı yıllarda meclisteki bazı milletvekilleri ve kimi idareciler serbestliğe karşı çıkarak içki ürünlerini halkın tüketimini teşvik etmek yerine ihraç etmek gerektiğini savunmuşlardır.
İnhisarlar Umum Müdürlüğünden: Bira ve şarabın her yerde kadehle satılabileceği hakkında Tamim
470 numaralı kanunun tatbik suretin i gösteren kararnameni n 9 uncu | maddesinde (Bira ve Likör ve terkibinde mevaddı mezkûreden daha fazla derecede ispirto bulunmayan meşrubatın kadrille istimali caiz olan imenatık berveçhiati Hükümetçe tayin ve tesbit olunur. Ancak bu menatıkın tayin olunacak hududları dahilinde dahi mezkûr meşrubatın kadehle füruhtu, kanunu mahsusun altıncı maddesinde mezkûr olan lokanta ve emsali yemek ve yiyecek satan mahallere inhisar eyler) denilmektedir .
Bu maddeye tevfikan şimdiye kadar her ınevi içki satacak olan bayilere aid dükkânların tayin edilen mıntıka hududları dahilinde bulunması lâzım gelmekte idi. 2/8657 sayılı ve 21/4/1938 tarihli kararname ile kadehle bira ve şarap satışlarının bu talıdid haricinde bırakılmadı, yani bira ile şarabın her istenilen mahalde satılmasına müsaade edilmesi kararlaştırılmış olduğundan badema; kadehle bira ve şarap veyahut bunlardan yalnız birisini satmak isteyenler olduğu takdirde bu gibiler -dükkânları mıntıka dahilinde olsun olmasın – idarece usulen alınacak resim mukabilinde ruhsat tezkeresi verilmesi icabeder. Keyfiyetin alâkadarlara bildirilmesini ve mülhakatınıza tamimini dilerim. 28/5/1938
Ernest Gellner, milletleri, milletlerin doğuşunu ve özelliklerini, milliyetçiliğin kökenleri ile dayandığı siyasi, felsefi ve sosyolojik temelleri araştırdığı “Nations and Nationalism/Milletler ve Milliyetçilik” isimli eserinde, vahşi kültürler ile bahçe kültürlerini inceler, bunların bir karşılaştırmasını yapar ve şunları yazar: “vahşi kültürler, bir kuşaktan diğer kuşağa, kendilerinin veya başkalarının tasarımı, nezareti, gözetimi, beslemesi olmaksızın kendilerini yeniden üretirler. Başkalarının tasarımına, nezaretine, bakımına, gözetimine ve beslemesine gereksinimi olan bahçe kültürleri ise, ancak uzmanlaşmış kişiler tarafından yetiştirilebilir. Aksi halde, bahçe kültürleri yok olmaya mahkumdurlar.”
Leeds Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Zygmunt Bauman’un, modernite, post-modernite kavramları ile entelektüel işlevin yerine getirildiği alanları ve bunların bağlamlarını incelediği “Legislators and Interpreters/On Modernity, Post-Modernity and Intelectuals/Modernlikte, Post-Modernlikte ve Entelektüellikte – Yasa Koyucular ve Yorumcular” isimli eserinde işaret ve ifade ettiği üzere, “Modernitenin ortaya çıkışı, vahşi kültürlerin bahçe kültürüne dönüşmesi sürecidir. On yedinci yüzyılda ivme kazanan ve on dokuzuncu yüzyılın başlarında Avrupa kıtasının batı yakasında hemen hemen tamamlanan ve elde ettiği başarıdan dolayı dünyanın diğer taraflarınca örnek olarak alınan bu süreç, yeni bir rolü ortaya çıkarmıştır. Avlak bekçilerinin yerini alan bahçıvan rolünü!”
Yine Bauman’a göre, “Kendilerini, bakmaları için kendilerine emanet edilen arazideki bitkileri ve hayvanları beslemekle, yetiştirmekle, terbiye etmekle görevli ve yükümlü görmeyen, sadece bitkilerin ve hayvanların sorunsuz biçimde yeniden üremelerini güvence altına almakla görevli ve yükümlü sayan avlak bekçilerinin aksine, bahçıvanların görevi, kendilerine emanet edilen bahçedeki bitkilere zarar veren yaban otlarını temizlemek, bahçedeki ağaçları, çiçekleri, başkaca diğer bitkileri işlemek, beslemek, üretmek, onları yeniden tasarlamaktır.”
Hem Bauman’a, hem de Gellner’e göre, moderniteyi yaratan iktidar “bahçıvan modeli” üzerine kurulmuştur.
Akılcılaştırma düşüncesi ile sıkı sıkıya bağlı olan, ancak sadece akılcılaştırmaya indirgenmemesi gereken modernlik; özgürlüğün, inançların, aidiyetlerin, başta kültür olmak üzere geleneksel olan her şeyin yıkılması ile ilerleme kaydeden, akılcılığa tanınan rolden daha çok akılcı bir toplum inşa etme düşüncesine hizmet eden bir süreçtir. Bu süreç, aklın, bilimi ve tekniği yönetmesi ile yetinmez. Laik bir temel üzerinde, insanları, nesneleri, hukuku, ekonomiyi, toplum yaşamını yönetmeyi de kapsar ve dünyevileştirmeyle ilişkilendirilen akılcılaştırmayı, kişisel ve kolektif yaşamın yegane örgütlenme ilkesi haline getirir.
Fransız toplumbilimci Alain Touraine’nın, tarihin ve ideolojilerin sonu, evrensel değerlerin tükenişi ile bunlarla bağlantılı olarak düşünce ve sanat dünyasına egemen olan post-modernizm tartışmalarının, aslında modernizmi sorgulaması gerektiğini ileri sürdüğü, modernliğin ve buna bağlı olarak dünyanın özne temelinde yeniden kurulmasını önerdiği “Modernliğin Eleştirisi” isimli kitabında işaret ettiği gibi: “İnsanların, aklın keşfettiği ve bizzat o aklın da tabi olduğu doğal yasalarca yönetilen bir dünyaya ait olduğuna vurgu yapan bir anlayış, felsefi ve iktisadi bağlamda ise, aklın zaferi, özgürleşme ve devrim olarak tanımlanabilecek olan modernlik, harekete geçirmekten daha çok çeki düzen vermeyi amaçlar. Sermaye ve emekten daha çok aklı merkeze alan modernlik, sınırlarını aklın belirlediği bir müfredat içerisinde, ticaretin, mübadele kurallarının, kamu yönetiminin düzenlenmesine, hukukun egemen kılınmasına, geleneklerin, yasakların, ayrıcalıkların eleştirilmesine ağırlık verir.”
Her iktidarın bilgiye gereksinimi vardır. Zira iktidar sahibi olmak, bilgiyi, bilgili olmayı gerektirir. Bilgi iktidara vizyon, derinlik, meşruluk ve etkinlik kazandırır. Bilgiye gereksinim duyan her iktidar gibi, aydınlanma projesinin iktidarı da vizyon, derinlik, meşruluk ve etkinlik sağlamak amacı ile bilgiyi kullanmıştır. Nitekim modernite ile birlikte öne çıkan ve toplumun, önceden tasarlanmış bir modele göre biçimlendirilerek yönetilmesini, bunun için gerekli kaynaklara ve iradeye sahip yeni tür bir devlet iktidarının ortaya çıkmasını ve bununla uyumlu, bağımsız, özgür ve özerk bir söylemin kurulmasını öngören iktidar/bilgi sendromu, aydınlanma projesine giden yolda kullanılan en önemli ve etkili araçtır. Zira akıl/bilgi/iktidar üçlüsünün ortaklığından oluşan aydınlanma projesinin önceliği, devletin yapılanmasından, devletin uygulayacağı politikaların ve yöntemlerin belirlenmesinden, devletin yönetimi altındakileri denetimi altında almasından, onları düzene sokmasından ve bunun için de yönetilenleri terbiye etmesinden ve ehlileştirmesinden ibarettir.
Bununla birlikte, hem özgürleştirici, hem de yeni tahakküm cihazları yaratan bir süreç olan aydınlanma ile birlikte insan özgür ve özerk bir varlık olarak; algılanmaya başlamış, doğa, yaradılıştan gelen dinsel anlamından ve bağından koparılarak bizatihi araştırmaya değer görülmüş; bilgi ise, bu iki özerk kategori arasındaki bağlantıyı kurmuştur. Bu suretle, insanın ve doğanın sınırları dinsel alanının baskısından kurtularak kendisine özgür bir alan yaratmış, böylece bilgi de kendisini boğan skolastik zincirlerinden kurtulmuştur.
Ne var ki, Zygmunt Bauman’nın da vurgu yaptığı üzere, tarihe aydınlanma çağı olarak geçen toplumsal/entelektüel akım: sadece hakikatin, aklın, akılcılığın, bilimin lehine büyük bir propaganda uygulaması değildir. On sekizinci yüzyılın üçüncü çeyreğinde Fransa’da ortaya çıkan ve aydınlanma projesini yürüten “les philosophes” topluluğu içinde yer alan düşünürlerden Diderot’a göre, aydınlanma, sadece bir yığın ve tüm insanların en aptalı ve en kötüsü sayılan, D’Alembert’e göre, güçlü ve cömert eylemlerde bulunmaktan aciz, cahil ve aptal olan, Voltaire’e göre yırtıcı, vahşi, geri zekalı, kör hayvanlardan oluşan, Rousseau’ya göre, eğitilmesine olanak bulunmayan halka ve zihni ile aklı karışık eğitimsiz kitlelere aydınlığı götürmekten ibaret bir süreç de değildir. Aksine aydınlanma projesinin amacı; devletin gücünü, iktidarını, iddialarını, nüfuz alanını genişletmek, daha önce kilisenin yerine getirdiği pastoral işlevi devlete aktarmak, devleti toplumsal düzenin yeniden üretimini planlamak, tasarlamak ve yönetmek işlevi çerçevesinde örgütlemek, devletin yönetimi altında olanların toplumsal yaşamına yön vermek, hukuku egemen kılmak suretiyle toplum yaşamını kurallı hale getirmek ve buna bağlı olarak hukuk yoluyla toplumu dönüştürmek, terbiye edici eylemin bütünüyle yeni ve bilinçli olarak tasarlanmış toplumsal mekanizmasını yaratmaktır.
Yeni ve bilinçli olarak tasarlanmış bu toplumsal mekanizmanın yaratılması ve yerleştirilmesi amacı ile kullanılan teknikleri kavrayabilmek için ise Michel Foucault’ya kulak vermek gerekir. Michel Foucault, “Bilgi ve İktidar” isimli özgün eserinde, toplum tarihçilerinin dikkatini “gözetim” ya da “yola getirici iktidarın” ortaya çıkmasına, modern çağın başlarında oluşan “toplumsal denetimde göz tekniğinin” gelişimine çeker ve bu tekniğin modern çağı, insan davranışının her yönünün kılı kırk yaran bir şekilde hizaya sokulduğu bir bedensel talim dönemi haline getirdiğini belirtir.
Bu süreçle birlikte ortaya çıkan iktidarın belirgin iki niteliği vardır: “pastorallik” ve “yönlendiricilik.” Fransız düşünür Michel Foucault’un açıklamasına göre, pastoral iktidar kendi adına değil, tebaasının iyiliği için kullanılan iktidardır. Bencil amaçları olmayan bu iktidarın tek amacı, tebaasının daha iyi duruma gelmesini sağlamaktır. Tebaası ile kolektif olarak değil, birer birey ilgilenen bu iktidar türü, her bireyin ıslahını amaçladığı için, bireyi kolektif yaşamın özerk bir birimi olarak yorumlar.
