Ana Sayfa Blog Sayfa 10

Bilgi Edinme Hakkı

0

Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile getirilmiş modern haklardandır. Kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin usul ve esasları düzenleyen yasal düzenleme ülkemizde henüz yenidir. Resmi devlet kurumları başta olmak üzere belli kurumsal standartları yerine getiren özel sektör firmalarının bile meslek sırrı ve kişisel bilgi harici genel konularda açıklama yapılmasını istedikleri her türlü ürün ve hizmet esaslı konuyla ilgili olarak kişilerin, kurumların tüzel kişilikleriyle muhatap olabilmelerini sağlayan, ilgili kanun kapsamında ücretsiz verilen hizmettir. Kamu kurumlarının yasa kapsamında vereceği bilgiler zorunlu olup istenen bilgilerin verilmemesi cezai sorumluluk gerektirmektedir.

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi

0

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi, Avrupa Konseyi tarafından 4 Kasım 1999 tarihinde Strazburg’da kabul edilerek Fransızca ve İngilizce dillerinde hazırlanan metinler imzalanmıştır. Sözleşmenin imzasından birkaç yıl sonra, benzer prensipleri kabul eden Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, Sözleşme,10 Aralık 2003’te imzalanmıştır.

Avrupa Sözleşmesinin uygulanması ve denetiminin “Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu(GRECO) tarafından yürütülmesi kararlaştırılmıştır.

Türkiye, yolsuzlukla mücadele alanında faaliyet gösteren Avrupa Konseyinin Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubuna (GRECO) 2004 yılında üye olmuştur. Avrupa dışındaki ülkelere de açık olan GRECO’nun sonradan gelen katılımlarla üye sayısı 50’ye ulaşmıştır.

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun 4852 Sayılı Kanun 17 Nisan 2003 günü mecliste kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 24 Nisan 2003 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun GEREKÇESİ Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi, yolsuzlukla mücadele konusunda uluslararası alandaki işbirliğinin önemi dikkate alınarak ve toplumun her kesiminde ortaya çıkabilecek yolsuzluğun, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları, hakkaniyet ve sosyal adalet için ciddî bir tehdit oluşturduğu, ekonomik gelişmeyi engellediği gerçeği gözönünde bulundurularak hazırlanmıştır. Sözleşme, iş dünyasında ceza hukukunun kapsamına girmeyen fiilleri düzenlemekte, yolsuzluk nedeniyle zarar gören kişilerin yararına iç hukukta etkin tedbirler alınmasını öngörmektedir. Bu konuda, üyesi bulunduğumuz Avrupa Konseyi tarafından çeşitli tarih ve düzeylerde kabul edilmiş karar ve belgelere de atıfta bulunmak suretiyle, özel hukuk ilişkilerinde ortaya çıkabilecek yolsuzluk fiillerinin, cezaî yaptırımlardan ziyade, özel hukuk ilişkilerinin kabul edilen evrensel norm ve yaptırımları çerçevesinde engellenmesini öngörecek düzenlemeler getirmektedir. 

[/box]

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi

Strazburg, 4.11.1999
GİRİŞ

Bu Sözleşme’ye imza atan Avrupa Konseyi üyesi Devletler, diğer Devletler ve Avrupa Topluluğu, Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında daha sıkı bir birliği gerçekleştirmek olduğunu dikkate alarak,

Yolsuzluğa karşı mücadelede uluslar arası işbirliğinin öneminin bilincinde olarak,

Yolsuzluk olgusunun, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları, hakkaniyet ve sosyal adalet için ciddi bir tehdit oluşturduğunun, ekonomik gelişmeyi engellediğinin ve piyasa ekonomilerinin düzgün ve dürüst işlemelerini tehlikeye koyduğunun altını çizerek,

Yolsuzluğun bireyler, Devlet kurumları, uluslar arası kuruluşlar ve şirketler için menfi sonuçlarını teyit ederek,

Özellikle zarar görmüş kişilere hakkaniyete uygun bir tazminat sağlanması için yolsuzlukla mücadelede özel hukukun katkı sağlamasının önemine kani olarak,

19 uncu (Malta 1994), 21 inci (Çek Cumhuriyeti 1997) ve 22 inci (Moldova 1999) Avrupa Adalet Bakanları Konferanslarının sonuçlarını ve kararlarını hatırda tutarak,

Kasım 1996’da Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen Yolsuzluğa Karşı Eylem Programını gözönünde bulundurarak,

Aynı şekilde, Şubat 1997’de Bakanlar Komitesi tarafından onaylanan, yolsuzluk fiilleri neticesinde zarara uğrayan kişilerin zararlarının tazminine ilişkin hukuk davaları hakkında bir sözleşmenin hazırlanması imkanına dair çalışma göz önünde bulundurularak,

Bakanlar Komitesi’nin Kasım 1997’deki 101 inci oturumunda kabul edilen Yolsuzlukla Mücadelede 20 Temel İlke başlıklı (97)24 sayılı Karar’ı, Bakanlar Komitesi’nin Mayıs 1998’de 102 inci oturumunda kabul edilen Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO)’nu kuran kısmi ve genişletilmiş Anlaşma ve 1 Mayıs 1999’da kabul edilen GRECO’yu kuran (99)5 sayılı Karar’ı göz önünde bulundurularak,

Ekim 1997’de Strazburg’daki 2 inci Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sırasında kabul edilen Sonuç Belgesi ve Eylem Planı hatırda tutularak,

Aşağıdaki gibi anlaşmışlardır.

BÖLÜM I – Ulusal seviyede alınacak önlemler

Madde 1 – Amaç

Taraflar kendi iç hukuklarında, tazminat elde edebilme imkanı da dahil olmak üzere, yolsuzluk fiili neticesinde zarar görmüş bir şahsın haklarını ve çıkarlarını savunmak üzere etkili başvuru yollarını öngörürler.

Madde 2 – Yolsuzluğun tanımı

Bu sözleşmenin amaçlarına uygun olarak “yolsuzluk” tabirinden, bir görevin olağan ifasına ya da haksız bir komisyondan veya hak edilmemiş bir yarardan veya böyle bir hak edilmemiş yarar vaadinden fayda sağlayanın, lazım gelen davranışına etki eden haksız bir komisyonun veya diğer hak edilmemiş bir yararın veya böyle bir yararla ilgili vaadin doğrudan ya da dolaylı olarak talep edilmesi, sunulması, verilmesi ya da kabul edilmesi anlaşılır.

Madde 3 – Zararların tazmini

1. Taraflar kendi iç hukuklarında yolsuzluk fiilinden dolayı zarara uğramış şahısların bu zararın tümünün tazmini amacıyla dava açmalarını öngörürler.

2. Bu tazminat, yoksun kalınan kazanç ve mameleke ilişkin uğranılan zararlar ile mamalek dışı
zararları da kapsayabilir.

Madde 4 – Sorumluluk

1. Taraflar aşağıdaki şartların bir araya gelmesi halinde zararın tazmin edilmesini kendi iç hukuklarında öngörürler:

i)davalının yolsuzluk fiilini işlemesi veya yolsuzluk fiiline izin vermesi veya yolsuzluk fiilinin işlenmesini önlemek için makul önlemlerden imtina etmesi;

ii)davacının bir zarara uğraması; ve

iii)yolsuzluk fiili ile zarar arasında bir illiyet bağının bulunması.

2. Taraflar kendi iç hukuklarında birden fazla davalının aynı yolsuzluk fiilinden sorumlu olmaları  halinde, müteselsilen sorumlu olacaklarını öngörürler.

Madde 5 – Devletin sorumluluğu

Taraflar kendi iç hukuklarında, kamu görevlilerinden birinin görevlerinin ifasından dolayı işlediği bir yolsuzluk fiilinden dolayı zarara uğrayan şahısların bu zararlarının, Taraf Devletin veya Taraf bir Devlet değil ise bu Tarafın yetkili makamları tarafından tazmin edilmesini talep etmelerini sağlayacak uygun düzenlemeleri yapacaklardır.

Madde 6 – Müterafik Kusur

Taraflar, zararın meydana gelmesinde veya ağırlaşmasında davacının kusuru olması durumunda, koşulları da dikkate alarak, tazminatta indirim yapılmasını veya tazminatın reddedilmesini öngören iç hukuk düzenlemelerini öngörürler.

Madde 7 – Süreler

1. Taraflar kendi iç hukuklarında zararın tazmininin, zarar gören şahsın zarardan veya yolsuzluk fiilinden ve sorumlu şahsın kimliğinden haberdar olmasının veya makul süre içerisinde zarardan haberdar olabilmesinin bitiminden itibaren üç yıllık bir sürenin geçmesi ile zamanaşımına uğramasını öngörürler. Her durumda, yolsuzluk fiilinin işlendiği tarihten başlamak üzere en az on yıllık bir sürenin bitiminden sonra bu dava açılamaz.

2. Taraf Devletlerin sürelerin durmasını veya kesilmesini düzenleyen hukuk kuralları, gerektiğinde birinci paragraftaki sürelere de uygulanır.

Madde 8 – Sözleşmelerin geçerliliği

1. Taraflar kendi iç hukuklarında, konusu yolsuzluk işlemi olan her sözleşmenin veya bir sözleşmenin yolsuzluk işlemi olan her hükmünün yoklukla malul olduğunu öngörürler.

2. Taraflar kendi iç hukuklarında, rızalarının bir yolsuzluk fiili ile geçersiz kılındığı her sözleşen tarafın, mahkemeden tazminat talep etme haklarına halel getirmeden, bu sözleşmenin iptalini talep edebilmesini öngörürler.

Madde 9 – Görevlerin korunması

Taraflar kendi iç hukuklarında, iyi niyetle ve makul şüpheler temelinde, yolsuzluk fiillerini sorumlu kişi ya da makamlara ihbar eden görevlilere karşı doğrulanmamış her türlü haksız yaptırımın uygulanmaması amacıyla uygun bir koruma sağlamayı öngörürler.

Madde 10 – Bilançonun düzenlenmesi ve hesapların denetimi

1. Taraflar kendi iç hukuklarında şirketlerin yıllık hesaplarının açıklıkla düzenlenmesi ve bunların şirketin mali durumunun doğru bir görünümünü vermesi için gerekli önlemleri alırlar.

2. Yolsuzluk fiillerinin işlenmesini önlemek amacıyla Taraflar, yıllık hesapların şirketin mali durumunun doğru bir görünümünü verdiğini, hesapların denetimiyle görevli şahıslar vasıtasıyla güvence altına alındığını iç hukuklarında öngörürler.

Madde 11 – Delillerin elde edilmesi

Taraflar kendi iç hukuklarında, yolsuzluk fiili ile ilgili bir hukuk davası çerçevesinde, delillerin elde edilmesi için etkin usul kurallarını öngörürler.

Madde 12 – İhtiyati tedbirler

Taraflar kendi iç hukuklarında, yolsuzluk fiili ile ilgili hukuk davaları sırasında tarafların hak ve çıkarlarını koruma amacıyla ihtiyati hukuki tedbirleri öngörürler.

BÖLÜM II – Uluslar arası işbirliği ve uygulamanın takibi

Madde 13 – Uluslar arası işbirliği

Taraflar yolsuzluk olayları ile ilgili hukuk davalarına ilişkin sorunlarda, özellikle tebligatlara, yabancı ülkedeki delillerin elde edilmesine, yetkiye, yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizine ve mahkeme harçlarına ilişkin olarak, taraf oldukları hukuki ve ticari alanlardaki uluslar arası işbirliğine ilişkin yürürlükteki uluslar arası belgeler ile birlikte kendi iç hukuk belgelerine göre etkin biçimde işbirliğine giderler.

Madde 14 – Takip

Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO) bu Sözleşme’nin Taraflarca uygulanmasının takibini sağlar.

BÖLÜM III – Nihai hükümler

Madde 15 – İmza ve yürürlüğe giriş

1. Bu Sözleşme Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin ve hazırlanmasına katılan üye olmayan Devletlerle Avrupa Topluluğu’nun imzasına açıktır.

2. Bu Sözleşme onama, kabul ve tasdike sunulacaktır. Onama, kabul veya tasdik belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.

3. Bu Sözleşme ondört Devletin 1 inci paragraf hükümleri uyarınca Sözleşme’yle bağlı oldukları yolundaki muvafakatlerini ifade ettikleri tarihin bitiminden sonraki üç ayı takip eden ayın ilk gününden itibaren yürürlüğe girecektir. Onama, kabul veya tasdik anında Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO)’na üye olmayan herhangi bir imzacı, Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği gün kendiliğinden bu gruba üye olacaktır.

4. Sözleşme’yle bağlı olduğu yolundaki muvafakatini bilahare ifade edecek olan her imzacı için Sözleşme, 1 inci paragraf hükümlerine uygun olarak, Sözleşme ile bağlı olduğu yolundaki muvafakatini bildirdiği tarihten üç ay sonraki ayın ilk gününden itibaren yürürlüğe girecektir. Onay, kabul ve uygun bulma anında Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO)’na üye olmayan her imzacı, Sözleşme’nin kendisi için yürürlüğe girdiği gün bu Gruba kendiliğinden üye olacaktır.

5. Avrupa Topluluğu’nun Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO)’na iştirakine ilişkin özel koşullar Avrupa Topluluğu ile ortak bir anlaşmanın ihtiyacı halinde belirlenecektir.

Madde 16 – Sözleşmeye katılım

1. Bu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Sözleşme’nin taraflarına danıştıktan sonra, Sözleşme’nin hazırlanmasına katılmamış bütün üye olmayan Devletleri, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20/d maddesinde öngörülen çoğunluk kararıyla ve Bakanlar Komitesi’nde temsil edilmeye hakkı olan Tarafların temsilcilerinin oy birliğiyle, bu Sözleşme’ye katılmaya davet edebilecektir.

2. Katılan her Devlet için, Sözleşme katılım belgesinin avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdiinden sonrasını takip eden üç aylık sürenin bitimindeki ayın ilk gününden itibaren yürürlüğe girecektir. Her katılan Devlet, katılım anında üye değilse GRECO’ya bu Sözleşme’nin kendileri için yürürlüğe girdiği gün kendiliğinden üye olacaktır.

Madde 17 – Çekinceler

Bu Sözleşme’nin düzenlemelerine hiçbir çekince kabul edilemez.

Madde 18 – Bölgesel uygulama

1. Her Devlet ve Avrupa Topluluğu, imza veya onay, kabul, tasdik veya katılım belgesinin tevdii sırasında bu Sözleşme’nin uygulanacağı bölge ya da bölgeleri belirleyebilir.

2. Taraflar, daha sonraki bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacakları bir bildirimle, bildirimde belirlediği diğer bir bölge için bu bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasını takip eden üç ayın bitimindeki ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

3. Daha önceki iki paragraf uyarınca yapılmış olan, her bölgeyle ilgili olarak yapılan bildirimler Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yönelik olarak yapılacak ihbar ile geri çekilebilecektir. Geri çekme, anılan ihbarın Genel Sekreter tarafından alınmasını takip eden üç ayın bitimindeki ayın ilk günü hüküm doğuracaktır.

Madde 19 – Diğer sözleşme ve anlaşmalarla ilişki

1. Bu Sözleşme özel sorunları düzenleyen çok taraflı uluslararsı sözleşmelerden kaynaklanan hak ve zorunluluklara halel getirmez.

2. Sözleşme Tarafları, aralarında bu Sözleşme’yle ilgili sorunları düzenleyen ikili ya da çok taraflı anlaşmaları, bu Sözleşme’nin düzenlemelerini tamamlamak ya da kuvvetlendirmek veya ilgili olduğu konulardaki ilkelerin uygulanmasını kolaylaştırmak ya da bu Sözleşme’nin amaç ve ilkelerine halel getirmeksizin, konuyla ilgili, bu Sözleşme’nin imzaya açılışı sırasında zorlayıcı özel bir sistem çerçevesinde akdedebilirler.

3. İki ya da daha fazla Tarafın, daha önceden bu Sözleşme’yle ilgili düzenlenen bir konuda bir anlaşma ya da sözleşme akdetmeleri ya da bu konuyla ilgili olarak ilişkilerini bir başka şekilde düzenlemeleri durumunda, bu Sözleşme yerine anılan anlaşma ya da sözleşmeyi uygulamaya yetkilidirler.

Madde 20 – Değişiklikler

1. Bu Sözleşme’yle ilgili değişiklikleri bütün Taraflar teklif edebilir ve her talep Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından Avrupa Konseyi üyesi ülkelere ve 16 ncı maddedeki düzenlemeler doğrultusunda bu Sözleşme’ye katılan veya katılmaya davet edilen her üye olmayan Devlete ve Avrupa Topluluğu’na iletilir.

2. Taraflardan biri tarafından teklif edilen her değişiklik, bu teklifi kendi görüşü ile birlikte Bakanlar Komitesi’ne sunacak olan “Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi” ( Comité Européen de Coopération)’ne iletilir.

3. Bakanlar Komitesi teklif edilen değişikliği ve Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi ( CDCJ) tarafından sunulan görüşü inceler ve Avrupa Konseyi üyesi olmayan bu Sözleşme’ye Taraflarla da istişareden sonra değişikliği kabul edebilir.

4. Bu maddenin 3 üncü paragrafına uygun olarak Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen her değişiklik metni kabulleri için Taraflara iletilir.

5. Bu maddenin 3 üncü paragrafına uygun olarak kabul edilen her değişiklik Tarafların tamamının onu kabul ettiklerini Genel Sekreter’e bildirmelerinden otuz gün sonra yürürlüğe girer.

Madde 21 – İhtilafların hali

1. Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi (CDCJ) bu Sözleşme’nin yorumlanması ve uygulanmasından bilgi
sahibi edilecektir.

2. Bu Sözleşme’nin yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin olarak Taraflar arasında ihtilaf bulunması halinde, ihtilafı aralarındaki ortak bir anlaşma çerçevesinde görüşme yoluyla veya Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi’ne, ihtilaf halindeki Tarafları alacağı kararlarla bağlayacak olan bir hakem mahkemesine ya da Uluslar arası Adalet Divanı’na götürmek de dahil olmak üzere, kendi seçtikleri diğer bir barışçı vasıtayla halletmeye çalışacaklardır.

Madde 22 – Vazgeçme bildirimi

1. Taraflar Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacakları bir tebligat ile her zaman bu Sözleşme’den vazgeçtiklerini bildirebilirler.

2. Vazgeçme bildirimi, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasından itibaren geçen üç ayın başlangıcındaki ayın birinci günü etki doğuracaktır.

Madde 23 – Tebligatlar

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri bütün Avrupa Konseyi üyesi Devletlere ve bu Sözleşme’ye katılmış Bütün Devletlere:

a) bütün imzalamaları;
b) bütün onama, kabul, tasvip ve katılım belgelerinin tevdiini;
c) 15 ve 16 ncı maddelerine uygun olarak bu Sözleşme’nin bütün yürürlüğe giriş tarihlerini;
d) bu Sözleşme ile ilgili diğer bütün fiil, bildirim ve iletişimleri, tebliğ edecektir.

Bu konuda gereğince yetkili kılınmış aşağıda imzası bulunanlar bu Sözleşme’yi imzalamışlardır.

Bu Sözleşme, Fransızca ve İngilizce dillerinde ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde Strazburg’da 4 Kasım 1999 tarihinde yapılmıştır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri bu nüshanın onaylı bir örneğini bütün Avrupa Konseyi üyesi Devletlere, Sözleşme’nin hazırlanmasına katılmış üye olmayan Devletlere, Avrupa Topluluğu’na ve ona katılmaya davet edilmiş bütün Devletlere gönderecektir.

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası

0
Özbekistan anayasası

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası 8 Aralık 1992 yılında kabul edilmiş, Anayasada 28 Aralık 1993, 24 Nisan 2003, 11 Nisan 2007, 25 Aralık 2008 ve 18 Nisan 2011 yıllarında değişiklik ve ilaveler yapılmıştır. Anayasaya göre Özbekistan Cumhuriyeti; iller, ilçeler, şehirler, kasabalar, beldeler (kışlaklar), köyler (aullar), ayrıca Karakalpakistan Cumhuriyetinden oluşmaktadır. Anayasa, diğer Türk Cumhuriyetleri Anayasalarına benzer nitelikler taşımaktadır.

Özbekistan’ın dünya haritasındaki yeri

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası 

BAŞLANGIÇ

Özbekistan halkı,

İnsan haklarına ve devlet egemenliği ilkelerine bağlılığını görkemli bir şekilde ilan ederek,

Bugünkü ve gelecek nesiller karşısında büyük bir sorumluluk hissederek, Özbek devletçiliğinin gelişiminin tarihi tecrübesine dayanarak, Demokrasi ve sosyal adalet ilkelerine sadık kaldığını doğrulayarak, Uluslararası hukukun evrensel normlarının üstünlüğünü tanıyarak, Cumhuriyet vatandaşlarının onurlu yaşamını sağlamaya çalışarak, Hümanist, demokratik hukuk devletinin oluşumunu amaç edinerek, Toplumsal barış ve milli birliğin sağlanması amacıyla, Yetkili temsilciler aracılığıyla

Özbekistan Cumhuriyetinin bu Anayasasını kabul eder.

Özbekistan-Taşkent
1.KISIM
 TEMEL İLKELER
BİRİNCİ BÖLÜM
DEVLET EGEMENLİĞİ

Madde 1

Özbekistan egemen demokratik Cumhuriyettir. Devletin adı olan “Özbekistan Cumhuriyeti” ve “Özbekistan” terimleri eş anlamlıdır.

Madde 2

Devlet halk iradesini ifade eder, onun çıkarlarına hizmet eder. Devlet organları ve yetkililer, toplum ve vatandaşlar karşısında sorumludurlar.

Madde 3

Özbekistan Cumhuriyeti, milli devlet ve idari-mülki yapısını, devlet iktidarı ve yürütme organlarını belirler, kendi iç ve dış politikasını yürütür.

Özbekistan ülkesi ve sınırı, dokunulmaz ve bölünmezdir.

Madde 4

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet dili Özbek dilidir.

Özbekistan Cumhuriyeti kendi ülkesinde yaşayan millet ve halkların dil, adet ve geleneklerine saygı gösterir, onların gelişmesine ortam hazırlar.

Madde 5

Özbekistan Cumhuriyeti kendi Devlet sembollerine, kanunla onaylanmış Bayrak, Arma ve Marşına sahiptir.

Madde 6

Özbekistan Cumhuriyetinin başkenti – Taşkent şehridir.

İKİNCİ BÖLÜM
HALK HAKİMİYETİ

Madde 7

Halk, devlet hakimiyetinin tek kaynağıdır.

Özbekistan Cumhuriyetinde devlet hakimiyeti halkın çıkarları doğrultusunda ve sadece Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve bu Anayasa temelinde kabul edilmiş mevzuatla yetkili kılınmış organlar tarafından gerçekleştirilir.

Devlet iktidarına el koyma, devlet organlarının işleyişini Anayasada öngörülmeyen yollarla durdurma ve sona erdirme, yeni ve paralel iktidar yapıları oluşturma, Anayasaya aykırıdır ve kanunlarla sorumluluk getirir.

Madde 8

Özbekistan halkı, milliyetine bakılmaksızın Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşlarından oluşur.

Madde 9

Devlet ve toplumsal yaşamın çok önemli konuları genel halk oylaması (referandum) yoluyla halkın görüşüne sunulur. Referandum şekli kanunla belirlenir.

Madde 10

Özbekistan halkı adına sadece, halk tarafından seçilmiş Âli Meclis ve Cumhurbaşkanı hareket edebilir.

Toplumun her hangi bir kesimi, siyasi partiler, toplumsal birlikler, akımlar veya kişiler Özbekistan halkı adına hareket edemez.

Madde 11

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet hakimiyeti sistemi yasama, yürütme ve yargı ayrılığı ilkesine dayanır.

Madde 12

Özbekistan Cumhuriyetinde toplumsal yaşam, siyasi kurumların, ideolojilerin ve görüşlerin çoğulculuğu temelinde gelişir.

Herhangi bir ideoloji, devlet ideolojisi olarak belirlenemez.

Madde 13

Özbekistan Cumhuriyetinde demokrasi; insan, onun yaşamı, özgürlüğü, şerefi, onuru ve diğer ayrılmaz hakların en yüksek değer kabul edildiği evrensel ilkelere dayanır.

Demokratik hak ve özgürlükler Anayasa ve kanunlarla korunur.

Madde 14

Devlet faaliyetlerini, insan ve toplumun çıkarları doğrultusunda sosyal adalet ve kanunilik ilkeleri üzerinde kurar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ANAYASA VE KANUNLARIN ÜSTÜNLÜĞÜ

Madde 15

Özbekistan Cumhuriyetinde, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarının üstünlüğü istisnasız tanınır.

Devlet, onun organları, yetkililer, toplumsal birlikler, vatandaşlar, Anayasa ve kanunlara uygun olarak faaliyet gösterir.

Madde 16

Bu Anayasanın hiçbir maddesi, Özbekistan Cumhuriyetinin hak ve çıkarlarının ihlali doğrultusunda yorumlanamaz.

Hiçbir kanun veya diğer normatif hukuk düzenlemeleri, Anayasanın norm ve ilkelerine aykırı olamaz.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
DIŞ POLİTİKA

Madde 17

Özbekistan Cumhuriyeti uluslararası ilişkilerde eşit haklara sahiptir. Onun dış politikası; devletlerin egemen eşitliği, kuvvet kullanmama veya tehdit etmeme, sınırların dokunulmazlığı, uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü, başka devletlerin iç işlerine karışmama ve uluslararası hukukun evrensel ilke ve normlarına dayanır.

Özbekistan Cumhuriyeti, devlet ve halkın yüksek çıkarları, refahı ve güvenliği amacıyla devletlerarası birliklere ve diğer devletlerarası oluşumlara girebilir ve bunlardan çıkabilir.

2.KISIM
İNSAN VE VATANDAŞ
TEMEL HAK, ÖZGÜRLÜK VE ÖDEVLERİ
BEŞİNCİ BÖLÜM
GENEL HÜKÜMLER

Madde 18

Özbekistan Cumhuriyetinin tüm vatandaşları, cinsiyet, ırk, milliyet, dil, din, sosyal köken, inanç, şahsi ve toplumsal durumuna bakılmaksızın eşit hak ve özgürlüklere sahiptirler ve kanun önünde eşittirler.

Ayrıcalıklar sadece kanunla getirilebilir ve sosyal adalet ilkelerine uygun olmalıdır.

Madde 19

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı ve devlet, karşılıklı hak ve sorumluluklara sahiptir. Anayasa ve kanunlarla tespit edilen vatandaş hak ve özgürlükleri ayrılmaz olup, yargılama yapılmaksızın hiç kimse onları kaldıramaz veya sınırlayamaz.

Madde 20

Vatandaş hak ve özgürlüklerinin gerçekleştirilmesi, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerini, devletin ve toplumun kanuni çıkarlarını ihlal etmemelidir.

ALTINCI BÖLÜM
VATANDAŞLIK

Madde 21

Özbekistan Cumhuriyetinde ülke genelinde tek vatandaşlık kabul edilir.

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşlığı, edinme esasına bakılmaksızın herkes için eşittir.

Karakalpakistan Cumhuriyeti vatandaşı, aynı zamanda Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşıdır.

Vatandaşlığın kazanılması ve kaybedilmesinin esasları ve şekli kanunla belirlenir.

Madde 22

Özbekistan Cumhuriyeti, gerek ülkesinde, gerekse sınırları dışında kendi vatandaşlarına hukuki yardım ve himayeyi güvence altına alır.

Madde 23

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde bulunan yabancılar ve vatandaşlığı olmayanlar, uluslararası hukuk normlarına uygun olarak hak ve özgürlüklere sahiptirler.

Onlar Anayasa, kanunlar ve Özbekistan Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla belirlenen yükümlülükler taşırlar.

YEDİNCİ BÖLÜM
KİŞİSEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER

Madde 24

Yaşam hakkı her insanın ayrılmaz hakkıdır. Onun ihlali çok ağır bir suçtur.

Madde 25

Herkes özgürlük ve kişisel dokunulmazlık hakkına sahiptir. Hiç kimse kanunlara aykırı olarak tutuklanamaz veya gözaltında tutulamaz.

Madde 26

Suç işlemekle itham olunan herkes, tüm savunma olanakları sağlanarak yapılan açık yargılama sonucunda suçluluğu sabit oluncaya kadar, suçsuz sayılır.

Hiç kimse işkenceye, şiddete, diğer zalimce veya insan onurunu aşağılayıcı muameleye maruz bırakılamaz.

Hiç kimse kendi rızası olmaksızın tıbbi ve bilimsel deneylere tabi tutulamaz.

Madde 27

Herkes şeref ve onuruna saldırıya, özel hayatına yapılan müdahaleye karşı korunma ve konut dokunulmazlığı hakkına sahiptir.

Hiç kimse, kanunda öngörülen durumlar ve koşullar dışında, konuta giremez, arama veya inceleme yapamaz, yazışma ve telefon konuşmalarının gizliliğini ihlal edemez.

Madde 28

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı, kanunla belirlenen sınırlamalar hariç, Cumhuriyet sınırları içinde serbest dolaşma, Özbekistan Cumhuriyetine giriş ve çıkış yapma hakkına sahiptir.

Madde 29

Herkes düşünce, ifade ve kanaat özgürlüğüne sahiptir. Herkes, anayasal düzene karşı olmayan ve kanunla öngörülen diğer sınırlamalar dışında, her türlü bilgiyi arama, elde etme ve yayma hakkına sahiptir.

Düşünce özgürlüğü ve onun ifadesi, devlet ve diğer sırlar gerekçesiyle kanunlarla sınırlandırabilir.

Madde 30

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet organları, toplumsal birlikleri ve yetkili kişiler, vatandaşlara, kendi hak ve çıkarlarını ilgilendiren belgeleri, kararları ve diğer evrakları inceleme olanağı sağlamakla yükümlüdürler.

Madde 31

Herkesin vicdan özgürlüğü güvence altına alınır. Herkes, her hangi bir dine inanma veya hiçbir dine inanmama hakkına sahiptir. Dini görüşlerin zorla aşılanması yasaktır.

SEKİZİNCİ BÖLÜM
SİYASİ HAKLAR

Madde 32

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları gerek doğrudan, gerekse temsilcileri aracılığıyla toplum ve devlet yönetimine katılma hakkına sahiptirler. Böyle bir katılım, yerel yönetim aracılığıyla, referandum yapılmasıyla ve devlet organlarının demokratik oluşumu yoluyla gerçekleştirilir.

Madde 33

Vatandaşlar toplumsal etkinliklerini, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarına uygun olarak, mitingler, toplantılar ve gösteriler şeklinde gerçekleştirme hakkına sahiptirler. İdari organlar bu etkinlikleri sadece, esaslı güvenlik düşüncesiyle durdurma veya yasaklama hakkına sahiptirler.

Madde 34

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları sendikalarda, siyasi partilerde ve diğer toplumsal birliklerde birleşme ve kitlesel hareketlere katılma hakkına sahiptirler.

Hiç kimse siyasi partilerde, toplumsal birliklerde, kitlesel hareketlerde ve temsili yönetim organlarında muhalif azınlığı oluşturan kişilerin hak, özgürlük ve onurlarını ihlal edemez.

Madde 35

Herkes tek başına veya diğer kişilerle birlikte, yetkili organlara, kurumlara veya halk temsilcilerine dilekçe, teklif ve şikayet başvurusu yapma hakkına sahiptir.

Dilekçe, teklif veya şikayet, yasayla öngörülen usul ve süre içinde incelenmelidir.

DOKUZUNCU BÖLÜM
EKONOMİK VE SOSYAL HAKLAR

Madde 36

Herkes mülkiyet hakkına sahiptir.

Banka hesaplarının gizliliği ve miras hakkı kanunla güvence altına alınır.

Madde 37

Herkes çalışma, özgürce iş seçme, adil çalışma koşulları ve kanunla belirlenmiş işsizlik güvencesi hakkına sahiptir.

Mahkeme hükmüyle belirlenmiş cezanın infazı, yahut kanunla belirlenmiş diğer durumlar dışında zorla çalıştırma yasaktır.

Madde 38

Ücretli işçiler, ücretli tatil hakkına sahiptirler. Çalışma ve ücretli izin süreleri kanunla belirlenir.

Madde 39

Herkes, yaşlılık, iş gücü kaybı, ayrıca ailenin geçimini sağlayan kişinin kaybı ve kanunla öngörülmüş diğer hallerde sosyal güvenlik hakkına sahiptir.

Emeklilik maaşı, ödenek ve diğer sosyal yardım türleri resmi olarak belirlenen asgari geçim düzeyinden aşağı olamaz.

Madde 40

Herkes nitelikli sağlık hizmetinden yararlanma hakkına sahiptir.

Madde 41

Herkes eğitim hakkına sahiptir.

Devlet, ücretsiz genel eğitimi güvence altına alır.

Eğitim, devletin denetimi altındadır.

Madde 42

Herkesin bilimsel ve teknik yaratıcılık özgürlüğü, kültürel değerleri kullanma hakkı güvence altına alınır.

Devlet toplumun kültürel, bilimsel ve teknik gelişimine özen gösterir.

ONUNCU BÖLÜM
İNSAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN GÜVENCELERİ

Madde 43

Devlet, Anayasa ve kanunlarla düzenlenen vatandaş hak ve özgürlüklerini sağlar.

Madde 44.

Herkese, hak ve özgürlüklerinin yargısal korunması ve devlet organlarının, yetkililerin ve toplumsal birliklerin yasa dışı hareketlerinden dolayı mahkemeye başvurma hakkı sağlanır.

Madde 45

Reşit olmayanların, fiili ehliyetsiz olanların ve kimsesiz yaşlıların hakları devletin koruması altındadır.

Madde 46

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptirler.

ONBİRİNCİ BÖLÜM
VATANDAŞLARIN ÖDEVLERİ

Madde 47

Tüm vatandaşlar Anayasada kendileri ile ilgili ödevleri yerine getirirler.

Madde 48

Vatandaşlar, Anayasa ve kanunlara uymak ve diğer kişilerin hak, özgürlük, şeref ve onuruna saygı göstermekle yükümlüdürler.

Madde 49

Vatandaşlar, Özbekistan halkının tarihi, manevi ve kültürel mirasını korumakla yükümlüdürler.

Kültür anıtları devletçe korunur.

Madde 50

Vatandaşlar, çevreye özenli davranmakla yükümlüdürler.

Madde 51

Vatandaşlar, kanunla belirlenen vergi ve yerel resimleri ödemekle yükümlüdürler.

Madde 52

Özbekistan Cumhuriyetini savunma, Özbekistan Cumhuriyetinin her bir vatandaşının borcudur. Vatandaşlar, kanunla belirlenmiş şekilde askeri veya alternatif hizmet yapmakla yükümlüdürler.

