Hukuk Eğitimi Eksikliğinin Adalete Yansımaları

0

HUKUK EĞİTİMİ EKSİKLİĞİNİN ADALETE YANSIMALARI[I] / Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu 

A. SONUÇ

Uluslararası ve ulusal akademik çalışmalara, karşılaştırmalı hukuka, hukuk felsefesine, özce; bilime dayanmadan yapılan uygulamalar neticesinde doğan sonuç irdeleneceği ve toplumca bu sonucun içinde yaşandığı için, bu makalede giriş usule uygun, esasa aykırı olurdu.

Elbette “usûl esasa mukaddemdir” düsturundan yola çıkılacak olur ise, bir giriş ile başlamak en makul yol olmalıdır diye düşünenler olacaktır. Sorun yaratan usûller işlevsel şekilde ele alınamadıkça, liyakatsiz ellerde esasın üstüne gölge düşüreceklerdir. Hukukun temel normlarına aykırı olan, uluslarüstü ya da uluslararası hukuka ve bunlar ile belirlenmiş prensiplere aykırı olan, dahası Anayasa’ya da aykırı olup, birbirleri ile çelişen; normlar hiyerarşisinde kanunun Anayasa’yı, tebliğin kanunu geçebildiği zamanlarda dahi, hâlâ içeriğin yönteme kurban edilmesini savunuyorsak, bu da sonuçlardan birisidir.

Ersoy Zırhlıoğlu

Hukuk, durağan bir bilim değildir. Metodolojisi de koşullara göre hızlı şekilde değişim gösteremediği müddetçe, amaçlarının başında gelen toplumu ve bireyi koruma saikini kaybeder; bireyleri topluma, toplumu devlete karşı caydırma aracı olmaya doğru önü alınamaz şekilde ilerler.

“Usûl esasa mukaddemdir” görüşünü, adeta varoluş sebebini savunurcasına müdafaa etmek ve hukuk metodolojisinin değiştirilemeyeceğini düşünmek bilimsel bir yaklaşımdan ziyade Dogmatizme ne kadar da benzer. Oysaki bilimsel yaklaşım; şüpheyi, araştırmayı, deneyi, karşılaştırmayı, kısacası hakikati veya o andaki duruma uygun en iyi mekanizmaları keşfetmeyi, icat etmeyi yahut yürürlüğe koymayı gerektirir. Bilimsel yaklaşımdan uzaklaşılarak Dogmatizme sürüklenmek de ne yazık ki bir sonuçtur.

Türkiye’de 31.12.2021 verilerine göre 160.000’in üzerinde avukat,[1] 15.250 civarında hâkim ve yaklaşık 7.500 de savcı vardır.[2] Bir önceki yıla göre avukat sayısı 17.300 (%12’den fazla), hâkim sayısı 417 (~%3) ve savcı sayısı 631 (%9’dan fazla) artmıştır. Artan nüfus ve okullar da dikkate alınınca şu anda (Temmuz 2021) avukat sayısının 175.000 civarına ulaştığı, istatistiki olarak[II] hâkim sayısın 15.600 ve savcı sayısının 8.000 olduğu çıkarılabilir. Bu sonuca göre -diğer meslekler hesaba katılmadan-, her hukuk fakültesi (“HF”) mezunundan %88,1’inin avukat, %7,9’unun hâkim ve %4’ünün savcı olduğu sonucu çıkmaktadır.

%88,1’in, kanunen HF sonrası kayda değer bir elemeye tâbi olmadan avukat olmaktadır. Bu da en vahim sonuçlardan birisidir. Mukayeseli hukuk açısından bakıldığında, diğer ülkelerde olmayan birtakım ağır sorunların Türkiye’de vuku bulmasına da ayna tutmaktadır. Asli konumuz olmamakla birlikte, avukatlar ile hâkim ve savcı sayısındaki orantısızlık (bir savcı başına 2 hakim -bu durum uygulamada[III] hukuk mahkemelerinin varlığından dolayı makul kabul edilebilecek bir orandır, bir savcı başına 21’den fazla avukat ve bir hakim başına 10’dan fazla avukat) kaynaklanan bazı sorunları sıralayacak olursak; i.) avukat-savcı arasındaki eşitliğin sözde kalmaktan öteye geçememesi, ii.) avukatlığın torba meslek[IV] haline gelmesi, iii.) davaların adalete erişimi engelleyecek derecede uzaması, iv.) Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (“HSK”)[V] yükselme esasları gereğince[3] az sayıda hâkim ve savcının çok sayıda davayı veya soruşturmayı niteliği büyük oranda önemsizleştirilerek niceliğe göre değerlendirilmesinden dolayı davaların çözümlenmeden bitirilmesi ve soruşturmaların çoğunun soruşturmaya ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla neticelenmesi, v.) avukat sayısının plansız olarak artan bir ivme ile yükselmesinin meslek etiğini zedeleyecek davranışlara yol açması ve diğer önemli sorunlara[VI] sebep olması da yine bir sonuçtur.

Hukuk fakültelerinin niceliksel olarak artması karşısında niteliksel olarak doğru orantılı bir ivme yakalayamaması, her sene, nüfus artış oranının çok üstünde bir vektör ile artan sayıda hukukçunun mezun olması, hukukçuların aynı kalitede eğitim alamamasının getirmiş olduğu ve ilerleyen yıllarda getireceği sorunlar, çok sayıda genç meslektaşın hem uygulamaya dair temel prensipleri hem de hukukun özüne dair temelleri bilmemesi dahil birçok probleme sebep olabilmektedir. İşte bu da sonuçlardan birisidir.

Hukuk Fakülteleri Öğrenci ve Profesör Sayıları

Staj eğitimi sırasında ve de avukatlık mesleğini icra ederken katılım sağlanan çeşitli eğitim ve sertifika programlarında da birçok soruna rastlanmaktadır. Neticede, bu programları açmak veya bu programlarda eğitmen olmak için gerekli şartlar, semt pazarında tezgâh yeri tutmaktan çok daha kolaydır. Bunun yansıması da yeterli niteliği, hatta hiçbir niteliği olmayan kişilerin sözde uzmanlık eğitimleri verebilmesi, aslen bu eğitimlerin para tuzağı olması, daha da kötüsü eğitimi alan kişilerin kendilerini bu alanın uzmanı olarak addedebilmeleridir. 15-20 saatlik sözde eğitim ile, Tahkim Uzmanı, Ticaret Hukuku Uzmanı, Lojistik Hukuku Uzmanı, Sağlık Hukuku Uzmanı sertifikası alınan ülkemizde, bu sorun gittikçe önlenemez bir hâl almakta, vatandaşlar da sözde uzmanlıklara inanarak zarar etmektedir. Kimi durumlarda haksız rekabet suçuna dahi sebep olan bu hadise, yine ehemmiyeti göz ardı edilemeyecek bir sonuçtur.

Bilim insanlarının ortalama bir kişinin beyinsel gelişim açısından olgunluğa erişmesinin 25 yılı bulduğunu uzunca süredir bilmesine,[4] ve işletmelerin bu yönde planlama ve uygulama yapmalarına rağmen[VII],[5] 21-22 yaşındaki kişilerin yargılamalarda asli faaliyetlerde yer alabilmesi nöro-bilimsel açıdan çelişki yaratmaktadır. Avukatlar açısından, özellikle Ceza Muhakemeleri Kanunu gereğince müdafilik ve vekillik yapacak avukatlar ile, adli yardım görevi alan avukatların yaşlarından anlaşılacağı üzere, birçok avukat mesleğe yeni başladığı yıllarda bu görevleri üstlendiği için,[VIII] maddi açıdan zayıf olan kişiler, dezavantajlı duruma düşebilmektedir. Keza, hâkim ve savcılarda da durum yeni yapılan mevzuat değişikliğine kadar çok farklı değildi. Ülkemizde savcılara verilen yetkiler ve savcıların mukayeseli hukuka göre avukatlara kıyasla -hukukun temel kaidelerine aykırı şekilde- çok daha geniş yetkilerle donatılmış olması dikkate alındığında, 25 yaş altındaki bir kişini savcı olması daha vahim sonuçlara zemin hazırlamaktadır. Dahası, çoğu gelişmiş ülkede sadece 10 yıl avukatlık, akademisyenlik, savcılık vb., hukuk mesleklerinde çalışan kişilerin hâkim olabilmesi dikkate alındığında, bu ülkelerde hâkim olabilmek için 35 yaş dahi genç sayılırken,[IX] Türkiye’de 25 yaşın altındaki kişilerin hâkim olabilmesi de adalete erişim üstünde nahoş sonuçlara sebep olabilmektedir. Bunun sebebi elbette bireysel başarısızlıklar değildir. Hukuk öğretiminin kısa sürmesi, hukuk felsefesi ve sosyolojisi ile ilgili gerekli eğitimin alınmaması, uygulamalı eğitimlerin müfredatta çok az olması veya hiç olmaması, kişilerin kendilerine özgü öğretim planı seçememesi dahil olmak üzere birçok sorun bu başarısızlıkların kaynağıdır.

Avukatlar, hâkimler ve savcılar, Adalet Piramidinin 3 köşesini temsil ederler (dördüncü köşe kanun olup; hakkaniyetli sonuca ulaşabilmek[X] de ‘Piramidin’ üst köşesini temsil eder).[XI] Milletvekili olabilme yaşı her ne kadar 18 olsa da, 24 Haziran 2018 tarihindeki veriler,[6] yaş ortalamasının yaklaşık[XII] 50 olduğunu göstermektedir. Bu durum, yasamanın yaş bakımından sorununun olmadığının göstermektedir. Kanunlar hakkında ise 21 asır önce söylenen bir sözü eklemek gerekir “halk nezdinde, halkın, zararlı olduğu halde kabul ettiği şeye yasa denemez.”[7]

Türkiye Hukuk Fakülteleri ve İnternet Siteleri

Bu bağlamda, ‘Adalet Piramidinde’ adalete ulaşmak için gereken dört temel köşeye bakıldığında, sadece yaş açısından dahi, başta avukatların yaşı olmak üzere, yargı erkinin üç temel paydaşı olduğu kabul edilegelen hâkim-avukat-savcı üçlüsünün mesleğe başlama yaşlarının kabulü güç derecede düşük olduğu, hâkimlerin ise karşılaştırmalı hukuk açısından dünya ortalamasının çok altında kaldığı görülmektedir. Cumhuriyet’in kurulması safhasında yeni bir düzene geçilirken gereken acil eylem planları nedeniyle bu tür atılımlar kabul edilebilirdiyse de aradan geçen bir asırda, bu konu hakkında hiçbir değişikliğe gidilmemiş olması da sonuçlardan birisidir.

ÖSYM tarafından yapılan sınavlarda, onlarca yıldır değişiklikler yapıldı ise de bu değişikliklerin hiçbirisi bir lise öğrencisinin hangi alanda uzmanlaşabileceğinin, ya da hangi uzmanlığa yatkın olabileceğinin ölçülmesine ve değerlendirilmesine imkân tanımamaktadır. Sınavda yapılacak hatalı bir türev sorusu, kişinin hukuk yerine sosyoloji okumak zorunda kalmasına sebep olabilecektir. Bu durumda, teorik olarak, Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Ord. Prof. Dr. Ernst E. Hirsch, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, vb. Türk Hukuku’nun unutulmaz isimleri, hayatta olsalar ve bugün bir ÖSYM sınavına girseler hukuk fakültesine yerleşememe ihtimalleri dahi hazırdaki sistemin sorgulanması için verilebilecek örneklerden birisidir. İşte bu da ÖSYM’nin yarattığı ve hukuk sistemimize yansıyan sonuçlardan birisidir.

“Ignorantia legis neminem excusat”, yani kanunu bilmemek mazeret sayılmaz ilkesi her hukukçunun malumudur. Bu ilkenin binlerce yıllık olduğu, Eski Ahit’te dahi görüldüğü[XIII], Roma Hukuku’nu büyük ölçüde etki altına aldığı ve dolayısıyla Roma Hukukundan etkilenen Kıta Avrupası ülkelerinde de hukukun temel ilkelerinin başında geldiği, bununla birlikte Anglo-Amerikan hukukunu da önemli derecede etkilediği yadsınamaz bir gerçektir. Günümüzde, bu ilkenin kabulü, “kasten öldürme” veya “kasten yaralama” gibi evrensel olarak suç sayılan hallerde mümkün olabilir. Bu ilkenin geniş yorumlanması, evleviyetle yabancı bir ülkede turist olarak bulunan kişiler ve 12 ila 18 yaş arasındaki kişiler açısından büyük sorun teşkil edecektir.[XIV] Keza aynı durum, 15 yaş ve üstü bireyler için 5236 sayılı kanunda da geçerlidir. Aynı şekilde, idare hukukundan kaynaklanan kimi davalar ile özel hukuktan kaynaklanan bazı davalarda da 18 yaş altı kişilere belirli hak ve yükümlülükler tanınmıştır.

Bir konu ile ilgili bir uyuşmazlık önüne geldiğinde, mesleğe yeni başlamış ortalama bir avukatın yapması gereken işlemlerin arasında ilgili mevzuatı incelemek, mevzuatlar arasında çelişki varsa söz konusu olayda hangi mevzuatın uygulanması gerektiğini belirlemek, öğreti ve içtihat araştırması yapmak ve ilgili usûl kanunu hükümleri çerçevesinde -lüzum varsa, önce gerekli yerlere başvuruları yapıp- akabinde de yıllar sürecek davayı başlatmak bulunmaktadır.

12 yaşından itibaren ağzından çıkacak her sözcüğü ve atacağı her adımı bir avukata danışarak yaşayamayacak olan bir insanın, kendisine öğretilmemiş olan kanunları bilmemesinin mazeret olmadığından bahsedilebilmesi de herhangi bir hukuk ilkesinden ziyade, ancak, kabullenilmesi imkânsız bir garabettir. İşte bu da ‘ilkeyi alalım, elbette koyacak bir yer buluruz’ diye hukuk sosyolojisi, eğitim düzeyi ve hukuk felsefesi dikkate alınmadan ulusal kanunlara eklenmiş bir kaidenin, ülke bireyleri üzerindeki yansımalarının vahim bir sonucudur.

Dünyanın En İyi Hukuk Fakülteleri

Bu sonuçların her birinin temelinde ayrı ayrı ve birden fazla sebep bulunabilir. En temele inildiğinde ise, aile içinde verilen eğitimin ve okullarda verilen eğitim ve öğretimin bu sorunlara zemin hazırlayan ortak payda olduğu görülecektir. Bu noktada, “eğitim şart” diye bir klişe ile söze son vermektense, hukukun adil bir şekilde tesis edilebilmesi için, TBB ve illerdeki barolar ile ne gibi düzenlemeler yapılabileceği üzerinde durulması isabetli görülmüştür.

B.ADALETİN YARALARININ SARILMASI İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİSİ

TBB HUKUK VE AVUKATLIK AKADEMİSİ

TBB çatısı altında bir “Hukuk ve Avukatlık Akademisi” (“Akademi”) kurulmasının avukatlara, HF öğrencilerine, orta okul ve lise öğrencilerine ve topluma büyük fayda sağlayacağı savını ileri sürmekteyiz. Zira suçları önlemenin en etkili olduğu bilinen, ancak çağımızda o kadar da güç olmayan yolu eğitimdir.[8]

Akademi’nin işlerlik kazanması halinde; avukatların sürekli eğitimi, stajyer avukatların staj eğitimi, HF öğrencilerinden özellikle avukatlık mesleğini icra etmeyi düşünenlerin eğitimleri ve orta okul ile lise eğitimi alan öğrencilerin üzerinde ne gibi faydaları olabileceğini özetle incelenmektedir. Yer kısıtı sebebi ile bu makalede Akademi’nin organizasyonu, eğitmenlerin seçimi, akademik programların oluşturulması, finansmanın sağlanması, Barolar ile TBB arasındaki dengeler, Akademi’nin verdiği eğitimlerde tarafsızlığını koruması için alınması gereken önlemler ve diğer konular hakkında inceleme yapılamamıştır.[9]

1.Avukatların Sürekli Eğitimi Üzerine

Çeşitli ülkelerde avukatların belirli aralıklarla, belli kredileri tamamlamaları gerekmektedir. ABD’de Sürekli Hukuk Eğitimi (SHE) (CLE) olarak adlandırılan bu eğitim, (eğitimin zorunlu olduğu eyaletlerde) yıllık ortalama 12 kredidir. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin çoğunda SHE kredisi zorunlu değilse de bu durum ülkeden ülkeye değişiklik göstermekte, zorunlu olan ülkelerde çoğunlukla yılda 10 ile 20 SHE kredisi şartı aranmaktadır. Avukatlıkta uzmanlık alanının (“Ceza Hukuku Avukatı” vb.) olduğu bazı ülkelerde, ayrıca uzmanlık alanı ile ilgili SHE kredisi ve ek yükümlülükler de bulunmaktadır.

Türkiye’de henüz SHE sistemi bulunmamaktadır. Bunun avukatlık açısından büyük bir eksiklik olduğu düşünmekteysek de Akademi’nin kurulması önerisindeki amaç zorunlu SHE sisteminin getirilmesi değildir. Bu sistem, ihtiyari olarak da gerçekleştirilebilir.

Bilindiği üzere, çeşitli kurumlar, şirketler ya da kişiler tarafından farklı hukuk eğitimleri verilmektedir. Bu eğitimler kimi zaman sadece sınavlara hazırlık (marka ve patent vekilliği sınavı vb.), kimi zaman bir unvanı almak için kanuni zorunluluk ve sınavlara hazırlık (arabuluculuk temel eğitimi), bazen kanuni zorunluluk (bilirkişilik temel eğitimi vb.), bazen de belli hukuki alanlarda sertifika vermeye yönelik eğitimler (tıp hukuku sertifikası, tahkimde taraf vekilliği sertifikası vb.) olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu eğitimleri veren kişilerin yeterli donanıma sahip olduğu, eğitim programlarının belirlenen uzmanlık veya unvan için gerekli koşulları taşıdığı ise belirginlikten uzaktır. Av. Sezer Bekarya isimli farazi ve konu hakkında kısıtlı bilgi sahibi şahsın, “Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Tahkimi” konulu bir sertifika programı düzenlemesinin önündeki engel nedir? Av. Sezer Bekarya’nın, Marka A.Ş.’de Marka ve Patent Vekilliği sınavı eğitmenliği vermesinin bir engeli var mıdır? Av. Sezer Bekarya’yı ve Marka A.Ş.’yi engelleyemeyebiliriz, hatta engelleme hakkımız da olmayabilir.[10] Lakin, hukukçuları bu kişi ve kuruluşlara mecbur bırakmak yerine, kurulacak Akademi ile çok daha etkin eğitimlere erişmeleri sağlanabilir. Bu eğitimler çok daha uygun fiyatlara verilebilir, üstelik bundan kâr dahi elde edilebilir.[XV]

Türkiye Adalet Akademisi

2.Staj Eğitimi Üzerine

Avukatlık, hakimlik, savcılık gibi bir mesleki eğitimin hukuk fakültelerinin akademik programlarında değildir.[11] Baroların başta gelen görevlerinden birisi ise staj eğitimidir.

Nicelik ile nitelik her zaman doğru orantılı değildir; lakin, bir iki satır ile açıklanacak verilere bakılırsa, durum netlik kazanacaktır. 31.12.2020 tarihli TBB verilerine göre 79 ilimizde bulunan barolara kayıtlı avukat sayısı 143.330’dur. Yaklaşık olarak İstanbul’da 50.000, Ankara’da 20.000 ve İzmir’de 10.000 avukat vardır. 2.000 ve üstü avukat bulunan baro sayısı 11’dir. 43 baroda 500’ün altında avukat mevcutken, bu baroların 26 tanesinde 250 kişinin altında avukat bulunmaktadır. 150 ve daha az avukatın kayıtlı olduğu baro sayısı 13-14’tür.

Nicelik niteliği doğurmasa, binlerce avukat arasından staj eğitimi verecek kişileri seçebilme şansı olan barolarda eğitim gören stajyer avukatlarla, belki de staj eğitimi verecek kişi bulmakta zorlanan 500 ve altı avukatın olduğu barolarda eğitim gören stajyer avukatların benzer bilgi birikimine sahip staj eğitmenlerine erişme ihtimali istatistiki açıdan düşüktür. Bu husus, eğitimde fırsat eşitsizliğine yol açabilmektedir. Keza 10.000-50.000 kişilik bir baro, ortak aklı ile çok daha iyi bir eğitim programı hazırlayabilecek, daha çok kişi ve kuruma ulaşıp daha çok etkinlik düzenleyebilecektir.

TBB Staj Eğitim Yönetmeliği’nin 22. maddesi barolara staj eğitimi için gerekli staj eğitim birimlerini oluşturma yetki ve sorumluluğunu vermiştir. Bu olanağı bulunmayan barolara, gerekli eğitimin verilmesi amacıyla stajyerlerin TBB’nin Ankara’da oluşturacağı staj eğitim birimlerinde staj eğitimlerini tamamlama seçeneğini de tanımıştır. Uygulamada, bazı barolar -belki haklı, belki eğitim açısından haklı olmayan sebeplerle-[12]  bu yolu tercih etmemekte, ayrıca TBB’de yapılan staj eğitimi, önerilen Akademi’de verilecek olan eğitim ile aynı standartlara yaklaşamamaktadır. Stajyer avukatlar açısından ise, staj gördüğü baro yerine TBB’de staj eğitimi almak içim Ankara’da bulunmaları da sorun teşkil edebilmektedir.

Haklı olarak avukatlar ile savcıların bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de eşit olduğunun hatırlanması gerektiği savunulmaktadır. Avukatlık mesleğinin eski, güzel günlerine dönmesi için bugüne kadar çok öneri dillendirilmiştir. Bu önerilerin bazıları, HF sayılarının azaltılması, üniversite sınavında ilk 50.000’e giremeyenlerin hukuk fakültesine alınmaması, avukatlık sınavı getirilmesi, avukatlık mesleğine girdikten sonra da belli aralıklarla sınav yapılması, avukatlıkta uzmanlaşmanın getirilmesidir. Bu önerilerin bazılarını cansiperane şekilde savunan kişiler varken, bazılarına şiddetle karşı çıkanlar da olmuştur. Esas konu, “Hâkim ve Savcılık Eğitimi” için “Adalet Akademisi” olmasına karşın, “Avukatlık Eğitimi” için neden “tam ve işler” bir “Avukatlık Akademisi” olmadığıdır. Burada istenilen, tam olarak işleyen, etkili ve etkin, sürekli faal olan, kısa-orta vadede bir üniversiteden eksiği bulunmayacak, yeknesak ve kaliteli eğitim veren, eğitmenlerinin andragojik formasyon aldığı[13] ve alanlarında yetkin olduğu, eğitim programlarının belli standartları taşıdığına insanların güveneceği, ekonomik olan ama mali açıdan zarar etmeyecek bir Akademi’dir.

Akademi’de mesleki deneyimi olan, ancak eğitmenlik deneyimi olmayan hukukçularımıza eğitmenlik ile ilgili kısa ama yoğun bir formasyon eğitimi vererek, işe eğitmenleri eğiterek başlanabilir. Stajyer avukatların yaşları dikkate alındığında pedagojik formasyon yerine andragojik formasyon daha uygun olacaktır. COVID-19’un gösterdiği üzere, hemen her türlü eğitim uzaktan/çevrimiçi verilebilmektedir. Bu durum gözetilerek staj eğitiminde uzun süre alan teorik eğitim ve seminerler Akademi tarafından uzaktan/çevrimiçi verilerek, stajyer avukatların lojistik ve konaklama ile ilgili sorunları ortadan kaldırılabilir.[14] Pratiğe dayalı eğitimler ise, Akademi’nin bütçesi ve stajyer avukatların durumları dikkate alınarak ya staj gördükleri barolarda yapılmaya devam edilir veya Ankara’da misafir edilerek Akademi’de eğitim görmeleri sağlanır. Önemli konulardan birisi de uzmanlar tarafından belirlenecek bir akademik programının oluşturulması ve eğitim materyallerinin stajyerlere verilmesidir. Yine verilecek eğitimleri, bütün stajyerlere aynı eğitmenlerin vermesinde yaratılacak fırsat eşitliği gibi, staj eğitimi sırasında yapılacak ölçme ve değerlendirmelerin de yeknesak şekilde yürütülmesi bütün stajyerlerin eşit şekilde değerlendirilmesine, varsa eksikliklerinin mesleğe başlamadan giderilmesine olanak sağlayacaktır.

Bir çatıdan yürütülecek eğitimin zararları incelenecek olursa başlıca iki sorundan bahsedilebilir. Birincisi konunun akademik ikincisi de siyasi yönüdür. Akademik sorun yukarıda değinilen konuların daha derin incelenmesini gerektiren bir makalenin konusudur. Siyasi boyutu ise Akademi’nin, TBB Yönetim Kurulu ile ilişkisinin doğru dengelerle kurulması, verilecek eğitimlerin ve seçilecek eğitmenlerin belli bir grup ve siyasi görüşü temsil etmemesini sağlayacak bir sistem kurulmasının temin edilmesi ile mümkün olacaktır. Merkezi eğitim sistemine bakış açısı ister Murray Rothbard, George Harris, Herbert Read, Herbert Spencer ve Isabel Paterson gibi karamsar; ister Charles Mercer, Horace Mann, Robert Owen ve Frances Wright gibi iyimser olsun, önceliğin Earl Warren’ın 1954 yılında Brown v Board of Education davasında dediği “eğitim konusunda ayrı ama eşit diye bir doktrinin kabul edilemez” düsturuna verilmesi gerektiği olmalıdır. Keza, herhangi bir sınav ya da ek eğitim aranmadan, staj eğitimini A ilinde tamamlayan bir avukat, B iline nakil olabiliyorsa, A ilindeki stajyer ile B ilindeki stajyerin aynı kalitede eğitimden faydalanamamasının izahı güçtür.

3.HF Öğrencilerinin Eğitimi Üzerine

Ülkemizde, hukuk fakültelerinde verilen eğitimin herhangi bir hukuk alanında ihtisaslaşmaya olanak sağlamadığı gibi, öğrencileri avukat, hâkim, savcı ya da başka bir mesleğe hazırlamadığı da açıktır. Birçok HF mezunu, uygulamaya yönelik eksiklik hislerini ve tecrübelerini çeşitli çevrimiçi platformlarda paylaşmaktadır. Çoğu mezun avukatlık stajına başladığında, özellikle HF öğrenciliği esnasında staj yapmadıysa, bu eksikliği tecrübe etmektedir. Hâlbuki, kaliteli ve uygun fiyatlı eğitimler düzenleyecek bir Akademi ile HF öğrencilerinin de avukatlık mesleğinin de kazanımının üst düzeyde olacağı muhakkaktır.

Akademi’de HF öğrencileri açısından farklı hizmetler sağlanması mümkün olacaktır. Bunların bazıları, avukatlık mesleğine dair teorik ve uygulamalı eğitimler, hukuk fakültesinde teorik eğitim olarak verilen derslerin uygulamalarıyla ilgili eğitimler, klinik uygulama programları ve belli alanlara dair ihtisaslaşmadır. Akademi’nin vereceği uzmanlık eğitimlerinden uygun fiyata faydalanmaları, isteyen kişilerin öğrencilik yaşamlarından başlayarak belli alanlarda uzmanlaşmalarını, akademik ve maddi açıdan kolaylaştıracaktır. Akademi’de yazın tam zamanlı, akademik yıl süresinde yarı zamanlı staj yapılması da söz konusu olabilecektir. Bu koşullar sağlandığında, HF mezunlarının mesleğe hazır halde staja başlamalarına imkân tanınmış olacak; TBB de üzerine düşeni yapmış olacaktır.

4.Orta okul ve Lise Öğrencilerinin Eğitim ve Öğretimi Üzerine Etkileri

Yukarıda değindiğimiz üzere, Ignorantia legis neminem excusat ilkesinin hukukumuzda da derin bir şekilde tezahür ettiği 5237, 4721 ve 6098 sayılı yasalar başta olmak üzere çeşitli mevzuattan anlaşılmaktadır. Hâlbuki, animus nocendi[XVI] ilkesince ve paralel ancak ufak ayrılıklar olan actus non facit reum nisi mens sit rea[XVII] ilkesince kanunu bilmemenin mazeret sayılmaması hakkaniyete ulaşmayı engellemektedir. Mens rea ilkesinin uygulanmasını özetle In R. v Klundert kararında görmek mümkündür. Dr. Klundert’ın vergi kaçakçılığı suçundan dolayı ceza aldığı davada, Ontario temyiz mercii, “ilgili madde çok karmaşık bir kanuna ait olup …, ortalama bir kişinin bu konuda mali müşavirlerin tavsiyeleri ile hareket edeceği … kanunun farklı şekillerde yorumlanabileceği … kişilerin meşru yollardan vergilerini en aza indirmesinin normal olduğu; bu cihetle, kişinin hata ya da kanunu bilmemesinden kaynaklanan yasal veya fiili bir hatasından dolayı cezalandırılmasına yer olmadığına”[15] karar vermiştir.

Hemen her ülkede olduğu üzere, Türkiye’de de belli bir yaştan sonra (18 yaşını doldurmuş olmak) 5237 sayılı kanunda belirlenen cezalar matuf kanunda belirtilen oranlardan yaş ile ilgili indirim olmaksızın, belli yaşlar arasındaki çocuklarda (15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamış) istisnalar hariç,[XVIII] hapis süresi 12 yılı geçmemek kaydı ile 1/3 oranında indirim ile uygulanır. Bu iki gruptan bahseden 5237 sayılı kanunun 31. maddesi, animus nocendi ilkesine dair özel bir uygulamadan bahsetmezken, aynı kanunun 4. maddesi açıkça Ignorantia legis neminem excusat ilkesine yer vermiştir.[XIX] Ancak, daha küçük çocuklar (12 yaşını doldurmuş 15 yaşını doldurmamış) ile ilgili düzenleme yapan 31. maddenin 2. fıkrası, animus nocendi ilkesine epey benzer olan şartlar koymuş, bu şartların olmadığı durumlarda cezai sorumluluk olmadığını, şartlar oluşmuşsa süreli cezalarda 7 yıldan, diğer cezalarda 15 yıldan fazla ceza verilemeyeceğini belirtmiştir.[XX] Bununla birlikte, 12 yaşını doldurmamış çocuklara, bir ceza verilemeyecek, 5395 sayılı kanundaki güvenlik tedbirleri uygulanabilecektir. Bu husus başlıca bir inceleme konusu olmakla birlikte, bu makalede sadece Ignorantia legis neminem excusat ilkesinin uygulanabilmesi için gerekli konuya değinilecektir.

Rousseau, Emile eserinde “Çocukluğun kendine has bir görme, düşünme ve hissetme şekli vardır ve onların yolları yerine bizimkini koymaya çalışmaktan daha budalaca bir şey olamaz” demiştir.[16] Buna karşın, 5237 sayılı kanunda 12 yaş ve üzeri çocukları cezalandıran bir sistemde, hatta daha da geniş bir perspektiften incelenecek olursa, hem 25 yaşına kadar olan bireylerin cezalandırılabildiği[XXI] hem de bütün bireylerin In R. v Klundert kararının aksine türlü yaptırımlara tâbi olduğu bir ülkede; bireylere tâbi olduğu kanunları öğretmek kimin vazifesidir? Üniversiteye giriş sınavında dahi, müfredatta olmayan bir konudan sorumlu olunmuyorken, kişinin temel hak ve hürriyetlerine fahiş kısıtlama getiren cezai ve/veya hukuki yaptırımlar konusunda, bireylere öğretim verilmemesi -kanıksanmış olsa da- hem eğitim hem de adalet sistemindeki bir eksikliktir. Bu eğitimin verilmemesi sadece 18 yahut 25 yaş altı kişilerce değil, hiçbir bireyin ömrü boyunca bu bilgileri öğrenememesine sebep olmaktadır.

Zira Ignorantia legis neminem excusat ilkesinin kökeni incelendiğinde, uygulanmaya başlandığı dönemlerde çok az kaideler bu ilkeye tâbi iken, günümüzde bu ilkenin kapsamı hızla ve katlanarak artmaktadır. Günümüzde hâlâ leges instiuuntur cum promulgantur[XXII] ilkesinin, ortalama vatandaşın okumadığı “Resmî Gazete” ile yayınlandığında bağlayıcı olduğuna inanmak, afakidir. Özellikle 12-18 yaş arasında çocukların Resmî Gazete okuduğunu sanmak, Rousseau’nun deyimiyle, “10 yaşında bir çocuğun 1,5 metre olabileceğine inanmaktır.”[17]

Akademi’nin bu noktadaki işlevi, T.C. Millî Eğitim Bakanlığı (“MEB”) ile ortaklaşa hazırlanacak bir müfredat çerçevesinde; 12 yaşına girmeden önce -tercihen 5. sınıftan başlayarak- öğrencilere hukuk eğitimi verilmesinin sağlanması olmalıdır. Pedagojik ilkeler doğrultusunda hazırlanacak dersler, her yaş grubundaki öğrencilerin anlayabileceği ve kavrayabileceği şekilde hazırlanmalı; görüşümüzce, teorik kısım kısa tutularak uygulamaya olabildiğince fazla zaman ayrılmalıdır. Derslerin hibrit olarak verilmesinin uygun olacaktır. Hibrit ile kastedilen, Akademi’nin uzaktan ve çevrimiçi ders vermesi, sınıfta ise rehber öğretmenin bulunmasıdır.[XXIII] Akademi tarafından verilecek eğitim sayesinde, şu andaki ve gelecekteki kuşaklar hem haklarını hem de yükümlülüklerini öğrenebilme fırsatı yakalayacak, böylelikle öğretilmeyen kanunu bilmedikleri için cezalandırılmaları söz konusu olmayacaktır. İstenilirse bu ücretsiz derslere ek olarak çeşitli ve isteğe bağlı sertifika programları verilerek, Akademi için ayrıca bir bütçe artısı da yaratılabilecektir.

C.SON SÖZ

Her bir alt başlığı birer monografi konusu olabilecek sorunlar olan, ÖSYM ölçme ve yerleştirme problemi, avukat hâkim savcı eşitsizliği, genç yaşta özellikle hâkim, akabinde de avukat ve savcı olunabilmesi, avukat sayısının kontrolsüz artışı, buna karşın eşit konumdaki savcıların (ayrıca hâkimlerin) sayılarının kontrollü artması, avukatlığın torba meslek haline gelmesi, avukat ve hâkim ile savcı sayısındaki orantısız sayıdan kaynaklanan sorunlar ve 12-18 yaş arasına ceza verilebilmesi ile kanunu bilmemenin mazeret sayılmaması hususlarının incelendiği makalede, TBB çatısı altında kurulabilecek bir Akademi’den bahsedilmiştir.

Mevzubahis Akademi, bahsedildiği üzere orta okul öğrencilerinden başlamak suretiyle halkın tamamının hukuki konularda bilinçlenmesini sağlamak gibi bugüne değin yapılmamış ve bu sebeple temel hak ve hürriyetlerin belki de sebebi dahi bilinmeden kısıtlanmasına yol açan sorunları engelleyecektir. Akademi ayrıca, çoğu hem avukatlığa hem de genel olarak hukukun pratik alanlarına dair yeterli bilgi sahibi olamadan mezun olan ve sayıları hızlanarak artan HF öğrencilerinin, mezun olana kadar belirli bir seviyeye gelmeleri konusunda yeknesak bir eğitim verecek, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacak, uzmanlaşmak isteyen öğrencilere bu konuda olanak sağlayacaktır. Asli görevlerinden biri “Staj Eğitimi” olan baroların, stajyerleri eğitmeleri konusunda yaşanan sorunlar Akademi sayesinde büyük ölçüde çözümlenecek, her stajyer mümkün olan en kaliteli staj eğitimini alacaktır. Avukatlık hayatı boyunca kişiler, gönüllü ya da zorunlu SHE[18] eğitimi alarak meslek içi eğitimlerini sürekli geliştirme ve bilgilerini güncelleme fırsatları bulabilecektir. Önü alınamadan çoğalan, hiçbir kritere tâbi olmayan sözde uzmanlık, sertifika, yeterlilik vb. eğitimler, alanında uzman kişiler tarafından verilecektir. Asli amacı kâr elde etmek olmayan, hukukçu adaylarına, stajyer avukat ve avukatlara uygun fiyatlara eğitim verecek olan Akademi,[XXIV] elde edeceği toplu gelirler sayesinde zarar etmeyip kâr elde edebileceği gibi, bireylerin hukuk bilmeyen adalet tüccarları tarafından ekonomik açıdan zarara uğramasını ya da daha kötüsü, hukuk eğitiminden mahrum kalmalarını da engelleyecektir.

KAYNAKÇA
[I] Av. Dr. Ersoy ZIRHLIOĞLU tarafından 2022 yılı Temmuz ayında yazılan makale, İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu’nun(HFSK)  tarafından düzenlenen “Türk Yargı Sisteminin İçinde Bulunduğu Sorunlar ve Çözüm Önerileri” konulu Makale Yarışmasında dereceye girmiştir. 
[II] 31.12.2021-01.07.2022 tarihleri arasında mesleğe kabul edilen hâkim ve savcı sayılarına erişim sağlanamadığından, istatistiki yaklaşım ile hesaplama yapılmıştır. Avukatlık mesleğine başlayanlarda istatistiki hesaplama her ne kadar daha kabul edilebilir olsa da hâkimlik ve savcılık için her sene ihtiyaç duyulan kadar kişi kabul edildiğinden, bir önceki yılın ½’si kadar ya da 4 katı kadar alım yapılması olasıdır.
[III] “Juge unique, juge inique”, tek yargıç adaletsiz yargıçtır mânâsına gelir. bkz. Beccaria, Cesare, Suçlar ve Cezalar Hakkında, Çev. Sami Selçuk, 8. bs., İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2019, s. 211-212. Karş. Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine, Çev. Berna Günen, 6. bs., İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017, s. 102.
[IV] Elem vericidir ki, doçent doktor titrine ulaşmış ve faal olarak üniversitede görev yapmakta olan bir akademisyen, birkaç ay önce LinkedIn adlı platformda yaptığı bir paylaşımda, “Avukatlık sınavı getirmek kadar mantıksız bir şey olabilir mi? Sınavı geçemeyen mezunlar aç mı kalsın istiyorsunuz?” nidaları ile uzunca bir paylaşımda bulundu.
[V] Hâkimler ve Savcılar Kurulu diye bir kurulun olması dahi başlı başına bir sonuçtur. Bu dahi, hâkim ile savcının aynı kurulca değerlendirildiğinin bir göstergesi, insanlara karşı hâkim ve savcı ayrı bir uçta, avukat ise ayrı bir uçta demenin yöntemidir.
[VI] Haksız rekabet, özellikle genç avukatların AAÜT’nin dahi altında ücretler ile mesleklerini icra etmesi, artan avukat sayısı dolayısıyla birçok avukatın mesleki gelişime vakit ayırabilmekten ziyade 150-300 TL para karşılığı tevkil görevi için saatlerce adliye koridorlarında vakit geçirmesi, hâkim sayısının azlığından ya da planlama hatalarından dolayı davaların neredeyse hiçbir zaman vaktinde başlamaması -kiminin saatlerce gecikme ile başlaması- sonucu bir duruşma için avukatın bütün gününün kimi zaman 1-2 dakika sürecek duruşmayı beklemek ile geçmesi, vs.
[VII] Örneğin, araç kiralama şirketlerinin 25 yaş altındaki kişilere araç kiralamaması ya da daha pahalı fiyata kiralaması.
[VIII] Ankara Barosu açısından CMK listesine kayıtlı avukatların %36’sı 25 yaşın, %76’sı 30 yaşın altındadır. Veriler https://www.kisa.link/Q9jt adresinde bulunan sicil numaralarının, Ankara Barosu internet sayfasındaki halka açık bilgilerine (Örneğin ruhsat töreni tarihi, vb.) dayanılarak hesaplanmıştır. Benzer oranlar, ufak sapmalar ile Adlî Yardım listesine kayıtlı avukatlar için de geçerlidir.
[IX] Özellikle HF’ye, 4 yıllık üniversite eğitimi sonrası girilen ülkelerde (ör. ABD) ve avukat olabilmek için sınavların olduğu, bu sınavların ‘avukatlık mesleğini icra edebilecek’ gereksinimlere sahip kişiler dışındakileri eleyecek şekilde icra edilmesinden dolayı çoğu hukuk mezununun ilk seferde geçemediği ülkelerde, ortalama hâkim olma yaşı 35’ten epey yüksektir.
[X] Summa lex summa iniustitia”; Türkçesi, katı yasalar katı adaletsizlikler getirirler. Bu sebeple yasanın uygulanmasında da “Equite”, yani hakkaniyetli bir sonuca ulaşmak için eşitleyicilik kullanımının gerekmesidir. Birleşik Krallık ile ilgili detaylı inceleme için bkz.  Klinck, Dennis R., “Conscience, Equity and the Court of Chancery in Early Modern England”, Çev. Av Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, Routledge Press, 2010.  Kara Avrupası ve Birleşik Krallık “Equity” Mahkemeleri ile Karş. Lupoi, Maurizio,  https://www.kisa.link/Q9jr, 01.07.2022.
[XI] Her ne kadar hâkim, avukat ve savcı için “adaletin üç sacayağı” denilse de bu tabiri kabul etmek doğru olmamalıdır. Sacayağı kelimesinin sözlük anlamı olan “genelde kömür ateşi üstüne konulacak kazanların altına konulan üç ayaklı demir alet” olan kullanımına da mecazi kullanım olan “birbirine yakın üç kişiden oluşan ahbap topluluğu” olan kullanımına da karşı çıkılmalıdır. Adalet’in kurucu unsurlarının tanımı ne ‘muhatabını kor ateş üzerinde yakan bir kazan’ çağrışımı yapmalı, ne de adalete erişmedeki kurucu unsurları nötr davranamayacak ahbaplar topluluğu gibi lanse etmelidir. Bu sebepledir ki, kendi yaklaşımımız, kendi geliştirdiğimiz bir benzetme olan, adaletin tepede bulunan köşe olduğu, yukarıda tanımı yapılan piramittir.
[XII] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9jn..
[XIII] bkz. Levililer 5:17; “Kim ki günah işler ve Rabbinin yasakladığı herhangi bir emrini eylerse, bunun yasak olduğunu bilmese de suçludur ve sorumlu tutulacaktır” demektedir. (İngilizce metinden tercüme edilmiştir. Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu) Herhangi bir teolojik yaklaşımdan ari ve nötr olarak incelendiğinde, yaklaşık 26 asır önceye ait bir metin olması açısından, Levililer’de geçen bu metnin, matuf ilkenin ne denli kadim olduğuna dair ışık tutması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Öbür yandan bu ilke, çıktığı dönemlerde çok az sayıda ve herkesçe bilinen yasaklara uygulanırdı.
[XIV] 12-18 yaş arası bireyler arasında sorun teşkil etmesinin iki önemli sebebi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi 5237 sayılı kanunda geçen md. 31/1 ile 12-15 yaş arası kişilerin cezalandırılmasına dair düzenleme ve matuf kanunda geçen md. 31/2. ile 15-18 yaş arası kişilerin cezalandırılmasına dair düzenlemedir. İkincisi ise, yukarıda nispeten derinlemesine incelenen, bireylerin nöro-bilişsel faaliyetlerini ortalama olarak 25 yaşına kadar tamamlamadıklarına dair husustur.
[XV] 2-3 ay önce, bir sınav hazırlığı için -ki eğitimler çevrimiçiydi- çeşitli şirketler 2.000 TL-4.000 TL, üniversiteler 1.500 TL-3.000 TL arasında ücret isterken; bir baro aynı eğitimi, üstelik alanında uzman akademisyenler ile 200 TL’ye vermekteydi.
[XVI] Ortada bir suç olsa dahi, kişinin cezalandırılabilmesi için işlediği eylemin kanunen yasaklanmış olduğunu, eylemin büyük olasılıkla bir sonucunun olacağına dahi bilgisinin olduğu ve kanuna aykırı hareket etmek ya da eylemin etkilerine neden olmak için kasten davranmış olduğunu tanımlar.
[XVII] Kelime anlamı olarak, suçluluk, ancak bir suçun sahibi onu suç niyetiyle işlediğinde ortaya çıkar, demektir.
[XVIII] İstisnalar, ağırlaştırılmış müebbet hapis yerine 18-24 yıla; müebbet hapis cezası yerine 12-15 yıla hükmolunmasıdır.
[XIX] 5237 sayılı kanun Madde 4- (1) Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.
[XX] Bu durumda çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunmaktadır. Bu tedbirler 5395 sayılı kanunda belirtilmiştir.
[XXI] Konu hakkındaki tartışma için bkz. s. 3.
[XXII] Özetle; yasaların ilan edildiklerinde bağlayıcı olması anlamına gelmekle birlikte, daha detaylı gereklilikler de barındırır.
[XXIII] Rehber öğretmenler, mali olanaklara göre sadece sınıf düzenin sağlanması amacıyla bulunabilecekleri gibi, MEB’in bütçesi imkân verirse, rehber öğretmenlere Akademi’de kısa süreli bir eğitim, akabinde belli aralıklarla çevrimiçi olarak konular hakkında bilgilendirme ve yazılı/görsel materyal temini sağlanarak kendilerinin de eğitimin bir parçası olmaları sağlanabilecektir.
[XXIV] Orta okul ve liselerde verilecek eğitimler için gerekli bütçenin başta MEB olmak üzere diğer bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar ile oluşturulabileceği düşünülmektedir. Bu noktada diğer bir kaynak ise, ilgili başlıkta bahsedilen isteğe bağlı özel sertifika programlarından elde edilecek gelirler olabilir.
[1] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9qa, 01.07.2022.
[2] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9qb, 01.07.2022.
[3] İlgili ilke kararı için bkz. https://www.kisa.link/Q9qc, 01.07.2022.
[4] Dr. Campellone, Joseph & Turley, Raymond K., “Understanding the Teen Brain”, Health Encyclopedia, University of Rochester Medical Center, NY, ABD, t.y., Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, https://www.kisa.link/Q9iY, ayrıca bkz. Cox, Tony “Aamodt, Dr. Sandra, on Brain Maturity Extends Well Beyond Teen Years”, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, NPR News, b.a., y.y., 10 Ekim 2011, https://www.kisa.link/Q9j2, son erişim tarihleri 18.07.2022.
[5] Brodwin, Erin & Gould, Skye, “The age your brain matures at everything — it isn’t even fully developed until age 25”, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, Bussiness Insider, 8 Kasım 2017, https://www.kisa.link/Q9jb, 01.07.2022.
[6] Veriler için bkz. https://www.kisa.link/Q9jh, 01.07.2022.
[7] Cicero, Marcus Tullius, Yasalar Üzerine, Çev. C. Cengiz Çevik,5. bs., İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019, s. 39
[8] Beccaria, Cesare, Suçlar ve Cezalar Hakkında, Çev. Sami Selçuk, 8. bs., İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 2019, s. 215
[9] Bu önemli eksikliğin ve kişilerden makaleye gelecek eleştiri, yorum ve önerilerin, ileride yapılacak analizler, anketler, araştırmalar ve diğer çalışmalar ile yeni bir makale ile tamamlanması; Akademi faaliyete geçmeden önce yapılması gereken ilk adımlardandır.
[10] Bu konu şu anda tartışmaya açık olduğu gibi, ileride kurulacak Akademi ve akabinde yapılacak değişiklikler sonrasında da -en kötü ihtimalle- tartışmaya açık olacaktır. De facto olarak, açacakları kurslara katılımcı bulmakta zorlanmaları dikkate alınacak olursa, açıldıklarından daha yüksek bir hız ile kapanacakları da tahmin edilebilir.
[11] Az sayıda hukuk fakültesinde avukatlık ile ilgili seçmeli ders bulunmakta olsa da çoğu hukuk fakültesinde bu dersin olmadığı dikkate alınmalıdır.
[12] Örneğin staj eğitiminin bir yetki olarak görülmesi ve bunun devrinin kendi kendine yetememe algısı yaratması, TBB ile ilgili baro arasında yaşanan sorunlar, siyasi görüş ayrılıkları vb. sebepler.
[13] Akademisyen olan eğitmenler için böyle bir şart gerekmeyecektir.
[14] Lüzumu halinde, bağlı bulundukları il barosunda bir odada da uzaktan eğitim almaları düşünülebilir.
[15] Söz konusu yargılama ile ilgili detaylı inceleme için bkz. Maither, Lyndon, The Canada Income Tax Act: Enforcement, Collection, Prosecution: A Case Compilation, sayfa 587-599, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, 6th Ed.; kaynak telif hakkı içermeyip https://www.kisa.link/Q96e adresinden ulaşılabilir.
[16] Rousseau, Jean-Jacques, Emile, or, On Education, İng. Çev. Barbara Foxley, Çev. Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, 1762; kaynak telif hakkı içermeyip https://www.kisa.link/Q9iw adresinden ulaşılabilir.
[17] a.g.e.
[18] bkz. s. 6

Alim Şerif Onaran

0
Alim Şerif Onaran

Alim Şerif Onaran (1924–2000), hukukçu, sinema kuramcısı, yazar ve akademisyendir. 1924 yılında Manisa’nın Kula ilçesinde doğdu. İzmir’de Erkek Öğretmen Okulu’nda eğitim aldı. Almanca, Fransızca, İngilizce ve İtalyanca öğrendi. Lise öğreniminin ardından parasız yatılı olarak Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden(Mülkiye) mezun oldu.

1946 yılında Manisa’da maiyet memuru olarak kamu görevine başladı. 1949–1951 yılları arasında Ağrı’nın Diyadin ilçesinde, 1952–1953 yılları arasında ise Giresun’un Keşap ilçesinde kaymakamlık yaptı.

1953 yılında Emniyet Teşkilatı’na geçen Onaran, İstanbul ve Ankara’da çeşitli görevlerde bulundu. Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde çalıştığı dönemde özellikle yabancılar, hudut ve iltica konularıyla ilgili görevler üstlendi ve Yabancılar Hudut İltica Dairesi Başkanlığı görevinde bulundu. Daha sonra İçişleri Bakanlığı’nda görev yaptı.

Akademik Yaşamı ve Sinema Çalışmaları

Hukuk alanındaki akademik çalışmalarını sürdürürken sinemaya olan ilgisini de bilimsel bir çalışma alanına dönüştüren Onaran, 1965 yılında Sinematografik Hürriyet adlı teziyle hukuk doktoru unvanını kazandı.

1973 yılında Muhsin Ertuğrul’un Sineması adlı teziyle sanat ve sinema tarihi alanında doçent, 1978 yılında Lütfi Ömer Akad’ın Sineması adlı eseriyle profesör oldu.

Onaran, akademik yaşamında sinema tarihi, sinema kuramı, sinema eleştirisi, sansür ve kitle iletişimi üzerine çalıştı. Türkiye’de sinema eğitiminin üniversite düzeyinde kurumsallaşmasında öncü rol oynadı. 1970 yılında İstanbul Radyosu’nda “Türk Sineması Konuşuyor” adlı programı hazırlayıp sundu. Ankara Üniversitesi’nde; İzmir’de Ege ve Dokuz Eylül, İstanbul’da Marmara, Mimar Sinan ve İstanbul üniversitelerinde Sinema Sanatı ve Tarihi, Sinema Kuramı ve Eleştirisi, Sanat ve Sansür, Kamuoyu ve Kitle Kültürü dersleri verdi.

Sinema alanındaki eserleri ve çalışmaları arasında Muhsin Ertuğrul’un Sineması, Lütfi Ömer Akad’ın Sineması, Sinemaya Giriş, Sessiz Sinema Tarihi, Sesli Sinema Tarihi, Türk Sineması ve Kamuoyu Elkitabı bulunmaktadır. J. C. Mardrus’un Binbir Gece Masalları’nı Fransızca metninden tam metin olarak Türkçeye kazandırdı. Sinema üzerine yazıları ve araştırmalarıyla Türkiye’de sinema düşüncesinin ve sinema eğitiminin gelişmesine önemli katkılarda bulundu.

Onaran, Türkiye’nin ilk sinema profesörü olarak anıldı. Kişisel kütüphanesinde bulunan yaklaşık 5.000 kitabı Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne bağışladı.

1988 yılında emekli olmasına rağmen akademik faaliyetlerini sürdürdü ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü’nde sözleşmeli öğretim üyesi olarak çalışmaya devam etti.

Alim Şerif Onaran, 11 Ağustos 2000 tarihinde, İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü

0

Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü, Yazar Alper Kaya tarafından kaleme alınarak 2024 yılında Karakarga Yayınları tarafından okuyucuya sunulmuştur. 

Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü: Kitabın Tanıtım Yazısı

Scotland Yard’ın aslında bir birimin değil; Büyük Londra’daki bütün polislik faaliyetlerinden sorumlu olan Metropolitan Police Service teşkilatının karargâhının ismi olduğunu hiç duymuş muydunuz?

Popüler kurgu eserlerinde karşılaştığımızın aksine, Interpol memurlarının suç soruşturmalarında aktif bir görev alamayacağını biliyor muydunuz?

Peki hangi ülkede bir savcının öldürülmesinin ardından istihbarat birimi kapatılmış ve yeni bir istihbarat birimi kurulmuştur?

Bu ve bunlara benzer pek çok bilginin yanı sıra beyaz yaka suçları, bilişim suçları, kilitli oda polisiyeleri ve mali suçlar gibi suç edebiyatının alt türlerine derinlemesine bir yolculuğa hazır mısınız? Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü; en çok kullanılan zehir türlerinden 550’yi aşkın kitaptan oluşan dev bir okuma listesine kadar hem yazarlara hem de meraklı okurlara rehberlik edecek. Bu sözlük, suç edebiyatını yeniden keşfetmek isteyen herkesin başucu kitabı olmaya aday!

Yazar Alper Kaya Hakkında 

1990 yılında Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema Bölümü’nü animasyon sinemasında filmsel zaman kurgusu üzerine yazdığı lisans teziyle başarıyla bitirdi.

2010 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden “Yılın Spor Köşe Yazısı Övgü Ödülü”ne layık görüldü Böylece, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ödüle layık gördüğü en genç gazeteci oldu.

On dört romanı, sinema ve polisiye üzerine üç araştırma kitabı yayımlandı; on dört kolektif kitapta yer aldı. Türkiye’nin yapay zekâ destekli ilk çizgi romanına ve ilk müzik albümüne imza attı.

Halen, 2024 yılında yayın hayatına başlayan SUÇÜSTÜ Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır.

Yazar, kendisi gibi yazar olan eşi Gizem Şimşek Kaya, iki kaplumbağaları ve altı kedileri ile birlikte İstanbul’da yaşamaktadır.

Herkes için Adalet / And Justice for All

0
Herkes için Adalet And Justice for All - İhsan Berkhan

Herkes için Adalet  / Av. İhsan Berkhan 

“…Ve Herkes için Adalet” ya da özgün adıyla “…And Justice for All”, Norman Jewison’ın yönettiği 1979 yapımı filmdir. Başrollerinde Al Pacino, Jack Warden, John Forsythe ve Lee Strasberg’ın oynadığı film bir mahkeme, dava filmidir. Jeffrey Tambor, Christine Lahti, Craig T. Nelson ve Thomas G. Waites filmde destekleyici rollerde görünürler. Oscar adayı senaryo, Valerie Curtin ve Barry Levinson tarafından yazılmıştır. ”(Wikipedia)

Herkes savunma hakkına sahiptir. Avukat, bir kişinin savunmasını yapmaya zorlanabilir mi? Avukat, suçlu olduğunu bildiği birisinin yani müvekkilinin savunmasını üstlendiğinde savunmasını en etkili şekilde ve sonuna kadar yapmalı mıdır? Avukat müvekkiline ve davaya inancını kaybettiğinde hiçbir şey olmamış gibi susmalı ve davada müvekkilini savunmayı sürdürmeli midir ya da vekaletten ve davadan çekilmeli midir? Müvekkilinin lehine olan delilleri öne çıkarmak aleyhe olanlara gözünü kapatmalı mıdır? Herkes için adalet mi yoksa ne olursa olsun davayı kazanmak mı? Yaman sorular, haliyle cevapları da aynı olmayabilir. Ancak şu bir gerçek ki, savunma hakkı kutsaldır. İyi bir iddianame, iyi bir savunma ve iyi bir yargılama ile sac ayağı sağlam zemine oturan iyi bir adaletin ortaya çıkması için şarttır. Herkes için adalet ancak yasa önünde yargı önünde herkesin eşit haklara sahip olmasıyla mümkündür. Salt savunmanın güçlü olması da yetmez. Yasalar da adil olmalı, yasalara uyma ve uygulama iradesi de. Güçlünün adaleti değil adaletin gücü hissedilmelidir.

Yargının sorunları da hâkim ve savcılar için adliyelerde ayrı asansör, ayrı yemekhane ayrı otopark, kırmızı halılarla değil sav savunma yargı süjelerinin aralarındaki eşitlik anlayışına sahip olmakla başlar, iletişim ve diyalogla gelişir ve böylece adalet salt sarayların tabelalarında yazılı olmaktan kurtulur ve vicdanlara tutunur.

Güzel, izlenmesi, sorgulanması, üzerinde düşünülmesi gereken bir film. Al Pacino’nun oyunculuğu için dahi olsa izlenir.  Instagram’da yapmış olduğum bu yorumu hukukçuluğuna güvendiğim bir değerli meslektaşım oldukça beğenmiş. Bunun üzerine yorumu yazıya çevirmeye ve filmi bir kez daha izlemeye karar verdim.

Çocukların ağzından “Herkes için adalet, özgürlük ve tek bir millet olmayı sağlayan cumhuriyeti temsil eden Amerika Birleşik Devletleri bayrağına sadakatle bağlı kalacağıma Tanrı’nın huzurunda yemin ederim” sözleri ile başlıyor film. 1982 TC Anayasası’nın değiştirilemez 3.maddesine göre “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.” Farklı eyaletlerden, farklı ırklardan, farklı dillerden oluşan ABD, devasa bir coğrafya üzerinde “tek bir millet olmayı sağlayan cumhuriyet” . Özgürlük anıtı bulunan bu birleşik ülke, başka hiçbir ülkeye kendi özgürlüğünü yaşama hakkı tanımıyor, bunu da kendisine mutlak hak görüyor. Ancak, konumuz siyasal bir analiz değil, bu nedenle, bu saptamayla yetinelim. Ancak şu unutulmamalı ki, özgürlük söylemi ne kadar güzel olursa olsun, uygulandığı kadar değerlidir.

Avukatlık yeminimiz “Hukuka, ahlaka, mesleğin onuruna ve kurallarına uygun davranacağıma namusum ve vicdanım üzerine andiçerim.” şeklindedir. Kısaca ister ABD’de ister Türkiye’de olsun, kutsal sayılan değerlere bağlılık gösterilmesi isteniyor ve bu istek de bir yemin ritüeli ile kişinin vicdanına, aklına ve insafına yerleştiriliyor. Sorun şu ki, bu yemin ne kadar ciddiye alınıyor?

Filmin 1979 yapımı olduğunu göz önüne aldığımızda, adliye girişindeki “Bu binaya girenler, üzerinde taşıdıklarından dolayı soruşturulabilirler” uyarısı demek ki o dönem için yeterli oluyormuş. Ülkemizde ve şimdi ise herkes üzerindeki metal aksamlı her şeyi x-ray cihazlarından geçirmek zorunda. Avukatlar şimdilik anahtarlık, kemer vs. çıkarmıyorlar, kimlik göstererek ya da cihaza okutarak x-ray’den geçerek adliyeye girebiliyorlar. Güvenlik ihtiyacı bunu gerektiriyor ancak, güvenlik ise uçaklarda olduğu gibi herkes için güvenlik olmalı, hâkim ya da savcı hiç kimse bu güvenlik taramasından ayrık olmamalı. Güvenlik, ancak eşit uygulandığında güvenlik olur, öyle değil mi?

Duruşma salonuna girerken duruşma kurallarına uyulması, çiklet çiğnenmemesi ve bir şey okunmaması isteniyor filmde. Bizde şu an daha çok cep telefonlarının kapatılması gerektiğine ilişkin duvara yapıştırılan A4 çıktılarına rastlıyoruz. Koridorda bile sessiz olunması isteniyor; aksi halde hâkim mübaşir vasıtasıyla yüksek sesle konuşanları uyarabiliyor. Düzen önemlidir, adaletin ortaya çıkması için mahkemenin ve duruşmanın düzenini hâkim sağlamalıdır ve herkes bu usule saygı göstermelidir, öyle değil mi?

Hukuk sistemlerini Kıta Avrupası Hukuku, Dinsel Hukuk ve Anglo-Sakson Hukuku olmak üzere üç ana kategoriye ayırabiliriz; yine de ülkelerin de iç hukuk sistemi birbirinden farklılık arz eder. Hatta Anglo-Sakson Hukuk Sistemi içinde yer alan ABD’de eyaletler arasında bile yasalar ve uygulama farklılık göstermektedir. Ancak şunu da biliyoruz ki, etik gibi adalet de tekdir ve evrenseldir. Konfüçyüs’ün de dediği gibi “Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner!”, diğer bir ifade ile dönmelidir, değil mi?

Avukat Arthur, müvekkili lehine delilleri değerlendirmediği için Hâkim Fleming’e yumruk atıyor, hapse giriyor. Hapisten çıkışta arkadaşları “üstünü değiştir, kokuyorsun, bu şekilde mahkemeye gitmen hâkime saygısızlık olur” diyor. “Etik Komitesi herkesi izliyor, iki avukat bu sebeple Baro’dan atıldı” diyor. Bir avukat arkadaşı “yargıçları tehdit etmemelisin” diye öğüt veriyor. Yani hâkime ses çıkarmamak, güzel giyinmek avukatlık mesleğinin bir gereği olarak kanıksanmış durumda. Ülkemizde de “Avukatlar ve avukat stajyerleri, mesleğe yaraşır bir kılık ve kıyafetle mahkemelerde görev yaparlar.” (TBB Meslek Kuralları m.20). “Avukatlar, duruşmalara, Türkiye Barolar Birliği’nce şekli saptanmış cübbe ile çıkarlar.” (1136 s.Av.K.m.49; TBB Meslek Kuralları m.20). “Mesleğe yakışır” çok geniş bir kavram ama anlaşılmaz değil. Örneğin, kot pantolon, altına spor ayakkabı, üstüne kaban, düzeltilmemiş saç sakal birbirine karışmış, vestiyere bırakılmamış kaban üstüne cübbe…yakışıyor mu sizce?  ABD’de geçen filmde avukat ve savcının cübbe giymediği ancak hâkimin giydiği görülüyor. Ülkemizde ise savcı da hâkim de avukat da duruşmada cübbe giymekle yükümlü. Ülkemizde avukatın mesleğe yakışır kıyafet giymesi ve duruşmada cübbe giymesi yargıca değil mahkemeye ve mesleğine saygının bir gereğidir.  Avukat Arthur’un “Hâkim Fleming keyfi karar veriyor” şeklindeki serzenişi kimsenin umurunda olmuyor.

Müvekkilinin umurunda değil, avukatı nerede idi, hapiste mi, çıktı mı, bir şeye ihtiyacı var mı? Ama kendisinin her ihtiyacı olduğunda avukatını yanında istiyor. Trafik kazası yapan müvekkili “ben senin ilk müvekkilindim, biliyorsun, bu sürücüye idam cezası verdirt” diyor. Avukat Arthur, trafik kazasına karışan diğer sürücüye “iyi görünmüyorsun, seni hastaneye götüreyim” diyor. “Bir avukat müvekkilinin çıkarlarını korumalı ama diğer tarafın da hukukunu gözetmelidir” anlayışının güzel bir örneği.

Yargıç Rayford ilginç bir yargıç tiplemesi. Yargı sistemindeki adaletsizlikleri görüp de görmekten kaçan bu haliyle mutlu olacağını düşünen, ancak bunu da başaramayan, yalnızlıktan kurtulamayan sevimli biri.  Av. Arthur’u davet ettiği helikopter yolculuğu hayatını pamuk ipliğine bağladığını gösteriyor aslında. Duruşma salonunda sükûneti sağlayabilmek için havaya ateş eden, kahvaltısını yüksekçe binanın pencere kenarına ayaklarını uzatarak yapan biri. “Hayatın anlamı yok” diyor. Silahını gösterip “ kanun farklı, nizam farklı” diyebiliyor. İntihar eğilimli bir yargıç olduğunu Av. Arthur biliyor. Kısaca, avukatları kontrol altında tutmak için ve Baro’dan uzaklaştırmak için harekete geçen bir Etik Kurulu var; ancak yargıç ve savcılar için harekete geçen bir kurul yok. Ülkemizde de kimi dönemlerde bağımsız karar verme onurundan taviz vermeyen yargıçların görev yerlerinin değiştirildiği uygulamalara tanık olunmuştur. Sistem, kendisini sorgulayanları cezalandırır, ama sorgulanmayan sistemi hiç kimse düzeltemez.

Siyahi ve peruklu bir travesti mahkûmun peruğunun çıkarılmasına karşı hassas olan Av. Arthur dışında ne hâkim ne polis ne gardiyan kimse bu hassasiyeti göstermiyor. Siyahi mahkum suçlu olmadığını biliyor ama suçlu olmadığının kanıtlanmasının kolay olmadığını da,.. Av. Arthur, müvekkiline “bana gerçeği söyle ya da başka bir avukat bul” diyor. Müvekkilin avukatına gerçekleri olduğu gibi açıklaması avukatın daha iyi bir savunma yapabilmesi için önemli; ancak, müvekkil gerçekleri olduğu gibi söylerse ve bu aleyhine ise avukatının güçlü bir savunma yapmayacağı, hatta kendisini bırakacağı endişesi taşıyabiliyor, bu nedenle müvekkilin avukatına bildiği gerçeklerin ne kadarını anlattığı, anlattıklarını da ne şekilde anlattığı ayrı bir araştırma konusu olabilir. Müvekkili “her yirmi dakikada bir “zenci” yakalıyorlar” diyor avukatına. Belirli kesimlere karşı ön yargılı ve saldırgan tutum maalesef ülkemizde de yok değil. Film bu yönüyle ırk ve cinsiyet kimliği üzerinden sistem eleştirisi getiriyor.

Yargıç Rayford da, Av. Arthur ile yatan Etik Kurulu üyesi kadın avukat da Yargıç Fleming’in tecavüz davasını alması için Av. Arthur’u ikna etmeye çalışıyorlar. Rayford, bu davayı almaz ise Barodan atılabileceğini söylüyor. Aynı şeyi Etik Kurul üyesi kız arkadaşı da söylüyor “sen ilkeleri olan, ahlaklı bir avukatsın. Eğer davayı almazsan Baro’dan attırırlar” diyor. Herkes el birliği ile Av. Arthur’un Fleming Davasını almasını istiyor. Çünkü Fleming tecavüz ve darp gibi çok ciddi bir savunmayı ancak, namuslu, dürüst bir avukatın üstlenmesi halinde ancak aklanabileceğini, aksi halde hep bir şaibe kalacağını biliyor. Av. Arhur’ın bir müvekkilinin dosyasının yeniden ele alınmasına yönelik talebine karşılık “siz benden talepte bulunacak durumda değilsiniz, ancak durum gereği bir istisna yapılabilir” diyor. Kısaca Yargıç, her şeyin kendisinin elinde olduğunu ima ederek davasını alması için örtülü bir şantaj yapıyor kendisine yumruk atmış olan Av. Arhur’a. Adaletin kılıcı kendisine yöneldiğinde bundan kurtulmak için her yolu mübah görüyor, yargıca duyulan saygı ve güvenin de ardına sığınarak. Yargıç güvencesi yargıcın adalete erişim için yasayı uygularken ve vicdani karar verirken özgür olmasıdır yoksa yargıcın işlemiş olduğu suçlara karşı bir kalkan değil.

Haksız yere tutuklanmak bir yana haklı ya da haksız yere tutuklanmış olsan da mahkumların sözlü ve fiili saldırısına hatta tecavüzüne uğramak…devletin elinin altında çaresiz ve kendisinin korumasına muhtaç insanları koruyamaması ayrı bir facia. Av. Arthur’a “Ben kavga etmeyi bilmem, beni döven mahkumlardan kurtulmak için kendimi hücreye kapattırdım” diyen   müvekkili defalarca tecavüze uğruyor ve çareyi gardiyanların silahını kapıp onları rehin almakta buluyor. Ama bunun çare olmadığını avukatı biliyor, müvekkilini korumak istiyor, koruyamıyor, kurtaramıyor ve müvekkili gözünün önünde ateş edilerek öldürülüyor. Ölüm ne kadar kolay, hayat ne kadar ucuz. Oysa öldürülen müvekkilinin o andaki tek isteği kendisine ait -korunaklı-özel bir alan. Devlet, koruması altındaki insanları koruyamadığında, adalet söylemi boş kalır.

Özellikle ceza davalarında yanlış avukata tevkil vermenin de ölümlü sonuçları olabiliyor. Şartlı tahliye olabilecek iken tevkil veren avukatın sözlerine dikkat etmeyen ve bunları mahkemede söylemeyen avukat, müvekkilin haksız yere ceza almasına ve bu duruma dayanamayan müvekkilin ölümüne neden olabiliyor. Avukatlık, ne kadar çok dikkat ve özen gösterilmesi, ne kadar çok emek verilmesi gereken bir meslek. Bu sorumluluk altında yapılan bazı hatalar avukatların psikolojik rahatsızlık geçirmelerine de neden olabiliyor. Av. Joy’un davranışlarından farklılık karşısında Baro Etik Kurulu çözüm üretmek yerine “müvekkillerine yeterli hizmeti vermemesi” iddiasıyla soruşturma başlatıyor. Evet, savunma avukatları müvekkillerin durumu ne olursa olsun etkilenmemeli diyoruz ama sonuçta avukat da bir insan, etkilenebiliyor.

Yargıç Fleming kendi davası için avukatı Arthur’a “sen merak etme, alt yapıyı oluşturuyorum” diyor. Av. Arthur kendisinin yok sayılmasına içerliyor. Bir tecavüz suçlusu olarak kendisinin aklanması için her türlü “alt yapı” çalışmasına girişen Yargıç Fleming “silahlı soygun yapan birini asmalıyız” diyor, “bırak, suçlular kendi cehennemini yaşasın” diyor, “onların ıslah olma düşüncesi saçmalık” diyor. Bu şekilde düşünen insan yargıçlık yapabiliyor, üstelik tüm bunları doğal sayıyor ve o durumda dahi herkesten saygı bekliyor. İflah olmaz bir kibir örneği. Güç, insanı sadece suçlu yapmaz; aynı zamanda kör de eder.

Sana çok şey borçluyum diyen bir müvekkilinin Yargıç Fleming’i grup sex âlemi yaparken eli kırbaçlı gösteren fotoğrafları ulaştırması ile Av. Arthur,  Fleming in davacı mağdur kadına tecavüz ettiğini anlıyor. Bu arada Baro Etik Kurulu üyesi avukat sevgilisi ile aralarında geçen şu diyalog ilginç. “O yaptı bunu, iğrenç herif”. “O halde tamam, davayı bırak”. “Bırakamam, çünkü elinde kırbaç olan adam bana şantaj yapıyor”. “Uzun zaman önce bir müvekkilin güvenine ihanet ettim”.  “Tüm becerini kullanacağına yemin ettin, yapamayacaksan işi bırak”.  Yalan testi mahkemede delil olmasa da salt kendisi için bunu isteyen Av. Arthur, testin sonucuna göre Fleming şikâyetçi davacı kadına tecavüz etmemiş görünüyor. Fleming’e bunu soruyor, “benim yerime başkaları halletti” diyor. Filmde Fleming yalan makinesinden geçer ve makineye göre suçsuz çıkar. Ancak Arthur, Fleming’in makineyi “nasıl kandıracağını bildiğini” sosyopatça bir soğukkanlılıkla anlar. Ancak Av. Arthur, o saatten sonra da Yargıç Fleming’in savunmasından çekilmiyor. Arthur bilerek çekilmiyor, çünkü sistemin kendi kurallarıyla çökmesini istiyor. Filmde bu durum bilinçli bir etik ihlal olarak yansıtılıyor. Arthur’un bu seçimi, avukatlığın sınırlarını aşarak adaletin peşine düşmektir.

İleri derecede alzheimer hastası olan büyükbabasını da arada ziyaret etmeyi ihmal etmeyen Av. Arthur, büyükbabasının arkadaşına “Onun sayesinde okula gittim, beni avukat yapan o. Ona göre avukatlık dünyanın en güzel mesleği”. Burada hukuk ile uğraşanların çoğunlukla kalabalıklar içinde olmalarına karşın hep bir yalnızlık içinde olduklarını da görüyoruz filmde. En iyi savunmayı yapsalar da, müvekkillerini kurtarmak için çalışsalar da her anları yoğun ve koşturmaca içinde geçse de bir yanları hep yalnız. Belki de bu yalnızlık, onları adalet için çalışmaya teşvik eden motivasyondur.

Filmin ve filmdeki davanın en can alıcı sözlerinin ve diyaloglarının geçtiği kısım son bölüm yani karar duruşması. “Ben Av. Arthur Kirkland. Sanık bir hâkim, yani adaletin simgesi. Burada yapılması gereken adaletin yerini bulmasıdır. Adalet gerçeği ortaya çıkartmakla sağlanır. Üzücü bir gerçek, bu kız tecavüze uğramış ve dövülmüştür. Diğer gerçek, iddia makamının elinde bir tanık delili dahi yoktur. Tek somut delil dahi ortaya konulamamıştır”. (Bu arada, avukatın yalan makinesi delilinden bahsetmesi üzerine iddia makamı, itiraz etmiş ve geçersiz bir delil olduğunu ileri sürmüştür. Yargıç Rayford da benzer tepki vermiş aynı kanaatte olduğunu göstermiştir.) Av. Arthur savunmasına devam eder: “Adalet nedir? adaletin amacı nedir? Ve kendisi sorusunun yanıtını verir: “Adaletin amacı, suçlu olanların suçluluğunun ispatlanması, suçsuz olanların serbest bırakılmasıdır. Savunma avukatının görevi bireylerin haklarını korumaktır. Bir diğer görevi de yasaların uygulanmasını sağlamaktır. Herkes için adalet! Yalnız burada bir sorun var. İki taraf da kazanmak istiyor. Hepimiz kazanmak isteriz. Gerçeği umursamadan kazanmak isteriz. Adalete bakmaksızın kazanmak isteriz. Kimin masum, kimin suçlu olduğuna bakmaksızın kazanmak her şeydir. Bugün burada olması gereken temel unsurlar göz ardı ediliyor”.  “İddia makamı, iddiasını bize kanıtlamak zorunda. Ancak elle tutulur bir delilleri yok, bir tanıkları yok, yalnızca mağdurun verdiği ifade var”. “Müvekkilimin suçsuzluğunu kanıtlayacak belgeler var. Müvekkilin karakteri ortada. Washington’dan bile kendisine referans olan insanlar var. Yalan testi var”.

Filmin en can alıcı kısmı burası. İddia makamının elinde bir delil yok, dolayısıyla salt kamuoyunun gözünde bakın işte yargılama oldu, ama sanık jüri tarafından suçsuz bulundu, aklandı denecekti. Dürüstlüğü ile bilinen Av. Arthur Kirkland savundu, demek ki müvekkili de dürüsttü denecek. Yargıç aklanacak, avukat paklanacaktı. İddia makamına zaten kimse bakmayacaktı. Mağdur yediği dayaklar ve uğradığı tecavüzle kalacak, bir mahkeme dosyası mahkemenin tozlu rafları arasında yerini alacaktı. Film böyle de bitebilirdi, iki saati aşkın bir hukuk filmi olarak ve muhtemelen oyuncuların performansı ile konuşulurdu. Ama film, burada bitmez; çünkü Arthur’un vicdanı rahat durmaz.

Neden Sorusu? 

Savunmasının sonuna doğru Sanık Yargıç Fleming’in avukatı Arthur Kirkland (başarılı oyunculuk performansıyla Al Pacino), canını sıkan, bu düşünceden kurtulamadığı, kafasını kurcalayan şeyin neden sorusu olduğunu açıklar: “Bu kız neden yalan söylesin? Yalan söylemekten amacı ne?” “Eğer müvekkilim masumsa mağdur yalan söylüyor. Neden? Bu bir şantaj mı? Hayır. Kıskançlık mı? Hayır. Dün neden sorusunu çözdüm. Mağdurun bir amacı yoktu. Neden biliyor musunuz? Çünkü yalan söylemiyordu.” İşte bu, Arthur’u diğer avukatlardan ayıran şeydir: gerçeği görmek ve söylemek cesareti.

Mağdur yalan söylemiyor ise mutlaka yalan söyleyen birileri vardı. Bunu iddia makamı söyleyemiyor, avukat söyleyemiyor, mağdur zaten mağdur durumda derdini anlatamıyor, yargıç maalesef, tiyatronun bir parçası, bir an önce ve güçlünün istediği ve beklediği şekilde son sözlerini söylemek ve jürinin muhtemel oyuna göre kararını yazdırmak için sabırsızlanıyordu.

Av. Arthur bir anda avukat olmanın, müvekkilini savunmanın ötesine geçerek ve adaletin gerçekleşmesi için iddia makamının yapması gereken rolü üstlenerek haykırır: “İddia makamı bugün bu adamı –Yargıç Fleming’i- cezalandıramayacak, çünkü cezasını ben keseceğim. Benim müvekkilim Saygıdeğer Yargıç Henry T.Fleming derhal o lanet olası cezaevine atılmalıdır. Bu herif suçludur. Bu pislik herif serbest kalırsa adaletin terazisi bozuk demektir”. Arthur, bu anda avukat olmaktan çıkıp, adaletin kendisi olur. Bu arada, kuralları çiğnediği uyarısını yapan Yargıç Rayford’a asıl kendisinin kuralları çiğnediğini, herkesin usule aykırı davrandığını, her şeyin ve herkesin çivisinin çıktığını bağırarak söylüyordu, görevlilerce mahkeme salonundan dışarı çıkarılırken…

Evet, bir film izleyicisi bir avukat olarak bu film ile ilgili yanıt ve değerlendirme bekleyen sorularımı üstte ikinci paragrafta yazmış olduğumu hatırlatarak bu film değerlendirme yazısını noktalayayım ben de.

Evet, bu film Al Pacino’ nun oyunculuğu için dahi izlenir. Ancak, bu film başta hukukçular olmak üzere herkes tarafından izlenmelidir, çünkü, izlenecek olan sadece bir sinema filmi değil, bir hukuk dersidir.

…And Justice For All/ …Ve Herkes İçin Adalet

0

 And Justice For All (Ve Herkes İçin Adalet), muhteşem bir sistem eleştirisidir.

Filmde Anglo-Sakson hukuk sistemine ait ögeler yoğundur.

Al Pacino, filmdeki rolü ile Oscar’a aday olmuştur. Filmdeki rolünde genç bir kıza şiddet uygulayan ve tecavüzle suçlanan, tanınmış bir hakimi savunmak durumundadır. Dürüst ve idealist bir avukat olan Arthur tecavüzden suçlanan bu yargıcı savunmaya zorlanmaktadır. Hakimin gerçekte suçlu olduğunu bilen Arthur, büyük baskı altındadır. Fakat Kirkland geçmişte hakimle sorunlar yaşamış birisi olduğu için direnecektir. Hakim daha önce onun müvekkili hakkında yanlış karar vermiştir ve bu yüzden Kirkland davayı savunup savunmama konusunda ikilemdedir. Tuhaf, intihar eğilimleri olan hakim (Jack Warden) ise, Arthur’un oyunu kurallarına göre oynaması gerektiğini düşünmektedir. Mahkeme günü geldiğinde, Arthur kariyeri ve vicdanı arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır.