İngilizce karşılığı “proselytization” olan “yönlendiricilik” sözcüğü, “kendi dinine çevirme”, “ihtida ettirme”, “başka bir dine, siyasal partiye vb. katılmaya ikna etme ya da ikna etmeye çalışma” anlamına gelir. Michel Foucault’dan esinlenen Zygmunt Bauman’a göre, yönlendiriciliğin amacı ile yönlendirici iktidarın ayırt edici özelliği: yönetimi altında olanları, bir yaşam biçiminden bir başka yaşam biçimine döndürmeye kararlı olması; kendisini doğru olanı bilen ve uygulayan, yönetimi altındakileri ise doğru olanı bilmekten ve bulmaktan aciz varlıklar olarak görmesidir.
Sağaltıcı iktidar ya da vasilik kompleksi olarak isimlendirilen iktidar türlerinde olduğu gibi, yönlendirici iktidar, yönetimi altındakileri zorunlu olarak kendi imgesine göre biçimlendirmeyi hedefler ve o nedenle değişik yaşam tarzları arasındaki farklılığı gidermeyi ve çözmeyi amaçlamaz.
Hemen ifade etmek gerekir ki, Foucault’nun işaret ettiği, Bauman’nın anlaşılmasına katkı yaptığı anlamda iktidar, yani pastoral ve yönlendirici iktidar modern çağla birlikte doğmamıştır. Aksine, modernlik öncesinde de var olan bu iktidar türü, denetimi altındakilerin yararına gördüğü iktidarını, aynı yöntemlerle, yani gözetim ve denetim yoluyla yerine getirmiştir. Modernizmin erken dönemi ile birlikte ortaya çıkan olgu, gözetim gücünü elinde tutan ve bu işlevi yerine getiren geleneksel iktidar türünün iflas etmesidir. İşte! Devlet, iflas eden geleneksel iktidarın yerine ikame edilen yeni iktidar türünün adıdır.
Yeni bir iktidar türü olarak devletin ortaya çıkmasıyla birlikte, yeni hukuk kavramları yapılmaya, devlete ait yeni, meşru çıkar, nüfuz ve yükümlülük alanları belirlenmeye, ceza ve ıslah önlemleri icat edilmeye başlamıştır.
Onun için Bauman, bir zamanlar Hıristiyan Kilisesi tarafından uygulanan pastoral ve yönlendirici iktidar tekniklerinin, modern iktidarın biçimlenmesinde kilisenin hiyerarşik yapısından bağımsızlaştırılarak ve laikleştirilerek devletin hizmetinde kullanılmaya başlanıldığını ileri sürer ve şöyle devam eder; “Kilisenin pastoral ve yönlendirici iktidarı, bir inancın bir başka inanca ya da bu inancı sebatla ve bütün yürekleriyle kucaklayamayacak kadar zayıf bireylere olan üstünlüğünü üretmeyi ve yeniden üretmeyi amaçlarken, devletin pastoral ve yönlendirici iktidarı, ruhu ele geçirmekle yetinmemiş, aksine kendi yönetimine karşı potansiyel direnme yuvaları olarak görülen her tür yaşam biçimine karşı savaş açmıştır. Bu iktidar tekniği ile istenen, yaşama sanatında devletin uzmanlığının kabul edilmesidir. Bu işlevi, devletin ve onun atayıp, meşrulaştırdığı çalışanlar/memurlar yerine getirirler. Devlet adına çalışan bu kişiler, yönetilenler için neyin iyi olduğunu, hayatlarını nasıl yaşamaları gerektiğini ve kendilerine zarar verecek şekilde davranmaktan nasıl kaçınabileceklerini iyi bildiklerinden, onların emirlerini yerine getirirler.”
Modernitenin icat ettiği, aydınlanma projesinin gelişmesine katkı yaptığı devletin oluşma hikayesi budur ve böyledir.
Peki! Bizim bağlılığımızı, emrinde olduğumuzu sık sık arz etmek durumunda hissettiğimiz, saygımızı ifade etmek amacı ile olsa gerek baş harfini hala büyük yazdığımız devlet şimdi Batıda ve bizde hangi konumdadır?
Batı, kendisinin icat ettiği pastoral ve yönlendirici iktidar anlayışından zaman içinde uzaklaşmış, kısmen de olsa bahçıvan rolünü devletin elinden almış, devleti teknik bir devlet, bu bağlamda bir hizmet örgütü olarak örgütlemiş, devletin memurunu esas yeri olan halkın hizmetkarı pozisyonuna getirmiş, demokratlaşmayı öne çıkarmış, insan haklarının tartışılmaz bir standart olarak özümseneceği, kültürel farklılıkları meşru kılan çoğulculuk anlayışının egemen olacağı bir siyasi ve kültürel iklimin önünü açmış, yurttaş kavramını ulus devletin yurttaş kabulünden daha geniş kapsamlı bir çerçeveye taşıyan sivil toplumun oluşmasına ve devlet ile toplumun ayrışmasına olanak sağlamış, barış, özgürlük ve dayanışma ilkelerinin kamu bilincine yerleşmesinde etkili rol oynayan sivil toplum kuruluşlarını işlevsel hale getirmiştir.
Batıda zaman içinde bütün bu gelişmeler yaşanırken, ataerkil toplumsal yapıdan sıyrılma çabası içinde olan Osmanlı, hiç tanımadığı ve bilmediği göreceli Batı zihniyetini değil, devlet geleneği olarak çok iyi bildiği otoriter zihniyeti kendisine örnek almıştır. Cumhuriyetin Osmanlı’dan tevarüs ettiği bu zihniyet içinde biçimlenmesiyle, toplumdan kaynaklanan meşru siyasi çıkışlar büyük ölçüde sınırlanmış, siyasi tüm yaklaşımlar kendi meşruiyetlerini aynı devletçi ve otoriter zihniyetin içinde aramışlardır. Temel siyasi kültürün ataerkil ve cemaatçi bu yapısı, her dokuyu kendisi gibi biçimlendirmiş, devleti daha hala gerek anlayış, gerekse işlevsel anlamda bir hizmet organizasyonu, devletin memurunu halkın hizmetkarı çizgisine getirememiştir.
Devlete bahçıvan rolünü veren, toplumdaki çıkarları tekilleştiren bu siyasi yapı ve kültür içinde, sivil değerler gelişmediği gibi, var olanlar da seçkinci yapılardan ibaret kalmış, sivil alanın siyasal amaçlar çerçevesinde parçalanarak genişlediği bir kamusal alan oluşmuştur. Siyasi tavır, tercih ve pozisyonlar esas olarak düşüncelerle değil, yaşam biçimleri ve yaşama normları ile tanımlanmış, yaşanan kimi liberal açılımlar, toplumun ataerkil iç düzeninin siyasete taşınmasına olanak vermemiş, aksine bu açılımın otoriter yönetim anlayışı ile bütünleşmesi sonuç itibariyle kendimize özgü bir devletçi/popülist siyasete yol açmıştır.
Devletin yarattığı rant sisteminden yararlanma mücadelesine dönüşen siyaset, doğal olarak bu rantı yaratmanın ve artırmanın aracı olan devletçi yapıyı da korumuştur. Devleti sahiplenmiş olan askeri ve sivil bürokrasi ile devletin menfaatini korumayı adalet olarak algılayan yargı ise, halktan ve iyi ya da kötü var olan sivil toplumdan kopuk özerk bir toplumsal sınıf olmaya doğru evrilmiş ve popülizmin yaratmış olduğu toplumsal meşruiyet sayesinde, hem toplumsal ranttan pay alma kanallarını normalleştirmiş, hem de popülizmin gereksinim duyduğu devleti temsil ettiği ölçüde gücünü ve iktidarını korumuştur.
Onun için bugün Türkiye’de, soyut bir varlık olarak devletin kendisi olsun, devlet gücünü elinde bulunduran yasama, yürütme ve yargı erki olsun, kamusal yetki kullanan adına bürokrat dediğimiz devletin memurları olsun, daha dar iktidar alanlarına sahip parti, belediye, dernek, vakıf, cemaat, grup olarak isimlendirilebilecek tüzel kişilikler ve bu yapılarda güç sahibi olanlar olsun, pastoral iktidarlarını, yani devletin, partinin, belediyenin, derneğin, vakfın, cemaatin, grubun yararına olan yönlendirici iktidarlarını sürdürmeye ve bahçıvan rolünü oynamaya devam etmektedirler.
Anne Çocuk Eğitim Vakfı Cinsel Tacizi ve Saldırıyı Önleme Kurulu Yönergesi
1. AMAÇ, KAPSAM, DAYANAK VE TANIMLAR 1.1. Amaç
Anne Çocuk Eğitim Vakfı olarak yürüttüğümüz çalışmaların temelinde yatan başlıca değerler; yaşama
saygı, bilimsellik, sürekli gelişim ve şeffaflıktır.
Bu yönergenin amacı, Anne Çocuk Eğitim Vakfı’ında çeşitli görevler alan gönüllüler ve çalışanların hem ofiste hem de sahada çalışırken; cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği veya bir başka temelde ayrımcılığa ya da bir başka nedenle oluşabilecek her türlü cinsel taciz ve saldırıdan korunmuş olmalarını sağlamaktır. Yönerge, bu amaçla görevlendirilmiş olan Cinsel Tacizi ve Saldırıyı Önleme Kurulu yapısını,
görevlerini ve uygulama esaslarını düzenlemektedir.
1.2.Kapsam
Bu yönergede yer alan davranış kurallarından tüm yarı veya tam zamanlı AÇEV çalışan ve gönüllüleri, eğiticiler, gönüllü eğiticiler, saha çalışanları, gönüllüleri sorumlu tutulmaktadır.
Bu Yönerge, en az birinin AÇEV çalışanı ya da gönüllüsü olması durumunda, kişilerin birbirlerine karşı veya üçüncü kişilere karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel tacizi ve saldırıyı, tarafların tümünün veya en az birinin profesyonel ilişkisi ya da gönüllülüğü devam ettiği sürece yer ve zaman sınırlaması olmaksızın kapsar. AÇEV merkezlerinde veya ofisinde meydana gelen her türlü cinsel taciz ve saldırı eylemlerinin yanında sahada gerçekleşen ilgili eylemleri de kapsar. Vakıf ortamına taşınan ya da çalışma ortamına etkisi olan her türlü cinsel taciz ve saldırı eylemini kapsar.
1.3.Dayanak
Bu yönerge başta Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile Türk Ceza Kanunu, İş Kanunu, Borçlar Kanunu ve Anne Çocuk Eğitim Vakfı Etik Politika ve Davranış Kuralları esas alınarak hazırlanmıştır.