3.KISIM
TOPLUM VE BİREY
ONİKİNCİ BÖLÜM
TOPLUMUN EKONOMİK TEMELLERİ

Madde 53

Özbekistan’ın, piyasa ilişkilerinin gelişmesine yönelik ekonomisinin temelini, değişik mülkiyet türleri oluşturur. Devlet tüketici haklarının üstünlüğünü, tüm mülkiyet türlerinin eşitliğini ve hukuki korunmasını dikkate alarak ekonomik faaliyet, girişimcilik ve çalışma özgürlüğünü güvence altına alır.

Özel mülkiyet, diğer mülkiyet türleri ile birlikte dokunulmazdır ve devlet tarafından korunur. Malik, sadece kanunla belirlenen durum ve şekillerde mülkiyetinden yoksun bırakılabilir.

Madde 54

Malik, sahip olduğu malvarlığı üzerinde serbest iradesiyle sahiplik, zilyetlik ve intifa hakkını gerçekleştirir. Malvarlığının kullanılması ekolojik çevreye zarar vermemeli, vatandaşların, tüzel kişilerin ve devletin hak ve kanuni çıkarlarını ihlal etmemelidir.

Madde 55

Toprak, onun altı, sular, bitki ve hayvanlar âlemi ve diğer doğal kaynaklar milli servet sayılır, verimli şekilde kullanılır ve devlet tarafından korunur.

ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
TOPLUMSAL BİRLİKLER

Madde 56

Özbekistan Cumhuriyetinde toplumsal birlikler, devlet tarafından kanunlarla düzenlenmiş şekilde kayda alınan sendikalar, siyasi partiler, bilim adamları birlikleri, kadın örgütleri, gazi ve gençlik örgütleri, yaratıcı birlikler, kitlesel hareketler ve diğer vatandaş birlikleridir.

Madde 57

Anayasal düzeni zor kullanarak değiştirme amacını güden; Cumhuriyetin egemenliği, toprak bütünlüğü ve güvenliğini, vatandaşların anayasal hak ve özgürlüklerine kaşı çıkan; savaş ve sosyal, milli, ırki ve dini düşmanlık propagandası yapan; halkın sağlığı ve ahlakını zedeleyen; siyasi partilerin ve onlara eşit toplumsal birliklerin, ayrıca silahlı oluşumların, milli ve dini esaslara dayalı siyasi partilerin kurulması ve faaliyetleri yasaktır.

Gizli dernek ve birliklerin kurulması yasaktır.

Madde 58

Devlet, toplumsal birliklerin hak ve kanuni çıkarlarının gözetilmesini sağlar, toplumsal yaşama katılmaları için onlara eşit hukuki olanaklar oluşturur.

Toplumsal birliklerin, devlet organları ve yetkili kişilerin faaliyetlerine müdahale etmesi gibi, Devlet organlarının ve yetkili kişilerin de, toplumsal birliklerin faaliyetlerine müdahale etmesi yasaktır.

Madde 59

Sendikalar, işçilerin sosyal ve ekonomik hak ve çıkarlarını ifade eder ve korur. Sendika üyeliği serbest iradeye bağlıdır.

Madde 60

Siyasi partiler, çeşitli sosyal sınıf ve grupların siyasi iradesini ifade eder ve demokratik yolla seçtiği temsilcileri aracılığı ile devlet organlarının oluşumuna katılır. Siyasi partiler kanunla belirlenen şekilde Âli Meclise veya onun yetkili kıldığı organa kendi faaliyetlerinin finansman kaynakları ile ilgili açık rapor sunmakla yükümlüdür.

Madde 61

Dini kurumlar ve örgütler devletten ayrıdır ve kanunlar önünde eşittir. Devlet, dini kurumların faaliyetine müdahalede bulunmaz.

Madde 62

Toplumsal birliklerin faaliyetlerine son verilmesi, yasaklanması veya faaliyetlerinin sınırlandırılması sadece mahkeme kararı ile mümkündür.

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
AİLE

Madde 63

Aile, toplumun temel çekirdeğidir, toplum ve devlet tarafından korunma hakkına sahiptir.

Nikah, tarafların serbest rızası ve hak eşitliğine dayanır.

Madde 64

Ebeveynler evlatlarına reşit oluncaya kadar bakmak ve eğitmekle yükümlüdürler.

Devlet ve toplum, yetim çocukların ve ebeveyn himayesinden mahrum çocukların bakımı, eğitim ve öğrenimini temin eder, onlarla ilgili hayırseverlik faaliyetlerini teşvik eder.

Madde 65

Çocuklar, ebeveynlerinin kökeni ve medeni durumuna bakılmaksızın kanun önünde eşittirler.

Analık ve çocukluk devlet tarafından korunur.

Madde 66

Reşit yaşına ulaşan evlatlar ebeveynlerine bakmakla yükümlüdürler.

ONBEŞİNCİ BÖLÜM
KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI

Madde 67

Kitle iletişim araçları özgürdür ve kanuna uygun faaliyet gösterirler. Onlar doğru bilgiden dolayı belirlenmiş şekilde sorumluluk taşırlar.

Sansür yasaktır.

4.KISIM
İDARİ- MÜLKİ VE DEVLET YAPISI
ONALTINCI BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİNİN İDARİ YAPISI

Madde 68

Özbekistan Cumhuriyeti; iller, ilçeler, şehirler, kasabalar, beldeler (kışlaklar), köyler (aullar), ayrıca Karakalpakistan Cumhuriyetinden oluşur.

Madde 69

Karakalpakistan Cumhuriyetinin, illerinin, Taşkent şehrinin sınırlarını değiştirmek, ayrıca il, ilçe ve şehirlerin oluşturulması veya ortadan kaldırılması Özbekistan Cumhuriyeti Meclisinin onayı ile yapılır.

ONYEDİNCİ BÖLÜM
KARAKALPAKİSTAN CUMHURİYETİ

Madde 70

Egemen Karakalpakistan Cumhuriyeti, Özbekistan Cumhuriyetine dahildir.

Karakalpakistan Cumhuriyetinin egemenliği, Özbekistan Cumhuriyeti tarafından korunur.

Madde 71

Karakalpakistan Cumhuriyeti kendi Anayasasına sahiptir.

Karakalpakistan Cumhuriyeti Anayasası, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına aykırı olamaz.

Madde 72

Özbekistan Cumhuriyeti kanunları, Karakalpakistan Cumhuriyetinde de bağlayıcıdır.

Madde 73

Karakalpakistan Cumhuriyetinin ülkesi ve sınırı, Karakalpakistanın rızası olmadan değiştirilemez. Karakalpakistan Cumhuriyeti, idari-mülki yapısını belirlemede serbesttir.

Madde 74

Karakalpakistan Cumhuriyeti, Karakalpakistanın genel halk oylamasına dayanarak, Özbekistan Cumhuriyetinden ayrılma hakkına sahiptir.

Madde 75

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde, Özbekistan Cumhuriyeti ile Karakalpakistan Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler Özbekistan Cumhuriyeti ile Karakalpakistan Cumhuriyeti arasında yapılmış antlaşmalar ve sözleşmelere uygun olarak düzenlenir.

Özbekistan Cumhuriyeti ile Karakalpakistan Cumhuriyeti arasında uyuşmazlıklar uzlaşma yöntemiyle çözümlenir.

5.KISIM
DEVLET HÂKİMİYETİNİN OLUŞUMU
ONSEKİZİNCİ BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİ ALİ MECLİSİ

Madde 76

Özbekistan Cumhuriyetinin Âli Meclisi, yüksek devlet temsili organı olup yasama yetkisini kullanır.

Özbekistan Cumhuriyetinin Âli Meclisi iki kamaradan – Yasama kamarası (aşağı kamara) ve Senatodan (yukarı kamara) oluşur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası ve Senatosunun görev süresi beş yıldır.

Madde 77

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası, kanuna uygun olarak seçilen, 150 milletvekilinden oluşur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu, arazi temsiline dayalıdır ve Senato üyelerinden (senatörlerden) oluşur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Senato üyeleri, Karakalpakistan Cumhuriyetinden, illerden ve Taşkent şehrinden, Karakalpakistan Jogorgu Keneşinin, il, ilçe ve şehirlerin hakimiyet temsili organlarının ilgili ortak toplantısında kendi vekilleri arasından gizli oylamayla altışar kişi olarak eşit sayıda seçilir. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onaltı üyesi, Özbekistan Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı tarafından bilim, sanat, edebiyat, sanayi ve diğer devlet ve toplumsal alanda özel başarıları ve geniş tecrübesi bulunan çok saygın vatandaşlar arasından atanır.

Seçim gününe kadar 25 yaşını doldurmuş ve Özbekistan Cumhuriyeti sınırları içinde en ez beş yıl ikamet etmiş Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası milletvekili, ayrıca Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senato üyesi olabilir. Milletvekili adaylarında aranan özellikler kanunla belirlenir.

Bir kişi aynı anda Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senato üyesi olamaz.

Madde 78

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun ortak yetkilerine aşağıdakiler girer:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasını kabul etmek, ilave ve değişiklikler yapmak;
  2. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarını kabul etmek, ilave ve değişiklikler yapmak;
  3. Özbekistan Cumhuriyetinde referandum yapılmasına ilişkin karar almak, yapılacağı tarihi belirlemek;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti iç ve dış politikasının temel yönlerini belirlemek ve stratejik devlet programlarını kabul etmek;
  5. Özbekistan Cumhuriyeti yasama, yürütme ve yargı organlarının yapısı ve yetkilerini belirlemek;
  6. Özbekistan Cumhuriyetine yeni devlet oluşumlarının katılmasını kabul etmek ve Özbekistan Cumhuriyetinden bu oluşumların ayrılmasına ilişkin kararı onaylamak;
  7. Gümrük, döviz ve kredi konularını mevzuatla düzenlemek;
  8. Bakanlar Kurulunun önerisi üzerine, Özbekistan Cumhuriyeti bütçesini kabul etmek ve uygulanmasını denetlemek;
  9. Vergi ve diğer zorunlu ödemeleri belirlemek;
  10. 10)İdari-mülki yapısı ve Özbekistan Cumhuriyetinin sınır değişiklikleri konusunda kanuni düzenlemeler yapmak;
  11. Devlet ödülleri ve rütbelerini belirlemek;
  12. İl, İlçe ve şehirleri oluşturma, ortadan kaldırma, yeniden adlandırma ve sınırlarını değiştirmek;
  13. Bakanlıklar, devlet komiteleri ve diğer devlet yönetim organlarının oluşturulması ve ortadan kaldırılmasına ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kararnamelerini onaylamak;
  14. Özbekistan Cumhuriyeti Merkezi Seçim Komisyonunu oluşturmak;
  15. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisi doğrultusunda Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanının adaylığını onaylamak, ayrıca ülkenin sosyal ve ekonomik gelişmesine ilişkin güncel konularla ilgili Başbakanın raporunu dinlemek ve müzakere etmek;
  16. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi İnsan Haklarından Sorumlu Yetkiliyi seçmek
  17. Özbekistan Cumhuriyeti Sayıştay’ının raporlarını görüşmek
  18. Özbekistan Cumhuriyetine saldırı veya saldırıya karşı ortak savunma antlaşmalarının uygulanması gereksinimi durumunda Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerini onaylamak;
  19. Genel veya kısmi seferberliğin ilan edilmesi ve olağanüstü hal uygulanması, devam ettirilmesi ve son verilmesine ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerini onaylamak;
  20. Uluslararası antlaşmaları onaylamak veya iptal etmek;
  21. Bu Anayasayla öngörülen diğer yetkileri kullanmak.

Kamaraların ortak yetki alanına giren konular genelde, önce Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasında, daha sonra Senatosunda görüşülür.

Madde 79

Aşağıdakiler Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının istisnai yetkileri kapsamındadır:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının Başkanını, yardımcılarını, komite başkanlarını ve yardımcılarını seçmek;
  2. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının başvurusu üzerine Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmak;
  3. Kendi faaliyetinin örgütlenmesiyle ve kamaranın iş düzeniyle ilgili konularda kararlar almak;
  4. Siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki bu veya diğer konularda, ayrıca devletin iç ve dış politika konularında kararlar almak.

Madde 80

Aşağıdakiler Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunun istisnai yetkileri kapsamındadır:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunun Başkanını, yardımcılarını, komite başkanlarını ve yardımcılılarını seçmek;
  2. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesini seçmek;
  3. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesini seçmek;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek İktisat Mahkemesini seçmek;
  5. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Tabiatı Koruma Komitesi Başkanını göreve atamak ve görevden almak;
  6. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının veya Sayıştay Başkanının göreve atanması ve görevden alınmasına ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamesini imzalamak;
  7. Özbekistan Cumhuriyeti Milli Güvenlik Birimi Başkanının göreve atanması ve görevden alınmasına ilişkin Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamesini imzalamak;
  8. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyetinin yabancı ülkelerdeki diplomatik ve diğer temsilcilerini göreve atamak ve görevden almak;
  9. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yürütme Kurulu Başkanını göreve atamak ve görevden almak;
  10. Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle af kararı çıkarmak;
  11. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının başvurusu üzerine Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu üyesinin dokunulmazlığını kaldırmak;
  12. Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının, Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Tabiatı Koruma Komitesi Başkanının, Özbekistan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yürütme Kurulu Başkanının raporlarını dinlemek;
  13. Kendi faaliyetinin örgütlenmesiyle ve kamaranın iş düzeniyle ilgili konularda kararlar almak;
  14. Siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki bu veya diğer konularda, ayrıca devletin iç ve dış politika konularında kararlar almak.

Madde 81

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun görev süresi yeni seçilen Yasama kamarası ve Senatosunun faaliyete başlamasına kadar devam eder.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun ilk oturumu Yasama kamarasına seçimlerden sonraki iki aydan ve Senatonun oluşturulmasından sonraki bir aydan geç olmayacak şekilde Merkezi Seçim Komisyonu tarafından çağrılır.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası oturumları dönem toplantısı içinde yapılır. Dönem toplantısı, genel olarak, eylül ayının ilk iş gününden başlayarak sonraki yılın haziran ayının son iş gününe kadar devam eder.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunun oturumu zaruret doğrultusunda, fakat yılda üç defadan fazla olmamak kaydıyla yapılır.

Milletvekillerinin, senatörlerin toplam sayısının en az yarısı katıldığı takdirde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının oturumları geçerlidir.

Anayasal kanunların kabulü sırasında milletvekillerinin, senatörlerin toplam sayısının en az üçte ikisinin katılması zorunludur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının ve Senatosunun oturumlarında, ayrıca bu kurumların organlarının oturumlarına Özbekistan Cumhuriyeti, Başbakanı,

Bakanlar Kurulu üyeleri, Anayasa Mahkemesi, Yüksek Mahkeme, Yüksek İktisat Mahkemesi başkanları, Cumhuriyet Başsavcısı, Merkezi Banka Yönetim Kurulu Başkanı katılabilirler. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve organlarının oturumlarına Senato Başkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu ve organlarının oturumlarına Yasama kamarası Başkanı katılabilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosu oturumları ayrı yapılır.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının yemin töreninde, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ülkenin sosyal ve ekonomik yaşamı, iç ve dış politikasıyla ilgili önemli konularda konuşma yaparken, yabancı devlet yöneticilerinin konuşma yaptıkları sırada Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun ortak oturumları yapılabilir. Kamaralar anlaşarak diğer konularda da ortak oturumlar yapabilirler.

Madde 82

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosu, yetki alanına giren konularda kararlar alır.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosu kararları, bu Anayasada öngörülen durumlar dışında, Yasama kamarası ve Senato üye tam sayısının çoğunluğuyla alınır.

Madde 83

Yasama teşebbüsünde bulunma hakkı; Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına, devlet hakimiyetinin yüksek temsili organının şahsında Karakalpakistan Cumhuriyetine, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasının milletvekillerine, Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kuruluna, Anayasa Mahkemesine, Yüksek Mahkemeye, Yüksek İktisat Mahkemesine, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısına aittir ve yasama teşebbüsünde bulunma hakkına sahip tarafların Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasına kanun tasarısı sunması şeklinde gerçekleşir.

Madde 84

Kanun, Âli Meclisin Yasama kamarası tarafından kabul edildikten, Senato tarafından onaylandıktan, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından imzalandıktan ve kanunla belirlenmiş şekilde resmi yayın organında yayınlandıktan sonra yasal olarak yürürlüğe girer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası tarafından kabul edilen kanun, kabul edildikten sonra en geç on gün içinde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna gönderilir.

Özbekistan Âli Meclisi Senatosu tarafından onaylanan kanun, imzalanmak ve yayınlanmak üzere on gün içinde Özbekistan Cumhurbaşkanına gönderilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı otuz gün içinde kanunu imzalar ve yayınlar.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından geri çevrilen kanun Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasına geri gönderilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından geri çevrilen kanun Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasında üye tam sayısının üçte iki oy çokluğu ile kabul edilirse, bu kanun Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi tarafından kabul edilmiş sayılır ve imzalanması ve yayınlanması için Yasama kamarası tarafından Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına gönderilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından geri çevrilmiş kanunla ilgili, Yasama kamarası ve Senato ortaya çıkmış uyuşmazlığı gidermek için Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinden eşit oranda bir uzlaşma komisyonu oluşturabilirler. Uzlaşma komisyonuyla ilgili önerinin kamaralar tarafından kabul edilmesi durumunda kanun olağan usulle görüşülür.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kanunu kendi itirazlarıyla birlikte Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisine geri gönderme hakkına sahiptir.

Kanun, ilk gönderildiği haliyle Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası milletvekillerinin ve Senatonun toplam üye tam sayılarının en az üçte ikinin oyuyla kabul edilirse, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve yayınlanır.

Kanunlar ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin yayınlanması, onların uygulanmasının ön koşuludur.

Madde 85

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası kendi üyeleri arasından Yasama kamarası Başkanını (Spikeri) ve yardımcılarını seçer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı, Yasama kamarasının görev süresince, milletvekilleri üye tam sayısının çoğunluk oylarıyla ve gizli oylamayla seçilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı, Yasama kamarasının kararıyla zamanından önce görevinden alınabilir. Bu konudaki karar, Yasama kamarası milletvekilleri üye tam sayısının üçte ikisinden fazla oyla kabul edilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı:

  1. Yasama kamarası toplantılarını çağırır, onlara başkanlık eder;
  2. Yasama kamarasında görüşülecek konuların hazırlanmasını genel olarak yönetir;
  3. Yasama kamarası komite ve komisyonların faaliyetini koordine eder;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Yasama kamarası kararlarının uygulanmasını kontrol eder;
  5. Parlamentolar arası ilişkilerinin ve Yasama kamarası gruplarının uluslararası parlamento kuruluşlarıyla ilgili çalışmalarına ilişkin faaliyetini yönetir.
  6. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuyla, diğer devlet organlarıyla, yabancı devletlerle, uluslararası ve diğer kuruluşlarla ilişkilerde Yasama kamarasını temsil eder;
  7. Yasama kamarası kararlarını imzalar;
  8. Bu Anayasa ve mevzuatla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası Başkanı emirler çıkarır.

Madde 86

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu kendi üyeleri arasından Senato Başkanını ve yardımcılarını seçer. Senato Başkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisiyle seçilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkan yardımcılarından biri, Karakalpakistan Cumhuriyeti temsilcisidir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı ve yardımcıları, Senatonun görev süresince, gizli oylamayla ve senatörlerinin toplam üye sayısının çoğunluğu tarafından seçilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı senatörlerin üye tam sayısının üçte ikisinden fazlasının oyu ile kabul edilen Senato kararıyla zamanından önce görevinden alınabilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı:

  1. Senatoyu toplantıya çağırır ve başkanlık eder.
  2. Senaton müzakeresine sunulmuş konuların hazırlanmasını genel olarak yönetir.
  3. Senato komisyon ve komitelerinin faaliyetini koordine eder.
  4. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Senato kararlarının uygulanmasını kontrol eder;
  5. Parlamentolar arası ilişkilerinin ve Senato gruplarının uluslararası parlamento kuruluşlarıyla ilgili çalışmalarına ilişkin faaliyetini yönetir.
  6. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasıyla, diğer devlet organlarıyla, yabancı devletlerle, uluslararası ve diğer kuruluşlarla ilişkilerde Senatoyu temsil eder;
  7. Senato kararlarını imzalar;
  8. Bu Anayasa ve mevzuatla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu Başkanı emirler çıkarır.

Madde 87

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi, Yasama kamarası görev süresinde, Yasama kamarası milletvekilleri içinden Yasama kamarasına kanun tasarı çalışmalarını yürütmek, Yasama kamarasına sunulacak konuların ön incelmesini yapmak, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Yasama kamarasının aldığı kararların uygulanmasını kontrol etmek amacıyla komiteleri seçer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu yetki süresi için senatörler arasından, Senatoya çıkarılacak konuların önceden görüşülmesi ve hazırlanması, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Senatonun aldığı kararların uygulanmasını kontrol edilmesi amacıyla komiteleri seçer.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu ve Yasama kamarası gerektiğinde belli konuların yerine getirilmesi amacıyla milletvekilleri ve senatörler arasından komisyonlar oluşturabilir.

Madde 88

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinin görevleriyle ilgili giderleri, kanunla belirlenen şekilde karşılanır.

Yasama kamarası milletvekilleri ve Senatoda devamlı çalışan Senato üyeleri görev süreleri boyunca, bilimsel ve pedagojik faaliyet dışında diğer ücretli bir işte çalışamaz.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekili ve Senato üyesi dokunulmazlık hakkına sahiptir. Üyesi oldukları Yasama kamarası ve Senatonun rızası olmaksızın haklarında ceza kovuşturulması yapılamaz, tutuklanamaz, gözaltına alınamaz veya mahkeme yoluyla idari cezaya çarptırılamaz.

ONDOKUZUNCU BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURBAŞKANI

Madde 89

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve devlet hakimiyet kurumları arasında uyumlu çalışmayı ve eş güdümü sağlar.

Yaşı 35’ten daha az olmayan, devlet dilini iyi bilen, Özbekistan sınırları içinde seçimden önce en az 10 yıl süresince sürekli ikamet etmiş Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilebilir. Aynı kişi arka arkaya iki defadan fazla Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilemez.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları tarafından genel, eşit ve doğrudan seçim yoluyla ve gizli oyla yedi yıllık süre için seçilir. Cumhurbaşkanının seçim usulü Özbekistan Cumhuriyeti kanunuyla belirlenir.

Madde 91

Görev süresi boyunca Cumhurbaşkanı, diğer bir maaşlı görevde bulunamaz, temsili organda vekil olamaz, ticari faaliyetle uğraşamaz.

Cumhurbaşkanının şahsiyeti dokunulmazdır ve kanunla korunur.

Madde 92

Cumhurbaşkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi toplantısında aşağıdaki şekilde yemin ettikten sonra göreve başlamış sayılır:

“Özbekistan halkına sadakatle hizmet edeceğime, Anayasa ve Cumhuriyet kanunlarına titizlikle uyacağıma, vatandaşların hak ve özgürlüklerini sağlayacağıma, Özbekistan Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanına verilen yükümlülükleri içtenlikle yerine getireceğime yemin ederim.”

Madde 93

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı:

  1. Vatandaşların hak ve özgürlüklerine, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarına uyulmasını, temin eder;
  2. Özbekistan Cumhuriyetinin egemenliği, güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunmasına, milli-devlet yapısıyla ilgili kararların uygulanmasına ilişkin gerekli önlemleri alır;
  3. Ülke içinde ve uluslararası ilişkilerde Özbekistan Cumhuriyetini temsil eder;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti antlaşma ve sözleşmelerine ilişkin müzakereleri yürütür, onları imzalar, Cumhuriyetin taraf olduğu antlaşma, sözleşme ve kabul ettiği yükümlülüklere uyulmasını sağlar;
  5. Kabul edilen diplomatik ve diğer temsilcilerin güven mektuplarını alır ve onları geri çağırır;
  6. Yabancı devletlere Özbekistan Cumhuriyeti diplomatik ve diğer temsilciler olarak atanacak adayları, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar;
  7. Ülkenin sosyal ve ekonomik yaşamı, iç ve dış politikasına yönelik önemli konularda, Özbekistan Âli Meclisine yıllık rapor sunar;
  8. Cumhuriyetin yüksek hakimiyet ve yönetim organlarının karşılıklı eşgüdümünü sağlar; İlgili kararnameyi, takiben, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onayına sunmak koşuluyla bakanlıkları, devlet komitelerini ve diğer yönetim organlarını, kurar ve kaldırır;
  9. Senato Başkanlığı makamına atanacak bir adayı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar;
  10. Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanlığına bir adayı, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarında görüşülmek ve onaylanmak üzere sunar ve onun görevinden alınmasını ister;
  11. Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu üyelerini, Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanının aday göstermesi üzerine göreve atar ve yine onun isteği ile görevden alır;
  12. Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosunca daha sonra onaylanmak koşuluyla, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısını ve Sayıştay Başkanını göreve atar ve görevden alır;
  13. Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Yüksek Mahkemenin Başkan ve üyelerini, Yüksek İktisat Mahkemesinin Başkan ve üyelerini, Özbekistan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yönetim Kurulu Başkanını, Tabiatı Koruma Devlet Komitesi Başkanının adaylıklarını Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar.
  14. İl, ilçeler arası, ilçe, şehir, askeri ve iktisadi mahkemelerin hâkimlerini göreve atar ve görevden alır;
  15. Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanının önerisiyle kanuna uygun olarak illerin ve Taşkent şehri başkanlarını göreve atar. İlçe ve şehir başkanları Anayasa ve kanunları ihlal ettiklerinde veya başkan şeref ve onurunu zedeleyen eylemlerde bulunduklarında, Cumhurbaşkanı kendi kararıyla onları görevden alabilir;
  16. Devlet yönetimi organlarının, ayrıca başkanların düzenlemelerini askıya alır ve iptal eder; Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu oturumlarını yönetebilir;
  17. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarını imzalar ve yayınlar; tekrar görüşülmesi ve oylanması için kanunu kendi itirazlarıyla birlikte Özbekistan Âli Meclise geri gönderebilir;
  18. Özbekistan Cumhuriyetine karşı saldırı söz konusu olduğunda veya dış saldırıya karşı birlikte savunma konusunda uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesi gereken durumlarda savaş hali ilan eder ve kabul ettiği kararı yetmiş iki saat içinde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onayına sunar;
  19. İstisnai durumlarda (gerçek dış tehlike, toplumsal kargaşa, büyük felaketler, doğal afetler, salgın hastalıklar) vatandaşların güvenliğinin temin edilmesi doğrultusunda Özbekistan Cumhuriyetinin genelinde veya ayrı ayrı bölgelerinde olağanüstü hal ilan eder ve yetmiş iki saat içinde Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin onayına sunar. Olağanüstü hal ilan edilmesinin şartı ve şekli kanunla düzenlenir;
  20. Silahlı Kuvvetlerin Yüksek Başkomutanı olarak görev yapar; Silahlı Kuvvetlerin yüksek komuta heyetini göreve atar ve görevden alır, yüksek askeri rütbeleri verir;
  21. Özbekistan Cumhuriyeti onur, rütbe, madalya ve takdirnameleriyle ödüllendirme yapar, Özbekistan Cumhuriyetinin derece ve onursal unvanlarını verir;
  22. Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşlığı ve siyasi sığınma tanınması konularını karara bağlar;
  23. Af düzenlemeleri kabul edilmesi hakkındaki öneriyi Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosuna sunar, Özbekistan Cumhuriyeti mahkemeleri tarafından mahkum edilenlerin af edilmesi konusunda karar alır;
  24. Özbekistan Cumhuriyeti Milli Güvenlik Birimini kurar, bu konudaki kararnamenin Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu tarafından onaylanmak üzere sunulması koşuluyla, Ulusal Güvenlik Birimi Başkanını belirler ve görevden alır;
  25. Özbekistan Cumhuriyetinin mevcut Anayasa ve kanunlarında öngörülen diğer görevleri yerine getirir.

Cumhurbaşkanı, kendi yetkilerini devlet organları ve yetkili kişilere devredemez.

Madde 94

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarına dayanarak ve onların uygulanması amacıyla ülke genelinde bağlayıcı kararnameler, kararlar ve emirler çıkarır.

Madde 95

Normal işleyişi tehdit eden boyutta Yasama kamarası veya Senato içinde aşılmaz anlaşmazlıklar ortaya çıkması veya birçok kez Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına aykırı karar alınması, ayrıca Yasama kamarası ve Senato arasında Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin normal işleyişini tehdit edecek boyutta uyuşmazlıkların meydana gelmesi durumunda, Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesinin onayına dayanarak aldığı kararla, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasını ve Senatoyu feshedebilir.

Özbekistan Cumhuriyetinin Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatosunun feshi durumunda üç ay içinde yeni seçimler yapılır.

Olağanüstü durumlarda Âli Meclisin Yasama kamarası ve Senato feshedilemez.

Madde 96

Görevde olan Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kendi yetkilerini kullanamaması durumunda, üç ay içinde “Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Seçim Kanununa” uygun olarak seçim yapılması kaydıyla, onun görev ve yetkileri geçici olarak Özbekistan Cumhuriyeti Ali Meclisinin Senato Başkanına geçer.

Madde 97

Görev süresini tamamlayan Cumhurbaşkanı, ömür boyu Senato üyesi olur.

YİRMİNCİ BÖLÜM
BAKANLAR KURULU

Madde 98

Yürütme yetkisi, Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir. Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanı, onun yardımcıları, bakanlar, devlet komiteleri başkanlarından oluşur. Karakalpakistan Cumhuriyetinin hükümet başkanı, Bakanlar Kurulunun bir üyesidir.

Bakanlar Kurulu, ekonominin, sosyal ve manevi alanın etkin işleyişini yönetir, Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının, Âli Meclisin kararlarının, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kararname, karar ve emirlerinin uygulanmasını sağlar.

Bakanlar Kurulu yürürlükteki mevzuata uygun olarak Özbekistan Cumhuriyeti genelinde tüm organlar, kurumlar, kuruluşlar, örgütler, yetkili kişiler ve vatandaşlar için bağlayıcı karalar ve emirler çıkarır.

Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanı, çalışmalarının verimliliğinden sorumlu olduğu Bakanlar Kurulunun faaliyetlerini organize eder ve yönetir, Bakanlar Kurulu toplantılarını yönetir, kararlarını imzalar, Özbekistan Cumhurbaşkanının görevlendirmesiyle, uluslararası ilişkilerde Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunu temsil eder, Özbekistan kanunları, Özbekistan Cumhuriyeti kararname, karar ve emirleri ile öngörülen diğer görevleri yerine getirir.

Bakanlar Kurulu kendi faaliyetinden dolayı Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi karşısında sorumludur.

Bakanlar Kurulu yeni seçilen Âli Meclis karşısında yetkilerini bırakır.

Bakanlar Kurulunun çalışmaları ve yetkileri kanunla belirlenir.

Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanlığına adaylık, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarasında seçimlerde en fazla milletvekili sandalyesi kazanan siyasi parti veya milletvekili sandalyelerinin çoğunu kazanan siyasi partiler tarafından önerilir.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanlık görevine önerilen adaylıkları inceledikten sonra on gün içinde onay için Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının müzakeresine ve onayına sunar.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinin her birinde üye tam sayılarının yarıdan fazlası onay verdiği takdirde Başbakanın adaylığı onaylanmış sayılır.

Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu üyeleri Başbakanın önerisiyle Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından onaylanır.

Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanı ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası arasında kalıcı uyuşmazlıklar ortaya çıkması durumunda Yasama kamarası milletvekilleri üye tamsayısının üçte birden az olmayan çoğunluğu tarafından Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına resmen yapılan öneri doğrultusunda Başbakana güvensizlik oyu verilmesi konusu Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının ortak oturumunda müzakereye sunulur.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarası milletvekilleri ve Senato üyelerinin her birinde üye tamsayılarının en az üçte biri lehte oy kullanırsa Başbakana güvensizlik oyu kabul edilir. Bu durumda Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Başbakanı görevden alır. Bu durumda Özbekistan Cumhuriyetinin Bakanlar Kurulu Başbakanla birlikte tümüyle istifa eder.

Yeni Başbakanın adaylığı, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasında temsil olunan tüm siyasi parti grupları ile gereken istişareler yapıldıktan sonra Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının görüşüne sunulur.

Başbakanın adaylığı Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi tarafından iki kez geri çevirirse Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı vekaleten Başbakanı atar ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisini fesheder.

YİRMİBİRİNCİ BÖLÜM

YEREL DEVLET HAKİMİYETİNİN ESASLARI

Madde 99

Başkanlarının yönetimindeki Halk Temsilcileri Meclisleri, il, ilçe ve şehirlerde (ilçelere bağlı şehirler, ayrıca şehirlere bağlı ilçeler hariç) yetkili temsili organlardır, onlar devlet ve vatandaşların menfaatleri doğrultusunda kendi yetki alanlarına giren konuları çözer.

Madde 100

Yerel hakimiyet organlarının yetki alanlarına aşağıdakiler girer:

Kanunlara uygunluğun, kamu düzeninin ve vatandaşların güvenliğinin sağlanması; Kendi sınırları içinde, ekonomik, kültürel ve sosyal gelişmenin temin edilmesi;

Yerel bütçenin oluşturulması ve uygulanması, yerel vergi ve harçların belirlenmesi, bütçe dışı fonların oluşturulması;

Yerel kamu teşebbüslerinin yönetimi;

Çevrenin korunması;

Vatandaşların medeni haliyle ilgili belgelerin kayda alınması;

Yasal düzenlemelerin kabul edilmesi ve Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve mevzuatına aykırı olmayan diğer yetkilerin kullanılması.

Madde 101

Yerel hakimiyet organları; Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kararnamelerinin, üst kademe devlet organlarının kararlarını uygular, ülke çapında ve yerel öneme haiz konuların müzakeresine katılır.

Üst kademe organların, sahip oldukları yetkiler çerçevesinde aldıkları kararların, alt kademe organlar tarafından uygulanması zorunludur.

Halk Temsilcileri Meclislerinin ve başkanların görev süresi 5 yıldır.

Madde 102

İl, ilçe ve şehir başkanları, kendi topraklarında temsili ve idari yönetime başkanlık eder.

İl ve Taşkent şehrinin başkanı, Özbekistan Cumhuriyeti tarafından kanuna uygun olarak göreve atanır ve görevden alınır;

İlçe ve şehirlerin başkanları, ilgili ilin başkanı tarafından göreve atanır ve görevden alınır ve ilgili Halk Temsilcileri Meclisi tarafından onaylanır;

Şehirdeki ilçelerin başkanları, ilgili şehrin başkanı tarafından göreve atanır ve görevden alınır ve şehrin Halk Temsilcileri Meclisi tarafından onaylanır;

İlçelere bağlı şehirlerin başkanları, ilgili ilçenin başkanı tarafından göreve atanır ve görevden alınır ve ilçenin Halk Temsilcileri Meclisi tarafından onaylanır;

Madde 103

İl, ilçe ve şehir başkanları kendi yetkilerini tek başına kullanır ve yönettikleri organların karar ve eylemlerinden şahsen sorumludurlar.

