Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü

0
Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü

Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü, 1988’den itibaren Avrupa Parlamentosu tarafından düzenlenmektedir. Sovyet bilim insanı ve 1975 Nobel Barış Ödülü sahibi Andrei Sakharov’un adını taşıyan ödülü alan kişi ve gruplar her yıl 10 Aralık İnsan Hakları Günü’ne yakın bir tarihte açıklanmaktadır.

Ödülün amacı, insan hakları, ifade özgürlüğü, azınlık hakları, hukukun üstünlüğü gibi temel değerlere katkıda bulunan kişi, grup veya kurumları onurlandırmaktır. Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü, 50 bin Avro’dur.

Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü, Avrupa Birliği’nin temel değerleri olan insan onuru, özgürlük, demokrasi, eşitlik ve insan haklarının savunulmasına yönelik kararlılığı ifade etmektedir. Ödül, Avrupa Birliği‘nin küresel ölçekte insan hakları savunucularına verdiği desteğin sembolü olarak görülmektedir. 

Ödülü alan kişiler arasında aktivistler, gazeteciler, politik tutuklular, düşünürler ve baskı altındaki toplumları temsil eden gruplar bulunmaktadır. Ödül törenleri genellikle, Aralık ayında Strasbourg’da bulunan Avrupa Parlamentosu’nun Genel Kurulunda düzenlenmektedir. 

Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü Sahipleri 
  • 2025 – Andrzej Poczobut (Belarus’lu Gazteci)ile Mzia Amaglobeli ve Gürcistan’ın demokrasi yanlısı protesto hareketi (Gürcistan)
  • 2024 – Edmundo González Urrutia ve María Corina Machado (Venezuela)
  • 2023 – Mehsa Emini ve “Kadın, Yaşam, Özgürlük” Hareketi (İran)
  • 2022 – Ukrayna halkı
  • 2021 – Aleksey Navalni (Rusya)
  • 2020 – Belarus demokrasi hareketi (Belarus)
  • 2019 – İlham Tohti (Çin)
  • 2018 – Oleg Sentsov (Ukrayna)
  • 2017 – Demokratik Birlik Masası (Venezuela)
  • 2016 – Nadia Murad ve Lamiya Başar (Irak)
  • 2015 – Raif Bedevi (Suudi Arabistan)
  • 2014 – Denis Mukwege (Kongo Demokratik Cumhuriyeti)
  • 2013 – Malala Yusufzay (Pakistan)
  • 2012 – Cafer Penahi ve Nesrin Sotoudeh (İran)
  • 2011 – Esma Mahfuz (Mısır), Ahmed el-Senussi (Libya), Razan Zaitouneh (Suriye), Ali Farzat (Suriye) ve Muhammed Buazizi (Tunus)
  • 2010 – Guillermo Fariñas (Küba)
  • 2009 – Memorial (Rusya)
  • 2008 – Hu Jia (Çin)
  • 2007 – Salih Mahmoud Osman (Sudan)
  • 2006 – Alaksandar Milinkievič (Belarus)
  • 2005 – Damas de Blanco (Küba), Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters Without Borders) ve Hauwa Ibrahim (Nijerya)
  • 2004 – Belarus Gazeteciler Topluluğu
  • 2003 – Birleşmiş Milletler
  • 2002 – Oswaldo Payá (Küba)
  • 2001 – Nurit Peled-Elhanan (İsrail), İzzet Ghazzawi (Filistin), Dom Zacarias Kamwenho (Angola)
  • 2000 – ¡Basta Ya! (İspanya)
  • 1999 – Xanana Gusmão (Doğu Timor)
  • 1998 – İbrahim Rugova (Kosova)
  • 1997 – Salima Ghezali (Cezayir)
  • 1996 – Wei Jingsheng (Çin)
  • 1995 – Leyla Zana (Türkiye)
  • 1994 – Teslime Nesrin (Bangladeş)
  • 1993 – Oslobođenje (Bosna ve Hersek)
  • 1992 – Plaza de Mayo Anneleri (Arjantin)
  • 1991 – Adem Demaçi (Kosova)
  • 1990 – Aung San Suu Kyi (Myanmar)
  • 1989 – Alexander Dubček (Slovakya)
  • 1988 – Nelson Mandela (Güney Afrika) ve Anatoly Marchenko (Ukrayna; ölümünden sonra)
Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz tarafından 1990 yılı ödülün sahibi Aung San Suu Kyi'ye verilen ödül 2013
Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz tarafından 1990 yılı ödülün sahibi Aung San Suu Kyi’ye verilen ödül 2013

Francesco Cossiga

0
Francesco Cossiga

İtalyan hukukçu ve devlet adamı Francesco Cossiga, 26 Temmuz 1928’da dünyaya geldi. Klasik lise eğitimi aldı ve başarıları nedeniyle erkenden mezun oldu. 19 yaşında Sassari Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. 1958’de milletvekili oldu. 1976’de içişleri bakanı oldu. Halk protestolarını bastırdığı için sık sık bir diktatör olarak tanımlandı. 1978’de istifa etmek zorunda kaldı. 1979-1980 tarihleri arasında İtalya başbakanlığı yaptı ve yıllık bütçe tasarısının reddedilmesi üzerine istifa etti. 1983 genel seçimlerinde Senatosu’ya girdi, 12 Temmuz’da Senato Başkanı seçildi 1985 -1992 arasında İtalya cumhurbaşkanlığı yaptı. 25 Nisan 1992’de istifa etti. Ömür boyu senatörlük unvanı aldı. 27 Kasım 2006’da ömür boyu senatörlük görevinden de istifa etti. 17 Ağustos 2010’da Roma’da yaşamını yitirdi.

Pierre de Fermat

0
Pierre de Fermat

Gaskonya kökenli Fransız hukukçu ve matematikçi Pierre de Fermat, 17 Ağustos 1601’de Beaumont-de-Lomagne’da doğdu. (Ölümü: 12 Ocak 1665, Castres) İlk öğreniminin ardından üniversitede hukuk eğitimi almak üzere Orleans’a gitti. Toulouse Üniversitesinde eğitim gördü ve 1631 yılında hukuk diploması aldı.

Medeni hukuk alanında derece alarak yargıç oldu; ancak devlet memurluğundan arta kalan zamanlarının çoğunu matematiğe ayırdı.

Gösterdiği başarılar sayesinde Toulouse parlâmentosunda meclis üyesi olma hakkı kazandı. 1653 yılında dönemin ölümcül hastalığı vebayı atlatmayı başardı. Sayılar teorisinde çok önemli sonuçlar bulan, olasılık ve analitik geometriye devrimsel katkılarda bulunan Fermat, modern sayılar kuramının kurucusu kabul edildi. Matematik dünyasında en çok, yüzyıllar boyunca çözülemeyen Fermat’nın Son Teoremi ile hatırlanmaktadır. Ünlü bilim insanı, 12 Ocak 1665’te yaşamını yitirmiştir.

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı

0
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı ( TOHAV)

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV), 1994 yılında, İstanbul, Ankara ve İzmir Barolarına kayıtlı 46 avukat tarafından, demokratik ve evrensel hukuk ilkeleri temelinde kurulmuştur. Vakfın merkezi İstanbul’dur. TOHAV, Türk Medeni Yasasına göre kurulmuş, hükümet dışı, bağımsız, tarafsız, politik olmayan bir sivil toplum örgütüdür.

Vakfın Yönetim Kurulu, 2026 yılı itibariyle, CENGİZ YÜREKLİ, ÇAĞLA LEYLA KAYA, DESTİNA YILDIZ, ZOZAN VARGÜN, EMİNE ÖZHASAR, ESMA YAŞAR ve YUSUF GÖRÜCÜ’den oluşmaktadır. Bir önceki Yönetim Kurulu ise Didar Erdem, Cemil Adıyaman, Rezan Sarıca, Rengin Ergül, Pınar Konak, Hasari Yenice ve Ömer Çakırgöz‘den oluşmuştur. Denetim Kurulu ise, ABDÜLKADİR KARAHAN, DİDAR ERDEM ve MAHMUT TAŞÇI’tan oluşmaktadır. Bir önceki denetim kurulu Mustafa Eraslan, Banu Güvener ve Kadir Tunç’tan oluşmaktadır.

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın Misyonu 

TOHAV, Türkiye’nin tüm bölgelerindeki insan hakları ihlallerini araştırmak ve ve takip etmekle kendisini yükümlü saymakta; çalışmalarını yürütürken ırk, cinsiyet, din, etnik köken ve siyasi düşünce ayrımı yapmaksızın mağdur olan kişilerin hak arama çabalarına hiçbir maddi katkı beklemeden yardımcı olmaktadır. TOHAV’ın üyeleri İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Batman, Van, Malatya barolarına bağlı avukatlardan oluşmaktadır. TOHAV, çalışmalarını üye ve gönüllü hukukçular ve işkence rehabilitasyon alanında çalışan hekimler aracılığıyla yürütmektedir.

TOHAV Genel merkezi İstanbul’da bulunmaktadır. TOHAV’ın 7 asil ve 7 yedek üye avukattan oluşan bir yönetim kurulu ve 3 asil 3 yedek üye avukattan oluşan Denetleme Kurulu bulunmaktadır. Yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri 2 yılda bir yapılan, vakıf üyelerinin katıldığı kongre sonucu seçilmektedir.

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın Amaçları
  • Demokratik ve evrensel hukuk ilkelerinin toplum ve devlet yaşamının her alanında benimsenmesini, uygulanması ve yerleşmesini sağlamak
  • Baskıdan arındırılmış, demokratik, katılımcı ve özgürlükçü bir hukuk anlayışına ulaşmak
  • Bireysel, toplumsal, kültürel ve ulusal gelişmenin önündeki engelleri kaldırmak
  • Cinsler arasındaki ayrımcılığın son bulmasını sağlamak
  • Çocuğun ve doğanın korunmasını sağlamak
  • İnsan onurunun yüceltilmesine çalışmak
  • Toplum ve devlet yaşamındaki hak ve hukuk ihlallerine karşı çaba göstermek ve kamuoyu oluşturmak
  • Kişi, kuruluş ve topluluklara hukuki, maddi, manevi, eğitsel, sanatsal, kültürel, tıbbi, sportif, estetik, sıhhi ve benzeri yardımlarda bulunmak
  • Hukuksal ve yasal düzenlemelerin değiştirilmesi için çaba göstermek
  • Demokratik hukuk kültürünün, eşitlikçi, katılımcı, özgürlükçü bir hukuk düzeninin kurulmasına çalışmak
  • Hak ve özgürlüklerin kavratılması ve hayata geçirilmesi için çaba göstermek
Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfının Yürüttüğü Projeler

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı; “Mülteci ve Göçmenlerin Sağlık ve Adalete Erişimi Projesi”, “Umut Hassas Bir Tohum Olduğunda: Türkiye’deki Göçmen Mülteci ve Sığınmacıların Sağlık ve Adalete Erişimi Projesi”, Kadın Dostu Yerel Yönetimlere Doğru Projesi”,  “Azınlık Haklarının Geliştirilmesi ve Ayrımcılıkla Mücadele Projesi” ve “İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Projesi” ile benzer projeleri yürütmüştür. 

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı Bünyesindeki Merkezler

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) bünyesinde vakıf senedine göre Avrupa Birliği Enstitüsü kurulmuştur. TOHAV AB Enstitüsü, Türkiye’de demokratik bir hukuk sisteminin oluşturulması ve geliştirilmesi için, Avrupa Birliği Hukuku’nun araştırılması, öğretilmesi ve Türkiye’nin AB tam üyelik sürecinde başta Kopenhag Siyasi Kriterleri olmak üzere, AB kurumları ve normlarının iç hukukta kalıcılaşması ve kurumlaşmasına katkı sunmak amacıyla kurulmuştur. Enstitü, bu amaçla çalışma programı oluşturmuş, AB Hukuku’nun ve uygulamalarının tüm yönleriyle öğrenilmesine yönelik faaliyetler gerçekleştirmiştir.

Vakıf bünyesinde ayrıca Travma ve Rehabilitasyon Merkezi kutulmuştur. Merkez, kötü muamele ve işkenceye maruz kalan bireylere; fiziksel, ruhsal ve sosyal destek sunan bir referans ve koordinasyon merkezidir. Travma rehabilitasyonu, medikal, fiziksel, psikiyatrik ve sosyal tedavi programları temelinde yürütülmektedir. TOHAV/TRM, çalışmalarını, başta İstanbul Protokolü olmak üzere işkencenin önlenmesine ilişkin ulusal ve uluslararası yazılı belgeleri dikkate alarak dil, din, cins, ırk, sınıf ve siyasal düşünce farklılığı gözetmeksizin yürütmektedir. TOHAV/ TRM, Kopenhag’da bulunan Uluslararası İşkence Mağdurları Rehabilitasyon Konseyi (IRCT) akredite üyesidir.

Toplum ve Hukuk Dergisi 

Vakıf tarafından çıkarılmakta olan Toplum ve Hukuk Dergisi

Toplum ve Hukuk Dergisinin yayın politikası ve amacı vakfın amaçlarına paralel yürümektedir. Dergi, vakıf kurucularının kuruluş felsefesine ve orijinine sadık kalarak evrenseli yakalamaya çalışmaktadır. Vakıf üyelerinin katkı ve çabalarıyla çıkarılan dergi, vakıf üyesi olmayan avukatların, hakim ve savcıların, hukukçu ve bilim insanlarının görüşlerine açıktır. Dergi üç aylık periyotlarda çıkmakta, yayınlanacak yazılar serbest yazılardan ve özel gündemli sayılarda ise özel sayıya özel yazılardan oluşmaktadır. Makale ve yazılar toplumvehukuk@hotmail.com adresine ve tohav@tohav.org gönderilmektedir.

tohav@tohav.org

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) Kurucuları 

1-  ABDÜLVAHİT KAYA
2-  HASİP KAPLAN
3-  VASFİYE TÜLAY GEYİK
4-  OSMAN ERGİN
5-  İSMAİL ÇÖLGEÇEN
6-  TÜLAY ATEŞ
7-  ALİ RIZA DİZDAR
8-  DURSUN ÖZTÜRKÇÜ
9-  SALİH BEŞALTI
10- AYSEL TUĞLUK
11- İBRAHİM HARMAN
12- SEDAT SADİOĞLU
13- İSMET ATEŞ
14- TALAT TEPE
15- MEHMET ASLANARGİIN
16- HIDIR ÇİÇEK
17- HASAN ALICI
18- MÜSLÜM ERÇETİN
19- AYNUR AYDURAN
20- ABDULLAH GÜRBÜZ
21- M.SELİM OKÇUOĞLU
22- RIZA DİNÇ
23- M.NURİ ÖZMEN
24- MEDET SERHAT
25- ESRA DÜRRE
26- NURCAN NALBANT
27- İBRAHİM İNCE
28- ÖZCAN KILIÇ
29- NİYAZİ ÇEM
30- ÇETİN BİNGÖLBALI
31- NACİ BİNAY
32- LEVENT KANAT
33- KUTBEDİN KAYA
34- ARZU ŞAHİN
35- M.BAKIR ASMA
36- FİLİZ KÖSTAK
37- KEMAL BİLGİÇ
38- MUSTAFA AYZİT
39- AHMET AKKUŞ
40- M.SAİT GÜNDÜZALP
41- MEHMET PEKGÖZ
42- ORHAN TURAL
43- EMRAN EMEKÇİ
44- EMİRE EREN KESİN
45- GAFFAR ÇAM
46- FUNDA ÖZVERİ

Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) İletişim
Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Sk. Fikret Tuner İş Hanı No:39 K.3 Beyoğlu / İSTANBUL

Yargıda Yapay Zekâ Kullanımı Hakkında Bildiri

0

Yargıda Yapay Zekâ Kullanımı Hakkında Bildiri /  13.12.2022 

İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu olarak, Yargıtay Başkanlığı ve Avrupa Konseyi tarafından yürütülen, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi tarafından finanse edilen Yargıtay’ın Kurumsal Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında geliştirilen, yapay zekâ ile çalışması planlanan Yargıtay İçtihat Merkezi sistemine ilişkin kamuoyunda çıkan haberlere ve açıklamalara yanıt vermek isteriz.

Yapay zekâ sistemlerinin kullanım alanlarının günden güne arttığına, bu sistemlerin her geçen gün daha kritik ve önemli konularda karar mekanizması olarak kullanıldığına şahit oluyoruz. Hayatlarımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen yapay zekânın hukuk dünyasında kullanımı ve etkileri de bu aşamada kaçınılmaz hale geliyor. Zira yapay zekâ farklı coğrafyalarda da içtihat tarama, belgelendirme, tasnif, iş takibi, karar destek veya karar mekanizması, hukuki danışmanlık veya analiz gibi birçok alanda hali hazırda kullanılıyor. Ancak bu kullanımın etkileri birtakım soruları beraberinde getiriyor. İstanbul Barosu olarak, hukukta yapay zekâ kullanımının olumlu ve olumsuz yanlarını ortaya koyarak yapay zekânın geliştirilmesinde, tasarımında ve kullanımında dikkat edilmesi gereken hususlara işaret etmek istiyoruz.

• Yapay zekânın sistemine yüklenen verileri tasnif ederek dokümantasyon; etiketli verileri analiz ederek hukuki dokümanların özetlenmesi; daha önceden verilmiş mahkeme kararlarının sistemine yüklenmesi neticesinde kararlar arasındaki benzerlik ve farklılıkları tespit ederek benzer uyuşmazlıklar için çözüm önerisi getirmesi; öngörücü tahminlerde bulunabilmesi gibi faaliyetlerinin yargıda hız, adalete erişim, bürokratik iş yükünün azalması ve eşitlik hususunda olumlu etkileri olduğu yönündeki görüşlere katılıyoruz. Nitekim gelişmiş arama filtrelerinin, yargılama faaliyetlerinin aktörlerinin iş ve işlemlerini kolaylaştıracağı son derece açıktır. Yapay zekânın dijital delillerin toplanması, işlenmesi ve gerektiğinde bu verilere erişilmesi noktasında da birtakım kolaylıklar sağladığını düşünüyoruz. Öte yandan, yapay zekânın gelişmiş maskeleme ve şifreleme yöntemlerinin, veri güvenliğini sağlamada olumlu bir etkisi olabileceğini de belirtmek isteriz. Ancak bu noktada, özellikle yapay zekânın teknik sağlamlık ve güvenlik, veri güvenliği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin risk ve endişeler yarattığı da göz ardı edilmemelidir.

• Yapay zekâ sistemlerinin eğitildikleri veri setlerinin önyargı barındırması neticesinde eşitliği zedeleyecek sonuçlara sebebiyet verebilmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir. İnsanlar tarafından verilmiş kararları analiz ederek çıktı üreten yapay zekânın, insan önyargısını pekiştirmesi riskinin, kabul edilebilecek riskler arasında yer almadığı kanaatindeyiz.

• Yapay zekânın doğrudan karar mekanizması olarak kullanılması, yargılama faaliyetlerinin bu sistemlere devredilmesi tartışmaları ise sıklıkla gündeme gelen bir başka husustur. Yapay zekâ sistemlerinin, hakimlerin takdir yetkisi, hakkaniyet, vicdani kanaat gibi unsurlardan yoksun olduğu göz önünde bulundurulduğunda; bu sistemlerin hayatın olağan akışına uygunluk, ölçülülük, adillik gibi birçok insani ve soyut unsuru değerlendirmede yetersiz olacağı, dolayısıyla yargıda doğrudan bir karar mekanizması olarak kullanılamayacağı görüşünü benimsiyoruz.

• Mutlaka değinilmesi gereken bir diğer husus ise opaklık problemidir. Sistemlerin karar mekanizmalarının açıklanamadığı haller, teknik tabiri ile “kara kutu” içermesi, yargı için geri dönülemez zararlar doğuracaktır. Opak sistemlerin adil yargılanma ve kararların gerekçelendirilmesi ilkelerinde yaratacağı probleme dikkat çekmek isteriz. Bu risk, yargılama faaliyetlerinde benimsenen ve vazgeçilmesi söz konusu dahi olmayan birçok ilkenin temelden sarsılmasına sebebiyet verebilecektir.

• Yargıda yapay zekâ kullanımında önemli bir diğer husus ise yapay zekânın dilin karmaşık yapısı, bağlamın anlamlandırılması, mantıksal bütünlüğün sağlanması gibi birtakım dile dayalı unsurlarda yaşadığı problemdir. Bu durum, dilin kullanımının son derece önemli olduğu yargılama faaliyetlerinde büyük önem arz etmektedir.

• Yapay zekânın önleyici ve öngürücü kolluk faaliyetleri çerçevesinde canlı yüz tanıma sistemleri gibi vasıtalarla işlediği veriler neticesinde gerçekleştirdiği profilleme faaliyetleri her ne kadar suç ve suçlularla mücadeleyi kolaylaştırabilecek ise de bu uygulamanın potansiyel suçlu profillerinin oluşturulması, kişisel verilerin korunması, masumiyet karinesinin zedelenmesi, ayrımcılığın pekiştirilmesi gibi birtakım etik ve hukuki riskler barındırdığı kanaatindeyiz.

Günümüz dünyasında yapay zekâyı kullanmaktan kaçınmanın bir seçenek olmadığını kabul ediyor; ancak bu kullanımın fayda-zarar dengesi gözetilerek, derinlemesine hukuki ve etik değerlendirmeler yapılarak, risk temelli bir yaklaşım ile temellendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İnsan denetiminin, bu sürecin her daim bir unsuru olması gerektiğinin altını çiziyoruz. Mevcut teknolojinin, yapay zekanın doğrudan karar mekanizması olarak kullanılması için elverişli olmadığını; ancak bu sistemlerden, gerekli önlemler alındığı ve gerekli hukuki düzenlemeler yapıldığı takdirde karar destek mekanizması olarak yararlanılabileceği yönündeki görüşlerimizi yineliyoruz.

Sonuç olarak; yargıda yapay zekâ kullanımı, avantajları ve dezavantajları ile bir bütün olarak ele alınmalı, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, yargının tüm kurucu unsurları, barolar nezdinde çeşitli akademik tartışmalar yapılmasına müteakip toplum yararına olacak şekilde geliştirilmelidir.

İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu

16 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
16 Ağustos - Hukuk Takvimi

16 Ağustos – Hukuk Takvimi

1645 Fransız hukukçu ve ahlakçı, Jean de La Bruyère, Paris’te doğdu. (Ölümü: 10 Mayıs 1696 Versay)
1823 Massachusetts ve Hawaii’de hukuk alanında önemli görevler üstlenmiş Amerikalı bir hukukçu olan Stephen Henry Phillips dünyaya geldi. (Ölümü: 8 Nisan 1897)
1838 Baltalimanı Ticaret Konvansiyonu, Osmanlı İmparatorluğu’nun Birleşik Krallık ile İstanbul’un Baltalimanı semtinde, 16 Ağustos 1838 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile Birleşik Krallık arasında imzalandı. Baltalimanı Ticaret Antlaşması ile tekel sistemi kaldırılarak Britanyalılara diledikleri miktarda hammaddeyi satın alma imkânı ve Osmanlı tebaası ile aynı koşullarda ticaret yapma imkanı getirildi.
1855 16 Ağustos 1855’te, Osmanlı’da yargı mensuplarının sistemli eğitimine ilişkin önemli bir adım atıldı. Kadı ve nâib yetiştirmek amacıyla Muallimhâne-i Nüvvâb padişah iradesiyle resmen kuruldu. Kurum daha sonra Mekteb-i Nüvvâb, Mekteb-i Kuzât ve nihayet Medresetü’l-Kuzât adlarını aldı.
1861 Meclis-i Ahkâm-ı Adliye Nizamnamesi, Sultan Abdülaziz döneminde 16 Ağustos 1861 tarihinde padişah iradesiyle resmen onaylanarak yürürlüğe girdi. Nizamnameyle meclisin daireleri ve görevleri düzenlendi; özellikle Muhâkemât Dairesi, Kavânîn ve Nizâmât Dairesi gibi hukuk bakımından çok önemli bir yapı ortaya çıktı. Meclis, 1868 yılında fesh edilip Şûrâ-yı Devlet (Danıştay) ve Divan-ı Ahkâm-ı Adliye’ye (Yargıtay) dönüştü.
1866 ABD ile Seminole Ulusu arasındaki tarihi antlaşma, 16 Ağustos 1866 tarihinde resmen ilan edildi.  Antlaşma ile Seminole topraklarında kölelik resmen yasaklandı. Seminoleler arasında yaşayan Afrika kökenli kişilere yerli vatandaş hakları verildi.
1874 Asâr-ı Atîka Nizamnamesi ve Muhafazası Hakkında Tenbih-i Resmî, yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tarihî şehirlerdeki kale, mabet, saray ve diğer eski yapıların harabelerinden taş sökülmesi, bunların kırılması ve kireç ocaklarında yakılması gibi uygulamalara karşı koruma getirildi.
1876 Osmanlı Devletinde, özel hukuk ilişkilerini düzenleyen Mecelle tamamlanarak yürürlüğe girdi. 1851 maddeden oluşan kanun, 20 Nisan 1869 tarihinde yazılmaya başlandı ve 16 Ağustos 1876 tarihinde tamamlandı.
1888 Bulgaristan Pen Yazarlar Birliği’nin kurucularından, hümanist, aktivist ve yazar, Dora Gabe doğdu. (Ölümü: 16 Kasım 1983, Sofya) Sofya Üniversitesi’nde Doğa Bilimleri alanında öğrenim gördü, ardından Cenevre ve Grenoble’da Fransız Filolojisi okudu Dobriç’te Fransızca öğretmenliği yaptı İlk şiirlerinden olan “Bahar”, günümüzde bile Bulgar okullarında okutulmaktadır.
1909 Osmanlı Devleti döneminde ilk kez Meclisi Mebusan tarafından Cemiyetler Kanunu çıkarıldı. 21 Ağustos 1909’da bu kanun çerçevesinde Kanun-i Esasi’nin 120. maddesinde değişiklik yapıldı. Türkiye Cumhuriyeti, kendi kanunlarını oluşturana kadar Osmanlı Devletinden kalan kanunu uygulamaya devam etti.
1913 Hukukçu ve Nobel Barış Ödülü sahibi İsrail Başbakanı Menachem Begin, Beyaz Rusya’da doğdu (Ölümü: 9 Mart 1992) Polonya’da Varşova Üniversitesinde hukuk fakültesinde okudu. Başbakanlığı öncesindeki sekiz seçimde de yenilgiye uğramasına rağmen 1977 seçimlerini kazanarak İşçi Partisinin 30 yıllık iktidarına son verdi. 21 Haziran 1977-10 Ekim 1983 tarihlerinde başbakanlık yaptı. 1979 yılında, Mısır devlet başkanı Enver Sedat ile İsrail-Mısır Barış Antlaşmasını imzaladı. Sedat ile birlikte Nobel Barış Ödülünü kazandı. İsrail’in ilk kez bir Arap devleti tarafından tanınmasını sağladı.
1913 Japonya’nın Tōhoku Imparatorluk Universitesi (şimdiki Tohoku Üniversitesi) ilk kadın öğrencilerini kabul etti: Chika Kuroda, Ume Tange ve Raku Makita. 
1919 Polonya kökenli Rus diplomat Aleksandr Petrovih İzvolski öldü. (Doğum:18 Mart 1856, Moskova) Sankt-Peterburg yakınlarındaki Tsarskoye Selo Lyceum’u onur derecesiyle bitirdi.  1905 Rus Devrimi sonrasında reformcu kimliği ile Dışişleri Bakanlığını üstlendi ve 1908-1910 yıllarında bu görevi yürüttü. 
1920 Kazım Karabekir Paşa, Sevr Antlaşması’nı imzalayanların vatan haini ilan edilmesini TBMM Başkanlığına telgrafla teklif etti. Teklif 19 Ağustos 1920’de kabul edildi
1922
  • TBMM, Amasya ve çevresinde Pontusçuluk hareketine karşı bir İstiklâl Mahkemesi kurulmasını 14 Ağustos 1922’de görüşmeye başladı. Yapılan seçim sonucunda Amasya Bölgesi İstiklâl Mahkemesi için 16 Ağustos 1922’de seçim yapıldı ve Osman Nuri Bey savcı olarak seçildi.
  • Celalettin Arif Bey‘in istifası nedeniyle Kayseri Milletvekili Rifat Bey, Adliye Vekili seçildi. Behçet Bey’in vekâleten yürüttüğü Adliye Vekâleti görevi böylece sona erdi.
1924 Türkiye ile Hollanda arasında 16 Ağustos 1924 tarihli Türk – Felemenk muhadenet muahedesi kabul edildi.
1929 Milletler Cemiyeti bünyesinde hazırlanan Genel Tahkim Senedi (General Act of Arbitration / Pacific Settlement of International Disputes / Tahkim Umumî Senedi) 16 Ağustos 1929’da yürürlüğe girdi. Antlaşma uluslararası uyuşmazlıkların tahkim ve uzlaştırma yoluyla barışçıl çözümünü düzenliyordu.
1941

Cezaevlerinin ve tevkifevlerinin idaresine dair Türkiye Cumhuriyeti’nde çıkartılmış ilk nizamname olan Ceza ve Tevkif Evleri Nizamnamesi Resmî Gazete’de yayımlandı

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma, Büyük Britanya, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında tarihinde imzalandı. Kurucu antlaşma öncesinde, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan devletleri ile Kıbrıs’taki Rum ve Türk toplumları arasında Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalanmış ve bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel unsurları belirlenmişti. Kıbrıs Cumhuriyeti, imzalanan Kuruluş, İttifak ve Garanti antlaşmaları çerçevesinde resmi olarak 16 Ağustos 1960 tarihinde kuruldu.
1961 Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu yasası çıkartıldı
1971 26 sanıklı THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) davası Selimiye’deki Sıkıyönetim Askeri Mahkeme’sinde başladı. İddianameyi okuyan askeri savcı Mahir Çayan dahil 13 kişi hakkında idam cezası istedi.
1983 Milliyet gazetesinin yayını İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından durduruldu.
1988 Toplumsal Kurtuluş Dergisinin Kasım 1987, Şubat 1988 ve Haziran 1988 sayılarındaki 15 yazı hakkındaki davada DGM savcısı 15 kişiye toplam 256 yıl 6 aya kadar hapis cezası istedi. Haziran 1988’den beri tutuklu olarak cezaevinde olan 15 kişi arasında derginin sahibi Bilgesu Erenus, Yazı İşleri Müdürleri Orhan Gökdemir ve İlhan Akalın, yazar Yalçın Küçük ve avukat Hüsnü Öndül de bulunuyordu.
1988 1 Ağustos Genelgesi ile tekrar zorunlu hale getirilen tek tip elbiseler cezaevlerine dağıtıldı. Cumhuriyet savcıları bej rengi tek tip elbise giymeyi reddeden tutuklu ve hükümlüler hakkında tutanak tutmaya başladı.
1991 İran Başsavcısı, tesettüre uymayı reddeden ve utanma duygusu taşımayan kadınların din değiştirmiş sayılarak idam edileceğini açıkladı.
1993 İnsan Hakları Derneği kurucusu ve Genel Sekreter yardımcılarından Avukat İbrahim Tezan yaşamını yitirdi.
1994 Madımak’ta ölen Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen, yalancı tanıklık yaptıkları gerekçesiyle 56 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.
1995 HADEP davasında zılgıt çekip zafer işaretiyle alkış tuttukları için “bölücülük”ten tutuklanan 15 kişi tahliye edildi.
1997 İlköğretimin 8 yıl zorunlu ve kesintisiz olmasını öngören yasa tasarısı, 242’ye karşı 277 oyla TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Aynı gün 8 yıllık eğitim fonu için zam yapılmasına tekel ürünlerinden başlandı. 
1999 Koalisyon hükümeti ortakları arasında Af Yasa Tasarısı ile ilgili uzlaşma sağlandı. Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinde düzenleme yapıldı. 312. maddenin 2. fıkrası af kapsamı dışında bırakıldı.
1999 Mehmet Ali Ağca’yı İpekçi suikastinde azmettirmek ve olaya iştirak suçlaması ile aranan Mehmet Şener’in gıyabi tutuklama kararı ve soruşturma dosyası zamanaşımı gerekçesiyle kaldırıldı. MİT üyesi kurye Nevzat Bilecen ve Abdullah Çatlı’yla birlikte eroin işine giren Mehmet Şener 1982’de Nevşehir Emniyeti’nden alınmış olan sahte pasaportla İsviçre’de eroinle yakalanmış, ancak Türkiye’ye iade edilmeyip 1983’de serbest bırakılmıştı.
2000 Temmuz ayında Burdur Cezaevi’nde gördükleri işkenceyi fotoğraflayarak basına dağıttıkları gerekçesiyle 8 hükümlü ve tutukluya 15’şer gün hücre cezası verildi.
2001 Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ilk kurucular kurulu toplantısı yapıldı. Recep Tayyip Erdoğan 121 üyenin tamamının oylarını alarak genel başkan seçildi.
2005 Demokratik Halk Partisi (DEHAP), Demokratik Toplum Hareketi’ne katılma kararı aldı.
2005 İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki yirmi bir Yahudi yerleşiminin boşaltılması için tanıdığı süre doldu
2006 Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAD) Genel Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu, PKK’nın ateşkes ilan etmesi ve silahı yöntem olarak kullanmaktan vazgeçtiğini açıklaması gerektiğini söyledi, devletten de genel af çıkarmasını istedi.
2006 Nöbetçi İdare Mahkemesi, Kuğulu Park’ın bir bölümüne yol yapma kararı alan Ankara Anakent Belediyesi kararının yürütmesini durdurdu.
2008 Japon çiftçi ve filozof Masanobu Fukuoka yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Şubat 1913)  Yerel kültürlerin toprağı sürmeden ve ilaç kullanmadan uyguladığı geleneksel organik tarımı savundu ve Doğal Tarım Felsefesini geliştirdi.. İnsanlar üzerindeki etkisi tarımın ötesine geçerek bir doğal beslenme ve yaşam hareketini oluşturdu. Doğanın ilkelerini gözeterek yaşamanın gerekliliğini savundu. Mart 1997’de Rio de Janeiro’da, Dünya Zirvesi+5 forumu kendisini Dünya Meclisi Ödülü’ne layık gördü.

Masanobu Fukuoka
2010 Azerbaycan ve Türkiye arasında Stratejik İşbirliği Antlaşması imzalandı. 23 maddeden oluşa Antlaşma, Azerbaycan adına Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkiye adına 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından imzalandı. Türkiye ve Azerbaycan ülkelerinden birine karşı askeri saldırı veya saldırı durumunda diğer ülkenin tüm imkanlarını kullanarak saldırıya uğrayan tarafa yardım etmesi öngörüldü. Antlaşma, 21 Aralık 2010 tarihinde Azerbaycan Millî Meclisinde kabul edildi.  2 Şubat 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak Resmi Gazetenin 28 Mayıs 2011 tarihli sayısında yayınlandı.  
2011 Ömrünün 11 yılı hapis ve 18 yılı sürgün ile geçen Mihri Belli (95) hayata veda etti.
2014

Çerkes Hakları İnisiyatifi üyeleri tarafından kuruluş çalışmaları yürütülen Çoğulcu Demokrasi Partisi (ÇDP) adıyla yeni siyasi parti kurdu. ÇDP kurucu Genel Başkanı Kenan Kaplan, “ÇDP üreteceği özgün projeler ve önerilerle devleti tam demokratik bir yapıya dönüştürmek amacıyla kurulmuştur” dedi.

2016 1993’ten itibaren hakkında birçok yayın durdurma kararı verilen, yöneticileri hakkında birçok dava açılan ve 2011’de yeniden yayına başlayan Özgür Gündem Gazetesi 16 Ağustos 2016’a yeniden kapatıldı.
2017
  • Kolombiya’da, Devrimci Silahlı Güçleri’nin (FARC) son silahlarını teslim etmesiyle 52 yıllık savaşın sona erdiği açıklandı.
  • Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül’de “bağımsızlık referandumu” yapma kararına uluslararası toplumun büyük çoğunluğu karşı çıktı. Referanduma destek sadece İsrail’den geldi.
2021 İfade Özgürlüğü Derneği, 16 Ağustos 2021 tarihinde EngelliWeb 2020 Raporunu yayınlanmıştır.
2024
  • TBMM Genel Kurulu, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında AYM’nin verdiği “vekilliğinin düşürülmesinin ‘yok hükmünde’ olduğu yönündeki kararı görüşmek üzere olağanüstü toplandı.
  • Manken Deniz Akkaya’nın sosyal medya üzerinden CHP Antalya İl Disiplin Kurulu Başkanı Hüseyin Eroğlu hakkında söylediği,  “kepaze CHP’li”, “CHP’li sapık” gibi ifadeler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.
  • Sokak röportajındaki sözleri sonrası tutuklanan Dilruba Y. hakkında iddianame hazırlandı, kamu davası açıldı, duruşma günü 3 Eylül’e verildi.
  • Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 6’ncı İdari Dava Dairesi, depremde yıkılan 35 kişinin hayatını kaybettiği Ezgi Apartmanı ile ilgili 7 belediye görevlisi hakkında soruşturma izni vermeyen Kahramanmaraş Valiliği’nin kararını hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle iptal etti.
  • Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı Cami Kebir Mahallesi’nde bulunan Karga ve Hewş adlı kafelere bir grup tarafından 12 Temmuz’da silahlı ve ses bombalı saldırı düzenledi. Saldırının ardından 3 kişi tutuklandı. Tutuklanan 3 kişinin yapılan tutuk incelemesinin ardından dün serbest bırakıldığı öğrenildi.
2025
  • Laiklik Meclisi’nce son dönem yayımlanan cuma hutbelerine yönelik Diyanet İşleri Başkanlığı ile Başkan Ali Erbaş ve Din Hizmetleri Genel Müdürü Şaban Kondi hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Meclisin suç duyurusunda; söz konusu kişi ve kurumun “suç işlemeye tahrik, kanunlara uymamaya tahrik” suçlarını işlediği belirtildi. Kemalist Aydınlanma Derneği ise kadınların miras hakkını hedef alan cuma hutbesine tepki göstererek ‘Sıfatı Cumhuriyet olan savcıları göreve çağırıyoruz’ açıklamasını yaptı. Türk Hukuk Kurumu (THK) Başkanı Nail Gürman; Diyanet’in son dönem hutbeleriyle cumhuriyet ve anayasanın başlangıç hükümlerindeki niteliklerin değiştirilmesine yönelik bir saldırıda bulunduğunu vurgulayarak; “Bu anlayışın ‘anayasanın manevi cebirle’ ihlali olduğunu önemle uyarıyoruz. Cumhuriyet savcıları görevlerini yerine getirmeli” dedi.
  • Adana’dan genç CHP’lilerin tutuklu belediye başkanı Zeydan Karalar için Silivri’ye yürüyüşleri devam etti: Adalet yürüyüşü 8’inci gününde!
  • İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 29 ilde jandarma tarafından Fetullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) yönelik 10 gündür devam eden operasyonlarda 49 şüphelinin yakalandığını, 39’unun tutuklandığını açıkladı. 
  • Cem Duman isimli avukatın, liderliğini Selahattin Yılmaz’ın yaptığı silahlı suç örgütüne yönelik operasyonda gözaltına alındığı iddia edildi.
  • TBMM Genel Kurulu’nda zeytinliklerin madencilik faaliyetlerine açılmasını içeren torba kanun teklifinin kabul edilmesinin ardından Bakanlık Oluruyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından “Maden Kanununun Geçici 45 inci Maddesinin Uygulanmasına Dair Usul Ve Esaslar” başlıklı adsız düzenleyici işlemin iptali için Muğla’nın Milas ve Yatağan ilçelerindeki 77 köylü ortak dilekçe ile Danıştay‘a dava açtı. Dava dilekçesinde, Anayasaya Mahkemesi’nin yasa hakkında vereceği karara kadar yasanın “yürütmesinin durdurulması”, duruşmalı yapılacak yargılama sonunda ise işlemin “iptali” istendi.
  • Cumartesi Anneleri 1064. hafta buluşmasında bir kez daha Galatasaray Meydanı’ndan seslendi. Kayıp yakınları, 1994 yılında kendi tarlasında çalışırken kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınamayan çiftçi Mehmet Salim Acar’ın akıbetini sordu. AİHM, 8 Nisan 2004 tarihli kararında (Başvuru no: 26307/95), Mehmet Salim Acar’ın kaybolmasına ilişkin yeterli ve etkili bir soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle yaşam hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle hükmetmiş ve Türkiye aleyhine karar vermişti.
2025
  • Columbia Bölgesi, Cuma günü Başkan Donald Trump’ın şehrin polis departmanını federal yönetimin kontrolü altına alan acil durum emrine karşı dava açtı. Trump, bu hamlesine gerekçe olarak ülkenin başkentinde artan şiddet suçlarını göstermişti. 
  •  BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Sri Lanka’da işkence veya kötü muamele sonucu meydana geldiği iddia edilen gözaltında ölüm vakalarını ayrıntılarıyla anlatan ve bu vakaların etkili bir şekilde soruşturulmadığını belirten bir rapor yayınladı. Türk ayrıca, uyuşturucu baskınları sırasında keyfi muameleler yapılmaması konusunda da uyarıda bulundu. 
  • Hindistan’da muhalif milletvekilleri, Yeni Delhi’de seçmen listesi sahtekarlığı iddiasıyla protesto gösterisi yaparken gözaltına alındı. Parlamento binasında herhangi bir gösteri, grev, oruç ve protestoya ilişkin kalıcı bir yasaktır.  
  • BM, yayınladığı yıllık raporunda, 2024 yılında çatışma bölgelerinde cinsel şiddette keskin bir artış olduğunu, yıl boyunca 4.600’den fazla mağdurun istismarlara maruz kaldığını açıkladı. BM, ilgili tüm tarafları, cinsel şiddeti yasaklayan net talimatlar yayınlamaya ve “hesap verebilirliği sağlamaya davet etti. Raporda, 21 ülkede hem devlet hem de devlet dışı aktörlerin cinsel şiddetten sorumlu olduğu , en yüksek sayıların Orta Afrika Cumhuriyeti (OAC), Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DRC), Haiti, Somali ve Güney Sudan’da kaydedildiği belirtildi. 
2026
  • İtalya’nın Messina kentindeki bir müzeye giren hırsızlar, güvenlik sistemini aşarak Rönesans dönemi ressamı Antonello da Messina’ya ait 4 eseri çaldı. Polis, hırsızların güvenlik sistemlerini nasıl aştığını ve olayın arkasında kimlerin bulunduğunu belirlemek için soruşturma başlattı.
  • Süleymancılar cemaatine yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alınan 38 şüpheliden Alihan Kuriş ile beraber 32 kişi hakkında tutuklama, Prof. Dr. Ahmet Gökçen dahil 6 kişi hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildi.
  • Adalet Bakanı Akın Gürlek, 1 Haziran 2026’dan bugüne 64 orman yangınına ilişkin 11 şüphelinin tutuklandığını açıkladı.
  • 14 yıllık cinayetin sırrı, DNA incelemesiyle çözüldü; öldürülen kadının kocası tutuklandı. Muğla’nın Milas ilçesini Aydın’a bağlayan kara yolu üzerinde 2012 yılında parçalanmış halde bulunan cesedin, yapılan DNA incelemesi sonucu kayıp olarak aranan Gülizar Aydın‘a (55) ait olduğu ortaya çıktı. Cinayeti işlediği şüphesiyle gözaltına alınan Aydın’ın eşi Selami Aydın, tutuklandı.
  • Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri, 1115. haftada Galatasaray Meydanı’nda 33 yıldır kayıp olan Nadir Nayci‘nin akıbetini sordu ve adalet istedi.
  • Eskişehir merkezli 19 ilde, kendilerini kurumsal internet ve iletişim firmalarının temsilcileri olarak tanıtıp “internet altyapısı değişikliği” bahanesiyle 801 kişiyi yaklaşık 116 milyon lira dolandırdıkları öne sürülen 90 zanlı yakalandı.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma

16 Ağustos – Hukuk Takvimi

Cemiyetler Kanunu

0
Cemiyetler Kanunu

Cemiyetler Kanunu, 28 Haziran 1938 tarihinde kabul edilmiş, 14 Temmuz 1938’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 42 maddeden oluşan Cemiyetler Kanunu, bugünkü Dernekler Kanunu, Sendika Mevzuatı ve Siyasi Partilerle ilgili kanunlara kaynaklık ederek hukuki altyapısını oluşturmuştur. 1938 tarihli Cemiyetler Kanunu siyasi partileri de cemiyetlere dahil etmiş, şirket ortaklıkları cemiyet tanımlaması dışında bırakılmıştır. Ayrı bir kanun ile düzenlenmiş olan vakıflar bu kanun kapsamı dışındadır.

Kanun ile Osmanlı döneminde Meclisi Mebusan tarafından düzenlenerek Takvim-i Vekayi‘de yayınlanan Cemiyetler Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. Gerek Osmanlı Devleti döneminde ve gerekse Cemiyetler Kanunu döneminde cemiyet kavramı siyasi parti, sendika ve derneklerin tamamını aynı kavram içinde değerlendirmiştir.

İlk Cemiyetler Kanunu 16 Ağustos 1909’da çıkarılmış ve 21 Ağustos 1909’da bu kanun çerçevesinde Kanun-i Esasi’nin 120. maddesinde değişiklik yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, kendi kanunlarını oluşturana kadar Osmanlı Devletinden kalan kanunu uygulamaya devam etmiş; 1923 yılında kanunun bazı maddeleri değiştirilmiş, cemiyetlere katılma yaşı on sekize indirilmiş, hükümetin cemiyetleri idari bakımdan denetlemesi öngörülmüştür.

1930 yılından itibaren yeni bir kanun yapılması fikri ortaya çıkmış, İçişleri Bakanlığı tarafından ön hazırlıklar yapılmış, tasarının kanunlaşması 1938 yılında mümkün olmuş; Cemiyetler Kanunu tasarısı 28 Haziran 1938 tarihinde TBMM’de görüşülmüş ve nihai hali hiçbir itiraza uğramadan kabul edilerek 14 Temmuz 1938’de resmi gazetede yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir.

Kanun ile, cemiyetlerin her türlü denetiminin yerel idareler tarafından yapılması kararlaştırılmıştır.

Cemiyetler Kanunu

Kanan No: 3512 Kabili tarihi: 28/6/1938
BİRİNCİ FASI L
Umumî hükümler
Madde I

Kazanç paylaşmaktan başka bir maiksadla ikiden ziyade şahsın bilgilerini ve faaliyetlerini devamlı bir  şekilde birleştirmek suretile vücuda gelen cemiyetler bu kanun hükümlerine tabidir. Cemiyetler, teşekkül ettikten sonra hükmî şahsiyet sahibi olurlar.

Madde 2

Her cemiyetin bir ana nizamnamesi vardır. Bu nizamnamenin aşağıdaki hususları ihtiva etmesi şarttır:

I – Cemiyetin adı ve merkezi,

II – Cemiyetin mevzuu ve gayesi,

III – Müessis azaların öz ve soy adları, meslek veya sanatları, ikametgâhları ve tabiiyetleri,

IV – Cemiyete girmek ve cemiyetten çıkmak için konan şartlar,

V – Cemiyet şubelerinin nasıl tesis, idare ve temsil edileceği ve salâhiyetlerinin derecesi,

VI – Cemiyet umumî heyetinin ne yolda kurulacağı ve şubelerinin ve azalarının nasıl temsil edileceği,

VII – Umumî heyetin vazifeleri, salâhiyetleri, davet tarzı ve alına  kararların cemiyet azalarına ve başkalarına ne suretle bildirileceği,

VIII – İdare heyetinin ne suretle seçileceği, salâhiyeti ve aza adedi,

IX – Yılda 120 lirayı geçmemek üzere cemiyet azalarının verecekleri aidat mikdarı,

X – Hesabların ne suretle teftiş ve murakabe edileceği,

XI – Ana nizamnamenin ne yolda değiştirileceği,

XII – Cemiyetin feshi halinde mallarının tasfiye şekli.

Madde 3

Cemiyetlere aza olacakların medenî haklara sahip ve on sekiz yaşını bitirmiş bulunmaları lâzımdır. Ancak siyasî cemiyetler aza olabilmek için mebus seçmek hakkını haiz olmaları şarttır;

Madde 

Cemiyetler, mahallin en büyük mülkiye âmirine ana nizamnamesinden iki nüshası ilişik olarak verilecek bir beyanname ile teşekkül etmiş olur.

Siyasî cemiyetlerle birden ziyade vilâyetlerde faaliyet gösterecek cemiyetlerin ana nizamnameleri ve beyannameleri Dahiliye Vekâletine verilir. Bir cemiyetin faaliyete geçebilmesi için ana nizamnamesinin verildiği mülkiye makamlarınca tescil olunduğuna dair bir vesika alın­ması şarttır.

Madde 5

Vesika istihsal eden cemiyet bir ay içinde:

a) Adını, merkezini, ikametgâhını ve ana nizamnamesini,
b) İdare heyeti azalarının öz ve soy adlarım, meslek ve san atlarını ve ikametgâhlarını;
İki gazete ile ilân ettirmeğe mecburdurlar.

Madde 6

Cemiyetler aşağıda yazılı defterleri tutarlar:

a) Aza defteri: Cemiyete girenlerin hüviyetleri, cemiyete girin tarihleri, aylık veya yıllık para taahhüdleri bu deftere yazılın
b) Karar defteri: İdare heyetinin kararları tarih ve numara sırasile bu deftere yazılır ve kararların ak ı azaların imzalarile tasdik olunur.
c) Gelen ve giden evrak defterleri: Gelen ve gönderilen evrak tarih ve numara sırasile bu defterlere kayıd ve gelen evrakın asılları ve gönderilen evrakın müsveddeleri bu tarih ve numaralar altında dosyalarında hıfzolunur.
d) Varidat ve sarfiyat defterleri: Cemiyet namına alınan bütün paraların alındıkları ve sarfolunan paraların da verildikleri yerler sarih olarak bu defterlerde gösterilir. Cemiyetler, varidatını dip koçanlı ve müselsel numaralı makbuz mukabilinde alırlar ve masraflarını müsbit evrak mukabilinde yaparlar ve makbuz dip koçanlarını ve müsbit evrakı saklarlar,
e) Bilanço ve hesabı kat’î,

Madde 7

Cemiyetler Dahiliye Vekâletinin müsaadesile birlikler meydana getirebilirler. Bu birlikler ayrı bir cemiyet mahiyetinde olup kuruluş «şartları Dahiliye Vekâletinin müsaade emirnamesinde tesbit ve ana nizamnamelerinde tasrih ve tafsil olunur.

Madde 8

Memleket dışında Türk yurddaşları tarafından tesis edilecek cemiyetlerin ana nizamnamelerinin tasdikli iki nüshasını bir idare heyetile cemiyet aza ve mümessillerinin hüviyetlerini gösterir bir listenin cemiyetin bulunduğu yerdeki ve yoksa en yakındaki Türkiye konsolosluklarına verilmesi mecburidir. Bu cemiyetler, idare heyetinde vuku bulacak değişiklikleri ve yeni girecek azanın da hüviyetlerini konsolosluklara bildirirler.

BİRİNCİ FASI L
Memnu hükümler
Madde 9

Mevzu ve gayeleri aşağıda yazılı hususlara aid olan cemiyetlerin teşkili yasaktır:

a) Devletin mülkî bütünlüğünü bozmağa çalışan,
b) Teşkilâtı Esasiye Kanununun 2 nci maddesinde yazılı Devlet
rejimine aykırı maksad ve gaye güden,
c) Emniyet ve asayişe ve umumî adab ve ahlâka ve gayesi kanunlara uymayan,
d) Siyasal ve ulusal birliği bozan,
e) Din, mezheb ve tarikat esaslarına dayanan,
f) Yerlili k ve yabancılık gibi yurddaşlar arasında ayrılık uyandıran,
g) Her ne şekil ve ne nam altında olursa olsun mıntakavî maksad güden veya unvan taşıyan,
h) Aile , cemaat, ırk, cins ve sınıf esasına veya adına dayanan,
i) Gizli tutulan gayesini saklayan.

Madde 10

Merkezi yurd dışında olan bir cemiyetin Türkiye’de şubesi açılamaz. Arsıulusal maksadlarla cemiyet kurulamaz. Ancak milletler arasında beraberlik yapmakta fayda mülâhaza edilen cemiyetlerin Türkiye’de kurulmasına veya kurulu olanların yurdiçinde şube açmalarına İcra Vekilleri Heyeti kararile izin verilebilir. Bu cemiyetler ve şubeler lüzumunda icra Vekilleri Heyeti kararile fesih ve tasfiye edilir.

Madde 11

Cemiyetler, askerliğe hazırlayıcı talim ve terbiye işlerile meşgul olmazlar. Ancak İcra Vekilleri Heyeti bu işlerden bir kıs­ mı ile meşgul olabilmek salâhiyetini münasib gördüğü cemiyetlere verebilir. Madde 12 — Devlet, hususî idareler ve belediyelerle Devlete bağlı kurumlardan hizmet karşılığı maaş veya ücret alanlar bulundukları işin sıfat ve mahiyeti ile cemiyet kuramazlar.

Madde 13

Talebe cemiyetleri her ne şekilde olursa olsun siyasetle iştigal edemezler. Bu cemiyetler bulundukları mekteb ve müesseselerin idarelerine karşı bir harekette bulunamazlar. Madde 14 — Türklerin bu kanuna göre teşkili memnu olan ce­ miyetleri Türkiye dışında kurmaları ve kurulmuş olan bu kabil cemiyetlere girmeleri memnudur.

Madde 15

Siyasî partilerden başka cemiyetler birden fazla mevzu ile uğraşamazlar.

Madde 16

Bir cemiyet (Cumhuriyet) ve (Millî) unvanlarını İcra Vekilleri Heyet i kararile kullanabilir .

Madde 17

Cemiyetler, ikametgâhlarile gayeleri için zarurî olanlarından başka gayrimenkullere tasarruf edemezler. Cemiyetler bağışlama ve vasiyet suretile uhdelerine intikal eden gayrimenkulu Hükümetin tayin edeceği müddet içinde paraya çevirmeğe mecburdur .

İcra Vekilleri Heyeti kararile bazı cemiyetler e ihtiyaçlarından faz la gayrimenkullere tasarruf etmek salâhiyeti verilebilir .

ÜÇÜNC Ü FASIL
Umumî heyetler ve idare heyetleri
Madde 18

Aşağıda yazılı hallerde umumî heyet içtimaa davet edilir :

a ) Ana nizamnamesinde yazılı sebeblerle,
b) Cemiye t azasının en az beşte birinin talebile.

Madde 19

Umumî heyet içtimaına nizamnamesin e gör e bulunması lâzım gelen azalar çağırılır ve en az üç gün önceden içtimain günü, saati, yeri, ruznamesi en az iki gazete ile ilân olunur ve Hükümete bildirilir.

Madde 20

Umum î heyeti n içtimai, ilân oluna n ve Hükümete bildirilen gün ve saatte ve muayyen yerde yapılır.

İçtima geri bırakıldığı takdirde en az üç gün evvel aza yeniden çağrılır ve geri bırakılma sebeblerile yeni içtimain tarihi ve yeri ruzname ile beraber iki gazete ile ilân olunur ve Hükümete bildirilir.

Umum î heyet içtimainin birde n ziyade geri bırakılması caiz değildir .

Madde 21

Umum î heyette yalnız ruznameye konan maddeler müzakere olunur. Ancak mevcud azanın en az yirmide biri tarafından müzakeresi istenen maddelerin ruznameye konması mecburidir. Kararlar mevcud azanın ekseriyetile verilir . Her azanın yalnız bir reyi vardır.

Madde 22

Aşağıda yazılı hususlar a umumî heyet tarafından karar verilir:

a) Ana nizamnameni n tadili ,
b) Hesapların tedkiki ,
c ) Bütçenin tasdiki ,
d) Cemiyeti n feshi.

Madde 23

Umum î heyet içtimai reis veya varsa vekili, yoksa idare heyeti reis i tarafından açılarak içtima nisabı anlaşılmak üzere yoklama yapıldıktan sonra aza arasından bir reis ile reis vekili ve lüzumu kadar kâtib seçilir.

İçtima bu suretle seçilen reis veya reis vekili tarafından idare olunur. Zabıt ve yazı işlerini de kâtibler idare eder.

Madde 24

Umum î heyetin müzakere zabıtları reis ve reis vekilleri ve kâtibler tarafından imzalanarak saklanır.

Umumî heyet kararları da ayrıca karar halinde yazılarak aynı suretle imza edilip saklanır.

Madde 25

Umumî heyet içtimaında idare heyetine seçilecek azanın hüviyetlerile ana nizamnamede yapılacak değişikliklerin bir hafta içinde o yeri n en büyük mülkiye âmirine bildirilmesi mecburidir .

Madde 26

Cemiyetlerin merkez idare heyetleri üç zattan az olamaz. Bu heyetler resmî ve hususî işlerde cemiyeti temsil eder. İdare heyeti kendi azasından bir veya bir kaçına temsil salâhiyeti verebilir .

İdare heyeti her yıl o yıl içindeki muameleleri, hesabları ve gelecek yıla aid bütçeyi umumî heyetin tasdikına arzetmeğe mecburdur.

Ancak ana nizamnamesine göre umumî heyeti bir kaç yılda bir toplanan cemiyetlerde idare heyetleri, yukarı fıkrada yazılı mecburiyeti geçen ve gelecek içtima devresine aid olmak üzere ifa ederler.

Madde 27

Bir cemiyetin kendi kendine feshine karar verebilmesi için ana nizamnamesine göre toplanacak olan umumî heyet azalarının en az üçte ikisinin huzuru şarttır.

Bu suretle ekseriyet hasıl olmadığı takdirde ikinci defa içtima için yirminci maddeye göre aza davet edilir. Bu davet üzerine toplanacak azanın sayısı ne olursa olsun feshi keyfiyetini n müzakeresi caizdir.

Ancak bu suretle yapılan içtima ve müzakere sonunda fesih hakkında verilecek kararında mevcud azanın üçte iki reyile ittihaz olunması şarttır.

Cemiyetin feshi hakkında müzakere ve karar vermek üzere toplanacak umumî heyetlerde 31inci maddede yazılı Hükümet komiserinin hazır bulunması şarttır. Fesih hakkında umumî heyetçe verilecek kararların mahallin en büyük mülkiye âmiri veya dördüncü maddede yazılan cemiyetlerde Dahiliye Vekâleti tarafından tasdik olunması lâzımdır.

Fesih kararı yukarıdaki fıkrada yazılı makamlarca tasdik edilmeyen cemiyetleri n idaresi bu kanuna göre yeni bir idare heyeti kuruluncaya kadar Hükümet komiserinin nezareti altında bulundurulur.

DÖRDÜNCÜ FASIL
Teftiş ve murakabe
Madde 28

Cemiyetlerin muameleleri, defterleri ve hesabları mahallî Hükümet tarafından her zaman teftiş ve tedkik edilebilir.

Madde 29 

Zabıta, cemiyetlerin merkez ve müesseselerine mahallin en büyük mülkiye âmirinden verilen ve istenildiği zaman ibraza mecbur olduğu yazılı emri hâmil olarak her zaman girmeğe salahiyetlidir.

Madde 30

Mevzuları itibarile hususî murakabeye tâbi tutulmuş ola n cemiyetle r üzerinde aid olduğu makamların murakabesine müteallik hükümler bakidir.

Madde 31

Cemiyetlerin umumî içtimalarında mahallî hükümet lüzum görürse bir Hükümet komiseri bulundurur .

Madde 32

Fesi h kararlarının tatbikatı Hükümet komiserinin Kontrolü altında yapılır .

BEŞİNC İ FASI L
Ceza hükümleri
Madde 33 

Dördüncü ve beşinci maddeler hükümlerini yerine getirmeyen cemiyetler mahallin en büyük mülkiye âmirinin emrile faaliyetten men olunur ve mevcud malları muhafaza altına alır.

Bu suretle faaliyette bulunanlar hakkında hareketleri daha ağır cezayı müstelzim bir suç olmadığı takdirde Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesi hükmü tatbik edilmek üzere kanunî takib yapılır.

Madde 34

Ana nizamnamesindeki mevzu ve gayesi haricinde işlerle meşgul olan cemiyetlerin tescil vesikaları bu vesikaları veren makamlarca geri alınarak faaliyetten menolunur ve mevcud malları muhafaza altına alınır ve alâkalılar hakkında yukarıdaki madde hükümleri dairesinde kanunî takib yapılır.

Madde 35

9, 10, 11, 12, 13, 14, 23 ve 25 inci maddeler hükümlerine aykırı harekette bulunanlar Türk Ceza Kanununa göre bu fiilleri ayrıca bir suç teşkil etmediği takdirde bir seneye kadar hafif hapis veya 10 lirada n 200 liraya kadar hafif para cezasile cezalandırılır.

Madde 36

Cemiyetlerin merkezlerinde ve müesseselerinde her nevi silâh bulundurma k memnudur. Ancak avcılık ve spor cemiyetlerinde meşguliyetlerinin icab ettirdiği silâhları cemiyetin faaliyetine vesika veren maka m ve 11 inci maddede yazılı cemiyetlerde tali m ve terbiye için lüzumu ola n silâhlara İcra Vekilleri Heyeti izi n verebilir . İzin kâğıdında bulundurulacak silâhların cinsi, nev’i ve mikdarı açıkça yazılır.

Cemiyet ve merkez müesseselerinde izin almadan silâh bulunduranlar Türk Ceza Kanununu n 264 üncü maddesinde yazılı silâhlardan ise altı ayda n üç seneye kadar ve bunlardan başka silâhlardan ise bir haftadan altı aya kadar hapis cezasile cezalandırılırlar.

ALTINC I FASIL
Müteferrrik hükümler
Madde 37

Bir cemiyetin umumî menfaatlere hadim cemiyetlerden sayılması, Devlet Şûrası kararile İcra Vekilleri Heyetince tasdik olunmasına bağlıdır.

Madde 38

Türkiye Kızılay Cemiyeti, arsıulusal mukavelelerle taayyün etmiş bulunan mahiyet ve vaziyet dairesinde tanzim edilen ve İcra Vekilleri Heyetince tasdik edilmiş bulunan ana nizamnamesine ve hususî kanunların verdiği vazife ve salâhiyetlere göre idare edilir.

Türk Hava ve Türk Çocuk Esirgeme Kurumlan, İcra Vekilleri Heyetince tasdikli ana nizamnamelerine ve kanunların kendilerine verdiği vazife ve salâhiyetlerle idare olunur.

Madde 39

Bu kanunun neşri tarihinde mevcud bulunan hayrî, dinî, içtimaî, sıhhî, tedrisi ve terbiyevî, kültürel ve kültürel Türk müesseseleri bu kanun hükümleri dairesinde teşkil edilecek cemiyetler tarafından idare olunur.
Bu suretle teşekkül etmiş cemiyetler tarafından idare edilen müesseselere Devletçe icabı halinde yardımda bulunulur.

Madde 40

3 ağustos 1325 tarihli Cemiyetler Kanunu ile 15 teşrinievvel 1339 ve 20 kânunuevvel 1339 tarih ve 353 ve 387 sayılı kanunlar ve bu kanuna aykırı bütün hükümler ve teamüller kaldırılmıştır.

Muvakkat madde

a) Bu kanunun neşri tarihinde müesses cemiyetler ve müesseseler en çok bir sene içinde kendi teşekküllerini bu kanun hükümlerine uydurmağa mecburdurlar.

b) Bu kanunun neşri tarihinde mevcud ve müesses cemiyetlerin tasarrufları altında bulunan gayrimenkuller üzerinde her türlü tasarruf hak ve salâhiyetleri baki olup 17 nci madde hükmü dışında tutulur.

Madde 41

Bu kanun neşri tarihinde n muteberdir .

Madde 42

Bu kanunun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur .

Vakıflar Kanununun bazı maddelerinin tadiline dair kanun
Kanun No: 3513 Kabul tarihi: 28/6/1938
Madde 1

2762 numaralı Vakıflar Kanununun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde tadil olunmuştur:
4 birinci teşrin 1926 tarihinden önce vücud bulmuş vakıflardan

A – B u kanundan önce zabtedilmiş bulunan vakıflar ,
B – B u kanundan önce idaresi zabtedilmiş olan vakıflar ,
C – Mütevelliliği bir makama şartedilmiş olan vakıflar ,
D – Kanunen veya filen hayrî bir hizmeti kalmamış olan vakıflar,
E – Mütevelliliği vakfedenleri n ferilerinden başkalarına şart edilmiş vakıflar,

Vakıflar Umum Müdürlüğünce idare olunur. Bunların hepsine birden (Mazbut vakıflar) denir.

A – Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerine şart edilmiş vakıflar ,
B – Cemaatlerce idare olunan vakıflar,
C – Bazı sanat sahiplerine mahsus vakıflar,

Mütevelliler i tarafından idare olunur . Bunların hepsine birden (Mülhak vakıflar) denir.

Mütevelliler Vakıflar Umum Müdürlüğünün ve Umum Müdürlükde, idare meclisinin kontrolü altındadır.

Madde 2

Mezkûr kanunu n 18 inci maddesi aşağıdaki şekilde tadil olunmuştur:

Birinci maddede zikredilen mülhak vakıfların tevliyetleri bu kanun hükümleri dairesinde Umum Müdürlükçe tevcih olunur.

Millî sınırlar dışında kala n vakıfların mütevellilikleri vakfiyetlerine göre tevcih olunur.

Madde 3

Mezkûr kanunu n 38 inci maddesi kaldırılmıştır .

Madde 4

Bu kanun neşri tarihinde n muteberdir .

Madde 5

Bu kanun hükümlerinin icrasına Başvekil memurdur .

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma

0
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma, Büyük Britanya, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında 16 Ağustos 1960 tarihinde imzalanmıştır.

Kurucu antlaşma öncesinde, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan devletleri ile Kıbrıs’taki Rum ve Türk toplumları arasında Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalanmış; bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel unsurları belirlenmiştir. Anayasanın hazırlanma süreci sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti, imzalanan Kuruluş, İttifak ve Garanti antlaşmaları çerçevesinde resmi olarak 16 Ağustos 1960 tarihinde kurulmuştur.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşmanın bir parçası olarak imzalanan Garanti Anlaşması ve diğer hükümlerle Anayasa’nın temel maddeleri belirlenmiş; Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası uygulamaya konulmuş, Kıbrıs resmi olarak koloni statüsünden çıkmış ve bir cumhuriyet olarak ilan edilmiştir.

Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Arması

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma sonucunda düzenlenen Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Anayasası, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı garantörlüğünde kabul edilmiş ve bu devletler kabul edilen Anayasanın uygulanmasını sağlamayı taahhüt etmişlerdir. Kurulan devlet ve onaylanan anayasa Dünya Anayasaları içinde başka devletlerin garantörlüğünde olan istisna anayasalardan biridir. Anayasa 16 Ağustos 1960 tarihinde yürürlüğe girmiş, bir ay sonra Kıbrıs, Birleşmiş Milletler üyesi olmuş, 1961 yılında İngiliz Milletler Topluluğu’na (Commonwealth) kabul edilmiş; 1961’de Kıbrıs Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’na üye olmuştur. Anlaşma Birleşmiş Milletler Sekretaryasına tescil edilmiş, anlaşmanın uygulanmasından kaynaklanan sorunlarda Birleşmiş Milletlerin gözetimi başlamıştır.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma sonucunda toplanan ilk Bakanlar Kurulu toplantısı

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kurulmasına İlişkin Antlaşma

(1) KURULUŞUN TEDAVİSİ

Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, bir kısım Yunanistan Krallığı ve Türkiye Cumhuriyeti diğer kısımdaki Kıbrıs Cumhuriyeti:

Yapılan Deklarasyona yürürlüğe girecek hükümleri yapmak isteyen İngiltere Hükümeti tarafından 17 Şubat 1959 tarihinde, Londra Konferansı sırasında, Yunanistan ve Türkiye Dışişleri Bakanları ve Kıbrıs Rum Toplumu Temsilcisi tarafından yapılan Konferansta yapılan sonraki Bildirimlere uygun olarak, Kıbrıs Türk Toplumu Temsilcisi ve ayrıca Kıbrıs Türk Toplumu Temsilcisi;

Taraflarca bu Anlaşma’da imzalanan Garanti Anlaşması’nın şartlarını not alarak;

Aşağıdaki gibi kabul etmiş;

MADDE 1

Kıbrıs Cumhuriyeti toprakları, bu Antlaşmanın Ek A’sında tanımlanan iki alan dışında, Birleşik Devletler’in egemenliği altında kalacak olan, kıyıları dışında kalan adalar ile birlikte Kıbrıs adasını da kapsar. Krallık Bu alanlar, bu Antlaşma’da ve Eklerinde, Akrotiri Egemen Üs Bölgesi ve Dhekelia Egemen Üs Bölgesi olarak adlandırılmıştır.

MADDE 2

(1) Kıbrıs Cumhuriyeti

(2) Akrotiri Egemen Üs Bölgesi ve Dhekelia Egemen Üs Bölgesi’ndeki askeri üslerin güvenliğini ve etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak için Kıbrıs Cumhuriyeti tam olarak Birleşik Krallık ile işbirliği yapar. ve bu Antlaşma ile sağlanan hakların Birleşik Krallık tarafından tam olarak kullanılması.

MADDE 3

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık, Kıbrıs’ın ortak savunmasında danışmanlık ve işbirliği yapmayı taahhüt eder.

MADDE 4

Kıbrıs Adası’ndaki kuvvetlerin statüsüne ilişkin düzenlemeler, bu Antlaşma’nın Ek C’sinde bulunanlar olacaktır.

MADDE 5

Kıbrıs Cumhuriyeti, 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan Avrupa İnsan Haklarının ve Temellerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin I. bölümünde belirtilenlerle karşılaştırılabilir olan insan hakları ve temel özgürlükler dahilindeki herkesi güvence altına alır. Bu Sözleşme Protokolü 20 Mart’ta Paris’te imzalandı.

MADDE 6

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan etkilenen kişilerin uyruğu ile ilgili düzenlemeler, bu Antlaşma’nın D Ekinde yer alanlardır.

MADDE 7

Kıbrıs Cumhuriyeti ve İngiltere, İngiliz idaresinin Kıbrıs Cumhuriyeti sınırları içerisinde sona ermesinden kaynaklanan soruları çözmek için gerekli mali ve idari düzenlemeleri kabul ve taahhüt eder. Bu düzenlemeler, bu Antlaşma’nın Ek E’sinde belirtilmiştir.

MADDE 8

(1) İngiltere Hükümeti’nin tüm uluslararası yükümlülük ve sorumlulukları bundan sonra, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne başvuruda bulunabilecekleri kadarıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti tarafından üstlenilir.

(2) Bundan böyle, Birleşik Krallık Hükümeti’nin Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına başvurmaları nedeniyle sahip olduğu uluslararası haklar ve avantajlar bundan böyle Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nden yararlanır.

MADDE 9

Bu Antlaşmadaki Taraflar, bu Antlaşmanın Ek F’sinde belirtilen ticaret, ticaret ve diğer hususlarla ilgili düzenlemeleri kabul ve taahhüt ederler.

MADDE 10

Bu Antlaşma hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin her türlü soru veya zorluk aşağıdaki gibi çözülür:

(a) İngiltere’nin askeri şartlarının yerine getirilmesi veya bu Antlaşma’nın Birleşik Krallık kuvvetlerinin statüsünü, haklarını ve yükümlülüklerini veya ilgili diğer güçleri etkiledikleri ölçüde işlemesiyle ilgili olarak ortaya çıkabilecek herhangi bir soru veya zorluk. bu Antlaşma hükümleri uyarınca ya da Rum, Türk ve Kıbrıslı kuvvetler uyarınca, normal olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye’nin üçlü Genel Merkezi ve İngiltere’nin silahlı kuvvetlerinin makamları arasındaki müzakere ile müzakere edilir.

(b) Yukarıda belirtilen davalarda askeri makamlar arasında müzakere veya başka durumlarda diplomatik olarak ilgilenen Taraflar arasında müzakere ile anlaşmaya varılmayan bu Antlaşma hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin herhangi bir soru veya zorluk Kanal, her biri İngiltere Hükümeti, Yunanistan Hükümeti, Türkiye Hükümeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti tarafından aday gösterilecek dört başkandan ve Cumhurbaşkanı tarafından aday gösterilen bağımsız bir başkandan oluşacaktır. Uluslararası Adalet Divanı. Başkanın Birleşik Krallık ve Koloniler veya Yunanistan veya Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olması halinde, Başkan Yardımcılığı görevini üstlenir. ve eğer o da böyle bir vatandaş ise, bir sonraki kıdemli Mahkeme Hakimi.

MADDE 11

Bu Anlaşmanın Ekleri, bu Anlaşmanın ayrılmaz parçaları olarak güç ve etkiye sahip olacaktır.

MADDE 12

Bu Antlaşma, bütün Taraflarca imzalanması halinde yürürlüğe girecektir.

(2) GARANTİ TEDAVİSİ

Bir kısım Kıbrıs Cumhuriyeti ve diğer kısım Yunanistan, Türkiye ve Büyük Britanya Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda., Ortak çıkarları doğrultusunda tanıma ve bağımsızlık, toprak bütünlüğü ve Kıbrıs Cumhuriyeti güvenlik bakım, tesis ve Anayasanın temel maddeleri konusunda aşağıdaki hükümleri kabul etmişlerdir.

MADDE I

Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin yanı sıra Anayasa’ya saygının korunmasını da taahhüt eder.

Tamamen veya kısmen herhangi bir Devletle herhangi bir siyasi veya ekonomik birliğe katılmamayı taahhüt eder. Buna göre, ya doğrudan ya da dolaylı olarak, herhangi bir başka Devletle birleşmeyi ya da Ada’nın bölünmesini teşvik etmesi muhtemel herhangi bir faaliyetin yasaklandığını beyan eder.

MADDE II

Bu Antlaşma’nın 1. maddesinde belirtilen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin taahhütlerini dikkate alarak Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini ve ayrıca Anayasasının Temel Maddeleri tarafından kurulan işlerin kapsamını garanti etmişlerdir.

Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık da aynı şekilde, Kıbrıs’ı doğrudan veya dolaylı olarak Kıbrıs’ın herhangi bir diğer Devletle birleştirmesini veya Ada’nın herhangi bir bölümünü doğrudan veya dolaylı olarak teşvik etmeyi amaçlayan faaliyetleri yasaklamayı taahhüt etmektedir.

MADDE III

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında Birleşik Krallık egemenliği altında tutulan alanların bütünlüğüne saygı göstermeyi ve Birleşik Krallık’ın kullanma haklarının kullanılmasını ve kullanılmasını garanti etmeyi taahhüt eder. Lefkoşa’da imzalanan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuyla ilgili Antlaşma uyarınca, bugünün tarihinde imzalanan Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından güvence altına alınmıştır.

MADDE IV

Bu Antlaşma hükümlerinin ihlali durumunda, Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık, bu hükümlere uyulmasını sağlamak için gerekli olan temsil veya tedbirler konusunda birlikte danışmayı taahhüt eder.
Ortak veya uyumlu bir eylem mümkün olmadığı sürece, garanti veren üç Yetkiden her biri, bu Antlaşma ile yaratılan işlerin durumunu yeniden kurmak amacıyla hareket etme hakkını saklı tutar.

MADDE V

Bu Antlaşma imza tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu Antlaşma’nın asıl metinleri Lefkoşa’ya tevdi edilecektir.

Yüksek Akit Taraflar, bu Anlaşmanın Birleşmiş Milletler Tüzüğünün 102. Maddesi uyarınca Birleşmiş Milletler Sekreteryası’na kaydedilmesine en kısa sürede devam edecektir.

(3) ALLIANCE TEDAVİSİ

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye,

I. Barışı korumak ve her birinin güvenliğini korumak konusundaki ortak arzuları,
II. Barış ve güvenliğin korunmasına yönelik çabalarının Birleşmiş Milletler Tüzüğünün amaç ve ilkelerine uygun olduğunu göz önüne alarak.

Aşağıdakileri kabul etmişlerdir :

MADDE I

Yüksek Akit Taraflar, ortak savunmaları için işbirliği yapmayı ve bu savunmanın ortaya çıkardığı sorunlara birlikte danışmayı taahhüt ederler.

MADDE II

Yüksek Akit Taraflar, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına veya toprak bütünlüğüne karşı doğrudan veya dolaylı olarak saldırı veya saldırganlığa karşı direnmeyi taahhüt ederler.

MADDE III

Bu ittifakın amacı doğrultusunda ve yukarıda belirtilen hedeflere ulaşmak için, Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarında bir Üçlü Karargah kurulur.

MADDE IV

Yunanistan ve Türkiye, bu Antlaşmanın ekinde yer alan 1 No’lu Ek Protokolde belirtilen askeri birlikler ile kurulan Üçlü Genel Merkeze katılacaktır.

Söz konusu şartlar, Kıbrıs Cumhuriyeti ordusunun eğitimini sağlayacaktır.

MADDE V

Üçlü Karargah Komitesinin Komutanlığı, sırasıyla Yunanistan ve Türkiye Hükümetleri, Cumhurbaşkanı ve Başkan Yardımcısı tarafından atanacak olan Kıbrıslı, Rum ve Türk Genel Sorumlusu tarafından her biri bir yıl süreyle devir olarak alınacaktır.

MADDE VI 

İşbu Anlaşma imza tarihinde yürürlüğe girecektir.

Yüksek Akit Taraflar, bu Antlaşma’nın uygulanmasının gerekli kılması halinde ilave anlaşmalar yaparlar.

Yüksek Akit Taraflar, bu Anlaşmanın Birleşmiş Milletler Tüzüğünün 102. Maddesi uyarınca Birleşmiş Milletler Sekretaryası’na tescili ile mümkün olan en kısa sürede devam edecektir.

EK PROTOKOL
No. I

I. Üçlü Genel Merkeze katılacak olan Yunan ve Türk birlikleri sırasıyla 950 Yunan subayı, görevlendirilmemiş subay ve erkek ile 650 Türk subayı, görevlendirilmemiş subay ve erkekten oluşacaktır.

II. Anlaşma çerçevesinde hareket eden Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Cumhuriyeti Başkan Yardımcısı, Yunan ve Türk Hükümetlerinden Yunan ve Türk birliklerini artırma veya azaltma talebinde bulunabilir.

III. Üçlü Karargah’a katılan Yunan ve Türk birliklerinin kanton bölgelerinin, hukuki durumlarının, gümrük ve vergilerle ilgili tesislerin ve muafiyetlerin yanı sıra diğer dokunulmazlıklar ve imtiyazlar ile ilgili diğer askeri ve teknik soruların kabul edildiğine karar verilir. Yukarıda belirtilen Genel Merkezin örgütü ve işleyişi İttifak Antlaşması’ndan en geç yürürlüğe girecek olan Özel Sözleşme ile belirlenir.

IV. Aynı şekilde, Üçlü Karargah’ın Karışık’ın görevlerinin tamamlanmasından en geç üç ay sonra kurulacağı kabul edildi. Kıbrıs Anayasası Komisyonu, ilk döneminde, Kıbrıs Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerinin eğitimi ile görevlendirilen sınırlı sayıda memurdan oluşacaktır. Yukarıda belirtilen Yunan ve Türk birlikleri, İttifak Antlaşması’nın imzalandığı tarihte Kıbrıs’a gelecekler.

EK PROTOKOL
No. II
MADDE I

Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye Dışişleri Bakanlarından oluşan bir Komite oluşturulacak, Üçlü İttifak’ın en üst siyasi organını oluşturacak ve üç İttifak’taki ülkenin Hükümetlerinin kabul edeceği İttifak’la ilgili her türlü soruyu kabul edebilir.

MADDE II

Bakanlar Komitesi, İttifak üyelerinden birinin talebi üzerine, Yönetim Kurulu Başkanı tarafından olağan toplantıda toplanır.

Bakanlar Komitesi kararları oybirliği ile alınır.

MADDE III

Bakanlar Komitesi, üç Dışişleri Bakanının her biri tarafından rotasyon halinde ve bir yıllık bir süre için başkanlık eder. Genel kurul kararı, aksi kararlaştırılmadıkça, Başkanlık ülkesinin başkentinde yapılır. Başkan, görev yaptığı yıl içerisinde hem olağan hem de özel Bakanlar Komitesi oturumlarına başkanlık eder.
Komite, görevini yerine getirmesi için gerekli olduğuna karar vereceği zaman yan kuruluşlar kurabilir.

MADDE IV

İttifak Antlaşması ile kurulan Üçlü Genel Merkez, görevlerinin yerine getirilmesinden Bakanlar Komitesine karşı sorumludur. Komitenin olağan oturumu sırasında, Genel Müdürlük faaliyetlerinin ayrıntılı bir hesabını içeren yıllık bir rapor sunar.

                                                    ________________________________________

16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa’da, Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan Kırallığı, Büyük Britanya ve Şimalî irlanda Birleşik Kırallığı ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan, Kıbrıs Cumhuriyetinin teessüsüne mütaallik Andlaşma ile A, B, C, D, E, F eklerinin, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kırallığı ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasında imzalanan, Garanti Andlaşması ve bu Andlaşmanın II nci maddesinde atıf da bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel maddelerinin, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan Kırallığı arasında imzalanan, İttifak Andlaşması ile I ve II sayılı ek protokollerin, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan Kırallığı arasında imzalanan İttifak Andlaşmasımn uygulanması için imza edilen Andlaşmanın, en ziyade müsaadeye mazhar millet şartı hakkında, Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında nota teatisi suretiyle yapılan Anlaşmanın, onaylanması hakkında kanun tasarısı ve Anayasa, Dışişleri ve Millî Savunma komisyonları raporları (PDF)

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa’da,

Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan Kıratlığı, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasına dair Andlaşma ile A, B, C, D, E ve F eklerinin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı arasında imzalanan Garanti Andlaşması ile bu Andlaşmanın II nci maddesinde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel maddelerine dair Listenin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan İttifak Andlaşması ile I ve II saydı ek Protokollerinin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan İttifak Andlaşmasnun uygulanması için imza edilen Anlaşmanın; ve,

En ziyade müsaadeye mazhar millet şartına dair Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında nota teatisi suretiyle yapılan Anlaşmanın;

Onaylanmasının uygun bulunması hakkın ila Kanun

Konun No : 556 Kabul tarihi: 31/3/1965

Madde 1 — 16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa’da,

Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan Kıbrıs Cumhuriyetinin Kurulmasına dair Andlaşma ile A , B, C, D, E ve Feklerinin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı arasında imzalanan Garanti Andlaşması ile bu Andlaşmanın n nci maddesinde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel maddelerine dair listenin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan ittifak Andlaşması ile I ve II sayılı ek Protokollerinin;

Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan İttifak Andlaşmasınm uygulanması iğin imza edilen Anlaşmanın; ve.

En ziyade müsaadeye mazhar millet şartına dair Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında nota teatisi suretiyle yapılan Anlaşmanın;

Onaylanması uygun bulunmuştur.

Madde 2 — Bu kanunun 1 inci maddesinde sayılan Andlaşma ve Anlaşmalarla İlgili uygulama Andlaşmalannı yapmaya Hükümet yetkilidir.

Madde 3 — Bu kanunun 1 inci maddesinde sayılan Andlaşma ve Anlaşmaların hükümleri 16 Ağustos 1960 tarihinden itibaren uygulanır. Yukardaki fıkrada zikri geçen Andlaşma ve Anlaşmalarla ilgili olarak bu kanunun 2 nci maddesinin yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan uygulama Anlaşmalarının hükümleri, bu uygulama Andlaşmalannda gösterilen yürürlüğe giriş tarihlerinden itibaren uygulanır.

Madde 4 Bu kanunun 1 inci maddesi hükmü yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Bu kanunun 2 ve 3 üncü maddeleri hükümleri, 1 inci maddede sayılan Andlaşma ve Anlaşmaların onaylanmasına dair kararda başkaca bir tarih gösterilmemişse, bu kararın yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 5 — Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
5/4/1965

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi

0
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Binası
Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı tarafından 14 Nisan 1990 tarihinde kurulmuştur. Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi binası, Büyükşehir Belediyesi başkanı Prof. Dr. Nurettin Sözen döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından tahsis edilmiş, İstanbul’un Haliç-Fener semtinde tarihi bir binada hizmete açılmıştır.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi

Kütüphanenin giderleri, restorasyon ve bakım onarım çalışmaları Belediye tarafından karşılanmaktadır. Kütüphane kadın tarihi kaynaklarının korunduğu önemli bir kurum haline gelmiştir.

Vakıf Kurucusu Şirin Tekeli-Açılış Konuşması

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezinin Kuruluşu

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, “Kadınların geçmişini iyi tanımak, bu bilgileri bugünün araştırmacılarına derli toplu bir şekilde sunmak ve bugünün yazılı belgelerini gelecek nesiller için saklamak” amacıyla kurulmuş, 8 Mart 1990 tarihinde tüzel kişiliğini kazanmıştır.

Kadın merkezli bir kütüphane ve arşiv merkezi oluşturma fikri 1988 yılında ortaya çıkmış, Türkiye’de kadın tarihi araştırmalarına kaynak olacak bir kütüphane, arşiv ve enformasyon merkezi kurulması planlanmıştır. Vakfın kurucuları Aslı Davaz, Füsun Akatlı, Füsun Ertuğ, Jale Baysal ve Şirin Tekeli’den oluşmaktadır. Mevcut Yönetim Kurulu, Aslı Davaz (Başkan) Firdevs Gümüşoğlu, Meryem Turan, Selhan Savcıgil Endres ve Tülin Tankut’tan oluşmaktadır.

Kütüphane için yayınevlerinden kitaplar toplanmış, birçok kişi ve kurum, kadın konusunda elinde bulunan kitapları bağışlamıştır. Osmanlı dönemi kadın dergileri bölümünü açmak için eski harfli Türkçe kadın dergileri edinilmiş, Cumhuriyet dönemi dergileri bir araya getirilmiş ve yeni koleksiyonlar açılmıştır. Vakıf, 1991 yılında kadınların özel arşivlerini koruyacak arşiv merkezini faaliyete sokmuştur.  Merkezin kuruluş ve yapılanma süreci yaklaşık beş yıl sürmüş ve bugünkü arşiv ana hatları ile oluşmuştur.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, 1995 yılında  vakfın daha geniş bir kadın katılımına açılmasına karar vermiş, Vakıf senedinde değişiklik yaparak 25 yeni üyenin seçilmesine karar vermiş ve Genel Kurul oluşturmuş, vakıf genel kurulu 30 kişilik bir kadroya ulaşmıştır.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezinden bir salon

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Faaliyetleri

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezindeki koleksiyonlar, Osmanlı’dan günümüze kadınlara ait ya da kadınlarla ilgili eserleri, belgeleri barındırmaktadır. Kadınlara dair günlük ve özel yaşamla ilgili kaynaklar, eserler, kadın hareketinin ürettiği belgeler merkezde toplanmaktadır. Kadınlar tarafından yazılmış günceler, kadınların kişisel arşivleri, aile evrakları ve arşivleri, mektuplar, kadın örgütleri ve kampanyalarının kayıtları, sanat eserleri; öz geçmişler, biyografiler, slaytlar, filmler, video bantları, çizimler, afişler, efemeralar, sözlü tarih kayıtları ve transkripsiyonları ve kadınlar hakkında başka hiçbir yerde bulunamayacak bilgi kaynakları merkezde sergilenmektedir.

Kadın Eserleri Kütüphanesi-Kadın Tarihini Yazmak

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezindeki Kitap Koleksiyonu, 13 binin üzerinde kadın konulu kitabı barındırmaktadır.

Süreli Yayın Koleksiyonunda 400’ün üzerinde harf devrimi öncesi ve 1928’den bu yana yayımlanan kadın dergisi mevcuttur.

Davetiye, program, broşür, bildiri, el ilanı ve benzeri malzemeyi içeren Efemera Koleksiyonunda 200’ün üzerinde arşiv kutusu efemera türü materyal bulunmaktadır. Merkez, efemera koleksiyonuna sahip en önemli kurumdur.

Tezler ve Makaleler Koleksiyonu 580 tez ve 6865 makaleden oluşmakta, özellikle üniversite öğrencileri ve araştırmacılar tarafından sık başvurulan bir koleksiyon olma özelliği taşımaktadır.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi 28. Kuruluş Yıldönümü Şenliği Nisan-2018 de yapılmıştır

Özel Arşivler Koleksiyonunda kurum ve kişileri kapsayan 59 kadın özel arşiv bulunmaktadır.

Merkezde ayrıca, Gazete Kupür, Görsel-İşitsel, Kadın Sanatçılar, Sanat Eserleri, Kadın Örgütleri ve Örgütlenmeleri, Kadın Yazarlar, Nadir Eserler Koleksiyonları olmak üzere toplamda 12 koleksiyon bulunmaktadır.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezindeki Kütüphane haftanın beş günü 9.00-17.00 arası hizmet vermektedir. Nadir eserler bölümü ve arşiv belgeleri dışında kitaplar, dergiler tezler vb. materyal, bütün okuyucuların kullanımına açıktır. Arşivden yararlanabilmek için randevu alınması gerekmektedir.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi-İstanbul Kadın Kadın İstanbul Projesi

Etkinlikler

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, rutin çalışmalarının yanı sıra kendi alanında çeşitli etkinlikler yapabilmek ve kadınları görünür kılmak amaçları çerçevesinde çeşitli projeler üretmiştir. Kütüphane; araştırmacılara mevcut koleksiyonları ile hizmet vermesinin yanı sıra; seminerler, konferanslar düzenlemektedir. Araştırmalar, bibliyografyalar, kütüphanecilik ve arşivcilik hizmetlerinin niteliğinin geliştirilmesi için projeler üretmiş, bu projelere birçok araştırmacı kişi ve kurum katılmıştır.

Dijitalleştirilme Projesi Aralık 2012 – Ocak 2013

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı

Aralık 2012-Ocak 2013 tarihleri arasında süren proje sonucunda kütüphane bünyesinde bulunan 55.000 adet belgenin görüntüsü, uygun cihazlar ile dijital ortama aktarılmıştır. Proje hazırlık ve gerçekleştirme sürecinde, dijitalleştirilecek malzeme tek tek elden geçirilerek, yıpranmış zarflar yenilenmiş, işlevsel biçimde tasarlanmış etiketler hazırlanarak yapıştırılmış, temizlenen belgeler daha sağlıklı kutulara yerleştirilmiştir.

İstanbul 2010 Avrupa Başkenti Ajansı İstanbul Kadın – Kadın İstanbul Projesi (15 Ağustos 2009 – 26 Aralık 2010)

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi-İstanbul Kadın Kadın İstanbul Projesi

Projenin amaçları; İstanbul’daki kadınları ve kadın tarihini görünür kılmak, unutulmuş ve süregelen folklorik değerleri gün ışığına çıkarmak, İstanbul’un kültür tarihinde kadınların rollerini ortaya koymak; İstanbul’da yer alan kadınların yaptırdığı veya yaşadığı tarihî mekânları, tarihî eserleri kadın bakış açısıyla incelemek, bu mekânları rehber eşliğinde gezmek ve bu geziler sırasında farkındalık yaratmaktır. Bu amaçlarla 2009-2010 tarihleri arasında 30 panel, 8 gezi yapılmış, bu etkinliklere 900 kişi katılmıştır. Gezilerin rehberliğini Doç. Dr. Oğuz İçimsoy yapmıştır. Fatma Türe, proje asistanlarının desteğiyle panellere katılan konuşmacıların öz geçmişlerinin ve konuşma metinlerinin yer aldığı kitabı yayıma hazırlamıştır.

Türkiye Kadın Thesaurusu Kadın Konulu Kavramlar Dizini Projesi

Türkiye Kadın Thesaurusu Kadın Konulu Kavramlar Dizini Projesi

Uluslararası alanda, Avrupa’da, kadınlar üzerine araştırmalarda kullanılacak terimlerde standartlaşmayı; kaynaklara erişimde ortak kavramlar üzerinde arama yapmayı, böylece Avrupa Birliği ile ortak standartlar oluşturmayı sağlayan Türkiye Kadın Konulu Kavramlar Dizini Thesaurusu, 4 yıllık kolektif çalışma sonucunda ortaya çıkmıştır. Avrupa Kadın Thesaurusu’nun ana gövdesini oluşturan terimlerin alfabetik listesinin Türkçe çevirisi ve çevirinin Türkçe koşullarına adaptasyonu yapılmıştır. Siyaset, hukuk, ekonomi, eğitim, din, kültür ve benzeri 20 konuda Türkiye’ye özgü terimler üretilmiştir.

Proje,İstanbul İngiltere Başkonsolosluğu, Global Fund of Women ve İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu sponsorluğunda gerçekleşmiş, birçok uzman projeye destek vermiştir.

Kadın Belleğini Oluşturmada Kaynak Sorunu Uluslararası Sempozyumu Bildiri Kitabı

Sözlü Tarih Projeleri

Sözlü tarih, kaynağın az bulunduğu ya da hiç olmadığı yerlerde, bilgi açığını kapatmaya ve yeni bilgi kaynakları yaratmaya yönelik katkılar getiren bir bilgi toplama tekniğidir. Vakıf, sözlü anlatılarda, toplumun farklı kesimleri için farklı sesleri toplamış, baskı altında olan, ihmal edilen grupların gerçekliklerinin anlaşılması yolunda bilinçlenme sağlamaya; sosyal, siyasal ve kültürel tarihe katkılar yapmaya çalışmıştır.

Proje kapsamında 1923 öncesi doğmuş çeşitli mesleklerden 12 kadınla; Hayrünnisa Köni, Sare Okçu, Gültekin Ağaoğlu, İclal Balkan, Esma Deniz, Neşet Eren, Seniye Fenmen, Liza Eskenazi, Peride Celal, Zeynep Fırat Menemenci, Araksi Oranyan ve Nimet Özgüç ile görüşmeler yapılmıştır.

Şubat 1994 tarihinde “Kadın Eserleri Kütüphanesi Kadın Sözel Tarih Çalışmaları Pilot Projesi” başlatılmıştır. Proje,, Başbakanlık Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığı Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü maddi desteği ile yürütülmüştür.

Vakıf, 1999 yılında The British Council desteğiyle bir yıl süren sözlü tarih projesi yapmıştır. Proje kapsamında CHP, MHP, DYP, ANAP, DSP ve Fazilet Partisi’nden, içlerinde Gönül Say, Melek Denli Karaca, Nazlı Ilıcak, Nesrin Nas ve Oya Akgönenç’in de bulunduğu 10 kadın milletvekili ile görüşülmüştür.

Fragen Projesi

Avrupa kadın kütüphanelerinin ve akademisyenlerin birlikte çalıştığı, 20. yüzyılın ikinci yarısında feminist hareketin önemli metinlerini toplamayı hedefleyen bir proje olan FRAGEN (FRAmes on GENder) Projesi “QUING Project” (Quality in Gender + Equality Politics) desteğiyle gerçekleştirilen bir Avrupa Birliği projesidir.

Projenin Türkiye katılımcısı Kadın Eserleri Kütüphanesi’dir. FRAGEN Projesi için 1960’dan günümüze Türkiye kadın hareketinin dönüm noktasını oluşturan kitap, bildiri, süreli yayın ve kampanya başlıklarını kapsayan 10 eser, ülke çapında katılımla seçilmiştir. 29 AB ülkesiyle birlikte Türkiye’nin de yer aldığı bu proje sonucunda seçilen eserlerden oluşan bir seçki internete aktarılmıştır.

Bibliyografyalar ve Kitaplar

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi; Eski Harfli Türkçe Kadın De, rgileri Bibliyografyası, Çağdaş Türk Edebiyatında, Kadın Süreli Yayınları Bibliyografyası ve Kadın Konulu Kitaplar Bibliyografyası ve Kadın Yazarlar Bibliyografyasını hazırlamıştır

Kültür Bakanlığının desteği ile “Türkiye’de Kadın Konulu Belgelerin Ulusal Bibliyografyası” adı altında bir yıllık bir proje başlatılmış, Türkiye’de kadın konulu tüm kaynakların ulusal bir bibliyografyası hazırlanmıştır.

Kadın Belleğini Oluşturmada Kaynak Sorunu Uluslararası Sempozyumu Bildiri Kitabı, Kadınların Belleği Uluslararası Kadın Kütüphaneleri Sempozyum Tutanaklar ve “Kadın Hayatlarını Yazmak: Oto/Biyografi, Yaşam Anlatıları, Mitler ve Tarih Yazımı Uluslararası Sempozyum Bildiri Kitabı” merkezin yayınladığı diğer kitaplardır.

Süreli Yayınlar ve Gazete Kupürleri
kütüphanede 1869’dan bu güne kadın konulu 413 farklı dergiden 10420’ten fazla nüsha bulunmaktadır. Ayrıca, 1990’dan günümüze günlük gazetelerden kesilen kupürler muhafaza edilmektedir. Kadın örgütleri ve örgütlenmeleri ile ilgili doküman ve belgeler; kadın sanatçıların bağışladıkları resim, heykel, fotoğraf ve benzeri eserler, resim, heykel, hat, tezhip, ebru alanlarında eser vermiş kadınlar, harf devrimi öncesi ve sonrası 800’den fazla kadın yazara ait malzemelerden oluşan arşiv ziyaretçilerin hizmetindedir.

İnsan Hakları Belgeleri

0
İnsan Hakları Belgeleri

İnsan Hakları Belgeleri 

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Belgeleri

Birleşmiş Milletler Şartı
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilmiştir. Bildirge küresel düzeyde kabul gören ilk İnsan Haklar Belgelerindendir. 

İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi

İnsan Hakları Belgeleri arasında insan hakları savunucularını koruması nedeniyle önemli bir yer tutan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucularının Korunması Belgesi, Evrensel Olarak Tanınan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması ve Geliştirilmesinde Toplumsal Kuruluşların (Organların), Grupların ve Bireylerin Hakları ve Sorumlulukları Üzerine Bildirge BM İnsan Hakları Komisyonunun 3 Nisan 1998 tarihli toplantısında kabul edilmiştir.

Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler (Havana Kuralları)

Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler-Havana Kuralları, 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesine ve Suçların Islahı Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiştir.

Ceza Adalet Sisteminde Çocuklar Üzerine Dava Rehberleri
Çocuk Hakları Bildirgesi

Cenevre Çocuk Hakları Beyannamesi, diğer adıyla Çocuk Hakları Bildirgesi 1924 yılında Milletlerarası Çocuklara Yardım Birliği tarafından yayınlanmış olan İnsan Hakları Belgelerindendir. Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi, uluslararası alanda çocukların korunmasına yönelik yapılan ilk sözleşmedir. Cenevre Bildirgesi’nde; çocukların doğal biçimde gelişmesine olanak sağlanması, aç çocukların beslenmesi, hasta çocukların tedavi edilmesi, terk edilmiş çocukların korunması, felaket anında yardımın öncelikle çocuğa yapılması, çocukların her türlü istismara karşı korunması ve kardeşlik duyguları içinde eğitilmeleri gerektiği belirtilmiştir.

Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokolleri

1989 yılında 54 maddeden oluşan Çocuk Hakları Sözleşmesi imzaya açılmış ve 193 üye ülkenin 187’si tarafından onaylanmıştır. Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilmiş ve 1990 tarihinde Türkiye dahil yaklaşık 142 devlet tarafından kabul edilmiş, kabul eden devlet sayısı daha sonra artmıştır. Türkiye, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme‘nin uygulamasına 2 Ekim 1995 tarihinde başlamıştır. Sözleşme, çocukların haklarını korumayı amaçlamakta ve Taraf Devletlerin, sözleşme hükümlerine kesinlikle uymaları gerektiğini karara bağlamaktadır. Taraf devletlerin bu sözleşme ile üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirme konusunda kaydettikleri ilerlemeleri incelemek amacıyla Çocuk Hakları Komitesi kurulmuştur. Devletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’sine taraf olduktan iki yıl sonra başlangıç raporunu ve bundan sonra da her beş yılda bir raporlarını Çocuk Hakları Komitesine sunmak zorundadırlar.

Çocuk Suçluluğunun Önlenmesi Birleşmiş Milletler Rehber Kuralları (Riyad İlkeleri)

Çocuk Suçluluğunun Önlenmesi Birleşmiş Milletler Rehber Kuralları (Riyad İlkeleri), Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 14 Aralık 1990 tarihli ve 45/112 sayılı kararıyla kabul ve ilan edilmiştir.

Din ve İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlüğün Önlenmesi Bildirgesi

Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi, 25 Kasım 1981 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilmiştir.

Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Uluslararası Sözleşme ve Eki Protokolü

Birleşmiş Milletler Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu [UNESCO] tarafından 14 Aralık 1960 tarihinde Genel Toplantı’da kabul edilmiştir.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi

BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, 16 Aralık 1966 tarihli, 2200A (XXI) sayılı Genel Kurul kararıyla kabul edilmiş ve imza, onay ve katılmaya açılmıştır. Sözleşme, 27. Madde uyarınca, 3 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, “Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi“ni 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Bugüne kadar BM üyesi 137 ülkenin imzaladığı sözleşme, 4 Haziran 2003 tarihinde TBMM’de onaylanmış, 17 Haziran 2003 tarihinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onandıktan sonra Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanmasına ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi

ILO 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 17 Haziran 1999 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 25 Ocak 2001 tarihli ve 2528 sayılı kanun ile kabul edilmiş,27 Haziran 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Hapislik Dışı Tedbirler İçin BM Asgari Standart Kuralları (Tokyo Kuralları)
Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Sözleşme’yi 13 Ekim 1972 tarihinde imzalamış, sözleşmenin onaylanmasını uygun bulan 3 Nisan 2002 tarih ve 4750 sayılı Kanun, 9 Nisan 2002 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesinin onaylanmasına ilişkin 13 Mayıs 2002 tarihli ve 2002/4171 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve resmi Türkçe çeviri, 16 Haziran 2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşmenin onay belgeleri 16 Eylül 2002 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiş; sözleşme Türkiye’de 16 Ekim 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Herhangi Bir biçimde Tutulan ya da Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin İlkeler Bütünü

Herhangi bir Biçimde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler Bütünü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilmiştir. Bu prensipler her hangi bir biçimde tutulan veya hap solunan herkesin korunması için uygulanmaktadır. 

Hukuk Dışı, Keyfi ve Kısa Yoldan İnfazların Etkili Bir Şekilde Önlenmesi ve Soruşturulmasına Dair Prensipler

Hukuk Dışı Keyfi ve Kısayoldan İnfazların Etkin Biçimde Önlenmesi ve Soruşturulmasına İlişkin Prensipler, Birleşmiş Milletler tarafından 24 Mayıs 1989 tarihinde ilan edilmiştir. 

Hukuku Uygulayan Görevlilerin Davranış Kuralları

Yasaların Uygulanmasından Sorumlu Olanlar için Davranış Kuralları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 17 Aralık 1979 tarihinde 34/169 sayılı karar ile kabul edilmiştir.

Hukuku Uygulayan Kamu Görevlilerinin Zor ve Silah Kullanımı Temel İlkeleri

Kolluk Güçlerinin Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler, 27 Ağustos – 7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiştir.

Hürriyetinden Yoksun Kılınan Çocuklarla İlgili BM Kuralları

Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 14 Aralık 1990 tarihinde kabul edilmiştir. Havana Kuralları olarak da bilinmektedir.

Irk ve Irka Dayalı Önyargı Bildirgesi
Irkçılık, Irk Ayrımcılığı, Yabancı Düşmanlığı ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Dünya Konferansı Raporu
İnsanlığa Karşı Suçların (Soykırım) Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi

Soykırım Suçunun İşlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme, 9 Aralık 1948 tarihinde Paris’te toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 260 A (III) sayılı Kararıyla kabul edilip, imza, onay ve katılıma açılmıştır. Sözleşme 13. maddeye uygun olarak 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Sözleşmeyi 23 Mart 1950’de onaylamıştır. 5630 Sayılı Onay Kanunu 29 Mart 1950 gün ve 7469 Sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanmıştır.

İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muameleye ve Cezaya Karşı Sözleşme ve Eki Protokolü

İstanbul Protokolü: İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzu; İşkence ve kötü muameleye karşı etkin mücadele amacıyla oluşturulmuştur. 

1999 yılı sonunda Birleşmiş Milletler’e sunulan İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzu, “İstanbul Protokolü” (Manual on the Effective Investigation and Documentation of Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment, ”The Istanbul Protocol”) işkence ve kötü muamelenin etkin araştırması ve dokümantasyonu için uluslararası standartları oluşturmaktır.

Uluslararası insan hakları belgeleri ve insancıl hukuk, işkence ve kötü muameleyi istisnasız olarak yasaklamasına rağmen, dünya ülkelerinin yarısından fazlasında işkence ve kötü muamele uygulamasına sıklıkla rastlanmaktadır. Süregelen işkence uygulamalarından ötürü pek çok insan acı çekmektedir.

Bu el kılavuzu devletlerin bireyleri işkence ve kötü muameleden daha etkin biçimde koruyabilmelerini ve suçluları eylemlerinden ötürü sorumlu tutabilmelerini sağlamak için oluşturulmuştur.

İşkenceye, Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı Muamele veya Cezaya Karşı Tutuklu ve Hükümlülerin Korunmasında Sağlık Personelinin Tıbbi Etik İlkeleri

Birleşmiş Milletler Tıbbi Etik İlkeleri, “İşkence, Gayriinsani Muamele ve Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Tıbbi Etik İlkeleri” adıyla 18 Aralık 1982 tarihinde kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, “Tutuklu ve hükümlülerin işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve davranışlara karşı korunmasında sağlık personeli ve özellikle hekimlerin görevlerine ilişkin tıbbi etik ilkeleri” başlıklı metni kabul etmiş ve Tıbbi Etik ilkeleri oluşmuştur. Birleşmiş Milletler, tutuklu ve hükümlülerin, işkenceye ve zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı öteki ceza ve muamelelere karşı korunmasında sağlık personelinin ve özellikle hekimlerin görevleri nedeniyle uymaları gereken kuralları belirlemiştir.

İşkenceye, Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı Muamele veya Cezaya Tabi Tutulan Kişilerin Korunması Bildirgesi

Herkesin İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Korunmasına dair Bildiri(Declaration on the Protection of All Persons from Being Subjected to Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment), Birleşmiş Milletler  Genel Kurulunun 9 Aralık 1975 tarihli ve 3452 (XXX) sayılı Kararıyla kabul edilmiştir.