1.4.Tanımla
Bu yönergede geçen;
Başvurucu: Cinsel tacize veya saldırıya maruz kaldığı veya tanık olduğu iddiasıyla AÇEV Cinsel Tacizi ve Saldırıyı Önleme Kurulu’na başvuran kişiyi,
Kurul: AÇEV Cinsel Tacizi ve Saldırıyı Önleme Kurulu’nu, Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet: Mevcut veya algılanan cinsiyet kimliği nedeniyle bir kişiye uygulanan veya bu kişiyi orantısız şekilde etkileyen şiddeti ifade eden şemsiye terimi,
Cinsel Şiddet: Cinselliğin kontrol etmek, denetlemek, küçük düşürmek, aşağılamak ve cezalandırmak
amacıyla bir şiddet aracı olarak kullanılmasını,
Cinsel Saldırı: Bir kimsenin vücut dokunulmazlığının, kişinin rızasına dayalı olmayan cinsel nitelikli davranışlarla süreklilik arz etmek zorunda olmaksızın ihlal edilmesini,
Cinsel Taciz: Fiziksel temas şartı olmaksızın gerçekleştirilen, kişinin rızasına dayalı olmayan ve süreklilik arz etmesi gerekmeyen cinsel nitelikli söz, tavır veya diğer davranış biçimlerini,
Acil Durum: Derhal işlem yapılmadığı ya da önlem alınmadığı takdirde cinsel taciz veya saldırının önlenememesi, başvuranın can güvenliğinin veya hak ve hürriyetlerinin korunmasının tehlikeye girmesi, başvuranın zarar görmesi, cinsel taciz veya saldırı eyleminin delillerinin kaybolması ihtimalini ortaya çıkması durumunu,
Israrlı Takip: Fiili, sözlü, yazılı olarak veya herhangi bir iletişim aracı kullanılarak kişinin güvenliğinden endişe etmesine neden olacak şekilde kişide fiziki veya psikolojik açıdan korku ve çaresizlik duygusu yaratan ve kişiyi baskı altında tutan her türlü cinsel tutum ve davranışı,
Misilleme: Kişinin cinsel ya da duygusal amaçlı davranış veya teklifi reddetmesi ya da cinsel tacize ya da saldırıya uğradığını düşünerek şikâyet etme yoluna gitmek istemesi veya gitmesi nedeniyle ya da kişinin tanık olduğu cinsel taciz veya saldırı olaylarıyla ilgili şikâyet etme yoluna gitmek istemesi veya gitmesinden ötürü örtülü veya açık şekilde iş yaşamının intikam amacıyla zorlaştırılmasını,
Ödüllendirme Vaadi: Kişinin cinsel ya da duygusal amaçlı davranış veya teklifi kabulü durumunda ödül, terfi veya benzeri hak etmediği kazançlar elde etmesini içeren her türlü ayrıcalık vaadini,
Tanık: Cinsel taciz veya saldırı teşkil edebilecek olayın taraflarından biri olmayıp, söz konusu olay hakkında herhangi bir yolla doğrudan bilgi sahibi olan kişiyi ifade eder.
2. KURULUN AMACI ve FAALİYET ALANLARI
Bu Kurul;
2.1.Cinsel tacizi ve saldırıyı önlemeyi,
2.2.Cinsel tacizin ve saldırının yaşanmadığı, karşılıklı saygı ve eşitliğe dayanan destekleyici bir çalışma ve gönüllülük ortamının yaratılmasına katkıda bulunmayı,
2.3.Cinsiyetçi kültür ve şiddet kültürünü ortadan kaldırmaya yönelik çalışmayı,
2.4.Toplumsal cinsiyet eşitliğine ve her türlü cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı şiddet ve ayrımcılığın önlenmesine dair farkındalık yaratmayı,
2.5.Cinsel taciz ve saldırı konularında AÇEV çalışanları ve gönüllü eğiticilerini bilgilendirmeyi,
2.6.Cinsel taciz veya saldırı şikâyetleri için etkili bir başvuru mekanizması oluşturmayı,
2.7.Cinsel taciz veya saldırı şikâyeti söz konusu olduğunda başvurana destek vermeyi ve başvuranı güçlendirmeyi,
2.8.Cinsel taciz veya saldırı şikâyetlerini değerlendirerek etkili bir soruşturma yürütmeyi,
2.9.Başvuranların yaşadıkları ya da yaşamakta oldukları veya tanık oldukları durum ve olayları güven içerisinde bildirebilmelerini, maruz bırakıldıkları istenmeyen cinsel davranışları durdurmak yönünde cesaretlendirilmelerini sağlamayı amaçlar.
Kurulun Faaliyet Alanları:
Kurul amacını gerçekleştirmek için aşağıdaki faaliyetlerde bulunur:
Farklılıklara Saygı, Her Türlü Ayrımcılığın ve Cinsel Şiddetin Önlenmesi, Çocuk Koruma ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği eğitimleriyle cinsel tacize ve saldırıya karşı farkındalık ve duyarlılık yaratmayı amaçlar.
Kurul çalışmalarının geliştirilmesi amacıyla, Vakfın diğer birimleriyle işbirliği içerisinde cinsel taciz ve saldırı konularına ilişkin araştırma, proje ve güncel yayınları takip eder.
Cinsel taciz ve saldırı konularında farkındalık yaratmayı, taciz sayılabilecek davranışları önlemeyi hedefler.
Cinsel taciz ve saldırı başvurularını alır, başvurucuları Vakıf içinde ve dışında alınabilecek destek ve çözüm yolu konusunda bilgilendirir, gerekli yönlendirmeleri yapar. Başvuruyla ilgili ciddi ve detaylı bir soruşturma sonrasında konuyu bir karara bağlar.
Başvuranların talep ve ihtiyaçları doğrultusunda, sağlanabilecek desteği tespit eder ve bu konuda ilgili Vakıf içindeki birimlerle iş birliği yapar.
Acil durum söz konusu olduğunda bu yönergenin acil durum maddesi uyarınca alınan acil önlemlerin takibini gerçekleştirir.
Vakfın fiziksel koşullarının cinsel taciz ve saldırının önlenmesine yönelik olarak düzenlenmesi yönünde çalışmalar yürütür.
3. KURULUN OLUŞUMU VE GÖREVLERİ
Kurul’un Oluşturulması ve Karar Alması
a) Kurul Birim Yöneticileri tarafından belirlenen 4 asıl ve 2 yedek kişiden oluşur.
b) Kurul asıl üyelerinin 3’ü AÇEV içerisinde toplumsal cinsiyet konusunda uzman, kadın örgütlüklerinde çalışan ya da gönüllülük yapan ve mümkün olduğu durumlarda cinsel taciz ve saldırı konularında deneyim sahibi kişilerden oluşur. Kurul 1 asıl üyesi AÇEV dışı bir kadın kurumundan, mümkün olduğu durumlarda kadının insan hakları konusunda uzman, hukukçu bir kadın üye olarak belirlenir. Yedek üyeler yine aynı kriterlere göre belirlenir.
c) Kurul asıl ve yedek üyeleri başvuran ve fail ile yakınlık derecelerine göre her vaka özelinde yer değiştirebilirler.
d) Kurul oybirliğiyle karar alır. Alınan kararlar GM’ye sunulur.
Kurul’un Görevleri
a) Kurul’a yapılan tüm başvuruları kayıt altına almak.
b) Acil durum söz konusu olduğunda bu yönergenin 11nci maddesi uyarınca alınan acil önlemleri kayıt altına almak ve süreci takip etmek.
c) Kurul toplantılarının gündemini hazırlamak ve toplantı tutanaklarının tutulmasını sağlamak.
d) Başvuruların yıllık raporunu hazırlayarak Birim Yöneticileri’ne sunmak.
e) Kurul’un faaliyetleri için yıllık bütçe ayrılmasını sağlamak ve uygulamak.
f) Yurt içinde ve yurt dışında Kurul’un faaliyet alanlarına giren konularda gerçekleştirilen toplantı, konferans, panel ve benzeri etkinliklerde Kurul’u temsil etmek.
4. KURUL’UN İŞLEYİŞ USULÜ VE İLKELERİ
Başvuru
Cinsel tacize veya saldırıya maruz bırakıldığını veya tanık olduğunu düşünen kişiler, Kurul üyelerine başvurabilirler. Herhangi bir AÇEV Birimine ve çalışanına başvuru yapılması halinde bu birim ve kişiler kendilerine gelen başvuruları aynı gün içerisinde Kurul’a iletirler.
Kendisine başvuru yapılan kişiler veya AÇEV birimleri, başvuranı Kurul hakkında bilgilendirmek ve Kurul’a yönlendirmekle yükümlüdür.
Her başvuru için Kurul tarafından kayıt açılır. Kayıt formunda başvuranın kimlik bilgileri yer almaz. Her başvuru için Kurul tarafından bir kayıt numarası verilir ve takip eden işlemler bu kayıt numarası kullanılarak gerçekleştirilir. Kayıt formu başvurunun tarihini, konusunu ve Başvuranın taleplerini içerir. Kayıt formuna eklenecek diğer bilgiler Başvuranın onayına tabidir.
Başvuru ile ilgili işlem başlatıldığı takdirde, başvurucu yürütülen süreç ve sonuç hakkında bilgilendirilir.
Destek Süreci
Kurula doğrudan veya yönlendirme yoluyla ulaşan başvurularda, başvuruyu alan Kurul üyesi olayın ayrıntılarını dinler, Başvuranın ihtiyaç ve taleplerini öğrenir ve başvurucuyu hukuki ve diğer çözüm seçenekleri, bu seçeneklerde izlenen süreçler, bu seçeneklerin her birinin yaratabileceği riskler ve alınması gereken önlemler konusunda bilgilendirir.
Başvuran, kendi isteğine bağlı olarak psikolojik destek alması için yönlendirilir. Psikolojik destek sürecinin amacı, başvuranın cinsel taciz veya saldırıya karşı psikolojik açıdan güçlenmesini sağlamaktır.
Başvuranın olayın tanıklarından biri olması durumunda da başvuru kaydı açılır ve olayın ayrıntıları dinlenir. Duruma uygun hukuki ve diğer çözüm seçenekleri ile bu seçeneklerde izlenen süreçler hakkında bilgilendirme yapılır.
Başvuranın anadilinin Türkçe olmaması durumunda, destek süreci mümkün olduğu ölçüde Başvuranın tercih ettiği dilde gerçekleştirilir. Bu gibi başvurularda, Kurul gerekli gördüğü takdirde AÇEV dışından uzmanlık desteği alınması konusunda harekete geçer.
Acil Durum
Acil durum söz konusu olduğunda olaydan haberdar olan tüm AÇEV çalışanları, Kurulu durumdan derhal haberdar ederek acil önlem alınmasını sağlamakla yükümlüdür.
AÇEV çalışanlarının tümü, acil önlemlerin alınması ve uygulanması konusunda Kurul ile işbirliği yapmakla yükümlüdür.
Hızlı Destek Sunma ve Özen Yükümlülüğü
Başvurular sürat ve özenle değerlendirilir. Başvurulara verilecek cevap başvurunun öznel koşullarına göre oluşturulur.
Süreç boyunca, başvuranın travmatize olmasına yol açabilecek ve tarafların insan onurunu ve güven duygusunu zedeleyebilecek her türlü davranıştan kaçınmak ve bu tür davranışların ortaya çıkmasını önlemek hususlarında gereken dikkat ve özen gösterilir.
Destek sürecinde taraflara zarar verebilecek sorgulayıcı ve suçlayıcı söz, davranış, tavır ve imalardan kaçınılır.
Çalışanların tümü sürat ve özen yükümlülüğüne uygun davranır.
Beyanın Esas Alınması İlkesi ve Delillendirme
Başvuruların kabulü ve başvurucuya destek sağlanması için Başvuranın beyanı esas alınır.
Başvurandan cinsel taciz veya saldırı fiilinin varlığını kanıtlaması beklenmez.
Cinsel taciz ve saldırı kanıtlanması zor fiiller olduğundan ve idarî ve adlî soruşturma süreçlerinde yetersiz delil nedeniyle oluşacak şüphe sanık lehine yorumlanacağından, başvuranın, hukuk mevzuatına uygun biçimde görsel veya işitsel kayıtları ya da tanık ifadelerini toplamak ve saklamak hususunda dikkatli davranması önemli olacaktır. Kurul bu konuda başvuranı bilgilendirmekle yükümlüdür.
Başvuranın kasıtlı olarak yalan söylediğinin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlaşıldığı durumlarda, ilgili vaka bir tavsiye kararla birlikte doğrudan AÇEV’in yönetim mekanizmasına yönlendirilir.