Başkanların ve yerel Halk Temsilcileri Meclislerinin işleyişi, yetkileri ve yerel Halk Temsilcileri Meclislerinin seçim şekli kanunla düzenlenir.

Madde 104

Başkan, kendisine verilen yetkiler çerçevesinde, ilgili bölgenin tüm kurum, kuruluş, örgüt, birlik, ayrıca yetkili kişi ve vatandaşlar için bağlayıcı kararlar alır.

Madde 105

Şehirler, beldeler (kışlak) ve köylerde (auller), ayrıca şehirlerin mahallelerinde oturanların oluşturduğu yerel yönetim organları, iki buçuk yıl süreyle kendi Başkan (aksakal) ve Danışmanlarını seçer.

Yerel yönetim organlarının oluşumu, işleyişi ve yetkileri kanunla belirlenir.

YİRMİKİNCİ BÖLÜM
ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİNDE YARGI HÂKİMİYETİ

Madde 106

Özbekistan Cumhuriyetinin yargı hâkimiyeti, yasama ve yürütme organları, siyasi partiler, diğer toplumsal birliklerden bağımsız olarak faaliyet gösterir.

Madde 107

Özbekistan Cumhuriyetinde yargı sistemi, 5 yıl süreyle seçilmiş Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek İktisat Mahkemesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti Yüksek İktisat Mahkemesinden, aynı süre için atanan il, Taşkent şehri hukuk ve ceza mahkemelerinden, ilçeler arası, ilçe, şehir, hukuk ve ceza, askeri ve iktisat mahkemelerinden oluşur.

Mahkemelerin oluşturulması ve işleyişi kanunla belirlenir.

Olağanüstü mahkemelerin kurulması yasaktır.

Madde 108

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, yasama ve yürütme düzenlemelerinin anayasaya uygunluğunu inceler.

Anayasa Mahkemesi, siyaset ve hukuk alanındaki uzmanlardan seçilmek suretiyle, Karakalpakistan Cumhuriyetinin temsilcisi dahil, başkan, başkan yardımcısı ve Anayasa Mahkemesi hakimlerinden oluşur.

Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeliği milletvekilliği ile bağdaşamaz.

Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri her hangi siyasi parti ve örgütlenmenin üyesi olamaz ve her hangi bir diğer maaşlı görevde bulunamaz.

Anayasa Mahkemesi hakimleri dokunulmazlık hakkına sahiptirler.

Anayasa Mahkemesi kendi faaliyetinde bağımsızdır ve sadece Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına tabidir.

Madde 109

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi:

  1. Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarının ve Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi kamaralarının kararlarının, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerinin, hükümetin ve yerel devlet hakimiyeti organlarının kararlarının, Özbekistan Cumhuriyetinin devletlerarası antlaşmalardan doğan ve diğer yükümlülüklerinin Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına uygunluğunu belirler;
  2. Karakalpakistan Cumhuriyeti Anayasasının Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasına, Karakalpakistan Cumhuriyeti kanunlarının Özbekistan Cumhuriyeti kanunlarına uygunluğu konusunda görüş bildirir;
  3. Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa ve kanunlarının hükümlerini yorumlar;
  4. Özbekistan Cumhuriyeti Anayasa ve kanunlarıyla yetkisine ait edilen diğer davaları görüşür. Anayasa Mahkemesi kararları yayınlandığı günden itibaren yürürlüğe girer. Bu karalar kesindir ve itiraz edilemez.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve faaliyet şekli kanunla belirlenir.

Madde 110

Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi; medeni, ceza ve idari yargılama alanında yüksek yargı organıdır.

Yüksek Mahkemenin kararları kesindir ve Özbekistan Cumhuriyetinin genelinde bağlayıcıdır.

Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, il, şehir, ilçeler arası, ilçe mahkemeleri ve askeri mahkemeler üzerinde üst yargı denetimini gerçekleştirir.

Madde 111

Ekonomi ve onun yönetimi alanında ortaya çıkan, çeşitli mülkiyet türlerine göre kurulan kurumlar, kuruluşlar, örgütler arasında, ayrıca girişimciler arasındaki ekonomik uyuşmazlıkların çözümlenmesi, Yüksek İktisat Mahkemesi ve yetkileri çerçevesinde iktisat mahkemeleri tarafından gerçekleştirilir.

Madde 112

Hakimler bağımsızdır ve sadece kanuna tabidir. Yargı faaliyetlerine her hangi bir şekilde müdahale yapılması yasaktır ve kanuni sorumluluk gerektirir.

Hakimlerin dokunulmazlığı kanunla güvence altına alınır.

Hakimler devletin temsili organlarının milletvekilleri, senatörleri olamaz.

Hakimler siyasi partiye üye olamazlar, siyasi hareketlere katılamazlar, ayrıca bilimsel ve pedagojik faaliyet dışında her hangi ücretli faaliyette bulunamaz.

Hakimler görev süresi dolmadan önce, sadece kanunla belirtilen durumlarda görevlerinden uzaklaştırılabilirler.

Madde 113

Tüm mahkemelerde duruşmalar açıktır. Kapalı mahkeme oturumlarına, sadece kanunlarla belirlenen durumlarda izin verilir.

Madde 114

Yargı kararları, tüm devlet organları, toplumsal birlikler, kurumlar, kuruluşlar, örgütler, yetkililer ve vatandaşlar için bağlayıcıdır.

Madde 115

Özbekistan Cumhuriyetinde yargılama işlemleri Özbek ve Karakalpak dillerinde veya ilgili bölge nüfusunun çoğunluğunun dilinde yürütülür. Duruşmaya katılıp yargılama işlemlerinin yürütüldüğü dili bilmeyen herhangi bir kişiye, davadaki belgeler hakkında tam olarak bilgilendirilme, yargı faaliyetlerine tercüman aracılığıyla katılma ve mahkemede ana dilinde konuşma hakkı sağlanır.

Madde 116

Her sanık savunma hakkına sahiptir.

Soruşturmanın ve yargılamanın tüm aşamalarında profesyonel hukuk yardımı alma hakkı güvence altına alınır. Vatandaşlara, kurumlara, kuruluşlara ve örgütlere hukuki yardım yapılması için avukatlık kurumu faaliyet gösterir. Avukatlığın kuruluş ve işleyiş şekli kanunla belirlenir.

YİRMÜÇÜNCÜ BÖLÜM
SEÇİM SİSTEMİ

Madde 117

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşları temsili organlara seçme ve seçilme hakkına sahiptirler. Her seçmenin bir oyu vardır. Oy verme hakkı, eşitlik ve iradenin serbestçe ifadesi, kanunla güvence altına alınır.

Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçimleri, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisinin Yasama kamarasına ve Karakalpakistan Cumhuriyeti Jogorgu Keneş’ine, il, ilçe ve şehirlerde devleti hakimiyetinin temsili organlarına seçimler, onların yetkilerine ilişkin anayasal sürenin sona erdiği yıl aralık ayının üçüncü on gününde Pazar günü yapılır. Seçimler genel, eşit ve doğrudan seçim hakkına dayanan gizli oylamayla yapılır. Özbekistan Cumhuriyetinin 18 yaşına ulaşmış her bir vatandaşı, seçme hakkına sahiptir.

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Senatosu üyeleri il, ilçe ve şehirlerde temsili organların, Karakalpakistan Jokgorgu Keneşi milletvekillerinin ilgili ortak oturumlarında, bu vekillerin seçildikleri tarihten itibaren bir aydan geç olmamak kaydıyla aynı vekiller arasından seçilir.

Fiili ehliyetsizliyi mahkemece tanınan, ayrıca, mahkeme hükmüyle ceza infaz yerlerinde bulunan vatandaşlar seçilemezler ve seçimlere katılamazlar. Diğer tüm hallerde vatandaşın seçim hakkı doğrudan veya dolayısıyla sınırlandırılamaz.

Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı aynı anda ikiden fazla temsili organın üyesi olamaz.

Seçimlerin yapılma şekli kanunla belirlenir.

YİRMİDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
SAVCILIK

Madde 118

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde kanunların zamanında ve aynı şekilde uygulanması üzerinde denetim, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısı ve ona tabi olan savcılar tarafından gerçekleştirilir.

Madde 119

Savcılık organlarının tek ve merkezden yönetimini Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısı sağlar.

Karakalpakistan Cumhuriyeti Başsavcısı, Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının rızasıyla Karakalpakistan Cumhuriyetinin yüksek temsili organı tarafından atanır.

İl, ilçe ve şehir savcıları Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısı tarafından göreve atanır.

Özbekistan Cumhuriyeti Başsavcısının, Karakalpakistan Cumhuriyeti Başsavcısının, il, ilçe ve şehir savcılarının görev süresi beş yıldır.

Madde 120

Özbekistan Cumhuriyeti savcılık organları, görevlerini her hangi bir devlet organı, toplumsal birlik ve yetkili kişilerden bağımsız olarak gerçekleştirir ve sadece kanuna tabidirler.

Savcılar, görevleri süresince siyasi parti ve diğer siyasi amaçlı toplumsal birliklerdeki üyeliğini durdurur.

Savcılık organlarının kuruluşu, yetki ve işleyiş şekli kanunla belirlenir.

Madde 121

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde, bağımsız olarak, herhangi bir operasyon, soruşturma, araştırma ya da suçla mücadele ile bağlantılı diğer bir işlev yerine getirecek, özel işletme veya sivil toplum kuruluşu kurmak ve işletmek yasaktır.

Yasaların ve düzeninin, vatandaş hak ve özgürlüklerinin kolluk kuvvetleri tarafından korunmasına, toplumsal birlikler ve vatandaşlar yardım edebilir.

YİRMİBEŞİNCİ BÖLÜM
MALİYE VE KREDİ

Madde 122

Özbekistan Cumhuriyeti kendi mali ve para-kredi sistemine sahiptir.

Özbekistan Cumhuriyetinin devlet bütçesi; Cumhuriyet bütçesi, Karakalpakistan Cumhuriyeti bütçesi ve yerel bütçeleri içerir.

Madde 123

Özbekistan Cumhuriyeti ülkesinde tek vergi sistemi yürürlüktedir. Vergilerin belirlenmesi hakkı Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisine aittir.

Madde 124

Özbekistan Cumhuriyeti bankacılık sistemini, Cumhuriyet Merkez Bankası yönetir.

YİRMALTINCI BÖLÜM
SAVUNMA VE GÜVENLİK

Madde 125

Özbekistan Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri; Özbekistan Cumhuriyetinin devlet egemenliğini ve toprak bütünlüğünü, halkın barış içinde yaşaması ve güvenliği için kurulur.

Silahlı Kuvvetlerin yapısı ve kuruluşu kanunla belirlenir.

Madde 126

Özbekistan Cumhuriyeti kendi güvenliği için gerekli miktarda silahlı kuvvet bulundurur.

6. KISIM
ANAYASANIN DEĞİŞTİRİLMESİ ŞEKLİ

Madde 127

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasasında değişiklikler, Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Yasama kamarası ve Senatonun her birinde toplam üye tam sayılarının en az üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edilen kanunla veya Özbekistan Cumhuriyeti referandumuyla yapılır.

Madde 128

Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi, Anayasa değişiklik ve ilaveleri hakkında kanunu, ilgili teklifin gündeme alınmasından sonra ve geniş şekilde müzakere edilmek koşuluyla altı ay içinde kabul edebilir. Eğer Özbekistan Cumhuriyeti Âli Meclisi Anayasa değişikliği hakkında teklifi geri çevirirse bu konu bir yıldan önce tekrar gündeme getirilemez.

Atatürk’ün 24 Nisan 1920 Tarihli Meclis Konuşması

0

Atatürk’ün 24 Nisan 1920 Tarihli Meclis Konuşması, TBMM’nin 23 Nisan 1920 günü açılmasının ertesi günü ülkenin her tarafından gelen milletvekillerine hitaben yaptığı ilk konuşmadır. Meclisin açılışının ardından 24 Nisan’da Meclis Başkanlığı seçimi yapılmış ve adaylardan Celaleddin Arif Bey 109, Mustafa Kemal ise 110 oy almıştır.  Seçimin ardından konuşma yapılmıştır.

TBMM Kültür Sanat Yayın Kurulu tarafından yayınlanmış olan; Atatürk’ün Türkiye Büyük Millet Meclisini Açış Konuşmaları, adlı yayın esas alınarak, TBMM Kütüphane Dokümantasyon ve Tercüme Müdürlüğü’nce hazırlanmıştır.

Atatürk’ün 24 Nisan 1920 Tarihli Meclis Konuşması

Sayın milletvekilleri!

         Bu gün içinde bulunduğumuz durumu büyük Meclisinizin huzurunda tam olarak ortaya koyabilmek için bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum. Arz edeceğim konular birkaç bölüme ayrılabilir:

         Birinci bölüm, Ateşkesten(Mondros) Erzurum Kongresine kadar geçen süre içindeki durumla ilgilidir.

         İkinci bölüm, Erzurum Kongresinden 16 Mart tarihinde İstanbul’un düşmanlar tarafından işgal edildiği güne kadar olan süreyi içine almaktadır.

         Üçüncü bölüm, ise 16 Mart’tan şu dakikaya kadar olan durumla ilgili olacaktır.

         Açıklamalarım birtakım belgelere dayanacaktır. İzninizle o belgeleri gerektikçe burada okuyacağım. Yalnız birinci dönem ile ilgili açıklamalarım belki biraz şahsi olacaktır. İçinde bulunduğumuz durumu bütünüyle aydınlatabilmek için o dönemden söz etmeyi gerekli buluyorum.

         Yüce makamlarınızca da bilindiği gibi, Ahmet İzzet Paşa Hükümeti, milli temele dayanan âdil bir barışı sağlayabilmek umudu ile ateşkes istedi. Bağımsızlığı uğrunda dürüst ve cesur bir biçimde savaşan ulusumuz, 30 Ekim 1918 tarihinde imza edilen ateşkes antlaşması ile silahını elinden bıraktı.

         İtilâf donanmaları İstanbul’a girdikten sonra ateşkes antlaşmasının hükümleri bir tarafa bırakıldı; gün geçtikçe artan bir şiddetle, saltanat hakları, hükümetin gururu, milli onurumuz hiçe sayıldı. İtilaf heyetinden gördükleri özendirme ve koruma sayesinde Osmanlı uyruğundaki Müslüman olmayan unsurlar her yerde küstahça saldırılara başladılar.

         Meclis-i Mebusan’ın feshi, kuvvetini milletten almayan hükümetlerin sık sık değişmesi ve halkın vicdanından doğan milli birlik uğrundaki çalışmaların üzücü bir şekilde siyasi ihtiraslara kurban edilmesi yüzünden dünyaya karşı milli varlığımız duyurulamadı.

         Yabancı kuvvetlerin işgali altında inleyen başkentimizde kan ağlayan bütün onurlu kişiler, millet aydınları, din ve devlet hizmetlerinin önde gelen kişileri, büyük hilâfet ve saltanat makamı milli bağımsızlığımızın bu tehlikeli durumdan kurtarılmasının ancak milli vicdandan doğan birliğin azim ve iradesine bağlı bulunduğuna iman getirdiler. Fakat İstanbul’un baskı ve işgal altında bulunması sebebiyle milli onuru korumaya maddeten olanak kalmamıştır.

         İşte bu sırada, Anadolu’ya mülki ve askeri işlerle görevli olarak ordu müfettişliğine atandım. 16 Mayıs 1919 günü İstanbul’u terk ettim, Samsun’da bu iş için görevlendirilmemi, din ve millete hizmet etmek için en büyük ve kutsal bir şeref olarak kabul ettim.

         Milli vicdanın büyük iradesine bağlı olarak, milleti bağımsız ve vatanımızı düşmanlardan arınmış görünceye kadar çalışmak andıyla 16 Mayıs 1919 günü İstanbul’dan ayrıldım. Samsun’da işe başladım. İlk düşüncem, ülkemizde güvenliği kendi olanaklarımızla gerçekleştirebileceğimiz inancı oldu. Aslında Canik Livası’nın (Merkezi Samsun’da olan o zamanki sancağın adı) özel durumu da bu konuda en hızlı biçimde davranılmasını gerekli kılmakta idi. Gerçekten Rumların egemenliğini ve İslam halkının tutsaklığını amaçlayan, Atina ve İstanbul komitaları tarafından yönetilen Pontus Hükümeti, Karadeniz sahili ile kısmen Amasya ve Tokat’ın kuzey ilçelerinde oturan Osmanlı Rumlarının hayallerini körüklüyordu. Alınan önlemler sayesinde başarılı sonuç elde edildi. Fakat bu önlemler ve başarı yalnız Pontus dolayları ile sınırlı idi. Halbuki her gün haksızlıklarını artıran İtilâf Devletlerine milli varlığımızı siyasi olarak kanıtlamak ve fiili saldırılar karşısında ulusun namus ve bağımsızlığını bilfiil korumak çok önemli idi. Aslında doğuda ve batıda, hemen ülkemizin her yanında millet ve vatan haklarını korumak ve kollamak için dernekler kurulmuştu. Bu dernekler, düşmanlarının esaret boyunduruğuna girmemek amacı ile milli vicdanın azim ve iradesinden doğmuş kuruluşlardı.

         Bu sıralarda, bütün belediye başkanlarımıza İstanbul’da İngiliz Muhipleri Cemiyeti (İngiliz Dostları Derneği.) kurulduğu ve her yerde derneğe katılarak İngilizlere yardım edilmesinin gereği konusunda Said Molla imzası ile bir telgraf geldi. Bu olayda Hükümetin ilgi derecesini ölçmek için Sadrazam (Başbakan) olan Ferit Paşa’dan bilgi istedim. Hiçbir cevap alamadım.

         Bilinmeyen kişiler tarafından başlatılan böyle düzensiz ve çeşitli siyasi maceralara yönelik girişimlerin, büyük felâketlere sebep olacağını anlayan ulus, Said Molla’nın çağrısını önemsemedi.

         Binlerce saldırı ve haksızlıklar altında inleyen ve İzmir faciası olayı karşısında kan ağlayan millet, hükümetten ve itilâf devletleri temsilcilerinden ağlayarak yardım ve hak isterken, pek çok belediye başkanı ve birçok milli hakları koruma dernekleri gönderdikleri telgraflarda hakkımda güvenlerini bildirerek benden bu konuda çalışma ve özveri istiyorlardı.

         Yaşamımı ve kişiliğimi adadığım soylu ve ezilmiş ulusumun bu haklı isteği üzerine artık benim için kutsal görev, milli iradeye uymayı her şeyin üzerinde görmekti. (Sürekli alkışlar)

         Bunun üzerine yayınladığım bir genelge ile millete kesin sözümü verdim. işbu genelgenin son cümlesi şöyle idi: «Geçirdiğimiz şu ölüm ve kalım günlerinde, bütün milletçe her tarafta arzu ve coşku ile elde edilmeye azmedilen milli bağımsızlığımız uğrunda tüm varlığımla çalışacağıma güvenmenizi isterim. Bu kutsal amaç uğrunda ulusumla birlikte sonuna kadar çalışacağıma da mukaddesatım adına söz veririm»

         27 Mayıs 1919 günü «Türkiye – Havas Reuter» adında itilâf devletlerinin kurduğu ajans, bildiğiniz gibi toplanan Saltanat Şurası (Padişahlık Danışma Kurulu) hakkındaki açıklamalarında «Genel kurulun düşüncesinin, Türkiye için büyük devletlerden birinin koruyuculuğunu sağlamak olduğu» kaydı ile yayın ve bildiride bulundu. Bu yayının doğruluk derecesi hakkında bütün ulusta büyük bir şüphe ve tereddüt uyandı. Ajans haberinin tamamen bir uydurmaya dayandığı ve Saltanat Şurasının hiçbir şeye karar veremediği, çoğunluğun hükümete güven duymadıkları ve geleceğimizle ilgili olayın bir milli şuraya sunulmasının gerektiği konusunda konuşmalar yapıldığı, bundan dolayı herkesin milli bağımsızlık taraftarı olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Sadaret Makamı’na aşağıda açıklayacağım bilgileri sundum ve durumdan halkı haberdar ettim.

                 Yüce Sadrazamlık Makamına

27 Mayıs 1919 tarihli Türkiye – Havas Reuter ajansı, Saltanat Şurasında çoğunluğun düşüncesinin, Türkiye’nin bütünlüğünü koruma şartıyla büyük devletlerden birinin koruyuculuğunun sağlanması olduğunu yazıyor ve açıklıyordu. Saltanat Şurası konuşmalarını aynen yayımlayan 27 Mayıs 1919 tarihli İstanbul gazetelerinin yazdıklarına göre yalnız Sadık Beyin yazılı önergesinde İngiltere korumasının önerildiği ve bunun da genel kurulun fikri olmadığı anlaşılıyor. Ajans ile gazetelerin yayını arasındaki çelişki, bazı taraflarca üzerinde durulmaya ve ajansın gerçeği saptırmak konusunda kendini yetkili görme cüreti ise soruşturulmaya değer görülmüştür. içinde bulunduğumuz bu hassas devrede artık her gerçeği tam anlamı ile kavrayan ve bütün kötü sonuçlara karşı en son özveriyi göze alarak milli bağımsızlığımızın korunması konusunda kesin kararlı olan milletin, huzura kavuşması ve avunmasının Hilâfet ve Saltanat makamından gelecek doğru ve samimi bir işarete bağlı olduğu kanısındayım. Milli vicdanı temsil etmeyen haberler, endişelendirici tepkiler yapabileceğinden bu konuda açıklayıcı ve uyarıcı olmanızı özellikle rica ederim.

Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri
MUSTAFA KEMAL

         Bu sıralarda, İzmir ve Aydın’daki iz bırakan faciaların etkisi ile de millet uyanmış ve heyecanı dikkati çekecek bir düzeye varmıştı. Ulusun düşüncelerini geçici olarak yatıştırmak arzusu ile olacak, Sadrazam Paşa Paris’e davet olundu. Ferit Paşanın başkanlığı altında giden heyete milletin güveni olmadı, ben de şahsen milletin bu haklı şüphesine katıldım. Millet, giden heyetin programının açıklanmasını istedi. Bu pek karışık zamanda Harbiye Nazırından (Milli Savunma Bakanı) aşağıdaki telgrafı aldım:

     «Yüksek emirleriniz altındaki gemilerden biri ile hemen buraya gelmeniz rica olunur.»
        8 Haziran 1919 Harbiye Nazırı Şevket Turgut

                 Bu davetin amacını ve içyüzünü anlayamadım, açıklayıcı bilgi istedim. Ayrıca, konuyu Genelkurmay Başkanı olan Cevat Paşa’dan da sordum. Adı geçen kişiden 11 Haziran 1919’da aldığım cevapta «Kıymetli bir generalin Anadolu’daki gezisinin kamuoyunda iyi. bir etki yapmayacağı düşünülerek İngilizlerin beni istediği bildiriliyordu. Bu gerçeği öğrenince doğrudan doğruya saygıdeğer Padişah hazretlerine şu fikirlerimi arz ettim.

Padişah Hazretlerinin devletli mabeyni (Sarayda ,Padişahın yazı ve görüşme işlerine bakan daire, özel kalem kalem.) yüce başkâtibi vasıtasıyla Padişah Hazretlerinin devletli katına:

         Büyük ulusun ve kutsal hilâfetin biricik ve gerçek dayanağı bulunan yüce saltanatınızı Tanrı kötülüklerden korusun? Yüce Padişahım, ülkemizin bu gün uğradığı büyük baskı ve bölünme tahlikesi karşısında ancak yüce varlığınız başta olmak üzere, milli ve kutsal bir kudretin çabası; vatanı, devlet ve milletin bağımsızlığını şan ve şerefi büyük hanedanının altı buçuk asırlık yüce tarihini kurtarabilir. Çevremizdeki kişiler bu genel kanıda birleşmiştir. Son olarak huzurlarınıza kabul edilmek onurunu kazandığımda, üzücü İzmir olayı dolayısıyla hüzün dolu olan kutsal kalbinizden doğan kurtuluşla ilgili görüşleriniz bu gün bile belleğimdeki yerini korumaktadır.

         Bu duygumu açıklamak isterim. İstanbul’dan son olarak ayrılacağım gün bu şerefe kavuşmuştum. Bu sırada Yüce Şahsınız Boğaziçi’nde bulunan İngiliz donanmasının saraya yönelik toplarını göstererek, «görüyorsun» dediniz. «Ben artık memleket ve milletin , nasıl kurtarılması gerekeceği hususunda kararsızlığa düşüyorum» ve ellerinizi kaldırarak, «inşallah millet akıllanır ve uyanır, bu üzücü durumdan gerek beni ve gerekse kendisini kurtarır» buyurdunuz. Yazımda arz etmek istediğim bu kutsal sözlerdir.

         Hükümdarımızın bu gönül dileğinden esinlenerek kesin kararlı ve inançlı olarak görevime devam ediyorum. Hükümdarımızın emirleri gereği Sadrazam Paşa kulunuzu daima önemli konularda aydınlatmakta ve gereğini arz etmekte ve uygulamaktayım. Şu bir ay içinde Zat-ı Şahanelerinin Anadolu’sundaki hemen bütün il, liva, ilçe ve hudut boylarına kadar olan yerlerdeki milletin durumunu ve tüm kumandan ve memurların düşünce ve çalışmalarını öğrendim ve bilgi edindim. Sonuç olarak açık bir şekilde görülüyor ki, millet baştan aşağı uyanık olup devlet ve milletin bağımsızlığı ve yüce saltanat ve hilâfet hakkının korunması için kesin kararlı ve inançla dolu bulunuyor. İstanbul’da iken milletin bu kadar kuvvetle ve az sürede felâketlerden bu derece etkilenebileceğini düşünemedim.

         Yüce Padişahım! Bu nitelik ve durumda bulunan ve kutsal şahsınıza bağlılık içinde olan temiz milletinize tam anlamı ile güvenilmesi ve bunun karşılığı olarak da gerçekten bu milli ve vicdani kuvvete yardımcı olunması gerekir. Son kutsal buyruklarınız bütün milletin azim ve yiğitliğini artırmıştır.

         Yalnız, üzülerek bildirmek isterim ki, temiz Anadolu halkı, bugünkü zor dönemde bile İstanbul’daki uygunsuz ve nefret uyandıran konulardan ve kışkırtıcı söylentilerden rahatsız durumdadır. Gerçekten İstanbul yöresinin bozulmaya yatkın ahlâkı ve bundan yararlanmayı bilen yabancılar, devlet ve milletin yok olması ve devlet, millet ve padişahına bağlı, özverili hizmet yeteneği bulunan kişilerin ortadan kaldırılması konusunda aşırı bir cesaret gösteriyorlar.

         Yüce Padişahım! Hükümdarları hatırlayacaklardır ki, verilen görevin yerine getirilmesi sırasında, yabancıların ve bazı bozguncuların mutlaka yalanlama ve önleme ihtimallerini daha İstanbul’da sunduğum açıklamalar içinde üstü kapalı şekilde anlatabilmeye çalışmış ve özellikle Sadrazam Paşa ile Devletin bazı önemli kişilerine pek açık olarak anlatmış ve böyle durumlar karşısında Ali İhsan ve Yakup Şevki paşaların düştüğü kötü duruma düşmeyeceğimi eklemiştim.

         İşte milli vicdanın ciddi izlenimlerini ve meydana. gelen yeni durumları, istilâcı çıkarlarına, zıt gören İngilizler ve vatanın zararına da olsa, İngiliz taraftarlığını meslek edinen zayıf karakterliler, bu kere güçsüzlüklerini ortaya koyarak beni İstanbul’a çağırmak girişiminde bulunuyorlar. Pek şerefli hakanımızdan, milletine, vatanına bağlı ve bu uğurda ölümü hoşgörü ile karşılayan benim gibi bir kumandanın, yüce saltanat haklarına ve milletin ölmezliği ve var oluşuna düşman olanlarla işbirliği yapacağını ummaları kesinlikle beklenemezdi. Bundan dolayı bendeniz Malta’ya gitmek veya en azından iş görmez duruma getirilmek gibi ihtimaller karşısında bırakıldım ve doğal olarak da bunu kabul etmeyeceğim, eğer zorunlu kılınırsam gönül rahatlığı ile memuriyetimden istifa ederek eskiden olduğu gibi Anadolu’da ve millet sinesinde kalacağım; vatan görevimi bu kez daha açık adımlarla sürdüreceğim.

         Millet bağımsızlığına kavuşsun, saltanat makamı ile yüce ve büyük hilâfet yok olmaktan kurtulsun. Sonsuz bağlılığımın daima artmakta olduğunu bildirerek buna inanmanızı rica ederim.

Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri

M. KEMAL

                 Bütün milletin, durumunu anlayarak geleceğine kendi başına hükmetmeye kararlı olduğunu anlamıştım. Milletin ve ülkenin şimdiki durumu göz önünde tutularak, haklarını korumak ve kollamak üzere her türlü etki ve denetimden arındırılmış milli bir kurulun oluşturulmasını gerekli gördüm. Bunun için ilgili kişilerle görüşerek ve konuşarak Sivas’ta genel bir milli kongrenin toplanmasını kararlaştırdık. Büyük ve kanlı tehlikeli olaylarla daha çok karşı karşıya bulunan doğu illerimiz, Erzurum’da adı geçen il adına aynı amaçla bir kongre toplanması girişiminde bulunmuştu. Sivas Kongresi için gizli bir bildiri ve mektup yayımladım.

         Bu mektup ve bildiri yüce malumlarınızdır. Bu sırada Müdafaa-i Hukuku Milliye (Milli hakları koruma) derneklerine ait telgrafların çekilmemesi konusunda Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğü tarafından posta ve telgraf müdürlerine bir emir verildiği haber alındı. Vatanın tutsak bulunduğu bu tarihi dönemde, milli sesimizi duyurmada yararlı olan araçtan, milli kuruluşumuzun faydalanmasını engelleme cesaretinin millete karşı büyük ve haince bir cinayet ve İslamiyet’e karşı büyük bir günah olduğu açıktı. Bu acımasızca girişimin derhal önüne geçmeyi vicdani bir görev saydım ve genelge ile her tarafa gereken emirleri verdim. Durumu padişah hazretlerine arz ettim ve Sadaret makamına (Başbakanlık) ve Harbiye Nezaretine (Milli Savunma Bakanlığı) ve Posta Telgraf Genel Müdürlüğüne de yazdım.

         24 Haziran 1919 tarihinde İçişleri Bakanı Ali Kemal Beyin de bir genelgesinden haberdar edildim, bu genelgede; Haksız olarak yapılan el koyma ve acımasızca yapılan işgallerden ne derece üzüntü duyulursa duyulsun; Hükümet, ne Yunanistan’la ne de başkası ile şu sıralarda savaş veya çatışmaya giremez. Paris’teki konferansa giden delegelerimizin anavatanı kurtaracaklarına olan ümidimiz günden güne artmaktadır. Savunma gerekçesi hazırlayanlara engel olunuz. Haklarında acımasızca davranınız! Bunlar eski düşmanlarımızdır. İşleri bozulmak üzere iken yeniden düzelmesine izin vermeyin! (Protestolar ve alçak sesleri) denilmekte idi.

         Ali Kemal Beyin bu çabasını engelledim ve bununla ilgili olarak yüce Padişahlık makamına şu yazıyı sundum;

         İçişleri bakanı beyin 18 Haziran 1919 tarihli illere yayımladığı şifreli bir genelge, milli hakların korunması ile ilgili çalışmaları şiddetle yasaklıyor. Pek acıklı ve üzücüdür ki aynı tarihte Posta Telgraf Genel Müdürü de milletin sesini kısmaya yönelik bilgisizce hazırlanmış, başarısızlığa ve pişmanlığa mahkûm bir telgraf yayınlamıştır.

         Yüce Padişahım! Devam eden bu günkü parçalanma tehlikesi karşısında başta yüce saltanat makamınız olmak üzere kutsal durumunuzu kurtarma ve korumaya azmetmiş olan yüce milletimizin de böyle küçültücü ve gönül kırıcı bir düşünce ile yok sayılması tarihin ve milli vicdanın hiçbir zaman affedemeyeceği olaylardır.

         Gerçi böyle bir düşüncenin hiçbir yerde kabul edilmediğini ve uygulanmadığını teşekkürlerimle arz ederim. Yine de yüce milletimize vatan ve devlet tarihine karşı uygun görülen bu uygulamalar, gelecek ile pek acımasızca alay etmek oluyor. Bu olay coşkulu bakışlara ve millet düşüncesine yansıdıkça, Hükümete güvensizlik duymak gibi pek kötü sonuçlar doğurabileceği şüphesizdir. Size durumu bu şekilde sunma cesaretini gösterirken, bağlılığımı saygı ile tekrar ettiğimi yüce şahsının bilgilerine sunarım.

Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri
M. KEMAL

27 Haziran 1919’da Sivas’a geldim. Görevden alındığım konusunda Ali Kemal Beyin bir genelgesinin daha geldiğini öğrendim. 23 Haziran 1919 tarihli bu şifreli genelgede:

         «İngiliz özel temsilcisinin arzu ve direnmesiyle görevden alındı. Adı anılanın İstanbul’a çağrılması Harbiye Nezaretine ait bir görevdir. Fakat İçişleri Bakanlığının kesin emri; Artık o kişinin görevli olmadığını bilmek ve kendisi ile hiçbir resmi işleme girişmemek ve hükümet işleri ile ilgili hiçbir isteğini yerine getirmemektir» deniliyordu.

         Bu işlemle ilgili olarak Sadarete ve Harbiye Nezaretine 28 Haziran 1919’da şu telgrafı çektim:

         «Müdafaa-i Hukuku Milliye (Milli hakları koruma) ve Reddi ilhak (,ilhakı red Yunan hakimiyetini red) derneklerine yardım ettiğim ve İngilizler tarafından ayrılmam istendiği için görevden alındığımı ve buna diğer bazı yersiz sözler de eklenerek lçişleri Bakanı Ali Kemal Bey’in konuyu mülki makamlara bir genelge ile duyurduğunu öğrendim. Bendenizi bu göreve seçerek atanmamı buyuran Padişah hazretlerinin bu konudaki fikirlerini almak onuruna erişemediğim gibi, ne yüce sadaret makamından ve ne de Harbiye Nezareti yüce katından görevden alındığım konusunda hiçbir emir de almadım. Böylece Ali Kemal Bey’in bu gizli yazı ve genelgesinin ne gibi yanlış düşünceler altında oluştuğunu, devlet büyükleri arasında ayrıcalık ve ülkede kanunsuzluk, asayişsizlik ve sonuç olarak da millet içerisinde anarşi yaratabilecek olan düşünce biçiminin ne kadar gereksiz olduğunu açıklamayı gerekli görmüyorum. Ali Kemal Beyin görevden ayrılması ile ilgili telgraf haberleri, belirtilen olayın yüce Hükümetçe onaylanmadığını tümüyle göstermiş ve ülkede sebep olduğu kötü etkiler ve yanlış anlama her ne kadar kısmen ortadan kaldırılmış ise de, bu işlemlerin bakanlar kurulunun istek ve kararları dışında yapıldığına kesin olarak inanmış bulunmaktayım. Bu tehlikeli ve sorumluluğu ciddi ağırlık taşıyan düşüncelerin ülkenin ve milletin gelecekteki kurtuluşunu engelleyici büyük ısrarlar getirebileceğini tekrarlamak zorundayım. Adı geçen kişi ile ilgili işlem konusundaki kararı yüce makamlarınızdan arz ederim.

Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri
Tuğgeneral M. KEMAL

           Bütün illere, bağımsız ve bağlı mutasarrıflara (Sancağın en büyük mülki âmiri, vali ile kaymakam arasında yönetici), kolordulara ve ikinci ordu müfettişliğine de şu telgrafı yazdım:

         27 Haziran 1919

         Müdafaa-i Hukuku Milliye ve Redd-i İlhak gibi sadece vatanı ve milli bağımsızlığı korumaya yönelik kutsal bir amacı desteklediğim için ve İngilizler tarafından böyle arzu edildiğinden bahsedilerek görevimden alındığımı, İçişleri Bakanı Ali Kemal Bey’in mülki makamlara gizli bir genelge ile bildirdiğini öğrendim.

Bendenizi bu memuriyete seçip, atanmamı buyuran Padişah hazretlerinin bu husustaki buyruklarını almak onuruna ulaşamadığım gibi, bu ana kadar ne yüce Sadaret makamından ve ne de Harbiye Nezareti yüce katından görevden alındığıma ilişkin hiçbir emir almadım. Bundan dolayı, Ali Kemal Beyin bu gizli yazı ve genelgesinin ne gibi yanlış düşünceler altında oluştuğunu zaman ve olaylar çok geçmeden halkın önünde aydınlatacaktır. Devlet büyükleri arasındaki ayrıcalık ve ülkede kanunsuzluk, asayişsizlik ve sonuç olarak anarşi yaratabilecek olan bu gereksiz düşüncenin, tarih ve millet önündeki tehlike ve sorumluluğuna dikkatini çekmeyi gerekli buluyorum. Ali Kemal Bey’in yetkisinin üzerinde ve milletimizin varlığına karşı olan bu gizli ve kanunsuz davranıştan geri dönüleceği tabiidir.

Memuriyetimin sona ermesi konusunda padişah hazretlerinin buyruğunu alırsam, doğal olarak resmi görevimden ayrılarak bunu başkalarından önce özellikle benim duyuracağım bilinmelidir. Böyle bir durumda, vatanın kurtarılmasını amaçlayan dini ve milli birliği korumak, bu milletin sinesinden çıkan milliyetçi bir kişi olan benim için en yüce bir görev ve kesin bir amaç olacaktır. Bundan dolayı, devlet tarafından ve padişah buyruklarına bağlı olarak üçüncü ordu müfettişliği ve bunun devlet ve millete karşı olan sorumluluğu üzerimde bulundukça, Babıâli’nin emirlerinde yer alan resmi görevlerimizden dolayı bütün onurlu valiler ile bağımsız sancakların (İl ve ilçe arasındaki büyüklükte bir yönetim birimi.) emirlerimi yerine getirmek zorunda ve bu günkü gerçeği anladıktan sonra her zaman ve tarih karşısında da sorumlu bulunduklarını ivedilikle bildiririm. Bundan sonra ordu müfettişliği devletin bir resmi makamı olup hiçbir zaman kişi ile ilgili bulunmadığından makamın kendine özgü yazışma ve düzenini iyi bir şekilde korumak ve devam ettirmenin kanuni bir zorunluluk olduğunu ve bu bildirimin Ali Kemal Beyin yazısının gönderildiği makamlara da ulaştırılması gereğini ek olarak arz ederim.

İşbu telgrafın gelişinin bildirilmesini rica ederim.

Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri

M. KEMAL

        

         İçişleri Bakanı Ali Kemal Bey’le Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa’nın bakanlar kurulundan istifa ettikleri ajanslardan öğrenildi. On saat kadar sonra 28 Haziran 1919 tarihli ve Şevket Turgut imzası ile aldığım şifrede:   «Dikkat geciktirilmesinin sorumluluğu vardır.»

         Birçok dilek ve yakınmalar ile tizden bir heyetin Paris’e gitmesine dörtler meclisi izin verdi. Ne olacağımızı şimdi değil biz, hatta      halen geleceğimiz ile oynayanlar bile bilmemektedir. Yalnız bir avunma noktası düşmanlarımızın hakkımızdaki düşüncelerinin az çok lehimize dönmüş gibi görünmesidir. Örneğin, geçmiş aylarda barbar ve yönetimsiz olarak nitelendirilirken şimdi de uysal fakat yardıma muhtaç bir millet olarak nitelendirilmekteyiz. Görenlerden sürekli haber alacak olan düşmanlarımızın sizi pek kolaylıkla elde edecekleri kesin görülmekle birlikte, zaten güçlükle hayat sürdürerek yaşayan bizleri de ortadan kaldırmaya yöneleceklerdir. Şu yardımcı açıklamalarımla size karşı dostluk görevlerimi ve vatan görevimi yerine getirmiş olduğum inancı ile, olay çıkarmadan hemen İstanbul’a gelmenizi rica ederim. deniliyordu. Buna cevap vermeyi bile gerekli görmedim.

         Sivas’ta milli kuruluşun hazırlanması ve tamamlanması, Erzurum’dan sonra Sivas’ta Osmanlı ülkesi adına genel bir kongrenin toplanması ve delegelerin çağrılması için gereken bazı önlemler alınıp düzenlemeler yapıldıktan sonra Erzurum’a gitmek üzere yıla çıktım.

         2 Temmuz 1919 günü Erzincan’da Saray Başkâtipliğinden aldığım telgrafın başlıca noktaları şunlar idi:

         «Daha önce ve son olarak dikkatlerine sunulmak üzere göndermiş bulunduğunuz telgraflarınız için Padişah efendimiz hazretleri, sizlere karşı yakınlık ve iyilikseverliğinizden dolayı duyduğu hayranlığa dayanarak ve özel olarak, aşağıda yazılı olan öğütlerin bildirilmesi konusunda beni görevlendirmişlerdir. Yüksek makamca bilinen vatansever duygularım nedeniyle o yörede acele olarak bazı düzenleme ve girişimlerde bulunmanız, İngilizlerin dikkatlerini çekmiş ve hükümeti baskı altına almışlardır.

         Devletimizin. şimdiki durumu, Anadolu’da sanıldığı ve tahmin edildiği derecede kaygı ve telâş verici değildir. Ulu Tanrı’nın yardımı ile devletin varlığı ve egemenliği elde edilebilirse, saltanat merkezince taşranın kurtarılması kolaylaşır. Şu sırada yüce zatınızın bundan yararlanarak İstanbul’a dönmeleri belki yabancıların hükümete baskılarını azaltacaktır. Bu konu hakkınızda gurur kırıcı bir işlemin uygulanması düşüncesiyle önerilmemekte olup, harbiye dairesince görevden alınmanız da yüksek makamca düşünülmediğinden Harbiye Nezareti’nden iki ay süreli hava değişimi istenilerek durum açıklığa kavuşuncaya ve barış gerçekleşinceye kadar arzu edilen bir şehir veya kasabada dinlenmenizin en uygun çözüm olduğunu hatırlamanız buyurulmuştur.»

2/3 Temmuz 1919’da Mamahatun (Tercan Kazası) da.Harbiye Nezareti’nden gelen Ferit Paşa’nın 30 Haziran 1919 tarihli şu şifresini aldım:

         «Vatan sevgisinin çekici gücü beni yine Harbiye Nezareti’ne getirdi. Hükümeti oldukça güç bir durumda buldum. Dış ilişkilerin korkunç durumda olması yanı sıra bir de bunu büsbütün körükleyecek bir iç bunalımın karşısında kalınca elimde olmayarak irkildim. Yüce zatınız gibi, ben de inandığım değer verme gücüme dayanarak iddia edebilirim ki, sizi benim kadar ruhunuzun en derin köşelerine kadar anlayabilmiş bir kişi yoktur. şimdiki durumda nasıl bir sebep, hükümet ile yüce şahsınız arasında bir anlaşmazlık yaratmıştır, bilemiyorum. şüphesiz ki bu durum, kötü niyetler etkisinde gerçekleri görememe durumunda olanların uydurmalarından kaynaklanmaktadır. İngilizler tarafından bazı komutanlarımıza uygulanan benzeri olmayan işlemlerin yüksek şahsınıza da uygulanması hiç de beklenilen bir durum olmamakla birlikte, her ihtimali göz önüne alarak bu işin iyi bir biçimde çözümlenmesi konusunu düşündüm. Haksızlıkları inkâr olunamayacak olan düşmanlarımızın, yüce kudretiniz ve vatanseverliğinizden duydukları korku, yüce şahsınızın böyle önemli bir askeri memuriyette bulunmalarından kaynaklanmaktadır ve bu sebeple sizi bu görevden ayırmak girişiminde bulunmuşlardır. Yenilgi devasız bir illettir. Birtakım uydurma sözlerle vatan menfaatlerinin yok olmasına sebep olacakları korkusuyla bunların arzularını önemsememek, üzülerek söylüyorum, hükümetin bir süre seçkin hizmet sunamamasına yol açacaktır. Sizlere karşı pek çok yakınlık duyan Padişah hazretleri bendenizi özel olarak kabul ederek bu işin iyi bir biçimde çözümlenmesi hususunda görüşme nezaketini gösterdiler. Sağlığınızdan bahsederek, gerek İstanbul’da ve gerekse arzu ettiğiniz herhangi bir yerde hava değişimi istediğiniz takdirde gereğinin yapılacağı, millet önünde ve hükümette, sahip . olduğumuz yeri korumuş ve düşmanlarımızın arzularına da bu şekilde son verilmiş olacağı düşüncesi yüce padişahça uygun görülmüş ve hatta kendileri bu durumun şerefli saraylarından da ayrıca sizlere yazılmasını emretmiş ve ferman buyurmuşlardır.

         Yüksek şahsınızın da kabul edeceği gibi, her arzunuzu elimden geldiği kadar yerine getirmeye çalışacak olan bendeniz işbu dileğimi hem resmi hem de özel olarak yapıyorum. Bu özel durumumdan dolayı şunu da söylemek istiyorum ki, acele olarak vereceğiniz olumlu cevap, yalnız hakkımdaki güven ve samimiyetinize delil değil, aynı zamanda bakanlık makamında ümit ettiğim başarıya da bir başlangıç olacaktır. Ellerinizden öperim.

         Padişah hazretlerine, hareket şeklim hakkında Harbiye Nezareti’ne yazdığımı arzettim. Ferit Paşa’ya da durumun gelişimi ile ilgili açıklamalarda bulunduktan sonra hava değişimi amacı ile Anadolu’da kalmakta bir engel görmediğimi yazdım.

         Harbiye Nazırı Ferit Paşa’nın Erzurum’da aldığım bir telgrafında:

         «İstanbul’a hareketlerinin çabuklaştırılmasını rica ederim» denilmekte idi.

         Telgraf başında da Ferit Paşa şunları söyledi:

         «Paşam! itilâf temsilcilerinin pek katı başvuruları beni bu günkü telgrafımı yazmağa zorladı. Yüksek şahsınızı benim kadar kimse tanıyamaz. Vatanımızın onuru ile ilgili yüksek amaçlarınızı bilmekteyim.

         Bendeniz İstanbul’a onur vereceğiniz konusunda hem padişah efendimize hem de temsilcilere söz verdim. Mahcup olmayacağıma eminim.

         İtilâf temsilcilerinin de burayı onurlandırdığınızda size karşı saygı göstereceklerini bildirmek isterim. Bu konuda kesinlik sağlanmıştır. (Gülmeler) Ancak ve ancak yüksek şahsınızın hemen oradan ayrılarak buraya gelmeniz gereklidir. (Beklesinler, sesleri ve gülmeler)

         Ferit Paşaya verdiğim cevapta şunları söyledim:

  1. Bendenizin vatan ve milletin kurtuluşuna hizmet etmekten başka bir amaç taşımadığımı ve şimdi bile devletin sınırları içindeki çalışma ve hareketimin bu konuya yönelmiş olduğunu, itilâf devletleri temsilcilerinin şahsımdan bu derece kuruntulu bulunmalarının birtakım dedikodulardan kaynaklandığını ve bunların, bendenizi bütün duygu ve düşünlerimle tanıyan Padişahın yüce buyrukları ile hükümet emrinde çalışacağıma inanmış bulunan yüksek şahsınız tarafından verilecek açıklama ve güvence ile düzeltilebileceğine ve giderilebileceğine eminim,
  2. Dört gün önce Padişah makamına göndermiş olduğum ve itilâf temsilcilerince de itiraz edilindiği anlaşılan yazımın cevabı alınıp incelenmeden İstanbul’a geleceğim konusunda söz verilmemeli idi.
  3. Hiçbir uygun sebep bulunmadan İzmir’in ve Antalya’nın, hükümetimizin bilgileri dışında düşman tarafından işgali ve silâhsız, çaresiz halkın Rum eşkıyasına doğratılması ve sonuç olarak iffet ve namusun ayaklar altına alınması ve şu anda da Aydın ilinin her tarafından bu uygunsuz durumun sürdürülmesi ve tekrarı bir süre önce bu bölgeden Nurettin Paşa’nın alınması ile ortaya çıkan bir komuta boşluğunun doğurduğu vahim sonuç değil midir? Bu yöre için de böyle kanlı bir sonuç hazırlanmış ve buna engel görülen komuta heyetlerinin değiştirilmesi gerekliliği hissedilmiş ise, temsilcilerin vatanı yok etmeye yönelik istekleri karşısında hükümet ileri gelenleri için ikinci bir hainliğe neden olmak yerine millet arasına kişi olarak karışmaları vatanperverliğin örnek bir davranışı olur. (Alkışlar)

         Doğudan Şevki ve İhsan paşaların alınması, vatanımızın batısındaki bir bölümün acımasızca işgali programının yürürlüğe konmasını önleyebildi mi?

         Ferit Paşa’nın verdiği cevap şudur:

         «Yüksek açıklamalarınız doğrudur. Ancak bir milli hareketin olacağına inanan İngilizleri, yüksek kudretiniz ve vatanı korumak çalışmalarınız endişelendirmiş ve düşmanlarımız tarafından her gün çeşitli nedenlerle yaratılan dedikodu, bu endişeyi artırmış olacak ki bu gün yüce şahsınızın ordunun başından alınıp İstanbul’a getirilmenizi Bab-ı âli’den istemişlerdir. Bu istekleri tehdit eder bir biçimde söylemişlerdir. Dört gün önceki duruma göre Padişah hazretlerinin yüksek onaylarına sunulan öneri bendenizden gelmiş idi. Fakat bu günkü durum böyle ani ve ivedi bir daveti gerektiriyor.

         Bab-ı âli’de makine başında geç zamana kadar sizi rahatsız etme nedenim, sizin de bildiğiniz gibi, bir zorunluluktan ve vatan menfaatinin gerekliliğinden doğmaktadır. Aynı zamanda İngilizler tarafından size hakkınız olan saygının gösterileceği konusunda Dışişleri Bakanı vekili tarafından söz alınmıştır. Bendeniz, ilk telgrafta da ima ettiğim gibi, Paris konferansı kararlarına boyun eğmekten başka yapılacak bir şey görememekteyim. Şimdilik iyi geçinme durumunu seçmek uygun gibi görülüyor. işte bu nedene dayanarak en kısa zamanda İstanbul’a hareket etmeniz beklenmektedir.

         Sizinle yapacağımız görüşmeler tabii ki bizi de aydınlatacaktır. Temsilcilere, emirleri gereğini duyurmak üzere, hareket kararınızın zamanının en kısa zamanda belirlenmesini rica ederek beklemekteyim.»

         Verdiğim cevapta şu maddeler vardı:

  1. Dün sizlerden aldığım telgrafta Paris Konferansı kararlarına boyun eğmekten başka yapılacak bir şey görülemediği söylenmektedir. Bu kararlar nelerdir? Ajansların en son duyurusu milli bağımsızlığımızı ve geleceğimizi pek ümitsiz bir durumda gösteriyor. Meselâ Paris Konferansı Trakya, Pontus, İzmir, Kilikya konularını devletin aleyhine olarak belirlemiş ve doğu illerinde Ermenistan egemenliğini kabul ederek onaylamış ise bu kararlara boyun eğmek için yetki ve sorumluluk alan ve değerlendirenler kimlerdir? Sadrazan Paşa hazretleri vatan ve milletin gelecek haklarını yok eden bu feci durumları ortadan kaldırmak ve değişirmek için ne gibi olumlu maddi güvence ve ümitle dönüyorlar.
  2. Padişahlık makamının, bütün devlet ve millet gerekçeleri ve hilâfet hakları üzerindeki oyunlar konusunda samimi bir şekilde ve uygun bir dille aydınlatılmaları ve görevlerinden dolayı sorumlu olmayan yüce Padişah hazretlerinin güç ve buyruklarını daima gerçek dini dileklere ve devlete yöneltmek gerekli bulunmaktadır. İstanbul’daki bazı kişiler ve özellikle bir iki ay bile iktidarda kalamayan değişken kabineler, kendilerinde oluşan görüş bozukluğu, vicdansızlık, milletin genel tutumuna ters düşen ve meşru olmayan düşüncelerle bakanlık yönetmek ve yetki kullanmak gibi tarihin en feci sorumluluklarından kesin olarak uzak kalmalıdırlar.
  3. Bendenize gelince; Çok yanlış ve hatalı anlayış içinde bulunulduğunu görüyorum. Bu gün vatanımızda bir millet kudreti varsa, bu akım, felâketler sonucu uyanan milletin kalp ve düşünce gücünden doğmuştur. Bendeniz de ancak buna uyuyorum. Benim buradan çekilmem ile ilgili düzenlemeler çok hatalı ve özellikle çok tehlikelidir. Bendenizin korunması hakkında Dışişleri Bakan vekili beyefendi tarafından İngilizler’den güvence alındığı söylenmektedir. Buna çok hayret ettim. Çünkü devletler ve milletler adına ve şerefine resmi bir şekilde imzaladıkları ateşkes hükümlerini korumaya bile asla uymayarak alabildiğine saldırılarda bulunan ve pek çok onur kırıcı durumlara neden olan İngilizlerin bu güvencesine inanmak pek saflık olur. Yalnız tam anlamı ile inanılmasını isterim ki, eğer memleketin kurtuluş ve esenliği benim çekilmeme bağlı olsaydı, kayıtsız şartsız ve geleceğim hakkında hiç bir ümit ve amaç beslemeyi aklıma getirmeden, benliğimi kurban etmek kadar vicdani ve basit bir şey olamazdı. (Alkışlar) Şunu eklemek isterim ki, aradaki büyük fark, gerçek durumun henüz karşı tarafça anlaşılamamış olmasındandır.
  4. Seçildiği açıklanan iyi geçinme yolunu çok üzücü buluyorum. Çünkü iyi geçinme, bir insanın zayıf noktasını hoş görmek ve onun devam etmesini sağlamak değildir. Üzücü olmakla birlikte, ateşkes antlaşmasının imzalanmasından bu güne kadar, hükümetlerin birbirine benzeyen yetersiz ve zayıf durumlar göstermesi ve milli kuvvetleri desteklenebilir bir kuvvet olarak kabul etmemesi, itilâf devletlerinin ülkemizi istilâ etmesine engel olamamış, tam tersine amaçlarını kolaylaştırmıştır.

         General Allenbi ile halen Padişah hazretlerinin başmabeyincisi olan eski Harbiye Nazırı Yaver Paşa’nın bizzat yaptığı konuşmaya ve adı geçen kişinin karşı karşıya bırakıldığı içler acısı duruma ve ayrıca bir yabancı general ile eski Harbiye Nazırı Abdullah Paşa’nın görüşmelerinde generalin kullandığı bağımsızlığı hiçe sayan sözlerine bu arada dikkatinizi çekmek isterim.

         Şimdiye kadar bundan önceki kabineler tarafından izlenen bu iyi niyet yolu nedeniyle Anadolu’nun batı kesimi ve saltanat başkentinden, Hilâfet makamındaki şerefli Hükümdarımızın saraylarına kadar her yer korkunç bir şekilde işgal edilmiştir. Ayrıca milli kuvvetler saptanarak yok edilmeye ve Doğu Anadolu için de aynı ilginç işlemler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu nedenle yüce şahsınızın ve içinde bulundukları bakanlar kurulunun böyle girişimlere yardımcı olmama vatanseverliği göstermeniz arzu edilir. Buna şunu da eklemek isterim. Görüş ve düşüncelerimin gerçekleşeceği konusundaki inancım tamdır. Çünkü bu görüş ve düşünce, her yöredeki bilgi ve milli onur sahibi kişilerin ortak ve genel görüşüdür ve özellikle milli vicdanın izlenimlerine dayanmaktadır.

         Anadolu’daki büyük komutan makamlarının bir süreden beri sarsılması ve o boşlukların yerine ancak yetersiz ve bilgisizlerin doldurulması gibi, Batı Anadolu’yu boğazlanmışçasına elinden kaptıran, onurlu kişilerin yerine geçenlerin izledikleri politikaya bir kez daha dikkatinizi çekerim.

         Ali ihsan Paşa ile Nurettin Paşa ve onun yerine getirilen Ali Nadir Paşa olaylarına milli tarih açıklık getirecektir. Bu gün yüce şahsınızın sahip bulundukları makam, vatan ve milletin kurtuluşunu sağlayacak bir güç olamadığına göre yeni iş başına gelenlerin açtıkları yaraları bu kez de vatan ve milletin doğu kısmına yaymalarına yüce şahsınız gibi varlığı ancak onurlu bir yaşam olması gereken değerli ve tecrübeli bir kişinin baş eğmesine hiç te gerekli ve zorunlu bir neden yoktur. Bağımsızlığını kaybeden makamınızdan ayrılarak tarihin açık olan korkusuz sayfalarında övünülecek bir şekilde yaşamanız sanırım bütün dürüst ve onurlu kişiler tarafından beklenmektedir. (Bravo sesleri)

         Ferit Paşa’ya en son verdiğim cevap şudur:

Harbiye Nazırı Ferit Paşa Hazretlerine
Erzurum, 6 Temmuz 1919

         Ermenistan’a bağlanmalarına söz verilmiş olduğunu öğrenmekle heyecana gelen ve coşan doğu illeri halkının arasından ayrılıp İstanbul’a gelmem konusundaki önerinizi yerine getirmek konusunda kişisel irademi kullanmaya manen ve maddeten imkân bulamıyorum. Durumun değerlendirilmesini, bilinen mertliğiniz ve samimiyetinize güvenerek arz ederim, efendim.

         Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri
         M. KEMAL

                 Bunun ardından Sarayın yüce başkâtipliği eliyle aldığım telgrafta «Sizlerce gerçekleştirilen ulu girişimler her nasılsa İngilizlerce, vatan korunması şeklinde değil, başka bir şekilde kabul edilmektedir. İngilizler yüce şahsınıza karşı gurur kırıcı hiçbir davranışta bulunmayacakları konusunda kesinlikle söz verdiler » denilmekte idi.

         Buna cevap beklemeden şu telgrafı gönderdiler:

         «Yüksek memuriyetinize görülen lüzum üzerine son vermiş olduğundan hemen gecikmeden İstanbul’a dönmeniz Padişah hazretlerinin emirleri gereğidir.»

         Padişah Başkâtibi Ali FUAT

       

Son cevabım şu oldu:
         7 Temnıuz 1919 Erzurum

         Padişah hazretlerinin devletli mabeyni yüce başkâtipliği eliyle Padişah hazretlerinin yüce katına. şimdiye kadar gerek padişahlık yüce makamına ve gerek Harbiye Nezareti’ne yazdığımı yazılarda vatan ve milletin ve yüce hilafet makamının karşılaştığı üzücü olayları ve buna karşı ortaya çıkan tepkileri ve milli durumu bütün safhaları ve açığı ile ile arz ettim.

         Böyle davranmakla kutsal varlığımın bana yüklediği en yüksek ve en vicdani görevlerden birini yapmış oldum. Bendenizin çalışına ve faaliyetlerinin İngilizlerce vatan savunması olarak değil, başka bir şekilde yorumlanması nedeniyle yüce hükümetlerinin ağır baskı altında tutulduğu yazılıyor ve bildiriliyor. Yüce Hükümetiniz ve yüce Saltanat başkentinizin ne gibi baskı ve üzücü şartlar altında bulunduğu gerek benim tarafımdan ve gerekse bütün asil milletimizce tam anlamıyla ve her yönüyle bilinmekte olup bu baskı ve denetimin giderek daha da artması durumunda özellikle büyük sadaketle ve aşırı derecede bağlı bulunduğum müşfik ve yüce amaçlar taşıyan yüreğinizin sıkıntıya düşmesine hiçbir şekilde razı olamayacağım için, yalnız memuriyetime değil, bütün şan ve şerefini, vatan ve milletimin ve kutsal yüce makamınızın feyiz ve asalet nurundan alan ve pek çok sevdiğim kutsal askerlik yaşamıma da veda ederek özveride bulunduğumu arz etmek isterim. (Alkışlar) Yüce saltanat ve hilâfet makamınızın ve asil milletimizin sonuna kadar daima koruyucusu ve sadık bir kulu olarak kalacağımı içten gelen duygularımla arz ve temin ederim. Yüksek askerlik mesleğinden istifa ettiğimi Harbiye Nezareti’ne bildirdim. Onurlu padişaha sıhhat ve esenlikler diler ve her türlü kötülükten korumasını Cenabı Hak’tan dilerim. Yüce bilgilerinize sunarım.

Kulları
Mustafa KEMAL

         Birinci dönem ile ilgili olan açıklamalarım burada bitmiştir. Arkadaşlar, sizleri fazla yormamak için ufak bir aradan sonra devam etmek istiyorum.

         MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara)
         -Efendiler!

         Hepinizin bildiği gibi, 10 Temmuz 1919 tarihinde Erzurum’da Doğu Anadolu illerini kapsayan bir. milli kongre toplandı. Bu milli kongrenin koyduğu şartlar, sanırım bilinmektedir.. Fakat şimdiye kadar yaptıklarımıza bir başlangıç sayıldığı için sizlere hatırlatmak üzere önemli noktaları yeniden okuyacağım. Erzurum kongresinin koyduğu şartlardan birincisi; I. Dünya Savaşının genel durumu gereğince, düşmüş olduğumuz yenilgi nedeniyle vatanımızın birçok önemli bölümü düşmanlarımızın istilâsı altına girmişti.. Millet, bütün isteklerinde maddi ve gerçekçi düşünmek ve ancak kuvvet ve gücüyle sağlayacağı durumlarda kendine yeni bir sınır çizmek üzere idi. İşte kongre bu sınırı çizmiştir. Bu milli sınırın dostlukla korunması için demiştir ki: Ateşkes antlaşmasının imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihinde çizilen hudut, sınırımız olacaktır. Vatanımızın sınırı olacak bu hududu, sanırım, ayrıntılarıyla bilmeyen arkadaşlarımız vardır. Yeniden fazla ayrıntıya girmek istemediğim için. şu şekilde açıklayacağım. Doğu sınırını Kars, Ardahan ve Artvin’i içine alacak şekilde göz önüne getiriniz. Batı sınırı, bildiğiniz gibi, Edirne’den geçiyor. En büyük değişiklik güney sınırımızda olmuştur. Güney sınırımız İskenderun’un güneyinden başlar, Halep’le Kadıma arasında Cerablus köprüsünde sona eren bir hat ve doğu kısmı da Musul ili Süleymaniye ve Kerkük dolayı ve bu iki bölgeyi birbirinden ayıran hat.

Efendiler!

         Bu sınır sadece askeri gerekçelerle çizilmiş bir sınır değildir, milli sınırdır. Milli sınır, olmak üzere tespit edilmiştir. Fakat bu sınır içinde İslam ögesine sahip yalnız bir milletin olduğu düşünülmesin. Bu sınır içinde Türk vardır, Çerkez vardır ve diğer İslâm öğeleri vardır. işte bu sınır karışık bir halde yaşayan, bütün amacını tam anlamı ile birleştirmiş olan kardeş unsurların milli sınırıdır. (Hepsi İslam’dır, kardeştir sesleri) Bu sınır olayını kararlaştıran maddenin içerisinde büyük bir ana öğe vardır. Fazla olarak da bu vatan hududu içinde yaşayan İslam unsurlarının her birinin kendine özgü olan yörelerine, geleneklerine, ırkına özel olan ayrıcalıkları bütün samimiyeti ile ve karşılıklı olarak kabul etmiş ve onaylanmıştı. Doğal olarak bununla ilgili ayrıntılı bilgiler yoktur. Çünkü bu ayrıntılı bilgilere girmenin zamanı değildir. İnşallah, varlığımız kurtarıldıktan sonra (inşallah sesleri) kesin şeklini alacağından şimdilik ayrıntıya girilmemiştir. Fakat aslında bu, maddenin kapsamındadır. Yine Erzurum Kongresi’nin milli esaslarından birisi, efendiler, işte bu milli sınır içindeki yönetimin milli egemenlik esaslarına dayanmasıdır.

         Çünkü bizzat bulunmuş olmam dolayısıyla kongrenin o zamanki anlayışını yakından bilmekteyim. Her halde Osmanlı topluluğunun bütünlüğü, milli bağımsızlığın kazanılması, her şeyden önce yüce Saltanat makamının dokunulmazlığı, mutlaka güvenilir bir kuvvete ve sağlam bir yönetime bağlı olarak gerçekleşebilir. Bu ise ancak milli egemenlik esasına dayanan yönetim ve kuvvetle sağlanabilir. Erzurum kongresinde milli sınırlarımız içinde yaşayan Müslüman olmayan unsurlar bile göz önüne alınmıştır. Hepimizce bilinmektedir.

         Efendiler,

         Müslüman olmayan unsurlar, azınlıklar adı altında bütün dünyanın üzerinde durduğu ve özellikle bizim ülkemizle ilgili olunca pek büyük önemle göz önüne alınan bir sorundur. Doğal olarak bu olaya bir kural koymak gerekir ve bu o zaman da gerekli idi, Kongrenin koyduğu kural gereğince Müslüman olmayanlara, Müslüman olanlara verilmiş olan haklar aynen verilecektir. Bundan daha normal bir kural bulunamaz. Bununla aynı sınır içinde yaşayan insanlara aynı kanuni haklar verilmiş oluyordu. Yine en önemli kurallardan birisi, devletin, milletin iç ve dış bağımsızlığı idi. Millet bağımsızlığından vazgeçmiyor ve vazgeçmeyecek esas kabul edilmiştir. Ancak, bu ana şart daima saklı ve saygıdeğer tutulmak üzere, ülkemizin bayındırlık durumunu, milletimizin varlığını ve genel olarak düşünce düzeyimizi göz önünde tutacak olursak, bütün dünyadaki gelişme ile bunu karşılaştırdığımızda itiraf etmek zorundayız ki, biraz değil, çok geri durumdayız. Bu nedenle durunu değiştirmek için çok büyük kaynaklara, çok çeşitli araca, kısacası her şeye ihtiyacımız vardır. Milletimizin ilerleme ve yükselmesi için ve ülkenin bayındırlığı için, ihtiyaç duyduğumuz her şeyi dışarıdan almak konusunda doğal olarak tam bir olgunlukla hareket edeceğiz, dış ilgi ve yardımı tamamen uygun göreceğiz. Ancak arz ettiğim gibi, bağımsız kalmak görünüş ve yetkisini daima korumak şartı ile… Erzurum Kongresi’nin esas şartları bunlardan oluşuyordu.

         Kuruluştan ve bununla ilgili ayrıntılardan bahsetmeyeceğim. İşte, Erzurum Kongresi milletin yararı için ve halkımızla ilgili hayati konuları görüşmek için toplandığı sırada İstanbul’da iktidar mevkiinde bulunan Sadrazam Ferit Paşa kongreyi yönetenlerin tümünü suçlu ve haydut olarak kabul etmiş, derhal tutuklanarak İstanbul’a gönderilmelerini bütün resmi, mülki ve askeri makamlara bildirmiştir. Bunun da ayrıntılarını açıklamak istemiyorum. Buradan Sivas Kongresine geçeceğim. Erzurum Kongresinden sonra 4 Eylülde Sivas’ta genel bir kongre yapıldı. Erzurum Kongresi yalnız Doğu Anadolu’yu temsil etmiş oluyordu. Sivas’a Batı Anadolu’ dan ve Rumeli’den de delegeler gelmiş olması nedeniyle yaralı vatanın genel kurulu olarak, Anadolu ve Rumeli’de yaşayan bütün vatandaşlarımızın görüşü desteklenmiş oluyordu. Sivas Kongresi, Erzurum Kongresinde tespit edilen şartları aynen kabul etmiş, yalnız adını yaymakla kalmamıştır. Bütün Anadolu ve Rumeli’yi içine almak üzere birlik ve milli dayanışma sağlanmıştır. Bu sırada içişleri Bakanı bulunan Adil Bey ve Harbiye Nazırı Şerif Paşa, Erzurum Kongresi sırasında olduğu gibi ve belki bundan daha da çok, yine milli egemenliğin kazanılması için, yine vatan uğruna ve milleti kurtarmak için çalışanlara karşı birtakım kararlar alıyor ve bu kararları akıl almaz bir hızla uyguluyorlardı. Tam kongre toplandığı sırada Ferit Paşa ve arkadaşı Malatya’da Elazığ Valisi Galip Beyin emir ve yönetimlerinde masum halkı aldatmak suretiyle bir kuvvet toplanmasına çalışmışlardı. Harbiye Nazırı Şefik Paşa da milletimizden ve dindaşlarımızdan kurulu bu masum askeri kuvveti desteklemek üzere emirler veriyordu. Ali Galip Bey bu kuvvetlerle ani olarak gelerek Sivas’ı basacak, orada bulunan milli kuvvetleri birer birer bir cani gibi asacak, kesecekti. Bütün bu düzenleme, kendisinin vilâyete ve komutanlığa atanması içindi. Hareket için bir padişah emri almışlar ve bu kişinin padişah emrini cebinde taşıdığı gerçeği anlaşılmıştı. Sivas’a vardıktan sonra derhal telgraf başında İstanbul ile konuşacak ve bunun ardından padişah emrini de yayımlayacaktı. Diğer taraftan Ankara’da vali bulunan Muhittin Paşa Çorum’a gitmiş ve orada yine Harbiye Nazırının kendi emrine vermiş olduğu askeri kuvvet ile hareket ederek iki taraftan Sivas’a baskın yapmayı plânlamıştı. Tesadüfen İstanbul ile bu kişiler arasında alınan ve gönderilen şifreli telgraflar elimize geçti. Bunun üzerine derhal İstanbul’a, başvurduk ve bunun gerekçesini anlamaya çalıştık. Tabii Ferit Paşa, Şerif Paşa, Adil Bey güvenilebilir kişiler değildiler. Millet adına Sivas’ta toplanmış olan kongre üyeleri yüksek hilâfet ve saltanat makamına, padişahlık makamına telgraflar gönderdiler. Bütün heyetler telgrafhaneye koşarak padişahtan haklarını istediler.