Suçluların serbest kaldığı, yargıç ve avukatların anlaşmalar yaptığı ve masumların korumasız bırakıldığı bir adalet sisteminde, genç avukat Arthur Kirkland adaletin nereye gittiğini sorgulamakta ve izleyiciye de bu sorgulamayı yaptırmaktadır.

Film, hukuk sistemindeki çarpıklıklara müthiş bir şekilde eleştiriler yapmış, adaletin göreceliliğini sinematografik ögelerle anlatmış, içinde barındırdığı komedi unsuru ile izleyiciyi keyifli bir hikayenin ortasına sürüklemiştir.

Hikayenin gücü filmi izlerken başrolde Al Pacino olduğunu unutturuyor. …And Justice For All, Amerika üzerinden yozlaşmış bir hukuk sistemini ve sistemde adaleti ve gerçekleri umursamayan yargıç, savcı ve avukatları ve onların nasıl masum insanların hayatını kararttığını çarpıcı şekilde anlatıyor.

…And Justice For All/ …Ve Herkes İçin Adalet

Yapım/Vizyon :1979-ABD

Türü                    :Dram , Gizem ,  Polisiye ,  Suç ,  Psikolojik

Süre                    :119 Dak.

Yönetmen          :Norman Jewison

Oyuncular         :Al Pacino ,  Joe Morton ,  Jack Warden ,  Jeffrey Tambor , Christine Lahti

Senaryo               :Barry Levinson ,  Valerie Curtin

Yapımcı               :Norman Jewison ,  Patrick J. Palmer

  

John Grisham

1
John Grisham

Dünyaca ünlü avukat ve yazar John Grisham 8 Şubat 1955 tarihinde Jonosboro, Arkansas’ta dünyaya geldi.

The Firm(Şirket), son yılların en büyük film yıldızlarından olan Tom Cruise ile son dönemin en çok satan yazarlarından biri olan ve 30 dan fazla kitabı olan John Grisham‘ı bir araya getirmiştir.

1981 yılında Mississippi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmeden önce Mississippi Eyalet Üniversitesi’nden mezun olmuş ve yaklaşık on yıl ceza hukuku alanında çalışmalarda bulundu.

Grisham, Ocak 1984’ten Eylül 1990’a kadar Mississippi’deki Temsilciler Evi’nde hizmet verdi. İlk romanı olan Öldürme Zamanı’nı 1984’te yazmaya başladı ve Haziran 1989’da yayımladı.

John Grisham, yazdığı kitaplarla ünü dünyaya yaygınlaşan bir hukukçu oldu. 2008 yılına gelindiğinde  kitapları tüm dünyada 250 milyonun üzerinde baskı yaptı.

Grisham, başarıları sayesinde Galaxy İngiliz Kitap ödülünü kazandı, tek baskıda iki milyon kopya satan üç yazardan birisi oldu.

John Grisham, yazdığı kitaplarla ünü dünyaya yaygınlaşan bir hukukçu olmuş, 2008 yılına gelindiğinde  kitapları tüm dünyada 250 milyonun üzerinde baskı yapmıştır.

Grisham’ın ilk en çok satan kitabı The Firm/Şirket’tir. Bu kitap 1991 yılına piyasaya sürülmüş ve yedi milyon kopyadan fazla satmıştır.

The Firm/Şirket kitabı 1993 yılında sinema filmine uyarlanmış ve 2012 yılında da TV dizisine uyarlanmıştır. The Firm ( Şirket), son yılların en büyük film yıldızlarından olan Tom Cruise ile son dönemin en çok satan yazarlarından biri olan ve 30 dan fazla kitabı olan John Grisham’ı bir araya getirmiştir. Filmde Tom Cruise’un yanı sıra, Jeanne Tripplehorn, Gene Hackman, Hal Holbrook, Terry Kinney, Wilford Brimley, Ed Harris, Holly Hunter, David Strathairn, Gary Busey, Steven Hill, Tobin Bell, Barbara Garrick, Jerry Hardin ve Paul Calderon rol almıştır.

John Grisham’ın yazmış olduğu  sekiz romanı dada filme uyarlanmıştır. Bu kitaplar, Gaz Odası, Müşteri, Boyalı Ev, Pelikan Dosyası, Çılgın Yılbaşı, Yağmurcu, Juri, ve Öldürme Zamanı’dır. Grisham’ın kitapları 29 dile çevrilmiş ve tüm dünyada yayımlanmıştır.

 John Grisham Eserleri

Öldürme Zamanı (1989)
Şirket (1991)
Pelikan Dosyası (1992)
Müşteri (1993)
Gaz Odası (1994)
Yağmurcu (1995)
Jüri (1996)
Ortak (1997)
Sokak Avukatı (1998)
Vasiyetname (1999)
Kardeşler (2000)
Boyalı Ev (2001)
Skipping Christmas (2001)
Davet (2002)
Tazminat Kralı (2003)
Bleachers (2003)
Son Juri Üyesi (2004)
Tuzak (2005)
Masum Adam (2006)
Playing for Pizza (2007)
Temyiz (2008)
Çaylak (2009)
Sakin Cennet (2009)
İtiraf (2010)
Küçük Avukat (2010)
Davacı (2011)
Kaçırılan Kız (2011)
Calico Joe (2012)
Sanık (2012)
Vurguncu (2012)
Çınarlı Yol (2013)
The Activist (2013)
Gray Mountain (2014)

Hukuk Filmleri

3
Hukuk Filmleri

Hukuk Filmleri

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Hukuk-Filmleri.jpg

Hukuk Filmleri

Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg)
Adalet, Sizsiniz seçin
Agora (Hypatia-2009) 
The Dancer Upstairs – Yukarıdaki Dansçı
Mississippi Yanıyor  ( Mississippi Burning )
Alcatraz’dan Kaçış – Escape from Alcatraz
İtham Ediyorum 
Amistad 
Yargıç-The Judge
Hukuk Filmleri 
Cadı Kazanı 
Türkiye’yi Sarsan Davalar 
Öldürme Üzerine Kısa Bir Film – A Short Film About Killing (1988)
Rüzgarın Mirası (Inherit the Wind) 
Masumiyetin Bedeli (Trial by Jury) 
La Ley De Herodes-Herod’s Law (Herod’un Kanunu) 
12 (Dvenadtsat-)
İki Şafak Arasında
Çok Tuhaf Soruşturma 
Liar Liar-Yalancı Yalancı(1997) 
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört-1984 
Pardon 
Şeytanın Avukatı 
The Sweet Hereafter – Başka Bir Dünya 
İlk Canilik-Murder in The First 
Reis Bey 
Eşitlik Savaşçısı – On the Basis of Sex 
Güneşin Karanlığında – The Linkoln Lawyer 
Kelebekler Zamanında – In The Time of The Butterflies 
Celse Açılıyor – The Paradine Case 
Dr. Ölüm – You Don’t Know Jack 
Leviathan 
Hapishane Müdürü
Belle 
The Client- Müvekkil 
Bir Ceza Avukatının Anıları 
Bir Cinayetin Anatomisi (Anatomy of a Murder) 
The Firm(Şirket) 
Soraya’yı Taşlamak – The Stoning of Soraya M. 
A Separation (Bir Ayrılık) 
İlk Korku- Primal Fear 
Baskı (Compulsion) 
Bülbülü Öldürmek/To Kill a Mockingbird 
…And Justice For All/ …Ve Herkes İçin Adalet 
Suikast(The Conspirator) 
The Negotiator- Arabulucu 
Philadelphia(1993) 
The Rainmaker 
Deliberate Intent 
CONVICTION-(Mahkumiyet-2010)
The Star Chamber 
On İki Kızgın Adam-2 Angry Men 

Ve Herkes İçin Adalet :  Adalet sistemine getirdiği çarpıcı eleştirisi ile Hukuk Filmleri arasında öne çıkıyor.  
Hukuk Filmleri / Avukat Filmleri / Mahkeme Filmi / Adalet Temalı Filmler

Alcatraz’dan Kaçış – Escape from Alcatraz

0

Alcatraz’dan Kaçış (Escape from Alcatraz) Don Siegel’in yönetmenliğini yaptığı ve Clint Eastwood’un başrolde yer aldığı, gerçek olaylara dayanan 1979 ABD yapımı bir hapishane filmidir. Amerikan hapishane tarihinin en ünlü kaçış hikayesini anlatan film J. Campbell Bruce’un 1963 tarihli kitabından beyazperdeye uyarlanmıştır.  Yönetmenliğini Donald Siegel’in üstlendiği filmin senaryosu ise Richard Tuggle’a aittir. Filmin başrollerini Clint Eastwood, Patrick  McGoohan ve Roberts Blossom üstlenmiştir. Paul Benjamin, Fred Ward ve Jack Thibeau de kadroda yer almaktadır.

Alcatraz’dan Kaçış – Afiş

Film, daha önce de defalarca kaçış denemelerinin olduğu hapishaneden kaçış ve mahkumların maceraları üzerine kurgulanmıştır. Ünlü Alcatraz Adası üzerinde bulunan ve daha sonra müzeye dönüştürülen yüksek güvenlikli hapishaneden kaçış denemesi üzerine sinemaya yansıyan filmlerden en ünlüsüdür. Alcatraz’dan Kaçış filmi, kendisinden sonra çekilen birçok filme olduğu gibi ünlü Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) filmine de ilham kaynağı olmuştur.

Alcatraz Cezaevi

Alcatraz’dan Kaçış Hikayesi

Uzun metrajlı Escape from Alcatraz, firar edilmesi neredeyse imkansız olan Alcatraz Ada Hapishanesi’nden 1962 yılında kaçmayı başaran üç hükümlünün gerçek öyküsünü başarılı bir şekilde yansıtmaktadır.

Alcatraz, kaçmayı imkansız kılmak için tasarlanmış bir hapishanedir. En azılı mahkumların sürgün edildiği ıssız Alcatraz Hapishanesi’nde yatan ve dosyasında  IQ’su yüksek yazan banka soyguncusu Frank Morris, adadan kaçmayı kafasına koymuş; hapishaneye gelir gelmez gözlem yapmaya ve kaçma fikrine kafa yormaya başlamıştır. Morris, kötü karakterli ceberrut bir hapishane müdürüne rağmen, iki arkadaşını,  John ve Clarence Anglin kardeşler de yanına alarak, aylarca süren, son derece detaylı, soğukkanlı, cesur ve zekice bir kaçış planı ile özgürlük için ilk adımı atmıştır.

Alcatraz’dan Kaçış filmi J. Campbell Bruce’un gerçek öyküsüne sadık kalmıştır. Hapishaneden kaçmayı başaran mahkumların akıbeti hakkında bir bilgi verilmemiş, gerçek olayda olduğu gibi izleyici merak içinde bırakılmıştır.

Filmde, hapishanedeki olaylar hızla gelişmekte, merak utandırıcı bir akıcılık bulunmaktadır. Filmdeki birçok sahne ve sinematografik ses ve görsel hikayenin yaşandığı adayı sürekli hatırlatmaktadır. Filmin çekimleri olayların yaşandığı orijinal mekanlarda yapılmıştır. Alcatraz’da hapis yatmış olan Al Capone karakterine de filmde yer verilmiştir.

FBI, mahkumların San Fransisco Körfezi’nin soğuk sularında boğulmuş olabileceklerini açıklamış anacak bir kanıt yada ceset bulamamıştır. Kaçıştan sonra kullanılan bot bulunmuş ancak cesetlere dair bir ize rastlanmamıştır.

Toplum kurallarına karşı gelirsen hapishaneye gönderilirsin. Hapishane kurallarına karşı gelirsen Alcatraz’a gönderilirsin.

Alcatraz’dan Kaçış Film Künyesi

Yönetmen
Don mühür
Yapımcı
Don mühür
Yazar
Richard Tuggle
Uyarlama
Alcatraz’dan Kaçış
-J. Campbell Bruce
Oyuncular
Clint Eastwood, Patrick McGoohan
Fred Ward, Jack Th ibeau, Fred Ward, Patrick McGoohan, Larry Hankin, Paul Benjamin, Frank Ronzio, Roberts Blossom, Bruce M.Fischer, Danny Glover, Don Michaelian
Müzik
Jerry Fielding
Görüntü yönetmeni
Bruce Surtees(Nevin)
Kurgu
Joel Cox
Stüdyo
Malpaso Şirketi
Dağıtıcı
Paramount Resimleri
Çıkış tarih(ler)i
22 Haziran 1979
Süre
112 dakika.
Ülke
ABD
Dil
İngilizce
Bütçe
8 milyon $
Hasılat
43,000,000 $

1988 yılında 29 kişinin Metris Askerî Cezaevi’nden firar edişine ilişkin gazete haberi

Étienne Burin des Roziers

0
Étienne Burin des Roziers

Étienne Burin des Roziers, 11 Ağustos 1913’te Paris’te doğdu. Fransız hukukçu, diplomat ve üst düzey devlet görevlisiydi.

Paris’teki Institution Sainte-Marie de Monceau’da öğrenim gördü. 1931 yılında felsefe alanında bakalorya diplomasını (Fransa’da ortaöğretimin sonunda alınan ve yükseköğretime geçiş hakkı sağlayan ulusal lise bitirme diploması) aldı. Paris Üniversitesi’nde hukuk eğitimini tamamladı ve 1933 yılında hukuk lisansı derecesiyle mezun oldu. Ardından École libre des sciences politiques eğitimini tamamladı.

Diplomasi Kariyeri

1939 yılında Fransız Dışişleri Bakanlığı’nda diplomatik kariyerine başladı. II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Fransa’nın Washington Büyükelçiliğinde görev yaptı. Nisan 1942’de görevinden ayrılarak Özgür Fransa’ya katıldı. General Georges Catroux’nun askerî kabinesinde görev yaptı ve 1943 yılında General Charles de Gaulle’ün emir subayı oldu. Daha sonra İngiltere’de askerî eğitim gördü ve Franche-Comté bölgesinde Direniş ile düzenli ordu arasındaki bağlantının kurulmasına katıldı. Savaşın ardından de Gaulle’ün kabinesinde görev yaptı. 1946 yılında École nationale d’administration’da (ENA) ders verdi. Aynı yıl Dışişleri Bakanlığı’ndaki görevine döndü.

1948-1950 yıllarında Saar Bölümü Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Daha sonra Fas’ta delege bakan, Belgrad’da maslahatgüzar ve Milano’da başkonsolos olarak görev aldı. 1958 yılında Varşova Büyükelçisi olarak atandı ve 1962 yılına kadar görevini sürdürdü.

1962-1967 yıllarında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak görev yaptı ve Charles de Gaulle’ün yakın çalışma arkadaşlarından biri oldu. 1967-1972 yıllarında Roma Büyükelçisi, 1972-1975 yıllarında ise Avrupa Toplulukları nezdinde Fransa Daimi Temsilcisi olarak görev yaptı. 1969 yılında “Fransa Büyükelçisi” (Ambassadeur de France) unvanını aldı.

Yargıdaki Görevi ve Ödülleri

1975 yılında Fransız Danıştayı’na (Conseil d’État) üye olarak atandı ve 1985 yılına kadar görev yaptı. Danıştay’ın dava bölümünde raportör olarak çalıştı; daha sonra sosyal bölümde görev aldı ve çalışma ile sosyal korumaya ilişkin düzenlemelerin hazırlanmasına katıldı. Danıştay’daki görevinden sonra onursal Danıştay üyesi unvanını aldı.

Burin des Roziers, 1939-1945 Savaş Haçı (Croix de guerre 1939-1945), Direniş Madalyası (Médaille de la Résistance), Ulusal Liyakat Nişanı (Ordre national du Mérite) ve Légion d’honneur dahil olmak üzere çeşitli Fransız devlet nişan ve madalyalarıyla ödüllendirildi. Légion d’honneur Komutanı rütbesine sahipti.

Étienne Burin des Roziers, 26 Aralık 2012’de Paris’te 99 yaşında hayatını kaybetti.

Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu

0

Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu

Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun adıyla 5176 sayılı ve 25.05.2004 tarihli kanun olarak çıkarılmıştır.

 

MADDE 1.- Bu Kanunun amacı, kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranış ilkeleri belirlemek ve uygulamayı gözetmek üzere   Kamu Görevlileri Etik Kurulunun kuruluş, görev ve çalışma usul ve esaslarının belirlenmesidir.

Bu Kanun, genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri, döner sermayeli kuruluşlar, mahalli idareler ve bunların birlikleri, kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurul, üst kurul, kurum, enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan; yönetim ve denetim kurulu ile kurul, üst kurul başkan ve üyeleri dahil tüm personeli kapsar.

Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri,  Bakanlar Kurulu üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı mensupları ve üniversiteler  hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

Kuruluş

MADDE 2.-  Bu Kanunda yazılı görevleri yerine getirmek üzere Başbakanlık bünyesinde Kamu Görevlileri Etik Kurulu (Kurul) kurulmuştur.

Bakanlar Kurulu, bu Kanun kapsamındaki konularda her türlü kararları almak ve uygulamak üzere;

  1. a) Bakanlık görevi yapmış olanlar arasından bir üye,
  2. b) İl belediye başkanlığı yapmış olanlar arasından bir üye,
  3. c) Yargıtay, Danıştay, Sayıştay üyeliği görevlerinden emekliye ayrılanlar arasından üç üye,
  4. d) Müsteşarlık, büyükelçilik, valilik, bağımsız ve düzenleyici kurul başkanlığı görevlerinde bulunmuş veya bu görevlerden emekliye ayrılanlar arasından üç üye,
  5. e) Üniversitelerde rektörlük veya dekanlık görevlerinde bulunmuş öğretim üyeleri veya bunların emeklileri arasından iki üye,
  6. f) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında en üst kademe yöneticiliği yapmış olanlar arasından bir üye,

Olmak üzere toplam onbir üyeyi biri Başkan olmak üzere seçer ve atar.

Kurul başkan veya üyeliğine atanacaklar hakkında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası hükmü ile ek 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmü uygulanmaz ve bu kişiler Kurulda emekli aylıkları kesilmeksizin çalıştırılır.

Üyelerin görev süresi dört yıldır. Süresi dolan üyeler Bakanlar Kurulunca yeniden seçilebilirler. Kurul üyelerinin görev süresi dolmadan görevlerine son verilemez. Ancak üyeler, ciddi bir hastalık veya sakatlık nedeniyle iş görememeleri veya atamaya ilişkin şartları kaybetmeleri halinde, atandıkları usule göre süresi dolmadan görevden alınır. Üyeler, görevi kötüye kullanmaktan veya yüz kızartıcı bir suçtan mahkûm olmaları halinde ise Başbakan onayıyla görevden alınır. Görevden alma nedeniyle veya süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalan Kurul üyeliklerine bir ay içerisinde Bakanlar Kurulunca yeniden atama yapılır. Bu şekilde atanan üye, yerine atandığı üyenin görev süresini tamamlar.

Kurul, Başkanın daveti üzerine en az altı üyeyle toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğunun aynı yöndeki oyu ile karar verir. Toplantı kararları ilgililere duyurulur. Kurul ayda dört defa toplanır. Kurul Başkan ve üyelerinin toplantılara katılmaları esastır. Arka arkaya üç toplantıya veya bir yıl içinde toplam on toplantıya katılmayan üyeler istifa etmiş sayılırlar.

Kurulun sekretarya hizmetleri Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü tarafından yerine getirilir.

Kurul Başkan ve üyelerine, 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri saklı kalmak koşuluyla, fiilen görev yapılan her gün için (3000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda huzur hakkı ödenir. Bu ödemeden damga vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz.

Huzur hakkı ve Kurulun diğer ihtiyaçları için her yıl Başbakanlık bütçesine gerekli ödenek konulur.

Kurulun görevleri

MADDE 3.- Kurul, kamu görevlilerinin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış ilkelerini hazırlayacağı yönetmeliklerle belirlemek,  etik davranış ilkelerinin ihlâl edildiği iddiasıyla re’sen veya  yapılacak başvurular üzerine gerekli inceleme ve araştırmayı yaparak sonucu ilgili makamlara bildirmek, kamuda etik kültürünü yerleştirmek üzere çalışmalar yapmak veya yaptırmak ve bu konuda yapılacak çalışmalara destek olmakla görevli ve yetkilidir.

Kurula veya yetkili disiplin kurullarına başvuru

MADDE 4.- Bu Kanun kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarında etik davranış ilkelerine aykırı uygulamalar bulunduğu iddiasıyla, en az genel müdür veya eşiti seviyedeki kamu görevlileri hakkında Kurula başvurulabilir. Hangi unvanların genel müdür eşiti sayılacağı kurum ve kuruluşların teşkilât yapısı ve yürüttükleri hizmetlerin niteliği dikkate alınarak Kurul tarafından belirlenir.

Diğer kamu görevlilerinin, etik davranış ilkelerine aykırı uygulamaları bulunduğu iddiasıyla yapılacak başvurular, ilgili kurumların yetkili disiplin kurullarında, Kurul tarafından çıkarılan yönetmeliklerde belirlenen etik davranış ilkelerine aykırılık olup olmadığı yönünden değerlendirilir. Değerlendirme sonucu alınan karar, ilgililere ve başvuru sahibine bildirilir.

Başvurular, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunda belirlenen esaslara göre, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancı gerçek kişiler tarafından yapılabilir. Ancak, kamu görevlilerini karalama amacı güden, haklı bir gerekçeye dayanmayan, başvuru konusuyla ilgili yeterli bilgi ve belge sunulmamış başvurular değerlendirmeye alınmaz.

Yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış bulunan uyuşmazlıklar hakkında Kurula veya yetkili disiplin kurullarına başvuru yapılamaz. İnceleme sırasında yargı yoluna gidildiği anlaşılan başvuruların işlemi durdurulur.

İnceleme ve araştırma

MADDE 5. – Kurul, başvurular hakkındaki inceleme ve araştırmasını etik davranış ilkelerinin ihlâl edilip edilmediği çerçevesinde yürütür. Kurul, kendisine şikâyet veya ihbar yoluyla ulaşan  başvurular  üzerine yapacağı inceleme ve araştırmayı en geç üç ay içinde sonuçlandırmak zorundadır.

Kurul, inceleme ve araştırma sonucunu ilgililere ve  Başbakanlık Makamına yazılı olarak bildirir.

Kurul, başvuruya konu işlem veya eylemi gerçekleştiren kamu görevlisinin, etik davranış ilkelerine aykırı işlem veya eylemi olduğunu tespit etmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, bu durumu Başbakanlık, Kurul kararı olarak Resmi Gazete aracılığıyla kamuoyuna duyurur. Ancak, Kurul kararlarının yargı tarafından iptali halinde Kurul, yargı kararını yerine getirir ve Resmi Gazetede yayımlatır.

Bu Kanuna göre yapılan inceleme ve araştırmalar, genel hükümlere göre ceza kovuşturmasına veya  tâbi oldukları personel kanunları hükümlerine göre disiplin kovuşturmasına engel teşkil etmez.

Bilgi ve belge istenmesi

MADDE 6.- Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları, Kurulun başvuru konusu ile ilgili olarak istediği bilgi ve belgeleri vermek zorundadırlar.

Kurul, bu Kanunun kapsamındaki kuruluşlardan ve özel kuruluşlardan ilgili temsilcileri çağırıp bilgi alma yetkisine sahiptir.

Yönetmelik

MADDE 7.- Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin hususlar, Kurulca hazırlanacak yönetmeliklerle belirlenir. Kurul tarafından hazırlanacak yönetmelikler Başbakan onayı ile yürürlüğe konulur.

MADDE 8.- 19.4.1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 9 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Ancak, Kamu Görevlileri Etik Kurulu mal bildirimlerini gerektiğinde inceleme yetkisine sahiptir. Mal bildirimlerindeki bilgilerin doğruluğunun kontrolü amacıyla ilgili kişi ve kuruluşlar (bankalar ve özel finans kurumları dahil) talep edilen bilgileri en geç otuz gün içinde Kurula vermekle yükümlüdürler.

MADDE 9.- 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 29 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Kamu Görevlileri Etik Kurulu, hediye alma yasağının kapsamını belirlemeye ve en az genel müdür veya eşiti seviyedeki üst düzey kamu görevlilerince alınan hediyelerin listesini gerektiğinde her takvim yılı sonunda bu görevlilerden istemeye yetkilidir.

Yürürlük

MADDE 10. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 11. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Eski Hukuklar Arasında Roma Hukukunun Bazı Özellikleri

0
Prof. Dr. Ziya Umur

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde uzun yıllar Roma Hukuku ve Hukuk Tarihi dersleri veren Prof. Dr. Ziya Umur’un “Eski Hukuklar Arasında Roma Hukukunun Bazı Özellikleri” başlıklı makalesi, “Eskiçağ’da Hukuk” konulu III. Alkım Konferansları çerçevesinde 16 Nisan 1990 günü yapılan konuşmanın metnidir. Anadolu Araştırmaları Dergisinin 1990 yılında yayımlanan 12. sayısında yayımlanan çalışma, Roma Hukukunun özelliklerini ve diğer Eski Çağ hukuklarıyla ilişkisini ele almaktadır.

, Eski Hukuklar Arasında Roma Hukukunun Bazı Özellikleri

Eski Hukuklar bize, bir vakitler yürürlükte kalmış, fakat artık ömürlerini tamamlayıp tarihe mal olmuş bazı hukuk sistemlerini düşündürür.

Hukuk metinlerini ihtiva eden pek çok sayıda vesikalar, Akdenizi çevreleyen memleketlerin hukukları hakkında bilgi verir: Bâbil, Sumer, Hitit, Yunan ve saire,… bütün bu eski hukuk sistemleri, bir Akdeniz memleketi olan bizi, insanlığın tarihî kalıntıları olarak, çok yakından ilgilendirir.

Bunlardan bir tanesi vardır ki, yine tarih olmakla beraber, bir kalıntı değil, yaşayan ve bizi hâlâ yaşatan bir vakıa olarak bizi meşgul eder: Bu da Roma Hukuku‘dur.

Uzun zaman bu Roma Hukuku, Avrupa için, tek Hukuk olarak bilindi.

Böyle olması gayrı tabiî değildi. Milâttan önceki asırlardan başlayarak XIX uncu asra kadar, 2.000 küsur sene, şu veya bu şekilde, Roma Hukuku, Avrupa’da yürürlükte olan canlı hukuktu. Orta Çağ boyunca Avrupa kavimlerinin hukuku olmuş; XV inci asırdan itibaren millîleşmeğe başlayan Avrupa devletlerinin Ius Commune’si, yani Müşterek Hukuku haline gelmişti: Her millet kendi örf ve âdetlerine ilâveten, Roma Hukukunun kaidlerini benimsiyordu.

Ancak XIX uncu asırdan sonradır ki bu vaziyet değişmeğe başladı. 1800’lü yıllar Avrupa’da, bir codification, yani «Kanunlaştırma» devridir. Evvelâ Fransa (1804), sonra Avusturya (1811) ve diğer devletler; nihayet Almanya (1900), kendi millî kanunlarını kaleme aldılar. Bunun manası, o vakte kadar «yaşayan hukuk» olarak tatbik edilen Roma Hukukunun, artık, hakikî şekilde tarihe havale edilmesi idi.

Alman Medenî Kanununun (B.G.B.) yürürlüğe girmesinden sonra, Roma Hukuku dünyanın hemen hemen hiç bir yerinde, canlı hukuk olarak tatbik edilmiyordu. Fakat bütün Avrupa hukukunun tarihteki temeli olduğu için, bir kenarda bırakılıp ihmâl edilemezdi.

Günlük tatbikat endişesi ortadan kalktığı için, sâf ilim olarak, iki istikamette yaşamağa devam etti:

Birisi: Roma Hukukunu hakkiyle temsil eden VI ncı asrın büyük Iustinianus Kodifikasyonu‘nu daha iyi anlayabilmek için onun kaynaklarına inerek exégèse’ini (metin tefsirlerini) yapmak; beş-altı asır boyunca gelişmiş olan Klasik hukukun, hangi metotlarla VI’ncı asır külliyatı haline geldiğini incelemekti. Teknik bir çalışma idi. Büyük bir sabırla, o kocaman eserin tamamı, kelime kelime incelendi. Hukukun teknik gelişmesini izah eden mühim neticeler alındı.

İkinci istikamet: Roma Hukukunu, kendi içinde değil, insanlık tarihi içinde tetkik etmekti. O vakte kadar tarihî araştırmalar yapılırken, sırf hukuki mahiyette olan metinlere bağlı kalınıyordu. XIX uncu asır, büyük tarih araştırmaları devridir; Eski Çağ yazılarının (Mısır, Bâbil, Hitit, Sumer…) okunması ile, Akdeniz çevresinde, papiruslar ve tabletler üzerinde bulunan on binlerce vesika, insanlara, dünyadaki hukuk tarihinin, sırf Romanınkinden ibaret olmadığını gösterdi. Bundan evvel, dediğimiz gibi, hukuk, sadece Roma Hukuku olarak kabûl ediliyordu, ve bunun belli başlı bilgi kaynağı, VI ncı asrın büyük Kodifikasyonu, Iustinianus tarafından tanzim ettirilen Corpus Iuris Civilis ile, pek ufak çaptaki diğer bazı hukuk metinleri idi.

XIX uncu asrın arkeolojik keşifleri, insanlara açıkca anlattı ki, bir hukuk yalnız kendi sistemi içinde değil, onu yaratmış olan cemiyetin hayatı içinde görülmelidir; çünkü hukuk, insan hayatının doğurduğu, ve ihtiyaçlarına göre şekillendirdiği bir müessesedir. Bu ise, o cemiyetin her türlü hayat tezahürlerini de göz önünde tutmak, demekti.

Bu yeni fikir hâkim olunca, hukukun bilgi kaynakları, her türlü tarih vesikasına intikal etti: Eski Çağın yaşayışı hakkında malûmat veren her şey, hukuk hakkında da bilgi vermektedir: Binaenaleyh, Roma Hukukunun izahı zaviyesinden, edebî ve tarihî eserlerle, kitâbeler ve başka vesikalar da göz önünde bulundurulmalıdır.

 (Not olarak, şu noktayı tebarüz ettirelim: Biz, çok tabiî bir postulat gibi, Hukuk yalnız kendi sistemi içinde değil, onu yaratmış olan cemiyetin içinde görülmelidir, diyoruz. Bu sözlerde hukuku cemiyetin, yani hitap ettiği insanların yarattığı, kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirdiği bir müessese olduğu fikri, bir mûta (donné) olarak kabûl edilmektedir. Tabiî, büyük kısmı bizzat Allah tarafından verilmiş, değiştirilmesi imkânsızlaşmış «dinî» bir hukuk olan İslâm Hukuku’nun, bu mânada bir tarihi olamaz.)

Diyorum ki, edebî eserler ve kitâbeler de Roma Hukukunun izahı zaviyesinden göz önünde bulundurulmalı idi.

Edebî eserler, yazıldıkları devrin hâdiselerini hikâye ederlerken, insanların nasıl yaşamış olduklarını da söylemiş olurlar. Meselâ Plautus’un, Terentius’un komedilerinin bir çok yerlerinde, fırsat düştüğü için, hukuk ihtilâflarından, hattâ davalardan bile, söz edilir. Bunlar, o devrin yaşayış tarzını öğrenmek isteyen hukukçu için emsalsiz işaretler ve ip uçlarıdır.

Hukuk dışı edebî eserler içinde, Cato’nun Latin diline dair kitabı, bilhassa Cicero’nun eserleri, hukuk bakımından mühim bir yer işgal ederler. Cicero, hem tanınmış bir devlet adamı, hem de bilhassa bir «retorik» üstadı idi: Zarif lisanı, Latincenin mümessili olarak kabûl edilir. Mesleği «hukukçuluk» değildi, ama çok mühim davaları müdafaa etmiş meşhur bir avukattı. Bu bakımdan eserlerinde, hukuku ilgilendiren bahisler çoktu.

(Not: Hem hukukçu değil, hem avukat ifadesi, belki bugünkü okuyuculara bir az garip gelebilir. Eski çağda davaları hâkim önünde müdafaa eden kişi, hukukçu değil «hatip» idi: İyi söz söyleyen, hâkim’i ikna etmek için her türlü retorik metoduna baş vurmasını bilen belâgat sahibi insan avukatlık edebilirdi. Maksat, hakikat’i belirtmekten çok, hâkim’i istediği yola imâle edebilmekti.)

Yine hukuk dışı neşriyat içinde, hukuk bilgisine yardımcı olan mühim bir eser tipi, devrin «tarihçileri» tarafından yazılanlardı. Titus Livius, Cornelius Tacitus, bilhassa zikredilmeğe değerler. Birincisi, Roma şehrinin kuruluşundan itibaren tarihini yazmış; ikincisi, Augustus’un ölümünden itibaren, kendi ölüm tarihi olan 120 senesine kadar geçen müddetin vukuatını tesbit etmişti.

Avukat Plinius, bir devlet adamı olarak, yaşadığı zamanın hâdiselerini büyük bir teferruatla hikâye ettiği için, hukukla ilgili pek çok malûmat verir. Aulus Gellius ise, devrinin lisanına, âdetlerine, yaşayışına dair etraflı bilgi veren konuşkan bir kişi idi. Aynı şekilde Quintilianus, Seneca ve daha başkaları zikredilebilir.

Eski devirlerin yaşayışlarını aksettiren ve geçen asır içinde hukuk sahasında da büyük ehemmiyet kazanmış olan diğer bir bilgi kaynağı «kitâbe»’lerdi. Bronz veya taş üzerine yazılmış yazılar, eski devirlerde, herkesin görmesi ve öğrenmesi arzu edilen emirleri ve diğer bilgileri, meydanlarda ilân ederlerdi. Bu taş ve bronzların bir çoğu, zamanın tahribatına mukavemet ederek günümüze kadar gelmişlerdir. Inscriptio (kitâbe) adı verilen bu yazıların bir çoğu, eski devri aydınlatan kıymetli malzemeden birisidir. Bugün Epigrafi, başlı başına bir ilim dalıdır. Eski Çağ tarihinin en büyük âlimi sayılan Th. Mommsen, XX nci asrın başına kadar bulunmuş bütün Latince kitabeleri, büyük bir kolleksiyon halinde, Alman Akademisine neşrettirmişti: Corpus Inscriptionum Latinorum.

Roma Hukukunun bilgi kaynaklarını dar mânada hukuk kaynaklarının dışına çıkararak, bütün Eski Çağ bilgisine teşmil eden temayül, yeni bir zihniyeti ifade ediyordu. Bu zihniyet, aynı zamanda, o hukuku (Roma Hukuku), tek başına değil, eski dünyanın diğer hukukları arasında bir tanesi olarak tetkik etmeğe dayanır. Bu cereyanın doğuşuna kadar Roma Hukuku, Eski Çağın tek hukuku telakki edilirken, artık görüldü ki, Roma Hukuku, Eski Çağda yaşayan hukuk sistemlerinden, yalnız bir tanesi’dir.

Yeni cereyanın doğmasına, bilhassa Ludvig von Mitteis adındaki bir Avusturyalı romanist, 1891’de neşrettiği «Reichsrecht und Volksrecht (in den östlichen Provinzen des Römischen Kaiserreichs)» tam ismiyle: Roma İmparatorluğunun Doğu Eyaletlerinde Roma Hukuku ve Kavimler Hukuku, kitabı ile vesile olmuştu.

Bu eser, III üncü asrın başlarında imparator Caracalla‘nın emirnamesi ile (Constitutio Antoniniana) Roma vatandaşlığını kazanan Doğu eyaletleri halkının, Roma Hukukunu rahatlıkla benimseyememiş olduğunu gösteriyordu. Doğu eyaletlerinde yaşayan bir Yunan Hukuku vardı. Oradaki kavimler, bu hukukun prensipleri ile ve kendi örf ve âdetlerine uyarak yaşıyorlardı; Roma Hukukunu yadırgıyorlardı. Roma Hukuku bu mıntıkalarda, bazen zorla, bazen yumuşaklıkla uygulanmıştı ama, Eyalet Hukuklarının tesiri altında kalmış, bazı prensiplerini benimsemişti. Roma Hukuku ile Yunan Hukuku arasındaki karşılıklı münasebetlerin nelerden ibaret olduğunu anlayabilmek için, Yunan Hukukunu tetkik etmek lâzımdı.

Yunan Hukuku, yalnız Yunan Yarımadasındaki hukuk değildi: Ege denizi adalarında, Küçükasya’da, Suriye’de, bilhassa, Mısırda Firavunluk etmiş Yunan asıllı Ptolomeus’lar vasıtası ile bütün doğu Akdeniz bölgesinde yürürlükte olan hukuktu.

Mısır’daki kurak iklim sayesinde muhafaza edilebilmiş olan pek çok sayıda papyrus’lar, bu hukukun tetkikinde başta gelen bir bilgi membaı oldular. Papyroloji, müstakil bir ilim dalı haline geldi.

Papyrus’ların bir çoğu, Mısır’ın Roma hâkimiyeti altında bulunduğu devre ait olduğundan, Roma Hukukunun eyaletlerde tatbik edilirken hangi değişikliklere maruz kaldığını göstermektedirler.

Fakat araştırmalar bu sahanın dışına taştılar, Akdeniz’e komşu olan devletlerin hukuklarına da sirayet ettiler.

Bunlar hakkında bilgi veren kaynaklar, eski devirlerden kalan kitâbeler, taş veya tuğla üzerine yazılmış vesikalardı. Bunların sayısı, keşifler dolayısıyla, XIX uncu asır boyunca, arttıkça arttı. Bu sayede, evvelâ Mezopotamya mıntıkasının, Hammurabi kanunlarına dayanan hukuku; daha sonra, Orta Anadolu’da Hitit Hukuku; çok eski Firavunlara ait eski Mısır Hukuku ortaya çıkarıldı. Bütün bu araştırmalar, Roma Hukukunun sahasını çok genişletti. Eski doğu Akdeniz medeniyetini teşkil eden kısımlarının her birisinin hukukunun ayrı ayrı tetkiki, hukuk tarihini, «Roma Hukuku Tarihi» olmaktan çıkarıp «Eski Hukuklar Tarihi» hattâ <Eski Medeniyetler Tarihi»’ne doğru götürdü.

Fakat, bugün hâkim olduğu görülen bu temayülün mânasını iyi değerlendirmek lâzımdır:

«Eski Hukuklar Tarihi», alelitlak, «geçmiş devirlere ait her türlü hukukun tarihi» demek değildir. Bugün tetkik mevzuu olan, Mısır, Yunan, Bâbil, Asurî, Hitit… hukukları, hep, Roma Hukuku ile olan ilgileri bakımından, hukuk tarihi araştırmalarının birer dalı halini almışlardır. Bu hukuk dalları, Akdenizi çevreleyen, uzak yakın mıntıkalara aittir; tetkik edilmelerinde güdülen gaye, bugünkü Avrupa hukuklarında uygulanan Roma Hukuku üzerindeki tesirlerini ve bu hukukların gelişmelerinde oynadıkları rolü tesbit etmektir. Bütün bu araştırmaları yapanlar, Avrupalı âlimlerdir ve onların gayesi, kendi kültürlerinin birliğini temin eden unsurlardan bir tanesini izah etmekten ibarettir.

XIX uncu asrın sonlarına kadar, hukuk tarihçileri, Roma Hukukunu tek başına tetkik etmiş oldukları için, «mukayeseli tarih» usulünü hiç nazara almamışlardı. Halbuki bugün, bu Roma Hukukunu, diğer eski hukuklarla mukayese etmek imkânı, kendiliğinden doğmuştur. Araştırmaların merkezinde daima, Roma Hukuku kaldığından, mukayese metodu, Eski Çağ hukuklarının hududunu aşmış, Orta Çağ hukuklarına da sirayet etmiştir.

Yine ve daima, Roma Hukuku üzerindeki tesirleri açısından, Cermen Hukukları ve İslâm Hukuku da bir araştırma sahası haline getirildi.

(Not: Burada şunu belirtelim: İslâm Hukuku ile Roma Hиkukunun -belki de karşılıklı olan- tesirlerinin neler olduğu hakkındaki bilgi henüz çok şüpheli, mühim araştırmalara açık bulunmaktadır.)

Eski hukukların mukayesesi, daha doğrusu, Roma Hukukunun diğer Eski Çağ hukukları ile mukayesesi gösterdi ki, Roma Hukuku, diğer eski hukukların hepsinden farklı bir takım hususiyetlere sahiptir.

Roma’nın hususî hukuku, tanıdığımız hukuklar arasında en eskilerinden biri değildir. Hattâ Roma Hukukunun kaynakları ile Roma kavminin menşe’leri, diğer eski hukuklara nisbetle bir hayli yenidir.

XIX uncu asrın arkeolojik keşifleri, çok eski bir takım kanunların metnini ortaya koymuştur: Milåttan önce 3.000 seneleri civarından kalma Sümer Kral Kanunları, 2.000 seneleri civarından kalma Bâbil Kralı Hammurabi’nin Kanunu v.s. gibi… Bu kanunlar, o zamanların bir hayli gelişmiş insanlarını idare ediyorlardı. Bundan başka, Yunan kaynakları, Isparta’da M. önce IX uncu ve VIII ci asırlarda Likurg kanunları, Mısır’da Bocchosis’in VIII inci asır kanunları hakkında bilgi veriyorlar. Bunun dışında, Çivi hattı ile yazılmış, on binlerce hukuk vesikası -ki bazıları M.Ö. iki veya üç bin sene evveline uzanır- mukaveleler ve mahkeme kararları ihtiva ederler. Bunlara, Roma’nın hukuk faaliyetinden çok daha öncesine giden hukuki faaliyet hakkında bilgi veren nâmütenahî sayıda papyrus’lar ilâve edilsin!

Bu kadar eskiye dair malûmat veren vesikalar karşısında, Roma’nın ilk hukuk kaideleri, ancak M.Ö. 450 senesi civarlarında yazıldığını, rivayetlerin anlattığı ve vesikaların teyid ettiği bir XII Levha Kanununun (Lex duodecim Tabularum) bulunması; hattâ doğrudan doğruya elimize geçen en eski Roma mukaveleleri ve mahkeme kararlarının, M.Ö. II nci asırdan daha geriye gidemediği düşünülecek olursa; ve hele, Roma Hukuku hakkındaki bilginin, bilhassa M.S. II ve III üncü asır hukukçularının eserlerinden alınan parçalar vasıtası ile, VI nci asrın büyük toplama eseri Corpus Iuris Civilis’ten alinarak tesbit edilebildiği düşünülürse, Roma Hukukunun, eski hukuklar arasında en yenilerinden birisi olduğu anlaşılır.

Yalnız bu Hukukun kendine mahsus bir karakteri vardır.

Eski Çağ kavimlerinin hukukları, Roma Hukuku ile mukayese edilerek tetkik olundukları vakit ehemmiyetli bir neticeye varılır. Romanın hususî Hukuku sisteminin telakki ve müesseseleri, bildiğimiz diğer eski hukukların hiç birisine benzemeyen, hepsinden farklı, kendine hâs bir bünyeye ve hususiyetlere sahip tek bir sistem gibi görünür.

Evvelâ: Roma’nın en iptidaî tarihî devirlerinden beri, müsbet hukuk kaidesi (pozitif hukuk), hukuk anlayışı içinde, «dinî kaideler»’den bâriz şekilde ayrılmıştır: Ius ile fas tefriki, Roma’ da, çok eski bir menşe’e sahiptir.

Fas, birlikte yaşayan insanların, nasıl hareket etmeleri gerektiğini emreden «din kaideleri», yani Allah’ın emirleri’dir.

Ius, birlikte yaşayan insanların, birbirlerine karşı nasıl hareket etmeleri icab ettiğini gösteren kaideleri tanzim eden insan faaliyetidir.

 Fas, ilâhî emirler yekûnu; ius ise, bir insan eseridir.

Hukuk kaidelerinin kaynağı, ister kanun olsun, ister örf ve âdet olsun, isterse bunların tefsiri olsun, daima bir insan faaliyeti içinde görülür.

Roma hukukçularının gayreti, eskiden beri, hukuk kaideleri ile hukuk dışı kaideleri birbirinden ayırmağa yöneliktir. Diyebiliriz ki, «hukuki unsur» ile «hukuk dışı unsur»’u birbirinden ayırmak, Roma Hukukunun en büyük hususiyetlerinden birisidir.

(Not: Ius ile fas’ı ayırmadan bir memleketin låik bir yaşayış içine girmesi imkânsızdır. Bir memleketin hukukunu insanlar yapıyorsa, lâik olabilir.)

Türkiye Cumhuriyetinin hukuku, «Roma Hukuku sistemi»’ne dahildir. Yani bu hukuk sisteminde 2.000’den fazla seneden beri ius ile fas birbirinden ayrılmıştır.

Roma Hukuku hariç, Eski Çağ hukukları, dinin emirleri ile devletin emirlerinin birbirinden ayrılması, gibi bir kavramdan habersizdirler.

Roma’da din, devletin bir fonksiyonudur. Bu prensibi birçok sahalarda görmek mümkündür. Devletin, inhisarcı olmamakla beraber, çok ilâhlı bir «devlet dini» vardır. Herkesin ilâhına riayet eder. Dinin rahipleri (pontifex’ler), aynı zamanda devletin memurlarıdır. Din mevzuunda kaide koyan «kutsal hukuk» hukuki müeyyidelerle donanmıştır. Hulâsa dinî nizam, devletin hukuk nizamının bir parçasıdır.

Fakat bütün bunlar, şehir-devlet içinde (civitas) teokratik devlet telakkisi doğurmaz. Teokrasi telakkisi, doğu devletlerine mahsustur. Batı’da din, devletin bir fonksiyonudur. Fakat devlet, dinin bir fonksiyonu olarak mevcut değildir. Bu itibarla devletin reisi bir ilâh olarak telakki edilmediği gibi, iktidarını Allahtan aldığı da düşünülmez. Tabiî, çıkardığı kanunun da, ilâhî kaynaklı olduğu ne söylenir, de düşünülür.

(Not: Civitas’ın kurucusunun ilâhlaştırılması, ilk şehir-devlet ve onun hukukî teşkilâtının menşe’leri hakkındaki efsaneler, maddî mânada değil, devletin tanzimi, insanî ölçülerde bir idealizasyon ve azizleştirme olarak kabûl edilir. İmparatorların ilâhlaştırılması ise, imparatorları, öldükten sonra tâzim etmek içindir.)

Hele pozitif hukuk kaynaklarının, din ile hukukun iç içe bir iptidaî nizamda bulunduğu, kabûl değil tasavvur bile olunamaz.

Bütün bu söylediklerimiz, Romanın tarihî devirlerine aittir. Bu devirde borç münasebeti, ölüm sebebiyle halefiyet gibi çok mühim meseleler hakkında başka türlü düşünmek mümkün değildir.

Yalnız şu kadarı kabûl edilebilir: Roma şehir-devletinin pozitif hukuku mânasına gelen ius civile için ehemmiyetli olan bazı müesseseler (yakın akrabalık dolayısı ile evlilik mânileri gibi), din ile ilgili oldukları için mukaddes hukuk (ius sacrum) içinde geliştirilmiş olabilirler. Miras sebebi ile zaman aşımı iktisabı gibi, başka bazı müesseseler de, bir takım dinî kaidelere uygun bir neticeyi elde etmek için benimsenmişlerdir.

Bir de şunu kabûl etmek gerekir: Hukuki müeyyidenin bulunmadığı, veya çok zayıf olduğu hallerde, dinî müeyyide, tamamlayıcı bir rol oynamak üzere tatbik edilir.

Her hangi bir müessesenin devlet nizamına girmesi icab ederse, onu koruyan bir lâik müessese ihdas edilir.

Bir tarafta ius sacrum (mukaddes hukuk), diğer tarafta ius civile (devlet hukuku) birbirinden ayrı, müstakil nizamlardır; ancak bazı mevzularda, birisinin diğerine atıflar yapması, hattâ, diğerinin hükümlerini benimsemesi mümkün olabilmektedir. Meselå mukaddes hukukun derpiş ettiği evlilik mânileri, ius civile tarafından benimsenir, o kadar ki, bu tip mânilerin bulunduğu bir ius civile evliliği de bâtıl hale gelir.

Constantinus zamanında, sadece hoş görülen, sonra, Theodosius zamanında resmî devlet dinî haline gelen «Hristiyanlık» içinde -her ne kadar imparatorlar, çok defa, din meselelerinde hattâ dogmalar hakkında emirnameler çıkarırlar idiyse de- dinî iktidarın devlet iktidarından üstün olduğu fikri hâkimdir. Din ile devlet arasındaki münasebetler, bu iki nizamın birbirinden ayrı olduğu prensibine dayanır. Bununla beraber, bazı mevzularda, eskiden olduğu gibi, Kilise nizamına atıflar yapılır.

Hulâsa, tarihi devrine girmiş Roma Hukukunun kaynaklarından bahsederken, bir merhalenin çoktan aşılmış olduğu görülür: Roma’da hukukun kaynağı Allah değildir. Allah dinle ilgili emirler verir. Halbuki insanların toplu halde yaşamaları ile ilgili emirleri, bizzat «insan» koyar; müeyyidelerini «insan» tâyin eder. Allah’ın emirlerine itaat edip etmemek insanın iradesine kalmıştır. Hukukun emirlerine (yani Kanuna) uymak ise, devlet borcudur.

Bilindiği gibi toplu halde yaşayan insanların birbirlerini rahatsız etmemeleri için bazı kaide ve düsturlara riayet etmeleri lâzımdır. Bunlar, ahlak, din, şeref, örf ve âdet ve saire kaideleri ile, bir de hukuk kaideleridir. Hepsinin gayesi aynıdır.

Hukuk kaidelerini diğerlerinden ayırmak için, hangi ölçüye baş vurulacağı hakkında çok çeşitli nazariyeler ileri sürülür. Romalılara göre bu fark, hukuk kaidelerini doğuran kaynak’tadır: Hukuk kaidelerini devlet yapar ve müeyyide dediğimiz zorlayıcı bir kuvvetle uygular. Hiç kimse din, ahlâk v.s. kaidelerine uymağa zorlanamadığı halde, hukuk kaidesine uymayan kimseye devletin müeyyidesi tatbik edilir.

Hukukçu Gaius, hukukun ne olduğunu, nazariyatına gitmeden, teknik mânada izah etmek için, sadece, hukuku doğuran aslî kaynakları saymakla iktifa ediyor: «Roma kavminin hukuku, kanunlardan, plebiscitum’lardan, Senatus kararlarından, imparator emirnamelerinden… ibarettir.» diyor. Bütün bunların ilâhî bir irade ile ilgili tarafları yoktur.

Böyle bir mazinin yarattığı zihniyete dayanarak kurulmuş bir Avrupa hukuk sistemi ile idare edilmekte olan Türkiye Cumhuriyetinin, mazisinde kaybolması icab eden bazı telakkilere mahkûm kalması, herkesin zihninde karışıklıklar uyandırıyor:

İlâhî bir hukuka inanmağa mütemayil olan bir zihniyet içinde, «beşeri» kaynaklı bir hukukun prensiplerini uygulamağa çalışıyoruz.

Roma Hukuku’nu eski devrin, bütün diğer hukuklarından ayıran diğer bir fark, bu Hukukun organik bir sistem olmasıdır.

Eski devrin diğer hukukları, yan yana konmuş mahkeme kararlarının bir yekûnundan ibarettirler. Bunlar «meseleci» (casuistiques = meseleleri yan yana koyan) hukuklardır. Halbuki Roma hukukçularına göre, hayatın bütün tezahürleri ve her nevi insan faaliyeti, hukukun, önceden koymuş olduğu bir takım abstrait = soyut kaidelerin meydana getirdiği bir sistemden ibarettir.

İnsan faaliyetlerinin hepsi o sistemin himayesi altındadır. İnsanların bütün faaliyetleri, soyut olarak konmuş kaidelerle halledilmelidir. Bir hukuk kaidesi yaratmak başka şeydir; hâkimlerin kararlarını arka arkaya sıralamak başka şeydir.

Eski Çağ hukukları arasında Roma Hukukuna hâs olduğunu söylediğim iki karakter, yani, bir taraftan ius ile fas’in birbirinden ayrılmış olması; diğer taraftan bir sistem teşkil etmesi, Roma Hukukunun bünyesinde mevcuttur.

Fakat şimdi bir üçüncü karakterine temas edeceğim ki, bu hukuk sistemini Türkiye’nin iktibas etmesi ile alâkalıdır: Türkiye, dünyadaki müslüman nüfuslu devletler arasında, Roma sistemi üzerine kurulmuş bir hukuk nizamına sahip tek devlettir. Türkiye’nin hukuk sahasında yapmış olduğu bu büyük inkilâp, II nci Mahmut zamanında başlamış; yüz seneye yakın bir müddet devam eden bir hareketin sonunda, 1926’da, Atatürk, kendine hås kararlılıkla meseleyi kökünden halletmişti.

1840’tan itibaren, evvelâ Ceza Kanunu, Ticaret kanunları v.s. Fransa kanunlarından alınarak iktibas edilmişti. Bilâhare, Fransız Medenî Kanununun (Code civil), olduğu gibi iktibası için, bilhassa Sadr-ı Azam Ali Paşanın teşebbüsleri olmuş, fakat bu tasavvur o zaman gerçekleşememiş, Cevdet Paşanın riyasetinde kaleme alınan «Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye» yürürlüğe girmişti. 1926’ya kadar yürürlükte kalan Mecelle, halkın zihniyetini, Avrupa usulünce yazılmış bir kanuna, az çok alıştırmıştı.

Kanaatime göre, Türkiye’nin Avrupalılaşmasına ve lâikleşmesine yardım edecek en tesirli vasıta, bu hukuktur. Biz, Avrupalı olmak istediğimiz vakit, Avrupa’nın nesine veya neresine benzeyeceğiz, Avrupa, Roma kültüründen, Cermen âdetlerinden ve Hıristiyanlıktan ibaret bir medeniyet tipidir. Türkiye, Avrupa ile ilişki kurmak ister, aynı medeniyet zümresine dahil olmağa çalışırsa, unutmamalıdır ki, tek temas noktası uyguladığı hukuktur. Bu hukuk, Avrupalılar gibi yaşadığının delilidir. Avrupa’nın kültür birliğini yapan diğer üç unsurla: Yani, Roma devletiyle, Cermenlikle ve Hıristiyanlıkla hiç bir alâkası yoktur.

1926’dan beri, Türkiye Cumhuriyetinde yürürlükte olan Kanun, Avrupa’da mer’î olan Roma Hukuku sisteminde bir kanundur. Bize düşen, büyük hukuk inkilâbımızın bize yüklediği mükellefiyetleri yerine getirmekte ihmalkårlık veya tereddüt göstermememizdir. Bütün bir memleket, bir asır boyunca, kanunlarını değiştirmek için gayret ve fedakârlıkta bulunmuş, sonunda başarıya ulaşmıştır. Bu mazhariyetten, şu veya bu sebeple, şu veya bu şekilde istifade edememesi, böyle bir nimeti tepmesi, kabûl edilemez. Bütün mesele bu kanunu iyi uygulamaktan ibarettir!

Bereket versin ki, iki yüz seneden beri alınmış olan mesafe, artık Şeriate doğru geri dönmek ihtimalini ortadan kaldırmıştır. Ali Fuat Başgil‘in de söylediği gibi, «Akan nehirlerin sularını tekrar membaına çevirmek mümkün değildir.»

Ziya Umur

0
Prof. Dr. Ziya Umur

Prof. Dr. Ziya Umur (1916–1990), Roma Hukuku ve Türk Hukuk Tarihi alanlarında uzmanlaşmış Türk hukukçu ve akademisyendir. Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde görev yapan Umur, özellikle Roma Hukuku öğretimi, Roma hukukunun temel kaynaklarının Türkçeye kazandırılması ve Türk hukuk tarihinin incelenmesine yönelik çalışmalarıyla tanınmıştır.

Eğitim ve Akademik Hayatı

1916 yılında İstanbul’da doğan Ziya Umur’un ailesi  Trabzon, Of’ludur. 1935 yılında Saint-Joseph Lisesini bitirdi. Aynı yıl Roma Üniversitesi Hukuk Fakültesine(Università degli Studi di Roma “La Sapienza“)  kaydoldu. II. Dünya Savaşı nedeniyle hukuk öğrenimi kesintiye uğradı ve 1943 yılında lisans derecesi aldı. 1945 yılında ise doktora sınavını vererek hukuk doktoru unvanını kazandı.

Umur, akademik kariyerini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Roma Hukuku alanında sürdürdü. 1954 yılında Roma Hukuku alanında doçent kadrosuna atandı; 1962 yılında profesör oldu. 1984 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. Ancak akademik faaliyetlerinden kopmadı ve emekliliğinin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde sözleşmeli olarak Roma Hukuku ve Türk Hukuk Tarihi derslerini vermeye devam etti.

21 Kasım 1990 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybeden Umur, Zincirlikuyu Mezarlığına defnedildi. Araştırmacı ve yaz Suha Umur’un kardeşidir. 

Bilimsel Katkıları

Ziya Umur’un çalışmalarının merkezinde Roma Hukuku bulunmaktadır. Hukukun tarihsel gelişimini, kaynaklarını ve temel kurumlarını Türk hukukçularına aktarmaya yönelik kapsamlı çalışmalar gerçekleştirdi. Bu alandaki eserleri, sonraki dönemlerde de hukuk fakültelerinin Roma Hukuku eğitiminde kaynak olarak kullanılmaya devam etti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinin Roma Hukuku için hazırladığı kaynak listelerinde Umur’un Roma Hukuku Ders Notları, Roma Hukuku Tarihi Giriş, Roma Hukuku Lügatı ve Roma Hukuku adlı eserleri yer almaktadır.

Umur’un önemli katkılarından biri de Roma hukukunun temel kaynaklarının Türkçeye kazandırılmasıdır. Salvatore Di Marzo‘nun Roma Hukuku adlı eserini Türkçeye çevirdi. Ayrıca Iustinianus’un Institutiones eserinin Türkçe metnini hazırlayarak 1968 yılında yayımladı. Bu iki çalışma günümüzde de Roma Hukuku derslerinin kaynakçalarında yer almaktadır.

Umur, Roma Hukukunun yanı sıra Türk Hukuk Tarihi üzerine de çalıştı. Bu alandaki yaklaşımını özellikle Türk Hukuk Tarihi Dersleri adlı eserinde ortaya koydu. Eserin ilk cildi ölümünden sonra, 1993 yılında yayımlandı. Kitapta Türk Hukuk Tarihinin önemi, hukuk tarihi düşüncesinin gelişimi, Avrupa-Roma Hukuku ilişkisi, İslâm Hukuku ve hilafet gibi konular ele alınmaktadır.

Başlıca Eserleri

Roma Hukuku Tarihi Giriş ve Kaynaklar — 1967 yılında Fakülteler Matbaası tarafından yayımlandı. Eser 288 sayfadır.

 Eski Hukuklar Arasında Roma Hukukunun Bazı Özellikleri -Ziya Umur Türk Hukuk Tarihi - Ziya UmurPostklasik (Roma-Elen) Devrinde Kanunlaştırma Hareketleri — 1962 yılında İstanbul Üniversitesi Yayınları arasında yayımlandı. Umur’un Roma hukukunda kanunlaştırma hareketleri üzerine çalışmalarından biridir.

“Roma hukuku umumiyetle kodifikasyon tanımayan bir hukuktur. En eski devirlerin örf ve âdetlerinden teşekkül etmiş olan kaideleri bir araya toplayan ve esasen yapılışından (M.Ö. 451-449) kısa bir müddet sonra tahrip edilmiş olduğu için (M.Ö. 390) metni kalmayan ve yine âdeta, bir takım efsânelere karışarak, örf ve âdete avdet eden XII Levha Kanunundan sonra Iustinianus zamanına, fakat bilhassa postklâsik devre kadar geçen uzun asırlar esnasında bu hukukun bir kanunlaştırılması hareketi yoktur. Bütün bu asırlar hukukta, mütemadiyen süratleşen bir inkişaf devrini gösterir. Klâsik devir bu süratin son merhalesini bulduğu zamandır ve hukuk mütemadiyen yaratılmakta olduğu için muayyen bir ânında tespit edilip dondurulması ihtiyacı duyulmamıştır. (Kitaptan)

Roma Hukuku: Tarihi Giriş, Kaynaklar, Umumi Mefhumlar, Hakların Himayesi — İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 1974 yılında yayımlandı. Eser daha sonraki yıllarda da yeni baskılarla hukuk eğitiminde kullanılmaya devam etti.

Roma Hukuku Lügatı — Roma hukukunun Latince kavram ve terimlerini açıklayan temel başvuru eserlerinden biridir. 1975 tarihli baskısı Fakülteler Matbaası tarafından yayımlanmıştır.

Roma Hukuku Ders Notları - Ziya UMURRoma Hukuku Ders Notları — Usul Hukuku, Borçlar Hukuku, Eşya Hukuku ve Miras Hukuku konularını içeren eser, sonraki yıllarda da farklı baskılarla yayımlanmış ve Roma Hukuku öğretiminde kullanılmaya devam etmiştir.

Türk Hukuk Tarihi Dersleri — Umur’un Türk Hukuk Tarihi alanındaki başlıca eseridir. İlk cildi ölümünden sonra 1993 yılında yayımlanmıştır.

Iustinianus, Institutiones — Türkçe metni Ziya Umur tarafından hazırlanmış ve 1968 yılında İstanbul Üniversitesi Yayınları arasında yayımlanmıştır.

Salvatore Di Marzo, Roma Hukuku — Ziya Umur tarafından Türkçeye çevrilmiş; ikinci baskısı 1959 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi yayınları arasında yayımlanmıştır.

Eski-Hukuklar-Arasinda-Roma-Hukukunun-Bazi-Ozellikleri.pdf erişimi için tıklayın

Salvatore Di Marzo

0
Salvatore Di Marzo

İtalyan hukukçu ve Roma Hukuku profesörü Salvatore Di Marzo (1875–1954), 27 Şubat 1875’te Palermo’da doğdu. Palermo Üniversitesinde Vittorio Emanuele Orlando’nun öğrencisi oldu ve 9 Temmuz 1896’da hukuk öğrenimini tamamladı.

Akademik kariyerine Palermo’da başlayan Di Marzo, 1900 yılında Camerino Üniversitesinde Roma Hukuku kürsüsüne geçti. 1903’te Messina Üniversitesinde göreve başladı ve 1905’te profesör oldu. 1908–1909 yıllarında Messina Üniversitesi rektörlüğü yaptı. 1909–1912 yılları arasında Pisa Üniversitesinde görev yaptı. 1912’de Palermo Üniversitesinde Roma Hukuku Tarihi, 1917’de ise Roma Hukuku profesörlüğüne getirildi. Palermo Üniversitesinde iki dönem rektörlük yaptı. 1935’te Roma Üniversitesinde Roma Hukuku kurumları (Istituzioni di diritto romano) kürsüsüne geçti ve 1950’de professore emerito unvanını aldı.

Di Marzo’nun başlıca çalışmaları Roma Hukuku ve Roma hukuk tarihi alanındadır. Storia della procedura criminale romana, Corso di storia del diritto romano, Lezioni sul matrimonio romano, Istituzioni di diritto romano, Le basi romanistiche del codice civile ve Manuale elementare di diritto romano başlıca eserleri arasındadır.

16 Mayıs 1954’te Roma’da hayatını kaybetti.

Di Marzo’nun Istituzioni di diritto romano adlı eseri, Ziya Umur tarafından İtalyanca aslından Türkçeye çevrilerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi yayınları arasında yayımlanmıştır.

Corpus Inscriptionum Latinarum

0
Corpus Inscriptionum Latinarum

Corpus Inscriptionum Latinarum (CIL), Antik Roma dünyasından günümüze ulaşan Latince yazıtların mümkün olduğunca kapsamlı ve sistematik biçimde derlendiği dünyanın en önemli epigrafik kaynaklarından biridir. Türkçe karşılığı “Latince Yazıtlar Külliyatı” olan CIL; kamuya ait ve özel yazıtlar, mezar kitabeleri, askerî diplomalar, mil taşları, adak yazıtları ve duvar yazıları (graffiti) gibi çok çeşitli epigrafik malzemeyi kapsamaktadır.

Çalışma, Theodor Mommsen’in öncülüğünde 1853 yılında kurumsal olarak başlatılmıştır. Daha önce, Latin yazıtlarının sistematik biçimde bir araya getirilmesine yönelik hazırlıklar 1840’lı yıllarda başlamıştı. CIL’in oluşturulmasında Mommsen’in yanı sıra çok sayıda tarihçi, filolog ve epigrafi uzmanı görev almıştır. Çalışma zamanla Berlin’deki bilim akademisinin bünyesinde kurumsallaşmış, günümüzde ise Berlin-Brandenburg Bilimler ve Beşeri Bilimler Akademisi (BBAW) tarafından sürdürülmektedir.

CIL’in temel amacı, Roma Cumhuriyeti ve Roma İmparatorluğu dönemlerinden kalan Latince yazıtları yerinde inceleyerek, belgeleyerek ve bilimsel ölçütlere göre yayımlayarak kalıcı bir külliyat oluşturmaktır. Yazıtlar büyük ölçüde bulundukları coğrafi bölgelere ve yazıt türlerine göre sınıflandırılmıştır. Çalışmalarda yazıtların metinlerinin yanı sıra bulundukları yer, fiziksel özellikleri, ölçüleri, yazı biçimleri, eksik bölümleri ve bilimsel açıklamaları da değerlendirilir.

İlk ciltlerin yayımlanması 19. yüzyılda başlamış ve çalışma sonraki dönemlerde ek ciltler (supplementa) ve yeni yayınlarla genişletilmiştir. Ana seri, Roma ve İtalya’nın yanı sıra İspanya, Britanya, Afrika, Galya, Balkanlar, Anadolu ve Roma dünyasının diğer bölgelerinden yazıtları kapsamaktadır. Bazı ciltler ise Pompeii ve Herculaneum’un duvar yazıları, Roma’daki gündelik kullanım eşyaları üzerindeki yazılar ve askerî diplomalar gibi belirli yazıt gruplarına ayrılmıştır.

CIL, yalnızca antik yazıtların metinlerini koruyan bir kaynak değildir. Yazıtlar aracılığıyla Roma hukukunun ve kamu yönetiminin, askerî teşkilatın, vatandaşlık uygulamalarının, dinî hayatın, toplumsal ilişkilerin ve gündelik yaşamın araştırılmasına önemli birincil kaynaklar sağlar. Özellikle mezar taşları, adak yazıtları ve grafitiler; askerler, köleler, kadınlar, tüccarlar ve sıradan yurttaşlar gibi farklı toplumsal grupların yaşamları hakkında doğrudan bilgiler sunmaktadır.

CIL’in oluşturulmasında büyük rol oynayan Theodor Mommsen, Latin epigrafisinin sistematik biçimde incelenmesine ve Roma tarihinin yazıtlar üzerinden araştırılmasına önemli katkılarda bulunmuştur. Mommsen, Roma tarihi alanındaki çalışmaları nedeniyle 1902 Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür.

Günümüzde CIL çalışmaları, yeni arkeolojik buluntuların değerlendirilmesi, mevcut kayıtların yeniden incelenmesi, ek ciltlerin hazırlanması ve dijital veri tabanlarının oluşturulması yoluyla devam etmektedir. Bu yönüyle CIL, Roma dünyasının siyasi, hukuki, askerî ve toplumsal tarihinin araştırılmasında başvurulan temel epigrafik kaynaklardan biri olmayı sürdürmektedir.

İskenderiyeli Hypatia

0

İskenderiyeli Hypatia, Roma İmparatorluğu hâkimiyetindeki İskenderiye’de milattan sonra 350 yılında doğduğu tahmin edilen ve Antik Çağ’ın en önemli kadın felsefecilerinden biridir. Hem felsefeci hem astronomi bilimci hem de matematikçidir.

Yunan tarihçi Socrates Scholasticus‘a göre Hypatia bir pagandır. Filozof Socrates ile karıştırılmaması gereken Konstantinapolus’lu Socrates, Historia Ecclesiastica adlı eserinde Hypatia’nın İskenderiye Valisi Orestes ile İskenderiye piskoposu Cyril arasında kavgaya sebep olması ve politikaya karışması nedeniyle M.S. 415 yılında Kıptî Hristiyanlar tarafından taşlanarak öldürüldüğü yazılıdır.

Hypatia, o dönemde İskenderiye Kütüphanesi’nin bilinen son yöneticisi ve matematikçisi Theon’un kızıdır. Kütüphanede her dinden öğrencisine Batlamyus (Ptolemy), Öklid ve Diophantus etkisinde felsefe ve matematik dersleri vermiştir.

İskenderiyeli Hypatia

Agora 

İskenderiyeli Hypatia’nın yaşamı, 2009 yılında İspanya yapımı Agora filmiyle sinemaya aktarılmıştır. Hypatia, tarihin gördüğü en etkileyici ve ilgi çekici kadın figürlerinden biridir. Güzelliğiyle dikkat çeken, ancak asıl olarak matematikçi, filozof ve astronom kimliğiyle adını tarihe yazdıran olağanüstü bir zekâya sahipti.

Ölümü ise onu yalnızca bir bilim insanı değil, aynı zamanda unutulmaz bir trajedinin simgesi hâline getirmiştir. Fanatik bir kalabalığın saldırısı sonucu hayatını kaybeden Hypatia’nın bedeni sokaklarda sürüklenmiş, vahşet insanlık tarihine kara bir leke olarak kazınmıştır.

Hypatia, bu dünyada bilime ve kadına yönelen düşmanlığın önünde duramayan; ancak sonraki kuşaklar için ibret alınması gereken acı bir hikâyenin ve susturulmak istenen aklın sembolüdür.

Kanun Adamı

0
Kanun Adamı, senaristliğini Erdoğan Tünaş’ın, yönetmenliğini Cüneyt Arkın’ın yaptığı 1985 yapımı Türk hukuk filmidir. Başrollerini Cüneyt Arkın ve Bahar Öztan paylaşmıştır. Türk sinemasında, 900’e yakın filmde oynayan Cüneyt Arkın, Avukat Murat rolündedir.
Film, arkadaşını idamdan kurtarmaya çalışan bir adamın yaşadıklarını anlatmakta ve bir avukatın, kanun dışı adamlarla mücadelesinin öyküsünü sunmaktadır. 1980’lerin en başarılı ve en unutulmaz yapımlarından biri olarak nitelendirilmiştir. Eleştirmenler filmin müziğine özel vurgu yapmışlardır.
Sürükleyici hikayede Avukat rolünde olan Murat’ın yakın arkadaşı Kemal cinayetten yargılanmaya başlanmıştır. Bir süredir hastanede tedavi gören Kemal, suçu kabul etmiş ancak Avukat Murat, Kemal’in cinayet işlemeyeceğini iddia ederek davaya dahil olmuştur. İftiraya uğrayan dostunun hapse girmesine engel olup onun suçsuzluğunu ortaya çıkarmaya çalışan Avukat Murat, onun suçlu olduğuna asla inanmamaktadır. Büyük bir hukuki mücadeleye girer ve davanın ertelenmesini sağlar. Murat, dava boyunca arkadaşı Kemal’in suçsuz olduğunu kanıtlamaya çalışacak ve hakikatin peşinde koşacaktır.

Kanun Adamı – Film Afişi – 1985

10 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
10 Ağustos - Hukuk Takvimi

 10 Ağustos – Hukuk Takvimi

1792 Fransız Devrimi: Fransa’da krallık kaldırıldı. Tuileries Sarayı yağmalandı, XVI. Louis tutuklandı.
1809 Ekvador‘un başkenti Quito, İspanyol İmparatorluğu‘ndan bağımsızlığını ilan etti. 
1876 Padişah V. Murat akli dengesini yitirdiği gerekçesiyle tahttan indirildi.
1900 19.yüzyılın önemli hukukçu ve tarihçisi Ahmed Cevdet Paşa İstanbul’da öldü.
1904 Fransız avukat ve eski başbakan Pierre Waldeck-Rousseau doğdu. (2 Aralık 1846 -10 Ağustos 1904)
1912 Jorge Amado dünyaya geldi. Rio de Janeiro Federal Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde hukuk okudu ancak hiçbir zaman avukatlık yapmadı. Solcu faaliyetleri Getúlio Vargas’ın diktatörlük rejimi altında hayatını zorlaştırdı . 1935’te ilk kez tutuklandı ve iki yıl sonra kitapları alenen yakıldı. Brezilya’nın kuzeydoğu bölgelerinin yaşantısını işlediği eserleriyle öne çıkan bir yazar oldu, uluslararası övgü kazanan pek çok romanın yazarıydı. 1984 yılında Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından Fransız Légion d’Honneur nişanı ile ödüllendirildi.6 Ağustos 2001’de yaşamını yitirdi.
1913 II. Balkan Savaşı sona erdi: Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan arasında Bükreş Antlaşması imzalandı. Bükreş Antlaşması II. Balkan Savaşı’nı bitiren antlaşmadır. Beş ülkeyle birden savaşmak zorunda kalan Bulgaristan, savaştan yenik çıkarak antlaşmayı imzalamak zorunda kalmıştır. Antlaşma sonucunda Dobruca’nın tamamı Romanya’ya verildi. Osmanlı Devleti, savaştan yararlanarak, I. Balkan Savaşı’nda kaybettiği Kırklareli, Edirne ve Dimetoka (1915’te Bulgaristan’a bırakılmıştır)’yı geri aldı. Makedonya, Sırbistan ile Yunanistan arasında bölündü. Akova’nın tamamı Karadağ’a bırakıldı.
1915 Divanı harbi örfilere muhavvel ceraimin heyeti tahkikiye bulunmayan yerlerde sureti tahkiki hakkındaki 10 ağustos 1331 tarihli kanunu muvakkat ilan edildi.
1920 I. Dünya Savaşı: Osmanlı Padişahı VI. Mehmet’in temsilcileri, Osmanlı Devleti ile müttefikler arasında, 10 Ağustos 1920’de Fransa‘nın başkenti Paris‘in 3 km batısındaki Sevr (Sèvres) banliyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde (Musée National de Céramique) uygulanamayacak bir sözleşme imzalandı. Sevr Anlaşması hükümleri uyarınca, Anadolu ve Rumeli toprakları düşmanlarca paylaşılmaya başlandı. Bir buçuk yıl civarında bir zaman diliminde büyük tartışmalarla hazırlanan Sevr Antlaşması, on iki bölüm ve 433 maddeden oluşmaktadır. Antlaşma imzalandığı dönemde devam eden Türk Kurtuluş Savaşı’nın sonucunda Türklerin galibiyetiyle, bu antlaşma yerine 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanıp uygulamaya konulduğundan Sevr Antlaşması geçerliliğini kaybetmiştir. 
1951 Denizcilik Bankası Kuruluş Kanunu kabul edildi. Türkiye Denizcilik Bankası T.A.O.  5842 sayılı Kanun’la kurulmuş kamu bankasıdır. Ana Sözleşmesinde yer alan faaliyet konuları; Bankacılık Türkiye kıyılarında ve yabancı denizlerde nakliyat Şehir hatları Liman işleri Denizde can ve mal güvenliği işleri (Sahil Güvenlik ve Deniz Liman Şube Müdürlüğü (Deniz Polisi)) Denizde gemi kurtarma işleri,(Kıyı emniyeti) Fabrika ve havuzlar (Tersanecilik) tir.
 1951 CHP’nin Malvarlığına El Konulmasına ve Halkevlerinin Kapatılmasına Dair Kanun, 8 Ağustos 1951 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, 10 Ağustos 1951’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
 1969 1136 sayılı Avukatlık Kanunu İle Kurulması Öngörülen Türkiye Barolar Birliği’nin kuruluş hazırlıkları Kanununun geçici 10. Maddesi uyarınca tamamlandıktan sonra ilk toplantı 9-10 Ağustos 1969 günü Ankara’da Yeni Sahne Salonunda yapılmıştır.
1970 Ekonomik tedbirler paketi olarak 10 Ağustos Kararları açıklandı.
 1971 ILO 102 No’lu Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi Resmi Gazetede Yayımlandı. Türkiye, Sözleşmenin 2. maddesinin (b) fıkrasında öngörüılen yetkiye dayanarak, sadece hastalık ödeneklerine ilişkin III’ncü, ihtiyarlık yardımlarına ilişkin V nci, iş kazalarıyla meslek hastalıkları halinde yapılacak yardımlara ilişkin VI ncı, malüliyet yardımlarına ilişkin IX uncu ve ölüm yardımlarına ilişkin X ncu bölümlerine ait mükellefiyetlerin kabulü, sağlık yardımlarına ilişkin II nci ve analık yardımlarına ilişkin VIII inci bölümlere ait mükellefiyetlerin ise sözleşmenin 3. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak 9. maddesinin (d) fıkrası ile 48. maddenin (c) fıkrasındaki geçici istisna hükümlerinden yararlanmak suretiyle kabulü kaydıyla onaylamıştır.
1951 

New York’ta başlayan sekiz silahlı saldırıyı kabul eden Amerikalı seri katil David Berkowitz 10 Ağustos 1977’de tutuklandı ve sekiz silahlı saldırıyla suçlandı, hepsini itiraf etti. 1 Haziran 1953’te Brooklyn’de,(New York) doğdu. Temmuz 1977’ye kadar altı kişiyi öldürdü ve yedi kişiyi de yaraladı. Öldürme çılgınlığı adı altında New Yorkluları terörize etti ve dünya çapında ün kazandı. 17 yaşında asker alınmış ve Birleşik Devletler Ordusunda görev yapmıştı. İşlediği suçlarla övünüyor ve polisle alay ediyordu.