Gizlilik Yükümlülüğü
Cinsel taciz ve saldırı iddiaları ile ilgili tüm süreçlerde, AÇEV birimlerinin tümü, tarafları ve tanıkları korumak amacıyla gizlilik ilkesine uygun davranır. Bu Yönergenin uygulanmasından sorumlu tüm kişiler ve AÇEV birimleri, bu Yönergenin uygulanmasına ilişkin her aşamada tarafların ve tanıkların kimliklerinin diğer kişilere karşı gizliliğinin sağlanmasını ve güvenliğinin tehlikeye düşürülmesinin engellenmesini güvence altına alır.
Başvurularla ilgili tüm belgeler bir sonraki Kurul üyeleri dışındaki merci ve kişilere kapalıdır.
AÇEV’in yönetim mekanizamaının soruşturması başlatıldığı durumlarda dahi gizlilik ilkesi gereği sadece gerekli bilgiler ilgili mercilerle paylaşılır.
Gönüllülük İlkesi
Başvuruda ve sürecin ilerlemesinde gönüllülük esastır. Başvurucu tüm destek mekanizmaları konusunda bilgilendirilir. Bununla birlikte, bu mekanizmalardan herhangi birine başvurmak isteyip istemediğine kendisi karar verir. Başvuranın talebi olmadan hiçbir işlem başlatılamaz, başlatılmış olan işlemler durdurulamaz veya geri çekilemez ya da işlemlere ara verilemez.
Birime ulaşan bir başvuru olmaksızın veya yapılan başvurudan bağımsız olarak AÇEV’in ilgili yetkilileri tarafından resen başlatılan işlemlerde, cinsel taciz veya saldırıya maruz bırakılan kişinin kimliği belli ise kendisi yürütülen süreçten haberdar edilir ve talebi halinde mümkün olduğu ölçüde yürütülen işlemlere müdahil olması sağlanır.
5. DİĞER TACİZ BİÇİMLERİ VE TANIKLIK
Ödüllendirme Vaadi ve Misilleme
Bu yönerge kapsamında, ödüllendirme vaadi bir cinsel taciz biçimi olarak değerlendirilir ve gerçekleştiği durumlarda yönerge hükümleri uygulanır
Misilleme bir cinsel taciz biçimi olarak değerlendirilir ve gerçekleştiği durumlarda yönerge hükümleri uygulanır
Israrlı Takip
Israrlı takip bir cinsel taciz biçimi olarak değerlendirilir ve gerçekleştiği durumlarda yönerge hükümleri uygulanır
Tanıklık
Cinsel taciz ve saldırı tanıkları da başvuran olarak kabul edilir ve tanıkların yaptıkları ihbarlar ciddiye alınır. Olayın aydınlatılması için bildirilen durumun niteliğini ve ağırlığını dikkate alan uygun usullerle hızlı biçimde harekete geçilir.
Başvuruyu yapan tanığın, cinsel tacize veya saldırıya maruz kalan kişi ile iletişime geçme konusunda Kurul’a destek olması beklenir.
6. SON HÜKÜMLER
Bütçe, Lojistik ve Personel
Kurulun tüm giderleri, Kurul tarafından hazırlanıp Genel Müdür’ün onayına sunulan yıllık bütçe çerçevesinde karşılanır.
AÇEV Etik Kod
AÇEV Etik Kod, bu yönergenin ayrılmaz parçasıdır ve yönergenin uygulanmasında dikkate alınması zorunludur.
Yürürlük
Bu yönerge, AÇEV Yönetim Kurulu ve Genel Müdür tarafından kabul edildiği tarihte yürürlüğe girer.
Yürütme
Bu yönerge hükümlerini ilgili AÇEV Etik Kurulu ve Genel Müdür yürütür.
Amaç toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ile ilgili tanımların yapılması, önleyici faaliyetlerin yürütülmesi, başvuru ve yaptırım süreçlerinin tanımlanarak işletilmesi ile ilgili mekanizmanın işletilmesidir. Aynı zamanda hayatta kalan kişiye ihtiyaç duyduğu psikolojik ve hukuki destek sağlanması için kaynak ayrılır.
Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi
Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi
Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi 4620 Sayılı Kanun ile onaylanmıştır.
Strazburg, 25.1.1996
Önsöz
Avrupa Konseyi’nin üye Devletleri ve bu Sözleşmeyi imzalayan diğer Devletler,
Avrupa Konseyi’nin amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birlik kurmak olduğunu gözönüne alarak,
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesini ve özellikle, bu Sözleşme’nin Taraf Devletlerin yasal, idari ve Sözleşme ile tanınan diğer hakları uygulamaya geçirmelerini isteyen 4 üncü maddesini dikkate alarak;
Parlamenter Meclis’in çocuk haklarına ilişkin 1121 (1990) sayılı Tavsiye Kararı’nın içeriğini kaydederek,
Çocukların haklarının ve yüksek çıkarlarının geliştirilmesi gerektiğine ve bu vesileyle çocukların özellikle kendilerini ilgilendiren ailevi işlemlerde olmak üzere, bu hakları kullanma olanağına sahip olmaları gereğine inanarak,
Çocukların haklarının ve yüksek çıkarlarının geliştirilmesi için gerekli bilgiler edinmeleri ve çocukların görüşlerinin usulüne uygun şekilde ele alınması gerektiğini teslim ederek,
Ailelerin çocuklarının hakları ile yüksek çıkarlarının korunmasında ve geliştirilmesindeki rolünün önemini teslim ederek ve lüzumu halinde Devletlerin de bu koruma ve geliştirmeye iştirak etmeleri gerektiğini gözönüne alarak,
Bununla birlikte, anlaşmazlık durumunda, ailelerin sorunu bir adli mercinin önüne getirmeden çözüm bulmayı denemelerinin uygun olacağını gözönünde tutarak, aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır :
Bölüm I – Sözleşmenin uygulanma alanı, amacı ve tanımlar
Madde 1 – Sözleşmenin uygulanma alanı ve amacı
1) Bu Sözleşme 18 yaşına ulaşmamış çocuklara uygulanır.
2) Bu Sözleşmenin amacı, çocukların yüksek çıkarları için, haklarını geliştirmek, onlara usule ilişkin haklar tanımak ve bu hakların, çocukların doğrudan ve diğer kişiler veya organlar tarafından bir adli merci önündeki, kendilerini ilgilendiren davalardan bilgilendirilmelerini ve bu davalara katılmalarına izin verilmesini teminen kullanılmasını kolaylaştırmaktır.
3) Bu Sözleşmenin amaçları açısından, bir adli merci önündeki, çocukları ilgilendiren davalar, özellikle çocukların ikameti ve çocuklarla şahsî ilişki kurulması gibi velayet sorumluluklarına ilişkin davalardır.
4) Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma ve katılma belgesinin tevdii sırasında, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir beyanla, bir adli merci önünde bu Sözleşmenin uygulanacağı en az üç çeşit aile uyuşmazlığını belirlemelidir.
5) Tarafların herbiri, ek bir beyanla, Sözleşme’nin uygulanacağı ilave aile uyuşmazlıklarının belirtebilir veya 5 inci madde, 9 uncu maddenin 2 nci paragrafı, 10 uncu maddenin 2 nci paragrafı ve 11 inci madde ile ilgili bilgi verebilir.
6) Bu Sözleşme Tarafların çocuk haklarının geliştirilmesi ve kullanılmasında daha elverişli kurallar uygulamalarını engellemez.
Madde 2 – Tanımlamalar
Bu Sözleşmede,
a) “adli merci” ibaresinden bir mahkeme veya buna eşit yetkileri olan idari bir merci;
b) “velayet sorumluluğuna sahip olanlar” ibaresinden ebeveynler ve velayet sorumluluklarının tümünü veya bir kısmını kullanmaya yetkili başka şahıslar veya kurumlar,
c) “temsilci” ibaresinden bir adli merci önünde, bir çocuk adına hareket etmek için tayin edilmiş avukat gibi bir şahıs ya da kurum,
d) “İlgili bilgiler” ibaresinden, bu bilgilerin verilmesinin çocuğun esenliğine zarar getirmemesi kaydıyla, çocuğun haklarını tümüyle kullanmasına olanak vermek amacıyla, çocuğa, yaşı ve idrak gücü gözönünde tutularak verilecek uygun bilgiler anlaşılır.
Bölüm II – Çocukların haklarının kullanılmasını geliştirmek için usule ilişkin tedbirler
A. Çocuğun usule ilişkin hakları
Madde 3 – Davalarda bilgilendirilme ve dava sırasında görüşünü ifade etme hakkı
Yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğa, bir adli merci önündeki, kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayı bizzat da talep edebileceği aşağıda sayılan haklar verilir :
a) ilgili tüm bilgileri almak;
b) kendisine danışılmak ve kendi görüşünü ifade etmek;
c) görüşlerinin uygulanmasının olası sonuçlarından ve her tür kararın olası sonuçlarından bilgilendirilmek.
Madde 4 – Özel bir temsilci atanmasını isteme hakkı
1) 9. madde saklı kalmak kaydıyla, iç hukuk bir menfaat çatışması nedeniyle çocuğun ebeveynlerini çocuğu temsil etme olanağından mahrum ederse, çocuğun şahsen veya diğer şahıs ve kurumlar aracılığıyla, adli bir merci önündeki kendisini ilgilendiren davalarda kendisini temsil edecek özel bir temsilci atanmasını isteme hakkı vardır.
2) Devletler 1. Paragraftaki hakkın, yalnız iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğu kabul edilen çocuklara uygulanmasını öngörmekte serbesttirler.
Madde 5 – Usule ilişkin, mümkün olan diğer haklar
Taraflar, adli bir merci önünde çocukları ilgilendiren davalarla ilgili olarak onlara usule ilişkin özellikle;
a) kendi görüşlerini ifade etmekte yardımcı olması için kendi seçtikleri uygun bir kişiden yardım almayı isteme hakkı;
b) kendi kendilerine veya diğer şahıslar veya kurumlar vasıtasıyla, ayrı bir temsilcinin, uygun olduğu takdirde bir avukatın tayinini isteme hakkı,
c) kendi temsilcilerini tayin etme hakkı;
d) sözkonusu davalarda tarafların sahip olduğu hakların tümünü veya bir kısmını kullanma hakkı; gibi ek haklar tanınması olanağını incelerler.
B. Adli Mercilerin rolü
Madde 6 – Karar süreci
Bir çocuğu ilgilendiren davalarda adli merci, bir karar almadan önce :
a) Çocuğun yüksek çıkarına uygun karar almak için yeterli bilgiye sahip olup olmadığını kontrol etmeli ve gerektiğinde özellikle velayet sorumluluğunu elinde bulunduranlardan ek bilgi sağlamalıdır.
b) Çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda,
– çocuğun bütün gerekli bilgiyi edindiğinden emin olmalıdır.
– çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde, gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla, çocuk için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa danışmalıdır.
– çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade etmelidir.
c) Çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önemi vermelidir.
Madde 7 – Acil hareket etme mecburiyeti
Bir çocuğu ilgilendiren davalarda, adli merci gereksiz gecikmeyi engellemek için çabuk hareket etmeli, kararlarının süratle uygulanmasını garanti edecek düzenlemeler sağlanmış olmalıdır. Adli merci acil durumlarda gerektiğinde derhal uygulanabilir kararlar alma yetkisine sahiptir.
Madde 8 – Kendi inisiyatifiyle harekete geçme
Bir çocuğu ilgilendiren davalarda, çocuğun esenliğinin ağır bir tehlike altında olduğunun iç hukuk tarafından belirlendiği durumlarda, adli mercinin re’sen harekete geçme yetkisi vardır.
Madde 9 – Bir temsilci atanması
1) Bir çocuğu ilgilendiren davalarda, iç hukuk gereğince, çocukla olan çıkar çatışması sonucunda velayet sorumluluğuna sahip kişiler çocuğu temsil etme yetkisinden men edildiklerinde, mahkemenin bu davalarda çocuk için bir özel temsilci atama yetkisi vardır.