         MEHMET ŞÜKRÜ BEY (Afyon Karahisar) – Paşa hazretleri, bir nokta var: İngiliz Amirali «Mister Nowil» in girişimlerini açıklamanız gerekli.

         MUSTAFA KEMAL PAŞA (Ankara) – Pek doğru! İngilizlerden bahsetmek istemediğim için bu noktayı kaydetmedim, efendim. Gerçekten İngilizler daha önce bütün Kürtleri aldatarak, onları Türkler ve diğer dindaşlarından ayırmak için düşünebildikleri her şeyi uygulamaya çalışıyorlardı. Bu uygulamada en büyük çabayı gösteren de yüzbaşı veya bir söylentiye göre binbaşı rütbesine sahip bir kişi idi ve ne yazık ki ona Müslüman bir iki kişi de yardım ediyorlardı. Tam bu sırada Nowil adlı kişi Malatya’ya gelmiş ve Ali Galip Bey’le iş birliği kurmuştu ve bu kişi Sivas yönüne gönderilmesi düşünülen kuvvetin başında bulunuyordu. Yine bıraktığım noktaya dönüyorum. Durumu Padişah hazretlerine arz etmek istedik, bütün telgraf görüşmelerinin Ferit Paşa, Adil Bey ve arkadaşları tarafından kesildiğini gördük ve bizim Padişah hazretleri ile görüşmemize izin verilmedi.

         Önce Ferit Paşa’ya ve sonra da padişah hazretlerine başvurulduğunu arz etmiştim. Ferit Paşa’ya güvensizliğimizi ve başvurularımızda kendisine güvenmemekte olduğumuzu ve hatta durumu tümü ile açıkladıktan sonra Ferit Paşa Kabinesi’nin yerine artık her halde milletin amaçlarına uygun ve güvenine sahip bir hükümeti iktidara getirmek gereğini arz etmiş olduk. Bu arzımız Ferit Paşa’nın yolu kapaması ile padişahın bilgisine sunulamamıştır. Bundan sonra Ferit Paşa’ya dedik ki, bizi bu konuyu sunmakta serbest bırakmazsanız o zaman millet, davranışlarında kendini hür ve bağımsız saymakta haklı olacaktır. Cevap vermediler. Bağımsızlık kendiliğinden tanınmış oldu. Kongre kendini bağımsız olarak düşününce, tabii Mister Nowil’e, Ali Galip Beye ve onun aldattığı masum insanlara karşı önlemler aldı. İlk önlem, tabii aldatılmış olan dindaşlarımızı aydınlatmaktı ve bunu başarır başarmaz bütün aldatanlar, bütün o caniler yalnız kaldılar ve oradan kaçmayı başardılar. Çorum’da bulunan Muhittin Paşa da Sivas’a davet olundu, efendiler!

         İstanbul’da Ferit Paşa Kabinesi ile milletin, bütün mülki erkân ve ordunun bağlantısı bu suretle kesintiye uğratıldı ve bu durum tam 23 gün sürdü. 23 günlük sürede, hepinizce bilindiği gibi, milletimiz kutsal amacını gerçekleştirmek için birlik ve dayanışmasını ne dereceye kadar gösterebileceğini cesur davranışlarıyla ispat etti. Bu, millet için, hepimiz için gurur duyulacak ve övünülecek bir durumdur. Nihayet 23 gün, sonra Ferit Paşa işlediği büyük suçu, millet ve memleketin anladığını, milletin kararlı olduğunu ve kahramanlıktan geri kalınamayacağını sezerek istifa etmeye mecbur oldu. Bundan sonra iktidara Ali Rıza Paşa gelmişti. Ali Rıza Paşa’nın iktidara gelmesi ve bildiğiniz gibi, istediği kabineyi oluşturması hakkında Sivas Kongresi’nin veya Sivas Kongresi’nin görevlendirdiği temsil heyetinin hiçbir ilgi ve ilişkisi olmadığı bilinmektedir. Bunun için kongre temsil heyeti ile kendiliğinden karşı karşıya gelmiş oldu. İlk bakışta Ali Rıza Paşa Kabinesi’nin bakanları Ferit Paşa Kabinesi’nden devredilmiş gibi göründü. Bu durumda güven duyma konusunda biraz kararsızlık oldu. İşte bu nedenle o zaman Ali Rıza Paşa’ya karşı bulunmak gerekliliği hissedilmiştir. Önemli olduğu için müsaadenizle aynen okuyacağım.

         İktidara gelen Ali Rıza Paşaya 3 Ekim 1919 günü şu telgrafla bilgilerimizi sunduk:

         Anlayışlı Sadrazam AIi Rıza Paşa Hazretlerine,

         Millet, şimdiye kadar devlet yönetimine geçenlerin, anayasaya ve milli amaçlara ters düşen ve bilinen tutumlarından üzülerek, hukuka uygunluğu sağlamak ve geleceğini güvenli ve becerikli ellerde görmek için kesin kararını vermiş ve gerekli cesaretli girişimlerde bulunmuştur. Düzgün bir kuruluşa bağlı milli kuvvetler, milletin kesin iradesinin, yüce Allah’ın emirleriyle tam anlamı ile gösterilmesini ispat etme kudretini kazanmıştır.

         Millet, kuvvet ve iradesini hiçbir zaman padişahlık makamına aykırı, ülke yararına aykırı ve millete ters bir biçimde kullanmak arzusunda değildir. Millet, Halife hazretlerinin kutsal şahsının güvenini kazanmış olan yüce şahsınızla yüce arkadaşlarınızı güç durumda bırakmaktan kesin olarak sakınmakta olup, tersine tam anlamı ile yardım etmeye bütün samimiyeti ile hazırdır. Ancak bakanlar kurulu içinde Ferit Paşa ile çalışmış kişilerin bulunması, yüce heyetlerinin düşünceleriyle milli isteklerin uygunluk derecesini olgunlukla anlamak zorunluluğunu doğurmuş bulunmaktadır. Millet olarak tam güvenliğe sahip olmadan atılmış olan her adım, düzelmeye başlamayı engelleyecek ve yarım çarelerle yetinilmesi, millet ile yüksek heyetiniz arasında da yanlış anlamalara neden olabileceğinden, uygun görülmemektedir. Bundan dolayı heyetimiz, kesin ve açık olarak Sadrazam makamının yüce sahibinden aşağıda belirtilen konuların yeni hükümetinizce uygun bulunup bulunmadığı ve kabul edilip edilmeyeceği konusunu büyük bir saygıyla anlamayı görevlerinden sayar.

    1.  Yeni hükümetin Erzurum ve Sivas kongrelerinde kararlaştırılan kuruluşa ve milletin meşru dileğine saygı göstermesi,
    2. Milli Meclis toplanıp, denetim gerçek olarak başlayıncaya kadar milletin geleceği hakkında hiçbir yükümlülük altına ve resmi işlere girilmemesi,
    3. Barış konferansında milletin ve memleketin geleceği kararlaştırılacağından, görevlendirilecek delegelerin bundan önceki gibi yeteneksiz kişiler değil, milletin amaçlarını tam anlamı ile bilen ve güvenilir, anlayışlı ve kudretli kişilerden seçilmesi.

         Bu konuda tamamen anlaşma olması durumunda milletin vicdanından doğmuş ve bütün itilâf devletlerince meşruluğu ve kudreti tanınmış olan milli kuruluşumuzun, hükümetin yardımcısı olacağı ve bu şekilde hükümetin millet ve memleketin geleceği hakkında barış konferansında meydana gelecek girişimlerinin daha güvenilir ve etkili olacağı tabiidir.

         Bir kez bu önemli noktalarda uygunluk sağlandığı anlaşıldıktan sonra, ileride olabilecek normal olmayan durumları gidermek için bazı ek sunuşlarda bulunmamız iznini yüce sadrazam makamına arz ederim.

Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti adına;
MUSTAFA KEMAL

        

         İşte bu önemli noktalar üzerinde anlaştıktan sonra, arada bazı yazılar yazdık. Ali Rıza Paşa, Erzurum ve Sivas kongrelerinden bilgisi olmadığını yazdı. «Gereği yerine getirilmek üzere önce bunları bildiriniz» dediler. Hepinizin bildiği bildiriyi kendilerine ilettik. Bakanlar kurulunun bunu incelemesinden sonra bile Sadrazamın verdiği cevapta önemli noktaların Bakanlar kurulunca kabul edildiği bildiriliyor ve ondan sonra da bizim hakkımızda birtakım kısıtlayıcı isteklerde bulunuluyordu. Bu kısıtlayıcı isteklerin başlıcası, olağanüstü olaylar ve ortaya çıkan yirmi üç günlük durumun giderilmesinden sonra, Meclis-i Mebusan seçimlerine ve hükümet işlerine karışılmaması konularını kapsıyordu. Bizim verdiğimiz cevabı aynen okursam olay daha çok açıklığa kavuşacaktır.

         Yüce Sadaret Makamına,

         «4 Ekim 1919 tarihli, sadaret makamının cevap telgrafının kapsamından anlaşıldığına göre, derneğimiz temsil kurulunun yapmış olduğu sunuş ve tekliflerin tamamen uygun görüldüğü ve kabul buyurulmuş olduğu, minnet duygulan izlenmiştir. Bununla birlikte tarafımızdan taahhüt edilmesini istediğiniz noktalarla ilgili olarak aşağıda olduğu gibi açıklamalarda bulunmamıza müsaade etmenizi içtenlikle rica ederiz. Hükümetin yol gösterici davranışında kanun hükümlerine tam anlamı ile uyulması doğal olup, kurulumuzca da bunun sağlanmasını görmek tek amacımızdır. Son zamanlarda ortaya çıkan uygun olmayan durumun ve kanunsuzluğun nedeni ve etkeni Ferit Paşa Kabinesi idi. Bu konu, adı geçen kabinenin düşmesi ile, yüksek kurulunuzca kanun hükümleri içinde çalışma ve Ferit Paşa Kabinesi tarafından yapılan kanun dışı işler ve davranışlar dolayısıyla ortaya çıkan durumun kaldırılması için gereken kesin önlemlerin alınması ve gereğinin yapılması ile ortadan kalkar ve böylece olması beklenen olay ve devam edebilecek olan davranışlara sebebiyet verilmemiş olur. Kurulumuzun, bakanlar kuruluyla kanuni hükümler içinde her türlü anlaşma ve görüşmelerde bulunabilmesi için, önce hükümetin meşru ve kanuna uygun olan milli kuruluşumuza iyi niyet göstereceğini açık ve kesin bir dille söylemesi gerekmektedir. Aksi halde, kurulumuz ile hükümetimiz arasında karşılıklı güven ve samimiyet bulunup bulunmadığı kuşkusu doğacak ve sonuç olarak bu da uyumsuz davranış ve girişimlerin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Başkent ile Anadolu’yu birbirinden ayırmaya kurulumuz ve temsilcisi bulunduğumuz millet bireyleri sebep olmamışlardır. Tam tersine, düşünülen hükümetin Paris Barış Konferansı’nda doğu illerimizi, tamamını geniş bir özerkliği olan Ermenistan olarak kabul edişi, Toroslar sınır gösterilerek iki üç ilimizin tümünün Osmanlı sınırı dışında bırakılması ve başkent ile illerimizin bazılarında ateşkes antlaşması hükümlerine aykırı birçok işgaller ve devlet ve milletin bağımsızlık gururunun kırılmasına seyirci kalınması, başkent ile Anadolu’nun birbirinden ayrı düşünmelerine neden olmuştur. Ayrıca, bu duruma milli varlığını korumak amacı ve dine dayanan azmi ile kutsal haklarını korumak için ayaklanan kongre üyelerini eşkıya çetesi gibi cezalandırmak amacı ile Elâzığ ilinde birtakım eşkıya toplayarak Sivas ve Elâzığ halkları arasında vuruşma için hazırlanma emri veren bundan önceki hükümetin meşru olmayan icraatı da neden olmuştur. Osmanlı topraklarının bir kısmının işgali tehlikesine gelince; Milli kuruluşunuzun kurulmasından bu güne kadar hiçbir işgal olmadığı gibi, tam tersine Ferit Paşa Kabinesi’nin hoşgörü ve günahının sonucu ateşkes hükümlerine aykırı olarak işgal edilen Merzifon ve Samsun gibi illerimiz boşaltılmıştır. Bundan dolayı, devletin birliğini heyetimiz değil, bundan önceki hükümetin bozduğunu söylemeye gerek görmediğimi arz ederim. Tarafımızdan hiçbir resmi daire işgal edilmemiş olup, ortada bulunmayan bir durumun düzeltilmesi gibi bir şey düşünülemez. Milli kuvvetlerimiz aleyhinde bundan önceki hükümetin yapmış olduğu yayının doğruluk derecesini araştırmak üzere gelen ve başkentte milletin güvenini taşıyan, milli kuvvetlere dayalı ve meşru olan bir hükümet bulamayan itilâf devletlerinin yollamış olduğu birtakım görevlilerle yaptığım görüşmeler de siyasi bir resmiyet taşımamaktadır. Bu görüşmelerin amacı, milletin geleceğe yönelik isteklerini milli kuruluşumuzun büyüklük ve kudretini, milli iradenin genişliği ve kesinliğini onlara yakından göstermek ve bununla milletimiz hakkında saygı ve güven sağlamakla sınırlandırılmıştır. Bunun da barış konferansında gelecek için zararlı değil, aksine çok yararlı sonuçlar sağlayacağı şüphe götürmez bir husustur. Milletvekili seçimi hakkında bundan önceki hükümetin verdiği emirler gereği hareket eden mahalli daireler henüz seçim kütüklerini bile hazırlamaya yeni başlamış olduklarından seçimlerde halkın hürriyetine saldırı ve engelleme şimdiye kadar maddeten mümkün olmadığı gibi, örneğimiz ve bir siyasi kuruluş olmadığından, siyasi ihtirastan tamamen uzak bulunacağını ve seçimlerde kesinlikle halkın anlayış ve vicdan hürriyetine karışmayacağım pek çok kere bildirileriyle açıklamış bulunmaktadır. Hükümet işlerinde olan duraklama, ancak resmi telefon görüşmelerinin arızasıdır ki, bu da milletin şefkatli babası ve şerefi olan padişahına sunuşunu ve ricalarını iletmesine engel olmuştur. Bu da padişah ve millet arasında bir engel oluşturan Ferit Paşa Kabinesi’nin uygun olmayan tutumunun zorunlu sonucudur. Şu noktayı da ciddi bir olgunluk ve önemle yüksek görüşlerinize sunmak zorundayız. Samimi açıklamalarınızda memleketimizde meşrutiyet gereğince milli egemenliğin yürürlükte bulunduğu açık ise de, feshedilmesinden itibaren Meclis-i Mebusan’ın dört ay içinde toplanması Anayasamızın açık hükümlerinden, olmasına rağmen bu güne kadar seçimlerle ilgili kütükler bile hazırlanmamıştır. Başka bir şekilde açıklanması. mümkün olmayan, dört ay içinde toplanma kanuni zorunluluğu altında bulunan Milli Meclisin şu ana kadar toplanamaması Ferit Paşa Kabinesi’nin açıktan açığa meşrutiyet idaresine bir darbesi ve Anayasaya açık bir saldırısı sayılır ve ceza kanunun özel maddesine dayanılarak bir cinayet sayılıp, sebep olanlar hakkında kanun hükümlerinin tam olarak uygulanması, milli egemenliği kabul eden ve kanun hükümlerinin uygulanmasını kendisi için bir kanuni görev sayan her meşru hükümet için ilk kutsal görev niteliğindedir. Bundan sonra ayrıntılarla ilgili bazı noktalar vardır.

         Efendim! Ali Rıza Paşa bu cevabımızdan sonra birkaç gün kendi isteği ile sustu. Nihayet üç gün sonra karşımıza bizimle konuşmak üzere Harbiye Nazırı Cemal Paşa çıktı. Cemal Paşa’nın verdiği telgraf, bakanlar kurulunun milli amaçlar içinde hareket için önerilen şartların tamamını kabul ettikleri konusunu içeriyordu ve karşılıklı olarak yapılan önerilerle hükümetle hepimizin çok ciddi ve samimi bir anlaşma yapmış olduğumuz izlenimini alıyorduk. Fakat bu anlaşmanın gerçekleşmesi sözünden sonra, Cemal Paşa yeniden bazı önerilerde bulundu. Bakanlar kurulu adına önerdiği konular önemli olduğu için birer birer açıklayacağım.

  1. İttihatçılıkla (İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilgili kimse.) ilişkili bulunmamak, ‘
  2. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na katılmasının doğru olmadığı ve sebep olanların adlarını tespit etmek için bazı yayınların yapılması ve haklarında kovuşturma açılması ve kanuni cezalarının verilmesi,
  3. Her nevi cinayet suçlularının cezadan kurtulamayacağı,
  4. Seçimlerin hür bir şekilde yapılabilmesi için güvence verilmesi, bildiriliyor ve isteniyordu.

         Buna verdiğimiz cevap, söylediğimiz düşünceler şöyle idi;

         Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine,

         9 Ekim 1919 tarihli yazınıza cevap vermeden önce temsil heyetimizin sayın bakanlar kurulu üyeleri hakkında saygı duyguları ile en iyi dileklerimi sunduğumu ve düşüncelerini birbirine söyleme ve birbirlerine düşüncelerini bildirme ile iki tarafın dürüstlük ve samimiyeti kendisine önder kabul ettiğine inandığımızı arz ederim. Çeşitli araçlarla duyurulması gerekli görülen yazınız ve açıklanan dört madde hakkında temsil heyetimizin görüşü ve düşüncesi aşağıda belirtilmiştir:

         Rum ve Ermenilerle İngilizler başta olmak üzere itilâf devletlerinin ve bunların suçlarına alet olan düşük Ferit Paşa Kabinesi’nin, milli birliğe ve vatan mutluluğuna yönelik her çeşit girişimi ve meşru milli faaliyeti genel olarak ittihatçılıkla suçlamayı bir meslek edinmiş oldukları hepimizce bilinmektedir. Girişimimizin ve milli kuruluşumuzun ittihatçılıkla hiçbir ilgisi olmadığı, kötü düşünen kişiler dışında gerek millet ve gerek ilişkide olan yalancılarca anlaşıldığı halde açıkladığınız kötü anlayışı tam olarak ortadan kaldırmak umuduyla Sivas Genel Kongre’sinin birinci oturumunda konuşmalara başlamadan önce bütün delegeler, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin canlandırılması için çalışmayacakları konusunda açık olarak, birer birer ant içmişler ve bu ant sureti her tarafta yayımlanmış ve ilân olunmuştur. Bundan başka, yeri geldiğinde ve özellikle yabancılarla ilişkide bulundukça bu önemli konu ile ilgili bildiride ve gerekli açıklamalarda bulunulmaktadır. Bununla birlikte, önerdiğiniz gibi bu konuda yine fırsat çıktıkça, açıklama ve yayımdan geri kalınmayacaktır. Yalnız bu konu göründüğünden başka bir biçimde ortaya çıkarsa, durumu nedeniyle özel bir önem verilmesi gerekmektedir. Bu yönüyle, sadece bakanlar kurulu üyeleri ile düşüncelerimizi karşılıklı söylememiz ve yüksek heyetinizde bu konuda hâkim olan düşünceyi öğrenmek amacı ile temsil heyetimizin buna ilişkin düşüncelerini arz etmeyi gerekli görmekteyiz. Biz Müslüman olmayan halk ile itilâf hükümetlerinin siyasi durum karşısında gördüklerini, genel olarak ittihatçılıkla suçlamalarını doğru bulmuyoruz. ittihatçılar içinde kötü yönetim ve yolsuzlukları ile memleketi harabeye çevirenlerden oluşan bir küçük grup vardır ki işte millet ve bizim gözümüzde asıl suçlu olanlar bunlardır. Yoksa ittihat ve Terakki üyesi olup tarafsızlığını korumuş, kötülüğe âlet olmamış onurlu kişilerin bu şekilde zan altında bırakılmaları ve özellikle her millette olduğu gibi iyiyi güzeli gerekli şekilde ayıramamak, halkın bir kısmını zan altında tutmak doğru değildir ve bunu ülkenin güvenliği, iç düzeni ve geleceği bakımından sakıncalı bulmaktayız.

         Bundan dolayı, kabinenin, bu maddenin asıl amacının ne olduğunu açıklamasını önemle rica ederiz.

         2. ikinci madde içeriğine gelince: Bu konu, çok yönlü düşünülmesi gereken ve çeşitli şekillerde yorumlanabilen bir husustur. Örnek olarak, kafa tutmayı bile akla getirmektedir. Sonucunda felâket ve çok üzücü olaylara neden olan ve bu gün için milletimizin memnuniyetsizliğine yol açan I. Dünya Savaşına katılmamış olmak tabii ki çok daha iyi olurdu. Fakat buna maddeten imkân yoktu. Çünkü katılmama, silahlanmış bir tarafsızlığı, yani boğazların kapalı bulundurulmasını gerektiriyordu. Halbuki vatanımızın coğrafi konumu, İstanbul’un stratejik durumu, Rusların itilâf hükümetleri yanında yer almış olması, bizim seyirci kalmamıza kesinlikle uygun değildi. Bunun yanı sıra silahlanmış bir tarafsızlığın devamı için paramız, silahımız, sanayiimiz, kısaca, gerekli araç ve gerecimiz de bulunmuyordu. İtilâf devletlerinin ve özellikle İngilizlerin para vermemesi bir yana, gemilerimize el koyarak milletin dişinden tırnağından artırarak biriktirdiği gemi yapımına ait yedi milyon liramızı zorla alıkoymaları, (Abdulkadir Kemali Bey: Kahrolsunlar) itilâf devletlerinin savaş ilân etmesi, bizim savaşa katılmamızdan dört ay önce her yönüyle Osmanlı hükümetinin zararına bir Ermenistan Cumhuriyeti kurulmasına karar verdiklerini ilan etmiş olmaları ve hatta Bolşeviklerin yayınladığı gizli antlaşmadan da anlaşıldığına göre, İstanbul’un Çarlık Rusya’sına vadedilmiş olması, savaşa itilâf devletlerine karşı girmemizin zorunlu olduğunu gösteren açık delillerdir.

         Bir de İngiltere ve Fransa’nın kendisine İstanbul’u vermeyi tasarladıkları Rusya dururken, Balkan Savaşı uğursuzluğundan sonra milli varlığımız ve askeri değerimize dayanmadan, milletimizi kendilerine katılmış saysak bile, halkımızın bunu arzuladığını düşünmek doğru olamaz. Savaşa girmemizi bir hainlik olarak nitelemek ve koca, bir milleti dört beş kişinin oyuncağı durumuna düşürmek, düşüncemize göre yarar sağlamak şöyle dursun,, tam tersine düşük Ferit Paşa’nın Paris’te sakat bir düşünce ile vermiş olduğu Avrupa’ dan merhamet dilenen demecine karşılık Clemenseau’nun cevabı olan hakaret dolu sözlerin, Tanrı korusun, bir kere daha duyulmasına neden olabilir. Bundan dolayı, mert bir biçimde gerçeği söylemek ve kahramanca savaşan bu koca. milletin yenik düşmesinin zorunlu sonuçlarına katlanmakla birlikte, bu olayın cinayet olarak kabul edilmemesi ve bu yüzden ceza verilmesinin düşünülmemesi kusursuz ve yararlı bir prensip olarak kabul edilebilir. (Bravo sesleri ve alkışlar)

         Savaşa sebep olanlar hakkındaki konuya gelince; Savaş ilanı sorumluluğu olmayan yüce padişahın yetkisi olduğuna ve o zamanki bakanlar kurulunun savaş ilânından dört ay sonra toplanan Millet Meclisi’ne yaptığı açıklamalar üzerine alkışlarla Meclisin güvenini sağladığına göre, olay Yüce Divan’ın incelemesinden geçmeden, olur olmaz şu veya bunun aleyhine suçlamalarda bulunmak doğru olmayabilir.

         3. Savaş sırasındaki kötü yönetimlerin açığa çıkarılıp cezalandırılması, vatanımızda sorumluluğun büyük ve küçük her kişiye dağıtılması ve kanun uygulamalarının tarafsız ve yüce adalete uygun olarak yürütülmesini sağlamak en büyük dileğimizdir. Fakat biz bunun, birçok tartışmalara neden olan kâğıt üzerinde, reklam şeklinde yayımlanmasından çok, fiilen uygulama ile yabancı dostlarımıza gösterilmesini uygun ve yararlı görüyoruz.

         4. Seçim hakkındaki görüşlerinizi bildiri ile yayımladık ve ilân ettik. Bu hususta akla gelebilecek başka sorularınız varsa, emirlerinizin bildirilmesini rica ederiz.

         Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti adına;

         MUSTAFA KEMAL

        

         Efendim! Ali Rıza Paşa kabinesi ile aranızdaki önemli yazışmalar burada son buluyor. Fakat bu son günde kabine, heyetimiz ile yakından görüşmek ve ayrıntılar üzerinde anlaşmak için Bahriye Nazırı (Deniz İşleri Bakanı) Salih Paşa’nın bizimle konuşmasını uygun görmüştür. Amasya’da kendisi ile görüştük. Salih Paşa hazretleri ile hemen hemen üç gün üç gece devam eden konuşmamız sırasında az önce açıkladığım kongrelerin kabul ettiği prensipler ve kuruluş tüzüğünün önemli maddeleri birer birer okundu, tartışıldı ve tam anlamı ile anlaşma sağladık. Görüşmelerimizde tutanak tutuluyordu ve bu tutanak Salih Paşa hazretleri ile kongre adına kendileriyle görüşen heyet tarafından imzalanmış ve uygunluk belirtilmiştir. Bunu aynen okumayacağım. Arz ettiğim konulardan oluşmaktadır. Bildiğiniz bu maddeler için yalnız Milli Meclisin onayı gerekmektedir. Bu görüşmelerin ayrıntılarına girmeyeceğim. Yalnız Salih Paşa hazretlerinin imza koydukları tutanakta bizim prensiplerimizde yer almayan bir durum kayıtlıdır. Oraya dikkatinizi çekmek istiyorum.

         Efendiler,

         Bu konu, Milli Meclisin kurulma yeri ve toplanma sorunu idi. Genel durumumuz, İstanbul’un özel durumu görüşüldü ve tartışıldı. O fıkrayı aynen okuyacağım.

         Bundan sonra Sivas Kongresi’nin 4 Eylül 1919 tarihli kararlarının kuruluş kısmı ile ilgili on birinci maddede yer alan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin durumu ile ileriye yönelik şekil ve faaliyetleri konusu görüşüldü. Bu maddede, milli iradeyi egemen kılacak olan Milli Meclisin güvenlik ve bağımsızlık içinde yönetim ve denetim görevini üstlenmesinden ve bu görevin Milli Meclisçe onaylanmasından sonra derneğin durumunun kongre kararı ile tespit edileceği açıkça belirtildi. Burada açıklanan kongrenin, şimdiye kadar yapılan Erzurum ve Sivas Kongreleri gibi dışarıda ayrı bir kongre sayılması gerekli değildir. Derneğin programını onaylayan Milli Meclise, dernek tüzüğünde açıkça belirtilmiş olan delegelerin de katılmasıyla yapacakları özel toplantı kongre yerine geçebilir.

         Milli Meclisin İstanbul’da tamamen güvenlik içinde ve bağımsız olarak görev yapabilmesi gereklidir. Bu günkü şartlara göre bunun ne dereceye kadar sağlanabileceği ayrıntılarıyla düşünüldü. İstanbul’un yabancıların işgali altında bulunması nedeniyle milletvekillerinin yasama görevlerini gerekli şekilde yapmalarına pek uygun olamayacağı görüşü ortaya çıktı. Yetmiş seferinde Fransızların Liyon’da ve daha sonra Almanların Weimar’da yaptıkları gibi barış sağlanıncaya kadar geçici olarak Milli Meclisin Anadolu’da, yüce hükümetin uygun göreceği güvenilir bir yerde toplanması uygun görüldü. Milli Meclisin toplanmasından sonra, güvenliği ve korunması konusu ortaya çıkacağından bunun tam olarak sağlanması gereği ile, dernek temsil kurulunun kaldırılması ve kurulmuş olan kurumun çalışma hedefi, yukarıda açıklandığı gibi, kongre makamının yerine geçecek özel toplantıda kararlaştırılacaktır.

         Milletvekili seçimlerinin özgürce yapılalıilmesi gereği, yüce hükümetçe emir buyurulmuş olduğundan seçimlerin yapılmasında dernek temsil heyetinin en küçük bir etki veya baskısı bulunmamaktadır.

         Efendim, Salih Paşa Hazretleri tutanağa imza attıktan sonra bu konuda Milli Meclisin toplantısına İstanbul’dan başka bir yerde olması konusunu bazı bakanların uygun bulacaklarından emin olmadıklarını; bununla birlikte bakanlar kurulu adına buraya geldiklerini ve kabine adına bizimle görüştüklerini, onların uygun şekilde davranacaklarını umduklarını söylediler. Ancak kendilerinin vicdan, akıl ve düşünce yönünden buna inandıklarını ve bu vicdani düşüncelerini, bütün bakanlar kurulu üyelerine ve yüce padişaha anlatmaya gayret edeceklerini, eğer bunu kabul ettiremezlerse ve bu gerçek karşısında da hükümet Milli Meclisin İstanbul’da toplanmasını emrederse, bu konunun kendileri için bir onur meselesi olacağından görevlerinden ayrılmak zorunda kalacaklarını söylediler. Fakat zannederim, kendileri görevlerinden ayrılmamışlardır.

Salih Paşanın tahmin ettiği gibi, kendilerinin İstanbul’a dönüşlerinden sonra bu kez de Harbiye Nazırı Cemal Paşa tarafından yine kabine adına gelen hir telgrafta olay yeniden konu oldu. Çok önemli bulduğum için telgrafı aynen okuyacağım:

         Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine sunulacaktır.

         Bahriye Nazırı Salih Paşa Hazretleri ile Amasya’da yapmış olduğunuz görüşmelerin iyi bir sonuca ulaşması Bakanlar Kurulu üyelerince memnunlukla karşılandı. Yalnız, Meclisin hilâfet ve saltanat başkentinden başka bir yerde toplanması son derecede önemli ve tehlikeli görüldüğünden bu konudaki görüşümüz aşağıda arz olunur:

         İlk olarak Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da toplanmaması için gösterilen sebep, başkentte yabancı devletlerin kara ve deniz kuvvetlerinin bulunması nedeniyle görüşmelerin özgürce yapılmasının sağlanamayacağı ve bazı milletvekillerin oylarına bile saldırılmasının mümkün olduğu görüşüdür. (Gülmeler) – … Bu, bizim görüşümüzdür Bununla birlikte, İtilâf devletlerinin tümü, meşrutiyet (Hükümdarla yönetilen bir ülkede hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan hükümet şekli.) ile yönetildikleri için, Milli Meclislerin her türlü saldırıdan korunmasının önemi yanı sıra, böyle bir uygulamanın medeni dünyada ne derece kötü etki yapacağı gerçeği de kendilerince bilinmektedir. Bu nedenle Meclis-i Mebusan’ın görüşme güvenliğinin bozulması mümkün değildir. İtilâf devletleri tarafından kendilerine karşı davranış yapılması beklenebilecek kişilerin sayılarının aslında pek az olması nedeniyle, bu kişilerin millet ve devlet güvenliği için bir özveri daha göstererek milletvekilliğinden istifa etmeleri, bu engeli de ortadan kaldırabilir. Böyle bir durumun gerçekleştirilmesini, haklı olarak cömert ve saygıdeğer kişiliğinizden beklemekteyiz.

         İkinci olarak, bu buhranlı ortamda devlet büyükleri ile halkımızın birbirleri ile olan ilişkiyi sürdürmeleri ve görüş birliği içinde tek bir vücut olarak, yaşamakta bulunduğumuz tehlikeli durumdan var gücümüzle vatanımızı kurtarmak için çalışmaları gerekmektedir. Meclis-i Mebusan’ın taşrada toplanması durumunda, bir kısım bakanlık ve hükümet dairelerinin de oraya taşınması gerekeceğinden, bunun güç ve imkânsız yönleri bulunmasının yanı sıra, hükümetin taşınması yolunda bir başlangıç olarak düşünülebileceğini de bildirmeyi gereksiz görüyorum. Bakanlar ile milletvekilleri birbirleriyle ilişkiyi devamlı olarak sürdürmek zorunluluğunda bulunanlarından bakanların İstanbul’da, milletvekillerinin taşrada bulunması mümkün değildir. Hatta toplantı yeri olarak İstanbul’a en yakın olan Bursa bile seçilse, ulaşım durumuna bakarak düzenli ve zamanında gidip gelmek, yazıları ve belgeleri getirip götürmek mümkün görülmemektedir. Özellikle Sadrazam Paşa Hazretleri ile içişleri ve dışişleri bakanlarının Meclis ile devamlı ilişkilerini sürdürmeleri ve İstanbul’dan da ayrılmamaları gerektiğinden bu iki zorunlu durumun bağdaştırılması mümkün değildir.

         Üçüncü olarak, Meclis-i Mebusan’ın taşrada toplanması İstanbul’dan başka bir merkezin daha kurulması anlamını taşımasının yanı sıra, İstanbul’un geleceği henüz aydınlanmadığından, daima gözleme fırsatı bulan düşmanın ve özellikle Venizelos ve buna benzer kişilerin zararlı propagandalar yapması için de gerekçe oluşturur. İstanbul diğer devletlerin başkentleri gibi değildir. Yalnız Osmanlıların başkenti olmayıp yüz milyonlarca İslam’ın sevgisini belirttiği ve darda kalınca, başvurduğu yer olduğundan, her ne şekilde olursa olsun başlı başına hükümet merkezi olmak onurunu kaybetmesi durumunda asırlık Osmanlı saltanatının Avrupa’dan kaldırılarak bir Asya beyliği haline dönüştürülmesi ile kindarlara ve düşmanlara yeni bir silâh verilmiş olur. Bunu önlemek için, bütün ülke kuvvetlerinin İstanbul’da toplanması özellikle bu an için zorunlu görülmektedir.