1983  DİSK’e bağlı Tümka-İş ve Limter-İş sendikalarının 59 yöneticisi hakkında 6 yıl 8 ay ile 20 yıl arası hapis istemiyle dava açıldı. Sendikaların, açıldıktan bir süre sonra “mevcut iktisadi-sosyal nizamı değiştirmek için faaliyet gösterdikleri” iddia edildi.
1983 Devam eden Barış Derneği Davası‘nda Maltepe Lisesi eski müdürü Şefik Asan savunma yaptı ”Barışa düşman olan düşünce insanlığa da düşmandır.”
1983 Yeni “Dernekler Yasası Tasarısı” Danışma Meclisi’nden geçti. Tasarı 7 Ekim 1983’te resmi gazetede yayınlandı. 
1987 Başbakanlık da yapan Yunan şairi, avukat ve siyasetçi Yeoryos Atanasiadis-Novas öldü. (Doğumu: 9 Şubat 1893, Naupactus) Hukuk bölümünü Atina Üniversitesi‘nde okudu. İlk olarak 1926 yılında Aetolia-Acarnania vilayetini temsil eden Yunan Parlamentosu’na tekrar tekrar 1964 yılına kadar görev yapmak üzere seçildi. Bir ticaret avukatı olarak 1945’te İçişleri Bakanı, 1950’de Eğitim Bakanı ve 1951’de Sanayi Bakanı olarak görev yaptı. Bununla birlikte, 1961’de o sırada sağ kanat hükûmetlerin yolsuzluğuna karşı olarak Merkez Birliği’ne (EK) katılan muhafazakârlardan biriydi. 1964’te EK’nin iktidara gelmesinden sonra Yunan Parlamentosu Başkanı oldu. 1987’de Atina’da 94 yaşında öldü. 
1988 “İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi” resmi gazetede yayımlandı. Türkiye, ”Lahey Adalet Divanı’nın hakemliği” maddesine çekince koydu. Sözleşmeye göre, işkenceyle alınan ifadelerin delil olarak kabul edilmemesi; savaş hali/tehdidi, OHAL, siyasi istikrarsızlık vb. sebeplerin işkencenin gerekçesi olamaması bulunuyordu.
2000 Teksas valisi ve Cumhuriyetçi Parti başkan adayı George W. Busch bir zihinsel engellinin idamını onayladı. Zeka yaşı 12 olan Oliver David Cruz idam edildi.
2003 Dünya Felsefe Kongresi İstanbul’da başladı. Kongre’de “Dünyanın problemleri karşısında felsefenin olanakları” tartışıldı.
2004 10 Ağustos 2004 günü Bakanlar Kurulu kararıyla Başbakanlık uhdesinde Kamu Görevlileri Etik Kurulu oluşturuldu.
 2005 Kürt sorununun demokratik ve barışçı yollarla çözümü için hükümete çağrı yapan 150 kişi bildiri yayınladı. Bildiri metni dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a heyet sözcüsü Gençay Gürsoy tarafından sonuldu.
2005 

Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik yeni hükümler getirdi. “İşyeri açma ve çalışma ruhsatı alınmadan açılan işyerlerinin yetkili idareler tarafından kapatılması zorunludur. Bu durumda herhangi bir süre verilmesi de söz konusu değildir”

2006  Sosyalist sendikacı ve siyasetçi Kemal Nebioğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1926, Rize)  DİSK‘in kurucularındandır ve Türkiye İşçi Partisi‘nin kuruluşunda yer alan 12 sendikacıdan biridir. 12 Eylül 1980’den sonra DİSK davasıyla ilgili olarak tutuklanmış, 4 yıl tutuklu kalmıştır. 1962 yılında genel sekreterliğine getirildiği TİP’ten 1965 seçimlerinde Tekirdağ Milletvekili olarak seçilmiştir. Seçildiğinde Gıda İş Sendikası Genel Başkanı’dır. Meclis’te Türkiye İşçi Partisi Grup Başkan Vekilliği’ni de bir süre yürütmüştür. 1976 yılında Türkiye’de kitlesel ölçekte ilk kez kutlanan 1 Mayıs İşçi Bayramı‘nın düzenlenmesine önayak oldu ve Tertipleme Komitesi Başkanlığı’nı yaptı. 10 Ağustos 2006 tarihinde, kanser tedavisi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.  
2014  12. Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimi sonucunda Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildi. Erdoğan halkoyu ile seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu. 29 Ekim 1923’ten 10 Ağustos 2014 tarihine kadar, askeri darbe ile iktidara gelen Kenan Evren dışındaki tüm cumhurbaşkanları Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmişti.
2015  Fransız hukukçu ve siyasetçi Hubert Haenel yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Mayıs 1942, Pompey)  Ulusal Yargı Okulu’nu bitirdi. Belli bir süre hakimlik yaptıktan sonra, 1986 yılında RPR‘den senatör seçildi. 2008-2010 yıllarında Senato Avrupa İşleri Komisyonu Başkanlığı görevinde bulundu, ayrıca Alsace Bölgesel Konseyi Başkan yardımcılığı, Venedik Komisyonu yedek üyeliği, Yüksek Adalet Divanı üyeliği, Senato Başkanlık Divanı Sekreter üyeliği görevlerini yürüttü ve 25 Şubat 2010’da Senato Başkanı Gérard Larcher tarafından Anayasa Konseyi üyeliğine atandı. Jean-Claude Colliard‘ın ölümü üzerine Venedik Komisyonu asıl üyesi oldu. 10 Ağustos 2015 tarihinde öldü.  
2015 Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, haklarında “örgüt kurma” iddiasıyla yakalama kararı çıkarılan eski savcılar Zekeriya Öz ile Celal Kara Gürcistan üzerinden Ermenistan’a kaçtı.
2023
  • Anayasa Mahkemesi, BİK’in Evrensel, BirGün, Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri için aldığı ilan kesme cezalarına dair 10 Ağustos 2023 tarihinde ihlal kararı verdi. Mahkeme gerekçesinde, basın ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini, bunun yapısal sorunlardan kaynaklandığını tespit etmiş ve sorunla ilgili TBMM’ye bilgi verilmesine hükmetmiştir.
  • Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve Anayasa Mahkemesi (AYM) Üyesi İrfan Fidan’ın Gerçek Gündem’de yayımlanan bir haber hakkındaki şikayetiyle “Ankara Özel Soruşturma Bürosu’nun ‘terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme’ suçlamasıyla 10 Ağustos 2023 tarihli iddianamesi ile Faruk Eren ve Faruk Karabay hakkında dava açıldı. Sanıklara yurtdışına çıkış yasağı getirildi.
2024 

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay Milletvekili seçilen ancak hapishaneden çıkarılmayan Can Atalay‘ın tahliye başvurusuna ilişkin kararını verdi. Mahkeme, sorumluluğun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde olduğunu belirtti ve ‘karar verilmesine yer olmadığına’ hükmetti. AYM, daha önce verdiği kararların yanı sıra son olarak TMBB tarafından alınan kararın yok hükmünde olduğuna hükmetmişti.

2025
  • Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “aile arabuluculuk” sistemi getirmeyi düşündüklerini açıklayarak boşanma davalarıyla alakalı öngördükleri değişiklikleri açıkladı. Bakan Tunç, boşanma davalarıyla maddi tazminat, nafaka ve mal rejiminin ayrılması, boşanmanın bir an önce gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade etti.
  • Yargıtay 2.Hukuk Dairesi, evlilik birliğini haklı bir neden olmaksızın terk eden eşin boşanmada tam kusurlu sayılacağına hükmetti. İstinaf mahkemesinin tarafları eşit kusurlu kabul eden kararı ise hukuka aykırı bulundu.
  • Avukat Rezan Epözdemir, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında ‘Rüşvet vermek’, ‘Siyasi-askeri casusluk’ ve ‘FETÖ/PDY’ye yardım’ suçlamaları ile gözaltına alındı. Epözdemir’in ofisinde ve ikametgâhında arama yapıldı.,
  • Marmara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında; deniz yüzeyinde yarı batık durumda parçalanmış halde bulunan ve Ekinlik Adası’na çekilip vinçle karaya çıkarılan ‘Graywolf’ isimli teknede, kazanın nedeninin belirlenmesine yönelik bilirkişi incelemesi sonucunda, Halit Yukay’ın parçalanmış yatına çarptığı, ön tarafında sürtme izleri olduğu ileri sürülen ve ‘Taksirle ölüme neden olma’ suçlamasıyla daha önce adli kontrol ile serbest bırakılan ‘Arel 7’ isimli kuru yük gemisinin kaptanı C.T., yeniden sevk edildiği hakimlik tarafından tutuklandı.
2026
  • Ankara İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince gerçekleştirilen uyuşturucu ve fuhuş operasyonunda gözaltına alınan 10 şüpheli tutuklandı. Soruşturmanın sürdürüldüğü bildirildi.
  • Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi 468 kabul, 88 ret ve 6 çekimser oy ile TBMM’de kabul edilerek yasalaştı.
  • İkizler’ suç örgütü lideri yakalandı. Yunanistan’a kaçma hazırlığında olduğu belirlenen şüpheli, adliyeye sevk edildi. Örgütün liderlerinden Mehmet Yaşar ile birlikte 13 şüpheli daha önce ‘tefecilik’, ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘suçtan kaynaklanan mal varlığını aklama’ ve ‘yağma’ suçlarından tutuklanmıştı.
  • Gaziosmanpaşa’da sokakta 4 çocuğu darbeden şahıs tutuklandı.
  • Antalya’da ‘imza işin var’ denilerek polis merkezine çağrılan Ali Süslü (47), 10 gün kesinleşmiş hapis cezası olduğu gerekçesiyle tutuklanıp cezaevine gönderildi. 9’uncu günde cezaevi psikoloğunun T.C. kimlik numarasını kontrol edip, isim benzerliği olduğunun ortaya çıkmasıyla Süslü’nün masumiyeti anlaşıldı. 10’uncu günün sonunda tahliye edilen Süslü, ilgililer hakkında suç duyurusunda bulundu.
  • 15 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast girişiminde bulunan timde yer alan eski yüzbaşı Burkay Karatepe’nin ablası A.A.K. tutuklandı. Soruşturmada, A.A.K.’nin kardeşinin saklanmasına ve yurt dışına kaçış planına da yardım ettiği belirlendi.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Kuşadası Belediyesi ile bağlantılı “rüşvet” ve “irtikap” iddialarına ilişkin yürüttüğü soruşturmada gözaltına alınan 16 kişi adliyeye sevk edildi. Soruşturma kapsamında belediye yöneticileri, iş insanları ve avukatların da aralarında bulunduğu isimler hakkında işlem yapıldı. Operasyonda Aydın milletvekili Bülent Tezcan’ın kızı ve damadı da gözaltına alınmıştı.
  • Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Nüfus Hizmetleri Kanunu’ndaki “Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır” hükmünün Anayasa’ya aykırı olmadığına dair kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Karşı oy kullanan üyeler ise düzenlemenin eşler arasında cinsiyete dayalı farklı muamele oluşturduğuna dair şerh koydu. İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi, Avukat Ömer Çakırgöz ve eşi Avukat Gülbahar Yılmaz’ın açtığı davada Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesindeki 2. fıkranın Anayasa’ya aykırı olduğuna karar vererek ilgili fıkranın iptali için AYM’ye başvurmuştu. Çakırgöz, karar sonrasında “Yerel mahkemeden önce AY 90/son’a göre sözleşmesel üstünlüğe göre karar vermesini isteyip sonuca göre uluslararası bireysel başvuru mekanizmalarını devreye sokacağız” şeklinde açıklama yaptı.

10 Ağustos – Hukuk Takvimi

Cumhurbaşkanı Yemini

0

Cumhurbaşkanı Yemini, Cumhurbaşkanının Andiçmesi başlığı altındaki Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 3. Kısmının II. Bölümündeki 103. maddede tanımlanmıştır. 2017 yılında yapılan referandum yoluyla değiştirilen Anayasanın ilgili maddesine göre Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçmektedir.

“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

Cumhurbaşkanı Yemini, Anayasanın 83. maddesindeki milletvekili yemin metnindeki benzer unsurları taşımaktadır. Milletvekillerinin göreve başlamadan önce okudukları yemin metni şu şekildedir:

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim”

Anayasaya göre, Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona ermektedir. Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday, Cumhurbaşkanı seçilmektedir. İlk oylamada salt çoğunluğun sağlanamaması durumunda ikinci oylama yapılmakta, ilk oylamada en çok oy alan iki adayın katıldığı seçimde geçerli oyların çoğunluğunu alan aday, Cumhurbaşkanı olarak belirlenmektedir. 2018 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan ilk turda oyların çoğunluğunu alarak seçimi kazanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 10 Ağustos 2014’te ilk kez Cumhurbaşkanı seçilmiş, 9 Temmuz 2018’de ise ikinci kez Cumhurbaşkanı Yeminini okuyarak görevine başlamıştı. Erdoğan,28 Mayıs 2023’te üçüncü kez seçildi.

İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

0
İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi, 10 Aralık 1984 tarihinde kabul edilerek işkencenin önlenmesi ve cezalandırılmasına ilişkin kapsamlı uluslararası yükümlülükler getirmiştir.

Sözleşme, işkenceyi tanımlamakta; savaş, savaş tehdidi, iç siyasal karışıklık veya başka herhangi bir olağanüstü durumun işkenceyi haklı gösteremeyeceğini ve üst makam emrinin gerekçe oluşturamayacağını hükme bağlamaktadır. Taraf Devletler; işkenceyi suç olarak düzenlemek, işkence riski bulunan kişileri bu riske maruz kalacakları bir devlete göndermemek, işkence iddialarını derhâl ve tarafsız biçimde soruşturmak, mağdurlara etkili başvuru ve tazminat imkânı sağlamak ve işkenceyle elde edilen ifadelerin delil olarak kullanılmasını engellemekle yükümlüdür.

Sözleşme ayrıca bu yükümlülüklerin uygulanmasını izlemek üzere İşkenceye Karşı Komite(Committee against Torture)  kurulmasını ve belirli koşullarda devletlerarası ve bireysel başvuruların incelenmesini öngörmektedir.

Sözleşme Türkiye tarafından 2 Ağustos 1988’de onaylanmış, 10 Ağustos 1988 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmış, Türkiye bakımından 1 Eylül 1988’de yürürlüğe girmiştir.

 

İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

 10 Aralık 1984

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler,

Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ilan edilen ilkeler uyarınca insanlık ailesinin tüm üyelerinin eşit ve ayrılmaz haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğu anlayışından yola çıkarak, Bu hakların insan kişiliğinin niteliğinde bulunan onurdan kaynaklandığına inanarak,

Birleşmiş Milletler Antlaşmasına Taraf Devletlerin, özellikle Antlaşmanın 55. Maddesi uyarınca insan haklarının ve temel özgürlüklerinin saygı görerek gözetilmesini geliştirme yükümlülüğü üstlendiklerini gözönüne alarak,

Kimsenin işkenceye ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı bir davranış ya da cezaya uğrayamayacağını hükme bağlayan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 5. Maddesiyle Kişisel veya Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 7. Maddesini anımsayarak,

Aynı zamanda 9 Aralık 1975 tarihinde Genel kurulca kabul edilmiş olan bildirgeyi de gözönünde bulundurarak, tüm dünya işkence ve öteki zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da cezaya karşı daha etkin bir savaş vermek isteyerek, aşağıdaki hükümlerde uzlaşmıştır:

BÖLÜM I

Madde 1

  1.  Bu Sözleşmenin amaçları bakımından, “işkence” terimi, bir kimseye kendisinden ya da üçüncü bir kişiden bir bilgi ya da bir itiraf sağlamak, kendisinin ya da üçüncü bir kişinin işlediği ya da işlediğinden kuşku duyulan bir eylemden ötürü onu cezalandırmak, kendisine ya da üçüncü bir kişiye gözdağı vermek ya da onları zorlamak amacıyla ya da herhangi bir ayrımcılığa dayalı bir nedenle bir resmi görevli ya da resmi sıfatla davranan bir başkası tarafından ya da onun kışkırtması ya da oluru ya da izniyle bilerek maddi ya da bağlantılı olarak sadece yasal yaptırımlardan doğan acı ya da eziyet işkence sayılmaz.
  2.  Bu madde, daha kapsamlı bir uygulamayı içeren ya da içerebilecek olan uluslararası bir belge ya da bir ulusal düzenlemeyi zedelemez.

Madde 2

  1.  Taraf Devlet, yargı yetkisi içindeki herhangi bir ülkede işkence eylemini önlemek üzere etkin yasal, yönetsel, yargısal ya da öteki önlemleri alır.
  2.  İster bir savaş durumu ya da bir savaş tehdidi, ister iç siyasal karışıklık, ister bir başka olağanüstü durum sözkonusu olsun, hiçbir ayrıksı durum işkenceyi haklı gösteremez.
  3.  Bir üstten ya da bir makamdan alınan emir, işkencenin gerekçesi olamaz.

Madde 3

  1.  Bir Taraf Devlet, bir kimseyi, işkenceye uğrama tehlikesi olduğu yolunda sağlam gerekçelerin bulunduğu bir başka Devlete süremez, gönderemez ya da geri veremez.
  2.  Bu gibi gerekçelerin bulunup bulunmadığını belirlemek amacıyla yetkili makamlar, olanaklıysa, ilgili Devlette insan haklarının geniş ölçüde, belirgin biçimde ya da sık sık çiğnendiği sürekli bir durumun bulunup bulunmadığı dahil tüm ilgili gerekçeleri gözönüne alır.

Madde 4

  1.  Taraf her Devlet, tüm işkence eylemlerinin ceza yasasına göre suç sayılmasını sağlar. Bunun yanında, işkenceye kalkışan ve işkenceye ilişkin olan ya da katılan bir kimsenin eylemi de suç sayılır.
  2.  Taraf her Devlet, bu suçların ağırlık derecesine göre cezalandırılmasını sağlar.

Madde 5

  1.  Taraf her Devlet,
  2.  Bu suçlar kendi yargı yetkisi içindeki bir ülkede ya da bu Devlete kayıtlı bir deniz ya da hava aracından işlendiğinde,
  3.  Bu suç sanığı bu Devletin uyruğu olduğunda,
  4.  Bu Devlet uygun görürse, işkenceye uğrayan kimse kendi uyruğu olduğunda,
  5.  Maddede değinilen suçlar üzerinde yargı yetkisini kullanmak üzere gerekli önlemleri alır.
  6.  Taraf her Devlet, aynı zamanda, bu suç sanığını kendi yargı yetkisi içindeki bir ülkede bulunduğu ve onu bu Maddenin 1. fıkrasında sözügeçen Devletlerden herhangi birine 8. Madde uyarınca geri vermediği durumlarda bu tür suçlar üzerinde yargı yetkisini kullanmak üzere gerekli olan önlemleri de alır.
  7.  Bu Sözleşme, iç hukuk uyarınca ceza alanında kullanılan tüm yargı yetkisini kapsar.

Madde 6

  1.  Bir Taraf Devlet, eldeki bilgilerin incelenmesinden sonra, ülkesinde 4. Maddede sözü edilen suçu işlediği ileri sürülen bir kimsenin bulunduğuna inandığında, onu yakalar ya da gözaltında bulunmasını sağlamak üzere başka yasal önlemlere başvurur.  Yakalama ve öteki yasal önlemler, bu Devletin yasalarına göre olur. Ancak bu durum, bir ceza kovuşturması ya da geri verme işleminin gerektirdiği sürece uygulanır.
  2.  Bu Devlet, hemen bir ilk soruşturmaya girişir.
  3.  Bu maddenin 1. fıkrasına göre gözaltında bulunan bir kimsenin, uyruğunda bulunduğu Devletin en yakın uygun temsilcisiyle ya da devleti yoksa, genellikle oturduğu Devletin temsilcisiyle hemen ilişki kurması sağlanır.
  4.  Bir Devlet, bu madde uyarınca bir kimseyi gözaltına aldığında, 5. Maddenin 1. fıkrasında anılan Devletlere, böyle bir kimsenin gözaltında olduğunu duyurarak tutuklanmasını haklı gösteren koşullar konusunda hemen bilgi verir. Bu Maddenin 2. fıkrasında öngörülen ilk soruşturmayı yapan Devlet, zaman geçirmeksizin bulgularını adı geçen Devletlere bildirerek yargı yetkisini kullanmak amacında olup olmadığını duyurur.

Madde 7

  1.  Yargı yetkisi içindeki bir ülkede 4. Maddede anılan bir suçu işlediği ileri sürülen bir kimsenin bulunduğu bir Taraf Devlet, 5. Maddede öngörülen durumlarda, onu geri vermeyecek olursa, kovuşturma amacıyla durumu yetkili makamlara sunar.
  2.  Bu makamlar, bu Devletin yasalarına göre ağır nitelikteki herhangi bir adı suç durumunda olduğu gibi karar alır. 5. Maddenin 2. fıkrasında anılan durumlarda, kovuşturma ve hüküm vermek için gereken kanıt ölçüleri hiçbir biçimde 5. Maddenin 1. fıkrasında değinilen durumlarda uygulanan ölçülerden daha düşük olamaz.
  3.   4. Maddede değinilen herhangi bir suça ilişkin olarak hakkında işlem yapılan bir kimseye, bu işlemlerin her aşamasında adil bir davranış sağlanır.

Madde 8

  1.   4. Maddede anılan suçlar, Taraf Devletler arasında yürürlükte olan suçluların geri verilmesi anlaşmasında suçlusu geri verilebilir suçlar olarak yer almış sayılır. Taraf Devletler, suçluların geri verilmesi konusunda aralarında yapacakları her anlaşmada, bu tür suçları suçlusu geri verilebilir suç saymayı üstlenir.
  2.  Suçluların geri verilmesini bir anlaşmanın varlığı koşuluna bağlayan bir Taraf Devlet, kendisiyle geri verme anlaşması bulunmayan bir Başka Taraf Devletten böyle bir istek alırsa, bu Sözleşmeyi, bu gibi suçlar bakımından geri vermenin yasal temeli sayılabilir. Suçluların geri verilmesi, kendisinden istekte bulunulan devletin yasalarında öngörülen öteki koşullara bağlıdır.
  3.  Suçluların geri verilmesini bir anlaşmanın varlığı koşuluna bağlamış olan Taraf Devletler, kendisinden istekte bulunulan Devletin yasaları tarafından öngörülen koşullara bağlı olmak üzere bu gibi suçları aralarında suçlusu geri verilebilir suç sayarlar.
  4.  Taraf Devletler arasında suçluların geri verilmesi amacıyla, bu gibi suçlar, sadece işlendiği yerde değil, 5. Maddenin 1. fıkrası uyarınca yargı yetkisini kullanması istenen Devletlerin ülkesinde de işlenmiş gibi işlem görür.

Madde 9

  1.  Taraf Devletler, 4. Maddede anılan suçlardan herhangi biri için açılan ceza kovuşturması sırasında, kovuşturma için gereken tüm kanıtların elde bulunmasını sağlamak dahil, birbirlerine her türlü yardımı yaparlar.
  2.  Taraf Devletler, bu Maddenin 1. fıkrasına göre yükümlülüklerini, aralarında yapabilecekleri karşılıklı yardım anlaşmaları uyarınca yerine getirirler.

Madde 10

  1.  Taraf her Devlet, yakalanan, tutuklanan ya da hapse konulan bir kimsenin gözaltında bulundurulması, sorgulanması ya da uğrayacağı davranışlarla ilgili olabilecek yasa uygulayıcısı, sivil ya da askeri personelle tıp personeli, resmi görevliler ve öteki görevlilerin yetiştirilmesinde işkence yasağına ilişkin eğitim ve bilgilerin tam anlamıyla yer almasını sağlar.
  2.  Taraf her Devlet, anılan kimselerin ödev ve görevleri konusunda konmuş kural ve yönergelerde bu yasağa yer verir.

Madde 11

            Taraf her Devlet, herhangi bir işkence uygulanmasını önlemek üzere yargı yetkisi içindeki bir ülkede herhangi bir biçimde yakalanan, tutuklanan ya da hapse konan kimselerin nasıl gözaltına alınacağı ve bunlara nasıl davranılacağı konusundaki düzenlemelerle sorgulama kural, yönerge, yöntem ve uygulamalarını sistemli olarak gözden geçirir.

Madde 12

            Taraf her Devlet, yargı yetkisi içindeki bir ülkede bir işkence eyleminin işlenmiş olduğuna inanmak için yeterli gerekçe bulunduğunda, yetkili makamlarının en kısa sürede ve yansız bir soruşturma yapmasını sağlar.

Madde 13

            Taraf her Devlet, yargı yetkisi içindeki herhangi bir ülkede işkenceye uğradığını ileri süren bir kimseye, yetkili makamlarına şikayette bulunma ve durumunun bu makamlarca en kısa sürede ve yansız olarak incelenmesini isteme hakkı tanır. Şikayetçi ve tanıkların, şikayetleri ya da gösterecekleri kanıtlardan ötürü tüm kötü davranışlara ya da gözdağına karşı korunmalarını sağlar.

Madde 14

  1.  Taraf her Devlet, yasal sistemi içinde, işkenceye uğrayan birinin olanaklar ölçüsünde tam iyileşmesini sağlama yolları dahil, zararının giderilmesini ve adil ve yeterli bir zorunlu tazminat hakkına sahip olmasını sağlar. İşkenceye uğrayanın bu eylem sonucu ölümü halinde, geçiminden sorumlu oldukları kimseler bu tazminata hak kazanır.
  2.  Bu Sözleşme hükümleri, işkenceye uğrayanın ya da öteki kimselerin ulusal yasalarına göre sahip olabilecekleri giderim hakkını etkilemez.

Madde 15

            Taraf her Devlet, işkence sonucu verilmiş olduğu anlaşılan bir ifadenin, bu ifadenin verildiğine bir belge olmak üzere işkenceden suçlanan bir kimseye karşı olması dışında, herhangi bir kovuşturmada bir kanıt olarak kullanılmamasını sağlar.

Madde 16

  1.  Taraf her Devlet, yargı yetkisi içinde bulunan bir ülkede, bir resmi görevli ya da resmi sıfatla davranan bir başkası tarafından ya da onun kışkırtması ya da oluru ya da kabulüyle işlenmesi durumunda 1. Maddede tanımlanmış işkence ölçüsünde olmayan başka zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da cezayı da önlemeyi üstlenir. Özellikle 10, 11, 12 ve 13. Maddelerde yeralan yükümlülüklerini; işkenceye ilişkin hükümleri öteki zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da cezaya ilişkin sayacak biçimde uygular.
  2.  Bu Sözleşmenin hükümleri, zalimce, insanlıkdışı yada onur kırıcı davranış ya da cezayı yasaklayan ya da suçluların geri verilmesi ya da sınır dışı edilmesine ilişkin öteki uluslararası belgelerin ya da ulusal yasaların hükümlerini zedelemez.

BÖLÜM II

Madde 17

  1.  Aşağıda öngörülen görevleri yerine getirmek üzere (bundan böyle Komite olarak anılacak olan) bir İşkenceye Karşı Komite kurulur. Bu Komite, yüksek ahlak kişiliği ve insan hakları alanındaki yeterliğiyle tanınmış ve kendi adlarına hizmet verecek olan on uzmandan oluşur. Uzmanlar, Taraf Devletlerce, hakça bir coğrafi dağılım ve hukuksal deneyimi olan kimi kişilerin katılmasını sağlayacak biçimde seçilir.
  2.  Komite üyelerinin seçimi, Taraf Devletlerce aday gösterilen kişiler arasından gizli oyla yapılır. Taraf olan her Devlet, kendi uyrukları arasından bir kişiyi aday gösterebilir. Taraf Devlet, kendi uyrukları arasından bir kişiyi aday gösterebilir. Taraf Devletler, aynı zamanda Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi uyarınca kurulan İnsan Hakları Komitesi Üyesi bulunan ve İşkenceye Karşı Komitede çalışmaya istekli olan kişileri aday göstermelerinin yararlı olacağını gözönüne alır.
  3.  Komite üyelerinin seçimleri, Taraf Devletlerin iki yılda bir Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından çağrısı yapılan toplantılarında olur. Taraf Devletlerin üçte ikisinin yeter sayıyı oluşturduğu bu toplantılarda hazır bulunan ve oy veren temsilcilerin oylarından en çoğunu alan ve salt çoğunluğu sağlayanlar Komiteye seçilir.
  4.  İlk seçim, bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki altı ay içinde yapılır. Her seçim tarihinden en az dört ay önce, Birleşmiş milletler Genel Sekreteri, Taraf Devletlere, üç ay içinde adaylarını sunmaya çağıran bir yazı gönderir. Genel Sekreter, bu yolla gösterilmiş tüm adayların, kendilerini aday gösteren Taraf Devletleri de belirten alfabetik bir listesini hazırlayarak Taraf Devletlere sunar.
  5.  Komite üyeleri dört yıllık bir süre için seçilir. Aday gösterildiklerinde yeniden seçilebilirler. Bununla birlikte, ilk seçimde seçilmiş üyelerden beşinin süresi iki yılın sonunda sona erer. İlk seçimden hemen sonra bu beş üyenin adları, bu maddenin 3. fıkrasında değinilen toplantının başkanı tarafından ad çekmeyle belirlenir.
  6.  Bir Komite üyesinin ölümü ya da çekilmesi durumlarında ya da başka bir nedenle komite görevini yerine getirmediği durumlarda, onu aday göstermiş olan Taraf Devlet, Taraf Devletlerin çoğunluğunun onayına bağlı olmak ve ayrılan üyenin süresini tamamlamak üzere kendi vatandaşları arasından bir başka uzman atar. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından önerilen atamanın bildirilmesinden sonraki altı hafta içinde Taraf Devletlerin yarısından ya da çoğunluğunun olumsuz yanıt alınmadıkça sözkonusu onay verilmiş sayılır.
  7.  Taraf Devletler, Komite üyelerinin, Komite görevlerini yerine getirmeleri sırasındaki giderlerini üstlenir.

Madde 18

  1.  Komite, görevlilerini iki yıllık bir süre için seçer. Bunlar yeniden seçilebilir.
  2.  Komite kendi çalışma kurallarını belirler, ancak bu kurallar, ötekilerin yanısıra;
  3.  Yeter sayısının altı üyeden oluşmasını,
  4.  Komite kararlarının hazır bulunan üyelerin çoğunluğunun oyuyla alınmasını, öngörür.
  5.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Komitenin bu Sözleşmeye göre görevlerini gereğince yerine getirebilmesi için gerekli kurmay personeli ve kolaylıkları sağlar.
  6.  Komitenin ilk toplantısı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin çağrısıyla olur. Komite, ilk toplantısından sonra kendi çalışma kurallarında öngörülen zamanlarda toplanır.
  7.  Taraf Devletler, sağlanan kurmay personel ve öteki kolaylıklar için bu Maddenin 3. fıkrası uyarınca yapılan harcamaların Birleşmiş Milletlerce ödenmesi dahil, Taraf Devletlerin ve Komitenin toplanmasına ilişkin giderlerden sorumludur.

Madde 19

  1.  Taraf Devletler, bu Sözleşmenin kendileri bakımından yürürlüğe girişinden sonraki bir yıl içinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla Sözleşmeye göre üstlendikleri yükümlülüklere işlerlik kazandırmak üzere almış oldukları önlemler konusunda Komiteye rapor sunar. Taraf Devletler bundan sonra, her dört yılda bir alınan yeni önlemler konusunda rapor vermek zorunda olduğu gibi, Komitenin isteyebileceği bu gibi başka raporlar sunmakla da yükümlüdür.
  2.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu raporları tüm Taraf Devletlere iletir.
  3.  Her rapor, üzerinde uygun gördüğü genel görüşlerini bildirebilecek olan Komite tarafından incelenerek ilgili Taraf Devletlere gönderilir. Bu Taraf Devlet, Komiteye kendi görüşlerini içeren bir yanıt verebilir.
  4.  Komite, 24. Madde uyarınca hazırlanan yıllık raporunda dilerse bu maddenin 3. fıkrası uyarınca kendisi tarafından belirtilmiş görüşlere; bu konuda ilgili Taraf Devletten alınmış görüşlerle birlikte yer vermeye karar verebilir. İlgili Taraf Devletçe istendiğinde, Komite bu maddenin 1. fıkrası uyarınca sunulmuş raporun bir örneğine de yer verebilir.

Madde 20

  1.  Komite, bir Taraf Devletin ülkesinde işkencenin sistemli olarak uygulanmakta olduğu yolunda sağlam gerekçeler içeren güvenilir bilgiler aldığında, bu taraf Devleti bilgilerin incelenmesinde işbirliğine ve bu amaçla ilgili bilgilere ilişkin görüşlerini sunmaya çağırır.
  2.  Komite, elinde bulunan öteki ilgili bilgilerle, İlgili Taraf Devletçe sunulabilecek gözönüne alarak durumun haklı gösterdiğine karar verirse, üyelerden birini ya da bir kaçını gizli bir soruşturma yapmak ve Komiteye ivedi bir rapor sunmak üzere görevlendirebilir.
  3.  Bu maddenin 2. fıkrasına göre bir soruşturma açılırsa Komite, ilgili Devletin işbirliğini ister. Taraf Devletle görüş birliğine varılarak, böyle bir soruşturma o Devletin ülkesine gitmeyi içerebilir.
  4.  Komite, bu maddenin 2. fıkrası uyarınca bir üyesince ya da üyelerince sunulan bulguları inceledikten sonra bu bulguları, durum gerektirdiğinde uygun gördüğü görüş ve tavsiyelerle birlikte ilgili Taraf Devlete iletir.
  5.  Bu maddenin ilk dört fıkrasında tüm Komite işlemleri gizli yapılar ve işlemlerin her aşamasında Taraf Devletin işbirliği istenir. 2. fıkra uyarınca yapılan bir soruşturmaya ilişkin bu işlemler tamamlandıktan sonra, Komite, ilgili Taraf Devlete danışarak, 24. Madde uyarınca hazırlanan yıllık raporunda bu işlemlerin sonuçlarının bir özetine yer vermeye karar verebilir.

Madde 21

  1.  Bu Sözleşmeye Taraf bir Devlet, bu maddeye göre herhangi bir tarihte, bir Taraf Devletin bir başka Taraf Devlet aleyhine bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediği yolunda Komitenin duyurular alma ve inceleme yetkisini tanıdığını bildirebilir. Bu gibi duyurular, ancak kendisi bakımından Komitenin yetkisini tanıdığını bildirmiş olan bir Taraf Devletçe sunulması koşuluyla bu maddede öngörülen işlemlere göre alınıp incelenir. Böyle bir bildirimde bulunmamış bir taraf Devlete ilişkin hiçbir duyuru, bu maddeye göre Komite tarafından ele alınmaz. Bu madde uyarınca kabul edilen duyurular aşağıdaki işleme göre alınır.
  2. a) Bir Taraf Devlet, bir başka Taraf Devletin bu Sözleşme hükümlerine işlerlik kazandırmadığını gözlemesi durumunda bu konuyu yazılı bir duyuruyla adıgeçen Taraf Devletin dikkatine sunabilir. Duyuruyu alan Devlet duyurunun alınmasından sonraki üç ay içinde duyuruda bulunan Devlete konuyu açığa kavuşturan yazılı bir açıklamada ya da bildirimde bulunur. Bu açıklama ve bildirimler, olanaklı ve ilgili olduğu ölçüde, bu konuda başvurulabilecek ya da başvurulmuş iç işlemlerle yargı yollarını da içerir.
  3.  Konu, ilk duyurunun alınış tarihinden sonraki altı ay içinde ilgili Taraf Devletlerden her ikisini de yeterli bulacakları bir çözüme bağlanamazsa, her iki Devletin, Komiteye ve öteki devlete bildirimde bulunarak konuyu komiteye iletme hakkı vardır.
  4.  Komite, bu madde uyarınca kendisine iletilen bir konuyu, ancak uluslararası hukukun genel olarak benimsenmiş ilkeleri uyarınca bu konuda tüm iç yargı yollarının bütünüyle kullanıldığı kanısına varıldıktan sonra ele alır. bu yargı yollarını uygulamanın makul olmayan bir ölçüde geciktirildiği ya da bu Sözleşmenin çiğnenmesinden zarar gören kimseye etkin bir yardımda bulunma olasılığının bulunmadığı durumlarda bu bir kural değildir.
  5.  Komite, bu maddeye göre yapılan duyuruları incelerken kapalı toplantı yapar.
  6.  Komite (c) bendi hükümleri saklı kalmak üzere bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere saygı temeli üzerinde konunun dostça bir çözü-me bağlanması amacıyla, ilgili Taraflara arabuluculuk yapar. Bunun için Komite gerektiğinde sadece amaçla bir uzlaştırma komisyonu kurar.
  7.  Komite, bu maddede anılan herhangi bir konuda (b) bendinde sözü edilen ilgili Taraf Devletlere, ilgili bilgileri sağlama çağrısında bulunabilir.
  8.  Konu Komitede incelenirken (b) bendinde alınan ilgili Taraf Devletlerin temsilci bulundurmak ve sözlü ve/ya da yazılı bildirimlerde bulunmaya hakkı vardır.
  9.  Komite, (b) bendine göre bildirimin alınış tarihinden sonraki oniki ay içinde bir rapor sunar.
  10.  (e) bendi hükümleri içinde bir çözüme varıldığında, Komitenin raporu, olguların ve varılan çözümün kısa bir özetiyle sınırlıdır.
  11.  (e) bendi hükümleri içinde bir çözüme varılamadığında, Komitenin raporu, olguların kısa bir özetiyle sınırlıdır ve ilgili Taraf Devletlerin yazılı sunuşlarıyla sözlü sunuşlarının tutanakları rapora eklenir.

Her durumda, adı geçen rapor, ilgili taraf Devletlere duyurulur.

  1.  Bu maddenin hükümleri, bu Sözleşmeye Taraf beş Devletin bu maddenin 1. fıkrasına göre bildirimde bulunması üzerine yürürlüğe girer. Bu bildirimler Taraf Devletlerce Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir. Genel Sekreter, bunların örneklerini öteki Taraf Devletlere gönderir. Böyle bir bildirim, herhangi bir anda Genel Sekretere bildirilerek geri alınabilir. Bu durum, bu madde uyarınca daha önce yapılmış bir duyurunun içerdiği herhangi bir konunun incelenmesini engellemez, ancak, bildirimin geri alındığı yolundaki bilgi Genel Sekreterce alındıktan sonra, ilgili Taraf Devlet yeni bir bildirimde bulunmadıkça, bu maddeye göre bir Taraf Devletten başka bir duyuru alınmaz.

Madde 22

  1.  Bu Sözleşmeye Taraf bir Devlet, herhangi bir tarihte bu maddeye göre, Komitenin, kendi yargı yetkisi içinde bulunan ve bir Taraf Devletçe bu Sözleşme hükümlerinin çiğnenmesinden ötürü zarar gördüğünü ileri süren bireylerden y ada onlar adına duyurular alma ve inceleme yetkisini tanıdığını bildirebilir. Böyle bir bildirimde bulunmamış olan bir Taraf Devletle ilgili olan bir duyuru Komite tarafından kabul edilmez.
  2.  Komite, bu maddeye göre, imzasız olan ya da bu gibi duyurularda bulunma hakkının kötüye kullanılması olarak nitelediği ya da bu Sözleşmenin hükümleriyle bağdaşmaz gördüğü herhangi bir duyuruyu kabul edilmez sayar.
  3.  Komite, 2. fıkra hükümleriyle bağlı olarak bu Maddeye göre kendisine sunulmuş herhangi bir duyuruyu, 1. fıkraya göre bir bildirimde bulunmuş olan ve Sözleşmenin hükümlerini çiğnediği ileri sürülen Taraf Devletin dikkatine sunar. Duyuruyu alan Devlet, altı ay içinde Komiteye, konuyu açığa kavuşturan ve –varsa- bu Devletçe başvurulmuş yargı yolunu belirten yazılı açıklamalar ay da bildirimlerde bulunur.
  4.  Komite, adı geçen birey tarafından ya da onun adına ve ilgili Taraf Devletçe kendisine sunulan tüm bilgilerin ışığında bu maddeye göre alınmış duyuruları inceler.
  5.  Komite, bu maddeye göre, bu bireyden alınan herhangi bir duyuruyu;
  6.  Aynı konunun, bir başka Uluslararası soruşturma ya da çözümleme işlemine göre incelenmiş ya da incelenmekte olmadığı,
  7.  Yargı yollarını uygulamanın makul olmayan bir ölçüde geciktirildiği ya da sözleşmenin çiğnenmesinden zarar gören kişiye etkin bir yardımda bulunma olasılığının bulunmadığı durumlar dışında, bireyin tüm iç yargı yollarını denediği kanısına varmadıkça incelenemez.
  8.  Komite, bu maddeye göre aldığı duyuruları incelerken kapalı toplantı yapar.
  9.  Komite, görüşlerini ilgili Taraf Devlete ve bireye bildirir.
  10.  Bu maddenin hükümleri, bu Sözleşmeye Taraf olan beş Devletin bu maddenin 1. fıkrasına göre bildirimde bulunması üzerine yürürlüğe girer. Bu bildirimler, Taraf Devletlerce Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir. Genel Sekreter bunların örneklerini öteki Taraf Devletlere gönderir. Bir bildirim, herhangi bir tarihte Genel Sekretere bilgi verilerek geri alınabilir. Böyle bir geri alma, bu maddeye göre yapılmış bir duyurunun içerdiği herhangi bir konunun incelenmesini engellemez. Ancak, bildirimin geri alındığı yolundaki bilgi Genel Sekreterce alındıktan sonra, Taraf Devlete yeni bir bildirimde bulunmadıkça, bu maddeye göre bireylerden ya da onlar adına başka bir duyuru alınmaz.

Madde 23

Komite üyeleri ve 21. Maddenin 1 (e) fıkrasına göre kurulabilecek olan özel amaçlı uzlaştırma komisyonlarının üyeleri, Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Dokunulmazlıkları Sözleşmesinin ilgili bölümlerinde belirtilmiş olan ve Birleşmiş Milletler için görev yapan uzmanlara tanınan kolaylık, ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanır.

Madde 24

Komite, bu Sözleşmeye Taraf Devletlerle Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna bu maddeye göre bulunduğu etkinlikler konusunda yıllık bir rapor sunar.

BÖLÜM III

Madde 25

  1.  Bu Sözleşme tüm Devletlerin imzalanmasına açıktır.
  2.  Bu Sözleşme onaya bağlıdır. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir.

Madde 26

Bu Sözleşme, tüm devletlerin katılmasına açıktır. Katılma, bir katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilmesiyle olur.

Madde 27

  1.  Bu Sözleşme, yirminci onay belgesi ya da katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine veriliş tarihinden sonraki otuzuncu gün yürürlüğe girer.
  2.  Yirminci onay belgesi ya da katılma belgesinin verilişinden sonra bu Sözleşmeyi onaylayan ya da ona katılan her Devlet için bu Sözleşme, kendi onay belgesi ya da katılma belgesini verdiği tarihten sonraki otuzuncu gün yürürlük kazınır.

Madde 28

  1.  Her Devlet, bu Sözleşmeyi imzalama ya da onaylama ya da ona katılma sırasında Komitenin 20. Maddede öngörülen yetkisini tanımadığını bildirebilir.
  2.  Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca bir çekince koymuş olan herhangi bir Taraf Devlet, herhangi bir tarihte, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine başvurarak bu çekinceyi geri alabilir.

Madde 29

  1.  Bu Sözleşmeye taraf herhangi bir Devlet, bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve bu öneriyi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verir. Genel Sekreter, bunun üzerine, önerilen değişikliği Taraf Devletlere duyurarak öneri konusunda görüşme ve oylama amacıyla bir Taraf Devletler konferansından yana olup olmadıklarını kendisine bildirmelerini ister. Bu duyurunun yapılış tarihinden başlayarak dört aylık bir süre içinde Taraf Devletlerden en az üçte birinin böyle bir konferansı desteklemesi durumunda, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletlerin girişimiyle adı geçen konferansı toplantıya çağırır. Konferansta hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğunca benimsenen bir değişiklik, Genel Sekreterce tüm Taraf Devletlerin kabulüne sunulur.
  2.  Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik, bu Sözleşmeye taraf Devletlerden üçte ikisinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine kendi anayasal süreçlerine göre bunu kabul ettiklerini bildirmesi üzerine yürürlüğe girer.
  3.  Değişiklikler yürürlüğe girdiğinde, kabul eden Taraf Devletler için bağlayıcı olur. Öteki Taraf Devletler, bu Sözleşmenin hükümleri ve kabul etmiş oldukları daha önceki değişikliklerle bağlıdır.

Madde 30

  1.  iki ya da daha çok Taraf Devlet arasında bu Sözleşmenin yorumlanması ya da uygulaması konusunda görüşmeler yoluyla çözümlenemeyen bir anlaşmazlık, bunlardan birinin isteği üzerine, arabuluculuk yoluyla çözüme sunulur. Arabuluculuğun istendiği tarihten başlayarak altı ay içinde Taraflar, bu yöntemin işletilmesi konusunda görüş birliğine varamazlarsa Taraflardan herhangi biri anlaşmazlığı, statüsü uyarınca Uluslararası Adalet Divanına götürebilir.
  2.  Her Devlet, bu Sözleşmenin imzalanması ya da onaylanması ya da ona katılması sırasında, kendisini bu maddenin 1. fıkrasıyla bağlı saymadığını bildirebilir. Öteki Taraf Devletler, böyle bir çekinceye koymuş olan herhangi bir Taraf Devlet bakımından bu maddenin 1. fıkrasıyla bağlı olamaz.
  3.  Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca bir çekince koymuş olan herhangi bir Taraf Devlet, herhangi bir tarihte Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirimde bulunarak bu çekinceyi geri alabilir.

Madde 31

  1.  Bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yazılı bildirimde bulunarak bu Sözleşmeyi bozabilir. Sözleşmenin bozulması, bildirimin Genel Sekreterce alınış tarihinden bir yıl sonra geçerlik kazanır.
  2.  Sözleşmenin böylesine bozulması, Taraf Devleti, bozmanın geçerlik kazandığı tarihten önceki herhangi bir eylem ya da ihmal bakımından bu Sözleşmeye göre üstlendiği yükümlülüklerden kurtarmadığı gibi, bu bozma, geçerlik kazandığı tarihten önce Komite tarafından incelenmeye alınmış olan herhangi bir konunun incelenmesinin sürdürülmesini etkilemez.
  3.  Bir Taraf Devletin Sözleşmeyi bozmasının geçerlik kazandığı tarihten başlayarak Komite, bu Devlete ilişkin bir yeni konunun incelenmesine başlamaz.

Madde 32

            Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletlerin tüm üye Devletleriyle bu Sözleşmeyi imzalayan ya da ona katılan tüm Devletlere,

  1.  25 ve 26. Maddelere göre imzalama, onaylama ve katılmaları;
  2. Maddeye göre bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihini ve 29. Maddeye göre herhangi bir değişikliğin yürürlüğe giriş tarihini;
  3.  Maddeye göre Sözleşmenin bozulmasını; bildirir.

Madde 33

Arapça, Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinleri aynı ölçüde geçerli olan bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin onaylı örneklerini tüm Devletlere gönderir.

Gençay Gürsoy Savunması

0

Sevr Antlaşması

0
Sevr Antlaşması

Sevr Antlaşması, İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında 10 Ağustos 1920 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’in 3 km batısındaki Sevr (Sèvres) banliyösünde imzalanmıştır. Bir buçuk yıl civarında bir zaman diliminde büyük tartışmalarla hazırlanan Sevr Antlaşması, on iki bölüm ve 433 maddeden oluşmaktadır. Antlaşma, 24 Temmuz 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti ile imzalanan Lozan Barış Antlaşmasının imzalanması ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Sevr Antlaşmasına Göre Anadolu’nun İtilaf Devletlerince Paylaşım Haritası

Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri olarak tanımlanan, Fransa, Britanya İmparatorluğu(İngiltere), İtalya, Japonya, Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz, Polonya (Lehistan), Portekiz, Romanya, Yugoslavya ve Çekoslovakya arasında imzalanmış; antlaşmayı Osmanlı Devleti adına, Damat Ferit Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hadi Paşa ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı) Bey imzalamıştır. Sözleşme metni İngilizce, Fransızca ve İtalyanca olarak hazırlanmıştır.  Otuz iki devletin katıldığı Paris Barış Konferansında İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika ve Japonya başbakan ve Dışişleri bakanlarından oluşan “Onlar Konseyi” karar verici olmuşlardır. Osmanlı Devleti’nden tamamen ayrılması düşünülen bölgeleri Onlar Konseyi belirlemiştir. Rusya, Milletler Cemiyeti üyesi olmadığı için antlaşmaya taraf olmamıştır.

Sevr Antlaşması Tam Metni (Kaynak: Türk Tarih Kurumu)

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [6.79 MB]

Antlaşma Öncesi Dönem 

Birinci Dünya Savaşı sonrasında galip gelen İtilaf Devletleri ile yenilen İttifak Devletlerinden olan Avusturya arasında Saint-Germain Antlaşması, Macaristan arasında Trianon Antlaşması ve Bulgaristan arasında Neuilly Antlaşması imzalanmıştır.

Savaşta yenilmiş olan Osmanlı Devleti topraklarının ne şekilde paylaşılacağına dair İtilaf Devletleri arasındaki anlaşmazlık 1919 yılında başlayan görüşmelerin ertelenmesine neden olmuştur. Amerikan delegasyonu Wilson Prensipleri uyarınca barış görüşmelerinin şeffaf yapılmasını ve gizli antlaşmaların geçersiz sayılmasını talep etmiş; nüfusun çoğunluğu Türk olan bölgelerin Osmanlı Devleti’ne bağlı olmaya devam etmesini, Türk olmayan bölgelerde ise halk oylamasına başvurulmasını savunmuştur.

Bu süre zarfında 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir ve çevresi Yunanlar tarafından işgal edilmiş,İtalya ve Yunanistan ile Fransa ve İngiltere arasındaki anlaşmazlıklar çözülememiş, Yunanlılar 11 Mayıs’ta Fethiye’ye çıkınca İtalyanlar da 13 Mayıs’ta Kuşadası’nı ele geçirmişlerdir. Yunanlılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkmış, İtalya da ertesi günü Selçuk’u işgal ederek tepkisini göstermiştir.

19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkmış, Anadolu’da kurtuluş hareketleri ve kongreler dönemi başlamıştır.

Havza Genelgesi 28 Mayıs 1919’da ve Amasya Genelgesi 22 Haziran 1919’da ilan edilmiş, 23 Temmuz – 7 Ağustos 1919 tarihlerinde Erzurum Kongresi, 26 Temmuz – 25 Ağustos 1919 tarihlerinde Balıkesir Alaşehir Kongreleri ile 4 – 11 Eylül 1919 tarihlerinde Sivas Kongresi yapılmış ve alınan kararlar kamuoyuna açıklanmıştır. Sivas ve Erzurum Kongrelerinde alınan kararlardan sonra Osmanlı Hükümetinin etkisi zayıflamış, son defa toplanan Meclisi Mebusan’ın üyeleri Kurtuluş Hareketini destekleyenlerden oluşmuş, Misak-ı Milli Kararları adı verilen altı maddelik bir siyasi bildiri oy birliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat 1920 tarihinde ilan edilmiştir. Misak-ı Milli’nin ilanı Osmanlı Meclisinin kapatılışını hızlandırmış, Meclis-i Mebusan’nın kapatılması ise TBMM’nin kuruluşuna meşru zemin hazırlamış, yeni Meclis Ankara’da 23 Nisan 1923 tarihinde açılmıştır. Ankara Hükümeti, olumsuz şartlarda bir barış antlaşmasını kabul etmeyeceğini bildirmiş ve direniş hazırlıkları başlatılmıştır.

Sevr Antlaşması’nı imzalamak üzere Paris Barış Konferansı’na giden Osmanlı heyetinin İtilaf Devletleri’ne ait bir savaş gemisinin güvertesinde çekilmiş fotoğrafı. Fotoğrafta fes giyen Damat Ferit Paşa’nın sağında Şura-yı Devlet(Danıştay) Reisi Rıza Tevfik, solunda Maarif Nazırı Bağdatlı Mehmed Hâdî Paşa ve Bern Sefiri Reşat Halis Beyyer bulunuyor

Paris Barış Konferansı

İtilaf Devletleri 18 Nisan 1920’de San Remo Konferansı’nda Osmanlı İmparatorluğu’na uygulanacak barış antlaşmasının şartlarını hazırlamışlar ve 22 Nisan 1920’de Osmanlı hükümetini Paris’te toplanacak barış konferansına davet etmişlerdir. TBMM’nin açılışı bu davetin ertesi gününe denk gelmektedir.

Padişah, eski sadrazam Ahmet Tevfik Paşa’nın başkanlığındaki heyeti Paris’e göndermiş, Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi, 30 Nisan 1920’de ilgili devletlere İstanbul’dan ayrı bir hükümet kurulduğunu bildirmiştir. Paris’te bulunan Ahmet Tevfik Paşa, barış şartlarının kabul edilemez olduğunu bildirerek görüşmelerden çekilmiş, bunun üzerine İzmir’deki  Yunan kuvvetleri Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başlamış, Balıkesir, Bursa, Uşak ve Trakya işgal edilmiştir.

Yunan işgallerinin artması üzerine 22 Temmuz 1920’de İstanbul’da toplanan Saltanat Şurası; Paris Konferansına Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığında ikinci bir heyet göndermeye karar vermiş, 10 Ağustos 1920 günü Sevr Antlaşması imzalanmıştır.

Sevr Antlaşmasının Önemli Hükümleri
  • Sevr Antlaşması Hükümlerine göre  Anadolu toprakların büyük bölümü galip devletlere bırakılmıştır. Trakya’nın büyük bölümü ve İzmir bölgesi Yunanistan’a; Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre Fransa’ya; Musul vilayeti ve Irak’ın çoğu bölgesi Birleşik Krallığa; Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illeri Ermenistan’a bırakılmış; daha önce kaybedilen Arap ülkeleri, Kıbrıs ve Ege Adalarının Osmanlı Devletinin elinden çıktığı kabul edilmiştir. Fas, Tunus, Libya, Sudan, Mısır, Süveyş, Kıbrıs ve bütün Akdeniz adaları üzerindeki haklardan vazgeçilmiş; Hicaz’ın bağımsızlığı ile Irak, Suriye ve Filistin üzerinde manda idareleri kurulması kabul edilmiştir.
  • İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizinin silahtan arındırılması ve bütün devletlerin gemilerine açık olması kararlaştırılmıştır. Boğazların uluslararası bir komisyon tarafından yönetilmesi öngörülmüş; Gelibolu, Tekirdağ, İzmit, Bursa, Biga ve Edremit dahil bütün Marmara kıyıları Osmanlı toprağı olmakla birlikte yönetimi Milletlerarası Boğazlar Komisyonu’na bırakılmıştır.
  • Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde yerel yönetim düzeni kurulması kabul edilmiş, Kürtler’in bağımsızlık ilan etmek istemeleri halinde Milletler Cemiyeti’ne üye olması kabul edilmiştir.
  • Tehcir edilen gayrimüslimlerin mallarının iade edilmesi, savaş döneminde katliam ve tehcir suçları işlemekle suçlananların yargılanması ve azınlıkların her seviyede okul ve dini kurumlar kurması serbest bırakılmıştır.

Sevr Antlaşması Haritası

  • Osmanlı Devletinin askeri kuvvetlerinin 50.700 kişiyle sınırlanması ve ağır silahlarının olmaması kabul edilmiş; donanmanın tasfiye edilmesi, Marmara Bölgesi’nde askeri tesislerin bulunmaması, askerliğin gönüllü ve paralı olması, azınlıkların orduya katılabilmesi, ordunun Müttefik devletlerce denetlenmesi öngörülmüştür. .
  • Osmanlı Devletinin 1914 yılında tek taraflı olarak iptal ettiği kapitülasyonların müttefik devletler vatandaşları lehine yeniden kurulması; Düyûn-ı Umûmiyye’nin devam etmesi; hukuki ve idari düzenlemelerin imzacı devletlerin belirlediği şekilde yeniden düzenlenmesi; sivil deniz ve demiryolu trafiğinin Müttefik devletler tarafından yönetilmesi kabul edilmiştir.
  • Meclisi Mebusan’ın kapatılmış olması nedeniyle antlaşma mecliste görüşülememiştir. Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi ise antlaşmayı bir bildiri ile kınamış, antlaşmayı imzalayanlar ile Saltanat Şurası’nda olumlu oy kullananları 19 Ağustos 1920 tarihinde vatan haini ilan etmiştir. Antlaşmada imzası bulunan Heyet üyeleri 23 Nisan 1924 tarihinde TBMM tarafından 150’likler listesine eklenmiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra bu kişiler 28 Mayıs 1927 tarihinde yasayla vatandaşlıktan çıkarılmışlardır.
  • Paris Konferansı sırasında büyük tartışmalara konu olan Ayasofya; Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 1934 yılında müze haline getirilmiş ve tarihi miras olarak koruma altına alınmıştır.
Sevr Antlaşması Tam Metni

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [1.25 MB]

Örfî İdare Kanunu

0

Örfî İdare Kanunu, 22 Mayıs 1940 tarihinde kabul edilmiş, 25 Mayıs tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmış ve aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.

Yürürlüğe giren Örfi İdare Kanunu, İkinci Dünya Savaşı koşullarında kabul edilmiş, bu koşullara özel vurgu yapılmış ve uygulanacak hükümleri belirlemiştir.

Örfî İdare Kanunu

BİRİNCİ BAB
Örfî İdare
BİRİNCİ KISIM
Umumî hükümler
Madde 1

Teşkilâtı Esasiye Kanununun 86 nci maddesine tevfikan verilmiş olan umumî veya mevziî Örfî İdare Kararı Dahiliye Vekâleti tarafından münasib vasıtalarla ilân olunur.

Örfî İdarenin hudud veya müddeti üzerinde yapılacak değişiklikler de aynı suretle ilân edilir.

Madde 2

Örfî idare altına alınan yerlerde umumî emniyet ve asayişe taallûk eden ve icra Vekilleri Heyetince tayin ve tesbit olunan zabıta salâhiyet ve vazifeleri askerî makamlara intikal eder. Bu makamlar kendilerine intikal eden salâhiyet ve vazifelere müteallik kararları ve emirleri mahallî zabıtası marifetile icra ettirir.

İKİNCİ KISIM
Örfî İdarenin vazife ve salâhiyetleri
Madde 3

Örfî idare altına alınan yerlerde, askerî idare aşağıda yazılı fevkalâde tedbirleri ittihaz ve tatbika salahiyetlidir.

I Görülecek lüzum üzerine meskenleri ve her türlü cemiyet, kulüb gibi teşekküllere aid binaları ve bunların müştemilâtını ve iş mahalleri ile sair kapalı yerleri ve mektup, telgraf vesair mersuleleri şahısların üzerlerini gece ve gündüz aramak ve bunlarda subut vasıtaları olan veyahut müsadereye tâbi bulunan eşyayı zabt ve radyo, telefon ve telsiz gibi bilcümle muhabere vasıtalarını kontrol ve icabında tatil ve menetmek;

II – Memleketin inzibat ve emniyetini ihlâl etmek suçlarile sabıkalı olanları ve emniyeti umumiye nezareti altında bulunanları ve Örfî İdare altına alınan yerlerde muayyen bir ikametgâhı olmayanları ve
şüpheli olan sair kimseleri örfî, idare mıntakasından çıkarmak;

III – Türk Ceza Kanununun 189 uncu maddesinde yazılı olan silâhlarla alet ve cephanelerin ve dinamit, boğucu gaz bomba ve buna mümasil alâtı muhribe ve mevaddı infilâkiye ve müştaile ve bunların ihzar ve imaline yarayan edevat ve vesaitin teslimi için emirler vermek ve bunları arayıp toplamak;

IV – Gazete, kitap vesair matbuaların tab ve neşrini veya hariçten idhalini menetmek ve matbaaları kapatmak ve matbuat ve telgraf ve mektup üzerine sansür koymak;

V – Kapalı ve açık yerlerde her türlü toplantıları menetmek ve cemiyetlerin faaliyetlerini durdurmak;

VI – Kahvehane, birahane, meyhane, tiyatro, sinema, bar ve emsali umuma açık yerleri kapatmak veya bunların açılma ve kapanma zamanını tayin ve tahdid etmek;

VII – Örfî idare mıntakasına girip çıkmak isteyenler hakkında takyidat ve tahdidat koymak;

VIII – Geceleri dolaşmayı takyid veya menetmek;

IX – İcra Vekilleri Heyeti tarafından ittihaz ve tebliğ edilen emirleri ve ilân edilen sair tedbirleri takib ve icra etmek.

ÜÇÜNCÜ KISIM
Teşkilât
Madde 4

Örfî idare altına alınan yerlerde bu kanun hükümlerini tatbik etmek üzere hazarda Genelkurmay Başkanı ve seferde Başkomutanlık tarafından en az kolordu komutanlığı yapmış bir komutan,

Örfî idare Komutanı olmak üzere seçilerek Millî Müdafaa Vekâletince tayin muamelesi yapılır. Bu komutanın refakatine lüzumu kadar subay ve askerî adlî hâkim ve memur verilir.

Madde 5

Örfî idare Mahkemeleri aşağıda yazılı şekilde teşekkül eder :

I – Örfî idare Komutanlığı refakatinde Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 31 inci ve 35 inci maddelerine tevfikan lüzumu kadar askerî mahkeme teşkil olunur. Bu mahkemeler toplandıkları mahallin ismini taşırlar.

II – Örfî idare mahkemelerinin asıl ve yedek askerî ve askerî adlî hâkimleri, zabıt kâtipleri ve diğer memur ve müstahdemleri Millî Müdafaa Vekili tarafından intihab ve tayin olunur. Askerî adlî hâkimler bunlardan bilfiil hâkimlik etmiş olanlar arasından seçilir.

III – Müstacel ve zarurî hallerde Örfî idare Mahkemeleri teessüs edinceye kadar mahallî hâkim ve Cumhuriyet Müddeiumumileri askerî adlî hâkimin vazifesini görürler.

DÖRDÜNCÜ KISIM
Örfî İdare Mahkemelerinin vazifeleri
Madde 6

Örfî İdare altına alınan yerlerde aşağıdaki fiilleri işleyenler ve bu fiillere iştirak edenler Örfî İdare Komutanı tarafından taleb edildiği takdirde sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Örfî idare Mahkemelerinde muhakeme olunurlar. Teşriî masuniyete aid Teşkilâtı Esasiye hükümleri mahfuzdur.

I – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının birinci babının birinci, ikinci ve dördüncü fasıllarında yazılı Devletin şahsiyetine karşı cürümler;

II – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının beşinci babının birinci faslında yazılı suç işlemeğe tahrik fiillerile ikinci fasılda yazılı cürüm ikaı için cemiyet teşkil etmek suçları;

III – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının altıncı babının ikinci faslında yazılı Devlete aid mühür, damga vesair alâmetlerin taklidi hakkındaki suçlar;

IV – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının 7 nci babında yazılı ammenin selâmeti aleyhindeki suçlar;

V – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının 10 uncu babının ikinci faslında yazılı yağma, yol kesme, adam kaldırma suçları;

VI – Türk Ceza Kanununun 179, 180, 188, 234, 235, 2.36, 241, 242, 248, 249, 254, 255, 256, 257, 258. 260, 264, 316, 317 nci maddelerinde yazılı suçlar;

VII – Askerî Ceza Kanununun 75, 93, 94, 95, 96 nci maddelerile 148 inci maddenin ikinci fıkrasında ve 160 ıncı maddesinde yazılı suçlar.

Madde 7 

Örfî idare altına alınan yerlerde Askerî İdare tarafından ittihaz edilen tedbirlere karşı hareket edenler ve emirlere itaatsizlik gösterenler ve hüviyetine dair hilafı hakikat beyanatta bulunanlar hakkında Türk Ceza Kanununun 526 ve 528 inci maddelerinde yazılı cezalar üç misli arttırılarak hükmolunur.

Madde 8

Örfî idare ilânını icab ettiren ahvale taallûk eden fiilleri Örfî idarenin ilânından evvel işlemiş olanlarla Örfî idare Mahkemesinin vaziyed ettiği her hangi bir suçla irtibatı olup bu mıntaka haricinde işlenen suçlar da birleştirilmek suretile Örfî idare Mahkemelerinde görülür.

BEŞİNCİ KISIM
Usule aid hükümler
Madde 9

Örfî İdare altına alınan mahallerde teşkil olunan Askerî Mahkemelerde Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 250 : 256 nci madde hükümleri hariç olmak üzere seferberliğe aid hükümler tatbik
olunur.

Madde 10

Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Generaller ve Amirallerle Umumî Müfettişler, Valiler ve Kaymakamlar, Hâkimler ve Müddeiumumiler aleyhinde takibat yapılabilmesi için her birinin mensub olduğu idareye göre Millî Müdafaa veya Dahiliye veya Adliye Vekilinin iznini almak şarttır.

İKİNCİ BAB
Harp halinde harekât muıtakalarında tatbik edilecek takyitler
Madde 11

Harp halinde örfî idare ilân edilmemiş olsa dahi bu kanunun masuniyet ve hürriyetlerin takyit ve talikına aid üçüncü maddesinin birinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı bentlerinde yazılı tedbirleri, daha evvelden İcra Vekilleri Heyetince tesbit edilecek harekât mıntakalarında almağa Başkumandanlık salâhiyettar olduğu gibi harp hareketlerinin ve askerî faaliyetlerin ve mahallî asayişin emniyet ve himayesi için bu harekât mmtalarında bulunmaları caiz görülmeyen kimseleri bu mmtakalardan çıkarmağa ve bu harekât mıntakalarına girmeği, çıkmağı menetmeğe ve bu mıntakalara münakalât vasıtalarının girip çıkmasını tahdit etmeğe salahiyetlidir.

Madde 12

Harp halinde, tesbit edilmiş olan harekât mıntakalarında, altıncı maddenin birinci bendinde yazılı fiilleri işliyenler ve bu fiillere iştirak edenler âmiri adlî tarafından taleb edildiği takdirde askerî mahkemelerde muhakeme olunurlar.

Bu hallerde dahi 10 uncu madde hükümleri mahfuzdur.

Son maddeler
Madde 13

Aşağıda yazılı kanunlarla bunlara müteferri hükümler mülgadır:

I) 20 eylül 1293 tarihli İdarei Örfiye Kararnamesile bunun 20 haziran 1325 tarihli zeyli,

II) 18 eylül 1335 tarihli İdarei Örfiye Kararnamesile buna müzeyyel 24 teşrinisani 1335 tarihli kararname,

III) Divanı harbi örfilere muhavvel ceraimin heyeti tahkikiye bu Ilınmayan yerlerde sureti tahkiki hakkındaki 10 ağustos 1331 tarihli kanunu muvakkat,

IV) İdarei Örfiye mıntakalarında müteşekkil divanı harbler tarafından verilecek idam kararlarının sureti icrasına dair 31 mart 1341 tarih ve 595 numaralı kanun,

V) Divanı harbi örfî hükümlerinin kabili temyiz olmadığına dair 29 nisan 1333 tarihli muvakkat kanun,
VI) Örfî idare cari olan mahallerde her nevi kütübü resail ve evrak ile matbuatı mevkute ve gayri mevkuteye mütedair 5 şubat 133ü tarihli kararname,

VII) Vakti seferde icraatı Hükümete karşı gelenler için ciheti askeriyece ittihaz olunacak tedabire müteallik 14 mayıs 1331 tarihli kanunu muvakkat.

Madde 14

Bu kanun neşri tarihinden itibaren mer’idir.

Madde 15

Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

23/5/1940

Tutuklanacaklar Listesi

0

Tutuklanacaklar Listesi, Avukat-Yazar Yiğit Okur tarafından yazılmış, 2007 yılı Ekim ayında Can Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur.

Kitabın Tanıtım Yazısı

“Yaşadıklarımın üstünden o kadar zaman geçti ki, yazdıklarımın ne kadarı gerçek, ne kadarı düşsel, bilemez oldum. Gerçeklerden düşler yaptım; düşlerimi gerçek sanmaya başladım.’ Beş uzun ve bir kısa öyküden oluşan bu yapıtındaki üslup da, bundan önceki roman ve öykülerindeki gibi, koşan, koşuşturan, kısa cümleler örgüsü, yüksek tempolu diyaloglar, denizlerin gel-gitleri gibi coşup kıyıya vuran, çekilip yatışan duygular yumağı, erotik dokunuşlarla, geriye doğru anlatımlarla güldüren, gülümseten, gizli bir hüzün taşıyan, mizah yüklü yalın bir anlatım.

Altı romanından Deniz Taşları’yla 2006 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü ve O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları adlı 2003 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü alan Yiğit Okur’un Tutuklanacaklar Listesi, ikinci öykü kitabı.

Yiğit Okur’un önsöz niteliğinde kaleme aldığı satırlar şöyle:

“Yaşadıklarımın üstünden o kadar zaman geçti ki, yazdıklarımın ne kadarı gerçek, ne kadarı düşsel, bilemez oldum. Gerçeklerden düşler yaptım; düşlerimi gerçek sanmaya başladım.” Beş uzun ve bir kısa öyküden oluşan bu yapıtındaki üslup da, bundan önceki roman ve öykülerindeki gibi, koşan, koşuşturan, kısa cümleler örgüsü, yüksek tempolu diyaloglar, denizlerin gel-gitleri gibi coşup kıyıya vuran, çekilip yatışan duygular yumağı, erotik dokunuşlarla, geriye doğru anlatımlarla güldüren, gülümseten, gizli bir hüzün taşıyan, mizah yüklü yalın bir anlatım.

“Cenevre’de geçen sekiz yılımın sonuna gelmiştim. Öğrenimden çok, bir gençlik serüveniydi. Akıp gitmişti sekiz yıl. Üç diploma, bir ödül… Bitmiyordu ki… Daha dönüş vardı. Dönüş. Vatan. Tekrar sınavlar. Denklikler. Sonra askerlik, staj, ruhsat. Sonra küheylanların birbirine çifte atıp kişnediği at pazarında, sıpalık… Bir oda, bir masa, bir kasa… Babamdan kalma. Tırmanırken mesleğin insaf tanımaz yokuşlarını, birkaç yıl da öyle geçti. Bir gün çat kapı, postacı. Elinde bir kartpostal. Uzattı. Baktım. Monica’nın el yazısı. Yüreğim hop etti. “Birkaç gün sonra İstanbul’dayım.” Yüreğim bir daha hop etti. ‘Birkaç gün sonra?.’

Önce saate baktım. Üçü geçiyor. Bilinçaltı dürtüyle bakmış olmalıyım. “Birkaç gün sonra” cümlesine kesinlik kazandırabilmek için en kolay yöntem, o an için, masa saatine bakmak olmuştu. Ama Monica’nın geleceği günü, saate bakmakla kestiremeyeceğimi anlayınca, kartpostalın puluna, damgasına baktım. Pul, baştan başa yırtık. Sadece minik bir benek halinde göbeği kalmış. Renkli bir nokta. Öpüşürken ağzıma uzattığı, çilek kırmızısı dilinin, belli ki, sadece ucunu dokundurmuş pula. Yanı yöresi yapışmamış pul, posta kutuları, postaneler, kurşun mühürlü, branda bezinden üretilmiş posta torbaları, uçaklar, kargolar, tekrar postaneler derken, bunca elden geçtikten sonra, zamkının tek damlasıyla karta tutunamazdı. Yırtılıp gitmişti. Pula basılan damga da pulla birlikte yitip gidince, damgadan kartta kalan bir çimdik siyahlıktı. Ne ülke, ne tarih yansıtmayan bir leke. Çevirdim kartın yüzünü. Resme bakıp ülkeyi keşfedeceğim. Bir alan, bir yapı, bilinen bir heykel? Hayır! Van Gogh. Kulağının biri kesik. Hırsımdan kartı bir ucundan ısırdım…”

“Şu minicik kahvede Türk, Yunan, kardeş kardeş oturup eğleniyoruz. İdareyi uluslara bıraksalar hiç sorun kalmaz. İşi bok eden siyasiler.”

“Beni saldılar, şiirleri tutukladılar.”

“Yargı, çok kanatlı görkemli bir çarktı. ince hassas çarklardı kanatları çeviren. minik titrek titrek kımıldamalarla öylesine yavaş dönüyorlardı ki, bu görkemli çarklar yargının önüne düşenleri yaşadıklarına pişman ediyordu.”

“Cenevre’ de geçen o sekiz yılımın sekiz yazını tekrar yaşamak için ya­şam süremden bir şey ödemem gerekirse, onu da duraksamadan öder, takası hemen kabullenirim.”

Yiğit Tahsin Okur Hakkında:

Avukat, yazar Yiğit Okur 30 Ağustos 1934 tarihinde, Emine Hanım ile hukukçu Hasan Tahsin Bey’in oğlu olarak Erzincan’da doğdu 1939 Erzincan Depreminde enkaz altında kaldı ve bir mahkûm tarafından kurtarıldı. 1940’ta ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. Orta ve lise öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı.  Galatasaray Lisesi, Fransızcayla, şiirle ve tiyatroyla tanışmasını sağladı. İlk şiiri Yeni Erzincan gazetesinde yayımlandı. Lise yıllarında Galatasaray Dergisinde şiir yayınlamaya devam etti. 50’li yıllardan itibaren yazıları ve şiirleri, Varlık, Yenilik, Mavi dergilerinde yayınlandı. Ugo Betti, Jean Cocteau, Herman Wook, André Maurois’dan roman, oyun çevirileri yaptı. Sabah, Vatan gazetelerinde tiyatro eleştirileri yayınlandı. Cep Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer aldı. Bir süre sahneye çıktı.

Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okumaya hak kazandı. ‘Yenilik Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Eğitim yaşamına devam ederken. çevirileri yapaya ve Küçük Parmakkapı’daki Cep Tiyatrosu’na sahneye çıkmaya devam etti. Yeni Sabah Gazetesi’nde Anadolu sayfasını hazırladı. İstanbul Hukuk Fakültesinde başladığı hukuk eğitimine 1958’de Cenevre’ye giderek devam etti.

Hukuk Fakültesi’ni birincilikle bitirdi. Aynı fakültede tamamladığı doktora tezi, Cenevre Üniversitesi Hukuk Ödülü’ne layık görüldü. İsviçre Federal Mahkemesi, 93 yıl sürmüş jüriprüdansını, Okur’un tezindeki görüş yönünde değiştirdi.

1965’te yurda dönen Okur, aile geleneğini sürdürerek avukatlığa başladı ve babasının kurduğu hukuk bürosunu devam ettirdi. Avukatlığa devam ettiği süreçte çeşitli gazete ve dergilerde, söyleşi ve mesleki makaleler yayınladı. Yiğit Okur, “Hulki bey ve arkadaşları’ adlı romanıyla 199 yılında yeniden yazın dünyasına döndü. O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları adlı romanı 2003 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’nü aldı. Deniz Taşları romanı ise 2006 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görüldü. Yaşamını yitirdiği 1 Ocak 2016 tarihine kadar 16 eser üretti. İstanbul’da haya gözlerini yumdu. 04 Ocak 2016 Pazartesi günü, Teşvikiye Camii’nde kılınan öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Galatasaray Lisesi’ne bağışladığı on bine yakın kitapla bir kütüphane yaptırdı. Yiğit Okur Kütüphanesi, 1996 yılında hizmete açıldı. Koleksiyonunu da liseye bağışladı.

GSL Gazete’yi çıkardı. Galatasaray Üniversitesinin kuruluşunda da büyük rol oynadı. eserlerinin tamamı Can Yayınlarından basıldı.

Eserleri: Hulki Bey ve Arkadaşları (1999), Güvercinler (2000), Topal Viktor’un Anıları (2001), O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları (2002), Piyano (2003), Tutuklanacaklar Listesi (2007), Büyücü (2007), Deniz Taşları (2008), Piç Osman’ın Pabuçları (2010), Sıfırlamak (2010), Tır Kamyonları (2011), Yazamadığım Romanın Öyküsü (2011), Buralardan Geçerken (2015)

Avrupa Topluluğu Hukuk Düzeni ve Ulus Devlet Egemenliği

0

Avrupa Topluluğu Hukuk Düzeni ve Ulus Devlet Egemenliği

Eser, 1003 yılında Dr. Ayşe Işıl Karakaş tarafından kaleme alınarak Der Yayınları tarafından basılmıştır.

Kitap Tanıtım Bülteni 

Üye devletlerin belirli alanlarda devrettikleri egemenlik hakları üzerine kurulan Avrupa Topluluğu, ulusal üstü bir anayasal düzene doğru evrilirken ulusal düzeyde egemenlik yetkilerinde önemli bir azalmaya neden olmuştur. Bu azalma, devletin, egemenliği kullanan, yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin tümünde söz konusudur. Topluluğun kullandığı ulusal üstü iktidardan en çok Parlamentolar ve düzenleme aleti olarak yasanın etkilenmesi ulusal egemenlik ilkesinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmakta, topluluk hukukunun iç hukukun belirlediği normlar hiyerarşisini kökten değiştirmesi ise, anayasa hukuku-topluluk hukuku ilişkisinde, birincinin ikinciye bağımlı hale gelmesi olgusunu ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, Toplulukta “egemen devlet” ve niteliklerinin yeniden düşünülmesi gerekmektedir.

Devletin bir temel niteliği olarak, öncelikle üzerinde durulması gereken, egemenlik kavramı gerek iç kamu hukukunun gerek uluslararası hukukun en soyut ve tartışmalı kavramlarıdır. Esas olarak, 16. yüzyılda geliştirilen bir kavram olarak egemenlik; bölünmez, mutlak ve sürekli iktidarı olarak kralın iktidarını ifade etmektedir. Bu anlamda, egemenlik kralın kişiliğinde somutlaşmaktadır. 18 yüzyılda, burjuvazinin iktidarının yapısını değiştirmesiyle ulus-devlete geçilirken, egemenlik de halk-ulus egemenliği kimliğine bürünmüştür.

Rousseau’nun ortaya koyduğu halk egemenliği uyarınca, egemenlik genel iradenin kullanılması anlamına gelmekte, çoğunluğun iradesi olarak genel irade ise yasa biçiminde belirmektedir. Birey iradelerinin toplamından oluşan halk egemenliği, kendisini oluşturan bireylerden ayrı bir hukuki varlığa sahip değildir. Halk egemenliği devredilememekte, bu durumda, halk iradesinin temsili de söz konusu olamamaktadır.

Ayşe Işıl Karakaş

İtham Ediyorum – Émile Zola

0

İtham Ediyorum, başlıklı açık mektup, Émile Zola tarafından Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure’a hitaben yazılmış ve 13 Ocak 1898 tarihli L’Aurore Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

Zola, “Gerçek Yürüyor”, “Gençliğe Mektup” ve “Fransa’ya Mektup” başlıklı yazılarını yazmış ve sert bir dille adalete çağrıda bulunmuştur.

Fransız Meclisi, kendisi hakkında soruşturma açtıktan sonra Londra’ya kaçmak zorunda kalmış ancak mücadelesi sonunda Dreyfus’un suçsuzluğu ispatlanmıştır.

Delillerin araştırılmadığı Dreyfus Davası, Émile Zola’nın dönemin Cumhurbaşkanı’na yazdığı açık mektupla yeniden başlamış, hakikatin ortaya çıkma zamanı gelmiştir. Yargılanacağını bilen bir aydın  tarafından yazılan mektup, bir edebiyatçı tarafından ortaya konulan en güçlü metinlerden biri olarak tarihe geçecek, mektubun yayınlandığı gazete en büyük tirajlarından birine ulaşacaktır.

Gerçeklikten kopuk yargı sistemi, topluma ve devlete yapılan açık çağrı ile yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Dreyfus Davası – Sami Selçuk

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Dreyfus Davası – Dünyaca Unutulamayan Yargılama Yanılgısı’nın baş kahramanı, Fransız ordusunda asker olan Yüzbaşı Alfred Dreyfus,’tur. Dreyfus zengin bir ailenin çocuğudur ve Yahudidir. Yahudi düşmanlığını yaygın olduğu dönemde Yüzbaşı Alfred Dreyfus, Alman Askeri Ataşesi Von Schwartzkoppen’e bazı gizli askeri belgeleri gönderdiği gerekçesiyle tutuklanmış, yargılama başlamadan basın tarafından suçlu ilan edilmiş, ırkçı başlıkla atan gazeteler tarafından yargısız infaz yapılmıştır. Dreyfus Davası 1894’de başlamıştır. Dava, Alman Askeri Ataşesi’nin çöp sepetinde bulunan ve Dreyfus’ün el yazısıyla yazıldığı iddia edilen belgeye dayanarak açılmıştır. Dosyada başka delil bulunmamaktadır. Dreyfus, kağıttaki el yazısının kendisinin eli ürünü olmadığını ifade etmiş, bu belgenin Dreyfus’a ait olup olmadığı araştırılmak yerine Fransız İstihbaratının hazırlamış olduğu rapor sonucunda mahkum edilmiştir. Sanık Dreyfus ve avukatı istihbarat tarafından hazırlanan raporu görmemişler, dava aşamasında gösterilmeyen bu rapora dayanılarak mahkeme yargıçları oy birliği ile vatana ihanet suçundan mahkumiyet cezası vermiştir. Karar sonucunda Dreyfus’un askeri rütbesi sökülmüş ve müebbet hapse mahkum olmuş, karar temyiz edilse de mahkumiyet kararı bozulmamıştır. Dreyfusi müebbet hapis cezasının infazı için Şeytan Adası’na götürülmüştür.

[/box]

Émile Zola’nın Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure’a yazdığı İtham ediyorum! başlıklı açık mektubu – L’Aurore Gazetesinin 13 Ocak 1898 tarihli ilk sayfası.