2) Taraflar, bir çocuğu ilgilendiren davalarda, adlî mercinin çocuğu temsil etmek için başka bir temsilci, gerekli olduğu takdirde bir avukat tayin etmek yetkisine sahip olduğunu sağlama olanağını gözönünde bulundururlar.
C. Temsilcilerin rolü
Madde 10 –
1) Temsilci, bir adli merci önündeki çocuğu ilgilendiren davalarda, çocuğun yüksek çıkarlarına ters düşmemek kaydıyla;
a)Çocuğa, yeterli idrak gücüne sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edildiği takdirde, gerekli her bilgiyi vermeli;
b) Çocuğa, yeterli idrak gücüne sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edildiği takdirde, görüşünün uygulanmasının olası sonuçları ile temsilcinin her faaliyetinin olası sonuçları hakkında izahat vermeli,
c) Çocuğun görüşünü belirleyerek adli mercinin bilgisine sunmalıdır.
2) Taraflar, velayet sorumluluğuna sahip kişilerin 1. paragraf hükmü kapsamına alınması hususunu gözönünde bulundururlar.
D. Bazı hükümlerin genişletilmesi
Madde 11 –
Taraflar, diğer kurumlar önünde çocukları ilgilendiren davalar ile çocuklarla ilgili olup, dava konusuna girmeyen sorunların 3. 4. ve 9. madde hükümlerinin kapsamına alınması hususunu gözönünde bulundururlar.
E. Ulusal Kurumlar
Madde 12 –
1) Taraflar, diğerleri yanında özellikle 2. paragrafta öngörülen işlevleri bulunan kurumlar aracılığıyla çocuk haklarının geliştirilmesini ve kullanılmasını teşvik ederler.
2) Bu işlevler şunlardır :
a) çocuk haklarının kullanılmasına ilişkin kanun hükümlerini güçlendirmek için öneriler yapmak;
b) çocuk haklarının kullanılmasına ilişkin mevzuat tasarıları hakkında görüşler vermek;
c) çocuk haklarının kullanımı ile ilgili genel bilgileri medyaya, kamuya, kişilere veya çocuklara ilişkin sorunlarla ilgilenen kurumlara sağlamak,
d) çocukların görüşünü araştırmak ve onlara gerekli tüm bilgiyi sağlamak.
F. Diğer tedbirler
Madde 13 – Arabuluculuk ve anlaşmazlıkların çözümünde diğer konular
Anlaşmazlıkların önüne geçmek veya çözmek, adli bir merci önünde çocukları ilgilendiren davaları önlemek için Taraflar, arabuluculuk ve anlaşmazlıkların çözümüne yönelik diğer tüm yöntemlerin uygulanmasını ve Taraflarca belirlenen uygun durumlarda bu yöntemlerin bir anlaşmaya varmakta kullanılmasını teşvik ederler.
Madde 14 – Adli yardım ve hukukî danışma
İç hukuk, adli bir merci önünde çocukları ilgilendiren davalarda çocukların temsili için adli yardım ve hukukî danışmayı öngördüğünde, bu hükümler 4. ve 9. maddelerin içerdiği sorunlara uygulanır.
Madde 15 – Diğer uluslararası belgelerle ilişkiler
Bu Sözleşme, Taraflardan birinin taraf bulunduğu ya da olacağı, çocukların ve ailelerin korunmasıyla ilgili özel konuları inceleyen başka uluslararası belgelerin uygulanmasına engel oluşturmaz.
Bölüm III – Daimi Komite
Madde 16 – Daimi Komitenin kurulması ve işlevleri
1) Bu Sözleşmenin amaçları için bir Daimi Komite kurulmuştur.
2) Daimi Komite bu Sözleşme’ye ilişkin sorunları takip eder. Bu komite özellikle :
a) Sözleşme’nin uygulanması veya yorumu hakkında, ilgili her sorunu inceleyebilir. Daimi Komite’nin Sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili sonuçları bir tavsiye kararı şeklinde olabilir; tavsiye kararları, oy verenlerin dörtte üç çoğunluğuyla kabul edilir;
b) Sözleşme’ye değişiklik önerebilir ve 20. maddeye uygun olarak önerilen değişiklikleri inceleyebilir;
c) 12. maddenin 2. paragrafında öngörülen işlevleri ifa eden ulusal kurumlara tavsiye ve yardım sağlayabilir ve bunlar arasındaki uluslararası işbirliğini geliştirebilir.
Madde 17 – Oluşum
1) Her bir Taraf Daimi Komite nezdinde bir veya birçok delege tarafından temsil edilebilir. Her bir Tarafın tek oy hakkı vardır.
2) Bu Sözleşme’ye taraf olmayan, 21. maddede atıfta bulunulan her Devlet Daimi Komite’de bir gözlemci tarafından temsil edilebilir. Aynı husus 22. madde hükümlerine uygun olarak Sözleşme’ye katılmaya davet edildikten sonra, diğer Devlet veya Avrupa Topluluğu’na da uygulanır.
3) Taraflardan biri, toplantıdan en az bir ay önce Genel Sekreteri karşı görüşünden bilgilendirmediği takdirde, Daimi Komite;
Yukarıda 2. paragrafta öngörülmeyen her Devlet;
Birleşmiş Milletler’in Çocuk Hakları Komitesi;
Avrupa Topluluğu;
Uluslararası her hükümet kuruluşu;
12. maddenin 2. paragrafında öngörülen işlevlerden birini veya birçoğunu yürüten hükümet dışı uluslararası her kuruluş;
12. maddenin 2. paragrafında öngörülen işlevlerden birini veya birçoğunu yürüten her ulusal kuruluşu, hükümet kuruluşunu ve hükümet dışı kuruluşu, gözlemci olarak bütün toplantılara veya bir toplantının tümüne veya bir bölümüne katılmaya davet edebilir;
4) Daimi Komite çocuk haklarının uygulanmasıyla iştigal eden uygun kuruluşlarla bilgi değişiminde bulunabilir.
Madde 18 – Toplantılar
1) Avrupa Konseyi Genel Sekreteri bu Sözleşme’nin yürürülüğe girdiği tarihi izleyen üç yılın bitiminde, bu tarihi izleyen herhangi bir zaman ve kendi inisiyatifiyle Daimi Komite’yi toplantıya davet edecektir.
2) Daimi Komite, Tarafların en az yarısının hazır bulunması şartıyla karar alabilir.
3) Daimi Komite’nin kararları 16. ve 20. maddeler saklı kalmak kaydıyla hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alınır.
4) Daimi Komite bu Sözleşme’nin hükümleri saklı kalmak kaydıyla, kendi iç yönetmeliğini ve Sözleşme çerçevesinde uygun bütün görevleri ifa etmek için kuracağı her çalışma grubunun iç yönetmeliğini hazırlar.
Madde 19 – Daimi Komite raporları
Daimi Komite, her toplantıdan sonra, Taraflara ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne görüşmelere ve alınan kararlara ilişkin bir rapor gönderir.
Bölüm IV – Sözleşme’ye getirilecek değişiklikler
Madde 20 –
1) Taraflardan biri veya Daimi Komite tarafından bu Sözleşme’nin maddelerine önerilen her değişiklik, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirilir ve onun tarafından Daimi Komite’nin müteakip toplantısından en az iki ay önce, Avrupa Konseyi üyesi Devletlere, her imzacıya, her Tarafa, 21. madde hükümlerine uygun olarak bu Sözleşme’yi imzalamaya davet edilen her Devlete veya 22. madde hükümlerine uygun olarak Sözleşme’ye katılmaya davet edilen Avrupa Topluluğu’na iletilir.
2) Bir önceki paragrafın hükümlerine uygun olarak önerilen her değişiklik Daimi Komite tarafından incelenir. Daimi Komite, katılımcıların dörtte üç çoğunluğu ile kabul ettiği metni Bakanlar Kurulu Komitesinin onayına sunar. Bu metin, onaydan sonra kabul edilmesi için Taraflara gönderilir.
3) Her değişiklik, tüm Tarafların değişikliği kabul ettiğini Genel Sekreter’e bildirdiği tarihten itibaren bir aylık sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Bölüm V – Nihai Hükümler
Madde 21 – İmza, onay ve yürürlüğe girme
1) Bu Sözleşme Avrupa Konseyi’ne üye Devletlerin ve Sözleşme’nin oluşmasına iştirak eden Avrupa Konseyi’ne üye olmayan Devletlerin imzasına açıktır.
2) Bu Sözleşme onaylama, kabul veya tasdike tâbi olacaktır. Onay, kabul ve tasdik belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.
3) Bu Sözleşme, bir önceki paragrafın hükümlerine uygun olarak, aralarında en az iki Avrupa Konseyi üyesi Devletin bulunduğu üç Devletin Sözleşme ile bağlı olduklarına dair rızalarını beyan ettikleri tarihi izleyen üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
4) Bu Sözleşme ile bağlı olduğuna dair rızasını sonradan beyan eden herhangi bir Devlet için, Sözleşme, onaylama, kabul ve tasdik belgesinin tevdi tarihini takip eden üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 22 – Üye olmayan Devletler ve Avrupa Topluluğu
1) Bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden itibaren, Avrupa Konseyi, Bakanlar Komitesi, Kendi inisiyatifi ile veya Daimi Komite’nin teklifi ile Taraflara danışıldıktan sonra, Sözleşme’nin oluşturulmasına katılmamış her Devleti Avrupa Topluluğu’nu Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20. maddesinin, “d” fıkrasında öngörülen çoğunluğun kararıyla ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde temsil edilme hakkına sahip Taraf Devletlerin temsilcilerinin oybirliğiyle Sözleşme’ye katılmaya davet edebilir.
2) Bu Sözleşme, katılan her Devlet veya Avrupa Topluluğu için katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilmesinden itibaren üç aylık sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 23 – Ülkesel uygulama alanı
1) Her Devlet imza sırasında veya onay, kabul, tasdik veya katılma belgesini tevdi ederken bu Sözleşme’nin uygulanacağı ülke toprak veya topraklarını belirleyebilir.
2) Taraflar daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne muhatap bir beyan ile bu Sözleşme’nin uygulanma alanını, uluslararası ilişkilerinden sorumlu ya da adına taahhütte bulunmaya yetkili olduğu, beyanda belirtilen herhangi başka bir ülke toprağına genişletebilir. Sözleşme, ülke toprağı açısından, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne beyanın yapılmasından itibaren üç aylık sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
3) Yukarıdaki iki paragraf uyarınca yapılan herhangi bir beyan, bu beyanda konu edilen ülke toprağı ya da toprakları ile ilgili olarak Genel Sekretere yapılacak bir bildirim ile geri alınabilir. Geri alma, Genel Sekreter’in bildirimi almasından itibaren üç aylık sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 24 – Çekinceler
Bu Sözleşme’ye hiçbir çekince konulamaz.
Madde 25 – Fesih
1) Akit Tarafların her biri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirim ile bu Sözleşme’yi feshedebilir.
2) Fesih, Genel Sekreter’in bildirimi almasından itibaren üç aylık sürenin dolmasını izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 26 – Bildirimler
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey üyesi Devletlere, her imzacıya, her
Tarafa ve Sözleşme’ye katılmaya davet ettiği diğer tüm Devletler ile Avrupa Topluluğu’na :
a) Her imzayı;
b) Her onaylama, kabul, tasdik veya katılım belgesinin tevdi edilmesini;
c) Bu Sözleşme’nin 21. ve 22. maddelerine uygun olarak her yürürlüğe giriş tarihini;
d) 20. maddeye uygun olarak kabul edilen her değişikliği ve bu değişikliğin yürürlüğe giriş tarihini;
e) 1. ve 23. madde hükümleri uyarınca yapılan her beyanı;
f) 25. madde hükümleri uyarınca yapılan her feshi;
g) Bu Sözleşme’yi ilgilendiren diğer herhangi işlem, bildirim veya yazışmayı tebliğ edecektir.