         Dördüncü olarak, bazı siyasi partiler ile Müslüman olmayan unsurların seçilmesinin tarafsızca yapılamayacağı düşünülerek seçimlere girip girmemekte hâlâ kararsız durumda iken, Meclisin Anadolu’da toplanması, Meclisi Mebusan’ın sadece milli kuruluş mensuplarına kalacağı fikrini kuvvetlendirir. Bu nedenle, onlar seçimlere katılsalar bile milletvekillerinin bir kısmının Anadolu’ya gitmekten kaçınmaları ve İstanbul’da toplanma isteklerini bildirmeleri de akla gelebilecek bir konudur. Böylece Meclis-i Mebusan’ın ikiye ayrılarak, her ikisinin de çoğunluk sağlayamadığı duruma gelinir ve alınan kararların gerçek ve güvenilir olmaması üzücü sonucu ortaya çıkar. Genel ve özel durumumuzu devamlı olarak inceden inceye araştırma altında tutan ve Türklerin kendilerini yönetmeye ve zor zamanlarda bile anlaşma yapmaya gücü yoktur konusundaki düşünceleri için delil aramakta olan düşmanlara kullanılacak bir koz verilmiş olur. Zaten konferans önüne çıkmamız ve orada iyi bir şekilde kabul görmemiz, bütün milletin el ele, bir arada olması ve hükümetin de böyle bütünleşmiş bir topluluğa dayanmasının uygun olacağı açıklama istemeyen bir konudur.

         Meclisin Anadolu’da toplanacağı söylentisi şimdiden birtakım dedikoducular ve yabancılar tarafından çeşitli şekilde yorumlara yol açmıştır. Bunun çok tehlikeli sonuçlara ulaşabileceği konusuna önemle dikkatinizi çekerim.

         Harbiye Nazırı CEMAL

                 İşte efendiler,

Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin Milli Meclisin İstanbul’da toplanması gerekliliğine ilişkin öne sürdüğü gerekçe ve düşünceler bunlardır.

         İşte bu görüş, şahıslarına bile saldırı yapıldığı fikridir ve bizim bütün bu düşüncelere karşı cevap olarak bildirdiğimiz görüşler de şunlardır:

         Bu gün, yüce saltanat başkentinde Milli Meclisin toplanması fikrini uygun görmeyenler, genellikle birbirine benzer düşünceler ortaya koymuşlardır.

Bizim bunlara 29 Ekim 1919 tarihinde verdiğimiz cevap şöyledir:

Sivas 29 Ekim 1919
Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretlerine,

         C. 27 ve 28 Ekim 1919 tarihli ve (300, 301) numaralı şifrelere.

         Bu gün yüce saltanat başkenti ve İslâm dininin hilâfet merkezi olan İstanbul, düşman donanmasının topları ve kuvvetlerinin işgali altında, düşman polis ve jandarmasının sorumluluğunda ve eli altında bulunuyor. Basın, itilâf devletleri tarafından denetim altında, kişisel hukuk ve sosyal durumumuz bunların baskısı altında, sayın kabine üyelerine varıncaya kadar giren ve çıkan herkes yabancılar tarafından inceleme ve denetim altında bulunmaktadır. Tam anlamı ile saltanat başkenti ve hilâfetimiz kuşatma altında olup bağımsızlığımız burada manen ve fiilen yürürlükte değildir. Buna, bir de Rum ve Ermenilerin hükümeti tanımamalarını ve itilâf devletlerine dayanarak bir çeşit ayaklanma durumunda bulunmalarını ve birtakım bozguncu kuruluşların yaptıklarını da eklersek, başkentimizin içinde bulunduğu üzücü ve korkunç durumu tam anlamı ile açıklamış oluruz.

         Bundan dolayı, bütün bu haksız uygulamalar ve bunların ayrıntıları ile bildirilmesi ve açıklanması sonucunda Avrupa’dan, kamu oyundan, hak ve adalet isteyecek ve kazanılmasını sağlayacak olan Milli Meclisin İstanbul’da görev yapmasına bizce imkân bulunmamaktadır.

         İtilâf devletlerinin meşrutiyet ile yönetilen birer hükümet olduğu bundan dolayı Milli Meclisimiz, zararına girişimlerde bulunmayacakları konusundaki görüşünüzü bir iyi niyet örneği olarak düşünmek zorundayız. (Alkışlar) Ancak Avrupa devletleri, milletimizi meşrutiyeti ve hürriyeti sağlayabilmiş olgun bir millet olarak kabul etmiş ve düşünmüş bulunsalardı, bu görüş doğru olabilirdi. Aslında durum, tamamen bir iyi niyetin tersine gerçekleşmiş ve gerçekleşmektedir.

         İmzalamış oldukları ateşkes antlaşması hükümlerine aykırı tutumları ve hükümetin yargı hakkına saldırıları, bizi insan olarak düşünmediklerine ve verdikleri söze uymamayı, bize karşı dürüst olmayan bir davranış olarak kabul etmediklerine bir delildir.

         Birkaç kişinin şahıslarına karşı olabileceği düşünülen işlemlerin nedeni, bu kişilerin Devlet ve milletin ve saltanat makamı ile hilâfetin bağımsızlığı ve bütünlüğü uğrundaki uğraşı ve çalışmaları ise, bunlardan başka aynı ruh ve düşüncede bulunan diğer kişilerin de saldırı hedefi olmayacağını kestirmek ve güven vermek kesinlikle mümkün olamaz. Bundan dolayı bu durum bütün Milli Meclise karşı da gerçekleşebilir.

         Aslında yukarıda ayrıntılarıyla anlattığımız gibi, İstanbul işgal altındadır ve tehlike fiilen mevcuttur. Milli Meclisin ise kesinlikle güvenlik içinde bulunması ön şarttır ve önemlidir. Bu nedenle taşrada tam güvenlik içinde bulunan bir yerde toplanılması kesin olarak zorunlu görülmektedir.

         Meclisin toplanması ve barışa kadar geçici olarak taşrada toplantılarını sürdürmesi durumunda, açıkladığınız gibi bakanların bazılarının ara sıra veya sürekli olarak İstanbul’dan ayrılmaları gerekmez. Bazı bakanların gidip gelmeleri veya yetkili bırakmaları kesinlikle hükümet merkezinin taşınması anlamına gelmez. Bundan başka, Milli Meclisin taşrada toplanması kesin bir zorunluluğa dayandığından, İstanbul’dan başka bir merkez daha kurulması anlamına da gelmemesi gerekir. özellikle geleceği şüpheli olan İstanbul yerine geleceği bilinen ve güvenliği tam olan bir yerden kurtarma çalışmalarının yapılması amaca daha uygun olur. Venizelos’un Atina’yı emin bulmadığı için bakanlar kurulunu bile Selânik’te oluşturması ve kurması sonucu Yunan başkentini tehlikede bırakmak yerine kurtardığı, bazı olaylarla ispatlanmıştır. Ferit Paşa’nın Sadrazam ve Dışişleri Bakanı iken Avrupa’da aylarca kalması hükümet tarafından sakıncalı görülmediğine göre, bu derecede önemli biı durumda hükümet üyelerinin gerektiğinde Milli Meclisin bulunacağı yere gelip gitmelerinde hiçbir engel olmayacağı açıktır. Bu toplantının İstanbul dışında olmasından dolayı, Venizelos ve buna benzer düşmanların propagandada bulunacakları pek tabii görülmektedir. Çünkü bu toplantının kendi zararlarına olacağını şimdiden kestirmekte oldukları şüphesizdir. Salih Paşa hazretleri ile bu konuda görüşeli iki gün olduğu halde, haberin memleket içinde anlaşılmasından önce yabancı yerlere ulaşmış olduğu anlaşılıyor. Aynı görüşten hareket ederek, bunun da pek tabii olduğu söylenilebilir. Her halde yabancıların, milletimizin düşüncelerini anlamak konusunda, inceden inceye araştırma yapmakta oldukları kesindir. Meşruiyetini ve hukukunu anlamış olan hiçbir milletin, düşman içinde, düşman baskısı altında kendi hukukunu korumak üzere toplanmak isteyeceğini kabul etmek doğru olamaz. Bu gün İstanbul’da toplanmayı istemek bütün ülke kuvvetlerini burada bir araya getirmek, bu kuvvetleri kıpırdayamaz hale sokmak, sonuçta intiharı amaçlamak demektir. Bundan başka, Milli Meclisin bu durum altında başkentte toplanması, milletin İstanbul’un işgal altında bulunmasını ve bunu gerçekleştirmiş olanların haksızlıklarını aynen kabul etmesi demektir. Bununla birlikte, Anadolu’da toplanması aynı zamanda başkentin üzücü durumunun dünyaya karşı açıkça ve eyleme dönüştürülerek kınanması yararını sağlar.

         Yüce Halifenin İstanbul’da bulunmaları göz önüne alınsa Meclisin taşrada bulunması nedeniyle hilâfet makamı için İslam dünyasının gözünde bir değişiklik ve ters tepki olamaz. Çünkü Milli Meclis milletimizi temsil eden kuruluştur. Hatta açılış için yüce padişahın bir vekil yollamaları da mümkündür. Hem bu şekilde İslâm dünyası Milli Meclisin hilâfet merkezinde toplanmaya cesaret bulamadığını görerek bu kutsal makamın düşman tehlikesi altında bulunduğunu hissedecektir ki, bunun yararı açıktır.

         Müslüman olmayan unsurlara gelince, bunlar daha Tevfik Paşa kabinesi zamanında seçimlere katılmayacaklarını ilân etmişlerdi. Bunların katılmamaları kendi zararlarından başka bir sonuç doğurmaz. İnşallah, vatan ve millet bağımsızlığını kazanınca ister istemez aynı , haklara sahip Osmanlı vatandaşı olarak oturmaya mecburdurlar.

         Siyasi partilerimizden bazılarının Anadolu’yu istememeleri tabii olarak milli kuvvetlerin etkisi altında kalmak korkusundan olacaktır. Halbuki milletin asıl büyük çoğunluğunu temsil eden milliyetçi milletvekilleri de İngilizlerin etki ve baskısı tehlikesi nedeniyle İstanbul’u istemeyeceklerdir. İstanbul’un çıkaracağı belirli sayıdaki milletvekillerinin önemli bir kısmı, hiç şüphesiz milletle beraber olacağına göre taşraya geleceklerdir. Hatta hiç gelmeyeceğini düşünsek ve meclisin ikiye ayrıldığını kabul etsek bile oy çoğunluğunun İstanbul’a mı, yoksa taşraya mı ait bulunacağını tabii şimdiden kestirmek mümkündür. Aslında bu gibi şüphe ve kararsızlığa düşecek milletvekillerinin vatan ve millet uğruna istifa ederek özveri gösterecekleri umulmalı ve beklenmelidir. Aydın kesiminde seçimlerle ile ilgili olarak yapıldığı bildirilen yakınmalar Yunan işgali altındaki yörelerde yapılıyor ise, bunun Rumlar tarafından düzenlendiğinden hiç kuşkumuz yoktur ve bu, çok doğal görülmektedir. Haksız işgal olunan bu sevgili ilimizin Milli Meclise milletvekili gönderebilmesi özel dileğimizdir. Böylece, millet fiilen işgali tanımadığını ve bu zengin topraklardan ayrılmaya asla razı olmadığını dünyaya ispat etmiş olacaktır. Buna hükümetin de resmen destek olması İzmir, Adana, Musul illeri ile Maraş, Antep, Urfa sancaklarına resmen seçim için kesin emirler vermesini siyasi durunun gereği olarak görüyoruz. Kurulumuzun verdiği sözü tutan kişilerden oluştuğuna güven duymanızı özellikle rica ederiz. Daha anlaşma yapıldığı gün, bunu bütün benliğimiz ile destekleyeceğimizi ve yardım edeceğimizi arz ederek söz vermiş, durumu bütün milletimize bildirmiştik. Aradan yirmi beş gün geçti. Bu süre sırasında bütün çalışma ve davranışlarımızla hükümet görevlerini kolaylaştırmaya, hükümet kuvvetlerini yüceltmeye çalışıyoruz. Buna karşılık kabinenin hâlâ özel tasarımızdan kuşku duyması ve uygulamalar için adım atmamış bulunması, üzüntülerimize sebep olmaktadır. Milli kuruluşumuzun amacının kanunlara uygunluğunu kabul ederek, gereğine uyularak yönetilmesini üstlenen hükümetin, kuruluşumuzu lağvedeceğini ve tüzüğünde açıkça belirtilen temsil heyetimizin şimdiki çalışma düzeninin değiştirilmesini isteyeceğini tabii ki aklımızdan geçirmiyoruz. Bu durumda nasıl direnme ve yardım istenebilir? Bu kanunun açıklığa kavuşturulmasını rica ederiz.

         Tam tersine, Temsil Heyeti, Ferit Paşa Kabinesi’nin yapmış olduğu haksızlıkların düzeltilmesi konusunun halâ ele alınmadığını görmekle üzgün bulunmaktadır. Milli Meclis konusunda Temsil Heyetimizin görüşünü yukarıda belirtmiş bulunuyoruz. Bununla birlikte, tutumumuzu milletin kamu oyu üzerine dayandırmak bizlerce genel kural olduğundan; bütün il merkezleri heyetlerinin bu konudaki görüşü de ayrıca sorulmuştur. Sonuca göre davranacağımız tabiidir, efendim.

Temsil Heyeti adına
MUSTAFA KEMAL

         Bizim bütün bu düşüncelere karşı cevap olarak bildirdiğinin görüşler şunlardır:

Bu gün yüce saltanat başkenti ve Milli Meclisin İstanbul’da toplanması fikrini kabul etmeyenler de hemen hemen genellikle aynı noktaya dayanarak düşüncelerini bildirmişlerdir. Bundan sonra Rıza Paşa kabinesi görüşünde ısrar etti. Bu düşünce o zaman yalnız bizim heyetimizin görüşü idi. Bu konu, kesin olarak kabul edilmiş bir karar şeklinde değildi. Onun için çeşitli araçlarla bütün milletin düşünce ve eğilimini anlamaya çalışıyordum. Burada olduğu gibi durumu açıkça belirterek sorduk: « Toplanma yeri neresi olmalı? » Gelen cevaplarda her yörede özel olarak durum anlaşılmıştı. Gerçekten İstanbul’da toplanmanın büyük bir felâket getireceği herkes tarafından açıkça söylenmişti. Ancak ortada bir konu vardı, o da hükümet kanadının bunu uygun bulmaması. Milli Meclisin, Milli Meclis olarak Anadolu’da daha güvenceli bir yerde toplanabilmesi, tabii ki, hükümetin uygun görüşü ile durumun yüce padişaha arzına ve böylece alınacak yüce emre bağlı bulunuyordu. Milletvekilleri dışarıda toplanır, Ayan oraya gelir ve Milli Meclis olarak bir araya gelir. İşte bu olmadıkça Milli Meclisin, Milli Meclis olarak toplanmasına maddeten imkân kalmamıştır. Bu konu bizim için son derecede önemli olduğu için arz ettiğim gibi halkın düşüncelerini öğrenmekle birlikte, Sivas’ta yetki sahibi bazı kişilerle, özellikle bütün komutanların katılmasıyla olağanüstü bir toplantı yaptık. Ayın sonuca vardık. Bu sonuca göre bir Şer vardı. 0 da milletvekillerinin tümünün aynı kanı ile durumu tehlikeli görüp kendiliğinden dışarda bir yerde toplanmaları ! Tabii ki bu topluluk Milli Meclis olamazdı.

         Belki bir millet meclisi olurdu. O nitelikte olmamakla birlikte, böyle basit bir kongre halinde toplanmış olsa bile yapabileceği görevden daha büyük görevi yapmış olacaktı. Benim düşünceme göre milletvekilleri İstanbul’a gitmeselerdi, Meclisi Mebusan orada toplanmasaydı, dışarıda güvenceli bir yerde toplanıp orada bütün ülkeyi, bütün milletin başkentinin geleceğini konuşmuş olsaydı, İstanbul işgal olunamazdı.

         İstanbul’un işgaline tek neden hükümetin birtakım saçma ve köksüz görüşlere saparak zaaf göstermiş olmasından kaynaklanmaktadır. Milli Meclisin dışarıda toplanması gerekliliği ve zorunluluğunu anlatmak konusunda da başarılı olamadıktan sonra artık görüşlerimizi bildirmekten vazgeçtik. Yalnız yine birçok felaketlerin ortaya çıkacağına olan inancımız sürdüğünden bazı önlemler alarak vatan görevimizi gerçekleştirmeye çalıştık. Önerilerimiz hepinizce bilinmektedir. Hiç olmazsa milletvekilleri İstanbul’un o zehirleyici çevresine, havasına girmeden önce dışta birbirleriyle görüşsünler, tanışsınlar ve birbirlerine düşüncelerini söyleyerek aydınlatsınlar. İşte biliyorsunuz, bu amaçla Erzurum’da, Trabzon’da, Samsun’da, kısacası çeşitli merkezlerde, bölge bölge, milletvekillerinin toplanmasını çok rica ettik. İstanbul’a gidecek milletvekillerinden de mümkünse düşüncelerimizi karşılıklı söylemek üzere Ankara’ya gelmelerini istedik. Bu önerilerimizin hem birincisi ve hem de ikincisi kısmen oldu, buraya gelen saygın milletvekilleriyle karşılıklı düşüncelerimizi anlattık, bütün tehlikeli olabilecek durumlar konuşuldu ve geleceğe ait bazı önlemler de düşünüldü. Hatırladığıma göre her şeyden önce Meclis-i Mebusan’da bir grup kurmak gerektiği şart olarak düşünüldü. Çünkü milletvekillerinin genel kurulu dayanışma içinde bulunmazsa hiçbir amacın savunulması ve korunmasına imkân kalmazdı. Yine burada görüldüğü gibi, kurulması düşünülen grup bütün anlamı ve görünümüyle Kuvay-i Milliye’ye dayanacaktır. Bütün dünya da bunu bilecektir. Milletin gücüne dayanmayan milletvekilleri hiçbir kimsenin gözünde güvenilir kişiler olamaz. (Sürekli alkışlar) .

         Burada toplantıya katılan arkadaşlarımız bu gereği tümüyle kabul etmişler ve bu fikirle İstanbul’a gitmişlerdir. Fakat uzaktan gördüğümüze göre bu kararda kesinlikle direnmemişlerdir. Direnmeyişlerinin nedeni de arz ettiğim gibi görünüşte Kuvay-i Milliye ile ilişkili kabul edilmelerindendir. Her iki tarafa yönelmiş bir cephe nasıl olur?

         Efendiler, yurt dışında bu milletvekillerinin milli teşkilât ile yeterince ilgili bulunmadıkları kararına varıldı. Bu durumda ya milli teşkilât yoktur ya da zayıftır. Milli teşkilât varsa, ya korkulacak bir şey değildir ya da bu milletvekilleri ile onun ilgisi yoktur.        Bu nedenle her iki durumda da bir güçsüzlük gözlenmiş oldu. Kuvay-i Milliye de önemsenmedi işte düşmanlarımız bundan son derecede cesaret aldılar. Artık Kuvay-i Milliye’den ve Meclis-i Mebusanı oluşturan sayın kuruldan korkuları kalmadı. Efendim, son bir bölüm daha var izin verir misiniz ?

         Sayın arkadaşlarımız,

İngilizlerin varlığımızı yok etmek için uyguladıkları gizli ve kirli sonsuz yöntemleri bulunduğunu: hepiniz bilirsiniz. işte bu söylediklerimizle ilgili olarak İngilizler, İstanbul’da yasama organımıza saldırı hazırlığı olmak üzere daha önce, bakanlar kuruluna saldırıya geçmeyi tasarlamışlardı. Bu davranışın en açık delili Harbiye Nazırı olan Cemal Paşa ile Genelkurmay Başkanı olan Cevat Paşa’ya karşı yaptıkları saldırı idi. Hepinizin bildiği gibi, İngilizler bu iki kişinin milletin, yararına uygun olan çalışma ve davranışlarının kendi yararlarına uygun olmadığını görerek bunları düşürmek istediler. Ve aynı istekle yüce Osmanlı devletinin hükümetine de bir darbe vurmayı amaçlayarak Ali Rıza Paşa Kabinesi, uzun bir kararsızlık devresinden sonra nihayet İngilizlerin isteğini yerine getirmeye yöneldi ve sonuç olarak Cemal Paşa, Cevat Paşa görevlerinden alındılar. O zaman gönül isterdi ki, Ali Rıza Paşa hazretleri ortaya çıkan bu yabancı saldırıya karşı bütünüyle hükümeti ayağa kaldırsın, tepki gösterip olay yaratsın. Oysa her zaman olduğu gibi, kabinemiz kuruntuya düşme ve işi idare etme politikasına daha çok önem verdi ve düşmanın arzusunu yerine getirerek olayı kapattı. Bunun ardından İngilizler görünüşte tatlı, kamu oyunun gönlünü alacak bir genelge sundular. İngiliz siyasi temsilcisi, İngiliz Dışişleri Bakanlığı adına hükümetimize bir nota verdi. Notada şöyle deniliyordu: önce, itilâf devletlerine karşı başlatılmış olan ve Yunanlıları da içeren eylemleri durdurunuz. İkinci olarak, Türkiye’de Ermenilere karşı yapılan katliamdan vazgeçiniz. işte bu iki önerimizi yerine getirmeniz durumunda İstanbul size bırakılacaktır. Bu iki istek dikkate alınmazsa, barış şartları kötü biçimde etkilenmiş olacaktır.

         Efendiler, bu, tabii ki çok haince ve samimiyetten uzak bir istek idi. Çünkü her iki öneride de, gerçekte yeri olmayan konular üzerinde duruluyordu. Birincisi Yunanlıların da içinde bulunduğu İtilâf hükümetlerine karşı eylemde Bulunmamak, saldırıya geçmemek önerisi. Zaten böyle bir şey olmadı. Gerçi Yunan cephesinde, İzmir cephesinde, silâh ve mevzilenmiş birtakım kuvvetler, milli kuvvetler vardı, fakat bu, devlet kuvveti, hükümet kuvveti, ordu kuvveti değildi. Bu, Yunanlıların, ateşkes hükümlerine uymayan davranışları ve insanlığa karşı dünyada eşine rastlanmayacak biçimde zulmederek, facialar yaratmalarına karşın devletin koruyuculuğundan yoksun olan milletimizin kendi namusunu, onurunu korumak ve kollamak için silâha sarılmak zorunluluğundan kaynaklanıyordu. İtilâf devletleri bu masum İslam halkının korunmasından söz etmemişlerdi. Sadece onlara saldıran kuvvetin önüne set çekilmemesi gerektiğinden söz edilmişti. Diğer yörelerde bile itilaf devletlerine hiçbir saldırı yapılamamıştı. Bu nedenle, sozkonusu isteğin asıl içyüzü düşünüldüğünde bunun gerçekten uzak olduğu görülür. iktidardaki hükümet, doğal olarak buna cevap verebilecek kuvvete, kudrete ve yetkiye sahip bulunuyordu. Bu olayın tek ve en kesin çözümü, itilâf devletleri tarafından Yunanlılara, İslam hayatına ve milletin şeref ve namusuna saldırıda bulunmamalarının önerilmiş olması idi. İkinci istek ise, ülke içinde katliam yapılmaması ile ilgiliydi. Ermenilere karşı böyle bir tutum yoktu ve olay doğru değildi. Ülkemiz gerçeklerini hepimiz biliyoruz. Hangi yörede Ermenilere karşı katliam yapılmıştır veya yapılmaktadır? Genel savaşın başlangıcından söz etmek istemiyorum. Aslında, itilâf devletlerinin de bahsettikleri doğal olarak geçmişe ait durumlar değildir. Bu gün ülkemizde faciaların yaşandığı savunularak, bundan vazgeçmemiz isteniyordu. Kuşkusuz Ali Rıza Paşa Kabinesi bu önerilere cevap ermiştir. Ancak yine Ali Rıza Paşa Kabinesi’nden olan bakanlar kendi üyelerine, kendi memurlarına, kendilerine bağlı olanlara İngilizlerin umut verici güzel sözlerini önsöz yaparak bu iki isteği aktarmış ve sonuç olarak yapılması istenmeyen davranışlardan vazgeçilmesini bir genelge ile duyurmuşlardı. Bu işlem, hiç şüphesiz kötü niyetle yapılmış değildir. Fakat sorun, olayın anlatım şeklini bilememekten kaynaklanmıştır. Tabii ki, hükümet yetkililerinin yayımladığı bu genelgeler, düşmanlarca öğrenilmiştir. Bunların yayımlanması kesinlikle isteğin gerçek olduğunu kabul etmek değildi. isteklerine bu kadar uygun davranılmasından da İngilizler yeterince tatmin olmadılar. Bundan kısa bir süre sonra, Ali Rıza Paşa kabinesine Yunanlılar karşısında bulunan kuvvetlerin geriye çekilmesi önerisi yapılmıştır. Hepimizin bildiği gibi, milli hattına çekilmek konusu Ali Rıza Paşa, böyle bir öneriyi gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir konu olarak gördüğü için ve belki başka nedenlere de bağlı olarak, bu baskıyı gerekçe göstererek görevinden ayrıldı istifa etti.

         Ali Rıza Paşa Kabinesi 23 Mart 1920 günü istifasını verdi. Böylece, kabineye oy birliğine yakın bir çoğunlukla, güven oyu vermiş olan Meclis-i Mebusan’ın, bağımsızlıkla ilgili çalışmalarını yürütme kudretini kaldırmak ve milli istekleri gerçekleştirme yeri olan Milli Meclisi, herhangi bir şekilde barış üzerinde etkili olamayacak bir şekle dönüştürmek amacı açık olarak anlaşılıyordu. Bundan dolayı bütün millet bu durum karşısında, milletvekillerinin güvenine sahip olan Ali Rıza Paşa Kabinesinin istifasını ölçülü bir şiddetle ve ülkemizde pek az görülen bir birlik ve coşku ile protesto etti. Padişahlık makamına ve Meclis-i Mebusan’a, Anadolu’nun en uzak köşelerinden protesto telgrafları çekildi. Düşmanların bütün çalışması, barış esaslarının kararlaştırılacağı şu sıralarda memleketimizi dışarıda ve içeride güçsüz bir durumda bırakarak istedikleri her şeyi bize kabul ettirmeyi amaçlıyordu.

         Şöyle ki:

         İzmir olayını yerinde inceleyen ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde inceleme ve araştırma yapmak için geziler yapan bütün Amerikalı ve Avrupalı kişiler ve heyetler daima lehimize düşüncelerle dolu olarak ülkelerine dönmüşlerdir. Bu kişiler ve kurullar Avrupa ve Amerika kamu oyunda çeşitli araçlarla ülkemiz aleyhine yapılan kışkırtıcı propagandalara karşı üstünlük sağlamışlarsa da, barış için kesin kararların belirlenmesini üstlenen barış konferansı çerçevesi içinde çok az etkinlik taşıyan, gerekli önemli vurgulayamayan bir durum yaratmışlardır. İşte böylece, geleceğe yönelik çıkarlarını, çeşitli baskılarla bütün dış ülkeleri aleyhimize çevirmekte gören bazı kuruluş ve unsurlar ise, tarafımıza yöneltilen bu akımı temelinden yıkmak ve bütün dış ülkelerin milletimiz lehine, düşüncelerinde değişiklikler olmasına fırsat vermemek için, tümüyle yalan olan en son Ermeni katliamı uydurmasını düzenlediler ve açıkladılar. Aslında pek az ve basit yalanlama araçlarımız olan gazetelerimize de, son derecede etkin bir sansür uygulayarak hiçbir araçla medeni dünyaya karşı haklarımızı korumamıza imkân tanımadılar. Böylece, insanlık hukukunun kutsal kuralı olan kendi kendini koruma hakkından da milletimizi tümüyle yoksun bırakarak, kamu oyunu ve dünya milletlerinin fikirlerini harap durumdaki ülkemiz ve ezilmiş milletimizi birçok suçlamalarla lekeleyerek büyük çapta etkilediler.

         Ülkemizin dış ülkelerdeki onurlu durumu ve hakları, çeşitli araçlarla dünya kamu oyu önünde küçük duruma sokulduktan sonra, sıra iç yönetimimize geldi. Meclis-i Mebusan’ımızı hor görerek kapatmak; ülkemizi, benzeri görülmemiş zorba bir yetki ile bütün dünya sorunlarını kendi isteklerine göre düzenlemek isteyen barış konferansının zalim kararlarını kabule zorlamak bunlar arasındadır. İşte Ali Rıza Paşa kabinesi bu çapraşık dış çabalar sonucu, yabancıların eline düşürülmüş oldu.

         Düşük kabinenin geçici olarak görev yaptığı buhranlı günlerde, Ferit Paşa’nın padişah huzuruna kabul edilerek saatlerce görüşme yapmış olmasına bakılarak milli amaçları yıkacak karşı bir kabinenin iş başına gelmesinin konuşulduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. Böyle bir kabinenin iktidara gelmesi sonucunda ortaya çıkacak durumu anlamak güç değildir.

         Milli iradeyi tek meşru gerçekleştirme yeri olan Meclis-i Mabusanımızın yasama yetkisinin sağlamlaştırılması için millet içinden kaynaklanan coşku ve kınamalar gerçekleşmiş ve bu konu yeni kabinenin milli amaçlara karşı olan kişilerden kurulmasını önlemek için Meclis Başkanlık Divanı’nın Padişah huzurunda yapılması ile ilgili girişimleri kolaylaştırmıştır.

         İşte Salih Paşa Kabinesi bu şartlar altında kurularak göreve başlamıştır.

         İngilizler, bir yandan dış durumumuzu yeni toplu öldürme iftiraları ile sarsarak, diğer yandan da kabineyi, Meclisi Mebusanımızın çalışmalarına engel olmak konusunda kışkırtarak, içişlerimizde çok tehlikeli bunalımlar yaratacak biçimde çalışarak, tasarladıkları İstanbul işgalini kolaylıkla uygulayabilecek bir ortam hazırlıyorlardı. Bunun bizim elimizde bulunan ilk delili, daha Ali Rıza Paşa Kabinesi’ni düşürmeyi tasarladıkları sıralarda bir yandan da İstanbul işgaline hazırlık olmak üzere Anadolu telgraf kuruluşu hakkında etüt yapmaları ve posta – telgraf genel müdürünü ziyaret ederek Anadolu telgraf merkezleri hakkında incelemelerde bulunmaları, resmi telgraf haritalarını genel müdürlükten istemeleri ve almalarıdır.

         İngilizler, 12 Martta telgraf sınırlarımız hakkında tekrar araştırmalarda bulunmuşlardır. Telgraf görüşmelerinin durdurulması için İstanbul’da yapılacak uygulamaya karşı gerekli önlemlerin alınması, Temsil Heyetimizce düşünülmüştür. İstanbul’dan alınan 11 Mart tarihli şifrede inanılır bir kaynaktan alınan bilgiye dayanılarak İstanbul’daki arkadaşlarımın tutuklanacağı bildiriliyordu. Aynı gün (Ankara’daki İngiliz temsilcisi Withall’in İstanbul’a hareket edeceği ve bundan sonra trenlerin işletilmeyeceği) öğrenilmiş ve gerçekten Withall ertesi gün Ankara’dan ayrılmıştı.

         Fransız temsilcisi (Duvazo da ayrılmış ve Konya civarındaki İtalyanların da İstanbul’a gideceği haber alınmış olduğundan İstanbul ile ilgili kötü niyetin belirtileri açık bir biçimde hissedilmeye başlanmıştı. Durum, tarafımızdan şu biçimde değerlendirilmiştir. İtilâf devletleri bir yandan telgraf bağlantımızı incelerken bir yandan da Anadolu’daki çeşitli subaylarını ve kuvvetlerini İstanbul’a çağırıyor, aynı zamanda Anadolu’nun tren bağlantısını kesmeye hazırlanıyor ve Meclis-i Mebusan’da milletimizin hukukunu koruyan arkadaşlarımızı tutuklamayı tasarlıyorlar. Bu duruma göre çok yakında olağanüstü olaylar beklenebilir.

         Sezgimize göre İstanbul’da yeni bir durum oluşturmak Anadolu telgraf görüşmelerine el konabilir. Meclisteki milliyetçi kişileri tutuklayacaklar. Kara ve denizden Anadolu ulaşımını keserek genel nitelikte bir (Blows) kuşatma gerçekleştirilmiş olacak. Milletin şiddetli coşkusu karşısında iktidara getirmeyi başaramadıkları Ferit Paşa kabinesini bu yolla iktidar makamına getirerek istek ve amaçlarını gerçekleştirecekler ve belki de olumsuz bir biçimde açıklanmada bulunan barış şartları hükümete bildirilecek ve bu şiddetli baskı altında ya Anadolu’nun parçalanmasını bekleyerek bu acıklı durumu devam ettirecekler ya da İstanbul ve çevresine yığdıkları İngiliz, Fransız, Yunan kuvvetleriyle kuzeyden, İzmir cephesindeki Yunan ordusuyla batıdan, Adana’daki Fransız kuvvetleri ile de güneyden kuzeye saldırı düzenleyerek ve belki de bir kısım kuvvetlerle de Karadeniz sahillerinden güneye kuvvet kullanarak amaçlarını gerçekleştirmek isteyeceklerdir.

         İşte bu düşünceye dayanarak her türlü önlem alındı ve İstanbul’daki arkadaşlar Anadolu’ya gelmeye özendirildi.

         16 Mart 1920 saat 10’dan önce İstanbul telgrafçılarından (adını şimdi söylemeyeceğim) vatansever bir kişinin Ankara’da Ziraat Okulundaki merkezimize gönderdiği telgraf, İstanbul işgalinin kanlı bir biçimde başladığını bildiriyordu. İstanbul merkezinden, Harbiye telgrafhanesinden ve telgraf aleti başındaki birçok vatansever memurlardan, birbirini izleyen çeşitli telgraflar alıyorduk. Saat 11’e kadar toplanan bilgileri derhal bir genelge ile duyurduk.

         Bu saatten sonra artık İstanbul’la görüşme kesilmiş, başkentin beklenen durumu ve Anadolu’nun hali göz önünde tutularak gerekli önlemlerin alınmasının sırası gelmişti. Alınan başlıca önemli önlemler aşağıda belirtilmiştir:

A.   İzmir cephesinin arkasını zorlayan Biga yöresindeki Anzavur’un eylemleri için kuvvetli bir destek oluşturan ve büyük bir ihtimalle İstanbul’dan Anadolu’ya yapılacak itilâf kuvvetleri asker taşımacılığını gerçekleştirmek ve korumak görevini üstlenen Eskişehir ve Afyon Karahisarda’ki İngiliz kuvvetlerinin silâhtan arındırılması.