İşkenceye, Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı Muamele veya Cezayı Etkili Araştırma ve Belgeleme İlkeleri
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW)

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW), Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women adıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 18 Aralık 1979 tarihinde kabul edilmiştir.

Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge

Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge özel olarak kadına yönelik şiddeti düzenleyen belgelerden biridir. Bildirge, 20 Aralık 1993 tarihinde oylamaya başvurulmaksızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.  Bildirge, 1979 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin (CEDAW) etkin olarak uygulanmasının kadınlara yönelik şiddetin önlenmesine katkıda bulunması ve bu sürecin güçlendirilerek tamamlanması amacıyla kabul edilmiştir.

Kadınların Siyasi Hakları Üzerine Sözleşme

Kadınların Siyasi Hakları Üzerine Sözleşme, Birleşmiş Milletler tarafından 20 Aralık 1952 tarihinde kabul edilmiştir. 

Kanuni Sınırlamaların Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlara Uygulanamaması Üzerine Sözleşme
Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Ek Protokolleri

Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı kararıyla kabul edilmiş ve 19 Aralık 1966 tarihinde imzaya açılmıştır. Sözleşme, 41. madde dışında, 23 Mart 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İnsan Hakları Komitesi’ne ilişkin 41. madde ise, 28 Mart 1979 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye Sözleşme’yi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanmasını uygun bulan 4 Haziran 2003 tarih ve 4868 sayılı Kanun, 18 Haziran 2003 tarih ve 25142 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bakanlar Kurulu’nun 7 Temmuz 2003 tarih ve 2003 /5851 sayılı kararıyla Sözleşme’nin onaylanması kararlaştırılmış ve Sözleşme’nin resmi Türkçe çevirisi, 21 Temmuz 2003 sayılı ve 25175 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Türkiye, onay belgelerini 15 Eylül 2003 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi etmiş ve 49. madde uyarınca, Sözleşme Türkiye bakımından 23 Aralık 2003 tarihinden itibaren hüküm doğurmaya başlamıştır.

Türkiye, Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini Birleşmiş Milletler Şartı çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olarak yerine getireceğini, Sözleşme’nin hükümlerinin yalnızca Türkiye’nin diplomatik ilişkisi bulunan taraf devletlere karşı uygulanacağını ve Sözleşme’nin ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesel sınırları itibariyle onaylanmış bulunduğunu belirten üç beyanda bulunmuştur. Ayrıca, Sözleşme’nin 27. maddesine çekince konmuştur. Bu çekinceye göre, Türkiye Cumhuriyeti Sözleşme’nin etnik, dinsel ve dil azınlıklarının haklarına ilişkin 27. maddesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Lozan Barış Andlaşması ile Eklerinin ilgili hükümlerine göre uygulama hakkını saklı tuttuğunu ifade etmektedir.

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin denetim organı, İnsan Hakları Komitesidir.

Kölelik Sözleşmesi ve Eki Protokol
Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulamalar ve Kurumların Kaldırılması Hakkında Ek Sözleşme

Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme, Birleşmiş Milletler tarafından 7 Eylül 1956 tarihinde kabul edilmiştir. Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşmenin onaylanması Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 27.12.1963 tarihinde kabul edilen 361 numaralı kanun ile olmuştur. Kanun 6 Ocak 1964 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Küçükler İçin Adalet Sistemine İlişkin BM Asgari Standart Kuralları (Pekin Kuralları)
Mahpuslara Yapılacak Muamelelerle İlgili Asgari Standart Kurallar

Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar, 1955’te Cenevre’de toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı’na ilişkin Birinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiş, Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından 31 Temmuz 1957 tarih ve 663 C (XXIV) sayılı ve 13 Mayıs 1977 tarih ve 2076 (LXII) sayılı kararlarla benimsenmiştir. Mahpusların Islahına Dair Asgari Standart Kurallar tutuklu ve hükümlülerin tamamına uygulanmak üzere 94 maddeden oluşmaktadır.

Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi ve New York Protokolü

Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi ve New York Protokolü, Birleşmiş Milletler tarafından 28 Temmuz 1951 tarihinde kabul edilmiştir. Mültecilerin hukuki durumuna ilişkin daha önce imzalanan milletlerarası antlaşmaların tekrar gözden geçirilmesi ve bir araya getirilmesi suretiyle bu antlaşmaların mülteciler için sağladığı himayenin yeni bir antlaşma yoluyla genişletilmesi amaçlanmıştır. 

Olağanüstü Durumlarda ve Silahlı Çatışmada Kadınların ve Çocukların Korunması Bildirgesi

Birleşmiş Milletler, Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri 14 Aralık 1974 tarihinde yayınlanmıştır. Birleşmiş Milletler, Ekonomik ve Sosyal Konseyin 16 Mayıs 1974 tarihli ve 1861 (LVI) sayılı kararında yer alan tavsiyeyi dikkate alarak, barış, self-determinasyon, ulusal kurtuluş ve bağımsızlık için mücadele edildiği olağanüstü durumda ve silahlı çatışma dönemlerinde insanlık dışı eylemlerin çok sıkça mağduru olan ve sonuçta çok ağır zararlara uğrayan sivil nüfustan kadınların ve çocukların çektikleri acılardan derin kaygı duyduğunu ifade ederek bildirgeyi yayınlamıştır. 

Ölüm Cezası İle Karşılaşanların Haklarının Korunmasını Güvence Altına Alan Koruyucular

Ölüm Cezası ile Karşılaşanların Haklarının Korunmasını Güvence altına alan Koruyucular konulu Birleşmiş Milletler bildirgesi(Safeguards guaranteeing protection of the rights of those facing the death penalty), Ekonomik ve Sosyal Konseyin 25 Mayıs 1984 tarihli ve 1984/50 sayılı Kararıyla onaylanmıştır.

Özellikle Fizikçilerin, Rolüne İlişkin Tıbbi Etik İlkeleri
Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar(Havana Kuralları)

Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Kurallar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 14 Aralık 1990 tarihinde kabul edilmiştir. Havana Kuralları olarak da bilinmektedir.

Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlardan Suçlu Bulunanların Aranmasında, Yakalanmasında, İade Edilmesinde ve Cezalandırılmasında Uluslararası İşbirliği İlkeleri
Savcıların Rolüne İlişkin Yönerge

Birleşmiş Milletler Savcıların Rolüne Dair İlkeler Yönergesi, 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Küba’nın Havana şehrinde yapılan 8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Konferansında kabul edilmiştir.

Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi

Suçtan Ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi, Birleşmiş Milletler tarafından 29 Kasım 1985 tarihinde kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler, bildirinin uygulanmasına dair eylem planı hazırlayarak üye ülkelerin bildirge hükümlerini uygulamasını teşvik etmektedir. Bildiri, suç mağdurların uluslararası hukuk himayesindeki haklarının temel dayanağıdır. Devletlerin sorumluğunun çerçevesi ile paralel düzenlemeler, 1 Şubat 1988 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan “Şiddet Suçu Mağdurlarının Zararlarının Tazmin Edilmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesi” ile getirilmiştir. 

Tüm Göçmen İşçilerin ve Ailelerinin Haklarının Korunması Uluslararası Sözleşmesi
Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü

Uluslararası Ceza Mahkemesi Binası

Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü (The Rome Statute of the International Criminal Court), 15 Haziran 1998 ve 17 Temmuz 1998 tarihleri arasında Roma’da toplanan Birleşmiş Milletler Konferansında kararlaştırılmıştır. Roma Statüsünü oluşturan anlaşma için yapılan oylamada 160 oy kullanılmış; 120 kabul, 21 çekimser, 7 karşı oy verilmiş ve statü oy çokluğu ile kabul edilmiştir. Anlaşma, Uluslararası Ceza Mahkemesinin kuruluş statüsüdür.

Anlaşma ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesinin(UCM) merkezi Hollanda’nın La Haye kentindedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Uluslararası Ceza Divanı(UCD) olarak da adlandırılmaktadır. Mahkeme Uluslararası tüzel kişiliğe sahiptir ve sürekli yapıdadır. Mahkeme, gerçek kişilerin cezai sorumluluğunu tespit etmekte, tüzel kişilerin ve devletlerin sorumluluğunu soruşturmamaktadır.  UCM, ceza hukukunun temel ilkelerine göre hareket etmektedir. Mahkemenin yargıladığı konular genel olarak, soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçudur.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargılama yetkisi sadece Roma Statüsü ile sınırlıdır.  Devletlerin ulusal hukuk sistemlerinin üstünlüğü korunmuştur. Anlaşmaya taraf olan devletler bakımından anlaşma taraf olduğu tarihten itibaren geçerlidir. Türkiye Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri, Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargılama yetkisini kabul etmemiştir. Avrupa ülkelerinin bir çoğu anlaşmaya taraftır.

Uluslararası Organize Suçlara Karşı Sözleşme ve Eki Protokolü
Vatansız Kişilerin Hukuki Statülerine İlişkin 1954 Sözleşmesi
Vatansızlığın Azaltılmasına İlişkin 1961 Tarihli Sözleşme
Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri

Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri,  26 Ağustos – 6 Eylül 1985 tarihleri arasında Milano’da yapılan BM Suçun Önlenmesi ve Suçluların Tedavisi Yedinci Kongresinde kabul edilmiş, 29 Kasım 1985 tarih ve 40/32 sayılı ve 13 Aralık 1985 tarih ve 40/146 sayılı kararlarla BM Genel Kurulu tarafından onaylanmıştır.

Yaşadığı Ülkenin Vatandaşlığına Sahip Olmayan Bireylerin İnsan Hakları Üzerine Bildirge
Zorla Çalıştırma Sözleşmesi

ILO 29 No’lu Zorla Çalıştırma Sözleşmesi, 6 Haziran 1930 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 23 Ocak 1998 tarihinde 4333 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 23 Haziran 1998 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

 Avrupa Konseyi İnsan Hakları Belgeleri

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Belgeleri

Avrupa Konseyi Statüsü
Avrupa Sosyal Şartı
Bölgesel ve Azınlık Dilleri Avrupa Şartı
Çocuk Haklarının Kullanılması Avrupa Sözleşmesi
Göçmen İşçilerin Hukuki Statüsü Hakkında Avrupa Sözleşmesi
İnsan Hakları ve Biyo-Tıp Sözleşmesi
İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi ve Eki Protokolleri
İşkence ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele ve Cezayı Önleme Avrupa Sözleşmesi
Schengen ve Dublin (Avrupa İltica Sözleşmesi) Sözleşmeleri
Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi
Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçeve Sözleşmesi

Avrupa ve Güvenlik İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Belgeleri

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı İnsan Hakları Belgeleri

1983 Madrid İzleme Toplantısı Sonuç Bildirisi
1989 Viyana İzleme Toplantısı Sonuç Bildirisi
1990 Kopenhag İnsani Boyut Konferansı Belgesi
1991 Moskova İnsani Boyut Konferansı Belgesi
Helsinki Nihai Senedi
Helsinki Zirvesi (9-10 Temmuz 1992) Bildirisi
İstanbul Zirvesi (18-19 Kasım 1999) Bildirisi
Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı

Amerika Devletler Topluluğu İnsan Hakları Belgeleri 

Amerikan Devletleri Örgütü Şartı

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından Bogota, Colombia’da 30 Nisan 1948 tarihinde kabul edilmiş ve 13 Aralık 1951 tarihinde yürürlüğe girmiş; 13 Aralık 1951, 27 Şubat 1970, 16 Kasım 1988, 29 Ocak 1996 ve 25 Eylül 1997 tarihlerinde değiştirilmiştir.

İnsan Hakları Amerikan Sözleşmesi – 1978

22 Kasım 1969 tarihinde San José, Kosta Rika’da düzenlenen İnsan Hakları hakkında Amerikalılararası Özel Konferans’ta kabul edilmiş ve 18 Temmuz 1978’de yürürlüğe girmiştir.

İnsan Hakları Amerikalılararası Komisyonu Statüsü – 1979

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 1 Ekim 1979 tarihinde La Paz, Bolivya’da onaylanmış ve 1 Kasım 1979 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İnsan Hakları Amerikalılararası Mahkemesi İçtüzüğü (2009)

Mahkeme tarafından 16-28 Kasım 2009 tarihleri arasında yapılan 85’inci olağan toplantı döneminde kabul edilmiştir.

İnsan Hakları Amerikalılararası Mahkemesi Statüsü – 1980

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından La Paz, Bolivia’da 1 Ekim 1979’da dokuzuncu olağan toplantıda kabul edilmiş ve 1 Ocak 1980’de yürürlüğe girmiştir.

Amerikalılararası İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi – 1987

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 9 Aralık 1985 tarihinde kabul edilmiş ve 28 Şubat 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İnsan Hakları Amerikan Sözleşmesine Ölüm Cezasının Kaldırılması için Ek Protokol – 1990

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 8 Haziran 1990’da kabul edilmiştir. Her bir devlet için onay veya katılma tarihinde yürürlüğe girmektdir.

İnsan Hakları Amerikan Sözleşmesi’ne Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Alanda Ek Protokol (San Salvador Protokolü)- 1999

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 17 Kasım 1988 tarihinde kabul edilmiş ve 16 Kasım 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirgesi -1948

Dokuzuncu Amerikan Devletleri Uluslararası Konferansı tarafından Bogota, Kolombiya’da 1948 tarihinde kabul edilmiştir.

Cartagena Mülteciler Bildirisi
Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi
Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi, Cezalandırılması ve Ortadan Kaldırılmasına Dair Amerikan Devletleri Sözleşmesi – Belém do Pará Sözleşmesi

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde kabul edilmiş ve 3 Mart 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Engelleri Bulunan Kişilere Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine dair Amerikalılararası Sözleşme (2001) (Kişilere ve Sakatlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Amerikan Devletlerarası Sözleşmesi

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 8 Haziran 1999 tarihinde kabul edilmiş ve 14 Eylül 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Kişilerin Zorla Kaybolmaları Üzerine Amerikalılararası Sözleşme) – 1996

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde kabul edilmiş ve 28 Mart 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Amerikalılararası Demokrasi Şartı (2001)

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Kurulu tarafından 11 Eylül 2001 tarihinde kabul edilmiştir.

İnsan Hakları Amerikalılararası Komisyonu İçtüzüğü  – 2013

Komisyon tarafından 28 Ekim-13 Kasım 2009 tarihleri arasında yapılan 137’nci olağan toplantı döneminde onaylanmış ve 8-22 Mart 2013 tarihleri arasında yapılan 147’nci olağan toplantı döneminde değiştirilmiş, bu değişiklikler 1 Ağustos 2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir

Afrika Birliği İnsan Hakları Belgeleri

Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı
Afrika’da Mülteci Sorunlarının Belirli Yönlerinin Yönetimi ABT Sözleşmesi
Çocukların Hakları ve Refahı Afrika Şartı
Kadın Hakları Protokolü

Arap Ligi İnsan Hakları Belgeleri

Evrensel İslam İnsan Hakları Bildirgesi
İnsan Hakları Arap Şartı
İslamda İnsan Hakları Üzerine Kahire Bildirgesi

Asya ve Pasifik İnsan Hakları Belgeleri

İnsan Hakları Bangkok Bildirgesi
İnsan Hakları Asya Şartı ( Taslak)
Yargının Bağımsızlığı İlkeleri Pekin Raporu

Bağımsız Devletler Topluluğu İnsan Hakları Belgeleri

Bağımsız Devletler Topluluğu

İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi

Türkiye Tarafından Kabul Edilmiş Uluslararası Çalışma Örgütü İnsan Hakları Belgeleri (ILO) 

Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri ve İnsan Hakları Belgeleri

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan Teşkilatı İnsan Hakları Belgeleri ve Sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

2 No’lu İşsizlik Sözleşmesi

ILO 45 No’lu Yeraltı İşleri (Kadınlar) Sözleşmesi, 4 Haziran 1935 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 9 Haziran 1937 tarihinde 3229 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 23 Haziran 1937 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kadınların maden ocaklarında yeraltı işlerinde çalıştırılmasını yasaklamıştır.

11 No’lu Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi

ILO 11 No’lu Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi, 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 24.10.1960 tarihinde 110 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 28.10.1960 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kadınların maden ocaklarında yeraltı işlerinde çalıştırılmasını yasaklamıştır.

14 No’lu Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi

ILO 14 No’lu Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4865 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

15 Nol’lu Asgari Yaş (Trimciler ve Ateşçiler) Sözleşmesi

ILO 15 No’lu Asgari Yaş (Trimciler ve Ateşçiler) Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 29 Ekim 1921 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 25 Mayıs 1959 tarihli ve 7292 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 2 Haziran 1959 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

26 No’lu Asgari Ücret Belirleme Yöntemi Sözleşmesi

26 No’lu ILO Asgari Ücret Belirleme Yöntemi Sözleşmesi 30 Mayıs 1928 tarihinde ILO tarafından kabul edilmiş, Türkiye tarafından 25 Haziran 1973 tarihinde onaylanmış, Resmi Gazetenin 03 Temmuz 1973 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

29 No’lu Zorla Çalıştırma Sözleşmesi

ILO 29 No’lu Zorla Çalıştırma Sözleşmesi, 6 Haziran 1930 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 23 Ocak 1998 tarihinde 4333 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 23 Haziran 1998 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi

ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1933 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 11 Şubat 1946 tarihli ve 4866 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, aynı konudaki 96 sayılı sözleşmenin onaylanması sonucu yürürlükten kalkmıştır.

42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize)

ILO 42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize), 4 Haziran 1934 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4864 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

45 No’lu Yeraltı İşleri (Kadınlar) Sözleşmesi

ILO 45 No’lu Yeraltı İşleri (Kadınlar) Sözleşmesi, 4 Haziran 1935 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 9 Haziran 1937 tarihinde 3229 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 23 Haziran 1937 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kadınların maden ocaklarında yeraltı işlerinde çalıştırılmasını yasaklamıştır.

53 No’lu Ticaret Gemilerinde Çalışan Kaptanlar Ve Gemi Zabitlerinin Meslekî Yeterliliklerinin Asgari İcaplarına İlişkin Sözleşme

ILO 53 No’lu Ticaret Gemilerinde Çalışan Kaptanlar Ve Gemi Zabitlerinin Meslekî Yeterliliklerinin Asgari İcaplarına İlişkin Sözleşme, 6 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 25.6.2003 tarihinde 4906 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşme ile, gemilerde; kaptan, nöbetçi güverte zabiti, çarkçıbaşı, nöbetçi çarkçı gibi işlerde, bu geminin kayıtlı olduğu ülkenin yetkili makamınca verilen veya onaylanan ve bu işler için yeterli olduğunu gösteren bir belge olmadan kimsenin işe alınamamasını ve çalıştırılamamasını öngörmektedir.

55 No’lu Gemi adamlarının Hastalanması, Yaralanması ya da Ölümü Halinde Armatörün Sorumluluğuna İlişkin Sözleşme

ILO 55 No’lu Gemiadamlarının Hastalanması, Yaralanması ya da Ölümü Halinde Armatörün Sorumluluğuna İlişkin Sözleşme, 6 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 15.7.2003 tarihinde 4942 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşme, Armatörlerin, hasta ya da yaralı olan gemi adamlarının iyileşinceye veya hastalığı ya da iş göremezliği sürekli olarak kabul edilinceye kadar tıbbi bakim ve maişet ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu olduğunu öngörmektedir.

58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize)

ILO 58 No’lu Asgari Yaş (Deniz) Sözleşmesi (Revize), 22 Ekim 1936 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 25 Mayıs 1959 tarihinde 7293 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 2 Haziran 1959 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, gemilerde çalışan çocukların durumuna ilişkin hükümler taşımaktadır.

59 No’lu Asgari Yaş (Sanayi) Sözleşmesi (Revize)

ILO 59 No’lu Asgari Yaş (Sanayi) Sözleşmesi (Revize), 3 Haziran 1937 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 26 Kasım 1992 tarihinde 3849 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, onbeş yaşın altındaki çocukların kamu ve özel sektör sanayi işletmelerinde ya da bunların alt birimlerinde istihdam edilmelerini veya çalıştırılmalarını yasaklamıştır.

68 No’lu Gemilerde Mürettebat İçin İaşe ve Yemek Hizmetlerine İlişkin Sözleşme

ILO 68 No’lu Gemilerde Mürettebat İçin İaşe ve Yemek Hizmetlerine İlişkin Sözleşme,  6 Haziran 1946 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 15 Temmz 2003 tarihinde 4943 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşme, yük veya yolcu taşıyan her tür ticari amaçlı açık deniz gemilerinde çalışan mürettebatın iaşe ve yemek hizmetleri için uygun standartları düzenlemektedir.

69 No’lu Gemi Aşçılarının Mesleki Ehliyet Diplomalarına İlişkin Sözleşme

ILO 69 No’lu Gemi Aşçılarının Mesleki Ehliyet Diplomalarına İlişkin Sözleşme, 6 Haziran 1946 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 15.7.2003 tarihinde 4944 sayılı yasa ile onaylamıştır.

Sözleşme, ticaret maksadıyla yük veya insan taşımaya tahsis edilmiş denizaşırı sefer yapan gemilerde tayfanın yemeklerini hazırlamaktan doğrudan doğruya sorumlu olan gemi aşçılarının statüsüne dair hükümleri düzenlemektedir.

73 No’lu Gemi adamlarının Sağlık Muayenesine İlişkin Sözleşme

ILO 73 No’lu Gemiadamlarının Sağlık Muayenesine İlişkin Sözleşme 6 Haziran 1946 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 15.7.2003 tarihinde 4908 sayılı yasa ile onaylamıştır.

Sözleşme, ticaret maksadıyla yük veya insan taşımaya tahsis edilmiş denizaşırı sefer yapan gemilerde çalışan personelin sağlık muayenesine ilişkin hükümleri düzenlemektedir. Sözleşmenin kapsamına giren kişiler, bir pratisyen doktorun imzaladığı sağlık raporu olmadıkça açık denizlerde sefer yapan gemilerde çalışamaz.

77 No’lu Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi) Sözleşmesi

ILO 77 No’lu Gençlerin Tıbbi Muayenesi (Sanayi) Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 19 Eylül 1946 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 16.08.1983 tarihli ve 2878 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 18.08.1983 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, kamusal veya özel sınai işyerlerinde veya bu işyerleriyle ilgili işlerde çalıştırılan veya çalışılan çocuklar ve gençlere uygulanmak üzere kabul edilmiştir.

80 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi

ILO 80 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi, 19 Eylül 1946 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 24.05.1949 tarihinde 5393 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 28.05.1949 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Milletler Cemiyetinin feshi ve Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Statüsünün değiştirilmesi sebebiyle Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş sözleşme metinlerindeki bazı kavramların yeni literatüre göre değiştirilmesini öngörmektedir.

81 No’lu İş Teftişi Sözleşmesi

ILO 81 No’lu İş Teftişi Sözleşmesi, 19 Haziran 1947 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 13.12.1950 tarihinde 5690 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 22.12.1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, sınai iş yerlerinde ve ticari iş yerlerinde teftişi düzenlemekte, tüm iş yerlerinde teftişi düzenleyen bir teftiş sistemi kurulmasını öngörmekte ve bu teftiş sisteminin standartlarını  belirlemektedir.

87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi

ILO 87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 17 Haziran 1948 tarihinde kabul edilmiştir.

Türkiye tarafından 25 Kasım 1992 tarihli ve 3847 sayılı kanun ile kabul edilmiş; Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, çalışanların ve işverenlerin herhangi bir ayrım yapılmaksızın ve önceden izin almaksızın istedikleri kuruluşları kurma ve  bu kuruluşlara üye olma hakkını garanti altına almış, örgütlenme hakkını ve sendikal özgürlükleri düzenlemiştir.

88 No’lu İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Sözleşmesi

ILO 88 No’lu İş ve İşçi Bulma Servisi Kurulması Sözleşmesi Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 17 Haziran 1948 tarihinde kabul edilmiştir. Sözleşme Türkiye tarafından 30.11.1949 tarihinde 5448 sayılı yasa ile kabul edilerek Resmi Gazetenin 07.12.1949 tarihli sayısında yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir.

92 No’lu Mürettebatin Gemide Barınmasına İlişkin Sözleşme

ILO 92 No’lu Mürettebatın Gemide Barınmasına İlişkin Sözleşme, 8 Haziran 1949 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 25.6.2003 tarihinde 4907 sayılı yasa ile onaylamıştır.

Sözleşme, kamu veya özel mülkiyetindeki her türlü ticari amaçlı yük veya yolcu gemilerine uygulanmak üzere kabul edilmiştir. Mürettebatın barınacağı yerlerin güvenlik ve sağlık bakımından standartlar getiren sözleşme kalite ve hijyen kurallarını da belirlemiştir.

94 No’lu Çalışma Şartları (Kamu Sözleşmeleri) Sözleşmesi

ILO 94 No’lu Çalışma Şartları (Kamu Sözleşmeleri) Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1949 tarihinde Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye tarafından 14.12.1960 tarihli ve 161 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 21.12.1960 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

ILO 94 No’lu Çalışma Şartları (Kamu Sözleşmeleri) Sözleşmesine göre, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan ihaleleri kazanan işverenlere ait işyerlerinde çalışan işçiler, toplu iş sözleşmesine taraf sendika üyesi olup olmadıklarına bakılmaksızın ve bir teşmil karan gerekmeksizin, yürürlükteki toplu iş sözleşmesinin, ücret, çalışma süreleri ve diğer çalışma şartlarına ilişkin haklarından aynen yararlanabilmektedir.

95 No’lu Ücretlerin Korunması Sözleşmesi

ILO 95 No’lu Ücretlerin Korunması Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1949 tarihinde Cenevre’de kabul edilmiş, Türkiye tarafından 24.10.1960 tarihli ve 109 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 28.10.1960 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, yapmış olduğu çalışmalar karşılığında kendisine bir ücret ödenen yada ödenmesi gereken herkes için uygulanmak üzere kabul edilmiştir. Prensip olarak ücretlerin doğrudan işçiye ödenmesi, başka kişilere ödeme yapılamaması, ücretin nakit olarak ödenmesi ve nakit dışı ödemelerin yasaklanması öngörülmüştür.

96 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi (Revize)

ILO 96 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesinin revize edilmesi yoluyla, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1949 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 8 Ağustos 1951 tarihli ve 5835 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 14 Ağustos tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

98 No’lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi

98 No’lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, ILO’nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmesinden biridir ve Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri arasındadır.

98 No’lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, 18 Haziran 1949 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 8 Ağustos 1951 tarihli ve 5834 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 14 Ağustos 1951 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

99 No’lu Asgari Ücret Tespit Mekanizması (Tarım) Sözleşmesi

ILO 99 No’lu Asgari Ücret Tespit Mekanizması (Tarım) Sözleşmesi, 6 Haziran 1951 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 30 Nisan 1969 tarihli ve 1168 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 26 Mart 1970 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

100 No’lu Eşit Ücret Sözleşmesi

100 Sayılı Eşit Değerde Eşit İş İçin Erkek ve Kadın İşçiler Arasında Ücret Eşitliği Hakkında ILO Sözleşmesi, 29 Haziran 1951 tarihinde imzalanmıştır.

102 No’lu Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi

ILO 102 No’lu Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi, 28 Haziran 1952 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 29 Temmuz 1971 tarihli ve 1451 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 15 Ekim 1974 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

105 No’lu Zorla Çalıştırmanın Kaldırılması Sözleşmesi

ILO-105 No’lu Zorla Çalıştırmanın Kaldırılması Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 5 Haziran 1957 tarihinde kabul edilmiştir. Türkiye tarafından 14.12.1960 tarihli ve 162 sayılı kanun ile kabul edilmiş; Resmi Gazetenin 21.12.1960 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeyi imzalayan ülkeler zorla ve mecburi çalıştırmanın derhal ve tamamen ortadan kaldırılmasını sağlama için etkin tedbirler almayı taahhüt etmişlerdir.

108 No’lu Gemi adamları Ulusal Kimlik Katlarına İlişkin Sözleşme

111 No’lu Ayırımcılık (İş ve Meslek) Sözleşmesi

111 Sayılı ILO İş ve Meslek Yönünden Ayrım Hakkında Sözleşme 25 Haziran 1958 tarihinde imzalanmıştır.

115 No’lu Radyasyondan Korunma Sözleşmesi

ILO 115 No’lu Radyasyondan Korunma Sözleşmesi,  1 Haziran 1960 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 7.3.1968 tarihli ve 1033 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 25.7.1968 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, işçilerin çalışmaları sırasında iyonizan radyasyonlara maruz kalmalarına sebep olan bütün faaliyetler hakkında uygulanmak düzenlenmiştir.

116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi

ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi,  7 Haziran 1961 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 04.05.1967 tarihli ve 862 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 28.08.1968 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. ILO 116 No’lu Son Maddelerin Revizyonu Sözleşmesi, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansının ilk otuziki toplantı döneminde kabul edilen Sözleşmelerin kısmen değiştirilmesi hakkındadır.

118 No’lu Muamele Eşitliği (Sosyal Güvenlik) Sözleşmesi

ILO 118 No’lu Muamele Eşitliği (Sosyal Güvenlik) Sözleşmesi 28 Haziran 1962 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 19.7.1971 tarihli ve 1453 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 09.06.1973 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, iktisadi gelişme ve kalkınmaya paralel olarak hayat seviyesini yükseltmek iş gücünün sosyal güvenceye kavuşmasını temin etmek amacıyla mükellefiyetler getirmektedir. Her ülke, kendi vatandaşları hakkında fiilen Sağlık yardımları, Hastalık ödenekleri, Analık yardımları, Malüllük yardımları, Yaşlılık yardımları, Ölüm yardımları, İş kazaları ve meslek hastalıkları yardımları, İşsizlik yardımları ve Aile yardımlarına ilişkin hükümleri uygulamak zorundadır.

119 No’lu Makinaların Korunma Tertibatı ile Techizi Sözleşmesi

ILO 119 No’lu Makinaların Korunma Tertibatı ile Techizi Sözleşmesi, 5 Haziran 1963 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 23.5.1967 tarihli ve 872 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 22.8.1967 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

122 No’lu İstihdam Politikası Sözleşmesi

ILO 122 No’lu İstihdam Politikası Sözleşmesi, 17 Haziran 1964 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 9.11.1976 tarihli ve 2027 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 23.10.1977 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, iktisadi gelişme ve kalkınmayı teşvik etmek, hayat seviyesini yükseltmek iş gücü ihtiyaçlarını karşılamak ve işsizlik ve eksik istihdam sorununu çözümlemek amacıyla, tam ve verimli istihdama ve işin serbestçe seçilmesi amacıyla aktif bir politikayı öngörmektedir.

123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi

ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi, 22 Haziran 1965 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 08.051991 tarihli ve 3729 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 02.10.1991 tarihli sayısı ile yayınlanarak 08.12.1992 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

127 No’lu Azami Ağırlık Sözleşmesi

ILO 127 No’lu Azami Ağırlık Sözleşmesi, 28 Haziran 1967 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 30.11.1972 tarihli ve 1635 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 14.11.1974 tarihli sayısı ile yayınlanarak 13.11.1975 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

133 No’lu Mürettebatın Gemide Barındırılmasına İlişkin Sözleşme (İlave Hükümler)

134 No’lu İş Kazalarının Önlenmesine (Gemiadamları) İlişkin Sözleşme

ILO 134 No’lu İş Kazalarının Önlenmesine (Gemiadamları) İlişkin Sözleşme, 14 Ekim 1970 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 15.7.2003 tarihli ve 4935 yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, gemi adamlarının çalışmaları sırasında uğrayabilecekleri iş kazalarına ilişkin önlemleri düzenlemiş, iş kazaların önlenmesi ve sağlığın korunması ile ilgili tüm genel kurallara atıfta bulunarak denizcilik işlerine özgü kazaların önlenmesi için hükümler getirmiştir.

135 No’lu İşçi Temsilcileri Sözleşmesi

ILO 135 No’lu İşçi Temsilcileri Sözleşmesi, 2 Haziran 1971  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 25. 11. 1992 tarihinde 3845 sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 25. 02.1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, sendika özgürlüğünü korumak, her türlü ayrımcılığa karşı işçileri korumak, örgütlenme ve toplu pazarlık hakkına uygun şekilde işletmelerdeki işçi temsilcilerinin görevlerini hızlı ve etkin şekilde yapmasını sağlamak üzere kabul edilmiştir.

138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi

ILO 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi, 6 Haziran 1973  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 23 Ocak 1998 tarihinde onaylanmış, Resmi Gazetenin 27 Ocak 1998 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

142 No’lu İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Sözleşmesi

ILO 142 No’lu İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi Sözleşmesi, 4 Haziran 1975  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 26.11.1992 tarihinde 3850 sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 25.2.1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, ILO üyelerinin, istihdam ile yakından ilişkili olarak kapsamlı ve koordineli mesleki rehberlik ve mesleki eğitim politika ve programları kabul ederek geliştirmesini öngörmektedir. Sözleşmeyi kabul eden her üye ülke, geliştireceği politika ve programlarla toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak kişilerin kendi çıkarlarına ve beklentilerine uygun olarak çalışma kabiliyetlerini geliştirip kullanmalarını eşitlik esasına dayalı ve herhangi bir ayırım gözetmeksizin teşvik edecek ve vatandaşlarına bu imkanı verecektir.

144 No’lu Üçlü Danışma (Uluslararası Çalışma Standartları) Sözleşmesi

ILO 144 No’lu Üçlü Danışma (Uluslararası Çalışma Standartları) Sözleşmesi, 2 Haziran 1976  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 26 Kasım 1992 tarihinde 3851 sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, işveren ve işçilerin serbest ve bağımsız teşkilatlar kurma haklarını, Uluslararası Çalışma Standartlarının uygulanmasını geliştirmek üzere üçlü mekanizma oluşturulmasını ve çalışma standartlarının uygulanmasını geliştirmek üzere  bazı önerilerin kabulünü içermektedir.

146 No’lu Gemi adamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme

ILO 146 No’lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme, 13 Ekim 1976 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihinde 4940 sayılı yasa ile onaylanmış; Resmi Gazetenin 02.12.2003 tarihli sayısında yayınlanarak 28 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

151 No’lu Çalışma İlişkileri (Kamu Hizmeti) Sözleşmesi

ILO 151 No’lu Çalışma İlişkileri (Kamu Hizmeti) Sözleşmesi, 7 Haziran 1978 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 25 Kasım 1992 tarihinde 3848 sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

152 No’lu Liman İşlerinde Sağlık ve Güvenliğe İlişkin Sözleşme

153 No’lu Karayolları Taşımacılığında Çalışma Saatleri ve Dinlenme Sürelerine İlişkin Sözleşme

ILO 153 No’lu Karayolları Taşımacılığında Çalışma Saatleri ve Dinlenme Sürelerine İlişkin Sözleşme, 6 Haziran 1979  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 15.7.2003 tarihinde 4933 sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

155 No’lu İş Sağliği ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme

ILO Kabul Tarihi: 3 Haziran 1981
Kanun Tarih ve Sayısı: 07.01.2004 / 5038
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 13.01.2004 / 25345

158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi

ILO 158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi, 2 Haziran 1982  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde 3999  sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 12 Ekim 1994 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

159 No’lu Mesleki Rehabilitasyon ve İstihdam (Sakatlar) Sözleşmesi

161 No’lu Sağlık Hizmetlerine İlişkin Sözleşme

ILO Kabul Tarihi: 7 Haziran 1985
Kanun Tarih ve Sayısı: 07.01.2004 / 5039
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 13.01.2004 / 25345

164 No’lu Gemi adamlarının Sağlığının Korunması ve Tıbbi Bakımına İlişkin Sözleşme

ILO 164 No’lu Gemiadamlarının Sağlığının Korunması ve Tıbbi Bakımına İlişkin Sözleşme, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 24 Eylül 1982 tarihinde kabul edilmiş, 15.7.2003 tarihli ve 4945 sayılı yasa ile onaylanmış,  Resmi Gazete’de yayımlanarak Türkiye’de de yürürlüğe girmiştir.

166 No’lu Gemi adamlarının Ülkelerine Geri Gönderilmesine İlişkin Sözleşme

167 No’lu İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, 1988

167 No’lu İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 20 Haziran 1988 tarihinde kabul edilmiş, 11 Ocak 1991 tarihinde de yürürlüğe girmiş, 29 Kasım 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6571 sayılı Kanun ile de Türkiye tarafından onaylanmıştır. Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri arasında yer alan 167 No’lu İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, inşaat alanındaki her türlü iş, işlem, faaliyet ve nakliye dahil, inşaat sahasının hazırlanması, yıkım işleri, bina yapımı, mühendislik, montaj ve sökme işleri gibi tüm inşaat işlerini ve bu işlerde çalışan kişileri kapsamaktadır.

176 No’lu Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi

182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi

ILO 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 17 Haziran 1999 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 25 Ocak 2001 tarihli ve 2528 sayılı kanun ile kabul edilmiş,27 Haziran 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

187 No’lu İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi

ILO 187 No’lu İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi, 15 Haziran 2006 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 20 Şubat 2009 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin prensipleri belirlemiştir.  Sözleme, ulusal politika, ulusal sistem ve ulusal program geliştirme yoluyla iş kazalarını, meslek hastalıklarını ve ölümleri önlemek için iş sağlığı ve güvenliğinin sürekli geliştirilmesini sağlamayı amaçlamaktadır.  ILO üyeleri, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı tesis etmek için tüm etkin tedbirleri almayı; en fazla temsil kabiliyetine sahip işçi ve işveren kuruluşları temsilcilerine danışarak, iş sağlığı ve güvenliği hakkında alınabilecek tedbirleri periyodik olarak gözden geçirmeyi taahhüt etmiştir.

Özel Antlaşmalar ve İnsan Hakları Belgeleri 
Lozan Barış Antlaşması-Azınlıkların Korunması

İnsan Hakları Belgeleri

Jacques Vergès

0
Jacques Vergès

Fransız avukat Jacques Vergès, 5 Mart 1925 tarihinde Tayland’ın Ubon Ratchathani kentinde dünyaya geldi. Babası Fransız diplomat Raymond Vergès‘ti. Annesi ise Vietnamlı bir öğretmendi. Raymond Vergès, sömürge yönetiminin kurallarına aykırı kabul edilen bu evlilik nedeniyle Tayland’daki Fransız konsolosluğu görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Vergès’in çocukluk yıllarında ailesinin yaşadığı bu deneyim, onun ilerleyen yıllarda geliştireceği sömürgecilik karşıtı düşüncelerinin şekillenmesinde etkili oldu. Çocukluk ve gençlik yıllarını Fransız sömürgesi Réunion Adası’nda geçirdi. Ortaöğrenimini Saint-Denis’deki Lycée Leconte-de-Lisle‘de tamamladı. Burada daha sonra Fransa Başbakanı olacak Raymond Barre ile aynı sınıfta okudu.

Paris’te Sorbonne‘da tarih ve hukuk öğrenimi gördü. 1945 yılında tarih öğrenimini tamamladı. Hukuk eğitimini sürdürerek 1955 yılında avukatlık mesleğine kabul edildi ve aynı yıl Paris Barosu’na kaydoldu.

II. Dünya Savaşı sırasında Özgür Fransa kuvvetlerine katıldı. 1945 yılında Fransız Komünist Partisi’ne üye oldu. 1951-1954 yılları arasında Prag’da yaşadı ve Uluslararası Öğrenciler Birliği’nin yönetiminde görev yaptı.

Cezayir Savaşı, Vergès’in hukuk kariyerinin dönüm noktalarından biri oldu. 1950’li yılların sonlarından itibaren Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) mensuplarının savunmasını üstlendi. Bunlar arasında, bombalı saldırılar düzenlemekle suçlanan Djamila Bouhired de bulunuyordu. Bouhired ölüm cezasına mahkûm edildi ancak daha sonra affedildi. Vergès, bu davalarda sömürge yönetiminin meşruiyetini ve Cezayir’deki Fransız politikasını mahkeme önünde tartışmaya açan “savunmanın kopuşu” (défense de rupture) olarak bilinen yaklaşımı benimsedi. 1963 yılında Djamila Bouhired ile evlendi.

Cezayir’in 1962’de bağımsızlığını kazanmasının ardından Cezayir’e yerleşti ve bir süre Dışişleri Bakanlığı’nda görev yaptı. Ayrıca Révolution africaine dergisinin yöneticiliğini üstlendi. 1970 yılında kamuoyundan çekildi ve yaklaşık sekiz yıl boyunca nerede olduğu bilinmedi. 1978’de yeniden ortaya çıkarak avukatlık faaliyetlerine devam etti.

Vergès, sonraki yıllarda kamuoyunda son derece tartışmalı isimlerin savunmalarını üstlenmesiyle dünya çapında tanındı. Irak’ın eski Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz, Alman SS subayı ve Gestapo görevlisi Klaus Barbie, Fransız yüzbaşı Paul Barril, Cezayirli kadın direnişçi Djamila Bouhired, “Çakal Carlos” lakabıyla tanınan Venezuelalı militan Ilich Ramírez Sánchez, Fransız düşünür ve yazar Roger Garaudy, Sırbistan ve eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Milošević, Çad Devlet Başkanı Idriss Déby, Kongo Devlet Başkanı Denis Sassou Nguesso, Senegal Cumhurbaşkanı Abdoulaye Wade, Fildişi Sahili eski Cumhurbaşkanı Laurent Gbagbo ve Faslı bahçıvan Omar Raddad gibi isimlerin savunmalarını üstlendi.

Özellikle Klaus Barbie, Djamila Bouhired, Çakal Carlos, Tarık Aziz ve Omar Raddad davaları uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

Savunma anlayışında, yalnızca sanığın hukuki durumunu savunmak yerine yargılamanın arkasındaki siyasi ve toplumsal düzeni sorgulamaya önem verdi. Bu yaklaşımını 1968’de yayımladığı De la stratégie judiciaire (Yargısal Strateji Üzerine) adlı kitabında ortaya koydu.

Kopuş Savunması kavramı Vergès’in adıyla özdeşleşti ve onun savunma anlayışının temel unsurlarından biri oldu. Çok farklı siyasi görüşlere sahip ve kamuoyunda tepki çeken kişileri savunması nedeniyle “Şeytanın Avukatı” lakabıyla anıldı.

Jacques Vergès, 15 Ağustos 2013 tarihinde Paris’te 88 yaşında yaşamını yitirdi.

Savunma hakkı, avukatlık etiği, kopuş savunması, siyasallaşmış yargılamalar üzerine tartışmalar yaratan meslek hayatıyla hukuk tarihinde iz bıraktı.

Mehmet Celâl Nuri İleri

0
Mehmet Celâl Nuri İleri

Hukukçu, gazeteci, yazar, siyasetçi ve fikir adamı Mehmet Celâl Nuri İleri, 15 Ağustos 1882 tarihinde, Çanakkale’nin Gelibolu ilçesinde dünyaya geldi.  Babası Meclis-i Âyan üyesi Mustafa Nuri Efendi, Girit’in Kandiye eşrafından Helvacızâde ailesine mensuptu. Annesi Nefise Hanım ise Cezayir valiliği yapan ve Mesnevî-i Şerif şerhiyle tanınan Abidin Paşa’nın kızıydı. Güney Arnavutluk’un köklü Dino ailesinden gelen Abidin Paşa aracılığıyla köklü bir aile ve kültür çevresinde yetişti. Çocukluk yıllarında babasından 93 Harbi’ne ilişkin hikâyeler dinleyerek büyüdü.

Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi’nin ardından İstanbul Hukuk Mektebi‘nde yükseköğrenimini tamamladı. Hukuk öğrenimi sırasında Hariciye Nezareti Tahrirât-ı Hariciye Kalemi’nde çalıştı ve Fransızcasını geliştirdi. II. Meşrutiyet’in ilanından yaklaşık üç-dört yıl önce âmme hukuku alanında doktora payesi aldı.

Çalışma hayatına kısa bir süre avukatlık yaparak başladı. Ancak gazetecilik ve yazarlığı tercih ederek dönemin önemli Türkçe ve Fransızca gazete ve dergilerinde yazılar yayımladı. Le Courrier d’Orient, Le Jeune Turc, Tanin, İkdam, Âti ve İleri gazeteleri ile İçtihat, Edebiyyât-ı Umûmiyye ve Türk Yurdu gibi dergilerde yazıları yayımlandı.

1916’da Edebiyyât-ı Umûmiyye Mecmuası’nı, 1 Ocak 1918’de ise Âtî gazetesini çıkardı. Gazete, 10 Şubat 1919’da sansür nedeniyle kapatılınca ertesi günden itibaren İleri adıyla yayımlanmaya başladı; Celâl Nuri, gazeteyi kardeşi Suphi Nuri İleri ile birlikte sürdürdü.

Celâl Nuri, yazılarında Meşrutiyet’in hukuki ve siyasi boyutunu, Osmanlı Devleti’nin gerileme ve çöküş nedenlerini, anayasal düzeni, kadınların toplumsal konumunu ve Batılılaşma sorununu ele aldı. II. Abdülhamid dönemini ve dönemin yönetim anlayışını eleştiren yazılarıyla Osmanlı son döneminin etkili fikir ve basın adamlarından biri oldu.

I. Dünya Savaşı ve Mütareke dönemlerinde de etkin bir gazeteci olarak faaliyet gösterdi. Osmanlı Meclis-i Mebusânı’nda ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Gelibolu milletvekili olarak görev yaptı. Millî Mücadele döneminde Malta’ya sürgün edilen aydınlar arasında yer aldı ve 2 yıl tutuklu kaldı.

1921’de Türkiye’ye döndükten sonra yeniden Gelibolu milletvekili seçildi. Cumhuriyet’in ilanını mümkün kılan anayasal değişikliklerde rol aldı. 1924 Anayasası’nın (Teşkilât-ı Esasiye Kanunu) hazırlanmasında Encümen raportörü olarak görev yaptı.

Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet’e geçiş sürecinde Batıcı düşüncenin ve anayasal dönüşümün önemli temsilcilerinden biri olan Celâl Nuri, hukuk, siyaset, tarih, toplum, dil, edebiyat ve din üzerine çok sayıda eser verdi. İngiltere, Almanya, Rusya, İsveç, Amerika Birleşik Devletleri ve çeşitli Avrupa ülkelerine seyahat etti; gezi izlenimlerini kitap ve yazılarında aktardı.

Yaklaşık 50 kitap ve 2.200’den fazla makale yayımlayan Celâl Nuri İleri, dönemin en üretken Türk aydınlarından biri olarak kabul edildi. Yeni Cumhuriyet’in fikrî ve anayasal temellerinin oluşumunda etkili isimlerden biri oldu.

 1 Kasım 1938’de İstanbul’da yaşamını yitirdi ve Rumelihisarı’ndaki aile kabristanına defnedildi.

Hukuk profesörü Suphi Nuri İleri ve Sedat Nuri İleri’nin ağabeyidir. Rasih Nuri İleri’nin amcasıdır.

6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun

0

KANUN NUMARASI : 6136

KABUL TARİHİ : 10.07.1953

  MADDE 1 – (Değişik: 12/6/1979 – 2249/2. md.) Ateşli silahlarla mermilerinin ve bıçaklarla salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak yapılmış bulunan diğer aletlerin memlekete sokulması, yapılması, satılması, satın alınması, taşınması veya bulundurulması bu kanun hükümlerine tabidir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [570.56 KB]

MADDE 2 – (Değişik: 23/6/1981 – 2478/1. md.) (Değişik: 12/5/1988 – 3448/1. md.) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Mili İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının ihtiyaçları ile Savunma Sanayii Geliştirme Ve Destekleme İdaresi Başkanlığınca, kamu kurumlarına ve bu Kanuna göre silah taşımaya hak kazanmış hakiki şahısların uygun görülen taleplerini karşılamak için yurt dışından yapılacak alımlar ve 6551 Sayılı Barut ve Patlayıcı Maddelerle Silah ve Teferruatı ve Av Malzemesinin İnhisardan Çıkarılması Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, ateşli silahlarla mermilerinin ve bıçaklarla salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak yapılmış bulunan sair suç aletlerinin ülkeye sokulması yasaktır.

 

 Ancak; Bu hükmün uygulanmasında Ek 4 ncü maddeye bakınız.

A)Tek bir silaha ve bu silahın mermilerine mahsus olmak üzere;

1.Memleketimizde akredite olup diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanan kişilerin, (karşılıklı olmak koşuluyla)

2.Memleketimizdeki yabancı elçilik ve konsolosluklarda görevli olup da diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanmayan kişilerden gerek görüldüğü için Dışişleri Bakanlığınca öneriler ve İçişleri Bakanlığınca uygun görülenlerin, (karşılıklı olmak ve saptanan belirli tiplerden bulunmak koşulu ile)

 B)Resmi görevle yurtdışına giden kişilerden, gittikleri yabancı ülkenin Devlet veya Hükümet Başkanları ya da Hükümet üyeleri yahut Genelkurmay Başkanları veya Kuvvet Komutanları tarafından veya hükümetleri adına, kendilerine silah ve mermi armağan edilenlerin, (silahın ve merminin armağan olarak verildiğinin belgelenmesi koşulu ile ve gümrük vergi ve resmi ödenmeksizin)

C)Memuriyetleri devamınca bir defaya ve tek bir silaha mahsus olmak üzere, Dış Temsilciliklerimizde elçi sınıfında olanlar ile konsolosların ve daimi görevlerde bulunan subaylarla güvenlik memurlarının,

Getirdikleri silah ve mermisinin yurda sokulmasına izin verilir.

(üçüncü ve dördüncü fıkralar Mülga: 22/11/1990-3684/6. md.) Yurt dışına kıt’a ile gönderilen subay ve astsubayların kimlik kartlarında kayıtlı silahları için yurda girişlerinde izin şartı aranmaz.

(Altıncı fıkra Mülga:22/11/1990-3684/6 md.)

MADDE 3 –  (Değişik: 12/6/1979-2249/4. md.) Memleket içinde ateşli silahlarla mermilerinin yapılması, Türkiye’de Harp Silah ve Mühimmatı yapan hususi sanayii müesseselerinin kontrolü hakkındaki 3763, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu hakkındaki 5591 ve Barut ve Patlayıcı Maddelerle Silah ve Teferruatı ve Av Malzemesinin İnhisardan Çıkarılması Hakkındaki 6551 Sayılı Kanunların hükümlerine tabidir.

 

MADDE – 4 (Değişik: 12/6/1979-2249/5. md.) Ülke içinde kama, hançer, saldırma, şişli baston, sustalı çakı, pala, kılıç, kasatura, süngü, sivri uçlu ve oluklu bıçaklar, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli veya zinciri, muşta ile salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel nitelikteki benzeri aletlerin yapımı yasaktır.

Bunlardan bir sanat veya mesleğin icrası için kullanılması zorunlu bulunanların yapımına İçişleri Bakanlığınca yapılacak bir yönetmelikte belirlenen kurallara göre izin verilir.

(Değişik fıkralar: 23/6/1981-2478/2. md.) Yalnız sporda kullanılan yivli ateşsiz silahlar ve mermileri ile yivsiz av tüfekleri ve mermilerinin, ev gereçlerinden olan veya tababet, sanayii, tarım, spor için kullanılan aletlerle bir meslek veya sanatın icrası için gerekli bıçak, şiş, raspa ve benzerlerinin kullanılması, bu Kanun hükümlerine tabi değildir.

Avda veya sporda kullanılan her nevi ateşli yivli silahlar  bu Kanunun 7 nci maddesine göre ruhsata tabidir.

 

MADDE 5 – (Değişik:12/6/1979-2249/6.md.)Yurda sokulması ve yapımı yasaklanan ve 4 ncü maddenin 1 nci fıkrası kapsamına giren bıçak ve aletlerin satılması, satın alınması, taşınması ve bulundurulması yasaktır.

Bir sanat veya mesleğin icrası için kullanılmasına 4 ncü maddeye göre izin verilen bıçaklar bu yasağın dışındadır.

 

MADDE 6 – (Değişik: 22/11/1990-3684/1. md.) Bu kanun kapsamına giren silahlar için verilen taşıma ve bulundurma ruhsatları yenileme harcı alınmak şartı ile beş yıl için geçerlidir. Ruhsatların veriliş sebeplerinin ortadan kalkması halinde ruhsat sahibi durumu ruhsatı veren makama altı ay içinde bildirmekle yükümlüdür. Aksine hareket edenlere bir daha silah ruhsatı verilmez.

Ancak, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Hükümet üyeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Başbakanlık ile İçişleri Bakanlığı Müsteşarları, Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Sahil Güvenlik Komutanı ve bu görevlerde bulunmuş olanların ruhsatlarında süre kaydı aranmaz.

Ruhsata bağlanmış silahlara ait yerli ve yabancı menşeili mermiler için ayrıca ruhsat aranmaz. Bu ruhsatlar mermiler için de geçerlidir.

Silah taşıma ruhsatları nereden verilmiş olursa olsun Ek 1 nci maddede sayılan yerler dışında geçerlidir.

Birden fazla silaha sahip olanlardan bu Kanun hükümlerine göre durumları silah taşımaya uygun olanlara istekleri halinde, mevcut silahlarının hepsi için ayrı ayrı taşıma ruhsatı verilir.

Ruhsatların renk, şekil, muhtevası ile diğer hususlar Yönetmelikte belirlenir.

 

MADDE 7 – (Değişik:23/6/1981- 2478/3. md.) Ateşli silahlar ancak;

1.(Değişik:26/11/1986-3323/1. md.)  Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar, Yasama organı üyeleri ile bu görevlerde bulunmuş olanlar,

2.Özel Kanunlarına göre silah taşıma yetkisine sahip bulunanlar,

3.Bakanlar Kurulu Kararı ile silah taşıyabileceklerine karar verilen Devlet, Belediye, Özel idare ve kamu iktisadi teşebbüsleri memur ve mensupları,

  1. A) (Değişik: 27/02/2000-4534/1) Mahkeme kararı ile ya da haklarında verilen mahkumiyet kararının sonucu olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden tart  ve ihraç edilenler, rütbesinin geri alınmasına hükmolunanlar ile 926 Sayılı Kanunun 50 nci maddesinin (c) bendi, 3269 Sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası ve 3466 Sayılı Kanunun 15 nci maddesi uyarınca disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebi ile ayırma işlemine tabu tutulanlar, 3269 Sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca başarısız görülenler ile 3466 Sayılı Kanunun 13 ve 16 ncı maddeleri uyarınca ilişikleri kesilenler veya 1402 Sayılı Kanunun 2 nci maddesi uyarınca emekli edilenler hariç olmak üzere emekli subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar ile mecburi hizmetini tamamlayarak istifa etmek suretiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan subay, astsubay ve uzman jandarmalar ve en az on yıl görev yapıp sözleşmelerinin uzatılmaması sonucu  veya kendi isteği ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılan uzman erbaşlar,

B)Disiplin kurulları veya mahkeme kararı ile meslekten veya devlet memurluğundan çıkarılanlar yada haklarında verilen mahkumiyet kararı sonucu memuriyetle ilişiği kesilenler veya sicilen ya da 1402 sayılı Kanunun 2 nci maddesi gereğince emekli edilenler hariç olmak üzere,

  1. a) Vali, Vali Muavini, Kaymakam ve Bucak Müdürlüğünden veya mülki idare amirliği hizmetlerinden,
  2. b) Hakim, C.Savcısı ve C.Savcı Yardımcısı ile bu meslekten sayılanlardan,
  3. c) Emniyet hizmetleri sınıfına dahil kadrolarda çalışan personelden ,
  4. d) MİT hizmetleri mensuplarından,  Emekli olanlar
  5. Bakanlar Kurulunca çıkarılacak Yönetmelikte belirlenecek esaslara göre valiler tarafından verilecek izin vesikasını alanlar,

Taşıyabilirler veya mesken ya da işyerinde bulundurabilirler.

(Değişik: 27/02/2000-4534/1) 4 numaralı bendin (A) alt bendinden istifade edenler ilgili Kuvvet Komutanlıkları veya Jandarma Genel Komutanlığının kayıtlarına geçmek ve bu makamlarca verilen belgelere işlenmek şartıyla ateşli silah taşıyabilirler veya bulundurabilirler.  Bu şekilde düzenlenen belgeler, taşıma veya bulundurma izin belgesi yerine geçer.

1, 2, 3 ve 4 numaralı bentlerde sayılan kişilerin taşıyacakları veya bulunduracakları ateşli silahların taşınmasına veya bulundurmasına yetki veren kayıt ve belgeler harca tabi değildir.

1, 2, 3 ve 4 numaralı bentlerde sayılan kişilere ait silahlar hariç olmak üzere mesken veya işyerinde bulundurulmasına izin verilen ateşli silahlar için bulundurma vesikası düzenlenirken yürürlükteki Harçlar Kanunu hükümlerine göre bir defaya mahsus olmak üzere harç alınır.

Silah taşımaya yetki veren kimlik kartları ile belgelerin düzenlenmesi ve gerektiğinde yenilenmesi ya da geri alınmasına ilişkin usul ve esaslar Milli Savunma ve İçişleri Bakanlıklarınca müştereken hazırlanacak bir yönetmelikte düzenlenir.

(Değişik: 27/02/2000-4534/1) Ateşli silahlarla işlenen cürümlerden hükümlü bulunanlar ile taksirli suçlar hariç olmak üzere bir yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlara (bu maddenin birinci  fıkrasının 1 numaralı bendinde sayılanlar hariç); affa uğramış olsalar bile hiçbir suretle ateşli silah taşıma ya da bulundurma izni verilemez.

 

MADDE 8 – Lüzum görülen mıntıkalarda Vekille Heyeti kararı ile Valiler tarafından halka silah bulundurma ve taşıma müsaadesi verilebileceği gibi toplu silah aranması da yapılabilir.

 

MADDE 9 – Ateşli silah taşımak müsaadesine haiz olanlar, bu silahları resmi ruhsatı haiz bulunanlardan başkasına satamayacakları gibi muvakkaten de olsa başkalarına veremezler.

Silah bulundurma ve taşıma ruhsatına haiz olan kimsenin bu silahla suç işlenmesi veya silahın muhafazasındaki ihmal ve kusuru neticesi başkaları tarafından bir suç işlenmesi veya intihar ve intihara teşebbüs edilmesi halinde silah vesikası geriye alınır ve bir daha bulundurma ve taşıma izni verilmez.

 

MADDE 10 – (Değişik :23/6/1981-2478/4. md.) Mahkemelerce zoralımına karar verilen veya güvenlik kuvvetlerince herhangi bir şekilde ele geçirilen ateşli silahlarla mermiler ve bıçaklar bir tutanak karşılığı Milli Savunma Bakanlığı emrine  verilir.

Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT Müsteşarlığı ve Gümrük ve Muhafaza Genel Müdürlüğünün ihtiyaçları bu silah ve mermilerden öncelikle karşılanır.

(Değişik:27/02/2000-4534/2. md.) Birinci fıkra gereğince Milli Savunma Bakanlığı emrine verilen ateşli silahlardan, Türk Silahlı Kuvvetleri ile ikinci fıkrada belirtilen kurumların ihtiyaçları karşılandıktan sonra artan miktardan bir kısmını, özel kanunlarına göre silah taşıma yetkisine haiz olan veya Bakanlar Kurulu Kararı ile silah taşımalarına ve zati silah edinmelerine izin verilen kişilere bir adet olmak üzere bedel takdiri sureti ile Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu aracılığı ile satmaya Milli Savunma Bakanlığı yetkilidir.

(Ek fıkra:9/1/1985-3147/1. md.) Emniyet Genel Müdürlüğünce zati silah edinmelerine izin verilen polisler, bu silahlardan tabanca niteliğinde olanlarını, takdir olunan bedellerinin yarısı bir bedelle ve bir adet olarak satın almada, öncelik hakkına sahiptirler.

(Beşinci fıkra Mülga:22/11/190-3684/6. md.)

 

MADDE 11 – (Değişik:23/6/1981-2478/5. md.)  Hatıra teşkil eden veya antika olan ateşli silahlar bıçakların bulundurulmasına izin verilmesi zorunludur.

Ancak, görevleri nedeni ile devletçe verilen veya kendilerince bu amaçla temin edilen ve bu görevleri sona erdikten sonra meskenlerinde kalan veya kanuni yakınlarına intikal eden kılıç, meç ve benzeri aletler için izin belgesi aranmaz.

Antika olan ateşli silahlar ve bıçaklar için verilen izin bunların yalnız sahibine bırakılması veya nakline müsaadeyi tazammun edip üste taşımaya cevaz vermez. Antika olan ateşli silahlarla bıçakların izin vesikaları ile birlikte satışı serbesttir.

Bu kanunun uygulanmasında hatıra silah deyimi:

a)Yurt içinde ve yurt dışında yabancı Devlet veya hükümet başkanları ya da hükümet üyeleri tarafından ya da hükümet adına kendilerine hediye edilip, hediye edildiği usulüne göre belgelenmiş olan,

b)Devlet Başkanı, Başbakan veya Genelkurmay Başkanı tarafından hediye edilen ve hediye edildiği belgelendirilen,

c)6136, 6768, 1308 ve 2313 sayılı Kanunların geçici maddeleri ile belirlenen süreler içinde başvurularak vesikaları alınmış olması koşulu ile,

1.Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi azalarına zafer hatırası olarak verilen veya mirasçılarına intikal eden muayyen alameti havi bulunan,

2.İstiklal Savaşından önceki savaşlarda yanlarında kalan veya mirasçılarına intikal ettiği belgelendirilen,

3.İstiklal Savaşına katılan subay ve erat ile cephe gerisinde ulvi maksadın husulü için gayret gösterenlerin ellerinde kaldığı veya mirasçılarına intikal ettiği tespit olunan,

4.İstiklal Savaşında cephe Komutanları tarafından hizmetlerine karşılık hatıra olarak verildiği veya mirasçılarına intikal ettiği tespit edilen,

Ateşli veya ateşsiz silah ve bıçakları ifade eder.

Bu maddenin dördüncü fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamındaki silahların satışı yapılamaz.

Antika silah deyimi; eskiden kalma, değerli belli bir özelliği olan, benzerlerine az rastlanan ve artık imal edilmeyen ateşli, ateşsiz silah ve bıçakları ifade eder. Silahın antika olup olmadığı çıkarılacak yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslara göre tespit olunur.

 

MADDE 12 – (Değişik:12/6/1979-2249/7. md.) Her kim bu Kanunun kapsamına giren ateşli silahlarla bunlara ait mermileri Ülkeye sokar veya sokmaya kalkışır veya bunların Ülkeye sokulmasına aracılık eder veya bunları Türkiye’de Harp Silah ve Mühimmatı Yapan Hususi Sanayii Müesseselerinin Kontrolü Hakkındaki 3763 ve Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu Hakkındaki 5591 Sayılı Kanunların hükümleri dışında Ülkede yapar veya bu suretle Ülkeye sokulmuş ve Ülkede yapılmış olan ateşli silahları veya mermileri bir yerden diğer bir yere taşır veya yollar veya taşımaya bilerek aracılık eder, satar veya satmaya aracılık ederse veya bu amaçla bulundurursa beş yıldan sekiz yıla kadar ağır hapis  ve on beş bin liradan altmış bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.

Üçüncü fıkradaki hal dışında iki veya daha çok kişinin toplu olarak birinci fıkrada yazılı suçları işlemeleri halinde sekiz yıldan on iki yıla kadar ağır hapis ve yirmi beş bin liradan yetmiş beş bin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

(Değişik 3 ve 4 ncü fıkra:23/6/1981-2478/6. md.) Birinci fıkradaki eylemleri işlemek amacıyla teşekkül kuranlarla yönetenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından sözü geçen fıkrada yazılı suçlar işlenirse failler hakkında on yıldan on beş yıla kadar ağır hapis ve elli bin liradan yüz bin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Bu fıkrada yazılı teşekkül, iki veya daha fazla kimsenin birlikte cürüm işlemek amacı etrafında birleşmesi ile oluşur.

Ateşli silahın tüfek veya (…) Bu fıkrada yer alan “mermi yatağı dahil kapasitesi 10 adetten fazla tabanca veya” ibaresi, 22/11/1990 tarihli ve 3684 sayılı Kanunun altıncı maddesi ile madde metninden çıkarılmıştır…seri ateşli kısa sürede çok sayıda ve etkili biçimde mermi atabilen tam otomatik veya dürbünlü tüfek veya dürbünlü tabanca veya bu fıkrada sayılanların benzerleri olması ya da bu niteliği taşımayan ateşli silahlar veya her türlü mermilerin miktar bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkralarla yazlı cezalar yarı oranında arttırılarak hükmolunur.

Dördüncü fıkrada niteliği belirtilen ateşli silahlar ile benzerlerinin miktar bakımından vahim olması halinde 1, 2 ve 3 ncü fıkralarda yazılı cezalar bir kat arttırılarak hükmolunur.

Ateşli silahlar ile mermiler ve bunların yapımında veya taşınmasında bilerek kullanılan her türlü araç ve gereçlerin başkasına ait  olsa ve başka amaçla kullanılmak  üzere verilmiş bulunsa bile zoralımına hükmolunur. …..Bu hükmün  uygulanmasında ek 5 nci maddeye bankız.

 

MADDE 13 – (Değişik: 12/6/1979-2249/8. md.) Bu kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üç bin liradan beş bin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

Ateşli silahın, bu Kanunun 12 nci maddesinin 4 ncü fıkrasında sayılanlardan olması ya da silah veya mermilerin sayı veya nitelik  bakımından vahim olması halinde beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve yirmi beş bin liradan az olmamak üzere ağır para cezası hükmolunur.

Bu kanunun 12 nci maddesinin 4 ncü fıkrasında sayılanlar dışındaki ateşli silahın bir adet olması ve mutat sayıdaki mermilerinin ev veya iş yerinde bulundurulması halinde verilecek ceza bir yıldan iki yıla kadar hapis ve beş yüz liradan iki bin liraya kadar ağır para cezasıdır.

Ateşli silahlara ait mermilerin pek az sayıda bulundurulmasının veya taşınmasının mahkemece vahim olarak takdir edilmemesi durumunda hükmolunacak ceza bir aydan altı aya kadar hapis ve beşyüz liradan iki bin liraya kadar ağır para cezasıdır (1)

 

MADDE 14 – (Değişik:12/6/1979-2249/9. md.) Her kim, bu kanun hükümlerine aykırı olarak 4 ncü maddede yazılı olan bıçak veya başkaca aletler yahut benzerlerini ülkeye sokar, sokmaya kalkışır veya bunların ülkeye sokulmasına aracılık eder veya bunları Ülkede yapar veya bir yerden diğer bir yere taşır veya yollar veya taşımaya aracılık ederse iki yıldan dört yıla kadar hapis ve on bin liradan yirmi beş bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Az vahim hallerde hükmolunacak ceza yarı oranında indirilir.

(Değişik:23/6/1981-2478/7 md.) Birinci fıkradaki eylemleri işlemek amacı ile teşekkül kuranlar ile yönetenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından sözü geçen fıkrada yazılı suçlar işlenirse failler hakkında beş yıldan on yıla kadar hapis ve elli bin liradan az olmamak üzere ağır para cezası hükmolunur. Bu maddede yazılı teşekkül, iki veya daha fazla kimsenin birlikte cürüm işlemek amacı etrafında birleşmesi ile oluşur.

İkinci fıkradaki hal dışında iki veya daha çok kişinin toplu olarak birinci fıkrada yazılı suçları işlemeleri halinde dört yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmi beş bin liradan az olmamak üzere ağır para cezası hükmolunur.

Bu madde kapsamına giren bıçak ve başkaca aletlerin veya benzerlerinin miktar bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkralara göre hükmolunacak cezalar yarı oranında arttırılır.

Bıçak veya başkaca aletlerin veya benzerleri ile bunların yapımında veya taşınmasında bilerek kullanılan her türlü araç ve gereçleri, başkasına ait olsa ve başka amaçla kullanılmak üzere verilmiş bulunsa bile zoralımına hükmolunur.

 

MADDE 15 – (Değişik:12/6/1979-2249/10. md.) Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak 4 ncü maddede yazılı olan bıçak veya diğer aletleri veya benzerlerini satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis ve üç bin liradan on bin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.

Bu madde kapsamına giren bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkraya göre hükmolunacak cezalar yarıdan bir katına kadar arttırılır.

Bu kanunun 4 ncü maddesine göre yapımına izin verilen bıçakları veya diğer aletleri veya benzerlerini kullanma amacı dışında satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında birinci fıkradaki; o bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı ve nitelik bakımından vahim olması halinde de ikinci fıkradaki cezalar hükmolunur.

 

MADDE 16 – (Değişik:12/6/1979-2249/11. md.) Bu Kanunun kapsamına giren suçlarda Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair 1918 Sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz.

 

EK MADDE 1 – (Ek: 30/6/1970-1308/7. md.; Değişik:22/11/1990-3684/2. md.)

A)Duruşmalarda, mahkeme salonlarında, hastanelerin psikiyatri bölümlerinde, akıl hastanelerinde, ceza ve tutukevleri ile her türlü ıslah ve infaz kurumlarında veya bunların eklentilerinde,

  1. B) Öğrencilerin toplu olarak oturdukları yurtlarda, eğitim ve öğrenim kurumlarında, siyasi partilerin açık hava ve kapalı yer toplantılarında,  izinli veya izinsiz yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, sendikalarda, derneklerde veya bunlara yönetim ve yapı olarak doğrudan doğruya bağlantılı olan yerlerde veya bunların toplantı ve kongrelerinde, her türlü spor karşılaşma veya yarışmalarının yapıldığı yerlerde, Kanuna uygun veya Kanuna aykırı olarak grev ve lokavt yapılmakta olan iş yerlerinde,

C)Türkiye Büyük Millet Meclisi ana binaları ile Meclis Başkanlığınca belirlenen yerlerde, Ateşli silahlar taşınamaz.

Yukarıda sayılan yerlerde bu Kanuna aykırı olarak ateşli silahları veya bunların mermilerini 4 ncü maddede yazılı olar bıçakları veya sair aletlerin veya benzerlerinin veya Türk Ceza Kanununun 264 ncü maddesinde yazılı olanları taşıyan veya bulunduranlar hakkında ilgili Kanunlarda belli edilen cezaların iki katı hükmolunur.

(A) ve (B) bentlerinde sayılan yerlerde 7 nci maddenin 1,2,3, ve 4 numaralı bentlerinde belirtilen kişiler ile bu yerlerin güvenliği için görevli bulunan Polis ve Jandarma personeli, (C) bendinde sayılan yerlerde ise yalnız bu yerlerin güvenliği ile görevli bulunan Polis, Jandarma  ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Muhafız Taburu personeli silahlarını taşıyabilirler.

(A), (B) ve (C) bentlerinde sayılan yerlere silahla giren veya buralarda silah taşıyan kişiler eylemleri başka bir cezayı gerektirmiyorsa iki yüz bin liradan beş milyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır, ayrıca silah ruhsatları bulundurmaya çevrilir ve kendilerine bir daha taşıma ruhsatı verilmez.

 

EK MADDE 2 – (Değişik 12/6/1979-2249/13. md.) Bu kanunda yazılı suçları işleyenler hakkında soruşturma ve kovuşturmalar, 3005 Sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Hakkındaki Kanunun birinci maddesinin (a) bendindeki yer ve aynı Kanunun dördüncü maddesinde yazılı zaman kayıtlarına bakılmaksızın sözü edilen kanun hükümlerine göre yapılır.

(Değişik:23/6/1981-2478/8. md.) Bu kanuna göre işlenen suçun, 3005 Sayılı kanun hükümlerine tabi olmayan veya anılan Kanuna tabi olup da fiili imkansızlık nedeni ile suçüstü hükümlerinin uygulanmasına olanak bulunmayan başka bir suçla işlenmesi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

 

EK MADDE  3 – (Ek: 12/6/1979-2249/13 md.; Mülga:10/10/1980-2313/2. md.)

 

EK MADDE 4 – (Ek:23/6/1981-2478/9. md.) Kara Avcılığı Kanunu esaslarına göre izin alıp turist olarak avcılık yapmak ya da Gençli ve Spor Bakanlığınca tertip olunacak atıcılık yarışmalarına katılmak üzere yurda gelen yabancılar beraberlerinde getirdikleri miktarı Yönetmelikle belirtilen yivli ve yivsiz av tüfekleri ile nişan tüfek ve tabancalarını ve bunların aksamı ile mermilerini gümrük makamlarına beyan etmek ve giriş kapısı emniyet makamlarından izin almak koşuluyla geçici olarak yurda sokabilirler.

Antlaşmalarla yurdumuza görevli olarak gelen yabancılar ile bilimsel araştırmalar yapmak amacıyla  gelen kişiler de beraberlerinde getirecekleri yivli veya yivsiz av tüfekleri ve aksamı ile mermilerini İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünden izin almak ve Gümrük makamlarına beyan etmek şartıyla yurda sokabilirler.

Yukarıdaki fıkralara göre yurda sokulmasına izin verilen silah aksamı ve mermileri ilgili kişilerin pasaportuna kaydolunur. Bu kayıt silah, aksamı ve mermileri için taşıma izin vesikası yerine geçer. Yukarıda belirtilen şartlara uygun olarak getirilen yivli veya yivsiz av tüfekleri, nişan tüfek ve tabancaları ve bunlara ait aksam ile sarfedilmeyen mermilerin ülkemiz terkedilirken yolcu beraberinde yurt dışına çıkarılması zorunludur.

 

EK MADDE 5 – (Ek: 23/6/1981-2478/9. md.) Bu Kanunun 12 ve 13 ncü maddelerine aykırı eylemleri; top, havan, roketatar, uçak savar, tank savar, ağır ve hafif makineli tüfekler ve benzeri askeri amaçlı savaş silahları ve mermilerine ilişkin olduğu takdirde anılan maddelere göre hükmedilecek cezalar bir kat arttırılır.

 

EK MADDE 6 – (Ek-12/5/1988-3448/2. md.; Değişik:22/11/1990-3684/3. md.) Milli İstihbarat Teşkilatının demirbaş silahları, yedek parça ve mermileri ile teşkilat mensuplarının yurt içinden temin edecekleri veya yurt dışına gittiklerinde bir defaya mahsus olmak üzere gümrük vergi, resim ve harçlarının ödemek suretiyle getirecekleri zati silah ve mermilerin yurda sokulmasına dair usul ve esaslar İçişleri Bakanlığının görüşü alınarak Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından hazırlanıp Başbakanca onaylanan yönetmelikle belirtilir. Bu Yönetmelik Resmi Gazetede yayımlanmaz.

EK MADDE 7 – (Ek:12/5/1988-3448/2. md.; Değişik 22/11/1990-3684/4. md.) Silah ruhsatı almasına mani hali bulunmayan her Türk vatandaşı bulundurmak maksadıyla silah satın alabilir.  Bulundurma ruhsatı mesken ya da işyerinde bulundurmak üzere iki şekilde verilir. Bulundurma ruhsatlı silahların bir yerden başka bir yere nakli için mahallin en büyük mülki amirinin vereceği nakil belgesi gereklidir. Bu belge atış poligonlarına gidiş ve dönüş içinde geçerlidir. Ancak, silah nakil belgesinde belirtilen gün ve güzergah haricinde silah. Mesken veya işyeri dışına çıkarılamaz.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı Kanunen yurda girmesinde sakınca bulunmayan silah ve mermileri ithal eder veya bir kamu kuruluşuna ithal ettirir. Bu silahlar bu Kanuna göre silah taşımaya veya bulundurmaya hak kazanmış kişilere satılır veya bir kamu kuruluşuna sattırılır.

Satış şekli bedeli, satışı yapan kurum veya kuruluşa ödenecek komisyon ücreti, satıştan sağlanacak gelirin dağıtımı, kullanış biçimi ve bunlarla ilgili diğer hususlar adı geçen idarenin görüşü alınarak İçişleri Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak Yönetmelikte belirlenir.

Gençlik ve Spor Müdürlüğünce belirlenecek ihtiyaç miktarına göre, sırf sporda kullanılan nişan tüfek ve tabancaları ile bunlara ait mermiler İçişleri Bakanlığınca izin verilmek ve kontrol edilmek şartıyla adı geçen Genel Müdürlükçe ithal olunabilir. Bu şekilde ithal olunan silah ve mermileri anılan Genel Müdürlüğün demirbaşına kayıt edilir. Bu silahların satış ve devri yapılamaz.

 

EK MADDE 8 – (Ek:12/5/1988-3448/2. md. Değişik Birinci fıkra : 29/8/1996-4178/6. md. Değişik:27/2/2000-4534/3. md.) Milli Savunma Bakanlığınca temin edilen tabanca ve mermiler, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde subay, astsubay ve uzman jandarma çavuşlara; Emniyet Genel Müdürlüğünce temin edilen tabanca ve mermiler, emniyet hizmetleri sınıfı personeli ile Emniyet Genel Müdürlüğünün merkez ve taşra ünitelerinde istihdam edilen çarşı ve mahalle bekçilerine, görevlerinde kullanmak üzere bedeli mukabili zati demirbaş silah olarak satılır. Satılan silahların; ayrılma, ihraç ve benzeri sebeplerle geri alınma usul ve esasları ile satılma şekil ve şartları, zayi, hasar, onarım, kadro standardı dışı bırakılması, eğitim ve görevde kullanılan mermilerin bedelli veya bedelsiz temini ve diğer hususlar, çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.

Bu Kanuna göre yapılan satışlardan elde edilen Türk Lirası ve döviz karşılığı, bütçenin (B) işaretli cetveline gelir ve Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesinin özel tertibine ödenek kaydolunur.

Bu suretle elde edilen gelirin yıl içinde harcanmayan miktarları ertesi yıla devredilir ve özel tertipte yer alan bu ödenek Genel Müdürlükçe silah ve mermi ile yedek parça alımında kullanılır.

Bu silahlar ile ilgili muameleler her türlü vergi, resim, harç ve resmi kuruluşlara ait ardiye ücretinden muaftır.

Bu silahlar ve mermilerin satın alınması için gelecek yıllara taahhütlere girişmeye Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilidir.

EK MADDE 9 – (Ek:12/5/1988-3448/2.md.) Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarında Emniyet Genel Müdürü, il emniyet müdürü, daire başkanı ve genel müdür yardımcısı, teftiş kurulu başkanı olarak vazifeli olup da, meslekten çıkarma veya memuriyetten ihraç sebebi dışında, istifa, kurumlar arası nakil veya emeklilik sebebi ile ayrılanlar da Ek 8 nci maddedeki satış hükümlerinden aynen istifade ederler.

 

EK MADDE 10- (Ek:12/5/1988-3448/2. md.) Standart dışı olanlar hariç, demirbaşa kayıtlı ve halen personele zimmetli tabancalar bu personele satılır.

Standart dışı silahlar İçişleri Bakanlığınca tespit edilecek esaslar çerçevesinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yurt içinde veya yurt dışında serbest piyasada satılır. Bu satışlara ait işlemler 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu ve 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi değildir.

Birinci ve ikinci fıkralara göre satışlardan elde edilen gelirler Ek 8 nci madde esaslarına göre kullanılır.

 

EK MADDE 11 – (Ek:22/11/1990-3684/5. md.) Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne bağlı Türkiye Atıcılık ve Avcılık Federasyonu ile diğer kamu kuruluşlarının sahip oldukları atış poligonları dışında, özel şahısların trap-skeet, atış alanı ile tabanca ve tüfek atış poligonu açması İçişleri Bakanlığının iznine tabidir. Bu gibi yerlerde kullanılacak silah ve fişeklere ait hususlar Yönetmelikle belirlenir.

 

GEÇİCİ MADDE 1 – Bu Kanunun şümulüne giren  ateşli silahlarla mermilerinin müsaadesiz elerinde bulunduranlardan Kanunun meriyete girdiği tarihten itibaren altı ay içinde taşıma ve bulundurma için izin vesikası almayanlar veya izin vesikasına haiz olanlara devretmeyenler veya kendilerine izin vesikası verilmeyenler bu silah ve mermileri makbuz mukabilinde zabıta makamlarına teslime mecburdurlar.

2637 Sayılı kanun hükümlerine tevfikan izin vesikası verilmiş olup da müddetleri henüz bitmemiş olanlar bu Kanunun meriyete girdiği tarihten itibaren yukarıdaki müddet içinde izin almadıkları veya kendilerine vesika verilmediği takdirde ellerindeki vesikalar hükümsüzdür.

 

GEÇİCİ MADDE 2 –  Her nevi bıçak imal ve satışı mutat meslek ve sanat ittihaz etmiş olanlar, ellerinde bu Kanuna göre men edilmiş bıçak ve benzerleri bulunduğu takdirde, bunları hükümetçe tespit edilecek müddet zarfında bir beyanname ile mahallin en büyük mülkiye amirine bildirmeye mecburdurlar.

Bunlardan 4 ncü maddenin ikinci fıkrasında gösterilen işlerde kullanılmaya elverişli olanlar damgalanarak sahibine iade olunur ve diğerleri maliyet bedelleri ödenerek teslim alınır.

Yukarıdaki fıkra hükmü mahfuz kalmak üzere ellerinde bu Kanunla men edilen bıçak ve benzerlerini bulunduranlar bu Kanunun meriyete girdiği tarihten itibaren altı ay içinde mahalli zabıta makamlarına teslime mecburdurlar.

 

GEÇİCİ MADDE 3 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte meslek ve sanat erbabı tarafından kullanılmakta olup 4 ncü maddede imalı izne bağlı olan bıçaklar ilgililerin üç ay içinde müracaatı üzerine mahalli zabıtaca damgalanır.

 

GEÇİCİ MADDE 4 – (Ek:4/7/1956-6768/2. md.) 6136 Sayılı Kanunun geçici 1 ve 2 nci maddelerinde yazılı izin ve vesikaları zamanında almayanlarla zabıta makamlarına teslim etmeyenler ve bu sebeple ellerinde vesikasız ateşli silahlarla mermilerini ve mezkur Kanuna göre  men edilmiş bıçak ve benzerlerini bulunduranlar bu Kanunun neşri tarihinden itibaren 6 ay zarfında mezkur silah ve mermilerle bıçak ve benzerlerinin makbuz mukabilinde zabıta makamlarına teslime veya vesika almaya mecburdurlar.

 

GEÇİCİ MADDE 5 – (Ek:4/7/1956-6768/2. md.; Değişik:11/2/1957-6910/1. md.) 6136 Sayılı Kanunun mer’iyete girdiği tarih ile 6768 Sayılı Kanunun 6 aylık intikal müddetinin hitamı olan 11/1/1957 tarihi arasında ateşli silahlarla bunlara ait mermileri ve kanunen memnu bıçak ve benzerlerini bulunduranlarla taşıyanlar hakkında takibat yapılamaz. Hükmolunan cezalar icra ve infaz edilmez ve kanuni neticeleri ortadan kalkar.

 

GEÇİCİ MADDE 6 – (Ek:30/6/1970-1308/8. md.) Bu Kanunun 1 nci maddesi ile 6136 Sayılı Kanun hükümleri kapsamına alınan yivli av tüfeklerini ellerinde bulunduranlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 ay içinde mahallin en büyük mülkiye amirine teslime mecburdurlar.

6136 Sayılı Kanunun 7 ve 11 nci madde hükümlerine göre taşıma veya bulundurma için izin alanların yivli av tüfekleri taşıma ve bulundurma belgesine bağlanarak sahibine iade olunur. Diğerleri, gerçek karşılıkları ödenerek devletçe satın alınır.

 

GEÇİCİ MADDE 7 – (Ek:12/6/1979-2249/14. md.)  Bu Kanunun 4 ncü maddesi hükümleri kapsamına alınan topuz, topuzlu kamçı, boğucu tel veya zinciri, muşta ile salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel nitelikte bulunan benzeri aletleri ellerinde bulunduranlar bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde, mahalli zabıta makamlarına teslime zorunludurlar.

 

GEÇİCİ MADDE – 8 (Ek:2/7/1992-3831/1. md.) 6136 Sayılı Kanun kapsamına giren ruhsata bağlanmamış ateşli silahlar ve mermiler ile 765 Sayılı Türk Ceza Kanununda belirtilen dinamit, bomba veya benzeri yakıcı, yıkıcı veya öldürücü alet veya her türlü patlayıcı maddeyi bulunduranlar; bunları, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gün içinde mülki amirlere teslim ettikleri takdirde haklarında takibat yapılmaz. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kendiliğinden Kanunda sayılan silah ve aletleri teslim edenler hakkında yapılan tahkikatlar düşer.

Birinci fıkraya göre mülki makamlara teslim edilen silah ve patlayıcı maddeler ile diğer aletler devlet malı sayılarak, ilgili mülki makamlarca bir tutanak karşılığında İçişleri Bakanlığı emrine verilir.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar bir yönetmelik ile tespit edilir.

 

GEÇİCİ MADDE 9 – (Ek:29/8/1996-4178/7. md.) Bakanlar Kurulunun tespit edeceği illerde 442 Sayılı Köy Kanunun 74 ncü maddesine göre, mülki amirlerce gönüllü korucu olarak tespit edilen kişiler ile halen geçici köy korucusu olarak görev yapanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 45 gün içinde (Değişik:14/1/1998-4321/1-2. madde ile 4/9/1996 tarihinde itibaren uygulanmak üzere 90 gün olarak değiştirilmiştir. )  ellerinde bulundurdukları tabanca, makineli tabanca veya hafif makineli tüfek sınıfından silahların mülki makamlara teslim ettikleri takdirde haklarında takibat yapılmaz ve isteyenlere yukarıda belirtilen tabanca ve tüfek sınıfından birer adet olmak üzere ve harçsız olarak menşeilerine bakılmaksızın Valilerce taşıma veya bulundurma ruhsatı düzenlenebilir. Bu şekilde ruhsata bağlanan silahlar, veraset yoluyla intikal dışında devir veya hibe edilemez, satılamaz, gerekli görüldüğünde Bakanlar Kurulunca toplatılmasına karar verilebilir. Gönüllü korucu ve geçici köy koruculuğu görevine son verilenlerin ruhsatları iptal edilebilir. Ruhsatları iptal edilen veya toplatılmasına karar verilen silahlar, devlet malı sayılarak mülki makamlarca bir tutanak karşılığında İçişleri Bakanlığına teslim edilir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ateşli silahlarla bunlara ait mermilerin ve Kanunen memnu bıçak ve benzerlerini bulunduran veya taşıyan gönüllü korucu ve geçici köy korucuları hakkında bu fiillerden dolayı takibat yapılmaz. Hükmolunan cezalan icra ve infaz edilemez ve Kanuni neticeleri ortadan kalkar. Taşıma ve bulundurma ruhsatlarının verileceği kişiler, bu uygulamaya dair diğer hususlar, İçişleri Bakanlığı tarafından  çıkarılacak yönetmelikle tespit edilir.

 

EK GEÇİCİ MADDE 1 – (Ek:10/10/1980-2313/3. md.) Yürürlükten kaldırılan Ek 3 ncü maddeye göre tabanca taşıma yetkisine haiz bulunanların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gün içinde yetkili mercilere başvurmaları halinde 6136 Sayılı Kanunun 7 nci maddesinin 3 numaralı bendi hükümlerine göre kendilerine taşıma veya bulundurma izin belgesi verebilir.

Taşıma veya bulundurma vesikasına bağlanamayan tabancalar sıkıyönetim Komutanlıklarıyla mahalli, mülki veya askeri makamlara teslim edilir.

Bu şekilde teslim alınan silahların Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunca tespit  olunacak bedelleri devletçe sahiplerine ödenir.

EK GEÇİCİ MADDE 2 – (Ek:23/6/1981-2478/10. md.) 6136 Sayılı Kanunun kapsamına alınan ve özellikle İçişleri ve Gençlik ve Spor Bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikte belirlenecek sporda kullanılan evvelce ruhsata tabi olmayan ateşli yivli silahları ellerinde bulunduranlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde müracaat ederek 7 nci madde esaslarına  göre ruhsat almaya mecburdurlar.

 

EK GEÇİCİ MADDE 3 – (Ek:16/6/1983-2848/2. md.) 6136 Sayılı Kanunun hükümlerine aykırı biçimde edinildiği halde yetkili mercilerden 23/6/1981 tarihine kadar herhangi bir şekilde ruhsat veya vesika almak, kimliğe yazdırmak veya ilgisine göre Kuvvet Komutanlıkları ya da Jandarma Genel Komutanlığı silah defter ve kayıtlarına kaydettirmek suretiyle taşınan veya bulundurulan silahların kayıtlarındaki nitelik ve numaralarına uygunluğunun anlaşılması halinde bu silahların 7 nci madde kapsamına giren sahiplerine söz konusu madde esaslarına göre yeniden silah taşıma veya bulundurma izni verilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen şekilde silah taşıma veya bulundurma vesikasına haiz olup da 7 nci madde kapsamına girmemeleri nedeni ile kendilerine taşıma veya bulundurma izin vesikası verilmeyenlerin mevcut izin vesikaları iptal edilmiştir. İzin vesikaları bu suretle iptal edilenler yapılacak tebliğden itibaren üç ay içinde silahlarını teslim ettikleri takdirde hakkında takibat yapılmaz. Bu kişilere ait silah ve mermiler 6136 Sayılı Kanunun 10 ncu maddesi ve 1176 Sayılı Kanunun uyarınca işlem yapılmak üzere ilgili makamlarca bir tutanak karşılığında Milli Savunma Bakanlığı emrine verilir.

 

MADDE 17 –Bu kanun 15 Ağustos 1953 tarihinden itibaren meridir.

 

MADDE 18 – Bu Kanunu İcra Vekilleri Heyeti yürütür.

 10/7/1953 TARİHLİ VE 6136 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER

 I)22/11/1990 tarihli ve 3684 Sayılı Kanunun geçici maddesi:

GEÇİCİ MADDE 1 –İstiklal Savaşı gazilerinin halen hayatta olanlarının yanlarında kalan veya savaşlarda şehit düşenlerden veya sonradan vefat edenlerden varislerine intikal etmiş bulunan 1923 yılı ve bu yıldan önce imal edilmiş her türlü ateşli silah, bıçak, kama ve kılıçlar için bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde beyan edilmek suretiyle, herhangi bir belge aranmaksızın ruhsat verilir.  1923 yılından sonra imal edildiği Kriminal Polis Laboratuarlarınca tespit edilen silahlar müsadere edilir. Ancak, sahipleri hakkında herhangi bir kanuni işlem yapılmaz.

Birinci fıkrada bahsedilenlerden bu Kanunun yürürlük tarihinde önce haklarında 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçundan takibata başlanmış olanlar hakkında takibatlar durdurulur. Mahkumiyet kararları ile müsadere kararları infaz edilmez ve infaz edilmiş olanlar dahil Kanuni sonuçları ortadan kalkar. Müsadere edilmiş olup da halen muhafaza edilen takibata esas olan silahları kendilerine iade edilir. Mahkumiyet hükümlerine ait sicil varakaları adli sicilden çıkarılır.

 

Şeyh Muciburrahman

0
Şeyh Muciburrahman

Bangladeş’in ilk Başbakanı ve Devlet Başkanı, Şeyh Muciburrahman (Bangabandhu Şeyh Mucibur Rahman) 17 Mart 1920’de dünyaya geldi. Kalküta’daki Islamia College’da öğrenim gördü ve 1947’de BA derecesini aldı. Daha sonra Dakka Üniversitesi’nde hukuk öğrenimine başladı ancak eğitimini tamamlayamadı. Genç yaşta siyasete atılarak bağımsızlık ve özerklik hareketlerinde aktif rol aldı ve siyasi faaliyetleri nedeniyle hapis yattı. 1972’de Bangladeş’in ilk Başbakanı oldu. 25 Ocak 1975’te Devlet Başkanı oldu ve BAKSAL adı verilen tek partili siyasal düzeni kurdu. 15 Ağustos 1975’teki askerî darbede ailesinin çoğuyla birlikte öldürüldü.

BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi

0

BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, 16 Aralık 1966 tarihli, 2200A (XXI) sayılı Genel Kurul kararıyla kabul edilmiş ve imza, onay ve katılmaya açılmıştır. Sözleşme, 27. Madde uyarınca, 3 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, “Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi“ni 15 Ağustos 2000 tarihinde imzaladı. Bugüne kadar BM üyesi 188 ülkeden 137’sinin imzaladığı sözleşme, 4 Haziran 2003 tarihinde TBMM’de onaylandı, 17 Haziran 2003 tarihinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onandıktan sonra Resmi Gazete’de yayınlandı.

BAŞLANGIÇ

I. BÖLÜM: KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI

II. BÖLÜM: GENEL HÜKÜMLER

III. BÖLÜM: MADDİ HAKLAR

IV. BÖLÜM: ULUSLARARASI UYGULAMA HÜKÜMLERİ

V. BÖLÜM: SON HÜKÜMLER

BM Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı kararıyla kabul edilmiş ve imzaya, onaya ve katılmaya açılmıştır.

Yürürlüğe giriş: 3 Ocak 1976

GİRİŞ

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler,

Birleşmiş Milletler Şartı’nda ilan edilmiş ilkelere uygun olarak, insanlık ailesinin tüm mensuplarının doğuştan sahip oldukları onurun ve eşit ve devredilmez haklarının tanınmasının, dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu gözönünde bulundurarak;

Bu hakların, kişinin doğuştan sahip olduğu onurundan kaynaklandığını kabul ederek;

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ne uygun olarak, korku ve yoksulluktan kurtulma özgürlüğüne sahip özgür insan ülküsüne ancak, herkesin kişisel ve siyasal haklarının yanısıra ekonomik, sosyal ve kültürel haklarından yararlanabileceği şartların yaratılması ile ulaşılabileceğini kabul ederek;

Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca, Devletlerin insan hak ve özgürlüklerine tüm dünyada saygı gösterilmesini ve bunların uygulanmasını teşvik etmek yükümlülüğünü gözönüne alarak;

Diğer bireylere ve bağlı olduğu topluluğa karşı görevleri olan bireyin bu Sözleşme’de tanınan haklara saygı gösterilmesi ve bunların uygulanması için çaba gösterme sorumluluğu altında bulunduğunu dikkate alarak;

Aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmışlardır:

BÖLÜM I

 MADDE 1

1. Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler. Bu hak gereğince halklar, kendi siyasal statülerini özgürce kararlaştırırlar ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini özgürce sağlarlar.

2. Bütün halklar, kendi amaçları doğrultusunda, karşılıklı yarar ilkesine dayanan uluslararası ekonomik işbirliği ve uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerine halel getirmemek kaydıyla, kendi doğal zenginlik ve kaynaklarından özgürce yararlanabilirler. Bir halk, hiç bir durumda, kendi varlığını sürdürmesi için gerekli olan kendi olanaklarından yoksun bırakılamaz.

3. Özerk olmayan ve Vesayet altında bulunan ülkelerin yönetilmesinden sorumlu olan Devletler de dahil, bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Şartı’nın hükümleri uyarınca, halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkının gerçekleştirilmesini kolaylaştıracaklar ve bu hakka saygı göstereceklerdir.

BÖLÜM II

 MADDE 2

1. Bu Sözleşme’ye Taraf her Devlet, münferiden ve ekonomik ve teknik plan başta olmak üzere uluslararası yardım ve işbirliği yoluyla, mevcut kaynakların azamisini kullanarak, bilhassa yasal düzenleme suretiyle alınacak tedbirleri de içerecek şekilde her türlü uygun yöntem vasıtasıyla, bu Sözleşme’de tanınan hakların tam olarak kullanılmasını aşamalı olarak sağlamak amacıyla tedbirler almayı taahhüt eder.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’de belirtilen hakların ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka fikir, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da başka bir statü bakımından herhangi bir ayrım gözetilmeksizin uygulanmasını taahhüt ederler.

3. Gelişmekte olan ülkeler, insan haklarını ve kendi ulusal ekonomilerini dikkate alarak, bu Sözleşme’de tanınan ekonomik hakları hangi ölçüde yabancılara da vereceklerini belirleyebilirler.

MADDE 3

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’de belirtilen bütün ekonomik, sosyal ve kültürel hakları kullanmada kadınlarla erkeklere eşit hak sağlamakla yükümlüdürler.

MADDE 4

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’ye uygun olarak Devletin sağladığı haklardan yararlanılmasında, Devletin, bu hakları ancak yasanın belirlediği ölçüde sınırlayabileceğini ve bu sınırlamayı da ancak bu hakların niteliği ile bağdaştığı ölçüde ve yalnızca demokratik bir toplumda genel refahın arttırılması amacı ile yapabileceğini kabul ederler.

MADDE 5

1. Bu Sözleşme’deki hiç bir hüküm, herhangi bir Devlete, gruba ya da kişiye, Sözleşme’de tanınmış hakların ya da özgürlüklerin herhangi birinin ortadan kaldırılmasına ya da bu Sözleşme’de öngörülmüş olandan daha geniş ölçüde sınırlanmasına yönelik herhangi bir eyleme girişme ya da bir davranışta bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz.

2. Bir ülkede kanun, sözleşmeler, yönetmelik ya da teamül ile tanınmış ya da var olan temel insan haklarından hiç biri, bu Sözleşme’nin bu gibi hakları tanımadığı ya da daha az ölçüde tanıdığı gerekçesiyle sınırlanamaz veya kaldırılamaz.

BÖLÜM III

 MADDE 6

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin serbestçe seçtiği ya da kabul ettiği bir işte çalışarak hayatını kazanma fırsatı veren çalışma hakkını tanırlar ve bu hakkın korunması için gerekli tedbirleri alırlar.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf bir Devletin, bu hakkı tam olarak gerçekleştirmek için alacağı tedbirler, teknik ve mesleki rehberlik ile eğitim programlarını, bireyin temel ekonomik ve siyasal özgürlüklerini koruyan şartlar altında, düzenli şekilde ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimi ile tam ve üretken istihdamını sağlamaya yönelik politika ve teknikleri içermelidir.

MADDE 7

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin adil ve elverişli çalışma koşullarından yararlanmak hakkını kabul ederler. Bu hak özellikle şunları güvence altına alır:

(a) Bütün işçilere emeklerine karşılık, asgari olarak;

(i) Adil ücretler ve eşit işlere, hiç bir ayrım yapılmaksızın eşit ödeme, özellikle kadınlara, kendilerine sunulan çalışma koşullarının erkeklerin koşullarından daha aşağı olmayacağı ve aynı iş için aynı ücreti alacakları konusunda güvence verilmesi;

(ii) Bu Sözleşme’nin hükümlerine uygun olarak, kendilerine ve ailelerine saygın bir yaşam düzeyi sağlayacak bir ücret verilmesi;

(b) Güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları;

(c) Herkese, işyerinde uygun bir üst kademeye yükselmede eşit olanak ve bu yükselmenin yalnızca kıdem ve yeterlilik esaslarına göre yapılması;

(d) Dinlenme, boş zaman, çalışma saatlerinin makul ölçülerde sınırlanması, ücretli dönemsel tatiller ve resmi tatillerde ücret verilmesi.

MADDE 8

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler aşağıdaki hakları güvence altına almakla yükümlüdürler:

(a) Herkesin, ekonomik ve sosyal çıkarlarını geliştirmesi ve koruması için sendika kurma ve yalnızca ilgili örgütün kurallarına bağlı olarak dilediği sendikaya girme hakkı. Bu hakkın kullanılmasına, yasalarda belirtilen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik ve kamu düzeni menfaati ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından gerekli olan sınırlamalardan başka bir sınırlama getirilemez;

(b) Sendikaların ulusal federasyonlar ya da konfederasyonlar kurma hakkı ve konfederasyonların uluslararası sendikal örgütler kurma ya da bunlara katılma hakkı;

(c) Sendikaların, yasalarda belirtilen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik ve kamu düzeni menfaati ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından gerekli olan sınırlamalardan başka bir sınırlama olmaksızın özgürce faaliyette bulunma hakkı;

(d) Her ülkenin yasalarına uygun olarak kullanılmak kaydıyla, grev hakkı.

2. Bu madde, sözü edilen hakların, silahlı kuvvetler, polis ya da devlet yönetiminin mensupları tarafından kullanılmasına yasal kısıtlamalar getirilmesine engel olmaz.

3. Bu maddenin hiçbir hükmü, Sendika Özgürlüğü ve Sendika Hakkının Korunmasına İlişkin 1948 tarihli Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi’ne Taraf Devletlere, Sözleşme’de öngörülen güvenceleri haleldar edici yasal tedbirler alma ya da yasaları bu güvenceleri ihlal edici şekilde uygulama yetkisi vermez.

MADDE 9

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin sosyal sigorta da dahil olmak üzere sosyal güvenlik hakkını tanırlar.

MADDE 10

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler aşağıdaki hususları kabul ederler:

1. Toplumun doğal ve temel birimi olan aileye, özellikle ailenin kurulması için ve aileye bağımlı çocukların bakım ve eğitiminden sorumlu oldukları sürece, en geniş koruma ve yardımın yapılması gerektiğini kabul ederler. Evlenme, buna istekli olan eşlerin hür rızası ile olmalıdır.

2. Annelere, doğumdan önce ve sonra makul bir süreyle özel bir koruma sağlanmalıdır. Bu dönem içinde, çalışan anneler ücretli izinden ya da yeterli sosyal güvenlik tedbirlerini kapsayan izinden yararlanmalıdırlar.

3. Bütün çocuklar ve gençler yararına, ebeveynlikten ya da başka koşullardan dolayı hiçbir ayrım gözetilmeksizin, özel koruma ve yardım tedbirleri alınmalıdır. Çocuklar ve gençler ekonomik ve sosyal sömürüden korunmalıdır. Onların ahlaki değerlerine ya da sağlıklarına zararlı olabilecek, hayatlarını tehlikeye sokabilecek ya da normal gelişmelerini engelleyebilecek işlerde çalıştırılmaları yasalarla cezalandırılmalıdır. Devletler, ayrıca, yaş sınırları koyarak, çocukların bu yaş sınırları altında ücretli olarak çalıştırılmasını yasalarla yasaklamalı ve cezalandırmalıdırlar.

MADDE 11

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin, yeterli beslenme, giyim ve konut da dahil olmak üzere, kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam düzeyine sahip olma ve yaşam koşullarını sürekli geliştirme hakkına sahip olduğunu kabul ederler. Taraf Devletler bu hususta hür rızaya dayalı uluslararası işbirliğinin temel önemini kabul ederek, bu hakkın gerçekleşmesini güvence altına almak için uygun tedbirler alacaklardır.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin açlıktan kurtulma temel hakkını kabul ederek, münferiden ve uluslararası işbirliği yoluyla, özel programları da içeren gerekli tedbirleri aşağıdaki amaçlara yönelik olarak alacaklardır:

(a) Teknik ve bilimsel bilgilerden tam olarak yararlanmak suretiyle, beslenme ilkeleri konusundaki bilgileri yayarak ve doğal kaynakların en etkin bir şekilde geliştirilmesini ve kullanılmasını sağlayacak şekilde tarımsal sistemleri düzelterek ya da geliştirerek, besinlerin üretilmesi, korunması ve dağıtılması yöntemlerini iyileştirmek; ve

(b) Gerek gıda maddeleri ihraç eden, gerek gıda maddeleri ithal eden ülkelerin sorunlarını dikkate alarak, dünyadaki besin maddelerinin ihtiyaca göre adil bir şekilde dağıtımını sağlamak.

MADDE 12

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin, ulaşılabilecek en yüksek fiziksel ve zihinsel sağlık standardına sahip olma hakkını kabul ederler.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerin, bu hakkın tam olarak kullanılmasını sağlamak için alacakları tedbirler şu amaçlara yönelik olacaktır:

(a) Ölü doğum ve çocuk ölümleri oranlarının düşürülmesini ve çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlamak;

(b) Çevresel ve sınai sağlık şartlarının her yönüyle iyileştirilmesi;

(c) Salgın, yöresel, mesleki ve diğer hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve kontrolü;

(d) Hastalık durumunda herkese tıbbi hizmet ve tıbbi bakım sağlayacak koşulların yaratılması.

MADDE 13

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin eğitim görme hakkına sahip olduğunu kabul ederler. Taraf Devletler, eğitimin, insanın kişiliğinin ve onur duygusunun tam olarak gelişmesine yönelik olacağı ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygıyı güçlendireceği hususunda mutabıktırlar. Taraf Devletler, ayrıca, eğitimin, herkesin özgür bir topluma etkin bir şekilde katılmasını sağlayacağı, tüm uluslar ve tüm ırksal, etnik ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu geliştireceği ve Birleşmiş Milletler’in barışın korunmasına yönelik faaliyetlerini güçlendireceği hususlarında mutabıktırlar.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu hakkın tam olarak gerçekleştirilmesi amacı ile aşağıdaki hususları kabul ederler:

(a) İlköğretim herkes için zorunlu ve parasız olacaktır;

(b) Teknik ve mesleki eğitim de dahil olmak üzere, orta öğretimin çeşitli biçimlerinin, her türlü uygun yöntemle ve özellikle parasız eğitimin tedricen yaygınlaştırılması yoluyla herkes için açık ve ulaşılabilir olması sağlanacaktır;

(c) Yüksek öğretimin, özellikle parasız eğitimin tedricen geliştirilmesi yoluyla, kişisel yetenek temelinde herkese eşit derecede açık olması sağlanacaktır;

(d) İlköğretim görmemiş ya da ilköğretimi tamamlamamış olanlar için temel eğitim elden geldiğince teşvik edilecek veya yoğunlaştırılacaktır;

(e) Her düzeyde okullar sisteminin geliştirilmesi aktif bir şekilde yürütülecek, yeterli bir burs sistemi yerleştirilecek ve öğretim personelinin maddi koşulları sürekli olarak iyileştirilecektir.

3. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, ana-babaların veya -bazı durumlarda- yasal yoldan tayin edilmiş velilerin çocukları için, kamu makamlarınca kurulmuş okulların dışında, Devletin koyduğu ya da onayladığı asgari eğitim standartlarına uygun diğer okulları seçme özgürlüğüne ve çocuklarına kendi inançlarına uygun dinsel ve ahlaki eğitim verme serbestliklerine saygı göstermekle yükümlüdürler.

4. Bu maddenin hiç bir hükmü, bireylerin ve kuruluşların eğitim kurumları kurma ve yönetme özgürlüklerini kısıtlayacak şekilde yorumlanamaz; bu özgürlüğün kullanılması, daima, bu maddenin 1. fıkrasında ortaya konmuş olan ilkelere uyulmasına ve böyle kurumlarda verilen eğitimin Devlet tarafından belirlenebilecek asgari standartlara uygun olması gereğine bağlıdır.