Yukarıdaki hükümleri kabul zımnında, usulüne uygun olarak yetkili kılınan aşağıda imzaları bulunanlar bu Sözleşme’yi imzalamışlardır.
Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak olan işbu Sözleşme, İngilizce ve Fransızca olarak ve her iki metin aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde, 25 Ocak 1996 tarihinde Strazburg’da yapılmıştır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi’ne üye Devletlere ve bu Sözleşme’nin hazırlanmasına katkıda bulunan üye olmayan Devletlere, Avrupa Topluluğu’na ve bu Sözleşme’ye katılmaya davet edilmiş her Devlete, Sözleşme’nin onaylanmış örneğini iletecektir.
Çocuk Koruma Kanunu, 3 Temmuz 2005 tarihinde 5395 numaralı kanun olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş ve 15 Temmuz 2005 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Çocuk Koruma Kanununun amacı, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Ahmet Rona-Serozan- Çocuk Hukuku
Kanunun ilk bölümünde kanunun amacı, kapsamı, kanunla ilgili tanımlamalar ve kabul edilen temel ilkeler sıralanmıştır. Çocuk Koruma Kanununun ikinci kısımda, çocukları ilgilendiren soruşturma ve kovuşturmalarda uyulması gereken kurallar, hususlar, üçüncü kısımda mahkeme ve cumhuriyet savcılıklarını ilgilendiren hükümler bulunmakta, dördüncü bölümde ise geçici maddeler ile yürürlük maddeleri bulunmaktadır. Kanun metninde sonraki yıllarda bazı değişiklikler yapılmıştır.
Çocuk Koruma Kanunu, kolluk aşamasında çocuklara özgü usul ve kurallara ilişkin temel prensipleri de belirlemiştir.
Çocuk Koruma Kanununa göre Çocuk Mahkemeleri, asliye ceza mahkemesi tarafından yargılanması gereken suçlar ile ilgili yaş küçüklüğü nedeniyle suça sürüklenen çocuklar hakkında açılan davalara bakmakla görevlidir. Çocuk ağır ceza mahkemeleri, ağır ceza mahkemesi tarafından yargılanması gereken ve çocukların işlediği suçlarla ilgili yaş küçüklüğü nedeniyle çocuklar hakkında açılan davalara bakmakla görevlidir.
Çocuk Koruma Kanunu
Amaç
Madde 1- (1) Bu Kanunun amacı, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usûl ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
Madde 2- (1) Bu Kanun, korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında alınacak tedbirler ile suça sürüklenen çocuklar hakkında uygulanacak güvenlik tedbirlerinin usûl ve esaslarına, çocuk mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin hükümleri kapsar.
Tanımlar
Madde 3- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Çocuk: Daha erken yaşta ergin olsa bile, onsekiz yaşını doldurmamış kişiyi; bu kapsamda,
1-Korunma ihtiyacı olan çocuk: Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuğu,
2-Suça sürüklenen çocuk: Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuğu,
b) Mahkeme: Çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemelerini,
c) Çocuk hâkimi: Hakkında kovuşturma başlatılmış olanlar hariç, suça sürüklenen çocuklarla korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında uygulanacak tedbir kararlarını veren çocuk mahkemesi hâkimini,
d) Kurum: Bu Kanun kapsamındaki çocuğun bakılıp gözetildiği, hakkında verilen tedbir kararlarının yerine getirildiği resmî veya özel kurumları,
e) (Değişik: 13/6/2012-6327/38 md.) Sosyal çalışma görevlisi: Psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikoloji, sosyoloji, çocuk gelişimi, öğretmenlik, aile ve tüketici bilimleri ve sosyal hizmet alanlarında eğitim veren kurumlardan mezun meslek mensuplarını,
İfade eder.
Temel ilkeler
Madde 4- (1) Bu Kanunun uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla;
a) Çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınması,
b) Çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi,
c) Çocuk ve ailesinin herhangi bir nedenle ayrımcılığa tâbi tutulmaması,
d) Çocuk ve ailesi bilgilendirilmek suretiyle karar sürecine katılımlarının sağlanması,
e) Çocuğun, ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde çalışmaları,
f) İnsan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir usûl izlenmesi,
g) Soruşturma ve kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel ihtimam gösterilmesi,
h) Kararların alınmasında ve uygulanmasında, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun eğitimini ve öğrenimini, kişiliğini ve toplumsal sorumluluğunu geliştirmesinin desteklenmesi,
i) Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması,
j) Tedbir kararı verilirken kurumda bakım ve kurumda tutmanın son çare olarak görülmesi, kararların verilmesinde ve uygulanmasında toplumsal sorumluluğun paylaşılmasının sağlanması,
k) Çocukların bakılıp gözetildiği, tedbir kararlarının uygulandığı kurumlarda yetişkinlerden ayrı tutulmaları,
l) Çocuklar hakkında yürütülen işlemlerde, yargılama ve kararların yerine getirilmesinde kimliğinin başkaları tarafından belirlenememesine yönelik önlemler alınması,
İlkeleri gözetilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Koruyucu ve Destekleyici Tedbirler
Koruyucu ve destekleyici tedbirler
Madde 5- (1) Koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında alınacak tedbirlerdir. Bunlardan;
a) Danışmanlık tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk yetiştirme konusunda; çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili sorunlarının çözümünde yol göstermeye,
b) Eğitim tedbiri, çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına; iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesine,
c) Bakım tedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine getirememesi hâlinde, çocuğun resmî veya özel bakım yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlara yerleştirilmesine,
d) Sağlık tedbiri, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılmasına,
e) Barınma tedbiri, barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma yeri sağlamaya,
Yönelik tedbirdir.
(2) Hakkında, birinci fıkranın (e) bendinde tanımlanan barınma tedbiri uygulanan kimselerin, talepleri hâlinde kimlikleri ve adresleri gizli tutulur.
(3) Tehlike altında bulunmadığının tespiti ya da tehlike altında bulunmakla birlikte veli veya vasisinin ya da bakım ve gözetiminden sorumlu kimsenin desteklenmesi suretiyle tehlikenin bertaraf edileceğinin anlaşılması hâlinde; çocuk, bu kişilere teslim edilir. Bu fıkranın uygulanmasında, çocuk hakkında birinci fıkrada belirtilen tedbirlerden birisine de karar verilebilir.
Kuruma başvuru
Madde 6- (1) Adlî ve idarî merciler, kolluk görevlileri, sağlık ve eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, korunma ihtiyacı olan çocuğu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bildirmekle yükümlüdür. Çocuk ile çocuğun bakımından sorumlu kimseler çocuğun korunma altına alınması amacıyla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna başvurabilir.
(2) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu kendisine bildirilen olaylarla ilgili olarak gerekli araştırmayı derhâl yapar.
Koruyucu ve destekleyici tedbir kararı alınması
Madde 7- (1) Çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı; çocuğun anası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen çocuk hâkimi tarafından alınabilir.
(2) Tedbir kararı verilmeden önce çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılabilir.
(3) Tedbirin türü kararda gösterilir. Bir veya birden fazla tedbire karar verilebilir.
(4) Hâkim, hakkında koruyucu ve destekleyici tedbire karar verdiği çocuğun denetim altına alınmasına da karar verebilir.
(5) Hâkim, çocuğun gelişimini göz önünde bulundurarak koruyucu ve destekleyici tedbirin kaldırılmasına veya değiştirilmesine karar verebilir. Bu karar acele hâllerde, çocuğun bulunduğu yer hâkimi tarafından da verilebilir. Ancak bu durumda karar, önceki kararı alan hâkim veya mahkemeye bildirilir.
(6) Tedbirin uygulanması, onsekiz yaşın doldurulmasıyla kendiliğinden sona erer. Ancak hâkim, eğitim ve öğrenimine devam edebilmesi için ve rızası alınmak suretiyle tedbirin uygulanmasına belli bir süre daha devam edilmesine karar verebilir.
(7) Mahkeme, korunma ihtiyacı olan çocuk hakkında, koruyucu ve destekleyici tedbir kararının yanında 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre velayet, vesayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında da karar vermeye yetkilidir.
Tedbirlerde yetki
Madde 8- (1) Korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun menfaatleri bakımından kendisinin, ana, baba, vasisi veya birlikte yaşadığı kimselerin bulunduğu yerdeki çocuk hâkimince alınır.
(2) Tedbir kararlarının uygulanması, kararı veren hâkim veya mahkemece en geç üçer aylık sürelerle incelettirilir.
(3) Hâkim veya mahkeme; denetim memurları, çocuğun velisi, vasisi, bakım ve gözetimini üstlenen kimselerin, tedbir kararını yerine getiren kişi ve kuruluşun temsilcisi ile Cumhuriyet savcısının talebi üzerine veya re’sen çocuğa uygulanan tedbirin sonuçlarını inceleyerek kaldırabilir, süresini uzatabilir veya değiştirebilir.
Acil korunma kararı alınması
Madde 9- (1) Derhâl korunma altına alınmasını gerektiren bir durumun varlığı hâlinde çocuk, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından bakım ve gözetim altına alındıktan sonra acil korunma kararının alınması için Kurum tarafından çocuğun Kuruma geldiği tarihten itibaren en geç beş gün içinde çocuk hâkimine müracaat edilir. Hâkim tarafından, üç gün içinde talep hakkında karar verilir. Hâkim, çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerektiğinde kişisel ilişkinin tesisine karar verebilir.
(2) Acil korunma kararı en fazla otuz günlük süre ile sınırlı olmak üzere verilebilir. Bu süre içinde Kurumca çocuk hakkında sosyal inceleme yapılır. Kurum, yaptığı inceleme sonucunda, tedbir kararı alınmasının gerekmediği sonucuna varırsa bu yöndeki görüşünü ve sağlayacağı hizmetleri hâkime bildirir. Çocuğun, ailesine teslim edilip edilmeyeceğine veya uygun görülen başkaca bir tedbire hâkim tarafından karar verilir.
(3) Kurum, çocuk hakkında tedbir kararı alınması gerektiği sonucuna varırsa hâkimden koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verilmesini talep eder.
Bakım ve barınma kararlarının yerine getirilmesi
Madde 10- (1) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından, kendisine intikal eden olaylarda gerekli önlemler derhâl alınarak çocuk, resmî veya özel kuruluşlara yerleştirilir.
Çocuklara özgü güvenlik tedbiri
Madde 11- (1) Bu Kanunda düzenlenen koruyucu ve destekleyici tedbirler, suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu olmayan çocuklar bakımından, çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak anlaşılır.
Akıl hastalığı
Madde 12- (1) Suça sürüklenen çocuğun aynı zamanda akıl hastası olması hâlinde, 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları kapsamına giren çocuklar hakkında, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır.
Tedbir kararlarında usûl
Madde 13- (1) Bu Kanunun 7 nci maddesinin yedinci fıkrasında öngörülen durumlar hariç olmak üzere, suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu olmayan çocuklarla korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında duruşma yapılmaksızın tedbir kararı verilir. Ancak, hâkim zaruret gördüğü hâllerde duruşma yapabilir.
(2) Tedbir kararının verilmesinden önce yeterli idrak gücüne sahip olan çocuğun görüşü alınır, ilgililer dinlenebilir, çocuk hakkında sosyal inceleme raporu düzenlenmesi istenebilir.