İtham Ediyorum – Emila Zola

Sayın Başkan,

Bir gün bana gösterdiğiniz iyi kabulden dolayı gönül borcunu haketmiş olduğunuz şeref konusunda duyduğum kaygıyı belirtmeme, şu ana dek pek mutlu olan yazgınızın en utanç verici ve en silinmez bir leke almak üzere olduğunu söylememe izin verir misiniz?

Siz, en alçakça iftiralardan tertemiz çıkıp gönülleri fethetmiş bir insansınız. Ancak şu çirkin Dreyfus Olayı isminiz için -yönetiminiz için diyeceğim- ne büyük bir çamurdur! Bir savaş konseyi, çok kısa bir süre önce tepeden gelen bir emirle Binbaşı Esterhazy’yi temize çıkarmayı, tüm gerçeğe ve tüm adalete ağır bir tokat indirmeyi göze aldı. Böylece herşey bitti. Fransa’nın alnına leke sürüldü. Tarih böylesine toplumsal bir cinayetin sizin başkanlığınız sırasında işlendiğini yazacaktır.

Tarihteki en büyük haksız yargılamalardan birine maruz kalan Yüzbaşı Alfred Dreyfus

Onlar hiçbir şeyden çekinmediklerine göre, ben de her şeyi göze alıyorum. Gerçeği söyleyeceğim. Çünkü davayı ele alan mahkeme, gerçeği tam anlamıyla ve eksiksiz olarak ortaya çıkarmazsa onu söylemeye önceden söz verdim. Konuşmak ödevimdir, suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim, uzakta, işlemediği bir suçtan ötürü işkencelerin en korkuncunu çeken suçsuz bir insanın görüntüsünden kurtulamaz.

Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure

Namuslu bir insan olarak tüm gücümle ayaklanıp bu gerçeği size haykıracağım sayın başkan. Şerefinizi düşünerek gerçeği bilmediğinize inanıyorum. Bu durum karşısında, gerçek suçlulardan oluşan kötülükçü güruhu size değil de, kime haber verebilirim? Siz ki ülkenin en yüce katında bulunuyorsunuz. İlk Önce Dreyfus’un yargılanması ve hüküm giymesi konusundaki gerçeği ele alalım.

Uğursuz bir adam herşeyi yürütmüş, herşeyi yapmıştır. Bu adam o zamanlar binbaşı olan yarbay Paty de Clam’dır. Dreyfus olayını yaratan odur. Dürüst bir soruşturma ile eylemleri ve sorumlulukları ortaya çıkarılmadığı sürece onu tanımak imkansızdır. O, romansı entrikalarla dolu, sisli, karmaşık bir kafa olarak ortaya çıkıyor. Okuduğu tefrika romanlar dolayısıyla, çalınmış belgelerden, isimsiz mektuplardan, ıssız yerlerdeki randevulardan, dedikodu yapan esrarengiz kadınlardan hoşlanıyor. Dreyfus’a bordroyu dikte etmeyi düşünen odur. Onu baştan sona aynalarla donanmış bir odada incelemeyi tasarlayan da odur. Binbaşı Forzinetti bu adamın, uyumakta olan sanığın yanına elinde fenerle girmek istediğini anlattı. Amacı sanığın yüzüne ansızın ışık tutup, uyku sersemliği içinde onun suçunu yakalamakmış. Herşeyi söylemem gerekmez. Araştırılsın. Herşey meydana çıkacaktır. Yalnız şunu belirteyim: Adli subay olarak Dreyfus olayını mahkemeye götürmekle görevli olan Binbaşı Paty de Clam, işlenen korkunç adli hatanın, tarih ve sorumluluk sırası bakımından ilk suçlusudur.

Bordro, genel felçten ölen Haberalma Dairesi Müdürü Albay Sandherr’in bir suredir elindeydi. Sızmalar olmuştu bu arada. Bugün olduğu gibi o zaman da belgeler yok oluyordu. Bordroyu kaleme alanın arandığı bu sırada, bu adamın ancak genelkurmaydan bir subay ve bir topçu subayı olabileceği düşünüldü: Bordronun ne kadar üstün körü incelendiğini gösteren ikili yanılgıydı bu. Çünkü yapılacak akıllıca bir inceleme sonucunda kolayca anlaşılır ki söz konusu olan bir kıta subayı idi. Kısımca bilinen bir öyküyü burada yinelemek istemiyorum. İlk kuşku Dreyfus üstüne düşer düşmez, Binbaşı Paty de Clam’in sahneye çıktığını görüyoruz.

O andan itibaren Dreyfus’u bulan Binbaşı Clam olmuştur. Dava onun sorunu haline gelmiştir. Haini karıştırmak, onu eksiksiz itiraflara zorlamak için Binbaşı tüm çabasını harcamıştır. Hiç kuşkusuz, işin içinde pek becerikli görünmeyen Savaş Bakanı General Mercier, kendisini kilise tutkusuna kaptırmış görünen Genelkurmay Başkanı General Boisdeffre ve vicdanı pek çok karanlık işi kabullenebilen Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Conse de var. Ama işin başında herkesten önce Binbaşı Paty de Clam bulunuyor. Hepsini o yönetiyor, hepsini ipnotizma ile uyutuyor. Çünkü bu Binbaşı aynı zamanda ruhani konular ile gizli şeyler bilgisi ile uğraşıyor, ruhlarla konuşuyor. Zavallı Dreyfus’u bu adamın ne gibi deneylerden geçirdiği, hangi tuzaklara düşürmek istediği, nasıl mantıksız sorgulamalar yaptığı, ne denli kıvrandırıcı çılgınlıklara giriştiği bilinemez.

İlkten olup bitenleri gerçek ayrıntılarına değin bilenler mutlaka kabus geçirirler! Binbaşı Paty de Clam Dreyfus’ u tutukluyor ve hücreye hapsediyor. Sonra koşup Bayan Dreyfus’un gözünü korkutuyor. Eğer birşey söyleyecek olursa kocasının mahvolacağını söylüyor. O sırada talihsiz Dreyfus yırtınıp duruyor, suçsuz olduğunu haykırıyor. Sonra sorgu, tıpkı bir 15. yy. güncesinde olduğu gibi, esrarengiz biçimde, karmaşık ve zalimce birtakım yollara başvurularak yapılıyor. Tüm bunların dayanağı bir tek çocukça kanıttır: Budalaca hazırlanmış olan bir çizelge. O çizelge ki yalnızca bayağı bir ihanet değil, aynı zamanda dolandırıcılığın da en küstahcasıydı. Çünkü verildiği söylenen tüm sırların hemen hepsi değersizdi. Bu konudaki direnişim boşuna değildi. Bu tohumdan sonraları gerçek suç çıkacaktır ortaya. Fransa’nın başına bela kesilen tüyler ürpertici adaletsizlik hastalığı kendisini gösterecektir. Adli hatanın nasıl işlendiği, bunun nasıl Binbaşı Paty de Clam’ın çevirdiği dolaplardan oluştuğu, General Mercier’in, General Boisdeffre ve General Conse’un nasıl aldanabildikleri, yavaş yavaş sorumluluklarını bırakıp nasıl bir yanılgıya düştükleri konusuna parmak basmak istedim. O yanılgı ki sonraları generaller bunu kutsal bir gerçek, asla tartışılmaz bir gerçek olarak kabul ettirmek gereğine inanmışlardır. Sözün kısası, başlangıçta ihmal ve akılsızlıktan başka birşey göze çarpmıyordu. Olsa olsa tertipçilerin, ortamın dinsel tutkularına ve meslek ilişkilerinden kaynaklanan önyargılara boyun eğdikleri seziliyordu. Budalalıklara aldırış etmiyorlardı.

En sonra Dreyfus, savaş konseyinin önüne çıkarıldı. Duruşmanın kesinlikle gizli yapılması istendi. Sınırı düşmana açıp Alman imparatorunu Notre Dame’a getirmeyi amaç edinen bir hain için bundan daha sıkı sessizlik ve güvenlik önlemleri alınamazdı. Ulus şaşkına dönmüştü. Korkunç birtakım olaylar kulaktan kulağa fısıldanıyor, tarihi tiksindiren satılmışlıklar dilden dile dolaşıyor ve doğal olarak ulus baş eğiyor. Yeterince ağır ceza yok. Ulus, suçlunun rütbesinin kamu önünde alınmasını alkışlayacaktır, onun pişmanlık acısı çekerek yüz karasıyla yaşamasını isteyecektir. Peki, ama o söylenemeyen şeyler, gizli duruşmalarda özenle üstü örtülen, Avrupa’yı ateşe verebilecek o tehlikeli nesneler gerçek miydi? Hayır, işin içinde Binbaşı Paty de Clam’ın romansı ve çılgınca kuruntularından başka birşey yoktu. Tüm bu yapılanlar yalnızca roman tefrikalarının en gülüncünü gizlemek için yapılmıştır. Bundan iyice emin olmak için savaş konseyi önünde okunan iddianameyi okumak yeterlidir.

Bu iddianame, hiçbir hukuksal değer taşımamaktadır. Bir insanın böylesine bir suçlama yazısı üzerine hüküm giymesi adaletsizliğin mucizesidir. Hiçbir namuslu insanın bu suçlamayı yüreği isyan etmeden okuyabileceğine inanmıyorum. Şeytan Adası’nda çekilen ölçüsüz kefareti düşünüp de çileden çıkmamak elden gelmez. Dreyfus’un birçok dil bilmesi suçtur. Evinde hiçbir tehlikeli belgenin bulunmamış olması suçtur. Ara sıra doğduğu ülkeye gitmesi suçtur. Çalışkan olması, öğrenme kaygısı içinde olması da suçtur. Coşkulanması da suçtur. Coşkulanmaması da suçtur. Ya iddianamenin kaleme alınışındaki bönlükler, boşlukta kalan biçimsel iddialar! Bize suçlamanın 14 esas maddeden oluştuğu söylenmişti. Oysa ki tek bir maddeden; Çizelge maddesinden başka birşey bulamıyoruz. Ve hatta öğreniyoruz ki bilirkişiler de anlaşamıyorlarmış. Aralarından biri Bay Cobert, istenilen yönde karara varmadığı için askerce azarlanmış. Dreyfus’a karşı tanıklık etmeye gelen 23 subaydan da söz ediliyordu. Onların sorguları konusunda henüz bir bilgimiz yok. Ama eminiz ki hepsi de aleyhte tanıklık etmemişlerdir. Bu bir aile davasıdır ve şunu unutmamak gerekir: Davayı genelkurmay istemiştir ve sanığa hüküm giydirmiştir. Şimdi de ona ikinci kez hüküm giydirmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, elde bulunan tek kanıt bordroydu. Onun üzerinde de bilirkişiler anlaşamamışlardı. Konsey dairesinde yargıçların ister istemez beraate gidecekleri anlatılıyor. Bundan dolayı umutsuz bir inatla, hüküm giydirmeyi haklı göstermek için, bugün gizli, ezici bir belgenin varlığı ortaya atılıyor. Bu belge tüm yapılanları haklı çıkarıyormuş ama gösterilemezmiş! Bu bilinemez ve görünemez belgenin önünde bizim boyun eğmememiz gerekiyor demek! Bu belgeyi reddediyorum, tüm gücümle reddediyorum! Gülünç bir belge. Evet, belki de minnacık kadınların söz konusu olduğu ve herhangi bir yerinde Dreyfus’tan söz edilen bir belge! Ulusal savunmaya ilişkin bir belge asla olamaz! Yalandır bu! Ve üstlerinden gelinemeyecek şekilde yalan söylemeleri büsbütün iğrenç ve edepsizce bir tutumdur. Fransa’yı ayaklandırıyorlar, onun haklı coşkusunun arkasına saklanıyorlar. Yürekleri bulandırarak, kafaları karıştırarak ağızları kapatıyorlar. Bundan daha büyük bir kamu suçu olamaz.

Kısacası, Sayın Başkan, bir adli hatanın nasıl işlendiğini gösteren gerçekler bunlardır. Böylece manevi kanıtlar, Dreyfus’un durumu, dayanak yokluğu, Dreyfus’un sürekli olarak suçsuzluğunu haykırması bir gerçeği ortaya koymaktadır: Dreyfus, Binbaşı Paty de Clam’ın olağanüstü imgeleme yetisinin içinde bulunduğu kilise ortamının “pis Yahudi” avının kurbanı olmuştur. Çağımızın yüz karasıdır bu olay.

Şimdi Binbaşı Esterhazy olayına geliyoruz. Aradan üç yıl geçti. Birçok vicdanlar derin rahatsızlıklar duydular, kaygılandılar, araştırdılar, sonunda Dreyfus’un suçsuz olduğu kanısına vardılar.

Bay Scheurer Kestner’in başlangıçtaki kuşkularının, sonra kesin kanıya varışının tarihçesini yapmayacağım. Şu var ki Kestner kendi yönünden araştırma yaparken, Genelkurmayda da önemli olaylar geçiyordu. Albay Sandherr olmuştu. Onun yerine haber alma dairesinin başına Yarbay Picquart gelmişti. Picquart bu sıfatla görev başında bulunduğu sırada, birgün eline bir mektup-telgraf geçer. Bu mektup yabancı bir gücün ajanı tarafından Binbaşı Esterhazy’ye gönderilmiştir. Bu durum karşısında Picquart kesinlikle soruşturma açmak zorunda kalır. Şu da var ki Yarbay Picquart, üstlerin isteği dışında hiçbir zaman herhangi bir eylemde bulunmamıştır. Bu nedenle kuşkularını üstlerine, yani General Conse’a sonra General Boisdeffre’e, sonra da General Mercier’in yerine savaş bakanlığına getirilen General Billiot’ya iletir. Pek çok sözü edilen ünlü Picquart dosyası, Billiot dosyasından başkası değildir. Bu, bir astın bakanına hazırladığı bir dosyadır. Bu dosyanın bugün de savaş bakanlığında bulunması gerekir. Araştırmalar 1896 yılının mayısından, eylül ayına dek sürdü. Şunu da belirtmek gerekir ki General Conse, Esterhazy’nin suçlu olduğu kanısına varmıştır. General Boisdeffre ile General Billiot da, bordrodaki yazının Esterhazy’nin yazısı olduğunu yadsıyamazlardı. Yarbay Picquart’ın soruşturması sonucunda böylesine keskin bir gerçek ortaya çıkmıştır. Ne var ki büyük bir heyecan yaratmıştı bu gerçekler. Çünkü Esterhazy hüküm giyerse, arkadan Dreyfus davasını gözden geçirmek kaçınılmaz bir zorunluluk halini alacaktı. Oysa Genelkurmay her ne pahasına olursa olsun bunu istemiyordu.

Bu davada karar vermek için en elverişli an, anlamsız sıkıntılar içerisinde kaçırılmış olsa gerek. Şunu belirtmeli ki, General Billiot hiçbir biçimde lekelenmemiş bir insandı. Yeni gelmişti, gerçeği ortaya çıkarabilirdi. Hiç kuşkusuz kamuoyundan korktuğu için, genelkurmayı terk etmek zorunda kalmaktan çekindiği için bunu göze alamadı. İkinci derecedekiler bir yana, General Boisdeffre’yi, General Conse’u bırakmaktan çekindi. Sonra vicdanı ile ordunun değeri saydığı şey arasında bir dakikalık bir çatışma oldu. İşte o an geçince iş işten geçmişti. O artık kendini kapıp koyvermişti, şerefini tehlikeye atmış bulunuyordu. Böylece Billot başkalarının suçunu üstüne almış, başkaları kadar, hatta başkalarından fazla suçlu duruma düşmüştü. Çünkü adaleti gerçekleştirmek elinde olduğu halde bunu yapmamıştı. Durum meydanda! General Billot, General Boisdeffre ve General Conse, Dreyfus’un suçsuz olduğunu bir yıldan beri biliyorlar. Öyle olduğu halde bu tüyler ürpertici gerçeği kendilerine saklıyorlar! Ve bu adamlar geceleri gene de rahat uyuyabiliyorlar! Ve çok sevdikleri karıları ve çocukları var!

Yarbay Picquart dürüst bir insan olarak görevini yerine getirmişti. Üstleri karşısında adalet adına direniyordu. Hatta onlara yalvarıyordu. İşi sürüncemede bırakmanın yanlış bir tavır olduğunu, gerçek öğrenildiği zaman korkunç bir fırtınanın kopacağını söylüyordu. Sonraları Bay Scheurer Kestner de General Billiot’ ya aynı şeyleri söylüyor ve sorunu ele alması, toplumsal bir yıkıma dönüşecek ölçüde ağırlaşmasına göz yummaması için ona yurtseverce yalvarıyordu. Hayır! Suç işlenmişti bir kez, Genelkurmay suçunu itiraf edemiyordu. Böylece Picquart başka bir göreve atanarak olabildiğince uzağa, Tunus’a gönderildi. Ona Moris Markisinin olduğu yerde görev verilerek günün birinde, kılıçtan geçtikten sonra yiğitliği övülmek istendi. Gözden düşmedi. General Gonse onunla sıkça mektuplaşıyordu. Ancak ortada açığa vurulması hiç de hoş olmayacak sırlar vardı.

XIX. yüzyılın sonlarına doğru Fransa’da, Yahudi bir subayın, Yüzbaşı Alfred Dreyfus’ün haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Davası, yalnızca bir hukuk ve ayrımcılık skandalı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını temelinden sarsan toplumsal bir olaydır. Dava tam on iki yıl sonra Dreyfus’ün aklanmasıyla sonuçlansa da, III. Cumhuriyet ve çağdaş Fransa’nın tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dava çevresinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği güç dağılımı, kilise ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, milliyetçilerle antimilitaristler arasında uzun süreli bir çatışmanın doğmasına yol açtı. Büyük romancı Emile Zola, 13 Ocak 1898 günü L’Aurore gazetesinde yayımladığı, Fransız Genelkurmay’ına yönelik “Suçluyorum” başlıklı açık mektubuyla, Dreyfus’e yapılan haksızlığın karşısına dikilen Fransız aydınlarının sözcüsü oldu. Ancak bu kez kendisi iftira etmekle suçlanarak yargılandı.

Paris’te gerçek karşı konulmaz bir hızla yürüyordu ve beklenen fırtına bilindiği biçimde koptu. Bay Mathieu Dreyfus, Binbaşı Esterhazy’yi bordronun gerçek yazarı olarak ele verdi. O sırada Bay Scheurer Kestner davanın yeniden gözden geçirilmesi konusunda adalet bakanına dilekçe vermek üzereydi. İşte o günlerde Binbaşı Esterhazy ortaya çıkıyor. İlk Önce çılgın gibidir; İntihara ya da kaçmaya hazırdır. Sonra birden bire kafa tutmaya başlar, zorlu davranışıyla Paris’i şaşkına çevirir. Demek ki yardımına koşanlar olmuştur. Ona, çevrilen dolapları ve düşmanlarını bildiren imzasız bir mektup gönderilmiştir. Hatta esrarengiz bir kadın zahmete katlanıp bir gece ona genelkurmaydan çalınmış bir belgeyi getirir. Onu kurtarması gereken bir belgedir bu. Burada yine Yarbay Paty de Clam’in parmağını gördüğümü söylemekten kendimi alamıyorum. Onun doğurgan yaratma gücünün ürettiği çareler hemen belli oluyor. Dreyfus’un suçluluğu Yarbay Clam’in yapıtıydı. Şimdi bu yapıt tehlikeli durum almıştı. Bu durum karşısında Yarbay Clam nasıl eli kolu bağlı dururdu? Elbette yaptığını savunmak isteyecekti. Davanın yeniden gözden geçirilmesi ne demekti? Şeytan Adası’nda tüyler ürpertici bir biçimde son bulan o zırva, o trajik tefrika romanın yıkılışı olurdu bu! Yarbay Clam buna asla izin veremezdi.

Bundan sonra Yarbay Picquart ve Yarbay Paty de Clam arasında çatışma başlayacaktır. Birisi açıkça, diğeri maskeli olarak düelloya çıkacaktır. Çok geçmeden her ikisini de sivil mahkemenin karşısında bulacağız. Aslında, hep genelkurmayın kendisini savunmasından, işlediği suçu, tiksinçliği, saatten saate artan bir suçu itiraf etmek istemesinden başka birşey değildi bütün bu olup bitenler.

Herkes Binbaşı Esterhazy’yi koruyanların kimler olduğunu şaşkınlıkla soruyordu. En başta perde arkasından her türlü dolabı çeviren, herşeyi yöneten Binbaşı Paty de Clam koruyordu onu. Sonra General Boisdeffre, General Gonse ve bizzat General Billot. Bu generaller binbaşıyı temize çıkarmak zorundaydılar. Çünkü Dreyfus’un suçsuzluğunun ortaya çıkmasına imkan sağlayamazlardı. Böyle birşey yaparlarsa savaş bakanlığı halkın nefreti altında ezilirdi. Böylece bu olağanüstü durum, görevini tek başına yapan dürüst insan Yarbay Picquart’ın maskaraya çevrilmesiyle, cezalandırılmasıyla sonuçlanacaktır. Kurban edilen o olacaktır. Ey adalet, ne büyük bir umutsuzlukla daralıyor insanın yüreği! Onun sahtekar olduğunu, Esterhazy’yi mahvetmek için telgraf kartını onun uydurduğunu söyleyecek kadar ileri gittiler. Peki ama neden? Hangi amaçla? Bir neden gösteriniz. O da mı Yahudiler tarafından satın alınmıştı? İşte böylesine alçakça bir görünüm karşısındayız. Ağır suç işlemiş lekeli kişilerin suçsuz oldukları söylenirken bir yanda yaşamı boyunca lekesiz kalmış, şerefli bir insan cezalandırılıyor! Bir toplum bu duruma geldi mi, kokuşmaya yüz tutmuş demektir!

İşte Esterhazy olayı budur Sayın Başkan: Temize çıkarılması gereken bir suçlu söz konusudur. Hemen hemen iki aydan beri yapılan işi saati saatine izleyebiliyoruz. Günün birinde uzun uzadıya coşku dolu sayfalara geçecek olan bu öykünün bir özetini yapıyorum burada. Sonuçta General Pellioux’nun, sonra da Binbaşı Ravary’nin vicdansızca soruşturmalar yaptıklarını gördük. Bu soruşturmalardan alçaklar biçim değiştirmiş, namuslu kişilerse lekelenmiş olarak çıktılar. Sonra da savaş konseyi toplantıya çağırıldı.

Bir savaş konseyinin yaptığını, öbür savaş konseyinin bozabileceğini nasıl umabilmişti? Yargıçların her zaman yapabilecekleri seçmelerin sözünü bile etmiyorum. Askerlerin kanına işlemiş olan yüksek disiplin düşüncesi, onların adalet gücünü zayıflatmaya yetmez mi? Disiplin demek itaat demektir. Savaş Bakanı, Büyük Şef, bir olay konusunda verilmiş mahkeme kararının önemini ve gücünü kamu önünde belirtirken, bir savaş konseyinin onu kesinlikle yalanlamasını mı bekliyorsunuz? Hiyerarşi bakımından olanaksızdır bu. General Billot yaptığı açıklama ile yargıçlara telkinde bulunmuştur. Onlar da ateşe atılırcasına, düşünmeden karar vermişlerdir. Dayandıkları kanının şu olduğu anlaşılıyor: “Dreyfus’a ihanet suçundan bir savaş konseyi hüküm giydirmiştir; Öyleyse Dreyfus suçludur. Şimdi biz bir savaş konseyi olarak onu suçsuz ilan edemeyiz. Çünkü biliyoruz ki Esterhazy’nin suçlu olduğunu kabul etmek, Dreyfus’un suçsuzluğunu açıklamak olacaktır.” Savaş konseyi bu saplantıdan asla kurtulamazdı.

Bu kişiler savaş konseylerimizin sonsuza dek kamburu olarak kalacak ve bundan böyle bu konseylerin kararlarını her zaman kuşku altında bırakacak olan bütünüyle haksız bir karar vermişlerdir. İlk savaş konseyi akılsızca davranmıştır. İkincisi kaçınılmaz bir karar ile ağır suç işlemiştir. Yineliyorum: İkincisinin özrü, yüksek komutanın, daha önceki mahkeme kararının dokunulmaz olduğunu açıklamasından başka birşey değildir. Öyle ki astlar bunun tersini öne süremezlerdi. Ordunun şerefinden söz ediliyor, onu sevmemiz, saymamız isteniyor. Bir tehlike karşısında harekete geçerek, Fransız yurdunu savunacak olan orduyu, tüm ulustan oluşan orduyu, elbette seviyoruz, elbette ona saygı duyuyoruz. Ama söz konusu olan o değildir. Biz onun şerefini ve saygınlığını düşündüğümüz için adalet istiyoruz. Burada söz konusu olan kılıçtır. Belki de yarın başımıza efendi kesilecek olan kılıç! Bu kılıcın kabzasını bağnazca öpmek mi? Asla!

Bir yandan şunu da kanıtladım: Dreyfus olayı karargah şubelerinin işidir. Genelkurmaydan bir subay, yine genelkurmaydan arkadaşları tarafından ihbar ediliyor ve genelkurmay ileri gelenlerinin baskısı ile hüküm yiyor. Genelkurmay suçlu duruma düşmeksizin Dreyfus’un suçsuz çıkması imkansızdır. Bundan dolayıdır ki, karargah şubeleri akla gelebilecek her türlü önleme baş vurarak, basında kampanya açarak, bildirilerle, nüfuzla Esterhazy’yi korumuşlardır. Sırf Dreyfus’u ikinci kez mahvetmek için bunu yapmışlardır. Cumhuriyet hükümeti, General Billot’nun bile düzenbaz takımı diye adlandırdığı bu kimselere yol vermeliydi. Herşeyi baştan başa yenilemeyi ve düzeltmeyi göze alacak olan, gerçekten güçlü ve akıllı, yurtsever bakanlık nerede? Nice kişiler tanıyorum ki, ulusal savunmanın hangi ellerde olduğunu bildikleri için kaygıyla titremektedirler! Yurdun alınyazısının karara bağlandığı o kutsal sığınak, ne aşağılık entrikaların, ne dedikoduların ve savurganlıkların yuvası haline gelmiştir!

Kamuoyunu şaşırtmak, onu çileden çıkartmak ağır bir suçtur. Sıradan ve gösterişsiz insanları zehirlemek, gericilik ve hoşgörmezlik tutkularını tiksinç Yahudi düşmanlığına sığınarak körükleyip azdırmak, suçların en ağırıdır! Eğer bu hastalık iyileştirilmezse insan haklarının özgürlükçü büyük Fransa’sı yıkılacaktır. Yurtseverliği, kin ve düşmanlık için sömürmek bir cinayettir. Ve en sonra, tüm insanlık bilimi geleceğin gerçek ve adalet yapıtını oluşturmaya uğraşırken, kılıcı çağdaş tanrı haline getirmek büyük bir cinayettir.

Derin bir tutkuyla arzuladığımız gerçeğin ve adaletin hiçe sayıldığını görmek ne büyük bir yıkımdır! Bay Scheurer Kestner’in yüreğinde bir çöküntü olabileceğinden kuşkulanıyorum. Öyle sanıyorum ki, sonucunda Bay Kestner, senatodaki gensoru sırasında bir devrimci gibi davranıp içini dökmediği, herşeyi yıkmadığı için pişman olacaktır. O büyük ve dürüst insan, doğruluk içinde geçen yaşamının insanı olarak kalmıştır. Gerçeğin kendi kendine yeterli olduğuna, özellikle herşeyin gün gibi açık göründüğü bir sırada başka türlü düşünülemeyeceğine inanmıştır. Yakında güneş parlayacağına göre ne diye herşeyi altüst etsindi? İşte bu güven dolu serinkanlılığı yüzündendir ki Kestner korkunç biçimde cezalanmıştır. Aynı şeyi Yarbay Picquart için de söyleyebiliriz. O ki ağırbaşlılığı ve yüksek onuru uğruna General Gonse’un mektuplarını yayınlamak istemiştir. Üstlerinin kendisine çamur attığı, onu en beklemedik ve onur kırıcı şekilde mahkemeye verdikleri bir sırada gösterdiği titizlik, disipline saygılı kalışı, ona büsbütün değer kazandırmaktadır. Ortada işleri tanrıya bırakan iki kurban, iki yiğit kişi, iki temiz yürekli insan var. Ve dahası, Yarbay Picquart’ın şu iğrenç durumla karşılaştığı görülmüştür: Bir Fransız mahkemesi, savcının bir tanığı kamu önünde suçlamasına olanak verdikten sonra, bu tanık açıklama yapmak ve kendini savunmak üzere mahkemeye alınınca, duruşma gizli yapılmıştır. Bunun da ağır bir suç olduğunu söylüyorum. Bu suç kamu vicdanını ayaklandıracak özelliktedir. Şurasını kesinlikle belirtmeliyim ki, askeri mahkemelerin adalet konusunda acayip düşünceleri vardır.

Yalın gerçek budur, Sayın Başkan ve bu tüyler ürpertici gerçek başkanlığınız için bir leke olarak kalacaktır. Bu davada hiçbir yetkinizin bulunmadığı, sizin çevrenizin ve anayasanın tutsağı olduğunuz kanısında değilim. Hiç değilse bir insanlık ödeviniz vardır: Bunu düşünecek ve yerine getireceksiniz. Bu davanın zaferle sonuçlanacağından asla kuşkum yok. Şimdi daha büyük bir kesinlikle yineliyorum: Gerçek yürüyor ve onu hiçbir şey durduramayacaktır. Herkesin aldığı durum bugün açıkça belli olduğuna göre, dava ancak bugün başlamıştır: Bir yandan gerçeğin gün ışığına çıkmasını istemeyen suçlular, öte yanda herşeyin aydınlanması için yaşamlarını vermeye hazır olan adaletseverler. Daha önce söyledim, yine söylüyorum: Gerçeği yeraltına kapatırsanız birikim oluşur ve gerçek bir yerde öylesine bir patlama gücü kazanır ki, patladığı gün, kendisiyle birlikte pek çok şeyi havaya uçurur. Bu tavırla ilerisi için yıkımların en gürültülüsünün hazırlanıp hazırlanmadığını herkes görecektir.

Mektubum fazla uzadı Sayın Başkan; Bir sonuca varmanın zamanıdır.

Yarbay Paty de Clam’ı adli hatanın iblisçe düzenleyicisi olarak suçluyorum. Sonra da uğursuz yapıtını, üç yıldan beri en şaşırtıcı ve en baştan başa suç olan dalaverelere başvurarak savunmakla suçluyorum onu.

General Mercier’yi, hiç değilse düşüncesizliği yüzünden, çağımızın en büyük haksızlığında suç ortağı olmakla suçluyorum.

General Billot’yu, Dreyfus’un suçsuzluğu konusunda elinin altında bulundurduğu kesin kanıtları saklamakla, saygınlığı tehlikeye düşen Genelkurmayı siyasal amaçla kurtarmak için, insanlığa ve adalete karşı ağır suç işlemekle suçluyorum.

General Boisdeffre’i ve General Gonse’u aynı suçun ortakları olarak suçluyorum. Birisi, hiç kuşkusuz papaz egemenliği tutkusu yüzünden, teki ise belki, karargah şubelerini dokunulmaz sayacak kadar mesleğe bağlı olduğu için suça ortak olmuşlardır.

General Pellieux ile Binbaşı Ravary’yi, vicdansızca soruşturma yapmakla suçluyorum. Bununla, soruşturmanın en aşırı yanlılıkla yapıldığını belirtmek istiyorum.

Üç yazı uzmanı, B. Belhomme, B. Varinard ve B. Couard’ı uydurma ve hileli raporlar düzenlemekle suçluyorum. Yapılacak tıbbi muayene sonunda bu kişilerin görme ve düşünme yetersizliğinden hasta oldukları saptanmazsa suçlamadan kurtulamazlar.

Savaş dairelerini, basında özellikle l’eclair ve l’echo de Paris gazetelerinde, kamuoyunu şaşırtmak ve işledikleri suçu örtbas etmek için tiksinç bir kampanya yürütmekle suçluyorum.

En sonra, birinci savaş konseyini, bir sanığa gizli kalan bir belgeye dayanarak hüküm giydirdiği için hukuku çiğnemekle suçluyorum. İkinci savaş konseyini de üstten gelen emre uyarak, bir suçluyu, suçunu bile bile temize çıkarıp ağır adli suç işlemekle, böylece birinci konseyin yasaya aykırı davranışını örtbas etmekle suçluyorum.

Bu suçlamalarda bulunurken, 29 temmuz 1881 tarihli Basın Yasasının 30 ve 31. maddelerine karşı geldiğimi, bu yasanın lekeleme suçlarına ceza belirlediğini bilmiyor değilim. İsteyerek kendimi tehlikeye atıyorum.

Suçladığım kişilere gelince: Hiçbirini tanımıyorum. Onları hiç görmedim. Kendilerine karşı ne hıncım var, ne kinim. Onlar benim için topluma kötülük eden kişilerden, kafalardan başka birşey değildir. Benim burada yaptığım şey gerçeğin ve adaletin ortaya çıkmasını hızlandırmak için devrimci bir araca başvurmaktan başka birşey değildir.

Bir tek tutkum var; Bunca acılar çeken ve mutluluğa hakkı olan insanlık adına duyduğum aydınlık tutkusu. Coşkulu protestom, yüreğimden kopan çığlıktan başka bir şey değildir. Beni, Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarmayı göze alsınlar ve herkesin önünde soruşturma açılsın! Bekliyorum.

Sayın Başkan, derin saygılarımın kabulünü dilerim.”

Emile Zola

Pax Romana

0

Pax Romana, Roma İmparatorluğu’nda büyük çaplı iç çatışmaların sona erdiği ve barışın hakim olduğu döneme verilen isimdir. Bu dönem, literatürde Pax Augusta olarak da bilinir. Toplamda, 200 yıldan fazla bir süreyi kapsamaktadır.

Pax Romana (Roma Barışı) dönemi, Augustus‘un MÖ 27’de Büyük Roma İç Savaşı’nı bitirmesiyle başlamıştır. Bu barış dönemi, İmparator Marcus Aurelius‘un MS 180 yılında ölümüyle sona ermiştir. Roma’da “Pax Romana”yı sağlayan lider Augustus Caesar‘dır. Augustus, Roma İmparatorluğu’nun sınırlarını genişletmiş ve bu sınırları “bağımlı tampon devletler” yardımıyla güvence altına almıştır. Diplomasi yoluyla geniş bir barış bölgesi oluşturmuş ancak Roma diktatörü ilan edildikten sadece bir ay sonra öldürülmüştür.

Augustus ve Caesar unvanları, sonraki imparatorlar tarafından da kullanılmıştır. Dönemin beş iyi imparatoru olarak Nerva, Trajan, Hadrianus, Antoninus Pius ve Marcus Aurelius kabul edilmektedir. Bu imparatorlar, yönetimlerinde huzuru ve refahı sürdürebilmek için kapsamlı reformlar gerçekleştirmişlerdir.

Augustus‘un reformları, politik, ekonomik ve sosyal konuların yanı sıra Roma kültüründe köklü değişiklikler getirmiştir. Roma‘yı bir dünya başkenti olarak tasarlamıştır. Romalıların refahı ve huzuru, tüm insanlığın kaderiyle özdeşleştirilmiştir. Bu reformlar, şiddet dolu bir dünyaya barış ve istikrar getirmeyi hedeflemiştir. 

200 yıldan fazla süren bu dönem, barış ve istikrar yılları olarak bilinir. Roma Hukuku‘nun gelişmesine en çok katkı sağlayan dönem olarak kabul edilmektedir. Pax Romana‘nın olmadığı yerler, hukukun olmadığı ve şiddetten arınmamış, güvensiz topraklar olarak tanımlanmıştır. Bu topraklar, “terra incognitae” (bilinmeyen topraklar) olarak adlandırılmakta ve özgürlük ile güvenliğin olmadığı, şiddetin kol gezdiği istikrarsız bölgeler olarak kabul edilmektedir. Bu bölgelerde Roma’nın etkisinin yokluğu, iç karışıklıkların ve savaşların sıkça yaşanmasına neden olmuştur.

Bu dönem, AİHS ve AİHM uygulamaları (Pax Europaeana) ile kıyaslanmaktadır. Pax Romana’nın yarattığı barış ortamı, tarihsel bağlamda uluslararası ilişkilerde bir örnek teşkil etmektedir.

Pacis Augustae

“Görkemli Barışın Sunağı” (Pacis Augustae) Pax Romana dönemine adanmıştır. Bu bağlamda, Roma İmparatoru Augustus, MÖ 30 Ocak 9 tarihinde Galya ve Hispania‘daki zaferlerinin ardından yaptırmıştır.

MÖ 4 Temmuz 13 tarihinde, Roma Senatosu  sunağın açılışını yapmış, barış ile refahın simgesi olarak benimsemiştir. Bu sunak, Augustus’un yönetimi altındaki Roma’nın istikrar ve refahını kutlayan bir anıt olarak büyük önem taşımaktadır.

Öte yandan sunak, Roma heykeltıraşlığının baş yapıtlarından birisi olarak kabul edilmektedir. İmparatorluğun sanat ve kültür anlayışının bir yansıması olarak, dönemin estetik ve ideolojik değerlerini yansıtmaktadır.

Pax Romana: A Captivating Guide to Ancient Rome during the Roman Peace Period

İyi İdare Yasası

0

İyi İdare Yasası, AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİNİN İYİ İDARE KONUSUNDA ÜYE DEVLETLERE CM/REC(2007) SAYILI TAVSİYE KARARI’na ek olarak düzenlenmiş, Bakanlar Komitesinin 20 Haziran 2007 tarihli 999 bis sayılı Bakan Temsilcileri toplantısında kabul edilmiştir.

İyi idare, iyi yönetişimin bir görünümüdür. İyi yönetim, sadece yasal düzenlemelerle ilgili değildir; örgütlenme ve yönetme kalitesine bağlıdır. Etkililik, verimlilik ve toplumun ihtiyaçlarına duyarlılık gereklerini karşılamak zorundadır.

İyi İdare Yasasını benimsemek, kamu mallarını ve diğer kamu çıkarlarını, takip etmeyi, gözetmeyi ve korumayı gerektirmektedir. İyi İdare, bütçe gereklerine uymak zorundadır. Her türlü yozlaşmayı dışlaması gerekmektedir.

İyi İdare Yasası

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15/b hükmüne göre,

Parlamenterler Asamblesi’nin 1615 (2003) sayılı ve Bakanlar Komitesi’ni, iyi idare temel hakkını tanımlamak, böylelikle etkili uygulanmasını sağlamak amacıyla bir temel hak olarak iyi idare hakkına ilişkin bir metin hazırlamaya ve özellikle Bakanlar Komitesi’nin R (80) 2 sayılı Tavsiye Kararı ile (77) 31 sayılı Kararını ve Avrupa İyi İdari İşleyiş Yasası’na (2001) dayanan kapsamlı ve bütünlüklü tek bir iyi idare yasası modeli kaleme almaya davet eden tavsiyesini dikkate alarak;

Bakanlar Komitesi’nin İdari İşlemler Karşısında Bireylerin Korunmasına İlişkin (77) 31 sayılı Kararı’nı dikkate alarak;

Bakanlar Komitesi’nin İdari Takdir Yetkisine İlişkin R (80) 2 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;

Bakanlar Komitesi’nin İdare Tarafından Tutulan Bilgilere Erişim Hakkına İlişkin R (81) 19 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;

Bakanlar Komitesi’nin İdarenin Sorumluluğuna İlişkin R (84) 15 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;

Bakanlar Komitesi’nin Çok Sayıda Kişiyi Etkileyen İdari Usule İlişkin R (87) 16 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;

Bakanlar Komitesi’nin İdare Tarafından Tutulan Kişisel Verilerin Üçüncü Kişilere Verilmesine İlişkin R (91) 10 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;

Bakanlar Komitesi’nin Avrupa’da Kamu Görevlilerinin Statüsüne İlişkin R (2000) 6 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;

Bakanlar Komitesi’nin Kamu Görevlileri Davranış Kodlarına İlişkin R (2000) 10 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;

Bakanlar Komitesi’nin Resmi Belgelere Erişim Hakkına İlişkin R (2002) 2 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;

Bakanlar Komitesi’nin İdare Hukukunda Mahkeme Kararlarının ve İdari İşlemlerin Uygulanmasına İlişkin R (2003) 19 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;

Bakanlar Komitesi’nin İdari İşlemlerin Yargısal Denetimine İlişkin R (2004) 20 sayılı Tavsiye Kararı’nı dikkate alarak;

Avrupa Konseyi’nin üyeleri arasında daha büyük bir birlik sağlamak hedefine sahip olduğunu gözönünde bulundurarak;

Demokratik toplumlarda idarenin temel bir rol oynadığını; idarenin pek çok alanda etkin olduğunu; bu etkinliklerinin özel kişilerin hak ve menfaatlerini etkilediğini; ulusal yasaların ve özellikle Avrupa Konseyi’ninkiler olmak üzere çeşitli uluslararası düzenlemelerin,  kişilere idare karşısında belirli haklar verdiğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin özel kişilerin idare ile ilişkilerinde korunması amacıyla İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’yi uyguladığını gözönünde bulundurarak;

İdarenin özel kişilere hizmet sunması gerektiğini, kurallar çıkarttığını ve talimatlar verdiğini ve idarenin harekete geçmesi gerektiğinde de bunu makul bir süre içinde yapmak zorunda olduğunu gözönünde bulundurarak;

Kötü yönetim örneklerinin, idarenin hareketsizliğinden kaynaklansın veya kaynaklanmasın karar almadaki gecikmelerin veya yasal yükümlülüklerin ihlalinin, yargısal yolları da içerebilecek uygun yöntemlerle yaptırıma tabi tutulması gerektiğini gözönünde bulundurarak;

İyi idarenin, yasaların konuya uygun, tutarlı, açık, kolay anlaşılabilir ve ulaşılabilir olma nitelikleri geliştirilerek sağlanması gerektiğini gözönünde bulundurarak;

İyi idarenin, kamu hizmetlerinin toplumun temel ihtiyaçlarını karşılaması anlamına geldiğini gözönünde bulundurarak;

İyi idarenin pek çok durumda, devletin faaliyetlerinden doğrudan etkilenenlerin, özellikle zayıf ve hassas olanların hak ve çıkarları ile toplumun çıkarları arasında uygun bir denge kurulmasını gerektirdiğini gözönünde bulundurarak ve devletle ilişkilerinde bireylerin çıkarlarını korumayı hedefleyen yöntemlerin kimi durumlarda diğer kişilerin veya daha geniş kesimlerin çıkarlarını da koruyacağını kabul ederek;

İyi idarenin, iyi yönetişimin bir görünümü olduğunu; iyi yönetimin, sadece yasal düzenlemelerle ilgili olmadığını; örgütlenme ve yönetme kalitesine bağlı olduğunu; etkililik, verimlilik ve toplumun ihtiyaçlarına duyarlılık gereklerini karşılamak zorunda olduğunu; kamu mallarını ve diğer kamu çıkarlarını, takip etmeyi, gözetmeyi ve korumayı gerektirdiğini; bütçe gereklerine uymak zorunda olduğunu ve her türlü yozlaşmayı dışlaması gerektiğini gözönünde bulundurarak;

İyi idarenin, idarenin sahip olabileceği uygun insan kaynağı ile kamu görevlilerinin niteliklerine ve kamu görevlerinin hizmet içi eğitimlerine bağlı olduğunu gözönünde bulundurarak;

İdarenin görevinin gerektirdiği kamu gücü ayrıcalıkları kullandığını, bunu karşılık bu yetkilerin, aşırı ve uygunsuz biçimde kullanıldığında özel kişilerin haklarını ihlal edebileceğini gözönünde bulundurarak;

Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nda (2000) olduğu gibi idareye ilişkin olarak kişilere tanınmış mevcut hakları iyi idare hakkıyla bütünleştirmenin ve bunun içeriğini belirmenin arzu edilir olduğunu gözönünde bulundurarak;

İyi idare hakkının gereklerinin genel bir yasal düzenleme ile güçlendirilebileceğini; bu gereklerin, hukuk devletinin yasallık, eşitlik, yansızlık, orantılılık, yasal kesinlik, makul sürede harekete geçmek, katılım, mahremiyete saygı ve açıklık gibi temel ilkelerinden türediğini; bu ilkelerin, özel kişilerin hak ve çıkarlarının korunmasına yönelik yöntemlere destek olduğunu, özel kişileri bilgilendirdiğini, onların idari kararların alınmasına katılımlarını sağladığını gözönüne alarak;

Üye ülke hükümetlerine,

–      Hukuk devleti ilkeleri ve demokrasi çerçevesinde iyi idareyi geliştirmeyi;

–      Etkililiği, verimliliği ve harcanan paranın karşılığını almayı sağlayan bir idari örgütlenme ve işleyişle iyi idareyi geliştirmeyi;

 Bu ilkeler, üye ülkelerin,

  • Hedefler saptaması ve idare ile görevlilerinin bu hedefleri gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini düzenli olarak izlemek ve ölçmek için performans ölçütleri geliştirmelerini;
  • İdari birimleri, yasal sınırlar içinde, hizmetlerinin uygun bir maliyetle verilip verilmediğini ve görevden alınmalarının veya değiştirilmelerinin gerekip gerekmediğini düzenli olarak denetlemeye zorlamalarını;
  • İdareyi en iyi sonuçları elde edebilecek en iyi araçları bulmaya zorlamalarını;
  • İdare ve görevlilerinin faaliyetleri üzerinde uygun bir iç ve dış denetim sağlamalarını gerektirir.

–          Bu tavsiye kararına ekli olan model yasadaki ilkeleri uygun biçimde benimseyerek üye ülkelerin idarecileri tarafından etkili biçimde uygulanmasını sağlayarak ve bölgesel ve yerel yönetimlerin aynı ilkeleri benimsemesi için devletin anayasal ve yasal yapısı içinde ne yapılabilirse hayata geçirerek herkesin yararına olarak iyi idare hakkını geliştirmeyi tavsiye eder.

Bakanlar Komitesi’nin CM/Rec(2007)7 sayılı Tavsiye Kararına Ek

İyi İdare Yasası

Madde 1 – Kapsam

1-Bu yasa, iyi idarenin sağlanabilmesi için, özel kişilerle ilişkilerinde idarece uyulacak ilke ve kuralları koymaktadır.

2-Bu yasanın uygulanmasında “idare”,

a-Devlet, yerel yönetimler ve özerk birimler dahil her tür ve düzeydeki, kamu hizmeti sunan ve kamu yararına hareket eden kamu hukuku birimlerini;

b-Kamu yararına hareket eden veya kamu hizmeti sunan bir idarenin ayrıcalıklarını kullanan özel hukuk birimlerini anlatır.

3-Bu yasanın uygulanmasında “özel kişiler”, idarenin faaliyetlerine tabi olan özel hukuk gerçek ve tüzelkişilerini anlatır.

  1. Bölüm
İyi İdarenin İlkeleri
Madde 2 – Yasallık ilkesi
  1. İdare yasaya uygun faaliyette bulunur. Takdir yetkisini kullandığında da keyfi kararlar alamaz.
  2. İç hukuk, uluslararası hukuk ile faaliyetlerini, örgütleniş ve işleyişini düzenleyen hukukun genel ilkelerine uyar.
  3. Yetkilerini ve işleyiş yöntemlerini düzenleyen kendi içdüzen kurallarına uygun davranır.
  4. Yetkilerini ancak, yasa ve olguların izin verdiği biçimde ve yalnızca yetkinin verildiği amaca uygun olarak kullanır.
Madde 3 – Eşitlik İlkesi
  1. İdare eşitlik ilkesine uyar.
  2. Aynı durumda bulunan özel kişilere aynı muameleyi yapar. Özel kişiler arasında etnik köken, dini inanç veya diğer kanaatlere dayalı ayrım yapamaz. Her türlü farklı muamele nesnel gerekçelere dayanmalıdır.
Madde 4 – Tarafsızlık İlkesi
  1. İdare tarafsızlık ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. Yalnızca ilgili verileri dikkate alarak nesnel biçimde davranır.
  3. Önyargılı biçimde faaliyette bulunamaz.
  4. İdare, görevlilerinin faaliyetlerini kişisel inanç ve çıkarlardan bağımsız olarak tarafsız biçimde yerine getirmesini sağlar.
Madde 5 – Orantılılık İlkesi
  1. İdare orantılılık ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. İdare, özel kişilerin hak ve çıkarlarını etkileyen önlemlere ancak gerekli olduğunda ve amacın gerektirdiği ölçüde başvurur.
  3. İdare takdir yetkisi kullandığında, kararının özel kişilerin hak ve çıkarları üzerindeki her türlü olumsuz etkisi ile takip edilen amaç arasında uygun bir denge kurar. Alınan hiç bir önlem aşırı olmamalıdır.
Madde 6 – Hukuki Kesinlik İlkesi 
  1. İdare hukuki kesinlik ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. Hukuken meşru olan durumlar dışında geçmişe etkili kararlar alamaz.
  3. Kamu yararı mutlak olarak gerektirmediği sürece, kazanılmış haklara ve kesinleşmiş hukuksal durumlara dokunamaz.
  4. Özellikle yeni yükümlülüklerin getirildiği bazı durumlarda, geçiş hükümleri koymak veya yeni düzenlemenin yürürlüğü için süre tanımak gerekebilir.
Madde 7 – Makul Süre İçinde Faaliyette Bulunma İlkesi

İdare yükümlülüklerini makul süre içinde yerine getirir ve makul süre içinde faaliyette bulunur.

Madde 8 – Katılım İlkesi

Acil durumlar dışında idare, özel kişilere, hak ve çıkarlarını etkileyen idari kararların hazırlığına ve uygulanmasına uygun araçlarla katılma olanağı tanır.

Madde 9 – Mahremiyete Saygı İlkesi 
  1. İdare, özellikle kişisel verilerin işlenmesinde, mahremiyet ilkesine uyar.
  2. Kişisel veri ve dosyaların, özellikle elektronik ortamda işlenmesi yetkisi bulunduğunda idare, mahremiyeti güvence altına alan tüm zorunlu önlemleri alır.
  3. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallar, özellikle kişisel verilere erişim ve hatalı veriler ile tutulmaması gereken verilerin düzeltilmesi veya silinmesine ilişkin kurallar idare tarafından işlenen verilere de uygulanır.
Madde 10 – Açıklık İlkesi
  1. İdare açıklık ilkesine uygun faaliyette bulunur.
  2. İdare, karar ve işlemlerinden özel kişileri, resmi belgelerin yayınlanması da dahil olabilecek şekilde uygun araçlarla haberdar eder.
  3. Kişisel verilerin korumasına ilişkin kurallara uygun olarak resmi belgelere erişim hakkını tanır.
  4. Açıklık ilkesi, yasayla korunmuş gizliliğe zarar veremez.
II. Bölüm
İdari İşlemleri Düzenleyen Kurallar
Madde 11 – Tanımlar
  1. Bu yasanın uygulanmasında, “idari işlemler”, idarenin kamu gücü ayrıcalıklarını kullanarak aldığı düzenleyici ve düzenleyici olmayan kararları anlatır.
  2. Düzenleyici işlemler, genel uygulamaya sahip kurallardır.
  3. Düzenleyici olmayan işlemler birel veya başka türlü olabilir. Birel işlemler, yalnızca bir veya daha fazla bireye yönelmiş işlemlerdir.
Madde 12 – İdarenin İşlem Yapması İçin Harekete Geçmesi

İdari işlemler, idare tarafından kendiliğinden veya özel kişilerin istemi üzerine yapılır.

Madde 13 – Özel Kişilerin İstemleri
  1. Özel kişiler, idareden yetkisi içindeki konuda birel işlem yapmasını isteme hakkına sahiptir.
  2. İdarenin istem üzerine alacağı kararlar, yasa tarafından da belirlenebilecek, makul bir süre içinde alınır. İdarenin istemi yanıtsız bırakmasına karşı düzeltici yollar öngörülmelidir.
  3. İstem, yetkili olmayan bir idareye yapıldığında, idare bu istemi mümkünse yetkili birime gönderir ve istem sahibini bundan haberdar eder.
  4. Birel işlem yapılmasına ilişkin istemlerin alındığı başvurucuya, muhtemel karar alma süresi ve karar alınmazsa gidilebilecek yasal başvuru yolları da belirtilerek bildirilir. İdarenin istem üzerine derhal işlem yaptığı durumlarda alındı bildirimi gerekmeyebilir.
Madde 14- Birel İşlemlerde Özel Kişilerin Dinlenilme Hakkı

İdare özel kişilerin haklarını doğrudan ve olumsuz etkileyecek bir birel işlem yapmayı tasarladığında ve bu kişilere görüşlerini açıklama imkanı verilmediğinde, bu kişiler, açıkça gereksiz değilse, makul bir sürede ve ulusal hukuk tarafından tanınmış biçimde ve gerektiğinde seçtikleri bir kişinin yardımıyla görüşlerini açıklama imkanına sahiptir.

Madde 15 –Düzenleyici Olmayan İşlemlere Özel Kişilerin Katılım Hakkı
  1. İdare belirsiz sayıda kişiyi etkileyebilecek bir düzenleyici olmayan işlem yapmayı tasarladığında, bu kişilerin işlemin yapılması sürecine katılımına olanak sağlayacak inceleme, dinlenilme, yetkili idarenin danışsal bir organında temsil, danışılma ve soruşturma gibi yöntemler getirir.
  2. Bu işlemle ilgili olanlar, yapılacak işlemin içeriği hakkında açıkça bilgilendirilir ve görüşlerini tam olarak açıklayabilmeleri için olanak tanınır. Bu süreç makul süre içinde tamamlanır.
Madde 16 – Özel Kişilerin İşlem Maliyetine Katılması

İdari işlem dolayısıyla özel kişilerce idareye masraf ödenmesi sözkonusu olduğunda bu adil ve makul olmalıdır.

Madde 17 – İdari İşlemlerin Biçimi
  1. İdari işlemler basit, açık ve anlaşılır bir dille yazılır.
  2. Her birel işlemde, en azından bireysel hakları etkileyen her birel işlemde, kararın dayandığı maddi ve hukuki temelleri gösteren uygun gerekçeler bulunur.
Madde 18 – İdari İşlemlerin Duyurulması
  1. İşlemle ilgili olanların işlem hakkında kesin ve kapsamlı bilgi sahibi olabilmeleri için idari işlemler duyurulur. Duyuru, kişiye bildirim biçiminde olabileceği gibi genel bildirim biçiminde de olabilir.
  2. Birel işlemle ilgili olanlara, yalnızca genel bildirimin mümkün olabildiği istisnai durumlar dışında kişisel bildirimde bulunulur. Her iki durumda da işleme karşı başvuru yöntemleri, süresi dahil olmak üzere bildirimde yer alır.
 Madde 19 – İdari İşlemlerin Etkisini Gösterme Anı
  1. İdari işlemler, yasal istisnalar dışında yapıldığı veya bildirildiği tarihten önceye, geçmişe etki doğurmaz.
  2. Acil durumlar dışında, idari işlemler uygun biçimde duyurulmadığı sürece etkili olmaz..
Madde 20 – İdari İşlemlerin Uygulanması
  1. İdari makamlar, yetki alanlarındaki idari işlemlerin uygulanmasından sorumludur.
  2. Özel kişilerin idari kararlara uymasını sağlamak için, ilke olarak, uygun bir ceza ve idari yaptırımlar sistemi kurulur.
  3. İdare özel kişilere, üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeleri için, zamanında bildirilmek şartıyla acil durumlar dışında makul bir süre tanır.
  4. İdari işlemlerin zorla uygulanması yasa tarafından açıkça düzenlenmelidir. İşlemin uygulanmasına maruz kalan özel kişi, izlenen yöntem ve bunun gerekçesi hakkında bilgilendirilir. Zorla uygulama önlemleri orantılı olmalıdır.
Madde 21– Birel İdari İşlemlerin Değiştirilmesi

İdare, kamu yararı gerektirdiğinde birel idari işlemleri değiştirebilir veya geri alabilir, ancak bunu yaparken özel kişilerin hak ve çıkarlarına da saygı göstermelidir.

III. Bölüm
Başvurular
Madde 22 – İdari İşlemlere Karşı Başvurular
  1. Özel kişiler, kendi hak ve çıkarlarını doğrudan etkileyen idari işlemlerin yargısal denetimini, doğrudan işleme karşı dava açarak veya başka davada bekletici mesele yaparak sağlayabilirler.
  2. İlke olarak, yargısal denetimi önceleyen idari başvurular bulunmalıdır. Bunlar kimi durumlarda zorunlu olabilir. İdari başvurular, idari işlemlerin esasına veya yasallığına ilişkin olabilir.
  3. Özel kişiler, idari işlemlere karşı başvuruda bulundukları için idarenin herhangi bir önyargısına maruz kalmamalıdır.
Madde 23 – Tazmin
  1. İdare, hukuka aykırı idari işlemlerden ya da idarenin veya görevlilerinin kusurlarından zarar gören özel kişilere tazmin yolları sağlar.
  2. Tazmin için idareye karşı dava açmadan önce, özel kişilerin, ilgili idareye başvurması istenebilir.
  3. Mahkemelerin idare aleyhine verdikleri tazmin hükümleri makul bir süre içinde yerine getirilir. Zarar gören özel kişiler veya idare, gerektiğinde kamu görevlisinin kişisel sorumluluğuna gidebilirler.

Sığınma Hakkı

0
Sığınma Hakkı (Right of Asylum)

Sığınma Hakkı (Right of Asylum) zulüm, ciddi insan hakları ihlalleri veya yaşam ve özgürlük bakımından ağır tehditler nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalan kişilerin başka bir devletin ülkesinde koruma aramasını ve bu korumadan yararlanmasını ifade eden uluslararası hukuk kavramıdır. Kavram, bir yandan devletlerin ülkelerinde bulunan yabancılara sığınma tanıma yetkisini, diğer yandan kişilerin zulüm karşısında başka bir ülkeye sığınma ve uluslararası koruma talep etme hakkını kapsamaktadır.

Sığınma kurumunun tarihsel kökenleri modern uluslararası hukuktan çok daha eski dönemlere uzanmaktadır. MÖ 13. yüzyıla tarihlenen Kadeş Antlaşması, bu bakımdan kaçan kişilerin iadesi ve iade edilen kişilere yönelik muamele konusunda bilinen en eski yazılı düzenlemelerden biri olarak değerlendirilmektedir. Mısır Firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşili arasında akdedilen Antlaşma’da, Hatti ülkesi ile Mısır arasında karşılıklı olarak kaçan kişilerin ülkelerine geri gönderilmesi ve geri gönderilen kişilere suçlu muamelesi yapılmaması, evlerinin yıkılmaması, eşleri ve çocuklarının cezalandırılmaması öngörülmektedir. Bu düzenleme, modern anlamda bir sığınma hakkı tesis etmemekle birlikte, kişilerin iadesi ve iade sonrasında korunmalarına ilişkin yazılı bir güvence içermesi bakımından uluslararası koruma düşüncesinin tarihsel gelişimi açısından önem taşımaktadır.

Sığınma kurumu, farklı dönem ve hukuk sistemlerinde zulüm veya tehlike altındaki kişilerin korunmasına yönelik uygulamalarla gelişmiş; özellikle diplomatik sığınma, zaman içerisinde devlet uygulamaları ve bölgesel uluslararası düzenlemeler aracılığıyla şekillenmiştir. Diplomatik sığınma, bir devletin başka bir devletin ülkesinde bulunan diplomatik misyonlarında, elçilik konutlarında veya diplomatik dokunulmazlığa sahip diğer mekânlarda, özellikle siyasi nedenlerle takip edilen kişilere koruma sağlamasını ifade etmektedir. Buna karşılık ülkesel sığınma (territorial asylum), kişinin sığınma talep ettiği devletin ülkesine girerek o devletin ülkesel yetkisi altında koruma talep etmesini ifade etmekte ve sığınmanın temel biçimini oluşturmaktadır. Bu ayrım, sığınma hukukunda korumanın gerçekleştiği mekân ve tabi olduğu hukuki yetki alanı bakımından önem taşımaktadır.

Sığınma hakkının modern uluslararası hukukta kurumsallaşmaya başladığı dönemde, özellikle Latin Amerika’daki bölgesel paktlar, devletlerin iç hukuklarındaki düzenlemeler ve ikili suçluların iadesi (ekstradisyon) antlaşmaları önemli bir rol oynamıştır. Bu düzenlemeler, siyasi suçlar nedeniyle aranan veya ülkelerini terk eden kişilerin hangi koşullarda korunacağı ya da iade edileceği konusunda devletler arasındaki uygulamaların şekillenmesine katkıda bulunmuştur.

Sığınmanın uluslararası hukukta yazılı kurallara bağlanmasına yönelik bölgesel girişimlerin önemli örneklerinden biri, 23 Ocak 1889 tarihinde Uruguay’ın başkenti Montevideo’da gerçekleştirilen Birinci Güney Amerika Özel Uluslararası Hukuku Kongresi’nde kabul edilen Montevideo Uluslararası Ceza Hukuku Antlaşması’dır. Antlaşma, siyasi sığınma kurumunu bölgesel düzeyde yazılı kurallara bağlayan erken ve önemli uluslararası kodifikasyon örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Siyasi suçlar nedeniyle sığınma talep eden kişilerin korunmasına ilişkin hükümler içeren Antlaşma, sığınma ile suçluların iadesi arasındaki ilişkinin uluslararası hukukta düzenlenmesine yönelik önemli bir girişim niteliği taşımaktadır.

Bu gelişmeyi izleyen dönemde, özellikle 20. yüzyılda, diplomatik sığınmaya ilişkin çeşitli bölgesel düzenlemeler kabul edilmiştir. Bunların önemli örneklerinden biri, **20 Şubat 1928 tarihinde Küba’nın Havana kentinde düzenlenen 6. Uluslararası Amerikan Devletleri Konferansı’nda imzalanan 1928 tarihli Sığınma Sözleşmesi’dir. (Convention on Asylum) Sözleşme, gerekli onayların tamamlanmasının ardından 21 Mayıs 1929 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, özellikle diplomatik sığınma kurumunu bölgesel düzeyde hukuki bir çerçeveye kavuşturarak, sığınmanın devletler arasındaki ilişkiler bakımından uygulanmasına ilişkin kuralların belirlenmesine katkı sağlamıştır.

Bu bölgesel uygulamaların uluslararası yargı bakımından önemli örneklerinden biri, **Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) 1950 tarihli Kolombiya-Peru Sığınma Davası (Asylum Case)dir. Peru’daki 1948 tarihli askeri ayaklanmanın ardından Víctor Raúl Haya de la Torre’nin Kolombiya’nın Lima Büyükelçiliği’ne sığınması üzerine ortaya çıkan uyuşmazlıkta Divan, diplomatik sığınmanın hukuki niteliğini, sığınma sağlayan devletin tek taraflı olarak bir kişiyi siyasi suçlu veya sığınma hakkına sahip kişi olarak nitelendirmesinin sonuçlarını ve ilgili bölgesel hukuk kurallarını incelemiştir. Dava, diplomatik sığınmanın uluslararası hukuk bakımından genel ve otomatik bir hak olarak kabul edilemeyeceğini ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır.

Söz konusu bölgesel gelişmelerin yanı sıra, I. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan kitlesel yerinden edilme ve mülteci hareketleri, sığınma ve uluslararası koruma sorunlarının uluslararası toplumun gündeminde daha sistematik biçimde ele alınmasına yol açmıştır. Bu süreç, sığınmanın yalnızca devletler arasındaki ilişkiler bakımından değil, bireylerin uluslararası korunması bakımından da ele alınmasına zemin hazırlamıştır.

Sığınma Hakkının İnsan Hakkı Olarak Tanınması 

Sığınma hakkının bir insan hakkı olarak açık biçimde ifade edilmesi, 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi‘nin 14. maddesiyle gerçekleşmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınma ve sığınmadan yararlanma hakkı bulunmaktadır. Bununla birlikte 14. maddenin ikinci fıkrası, bu hakkın Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerden kaynaklanan kovuşturmalar veya gerçekten siyasi nitelikte olmayan adi suçlara dayanan kovuşturmalar bakımından ileri sürülemeyeceğini düzenlemektedir. Böylece sığınma, tarihsel olarak ağırlıklı biçimde devlet egemenliği çerçevesinde gelişmiş bir kurum olmaktan çıkarak, insan hakları hukukunun da konusu hâline gelmiştir.

1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi, mülteci statüsünün belirlenmesi ve mültecilerin uluslararası korunmasına ilişkin temel hukuki çerçeveyi oluşturmaktadır. Sözleşmenin 33. maddesinde düzenlenen geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi, bir mültecinin hayatının veya özgürlüğünün tehdit altında olabileceği ülkelere geri gönderilmesini yasaklayan temel koruma mekanizmasını oluşturmaktadır. Böylece sığınma talebinde bulunan veya mülteci statüsündeki kişilerin korunması, yalnızca devletlerin takdirine bırakılan bir mesele olmaktan çıkarak uluslararası hukukta belirli yükümlülüklerle çevrelenmiştir.

Sığınma hakkının korunması yalnızca mülteci hukukuyla sınırlı kalmamakta, uluslararası insan hakları hukuku tarafından da desteklenmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) doğrudan bir sığınma hakkı düzenlememekle birlikte, 3. maddesinde yer alan işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı aracılığıyla kişilerin ciddi kötü muamele riski bulunan ülkelere gönderilmesine karşı güçlü bir koruma sağlamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihadı da bu çerçevede geri göndermeme ilkesinin insan hakları hukuku bakımından önemli bir koruma alanı oluşturmasına katkıda bulunmaktadır.

Modern dönemde diplomatik sığınma kurumu, devlet egemenliği ile uluslararası koruma arasındaki gerilim bakımından çeşitli olaylarda yeniden gündeme gelmiştir. Bu açıdan dikkat çeken örneklerden biri, Julian Assange’ın 2012-2019 yılları arasında Ekvador’un Londra Büyükelçiliği’nde bulunmasıdır. Ekvador’un Assange’a büyükelçilikte sığınma hakkı tanıması, diplomatik sığınmanın devletler tarafından uygulanması ile sığınma sağlayan devletin ülkesinde bulunmayan bir kişinin durumunun hukuki sonuçları konusunda önemli tartışmalara yol açmıştır. Vaka, diplomatik misyonların dokunulmazlığı ile kabul eden devletin ülkesel egemenliği ve yargı yetkisi arasındaki ilişkinin güncel bir örneğini oluşturmaktadır.

Sığınma hakkı ile mülteci statüsü birbirinden ayrılması gereken hukuki kavramlardır. Sığınma, kişinin başka bir devletin ülkesinde zulüm veya ciddi tehdit karşısında koruma aramasını ve bu korumadan yararlanmasını ifade ederken; mülteci statüsü, uluslararası hukukta belirlenen koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak kişiye tanınan hukuki statüyü ifade etmektedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 14. maddesi, kişinin zulüm karşısında başka ülkelere sığınma ve sığınmadan yararlanma hakkını tanımakta; ancak her devlet bakımından mutlak ve koşulsuz bir sığınma kabul yükümlülüğü öngörmemektedir. Bu nedenle sığınma hakkı, tarihsel olarak devletlerin egemenlik ve takdir yetkileriyle bağlantılı biçimde gelişmiş olmakla birlikte, günümüzde uluslararası insan hakları ve mülteci hukukunun getirdiği yükümlülüklerle sınırlandırılan ve şekillenen bir uluslararası koruma alanı niteliği taşımaktadır.

Kadeş Antlaşması

0
Kadeş Antlaşması

Kadeş Antlaşmasının arkeolojik kazılar sonucunda bulunduğu Çorum’un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa, UNESCO’nun “Dünya kültür mirası” ve “Dünya belleği” listesindedir.

Kadeş Antlaşması, Milattan Önce 13. yüzyılın iki büyük askeri ve siyasi gücü olan Mısır Krallığı ile Hititler arasında meydana gelen Kadeş Savaşı sonucunda imzalanan dünyanın en eski uluslararası sözleşmesidir. Kadeş, Suriye’nin Humus valiliğine bağlı bölgede Asi Nehri kıyısında antik bir kenttir.

Kadeş Antlaşması, Mısır Firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşili arasında Akad dilince yazılmış, Mısır ve Hitit dillerinde kopyaları yapılmıştır. Dönemin diplomasi dili olan Akadça ile yazılan tabletin kırık tabletin farklı tarihlerde bulunan parçaları birleştirilmek sureti ile antlaşma metninin tamamlanması mümkün olmuştur.

Antlaşmanın kil tabletten kopyası, Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olan Hattuşa(Çorum-Boğazköy) antik kentindeki kazılar sonucu 1906 yılında bulunmuştur. Orijinal kopya, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekte; antlaşmanın büyütülmüş bir kopyası ise New York’taki Birleşmiş Milletler Binasında asılı bulunmaktadır. Antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış asıl metinleri henüz bulunamamıştır. 

Kadeş Barış Antlaşması, tarihte diplomatik metinlerin eski örneklerindendir. Antlaşmanın bir kopyası, 1970 yılında, dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil tarafından yapılan Genel Sekreter U Thant’a sunulmuştur. Hattuşa’da bulunan tabletin iki metre boyundaki bakır kopyası, Birleşmiş Milletler’in Newyork’taki genel merkez binasının duvarına asılmıştır.

İlkçağ’da düzenlenen Kadeş Antlaşması ittifak antlaşması türünün de ilk örneğidir. Antlaşma sonucunda Mısır Kralı savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmış, bugünkü Suriye toprakları paylaşılmıştır. Savaşan iki taraf birbirlerine saldırmama taahhüdünde bulunmuş, her iki devlet saldırılara karşı birbirlerini savunacaklarına dair güvence vermişlerdir. Tarihçiler, Kadeş Antlaşmasının, doğu’daki Asur tehdidine karşı da yapıldığını ve ticaret yollarını ele geçirmek isteyen Asur Devleti’nin tehditlerine karşı savaşmak yerine ittifak antlaşması imzalandığını ileri sürmüşlerdir.

Kadeş Antlaşması Tableti

Kadeş Antlaşması Metni
Mısır Memleketi Kralı, Büyük Kral, Kahraman Ra-maşe-şa mai Amana’nın Hatti memleketlerinin büyük Kralı Hattuşili ile iyi dostluklarının , kardeşliklerinin ve büyük krallıklarının devamı için yaptıkları antlaşmadır.
Bunlar, Mısır memleketi Büyük Kralı, bütün memleketlerin kahramanı, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Minmua-rea’nın oğlu, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral, kahraman Min-pahirita’rea’nın torunu, Rea-Maşeşta-Mai Amana’nın, Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral, Murşili’nin oğlu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Şuppiluliuma’nın torunu, Büyük Kral, Hatti memleketi Kralı, kahraman Hattuşili’ye söylediği sözlerdir.
Aramızda daima olarak iyi kardeşlik ve iyi sulh kurdum. Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasın-daki münasebetlerde iyi kardeşliğin ve iyi sulhun tesisi için şunları söylüyorum: İşte, Mısır memleketi ile Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince, ezelden beri tanrı onlar arasında düşmanlığa müsaade etmediğinden antlaşma ebedidir. Büyük Kral, Mısır memleketi Kralı, Rea-Maşeşa Mai Amana, güneş ve fırtına tanrılarının münasebeti gibi öyle edebi bir münasebet tesis etti ki, o aralarında daima düşmanlık yapmağa mani olur.
Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana gümüş bir tablet üzerine kardeşlik Hatti memleketi Kralı, büyük Kral Hattuşili ile bugünden itibaren aramızda iyi sulh ve iyi bir kardeşlik tesisi için bir muahede yaptı. O benim kardeşimdir, ben de onun kardeşiyim ve onunla daima sulh halindeyiz. Bize gelince: Bizim kardeşliğimiz ve sulhumuz evvelce Mısır memleketi arasındaki sulh ve kardeşlikten daha iyi olacaktır.
Bak, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili ile sulh ve kardeşlik halindedir.
Bak, Mısır memleketi Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’nın oğulları Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili’nin oğulları ile ve kardeşleri ile sulh ve dostluk daimidir. Onlar da bizim gibi kardeş ve sulh ha-lindedir.
Mısır memleketiyle Hatti memleketi arasındaki münasebete gelince: Onlarda bizim gibi daima kardeş-lik ve sulh halindedirler.
Mısır memleketi Kralı, büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana istikbalde her hangi bir şey almak için Hatti memleketine girmeyecektir. Hatti memleketi Kralı, Büyük
Kral Hattuşili de istikbalde herhangi bir şey almak için Mısır memleketine girmeyecektir.
Bak Güneş ve Fırtına tanrılarının Mısır memleketi ile Hatti memleketi için getirmiş oldukları ilahi ni-zam, onlar arasındaki sulh ve kardeşliktir, düşmanlık değildir.
Bak Mısır memleketi Kralı; Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana bugünden itibaren iyi durumu muhafazada sebat edecektir. İşte Mısır memleketi Hatti memleketi ile daimi sulh ve kardeşlik halindedir.
Eğer yabancı bir memlekette bir düşman Hatti memleketine gelirse ve Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili bana “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadesini süvarisini gönderecek onu öldürecek, Hatti memleke-ti için ondan intikam alacak.
Eğer Hatti memleketi Kralı, Büyük Kral Hattuşili tâbi beylerine kızarsa, onlar ona karşı bir kusurda bu-lunursa Mısır memleketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya haber gönderirse Mısır memleketi Kralı piyadesini ve süvarisini ona gönderir. O kimlere kızmışsa onları imha eder.
Eğer dış memleketlerden yabancı bir düşman Mısır Kralı kardeşin Rea-Maşeşa Mai Amana’ya ve Mısır memleketine karşı gelirse ve onun kardeşi Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye “Ona karşı koymak için bana yardıma gel” diye bir haber gönderirse Hatti memleketi Kralı Hattuşili piyadesini, süvarisini gönderecek ve benim düşmanımı öldürecek.
Eğer Mısır Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana tâbi beylerden birine kızarsa, onlar ona karşı birleşirlerse ve ben Hatti Kralı kardeşim Hattuşili’ye “Haydi” dersem Hatti memleketi Büyük Kralı Hattuşili piyadelerini ve harp arabalarını gönderecek, o kimlere kızmışsa onların hepsini mahvedecek.
Bak, Hatti memleketi Kralı Hattuşili’nin oğlu babası Hattuşili’nin bir çok senelerinden sonra Hattuşili’nin yerine Hatti memleketi Kralı olacak. Eğer Hatti memleketinin asilzadeleri ona karşı birleşirler-se Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana piyadelerini ve harp arabalarını Hatti mem-leketinin hatırı için onlardan intikam almak üzere gönderecek. Hatti memleketinin Kralının ülkesinde asa-yişi temin ettikten sonra memleketleri Mısır’a dönecekler.
Eğer bir asilzade Hatti memleketinden kaçarsa böyle bir adam Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea Maşeşa Mai Amana’ya iltica ederse vazifesini yerine getirmek için, ister Hatti memleketi Kralı Hattuşili’ye ait olsun, ister ayrı bir şehre ait olsun, onu yakalayacak ve onu Hatti Kralı, Büyük Kral Hattuşili’ye iade edecektir.
Eğer bir asilzade Mısır memleketi Büyük Kralı Rea-Maşeşa Mai Amana’dan kaçarsa ve böyle birisi Hatti memleketine, Hatti memleketi Kralı Büyük Kral Hattuşili’ye gelirse onu yakalayacak, kardeşi Mısır mem-leketi Kralı Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya iade edecektir.
Eğer bir adam veya iki üç adam Hatti memleketinden kaçarsa, Mısır memleketi Kralı, Büyük Kral Rea-Maşeşa Mai Amana’ya gelirse Mısır memleketi Kralı Büyük Kral onları yakalayacak ve kardeşi Hattuşili’ye iade edecek. Mısır Kralı ve Hatti Kralı kardeştirler, bu sebepten onları bu kabahatleri için şiddetle cezalan-dırmasınlar, onların gözlerinden yaş akmasın, bu şahıslardan karıları ve çocuklarından intikam alınmasın.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin girişinde yer alan Turkish Lounge’ta bulunan Kadeş Antlaşması Örneği

Kadeş Antlaşması’nın Kırık Tabletlerden Çevirisi Yapılan Özgün Biçimi

  1.  Yirmi birinci yılın Tybi ayının (beşinci ay) yirmi birinci gününde, Güneşin Onadığı, Güneşin Oğlu, Ramessu-meriamen (2. Ramses), sonsuz yaşam ve sonsuzluk sahibi, Amen-Ra, Harmachu, Memphis’li Ptah, Asheru’lu Maut ve Chensu-Neferhotep aşığı; babası Harmachu gibi sonsuza kadar, faniler arasında, Horus tahtının sahibi Kral Ra-user-ma (2. Ramses) saltanatında.
  2.  İşte o gün bilin ki Majesteleri Ramessu-meriamen kentinde babası Amen-Ra’yı, Ramessu-meriamen Amen’ini, Ramessu-meriamen Ptah’ını, Nut’un en görkemli oğlu Sutech’ı, yatıştırıyordu – tanrılar ona otuz yıl festivallerinin sonsuzluğunu, sonsuz huzur yılları, bütün toprakların, bütün ulusların sonsuza kadar onun ayakları altında boyun eğmesini bahşetsin.
  3.  Bir kraliyet elçisi geldi (burada satırın geri kalanını neredeyse tamamı silinmiştir; muhtemelen, iki kraliyet elçisi geldi, ellerinde gümüş bir tabletle, üzerinde de)
  4.  Kheta (Hitit) Büyük Yöneticisi Kheta-Sira; Güneşin Onadığı, Güneşin Oğlu, Ramessu-meriamen, babası Harmachu gibi sonsuza kadar sonsuz yaşam ve sonsuzluk sahibi Kral Ra-user-ma’ya barış ricası göndermişti. Kheta Büyük Yöneticisi Kheta-Sira’nın Kral’a gönderdiği gümüş plakanın kopyası, eliyle Elçisi
  5.  Tarbishu, ve Elçisi Rames, Güneşin Onadığı, Güneşin Oğlu, Ramessu-meriamen, yöneticilerin Başı, sınırları onun istediği her yer uzanan Majesteleri Ra-user-ma’ya barış rica etmek için; o sözleşme ki onu yapan Icheta Büyük Yöneticisi muhteşem Kheta-Sira, Marasara’nın oğlu,
  6.  Kheta’nın muhteşem Büyük Yöneticisi, Sapalala’nın torunu, Kheta’nın muhteşem Büyük Yöneticisi, gümüş plaka üzerinde, diğer yanda Ra-user-ma, Güneşin Onadığı, büyük, muhteşem  Mısır yöneticisi, büyük, muhteşem Mısır yöneticisi Ramen-ma’nın (1. Seti)  oğlu, Ra-men-Peru’nun (1. Ramses) torunu
  7.  büyük, muhteşem Mısır yöneticisinin: Barış ve kardeşliğin iyi koşulları … sonsuza kadar, ki onlar evvelden sonsuza kadardı. Bu; büyük Mısır yöneticisinin büyük Kheta Prensi’yle bir anlaşmasıydı, sözleşme biçiminde, tanrı aralarında düşmanlığa neden olmasın diye! Şöyle oldu
  8.  Mautenara, yani Kheta’nın Büyük Yöneticisi, ağabeyim, zamanında, ki o savaştı … büyük Mısır yöneticisi ile. Ama şimdiden sonra, hatta tam bu günden itibaren; Kheta Büyük Yöneticisi Kheta-Sira, Güneş tarafından, Suteç tarafından yapılan düzenlemeye bağlı kalmayı kabul eder, Mısır ülkesi hakkında,
  9.  Kheta ülkesi de dahil, aralarında sonsuza kadar hiçbir düşmanlık çıkmamasını sağlamayı. Bilinsin ki, şu ki – Kheta Büyük Yöneticisi Kheta-Sira Güneşin Onadığı, büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma ile bu günden itibaren anlaşmaya varır ki aramızda sonsuza kadar güzel barış ve kardeşlik olacak.
  10.  Benimle kardeşlik edecek, benimle barış içinde olacak, ve ben onunla kardeşlik edeceğim, sonsuza kadar onunla barış içinde olacağım. Bunun olduğu tarih ağabeyim Kheta Büyük Yöneticisi Mautenara zamanında; onun ölümünün ardından, Kheta-Sira oturdu
  11.  babasının tahtına Kheta Büyük Yöneticisi olarak – Bilinsin ki ben büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen ile tamamen aynı görüşteyim; artık bundan önceki barış ve kardeşlikten daha iyisi olacak. Bilinsin ki, ben, Kheta Büyük yöneticisi,
  12.  Mısır büyük yöneticisi Ramessu-meriamen ile iyi barış, iyi kardeşlik içindeyim; Kheta’nın Büyük Yöneticisi’nin çocuklarının çocukları büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’in çocuklarının çocukları ile kardeşlik ve barış içinde olacak. Tıpkı bizim (kardeşlik) anlaşmamız gibi, ve bizim düzenlemelerimiz
  13.   (Mısır ülkesi için yapılan) Kheta ülkesi ile; onlar için de sonsuza kadar barış ve kardeşlik olacak; onların arasında sonsuza kadar düşmanlık olmayacak. Kheta Büyük Yöneticisi oradan herhangi bir şey alıp götürmek için sonsuza kadar Mısır toprağı işgal etmeyecek; büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen de
  14.  oradan herhangi bir şey alıp götürmek için sonsuza kadar Kheta toprağı işgal etmeyecek. Kheta Büyük Yöneticisi Sapalala zamanından olan ittifak anlaşması, ayrıca babam Kheta Büyük Yöneticisi Matenara (Murasara) zamanından olan ittifak anlaşması; eğer ben onu yerine getirirsem, bilinsin ki büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen de onu yerine getirecek
  15.  bizimle birlikte, ikimiz de, bugünden bile itibaren, onu yerine getirecek, ittifak yapısını uygulayacağız. Eğer büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’in topraklarına bir düşman gelirse, ve o da Kheta Büyük Yönetici’ne haber iletip derse ki Gel ve bana ona karşı yardım et, işte o zaman Kheta Büyük Yöneticisi
  16.  … Kheta Büyük Yöneticisi düşmanı yok etmek için; ama eğer ki Kheta Büyük Yöneticisi (kendisi) gelmez ise, piyadelerini ve süvarilerini gönderecek … düşmanını yok etmek için … Ramessu-meriame hiddetini
  17.  … kapıların köleleri, ve ona herhangi bir zarar verdiklerinde, onları yok etmeye gidecek, o zaman Kheta Büyük Yöneticisi birlikte …
  18.  … düşmanlarını yok etmek için yardıma gelmek, eğer gitmek büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’i memnun edecekse, o da …
  19.  … Kheta ülkesine tüm gücüyle dönmek. Ama eğer Kheta Büyük Yöneticisi’nin hizmetkarları onu işgal ederse, yani Ramessu-meriamen…
(Satır 20 ve 21 tabletlerden okunamamaktadır. 
  1.  büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’in topraklarından ve onlar Kheta Büyük Yöneticisi’ne gelince, o zaman Kheta Büyük Yöneticisi onları kabul etmeyecek ve Kheta Büyük Yöneticisi onları Güneş’in onayladığı büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma’ya gönderecek …
  2.  … ve onlar onlardan birine hizmet için Kheta ülkesine gelirse, onlar Kheta ülkesine katılmayacak, onlar büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e teslim edilecek. Ya da eğer geçiş olursa …
  3.  … Kheta ülkesinden, ve onlar gelirse büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e, o zaman Güneş’in onayladığı, büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma asla …
  4.  … ve onlar herhangi türden bir hizmet için Mısır ülkesine gelirse, o zaman Güneş’in onayladığı büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma onları sahiplenmeyecek; onların Kheta Büyük Yöneticisi’ne teslim edilmelerini sağlayacak … .
  5.  … gümüş tablet, ilan edilir ki Kheta ülkesinin erkek tanrı (savaşçılar) ve dişi tanrı bin tanrı tarafından, Mısır ülkesinin erkek tanrı ve dişi tanrı bin tanrı ile uyum içinde, ki onlar
  6.  Kheta Tanrısı, A… kenti Suteç’i, Taaranta kenti Suteç’i, Pairaka kenti Suteç’i, Khisasap kenti Suteç’i, Sarasu kenti Suteç’i, Khira(bu) kenti Suteç’i, …
  7.  Sarapaina kenti Suteç’i, Kheta Astarata’sı, Titatkherri tanrısı, Ka… tanrısı
  8.  … kenti tanrıçası … Tain… tanrıçası …, … tanrısı
  9.  Kheta ülkesinin ırmaklarının tepelerinin, Kheta ülkesi tanrıları, Tawatana ülkesi tanrıları, Güneş Amen, Suteç, erkek tanrılar, dişi tanrılar, Mısır ülkesinin tepelerinin, ırmaklarının, … büyük deniz, rüzgarlar, bulutlar. Bu sözler
  10.  ki Kheta ülkesinin ve Mısır ülkesinin gümüşünden tabletin üzerindedir, her kim ki onlara uymazsa, Kheta ülkesinin bin tanrısı, Mısır ülkesinin bin tanrısı ile birlikte, onun yuvasına, ailesine, hizmetkarlarına (karşı) duracaktır. Ama her kim ki gümüş tablet üzerindeki bu sözlere uyarsa, ister Kheta’lı olsun …
  11.  Kheta ülkesinin bin tanrısı, Mısır ülkesinin bin tanrısı ile birlikte, sağlık verecek, yaşam verecek onun (ailesine) ve … kendisine hizmetkarları ile birlikte. Eğer ki geçerse (Mısır ülkesinden) bir adam, ya da iki, ya da üç (ve giderse Kheta ülkesine, o zaman Kheta Büyük Yöneticisi sağlayacak) onların Güneş’in Onadığı büyük Mısır yöneticisi Ra-user-ma’ya teslim edilmesini, ama her kim ki büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e verilirse,
  12.  o zaman cürümü kullanılmayacak … kendisine, karılarına, çocuklarına karşı … Eğer ki geçerse Kheta ülkesinden bir adam, ya da iki, ya da üç, ve gelirse Güneş’in Onadığı,
  13.  büyük Mısır yöneticisi Ramessu-meriamen’e büyük Mısır yöneticisi yakalayıp (onların sağlayacak) Kheta Büyük Yöneticisi’ne teslim edilmelerini (ama her kim ki teslim edilecek) kendisi, karıları, çocukları, ayrıca ölüme mahkum edilmeyecek, ayrıca asla (acı çekmeyecek?)
  14.  gözlerinden, ağzından, ayaklarından, ayrıca cürümü ona karşı kullanılmayacak. Bu gümüş tabletin ön yüzünde yer alan figür Suteç’in figürüdür … gökyüzünün büyük yöneticisi Suteç, Anlaşma’nın takipçisi, ki onu yapan büyük yönetici Kheta-Sira
  15.  Kheta’dan …
38     .…

9 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
9 Ağustos - Hukuk Takvimi

9 Ağustos – Hukuk Takvimi

Dünya Yerli Halklar Günü

 1523

Alman hümanist düşünür ve şair Ulrich von Hutten öldü. (Doğumu: 21 Nisan 1488) İmparatorluk Şövalyeleri’nin lideri oldu. Martin Luther Reformlarını destekledi. Skolastik düşüncelere karşı çıktı ve felsefe tarihinde önemli bir isim haline geldi.