MADDE 14

Bu Sözleşme’ye Taraf olup, taraf olduğu tarihte, ülkesinde veya yargı yetkisi altında bulunan topraklarda zorunlu ve parasız ilköğretim sistemini sağlayamamış olan her Devlet, Taraf olma tarihini izleyen iki yıl içinde, herkes için zorunlu parasız ilköğretim ilkesinin, tedricen uygulanması amacıyla ayrıntılı bir eylem planını, planda belirtilen makul sayıda yıllar içinde uygulamak ve kabul etmekle yükümlüdür.

MADDE 15

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin:

(a) Kültürel yaşama katılma hakkına;

(b) Bilimsel ilerlemeden ve uygulamalarından yararlanma hakkına;

(c) Kendisinin yarattığı herhangi bir bilimsel, edebi ya da sanatsal üründen doğan maddi ve manevi çıkarların korunmasından yararlanma hakkına sahip olduğunu kabul ederler.

2. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerin, bu hakkın tam olarak kullanılmasını sağlama yönünde alacakları tedbirler, bilim ve kültürün korunması, geliştirilmesi ve yayılması için gerekli olan tedbirleri kapsayacaktır.

3. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bilimsel araştırma ve yaratıcı faaliyetler için gerekli özgürlüğe saygı göstermekle yükümlüdürler.

4. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bilimsel ve kültürel alanda uluslararası işbirliğinin ve temasların özendirilmesinden ve geliştirilmesinden doğacak yararları kabul ederler.

BÖLÜM IV

 MADDE 16

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanınmış haklara saygı gösterilmesinin sağlanmasında aldıkları tedbirler ve kaydedilen gelişmeler konusunda, Sözleşme’nin bu bölümüne uygun olarak, raporlar vermekle yükümlüdürler.

2. (a) Bütün raporlar Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne sunulacaktır; Genel Sekreter, bu raporların birer örneğini, bu Sözleşme’nin hükümleri uyarınca, incelenmek üzere Ekonomik ve Sosyal Konsey’e gönderecektir.

(b) Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme’ye Taraf ve aynı zamanda ihtisas kuruluşlarına da üye olan Devletlerden gelen raporların veya bunların bazı bölümlerinin, kuruluş belgeleri uyarınca ihtisas kuruluşlarının sorumluluk alanları içine giren konulara ilişkin olması halinde, bu raporların veya ilgili bölümlerinin örneklerini, sözkonusu ihtisas kuruluşlarına da gönderecektir.

MADDE 17

1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, raporlarını aşamalı olarak, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in, bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini izleyen bir yıl içinde Taraf Devletlere ve ilgili ihtisas kuruluşlarına danışarak hazırlayacağı bir programa uygun olarak sunacaklardır.

2. Raporlar, bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerin tam olarak yerine getirilme derecesini etkileyen unsurları ve güçlükleri belirtebilir.

3. Şayet bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerden biri tarafından Birleşmiş Milletler’e ya da ihtisas kuruluşlarına ilgili bilgiler daha önce verilmiş ise, aynı bilgiyi tekrar vermek gerekli olmayacak, bu şekilde sunulmuş bilgiye yapılacak açık bir atıf yeterli olacaktır.

MADDE 18

Ekonomik ve Sosyal Konsey, insan hakları ve temel özgürlükler alanında Birleşmiş Milletler Şartı’ndan doğan sorumlulukları uyarınca, ihtisas kuruluşlarıyla, bu Sözleşme’nin, ihtisas kuruluşlarının faaliyet alanlarına giren konulardaki hükümlerine uyulmasında sağlanan ilerlemeler hakkında kendisine rapor sunmalarına ilişkin düzenlemeler yapabilir. Bu raporlar, ihtisas kuruluşunun yetkili organlarının, uygulama konusunda kabul ettiği karar ve tavsiyelerin ayrıntılarını içerebilir.

MADDE 19

Ekonomik ve Sosyal Konsey, 16. ve 17. maddeler uyarınca insan hakları konusunda devletlerin sundukları raporlarla, 18. madde uyarınca insan hakları konusunda ihtisas kuruluşlarının sundukları raporları, incelemek ve genel tavsiyelerde bulunulmak üzere ya da, gerekiyorsa, bilgi için İnsan Hakları Komisyonu’na gönderebilir.

MADDE 20

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler ve ilgili ihtisas kuruluşları, 19. madde uyarınca verilmiş bir genel tavsiye konusunda, ya da İnsan Hakları Komisyonu’nun herhangi bir raporunda yer alan böyle bir genel tavsiye konusunda, veya orada belirtilen herhangi bir belge konusunda, Ekonomik ve Sosyal Konsey’e görüş bildirebilirler.

MADDE 21

Ekonomik ve Sosyal Konsey, Sözleşme’ye Taraf Devletlerin ve ihtisas kuruluşlarının, bu Sözleşme’de tanınan haklara genel olarak saygı gösterilmesini sağlamak üzere alınan tedbirler ve gerçekleştirilen gelişmeler konusunda verdikleri bilgilerin bir özetini ve genel nitelikli tavsiyeleri içeren raporları zaman zaman Genel Kurul’a sunabilir.

MADDE 22

Ekonomik ve Sosyal Konsey, bu Sözleşme’nin bu bölümünde sözü edilen raporlardan doğan herhangi bir sorunu Birleşmiş Milletler’in diğer organlarının, bunların yardımcı organlarının ve teknik yardım sağlamakla görevli ihtisas kuruluşlarının dikkatlerine sunabilir. Böylece, bu Sözleşme’nin tedricen etkili şekilde uygulanmasına katkıda bulunabilecek uluslararası tedbirlerin uygunluğu konusunda bu organların kendi yetki alanları çerçevesinde karar vermelerine yardım edebilecek sorunlar dikkatlerine sunulmuş olacaktır.

MADDE 23

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanınan hakların gerçekleştirilmesine yönelik uluslararası düzeyde tedbirlerin, Sözleşmeler yapılması, tavsiye kararları alınması, teknik yardımda bulunulması ve danışma ve inceleme amacı ile ilgili Hükümetlerle birlikte düzenlenecek bölgesel ve teknik toplantılar yapılması gibi yöntemleri kapsadığını kabul ederler.

MADDE 24

Bu Sözleşme’nin hiç bir hükmü, Sözleşme’de ele alınan konularda Birleşmiş Milletler’in ve ihtisas kuruluşlarının çeşitli organlarının sorumluluklarını belirleyen Birleşmiş Milletler Şartı’nın ve ihtisas kuruluşlarının kuruluş belgelerinin hükümlerini haleldar edecek şekilde yorumlanamaz.

MADDE 25

Bu Sözleşme’nin hiç bir hükmü, tüm halkların, doğal zenginlik ve kaynaklarından tam olarak özgürce yararlanma ve bunları kullanma konusunda kendiliğinden sahip bulundukları hakları haleldar edecek şekilde yorumlanamaz.

BÖLÜM V

 MADDE 26

1. Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler’in ya da onun ihtisas kuruluşlarından herhangi birine üye olan ya da Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’ne taraf olan bir Devletin ya da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından bu Sözleşme’ye taraf olmaya çağrılan herhangi bir başka Devletin imzasına açıktır.

2. Bu Sözleşme onaya tabidir. Onay Belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

3. Bu Sözleşme, bu maddenin 1. fıkrasında belirtilen herhangi bir Devlet’in katılmasına açıktır.

4. Katılma, bir katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilmesi ile gerçekleşir.

5. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, her onaylama ya da katılma belgesinin kendisine iletildiğini, bu Sözleşme’yi imzalamış ya da ona katılmış olan tüm Devletlere bildirecektir.

MADDE 27

1. Bu Sözleşme, otuzbeşinci onaylama belgesinin ya da katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne iletilmesi tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

2. Otuzbeşinci onaylama belgesinin ya da katılma belgesinin iletilmesinden sonra bu Sözleşme, onaylayan ya da buna katılan her Devlet bakımından, o Devletin kendi onaylama ya da katılma belgesinin iletilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 28 Bu Sözleşme’nin hükümleri, hiçbir sınırlama ya da istisna yapılmaksızın Federal Devletlerin bütün kesimleri bakımından geçerli olacaktır.

MADDE 29

1. Bu Sözleşme’ye Taraf her Devlet değişiklik önerebilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edebilir. Bunun üzerine, Genel Sekreter bütün değişiklik önerilerini bu Sözleşme’ye Taraf Devletlere göndererek, önerileri ele almak ve bunlar üzerinde bir oylama yapmak amacı ile bir Taraf Devletler konferansı düzenlenmesinden yana olup olmadıklarını bildirmelerini ister. Taraf Devletlerden en az üçte birinin böyle bir konferans toplanmasını desteklemesi halinde Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler’in gözetimi altında böyle bir konferansı toplar. Konferansta hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen herhangi bir değişiklik, onaylanmak üzere Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na sunulur.

2. Değişikliklerin yürürlüğe girmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca onaylandıktan ve bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerin üçte ikisi tarafından kendi anayasa kurallarına uygun olarak kabul edilmesiyle olur.

3. Değişiklikler yürürlüğe girdiği zaman, bunları kabul eden Devletleri bağlar; öteki Taraf Devletler ise bu Sözleşme’nin hükümleri ile ve daha önce kabul etmiş oldukları değişiklikler ile bağlı kalırlar.

MADDE 30

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, 26. maddenin 5. fıkrasındaki bildirimler dışında, aynı maddenin 1. fıkrasında zikredilen bütün Devletlere şunları bildirir:

(a) 26. madde uyarınca yapılan imzalar, onaylamalar ve katılmalar;

(b) 27. madde uyarınca bu Sözleşme’nin yürürlüğe giriş tarihi ve 29. madde uyarınca değişikliğin yürürlüğe giriş tarihi.

MADDE 31

1. Çinçe, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinleri aynı derecede geçerli olan bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler arşivinde saklanacaktır.

2. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme’nin onaylı örneklerini, 26. maddede belirtilen tüm Devletlere iletecektir.

BİRİNCİ BEYAN

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni.

“Türkiye Cumhuriyeti bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini, BM Yasası (Charter) (özellikle 1. ve 2. Maddeler) çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olarak yerine getireceğini beyan eder.”

Text of the declaration made by the Republic of Turkey upon ratification of the International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights.

“The Republic of Turkey declares that; it will implement its obligations under the Covenant in accordance to the obligations under the Charter of the United Nations (especially Article 1 and 2 thereof).”

İKİNCİ BEYAN

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni.

“Türkiye Cumhuriyeti, bu Sözleşme’nin hükümlerinin yalnızca diplomatik ilişkisi bulunan Taraf Devletlere karşı uygulanacağını beyan eder.”

Text of the declaration made by the Republic of Turkey upon ratification of the International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights.

“The Republic of Turkey declares that it will implement the provisions of this Covenant only to the States with which it has diplomatic relations.”

ÜÇÜNCÜ BEYAN

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni.

Türkiye Cumhuriyeti, bu Sözleşme’nin ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal ve idari düzeninin yürürlükte olduğu ülkesel sınırlar itibarıyla onaylanmış bulunduğunu beyan eder.

Text of the declaration made by the Republic of Turkey upon ratification of International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights.

The Republic of Turkey declares that this Convention is ratified exclusively with regard to the national territory where the Constitution and the legal and administrative order of the Republic of Turkey are applied.

ÇEKİNCE

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 13. Maddesiyle ilgili olarak konan çekincenin metni.

“Türkiye Cumhuriyeti, Sözleşme’nin 13. Maddesinin (3). ve (4). Paragrafları hükümlerini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3., 14. ve 42. Maddelerindeki hükümler çerçevesinde uygulama hakkını saklı tutar.”

Text of the Reservation of the Republic of Turkey upon ratification of the International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights.

“The Republic of Turkey reserves the right to interpret and apply the provisions of the paragraph (3) and (4) of the Article 13 of the Covenant on Economic, Social and Cultural Rights in accordance to the provisions under the Article 3, 14 and 42 of the Constitution of the Republic of Turkey.”

[1] Bakanlar Kurulu’nun 11.08.2003 tarih ve 25196 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 10.07.2003 tarih ve 2003/5923 sayılı kararnamesi ile yürürlüğe girmiştir.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER MEDENİ VE KİŞİSEL HAKLAR SÖZLEŞMESİNİN ONAYINA DAİR TBMM KARARI

0
Anamuhalefet Partisi

Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı kararıyla kabul edilmiş ve 19 Aralık 1966 tarihinde imzaya açılmıştır. Sözleşme, 41. madde dışında, 23 Mart 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İnsan Hakları Komitesi’ne ilişkin 41. madde ise, 28 Mart 1979 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye Sözleşme’yi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanmasını uygun bulan 4 Haziran 2003 tarih ve 4868 sayılı Kanun, 18 Haziran 2003 tarih ve 25142 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bakanlar Kurulu’nun 7 Temmuz 2003 tarih ve 2003 /5851 sayılı kararıyla Sözleşme’nin onaylanması kararlaştırılmış ve Sözleşme’nin resmi Türkçe çevirisi, 21 Temmuz 2003 sayılı ve 25175 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Türkiye, onay belgelerini 15 Eylül 2003 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi etmiş ve 49. madde uyarınca, Sözleşme Türkiye bakımından 23 Aralık 2003 tarihinden itibaren hüküm doğurmaya başlamıştır.

Türkiye, Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini Birleşmiş Milletler Şartı çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olarak yerine getireceğini, Sözleşme’nin hükümlerinin yalnızca Türkiye’nin diplomatik ilişkisi bulunan taraf devletlere karşı uygulanacağını ve Sözleşme’nin ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesel sınırları itibariyle onaylanmış bulunduğunu belirten üç beyanda bulunmuştur. Ayrıca, Sözleşme’nin 27. maddesine çekince konmuştur. Bu çekinceye göre, Türkiye Cumhuriyeti Sözleşme’nin etnik, dinsel ve dil azınlıklarının haklarına ilişkin 27. maddesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Lozan Barış Andlaşması ile Eklerinin ilgili hükümlerine göre uygulama hakkını saklı tuttuğunu ifade etmektedir.

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin denetim organı, İnsan Hakları Komitesidir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

BM Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme

0

BM Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (International Covenant on Civil and Political Rights), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı kararıyla kabul edilmiş ve 19 Aralık 1966 tarihinde imzaya açılmıştır. Sözleşme, 41. madde dışında, 23 Mart 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İnsan Hakları Komitesi’ne ilişkin 41. madde ise, 28 Mart 1979 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin denetim organı, İnsan Hakları Komitesidir.

Türkiye Sözleşme’yi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanmasını uygun bulan 4 Haziran 2003 tarih ve 4868 sayılı Kanun, 18 Haziran 2003 tarih ve 25142 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bakanlar Kurulu’nun 7 Temmuz 2003 tarih ve 2003 /5851 sayılı kararıyla Sözleşme’nin onaylanması kararlaştırılmış ve Sözleşme’nin resmi Türkçe çevirisi, 21 Temmuz 2003 sayılı ve 25175 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Türkiye, onay belgelerini 15 Eylül 2003 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi etmiş ve 49. madde uyarınca, Sözleşme Türkiye bakımından 23 Aralık 2003 tarihinden itibaren hüküm doğurmaya başlamıştır.

Türkiye, Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini Birleşmiş Milletler Şartı çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olarak yerine getireceğini, Sözleşme’nin hükümlerinin yalnızca Türkiye’nin diplomatik ilişkisi bulunan taraf devletlere karşı uygulanacağını ve Sözleşme’nin ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesel sınırları itibariyle onaylanmış bulunduğunu belirten üç beyanda bulunmuştur. Ayrıca, Sözleşme’nin 27. maddesine çekince konmuştur. Bu çekinceye göre, Türkiye Cumhuriyeti Sözleşme’nin etnik, dinsel ve dil azınlıklarının haklarına ilişkin 27. maddesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Lozan Barış Andlaşması ile Eklerinin ilgili hükümlerine göre uygulama hakkını saklı tuttuğunu ifade etmektedir.

MEDENİ VE SİYASİ HAKLARA İLİŞKİN ULUSLARARASI SÖZLEŞME

16 Aralık 1966 tarihli, 2200A (XXI) sayılı Genel Kurul Kararıyla kabul edilmiş ve imza, onay ve katılmaya açılmıştır.

  1. Madde uyarınca, 23 Mart 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir
Giriş

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler,

Birleşmiş Milletler Şartı’nda ilan edilmiş olan ilkelere uygun olarak, insanlık ailesinin tüm mensuplarının doğuştan sahip oldukları onurun ve eşit ve devredilmez haklarının tanınmasının, dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu gözönünde bulundurarak,

Bu hakların, kişinin doğuştan sahip olduğu onurundan kaynaklandığını kabul ederek,

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi‘ne uygun olarak, kişisel ve siyasal özgürlüğe ve korku ve yoksulluktan kurtulma özgürlüğüne sahip özgür insan ülküsüne ancak herkesin kişisel ve siyasal haklarının yanı sıra ekonomik, sosyal ve kültürel haklarından da yararlanabileceği koşulların yaratılması ile ulaşılabileceğini kabul ederek,

Birleşmiş Milletler Şartı’na göre Devletlerin insan hak ve özgürlüklerine bütün dünyada saygı gösterilmesini ve bunlara uygun davranılmasını teşvik etmek yükümlülüğünü gözönüne alarak,

Diğer bireylere ve bağlı olduğu topluluğa karşı görevleri olan bireyin, bu Sözleşme’de tanınan haklara saygı gösterilmesi ve bunların geliştirilmesi için çaba gösterme sorumluluğu altında bulunduğunu dikkate alarak,

Aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmışlardır:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

BÖLÜM I

MADDE 1

  1. Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler. Bu hak gereğince halklar kendi siyasal statülerini özgürce kararlaştırırlar ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini özgürce sağlarlar.
  2. Bütün halklar, kendi amaçları doğrultusunda, karşılıklı yarar ilkesine dayanan uluslararası ekonomik işbirliği ve uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerine halel getirmemek kaydıyla, kendi doğal zenginlik ve kaynaklarından özgürce yararlanabilirler. Bir halk hiçbir durumda, kendi varlığını sürdürmesi için gerekli olanaklarından yoksun bırakılamaz.
  3. Özerk olmayan ve Vesayet altında bulunan ülkelerin yönetilmesinden sorumlu olan Devletler de dahil, bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Yasası’nın hükümleri uyarınca, halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkının gerçekleştirilmesini kolaylaştıracaklar ve bu hakka saygı göstereceklerdir.

BÖLÜM II

MADDE 2

  1. Bu Sözleşme’ye Taraf her Devlet kendi ülkesinde yaşayan ve yetkisi altında bulunan bütün bireylere ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka fikir, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da başka bir statü bakımından hiçbir ayırım gözetmeksizin bu Sözleşme’de tanınan hakları sağlamak ve bu haklara saygı göstermekle yükümlüdür.
  2. Mevcut mevzuatta ve diğer yasal tedbirlerde henüz düzenleme bulunmayan durumlarda, bu Sözleşme’ye Taraf her Devlet, kendi anayasal kurallarına ve bu Sözleşme’nin hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşme’de tanınan hakların uygulanmasını sağlamak bakımından gerekli olan yasama ve diğer tedbirleri almakla yükümlüdür.
  3. Bu Sözleşme’ye Taraf her Devlet:

(a) Bu Sözleşme ile tanınan hakları ve özgürlükleri ihlal edilmiş olan her şahsın, bu ihlal resmi sıfatla görev yapan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa bile, etkin şekilde telafi edilmesini güvence altına almakla;

(b) Böyle bir telafi talebinde bulunan herkesin haklarının yetkili yargı, yürütme ya da yasama organlarınca ya da Devletin yasal sisteminde öngörülen başka bir yetkili organ tarafından karara bağlanmasını ve yargısal telafi olanaklarının sağlanmasını güvence altına almakla;

(c) Bu hukuki yollardan sağlanan kararların yetkili organlarca uygulanmasını güvence altına almakla yükümlüdür.

MADDE 3

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’de yer alan bütün medeni ve siyasal haklardan erkeklerle kadınların eşit yararlanmasını güvence altına almakla yükümlüdürler.

MADDE 4

  1. Ulusun hayatını tehdit eden ve varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde, bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerinden ayrılan tedbirler alabilirler.
  2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme’nin 6, 7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18 nci maddelerine aykırılık getirilemez.
  3. Aykırılık hakkından yararlanmak isteyen bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, hangi hükümleri uygulamaktan kaçındıklarını ve bu davranışta bulunmalarına yol açan nedenleri, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla, bu Sözleşme’ye Taraf diğer Devletlere derhal bildireceklerdir. Böyle bir aykırılığı sona erdirdikleri tarih konusunda da yine aynı kanal aracılığıyla bir bildirimde bulunacaklardır.

MADDE 5

  1. Bu Sözleşme’deki hiçbir hüküm, herhangi bir Devlete, gruba ya da kişiye, bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin herhangi birinin ortadan kaldırılmasına ya da bu Sözleşme’de öngörülmüş olandan daha geniş ölçüde sınırlanmasına yönelik herhangi bir faaliyete girişme ya da bu yönde bir harekette bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz.
  2. Bu Sözleşme’ye taraf olan herhangi bir Devlette yasalara, sözleşmelere, yönetmeliklere veya teamüllere göre tanınmış olan ya da var olan temel insan haklarından hiçbiri, bu Sözleşme’nin bu gibi hakları tanımadığı ya da daha sınırlı olarak tanıdığı gerekçesiyle sınırlanamaz ve kaldırılamaz.

BÖLÜM III

MADDE 6

  1. Her insanın doğuştan gelen yaşama hakkı vardır. Bu hak yasalarla korunacaktır. Hiç kimsenin yaşamı keyfi olarak elinden alınamaz.
  2. Ölüm cezasını kaldırmamış olan ülkelerde idam hükmü, ancak suçun işlendiği anda yürürlükte olan yasalara uygun olarak ve bu Sözleşme ile Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi hükümlerine aykırı olmamak şartı ile, en ağır suçlar için verilebilir. Bu ceza ancak yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş kesin bir karar üzerine uygulanabilir.
  3. Yaşamdan yoksun bırakma eyleminin soykırım suçunu oluşturması durumunda, bu maddenin hiçbir hükmünün Sözleşme’ye Taraf Devletlerden hiçbirine Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi hükümlerinden doğan herhangi bir yükümlülüğüne herhangi bir biçimde aykırılık olanağını vermeyeceği açıktır.
  4. Ölüm cezasına çarptırılan herkesin, cezanın affedilmesini ya da daha hafif bir cezaya çevrilmesini istemeye hakkı vardır. Genel af, özel af ya da ölüm cezasının değiştirilmesi kararı her durumda verilebilir.
  5. Ölüm cezası onsekiz yaşın altındaki kimseler tarafından işlenen suçlar için verilemez ve hamile kadınların idam cezaları yerine getirilemez.
  6. Bu maddenin hiçbir hükmü, Sözleşme’ye Taraf herhangi bir Devlet tarafından, idam cezasının kaldırılmasını geciktirmek ya da önlemek için kullanılamaz.

MADDE 7

Hiç kimse işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da bilimsel deneylere tabi tutulamaz.

MADDE 8

  1. Hiç kimse köle durumunda tutulamaz; kölelik ve köle ticaretinin her şekli yasaklanacaktır.
  2. Hiç kimse kul durumunda tutulamaz.
  3. (a) Hiç kimseden zorla ya da zorunlu olarak çalışması istenemez.

(b) 3. fıkranın (a) bendi, bir suçun karşılığı olarak ağır işlerde çalışma cezası verilen ülkelerde yetkili bir mahkeme tarafından verilen böyle bir karar uyarınca ağır işte çalıştırmayı engeller biçimde görülemez.

(c) Bu fıkra açısından, “zorla ya da zorunlu çalıştırma” terimi:

(i) Bir mahkemenin yasal kararıyla gözaltında bulunan ya da gözaltına alınmasının ardından şartla salıverilmiş bir kimseden normal olarak istenen ve (b) bendinde belirtilmemiş olan bir iş veya hizmeti,

(ii) Askeri nitelikteki herhangi bir hizmeti ve bu hizmete katılmayı vicdani bakımdan reddetme hakkının tanındığı ülkelerde de bu hakkı kullananlardan yasal olarak istenen herhangi bir ulusal hizmeti,

(iii) Toplumun varlığını ya da refahını tehdit eden olağanüstü hal ya da felaket durumunda istenen herhangi bir hizmeti,

(iv) Olağan kişisel yükümlülüklerin bir bölümünü oluşturan herhangi bir iş ya da hizmeti kapsamayacaktır.

MADDE 9

  1. Herkesin kişi özgürlüğü ve güvenlik hakkı vardır. Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz veya tutuklanamaz. Hiç kimse kanunun tayin ettiği sebeplere ve usule uygun olmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
  2. Tutuklanan herkese, tutuklandığı anda, tutuklanma nedenleri ve hakkında ileri sürülen iddialar derhal bildirilecektir.
  3. Bir suç işlediği iddiasıyla yakalanan ya da tutuklanan herkes, derhal bir yargıcın ya da yasalarla yargı erkini kullanmaya yetkili kılınmış bir başka resmi görevlinin önüne çıkarılacak ve uygun bir süre içinde yargılanma ya da salıverilme hakkına sahip olacaktır. Yargılanmayı bekleyen kişilerin gözaltında tutulmaları genel kural olmayacaktır; ancak, salıverme, sanığın duruşmalarda, adli takibatın diğer safhalarında ve gerekli hallerde hükmün infazında hazır bulunması için güvencelere bağlanabilir.
  4. Yakalanma ya da tutuklanma yoluyla özgürlüğünden yoksun bırakılan herkesin, mahkemenin gecikmeksizin tutuklamanın yasallığı konusunda karar vermesini ve yakalamanın yasal olmaması halinde, salıverilmesini kararlaştırması için mahkemeye başvurma hakkı vardır.
  5. Yasal olmayan bir yakalama ya da tutuklama işleminden mağdur olan herkesin, icrası kabil zorunlu tazminat hakkı olacaktır.

MADDE 10

  1. Özgürlüklerinden yoksun bırakılan herkese insanca ve kişinin doğuştan sahip olduğu onura saygı gösterilerek davranılır.

2.(a) Sanık durumunda olan kişiler, istisnai durumlar dışında, hüküm giymiş kişilerden ayrı tutulacaklar ve hüküm giymemiş kişilerin statüsüne uygun ayrı işlem göreceklerdir.

(b) Küçük sanıklar, yetişkin olanlardan ayrı tutulacaklar ve durumlarının karara bağlanması için mümkün olan en kısa sürede mahkeme önüne çıkartılacaklardır.

  1. Cezaevi sistemi, asıl amacı mahkumların ıslahı ve topluma yeniden kazandırılması olan bir sistem olarak ele alınacaktır. Küçük suçlular yetişkinlerden ayrı tutulacak ve kendilerine yaşlarına ve yasal statülerine uygun biçimde davranılacaktır.

MADDE 11

Hiç kimse, sırf bir akitten doğan yükümlülüğünü yerine getiremediği gerekçesiyle hapsedilemez.

MADDE 12

  1. Yasal olarak bir Devletin ülkesinde bulunan herkes, o ülke içinde özgürce hareket etme hakkına ve ikametgahını seçme özgürlüğüne sahiptir.
  2. Herkes, kendi ülkesi de dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeyi terketmekte özgürdür.
  3. Yukarıda sözü edilen haklara, ulusal güvenliği, kamu düzenini, kamu sağlığını ya da genel ahlakı veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak üzere yasalarla konmuş ve bu Sözleşme’de tanınan diğer haklarla uyumlu olanlar dışında herhangi bir sınırlama konulamaz.
  4. Hiç kimse, kendi ülkesine girme hakkından keyfi olarak yoksun bırakılamaz.

MADDE 13

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerden birinin ülkesinde yasal olarak bulunan bir yabancı, bu ülkeden ancak yasalara uygun olarak verilmiş bir karar uyarınca sınırdışı edilebilir ve ulusal güvenlik bakımından zorunlu nedenler aksini gerektirmedikçe, sınırdışı edilmesine karşı nedenler ileri sürmesine ve durumunun yetkili makamlar ya da yetkili makamlarca özel olarak atanmış kişi ya da kişilerce yeniden gözden geçirilmesine ve bu amaçla yetkili merciler önünde temsil edilmesine izin verilecektir.

MADDE 14

  1. Herkes mahkemeler ve yargı organları önünde eşittir. Herkes, bir suçla itham edildiğinde ya da bir hukuk davasında hak ve yükümlülükleri hakkında karar verilirken, yasalar uyarınca kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil ve kamuya açık bir duruşma hakkına sahiptir. Demokratik bir toplumda ahlak, kamu düzeni ya da ulusal güvenlik gerekçeleriyle ya da tarafların özel hayatları bunu gerektirdiğinde, ya da özel durumlarda, mahkeme, açıklığın adalete zarar vereceği düşüncesine vardığı takdirde, mahkemenin gerekli gördüğü ölçüde, basın ve dinleyiciler duruşmaların tümü ya da bir kısmının dışında tutulabilirler. Ancak, küçüklerin çıkarları aksini gerektirmedikçe, ya da duruşmalar çocukların vesayetine ilişkin evlilikle ilgili uyuşmazlıklar hakkında olmadıkça, ceza ya da hukuk davalarında verilecek herhangi bir kararın aleni olması zorunludur.
  2. Bir suçla itham edilen herkes, yasalara göre suçlu olduğu kesinleşene dek masum kabul edilmek hakkına sahiptir.
  3. Herkes, itham edildiği suçla ilgili olarak, tam bir eşitlik içinde, aşağıdaki asgari garantilere sahip olacaktır:

(a) Kendisine, en kısa zamanda ve anlayacağı bir dilde, aleyhindeki iddianın niteliği ve nedenleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmesi;

(b) Savunmasını hazırlayabilmek ve kendi seçtiği avukatla temas edebilmek için yeterli zaman ve kolaylıkların tanınması;

(c) Gereksiz bir gecikme olmadan yargılanması;

(d) Yargılanmada hazır bulunması ve kendisini ya doğrudan ya da kendi seçtiği avukat yardımı ile savunması; avukatı yoksa, bu hakkının var olduğunun kendisine bildirilmesi; adaletin gerektirdiği her durumda kendisine bir avukat tayin edilmesi ve böyle durumlarda ödeme yapma olanağı yoksa bu yardımın parasız olarak sağlanması;

(e) Aleyhindeki tanıklara soru sorabilmesi ya da soru sordurabilmesi, lehindeki tanıkların da aleyhindeki tanıklarla aynı şekilde sorgulanabilmelerinin sağlanması;

(f) Mahkemede kullanılan dili anlamıyor veya konuşamıyorsa bir tercümanın parasız yardımının sağlanması;

(g) Kendi aleyhinde tanıklıkta bulunmaya ya da suç itirafına zorlanmaması.

  1. Küçükler için yargılama bu kişilerin yaşları ve topluma yeniden kazandırılmaları düşüncesi gözönüne alınarak yürütülecektir.
  2. Bir suçtan hüküm giyen herkes, mahkumiyet ve cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organınca yeniden incelenmesi hakkına sahip olacaktır.
  3. Kesin bir kararla bir suçtan dolayı mahkum olan ve daha sonra hakkındaki hüküm, adaletin yanlış tecelli ettiğini kat’i şekilde ortaya koyan yeni veya yeni ortaya çıkan bir maddi delil dolayısıyla bozulan veya bu sebeple affa uğrayan bir kişi, evvelce bilinmeyen maddi delilin zamanında ortaya çıkmamasında kısmen ya da tamamen kendi kusuru bulunduğu ispat edilmediği takdirde, böyle bir hükmün sonucunda ceza çekmesinin karşılığı olarak yasalara uygun şekilde tazminata hak kazanır.
  4. Hiç kimse, bir ülkenin yasalarına ve ceza usulüne göre daha önce kesin olarak mahkum olmuş ya da beraat etmişse, aynı fiil için yeniden yargılanamaz ve cezalandırılamaz.

MADDE 15

  1. Hiç kimse, işlendiği zamanda ulusal ya da uluslararası hukuk bakımından suç sayılmayan bir fiil ya da ihmal yüzünden suçlu sayılamaz. Suç sayılan bir fiile, işlendiği zaman yürürlükte olan bir cezadan daha ağır ceza verilemez. Fiilin işlenmesinden sonra yasalarda bu fiile karşılık daha hafif bir ceza öngörülecek olursa, fiili işleyene bu ikinci ceza uygulanır.
  2. Bu maddenin hiçbir hükmü, işlendiği sırada uluslar topluluğunun kabul ettiği genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan bir fiil ya da ihmal yüzünden bir kimsenin yargılanmasını ya da cezalandırılmasını engelleyemez.

MADDE 16

Herkes, her yerde, kanun önünde kişi olarak tanınma hakkına sahip olacaktır.

MADDE 17

  1. Hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, evine ya da haberleşmesine keyfi ya da yasadışı olarak müdahale edilemez; hiç kimsenin şeref ve itibarına yasal olmayan tecavüzlerde bulunulamaz.
  2. Herkesin, bu gibi müdahalelere ya da tecavüzlere karşı yasalarca korunma hakkı vardır.

MADDE 18

  1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip olacaktır. Bu hak, herkesin istediği dine ya da inanca sahip olması ya da bunları benimsemesi özgürlüğünü ve herkesin aleni veya özel olarak bireysel ya da başkaları ile birlikte toplu olarak, kendi din ya da inancını ibadet, icra, bunun icaplarını yerine getirme ya da öğretme bakımından ortaya koyma özgürlüğünü de içerir.
  2. Hiç kimse, kendi seçtiği bir din ya da inanca sahip olma ya da bunu benimseme özgürlüğünü zedeleyecek bir baskıya maruz bırakılamaz.
  3. Bir kimsenin kendi dinini veya inançlarını ortaya koyma özgürlüğüne ancak yasalarla belirlenen ve kamu güvenliğini, düzenini, sağlığını, ahlakını ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli kısıtlamalar getirilebilir.
  4. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, ana-babaların ve, uygulanabilir olan durumlarda, yasalarca saptanmış vasilerin, çocuklarına kendi inançlarına uygun bir dinsel ve ahlaki eğitim verme özgürlüklerine saygı göstermekle yükümlüdürler.

MADDE 19

  1. Herkes, kimsenin müdahalesi olmaksızın istediği düşünceye sahip olma hakkına sahiptir.
  2. Herkes, düşüncelerini açıklama hakkına sahiptir; bu hak, herkesin, ülkesel sınırlara bağlı olmaksızın her çeşit bilgiyi ve fikri, sözlü, yazılı ya da basılı biçimde, sanat eserleri biçiminde ya da kendi seçeceği herhangi bir başka biçimde araştırma, edinme ve iletme özgürlüğünü de içerir.
  3. Bu maddenin 2. fıkrasında öngörülen hakların kullanılması, özel bazı görev ve sorumlulukları da beraberinde getirir. Dolayısıyla, bunlara bazı sınırlamalar da konulabilir; ancak, bu sınırlamaların yasalarda öngörülmüş olması ve;

(a) Başkalarının haklarına ve şöhretine saygı bakımından ve;

(b) Ulusal güvenliğin, kamu düzeninin ya da kamu sağlığı ve genel ahlakın korunması bakımlarından gerekli olması zorunlu olmalıdır.

MADDE 20

  1. Her türlü savaş propagandası yasalarla yasaklanır.
  2. Ulusal, ırksal ya da dinsel nefretin ayrımcılık, düşmanlık ya da şiddete kışkırtma şeklini alacak biçimde savunulması yasalarla yasaklanır.

MADDE 21

Barışçı toplantı hakkı tanınacaktır. Bu hakkın kullanılmasına, yasalara uygun olarak konulmuş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik ya da kamu güvenliği, kamu düzeni bakımından ve kamu sağlığının, genel ahlakın korunması ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından gerekli olan sınırlamalardan başka sınırlama getirilemez.

MADDE 22

  1. Herkesin, kendi çıkarlarını korumak için sendikalar kurmak ya da bunlara girmek hakkı da dahil olmak üzere, başkalarıyla biraraya gelip dernek kurma hakkı vardır.
  2. Bu hakkın kullanılmasına, yasalara uygun olarak konulmuş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik ya da kamu güvenliği, kamu düzeni bakımından ve kamu sağlığının, genel ahlakın korunması ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması bakımından gerekli olan sınırlamalardan başka sınırlama getirilemez. Bu madde, silahlı kuvvetler ya da polis teşkilatı mensuplarına bu hakkın kullanılmasında yasal sınırlamalar konulmasını engellemez.
  3. Bu maddenin hiçbir hükmü, Sendika Kurma Özgürlüğü ve Sendika Hakkının Korunmasına İlişkin 1948 tarihli Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi’ne Taraf olan Devletlere, bu Sözleşme’de öngörülen güvencelere zarar verecek yasama tedbirleri alma ya da hukuki uygulamalarda bulunma yetkisini vermez.

MADDE 23

  1. Aile, toplumun doğal ve temel birimidir ve toplum ve devlet tarafından korunma hakkına sahiptir.
  2. Evlenebilecek yaşta bulunan erkeklerle kadınlara, evlenme ve bir aile kurma hakkı tanınacaktır.
  3. Evlenmek niyetinde olan eşlerin tam ve özgür rızası olmaksızın hiçbir evlilik bağı kurulamaz.
  4. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, eşlerin evlenirken, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olmalarını sağlamak için gerekli tedbirleri alacaklardır. Evlilik sona erdiğinde, çocuklar için gerekli olan koruyucu hükümler öngörülmesi sağlanacaktır.

MADDE 24

  1. Her çocuk, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet ya da doğum bakımından hiçbir ayrım gözetilmeksizin, reşit olmayan kişi statüsünün gerektirdiği koruma tedbirlerinin ailesi, toplumu ya da devleti tarafından alınması hakkına sahiptir.
  2. Her çocuk, doğumundan hemen sonra nüfus kütüğüne kaydedilecek ve bir isme sahip olacaktır.
  3. Her çocuğun bir vatandaşlık kazanma hakkı vardır.

MADDE 25

Her yurttaş, 2. Maddede belirtilen ayrımlara ve makul olmayan kısıtlamalara bağlı olmaksızın:

(a) Doğrudan doğruya ya da özgürce seçilmiş temsilciler aracılığı ile kamu yönetimine katılma;

(b) Genel, eşit ve gizli oyla belirli dönemlerde yapılan, seçmenlerin iradelerini özgürce ortaya koymalarını garanti eden gerçek seçimlerde oy kullanma ve seçilme;

(c) Genel anlamda eşit olarak, ülkesinin kamu hizmetlerine girme hak ve fırsatına sahiptir.

MADDE 26

Herkes yasalar önünde eşittir ve hiçbir ayrım gözetilmeksizin yasalarca eşit derecede korunur. Bu bakımdan, yasalar her türlü ayrımı yasaklayacak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka fikir, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya diğer statüler gibi, her bağlamda ayrımcılığa karşı eşit ve etkili korumayı temin edecektir.

MADDE 27

Etnik, dinsel ya da dil azınlıklarının bulunduğu devletlerde, bu azınlıklara mensup olan kişiler, kendi gruplarının diğer üyeleri ile birlikte, kendi kültürlerinden yararlanma, kendi dinlerine inanma ve bu dine göre ibadet etme, ya da kendi dillerini kullanma hakkından yoksun bırakılmayacaklardır.

BÖLÜM IV

MADDE 28

  1. Bir İnsan Hakları Komitesi kurulacaktır. (Bu Sözleşme’de bundan böyle Komite olarak anılacaktır). Bu Komite onsekiz üyeden oluşacak ve aşağıda belirtilen görevleri yürütecektir.
  2. Komite, bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerin vatandaşlarından, yüksek ahlaki karaktere sahip ve insan hakları alanında ehliyetleri ile tanınan kişilerden oluşacak, hukuk deneyimi olan bazı kişilerin Komite’ye katılmasının yararı da gözönünde bulundurulacaktır.
  3. Komite üyeleri seçim yolu ile gelecekler ve kendi kişisel sıfatları ile görev yapacaklardır.

MADDE 29

  1. Komite üyeleri, 28. maddede belirtilen niteliklere sahip olan ve Sözleşme’ye Taraf Devletlerce bu görev için aday gösterilen kişilerin listesinden gizli oyla seçileceklerdir.
  2. Bu Sözleşme’ye Taraf her Devlet iki kişiden fazla aday gösteremez. Bu kişiler, aday gösteren Devletin vatandaşları olmalıdır.
  3. Bir kimse, yeniden aday gösterilebilecektir.

MADDE 30

  1. İlk seçim, bu Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarihten sonra en geç altı ay içinde yapılacaktır.
  2. 34. Madde uyarınca boşalan üyelikler için yapılacak seçimlerin dışında, seçim tarihinden en az dört ay önce Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme’ye Taraf Devletlere, üç ay içinde Komite üyeliği için aday göstermeleri için yazılı bir çağrıda bulunacaktır.
  3. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu şekilde aday gösterilenlerin alfabetik listesini, aday gösteren Devletleri de belirterek hazırlayacak ve bu listeyi her seçimden en az bir ay önce bu Sözleşme’ye Taraf Devletlere iletecektir.
  4. Komite üyelerinin seçimi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenleyeceği, Sözleşme’ye Taraf Devletler toplantısında yapılır. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerden üçte ikisinin toplantı nisabını oluşturacağı bu toplantıda Komite’ye, Taraf Devletlerin hazır bulunan ve oy kullanan temsilcilerinin oylarının en çoğunu alan ve salt çoğunluğunu sağlayan adaylar seçilecektir.

MADDE 31

  1. Komite’de aynı Devletten birden fazla üye bulunamaz.
  2. Komite’nin seçiminde üyeliğin adil coğrafi dağılımı esası ve farklı uygarlık biçimleri ile belli başlı hukuk sistemlerinin temsili esası gözönünde bulundurulur.

MADDE 32

  1. Komite üyeleri dört yıllık bir süre için seçilirler. Tekrar aday gösterilmeleri halinde yeniden seçilme hakları vardır. Ancak, ilk seçimde seçilen üyelerden dokuzunun süresi iki yıl sonunda dolar; ilk seçimden hemen sonra, 30. Maddenin 4. fıkrasında belirtilen toplantı Başkanı tarafından çekilecek kura ile bu dokuz üyenin adları saptanır.
  2. Görev süresinin sona ermesi üzerine, bu Sözleşme’nin bu bölümünde yukarıda yer alan maddeler uyarınca seçimler yapılır.

MADDE 33

  1. Öteki üyelerin oybirliği ile varacakları görüşe göre Komite üyelerinden biri, geçici nitelikte bir hazır bulunmama durumu dışında başka bir nedenle görevini yapamaz hale gelmiş ise, Komite Başkanı durumu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bildirir; o da o üyeliğin boş olduğunu ilan eder.
  2. Komite üyelerinden birinin ölümü ya da görevden çekilmesi halinde Başkan hemen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne durumu bildirir, o da ölüm ya da çekilmenin hüküm doğurduğu tarih itibariyle bu üyeliğin boş olduğunu ilan eder.

MADDE 34

  1. 33. Madde uyarınca bir üyeliğin boş olduğunun ilan edilmesi halinde ve yeri boşalan üyenin görev süresi ilan tarihinden sonra altı ay içinde sona ermiyorsa, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri durumu bu Sözleşme’ye Taraf Devletlere bildirir, onlar da boşluğu doldurmak amacı ile 29. Madde uyarınca iki ay içinde aday gösterebilirler.
  2. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu şekilde aday gösterilen kişilerin alfabetik bir listesini hazırlar ve bu Sözleşme’ye Taraf Devletlere iletir. Boş bulunan üyelik için seçim, Sözleşme’nin bu bölümünün ilgili hükümlerine uygun olarak yapılır.
  3. 33. Madde hükümlerine göre ilan edilen boşluğu doldurmak üzere seçilen Komite üyesi, işbu madde hükümleri uyarınca yeri boşalmış olan üyenin kalan süresinin sonuna kadar görev yapar.

MADDE 35

Komite üyeleri, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun onayı ile, Komite’nin sorumluluklarının önemi gözönüne alınarak, Genel Kurul tarafından saptanacak koşullara göre Birleşmiş Milletler’in kaynaklarından maaş alırlar.

MADDE 36

Bu Sözleşme uyarınca Komite’nin görevlerinin etkili bir biçimde yürütülebilmesi için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri gerekli eleman ve kolaylıkları sağlar.

MADDE 37

  1. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Komite’nin ilk oturumunu Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde toplar.
  2. Komite, ilk oturumundan sonra, kendi çalışma usullerinde öngörülen zamanlarda toplanır.
  3. Komite normal olarak Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde ya da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi’nde toplanır.

MADDE 38

Komite’nin her üyesi, göreve başlamadan önce, görevlerini tarafsız ve vicdanına göre yürüteceği konusunda Komite önünde and içer.

MADDE 39

  1. Komite, memurlarını iki yıllık bir süre için seçer. Memurlar yeniden seçilebilirler.
  2. Komite, çalışma usullerini kendisi belirler; ancak bu kurallar, diğer hususların yanısıra:

(a) Toplantı yeterlik sayısının oniki üyeden oluşacağını;

(b) Komite kararlarının, mevcut üyelerin çoğunluğu ile alınacağını da içermelidir.

MADDE 40

  1. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanınan hakların gerçekleştirilmesini sağlamak üzere aldıkları tedbirler ve bu hakların kullanılmasında kaydedilen gelişmeler konusunda:

(a) Bu Sözleşme’nin ilgili Taraf Devletler bakımından yürürlüğe girmesinden sonra bir yıl içinde;

(b) Bundan sonra da Komite ne zaman isterse, rapor sunmakla yükümlüdürler.

  1. Bütün raporlar Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne sunulur. Genel Sekreter bu raporları, incelenmek üzere Komite’ye sunar. Raporlarda, eğer varsa, bu Sözleşme’nin uygulanmasını etkileyen unsur ve güçlükler belirtilir.
  2. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Komite’ye danıştıktan sonra, bu raporların ilgili ihtisas kuruluşlarının yetki alanlarına giren bölümlerini, bu kuruluşlara iletebilir.
  3. Komite, bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerin kendisine sunduğu raporları inceler. Kendi raporlarını ve uygun göreceği görüşleri Taraf Devletlere iletir. Komite, bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerin kendisine gönderdiği raporların birer örneği ile birlikte kendi görüşlerini Ekonomik ve Sosyal Konsey’e de iletebilir.
  4. Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, bu maddenin 4. fıkrası uyarınca belirtilen görüşler hakkındaki kendi görüş ve yorumlarını Komite’ye sunabilirler.

MADDE 41

  1. Bu Sözleşme’ye Taraf olan bir Devlet, Komite’nin başka bir Devletin bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği yolundaki iddiasını içeren her türlü başvuruyu kabul etme ve inceleme yetkisini bu madde uyarınca tanıdığını herhangi bir anda bildirebilir. Bu maddede belirtilen başvuruların Komite tarafından kabul edilip incelenmesi ancak, bunların Komite’nin kendisi bakımından yetkili olduğunu bildiren bir Taraf Devlet tarafından yapılması halinde mümkündür. Böyle bir bildirimde bulunmamış olan bir Taraf Devleti ilgilendiren başvurular Komite tarafından kabul edilemez. Bu madde uyarınca kabul edilen başvurular, aşağıdaki usule uygun olarak ele alınır:

(a) Bu Sözleşme’ye Taraf olan herhangi bir Devlet, başka bir Taraf Devletin bu Sözleşme’nin hükümlerini yerine getirmediği görüşüne varırsa, sorunu, yazılı başvuru yoluyla o Taraf Devletin dikkatine sunabilir. Başvuruyu alan Devlet, başvurunun alınmasından sonra üç ay içinde sorunu açıklığa kavuşturan bir yazılı açıklama ya da herhangi bir yazılı beyanla ilgili Devlete açıklamada bulunur. Bu açıklamanın mümkün ve uygun olduğu ölçüde soruna ilişkin uygulanan, uygulanacak olan ve uygulanabilecek nitelikte olan iç hukuk usullerine ve çözüm yollarına ilişkin bilgiyi de içermesi gerekir.

(b) İlk başvurunun alınmasından sonra altı ay içinde bu sorun ilgili her iki Taraf Devleti de tatmin edecek bir biçimde düzeltilmemiş ise, ilgili Taraf Devletlerden herhangi birinin, ilgili Devlete ve Komite’ye bildirmek suretiyle, sorunu Komite’ye götürme hakkı vardır.

(c) Komite’nin kendisine iletilen herhangi bir sorunu ele alması ancak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilmiş ilkelerine uygun olarak bütün iç hukuk yollarına başvurulduğu ve bu yolların tüketildiği kanısına varması halinde mümkündür. Başvurulan çözüm yollarının makul olmayan bir biçimde uzaması halinde, bu kural geçerli olmayacaktır.

(d) Komite, bu maddede öngörülen başvuruları incelerken kapalı oturum yapar.

(e) Bu maddenin (c) bendi saklı kalmak üzere Komite, sorunun bu Sözleşme’de tanınan insan hak ve temel özgürlüklerine saygı temeli üzerinde dostane bir çözüme kavuşturulması amacı ile, ilgili Taraf Devletler nezdinde iyi niyet girişimlerinde bulunur.

(f) Komite, kendisine iletilen herhangi bir sorunda, (b) bendinde sözü edilen Taraf Devletlere, gerekli bilgileri Komite’ye vermeleri için çağrıda bulunabilir.

(g) Sorun Komite’de ele alındığı zaman, (b) bendinde sözü edilen ilgili Taraf Devletler, Komite’de temsil edilme ve sözlü ve/veya yazılı beyanlarda bulunma hakkına sahiptirler.

(h) Komite, (b) bendinde belirtilen bildirimin alınmasından sonra oniki ay içinde aşağıda gösterilen şekillerde bir rapor hazırlar:

(i) (e) bendinde öngörülen biçimde bir sonuca ulaşıldığı takdirde, Komite, raporunu, vakıaların kısaca ortaya konması ve varılan sonucun belirtilmesi ile sınırlar;

(ii) (e) bendinde öngörülen biçimde bir sonuca ulaşılamamışsa, Komite raporunu vakıaların kısaca belirtilmesi ile sınırlar; ilgili Taraf Devletlerin yazılı beyanları ile sözlü beyanlarının tutanakları da bu rapora eklenir.

Her durumda, rapor ilgili Taraf Devletlere bildirilir.

  1. İşbu maddenin hükümleri, Sözleşme’ye Taraf on Devletin maddenin 1. fıkrası uyarınca bildirimde bulundukları zaman yürürlüğe girer. Taraf Devletler bu bildirimlerini Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne iletirler, Genel Sekreter de bunların birer örneğini öteki Taraf Devletlere gönderir. Böyle bir bildirim Genel Sekreter’e duyurulmak suretiyle her zaman geri alınabilir. Böyle bir geri alma, daha önceden bu madde uyarınca yapılmış bir başvurunun konusunu oluşturan herhangi bir sorunun ele alınmasını engellemez; bildirimin geri alındığı yolundaki duyuru Genel Sekreter’in eline geçtikten sonra, geri alan Taraf Devlet yeni bir bildirimde bulunmadıkça, herhangi bir Taraf Devletten başka başvuru kabul edilmez.

MADDE 42

  1. (a) 41. Maddeye uygun olarak Komite’ye iletilen bir soruna ilgili Taraf Devletleri tatmin edecek bir çözüm bulunamamış ise, Komite, ilgili Taraf Devletlerin önceden alınmış rızalarıyla bir ad hoc Uzlaştırma Komisyonu (Bundan böyle Komisyon olarak anılacaktır) kurabilir. Komisyon, sorunun bu Sözleşme’ye saygı temeli üzerinde dostane bir çözüme ulaştırılması amacıyla, ilgili Taraf Devletler nezdinde iyi niyet girişimlerinde bulunur;

(b) Komisyon, ilgili Taraf Devletlerin kabul edeceği beş kişiden oluşur. İlgili Taraf Devletler, Komisyon’un oluşum biçiminin tümü ya da bir kısmı hakkında üç ay içinde bir anlaşmaya varamazlarsa, Komisyon’un üzerinde anlaşmaya varılamayan üyeleri Komite’nin üyeleri tarafından ve kendileri arasından gizli oy ve üçte iki çoğunlukla seçilir.

  1. Komisyon üyeleri kişisel sıfatlarıyla görev yaparlar. İlgili Taraf Devletlerin, bu Sözleşme’ye Taraf olmayan bir Devletin ya da 41. Madde uyarınca bildirimde bulunmamış olan bir Taraf Devletin vatandaşı olamazlar.
  2. Komisyon Başkanını kendisi seçer; çalışma usullerini kendisi belirler.
  3. Komisyon toplantıları normal olarak Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde ya da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi’nde yapılır. Ancak, Komisyon’un Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve ilgili Taraf Devletlere danışarak saptayacağı başka uygun yerlerde de toplantı yapılabilir.
  4. 36. Maddeye uygun olarak kurulan sekretarya, bu madde uyarınca kurulacak Komisyonların işlerini de yürütür.
  5. Komite’nin edindiği ve derlediği bilgiler, Komisyon’a da verilir ve Komisyon diğer gerekli bilgileri vermeleri için ilgili Taraf Devletlere çağrıda bulunabilir.
  6. Komisyon, sorunu tam olarak inceledikten sonra, ancak her durumda sorunu ele almasından başlayarak en geç oniki ay içinde, ilgili Taraf Devletlere bildirilmek üzere Komite Başkanı’na bir rapor sunar.

(a) Komisyon, sorunun incelenmesini oniki ay içinde tamamlayamamış ise raporunu, çalışmaları konusunda kısa bir açıklama ile sınırlar;

(b) Bu Sözleşme’de tanınan insan haklarına saygı temeli üzerinde dostane bir çözüm bulunabilmiş ise, Komisyon raporunu vakıaların ve varılan sonucun kısaca belirtilmesi ile sınırlar;

(c) (b) bendinde öngörüldüğü şekilde bir sonuca ulaşılmamış ise Komisyon’un raporu, ilgili Taraf Devletler arasındaki sorunlara ilişkin bütün vakıalar konusundaki bulgularla, sorunun dostane bir çözüme ulaştırılması imkanları konusunda Komisyon’un görüşlerini kapsar. Bu rapor, ilgili Taraf Devletlerin yazılı beyanları ile sözlü beyanlarının tutanaklarını da içerir.

(d) Komisyon’un raporu (c) bendinde öngörülen biçimde sunulmuş ise, ilgili Taraf Devletler, raporu almalarından sonra üç ay içinde, Komisyon raporunda belirtilen hususları kabul edip etmediklerini Komite Başkanı’na bildireceklerdir.

  1. Bu madde hükümleri, Komite’nin 41. Maddede öngörülen sorumluluklarını haleldar etmemektedir.
  2. İlgili Taraf Devletler, Komisyon üyelerinin tüm harcamalarını, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin belirleyeceği tahminlere göre eşit olarak paylaşırlar.
  3. İlgili Taraf Devletlerin bu maddenin 9. fıkrası uyarınca ödeme yapmalarından önce, gerekirse Komisyon üyelerinin harcamalarını karşılamak üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri yetkili kılınır.

MADDE 43

Komite üyeleri ile, 42. Maddeye göre atanabilecek ad hoc uzlaştırma komisyonlarının üyeleri, Birleşmiş Milletler’in Ayrıcalıkları ve Dokunulmazlıkları Sözleşmesi’nin ilgili bölümlerinde Birleşmiş Milletler adına görev yapan uzmanlar için öngörülmüş bulunan kolaylıklardan, ayrıcalıklardan ve dokunulmazlıklardan yararlanma hakkına sahiptirler.

MADDE 44

Bu Sözleşme’nin uygulanması ile ilgili hükümler, Birleşmiş Milletler ile ihtisas kuruluşlarının kuruluş belgelerinde ve sözleşmelerinde öngörülen insan hakları alanında izlenecek usullere halel getirmez ve bu hükümler, bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerin bir uyuşmazlığı, kendi aralarında yürürlükte olan genel ya da özel uluslararası andlaşmalara uygun olarak çözmek için başka usullere başvurmalarını engellemez.

MADDE 45

Komite, Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığı ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na yıllık çalışma raporları sunar.

BÖLÜM V

MADDE 46

Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, bu Sözleşme’de ele alınan konularda Birleşmiş Milletler ve ihtisas kuruluşlarının çeşitli organlarının sorumluluklarını belirleyen Birleşmiş Milletler Şartı’nın ve ihtisas kuruluşlarının kuruluş belgelerinin hükümlerini haleldar edecek şekilde yorumlanamaz.

MADDE 47

Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, tüm halkların doğal zenginlik ve kaynaklarından tam olarak ve özgürce yararlanma ve bunları kullanma konusunda kendiliklerinden sahip bulundukları hakları haleldar edecek şekilde yorumlanamaz.

BÖLÜM VI

MADDE 48

  1. Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler’in ya da onun ihtisas kuruluşlarından herhangi birinin üyesi olan ya da Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’ne Taraf olan bütün Devletlerin, ya da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından bu Sözleşme’ye Taraf olmaya çağrılan herhangi bir başka Devletin imzasına açıktır.
  2. Bu Sözleşme, onaylamaya tabidir. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.
  3. Bu Sözleşme, bu maddenin 1. fıkrasında belirtilen her Devletin katılmasına açıktır.
  4. Katılma, bir katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilmesiyle gerçekleşir.
  5. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, her onaylama ya da katılma belgesinin kendisine iletildiğini, bu Sözleşme’yi imzalamış ya da ona katılmış olan bütün Devletlere bildirecektir.

MADDE 49

  1. Bu Sözleşme, otuzbeşinci onay belgesinin ya da katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne iletilmesi tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
  2. Otuzbeşinci onay belgesinin ya da katılma belgesinin iletilmesinden sonra bu Sözleşme, onaylayan ya da buna katılan her Devlet bakımından, o Devletin kendi onay ya da katılma belgesinin iletilmesinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 50

Bu Sözleşme’nin hükümleri, hiçbir sınırlama ya da istisna olmaksızın Federal Devletlerin bütün kesimleri bakımından geçerli olacaktır.

MADDE 51

  1. Bu Sözleşme’ye Taraf olan her Devlet değişiklik önerebilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne iletebilir. Bunun üzerine Genel Sekreter bütün değişiklik önerilerini bu Sözleşme’ye Taraf Devletlere göndererek, bu önerileri ele almak ve bunlar üzerinde bir oylama yapmak amacıyla bir Taraf Devletler konferansı düzenlenmesinden yana olup olmadıklarını bildirmelerini ister. Taraf Devletlerden en az üçte birinin böyle bir konferans toplanmasını desteklemesi halinde Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler’in gözetimi altında böyle bir konferans toplar. Konferansda hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen herhangi bir değişiklik, onaylanmak üzere Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na sunulur.
  2. Değişikliklerin yürürlüğe girmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca onaylanması ve bu Sözleşme’ye Taraf Devletlerin üçte ikisi tarafından kendi anayasal kurallarına uygun olarak kabul edilmesiyle olur.
  3. Değişiklikler yürürlüğe girdiği zaman, bunları kabul eden Taraf Devletleri bağlar; öteki Taraf Devletler ise bu Sözleşme’nin hükümleri ile ve daha önce kabul etmiş oldukları değişiklikler ile bağlı kalırlar.

MADDE 52

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, 48. Maddenin 5. fıkrasındaki bildirimler dışında, aynı Maddenin 1. fıkrasında belirtilen bütün Devletlere aşağıdakileri bildirmekle yükümlüdür:

(a) 48. Maddede belirtilen imzalar, onaylamalar ve katılmalar;

(b) 49. Madde uyarınca bu Sözleşme’nin yürürlüğe giriş tarihi ve 51. Madde uyarınca bir değişikliğin yürürlüğe giriş tarihi.

MADDE 53

  1. Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinleri aynı derecede geçerli olan bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler arşivinde saklanacaktır.
  2. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme’nin onaylı örneklerini 48. Maddede belirtilen tüm Devletlere gönderecektir.

BİRİNCİ BEYAN

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni.

“Türkiye Cumhuriyeti bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini, BM Yasası (Charter) (özellikle 1. ve 2. maddeler) çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olarak yerine getireceğini beyan eder.”

Text of the Declaration made by the Republic of Turkey upon ratification of the International Covenant on Civil and Political Rights.

“The Republic of Turkey declares that; it will implement its obligations under the Covenant in accordance to the obligations under the Charter of the United Nations (especially Article 1 and 2 thereof).”

İKİNCİ BEYAN

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni.

“Türkiye Cumhuriyeti, bu Sözleşme’nin hükümlerinin yalnızca diplomatik ilişkisi bulunan Taraf Devletlere karşı uygulanacağını beyan eder.”

Text of the declaration made by the Republic of Turkey upon ratification of the International Covenant on Civil and Political Rights.

“The Republic of Turkey declares that it will implement the provisions of this Covenant only to the States with which it has diplomatic relations.”

ÜÇÜNCÜ BEYAN

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan beyanın metni.

“Türkiye Cumhuriyeti, bu Sözleşme’nin ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası’nın ve yasal ve idari düzeninin yürürlükte olduğu ülkesel sınırlar itibarıyla onaylanmış bulunduğunu beyan eder.”

Text of the Declaration made by the Republic of Turkey upon ratification of International Covenant on Civil and Political Rights.

“The Republic of Turkey declares that this Convention is ratified exclusively with regard to the national territory where the Constitution and the legal and administrative order of the Republic of Turkey are applied.”

ÇEKİNCE

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin onayı sırasında Türkiye Cumhuriyeti tarafından Sözleşme’nin 27. maddesi ile ilgili olarak konan çekincenin metni.

“Türkiye Cumhuriyeti, Sözleşme’nin 27. maddesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ve 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Andlaşması ve Ek’lerinin ilgili hükümlerine ve usullerine göre uygulama hakkını saklı tutar.”

Text of the Reservation of the Republic of Turkey upon ratification of the International Covenant on Civil and Political Rights.

“The Republic of Turkey reserves the right to interpret and apply the provisions of Article 27 of the International Covenant on Civil and Political Rights in accordance with the related provisions and rules of the Constitution of the Republic of Turkey and the Treaty of Lausanne of 24 July 1923 and its Appendixes.”

Sözleşmenin TBMM tarafından kabulüne dair metne buradan ulaşabilirsiniz.

Hukuk Eğitimi Alan İngiltere Başbakanları

0

Hukuk Eğitimi Alan İngiltere Başbakanları

Birleşik Krallık(İngiltere) 1721 yılında kurulmuştur. Ülkenin ilk devlet başbakanı Robert Walpole olmuştur. Kuruluşundan 2020 yılına kadar 54 başbakan görev yapmış, bu başbakanlardan 16’sı hukuk eğitimi almıştır. Hukuk Eğitimi Alan İngiltere Başbakanlarının birçoğu Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. Bazı başkanların hukuk eğitimine başlamalarına rağmen eğitimlerini yarım bırakmışlardır. Dünyadaki tüm ülkelerin bir anayasası olmasına karşın İngiltere’nin yazılı bir anayasası bulunmamaktadır.

Başbakan
Görev Yılları
John Stuart
26 Mayıs 1762-8 Nisan 1763
George Grenville
16 Nisan 1763-10 Temmuz 1765
Henry Addington
17 Mart 1801-10 Mayıs 1804
 William Pitt the Younger
10 Mayıs 1804-23 Ocak 1806
Spencer Perceval
4 Ekim 1809 – 11 Mayıs 1812
George Canning
12 Nisan 1827-8 Ağustos 1827
Frederick John Robinson
31 Ağustos 1827 – 21 Ocak 1828
William Lamb
16 Temmuz 1834 – 14 Kasım 1834
18 Nisan 1835-30 Ağustos 1841
Robert Peel
10 Aralık 1834 – 8 Nisan 1835
30 Ağustos 1841-29 Haziran 1846
William Ewart Gladstone
3 Aralık 1868-17 Şubat 1874
23 Nisan 1880-9 Haziran 1885
1 Şubat 1886 – 20 Temmuz 1886
15 Ağustos 1892 – 2 Mart 1894
Robert Gascoyne-Cecil
23 Haziran 1885-28 Ocak 1886
25 Temmuz 1886 – 11 Ağustos 1892
25 Haziran 1895 – 11 Temmuz 1902
Herbert Henry Asquith
8 Nisan 1908-5 Aralık 1916
David Lloyd George
6 Aralık 1916 – 19 Ekim 1922
Clement Attlee
26 Temmuz 1945-26 Ekim 1951
Margaret Thatcher
4 Mayıs 1979-28 Kasım 1990
Tony Blair
2 Mayıs 1997 – 27 Haziran 2007

Hukuk Eğitimi Alan İngiltere Başbakanları

Hukukçu Başbakan Tony Blair ve avukat eşi Cherie Blair

Frederik Willem de Klerk

0

Nobel Barış Ödüllü Hukukçu ve Güney Afrika Apartheid döneminin son Güney Afrika Devlet Başkanı (1961’de ilan edilen cumhuriyetten itibaren sayıldığında de Klerk 9. devlet başkanı) Frederik Willem de Klerk, 18 Mart 1936 tarihinde doğdu. (Ölümü: 11 Kasım 2021)

1954’te Potchefstroom Üniversitesi’nde hukuk ve sosyal bilimler alanında eğitime başladı, 1958 yılında BA ve LLB derecelerini cum laude ile tamamladı. 11 Nisan 1959’da Marike Willemse ile evlendi. (Çift 1996’da boşandı. De Klerk daha sonra 1999’da Elita Georgiades ile evlendi.)

Bir süre bağlı çalışan avukat olarak görev yaptıktan sonra kendi hukuk bürosunu kurdu. Avukatlık mesleğine devam ederken yoğun sivil toplum çalışmalarında ve siyasi faaliyetlerde bulundu.

1972’de, mezun olduğu Potchefstroom Üniversitesi’nden İdare Hukuku profesörlüğü teklifi aldı ancak siyasete girmeye karar verdiği için kabul etmedi. Aynı  yıl parlamentoya girdi. Adalet ve içişleri alanlarında çeşitli komisyonlarda çalıştı.

Hükümette çeşitli bakanlıklar üstlendi. 1978’den itibaren Posta ve Telekomünikasyon ile Sosyal Refah ve Emeklilik, Spor ve Rekreasyon, Maden ve Çevre Planlaması, Mineral ve Enerji İşleri, İçişleri ve Kamu Hizmeti ile Ulusal Eğitim alanlarından sorumlu bakan olarak görev yaptı. Hükümette bulunduğu dönemde yoğun diplomatik temaslarda bulundu.

1981’de, hükümetteki çalışmaları nedeniyle Üstün Hizmet Nişanı ile ödüllendirildi.

Mirası, Eseri ve Ödülleri 

15 Ağustos 1989’da Devlet Başkanı Vekili oldu; 20 Eylül 1989’da Güney Afrika Devlet Başkanı olarak göreve başladı ve 10 Mayıs 1994’e kadar görev yaptı.

Siyasi kariyerinin önemli bölümünde apartheid sistemini savunan Ulusal Parti içinde görev yapan de Klerk, devlet başkanlığı döneminde apartheid’ın sona erdirilmesi ve Güney Afrika’nın demokratik bir sisteme geçişi için yürütülen müzakerelerin başlıca aktörlerinden biri oldu.

1990 yılında kendisine, Stellenbosch Üniversitesi tarafından Fahri Felsefe Doktorası, Potchefstroom Üniversitesi tarafından ise Fahri Hukuk Doktorası tevcih edildi.

Apartheid’in sona erdirilmesindeki rolünden ötürü 1993 yılında Nelson Mandela ile birlikte Nobel Barış ödülünü kazandı. Mandela ile birlikte, apartheid rejiminin barışçıl biçimde sona erdirilmesi ve demokratik Güney Afrika’nın temellerinin atılmasındaki rolleriyle tarihe geçti. 10 Mayıs 1994 – 30 Haziran 1996 tarihlerinde ise Mandela’nın yardımcılığını yaptı.

1994 yılında, oldukça katı kuralları bulunan ve seçkin kişileri kabul eden Amerikan Felsefe Derneği‘ne (The American Philosophical Society ) üye oldu.

6 Haziran 1999’da FW de Klerk Foundation adıyla vakıf kurdu.

Anılarını, hayatını ve siyasi kariyerini, apartheid’in sona ermesini, Nelson Mandela’nın hapisten salıverilmesini ve ülkenin 1994’teki ilk demokratik seçimleri de dahil olmak üzere Güney Afrika’daki değişiklikleri belgeleyerek anlattığı otobiyografisini 1999 yılında “The Last Trek–A New Beginning: The Autobiography” adıyla yayımladı.

11 Kasım 2021 tarihinde, kanser nedeniyle yaşamını yitirdi.

Frederik Willem de Klerk
The Last Trek-A New Beginning: The Autobiography

Frederik de Klerk ve Nelson Mandela bir arada
Frederik de Klerk ve Nelson Mandela bir arada

 

Montrö Boğazlar Sözleşmesi

0

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türk Boğazlarından yabancı gemilerin geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliğini düzenlemektedir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 20 Temmuz 1936 tarihinde; Türkiye Cumhuriyeti ile Avustralya, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Fransa, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Yunanistan arasında, İsviçre kantonu olan Vaud’nun, Vevey bölgesindeki Montreux’da imzalanmıştır.

Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının her iki kıyısı ile Marmara Denizi’ndeki adaların askerden arındırılarak bu bölgeler askeri bir tatbikat veya askeri çalışmalara kapatan ve bu bölgelere yapılacak herhangi bir saldırı halinde Milletler Cemiyeti’ni yetkili kılan 1923 tarihli Lozan Antlaşmasıyla birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçmek üzere imzalanmıştır.

Montreux Boğazlar Sözleşmesinin Kabulüne İlişkin Gazete Haberi

Montrö Boğazlar Sözleşmesi
BOĞAZLAR REJİMİNE İLİŞKİN OLARAK, MONTREUX’DE 20 TEMMUZ 1936 DA İMZALANAN SÖZLEŞME

MAJESTE BULGARLAR KRALI, FRANSA CUMHURIYETI BASKANI, MAJESTE BÜYÜK BRITANYA, IRLANDA VE DENIZLER ÖTESI BRITANYA ÜLKELERI KRALI, HINDISTAN IMPARATORU, MAJESTE ELENLER KRALI, MAJESTE JAPONYA IMPARATORU, MAJESTE ROMANYA KRALI, TÜRKIYE CUMHURIYETI BASKANI, SOVYET SOSYALIST CUMHURIYETLERI BİRLİĞİ MERKEZI YÜRÜTME KOMITESI VE MAJESTE YUGOSLAVYA KRALI;

“Boğazlar” genel deyimiyle belirtilen Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazı’ndan geçişi ve gemilerin-gidiş gelişini (ulaşımı), Lozan’da, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanmış olan Barış Antlaşması’nın 23. maddesiyle saptanmış ilkeyi(1), Türkiye’nin güvenliği ve Karadeniz’de, kıyıdaş Devletlerin güvenliği çerçevesinde koruyacak biçimde, düzenlemek isteğiyle duygulu olarak;

İşbu Sözleşmeyi, 24 Temmuz 1923 de Lozan’da imzalanmış olan Sözleşmenin(2) yerine koymağı kararlaştırmışlar ve Tamyetkili Temsilcilerini aşağıda belirtildiği üzere atamışlardır:

MAJESTE BULGARLAR KRALI:

Doktor Nicolas P.NICOLAEV, Tamyetkili Ortaelçi, Dışişleri ve Mezhepler Bakanlığı Genel Sekreteri;

B.Pierre NEICOV, Tamyetkili Ortaelçi, Dışişleri ve Mezhepler Bakanlığı Siyasal İşler Müdürü.

FRANSA CUMHURİYETİ BASKANI:

B.PAUL-BONCOUR, Senatör, Milletler Cemiyeti’nde Fransa’nın Sürekli Temsilcisi, eski Başbakan, eski Dışişleri Bakanı, Légion d’honneur nişanının Chevalier rütbesi, Savaş Haçı nişanı;

B.HENRI PONSOT, Fransa Cumhuriyeti’nin Ankara’da Olağanüstü ve Tamyetkili Büyükelçisi, Légion d’honneur nişanının Grand Officier rütbesi.

MAJESTE BÜYÜK-BRİTANYA, İRLANDA VE DENİZLER ÖTESİ BRİTANYA ÜLKELERİ KRALI, HİNDİSTAN İMPARATORU:
BÜYÜK BRİTANYA, KUZEY İRLANDA VE BRİTANYA İMPARATORLUĞUNUN BİREYSEL OLARAK MİLLETLER CEMİYETİ’NE ÜYE OLMAYAN BÜTÜN PARÇALARI İÇİN:

Çok Sayın Lord STANLEY, P.C., M.C., M.P., Amirallik Dairesinde Parlamento Üyesi Müsteşar;

AVUSTRALYA COMMONWEALTHI’I İÇİN:

Çok Sayin Stanley Melbroune BRUCE, C.H., M.C., Avustralya Commenwealth’inin Londra’da Yüksek Komiseri.

MAJESTE ELENLER KRALI:

B.Nicolas POLITIS, Yunanistan’ın Paris’de Olağanüstü Temsilcisi ve Tamyetkili Ortaelçisi, eski Dışişleri Bakanı;

B.Raoul BIBICA-ROSETTI, Yunanistan’ın Milletler Cemiyeti’nde Sürekli Temsilcisi.

MAJESTE JAPONYA İMPARATORU:

B.Naotake SATO, Judammi, Doğan-Güney nişanının Büyük-Kordan rütbesi, Paris’de Olağanüstü Temsilci ve Tamyetkili Büyükelçi;

B.Massa-aki HOTTA, Jushii, Doğan-Güney nişanının İkinci Sınıf rütbesi, Bern’de Olağanüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi.

MAJESTE ROMANYA KRALI:

B.Nicolas TITULESCO, Dışişleri Bakanı;

B.Constantin CONTZESCO, Tamyetkili Ortaelçi, Tuna ve Avrupa Uluslararası Komisyonlarında Romanya Temsilcisi;

B.Vespasien PELLA, La Haye’de Olağanüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi,

TÜRKİYE CUMHURİYETİ Başkanı:

Dr.Tevfik Rüştü ARAS, Dışişleri Bakanı, İzmir Milletvekili;

B.Suad DAVAZ, Türkiye Cumhuriyeti’nin Paris’de Olağanüstü ve Tamyetkili Büyükelçisi;

B.Numan MENEMENCIOGLU, Türkiye Büyükelçisi, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri;

B.Asim GÜNDÜZ, Korgeneral, Genelkurmay İkinci Başkanı;

B.Necmeddin SADAK, Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’nde Sürekli Temsilcisi, Sivas Milletvekili, Dışişleri Komisyonu Raportörü.

SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLERİ BİRLİĞİ MERKEZİ YÜRÜTME KOMİTESİ:

B.Maxime LITVINOFF, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Merkezi Yürütme Komitesi Üyesi, Dışişleri Halk Komiseri.

MAJESTE YUGOSLAVYA KRALI:

B.Ivan SOUBBOTITCH, Yugoslavya’nın Milletler Cemiyeti’nde Sürekli Temsilcisi.

BU TEMSİLCİLER, yetki belgelerini gösterdikten ve bu belgeler usulüne uygun ve geçerli kabul edildikten sonra, aşağıdaki hükümetler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Madde 1

Bağıtlı Yüksek Taraflar, Boğazlar’da denizden geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesini kabul ederler ve doğrularlar.

Bu özgürlüğün kullanılışı bundan böyle işbu Sözleşme hükümleriyle düzenlenmiştir.

KESİM I.
TİCARET GEMİLERİ
MADDE 2

Barış zamanında, ticaret gemileri, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, aşağıdaki 3. madde hükümleri saklı kalmak üzere, hiçbir işlem (formalite) olmaksızın, Boğazlar’dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır. Bu gemiler, Boğazlar’ın bir limanına uğramaksızın transit geçerlerken, Türk makamlarınca, alınması işbu Sözleşmesinin I sayılı Ek’inde öngörülen vergilerden ve harçlardan başka, bu gemilerden hiçbir vergi ya da harç alınmayacaktır.

Bu vergilerin ya da harçların alınmasını kolaylaştırmak üzere, Boğazlar’dan geçecek ticaret gemileri, 3. maddede belirtilen istasyonun görevlilerine adlarını, uyrukluklarını, tonajlarını, gidecekleri yer ve nereden geldiklerini bildireceklerdir.

Kılavuzluk ve yemekçilik (römorkörçülük) isteğe bağlı kalmaktadır.

MADDE 3

Ege Denizi’nde ya da Karadeniz’den Boğazlar’a giren her gemi, uluslararası sağlık kuralları çerçevesinde Türk yasalarıyla konulmuş olan sağlık denetimi için, Boğazlar’ın girişine yakın bir sağlık istasyonunda duracaktır. Bu denetim, bir temiz sağlık belgesi (patentesi) ya da işbu maddenin 2. fıkrasındaki hükümlerin kapsamına girmediklerini doğrulayan bir sağlık bildirisi gösteren gemiler için, gündüz ve gece, olabilen en büyük hızla yapılacak ve bu gemiler Boğazlar’dan geçişleri sırasında başka hiçbir duruş zorunda bırakılmayacaklardır.

İçinde veba, kolera, sarı humma, lekeli humma (typhus exanthématique) ya da çiçek hastalığı olayları bulunan ya da yedi günden az bir süre önce bu hastalıklar bulunmuş olan gemilerle, bulaşık bir limandan beş kez yirmi-dört saatten az bir süreden beri ayrılmış olan gemiler, Türk makamlarının gösterebilecekleri sağlık koruma görevlilerini gemiye almak üzere, sağlık istasyonunda duracaklardır. Bu yüzden, hiçbir vergi ya da harç alınmayacaktır; sağlık koruma görevlileri Boğazlar’ın çıkışında bir sağlık istasyonunda gemiden indirileceklerdir.

MADDE 4

Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, ticaret gemileri, bayrak ve yük ne olursa olsun, 2. ve 3. maddelerde öngörülen koşullar içinde Boğazlar’dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) isteğe bağlı kalmaktadır.

MADDE 5

Savaş zamanında, Türkiye savaşansa, Türkiye ile Savaşta olan bir ülkeye bağlı olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir biçimde yardım etmemek koşuluyla, Boğazlar’da geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Bu gemiler Boğazlar’a gündüz girecekler ve geçiş, her seferinde, Türk makamlarınca gösterilecek yoldan yapılacaktır.

MADDE 6

Türkiye’nin kendisini pek yakın bir Savaş tehlikesi tehdidi karsısında sayması durumunda, 2. madde hükümlerinin uygulanması yine de sürdürülecektir; ancak, gemilerin Boğazlar’a gündüz girmeleri ve geçişin, her seferinde, Türk makamlarınca gösterilen yoldan yapılması gerekecektir.

Kılavuzluk, bir durumda, zorunlu kılınabilecek, ancak ücrete bağlı olmayacaktır.

MADDE 7

“Ticaret gemileri” terimi, işbu Sözleşmenin II. Kesiminin kapsamına girmeyen bütün gemilere uygulanır.

KESİM II.
SAVAŞ GEMİLERİ
MADDE 8

İşbu Sözleşme bakımından, Savaş gemilerine ve bu gemilerin nitelikleriyle tonajlarının hesabi için uygulanacak tanımlama, işbu Sözleşmenin II sayılı Ek’inde yer alan tanımlamadır.

MADDE 9

Deniz kuvvetlerinin, sıvı olsun ya da olmasın, yakıt taşımak için özellikle yapılmış olan yardımcı gemileri, 13. maddede belirtilen ön-bildirim koşuluna bağlı tutulmayacaklar ve, Boğazlar’ı tek başlarına geçmek koşuluyla, 14. ve 18. maddeler gereğince tanımlama sınırlamaya bağlı tonajlar hesabına katılmayacaklardır. Bununla birlikte, bu gemilerin, öteki geçiş koşulları bakımından, Savaş gemileriyle bir tutulmaları süregidecektir.

Bir önceki fıkrada belirtilen yardımcı gemiler, öngörülen kural dışılıktan, ancak silahları: yüzer hedeflere karşı en çok 105 milimetre çapında iki toptan, hava hedeflerine karşı en çok 75 milimetre çapında iki silahtan çok değilse yararlanabileceklerdir.

MADDE 10

Barış zamanında, hafif su üstü gemileri, küçük Savaş gemileri ve yardımcı gemiler, ister Karadeniz’e kıyıdaş olan ister olmayan Devletlere bağlı bulunsunlar, bayrakları ne olursa olsun, Boğazlar’a gündüz ve aşağıdaki 13. ve sonraki maddelerde öngörülen koşullar içinde girerlerse, hiçbir vergi ya da harç ödemeksizin, Boğazlar’dan geçiş özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen sınıflara giren gemiler dışında kalan Savaş gemilerinin ancak 11. ve 12. maddelerde öngörülen özel koşullar içinde geçiş hakları olacaktır.

MADDE 11

Karadeniz’e kıyıdaş Devletler, 14. maddenin 1. fıkrasında öngörülen tonajdan yüksek bir tonajda bulunan hattıharp gemilerinin (1) Boğazlar’dan geçirebilirler; şu koşulla ki, bu gemiler Boğazlar’ı ancak tek başlarına ve en çok iki torpido (2) eşliğinde geçerler.

MADDE 12

Karadeniz’e kıyıdaş Devletler, bu deniz dışında yaptırdıkları ya da satın aldıkları denizaltılarını, tezgâha koyuştan ya da satın alıştan Türkiye’ye vaktinde haber verilmişse, deniz üslerine katılmak üzere Boğazlar’dan geçirme hakkına sahip olacaklardır.

Sözü edilen Devletlerin denizaltıları, bu konuda Türkiye’ye ayrıntılı bilgiler vaktinde verilmek koşuluyla, bu deniz dışındaki tezgâhlarda onarılmak üzere de Boğazlar’dan geçebileceklerdir.

Gerek birinci gerek ikinci durumda, denizaltıların gündüz ve su üstünden gitmeleri ve Boğazlar’dan tek başlarına geçmeleri gerekecektir.

MADDE 13

Savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmesi için, Türk Hükümetine diplomasi yoluyla bir ön-bildirimde bulunulması gerekecektir. Bu ön-bildirimin olağan süresi sekiz gün olacaktır; ancak, Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletler için bu sürenin on beş güne çıkartılması istenmeğe değer sayılmaktadır. Bu ön-bildirimde gemilerin gidecekleri yer, adi, tipi, sayısı ile gidiş için ve, gerekirse, dönüş için geçiş tarihleri belirtilecektir. Her tarih değişikliğinin üç günlük bir ön-bildirim konusu olması gerekecektir.

Gidiş için geçişte Boğazlar’a girişin, ilk ön-bildirimde belirtilen tarihten başlayarak beş günlük bir süre içinde yapılması gerekecektir. Bu sürenin bitiminden sonra, ilk ön bildirim için olan ayni koşullar içinde yeni bir ön-bildirimde bulunulması gerekecektir.

Geçiş sırasında, deniz kuvvetinin komutanı, durmak zorunda olmaksızın, Çanakkale Boğazı’nın ve Karadeniz Boğazı’nın girişindeki bir işaret istasyonuna, komutası altında bulunan kuvvetin tam kurulusunu bildirecektir.

MADDE 14

İşbu Sözleşme’nin 11. maddesinde ve III sayılı Ek’inde öngörülen koşullar dışında,

Boğazlar’da transit geçişti bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek (tavan) toplam tonajı 15.000 tonu asmayacaktır.

Bununla birlikte, bir önceki fıkrada belirtilen kuvvetler dokuz gemiden çok gemi içermeyeceklerdir.

Karadeniz’e kıyıdaş olan ya da olmayan Devletlerin, 17. madde hükümleri uyarınca Boğazlar’daki bir limanı ziyaret eden gemileri bu tonaja katılmayacaktır.

Geçiş sırasında bir avaryaya uğramış olan Savaş gemileri de bu tonaja katılmayacaktır; bu gemiler, onarım sırasında, Türkiye’ce yayımlanan özel güvenlik hükümlerine bağlı tutulacaklardır.

MADDE 15

Boğazlar’da transit olarak bulunan Savaş gemileri taşımakta olabilecekleri uçakları (1); hiçbir durumda, kullanamayacaklardır.

MADDE 16

Boğazlar’da transit olarak bulunan Savaş gemileri, avarya (2) ya da geminin teknik yönetimine bağlı olmayan bir aksaklık (3) durumları dışında, geçişleri için gerekli süreden daha uzun süre Boğazlar’dan kalamayacaklardır.

MADDE 17

Yukarıdaki maddelerin hükümleri, herhangi bir tonajda ya da kuruluşta olan bir deniz kuvvetinin, Türk Hükümetinin çağrısı üzerine, Boğazlar’daki bir limana sinirli bir süre için bir nezaket ziyaretinde bulunmasına hiçbir biçimde engel olmayacaktır. Bu kuvvet, 10., 14. ve 18. maddeler hükümleri uyarınca, Boğazlar’dan transit olarak geçmek için istenilen koşullar içinde bulunmuyorsa, Boğazlar’dan, giriş için izlediği yoldan ayrılacaktır.

MADDE 18

Karadeniz kıyıdaşı olmayan Devletlerin barış zamanında bu denizde bulundurabilecekleri toplam tonaj aşağıdaki gibi sınırlandırılmıştır.

a) Aşağıda b) paragrafında öngörülen durum dışında, sözü geçen Devletlerin toplam tonajı 30.000 tonu aşmayacaktır;

b) Herhangi bir anda, Karadeniz’in en güçlü donanmasının (filosunun) tonajı işbu Sözleşmenin imzalanması tarihinde bu denizde en güçlü olan donanmanın (filonun) tonajını en az 10.000 ton asarsa, a) paragrafında belirtilmiş olan 30.000 tonluk toplam tonaj ayni ölçüde ve en çok 45.000 tona varıncaya değin arttırılacaktır. Bu amaçla, kıyıdaş her Devlet, işbu Sözleşmenin IV sayılı Ek’i uyarınca, Türk Hükümetine, her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz tarihlerinde, Karadeniz’deki donanmasının (filosunun) toplam tonajını bildirecektir; Türk Hükümeti de, bu bilgiyi, öteki Bağıtlı Yüksek Taraflara ve Milletler Cemiyeti Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

c) Karadeniz’e kıyıdaş olmayan Devletlerden herhangi birinin bu denizde bulundurabileceği tonaj, yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam tonajın üçte ikisiyle sınırlandırılmış olacaktır.

d) Bununla birlikte, Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç Devlet, bu denize, insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, toplamı hiçbir varsayımda 8.000 tonu aşmaması gerekecek olan bu kuvvetler, işbu Sözleşmenin 13. maddesinde öngörülen ön-bildirime gerek duyulmaksızın, aşağıdaki koşullar içinde Türk Hükümetinden alacakları izin üzerine, Karadeniz’e girebileceklerdir: Yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen toplam tonaj dolmamışsa ve gönderilmesi istenilen kuvvetlerle bu toplam tonaj aşılmayacaksa, Türk Hükümeti, kendisine yapılmış olan istemi aldıktan sonra en kısa süre içinde bu izni verecektir; sözü geçen toplam tonaj daha önce kullanılmış bulunuyorsa ya da gönderilmesi istenilen kuvvetlerle bu toplam tonaj aşılacaksa, Türk Hükümeti, bu izin isteminden, Karadeniz kıyıdaşı Devletleri hemen haberli kılacak ve bu Devletler, haberli kılındıklarından yirmi-dört saat sonra bir karşı görüş öne sürmezlerse, ilgili Devletlere istemlerine ilişkin olarak verdiği kararı en geç kırk-sekiz saat içinde bildirecektir.

[Karadeniz’e] kıyıdaş olmayan Devletler deniz kuvvetlerinin, Karadeniz’e bundan sonraki her girişi ancak yukarıdaki a) ve b) paragraflarında öngörülen kullanılabilir toplam tonajın sınırları içinde yapılacaktır.

2.Karadeniz’de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan Devletlerin Savaş gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır.

MADDE 19

Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, Savaş gemileri 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerde belirtilen koşullarla ayni koşullar içinde, Boğazlar’da tam bir geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Bununla birlikte, savaşan herhangi bir Devletin Savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmesi yasak olacaktır; su kadar ki, işbu Sözleşmenin 25. maddesinin uygulama alanına giren durumlarla, saldırıya uğramış bir Devlete, Milletler Cemiyeti Misakı çerçevesi içinde yapılmış, bu Misak’in 18. maddesi hükümleri uyarınca kütüğe yazılmış (tescil edilmiş) ve yayımlanmış, Türkiye’yi bağlayan bir karşılıklı yardım antlaşması gereğince tanımlama yapılan yardım durumları bunun dışında kalmaktadır.

Yukarıdaki fıkrada öngörülen kuraldışı durumlarda, 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerde belirtilen kısıtlamalar uygulanamayacaktır.

Yukarıdaki 2. fıkrada konulmuş geçiş yasağına karşın, Karadeniz’e kıyıdaş olan ya da olmayan Savaş Devletlere ait olup da bağlama limanlarından ayrılmış bulunan Savaş gemileri, bu limanlara dönebilirler.

Savaşan Devletlerin Savaş gemilerinin Boğazlar’da herhangi bir el koymaya (1) girişmeleri, denetleme (ziyaret) hakki (2) uygulamaları ve başka herhangi bir düşmanca eylemde bulunmaları yasaktır.

MADDE 20

Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, 10. maddeden 18. maddeye kadar olan maddelerin hükümleri uygulanamayacaktır; Savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükümeti tümüyle dilediği gibi davranabilecektir.

MADDE 21

Türkiye kendisini pek yakın bir Savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayarsa, Türkiye’nin, işbu Sözleşmenin 20. maddesi hükümlerini uygulamağa hakki olacaktır.

Yukarıdaki fıkranın Türkiye’ye tanıdığı yetkinin Türkiye’ce kullanılmasından önce Boğazlar’dan geçmiş olan, böylece bağlama limanlarından ayrılmış bulunan Savaş gemileri, bu limanlara dönebileceklerdir. Bununla birlikte, su da kararlaştırılmıştır ki, Türkiye, davranışıyla işbu maddenin uygulanmasına yol açmış olabilecek Devletin gemilerini bu haktan yararlandırmayabilecektir.

Türk Hükümeti, yukarıdaki birinci fıkranın kendisine verdiği yetkiyi kullanırsa, Bağıtlı Yüksek Taraflara ve Milletler Cemiyeti Genel Sekreterine bu konuyla ilgili bir bildiri gönderecektir.

Milletler Cemiyeti Konseyi, üçte iki çoğunlukla, Türkiye’nin böylece almış olduğu önlemlerin hâkli olmadığına karar verirse, ve işbu Sözleşmenin imzacıları Bağıtlı Yüksek Tarafların çoğunluğu da ayni görüşte olursa, Türk Hükümeti, söz konusu önlemlerle, işbu Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca alinmiş olabilecek önlemleri kaldırmayı yükümlenir.

MADDE 22

İçinde veba, kolera, sari humma, lekeli humma (typhus exanthématique) ya da çiçek hastalığı olayları bulunan, ya da yedi günden az bir süre önce bu hastalıklar bulunmuş olan Savaş gemileriyle, bulaşık bir limandan beş kez yirmi dört saatten az bir süreden beri ayrılmış olan Savaş gemileri, Boğazlar’ı karantina altında geçecekler ve Boğazlar’ın bulaştırılmasına hiçbir olanak bırakmamak için gerekli korunma önlemlerini gemideki araçlarla uygulamak zorunda olacaklardır.

KESIM III. UÇAKLAR

MADDE 23.

Sivil Uçakların Akdeniz ile Karadeniz arasında geçişini sağlamak amacıyla, Türk Hükümeti, Boğazlar’ın yasak bölgeleri dışında, bu geçişe ayrılmış hava yollarını gösterecektir; sivil uçaklar, Türk Hükümetine, ara sıra (tarifesiz) yapılan uçuşlar için üç gün öncesinden bir ön-bildirim ile, düzenli (tarifeli) servis uçuşları için geçiş tarihlerini belirten genel bir ön-bildirimde bulunarak, bu yolları kullanabileceklerdir.

Öte yandan, Boğazlar’ın yeniden askerleştirilmiş olmasına bakılmaksızın, Türk Hükümeti, yine de Türkiye’de yürürlükte olan hava ulaşımı yönetim kuralları uyarınca, Avrupa ile Asya arasında Türk ülkesi üzerinden uçmalarına izin verilmiş olan sivil uçaklara, tam bir güvenlik içinde geçmeleri için gerekli kolaylıkları sağlayacaktır. Bir uçuş izninin verilmiş olduğu durumlarda, Boğazlar bölgesinde izlenecek yol belirli dönemlerde gösterilecektir.

KESİM IV.
GENEL HÜKÜMLER
MADDE 24

Boğazlar rejimine ilişkin 24 Temmuz 1923 tarihli Sözleşme tanımlama gereğince kurulmuş olan Uluslararası Komisyonun yetkileri Türk Hükümetine aktarılmıştır.

Türk Hükümeti, 11., 12., 14. ve 18. maddelerin uygulanmasına ilişkin istatistikleri toplamağı ve gerekli bilgileri vermeği yükümlenir.

Türk Hükümeti, işbu Sözleşmenin, Savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişine ilişkin her hükmünün yürütülmesine göz kulak olacaktır.

Türk Hükümeti, yabancı bir deniz kuvvetinin yakında Boğazlar’dan geçeceği kendisine bildirilir bildirilmez, bu kuvvetin kurulusunu, tonajını, Boğazlar’a giriş için öngörülen tarihi ve, gerekirse, olası dönüş tarihini, Bağıtlı Yüksek Tarafların Ankara’daki temsilcilerine bildirecektir.

Türk Hükümeti, Boğazlar’da yabancı Savaş gemilerinin gidiş-gelişini gösteren, ayrıca ticarete ve işbu Sözleşme’de öngörülen deniz ve hava ulaşımına yararlı bütün bilgileri kapsayan yıllık bir raporu Milletler Cemiyeti Genel Sekreterine ve Bağıtlı Yüksek Taraflara sunacaktır.

MADDE 25

İşbu Sözleşmenin hiçbir hükmü, Türkiye için ya da Milletler Cemiyeti’ne üye herhangi bir başka Bağıtlı Yüksek Taraf için, Milletler Cemiyeti Misakından doğan haklara ve yükümlülüklere halel vermemektedir.

KESİM V.
SON HÜKÜMLER
MADDE 26

İşbu Sözleşme olabilen en kısa süre içinde onaylanacaktır.

Onama belgeleri, Paris’te Fransa Cumhuriyeti Hükümetinin arşivlerine konulacaktır.

Japon Hükümeti, onamanın yapılmış olduğu, Paris’deki diplomatik temsilcisi aracılığıyla, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine bildirmekle yetinebilecek ve, bu durumda, onama belgesini olabilen en kısa süre içinde gönderecektir.

Türkiye’nin onama belgesini de içermek üzere, altı onama belgesi sunulur sunulmaz, bir sunuş tutanağı (procès-verbal de dépot) düzenlenecektir. Bundan önceki fıkrada öngörülen bildiri, bu bakımdan, onama belgesi sunusu ile eşdeğerde olacaktır.

İşbu Sözleşme, bu tutmak tarihinden başlayarak yürürlüğe girecektir.

Fransız Hükümeti, bundan önceki fıkrada öngörülen tutanakla, sonradan sunulacak onama belgelerinin sunuş tutanaklarının doğruluğu onaylanmış birer örneğini bütün Bağıtlı Yüksek Taraflara verecektir.

MADDE 27

İşbu Sözleşme, yürürlüğe girişinden başlayarak, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Andlaşmasını imzalamış her Devletin katılmasına açık olacaktır.

Her katılma, diplomasi yoluyla Fransa Cumhuriyeti Hükümetine, onun araciligiyla da, bütün Bagitli Yüksek Taraflara bildirilecektir.

Katılma, Fransız Hükümetine yapılan bildiri tarihinden başlayarak geçerli olacaktır.

MADDE 28

İşbu Sözleşmenin süresi, yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, yirmi yıl olacaktır.

Bununla birlikte, işbu Sözleşmenin 1. maddesinde doğrulanan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesinin sonsuz bir süresi olacaktır.

Sözü edilen yirmi yıllık sürenin bitiminden iki yıl önce, hiçbir Bağıtlı Yüksek Taraf, Fransız Hükümetine Sözleşmeyi sona erdirme ön-bildirimi vermemişse, işbu Sözleşme, bir sona erdirme ön-bildirimin gönderilmesinden başlayarak, iki yil geçinceye kadar yürürlükte kalacaktır. Bu ön-bildirim, Fransız Hükümetince, Bağıtlı Yüksek Taraflara iletilecektir.

İşbu Sözleşme, işbu madde hükümlerine uygun olarak sona erdirilmiş olursa, Bağıtlı Yüksek Taraflar, yeni bir Sözleşmenin hükümlerini saptamak üzere kendilerini bir konferansta temsil ettirmeği kabul etmektedirler.

MADDE 29

İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden başlayarak her beş yıllık dönemin sona ermesinde, Bağıtlı Yüksek Taraflardan her biri, işbu Sözleşmenin bir ya da birkaç hükmünün değiştirilmesini önerme girişiminde bulunabilecektir.

Bağıtlı Yüksek Taraflardan birinci yapılacak değiştirme isteminin kabul edilebilmesi için, bu istem 14. ya da 18. maddelerin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka bir Bağıtlı Yüksek Tarafça; başka herhangi bir maddenin değiştirilmesini amaçlamaktaysa, başka iki Bağıtlı Yüksek Tarafça desteklenmesi gerekir.

Böylece desteklenmiş değişiklik istemi, içinde bulunulan beş yıllık dönemin sona ermesinden üç ay önce, Bagitli Yüksek Taraflardan her birine bildirilecektir. Bu bildiri, önerilen değişikliğin niteliğini ve gerekçesini kapsayacaktır.

Bu öneriler üzerinde diplomasi yoluyla bir sonuca varmak olanağı bulunamazsa, Bağıtlı Yüksek Taraflar, bu konuda toplanacak bir konferansta kendilerini temsil ettireceklerdir.

Bu konferans, ancak oybirliğiyle karar alabilecektir; 14. ve 18. maddelere ilişkin değişiklik durumları bu hükmün dışında kalmaktadır; bu durumlar için Bağıtlı Yüksek Tarafların dörtte üçünden oluşan bir çoğunluk yeterli olacaktır.

Bu çoğunluk, Türkiye’yi de içine alarak Karadeniz kıyıdaşı Bağıtlı Yüksek Tarafların dörtte üçüncü kapsamak üzere hesaplanacaktır.

BU HÜKÜMLERE OLAN İNANÇLA, aşağıda adları yazılı Tamyetkili Temsilciler, işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

MONTREUX’de, yirmi Temmuz bin dokuz yüz otuz altı tarihinde on bir nüsha olarak düzenlenmiştir; bu nüshalardan, Temsilcilerce mühürlenmiş olan birincisi, Fransa Cumhuriyeti Hükümeti arşivlerine konulacak, öteki nüshalar da imzaca Devletlere teslim olunacaktır.

N.P.NICOLAEV
Pierre NEICOV
J.PAUL-BONCOUR
H.PONSOT
STANLEY
S.M.BRUCE
N.POLITIS
Raoul BIBICA-ROSETTI

Aşağıda imzaları bulunan Japonya Temsilcileri, işbu Sözleşme hükümlerinin, Milletler Cemiyeti üyesi olmayan bir Devlet sıfatıyla, Japonya’nın durumunu, gerek Milletler Cemiyeti Misakına göre, gerek bu Misak çerçevesi içinde yapılmış karşılıklı yardım antlaşmalarına göre, hiçbir biçimde değiştirmediğini ve Japonya’nın özellikle 19. ve 25. maddeler hükümleri içinde bu Misak ve bu antlaşmalar konusunda tam bir değerlendirme özgürlüğünü elinde tuttuğunu, Hükümetleri adına bildirirler.

N.SATO
Massa-aki HOTTA
N.TITULESCO
Cons.CONTZESCO
V.V.PELLA
Dr.R.ARAS
Suad DAVAZ
N.MENEMENCIOGLU
Asim GÜNDÜZ
N.SADAK
Maxime LITVINOFF
Dr.I.V.SOUBBOTITCH
EK I
  1. İşbu Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca alınabilecek olan vergiler ve harçlar aşağıdaki çizelgede gösterilenler olacaktır. Türk Hükümetinin bu vergilerde ve harçlarda kabul edebileceği indirimler, bayrak ayirimi gözetilmeksizin uygulanacaktır.

Kütüğe yazılı darasız tonajın

Yapılan hizmetin niteliği (jauge nette, net register tonnage) her bir tonu üzerinden alınacak vergi ya da harçlar tutarı

Altın-Frank(1)

a) Sağlık denetimi …………… 0.075

b) Fenerler, ışıklı şamandıralar ve geçit şamandıraları, ya da başka şamandıralar:

800 tona kadar ………………. 0.42

800 tonun üstünde …………. 0.21

c) Kurtarma hizmeti: Kurtarma sandallarını, palamar taşıyan füze istasyonlarını, sis düdüklerini, radyofarları ve b) paragrafına girmeyen ışıklı şamandıralarla, ayni türden başka döşemeleri (tesisleri) kapsamak üzere … 0.10

  1. İşbu Ek’in, 1. paragrafına ekli çizelgede belirtilen vergiler ve harçlar, Boğazlar’dan bir gidiş-dönüş geçişine uygulanacaktır (başka bir deyimle, Ege Denizi’nden Karadeniz’e bir geçiş ve Ege Denizi’ne doğru dönüş yolculuğu ya da Karadeniz’den Ege Denizi’ne Boğazlar’dan bir geçiş, bunun ardından da Karadeniz’e dönüş); bununla birlikte, bir ticaret gemisi, gidiş yolculuğu için Boğazlar’a girdiği tarihten başlayarak altı aydan çok bir süre sonra, duruma göre, Ege Denizi’ne ya da Karadeniz’e dönmek üzere Boğazlar’dan yeniden geçerse, bu gemi, bayrak ayırımı yapılmaksızın, bu vergileri ve harçları ikinci kez ödemekle yükümlü tutulabilecektir.
  2. Bir ticaret gemisi, gidiş geçişinde, dönmeyeceğini bildirirse, işbu Ek’in birinci paragrafının b) ve c) fıkralarında öngörülen vergiler ve harçlar bakımından yalnız tarifenin yarısını ödemesi gerekecektir.
  3. İşbu Ek’in birinci paragrafına ekli çizelgede tanımlanan ve söz konusu hizmetlerin gerektirdiği giderlerin karşılanmasına ve yedek akçe ya da aşırı olmayan bir döner sermaye fonu elde etmek için gerekli miktardan yüksek olmayacak olan vergiler ve harçlar, ancak işbu Sözleşmenin 29. maddesi hükümleri uygulanarak arttırılabilecek ya da tamamlanabilecektir. Bunlar altın-Frank ya da ödeme tarihindeki kambiyo değerine göre Türk parası olarak ödenecektir.
  4. Ticaret gemileri, Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) gibi isteğe bağlı hizmetler karşılığı vergileri ve harçları, böyle bir hizmet, söz konusu geminin acentesinin ya da kaptanının istemesi üzerine, Türk makamlarınca gereği gibi yerine getirilmişse, ödemek zorunda tutulabileceklerdir. Türk Hükümeti, istege bağlı bu hizmetler için alınacak vergilerin ve harçların tarifesini vakit vakit yayınlayacaktır.
  5. Bu tarifeler, söz konusu hizmetler 5. maddenin uygulanmasıyla zorunlu kılındığı durumlarda arttırılmayacaktır.
EK II 
A.STANDARD SUTAŞIRIMI (MAIMAHREC)
  1. Bir su üstü gemisinin standart sutaşırımı [maimahreci], bütün gemi adamlarıyla, makineleri ve kazanlarıyla, denize açılmağa hazır olan ve -makinelerinin ve kazanlarının beslenmesine özgü yakıtla yedek yakıt dışında- bütün silahlarını ve her türlü cephanesini, döşemelerini [tesisatını], donatımını, gemi adamlarının kumanyasını, tatlı suyunu, çeşitli yiyeceklerini ve Savaş sırasında taşıyacağı her çeşit araç ve gereçlerini ve yedek parçalarını bulunduran, yapımı tamamlanmış bir geminin sutasırımıdır.
  2. Bir denizaltının standart sutasırımı, bütün gemi adamlarıyla, yürütücü makineleriyle, denize açılmağa hazır olan ve -yakıtı, yağlama yağı, tatli suyu ve her çeşit balast suyu dışında- bütün silahlarını, her türlü cephanesini, döşemelerini [tesisatını], donatımını, gemi adamlarının kumanyasını ve Savaş sırasında taşıyacağı çeşitli araç ve gereçleri ve her çeşit yedek parçalarını taşıyan (dalma sarnıçlarının suyu dışında) yapımı tamamlanmış geminin su üstündeki sutaşırımıdır.
  3. “Ton” (tonne) sözcüğü, “metrik ton” (tonnes metriques) teriminde kullanılışı dışında, 1.016 kilogramlık (2.240 litrelik) bir ton anlamına gelmektedir.
B.SINIFLAR
  1. Hattıharp gemileri(3), aşağıdaki iki alt-sınıftan birine giren su üstü Savaş gemileridir:

a) Uçak-gemileri, yardımcı gemiler ya da b) alt-sınıfına giren hattıharp gemileri dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 10.000 tonun (10.160 metrik tonun) üstünde olan ya da 203 milimetre (8 pus) çapından büyük çaplı bir top taşıyan, su üstü gemileri;

b) Uçak-gemileri dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 8.000 tonun (8.128 metrik tonun) üstünde olmayan ve 203 milimetre (8 pus) çapından büyük çaplı bir top taşıyan su üstü Savaş gemileri.

  1. Uçak-gemileri(1), sutaşırımı [maimahreci] ne olursa olsun, başlıca uçak taşımak ve bu uçakları denizde harekete getirmek için yapılmış ya da buna göre düzenlenmiş su üstü Savaş gemileridir. Bir Savaş gemisi başlıca uçak taşımak ve bunları denizde harekete getirmek için yapılmamışsa ya da buna göre düzenlenmemişse, bu gemiye bir inme ya da havalanma güvertesinin konulması, bu geminin, uçak-gemisi sınıfına sokulması sonucunu vermez.
Uçak-gemileri sınıfı iki alt-sınıfa ayrılır; şöylece:

a) Uçakların havalanabilecekleri ya da konabilecekleri bir güverte ile donatılmış olan gemiler;

b) Yukarıda a)paragrafında tanımlanan bir güverteyle donatılmamış olan gemiler.