Kanun yolu
Madde 14- (1) Bu Kanun hükümlerine göre, çocuk hâkimi tarafından alınan tedbir kararlarına karşı itiraz yolu açıktır. İtiraz, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun itiraza ilişkin hükümlerine göre en yakın çocuk mahkemesine yapılır.
İKİNCİ KISIM
Soruşturma ve Kovuşturma
BİRİNCİ BÖLÜM
Soruşturma
Madde 15- (1) Suça sürüklenen çocuk hakkındaki soruşturma çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat yapılır.
(2) Çocuğun ifadesinin alınması veya çocuk hakkındaki diğer işlemler sırasında, çocuğun yanında sosyal çalışma görevlisi bulundurulabilir.
(3) Cumhuriyet savcısı soruşturma sırasında gerekli görüldüğünde çocuk hakkında koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanmasını çocuk hâkiminden isteyebilir.
Çocuğun gözaltında tutulması
Madde 16- (1) Gözaltına alınan çocuklar, kolluğun çocuk biriminde tutulur.
(2) Kolluğun çocuk biriminin bulunmadığı yerlerde çocuklar, gözaltına alınan yetişkinlerden ayrı bir yerde tutulur.
İştirak hâlinde işlenen suçlar
Madde 17- (1) Çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma ayrı yürütülür.
(2) Bu hâlde de çocuklar hakkında gerekli tedbirler uygulanmakla beraber, mahkeme lüzum gördüğü takdirde çocuk hakkındaki yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonucuna kadar bekletebilir.
(3) Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi hâlinde, genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında, mahkemelerin uygun bulması şartıyla birleştirme kararı verilebilir. Bu takdirde birleştirilen davalar genel mahkemelerde görülür.
Çocuğun nakli
Madde 18- (1) Çocuklara zincir, kelepçe ve benzeri aletler takılamaz. Ancak; zorunlu hâllerde çocuğun kaçmasını, kendisinin veya başkalarının hayat veya beden bütünlükleri bakımından doğabilecek tehlikeleri önlemek için kolluk tarafından gerekli önlem alınabilir.
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi
Madde 19- (Değişik: 6/12/2006-5560/39 md.)
(1) Çocuğa yüklenen suçtan dolayı Ceza Muhakemesi Kanunundaki koşulların varlığı halinde, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilebilir. Ancak, bu kişiler açısından erteleme süresi üç yıldır.
Adlî kontrol
Madde 20- (1) Suça sürüklenen çocuklar hakkında soruşturma veya kovuşturma evrelerinde adlî kontrol tedbiri olarak Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinde sayılanlar ile aşağıdaki tedbirlerden bir ya da birkaçına karar verilebilir:
a) Belirlenen çevre sınırları dışına çıkmamak.
b) Belirlenen bazı yerlere gidememek veya ancak bazı yerlere gidebilmek.
c) Belirlenen kişi ve kuruluşlarla ilişki kurmamak.
(2) Ancak bu tedbirlerden sonuç alınamaması, sonuç alınamayacağının anlaşılması veya tedbirlere uyulmaması durumunda tutuklama kararı verilebilir.
Tutuklama yasağı
Madde 21- (1) Onbeş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında üst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerinden dolayı tutuklama kararı verilemez.
İKİNCİ BÖLÜM
Kovuşturma
Duruşma
Madde 22- (1) Çocuk, velisi, vasisi, mahkemece görevlendirilmiş sosyal çalışma görevlisi, çocuğun bakımını üstlenen aile ve kurumda bakılıyorsa kurumun temsilcisi duruşmada hazır bulunabilir.
(2) Mahkeme veya hâkim, çocuğun sorgusu veya çocuk hakkındaki diğer işlemler sırasında çocuğun yanında sosyal çalışma görevlisi bulundurabilir.
(3) Duruşmalarda hazır bulunan çocuk, yararı gerektirdiği takdirde duruşma salonundan çıkarılabileceği gibi sorgusu yapılmış çocuğun duruşmada hazır bulundurulmasına da gerek görülmeyebilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması
Madde 23- (Değişik: 6/12/2006-5560/40 md.)
(1) Çocuğa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda, Ceza Muhakemesi Kanunundaki koşulların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Ancak, bu kişiler açısından denetim süresi üç yıldır.
Uzlaşma
Madde 24- (Değişik: 6/12/2006-5560/41 md.)
(1) Ceza Muhakemesi Kanununun uzlaşmaya ilişkin hükümleri suça sürüklenen çocuklar bakımından da uygulanır.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Mahkemeler ve Cumhuriyet Savcılığı
BİRİNCİ BÖLÜM
Mahkemelerin Kuruluş, Görev ve Yetkisi
Mahkemelerin kuruluşu
Madde 25- (1) Çocuk mahkemesi, tek hâkimden oluşur. Bu mahkemeler her il merkezinde kurulur. Ayrıca, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak kurulabilir. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde çocuk mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. Çocuk mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz. Mahkemelerin bulunduğu yerlerdeki Cumhuriyet savcıları, çocuk mahkemeleri kararlarına karşı kanun yoluna başvurabilirler.
(2) Çocuk ağır ceza mahkemelerinde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur ve mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır. Bu mahkemeler bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak kurulur. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde çocuk ağır ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır.
Mahkemelerin görevi
Madde 26- (1) Çocuk mahkemesi, asliye ceza mahkemesi ile sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından, suça sürüklenen çocuklar hakkında açılacak davalara bakar.
(2) Çocuk ağır ceza mahkemesi, çocuklar tarafından işlenen ve ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarla ilgili davalara bakar.
(3) Mahkemeler ve çocuk hâkimi, bu Kanunda ve diğer kanunlarda yer alan tedbirleri almakla görevlidir.
(4) Çocuklar hakkında açılan kamu davaları, Kanunun 17 nci maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunla kurulan mahkemelerde görülür.
Mahkemelerin yargı çevresi
Madde 27- (1) Çocuk mahkemelerinin yargı çevresi, kurulduğu il ve ilçenin mülkî sınırlarıyla belirlenir.
(2) Çocuk ağır ceza mahkemelerinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adlî yönden bağlanan ilçelerin idarî sınırlarıdır.
(3) Coğrafi durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesine veya değiştirilmesine Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir.
Hâkimlerin atanmaları
Madde 28- (1) Mahkemelere, atanacakları bölgeye veya bir alt bölgeye hak kazanmış, adlî yargıda görevli, tercihan çocuk hukuku alanında uzmanlaşmış, çocuk psikolojisi ve sosyal hizmet alanlarında eğitim almış olan hâkimler ve Cumhuriyet savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atama yapılır.
(2) Atamalarda istekli olanlarla daha önce bu görevlerde bulunmuş olanlara öncelik tanınır.
(3) Herhangi bir nedenle görevine gelemeyen hâkimin yerine bu hâkim görevine başlayıncaya veya Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yetkilendirme yapılıncaya kadar o yerdeki hâkimlerden hangisinin bakacağı, birinci fıkrada aranan nitelikler de gözetilerek adlî yargı adalet komisyonu başkanınca belirlenir.
İKİNCİ BÖLÜM
Cumhuriyet Savcılığı ve Kolluk
Cumhuriyet savcılığı çocuk bürosu
Madde 29- (1) Cumhuriyet başsavcılıklarında bir çocuk bürosu kurulur. Cumhuriyet başsavcısınca 28 inci maddenin birinci fıkrasında öngörülen nitelikleri haiz olanlar arasından yeterli sayıda Cumhuriyet savcısı, bu büroda görevlendirilir.
Çocuk bürosunun görevleri
Madde 30- (1) Çocuk bürosunun görevleri;
a) Suça sürüklenen çocuklar hakkındaki soruşturma işlemlerini yürütmek,
b) Çocuklar hakkında tedbir alınması gereken durumlarda, gecikmeksizin tedbir alınmasını sağlamak,
c) Korunma ihtiyacı olan, suç mağduru veya suça sürüklenen çocuklardan yardıma, eğitime, işe, barınmaya ihtiyacı olan veya uyum güçlüğü çekenlere ihtiyaç duydukları destek hizmetlerini sağlamak üzere, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içinde çalışmak, bu gibi durumları çocukları korumakla görevli kurum ve kuruluşlara bildirmek,
d) Bu Kanunla ve diğer kanunlarla verilen görevleri yerine getirmektir.
(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, bu görevler çocuk bürosunda görevli olmayan Cumhuriyet savcıları tarafından da yerine getirilebilir.
Kolluğun çocuk birimi
Madde 31- (1) Çocuklarla ilgili kolluk görevi, öncelikle kolluğun çocuk birimleri tarafından yerine getirilir.
(2) Kolluğun çocuk birimi, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocuklar hakkında işleme başlandığında durumu, çocuğun veli veya vasisine veya çocuğun bakımını üstlenen kimseye, baroya ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna, çocuk resmî bir kurumda kalıyorsa ayrıca kurum temsilcisine bildirir. Ancak, çocuğu suça azmettirdiğinden veya istismar ettiğinden şüphelenilen yakınlarına bilgi verilmez.
(3) Çocuk, kollukta bulunduğu sırada yanında yakınlarından birinin bulunmasına imkân sağlanır.
(4) Kolluğun çocuk birimlerindeki personeline, kendi kurumları tarafından çocuk hukuku, çocuk suçluluğunun önlenmesi, çocuk gelişimi ve psikolojisi, sosyal hizmet gibi konularda eğitim verilir.
(5) Çocuğun korunma ihtiyacı içinde bulunduğunun bildirimi ya da tespiti veya hakkında acil korunma kararı almak için beklemenin, çocuğun yararına aykırı olacağını gösteren nedenlerin varlığı hâlinde kolluğun çocuk birimi, durumun gerektirdiği önlemleri almak suretiyle çocuğun güvenliğini sağlar ve mümkün olan en kısa sürede Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna teslim eder.
Görevlilerin eğitimleri
Madde 32- (1) Mahkemelerde görevlendirilecek hâkimler ve Cumhuriyet savcıları ile sosyal çalışma görevlilerine ve denetimli serbestlik ve yardım merkezi şube müdürlüğünde görevli denetim görevlilerine, adaylık dönemlerinde Adalet Bakanlığınca belirlenen esaslara uygun çocuk hukuku, sosyal hizmet, çocuk gelişimi ve psikolojisi gibi konularda eğitim verilir.
(2) Mahkemelere atananların, görevleri süresince, alanlarında uzmanlaşmalarını sağlama ve kendilerini geliştirmelerine yönelik hizmet içi eğitim almaları sağlanır.
(3) Hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimin usûl ve esasları yönetmelikle belirlenir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Sosyal İnceleme
Sosyal çalışma görevlileri
Madde 33- (1) Adalet Bakanlığınca mahkemelere, en az lisans öğrenimi görmüş olanlar arasından yeterli sayıda sosyal çalışma görevlisi atanır. Atamada; çocuk ve aile sorunları ile çocuk hukuku ve çocuk suçluluğunun önlenmesi alanlarında lisansüstü eğitim yapmış olanlar tercih edilir.
(2) Mahkemelere atanan ve bu Kanun kapsamındaki tedbirleri uygulayan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunda görevli sosyal çalışma görevlilerine almakta oldukları aylıklarının brüt tutarının yüzde ellisi oranında ödenek verilir.
(3) Bu görevlilerin bulunmaması, görevin bunlar tarafından yapılmasında fiilî veya hukukî bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması gibi durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar ile serbest meslek icra eden birinci fıkrada öngörülen nitelikleri haiz kimseler de sosyal çalışma görevlisi olarak görevlendirilebilirler.