A.   İstanbul’daki yabancı baskısı karşısında parlayacak olan Anadolu düşüncesine baskı yapmak ve korkutmak üzere İstanbul ve Kilikya’dan gönderilebilecek düşman asker sevkiyatına imkân tanınarak ve Anadolu’daki önemli yerlerin kuvvetli bir işgal ve istilâ tehlikesi ile karşı karşıya kalmasını önlemek üzere Geyve ve Ulukışla civarlarında demiryolunun kullanılamaz duruma getirilmesi.

B.   Telgraf merkezleri İngilizlerin eline geçtiği için İstanbul’dan gelebilecek herhangi bir bildirinin meşru bir makamdan verilmesine imkân kalmadığından, İngiliz bildirileri ile halkın anlayışının karmakarışık duruma düşürülmesini önlemek amacı ile, telgraf görüşmelerinin kesilmesi konusunda mülki ve askeri makama gerekli bildirimin yapılması.

         İlk önlemlerimiz içinde mali konuları içeren başlıca noktaları da ihmal etmedik. Bununla ilgili olarak Anadolu’da bulunan resmi ve resmi olmayan bütün mali kuruluşların ellerinde bulunan nakit veya nakit yerine geçecek eşya miktarlarını illerden sorduk ve hiçbir kurumdan İstanbul’a para gönderilmemesi gerektiğini bildirdik. Diğer taraftan telgraf görüşmelerinin denetimi, limanlardan ve içten gelecek kişilerin araştırılması ve şüphelilerin izlenmesi, postanelerde şüpheli mektupların açılması gibi gerekli olan önlemler aldık ve gerekli yerlere bildirdik.

         Bu arada, çeşitli haberleşme araçlarının ve Anadolu’ya gönderilmeleri umulan, amaçları her çeşit yalan haberleri yaymak ve kargaşalık çıkartmak olan zararlı kişilerin milli dayanışmayı bozacak uğraşlarını engellemek için elden gelen çaba gösterildi.

         İstanbul’da yapılan tutuklamalara karşılık olmak üzere Anadolu’daki İtilâf devletleri subaylarının tutuklanması gerekiyordu. Göz önünde bulunanların tutuklanması için gerekli yerlere emir verdik.

         İstanbul’da telgraf görüşmeleri konusunda alınan önlemlerin gerekli olduğunu gösteren İngiliz girişiminin ortaya çıkması gecikmedi. 16 Mart 1920 saat 11’den sonra İstanbul telgrafhanesi Ankara merkezine bir resmi bildiri vermek istiyordu. İstanbul merkezinde telgraf başında bir İngiliz subayı bulunuyor ve bütün Anadolu’ya bu bildiriyi yayımlamaya çalışıyordu.

         Bu bildirinin, milli teşkilât kurucularını halk önünde ittifakçılıkla suçlayarak Anadolu’da bir anlaşmazlık ve ikilik yaratmak ve İstanbul’un fiili işgalini geçici göstererek, hilâfet hakları ve saltanata          indirilen darbenin feci durumunu saklamak ve sonuç olarak bütün saldırıyı milletimize olağan olarak kabul ettirmek amacı ile düzenlendiği anlaşılıyordu. Bu bildirinin imzası, itilâf devletleri temsilcileri olarak verildi. Memleketimizdeki düzen ve birliği bozacak, zayıf karakterli bazı insanları kandıracak ve korkutacak nitelikteki bu resmi bildirinin Anadolu telgraf merkezlerince kaydedilmemesi için mümkün olan önlem alındı. Bunun ardından, şüphesiz İngilizlerin baskısıyla hükümetin yazdığı İstanbul işgalindeki geçici durumun devamına neden olmamak için ülke içindeki sükûnetin korunması gerekliliğini belirten bir resmi bildirinin de İstanbul’dan Anadolu’ya geçirilmesi için girişimler tespit edildi ve yine aynı sakınca nedeniyle bunun gerçekleştirilmesi önlendi. İngilizler, Anadolu halkının fikrini bulandırmak için giriştikleri işbu resmi bildiri oyununda başarılı olamadıklarını görünce, Anadolu’nun İstanbul faciası karşısındaki ağır başlı ve ölçülü kararlılığını ve kahramanlığını bozarak, zararlı kötü düşüncelerinin yayımlanmasını sağlamak için tren, telgraf hatlarını aracı yapmayı denediler. Ankara istasyonundaki telgraf merkezinde çalışan bir İtalyan, İngiliz resmi bildirisinin Fransızca bir kopyasını aldığının duyulması üzerine yakalandı ve elindeki telgraf geçersiz sayıldı.

         Anadolu’da yerleşmiş Ermenilerin ve Rumların hükümet emirlerine ve milli amaçlara karşı gelmedikçe her türlü saldırıdan korunmaları ve tam anlamı ile mutlu ve rahat bir hayat yaşamaları öteden beri kabul edilmiş bir ana konu idi. Kilikya ve dolaylarında ve doğu hududumuz dışındaki resmi ve resmi olmayan Ermeni kuvvetlerinin dindaş ve ırkdaşlarımıza karşı yapılan cinayete varan saldırıları karşısında bile, ülkemizde yaşayan Ermenilerin her türlü taarruzdan korunmasını sağlamayı pek önemli bir medeni görev kabul ettik ve Anadolu’nun dış dünya ile ilişkisinin kesik olduğu bu günler de yüce vatan çıkarlarını amaçlayan önlemler içinde Ermeni halkının esenliğinin korunması gerekliliğini bütün makamlara bildirdik.

         İşte, İstanbul’un yabancı kuvvetlerce işgalinden bu güne kadar geçen acı günlerinde hiçbir dış ülkenin fiili korumasına erişemeyen Anadolu Ermenilerinden hiçbir kişinin, en küçük bir anlamda bile, saldırıya uğramamış olması, bize her nedenle cinayet yükleyen ve duyarlılığı kendi tekelinde sanan entrikacı Avrupalıların yüzlerini kızartacak ve milletimizin yaradılışından sahibi bulunduğu insanlık törelerinin yücelik derecesini ispat edecek çok önemli bir konudur.

         İstanbul işgalinin bu gün memlekette neden olacağı durum, aldığımız geçici önlemler ile geçiştirilecek bir nitelikte olmayıp, bu durumun devamı halinde ülkedeki yönetimin sağlam bir esasa bağlanması gerekiyordu. Karşımızda, hiçbir antlaşma ve hak tanımayan ve kendi özel yararlarından başka, insanlıkla ilgili hak ve davranışlara yer vermeyen bir itilâf heyeti; başımızda, vatan haklarını korumak, imzaladığımız antlaşma şartlarını uygulanarak, yabancı saldırılarını sınırlamak için her türlü araçtan tümüyle yoksun, esir bir hükümet vardır. Bunların birincisinin sonsuz baskısı, ikincisinin de tutsaklığı karşısında, başvuracak yeri olmayan şaşırmış ve çırpınıp duran bir millet !…

         İstanbul faciasıyla Anadolu’dan yansıyan durum böyle idi ve bu durumun sürmesi halinde vatanımızda çok büyük ve korkunç bir anarşinin başlaması doğaldı. işte bu düşünce sonucunda kesin bir karar vermek gerekti. Derhal gerekli mülki ve askeri makamlarla görüşerek ülkenin idaresini anarşiden kurtarmak üzere az önce anılan yerlerin başlarının bizimle birlikte hareket etmesi önerildi. Bu öneri samimi bir olgunlukla her kesimde iyi karşılandı.

         İşgal sonucunda ortaya çıkan olağanüstü durumun öncelikli gereğini ayrıntılarıyla düşünüp bunları uygulamaya çalışmakla birlikte, İstanbul işgalinden dolayı üzüntü ve elemimiz bütün dünyanın aydın insanlığına ve bütün İslam dünyasına özel bir bildiri ile duyuruldu. İtilâf devletleri temsilcileri ve tarafsız hükümet önünde kınandı. Bütün millet de bu kınamaya katıldı.

         İstanbul durumu ile ilgili bilgi alınacak inanılır kaynaklardan yoksun bulunuyorduk.

         18-19 Mart 1920 gecesi ilk kez ilişki kurulabildi ve hepiniz tarafından bilinen gerçekler öğrenildi. Bu arada Meclis-i Mebusanımızın bu saldırılar karşısında tatili görüştüğü anlaşıldı.

         Bunun üzerine 19 Mart 1920 tarihinde:

         Hilâfet makamının ve saltanatın bağımsızlığının dokunulmazlığını, milli bağımsızlığımızı ve milli sınırlarımız içinde yaşama imkân verecek bir barışı sağlayacak önerileri ayrıntıları ile tespit edip uygulayabilmek için, millet tarafından olağanüstü yetkiye sahip bir meclisin Ankara’da toplanması gereğini millete duyurmakla ilgili milli görevimizi ve vatan borcumuzu da yerine getirdik.

         İstanbul’un işgali, şekil ve niteliği bakımından, Osmanlı devletinin egemenliğini kökünden kaldırmak ve milletin esir alınmasını ve hor görülmesini bir oldubittiye getirme amacına yönelik bir harekettir. Çünkü İstanbul’da doğrudan doğruya Devlet kuvvetlerine el konmuştur. Şöyle ki: önce Meclis-i Mebusan zorla susturulmuştur. Bu durumda yasama kudreti bulunmamaktadır.

         İkinci olarak, yürütme kudreti siyasi kısıtlamalara uğramıştır. Suçlu kim olursa olsun yabancı kanunlara göre yargılanacağı ilân edilmiştir. Bütün görüşmeler ve ulaşım denetim altına alınmış, insanın kendini koruma ilkesi tümüyle kaldırılmış ve saldırganların uyruğu altına alınmıştır. Bundan dolayı, bu aşağılık durumu destekleyen ve kabul etmiş olan Ferit Paşa Hükümeti, bağımsızlığına çok sıkı ve çok içtenlikle bağlı olan milletle arasındaki her türlü bağlantı ve ilişkiyi doğal olarak kaybetmiş ve milleti karşısına alarak, düşmanla iş birliği içinde hareket etmeye başlamıştır.

         Üçüncü olarak, devlet şeklinde oluşmuş bir topluluğun Anayasasında, yargı yetkisi bağımsızlığın önemi, açıklama istemeyen bir konudur. Milletlerin yargı yetkisi, bağımsızlıklarının birinci şartıdır. Yargı yetkilisi bağımsız olmayan bir milletin devlet oluşu kabul edilemez. Bununla birlikte, İstanbul halkından yüzlerce kişinin hiçbir kanuni suçları olmamasına karşılık sanık sayılarak tutuklanmalarına devam edilmesi, itilâf devletlerinin görüşüne aykırı söz söylenmesi bile suç sayılarak, Orta Çağ davranışları içinde onlara karşı saldırıda bulunulması yargı yetkisinin kaldırıldığını göstermektedir.

         Bu durumda millet, bu gün yedi yüz yıldan bu yana gerçek bir onur ve yücelikle koruduğu ve savunduğu bağımsızlığını ve var oluşunun devamı için İstanbul olaylarının oluşturduğu hukuki durumu onarmak zorundadır. Bunun için acele gereklidir. Sürüp gidecek olan egemenliğe ara verilmesi konusu, tanrı korusun da bir dağılma nedeni olarak düşmanlarımızın düşündüklerini fiilen gerçekleştirmalerine imkân sağlamasın. Bundan dolayı milletimizin her şeyden önce haklarını koruması ve var olmaya yetenekli bir millet olarak, uluslararası hukuk ve yetkilerine saygı gösterilmesini isteyebilmesi, medeni kuruluş ve anayasası ile, henüz yaşamakta olduğunu bütün dünyaya bu kez daha büyük bir kuvvet ve sağlamlılıkla duyurması gereğine inanıyorum. Bunun için. de kaldırılan Anayasamızın bıraktığı boşluğu derhal doldurmak zorundayız.

         İşte, anayasal durum ve hukukumuzun neden olduğu bu gereklilik ve zorunluluk dolayısıyla ve milli egemenliğin her şeyden önce sağlanması amacıyla Büyük Meclisimiz olağanüstü yetki ile toplanmıştır. Seçimlerin tam bir ivedilikle ve sıcak bir ilgi ile yapılması hukuki duruınumuzun bütün milletçe de aynı görüş içinde anlaşıldığını ve kavrandığını göstermektedir. Ayrıca, Büyük Meclisimizin kuruluş şekli ve esasları, milli iradeye içtenlikle ve büyük bir güçle dayandığını göstermektedir .

         Meclisimizde oluşan ve beliren milli kudretimiz, Hilâfet makamı ve saltanatı yabancı baskısından kurtaracak ve Osmanlı devletini dağılma ve tutsaklıktan kurtarma önlemleri alacaktır. Tam bağımsızlığa sahip, hilâfet makamına vicdani bağlılığı ile övünen, İslam dünyası içinde yaşama anlayışını kendinde gören bir milletin tutsak olamayacağı inancıyla, davranışlarımızı adım adım izleyen bütün medeni dünya ve insanlık sizlere yardımcı olacaktır. (Sıcak alkışlar) İstanbul faciasını izleyen günlerden şu ana kadar Temsil Heyetimiz milletler arasındaki birlik ve dayanışmayı korudu. Osmanlı kanunlarının yürürlüğünü sağladı. Çalışmalarından alıkonulan devlet gücünün yokluğunu hissettirmemeye çalıştı. Bundan dolayı genel güvenliği korumuş ve savunmuş olmakla görevini gereği gibi yaptığından emindir. Bu dakikadan itibaren, yedi yüz yıl boyunca onurlu ve yüce bir yaşam sürdükten sonra yok olma uçurumunun kenarında ancak ayakta durabilen Osmanlı Milletinin geleceğinin sorumluluğu, sayın Meclisinizin çalışma gücünü artıran bir neden olacaktır.

         Davamızın yasalara uygunluğu ve bütün millet ve ulusların, insanlık hak ve hukukundan paylarını almış olduğuna inandığımız yüreklerinin, bizimle birlik ve bize daima yardımcı ve destek olduğuna güvenimiz tamdır. Başarı ümitlerimizin kalplerimizde bir an bile karamsarlığa düşmemesini sağlayacak olan, sonsuz gücümüzdür, özellikle büyük tanrı her zaman bizimledir. (Amin, amin sesleri)

         Vermek istediğim bilgiler ve ayrıntılar bu kadardır.

Mustafa Kemal

 

(Kaynak: TBMM)

25 Nisan – Hukuk Takvimi

0
25 Nisan Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
25 Nisan – Hukuk Takvimi
1599 İngiliz siyaset adamı Oliver Cromwell doğdu. (Ölümü: 3 Eylül 1658) İngiltere’nin yönetim biçimini krallıktan cumhuriyete çevirdi ancak 1653’ten ölümüne kadar Devlet Koruyucu Lord unvanı ile ülkeyi tek başına idare etti.
1792

Fransa Millî Meclisi, giyotinle idamı onayladı. Adını, mucidi Fransız Doktor Joseph Ignace Guillotin’den alan giyotin, ilk kez 25 Nisan 1792’de kullanıldı. Jacques Nicholas Pelletier adlı bir hırsız infaz edildi. 

1871

Paris Komün Yönetimi, bombalamalar nedeniyle evleri yıkılanlar için “terk edilen konutlara el konulmasına” karar verdi.

1901 New York, otomobillere plaka uygulamasını zorunlu hale getiren ilk eyalet oldu.
1920 TBMM’de “Muvakkat İcra Encümeni” kuruldu.
1920

Müttefik devletler San Remo’da Mezopotamya’nın geleceğini kararlaştırdı. San Remo’da imza edilen Musul petrolleri konusundaki anlaşma ile galip devletlerin petrol payları tespit edildi. Petrol şirketi devamlı olarak İngiliz yönetiminde kaldı, İngiltere hisselerin %75’ine sahip oldu, eski Alman hissesi olan % 25’lik pay ise Fransa’ya devredildi.

1922 İstanbul’da, Garbi Trakya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.
1925 Mareşal Hindenburg, Almanya’nın halk oyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu.
1926

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “Merkezi İstatistik Dairesi” adıyla kuruldu.

1929

Zabitler ve askeri memurların 25 yaşını ikmal etmeden evlenmemelerine ilişkin kanun Türkiye Büyük Millet Meclis’inde kabul edildi.

1939

İstanbul- Berlin arasında 1 Haziran’dan başlayarak düzenli seferler yapılması konusunda Lufthansa ile sözleşme imzalandı.

1941 Üreticiler ellerindeki mısır stoklarını hükümete bildirmeye zorunlu tutuldu.
1945 Hukukçu Özdemir Özok dünyaya geldi. (Vefatı: 24 Nisan 2010)
1945

46 ülkeden gelen delegeler, Birleşmiş Milletler’i kurmak üzere San Fransisco’da toplandı.

1946  Yahudi asıllı Rus politikacı, türkolog ve avukat Vladimir Jirinovski doğdu.
1951

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, siyasi bildiri yayımladığı gerekçesiyle, Ord. Profesör Dr. Ali Fuat Başgil hakkında soruşturma başlattı.

1955

Savunma Kolaylıkları Yardım Programı’na Ait Anlaşma, 25 Nisan 1955 tarihinde kabul edildi. ABD’nin Askeri Tesisler Anlaşması ile Türkiye’de kuracağı üs ve tesislerden ötürü Türkiye’ye ek yükümlülükler getirildi.

1959 CHP’li Kemal Satır’ın İskenderun’da yaptığı konuşmayı yayımladığı için hakkında dava açılan Ulus gazetesi yazı işleri Beyhan Cenkçi 10 ay hapis cezasına mahkum edildi. Ulus gazetesi bir ay süreyle kapatıldı.
1960 Demokrat Parti, Meclis Tahkikat Encümeni’ne “sınırsız yetki” getiren yeni bir kanun teklifini Meclis’e sundu.
1962 Anayasa Mahkemesi, 22 Nisan 1962 tarihli “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun” ile kuruldu ve kuruluş kanunu 25 Nisan 1962 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.
1967 Yunanistan’da Albaylar Cuntası yüzlerce siyasi mahkumu, 1946-1948 İç Savaşı’ndan sonra komünistlerin kapatıldığı 3 adaya nakletti.
1967 Kadınlar I-ıh derse” oyununun sahnelenmesinin yasaklanması üzerine 11 Nisan’da açlık grevine başlayan sanatçı Lale Oraloğlu ağırlaşarak hastaneye kaldırıldı.
1968 Andre Malraux’nun Türkçeye çevrilen Umut adlı kitabı komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle toplatıldı.
1969 1000 Türk işçisi Almanya’dan sınır dışı edildi.
1974 Portekiz’de 25 Nisan 1974’te Silahlı Kuvvetler Harekatı uzun direniş yılları sonucu faşist rejimi devirdi. Karanfil Devrimi şiddet kullanılmadan gerçekleştirildi. Kurucu Meclis, 2 Nisan 1976 tarihindeki genel kurul toplantısında, Portekiz Cumhuriyeti Anayasası’nı kabul etti.
1979 13 ilde süren sıkıyönetim 2 ay daha uzatıldı ve 6 ilde daha sıkıyönetim ilan edildi. CHP, MHP, CGP kabul, AP ve MSP ret oyu verdi.
1980 Sinematek Derneği’nin Sıraselviler’deki lokali ve sinema salonu film gösterimi sırasında polisçe arandı; 7 Sovyet ve 1 Çek filmine el konuldu.
1981 DİSK Araştırma Merkezi Müdürü, SBF’den emekli Prof. Dr. Sadun Aren, sabaha karşı Ankara’daki evinden gözaltına alındı.
1983 İstanbul Eczacı Odası Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri, “Anayasa taslağını referandum sürecinde halkın oyunu etkileyecek tarzda eleştirmek”ten 3 ay hapis cezası aldı.
1986 İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, muzır neşriyat kapsamına alınan Playboy dergisinin poşete konulmasına karar verdi.
1987 İHD’nin 25 Nisan 1987’de Adana’da düzenlediği ‘İnsan Hakları ve Demokrasi’ konulu panelinde konuşan İlhan Selçuk, Akın Birdal ve Muzaffer İlhan Erdost halkı yasalara karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik ettikleri iddiasıyla Malatya DGM’de açılan davada beraat etti.
1991 141. ve 142. maddelerin kalkması sonucu Ankara Dev-Genç davası düştü.
1995 ANAP’lı İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’ın Boğaziçi’ndeki gerigörünüm ve etkilenme bölgelerini ”talana açan” 1988 tarihli planlarının iptali için Mimarlar Odası’nın açtığı ve 12 Ocak 1995’de kazandığı davada, Refah Partili yeni belediye yönetimi kararı temyiz etti.
1997 38 kurucusu bulunan Sosyalist İşçi Partisi İçişleri Bakanlığı’na yapılan bildirimle kuruldu. Partinin ismi bir süre sonra Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) olarak değiştirildi.
2001 Merkez Bankası‘na özerklik getiren yasa TBMM’de kabul edildi.
2001 Filipinler’in eski Devlet Başkanı Joseph Estrada, ülkesinin 80 milyon dolarını hortumlamak suçlamasıyla, Manila’daki evinde yakalanarak tutuklandı.
2002 Recep Tayyip Erdoğan, 1992 yılında Rize’de yaptığı bir konuşma nedeniyle, tutuklama istemiyle çıkarıldığı Ankara DGM Yedek Hakimliğince serbest bırakıldı.
2003 Güney Afrika’nın eski devlet Başkanı Nelson Mandela’nın eski eşi Winnie Madikizela- Mandela beş yıl hapse mahkum edildi. Afrika Ulusal Kongresi Kadın Birliği çalışanların adına sahte belgeyle kredi almak, 43 dolandırıcılık ve 25 hırsızlık vakasında suçlu bulundu. Mahkeme başkanı, Winnie’nin bir modern zaman Robin Hood’u olduğunu söyledi.
2003 1.362 kişi işkence veya kötü muamele gördüğü gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılıkları’na suç duyurusunda bulundu.
2004 Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri, 25 Nisan 2004 tarihli ve 5176 sayılı ‘Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Kanun’ ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan 13 Nisan 2005 tarihli Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiştir.
2005 Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ABD ile askeri işbirliğine son verdi. Amerikalı subayların, kendisi aleyhine kampanya yürüttüklerini bu nedenle Venezüella’yı terk etmelerini istedi.
2006 Kentsel incelemeler alanındaki önemli çalışmalarıyla tanınan Amerikalı-Kanadalı kadın gazeteci, yazar ve aktivist Jane Jacobs yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Mayıs 1916) Columbia Üniversitesi Genel Çalışmalar Okulu’nda iki yıl boyunca hukuk, jeoloji, zooloji, siyaset bilimi ve ekonomi dersleri aldı. Var olan mahalleleri gecekondu temizliğinden korumak gibi halka destek olan organizasyonlarıyla ve özellikle Greenwich Village bölgesinin yenilenmesini öneren Robert olan mahalleleri karşı duran fikirleriyle tanındı. OC, OOnt, Vincent Scully Ödülü ve Ulusal Yapı Müzesi Ödüllerine layık görüldü.
2007 Hizbullah üyesi altı kişi, aralarında Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve beş koruma polisinin öldürülmesi olmak üzere 24 kişiyi öldürmek, 31 kişiyi yaralamaktan müebbet hapis cezası aldı.
2011 Yücel Sayman 25 Nisan 2011 tarihinde hukuk profesörü unvanını kazandı.
2014 Deniz Feneri davasında Mahkeme Heyeti, eski RTÜK Başkanı Zahit Akman ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın da aralarında bulunduğu 18 kişinin mal varlıkları üzerine konulmuş olan tedbiri kaldırdı.
2016 Can Dündar, kaleme aldığı bir yazı dizisinde o dönem başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan ile bazı iş adamlarına hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada 28 bin 650 lira adli para cezasına çarptırıldı.
2017 Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Türkiye’yi siyasi denetim altına alma kararı verdi. Türkiye, 13 yıl sonra yeniden siyasi denetime alındı.
2018 Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları hakkında açılan davada karar açıklandı. Çok sayıda yönetici ve yazar ceza aldı.
2025 Ekrem İmamoğlu ve diğer kişilere yönelik operasyonlar kapsamında19 Mart sonrası tutuklananların avukatlığını yapanı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, İBB Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun’un avukatı Serkan Günel ve avukat Kazım Yiğit Akalın gözaltına alındı.
2025 İstanbul Asliye Ceza Mahkemelerindeki üç ayrı Saraçhane davasına devam edildi.  99 kişinin yargılandığı davalarda öğrenciler, gazeteciler hâkim karşısına çıktı. Bazı sanıkların avukatları iddianamede yazılı suç tarihinde müvekkillerinin gözaltında olduğunu söyledi. Duruşmaları  Uluslararası Af Örgütü
2025 İstanbul Eyüpsultan’da ücret konusunda anlaşamadığı ticari taksi sürücüsünü darp eden İngiliz boksör, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
2025 CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultay’ın iptali talebiyle açılan davalar Ankara  42. Asliye Mahkemesi davasıyla birleştirildi.

24 Nisan – Hukuk Takvimi

0
24 Nisan Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
24 Nisan – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar

1704

Amerika’nın ilk gazetesi olan The Boston News-LetterJohn Kampbell tarafından Boston‘da basıldı.

1800

Dünyanın en büyük kütüphanesi olan ABD Kongre Kütüphanesi kuruldu.

1812

Belçikalı hukukçu ve eski Başbakan Walthère Frère-Orban doğdu. (Ölümü: 2 Ocak 1896) Liège Üniversitesi ve State University of Leuven’da hukuk eğitimi gördü. Serbest avukat olarak çalıştı. Liberal partiye katıldı ve Katolik din adamları ile yapılan tartışmalarda öne çıktı. 1846’da liberal bir siyasi parti tüzüğü olarak kabul edilen programı yazdı. 1847’de Bayındırlık Bakanı oldu. 1848’den 1852’ye kadar Maliye Bakanlığı yaptı. Belçika ulusal bankasını kurdu, posta ücretini düşürdü, gazete vergisini kaldırdı ve serbest ticaretin güçlü bir savunucusu oldu. Muhafazakârlara karşı yöneltilen La mainmorte et la charité  adlı eseri Belçika’daki partilerin konumu üzerinde büyük bir etki yarattı. 3 Ocak 1868 – 2 Temmuz 1870 ve 19 Haziran 1878 – 16 Haziran 1884 arasında Belçika Başbakanı olarak görev yaptı.

   

1830

Osmanlı Hükûmeti, Yunan Devleti’nin varlığını resmen kabul etti. 

   

1898

İspanyolların Küba adasının boşaltılması istemini reddederek ABD’ye savaş ilan etmesiyle İspanyol-Amerikan Savaşı başladı.

1915

İstanbul’da Ermeni topluluğunun önde gelenlerinden 2.345 kişi tutuklandı

1916

İrlandalı cumhuriyetçiler, Büyük Britanya yönetimine karşı 24 Nisan 1916 tarihinde Dublin’de Paskalya Ayaklanması başlattı. Başarısız Paskalya Ayaklanmasının liderleri; Éamonn Ceannt, Thomas James Clark, James Connolly, Thomas MacDonagh, Patrick Pearse, Joseph Mary Plunkett, Sean MacDiarmada, Roger Kanat, Con Colbert, Edward Daly, Sean Heuston, John MacGelin, Michael Mallin, Michael O’Hanrahan ve William Pearse idam edildi. Ayaklanmada yaklaşık 2.000 kişi ölmüştü.

   

1920

110 oyla Büyük Millet Meclisi Reisliği’ne seçilen  Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920 Tarihli Meclis Konuşmasını irat etti. Celalettin Arif Bey ise 109 oyla ikinci başkan (reis-i sani) seçildi.

1920

San Remo Konferansı’nda İngiltere ile Fransa arasında varılan bir anlaşmayla Musul İngiltere’ye bırakıldı. Sykes-Picot anlaşması Kürtlerin geleceği ve günümüzdeki konumları açısından büyük önem taşıdı.

1920

 İlk Kanun özelliğini taşıyan Ağnam Resmi Kanunu, yeni açılan TBMM’de kabul edildi. 

1922

Arapsun’un Rum mahallesinden Dimitri kızı Temya hakkındaki hükmün ref’ine dair Kanun  kabul edildi.

   

1929

İcra ve İflas Kanunu Umumi mecliste kabul edildi.

   

1930

Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, Gerekçesi, Başbakanlık tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine “Umumî Hıfzıssıhha kanunu esbabı mucibe lâyihası” adıyla 17 Nisan 1929 tarihinde sunuldu. 24 Nisan 1930 tarihinde 1593 kanun numarası ile mecliste kabul edildi, 6 Mayıs 1930 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun aradan geçen zamanda kısmi değişikliklere uğradı.

1940

Basın Yasası’na iki maddeyle “ulusal duyguları inciten, ulusal tarihi saptıran ve ülkenin güvenliği ile ilgili olarak yapılan soruşturmalardan, alınan önlemlerden söz eden” yazılar yazmak yasaklandı.

   

1946

Çiftçi ve Köylü Partisi 24 Nisan 1946 tarihinde Mudanya Sulh Ceza Hakimliği kararıyla kapatıldı.

1952

Gayrimenkule tecavüzün defi hakkında Kanun, 5917 kanun numarası ile 16 Nisan 1952 tarihinde kabul edilerek 24 Nisan1952 tarihinde Resmî Gazetede yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Kanun, 4 Aralık 1984 tarihinde kabul edilen ve Resmî Gazete’nin 15 Aralık 1984 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe giren Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında 3091 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırıldı

   

1955

Hukukçu, Manisa Milletvekili, İstiklal Mahkemesi Başkanı ve eski adalet bakanlarından Refik Şevket İnce, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1885) İnce, gazeteci Emin Çölaşan’ın dedesidir.

1955

Endonezya’nın Bandung kentinde 18 Nisan’da, 29 bağlantısız Afrika ve Asya ülkesinin bir araya geldiği konferans sona erdi; sonuç bildirgesinde sömürgeciliğin ve ırkçılığın son bulması istendi.

1959

Mısır Devlet Başkanı Nasır, Shell ve Anglo-Egyptian petrol şirketlerini kamulaştırma emri verdi.

1959

İsmet İnönü’nün yaptığı bir konuşmanın Başbakan Adnan Menderes’in “şeref ve itibarını kıracak nitelikte” olup olmadığı araştırmak üzere savcılık soruşturma açtı. İnönü’nün dokunulmazlığının kaldırılması istendi.

1963

KDP, yeni lrak hükümetine bir. Kürdistan için bir iç ulusal otonomi programı öneren Memorandum sundu. Program uygulanmadı.

   

1968

Ada ülkesi Mauritius Cumhuriyeti, 24 Nisan 1968 günü Birleşmiş Milletler üyesi oldu.

1972

TBMM, Anayasa Mahkemesi’nden dönen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm cezalarının infazına ilişkin kanunu 2.kez kabul etti. 273 oyla kabul edilen kanuna İnönü ve Ecevit dahil 46 CHP Mv. ile 1 TİP’li ve 1 bağımsız red, 29 CHP Milletvekili ile CHP’li 3 bakan kabul oyu verdi. CHP lideri İnönü oylamadan önce yaptığı konuşmada cezaların müebbet hapse çevrilmesini istedi.

1972

Askeri Yargıtay, THKO davasında ölüm cezasına mahkum edilen Mustafa Yalçıner ve 14 arkadaşından 4’ünün cezasını müebbet, 11’ini çeşitli hapis cezasına çevirdi.

   

1973

Seri katil, yamyam, tecavüzcü ve nekrofil Edmund Kemper 24 Nisan 1973’te tutuklandı. İşlediği suçlar için ölüm cezası verildi ancak yasa değişikliği nedeniyle cezası sekiz kere ömür boyu hapis cezasına çevrildi.

1975

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, Eczacıbaşı İlaç Fabrikası’ndaki direnişe katılan işçilerden 25’i ile “işçileri direnişe teşvik ettiği” gerekçesiyle Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı İsmail Topkar hakkında en az 5 yıl hapis istemiyle dava açtı.

1978

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Ramiz Erinç Sağkan, doğdu. 

   

1980

Sinematek Derneği’nin Sıraselviler’deki lokali ve sinema salonu sivil polislerce arandı; 7 Sovyet ve 1 Çekoslovak filmine “incelenmek üzere” el konuldu.

1981

Haklarında 24 Şubat’ta dava açılan Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve 33 partilinin yargılanmasına Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başladı.

   

1983

Siyasi Partiler Kanunu 22 Nisan 1983 tarihinde 2820 kanun numarası ile kabul edildi. Resmî Gazetede 24 Nisan 1983 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun 124 maddeden oluşmakta ve Anayasanın 68 ve 69 maddelerinde düzenlenen siyasal haklara ve siyasi partilerin uyacakları esaslara uygun şekilde anayasaya aykırı olmayacak düzenlemeler içermektedir. MGK “Siyasi Partiler Yasası”nı kabul etti ve yayınladığı 76 numaralı bildiri ile siyasal faaliyetleri serbest bıraktı. Ancak yeni kurulacak partilerin kurucularını MGK inceleyecek ve özel yasak getirebilecekti. 

1983

Sosyal psikoloji profesörüdür Erol Güngör yaşamını yitirdi. (25 Kasım 1938, Kırşehir – 24 Nisan 1983).Üniversite hayatına İstanbul Hukuk’ta başlamış ancak daha sonra sosyal psikoloji alanına yönelmiştir.

1984

Bir Yeni Cumhuriyet İçin isimli  kitabından dolayı aldığı 8 yıl hapis cezası Askeri Yargıtay’da bozulan Gazi Üniversitesi eski öğretim görevlisi Doç. Dr. Yalçın Küçük’ü Askeri Mahkeme yeniden 8 yıl ağır hapis cezasına çarptırdı.

1984

Selda Bağcan, 24 Nisan’da teslim oldu.1975 yapımı, derlemesini Muhlis Akarsu’nun yaptığı “Galdı galdı” adlı uzunçalarında “Komünizm propagandası” iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra 16 Nisan’da serbest bırakılmış, itiraz üzerine 17 Nisan’da gıyabi tutuklama kararı çıkarılmıştır.

1985

Şiddet Suçu Mağdurlarının Zararlarının Tazmin Edilmesine İlişkin Avrupa Sözleşmesi, Türkiye tarafından 24 Nisan 1985 tarihinde imzalandı. TBMM tarafından bir uygun bulma kanunu çıkarılmadığı için, iç hukuk metni haline gelememiştir. 

1989

Halkın Kurtuluşu örgütü üyesi idam mahkûmu Abdülkadir Konuk, İstanbul Çapa hastanesinden kaçırıldı.