1814 Fort Jackson Antlaşması (Treaty of Fort Jackson) imzalandı. 
1842

Kanada ile ABD sınırını belirleyen Webster Ashburton Antlaşması imzalandı. ABD ile Kanada arasında uzun süredir devam eden sınır anlaşmazlıkları ve diğer sorunlar çözülerek barışçıl bir ortam sağlandı.

1871

Hukuk kökeni Rus yazar Leonid Andreyev, (eski takvime gör) Orel’de doğdu.(Ölümü:1919)

1881

Osmanlı Devleti’nin son dönem, Türkiye’nin ise ilk dönem hukukçularından olan. Ebül’ula Mardin doğdu. (Ölümü:1957) 1903 yılında mezun olduğu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde hayatı boyunca öğretim üyeliği yaptı ve 1951 yılında Medeni Hukuk alanında ordinaryüs profesör oldu.

1892 Thomas Edison, iki yönlü telgrafın patentini aldı
1901 Avusturyalı avukat ve siyasetçi Felix Hurdes doğdu. (Ölümü:1974) 1953 yılından 1959’a kadar Avusturya Millî Meclis başkanı olarka görev yaptı.
1928

Harf Devrimi yolunda önemli bir adım atıldı. Atatürk, Latin harflerini Cumhuriyet Halk Partisi’nin Gülhane’deki galasına katılanlara tanıttı. Yeni alfabe daha sonra 01.11.1928 tarihinde yasalaştı.

 1929

Hukuk kökenli gazeteci Abdi İpekçi doğdu. Galatasaray Lisesi’ni ve İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi. Milliyet Gazetesi’nin yazı işleri müdürü ve genel yayın müdürü oldu. Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci başkanlığı, Basın Şeref Divanı genel sekreterliği görevlerinde bulundu. 1 Şubat 1979 tarihinde Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü. Eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile kuzendir. Mehmet Ali Ağca, İpekçi suikastından idamla yargılanmakta iken 1979 yılında Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırılmıştır.

 1934 İstanbul’da halkın deniz hamamları ve plajlar dışında denize girmesi yasaklandı.
 1942 Mahatma Gandhi ve ve 50 Hintli lider İngilizler tarafından Bombay’da tutuklandı.
 1945

Amerika Birleşik Devletleri, Japonya’nın Nagazaki şehrine atom bombası attı, yaklaşık 70.000 kişi aynı gün öldü, binlerce insan sakat kaldı. Sonraki yıllarda çok sayıda insan kansere yakalandı.

1949

Türkiye, Avrupa Konseyi’ne resmen üye oldu Konseyin merkezi Strazburg’dadır ve 47 devlet üyedir.

 1951

“İşçilere hafta tatili ve genel tatil günlerinde ücret ödenmesi hakkında Kanun” mecliste kabul edildi ve 15 Ağustos’ta resmi gazetede yayınlandı. Kanun, iş Hukuku alanında önemli bir merhale oldu.

 1954

Milletvekili, hukukçu, savcı, yargıç, vakıflar uzmanı, İttihat ve Terakki Fırkasının kurucularından Mehmet Münir Çağıl (1873, İskilip – 9 Ağustos 1954) yaşamını yitirdi.

 1954

Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında, 28 Şubat 1953 tarihinde imzalanan Balkan Paktı‘nın devamı niteliğinde, Bled şehrinde yeni bir ittifak antlaşması imzalandı. Bled Antlaşması ile Bağdat Paktı askeri bir ittifaka dönüştürüldü ve adı “Balkan İttifakı” oldu.

 1965  Singapur, Malezya’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti
1966

1966 Genel Af Kanunu resmi gazetede yayınlandı. Kanun, istisnaları hariç olmak üzere beş yıldan az olan hürriyeti bağlayıcı cezalar ve para cezaları ortadan kaldırdı. Af Kanunu tasarısının kapsamını yetersiz bulan Ankara Cezaevinde bulunan 1000 civarındaki tutuklu ve hükümlü isyan etmiş, isyanlarda 3 kişi ölmüş, 18 kişi yaralanmış, İstanbul Üsküdar Toptaşı Cezaevinde 260 tutuklu veya hükümlü af kanunu öncesinde açlık grevi yapmıştı.

1967

Havana’da Latin Amerika Dayanışma Toplantısı Sonuç Bildirisi ilan edildi: “Devrim yapmak Latin Amerika halklarının hem hakkı hem de görevidir.”

1969

1136 sayılı Avukatlık Yasası gereğince kurulan Türkiye Barolar Birliği’nin ilk genel kurulu 8-9 Ağustos 1969 tarihinde Ankara da yapıldı. Prof. Dr. Faruk Erem ilk başkan oldu.

1971

THKO Davası’a devam edildi. İrfan Uçar, gördüğü işkence adli tıpta tespit edilmezse sorulara cevap vermeyeceğini söyledi. 

1972 Modern Türk idare hukukunun kurucusu ve İstanbul Üniversitesi’nin seçimle göreve gelen ilk rektörü Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar yaşama veda etti.
 1973

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yayınladığı genelgeyle, dolar alımını kısıtladı. İstanbul’da bankaların 200 dolardan fazla döviz işlemi yapması yasaklandı.

 1974
  • ABD’nin hukukçu başkanlarından Gerald Ford göreve geldi. Watergate skandalı sonucu istifa eden Richard Nixon’ın yerine, başkan yardımcısı olan Ford, seçilmemiş ilk ABD Başkanı oldu. Ford, 14 Temmuz 1913 tarihinde Nebraska eyaletinin Omaha kentinde dünyaya geldi. Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. II. Dünya Savaşı başladığında ABD’nin savaşa katılmasına karşı çıktı ancak Pearl Harbor saldırısından sonra fikrini değiştirerek ABD Deniz Kuvvetleri ile savaşa katıldı. Asya Pasifik Görev Madalyası’nı kazandı.
  • 12 Mart Muhtırası sonrası yurtdışına TCK 141/1.maddeden hakkında alınan gıyabi tevkif kararı üzerine yurtdışına çıkan Mihri Belli çıkarılan Af’tan yararlanmak için eşi Sevim Belli ile İnfaz Savcılığı’na gelerek teslim oldu ve gıyabi tutuklama kararı kaldırıldı.
1975

Bülent Ecevit’in, partililerin ve dinlemeye gelenlerin saldırıya uğradığı “Gerede Olaylarına ilişkin davanın duruşması yapıldı. Duruşmayı MSP’li eski Adalet Bakanı Şevket Kazan da izledi.

1978

Japonya’da hapiste tutulan  3 Kızıl Ordu tutsağı, Kuala Lumpur’da ABD konsolosluğunda rehin tutulan görevliler karşılığında bırakıldı.

1982
  • Ahmet Hamdi Boyacıoğlu 9 Ağustos 1982 tarihinde Anayasa Mahkemesi başkanı oldu. Görevi, 6 Nisan 1985’te sona erdi.
  • Adalet Bakanı Cevdet Menteş, cezaevlerinde 77.295 tutuklu ve hükümlü olduğunu açıkladı.
  • Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nce hakkında gıyabi tutuklama kararı alınan Prof. Dr. Sadun Aren teslim oldu. Aren’in AİTİA’da okuttuğu “Makro İktisat” ders notlarında “komünizm propagandası yaptığı” iddia edilmişti.
  • İstanbul’da yayımlanan Güneş gazetesi sıkıyönetimce kapatıldı.
  • Dünya Yerli Halklar Günü, 1982 yılında Cenevre’de toplanan Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Çalışma Grubu tarafından ilan edilmiştir. Yerel toplulukların ihtiyaçlarına yönelik farkındalığı artırmak amacını taşıyan çalışma, 9 Ağustos gününü ‘Uluslararası Dünya Yerli Halklar Günü’ ilan etmiştir. Uluslararası toplumda yerli halkların haklarını korumak için özel önlemler alınması yönünde adımlar atılmakta ve Birleşmiş Milletler bu çabaları desteklemektedir. 9 Ağustos, her yıl yeni bir tema ile kutlanmaktadır. Yerel diller en önemli temalardandır.

1983

2871 sayılı Kamu Görevlileri ile ilgili Mal Bildirimi Kanunu kabul edildi.

1987 1982 Anayasa referandumunda “halkı boykota çağırdığı” iddiasıyla soruşturulan H.Şahin’in Astsubay Okulu’ndaki oğlu okuldan atıldı. Askeri savcılık, 8 Aralık 1982’de tutuklanan H.Şahin’i “yeterli kanıt bulunamadığı” gerekçesiyle 37 gün sonra salıvermişti.
1988

Adalet Bakanı Mehmet Topaç, tek tip elbise ve birçok baskıcı uygulamayı geri getiren 1 Ağustos 1988 Genelgesi’ni yayınladı. Genelge üzerinde cezaevlerinde yeniden açlık grevleri ve ölüm oruçları başladı.

1989 Sorun Yayınları tarafından yayınlanan Fyodor Korolyov’un “Lenin ve Eğitim” adlı kitabının çevirmeni Prof. Dr. Tahsin Yılmaz ile yayınevi sahibi Sırrı Öztürk hakkında “komünist eğitim ilke ve yöntemlerinin propagandasını yapmak” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı.
1992

Türk siyasetçi, hukukçu ve İstanbul Belediye Eski Başkanlarından Aytekin Kotil yaşamını yitirdi. (Doğumu:1934)

1992

Özgür Gündem gazetesinden Yahya Orhan ve Hüseyin Deniz Ceylanpınar’da öldürüldü 

1993
  • Ruth Bader Ginsburg‘in Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesindeki görevi sona erdi. Ginsburg, Başkan Jimmy Carter tarafından, 1980 yılında bu göreve atanmıştı. Daha sonra, ABD Eski Başkanı Bill Clinton tarafından 1993 yılında ABD Yüksek Mahkemesine atandı.
  • Fatih Cumhuriyet Savcılığı, eski İSKİ (İstanbul Su ve Kanalizasyon İşletmesi) Genel Müdürü Ergun Göknel hakkında soruşturma başlattı.
1994 Ankara 1 Nolu DGM’ye sunulan iddianamede olayların nedeni, “şenliklere katılanlar” olarak gösterildi, Aziz Nesin’in varlığı “eylemin hazırlayıcı sebepleri” arasında sayıldı. Ankara DGM Başsavcılığı, Sivas olaylarının tahrikçisi olduğu gerekçesiyle Aziz Nesin’in idamla yargılanması gerektiği iddia edildi.
2000 Nijerya’nın şeriata geçen yedi eyaletten biri olan Zamfara’da kadınlara motosiklete binme yasağı getirildi. Müslüman olmayan kadınlara motorsiklete binme yasağı getirilmedi.
2002 KKTC’de muhalif Avrupa gazetesi Yazıişleri Müdürü Şener Levent ve köşe yazarı Memduh Ener, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a hakaretten altı ay hapis cezası aldı. Basın örgütleri ve gazeteciler kararı protesto etti.
2003 Yargıtay, yanında çalışan avukatı taciz eden avukata verilen sekiz aylık hapis cezasını onayladı. Gerekçede sanığın “iftiraya uğradım” savunmasına karşılık “kişinin, zarar vermek için iffetini ortaya koyarak kendini zarara uğratması insan doğasına aykırı” denildi.
2004

Fransız hukukçu, yargıç, adalet bakanı ve siyasetçi Robert Lecourt (19 Eylül 1908 – 9 Ağustos 2004) yaşamını yitirdi. 1962 yılında Avrupa Adalet Divanı hakimliğine atanmış ve bu mahkemenin 1967-1976 yıllarında başkanlığını yapmıştı.

 2007

Hukuk kökenli siyasetçilerden Köksal Toptan, 535 geçerli oyun 450’sini alarak TBMM başkanı seçildi. Toptan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne 1962 yılında başladı, 1968’de avukat ruhsatını alarak Zonguldak’ta avukatlık mesleğine başladı.

2013

Yargıtay, yanında çalışan avukatı taciz eden avukata verilen sekiz aylık hapis cezasını onayladı. Kararın gerekçesinde sanığın “iftiraya uğradım” savunmasına karşılık “kişinin, zarar vermek için iffetini ortaya koyarak kendini zarara uğratması insan doğasına aykırı” denildi.

2024 Amerikalı hukukçu, akademisyen ve siyasetçi Ellen Marie Corbett (31 Aralık 1954 – 9 Ağustos 2024) yaşamını yitirdi. 2008’de Kaliforniya Eyaleti Şerifler Birliği tarafından Kaliforniya’nın En İyi 100 Avukatı arasında gösterilmişti. Kaliforniya İşçi Federasyonu, Kaliforniya Tüketici Federasyonu, Amerikan Kanser Derneği, Kaliforniya Yaşlılar Kongresi, Kaliforniya Sierra Kulübü, Çevre Çalışma Grubu, Kaliforniya Koruma Seçmenleri Birliği, Kaliforniya Temiz Su Eylemi ve Hindu Amerikan Vakfı’ndan onur ödülleri almıştı. 
2025
  • Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, 22 Haziran’da “Cumhurbaşkanı’nı tehdit” suçlamasıyla tutuklanan gazeteci Fatih Altaylı’yı Silivri Cezaevi’nde ziyaret etti.
  • Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ve yakınlarının şoförlüğünü yapan 6 kişi, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlamasıyla tutuklandı.
  • Gezi Parkı eylemleri gerekçe gösterilerek tutuklanan menajer Ayşe Barım hakkında tahliye kararı veren hakimin emekli olup avukatlığa başladığı öğrenildi.

  • Halı sahada düşerek yaralanan kişi, gerekli tedbirleri almadığı için halı saha işletmecisine tazminat davası açtı. Yargıtay, yerel mahkemenin 1 milyon 61 bin 830 lira maddi, 15 bin lira da manevi tazminat ödenmesi kararını hukuka uygun buldu.
  • İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün ‘Huzur İstanbul’ uygulamasında, çeşitli suçlardan aranan 295 şüphelinin de aralarında bulunduğu 700 kişi gözaltına alındı.
  • Leman Dergisi Yazı İşleri Müdürü Özdemir’in tutukluluğunun devamına karar verildi.
  • Organize Suç örgütü kurmak, yönetmek, tasarlayarak adam öldürmek suçlarından hakkında 18 yıl 1 ay hapis cezasıyla 2017 yılından bu yana aranan Hasan Basri Çillioğlu Büyükçekmece’da yakalandı.

  • Danıştay 8’inci Dairesi, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) hukuk fakültelerine girişte başarı sıralaması barajını 100 bin olarak belirleyen kararının ‘2025 YKS’den itibaren geçerli olmak üzere’ ibaresine yönelik olarak yürütmeyi durdurma kararı verdi. ‘2025 YKS’den itibaren geçerli olmak üzere’ ibaresi dışında kalan hususlar yönünden yürütmenin durdurulması talebi reddedildi.

2025 İzBB davasında tahliye kararı veren hakimlere görev değişikliği kararı verilmesine Yargıçlar Sendikası tepki gösterdi: “Yetki düzenlemeleri yargının araçsallaştırılmasına hizmet ediyor’ Sendika, devam eden davada Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümleri uyarınca yetkili ve görevli yargıçların verdikleri yargısal kararlar nedeniyle idari tasarruflarla görev yerlerinin değiştirilmesinin, yargı bağımsızlığı algısını zedelediğini vurguladı.
2026
  • Öğrenci affına ilişkin düzenlemeleri de içeren, ‘Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Karara göre öğrenci affından yararlanmak isteyenler 4 ay içinde ilişiği kesilen üniversitelere başvurabilecek.
  • “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması Sekretaryası Arasında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansının Otuz Birinci Oturumu, Kyoto Protokolü Taraflar Toplantısı Olarak Düzenlenen Taraflar Konferansının Yirmi Birinci Oturumu, Paris Anlaşması Taraflar Toplantısı Olarak Düzenlenen Taraflar Konferansının Sekizinci Oturumu, Bağlı Organların Oturumları ve Diğer BMİDÇS Toplantılarına Dair Anlaşma”nın onaylanmasına dair 7591Sayılı Kanun kabul edilerek resmi gazetede yayımlandı ve yürürlüğe girdi.
  • Edirne’nin Keşan ilçesinde polis tarafından durdurulan araçta yurt dışına kaçmak isterken yakalanan 3 FETÖ/PDY şüphelisi tutuklandı. Araç sürücüsü ve organizatör hakkında ise adli kontrol kararı verildi.
  • Adalet Bakanı Akın Gürlek, 1 Haziran 2026’dan bu yana adli işlem yapılan 52 orman yangınına ilişkin soruşturmalarda 34 şüphelinin tespit edildiğini bildirdi. Gürlek, şüphelilerden 9’unun tutuklandığını, 14’ü hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulandığını açıkladı.
  • ultrAslan lideri Sebahattin Şirin, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik sosyal medya paylaşımının ardından gözaltına alındı. Şirin’e; “uyuşturucu madde bulundurma/kullanma”, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “örgütlü karaborsa bilet dolandırıcılığı” suçlamaları yöneltildi.
  • Hatay’ın İskenderun ilçesinde ev ve otomobil kurşunladıkları iddiasıyla gözaltına alınan 7 şüpheli, çıkarıldıkları mahkemede tutuklandı.
  • Malatya’da polis ekiplerinin sokak satıcılarına yönelik fiziki takip sonucu gerçekleştirdiği operasyonda uyuşturucu madde ve çok sayıda hap ele geçirildi. Gözaltına alınan 11 şüpheli, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.
  • Meslekten ihraç edilen eski hâkim, adliyede sahte kimlikle yakalandı. 2019 yılında meslekten ihraç edilen eski hâkim Amil Ece’nin, İstanbul Adliyesi’ne sahte kimlik göstererek aktif görevde hâkim olduğunu söyleyip dosya takibi yapmaya çalıştığı belirtildi. Şüpheli tavırları üzerine kimliği kontrol edilen Ece, sahte hâkim olduğunun ortaya çıkmasının ardından gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Türkiye’nin İzlanda, Ukrayna ve Hollanda büyükelçilikleri ile Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi nezdindeki Daimi Temsilciliğine yeni atamalar yapıldı.
  • Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri, 1115. haftada Galatasaray Meydanı’nda Süleyman Cihan için adalet istedi.

1966 Genel Af Kanunu

9 Ağustos – Hukuk Takvimi

Sıddık Sami Onar

0

Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, modern Türk idare hukukunun kurucusu ve İstanbul Üniversitesi’nin seçimle göreve gelen ilk rektörüdür.

Onar, 11 Kasım 1897 tarihinde doğmuş ve 9 Ağustos 1972 tarihinde vefat etmiştir. İstanbul’da doğan Onar; Vefa Sultanisini ve İstanbul Hukuk Mektebini bitirmiş, Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesinde bir süre öğrenim görmüştür. İstanbul Ticaret Mahkemesinde yargıçlık görevinde bulunmuş, Mülkiye Mektebi ile Galatasaray Lisesinde öğretmenlik yapmıştır.

Akademik kariyerine üniversitede devam eden Onar, 1933 yılındaki üniversite reformu sonrasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde idare hukuku profesörü olmuş, 1934 yılında aynı üniversitede ordinaryüs profesör olmuştur.

Onar, ayrıca 1948 yılında Fransa’nın Toulouse Üniversitesi’nden de hukuk doktoru unvanı kazanmıştır. 1949 yılında İdare Hukuku ve İdari Bilimler Enstitüsü’nü kuran Onar vefatına kadar bu kurumun müdürlüğünü yapmıştır.

Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar

Akademik özgürlükten yana görüşleri Türkiye’de ilkleri gerçekleştirmesine neden olmuş ve yaşamı boyunca üniversitede yönetim özerkliğini savunmuştur.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde iki defa dekanlık görevi yürütmüştür. 1946 yılında yürürlüğe giren ve üniversiteleri Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinden ayırarak, bilimsel ve idari özerklik sağlayan Üniversiteler Yasasından sonra İstanbul Üniversitesi’nde seçimle göreve gelen ilk rektör unvanını kazanmış, rektörlük görevine 1949 yılına kadar devam etmiştir.

27 Mayıs 1960 tarihinde gerçekleşen ihtilal öncesinde meydana gelen olaylarla ilgili araştırmalar yapmak üzere TBMM’de “Tahkikat Komisyonu” kurulmasını “anayasa ihlali” olarak görmüş ve üniversite gençliğinin protesto hareketine destek vermiştir.

1961 Anayasası 

Onar, 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında 1961 Anayasası’nı hazırlayan kurula başkanlık yapmış, Anayasa, halk oylamasıyla yürürlüğe girmiştir. Anayasayı hazırlayan kurulda yer almasına karşın ihtilal sonrası Ali Fuat Başgil‘in de aralarında bulunduğu 147’ler olarak bilinen bazı akademisyenlerin Milli Birlik Komitesi tarafından görevden atılmasını protesto ederek rektörlük görevinden istifa etmiş, bu protestonun sonucunda 147’ler sorununun çözümünde etkin rol oynamıştır.

İstanbul Üniversitesine üçüncü defa rektör seçilmiş, 1963 yılına kadar bu görevine devam etmiştir.

Eserleri

Sıddık Sami Onar, Medeni hukuk, devletler hukuku, borçlar hukuku, icra ve iflas hukuku alanlarında yüzlerce makale ve birçok kitap yazmıştır. Onar’ın en önemli kitabı Türk hukukunun en kapsamlı kamu hukuku incelemesi olan İdare Hukukunun Umumi Esasları isimli başyapıtıdır. İlk baskısı 1952 yılında yapılan kitap Onar’ın yaşamında ve sonrasında birçok baskı yapmıştır.

Onar, 1972 yılında İtalya Cumhurbaşkanı’ndan Cumhuriyet Liyakat Nişanı almıştır. İstanbul Üniversitesi 1977 yılında anısına Onar Armağanı’nı yayımlamıştır. Sıddık Sami Onar 9 Ağustos 1972 yılında İstanbul’da vefat ettikten sonra adına ve anısına Ord.Prof.Dr.Sıddık Sami Onar İdare Hukuku Araştırma Ve Uygulama Merkezi kurulmuştur.

[toggle title=”” state=”open”]“Milletlerin hukuka ve kanunlara inançlarının sarsılmasının en büyük sebebi, bunların bizzat devlet ya da kendilerine inanılan insanlar tarafından ihlal edilmesi, bozulmasıdır.”

Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar[/toggle]

Ordinaryüs Profesör

0

Ordinaryüs Profesör, Türk üniversitelerinde Alman akademik sisteminden aktarılarak 1933 reformu ile oluşturulan akademik unvandır.

Ordinaryüs kavramının kökeni Almanca Ordinarius kelimesine dayanmaktadır. Profesörlerin hocası ya da hocaların hocası anlamlarında kullanılmıştır. Günlük dilde bir meslek veya sanatın ileri derecede uzmanı olarak anlamlandırılmıştır. Ordinaryüs profesörler, profesörlerin bilimsel araştırmaları ve orijinal yayınlarıyla tanınmış, bir kürsüde çalışma beraberliği ve yetiştirme görevlerini başaracak pedagoji ve yönetim yetkisi belli olmuşları arasından seçilmişlerdir.

Ordinaryüs profesörün olmadığı üniversite kürsüleri profesörlere bırakılmıştır. Ordinaryüslük unvanı bir kere kazanıldıktan sonra, profesörlük gibi. şahsa bağlı unvan olarak kalmıştır. 

Doktor, doçent doktor ve profesör doktor unvanlarından sonra erişilebilen Ordinaryüs profesörlük payesi en az beş yıl profesörlük yapmış, bilimsel çalışmalarıyla kendini tanıtmış öğretim üyeleri arasından seçilerek bir kürsünün yönetimiyle görevlendirilen bilim insanlarına verilmiştir. Aynı anda iki anabilim dalında ders veren profesörlere bu unvan verilmiştir. Ordinaryüs unvanı 1981 yılında çıkarılan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu ile lağvedilmiştir.

Alman sistemindeki `professor extraordinarius` unvanının zıddı olup, Türkiye de nizami profesör anlamında kullanılmıştır.

Son ordinaryüs profesör Reşat Kaynar 1954 yılında unvanını kazanmıştır. 2006 yılına vefat etmiştir. 

Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı, ordinaryüs profesörlüğü reddetmiş, bu akademik unvanın kaldırılmasını üniversite senatosuna rapor vererek teklif etmiştir.

Türk Ordinaryüs Profesörler 

Abdülhak Kemal Yörük – Hukukçu
Ahmet S. Çakmak – İnşaat Mühendisliği
Ahmet Esat Arsebük – Hukuk
Ahmet Ziyaeddin Akçasu – Nükleer Mühendisliği
Ali Fuat Başgil – Hukukçu 
Ali Muzaffer Göker – Tarih ve Siyaset Bilimi
Arif Müfid Mansel – Arkeolog
Ali Tanoğlu – Coğrafya
Aydın Sayılı – Bilim tarihçisi
Mehmet Aziz – Tıp
Mehmet Cavit Baysun – Tarihçi
Hulusi Behçet – Tıp
Besim Darkot – Coğrafya
Cahit Arf – Matematik
Cevdet Kerim İncedayı – Tıp
Ebül’ula Mardin – Hukukçu
Ekrem Akurgal – Arkeoloji
Ekrem Behçet Tezel – Tıp
Ekrem Şerif Egeli – Tıp
Ernst Eduard Hirsch – Hukukçu
Fahrettin Kerim Gökay – Tıp
Fazıl Erdoğan – Makine ve Malzeme Mühendisliği
Galip Ulsoy – Makine Mühendisliği
Hasan Vasfi Sevig – Hukukçu
Alfred Heilbronn -Botanik – Tıp
Emin Onat – Mimar
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu – Hukukçu
Hilmi İleri – Makina Mühendisiliği
Hilmi Ziya Ülken – Felsefe- Sosyoloji
Hüseyin Şükrü Baban – İktisat
İhsan Şükrü Aksel – Tıp – Psikyatri
Halil İnalcık – Tarih
İsmail Hakkı Uzunçarşılı – Tarih
İsmail Hikmet Ertaylan – Edebiyat-Tarih
Kazım İsmail Gürkan – Tıp
Kerim Erim – Matematik
Mazhar Şevket İpşiroğlu – Sanat Tarihi
Mazhar Osman Usman – Ruh ve Sinir hastalıkları
Mehmet Fuad Köprülü – Tarih
Muhiddin Erel – Tıp
Muzaffer Esat Güçhan – Tıp
Naci Bengisu – Tıp
Naşit Erez – Jinekoloji
Neşet Ömer İrdelp – Tıp
Nihat Berker – Fizik- İstatistiksel mekanik
Osman Tevfik Taylan – Mühendislik
Ömer Lütfi Barkan – İktisat ve Hukuk tarihçisi
Ratip Berker – Uygulamalı bilimler- Makine Mühendisliği
Reha Oğuz Türkkan – Hukukçu ve Tarihçi 
Reşat Kaynar – Hukukçu ve Felefeci
Reşit Rahmeti Arat – Dilbilimci
Sadri Maksudi Arsal – Hukukçu
Malik Sayar – Jeolog
Sedat Alp – Tarihçi – Hititolog
Sıddık Sami Onar – Hukukçu
Sulhi Dönmezer
Şevket Aziz Kansu – Tıp
Tevfik Remzi Kazancıgil – Tıp
Zeki Velidi Togan – Tarih
Zeki Zeren – Tıp

Mehmet Münir Çağıl

0
Mehmet Münir Çağıl

Mehmet Münir Çağıl (1873, İskilip – 9 Ağustos 1954), Osmanlı Devleti’nin son döneminde ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında görev yapan Türk hukukçu, devlet adamı, milletvekili ve vakıflar uzmanıdır. Babası Plevne Savaşı’na katılan Redif Binbaşı Mehmet Hilmi Efendi, annesi Fatma Zahide Hanım’dır.

İlköğrenimini İskilip’te tamamladı, 1887’de Çankırı Rüştiyesinden mezun oldu. İskilip ve İstanbul’da bir süre özel ders aldı. 1891 yılında imtihanla İstanbul Hukuk Mektebine girdi ve 29 Ağustos 1896’da pekiyi dereceyle mezun oldu.

Hukuk eğitimini tamamladıktan sonra 2 Temmuz 1898’de 1000 kuruş aylıkla Lüleburgaz Bidayet Mahkemesi Savcı Yardımcılığına atandı. 21 Mart 1899’da 1260 kuruş aylıkla Kudüs Sancağı Bidayet Mahkemesi Savcı Yardımcılığına getirildi. Daha sonra Musul Merkez Bidayet Mahkemesi Savcı Yardımcılığı, Akkâ ve Kudüs Mahkemeleri Ceza Başkanlığı ile Diyarbakır ve Kosova Bidayet Mahkemeleri Ceza Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Kosova Ceza Başkanı olduğu sırada 1908 İnkılâbı’nın ardından yapılan seçimlere katılarak 7 Kasım 1908’de 104 oy ile Çorum’dan Meclis-i Mebûsan‘a seçildi.

1911’de Meclis-i Mebûsan’ın kapatılması üzerine mebusluğu sona erdi. 1912’de ikinci kez Çorum mebusu seçildi; Meclis’in aynı yıl yeniden kapanmasının ardından üçüncü devrede de Çorum mebusu olarak görev yaptı. Meclis-i Mebûsan üyeliği sırasında 25 kez Meclis’te söz aldı.

26 Mayıs 1914’te mebusluktan istifa ederek Evkâf-ı Hümâyûn Nezâreti Müsteşarlığına getirildi ve bu görevini Ocak 1918’e kadar sürdürdü. İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi olan Çağıl, Osmanlı Devleti döneminde vakıfların idaresinde de görev aldı.

1921 yılının sonlarında Türkiye ile Sovyet Ukrayna arasındaki diplomatik görüşmelerde görev aldı. 25 Aralık 1921’de, Mihail Vasilyeviç Frunze başkanlığındaki Ukrayna heyeti ile Yusuf Kemal Bey, Münir Bey, Yusuf Akçura, Hikmet Bey, Mustafa Abdülhalik Bey ve Miralay Kazım Bey’den oluşan Türk heyeti arasında gerçekleştirilen Türkiye-Ukrayna konferansına katıldı. Görüşmeler sonucunda 2 Ocak 1922’de Türkiye-Ukrayna Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalandı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında Şeriyye ve Evkaf Vekâleti Müsteşarlığı görevini yürüttü. 1924 yılında bu görevde bulunan Çağıl, vakıfların Cumhuriyet döneminde yeniden düzenlenmesinde ve vakıflara ilişkin hukuki düzenlemelerin hazırlanmasında görev aldı.

Millî Mücadele döneminde Şeriyye ve Evkaf Vekâleti Müsteşarı olarak görev yaptığından TBMM’nin I. Döneminde milletvekili olarak görev almadı.

TBMM’nin II. Dönemi için yapılan seçimlerde Çorum’dan milletvekili seçildi ve mazbatası 12 Ağustos 1923’te onaylandı. TBMM’nin II., III., IV., V., VI., VII. ve VIII. dönemlerinde Çorum milletvekili olarak görev yaptı. Umûr-u Tasarrufiyye, Adliye Memûrin Muhakemât, Kavanin-i Maliye ile Diyanet ve Evkaf komisyonlarında görev aldı ve Adliye Komisyonu sözcülüğü yaptı. IV. Dönemde Adalet Komisyonunda çalıştı; üçüncü ve dördüncü toplantı yıllarında Komisyon başkanlığında bulundu. V., VI. ve VII. dönemlerde Adliye Encümeni üyeliği, V. dönemde ise İntihap Mazbataları Tektik Encümeni Reisliği yaptı.

2762 sayılı Vakıflar Kanunu‘nun TBMM’de görüşülmesi sırasında Adliye Encümeni Reisi(Adalet Komisyonu Başkanı) olarak görev yapan Çağıl, vakıfların hukuki statüsünün yeniden düzenlenmesine ilişkin yasama çalışmalarında yer aldı. Osmanlı vakıf hukukundan Cumhuriyet dönemi vakıf hukukuna geçiş döneminde görev yapan hukukçulardan biri olarak öne çıktı.

4 Ocak 1937’de İstanbul Barosu’na kayıtlı olduğunu, ancak İstanbul’da bulunan Türk Kömür Madenleri Anonim Sosyetesi Yönetim Kurulu üyesi olduğunu ve avukatlık mesleğini icra etmediğini bildirdi.

1908’de Seniha Hanım, 1915’te Nebile Hanım ile evlendi. Orhan, Selçuk, Turhan ve Bilge adlı dört çocuğu oldu.

Mehmet Münir Çağıl, 9 Ağustos 1954’te hayatını kaybetti ve İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Fort Jackson Antlaşması

0
Fort Jackson Antlaşması (Treaty of Fort Jackson)

Fort Jackson Antlaşması (Treaty of Fort Jackson), 9 Ağustos 1814’te Amerika Birleşik Devletleri ile Kuzey Amerika’nın güneydoğusunda yaşayan yerli bir halk olan Creek (Krik) Ulusu arasında imzalanan ve Horseshoe Bend Muharebesi’nin ardından Creek halkının yaklaşık 22–23 milyon akre (89.000–93.000 km²) toprağının ABD’ye devredilmesini öngören antlaşmadır. Antlaşmanın ABD tarafındaki en önemli aktörü, Horseshoe Bend Muharebesi’nde ABD kuvvetlerine komuta eden ve antlaşma görüşmelerinde ABD’yi temsil eden Andrew Jackson‘dır. Antlaşma, Jackson’ın adına verilen Fort Jackson’da imzalandığı için bu adla anılmaktadır.

Savaş masraflarının karşılanması gerekçesiyle yapılan toprak devri, günümüzde Alabama’nın merkez ve güney kesimleri ile Georgia’nın güneyindeki bazı bölgeleri kapsıyordu. Antlaşma ayrıca ABD’ye Creek topraklarında askeri karakollar ve ticaret noktaları kurma, yollar açma ve nehir ulaşımından yararlanma gibi haklar tanıdı. ABD, antlaşma şartlarını Creek Ulusu’na kabul ettirirken savaş sırasında ABD safında yer alan bazı Krik gruplarının topraklarının da devredilmesini öngördü. Fort Jackson Antlaşması, yerli halkların toprak ve mülkiyet hakları, savaş sonrası toprak devri ve ABD’nin güneydoğuya doğru genişlemesi açısından önemli bir hukuk tarihi belgesidir.

Antlaşmanın Sonuçları

Antlaşma, Creeklerin İngilizler ve İspanyollarla ilişkilerini kesmesini ve ABD tarafından lisanslanmamış kişi ve tüccarlarla temasını durdurmasını da şart koşuyordu. Toprak devri yalnızca savaş masraflarının karşılanmasına değil, Creekleri diğer yerli topluluklarından, Florida’daki Kızıl Sopalılar’dan, İspanyollardan ve İngilizlerden ayırmaya da hizmet ediyordu.

Antlaşmayla başlayan geniş çaplı toprak kaybı, sonraki yıllarda uygulanan yerli halkların zorunlu yer değiştirme politikalarının ve 1830 tarihli Indian Removal Act‘in ardından Kriklerin önemli bir bölümünün anayurtlarından çıkarılarak Oklahoma’ya gönderilmesine uzanan sürecin önemli aşamalarından biri oldu.

Antlaşmanın imza tarihi olan 9 Ağustos, Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Uluslararası Dünya Yerli Halkları Günü (International Day of the World’s Indigenous Peoples) ile aynı güne denk gelmektedir.

Alaattin Aydemir

0
Avukat Alaattin Aydemir

Alaattin Aydemir (1942, Görele, Giresun – 6 Temmuz 1979), avukat ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) Giresun Bölge avukatıdır. 1970’li yıllarda Karadeniz Bölgesi’nde avukatlık yapmış; ezilenlerin, yoksulların ve adalete ihtiyaç duyanların hak arama mücadelesinde yer almıştır.

Alaattin Aydemir, 1942 yılında Giresun’un Görele ilçesinde, üç kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geldi. Babası, memuriyetinin ilk yıllarında bir süre çevre köylerde eğitmenlik yaptıktan sonra banka memuru olarak görev yaptı. Babasının en büyük amacı, küçük oğlunun yüksek öğrenim görmesiydi ve bu isteğini gerçekleştirdi.

Aydemir, ilk ve ortaokul öğrenimini Görele’de, lise öğrenimini ise Trabzon’da tamamladı. Ankara’da sürdürdüğü üniversite öğreniminin ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.

Üniversite sonrasında hakimlik sınavlarına girdi. Aynı dönemde avukatlık stajını da sürdüren Aydemir, hakimlik ve avukatlık arasında yaptığı tercihin sonucunda avukatlık mesleğini seçti. Avukatlığa Görele’de başladı. Daha sonra Espiye’ye yerleşerek mesleğini burada sürdürdü.

Aydemir, avukatlık faaliyetlerini özellikle ezilenlerin, yoksulların ve adalete ihtiyaç duyanların hak arama mücadelesine yöneltti. Karadeniz Bölgesi’nde hak arayan çeşitli toplumsal kesimlerin hukuki sorunlarıyla ilgilendi.

Askerliğini yedek subay olarak Tuzla Piyade Okulunda yaptı.

Siyasi yaşamında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içerisinde faaliyet gösterdi. Espiye CHP yönetim kurulu üyeliği ve ilçe sekreterliği görevlerinde bulundu.

Aydemir, 1976 yılında Espiye’de kurulan Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) şubesinin avukatlığını üstlendi ve TÖB-DER’in Giresun’daki hukuki faaliyetlerinde görev yaptı. Trabzon, Ordu, Samsun gibi çevre illerdeki toplumsal davalarda görev aldı. Bu nedenle dönemin yerel sol literatürde “Karadeniz’deki devrimcilerin avukatı” olarak anıldı. 

Alaattin Aydemir, 1970’li yılların sonlarında Türkiye’deki yoğun siyasal çatışma ortamında yaşamını sürdürürken 5 Temmuz 1979 günü akşam saat 22.00 sıralarında, Espiye’deki evinin önünde kurulan pusu sonucunda çapraz ateşe tutularak vuruldu. Eve birlikte geldiği arkadaşına son sözlerinin “Beni faşistler vurdu. Kendini koru.” olduğu rivayet edilmektedir.

Ağır yaralanan Aydemir, Giresun Devlet Hastanesine yetişemeden yolda hayatını kaybetti. Ölümü 6 Temmuz 1979 olarak kayıtlara geçti. Cinayetin failleri bulunamadı ve olay dönemin diğer aydın ve hukukçu suikastları gibi “faili meçhul” kaldı ve dosya zamanaşımına uğradı. 

1979 yılı, 12 Eylül askeri darbesi öncesinde Türkiye’deki sağ-sol çatışmalarının ve faili meçhul siyasi cinayetlerin zirveye ulaştığı bir dönemde. Aydemir’in, üstlendiği davalar ve siyasi kimliği sebebiyle suikast öncesinde defalarca ölüm tehditleri aldığı bilinmektedir. 

Her yıl temmuz ayının ilk haftasında (suikast dönemi) Giresun Barosu’na bağlı meslektaşları, eski Töb-Der üyeleri ve sol aktivistler tarafından mezarı başında anma etkinlikleri düzenlenmektedir. Adı, Karadeniz sol tarihinin sembol hukukçularından biri olarak geçmektedir.

Roma Hukukundan Günümüze Önemli Sözler

0

A verbis legis non est recedendum

– Kanunun lafzından uzaklaşılmamalıdır,

Abrogata lege abrogante non reviviscit lex abrogata

– Bir kanun ilga edildikten sonra, önceki kanun kendiliğinden yürürlüğe girmez

Roma Hukuku

Absoluta sententia expositore non indiget

– Mükemmel ve mutlak bir hüküm yorumcu gerektirmez

Absentia vero adversario non erit damnandus

–  Hiç kimse gıyabında (mahkemede hazır bulunmadığı sürece) bir suçtan mahkum edilemez

Actori incumbit onus probandi – İspat yükü davacıya aittir

Ad quaestionem facti non respondent iudices; ad quaestionem legis non respondent iuratores

– Hakimler, vakıalara ilişkin meselelere cevap vermez; yeminliler – bilirkişiler, jüri – hukuki meselelere cevap vermez

Ames iudicio, non amore iudices

– Hüküm sevgi ile verilmeli, fakat sevgiden hareketle verilmemelidir

Argumenta non sunt numeranda, sed ponderanda

– Deliller sayılmaz, tartılır

Benignus leges interpretandae sunt, quo voluntas earum conservetur

– Kanunlar amaçlarına uygun olarak yorumlanmalıdır

Bonis nocet, qui malis parcit

– Kötüleri affeden, iyilere zarar verir

Casus fortuitus a mora excusat

– Beklenmedik hal, temerrüdü mazur gösterir

Cessante ratione legis, cessat lex ipsa

– Bir kanunun amacı ortadan kalkarsa, kanun da kalkmalıdır

Confessio est regina probationum

– İkrar, delillerin kraliçesidir

Consanguinei düorum concumbentium non sunt affines

– Eşlerin akrabaları olan dünürler arasında hısımlık olmaz

Consuetudo est optima legum interpres

– Uygulama kanunun en iyi yorumcusudur

Contractus ex conventione legem accipere dinoscuntur

– Tarafların üzerinde mutabık kaldığı hususlar, kanun gibidir

Conventio est lex

– Anlaşma, kanundur

Conventio privatorum non potest publico iuri

– Kamu hukuku, tarafların anlaşması ile değiştirilemez

De internis non iudicat praetor

– Hakim, içte olan (niyet) ile uğraşmaz

Delicta parentium liberis non nocent

– Ana babanın suçu çocuklarına zarar vermez

Docendo discimus

– Öğretirken öğreniyoruz

Dura lex, sed lex

– Kanun serttir ama kanundur

Eius est interpretari leges, cuius est condere

– Kanunu koyan yorumlamaya da yetkilidir

Error calculi non nocet

– Hesap hatası zarar vermez

Error insyllaba non nocet

– Yazı hatası zarar vermez

Etiam tacere est respondere

– Susma dahi cevap vermektir

Facta per testes, non pacta probantur

– Tanıklarla anlaşmalar değil, vakıalar kanıtlanır

Familias consenvari publice interest

– Ailelerin muhafazasında toplumun yararı vardır

Feminae pro infirmitate sexus minus ausuras esse credentur

 – Cinsiyetlerinin zayıflığı nedeniyle kadınların cesaret edebileceklerinin daha az olduğuna inanılır

Fiat iustitia nec pereat mundus

– Dünyanın yıkılmaması için adalet sağlanmalıdır

Geminant peccatum, quem delicti non pudet

– Fiilinden utanmayanın suçu ağırlaşır

Genera non pereunt

– Neviler telef olmaz

Generalia specialibus non derogant

– Genel olan özel olanı ilga etmez

Generalibus specialia derogant

– Özel olan genel olanı ilga eder

Graviore culpa graviore poena

– Kusur ağırlaştıkça ceza da ağırlaşır

Haec sunt praecepta iuris: Honeste vivere, neminem laedere, suum cuique tribuere

– Hukukun emirleri şunlardır: Şerefli yaşamak, kimseye zarar vermemek, herkese kendisinin olanı vermek

In conventionibus contrahentium voluntas potius quam verba spectare placuit

– Sözleşmelerde tarafların kullandığı kelimelerden çok iradelerine bakılmalıdır

In dubio pro reo

– Şüpheden sanık yararlanır

In societatis contractibus fides exhuberat

– Şirket akitlerinde sadakat esastır

Infinita aestimatio est libertatis

– Özgürlüğün değeri sonsuzdur

Inter proximos fraus facile praesumitur

– Yakın akrabalar arasında hile kolaylıkla yapılır

Interest rei publicae, ut sint finis litium

– Davaların, uyuşmazlıkların sona ermesinde kamu yararı vardır

Invitus procurationem suscipere nemo cogitur

– Hiç kimse iradesi hilafına temsilcilik yapmaya zorlanamaz

Is, qui tacet, non fatetur

– Susan ikrar etmiş olmaz

Iudex est lex loquens

– Hakim, konuşan kanundur

Iudicia suum effectum habere debent

– Mahkeme kararları etkili olmalı ve uygulanmalıdır

Iura scripta sunt vigilantibus

– Hukuk dikkatliler (uyanıklar) için yazılmıştır

Iure suo uti nemo cogitur

– Hiç kimse hakkını kullanmaya zorlanamaz

Ius est ars boni et aequi

 – Hukuk iyi ve adil olanın sanatıdır

Ius naturae bes immutabile

– Tabii Hukuk değişmezdir

Ius publicum privatorum pactis mutare non potest

– Kamu Hukuku kişilerin anlaşması ile değiştirilemez

Ius respicit aequitatem

– Hukukun hedefi adalettir

Iustitiae dilatio est quaedem negatio

– Geciken adalet onun reddi demektir

Leges ab omnibus intellegi debent

– Kanunlar herkes tarafından anlaşılabilir olmalıdır

Leges breves esse oportet, quo facilius teneantur

 – Daha kolaylıkla uyulması için kanunların kısa olması lazımdır

Leges posteriores priores contraris abrogant

 – Sonraki kanunlar önceki kanunları ilga eder

Lex est dictamen rationis

– Kanun aklın emridir

Lex est ratio summa, quae iubet quae sunt utilia et necessaria, et contraria prohibet

– Kanun en yüksek akıldır, faydalı ve lüzumlu olanı emreder ve tersi olanı yasaklar

Lex est, quod populus iubet atque consistit

– Kanun halkın emrettiği ve koyduğudur

Lex iniusta non est lex

– Adil olmayan kanun kanun değildir

Lex iubeat, non disputet

– Kanun emreder, tartışmaz

Lex moneat, priusquam feriat

– Kanun cezalandırmadan önce uyarmalıdır

Lex non prospicit, non respicit

– Kanun geriye değil, ileriye yönelir

Lex nova ad praeterita trahi nequit

– Yeni kanun geçmişe etkili olmamalıdır

Lex posterior derogat priori

– Sonraki kanun öncekini yürürlükten kaldırır

Lex semper intendit, quod convenit rationi

– Kanun daima aklın gereğini amaçlar

Lex specialis derogat legi generali

– Özel kanun genel kanunu değiştirir

Liberum corpus nullam recipit aestimationem

– Hür bir kimsenin bedeni para ile değerlendirilemez

Litorum usus publicus est

– Kıyılar herkes tarafından kullanılabilir

Male iure nostro uti non debemus

– Hakkımızı kötüye kullanmamalıyız

Mandatum morte dissolvitur

 – Vekalet ölümle sona erer

Mare liberum

 – Açık deniz – Deniz herkese açıktır

Mater semper certa est

– Ana daima bellidir

Minor in delictis maior habetur

– Haksız fiillerde küçük yaştaki kimse büyük kabul edilir

Mobilia non habent sequelas

– Menkuller takip edilemezler; menkul mallar üzerindeki haklar iyi niyetli kişiler tarafından iktisap edilince kaybedilirler

Morbus est impedimentum legale

– Hastalık kanuni bir engeldir

Mutuus dissensus

 – Karşılıklı irade uyuşması ile sözleşmeye son verilmesi

Ne bis in idem crimen iudicetur

 – Aynı suç dolayısıyla iki defa mahkumiyet kararı verilemez

Necat iudex ultra petita partium

– Hakim tarafların talepleri dışına çıkamaz

Necessitas non habet legem

– Zaruret kanun tanımaz

Necessitas probandi incumbit, illi qui agit

 – Ispat külfeti davacıya aittir

Necessitas publica maior quam privata

– Toplumun ihtiyacı ferdin ihtiyacından daha önemlidir

Negabit frustra in medio prensus crimine

 – Suçüstü yakalanan kimse boşuna inkar edecektir

Nemo bis punitur pro eodem delieto

– Hiç kimse aynı suçtan dolayı iki defa cezalandırılmamalıdır

Nemo plus iuris ad alium transferre potest quam ipse habet

– Hiç kimse sahip olduğu haktan fazlasını başkasına devredemez

Nemo punitur pro alieno delieto

–Hiç kimse başkasının işlediği suç için cezalandırılamaz

Nemo tenetur se ipsum accusare (prodesse)

– Hiç kimseden kendisini suçlaması beklenemez

Nihil iniquis venali iustitia

– Satın alınabilen adaletten daha kötü bir şey olamaz

Nimium altercenda verit

– Aşırı tartışma halinde gerçek kaybolur

Non alienat, qui dumtaxat omittit possessionem

– Sadece zilyetliğinden vazgeçen kimse mülkiyeti elden çıkarmış olmaz

Non bis in idem

 – Aynı konuda dava tekrar olmaz

Non est resgula, quin fallit

– Yanıltmayan hukuk kuralı yoktur

Non plus in accessione potest esse, quam in principali obligatione

 – Ana borçtan fazlası fer’ide mevcut olamaz

Non servata forma corruit actus

 – Şekle uyulmamışsa muamele yıkılır

Notorium non eget probatione

– Herkesin bildiğini ispat gerekmez

Nulla fortior probatio, quam confessio partis

– Taraf ikrarından daha kuvvetli delil yoktur

Nulla mora sine petitione

– Talep olmadan temerrüd olmaz

Nulla poena sine lege

– Kanun olmadan ceza olmaz

Nulla societas in aeternum

– Ebediyete kadar devam eden şirket olmaz

Nullum crimen, nulla poena sine lege – Nullum crimen sine lege

– Kanunsuz suç, kanunsuz ceza olmaz

Omne promissum cadit in debitum

– Her vaat borca dönüşür

Omnes homines aequales sunt

– Bütün insanlar eşittir

Omnia praesumuntur legitime facta, donec probetur contrarium

– Aksi kanıtlanıncaya kadar her şeyin kanuni olduğu kabul edilir

Omnis qui profitetur artem, culpam levissimam praestat

– Bir beceriyi meslek edinmiş olan herkes en hafif ihtimalinden sorumludur

Optime legum interpres rerum usus

– Kanunların en iyi yorumlayıcısı uygulamalıdır

Pacat dant leges contractui

– Üzerinde anlaşılmış olan husus sözleşmenin kanunudur

Pacta novissima servari oportet

– En son kararlaştırılana uyulmalıdır

Pacta privata iuri publico derogare possunt

– Kamu hukuku özel anlaşmalarla kaldırılamaz

Pacta sunt servanda

– Anlaşmalara uyulmalıdır

Pactum de contrahendo

– İleride sözleşmenin yapılacağına ilişkin anlaşma

Par deliquentis et suasoris culpa est

– Failin ve azmettirenin kusuru eşittir

Pater semper incertus est

– Babanın kim olduğu kesin değildir

Pectus facit iuris consultum

– Hukukçunun kalbi olmalıdır

Perfecta emptione periculum ad emptorem respicit

– Alım satım tamam olunca hasar alıcıya geçer

Periculum est emptoris – Hasar alıcıya aittir

Petitori incumbit probatio – İspat külfeti davacınındır

Poena constitur in emendationem hominum

– Ceza insanların düzelmesi konulmuştur

Poena corporalis maior qualibet poena pecuniaria

– Bedeni ceza her türlü para cezasından daha ağırdır

Poena debet commensurari delieto

– Ceza file göre ölçülmelidir

Poena ex delicto defuncti heres teneri non debet

– Ölenin fiilinin cezası mirasçıya yükletilmemelidir

Poena potius molliendae sunt quam asperandae

– Cezalar ağırlaştırılmaktan daha çok hafifletilmelidir

Poenalia non sunt extanda

– Cezai meseleler genişletilmelidir

Possessio non est iuris, sed facti

– Zilyetlik hukuka değil, fiiliyata ilişkindir

Possessor malae fidei ullo tempore non praescribit

– Kötü niyetli zilyet herhangi bir zamanın geçmesiyle malik olmaz

Praetor ıus dicere potest, facere non potest

– Hâkim hukuku söyleyebilir, fakat yaratamaz

Princeps legibus solutus

– Hükümdar kanunlarla bağlı değildir

Principale trahit acessionem

– Teferruat asla tabidir

Prior tempore potior iure

– Zaman itibarıyla önce gelen hakta kuvvetlidir

Probare debet, qui dicit, non qui negat

– İspat yükümlülüğü inkâr edene değil, iddia edene aittir

Probatio incumbit ei, qui dicit
– İspat iddia edene aittir

Probatio onus petitoris, commodum posseroris
– İspat davacının külfeti, zilyedin nimetidir

Propter necessitatem illicitum efficitur
– Zaruret halinde caiz olmayana müsaade edilir

Prout, quidque contractum est, ita et solvi debet
– Akdedilen hukuki işlem yapıldığı şekilde ortadan kaldırılmalıdır

Punitur he peccetur
– Ceza, suç işlenmemesi için verilir

Punitur quia pecceatum est
– Suç işlendiği için ceza verilir

Quae ad unum finem locuta sunt, non debent ad alium detorqueri
– Belli bir nedenle söylenmiş olan başka bir yöne çekilmemelidir

Quae communi legi derogant, stricte interpretantur
– Genel bir kanunu değiştiren husus dar yorumlanmalıdır

Quae publice fiunt, nulli licet ignorare
– Aleni olanı bilmediğini kimse öne süremez

Quae simulate geruntur, pro infectis habentur
– Görünüşte yapılan yapılmamış addolunur

Quae sine culpa accidunt, a nullo praestantur
– Kusur olmadan vuku bulandan kime sorumlu olmaz

Qui expicit, probare debet, quod excipitur
– İtiraz eden itirazını ispatla yükümlüdür

Qui partem debiti sine protestatione solvit, totum debitum agnoscere videtur
– Borcun bir bölümünü herhangi bir çekince olmadan ödeyen kimse borcun tamamını kabul etmiş sayılır

Qui possidet dominus esse praesumitur
– Zilyet olanın malik olduğu karinedir

Qui sciens solvit indebitum, donandi consilio id videtur fecisse
– Bilerek borçlu olmadığını ifa eden kimsenin bağışlama düşüncesiyle hareket ettiği kabul edilir

Qui tacet, consentire videtur, ubi loqui potuit et debuit
– Konuşabileceği ve konuşmaya mecbur olduğu halde susan kimse kabul etmiş sayılır

Quidquid est in territorio, est de territorio
– Ülkede olan her şey ülkenin kanunlarına göre değerlendirilir

Quidquid necessitas cogit, defendit
– Zaruret zorlamışsa, bu savunma olarak ileri sürülür

Quidquid plantatur solo, solo cedit
– Toprağa dikilenler toprağa tabi olur

Quilibet praesumitur bonus, usque dum probetur contrarium
– Aksi ispat edilinceye kadar bir kimsenin iyi niyetli olduğu karinedir

Quilibet rei suae legem dicere potest
– Herkes kendi malının kaderini kendisi belirleyebilir

Quisque potest renuntiare iuri suo
– Bir kimse hakkından vazgeçebilir

Quivis bonus praesumitur
– İyi niyet karinedir

Ratio legis est anima legis
– Kanunun mantığı kanunun ruhudur

Refertur ad universos, quod publice fit per maiorem partem
– Kamuyu ilgilendiren meselelerde çoğunluğun kabul ettiği herkesi bağlar

Res ficsi usucapi non potest
– Hazinenin malı zamanaşımıyla iktisap edilemez

Res inter alios acta alteri non nocet
– İki kişi arasında görülmüş dava başkasına zarar vermez

Res inter alios iudiacata alii non praeiudicat
– İki kişi arasında karara bağlanan mesele başkalarını etkilemez

Res iudicata alii non nocet
– Hükümler başkalarına zarar vermez; hükümle ancak taraflar bağlanır

Res iudicata ius facit inter partes
– Kesin hüküm taraflar arasındaki hukuku yaratır

Res iudicata pro veritate accipitur
– Kesin hüküm adli gerçek kabul edilir, Kesin hüküm hakikat kabul edilir

Res nullius occupanti cedit
– Sahipsiz mal ibraz edenindir

Rex non potest peccare
– Kral suç işleyemez

Rex regnat, sed non gubernat
– Kral idare etmez, hükmeder

Riparum usus publicus est
– Kıyılar herkes tarafından kullanılabilir

Scriptura privata non scribente nihil probat se ipsa
– Resmi belgeler düzenledikleri hususu ispat etmiş sayılır

Semel absolutus semper absolutus
– Bir defa beraat eden ebediyen beraat etmiş olur

Sentenia interlocutoria revocari potest, definitiva non potest
– Bir ara karar geri alınabilir, fakat nihai karar geri alınamaz

Si vis pacem, para bellum
– Barış istiyorsan, savaşa hazır olmalısın

Silent leges inter arma
– Silahların konuştuğu yerde kanunlar susar

Societas cum contrahitur, tam lucri quam damni communio initur
– Bir şirket kurulduğunda kazanç ve zarar ortak olur

Societas delinquere non potest
– Bir ortaklık suç işleyemez

Sola cogitatio furti faciendi non facit furtum
– Sadece hırsızlığı düşünmek kişiyi hırsız yapmaz

Solutionem adseveranti probationis onus incumbit
– İfayı iddia eden ispat külfeti altındadır

Specilia geralibus derogant, non generalia specialibus
– Özel hükümler genel hükümleri kaldırır, genel hükümler özel hükümleri kaldırmaz

Statim debetur, quod sine die debetur
– Vade olmadan borçlanılmış olan derhal borçlanılmıştır

Stultis non succurritur
– Aptallara yardım edilmez

Subscribens consentiresubscriptis censetur
– İmzalayanın imzaladığını kabul ettiği düşünülür

Tempora mutantur et nos mutamur in illis
– Zamanlar değişir ve biz de değişiriz

Testes non numerantur, sed penderantur
– Tanıkların sayısı değil, ağırlığı önemlidir

Testibus, non testimoniis creditur
– Beyanlarına değil, tanıklara inanılır

Tutor loco parentis habetur
– Vasi ana babanın yerini tutar

Tutor rem pupilli emere non potest
– Vasi vesayeti altındaki küçüğün malını satın alamaz

Ubi emelumentum, ibi onus
– Nerde yarar varsa, orada külfet vardır, hukuki işlemden yararlanan, külfetlere de katlanmalıdır

Ubi non est culpa, ibi non est delictum
– Kusur yoksa haksız fiil (suç) de yoktur

Ubi societas, ibi ius
– Nerede toplum varsa, orada hukuk vardır

Ubi te invenio, ibi te iudico
– Seni bulduğum yerde dava ederim

Utile non debet per inutile vitiari
– Geçerli olan geçersiz olan ile hükümden düşmez, hükümsüzlük kısmi olabilir

Utilitas publica privatae praeferri debet
– Kamu yararı ferdi yarara tercih edilmelidir

Verba contractus sunt leges contractus
– Bir sözleşmede kullanılan sözler kanundur

Verbis legis tenaciter inhaerendum
– Kanunun lafzına ısrarla bağlı kalınmalıdır

Victus victori in expensis est condemnandus
– Davayı kaybeden masrafları kazanana ödemeye mahkum edilmelidir

Vim vi repelllere licet
– Kuvveti kuvvetle def etmek caizdir

Vox audita perit, littera scripta manent
– Duyulmuş söz uçar, yazılmış harfler kalır

Vulgo quaesitus matrem sequitur
– Evlilik dışı çocuğun durumu anaya tabidir.

Si a jure discedas, vagus eris, et erunt omnia omnibus incerta
– Hukuktan uzaklaşırsan/ayrılırsan, yolunu kaybedersin ve bundan sonra herkes için her şey belirsiz hale gelir.

 

 

Marcus Ulpius Nerva Traianus (Trajan)

0
Marcus Ulpius Nerva Traianus (Trajan),

Marcus Ulpius Nerva Traianus (Trajan), 18 Eylül 53 tarihinde Italica’da dünyaya gelmiştir. Roma İmparatorluğu’nun geleneksel olarak kabul edilen Beş İyi İmparatoru arasında kronolojik olarak ikinci sırada yer almıştır. MS 98 yılında imparator olmuş ve 117 yılına kadar hüküm sürmüştür.

Trajan’ın hükümdarlığı, Roma İmparatorluğu’nun siyasi, askerî ve ekonomik açıdan en güçlü dönemlerinden biri olarak kabul edilmiştir. İmparatorluk, onun döneminde toprak bakımından en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Özellikle Dacia’nın fethedilmesi ve Doğu’daki seferler sonucunda Mezopotamya, Asur ve Ermenistan gibi bölgelerde Roma egemenliği genişletilmiştir. Ancak doğudaki bu genişleme kalıcı olmamış; Trajan’ın ölümünün ardından halefi Hadrianus döneminde bu bölgelerdeki bazı fetihlerden vazgeçilmiştir.

Dacia Savaşları sonucunda ele geçirilen büyük miktardaki altın ve gümüş ganimetleri, Roma İmparatorluğu’nun mali gücünü önemli ölçüde artırmış ve Trajan dönemindeki kapsamlı imar faaliyetlerinin finansmanına katkı sağlamıştır. Trajan, elde edilen kaynaklarla ünlü mimar Şamlı Apollodorus tarafından Trajan Forumu ve Trajan Pazarı gibi anıtsal yapıların inşa edilmesini sağlamış ve Roma’nın kentsel görünümünü önemli ölçüde değiştirmiştir.

Hukuka Katkısı 

Trajan, adil ve ölçülü yönetimin sembolü olarak öne çıkmış, Roma Hukukunun gelişimine ve hukukun kurumsallaşmasına büyük katkısı olmuş, hukukçuların devlet yönetimindeki etkinliğini artırmıştır. Özellikle eyalet yönetiminde adil, düzenli ve keyfilikten uzak bir idari anlayışın yerleşmesine önem vermiştir. Trajan, eyalet yöneticilerinden gelen hukuki ve idari sorunlara rescriptum niteliğinde bağlayıcı ve yazılı cevaplar göndermiştir. Plinius’un Bithynia-Pontus valiliği sırasında Trajan’a gönderdiği mektuplar ve Trajan’ın cevapları günümüze ulaşmıştır. Hristiyanlar hakkındaki hukuki uygulamalarda somut delil üzerinden hareket edilmesini istemiş ve isimsiz ihbarlara dayalı kovuşturmayı reddetmiştir. “Hiç kimse gıyabında (mahkemede hazır bulunmadığı sürece) bir suçtan mahkum edilemez – Absentia vero adversario non erit damnandus” ilkesini yazdığı fermanla benimsemiştir. Gıyapta yargılama ve mahkumiyet yasağına ilişkin fermanı, Ulpianus‘un Digesta‘sına aktarılmış, daha sonra Justinianus döneminde yapılan ve Roma Hukuku‘nun en büyük derlemesi olan Corpus Iuris Civilis‘in Digesta bölümünde (Digest 48.19.5) yer almıştır.

Roma Senatosu tarafından kendisine “Optimus” (En İyi) unvanı verilmiş ve bu unvan onun yönetim anlayışıyla özdeşleşmiştir. Yargı süreçlerine ve hukuka saygı göstermesi, sonraki dönemlerde ideal hükümdar anlayışının önemli örneklerinden biri olarak değerlendirilmiştir.

Trajan döneminde sosyal ve hukuki alanda çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Özellikle yoksul çocukların desteklenmesini amaçlayan Alimenta uygulaması dikkat çekmiştir. İtalya’daki çocukların bakım ve eğitimine yönelik olan bu sistem, imparatorun sosyal yardım ve çocukların desteklenmesine yönelik politika anlayışının önemli örneklerinden biri olmuştur.

Trajan’ın yönetimi, imparator ile Senato arasındaki ilişkiler bakımından da önceki bazı dönemlerden farklı bir model oluşturmuştur. Domitianus dönemindeki otoriter yönetim sonrasında Trajan’ın daha uzlaşmacı ve hukukla uyumlu yönetim anlayışı, sonraki tarihçiler tarafından olumlu biçimde değerlendirilmiştir.

Trajan, Doğu seferleri sırasında hastalanmış ve 6 Ağustos 117 tarihinde Kilikya’daki Selinus’ta(Türkiye) hayatını kaybetmiştir. Ölümünün ardından külleri Roma’ya getirilmiş ve Trajan Sütunu’nun bulunduğu alana defnedilmiştir.

 

“Bir suçlunun cezasız kalması, tek bir masumun mahkum edilmesine tercih edilir.” (Satius est impunitum relinqui facinus nocentis, quam innocentem damnari)

Latince Deyimler

1

Latince Deyimler – Roma Hukuku

A bene placito
Memnun edilmiş birinden
A bove ante, ab asino retro, a stulto undique caveto
Öküzün önünde, eşeğin arkasında, aptalın her tarafında hazırlıklı ol
Ab ovo usque ad mala
Yumurtadan elmalara (Baştan sona anlamında: Romalıların geleneksel yemek sırasından esinlenerek, Horatius, Satir 1.3)
Absentem lædit, qui cum ebrio litigat
Sarhoşla kavga eden, yerinde olmayan birini döver (Publius Syrus, Sentences)
Ab uno disce omnes
Bir şeyden herşeyi öğren (Bir tek örnekle ya da gözlemle çıkarımlarda bulunulabileceği anlatılır, Virgilius, Aeneid)
Abusus non tollit usum

Suistimal düzgün kullanmayı iptal ettirmez. Bir şey suistimal edilince onun düzgün kullanımını etkilememelidir.

Abusus non tollit usum

Ab imo pectore
Kalbin derinliklerinden (dürüstlükle)
Ab inconvenienti
Uygun olmayan bir şeyden
Ab Jove principium
Jüpiter’le başlayalım
Abyssus abyssum invocat
Uçurum uçurumu çağırır. (Bir hata diğerlerinin doğmasına sebep olur)
A cane non magno saepe tenetur aper
Yabandomuzu hep kendinden küçük köpeklere yem olur
Acta non verba
Hareket, söz değil. (ABD Ticari Deniz Akademisi mottosu)
Actibus immensis urbs fulget massiliensis
Marsilya şehri, müthiş eylemlerle ışıltı saçıyor.

Actio libera in causa

Nedeninde serbest hareket. Actio libera in causa (Nedeninde serbest hareket) Sebebinde serbest hareketler kuramı olarak da bilinmektedir.

Actio libera in causa

Ad astra
Yılıdızlara doğru
a Deucalione
Dökalyon’dan beri (çok uzun zamandan beri anlamında)
A divinis
Kutsal şeylerin dışında
Ad augusta per angusta
Doruklara doğru dar yollardan (Başarı kolay kazanılmaz) (Hernani, Victor Hugo – sahne IV)
Adequatio intellectus et rei
Aklın ve gerçeğin uyumu (Gerçekin bir tanımı.)
Ad libitum
Kendi isteğine bağlı olarak (ad lib. olarak kısaltılır)
Ad fontes
Kaynaklara doğru
Ad gloriam
Zafer için
Ad hoc
Belli bir amaca yönelik, amaca özel, niyete mahsus, geçici

Ad hoc

Ad Hominem

Bir argümana cevap verirken argümanı eleştirmekten ziyade argümanı yapan kişiye saldırmak.