  1. Hafif su üstü gemileri(2), uçak-gemileri, küçük Savaş gemileri ya da yardımcı gemiler dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 10.000 tonu (10.160 metrik tonu) geçmemek üzere 100 tonun (102 metrik tonun) üstünde olan ve 203 milimetre (8 pus) çapından büyük çaplı top taşımayan su üstü Savaş gemileridir.
Hafif su üstü Savaş gemileri üç alt-sınıfa ayrılır; şöylece:

a) 155 milimetre (6.1 pus) çapından büyük çaplı bir top taşıyan gemiler;

b) 155 milimetre (6.1 pus) çapında büyük çaplı top taşımayan ve standart sutaşırımı [maimahreci] 3.000 tonun (3.048 metrik tonun) üstünde olan gemiler;

c) 155 milimetre (6.1 pus) çapından büyük çaplı top taşımayan ve standart sutaşırımı [maimahreci] 3.000 tonun (3.048 metrik tonun) üstünde olmayan gemiler.

  1. Denizaltılar (3), denizin yüzeyi altında gidip-gelmek üzere yapılmış bütün gemilerdir.
  2. Küçük Savaş gemileri (4), yardımcı gemiler dışında, standart sutaşırımı [maimahreci] 2.000 tonu (2.023 metrik tonu) geçmemek üzere, 100 tondan (102 metrik tondan) büyük olan, ancak aşağıdaki niteliklerden hiçbirini kendilerinde bulundurmayan su üstü Savaş gemilerdir:

a) 155 milimetre (6.1 pus) çapında büyük çaplı bir topla donatılmış olmak;

b) Torpil atmak için yapılmış ya da donatılmış bulunmak;

c) 20 milden çok hız sağlamak üzere yapılmış olmak;

  1. Yardımcı gemiler(1), askeri donanmaya bağlı olup, standart sutaşırımı [maimahreci] 100 tondan (102 metrik tondan) büyük olan, olağanlıkla donanma hizmetinden ya da asker taşıma ya da savaşan gemilerin kullanıldıkları hizmetten başka herhangi bir hizmette kullanılan, savaşan gemi olmak üzere yapılmamış olan ve aşağıdaki niteliklerden hiçbirini kendinde bulundurmayan su üstü gemileridir;

a) 155 milimetre (6.1 pus) çapından büyük çaplı bir topla donatılmış olmak;

b) 76 milimetreden (3 pustan) büyük çapta sekiz toptan çok topla donatılmış olmak;

c) Torpil atmak üzere yapılmış ya da donatılmış olmak;

d) Zırhlı kaplamalarla korunmak üzere yapılmış olmak;

e) 28 mili asan bir hiza erişmek üzere yapılmış olmak;

f) Uçakları denizde harekete geçirmek üzere özellikle yapılmış ya da düzenlenmiş olmak;

g) Uçak fırlatmak için, ikiden çok araçla donatılmış bulunmak.

C. YAŞINI DOLDURMUŞ GEMİLER

Aşağıdaki sınıflara ve alt-sınıflara giren gemiler, yapımlarından başlayarak, aşağıda sayıları gösterilen yıllar geçince, “yaşını doldurmuş”(2) sayılacaklardır:

a) Bir hattıharp gemisi için ………. 26 yıl;

b) Bir uçak gemisi için…………….. 20 yıl;

c) a ve b alt sınıflarından bir hafif su üstü gemisi için:

(i)1 Ocak 1920 den önce kızağa konulmuşsa 16 yıl

(ii)31 Aralık 1919 dan sonra kızağa konulmuşsa………………………………… 20 yıl

d) c alt-sınıfından bir hafif su üstü gemisi için ……………………………… 16 yıl

e)Bir denizaltı için …………………. 13 yıl

EK III

Japon donanmasının aşağıda belirtilen, yaşını doldurmuş üç okul gemisinden ikisinin Boğazlar’daki limanları birlikte ziyaretine izin verilmesi kararlaştırılmıştır.

Bu iki geminin toplam tonajı, bu durumda, 15.000 tona eşdeğerde sayılacaktır.

Asama 20-X-1896 18-III-1899 9.240 IVx200mm

XIIx150mm

Yakumo 1-XI-1898 20-VI-1900 9.010 IVx200mm

XIIx150mm

Iwate 11-X-1898 18-III-1901 9.180 IVx200mm

XIVx150mm.

EK IV
  1. İşbu Sözleşmenin 18. maddesine öngörülen, Karadeniz kıyıdaşı Devletlere bağlı donanmaların toplam tonajı hesabına katılacak gemilerin sınıfları ve alt sınıfları şunlardır:

Hattıharp gemileri:

Alt-sınıf a);

Alt-sınıf b);

Uçak-gemileri:

Alt-sınıf a);

Alt-sınıf b);

Hafif su üstü gemileri:

Alt-sınıf a);

Alt-sınıf b);

Alt-sınıf c);

Denizaltılar:

İşbu Sözleşmenin II sayılı Eki’ndeki tanımlamalara göre.

Tonaj toplamının hesaplanmasında göz önünde tutulması gereken sutaşırımı [maimahreç], III sayılı Ek’de tanımlanan standart sutaşırımıdır. Sözü edilen Ek’te tanımlanmış oldukları biçimde, ancak “yaşını doldurmuş” olmayan gemiler göz önünde tutulacaktır.

  1. 18. maddenin b) fıkrasında öngörülen bildirinin ayrıca işbu Ek’in birinci paragrafında belirtilen sınıflarla alt-sınıflardaki gemilerin tonaj toplamını kapsaması gerekir.

PROTOKOL

Bugünkü tarihli Sözleşmeyi imza ettikleri sırada, asağıda imzaları bulunan Tam yetkili Temsilciler, her biri kendi hükümetlerini bağlamak üzere, aşağıdaki hükümleri kabul ettiklerini bildirirler:

  1. Türkiye, işbu Sözleşmenin Başlangıç (Préambule) kesiminde tanımlandığı biçimde Boğazlar bölgesini hemen yeniden askerileştirebilecektir.
  2. Türk Hükümeti, 15 Ağustos 1936 tarihinden başlayarak işbu Sözleşmede belirlenen rejimi geçici olarak uygulayacaktır.
  3. İşbu Protokol bugünkü tarihten başlayarak geçerli olacaktır.

MONTREUX’de, yirmi Temmuz bin dokuz yüz otuz altı tarihinde düzenlenmiştir.

N.B.NICOLAEV
Pierre NEICOV
J.PAUL-BONCOUR
H.PONSOT
STANLEY
S.M.BRUCE
N.POLITIS
Raoul BIBICA-ROSETTI
N.SATO (ad referendum)
Massa-aki HOTTA (ad referendum)
N.TITULESCO
Cons.CONTZESCO
V.V.PELLA
Dr.R.ARAS
Suad DAVAZ
N.MENEMENCIOGLU
Asim GÜNDÜZ
N.SADAK
Maxime LITVINOFF

Montreux Boğazlar Sözleşmesinin Kabulüne Dair Kanun

Dr.I.V.SOUBBOTITCH
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun

0
calendar sheet May 2017, Saturday and Sunday the weekend of the red color, vector easy to edit

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun, 5837 kanun numarası ile 9 Ağustos 1951 tarihinde mecliste kabul edilmiş, 15 Ağustos 1951’de resmi gazetede yayınlanarak 1 Mart 1952 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun öncesinde çıkan bir gazete haberi

Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kabul edilen ve Türkiye tarafından onaylanan sözleşmeler çerçevesine kabul edilen kanun, İşçi Hakları alanında tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Kanun gereğince, işçilerin hafta sonu tatil günlerinde çalışmaları halinde % 50daha fazla ücret almaları esası getirilmiştir. İşçilerine hafta tatili ve genel tatil günleri ücretini vaktinde ödemeyen veya ödememek için ücretlerde indirime giden işveren veya işveren vekillerine, ödemedikleri hafta tatili ve genel tatil günleri ücretleri miktarının iki katı ceza ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. Kanun ile, 21 Ocak 1924 tarihli Hafta Tatili Hakkında Kanun esaslı değişikliğe uğramıştır.

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun

Madde 1

İ ş Kanununu n uygulanmakta olduğu İşyerlerinde haftanın tatilden evvelki günlerinde devamlı olarak çalışmış olan işçilere çalışılmıyan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın yarım gündelik ücret ödenir.

Madde 2

Birinci maddedeki ücretli hafta tatilin e ha k kazanmak için iş müddetleri il e alâkalı nizamnamelerde kabul edilen günlük iş müddetlerine uygun olarak haftanın altı gününde muntazaman çalışmış olmak şarttır.

Şu kadar ki:

A ) Çalışılmadığı halde kanunen iş müddetinden sayılan zamanlarla günlük ücret ödenen veya ödenmiyen kanuni tatil günleri; evlenme halinde üç güne kadar; ana veya babanın, karı veya kocanın, kardeş veya çocukların ölümü halinde iki güne kadar verilmiş izin müddetleri ile işveren tarafından verilen diğer izinler filen çalışılmış günler gibi hesaba katılır.

B ) Mücbir ve İktisadi bir sebep olmada n işyerindeki çalışmanın haftanın bir veya bir kaç gününde işveren tarafından tatil edilmesi halinde, haftanın çalışılmıyan bu günleri ücretli hafta tatiline hak kazanmak için çalışılması gereken altı günün hesaplanmasında nazara alınır.

C ) Bir işyerinde işin bir haftadan fazla bir müddetle tatil edilmesini gerektiren mücbir sebepler hadis olduğu takdirde İş Kanununun 15inci maddesinin III numaralı bendi mucibince mücbir sebeplerden ötürü çalışılmıyan günler için işçilere ödenen yarım ücret hafta tatili günü için dahi ödenir.

Madde 3

İş Kanununa tabi olan işyerlerinde çalışan İşçilere, 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Kanunu ile bu kanuna ek 3466 sayılı kanunda yazılı bulunan genel tatil günlerinde çalışmadıkları takdirde bir iş karşılığı olmaksızın o güne ait ücretleri yarım olarak, tatil yapmıyarak çalıştıkları takdirde ise çalıştıkları bu günlere ait ücretleri % 50 fazlasiyle ödenir.

Madde 4

Devletin idare ve murakabesi altında bulunan veya Devlet nam ve hesabına işleyipte Millî Savunma ile alâkadar olan müesseselerde Hafta Tatili Kanununun 7nci maddesine göre yılda 15 hafta müddetle hafta tatilinden istisna edilen işçiler de çalıştıkları hafta tatili günü için % 50 nispetinde fazla ücret alırlar.

Madde 5

Hafta Tatili Kanununu n 4, 5 v e 6nci maddeleri gereğince hafta tatili günü çalışan işçilere de hafta arasında verilecek tatil günü için yarım gündelik ücretleri bir iş karşılığı olmaksızın ödenir.

Madde 6

İş kazalariyle meslek hastalıkları ve hastalık ve analık sigortaları kanunları hükümlerine göre İşçi Sigortaları Kurumunca ödenek verilmekte olan sigortalı işçilere, i ş göremezlik süresine dâhil olan hafta tatili günlerine ait ödenekleri aynı ölçülere göre kurum tarafından verilir.

Madde 7

Saat veya parça hesabiyle veya götürü olarak çalışılan işlerde hafta tatili günü için ödenecek ücret, o haftanın altı gününe tekabül edecek ücret yekûnunun on ikide biridir. Hafta, on beş gün veya ay hesabiyle ücret alarak çalışan işçilere hafta tatilleri için ödenecek ücret beher çalışma gününe tekabül eden ücretin yarısıdır.

Madde 8

Aylık ücret alan işçilere hafta tatili günü çalıştıkları takdirde tatil günlerine alt ücretleri ayrıca verilir.

Madde 9

Fazla mesai karşılığı olarak alman ücretler ve primlerle işyerinin asil işçisi olarak normal çalışma saatleri dışında hazırlama, tamamlama, temizleme işlerinde çalışan işçilerin bu işlerden dolayı aldıkları ücretler hafta tatili için verilen ücretlerin hesabında nazara alınmaz.

Madde 10

394 sayılı Hafta Tatili Kanununun 3 üncü maddesiyle adı geçen kanunun şümul sahası dışında bırakılmış olan işlerde çalışanlara bu kanun uygulanmaz. .

Madde 11

İş mukavelelerine bu kanuna aykırı olarak konulacak hükümler bâtıldır.

Madde 12

Bu kanunla işçilere bir hak olarak tanınan hafta tatili ve genel tatil günleri ücretini tamamen veya kısmen ödememek gayesiyle işçilere ödenmekte olan ücretler üzerinde bir indirme yapılamaz.

Bu kanunun hiç bir hükmü, işçilere hafta tatili ve genel tatillerde ücret verilmesi hakkında daha elverişli hak ve menfaatler sağlıyan kanun, mukavele, teamül veya âdetlerden doğan müktesep haklara halel getirmez .

Madde 13

Bu kanun hükümlerine uygun olarak işçilerine hafta tatili ve genel tatil günleri ücretini vaktinde ödemiyen veya ödememek maksadiyle ücretlerde indirme yapan işveren veya işveren vekilleri, ödemedikleri hafta tatili ve genel tatil günleri ücretleri yekûnunun iki misli miktarında ağır para cezasına çarptırılırlar. Bu maddenin tatbiki ile ilgili dâvalar a sulh ceza mahkemelerince bakılır.

Madde 14

Bu kanun 1 Mart 1952 tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 15

Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

10/8/1951

15 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
15 Ağustos - Hukuk Takvimi

15 Ağustos – Hukuk Takvimi

1750 Fransız hukukçu, şair, filozof, devrimci Sylvain Maréchal doğdu. (Ölümü: 18 Ocak 1803) Paris’te hukuk bilimi okudu ve avukat oldu. Ütopik Sosyalizmi geliştirdi ve tarım mülklerinin ortaklaşmasını savundu. İnsanın her türlü kölelikten kurtulması gerektiğini ve dinin, halkın sömürülmesinde araç olarak kullanıldığını ileri sürdü. Maréchal Takvimini yayınlaması, kiliseyi ve din anlayışını eleştirmesi sonucunda hapse mahkûm edildi. Bu takvim, Fransız Devrimi’nde esas alındı. Devrim sonrası 1796’da Gracchus Babeuf’in hareketine katıldı ve cezalandırılmaktan kurtuldu. Kadın hakları ve eşitlik üzerine çalıştı. Baskılardan korunmak için anonim isimlerle yazılar yazdı.
1807 Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet’in (1870-1940) yerleşmesini sağlayan Avukat François Judith Paul Grevy(Jules Grévy) doğdu. (Ölümü: 9 Eylül 1891) Paris Hukuk Fakültesi’ni bitirdi ve avukat 1827’de oldu. 1848 Kurucu Meclisi’nde görev aldı ve 1849’da Ulusal Meclis Başkan Yardımcısı seçildi. Yürütme erkinin zayıf tutulması ve denetlenmesi gerektiği görüşünü savundu, bu görüşünü siyaset yaşamı boyunca hiç değiştirmedi. 1851-1868 arasında devlet görevi almadı. Bu dönemde hukukçu olarak çalıştı; ayrıca cumhuriyetçi etkinliklere katıldı. 1868’de yasama organına seçildi ve hızla liberal muhalefetin önderleri arasına girdi. Paris Komünü’nün sosyalist ayaklanmasına karşı çıktı. 1870’te Yeni Ulusal Meclis’in başkanı (1871-1873) ve Temsilciler Meclisi Başkanı (1876) olarak görev yaptı. Thiers’in Eylül 1877’de ölümünün ardından, Cumhuriyetçi Parti’nin başına geçti. 30 Ocak 1879 ile 2 Aralık 1887 arasında Fransa Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı, görevi sırasındayken de yürütmenin yetkilerinin azaltılmasını ve güçlü parlamentoyu savundu.
François Judith Paul Grevy
 1868 İngiltere’nin hukukçu başbakanlarından olan William Ewart Gladstone‘ın üçüncü görev süresi başladı. Gladstone, Liberal Parti adına 1868’den 1894’e kadar üç dönemde 12 yıl görev yaptı. Oxford’dan mezun oldu. Avukat olmayı planlarken, 1832’de milletvekili seçildi ve siyasete atıldı. Reformculuğu ile ön plana çıktı. 1877-1880 yıllarında Glaslow Üniversitesi(The University of Glasgow) rektörlüğü yaptı. (Bknz: Açılış konuşması)
1882 Hukukçu, gazeteci, yazar, siyasetçi ve fikir adamı Mehmet Celâl Nuri İleri, 15 Ağustos 1882 tarihinde, Çanakkale’nin Gelibolu ilçesinde dünyaya geldi.
   
   
1926

Hukukçu ve Yunanistan Cumhuriyeti’nin 5. Cumhurbaşkanı Konstantinos Stefanopulos, Patras’da dünyaya geldi. Patras Saint Andrew Lisesi’ni bitirdikten sonra Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. 1954-1974 yılları arasında Patras Barosu üyesi olarak avukatlık yaptı. 1958 yılında siyasete atıldı. 1964 yılında milletvekili seçildi. 1981-1985 yılları arasında Meclis Başkanlığı ve Meclis Sekreterliği görevlerini üstlendi. 1974 yılında Yunanistan’ın demokrasiye geçişi sonrası kurulan milli birlik hükûmetinde Ticaret Bakan Yardımcılığı görevini yürüttü. Daha sonra, İçişleri Bakanlığı (1974-76), Sosyal İşler Bakanlığı (1976-77) ve Devlet Bakanlığı (1977-81) yaptı. 1985’te Demokratik Reform Partisi’ni kurdu. 1989 yılında yapılan seçimlerde Atina milletvekili olarak seçildi. 10 Mart 1995 – 12 Mart 2005 arasında cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. 20 Kasım 2016’da Atina ‘da yaşamını yitirdi. 

1935 Kanadalı hukukçu ve siyasetçi Marc-André Bédard dünyaya geldi. Ottawa Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1973’ten 1985 yılına kadar Quebec Ulusal Meclisi’nde delege olarak yer aldı. Quebec hükümetinde Adalet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı görevlerinde bulundu. 25 Kasım 2020’de Chicoutimi’nin Saguenay ilçesinde COVID-19 hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdi. 
1935 Adolf Hitler, Almanlarla Yahudilerin evlilik yapmalarını yasakladı
1935 Montrö Boğazlar Sözleşmesi‘ne ekli protokolün ikinci maddesi belirlenen geçiş rejimi 15 Ağustos 1936 tarihinden başlayarak uygulamaya konuldu. 1923 sözleşmesindeki Boğazların silahsızlandırılmasına ilişkin hükümler kaldırılarak Türkiye’nin egemenlik hakları yeniden sağlandı.
1945
1945

Bangladeş’in 1991-1996 ve 2001-2006 arasında görev yapan ilk kadın başbakanı Begüm Halide Ziya doğdu. Başbakanlığı döneminde yetimlere yönelik hizmet veren yardım kuruluşunun bütçesinden zimmetine para geçirmek suçundan 2018 yılında 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

1947 Hindistan, yaklaşık iki asır süren İngiliz sömürge yönetiminin (Britanya Rajı) ardından 15 Ağustos 1947 tarihinde bağımsızlığına kavuşmuştu. Jawaharlal Nehru, Hindistan’ın ilk Başbakanı oldu. 15 Ağustos Hindistan Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. İlk devlet başkanı Rajendra Prasad’dır.
 
1951 “İşçilere hafta tatili ve genel tatil günlerinde ücret ödenmesi hakkında Kanun” resmi gazetede yayınlandı. Kanun, 9 Ağustos’ta mecliste kabul edilmişti. İş Hukuku alanında önemli bir merhale oldu.
1951

Nâzım Hikmet Ran, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Nazım Hikmet, 29 Mart 1938’de tutuklanmış ve 28 yıl hapis cezası almış, 29 Mart 1950’de avukatı İlhan Emin beye yazdığı mektupla açlık grevine başlayacağının deklare etmişti. Ran, yasal olarak yükümlülüğü olmamasına karşın askere çağrılması üzerine 17 Haziran 1951’de İstanbul’dan ayrılarak Romanya üzerinden Moskova’ya gitmiş ve bir daha Türkiye’ye dönememişti. 25 Temmuz 1951 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı. Karar 15 Ağustos 1951 tarihli Resmi Gazetede yayınlandı.

Nazım Hikmet, açlık Grevine devam ediyor

(Karar Sayısı-1301: Pasaportsuz olarak İstanbul’dan Romanya’ya kaçan ve oradan da Moskova’ya ‘giderek hava alanında memleketi aleyhinde beyanatta bulunduğu ve ımütaakiben radyo yayınlarında Türkiye’nin Hükümet şekli ve Hükümeti idare edenler aleyhinde geniş propaganda kampanyasına girişerek komünizmi yaymak maksadını güden neşriyatiyle Sovyet Hükümetinin verdiği hizmeti ifa etmekte olan m’âruf komünist Nâzım Hikmet Ran’ın kendisine bu hizmeti terketmesi hususunda yapılacak tebligatın da bir fayla vermiyeceği mülâhaza edildiğinden Türk vatandaşlığından çıkarılması; İçişleri Bakanlığının 25/7/1951 tarihli ve 40945 sayılı yazısı üzerine, 1312 sayılı kanunun 10 uncu maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 25/7/1951 tarihinde kararlaştırılmıştır.” 

1953 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanunu yürürlüğe girdi. .
1956 Van, Özalp’te 1943 yılında Sefo Deresi’nde, 33 köylünün kurşuna dizilerek öldürülmesi olayına istinaden, İsmet İnönü hakkında Meclis soruşturması açılması talep edildi. Aynı olayla ilgili Orgeneral Mustafa Muğlalı, 2 Mart 1950’de ölüm cezasına çarptırıldı. Askeri Yargıtay, “ilerleyen yaşı ve hafifletici nedenlerden ötürü” hükmü değiştirerek cezasını 20 yıl hapse çevirdi. .
1960 Kongo Cumhuriyeti, Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti. 15 Ağustos bağımsızlık günü olarak kutlanmaktadır.
1975 Bangladeş’in ilk Başbakanı ve Devlet Başkanı, Şeyh Muciburrahman (Bangabandhu Şeyh Mucibur Rahman) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Mart 1920)
1989 Nobel Barış Ödüllü Hukukçu Frederik Willem de Klerk 15 Ağustos 1989’da Devlet Başkanı Vekili oldu. 20 Eylül 1989’da Güney Afrika Devlet Başkanı olarak göreve başladı ve 10 Mayıs 1994’e kadar görev yaptı.
   
   
1991 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılarından Nuri Ok 15 Ağustos 1991’de Yargıtay Üyeliğine seçildi
1993

Filozof Macit Gökberk yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1908, Selanik) Felsefe dilinin yalınlaşması, terim karmaşasının giderilmesi ve kavramların sınırlanması alanlarında önemli çalışmalarda bulundu. Kant ile Herder’in Tarih Anlayışları, Felsefe Tarihi, Felsefenin Evrimi ve Değişen Dünya Değişen Dil isimli eserleri bulunmakta ve Türkiye Felsefe Kurumu tarafından anısına Macit Gökberk Felsefe Ödülü verilmektedir.

Macit Gökberk
2010 Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi tarafından “İstanbul Kadın – Kadın İstanbul Projesi” başlatıldı.
2013

Ünlü Fransız avukat Jacques Vergès yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1925) 

2019 İtalyan hukukçu, senatör ve belediye başkanı Antonio Rastrelli yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1927)
2000

Türkiye Cumhuriyeti, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Ek Protokolleri ile “Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesini imzaladı. Sözleşme’nin resmi Türkçe çevirisi, 21 Temmuz 2003 sayılı ve 25175 sayılı Resmi Gazete’de yayınlandı. Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 16 Aralık 1966 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 19 Aralık 1966 tarihinde imzaya açılmış ve 28 Mart 1979 tarihinde yürürlüğe girmişti. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi ise 16 Aralık 1966 tarihinde kabul edilmiş ve3 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe girmişti.

2020 Hint sosyal hizmetler görevlisi ve insan hakları aktivisti Vimala Devi Sharma yaşamını yitirdi. Doğumu: 1927)
2021
Afganistan’daki Taliban Şeriat Yönetimi, ABD’nin çekilmesi ve Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin ülkeyi terk etmesi üzerine 15 Ağustos 2021 tarihinde başkent Kabil’i ele geçirerek yeniden yönetimi devraldı. Taliban, Eylül 1996‘da ülkenin kontrolünü ilk kez ele geçirmiş ve 2001 yılına kadar iktidarda kalmıştı.
2024 CHP, 5199 sayılı HAYVANLARI KORUMA KANUNU’nda değişiklikler yapan ve kamuoyundan büyük tepki alan7332 sayılı Kanunun iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) 182 sayfalık bir dilekçeyle başvurdu. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, yapılan başvuru sonrası “AYM’nin yasayı tüm hükümleriyle beraber iptal etmeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
   
2025
  • Gazeteci Nedim Şener, Avukat Mücahit Birinci’nin14.08.2025 tarihinde kişisel X hesabından yapmış olduğu hakaretlerden ötürü suç duyurusunda bulundu.
  • İBB soruşturması kapsamında tutuklu bulunan iş insanı Murat Kapki’ye ‘yalan ifade’ ve 2 milyon dolar karşılığında tahliye sözü verdiği öne sürülen avukat Mücahit Birinci, Çağlayan Adliyesi’ne giderek Kapki ve söz konusu iddiayı gündeme getiren CHP lideri Özgür Özel’den şikayetçi oldu.
  • Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Artvin’in “Sigarasız şehir” olarak pilot proje kapsamında seçildiğini açıkladı.
  • Osmaniye’de eşi Mehmet Yörük’ü zehirleyip öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan, yargılama sürecinde adli kontrol şartıyla tahliye edilen Sebile Yörük hakkında yeniden yakalama kararı çıkarıldı.
  • İstanbul’da ‘rüşvet vermeye aracılık etme’ suçundan tutuklanan avukat Rezan Epözdemir, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesindeki Karatepe Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edildi.
  • İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 73 ilde son iki haftadır düzenlenen uyuşturucu madde satıcılarına yönelik operasyonlarda, 1695 şüphelinin yakalandığını bildirdi. Yerlikaya, operasyonlarda 479 kilogram uyuşturucu madde ile 783 bin 80 uyuşturucu hap ele geçirildiğini aktardı.
  • Avcılar’da eşyaları ev sahibi tarafından sokağa çıkarılan Gülse Ustaoğlu (69), İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından geçici olarak otele yerleştirildi. Ustaoğlu’nun eşyaları ise emanete alındı.
  • Rize’de mal sahibi ile kiracı arasında çıkan silahlı kavgada 3’ü ağır olmak üzere 4 kişi yaralandı.
  • İzmir’de boşanma aşamasındaki eşi Gözde Madi’yi öldüren Serdar Karamus, haksız tahrik indirimi uygulanmadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, kararı emsal ve caydırıcı buldu.
  • Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in de aralarında bulunduğu 44 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gözaltı kararının İBB bünyesindeki bazı şirketlere dönük soruşturma kapsamında alındığını açıkladı.
  • Rusya’da tutuklu bulunan Beratcan Özdemir isimli kişinin liderliğindeki İstanbul’da, “Daltonlar” olarak bilinen suç örgütüne yönelik soruşturma tamamlandı, 105 şüpheli hakkında iddianame hazırlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan 1676 sayfalık iddianamede, 2 kişi “maktul”, 1 kişi “mağdur”, 78 kişi “müşteki” yer alırken 69’u tutuklu, 9’u firari 105 kişi ise “şüpheli” olarak yer aldı.
2026
  • Gaziantep’te işitme ve konuşma engelli genç kıza cinsel istismar iddiasıyla yakalanan 5 şüpheli, sevk edildiği adli makamlarca ’nitelikli cinsel istismar’ ve ’kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından tutuklandı.
  • Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kamuoyunda yeni nesil suç örgütleri olarak adlandırılan “Daltonlar” ve “Baygaralar” adına hareket ettiği tespit edilen 10 şüpheliden 7’sinin tutuklandığını, “adli süreçteki çocukların” içinde bulunduğu 3 şüphelinin ise “adli kontrol hükümleri” uygulanarak serbest bırakıldığını açıkladı.
  • İstanbul’da sahte altın üretildiği iddiasıyla NZP Gold isimli şirkete yönelik yürütülen soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamede, yedi tutuklu sanık hakkında 73 yıla kadar hapis cezası talep edildi.
  • Sultngazi Belediyesi CHP Meclis Üyesi avukat Hülya Şimşek, ‘Şapkalılar’ suç örgütü tarafından tehdit edilen bir kişiden para talep edilmesi olayının azmettiricisi olduğu iddiasıyla tutuklandı.
  • Adalet Bakanı Akın Gürlek, 1 Temmuz’dan beri ‘Camgözler’ örgütünün lideri de dahil, 12 ülkeden 48 şahsın ülkemize iade edildiğini açıkladı.

 

Erdal Eren İdam Kararı

0

Erdal Eren hakkındaki idam kararı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 19 Mart 1980 tarihinde  verilmiştir. Yerel mahkemenin bu kararı Askeri Yargıtay Daireler Kurulu tarafından 20 Kasım 1980 tarih ve 1980/111 Esas, 1980/111 Karar sayılı ilam ile onanmıştır.

 İdam cezasının sebebi 2 Şubat 1980 tarihinde öldürülen Ankara Merkez Komutanlığı İnzibat erlerinden Zekeriya Önge’nin katili olduğu iddiasıdır. İlk duruşması 13 Şubat’ta gerçekleşen yargılamada üç celsede karar verilmiştir. 

İdam kararı Askerî Yargıtay 3. Dairesi tarafından önce usul yönünden, daha sonra ise esastan bozulmuş, nihai kararı Askeri Yargıtay Daireler Kurulu vermiştir. Askeri Yargıtay 3. Daire, Erdal Eren hakkında verilen ölüm cezası kararını TCK‘nın 59. maddesine göre hafifletici sebeplerle hapis cezası uygulanmadığı gerekçesiyle bozmuş ancak bu karara daha sonra itiraz edilmiş ve karar Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nca onanmıştır. 

Ölüm cezası Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nca tekrar onanan Erdal Eren’in avukatları Eren’in isnat edilen suçun gerçek suçlusu olmadığı ve yargılamanın usulsüz yapıldığı gerekçesiyle kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuşsa da nihai hüküm değişmemiştir.

Temyiz kararında sadece bir yargıcın muhalif oyu bulunmaktadır.

12 Eylül Darbe rejimi tarafından kabul edilen 12 Aralık 1980 tarihli ve 2360 sayılı Kanun ile idam cezasının infazına karar verilmiştir. Kanun, Kenan Evren başkanlığındaki Millî Güvenlik Konseyi tarafından çıkarılmıştır.

Erdal Eren, suç işlediğinde 18 yaşından küçük olduğunun avukatı tarafından iddia edilmesine rağmen itirazlar dinlenmemiş, 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde(Ulucanlar) asılarak infaz edilmiştir. Suçu işlediği tarihte reşit olup olmadığı konusu halen tartışılmaya devam etmektedir.  Ancak mahkeme kararında ve gerekçede Eren’in yaşına dair bir tartışma bulunmamaktadır.

Kararı veren Askeri Mahkemeler ve Askeri Yargıtay kapatılmış, yetkileri sivil mahkemelere ve Yargıtay‘a devredilmiştir.

 

İNFAZA DAİR KANUN /  ERDAL EREN 

Resmî Gazete Sayı 17188 / Kanun No. 2360 / Kabul Tarihi: 12/12/1980

 Madde 1

Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 20 Kasım 1980 tarih ve 1980/111 Esas, 1980/111 Karar sayılı ilamıyla kesinleşen, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesinin, 19/3/1980 tarih, 1980/1292 Esas, 1980/83 Karar sayılı hükmü ile Türk Ceza Kanununun 450/9 maddesi uyarınca ölüm cezasına mahkûm edilmiş bulunan, sicilli nüfusta Giresun İli, Şebinkarahisar Ta Mahallesi Hane 182, Cilt 4/B, Sayfa 10’da kayıtlı Ahmet oğlu, Berire Şadan’dan olma 25.9.1961 Şebinkarahisar doğumlu Erdal Eren hakkındaki ölüm cezası yerine getirilir.

Madde 2

Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 3

Bu Kanunu Adalet Bakanı yürütür. 12/12/1980

 ERDAL EREN HAKKINDAKİ YEREL MAHKEME’NİN İDAM KARARI

 T.C. SIKIYÖNETİM KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ / ANKARA
SAYI :1980/100 ESAS: 1980/1292 KARAR: 1980/83


19 Mart 1980

GEREKÇELİ HÜKÜM

Türk Milleti adına yargılama yapıp karar vermeye yetkili ve görevli Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi:

Başkan: Top. Alb. Turan FIRATGİL

ÜYE: Hak. Kd. Bnb. Vural ÖZENİRLER

ÜYE : Hak. Bnb. İ. Uğur YILMAZ

İDDİA MAKAMI : Hak. Yzb. Yavuz YALÇIN

TUTANAK KÂTİBİ : Hv. Başçvş. Cihan CÜLCÜLOĞLU

SUÇ : Adam öldürmek (Kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin maksadıyla) 136 sayılı kanuna muhalefet, 171 ve 1402 sayılı yasaya aykırılık

SUÇ TARİHİ : 2 Şubat 1980

SANIK : Erdal EREN, Ahmet oğlu 25.9.1961 D.lu Giresun Şebinkarahisar kazası Taş mahallesi Hane no: 132 de nüfusa kayıtlı. Ankara Dikmen Karşıyaka Sokak 74/l2de oturur. Ankara Yapı Meslek Lisesi 2. sınıfta 395 No.lu öğrenci. Sabıkasız Yüklenen suçtan Özel Askeri Ceza ve Tutukevinde tutuklu.

MAKTUL : ZEKERİYA ÖNGE, Aziz oğlu 1959 D.lu Giresun Alucra kazası Kurukol köyünde nüf. Kayıtlı. Ankara Merkez Komutanlığı İnzibat erlerinden.

Yukarıda yüklenen suçları ve açık kimliği yazılı sanık Erdal EREN hakkında 19.3.1980 günü yapılan açık ve yüze karşı duruşmada tarafların iddia ve savunmaları öne sürülen ve elde edilen delillerin değerlendirilmesi sonunda hâsıl olan vicdani kanı ile aşağıda yazılı
gerekçeli karara varıldı.

NETİCE VE HÜKÜM:

Yukarıda etraflıca izah edildiği gibi:

26 Aralık 1978 tarihinde Anayasa’nın 124 üncü maddesindeki koşulların varlığı nedeniyle ülkemizin muhtelif illerinde ilan edilmiş bulunan Sıkıyönetimin 1402 sayılı yasa gereği olarak Sıkıyönetim ilan edilen illerden biri olan ANKARA ilinde Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi kurulmuştur.

Mahkememiz çeşitli yasadışı eylem ve ideolojik görüş içerisindeki kişilere göre etiketlendirilen bir kuruluş olmayıp Anayasa, kanun, hukuka ve vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yetkili, görevlerine de bağımsız kişilerden oluşmuş, Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan yargılama kuruluşudur.

Türk Milleti kendisi için devlet şeklini ve niteliklerini belirleyen Anayasamızı kabul etmiş olup bunun bütünlüğü doğrultusunda ve belirlenen genel koşullarına uygun insanca yaşama, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimini sağlama amacına yönelik uğraş içerisinde bir toplumdur. Mahkememiz insan sevgisine ve doğal olan yaşama hakkına yer vermeyen insanların: Bunun dışında bazı kutsal değerlerin savunuculuğunu da yapamayacağının keza hiçbir görüş ve düşünce içerisinde dahi insanın doğal olan yaşama hakkının elinden alınmasına izin veren ilkenin bulunmadığının bilincindedir.

Bu durumlar içerisinde yargılamasını sürdüren Mahkememiz hakkında kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin maksadıyla adam öldürmek, ruhsatsız silah taşımak, 171 sayılı kanuna muhalefet ve Sıkıyönetim Komutanlığı emirlerine aykırı davranmak suçlarından dolayı kamu davası açılan sanık Erdal EREN hakkında yapılan yargılama sonunda Anayasa ve yasalarımızın gereği herhangi bir kişi veya da kuruluştan emir ve direktif almaksızın delillerin değerlendirilmesi ve oluşan vicdani kanı ile; Türk Ulusunun asırlar boyunca varlığını, bağımsızlığını ve bütünlüğünü sağlayıp bugünlere getiren, ulusal kurtuluş savaşında çeşitli
cephelerde emperyalist ordularına karşı savaşıp kesin zafer kazanan ve Cumhuriyetimizi kuran, savaş zamanı cephede, barış zamanı iç tehlikelerin baş göstermesi halinde Ülke ve Millet bütünlüğünü korumada, doğal afet günlerinde halkının acı ve yaralarının sarılmasında canını ve kanını, gücünü ve kuvvetini, feragat ve fedakârlığını esirgemeyen devlet, millet, ülkü, hürriyet, onur ve ödev gibi kutsal duygularla dopdolu olarak emir ve komuta zinciri içerisinde yer almış öz ve öz ulusunun evlatlarından oluşmuş şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerinin içerisinde yer almış ve alacak milyonlardan biri olan Mehmetçiklerden inzibat eri Zekeriya ÖNGE’nin olay günü olan 2 Şubat 1980 günü saat 16.30 sıralarında ülkemizde ilan edilmiş bulunan Vatan ve Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren veya Anayasanın tanıdığı Hür Demokratik düzeni temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelen yaygın şiddet hareketleri hakkında kesin belirtilerinin ortaya çıkması nedenlerine dayalı Sıkıyönetimin bir icraatı olarak Ankara Yukarı Ayrancı Hoşdere Caddesinde yasadışı yapılan, içerisinde 1000 dolayında kişinin bulunduğu toplantı ve gösteri yürüyüşüne Atğm. Ömer KILIÇ komutasındaki MERİÇ 21 Timinde müdahalede bulunmak üzere görev aldığı, anılan Timin olaya yasal ve insancıl biçimde müdahale edip toplantıya katılanlardan 20-30 kişilik bir grubu haklarında yasal cezai kovuşturmaya tabi tutulmak üzere çembere alıp yakaladılar keza aynı toplantıya ruhsatsız taşıdığı silahı ile gelen sanık Erdal EREN’in kendisinin de yakalanma olasılığı belirdiğinde, gerek cezadan kurtulmasını temin maksadıyla taşıdığı ruhsatsız 7,65 çaplı Çekoslovak yapısı CESKA VİZOR marka tabancasını çekip timde görevlileri hedef gözeterek 3 el ateş ettiği, anılan kurşunlardan arkası dönük bulunan inzibat eri Zekeriya ÖNGE’nin sırt hafif yukarı seyir takibi ile kalbini delip vücudu terk etmeksizin sol meme altı ve derinin iç kısmında kaldı. İnzibat eri Zekeriya ÖNGE’nin kurşunla kalbinin delinmesi sonucu aşırı kan kaybına dayalı ani ölümle şehit olduğu, böylece sanık Erdal EREN’in yüklenen suçu işlediği anlaşıldığından;

Eylemine uyan TCK’ nun 450/9 maddesi gereğince; ÖLÜM CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

Sanık Erdal EREN’in ruhsatsız silah taşımak suçu da sabit görüldüğünden eylemine uyan 6136  sayılı kanunun 13. maddesi gereğince BİR YIL SÜRE HAPİS VE ÜÇBİN LİRA AĞIR PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

Sıkıyönetim Askeri savcılık 1980/65 Emanet Eşya makbuzu deposunda kayıtlı sanığa ait tabanca ve eklerinin TCK’ nun 36. Maddesi gereğince ZORALIMINA,

Fiilde ve failde takdire dayalı hafifletici bir neden görülmediğinden TCK’nun 59. maddesinin uygulanmasına ilişkin sanık vekilinin isteminin REDDİNE, Sanığın TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA,

Sanık hakkında açılan 171 sayılı kanuna muhalefet ve Sıkıyönetim komutanlığı emirlerine aykırı davranmak suçlarından dolayı diğer suçları ile birlikte hükme varılmasında hukuki yarar görülmediğinden 353 sayılı kanunun 137. maddesi uyarınca bu davaların tefriki ile yeni bir esas numara üzerinden ayrı bir dava olarak görülüp hükme varılmasına, Temyiz yolu kendiliğinden açık olmak üzere oybirliği ile karar verilmiş işbu karar iddia makamında As. Savcı Hak. Yzb. Yavuz YALÇIN, tutanakta Hv. Bşçvş. Cihan CÜLCÜLOĞLU hazır oldukları halde sanık Erdal EREN’in ve vekili Av. Nihat TOKTAY’ın YÜZLERİNE KARŞI açıkça ve usulen tefhim kılınıp kanun yol ve süresi anlatıldı. 19.3,1980

BAŞKAN Top. Alb. Turan FIRATGİL (1954-49)HÂKİMİ Hak. Kd. BNB. Vural ÖZDEMİRLER (1963-2)
HAK. ÜYE Hak. Bnb. İlhami Uğur YILMAZ (1964-2)

 

TEMYİZ AŞAMASI 

ERDAL EREN HAKKINDA YEREL MAHKEMENİN VERMİŞ OLDUĞU KARARIN ONANMASI  
ASKERİ YARGITAY DAİRELER KURULU KARARI / Esas No: 1980/111 Karar No:1980/111

Milleti adına adalet dağıtan Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, Askeri Yargıtay Kanununun 6/2 maddesi gereğince:

Bşk. Hak. Tuğa. Yusuf Eryılmaz

Üye Hak. Alb. Hüsamettin Yavuzel

Üye Hak. Alb. Hikmet Tavukçuoğlu

Üye Hak. Alb. Akdemir Akmut

Üye Hak. Alb. Hakkı Erkan

Üye Hak. Alb. Keramettin Çelebi

Üye Hak. Alb. Yaşar Saraç

Üye Hak. Alb. Erdoğan Başekim

Üye Hak. Alb. Faruk Marşan

Üye Hak. Alb. Necati Akagündüz

Üye Hak. Alb. Said Danak

Üye Hak. Alb. Hasan Çelikkale

Üye Hak. Alb. Besim Doğuşlu

Üyelerden müteşekkil olarak Ankara’da Askeri Yargıtay‘ın mahsus salonunda toplandı.

Üye Hak. Alb. A. Akmut dinlendi.

Sanık Erdal EREN’in, HALKIN KURTULUŞU isimli yasa dışı aşırı sol örgüt tarafından 02.02.1980 günü düzenlenen korsan mitinge, ruhsatsız tabancasını ve ayrıca içinde 7 adet mermi bulunan yedek şarjörünü de yanına alarak iştirak ettiği ve bu arada; kanunsuz olarak yapılan bu mitingi dağıtmak ve iştirak edenleri yakalamak isteyen görevli askeri inzibat timine mensup er Zekeriya ÖNGE’yi (kendisinin ve arkadaşlarının cezadan kurtulmasını temin maksadıyla öldürdüğü) hususunda herhangi bir tereddüt mevcut olmayıp, Askeri Yargıtay Başsavcılığının itirazı, yalnızca Askeri Yargıtay 3’üncü Dairesinin, TCK’nun 59. maddesine ilişkin uygulama yönünden vaki bozma kararına yönelik bulunduğundan bu husus inceleme ve karar konusu yapılmıştır:

Mahal mahkemesi, TCK’nun 59. maddesinin uygulanması taleplerini; Sanık Erdal EREN’in, gerçekleştirdiği eylem içerisindeki durumunda herhangi bir hafifletici sebep görülmediği;

Olaydan pişmanlık duyduğuna dair beyanın, savunması muvacehesinde samimi olmadığı ve dolayısıyla, fiil ve fail yönünden mahkeme kurulunca sanık lehine hafifletici bir sebep tespit edilmediği; şeklindeki gerekçelerle ret etmiştir.

Sanık Erdal EREN’in, HALKIN KURTULUŞU isimli yasadışı örgüt tarafından düzenlenen korsan mitinge silahlanarak gitmesi ve bu kanunsuz mitingi dağıtarak suçluları yakalamaktan ibaret görevini yapan ve kendisine durmasını ihtar eden bir ere ateş ederek onu öldürmesi şeklinde oluşan olayın vahameti açıktır.

Sanık Erdal EREN’in yasa dışı örgütün talimatına uyarak korsan mitinge iştirak ederken, yanına ruhsatsız tabancasını dolu olarak aldıktan başka, içinde 7 adet mermi bulunan yedek şarjörünü de almış olması, daha başlangıçtan beri taşıdığı kastı ifade etmektedir.

Bu itibarla, mahal mahkemesinin fiil ve fail yönünden, hafifletici sebep bulunmadığı yolundaki gerekçesi ret edilemez.

Sanık Erdal EREN ifadelerinde (Ben özellikle askerlere ateş etmek amacıyla tabancayı yanıma almamıştım) (Heyecan ve paniğe kapılarak askerlere doğru ateş ettim) (Er Zekeriya ÖNGE’nin ölümüne sebep olduğum için pişmanlık duymaktayım) dediği ve yazılı savunmasında (Benim bu şartlar içinde bir eri öldürmek siyasi inancıma da terstir. Kaldı ki, eğer isteyerek öldürmüş olsaydım bu öldürme olaylarını sürdürecek durumdaydım) demiş olduğu görülmektedir.

Mahal mahkemesi, sanığın pişmanlık ifade eden bu beyanlarının samimi olmadığını, savunması ile çeliştiği görüşündedir.

12 Eylül’de tek tip giysiyi reddeden tutukluların mahkeme protestosu Askeri Yargıtay 3’üncü Dairesinin bozma kararında ise, sanığın savunmasındaki sözlerin (aslında yasalara uygun olarak yapılan, fakat süratli olması nedeniyle kendisinin korku, kuşku ve endişelenmesine neden olan yargılama yöntemine ilişkin sözlerin, olaydan duyulan üzüntü ve pişmanlığın ret ve inkârı anlamına gelmediği) şeklinde bir yoruma gidilmiştir.

Başsavcılığın itiraz gerekçesinde de belirtildiği üzere, yapılan yargılama usul kanunlarına uygundur.

Uzun talikler verilerek, duruşmalar sürüncemede bırakılarak yapılan yargılama değil, savunma hakkına riayet olunarak seri şekilde yapılan yargılama usul kanunlarına uygundur.

3’üncü Dairenin son bozma kararı bu konuda: (Aslında yasalara uygun olarak yapılan, fakat süratli olması nedeniyle kendisinin korku, kuşku ve endişelerine neden olan Yargılama Yöntemine ilişkin sözlerin…) denilmek suretiyle, uygulanan yargılamanın kanuna uygunluğu kabul edildiği halde ve sanık tarafından sarf edilen sözlerin ifade ettikleri anlam açık iken, bu sözlerin (Olaydan duyulan üzüntü ve pişmanlığın ret ve inkârı anlamına gelmediğini) kabul etmek, bir yönüyle çelişkili olacaktır.

Zira sanık, 04.01.1980 tarihli ifadesinde (eylemin yapılacağı gün tabancayı dışarıdan herhangi bir saldırıya karşı kullanmak maksadıyla ve can emniyeti için yanıma almıştım) demekte ise de, yasa dışı bir örgüt tarafından düzenlenen yasa dışı bir korsan mitinge iştirak eden bir kimsenin karşılaşacağı engel (güvenlik kuvvetleri) olduğuna göre, dolu bir tabancanın ve ayrıca 7 mermi sürülü yedek bir şarjörün (saldırıya karşı ve can emniyeti için) taşıdığını kabul etmek mantıki değildir. Kaldı ki, sanık dava dosyasının 37. sırasında bulunan başka bir ifadesinde: (Şahsi görüşüm ve bu güne kadar öğrendiklerimden, ülkemizde devrim yapılabilmesi, yani var olan iktidarı, işçilerin ve köylülerin katılması ile halk savaşı sonucu silahla devirmek suretiyle sosyalizm rejimini getirmektir. Ben de bu görüşü benimsiyor ve katılıyorum) demektedir.

Duruşmanın sonunda sanık tarafından verilen yazılı savunmada ise, politik ve ideolojik temayüllerini belirten pasajlar yer almakta ve “Her türlü demokratik hakkın hâkim sınıflar ve sıkıyönetim tarafından ayaklar altına alındığı şu dönemde, biz devrimcilerin, alçakça katledilen yoldaşlara son saygı görevini, yasaları da çiğneyerek yapması meşrudur. Meşru olmayan şey, sıkıyönetimin ta kendisidir…” “En büyük terörist ve katil devlettir…” denilmektedir.

Sanığın düşüncelerini ve eyleminin gerekçesini yansıtan bu sözler karşısında, İnz. Eri Zekeriya ÖNGE’nin öldürülmesi basit bir (Korku ve paniğe kapılma sonucu) olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, bir (Erin) öldürülmesinden üzüntü duyduğunu ifade eden pasajları da; mahal mahkemesinin kararında da işaret edildiği gibi, sanığın ideolojisinin ve davranışlarının temelinde yatan düşünce karşısında samimi kabul etmek isabetli bir yorum olamaz. Öldürülen görevlinin inzibat eri olması ile görevli bir subay veya polis memuru olması arasında esasen fark yoktur.

Sanığın daha vahim sonuçlara yol açması mümkün iken, bundan iradesi ile vazgeçmiş olduğu, başka bir ifade ile daha çok sayıda görevliyi öldürmesi imkanı olduğu halde öldürmediği de (dava dosyasındaki delillere göre) iddia ve kabul olunamaz.

Zira kendisine yapılan ihtara rağmen, İnz. Eri Zekeriya ÖNGE’ye ateş ederek onu öldüren sanığa, diğer görevli erler tarafından ateş açılmış, fakat isabet ettirilememiştir. İnzibat erlerinin komutanı olduğu anlaşılan tanık Atğm. Ömer KILIÇ bu konuda; (…Kalaslar arasından bir kişinin ateş ettiğini gördüm. Hemen KENDİMİZİ EMNİYETE ALDIK, bu atış neticesi İnz. Erlerinden Zekeriya ÖNGE yaralanarak yere düştü, Biz ateş edilen yer civarında TERTİBAT ALDIK ve aynı zamanda bu şahsı gözaltında bulundurduk. Havacı inzibat eri Hüseyin PİŞKEN, kalaslar arasında gizlendiği yere doğru ateş etmeye başladı. Bunun üzerine, gizlenen şahsın tabancayı attığını görünce hemen üzerine çullandık ve yakaladık.) (Sıra no.23) demekte ve tanık İnz. Eri Abdurrahman ÖZDEMİR (Sıra no.24) Hüseyin PİŞKEN (Sıra no.25) Hasan TIKMAN ve Ümmet KOÇ’un (sıra no.26) ifadelerinden de sanığın, diğer görevlilere karşı öldürme girişiminde bulunmasına esasen imkân olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu nedenlerle, sanık hakkında T.C.K’nun 59. maddesinin uygulanmaması için mahal mahkemesince gösterilen gerekçede, bir takdir zaafına düşüldüğünü ve dolayısıyla bozmayı gerektirir bir husus bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Askeri Yargıtay Başsavcılığının bu konuya ilişkin İTİRAZININ KABULÜNE, Askeri Yargıtay 3’ncü Dairesinin bozma kararının KALDIRILMASINA ve sanık Erdal EREN hakkında Ankara Sıkıyönetim K.lığı Askeri Mahkemesince verilen 19.3.1980 gün ve 980/1292-83 sayılı hükmün ONANMASINA 20.11.1980 tarihinde Üye Hak. Alb. Hakkı ERKAN’ın karşı oyuyla ve Üye Hak. Alb. Erdoğan BAŞEKİM’ in kısmen değişik gerekçeye dayanan görüşü saklı kalmak üzere OYÇOKLUĞUYLA karar verildi.

Başkan Hak. Tuğ A. Y. Eryılmaz
Üye Hak. Alb. H. Tavukçuoğlu
Üye Hv. Hak. Alb. H. Erkan (Muhalif)
Üye Hak. Alb. Y. Saraç
Üye Hak. Alb. F. Marşah
Üye Hak. Alb. S. Dabak
Üye Hak. Alb. H. Yavuzel
Üye Hak. Alb. A. Akmut
Üye Hak. Alb. K. Çelebi
Üye Hak. Alb. E. Başekim
Üye Hak. Alb. N. Akagündüz
Üye Hak. Alb. H. Çelikkale
Üye Hak. Alb. B. Doğuşlu

Değişik Gerekçe:

“CMUK’nun 307’nci ve As. M. K. ve YUK’nun 207’nci maddelerinde belirtildiği gibi temyiz ancak; “hükmün kanuna muhalif olması” sebebine müstenit olur. T.C.K.’nun 59. maddesi “ ….fail lehine cezayı hafifletecek takdiri sebeplerin kabulünü…” hükmü veren mahkemenin mutlak takdirine bırakmıştır. Bu takdir yetkisini kullanan hakime bir ölçü verilmediği gibi nelerin, hangi hallerin takdiri tahfif sebebi sayılacağı hususu da kanunen belirtilmediğinden TCK’nun 59. maddesinin mahkemece gösterilen sebeplerle uygulanması veya uygulanmaması kanuna muhalefet teşkil edemeyeceğinden Mahkeme Hükmünün TCK’nun 59. Maddesinin uygulanmaması nedeni ile temyiz edilemeyeceği görüşündeyim.”

Üye Hak. Albay / E. Başekim

KARŞI OY YAZISI

“Ceza Hukukunun cayılmaz kurallarından biri olan fiile ve faile en uygun olan cezanın saptanmasında, fiile ve faile bağlı olan bazı hususlar hafifletici neden olarak kabul edilip, T.C.K.’nun 59. Maddesinin uygulandığı bilinen bir keyfiyettir.

Gerek askeri gerekse genel yargıda, suçun samimi olarak itirafı, suçtan pişmanlık duyma gibi ve buna benzer haller, T.C.K.’nun 59. maddesinin uygulanmasında gerekçe olarak kabul edildiği de bir gerçektir. Daire kararında etraflıca açıklandığı ve dosya içindeki ifade zabıtlarına ayrı ayrı işaret edildiği üzere, soruşturmanın başından sonuna kadar sanık, “paniğe kapılarak” ateş ettiğini ve olaydan “pişmanlık” duyduğunu tekrarlamıştır. Nitekim gerekçeli kararın 3’ncü sayfasında aynen “… Bu gösteriye katılmak üzere gittiğini, giderken bir sene kadar önce Şebinkarahisar’dan satın aldığı CESKA marka tabancayı da herhangi bir saldırıya karşı yanına aldığını ve İNZİBATLARIN KENDİSİNİ VE ARKADAŞLARINI YAKALAYACAKLARINI ANLAYINCA PANİĞE KAPILARAK İNZİBAT ERLERİNE DOĞRU ATEŞ ETTİĞİNİ ve DAHA SONRA KALABALIĞIN ARASINA GİDEREK SAKLANDIĞINI, TABANCAYI KALASLARIN ARKASINA ATTIĞINI SAMİMİ OLARAK İFADE ETMİŞ…..” şeklindeki bir ifade sanığın, suçunu samimi olarak ikrar ettiği mahkemece de kabul edilmiştir.

Bu kabule karşın, 59. maddenin uygulanmasına ilişkin talep ise gerekçeli kararın 6. Sayfasında aynen “Sanık Erdal EREN’in gerçekleştirdiği eylem, içerisindeki durumu dikkate alındığında hafifletici herhangi bir neden görülmediğinden,

AYRICA SANIK ERDAL EREN’İN OLAYDAN PİŞMANLIK DUYDUĞUNA İLİŞKİN BİR BEYANI YAPMIŞ BULUNDUĞU SAVUNMA İLE SAMİMİ BİR DURUM OLARAK MAHKEME KURULUNDA KANI MEYDANA GETİRMEDİĞİNDEN…” biçimindeki bir gerekçe ve biraz evvelki kabule ters düşen bir düşünce ile reddedilmiştir. Bu gerekçeden şöyle bir anlam çıkmaktadır: sanığın duruşma sonunda yapmış olduğu savunmasından mahkeme, daha evvelki ifadelerin samimi olmadığı kanaatine varmıştır. Şu halde, şayet sanık böyle bir savunma yapmamış olsaydı, samimi ikrarına ve olaydan pişmanlık duyduğuna dayalı olarak hakkında T.C.K’nun 59. maddesini uygulayacaktı. Bu itibarla sanığın son savunmasındaki beyanlarının, daha evvelki
ifadelerinde samimi olmadığı kanısını doğurmaya elverişli olup olmadığının; başka bir anlatımla mahkemenin bu kanaatinin makul, mantıki, inandırıcı bulunup, bulunmadığının tartışılması gerekecektir.

Söz konusu edilen ve dosyanın 86. dizisinde bulunan yazılı savunmada; bazı hususların soruşturulmasına ilişkin taleplerini kabul edilmemesinden kaynaklanan endişe ve korku altında sanığın, mahkeme heyetine taarruz ettiği bir gerçektir. Ancak T.C.K.’nun 486. Maddesindeki savunma dokunulmazlığı hükmü karşısında, suç sayılıp sayılmayacağı tartışma konusu yapılabilecek olan bu tarz bir savunmanın, eski beyanların samimi olmadığı kanaatini doğurmaya elverişli olmadığı en ufak bir duraksamaya yer olmayacak kadar açık seçiktir.

Sanık savunmasında dahi, ”… Benim bu şartlar içinde bir eri öldürmek siyasi inancıma da terstir. Kaldı ki eğer isteyerek öldürmüş olsaydım, bu öldürme olaylarını sürdürmek durumundaydım. Her şeyden belli olduğu gibi sadece panikten ve heyecandan dolayı havaya iki el ateş ettim. Tabancamda beş mermi vardı ve ayrıca yedek şarjörde dolu idi. Askerlerin hepsi benim hedef sınırlarım içerisinde olmasına rağmen, ne öleni, ne de başkasını öldürme kastım olmadığından ateş etmedim. Kaldı ki o panik içinde askerler de bol miktarda mermi sıktılar…” demek suretiyle eski beyanlarını tekrarlamıştır. Sanığın kaçamaz bir durumda ve inzibat erlerinin de ateş ettiği bir sırada ateş etmesi, bu itibarla olayın oluşu bu beyanında samimi olduğunu göstermektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle sanığın son savunması, daha evvelki sorgularındaki, “paniğe kapıldığına” ve “sonuçtan pişmanlık” duyduğuna ilişkin beyanlarının samimi olmadığına bir karine teşkil etmeyeceği kanısı ile buna dayalı olan sanık hakkında T.C.K.’nun 59. maddesinin uygulanmaması gerektiği düşüncesine katılmadığımdan çoğunluk kararına karşıyım.

 Üye Hv. Hâkim Albay Hakkı Erkan
Ankara Merkez Komutanlığı İnzibat erlerinden Zekeriya Önge

Bangkok Deklarasyonu

0
Bangkok Deklarasyonu(Bangkok Declaration), Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliği’nin (AAMB) 6. Kongresi’nde 19 Eylül 2024’te kabul edilmiştir.

Bangkok Deklarasyonu(Bangkok Declaration), Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliği’nin (AAMB) 6. Kongresi’nde 19 Eylül 2024’te kabul edilmiştir. Deklarasyonda, sürdürülebilir toplum bağlamında anayasa yargısının güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü, adalet, barış, hukuk güvenliği, insan onuru, demokrasi, insan hakları, yargı bağımsızlığı ve iklim adaletine vurgu yapılmıştır. Deklarasyon’da Filistin’de devam eden ağır insan hakları ihlallerine son verilmesi çağrısı yapılmıştır. 

Bangkok Deklarasyonu 

“Sürdürülebilir Toplum Bağlamında Anayasa Yargısının Güçlendirilmesinde Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar”
temasıyla düzenlenen
Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliği 6. Kongresi
19 Eylül 2024

Bizler, 18-21 Eylül 2024 tarihleri arasında Bangkok, Tayland’da bir araya gelen Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliği (AAMB) üyeleri olarak, anayasa yargısı
ilkelerine duyduğumuz ortak taahhüt temelinde hareket etmekteyiz.

“Sürdürülebilir Toplum Bağlamında Anayasa Yargısının Güçlendirilmesinde Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar” konulu söz konusu Konferans, kendilerini hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve insan haklarını güvence altına almayı adamış ülkeler arasında bir diyalog ve iş birliği platformu sağlamaktadır.

Anayasa yargısının temel ilkelerini tanıyarak, anayasanın üstünlüğüne, kuvvetler ayrılığına, temel hakların korunmasına ve yargı bağımsızlığına olan gereksinime yönelik inancımızı bir kez daha teyit etmekteyiz. Söz konusu ilkeler toplumlarımızda adalet, barış ve istikrarın temelini oluşturan değerlerdir. Teknolojik gelişmelerin, çevre sorunlarının ve toplumsal dönüşümün damgasını vurduğu hızla değişen günümüz koşullarında, sürdürülebilir toplumların teşvik edilmesinde anayasa yargısının üstlendiği belirleyici rolü kabul ediyor ve destekliyoruz. Her ülkenin, kendi anayasal çerçevesine sürdürülebilirlik kavramını dâhil ederken, kendisine özgü hukuki teamüllerini, toplumsal koşullarını ve kalkınma önceliklerini yansıtacak şekilde hareket edeceğini kabul ediyoruz. İklim değişikliği, kaynak yönetimi ve toplumsal eşitlik benzeri küresel meselelerin ele alınmasında ve kalkınmanın sürdürülebilir, kapsamlı ve adil niteliğinin sürdürülmesinde hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi ve temel hakların korunmasının zaruri olduğu görüşünden hareketle, anayasal çerçevelerimizi söz konusu yeni güçlüklere göre uyarlarken karşılıklı saygı ve iş birliğinin önemini vurgulamaktayız.

Adalet, barış ve insan haklarının korunmasına olan bağlılığımızı teyit ederek, Filistin halkının maruz kaldığı ihlaller dâhil olmak üzere, bireylerin ve ulusların yaşamını, güvenliğini, özgürlüğünü ve onurunu tehdit eden her türlü eyleme karşı birlik ve dayanışma içinde hareket edeceğimizi beyan ederiz.

Toplumlarda sürdürülebilir barış ve istikrarın muhafaza edilmesi, iklim değişikliğiyle mücadele ve “iklim adaletinin” teşvik edilmesine yönelik çabaların bir parçası olarak adalete erişimin sağlanmasının önemini vurgulamaktayız. Bu doğrultuda, Azerbaycan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 29. Taraflar Konferansı’nın (COP 29) başarıya ulaşmasını temenni ederiz. Bu tür uluslararası zirvelerin, iklim değişikliğiyle mücadele edilmesi ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin teşvik edilmesi açısından üstlendiği önemli rolün bilincindeyiz.

Venedik Komisyonu ve Birleşmiş Milletler kuruluşlarının desteğiyle, diğer anayasa mahkemeleri ve muadili kurumlar arasında küresel, bölgesel ve bölgeler arası düzeyde iş birliğini güçlendirmeye yönelik kararlılığımızı sürdürmekteyiz. Bununla birlikte, hukukun üstünlüğünün tesisi, insan haklarının korunması ve adalete erişimin yaygınlaştırılmasını hedefleyen diğer birlikler ve ilgili topluluklarla da iş birliğimizi derinleştirme irademizi beyan ederiz.

Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliği üyeleri olarak, anayasa yargısı ve
sürdürülebilir toplum arayışına yönelik kararlılığımızda birleşmekteyiz. Bu Konferansın sonunda, farklılıklarımıza saygı duyarak inşa ettiğimiz ortak hedeflerimize bağlı, adil ve
eşitlikçi bir dünya oluşturma yönündeki ortak amacımızı yineliyoruz.

Sürdürülebilir kalkınma bağlamında anayasa yargısı ilkelerine bağlı daha kapsamlı bir topluluğun oluşturulması amacıyla diğer anayasa mahkemelerini ve muadili kurumları da birliğimize iştirak etmeye davet ediyoruz.

Bu Deklarasyon, 18-19 Eylül 2024 tarihlerinde Bangkok, Tayland’da gerçekleştirilen Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliği (AAMB) 6. Kongresinde oybirliğiyle kabul edilmiştir.

Bangkok’ta, 19 Eylül 2024 tarihinde kabul edilmiştir. 

14 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
14 Ağustos - Hukuk Takvimi

14 Ağustos – Hukuk Takvimi 

1888 Hukukçu ve  Danimarkalı devlet adamı Carl Christian Hall, yaşamını yitirdi. (Doğumu:  25 Şubat 1812, Christianshavn)  Okul ve kolejde seçkin bir kariyerinden sonra hukuku meslek olarak kabul etti. 1857-1859 ve 1860-1863 tarihleri aralığında başbakanlık yaptı. 1870’te Holstein-Holsteinborg kabinesinde bakan olarak seçildi ve bu görevdeyken pek çok yararlı eğitim reformunu hayata geçirdi, ancak yönetim çöktüğünde, 1873’te tamamen siyasetten çekildi. 1879 yazında, apopleksiyle mücadale etti ve hayatının geri kalan dokuz yılını neredeyse yatalak olarak geçirdi. 14 Ağustos 1888’de yaşamını yitirdi. 
1893 Dünyada ilk kez Fransa’da otomobillere plaka takıldı.
1894 Amerikalı kadın oy hakkı aktivisti Virginia Louisa Minor yaşamını yitirdi. (27 Mart 1824 – 14 Ağustos 1894) 1867’de Missouri Kadının Oy Hakkı Derneği’nin (Amerikan Kadına Oy Hakkı Derneği) kurucuları arasında yer aldı ve ilk başkanı oldu. Missouri Kadınlara Oy Hakkı Derneği, kadınlara oy hakkı tanımak amacıyla oluşturulan ilk organizasyon oldu. Ulusal Kadına Oy Hakkı Derneği’nin çalışmalarını destekledi. 2020’de Ulusal Kadın Tarihi İttifakı Onur Ödülüne layık görüldü.

1908 Türk Basın Birliği kuruldu. Türkiye’de gazetecilik mesleğini kurumlaştırmak amacıyla kurulmuştur. Basın Birliği Kanunu’nda gazetecilerle en geç 3 ay içinde yazılı mukavele yapılması, ücretli izin ve işten çıkarılan gazeteciye tazminat ödenmesi gibi gazeteciler için en temel mesleki haklar da sıralanmıştır. Ancak bu hükümler, yaptırımları olmadığı için, gazete ve mecmua sahiplerince birer tavsiye niteliğindedir.
1922 Celaleddin Arif Bey, meclisteki başkanlık görevinden istifa etti.
1923 Hint hukukçu, gazeteci, insan hakları aktivisti, siyasetçi ve yazar Kuldip Nayar, dünyaya geldi. (23 Ağustos 2018 – 14 Ağustos 1923) Forman Christian College Lahore’da hukuk lisansını tamamladı. Pakistan’daki Hintli mahkumları ve Hindistan’daki cezaları biten ama serbest bırakılmayan Pakistanlı mahkumları serbest bırakmak için çalıştı. Wagah’ta Bağımsızlık Günü’nü kutlamak ve ölen insanları anmak için mum nöbeti geleneği başlattı.
1941 ABD Başkanı Franklin Roosevelt ve Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill, Atlantik Sözleşmesi‘ni (Atlantik Şartı – 14 Ağustos 1941 Müşterek Beyannamesi) yayımladılar. II. Dünya Savaşı sırasında, savaşın yürütülmesini sağlamak ve zafere ulaşabilmek için alınacak önlemleri saptamak maksadıyla, yapılan toplantıda; iki devlet, topraklarını genişletmek istemediklerini, bütün uluslara sınırları içinde güvenle yaşama olanaklarını sağlayacak bir barışın yapılmasını arzuladıklarını bir bildiri ile açıkladılar. Atlantik Bildirisi olarak tanınan bu belge, liderlerce kabul edildi.  
1945 II. Dünya Savaşı sonunda Japonya, kayıtsız şartsız teslim oldu. İmparator Hirohito, ülkesinin teslim olduğunu açıkladı.
1947 İngiltere, Hindistan’ın bağımsızlığını tanıdı. Hindistan’daki Müslüman Birliği Lideri Muhammed Ali Cinnah ve Kongre Partisi Lideri Pandit Nehru’nun Hindistan’ın paylaşımına ilişkin İngiliz planını kabul etmesinin ardından ülke ikiye ayrıldı ve bağımsız Pakistan devleti kuruldu.14 Ağustos günü, Pakistan Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. 
1949 Almanya Federal Cumhuriyeti’nde yapılan seçimleri Hıristiyan Demokratlar kazandı; hukukçu Konrad Adenauer şansölye oldu.
1951 Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi ve Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, Resmi Gazetenin 14 Ağustos 1951 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1953 Millet gazetesi yazı işleri müdürü Hüsnü Söylemezoğlu tutuklandı.
1956 Şair Bertolt Brecht hayata veda etti.
1956 Alman hukukçu ve diplomat Konstantin von Neurath  öldü. (2 Şubat 1873 – 14 Ağustos 1956)
1967 15 gündür Kuzey Vietnam’da bulunan Uluslararası Russell Mahkemesi 5.İnceleme Heyeti’nin Başkanı ve TİP Genel Başkanı Aybar, Hanoi’den dönüşte basın toplantısı düzenledi. Mahkeme’nin Genel Sekreteri D.Berger: “ABD yasaklanmış bilyeli, fosforlu vb. bomba kullanıyor” dedi.
1971 İdam istemiyle yargılanan eski Milli Birlik Komitesi üyesi İrfan Solmazer tahliye edildi.
1972 Erzurum Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Asistanı Dr. İsmail Beşikçi D. Bakır/Siirt Sıkıyönetim Komutanlığı’nca 13 yıl hapse mahkum edildi. Aynı Üniversite’de Sosyoloji Doçenti olan Orhan Türkdoğan, Beşikçi’yi 1971’de Sıkıyönetim’e “marksist-bölgeci-ırkçı “olarak ihbar edip tutuklatmıştı.
1973 Hukukçu Zülfikar Ali Butto, Pakistan Başbakanı olarak göreve başladı. Suikasta uğrayarak öldürülen Pakistan eski başbakanlarından Benazir Butto’nun da babası olan Zülfikar Ali Butto 1979 yılında idam edilmişti.
1975 Türkiye Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) sözleşmesi 14 Ağustos 1975 tarih ve 7/10540 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla uygun bulundu. 
1975 23 Ocak’ta Vatan Mühendislik Yüksek Okulu öğrencisi Kerim Yaman’ın öldürülmesinden tutuklu 14 sağ görüşlü kişinin yargılanmasına başlandı.
1978 Türkiye’ye 3.5 yıldır uygulanan Amerikan silah ambargosu, Temsilciler Meclisi’nin öngördüğü “Türkiye’nin Kıbrıs’taki kuvvetlerinin geri çekmeye devam etmesi, göçmenler sorununun çözümlenmesi, görüşmelere başlanması vb. şartlarla Uzlaştırma Komisyonu’nca kaldırıldı.
1982 Ankara Üniversitesi Yönetim Kurulu, 1402 Sayılı Yasa ile üniversiteden uzaklaştırılan öğretim üyelerinin, sıkıyönetim kalksa da yasanın 2.maddesinin bağlayıcı hükmü gereği “bir daha kamu hizmetine dönemeyeceği” yorumunu yaptı.
1982 Yüksek Hakem Kurulu (YHK) 6 ay hapse mahkum olan işçinin işten çıkarılabileceğini kararlaştırdı.
1983 Tercüman ve Milliyet Gazeteleri süresiz olarak kapatıldı.
1983 Danışma Meclisi’ne sunulan tasarıda, MİT ve milli güvenliği ilgilendiren yönetmeliklerin Resmi Gazete’de yayınlanmaması önerildi.
1985 Pişmanlık yasası ilk kez uygulandı. Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliği (MLSPB) Davası’nda itirafçı 5 mahkum için tahliye kararı verildi.
1985 Başbakan Turgut Özal Yüce Divan’da tanıklık yaptı. Özal, yargılanmakta olan eski Devlet Bakanı İsmail Özdağlar’ın rüşvet aldığını kendisine itiraf ettiğini söyledi.
1986 SHP eski Genel Sekreter Yardımcısı Edip Servet Devrimci, tatilini geçirmekte olduğu Yalova’daki yazlığında DGM Savcısı Ülkü Coşkun’un talimatıyla gözaltına alındı. Edip Servet Devrimci’nin, SHP İçel Milletvekili Edip Özgenç’in “SHP Genel Merkezi’nde Kürtçe ve Arapça konuşulduğu” yolunda bir gazetede bir süre önce yayınlanan sözlerinden dolayı Ankara DGM’nin açtığı soruşturma kapsamında sorgulanmak üzere gözaltına alındığı öğrenildi.
1986 17 Ocak 1984’de başlayan ve İstanbul 2 no’lu Askeri Mahkemesi’nde görülen “THKP-C 3.Yol” davasında 123 sanıktan 115’i beraat etti. 4’ü müstafi subay 8 kişi 4 yıl ile 6 yıl 8 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı.
1988 Özel araçlarda ad, soyadı ve unvan yazılı plaka uygulaması başladı.
1991 SHP’li İstanbul Anakent Belediye Başkanı Nurettin Sözen, Gökkafes olarak bilinen Süzer Oteli’ni mühürleterek görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle mahkemeye çıktı. Sözen, “Kentten doğan rantın belirli çıkar çevreleri yerine tekrar kentliye dönmesi amacıyla mühürledim” dedi.
2000 Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı suikastlarının da aralarında bulunduğu bazı siyasal cinayetlerin failleri olduğu belirtilen kişilerin yargılanmasına Ankara İki Numaralı DGM’de başlandı. Dokuz sanık hakkında idam istendi.
2001 Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu.  
2003 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türk Telekom’un GSM şirketi Aycell ile Aria’nın birleşmesinin önünü açan “Özelleştirme Yasası” ile “Kamu İhale Yasası”nda değişiklik yapan yasayı kabul etti.
2004 Kırgızistan’da seçmenlerin yüzde 89’unun oyunu alarak devlet başkanı seçilen Kurmanbek Bakiyev yemin ederek göreve başladı.
2012 Eşi ve kızları, Kemal Türkler’in katil zanlısı Ünal Osmanağaoğlu’nun zamanaşımı gerekçesiyle tahliyesinde “ağır hizmet kusurları bulunduğu” gerekçesiyle TBMM Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na ayrı ayrı manevi tazminat davası açtı.
2013 ABD, 54 yıl sonra Küba’nın başkenti Havana’daki büyükelçiliğini resmen açarak bayrağını yeniden göndere çekti.
2015 Halkoyu ile seçilen ilk Cumhurbaşkanı Erdoğan Rize’de konuştu: ”Artık sembolik değil, fiili gücü olan bir Cumhurbaşkanı var. İster kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye’nin yönetim sistemi değiştirilmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni anayasa ile kesinleştirilmesidir.”

Fransız yargıç, siyasetçi, devlet görevlisi ve yazar Jacques Fournier (5 Mayıs 1929, Épinal – 14 Ağustos 2021, Paris), yaşamını yitirdi. Ulusal İdare Okulu’ndan mezun olduktan sonra Danıştay üyeliği ve Plan Genel Komiserliği yaptı. 1971 Épinay Kongresi ile Sosyalist Parti’ye katıldı ve Hauts-de-Seine milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi.1981’de François Mitterrand’ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı, 1982-1986 arasında ise Bakanlar Kurulu Genel Sekreteri oldu. Ardından 1986-1988’de Gaz de France Başkanı, 1988-1994’te Fransa Ulusal Devlet Demiryolları Yönetim Kurulu Başkanı, 1998-2002’de ise Yüksek Yargı Kurulu üyesi olarak görev yaptı.

2024 İngiltere’nin Southport kasabasında üç çocuğun öldürüldüğü bıçaklı saldırının ardından başlayan ırkçı eylemlerle bağlantılı olarak 13 yaşındaki bir kız çocuk şiddet eylemlerine karışmaktan suçlu bulundu. Basingstoke Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya ailesiyle birlikte katılan çocuk kefaletle serbest bırakıldı. Eylemci, Southport’ta üç kız çocuğunun öldürülmesinin ardından İngiltere’nin bazı bölgelerine yayılan aşırı sağcı şiddet eylemlerindeki rolleri nedeniyle Salı günü mahkum edilen 14 kişiden biriydi. Sekiz kişi daha hapis cezası aldı.Ulusal Polis Şefleri Konseyi (NPCC), eylemlere katılan 975 kişinin gözaltına alındığını ve 546 kişiye suçlama yöneltildiğini açıkladı.
2024
  • Üsküdar Belediyesi, eski başkan Hilmi Türkmen hakkında ‘birden çok kez görevi kötüye kullanmak’ ve ‘edimin ifasına fesat karıştırma’ suçlarından soruşturma açılmasını talep etti. İstanbul Anadolu Adliyesi Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan başvuruda, eski Başkan Türkmen’in 2014 ile 2024 yılları arasında Üsküdar Belediye Başkanlığı görevini yürüttüğü döneme ilişkin iş ve işlemlerle ilgili suç duyurusunda soruşturma açılarak gereğinin yapılması talep edildi.
  • Haziran 2022’den beri ABD’nin hassas askeri bilgilerini içeren belgeleri Çin’e sattığı belirtilen Çavuş Korbein Schultz, hazırlanan iddianame kapsamında gözaltına alınan Schultz, ülkesinin füze sistemleri de dahil olmak üzere askeri kabiliyetleri hakkında Çin’e belge sızdırmakla suçlandığı davada suçunu itiraf etti.
  • Hakkari’de 10 Ağustos’ta gözaltına alınırken kalp krizi geçiren ve yüzde 95 engelli raporu bulunan 75 yaşındaki Süleyman Sabri Mavi, taburcu edilmesinin ardından tutuklandı. Avukatı “Adli Tıp Kurumuna sevki ile cezaevi koşullarına uygun olup olmadığı yönünde rapor aldırılmasının akabinde infazının ertelenmesini talep ediyoruz.”  dedi.
  • Bursa’da bir imam hatip ortaokulu müdürünün öğrenci velileriyle yaptığı toplantıda baskıcı bir yaklaşımla “Herkesin başını kapatması gerek” dediği iddia edildi. Eğitim-İş Bursa Şubesi, yayımladıkları basın açıklamasında müdür hakkında “Ayrımcılık ve görevi kötüye kullanma” suçlarından suç duyurusunda bulunduklarını ifade etti.
  • Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) koordinesinde; Jandarma Genel Komutanlığı (JGK) ve Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi’nin (USOM) düzenlediği operasyonla, dünya genelinde kişisel verileri ele geçirip terör örgütlerine satan siber casusluk ağı çökertildi, 11 şüpheli tutuklandı. Dosyada gizlilik kararı alındı.
2025
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca “rüşvet”, silahlı terör örgütü “FETÖ/PDY’ye yardım”, “siyasal ve askeri casusluk” suçlarından yürütülen iki ayrı soruşturma kapsamında 10 Ağustos Pazar günü gözaltına alınan avukat Rezan Epözdemir, sevk edildiği mahkemece rüşvete aracılık etme suçundan tutuklandı. Diğer suçlamalar için talep edilen adli kontrol talebi mahkemece reddedildi.
  • Başkan Marcos, Filipinler yargısının mali özerkliğini sağlama çabalarının bir parçası olarak Yargı Güven Fonu’nu kuran ve sürdürülebilir bir bütçenin yayınlanmasını sağlayan Yargı Mali Özerklik Yasası’nı imzaladı.
  • Guatemala’da 8 Mart 2017’de devlet yurdunda meydana gelen yangında 41 kız çocuğunun ölümüne yol açan ihmallerle ilgili bir davada, altı eski yetkili mahkûm oldu. Eski Sosyal Refah Bakanı Carlos Rodas 25 yıl hapis cezası aldı.
  • Hak örgütlerinden oluşan bir komite, uyuşturucu kaçakçılığı için ölüm cezasını geri getirecek yasal değişiklikler konusunda Maldivler’i  uyararak ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride, cezanın arkaik, insanlık dışı olduğu ve uluslararası insan hakları standartlarına aykırı olduğu yönündeki endişeler dile getirildi. 
  • ABD, göçmen olmayan vizede yüz yüze mülakatı zorunlu hale getirdi. Buna göre, B1/B2 turist vizeleri hariç tüm göçmen olmayan vize türlerinde başvuru sahipleri artık konsoloslukta bizzat mülakata katılmak zorunda olacak.
  • ÜniKuir çalışanı ve Avrupa Konseyi gençlik delegesi Enes Hocaoğulları, “yanıltıcı bilgi yayma” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçlamalarıyla tutuklanmıştı. Hakkında düzenlenen iddianame Ankara 86. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi ve ilk duruşmasının 8 Eylül 2025’te yapılmasına karar verildi.
  • İBB soruşturmaları kapsamında tutuklanan Murat Kapki’nin, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği şikayet dilekçesi ile kendisinden 2 milyon dolar talep edildiğini ileri sürmesi üzerine Avukat Mücahit Birinci hakkında soruşturma başlatıldı. 
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk soruşturmasında “haksız menfaat elde ettikleri” iddiasıyla gözaltına alınan 13 kişiden yedisi hakkında tutuklama kararı verildi. Tutuklananlar arasında daha önce tutuklanan İBB Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin’in oğlu Örsan Çetin ile Doğukan Arıcı, İlkay Onok, Ahmet Işık, Ümit Güngör, Ferhat Karatop, Ali Arslan  bulunuyor.
  • Adli Tıp Kurumu, uzun süredir sağlık sorunları yaşayan tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın cezaevi koşullarında kalmasına sağlık açısından engel bulunmadığını açıkladı.
  • CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, 8 Nisan’da CHP’den istifa eden ve bugün AK Parti’ye katılan Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz hakkında, belediyenin asfalt ihalesinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.
  • Kahramanmaraş’ta 6 Şubat depremlerinde 35 kişinin hayatını kaybettiği Ezgi Apartmanı’nın yıkılmasına ilişkin yürütülen soruşturmada firari sanıkları Sami Kervancıoğlu (59) ile Mustafa Pekel (49) Ankara’da yakalanarak tutuklandı.
2026
  • CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan hakkında “cinsel taciz” ve “sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırı” suçlarından re’sen soruşturma başlatıldı. Yazgan, ayrıca CHP tarafından kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildi. Milletvekili, Edirne’de bir kadına tacizde bulunduğu iddiasıyla darp edilmiş, üç şüpheli, çıkarıldıkları mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan “vize” soruşturması kapsamında gözaltına alınan 41 şüpheliden 38’i tutuklamaya, 3’ü ise adli kontrole sevk edildi.
  • İnsan Hakları Derneği (İHD), Mabel Matiz hakkında “Ha Leylim” isimli şarkısı ve video klibi gerekçe gösterilerek Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 226. maddesi kapsamında soruşturma başlatılmasına ilişkin açıklama yaptı. Sanatçı, “Perperişan” adlı şarkının “cinsel arzuyu tahrik edici ve erotik çağrışımlar içeren” mahiyette olduğu gerekçesiyle açılan ve İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 8 Mayıs 2026 tarihinde beraat etmişti.
  • İçişleri Bakanlığı, kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş‘un Arjantin’den Türkiye’ye iadesinin sağlandığını bildirdi.

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO)

1

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO-The World Intellectual Property Organization-L´organisation mondiale de la propriété intellectuelle), fikri mülkiyet hakları ile ilgili olarak imzalanmış olan Bern Antlaşması ve Paris Antlaşmasını imzalamış olan ülkelerin öncülüğünde kurulmuştur.

Örgüt, Birleşmiş Milletlere bağlı kuruluşlardandır.

WIPO, Birleşmiş Milletlere bağlı kuruluşlardandır.

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO)WIPO) Tarihçesi 

Sınai Mülkiyetin Korunmasına İlişkin Paris Sözleşmesi 1883 tarihinde, 1886 tarihli Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi ise 1883 tarihinde imzalanmıştır.

Paris ve Bern Anlaşmaları ile oluşturulan Uluslararası Bürolar 1893’te birleştirilmiş ve Fikri Mülkiyetin Korunmasına İlişkin Birleşmiş Uluslararası Büro (BIRPI) adını almıştır.

WIPO, fikri mülkiyete konu hakların tüm dünyada korunması amacıyla 14 Temmuz 1967 tarihinde Stockholm’de imzalanan Sözleşme ile kurulmuştur. Örgütün merkezi İsviçre’nin Cenevre kentindedir. WIPO Anlaşması 1970’de yürürlüğe girmiş, 1979 yılında yeniden gözden geçirilmiştir.

Hükumetlerarası bir kuruluş olan örgüt, 1974’ten itibaren Birleşmiş Milletler’in teşkilat sistemi içinde yer alan uzmanlaşmış kuruluşlardan biri olmuştur. BIRPI, 1970 yılında yerini WIPO’ya bırakmıştır.

1996 yılında, Dünya Ticaret Örgütü ile işbirliği anlaşması imzalayarak fikri mülkiyet hakları ile ilgili rolünü küresel anlamda genişletmiştir.

Türkiye’nin WIPO’ya Katılımı

Sözleşmesine 183 ülke taraf olmuştur. Türkiye’nin WIPO’ya katılımı 14 Ağustos 1975 tarih ve 7/10540 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla uygun bulunmuştur. Türkiye 12 Mayıs 1976’dan itibaren örgütün üyesi haline gelmiştir.

TBMM tarafından 5647 sayı ile kabul edilen “WIPO Telif Hakları Anlaşmasına katılmamızın uygun bulunduğu hakkında” kanunun 8 Mayıs 2007 tarih ve 26516 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ile Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Örgütü (WIPO) tarafından 20 Aralık 1996 tarihinde kabul edilen “WIPO Telif Hakları Anlaşması”na katılmamız uygun bulunmuştur. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) Telif Hakları Andlaşması Resmi Gazetenin 14.05.2008 tarihli ve 26876 nolu sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sözleşmenin yürütülmesi ve WIPO ile koordinasyonun sağlanmasında Türkiye’de sorumlu birim Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğüdür. WIPO’nun yıllık aidatı ve Türkiye’nin katkı payı 26.823,19 Amerikan Dolarıdır.

Örgütün Amacı ve Yapılanması

WIPO’nun temel amacı, örgüt  tarafından uygulaması takip edilen antlaşmalar gereğince kurulan fikri mülkiyet birlikleri arasındaki koordinasyon ve idari işbirliğini sağlamaktır. WIPO, devletlerle uluslararası kuruluşlar arasında işbirliğini örgütlemekte, ülkeler ve kuruluşlar arasında uygulama anlaşmaları hazırlamakta ve yürürlüğünü takip etmektedir.

Örgüt, Kuruluş Sözleşmesi ile 7 Sınai Mülkiyet Sözleşmesi ve 8 Telif Hakkı Sözleşmesi olmak üzere toplam 25 Sözleşmenin koordinasyonunu ve uygulamasını takip etmekte, yürürlüğünü sağlamak için uluslararası alanda faaliyet göstermektedir.

Örgüt, yasa çalışmaları yapmakta, taslak yasa metinleri hazırlamakta, hukuki ve teknik konularda sözleşmelere taraf olan ülkelere yardımlarda bulunmakta, fikri mülkiyet haklarının dünya çapında korumasını ve gelişmesini sağlamak için özendirici çalışmalar yapmaktadır. WIPO, faaliyet alanı ile ilgili bütün bilgileri toplayarak yayımlamakta, uluslararası sınıflandırma, standartlaştırma ve tescil faaliyetlerine ilişkin çalışmalar yapmaktadır.

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) Genel Kurulu ve Koordinasyon Komitesi örgütün temel politikalarını oluşturma, geliştirme ve karar alma organlarıdır. WIPO yönetimindeki birlikler ve üye devletlerin oluşturduğu meclis ve diğer organlar her yıl Eylül ayı sonunda genel kurulda toplanmakta ve örgütün çalışmaları ile geleceğe dair politikalarını değerlendirerek tüm ilgili paydaşlara bildirmektedir.

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi’nin hazırladığı WIPO Tahkim Kuralları, fikri ve sınai hukuk alanında çıkan sorunların en kısa ve dostane yollardan çözülmesi için oluşturulmuştur. Fikri Mülkiyet Hukuku küreselleşme ve teknolojik gelişmeler sonucunda sürekli gelişmekte ve değişmekte, bu gelişmeler yeni uyuşmazlıklar doğurmaktadır. Bu nedenle, fikri mülkiyet uyuşmazlıklarının çözümünde tahkim ve arabuluculuktan yararlanılması gündeme gelmiş, Dünya Fikrİ Mülkiyet Örgütü Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi kurulmuştur.

Merkezin hazırladığı WIPO Tahkim Kuralları, modern düzenlemeler getirmiş, uyuşmazlıkların çözümü için pozitif seçenek oluşturmaya çalışmıştır. Sistem, uyuşmazlıklarda ve ticari ihtilaflarda kolaylaştırıcı bir usul getirmiş, fikri hakların karakteristik özelliklerine uygun bir tahkim ve arabuluculuk uygulaması oluşturmayı hedeflemiştir.

Zülfikar Ali Butto

0
Zülfikar Ali Butto

Hukukçu ve Pakistan eski Cumhurbaşkanı ve Başbakanı Zülfikar Ali Butto, 5 Ocak 1928’de Britanya Hindistanı’na bağlı Sind bölgesindeki Larkana’da (günümüzde Pakistan) doğdu. Sir Şah Navaz Butto’nun tek oğluydu.

İlk eğitimini Bombay’daki Cathedral High School’da tamamladı. 1947’de Güney Kaliforniya Üniversitesi’ne, 1949’da Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’ne kaydoldu. 1950’de Siyaset Bilimi bölümünden onur derecesiyle mezun oldu ve Oxford Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. 1953’te Londra’daki Lincoln’s Inn tarafından Baro’ya kabul edildi.

8 Eylül 1951’de Nusrat İsfahani ile evlendi. 1953’te Pakistan’a dönerek Karaçi’de avukatlık yapmaya başladı. Aynı yıl 21 Haziran’da ilk çocuğu Benazir Butto dünyaya geldi. Daha sonra Sind Müslüman Hukuk Koleji’nde uluslararası hukuk dersleri verdi.

Butto siyasete Cumhurbaşkanı İskender Mirza döneminde girdi. 1958’de Ticaret Bakanı oldu. General Muhammed Eyüb Han döneminde de kabinede görevini sürdürdü. 1963’te Dışişleri Bakanı oldu. Bu görev sırasında 2 Mart 1963’te Çin-Pakistan sınır anlaşmasının imzalanmasında önemli rol oynadı. Türkiye ve İran ile ilişkilerin geliştirilmesini destekledi.

Haziran 1966’da, Taşkent Deklarasyonu konusunda Eyüb Han ile yaşadığı görüş ayrılığının ardından hükümetten ayrıldı. Ardından Pakistan Halk Partisi’ni (PPP) kurdu.

1970 seçimlerinde PPP, Batı Pakistan’da büyük bir başarı elde etti. Doğu Pakistan’da çoğunluğu kazanan Şeyh Mucibur Rahman ile iktidarın devri konusunda anlaşma sağlanamadı. 1971 Savaşı ve Doğu Pakistan’ın Bangladeş olarak bağımsızlığını kazanmasının ardından Butto, 20 Aralık 1971’de Cumhurbaşkanı oldu ve Sıkıyönetimin başına geçti.

21 Nisan 1972’de sıkıyönetimi kaldırdı. Büyük sanayi kuruluşlarının bir bölümünü devletleştirdi ve toprak reformu başlattı. 21 Nisan 1972’de sıkıyönetimi kaldırdı. Hindistan Başbakanı İndira Gandhi ile görüşerek 2 Temmuz 1972’de Simla Anlaşması’nı imzaladı.

Simla Anlaşması'nın imza töreni. Zülfikar Ali Butto solda, İndira Gandhi sağda, anlaşma metnini imzalarken görülüyor.

1973 Anayasası, 10 Nisan 1973’te kabul edildi ve 14 Ağustos’ta yürürlüğe girdi. Aynı gün Butto, Pakistan Başbakanı olarak yemin etti. 1973-1977 yılları arasında Başbakanlık yaptı. Bu dönemde bankaları devletleştirildi, Pakistan Çelik Fabrikaları’nın temeli atıldı ve 1974’te Lahor’da İkinci İslam Zirvesi düzenlendi.

1977’deki seçimlerin ardından ülkede siyasi kriz ve protestolar başladı. 5 Temmuz 1977’de General Ziya ül Hak askerî darbe yaparak Butto hükümetini devirdi ve sıkıyönetim ilan etti.

Yargılanması, İdamı ve İade-i İtibar 

Butto, muhalif siyasetçi Ahmed Rıza Kasuri’nin babası Muhammed Ahmed Han Kasuri’nin öldürülmesi davasında ölüm cezasına mahkûm edildi. Pakistan Yüksek Mahkemesi kararı 1979’da onadı. 4 Nisan 1979’da Ravalpindi Merkez Hapishanesi’nde asılarak idam edildi. Garhi Khuda Bakhsh’ta toprağa verildi.

Pakistan Yüksek Mahkemesi, 6 Mart 2024 tarihinde, Butto’nun idamından 44 yıl sonra açıkladığı tarihi görüşte, Butto’nun 1979 yılındaki yargılanmasının adil yargılanma ve usul güvencelerinin gereklerini karşılamadığına oybirliğiyle hükmetti. Ancak zamanaşımı nedeniyle, kesinleşmiş mahkûmiyet kararını ortadan kaldıracak bir hukukî mekanizmanın bulunmaması gerekçesiyle hukuki iade-i itibar sağlanamadı.

Zülfikar Ali Butto, Pakistan Halk Partisi’nin kurucusu ve Pakistan siyasetinin en önemli isimlerinden biri olarak tarihe geçti.

Konstantin von Neurath

0

Alman hukukçu ve diplomat Konstantin von Neurath 2 Şubat 1873 tarihinde doğdu. (Ölümü: 14 Ağustos 1956)

Berlin’deki Friedrich Wilhelm Üniversitesi (bugünkü Humboldt Üniversitesi) ve Tübingen Üniversitesi’nde hukuk okudu.

Mezun olduktan sonra  yerel bir hukuk firmasında çalıştı. 1901’de Dışişleri Bakanlığında görev yapmaya başladı. 1903 yılında Muavin Konsolos oldu. 1909 yılında Londra’da Almanya büyükelçiliğine atandı.

Birinci Dünya Savaşında ağır yaralanması üzerine kendisine 1914 yılında Demir Haç Madalyası verildi. 1914’ten 1916’ya kadar İstanbul’da büyükelçilik müşaviri oldu.

1919 yılında Kopenhag elçiliğine atandı. 1922 yılından 1930 yılına kadar Roma’ya büyükelçi oldu. 1932 yılında Almanya’ya geri çağrıldı ve Haziran aylarında Başbakan Franz von Papen’in altında Baronlar Kabinesinde Dışişleri Bakanı oldu.

1 Mayıs 1937’de Nazi Partisi’ne üye oldu. Kendisine Altın Parti Rozeti ve SS-Gruppenführer onursal unvanı verildi.

Adolf Hitler’in emriyle Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk‘ün cenaze töreninde Almanya’yı temsil etti.

1938’de Dışişleri Bakanlığı’ndaki görevini Joachim von Ribbentrop’a bıraktı.

Ardından 1939’da Bohemya ve Moravya Reich Protectoru oldu.(Nazi Almanyası’nın Çek topraklarındaki işgal yönetiminin başındaki Alman yetkili) 1941’de Reinhard Heydrich tarafından görevden alındı ve ve Reinhard Heydrich görevlerini fiilen üstlendi.

Nürnberg Mahkemelerinde savaş suçlusu olarak yargılandı. Komplo, barışa karşı suçlar, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bakımından 15 yıl ağır hapse mahkûm edildi. 6 Ekim 1954’te, yaşlılık ve sağlık sorunları göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi ve serbest bırakıldı.

14 Ağustos 1956’da yaşamını yitirdi.

Konrad Hermann Josef Adenauer

0

Konrad Hermann Josef Adenauer 5 Ocak  1876’da, Köln’de dünyaya geldi. (Ölümü: 19 Nisan 1967)

Freiburg, Münih  ve Bonn’da Hukuk ve Ekonomi Politikası tahsili gördü. Hukuk alanında
doktora yaptı. Daha sonra Köln’de stajyer hakim olarak çalıştı. Köln Eyalet mahkemesinde yardımcı hakim olarak görev aldı.

1906’da Köln Belediye Meclisi üyesi oldu. 1917’de Almanya’nın en genç Belediye Başkanı oldu ve Köln Belediye Başkanlığına seçildi. 16 yıl boyunca bu görevi sürdürdü. 13 Mart 1933 yılında Nasyonal-sosyalistler tarafından Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldı. Kısa bir süre hapiste kaldı.

İşçi ve Asker Kurulu tarafından disiplin görevlisi olarak atandı. 1946’da yeni kurulan CDU’nun ilk başkanı seçildi. 1949’da Alman Federal Meclisi üyesi oldu ve 1967’deki ölümüne kadar bu görevini sürdürdü.

15 Eylül 1949 – 16 Ekim 1963 tarihlerinde Federal Almanya Cumhuriyeti’nin ilk şansölyesi olarak görev yaptı. Hristiyan-sosyal, muhafazakar ve liberal gelenekleri birleştirerek CDU’yu 20. yüzyılda Almanya’nın en başarılı partisi olması için temellendirdi.

Batılı devletlerle diplomatik ilişkileri yeniden kurma ve uluslararası organizasyonlara üye olma hakkı tanıyan Petersberg Anlaşması’nı imzaladı.

Konrad Adenauer 4 Ocak 1954 tarihli Time Dergisi kapağında

1963’te De Gaulle ile Paris’te Alman-Fransız İşbirliği Antlaşmasını imzaladı. Onlarca yıl süren Fransız-Alman düşmanlığından sonra iki ülke arasında ilk anlaşmayı yapan devlet adamı oldu. Fransa ile kurulan dostluk Avrupa Birliği’nin temellerini oluşturdu.

9 Mayıs 1950’de Schuman Deklarasyonu ve Mart 1957’de imzalanan Avrupa Ekonomik Topluluğu Antlaşması ile başlatılan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun savunucusu oldu. Almanlar tarafından “Yaşlı Adam” lakabı takılan Adenauer’in ismi, Almanya’nın yeniden yapılanması, dış politika açısından Atlantik ötesi değerler topluluğu ile bütünleşme, Avrupa’nın birleşmesi ve sosyal piyasa ekonomisine yönelim ile özdeşleşti.

1963 sonbaharında Federal Şansölyelikten istifa etti. 87 yaşına kadar devlet, hukuk, siyaset, dış politika ve strateji alanlarında danışmanlık yaptı.

Köln Üniversitesi’nin kurulmasına olan katkılarından dolayı; Politika, Tıp, Hukuk ve Felsefe alanlarında Köln Üniversitesi fahri doktorluğuna layık görüldü.

Son yurtdışı ziyaretini 1967 yılında İspanya’ya yaptı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’yı Nazi yıllarından parlamento hayatına taşıyan, modern ve demokratik Almanya’nın mimarı olarak sayılan hukukçu ve Alman Şansölyesi Adenauer 19 Nisan 1967 tarihinde Bonn yakınlarındaki Rhöndorf’ta 91 yaşında iken yaşamını yitirdi.

İki kez evlendi ve 21 torun sahibi oldu.

Konrad Adenauer Stiftung (Konrad Adenauer Vakfı (KAS), Almanya çapında ve yurt dışında faaliyet göstermek üzere 20 Kasım 1955’te kuruldu. Vakfın dünya çapında 78 ofisi bulunmaktadır ve 100’den fazla ülkede programlar yürütmektedir.1983 yılından itibaren Ankara ve İstanbul’da da faaliyet göstermektedir. 2020 yılında dünya çapında düşünce kuruluşları arasında 15. sırada yer alıştır.

[box type=”info” align=”aligncenter” class=”” width=””]”Umarım bir daha İsa bile gelse tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar aptal olmayız.”[/box]

Altılı Masa Anayasa Taslağı

0

Altılı Masa Anayasa Taslağı; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti (DP), Gelecek Partisi, DEVA Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi tarafından ortaklaşa hazırlanarak kamuoyuna duyurulan kapsamlı bir anayasa değişikliği önerisidir. Metin, 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri öncesinde, “Altılı Masa Hazır, İşte Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’in Anayasası” ve “Şimdi Demokrasi Zamanı” sloganlarıyla ilan edilmiştir.

Altılı masa liderleri, 28 Şubat 2022’de, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe dair ortak bir mutabakat metni imzalamış, mutabakat metni esas alınarak hazırlanan detaylı Anayasa Değişikliği Önerisi kamuoyuna 28 Kasım 2022’de duyurulmuştur. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş için gereken anayasa değişikliklerini içeren metin, 84 maddede değişiklik ve 9 ana başlık içermektedir ve 151 sayfalık bir anayasa değişikliği önerisi kitapçığı olarak yayımlanmıştır.

Taslağın temel amacı, Türkiye’yi “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e geçirmek için gereken hukuki altyapıyı oluşturmaktır. Ancak 2023 seçimlerinin ardından, Altılı Masa bileşenleri bu metni genel siyasi gündemlerinde büyük ölçüde geri plana itmiş ya da hiç gündeme getirmemişlerdir.

 

altılı masa

Altılı Masa Anayasa Taslağı GENEL GEREKÇESİ

Bu anayasa değişikliğinin amacı, Türkiye’de yönetimde keyfiliğe yol açan, anayasal hak ve hürriyetleri güvencesiz bırakan, hukuk devleti mekanizmalarının tamamını aşındıran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini yürürlükten kaldırmak ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişi sağlamaktır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yürütme gücünün tamamını Cumhurbaşkanına sunmak yanında yasama organını zayıflatmış; yargının kontrolünü Cumhurbaşkanına sunmuştur. Böylece devletin birbirinden ayrı olması ve birbirini denetlemesi gereken üç temel fonksiyonunu tek bir kişinin iradesine bağlı hale getiren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, hukuk devletinin aşınmasına, anayasal hak ve hürriyetlerin tamamının güvencesiz kalmasına yol açmıştır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yürürlükten kaldırılarak Kanun-i Esasi’nin kabulünden bu yana benimsenen ve yerleşen parlamenter geleneğe uygun olarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçilmesi bu sisteminin siyasi ve sosyal hayatımızda açtığı hasarları aşma yolunda önemli bir adımdır. Ancak kurulacak yeni sistemin parlamentarizmin herhangi bir modeli olmadığını, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem olduğunu özellikle vurgulamak gerekir.

Önerimiz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin etkisiz kıldığı yasama organının yetkilerini iade ederek bu organı, Milli Mücadele yıllarından itibaren devlet ve toplum hayatımızda sahip olduğu güce ve itibara kavuşturmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla önerimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği kanunlar üzerinde Cumhurbaşkanına tanınan veto yetkisini sona erdirecektir. Böylece Cumhurbaşkanı, Meclisin kabul ettiği kanunları, evvelce olduğu gibi bir defaya mahsus olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne iade edecektir. Meclis iade edilen kanunu, dilerse basit çoğunlukla aynen kabul edebilecektir. Öte yandan önerimiz, yasama organına meclis soruşturması ve gensoru gibi hükümeti denetim yetkilerini tanımakta; parlamentonun hükümeti denetim vasıtaları arasında yer alan sözlü soru yetkisi yeniden düzenlenmektedir.

Gensoru mekanizmasını hükümet istikrarını korumak amacıyla yapıcı güvensizlik oyuyla birleştirmektedir. Böylece hükümeti gensoru yoluyla düşürmekte birleşen parlamento çoğunluğu, yeni hükümetin kurulmasını sağlamadıkça görevdeki hükümetin hukukî varlığını sona erdiremeyecektir. Diğer taraftan, Başbakan ve bakanlar gibi hükümet aktörlerinin görevleriyle ilgili suçlarından dolayı hesap verir kılınmalarını sağlayan meclis soruşturması, uygulanabilir, etkili bir mekanizmaya dönüştürülecektir. Bütün bunlara ek olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin elinden alınmış olan bütçeyi kabul yetkisi, bu yetkinin asıl sahibi olan Meclise iade edilecektir. Böylece hükümetlerin hazırladıkları bütçe kanun teklifleri Meclis tarafından kabul edilmedikçe yürürlüğe giremeyecektir. Öte yandan hükümetlerin politikalarını Bütçe Kanununun sınırlarına uygun olarak yürütmelerini sağlamak amacıyla Kesinhesap Kanunu etkili bir denetim aracı haline getirilecektir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle yaratılan tek başlı yürütme modeline son verilerek yürütme organının Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulundan oluşması sağlanacaktır. Devletin başı sıfatıyla temsili görev ve yetkilere sahip Cumhurbaşkanının; tek başına yapabileceği işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasına tâbi kılınacaktır.

Öte yandan Cumhurbaşkanlığına seçilen kişinin bir partiye mensup olması halinde göreve başlamadan önce partisiyle ilişiğinin kesilmesi sağlanacaktır. Böylece Cumhurbaşkanının tarafsızlığı garanti edilecektir.

Yürütme alanındaki asıl yetkiler, parlamentarizmin doğasına uygun olarak Bakanlar Kuruluna ait olacaktır. Bakanlar Kurulu, izlediği politikalardan dolayı parlamentoya karşı kolektif olarak sorumlu kılınabilecektir. Ayrıca her bakan, emri altındaki işlerden dolayı bireysel olarak da parlamentoya karşı sorumlu kılınabilecektir.

Hükümet politikaları, kolektif bir organ olan Bakanlar Kurulunda müzakere, diyalog ve uzlaşmayla belirlenecek; böylece bu politikaların akılcı ve bilimsel temellere dayanması sağlanacaktır. Bu, yürütme organının kişiselleşmesini, keyfileşmesini, akıldışı politikalara yönelerek toplumu krizlere sürüklemesini önleyecek önemli bir faktör olacaktır.

Önerimiz, sadece bir hükümet sistemi değişikliğinden ibaret değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında bağımsızlığını kaybederek hukukun üstünlüğünün güvencesi olmaktan uzaklaşan yargı organı, gerçek bir hukuk devletinin gerektirdiği bağımsızlığına kavuşturulacaktır. Böylece yargı organı, Anayasanın ve hukukun üstünlüğünün teminatı haline gelerek vatandaşların anayasal hürriyetlerinin garantisi olma işlevini yerine getirebilecektir. Bu sayede vatandaşlar, geleceğe güvenle bakabilecekleri huzurlu bir ortama kavuşacaklardır.

Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak amacıyla yargı mensuplarının bireysel bağımsızlıklarıyla yargı kuruluşlarının kurumsal bağımsızlıklarını garanti eden yenilikler getirilmektedir. Yargı mensuplarının bireysel bağımsızlıklarının güvencesi olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu, iki ayrı organ olarak düzenlenmiştir. Böylece hâkimlerin özlük hakları konusunda karar verme yetkisi Hâkimler Kurulu’na, savcıların özlük hakları konusunda karar verme yetkisi Savcılar Kurulu’na tanınmıştır. Her iki organın da üye kompozisyonları ve üyelerinin seçiminde izlenen yöntem, bu organların özerkliğini garanti edecek şekilde düzenlenmiştir. Öte yandan bu iki organın da demokratik meşruiyet esasına dayanması sağlanmıştır. Yargılama sürecinin temel unsurlarından biri olan savunma makamı, ilk defa, bir anayasa hükmüyle düzenlenerek bu makamın iddia makamıyla eşit bir statüye kavuşturulması sağlanmıştır. Bu yenilik, hukuk devletinin temel unsurlarından olan adil yargılanma hakkının ve bu hakkın bir parçası olan silahların eşitliği ilkesinin garanti edilmesini sağlayacaktır. Bu çerçevede Türkiye Barolar Birliği’nin özerk bir kuruluş olması da sağlanarak savunma makamı güçlendirilmiş; avukatlık mesleğine sahip olması gereken itibar kazandırılmıştır.

Anayasanın ve hukukun üstünlüğünün garantisi olan Anayasa Mahkemesi’nin üye kompozisyonu, üyelerinin seçiminde izlenen yöntem, çalışma usulleri, sahip olduğu yetkiler yeniden düzenlenmiş; böylece Yüksek Mahkemenin kararlarının etkinliği güçlendirilmiştir. Bu maksatla Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı, ağır iş yükü de dikkate alınarak arttırılmış; halen iki daire ve bir Genel Kurul halinde çalışan Mahkemenin dört daire ve bir Genel Kurul halinde çalışması öngörülmüştür.

Anayasanın ve hukukun üstünlüğünü garanti etmek amacıyla hiçbir yasama tasarrufuna yargı bağışıklığı tanınmamıştır. Böylece organik ve fonksiyonel bakımdan yasama işlemi niteliğindeki tüm işlemlerin, Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi öngörülmüştür. Bireysel başvuruların alanı, sosyal hakları da kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Bireysel başvuruların temelindeki hak ihlâllerinin, Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tâbi bir normun hukuka aykırılığından kaynaklanması halinde Yüksek Mahkeme’ye bu normu denetleme yetkisi de tanınmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin halen mevcut olan yetkilerine ek olarak Yüksek Mahkeme’ye yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirlerinin alanına müdahale eden işlemleri nedeniyle yapılacak başvuruları da inceleme ve karara bağlama yetkisi tanınmıştır.

Yüksek Seçim Kurulu, yerine getirdiği işleve uygun olarak Anayasamızın yüksek mahkemeleri düzenleyen bölümüne aktarılmış; iki daire ve bir Genel Kurul halinde çalışması öngörülmüştür. Böylece dairelerin alacağı kararlar, itiraz denetimine tâbi kılınmıştır. Daha da önemlisi, Yüksek Seçim Kurulu’nun seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına ilişkin verdiği kararların, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak bireysel başvurulara konu olması sağlanmıştır. Böylece seçim sürecinin hukuka uygunluğu teşvik edilmiştir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş önerisi, aynı zamanda, anayasal hakların alanını genişleten, bunların güvencelerini güçlendiren yenilikleri de içermektedir. Bu çerçevede, Anayasamızın 12. maddesinin başlığı “İnsan onuru, temel hak ve hürriyetlerin niteliği ve bütünlüğü” şeklinde değiştirilmiş, maddenin ilk fıkrasına insan onurunun dokunulmaz olduğu ve Anayasa düzeninin temelini oluşturduğu hükmü eklenmiştir. Böylece Anayasamızın insan
onurunu esas alan bir bakış açısı kazanması sağlanmıştır. Öte yandan, 13. maddeye “Hürriyet esas, sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet
lehine yapılır.” hükmü eklenerek anayasa düzenine hürriyetçi bir felsefenin hâkim olması amaçlanmıştır. Benzer şekilde, demokratik bir anayasa düzeninin olmazsa olmazı olan ifade hürriyetiyle bu hürriyetten doğan basın hürriyeti gibi hürriyetler daha güçlü güvencelere kavuşturulmuştur.

Aynı çerçevede siyasi partilerin ifade ve örgütlenme hürriyetleri, daha güçlü garantilere kavuşturularak siyasi partilerin keyfî gerekçelerle kapatılmalarını önleyecek etkili hükümler getirilmiştir. Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve Venedik Komisyonu raporları gibi Avrupa Konseyi standartları ışığında, çoğulcu demokrasinin güvencesini oluşturacak biçimde yeniden düzenlenmiştir.

Anayasal hürriyetleri daha güvenceli hale getiren yeniliklerin tamamında Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların gerekleri dikkate alınmıştır. Bu bağlamda Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmaların kanunların üzerinde olduğunu kabul eden 2004 Anayasa değişikliğini yaptırıma bağlayan ve güçlendiren yenilikler önerilmiştir. Bu çerçevede Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar, kanunların Anayasaya uygunluk denetiminde başvurulacak ölçü normlara dâhil edilmiştir.

Önerimiz, seçimleri takiben Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir Anayasa Değişikliği Teklifine dönüştüğü ve kabul edilerek yürürlüğe girdiği takdirde Türkiye, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçerek Anayasamızın 2. maddesinde hükme bağlandığı gibi insan haklarına saygılı, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devleti olabilecektir

Anayasa değişikliği önerisinin ana başlıkları şu şekilde özetlenmiştir: 

Kuvvetler ayrılığı tesis edilecek

Altılı masanın Anayasa değişikliği önerisi 84 maddeden oluşuyor. Kuvvetler ayrılığının vurgulandığı yeni sistemde yasamanın etkin ve katılımcı, yürütmenin istikrarlı, şeffaf ve hesap verebilir, yargının ise bağımsız ve tarafsız olması hedefleniyor. Uzlaşılan metinde “Güçlü, özgürlükçü, demokratik, adil bir sistem inşa etme kararlılığı içindeyiz” ifadelerine yer veriliyor.

Altılı masanın anayasa değişikliği paketinden öne çıkanlar şöyle:

Partili cumhurbaşkanlığı dönemi kapanacak

Cumhurbaşkanı 7 yıllığına halk tarafından seçilecek ve seçimle beraber partisiyle ilişkisi sona erecek. Görevi sona eren bir cumhurbaşkanı, seçimle gelinen siyasi bir görev üstlenemeyecek. Cumhurbaşkanına, TBMM Başkanı vekalet edecek. Cumhurbaşkanının kanunlar üzerindeki zorlaştırıcı veto etkisi sona erdirilip geri gönderme hakkı veriliyor

Anayasaya özgürlükçü anlayış kazandırılacak

Altılı masanın teklifi, Anayasayı temel hakları “ödev” olarak vurgulayan ve hürriyetleri ödev kavramıyla sınırlayan anlayıştan arındırıyor. Anayasaya özgürlükçü bir anlayış kazandırılıyor. Anayasadan otoriter anlayışın izleri siliniyor. Anayasada “temel hak ve ödevler” yerine “temel hak ve hürriyetler” düzenleniyor.

“İnsan onuru” Anayasanın temel esası olacak

Anayasanın temel hakları düzenleyen ilk maddesine “İnsan onuru dokunulmazdır ve anayasal düzenin temelidir” ifadesi ekleniyor. Bu vurguyla beraber Anayasanın insan onurunu esas alan bir bakış açısı kazanması sağlanıyor. Devletin temel işlevinin insan onurunu korumak ve ona saygı göstermek olduğu vurgulanıyor.

Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılacak

Anayasa’nın 13. maddesine “Hürriyet esas sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır” hükmü ekleniyor. Böylece temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması düşüncesinden temel hak ve hürriyetlerin üstünlüğü dönemine geçiliyor.

Eleştiri hürriyeti güvence altına alınacak

Düşünce, kanaat ve ifade hürriyeti tek bir maddede düzenleniyor. Anayasanın 25. maddesinde yapılacak değişiklikle eleştiri hürriyeti güvence altına alınıyor. Keyfi sınırlamaların önüne geçiliyor.

Hayvan hakları ilk kez Anayasaya girecek

Anayasanın 56. maddesinde yapılan değişiklikle Anayasada sağlık hakkı ve çevre hakkı yeniden düzenlenirken hayvan hakları ilk kez anayasal güvenceye kavuşturuluyor.

Parti kapatma zorlaştırılacak

Siyasi parti kapatma davalarının açılması zorlaştırılıyor. Şiddete başvurma ya da şiddeti teşvik hariç olmak üzere parti kapatma davalarının açılabilmesi için ihtar şartı getiriliyor. Kapatma davasının açılabilmesi, TBMM’nin üçte ikisinin oyuyla alınacak izne bağlanıyor. Milletvekillerinin meclis kürsüsünde kullandığı ifadelerin parti kapatma davalarında delil olamayacağı düzenleniyor. Bu davalardan çıkabilecek yaptırımlara idari para cezası ekleniyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması zorlaştırılacak

Milletvekillerinin sadece ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinde dokunulmazlıktan faydalanamayacağı düzenleniyor. Anayasanın 83. maddesinde Anayasanın 14. maddesine yapılan atıf metinden çıkarılıyor. Dokunulmazlığın kaldırılması için üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alınacağı hükmü getiriliyor. Milletvekili düşme kararında bireysel başvuru yoluna gidilmiş ise Anayasa Mahkemesinin kararının bekleneceği düzenleniyor.

Kadına şiddetten suçlu bulunanlar milletvekili olamayacak

Affa uğramış olsalar bile cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, kadına yönelik kasten yaralama ve edimi ifasını fesat karıştırma suçlarından hüküm giymiş olanların milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olamayacağı hükmü getiriliyor.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun alanı genişletilecek

Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı 15’ten 22’ye çıkarılıyor. Üyelerden 20’sinin TBMM, 2’sinin cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi öngörülüyor. Mahkemenin bölüm sayısı 2’den 4’e yükseltiliyor. Anayasada veya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen hakların ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılıyor.

Uluslararası anlaşmalardan çekilme kararı açıkça TBMM’nin uygun bulmasına bağlanacak

Türkiye’nin taraf olduğu bir uluslararası anlaşmadan çekilme için TBMM’nin uygun bulması şartı Anayasada açıkça düzenleniyor.

Herkes Meclis Araştırma Komisyonu’nun davetine uyacak

Meclisin denetim yetkisi güçlendiriliyor. Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim için hükümete hesap sorulabilmesini sağlayacak araçları artırıp etkili kılınıyor. Muhalefete bir yasama yılında en az yirmi gün gündemi belirleyerek genel görüşme açma hakkı tanınıyor. Herkesin Meclis Araştırma Komisyonunun davetine uymak zorunda olduğu düzenleniyor.

Milletin meclisi, bütçe yetkisine kavuşacak

Bütçe yetkisi Meclise iade ediliyor. Hükümetlerin politikalarını Bütçe Kanununun sınırlarına uygun olarak yürütmelerini sağlamak amacıyla Kesinhesap Anayasada ayrı bir maddede düzenleniyor. Değişikliğe göre, Kesinhesap Komisyonu kuruluyor ve başkanının ana muhalefet partisinin milletvekili olması şartı getiriliyor.

Yeni hükümet kurulmadan mevcut hükümet düşürülemeyecek

Hükümet, başbakan ve bakanlar hakkında gensoru verme yetkisi tesis ediliyor. Bu yenilikle, Bakanlar Kurulu aleyhine verilen güvensizlik önergelerine yeni Başbakanın isminin eklenmesi zorunlu kılınıyor. Böylece meclis, istikrarın gereği olarak ancak yeni hükümeti kurmakta birleşebilirse mevcut hükümeti düşürebilecek.

HSK kapatılacak

Hakimler ve Savcılar Kurulu kapatılarak Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu kuruluyor. Yargı bağımsızlığının sağlanması için Adalet Bakanı ve yardımcısının Hakimler Kurulu üyesi olmasına son veriliyor.

OHAL KHK’larına son verilecek

OHAL KHK’ları kaldırılıyor. Olağanüstü Hallere ilişkin tedbirlerin Olağanüstü Hal Kanunu ile düzenleneceği ve Olağanüstü Hal Kanunu ile bu kanundan kaynaklı idari eylem ve işlemlere karşı yargı yolunun kapatılamayacağı düzenleniyor.

Savunma ve iddia makamı eşitlenecek

Hakim ve savcılara coğrafi teminat getiriliyor. Savunmanın bağımsızlığı vurgulanıyor. Yargılama sürecinin temel unsurlarından biri olan savunma makamı, ilk defa, bir anayasa hükmüyle düzenlenerek bu makamın iddia makamıyla eşit bir statüye kavuşturulması sağlanıyor. Her ilde bir baro olacağı açıkça Anayasada düzenleniyor.

Sayıştay ve YSK yüksek mahkeme olacak

Sayıştay yüksek mahkeme statüsüne kavuşturuluyor. Kurumun denetim yetkisinin kapsamı genişletiliyor. Yüksek Seçim Kurulu Anayasada yargı bölümünde bir yüksek mahkeme olarak düzenleniyor, kurulun niteliği açıklığa kavuşturuluyor. Yüksek Seçim Kurulunun seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına ilişkin kararları Anayasa Mahkemesinin denetimine açılıyor.

RTÜK üyeleri gazeteci ve akademisyenlerden oluşacak

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun üye yapısında çoğulculuk sağlanıyor. RTÜK üyeleri, basın mensupları ile iletişim ve hukuk fakültesi öğretim üyeleri arasından seçiliyor. Üye seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin nitelikli çoğunluğu aranıyor. Kurulun çoğulculuk, özerklik ve tarafsızlık esaslarına bağlı olarak çalışacağı vurgulanıyor.

Belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılmasına Danıştay karar verecek

İçişleri Bakanlığı’nın belediye başkanlarını ve meclis üyelerini görevden uzaklaştırma yetkisi kaldırılıyor. Onun yerine Danıştay kararı şartı getiriliyor. Görevden uzaklaştırmanın en fazla altı ay sürebileceği düzenleniyor.

YÖK kaldırılacak

Yükseköğretim Kurulu kaldırılıyor. Üniversitelerin akademik, idari ve mali özerklikleri ihlal edilmemek kaydıyla planlama ve koordinasyon kurulu olacak Yükseköğretim Üst Kurulu düzenleniyor.

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu

0

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu(Climate Strong Islands Declaration) 26 Şubat  2020 tarihinde Porto Riko’da ilan edilmiştir. Deklarasyon’na, Karayipler, Kuzey Atlantik ve Pasifik’teki ada toplulukları, sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve akademiler imza koymuşlardır. OrgAnizasyon, The Ocean Foundation ve Global Island Partnership tarafından ortaklaşa düzenlenmektedir.

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu

Bugün Ocean Foundation, kendi kaderini tayin etme, iklime dayanıklılık ve yerel çözümler yolunda ada topluluklarının yanında yer almaktan gurur duyuyor. İklim krizi şimdiden ABD’de ve dünya çapında ada topluluklarını mahvediyor. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin yarattığı veya şiddetlendirdiği aşırı hava olayları, yükselen denizler, ekonomik aksamalar ve sağlık tehditleri, adalar için tasarlanmamış politikalar ve programlar rutin olarak ihtiyaçlarını karşılayamasa da bu toplulukları orantısız bir şekilde etkiliyor. Bu nedenle, Karayipler, Kuzey Atlantik ve Pasifik’teki ada topluluklarından ortaklarımızla İklime Dayanıklı Adalar Deklarasyonu’nu imzalamaktan gurur duyuyoruz.

İklim krizi şimdiden Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ve dünya çapındaki ada topluluklarını mahvediyor. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin yarattığı veya şiddetlendirdiği aşırı hava olayları, yükselen denizler, ekonomik aksamalar ve sağlık tehditleri, adalar için tasarlanmamış politikalar ve programlar rutin olarak ihtiyaçlarını karşılayamasa da bu toplulukları orantısız bir şekilde etkiliyor. Artan stres altındaki ada popülasyonlarının bağlı olduğu ekolojik, sosyal ve ekonomik sistemlerle, dezavantajlı adalara yönelik hakim tutum ve yaklaşımlar değişmek zorundadır. Ada topluluklarının medeniyetimizin karşı karşıya olduğu iklim acil durumuna etkili bir şekilde yanıt vermesine yardımcı olmak için yerel, eyalet, ulusal ve uluslararası düzeylerde eylem talep ediyoruz.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ve dünyanın dört bir yanındaki ada toplulukları, kelimenin tam anlamıyla iklim krizinin ön saflarında yer alıyor ve şimdiden aşağıdakilerle başa çıkıyor:

  • elektrik şebekeleri, su sistemleri, telekomünikasyon tesisleri, yollar ve köprüler ve liman tesisleri dahil olmak üzere kritik altyapıyı tehlikeye atan veya yok eden aşırı hava olayları ve yükselen denizler;
  • sağlık hizmetleri, gıda, eğitim ve barınma sistemleri genellikle aşırı yüklenmiş ve yetersiz kaynaklara sahiptir;
  • balıkçılığı mahveden ve birçok adanın geçim kaynağının bağlı olduğu ekosistemleri bozan deniz ortamındaki değişiklikler; Ve,
  • fiziksel izolasyonları ve çoğu durumda görece siyasi güç eksikliği ile ilgili zorluklar.

Anakara topluluklarına hizmet etmek için tasarlanan düzenlemeler ve politikalar, aşağıdakiler de dahil olmak üzere, genellikle adalara iyi hizmet etmemektedir:

  • ada topluluklarının karşılaştığı koşullara yeterince yanıt vermeyen federal ve eyalet afete hazırlık, yardım ve kurtarma programları ve kuralları;
  • maliyetli ve riskli yollardan anakaraya bağımlılığı artıran enerji politikaları ve yatırımları;
  • adaların aleyhine olan içme suyu ve atık su sistemlerine yönelik geleneksel yaklaşımlar;
  • ada topluluklarının savunmasızlığını artıran konut standartları, bina kodları ve arazi kullanım düzenlemeleri; Ve,
  • gıda güvensizliğini artıran sistem ve politikaların sürekliliği.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en savunmasız ada toplulukları rutin olarak göz ardı ediliyor, ihmal ediliyor veya marjinalleştiriliyor. Örnekler şunları içerir:

  • Porto Riko ve ABD Virgin Adaları için afet sonrası kurtarma yardımı siyaset, kurumsal ayak sürüme ve ideolojik duruş tarafından engellendi;
  • küçük veya yalıtılmış ada toplulukları genellikle çok az sayıda sağlık hizmeti sağlayıcısına ve hizmetine sahiptir ve var olanlar kronik olarak yetersiz finanse edilmektedir; Ve,
  • konut ve/veya geçim kaynaklarının kaybı, Katrina, Maria ve Harvey Kasırgalarının ardından gösterildiği gibi, kişi başına yüksek evsizlik ve zorunlu yer değiştirme oranlarına katkıda bulunur.

Yeterli kaynaklarla, ada toplulukları aşağıdakiler için iyi bir konumdadır:

  • bölgesel ve küresel ekonomilerde daha etkin bir şekilde yer almak için enerji, telekomünikasyon, ulaşım ve diğer teknolojilere yapılan yatırımlardan yararlanmak;
  • sürdürülebilirlik ve esnekliğe odaklanan umut verici yerel uygulamaları paylaşmak;
  • sürdürülebilirlik ve iklim azaltma ve uyum için yenilikçi çözümler pilotu;
  • deniz seviyesinin yükselmesi ve şiddetlenen fırtınalar ve doğal afetler karşısında kıyı direncini artıran ve kıyı erozyonunu önleyen doğa temelli çözümlere öncülük etmek;
  • Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin etkili yerel uygulamasını modelleyin.

İmzacılar olarak bizler, devlet kurumlarına, vakıflara, şirketlere, çevreci gruplara ve diğer kuruluşlara çağrıda bulunuyoruz:

  • Adaların enerji, ulaşım, katı atık, tarım, okyanus ve kıyı yönetimine dönüştürücü yaklaşımlar geliştirme ve mükemmelleştirme potansiyelini tanımak
  • Ada ekonomilerini daha sürdürülebilir, kendi kendine yeterli ve dirençli hale getirme çabalarını desteklemek
  • Ada topluluklarını dezavantajlı duruma mı yoksa marjinalize mi ettiğini belirlemek için mevcut politikaları, uygulamaları ve öncelikleri gözden geçirin
  • Büyüyen iklim krizine ve diğer çevresel zorluklara etkili bir şekilde yanıt vermelerine yardımcı olacak yeni girişimler, programlar ve projeler geliştirmek için ada topluluklarıyla saygılı ve katılımcı bir şekilde işbirliği yapın
  • Bağlı oldukları kritik sistemleri dönüştürmeye çalışırken ada topluluklarına sağlanan finansman ve teknik desteğin düzeyini artırın
  • Ada topluluklarının geleceklerini etkileyen finansman ve politika oluşturma faaliyetlerine daha anlamlı bir şekilde katılabilmelerini sağlamak

İklime Dayanıklı Güçlü Adalar Deklarasyonu’nu İmzalayanlar (Climate Strong Islands Declaration Signatories)

350.org
Abruña & Musgrave Architects
America’s WETLAND Foundation
Atlantic Marine ConservationSociety
Boricuas Unidos en la Diáspora
Brigadas Salubristas
Cambio, Puerto Rico
Citizen’s Campaign for the Environment
Clean Energy Group
Comite Dialogo Ambiental
Coral Vita
Defend H2O
El Puente

El Puente: Enlace Latino de Acción Climática
Emerge Puerto Rico
Enterprise
Environment America
Environmenal Defense Fund
Estuario
Friends of the Bay
Friends of the Earth United States
Fundacion Amigos de El Yunque
Fundación Comunitaria de Puerto Rico
Futures Forum
Galveston Bay Foundation
Global Island Partnership
Governor of Guam
Green Cross
Guam Legislature
Hawai’i Youth Climate Coalition
Hawai’i Green Growth

Hispanic Federation
Institute of Caribbean Studies
Island Impact
Island Institute
Kua‘āina Ulu ‘Auamo
Long Island Community Foundation
The Miami Foundation
Micronesia Climate Change Alliance
Mujeres de Islas
Natural Area Reserves System
The Nature Conservancy
The New York Community Trust
North Shore Land Alliance
The Ocean Foundation
Open Space Council
Pacific RISA
Para la Naturaleza
Puerto Rico Bar Association
Queremos Sol
Rocky Mountain Institute

Seacology
Sea Grant Puerto Rico
Sierra Club
Sisters of St. Joseph, Brentwood NY
Solar Responders
SWEEP Standard
Sylvester Manor Educational Farm
Trust for Public Land’s Hawaiian Islands Program
UnitedNationsAssociationoftheUnitedStatesofAmerica-PuertoRicoChapter
University of Guam
University of Guam Center for Island Sustainability
University of Guam Green Army
University of Puerto Rico Center for Public Health Preparedness
UniversityofPuertoRicoDepartmentofEnvironmentalHealth
Vieques Conservation and Historical Trust
ViequesLove
Wise Laboratory of Environmental and Genetic Toxicology
World Central Kitchen

Hayato Ikeda

0
Hayato Ikeda

Hukukçu, bürokrat, ekonomist ve Japonya Başbakanı Hayato Ikeda 3 Aralık 1899’da Hiroşima’da dünyaya geldi. (3 Aralık 1899 – 13 Ağustos 1965)

İlk eğitimine Yoshina’daki Yoshina İlkokulunda başladı. Ardından Tadanoumi Ortaokulu ve Beşinci Yüksekokulda öğrenim gördü. Kyoto İmparatorluk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1925’te Maliye Bakanlığında çalışmaya başladı. Bir süre maliye bakanı yardımcılığı yaptıktan sonra, 1949’da Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Aynı yıl, Shigeru Yoshida hükûmetinde maliye bakanlığına getirildi.

Bu görevi sırasında Eisaku Satō ile birlikte Yoshida’nın önderlik ettiği muhafazakâr politikaların başlıca uygulayıcılarından biri oldu. 1950’lerde Kore Savaşı’yla ilgili olarak açılan askeri ihalelerin de yardımıyla bütçe açığının kapanmasını sağladı. ABD ile yapılan barış görüşmelerinde önemli rol oynadı.

1952’de dış ticaret ve sanayi bakanı oldu. 1960’ta Nobusuke Kishi’nin istifası üzerine parti başkanlığına ve başbakanlığa getirildi. 1963’te nükleer denemelerin sınırlandırılmasını öngören antlaşmayı imzaladı ve sürdürdüğü görüşmelerle sonraki yıllarda imzalanan Japonya-Kore Antlaşması için zemin hazırladı.

25 Ekim 1964’te (Tokyo Olimpiyatları’nın kapanışından bir gün sonra) gırtlak kanseri tedavisi nedeniyle istifasını açıkladı. Resmi olarak ise görevini 9 Kasım 1964’te Eisaku Satō’ya devretti.  13 Ağustos 1965’te hayatını kaybetti.

Suat Hayri Ürgüplü

0
Suat Hayri Ürgüplü

Hukukçu, yargıç, diplomat, eski bakan ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Suat Hayri Ürgüplü 13 Ağustos 1903’te Şam’da dünyaya geldi. (Ölümü: 26 Aralık 1981, İstanbul) Çocukluğu Şam’dan sonra babasının görevi dolayısıyla Selanik ve akabinde de Manastır’da geçti. İlk eğitimini Maarif Güneşinde aldı, daha sonra Nişantaşı İngiliz Mektebinde, bu okulun kapanması üzerine de Tevfik Fikret’in önerisiyle Galatasaray Lisesinde öğrenim gördü.

Parasız yatılı olarak okuduğu Galatasaray Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Atatürk’ün emriyle başlatılan Avrupa’ya öğrenci gönderilmesi programı kapsamında üniversite yıllarında Fransa’da bulundu. Öğrencilik yıllarında ailesinin ekonomik sıkıntıları sebebiyle çalışmak durumunda kalan Ürgüplü, ilk olarak Tahtakale’deki bir İngiliz telefon şirketinde ambar kâtipliği yaptı. Daha sonra Sanayi ve Maadin Bankasının kâtiplik sınavlarını kazanarak burada çalışmaya başladı. Hüseyin Cahit Yalçın’ın Tanin ve İsmail Müştak Bey’in İstiklal gazetelerine ajanslardan Fransızca çeviriler yaptı. Aynı dönemde Spor Âlemi ve Türkiye Spor Mecmuası dergilerinde muhabir olarak çalıştı ve bu dergilere yazılar yazdı.

Hukuk Fakültesini 1926 yılında bitirdi, Çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Lozan Barış Antlaşması’nın 47. maddesi kapsamında kurulan Muhtelit Hakem Mahkemelerinde, 1926-1929 yılları arasında ahd-i kâtiplik yaptı ve burada görülen davaları Dışişleri Bakanlığı için tercüme etti.

Ayrıca, 1929-1932 yılları arasında İstanbul Birinci Ticaret Mahkemesi’nde yargıçlık görevinde bulundu, akabinde İstanbul İstinaf Mahkemesine atandı.

Üç yıl yargıçlık yaptıktan sonra ilk olarak Bursa, ardından İstanbul Barosu‘na bağlı kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaya başladı. Bu dönemde Yanya muhacirlerinden Hikmet Kızılay’ın kızı ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Zeynep Nigâr Hanım ile tanışıp evlendi.

Politik Yaşamı ve Yüce Divanda Yargılanması 

Ürgüplü, 1939 ve 1943 yıllarındaki seçimlerde Kayseri Milletvekili olarak meclise girdi. II. Şükrü Saraçoğlu Hükûmeti’nde Gümrük ve Tekel Bakanı oldu ve 9 Mart 1943 – 13 Şubat 1946 arasında bu görevi yürüttü. Tekel Genel Müdürlüğü ile Kibrit ve Çakmak Tekeli Geçici İşletmesinde “satış, satın alma ve ihale yolsuzlukları” sebebiyle 15 Kasım 1946 itibarıyla Adalet ve Anayasa Komisyonları tarafından soruşturmaya tabi tutuldu. Hakkındaki soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi için bakanlık görevinden istifa etti, kendi isteği ile Yüce Divan’a çıkmayı kabul etti. Ürgüplü, 10 Kasım 1947’de TBMM kararıyla Yüce Divan’a sevk edildi. Yaklaşık bir yıl süren yargılama sonunda 5 Ekim 1948’de suçla ilgisi bulunmadığına karar verilerek beraat etti.

Senatörlük, Büyükelçilik, Başbakanlık Görevleri 

1950 yılında Demokrat Parti’den Kayseri Milletvekili seçildi ve 1952 yılına kadar milletvekilliği yaptı. Avrupa İstişari Meclisi’nde başkan yardımcılığı görevinde bulundu. Dışişleri Komisyonu üyeliği ve Meclis Başkanvekilliği görevlerinde bulundu. 1950’de Dublin ve 1951’de de İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Parlamentolararası Birlik Konferansları’nda da Türkiye’yi temsil etti. Avrupa Konseyinin ilk Türk başkan yardımcısı oldu ve bu mevkide üç sene görev yaptı.

29 Ekim 1952’de Bonn Büyükelçiliğine, 15 Eylül 1955’te Londra Büyükelçiliğine, 25 Mart 1957’de Washington Büyükelçiliğine ve 1960 yılında Madrid Büyükelçiliğine atandı.

1961 yılında Kayseri Senatörü seçildi, Senato’da Dışişleri, Turizm ve Basın-Yayın Komisyonunda üye ve başkan olarak çalıştı. Daha sonra Cumhuriyet Senatosu’nun ilk Başkanı oldu.

1963 yılında TBMM Heyet Başkanı olarak Sovyetler Birliği’ne, 44 yıl aradan sonra yapılan ilk resmî ziyareti gerçekleştiren heyete başkanlık etti.

Adalet Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, Yeni Türkiye Partisi ve Millet Partisi tarafından 20 Şubat 1965’te kurulan Partiler Üstü Hükûmette 22 Ekim 1965 tarihine kadar Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev yaptı.

1966 yılında kontenjan senatörü seçildi ve 1972 yılına kadar Cumhuriyet Senatosu üyeliğini sürdürdü.

Sporcu Kimliği ve Spora Katkıları 

Galatasaray Spor Kulübü’nde atletizm yaptı. Galatasaray genç takımında futbol oynadı ve takım kaptanı oldu. Dünya Spor Yazarları Birliği AIPS’ye üye olan ilk Türk spor yazarı oldu. 1927’de Şa Şa Şa adlı spor dergisini yayımladı. Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu’nda görev yaptı. Gümrük ve Tekel Bakanlığı sırasında Ali Sami Yen Stadı’nın yapılmasına büyük katkı sağladı.

Suat Hayri ÜrgüplüÜrgüplü, 26 Aralık 1981 tarihinde, kalp rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı Beyoğlu İlkyardım Hastanesinde yaşamını yitirdi, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Fransızca, İngilizce ve Almanca biliyordu. Milletlerarası Hukuk Enstitüsü tarafından fahri hukuk doktorasına layık görülmüştür. Hakkında yazılmış “Beyefendi: Suat Hayri Ürgüplü’nün Anıları” isimli eser bulunmaktadır.

Osmanlı Devleti döneminde,  Şeyhülislamlık, Şura-yı Devlet Başkanlığı, Evkaf ve Adliye Nazırlığı, Ayan üyeliği ve Niğde mebusluğu görevlerinde bulunmuş olan Hayri Efendi’nin (1867-1922) oğludur.

Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi Anlaşması

0

Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi Anlaşması, 30 Ocak 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanmıştır. Sözleşmeye göre, Türkiye’de bulunan Ortodoks Rumlarla, Yunanistan’da bulunan Müslüman Yunan uyrukları, 1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren zorunlu göçe tabi tutulacak ve zorunlu göçe tabi tutulanlar Türk ve Yunan makamlarının izni olmadıkça geldikleri ülkelere yerleşmek amacıyla tekrar dönemeyeceklerdir.

Lozan Antlaşmasının 14. maddesine göre, Rum ve Türk nüfus mübadelesine ilişkin olarak Yunanistan ile Türkiye arasında yapılmış ya da yapılacak bağıtlar İmroz ve Bozca Adaları halkına uygulanmayacaktır. Lozan Antlaşması, savaş esirlerinin mübadelesine ilişkin olarak ise, Yunanistan ve Türkiye’nin, her birinin elinde bulunan savaş tutsakları ve sivil tutukluların mübadelesini 30 Ocak 1923 günü Lozan’da imza edilen özel Anlaşma hükümlerine bağlamıştır.

Mübadelede; Drama, Girit, Kavala, Selanik, Vodina ve Yanya’dan Türkiye’ye gelen nüfus Doğu Trakya ve Batı Anadolu’da Rum azınlığın ayrılışı ile boşalan yerlere iskan edilmişlerdir. Mübadillerin yoğun olarak iskan edildikleri şehirler Adana, Balıkesir, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Edirne, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Manisa, Mersin, Samsun ve Tekirdağ olmuştur. 

Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi Anlaşması ve Protokol 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÜMETİ İLE YUNAN HÜKÜMETİ, aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya varmışlardır: 

MADDE: 1
Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarıyla, Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, zorunlu mübadelesine (exchange obligatoire) girişilecektir. Bu kimselerden hiç biri, Türk Hükümetinin izni olmadıkça Türkiye’ye ya da Yunan Hükümetinin izni olmadıkça Yunanistan’a dönerek orada yerleşemeyecektir.

MADDE: 2
Birinci Maddede öngörülen mübadele:

a) İstanbul’da oturan Rumları (İstanbul’un Rum ahalisini);
b) Batı Trakya’da oturan Müslümanları (Batı Trakya’nın Müslüman ahalisini) kapsamayacaktır.

1912 Kanunuyla sınırlandırıldığı biçimde, İstanbul Şehremaneti daireleri içinde, 30 Ekim 1918 tarihinden önce yerleşmiş (etablis) bulunan bütün Rumlar, İstanbul’da oturan Rumlar (İstanbul’un Rum ahalisi) sayılacaklardır. 1913 tarihli Bükreş Andlaşması’nın koymuş olduğu sınır çizgisinin doğusundaki bölgeye yerleşmiş (etablis) bulunan Müslümanlar, Batı Trakya’da oturan Müslümanlar (Batı Trakya’nın Müslüman ahalisi) sayılacaklardır.

MADDE: 3
Karşılıklı olarak, Rum ve Türk nüfusu mübadele edilecek olan toprakları 18 Ekim 1912 tarihinden sonra bırakıp gitmiş olan Rumlar ve Müslümanlar, 1 nci Maddede öngörülen mübadelenin kapsamına girer sayılacaklardır. İşbu Sözleşmede kullanılan “göçmenler” (emigrants) terimi, 18 Ekim 1912 tarihinden sonra göç etmesi gereken ya da göç etmiş bulunan bütün gerçek ya da tüzel kişileri kapsamaktadır.

MADDE: 4
Aileleri Türk ülkesini daha önce bırakıp gitmiş olup da kendileri Türkiye’de alıkonulmuş bulunan Rum halkından vucutça sağlam erkekler, işbu Sözleşme uyarınca, Yunanistan’a gönderilecek ilk kafileyi meydana getireceklerdir.

MADDE: 5
İşbu Sözleşmenin 9 ncu ve 10 ncu Maddelerindeki çekinceler (ihtirazi kayıtlar) saklı kalmak üzere, işbu Sözleşme uyarınca yapılacak mübadele yüzünden, Türkiye’deki Rumların ya da Yunanistan’daki Müslümanların mülkiyet haklarına ve alacaklarına hiçbir zarar verdirilmiyecektir.

MADDE: 6
Mübadele edilecek halklara mensup bir kimsenin gidişine, herhangi bir nedenle olursa olsun, hiçbir engel çıkartılmayacaktır. Bir göçmenin, kesinleşmiş bir hapis cezası bulunduğu, ya da henüz kesinleşmemiş bir cezaya çarptırıldığı, ya da kendisine karşı ceza soruşturması yürütüldüğü durumlarda, söz konusu olan göçmen, cezasını çekmek ya da yargılanmak üzere, kendisine karşı kovuşturmada bulunan ülkenin makamlarınca, gideceği ülkenin makamlarına teslim edilecektir.

MADDE: 7
Göçmenler, bırakıp gidecekleri ülkenin uyrukluğunu yitirecekler ve varış ülkesinin topraklarına ayak bastıkları anda, bu ülkenin uyrukluğunu edinmiş sayılacaklardır. İki ülkeden birini ya da ötekini daha önce bırakıp gitmiş olan ve henüz yeni bir uyrukluk edinmemiş bulunan göçmenler, bu yeni uyrukluğu, işbu Sözleşmenin imzası tarihinde edinmiş olacaklardır.

MADDE: 8
Göçmenler, her çeşit taşınır mallarını yanlarında götürmekte ya da bunları taşıttırmakta serbest olacaklar ve bu yüzden kendilerinden çıkış ya da giriş ya da başka herhangi bir vergi alınmayacaktır. Bunun gibi, işbu Sözleşme uyarınca, bağıtlı Devletlerden birinin ülkesini bırakıp gidecek her topluluk (cemaat, communaute) üyesinin (camiler, tekkeler, medreseler, kiliseler, manastırlar, okullar, hastahaneler, ortaklıklar, dernekler, tüzel kişiler ya da ne çeşit olursa olsun başka tesisler personelini kapsamak üzere) kendi topluluklarına ait taşınır malları yanlarında serbestçe götürmek ya da taşıttırmak hakkı olacaktır. 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyonların tavsiyesi üzerine, her iki ülke makamlarınca, taşıma işlerinde en geniş kolaylıklar sağlanacaktır. Taşınır malların tümünü ya da bir kısmını yanlarında götüremeyecek olan göçmenler, bunları, oldukları yerde bırakabileceklerdir. Bu durumda, yerel makamlar, bırakılan taşınır malların dökümünü (envanterini) ve değerini, ilgili göçmenin gözleri önünde saptamakla görevli olacaklardır. Göçmenin bırakacağı taşınır malların çizelgesini ve değerini gösteren tutanaklar dört nüsha olarak düzenlenecek ve bunlardan biri yerel makamlarca saklanacak, ikincisi, 9ncu Maddede öngörülen tasfiye işlemine esas alınmak üzere 11nci Maddede öngörülen Karma Komisyona sunulacak,üçüncüsü göç edilecek ülkenin Hükümetine, dördüncüsü de göçmene verilecektir.

MADDE: 9
8 nci Maddede öngörülen göçmenlerin ve toplulukların kent ve köylerdeki taşınmaz mallarıyla, bu göçmenlerin ya da toplulukların bırakmış oldukları taşınır mallar, 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyonca, aşağıdaki hükümler uyarınca tasfiye edilecektir. Zorunlu mübadele uygulanacak bölgelerde bulunan ve mübadele uygulanmıyacak bir bölgede yerleşmiş toplulukların din ya da hayır kurumlarına ait olan mallar da, aynı şartlar içinde, tasfiye edilecektir.

MADDE: 10
Bağıtlı Tarafların ülkelerini daha önceden bırakıp gitmiş olan ve işbu Sözleşmenin 3 ncü Maddesi uyarınca nüfus (halkların) mübadelesinin kapsamına girer sayılan kimselere ait taşınır ya da taşınmaz malların tasfiyesi, 9 ncu Madde uyarınca, Türkiye ile Yunanistan’da 18 Ekim 1912 tarihinden bu yana yürürlüğe konmuş kanunlarla her çeşit yönetmeliklere (tüzüklere) göre ya da başka herhangi bir zoralım (müsadere), zorunlu satış, v.b. gibi, işbu mallar üzerindeki mülkiyet hakkını herhangi bir yoldan kısıtlayıcı nitelikte hiçbir tedbire konu olmaksızın yürütülecektir. İşbu Madde ile 9 ncu Maddede öngörülen mallar, bu çeşit bir tedbire konu olurlarsa, bu mallara 11 Maddede öngörülen Komisyonca, bu tedbirler uygulanmamışçasına, değer biçilecektir. Kamulaştırılmış mallara gelince, Karma Komisyon, her iki ülkede mübadele kapsamına girecek kimselere ait olup da, mübadele uygulanacak topraklarda bulunan ve 18 Ekim 1912 den sonra kamulaştırılmış olan bu mallara yeniden değer biçecektir. Komisyon, bir zarar verilmiş olduğunu görürse, bu zararı mal sahiplerinin yararına onaracak bir zarar-giderim (tazminat) saptayacaktır. Bu zarar-giderim tutarı, mal sahiplerinin alacak hesabına ve kamulaştıran ülke Hükümetinin borç hesabına geçirilecektir. 8 nci ve 9 ncu Maddelerde göz önünde tutulan kimseler, şu ya da bu yoldan, yararlanmadan yoksun bırakıldıkları malların gelirlerini elde edememişlerse, bu gelirlerin tutarlarının kendilerine geri verilmesi, savaş öncesi ortalama gelir esas alınarak ve Karma Komisyonca saptanacak yol ve yöntemler uyarınca, sağlanacaktır. Yunanistan’daki Vakıf mallarının ve bunlardan doğan hak ve çıkarların, ve Türkiye’de Rumlara ait benzer tesislerin tasfiyesine girişirken, 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyon, bu tesislerin ve bunlarla ilgili bulunan özel kişilerin haklarını ve çıkarlarını tam olarak korumak amacıyla, daha önce yapılmış Andlaşmalarda kabul edilmiş ilkelerden esinlenecektir. 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyon, bu hükümleri uygulamakla görevli olacaktır.

MADDE: 11
İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girişinden başlayarak bir aylık bir süre içinde, Bağıtlı Yüksek Tarafların her birinden dört ve 1914-1918 savaşına katılmamış Devletlerin uyrukları arasından Milletler Cemiyeti Meclisince seçilecek üç üyeden oluşan ve Türkiye’de ya da Yunanistan’da toplanacak olan bir Karma Komisyon kurulacaktır. Komisyonun Başkanlığını, tarafsız üç üyeden her biri sıra ile yapacaktır. Karma Komisyon, gerekli göreceği yerlerde, bir Türk ve bir Yunanlı üye ile, Karma Komisyonca atanacak tarafsız bir Başkandan oluşacak ve Karma Komisyona bağlı olarak çalışacak alt-komisyonlar kurmaya yetkili olacaktır. Karma Komisyon, alt-komisyonlara verilecek yetkileri kendisi saptayacaktır.

MADDE: 12
Karma Komisyon, işbu Sözleşmede öngörülen göçü denetlemek ve kolaylaştırmak ve 8 nci Madde ile 9 ncu Maddede öngörülen taşınır ve taşınmaz malların tasfiyesine girişmekle yetkili olacaktır. Karma Komisyon, göçün ve yukarıda belirtilen tasfiyenin yol ve yöntemlerini saptayacaktır. Karma Komisyon, genel olarak, işbu Sözleşmenin uygulanmasında gerekli göreceği tedbirleri almağa ve bu Sözleşme yüzünden ortaya çıkabilecek bütün sorunları karara bağlamaya tam yetkili olacaktır. Karma Komisyon kararları oy çokluğu ile alınacaktır. Tasfiye edilecek mallara, haklara ve çıkarlara ilişkin bütün itirazlar Karma Komisyonca kesin olarak karara bağlanacaktır.

MADDE: 13
Karma Komisyon, ilgilileri dinledikten ya da dinlemeğe gereği gibi çağırdıktan sonra, işbu Sözleşme uyarınca tasfiye edilmesi gereken taşınmaz mallara değer biçme işlemine girişmek için tam yetkili olacaktır. Tasfiye olunacak mallara değer biçilmesinde, bunların altın para ile olan değeri esas alınacaktır.

MADDE: 14
Komisyon, ilgili mal sahibine, elinden alınan ve bulunduğu ülkenin Hükümeti emrinde kalacak olan mallardan dolayı borçlu kalınan para tutarını belirten bir bildiri belgesi verecektir. Bu bildiri belgeleri esas alınarak borçlu kalınan para tutarları, tasfiyenin yapılacağı ülke Hükümetinin, göçmenin mensup olduğu Hükümete karşı bir borcu olacaktır. Göçmenin, ilke olarak, göç ettiği ülkede, kendisine borçlu bulunulan paraların karşılığında, ayrıldığı ülkede bırakmış olacağı mallarla aynı değerde ve aynı nitelikte, mal alması gerekecektir. Yukarıda belirtilen biçimde bildiri belgeleri esası üzerinden, her iki Hükümetçe ödenmesi gereken paraların hesabı, her altı ayda bir çıkartılacaktır. Tasfiye işlemi tamamlandığı zaman, karşılıklı borçlar biribirine eşit çıkarsa, bununla ilgili hesaplar denkleştirilmiş (takas ve mahsup edilmiş) olacaktır. Bu denkleştirme işleminden sonra, Hükümetlerden biri ötekine borçlu kalırsa, bu borç peşin para ile ödenecektir.Borçlu Hükümet, bu ödeme işine süre tanınmasını isterse, yıllık en çok üç taksitte ödenmek şartıyla, Komisyon bu süreyi ona tanıyabilecektir. Komisyon, bu süre içinde ödenmesi gereken faizleri de saptayacaktır. Ödenecek para oldukça önemli ise ve daha uzun sürelerin tanınmasını gerektirmekteyse, borçlu Hükümet, borçlu olduğu paranın yüzde yirmisine kadar Karma Komisyonca saptanacak bir parayı peşin olarak ödeyecek, geri kalan borç için de, Karma Komisyonca saptanacak oranda faizli ve yirmi yıllık bir süre içinde anaparaya çevrilebilecek (amortise edilecek) borçlanma bonoları (istikraz tahvilleri) çıkarabilecektir. Borçlu Hükümet, bu borç için, Komisyonca kabul edilecek sağlancalar (rehinler) gösterecektir. Bu sağlancalar, Yunanistan’da Uluslar arası Komisyonca, İstanbul’da Devlet Borcu (Düyun-u Umumiye) Meclisince yönetilecek ve gelirleri toplanacaktır. Bu sağlancalar konusunda anlaşmaya varılamazsa, Milletler Cemiyeti Meclisi bunları saptamaya yetkili olacaktır.

MADDE: 15
Göçü kolaylaştırmak amacıyla, ilgili Devletlerce, Karma Komisyonun saptayacağı şartlarla, Komisyona öndelik (avans) olarak ödemede bulunacaktır.

MADDE: 16
Türkiye ve Yunanistan Hükümetleri, işbu Sözleşme uyarınca, ülkelerini bırakıp gidecek olan kimselere yapılacak bildirilerle, bu kimselerin varış ülkesine taşınmak üzere yönelecekleri limanlara ilişkin bütün sorunlar üzerinde, 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyonla anlaşmaya varacaklardır. Bağıtlı Taraflar, mübadele edilecek halklara, gidişleri için konmuş tarihten önce yurtlarını bırakıp gitmelerine yol açacak, ya da mallarını ellerinden çıkartmak üzere doğrudan ya da dolaylı hiçbir baskıda bulunmamayı karşılıklı olarak yükümlenirler. Bağıtlı Taraflar, ülkeyi bırakıp giden ya da gidecek olan göçmenleri hiçbir vergiye ya da olağanüstü bir resme bağlamamayı yükümlenirler. 2 nci Madde uyarınca mübadele dışı bırakılacak bölgelerde oturanların, bu bölgelerde kalmak ya da oralara yeniden dönmek haklarıyla, Türkiye ve Yunanistan’da özgürlüklerinden ve mülkiyet haklarından serbestçe yararlanmalarına hiçbir engel çıkartılmayacaktır. Bu hüküm, mübadele dışı bırakılacak söz konusu bölgelerde oturanların mallarını başkalarına geçirmelerine ve bu kimselerden Türkiye’yi ya da Yunanistan’ı kendi istekleriyle bırakıp gitmek istiyeceklerin gidişine engel olma vesilesi olarak öne sürülemeyecektir.

MADDE: 17
Karma Komisyon çalışmaları ve işlerin yürütülmesi için gerekli giderler, Komisyonca saptanacak oranlar içinde, ilgili Hükümetlerce karşılanacaktır.

MADDE: 18
Bağıtlı Taraflar, işbu Sözleşmenin uygulanmasını sağlamak üzere, yasalarında gerekli değişiklikleri yapmağı yükümlenirler.

MADDE: 19
İşbu Sözleşme, Bağıtlı Yüksek Taraflar bakımından, Türkiye ile yapılacak Barış Andlaşmasının bir parçasıymış gibi, aynı güç ve aynı değerde sayılacaktır. İşbu Sözleşme, söz konusu Andlaşmanın Bağıtlı Yüksek Taraflardan her ikisince onaylanmasından hemen sonra yürürlüğe girecektir. BU HÜKÜMLERE OLAN İNANÇLA, yetki belgelerinin, karşılıklı olarak, usulüne uygun olduğu görülmüş ve aşağıda imzaları bulunan Tamyetkili Temsilciler, işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır. LAUSANNE’da, otuz Ocak bin dokuz yüz yirmi üç tarihinde, üç nüsha olarak düzenlenmiştir. Bu nüshalardan bir Yunanistan Hükümetine, biri Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine verilecek, üçüncüsü de doğruluğu onaylanmış birer örneğini, Türkiye ile yapılmış Barış Andlaşmasını imzalayan Devletlere yollayacak olan, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine, bu Devletin arşivlerine konulmak üzere, teslim edilecektir.

(L.S.) * E.K. VENİSELOS (L.S.) M. İSMET
(L.S.) D. CACLAMANOS (L.S.) Dr. RIZA NUR
(L.S.) HASAN

*”Mühür yeri” anlamına “Locus Sigilli” sözlerinin kısaltılışı

PROTOKOL 
GEREĞİ GİBİ YETKİLİ KILINMIŞ OLAN VE AŞAĞIDA İMZALARI BULUNAN TAMYETKİLİ TÜRK TEMSİLCİLERİ, Türk Hükümetinin, Rum ve Türk halklarının mübadelesine ilişkin olarak, Yunanistan’la bugünkü tarihte yapılmış Sözleşmenin yürürlüğe konulmasını beklemeksizin ve bu Sözleşmenin 1 nci Maddesindeki hükmün uygulama alanı dışında kalmak üzere, Barış Andlaşması imza edilir edilmez, iş bu Sözleşmenin 4 ncü Maddesinde göz önünde tutulan, vücutça sağlam erkekleri serbest bırakacağını ve bunların gidişini sağlayacağını bildirirler.

LAUSANNE’da, otuz Ocak bin dokuz yüz yirmi üç tarihinde, üç nüsha olarak düzenlenmiştir.

İSMET
Dr. RIZA NUR
HASAN

Mübadelei Ahali Hakkında Lozan Muahedenamesiye Atina İtilafnamesinin Tatbikatından Mütevellit Mesailin Halli İçin Yunanistanla İmza Edilen Mukavelename

Andlaşmanın imza yeri ve tarihi : Ankara, 10 Haziran 1930
Onay Kanununun tarih ve sayısı : 17 Haziran 1930, sayı 1725
Resmi Gazete ile neşir ve ilanı : 1 Temmuz 1930 Sayı: 1534
D Ü S T U R : III. Ter. Cilt 11 Sahife: 706

ONAY KANUNU Madde 1-Mübadelei ahali hakkında Lozan Muahedenamesi ile Atina İtilafnamesinin tatbikatından mütevellit mesailin kat’i surette halli için Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan arasında akit ve 10 Haziran 1930 tarihinde Ankara’da imza edilen Mukavelename tasdik olunmuştur.

Madde 2-Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 3-Bu kanunun İcrayı ahkamına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

MÜBADELEİ AHALİ HAKKINDA LOZAN MUAHEDENAMESİYLE ATİNA İTİLAFNAMESİNİN TATBİKATINDAN MÜTEVELLİT MESAİLİN HALLİ İÇİN YUNANİSTANLA İMZA EDİLEN MUKAVELENAME

Bir taraftan Türkiye ve diğer taraftan Yunanistan Mütekabilen Lozan muahedenamesile derpiş edilen Türk ve Rum ahalinin mübadelesine müteallik mukavelenameler, beyannameler, itilaflar ve diğer ukut ile bunların merbutatının tatbikatından mütevellit bilumum mesaili kat’i surette tasviye arzusu ile mütehalli olarak bu bapta bir mukavelename aktine karar vermişler ve murahhasları olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti Reisi: İzmir Meb’usu ve Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekili Doktor Tevfik Rüştü Beyfendiyi, Yunan Cumhuriyeti Reisi: Yunanistanın Fevkalade Murahhası ve Orta Elçisi Mösyö S. Polikroniyadis Cenaplarını tayin buyurmuşlardır. Müşarileyhima usulüne muvafık görülen salahiyetnamelerini yekdiğerine tebliğ ettikten sonra ahkâmı atiyeyi kararlaştırmışlardır.

BİRİNCİ FASIL

mübadillerin malları

MADDE 1 Mübadil müslümanların Yunanistanda bıraktıkları menkul ve gayri menkul malların tam mülkiyeti Yunan Hükümetine geçecektir.

MADDE 2 Mübadil Rumların Türkiyede bıraktıkları menkul ve gayri menkul malların tam mülkiyeti Türk Hükümetine geçecektir.

MADDE 3 Elyevm bankalarda mevcut her nevi mevduat üzerine iki Hükümet tarafından konulmuş olan memnuiyetler işbu mukavelenamenin imzası tarihini takip eden beş gün zarfında kaldırılacak ve mezkûr mevduat menlehülhaklarına iade edilecektir. İcabı takdirinde Muhtelit Mübadele Komisyonu alakadarlara bu hususta mücamelekâr vesatatta bulunabilecektir.

MADDE 4 İki Hükümet, mübadil mallarının tasfiyesi mes’elesinin halli hakkında hemen rey beyanını Muhtelit Mübadele Komisyonu bitaraf azasına tevdi ederler. Mübadiller hakkındaki tütün öşri ile kasalara mütedair metalip bunlara dahildir. Her iki Hükümet muvafakatlerini en kısa bir zamanda ve işbu itilafnameyi tasdika arzetmeden evvel bildirmeyi taahhüt ederler.

İKİNCİ FASIL

Dokuz numaralı beyannameden müstefit olacakların malları

MADDE 5 Dokuz numaralı beyannameden müstefit olan Müslümanlara ait menkul ve gayri menkul malların tam mülkiyeti, sahiplerine iade edilmiş olup bilfiil tasarruf ve intifalarında bulunan gayri menkul mallar müstesna olmak üzere Yunan Hükümetine geçecektir.

MADDE 6 Dokuz numaralı beyannameden müstefit olan Rumlara ait menkul ve gayri menkul malların tam mülkiyeti Türkiye Hükümetine geçecektir.

ÜÇÜNCÜ FASIL

Türk tebaasının malları

MADDE 7 Türk tebaası Müslümanlara ait ve Yunanistan’da kâin gayri menkul malların tam mülkiyeti Yunan Hükümetine geçecektir. Sahiplerine iade edilmiş olup ve bilfiil tasarruf ve intifalarında bulunan gayri menkul mallar bu hükümden müstesnadır. Türk tebaasının (Lausanne) muahedesi mer’iyete konulduktan sonra, vaziyet ve tasfiye edilmiş olan menkul malları da Yunan Hükümetinin mülkü olacaktır. Şurası mukarrerdir ki birinci fıkra mucibince Yunan Hükümetinin mülkiyetine geçen gayri menkullerde mevcut menkulat, ashabının serbest tasarrufunda bırakılacaktır. İşbu maddenin geçen fıkralarında tahsisen zikredilmemiş bulunan diğer bilumum emval, hukuk ve menafi «Lausanne» muahedenamesinin buna müteferri ahkâmına ve bilhassa mezkûr muahedenin 65 inci ve 66 ıncı maddelerinde yazılı hükümlere tabi tutulmakta devam eyleyecektir.

DÖRDÜNCÜ FASIL

Yunan tebaasının malları

MADDE 8 Yunan tebaasına ait olup mübadeleden istisna edilmiş olan İstanbul mıntıkası haricinde kâin gayri menkul malların tam mülkiyeti Türk Hükümetine geçecektir. Yunan tebaasının (Lausanne) muahedenamesi mer’iyete konulduktan sonra vaziyet ve tasfiye edilmiş bulunan menkul malları da Türk Hükümetinin mülkü olacaktır. Şurası mukarrerdir ki, birinci fıkra mucibince Türk Hükümetinin mülkiyetine geçen gayri menkullerde mevcut menkulat, ashabının serbest tasarrufunda bırakılacaktır. İşbu maddenin geçen fıkralarında tahsisen zikredilmemiş bulunan diğer bilumum emval, hukuk ve menafi «Lausanne» muahedenamesinin buna müteferri ahkâmına ve bilhassa mezkûr muahedenin 65 inci ve 66 ıncı maddelerinde yazılı hükümlere tabi tutulmakta devam eyleyecektir.

MADDE 9 Yunan tebaasının, mübadeleden istisna edilmiş olan İstanbul mıntıkasında kâin gayri menkul malları üzerindeki mülkiyet hakları işbu mukavelename ahkâmı ile hiç bir suretle ihlal edilmemiştir. İşbu mukavelenamenin mer’iyete konulmasından itibaren nihayet iki ay zarfında, gayri menkul malları vaziyet, haciz veya işgal gibi herhangi bir tedbire maruz kalmış olan Yunan tebaası bizzat veya kanuni mümessilleri vasıtası ile mülklerine tam ve serbest tasarrufu ve anlardan intifaı tekrar elde etmiş bulunacaklar ve zikri geçen mahiyetteki bilumum tedbirler derhal kaldırılacaktır. Yukarıda beyan olunan tedbirler, mülk sahibinin Yunan tebaasından olması sebebi ile ittihaz edilmiş bulunduğu ve mahalli tapu dairesi tarafından verilmiş mülkiyet senetlerinde sahibinin Yunan tabiiyeti yazılı olduğu takdirde işbu tedbirlerin kaldırılması ve mülk sahibinin serbest ve tam tasarrufunu tekrar elde etmesi hiç bir suretle talik olunmayacaktır. İki memleket arasında mer’i muahede, mukavele ve itilaflara tevfikan Türk veya Yunan tabiiyetinin iktisabı şartlarından mütevellit bilcümle ihtilaflar Muhtelit Mübadele Komisyonu bitaraf azasının kararı ile kat’i surette halledilecektir. Diğer taraftan, Âkitler işbu mukavelename ahkâmının, hassaten 12 inci maddenin, malları İstanbul’un mübadeleden istisna edilmiş kısmında bulunan ve işbu mukavelename haricindeki ahkâmı ahdiye ile tarif edilmiş olan Yunan tebaasının miktarını tezyit veya tenkis edebilecek surette tefsir edilmemesini kabul hususunda tamamı ile mutabık bulunmaktadır. Şurası mukarrerdir ki mübadillere tanınmış olan Yunan tabiiyeti işbu mukavelede derpiş edilen iadei emlake taallüku itibarı ile hiç bir hükmü haiz bulunmamaktadır. İşbu maddenin ihtiva ettiği ahkâmı tatbikan Muhtelit Mübadele Komisyonu bitaraf azası tarafından ittihaz edilebilecek mukarrerat, işbu mukavele ahkâmının tatbik sahası haricinde tehaddüs edecek herhangi bir ihtilafta, hiç bir kimseye karşı hüküm ifade edemiyecektir.

BEŞİNCİ FASIL

İstanbul «Etabli» lerinin malları

MADDE 10 Türkiye, İstanbul’a geldikleri tarih ve doğdukları yer ne olursa olsun, mübadeleden istisna edilmiş olan İstanbul mıntıkasında elyevm hazır bulunan Türk tabiiyetindeki bütün Rum Ortodokslara «etabli» sıfatı tanır. Ayni «etabli» sıfatı, İstanbul’u Türkiye Cumhuriyeti makamatı tarafından verilmiş pasaportlarla terketmiş bulunan gayri mübadil şahıslara da tanınmıştır. İşbu maddenin yukarıki fıkraları ahkâmına nazaran aile reisleri «etabli» tanınmış olan kadınlar, kız ve erkek küçük çocuklar, reşit bile olsa evlenmemiş kızlar İstanbul’daki aile reislerine iltihak etmek hakkını haizdirler. Yukarıda yazılı şartlar dahilinde reşit oğlu «etabli» tanınmış olan dul anaların da İstanbul’daki oğullarına iltihaklarına müsaade edilir. Yukarıki fıkralarda kastedilen şahısların mübadeleden istisna edilmiş olan İstanbul mıntıkasına avdet etmeleri için Türk Hükümeti tarafından her türlü kolaylık gösterilecektir. Bu maddenin birinci fıkrasına nazaran «etabli» tanınmış olan ve aile reisleri elyevm İstanbul haricinde bulunan kadınlar, kız ve erkek küçük çocuklar ve reşit bile olsa evlenmemiş kızlar oturdukları yeri terke mecbur tutulmayacaklardır. Yukarıda gösterilen sınıfların cümlesine dahil şahısların «etabli» vesikalarının tevzii gene kendilerince ittihaz edilecek şekil ve usul dahilinde ifa edilmek üzere, Muhtelit Mübadele Komisyonu bitaraf azasına mevdudur.

MADDE 11 Aktedilmiş olan mukavelename ve itilafnameler ile «etabli»lere temin edilen hakların istimalini işkâl eden bilumum tedbirler, hususu ile evlenme, emlak alım ve satımı, serbestçe seyrüsefer gibi haklara taallük edenler ve keza evvelki maddede kastolunan şahıslar hakkında Türkiye makamatı tarafından emredilen sair bütün takyidat evvelki maddenin son fıkrasında mevzuubahis «etabli» vesikalarının dağıtılması beklenmeden, bu mukavelename mer’iyete konulur konulmaz, kaldırılacaktır.

MADDE 12 Aşağıdaki zikredilen menkul ve gayri menkul malların tam mülkiyeti Türkiye Hükümetine geçecektir. 1- Mübadeleden istisna edilmiş olan İstanbul mıntıkasını terkedip işbu mukavelenamenin 28 inci maddesi ahkâmına göre avdet hakkından mahrum bulunan Türk tabiiyetindeki gayri mübadil Rum ortodokslara ait ve Türkiye’de kain menkul ve gayri menkul mallar; 2- Mübadeleden istisna edilmiş olan İstanbul mıntıkası haricinde kâin olup İstanbul mıntıkası dahilinde hazır bulunan «etabli» Rumlara veya işbu mukavelenamenin 10 uncu maddesi hükmüne göre avdet hakkından istifade eden şahıslara ait olup mübadeleden istisna edilmiş bulunan İstanbul mıntıkası haricinde kâin menkul ve gayri menkul mallar.

MADDE 13 Mübadeleden istisna edilmiş olan İstanbul mıntıkasında bulunan «etabli» Rumların ve keza işbu mukavelenamenin 10 uncu maddesi hükmüne göre avdet hakkından istifade eden şahısların, mübadeleden istisna edilmiş olan İstanbul mıntıkasındaki menkul ve gayri menkul malları üzerinde mevcut mülkiyet hakları, işbu mukavelename ahkâmile hiç bir veçhile ihlal olunmamıştır. Bu maddenin Yukarıki fıkrasında zikredilen mallar üzerinde yapılan bilcümle vaziyet ve haciz muamelesi bila teahhur kaldırılacak ve sahibinin veya kanuni mümessilinin bu mallara tam ve serbestçe tasarrufu ve onlardan intifaı tekrar elde etmesi hiç bir veçhile talik edilmiyecektir.

ALTINCI FASIL

Garbi Trakya Müslüman « etabli» lerinin malları

MADDE 14 Yunanistan, Garbi Trakyaya geldikleri tarih ve doğdukları yer ne olursa olsun mübadeleden istisna edilmiş olan Garbi Trakya mıntıkasında elyevm hazır bulunan Yunan tabiiyetindeki bütün müslümanlara «etabli» sıfatı tanır. Ayni «etabli» sıfatı, Garbi Trakyayı Yunan Cumhuriyeti makamatı tarafından verilmiş pasaportlarla terketmiş bulunan gayri mübadil şahıslara da tanınmıştır. İşbu maddenin yukarıki fıkraları ahkâmına nazaran aile reisleri «etabli» tanınmış olan kadınlar, kız ve erkek küçük çocuklar ve reşit bile olsa evlenmemiş kızlar, Garbi Trakyadaki aile reislerine iltihak etmek hakkını haizdirler. Yukarıda yazılı şartlar dahilinde reşit oğlu «etabli» tanınmış olan dul kadınların da Garbi Trakyadaki oğullarına iltihaklarına müsaade edilir. Yukarıdaki fıkralarda kastedilen şahısların mübadeleden istisna edilmiş olan Garbi Trakya mıntıkasına avdet etmeleri için Yunan Hükümeti tarafından her türlü kolaylık gösterilecektir. Bu maddenin birinci fıkrasına nazaran «etabli» tanınmış olan ve aile reisleri elyevm Garbi Trakya haricinde bulunan kadınlar kız ve erkek küçük çocuklar ve reşit bile olsa evlenmemiş kızlar oturdukları yeri terke mecbur tutulmayacaklardır. Yukarıda gösterilen sınıfların cümlesine dahil şahıslara «etabil» vesikalarının tevzii, gene kendilerince ittihaz edilecek şekil ve usul dahilinde ifa edilmek üzere, Muhtelit Mübadele komisyonu bitaraf azasına mevdudur.

MADDE 15 Aktedilmiş olan mukavelename ve itilafnamelerle «etabli» lere temin edilen hakların istimalini işkâl eden bilümum tedbirler, hususile evlenme, emlak alım ve satımı, serbestçe seyrüsefer gibi haklara taallük edenler ve keza evvelki maddede kastolunan şahıslar hakkında Yunan makamatı tarafından emredilen sair bütün takyidat, evvelki maddenin son fıkrasında mevzuubahis «etabli» vesikalarının dağıtılması beklenmeden, işbu mukavelename mer’iyete konulur konulmaz kaldırılacaktır.

MADDE 16 Aşağıda zikredilen menkul ve gayri menkul malların tam mülkiyeti Yunan Hükümetine geçecektir.
1- Mübadeleden istisna edilmiş olan Garbi Trakya mıntıkasını terkedip işbu mukavelenamenin 28 inci maddesi ahkâmına göre avdet hakkından mahrum bulunan Yunan tabiiyetindeki gayri mübadil Müslümanlara ait ve Yunanistan’da kâin menkul ve gayri menkul mallar,
2- Mübadeleden istisna edilmiş olan Garbi Trakya mıntıkası haricinde kâin olup bu mıntıka dahilinde hazır bulunan «etabli» Müslümanlara veya işbu mukavelenamenin 14 üncü maddesi hükmüne göre avdet hakkından istifade eden şahıslara ait menkul ve gayri menkul mallar,
3- Garbi Trakyada kâin olup Yunan Heyeti Murahhasasının 18 Haziran 1927 tarihinde Muhtelit Komisyona tevdi ettiği listede münderç mallar;
4- Merbut diğer mütemmim bir listede gösterilen ve elyevm tahtı işgalde bulunan cem’an yedi bin strema mesahasında arazi.

MADDE 17 16 ıncı maddenin 3 üncü ve 4 üncü fıkralarının ihtiva ettiği hükümler mahfuz kalmak şartile, mübadeleden istisna edilmiş olan Garbi Trakya mıntıkasında bulunan «etabli» Müslümanların ve keza işbu mukavelenin 14 üncü maddesine göre avdet hakkından istifade eden şahısların, mübadeleden istisna edilmiş olan Garbi Trakya mıntıkasında kain menkul ve gayri menkul malları üzerinde mevcut mülkiyet hakları işbu mukavelename ahkâmile hiç bir veçhile ihlal olunmamıştır. İşbu maddenin yukarıki fıkrasında zikredilen mallar üzerinde yapılan bilcümle vaziyet ve haciz muameleleri bila teahhur kaldırılacak ve sahiplerinin veya kanuni mümessilinin bu mallara tam serbestçe tasarrufu ve onlardan intifaı tekrar elde etmesi hiç bir veçhile talik edilmeyecektir.

YEDINCI FASIL

Varidat ve muadilleri, tazminat

MADDE 18 İki Hükümet yukarıda zikredilen sınıflardan herhangi birine dahil olanların işgali dolayısile tediyesi lazım gelen varidat ile muadilleri için bütün mütalebattan sarfınazar ederler. (Fasıl 2, 3, 4, 5, ve 6)

MADDE 19 Muhtelit komisyonun (28) numaralı kararının 3 üncü maddesi muktazasınca tediyesi lazım gelen bedelatı icare ile sair tazminat meselesinin, kendi tebaaları ile doğrudan doğruya halli her iki Hükümetçe müterettip bulunmaktadır.

SEKIZINCI FASIL

Tediye ve tazminat

MADDE 20 Yunan Hükümeti işbu mukavelenamenin mer’iyete konulmasını takip eden ay zarfında Muhtelit Komisyon emrine 425,000 İngiliz lirası verecektir. Muhtelit Komisyon bu meblağı şu cihetlere tahsis edecektir:
A: İstanbul’da bulunan Türk tabiiyetindeki «etabli» Rumlarla işbu mukavelenamenin 10 uncu maddesi hükmünce avdet hakkından istifade edecek şahısları mübadeleden istisna edilen İstanbul mıntıkası haricinde mutasarrıf oldukları malları için, kendi marifetile, tazmin etmek üzere 150.000 İngiliz lirası.
B: Bu mukavelenin 16 ıncı maddesi mucibince malları Yunan Hükümetinin mülkiyetine geçen Yunan tabiiyetindeki «etabli» Müslümanları, kendi marifetile, tazmin için 150,000 İngiliz lirası.
İşbu maddenin 1 inci ve 2 inci fıkralarında kastedilen şahısları tazmine tahsis olunan meblağı Muhtelit Komisyon tarafından tesbit edilecek kısa ve çabuk bir usul ile ve kendi teşkilatı tarafından dağıtılacaktır. 125,000 İngiliz lirasına baliğ olan bakıye Muhtelit Komisyon tarafından Türk Hükümetine üç defada verilecektir. 62,500 İngiliz lirasına baliğ olan ilk tediye işbu mukavelenamenin mer’iyete konulmasını takip edecek ay zarfında; 47,500 İngiliz lirasına baliğ olan ikincisi işbu mukavelenamenin 9 uncu maddesine tevfikan Yunan tebaasına ait bilcümle emlakin iade edildiğine Muhtelit Komisyonun bitaraf azasınca hükmedilir edilmez; 15,000 İngiliz lirasına baliğ olan üçüncü ve sonuncusu da işbu mukavelenamenin Türkiye’ye tahmil eylediği bütün taahhüdat ve mükellefiyetlerin tamamı tamamına icra edildiği Muhtelit Komisyon bitaraf azası tarafından tebyin edildikten sonra yapılacaktır. Yunanistan’ca işbu maddede münderç ahkâmı ifaen tediye edilecek mebaliğin tesviyesini müteakip Yunanistan işbu mukavelename hükümlerine göre iktisap eylemesine muvafakat edilmiş olan mallardan mütevellit bilcümle borçlardan beri olmuş olacaktır.

MADDE 21 Yukarıki madde mucibince Yunan Hükümetinin Muhtelit Mübadele Komisyonu emrine tevdi etmeği taahhüt ettiği 425, 000 İngiliz lirasile işbu mukavelenin 20 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında zikredilen 15,000 İngiliz lirası 1 kânunuevvel 1926 tarihli Atina itilafnamesinin 6 ıncı maddesine tevfikan Yunanistan tarafından Türk Hükümetine, teminat makamında terk edilmiş bulunan 500,000 İngiliz lirasından tediye edilecek ve Yunanistan’a ait olacak olan mütebaki 60,000 İngiliz lirasının kendisine ret ve tesviyesine müteallik bilcümle muameleler her iki Hükümet tarafından bila teahhur ifa edilecektir.

DOKUZUNCU FASIL

Hususi hükümler

MADDE 22 İşbu mukavelenamenin 4,5 ve 6 ıncı fasıllarında zikredilen sınıflardan birine dahil bulunan bir gayri menkulu iade imkânsızlığı takdirinde gayri menkullerin kâin bulundukları memleketler Hükümetleri onları ancak sırf istisnai hallerde ve iadeyi imkânsız kılan haller Muhtelit Komisyonda tebyin olunduktan sonra iktisap edebileceklerdir. Her bir defasında keyfiyet mezkûr komisyonca tasvip edildikten sonra Komisyon mevzuubahis malın kıymetini takdire tevessül edecek ve sahibini aşağıdaki tarzda tazmin eyleyecektir. Eğer gayri menkul Yunan tebaasından birine ait bulunuyorsa, işbu mukavelenamenin 20 inci maddesinde gösterilen şartlar dahilinde Türk Hükümetine tesviye edilmek üzere Muhtelit Komisyon emrinde bulunan 47,500 İngiliz lirasından, gayri menkule takdir edilen kıymete muadil bir meblağ ifraz edilerek menlehül hakkına tediye edilecektir. Eğer «etabli» bir Ruma ait gayri menkul mevzuubahis ise bu para mezkûr 20 inci madde hükmünce Türk Hükümetine tesviye edilmek üzere Muhtelit Komisyonun elinde bulunan 15,000 İngiliz lirasından ifraz olunacaktır. Yunan hükümeti, Garbi Trakya Müslüman «etabli»lerine ait olup bu maddenin birinci fıkrasında derpiş edilen usul ve şartlara göre kendisi tarafından iktisabına müsaade edilecek olan malların sahiplerini icabı takdirinde tazmine tahsis edilmek ve bu mukavelenamenin 23 üncü maddesinde gösterilen şartlar dahilinde ifraz olunmak üzere Muhtelit Komisyona 150,000 İngiliz liralık bir meblağ tediye etmeği taahhüt eyler.

MADDE 23 Evvelki maddenin 3 üncü ve 4 üncü fıkralarında zikredilen mebaliğ, işbu mukavelenamede münderiç şartların ve hükümlerin tamamiyet üzere ifasını temine tahsis edilmiş olduğundan o madde hükümlerine göre yapılacak her bir tediyatı müteakip, Muhtelit Mübadele Komisyonu bitaraf azasının talebi üzerine kaldırılmış olan paraya müsavi bir tediyat ile işbu mebaliğin eski miktarına iblağına tevessül edilecektir. İşbu mukavelename mucibince uhdesine terttüp eden bütün borç ve mükellefiyetlerin tamamiyet üzere ifa edilmiş olduğunun Muhtelit Mübadele Komisyonu bitaraf azası tarafından tesbitini müteakip her bir Hükümet kendisine ait bulunan 15,000 İngiliz lirasını iade ettirmek hakkını haiz bulunacaktır.

MADDE 24 İşbu mukavelenamenin 22 inci maddesinde zikredilen hükümler mahfuz kalmak şartile, Türk Hükümeti işbu mukavelename ahkâmına nazaran iktisap etmesine müsaade edilmiş olan mallardan dolayı bilcümle taahhüdattan beridir.

MADDE 25 İşbu mukavelenamenin 12 ve 16 ıncı maddelerinin 1 inci fıkralarında kastedilen gayri menkuller, Hükümetlerden biri tarafından işbu mukavelenamenin mer’iyete konulmasş tarihinde işgal edilmemiş bulunduğu takdirde mezkûr mallara vaziyet olunması veyahut bunların haciz veya işgali her bir defasında ancak Muhtelit Komisyonun evvel emirde tetkik ve tasvibinden sonra kabil olacaktır. Muhtelif Komisyonun faaliyeti nihayete erdikten sonra hiç bir vazıyet, haciz veya işgal yapılamayacaktır.

MADDE 26 Ahkâmı umumiye ve Türk ve Yunan Hükümetlerinin mülkiyetine geçen mallar hakkındaki hükümler mahfuz tutulmak şartile ve alakadarların talebi üzerine her iki memleketteki kadastro daireleri, Yunan tebaasının veya mallarına bilfiil tasarruf eden Türk tabiiyetindeki şahıslarla «etabli» Müslüman ve Rumların bir gayri mübadilden miras tarikile sahip oldukları İstanbul ve Garbi Trakyada kâin malların intikali için lazım gelen ve bu güne kadar yapılmamış olan bilümum muameleleri ikmal ile mükelleftirler.

ONUNCU FASIL

Umumi hükümler

MADDE 27 İş bu mukavelenamede görülen «İstanbul» kelimesi Türk ve Rum ahalinin mübadelesi hakkında 30 kânunusani 1923 de (Lausanne) da imza edilen itilafnamenin 2 inci maddesinde münderç bulunduğu şekilde «Constantinople» Şehrini işaret etmektedir. 9 numaralı beyanname ahkâmından istifade edenler; Türk tabiiyetinde bulunanlar, Yunan tabiiyetinde bulunanlar, İstanbul Rum «etabli» leri, Garbi Trakya Müslüman «etabli» leri tabirleri hakiki şahıslara olduğu gibi hükmi şahıslara da mabihittatbiktir.

MADDE 28 Elyevm İstanbul’da bulunmayan ve İstanbul’u Türkiye Cumhuriyeti makamatından verilmiş bir pasaportu hamil bulunmaksızın terketmiş olan Türk tabiiyetindeki gayri mubadil Rum Ortodokslarla elyevm Garbi Trakyada bulunmayan ve Garbi Trakyayı Yunan Cumhuriyeti makamatından verilmiş bir pasaportu hamil bulunmaksızın terketmiş olan Yunan tabiiyetindeki gayri mübadil müslümanlar iş bu mukavelename müfadınca avdet hakkından mahrumdurlar. Her iki Hükümet mütekabilen yukarıki fıkraya göre avdet hakkından mahrum olan Türk tabiiyetindeki İstanbul Rumları ile «9 numaralı beyanname» ahkâmından müstefit Rumlara Yunan tabiiyetini ve yukarıki fıkraya nazaran avdet hakkından mahrum Yunan tebaası Garbi Trakya Müslümanları ile «9 numaralı beyanname» ahkâmından istifade eden Müslümanlara Türk tabiiyetini tanıdıklarını beyan ederler. Mevzuubahis şahıslar bu tabiiyet değiştirmeden dolayı memleketi asliyelerinde hiç bir suretle haklarının ve husus ile mameleke, mirasa, mahkemelerde dava ikamesine ve saireye müteallik haklarının ıskatına maruz kalmayacaklardır. Bu eşhasın tebdili tabiiyetleri İstanbulda yahut Garbi Trakyada hazır bulunan zevceleri ile evlatlarının da tabiiyetlerini değiştirmek neticesini hasıl eder; meğer ki her memleketin milli kanunu buna mani buluna.

MADDE 29 Ahkâmı umumiye ve işbu mukavelenamenin 25 inci maddesi hükümleri mahfuz kalmak şartı ile, işbu mukavelename ile mülkiyeti iki Hükümetten birine geçmeyen mallar hakkında bundan böyle hiç bir vaziyet muamelesine veya takyidi tedbire tevessül edilmeyecek ve sahipleri diledikleri gibi intifa, tasarruf ve idarede serbest olacaklardır.

MADDE 30 İşbu mukavelenamede münderiç «elyevm» ve «bilfiil» tabirleri ağustos 1929 tarihinde mevcut vaziyeti filiyeye muzaftırlar.

ONBİRİNCİ FASIL

Hakeme müteallik maddeler

MADDE 31 İşbu mukavelenamenin tatbiki, iki Hükümet tarafından, bu maksatla lazım gelen teşkilatı vücude getirecek olan Mübadelei Ahali Muhtelit Komisyonuna tevdi edilmiştir.

MADDE 32 İşbu mukavelenamenin tatbik ve tefsirine müteallik olarak ileride Muhtelit Mübadele Komisyonunda tahaddüs edebilecek bilumum ihtilaflar için umumi bir surette iki Hükümet. Muhtelit Mübadele Komisyonunun bitaraf azasına hakem sıfatını tanırlar ve onların kararlarını münakaşasız kabul etmeyi şimdiden taahhüt ederler. İşbu mukavelenamenin tatbiki sahasında Türk ve Yunan Heyeti Murahhasaları arasında çıkabilecek her bir ihtilaf veya niza böylece Muhtelit Mübadele Komisyonu bitaraf azasının reylerile kat’i halledilecektir.

ONİKİNCİ FASIL

Nihai hükümler

MADDE 33 İşbu mukavelenamenin muhtevi olduğu ahkâma muhalif bulunan veya tamamile tatbikına herhangi bir suretle mani olan her nevi kanunlar, emirnameler, nizamnameler ve kanuni ve resmi tefsirler veya emir ve tamimler her iki memlekette işbu mukavelename ile kendiliğinden mülga olacaktır.

MADDE 34 İşbu mukavelename tasdik edilecek ve böylece her iki memlekette kanun mahiyetini iktisap edecektir. Derhal tatbiki için iki memleketin kanunları mucibince lazım gelen bilumum neşriyat ve ilanat ifa edilecektir. Tasdiknameler Atinada teati olunacaktır.

Ankara, 10 Haziran 1930
Dr. T. Rüştü S. Polychroniadis
MÜTEMMİM LİSTE 10 Haziran 1930 tarihinde Ankarada imza edilen mukavelenamenin 16 ıncı maddesinin 4 üncü fıkrasında derpiş edilen (7000) stremanın kendilerinden alınacağı yerler.

İskeçe Strema
Yeni çiftlik 4 000
Kutuklu tepe 740
Yolcuzade 1 500
Ferezler 2 000
Çepel 4 000 12 240
Orestiya
Deli Elya 1 000
Demerde? 2 400
Mara çiftlik 1 500 5 600
17 840

Müfit Utku

0
Müfit Utku

Yargıtay önceki başkanlarından Müfit Utku 3 Ağustos 1932 tarihinde Mardin’de doğmuş 13 Ağustos 2013 tarihinde Ankara’da vefat etmiştir.

Müfit Utku, Diyarbakır Lisesi’ni bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmış, fakülteden 1957 yılında mezun olmuştur. Askerliğini İzmir-Bornova’da Yedek Subay olarak yaptıktan sonra, Mardin Hakim adayı olarak 1958’de mesleğe başlayan Utku, Hakim adayı olarak 1958’de mesleğe başlamış, daha sonra hakimlik ve savcılık görevlerinde bulunmuştur.  Sırasıyla; Kale Hakimliği ile Çamlıdere Cumhuriyet Savcılığı ve Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı yapmakta iken 1977 yılında Yargıtay Üyeliğine seçilmiş, 1986 yılında 7.Ceza Dairesi Başkanlığına seçilmiştir.

Müfit Utku, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından 5 Temmuz 1993 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiş, dört yıl boyunca devam eden görevini yürütmekte iken 7 Temmuz 1997 tarihinde yaş haddinden emekli olmuştur. Utku, 2013 yılında kanser hastalığından ötürü yaşamını yitirmiştir.

Ankara Barosu avukatlarından Av. Murat Utku’nun babası, Avukat Elvan Utku’nun kayınpederidir. Utku, ünlü senarist, yönetmen ve yapımcı Ümit Utku’nun kardeşidir.

1993 – 1994 ADALET YILI AÇIŞ KONUŞMASI 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [167.77 KB]

1994 – 1995 ADALET YILI AÇIŞ KONUŞMASI 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [305.52 KB]

1995 – 1996 ADALET YILI AÇIŞ KONUŞMASI 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [190.64 KB]

“Günümüzde; temel hak ve özgürlüklerin ayırıcı özelliği, bunların ihlallerinin yalnızca ulusal planda değil, uluslararası planda da yaptırıma bağlanmış olmasında aranmalıdır. Bu olgu, temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeleri, birer ideal, birer temenni kuralı olma niteliğinden çıkarmış, gerçek olarak uygulama aşamasına erişme yoluna sokmuştur. Herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlükleri, kaynağını; ulusal anayasa ve yasalar yanında, uluslararası belgelerde, güvencesini; ulusal planda öngörülen yaptırımlar yanında, uluslararası zeminde alınan önlemler de bulmaktadır.

Adaletin sağlanması, kişi hak ve özgürlüklerin korunarak “Hukukun Üstünlüğü” ilkesinin gerçekleştirilmesi, demokratik devletin en temel görevlerinden birisidir. Gerçek anlamda hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ilkesinin kabulüyle olanaklıdır. Böyle bir düzeni gerçekleştirmek, yasama, yürütme ve yargı organı olarak hepimiz için bir görev olmalıdır. Günümüzde; devletten beklenen en önemli görevlerden birisi, adalet hizmetlerini; çağdaş, demokratik bir hukuk devletine yakışır bir düzeyde yerine getirmesidir. Adaletin bağımsızlığı, adaletin tarafsızlığı demokrasi için önemlidir. Bir ülkenin barış ve güven içinde yaşayabilmesi; her şeyden önce, yargının, hak ve adaletin gerçekleşmesinde göstereceği etkinliğe, isabetli güvenli ve zamanında karar verebilmesine bağlıdır. Yargının, insan hak ve özgürlüklerinin güvencesi olabilmesi, hızlı ve adil bir şekilde işlemesiyle mümkündür.”

Müfit Ülkü – 1995-1996 Yılı Adli Yıl Açılış Konuşmasından

Yüksel Yalova

0
Yüksel Yalova

Prof. Dr. Yüksel Yalova 13 Ağustos 1955 tarihinde Aydın’ın Karpuzlu ilçesinde dünyaya gelmiş olan hukukçu, siyasetçi, akademisyen, yazar, spor yöneticisi ve aktördür. Eczacı Ayşe Yalova ile evlidir. Oyuncu Melike İpek Yalova’nın babasıdır.

Eğitimi ve Akademik Kariyeri

Prof. Dr. Yüksel Yalova, 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş, hukuk fakültesi ile eş zamanlı olarak devam ettiği İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro bölümünü de aynı yıl bitirmiştir.

Yüksel Yalova – Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisi iken

Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Anayasa Hukuku ve Siyaset Bilimi asistanı olarak 1980 yılında göreve başlamış, 1981–1983 yıllarında Fransa Nice Üniversitesi Hukuk ve Ekonomi Bilimleri Fakültesi’nde akademik çalışmalarda bulunmuş; Cannes Uluslararası Kolej’de Fransızca dil eğitimi almış; 1985 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Siyasal Bilimler yüksek lisans programını tamamlamıştır. Aynı enstitüde doktora çalışmalarına devam etmiş,  1994 yılında “Türkiye Örneğinde Yasama Dokunulmazlığı Kavramı” bağlığı ile yazdığı doktora tezini savunarak hukuk doktoru unvanını kazanmıştır. İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

Yüksel Yalova, Anayasa Hukuku Profesörü Süheyl Batum ile birlikte

Enerji Hukuku, Özelleştirme Hukuku, Anayasa Hukuku ve Siyaset Bilimi alanında uzman olan Yalova, Okan Üniversitesi Danışma Kurulu Üyeliği yapmış; 2005 yılında Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak Siyaset Bilimi dersleri vermiştir.  İstanbul Aydın Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü öğretim üyeliği yapan Yalova, 2013 yılından itibaren bu üniversitede Afrika Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni kurarak müdürlüğünü yapmış, 2013–2015 yılları arasında Enerji Hukuku derslerini vermiştir. Üniversitelerde müfredata Spor Yönetimi ve Yargı Etiği derslerinin eklenmesi için çalışmalarda bulunmuştur.

Türkiye Örneğinde Yasama Dokunulmazlığı Kavramı – Doktora Tezi

Yalova, 2016 yılında ‘yönetim ve strateji’ alanında hazırlamış olduğu tezi ile doçent unvanını kazanmıştır.

MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ‘uluslararası güvenlik ve strateji’ konularında yüksek lisans derslerini ve Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Şehircilik ve İmar Hukuku derslerini okutmaktadır. Polis Meslek Yüksek Okullarında temel hukuk dersleri vermektedir.

Yüksel Yalova, 2021 yılında profesör unvanını almış ve Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İletişim Fakültesi dekanlığına atanmıştır. 14 Şubat 2022 tarihinde İletişim Fakültesi’nde gerçekleşen törenle dekanlık görevini Prof. Dr. Hatice Hale Bozkurt’a devretmiştir.

Yüksel Yalova bakanlık döneminde bir basın açıklaması sırasında

Mimar Sinan Üniversitesi Senatosu tarafından 2001 yılında kendisine fahri doktora unvanı verilmiş, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi Oditoryumunda kendisi için tören düzenlenmiştir.

Siyasal Yaşamı ve Sivil Toplum Çalışmaları

Prof. Dr. Yüksel Yalova, bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra politikaya atılarak Anavatan Partisine katılmış, 1991 – 2002 yılları arasında Aydın Milletvekilliği yapmış, TBMM Anayasa Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu üyeliği, Meclis Başkan Vekilliği ve TBMM Partilerarası Uzlaşma Komisyonu Başkanlığı görevlerini üstlenmiştir. 1999 – 2001 yılları arasında Özelleştirmeden Sorumlu Devlet Bakanlığı yapmış, bakanlık görevinden 1 Haziran 2001 tarihinde istifa ederek ayrılmıştır. 2004 yılında yapılan mahalli seçimlerde Doğru Yol Partisi adına İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak yarışmış ancak seçilememiştir.

Eski Devlet Bakanı ve Parlamenter Yüksel Yalova

1998-2001 yılları arasında Aydınspor Kulüp Başkanlığı yapmış, 2012 – 2016 yılları arasında Türk-Fransız Kültür Derneği Başkanlığını yürütmüş, 2006 yılından itibaren ise Afrika Diplomatik Akademisi Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmiştir.

Bilge İnsanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi, Bilge Adamlar Kurulu üyesidir.

Üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarınca yapılan konferans, panel ve sempozyumlarda çok sayıda tebliğ sunmuş ve konuşmalar yapmıştır. Çeşitli gazetelerde köşe yazıları ve makaleleri yayınlanmaktadır.

Devlet Bakanı iken bir konuşma sırasında

Yüksel Yalova’nın Sanat, Spor ve Diğer Alanlardaki Çalışmaları  

Yüksel Yalova, İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda aldığı tiyatro eğitiminde Yıldız Kenter’in öğrencisi olmuş; 2008 yılında Recep Yazıcıoğlu’nun hayatını anlatan Vali isimli filmde bakan rolünde, “Sarıkamış Beyaz Hüzün” isimli yapımda ise İhsan Paşa rolünde oynamıştır. 

Avlu dizisinde avukat rolünde

2011 yılında “Entelköy Efeköy’e Karşı” filminde izleyicinin karşısına yine bakan olarak çıkmıştır. Ayrıca, Yüksel Aksu’nun yönetmenliğini yaptığı ‘Avlu’ dizisinde avukat rolünü canlandırmıştır.

“Entel Köye Efe Köye Karşı” filminde bakan rolünde

Aydın Merkez’deki okulun açılmasındaki katkılarından dolayı, okul aile birliğinin teklifi ile kendi adının verildiği Yüksel Yalova Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi adında bir okul bulunmaktadır.

Aydın Yüksel Yalova Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi 

Gençlik yıllarında voleybol takımında oynamıştır.

Yüksel Yalova Lisesi Atatürk Köşesi açılış töreni

Fenerbahçeli olmanın yanı sıra Göztepe’nin fanatik taraftarıdır.

2002 yılında ihaleye çıkan ve 2006 yılında yapımı tamamlanan Nazilli Sümerpark Rekreasyon alanına ‘Dr. Yüksel Yalova Sümer Rekreasyon Alanı’ adı verilmiştir.  Adı verilen Yüksel Yalova Kültür Merkezi, Yüksel Yalova Caddesi, Yüksel Yalova Stadı ve Yüksel Yalova Çocuk Kültür Merkezi  bulunmaktadır.

Dr. Yüksel Yalova Sümer Rekreasyon Alanı

Devlet görevinde bulunduğu yıllarda, Kazakistan’ın eyaleti Türkistan’da Hoca Ahmet Yesevi Türbesinin tamamlanması, Eyüp Sultan Caminin ışıklandırılması, Kayseri’de Mimar Sinan’ın doğduğu evin tamiratının yapılması ve Veysel Karani Türbesinin restorasyonu katkı sağladığı çalışmalardandır.

Yüksel Yalova’nın Eserleri 

  • Türkiye Örneğinde Yasama Dokunulmazlığı Kavramı – Doktora Tezi
  • Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası ve Türkiye
  • Elektrik Dağıtım Hizmetlerinin Özelleştirilmesi
  • Türkiye Avrupa İlişkileri Işığında Özelleştirme
  • Türkiye Örneğinde Demir Çelik Sektöründe Dönüşüm ve İsdemir Uygulaması
  • Bilim ve Teknoloji Politikaları Işığında Türkiye
  • Perde Arkası
  • Hacı Süleyman Efendi
  • Kutuplaşan Siyasette Merkezde Kalan Bir Aktör

“Eğer otuz yıl öncesinde Konya Ovası’nda, Çukurova’da, Söke Ovası’nda altı metreden artezyen su çıkarken bugün yirmi metreden zor çıkıyorsa bizim işi gücü bırakıp bu ovaların kaderleriyle ilgili laboratuar çalışması yapmamız lazım. Avrupa Birliği bunu başardı”

Fidel Castro

0
Fidel Castro

Küba Devrimi’nin lideri, hukukçu Fidel Castro 13 Ağustos 1926’da doğdu. (Ölümü: 25 Kasım 2016, Havana) 1945 yılında eğitime başladığı Havana Üniversitesi’nden 1950’de mezun oldu. 1947’de Dominik Cumhuriyeti’ndeki Rafael Trujillo’nun sağcı askerî cuntasına karşı başarısızlıkla sonuçlanan bir devrimci harekete ve 1948’de Bogotá’daki kent ayaklanmalarına katıldı. 1947’de Küba Halk Partisi’ne girdi.

1950-1952 arasında avukatlık yaptı.

Temsilciler Meclisi seçimleri için Küba Halk Partisi’nden adaylığını koydu, Batista’nın 1952 darbesiyle seçimleri engellemesi nedeniyle 1953 başlarında Batista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla harekete geçti ancak başarısızlığa uğrayarak tutuklandı. Dava sonunda 15 yıl hapse mahkûm edildi.

Juventud Adasında 21 ay hapis yattıktan sonra Batista’nın emriyle cezasının geriye kalan bölümü affedildi. 1955’te Küba’dan ayrılarak Meksika’ya geçti ve 26 Temmuz Hareketi adlı yeni bir örgüt kurdu. Batista’nın 31 Aralık 1958’de Dominik’e kaçması üzerine 1959’da Havana’ya döndü, Hukukçu Doktor Manuel Urrutia Leo devlet başkanlığına, Castro da başbakanlığa getirildi.

1965’te Küba Komünist Partisi) genel sekreterliğini üstlendi. 1976’da Devlet Konseyi ve Bakanlar Kurulu başkanlığını üstlendi ve 2006’ya kadar bu görevi sürdürdü.

2006’da görevlerini geçici olarak Raúl Castro’ya devretti, 2008’de resmen görevden ayrıldı.

25 Kasım 2016’da Havana’da yaşamını yitirdi.

Alexandre Blacque

0

Alexandre Blacque, Türkiye’de ilk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi’yi çıkarmış olan Fransız gazetecidir.

13 Ağustos 1794’te Paris’te doğdu. Avukat olan babası 1789’da Fransız Devrimi sırasında Kral XVI. Louis’yi savunduğu ve kral giyotine gönderildiği için Fransa’dan ayrılmak zorunda kalmış ve Osmanlı Devleti’ne sığınarak İzmir’e yerleşmiş, iş hayatına atılmıştır.

Osmanlı Devletinde Blak Bey olarak bilinen Blacque, babası gibi hukuk öğrenimi görmüş, 1821 yılında İzmir’de Roux adlı Fransız’ın çıkardığı Le Spectateur Oriental gazetesine yazılar yazmıştır. Daha sonra satın aldığı bu gazete ile Yunanistan, Fransa, İngiltere ve Rusya’ya karşı yoğun eleştiriler yöneltmiş, 1827 yılında bu eleştiriler nedeniyle gazetesi bir ay kapatılmıştır.

Alexandre Blacque, İzmir ve İstanbul’da yayımladığı gazetelerde Avrupa’ya karşı Osmanlı Devletini savunmaya devam etmiş; 1828 yılında Courrier de Smyrne gazetesini yayımlamaya başlamıştır.

II. Mahmud, 1831 yılında Osmanlı Devleti adına resmi bir gazete çıkarmak üzere kendisini İstanbul’a davet etmiş, bu davet üzerine Blacque İstanbul’a taşınmıştır. Padişahın “Takvim-i Vekayi İhdasına Dair Ferman”ı yayınlaması üzerine Takvim-i Vekayi’yi ve yarı resmi nitelikteki Le Moniteur Ottoman gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Ölümü halinde, dul eşine ölümü emekli maaşı verilmesi ve oğlunun eğitim masraflarının karşılaması konusunda padişahın söz verdiği rivayet edilmektedir.

Bugünkü adıyla Resmi Gazete olan Takvim-i Vekayi’deki yazılar Blacque tarafından Fransızca’ya çevrilerek yayınlanmıştır. Alexandre Blacque, Le Moniteur Ottoman’daki görevini sürdürmekte iken tedavi için Fransa’ya gitmek istemiş ancak yolculuk sırasında, 21 Mayıs 1836’da Malta’da ölmüştür.

Oğlu Edouard Blacque, Osmanlı Devleti’nde bir çok devlet görevini yürütmüş, bir süre ABD elçiliği yapmıştır.

Matbaasında bastığı dergi ve gazeteler

Le Spactetaur Oriental (Alexandre Blacque-İzmir-1821-1824)

Smyrneen (İzmir-1824- Charles Trican)

Courrier de Smyrne (A.Blacque-İzmir-1828-1829)

Le Moniteur Ottoman (A.Blacque-İstanbul-1831)

Journal de Smyrne (1832-1842 – İzmir)

Echo de l’Orient (1838-1846 – İzmir)

L’Impartial (1841-1915 – İzmir)

13 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
13 Ağustos - Hukuk Takvimi

13 Ağustos – Hukuk Takvimi

1792 Fransa Kralı XVI. Louis (Louis Capet), tutuklandı ve halk düşmanı ilân edildi. Louis, 1774-1792 yılları arasında Fransa krallığı yaptı. Saltanatının ilk zamanlarında Aydınlanma idealleri doğrultusunda reformlar yaptı. Köleliği ve sınıf farkını ortadan kaldırmak ve Katoliklere karşı toleransı artırmaya yönelik çalışmalarda bulundu.  21 Ocak 1793’te vatana ihanet gerekçesiyle giyotine gönderildi.
1794 Türkiye tarihinde Resmi Gazete’yi çıkaran ilk kişi. olan Alexandre Blacque dünyaya geldi.
1871 Alman sosyalist, Spartakusbund ve Almanya Komünist Partisi kurucusu Karl Liebknecht doğdu. (Ölümü: 1919)  Liebknecht, Leipzig Üniversitesi ve Berlin’deki Humboldt Üniversitesi’nde hukuk ve politik ekonomi eğitimi aldı. 1897’de Würzburg Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı, 1899’da kardeşi Theodor Liebknecht ile beraber Berlin’de hukuk bürosunu urdu. 1919’da Almanya’da Spartaküs hareketine öncülük ederek sosyalist devrim gerçekleştirmeye çalıştı. Irkçılar tarafından vahşice katledildi.
1889 Alman Ferdinand von Zeppelin, kendi icadı olan ve Zeplin adını vereceği sevk ve idare edilebilir balonunun patentini aldı. Tam adı Ferdinand Adolf August Heinrich Graf von Zeppelin olan Alman mucit ve uçak üreticisi Zeppelin, Baden-Württemberg eyaletinin bir şehri olan Konstanz‘da dünyaya geldi. I. Dünya Savaşı‘nın bitmesine yakın 8 Mart 1917 tarihinde öldü.
1903 Türkiye Cumhuriyeti’nin 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk doğdu. (Ölümü: 1987)  1973–1980 yıllarında Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürdü.
1903 Hukukçu, yargıç ve eski bakan Suat Hayri Ürgüplü doğdu. (Ölümü: 1981)
1905 Norveç’te düzenlenen referandum İsveç’ten ayrılma kararıyla sonuçlandı
1913 August Bebel, Alman sosyal demokrat politikacı ve gazeteci (Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin kurucularından) (Doğumu: 1840) Almanya’da sosyal demokrat siyasi hareketin öncü fikir babaları arasında kabul edilmektedir. En önemlisi eseri  Kadın ve Sosyalizm’dir. “Teoride ve Pratikte” adlı kitabı 1969 yılında Türkçeye tercüme edilmiştir.
1915 Sabah Gazetesi Baş Yazarı Diran Kelegyan öldürüldü
1923 Mustafa Kemal, yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçildi.
1926

Küba Devrimi’nin lideri, hukukçu Fidel Castro doğdu. (Ölümü: 25 Kasım 2016, Havana)

1939

Fransız kadın hakları savunucusu, bilim insanı ve aktivist Danièle Minne (Danièle Djamila Amrane-Minne) yaşamını yitirdi. (13 Ağustos 1939; Neuilly-sur-Seine–11 Şubat 2017) Mücadele dolu yaşamında hapis dahil birçok zorluk yaşadı. Fransa’nın insan hakları ihlallerine karşı net bir tavır sergiledi. 4 Aralık 1957’de 7 yıla mahkûm oldu. Toulouse Üniversitesi’nde tarih ve feminist araştırmalar profesörü olmuş 11 Şubat 2017’de Cezayir’de yaşamını yitirdi.

1943 Hukukçu ve Haiti eski devlet başkanı Ertha Pascal-Trouillot doğdu. 1990 ve 1991 yılları arasında 11 ay boyunca görev yaptı. 1971’de Port-au-Prince’teki École de Droit des Gonaïves’tan hukuk diploması aldı. 1975’ten 1988’e kadar federal mahkemelerde hakimlik yaptı. Yargıtay’ın ilk kadın yargıcı oldu.
1955

Hukukçu, akademisyen, yazar, spor yöneticisi, aktör ve Eski Devlet Bakanı Yüksel Yalova Aydın’ın Karpuzlu ilçesinde dünyaya geldi. Oyuncu Melike İpek Yalova’nın babasıdır.

1960

Orta Afrika Cumhuriyeti, Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti. Denize kıyısı bulunmayan ülke Ubangi-Chari ismi ile geçmişte Fransa sömürgesiydi .Başkenti Bangui’dir.

1965

Hukukçu ve eski Japonya Başbakanı, Ikeda Hayato yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1899) 1925’te Kyoto İmparatorluk Üniversitesi Hukuk Okulu’nu bitirdi ve Maliye Bakanlığında çalışmaya başladı. Maliye bakanı yardımcılığı yaptıktan sonra, 1949’da Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Aynı yıl, Shigeru Yoshida hükûmetinde maliye bakanlığına getirildi. 19 Temmuz 1960’ta başbakan oldu, 9 Kasım 1964’e kadar bu görevi yürüttü. İzlediği politikalarla Japonya’nın II. Dünya Savaşı sonrasındaki ekonomik kalkınmasına katkıda bulundu.

1966 Çin’de Mao, Kültür Devrimini ilan etti
1967

Bolivya eski devlet başkanı ve avukat Jeanine Áñez Chávez doğdu. 2006-2008 yılları arasında yeni anayasa tüzüğünün hazırlanmasında kurucu meclis üyesi olarak görev yaptı. 2010 yılında senatör seçildi ve 2019’a kadar Senato’nun İkinci Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. 2019-2020 yıllarında Bolivya Devleti’nin ilk kadın Başkanı olarak görev yaptı. Kabinesinin diğer beş üyesi ile birlikte 13 Mart 2021′de terörizm, isyan ve komplo suçlarından tutuklandı.

1994 Alman hukukçu, siyasetçi ve diplomat Manfred Hermann Wörner yaşamını yitirdi. (Ö. 13 Ağustos 1994) 1982-1988 yıllarında Batı Almanya Savunma Bakanı olarak görev yaptı. 1994 yılından hayatını kaybettiği 1994’e kadar NATO Genel Sekreterliği görevini yürüttü.
1999 Türkiye’de Uluslararası Tahkim yolunu açan anayasa değişikliği kabul edildi. Anayasa’nın 125. maddesine “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.  Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir” hükmü eklendi.
2013

Yargıtay önceki başkanlarından Müfit Utku 13 Ağustos tarihinde Ankara’da vefat etti.  Utku, 3 Ağustos 1932 tarihinde Mardin’de doğdu. 1977 yılında Yargıtay Üyeliğine seçildi. 1986 yılında 7.Ceza Dairesi Başkanı, 5 Temmuz 1993 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına seçildi. Dört yıl boyunca devam eden görevini yürütmekte iken 7 Temmuz 1997 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.

2023 İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri, üçüncü İsrail-Arap barış anlaşmasını kabul ederek ilişkilerin normalleştirilmesine karar verdi. Anlaşma, İsrail devleti ile bölgedeki diğer Arap ülkeleri arasındaki savaşları önlemek ve ortaya çıkabilecek toprak ve mülteci sorunlarını çözüme kavuşturmak amacını yönelik barış hedefini taşıyor.
2024
  • Rusya devleti tarafından Telegram aleyhine açılan dava, başkent Moskova’da görüldü. Bazı içeriklere erişimi engellemediği gerekçesiyle Telegram’a 4 milyon ruble (yaklaşık 43 bin dolar) para cezası verildi.
  • Eskişehir’de miğfer ve maske takıp sokağa inerek bıçakla rastgele insanlara saldıran Arda K’nin savcılık ifadesi tamamlanarak mahkemeye sevk edildi. Zanlı tutuklandı. Saldırganın avukatı, Arda K’nin ‘Nazi sempatizanı’ olduğunu söyledi.
2025
  • Adalet Bakanı Yılmaz Tunç , CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in  Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik “lan” şeklinde hitap ederek yaptığı konuşması hakkında soruşturma açıldığını duyurdu.. 

  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca “rüşvet”, silahlı terör örgütü “FETÖ/PDY’ye yardım”, “siyasal ve askeri casusluk” suçlarından yürütülen iki ayrı soruşturma kapsamında 10 Ağustos Pazar günü gözaltına alınan avukat Rezan Epözdemir, adliyeye sevk edildi.
  • İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya,: 6 il merkezli ‘Yasa dışı bahis’ ve ‘Nitelikli dolandırıcılık’ operasyonlarımızda hesaplarında 2 milyar TL işlem hacmi bulunan 34 şüphelinin yakalandığını, şüphelilerden 29’unun tutuklandığını açıkladı.
  • Sultanbeyli’de 6 şüpheli, istedikleri 50 bin lirayı vermeyen 2 kişinin motosikletini gasbettikten sonra darbetti. Motosikletin sahibi gençlerden birinin üzerinde sigara söndürmeye de çalışan şüpheliler, görüntüleri sosyal medyada paylaştı. Görüntüleri ihbar kabul eden polis ekipleri, 6 şüpheliyi gözaltına aldı. Emniyette işlemleri tamamlanan şüpheliler çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.
  • Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de kömür madeni çalışmasına karşı açılan davada Danıştay 4. Dairesi, Muğla İdare Mahkemesi’nin verdiği “ÇED kapsam dışı” kararını “eksik inceleme” gerekçesiyle bozdu ve bilirkişi raporu alınması gerektiğine hükmetti. Davanın avukatları, keşif ve bilirkişi incelemesine kadar yürütmeyi durdurma talebinde bulundu.
  • Rüşvet soruşturmaları kapsamında tutuklanan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutukluluğa itirazı ve tahliye talebi reddedildi.

  • İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, boşanma davalarında zorunlu “aile arabuluculuğu” uygulaması getirilmesine karşı çıkarak, bu uygulamanın kadına yönelik şiddeti meşrulaştıracağını, kadınların eşitlik ve adil yargılanma hakkını zayıflatacağını açıkladı.
  • Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Rasim Ozan Kütahyalı hakkında suç duyurusunda bulundu. Kütahyalı, Uçum’un oğlunun adliyeye sevk edilen Rezan Epözdemir ile beraber çalıştığını iddia etmişti.

2025
  • Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Alihan Kuriş suç örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında Kuriş dahil 49 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Şüphelilere yönelik 17 ilde operasyon başlatıldı. Süleymancılar olarak bilinen gruba yönelik soruşturmada ceza hukukçusu Prof. Dr. Ahmet Gökçen de gözaltına alındı.
  • İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu’nun (HFSK) Gümüşlük Akademisi Vakfı / Bodrum-Muğla’da  13-16 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği 7. Hukuk Felsefesi Kampı başladı.
  • Mabel Matiz olarak tanınan şarkıcı Fatih Karaca’nın seslendirdiği, dijital platformlarda yayınlanan ‘Ha Leylim’ isimli şarkının sözleri ve video klibine ilişkin, “müstehcenlik suçu” kapsamında res’en soruşturma başlatıldı.
  • Kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan Redkitler suç örgütü elebaşı Ferhat Delen ile Erdoğan Aykut suç örgütü elebaşı Erdoğan Aykut’un da aralarında bulunduğu 6 kişi Gürcistan’da yakalanarak Türkiye’ye iade edildi. Şüphelilerin kasten öldürme, silahla yağma, örgüt kurma, hırsızlık ve çeşitli suçlardan arandıkları bildirildi. Dün de Daltonlar‘a karşı operasyon yapılmıştı.
  • Mardin 2. İdare Mahkemesi, Midyat İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, bir rehber öğretmenin çalışma programının lisansüstü eğitimine devam edebilecek şekilde düzenlenmesi yönündeki talebinin reddine ilişkin işleminin yürütmesini durdurdu. Karar, idarenin takdir yetkisinin sınırsız olmadığını ortaya koyması bakımından emsal olarak yorumlandı.
  • Muğla’da, bir mağazanın önünde asılı olan Türk bayrağını ateşe veren A.A. tutuklandı.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medyada yer alan “Küçük trans çocuklara örnek olacağız” ifadelerinin yer aldığı video hakkında soruşturma başlattığını duyurdu.
  • Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen “Yasa Dışı Sanal Bahis ve Kumar Eylem Planı İzleme ve Koordinasyon Toplantısı”nda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yeni mevzuat düzenlemelerinin yanı sıra yapay zekâ tabanlı tarama ve tespit sisteminin geliştirileceğini açıkladı.

13 Ağustos – Hukuk Takvimi

Antoine Laurent de Lavoisier

0
Antoine Laurent de Lavoisier

Antoine Laurent de Lavoisier, 26 Ağustos 1743 tarihinde Paris’te doğmuş, 1789 Fransız İhtilali sonrasında 8 Mayıs 1794 tarihinde 51 yaşındayken Giyotin ile idam edilmiş Fransız  hukukçu ve bilim insanıdır. Simya adı altında yürütülen bilimsel alanda yaptığı çalışmalarla çağdaş kimya biliminin mimarı olmuştur.

Antoine Lavoisier

Eğitimi 

Antoine Laurent Lavoisier, Parisli zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, kısa bir süre sonra annesini yitirmiş, yüksek mahkemede hukuk danışmanı olan babasının ilgi ve desteği ile çocukluk ve gençlik yıllarını geçirmiştir. Mazarin Koleji’nden mezun olmuş, hukukçu babasının isteklerini kıramayarak ve aile geleneğini sürdürerek Hukuk Fakültesinde lisans eğitimi almış, kendi özel ilgi alanı olan matematik, astronomi, Jeoloji ve botanik üzerine kendini geliştirmiş, dönemin önde gelen Fransız kimyacı ve eczacı Guillaume François Rouelle’den kimya dersleri almıştır.

Bilimsel Çalışmaları 

Deneysel bilim merakını bir tutkuya çevirerek bilim alanında çalışmaya başlamış; alçı taşlarını incelemekle ‘kimya’ dalındaki ilk çalışmasını başlatmış, 1766 yılında, 23 yaşında iken ‘büyük bir kent nasıl en iyi bir biçimde aydınlatılır” makalesiyle Fransız Bilimler Akademisinden altın madalya kazanmış, ailesinden bağımsız olarak zengin bir insan haline gelmiştir.

Jeoloji konusunda incelemeler yapmış ve Fransa’nın ‘mineraloji’ atlasının hazırlanmasına yardımcı olmuştur.

Yanma olayına ilişkin geliştirdiği yeni kuramıyla ün kazanmış, Filojiston Teorisi ile adından söz ettirmiştir.

Madenler ve kentlerin aydınlatılması gibi konulardaki çalışmalarından sonra, 1768 yılında, 25 yaşında iken, Fransız Bilimler Akademisine seçilmiş, daha sonra bu kurumun yöneticiliğini ve saymanlığını üstlenmiştir.

Antoine Laurent de Lavoisier Lavoisier’in Hôtel de Ville-Paris’teki heykeli

Pek çok bilim kitabı yayımlamış, kimyadaki bütün elementleri belli bir sıraya sokmuş, elementleri kimyadaki içeriklerine göre isimlendirmeye tabi tutmuş, Simya olarak bilinen bilimin Kimya olarak yerleşmesini sağlamış, devlet görevi sırasında Metre sistemini bulmuştur. Lavoisier’in yeni element yaklaşımı Antik Yunan’lı Aristo’nun iki bin yıllık dört temel element yaklaşımını yıkmıştır.

Çok yönlü bir bilim insanı olan Lavoisier, kimyanın yanı sıra fizyonomi, ziraat, ekonometri ve jeoloji alanlarında çalışmalar yapmış; görev aldığı devlet kurumlarında ve kendi çiftliğinde teorik bulgularını uygulamaya dökerek teknik ilerlemelere katkı sağlamıştır.

Çağdaş Kimya biliminin kurucusu olarak kabul edilen Lavoisier, kütlenin korunumu kanununu ortaya koymuş ve kimya bilimini yaratmıştır. Antoine-Laurent de Lavoisier, kimya devrimini yapan, yanmanın sırrını çözen, insanlığı oksijen ve hidrojenle tanıştıran, metrik sistemin öncüsü, “hiçbir şey yok olmaz, hiçbir şey yoktan var olmaz, her şey dönüşür” diyen büyük bir bilim insanıdır. Lavoisier’i aynı dönemde yaşayan diğer bilim insanlarından ayıran en önemli özelliği; deneysel araştırmalar ve bulgularla ulaştığı genel ilke ve teorileri bilimsel anlamda sistematikleştirmesidir.

Devlet Görevleri 

Lavoisier, 1771’de Fransız Kralı adına vergi toplama ayrıcalığına sahip “Férmé général”adlı vergi kuruluşunun yüksek görevlilerden birinin kızı olan Marie Paulze ile evlenmiş, bilimsel çalışmaları ile kamu görevini bir arada yürütmeye başlamış, bürokrasideki hizmetleri sayesinde yükselmeye başlamıştır. Eşi Marie Paulze, tüm çalışmalarına destek vermiş, deney şekilleri çizmiş, yabancı dillerden ve özellikle uzmanlaştığı İngilizce dilinden kaynak eserlerin çevirilerini yapmış ve makalelerini yayına hazırlamıştır.

Antoine-Laurent de Lavoisier ve eşi Marie Paulze’ni tasvir eden bir yağı boya tablo

Antoine Laurent Lavoisier, devlet yönetiminde faklı alanlarda çalışmalara imza atmıştır. Devlet Hazinesinde görev almış, abluka altında olan ülkesi Fransa için için barut yapmakla görevlendirilmiş, barut yapımı alanında ilerleme sağlamış,1775 yılından 1792 yılına kadar Fransız Barut İdaresi’nin direktörlüğünü yapmış ve Fransa’yı bu kritik askeri malzemede kendi kendine yeterli hale getirmiştir.

Hapishane ve hastaneleri daha insancıl hale getirmek için çalışmalarda bulunmuş, çiftlikler kurarak bilimsel tarımı teşvik etmiş, tarımda verimin yükseltilmesine dönük bilimsel çalışmalar ve politikalar geliştirmiş, tarım politikasını iyileştirmiştir.

Vergi kurumunda çalıştığı dönemde metlik sistemini geliştirmiş, ölçülerin kilogram, metre gibi temel birimlere dayandırıldığı ondalık sistemi uygulamıştır.

Lavoisier, 1788 yılında Eyalet Meclisi’ne seçilmiş, tasarruf bankaları, sigorta şirketleri ve atölyeler kurmuş, vergi alanında reform yapılmasını ve bozuk vergi sisteminin düzeltilmesini savunmuş, 1788 ekonomik krizinde halka faizsiz kredi verilmesini sağlamış; eyalet meclisinde iken halk sağlığı, finans politikaları, top dökümü, barut üretimi komitelerinde görev almış, ölçü ve tartılar alanında standart sistemler önermiştir.

Devlet görevine devam ettiği aynı dönemde evine özel bir laboratuvar bile kurmuş, kamu görevinden artan zamanlarında laboratuvarda bilimsel çalışmalarına devam etmiştir.

Antoine Lavoisier – Traité élémentaire de chimie (Elementary Treatise of Chemistry – Kimyanın Temel Kitabı) isimli eseri 1789 yılında yazarak  modern kimyanın ilkelerini ortaya koymuştur. Kimya biliminin geliştirilmesindeki rolü dolayısıyla birçok bilim tarihçisi onu modern kimyanın babası olarak nitelemiştir. 

Lavoisier ve Fransız İhtilali

Antoine Lavoisier, Fransız Devriminin başında devrimi desteklemiş, eski düzenin değiştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Devrimcilerin reform çalışmalarına destek olmuş, vergi sisteminin düzenlenmesi için kurulan komisyonda görev alarak finans konularında önerilerde bulunmuştur.

Lavoisier, diğer birçok felsefi düşünür ve yönetici gibi, rasyonalist davranmış, devrimi ülkenin siyasetine ve ekonomisine faydalı bir gelişme olarak değerlendirmiştir. Uzun yıllar boyunca vergi konusunda uzmanlaşmış olması ve daha önce de reform önerilerinde bulunması bu konuda tutarlı olduğunu göstermektedir. Yine daha önce çalıştığı ölçü ve ağırlık birimlerinin düzenlenmesi konusunda da devrimcilerle birlikte çalışmıştır.

Fransız Devriminin başındaki durumun değişmesi ve Jakobenlerin iktidarı ele geçirmesiyle başlayan ve tarihe Terör Dönemi olarak geçen 1793-1794 yılları Lavoisier’in de sonunu hazırlamıştır. Devrim karşıtları ile birlikte devrimcilerin içindeki farklı düşünce sahipleri de tehdit olarak görülmüş, Devrim Mahkemeleri tarafından yargılanan muhalifler seri şekilde yargılanarak cezalandırılmıştır. Bazı bölgelerde şekli bir yargılamaya dahi ihtiyaç olmaksızın kitlesel katliamlar yaşanmıştır. Bu süreçte tahminen 500 bin kişinin hapse atıldığı ve yaklaşık 100 bin kişinin öldürüldüğü tahmin edilmekte; yaklaşık 20 bin civarındaki idamın giyotinle gerçekleştirildiği bilinmektedir. Lavoisier da bu dönemin kurbanlarından olmuş; terör dönemi Fransız Devrim liderlerinden, Fransız hukukçu ve politikacı Robespierre’in giyotinle idam edilmesiyle Terör Dönemi sona ermiştir.

Yargılanması ve Giyotine Gidişi

Lavoisier, 1794’de solunum üzerinde deneylerini yapmakta olduğu bir sırada, kariyerinde önemli yer tutan vergi kuruluşu Ferme Générale’in yirmi altı üyesi ile birlikte tutuklanarak hapsedilmiştir. Kendisiyle birlikte Ferme General yöneticisi olan kayınpederi de tutuklanmıştır. Bu tutuklama öncesinde vergi toplama birimi lağvedilmiş, barut fabrikasındaki işinden atılmış, evinden çıkarılmış ve özel laboratuvarı kapatılmış, Bilimler Akademisi ve Aydın Dernekleri basılmıştır.

Lavoisier, kaçma fırsatı varken kaçmamış, tutuklanmadan önce iki gün saklanmış, daha sonra kendisi giderek teslim olmuştur. teslim olmasındaki en büyük faktör devlete ve bilime yapmış olduğu hizmetler nedeniyle ağır bir cezaya çarptırılmayı beklememesidir.

Kendisine iki suςlama yöneltilmiş; Devrim karşıtı olarak nitelenen aristokrasiyle ilişkisi ve vergi toplamada yolsuzluk yapmasıdır. Lavoisier’i kurtarmak iςin bilim insanları ve dostları mahkemeye gitmiş ancak tanık olarak dahi dinlenmemişlerdir. “Yurttaş Lavoisier’in ςalışmalarıyla Fransa’ya onur sağlayan büyük bir bilgin olduğunda hepimiz birleşiyor, bağışlanmasını diliyoruz” diyerek mahkemeye başvuran bilim insanlarına Yargıç “Cumhuriyet’in bilginlere ihtiyacı yoktur!” (“La République n’a pas besoin de savants!” ) diyerek cevap vermiştir.

İdam Türlerinden Giyotin

Devrim Mahkemesi önüne çıkarılmış, yapılan yargılama 1 gün sürmüş ve 8 mayıs 1794 tarihinde giyotinle idam edilmiştir. Kayınpederi de kendisi ile birlikte idam edilmiştir.

Fransız Devrimi’nin liderlerinden Jean-Paul Marat’ın teorilerini eleştirmesi ve aralarındaki ihtilafın tutuklanmasını tetiklediği iddia edilmiştir. Lavoisier, giyotinin dikildiği Place de la Nation’a yakın Picpus Mezarlığı’ndaki giyotin mağdurları için yapılan toplu bir mezara gömülmüştür.

Ölümünden bir gün önce; “Bu nedenle, tüm sosyal erdemlerin, ülkeye verilen önemli hizmetlerin ve faydalı bir şekilde kullanılan bir kariyerin kullanılmasının, uğursuz bir sonun korunması ve sonuçlanmaması için yeterli olmadığı doğrudur.” demiştir. 

İdamından Sonraki Olaylar

Bilim insanı Lavoisier, idam türleri arasında kendine özgür bir yöntem olan Giyotin’in de ilk kurbanlarından olmuştur. Joseph Guillotin tarafından icat edilen Giyotin, Fransız Devriminin ilk yıllarında kullanılmaya başlanmıştır. Doktor ve Millet Meclisi üyesi olan Joseph Guillotin, daha az acı veren bir ölüm cezası infaz metodu bulmayı amaçlamış; ölüm cezalarının infazının kısalmasını istemiştir. Joseph Guillotin; “Benim makinemle göz açıp kapatana kadar kafanızı uçurmuş olacağım, hiç acı çekmeyeceksiniz” demiştir.

Lavoisier’nin bilimsel çalışmalarıyla ilgili notlarına el konulmuş, bu notlar idamından bir buçuk yıl sonra eşine; “Yanlış bir kararla mahkum edilen Lavoisier’nin dul eşine” yazan bir notla iade edilmiş; eşi uzun çabalar sonunda elde ettiği bu notları bilim insanı dostlarının yardımıyla yayınlamıştır.

İdamından sonra eşi, evlerini, Paris’te bilim insanlarının ziyaret edeceği bir mekana dönüştürmüştür. Evindeki laboratuvarı daha sonra müzede sergilenmeye başlanmıştır. Lavoisier’in el konulan malları, daha sonra eşinin açtığı dava sonucunda, kocasının haksız yere hüküm giydiği kararı verilerek kendisine geri verilmiştir. Eşi Paulze, 1805 yılında Lavoisier’in soyadını taşımak koşuluyla İngiliz fizikçi Kont Rumford (Benjamin Thompson) ile evlenmiştir.

Lavoisier’nin deneylerinde kullandığı bilimsel aletler Fransa’daki Musée des Arts et Métiers (Paris) müzesinde sergilenmektedir.

Joseph-Louis Lagrange bir İtalyan Aydınlanma Dönemi matematikçisi ve astronomu Joseph-Louis Lagrange; “Onları kesmeleri sadece bir an aldı ve yüz yıl bunun gibi bir şey üretmeyebilir” demiştir.

Matematikçi Lagrange; “Lavoisier’in son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir. Ama o yobaz kafalar asırlarca karanlıkta sürünecekler, insanlığı da süründüreceklerdir” demiştir. 

“Hiçbir şey kaybolmaz, hiçbir şey yaratılmaz, her şey dönüştürülür”
“Kendimizi eğitmeye devam edemeyiz, ancak bilinenden bilinmeyene kadar.”
“Mantıksal olarak, kişi benzer sonuçlar sunan tüm işlemleri ortak bir ad altında belirtmekten vazgeçemez; bilimleri araştırmayı basitleştirmenin tek yolu budur ve eğer onları sınıflandırmayı denememiş olsaydık bütün detayları saklamak imkansız olurdu.”

Eduardo Dato

0
Eduardo Dato

İspanyol hukukçu ve başbakan Eduardo Dato, 12 Ağustos 1856’da La Coruña’da (A Coruña) doğdu (12 Ağustos 1856 – 8 Mart 1921, Madrid)

Madrid Merkez Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı ve 1875 yılında hukuk öğrenimini tamamladı. Genç yaşta Muhafazakâr Parti’ye katıldı. Avukatlık yapmaya başlayan Dato, özellikle hitabet yeteneği sayesinde kısa sürede başarılı ve tanınmış bir hukukçu olarak prestij kazandı.

1884 yılında milletvekili seçilerek siyasi kariyerine başladı. Kamu görevleri sırasında İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı başta olmak üzere çeşitli bakanlıklarda görev yaptı. Ayrıca Donanma Bakanlığı görevinde bulundu. Çalışma hayatına ilişkin sosyal düzenlemelerin geliştirilmesine katkıda bulundu ve iş kazalarına ilişkin düzenlemeleriyle öne çıktı.

1907 yılında Madrid Belediye Başkanı oldu. Aynı yıl Milletvekilleri Kongresi Başkanlığı görevine getirildi. İspanya siyasetinin önde gelen muhafazakâr isimlerinden biri hâline gelen Dato, 1913 yılında Muhafazakâr Parti’nin liderliğini üstlendi ve ölümüne kadar partinin başkanlığını sürdürdü.

Eduardo Dato, İspanya Bakanlar Kurulu Başkanlığı’nı (başbakanlık) üç kez üstlendi. İlk kez 1913 yılında hükümetin başına geçti ve 1915 yılına kadar görev yaptı. I. Dünya Savaşı’nın başlamasının ardından İspanya’nın tarafsızlığını ilan etti. 1917 ve 1920 yıllarında iki kez daha başbakanlık görevine getirildi.

Hukukçu kimliği, parlamenter faaliyetleri ve muhafazakâr siyasi çizgisiyle İspanya’nın 20. yüzyıl başındaki önemli devlet adamlarından biri olan Dato, aynı zamanda Real Academia de Ciencias Morales y Políticas üyeliğinde bulundu.

Eduardo Dato, 8 Mart 1921’de Madrid’de öldürüldü. Başbakanlık görevini yürüttüğü sırada, Senato’daki oturumun ardından evine gitmek üzere otomobiliyle Parlamento binasından ayrıldığı sırada, motosikletli üç anarşist —Pedro Mateu, Luis Nicolau ve Ramón Casanellas— tarafından düzenlenen silahlı saldırının hedefi oldu. Saldırganlar sepetli bir motosikletle Dato’nun otomobiline yaklaşarak kırktan fazla el ateş etti. Mermilerden üçü Dato’ya isabet etti ve Dato olay yerinde hayatını kaybetti.

Ölümünün ardından Kral XIII. Alfonso tarafından ailesine “Dato Dükü” unvanı verildi.

Ahlâksız Hukuk: Ahlâki Anomi, Amoral Bireycilik ve Siyâsi Otoriter Zihniyet Karşısında Yargı Etiği İlkeleri Hayata Geçebilir mi?

0

Ahlâksız Hukuk: Ahlâki Anomi, Amoral Bireycilik ve Siyâsi Otoriter Zihniyet Karşısında Yargı Etiği İlkeleri Hayata Geçebilir mi?  / Av. Fahrettin Kayhan

İnsan hiçbir zaman dünyayı daha iyi kılmaya yetecek kadar uzun süre üzülemiyor. Çünkü biraz Sonra yeniden karnı acıkıyor. Elias Canetti[

Fahrettin Kayhan

GİRİŞ

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki lisans öğrenimim sırasında ve öncesinde (1982-1987) Orhan Hançerlioğlu’nun Felsefe Sözlüğünü lise yıllarında okumuş olmama rağmen “etik” sözcüğüyle hiç karşılaştığımı hatırlamıyorum. İtiraf etmem gerekir ki, bu yazıyı kaleme alana kadar da “etik” konusunda sistematik bir okuma veya araştırmam da olmadı. Benim kuşağımın hukukçularının da eğer felsefeye çok özel ilgisi yoksa benimle aynı durumda olduğunu tahmin ediyorum.

2000’li yılların başından itibaren “etik” sözcüğü ve “meslek etiği” sözcükleri giderek daha sık kullanılmaya, bu konuda kitaplar, tezler, makaleler yayınlanmaya, melek etikleri fakültelerde ders olarak okutulmaya başlandı.

“Günümüz düşünce kültürüne temel olan kavramları açıklayan seçkin bir başvuru kaynağı!”  Orhan Hançerlioğlu’nun yıllarca ve özenle üstünde çalıştığı bu sözlük, felsefe akım ve kavramlarını kuşatıcı bir biçimde açıklıyor. Bu niteliğiyle Felsefe Sözlüğü, bir yandan evrensel düşünce dünyasının panoramasını çizerken öte yandan felsefecilerin yaklaşımlarıyla ilgili önemli ayrıntıları da ele alıyor. Felsefe Sözlüğü, felsefe akım ve kavramlarının Osmanlıca, Fransızca, Almanca, İngilizce ve İtalyanca karşılıkları ile bu dillerde ayrı ayrı kavramlar dizinine ek olarak felsefe alanında geniş bir kişi diziniyle konusunda kapsamlı bir rehber…

Etik sözcüğünün Türkçedeki tarihine göz atacak olursak, etiğin Fransızca kökeni olan ethique’in Harf İnkılâbından önce bazı sözlüklerde Fransızca bir sözcük olarak yer aldığı görülmektedir. “Hicrî 1330 (miladî 1911-1912) yılında Istılahat-ı İlmiye Encümeni tarafından hazırlanan Kamus-u Felsefe’de yer alan ethique, ahlâk kelimesiyle karşılanmıştır. Yine hicrî 1341 yılında (miladî 1925) İsmail Fenni Ertuğrul’un hazırlamış olduğu Lüğatçe-i Felsefe’nin ethique maddesinde de, “ilm-i ahlâk, felsefe-i ahlâkiyye veya edebiyye ki, hayr ve şerrin müdellel ve müberhen nazariyesidir. Sıfat olarak istimal edildiği vakit ahlâkî, ahlâka müteallik manasındadır” denmektedir. (Özturan,s. 171-172). Etik sözcüğünün ilk kez Fransızca bir sözcük olarak değil Türkçe bir sözcük olarak kullanımı İoanna Kuçuradi’nin Etik kitabının yayımlanmasıyla olmuştur. Bu tarihten sonra etik sözcüğünü Fransızca değil Fransızcadan Türkçeye geçmiş Türkçe bir sözcük olarak kabul edebiliriz.

Ülkemizde önceleri çoğu zaman ahlak ve etik eş anlamlı sözcükler olarak kullanılırken, 1980’li yılardan sonra zamanla önce felsefede sonra da meslek etiklerinde ahlâk ile etik terimlerini birbirinden ayırma çabası gündeme gelmiştir. Bu dönüşüm sürecinde etik ile ahlakın farklı kavramlar olduğu, etiğin ahlak felsefesi olduğu ileri sürülmüş, son zamanlarda ise etik ve ahlâk farklı alanlar olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Bu ayrımda en çok vurgulanan özellik, ahlakın zamana, yere, sosyal guruba göre değişken olduğu, buna karşılık etiğin ise evrensel olduğu argümanıdır.

İoanna Kuçuradi ve öğrencisi Harun Tepe, ahlak ve etik kavramlarının birbirinden farklı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Kuçuradi, günlük dilde ahlâka çok çeşitli ve farklı anlamlar yüklendiğini, genel olarak hepsinde de bu kelime ile “olması gereken, olması istenen çeşitli değer yargıları sistemleri” kastedildiğini, bu tür normatif yargıların genel-geçer değil, muhtelif ve değişken olduğunu ileri sürerek, bunların üzerinde yer alan, insanlık merkezli daha üst yargıların ahlâk kavramı içinden çıkarılması gerektiğini ileri sürmekte, bu çeşit evrensel üst yargıların, ahlâk ilkelerinden ziyade etik ilkeler olarak isimlendirilmesi gerektiğini iddia etmektedir. Her iki yazar da etiğin felsefenin bir dalı olduğunu, etiğe Türkçede ahlâk veya ahlâk felsefesi dense de bunun doğru bir kullanım olmadığını söylemektedir. (Özturan’dan naklen s. 175)

Yargı Nasıl Etik Olur?

Tepe ise etik ile ahlâk arasında ayırım yapmakla kalmayıp, bunların birbiri yerine kullanımının yanlış olduğunu ileri süren ilk yazardır. Tepe’nin 1987 yılında kaleme aldığı “Etik ve Meta etik” makalesi, yazarının ifadesiyle ‘etiğin neden ahlâk olmadığı’nı göstermeyi amaçlamaktadır. Tepe’ye göre etik, bir toplum fenomeni olan ahlâktan ayrı bir şeydir, dolayısıyla etik ve ahlâk arasında yapılacak ayırım, felsefenin felsefe olmayanla, felsefî bilginin bilgi olmayanla karıştırılması gibi vahim bir hatayı önlemektedir. Çünkü yazara göre ahlâktan bahsedildiğinde her zaman belirli bir ahlâktan ya da moral’den söz edilmektedir, dolayısıyla yerel ve göreli bir şey konu edilmektedir (Özturan’dan naklen s. 175-176). Türkiye özelinde bu “belirli ahlak ve moral”, ülkede çoğunluğu oluşturduğu ifade edilen Sünni Müslümanlar tarafından sıkça dile getirilen ‘İslam Ahlakı’dır. Türkiye’de belli başlı 30 tarikat silsilesi ve bunların 400 kolu bulunuyor. Bu anlamda bir “tasavvuf ahlakı” veya “tasavvufî ahlak” tan da söz edilebilir. Bunların yanında Sünni ekolden ayrı olarak “Alevi-Bektaşi ahlakı” söz konusudur. Bunların dışında etnik temelli “sosyal grup ahlâkların’dan ve nihayet ‘mafya ahlâkı’ndan bahsedebiliriz. Türkiye’de bu ahlâk telakkilerine ilişkin olarak internette yapılacak kısa bir taramada çok sayıda esere rastlamak mümkündür. 1980’li yıllardan sonra ahlâk yerine etik sözcüğünün kullanılması ve nihayet ahlakı etikten ayırma çabalarını felsefe temelli seküler bir ahlak kurma çabası olarak değerlendirmek mümkündür.

Akademide etik çalışmaları, genel olarak Kuçuradi ve Tepe’nin ileri sürdüğü bu çerçeve içinde yapılmaya başlanmış ve bu çerçevede devam etmiştir. 2000’li yıllardan sonra normatif etiğin bir dalı olarak genelde meslekler etiği özelde yargı etiği konusunda hızlı bir akademik üretim süreci başlamıştır ve bu çalışmaların ivmesi giderek artmaktadır.

Bu metinde, Yargı Etik İlkelerinin yaşama geçirilmesinin önündeki engeller neler ve yargı etik ilkeleri nasıl hayata geçirilebilir sorusunun cevabı aranacaktır. Birinci Bölümde Yargı Etiği İlkelerinin hukukumuzdaki gelişim sürecine kısaca değineceğiz. İkinci Bölümde hukuk meslekleri adayı Türk vatandaşı sıradan insanların ahlakı kavramlaştırması ve bunun Yargı Etik İlkelerinin yaşama geçirilmesine etkisi ve yargıda etik ihlalleri incelenecektir. Sonuç bölümünde ise varılan sonuçlar ve çözüm önerileri sunulacaktır.

I.TÜRK HUKUKUNDA YARGI ETİĞİ DÜZENLEMELERİNİN TARİHÇESİ

Türkiye’nin Avrupa Birliği‘ne üyelik sürecinde 2003 yılından itibaren başlayan Avrupa Birliği Komisyonu’nun görevlendirdiği bağımsız uzmanlarca yapılan istişarî ziyaretler sonunda hazırlanan raporlar, yargıda etik konusunu gündeme getirmiştir. Özellikle 2004 tarihli raporda yargısal davranış kuralları kanunun oluşturulması, Bangalore Yargı Etiği İlkeleri’nin benimsenmesi önersisinde bulunmuştur. Raporda belirtildiğine göre Adalet Bakanlığı Bangolore Yargı Etiği ilkelerini yargı mensuplarına duyurulacağını ifade etmiş olmalarına karşın Adalet Bakanlığı ve HSYK, Türk Yargı sistemi için Bangolore Yargı Etiği İlkeleri’nin bir kanun olarak benimsenmesine karşı çıkmışlardır.

Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu

“Etik” sözcüğü, Türk hukuk sistemine 08.06.2004 tarihinde yürürlüğe giren Kamu görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla girmiştir. Bu kanundan önce yazılı hukuk kaynaklarında “etik” sözcüğüne hiç rastlamıyoruz. “Yargı etiği” kavramına ise, BM Bangalore Yargı Etiği İlkelerinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile; savcılar için etik ilkeleri belirleyen Budapeşte İlkeleri ise yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10 Ekim 2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesiyle gündeme gelmiştir

Bangalore Yargı Etiği İlkeleri

Yine etik sözcüğü Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunun 7’nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde 09 Temmuz 2018 tarihinde yapılan değişiklikle girmiştir. Anılan maddeye göre hâkim ve savcıların uymaları gereken etik davranış ilkelerini belirlemek Kurul’un görevleri arasına eklenmiştir. Bakanlar Kurulunca kabul edilerek TBMM tarafından onaylanan Onuncu Kalkınma Planında (2014-2018) ve ayrıca Yargı Reformu Stratejisinde yargı mensuplarının etik kodlarının belirlenmesi hedefler arasında gösterilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 2012-2016 Stratejik Planında da, yargıya güveni arttırma amacına yönelik olarak mesleki etik kuralları oluşturmak üzere çalışmalar yapılması hedefine yer verilmiştir. Bu kapsamda, uluslararası standartlara uyumlu olduğu belirtilen ancak Türk Yargı Sisteminin ihtiyaçları doğrultusunda kendi değerlerimizden yola çıkarak ve yargı tarihindeki mirasımızı koruyarak oluşturulduğu belirtilen ‘Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ 06.03.2019 tarihinde HSK Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve kamuoyu ile paylaşılmıştır. Bildirge 14 Mart 2019 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış ve bildirgenin kapsadığı tüm hâkim ve savcılara tebliği gerçekleştirilmiştir.

Bidirge’nin 8.1’nci maddesinde 8/1 “Görevlerini vicdani kanaatleri doğrultusunda, ahlaki olgunluklarına, ehliyet ve liyakatlerine yaraşır şekilde yaparlar” ilkesi yer almaktadır. İlkede “ahlaki olgunluk” kavramına atıf yapması HSK’nın etik sözcüğünü geleneksel olarak “ahlâk” anlamında kullandığını göstermektedir. Türk Yargı Etiği Bildirgesinin, “yargı” olarak hâkim ve savcıları görmesi, bu iki mesleği aynı meslek olarak kabul etmesi, her iki meslek için aynı ilkeleri benimsemesi muhakeme diyalektiğini baltalayan bir mesleki yapılanmanın uzantısıdır. Esasen sorun, 12 Eylül Anayasası ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun tek çatı altında toplanmasından kaynaklanmaktadır. 1961 Anayasasında olduğu gibi Hâkimler Yüksek Kurulu ile Savcılar Yüksek Kurulu ayrı olması, bu iki mesleğe özgü etik ilkelerin ayrı ayrı düzenlenmesi gerektiği kanısındayız.

Türk Yargı Etiği Bildirgesi

Hâkimler Savcılar Kanununda ise “etik” terimine hiç yer verilmemiştir. Hâkimler Savcılar Kanunun 2022 yılında değiştirilen 11 ve 21’nci maddelerinde “ahlâk” terimi kullanılmıştır. Bu iki maddede hâkim ve savcılar ile yardımcılarının “ahlaki gidiş”lerinin denetlenmesi ile ilgili hükümler konulmuştur. 2022 yılında dahi yargı sistemimizin “etik” sözcüğünü içine sindiremediğini görüyoruz.  Avukatlık Kanununda da “etik” terimine rastlamıyoruz. Avukatlık Kanunun 9, 19, 24, 76 ve 110’ncu maddelerinde “ahlâk” ve “meslek ahlâkı” terimleri kullanılmıştır. Keza TBB Meslek Kuralları ve diğer alt düzenlemelerin hiç birinde etik sözcüğü geçmemektedir.

Türkiye’de Yargı Etiği konusunda önemli gelişmelerden biri de “Yargıtay’da Etik İlkelerin Yaygınlaştırılması, Saydamlığın Güçlendirilmesi ve Yargıtay’a olan Güvenin Artırılması Projesi” 2018 yılında benimsenen Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’dir. İlkelerin Başlangıç bölümünün ikinci paragrafında “yargının ahlâki gücünün” son derece önemli olduğundan bahsedilmektedir. Bundan Yargıtay’ın da etik sözcüğünden ahlâk kavramının algıladığını anlıyoruz.

Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri

Danıştay Başkanlığının “2019-2023 Strateji Planı”nda Yargı Etiği İlkelerinin oluşturulması öngörülmüş ise de bu yazının kaleme alındığı tarihe kadar Danıştay Yargı Etiği İlkeleri oluşturulmuş değildir.

Yargı etiği ilkeleriyle ilgili bu yirmi yıllık gelişim süreci AB’ye uyum resepsiyonu -AB müktesebatına fiili direnç ikileminde ite kaka ilerlemiştir. Türk Yargı pratiğinde etik sorunların yaygın olduğu genel kabul görmektedir. Bu hususta sınırlı da olsa akademik alan çalışmaları yapılmıştır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Cengiz Sarı ve Esra Nur Tugan tarafından yazılan alan araştırmasına dayalı doktora tezleri önemli tespitlerde bulunmaktadır. Bu konuda yapılan çalışmalarda iki çözüm önerisi öne çıkmaktadır: Liyakat ve Eğitim. Yargı etiği artık lisans düzeyinde dahi okutulmasına, meslek içi eğitimlerde müfredatta etik eğitimlerine yer verilmesine rağmen sorun çözülmemektedir.

Sorunun yargı etik ilkelerinin bilinmemesi olmadığı çok açıktır. Yargı etiği ilkelerinin meslek mensuplarına öğretilmesi etiğe aykırı davranışların önüne geçmeye kâfi gelmiyor. Yani sorun bilişsel değil. Yargı etiği ile ilgili ilkokul mezunu bir 64 yaşında bir esnaf dostumla yaptığım derinlemesine söyleşide “”etik nedir?” sorusuna etiği tanımlayamamakla birlikte “birine hakaret eder veya kötü davranırsan bu hareket etik değildir” cevabını vermiştir. Yargının etik olarak işlemesi için yargın nasıl olması gerektiğine yönelik günlük dilde yaptığımız sokratik sorgulamamıza ise kendi dil becerisi çerçevesinde iptidai, sezgisel, ama  Bangolare yargı Etik İlkelerini karşılayacak nitelikte cevaplar aldık. Yani sorun yargı etiği ilkelerinin bilinmemesi değildir. Sorun, Önderman’ın her vesileyle vurguladığı gibi meslek mensuplarının bilgi ile kurduğu ilişkide yatmaktadır.

Şu halde sorunun kökenini başka yerde aramamız gerekiyor. Bu yazımızın hipotezi, yargı etiğinin (hukuk meslekleri etiğinin) yaşama geçirilememesinin sebebinin sıradan insanların ahlakı kavramlaştırma biçimi ve bu kavramlaştırma sonucu oluşan ahlaki yargılarını uygulamada kolayca esnetebilmesinin ve partikülarist ahlak anlayışını destekleyen Otoriter zihniyetin yargı etiği ilkelerini etkisiz kılmasıdır. 

Hukuk mesleğini tercih ederek hukuk Fakültesine giren sıradan bir Türk vatandaşının aile, temel eğitim ve öğretim kurumları, mensup olduğu dini, sosyal ve siyasal gruplar içinde geliştirdiği ahlaki telakki ve tutumları vardır. Genellikle eğitim, taklit ve tekrarla öğrenilmiş olan bu ahlaki davranış kalıpları kişinin karakterinin (ethos) bir parçası, ikinci doğası haline gelir. Meslek adayı sıradan vatandaşta kristalize olmuş bu ahlaki kavramlaştırmalar ve tutumlar, yargı etiği ilkeleriyle uyumlu değilse ve yargı etiği ilkelerini destelemiyor ve nesnel bir ahlaki zemin oluşturmuyorsa, bu meslek mensubu adayına ne yoğunlukta meslek etiği ilkeleri eğitimi verilirse verilsin bu ilkeler kendisine nüfuz etmeyecektir.

Bir sonraki bölümde Türkiye toplumuna egemen olan partikülarist ahlak anlayışı ve bunun yargı etiği ilkelerinin uygulanmasına olumsuz etkisini araştıracağız. Bu araştırmamızda teorik çerçeve olarak, büyük ölçüde, Murat Önderman’ın çok disiplinli çalışmasının ürünü olan “ Türkiye’de Paranoid Ethos” dokrinini” referans aldım.

II. HUKUK MESLEKLERİ ADAYI TÜRK VATANDAŞI SIRADAN İNSANLARIN AHLAKI KAVRAMLAŞTIRMASI, PARTİKÜLARİST AHLÂK VE YARGI ETİĞİ İLİŞKİSİ

 A. Türkiye’de Patrikülarist Ahlâk, Ahlâkî Anomi ve Amoralizm

Murat Önderman, “Türkiye’de Paranoid Ethos” adlı eserinin “Giriş” bölümünde şunları söylüyor:

Türkiye’de holistik veya ilişkisel bir hayat, topluluk, ilişki, ahlak ve benlik anlayışı egemen bulunuyor. Bu genel holistik dünya veya hayat görüşünün toplum anlayışına yansıma biçimi kolektivizm, siyasal zihniyette karşımıza çıkan görünümü ise komüniteryanizmdir. Komüniteryanizm, bireylerin genel olarak belirli topluluk biçimlerine bağlılığa, bireysel özgürlük taleplerinden daha fazla değer vermeleri olarak tanımlanabilir. Bu anlayış ahlâkın etki alanını iç grupla sınırlayarak, farklı grupların ve üyelerin birbirlerine karşı farklı davranışta bulunmalarına, diğer bir deyişle çifte standartlılığa yol açıyor. Ahlakın tekilselliği özellikle yabancılar arasındaki ilişkilerin ahlaki bir boşlukta gerçekleşmesine yol açıyor…

(…)

Kolektivizmin bu beklenmeyen sonuçları arasında özel önem taşıyanı, yol açtığı ahlâkî anomidir. Bir toplumsal pratik olarak amoral bireycilik (egoizm) Türkiye’de oldukça yaygındır (…) Bu pratiğin ahlaki bir bireyciliği gerektiren Batılılaşmanın bir sonucu olmaktan çok, baskın kolektivizmin ürünü olduğunu düşünüyorum…

(…)

Türk toplumunda güçlü ve istikrarlı paranoid düşünce ve davranış eğilimleri, nihayetinde ahlâki genel haklarca desteklenen hukuki genel normların, bazı kültürel nedenlerle yeterince etkili olamamasına bağlanabilir. Türkiye’de ahlakın etki alanı gruplarla sınırlı olma eğilimi göstermeseydi, sosyal ve siyasal paranoya bu kadar güçlü olamazdı… (2018, s. )

Önderman’nın bu tespitlerini şerh etmeye en elverişli ahlak türü “mafya, çete ve suç örgütü ” ahlâkıdır. “Racon” adı da verilen mafya ve çete ahlakı; sadakat, sır saklama, dürüstlük, adalet gibi her kesin kabul edeceği erdemlere dayanır. Mafya ve çete üyeleri bu ahlaki değerlere sıkı sıkıya bağlı yaşarlar. Raconu ihlalin müeyyidesi ise ağırdır. Ne var ki, mafya ve çete ahlakı, sadece grup içinde ve grup üyeleri için geçerlidir. Keza hırsızlığı meslek edinmiş topluluklar, üyelerinin mallarını çalmadıkları gibi, çoğunluğu oluşturdukları gettolarda grup üyesi olmayan, hırsızlıkla ilgisi olmayan komşularına karşı da hırsızlık suçu işlemezler. Bir grup üyesinin, mensup olduğu gruba ve üyelerine karşı ahlâki davranması beklenirken grup dışı kişilere karşı gayri ahlaki ve gayri hukuki davranışta bulunması kişide ahlaki bir ikilem ve buna bağlı psikolojik bir çatışma yaratmaz.

Benzer ahlaki telakkileri farklı sosyal gruplarda da görmek mümkündür. A tarikatına/grubuna bağlı bir kişi mensup olduğu tarikatın üyelerine karşı ahlaki tutum sergilerken tarikat haricindeki kişilere karşı ahlakdışı veya hukuk dışı davranmakta vicdani bir problem yaşamayabilir. Yargı içinde çeteleşmeyi hedefleyen bir dinî veya lâdini bir cemaat, üyeleri arasında adaleti ve ahlâk kurallarını gözetirken, üyelerini yargıya/devlete yerleştirmek için sınavlara hile karıştırmayı, soruları çalmayı, grup dışı personele mobing uygulamayı, iftira atmayı, fişlemeyi, komplo kurmayı vs. ahlaken meşru görebilir, Bu ahlâk anlayışında bir grup üyesi, rakip gruptan gayri ahlaki davranış beklentisi içinde olacaktır. Özellikle mutlak itaate dayalı kült gruplarda grup iktidarının emirleri, mesleğin gereklerinin üzerinde görülebilir. Bu ahlak telakkisinde rakip gruplar “düşman” olarak nitelendirilebilir. ve onlara karşı ahlaki davranma yükümlülük hissedilmez. Bir grubun üyesi rakip grubun üyesini zihninde depersonalize ederek insan olarak görmez. Hatta “katli vacip” veya “yok edilmesi” gereken bir nesne olarak görebilir. Türkiye coğrafyasını “dar’ül harp” olarak gören bir  cemaat mensubu, cemaat dışı kişilere ve kurumlara karşı hiçbir ahlâki ve hukuki yükümlülük hissetmeyecek ve bundan dolayı etik ikilem veya psikolojik çatışma yaşayamayacaktır. Yakın Türkiye tarihi ve içinde yaşadığımız zaman dilimi bu yaklaşımın herkesçe bilinen dini –lâdini her gruptan acı örnekleriyle doludur.

Türkiye’de hâkim olan bu ahlâki telakkinin diğer bir yansıması kayırmacılıktır. ÖZKANAN Arzu, ERDEM, kayırmacılık türlerini şu şekilde tasnif ediyor, Türkiye’de kamusal örgütlerde yükselmenin formülünü şöyle açıklıyor::

Kayırmacılık, yakın ilişki ağları etrafında kurulan bir çarpık ilişki biçimidir. Burada yakınlık derecesine ve türüne göre kayırmacılık değişik türlerde gerçekleşir. Akraba kayırmacılığı (nepotizm) şeklinde olduğu gibi eş-dost kayırmacılığı (kronizm), siyasi kayırmacılık (partizanlık), hizmet kayırmacılığı, iktidara ve seçmen kesimlerine yönelik kayırmacılık (klientelizm) şeklinde de görülebilir. Kayırmacılık yerine sıklıkla kullanılan adam kayırmacılığı ise kayırmacılık içerisinde yer alan bir kavramdır.16 Yani kayırmacılık kavramı adam kayırmacılığı ile birlikte diğer kayırmacılık türlerini de kapsamaktadır.(s.183-184)

(…)

Ömer Peker’e göre, Türkiye’de kamusal örgütlerde yükselmenin yöntemi (6 M + 7 T)’nin toplamıdır.

 Yükselme: Y = 6 M + 7 T

“6 M: Örgütte üst yöneticiler ile (1) aynı Mektepten olmak, (2) aynı Meslekten olmak, (3) aynı Memleketten olmak, (4) aynı Mezhepten (tarikattan olmak), (5) aynı Meşrepten olmak (dünya görüşü, yaşam tarzı aynı olmak), (6) Milletvekili tanıdığı veya yakını olmaktır”.

Formüldeki 7 T: Tanıtma, talep, teklif, tavsiye, takip, torpil ve tehdittir. Kişi, yükselebilmek için önce kendini çevresine ve üstlerine tanıtmalı; örgüt içinde veya dışında yükselmeyi (yönetici olmayı) talep etmeli; gerekirse torpil ile desteklenmelidir. Zira, Ziya Paşa’nın 150 yıl önce söylediği gibi, “Devlet-i Osman-ı Ali’de terfiye temeyyüz (yükselme) ilim, irfan ile olmaz; kuvvetli bir iltimas ile olur.” Ancak yükselmek için tehdit yöntemini uygulamaktan kaçınmalıdır. (s. 198)

Bir hukuk fakültesine kaydını yaptıran sıradan Türk vatandaşı, genellikle,  Türkiye’de geçerli olan bu ahlâki anomi ve amoralizmle formatlanmış olarak hukuk hayatına başlamaktadır. Fakültesi sonrası staj ve meslek içi eğitimlerde verilen yargı etiği ilkelerinin maya tutması, meslek mensubu tarafından içselleştirilmesi  ve hayata geçmesi mümkün gözükmemektedir. Nitekim Türkiye’de hâkim savcı olabilmek ve meslekte yükselebilmek için Y = 6 M + 7 T formülünün geçerli olduğu herkesçe bilinmekte ve açıkça ifade edilmektedir. Bilinmenin de ötesinde kanıksanmış ve kabullenilmiş bir durumdur. Yargı etiği ilkeleri, ilk ölümcül yarayı mesleğe başlarken almaktadır. Mesleğe bu şekle başlayan meslek mensubu en temel yargı etiği ilkesi olan bağımsızlığını ve ilerleyen zamanda da tarafsızlığını yitirmektedir. Böyle bir yargı görevlisinin verdiği kararlarda hukuk ve vicdani kanaat değil, kendisini o mevkiye getiren grubun parikülarist ahlâk anlayışı egemen olmaktadır.

Bu konuda bizzat yaşadıklarımdan birkaç anekdotu aktarayım:

90’lı yıllarda Ankara Barosu Dergisinde editörlük yaparken yayınlanmak üzere emsal karar talep etmek üzere Yargıtay’ın bir dairesinde bir üyenin odasındaydım. Odaya murafaadan (duruşma) yeni çıkmış avukat cübbeli biri geldi. Avukat Bey, İstanbul’da bir Üniversitede profesörmüş. Biraz hoşbeşten sonra üye, “bizim oğlanın dersleri nasıl, ilerleme kaydediyor mu?” diye sordu. Anlaşılan üyenin oğlu, aynı üniversitede hukuk öğrencisiydi. Hoca, “Çok iyi gidiyor, kendisiyle bizzat ilgileniyorum” dedi.. Sohbetin bir yerinde hoca, “geçen haftaki murafaamızla ilgili karar verildi mi acaba?” diye sordu. .Üye, hemen kaleme telefon açarak dosyanın durumu hakkında bilgi alarak hocaya iletti. Türkiye’de kaç avukat temyiz incelemesinin sonucunu bizzat Yargıtay üyesine sorabilir ki?

Bir şirketler grubunda müşavirlik yapan bir avukat arkadaşım, şirkete yüksek yargı organlarının avukat çocuklarını yüksek maaşlarla istihdam ettiklerini, kendilerine bir iş verilmediğini, açık ofiste bir masada zaman geçirdiklerini anlatmıştı.

Nitelikli dolandırıcılık suçundan ağır ceza mahkemesinde yargılanan bir kıdemli bir avukat, müdafiliğini üstlenmemi istedi. Uzunca bir konuşmadan sonra bu talebinin mahkeme başkanının benim çok yakın dostum olmasıydı. Benden istediği hukuki savunma değil, iltimastı. Bunun mümkün olmadığını söyleyince yazıhaneme bir daha uğramadı.

20 yıl boyunca takip ettiğim bir taşınmaz davası Yargıtay aşamasındaydı. Tüm çabama rağmen davanın kaybedilmesi mukadder gözüküyordu. Müvekkil ısrarla karşı tarafın akrabalarının Yargıtay’da çalıştığını, bizim de Yargıtay’dan adam bulmamız için baskı yapıyordu. Bunun mümkün olmadığını söyleyince, kendileri Yargıtay’ın dosyamızın olduğu daireden yeni emekli olmuş üye bir yüksek hâkimi bulmuşlar, ısrarla onunla görüşmemi istediler. Şahsın ofis olarak kullandığı özel büroya gittik. Dosyanın safahatı hakkında bir tetkik hâkimi gibi takrir verdikten sonra sonuçtan ümitli olmadığımı açıkladım. Emekli üye, o gün Dairede müzakere olduğunu ancak yarın Dairedeki üye arkadaşlarıyla görüşeceğini, kararı lehe çevirebileceğini söyledi. Bu iş için bir ücret aldı mı bilmiyorum, ama karar söylediğim gibi aleyhe çıktı.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, “Yargıtay’da adamın var mı?” “hâkimi tanıyor musun?” “Bilirkişiye nasıl ulaşırız?” sorularına her gün muhatap olmayan bu konuda toplumsal baskı hissetmeyen avukat yoktur.

Türkiye’de hâkim olan partikülarist ahlâkın, ahlaki anominin ve amoraaizmin diğer bir yansıması yargıda yolsuzluktur. DURSUN, Buscaglia’ya atfen yargıda yolsuzluğu şöyle tarif ve tasnif ediyor.

Yargı Etiği Belgeleri

Mahkeme yolsuzluğu daha doğru bir deyişle yargı yolsuzluğu; yargısal hizmet verilirken uyulması gereken usul ve esasların, yargı personeli tarafından özel çıkarlar karşılığında göz ardı edilmesidir. Mahkemelerde çok değişik çeşitte yolsuzluklar görülebilmesine rağmen söz konusu yolsuzluklar, temel olarak iki türe indirgenebilir. Bunlar; a) yönetsel yolsuzluk b) işlevsel yolsuzluktur (Bkz., Buscaglia, s. 3).

Mahkeme idari personelinin özel çıkarları için resmi veya enformel idari süreçleri ihlal ettiği zaman görülen yolsuzluklar; yargı organlarının yönetsel yolsuzluğu olarak adlandırılır. Davanın taraflarının; davayı hızlandırmak veya geciktirmek veya davanın kendi istedikleri yargıca gitmesini sağlamak için mahkemenin idari personeline rüşvet vermesi, yine, yargı hizmeti alanların dosyada bulunan kanıt ve raporları değiştirebilmek veya dava dosyasının normalden farklı bir şekilde işlem görmesini sağlamak için mahkeme personeline rüşvet vermesi yargı organlarında görülen yönetsel yolsuzluğa örnek olarak verilebilir. Mahkemelerde görülen yönetsel yolsuzluklar; çıkar karşılığında yapılan yönetsel ve usule yönelik düzensizlik ve uygunsuzluklar olarak da adlandırılabilir (Bkz., Buscaglia, s. 3).

Yargı organlarında görülen ikinci tür yolsuzluk çeşidi ise işlevsel yolsuzluktur. İşlevsel yolsuzluk; genellikle siyasi ve/veya ekonomik çıkarların tehlike altında bulunduğu büyük yolsuzluk planlarının bir parçasını teşkil eder. Siyasal güdülerle alınmış mahkeme kararları ve/veya yargıçların yolsuz karar vererek ekonomik çıkarlar elde etmesi veya mesleğinde yükselmesi yargı organlarında görülen işlevsel yolsuzluğa örnek olarak verilebilir. Mahkemelerde görülen işlevsel yolsuzluklar; çıkar karşılığında yapılan ve yargısal kararları etkileyen temel düzensizlikler olarak da adlandırılabilir. (s.382)

Yargı birimlerinde hem yönetsel hem de işlevsel yolsuzlukların yaygın olduğu toplumun geniş kesimleri tarafından kabul görmektedir. Türkiye’de adli birimlerde görülen yolsuzluk akademi tarafından yeterince araştırılmış değildir. Yargıda yolsuzluk konusunda yapılan en kapsamlı araştırma Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz tarafından yapılan ve ilk baskısı 1999 yılında yayımlanan “İstanbul Barosu Çevresi Adli Yargıda Yolsuzluk Araştırması”dır. Bu draştırmada, İstanbul Barosu’na kayıtlı ve mesleğinde beş yılı doldurmuş altı yüz altmış altı avukattan gelen yanıtların %94,9’una göre adli yargıda yolsuzluğun olduğu ifade edilmiştir. Türkiye halkının bir hak toplumu olmaması nedeniyle adliyeye yolu düşen vatandaşların kahir ekseriyeti işini yolsuzluk yoluyla halletmeye eğilimlidir.

Yolsuzlukla Mücadelede Yirmi Temel İlke

Bu noktada yargı birimlerinin yolsuzluklarının yanı sıra, halk arasında yaygın olan yolsuzluğa başvurmadan sorununun çözülemeyeceği inancının istismar edildiği nitelikli dolandırıcılık olaylarına da sıklıkla rastlanmaktadır. Bu yola başvuran avukatların olduğu da bilinmektedir. Yargı mensubunun haberi bile olmamasına rağmen vatandaştan yargı mensubuna verilecek rüşvetle “işi halledeceğini” söyleyip, dolandırıcılık yapan kişiler de vardır. İlçede avukatlık yaptığım sırada asliye ceza mahkemesi hakiminin odasında otururken bir köylü kadın hışımla odaya dalarak hakime hanıma  “orospu seni, parayı yidin, oğlanı niye govermedin?” diye bağırdı. Biraz sonra kadının, oğlunun trafik kazasından dolayı yargılandığı, müdafiliğini yapan avukatın hâkime rüşvet vereceğim diyerek sanığın tahliyesini taahhüt ederek para aldığı anlaşıldı. Avukat sanığın kazada 2/8 kusurlu olmasına ve bu kusur oranı karşısında tutuklama olmayacağına güvenmişti. Ama avukat, hakime hanımın bir yakınını yakın tarihte trafik kazasında kaybettiğinden ve tutuklama kararında bu öznel enformel determinatın etkili olduğunu bilmiyordu belli ki.

Soruşturma konusu olan ve basına intikal eden yargıda yolsuzluk olayları için internet arama motorlarından “savcı rüşvet”, “hakim rüşvet”, “Fetö borsası”, “hakim çete”, “savcı çete”, “avukat rüşvet” gibi anahtar kavramlarla yapılacak bir tarama dahi yargıda yolsuzluk konusunda yeterli fikri verecektir.

B. Heteronom-Partikülarist Ahlak Anlayışını Destekleyen Otoriter Zihniyet ve Yargı Etiği

Piaget, ahlâkî gelişim evrelerini; ahlâk Öncesi evre (0-5 yaş), dışa Bağımlı ahlak (ahlakî gerçekçilik- heteronom ahlâk) evresi (6-10 yaş), ahlâki özerklik (otonom ahlâk) evresi (11 yaş ve üzeri) olmak üzere üç evrede incelemiştir. Heteronom ahlâk evresinde çocuklar çevrelerindeki olayların anlamlarını kısmen de olsa anlamaya başlarlar. Kurallara mutlak uyum sağlamak bu dönemin temel özelliğidir. Çocuklara göre kural büyük bir otorite tarafından konulmuştur ve asla sorgulanamaz. Yanlış davranış bu dönemdeki çocuklara göre otomatik olarak cezayı gerektirir. Fakat kendileri de kesin ve değişmez olarak kabul ettikleri bu kurallara uymakta zorlanırlar. Bu evrede çocuklar olayın nedenini, niyetini sorgulamaz. Türkiye’de partiküler ahlak anlayışına eşlik eden heteronom evrede kalmış bir ahlaki gelişim söz konusudur. Türk toplumu ahlâken çocuk toplumdur. Topluma hâkim olan otoriter zihniyet de bu özellikleri destekler. Otoriter zihniyet de partikülaristtir. Kolektivist otoriter zihniyet ancak partikülarist sosyal ve kültürel ortamda güçlenir. (Önderman 2018, s. 20, 2007, s.178). Türkiye’de hâkim olan bu ahlaki panorama, otonom, faklı gruplara mensup kişileri ahlâki eşiti gören, modern bir ahlâkın gelişimine imkân vermemektedir.

Toplumdaki bu otoriter eğilim ve ahlâki yapı, olduğu gibi Türkiye’nin siyasi rejimine, hukuk sistemine, meslek örgütlenmelerine yansımıştır. Türkiye hukuk tarihi bu ahlak anlayışının bir sonucu olarak düşman grupların genelde devleti, özelde yargıyı ele geçirme ve yargıyı araçsallaştırarak misilleme savaşlarıyla doludur.

Elveda Anayasa

2017 Anayasa değişikliği ile yasama ile birlikte yargı da doğrudan Cumhurbaşkanına bağımlı hale getirilmiş ve otoriter bir rejim inşa edilmiştir. Yargı yürütme tarafından ele geçirilmiştir. Bu durumu Kemal Gözler, “Elveda Anayasa” ibaresiyle kavramlaştırmış ve kitaplaştırmıştır.  Bu Anayasa değişikliğinden sonra kabul edilen Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri‘nin 1.5 maddesine göre “hâkim, yasama ve yürütme erkleriyle uygunsuz ilişkilerden ve bu organların etkisinden uzaktır; aynı zamanda, makul bir kişinin gözünde, bu türden ilişki ve etkilerden uzak olduğunu gösterir.” Keza yine Anayasa değişikliğinden sonra kabul edilen Türk Yargı Etiği Bildirgesi’nin ilk maddesi bağımsızlıktır. Yürütmeye bağımlı hale getirilen yargının bağımsızlık ilkesinden bahsetmek hukuksal oksimorondur. Türk Yargısı, dün askeri otoritenin önünde esas duruşa geçerken, bugün yürütmenin başıyla çay toplama partisi yapmaktadır. Yargı Etiği ilkeleri,  daha ilk maddesinde inandırıcılığını ve uygulanabilirliğini yitirmiş durumdadır.

III. NE YAPMALI?

Heteronom-Partikülarist Ahlak Anlayışına ve Otoriter Zihniyete sahip, ahlaki anominin, amoralizmin ve makyevelizmin hakim olduğu bir toplumla kuşatılmış olan otonom, evrensel ve nesnel ahlaki ilkelere sahip tüm insanları ahlaki eşiti gören yargı mensubu bir bireyin etik ilkeleri hayata geçirmeye çalışması büyük fedakarlıkları, kahramanlıkları, yalnızlığı ve dışlanmayı göze alması demektir.

Bu sorunun art arda yapılan hukuk reformları ve mevzuat iktibaslarıyla ile çözüleceğini zanneden legalizmin Türkiye’de çalışmadığı da antropolojik bir gerçektir. Kemal Gözler’in ifadesiyle “kuvvetler ayrılığı yoksa hürriyet de yoktur (…) Kuvvetler ayrılığı yoksa Anayasa da yoktur” (s.25-27). Bunlar yoksa yargı etiği ilkeleri de yaşaması mümkün olmayan kâğıttan ilkelerdir.

Kanaatimce illa bir reform yapılacaksa ilk elde ihtiyacımız olan toplumun her harfine sahip çıkacağı liberal demokrasiyi güçlendiren kuvvetler ayrılığına dayalı sivil bir anayasadır.

 

KAYNAKÇA

CESUR Sevim,  TEPE Beyza, PİYALE Zeynep Ecem, SUNAR Diane, BİTEN Ali Furkan, “Bana ğöre” Ahlak: Sıradan İnsanın Ahlakı Kavramsallaştırması”, Türk Psikoloji Yazıları, Haziran 2020, 23(45), 115-138.

DURSUN Hasan, “Adli Birimlerde Görülen Yolsuzluklar ve Alınması Gereken Karşı Önlemler” TBB Dergisi, Sayı 61, 2005, 383.

GÖZLER Kemal, Elveda Anayasa, Ekin Yayınları, Genişletilmiş 4. Baskı, Bursa 2021.

ÖNDERMAN Murat, Türkiye’de Devlet, Sosyal Kontrol ve Öznellik Filiz Kitabevi, İstanbul 2007)

ÖNDERMAN Murat, Türkiye’de Paranoid Ethos, Vakıfbank Kültür Yayınları, İstanbul 2018.

ÖZKANAN Arzu, ERDEM Ramazan, Yönetimde Kayırmacı Uygulamalar:

Kavramsal Bir Çerçeve, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Yıl: 2014/2, Sayı:20.

ÖKÇESİZ Hayrettin , Adli Yargıda Yolsuzluk Araştırması,: Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi Yayınları İstanbul 2001.

ÖZTURAN Hümeyra, “Etik ile Ahlâk Arasında: Türkçe Ahlâk Felsefesi Literatürüne Dair Etik Kavramı Kullanımı Üzerinden Bir Değerlendirme” Türkiye Araştırmaları Literatür Derğisi, Cilt: 9, Sayı: 17.

SARI Cengiz, Meslek Etiği ve Türkiye’de Yargının Etik Yapılanması, Bülent Ecevit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi Zonguldak 2013.

TEPE Beyza, İlişki Modelleri Kuramı Üzerinden Ahlaki Yargıları Esneten Faktörlerin Amerika-Türkiye Karşılaştırmalı İncelenmesi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi İstanbul 2019

TUGAN Esra Nur, Emekli Hakimlerin Bakış Açısıyla Türkiye’de Yargı Etiği, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bütünleşik Doktora Tezi, Ankara, 2020

Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlar Bakımından Kanuni Sınırlamaların Uygulanmayacağına Dair Sözleşme

0

Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlar Bakımından Kanuni Sınırlamaların Uygulanmayacağına Dair Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 26 Kasım 1968 tarihli ve 2391 (XXIII) sayılı Kararıyla kabul edilerek imzaya, onaya ve katılmaya açılmış; 11 Kasım 1970 tarihinde yürürlüğe girmiştir. (Convention on the Non-Applicability of Statutory Limitations to War Crimes and Crimes Against Humanity)

“Birleşmiş Milletler üyesi devletler, özellikle savaş suçlarının önlenmesi ve barış hukukunun sağlanması için adaletin tesisine katkıda bulunmak amacıyla sözleşmeyi imzalamıştır. Bu sözleşme, savaş suçları ve insanlığa karşı suçların cezasız kalmasını engellemek üzere güçlü bir hukuki çerçeve sunmaktadır.

Sözleşme, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bakımından hiçbir şekilde zamanaşımı süresinin uygulanamayacağını kararlaştırmıştır.

Devletler, sözleşme kapsamındaki suçların soruşturulması ve yargılanması için uluslararası iş birliği yapmayı taahhüt etmektedir.

Nuremberg Mahkemesi’nin ortaya koyduğu ilkelerden esinlenen ve evrensel sorumluluk bilincine işaret eden sözleşmenin uygulama alanı, ulusal mahkemeler ve uluslararası mahkemelerdir. Türkiye, 2024 yılı itibariyle sözleşmeyi imzalamamış ve onaylamamıştır. 

Savaş Suçları Ve İnsanlığa Karşı Suçlar Bakımından Kanuni Sınırlamaların Uygulanmayacağına Dair Sözleşme

BAŞLANGIÇ
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, savaş suçlularının iadesi ve cezalandırılmaları hakkında 13 Şubat 1946 tarihli ve 3(I) sayılı ile 31 Ekim 1947 tarihli ve 170(II) sayılı kararlarını, Nuremberg Uluslararası Askeri Mahkemesi Şartı ile tanınmış uluslararası hukuk prensiplerini teyit eden 11 Aralık 1946 tarihli ve 95(I) sayılı kararını, ve Askeri Mahkemenin kararını, ve bir yandan yerli nüfusun ekonomik ve siyasal haklarının ihlalini ve öte yandan apartheid politikalarını insanlığa karşı suçlar olarak açıkça kınayan 12 Aralık 1966 tarihli ve 2184 sayılı karar ile 16 Aralık 1966 tarihli ve 2202 (XXI) sayılı kararlarını hatırlayarak,
Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyin, savaş suçlularının ve insanlığa karşı suç işleyenlerin cezalandırılmalarına dair 28 Temmuz 1965 tarihli ve 1074 D (XXXIX) sayılı ve 5 Ağustos 1966 tarihli ve 1158 (XLI) sayılı kararlarını hatırlayarak,
Savaş suçlarının ve insanlığa karşı suçların kovuşturulması ve cezalandırılması ile ilgili daha önceki bildiri, belge veya sözleşmelerden hiç birinin zamanaşımı konusunda bir hüküm getirmediğini kaydederek,
Savaş suçlarının ve insanlığa karşı suçların uluslararası hukukta en ağır suçlar arasında yer aldıklarını kabul ederek,
Savaş suçlarının ve insanlığa karşı suçların etkili bir biçimde cezalandırılmasının, bu tür suçların işlenmesini önlemede, insan haklarını ve özgürlüklerini korumada, halklar arasında güven duygusunu teşvik etmede ve işbirliğini geliştirmede ve uluslararası barış ve güvenliği ilerletmede önemli bir unsur olduğuna kanaat getirerek,
Adi suçlar bakımından getirilen zaman aşımı ile ilgili ulusal hukuk kurallarının savaş suçlarına ve insanlığa karşı suçlara da uygulanması nedeniyle dünya kamuoyunun çok ciddi kaygı duyduğunu, bu suçlardan sorumlu olanların kovuşturulmasını ve cezalandırılmasını engellediğini kaydederek,
Bu Sözleşme vasıtasıyla uluslararası hukukta, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bakımından zamanaşımı bulunmadığı prensibini teyit etmek, ve bu prensibin her yerde uygulanmasını sağlamanın gerekli ve uygun olduğunu kabul ederek,
Aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır:
Madde 1
Kanuni sınırlamaların uygulanmayacağı suçlar
Hangi tarihte işlenmiş olursa olsun, aşağıdaki suçlar bakımından zamanaşımı süresi uygulanmaz:
1. 8 Ağustos 1945 tarihli Nuremberg Uluslararası Askeri Mahkemesi Şartında tanımlanan ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 13 Şubat 1946 tarihli ve 3(1) sayılı ile 11 Aralık 1946 tarihli ve 95(1) sayılı kararlarında teyit edilen savaş suçları, özellikle de savaş mağdurlarının korunması için 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmelerinde sayılan “ağır ihlaller”;
2. İşlendiği ülkenin iç hukukunu ihlal oluşturmayan fiiller olarak kabul edilseler bile, ister savaş zamanında isterse barış zamanında işlenmiş olsun, 8 Ağustos 1945 tarihli Nuremberg Uluslararası Askeri Mahkemesinin Şartında tanımlanan ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 13 Şubat 1946 tarihli ve 3(1) sayılı ile 11 Aralık 1946 tarihli ve 95(1) sayılı kararlarında teyit edilen insanlığa karşı suçlar, silah zoruyla tahliye etme veya işgal ve apartheid politikasının uygulanmasından kaynaklanan gayri insani eylemler, ve 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde tanımlanan soykırım suçu.
Madde 2
Sorumluluk
Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen suçlardan birinin işlenmesi halinde bu Sözleşmenin hükümleri, bu suçlardan birinin işlenmesine ister başında bulunarak isterse refakat ederek katılan veya başkalarını bu suçları işlemeye doğrudan teşvik eden veya sonuç ne ölçüde gerçekleşirse gerçekleşsin bu suçları işlemek üzere anlaşan Devlet yetkililerine ve özel şahıslara ve bu suçların işlenmesine hoşgörü gösteren Devlet gücünü temsil edenlere uygulanır.
Madde 3
Suçluların iadesi için tedbir alma
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bu Sözleşmenin ikinci maddesinde belirtilen kişilerin uluslararası hukuka uygun olarak iade edilmelerinin sağlamak amacıyla, iç hukukta yasal veya başka şekildeki gerekli her türlü tedbiri almayı taahhüt eder.
Madde 4
Kovuşturma ve cezalandırma için tedbirler alma
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bu Sözleşmenin birinci ve ikinci maddelerinde belirtilen suçların kovuşturulmasına ve cezalandırılmasına yasal veya diğer kısıtlamaların uygulanmamasını sağlamak, ve eğer bu tür kısıtlamalar varsa bunları kaldırmak için gerekli olan yasal veya diğer tedbirleri, kendi anayasal usullerine uygun olarak kabul etmeyi taahhüt eder.
Madde 5
İmza
Bu Sözleşme 31 Aralık 1969 tarihine kadar, Birleşmiş Milletlere veya uzman kuruluşlara veya Uluslararası Atom Enerjisi Kuruluşuna Üye Devletlerin, Uluslararası Adalet Divanı Statüsüne Üye Devletlerin, ve Birleşmiş Milletlerin Genel Kurulu tarafından bu Sözleşmeye Taraf olmaya davet edilen diğer her hangi bir Devletin imzasına açıktır
Madde 6
Onay
Bu Sözleşme onaya tabidir. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine tevdi edilir.
Madde 7
Katılma
Bu Sözleşme, beşinci maddede belirtilen Devletlerin katılmalarına açıktır. Katılma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine tevdi edilir.
Madde 8
Yürürlüğe girme
1.Bu Sözleşme, onuncu onay veya katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine tevdi edilmesinden itibaren doksanıncı gün yürürlüğe girer.
2.Onuncu onay veya katılma belgesinin tevdi edilmesinden sonra bu Sözleşmeyi onaylayan her bir Devlet bakımından bu Sözleşme, kendi onay veya katılma belgelerini tevdi ettikleri tarihten itibaren doksanıncı gün yürürlüğe girer.
Madde 9
Değişiklik
1.Bu Sözleşmenin yürürlüğe girme tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra, her hangi bir Sözleşmeci Devlet tarafından Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine hitaben yapılacak bir bildirim vasıtasıyla, Sözleşmenin değiştirilmesi talep edilebilir.
2.Bu tür bir talep karşısında bir işlem yapılıp yapılmaması konusunda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu karar verir.
Madde 10
Tevdi işlevleri
1.Bu Sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği arşivinde saklanır.
2.Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu Sözleşmenin onaylı birer kopyasını, Beşinci maddede belirtilen Devletlere gönderir.
3.Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Beşinci maddede belirtilen bütün Devletleri aşağıdaki konular hakkında bilgilendirir:
1.Beş, Altı ve Yedinci maddelere göre bu Sözleşmeye konulan imzalar, ve tevdi edilen onay ve katılma belgeleri;
2.Sekizinci maddeye uygun olarak bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarih;
3.Dokuzuncu maddeye göre alınan bildirimler.

Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi – 1949

0
Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi

Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi(Convention (IV) relative to the Protection of Civilian Persons in Time of War), 12 Ağustos 1949 tarihinde Cenevre’de imzalanmıştır.

HARP ZAMANINDA SİVİLLERİN KORUNMASINA İLİŞKİN CENEVRE SÖZLEŞMESİ (Harb Felâketzedelerinin Himayesine dair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi)

Sivil şahısların harp zamanlarında himayesi için bir Sözleşme tanzim etmek üzere 21 NİSAN 1949 dan 12 AĞUSTOS 1949’a kadar Cenevre’de toplanmış olan diplomatik konferansta temsil edilen hükûmetlerin aşağıda imzaları bulunan salâhiyetli murahhasları âtideki hususlarda mutabık kalmışlardır:

BAP – I

UMUMI HÜKÜMLER

Sözleşmeye Sadakat

Madde – 1

Yüksek Akid Taraflar işbu Sözleşmeye bütün ahvalde riayet etmeyi ve ettirmeyi taahhüt ederler.

Sözleşmenin Tatbikatı

Madde – 2

İşbu Sözleşme, daha sulh zamanında meriyete girmesi lâzımgelen hükümlerden maada, Yüksek Akid Taraflardan ikisi veya birçoğu arasında ilân edilmiş bir harp veya tahaddüs etmiş diğer herhangi bir silahlı ihtilâf takdirinde harp hali bunlardan biri tarafından tanınmasa dahi, vacibüttatbik olacaktır.

Sözleşme, Yüksek Akid Taraflardan birine ait toprağın tamamen veya kısmen işgali hallerinde de, bu işgal hiçbir askerî mukavemetle karşılaşmasa dahi tatbik edilecektir.

İhtilâf halinde bulunacak devletlerden biri işbu Sözleşmeye dahil olmasa da, dahil olan devletler kendi aralarındaki karşılıklı münasebetlerde Sözleşme ile bağlı olacaklardır. Bundan maada, mezkûr devlet de Sözleşme hükümlerini kabul ve tatbik ederse, ona karşı da Sözleşme ile bağlı olacaklardır.

Milletlerarası Mahiyette Olmayan İhtilâflar

Madde – 3

Yüksek Akit Taraflardan birinin toprağında çıkacak fakat beynelmilel bir mahiyet arz etmeyecek olan silahlı bir ihtilâf takdirinde ihtilâf halinde bulunacak taraflardan her biri hiç değilse aşağıdaki hükümleri tatbik etmekle mükellef bulunacaktır:

1. Silahlarını teslim eden silahlı kuvvetler mensuplarıyla hastalık, mecburiyet, mevkufiyet dolayısıyla veya diğer herhangi bir sebeple harp dışı olan kimseler de dahil olmak üzere, muhasamata doğrudan doğruya iştirak etmeyen şahıslara, bilcümle ahvalde, ırk, renk, din veya itikat, cinsiyet, doğum, servet veya bunlara mümasil diğer herhangi bir kıstasa dayanan gayrimüsait fark gözetilmeksizin, insani muamele yapılacaktır:

Bu bapta, yukarıda zikredilen şahıslara karşı her ne zaman her nerede olursa olsun, şu muamelelerde bulunmak memnudur:

a Hayatta veya beden bütünlüğüne kasıtlar, bilhassa her şekilde katil, tadili uzuv, zulüm, azap ve işkenceler,

b. Rehine almalar,

c. Şahısların haysiyet ve şerefine tecavüzler, bilhassa tehzil ve terzil edici muameleler,

d. Nizami şekilde teessüs etmiş bir mahkeme tarafından ve medeni milletlerce zarurî addedilen adli teminat altında verilmiş hükümlere dayanmayan mahkûmiyetler ve idamlar.

2. Yaralı ve hastalar toplanacak ve tedavi olunacaktır.

Beynelmilel Kızılhaç Komitesi gibi bitaraf insani bir teşkilât, ihtilâfa dahil Taraflara hizmetlerini arz ve teklif edebilecektir.

İhtilâfa dahil taraflar, işbu Sözleşmenin diğer hükümlerini de tamamen veya kısmen hususî anlaşmalarla meriyete koymaya çalışacaklardır.

Yukarıki hükümlerin tatbiki, ihtilâfa dahil Tarafların hukukî statülerine tesir etmiyecektir.

Himaye Edilecek Şahısların Tarifi

Madde – 4

Bir ihtilâf veya işgal halinde, ihtilâfa dahil bir tarafın işgal devletinin her ne zaman ve her ne tarzda olursa olsun, eline düşen ve onların tabiyetinde olmıyan şahıslar işbu Sözleşmenin himayesi altındadır.

İşbu Sözleşme, onunla bağlı olmıyan bir devletin tebaalarını himaye etmez. Muharip bir devletin topraklarında bulunan bitaraf bir devlet tebaalarıyla muharip ortak bir devletin tebaaları, eline düştükleri devlet nezdinde kendi devletlerinin normal siyasî bir mümesilliği bulunduğu müddetçe, himaye görecek şahıslar olarak telâkki edilemezler.

Mamafih, II nci bap hükümlerinin bu hususta daha geniş bir tatbik sahası vardır ve bu cihet 13 ncü maddede tayin edilmiştir.

Sefer halindeki silahlı kuvvetlere mensup yaralı ve hastaların vaziyetini ıslaha matuf 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi veya denizlerdeki silahlı kuvvetlere mensup yaralı, hasta ve kazazadelerin vaziyetini ıslaha matuf 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi, yahut da harp esirlerine yapılacak muameleye mütedair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleçmesi ile himaye edilen şahıslar, işbu Sözleşme medlulünce himaye edilecek şahıslar cümlesinden telâkki edilemezler.

Zararlar

Madde – 5

Şayet, ihtilâfa dahil bir Taraf kendi toprağında, işbu Sözleşme ile himaye gören bir şahsın ferdi olarak devlet emniyetine zarar verecek faaliyette bulunduğundan haklı olarak şüphe etmek için ciddi sebeplere malik olursa veya bu faaliyette bulunduğu sabit olursa bu şahıs, tatbik edildiği takdirde devletin emniyetine zarar getirecek olan işbu sözleşmenin bahşettiği hak ve imtiyazlar üzerinde hiçbir iddiada bulunamaz.

Şayet, işgal altındaki bir toprakta, Sözleşme ile himaye gören bir şahıs casuslukta veya sabotajcılıkta yahut işgal devletinin emniyetine zarar getirecek faaliyette bulunduğundan dolayı kendisinden bilhakkın şüphe edilerek tevkif edilirse mezkûr şahıs, işbu Sözleşmede derpiş edilen muhabere hakkından, askeri emniyet mutlaka zaruri kıldığı takdirde, mahrum bırakılabilir.

Maamafih, bu hallerin her birinde, yukarıki bentlerde zikredilen şahıslara insani muamele yapılacak ve bunlar, adli takibat takdirinde, işbu Sözleşmede derpiş edildiği üzere, nizami ve adilane bir muhakemeye olan haklarından mahrum bırakılmayacaklardır. Keza bunlar, sırasına göre, devletin veya işgal devletinin emniyetleri bakımından kabil olduğu kadar kısa bir zamanda, işbu sözleşme medlulünce himaye görecek şahısların hak ve imtiyazlarından faydalanacaklardır.

Tatbikatın Başlangıcı ve Sonu

Madde – 6

İşbu Sözleşme, ikinci maddede zikrolunan ihtilâf veya işgalin daha bidayetinde vecibüttatbik olacaktır.

İhtilâfa dahil tarafların topraklarında sözleşmenin tatbiki askerî harekâtın umumî hitamında sona erecektir.

İşgal altındaki topraklarda ise, sözleşmenin tatbiki askeri harekâtın umumî hitamından bir sene sonra nihayet bulacaktır. Bununla beraber, işgal devleti mevzuubahis topraklarda hükümet vazifesini görüyorsa, işgalin devamı müddetince sözleşmenin şu maddeleriyle bağlı olacaktır:1 den 12 ye kadar, 27, 29 dan 34 e kadar, 47, 49, 51, 52, 53, 59, 61 den 77 ye kadar ve 143.

Himaye edilen ve serbest bırakılmaları, vatanlarına iadeleri veya iskânları bu mühletlerden sonra vukubulacak şahıslar, bu arada işbu sözleşme hükümlerinden istifade de devam edeceklerdir.

Özel Anlaşmalar

Yüksek Akid Taraflar, 11, 14, 15, 17, 36, 108; 109, 132, 133 ve 149 ncu maddelerde tahsisen derpiş edilen anlaşmalar dışında, ayrıca hallini muvafık görebilecekleri her hangi bir mesele hakkında diğer hususî anlaşmalar da yapabilirler. Hiçbir hususî anlaşma, himaye gören şahısların işbu sözleşme ile taayyün eden vaziyetini ihlâl edemiyeceği gibi bu sözleşmenin onlara bahşeylediği hakları da takyit ve tahdit edemez.

Himaye gören şahıslar, işbu sözleşme kendi haklarından vacibüttatbik olduğu müddetçe mezkûr anlaşmaların veya müteakip anlaşmaların tahsisen ihtiva edecekleri istisnai hükümler hariç olmak üzere bu anlaşmalardan ve keza ihtilâfa dahil taraflardan biri veya diğerinin alacağı daha müsait tedbirlerden istifadeye devam edeceklerdir.

Haklardan Feragat Etmeme

Madde – 8

Himaye gören şahıslar, işbu sözleşmenin ve icabı halde yukarki maddede işaret olunan hususi anlaşmaların kendilerine temin eylediği haklardan ne kısmen ne de tamamen hiçbir suretle feragat edemezler.

Koruyucu Devlet

Madde – 9

İşbu sözleşme, ihtilâfa dahil tarafların menfaatlerini himayeye memur devletlerin muzaharet ile ve onların kontrolü altında tatbik edilecektir. Bu hususta, hami devletler, siyasî veya konsolosluk personelleri dışında kendi tebaaları veya diğer bitaraf devletlerin tebaaları arasından da murahhaslar tayin edebilirler. Bu murahhaslar hakkında, nezdinde ifayı vazife edecekleri devletten istimzaçta bulunulacaktır.

İhtilafa dahil taraflar, hami devletler mümessillerinin veya murahhaslarının vazifesini mümkün olduğu kadar geniş surette kolaylaştıracaklardır.

Hami devletlerin mümessilleri veya murahhasları, işbu sözleşmede gösterildiği üzere vazifelerinin hududuna hiçbir veçhile tecavüz edemeyeceklerdir. Bu mümessiller veyâ murahhaslar, nezdinde ifayı vazife ettikleri devletin zaruri emniyet icaplarını bilhassa göz önünde bulunduracaklardır.

Milletlerarası Kızılhaç Komitesinin Faaliyeti

Madde – 10

İşbu sözleşme hükümleri, Beynelmilel Kızılhaç Komitesinin ve keza bitaraf diğer her hangi bir insani teşekkülün, ihtilâfa dahil alâkalı tarafların muvaffakiyetiyle, sivil şahısları himaye ve bunlara yardım için girişecekleri insani faaliyetlere bir mani teşkil etmez.

Koruyucu Devlete Vekâlet

Madde – 11

Yüksek Âkit Taraflar, işbu sözleşme mucibince hami devletlere terettüp eden vazifeleri, her türlü bitaraflık ve müessir çalışma teminatını haiz bir teşkilâta tevdi hususunda her vakit aralarında anlaşabilirler.

Şayet himaye gören şahıslar, her ne sebebe mebni olursa olsun, hami bir devletin veya birinci bent ahkâmına tayin olunan bir teşekkülün faaliyetinden istifade etmiyorlarsa veya artık istifade edemiyorlarsa, zilyed devlet, ihtilâfa dahil tarafların gösterdikleri hami devletlere işbu sözleşme mucibince terettüp eden vazifelerin ifasını bitaraf bir devletten veya mümasil bir teşekkülden talep edeceklerdir.

Eğer himaye bu suretle temin edilmezse, bu şahısları elinde bulunduran devlet, hami devlete işbu sözleşme mucibince terettüp eden insani vazifeleri deruhte etmesini Beynelmilel Kızılhaç Komitesi gibi bir insani teşekkülden talep edecek veya bu madde hükümleri mahfuz kalmak üzere, böyle bir teşekkülden sâdır olacak hizmet tekliflerini kabul eyleyecektir.

Alâkadar devlet tarafından davet olunan veya bu alâkadar devlete yukarda mezkûr gayeler için arzı hizmette bulunan her teşekkül veya herhangi bitaraf bir devlet, faaliyeti esnasında, işbu sözleşmenin himaye ettiği şahısların mensup oldukları ihtilâfa dahil tarafa karşı mesuliyetini müdrik kalacak ve mevzubahis vazifeyi deruhteye ve tarafsızlıkla ifaya muktedir olduğuna dair kâfi teminat verecektir.

Bir devletin, muvakkaten olsun, diğerine veya onun müttefiklerine karşı askerî hadiselerden, bilhassa topraklarının tamamı veya büyük bir kısmı işgal edilmiş olmasından dolayı müzakere serbestisi tahdit edilmiş olursa, bu iki devlet arasında hususî bir anlaşma ile yukarı ki hükümler hilâfında hareket olunamaz.

İşbu sözleşmede mezkûr hâmi devlet tabiri aynı zamanda yine işbu sözleşme medlulünce hâmi devletin yerine kaim olacak teşekkülleri de ihtiva etmektedir.

İşbu maddenin hükümleri, işgal altındaki topraklarda veya normal siyasî mümessillikten mahrum olarak bir muharip devlet topraklarında bulunan bitaraf devlet tebaalarında da şamil olacak ve onların vaziyetine intibak ettirilecek uygulanacaktır.

Uzlaşma Usulü

Madde – 12

Hami devletler, himaye gören şahısların menfaatleri icabı lüzum gördükleri bütün hallerde, bilhassa işbu sözleşme hükümlerinin tatbiki veya tefsiri hususunda, ihtilâfa dahil taraflar arasında bir anlaşmazlık olursa bunu halletmek üzere, tavassut ve yardımda bulunacaklardır.

Bu hususta, hâmi devletlerden her biri, ihtilâfa dahil taraflara, mümessillerinin ve bilhassa himaye gören şahısların işine bakmaya memur selâhiyetli makam mümessillerinin iyi seçilecek muhtemelen bitaraf bir toprakta toplanmalarını, taraflardan birinin talebi üzerine veya kendiliğinden teklif edebilir. İhtilâfa dahil taraflar bu yolda kendilerine yapılacak teklifleri neticelendirmekle mükellef olacaklardır. Hâmi devletler, icabında, bu toplantıya iştirak etmek üzere, bitaraf bir devlete mensup bir şahsı veya Beynelmilel Kızılhaç Komitesince murahhas olarak tayin olunacak bir şahsiyeti ihtilâfa dahil tarafların tasvibine arz edebilirler.

BAP II

HARBİN BAZI TESİRLERİNE KARŞI HALKIN UMUMİZ HİMAYESİ

İkinci Babın Tatbikat Sahası

Madde – 13

İşbu bap hükümleri, bilhassa, ırk, milliyet, din veya siyasî kanaat itibariyle aleyhte hiçbir fark gözetilmeksizin ihtilâfa dahil memleketler halkının heyeti umumiyesini istihdaf etmektedir.

Hastaneler ve Emniyet Mıntıkaları

Madde – 14

Daha sulh zamanında, Yüksek Akit Taraftar ve muhasamat başladıktan sonra ihtilâfa dahil taraflar kendi topraklarında ve lüzumu halinde, işgal altındaki topraklarda yaralı ve hastaları, malûlleri, yaşlı kimseleri on beş yaşından aşağı çocukları, gebe kadınları ve yedi yaşından küçük çocukların annelerini harbin tesirlerinden masum bulunduracak tarzda sıhhat ve emniyet mıntıkaları ve mevkileri kurabilirler.

Bir ihtilâf başlar başlamaz ve devamı müddetince alakadar taraflar, böylece tesis ettikleri mıntıka ve mevkilerin tanınması için aralarında anlaşmalar akdedebilirler, bu hususta lüzumlu görecekleri melhuz tadilâtı yaparak işbu sözleşmeye müzeyyel anlaşma projesinde derpiş olunan hükümleri meri’yete koyabilirler.

Hâmi devletler ve Beynelmilel Kızılhaç Komitesi, bu sıhhat ve emniyet mıntıkalarının ve mevkilerinin tesisini ve tanınmasını kolaylaştırmak için yardımda bulunmaya davet edilirler.


Tarafsız Bölgeler

Madde – 15

İhtilâfa dahil herhangi bir taraf, muharebelerin cereyan ettiği yerlerde aşağıdaki şahısları hiçbir fark gözetilmeksizin harp tehlikelerinden masun bulundurmak üzere, bitaraflaştırılmış mıntıkalar ihdasını gerek bitaraf bir devlet veya bir insani teşekkül vasıtalarıyla muhasım tarafa teklif edebilirler.

a. Muharip veya gayrimuharip yaralılar ve hastalar,

b.Muhasamata iştirak etmeyen ve bu mıntıkalarda ikâmetleri müddetince askerî mahiyette hiçbir iş görmeyen sivil şahıslar.

İhtilâfa dahil taraflar, derpiş edilen bitaraf mıntıkanın coğrafî vaziyeti, idaresi, iaşesi ve kontrolü hususlarında anlaşır anlaşmaz, bunların mümessilleri yazılı bir anlaşma tanzim ederek imzalayacaklardır. Bu anlaşma, mevzubahis mıntıka bitaraflığının ne zaman başlayacağını ve devam müddetini tespit edecektir.

Yaralı ve Hastalar: Genel Koruma

Madde – 16

Yaralılar ve hastalar, malûller ve gebe kadınlar hususî bir himayeye ve saygıya mazhar olacaklardır.

Askeri icapların müsaadesi nispetinde, ihtilâfa dahil herhangi bir taraf, ölülerin veya yaralıların araştırılması, kazazedelere ve vahim tehlikeye maruz diğer şahıslara yardım edilmesi ve binaların yağmalara ve fena muamelelere karşı himaye olunması için alınan tedbirleri terviç ve iltizam edecektir.

Tahliye

Madde – 17

İhtilâfa dahil taraflar, muhasara edilmiş veya çevrilmiş bir mıntıkadan yaralıların, hastaların, malûllerin, ihtiyarların, çocukların ve loğusa kadınların tahliyesi ve bu mıntıkalara her dinden ruhani mümessillerin, sıhhiye memurlarının ve malzemesinin serbestçe müruru için mahallî anlaşmalar akdine gayret sarf edeceklerdir.

Hastanelerin Korunması

Madde – 18

Yaralıları, hastaları, malûlleri ve loğusa kadınları tedavi için teşkil edilen sivil hastaneler, hiçbir veçhile taarruza uğrayamazlar. İhtilâfa dahil taraflar her zaman bu hastanelere riayet ve bunları himaye edeceklerdir.

İhtilâfa dahil taraflar, bütün sivil hastanelere, sivil hastane mahiyetlerini tevsik eden, ve işgal ettikleri binaların,19 ncu madde medlulünce onları himayeden mahrum bırakan maksatlarla kullanılmadıklarını tespit eden bir vesika vereceklerdir.

Sivil hastaneler, Devlet tarafından müsaade olunursa, seferi silahlı kuvvetlere mensup yaralı ve hastaların vaziyetini islaha mütedair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin 38 nci maddesinde derpiş edilen alâmeti farika ile belirtilecektir.

İhtilâfa dahil taraflar, melhuz herhangi bir tecavüz hareketini bertaraf etmek üzere, sivil hastaneleri belirten işaretlerin düşmanın kara, hava ve deniz kuvvetlerince açıkça görülebilmesini teminen, askerî icapların müsaadesi nisbetinde, lüzumlu tedbirleri alacaklardır.

Askeri hedeflerin yakınlığı hastaneler için tehlike teşkil edeceğinden hastanelerin bu gibi hedeflerden imkân nispetinde uzakta bulunmasına itina gösterilmesi muvafık olur.

Hastanelerin Korunmayacağı Haller

Madde – 19

Hastanelere karşı gösterilmesi lâzım gelen himaye, insani vazifeler haricinde ve düşmana zararlı hareketlerde bulunmak için kullanıldıkları takdirde, sakıt olur. Bununla beraber bu himaye münasip görülecek bilcümle ahvalde, makul bir mühlet tesbit eden ve neticesiz kalan bir ihtardan sonra sâkıt olacaktır.

Bu hastanelerde, yaralı veya hasta askerlerin tedavi edilmeleri veya bu askerlerden alınan ve henüz alâkalı makamlara tevdi edilmemiş olan portatif silahların ve cephanelerin bulunması, zararlı bir hareket olarak telâkki edilmeyecektir.

Hastane Personeli

Madde – 20

Sivil yaralıların ve hastaların, malûllerin ve loğusa kadınların araştırılmasına, kaldırılmasına, naklolunmasına ve tedavi edilmesine memur edilenler de dahil olmak üzere, usulü dairesinde ve münhasıran sivil hastanelerin işlemesine veya idaresine memur personel, riayete mazhar olacak ve himaye edilecektir.

İşgal altındaki topraklarda ve askerî harekât mıntıkalarında bu personel, hâmilinin sıfatını gösteren ve mesul makamın mührünü taşıyan fotoğraflı bir hüviyet varakasıyle ve keza ifayı vazife halinde sol kolda taşınan ve rutubete karşı mukavim, damgalı bir pazıbent ile kendini tanıtacaktır. Bu pazıbent Devlet tarafından verilecek ve seferi silahlı kuvvetlere mensup yaralıların ve hastaların vaziyetini islaha mütedair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin 38 nci maddesinde derpiş olunan âlameti havi olacaktır.

Sivil hastanelerin işlemesine veya idaresine memur diğer herhangi bir personel de bu vazifelerin ifasında, riayet ve himaye görecek ve bu personelin yukarda derpiş edildiği üzere ve işbu maddede muharrer şartlar altında pazıbent taşımaya hakkı olacaktır. Ve hüviyet kâğıdında uhdesine terettüp eden vazifeler zikredilecektir.

Her sivil hastanenin müdüriyeti, kendi personelinin muntazam bir listesini, selâhiyetli millî veya işgal makamlarının her an emrine amade bulunduracaktır.

Kara ve Deniz Nakliyatı

Madde – 21

Kara taşıt kafileleri ve hastane trenleriyle ve denizde bu nakliyata tahsis olunan gemilerle icra olunan sivil yaralı ve hasta, malûl ve loğusa kadın nakliyatı,18 nci maddede derpiş edilen hastaneler misillû riayet ve himaye görecek ve seferi silahlı kuvvetlere mensup yaralı ve hastaların vaziyetini ıslaha mütedair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin 38 nci maddesinde derpiş olunan alâmeti farika ile belirtilecektir.

Hava Nakliyatı

Madde – 22

Munhasıran sivil yaralı ve hastaların, malûllerin ve loğusa kadınların veya sıhhiye memurlarının ve malzemesinin nakline tahsis edilen uçaklar, ihtilâfa dahil alâkalı tarâflar arasında müştereken takarrür ettirilecek irtifalarda, saatlerde ve yollarda uçtukları takdirde taarruza uğramayacaklar, riayet göreceklerdir.

Bu uçaklar, seferi silahlı kuvvetlere mensup yaralı ve hastaların vaziyetlerini islaha mütedair 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin 38 nci maddesinde derpiş edilen alâmeti farika ile belirtilecektir.

Hilâfında bir anlaşma olmadığı takdirde, düşman toprakları veya düşman işgalindeki topraklar üzerinden uçmak yasaktır.

Bu uçaklar, bilcümle inme emrine itaat edeceklerdir. Bu suretle cebren vaki olacak inişlerde, uçak ve içindekiler, muhtemel muayeneden sonra, uçuşlarına devam edebileceklerdir.

Lüzumlu Tıbbi Malzeme, Gıda ve Giyim Eşyası Gönderme

Madde – 23

Yüksek Akit Taraflardan her biri, diğer Akit Tarafın, düşman dahi olsa, münhasıran sivil halkına mahsus her türlü ilâç, ve sıhhi malzeme sevkiyatının ve keza dini levazımın serbestçe geçmesine müsaade edecektir.

Yüksek Akit Taraflardan her biri keza on beş yaşından aşağı çocuklara, gebe ve loğusa kadınlara zaruri olan yiyecek, giyecek ve kuvvet verici maddelerin de serbestçe geçmesine müsaade eyleyecektir.

Yukarı ki bentte zikrolunan sevkiyatı serbestçe geçirmek hususunda herhangi bir Akit Tarafa terettüp eden mecburiyet, mezkür tarafın:

a. Sevkiyatın tahsis edildiği hususlardan gayri hususlarda kullanılacağından,

b. Murakabenin tesirli olmaması ihtimalinden,

c. Düşmanın, aksi halde, vermek veya imal etmek, mecburiyetinde kalacağı eşyanın yerine bunları ikame ederek veya bu gibi eşyanın imaline tahsis edeceği maddeleri veya hizmetleri bu suretle serbest bırakarak, kendi askerî gayretleri veya ekonomisi uğrunda mezkûr sevkiyattan bariz bir şekilde faydalanacağından,

Şüphelenmesi için ciddi hiçbir sebep olmadığına itminan hasıl etmesine bağlıdır.

İşbu maddenin birinci bendinde gösterilen sevkiyatın müruruna müsaade eden devlet, bu sevkiyatın müteneffilere tevziinin mahallinde hâmi devletlerin kontrolü altında yapılmasını şart koşabilir.

Bu sevkiyat mümkün olduğu kadar çabuk yapılacak ve bunların serbestçe geçişine müsaade eden devletin, hangi teknik şartlar altında bu sevkiyatta müsaade edeceğini tesbite hakkı olacaktır.

Küçük Çocukların Bakımı

Madde – 24

İhtilâfa dahil taraflar, harp yüzünden öksüz kalan veya ailelerinden ayrı düşen onbeş yaşından küçük çocukların başıboş bırakılmaması ve her türlü ahval ve şeriat altında bakımlarının, talim ve terbiyelerinin ve kendi dinlerinde ibadetle bulunmalarını kolaylaştırılması için icabeden tedbirleri alacaklardır. Bunların talim ve terbiyeleri, mümkün olursa, aynı harsi ananelere sahip şahıslara tevdi olunacaktır.

İhtilâfa dahil taraflar, bu çocukların ihtilâf devam ettiği müddetçe bitaraf bir memlekete kabulünü; şayet mevcut ise hâmi devletin muvâffakiyetiyle ve birinci bentte zikredilen prensiplere riayet edileceği hususunda teminata malik olurlarsa, terviç ve iltizam edeceklerdir.

Bundan başka, ihtilâfa dahil târaflar, on iki yaşından aşağı çocukların bir hüviyet plakası veya diğer herhangi bir surette teşhis edilebilmeleri için icabeden tedbirleri almaya gayret edeceklerdir.

Aile Haberleri

Madde – 25

İhtilâfa dahil bir tarafın topraklarında veya onun işgali altındaki topraklarda bulunan her şahıs, ailesi efradına, her nerede bulunursa bulunsunlar, münhasıran ailevi mahiyette haberler verebilir ve alabilir. Bu muhabere, süratle ve gayrimuhik hiç bir teehhüre uğramaksızın temin olunur.

Şayet ahval ve şeriat dolayısıyle aile muhaberatının teatisi alelâde posta yoluyla güçleşir veya imkânsız olursa, ihtilâfa dahil alâkalı taraflar. 140 ncı maddede derpiş olunan Merkez Ajansı gibi bitaraf bir mutavassıta müracaat ederek, taahhütlerini bilhassa Millî Kızılhaç Cemiyetinin (Kızılay, Kızılarslan ve Güneş ) müzaheretiyle en iyi şartlar altında ifa etmek vasıtalarını onunla birlikte tayin edeceklerdir.

Şayet ihtilâfa dahil taraflar, aile muhaberelerini tahdide lüzum görürlerse, olsa olsa, serbestçe seçilecek 25 kelimeyi ihtiva eden tip-formüllerin kullanılmasını ve bunlardan ayda bir tane gönderilmesini mecburi kılabilirler.

Dağıtılan Aile Efradının Toplanması

Madde – 26

İhtilâfa dahil her taraf, harp yüzünden dağılan aile efradının birbiriyle temas etmek ve mümkünse birleşmek için yapacakları araştırmaları kolaylaştıracak ve bilhassa bu işe vakfınefs eden teşekküllerin kendilerince tanınmış olmaları ve aldığı emniyet tedbirlerine riayet etmeleri şartıyle girişecekleri hareketleri terviç ve iltizam edecektir.

BAP III

HİMAYE GÖREN ŞAHISLARIN STATÜSÜ VE ONLARA YAPILACAK MUAMELE

KISIM I

İHTİLÂFA DAHİL TARAFLARIN TOPRAKLARINA VE İŞGAL ALTINDAKİ TOPRAKLARA MÜTAALLİK MÜŞTEREK HÜKÜMLER

Genel Olarak

Madde – 27

Her türlü ahval ve şeriat altında; şahıslarına, namuslârına, aile haklarına, dini akidelerine ve ibadetlerine, itiyat, örf ve adetlerine saygı gösterilmesi himaye edilen şahısların hakkıdır. Bunlar her zaman insani muameleye tabi tutulacaklar ve bilhassa şiddet veya tehdit hareketlerine, hakarete veya halkın tecessüsüne karşı himaye olunacaklardır.

Kadınlar namuslarına taarruz, ve bilhassa ırzlarına tecavüz, fuhşa icbar ve her türlü müstehcen hareketlere maruz kalmaktan vikaye olunacaklardır.

Himaye gören şahıslar, sıhhi vaziyetlerine, yaşlarına ve cinsiyetlerine müteallik hükümler de nazara alınarak, kendilerini hükmü altında bulunduran ihtilâfa dahil tarafça; bilhassa ırk, din veya siyasi kanaat itibariyle, gayrimüsait hiçbir fark gözetilmeksizin aynı itinalı muameleye tabi tutulacaklardır.

Maahaza, ihtilâfa dahil taraflar, himaye gören şahıslara karşı harbin icabettirdiği kontrol ve emniyet tedbirlerini alabilirler.

Tehlikeli Bölge

Madde – 28

Himaye gören hiçbir şahıs, bazı noktaları veya bazı bölgeleri orada bulundurulmak suretiyle askerî hareketlerden masun tutmak gayesiyle kullanılamaz.

Sorumluluk

Madde – 29

Hükmü altında, himaye gören şahıslar bulunan ihtilâfa dahil bir devlet, kendi memurlarının mezkûr şahıslara yapacakları muameleden, bu memurlara şahsen terettüp edecek mesuliyetler baki kalmak üzere, mesuldür.

Yardım Cemiyetleri ve Koruyucu Devletlerin Tatbikatı

Madde – 30

Himaye gören şahıslar, hâmi devletlere, Beynelmilel Kızılhaç Komitesince, bulundukları memleketin Millî Kızılhaç cemiyetine (Kızılay, Kızılarslan ve Güneş) ve keza kendilerine yardım edebilecek her teşekküle müracaat hususunda her türlü kolaylıklara mazhar olacaklardır.

Bu muhtelif teşekküller, askerlik ve emniyet icaplarının çizdiği hudut dahilinde selâhiyetli makamlardan her türlü kolaylıkları göreceklerdir.

Zilyed devletler veya işgal devletleri, 143 ncü maddede derpiş olunduğu üzere hâmi devletlerin ve Beynelmilel Kızılhaç Komitesi murahhaslarının ziyaretinden maada, maksadı himaye gören şahıslara maddî veya ruhani yardımda bulunmak olan diğer müessesat temsilcilerinin de bunlara yapmak istiyecekleri ziyaretleri mümkün mertebe kolaylaştıracaklardır.

Zorla Bilgi Alma Yasağı

Madde – 31

Himaye gören şahıslara karşı, bilhassa kendilerinden veya başkalarından malûmat almak için; maddî veya manevî hiçbir cebir kullanılamaz.

Cinayet, İşkence ve Diğer Bedeni Cezalar Yasağı

Madde – 32

Yüksek Akit Taraflar, ellerinde bulundurdukları himaye gören şahısların bedeni ıstıraplarını veya imhalarını mucip olacak her türlü tedbirden kendilerini sarahaten menederler. Bu memnuniyet yalnız cinayeti, işkenceyi, bedeni cezaları, tatili uzuv ve himaye gören bir şahsın tıbbi tedavisinin icap ettirmediği tıbbi veya ilmî tecrübelere tabi tutulmasını değil, aynı zamanda mülki veya askerî memurların eseri olsun, diğeri bilcümle fena muameleleride isdihdaf eder.

Kollektif cezalar, yağma, zararla mukabele yasağı ve şahsi sorumluluk esasının uygulanması

Madde – 33

Himaye gören hiçbir şahıs, bizzat işlemediği bir cürümden dolayı tecziye edilemez. Kollektif cezaların tatbiki keza diğer bilcümle tehdit ve tedhiş tedbirlerinin ittihazı memnudur.

Yağma memnudur.

Himaye gören şahıslara ve mallarına karşı misilleme (reprisal) tedbirleri memnudur.

Rehine

Madde – 34

Rehine almak yasaktır.

KISIM II

İHTİLAFA DAHİL BİR TARAFIN TOPRAKLARINDA BULUNAN YABANCILAR

Ülkeyi terk etme hakkı

Madde – 35

Himaye gören bir şahıs, bir ihtilâfın bidayetinde veya devamı esasında bulunduğu toprağı terketmek isterse devletin millî menfaatlerine mugayir olmadığı takdirde mezkûr şahsın bunu yapmaya hakkı olacaktır.

Toprağı terketmek hususunda böyle bir şahsın yapacağı talep üzerine nizami şekilde karar verilecek ve bu karar mümkün mertebe süratle ittihaz olunacaktır. Himaye gören ve bulunduğu toprağı terketmek müsaadesini istihsal eden bir şahıs, seyahatına lüzumlu olan parayi yanına alabilecek ve makul miktarda giyecek ve zati eşyayı da beraberinde götürebilecektir.

Toprağı terketmek müsaadesini istihsal edemiyen şahıslar, zilyed devlet tarafından bu hususta ihdas edilmiş bir mahkeme veya selâhiyetli idarî heyet marifetiyle en kısa bir zamanda bu ret keyfiyetinin yeni bir tetkike tabi tutulmasını temin etmek hakkını haiz olacaktır.

Böyle bir talep vukuunda hâmi devlet mümessilleri, emniyet sebepleri mani olmadığı veya alâkalılar buna itiraz etmediği takdirde, mezkûr toprağı terketmek talebinde bulunan şahıslara bu müsaadenin verilmesinin reddi sebeplerinin ve en kısa bir zamanda da, aynı vaziyette bulunan bütün diğer şahısların isimlerinin bildirilmesini elde edebileceklerdir.

Kendi memleketine dönme usulü

Madde – 36

Yukarıdaki madde mucibince müsaade olunan azimetler, memnuniyet verici emniyet, hıfzısıhha, sıhhat ve iaşe şartları altında, vukubulacaktır. Zilyed devletin toprağından çıkıldığı andan itibaren tahassül edecek bilcümle masraflar gidilecek memlekete ve bitaraf bir memlekette ikamet halinde de, müteneffin tabi bulunduğu devlete ait olacaktır. Bu yer değiştirmelerin tatbik şekilleri, icap ederse, alâkadar devletler arasında hususî anlaşmalarla tesbit edilecektir.