(4) Hakkında sosyal inceleme yapılacak çocuğun, incelemeye tâbi tutulacak çevresi mahkemenin yetki alanı dışında ise, davayı gören mahkemenin talimatına bağlı olarak çocuğun bulunduğu yerdeki mahkemece inceleme yaptırılır. Büyükşehir belediye sınırları içinde kalan yerlerde bu inceleme, davayı gören mahkemeye bağlı olarak çalışan sosyal çalışma görevlilerince yapılabilir.
Sosyal çalışma görevlilerinin görevleri
Madde 34- (1) Sosyal çalışma görevlilerinin görevi;
a) Görevlendirildikleri çocuk hakkında derhâl sosyal inceleme yapmak, hazırladıkları raporları kendilerini görevlendiren mercie sunmak,
b) Suça sürüklenen çocuğun ifadesinin alınması veya sorgusu sırasında yanında bulunmak,
c) Bu Kanun kapsamında mahkemeler ve çocuk hâkimleri tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmektir.
(2) İlgililer, sosyal çalışma görevlilerinin çalışmaları sırasında kendilerine yardımcı olmak ve çocuk hakkında istenen bilgileri vermek zorundadır.
(3) Sosyal çalışma görevlilerinin, görevleri sırasında yaptıkları ve hâkim tarafından takdir edilen masrafları Cumhuriyet başsavcılığının suçüstü ödeneğinden ödenir.
Sosyal inceleme
Madde 35- (1) Bu Kanun kapsamındaki çocuklar hakkında mahkemeler, çocuk hâkimleri veya Cumhuriyet savcılarınca gerektiğinde çocuğun bireysel özelliklerini ve sosyal çevresini gösteren inceleme yaptırılır. Sosyal inceleme raporu, çocuğun, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin mahkeme tarafından takdirinde göz önünde bulundurulur.
(2) Derhâl tedbir alınmasını gerektiren durumlarda sosyal inceleme daha sonra da yaptırılabilir.
(3) Mahkeme veya çocuk hâkimi tarafından çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması hâlinde, gerekçesi kararda gösterilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Denetim
Denetim altına alma kararı
Madde 36- (1) Hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verilen, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı onanan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen çocuğun denetim altına alınmasına karar verilebilir.
Denetim görevlisinin görevlendirilmesi
Madde 37- (1) Denetim altına alınan çocukla ilgili olarak denetimli serbestlik ve yardım merkezi şube müdürlüğü tarafından bir denetim görevlisi görevlendirilir. Ancak, korunma ihtiyacı olan çocuklar veya suç tarihinde oniki yaşını bitirmemiş suça sürüklenen çocuklar ile çocuğun aileye teslimi yönünde karar verilmesi hâlinde, bu çocuklar hakkında denetim görevi gözetim esaslarına göre Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından yerine getirilir.
(2) Görevlendirme sırasında çocuğun kişisel özellik ve ihtiyaçları dikkate alınır ve çocuğa kolay ulaşabilecek olanlar tercih edilir.
Denetim görevlisinin görevleri
Madde 38- (1) Denetim görevlisinin görevleri şunlardır:
a) Kararla ulaşılmak istenen amacın gerçekleşmesi için çocuğun eğitim, aile, kurum, iş ve sosyal çevreye uyumunu sağlamak üzere onu desteklemek, yardımcı olmak, gerektiğinde önerilerde bulunmak.
b) Çocuğa eğitim, iş, destek alabileceği kurumlar, hakları ve haklarını kullanma konularında rehberlik etmek.
c) İhtiyaç duyacağı hizmetlerden yararlanmasında çocuğa yardımcı olmak.
d) Kaldığı yerleri ve ilişki kurduğu kişileri ziyaret ederek çocuğun içinde yaşadığı şartları, ailesi ve çevresiyle ilişkilerini, eğitim ve iş durumunu, boş zamanlarını değerlendirme faaliyetlerini yerinde incelemek.
e) Alınan kararın uygulanmasını, bu uygulamanın sonuçlarını ve çocuk üzerindeki etkilerini izlemek, tâbi tutulduğu yükümlülüklerin yerine getirilmesini denetlemek.
f) Çocuğun gelişimi hakkında, üçer aylık sürelerle Cumhuriyet savcısı veya mahkemeye rapor vermek.
(2) Denetim görevlisi, görevini yerine getirirken gerektiğinde çocuğun ana ve babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse ve öğretmenleriyle işbirliği yapar.
(3) Çocuğun ana ve babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse çocuğun devam ettiği okul, işyeri veya çocukla ilgili bilgiye sahip kurumların yetkilileri, denetim görevlisine yardımcı olmak, görevi gereğince istediği bilgileri vermek zorundadırlar.
Madde 39- (1) Çocuğa uygulanacak denetimin yöntemi, denetim görevlisince, sosyal incelemeyi yapan uzman veya mahkeme nezdindeki sosyal çalışma görevlisi ile birlikte, görevlendirmeyi takip eden on gün içinde hazırlanacak bir plânla belirlenir.
(2) Denetim plânı hazırlanırken;
a) Çocuk hakkında alınan tedbirin amacı, niteliği ve süresi,
b) Çocuğun ihtiyaçları,
c) Çocuğun içinde bulunduğu tehlike hâlinin ciddiyeti,
d) Çocuğun ana ve babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse tarafından çocuğa verilen desteğin derecesi,
e) Suça sürüklenmesi sebebiyle tedbir alınmış ise suç teşkil eden fiilin mahiyeti,
f) Çocuğun görüşü,
Dikkate alınır.
(3) Denetim plânı, mahkeme veya çocuk hâkimince onaylandıktan sonra derhâl uygulanır. Denetim görevlisi, kararın uygulama biçimi, çocuk üzerindeki etkileri ile çocuğun ana ve babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimselerin veya kurumların çocuğa karşı sorumluluklarını gereğince yerine getirip getirmedikleri, kararın değiştirilmesini gerektirir bir durum olup olmadığı ve istenen diğer hususlarda her ay, ayrıca talep hâlinde mahkeme veya çocuk hâkimine rapor verir.
Denetimin sona ermesi
Madde 40- (1) Denetim, kararda öngörülen sürenin dolmasıyla sona erer. Tedbirden beklenen yararın elde edilmesi hâlinde denetim, sürenin dolmasından önce de kaldırılabilir.
(2) Denetim, çocuğun başka bir suçtan dolayı tutuklanması veya cezasının yerine getirilmesine başlanmakla sona erer.
Sosyal inceleme ve denetim raporları hakkında bilgi edinme
Madde 41- (1) Sosyal inceleme raporu ile denetim plânı ve raporunun birer örneğini çocuğun avukatı veya yasal temsilcisi Cumhuriyet savcısından, mahkemeden veya çocuk hâkiminden alabilir. Çocuğa raporun içeriği hakkında bilgi verilir.
(2) Ancak, çocuk ve avukatı hariç olmak üzere birinci fıkrada gösterilen kişilerin sosyal inceleme raporu ile denetim plânı ve raporu hakkında bilgi sahibi olmasının çocuğun yararına aykırı olduğuna kanaat getirilirse, bunların incelenmesi kısmen veya tamamen yasaklanabilir.
DÖRDÜNCÜ KISIM
Çeşitli Hükümler
Uygulanacak hükümler
Madde 42- (1) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde Ceza Muhakemesi Kanunu, Türk Medenî Kanunu, 18.6.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 24.5.1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu hükümleri uygulanır.
(2) Denetim konusunda bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde, Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu hükümleri uygulanır.
Çocuğun giderleri
Madde 43- (1) Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının giderleri Devletçe ödenir. Ödenecek miktar mahkemece verilecek bir karar ile tespit edilir.
(2) Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre çocuğa bakmakla yükümlü olan kimsenin malî durumunun müsait olması hâlinde, Devletçe ödenen meblağın tahsili için ilgililere rücu edilir.
Kamu görevlisi
Madde 44- (1) Bu Kanun kapsamına giren görevlerle bağlantılı olarak kamu görevlileri hakkında 2.12.1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmaz.
Kurumlar
Madde 45- (1) Bu Kanunun 5 inci maddesinde yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirlerden;
a) (a) ve (e) bentlerinde yazılı danışmanlık ve barınma tedbirleri Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve yerel yönetimler,
b) (b) bendinde yazılı eğitim tedbiri Milli Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,
c) (c) bendinde yazılı bakım tedbiri Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu,
d) (d) bendinde yazılı sağlık tedbiri Sağlık Bakanlığı,
Tarafından yerine getirilir.
(2) Bakım ve barınma tedbirlerinin yerine getirilmesi sırasında ihtiyaç duyulan kolluk hizmetlerinin yerine getirilmesi, çocukların rehabilitasyonu, eğitimi ve diğer bakanlıkların görev alanına giren diğer hususlarla ilgili olarak Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından yapılan her türlü yardım ve destek talepleri Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, ilgili diğer bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından geciktirilmeksizin yerine getirilir.
(3) Bu tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu Adalet Bakanlığınca sağlanır.
Kadrolar
Madde 46- (1) Bu Kanun gereğince kurulacak mahkemelerin kuruluş ve çalışmaları için gerekli sınıflardan yeteri kadar kadro temin edilir.
Yönetmelik
Madde 47- (1) Bu Kanunun 5 ve 10 uncu maddelerinin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Adalet Bakanlığı ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından müştereken, diğer maddelerin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar ise Adalet Bakanlığı tarafından altı ay içinde çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenir.
Yürürlükten kaldırılan hükümler
Madde 48- (1) 7.11.1979 tarihli ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 7.11.1979 tarihli ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanuna yapılan yollamalar, bu Kanunun ilgili hükümlerine yapılmış sayılır.
Geçici Madde 1- (1) 2253 sayılı Kanun gereğince kurulan çocuk mahkemelerinde derdest bulunan ve bu Kanun ile kurulan çocuk mahkemesinin görevine giren dava ve işler, bu mahkemeler faaliyete geçtiğinde çocuk mahkemesine devredilir.
(2) Genel ceza mahkemelerinde görülmekte olan ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte onsekiz yaşını doldurmuş olan sanıklar hakkındaki dava ve işler çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemelerine devredilmez.
(3) Çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemeleri bulunmayan yerlerde, bu mahkemeler kurulup göreve başlayıncaya kadar çocuklar tarafından işlenen suçlara ait soruşturma ve kovuşturmalar Cumhuriyet başsavcılığı ve görevli mahkemelerce bu Kanun hükümlerine göre yapılır.
(4) Çocuk mahkemesi bulunmayan yerlerde, bu mahkeme kurulup göreve başlayıncaya kadar korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında tedbir kararları görevli aile veya asliye hukuk mahkemelerince alınır.
(5) Adalet Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili bakanlıklar ve bağlı kuruluşlar bu Kanunun yürürlüğü tarihinden itibaren altı ay içinde koruyucu ve destekleyici tedbirleri yerine getirmek üzere gerekli tedbirleri alır. Ayrıca, ilgili bakanlıklar ve bağlı kuruluşlar bu amaçla sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliğine gidebilirler.
Yürürlük
Madde 49- (1) Bu Kanunun;
a) Suça sürüklenen ve hakkında bakım tedbiri uygulanan çocuklar hakkında Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından yerine getirilecek hizmetlere ilişkin hükümler ile 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi yayımı tarihinden itibaren altı ay sonra,
b) 37 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi yayımı tarihinden itibaren bir yıl sonra,
c) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,
Yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 50- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
5395 SAYILI Çocuk Koruma Kanunu’na EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN
Bilim, felsefe ve aklın dogmaya yenilgisine en büyük örnek Hypatia
Bilimde geri kalmanın, yobazlığa teslim olmanın tarihteki izdüşümü
İnsanoğlunun barbarlıkta ne kadar ileri gidebileceğinin sembolü