Argumentum Ad Hominem – Ad Hominem

Ad impossibilia nemo tenetur
Hiç kimse yapamayacağı şeyler için söz vermemelidir.
Ad majorem Dei gloriam
Tanrı’nın ihtişamlı görkemi için (Haçlıların, Cizvitlerin ve Şikago Üniversitesinin mottosu)
Ad kalendas graecas
Grek Kalendas’ta. (Kalendaslar Romalı’dır, bu yüzden bu deyim var olmayan bir tarihi belirtir: çıkmaz ayın son çarşambası)
Ad litteram
Harfi harfine
Ad nauseam
Mide bulandırana kadar (kabak tadı vermek)
Ad oculos
Kendi gözlerinle (Bariz, herkesin gözü önünde anlamında)
Ad patres
Eskilerin yanına (Ad patres’e göndermek: öldürmek)
Ad perpetuam memoriam
Sonsuz anısına (Genelde-nın sonsuz anısına olarak kullanılır ve adı anılan kişinin ölümünden uzun yıllar sonra dahi hatırlanması dileğidir)
Adsum
Buradayım (Absumun zıddı)
Adversus solem ne loquitor
Güneş aleyhinde konuşma (Açık ve belli şeyleri tartışma)
Ad vitam æternam
Sonsuz bir hayat için
Addendum, çoğul addenda
Eklenecek şey(ler)
Ad victoriam
Zafere (Daha çok zafer için olarak tercüme edilir, Romalılar savaşta böyle bağırırlardı.)
Ægroto dum anima est, spes est
Hasta nefes aldıkça, umut vardır. (Erasmus, Adages, 2.4.12)
A.E.I.O.U. (« Austria Est Imperare Orbi Universo. »)
(5 sesli harf) Avusturya tüm dünyayı yönetmeli (Habsbourg mottosu ; Almancası: « Alle Erde Ist Oesterreich Untertan. »)
Bronz (harcanan bronz)
Tunçtan Daha Sagle Bir Yapı dikter. (Horace Odes, 3, 30)
Age quod agis !
Ne yapıyorsan onu yap!
Agnus Dei
Tanrı’nın kuzusu (İsa için kullanılır)
Alea iacta est
Zarlar atıldı. (Jül Sezar)
Alibi
Başka yerde (Hukuk terimi: Zanlının suçun işlendiği tarihte başka bir yerde olduğunu göstermesiyle yaptığı savunma)
Alis grave nil
Hiçbir şey kanatları olandan daha hafif değildir. (Pontifical Katolik Üniversitesi dövizi)
Alis volat propris
Kendi kanatlarıyla uçar (Oregon’un dövizi. Alis volat propriis olarak da söylenir.)
Alma mater
Süt annesi
Alter ego
Bir başka kendi
A mari usque ad mare
Bir denizden diğer denize (Kanada’nın resmi mottosu)
Amantes amentes
Aşık olmak deliliktir.
Amici, diem perdidi
Dostlarım, günü boşa harcadım (Titus Flavius Vespasianus tarafından, iyi bir iş yapmadığı gün hakkında söylenmiştir)
Amicus certus in re incerta cernitur
Arkadaşlar kötü günde belli olur.
Amor est vitae essentia
Aşk hayatın özüdür. (Robert B. Mackay)
Amor omnia vincit
Aşk her güçlüğü yener.
Amor patriæ nostra lex
Vatan sevgisi kuralımızdır/yasamızdır
A posteriori
Deneysel verilerden yola çıkarak
A priori
Deneyden önce
Aquila non capit muscas
Kartallar sinek avlamazlar. (Erasmus, Adages, 3.2.65)
Argumentum ad hominem
Tartışmanın kalitesi, tartıştığın kişinin kalitesine bağlıdır

Argumentum Ad Hominem – Ad Hominem

Argumentum baculinum
Sopa argümanı (tehdit ya da güçle ikna etmek) (bkz. Molière, Scapin’in Dolapları)
Ars est celare artem
Gerçek sanat sanatı gizli tutabilmektir
Ars gratia artis
Sanat için sanat (MGM film şirketinin mottosu)
Ars longa, vita brevis
Sanat uzun, yaşam kısa
Ars similis casus
Sanat tesadüfe benziyor (Ovide)
Asinus asinorum in sæcula sæculorum
Yüzyılların gördüğü eşeklerin en eşeği.
Asinus asinum fricat
Eşek eşeğe sürtüyor (birbirlerine aşırı iltifat edenlere söylenir)
Eşek at görünüyor
Eşek yardım bakıyor.
Audaces fortuna juvat
Talih cesaret edene güler.
Audemus jura nostra defendere
Hakkımızı aramaya cesaret ediyoruz. (Alabama şehir mottosu, 1923)
Audere est facere
Cesaret etmek, yapmaktır. (Tottenham Hotspur Futbol Klübü)
Audi, vide, tace, si vis vivere
Dinle, gör, sus, eğer yaşamak istiyorsan
Audiatur et altera pars
Diğer tarafı da dinleyelim (Mahkeme gibi yerlerde söylenir)
Auri sacra fames
Altına duyulan tiksinç açlık (Virgilius, Énéide, III, 57)
Aut Cæsar, aut nihil
İmparator ya da hiç! (Cesar Borgia mottosu)
Aut disce aut discede
Ya öğren, ya terket.
Ave Cæsar, morituri te salutant
Selamlar Sezar, ölecekler seni selamlıyor! (Dövüşten önce gladyatörlerin selamı, bkz. Suétone, Claude, 21)
Avaro omnia desunt, inopi pauca, sapienti nihil
Cimrinin herşeyi, fakirin bazı şeyleri eksiktir, bilgin’in ise hiçbirşeyi eksik değildir.
Ave Europa nostra vera Patria
Selam Avrupa! Gerçek anavatanımız! (Pan-Avrupa görüşü mottosu)
Ave Maria
Selam Meryem (Roma Katolik Duası, İsa‘nın annesi Meryem‘e.)
B
Barba non facit philosophum
Sakal felsefe yapmaz (Plutarkhos’tan alıntı)
Barbarus hic ego sum quia non intellegor ulli
Beni burda barbar sayıyorlar, çünkü beni anlamıyorlar.
Beati pauperes spiritu
Ruhu kutsanmış olanlar fakirlerdir (Matta İncili)
Bellum omnium contra omnes
Herkesin herkesle savaşı (Thomas Hobbes, devletin doğasını açıklamak için kullanılan kelime grubu)
Bene diagnoscitur, bene curatur
İyi teşhis etmek, iyi tedavi etmektir.
Beneficium accipere libertatem est vendere
Yapılan iyiliği kabul etmek özgürlüğünü satmaktır.
Bis dat, qui cito dat
Hızlı vermek, iki defa vermektir. (Desiderius Erasmus, Adages, 1.8.91)
Bis repetita placent
Tekrar eden baştan çıkartır.
Bis repetita non placent
İki kez tekrar eden artık baştan çıkarmaz. (Horatius, Şiir Sanatı, 365. dize)
Bona diagnosis, bona curatio
İyi teşhis, iyi ilaç.
Bona fide
İyi niyetle
Bona valetudo melior est quam maximæ divitiæ
Sağlıklı olmak en iyi zenginliklere bile yeğdir.
Bonitas non est pessimis esse meliorem
İyi olmak en kötüden daha iyi olmak anlamına gelmez.
Bonum commune communitatis
Toplumun ortak çıkarı
Bonum vinum lætificat cor hominum
İyi şarap, insanı neşelendirir (tam tercümesi kalbini neşelendirir)
Brevitatis causa
Kısaca söyle
C
Cacoethes scribendi
Kötü yazma alışkanlığı (kötü kelimesi, alışkanlıkı niteler, yazmaktan vazgeçememek demektir)
Camera obscura
Karanlık oda (fotoğrafçılık/yeni Latince)
Canis Canem Edit
Köpek, köpek yer. (Kimsenin güvende olmadığı durumlar için kullanılır)
Canis sine dentibus vehementius latrat
Dişsiz köpek daha kuvvetli havlar (havlayan köpek ısırmaz)
Carpe diem
Anı yaşa, günü yakala.
Carpe effingo
Modayı yaşa, trendleri yakala.
Carpe modo
Anı yaşa, Anı yakala.
Carpe noctem
Geceyi yaşa.
Carpe mortem
Ölümü yaşa.
Carpe diem, quam minimum credula postero
Günü yakala, yarına olabildiğince az güven.(Horatius, Carmina, 1.11.8)
Carthago delenda est
Kartaca’yı yıkmak gerek.
Castigat ridendo mores
Adetleri gülerek düzeltiyor (Comédie-Française mottosu, Jean de Santeuil’den alıntı)
Casus belli
Savaş nedeni (savaşı tetikleyecek durum)
Causa mortis
Ölüm nedeni
Cave canem
Dikkat, köpek var. (Pompei’de bir evin girişinde mozayik üzerinde bulunan yazı)
Caveat emptor
Alıcı uyanık olsun!
Cave ne cadas
Düşüşe hazırlıklı ol (gelenek olarak bir zafer sırasında imparatorun arkasında duran kölenin söylediği sözler)
Cessante ratione legis cessat ipsa lex
Yasanın mantığı bittiyse, yasa bitti demektir. (Yasanın uygulama mantığı bittiyse ya da çağdaş koşullara artık cevap vermiyorsa yasa yararsız hale gelir.)
Cetera quis nescit?
Gerisini kim bilmez?
Gıda sos açlık
onu yemegin baharatıdır açlık. (2.90 Cicero kan)
Circa
Yaklaşık, dolaylarında (İngilizcede de tarih anlamında aynen kullanılıyor)
Citius, Altius, Fortius
Daha hızlı, daha yukarı, daha güçlü (olimpik motto)
Coelum non animum mutant qui trans mare currunt
Denizi aşan insanlar ruhlarını değil, (üzerlerindeki) gökyüzünü değiştirirler.
Cogitationis poenam nemo meret
Kimse düşüncesinden dolayı cezayı haketmez.
Cogito ergo sum
Düşünüyorum, o halde varım (Descartes, Felsefenin Prensipleri, 1.7.10)
Collige virgo rosas
Topla, genç kız, çiçekleri. (bkz. Carpe diem)
Concordia civium murus urbium
Vatandaşlar arasında uyum, işte bir şehrin surları budur.
Condemnant quod non intellegunt
Anlamadıklarını mahkûm ederler.
Conditio sine qua non
Gerekli şart
Confer
-e danışın, -e başvurun (cf. diye kısaltılır)
Contraria contraiis curantur
Zıtlar zıtlara iyi gelir.
Consuetudine ius esse postulatur id quod voluntate omnium sine lege, vetustas comprovavit         
Örf adet hukuku, bir kanun yapılmadan, toplumun iradesiyle, eskiden beri kabul edilen hukuktur.
Consuetudinis vis magna est
Adetlerin önemi büyüktür.
Consuetudo altera natura est
Adetler (alışkanlıklar) ikinci bir doğadır. (Marcus Tullius Cicero, Tusculanes, 2.17.40)
Contraria contrariis curantur
Karşıtlıklar karşıtlıklara iyi gelir (çivi çiviyi söker)
Corpus delicti
Mağdurun cesedi (bir cinayet işlendiğinde)
Corpus separatum
Ayrı beden (siyasi açıdan bir yerin egemenliğinde olmayan topraklar)
Credo quia absurdum
İnanıyorum, çünkü saçma. (Tertullian’ın yanlış anlaşılmış sözü. Orijinali: et mortuus est Dei Filius prorsus
credibile quia ineptum est
Tanrı’nın oğlu öldü, kısacası, inanılabilir çünkü uygunsuz. Yani Tanrı’nın oğlunun ölmesi o kadar saçmadır ki bu mantığa sığmaz, ancak inanca dayanabilir.)
Cui bono ?
Ne çıkarla? (Cinayet kime yarar?, Marcus Tullius Cicero, Pro Milone, 12.32)
Cuius regio, eius religio
Öyle prens, öyle din. (halkının dinine karar verebilen prensler için)
Hata
Yanılmak Tous İNSANLARA özgüdür. ( , Cicero’dan Zengin, 12.2.5 ) (err CF insandır)
Cura ut valeas!
Kendine özen göster!
Curriculum vitæ
Yaşam yolu (CV)
D
Allah sonunu verecektir
gece, vermek, Ayşe. (Vergille)
Onlar anlamadıkları şeylerden kınıyoruz
Anlamadıkları Seylerus kınarlar.
De facto
Fiilî olarak
De gustibus et coloribus, non disputandum
Zevkler ve renkler tartışılmaz.
De jure
Hukuken
De minimis non curat prætor
Preator’lar küçük şeylerle ilgilenmezler.
De mortuis nihil nisi bene
Ölüler hakkında yalnızca iyi şeyler konuşulmalıdır.
De omni re scibili et quibusdam aliis
Bütün bilinebilir ve bazı diğer şeyler hakkında (15. yy. İtalyan okulu)
De profundis clamavi
Uçurumun dibinden haykırdım!
Emperor için donanımdır ayakta ölmek
ölmelidir ayakta hazırlıksız arasında. (Vespasien’in)
yukarı kaldırın
Gençlik hatalarım.
Deliriant isti Romani
Bu Romalılar deliler! (Asterix ve Obelix çizgi romanlarında kullanılır)
Deo juvante
Tanrı’nın yardımıyla. (Monako sloganı)
Desipere est juris gentium
Ölçüsüzlük insanların hakkıdır.
Deus ex machina
Makinadan çıkan Tanrı. (Tiyatroda sahneye tepeden inen ve bir anda tüm problemleri çözen Tanrı figürü için kullanılır)
Sloganım anlaşması
Sözü sözdür.
Diem perdidi
Günümü kaybettim. (Roma İmparatoru Titus)
Dies irae
Kıyamet günü.
Disce quasi semper victurus vive quasi cras moriturus
Hep yaşayacakmış gibi öğren,yarın ölecekmiş gibi yaşa.
Divide et impera
Böl ve yönet (başka bir biçimi: Divide ut imperes; yönetmek için böl)
Dixi
Dedim. (Söyleyeceklerim bu kadardı anlamında sözün sonunda söylenen popüler söz)
Biz öğreterek öğrenmek
Öğreten Oğrenir 
Docendo disco,scribendo cogito
Öğreterek öğreniyorum, yazarak düşünüyorum.
Doctus cum libro
Kitabıyla bilgin. (Kendileri bir şey bilmeyip, hazır bilgiyi sunmaya çalışanlar için kullanılır)
Dominus vobiscum
Senyör sizinle olsun.
Dona nobis pacem
Bize barış/huzur ver!
Dos

Klasik Roma Hukukunda Dos’un Tesisi

Draco dormiens nunquam titillandus
Uyuyan bir ejderhayı asla gıdıklama. (Harry Potter serisindeki Hogwarts Okulu’nun sloganı)
Ducunt volentem fata,nolentem trahunt
Kader, onu kabul edene yol verir, reddedeni ezer geçer. (Kader hakkında tipik stoacı söylem)
Dulce et decorum est pro patria mori
Vatan için ölmek tatlı ve güzeldir. (Horatius)
Dum spiro,spero
Nefes aldığım sürece umut ediyorum.
Dum vivimus servimus
Yaşadığımız sürece hizmet ederiz. (Presbiteryen Kolej sloganı)
Duo testis bene benedata!
İki adet testisi var, uygundur! (Papa seçiminden önce en yaşlı Kardinal’in, Papa adayının kadın olmadığını kesinleştirmek için delikli sandalyede testislerini muayene ettikten sonra sarfettiği söz. Bu adet 9.yy’dan beri uygulanıyor )
Duos habet et bene pendentes!
İki tane var ve düzgün sarkıyorlar.(Bayan Papa Jeanne’dan beri yeni Papa seçilirken yapıldığı söylenen cinsiyet kontrolünde Papa’nın bayan olmadığını doğrulayan söz.)
Dura lex, sed lex
Kurallar katıdır, ama kuraldır.
ve
E fructu arbor cognoscitur
Ağaçlar meyvelerinden tanınır.
Ego primum tollo,nominor quoniam leo
En büyük parçayı ben alıyorum,çünkü benim adım arslan(Phaedrus)
E pluribus unum
Birlik çeşitlilikten gelir ya da birlik güçtür(ABD arması üzerinde)
Ecce homo
İşte insan(Ponce Pilate,İsa’yı kalabalığa takdim ederken)
Editio princeps
Birinci baskı
Errare humanum est
Hata insana mahsustur.
Errare humanum est,perseverare diabolicum
Hata insana mahsustur,ancak hata yapmakta diretmek şeytancadır.(Lucius Annaeus Seneca)
Esse quam videri
Öyle görünmek değil, öyle olmak. (Sallust)
Est quaedam flere voluptas
Ağlamak da bir zevktir.(Ovidius)

Publius Ovidius Naso 

Et alii
Ve diğerleri(et al. veya e.a. diye kısaltılır.)
Et cætera
Ve diğer şeyler(etc.diye kısaltılır.)
Ex abstracto
Soyuttan yola çıkarak
Ex falso sequitur quodlibet
Yanlıştan yola çıkıp her istediğimiz sonuca varırız.(Yanlış önermeden yola çıkarak herhengi bir önermeye varılabileceğini söyleyen mantık kuralı)
Ex nihilo
Hiçbir şeyden yola çıkarak
Hiçbir şey için yapılır yoktan geliyor
hiçlik Cika Hiçlikten. (Werner)
Ex oriente lux
Işık doğudan yükselir (Işık’tan kültür kastedilmiştir)
Experto crede
Ehil olana güven
F
kendi kaderini esnaf mı
Herkes Kendi kaderini yazar. (Marcus Cladius olan)
Fabricando fit faber
Pratik mükemmelleştirir.
Facilius est multa facere quam diu
Birçok şey yapmak hayat boyu sadece bir şey yapmaktan daha kolaydır.
Bir şey yap, şeytan her zaman meşgul bulabilirsiniz
Rep çalışın ki seytan geldiginde sizi meşgul görsün. (Aziz Jerome)
Fac simile
Benzer bir şey yap. (Faks sözcüğü burdan türemiştir)
Felix culpa
Mutlu hata
Felix qui potuit rerum cognoscere causas
“Şey”lerin derinliklerine inebilenlere (nedenleri anlayabilene) ne mutlu! (Virgilius)
Fere libenter homines id quod volunt credunt
Kural olarak, insan olmasını umduğu şeye inanır.
Festina lente !
Yavaşça acele et!
Fiat lux !
Işık olsun! (Dünyanın yaratılması sırasındaki ilahi emir)
Fide, sed cui vide
Güven, ancak önlemini de al. <İtimat kontrole mani değildir.>
Finis coronat opus
Sonuç, araçları meşru kılar. (Başarı için her yol mubahtır gibi)
Flagrante delicto : Kavram Roma Hukuku’ndan modern hukuk sistemlerine iktisap edilmiştir. 
Suçüstü : Bir suçlunun suçu işlemekte iken yahut işledikten ok kısa bir süre sonra kanunları uygulamakla yükümlü görevlilerce yakalanmasıdır. Roma Hukukunda gelen bu kavramın Türk Hukuku’ndaki karşılığı “suçüstü hali”dir.  Suçüstü hâli; işlenmekte olan suç yanında, henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen sonra takip edilen veya suçun az önce işlendiğine dair eşya ya da delille yakalanan kimsenin işlediği suçu da kapsamaktadır. Suçüstü hali durumlarında kolluk kuvvetleri, suçluyu herhangi bir adli karara ihtiyaç duymaksızın alıkoyma yetkisine sahiptir. TCK 90. Maddeye göre “Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması” halinde yakalama ve gözaltı yapılabilir. Suçüstü hali, dokunulmazlığı olan milletvekilleri bakımından dahi istisnai haller öngörmektedir. Anayasa’nın 83/2. maddesi uyarınca, “ağır cezayı gerektiren suçüstü hali”nde, muhakeme engeli olan dokunulmazlık söz konusu olmamaktadır.
Florebo quocumque ferar
Taşındığım her yerde çiçek açacağım.
Fluctuat nec mergitur
Yalpalar, ama asla batmaz (Paris şehrinin mottosu)
Fortes fortuna juvat ou Audaces fortuna adiuvat
Şans ancak cesurlara yardım eder.
Fortis et liber
Güçlü ve özgür
Fraus latet in generalibus
Genellemeden hata doğar.
G,
Gladius legis custos
Kılıç yaşamın koruyucusudur. (Paris Adalet Sarayı’nın girişinde kazılı döviz, silahlı kuvvetlerin hukuk için çalışması gerektiğini anlatır)
Grammatici certant
Bilginler kendi aralarında bu konuda anlaşamamışlardır.
Gutta cavat lapidem non vi, sed sæpe cadendo
Suyun taşı delmesi gücünden değil sürekliliğindendir.
‘H
Habeas corpus
Vücudun senindir (Hukuk yasası)
Habemus papam
Bir papamız var
Habent sua fata libelli
Kitaplar kendi kaderlerine sahiptir
Hannibal ante portas ya da Hannibal ad portas
Hannibal kapıda (Tartışmaya zaman yok, savaşmalı anlamında)
Hic et nunc
Burada ve şimdi
Hic et ubique terrarum
Burada ve dünyanın her yerinde (Sorbonne dövizi)
Hic Rhodus, hic salta
İşte Rodos, atla!
Hoc signo vinces
Bu işaret sayesinde galip geleceksin (Milvius Köprüsü Savaşı öncesi I. Constantinus‘a iletildiğine inanılan ilahi görünüm)
Hodie mihi, cras tibi
Bugün benim, yarın senin için
Homines quod volunt credunt
İnsanlar inanmak istediklerine inanırlar.
Homo homini lupus
İnsan insanın kurdudur.
Homo sum, humani nil a me alienum puto
İnsanım, ve insani olan hiçbirşey bana yabancı değildir.
Hora fugit, stat jus
Zaman geçer, hukuk kalır.
Kitlesi
söylemesi korkunç
Humanius est deridere vitam quam deplorare
Hayata gülmek hayat için ağlamaktan daha insani bir davranıştır.
ben
İbid
Aynı yerde
Kimliği est
Yani
Idem
Aynı şey
Id est genus hominum
İşte insan cinsi böyledir (Terentius)
Ignorantia iuris nocet
Hukuk bilmemek zarar verir.
Ignorantia juris neminem excusat
Hukuk bilmemek özür olamaz.
Ignorantia legis non excusat
Kuralları bilmemek özür olamaz.
Ignoti nulla cupido
Bilmediğimizi arzulamayız (Ovidius‘un dizesi)
In dubio pro reo
Şüphe zanlıya yarar.
In medio tutissimus ibis
Orta yol en güvenlisidir (Ovidius)
In extenso
Tam içerikle
İyi
Sonunda
In girum imus nocte et consumimur igni
Gecenin içinde dönüyoruz, ateş bizi yutuyor (Lat. sağdan ve soldan okunuşu aynı)
In medias res
Şeylerin ortasından (Edebiyat, film gibi alanlarda anlatıma olayın ortasından başlama tekniği)
In medio stat virtus
Erdem ortada durur, uçlarda değildir. (Yedi Bilge Tapınağı’nın kapısında yazılı aşırıya kaçmamayı öğütleyen söz)
In ovo
Yumurta içinde, embriyo içinde
In partibus
Aslı: “in partibus infidelium” (sadık olmayanların şehrinde)
In silico
20. yy.’da ortaya çıkan terim, bilgisayarla yapılan anlamında. (Zıt: in vivo, in vitro)
İn situ
Aynı yer üzerinde
In solis sis tibi turba locis
Issız yerlerde kendin için bir evren ol.
İn vino veritas
Şarabın içinde gerçek vardır (şarap gerçekleri ortaya döktürür)
İn vitro
Deney yapılan ortamda, laboratuvarda.
İn vivo
Canlı içinde, yaşamın içinde
Incredibile dictu
Söylemesi inanılmaz
Yara ve gücünden çiçekleri büyütün
Tek Bir yara, maneviyatı derinleştirir, erdemleri geliştirir. (Sezar için Furius itimat, 18, 11,4)
Inter alia
Diğer şeylerin yanı sıra / diğer şeylere ilaveten
İnter arma silent leges
Savaş zamanında yasalar sessiz kalır.
Inter fæces et urinam nascimur
Dışkı ve sidiğin arasından doğarız (Aziz Augustine)
Intra muros
Sur içi
Intuitu personae
İnsana bağlı (sözleşme)
Inventas vitam iuvat excoluisse per artes
Bırakın sanat ve bilimle hayatı güzelleştirelim/geliştirelim. (Vergil, Nobel Madalyası)
Ipso facto
Kendiliğinden olan
Bilgi güçtür
Bilgi Tek Başına Güçtür (Francis Bacon)
Ira furor brevis est
Kızgınlık kısa deliliktir.
Irritare crabrones
Eşekarılarını rahatsız etmek
Is fecit, cui prodest
Bunu yapan, bundan çıkarı olandır. (Suçluyu bulmak için bundan kimin çıkarı olduğuna bakın)
I tego arcana dei
Git, ben tanrının öğretisine sahibim. (Et in arcadia ego ‘nun anagramı)
Iunctis viribus
Birleşmiş güçler tarafından (Birlikten güç doğar)
Iurare in verba magistri
Efendinin sözüne bakarak yargılamak
Ius gentium
Kavimler hukuku.  Roma vatandaşları yanında, yabancılara da uygulanabilen hukuk kuralları. Hukukun genel prensiplerini kapsayan hukuk dalı

Hukukun Evrensel İlkeleri

Iustitia omnibus
Herkes için adalet (District of Columbia’nın mottosu).
Iuventus stultorum magister
Gençler delilerin öğretmenidir.
J
Jvesticae Cavsa Verum Qverit Medicina
Adalete ulaşmakta en büyük yol, tıptır. (Adli Tıp mottosu)
Jure uxoris
Eş durumundan hak iddialarını tanımlar.
L
Labor omnia vincit improbus
Güçlü bir çalışma/emek herşeyin üstesinden gelinir. (Virgilius)
Laborare est orare
Çalışmak ibadettir.
Lacrimis struit insidias cum femina plorat
Kadın ağlarken, gözyaşlarıyla tuzak hazırlar. (Caton)
Lapsus calami
Kalemin sürçmesi
Lapsus linguæ
Dilin sürçmesi (genelde sadece “lapsüs” olarak kullanılır)
Liberate me ex inferis
Beni cehennemden kurtarın!
M
Macte animo ! Generose puer, sic itur ad astra
Cesaret soylu evlat! Ancak bu şekilde yıldızlara doğru yükselinir.
Magnum opus
Bir Şaheser
Major e longinquo reverentia
Uzaktan, beğeni daha çok olur. (Davulun sesi uzaktan hoş gelir)
Mala gallina, malum ovum
Kötü yumurta kötü tavuktan çıkar (Anasına bak kızını al)
Mala malus mala mala dat
Kötü ağaç kötü elma verir.
Mali principii malus finis
Kötü başlayan kötü biter
Manu militari
Silahlı kuvvetlerin yardımıyla (cf. Manus milites)
Manus dei
Tanrı’nın eli
Manus manum lavat
El eli yıkar.
Manus milites
Askeri el tarafından
Margaritas ante porcos
Domuzların önündeki inciler (Sanat eserlerinin cahiller tarafından yorumlanması için kullanılır)
Mater artium necessitas
İcatlar ihtiyaçlardan doğar. (Apuleius)
Mea culpa
Benim hatam!
Medice,curate ipsum
Doktor,sen önce kendini iyileştir.
Medicus curat, natura sanat
Doktor tedavi eder, doğa iyileştirir.
Memento mori
Ölümlü olduğunu unutma
Memento audere semper
Her zaman denemeyi ve cesaret etmeyi unutma.
Memento quia pulvis es
Toz olduğunu unutma
Mendacem memorem esse oportere
Yalancının hafızası güçlü olmalıdır. (Quintilian)
Mens sana in corpore sano
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. (Juvénal)
Militat omnis amans
Her aşık bir savaşçıdır (Ovidius)
Minimum minimorum
En küçüklerin en küçüğü
Missi dominici
Senyörün delegesi/elçisi
Modus operandi
Hareket etme tarzı (cinayet romanlarında suçluların ortak davranışları için kullanılır)
Modus vivendi
Yaşam tarzı
Mors Certa, vita Incerta
Ölüm kesindir,hayat değil.
Multi sunt vocati, pauci vero electi
Çoğu çağırılan, azı seçilen
Multim in parvo
Azlık içinde çokluk (Az şeyle çok şey yapmak)
Mutatis mutandis
Değişmesi gerekeni değiştirerek
N
Nam et ipsa scientia potestas est
Bilgi güçtür.
Natura abhorret a vacuo
Doğa boşluktan korkar
Ne(non) bis in idem
Bir nedenden iki kere hüküm giyilmez (eski ceza hukukundan)

Non Bis In Idem

Ne Jupiter quidem omnibus placet
Tanrı bile herkesi memnun edemez.
Ne nuntium necare
Haberciyi öldürme. (Elçiye zeval olmaz)
Nec verbum verbo curabis reddere fidus interpres
Gerçek bir çevirmen sözcük sözcük çevirmez (Horatius)
Nec Hercules contra plures
Herkül bile düşman ordusuna karşı duramaz.
Nec Jactantia Nec Metu
Ne övün ne de yerin.
Nec plus ultra
Daha da iyisi yok.
Nec pluribus impar
Herkese benzemez/herkesten üstün (Louis XIV mottosu)
Ne humanis crede
İnsana inanma.
Nemo auditur propriam turpitudinem allegans
Kimse kendi kanunsuzluğundan faydalanamaz. < Haksızlıktan hak çıkarılamaz.>(Hukuk terimi)
Nemo censetur ignorare legem
Kanunu bilmemek mazeret olamaz.
Nemo enim est tam senex qui se annum non putet posse vivere
Hiç kimse bir yıl daha yaşayamayacağını düşünecek kadar yaşlanmaz (Marcus Tullius Cicero)
Nemo est liber qui corpori servit
Bedenine hizmet eden kişi özgür olamaz (Sénèque le Jeune)
Nemo sine vitio est
Hiç kimse hatasız değildir.(Seneca)
Neque ignorare medicum oportet quæ sit ægri natura
Doktor, hastalığın doğasını es geçmemelidir.
Nescire autem antequam natus sis quid acciderit, id est semper esse puerum
Doğduğundan önce olanları bilmemek, hala çocuk kalmaktır. (Marcus Tullius Cicero)
Nihil est ab omni parte beatum
Her güzelin bir kusuru vardır (Her gülün bir dikeni vardır)
Nihil lacrima citius arescit
Hiçbir şey gözyaşından daha hızlı kurumaz.
Nihil novi sub sole
Güneşin altında (yeryüzünde) yeni bir şey yok.
Nihil primum nocere
Önce zarar verme. (Tıp mottosu)
Nihil obstat
Sakıncası yok
Nil desperandum
Asla vazgeçme.
Nomen est omen
İsim bir işarettir.
Non fui, fui, non sum, non curo
Yoktum, varım, olmayacağım, umrumda değil. (Mezartaşlarında bulunan epiküryen felsefeden etkilenmiş yazılar, kısaltma: NFFNSNC)
Non licet omnibus adire Corinthum
Korint’e gitmek herkese serbest değildir. (Antik Yunan zamanı Korint çok pahalı bir şehirdi ve herkes orda yaşayamazdı.)
Non nobis, Domine, non nobis, sed Nomini Tuo da gloriam
Bizi değil tanrım, bizi değil; kendi ismini şereflendir…
Non omnia possumus omnes
Herkes herşeyi yapamaz.
Non scholae, sed vitae discimus
Okul için değil, hayat için öğreniyoruz.
Non semper ea sunt quae videntur
“Şey”ler çoğu zaman göründükleri gibi olmazlar.
Non ut edam vivo, sed ut vivam edo
Yemek için yaşamıyorum, yalnız yaşamak için yiyorum.
Non vestimentum virum ornat, sed vir vestimentum
Elbise insanı güzelleştirmez, insan elbiseyi güzelleştirir.
Non vini vi no, sed vi no aquæ
Şarap sayesinde değil, su sayesinde yüzüyorum (sözcük oyunu)
Nosce te ipsum
Kendini tanı (Matrix filminde kahin’in mutfağında kapıda yazan sözün eş anlamlısı sayılır [Temet nosce – Kendini Tanı])
Nota bene (N.B.)
Önemli not
Nulla dies sine linea
Birşeyler yazmadan geçen gün gün değildir. (Émile Zola mottosu)
Nulla est medicina sine lingua latin
Latince bilmeden hekimlik olmaz. (Hekimlik için Latince gereklidir anlamında, aynı zamanda: Açıklaması olmadan ilaç faydasızdır)
Nulla poena sine lege
Kanun olmadan ceza olmaz. (Açıkça kanunlarda belirtilmiş olmadıkça kimseye ceza verilemeyeceğiyle ilgili hukuk kuralı)
Nulla regula sine exceptione
İstisnasız kural olmaz
Nulla res tam necessaria est quam medicina
Hekimlikten daha gerekli bir şey yoktur.
Nulla tenaci invia est via
Hiçbir yol aşılmaz değildir.
Nullum magnum ingenium sine mixtura dementiae fuit.
Hiçbir deha yoktur ki içine biraz delilik karışmamış olsun. (Sénèque le Jeune)
Nunc aut numquam
Ya şimdi ya hiçbir zaman
Nunc est bibendum
Şimdi, içelim! (Horatius)
Numero deus impare gaudet
Tanrılar tek sayıları sever. (Virgile, Les Bucoliques, VIII, 75)
O
Obscuris vera involvens
Gizlilik gerçeği örter.
Odi profanum vulgus et arceo
İnsan sürüsünden nefret ediyorum ve uzak duruyorum. (Horatius)
O tempora, o mores
Oh zaman, oh adetler! (Marcus Tullius Cicero) (daha çok farklı zaman, farklı adetler anlamına gelir)
Oculi plus vident quam oculus
Birçok göz, bir gözden daha iyi görür.
Oculos habent et non videbunt
Gözleri var ama göremiyorlar.
Oderint, dum metuant
Benden nefret etsinler yeter ki benden korksunlar. (Seneca, De clementia ve Cicéron, De officiis)
O miseri! Quorum guadia crimen habent.
Ah zavallılar, sevinçlerini suç sayanlar. (Gallus)
Omne ignotum pro terribili
Bilinmeyen bir şeyin altında kötülük yatar.
Omnes homines sibi sanitatem cupiunt, sæpe autem omnia, quæ valetudini contraria sunt, faciunt
Tüm insanlar sağlıklı olmak isterler ama çoğu zaman buna aykırı davranırlar.
Omnes viae Romam ducunt
Bütün yollar Roma’ya çıkar
Omnes vulnerant, ultima necat
Her geçen dakika yaralar, sonuncusu öldürür
Omnia adversa exercitationes putat
Her talihsizliği deneme sayar. (Seneca, De Providentia)
Omnia mea mecum porto
Bütün her şeyi yanımda taşıyorum.
Omnia vincit amor
Aşk, her şeye üstün gelir.
Omnibus viis Romam pervenitur
Tüm yollar Roma’ya çıkar.
Omnis homo mendax
Tüm insanlar yalancıdır.
Omnium artium medicina nobilissima est
Tüm sanatlar içinde hekimlik en soylu olandır.
Omnium rerum principia parva sunt
Her şeyin küçük bir başlangıcı vardır.
Optimum medicamentum quies est
En iyi ilaç dinlenmektir.
Ora et labora
Dua et ve çalış.
Orbis Unum
Bir(tek) dünya (bkz. Zorro Efsanesi)
Ordo ab chao
Düzensizlikten doğan düzen
Otium sine litteris mors est
Edebiyatsız geçen zaman ölümcüldür.
P
Pacem in Terris
Dünyada barış..
Pacta sunt servanda
Ahde vefa.
Panem et circenses
Ekmek ve sirk oyunları (Roma plebini sakin tutan etmenler) (Juvénal)
Para bellum
Savaşa hazırlan. Harbe hazır ol. (Hazır ol cenge, ister isen sulh u salâh!) (Parabellum 9 mm.lik bir mermi çeşididir)
Parva leves capiunt animos
Küçük şeyler küçük ruhları esir alır. (Ovidius)
Pax melior est quam iustissimum bellum
Barış, en haklı savaştan daha iyidir.
Pax Romana 
Roma Barışı

Pax Romana

Pecunia non olet
Paranın kokusu yoktur (Vespasien)
Peior est bello timor ipse belli
Savaşın korkusu savaşın kendisinden daha kötüdür.
Per aspera ad astra
Zorlu yollardan yıldızlara (Aynı anlamda: « Ad augusta per angusta » ve « Per ardua ad astra ».)
Per inania regna
Gölgeler imparatorluğunda
Per scientiam ad salutem ægroti
Hastanın iyileşmesinin yolu bilimdedir.
Perinde ac cadaver
Kadavra gibi (Cizvit disiplininden)
Persona non grata
İstenmeyen insan
Philosophum non facit barba
Sakal adamı filozof yapmaz.
Piscem natara doces
Balığa yüzme öğretiyorsunuz.
Piscis primum a capite foetet
Balık baştan kokar.
Plenus venter non studet libenter
Tok karna eğitim olmaz.
Plures crapula quam gladius perdidit
Sarhoşluk, kılıçtan daha çok kayba sebep oldu.
Plus ultra
Daha ötesi (İspanyol mottosu)
Poeta nascitur, non fit.
Şair olunmaz, doğulur.
Possunt quia posse videntur
Yapabilirler, çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar.
Post cenam non stare sed mille passus meare
Yemekten sonra oturup kalma, hatta bir mil yürü.
Post Tenebras Lux
Karanlıktan aydınlığa
Post hoc ergo propter hoc
Bundan sonra öyleyse bu yüzden
Post hoc non est propter hoc
Bundan sonra ama bu yüzden değil (bkz. Sofizm: iki olayın üst üste gelmesi birbiriyle neden sonuç ilişkisine girmeleri anlamına gelmez anlamında)
Post mortem nihil est
Ölümden sonra hiçbir şey yok.
Post scriptum (P.S.)
Sonradan yazıldı (ek metin)
Potius sero quam numquam
Hiç olmamaktansa geç olsun.(Geç olsun güç olmasın)
Præsente medico nihil nocet
Doktor buradaysa tehlike yok demektir.
Primas sum, primatum nil a me alienum puto
Primatım ve primattan gelen hiçbir şey bana yabancı değildir.(Earnest Albert Hooton)
Primum non nocere
Öncelikle, zarar verme (hekimlik kuralı)
Primus inter pares
Eşitler arasında birinci
Pro tempore
Belli zaman için
Q
Quae nocent docent
Yaralayan şey öğreticidir.
Qualis artifex pereo !
Ne kadar güzel (sanatsal) ölüyorum! (Neron‘un intihar etmeden önceki son sözleri)
Qualis pater, talis filius
Böyle babanın böyle oğlu
Qui audet vincit
Cesaret eden kazanır.
Qui bene amat, bene castigat
Seven döver. (Tartışmalı konu: eğitimde ceza gerekli midir?)
Qui dormit non peccat
Uyuyan günah da işlemez.
Qui nescit dissimulare, nescit regnare
(Gerçekleri) Saklamayı bilmeyen yönetmeyi bilemez.
Qui non proficit, deficit
İleri gitmeyen geri kalır.
Qui rogat, non errat
Soru sormak hata değildir.
Qui scribit, bis legit
Yazan iki kere okumuş sayılır.
Qui tacet, consentire videtur
Sessiz kalan onaylıyor demektir.
Qui timide rogat docet negare
Çekinerek isteyen reddi çabuklaştırır.
Quia pulvis es et in pulverem reverteris
Çünkü sen tozsun ve toza geri döneceksin.
Quid me nutrit, me destruit
Beni besleyen şey aynı zamanda beni yok ediyor
Quid pro quo
Bir şey için bir şey (Sen benim için yaparsan ben de senin için yaparım)
Quidquid agis, prudenter agas, et respice finem !
Ne yaparsan yap, ihtiyatla yap ve sonunu gözden kaybetmeden.
Quidquid discis, tibi discis
Ne öğrenirsen kendin içindir.
Quidquid latine dictum sit, altum viditur
Latince söylenen kulağa derin gelir.
Quis custodiet ipsos custodes?
Koruyuculardan kim koruyacak? (Juvénal)
Quo fata ferunt
Kader nereye götürürse
Quo vadis?
Nereye gidiyorsun
Quod erat demonstrandum (Q.E.D.)
Tanıtlanması gereken de bu idi (Tanıtlamanın sonunda kullanılır)
Quod licet Iovis, non licet bovis
Jüpiter’e serbest olanın öküze de serbest olması gerekmez.
Quod medicina aliis, aliis est acre venenum
Bazılarının ilacı kimileri için zehirdir.
Quod nocet, saepe docet
Zarar veren şey genelde öğretir de.
Quosque tandem abutere, Catilina, pacienza nostra
Ne zamana kadar sabrımızı suistimal edeceksin Catalina? (Marcus Tullius Cicero)
Quot capita, tot sententiæ
Var olan insan kadar farklı fikir vardır.
R,
Reddite ergo quæ Cæsaris sunt Cæsari et quæ Dei sunt Deo
Sezar’a Sezar’ın olanı, Tanrı’ya Tanrı’nın olanı verin. (Yuhanna İncili, İsa‘nın sözü)
Radix malorum est cupiditas
Açgözlülük bütün kötülüklerin anasıdır.
Sonra Sezar’ın hakkı Sezar için Sezar’ın olan şeyleri, işlemek
Sezar’ın hakkı Sezar’a.
Reductio ad absurdum
Olmayana ergi (mantıkta bir metod)
Rem acu tetigisti
Üzerine parmağınızı koydunuz (Tam üstüna bastınız, doğru tahmin anlamında)
Repetitio est mater studiorum
Tekrar öğrenmenin anasıdır.
Requiescat in pace (R.I.P.)
Barış (nur) içinde yatsın.
Res ipsa loquitur
Halin icabından anlaşılabileceği gibi (Hukuk terimi: yani bir şey söylemeye gerek yok, olay kendi kendini anlatacak kadar açık)
Rigor mortis
Ölüm katılığı (Bütün dillerde adlî tıpta halen kullanılan bir terim)
Roma die uno non aedificata est
Roma bir günde kurulmadı
S
Sæpe morborum gravium exitus incerti sunt
Çoğu zaman ağır hastalıkların sonucu belirsiz olur.
Salus ægroti suprema lex
Hastanın iyiliği en üstün yasadır.
Sapiens dominabitur astris
Bilge kişi yıldızlara hükmeder.
Sapientia est potentia
Bilgelik güçtür.
Scio me nihil scire
Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.(Socrates)
Semper fidelis
Her zaman sadık (ABD Deniz Birlikleri dövizi) – çoğu zaman semper fi olarak kısaltılır
Senatus Populusque Romanus (S.P.Q.R.)
Senato ve Roma Halkı
Sine qua non
Olmazsa olmaz
Si tacuisses, philosophus mansisses
Eğer sessiz kalmış olsaydın, bir filozof olarak kalabilirdin.
Si vales, valeo
Sen iyiysen ben de iyiyim.
Si vis amari, ama
Sevilmek istiyorsan önce sev.
Si vis pacem, para bellum
Eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan.
Si vis pacem, para iustitiam
Eğer barış istiyorsan adalet hazırla (üsttekine gönderme)
Sic
Yani, böylece (basımda kullanıldığında dizgi hatası ya da yanlışlık olmadığını belirtir.)
Sic ad nauseam
Bıkana kadar böyle.
Sic et non
Böyle veya değil (evet ya da hayır)
Sic parvis magna
Büyük olaylar, küçük başlangıçlardan doğar.
Sic transit gloria mundi
İşte dünyanın ihtişamı böyle geçiyor. (yeni Papa ilan etme törenlerinde söylenir)
Silent leges inter arma
Savaş olduğunda kanunlar susar.
Similia similibus curantur
Benzer benzerini iyileştirir.
Sine die
Belli bir tarih belirtmeksizin.
Sine labore non erit panis in ore
Çalışmadan ağzında ekmek olmaz.
Sine scientia ars nihil est
Bilgi olmadan sanat bir hiçtir.
Si vis amari, ama
Sevilmek istiyorsan sev.
Solem lucerna non ostenderent
Güneş fenerle gösterilmez (bariz olaylar için)
Soli sol soli
Yeryüzünün tek güneşine (Louis XIV-Güneş Kral-‘a ithafen)
Sotto voce
Alçak sesle
Spes salutis
Kurtuluş umudu
Spoliatis arma supersunt
Yağmalananın kalan tek şeyi silahlarıdır.
Status quo
Daha önce içinde bulunulan durum
Status quo ante bellum
Savaştan önce içinde bulunulan durum
Sui generis
Kendine özgü
Summum ius summa injuria.
Ne kadar çok kanun,o kadar az adalet (Cicero)
Summum jus, summa injuria
Aşırı doğruluk, aşırı haksızlık getirir.
Summum jus, summa injuria
Hukukun zirvesi, haksızlığın zirvesidir. (Kurallar çok katı uygulandığında söylenir)
Sursum corda!
Kalpler yukarı! (cesaretlendirme amacıyla söylenir)
Sutor, ne supra crepidam
Ayakkabıcı, ayakkabının daha yukarısı değil! (Bilmediğimiz şeyler hakkında konuşmamalıyız anlamında. Apelle (Yunan ressam) çizmekte olduğu ayakkabı hakkında bir ayakkabıcıya danışır. Ayakkabıcı resmin geri kalanı hakkında da yorum yapmaya başlayınca Apelle onu nazikçe sınırları aşmaması için uyarır)
Her zaman sadık (ABD Deniz Birlikleri dövizi) – çoğu zaman semper fi olarak kısaltılır
Senatus Populusque Romanus (S.P.Q.R.)
Senato ve Roma Halkı
Sine qua non
Olmazsa olmaz
Si tacuisses, philosophus mansisses
Eğer sessiz kalmış olsaydın, bir filozof olarak kalabilirdin.
Si vales, valeo
Sen iyiysen ben de iyiyim.
Si vis amari, ama
Sevilmek istiyorsan önce sev.
Si vis pacem, para bellum
Eğer barış istiyorsan savaşa hazırlan.
Si vis pacem, para iustitiam
Eğer barış istiyorsan adalet hazırla (üsttekine gönderme)
Sic
Yani, böylece (basımda kullanıldığında dizgi hatası ya da yanlışlık olmadığını belirtir.)
Sic ad nauseam
Bıkana kadar böyle.
Sic transit gloria mundi
İşte dünyanın ihtişamı böyle geçiyor. (yeni Papa ilan etme törenlerinde söylenir)
Silent leges inter arma
Savaş olduğunda kanunlar susar.
Similia similibus curantur
Benzer benzerini iyileştirir.
Sine die
Belli bir tarih belirtmeksizin.
Sine labore non erit panis in ore
Çalışmadan ağzında ekmek olmaz.
Sine scientia ars nihil est
Bilgi olmadan sanat bir hiçtir.
Si vis amari, ama
Sevilmek istiyorsan sev.
Solem lucerna non ostenderent
Güneş fenerle gösterilmez (bariz olaylar için)
Soli sol soli
Yeryüzünün tek güneşine (Louis XIV-Güneş Kral-‘a ithafen)
Sotto voce
Alçak sesle
Spes salutis
Kurtuluş umudu
Spoliatis arma supersunt
Yağmalananın kalan tek şeyi silahlarıdır.
Statu quo
Daha önce içinde bulunulan durum
Statu quo ante bellum
Savaştan önce içinde bulunulan durum
Sui generis
Kendine özgü
Summum ius summa inuria.
Ne kadar çok kanun,o kadar az adalet (Cicero)
Summum jus, summa injuria
Hukukun zirvesi, haksızlığın zirvesidir. (Kurallar çok katı uygulandığında söylenir)
Suum cuique
Herkes hak ettiğini bulur.
T
Tarde venientibus ossa
Geç kalanlara, kemikler. (Yemeğe geç kalanlar için söylenir.)
Tempora mutantur et nos mutamur in illis
Zaman hareket ediyor, biz de onunla birlikte değişiyoruz.
Tempori servire
Şartlara uyum sağlamak
Tempus fugit, aeternitas manet
Zaman uçar,sonsuzluk kalır.
Testis unus, testis nullus
Tek şahit, hiç şahit (tek şahit bir olayı kanıtlamak için yeterli olmaz anlamında)
Timendi causa est nescire
Korkunun sebebi cehalettir. (Seneca)
Timeo Danaos et dona ferentes
Yunanlar’dan korkuyorum, özellikle hediye getirdikleri zaman. (Virgile’in kitabından alıntı. Şehirdekilerin Truva Atı’nı şehre sokmak istemesi üzerine Laocoon tarafından söylenmiştir. İçten pazarlıklı birinin size belirgin bir sevgiyle yaklaşması durumunda söylenir.)
Timeo hominem unius libri
Tek kitabı olan insandan korkarım.
Tres faciunt collegium
Topluluk için üç kişi gerekir
Tu quoque
“Sen de”, “Sen dahil” .  Bir suçlama suçlama karşısında, suçlama getiren kişiye karşı ileri sürülen ve safsata içeren savunma biçimidir. Ad Hominem’in başka bir versiyonudur.  Suçlama getiren kişinin de aynı suçu işlediği iddia edilmekte, suçlama konusu önemsizleştirilmektedir.
Tu quoque mi fili
Sen de mi oğlum? (Shakespeare‘den alıntı, Jül Sezar‘ın Decimus Junius Brutus‘ten yediği darbe ile düşmesi sırasında söylediği düşünülür)
Tu secanda marmora. Locas sub ipsum funus, et sepulchri. Immemor, struis domos
Ölüm karşına gelmiş. Sen mezarını düşünecek yerde mermer yontturup evler yaptırmaktasın. (Horatius)
U
Ubi bene, ibi patria
Neresi güzelse, orası vatandır.
Ubi concordia, ibi victoria
Nerde dirlik varsa orda zafer vardır.
Ubi fumus, ibi ignis
Duman varsa ateş de vardır. (Ateş olmayan yerden duman çıkmaz)
Ubi tu Gaius, ibi ego Gaia
Sen nerde olursan, Gaius, ben de Gaia, orada olacağım. (Romalıların evlilik sırasındaki ettiği bağlılık yemini)
Ultima cave
Sonuncuya hazırlıklı ol (Saatten bahsediyor. Güneş saatleri üzerine yazılan geleneksel yazı)
Ultima ratio regum
Kralların son çaresi (Cardinal de Richelieu tarafından silahların üzerine yazdırılmıştır)
Ultra posse nemo obligatur
Kimse yapabileceğinin ötesinde zorlanamaz.
Ulula cum lupis, cum quibus esse cupis
Kurtlarla dolaşan ulumayı öğrenir.
Unum castigabis, centum emendabis
Bir hatanın önüne geçmek yüz tanesini engellemektir.
Urbi et orbi
Şehir (Roma) için ve dünya için
Usus magister est optimus
Tecrübe (ya da pratik) en iyi öğretmendir. (Yani teorik olarak öğrenilen bir ders alıştırmalarla desteklenmelidir.)
Ut ameris, amabilis esto
Sevilmek için sevecen ol.
Ut sis nocte levis, sit cena brevis
Eğer iyi bir gece geçirmek istiyorsan, akşam yemeğini kısa tut.
Ut supra
Yukarıdaki gibi
Uti, non abuti
Kullan ama suistimal etme
V
Vade mecum
Rehber kitapçık, el kitabı (Günümüzde “ilaç rehberi” anlamında kullanılıyor)
Vade retro satana
Geri çekil, şeytan!
Væ victis!
“Veyl mağluba!” (Anlamı: yenilenlere acımayın) (Brennus, Galya komutanı, Roma’yı aldıktan sonra)
Vasa vana plurimum sonant
En fazla sesi boş çanaklar çıkarır.
Veni vidi vici
Geldim, gördüm, fethettim (orjinali gibi kafiyeli olması için fethettim yerine yendim şeklinde çevrilir) (Jül Sezar)
Verba docent, exempla trahunt
Kelimeler öğretir, örnekler yol gösterir.
Verba volant, scripta manent
Söz uçar, yazı kalır.
Verbatim
Kelimesi kelimesine
Veritas Aequitas – Gerçek Eşitlik
Veritas odium parit
Dürüstlükten nefret doğar. (her doğru söylenmek için uygun değildir anlamında)
Veritas odium parit, obsequium amicos
Dürüstlük düşmanları, yalakalık dostları doğurur.
Veritatem dies aperit
Zaman gerçeği açığa çıkarır.
Vi Veri Veniversum Vivus Vici – Gerçeğin gücü evreni fethettirir.
Vice versa
Karşılıklı olarak
Vide supra
Daha yukarsını gör.
Video meliora proboque deteriora sequor
İyi yolu görüyor ve takdir ediyorum, ancak kötü yolu seçiyorum. (Ovidius, Dönüşümler ; Médée’ye verilen söz)
Vinum aqua miscere
Şarabına su katmak
Vir prudens non contra ventum mingit
Akıllı adam rüzgara karşı işemez.
Vir sapit qui pauca loquitur
Geçek bilge az konuşandır.
Virtus post nummosErdemden önce para
Visita Interiora Tellus Rectifacando Inveniens Occultam Lapidem. (VITRIOL)
Dünyanın merkezini ziyaret et, orada gizli taşı bulacaksın (her insanın hakikati kendi içinde bulacağını anlatır)
Volens nolens
İsteniyor mu istenmiyor mu Vox clamans in desertoÇölde haykıran bir ses (Jean le Baptiste tarafından “Kimsin?” sorusuna cevaben söylenmiştir)
Vox populi vox dei
Halkın sesi tanrının sesidir.
V.S.L.M
«Votum Solvit Libens Merito »nun kısaltılmışı. Adağını yerine getirdi, isteyerek, ve olması gerektiği gibi.
Vulgum pecus
Ortalama/bayağı insanlar
Vulnerant omnes, ultima necat
Her geçen dakika yaralar, sonuncusu öldürür. (Saatten bahsediyor. Güneş saatleri üzerine yazılan geleneksel yazı)
Vulpes pilum mutat, non mores
Tilkinin derisi değişir huyu değişmez

8 Ağustos – Hukuk Takvimi

0
8 Ağustos - Hukuk Takvimi

8 Ağustos – Hukuk Takvimi

117 Asalet, erdem ve doğru yöneticiliğin sembolü olarak görülen Marcus Ulpius Nerva Traianus (Trajan) yaşamını yitirdi. (Doğum: 18 Eylül 53)
1783 Osmanlı sularında Avusturya tüccar gemilerinin Garp Ocakları korsanlarından korunmaları ve bu korsanlardan Avusturya gemilerine gelecek zararın Osmanlı Devleti tarafından tazminini içeren bir senet verildi. Kırım’ın Rusya tarafından ilhakından sonra Osmanli Devleti’nin içinde bulunduğu zor durumdan istifade eden Avusturya önemli bir kazanım elde etti. Senet, Ziştovi Antlaşması ile de teyit edildi. (“Devlet-i Âliye ebed-peyvend Garb Ocakları korsânlarından vesâir Devlet-i Âliye reâyâsından Devlet-i İmparatoriye limânlarından hurûç iden Nemçe tüccâr sefinelerinin temini ve anlar tarafından dûçâr olabildikleri bi’l-cümle hasarları tazminini mutazammın ola”)
1827 George Canning yaşamını yitirdi. (11 Nisan 1770 – 8 Ağustos 1827) hayatının son 119 günü boyunca Birleşik Krallık Başbakanı olarak görev yaptı.
1876 Thomas Edison, “mimeograph” da denen teksir makinesinin patentini aldı.
1897 Hukukçu, İspanya Başbakanı ve tarihçi Antonio Cánovas del Castillo yaşamını yitirdi. (8 Şubat 1828 – 8 Ağustos 1897) Madrid Üniversitesi’nde hukuk okudu. Altı dönem başbakanlık yaptı. İzlediği iç politikayla kamu düzenini ve ulusal birliği sağladı. Anarşist hareketleri zor kullanarak bastırdı. Küba sorununa çözüm bulmaya çalıştığı bir dönemde İtalyan anarşist Michele Angiolillo tarafından öldürüldü. 1876 İspanya Anayasası‘nın hazırlayıcısıdır. İspanya tarihi üzerine kitapları bulunmaktadır.
1909 Türkiye’nin ilk Anayasası olan Kanûn-ı Esâsî‘de değişiklikler yapıldı. Yapılan değişikliklerle padişahın tahta geçişinde “vatan ve millete sadakat” yemini etmesi zorunluğu getirildi, padişaha yargısız sürgün hakkı veren 113. madde değiştirilerek “Hiç kimse yasanın belirlediği sebep ve suretten başka bir bahane ile tutuklanamaz ve cezalandırılamaz” hükmü kondu, basında sansür kaldırıldı, sadrazamın yetkileri artırıldı, Meclis-i Mebusan‘a güvensizlik oyu ile hükûmeti düşürme yetkisi tanındı, padişah tarafından veto edilen kanunların mecliste üçte iki çoğunlukla yeniden kabulü ilkesi benimsendi, posta evrakının mahkeme kararı olmadan denetlenemeyeceği ilkesi kabul edildi.
1925 Amerika Birleşik Devletleri’nde siyah düşmanı Klu Klux Klan’ın ilk kongresi yapıldı. Ku Klux Klan (KKK), 1865 yılında ABD’de kurulan, beyazların üstünlüğünü savunan, siyahlara, göçmenlere, Yahudilere ve farklı azınlıklara karşı şiddet uygulayan ırkçı ve gizli bir terör örgütüdür.
1925 Avukat, aktivist, filozof, yazar ve Bosna Hersek’in ilk cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç dünyaya geldi. (8 Ağustos 1925 – 19 Ekim 2003)  Saraybosna Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 14 Şubat 2000 – 14 Ekim 2000 arasında Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
1931 Hoover Barajı‘nda işçiler greve başladı. Su için dört yönlendirme tüneli oluşturmak kanyon duvarlarının patlatılmasını gerektiriyordu. Sıkı zaman süreleri ile karşı karşıya olan işçiler, 140 derecelik tünellerde karbon monoksit ve tozla boğuldular, bu koşullar yüzünden altı günlük bir grev başlattılar. 
1943 Avukat ve siyasetçidir Dengir Mir Mehmet Fırat 8 Ağustos 1943’te Adıyaman Kâhta’da doğdu. (Ölümü: 12 Temmuz 2019 Ankara)
1945 Nuremberg Uluslararası Askeri Mahkemesi Şartı, Londra’da kabul edildi. Şart daha sonraki metinlerde savaş suçlarını tanımlayan bir belge olarak referans alındı. (Agreement for the Prosecution and Punishment of the Major War Criminals of the European Axis, and Charter of the International Military Tribunal. London, 8 August 1945)
1949
  • Avrupa Konseyi ilk toplantısını Strasbourg‘da yaptı. Türkiye, Avrupa Konseyi’ne kabul edildi. Avrupa Konseyi, Avrupa çapında insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü savunmak amacıyla kurulmuş hükûmetler arası bir kuruluştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Avrupa Konseyi’ne bağlıdır. Avrupa Konseyi’ne Belarus, Kazakistan ve Vatikan hariç tüm Avrupa ülkeleri üyedir. 
  • Bhutan bağımsızlığını ilan etti.
1951
  • ILO 96 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesinin revize edilmesi yoluyla, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1949 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 8 Ağustos 1951 tarihli ve 5835 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 14 Ağustos tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
  • 98 No’lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, 18 Haziran 1949 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 8 Ağustos 1951 tarihli ve 5834 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 14 Ağustos 1951 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 98 No’lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, ILO’nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmesinden biridir ve Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri arasındadır.
1951 Halkevlerinin kapatılarak, mallarının Hazine’ye devredilmesine dair 5830 sayılı kanun TBMM‘de kabul edildi. Halkevleri veya Halkevleri Derneği, Türkiye genelinde barınma, sağlık, eğitim, çevre, kadın ve engelli haklarının savunulması ve genişletilmesi için faaliyet gösteren ve “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsünde olan bir sivil toplum kuruluşudur. 27 Mayıs 1960’ta gerçekleşen askerî darbe sonrasında Halkevleri 21 Nisan 1963 tarihinde bir dernek statüsünde, bağımsız bir demokratik kitle örgütü olarak tekrar kurulmuştur. Ancak, 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleşen askerî darbe ile Halkevleri yeniden kapatılmış, bir kez daha tüm varlıklarına el konulmuştur.
1960 Gazeteci, siyasetçi, yazar ve Ergenekon Davası sanığı Mustafa Balbay, 8 Ağustos 1960’ta Güney Yeşilova’da doğdu.
1961 Hitit Kanunu, Hammurabi Kanunu, Asur Kanunları ve Üç Sami Kanun Koyucu gibi eserlerin sahibi Avram Galanti Bodrumlu yaşamını yitirdi.
1963 Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği ve İngiltere nükleer denemeleri durdurma antlaşmasını Kremlin’de  imzaladılar.
1964 İtalyan hukukçu, akademisyen ve siyasetçi Prof. Dr. Giuseppe Conte 8 Ağustos 1964‘te Foggia’da doğdu. Roma La Sapienza Üniversitesi‘nden mezun oldu. Avukatlık yaptı ve aynı zamanda akademik kariyerini sürdürdü. Yale Üniversitesinde misafir araştırmacı olarak bulundu. Çok sayıda üniversitede özel hukuk alanında profesör olarak çalıştı. 18 Eylül 2013 tarihinde Temsilciler Meclisi İdari Yargı Başkanlık Kurulu üyesi olarak seçildi ve ardından bu kurulun başkan yardımcısı oldu. 2018 seçimleri sonrası İtalya başbakanı olarak görev yaptı. 2020 yılında İtalya’nın COVID-19 sürecindeki zayiatı nedeniyle savcıya tanık olarak 3 saat ifade verdi. 6 Ağustos 2021 tarihi itibarıyla Beş Yıldız Hareketi başkanlığını üstlendi. 
1969 1136 sayılı Avukatlık Yasası gereğince kurulan Türkiye Barolar Birliği’nin ilk genel kurulu 8-9 Ağustos 1969 tarihinde Ankara da yapıldı. Prof. Dr. Faruk Erem ilk başkan oldu.
1973 Amerikalı seri katil Dean Arnold Corll öldü. (24 Aralık 1939 – 8 Ağustos 1973) Amerikalı seri katil ve tecavüzcüdür. 28 cinayetin sorumlusu olduğu tahmin edilmektedir.
1974 ABD Başkanı Richard M. Nixon, Watergate skandalı nedeniyle istifa etti. Nixon, istifa eden ilk ABD Başkanı oldu.
1980 Maraş Katliamı Davası sonuçlandı: 22 ölüm, 14 müebbet, 332 5-15 yıl arası hapis cezası ve 414 beraat. Müdahil avukatların MHP hakkında suç duyurusunda bulunulması talebi kabul edilmedi.
1980 1934’den beri müze olan Ayasofya, ilk kez Kültür Bakanı tarafından resmen ibadete açıldı ve ahaliyle Cuma namazı kılındı. Cuma namazına Adalet Partisi azınlık hükümetinin Kültür Bakanı Tevfik Koraltan, diğer bakanlar ve bürokratlar da katıldı.
1980 2 Ağustos’ta Beşiktaş’ta Kemal Türkler’in öldürülmesiyle ilgili bildiri dağıtırken gözaltına alınan İGD (İlerici Gençler Derneği) üyesi İTÜ Metalürji Fakültesi öğrencisi Faruk Tuna’nın cesedi ailesi tarafından hastanede bulundu. 1988’de gözaltında işkenceyle ölümden dava açılan 1 polis 5 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı ve 21 Aralık 1993’de ceza kesinleşti. Polisin ismini verdiği 5 polisten biri daha 4 yıl 5 ay hapse mahkum oldu, temyize gidildi ve 28 Mayıs 2003’de dava zamanaşımı gerekçesiyle düştü. Tuna’nın ailesinin 1994’de İçişleri Bakanlığı hakkında açtığı maddi ve manevi tazminat davası aile lehine sonuçlandı.
1983 “Yarın…Yarın” adlı romanında komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla 5-10 yıl arası hapis istemiyle dava açılan Pınar Kür beraat etti.
1985 Buca Cezaevi’ndeki baskılara karşı 12 Eylül 1981’de Milli Güvenlik Konseyi’ne hitaben avukatları ile toplu dilekçe veren 233 mahpustan 34’ü 6 ay-2 yıl arası hapse mahkum oldu. Askeri Mahkeme, 34 mahpusun verdiği dilekçelerde ”Konsey’e hakaret ettikleri” kanaatine vardı.
1986 Şair İsmail Uyaroğlu’nun Milliyet Sanat’taki “Kısas-ı Enbiya-i Şuara” başlıklı şiirinden dolayı savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Suç duyurusunda şiirde “Allah’a, peygamberlerine ve kitaplarına hakaret edildiği” iddia edildi; sorumlular için kamu davası da istendi.
1990 Devrimci Sol Ana Davası’nda yargılanmakta iken, Halepçe Katliamı’nın yıldönümünde açlık grevine başlayacaklarına dair cezaevi yönetimine dilekçe veren 10 sanığın “bölücülük”ten toplam 160 yıl hapis istemiyle yargılanmalarına DGM’de başlandı.
1997

Eski Karayolları Genel Müdürü Atalay Coşkunoğlu tutuklandı. Coşkunoğlu haksız kazanç sağlama suçundan 3 yıl hapis cezası almıştı.

2000

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, irticai ve bölücü faaliyetlere karıştığı öne sürülen devlet memurlarını tasfiye etmeye yönelik Kanun Hükmünde Kararnameyi “Hukuk devleti ilkesine aykırı” olduğu gerekçesiyle hükümete iade etti.

2000 Şili’de 1975’te seçilmiş sosyalist devlet başkanı Salvatore Allende’yi kanlı biçimde devirip ülkeyi 17 yıl yöneten eski diktatör Augusto Pinochet’in dokunulmazlığı Şili’de Yüksek Mahkeme kaldırıldı. Şili Yüksek Mahkemesi 6’ya karşı 14 oyla diktatörün yargılanması kararı aldı. Pinochet’in, 1973-1990 yılları arasında işlenen suçlardan dolayı aleyhinde açılan 157 davadan yargılanabilmesinin yolu açıldı.
2001 Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) BBC ve Deutsche Welle’nin (DW) Türkçe radyo yayınlarının durdurulmasını kararlaştırdı.
2005 Japonya Posta İdaresi’nin özelleştirilmesi parlamentoda 108’e karşı 125 oyla reddedildi. Başbakan Juniçiro Koizuni parlamentoyu feshetti. 11 Eylül’de seçime gitme kararı aldı.
2005 İran İsfahan’daki nükleer tesisinde uranyum zenginleştirme faaliyetlerine başladı. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Tahran’ı uyardı.
2012 Can Yücel’in Datça’daki “Can Evi”, mezarına saldıranlar ceza alana kadar ailesi tarafından ziyarete kapatıldı.
2015 Suruç Katliamı’nın ardından intihar bombacısının memleketi Adıyaman’a giden CHP heyetinin raporu açıklandı. 
2015 Anayasa Mahkemesi, 1999’da Ulucanlar Cezaevi katliamında operasyona katılan güvenlik güçlerinin 15 yıl 8 aydır sonuçlandırılmayan davası nedeniyle, olayda hayatını kaybeden 10 mahkumdan Abuzer Çat’ın yakınlarına toplam 190 bin TL tazminat ödenmesine karar verdi
2021 Bangladeşli akademisyen ve hukukçu Najma Chowdhury yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Şubat 1942) . Chowdhury, 26 Şubat 1942’de Sylhet, Bengal Krallığı’nda doğdu. Dakka Üniversitesi ve Londra Üniversitesi Hukuk Okulu’nda öğrenim gördü. 1996 yılında Bangladeş’teki geçici Muhammad Habibur Rahman hükûmetinde danışman olarak çalıştı. 8 Ağustos 2021’de Dakka, Bangladeş’te COVID-19 ile enfekte olarak 79 yaşında öldü.
2024

New York Güney Bölge Mahkemesi, iflas eden kripto para borsası FTX’in, müşterilerine ve dolandırıcılık mağdurlarına 12,7 milyar dolar ödemesine karar verdi. Kripto para borsası FTX, Kasım 2022’de iflas etmiş, şirketin CEO’su Sam Bankman-Fried’in de istifa ettiği açıklanmıştı.

2024 Atina’daki Pantion Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde Doç. Dr. olarak görev yapan öğretim üyesi, yangın çıkarması ve olay yerinden uzaklaşmasını net bir şekilde gösteren görüntüler üzerine 5 Ağustos’ta gözaltına alındı, mahkemeye çıkarılan ve dört ayrı yangının çıkmasından suçlu bulunan akademisyen tutuklandı.
2024 Bulgaristan Parlamentosu, okullarda LGBT propagandasını yasaklayan yasal düzenlemeyi kabul etti.
2025 CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “İBB Borsası” iddiası kapsamında Av. Mehmet Yıldırım, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma sonucunda “nüfuz ticareti” suçlamasıyla Antalya’da  gözaltına alındı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç Bolu’da yaptığı açıklamada İBB borsası hakkında, “Hiç kimse peşinen suçlu ilan edilemez. Kimin elinde belge varsa yargı makamına versin” ifadelerini kullandı. Savcılık Yıldırım ve onunla birlikte gözaltına alınan Mehmet Mithat Turan’ı adli kontrol talebiyle mahkemeye sevk etti. Mahkeme, “konutu terk etmeme” şeklinde adli kontrol kararı verdi.
 2025 23’üncü İstanbul Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan ve 2’si tutuklanan toplam 53 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde yapıldı. 5 sanık ve avukatları dışındaki sanıklar, avukatları ile gazetecilerin salona alınmadığı duruşmada mahkeme, tutuklu bulunan Hivda Selen ve Sinem Çelebi’nin tahliyesine ve diğer sanıklar hakkındaki adli kontrol kararlarının kaldırılmasına karar verdi. Duruşmayı takip etmek üzere adliyeye gelen 1 kişi, üzerinde bulunan tişörtte yer alan yazıda “lezbiyen” kelimesi geçtiği gerekçesiyle adliyeye alınmadı. Bir süre adliyenin polis noktasında bekletilen kişi daha sonra tişörtünü değiştirerek adliyeye girebildi.
 2025
  • Antalya’da 2 kişiyi bir evde 13 saat alıkoyup, silah tehdidiyle 6 milyon lira hesaplarına geçiren 2’si kadın 6 şüpheli, 6 şüpheli, ‘Nitelikli yağma’ ve ‘Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından tutuklandı. tutuklandı.
  • İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul’da düzenlenen uyuşturucu operasyonlarında 9 şüphelinin yakalandığını ve 5’inin tutuklandığını duyurdu.
 2025 İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin raporu açıklandı. Temmuz 2025’te en az 204 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi,9’u çocuktu! Yılın ilk yedi ayında ise bu sayı en az 1165’e ulaştı.
 2025
  • Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, evcil hayvan girişi yasak olduğu gerekçesiyle görme engelli bireyi rehber köpeğiyle kabul etmeyen Beykoz Sahil Sosyal Tesisinin bağlı olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne 150 bin TL idari para cezası uyguladı.
  • ABD, Venezuela Devlet Başkanı Maduro‘nun tutuklanması için ödül miktarını 50 milyon dolara yükseltti. ABD hükümeti, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun tutuklanması veya mahkum edilmesine ilişkin bilgi sağlanması karşılığında daha önce 25 milyon dolar olan ödülü 50 milyon dolara yükselttiğini duyurdu.
  • ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da düzenlenen zirvede, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile üçlü bir mutabakata imza atıldığını açıkladı. ABD, Azerbaycan bağımsız olduktan 1 yıl sonra getirilen kısıtlamaları 33 yıl sonra kaldırdı.
2026
  • Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü ‘rüşvet’ soruşturması kapsamında gözaltına alınan YENİ Parti Manisa İl Başkanı İlksen Özalper hakkında tutuklama kararı verildi.
  • Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’deki Al-Safa Sarayı’nda imzalandı. Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlamakta ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Anlaşma ayrıca üç devlet arasındaki savunma iş birliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir.
  • Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünlüğün Güçlendirilmesi Kanun Teklifi, TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi. Yasa teklifine AKP, MHP, DEM, CHP grupları ve Yeni Yol ve HÜDA Par’dan da milletvekilleri imza attı. Yeni Parti ve İYİ Parti imzalamadı.
  • Diyarbakır merkezli 8 ilde düzenlenen operasyonda, dijital platformlarda “C47” ve “C99” kod isimleriyle örgütlendiği ve çocuklarını kaybeden aileleri tehdit edip şantaj yaptığı belirtilen 10 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerden 2’si tutuklandı.
  • İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, iş insanlarından ‘Sokak hakkı’ adı altında haraç istedikleri ve 16 ayrı silahlı eyleme karıştıkları belirlenen suç örgütüne yönelik İstanbul, Antalya ve Yalova’da eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda gözaltına alınan 27 şüpheliden 24’ü tutuklandı. 3 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
  • İstanbul’da, sahte ekspertiz raporları kullanılarak gerçekleştirilen gayrimenkul satış işlemleriyle Türk vatandaşlığı kazandırdığı tespit edilen gruba  yönelik operasyonda gözaltına alınan 80 şüpheliden 32’si tutuklandı.
  • TBMM Genel Kurulunda, suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edilerek yasalaştı.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması
Mekke Ortak Savunma Anlaşması

8 Ağustos – Hukuk Takvimi

Avram Galanti Bodrumlu

0
Avram Galanti Bodrumlu

Avram Galanti Bodrumlu,  1873 yılında Bodrum’da doğdu. Avram Galanti Bodrumlu, 4 Ocak 1873 tarihinde Bodrum’da Sefarad bir ailenin on dört çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Galanti’nin babası Moşe Galanti, annesi ise Rodoslu Coya Kodron’du. Ailesi Bodrum’un sosyo-ekonomik hayatında etkin bir konuma sahipti. Galanti’nin eğitimi altı yaşında Bodrum’daki cemaat ilkokulunda başladı. Dokuz yaşında daha kapsamlı bir eğitim almak üzere Rodos’a gönderildi. Buradaki yatılı okulda İbranice, Ladino ve Fransızca öğrenirken Türkçe de öğrendi. 1887’de Rodos’taki eğitimini tamamlayarak Bodrum’a döndü; eğitimine Bodrum Rüşdiyesi ve İzmir Mekteb-i İdadi Mülkiyesi’nde devam etti. Rodos’ta öğretmenlik ve adalardaki Yahudi ve Türk okullarında Maarif Müfettişliği yaptı.

Eğitimci, tarihçi, hukuk tarihi araştırmacısı ve siyasetçi Galanti, 1890’larda Osmanlı eğitim kurumlarının yeterliliği, kullanılan kitaplar, eğitim yöntemleri ve yaklaşımları üzerine yazılar yayımladı. Ayrıca eğitim kurumlarının yönetim ve işleyişinin nasıl geliştirilebileceği konusunda öneriler getirdi.

1894 yılı sonunda idâdî öğretmeni olarak Rodos’a giden Galanti burada Dünya Yahudi Birliği (Alliance israélite universelle) ve Rodos yahudi cemaatinin desteğiyle bir okul kurdu. Fransızca ağırlıklı eğitim karşısında Türkçeye daha fazla önem verilmesini savundu ve Rodos’taki okulların Türkçe eğitim vermesini sağladı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı ve cemiyetin aktif ve ileri gelen üyelerinden biri oldu.

1902 yılında Rodos’tan ayrılıp İzmir’e yerleşti ve yine öğretmenlik yapmaya başladı.

1904 yılında İzmir’den ayrılarak Mısır’da bulunan Jön Türkler’e katıldı ve Kahire’de La Vara gazetesini çıkarmaya başladı.

Dârülfünûn-ı Osmânî’nin kurulduğunu öğrenince 1911 yılı sonunda devamlı kalmak amacıyla İstanbul’a taşındı.

Galanti, eğitim ve akademik çalışmalarını sürdürerek 1914 yılında Darülfünun’da görev yapmaya ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Darülfünun’da görev yapan Semitik diller uzmanı Gotthelf Bergsträsser’in muavini olarak çalışmaya başladı. Savaş sonrasında Alman müderrislerin ülkelerine dönmesiyle Akvam-ı Kadime-i Şarkiye müderrisi olarak atandı.  1933 yılına kadar eğitimci olarak görevine devam etti. Özellikle tarih, dil ve hukuk alanlarındaki çalışmalarıyla dönemin önemli aydınları arasında yer aldı. Yeni Mecmua ve Darülfünun Edebiyat Fakültesi Mecmuası gibi dönemin önemli yayınlarında yazdı. Ayrıca Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmuası’nda yayımlanan Yahudilerle ilgili belgeleri Fransızcaya çevirdi.

Millî Mücadele yıllarında yabancı dillerdeki günlük basın bültenlerini Türkçe’ye çevirip Mustafa Kemal ve arkadaşlarına iletti. İstanbul’da yayımlanan Hamenora ve La Boz de Türkiye dergilerine makaleler yazdı.

Cumhuriyet devrimlerini desteklemesine karşın kültürel devamlılığın korunmasını talep etti ve bu yönde eserler yazdı. Harf Devrimi‘ne, özellikle Latin harflerinin kabulüne karşı çıktı. Bu konudaki görüşlerini Arabi harfleri Terakkimize Mani Değildir adlı eserinde savundu. Bu görüşleri nedeniyle üniversitedeki görevini sürdüremedi ve üniversite kadrosunun dışında kaldı. Dârülfünun reformunda kadro dışı bırakıldığından 1 Ağustos 1933’te müderrisliği sona erdi.

Osmanlı’nın çok kültürlü yapısından Cumhuriyet rejimine geçiş döneminde, Yahudi cemaatinin Türk toplumuna entegrasyonunu savundu.

Soyadı Kanunu ile “Bodrumlu” soyadını aldı.

Siyasi yaşamında da görev alan Galanti, 1943-1946 yılları arasında Niğde milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yaptı. TBMM’de bulunduğu dönemde Meclis kütüphane ve arşivlerinde araştırmalar yaparak Ankara Tarihi ile Niğde ve Bor Tarihi kitapları üzerinde çalıştı. 1946’daki TBMM görüşmelerinde profesörlerin birden fazla yabancı dil bilmesi gerektiğini savundu.

Hukuk Tarihine Katkısı 

Hukuk tarihi alanında da önemli çalışmalar bırakan Galanti’nin eserleri arasında Üç Sami Kanun Koyucu, Asur Kanunları, Hitit Kanunu ve Hammurabi Kanunu bulunmaktadır. Fransızca, İbranice(eski ve modern), Almanca, İngilizce ve Arapça bilmesi, eski hukuk metinlerine ve özellikle Sami dillerindeki kaynaklara yönelmesinde önemli rol oynamıştır. Bu çalışmaları, eski hukuk sistemleri ve kanun metinlerinin karşılaştırmalı biçimde incelenmesi bakımından önem taşımaktadır. Bu yönüyle, eski kanun metinlerini tanıtan bir yazar olması yanında antik hukuk metinlerini tarih ve dil bakımından inceleyen araştırmacı ve hukuk tarihçisidir.

1946 seçimlerinden sonra milletvekilliği sona erince Ankara’dan İstanbul’a dönerek Kınalıada’ya yerleşti. Uzun süren rahatsızlığı sebebiyle son yıllarını Balat Or-Ahayim Yahudi Hastahanesi’nde geçirdi. Avram Galanti Bodrumlu, 8 Ağustos 1961 tarihinde yaşamını yitirdi. Mezarı Arnavutköy Mûsevî Kabristanı’ndadır.

Ölümünden önce 2000 ciltlik kütüphanesini ve arşivini Türkiye Hahambaşılığı’na bıraktı. Arşivin çoğu yok oldu; kurtarılabilen belgeler Kudüs’teki Yahudi Tarihi Merkez Arşivleri’ne gönderildi.

Dil, tarih ve hukuk alanlarında yaptığı çalışmalarla tanındı ve yaklaşık 60 eser kaleme aldı, yüzlerce makalesi yayımlandı. Dil, tarih, eğitim ve hukuk alanlarındaki eserleriyle Cumhuriyet dönemi Türk düşünce ve kültür hayatında iz bıraktı.

Eserleri
  • Deux nouveaux documents sur Dona Gracie Nassy (Paris, 1913)
  • Türkçede Arabi ve Latin Harfleri ve İmla Meseleleri (İstanbul, 1925)
  • Küçük Türk Tetebbular (İstanbul, 1925)
  • Hamurabi Kanunu (İstanbul, 1925)
  • Arabi harfleri Terakkimize Mani Değildir (İstanbul, 1927)
  • Vatandaş, Türkçe konuş! (İstanbul, 1928)
  • Hitit Kanunu (İstanbul, 1931)
  • Documents Officiels Turcs Concernantles Juifs de Turquie Recueil de 114 lois, reglements, firmans, berats, ordres et decisions de tribunaux (İstanbul, 1931)
  • Turcs et Juifs. Etude Historique Politique (İstanbul, 1932)
  • Asur Kanunları (İstanbul, 1933)
  • Nouveaux documents sur Sabbetai Sevi (İstanbul, 1935)
  • Les Synagogues d’Istanbul (İstanbul, 1937)
  • Medecins Juifs au Service de la Turquie (İstanbul, 1938)
  • Les Juifs de Constantinople sous Byzance (İstanbul, 1940)
  • Un ferman concernant le cimetiere Juif d’Uskudar (İstanbul, 1940)
  • Histoire des Juifs d’Istanbul, depuis la prise de cette ville en 1453 par Fatih Mehmed II, jusqu a nos jours (1. cilt) (İstanbul, 1941)
  • Appendice a l’Ouvrage Documents Officiels Turcs concernant les Juifs de Turquie (İstanbul, 1941)
  • Histoire des Juifs d’Istanbul, depuis la prise de cette ville en 1453 par Fatih Mehmed II, jusqu a nos jours (2. cilt) (İstanbul, 1942)
  • Bodrum Tarihi (İstanbul, 1945)
  • Türkler ve Yahudiler (İstanbul, 1947)
  • En 1804 un incendie detruisit onze synagogues a Haskeuy (İstanbul, 1948)
  • Appendice a l’Histoire des Juifs d’Anatolie (İstanbul, 1948)
  • Ankara Tarihi (Tan Matbaası, 1950)
  • Niğde ve Bor Tarihi (Tan Matbaası, 1951)
  • Encore un nouveau recueil de documents concernant l’histoire des Juifs de Turquie – Etudes scientifiques (İstanbul, 1953)
  • Türkler ve Yahudiler Eserlerime Ek (İstanbul, 1954)
  • Cinquieme recueil de documents concernant les Juifs de Turquie, Divers sujets Juifs (İstanbul, 1955)
  • Histoire des Juifs de Turquie, 9 cilt (İstanbul, 1986)
  • Bodrum Tarihi (BOSAV Yayınları, 1996)
  • Sabetay Sevi ve Sabetaycıların Gelenekleri (Zvi-Geyik Yayınları, Ağustos 2000)
  • Üç Sami Kanun Koyucu (Anka Yayınları, 2002)
  • Türklük İncelemeleri (Yeditepe Yayınevi, Mayıs 2005)

Kânûn-ı Esâsî

0

Kânûn-ı Esâsî, İkinci Abdülhamit tarafından 23 Aralık 1876 günü bir padişah fermanı ile ilan edilmiştir.  Meşrutiyetin temeli ve Türkiye’nin ilk anayasasıdır.

Kânûn-ı Esâsî, Türk Anayasa tarihinin başlangıcını ve mutlak monarşiden anayasal monarşiye geçişin yasal hükümlerini oluşturmaktadır. I. Meşrutiyet, II. Abdülhamit’in tahta çıkışıyla birlikte ilan edilmiş ancak ilk parlamento dönemi 13 Şubat 1878’de sona ermiştir.

Kânûn-ı Esâsî, gerçek bir meşrutiyet olmamasına karşın Türk tarihinde Anayasal hareketlerin ilk yazılı belgesi olması, ilk defa yasama meclisinin oluşturulması, ilk defa bir anasayal metin ile bazı temel hak ve özgürlüklerin sağlanması ve yargı bağımsızlığına dönük bazı prensipler getirmesi bakımından önem taşımaktadır.

İlk Anayasa, 119 maddeden oluşmaktadır. Yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, 8 Ağustos 1325 (1909) (5 Şaban 1327) tarihinde, 15 Mayıs 1330 (1914)( 2 Recep 1332) tarihinde; 29 Ocak 1330 (1914) (26 Rebiyülevvel 1333) tarihinde; 25 Şubat 1331) (1916) (4 Cemaziyüevvel 1334) tarihinde; 25 Şubat 1331 (1916)(4 Cemaziyülevvel 1334) tarihinde; 7 Mart 1332 (1916) (15 Cemaziyülevvel 1334) tarihinde ve 21 Mart 1334 (1918)(8 Cemaziyülahir 1336) tarihinde değişikliklere uğramıştır.