İhtilâfa dahil taraflarca, düşman eline düşen tebaalarının mübadelesi ve vatanlarına iadesi hakkında akdedilmiş olabilecek hususî anlaşmalar mahfuz kalacaktır.

Hapisteki Personel

Madde – 37

İhtiyaten mevkuf bulunan veya hürriyetten mahrum edici bir cezayı çekmekte olan mazharı himaye şahıslara, mevkufiyetleri sırasında insani muamele yapılacaktır.

Bu şahıslar, tahliye edilir edilmez, bulundukları toprağı yukarıki maddeler mucibince terketmeyi talep edebilirler.


Şahısların İade Edilmemesi

Madde – 38

Himaye gören şahısların vaziyeti, işbu sözleşme ve bilhassa 27 ve 41 nci maddeler mucibince alınabilecek tedbirler hariç olmak üzere, esas itibariyle sulh zamanında ecnebilere yapılan muameleye müteallik hükümlere tabi olmakta devam edecektir: Herhalde bunlara aşağıdaki haklar verilecektir :

1. Kendilerine gönderilecek ferdi veya kollektif yardımları alabileceklerdir.

2. Sıhhi vaziyetleri icap ettirirse, alâkalı devlet tebâaları nisbetinde tıbbi tedavi görecekler ve hastaneye yatırılacaklardır.

3. Kendi dinlerinde ibadette bulunabilecekler ve kendi din adamlarının ruhani muzaheretine mazhar olabileceklerdir.

4. Şayet harp tehlikelerine bilhassa maruz bir, mıntıkada ikamet ediyorlarsa, alâkâlı devletin tebaaları nisbetinde başka bir mıntıkaya gitmelerine müsaade edilecektir.

5. Onbeş yaşından küçük çocuklar, gebe kadınlar ve yedi yaşından aşağı çocukların anneleri, alâkalı devletin tebaaları nisbetinde, her türlü rüçhanlı muameleden istifade edeceklerdir.

Maddî Varlıklar

Madde – 39

Himaye gören şahıslar, geçim faaliyetlerini hârp yüzünden kaybederlerse, paralı bir iş bulabilecekler ve bu hususta, emniyet mülâhazaları ve 40 ncı madde hükümleri mahfuz kalmâk üzere, topraklarındâ bulundukları devletin tebaalarıyle aynı istifadelere mazhar olacaklardır.

Eğer ihtilâfa dahil bir taraf himaye gören şahsı, geçimini temin etmek imkânından mahrum bırakacak kontrol tedbirlerine tabi tutarsa ve bilhassa bu şahıs emniyet sebepleri dolayısıyle makul şartlar altında ücretli bir iş bulamazsa, ihtilâfa dahil mezkûr tarâf onun ve bakımı ona ait olan şahısların ihtiyaçlarını temin edecektir. Himaye gören şahıslara, bütün ahvalde, kendi menşe memleketleri himaye eden devletler veya 30 ncu maddede zikrolunan hayır cemiyetleri para yardımında bulunabileceklerdir.

Çalışma

Madde – 40

Himaye gören şahıslar, toprağında bulundukları ihtilafa dahil taraf tebaalarıyle ancak aynı nisbette çalışmaya mecbur edilebilirler.

Şayet himaye gören şahıslar düşman tabiiyetinde iseler, askerî harekâtın sevk ve idaresiyle doğrudan doğruya münasebeti olmayan ve ancak insanların iaşesini, ibatesini, giyimini naklini ve sıhhatini temin için normal olarak lüzumlu olan işlerde çalışmaya mecbur tutulabilirler.

Yukarı ki hükümlerin ihlâli takdirinde himaye gören şahısların 30 ncu madde mucibince şikâyet haklarını kullanmalarına müsaade olunacaktır.

Mecburi ikâmet

Madde – 41

Himaye gören şahısları elinde bulunduran devlet, işbu sözleşmede zikrolunan kontrol tedbirlerini kâfi görmezse tevessül edebileceği en ağır kontrol tedbirleri ancak 42 nci ve 43 ncü maddelerin hükümlerine tevfikan mecburi ikâmete tabi tutmak veya enterne etmek olabilir.

Zilyed devlet, verdiği mecburi ikâmet kararı üzerine mutat ikametgâhını terketmek zorunda kalan şahıslara 39 ncu maddenin ikinci bendi hükümlerini tatbik ederken, enternelere yapılacak muameleye müteallik kaidelere (İşbu Sözleşmenin üçüncü bapının dördüncü kısmı) mümkün mertebe sıhhatle tevfiki hareket edecektir.

Enterne

Madde – 42

Himaye gören şahısların enterne edilmeleri veya mecburi ikâmete tabi tutulmaları ancak hükmü altında bulundukları devletin emniyeti, katiyyen zaruri kıldığı takdirde emrolunabilir.

Şayet bir şahıs, hâmi devletin mümessilleri vasıtasiyle, kendiliğinden enterne edilmek talebinde bulunursa ve bizzat kendi vaziyeti bunu lüzumlu kılarsa, hükmünde bulundukları devlet bu talebi is’af edecektir.

Mecburi İkamet veya Enterne Yeri

Madde – 43

Enterne edilen veya mecburi ikamete tabi tutulan her himaye gören şahıs zilyed devlet tarafından, bu maksat için mühdes mahkeme veya selâhiyetli idari heyetin mezkur kararı en kısa müddet içinde yeniden tetkik etmesini temin etmek hakkını haiz olacaktır. Şayet enternöman veya mecburi ikamet idame ettirilirse, alakalı mahkeme veya idari heyet muayyen zamanlardan ve en az senede iki defa bu şahsın vaziyetini tetkik edecek ve ahval ve şeriat müsaade ettiği takdirde mezkûr kararı o şahıs lehine tadil edecektir.

Alâkali himaye gören şahıslar muhalefet etmedikleri takdirde, zilyed devlet enterne edilenlerin ve mecburi ikamete tabi tutulanların isimleriyle bunlardan tahliye olunanların isimlerini, mümkün mertebe süratle, hâmi devletin ıttılaına arzedecektir. Aynı şartlar altında, işbu maddenin birinci bendinde zikrolunan mahkemelerin veya idari heyetlerin kararları da, mümkün mertebe süratle, hâmi devlete bildirilecektir.

Mülteciler

Madde – 44

İşbu sözleşmede derpiş olunan kontrol tedbirlerini alırken, zilyet devlet fiilen hiçbir hükümetin himayesinden istifade etmeyen mültecilere, münhasıran hukukî bakımdan bir düşman devlet tebaası oldukları esasına dayanarak, yabancı düşman muamelesi yapmıyacaktır.

Başka Devlete Nakil

Madde – 45

Himaye gören şahıslar, sözleşmeye dahil bulunmayan bir devlete nakledilemezler.

Bu hüküm, himaye gören şahısların, muhasamat sona erdikten sonra vatanlarına iade edilmelerine veya ikamet ettikleri memlekete dönmelerine mani değildir.

Himaye gören şahıslar, zilyed devlet tarafından işbu sözleşmeye dahil bir devlete ancak bu devletin sözleşmeyi tatbik arzusunda ve iktidarında olduğuna itminan hasıl olursa nakledilebileceklerdir. Himaye gören şahıslar bu suretle nakledildikleri zaman, sözleşmenin tatbiki mesuliyeti bunları almayı kabul eden devlete terettüp edecektir ve kendisine emanet edildikleri müddetçe bu mesuliyet devam eyleyecektir. Mahaza, mezkûr devlet ehemmiyetli her hangi bir noktada sözleşme hükümlerini tatbik etmeyecek olursa, himaye gören şahısları nakletmiş olan devlet, hâmi devletin tebligatı üzerine, vaziyeti ıslah için müessir tedbirler alacak veya himaye gören şahısların kendisine iadesini isteyecektir. Bu talep yerine getirilecektir.

Himaye gören bir şahıs, siyasî veya dini akidelerinden dolayı zulme uğramaktan korkabileceği bir memlekete hiç bir veçhile naklolunamaz.

İşbu madde hükümleri, adi cürümlerden maznun himaye gören şahısların muhasamat başlamadan evvel akdedilmiş olan iadei mücrimin muahedeleri mucibince iade edilmelerine bir mani teşkil etmez.

Tahditlerin Kaldırılması

Madde – 46

Himaye gören şahıslara karşı alınmış olan tahdidi tedbirler, şayet daha önce kaldırılmamış ise, muhasamat sonunda mümkün mertebe sür’atle nihayete erecektir.

Himaye gören şahısların mallarına konulan tahdidi tedbirler de, zilyed devletin kanunlarına tevfikan muhasamat sonunda mümkün mertebe süratle hitama erecektir.

‘
KISIM III 
İŞGAL EDİLEN TOPRAKLAR

Şahsi Dokunulmazlık Hakları

Madde – 47

İşgal altındaki bir toprakta mukim himaye gören şahıslar, yine mevzuubahis toprakların işgali üzerine müessesatta veya hükümette vuku bulacak herhangi bir değişiklik yüzünden, ne işgal edilen toprak makamlarıyla işgal eden devlet arasında addolunacak bir anlaşma ile, ne de işgal edilen toprağın şamil devletçe kısmen veya tamamen ilhakı dolayısıyla, hiçbir veçhile ve her ne suretle olursa olsun işbu sözleşmenin bahşettiği istifalerden mahrum bırakılamazlar.


Kendi Memleketlerine Dönme

Madde – 48

Toprağı işgal edilen devletin tebaası olmıyan mazharı himaye şahıslar, 35 nci maddede derpiş olunan şartlar altında bu toprağı terketmek hakkından istifade edebilirler ve bu baptaki kararlar, mezkûr madde mucibince işgal devleti tarafından tesis olunacak usul dairesinde, ittihaz edilir.

Tehcir, Kitle Halinde Cebren Nakil ve Tahliye

Madde – 49

Himaye gören şahısların, işgali altındaki topraklardan şagil devletin kendi topraklarına veya işgal edilmiş olsun olmasın başka bir devletin topraklarına ferdi olarak veya kitle halinde cebren nakilleri veya tehcirleri, her ne sebeple olursa olsun, yasaktır.

Mamafih, şamil devlet, halkın emniyeti veya mücbir askerî sebepler icap ettirirse, muayyen bir işgal mıntıkasının kısmen veya tamamen tahliyesine tevessül edebilir. Tahliyeler, himaye gören şahısların buna maddeten imkân olmadığı haller müstesna ancak işgal altındaki topraklarda yer değiştirmelerini intaç edebilir. Bu suretle tahliye edilen halk, bu mıntıkada muhasamat sona erer ermez tekrar yerlerine iade olunacaktır.

Şamil devlet, bu tahliye ve nakillere tevessül ederken, himaye gören şahısların imkân nispetinde münasip tesisata kabul edilmelerini, yer değiştirmelerin memnuniyeti mucip sıhhat, hıfzısıhha, emniyet ve iaşe şartları altında vukubulmasını ve aynı aile efradının birbirlerinden ayrılmamalarını temin edecek surette hareket eyleyecektir.

Hâmi devlet; nakillerden ve tahliyelerden, vuku bulur bulmaz, haberdar edilecektir.

Şamil devlet, halkın emniyeti ve mücbir askeri sebepler zaruri kılmadıkça, himaye edilen şahıslar harp tehlikelerine bilhassa maruz mıntıkalarda alıkoyamaz.

Şamil devlet, işgal ettiği topraklara bizzat kendi halkının bir kısmını tehcir veya nakledemez.

Çocuklar

Madde – 50

Şamil devlet, çocukların bakımına ve talim ve terbiyesine tahsis olunan müesseselerin iyi işlemesini millî ve mahallî makamların muavenetiyle kolaylaştıracaktır.

Şamil devlet, çocukların teşhisini ve neseplerinin kaydını kolaylaştıracak bilcümle tedbirleri alacaktır. Şamil devlet bu çocukların şahsi statülerini hiçbir veçhile değiştirmeyeceği gibi bunları kendine bağlı teşekküllere veya teşkilâta da ithal edemeyecektir.

Şayet mahallî müesseseler vazifelerini göremiyorlar ise, şamil devlet öksüz veya harp dolayısıyla ebeveynlerinden ayrı düşen çocukların, onlara bakacak yakın bir akraba veya dost bulunmazsa, bakımlarını ve talim terbiyelerini temin etmek için lüzumlu tedbirleri alacaktır.

136 ncı madde mucibince kurulacak büronun hususî bir şubesi, hüviyeti kati olarak bilinmeyen çocukları teşhis etmekle tavzif kılınacaktır. Bu çocukların ana ve babalarına veya sair yakın akrabalarına müteallik elde edilecek malûmat daima kaydolunacaktır.

Şamil devlet, on beş yaşından aşağı çocuklar, gebe kadınlar ve yedi yaşından aşağı çocukların anneleri lehine iaşe, tıbbi müdavaat ve harbin tesirlerinden vikaye hususunda işgalden evvel alınmış olabilecek rüçhan tedbirlerinin tatbikatına engel olmayacaktır.

Gönüllü Kaydı ve Çalışma Mecburiyeti

Madde – 51

Şamil devlet, himaye gören şahısları bizzat kendi silahlı veya yardımcı kuvvetlerinde hizmet etmeye mecbur tutamaz. Gönüllü kaydırişı isdihdaf eden her türlü tazyik veya propaganda memnudur.

Şamil devlet, himaye gören şahısları ancak on sekiz yaşından yukarı olurlarsa, çalışmaya mecbur edebilir. Bu hususta ancak işgal kuvvetlerinin ihtiyacına ve amme hizmetlerine, işgal altındaki memleket halkının iaşesine, ibatesine, giyimine, münakalâtına veya sıhhatine lüzumlu işler mevzuu bahis olabilir. Himaye gören şahıslar, kendilerini askerî hareketlere iştirak zorunda bırakacak hiç bir işi yapmaya mecbur tutulamazlar. Himaye gören şahıslar şamil devlet tarafından, bir işi zorla gördükleri tesisatın emniyetini kuvvet istimaliyle temine mecbur kılınacaktır.

İş, ancak mevzuu bahis şahısların bulundukları işgal altındaki topraklarında görülür. İşe davet olunan her şahıs imkân nispetinde, kendi mutat çalışma muhitinde bırakılacaktır. İstenilen işe mukabil adilane bir ücret verilecek ve bu iş işçilerin bedeni ve fikri kabiliyetleriyle mütenasip olacaktır. Çalışma şartları ve koruma tedbirleri, bilhassa ücret, mesai saatleri, teçhizat, o iş için yetiştirilmiş olma ve iş kazalarıyla meslek hastalıklarının tazmini hususlarında işgal altındaki memlekette mer’i mevzuat, işbu maddede mevzuu bahis olan işlere tabi tutulan mahzarı himaye şahıslar hakkında da vacibüttatbik olacaktır.

Her halükârda, işçilerin çalışmaya mecbur tutulmaları askeri veya yarı askerî mahiyette bir işçi seferberliğine asla müncer olamaz.

İşçilerin Himayesi

Madde – 52

Hiçbir mukavele, anlaşma veya nizamname her işçinin, gönüllü olsun olmasın, nerede bulunursa bulunsun, hâmi devletin mümessillerine müracaat ederek bu devletin müdahalesini istemek hakkını ihlâl edemez.

İşgal altındaki memleket işçilerinin işsiz kalmalarını veya çalışma imkânlarının tahdidini intaç ederek bunları şamil devlet hesabına çalışmaya mecbur eyleyecek her türlü tedbir memnudur.

Malların İmha Edilmesi Yasağı

Madde – 53

Ferden veya müştereken hususî şahıslara, devlete veya amme topluluklarına, içtimai teşekküllere veya kooperatiflere ait menkul ve gayrimenkul malların imhası, askerî harekât bu imhayı kat’i olarak zaruri kıldığı haller müstesna, yasaktır.

Memurlar ve Hakimler

Madde – 54

Şamil devletin, işgal altındaki topraklarda, vicdani mülahazalarla vazife ifasından imtina ettikleri için memurların ve hakimlerin statüsünü değiştirmesi veya bunlar hakkında zecri veya herhangi terkibi bir tedbir alması yasaktır.

Bu yasak, 51 nci maddenin ikinci bendinin tatbikına bir mani teşkil etmez. Ve âmme hizmetlerinde bulunan memurları vazifelerinden uzaklaştırmak hususunda şamil devletin haiz olduğu salâhiyeti ihlal edemez.

Hakkın İaşesi ve Tıbbi Malzeme İhtiyacı

Madde – 55

Şamil devlet, halka lüzumlu olan iaşe maddeleriyle tıbbi maddeleri elinden geldiği nispette temin etmekle mükelleftir. Bilhassa işgal altındaki toprakların kaynakları yetmediği takdirde yiyecek ve tıbbi malzeme ile lüzumlu sair bilcümle eşyayı ithal edecektir.

Şamil devlet, işgal altındaki topraklarda bulunan yiyecek ve tıbbi madde veya malzemeyi ancak işgal makamları ve işgal kuvvetleri için müsadere edebilir. Şamil devlet sivil halkın ihtiyaçlarını göz önünde tutacaktır. Beynelmilel diğer mukavelelerin hükümleri baki kalmak üzere, şamil devlet her hangi bir müsaderenin hakiki değerinde tazmin edilmesi için izabeden tedbirleri alacaktır.

Hami devletler, askerî zaruretlerin icabettirdiği muvakkat tahditler mahfuz kalmak üzere, işgal altındaki topraklarda iaşe ve mualece vaziyetini her zaman bilâmania tetkik edebileceklerdir.

Halk Sağlığı ve Hıfzısıhha

Madde – 56

Şagil devlet, işgali altındaki topraklarda bulunan tıp müesseselerini, servislerini ve hastaneleri ve keza halkın sıhhatini ve hıfzısıhhasını, bilhassa sâri hastalıklara ve salgınlara karşı koruyucu ve önleyici tedbirler almak ve tatbik etmek suretiyle, elinden geldiği derecede, temin ve idame ile mükelleftir. Her sınıftan tıp personeline vazifesini yapmak müsaadesi verilecektir.

İşgal altındaki topraklarda yeni hastaneler kurulur ve işgal edilen devletin selâhiyetli teşekkülleri bu hastanelerde vazife halinde bulunmazsa, işgal makamları 18 nci maddede derpiş edilen tanıma keyfiyetine icabında tevessül edeceklerdir. Mümasil ahvalde, işgal makamları 20 nci ve 21 nci maddeler mucibince hastanelerin ve nakliye arabalarının personelini de tanıyacaklardır.

Sıhhi ve hıfzısıhha tedbirlerini alırken ve keza bunları meriyete koyarken şamil devlet, işgali altındaki toprakta bulunan halkın manevi ve ahlâki ihtiyaçlarını nazarı itibara alacaktır.

Hastanelere El Koyma

Madde – 57

Şamil devlet, ancak acil zaruret halinde askerî yaralıları ve hastaları tedavi etmek üzere ve hastanede yatan şahısların tedavisini temin ve sivil halkın ihtiyaçlarını karşılamak hususunda münasip tedbirleri zamanında almak şartıyle sivil hastanelere, o da muvakkaten, el koyabilir.

Sivil hastanelerin malzemesine ve depolarına, sivil halkın, ihtiyaçları için lüzumlu oldukları müddetçe el konulamaz.

Ruhani Müzaheret

Madde – 58

Şamil devlet, ruhbanın kendi dindaşlarına ruhani müzaherette bulunmasına müsaade edecektir.

Şamil devlet, dini ihtiyaçlara lüzumlu olan kitap ve eşyanın gönderilmesini de kabul edecek ve bunların işgal altındaki toprakta tevziini kolaylaştıracaktır.

Yardımlar

Madde – 59

İşgal altındaki toprak halkı veya bu halkın bir kısmı kâfi derecede iaşe edilemiyorsa, şamil devlet bu halk lehine yapılacak yardım hareketlerini kabul eyleyecek ve elinden geldiği nispette kolaylaştıracaktır.

Gerek devletler gerek Beynelmilel Kızılhaç Komitesi gibi bir tarafsız insani teşekkül tarafından tevessül olunabilecek bu hareketler, bilhassa yiyecek, tıbbi maddeler ve giyecek sevkiyatından ibaret olacaktır.

Bütün Akid Devletler, bu sevkiyatın serbestçe müruruna müsaade edecekler ve himayesini temin eyleyeceklerdir.

Maamafih, muhasım bir tarafın işgalinde bulunan bir toprağa gönderilen sevkiyatın serbestçe müruruna müsaade eden bir devlet, bu sevkiyatı muayeneye, sevkiyatın zamanlarını ve takip edeceği yolları tanzime ve şamil devletin istifadesinde kullanılmayarak muhtaç halkın yardımlarına tahsis olunacağına dair hâmi devletten kâfi derecede teminat almak hakkını haiz olacaktır.

Şamil Devletin Mesuliyeti

Madde – 60

Yardım gönderilmesi, 55, 56 ve 59 ncu maddelerin tahmil ettiği mesuliyetlerden şamil devleti kurtaramaz. Şamil devlet yapılan sevkiyatı muhassas olduğu hedeften, işgal altındaki toprak halkının menfati icabı olarak bu hâmi devletin muvafakatiyle acil zaruret hali müstesna, hiçbir veçhile çeviremez.

Yardımların Tevzii

Madde – 61

Yukarıki maddelerde zikrolunduğu üzere gönderilen yardımların tevzii hâmi devletin müzaheretiyle ve kontrolü altında yapılır. Bu vazife; şamil devlet ile hâmi devlet arasında akdolunacak bir anlaşma mucibince bitaraf bir devlete, Beynelmilel Kızılhaç Komitesine veya bitaraf diğer her hangi bir insani teşekküle devredilebilir.

Bu yardım sevkiyatından işgal altındaki topraklarda hiçbir vergi veya resim alınmaz. Böyle bir vergi veya resim alınması mezkur toprakların ekonomisi için lüzumlu olduğu haller müstesnadır. Şamil devlet bu yardımların süratle tevziini kolaylaştıracaktır.

Bütün Akid Taraflar, işgal altında, bulunan topraklardaki muhassas bu yardım sevkiyatının transit olarak geçmesine müsaade etmeye ve parasız nakline ceht ve gayret eyleyeceklerdir.

Ferdi Yardımlar

Madde – 62

Zaruri emniyet mülâhazaları mahfuz kalmak şartiyle, işgal altında bulunan topraklardaki himaye gören şahıslar kendilerine gönderilecek ferdi yardımları alabileceklerdir.

Millî Kızılhaç ve Diğer Yardım Cemiyetleri

Madde – 63

Şamil devletin mücbir emniyet mülâhazalariyle istisnai olarak koyacağı muvakkat tedbirler mahfuz kalmak şartıyle:

a. Tanınmış olan Millî Kızılhaç Cemiyetleri (Kızılay ve Kızılaslan ve Güneş), Beynelmilel Kızılhaç konferanslarınca tayin olunduğu üzere Kızılhaç esaslarına uygun olarak faaliyetlerine devam edeceklerdir. Diğer yardım cemiyetleri de mümasil şartlar dahilinde, insanî faaliyetlerine devam edebilmelidirler.

b. Şamil devlet, bu cemiyetlerin personelinde ve bünyesinde yukarda zikredilen faaliyetlerine zarar verecek hiçbir değişikliği talep edemez.

Aynı prensipler, esaslı menafii umumiye hizmetlerinin idamesi, yardımların tevzii ve tahlisiye ameliyelerinin tertibi suretiyle sivil halkın yaşama şartlarının temini için mevcut veya ihdas olunacak gayri askerî mahiyetteki hususi teşekküllerin faaliyetine ve personeline de vacübüttatbiktir.

Cezai Mevzuat

Madde – 64

İşgal altındaki toprakların Ceza Kanunu, şamil devletin emniyetine karşı bir tehlike teşkil ettiği veya işbu Sözleşmenin tatbikatına engel olduğu nispette ilga edildiği veya talik olunduğu haller müstesna olmak üzere, meriyette kalacaktır. Bu mülâhaza ve adaletin fiilen idaresini temin zarureti mahfuz kalmak üzere, işgal altındaki toprakların mahkemeleri, mezkûr kanunda derpiş edilen bilcümle cürümler hususunda işlemeye devam edecektir.

Maamafih şagil devlet, işgali altındaki toprak ahalisini, işbu sözleşmeden kendi uhdesine terettüp eden vecibeleri yerine getirmek ve mezkûr toprakların muntazam idaresiyle birlikte gerek şamil devletin gerek işgal kuvvetleri veya idaresi mensuplarının ve bu devlet tarafından kullanılan müesseselerin ve muvasala yollarının emniyetini temin etmek için lüzumlu olan tedbirlere tabi tutulabileceklerdir.

Neşir

Madde – 65

Şamil devlet tarafından ısdar olunacak cezai tedbirler, ancak halkın dilinde neşir ve onun ıttılaına götürüldükten sonra meriyete girecektir. Bu tedbirler, makabline şâmil olamaz.

Özel Mahkemeler

Madde – 66

Şamil devlet, 64 ncü maddenin ikinci bendi mucibince ısdar edeceği cezai mevzuatın ihlâli takdirinde maznunları gayri siyasî ve nizami şekilde teessüs etmiş kendi askerî mahkemelerine tevdi edebilir. Ancak, bu askerî mahkemelerin, bu işgal altındaki topraklarda bulunması şarttır. İstinaf mahkemeleri de tercihan işgal altındaki memlekette bulunacaktır.

Kanunların Tatbik Edilmesi

Madde – 67

Mahkemeler, ancak cürümden mukaddem mer’i bulunan ve umumî hukuk esaslarına, bilhassa cezaların nisbiyeti prensibi bakımından uygun olan kanunî mevzuatı tatbik edebilirler. Mahkemeler, maznunun şamil devlet tebaasından olmadığını nazarı itibara alacaktır.

Cezalar, Ölüm Cezası

Madde – 68

Himaye gören bir şahıs, münhasıran şamil devlete zarar vermek maksadıyla bir cürüm işler ve bu cürüm de işgal kuvvetleri veya idaresi mensuplarının hayatına veya beden bütünlüğüne dokunmaz, ciddi bir kollektif tehlike ihdas etmez ve işgal kuvvetleri veya idaresinin mallarını veya onların kullandıkları tesisatı vahim surette izrar etmezse, mezkûr şahıs enterne edilme veya hafif hapis cezasına çarpılır. Şu kadar varki, bu enternömanın veya hapsin müddeti işlenen cürümle mütenasip olacaktır. Bundan başka, bu gibi cürümler için enterne edilme veya hapis cezası himaye gören şahıslar hakkında hürriyeti selbeden yegâne tedbir olacaktır. İş bu sözleşmenin 66 ncı maddesinde derpiş olunan mahkemeler, hapis cezasını aynı müddetle enterne etme tedbirine serbestçe tahvil edebilirler.

Şamil devlet tarafından 64 ncü ve 65 nci maddeler mucibince isdar olunan cezai mevzuat, himaye gören şahıslar hakkında ölüm cezasını, ancak casusluktan, şamil devletin askerî tesislerine karşı vahim sabotaj hareketlerinden veya bir şahsın veya müteaddit şahısların ölümüne sebep olan kasdi cürümlerden dolayı ve işgal edilen topraklarda işgal başlamadan evvel mer’i kanunlarda bu gibi hareketler için ölüm cezası mevcut olmak şartıyle, derpiş edebilir.

Himaye gören bir şahıs hakkında ölüm cezası ancak, maznunun şamil devlet tebaasından olmamak itibariyle ona hiçbir sadakat vazifesiyle bağlı olmadığı hususuna mahkemenin bilhassa nazarı dikkati celbedilmiş olması kaydıyle verilebilir.

Cürüm sırasında en az on sekiz yaşında bulunmıyan mazharı himaye bir şahıs hakkında hiçbir suretle ölüm cezası verilemez.

Mevkufiyetin Cezadan Mahsubu

Madde – 69

Bilcümle ahvalde, himâye gören maznun bir şahıs hakkında verilecek her türlü hapis cezasından ihtiyati mevkufiyet müddeti tenzil olunacak

İşgalden Evvel İşlenen Suçlar

Madde – 70

Harb kanunlarına ve örf ve adetlerine mugayir hareketler müstesna olmak üzere, himâye gören şahıslar işgalden evvel veya işgalin muvakkaten inkıtaa uğraması sırasında yaptıkları hareketlerden veya izhar ettikleri fikirlerden dolayı şamil devlet tarafından tevkif, takip ve mahkûm edilemezler.

İşgal edilen toprağa muhasamat başlamadan evvel iltica etmiş olan şamil devlet tebaaları evvel işlenilmiş olup toprağı işgal edilen devletin hukuki mevzuatı sulh zamanında iadeyi muhik kılan adi cürümlerden dolayı, tevkif ve takip ve mahkûm edilebilirler veya işgal altındaki topraktan götürülebilirler.

Ceza Usulü

Madde – 71

Şamil devletin selâhiyetli mahkemeleri, nizami bir muhakeme cereyan etmeden, hiçbir mahkumiyet kararı veremezler.

Şamil devletçe takibata, uğrıyacak her maznun, kendi aleyhinde tesbit olunan ittiham unsurlarından bütün teferruatıyle, anlıyabileceği bir lisanla yazılı olarak bilateehhür haberdar edilecektir ve davası kabil olduğu kadar süratle, rüyet olunacaktır.

Şayet ittiham unsurları, ölüm cezasına veya iki sene ve daha fazla hapis cezasına mahkumiyeti intaç edecek mahiyette olursa, hami devlet himaye gören şahıslar hakkında şamil devletçe tevessül olunacak her takipten haberdar edilecektir. Hami devlet, her an dava safhası hakkında malumat alabilir. Bundan başka hami devletin gerek bu davalar hakkında gerek himaye gören şahıslar aleyhinde şamil devlet tarafından tevessül olunan diğer herhangi bir takip hakkında, kendi isteği üzerine, her türlü malûmatı almaya hakkı olacaktır.

İşbu maddenin ikinci bendinde derpiş olunduğu üzere hami devlete vukubulacak tebligat, derhal yapılacak ve herhalde ilk celse tarihinden üç hafta evvel mezkûr devlete varmış olacaktır.

Muhakemenin açılışında, işbu madde hükümlerine tamamıyla riayet olunduğu ıspat edilemezse, muhakeme cereyan edemez. Tebligat bilhassa aşağıdaki hususları ihtiva edecektir:

a. Maznunun hüviyeti,

b. İkamet veya mevkufiyet yeri,

c. İtham unsurunun veya unsurlarının tasrihen beyanı (ithamın dayandığı cezai mevzuat zikrolunacaktır),

d. Davayı hangi mahkemenin rüyet edeceği,

e. İlk celsenin yeri ve tarihi.

Müdafaa Hakkı

Madde – 72

Her maznun, kendi müdafası için lüzumlu olan delilleri ibraz etmek hakkını haiz olacak ve bilhassa şahitler ikame edebilecektir. Her maznunun, bizzat intihap edeceği ehliyetli bir müdafi tarafından müzaheret görmeye hakkı olacaktır. Bu müdâfi onu serbestçe ziyaret edebilecek ve müdafaasını hazırlamak için lüzumlu olan kolaylıkları görecektir.

Şayet maznun bir müdafi intihap etmemiş olursa, hami devlet ona bir müdafi temin edecektir. Eğer maznun ağır bir ithama muhatap olacaksa ve hami bir devlet ve mevcut olmazsa, şamil devlet, maznunun muvafakati şartıyla, ona bir müdafi temin eyleyecektir.

Her maznuna, kendi arzusuyla feragat etmediği takdirde, gerek istintakta gerek mahkemede bir tercüman müzaheret edecektir. Her maznun, her zaman tercümanı reddedebilecek ve yerine başka birinin ikamesini isteyebilecektir.

Temyiz Hakkı

Madde – 73

Her mahkûm, mahkeme tarafından tatbik edilen mevzuatta derpiş olunan temyiz yollarına gitmek hakkını haiz olacaktır. Mahkûm, malik olduğu temyiz haklarından ve bunları kullanmak için icabeden mühletlerden tamamiyle haberdar edilecektir.

İşbu kısımda derpiş olunan ceza muhakeme usulleri, buna imtisalen, temyize de tatbik edilecektir. şayet mahkemece tatbik olunan kanunda temyiz imkânları derpiş edilmiyorsa., maznunun, şagil devletin selâhiyetli makamına muhakeme ve mahkumiyet aleyhinde müracaata hakkı olacaktır.

Koruyucu Devletin Mümessilleri

Madde – 74

Hami devlet mümesilleri, himaye gören bir şahsı muhakeme eden her mahkemede, şagil devletin emniyeti nef’ine olarak istisnaen gizli cereyan etmesi halleri hariç, hazır bulunmak hakkına malik olacaktır. Bu takdirde şagil devlet hami devlete keyfiyeti bildirecektir. Muhakemenin mahallini ve başlayacağı tarihi mübeyyin bir ihbarname hami devlete gönderilecektir.

Ölüm cezasını veya iki sene ve daha fazla hapis cezasını mutazammın mahkeme kararları, kabil olduğu kadar süratle ve esbabı izah olunarak hami devlete tebliğ edilecektir. Bu kararlar, 71 nci madde mucibince yapılan tebligatın beyanını ve hürriyeti selbeden bir cezayı tazammun eden hükümler hakkında da bu cezanın çekileceği yerin beyanını ihtiva edecektir. Diğer kararlar mahkeme zabıtlarına geçirilecek ve hami devlet mümessilleri tarafından tetkik olunabilecektir. Ölüm cezasına veya iki sene ve daha fazla müddetle hürriyeti selbeden bir cezaya mahkumiyet takdirinde temyiz mühletleri ancak mahkeme kararı hami devletin eline vasıl olduğu andan itibaren başlıyacaktır.

Ölüm Cezası Hükmü

Madde – 75

İdama mahkûm edilen şahıslar hiç bir suretle af talebinde bulunmak hakkından mahrum edilemezler.

Hiç bir ölüm cezası, bu mahkûmiyeti teyit eden kati hüküm veya af talebini reddeden karar hami devletin eline vasıl olduğu andan itibaren en az altı aylık bir müddet munkazi olmadan, infaz edilemez.

Bu altı aylık mühlet musarrah bazı ahvalde, şagil devletin veya silahlı kuvvetlerinin emniyetinin teşkilâtı bir tehdide maruz bulunduğu vahim ve nazik ahval ve şeraitten anlaşıldığı takdirde kısaltılabilir. Bu mühlet kısaltılması hami devlete ihbar olunacak ve bu devlet, selâhiyetli işgal makamları nezdinde mezkür idam kararları hakkında zamanında teşebbüslerde bulunmak imkânına malik olacaktar,

Tutuklulara Yapılacak Muamele

Madde – 76

Himaye gören maznun şahıslar, işgal altındaki memlekette mevkuf tutulacaklar ve mahkûm oldukları takdirde de cezalarını orada çekeceklerdir. Mümkün olursa diğer mevkuflardan ayrı bulundurulacaklar ve hiç değilse işgal altındaki memleketin cezaevleri rejimine tekabül edecek ve onları sıhhatli bir vaziyette tutmaya kifayet edecek bir iaşe hıfzısıhha rejimine tabi olacaklardır.

Sıhhi vaziyetlerinin icab ettirdiği tıbbi tedavi altına alınacaklardır.

Keza isteyebilecekleri, ruhani yardımı görmelerine müsaade olunacaktır.

Kadınlar, ayrı mahallerde ikamet ettirilecekler ve doğrudan doğruya kadınların nezareti altına, konulacaklardır.

Esirler için derpiş edilmiş olan hususi rejim gözönünde bulundurulacaktır.

Himaye gören mevkuf şahıslar, 143 ncü madde mucibince hami devlet mümessilleriyle Beynelmilel Kızılhaç Komitesi mümessillerinin ziyaretini kabul etmek hakkını haiz olacaklaxdır.

Bundan başka, ayda hiç değilse bir adet yardım paketi hakları olacaktır.

İşgaldeki Yerlerde Bulunan Mevkufların Teslimi

Madde – 77

İşgal altındaki topraklarda bulunan maznun veya mahkemelerce mahkûm, himaye gören şahıslar, işgal sonunda, kurtarılan toprak makamlarına dosyalarıyla birlikte teslim edileceklerdir.

Güvenlik Tedbirleri

Madde – 78

Şayet şagil devlet, himaye gören şahıslar hakkında, mücbir emniyet sebeplerine mebni tedbirler almaya lüzum görürse, bunları nihayet mecburi ikamete memur ve enterne edebilir.

Mecburi ikamete veya enterne edilmeye müteallik kararlar, işbu sözleşme hükümleri mucibince şagil devletçe tesbit olunacak muntazam bir usule tevfikan verilecektir. Bu usul alâkadarların, temyiz hakkını derpiş edecektir. Bu temyiz en kısa bir müddet zarfında, intaç edilecektir. Şayet kararlar tasdik olunursa, mezkür devlet tarafından teşkil olunacak selâhiyetli bir teşekkül vasıtasıyle muayen devrelerde, kabilse altı ayda bir yeniden tetkik olunacaktır.

Mecburi ikamete tabi tutulan ve bu suretle ikametgâhlarını terke mecbur olan mazharı himaye şahıslar, bilakaydüşart işbu sözleşmenin 39 ncu maddesi hükümlerinden istifade edeceklerdir.

KISIM IV

ENTERNELERE TATBİK OLUNACAK MUAMELEYE MÜTEALLİK KAİDELER


FASIL I

UMUMİ HÜKÜMLER


Kanunların Tatbiki ve Enterne Edilme

Madde – 79

İhtilâfa dahil taraflar, himaye gören şahısları ancak 41 nci, . 42 nci, 43 ncü, 68 nci ve 78 nci maddelerin hükümleri dahlinde enterne edebilirler.

Medenî Hakları Kullanma Ehliyeti
Madde – 80

Enterneler bütün medenî ehliyetlerini muhafaza edecekler ve bundan mütevellit haklarını, enterne vaziyetleriyle kabil telif olduğu nispette kullanacaklardır.

Himaye

Madde – 81

Himaye gören şahısları enterne edecek ihtilâfa dahil taraflar, onların bakımını bilâ ücret temin etmek ve keza sıhhî vaziyetlerinin icabettirdiği tıbbî tedaviye tevessül eylemekle mükelleftirler.

Bu masrafların tahsili zımnında, enternelerin tahsisatmdan, yevmiyelerinden veya alacaklarından hiçbir tevkifat yapılmayacaktır.

Zilyet devlet, enternelere bağlı şahısların, da bakımını, kâfi geçim vasıtalarına malik olmadıkları veya bizzat hayatlarını kazanmaya muktedir bulunmadıkları takdirde temin, eyleyecektir.

Guruplara Ayırma

Madde – 82

Zilyet devlet, enterneleri kabil olduğu derecede milliyetleri, dilleri ve örf ve adetleri itibarı ile gruplandıracaktır. Aynı memleketin tebaaları olan enterneler, münhasıran dilleri başka olduğu için birbirlerinden ayrılmayacaklardır.

Aynı ailenin efradı ve bilhassa ebeveyn ve çocuklar, enterne edildikleri müddetçe, aynı enternöman yerinde toplanacaklardır. Ancak iş ihtiyaçları, sıhhî sebepler veya işbu kısmın IX ncu faslında derpiş olunan hükümlerin tatbiki muvakkat bir ayrılığı lüzumlu kıldığı haller bundan müstesnadır. Enterneler, ebeveyn nezareti dışında serbest bırakılan. çocukların kendileriyle birlikte enterne edilmesini talep edebilirler.

Aynı ailenin efrâdı, her türlü imkân nispetinde, aynı yerlerde toplanacaklar ve diğer enternelerden ayrı olarak ibate edileceklerdir. Kendilerine aile hayatı yaşayabilmeleri için lüzumlu olan kolaylıklar gösterilecektir.

FASIL II

ENTERNÖMAN YERLERİ


Enternöman Yerlerinin Tesbiti ve İşaretlenmesi

Madde – 83

Zilyet devlet, enternöman yerlerini harp tehlikelerine bilhassa maruz mahallere koyamaz.

Zilyet devlet, enternöman yerlerinin coğrafi mevkileri hakkında faydalı bilcümle malumatı hami devlet vasıtasıyla düşman devletlere bildirecektir.

Askerî mülahazalar imkân verdikçe, enterne kampları, gündüz havadan bariz bir şekilde görülecek tarzda konulmuş (IC) harfleriyle belirtilecektir. Mamafih, alâkadar devletler diğer bir işaret vasıtası hususunda mutabık kalabilirler. Bir enterne kampından başka hiç bir yer bu suretle işaretlendirilemez.

Enternelerin Ayrılması

Madde – 84

Enterneler, harp esirlerinden ve diğer bir sebeple hürriyetten mahrum edilmiş olan şahıslardan ayrı olarak ibate ve idare olunacaklardır.

Yerleşme ve Hıfzısıhha

Madde – 85

Zilyet devlet, himaye gören şahısların enterne edilmelerinin bidayetinden itibaren bilcümle hıfzısıhha ve sıhhat teminatını haiz ve şiddetli iklim şartlarına ve harbin tesislerine karşı müessir bir himaye temin eyliyen binalarda veya konaklarda yerleştirilecektir. Daimi enternöman yerleri hiçbir halde gayrisıhhi veya iklimi enterneler için zararlı olabilecek mıntıkalarda kurulamaz. Himaye gören şahıslar, gayri sıhhî veya iklimi sıhhat için muzır bir mıntıkada muvakkaten enterne edildikleri bütün hallerde, bu tehlikelerden endişeye mahal olmayan yerlere ahval ve şeraitin imkân verdiği suretle naklolunacaklardır.

Binalar, tamamıyla rutubetten masun bulunacak ve bilhâssa gece bastıktan sonra ışıklar söndürülünceye kadar kâfi derecede ısıtılmış ve tenvir edilmiş olacaktır. Yatı yerleri kâfi derecede geniş ve havadar olacak, enterneler münasip yatak takımlarına ve kâfi miktarda örtüye malik bulunacaklardır. Bu hususta iklim ve enternelerin yaşı, cinsiyeti ve sıhhi vaziyetleri göz önünde bulundurulacaktır.

Enterneler, gece ve gündüz hıfzısıhha icaplarına uygun ve daima temiz halde tutulacak sıhhî tesisata sahip olacaklardır. Enternelere, vücut temizliklerinin hergünkü bakımı ve çamaşırlarının yıkanması için kâfi miktarda su ve sabun verilecektir. Bu hususta lüzumlu tesisat ve kolaylıklar temin olunacaktır. Bundan başka enterneler, duş ve banyo tesislerine de malik olacaklardır. Enternelere hıfzısıhha bakımı ve temizlik işleri için icabeden zaman verilecektir.

İstisnaî ve muvakkat bir tedbir mahiyetinde olarak, enterne kadınları aynı aile gurubuna, mensup olmadıkları halde erkeklerle aynı enternöman yerine koymak icabederse, onlara ayrı yatacak yerler ve sıhhî tesisat temini mecburidir.

İbadet Mahalleri Tahsisi

Madde – 86

Zilyed devlet, enternelerin emrine mezhepleri her ne olursa olsun, elverişli ibadet mahalleri verecektir.

Kantinler

Madde – 87

Enternelerin sabun ve tütün de dahil olmak üzere, refahlarını ve şahsi konforlarını artıracak mahiyette olan gıda maddelerini ve kullanılacak eşyayı, mahallî ticaret fiyatlarını hiçbir veçhile aşmayacak fiyatlarla tedarik edebilmelerine imkân vermek için bütün enternöman yerlerinde, şayet mümasil diğer kolaylıklara malik bulunmuyorlarsa kantinler tesis olunacaktır.

Kantinlerin kârı, her enternöman yerinde ihdas ve alâkadar enternöman yerinde bulunan enterneler nef’ine idare edilecek olan hususi yardım fonuna yatırılacaktır.102 nci maddede derpiş olunan enterneler komitesi, kantinlerin tedvirine ve bu fonun idaresine nezaret etmek hakkını haiz olacaktır.

Bir enternöman yeri lağvedildiği zaman, yardım fonunun alacak bakiyesi aynı milliyette enternelere tahsis edilmiş olan diğer bir enternöman yerinin yardım fonuna naklolunacak veya böyle bir yer mevcut değilse, zilyed devlet nezdinde geri kalan diğer bütün enternelerin nef’ine olarak idare edilecek merkezi bir yardım fonuna yatırılacaktır.

Hava Alârmlarından Korunmak İçin Sığınak

Madde – 88

Hava bombardımanlarına ve sair harp tehlikelerine maruz bütün enternöman yerlerinde lüzumlu himayeyi temin için münasip ve kâfi sayıda sığınaklar tesis olunacaktır. Alârm halinde, kendi konaklarının himayesine iştirak edecek olanlar müstesna olmak üzere, enterneler kabil olduğu kadar süratle bu sığınaklara gidebileceklerdir. Halk hakkında ittihaz olunacak bilcümle himaye tedbirleri bunlara da tatbik edilecektir.

Enternöman yerlerinde yangın tehlikelerine karşı da kâfi ihtiyat tedbirleri alınacaktır.

FASIL III

İAŞE VE İLBAS


İaşe

Madde – 89

Enternelere normal bir sıhhat muvazenesi temin etmek ve gıdasızlıktan tevellüt edecek teşevvüşlere mani olmak için enternelerin günlük iaşe tayınları miktarı, vasıf ve tenevvü itibariyle kâfi derecede olacaktır. Keza enternelerin alışık olduklan rejim de nazarı itibara alınacaktır.

Bundan başka enternelere, malik olabilecekleri munzam yiyecekleri bizzat hazırlamak vasıtaları da verilecektir.

Enternelere kâfi miktarda içecek su temin olunacaktır. Bunların tütün içmelerine müsaade edilecektir.

İşçiler, gördükleri işim mahiyetiyle mütenasip munzam gıda alacaklardır.

Gebe ve loğusa kadınlar ve on beş yaşından küçük çocuklar fizyolojik ihtiyaçlarıyle mütenasip munzam gıda alacaklardır.


Giyim

Madde – 90

Enternelere, tevkif edildikleri sırada beraberinde elbise, ayakkabı ve yedek çamaşır almaları ve lüzumu halinde, bunları sonraları da tedarik etmeleri için her türlü kolaylıklar gösterilecektir. Enterneler iklimin icabettirdiği derecede elbiseyi malik değillerse ve bunları tedarik edemezlerse, zilyed devlet bu elbiseleri onlara parasız verecektir.

Zilyed devletin enternelere vereceği elbiseleri ve enternelerin elbiselerine haricen koyabileceği işaretler ne terzil edici mahiyette ne de gülünç olacaktır.

İşçilere, işin mahiyeti icabettirdiği her yerde, münasip koruma elbiseleri de dahil olmak üzere, iş kıyafetleri temin edilecektir.

FASIL IV

HIFSISIHHA VE TIBBİ TEDAV İ


Tıbbi Tedavi

Madde – 91

Her enternöman yerinde, ehliyetli bir doktorun idaresinde, münasip bir revir bulunacak ve enterneler burada muhtaç olabilecekleri tedaviyi görecekler ve muvafık bir gıda alacaklardır. Sâri veya akli hastalıklara uğrayanlar için tecrit mahalleri tahsis edilecektir.

Loğusa kadınlar ve ağır bir hastalığa tutulan veya vaziyetleri hususi bir tedaviyi, cerrahi bir müdahaleyi veyâ hastaneye kaldırılmayı icabettiren enterneler, bunları tedaviye elverişli bilcümle müesseselere kabul olunacaklar ve halkın heyeti umumiyesine gösterilen ihtimamdan daha aşağı olmıyan bir tedavi göreceklerdir.

Enterneler tercihan kendi milliyetlerine mensup bir tıbbi personel tarafın tedavi olunacaklardır.

Enterneler, muayene olmak üzere tıbbî makamların önüne çıkmaktan men olunamayacaklardır. Zilyed devletin tıbbî makamları tedavi altına alınan herhangi bir enterneye, talebi üzerine, hastalığının veya yaralarının mahiyeti, tedavinin müddeti ve yapılan müdavatı gösterir resmî bir vesika vereceklerdir. Bu vesikanın bir sureti 140 ncı maddede derpiş olunan Merkez Ajansına gönderilecektir.

Enternelerin sıhhatli bir vaziyette kalmaları için yapılan lüzumlu tedavi ve verilen aletler, bilhassa diş ve saire protezleri ve gözlükler onlara meccanen temin olunacaktır.

Sıhhi Teftişler

Madde – 92

Enternelerin sıhhı teftişleri en az ayda bir defa yapılacaktır. Bu teftişlerin hedefi bilhassa umumî sıhhat ve gıda vaziyetiyle temizlik vaziyetlerini kontrol etmek ve sari hastalıkları, bilhassa veremi, zührevi hastalıkları ve sıtmayı meydana çıkarmaktır. Bu teftişler bilhassa her enternenin tartılması ve senede en az bir defa radioskopik muayenesini ihtiva edecektir.

FASIL V

DİNİ, FİKRİ VE BEDENİ FAALİYETLER


Dini Faaliyetler

Madde – 93

Enterneler, zilyed makamlar tarafından tayin olunacak mutat inzibati tedbirlere riayet etmek şartıyle, kendi mezheplerinin ayinlerine iştirak de dahil olmak üzere, dinlerinin vecibelerini yerine getirmekte tamamıyle serbest bırakılacaktır.

Bir dinin rahibi olan enterneler, dindaşları arasında rahipliği tamamıyle ifaya mezun kılınacaklardır. Bu hususta, zilyed devlet rahiplerin aynı dili konuşan ve aynı dine sâlik olan enternelerin yerleştirildikleri enternöman kampları arasında adilâne bir tarzda taksim edilmelerine itina gösterilecektir. Şayet rahipler kâfi miktarda değilseler, zilyed devlet bir enternöman yerinden diğerine gitmeleri için icabeden kolaylıkları gösterecek, bilhassa nakil vasıtaları verecektir ve hastanelerde yatan enterneleri ziyaret etmelerine müsaade olunacaktır. Bu dinin rahipleri, ruhani vazifeleri hususunda zilyed devletin dini makamlarıyle ve imkân nisbetinde, kendi mezheplerine ait beynelmilel dini teşkilâtla muhabere serbestisinden istifade edeceklerdir. Bu muhabere, 107 nci maddede zikrolunan kontenjana dahil addedilmeyecektir, fakat 112 nci maddenin hükümlerine tabi tutulacaktır.

Şayet enterneler kendi dinlerinin bir rahibinin yardımlarına mazhar olmazlarsa veya bu rahipler kâfi sayıda bulunmazlarsa, aynı mezhebin mahallî dini makamı, zilyed devletle mutabık olarak, ya enternelerin sâlık bulundukları mezhebin bir rahibini yahut da, mezkûr din itibariyle imkân varsa, müşabih bir mezhebin rahibini veya ehliyetli bir lâiki tayin edebilecektir. Bu lâik memur, deruhde ettiği vazifeye muzaf bütün hususlardan istifade edecektir. Bu suretle tayin olunacak şahıslar, zilyed devletin koyduğu bilcümle nizamata, inzibat ve emniyetin nef’ine olarak, riayet edeceklerdir.

Fikir, Terbiye, Eğlence ve Spor

Madde – 94

Zilyed devlet, enternelerin fikir, terbiye, vakit geçirme ve spor faaliyetlerini bunlara iştirak edip etmemekte kendilerini serbest bırakmakla beraber, teşçi edecektir. Bunların ifasını teminen mümkün olan her tedbiri alacak ve bilhasa münasip mahaller tahsis edecektir.

Enternelerin tahsillerine devam etmelerine ve yeni tahsillere koyulmalarına imkân vermek üzere kendilerine mümkün olan her türlü kolaylık gösterilecektir. Çocukların ve gençlerin talim ve terbiyeleri temin olunacaktır. Bunlar enternöman yerlerinin gerek içinde, gerek dışında mekteplere devam edebileceklerdir.

Enterneler bedeni hareketlerde bulunmak, sporlara ve açık hava oyunlarına iştirak etmek imkânına malik olacaklardır .Bütün enternöman yerlerinde, bu husus için serbest sahalar tahsis edilecektir. Çocuklara ve gençlere hususi yerler tahsis olunacaktır.

Çalışma Şartları

Madde – 95

Zilyed devlet, enterneleri ancak kendileri arzu ederlerse işçi olarak kullanabilir. Her halde, bazıları enterne edilmemiş bir himaye gören şahsa tahmil edildiği takdirde işbu Sözleşmenin 40 ncı veya 51 nci maddelerini ihlâl edecek olan içlerde ve keza tehzil ve terzil edici mahiyetteki işlerde kullanmak yasaktır.

Altı haftalık bir çalışma devresinden sonra enterneler sekiz gün evvelden haber vermek şartıyle her zaman çalışmaktan vazgeçebilirler.

Bu hükümler, zilyed devletin enterne doktorları, dişçileri ve diğer sıhhiye personeli azasını beraber ikamet ettikleri enterneler lehine olarak mesleklerini ifaya mecbur tutmak, enterneleri enternöman yerinin idare ve bakım işleriyle tavzif etmek, bu şahısları mutfak ve diğer ev işlerinde kullanmak ve nihayet enterneleri hava bombardımanlarına ve harpden mütevellit diğer tehlikelere karşı korumaya matuf içlerde istihdam etmek hususlarındaki hakkına bir halel getiremez. Mamafih hiç bir enterne, idare doktoru tarafından bedenen kabiliyetsizliği beyan olunan işleri ifaya mecbur tutulamaz.

Zilyed devlet, bütün çalışma şartlarına, tıbbi müdavata, ücretlerin ve iş kazalarıyle meslekî hastalıklar tazminatının tediyesine müteallik mesuliyetleri tamamiyle deruhde edecektir. Çalışma şartları ve iş kazalariyle meslekî hastalıklar tazminatı millî kanunlara ve örf ve adete uygun olacaktır ve hiçbir veçhile aynı mıntıkada aynı mahiyetteki işe tatbik edilenden aşağı olmayacaktır. Ücretler, zilyed devlete enterneler ve icabı halde zilyed devletten gayri iş verenler arasında mutabık kalınarak ve zilyed devleti enterneye maccanen bakmak ve keza ona sıhhî vaziyetinin lüzumlu kıldığı tıbbî müdavatı meccanen temin eylemek hususundaki mükellefiyeti gözönünde bulundurularak, adilane bir tarzda tayin olunacaktır. Üçüncü bentte istihdaf olunan işlerde devamlı olarak istihdam edilen enterneler, zilyed devletten âdilâne bir ücret alacaklardır; çalışma şartları ve iş kazalarıyle meslek hastalıkları tazminatı aynı mıntıkada aynı mahiyetteki işler için tatbik olunandan aşağı olmayacaktır.


İş Müfrezeleri

Madde – 96

Her iç müfrezesi bir enternöman yerine bağlı olacaktır. Zilyed devletin selâhiyetli makamları ve bu enternöman yerinin kumandanı, iş müfrezelerinde işbu Sözleşme hükümlerine riayet edilmesinden mesul olacaktır. Kumandan, kendine tabi iş müfrezelerinin muntazam bir listesini tutacak ve enternöman yerlerini ziyaret edecek olan hami devletin, Beynelmilel Kızılhaç Komitesinin veya diğer insani teşkilâtın murahhaslarına tevdi edecektir.

FASIL VI

ŞAHSI MÜLKİYET VE MALİ MENABİ


Kıymetli ve Şahsî Eşya

Madde – 97

Enternelerin zati eşyalarını muhafaza etmelerine müsaade olunacaktır. Üzerlerinde bulunan paralar, çekler, esham, ilah, keza kıymetli eşya ancak mevzu usuller dairesinde ellerinden alınabilecektir. Kendilerine bunlar için tefsilâtlı bir makbuz verilecektir.

Paralar, 98 nci maddede derpiş olunduğu üzere, her enterneye ait hesabın matlubuna kaydolunacaktır. Bu paralar başka bir paraya tahvil edilemez. Meğer ki sahibinin enterne edildiği toprakların kanunu bunu zaruri kılsın veya bizzat enterne buna muvafakat eylesin.

Bilhassa şahsi veya hıssi kıymeti olan eşya enternelerden alınamaz. Enterneler, tahliye edildiklern veya vatanlarına iade olundukları vakit, 98 nci madde mucibince tutulacak hesaplarının matlubunda bulunan bakiyeyi nakden alacakları gibi zilyed devletin, mer’i kanunlarına göre, alıkoyması icabeden eşya ve kıymetler hariç olmak üzere, enterne edilmeleri sırasında kendilerinden ahnan bilcümle eşyayı, paraları, çekleri, eshamı vesaireyi de geri alacaklardır. Enterneye ait bir mal bu kanunlar sebebiyle alıkonulacak olursa alâkadara tefsilâtlı bir tasdikname verilecektir.

Enternelerin elinde bulunacak aile vesikaları ve hüviyet varakaları ancak makbuz mukabilinde kendilerinden alınabilir. Hiçbir zaman enterneler hüviyet varakasız bulunmayacaklardır. Eğer hüviyet varakaları yoksa kendilerine zilyed makamlar tarafından tanzim edilen ve enternömanın sonuna kadar hüviyet varakasının yerini tutacak olan hususi vesikalar verilecektir.

Enterneler, mubayaat yapabilmek için, üzerlerinde nakit veya mubayaa bonoları olarak bir miktar para bulundurulabileceklerdir.

Millî Kaynaklar ve Tahsisat

Madde – 98

Enterneler, yiyecek ve tütün, tuvalet levazımı gibi eşya mubayaa edebilmek için muntazaman tahsisat alacaklardır. Bu tahsisat, kredi veya mubayaa bonoları tarzında olabilir.

Bundan maada, enterneler, tebaası bulundukları devletten, hami devletten, kendilerine yardım edebilen herhangi bir teşekkülden veya ailelerinden para alabilecekleri gibi, zilyed devletin kanunları mucibince mallarının gelirlerini de alabilirler, Menşe devletinin tahsis ettiği para miktarları her sınıf enterneler için (mâlül, hasta, gebe kadın ilâh.) aynı olacak ve mezkûr devlet tarafıdan işbu sözleşmenin 27 nci maddesinde menedilen fark gözetmeye müstenit bir tesbit yapılamayacağı gibi zilyed devlet tarafından da böyle bir esasa istinaden tevzi edilemeyecektir.

Zilyed devlet, her enterne için muntazam bir hesap tutacak ve bu hesabın matlubuna işbu maddede zikrolunan tahsisatla, enternenin kazandığı ücretler ve kendisine yapılan, para irsalâtı kaydolunacaktır. Keza, kendisinden alınan ve enternenin bulunduğu topraklarda mer’i kanunlar mucibince serbest bırakılabilecek olan paralar da bu matluba geçirilecektir. Ailesine veya iktisaden kendisine bağlı şahıslara para göndermesi için enterneye, alâkadar topraklarda meri kanunlarla telifi kabil olan her türlü kolaylıklar gösterilecektir. Enterne, zilyed devletin tesbit ettiği hadler dahilinde, şahsî masrafları için lüzumlu olan parayı bu hesaptan çekebilecektir. Enterneye, hesabını incelemek ve hülasalar almak hususunda. her zaman makul kolaylıklar gösterilecektir. Bu hesap, talep üzerine, hami devlete Bildirilecek ve enterne başka bir yere naklolunursa, onu takip edecektir.

FASIL VII

İDARE VE İNZİBAT


Enternöman Yerinin İdaresi

Madde – 99

Her enternöman yeri, zilyed devletin muntazam askerî kuvvetleri arasından veya muntazam sivil idari kadrosundan seçilmiş mesul bşr subay veyâ memurun idaresi altına konulacaktır. Enternöman yerinin subay veya memurun idaresi altına konulacaktır. Enternöman yerinin kumandanı olan subay veya memurun elinde işbu sözleşmenin kendi mensup olduğu memleketin resmî dilinde veya resmî dillerinden birinde yazılmış metni bulunacak ve kendisi bu mukavelenin tatbikatından mesul olacaktır. Nezarete memur personele gerek işbu sözleşme hükümleri, gerek sözleşmenin tatbikini istihdaf eden nizamnameler öğretilecektir.

İşbu sözleşmenin ve yine işbu sözleşme mucibince akdedilmiş olan hususi anlaşmaların enternelerce anlaşılacak bir lisanla yazılmış metinleri enternöman yerlerine asılacak veya enterneler komitesinin elinde bulunacaktır.

Nizamnameler, emirler, ihtarlar ve her türlü ihbarlar enternelerin anladıkları lisanda kendilerine tebliğ olunacak ve enternöman yerlerini içine aslacaktır.

Enternelere verilecek ferdi bütün emirler ve kumandanlar keza, kendilerinin anlıyabilecekleri bir lisanda verilecektir.

Genel Disiplin

Madde – 100

Enternöman yerlerindeki inzibat insanlık prensipleriyle kabili telif olacak ve hiçbir halde enternelerin sıhhatine muzır yorgunlukları veya maddî veya mânevî ezalarını mucip olmıyacaktır. Teşhis için damga vurulması veya bedeni alâmetler ve işaretler konulması memnudur.

Bilhassa ayakta. uzun bekletmeler veya yoklamalar ceza mahiyetindeki beden talimleri, askerî manevra, talimleri ve yiyecek tahditleri yasaktır.

Müracaat ve şikâyet

Madde – 101

Enterneler, ellerinde bulundukları makamlara, kendilerinin tabi tutuldukları rejim hakkında istida vermek hakkını haiz olacaklardır.

Enterneler, enternöman rejimi hususunda şikâyetlerini mucip noktaları, bildirmek üzere, lüzum görürlerse, gerek enterneler komitesi vasıtasıyle gerek doğrudan doğruya hami devlet mümessillerine keza bilâtahdit müracaat hakkını haiz olacaktır.

Bu istida ve şikâyetler müstacelen ve değiştirilmeden sevkolunacaktır. Bu şikâyetler, esassız oldukları anlaşılsa bile, hiçbir cezayı istilzam etmiyeceklerdir.

Enterneler Komitesi, hami devlet mümessillerine enternöman yerlerindeki vaziyet ve enternelerin ihtiyaçları hakkında muayyen zamanlarda muntazaman raporlar gönderebilirler.

Enternöman Yerinde Temsilci Seçimi

Madde – 102

Her enternöman yerinde enterneler, zilyed devlet makamları, hami devletler, Beynelmilel Kızılhaç Komitesi ve yardımda bulunan diğer herhangi bir teşekkül nezdinde kendilerini temsil etmek üzere, her altı ayda bir serbestçe ve gizli rey ile bir komiteye aza seçeceklerdir. Bu komitenin azaları tekrar intihap olunabilir.

Seçilen enterneler, zilyed makam bu intihabı tasdik ettikten sonra vazifeye başlıyacaklardır. Red veya azil halinde sebepleri alâkadar hami devletlere bildirilecektir.

Görevleri

Madde – 103

Enterne komiteleri, enternelerin bedeni, ruh ve fikrî vaziyetlerinin iyiliğine hadim olacaklardır.

Bilhassa, enterneler kendi aralarında karşılıklı bir yardım sistemi teşkil etmek isterlerse, bu teşkilât işbu sözleşme ile tevdi olunan hususi vazifelerden ayrıca, mezkür komitelerin selâhiyeti cümlesinden olacaktır.

Yetkileri

Madde – 104

Enterne komiteleri azalarına, vazifelerini güçleştirecek olursa, başka bir iş tahmil edilemeyecektir.

Komite azaları, enterneler arasından kendilerine lüzumlu olan yardımcıları tayin edebilirler. Komite azalarına, vazifelerinin ifası için lüzumlu bilcümle kolaylıklar ve bilhassa bazı hareket serbestlikleri bahşolunacaktır. (İş müfrezelerini ziyaretler, eşyanın tesellümü, ilâh.)

Komite azalarına, zilyed makamlarla, hâmi devletlerle, Beynelmilel Kızılhaç komitesiyle ve mümessilleriyle ve enternelere yardımda bulunacak teşekküllerle olan posta ve telgraf muhaberatında keza bütün kolaylıklar gösterilecektir. Müfrezelerde bulunacak komite azaları, esas enternöman yeri komiteleriyle olan muhaberelerinde aynı kolaylıklardan istifade edeceklerdir. Bu muhabereler ne tahdit olunacak ne de 107 nci maddede zikredilen kontenjana dahil addolunacaktır.

Komitenin hiçbir azası, cari işleri halefine göstermek için lüzumlu olan makul zaman kendisine verilmeksizin, başka bir yere naklolunamaz.

FASIL VII

HARİÇLE MÜNASEBETLER


Alınan Tedbirlerin Tebliği

Madde – 105

Zilyed devletler, himaye gören şahısları enterne eder etmez, işbu fasıl hükümlerinin icrası için derpiş olunan tedbirleri hem kendilerine, hem tabi oldukları devlete hem de hâmi devlete bildireceklerdir; Zilyed devletler keza, bu tedbirlerde yapacakları değişiklikleri de bildireceklerdir.

Enternöman Kartı

Madde – 106

Her enterneye, enterne edilir edilmez veya bir enternöman yerine geldikten en geç bir hafta sonra ve keza bir hastalık halinde veya diğer bir enternöman yerine veya hastaneye nakledildiği takdirde bir taraftan ailesine ve diğer taraftan 140 ncı maddede derpiş olunan Merkez Ajansına, kabil olursa, işbu sözleşmeye müzeyyel numuneye göre tanzim edilmiş bir enternöman kartı göndererek enterne edildiğinden, adresinden ve sıhhi vaziyetinden haberdar etmek imkân verilecektir. Mezkûr kartlar mümkün olan azami süratle sevkedilecek ve hiçbir suretle tehir olunamayacaktır.


Haberleşme

Madde – 107

Enternelerin mektup ve kart göndermelerine ve almalarına müsaade edilecektir. Şayet zilyed devlet, enternenin göndereceği mektup ve kart adedini tahdit etmeye lüzum görürse bu adet, ayda iki mektup ve dört karttan aşağı olmıyacaktır. Bu mektup ve kartlar kabil olduğu nispette, işbu sözleşmeye müzeyyel numunelere göre tanzim edilecektir.

Enternelere gönderilen muhaberata tahditler konulmak lâzım gelirse, bu tahditler ancak menşe devleti tarafından, icabında zilyed devletin talebi üzerine isdar olunabilir. Bu mektuplar ve kartlar makul bir mühlet zarfında nakledilecektir. İnzibatı sebepler dolayısiyle ne tehir edilebilir ne de alıkonulabilir.

Ailelerinden uzun müddet haber alamayan veya alâlade tarikle almak veya vermek imkânına malik bulunmayan enternelerin ve keza ailelerinden fevkalâde uzakta olanların, ellerinde ne cins para varsa; o para ile bedelini ödemek suretiyle, telgraflar göndermelerine müsaade edilecektir. Bunlar, kabul edilecek müstacel hallerde de böyle bir tedbirden istifade edeceklerdir.

Umumi kaide olarak, enternelerin muhaberatı kendi ana dillerinde yazılmış olacaktır. ihtilâfa dahil taraflar başka dillerde de muhabere yapılmasına müsaade edeceklerdir.

Esirlere Gönderilenlerin Verilmesi

Madde – 108

Enternelerin, posta veya diğer herhangi bir vasıta ile bilhassa yiyecek maddeleri, elbise, ilâç ve keza din, tahsil ve vakit geçirme ihtiyaçlarını karşılamaya matuf kitap ve eşya ihtiva eden ferdi veya kollektif irsalâtı almalarına müsaade olunacaktır. Bu irsalat, zilyed devleti işbu sözleşme mucibince uhdesine terettüp eden vecibelerden ibra edemez.

Bu irsalatın miktarını askerî sebepler dolayısıyle tahdit etmek lüzumu hasıl olursa, bu irsalâtı yapmıya memur hâmi devlet, Beynelmilel Kızılhaç Komitesi veya enternelere yardımda bulunan diğer herhangi bir teşekkül keyfiyetten usulü dairesinde haberdar edebileceklerdir.

Ferdi veya kollektif irsalâtın sevki tarzları, icabında alâkadar devletler arasında hususi anlaşmalara mevzu teşkil edecektir. Alâkadar devletler, yardım irsalâtının enterneler tarafından alınmasını hiçbir halde tehire uğratamazlar. Yiyecek ve giyecek irsalâti, kitâp ihtiva etmeyecektir. Tıbbi yardımlar, umumiyet itibariyle kollektif paketler içinde gönderilecektir.

Toplu Gönderme

Madde – 109

İhtilâfa dahil taraflar arasında, kollektif yardım irsalâtinın gerek ahzına gerek tevzüne müteallik usuller hakkında hususî anlaşmalar mevcut değilse, kollektif irsalât hususunda işbu sözleşmeye müzeyyel nizamname tatbik edilecektir.

Yukarıda derpiş olunan hususî anlaşmalar, enterne komitelerinin enternelere ait yardım irsalâtını tesellüm etmek, tevziine tevessül eylemek ve bunları mürselünileyhler nef’ine olarak kullanmak hususundaki haklarını hiçbir veçhile takyid edemiyecektir.

Mezkur anlaşmalar keza, bu kolektif irsalâtı sevk etmeye memur hâmi devlet, Beynelmilel Kızılhaç Komitesi veya enternelere yardımda bulunan diğer herhangi bir teşekkül mümessillerinin, bu irsalâtın mürselünileyhlerine tevziini kontrol etmek haklarını da takyid edemez.

Eşya ve Diğer Postaların Gümrük Muafiyeti

Madde – 110

Enternelere ait bilcümle yardım irsalâtı bilûmum ithal, gümrük, ilâh resimlerinden muaf olacaktır.

Başka memleketlerden posta ile gerek doğrudan doğruya gerek 136 ncı maddede derpiş olunan istihbarat büroları ve 140 ncı maddede derpiş edilen Merkez Ajansı vasıtasiyle enternelere yapılacak ve enternelerin yapacakları bilcümle irsalât, posta paketleri ve para irsalâtı da dahil olmak üzere, gerek menşe ve mürselünileyh memleketlerde gerek mutavassıt memleketlerde her türlü posta resminden muaf tutulacaktır. Bu hususta bilhassâ, kamplarda veya sivil hapishanelerde mevkuf tutulan düşman tabiiyetindeki siviller lehine 1947 Dünya, Posta Mukavelesinde ve Dünya Posta İttihadı Anlaşmalarında derpiş olunan muafiyetler işbu sözleşme rejimi altında enterne edilmiş mazhari himaye diğer şahıslara da teşmil olunacaktır. Bu anlaşmalara iştirak etmemiş olan memleketler, aynı şartlar altında derpiş edilen muafiyetleri bahşetmekle mükelleftir.

Enternelere gönderilen fakat ağırlıklarından veya diğer herhangi bir sebepten dolayı posta ile sevkedilmiyen yardım irsalâtının nakil masrafları, kontrolü altında bulunan bilcümle topraklarda zilyed devlete ait olacaktır. Mukaveleye dahil diğer devletler kendi topraklarındaki nakil masraflarını deruhte edeceklerdir.

Bu irsalâtın naklinden mütevellit olup da yukardaki bentler mucibince karşılanmıyan masraflar mürsile terettüp edecektir.

Yüksek Akid Taraflar, enternelerin gönderdikleri veya enternelere gönderilen telgraflara ait telgraf ücretlerini kabil olduğu kadar indirmeye çalışacaklardır.

Özel Nakliyat

Madde – 111

Askerî hareketler 106, 107, 108 ve 113 ncü maddelerde derpiş edilen irsalâtın nakli hususunda alâkadar devletlerin uhdelerine terettüp eden vecibeyi ifa etmelerine mani olursa, alâkadar hâmi devletler; Beynelmilel Kızılhaç Komitesi veya ihtilâfa dahil taraflarca kabul edilmiş diğer herhangi bir teşekkül, bu irsalâtın münasip vasıtalarla (vagon, kamyon, vapur veya uçak ilâh.) sevkini temine teşebbüs edebileceklerdir. Bu hususta Yüksek Akid Taraflar; mezkür nakil vasıtalarını temin etmeye çalışacaklar ve bilhassa lüzumlu serbest geçiş vesikaları vermek suretiyle bu nakil vasıtalarının seyrüseferine müsaade edeceklerdir.

Bu nakil vasıtaları keza :

a. 140 ncı maddede derpiş olunan Merkezî İstihbarat Ajansı ile 136 ncı maddede derpiş olunan millî bürolar arasında teati olunacak muhaberatın, listelerin ve raporların,

b. Hâmi devletin, Beynelmilel Kızılhaç Komitesinin veya enternelere yardımda bulunan diğer herhangi bir teşekkülünün enterneler hakkında gerek bizzat kendi murahhaslarıyle gerek ihtilâfa dahil taraflarla teati edecekleri muhaberat ve raporların

Sevkinde de kullanılabilecektir.

İşbu hükümler, ihtilâfa dahil herhangi bir tarafın, tercih ederse, başka nakliyat tertip etmek ve mutabık kalınacak şartIar altında serbest geçiş vesikalar vermek hususundaki hakkını hiçbir veçhile tahdit ve takyit edemez.

Mezkûr nakil vasıtalarının istimalinden tevellüt edecek masraflar, irsalâtın ehemmiyeti ile mütenasip olarak, bu hizmetlerden tebaaları istifade eden ihtilâfa dahil taraflara ait olacaktır.

Sansür ve Yoklama

Madde – 112

Enternelere gönderilen ve enternelerin gönderdikleri muhaberatın sansürü kabil olduğu kadar en kısa bir zamanda yapılacaktır.

Enternelere gönderilen irsalâtın muayenesi, ihtiva ettikleri istihkak maddelerinin muhafazasını ihlâl edecek şartlar altında yapılmıyacak ve mürselünileyhin veya mürselünileyh tarafından tevkil edilen bir arkadaşının muvacehesinde vukubulacaktır. Ferdi veya kollektif irsalâtın enternelere tevdii sansür müşkülatı bahanesiyle tehir edilemez.

İhtilâfa dahil tarafların, askerî veya siyasî sebeplerle koyacakları muhabere memnuniyeti ancak muvakkat mahiyette olacak ve kabil olduğu kadar kısa bir müddete inhisar edecektir:

Hukukî Belgelerin Hazırlanması, Yapılması ve Gönderilmesi

Madde – 113

Zilyed devletler, enternelere gönderilen veya enternelerden çıkan bilcümle vasiyetname, vekâletname veya sair her türlü vesaikin hâmi devlet veya 140 ncı maddede derpiş olunan Merkez Ajansı vasıtasıyle veya icabeden diğer vasıtalarla sevk ve irsali hususunda, makul bütün kolaylıkları temin eyliyeceklerdir.

Herhalde zilyed devletler, enternelere bu vesaikin usulüne tevfikan tanzim ve tasdiki işini kolaylaştıracaklardır; bilhassa enternelerin bir hukukçu ile istişarede bulunmalarına müsaade edeceklerdir.

Malların İdaresi

Madde – 114

Zilyed devlet, enternelere, mallarını idare edebilmeleri için, meri enternöman rejimi ve kanunlar ile telifi kabil bilcümle kolaylıklârı göstereceklerdir. Zilyed devlet bu hususta enternelerin müstacel hallerde ve şartlar imkân veriyorsa. enternöman yerinden çıkmalarına müsaade edecektir.

Bir Davaya Dahil Edilen Enternelerin Tedbir Almasını Sağlamak

Madde – 115

Bir enterne, herhangi bir mahkemede, ne olursa olsun dahili dava edilirse, zilyed devlet, alâkadarın talebi üzerine, mahkemeyi mevkufiyetinden hâberdar edecek ve davasının hazırlığı ve rüyeti veya mahkemece verilecek herhangi bir kararın infazı hususlarında, enterne edilmesinden dolayı hiçbir zarara uğramaması için kanunun çevresini dahilinde icabeden bilcümle tedbirlerin alınmasına itina edecektir.

Ziyaret

Madde – 116

Her enterne, başta yakınlarının ziyaretleri olmak üzere, muntazam fasılalarla ve kabil olduğu kadar sık ziyaretler kabul etmeye mezun kılınacaktır.

Müstacel hallerde ve imkân nisbetinde, bilhassa bir akrabanın vefatı veya hastalığı halinde enterneye ailesi nezdine gitmek müsaadesi verilecektir.

FASIL IX

CEZAİ VE İNZİBATİ MÜEYYİDELER,


Genel Kaideler

Madde – 117

İşbu fasıl hükümleri mahfuz kalmak üzere, enterne edilme sırasında suç işliyecek enterneler hakkında üzerinde bulundukları topraklarda meri kanunların tatbikatına devam olunacaktır.

Enterne edilmemiş şahıslar tarafından işlendiği takdirde mücazatı mucip görülmediği halde, enterneler tarafından işlendiği zaman kanunlar, nizamnameler veya umumi emirler mucibince cezayı müstelzim addedilen hareketler, ancak inzibati müeyyideleri intaç edebilir.

Bir enterne, aynı vakadan ve aynı ittiham unsurundan dolayı ancak bir defa tecziye olunabilir.

Mevzuatın Uygulanması

Madde – 118

Mahkemeler veya makamlar, cezayı tayin ederken, maznunun zilyed devlet tebaası olmadığını en geniş imkân nispetinde nazarı itibara alacaklardır. Mezkûr mahkeme veya makamlar, enternenin maznun bulunduğu suç için derpiş olunan cezayı hafifletmekte serbest olacaklar bu hususta, bu suç için asgarî cezaya riayet etmekle mükellef bulunmıyacaklardır.

Gün ışığı almıyan yerlere hapis ve umumiyet itibariyle her şekilde ceza ve cefa memnudur.

Ceza gören enterneler, kendilerine verilen inzibati veya adlî cezaları çektikten sonra, diğer enternelerden başka türlü muameleye tabi tutulamıyacaklardır.

Bir enternenin duçar olacağı ihtiyati mevkufiyetin müddeti, kendisine hürriyeti selbedici mahiyette verilecek her türlü inzibat veya adlî cezalardan indirilecektir.

Enterne komiteleri, vekilleri bulundukları enternelere karşı tevessül olunacak her türlü adlî tatbikattan ve bunların neticelerinden haberdar edilecektir.

İnzibati Cezalar

Madde – 119

Enternelere tatbik olunacak inzibati cezalar şunlardır:

l. 95 nci maddede derpiş olunan ücretin yüzde ellisine kadar ve otuz günü aşmıyacak bir devre için para cezası.

2. İşbu sözleşmede derpiş edilen ücrete zamimeten temin olunan istifadelerin ilgası.

3. Günde iki saati aşmıyan ve enternöman yerinin bakımını istihdaf eden angaryalar.

4. Mevkufiyetler.

Hiç bir halde inzibati cezalar gayri insani, dürüst veya enternelerin sıhhati için tehlikeli mahiyette olamaz. İnzibati cezalar, enternelerin yaşını, cinsiyetlerini ve sıhhi vaziyetlerini gözönünde bulunduracaklardır.

Aynı cezanın müddeti, bir enterne kendi hakkında karar verilirken, birbiriyle münasebettar olsun olmasın inzibaten müteaddit vakalardan mesul olsa dahi, devamlı surette azami otuz günü asla tecavüz edemez.


Firar

Madde – 120

Firar eden ve tekrar yakalanan ve firara teşebbüs eden enterneler, bu hareketlerinden dolayı, tekerrür vaki olsa dahi, ancak inzibati ceza görebilirler.

118 nci maddenin üçüncü bendi hilâfina olarak, firardan veya firara teşebbüsten dolayı ceza gören enterneler hususî bir nezaret rejimine tabi tutulabilirler. Şu şartla ki bu rejim sıhhi vaziyetlerini ihlâl etmiyecek bir enternöman yerinde çekilecek ve işbu sözleşme ile kendilerine verilen teminattan hiçbirinin ilgasını tazammun etmiyecektir.

Bir firarda veya firara teşebbüste işbirliği yapmış olan enterneler, bu yüzden ancak inzibati cezaya uğrayabilirler.

Tahkikat

Madde – 121

Bir enterne, firar esnasında işlediği suçtan dolayı mahkemeye verilirse, firar veya firara teşebbüs hadisesi, mükerrer dahi olsa, esbabı müşeddededen addedilemiyecektir.

İhtilâfa dahil taraflar, bir enterne tarafından işlenen suçun, bilhassa firar veya firara teşebbüsle alâkalı hadiselerde, inzibati olarak mı yoksa adlî olarak mı tecziyesi icabettiğini takdir ederken, selâhiyetli makamların müsamaha göstermelerine itina eyleyeceklerdir.

Bağlı Suçlar

Madde – 122

İnzibata aykırı bir suç teşkil eden vakıalar derhal tahkikata mevzu teşkil edecektir. Bilhassa firar veya firara teşebbüs hususunda böyle olacak ve yakalanan enterne kabil olduğu kadar kısa bir zamanda selâhiyetli makamlara teslim edilecektir.

Bilcümle enterneler için, inzibati suçlarda ihtiyati mevkufiyet asgarî hadde indirilecek ve 14 günü tecavüz eylemeyecektir. Bütün hallerde, ihtiyati mevkufiyet müddeti, kendisine hürriyeti selbedici mahiyette verilecek cezadan tenzil olunacaktır.

124 ncü ve 125 nci maddelerin hükümleri, inzibati suçtan dolayı ihtiyaten mevkuf tutulan enternelere tatbik edilecektir.

İnzibati Cezalar İçin Yetkili Makam

Madde – 123

Mahkemelerin ve üst makamların selâhiyetine halel gelmeksizin, inzibati cezalara, ancak enternöman yerinin kumandanı veya inzibati selâhiyetini kullanmıya tevkil ettiği mesul bir subay veya memur tarafından hükmolunur.

Inzibati bir cezaya hükmolunmadan evvel maznun enterne, kendisine isnat olunan suçlardan sarahatle haberdar edilecektir Enterneye hattı hareketini muhik göstermek, kendisini müdafaa etmek, şahitler dinletmek ve lüzumu halinde ehliyetli bir tercümanın müzaharetine müracaat eylemek müsaadesi verilecektir. Karar, maznunun ve enterneler komitesinin bir azası muvacehesinde tefhim olunacaktır.

İnzibati kararla bu kararın icrası arasında bir aydan fazla bir müddet geçmiyecektir.

Bir enterne inzibati yeni bir cezaya uğrarsa, cezalardan birinin müddeti on gün veya daha fazla olduğu takdirde, cezalardan herbirinin infazı en az üç günlük bir fasıla ile ayrılacaktır.

Enternöman yerinin kumandanı, verilecek inzibati cezaların bir defterini tutacak ve bu defter hâmi devlet mümessillerinin emrine amade tutulacaktır.

İnzibati Cezaların İnfaz Yeri

Madde – 124

Hiçbir halde enterneler, inzibati cezalar çekmek için ceza müesseselerine (Hapishane, ıslahane, kürek cezası çekilen yerler, ilâh.) nakledilemezler.

İnzibati cezaların çekileceği mahaller, hıfzısıhha icaplarına uygun olacak ve bilhassa kâfi yatak malzemesini muhtevi olacaktır; tecziye edilen enternelerin temiz bir halde bulunabilmelerine imkân verilecektir.

Enterne edilen ve inzibati bir ceza çekmekte olan kadınlar, erkeklerinkinden ayrı mahallerde mevkuf tutulacak ve doğrudan doğruya kadınların nezareti altına konulacaklardır.

Koruma

Madde – 125

İnzibaten tecziye edilen enternelerin her gün idman yapmalarına ve en az iki saat açık havada kalmalarına müsaade olunacaktır.

Bu enternelere, kendi talepleri üzerine, günlük tıbbi muayeneye gitmeleri için müsaade verilecektir; enterneler, sıhhi vaziyetlerinin icapettirdiği tedaviyi görecekler ve lüzumu halinde, enternöman yerinin revirine veya bir hastaneye sevkolunacaklardır.

Bu enternelerin okuyup yazmalarına ve keza mektup göndermelerine ve almalarına müsaade edilecektir. Buna mukabil, paketler ve gönderilen paralar onlara ancak cezanın hitamında verilebilir. Buna intizaren, paketler ve paralar enterneler komitesine emanet edilecek ve komite de bu paketlerde bulunan çürüyebilecek istihlâk maddelerini revire tevdi eyliyecektir.

İnzibaten tecziye edilen hiçbir enterne 107 nci ve 143 madde hükümlerinden istifade eylemekten mahrum edilemez.

Muhakeme Usulünün Tatbiki

Madde – 126

71 ilâ 76 ncı (dahil) maddeler, zilyed devletin millî topraklardaki enternelere karşı girişilen tatbikatta da, kıyas yolu ile tatbik olunacaktır.

FASIL X

ENTERNELERİN NAKLİ


Şartları

Madde – 127

Enternelerin nakli daima insani bir tarzda yapılacaktır. Umumi kaide olarak buna şimendiferle veya diğer nakil vasıtalariyle tevessül olunacak ve en az zilyed devlete ait asker kıtalarının yer değiştirmelerinde istifade ettikleri şartlar altında vukubulacaktır. Şayet istisnaen nakiller yaya olarak yapılacaksa, ancak enternelerin bedeni vaziyetleri buna müsait olduğu takdirde vukubulacak ve onlara hiçbir halde fazla yorgunluklar tahmil etmiyecektir.

Zilyed devlet, enternelere nakilleri sırâsında sıhhatlerini idame için içecek su ve kâfi miktarda, vasıfta ve nevide gıda vereceği gibi, münasip elbise ve sığınak ve lüzumlu tıbbi müdavatıda temin eyliyecektir. Zilyed devlet, enternelerin nakilleri esnasında emniyetlerini sağlamak için bilcümle faydalı ihtiyat tedbirlerini alacak ve nakledilen enternelerin hareketten evvel tam bir listesini tanzim edecektir.

Hasta, yaralı veya malûl enterneler ve keza loğusa kadınlar seyahat yüzünden sıhhatleri muhtel olabileceği müddetçe nakledilmiyeceklerdir; meğer ki emniyetleri buna mutlak surette icabettirsin.

Harp cephesi bir enternöman yerine yaklaştığı takdirde, enterneler ancak nakilleri kâfi emniyet şartları altında yapılabilirse veya oldukları yer de kalmaları nakledilmelerinden daha fazla tehlikeyi mucip olacaksa, nakledileceklerdir.

Zilyed devlet, enternelerin nakline karar verirken, bilhassa vatanlarına iade veya ikametgâhlarına avdet güçlüklerini arttırmamak bakımından menfaatlerini gözönünde bulunduracaktır.

Usulü

Madde – 128

Bir nakil halinde, enterneler resmen hareketlerinden ve yeni posta adreslerinden haberdar edileceklerdir; bu haber onlara zati eşyalarını ihzar ve ailelerine keyfiyeti bildirebilmeleri için zamanında verilecektir.

Enternelerin şahsî eşyalarını, muhaberatını ve adreslerine gelen paketleri beraberinde götürmelerine müsaade edilecektir. Nakil şartları icabettirdiği takdirde bu zati eşyanın ağırlığı azaltılabilirse de hiç bir halde enterne başına yirmi beş kilodan aşağı indirilemez.

Enternelerin eski enternöman yerlerine gönderilecek muhaberat ve paketler derhal kendilerine irsal olunacaktır.

Enternöman yerinin kumandanı, enterneler komitesiyle anlaşarak, enternelerin kollektif mallarının ve işbu maddenin ikinci bendi mucibince vaki olacak tahdit sebebiyle beraberinde götüremedikleri zati eşyanın naklini temin için lüzumlu tedbirleri alacaktır.

FASIL XI

VEFAT

Ölüm Belgesi ve Vasiyetname

Madde – 129

Enterneler vasiyetnamelerini mesul makamlara tevdi edebilirler. Bu makamlar vasiyetnameleri muhafaza edeceklerdir. Enternelerin vefatı halinde bu vasiyetnameler enterneler tarafından gösterilen şahıslara süratle irsal olunacaktır.

Her enternenin vefatı bir doktor tarafından tesbit edilecek ve vefatın sebeplerini ve hangi şartlar altında vukubulduğunu müş’ir bir rapor tanzim edilecektir.

Usulüne tevfikan tescil edilmiş resmî bir ölüm ilmuhaberi enternöman yerinin bulunduğu topraklarda meri nizamata göre tanzim olunacak ve bunun musaddak bir sureti hâmi devlete ve keza 140 ncı maddede derpiş edilen Merkez Ajansına süratle gönderilecektir.


Ölünün Yakılması veya Gömülmesi

Madde – 130

Zilyed makamlar, esarette bulunurken vefat eden enternelerin şerefli bir surette ve mümkünse mensup oldukları dinin merasimiyle gömülmelerine, mezarlarına hürmet edilmesine, bu mezarların münasip bir şekilde muhafazasına ve daima bulunabilecek bir tarzda işaretlendirilmesine itina edeceklerdir.

Vefat eden enterneler; kollektif bir mezarı zaruri kılan haller müstesna olmak üzere, ayrı ayrı gömüleceklerdir. Cesetler ancak mücbir hıfzısıhha sabepleriyle veya müteveffanın dini icabı olarak yahut da böyle bir arzu izhar etmişse yakılabilir. Ceset yakıldığı takdirde bu keyfiyet, enternelerin ölüm ilmuhaberlerine sebepleri gösterilerek kaydolunacaktır. Küller, zilyed makamlar tarafından itina ile muhafaza olunacak ve müteveffanın yakın akrabalarına, şayet böyle bir talepte bulunurlarsa, kabil olduğu kadar süratle tevdi edilecektir.

Zilyed devlet, vefat eden enternelere ait mezarların listelerini mensup oldukları devletlere, ahval ve şeriat müsaade eder etmez ve en geç muhasamatın hitamında, 136 ncı maddede derpiş edilen istihbarat bürolarının vasıtasıyle isal edecektir. Vefat eden enternelerin teşhis ve mezar yerlerinin sıhhatle tayin edilebilmesi için lüzumlu izahat bu listelerde verilecektir.

Enternenin Öldürülmesi ve Enternelere Özel Olarak Fenalık Yapılması
Madde – 131

Bir enternenin bir nöbetçi veya diğer enterne veya başka herhangi bir şahıs tarafından öldürülmesi veya ağır surette yaralanması veya bunun böyle olduğundan şüphe edilmesi halinde ve keza sebebi bilinmiyen her vefat hadisesi vukuunda, zilyed devleti derhal resmî tahkikat açacaktır.

Bu hususta, hâmi devlete derhal tebligatta bulunulacaktır. Her şahidin ifadesi alınacak, bu ifadeleri ihtiva eden bir rapor hazırlanarak mezkûr devlete tevdi olunacaktır.

Şayet tahkikat neticesinde bir veya müteaddit şahısların mücrimiyeti sabit olursa zilyed devlet mesul veya mesuller hakkında adli takibat yapılması için bilcümle tedbirleri alacaktır.

FASIL XII

TAHLİYE, VATANA İADE VE BİTARAF MEMLEKETE HASTANEYE YATIRILMA


Muhasamat Esnasında Memleketine İade

Madde – 132
Herhangi enterne bir şahıs, enterne edilmeyi mucip olan sebepler zail olur olmaz, zilyed devlet tarafından tahliye olunacaktır

Bundan maada, ihtilâfa dahil taraflar, bazı zayıf enternelerin ve bilhassa çocukların, gebe kadınların ve süt çocuklarıyle annelerinin ve küçük yaşta çocukların, yaralıların ve hastaların veya uzun müddet esarette kalmış enternelerin tahliyesi, vatanlarına iadesi, ikametgâhlarına avdeti veya bitaraf bir memlekette hastaneye yatırılması için muhasamat esnasında anlaşmalar akdine çalışacaklardır.

Muhasamatın Sonundaki Tatbikat

Madde – 133

Enterne edilme, muhasamatın sonunda kabil olduğu kadar süratle nihayet bulacaktır

Maahaza İhtilâfa dahil bir tarafın topraklarında, münhasıran inzibati olmıyan bir cezayı müstelzim suçlardan dolayı cezai takibat altında bulunan enterneler, tatbikatın sonuna kadar ve icabında ceza bitinceye kadar alıkonulabileceklerdir. Keza, önce hürriyeti münselip bir cezaya uğramış olanlar da aynı muameleye tabi tutulabileceklerdir.

Muhasamatın veya işgalin hitamında, dağılmış olan enterneleri aramak üzere, alâkalı devletlerle zilyed devlet arasında bir anlaşma yapılarak komisyonlar kurulacâktır.

Memlekete İade Veya Son İkametgâha Avdet

Madde – 134

Yüksek Akid Taraflar, muhasamatın veya işgalin hitamında, bütün enternelerin en son ikametgâhlarına avdetlerini temine veya vatanlarına iadelerini teshile gayret edeceklerdir.

Masraflar

Madde – 135

Zilyed devlet, serbest bırakılacak enternelerin, enterne edildikleri zaman ikamet etmekte oldukları yerlere avdet masraflarını veya seyahatleri sırasında veya açık denizde yakalanmışlarsa seyahatlerini ikmal etmelerine veya hareket noktalarına dönmelerine imkân vermek için lüzumlu masrafları deruhte edecektir.

Şayet zilyed devlet, nizami ikametgâhı evvelce kendi topraklarında olan tahliye edilmiş bir enternenin o topraklarda ikametine müsaade etmezse, bu enternenin vatanına iadesi masraflarını tediye eyliyecektir. Maamafih enterne, kendi mesuliyeti altında veya tabi bulunduğu hükümete mutavaat için memleketine dönmeyi tercih ederse, zilyed devlet bu masrafları kendi toprağı haricinde ödemeye mecbur değildir. Zilyed devlet, bizzat isteğiyle enterne olan bir enternenin vatanına dönmesi masraflarını da ödemeye mecbur olmayacaktır.

Eğer enterneler 45 nci madde mucibince nakledilirlerse, onları nakleden devletle kabul eden devlet her birine bu masraflardan düşen hisse üzerinde anlaşacaklardır.

Bu hükümler, ihtilâfa dahil taraflar arasında düşman elinde bulanan tebaalarının mübadelesi ve vatanlarına iadesi hakkında akdolunabilecek hususî anlaşmaları ihlâl edemez.

KISIM V

İSTİHBARAT BÜROLARI VE MERKEZ AJANSI

Millî Büro
Madde – 136

Bir ihtilâfın daha bidayetinde ve bilcümle işgal hallerinde, ihtilâfa dahil taraflardan her biri, elinde bulundurduğu himaye gören şahıslar hakkında malûmat alıp vermeye memur resmî bir büro tesis edecektir.

İhtilâfa dahil taraflardan her biri, yakalanalı iki haftadan fazla olan, mecburi ikamete memur edilen veya enterne olunan her mazharı himaye şahıs aleyhinde aldığı tedbirlere dair mezkûr istihbarat bürosuna en kısa zamanda malumat verecektir. Bundan maada, zilyed devlet, bu himaye gören şahısların nakil, tahliye, vatanlarına iade, firar, hastaneye yatırılma, doğurma ve vefat gibi vaziyetlerinde vukubulacak değişiklikler hakkında da mezkûr büroya süratle malûmat verilmesiyle ilgili servislerini vazifelendirecektir.

İstihbaratın Nakli

Madde – 137

Millî istihbarat bürosu, himaye gören şahıslar hakkındaki malûmatı, bu şahısların tabi oldukları devlete ve topraklarında ikametgâhlarının bulunduğu memlekete bir taraftan hâmi devletler ve diğer taraftan 140 ncı maddede derpiş edilen Merkez Ajansı vasıtasiyle müstacelen ve en seri vasıtalarla isal edecektir. Bürolar keza, himaye gören şahıslar hakkında kendilerinden yapılacak bilcümle taleplere cevap vereceklerdir.

İstihbarat büroları, verilmesinin alâkalı şahıs veya ailesi için zararlı olabileceği haller müstesna olmak üzere, himaye gören şahıslara ait malûmatı göndereceklerdir. Bu takdirde dahi, mezkûr malûmatı Merkez Ajansına vermemezlik edemiyeceklerdir. Merkez Ajansı, ahval ve şeriatten haberdar edilmiş bulunacağından,140 ncı maddede gösterilen lüzumlu ihtiyat tedbirlerini alacaktır. Bir büro tarafından yapılacak tahriri tebligat bir imza veya mühür ile tasdik edilmiş olacaktır:

Teferrüatlı Bilgi Talebi

Madde – 138

Millî istihbarat bürosu tarafından alınan ve verilen malûmat, himaye gören şahsın sıhhatle teşhisini ve ailesine süratle haber verilmesini mümkün kılacak tarzda olacaktır. Bu malûmat, her şahıs için en az soyadını, kendi adını, doğum yerini ve tam olarak tarihini, milliyetini, son ikametgâhını, alâmeti fârikalarını, baba adını ve annenin soyadını, mezkûr şahıs hakkında alınan tedbirlerin tarihini ve mahiyetini ve keza bu tedbirlerin alındığı yeri, muhaberatın kendisine hangi adrese gönderebileceğini ve keyfiyeten haberdar edilmesi lâzımgelen şahsın adı ve adresini ihtiva edecektir.

Keza, hasta veya ağır yaralı enternelerin sıhhi vaziyetleri hakkında muntazaman ve kabilse her hafta malümat verilecektir,

Kıymetli Eşyaların İadesi

Madde – 139

Millî istihbarat bürosu bundan maada, 136 ncı maddede istihdaf olunan mazharı himaye şahısların bilhassa vatanlarına iade, tahliye, firar veya vefatları sırasında bıraktıkları kıymetli zati eşyayı toplamak ve doğrudan doğruya ve icabı halinde Merkez Ajansı vasıtasıyle alakadarlara göndermekle de muvazzaf olacaktır. Bu eşya, büro tarafından mühürlenmiş paketler içinde gönderilecektir; paketlere, eşyanın ait olduğu şahısların hüviyetlerini sarahatle tesbit eden vesikalar ve keza paketin tam bir müfredat cetveli ilsak olunacaktır. Bütün bu neviden eşyanın ahzı ve irsali tafsilâtlı olarak defterlere kaydedilecektir.

Merkez İstihbarat Ajansı

Madde – 140

Himaye gören şahıslar ve bilhassa enterneler için bir bitaraf memlekette, Merkez İstihbarat Ajans tesis edilecektir. Beynelmilel Kızılhaç Komitesi, lüzum görürse, alâkalı devletlere, bu ajansın teşkilini teklif edecektir. Bu ajans harp esirlerine yapılacak muameleye mütedair 12 AĞUSTOS 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin 123 ncü maddesinde derpiş edilenin aynı olabilir.

Merkez ajansı Resmî veya hususî yollarla, elde edebileceği 136 ncı maddede derpiş edilen mahiyetteki bütün malûmatı temerküz ettirmeye memur kılınacaktır. Mezkûr ajans bu malûmatı, verilmesinin alâkalı şahıslar veya aileleri için zararlı olabileceği haller müstesna olmak üzere, alâkalı şahısların menşe memleketine veya ikamet ettikleri memlekete kabil olduğu kadar süratle isal edecektir. Bu irsalâtı yapmak için, ihtilâfa dahil taraflardan makul her türlü kolaylıkları görecektir.

Yüksek Akid Taraflar ve bilhassa Merkez Ajansının hizmetlerinde tebaası müstefit olan devletler mezkûr ajansa muhtaç olabileceği mali müzaharette bulunmaya davet edilir.

Yukarıki hükümler, Beynelmilel Kızılhaç Komitesinin ve 142 nci maddede zikrolunan yardım cemiyetlerinin insani faaliyetlerini takyit edici mahiyette bir tefsire uğramıyacaktır.

Eşyaların Gümrük Muafiyeti

Madde – 141

Millî istihbarat büroları ve Merkez İstihbarat Ajansı, bilcümle posta muafiyetinden ve keza 110 ncu maddede derpiş olunan muafiyetlerden ve kabil olduğu nispette, telgraf muafiyetinden ve hiç değilse ehemmiyetli surette tenzilâtından istifade edecektir.

BAB IV

SÖZLEŞMENİN İCRASI


KISIM I

UMUMİ HÜKÜMLER


Yardım Cemiyetleri ve Diğer Teşekküller

Madde – 142

Zilyed devletler, kendi emniyetlerini teminat altına almak veya makul diğer her türlü icapları karşılamak için zaruri gördükleri tedbirler mahfuz kalmak üzere, dinî teşekküllere, yardım cemiyetlerine ve himaye gören şahıslara yardımda bulunacak diğer herhangi bir teşekküle en iyi hüsnükabulü göstereceklerdir. Bunlara ve usulü veçhile tayin edilmiş murahhaslarına himaye gören şahısları ziyaret, yardımları tevzi menbaı ne olursa olsun talim ve terbiyeye, vakit geçirmeye veya dine müteallik malzemeyi keza tevzi, veya enternöman yerleri içinde eğlenceler tertip etmek için icabeden bilcümle kolaylıkları göstereceklerdir. Yukarda zikrolunan cemiyetler ve teşekküller, gerek zilyed devletin toprağında gerek diğer bir memlekette teessüs edebilecekleri gibi beynelmilel bir mahiyeti de haiz olabilirler.

Zilyed devlet, kendi topraklarında ve kendi kontrolu altında, murahhaslarının faaliyette bulunmalarına müsaade edeceği cemiyetlerin ve teşekküllerin adedini tahdit edebilir; şu şartla ki böyle bir tahdit himaye gören bütün şahıslara müessir ve kâfi yardımda bulunulmasına mani olmasın.

Beynelminel Kızılhaç Komitesinin bu sahadaki hususî vaziyeti her zaman. tanınacak ve saygı görecektir.

Nezaret

Madde – 143

Hâmi devletlerin mümessilleri veya murahhasları, himaye gören şahısların bulunduğu her yere ve bilhassa enternöman, mevkufiyet ve iç yerlerine gitmeye mezun olacaklardır.

Bunlar, himaye gören şahıslarca kullanılan bütün mahallere girebilecekler ve onlarla, şahitsiz ve icabediyorsa bir tercüman delâletiyle görüşebileceklerdir.

Bu ziyaretler, ancak mücbir askerî zaruretler dolayısıyle ve yalnız istisnai ve muvakkat mahiyette olarak yasak edilebilir. Ziyaretlerin sıklığı ve devamı tahdit olunamaz.

Hâmi devletlerin mümessilleri veya murahhasları, ziyaret edecekleri yerlerin intihabında tamamıyla serbest bırakılacaktır. Zilyed veya şagil devletlere, hâmi devlet ve icabı halde ziyaret edilecek şahısların menşe devleti, bu ziyaretlere enternelerin vatandaşlarının da iştirak etmesi için aralarında anlaşabilirler.

Beynelmilel Kızılhaç Komitesinin murahhasları, aynı imtiyazlardan istifade edeceklerdir. Bu murahhasların tayini, icrayı faaliyet edecekleri topraklar hangi devletin idaresi altında bulunuyorsa, o devletin tasvibine arzolunacaktır.

Sözleşmenin Yayımı

Madde – 144

Yüksek Akid Taraflar, işbu sözleşme esaslarının bütün halkça bilinmesini teminen, sözleşme metnini sulh zamanında ve harp zamanında kabil olduğu kadar geniş bir surette yaymayı ve bilhassa bunun öğretimini askerî ve mümkünse sivil tedrisat programlarına ithal etmeyi taahhüt eylerler.

Sivil ve askerî makamlarla zabıta makamları veya harp zamanında, himaye gören şahıslara karşı mesuliyetler deruhte edecek olan diğer makamlar, sözleşme metnini ellerinde bulunduracaklar ve hükümlerinden bilhassa malûmattar olacaklardır.

Tercüme

Madde – 145

Yüksek Akid Taraflar, işbu sözleşmenin resmî tercümelerini ve keza sözleşmenin tatbikini teminen kabul edecekleri kanunları ve nizamnameleri İsviçre Federal Meclisi vasıtasıyle ve muhasamat esnasında da hâmi devletler vasıtasıyle birbirlerine tebliğ edeceklerdir.


Cezai Müeyyide

Madde – 146

Yüksek Akid Taraflar, aşağıdaki maddede tayin edilen işbu sözleşmeyi vahim surette ihlâl eden hareketlerden birini irtikâp eyleyen veya irtikâp etmek emrini veren şahıslara tatbik olunacak münasip cezai müeyyideleri tesbit için lüzumlu bilcümle teşrii tedbirleri almayı taahhüt ederler.

Her Akid Taraf, bu vahim ihlâl hareketlerinden birini irtikâp etmek veya irtikâp etmek emrini vermekle maznun şahısları aramaya mecburdur ve bunları, milliyetleri ne olursa olsun, bizzat kendi mahkemesine sevkedecektir. Akid Taraflardan her biri, şayet tercih ederse ve bizzat kendi mevzuatında derpiş edilen şartlara göre, bu şahısları takibatla alâkadar diğer Akid bir tarafa da berayı muhakeme teslim edebilir. Yeterki, bu Akid Taraf mezkûr şahıslar aleyhinde kâfi cürüm delâiline malik bulunsun.

Her Akid Taraf, aşağıdaki maddede derpiş olunan vahim ihlâl hareketlerinden maada işbu sözleşme hükümlerine muhalif diğer hareketleri durdurmak için de icabeden tedbirleri alacaktır.

Bilcümle ahvalde maznunlar, harp esirlerine yapılacak muameleye mütedair 12 AĞUSTOS 1949 tarihli Cenevre sözleşmesinin 105 nci ve müteakip maddelerinde derpiş edilenlerden aşağı olmamak üzere muhakeme usulü ve müdafaa serbestisi teminatından istifade edeceklerdir.

Ağır İhlâller

Madde – 147

Yukardaki maddede isdihdaf olunan vahim ihlâl hareketleri, sözleşme ile himaye edilen şahıslara ve bu şahısların mallarına karşı irtikâp edildiği takdirde, aşağıdaki hareketlerden biridir; kasden adam öldürmek, biyolojik tecrübeler de dahil olmak üzere işkence ve gayriinsani muame’eler, kasden azap vermek veya beden bütünlüğünü veya sıhhati vahim surette ihlâl etmek, gayri kanuni tehcir veya nakil, gayrikanuni tevkif, himaye gören bir şahsı düşman devletin silahlı kuvvetlerinde hizmet görmeye mecbur etmek veya işbu sözleşme hükümleri mucibince nizamen ve bitarafane muhakeme edilmek hakkından mahrum eylemek, rehine almak, askerî icapların haklı kılmadığı, gayrimeşru ve keyfi büyük ölçüde mal tahribatı ve mal tesahübü.

Akid Tarafların Sorumlulukları

Madde – 148

Hiçbir Akid Taraf, yukarıki maddede derpiş edilen ihlâl edici hareketlerden dolayı bizzat kendisine veya Âkid Taraflardan diğer birine terettüp edecek mesuliyetten ne kendi kendini ne diğer bir Akid Tarafı tebriye edemez.