Kânûn-ı Esâsî’nin Niteliği

Padişahın iradesinden kaynaklanan ve ferman anayasası olan Kanunu Esasi, temsili bir organdan, meclisten ya da halktan onay almamış, padişahın verdiği yetki ile düzenlenmiştir. Osmanlı monarşisinin geleneksel ilke ve kurumlarını anayasa hükmü haline getiren bu ilk Anayasal düzenleme devlet erkine ait yetkilerin çoğunluğunu kullanmaya devam eden padişahı hukuken sorumsuz ve dokunulmaz kılmaya devam ederek hukuki ya da cezai sorumluluktan muaf tutmuş, devletin dinini İslam olarak belirlemiştir. Halifelik ve şeriat kuralları korunmuş, yasaların şeriata ve dine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Daha sonra Cumhuriyet Devrimleri ile kaldırılan Şeriye Mahkemeleri Kanunu Esasi ile Anayasal yetkili mahkeme olarak kabul edilmiştir. Padişahın Kanunu Esasiye bağlılık yemini etmesine dair kural bulunmamaktadır.

İkinci Abdulhamit 1876 yılında Kanunu Esasiyi ilan etmiştir.
İkinci Abdulhamit 1876 yılında Kanunu Esasiyi ilan etmiştir.

Kanunu Esasi Kuvvetler ayrılığı sistemini benimsememiştir.

Yasama ve yürütme organları birbirinden ayrılmamış, yürütmenin ve dolayısıyla padişahın üstünlüğü korumuştur. Bugünkü Başbakan olarak tanımlanabilecek olan Sadrazam ile ona bağlı bakanları ve şeyhülislamı padişah atamaktadır. Hükumet organları meclisi yerine padişaha karşı sorumlu tutulmuştur.

Kanunu Esasi ile kurulan Meclisi Umumi’de görev yapan milletvekilleri üzerine vesayet kurulmuş, Senato olarak adlandırılabilecek Heyet-i Ayan üyeleri doğrudan padişah atamasına tabi tutulmuş, meclisin seçim şekli, toplanması, görev yapma usulü, çalışma şekli ve feshedilmesi padişah yetkisine bırakılmıştır. Nitekim, Kanunu Esasi ile kurulan yasama organı 19 Mart 1877 ile 16 Şubat 1878 tarihleri arasında kısmen çalıştıktan sonra kapatılmıştır. Kanunu Esasi anayasal bir metin olarak yürürlükte kalmış ancak 1978 yılından sonra uygulanmamıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Kanunu Esasi, 1908 yılında yeniden yürürlüğe konulmuş, 1909 bazı değişikliler geçirmiş, yapılan bu değişiklikler sonucunda meşrutiyet ve parlamenter sistem getirilmiştir. Kanunu Esasinin 1876 yılındaki ilk metnindeki meclisin padişaha bağımlığına dair hükümler kaldırılmış, padişahın anayasaya bağlı olması ilkesi getirilmiş, bakanlar kurulu meclise karşı sorumlu tutulmuş, yasama ve yürütme birbirinden kısmen de olsa ayrılarak kuvvetler ayrılığı ilkesinin temeli atılmıştır.

Kanunu Esasi, Ankara Meclisi tarafından 1921 tarihinde çıkarılan Teşkilatı Esasiye Kanununa kadar yürürlükte kalmış, Cumhuriyetin ilanı ve 1924 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanununun çıkarılması ile birlikte tamamen ortadan kalkmıştır.

Kanunu Esasinin Getirmiş Olduğu Genel Hükümler
  • Devlet bir bütündür.
  • Devletin başkenti İstanbul’dur.
  • Saltanat ve hilafet Osmanoğulları’nın en büyük erkek evladına aittir.
  • İslam halifesi olan padişah bütün Osmanlı vatandaşlarının hükümdarıdır.
  • Padişah kutsal ve sorumsuzdur.
  • Meclis-i Umumi’nin toplanması ve tatili, Heyet-i Mebusan’ın feshi Padişahın mutlak haklarındandır.
  • Devletin resmi dini İslam’dır.
  • Basın, kanun dairesinde serbesttir.
  • Herkesin eğitim ve öğretim hakkı bulunmaktadır.
  • Osmanlı toplumunun bir parçasını oluşturan Gayrimüslimler kendi inançları doğrultusunda eğitim yapabilirler.
  • Osmanlı tebaasının mülkiyet dokunulmazlığı hakkı bulunmaktadır.
  • Hiç kimse kanunda öngörülenden başka bir mahkemede yargılanamaz.
  • Müsadere, angarya ve işkence yasaktır.
  • Meclis-i Umumi, Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan olmak üzere iki meclisten oluşur.
  • Milletvekilleri düşünce ve beyanlarında özgürdürler. Açıkladıkları görüşleri için haklarında soruşturma açılamaz.
  • Her 50 bin erkek nüfus için bir milletvekili seçilir.
  • Hakimler azledilmezler. Yargılamalar açıktır. Olağanüstü yetkili mahkemeler kurulamaz.
  • Vergilendirme ancak kanunla yapılabilir.
  • Özel bir kanunla izin verilmedikçe bütçe dışında harcama yapılamaz.
  • Kanunu Esasi hükümleri her iki meclisin ayrı ayrı vereceği üçte iki çoğunluk ve Padişahın onayıyla değiştirilebilir.
Kanunu Esasi Tam Metni ve Değişiklik Hükümleri  
KANUNU ESASİNİN BÖLÜMLERİ
Memaliki Devleti Osmaniye (Madde 1-7)
Tebaai Devleti Osmaniyenin Hukuku Umumiyesi (Madde 8-26)
Vükelâyı Devlet (Madde 27-38)
Memurin (Madde 39-41)
Meclisi Umumi (Madde 42-59)
Heyeti Ayan (Madde 60-64)
Heyeti Mebusan (Madde 65-80)
Mehakim (Madde 81-91)
Divanı Âli (Madde 92-95)
Umuru Maliye (Madde 96-107)
Vilâyat (Madde 108-112)
Mevaddı Şetta (Madde 113-119)

KANUNU ESASİ

Kabul Tarihi: 7 Zilhicce 1293 (23 Aralık 1876)

Düstur, Birinci Tertip, Cilt 4, s.1-40.

Memaliki Devleti Osmaniye

MADDE 1

Devleti Osmaniye memalik ve kıtaatı hazırayı ve eyalatı mümtüzeyi muhtevi ve yekvücud olmakla hiç bir zamanda hiç bir sebeple tefrik kabul etmez.

MADDE 2

Devleti Osmaniyenin payıtahtı İstanbul şehridir ve şehri mezkurun sair Osmaniyeden ayru olarak bir gûne imtiyaz ve muafiyeti yoktur.

MADDE 3

Saltanatı Seniyei Osmaniye hilâfeti kübrayı İslâmiyeyi haiz olarak sülalei âli Osmandan usulü kadimesi veçhile ekber evlada aittir.

MADDE 4

Zatı Hazreti Padişahi hasbel hilâfe dini İslâmın hâmisi ve bilcümle tebeai Osmaniyenin hükümdar ve padişahıdır.

MADDE 5

Zatı Hazreti Padişahinin nefsi hümayunu mukaddes ve gayri mesuldür.

MADDE 6

Sülalei âli Osmanın hukuku hürriye ve emval ve emlâki zatiye ve madâmelhayat tahsisatı maliyeleri tekâfülü umumi tahdındadır.

MADDE 7

Vükelânın azil ve nasbı ve rütme menasıp tevcihi ve nişan itası ve eyalâtı mümtazenin şeraiti imtiyazlerine tevfikan icrayı tevcihatı ve meskûkat darbı ve hutbelerde nâmının zikri ve düveli ecnebiye ile muahedat akdi ve harb ve sulh ilânı ve kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası ve harekâtı askeriye ve ahkâmı şeriye ve kanuniyenin icrası ve devairi idarenin muamelâtına müteallik nizamnamelerin tanzimi ve mücazaatı kanuniyenin tahfifi ve affı ve Meclisi Umuminin akt ve tatili ve ledeliktiza Heyeti Mebusanın azası yeniden intihap olunmak şartile feshi hukuku mukaddesei Padişahi cümlesindendir.

Tebaai Devleti Osmaniyenin Hukuku Umumiyesi
MADDE 8

Devleti Osmaniye tabîyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve mezhepten olur ise bilâ istisna Osmanlı tabir olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir.

MADDE 9

Osmanlıların kâffesi hürriyeti şahsiyelerine malik ve aherin hukuku hürriyetine tecavüz etmemekle mükelleftir.

MADDE 10

Hürriyeti şahsiye her türlü taarruzdan masundur. Hiç kimse kanunun tayin ettiği sebeb ve suretten maada bir bahane ile mücazat olunamaz.

MADDE 11

Devleti Osmaniyenin dini islâmdır. Bu esası vikaye ile beraber asayişi halkı ve adabı umumiyeyi ihlâl etmemek şartile memaliki Osmaniyede maruf olan bilcümle edyanın serbestii icrası ve cemaatı muhtelifiye verilmiş olan imtiyazatı mezhebiyenin kemakân cereyanı Devletin tahdi himayetindedir.

MADDE 12.- Matbuat kanun dairesinde serbesttir.
MADDE 13

Tebaai Osmaniye nizam ve kanun dairesinde ticaret ve sanat ve felahet için her nevi şirketler teşkiline mezundur.

MADDE 14

Tebaai Osmaniyeden bir veya bir kaç kişinin gerek şahıslarına ve gerek umuma müteallik olan kavanin ve nizamata muhalif gördükleri bir maddeden dolayı işin merciine arzuhal verdikleri gibi Meclisi Umumiye dahi müddei sıfatile imzalı arzuhal vermeğe ve memurinin ef’alinden iştikâye selâhiyetleri vardır.

MADDE 15

Emri tedris serbesttir. Muayyen olan kanuna tebaiyet şartile her Osmanlı umumi ve hususi tedrise mezundur.

MADDE 16

Bilcümle mektepler Devletin tahtı nezaretindedir. Tebaai Osmaniyenin terbiyesi bir siyakı ittihat ve intizam üzere olmak için iktiza eden esbaba teşebbüs olunacak ve mileli muhtelifenin umuru itikadiyelerine müteallik olan usulü talimiyeye halel getirilmeyecektir.

MADDE 17

Osmanlıların kâffesi huzuru kanunda ve ahvali diniye ve mezhebiyeden maada memleketin hukuk ve vezaifinde mütesavidir.

MADDE 18

Tebaai Osmaniyenin hidematı Devlette istihdam olunmak için devletin lisanı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.

MADDE 19

Devlet memuriyetinde umum tebaa ehliyet ve kabiliyetlerine göre münasip olan memuriyetlere kabul olunurlar.

MADDE 20

Tekâlifi mukarrere nizamatı mahsusasına tevfikan kâffei tebaa beyninde herkesin kudreti nisbetinde tarh ve tevzi olunur.

MADDE 21

Herkes usulen mutasarrıf olduğu mal ve mülkten emindir. Menafii umumiye için lüzumu sabit olmadıkça ve kanunu mucibince değer bahası peşin verilmedikçe kimsenin tasarrufunda olan mülk alınamaz.

MADDE 22

Memaliki Osmaniyede herkesin mesken ve menzili taarruzdan masundur. Kanunun tâyin eylediği ahvalden maada bir sebeble hükûmet tarafından cebren hiç kimsenin mesken ve menziline girilemez.

MADDE 23

Yapılacak usulü muhakeme hükmünce hiç kimse kanunen mensup olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye gitmeye icbar olunamaz.

MADDE 24

Müsadere ve angarya ve cerime memnudur. Fakat muharebe esnasında usulen tâyin olunacak tekâlif ve ahval bundan müstesnadır.

MADDE 25

Bir kanuna müstenit olmadıkça vergi ve rüsumat nâmı aherle hiç kimseden bir akçe alınamaz.

MADDE 26

İşkence ve sair her nevi eziyet katiyen ve külliyen memnudur.

Vükelâyı Devlet
MADDE 27

Mesnedi sadaret ve meşihatı islâmiye tarafı Padişahiden enmiyet buyurulan zatlara ihale buyurulduğu misullû sair vükelânın memuriyetleri dahi ba iradei şahâne icra olunur.

MADDE 28

Meclisi Vükela sadrıazamın risayeti tahtında olarak aktolunup dahili ve harici umuru mühimmenin merciidir. Müzekeratından mühtacı istizan olanların kararları iradei seniye ile icra olunur.

MADDE 29

Vükelâden herbiri dairesine ait olan umurdan icrası mezuniyeti tahtında bulunanları usulüne tevfikat icra ve icrası mezuniyeti tahtında olmıyanları sadrıazama arzeder. Sadrıazam dahi o makule mevaddan müzekereye mühtaç olmıyanların muktezasını icra veyahut tarafı Hazreti Padişahiden istizan ederek ve muhtacı müzakere bulunanları Meclisi Vükelânın müzakeresine arzeyliyerek müteallik buyurulacak iradei seniye mucibince iktizasını ifa eyler. Bu mesalihin envağ ve derecatı nızamı mahsus ile tâyin olunacaktır.

MADDE 30

Vükelâyı Devlet memuriyetine müteallik ahval ve icraattan mesuldür.

MADDE 31

Mebusan âzasından biri veyahut birkaçı Heyeti Mebusanın dahil dairei vazifesi olan ahvaldan dolayı Vükelâyı Devletten bir zat hakkında mes’uliyeti mucip şikâyet beyan ettiği halde evvelâ Heyeti Mebusanın nızamı dahilisi mucibince ve misillu mevaddın Heyete havalesi lazım gelip gelmiyeceğini müzakereye memur olan şubede tetkik olunmak üzere şikâyeti müşâir Heyeti Mebusan Reisine verilecek takrîr Reis tarafından nihayet üç gün zarfında o şubeye gönderilir ve bu şube tarafından tahkikatı lâzime icra ve iştikâ olunan zat tarafından izahatı kâfiye istihsal olunduktan sonra şikâyetin şayanı müzakere olduğuna dair ekseriyetle terkip olunacak kararname Heyeti Mebusanda kıraat olunarak ve ledeliktiza şikâyet olunan zat davetle bizzat veya bilvasıta vereceği izahat istima kılınarak âzayı mevcudenin sülüsen ekseriyeti mutlakasile kabul olunur ise muhakeme talibini müş’ir mazbatası Makamı Sadarete takdim ile ledelarz müteallik olacak iradei seniye üzerine keyfiyet Divanı Âliye havale olunur.

MADDE 32.- Vükelâden itham olunanların usulü muhakemeleri kanunu mahsus ile tâyin edilecektir.
MADDE 33

Memuriyetlerinden hariç ve sırf zatlarına ait hernevi deavide vükelânın sair efradı Osmaniyeden aslâ farkı yoktur. Bu misillu hususatın muhakemesi ait olduğu mehakimi umumiyede icra olunur.

MADDE 34

Divanı Âlinin dairei ithamı tarafından müttehem olduğuna karar verilen Vükelâ tebriyei zimmet edinceye kadar vekâletten sakıt olur.

MADDE 35

Vikelâ ile Heyeti Mebusan arasında ihtilâf olunan maddelerden birinin kabulünde Vükelâ tarafından israr olunup da mebusan canibinden ekseriyeti arâ ile ve tafsilen esbabı mucibe meyanile katiyyen ve mükerreren reddedildiği halde Vükelânın tebdili veyahut müddeti kanununiyesinde intihap olunmak üzere Heyeti Mebusanın feshi münhasırran yedi iktidarı Hazreti Padişahidedir.

MADDE 36

Meclisi Umumi mün’akit olmadığı zamanlarda Devlet bir muhataradan veya emniyeti umumiyeyi halelden vikaye için bir zaruret mübreme zuhur ettiği ve bu bapta vaz’ına lüzûm görünecek kanunun müzakeresi için Meclisin celp ve cem’ine vakit müsait olmadığı halde Kanunu Esasi ahkâmına mugayir olmamak üzere Heyeti Vükelâ tarafından verilen kararlar Heyeti Mebusanın içtimaile verilecek karara kadar ba iradei seniye, muvakkaten kanun hüküm ve kuvvetindedir.

MADDE 37

Vükelâdan her biri her ne zaman muradeder ise Heyetlerin ikisinde dahi bulunmak veyahut maiyetindeki rüesayı memurinden birini tarafından vekâleten bulundurmak ve iradı nutukta âzaya takaddüm etmek hakkını haizdir.

MADDE 38

İstizahı madde için Vükelâdan birinin huzuruna Meclisi mebusanda ekseriyetle karar verilerek davet olundukta ya bizzat bulunarak veyahut maiyetindeki rüesayı memurinden birini göndederek irad olunacak suallere cevap verecek veyahut lüzum görür ise mes’uliyetini üzerine alarak cevabını tehir etmek selâhiyetini haiz olacaktır.

Memurin
MADDE 39

Bilcümle memurin nizamen tâyin olunacak şerait üzere ehil ve müstahak oldukları memuriyetlere intihap olunacaktır ve bu veçhile  intihap olunan memurlar kanunen mucibi azil hareketi tahakkuk etmedikçe veya kendisi istifa eylemedikçe veyahut Devletçe bir sebebi zaruriye mebni infisal edenler nizamı mahsusunda tâyin olunacağı veçhile terekkiyata ve takaüt ve mazuliyet maaşlarına nail olacaklardır.

MADDE 40

Her memuriyetin vezayifi nizamı mahsus ile tâyin olunacağından her memur kendi vazifesi dairesinde mes’uldur.

MADDE 41

Memurun âmirine hürmet ve riayeti lâzımeden ise de itaati kanunun tâyin ettiği daireye mahsustur. Hilâfı kanun olan umurda amire itaat mes’uliyetten kurtulmağa mecbur olamaz.

Meclisi Umumi

MADDE 42
Meclisi Umumî Heyeti Âyan ve Heyeti Mebusan nâmlarile başka başka iki heyeti muhtevidir.
MADDE 43

Meclisi Umuminin iki heyeti beher sene teşrisani iptidasında tecemmu eder ve ba iradei seniye açılır ve mart iptidasında yine ba iradei seniye ve bu heyetlerden biri diğerinin müctemi bulunmadığı zamanda mün’akid olamaz.

MADDE 44
Zatı Hazreti Padişahi, Devletçe görünecek lüzum üzerine Meclisi Umumi’yi vaktinde dahi açar ve müddeti muayyenei içtimaını da tenkis veya temdit eder.
MADDE 45

Meclisi Umuminin yevmi küşadında Zatı Hazreti Padişahi veyahut taraflarından bilvekâle Sadrıazam hazır olduğu ve Vükelâyı Devletle iki heyetin âzayı mevcudesi birlikte bulundukları halde resmi küşat icra olunup senei cariye zarfında Devletin ahvali dahiliye ve münasebatı hariciyesine ve senei atiyede ittihazına lüzum görülecek tedabir ve teşebbüsata dair bir nutku hümayun kıraat olunur.

MADDE 46

Meclisi Umumi âzalığına intihap veya nasbolunan zevat Meclisin yevmi küşadında Sadrıazam huzurunda ve o gün hazır bulunmıyan olur ise mensup olduğu heyet müçtemi olduğu halde reisleri huzurunda Zatı Hazreti Padişahiye ve vatanına sadakat ve Kanunu Esasi ahkâmına ve uhdesine tevdi olunan vazifeye riayetle hilâfından mücanebet eyliyeceğine tahlif edilür.

MADDE 47

Meclisi Umumi âzası rey ve mütalea beyanında muhtar olarak bunlardan hiçbiri bir gûna vaad ve vaid ve talimat kaydı altında bulunamaz ve gerek verdiği reylerden ve gerek Meclisin müzakeratı esnasında beyan ettiği mütalealardan dolayı bir veçhile itham olunamaz; meğer ki Meclisin Nizamnamei Dahilisi hilâfında hareket etmiş ola. Bu takdirde nizamnamei mezkûr hükmünce muamele görür.

MADDE 48

Meclisi Umumi âzasından birinin hiyanet ve Kanunu Esasiyi nakız ve ilgaya tasaddi ve irtikâp töhmetlerinden biri ile müttehem olduğuna mensup olduğu Heyet azayı mevcudesinin sülüsan ekseriyeti mutlakasile karar verilür veyahut kanunen hapis ve nefsi mucip bir ceza ile mahkûm olur ise azalık sıfatı zail olur ve bu af’alin muhakemesile mücazatı ait olduğu mahkeme tarafından rüyet ve hükmolunur.

MADDE 49

Meclisi Umumi âzasından herbiri reyini bizzat ita eder ve herbirinin müzakerede bulunan bir maddenin red ve kabulüne dair rey vermekten içtinabe hakkı vardır.

MADDE 50

Meclisi Umumi Heyetlerinden ikisinde dahi mürettep olan azanın nısfından bir ziyade hazır bulunmadıkça müzakereye mubaderet olunamaz ve kâffei müzakerat sülüsanı ekseriyetile meşrut olmayan hususatta hazır olunan azanın ekseriyeti mutlakası ile karargir olur ve tesavii âra vukuunda reisin reyi iki addedilür.

MADDE 52

Bir kimse şahsına müteallik dâvasından dolayı Meclisi Umuminin iki Heyetinden birine arzuhal verdiği halde eğer evvela ait olduğu memurini Devlete veyahut o memurların tabi bulundukları mecrie müracaat etmediği tebeyyün ederse arzuhali reddolunur.

MADDE 53

Müceddeden kanun tanzimi veya kavanini mevcudeden birinin tadili teklifi Vükelâya ait olduğu gibi Heyeti Ayan ve Heyeti Mebusanın dahi kendü vazifei muayyeneleri dairesinde bulunan mevad için kanun tanzimini veyahut kavanini mevcudeden birinin tadilini istidaya salâhiyetleri olmakla evvelce Makamı Sadaret vasıtası ile tarafı Şahaneden istizan olunarak iradei seniye müteallik buyrulur ise ait olduğu dairelerden verilecek izahat ve tafsilat üzerine layihalarının tanzimi Şûrayı Devlete havale olunur.

MADDE 54

Şûrayı Devlette bilmüzakere tanzim olunacak kavanin layihası Heyeti Mebusanda badehu Heyeti Ayanda tetkik ve kabul olunduktan sonra icrayi ahkâmına iradei seniye Hazreti Padişahi müteallik buyrulur ise düsturül amel olur ve işbu heyetlerin birinde katiyen reddolunan kanun layihası o senenin müddeti içtimaiyesinde tekrar müzakereye konulamaz.

MADDE 55

Bir kanun lâyıhası evvelâ Heyeti Mebusanda badehu Heyeti Ayanda bend bend okunup ve her bendine rey verilüp ekseriyeti ara ile karar verilmedikçe ve bedel karar heyeti mecmuası için dahi betekrar ekseriyetle karar hasıl olmadıkça kabul olunmuş olmaz.

MADDE 56

Bu Heyetler Vükelâdan veya onların göndereceği vekillerden veya kendi azalarından olmayan veyahut resmen davet olunmuş memurinden bulunmayan hiç kimseyi gerek asaleten ve gerek bir cemaat tarafından vekâleten bir madde ifadesi için gelmiş olduğu halde asla kabul edemez ve ifadelerini istima eyliyemez.

MADDE 57

Heyetlerin müzakeratı lisanı Türki üzere cereyan eder ve müzakere olunacak layıhaların suretleri tab ile yövmü müzakereden evvel azaya tevzi olunur.

MADDE 58

Heyetlerde verilecek reyler ya tâyini esamî veyahut işaratı mahsusa veyahut reyi hafi ile olur. Reyi hafi usulünün icrası âzayı mevcudenin ekseriyeti arası ile karar verilmeğe mütevakkıftır.

MADDE 59

Her Heyetin inzibatı dahilisini münhasıran kendi reisi icra eder.

Heyeti Âyan
MADDE 60

Heyeti Âyanın reisi ve âzası nihayet miktarı Heyeti Mebusan âzasının sülüsü miktarını tecavüz etmemek üzere doğrudan doğruya tarafı Hazreti Padişahiden nasbolunur.

MADDE 61

Heyeti Âyana âza tâyin olunabilmek için asar ve efali umumun vüsuk ve itimadına şayan ve umuru Devlette hidematı memduhesi mesbuk ve mütearif olmak ve kırk yaşından aşağı bulunmamak lâzımdır.

MADDE 62

Heyeti Âyan âzalığı kaydı hayat iledir. bu memuriyetlere vükelâlık ve valilik ve ordu müşirliği ve kazaskerlik ve elçilik ve patriklik ve hahambaşılık memuriyetinde bulunmuş olan mazulinden ve berri ve bahri ferikândan ve sıfatı lâzimeyi cami sair zevattan münasipleri tâyin olunanlar azalık memuriyetinden sakıt olur.

MADDE 63

Heyeti Âyanın azalık maaşı şehriye onbin kuruştur. Başka bir nam ile Hazineden muvazzaf olan azanın maaş ve tâyini eğer onbin kuruştan dûn ise ol miktara iblâğ olunur ve eğer onbin kuruş veya ziyade ise ibka olunur.

MADDE 64

Heyeti Âyan Heyeti Mebusandan verilen kavanin ve muvazene lâyihalarını tetkik ile eğer bunlardan esasen umuru diniyeye ve Zatı Padişahinin hukuuk seniyesine ve hürriyete ve Kanunu Esasi ahkâmına ve Devletin tamamiyeti mülkiyesine ve memleketin emniyeti dahiliyesine ve vatanın esbabı müdafaa ve muhafazasına ve adabı umumiyeye halel verir bir şey görür ise mütalâasını ilâvesile ya kat’iyen red veyahut tâdil ve tashih olunmak üzere Heyeti Mebusana iade eder ve kabul ettiği lâyihaları tasdik ile Makamı Sadarete arzeyler ve Heyete takdim olunan arzuhalları bittetkik lüzum görür ise ilâvei mütalâa ile beraber Makamı Sadarete takdim eder.

Heyeti Mebusan
MADDE 65

Heyeti Mebusan miktarı âzası tebaai Osmaniyeden her ellibin nüfus zükûrda bir nefer olmak itibariyle tertip olunur.

MADDE 66

 Emri intihap reyi hafi kaidesi üzerine müessestir. Sureti icrası kanunu mahsus ile tâyin olunacaktır.

MADDE 67

Heyeti Mebusan âzalığı ile Hükûmet memuriyeti bir zat uhdesinde içtima edemez. Fakat Vükelâdan intihap olunanların âzalığı mücazdır. Vesair memurinden biri mebusluga intihap olunur ise kabul edip etmemek yedi ihtiyarındadır. Fakat kabul ettiği halde memuriyetinden infisal eder.

MADDE 68

Heyeti Mebusan için azalığa intihabı caiz olmıyanlar şunlardır: Evvelâ tebai Devleti Aliyeden olmıyan saniyen nizamı mahsusu mucibince muvakkaten hizmeti ecnebiye imtiyazını haiz olan salisen Türkçe bilmiyen rabian otuz yaşını ikmal etmiyen hamisen hini intihabta bir kimsenin hizmetkârlığında bulunan sadisen iflâs ile mahkûm olup ta iadei itibar etmemiş olan sabian sui ahval ile müştehir olan saminen mahcuriyetine hüküm lâhik olup ta fekki hacir edilmeyen tâsian hukuku medeniyeden sakıt olmuş olan aşiren tabiiyeti ecnebiye iddiasında bulunan kimselerdir. Bunlar mebus olamaz. Dört seneden sonra icra olunacak intihaplarda mebus olmak için Türkçe okumak ve mümkün mertebe yazmak dahi şart olacaktır.

MADDE 69

Mebusan intihabı umumisi dört senede bir kerre icra olunur ve her mebusun müddeti memuriyeti dört seneden ibaret olup fakat tekrar intihap olunmak caizdir.

MADDE 70

Mebusların intihabı umumisine Heyetin mebdei içtimaı olan teşrini saniden lâakal dört mah mukaddem başlanılır.

MADDE 71

Heyeti Mebusan âzasının herbiri kendini intihap eden dairenin ayrıca vekili olmayıp umum Osmanlıların vekili hükmündedir.

MADDE 72

Müntehipler intihap edecekleri mebusları mensup oldukları dairei vilâyet ahalisinden intihap etmeğe mecburdur.

MADDE 73

Ba iradei seniye Heyeti Mebusan feshile dağıtıldığı halde nihayet altı ayda müçtemi olmak üzere umum mebusanın müceddeden intihabına başlanılacaktır.

MADDE 74

Heyeti Mebusan âzasından biri vefat eder veya esbabı hacriyei meşruadan birine duçar olur veya bir uzun müddette meclise devam etmez veyahut istifa eder veya mahkûmiyet veya kabulü memuriyet cihetile âzalıktan sakıt olursa yerine nihayet gelecek içtimaa yetişmek üzere usulü veçhile diğeri tâyin olunur.

MADDE 75

Münhal olan mebusluk makamlarına intihap olunacak âzanın memuriyeti gelecek intihabı umumî zamanına kadardır.

MADDE 76

Mebuslardan herbirine beher sene içtimaı için Hazineden yirmibin kuruş verilecek ve şehrîye beşbin kuruş maaş itibarile memurinî mülkiye nizamına tevfikan azimet ve avdet harcırahı ita kılınacaktır.

MADDE 77

Heyeti Mebusan Riyasetine Heyet tarafından ekseriyetle üç ve ikinci ve üçüncü riyasetlere üçer nefer ki cem’an dokuz zat intihap olunarak huzuru şahaneye arzile bunlardan birisi riyasete ve ikisi reis vekâletlerine ba iradei seniye tercih ve memuriyetleri icra kılınır.

MADDE 78

Heyeti Mebusanın müzakeratı alenidir. Fakat bir maddei mühimmeden dolayı müzakeratı hafi tutulmak Vükelâ canibinden veyahut Heyeti Mebusanın âzasından onbeş zat tarafından teklif olundukta Heyetin içtima ettiği mahal âzanın maadasından tahliye edilerek teklifin red veya kabulü için ekseriyeti arâya müracaat edilir.

MADDE 79

Heyetin Mebusanın müddeti içtimaiyesinden âzadan hiç biri Heyet tarafından ithama sebebi kâfi bulunduğuna ekseriyetle karar verilmedikçe veyahut bir cünha veya cinayet icra ederken veya icrayı müteakip tutulmadıkça tevkif ve muhakeme olunamaz.

MADDE 80

Heyeti Mebusan kendüye havale olunacak kavanin lâyihalarını müzakere ile bunlardan umuru maliyeye ve Kanunu Esasiye taalûk eder maddeleri red veya kabul veyahut tâdil eder ve mesarifi umumiye muvazene kanununda gösterildiği veçhile Heyeti Mebusanda tafsilâtile tetkik olunduktan sonra miktarına Vükelâ ile birlikte karar verilür ve buna karşılık olacak varidatın keyfiyeti ve kemmiyeti ve sureti tevzi ve tedariki kezalik Vükelâ ile birlikte tâyin edilür.

Mehakim
MADDE 81

Kanunu mahsusuna tevfikan tarafı Devletten nasbolunan ve yedlerine beratı şerif verilen hakimler lâyenazildir. Fakat istifaları kabul olunur. Hakimerin terekkiyatı ve meslekleri ve tebdili memuriyetleri ve tekaüdleri ve bir cürüm ile mahkûmiyet üzerine azil olunmaları dahi kanunu mahsusu hükmüne tabidir ve hakimlerin ve mehakim memurlarının matlup olan evsafını işbu kanun irae eder.

MADDE 82

Mahkemelerde hernevi muhakeme alenen cereyan eder ve ilâmatın neşrine mezuniyet vardır. Ancak kanunda müsarrah esbaba mebni mahkeme muhakemeyi hafi tutabilir.

MADDE 83

Herkes huzuru mahkemede hukukunu muhafaza için lüzum gördüğü vesaiti meşruayı istimal edebilir.

MADDE 84

Bir mahkeme vazifesi dahilinde olan dâvanın her ne vesile ile olursa olsun rüiyetinden imtina edemez ve bir kerre rüiyetine veyahut rüiyeti için iktiza eden tahkikatı evveliyeye başlandıktan sonra tatil veya tâviki dahi caiz olamaz; meğer ki müddei dâvadan keffiyed etmiş ola. Şu kadar ki cezaya müteallik deavide Hükûmete ait olan, hukuk nizamı vechile yine icra olunur.

MADDE 85

Her dâva ait olduğu mahkemede rüyet olunur. Eşhas ile hükümet beynindeki dâvalar dahi mehakimi umumiyeye aittir.

MADDE 86

Mahkemeler her türlü müdahelâttan azâdedir.

MADDE 87

Deavii şer’iye mehakimi şer’iyede ve deavii nizamiye mehakimi nizamiyede rüyet olunur.

MADDE 88

Mahkemelerin sunuf ve vezaif ve selâhiyetinin derecat ve taksimatı ve hükkâmın tavzifi kavanine müstenittir.

MADDE 89

Her ne nam ile olursa olsun bazı mevaddı mahsusayı rüiyet ve hükmetmek için mehakimi muayene haricinde fevkalâde bir mahkeme veyahut hüküm vermek sel”hiyetini haiz komisyon teşkili katiyen caiz değildir. Fakat kanunen muayyen olduğu veçhile tâyini mevla ve tahkim caizdir.

MADDE 90

Hiçbir hakim hakimlik sıfatiyle Devletin maaşlı bir başka memuriyetini uhdesinde cemedemez.

MADDE 91

Umuru cezaiyede hukuku âmmeyi vikayeye memur müddei umumiler bulunacak ve bunların vezaif ve derecatı kanun ile tâyin kılınacaktır.

Divanı Âli
MADDE 92

Heyeti Âyan otuz âzadan mürekkeptir. Bunların onu Heyeti Âyan ve Şûrayı Devlet ve onu Mahkemeyi Temyiz ve İstinaf rüesa ve âzasından kurâa ile tefrik ve tâyin olunarak Heyeti Âyan dairesinde lüzum göründükçe ba iradei seniye akdolunur. Vazifesi Vükelâ ile Mahkemei Temyiz rüesa ve âzasının ve zat ve hukuku şahane aleyhinde harekete ve Devleti bir hali muhataraya ilkaya tasaddi eyliyenlerin muhakemesidir.

MADDE 93

Divanı Âli ikiye münkasem olup biri Dairei İthamiye ve biri Divanı Hükümdür. Daireyi İthamiye dokuz âzadan ibaret olup bunun üçü Heyeti Âyan ve üçü Divanı Temyiz ve İstinaf ve üçü Şûrayı Devlet âzasından Divanı Âliye alınacak aza içinden kur’a ile intihap olunur.

MADDE 94

Bu dairei şikâyet olunan zevatın müttehem olup olmadığına sülüsanı ekseriyetile karar verir ve Dairei İthamiyede bulunanlar Divanı Hükümde bulunamaz.

MADDE 95

Divanı Hüküm, yedisi Heyeti Âyan ve yedisi Divanı Temyiz ve İstinaf ve yedisi Şûrayı Devlet rüesa ve âzasından olmak üzere Divanı Ali âzasının yirmibir neferinden mürekkep olarak Dairei İthamiye tarafından muhakemesi lâzım olduğuna karar verilmiş davalar hakkında âzayı murettebenin sülüsanı ekseriyetile kat’iyen ve kavanini mevzuasına tatbikan hükmeder ve hükümleri kabili istinaf ve temyiz değildir.

Umuru Maliye

MADDE 96

Tekâlifi Devletin hiçbiri bir kanun ile tâyin olunmadıkça vaz ve tevzi ve istihsal olunamaz.

MADDE 97

Devletin büdçesi varidat ve mesarifatı takribiyesini mübeyyin kanundur. Tekâlifi Devletin vaz ve tevzi ve tahsil emrinde müstenit olacağı kanun budur.

MADDE 98

Büdçe yani Muvazenei Umumuye Kanunu Meclisi Umumide madde be madde tetkik ve kabul olunur. Varidat ve mesarifatı muhammenin müfredatını cami olmak üzere ana merbut olan cedveller nızamen tâyin olunan numunesine tevfikan aksam ve fusul ve mevaddı müteaddideye münkasem olarak bunların müzakeresi dahi fasıl fasıl icra edilir.

MADDE 99

Muvazenei Umumiye Kanunu müteallik olduğu senenin dühulünde mevkii icraya konulabilmek için lâyihası Heyeti Mebusana Meclisi Umuminin küşadı akabinde ita olunur.

MADDE 100

Bir kanunu mahsus ile muayyen olmadıkça emvâli Devletten muvazene haricinde sarfiyat caiz olamaz.

MADDE 101

Meclisi Umuminin münakit bulunmadığı esnada esbabı mücbireyi fevkalâdeden dolayı muvazene haricinde masraf ihtiyarına lüzumu kavi tahakkuk eder ise mesuliyeti Heyeti Vükelâya ait olmak ve Meclisi Umuminin küşadı akabinde ana dair kanun lâyıhası Meclisi Umumiye verilmek üzere o masrafın tesviyesi için iktiza eden mebaliğin tarafı Hazireti Padişahiye arz ve istizan ile sadır olacak iradei seniye üzerine tedarik ve sarfı caiz olur.

MADDE 102

Muvazene Kanunun hükmü bir seneye mahsustur. O senenin haricinde hükmü cari olamaz ancak bazi ahvali fevkalâdeden dolayı Meclisi Mebusan muvazeneyi kararlaştırmaksızın fesih olunduğu halde hükmü bir seneyi tecavüz etmemek üzere bir kararname ile Vükelâyı Devlet ba iradei seniye seneyi sabıka muvazenesinin cereyanı ahkâmını Meclisi Mebusanın gelecek içtimaına kadar temdit ederler.

MADDE 103

Muhasebei Kat’iye Kanunu müteallik olduğu senenin varidatından istihsal olunan mebaliğ ile yine o senenin mesarifatına vukubulunan sarfiyatın miktarı hakikisini mübeyyin olarak bunun şekil ve taksimatı dahi Muvazenei Umumiye Kanununa tamamile mutabık olacaktır.

MADDE 104

Muhasebei Kat’iye Kanununun lâyihası müteallik olduğu senenin hitabından itibaren nihayet dört sene sonra Meclisi Umumiye ita olunur.

MADDE 105

Emvali Devletin kabız ve sarfına memur olanların muhasebelerini rüiyet ve devairden tanzim olunan sâl muhasebelerini tetkik ederek hulâsai tetkikat ve neticei mütalâatını her sene bir takriri mahsus ile Heyeti Mebusana arzeylelemek üzere bir Divanı Muhasebat teşkil olunacaktır. Bu divan her üç ayda bir kere ahvali maliyeyi Riyaseti Vükelâ vasıtasile ba takrir tarafı Hazreti Padişahiye dahi arzeder.

MADDE 106

Divanı Muhasebatın âzası oniki kişiden mürettep olacak ve herbiri Heyeti Mebusandan ekseriyetle azlinin lüzumu tastik olunmadıkça memuriyetinde kaydı hayat ile kalmak üzere ba iradei seneyi nasbolunacaktır.

MADDE 107

Divanı Muhasebat âzasının evsaf ve vezayifinin tafsilatı ve sureti istifade ve tepdil ve terakki ve tekaüdü ve ahkâmının keyfiyeti teşkili bir nizamı mahsus ile tâyin olunacaktır.

Vilâyat
MADDE 108

Vilâyatin usulü idaresi, tevsii mezuniyet ve tefriki vezayıf kaidesi üzerine müesses olup derecatı nizamı mahsus ile tâyin kılınacaktır.

MADDE 109

Vilâyet ve liva ve kaza merkezlerinde olan idare meclislerile senede bir defa merkezi vilâyette içtima eden Meclisi Umumu âzasının sureti intihabı bir kanunu mahsus ile tevsi olunacaktır.

MADDE 110

Vilâyet Mecalisi Umumiyesinin vezayifi yapılacak kanunu mahsusunda beyan olunacağı veçhile turuku meabir tanzimi ve itibar sandıklarının teşkili ve sanayi ve ticaret ve felâhatın teshili gibi umuru nafiaya müteallik mevad hakkında ve umuma ait maarif ve terbiyenin intişarı yolunda müzakerata şâmil olmakla beraber, tekâlif ve mürettebatı miriyenin sureti tevzi ve istihsalinde ve muamelâtı sairede kavanin ve nizamatı mevzua ahkâmına muhalif gördükeri ahvalin müteallik olduğu makam ve mevkilere tebliği ile tashih ve ıslahı zımnında arzı iştikâ etmek selâhiyetini dahi muhtevi olacaktır.

MADDE 111

Müsakkafat ve müstagillât ve müstagillât ve nukudu mevkufe hasılatının şurutu vakfiyesi ve teamülü kadimi veçhile meşrutun lehine ve hayrat ve müberrata sarfolunmak üzere vasiyet edilen emvalin vasiyetnamelerinde muharrer olduğu üzere musalehine sarfına ve emvali eytamın nizamnamei mahsusu veçhile sureti idaresine nezaret etmek üzere her kazada her milletin bir cemaat meclisi bulunacak ve bu meclisler tanzim edilecek nizamatı mahususası veçhile her milletin müntehap efradından mürekkep olacaktır. Ve mecalisi mezkûre mahalleri hükûmetlerini ve Vilâyet Mecalisi Umumiyesini kendülerine merci bilecektir.

MADDE 112

Umuru belediye Dersaadet ve taşralarda bilintihap teşkil olunacak Devairi Belediye Meclislerile idare olunacak ve bu dairelerin sureti teşkili ve vezaifi ve âzasının sureti intihabı kanunu mahsus ile tâyin kılınacaktır.

Mevaddı Şetta
MADDE 113

Mülkün bir cihetinde ihtilâl zuhur edeceğini müeyyid asar ve emarat görüldüğü halde Hükûmeti seniyenin o mahalle mahsus olmak üzere muvakkaten (idarei örfiye) ilânına hakkı vardır. (İdarei örfiye) kavanin ve nizamatı mülkiyenin muvakkaten tatilinden ibaret olup (idarei örfiye) tahtında bulunan mahallin sureti idaresi nizamı mahsus ile tâyin olunacaktır. Hükûmetin emniyetini ihlâl ettikleri idarei zabıtanın tahkikatı mevsukası üzerine sabit olanların memâliki mahrusai şaheneden ihraç ve teb’id etmek münhasıran Zatı Hazireti Padişahinin yedi iktidarındadır.

MADDE 114

Osmanlı efradının kâffesince tahsili maarifin birinci mertebesi mecburi olacak ve bunun derecat ve teferrüatı nizamı mahsus ile tâyin kılınacaktır.

MADDE 115

Kanunu Esasinin bir maddesi bile hiçbir sebep ve bahane ile tatil veya icradın iskat edilemez.

Madde 116

Kanuna Esasinin mevaddı mündericesinden bazılarının icabı hale ve vakte göre tagyir ve tadiline lüzumu sahih ve kat’i göründüğü halde zikri ati şerait ile tadili caiz olabilir. Şöyle ki Heyeti Vükelâ veya Heyeti Âyan veya Heyeti Mebusan tarafından işbu tadile dair bir teklif vukubulduğu halde evvelâ Meclisi Mebusanda azayı mürettebenin sülüsan ekseriyetile kabul olunur ve kabul Meclisi Âyanın kezalik sülüsan ekseriyetile tasdik edildikten sonra iradei seniye dahi o merkezde sudur eder ise tadilâtı meşruha düsturülamel olur ve Kanunu Esasinin dali iteklif olunan bir maddesi berveçhi meşruh müzakeratı lâzimesinin icrasile iradei seniyesinin suduruna kadar hüküm ve kuvvetini kaip etmeksizin meriyülicra tutulur.

MADDE 117

Bir maddei kanuniyenin tefsiri lâzım geldikte umuru adliyeye müteallik ise tâyini manâsı Mahkemei Temyize ve idarei mülkiyeye dair ise Şurayı Devlete ve işbu Kanunu Esasiden ise Heyeti Âyana aittir.

MADDE 118

Elyevm düsturülamel bulunan nizamat ve teamül ve âdat ilerüde vazolunacak kavanin ve nizamat ile tadil veya ilga olunmadıkça meriyülicra olacaktır.

MADDE 119

Meclisi Umumiye dair olan fi 1 Şevval sene 93 tarihli Talimatı Muvakkatenin cereyanı ahkâmı yalnız birinci defa içtima edecek Meclisi Umuminin müddeti inikadiyesi hitamına kadar olup andan sonra hükmü carî değildir.

KANUNU ESASİDE YAPILAN  DEĞİŞİKLİKLER
7 ZİLHİCCE 1293 TARİHLİ KANUNU ESASİNİN BAZI MEVADDI MUADDELESİNE DAİR KANUN
5 Şaban 1327 – 8 Ağustos 1325 (1909)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 1, s.638-644.
 HEYETİ ÂYAN KARARNAMESİ

Kanunu Esasinin lüzumu tadiline Meclisi Mebusanca sülüsan ekseriyetle karar verilip ve mevaddı muaddelesi bend bend yine sülüsan ekseriyetle kabul olunup lâyihası kanuniye şeklinde Meclisi Âyana tevdi kılınmış ve Meclisi Âyanca dahi Kununu Esasinin lüzumu tadiline sülüsan ekseriyetle karar verilerek lâyıhayı kanuniyesi encümeni mahsusuna havale olunmuş idi. Ancak devrei içtimaiyenin ahiri olmak ve Meclisi Mebusandan tevdi olunan lavayıhı kanuniye tekessür etmek sebebiyle Kanunu Esasinin baştan başa tetkikatına vakit müsait olamamış ve meşrutiyeti idare ve hakimiyeti milliyenin teeyyüdü için kanunu mezkûr mevaddının en mühim ve müstacel olanlarının tetkiki ve müphem ve nakıs görünenlerin tavzih ve ikmali ile işbu devrei içtimaiyeye ait kavanin sırasında ilân olunması kavaidi meşrutiyetinin cidden ve fiilen teessüs ettiği enzarı âmmede isbat etmek için elzem görülmüş ve mevaddı sairenin tetkikatı devrei içtimaiyeyi âtiyeye bırakılmıştır.

Her iki heyetde tadilen kabulüne karar verilen üçüncü, altıncı, yedinci, onuncu, on ikinci, yirmi yedinci, yirmi sekizinci, yirmi dokuzuncu, otuzuncu, otuz beşinci, otuz altıncı, otuz sekizci, kırk üçüncü, kırk dördüncü, elli üçüncü, elli dördüncü, yetmiş altıncı; yetmiş yedinci; sekseninci, yüz on üçüncü ve yüz on sekizinci maddeleri asılları ile sureti muaddelerini havi layıhayı kanuniye leffen takdim kılınmış ve yüz on dokuzuncu madde tay edelmiş ve yeniden üç madde ilâve olunup Kanunu Esasinin tetkikat ve tâdilatı ikmal olundukta faslı mahsuslarına nakl ve derç olunmak üzere mevaddı selâsei mezkûre şimdilik yüz on dokuzuncu ve yüz yirminci ve yüz yirmi birinci madde olarak kabul olunmuş ve lâyıhayı mezkûrenin bilistizan tasdiki âliye iktiran ettikten sonra ceridei resmiye ile ilân olunarak mevki tatbika vaz edilmek üzere Kuvvei İcraiyeye tebliği kararlaştırılmıştır.

Mevaddı Muaddele
MADDE 3

Saltanatı Seniyei Osmaniye Hilâfeti Kübrâyı İslamiyeti haiz olarak Sülâlei Âli Osmandan usulü kadimesi veçhile ekber evlada aittir. Zatı Hazreti Padişahi hini cüluslarında Meclisi Umumide ve Meclis müştemi değilse ilk içtimaında Şer’i Şerif ve Kanunu Esasi ahkâmına riayet ve vatan ve millete sadakat edeceğine yemin eder.

MADDE 6

Sülalei Âli Osmanın hukuku hürriye ve emval ve emlâki zatiye ve kanunu mahsus mucibince madamel hayat tahsisatı maliyeleri tekâfülü umumi tahdındadır.

MADDE 7

Hudbelerde namımın zikri ve meskûkat darbı, kanunu mahsusuna tevfikan rütbe ve mehasıp tevcihi, nişan itası Sadrıazam ve Şeyhülislaâmın intihap ve tâyini ile Sadrıazamın teşkil ve arz edeceği Vükelânin tasdiki memuriyetleri, icabında Vükelânın alel usul ve azl ve tebdili, kavanini umumiyenin tasdiki ile ilânı meriyeti, devairi hükûmetin muamelâtına ve kavaninin suveri icraiyesine müteallik nizamnameler tanzim, her nevi kavanin teklifi, ahkâmı şeriye ve kanuniyenin muhafaza ve icrası, eyalâtı mümtazenin şeraiti imtiyaziyelerine tevfikan icrayı tevcihatı, kuvayı berriye ve bahriyenin kumandası, harp ilânı, musalâha akdi, mücazatı kanuniyenin tahfif ve affı, Meclisi Umuminin tasvibi ile affı umumi ilânı, Meclisi Umuminin miadında tüşat ve tatili, Meclisi Umuminin ahvali fevkalâdede vaktinden evvel içtimaa daveti, otuz beşinci madde mucibince Meclisi Mebusanın üç ay zarfında intihap olunup içtima etmek şartı ve Heyeti Âyanın muvafakatı ile ledeliktiza feshi, alel umum muahedat akdi hukuku mukaddesei Padişahidendir.

Ancak sulhe ve ticarete ve trek ve ilhakı araziye ve tebai osmaniyenin hukuku asliye ve şahsiyesine taallûk eden ve Devletçe masarifi mucip olan muahedatın akdinde Meclisi Umuminin tasdiki şarttır. Meclisi Umuminin münakit olmadığı zamanda Heyeti Vükelânın tebeddülü vukuunda keyfiyeti tebeddülden mütevellit mesuliyet heyeti lâhikaya ait olacaktır.

MADDE 10

Hürriyeti şahsiye her türlü taarruzdan masundur. Hiç kimse şer’ ve kanunun tâyin ettiği sebep ve suretten maada bir bahane ile tevkif ve mücazat olunamaz.

MADDE 12

Matbuat kanun dairesinde serbesttir. Hiç bir veçhile kableltab teftiş ve muayeneye tâbi tutulamaz.

MADDE 27

Mesnedi Sadaret ve Meşihati İslâmiye emniyet buyrulan zevata ihale buyrulduğu misillu teşkili Vükelâya memur olan Sadrıazamın tensip ve arzı ile sair Vükelânın memuriyetleri dahi ba iradei şahane icra olunur.

MADDE 28

Meclisi Vükelâ Sadrıazamın riyaseti tahdında olarak aktolunup dahili ve harici umuru mühimmenin merciidir. Müzakeratından muhtacı tasdik olan kararlar ledelarz iradei seniye ile icra olunur.

MADDE 29

Vükelâdan her biri dairesine ait olan umurdan mezuniyeti tahtında bulunanları usule tevfikan icra ve icrası mezuniyeti tahtında olmıyanları Sadrıazam inha eder. Sadrıazam dahi o makule mevaddan müzakereye muhtaç olmayanları doğrudan doğruya ve muhtacı müzakere bulunanları Meclis Vükelada badel müzakere muhtacı tasdik olduğu takdirde arz eder ve muhtacı tasdik olmıyanlar hakkında Heyeti Vükelâ kararını tebliğ eyler. Bu mesalihin envağ ve derecatı kanunu mahsusla tâyin olunacaktır. Şeyhülislâm muhtacı müzakere olmıyan mevaddı doğrudan doğruya arz eder.

MADDE 30

Vükelâ Hükûmetin siyaseti umumiyesinden müştereken ve daireyi nezaretlerine ait muamelattan dolayı münferiden Meclisi Mebusana karşı mesuldürler. Tarafı Hazireti Padişahiden tasdike muhtaç olan mukarreratın mamulünbiha olması için Sadrıazam ile dairei müteallikası nazırı taraflarından kararnamelere vazı imza edilerek kararın mesuliyeti deruhte olunmak ve anların imzası balâsına tarafı Hazireti Padişahiden dahi vazı imza buyrulmak şarttır. Heyeti vükelaca ittihat olunan kararlar umum Vükelanın imzalarını havi olacak ve o imzaların balâsına muhtacı tasdik oluduğu takdirde kezalik tarafı Hazireti Padişahiden vazı imza buyrulacaktır.

MADDE 35

Vükelâ ile Heyeti Mebusan arasında ihtilaf vukuunda Vükelâ reyinde ısrar edüpte mebusan canibinden katiyen ve mükerreren red edildiği halde Vükelâ ya mebusanın kararını kabule veya istifaya mecburdur. İstifa takdirinde yeni gelen heyeti Vükelâ heyeti sabıkanın fikrinde ısrar eder ve Meclis esbabı mucibe beyanı ile yine red ederse yedinci madde mucibince intihabata başlanılmak üzere Zatı Hazreti Padişahi Meclisi feshedebilir; fakat heyeti cedidei mebusan evvelki heyetin reyinde sebat ve ısrar ederse Meclisi Mebusanın rey ve kararının kabulü mecburi olacaktır.

MADDE 36

Meclisi Umumi münakit olmadığı zamanlarda Devleti bir muhataradan veyahut emniyeti umumiyeyi halelden vikaye için bir zarureti mübreme zuhur ettiği ve bu babda vazına lüzum görünecek kanunun müzakeresi için Meclisin celp ve cemine vakit müsait olmadığı halde Kanunu Esasi ahkâmına mugayir olmamak üzere Heyeti Vükelâ tarafından verilen kararlar Heyeti Mebusanın içtimaiyle verilecek karara kadar ba iradei seniye muvakkaten kanun hüküm ve kuvvetinde olup ilk içtimada Heyeti Mebusana tevdi edilmek lâzımdır.

MADDE 38

İstizahı madde için Vükelâdan birinin huzuruna Meclisi Mebusanda ekseriyetle karar verilerek davet olundukta ya bizzat bulunarak yahut maiyetindeki rüesayı memurinden birini göndererek irad olunacak suallere cevap verecek yahut lüzum görür ise mesuliyet  üzerine alarak cevabının tehirini talep etmek hakkını haiz olacaktır. Neticei istizahta Heyeti Mebusanın ekseriyeti arası ile hakkında ademi itimat beyan olunan nazır sakıt olur. Reisi vükelâ hakkında ademi itimat beyan olunduğu halde Heyeti Vükelâ hep birden sukut eder.

MADDE 43

Meclisi Umuminin iki heyeti beher sene teşrinisani iptidasında bilâ davet tecemmu eder ve ba iradei seniye açılır ve mayıs iptidasında yine ba iradei seniye kapanır. Bu heyetlerden biri diğerinin müçtemi bulunmadığı zamanlarda münakit olamaz.

MADDE 44

Zatı Hazireti Padişahi görülecek lüzum üzerine re’sen yahut mebusanın ekseriyeti mutlakası tarafından vuku bulacak talebi tahririye binaen Meclisi Umumiyi vaktinden evvel açar ve Heyeti Umumiyenin kararı ile veya res’en müddeti muayenei içtimai temdit edebilir.

MADDE 53

Müceddeden kanun tanzimini veya kavanini mevcudeden birinin tadilini teklife Vükelâ ve Âyan ve Mebusandan her birinin hakkı vardır. İki Meclisten her biri müceddeden veya tadilen kaleme aldığı kanun lâyıhalarını diğer heyete gönderir. Orada dahi kabul olunduktan sonra tasdiki Hazireti Padişahiye arzolunur.

MADDE 54

Tanzim olunacak  kavanin lâyıhaları Meclisi Mebusan  ve Ayanca tetkik ve kabul olunarak ledelarz tasdik ile icrayı ahkâmına iradei seniyei Hazireti Padişahi taalluk ederse düsturül amel olur. Arz olunan kanunlar iki mah zarfında ya tasdik olunur yahut tekrar tetkik edilmek üzere bir kere iade edilir. İade olunan kanunun tekrar  müzakeresinde ekseriyeti sülüsan ile kabul şarttır. Müstaceliyetine karar verilmiş olan kanunlar on gün zarfında ya tasdik veya iade olunur.

MADDE 76

Mebuslardan her birine beher sene içtimaı için Hazineden otuz bin kuruş verilecek şehri beş bin kuruş maaş itibariyle memurini mülkiye nizamına tevfikan azimet ve avdet harcirahı ita kılınacaktır. Müddeti kanuniyeden fazla içtima vuku bulduğu suretde şehrî beşbin kuruş itibariyle tahsisatı munzama verilecektir.

MADDE 77

Heyeti Mebusan Riyaseti ile birinci ve ikinci reis vekaletlerine Heyet tarafından her sene içtimaında ekseriyetle birer zat intihab ve intihabı vaki huzuru Padişahiye arz olunur.

MADDE 80

Masarifatı umumiye muvazene kanununda gösterildiği veçhile Heyeti Mebusanda tafsilatı ile tetkik olunduktan sonra miktarına Vükelâ hazır olduğu halde Mebusanca karar verilir. Buna karşılık olacak varidatın keyfiyet ve kemiyeti ve sureti tevzi ve tedariki Vükelâ huzuru ile tâyin edilir.

MADDE 113

Mülkün bir cihetinde ihtilâl zuhur edeceğini müeyyit asar ve emarat görüldüğü halde Hükûmeti seniyenin o mahalle mahsus olmak üzere muvakkaten idarei örfiye tahtında bulunan mahallin sureti idaresi nizamı mahsus ile tâyin olunacaktır.

MADDE 118

Elyevm düsturülamel bulunan nizamat ve teamül ve adât ileride vazolunacak kavanin ve nizamat ile tâdil veya ilga olunmadıkça meriyül icra olacaktır. Kavanin ve nizamatın tanziminde muamelâtı nasa erfak ve ihtiyacatı zamana evfak ahkâmı fıkhiye ve hukukiye ile adab ve muamelât esas itihaz kılınacaktır.

119’uncu madde tay olunmuştur. (Yeniden üç madde ilâve olunup Kanunu Esasinin tetkikat ve tâdilatı ikmal olundukta faslı mahsuslarına nakil ve derç olunmak üzere mevaddı selâseli mezkure şimdilik yüz on dokuz ve yüz yirmi ve yüz yirmi bir rekamı ile berveçhi ati tahrir edilmiştir):

MADDE 119

Pastanelerde mevdu evrak ve mekatib müstantik veya mahkeme kararı olmayınca açılamaz.

MADDE 120

Kanunu mahsusuna tebaiyet şartı ile osmanlılar hakkı içtimaa maliktir. Devleti Osmaniyenin temamiyeti mülkiyesini ihlal ve şekli meşrutiyet ve hükûmeti tagyir ve Kanunu Esasi ahkâmı hilafına hareket ve anasırı osmaniyeyi siyaseten tefrik etmek maksatlarından birine hadim veya ahlâk ve adabı umumiyeye mugayir cemiyetler teşkili memnu olduğu gibi alelıtlâk hafi cemiyetler teşkili de memnudur.

MADDE 121

Heyeti Âyan müzakeratı alenidir fakat bir maddei mühimmeden dolayı müzakerat hafi tutulmak Vükelâ canibinden veya Heyeti Âyan azasından beş zat tarafından teklif olundukta heyetin içtima ettiği mahal azanın madasından tahliye edilerek teklifi red veya kabul için ekseriyeti araya müracaat olunur.

KANUNU ESASİNİN 5 ŞABAN 1327 TARİHLİ 7, 35 VE 43’ÜNCÜ MEVADDI MUADDELESİNİ MUADDİL KANUN
2 Recep 1332 – 15 Mayıs 1330 (1914)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 6, s.749-750.
7’nci Maddenin Fıkrai Muaddelesi

“…. Otuz beşinci madde mucibince Heyeti Mebusanın ledeliktiza feshi ve müddeti teciliye ve tatiliyenin mecmuu müddeti içtimaiyei seneviyenin nısfını tecavüz etmemek ve o senei içtimaiye zarfında müddetini ikmal eylemek üzere tecil ve tatili, hukuku mukaddesei Padişahidendir.”

35’inci Maddei Muaddele

“Vükelâ ile Heyeti Mebusan arasında ihtilâf olunan maddelerden birinin kabulünde Vükelâ tarafından israr olunupda Mebusan canibinden ekseriyeti arâ ile ve mükerreren red edildiği halde Vükelânın tebdili veyahut müceddeden ve dört ay zarfında intihap ve içtima olunmak üzere Heyeti Mebusanın feshi hukuku Padişahi cümlesindendir. Fakat Heyeti cedidei Mebusan evvelki heyetin reyinde sebat ve israr ederse Meclisi Mebusanın rey ve kararının kabulü mecburi olacaktır.”

43’üncü Maddei Muaddele

“Meclisi Umuminin iki heyeti beher sene teşrinisani iptidasında ve tecil vuku bulmuş ise müddeti teciliyenin inkizasında bilâ davetin içtima eder ve ba irade seniye küşad edilir. müddeti içtima altı aydır ve bu müddetin hitamında Meclis yine ba iradei seniye kapanır. Bu Heyetlerden biri diğerinin bulunmadığı zamanlarda münakit olamaz. Meclisi Mebusan fesh edildiği halde dört ay sonra içtima edecek olan heyeti cedidenin içtimaı bir içtimaı fevkalâde hükmünde olup müddeti iki aydır ve kabili temdit olup tecile tabi değildir ve altmış dokuzuncu maddede muharer olan dört seneden ibaret müddeti memuriyeti teşrinisani ibtidasında başlar.”

Kanunu Esasinin yetmiş üçüncü maddesi mülgadır.

Meclisi Mebusan ve Âyanda kabul olunan işbu lâyihanın kanuniyetini ve ona göre Kanunu Esasiye ilâvesini irade eyledim.

2 Recep 1332 – 15 Mayıs 1330

(Diğer imzalar)                                               Mehmet Reşat

7 ZİLHİCCE 1293 TARİHLİ KANUNU ESASİNİN 102’NCİ MADDESİ İLE 2 RECEP 1332 TARİHLİ 7’İNCİ VE 43’ÜNCÜ MEVADDI MUADDELESİNİ MUADDİL KANUN
26 Rebiyülevvel 1333 – 29 Kanunusani 1330 (1914)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 7, s.224-225.
MADDE 7

…. Meclisi Umuminin miadında açılıp kapatılması, gerek vaktinden evvel gerek sureti fevkalâdede içtimaa daveti temdidi müddeti, üç ayı tecavüz ve tekerrür etmemek üzere tecili ve senei içtimaiyesi zarfında müddetini ikmal eylemek üzere Meclisin muayyen bir zaman için tatili, otuz beşinci madde mucibince Heyeti Mebusanın ledeliktiza feshi, alel umum muahedat akti hukuku mukaddasei Padişahidendir…

MADDE 43

Meclisi Umuminin iki heyeti beher sene teşrinisani iptidasında ve tecil vuku bulmuş ise müddeti teciliyenin inkızâsında bilâ dâvetin içtima ve ba iradei seniye küşat edilir. Müddeti içtima dört aydır ve bu müddetin hitamında…

MADDE 102

Muvazene kanunun hükmü bir seneye mahsustur. O senenin haricinde hükmü cari olamaz ve bu hüküm tecil ve tatil ile ihlâl edilemez. Ancak, Meclisi Mebusan muvazeneyi kararlaştırmaksızın fesholunduğu halde….

Meclisi Âyan ve Mebusanca kabul olunan işbu lâyıha veçhile Kanunu Esasinin tâdilini irade eyledim.

26 Rebiyülevvel 1333 – 29 Kanunusani 1330

(Diğer imzalar)                                                 Mehmet Reşat

KANUNU ESASİNİN 5 ŞABAN 1327 TARİHLİ 76’INCI MADDEİ MUADDELESİNİ MUADDİL KANUN
(4 Cemaziyüevvel 1334 – 25 Şubat 1331) (1916)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 8, s.483
MADDE 76

Meclisi Mebusan azasından herbirine her sene içtimaı için elli bin kuruş tahsisat ve şehrî dörtbin kuruş üzerinden azimet ve avdet harcîrahı verilir. Müddeti içtimaın temdidi ve meclisin fevkalade içtimaı halinde ayrıca tahsisat verilmez. Fesihten sonra içtima eden meclis azasına tahsisatın nısfı verilir.

KANUN ESASİNİN 26 REBİÜLEVVEL 1333 TARİHLİ 7’İNCİ MADDEİ MUADDELESLİNİN TADİLİ İLE 2 RECEP 1332 TARİHLİ 35’İNCİ MADDEİ MUADDELESİNİN TAYYI HAKKINDA KANUN 
4 Cemaziyülevvel 1334 – 25 Şubat 1331 (1916)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 8, s.484
MADDE 7

…. dört ay zarfında bilintihap içtima etmek üzere ledeliktiza Heyeti Mebusanın feshi hukuku mukaddesei padişahidendir.

MADDE 35

Tayyedilmiştir.

7 ZİLHİCCE 1293 TARİHLİ KANUNU ESASİNİN 72’NCİ MADDESİNİN MUADDİL KANUN
15 Cemaziyülevvel 1334 – 7 Mart 1332 (1916)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 8, s.754
MADDE 72

Müntehipler evsafı matlubeyi haiz her Osmanlıyı meb’us intihap edebilirler. Ancak bir kimse aynı zamanda üçten ziyade dairei intihabiyede namzetliğini vaz edemez.

KANUN ESASİNİN 69’UNCU MADDESİNİ MUADDİL KANUN
8 Cemaziyülahir 1336 – 21 Mart 1334 (1918)
Düstur, İkinci Tertip, Cilt 10, s.176
MADDE 69

Meb’usan intihabı umumisi dört senede bir kere icra olunur. İntihap olunan meb’usların müddeti meb’usiyeti dört seneden ibaret olup fakat tekrar intihap olunmak caizdir. Ancak dördüncü senei içtimaiye ordu’yu hümayunun umumî seferberliğini müstelzim muhabereye musadıf olduğu halde her iki mecliste adedi mürettebin sülüsanıyla müzakeresine ibtidar ve adedi mürettebin ekseriyeti mutlakasıyla kabul edilecek bir kanun ile müdddeti mezkûre temdit olunabilir.

Meclis-i Mebûsan

0
Meclis-i Mebûsan - 1877

Meclis-i Mebûsan, 23 Aralık 1876 tarihli Anayasa’ya (Kânûn-ı Esâsî) göre kurulmuş olan yasama organıdır. Tüm yetkileri padişahın onayına bağlıdır ve yasama yetkileri çok sınırlı bir meclistir. İkinci Abdülhamit döneminde onun nutku ile açılmıştır. Açılış nutku Takvimi Vekayi‘nin 8 Mart 1293 tarihli ve 1867 nci sayısının ilâvesi olarak yayımlanmıştır.

Parlamento (Meclis-i Umumî) iki kanattan oluşmaktadır. Heyet-i Ayan Padişah tarafından atanmakta, Heyet-i Mebusan ise halk tarafından seçilmektedir.  Halk tarafından göreve getirilen vekiller her 50.000 erkek Osmanlı vatandaşı için 1 mebus olmak üzere iki dereceli ve gizli oy esasına dayalı olarak Talimat-ı Muvakkate (geçici düzenleme) ile yapılmıştır. Meclis-i Mebûsan’ın tüm üyeleri erkektir. İlk mecliste, 69 Müslüman ve 46 gayrimüslim olmak üzere 115 mebus ve 26 Ayan üyesi görev yapmıştır. 

Meclis, 31 Mart 1877’de çalışmalarına başlamış ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı bahane edilerek meclisin 28 Haziran 1877’de padişah tarafından dağıtılmıştır. Meclisin ilk faaliyet dönemi 19 Mart 1877’de Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonunda Padişah, devlet erkânı, yabancı misyon şefleri ve temsilciler ile dinî liderlerin katılımıyla açılarak başlamıştır. Bu dönemde, Ahmet Vefik Paşa Meclis-i Mebusan Başkanı, 1876 Anayasasını hazırlayan komisyonun başkanı  Server Paşa ise Ayan Meclisi Başkanı olarak görev yapmıştır.  

Meclis-i Mebûsan’ın ikinci açılışı ise 2. Meşrutiyet döneminde mümkün olmuş; 23 Temmuz 1908’de parlamento seçimleri yapılmış, İttihat ve Terakki Cemiyeti çoğunluğu sağlamıştır. 18 Ocak 1912’de padişah parlamentoyu yeniden dağıtmış, yeniden seçim yapılmış, 18 Nisan 1912’de meclis yeniden toplanmış ancak 5 Ağustos 1912’de feshedilmiştir. 1914 yılında yeniden seçime gidilmiştir.

 Meclisi Mebusan son olarak Mondros Mütarekesi sonrasında 21 Aralık 1918’de Padişah Vahdettin tarafından feshedilmiş, yapılan seçimler sonunda ilk toplantı 12 Ocak 1920’de yapılmış, 16 Mart 1920’de İstanbul’un İngilizler tarafından İşgali üzerine, parlamento 11 Nisan 1920’de resmen kapatılmıştır. Padişah’ın, meclisi açma, görüşmeleri başlatma, tatil etme ve feshetme yetkisine sahip olduğu dört yasama dönemi boyunca toplam 1054 mebus kaydı bulunmaktadır ve fiilen görev yapan mebus 757 kişidir.  Matbuat Kanunu, İntihab-ı Mebusan Kanunu, İdare-i Örfiye Kanunu, Vilayet Kanunu ve Belediyelere ilişkin düzenlemeler meclisin yaptığı önemli yasa çalışmalarıdır. 

Meclis-i Mebusan Yemini: Zatı Hazreti Padişahiye ve vatanıma sadakat ve Kanun-i Esasî ahkâmına ve uhdeme tevdi olunan vazifeye riayetle hilafından mücanebet eyleyeceğime kasem (yemin) ederim.

Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi

0
ILO 122 No’lu İstihdam Politikası Sözleşmesi

Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesinin revize edilmesi yoluyla, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1949 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 8 Ağustos 1951 tarihli ve 5835 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 14 Ağustos tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 

ILO 96 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi
ILO Kabul Tarihi: 8 Haziran 1949
Kanun Tarih ve Sayısı (*) : 8.8.1951 / 5835
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 14.8.1951 / 7884Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’ye davet edilerek orada 8 Haziran 1949 da otuz ikinci toplantısını yapan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,Toplantı gündeminin ikinci maddesine dahil bulunan ücretli iş bulma büroları hakkındaki 1933 tarihli Sözleşmenin tadiline dair bazı tekliflerin kabulünü,Bu tekliflerin, hakkında sözleşmenin yürürlükte bulunduğu her üyenin parasız bir amme iş ve işçi bulma bürosu bulundurması veya bulundurulmasını sağlaması lazım geldiğini derpiş eden 1948 tarihli İş ve İşçi Bulma Servisi hakkındaki Sözleşmeyi tamamlıyacak bir Milletlerarası Sözleşme şeklini almasını,Kararlaştırdıktan sonra;

Böyle bir servisin bütün işçi kategorilerinin faydalanabilecekleri bir teşekkül olması lazım geldiğini gözönünde tutarak;

Bin dokuz yüz kırk dokuz yılı Temmuz ayının birinci günü ücretli iş bulma büroları hakkında bin dokuz yüz kırk dokuz muaddesl Sözleşmesi adını taşıyacak olan aşağıdaki sözleşmeyi kabul eder.

BÖLÜM I
GENEL HÜKÜMLER
MADDE 1

Bu Sözleşme bakımından “ücretli iş bulma büroları” tabiri şunları ifade eder:

a. Kazanç gayesi takip eden iş bulma büroları, yani doğrudan doğruya veya dolayısıyle taraflrın herhangi birinden maddi bir menfaat temini maksadiyle, bir işçiye iş, veya işverene işçi bulmak hususunda tavassut eden her şahıs, şirket müessese, acenta veya diğer herhangi bir teşekkül; ve münhasıran veya esas itibariyle iştigal mevzuu işverenlerle işçiler arasında tavassuttan ibaret olan gazeteler ile,

b. Kazanç gayesi takip etmeyen iş bulma büroları, yani maddi bir menfaat gütmemekle beraber, işverenlerden veya işçiden, yapılan hizmet mukabilinde duhuliye, aidat veya başka herhangi bir nam altında ücret alan şirket, müessese, acenta veya diğer teşekküllerin iş bulma servisleridir.

Bu sözleşme gemi adamlarının işe alımları için uygulanamaz.

MADDE 2

Bu sözleşmeyi onayan her üye, kazanç gayesi takip eden ücretli iş bulma bürolarının tedricen kaldırılmasını ve diğer iş bulma bürolarının bir nizama bağlanmasını derpiş eyliyen II. bölüm hükümlerini mi, yoksa, kazanç gayesi takip eden iş bulma büroları da dahil olamk üzere ücretli iş bulma bürolarının bir nizama bağlanmasını derpiş eyliyen III. bölüm hükümlerini mi kabul ettiğini onama vesikasında belirtecektir.

Sözleşmenin III. bölümündeki hükümleri kabul eden her üye, II. bölümdeki hükümleri kabul ettiğini sonradan Genel Müdüre bildirebilir, böyle bir beyanın Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten itibaren, Sözleşmenin III. bölümünün hükümleri, anılan üye hakkında yürürlükten kalkarak II. bölüm hükümleri kendisine tatbik edilir.

BÖLÜM II

Kazanç gayesi takip eden ücretli iş bulma bürolarının tedricen kaldırılıması ve diğer iş bulma bürolarının bir nizama bağlanması

MADDE 3

I. maddenin (a) fıkrasında yazılı kazanç gayesi takip eden ücretli iş büroları, süresi yetkili makam tarafından tayin edilecek mahdut bir devre zarfında kapatılacaktır.

Amme hizmeti mahiyetinde bir iş bulma servisi ihdas edilmedikçe bu kapatma işi tatbik edilemeyecektir.

Yetkili makam, muhtelif kategorilerdeki şahıslara iş bulmakla iştigal eden büroların kapatılması hususunda farklı mühletler koyabilir.

MADDE 4

Kazanç gayesi takiben ücretli iş bulma büroları, kapanmalarına takaddüm eden mühlet zarfında:

Yetkili makamın kontrolüne tabi olacaklardır.

Ancak, tarifesi ya bu makama tevdi veya onun tarafından tasvip edilecek yahut da anılan makam tarafından tayin edilmiş harçları ve masrafları alabileceklerdir.

Bu kontrol bilhassa, kazanç gayesi takip eden ücretli iş bulma bürolarının muamelatiyle ilgili suistimalleri önlemeye matuf olacaktır.

Bu maksatla yetkili makamın ilgili işveren ve işçi teşekkülleriyle münasip tarzda istişaresi lazımdır.

MADDE 5

Milli mevzuatla sarih bir surette tesbit olunan ve amme iş bulma bürolarınca malup şekilde işe yerleştirilmeleri mümkün bulunmayan şahıs kategorileri hakkında istisnai surette ve ancak ilgili işveren ve işçi teşekküllerine münasip usullerle danışıldıktan sonra bu Sözleşmenin 3 üncü maddesinin 1 inci fıkrası hükümlerinden inhiraf etmek hususunda müsaade olunacaktır.

Bu madde gereğince kendisine müsaade olunan her ücretli iş bulma bürosu;

a. Yetkili makamın kontrolüne tabi olacaktır.

b. Yetkili makam tarafından tesbit edilecek devrelerde yenilenecek yıllık bir ruhsatiyeyi haiz bulunacaktır.

c. Yetkili makam tevdi ve onun tarafından tasvip edilmiş yahut da anılan makam tarafından tesbit olunmuş tarifedekinden fazla harç ve masraf alamayacaktır;

d. Ancak yetkili makam tarafından mezun kılındığı takdirde ve yürürlükte bulunan mevzuatla tesbit edilmiş şartlar içinde, yabancı memleketler için veya yabancı memleketlerden işçi tedarik edebilecektir.

MADDE 6

Birinci maddenin 1 (b) fıkrasında yazılı ve kazanç gayesi takip etmeyen ücretli iş bulma büroları:

a. Yetkili makamın müsaadesini haiz olacak ve anılan makamın kontroluna tabi bulunacaklardır.

b. Yetkili makama tevdi edilip onun tarafından tasvip olunan yahut da yapılan masraflar göz önünde bulundurularak anılan makam tarafından tesbit olunacak tarifeden daha yüksek ücret alamayacaklardır.

c. Ancak yetkili makam tarafından mezun kılındıkları takdirde ve yürürlükte bulunan mevzuatla tesbit edilmiş şartlar içinde yabancı memleketlere veya yabancı memleketlerden işçi tedarik edebileceklerdir.

MADDE 7

Yetkili makam, ücretsiz iş bulma muamelelerini parasız yaptıklarına kanaat hasıl etmek için gerekli tedbirleri alacaktır.

MADDE 8

Gerek, Sözleşmenin bu bölümündeki hükümlere gerek bunları yürürlüğe koyan mevzuat hükümlerine aykırı hareket hakkında, icabında bu Sözleşmede derpiş olunan ruhsatiyenin veya müsaadenin geri alınmasını da ihtiva etmek üzere uygun cezai müeyyideler konulacaktır.

MADDE 9

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Anayasanın 22 inci maddesinde derpiş olunan yıllık raporları, 5 inci madde gereğince müsaade edilmiş olan inhiraflara ve bilhassa inhiraflardan faydalanan büroların sayısına ve faaliyetlerinin şumul sahasına, inhirafları gerektiren sebeplere ve anılan büroların faaliyetlerini kontrol etmekle yetkili makam tarafından ittihaz edilmiş olan tedbirlere dair her türlü gerekli bilgileri verecektir.

BÖLÜM III
Ücretli İş Bürolarının Nizama Bağlanması
MADDE 10

Birinci maddenin 1 (a) fıkrasında yazılı kazanç gayesi takip eden ücretli iş bulma büroları:

a. Yetkili makamın kontrolüne tabi olacaklardır;

b. Yetkili makam tarafından tensip edilecek devrelerde yenilenecek yıllık bir ruhsatnameyi haiz bulunacaklardır.

c. Yetkili makama tevdi ve onun tarafından tasvip edilmiş yahut da anılan makam tarafından tesbit olunmuş tarifedekinden fazla harç ve masraf alamayacaklardır.

d. Ancak yetkili makam tarafından mezun kılındıkları takdirda ve yürürlükte bulunan mevzuatla tesbit edilmiş şartlar içinde yabancı memleketlere veya memleketlerden işçi tedarik edebileceklerdir.

MADDE 11

Birinci maddenin 1 (b) fıkrasında yazılı bulunan ve kazanç gayesi takip etmeyen ücretli iş bulma büroları;

a. Yetkili makamın müsaadesini alcaklar ve anılan makamın kontolüne tabi bulunacaklardır.

b. Yetkili makama tevdi ve onun tarafından tasvip edilecek yahut da anılan makam tarafından yapılan masraflar gözönünde bulundurularak, tayin olunacak tarifeden yüksek bir ücret alamayacaklardır.

c. Ancak yetkili makam tarafından mezun kılındıkları takdirde ve yürürlükte bulunan mevzuatla tesbit edilmiş şartlar içinde yabancı memleketlere veya yabancı memleketlerden işçi tedarik edebileceklerdir.

MADDE 12

Yetkili makam, ücretsiz iş bulma bürolarının muamelelerini parasız yaptıklarına kanaat hasıl etmek ,için gerekli tedbirleri alacaktır.

MADDE 13

Gerek Sözleşmenin bu bölümün hükümlerine gerek bunları yürülüğe koyan mevzuat hükümlerine aykırı hareket hakkında, icabında, bu Sözleşmede derpiş olunan ruhsatnamenin yahut müsaadenin geri alınmasını da ihtiva eden uygun cezai müeyyideler konulacaktır.

MADDE 14

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Anayasanın 22 inci maddesinde derpiş olunan yıllık raporlar, bilhassa kazanç gayesi takiben bürolar dahil olmak üzere ücretli iş bulma bürolarının muamelelerini kontrol etmek için yetkili makam tarafından alınmış olan tedbirler hakkında gerekli her türlü tedbirleri verecektir.

BÖLÜM IV
Çeşitli Hükümler
MADDE 15

Bir üyenin ülkesi geniş bölgeleri ihtiva edip de bu bölgelerdeki nüfusun dağınıklığı veya gelişme safhası dolayısiyle yetkili makam, bu Sözleşme hükümlerinin buralarda uygulanmasının kabil olmayacağını mülahaza ettiği takdirde, adı geçen makam, bu bölgeleri bu Sözleşmenin uygulanmasından ya tamamiyla veyahut muayen işletmeler veya işler hakkında münasip göreceği istisnaları kabul etmek suretiyle kısmen muaf tutabilir.

Her üye, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Anayasanın 22 inci maddesi gereğince bu Sözleşmenin uygulanmasına dair vereceği ilk yıllık raporunda, hakkında bu madde hükümlerine müracaat niyetinde olduğu bölgeleri ve bu hükümlere müracaat niyetinde olmasını göstermelidir; hiçbir üye, daha sonra, bu suretle göstermiş bulunduğu bölgelerden maadası için bu madde hükümlerine müracaat edemez.

Bu madde hükümlerine müracaat eden her üye, mütaakip yıllık raporlarıda, hangi bölgeler için bu madde hükümlerine müracaat hakkından vazgeçtiğini göstermelidir.

MADDE 16

Bu Sözleşmenin kesin onama belgeleri, Milletlerarası Çalışma Büroso Genel Müdürüne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

MADDE 17

Bu Sözleşme, onama belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerini ilzam eder.

Bu Sözleşme, iki üyenin onama belgelerinin Genel Müdür tarafından tescil edilmesi tarihinden ancak on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Bu Sözleşme, onu sonradan onayan üyeler için onama belgesinin tescil edilmesinden on iki ay sonra yürürlüğe girer.

MADDE 18

Milletlerarası Çalışma Statüsünün 35 inci maddesinin 2 nci fıkrası gereğince Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek beyanlar aşağıdaki hususları açıklamalıdırlar.

a. İlgili üyenin, Sözleşme hükümlerine hiç bir değişiklik yapılmadan uygulanacağını taahhüt ettiği ülkeler;

b. Sözleşme hükümlerinde değişiklik yapılarak uygulanacağını taahhüt ettiği ülkeler ve bu değişikliklerin nelerden ibaret olduğu;

c. Sözleşmenin uygulanamayacağı ülkeler ve bu gibi hallerde Sözleşmenin uygulanamamasının sebepleri;

d. Sözleşme hakkındaki kararın vaziyetin daha ziyade tetkikine kadar talik ettiği ülkeler.

Bu maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde zikrolunan taahhütler, onamanın ayrılmaz kısımları olarak sayılacak ve aynı sonuçları doğuracaktır.

Her üye bu maddenin, 1 inci fıkrasının b), c), ve d) bendleri gereğince daha evvel yapmış olduğu beyanda mevcut ihtirazi kayıtların hepsinden veya bir kısmından, yeni bir beyan ile vazgeçebilecektir.

Her üye, 11 inci madde hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşmeyi feshedebileceği devreler zarfında, Genel Müdüre, daha evvelki herhangi bir beyanın hükümlerini herhangi bir bakımdan değiştiren ve belirli ülkelerdeki durumu bildiren yeni bir beyan gönderebilecektir.

MADDE 19

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Anayasasının 35 inci maddesinin 4 ve 5 inci fıkraları uyarınca, Genel Müdüre gönderilen beyanlar, Sözleşme hükümlerinin ülkede değişikliklerle mi yoksa değişiklik yapılmadan mı uygulanacağını bildirmelidir; beyan Sözleşme hükümlerinin değişiklikler kaydiyle uygulanacağını bildirdiği zaman, bu değişikliklerin nelerden ibaret olduğunu belirtmelidir.

İlgili üye veyahut üyeler veya millerlerarası makam, daha evvelki bir beyanla bildiren değişikliği ileri sürmek hakkından daha sonraki bir beyanla tamamen veya kısmen vazgeçebilecektir.

İlgili üye yahut üyeler veya milletlerarası makam, 11 inci madde hükümlerine uygun olarak Sözleşmenin feshedebileceği devreler zarfında, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne, daha evvelki evvelki bir beyanın hükümlerini herhangi bir başka bakımdan değiştiren ve bu Sözleşmenin uygulanması hususundaki durumu belirten yeni bir beyan gönderebilecektir.

MADDE 20

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderebileceği ve bu müdürün tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra muteber olacaktır.

Bu Sözleşmeyi onamış olup da onu bundan evvelki fıkrada yazılı 10 yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında, bu madde gereğince feshetmek ihtiyarını kullanmayan her üye, yeniden on yıllık devre bitimince, bu madde derpiş olunan şartlar içinde feshedilebilecektir.

MADDE 21

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen btün onama, beyan ve fesihlerin tescil olunduğunu Milletlerarası Teşkilatının bütün üyelerine tebliğ edecektir.

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin tescil olunduğunu Teşkilat üyelerine tebliğ ederken, bu Sözleşmenin yürülüğe gireceği tarih hakkında teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.

MADDE 22

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler gereğince, tescil etmiş olduğu bütün onama, beyan ve fesihlere dair tam bilgileri, Birleşmiş Milletlerarası Antlaşmasının 102 inci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

MADDE 23

Bu Sözleşmenin yürülüğe girmesinden itibaren her on yıllık devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, bu Sözleşmenin uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunacak ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi meselesinin konferans gündemine konulması lüzumu hakkında karar verecektir.

MADDE 24

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni sözleşme başkaca hükümler ihtiva eylemediği takdirde;

a.Tadil edici yeni sözleşmenin bir üye tarafından onanması keyfiyeti, yukarıdaki 23 üncü madde nazara alınmaksızın ve fakat tadil edici yeni sözleşme yürülüğe girmiş kayıt ve şartı ile, bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini tazammun edecektir.

b. Tadil edici yeni sözleşmenin yürülüğe girmesi tarihinden itibaren bu Sözleşme, üyelerin onanmasına artık açık bulundurulmaycaktır.

Bu Sözleşme, onu onayıp da tadil edici sözleşmeyi onamış bulunan üyeler için, her halde şimdiki şekil ve muhtevasiyle muteber olmakta devam edecektir.

MADDE 25

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı şekilde muteberdir.

Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi

0

Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, ILO’nun temel haklara ilişkin 8 sözleşmesinden biridir ve Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri arasındadır.

98 No’lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, 18 Haziran 1949 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 8 Ağustos 1951 tarihli ve 5834 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 14 Ağustos 1951 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

98 No’lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri arasındadır.

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim kurulu tarafından Sanfransisko’ya davet edilerek orada 18 Haziran 1949 da otuz ikinci toplantısını yapan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı, toplantı gündeminin 4 üncü maddesini teşkil eden Teşkilatlanma ve Kollektif Müzakere Hakkı prensiplerinin uygulanmasına müteallik muhtelif teklifleri kabul etmeye, bu tekliflerin Milletlerarası bir sözleşme şeklini almasına karar verdikten sonra, Bin dokuz yüz kırk dokuz yılı Temmuzunun birinci günü teşkilatlanma ve kollektif müzakere hakkına dair 1949 Sözleşmesi adını taşıyacak olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul eder:

MADDE 1

İşçiler çalışma hususunda sendika hürriyetine halel getirmeye matuf her türlü fark gözetici harekete karşı tam bir himayeden faydalanacaktır.

Böyle bir himaye bilhassa,

Bir işçinin çalıştırılmasını, bir sendikaya girmemesi veya bir sendikadan çıkması şartına tabi kılmak;

Bir sendikaya üye olması yahut çalışma saatleri dışında veya işverenin muvafakatı ile çalışma saatlerinde sendika faaliyetlerine iştirak etmesinden dolayı bir işçiyi işinden çıkarmak veya başka suretle onu izrar etmek; maksatları güden hareketlere mütaallik hususlarda uygulanacaktır.

MADDE 2

İşçi ve işveren teşekkülleri, gerek doğrudan doğruya, gerek mümessilleri veya üyeleri vasıtasıyla birbirlerinin kuruluşları, işleyişleri ve idarelerini müdahelede bulunmalarına karşı gerekli surette himaye edileceklerdir.

Bilhassa işçi teşekküllerini bir işverenin veya bir işveren teşekkülünün kontrolüne tabi kılmaya, bir işverenin veya bir işveren teşekkülünün kendi nüfuzu altına alınmış işçi teşekkülleri ihdasını tahrik etmeye veya işçi teşekküllerinin mali yollarla veya başka bir şekilde desteklemeye matuf tedbirler, bu maddedeki manası ile müdahele hareketlerinden sayılır.

MADDE 3

Bundan önceki maddelerde tarif olunan “Teşkilatlanma hakkı”na riayet edilmesini sağlamak üzere icabettiği takdirde milli şartlara uygun teşkilat kurulacaktır.

MADDE 4

Çalışma şartlarını kollektif mukavelelerle tanzim etmek üzere işverenler veya işveren teşekkülleriyle işçi teşekkülleri arasında ihtiyari müzakere usulünden faydalanılmasını ve bu usülün tam bir surette geliştirilmesini teşvik etmek ve gerçekleştirmek için lüzumu halinde milli şartlara uygun tedbirler alınacaktır.

MADDE 5

Bu sözleşmede derpiş olunan teminatın ne gibi hallerde silahlı kuvvetler ve zabıta kuvvetlerine hangi ölçüde uygulanacağı milli mevzuatla tayin edilecektir.

Bu sözleşmenin bir üye tarafından onanması bu sözleşmede derpiş edilen teminatı silahlı kuvvetlere ve zabıta kuvvetleri mensuplarına veren mevcut bir kanuna karara teamüle veya antlaşmaya, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Anayasasının 19 uncu maddesinin 8 inci paragrafında yazılı prensipler gereğince, halel getirmez.

MADDE 6

Bu Sözleşme, Devlet memurlarının durumları ile alakalı değildir ve hiç bir surette, onların haklarına veya statülerine halel getirmez.

MADDE 7

Bu Sözleşmenin resmi onama belgeleri Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

MADDE 8

Bu Sözleşme, onama belgeleri Genel müdür tarafından tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerini ilzam eder.

Bu Sözleşme iki üyenin onama belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edildikten ancak on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Bu Sözleşme, onu sonradan onayan üyeler için onama belgesinin tescil edilmesinden on iki ay sonra yürürlüğe girer.

MADDE 9

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Anayasasının 35 inci maddesinin ikinci fıkrasına uygun olarak Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek olan beyanların şu hususları bildirmesi lazım gelir:

İlgili üyenin Sözleşme hükümlerinde hiçbir değişiklik yapılmadan uygulanacağını taahhüt ettiği ülkeler;

Sözleşme hükümlerinde değişiklikler yapılarak uygulanacağını taahhüt ettiği ülkeler ve bu değişikliklerin nelerden ibaret olduğu;

Sözleşmenin uygulanamayacağı ülkeler ve bu gibi hallerde sözleşmenin uygulanamamasının sebepleri;

Sözleşme hakkındaki kararını vaziyetin daha ziyade tetkikine kadar talik ettiği ülkeler.

Bu maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde zikrolunan taahhütler, onamanın ayrılmaz kısımları olarak sayılacak ve aynı sonuçları doğuracaktır.

Her üye, bu maddenin birinci fıkrasının b) , c) ve d) bentleri gereğince, daha evvel yapmış olduğu beyanda mevcut ihtirazi kayıtların hepsinden veya bir kısmından yeni bir beyan ile vazgeçebilecektir.

Her üye, 11 inci madde hükümlerine uygun olarak, bu sözleşmenin fesh edilebileceği devreler zarfında, Genel Müdüre, daha evvelki herhangi bir beyanın hükümlerini her hangi bir bakımdan değiştiren ve belirli ülkelerdeki durumu bildiren yeni bir beyan gönderebilecektir.

MADDE 10

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Anayasasının 35 inci maddesinin 4 üncü ve 5 inci fıkraları uyarınca Genel Müdüre gönderilen beyanlar, Sözleşme Hükümlerinin ülkede değişikliklerle mi yoksa değişiklik yapılmadan mı uygulanacağını bildirmelidir; beyan, Sözleşme hükümlerinin değişiklikler kaydiyle uygulanacağını bildirdiği zaman, bu değişikliklerin nelerden ibaret olduğunu belirtmelidir.

İlgili üye yahut üyeler veya Milletlerarası Makam, daha evvelki bir beyanla bildirilen değişikliği ileri sürmek hakkından daha sonraki bir beyanla tamamen veya kısmen vazgeçebilecektir.

İlgili üye yahut üyeler veya Milletlerarası Makam 11 inci madde hükümlerine uygun olarak, Sözleşmenin feshedilebileceği devreler zarfında, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne daha evvelki bir beyanın hükümlerinin herhangi bir başka bakımdan değiştiren ve bu Sözleşmenin uygulanması hususundaki durumu belirten yeni bir beyan gönderebilecektir.

MADDE 11

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu, ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Müdürün tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra muteber olacaktır.

Bu Sözleşmeyi onamış olup da, onu bundan evvelki fıkrada yazılı on yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında, bu madde gereğince feshetmek ihtiyarını kullanmayan her üye, yeniden on yıllık müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık devre bitince, bu maddede derpiş olunan şartlar içinde feshedebilecektir.

MADDE 12

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onama, beyan ve fesihlerin tescil olduğunu Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine tebliğ edecektir.

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin tescil olduğunu teşkilat üyelerine tebliğ ederken, bu sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.

MADDE 13

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler gereğince, tescil etmiş olduğu bütün onama, beyan ve fesihlere dair tam bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

MADDE 14

Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren her on yıllık bir devre sonunda, Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, bu Sözleşmenin, uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunacak ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi meselesinin konferans gündemine konulması lüzumu hakkında karar verecektir.

MADDE 15

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni Sözleşme başkaca hükümleri ihtiva eylemediği takdirde:

Tadil edici yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onanması keyfiyeti, yukarıdaki 14 üncü madde nazara alınmaksızın ve fakat tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartı ile bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini tazammun edecektir.

Tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren bu Sözleşme, üyelerin onamasına artık açık bulundurulmayacaktır.

Bu Sözleşme, onu onayıp da tadil edici Sözleşmeyi onamamış bulunan üyeler için, herhalde şimdiki şekil ve muhtevasıyla muteber olmakta devam edecektir.

MADDE 16

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı şekilde muteberdir.

Halkevlerinin Kapatılmasına ve CHP’nin Malvarlığına El Konulmasına Dair Kanun

0

CHP’nin Malvarlığına El Konulmasına ve Halkevlerinin Kapatılmasına Dair Kanun, 8 Ağustos 1951 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, 10 Ağustos 1951’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun resmi adı “Resmî Daire ve müesseselerin siyasi partilere bedelsiz mal devredemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasi partilere terkedilmiş olan gayrimenkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair Kanun“dur.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Halkevleri, 19 Şubat 1932 tarihinde “Halkın hakları var” sloganı ile kurulmuştur. Başta Ankara olmak üzere 14 il merkezinde Halkevleri açılmış, ilerleyen dönemde bu sayı büyük bir artış göstererek yurt çağında örgütlenme gerçeklemiştir. Kuruluş amacı, Cumhuriyet döneminde ülkenin sosyal ve kültürel kalkınmasında, Cumhuriyet’in getirdiği değerlerin geniş halk kitlelerine ulaşmasıdır.

[/box]

1951 yılında malvarlığının önemli bir bölümünü kaybeden CHP’nin mallarının geri kalanına 1953 yılında el konulmuştur. 14 Aralıkta meclisten geçen ve 16 Aralık 1953 tarihi itibariyle yürürlüğe giren, “6195 sayılı Cumhuriyet Halk Partisinin haksız iktisaplarının iadesi hakkındaki kanun“ ile on beş gün içinde partiye ait taşınabilir mallar defterdarlıklar tarafından açık artırma yoluyla satılmış, taşınmaz malların mülkiyeti de hazineye geçmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisinin Haksız İktisaplarının İadesi hakkında Kanun

Maliye Bakanlığı yayınladığı beyanname ile 29 Aralık günü mesai bitiminde CHP’nin tüm mal varlığının teslim alındığını duyurmuştur. Ankara’daki Genel Merkez binası, Ulus Gazetesi ve Matbaası ile tüm mal varlığı Maliye Bakanlığı memurlarına teslim edilmiştir. Ulus Gazetesi, 15 Aralık 1953 tarihindeki son sayısında siyah bir başlıkla yayınlanmıştır.

1954 yılında yapılan genel seçimlerde, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti karşısında ağır bir yenilgiye uğramıştır. 1960 sonrasında Anayasa Mahkemesinin kuruluşundan sonra açılan davada bir kısım malların iadesine karar verilmiştir.

CHP’nin Malvarlığına El Konulmasına ve Halkevlerinin Kapatılmasına Dair Kanun – Resmî Daire ve müesseselerin siyasi partilere bedelsiz mal devredemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasi partilere terkedilmiş olan gayrimenkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair Kanun

BİRİNCİ MADDE

Genel, katma ve özel bütçeli dairelerle belediyeler, köyler ve İktisadi Devlet Teşekkülleri ve müesseseleri ile sermayesinin yarısından fazlası Devlet veya âmme hükmî şahısları taraf nidan temin edilen müessesler ve umumi menfaatlere hadim dernekler hiçbir suretle siyasi partilere para ve kıymetlerle ivazsız menkul ve gayrimenkul mal terk ve teberru veya bu kabîl malların intifamı bedelsiz olarak tahsis eyliyemezler ve bağlı oldukları hükümler dışında bu partilere satış ve icar gibi tasarruflar yapamazlar.

İKİNCİ MADDE

Genel, katma ve özel bütçeli dairelerle belediyeler, köyler ve İktisadî Devlet Teşekkülleri ve müesseseleri tarafından veya umumi menfaatlere hadim demeklerden siyasi partilere bedelsiz terkedilmiş olan gayrimenkul mallar evvelki kayıt sahiplerine iade ve tapu kayıtları bunlar adına re’sen tashih olunarak ilgililere yazı ile ihbar edilir.

ÜÇÜNCÜ MADDE

İkinci maddenin dışında kalıpta halkevi olarak inşa edilmiş veya inşa edilmekte bulunan veya 1 Mart 1950 tarihine kadar kısmen veya tamamen halkevi olarak kullanılmış veya her hangi bir sosyal maksat veya âmme hizmeti için kullanma gayesiyle kısmen veya tamamen halktan toplanan teberru ve bedenî yardımlarla inşa edildiği halde bir siyasi parti namına tescil edilmiş bulunduğu il veya ilce idare kurulları tarafından tesbit edilmiş olan gayrimenkullerin kayıtları Devlet adına re’sen tashih olunarak ilgililere yazı ile ihbar edilir.

Halk odası olarak inşa edilmiş veya edilmekte bulunan veya bu adla kısmen veya tamamen kullanılmakta olan gayrimenkuller bulundukları köy veya belediyeler adına re’sen tescil ve tapulu olanların kayıtları bunlar adına tashih olunarak ilgililere yazı ile ihbar edilir.

DÖRDÜNCÜ MADDE

İkinci maddede yazılı daire, müessese ve tüzel kişilerin siyasi partilere bedelsiz olarak terketmiş oldukları arsa, bahçe, tarla, harman yeri gibi müsakkaf olmıyan gayrimenkul mallar üzerinde siyasi partiler tarafından (3) ncü maddedeki maksat dışında kullanılmak üzere bina yapılmış ise bu yerlerin arsa ve bina kıymetleri (5) nci maddede gösterilen heyet tarafından takdir edilerek bu kıymetlere göre şüyulandırılır.

Arşa kıymeti, ikinci maddeye göre iade edilen ve arsanın eski sahibi olan daire, ve müessesenin hissesini ve bina kıymeti de siyasi partinin hissesini teşkil eder ve bu hisselere göre tapu dairelerince adlarına tescilleri yapılır.

BEŞİNCİ MADDE

Mahallin hukuk dâvalarına bakan en yüksek dereceli yargıcının seçerek yemin ettireceği üç bilirkişiden teşkil olunacak bir heyet tarafından (4) ncü maddede belirtilen yerlerle binaların kıymetleri; binanın inşa  edildiği tarihteki rayiç nazarı dikkate alınmak suretiyle ayrı ayrı tesbit ve alâkalılara tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden itibaren (15) gün zarfında alâkalıların kıymete itiraz hakları vardır.

İtiraz, şifahi muhakeme usulüne tevfikan yargıç tarafından umumi hükümler dairesinde tetkik edilerek hükme bağlanır.

ALTINCI MADDE

Genel, katma ve özel bütçeli daire ve belediyelerle köylerin, zamanlarında mer’i kanun hükümlerine aykırı olarak bedel takdiri suretiyle siyasi partilere temlik ettikleri gayrimenkul malların kayıtları evvelce takdir edilen bedel ödenmek suretiyle eski sahipleri adına tashih olunur. Trampalar da bu hükme tâbidir.

YEDİNCÎ MADDE

Her hangi bir tüzel kişinin malı iken bedelsiz olarak siyasi partilerin mülkiyetine geçirilmiş olan gayrimenkul mallar, bu tüzel kişi mevcut ise adına, değil ise Devlet adına tescil edilir. Bu suretle Devlete intikal eden mallarla (3) ncü madde gereğince Devlete geçen malların siyasi dernekler dışmda benzeri derneklere veya evvelki tüzel kişinin gayesine taallûk ettiği hukuku âmme müesseselerine bu kanunun meriyetinden itibaren iki sene içinde kısmen veya tamamen parasız intifa hakkını tahsise Bakanlar Kurulu yetkilidir.

SEKİZİNCİ MADDE

Bu kanunun hükümlerine göre eski sahipleri adlarına tescil olunacak gayrimenkul malların kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar olan vergileri siyasi partilere aittir.

Bu gayrimenkul mallar siyasi partiler tarafından 1. VII. 1951 tarihinden evvel kiraya verilmiş ve bu kanunun meriyeti tarihinden sonraki zamanlara ait kiralar peşin alınmış ise bu kiraların kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamana ait olan miktarlarını siyasi partiler eski sahiplerine bir ay içinde iadeye mecburdurlar. Bu müddet zarfında ödemedikleri takdirde bu bedeller üzerinden siyasi partilerin diğer gayrimenkullerine üç ay içerisinde kanuni ipotek tesis ettirmeye gayrimenkul kayıtları adlarına tashih edilen daireler ve tüzel kişiler mecburdurlar.

Bu kanuna göre Devlete veya eski sahiplerine iadesi lâzımgelen gayrimenkullerden 1 Mart 1950 tarihinden sonra siyasi partiler tarafından satılmış olanların satış bedelleri de bu hükümler dairesinde sahiplerine iadeye tâbi tutulur.

DOKUZUNCU MADDE

Tashihen tescilleri yapılan gayrimenkuller üzerinde üçüncü şahısların alacaklarından dolayı konulmuş olan haciz ve ipotekler hükmü mahfuzdur.

Ancak gayrimenkul kayıtları adlarına tashih edilmiş olanlar siyasi partilerden vâdesi srelmiş veya gelmemiş bulunsun, üçüncü şahıslara olan borçların bir ay içinde ödenmesini veya başka bir teminat göstererek haciz ve ipotek kayıtlarının naklini yazı ile talep ederler.

Siyasi partiler bir ay içerisinde bu talebi yerine getirmedikleri takdirde gayrimenkulu geri almış olan daire, müessese ve tüzel kişiler, üçüncü şahsın haciz veya rehinli alacağını deruhde ederek onun yerine kaim olurlar ve borcun ödenmesini beklemeksizin haciz veya rehinli alacak miktarında siyasi partilerin mallarını haciz veya gayrimenkulleri üzerinde kanuni ipotek tesis ettirirler.

ONUNCU MADDE

Bu kanunla iadeye tâbi tutulan gayrimenkulleri kısmen veya tamamen işgal eden siyasi partiler bu kanun hükümlerine göre yapılacak tescil veya tashihin ihbarından itibaren bir ay zarfında bunları tahliye ve teslime mecburdurlar.

Bu mecburiyet yerine getirildiği takdirde mahallin en büyük idare âmiri tarafından gayrimenkul bir hafta zarfında tahliye ettirilir.

14.05.1950 tarihinden sonra yapılmış kira mukaveleleri ve sair anlaşmalar, tapuya şerhedilmiş olsun veya olmasın, yeni mâlike karşı hükümsüz olup bu gayrimenkuller hakkında dahi yukarıki fıkralar hükmü uygulanır.

Ancak kiracıların kira bedelleri sebebiyle siyasi partiler aleyhine dâva açmak hakkı mahfuzdur.

ON BÎRÎNCÎ MADDE

Devlete intikal eden halkevleri ile tüzel kişiler namına tescil ve kayıtları tashih edilen Halkodalarının içindeki eşya yeni sahiplerinin mülkiyetine geçer.

Bu kanunun birinci maddesinde yazılı tüzel kişiler dışında kalanlar tarafından Halkevlerine veya odalarına teberru veya vasiyet suretiyle intikal eden eşya alâkalı siyasi partinin talebi üzerine bu partiye verilir.

ON ÎKÎNCÎ MADDE

Bu kanun hükümlerine göre yapılacak tashih ve tescillerle diğer bilûmum muamelelerden hiçbir harç ve Damga Resmi ve diğer resimler alınmaz.

ON ÜÇÜNCÜ MADDE

Bu kanunun (7) nci ve (11) nci maddeleri gereğince Devlete intikal eden mallardan her hangi bir tüzelkişi ve âmme hükmî şahıslarına intifa hakkı tahsis edilmiş olanların dışmda kalanlarmm idare sureti Bakanlar Kurulunca tesbit edilecek esaslar dâhilinde tanzim olunur.

GEÇİCİ MADDE

Bu kanunun 6 nci maddesi gereğince Hazineye intikal eden mallar için siyasi partilere ödenmesi gereken bedelleri karşılamak üzere 1951 yılı Bütçe Kanununa bağlı (A/l) işaretli cetvelin istatistik Genel Müdürlüğü kısmının (459) ncu (makine fişi satınalma giderleri) bölümünden (20 000) lira ve (A/2) işaretli cetvelin Tarım Bakanlığı kısmının (907) nci bölümünün (3) ncü (mevcutlara ilâveten alınacak makine ve araçlar karşılığı) maddesinden de (80 000) lira olmak üzere ceman (100 000) lira tenzil edilerek (A/l) işaretli cetvelin Maliye Bakanlığı kısmında (özel kanunu gereğince siyasi partilerden geri alınan gayrimenkul mallar için ödenecek bedel karşılığı) adiyle yeniden açılan (482) nci bölüme olağanüstü ödenek olarak aktarılmıştır.

ON DÖRDÜNCÜ MADDE

Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

ON BEŞİNCİ MADDE

Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

10 Ağustos 1951
Cumhurbaşkanlığına yazılan tezkerenin tarih ve numarası : 9 . VIII . 1951 ve 2/284
Bu kanunun ilânının Başbakanlığa bildirildiğine dair Cumhurbaşkanlığından gelen tezkerenin tarih ve mumarası : 10 . VIII. 1951 ve 4/447
Bu kanunun görüşmelerini gösteren tutanakların Cilt Sayfa cilt ve sayfa numaraları : 9 301,517,575:631,635:689,693:727,732,735,741:744
[Birleşim : 109,111 — 261 sıra sayılı Basmayazı 109 ucu Birleşim Tutanağına bağlıdır.]

Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi

0
Nuremberg Mahkeme Salonu

Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi, 1945 yılı ve sonrasında, Birleşmiş Milletler kararı sonucunda, ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Sovyetler Birliği’nin insanlığa karşı suçlar kapsamında açtığı davaların yargılamasını yapan uluslararası mahkemeye verilen isimdir.

Nuremberg Mahkeme Salonu

Mahkemenin yaptığı yargılamalar, Almanya’nın Nürnberg şehrinde gerçekleştiği için dava da bu isimle anılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sona edikten sonra, insanlığa verilen zararlar ve çekilen acılar nedeniyle daha önce uygulanmamış olan Uluslararası Ceza Mahkemesi Kurulması fikri uluslararası toplumda kabul görmüş, savaşı kazanan devletler tarafından verilen karar sonucunda, geçici ve özel yetkiye sahip mahkeme kurulması kararlaştırılmış, Birleşmiş Milletlerin almış olduğu karara dayanarak Nürnberg Uluslararası Askeri Savaş Suçları Mahkemesi kurulmuştur.

Sovyetler Birliği yargılamanın Berlin’de yapılmasını önermiş, ancak yıkılmış olan Berlin yerine Nürnberg seçilmiştir. Nürnberg’in nazilerin propaganda merkezi olması sembolik açıdan da öneml bulunmuştur. Nürnberg’de birden fazla mahkeme kurulmustur ve en bilineni International Military Tribunal of Nurnberg’dir. Dört Müttefik devlet, ABD, Britanya, Sovyetler Birliği ve Fransa, birer yargıç ve savcı ekibi göndermiştir. Mahkeme kuralları, Kıta Amerikası ve Anglo-Amerikan yargı sistemlerinin birlikte uygulanması sonucu oluşmuştur. Yargılamalar sırasındaki tüm konuşmalar, tercümanlar yoluyla İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça’ya tercüme edilmiş, kulaklıklı simultane çeviri sistemi tarihte ilk kez Nürnberg Uluslararası Askeri Savaş Suçları Mahkemesinde uygulanmıştır. Nazilerin üst düzey yetkililerinin yargılanmalarına, Almanya teslim olduktan sonra, 20 Kasım 1945’te Nuremberg’de başlanmıştır.

Adolf Hitler, Heinrich Himmler ve Joseph Goebbels, savaş sona ermeden önce intihar ettikleri için asla yargılanamamıştır. Hermann Goering, intihar etmesi nedeniyle idam edilememiştir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, aldığı karar sonucunda her galip ülke kontrolü altındaki bölgede askeri mahkeme kurma hakkı elde etmiştir. ABD bu mahkemeyi Nürnberg’de kurmuştur.

Yargılamaların Konusu

Nuremberg(Nürnberg) Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi yargılamaları, Uluslararası Ceza Hukukunun başlangıcı olarak kabul edilebilecek uygulamalar yapmış; sanıklar, “barışa karşı suç işlemek”, “savaş suçları” ve “insanlığa karşı suçlar” kapsamında, cinayet, kitle imha, köleleştirme, sürgün, insanlık suçları, eziyet ve işkence eylemleri ile itham edilmiş ve yargılanmışlardır.

Politik nedenlerle veya ırk ve din ayrımcılığına dayanılarak herhangi bir halka karşı gerçekleştirilen cinayet, toplu öldürme, sürgün ve benzeri tüm insanlık dışı eylemleri tanımlamakta kullanılan “İnsanlığa Karşı Suçlar” kavramının kullanıldığı ilk mahkeme olmuş; kavram ilk kez bu mahkemelerde kullanılmış, mahkemelerin bazı uygulamaları ise, ceza hukukunun yerleşik bazı prensiplerini çiğnediği yönünde eleştirilmiştir.

Yapılan yargılamalar hakkında bir çok kitap yazılmış, tiyatro oyunları sahnelenmiş, sinema filmi ve belgesel çekilmiştir.

 

Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg)

Dengir Mir Mehmet Fırat

0
Dengir Mir Mehmet Fırat

Avukat ve siyasetçi Dengir Mir Mehmet Fırat 8 Ağustos 1943’te Adıyaman Kâhta’da doğdu. (Ölümü: 12 Temmuz 2019 Ankara) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Çiftçilik, serbest avukatlık, ihracatçılık yaptı.Akdeniz İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliğini yürüttü. Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucu Üyeliği ve Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi. 21. Dönem Adıyaman, 22.ve 23. Dönem Mersin, 25. Dönem Adana Milletvekilliği yaptı. 12 Temmuz 2019’da Ankara‘da akciğer kanseri tedavisi gördüğü bir hastanede 76 yaşında öldü.

Yolsuzluklarla Mücadelenin Yasal ve Hukuksal Çerçevesi

0

Yolsuzluklarla Mücadelenin Yasal ve Hukuksal Çerçevesi / Prof. Dr. İl Han Özay

Özay, Günışığında Yönetim için ‘Yönetimin karar alma mekanizmasının, tıpkı yargı ve yasamada olduğu gibi bir usul yasası ile belirlenmesi’ni önermektedir.

Yolsuzluk ve kokuşma ile mücadelede en etkin silah ‘Günışığında Yönetim’dir. Nitekim dilimizde “güneş girmeyen yere hekim girer” diye çok güzel bir halk deyim olduğu gibi, Amerika Birleşik Devletleri Federal Yüksek Mahkemesinin en ünlü yargıçlarından Louis Dembitz Brandeis, “eğer güneş en etkin mikrop öldürücü ise ışık da en iyi koruyucu ve kollayıcıdır” demek suretiyle bu gerçeği en öz ve anlamlı bir biçimde dile getirmiştir.

Yönetimin “kuruluş”u demokratik olabilir, yani kamu görevlilerinin hemen hemen tümü Birleşik Devletlerdeki gibi seçimle işbaşına gelebilirler, ancak bu “işleyiş”in de kendiliğinden demokratik olacağı anlamına gelmez. Öyle ise, kamu yönetiminde işleyişin de demokratik olabilmesinin ilk şartı ‘saydamlık’tır. (1) Ne var ki ‘saydamlık’ herhangi bir cismin önünden arkasının görünmesi anlamını taşır ve bazen görünen !arka! hiç de güzel olmayabilir.

“Kamu hukuku dış görüntüsü özenli ve tertemiz bir yapıya benzer. Bu yapının içi ise hiç bir zaman uyulmamış ilkeler ve uygulanmamış kurallarla doludur.” Antonio MARONGIU

Yönetimin kuruluşunun demokratik olması, yani kamu görevlerine seçimle gelinmesi ve saydamlık, işleyişin de demokratik olabilmesinin ilk şartıdır, ancak, tek başına yeterli değildir. (2)

İşleyişin de demokratik olabilmesi için:
  1. Yönetimin karar alma mekanizmasının, tıpkı yargı ve yasamada olduğu gibi bir usul yasası ile belirlenmesi, (3)
  2. Karar alma mekanizmasına ilgililerin aktif bir biçimde ve yetki ile donatılmış olarak katılabilmesi için yönetimin elindeki, doğası gereği gizli kalması gerekmeyen, her türlü bilgi ve belgeye ulaşabilme hakkının sağlanması (4) ve
  3. Özellikle kurul halinde karar veren yönetim birimlerinin toplantılarının herkese açık olması ve ilgililerin söz alarak görüşlerini açıklama olanağının bulunması. (5)

Bu üç unsur, hem “demokratik” hem de “saydam”, yani tam anlamayla bir “Günışığında Yönetim”i sağlar ve gerçekleştirir. (6)

Bu teorik çerçeve içinde yapılmasa gereken ilk iş, idarenin karar alma mekanizma ve sürecini, tıpkı “Yargı”daki gibi bir “usul yasası” ile belirlemektir. (7)

Yukarıda değinilen Amerikan “Government in the sunshine/ Günışığında Yönetim” sistemi yaklaşık otuz yıl süren bir deneyim sonucu ortaya çıkmıştır ama bizim de böyle yapmamız gerekmez. Tam tersi, başkalarının deneyimini örnek alıp o tür bir yasal düzenlemeye gitmek en doğru davranış olur. Dolaysıyla, bu usul yasası mutlaka katılımı da sağlamalı ve katılımın etkili olabilmesi için de ilgililerin kamu yönetiminin elindeki bilgi ve belgelere kolayca ulaşabilmesinin yollarını da öngörmelidir. (8)

Ülkemizde şimdi yürürlükteki sistemin yolsuzluklara elverişli bir zemin oluşturmasının nedeni kamu yönetiminin “kapalı kapılar ardında” tek yanlı olarak karar alıyor olmasındandır. Bu mekanizma ve sürece ilgililer ancak “gayrımeşru” yollardan katılabilmekte ve bunun adı da “rüşvet” olmaktadır.

Kapalı kapılar ardında, tek yanlı olarak alınan idari kararlar karşısında tek çare yargı yoludur ki, bu da hem bir “hastalık hali” hem de masraflı, külfetli ve ülkenin global ekonomisi bakımından da “antiekonomik”tir. Nitekim, önceden gayrımeşru yollara başvurmayanların birçoğu, haklarını Yargı önünde korumaya çalışacaklarına, sonradan türlü yöntemler ve genel olarak “hediye” adı verilen aracı kullanıp “idare”yi karar değiştirmeye “ikna” etmeye çalışmakta ve bunda başarıl da olmaktadırlar.

Önceden verilenle sonradan verilen arasında da aleyhte epeyi bir fark olduğu söylenmekteyse de pratik olarak böyle bir yolu hiç denemediğimden bunun doğruluğu konusunda yemin edemem. Ancak bu işin yolunun yordamının bu olduğunu Mısır’daki sağır sultan bile duymuştur.

Buna karşılık, başta da belirtildiği gibi, ilgililerin karar alma mekanizma ve sürecine izleyici olarak değil “yetkiyi paylaşan”lar olarak katılımı ve görüşünün alınması,(9) idarenin elindeki tüm bilgi ve belgelere ulanabilme hakkı, (10) sağlandığı ve bağımsız “Yargı” güvencesi altına alındığı (11) taktirde, idareyi ne önceden ne de sonradan gayrımeşru yol ve vasıtalarla, belli kişisel çıkarlar doğrultusunda etkileyip, kamu yararı dışında uygulamalar yapabilme olanağı büyük ölçüde ortadan kalkabilecektir. (12)

Böyle bir sistemi gerçekleştirebilme “demokratik” olduğunu iddia eden bir toplum için hiç de zor olmamak gerekir. Şubat 1992’de Ankara’da Milli Kütüphanede yapılan ve bu tür bir katılımcı demokratik yönetim modelini savunduğu “Anayasa Kurultayı”nda yorumculardan biri, “herkesin işi gücü mü yok ki gidip araştırsın ve görüş açıklasın” demişti. İşin garibi bu zat ünlü bir basın mensubuydu. “Belki” diye cevap verdim: “Ama bunu içgöç edinenler de çıkabilir.”

Zaten bazı düzenlerde demokrasi de “birkaç iyi adam” sayesinde yalamaya devam edebilmektedir.

Notlar:
  1. Nitekim bir genel seçimde yazılı basında tam sayfa olarak Sayın Süleyman Demirel’in boy resmi yanında “Karakolların duvarları camdan olacak” sloganı yayımlanmıştı. Ancak, yine aynı günlerde Karadeniz kıyı kesimindeki bir kentte, emniyet görevlilerinin kendileri hakkında bir eleştiri yazısı yazmış bulunan bir kimseyi karakola çağırarak ona gazetenin o nüshasını yedirdikleri haberi de yer alıyordu. Siz duvarları camdan olan bir karakolun önünden geçerken bunu görseniz, belki de ne yedirdiklerini anlamadan adamın etrafında pervane olarak kendisine izzeti ikramda bulunduklarını sanırsınız. Hani Hoca’ya “Helada sakız çiğnenir mi” diye sorduklarında verdiği cevap gibi: “Çiğnenir ama dışarı çıkınca ağzınızı oynatmayın, sonra başka bir şey yediğinizi zannederler.”
  2. Bunun en güzel kantı ABD’dir. Nitekim orada federal düzeyde olanlar hariç yargıçların bile seçimle işbaşına gelmelerine karşın yönetimin işleyişinin de demokratik olabilmesi için çareler araştırılmış ve biraz sonra anlatacağım bir sistem oluşturulmuştur.
  3. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1946 yılında çıkarılan “Administrative Procedure Act / Yönetsel Yöntem Yasası”.
  4. “Freedom of Information Act / Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası”.
  5. “Sunshine Act / Günışığında Yasası”.
  6. Bizde usul yasaları, yasama ve yargı dışında her konuda ayrı ayrı olmak üzere sadece vergilendirme ve kamulaştırma ile kamusal ihale alanlarında vardır. Buna karşılık kamulaştırma ve vergi usul yasaları katılım ve açıklığı çok sınırlı bir biçimde sağlamakta, Devlet İhale Kanunu sistemi ise bu konuda biraz daha “günışığında” gibi görünmektedir.
  7. İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda İspanya, İsviçre, 1976’da Federal Almanya, daha sonraFransa ve İtalya, Birleşik Devletler örneğini izleyerek, yargısal olmayan genel idari usul konusunda yasal düzenlemeler yapmışlardır. İtalya’nın bu kervana en sonra katılmasının nedeni ise idarenin direnmesi olmuştur, zira genel idari usule ilişkin bir yasa “keyfi” davranışa bir ölçüde engel olduğundan kamu yetkililerinin pek de hoşuna gitmemektedir.
  8. Örneğin, Sıddık Sami Onar, belediyede birden fazla imar planı bulunduğunu, eğer sizi yararlandırmak istiyorlarsa bunlardan birini, yok işinizi yokuşa sürmek istiyorlarsa diğerini uyguladıklarını söylerdi. İstanbul nazım planı üzerinde yallarca çalışmış bulunan İtalyan Şehircilik uzmanı Profesör Piccinato da bana, belli ölçekli birtakım maketlerin de yapılmasa zorunluluğundan söz etmişti. Aksi taktirde sadece paftaların anlaşılmasının çok zor olduğunu ve plandaki bazı verilerin farkla biçimde yorumlanabileceğini anlatmışta. Gerçi bu tür teknik bir güçlük o belgeye ulaşan ilgili için de söz konusudur, ama hiç olmazsa güvendiği bir uzmanın görüşünü alarak idarenin gösterdiği gerekçenin doğru olup olmadığın sınayabilir.
  9. Bu tür bir katılımın sadece yasada öngörülmesi değil, ayna zamanda bağımsız “yargı”nın da güvencesi altonda olmasa gerekir. Örneğin Amerika’da Hudson vadisinde kurulacak bir hidroelektrik santrali için izin verilmesi üzerine, konu “Hudson Nehri Manzarasın Korumacılar Grubu” isimli bir topluluk tarafından, ilgili olarak kendi görüşleri alınmadığı gerekçesiyle, Federal Yüksek Mahkeme önüne kadar götürülebilmiştir. Supreme Court da 1966 tarihli “Scenic Hudson Preservation Conference” kararanda, “kamu yararı hiç kimsenin bu arada idarenin de tekelinde değildir; her kim ki kendini bu konuda ilgili görür onun menfaatinin korunmasa gerekir” diyerek izni, bizim hukuk düzenimizin terimiyle “iptal” etmiştir.
  10. Pek tabii olarak askeri, siyasal ve ticari surlar söz konusu ise bunlara ilişkin bilgi ve belgeler herkese verilmez. Buna karşılık ihaleler, imar planları, inşaat izinleri ve benzeri gibi konulardaki bilgi ve belgelerin gizliliği söz konusu olmamak gerekir. Ülkemizde, ilgililerin bir ölçüde kendilerinin malı olan belgelere ulaşmaları bile idarenin “ihsan”ına bağlıdır. Örneğine üniversitede başarısız olan öğrencilere sınav kağıtlarını göstermek tamamen öğretim üyesinin takdirine kalmıştır. Orta öğretimde de sınav kağıdını göstermek değil de sadece aldığı notun yüzdesi hakkında bilgi verilirmiş. Bazı bilgi ve belgelere ulaşabilme olanağı bizde basın için bile sınırlıdır. Dikkat edilirse kamusal yaşam bakmandan çok önemli ama gizli tutulan bilgi ve belgeler, zaman zaman medyanın eline geçmekte, ünlü bazı sunucular bunları açıklayıp tartışarak büyük skandallar yaratmaktadırlar.
  11. İtalya’nın efsane savcısı Di Pietro, İstanbul’daki bir söyleşisinde, ünlü “temiz eller” operasyonunun büyük başarıya ulaşmasında ülkedeki dinamik güçler ve kamuoyu kadar “yargı”nın bağımsızlığının da etken olduğunu vurgulamıştır.
  12. Böyle bir sisteme geçildiğinde, idarenin zaten yavaş olan karar alma mekanizmasının daha da yavaşlayacağı eleştirisi ile karşılaşmak mümkündür. Ancak bu yasal düzenlemeyle önlenebilir ve hatta süreç hızlandırılabilir. Nitekim bugünlerde İtalya’da yapılan bir reform sayesinde idari muamelelerin hızlanması ve yararlananların eski sıkıntılarından kurtarılması mümkün kılınmıştır.

Not: Makale, 29 Eylül – 3 Ekim 1997 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen “Yolsuzluk ile Savaşım Stratejileri Uluslararası. Sempozyumu”nda yapılan konuşmadır. Sempozyum; Alman Kültür Merkezi (Goethe Institut – İstanbul), HFSA (Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi), Amerikan Basın ve Kültür Merkezi (United States Information Service), İngiliz Kültür Merkezi (The British Council) ve İtalyan Kültür Enstitüsü (Istituto Italiano di Cultura) tarafından düzenlenmiştir.

Milletvekili Seçilme Yeterliliği

0

Milletvekili Seçilme Yeterliliği için sahip olunması gereken şartlar Anayasa’nın 76. maddesi ile ve 2839 Sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nda belirlenmiştir.

Bu kurallara göre milletvekili adayının sahip olması gereken temel şartlar şunlardır:

1- Anayasa ve Seçim Kanunundaki yaş ve vatandaşlık yeterliliğini sağlamak

2- Seçilmeye engel durumu bulunmamak

3- Bir siyasi partiden aday olunacaksa o siyasi partinin seçime girebiliyor olması ve bu partinin Tüzüğünde belirtilen özellikleri taşımak

4- Kamu görevinde olanlar için, aday olmak için istifa edilmesi gereken kişilerden birisi ise görevinden istifa etmek

Siyasi Partilerin ve Seçim Kampanyalarının Finansmanında Yolsuzlukla Mücadele İçin Ortak Kurallar

Milletvekili Seçilme Yeterliliği şartları genel olarak; on sekiz yaşını doldurmuş olmak; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak; en az ilkokul mezunu olmak; kısıtlı olmamak; yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmış olmak; kamu hizmetinden yasaklı olmamak; taksirli suçlar hâriç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymemiş olmak; affa uğramış bile olsa zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymemiş olmak, şeklinde özetlenmektedir.

https://hukukansiklopedisi.com/kurucu-meclis-2/

Yolsuzluklarla Mücadelenin Yasal ve Hukuksal Çerçevesi

Parlamento Terimleri Sözlüğü

Anayasanın 76. maddesine göre; Hakimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve Silahlı Kuvvetler mensupları, görevlerinden çekilmedikçe, aday olamazlar ve milletvekili seçilemezler.

Milletvekili Yemini

2839 Sayılı Milletvekili Seçim Kanununa Göre Seçilme yeterliği

Madde 10

Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı milletvekili seçilebilir.(1)

Milletvekili seçilemeyecek olanlar:
Madde 11

Aşağıda yazılı olanlar milletvekili seçilemezler:

a) İlkokul mezunu olmayanlar,

b) Kısıtlılar,

c) Askerlikle ilişiği olanlar,( 13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle; bu bentte yer alan “Yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış” ibaresi “Askerlikle ilişiği” şeklinde değiştirilmiştir.)

d) Kamu hizmetinden yasaklılar,

e) Taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla hapis veya süresi ne olursa olsun ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar,

f) Affa uğramış olsalar bile;

  1. (Değişik: 2/1/2003-4778/15 md.)Basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile istimal ve istihlak kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma veya Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından biriyle mahkûm olanlar,
  2. Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının, birinci babında yazılı suçlardan veya bu suçların işlenmesini aleni olarak tahrik etme suçundan mahkum olanlar,
  3. (Değişik: 2/1/2003-4778/15 md.) Terör eylemlerinden mahkûm olanlar,
  4. Türk Ceza Kanununun 536 ncı maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı eylemlerle aynı Kanunun 537 nci maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarında yazılı eylemleri siyasi ve ideolojik amaçlarla işlemekten mahkum olanlar.

Milletvekili Seçimlerine İlişin hükümler

Milletvekilliğine adaylık olabilmek için görevden çekilmesi gerekenler ile ilgili hükümler

2839 Sayılı Kanunun 18. maddesi Milletvekilliğine aday olacak kamu görevlilerinin görevden çekilmelerini öngörmektedir. Aday olabilmek için görevden ayrılma istekleri kabul edilen subay ve astsubaylardan milletvekili seçilmemiş olanlar sonradan bu isteklerinden vazgeçemezler ve silahlı kuvvetlere dönemezler. Anayasanın 76. maddesinin gerekçesinde, “Hâkimler, Silahlı Kuvvetler mensupları, mesleklerinden çekilmedikçe aday olmaları uygun görülmemiştir. Zira 1961 – 1980 arası uygulamalarda bu nitelikteki kamu hizmetlerinin önemli görevler gördükleri bu nedenle bir siyasî partiden veya serbestçe aday olmaları mesleklerinden çekilmelerine bağlanması uygun görülmüştür.” denilerek 1961-1980 arası uygulamalara atıf yapmış ve bu nitelikteki kamu hizmetlilerinin önemli görevler görmeleri nedeniyle bir siyasî partiden veya serbestçe aday olmalarının mesleklerinden çekilmelerine bağlanması gerektiğini vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, “Milletvekili Adayı Olamayan Hâkimin Tekrar Mesleğe Dönememesi Nedeniyle Seçilme Hakkının İhlal Edilmediği” başlıklı ve 26/9/2019 tarihli kararında; devletin, mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesini gerçekleştirmek için milletvekilliği adaylığı için mesleklerinden çekilen hâkimlerin görevlerine geri dönmeleri engelleyecek tedbirleri öngörebileceğine hükmetmiştir.

Yolsuzlukla Mücadele Önlemleri ve Yöntemleri

Adaylık için görevden çekilmesi gerekenler 

Madde 18 – (Değişik : 8/4/2010-5980/29 md.)

Hakimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yüksek öğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur statüsündeki  görevlileri ile yaptıkları  hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, aday olmak isteyen belediye başkanları ve subaylar ile astsubaylar, aday olmak isteyen siyasi partilerin il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alanlar genel ve ara seçimlerin başlangıcından bir ay önce seçimin yenilenmesine karar verilmesi halinde yenileme kararının ilanından başlayarak yedi gün içinde görevlerinden ayrılma isteğinde bulunmadıkça adaylıklarını koyamazlar ve aday gösterilemezler.

İkinci Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan Açılış Nutku

Anayasa’ya ve Demokratik Süreçlere Saygı Bildirisi

Kânûn-ı Esâsî

Senedi İttifak

Islahat Fermanı 

Adalet Fermanı (Ferman-ı Adalet)

Uluslararası Hukuk Sözlüğü

0
Uluslararası Hukuk Sözlüğü

Uluslararası Hukuk Sözlüğü

ULUSLARARASI HUKUK SÖZLÜĞÜ
International Law Dictionary
Türkçe
İngilizce
AB barışı koruma gücü
EU peace keeping force
AB dış ilişkiler ve güvenlik politikası
EU foreign and security policy
AB dönem başkanlığı
presidency of the Council of the European Union
AB Komisyonu
EU Commission
AB müktesebatı
acquis communautaire
AB savunma politikası
EU defence policy
AB üye devletleri
EU member states
abluka
blockade
acil durum
state of emergency
acil eylem planı
emergency action plan
açık deniz
high seas
açık kapı politikası
open door policy
açık toplum
open society
ada ve adacıklar
islands and islets
aday gösterme
nomination
aday ülke
candidate country
adaylık süreci
candidacy
ademi merkeziyet
decentralization
afrasya
afrasia
Afrika boynuzu
Horn of Africa
agreman
agrément
ağırlaşmış koşullar
aggravated circumstances
akılcılık
rationality
akıllı güç
smart power
akil adamlar
wise men
âkit taraflar
contracting parties
algı(lama)
perception
alt bölgesel örgütler
sub-regional organizations
alt komite
sub-committee
alt meclis
lower house
ambargo
embargo
ana dilde eğitim
mother tongue education
ana muhalefet partisi
main opposition party
anahtar ülke
key country
angajman kuralları
rules of engagement
anklav
enclave
anlaşmadan çekilme
withdrawal from an agreement
anlaşmanın akdedilmesi
conclusion of an agreement
anlaşmanın feshedilmesi
denouncement of an agreement
anlaşmanın gözden geçirilmesi
revision of an agreement
anlaşmanın imzalanması
signature of an agreement
anlaşmanın müzakeresi
negotiation of an agreement
anlaşmanın onaylanması
ratification of an agreement
anlaşmanın sona erdirilmesi
termination of an agreement
anlaşmanın tadil edilmesi
amendment of an agreement
anlaşmanın yenilenmesi
renewal of an agreement
anlaşmaya ek protokol
protocol to an agreement
anlaşmaya taraf olma
accession to an agreement
anlaşmazlık
dispute
anlaşmazlıkların barışçıl çözümü
peaceful settlement of disputes
anti balistik füze sistemi
anti balistic missile system
antlaşmaların yorumu
interpretation of treaties
ara seçim
by-election
arabulucu
mediator
arabuluculuk
mediation
arama ve kurtarma
search and rescue
Arap Baharı
Arab Spring
ardıl devlet
successor State
ardındaki sebep
underlying causes
arka kanal diplomasisi
back-channel diplomacy
asimetrik tehdit
asymmetric threat
asimilasyon
assimilation
askerden arındırılmış bölge
demilitarized zone
askeri bölge
military zone
askeri harcamalar
military expenditures
askeri işbirliği
military cooperation
askeri müdahale
military intervention
askeri tatbikat
military exercise
askeri üs
military base
askeri yaptırım
military sanction
aşamalı yaklaşım
phase-in approach
aşırı güç
excessive force
ateşkes
cease-fire
ateşkes anlaşması
cease-fire agreement
ateşkes hattı
cease-fire line
ateşli silahlar
fire arms
atom silahları
atomic weapons
Avrupa Birliği
European Union
Avrupa Birliği gücü
EU force
Avrupa Ekonomik Topluluğu
European Economic Community
Avrupa Topluluğu
European Community
ayaklanmaya teşvik
sedition
ayrıcalık
privilege
ayrılıkçı hareket
separatist movement
ayrılma
secession
ayrım politikası
discrimination policy
ayrımcılık
discrimination
ayrımcılık yapmama ilkesi
non discrimination principle
ayrıntılı gündem
annotated agenda
azınlık
minority
azınlık hükümeti
minority government
bağımlı devlet
client state
bağımlılık
dependency
bağlantısız ülkeler
non-aligned countries
bağlı özerk toprak
unincorporated territory
bağlı toprak
dependency
bakanlar kurulu
cabinet of ministers, cabinet
balıkçılık bölgesi
fishing zone
balistik füze
ballistic missile
barış içinde birarada yaşama
peaceful coexistence
barış inşası
peace-building
barış süreci
peace process
barış yapım süreci
peace-making process
barışa karşı suç
crimes against peace
barışçıl çözüm
peaceful solution
barışçıl müdahale
peaceful intervention
barışçıl yaklaşım
peaceful approach
barışı koruma
peace-keeping
barışı koruma güçleri
peacekeeping forces
barışın denetimi
peace monitoring
barışın ihlali
breach of peace
barışma
reconciliation
barışsever toplumlar
peace loving peoples
basın açıklaması
press release
baskı grubu
pressure group
baskıcı rejim
oppressive regime
baş başa toplantı
tête-à-tête meeting
başarısız devlet, batık devlet
failed state
başkan
president
başkanlık makamı
chair
bedeli ağır galibiyet
Pyrrhic victory
bekle gör politikası
wait and see policy
beşeri çevre
human environment
beşeri yerleşim
human habitat
beyanname
declaration
bilgi toplumu
information society
bilgi ve beceri aktarımı
transfer of knowledge and skills
birbiriyle uyumlu çabalar
concerted efforts
Birleşmiş Milletler Sistemi
United Nations System
bitişik bölge
contiguous zone
biyolojik silahlar
biological weapons
BM Antlaşması
Charter of the United Nations
BM barış gücü
UN peacekeeping force
BM Genel Sekreteri
Secretary General of the UN
BM Güvenlik Konseyi kararı
UN Security Council resolution
BM ihtisas kuruluşları
UN specialized agencies
BM kararı
UN resolution
BM sözleşmeleri
UN conventions
BM Teşkilatı
UN Organization
BM yaptırımları
UN sanctions
boş koltuk politikası
empty chair policy
boş oy kağıdı
blank ballot paper
boykot
boycott
bölge-altı örgütler
sub-regional organizations
bölgecilik
regionalism
bölgesel barış
regional peace
bölgesel çatışma
regional conflict
bölgesel ekonomik bütünleşme
regional economic integration
bölgesel güç
regional power
bölgesel işbirliği
regional cooperation
bölgesel örgütler
regional organizations
bölgesel sahiplenme
regional ownership
bölgesel sözleşme
regional convention
bölünme
separation
buyrultu
exequatur
bütünleşme
integration
bütünleyici müzakere
integrative negotiation
bütünüyle geri çekilme
total withdrawal
büyükelçi
ambassador
büyükelçilik
embassy
caydırıcı güç
deterrent force
caydırıcılık
deterrence
Cebelitarık
Gibraltar
cenapları
his/her highness
coğrafi konum
geographical location
Cumhurbaşkanı
President of the Republic
çalışma kuralları
modalities
çalışma ziyareti
working visit
çatışan taraflar
conflicting parties
çatışma
conflict
çatışma alanları
conflict zones
çatışma bölgeleri
conflict regions
çatışma dinamikleri
dynamics of conflict
çatışma sonrası yeniden yapılanma
post-conflict reconstruction
çatışma tırmanışı
escalation of conflict
çatışma yönetimi
(political) conflict management
çatışmaların çözümlenmesi/çatışmaların çözümü
conflict resolution
çatışmanın önlenmesi
conflict prevention
çekince
reservation
çerçeve anlaşma
framework agreement
çevreleme
containment
çıkar çatışması
conflict of interest
çıkar grupları
interest groups
çoğulculuk
pluralism
çoğunluğun sağlanamaması
lack of majority
çok boyutlu dış politika
multi-dimensional foreign policy
çok boyutlu diplomasi
multi-dimensional diplomacy
çok kulvarlı diplomasi
multi-track diplomacy
çok kutuplu sistem
multi-polar system
çok kutupluluk
multipolarity
çok kültürlü eğitim
multicultural education
çok taraflı anlaşma
multilateral agreement
çok taraflı diplomasi
multilateral diplomacy
çok taraflı ilişkiler
multilateral relations
çok taraflı sözleşme
multilateral convention
çok uluslu barış gücü
multinational peace force
çok uluslu örgütler
multinational organizations
çözüm süreci
resolution process
daimi delegasyon
permanent delegation
daimi sekreterya
permanent secretariat
daimi temsilcilik
permanent representation
daimi üyelik
permanent membership/ seat
danışman
consultant /advisor
davet edilen ülke
invited country
davranış kuralları
code of conduct
dayanışma
solidarity
değerlendirme raporu
evaluation report
delege
delegate
demeç
statement
demokratik değerler
democratic values
demokratik dönüşüm süreci
democratic transition process
demokratikleşme
democratization
denetim ve denge
checks and balances
denge
equilibrium
deniz aşırı ülkeler ve topraklar
overseas countries and territories
deniz üssü
naval base
denizyatağı
seabed
Devlet Başkanı
Head of State
devlet başkanları konferansı
conference of heads of state
devlet benzeri
quasi-state
devlet içi çatışma
intrastate conflict
devlet makamları
state authorities
devlet memuriyeti
civil service
devlet merkezcilik
state-centrism
devlet ziyareti
state visit
devletin ülkesi
state territory
devletlerarası çatışma
interstate conflict
devredilemez haklar
inalienable rights
dış baskı
foreign pressure
dış destek
foreign support
dış etki
external influence
dış ilişkiler
external relations
dış müdahale
foreign intervention
dış politika
foreign policy
dış yardım
foreign aid
dış yardıma bağımlılık
dependence on foreign aid
dışişleri
foreign affairs
Dışişleri Bakanı
Minister of Foreign Affairs, Secretary of State (USA), Foreign Sec
Dışişleri Bakanları Konseyi Olağan Toplantısı
Regular Meeting of the Council of Ministers of Foreign Affairs
Dışişleri Bakanlığı
Ministry of Foreign Affairs, Department of State (USA), Foreign (
dilekçe
petition
din özgürlüğü
freedom of religion
din ve inanç özgürlüğü
freedom of religion and belief
dini hoşgörüsüzlük
religious intolerance
diyalog süreci
dialogue process
doğal afet
natural disaster
doğrulama önlemleri
verification measures
dost ülke
friendly nation
dostane çözüm
friendly settlement
dostane girişim
good offices
dostane ilişkiler
amicable relations
dostça olmayan hareket
unfriendly act
dönem başkanlığı
chairmanship-in-office
dönüşüm süreci
transition process, process of transition
dünya barışı
world peace
dünya toplumu
world society
düşük yoğunluklu çatışma
low-intensity conflict
düşünce özgürlüğü
freedom of thought
düzenli izleme
regular follow-up
egemenlik
sovereignty
ekonomik buhran
economic depression
ekonomik ilişkiler
economic relations
ekonomik işbirliği
economic cooperation
ekonomik kalkınma
economic development
ekonomik kriz
economic crisis
eksklav
exclave
emperyalizm
imperialism
en az gelişmiş ülkeler
least developed countries
enerji kaynakları
energy resources
erteleme (toplantı)
adjournment
esnek karşılık doktrini
flexible response doctrine
eş-başkanlık
co-presidency
eşit temel
equal basis
etnik çatışma
ethnic conflict
etnik milliyetçilik
ethnic nationalism
etnik sorunlar
ethnic problems
etnik temizlik
ethnic cleansing
evrensel değerler
universal values
eylem planı
action plan
federal devlet
federal state
federalizm
federalism
FIR (uçuş bilgi bölgesi)
FIR (flight information region)
fikri mülkiyet hakları
intellectual property rights
füze savunma sistemi
missile defense system
garantör ülke
guarantor state
gayri resmi diplomasi
informal diplomacy ,unofficial diplomacy/track-two diplomacy
geçici hükümet
caretaker government, interim government
geçici koruma
temporary protection
geçici sığınmacılar
temporary refugees
geçici sınır çizgisi
demarcation line
geçici üyelik (BMGK)
non-permanent membership (UNSC)
geçiş süreci
transition process
gelişmekte olan ülkeler
developing countries
genel kurul
general assembly
genel oturum
plenary session
genişleme stratejisi
enlargement strategy
genişleme süreci
enlargement process
geri çekilme
disengagement
gerileme
recession
gıda yardımı
food aid
gizli diplomasi
secret diplomacy
göçmen işçiler
migrant workers
göçmen kaçakçılığı
migrant smuggling
gölge kabine
shadow cabinet
gönüllü kuruluşlar
voluntary agencies/organizations
göreceli yoksunluk
relative deprivation
görev gücü
task force
görev süresi
term of office
görüş birliği
identity of views
gözden geçirme konferansı
review conference
gözlemci
observer
gözlemci statüsü
observer status
güç dengesi
balance of power
güç teorisi
power theory
güç yaklaşımı
power approach
güçler ayrılığı
separation of powers
gündem
agenda
gündem dışı konuşma
one minute speech
gündem maddeleri
agenda items
güven arttırcı önlemler (GAÖ)
confidence building measures
güven eksikliği
lack of confidence
güven oyu
vote of confidence
güven oyu önergesi
motion of confidence
güven ve güvenlik arttırıcı önlemler (GGAÖ)
confidence and security building measures
güvenilir kaynaklar
reliable sources
güvenlik riski
security risk
güvenlik tedbirleri
security measures
güvenlik ve özgürlük hakkı
right to freedom and security
hakemlik, tahkim
arbitration
hakkaniyet
equity
harekat bölgesi
zone of operation
hasım güçler
hostile forces
hasmane ilişkiler
hostile relations
hava koridoru
air corridor
hava sahası
air space
hava sahasının ihlali
violation of air space
hava trafik hizmetleri
air traffic services
hayati çıkar
vital interest
hegemonya
hegemony
himaye edilen devlet, protektora
protectorate
hinterland
hinterland
hiyerarşi
hierarchy
hudut
border
hudut ihtilafI
border conflict/dispute
hudut kapısı
border gate
hudut olayı
border incident
hukuk devleti
rule of law
hukukun üstünlüğü
supremacy of law
hükümdar
sovereign
hükümet dışı örgüt
non-governmental organization (NGO)
hükümet partisi
governing/ruling party
hükümetlerarası anlaşma
intergovernmental agreement
ırk ayrımcılığı
racial discrimination
ırkçılık
racism
iç barış
domestic/internal peace
iç karışıklık
internal disturbance
iç karmaşa
domestic turbulence
iç savaş
civil war
iç yargı yetkisi
domestic jurisdiction
içişlerine karışmama
non-interference in domestic affairs
içişlerine müdahale
interference in domestic affairs
ifade özgürlüğü
freedom of expression
ihtilaf
dispute
ihtilafların çözümü
settlement of disputes
ihtimal planı
contingency planning
ikili anlaşma
bilateral agreement
ikili ilişkiler
bilateral relations
iklim değişikliği
climate change
iktidar partisi
ruling party
ilerleme raporu
progress report
iletişim kanalları
communication channels
ilgili taraflar
concerned parties
ilhak
annexation
ilişkili devlet
associated state
ilke kararı
resolution
ilke mutabakatı
agreement in principle
imkan/yetenek
capability
inceleme misyonu
fact-finding mission, inquiry mission
infiratçılık/izolasyonizm
isolationism
insan hakları
human rights
insan hakları ihlalleri
human rights abuse/violation
insan kaçakçılığı
human trafficking
insani müdahale
humanitarian intervention
insani yardım
humanitarian aid
insanlığa karşı işlenen suçlar
crimes against humanity
insansız bölge
no man’s land
irredantizm
irredentism
islam düşmanlığı
islamofobi
istihbarat servisi
intelligence service
istikrar
stability
istikrarlı barış
stable peace
istikrarlı demokrasi
stable democracy
istikrarlı kriz
stable crisis
istikşafi görüşmeler
exploratory talks
istila
invasion
istişare
consultation
istişari görüş
advisory opinion
istişari komisyon
advisory commission
isyan
rebellion
it dalaşı
dogfight
ittifak
alliance
iyi niyet
goodwill
iyi niyet elçisi
goodwill ambassador
iyi niyet misyonu
goodwill mission
iyi yönetişim
good governance
kabul eden devlet
receiving state
kadın hakları
women’s rights
kalıcı barış
lasting peace
kalıcı uzlaşma
lasting reconciliation
kalkınmakta olan ülkeler
developing countries
kalkışma
insurgency
kamu diplomasisi
public diplomacy
kamu düzeni
public order
kamu hizmeti
public service
kamuoyu
public opinion
kançılarya
chancery
kapsamlı çözüm
comprehensive settlement
kara mayınları
land mines
kara para aklanması
money laundering
karar alma organları
decision-making bodies
karar vericiler
policymakers
karar verme mekanizmaları
decision-making mechanisms
karargah/genel merkez
headquarters
karasuları
territorial waters
karşılıklı anlayış
mutual understanding
karşılıklı bağımlılığın simetrisi
symmetrical interdependence
karşılıklı bağımlılık
interdependence
karşılıklı destek anlaşması
mutual support agreement
karşılıklı güven
mutual trust
karşılıklı menfaat
mutual interest
karşılıklılık/mütekabiliyet
reciprocity
karşıt parti ile hareket etmek
crossing the floor
katılım anlaşması
accession agreement
katılım kriterleri
accession criteria
katılım müzakereleri
accession negotiations
katılım ortaklığı
accession partnership
katılım öncesi süreç
pre-accession process
katılımcı demokrasi
participatory democracy
katma protokol, ek protokol
additional protocol
kavimmerkezcilik/etnosentrizm
ethnocentrism
kazananı olmayan oyun
zero-sum game
kazan-kazan stratejisi
win-win situation
kendi kaderini tayin
self-determination
kendine kendine yeterlilik
self-sufficiency
kendini savunma
self defense
keyfi idare
arbitrary regime
Kıbrıs sorunu
Cyprus issue
kılavuz ilkeler
guidelines
kırmızı çizgi
red line
kışkırtma
provocation
kıta sahanlığı
continental shelf
kıta sahanlığının sınırlandırılması
delimitation of continental shelf
kıtalararası balistik füze
inter-continental ballistic missile
kıyıdaş devletler
riparian states
kilit aktörler
key actors
kimyasal silahlar
chemical weapons
kişisel hak ve özgürlükler
individual rights and freedoms
kitle iletişim araçları
mass media
kitle imha silahları
weapons of mass destruction
koalisyon hükümeti
coalition government
kolaylaştırıcılık
facilitation
komplo
conspiracy
komşularla sıfır sorun
zero problem with neighbours
konstrüktivizm
constructivism
konvansiyonel silahlar
conventional weapons
korsanlık
piracy
korumacılık
protectionism
kriz masası
crisis desk
kriz yönetimi
crisis management
kurtuluş hareketleri
liberation movements
kurucu meclis
constituent assembly
kurucu üyeler
founding members
kurumsal düzenleme
institutional arrangement
kutuplaşma
polarization
kuvvet konuşlandırılması
force deployment
kuvvetler ayrılığı
separation of powers
kuzey-güney diyaloğu
north-south dialogue
kültür başkenti
cultural capital
kültür emperyalizmi
cultural imperialism
kültürel çeşitlilik
cultural diversity
kültürel duyarlılık
cultural awareness
kültürel farklılıklar
cultural differences
kültürel ilişkiler
cultural relations
kültürlerarası diyalog
intercultural dialogue
küresel güvenlik
global security
küresel tehdit
global threat
küresel yönetişim
global governance
küreselleşme
globalization
liberalizm
liberalism
lobi
lobby
Maastricht Kriterleri
Maastricht Criteria
maiyet
entourage
medeniyetler çatışması
clash of civilizations
medeniyetler ittifakı
alliance of civilizations
mekik diplomasisi
shuttle diplomacy
meşru savunma
legitimate defense
meşru talep
legitimate demands
meşru temsilci
legitimate representative
meşruiyet
legitimacy
mevkidaş
counterpart
mezhep çatışması
sectarian conflict
mezheplerarası çatışma
sectarian clashes
milli birlik
national unity
milli çıkar
national interest
milli güç
national power
milli sınırlar
national boundaries
milliyetçilik
nationalism
misilleme
reprisal
model ortaklık
model partnership
muhalefet şerhi
dissenting opinion
muharip
belligerent
muharip harekât
combat operation
mutabakat
accord
müdahale
intervention
müdahale etmeme
non-intervention
müdahil taraf
intervening party
mülteci
refugee
münhasır ekonomik bölge
exclusive economic zone
mütareke
armistice
mütecaviz fiil
belligerent act
müttefik
ally
müzakere
negotiation
müzakere çabaları
negotiation efforts
müzakere eden taraflar
negotiating parties
müzakere süreci
negotiation process
müzakere taslağı
draft for negotiation
müzakere usulü
negotiation procedure
müzakere yoluyla çözüm
negotiated settlement
namus cinayetleri
honor killings
neoliberalism
neoliberalism
neorealizm
neorealism
nihai gündem
final agenda
nihai senet
final act
niyet mektubu
letter of intent
NOTAM
NOTAM ( Notice to Airmen)
nüfus mübadelesi
population exchange
nüfus patlaması
population explosion
nükleer kış
nuclear winter
nükleer silahlar
nuclear weapons
nükleer silahlardan arındırılmış bölge
nuclear-free zone
nükleer silahların yayılmasının önlenmesi
non-proliferation of nuclear weapons
nükleer takatli gemiler
nuclear powered ships
nükleer terörizm
nuclear terrorism
olağan oturum
ordinary session
olası ihtilaf bölgeleri
potential zones of conflict
onay
approval, ratification
onay usulü
ratification procedure
orta yoğunlukta çatışma
mid-intensity conflict
Ortadoğu Barış Süreci
Middle East Peace Process
ortak anlayış
common understanding
ortak beyan
joint declaration
ortak bildiri
joint communiqué
ortak çıkarlar
common interests
ortak girişim
joint initiative
ortak güvenlik
common security
ortak rıza
common consent
ortak tutum
common position
ortak yaklaşım
joint approach
ortak zemin
common ground
ortaklık
association
ortaklık anlaşması
association agreement
otorite
authority
oturum
session
oybirliği
unanimity
oybirliği kararı
unanimous decision
oydaşma
consensus
oyun kuramı
game theory
ön alıcı saldırı
pre-emptive strike
ön seçim
primary election
öncelik sırası
order of priority
öndegelim
precedence
önleyici diplomasi
preventive diplomacy
önleyici müdahale
preventive intervention
örgütlü suç
organized crime
özel temsilci
special envoy
özerk yönetim
home rule
özerklik
autonomy
paradigma
paradigm
paralel diplomasi
parallel diplomacy
paramiliter kuvvet
paramilitary force
parlamenter diplomasi
parliamentary diplomacy
profesyonel ordu
professional army
realizm
realism
realpolitik
realpolitik
reform süreci
reform process
resmi diplomasi
formal diplomacy
rıza
consent
riayet
adherence
saldırgan faaliyetler
aggressive actions
saldırı
aggression
savaş suçları
war crimes
savunma politikası
defense policy
seçim bölgesi
electorate
seçim gözlem misyonu
election observation mission
seferberlik
mobilization
sert güç
hard power
sıcak çatışma
hot conflict
sıcak takip
hot pursuit
sığınma
asylum
sığınma hakkı
asylum right
sığınmacı
asylum seeker
sınır aşan sular
transboundary waters
sınır hattının belirlenmesi
demarcation of the boundary
sınırların yeniden düzenlenmesi
adjustment of borders
sınırlı savaş
limited war
silah ambargosu
arms embargo
silahlanma
armament
silahların kontrolü
arms control
silahlı çatışma
armed conflict
silahlı insansız hava aracı
armed unmanned aerial vehicle, drone
silahlı isyan
armed rebellion
silahlı saldırı
armed attack
silahsız uçuş
unarmed flight
silahsızlanma
disarmament
sivil toplum
civil society
sivil toplum kuruluşları
non-governmental organizations
siyasal çözüm
political solution
siyasal rejim
political regime
siyasi geçiş süreci
political transition process
siyasi haklar
political rights
siyasi iltica
political asylum
siyasi irade
political will
siyasi istikrar
political stability
siyasi istişare
political consultations
siyasi sistem
political system
siyasi taahhüt
political commitment
siyasi uzlaşma
political settlement
soğuk barış
cold peace
soğuk savaş
cold war
soğuk savaş sonrası dönem
post-cold war era
sorun çözme diplomasisi
problem-solving diplomacy
soydaş
cognate, of Turkish descent
soykırım
genocide
sömürgecilik
colonialism
sömürgecilik sonrası
post-colonialism
statüko politikası
status quo policy
stratejik derinlik
strategic depth
stratejik diyalog mekanizması
strategic dialogue mechanism
stratejik eylem planı
strategic action plan
stratejik işbirliği
strategic cooperation
stratejik nükleer silahlar
strategic nuclear weapons
stratejik ortaklık
strategic partnership
suçun önlenmesi
crime prevention
sürdürülebilir barış
sustainable peace
süreç
process
sürekli tarafsızlık
permanent neutrality
sürgünde hükümet
government in exile
sürüncemede kalmış ihtilaflar
protracted conflicts
şartsız teslim
unconditional surrender
tahakküm
domination
tahkim
arbitration
tahrik
provocation
takımada
archipelago
taktik nükleer silahlar
tactical nuclear weapons
taktik silahlar
tactical weapons
tam üyelik
full membership
tamamlayıcı protokol
complementary protocol
tampon bölge
buffer zone
tampon devlet
buffer State
tanıma
recognition
tarafsız devlet
neutral state
tarafsız yaklaşım
impartial attitude, even-handed approach,
tarafsızlık
neutrality
tarafsızlık
impartiality
tarafsızlık siyaseti
neutrality policy
taviz
concession
tavsiye görüşü
advisory opinion
tavsiye kararı
recommendation
tehdit algılaması
threat perception
tek kutupluluk
unipolarity
teknolojik afetler
technological disasters
temas grubu
contact group
temel haklar ve özgürlükler
fundamental rights and freedoms
temel ihtilaflar
key disputes
temel özgürlükler
fundamental freedoms
temsilci
envoy
temsilciler meclisi
house of representatives
temsili demokrasi
representative democracy
terör eylemleri
terrorist actions
terör örgütü
terrorist organization
terör saldırısı
terrorist attack
terörizme karşı mücadele
combating against terrorism, fight against terrorism
tırmanma
escalation
toplantı tutanağı
minutes of the meeting
toplumlararası çatışma
inter-communal conflict
toprak bütünlüğü
territorial integrity
Türk Boğazları
Turkish Straits
uçuş izni
flight clearance
ufuk turu
tour d’horizon
ulus devlet
nation-state
ulus/millet
nation
ulusal aidiyet
national identity
ulusal savunma
national defense
uluslararası anlaşma/antlaşma
international agreement/treaty
uluslararası barış ve güvenlik
international peace and security
uluslararası camia
international community
uluslararası çatışmaların çözümü
resolution of international conflicts
uluslararası girişim
international initiative
uluslararası güvenlik
international security
uluslararası hukuk
international law
uluslararası ilişkiler
international relations
uluslararası ilişkiler kuramı
international relations theory
uluslararası insani hukuk
international humanitarian law
uluslararası konferans
international conference
uluslararası meşruiyet
international legitimacy
uluslararası örgütler
international organizations
uluslararası politika
international politics
uluslararası sistem
international system
uluslararası siyaset
international politics
uluslararası sözleşme
international convention
uluslararası suçlar
international crimes
uluslararası sular
international waters
uluslararası tanıma
international recognition
uluslararası temas grubu
international contact group
uluslararası toplum
international community
uluslararası yaptırımlar
international sanctions
uluslararası yardım
international aid
uluslarötesi aktörler
transnational actors
uluslarüstü
supranational
uluslarüstücülük
supranationalism
uydu devlet
satellite state
uyumlaştırma
harmonization
uyuşmazlık
dispute
uyuşmazlık yönetimi
dispute management
uyuşturucu kaçakçılığı
drug trafficking
uyuşturucuyla mücadele
fight against drugs
uzay tabanlı silahlar
space based weapons
uzlaşma
compromise
üçüncü taraf
third party
ülke içi çatışma
internal conflict
ülke içinde yerinden edilen insanlar
internally displaced people
ültimatom
ultimatum
üniter devlet
unitary state
üye devlet
member state
üye olmayan ülke
non-member state
vakıf
waqf, foundation
vatansız
stateless, heimatlos
vesayet konseyi
trusteeship council
vicdani red
consciencious objection
vizyoner diplomasi
visionary diplomacy
yabancı düşmanlığı
xenophobia
Yahudi düşmanlığı
anti-semitism
Yahudi soykırımı, Holokost
Holocaust
yakın çevre
near abroad
yakınlaşma
rapproachment
yalnızcılık
isolationism
yaptırım
sanction
yararlanıcı ülke
beneficiary country
yargı yetkisi
jurisdiction
yarı-resmi diplomasi
track one and a half diplomacy
yasadışı göç
illegal migration
yasaklı bölge
forbidden zone
yasama erki
legislative power
yasama meclisi
legislative assembly
yatıştırma
appeasement
yatıştırma politikası
appeasement policy
yayılmanın önlenmesi
non-proliferation
yeni dünya düzeni
new world order
yeni ekonomik düzen
new economic order
yeni muhafazakarlık
neo-conservatism
yeni sömürgecilik
neo-colonialism
yeniden yapılanma süreci
restructuring process
yerel yönetim
local administration
yerli nüfus
indigenous population
yetki
authority/power/capacity
yetki devri
devolution
yıldız savaşları
star wars
yönlendirme komitesi
steering committee
yumuşak güç
soft power
yumuşama
détente
yurtdışında yaşayan Türkler
Turks living abroad
yüksek akit taraflar
high conracting parties
yüksek komiser
high commissioner
yüksek komiser
high commissioner
yüksek yoğunlukta çatışma
high-intensity conflict
yükümlülük
obligation
yürürlüğe giriş
entry into force
yürütme erki
executive power
zımni rıza
tacit consent
zirve diplomasisi
summit diplomacy
zirve toplantısı
summit meeting
zorlayıcı tedbirler
coercive measures