Tahkikat Usulü

Madde – 149

İhtilâfa dahil taraflardan birinin talebi üzerine, sözleşmenin ihlâl edildiğine dair yapılacak her iddia hususunda, alakalı taraflar arasında tesbit olunacak usul dairesinde tahkikat açılacaktır.

Şayet tahkikatta takip olunacak usul hakkında ihtilâf hasıl olmazsa, taraflar takip edilecek usulü kararlaştırmak üzere bir hakem intihabında anlaşacaklardır.

İhlâl keyfiyeti bir kere tesbit edildikte, ihtilâfa dahil taraflar buna bir nihayet verip mümkün olan süratle tenkiline geçeceklerdir.

KISIM II

NİHAİ HÜKUMLER


Lisan

Madde – 150

İşbu Sözleşme Fransızca ve İngilizce olarak tanzim edilmiştir. Her iki metin de aynı derecede muteberdir.

İsviçre Federal Meclisi Sözleşmenin Rusça ve İspanyolca resmî tercümelerini yaptıracaktır.

İmza

Madde – 151

Bugünkü tarihi taşıyacak olan işbu sözleşme, Cenevre’de 21 NİSAN 1949 da açılan konferansta temsil edilen devletler adına 12 ŞUBAT 1950’ye kadar imzalanabilir.

Tasdik

Madde – 152

İşbu sözleşme kabul olduğu kadar süratle tasdik edilecek ve musaddak suretler Berne’e tevdi olunacaktır.

Her musaddak suretin teviinde bir zabıt tutulacak ve İsviçre Federal Meclisi, bu zaptın aslına mutabık suretini, adlarına sözleşme imzalamış olan veya iltihakları tebliğ edilmiş bulunan bütün devletlere tevdi eyliyecektir.

Yürürlüğe Giriş

Madde – 153

İşbu sözleşme, en az iki musaddak suretin teviinden altı ay sonra meriyete girecektir.

Müteakiben her Yüksek Akid Taraf için kendine ait musaddak suretin tevdiinden altı ay sonra meriyete girecektir.

La Haye Sözleşmesi İle Münasebet

Madde – 154

Kara harbinin kanunlarına ve örf adetlerine mütedair. 29 TEMMUZ 1899 tarihli olsun 18 EKİM 1907 tarihli olsun, La Haye Mukavelesiyle bağlı bulunan ve işbu sözleşmeye iştirak eden devletler arasındaki münasebetlerle işbu Sözleşme mezkûr La Haye mukavelelerine müzeyyel Nizamnamenin II nci ve III ncü kısımlarını itmam edecektir.

Sözleşmenin İltihaka Açık Oluşu

Madde – 155

İşbu Sözleşme, meriyete girdiği tarihten itibaren, adına, imzalanmadığı devletlerin iltihakına açık bulunacaktır.

İltihak Beyannamesi

Madde – 156

İltihaklar tahriri olarak İsviçre Federal Meclisine bildirecek ve mezkûr Meclisin eline vardıktan altı ay sonra muteber olacaktır.

İsviçre Federal Meclisi bu iltihakları, adlarına mukavele imzalanmış olan veya iltihakları bildirilmiş bulunan bütün devletlere iblağ edecektir.

Derhal Yürürlüğe Giriş

Madde – 157

2 nci ve üçüncü maddelerde derpiş olunan vaziyetler, ihtilâfa dahil tarafların muhasamat veya işgal başlamadan evvel veya sonra tevdi edecekleri tasdiknameleri ve tebliğ eyleyecekleri iltihakları derhal muteber kılacaktır. İhtilâfa dahil taraflardan gelecek tasdiknamelere veya iltihaklara mütedair tebligat İsviçre Federal Meclisi tarafından en seri vasıta ile yapılacaktır.

Sözleşmenin feshi

Madde – 158

Yüksek Âkid Taraflardan her biri işbu sözleşmeyi feshedebilir. Fesih, İsviçre Federal Meclisine tahriri olarak bildirilecektir. İsviçre Federal Meclisi, bu ihbarı bütün Yüksek Aid Tarafların hükümetlerine iblağ edecektir.

Fesih, İsviçre Federal Meclisine bildirildikten bir sene sonra muteber olacaktır. Ancak, fesheden devlet bu feshi bir ihtilâfa dahil, bulunduğu esnada yaparsa, sulh akdedilmedikçe ve her halde, işbu sözleşme ile himaye gören şâhısların serbest bırakılması, vatanlarına iadesi ve iskânları tamamlanmadıkça, fesih muteber olmıyacaktır.

Feshin, sadece fesheden devlet için hükmü olabilir. Medeni milletler arasında müesses teamüllerden, beşeriyet kanunlarından ve amme vicdanının icaplarından olan devletler hukuku kaideleri mucibince, ihtilâfa dahil tarafların ifaya devam etmekle mükellef oldukları vecibeler üzerinde hiçbir tesiri olamaz.


Birleşmiş Milletlere Tescil

Madde – 159

İsviçre Federal Meclisi, işbu sözleşmeyi Birleşmiş Milletler Sekreterliğine tescil ettirecektir. İsviçre Federal Meclisi, işbu sözleşme hakkında alabileceği bilcümle tasdikleri iltihakları ve fesihleri de Birleşmiş Milletler Sekreterliğine bildirecektir.

Tasdikanlilmakal, aşağıda imzaları bulunan selâhiyetnamelerini tevdi ederek işbu sözleşmeyi imzalamışlardır.

Cenevre’de 12 AĞUSTOS 1949 da Fransızca ve İngilizce olarak tanzim edilmiştir. Aslı İsviçre Konfederasyonu Hazine evrakına vazolunacaktır. İsviçre Federal Meclisi, sözleşmenin musaddak bir suretini mümzi devletlerden her birine ve keza sözleşmeye iltihak edecek devletlere gönderecektir.

ZEYİL I

Sağlık ve Emniyet Mıntıkaları ve Mahallerine Müteallik Anlaşma Projesi

Madde – 1
Sağlık ve emniyet bölgeleri münhasıran, seferi silahlı kuvvetlere mensup yaralıların ve hastaların vaziyetini ıslaha müteallik 12 AĞUSTOS 1949 tarihli Cenevre sözleşmesinin 23 ncü maddesinde ve harp zamanında sivil şahısların himayesine mütedair 12 AĞUSTOS 1949 tarihli Cenevre sözleşmesinin 14 ncü maddesinde zikrolunan şahıslarla buralarda temerküz ettirilecek şahısların tedavisine memur personele tahsis olunacaktır.

Maamafih, daimi ikametgâhları bu bölgelerin içinde bulunan şahıslar buralarda ikamet etmek hakkını haiz olacaktır.

Madde – 2

Her ne sıfatla olursa olsun, bir sağlık ve emniyet mıntıkasında bulunan şahıslar, ne bu mıntıkanın içinde ne de dışında askerî harekâtla veya harp malzemesi istihsali ile doğrudan doğruya alâkadar hiçbir işle meşgul olmıyacaktır.

Madde – 3

Bir sağlık ve emniyet mıntıkası ihdas eden devlet bu mıntıkaya girmek veya orada bulunmak hakkını haiz olmayan bilcümle şahısların bu mıntıkaya girmelerini menetmek için münasip bütün tedbirleri alacaktır.

Madde – 4

Sağlık ve emniyet mıntıkaları aşağıdaki şartları haiz olacaktır:

a. İhdas ve eden devletin kontrolü altındaki toprakların ancak pek cüzi bir kısmını teşkil edecektir.

b. İstiab kabiliyetlerine nispetle pek az meskûn olacaktır.

c. Her türlü askerî hedeften ve ehemmiyetli sınai veya idari tesisattan uzak ve mahrum bulunacaktır.

d. Harbin sevk ve idaresinde kuvvetli bir ihtimalle ehemmiyetli olabilecek sahalarda bulunmayacaktır.

Madde – 5

Sağlık ve emniyet mıntıkaları aşağıdaki mecburiyetlere tabi tutulacaktır :

a. Bu bölgelerde bulunabilecek münakale yolları ve nakil vasıtaları basit bir transit için olsa da, askerî personelin veya malzemenin sevkinde kullanılmıyacaktır.

b. Bu noktalar hiçbir halde askerce müdafaa edilmiyecektir.

Madde – 6

Sağlık ve emniyet mıntıkaları, beyaz zemin üzerine kırmızı iğri şeritlerle gösterilecektir. Bu şeritler mıntıkanın çevresine ve binaların üstüne konulacaktır.

Münhasıran yaralılara ve hastalara tahsis olunan bu mıntıkalar, beyaz zemin üzerine Kızılhaçla da (kızılay, kızılarslan ve güneş) gösterilebilir.

Bu mıntıkalar, geceleri münasip tenviratla gösterilebilir.

Madde – 7

Daha sulh zamanında veya muhasamat başlayınca, her devlet kendi kontrolu altında bulunan topraktaki sağlık ve emniyet mıntıkalarının listesini bütün Yüksek Akid taraflara bildirecektir. Muhasamat sırasında ihdas edilecek her yeni mıntıkadan da bunları haberdar edecektir.

Muhasım taraf yukarda zikredilen tebligatı alır almaz, mıntıka nizamen teessüs etmiş olacaktır.

Maamafih, şayet muhasım taraf işbu anlaşma ile konulan bir şartın sarahaten yerine getirilmediği mütalâasında bulunursa, ret keyfiyetini mıntıkanın tabi bulunduğu tarafa müstacelen tebliğ etmek suretiyle bu mıntıkayı tanımaktan imtina edebileceği gibi tanımayı 8 nci maddede derpiş olunan kontrolün tesisine de mütevakkıf tutabilir.

Madde – 8

Muhasım tarafça, ihdas olunan bir veya müteaddit sağlık ve emniyet mıntıkalarını tanımış olan her devletin, işbu anlaşmada zikredilen şartların ve vecibelerin mezkûr mıntıkalarda yerine getirilip getirilmediğini bir veya müteaddit komisyonların kontrol etmesini istemek hakkıdır.

Bu hususta, hususi komisyonların azası her zaman muhtelif mıntıkalara serbestçe girebilecekler ve hatta daimi olarak orada ikamet edebileceklerdir. Kontrol vazifelerini ifa edebilmeleri için kendilerine her türlü kolaylıklar gösterilecektir.

Madde – 9

Hususi komisyonlar, işbu anlaşma hükümlerine aykırı telâkki edebilecekleri vakıalar müşahede ettikleri takdirde, mıntıkalarının tabi olduğu devlete keyfiyeti derhal bildirecekler ve bunu düzeltmesi için kendisine azami beş günlük bir mühlet vereceklerdir. Mıntıkayı tanımış olan devleti de keyfiyetten haberdar edeceklerdir.

Şayet, bu mühletin hitamında, mıntıkanın tabi bulunduğu devlet kendisine yapılan ihtarı nazarı itibara almamış olursa, muhasım taraf, mezkûr mıntıka hakkında işbu anlaşma ile bağlı bulunmadığını beyan edebilir.

Madde – 10

Bir veya müteaddit sağlık ve emniyet mıntıkaları tesis etmiş olan devletle bu mıntıkaların mevcudiyeti kendilerine tebliğ edilmiş olan devletler, 8 nci ve 9 ncu maddede zikrolunan hususi komisyonlara dahil olabilecek şahısları bizzat tayin edebilecekleri gibi hâmi devletlere veya diğer bitaraf devletlere de tayin ettirebilirler.

Madde – 11

Sağlık ve emniyet mıntıkaları hiçbir halde, ihtilâfa dahil tarafların taarruzuna uğrayamaz. İhtilâfa dahil, taraflar bu mıntıkalara her zaman riayet edeceklerdir.

Madde – 12

Bir toprak işgal edildiği takdirde, orada bulunan sağlık ve emniyet mıntıkaları, aym suretle kullanılmaya ve riayet görmeye devam edeceklerdir.

Maahaza, şagil devlet, bu mıntıkaların ciheti tahsisini, oralara kabul edilmiş olan şahısların vaziyetini temin ettikten sonra, değiştirebilir.

Madde – 13

İşbu Anlaşma, devletlerin sağlık ve emniyet mıntıkalarıyle aynı gayeye tahsis edecekleri mahallere de tatbik olunacaktır.

ZEYİL II


SİVİL ENTERNELERE KOLLEKTİF YARDIMLARA MÜTEALLİK NİZAMNAME PROJESİ


Madde – 1

Enterne komitelerinin, tevzi ile mükellef oldukları kollektif yardım irsalâtını idareten kendi enternöman yerlerine bağlı bütün enternelere ve keza hastanelerde veya hapishanelerde veya sair ceza müesseselerinde bulunan enternelere tevzi etmelerine müsaade olunacaktır.

Madde – 2

Kollektif yardım irsalâtının tevzii, bu yardımda bulunan talimatı mucibince ve enterne komitelerince tanzim olunan plana tevfikan yapılacaktır; maamafih, tıbbi yardımların tevzii, tercihan hastane sertabipleriyle mutabık olarak yapılacak ve bu sertabipler, hastanelerde ve tahaffuzhanelerde, hastaların ihtiyaçları lüzum gösterdiği nispette, mezkûr talimattan inhiraf edebileceklerdir. Bu suretle tayin olunan çerçeve dahilinde, bu tevziat daima adilane bir tarzda icra olunacaktır.

Madde – 3 Alınan eşyanın vasfını ve miktarını muayene etmek ve yardımda bulunanlar için mufassal raporlar tanzim eylemek üzere, enterne komitelerinin azası kollektif yardım irsalâtının geleceği enternöman yerlerine yakın garlara veya diğer muvasalat mahallerine gitmeye mezun olacaklardır.

Madde – 4

Enterne komiteleri, kollektif yardımların kendi enternöman yerlerinin tali ve mülhak kısımlarında talimatları mucibince yapılıp yapılmadığını muayene için icap eden kolaylıkları göreceklerdir.

Madde – 5

Enterne komiteleri, yardımda bulunanlara gönderilecek olan ve kollektif yardımlara (tevzii, ihtiyaç, miktarlar ilân.) müteallik bulunan formülleri veya sual varakalarını doldurmaya ve keza iş müfrezelerindeki enterne komiteleri azasına veya tahaffuzhane ve hastane sertabiplerine doldurtmaya mezun kılınacaklardır. Usulü veçhile doldurulacak olan bu formüller ve sual varakaları yardimda bulunanlara bilâmühlet irsal olunacaktır.

Madde – 6

Enterne komiteleri, kendi enternöman yerlerindeki enterneler kollektif yardımların muntazaman tevziini temin etmek ve yeni enterne kontenjanlarının gelmesiyle hasıl olacak melhuz ihtiyaçları karşılamak üzere kâfi miktarda kollektif yardım ihtiyatları teşkil ve muhafaza etmeye mezun olacaklardır. Bu hususta münasip antrepolara malik olacaklardır. Her antrepoda iki kilit bulunacak birinin anahtarı enterneler komitesinde, diğerinin anahtarları da enternöman yerinin kumandanında bulunacaktır.

Madde – 7

Yüksek Akid Taraflar ve bilhassa zilyed devletler, imkân nispetinde ve halkın iaşesine müteallik nizamla mahfuz kalmak üzere, enternelere kollektif tevziatta bulunulmak üzere kendi topraklarında yapılacak bilûmum mubayaata müsaade edeceklerdir. Keza, bu mubayaalar için yapılacak para nakillerini ve sair malî, teknik ve idarî tedbirleri kolaylaştıracaklardır.

Madde – 8

Yukardaki hükümler, enternelerin bir enternöman yerine muvasalatlarından evvel veya nakil sırasında kollektif yardımlar almak ve keza hâmi devlet mümessilleriyle Beynelmilel Kızılhaç Komitesi veya enternelere yardımda bulunan ve bu yardımları göndermeye memur edilen diğer her hangi bir insani teşekkül mümessillerinin mezkûr kollektif yardımları münasip görecekleri diğer her hangi bir vasıta ile mürselünileyhlerine tevzi etmek hususundaki haklarını nezedemez.

ZEYİL III

I. Enternöman Kartı

1. Kartın ön tarafı

Sivil enterneler servisi                                       Posta Ücretinden muaftır

POSTA KARTI

NİHAİ SENET

Harp halinde bulunan ordulardaki yaralılarla hastaların vaziyetlerinin ıslahına mütedair 27 TEMMUZ 1929 tarihli Cenevre sözleşmesi prensiplerinin Deniz Harbine intibak ettirilmesine matuf 18 EKİM 1907 tarihli X ncu La Haye sözleşmesini,

27 TEMMUZ 1929 tarihinde Cenevre’de akdolunan ve harp esirlerine yapılacak muameleye mütedair olan sözleşmeyi gözden geçirmek ve

Sivil şahısların harp zamanında korunmasına matuf bir sözleşme hazırlamak üzere toplantıya çağrılan diplomatik konferansın nihai senedi.

Harp halinde bulunan ordulardaki yaralı ve hastaların vaziyetlerinin ıslahı hakkındaki 27 TEMMUZ 1929 tarihli Cenevre sözleşmesini,

6 TEMMUZ 1906 tarihli Cenevre sözleşmesi prensiplerinin Deniz Harbine intibak ettirilmesine matuf 18 EKİM 1907 tarihli X ncu La Haye sözleşmesini,

27 TEMMUZ 1929 tarihli Cenevre’de akdolunan ve harp esirlerine yapılacak muameleye mütedair olan sözleşmeyi,

Gözden geçirmek ve

Sivil şahısların harp zamanında korunmasına matuf bir sözleşme,

Hazırlamak üzere İsviçre Federal Meclisi tarafından toplantıya çağrılan konferans,

Stockholm’de toplanmış olan XVII nci Milletlerarası Kızılhaç Konferansı tarafından tetkik ve tasvip olunan dört sözleşme tasarısını esas ittihaz ederek, 21 NİSAN’dan 12 AĞUSTOS 1949 tarihine kadar Cenevre’de müzakerelerde bulunmuştur.

Konferans; aşağıda gösterilen sözleşmenin metinlerini kararlaştırmıştır:

I. Harp halindeki silahlı kuvvetlerin hasta ve yaralıların vaziyetlerinin ıslahı hakkında Cenevre Sözleşmesi,

II. Denizde bulunan silahlı kuvvetlere mensup yaralıların hastaların ve deniz kazazadelerinin vaziyetini ıslaha matuf Cenevre sözleşmesi,

III. Harp esirlerine yapılacak muamele hakkında Cenevre sözleşmesi,

VI. Harp zamanında sivillerin korunmasına mütedair Cenevre sözleşmesi.

Metinleri Fransızca ve İngilizce olarak tesbit edilen ve bu sözleşmeler işbu senede eklenmiştir. Bu sözleşmelerin İspanyolca ve Rusça tercümeleri İsviçre Federal Meclisince yaptırılacaktır.

Konferans, keza bu senede rapdolunan 11 karar kabul edilmiştir.

Tasdikanlilmakal hükümetlerince usulü dairesinde selâhiyet verilmiş olan aşağıdaki vaziülimzalar, işbu nihai senedi imzalamışlardır.

Aslı ve merbut vesikaları İsviçre Federasyonu evrak mahzenine konmak üzere,12 AĞUSTOS 1949 tarihinde, Cenevre’de Fransızca ve İngilizce olarak tanzim edilmiştir.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Polis Bildirisi

0
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Polis Bildirisi

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Polis Bildirisi, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin Polis Hakkındaki Bildiriye İlişkin Kararı olarak 8 Mayıs 1979 tarihinde kabul edilmiştir.(Declaration on the Police)

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi “Polis Etiği Avrupa Yasası Hakkında Bakanlar Komitesinin üye Devletlere yönelik olarak aldığı Tavsiye Kararı (2001)10” adıyla yayınlanan belgeyi 19 Eylül 2001 tarihinde kabul etmiştir.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Polis Bildirisi (Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin Polis Hakkındaki Bildiriye İlişkin 690 (1979) Sayılı Kararı)

 1. Avrupa insan hakları sözleşmesi ve diğer ulusal ve uluslar arası belgelerle güvenceye alınmış olan insan hakları ve temel özgürlüklerin tam anlamıyla kullanılabilmesinin, kamu düzeni ve kamu güvenliğinden yararlanan huzur içinde bir toplumun varlığını zorunlu kıldığını dikkate alarak;

2. Bu bakımdan, bütün üye devletlerde polisin temel bir rol oynadığını, son derece tehlikeli koşullar içinde müdahale etmek için onların sık sık çağrıldıklarını, uygulayacakları davranış kurallarının yeterli açıklıkla belirtilmemiş olmasının, görevlerini daha da karmaşık bir hale getirdiğini dikkate alarak;

3. Görevleri sırasında insan haklarını çiğneme suçu işlemiş polisler ile kullandıkları insanlık dışı yöntemler yüzünden birlikleri lağvedilmiş polislerin, polis olarak kullanılmamalarını temenni ederek;

4. Polise, insan hakları ve temel özgürlüklere ilişkin görevlerini nasıl yapması gerektiği konusundaki kurallar anlatılırsa, insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ile ilgili Avrupa sisteminin güçleneceğini düşünerek;

5. Polislerin, içinde görev yaptıkları toplumun maddi ve manevi aktif desteğinden yararlanmalarını temenni ederek;

6. Polislerin, devletin diğer görevlilerinkine benzer, statü ve haklardan yararlanmaları gereğine inanarak;

7. Savaş halinde ve diğer olağanüstü durumlarda ve yabancı bir gücün işgali ihtimalinde, polislerin davranışlarını yönlendirecek direktifler belirlemenin arzu edileceğini dikkate alarak;

8. Aşağıdaki Polis Hakkındaki Bildiri’yi, bu kararın tamamlayıcı bölümü olarak kabul eder.

9. Ulusal parlamentolardan ve halkla ilişkilerle görevli komisyondan, hukuki sorunlar komisyonundan ve Avrupa Konseyi Genel Sekreterinden, bu bildiriyi azami ölçüde duyurmalarını beklediğini beyan eder.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Polis Bildirisi
Bölüm A
Görevle İlgili Mesleki Kurallar (Deontoloji)

1. Her polis, kanunla kendisine verilmiş görevleri, vatandaşlarını ve toplumu, şiddet, mülke zarar verme ve kanunla tanımlanmış diğer haksızlıklara karşı koruyarak yerine getirmekle yükümlüdür.

2. Her polis, birlik içinde, tarafsız ve onurlu bir şekilde davranmak zorundadır. Özellikle her türlü rüşvet olayından kaçınmak ve tam bir kararlılık içinde ona karşı çıkmak zorundadır.

3. Yargılamadan adam öldürmek, işkence ve diğer insanlık dışı veya alçaltıcı ceza veya muameleye tabi tutmak, durum ve şartlar ne olursa olsun yasaktır. Her polis, bu eylemleri içeren emir veya direktifleri uygulamamakla yükümlüdür.

4. Bir polis, hiyerarşik üstü tarafından nizami olarak verilmiş meşru emirleri yerine getirmekle yükümlüdür; bununla birlikte yasaya aykırı olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği herhangi bir emri yerine getirmekten kaçınacaktır.

5. Kanunların çiğnenmesine karşı koyma, her polisin görevidir. Eğer bu eylemler, hemen ağır veya tamiri mümkün olmayacak zararlara yol açma niteliğinde ise, bu taktirde polis, vakit geçirmeden kendi imkanları ölçüsünde bunları önlemeye çalışacaktır.

6. Eğer, hemen ağır veya tamiri mümkün olmayacak bir zarar tehlikesi söz konusu değilse, polis, üstlerine haber vererek bu şiddet hareketlerini veya bunların tekrarını önlemeye çalışacaktır.

7. Yasa dışı bir emri yerine getirmeyi reddeden bir polise hiçbir ceza veya disiplin cezası verilemez.

8. Yasa dışı bir eylemde bulunduğu şüphesi olmadan, sırf ırki veya dini veya siyasi inançları nedeniyle aranan, tutuklu olan veya yargılanan kişilerin, aranmasına, yakalanmasına, gözaltında tutulmasına veya nakline katılmayı reddetmek, polisin görevlerindendir.

9. Her polis, kendi eylemlerinden ve yasa dışı olarak verdiği eylem ve ihmal emirlerinden, kişisel olarak sorumludur.

10. Hiyerarşik düzen, açıkça belirtilmelidir. Bir polisin eylem ve ihmalinden sorumlu olan üste ulaşmak, her zaman mümkün olmalıdır.

11. Polisin faaliyetleri sonucu ortaya çıkan zararlara karşı başvuru yolları, mevzuatla güvence altına alınmalıdır.

12. Polis, görevlerini yaptığı sırada, kararlılıkla ve kanunla zorunlu kılınmış veya müsaade edilmiş bir görevi yerine getirmek için makul olandan fazla bir kuvvet kullanmadan hareket etmek zorundadır.

13. Polislere, silahlarını kullanacakları durumlar ve tarzlar hakkında, açık ve kesin talimat vermek gerekir.

14. Durumu tıbbi bakımı gerektiren bir kimsenin muhafazası görevinde bulunan bir polis, durumu sağlık görevlilerine bildirir ve gerektiğinde, bu kişinin hayatını ve sağlığını koruyucu önlemler alır. Kendisi, doktorların ve yetkili diğer sağlık personelinin, söz konusu kişinin tıbbi gözetim altında tutulması gereğini bildirmeleri halinde, buna uymak zorundadır.

15. Görevlerinin gereği veya kanun hükümleri, başka türlü hareket edilebileceğini emretmemişse, bir polis, görevi dolayısıyla sahip olduğu gizli nitelikteki bilgilerin gizliliğini korumak zorundadır.

16. Bu Bildiri hükümlerine uyan her polis, içinde görev yaptığı toplumun maddi ve manevi aktif desteğine hak kazanır.

Bölüm B
Statü

1. Polis kuvvetleri, kanunla kurulmuş ve kanunların uygulanması ve düzenin korunması ile görevli bir kamu hizmeti teşkilatını oluşturur.

2. Aranan koşulları taşıyan her vatandaş polis olabilir.

3. Polis memurları, hizmete başlamadan ve hizmet sırasında, derinliğine, genel ve mesleki nitelikte bir eğitime tabi tutulmak, ayrıca da sosyal sorunlar, kamu özgürlükleri, insan hakları ve özellikle de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi konularında uygun bir öğretimden geçmek zorundadırlar.

4. Polisin içinde görev yaptığı çevre, mesleki psikolojik ve maddi koşulları, birliği, tarafsızlığı ve onuru koruyacak nitelikte olmalıdır.

5. Polisler, adil bir ücret hakkına sahiptirler. Bu ücretin tespitinde, tehlike ve sorumlulukların önemi, çalışma saatlerinin düzensizliği gibi özel faktörler dikkate alınmalıdır.

6. Polis memurları, mesleki örgütler kurabilmeli, onlarla birleşebilmeli ve aktif bir şekilde katılabilmelidir. Polis memurları, diğer örgütlerde de aktif bir rol oynayabilmelidir.

7. Temsile yetkili olmak koşulu ile mesleki bir polis örgütü:

a. Polis memurlarının mesleki statüsü ile ilgili görüşmelere katılabilmeli,
b. Polis teşkilatının yönetimi konusunda görüş verebilmeli,
c. Bir polis veya bir grup polis lehine herhangi yargısal bir girişimde bulunabilmelidir.

8. Bir polisin mesleki bir kuruluşa girmesi veya onun faaliyetlerine katılması olayı, kendisine zarar verici olarak değerlendirilmemelidir.

9. Kendisine karşı ceza veya disiplin kovuşturması başlatılan bir polis memurunun, dinlenmeğe ve bir avukat tarafından savunulmaya hakkı vardır. Karar, makul bir sürede alınmalıdır. Ayrıca üyesi olduğu mesleki örgütün yardımını isteyebilmelidir.

10. Hakkında bir disiplin tedbiri veya cezai müeyyide uygulanan bir polis memurunun, bağımsız ve tarafsız bir kuruluşa veya bir mahkemeye başvurma hakkı vardır.

11. Mahkemeler önünde, bir polis memuru, diğer vatandaşların haiz oldukları aynı haklardan yararlanır.

Bölüm C
Savaş Hali ve Diğer Olağanüstü Durumlar, Yabancı Bir Gücün İşgali

1. Savaş veya düşmanın işgali durumunda; polis, sivil halkın çıkarları doğrultusunda, can ve mal güvenliğini koruma görevini yapmaya devam edecektir. Bu bakımdan “muharipler” statüsüne tabi değildir. Bu itibarla da kendilerine savaş  esirlerine uygulanacak muamele ile ilgili 12 Ağustos 1949 tarihli Üçüncü Cenevre Sözleşmesi hükümleri uygulanmaz.

2. Savaş sırasında sivil kişilerin korunmasına ilişkin 12 Ağustos 1949 tarihli Dördüncü Cenevre Sözleşmesi hükümleri, sivil polislere de uygulanır.

3. İşgalci güç, polislere bu bölümün 1 nci maddesinde belirlenenlerden başka görevler yapmaları için emir veremez.

4. İşgal durumunda polisler:

Direniş hareketleri üyelerine karşı yapılan eylemlere,

Halkı askeri amaçlarla ve askeri tesislerde nöbetlerde kullanmak üzere alınan önlemlerin uygulanmasına katılamaz ve yardımcı olamaz.

5. Eğer bir polis memuru, düşman işgali sırasında, işgalci güç tarafından yukarıda sayılanlar gibi meşru olmayan ve sivil halkın çıkarlarına ters düşen emirleri yerine getirmek için zorlandığı ve başka çıkar yol bulamadığı gerekçesiyle istifa etmiş ise; kendisi teşkilatta kalsa idi yararlanacağı bütün hak ve avantajlarından hiçbir şey kaybetmeden, işgal biter bitmez, teşkilata yeniden alınır.

6. İşgal sırasında veya işgalin sonunda, yetkili olduğu kabul edilen bir makamdan aldığı ve uygulanması polisin normal görevleri arasında olan bir emri iyiniyetle yerine getiren bir polis hakkında, hiçbir halde cezai veya idari bir takibat yapılamaz.

7. İşgal kuvveti işgalden önce yetkili makamlar tarafından verilmiş emirleri yerine getiren polisler hakkında idari veya yargısal yaptırımlar uygulayamaz.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, Polis Hakkındaki Bildiriye İlişkin 690 Sayılı Karar Üzerindeki Gözlemleri

1. Bakanlar Komitesi, Meclisin, Polis Hakkındaki Bildiriye ilişkin 853 sayılı önerilerini, yetkili muhtelif müdürler komitesinden aldığı görüşlerin ışığında incelemiştir.

2. Bakanlar Komitesi, Meclisin, insanın temel haklarının korunması ve kollanması endişesini duyan demokratik bir toplumda, polisin en üst düzeyde mesleki normlar uygulaması gerektiği hakkındaki, görüşünü paylaşır.

Meclisin, 690 sayılı Karara ek “Polis Hakkındaki Bildiri” metnini hazırlamak için harcadığı çabayı takdirle karşılamakla birlikte, Bakanlar Komitesi, bu metinle ilgili aşağıdaki gözlemleri saptamıştır.

Bölüm A
Görevle İlgili Mesleki Kurallar (Deontoloji)

3. 1 numaralı dipnotta, bu Bildirinin, savaş ve diğer olağanüstü durumlarla ilgili C bölümü hariç, diğerleriyle beraber askeri polise de uygulanacağı belirtilmiştir. Bu durum, örneğin askeri polisin, silahlı kuvvetlerde disiplini sağlamak ve Sıkıyönetim Kanununu uygulamak için göreve çağrıldığı zaman bir takım sorunların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Ayrıca, emirlere itaat ilkesinin silahlı kuvvetlerde, polisten daha katı olmasından kaynaklanacak anlaşmazlıklar da ortaya çıkabilecektir.

4. “Polis memuru” deyimi, Bildirinin, sadece memur statüsünde olan polislere uygulanacağı izlenimini vermektedir. Oysa bu durum 1 numaralı dipnotla çelişir gibi görünmektedir.

5. A.4 paragrafında görülen “gayri meşru-yasaya aykırı (illegal)” sözcüğü çok geniş kapsamlıdır ve polisteki hiyerarşi ve disiplin ilkeleriyle çatışma tehlikesini taşımaktadır. Ayrıca da A.10 paragrafı dikkate alınınca, gereksizliği ortaya çıkmaktadır.

6. “Üst makamlar” (paragraf A.6), “sorumlu” (paragraf A.9), “yasal güvence” (paragraf A.11), “bir kimsenin muhafaza görevlisi” (paragraf A.14) gibi Bildiride kullanılan bir kısım terimlerin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Bölüm B
Statü

7. Polis, sadece, “düzenin korunmasından ve yasaların uygulanmasından” sorumlu değildir. Buna polisin önleyici görevleri ile ihtiyacı olan kişilere yardım görevlerini de eklemek gerekir.

8. Hizmete almada her türlü ayrıcalığı ortadan kaldırmak endişesi ile B.2 paragrafına mesleğin zorunlu kıldığı koşulları ve yasanın öngördüğü nitelikleri (örneğin, fizik ve moral) taşıyan her vatandaş polis olabilir, şeklinde bir açıklık getirmek gerekir.

9. B.6 ve B.8 paragraflarıyla ilgili olarak, Avrupa Sosyal Şartının 5 ve 6 ncı maddelerine; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11 inci maddesine ve sendika hakkının korunması ve özgürlüğü ile ilgili 87 numaralı Uluslararası Çalışma Sözleşmesi hükümlerine yollamalar yapmak uygun olacaktır.

10. Özellikle B.6 paragrafına bir açıklık getirmek gerekir. Zira bilindiği gibi, üye devletlerin bir kısmında, polislerin, görevleriyle ve tarafsız olma yükümlülüğü ile bağdaşmadığı gerekçesiyle sendika kurma veya bir sendikaya katılma hakları yoktur. (Bakınız A.2.) Bu durumda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11 inci maddesinin 2 nci fıkrasına göre, polislerin dernek kurma haklarına getirilebilecek kısıtlamaları belirtmek gerekecektir. Bu açıklama “diğer örgütler” sözcüğünün siyasi partileri de kapsaması halinde, çok daha zorunlu olmaktadır. Gerçekten de, üye devletlerden pek çoğu, polislerin siyasi partilere aktif olarak katılmalarını, sendikalar için ileri sürülen nedenlerle, hoş karşılamamaktadır.

11. B.7 paragrafındaki mesleki polis örgütlerine danışılma zorunluluğu açıklığa kavuşturulmalıdır. Örneğin, polis birimlerinin (karakollar gibi) günlük yönetiminde danışma söz konusu olacak mıdır?

12. Ceza muhakemeleri usulü söz konusu olduğunda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinin 1 inci fıkrası, mesleki bir kuruluşun yardımına başvurma hakkı hariç, B.9 ve B.10 paragraflarındakine benzeyen güvenceler öngörmüştür. Sözleşme organlarının devamlı bir içtihadına göre, disiplin kovuşturmaları, 6 ncı maddenin 1 inci fıkrasının uygulama alanına girmemektedir.

Bununla birlikte, bir devletin bir usulün disiplinle ilgili olduğunu açıklaması, Sözleşme organlarının, söz konusu usulün ceza usulü ile ilgili olup olmadığını incelemesini engellemez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir devletin bir suçlamayı disiplin niteliğinde değerlendirmesi halinde, bunun ceza hukuku ile ilgili olup olmadığını ortaya çıkaracak ölçüleri saymış bulunmaktadır.

Mahkemenin bu konuda dikkate aldığı unsurlar:

a. Savunmada bulunan devletin hukuk tekniğine göre, aykırılık konusunu tanımlayan metinlerin, ceza hukuku, disiplin hukuku veya her ikisi ile ilgili olup olmadığının araştırılması,

b. Aykırılığın niteliği,

c. İlgiliye uygulanabilecek yaptırımın ağırlık derecesidir.

Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, birçok olayda aynı metodu uygulamıştır. Ayrıca, B.9 ve B.10 uncu paragraflarda öngörülen güvenceler, bir kısım ülkelerde esasen vardır ve bunlar, sadece ceza kovuşturmaları için değil, fakat aynı zamanda disiplin kovuşturmaları için de geçerlidir. Bununla birlikte, disiplin usullerinin belli bir şekle bağlı olmaması ve kısa olması gibi nitelikleri dikkate alınınca, özellikle de ufak çaptaki disiplin suçlarının söz konusu olduğu durumlarda, polis memurunun mutlaka bir avukat tarafından savunulmasında ısrar etmek temenni edilmeyeceği gibi, aynı zamanda gereksizdir.

Gerçekten de her yerde hakkı, bir temsilci aracılığı ile aramak, durumu, ne sanık memura ne de genel olarak polis teşkilatına bir yarar sağlayacak bir bürokrasiye götürmekten başka bir işe yaramaz. Bunun gibi, anlamsız, önemsiz pek çok işlerle ilgili disiplin hükümleri arasına, mahkemeye itirazda bulunma hakkını öngören bir madde koymanın yararı olmayacağı izlenimi edinilmiştir.

13. B.11 paragrafına gelince, polisin adli veya idari bir mahkemede taraf olması veya tanıklık yapmak üzere, bir mahkeme önüne çağırılması durumlarında, ilgilinin polis teşkilatı içindeki hiyerarşik durumu veya resmi görevleri bazı kısıtlamalara neden olabilir.

Bölüm C
Savaş Hali ve Diğer Olağanüstü Haller, Yabancı Bir Devletin İşgali

14. Cenevre Sözleşmesi’ne sık sık yapılan yollamaların da gösterdiği gibi, bu bölümde ele alınan sorunlar, evrensel nitelikteki hukuk mekanizmaları ile ilgilidir. Bu itibarla Avrupa Konseyi bu konuların tartışılması bakımından, uygun bir forum olarak görünmemektedir. Öte yandan bir “Bildiri,” Cenevre Sözleşmesi hükümlerini yorumlayacak uygun bir araca benzememektedir.

15. Ayrıca, önerilen kurallar, “savaş” ile “işgal durumu” arasındaki farkı açıkça belirtmemektedir. İç savaştan kaynaklanan sorunlara değinilmemektedir. Öte yandan, kurallar, bir taraftan askeri polisi uygulama alanı dışında bırakırken, bazı üye devletlerdeki polisin askeri bir statüye tabi olduğunu ve savaş zamanında, kendilerine, onları savaşa sürükleyebilecek özel görevler verilebileceğini dikkate almamaktadır.

16. C.3, C.6 ve C.7 paragrafları, polislerden ziyade işgal kuvvetini ilgilendirmektedir. C.4 paragrafına gelince bu bir takım sorunların somut uygulamaları ile ilgilidir.

17. Sonuç olarak; Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyinde, insan hakları ve suçlarla ilgili alanlarda yapılmış ve yapılmakta olan çalışmalarda, polisin faaliyetlerinin önemli bazı yönlerinin incelenmiş olduğunu ve incelenmeye devam edildiğini hatırlatır. Bakanlar Komitesi, bu çalışmaların, olanak ölçüsünde, Meclisin bu cevaba konu olan metinde açıkladığı endişelere cevap verecek doğrultuda devam edip gelişmesini, dikkatle izleyecektir. Bununla birlikte, bu metinler bazı tereddütler ve karşı fikirler uyandırdığı için, Bakanlar Komitesi bunları, istisnasız olarak destekleyememiştir. Buna karşılık, Bakanlar Komitesi, kendi otoritesi altında devam eden çalışmaların sonuçları hakkında, örneğin, gelecek yıl yayımlaması öngörülen, polislerin mesleki eğitimi el kitabı gibi, Meclise bilgi vermekten kaçınmayacaktır.

Etik Kavramı, Yargı Etiği İlkeleri ve Bu İlkelerin Yaşama Geçirilmesi Üzerine Bir Çalışma

0

ETİK KAVRAMI, YARGI ETİĞİ İLKELERİ VE BU İLKELERİN YAŞAMA GEÇİRİLMESİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA / Av. Vedat Ahsen Coşar 

Yunanca “kişilik, karakter” anlamına gelen “ethos” sözcüğünden türetilmiş olan “etik”, insanların bireysel ve toplumsal anlamda kurdukları ilişkilerin temelinde var olan değerleri, kuralları, doğru-yanlış, iyi-kötü gibi kavramları araştıran, doğru davranışlarda bulunmak, doğru bir insan olmak ve insani değerler hakkında düşünme pratiği yapmak üzerine kurulu olan felsefi bir disiplindir.

Vedat Ahsen Coşar

Aristoteles’in “Nicomachean Ethics” isimli özgün eserinde “Pratik, hem etiğin var olma koşulu ve hem de onun hedefidir. O nedenle soylu olan üzerine, adil olan üzerine, kısaca sitede/devlette bilim üzerine verilen dersten yararlanmak isteyen kişi, soylu bir temel alışkanlığa sahip olmalıdır” diyerek vurgu yaptığı etik, pratiğin bilimidir ve bilgi adına değil, eylem adına harekete geçen ahlakiliktir. Bu ahlakilik varlığını ve etkisini uygulamada, yani eylemde gösterir. Bu yönüyle etik, “fiiliyat üretici bilgi” olan düşünce ile eylemin birlikteliğidir.

Aristoteles’in “soylu bir temel alışkanlık” olarak nitelendirdiği ve “soylu olan üzerine, adil olan üzerine düşünen ve hareket etmek isteyen herkesin sahip olması gerektiğine işaret ettiği” etik, sadece felsefi bir disiplin değil, yaşamın her alanında, her ilişkide, her meslekte esas alınması ve uyulması gereken bir davranış şekli, uyulması gereken bir kurallar ve ilkeler toplamıdır, bu bağlamda bir ahlakiliktir.

Sözü edilen eserinde, hazza, zevke, makama, üne, zenginliğe karşı çıkan Aristoteles, mutluluğu yaşamın amacı olarak nitelendirir, insanın mutluluğa ve başarıya, ancak felsefi derinliğe, olgunluğa ve gerçekliğe ulaştığı zaman kavuşabileceğini belirtir. Sitede/Devlette geçerli ve yürürlükte olan töreye uygun olarak kendisini eğitip geliştiren kişinin, genel kabul gören ahlak normlarını izlediği sürece etiğe uygun davranmış olacağını savunan Aristoteles devamla şunları söyler; “…İçimizdeki töresel iyilikler ne doğanın zorlaması sonucu, ne de doğaya karşı oluşmuştur. Onları kendi varlığımıza ve değerlerimize katma yeteneğimiz, bizim içimizde ve doğamızda vardır. Ancak ahlaki özelliklerimizi alışkanlık haline getirmek suretiyle mükemmelliğe ulaşabiliriz….”

Kuşkusuz yaşamın her alanında uyulması gereken bir kurallar, ilkeler toplamı ve ahlakilik olan etiğin, toplum yaşamının en önemli kısmını oluşturan iş hayatını, meslek hayatını da kapsadığı, kapsaması gerektiği aşikardır. O nedenle, iş hayatının, her meslek grubunun kendine ve o mesleğin icaplarına göre belirlediği meslek kuralları vardır. Meslek kuralları veya meslek etiği olarak kabul edilen bu ilkeler, o mesleğin üyelerini belirli kurallara uymaya, onları belli kurallara uygun davranmaya zorlayan, onların kişisel eğilimlerini sınırlayan, yetersiz ve ilkesiz olan, mesleğe ve o meslek mensuplarından hizmet alanlara zarar veren üyeleri meslekten dışlayan ve hatta çıkaran, mesleki rekabeti hakkaniyete ve mesleğin itibarı ile saygınlığını ve hizmet idealini koruyacak şekilde düzenleyen ilkelerdir ve bu ilkeler kamusal niteliktedir.

Hemen her meslek için geçerli olan bu etik ilkeler, o mesleğin üyelerine: doğruluğu, doğru sözlülüğü, içten ve dürüst davranmayı; yasallığı, yani iş hayatında yasalara ve hukuka bağlı kalmayı; yeterliliği, yani sorumluluk almayı, mesleğinde yetkin, yeterli ve nitelikli olmayı; güvenirliliği, yani mesleğin gerektirdiği ahlaki ilkelere bağlı hareket etmeyi, rekabette doğru ve dürüst davranmayı; mesleğe bağlılığı, yani mesleği sevmeyi, mesleki gelişime önem vermeyi; insan haklarına saygılı olmayı; meslekle ilgili insan ilişkilerinde sevgi ve hoşgörüyle davranmayı emreder.

Nitekim yargının kurucu unsurları ve asli özneleri olan yargıçlık, avukatlık ve savcılık mesleği yönünden kabul edilen ve adına “meslek etiği, yargı etiği” denilen etik kurallar, meslek kuralları vardır.

Gerek bu açıklanan hususlardan, gerekse Aristoteles’in yazdıklarından hareketle demek gerekir ki, adına meslek kuralları dediğimiz etik değerlerden ve standartlardan oluşan pratik, yargıçlık, avukatlık ve savcılık mesleklerinin kendi yaşam pratiğidir. O nedenle, yargıcın, avukatın, savcının, gerek kendi varlığının, gerekse mesleki yönden iyi olmasının koşulları hakkında aydınlatılmış günlük yaşam pratiğinin ahlakını, yani meslek kurallarını iyi bilmesi, bunları içselleştirmesi ve uygulaması gerekir. Buna göre;

a- Avukatlık Etiği/Avukatlık Meslek Kuralları

Kadim Yunanistan’a ve Antik Roma’ya kadar uzanan avukatlık mesleğinin etik kurallarının günümüzdeki başlangıcının, avukatlık mesleğinin fiilen icra edilmeye başlandığı Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar uzanan bir geçmişi vardır.

Bu konudaki ilk düzenlemeler ve çalışmalar, 1836 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Maryland Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin kurucusu olan avukat David Hoffman’ın öğrencileri için yazdığı “Resolution in Regard to Professional Deportment/Mesleki Davranışa Dair Bir Öneri/Önerge’’ isimli kitabıyla başlamıştır. Bu kitabında “Ahlaken yanlış olan mesleki olarak da doğru olamaz” diye yazan Hoffman’ın bu yaklaşımı, dönemin bazı yorumcuları tarafından Victorian ahlakçılığı olarak nitelendirilerek eleştirilmiştir.

Bu konudaki ikinci çalışma, 1854 yılında, yargıç ve aynı zamanda akademisyen olan Prof.Dr.George Sharswood tarafından yazılan “A Compend(ium) of Lectures on the Aims and Duties of the Profession of Law/Hukuk Mesleğinin Amaçları ve Görevleri Hakkındaki Derslerin/Konferansların Bir Özeti” isimli kitap ile yapılmıştır. Pek çok görüşü ve önerisi Hoffman ile benzer ve hatta aynı olan Sharswood’un, Hoffman’dan farkı, ondan daha fazla olarak avukatların meslek kurallarıyla ve bu kuralların Barolar tarafından uygulanmasıyla ilgilenmiş olmasıdır.

Hoffman ile Sharswood’un bu konudaki görüş ve düşünceleri ilk önce Alabama Barosu’nun ilgisini çekmiştir. Bu ilgiye bağlı olarak Alabama Barosu 1887 yılında meslek etiği standartlarını ve kurallarını kabul ederek yayımlamıştır. Bu gelişme sonrasında, pek çok Amerikan Barosu Alabama Barosu’nu izlemiştir. Buna rağmen 27 Ağustos 1908 tarihine kadar Amerika Birleşik Devletleri genelinde, bir avukatlık meslek etiği modeli ve düzenlemesi mevcut değildir. Bu tarihte Alabama Barosu’nun yol vermesiyle Amerikan Barolar Birliği, Alabama Barosu’nun vazettiği etik kuralları benimsemiş ve bunu esas alarak kendi etik kurallarını kabul edip yayımlamıştır.

Amerikan Barolar Birliği, 1908 yılında kabul ettiği meslek kurallarını 1969 yılında güncellemek suretiyle değiştirmiştir. Amerikan Barolar Birliği Genel Kurulu’nun 12 Ağustos 1969 tarihinde onayladığı meslek kuralları 01 Ocak 1970 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu meslek kuralları, getirilen eleştiriler üzerine, ismini komisyon başkanı Robert J. Kutak’tan alan “Kutak Komisyonu” tarafından hazırlanan taslağın, Birlik Genel Kurulu tarafından kabul edilmesiyle 1983 yılında değiştirilmiştir. Ne var ki, yürürlük tarihi belirlenmediği için bu yeni düzenleme, maddi hukuk bağlamında bunu kabul eden mahkemelerde görev yapan avukatlar dışında kalan avukatlar yönünden bağlayıcılık kazanmamıştır.

Amerikan Barolar Birliği 1997 yılında, meslek kurallarını yenilemek üzere  “Ethics 2000/Etik 2000” isimli yeni bir komisyon oluşturmuştur. Çalışmalarını 2002 yılında tamamlayan bu komisyon tarafından hazırlanan taslak, çok büyük ölçüde Kutak Komisyonu tarafından 1983 yılında hazırlanan kuralları esas almıştır. Bu bağlamda, önceki kuralların sadece dili sadeleştirmiş, 1983 yılında öngörülemeyen bazı yeni hükümler eklenmiştir.

Amerikan Barolar Birliği’nin yaptığı lobi çalışmaları sonrasında, pek çok mahkeme tarafından kabul edilen bu kurallar, zaman içinde bazı değişikliklere uğramakla birlikte halen uygulanmakta olan kurallardır.

Bu düzenleme ana başlıklarıyla; ‘Görev’, ‘Mal practice/Mesleğin hatalı-kötü yapılması’, ‘Temsil’, ‘İş sahibiyle avukat ilişkilerinin doğması ve yetkili kılma’, ‘Avukatın iş sahibini bilgilendirmesi’, ‘Ücret’, ‘Meslek sırrı’, ‘Menfaati zıt iş sahibi edinmeme’, ‘Eski yargıç, hakem, arabulucu ve diğer tarafların tarafsızlığı’, ‘Sınırlı ehliyetli iş sahibi’, ‘Azil’, ‘Vekalet görevinin sona ermesi’, ‘Avukatlık şirketi hissesinin ve haklarının devri’, ‘İş sahibine karşı olan yükümlülükler’, ‘Dava/yargılama süreci’, ‘Mahkemeye karşı dürüstlük’, ‘Karşı tarafa ve karşı taraf vekillerine/temsilcilerine karşı dürüstlük’, ‘Tarafsızlık ve mahkeme adabına uymak’, ‘Avukatın tanıklığı’, ‘Yargı dışı süreçlerde avukatlık’, ‘Üçüncü kişilere yapılan açıklamalarda gerçeğe uygun davranmak’, ‘Avukatla temsil edilen diğer kişilerle iletişim’, ‘Üçüncü kişilerin haklarına saygı’, ‘Ortaklara, yöneticilere, denetçi avukatlara karşı yükümlülükler’, ‘Mesleki bağımsızlık’, ‘Mesleği icra hakkının sınırları’, ‘Hukukla ilgili servislere karşı yükümlülükler’, ‘Kamunun menfaati/iyiliği için gönüllü hukuki yardımda bulunma/avukatlık hizmeti verme’, ‘Vekalet görevini kabul etme’, ‘Kar amacı gütmeyen ve mahkeme bağlantılı hukuk hizmeti programlarına katılma’, ‘Reklam’, ‘Uzmanlık’, ‘Şirket ismi ve avukatın uzmanlık alanının sınırlarının belirlenmesi’, ‘Devlet/hükümet görevlerinin edinilmesine veya yargıçların atanmalarına/seçilmelerine elde edilecek menfaat karşılığında siyaseten katkıda bulunma yasağı/pay to play yasağı (aylık maaş alma yasağı)’, ‘Baroya kabul’, ‘Disiplin hükümleri’, ‘Görevi ihmal ve kötüye kullanma’, ‘Disiplin yetkisi ve uygulanacak eyalet hukukunun seçimi’ hükümlerini içermektedir.

George Mason Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ronald D.Rotunda “Legal Ethics/Hukuki Etik, 2007” isimli kitabına yazdığı önsözde bu kurallarla ilgili olarak şunları ifade etmektedir; “Bugün mesleğini icra eden pek çok avukat hukuk fakültesinde meslek etiği ile ilgili ders görüyor, fakülteden mezun olduktan sonra baro sınavlarına giriyor. Ama bu bir zamanlar böyle değildi. Ben öğrenimime başladığımda fakültemde meslek etiğiyle ilgili bir ders yoktu. O zamanlarda hukuk öğrencilerinin ‘yalan söylemeyeceksin, hile yapmayacaksın, çalmayacaksın, reklam yapmayacaksın’ şeklindeki altın kuralı öğrenmiş olmaları yeterli görülüyordu.  Zaman geçti, pek çok şey değişti. Hukuk/meslek etiği vurgusu 1974 yılında Spiro Agnew’in bize kendisinin de parçası olduğu ‘post-Watergate morality/Watergate sonrası ahlakını’ işaret etmesiyle başladı. Ben fakültemde meslek etiği dersleri vermeye başladım. Çünkü dekan benim camiada yeni olduğumu ve Senatonun Watergate Komitesinde avukat olarak görev yaptığımı biliyordu. Pek çok kişi etiğin sadece annelerinin dizinde öğrenildiğini sanır. Oysa durum bundan farklı ve daha karışıktır.  Etiğin bilgi değil sezgi olduğunu düşünen kişiler birbirlerine benzerler. Bunlar rutin olarak mahkemeler tarafından zıt menfaatlere ilişkin kuralların karışıklığını bilmedikleri ve takdir edemedikleri için meslek yetkileri ellerinden alınan kişilerdir. Günümüzde pek çok avukat, meslekten ihraç edilme ve zıt menfaatleri temsil etmeme konusunda bilgi sahibi değildir. Bundan birkaç yıl önce, aynı zamanda avukatlık da yapan ve daha önce benim akademik meslektaşlarımdan olan birisi, mesleki sorumluluk sigortası yaptırmadığını, çünkü sözleşmelerine, iş sahiplerinin mal practice/mesleği hatalı-kötü icra etme iddialarından peşinen vazgeçtiklerine ilişkin hüküm koyduğunu söylemişti. Oysa onu dinleyen herkes, onun yaptığı bu tip sözleşmenin meslek etiği kurallarına aykırı ve geçersiz bulunduğunu, bunun ruhsatnamesinin iptali için yeterli bir neden olduğunu biliyordu. Kimi insanlar anekdot analizlerine güvenmez. Oysa deneysel çalışmaların mevcudiyeti, pek çok avukatın meslek kuralları hakkında temel bilgilerin farkında ve ayırtında olmadığını göstermektedir. Sonuç olarak meslek kurallarının ihlali nedeniyle pek çok ‘mal practice’ davası açılmaktadır. Son zamanlarda bazı büyük hukuk firmaları etik kuralları ihlal ettikleri için ‘mal practice’ davalarıyla karşılaşmışlar, bu davalar sonunda maddi tazminat ödemeye mahkum edilmişler ve ayrıca ceza davalarına da muhatap olmuşlardır… Ben burada veya başka bir yerde bazı şeyleri eksik söylemiş olabilirim. O nedenle size 750 yıl önce Yargıç Henry de Bracton’un şu sözlerini hatırlatmak istiyorum. Bracton şöyle diyor; ‘Okuyuculardan rica ediyorum, eğer bu çalışmada herhangi bir fazlalık veya yanlışlık görürseniz bunu düzeltin ve değiştirin, ya da bunları yarım kapalı gözlerle okuyarak geçin, ama asla unutmayın, hata yapmak insana mahsustur, hiçbir şeyin içindeki hata insandan daha ilahi ve kutsal değildir.”

Amerika Birleşik Devletleri’ne ve çağdaşımız olan başkaca ülkelere göre, Avukatlık Meslek Kuralları’nın kabulü, bizim ülkemizde çok daha geç bir zamanda, 08-09 Ocak 1971 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu bağlamda, Türkiye Barolar Birliği’nin unutulmaz başkanı rahmetli Faruk Erem tarafından vazedilen, Adana’da yapılan Türkiye Barolar Birliği’nin IV. Genel Kurul toplantısında kabul edilen ve 26 Ocak 1971 tarihinde yürürlüğe giren Meslek Kuralları, Amerikan Barolar Birliği’nin kabul ettiği ve halen uygulamakta olduğu meslek kurallarıyla çok büyük ölçüde örtüşmektedir.

Ülkelerin kabul ettikleri Avukatlık Meslek Kurallarının dışında uluslararası düzeyde kabul edilmiş olan avukatlık meslek kuralları da vardır. Bu bağlamda, 12 ülkenin Baro temsilcilerinin 28.10.1988 tarihinde Strazburg’da yaptıkları toplantıda oybirliği ile kabul ettikleri “Avrupa Birliği Barolar Konseyi Meslek Kurulları”, “Avrupa Birliği Bakanlar Komitesinin Avukatların Özgürlüğü Metni”, Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilen ve “Havana Kuralları” olarak da bilinen “Avukatların İşlevlerine İlişkin Temel İlkeler” gibi uluslararası metinler vardır.

Bu metinlerin tamamında; hukuka saygı ilkesi üzerine kurulmuş bir toplumda önemli bir role sahip olan avukatın görevinin, yasanın çizdiği sınırlar içinde sadece vekâlet görevini özenle yerine getirmekle sınırlı olmadığına, hem adalete ve hem de hak ve özgürlüklerini savunmakla yükümlü olduğu yargılamaya tabi kişiler için vazgeçilmez değerde bulunduğuna işaret edilmek suretiyle, avukatların ifade ve örgütleme özgürlükleri güvence altına alınmış, hükümetlere, yargı mercilerine, avukatların hiçbir baskı, ceza tehdidi, engelleme, taciz ve yolsuz müdahale ile karşılaşmadan her türlü mesleki faaliyetlerini yerine getirme konusunda ödevler yüklenmiş, özgür savunmanın gereksinim duyduğu ve talep ettiği tüm kolaylıkların ve olanakların tamamı sağlanmıştır.

b- Yargıçlık ve Savcılık Meslek Kuralları/Yargı Etiği

Yargıçlık ve savcılık meslekleri ve bu mesleklerin icrasıyla ilgili olarak günümüzde mevcut ve geçerli olan ulusal ve uluslarası düzenlemeleri ve bu düzenlemelerin içeriğini sunmazdan önce Osmanlı Devleti’nin 1869-1876 yılları arasında hazırlayarak “Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye” ismiyle yürürlüğe koyduğu yasal düzenlemede yer alan, o günden bugüne aradan yaklaşık 150 yıl geçmiş olmasına rağmen eskimeyen ve yargıcın sahip olması gereken özellikler ile standartları düzenleyen 1792.maddesine yer vermek gerekir. Öyle ki, bu maddedeki düzenleme, sadece bir cümleyle yargıçlık etiğini, yani yargılama etiğini içermektedir.

Sözünü ettiğimiz madde şu şekildedir: “Hakim; hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn olmalıdır.” Yani “yargıç, alim bilgin, haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden (hakîm); akıllı, zeki, anlayışlı (fehîm); doğru, eğri olmayan, hilesiz, temiz, dürüst (müstakim); emniyetli, kendine inanılan, itimat edilen, güvenilir (emîn); vakarlı, temkinli, yerleşmiş, oturmuş, sakin (Mekîn); sağlam, kendine güvenilir olan, metanet sahibi, dayanıklı (metîn) olmalıdır.”

Günümüzde yargı etiği ile ilgili olarak uluslararası alanda düzenlenmiş olan birinci metin, yargıçlık ve savcılık mesleklerinin icra edilmesine ilişkin bazı davranış ve uygulama ilkelerini içeren ve Birleşmiş Milletler’in 2003/43 sayılı kararıyla kabul edilen “Bangalor Yargı Etiği”dir.

Bu ilkeler aşağıdaki gibidir;

Değer 1:

BAĞIMSIZLIK

İlke:

Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin ön koşulu ve âdil yargılanmanın temel garantisidir. Bundan dolayı hâkim, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle yargı bağımsızlığını temsil ve muhâfaza etmelidir.

Uygulama:

1.1 Yargıç, doğrudan ya da dolayısıyla her hangi bir sebeple ya da her hangi bir yerden gelen müdâhale, tehdit, baskı, teşvik ve tüm hâricî etkilerden uzak, hâkimin olayları değerlendirmesi temelinde, vicdânî hukuk anlayışı ile uyum içerisinde bağımsız olarak yargısal işlevini yerine getirmelidir.

1.2 Yargıç, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilâfın taraflarından bağımsızdır.

1.3 Yargıç, yasama ve yürütme organlarının etkisi ve bu organlarla uygun olmayan ilişkilerden fiîlen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmelidir.

1.4 Yargıç, yargısal görevlerini yerine getirirken, tek başına karar vermek zorunda olduğu hususlarda diğer yargıçlardan da bağımsızdır.

1.5 Yargıç, yargının kurumsal ve eylemsel bağımsızlığını sürdürmek ve arttırmak için, yargısal görevlerinin ifasına yönelik koruma tedbirlerini almalı ve bunları artırmalıdır.

1.6 Yargıç, yargı bağımsızlığını sürdürmede esas olan yargıya yönelik kamusal güveni güçlendirmek amacıyla, yargı etiği ile ilgili yüksek standartlar sergilemeli ve bunları ilerletmelidir.

Değer 2:

TARAFSIZLIK

İlke:

Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizâtihî karar için değil, aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir.

Uygulama:

2.1 Yargıç, yargısal görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir.

2.2 Yargıç, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.

2.3 Yargıç, duruşma ve karar aşamalarında, kendisini yargılamadan zorunlu olarak el çektirecek olasılıkları makul ölçüler içerisinde asgariye indirecek şekilde hareket etmelidir.

2.4 Yargıç, önündeki bir dava veya önüne gelme ihtimâli olan bir konu hakkında, bilerek ve isteyerek; yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça âdilânelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak hiçbir yorumda bulunmamalıdır. Ayrıca yargıç, her hangi bir şahsın ya da meselenin âdil yargılanmasını etkileyebilecek alenî olsun veya olmasın her hangi bir yorum da yapmamalıdır.

2.5 Yargıç, tarafsız olarak karar veremeyeceği durumda veya makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide tarafsız olarak karar veremeyeceği izlenimi yaratması halinde, yargılamanın her hangi bir aşamasına katılmaktan çekinmelidir. Sınırlı sayıda sayılmamakla birlikte bu durum aşağıdaki ihtimâllerde söz konusu olur:

2.5.1 Yargıcın, yargılama aşamasında delil kâbilinden tartışılan olaylarla ilgili kişisel bir bilgiye sahip olması veya davanın bir tarafıyla ilgili gerçek bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olması veya

2.5.2 Yargıcın ihtilâf konusu olan davada, olaya ilişkin bir tanıklığının olması ya da daha önceden bu konuda avukat olarak hizmet vermiş olması veya

2.5.3 Yargıç ya da yargıcın ailesinden birisinin ihtilâf konusu dava sonuçlarıyla ilgili ekonomik bir çıkarının olması.

Davaya bakmaya devam edecek yeni bir mahkemenin kurulamaması halinde veya hiçbir şeyin yapılmamasının durumun aciliyeti nedeniyle ciddi şekilde adaletsizliğe yol açacağı halde yargıca, görevden el çektirmek gerekmez.

Değer 3:

DOĞRULUK ve TUTARLILIK

İlke:

Doğruluk ve tutarlılık, yargı görevinin düzgün bir şekilde yerine getirilmesinde esastır.

Uygulama:

3.1 Yargıç, meslekî davranış şekli itibariyle, makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide her hangi bir serzenişe yol açmayacak hal ve tavır içinde olmalıdır.

3.2 Yargıcın hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır: Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir.

Değer 4:

DÜRÜSTLÜK

İlke:

Dürüstlük ve dürüstlüğün görüntü olarak ortaya konuluşu, bir yargıcın tüm etkinliklerini icrada esaslı bir unsurdur.

Uygulama:

4.1 Yargıç, yargıçtan sâdır olan tüm etkinliklerde yakışıksız ve yakışık almayan görüntüler içerisinde olmaktan kaçınmalıdır.

4.2 Kamunun sürekli denetim sujesi olarak yargıç, normal bir vatandaş tarafından sıkıntı verici olarak görülebilecek kişisel sınırlamaları kabullenmeli ve bunlara isteyerek ve özgürce uymalıdır. Yargıç, özellikle yargı mesleğinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmalıdır.

4.3 Yargıç, kendi mahkemesinde hukuk mesleğini icra eden kimselerle olan bireysel ilişkilerinde, objektif olarak bakıldığında tarafgirlik veya bir tarafa meyletme görüntüsü ya da şüphe doğuracak durumlardan kaçınmalıdır.

4.4 Yargıç, ailesini temsil eden birisinin davacı olduğu veya böyle bir kimsenin her hangi bir şekilde ilişkili olduğu davalara bakmamalıdır.

4.5 Yargıç, ikâmetgahının, hukuk mesleğini icra eden birisi tarafından adalet talep edenlerini  veya bu kişinin diğer meslektaşlarını kabul yeri olarak kullanılmasına izin vermemelidir.

4.6 Yargıç, diğer vatandaşlar gibi, ifade, inanç ve dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahiptir, ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranmalıdır.

4.7 Yargıç, şahsına ait olan ve kendisine emanet olarak bırakılan mal varlığını bildirmeli ve aile üyelerinin mal varlıklarının bildirimine ilişkin makul bir çaba sarf etmelidir.

4.8 Yargıç, ailesinin, sosyal veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya vereceği yargısal kararı etkilemesine izin vermemelidir.

4.9 Yargıç, yargıçlık mesleğinin prestijini; kendisine, aile üyelerinden birisine veya her hangi bir kimseye özel çıkar sağlayacak şekilde ne kendisi kullanmalı ne de başka birisine kullandırtmalıdır. Ayrıca yargıç, yargı görevinin yerine getirilmesinde, her hangi bir kimsenin kendisini etkileyebileceği izlenimine ne kendisi yol açmalıdır, ne de başkalarının böyle bir izlenime yol açmalarına müsaade etmelidir.

4.10 Yargıç tarafından, yargıçlık mesleğinin icrası sırasında elde edilen gizli bilgiler, yargıcın yargısal göreviyle ilgili olmayan diğer amaçlar için yargıç tarafından da kullanılamaz ve ifşa edilemez.

4.11 Yargısal görevlerini tam ve eksiksiz bir şekilde icra etmek kaydıyla, yargıç aşağıdaki faaliyetlerde bulunabilir:

4.11.1 Hukuk, hukuk sistemi, adalet teşkilatı veya bunlarla ilintili diğer konularda yazı yazabilir, konferans verebilir, ders verebilir ve diğer etkinliklere katılabilir;

4.11.2 Hukuk, hukuk sistemi, adalet teşkilatı veya bunlarla ilintili diğer konularla ilgili resmi bir organ önündeki kamuya açık bir oturuma katılabilir;

4.11.3 Üye olması halinde, bu üyelik bir yargıcın bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine halel getirmeyecekse, resmi bir organın, veya başka bir idari komisyonun, komitenin veya danışma kurulunun üyesi olarak hizmet verebilir. Veya

4.11.4 Yargıçlık makamının onurunu zedelememesi ve yargısal görevlerin yerine getirilmesine engel olmaması koşuluyla, diğer etkinliklere katılabilir.

4.12 Yargıç, yargıçlık makamında görevli iken avukatlık yapamaz.

4.13 Yargıç, yargıçlarla ilgili derneklere katılabilir veya böyle bir dernek kurabilir, ya da yargıçların çıkarlarını temsil eden diğer örgütlere katılabilir.

4.14 Yargıç ve aile üyeleri; yargısal görevlerin yerine getirilmesine ilişkin olarak, bir şeyin yargıç tarafından yapılması, yapılmaması veya yapılmasına kayıtsız kalınması ile ilintili herhangi bir hediye, bir kredi, bir teberrû ya da bir iltimas talebinde ne bulunabilir ne de kabul edebilir.

4.15 Yargıç, mahkeme personeline veya nüfûzu, idaresi ve yetkisi altında olan diğer kişilere, görevlerinin veya işlevlerinin yerine getirilmesine ilişkin olarak; bir şeyin yapılması, yapılmaması veya yapılmasına kayıtsız kalınması ile ilintili herhangi bir hediye, bir kredi, bir teberrû ya da bir iltimas talebinde bulunmaları veya kabul etmeleri konusunda, izin veremez.

4.16 Umuma açıklama konusundaki yasal gerekler ve hukuk gözetilmek suretiyle yargıç; tarafgirlik görüntüsüne yol açmayacak veya yargısal görevlerin icrasında yargıcı etkilemek amacıyla verildiği izlenimi yaratmayacak hatıra kâbilinden hediye, ödül veya benzeri şeyi alabilir.

Değer 5:

EŞİTLİK

İlke:

Yargıçlık makamının gerektirdiği performans açısından asıl olan; herkesin mahkemeler önünde eşit muameleye tabi tutulmasını sağlamaktır.

Uygulama:

5.1 Yargıç, toplumdaki çeşitliliğin ve sınırlı sayıda olamamakla birlikte ırk, renk, cinsiyet, din, tabiiyet, sosyal sınıf, sakatlık, yaş, evlilik durumu, cinsel yönelim, sosyal ve ekonomik durum ve benzeri diğer sebeplerden neşet eden farklılıkların (davaya mesnet olmayan sebepler) şuurunda olmak ve bunları anlamak zorundadır.

5.2 Yargıç, yargıçlık görevini yerine getirirken, davaya mesnet olmayan sebeplere dayanarak herhangi bir kişi ya da gruba karşı sözle veya davranışlarıyla meyilli ya da önyargılı olarak hareket edemez.

5.3 Yargıç, yargısal görevlerini; davaya mesnet olmayan ve yargı görevinin düzgün bir şekilde işlemesinde ehemmiyetsiz olan sebeplerde bir ayrımcılığa gitmeksizin davanın tarafları, tanıklar, avukatlar, mahkeme personeli ve yargı görevini icra eden meslektaşları dahil herkes için uygun yasal mülahazalarla yerine getirmelidir.

5.4 Yargıç, mahkeme personeline veya yargıcın nüfuzu, yönetimi veya denetimi tahtında olan diğer kişilere; yargıcın önüne gelmiş bir konuda, davaya mesnet olmayan sebeplere dayanarak, bireyler arasında ayırımcılık yapmalarına izin vermemelidir.

5.5 Yargıç, mahkeme önündeki yargılama aşamasında, avukatlardan; sözleriyle ya da davranışlarıyla, yargılama konusunun ve savunma konusunun bu sebep olması hali dışında, davaya mesnet olmayan sebeplere dayanarak herhangi bir kişi ya da gruba karşı meyilli ya da önyargılı olduklarını izhar etmemelerini talep etmelidir.

Değer 6:

EHLİYET VE LİYÂKAT

İlke:

Ehliyet ve liyâkat, yargıçlık makamının gerektirdiği performansın ön koşuludur.

Uygulama:

6.1 Bir yargıcın yargısal görevleri, diğer tüm etkinliklerin önünde yer alır.

6.2 Yargıç, meslekî aktivitesini, sadece mahkemedeki yargısal işlevler ile sorumlulukların yerine getirilmesine ve karar vermeye değil, aynı zamanda mahkemenin işleri ve yargıçlık makamıyla ilgili diğer vazifeleri de içeren yargısal görevlere adamalıdır.

6.3 Yargıç, yargıçlar için yargının kontrolünde yapılan eğitim ve diğer fırsatları kollayarak, yargısal görevlerin düzgün bir şekilde icrası için meslekî bilgisini, becerisini ve bireysel yeteneklerini sürdürmek ve artırmak için gerekli adımları atmalıdır.

6.4 Yargıç, uluslararası sözleşmeleri ve insan hakları normlarını oluşturan diğer belgeleri kapsayan uluslararası hukuk gelişmeleri hakkında kendisini ve bilgilerini sürekli güncellemelidir.

6.5 Yargıç, mahkeme kararlarının verilmesi de dahil tüm yargısal görevlerini etkin bir şekilde, âdilâne ve makul bir süre içerisinde yerine getirmelidir.

6.6 Yargıç, mahkemedeki tüm yargılama aşamalarında düzeni ve uygun hareket edilmesini sağlamalı, davanın tarafları, jüri üyeleri, tanıklar, avukatlar ve diyalog kurduğu resmi bir sıfatı haiz diğer kişilerle ilişkilerinde sabırlı, nazik ve vakur olmalıdır. Hâkim, aynı davranış tarzını tarafların yasal temsilcilerinden, mahkeme personelinden ve hâkimin nüfuzu, yönetimi ve denetimine bağlı diğer kişilerden de talep etmelidir.

6.7 Yargıç, yargısal görevlerini layıkıyla yerine getirmesine uygun düşmeyen davranışlar içerisinde bulunamaz.

YÜRÜRLÜK

Yargıçlık makamının niteliği sebebiyle, bu prensipleri yürürlüğe koyacak mekanizmalar şayet hâlihazırda hukuklarında mevcut değilse, ulusal adalet teşkilatı, bu prensipleri yürürlüğe koymayı temin edecek etkili tedbirleri almalıdır.

TANIMLAR

Metnin bağlamı aksine izin vermedikçe ya da gerektirmedikçe, prensiplerin anlatımında kullanılan kelimeler aşağıdaki anlamlarda kullanılmıştır.

“Mahkeme personeli”; katipler de dahil hâkimin personelini içerir.

“Yargıç”; yargı yetkisini kullanan atanmış kişi anlamına gelir.

“Yargıcın ailesi”; yargıcın eşini, oğlunu, kızını, damadını, gelinini ve evinde yaşamak kaydıyla çalıştırdığı kimseyi, yakın akrabalarını veya kendisine eşlik eden diğer kişileri kapsar.

“Yargıcın eşi”; yargıcın aynı evde yaşayan eşini ve yargıçla yakın ilişkide olan diğer herhangi bir şahsı kapsar.

Savcılar için ise 2005 yılında Avrupa Savcıları Konferansı’nde kabul edilen “Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları, kısa adıyla “Budapeşte İlkeleri” de aşağıdaki gibidir;

Temel görevler

Savcılar her zaman ve her koşulda;

Dava açma görevi de dâhil olmak üzere görevlerini daima ilgili ulusal ve uluslararası hukuka uygun olarak icra ederler,

Görevlerini adil, tarafsız, tutarlı ve hızlı şekilde yerine getirirler,

İnsan onuru ve insan haklarına saygı duyarlar, bu değerleri korurlar ve desteklerler,

Toplum adına ve kamu yararına hareket ettiklerini dikkate alırlar,

Toplumun genel menfaatleri ile bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir denge kurmaya çalışırlar.

II-Genel olarak mesleki davranışlar

Savcılar her zaman yüksek mesleki standartlara bağlı kalmalı ve

a) Her zaman mesleklerinin onur ve şerefini korumalıdırlar,

b) Her zaman profesyonel şekilde hareket etmelidirler,

c) Dürüstlük ve itina konusunda her zaman yüksek standartlar uygulamalıdırlar,

d) Görevlerini olaylara ilişkin değerlendirmeleri temelinde, hukuka uygun olarak ve her türlü uygunsuz etkiden bağımsız olarak icra etmelidirler,

e) Bilgili ve eğitimli kalmalı, ilgili hukuki ve sosyal gelişmeleri takip etmelidirler,

f) Rec (2000) 19 sayılı Tavsiye Kararının 36 a sayılı fıkrasında belirtildiği gibi, görevlerinin bireysel ve toplu olarak icrasında kendilerine rehberlik etmesi gereken genel esasların, ilke ve kriterlerin kabul edilmesi ve yayımlanması dâhil olmak üzere çeşitli uygulamalar aracılığıyla tarafsız ve tutarlı olmaya ve öyle görünmeye çabalamalı, gerektiğinde diyalog ve ekip çalışmasını sağlamaya çalışmalıdırlar,

g) Görevlerini adil bir biçimde, korkusuzca, iltimas ve önyargı olmaksızın gerçekleştirmelidirler,

h) Bireysel çıkarların veya belli bir kesimin çıkarlarının, kamu ve medya baskısının etkisinde kalmamalıdırlar,

i) Tüm kişilerin kanun önünde eşit olma hakkına saygı duymalı; cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diğer görüşler, cinsel yönelim, ulusal veya sosyal köken, ulusal azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum, sağlık, engellilik ve diğer her türlü statü temelinde herhangi bir kişiye karşı ayrımcılık yapmaktan sakınmalıdırlar,

j) Mesleki gizliliği korumalıdırlar,

k) Mesleki faaliyetleri kapsamında görüştükleri bireylerin görüşlerini, meşru menfaatlerini, mahremiyetlerini ve muhtemel kaygılarını dikkate almalıdırlar,

l) Yetkileri dâhilinde, bireylerin hakları ve yasal durumları hakkında gereğince bilgilenmelerini sağlamaya çalışmalıdırlar,

m) Mahkemeler, polis, diğer kamu kurumları ve hukuk alanındaki diğer kişilerle olan görevlerini saygı ve nezaketle yerine getirmelidirler,

n) Uluslararası işbirliğini mümkün olduğunca ilerletmek amacıyla hukuka uygun olarak diğer yargı çevrelerindeki savcı ve kamu kurumlarına yardımcı olmalıdırlar,

o) Kişisel veya mali çıkarlarının ve ailevi, sosyal veya diğer ilişkilerinin, bir savcı olarak kendi davranışlarını uygunsuz şekilde etkilemesine izin vermemelidirler. Özellikle, kendilerinin, ailelerinin veya iş ortaklarının kişisel, özel veya mali çıkarlarının veya bağlantılarının bulunduğu davalarda savcılık yapmaktan kaçınmalıdırlar.

III. Ceza soruşturmaları çerçevesinde mesleki davranış:

Savcılar, ceza soruşturması çerçevesinde görev yaparken her zaman;

a) İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 6.maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında açıkça ifade edilen adil yargılanma hakkı ilkesini desteklemelidirler,

b) Görevlerini adil, tarafsız, objektif olarak, hukukun koyduğu hükümler çerçevesinde ve bağımsız olarak icra etmelidirler,

c) Ceza adalet sisteminin mümkün olduğunca hızlı işlemesini sağlamaya çalışmalı, adaletin yararına hareket etmelidirler,

d) Masumiyet karinesi ilkesine saygı göstermelidirler,

e) Dava açılıp açılmaması yönünde bir karar almadan veya adaletin seyrini etkileyebilecek başka kararlar almadan önce gerekli ve makul tüm soruşturma ve incelemelerin yapılmakta veya yapılmış olmasını temin etmeye çalışmalıdırlar,

f) Bir davada sanığın lehine ya da aleyhine olup olmamasına bakmaksızın sanığı etkileyen durumlar da dâhil olmak üzere davanın tüm hususlarını göz önünde bulundurmalıdırlar,

g) Tarafsız bir soruşturma neticesinde suçun bulunmadığı görüldüğünde dava açmamalı veya davaya devam etmemelidirler,

h) Davayı sebatla, ama adil şekilde ve kanıtlarla ortaya konanların ötesine geçmeyecek biçimde takip etmelidirler,

i) Kanıtların yasal olarak elde edilip edilmediğini görmek için sunulan kanıtları incelemelidirler,

j) Sanığın veya diğer kişilerin insan haklarının ağır ihlalini teşkil eden kanunsuz yöntemlerle elde edildiğine makul şekilde kanaat getirilmiş kanıtları, bu yöntemleri uygulayan kişiler dışında başka birine karşı kullanmayı reddetmelidirler,

k) Bu tür yöntemleri kullanmaktan sorumlu kişiler aleyhinde gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaya çalışmalıdırlar,

l) Özellikle hukuk ve adil yargılanma ilkesine uygun olarak sanığa ve vekiline gerekli bilgileri vermek suretiyle tarafların eşitliği (equality of arms) ilkesini korumalıdırlar,

m) Mağdur ve tanıkların menfaatlerini gereğince dikkate almalıdırlar,

n) Adil bir karara ulaşmak için mahkemeye yardım etmelidirler,

o) Kararları, mevcut kanıtların tarafsız ve profesyonel şekilde değerlendirilmesine dayalı olarak almalıdırlar.

IV- Özel yaşamdaki davranışlar:

a) Savcılar, özel yaşamlarındaki faaliyetleri nedeniyle savcılık hizmetinin fiili dürüstlüğünü, adilliğini ve tarafsızlığını veya bunlara ilişkin makul algıları zedelememelidirler.

b) Savcılar, her zaman hukuka saygı duymalı ve uymalıdırlar.

c) Savcılar, mesleklerine yönelik kamu güvenini muhafaza edecek ve artıracak şekilde hareket etmelidirler.

d) Savcılar, görevleri sırasında elde etmiş oldukları herhangi bir bilgiyi, kendilerinin veya başkalarının özel çıkarlarını haksız şekilde desteklemek için kullanmamalıdırlar.

e) Savcılar, üçüncü kişilerden gelebilecek hiçbir hediye, ödül, menfaat, teşvik veya konukseverliği kabul etmemeli; dürüstlük, hakkaniyet ve tarafsızlıklarından taviz olarak görülebilecek hiçbir görevi yürütmemelidirler.

Hâkimler ve savcılar, görevlerini yerine getirirken adaletin en hassas ve doğru şekilde dağıtıldığından emin olan, meslekî sorumluluk içinde davranan, bütün işlemleri ile karar ve davranışlarında insan ve toplum hayatına tesir edeceklerinin ve toplum nezdindeki saygınlıklarının korunmasının Türk yargısının itibarını da yükselteceğinin bilincinde olan ‘hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn’ insanlardır. Anayasa ve kanunlardan aldıkları yetki çerçevesinde, hür vicdanları ile evrensel değerleri şiar edinerek bağımsız ve tarafsız olarak görevlerini yürütürler. Bu bildirgede belirtilen etik ilkeleri içtenlikle benimser, gerek meslekî gerekse sosyal hayatlarında bu ilkeler doğrultusunda davranmaya onurları ve vicdanları üzerine söz verirler.

Hakm ve Savcılar İnsan onuruna saygılıdırlar, insan haklarını korurlar ve herkese eşit davranırlar.

Hakimler Savcılar Kurulu tarafından kabul edilen ve 14 Mart 2019 tarih, 30714 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan  “Türk Yargı Etiği Bildirgesi” 8 temel ilke ve bu ilkeleri açıklayan alt başlıklardan oluşmaktadır.

Bu bildirgede yer alan 8 ilkeye göre hakimler ve savcılar; “İnsan onuruna saygılıdır, insan haklarını korurlar ve herkese eşit davranırlar”, “Bağımsızdırlar”, “Tarafsızdırlar”, “Dürüst ve tutarlıdırlar”,  “Yargıya olan güven temsil ederler”, “Mahremiyeti gözetirler”, “Mesleğe yaraşır şekilde davranırlar”, “Yetkindirler ve mesleklerinde özenli davranırlar.”

c- Yargi Etiği İlkelerin Yaşama Geçirilmesi 

Yargı etiği konusunda Türkiye olarak bizim keşfedeceğimiz veya keşfedebileceğimiz herhangi bir şey yoktur. Yoktur, çünkü az yukarda sunulduğu üzere bu ilkelerin hemen hepsi vazedilmiştir ve bellidir. O halde, bu konuda bizim yapacağımız şey, sadece ve sadece bu ilkeleri hayata geçirmekten ibarettir.

Bunu yapabilmek ise, genel anlamda insan malzemesinin, özel anlamda yargıç, avukat ve savcı malzemesinin iyi olmasına ve iyi yetiştirilmesine bağlıdır.

Genel anlamda insan malzemesini, özel anlamda yargıç, avukat ve savcı malzemesini iyi yapabilmenin ve iyi yetiştirmenin yolu ise eğitimden geçmektedir. O nedenle, bu konuda yapılması gereken ilk iş, iyiden bozulmuş olan eğitim sistemimizi gözden geçirmek ve iyileştirmektir. Esasen eğitimin amacı da insanı eğitmek, insanı düzeltmektir.

Bunu yapabilmek için ilkokuldan üniversiteye kadar hala ezbere dayalı bir eğitim modelinin egemen ve geçerli olduğu ülkemizde, önce tümevarımcı, sorgulayıcı, soru sorucu, analitik,  Sokratik bir eğitim ve öğrenim modelinin gerçekleştirilmesi gerekir. Zira özgür, özerk, bağımsız bireyler, ancak bu modelle yetiştirilebilir ve birey olma sürecini tamamlayamamış bir insan da toplumsallaşamaz ve hemen hemen hiçbir konuda toplumsal refleks gösteremez.

Toplumdaki en önemli hammadde, toplumdan gelen ve yine topluma giden insandır. İnsanın, bir şeyin “eni”, yani en profesör, en yargıç, en avukat, en savcı, en doktor, en mühendis vs. olmasının hiçbir önemi ve değeri yoktur. Çünkü kişilik, bilgiden, meslekten, makamdan, unvandan vs.den önce gelir. Yani bir insanın eğer kişiliği yok ise, o insanın bilmem ne olmasının hiçbir anlamı ve değeri yoktur.

O nedenle, hangi mesleği icra ederse etsin insanın önce kişilik sahibi olması gerekir. Tahsil insanı meslek sahibi, makam sahibi yapar ama kişilik sahibi yapmaz. Kişilik sahibi olmak için insanın kendisine emek vermesi, kendisini yetiştirmesi, oldurması gerekir. Kişilik sahibi olan insan, onun bunun adamı olmaz, işini, mesleğini yapar ve iyi yapar.

Her insan iki tür eğitime sahiptir; birincisi başta aile, okul, yakın ve uzak çevre olmak üzere, başkalarının ona verdiği eğitim, ikincisi ve daha önemli olanı ise insanın kendisine verdiği eğitimdir. İnsanın kendisini eğitmesi, yetiştirmesi ve oldurması için mevcut rolleri, verili haritaları, koşullanmaları, kafasının ve yüreğinin içine yalan yanlış doldurulmuş olan ne varsa bunların hepsini unutması, yaşamın bütün zenginliği karşısında, sağlıklı diyebileceğimiz bir kuşku, bir kavrama, bir öğrenme, bir anlama merakı ile kendisini eğitmesi, yetiştirmesi, oldurması, bu amaçla demokrasi, hukuk, hukukun üstünlüğü, adalet gibi temel ve kurucu değerleri benimsemesi ve savunması, vicdan ve hak duygusunu içselleştirmesi, bunları kendisine rehber edinmesi gerekir.

Bütün bunların sağlanması ve gerçekleştirilmesi ve yansıra toplumda hukuka aidiyet bilincinin egemen kılınması hususunda en büyük görev, hiç kuşkusuz hukukçulara, bu bağlamda yargıçlara, avukatlara ve savcılara düşer. Zira bütün bu konularda toplum için, insanlar için rol model olanlar yargıçlardır, avukatlardır, savcılardır. Eğer yargıçlar, avukatlar, savcılar bu görevi hakkıyla yapmazlar, halktan aldıkları yetkiyle toplumu yönetenlere hukuku referans alarak dur demezler, toplum için en büyük tehlike olan dinin ve hukukun siyasallaştırılmasına izin verirler ise, tarih en başta yargıçları, avukatları, savcıları affetmez. Sadece tarih değil, gelecek kuşaklar da affetmez.

Bu konuyla ilgili olarak yapılması gereken önemli bir diğer husus da, yargının bağımsızlığı ile yargıç tarafsızlığını sağlamak, bu amaçla birey hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması için siyasal iktidarın sınırlandırılması demek olan anayasacılığı ve anayasacılığın sağlanmasının en önemli ve vazgeçilmez aracı olan kuvvetler ayrılığı ilkesini egemen kılmak, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu sadece yargıçlar, avukatlar ve savcılardan oluşan bir yapıya dönüştürmek, bu amaçla Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nı Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun doğal üyesi olmaktan çıkarmak ve böylece yargıyı siyasal iktidarın egemenliğinden kurtarmak gerekir.

Aleš Bebler

0
Ales Bebler

Sloven asıllı Yugoslav hukukçu ve diplomat Aleš Bebler 8 Haziran 1907’de, Idrij, Bebler’de dünyaya geldi. 1929 yılında Yugoslav Komünist Partisi hala yasadışı iken, parti üyesi oldu. Paris’te hukuk doktorasını tamamladı. 1931-1939 yılları arasında Fransa ve Sovyetler Birliği’nde yaşayan Bebler, Uluslararası Tugaylar saflarında İspanya İç Savaşı’nda savaştı. Daha sonra II. Dünya Savaşı yıllarında Yugoslav Partizanları saflarında katıldı. Bu yıllarda Sloven Partizanlarının komutanıydı. Savaştan sonra, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı oldu ve 1949-1952 yılları arasında ülkenin Birleşmiş Milletler  delegesi olarak görev yaptı. Ardından Fransa ve Endonezya büyükelçisi oldu. 1963 yılında da Anayasa Mahkemesi hakimi oldu. Çevreci faaliyetleriyle tanınmıştır. 12 ağustos 1981’de yaşamını yitirdi.

Amele Teali Cemiyeti

0
Amele Teali Cemiyeti,

Amele Teali Cemiyeti, 12 Ağustos 1924’te İstanbul’da kurulmuştur. Erken Cumhuriyet döneminin önemli işçi örgütlerinden biri olan Cemiyet, Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e aktarılan işçi örgütlenmesi deneyimi üzerine şekillenmiş ve farklı iş kollarındaki işçi örgütlerini bir araya getiren üst örgüt niteliğinde faaliyet göstermiştir. Kurucu örgütleri arasında Mürettibîn-i Osmâniye Cemiyeti, İstanbul Umum Deniz ve Maden Kömürü Tahmil ve Tahliye İşçileri Cemiyeti, Cibali Tütün Fabrikası Amele İttihadı Cemiyeti, Şark Şömendöferleri Müstahdemîn Teavün Cemiyeti, Anadolu-Bağdat Şömendöferciler Cemiyeti, İstanbul Tramvay Amelesi Cemiyeti ve Haliç Şirketi Amele Cemiyeti bulunuyordu.

Cemiyet, özellikle işçilerin çalışma koşulları, ücretleri, çalışma süreleri, iş sağlığı ve örgütlenme özgürlüğü ve işçi hakları konusunda faaliyet yürüttü. 1925 yılının Şubat ayında bir iş kanunu taslağı hazırlayarak TBMM’ye sundu. Aynı yıl 1 Mayıs kutlamaları(Amele Bayramı) için İstanbul Valiliğine başvurdu ve izin verilen ölçüde kendi merkezinde 1 Mayıs toplantısı düzenledi. Aynı yıl dağıtılan bu broşür nedeniyle Amele Teali Cemiyeti’nin yöneticileri gözaltına alındı ve Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından “Komünistlik teşkilat ve propagandasını yapmak suretiyle dahili emniyeti ihlal ve binnetice hükümet şeklini değiştirmeye matuf fiil ve hareketlerde bulunmak” suçlamasıyla cemiyet yöneticileri 7 ila 15 yıl arasında kürek cezasına mahkum edildi.

Amele Teali Cemiyeti, 1926 yılında faaliyetlerini sürdürerek genel kurulunu topladı. Genel kurulda hayat pahalılığı karşısında ücretlerin yetersizliği ve İş Kanunu’nun henüz çıkarılmamış olması gündeme getirildi; işçi haklarının korunması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik talepler dile getirildi. Cemiyet ayrıca işçilerin sosyal ve kültürel faaliyetlerini geliştirmeye yönelik spor kulübü, kooperatif ve eğitim faaliyetleri gibi girişimlerde bulundu.

Cemiyet, 1927 yılının sonbaharında yaşanan büyük Türkiye Komünist Partisi (TKP) Tevkifatı sırasında kapatıldı, Amele Teali Cemiyeti mühürlendi ve idare heyeti tevkif 20 Kasım 1927’de edildi. Teşkilatın memleket dışı ile sıkı münasebette bulunduğu iddia edildi. Ancak yürütülen soruşturma sonucunda hukuka aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesiyle yeniden açılmasına izin verildi. Bununla birlikte örgütün faaliyetleri uzun süre devam etmedi ve 1928 yılında hükümet tarafından kesin olarak kapatıldı.

Amele Teali Cemiyeti, kısa süreli faaliyet dönemine rağmen Türkiye’de erken Cumhuriyet dönemi işçi hareketinin ve sendikal örgütlenmenin gelişiminde önemli bir yere sahip olmuş, işçilerin çalışma koşulları, ücret, çalışma süreleri ve örgütlenme taleplerinin kamuoyuna ve TBMM’ye taşınmasına katkıda bulunmuştur.

Bruno de Leusse de Syon

0
Bruno de Leusse

Fransız hukukçu ve diplomat Bruno de Leusse de Syon 12 Ağustos 1916’da dünyaya geldi. Collège de Mongré ve Lyon’da Hukuk eğitimi aldı. Dışişleri Bakanlığı’nda görev üstlendi. Cezayir Savaşı’nı sona erdiren Évian Antlaşmaları görüşmelerinde Fransız heyetinde yer aldı. 1966-1967 yıllarında Dışişleri Bakanı Maurice Couve de Murville’in kabine direktörlüğünü yaptı, 1967-1968 yıllarında Cezayir Büyükelçiliği görevini üstlendi. Haziran-Temmuz 1968’de Dışişleri Bakanı Michel Debré’nin, 1968-1969 yıllarında Başbakan Maurice Couve de Murville’in kabine direktörü olarak görev ifa etti. 1970-1971 yıllarında Dışişleri Bakanlığı Madagaskar ve Afrika İşleri Müdürlüğü ile 1972-1976 yıllarında Mısır büyükelçiliği, 1976-1979 yıllarında Sovyetler Birliği büyükelçiliği ve 1979-1981 yılları arasında da Dışişleri Bakanlığı genel sekreterliği görevinde bulundu. 1981-1997 yıllarında ise Yurtdışındaki Fransızlar Birliği’nin başkanı ve 1987-2001 yılları arasında Nernier Belediye Başkanı olarak görev yaptı. 2 Temmuz 2009’da yaşama veda etti.

Bruno de Leusse de Syon

12 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
12 Ağustos - Hukuk Takvimi

12 Ağustos – Hukuk Takvimi

1851 Isaac Singer, dikiş makinesinin patentini aldı.
1856 İspanyol politikacı ve hukukçu Eduardo Dato doğdu. (Ölümü 8 Mart 1921, Madrid)İspanyol hukukçu ve politikacı Eduardo Dato dünyaya geldi. 3 kez İspanya başbakanlığı görevinde bulundu. Madrid’de parlamento binasından çıkarken Katalan militanlarca öldürüldü.
1913 Alman sosyal demokrat ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin kurucularından olan August Bebel 73 yaşında öldü. Almanya’da işçi sınıfı ve kadınların özgürlük mücadelesi denilince en çok dikkat çeken isimlerden biridir.
 1916 Fransız hukukçu ve diplomat Bruno de Leusse de Syon dünyaya geldi. (12 Ağustos 1916 – 2 Temmuz 2009)
1924 Cumhuriyet Türkiye‘sinin ilk işçi kuruluşlarından biri olan Amele Teali Cemiyeti kuruldu.
1930

Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu, Genel Başkanlığı’na Fethi Okyar getirildi. Fırka programında, cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik prensiplerine bağlı olduğunu, yabancı servetlerin Türkiye’ye girmesinin teşvikini arzu ediyor, bununla birlikte  ekonomik yaşamda sürekli devletin müdahalelerine karşı çıkılıyordu. Gericilerin  Fırka’ya sızması sonucu, Fırka 17 Kasım’da kendi kendini feshetti.

 1938 Kanadalı hukukçu, liberal siyasetçi ve gazeteci Jean-Paul L’Allier dünyaya geldi. Ottawa Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Ottawa ve Outaouais’da avukatlık yaptı. 1980’lerde Le Devoir gazetesi için çalıştı. Deux-Montagnes bölgesindeki Quebec Ulusal Meclisi’ne aday oldu.  1970 yılından 1975 yılına kadar Kültür Bakanı olarak 1975 den 1976 yılına kadar da Haberleşme Bakanı olarak görev yaptı. 1989’da şehrin 38. Belediye Başkanı olarak yemin etti. 1993 ve 1997 yıllarında yeniden seçildi. 5 Ocak 2016’da yaşamını yitirdi. 
 1944 Tan gazetesi kapatıldı. Gazetenin başlıca yazarları arasında Ahmet Emin HYalman, Zekeriya Sertel, Sabiha Sertel, Ömer Rıza Doğrul, Burhan Felek, Refik Halid Karay, Eşref Şefik ve Fikret Adil yer aldı. II. Dünya Savaşı başlarında Almanya’ya karşı Müttefikler’i destekleyen bir yayın çizgisi izledi. Bu yayın politikası sonucu antikomünist bir propaganda ve karanlık bir provokasyon ile gazete on binlerce gösterici ile gerçekleştirilen toplu bir linç ve yağma hareketi olan Tan Olayı ile karşı karşıya kaldı. Bu saldırı sonrasında gazete, yayınını durdurmak zorunda kaldı.
1949 Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokolleri yayınlandı.
 1964 Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin 9 Ağustos tarihli çağrısı üzerine Kıbrıs üzerindeki askeri uçuşlara son verdi. Konsey, adada iki toplum arasında, Barış Gücü’nün tampon bölge oluşturmasını kararlaştırdı.
1971 Amerikan Barolar Birliği, 1908 yılında kabul ettiği meslek kurallarını 1969 yılında güncellemek suretiyle değiştirdi. Amerikan Barolar Birliği Genel Kurulu’nun 12 Ağustos 1969 tarihinde onayladığı meslek kuralları 01 Ocak 1970 tarihinde yürürlüğe girdi.
1971
  • Hukukçu  asistanlar Dr. Bülent Tanör ve Dr. Yücel Sayman “Malkara köylerinde İşçi-Köylü gazetesi dağıtmak” gibi gerekçelerle İÜ’nden ihraç edildi.
  • ODTÜ’nün yeni Disiplin Yönetmeliği’nde üniversitede izinsiz gösteri yapmak, afiş ve pankart asmak, bildiri dağıtmak vb. eylemler yasaklandı.
1981 Sloven asıllı Yugoslav hukukçu ve diplomat Aleš Bebler yaşamını yitirdi (Doğumu: 8 Haziran 1907,Ales Bebler
1984 Yayıncı İlhan Erdost’un askeri araç içinde dövülerek öldürülmesi davasında, olay sırasında şoför mahallinde olup 10 yıl 8 ay hapse mahkum olan Astsubay Şükrü Bağ’ın “yargılanmanın yenilenmesi” talebi Askeri Yargıtay tarafından kabul edildi.
1988- Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi, kanserli hastalar üzerinde zakkum deneyine katılacak doktorlar hakkında soruşturma açılacağını açıkladı.
1989 Cezaevlerindeki açlık grevinin 45. gününde 4 hükümlü hastaneye kaldırıldı.
1989 İstanbul Tünel’de cezaevi uygulamalarını siyahlar giyerek protesto eden kadınlardan 11’i tutuklandı.
1992

Kanada, Meksika ve ABD, NAFTA Antlaşmasının ön görüşmelerini tamamladıklarını açıkladı. NAFTA kapsamında, söz konusu üç ülke arasındaki ticaret ve yatırımlar liberalize edilmiş, ilk kez yabancı şirketlere, anlaşma ülkelerini uluslararası tahkim kurullarında tek taraflı olarak dava etme hakkı tanınmıştır. Kuruluş amacı üye devletler arasında serbest ticaret bölgesi oluşturmaktır.

1996
  • Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, gazete promosyonunu sınırlayan yasayı veto etti.
  • Türkiye ile İran arasında 2 trilyon tutarında doğalgaz anlaşması imzalandı
1996

Hindistan’ın güneyinde Kamataka Eyaleti, zararlı madde içeren içecek satmakla suçladığı Coca-Cola şirketi aleyhine dava açtı.

2011 Devrimci Karargah Davası’nda yargılanan Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkanı Rıdvan Turan savunma yaptı.
2024

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanlığı’nda çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin aralarında eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu İnşaat Şirketi Genel Müdürü Tuncay Yılmaz, eski Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin ve eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın da bulunduğu 22 sanığın hakim karşısına çıkacağı tarih belli oldu. Hazırlanan iddianameyi kabul eden İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi, ilk duruşmanın 25 Eylül’de yapılmasına karar verdi. İddianamede, CHP İstanbul İl Başkanlığı binası olarak kullanılan taşınmazların usulsüz şekilde toplanan paralarla satın alınması nedeniyle, Cumhuriyet Halk Partisi hakkında gerekli inceleme ve değerlendirme yapılması, usulsüz toplanan paraların hazineye kaydedilmesi, söz konusu taşınmazların hazine adına tapuya tescil edilmesi için gereğinin takdiri amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bilgi verildiği de kaydedildi.

2024 İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 23 ilde siber suçlara Yasa Dışı Bahis, Nitelikli Dolandırıcılık, Bilişim Sistemine Girme ve Çevrimiçi Çocuk Müstehcenliği” suçlarına yönelik Jandarma tarafından düzenlenen “SİBERAĞ-5” operasyonu sonucu 54 şüphelinin yakalandığını ve 20’sinin tutuklandığını açıkladı. Yerlikaya’nın paylaştığı bilgilere göre, operasyon Aydın, Adana, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Balıkesir, İstanbul, Konya, Niğde, Sakarya, Yalova, Zonguldak, Çanakkale, Mersin, Kahramanmaraş, Tekirdağ, İzmir, Kocaeli, Ağrı, Düzce, Afyonkarahisar ve Şırnak’ta icra edildi.
2024
  • Tüylü Mikrofon isimli bir Youtube kanalına İzmir, Karşıyaka’daki sokak röportajında, “21. yüzyılın göbeğinde parlamenter sistemden çıkıp koca ülkeyi tek bir adama verirsek o da babasının ahırı gibi kullanır. Elin Arap’ı öldü diye ben neden yas tutuyorum? Utanmasa 40’ını da biz çıkartacağız.” ve benzeri cümleler kurarak Instagram’ın erişime kapatılmasını eleştiren vatandaş, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi. 
  • Anayasa Mahkemesi (AYM), 2024’ün ilk yarısını içeren, “23.09.2012- 30.06.2024” tarihlerini kapsayan bireysel başvuru istatistiklerini yayımladı. Söz konusu verileri ilk çeyrek verilerine göre karşılaştırdığında; AYM’ye yapılan başvurularda 15 bin 691 dosya daha eklenerek, 2024’ün yarısında toplam 37 bin 657 bireysel başvuru yapıldı. Bu dosyalardan 28 bin 476’sı çözüme kavuşturuldu. Bunun yanı sıra Yüksek Mahkeme’nin geçmiş yıllardan da devreden ve hâlâ görülmeye devam ettiği anlamına gelen “derdest başvuru” sayılarında ise düşme olmadığı görüldü. Bu kapsamda ilk çeyrekte Yüksek Mahkeme’de çözüm bekleyen derdest bireysel başvuru sayısı 18 bin 907’di. 2024’ün ilk sayısında yaklaşık iki katına çıkarak, 32 bin 226’ya yükseldi.
  • Antalya’nın Alanya ilçesinde denize giren 11 yaşındaki Ukrayna uyruklu kız çocuğunun resimlerini çeken 52 yaşındaki satranç öğretmeni gözaltına alındı. Cep telefonunda çok sayıda küçük yaştan çocuğun müstehcen fotoğraf ve videosunun bulunduğu belirlenen öğretmen tutuklanarak cezaevine gönderildi.
2025
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü Avukat Rezan Epözdemir soruşturması kapsamında yeni gözaltı kararları verildi. Eski Cumhuriyet Savcısı Cengiz Çallı’nın katibinin de gözaltına alındığı, MASAK raporu doğrultusunda bazı şüphelilerin bankalarda kasalarının bulunduğuvebu kasalara el konulmasına karar verildiği iddia edildi. Epözdemir’in gözaltı süresi bir gün daha uzatıldı.
  • Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen rüşvet soruşturması kapsamında yeni bir dalga operasyonu gerçekleştirildi. 17 şüpheli gözaltına alındı. Ayrıca Savcılık, eldeki bilgi ve belgeler kapsamında 1 döviz bürosu ve 2 kuyumcu işletmesine kayyım atanmasını talep etti.
  • İBB’ye yönelik yeni dalga rüşvet operasyonunda 14 kişi daha gözaltına alındı.
  • GALATASARAY Genel Sekreteri Eray Yazgan hakkında imzaladığı sözleşme ile 2024’te oynanan Galatarasay-Çaykur Rizespor futbol müsabakasında yasadışı bahis reklamı yaptığı iddiasıyla 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
2026
  • ABD ile İran’ın, Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler kapsamında 60 günlük mevcut ateşkesi uzatma konusunda anlaşmaya vardığı bildirildi.
  • Muğla’nın Bodrum ilçesinde faaliyet gösteren bir gece kulübünde, Daltonlar suç örgütü liderlerinden yurt dışında firari B.Y.’nin doğum gününün barkovizyonda övücü ifadelerle kutlandığı ve görüntülerin sosyal medyada paylaşıldığının tespit edilmesi üzerine operasyon düzenlendi. Gözaltına alınan işletmecilerden H.İ.Y. (30) tutuklandı. B.Y.’nin (53) yakalanması için çalışma başlatıldı.
  • YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, YENİ Parti Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil’e ait yeni fezlekeler Meclis Başkanlığına sunuldu.
  • Muğla’nın Menteşe ilçesinde bir mağazanın önünde asılı bulunan Türk bayrağı, yoldan geçen bir kadın tarafından yakıldı. Türk bayrağını çakmakla yakan şüpheli polis ekipleri tarafından yakalandı.
  • Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Tunceli, Diyarbakır, Hakkari, Iğdır, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak ve Van baroları, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun“a ilişkin destek açıklaması yaptı.
  • Muğla’nın Fethiye ilçesinde 2006 yılında 17 yaşındayken kaybolan Yasemin Dermenci’nin öldürülmesine ilişkin Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada karar çıktı. Cinayeti işleyen Tursun Karabulut, “kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi. Mahkeme herhangi bir indirim uygulamadı.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Galatasaray’ın taraftar grubu ultrAslan’ın gözaltına alınan lideri Sebahattin Şirin savcılık ifadesinin ardından ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edildi. Şirin ev hapsi kararıyla serbest bırakıldı.
  • İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile hazırlanan ‘Mülki İdare Amirlerine Yönelik Sosyal Medya Rehberi’ni duyurdu.
  • Almanya’nın Hessen eyaletinde 63 yaşındaki bir erkeğin parçalanmış cesedinin bulunması üzerine soruşturma yürüten Darmstadt Savcılığı, 40 yaşındaki şüphelinin cinayeti satanist bir ritüel kapsamında işlediğini değerlendirerek hakkında şüphelinin psikiyatri hastanesinde gözetim altında tutulmasını öngören güvenlik tedbiri uygulanması talebinde bulundu. Dava, Darmstadt Eyalet Mahkemesi tarafından ele alınacak.

12 Ağustos – Hukuk Takvimi