1989

Uluslararası Af Örgütü’nün Nisan 1989 raporu açıklandı. “Aralık 1979’dan Mart 1988’e kadar işkenceden ölen 47 kişiden 40’ını Türk yetkililer kabul etti”

1989

Başbakan Turgut Özal ve eşi Semra Özal, 44.baskısı yapılan “Turgut Nereden Koşuyor” adlı kitabında kişilik haklarına tecavüz edildiği gerekçesiyle, gazeteci/yazar Emin Çölaşan ile Tekin Yayınevi sahibi Kemal Karatekin’e 50’şer milyon TL’lık dava açtı.

1992

Halk Partisinin kapatılmasına dair Anayasa Mahkemesi kararı 24 Nisan 1992’de Resmî Gazete’de yayımlandı.

1995

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Yavuz Önen, 4 ilde kurulan merkezlerde işkence görmüş 400’ü aşkın kişinin tedavi edildiğini açıkladı.

1996

Tansu Çiller’i Yüce Divan’a göndermeyi amaçlayan Refah Partisi’nin TEDAŞ önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda 179 ret oyuna karşılık 232 oyla kabul edildi.

1998

Ruanda Hükümeti, 1994’te yaşanan soykırımda suçlu bulunan 22 kişiyi, halkın önünde idam etti. İnfazların dördü, başkent Kifali’deki futbol sahasında gerçekleştirildi.

   

1999

Coca-cola’ya ırkçılık davası açıldı. Dördü eski, beş siyah eleman, siyahlara daha az maaş ödendiği ve beyaz çalışanlara göre daha az yükselme şansları olduğu gerekçesiyle Coca-cola aleyhine dava açtı.

2000

İran’da 12 reformcu gazete ve dergi İslam’a ve devrime aykırı yayın yapıp halkı kışkırttıkları gerekçesiyle ikinci bir emre kadar kapatıldı.

2001

Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyaz Enerji Operasyonu’na ilişkin soruşturmayı tamamlayarak dava açtı.

2001

Hukukçu ve siyasetçi Hasan Dinçer yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1910) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Serbest avukatlık yaptı. Afyonkarahisar Cumhuriyet Savcılığı görevinde bulundu. Bolvadın Ceza Yargıçlığı yaptı.  Afyonkarahisar ve Konya Milletvekilliği ile Devlet, Millî Savunma ve Adalet Bakanlıkları yaptı. Ayrıca Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Müdürler Kurulu üyeliğinde bulundu.

2001

Sınır kontrolleri ve sınırın gözetiminin icra edilmesi hakkında kati, ayrıntılı hükümler ve uygulamaya dönük usuller hususunda Avrupa Konseyine icra gücü veren 24 Nisan 2001 tarihli 790/2001(EC) sayılı Konsey Tüzüğü kabul edildi.

2002

Stajyer avukatlar, avukatlığa geçişte sınav öngören yasayı eylemle protesto etti ce toplu olarak yeşil kart başvurusunda bulundu.

2003

Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası 8 Aralık 1992 yılında kabul edildi Anayasada 28 Aralık 1993, 24 Nisan 2003, 11 Nisan 2007, 25 Aralık 2008 ve 18 Nisan 2011 yıllarında değişiklik ve ilaveler yapıldı. Anayasaya göre Özbekistan Cumhuriyeti; iller, ilçeler, şehirler, kasabalar, beldeler (kışlaklar), köyler (aullar), ayrıca Karakalpakistan Cumhuriyetinden oluşmaktadır. Anayasa, diğer Türk Cumhuriyetleri Anayasalarına benzer nitelikler taşımaktadır.

2003

Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun 4852 Sayılı Kanun 17 Nisan 2003 günü mecliste kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 24 Nisan 2003 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

2004

24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen referandumda, Kıbrıs Rum kesimi (Güney Kıbrıs) %75.83 oranında, Annan Planı’nı reddetti. Kıbrıs Türk kesimi (Kuzey Kıbrıs) ise %64.91 oranında kabul oyu vermiştir. Kıbrıs Rum kesiminin reddetmesi nedeniyle Annan Planı uygulanamamıştır.

2004

Bilgi Edinme Hakkı Yasası yürürlüğe girdi. 

2005

KKTC’nin kurulduğu 15 Kasım 1983’ten beri cumhurbaşkanı olan hukuku Rauf Denktaş, görevini Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat’a teslim etti. 

2005

Bulgaristan ve Romanya AB katılım anlaşmasına imza attı. Her iki ülkenin 2007’de AB’ye üye olması Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanmıştı. 

   

2007

Abdullah Gül de Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı adaylığı için TBMM Başkanlığına başvurdu.

   

2010

Hukukçu Özdemir Özok yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Nisan 1945) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1978 – 1980 yılları arasında Ankara Barosu Başkan Yardımcılığı yaptı.  1982- 2001 yılları arasında Türk Hukuk Kurumu Sayman Üyeliği, Ankara Barosu Başkanlığı, Türkiye Barolar Birliği Disiplin Kurulu Üyeliği ve Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreterliği yaptı.  2001’de Türkiye Barolar Birliği Başkanı seçildi. 2003 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi ancak  CHP üyesi olması nedeniyle bu üyelikten kendi isteği ile çekildi.  Cilt kanseri nedeniyle yaşamını yitirdi. İstanbul Barosu eski yönetim kurulu üyesi Av. Dr. Ayça Özok Ener‘in babasıydı.

   

2012

ABD Başkanı Barack Obama, Ermenilerin 1915’te yaşanan olayları anma günü olarak seçtiği 24 Nisan’daki konuşmasında, geçen yıl olduğu gibi “Büyük Felaket” anlamına gelen “Meds Yeghern” ifadesini kullandı.

 

 

2017

16 Nisan Anayasa değişikliği Referandumunda mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılmasına karşı itirazları reddedilip 21 Nisan’da Danıştay’a başvuran CHP’nin, YSK’ya aynı gün verdiği dilekçeyle “resmî sonuçların açıklanması için Danıştay kararının beklenmesi” talebi YSK’ca reddedildi.

   

2017

ABD Başkanı Trump, Ermenilerin 1915 olaylarının yıl dönümü olarak kabul ettikleri 24 Nisan ile ilgili açıklamasında Ermenice “Büyük Felaket” anlamına gelen “Meds Yeghern” ifadesini kullandı.

   

2020

Gizli tanık ifadesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan ve adil yargılanma talebiyle önce açlık grevine başlayan ve eylemini kısa süre sonra ölüm orucuna çeviren Mustafa Koçak ölüm orucu eyleminin 297’nci gününde hayatını kaybetti.

2025

Silivri Adliyesi’nde görevli Cumhuriyet Savcısı Burhan Bıçkı geçirdiği rahatsızlık sonucunda hayatını kaybetti.

2025

Selahattin Demirtaş hakkında 2016’daki konuşmaları nedeniyle 15 yıla kadar hapis ve siyasi yasak talebiyle yeni dava açıldı. İddianame Diyarbakır 18. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 

2025

Kurultay delegeleri Hatip Karaarslan ve Yılmaz Özkanat, 6 Nisan’da yapılan CHP’nin 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali için Ankara 41. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açtı. Dilekçede kurultayın baştan sona hükümsüz olduğu ileri sürüldü.

2025

Murat Ongun’un avukatları Serkan Günel ve Kazım Yiğit Akalın, savcılık ifadelerinin ardından tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Avukatlar yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Hukuk Felsefesinin Değeri

0
Prof. Dr. Mustafa Tören YÜCEL- Otobiyografisi

Hukuk Felsefesinin Değeri / Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

“Felsefenin değerini tamamen ruhun zenginlikleri arasında aramak gerekir ve yalnızca bu zenginliklere karşı kayıtsız olmayan insanlar, felsefeyle uğraşmanın boşuna vakit harcamak olmadığına inandırılabilirler.”

 

Hakikat Her Zaman Hakikattir.

Soruyorsunuz, soruyorsunuz,

Durmaksızın, kafa tutarak:

Bize felsefenin ne lüzumu var?

Bize sanatın ne lüzumu var?

Hadi sanatın da lüzumu yok,

Bize felsefenin de lüzumu yok:

Fakat anlatılsa da anlasak:

Şu cehaletin ne lüzumu var?

Tevfik Flkret-1912

 

Hukuk Felsefesinin Değeri 

Genelde felsefenin ve özelde hukuk felsefesinin (legal philosophy veya jurisprudence) ne değeri olduğunu ve bunlarla niçin uğraşmak gerektiğini düşünmek iyi olacaktır.(1) Çoğu insan/hukuk pratisyenleri, bilimin/pratik aklın etkisi altında, felsefeyi zararsız, ama aslında bilmemize gerek olmayan (hukukun kaynağı, adalet, evrensel adalet gibi) şeyleri kılı kırk yararak inceleyen ve bunlar üzerinde çekişen (antinomi) faydasız bir oyun gibi görmek eğilimde olduklarından bu soruyu ele almak gerekmektedir.

Felsefe hakkındaki bu görüş, kısmen yaşamın anlamı ve amacı hakkındaki yanlış bir tasarımdan, kısmen de, felsefenin erişmek istediği amaç hakkındaki yanlış bir tasarımdan ileri gelmektedir. Doğa bilimleri ürünü olan icatlar ondan haberi olmayan sayısızca insana yarar sağlarken, felsefenin de yararı gündeme gelmektedir. işte öğrencileri doğa bilimleri öğrenimine yönelten bu yarar düşüncesi felsefenin işi değildir. felsefeye yabancılaşma, öte yandan, yalnızca maddi ihtiyaçları tanıyan, insanın bedeni için vitamine ihtiyacı olduğunu bilen, ama aklın da vitamine ihtiyacını unutan “pratik insan” düşüncesinden kaynaklanmaktadır.

Kuşkusuz, felsefenin değerini tamamen ruhun zenginlikleri arasında aramak gerekir ve yalnızca bu zenginliklere karşı kayıtsız olmayan insanlar, felsefeyle uğraşmanın boşuna vakit harcamak olmadığına inandırılabilirler.(2)

Hırs, güç objesi kendisini şimdilerde genellikle yalnızca para biçiminde göstermektedir. Rachel‘ln dediği gibi, servet zekanın ölçüsüdür. O insanları aptalın cennetinden uyandırmak için iyi bir söylemdir. Ne var ki, Hegel‘ln (1770-1831) belirttiği üzere, “sonuçta tatmin olması gereken iştah değil, fakat düşüncedir.” Her türden hayal eden için en uzak menzilli güç biçimi para olmayıp, idelerin hakimiyetidir. Örnek istiyorsanız, Leslie Stephen‘in XVIII. Yüzyılda İngiliz Düşünce Tarihi(3) adlı eserini okuyarak ölümünden yüz yıl sonra Descartes‘in soyut spekülasyonlarının insanların davranışlarını kontrol eden pratik bir güce dönüştüğünü görürsünüz. Büyük Alman hukukçularının eserlerini okuyarak dünyanın bugün Bonaparte‘dan daha çok Kant tarafından idare edildiğini görürsünüz. Ve mutluluğun, çoğu başarılı insanları tanıyan bir i olarak, büyük şirketlere sadece danışman olmakla ve elli bin dolar gelir elde etmekle sağlanamayacağından eminim. Yeteri kadar zekanın mükafat kazanması için başarı yanında başkaca gıdaya da ihtiyacı vardır.(4) O manevi gıda da felsefedir.

Felsefe her yerdedir; herkesin yaşamıyla ilgilidir ve herkesin yaşamını aydınlatabilir.

Felsefe sorgulama ile başlar. “Sorgulanmayan bir yaşam yaşamaya değmez” (Sokrates). Yalnızca limbik sistemle, hard disk’te ne varsa onunla yetinmek işte öyle bir şeydir. Önemli olan zihin hapishanesinden, Eflatun‘un mağara alegorisi/miti/meseli’nden/Albert Camus‘un duvarlarından kurtulmaktır. Bu eserin amacı da sizleri bu kurtuluşa yöneltmektir.

Eğitimin kökü acı ise de, meyvesi tatlıdır” (Aristoteles). Eğitim (education) kelimesinin de İngilizce etimolojik olarak “dışarı çıkarmak” anlamına geldiği unutulmamalıdır.

Felsefenin amacı, fikri çalışmaların tümünde olduğu gibi bilgidir. Söz konusu amaçlanan bilgi, bilimler kümesine sistem ve birlik veren tür ile inançlarımız, önyargılarımız ve kanılarımızın dayanaklarının eleştirisel bir incelemesinden çıkan türdür. Eleştiri ise (Yunan orijinindeki kritikein teriminden), tüm ayrımcılığın da üstünde olmak anlamındadır. Bugün için hatalı bir kullanımla polemik yaratmak ve daha kötüsü eleştirilen kişiye karşı polemik amaçlı kullanılmaktadır. Bu olgu toplumumuzda talihsiz bir çarpıtma olarak belirmektedir. Felsefede eleştiri esasta kişilere değil, fikirlere yöneltilmelidir: Kişiye saygılı olunmalı ve fakat hataya da ödün verilmemelidir.

Felsefede kişi evrenin dikkatli bir gözlemcisi olmalı; anlamak için sorular sormalıdır.

Analiz, her şeyin kendisine özgü anlaşılabilirliğini görmemize ve temel sorulara bir ilk yanıtlar vermeye elvermektedir. Bu sanatı yapmak, aklın gerçeği anlamasını geliştirmeye olanak sağlamaktadır. Anlamak, kavramaktır. Bu süreçte zeka, şeyleri ilişkilendirmemizi sağlamakta; bir şeyi anladığımızda bizle o şey arasındaki, J. Rawls‘un deyimiyle, cahillik peçesi kalkmakta; ve dünya ile etkileşim yaşam bulmaktadır.

Bunu sağlamak üzere, bir şeyi diğerinin yerine koyma hatası, önyargı, kafa karışıklığı ve illüzyondan kendimizi soyutlamamız gerekmektedir.

Yalnız felsefenin, kendi sorularına kesin karşılıklar bulmakta başarı gösterdiği iddia edilemez. Üzerinde kesin sonuçlar alınan bir konu da artık felsefe alanından çıkmaktadır.

Çoğu bilimlerin kendisinden ayrılıp bağımsız bir kimlik kazanmasına karşın felsefe ve hukuk felsefesi varlığını sürdürmektedir. Bunun nedeni, bir yandan, bilimlerin dışında ancak felsefenin araştırabileceği bir konunun bulunması, öte yandan felsefi düşüncenin salt teorik alanda kalmayıp, aynı zamanda pratik etkilerinin de (pratik hukuk felsefesi) bulunmasıdır.

Felsefe okuyan hakim veya avukat veya öğrenci olarak okuduğunu hatırlayan (büyük olasılıkla) mesleki kültürünü belirleyen kültürel öngörülerin ayakları altından kaydığını hissedebilir. Felsefe, özellikle pragmatik felsefe kuşkuyu ve kuşku da araştırmayı tahrik ederek, bir hakimi az dogmatik, fazlaca pragmatik veya açık fikirli bir yargılayıcı yapar.”(6)

Prof. Dr. Mustafa Tören YÜCEL- Otobiyografisi

Hukuk Felsefesi hukukun ne olduğunu, hukukun niteliğini belirlemeye çalışır. Burada hukuk, belli yer ve zaman boyutundaki hukuku(tikel) araştırma konusu yapan hukuk biliminin aksine, bütünü bakımından, tümel olarak ele alınmaktadır.’(7) Hakikati görmek evrensel ile bir karşılaşma/tanış olma ve özelden bir ayrılıştır.

Felsefenin ilk sorunu olan nitelik sorununa karşılık, hukuk felsefesinin de ilk sorunu hukukun niteliğidir. Yanıtlanması gereken soru hukukun nasıl olması gerektiği sorusu değil, hukukun nasıl olduğu, hukukun ne olduğu sorusudur.’ (8)  Özetle, ele alınan hukuk genellikle hukuktur, onun niteliğidir.

Pozitif hukukçu, yöntemsel düşündüğünde bir şeyi neden ötürü hukuk olarak onayıp, diğerlerini böyle kabul etmediğini kendi kendine soracak ve bunu sorduğunda da hukuk felsefesine başvurmak gereğini duyacaktır. Soru. tümel olana (hukukun bütününe) ilişkin bulunmakla tamamen felsefi niteliktedir.

Felsefeciler hukukun ekonomik analizinde merkezi bir konumda olan rasyonalite fikrini sorgulayabilirler; avukatlar ve hâkimlerin yapabileceğinden daha etraflıca adalet. özgür istence ve kast gibi felsefi kavramları analiz edebilirler, hukukta “akıl” ve “duygu” arasındaki ilişkiye açıklık getirebilirler.

Hukuk felsefesi yıllardır adaletin ve onu tam gerçekleştirecek bir hukukun açıklamasını ve tartışmasını yapagelmektedir. Adil hukuk (just law/unjust law) ölçütlerinin neler olduğu sorusu. eskiden beri hukuk felsefesinin başlıca sorunu olmuştur. Adaletin, hukukun son amacı olması gerekir: Hukuk sonunda adaleti gerçekleştirmelidir. Adalete, onu gerçekleştirmeye yönelmeyen bir hukuktan söz etmek, estetik değeri amaç edinmemiş bir sanat ya da hakikate sırt çevirmiş bir bilimden söz etmek kadar anlamsızdır.

R. Pound‘un belirttiği gibi. hukuk, bilim olmak uğruna bilimsel değildir. Sonuca doğru bir vasıta olarak bilimsellik, elde edilen sonuçları ile değerIendirilmeli; yoksa iç yapısının güzelliği ile değil; amaçlanan sonuçlan elde ettiği ölçüde değerlendirilmelidir; yoksa mantıki sürecin veya temelini oluşturan dogmalardan kesin bir şekilde neşet etmesi ile değil. Bu bağlamda iki soru yanıt beklemektedir: 1) Hukuk felsefesi hukuk yargılamasını ne şekilde etkilemektedir? 2) Bazı felsefeler hukuk kurumları için yararlı olurken diğerleri neden bundan yoksun kalmışlardır?

Hukuk biçimsel olarak üç boyutludur: Hukuki analist ekseriya hukuk teorisi, öğretisi ve uygulamayı birlikte ele almalıdır. Bu boyutlardan biri eksik veya yetersiz olduğunda hukuk, insanların düzenli bir şekilde işlerini yürütmesine elveren bir çerçeve olma işlevini yerine getiremez. Hukuk öğretisi, halkın ve (ve hukuk fakültesi 1.sınıf öğrencilerinin hukuk olarak gördükleri) kişilerin davranışını yöneten kurallardır: Örneğin sözleşme hukukunu oluşturan kurallar. Böyle kurallar formüle edip bireysel gerçeklere uygulayarak ihtilafların karara bağlanması süreci biçimsel (formalistic) veya mekanik (mechanistic) olarak nitelendirilmektedir.

Kuşkusuz, biçimsel olup olmadığına bakılmaksızın, hukuk, kurallar olmaksızın işlevini yerine getiremez. Hukuk ajanlarınca kuralsız uygun davranış. uygun olmayandan ayırt edilemeyeceği gibi kuralsız tasarlanan eylemin hukuki olarak doğru veya yanlış olduğu da söylenemez.

Hukuk öğretisinin formüle edilmesi rastgele bir süreç değildir. Öğretisel özün samandan ayırt edilmesine gereksinim vardır. İşte hukuk teorisi bu seçim işleminde yardımcı olmak üzere tasarlanmıştır. Haksız fiilde mutlak sorumluluk teorisinin irdelenmesi ve nedensellik ilkeleri bu niteliği açıkça sergilemektedir.

Yalnız hukuk teorisi, öğreti ihtiyacını göz ardı etmemektedir. Hukuk öğretisinin verili gerçeklere uygulanması da göz önüne alınmalıdır.

Hukuk belli gerçek durumlara uygulanmadıkça yararsızdır. Ortalama bir hakimin veya avukatın, daha az ölçüde ortalama bir vatandaşın, hukuk teorisini bilmeleri ve anlamaları (ve çoğu yoksun bulunmakta) ve özel gerçek durumlara güvenilir şekilde uygulaması beklenemez. Bu önerme, kuşkusuz, hâkimler ve avukatların eleştirisi anlamında değildir. Teori yalnızca gerçeklere doğrudan uygulanmayacak derecede oldukça soyut bulunmaktadır.

Hukuk teorisi çeşitli olası kurallardan hangisini seçmemiz gerektiğini söylemekte; böylece bu kuralların uygulanması ile hukuk uygulaması yönetilebilmektedir. Hukuk öğretisi, bu üç boyutlu hukuki muhakeme zincirinde, teori ve uygulama arasında önemli bir ara halkadır. İşte hâkimlerin hukuk teorisi ve öğretisini olabildiğince tutarlı uygulamaları ile özel hukukta ayni haklar, haksız fiil ve sözleşme kategorileri gelişmiştir. Hukuk felsefesi bu temeli sağlamasaydı özel hukuka özgü haklar körü körüne takip edilen, geçmişten kalan boş veya irrasyonel eksersizler olarak kalacaktı.

Bu noktadır ki, pratik hukuk biliminin, değerleri ve bu arada adaleti araştıran felsefeye, hukuk felsefesine olan ihtiyacı önemle belirmektedir.(9) Bu ihtiyacı algılayan ve yargılarına yansıtan hukukçuların sayıca artması sonucu yakın bir gelecekte ülkemizde hukuka özgü yeni felsefi oluşumlara tanık olunacaktır. İşte bu amaçla, toplumun, kendi işlerinin doğru gitmesi ve aydınlığa kavuşması için hukukta bir filozoflar sınıfının oluşmasına olanak sağlamak üzere hukuk fakültesi programlarında hukuk felsefesi/sosyoloji/ metodolojisi konularına en az dogmatik dersler kadar zaman ayırmalı; normal hukuk derslerini vermek üzere (yarı-tam zamanlı olarak) hukuk fakülteleri kadrosunda yer verilmelidir.(10)

Bu bağlamda hukuk öğrencilerine tavsiyem şu olacaktır:

Kaynak bir eseri okuyup kenara koyduğunuzda ne okuduğunuzu/yazarın ne söylemek istendiğini sorgulayarak yazılı veya seslice dile getirmeye çalışmanız; bunu başarabilme yetisini kazanmanız; bunu yaptığınızı hatırlamanız felsefi uğraşlarınız için önemli bir giriş olacaktır. Ayrıca seçkin hukukçuların yıllardır süregelen sorular üzerine sergilediği önemli fikirleri işleme ve eleştirme yolunu seçerek hukuk bilincinizi/argümantasyon teorinizi  geliştirme olanağına kavuşacağınızı unutmayınız. (11)

Çıkarım olarak, öğrencilerin kitapta yer alan filozofları anlamaları ve yorumlamalarının ilk başta yetersiz, bazen de olması normaldir. Rehberlikle aynı düşünceleri irdeleme yetisini zamanla kazanması da normaldir. Kuşkusuz, eleştiri olmadan hataya düştüğünü anlamasının bir yolu da yoktur. Hukuk fakülteleri, öğrencilerin pozitif hukuk metinleri ile içtihat hukukunu ezber mekânları olmak yerine, hukuk alanında yetkin bilgiye  dayalı eleştiri yoğun kültürel mekânlar olmalıdır. (12)

Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın vurguladığı üzere, hukuk felsefesi ve sosyolojisinin katkısı küçümsenmeyecek ölçüde olacaktır.(13)

“Hukukçular da hukukun diğer disiplinlerde olduğundan daha fazla felsefeden bağımsız olmadığını kabul etmek zorundadırlar.” (14)

Biz hukukçular ne yapıyoruz?

  1. S, Hilav. “Felsefenin F’si” Felsefe Yazıları, Yapı Kredi Yayınları ist„ 1995* 284285; A. O. Boztosun, “Hukuk Eğitiminde Felsefe Dersinin Gereği ve Önemi” Erciyes Üniv, Hukuk Fak. Dergisi C, 1, S. 1, 2006, s. 393; Bkz. H. Chodosh. “Hukuk Eğitimi: Trendler, Sorunlar ve Stratejiler” Selçuk Üniv, Hukuk Fak, C. 9$, 1-2, 2001, s. 330.
  2. Russel, “Felsefenin Değeri” Felsefe Meseleleri (Çev. H. Örs) Kültür serisi.9, Ist„ 1970, ss. 201-210/ “The Value of The Problems of Philosophy Oxford University Press 2001, pp. 8996; R, A. Posner “What Are Philosophers Good For” Overcominq Law, Harvard University Press, 1998,pp.444-467; S, Selçuk. ‘Filodoks” (laşan)lar ile “Kıen”(leşen)ler Kutuplaşmasında Bocalayan Hukukun Dramı Türkiye Adalet Akademisi Dergisi S. 12, 2013, ss. 9-64
  3. W. The Path of Law, Boston, 1981
  4. L Marinoff, Felsefe Hayatınızı Nasıl Değiştirir? (Therapy for the sane), Peqasus, 2007.
  5. Hukuk felsefesinin sorunları için bkz. L B, Flores. “Hukuk Felsefesi için Savaşım: Yöntem ve Sorunlar (Çev. Ö, D. Aydın) HFSA 18    2008, s. 41.
  6. Posner, R. A. The Problematics of Moral and Legal Theory Harvard University Press, Cambridge, 1999 pp. 227228.
  7. Kendi kendimize, adalet nedir? diye soracak olursak, o zaman tabii, önce bir sıra adalete uygun iş sayarız ve bunların tümünde ortak olan şeyi ararız. Tüm adaletli olan işlerde bulunup, başkalarında bulunmayan ortak bir niteliğin var olması elbette zorunludur Ele alınan işleri adaletli kılan bu ortak nitelik adaletin kendisi, gündelik yaşamın gerçekleriyle karışmasıyla adaletli işleri meydana getiren salt nitelik olacaktır. Bu salt niteliğe Eflatun ‘ldea’ ya da biçim adını verir, ‘Adalet’ ldea’sı hiçbir adaletli
    şeyle aynı değildir; o özel nesnelerden tamamen ayrıdır ve özel nesneler yalnızca ondan pay alırlar.” B Russel, Felsefe Meseleleri {Çev. H. Örs) Kültür Serisl: 9, ist., 1970,ss. 132·133; V. Aral “Hukukta Felsefenin Önemi” İÜHFM 1973/1·4, 1st, ss. 623·646.
  8. R. Dworkin’e göre, “hukukçular her zaman filozoflardır; çünkü hukuk bilimi mekanik ve özellikleri olmayan bir biçimde de olsa, her hukukçunun hukukun ne olduğu konusundaki açıklamalarının bir parçasını oluşturur. Anayasa teorisinde felsefe tartışmanın yüzeyine yakın bir yerdedir ve eğer teori iyi ise ayrıca belirgin bir biçim sergilemektedir.”  Justice for Hedgehogs, Cambridge: Harvard Univ, Press, 2011, s. 157
  9. “Üstün bir konu olarak felsefe, şeylerin bir yönüne sağladığı nüfuzla diğer yanlarına bizleri körleştirmektedir ve bizler durağanlaşan zorunlu …..yanlış olmayan saptamayı ilerletmek için diğer insanların görüşlerine olumlu yaklaşmalıyız.” The Rational Foundations of Ethics, 1990. p. 5. D. Özlem, haklı olarak bu yaklaşımın felsefe …… gereği olduğuna vurgu yapmaktadır. D. Özlem, Evrenselcilik, İnsan Hakları ve Liberalizm üstüne” HFSA 7 İst. Barosu. 2003, S.54; İ. Kuçuradi. “Hukuk Felsefesini Yeniden Düşünmek.” Prof. Yılmaz Aliefendioqiu’na Armağan, Yetkin, 2009, ss. 279·284; R. E. Barnet, “”Foreword: Why We Need Legal Philosophy” 8 Harvard J of Pub P 1(1985); L. Fuller. The Principles of Social Order. (K. Wlnston edJ.1981, 249·50: “Gördüğüm üzere, hukuk felsefesinin amacı avukat, hakim, yasa koyucu ve hukuk hocalarına etkili ve anlamlı bir yön vermektir. Onların faaliyetlerine dokunmadığı ve günlük çalışmalarındaki sorular için hiçbir çıkarımı olmadığında hukuk felsefesi başarısızdır.” Ayrıca bknz. R.Pound, “Do we need a philosoph of aw” Columbia Law Revlew, Vol V.No.5 May1905, ss. 339· 353. 
  10. Ayrıca bkz. M. C. Nussbaum. “The Use and Abuse. of  philosophy in legal Education” 45 Stanford Law Review 1627 (1993); M. Tören Yücel, Hukuk Fakültesi Eğitim Kültürü üzerine Bir DenemeGüncel Hukuk Dergisi 2013/3·111, s. 60-63
  11. Felsefenin bir argümantasyon işi olduğu unutulmamalıdır. Bkz. L.J.Mazor. “Küçük Bir Hukuk Felsefesi Kongresi-HFSA 18, İst, SS 62-68, E. T. Feteris. Hukuki Argümantasyonun Temelleri, Paradigma, İst, 2010,  başka alanlarda olduğu gibi belli devimsel / dinamik bir anlayış olmadan yürütülen eğitim etkinliği felsefede de gerçekte ancak bir öğretim, giderek bir “ezberletime” dönüşmektedir.
  12. T. Giegerich. “Yargının Bağımsızlığı-Kavramsal Çerçeve – Tarihsel Gelişim, Tarafsızlıkla İlişkisi ve Türkiye Üzerine Gözlemler” Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve Etkililiği, Adalet Akademisi Yayın No 6, 2009, s. 29
  13. Bkz. I. McLeod. “Why study Legal Theory” Legal Theory, 2. bası, Palgrave Macmillan, 2003, ss. 14-16.
  14.  R, Dworkin. Taklng Rights Serlously, 1977, s 149 

Makale, kapanan Güncel Hukuk Dergisinde yayımlanmıştır.

 

İnsan Hakları Hukuku İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar

0

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar(Basic Principles and Guidelines on the Right to a Remedy and Reparation for Victims of Gross Violations of International Human Rights Law and Serious Violations of International Humanitarian Law) , 16 Aralık 2005 tarih ve 60/147 sayılı Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararı ile kabul ve ilan edilmiştir. Belgenin Türkçe tercümesi, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi adına hukukçu ve bağımsız araştırmacı Güley Bor tarafından yapılmıştır.

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar

16 Aralık 2005

Genel Kurul,

Birleşmiş Milletler Şartı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri, diğer ilgili insan hakları belgeleri ve Viyana Deklarasyonu ve Eylem Planı rehberliğinde,

Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurları için başvuru ve onarım meselesinin ulusal ve uluslararası düzeyde sistematik ve etraflıca biçimde ele alınmasının önemini onaylayarak,

Mağdurların başvuru ve onarımdan faydalanma hakkına saygı gösteren uluslararası toplumun bu şekilde mağdurları, hayatta kalanları ve insanların gelecek nesillerini kötü durumlarda desteklediğinin ve alandaki uluslararası hukuku yeniden onayladığının farkında olarak,

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esasların İnsan Hakları Komisyonu’nun 2005/35 sayılı ve 19 Nisan 2005 kararı ve Ekonomik ve Sosyal Konsey’in, Genel Kurul’un Temel İlke ve Esasları kabul etmesini öneren, 2005/30 sayılı ve 25 Temmuz 2005 tarihli kararı ile kabul edildiğini anımsayarak,

1. İşbu kararın ekindeki Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esasları kabul eder;

2. Devletlere, Temel İlke ve Esasları dikkate almalarını, bunlara saygı gösterilmesini teşvik etmelerini ve bunları hükümetin bilhassa kolluk kuvveti yetkilileri ve ordu ile güvenlik güçleri dahil yürütme kurumlarına, yasama kurumlarına ve yargıya mensup olanların, mağdurların ve temsilcilerinin, insan hakları savunucularının ve avukatların, medyanın ve genel olarak kamunun dikkatine getirmelerini önerir;

3. Genel Sekreter’den, Temel İlke ve Esasları Hükümetlere ve hükümetler arası ile hükümetler dışı örgütlere iletmek ve Temel İlke ve Esaslara İnsan Hakları: Uluslararası Metinlerin Derlemesi başlıklı Birleşmiş Milletler yayınında yer vermek dahil olmak üzere, Temel İlke ve Esasların Birleşmiş Milletler’in tüm resmi dillerinde mümkün olan en geniş dağıtımını sağlayacak adımları atmasını talep eder.

Ek

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ciddi İhlalleri ile Uluslararası İnsancıl Hukukun Ağır İhlallerinin Mağdurlarının Başvuru ve Onarım Hakkına Dair Temel İlke ve Esaslar

Başlangıç

Genel Kurul,

Çok sayıda uluslararası metinde bulunan, uluslararası insan hakları hukukunun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan hükümleri ve özellikle İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 8. maddesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 2. maddesi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 6. maddesi, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 14. maddesi, ve Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 39. maddesini, ve uluslararası insancıl hukukun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan 18 Ekim 1907 tarihli Kara Savaşı Kuralları ve Teamüllerine İlişkin Lahey Sözleşmesi’nin (IV. Sözleşme) 3. maddesi, 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’ne Ek ve Uluslararası Silahlı Çatışmalarda Mağdurların Korunmasına ilişkin 8 Haziran 1977 tarihli Protokol’ün (Protokol I) 91. maddesi, ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün 68 ve 75. maddelerini anımsayarak,

Bölgesel sözleşmelerde bulunan ve uluslararası insan hakları hukukunun ihlallerinin mağdurlarına başvuru hakkı sağlayan hükümleri, özellikle İnsan ve Halkların Hakları Afrika Şartı’nın 7. maddesi, İnsan Hakları Amerika Sözleşmesi’nin 25. maddesi ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 13. maddesini anımsayarak,

Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Muameleye İlişkin Yedinci Birleşmiş Milletler Kongresi’ndeki müzakerelerden doğan Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi’ni ve Genel Kurul’un Kongre tarafından önerilen metni kabul ettiği 40/34 sayılı ve 29 Kasım 1985 tarihli Kurul kararını anımsayarak,

Mağdurlara merhamet ve onurlarına saygı ile muamele edilmesi, mağdurların adalete ve giderim mekanizmalarına erişim hakkına bütünüyle saygı duyulması ve mağdurlar için uygun hakların ve başvuruların hızlıca geliştirilmesinin yanı sıra mağdurlara tazminat için ulusal fonların kurulması, güçlendirilmesi ve genişletilmesinin teşvik edilmesi gerektiği dahil olmak üzere Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi’nde ifade edilen prensipleri yeniden onaylayarak,

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün “eski hale getirme, tazminat ve iyileştirme dahil olmak üzere, mağdurlara veya mağdurlar ile ilgili olarak onarıma ilişkin ilkelerin” oluşturulmasını gerektirdiği, Taraf Devletler Meclisi’nin Mahkeme’nin yargı yetkisine dahil suçların mağdurlarının ve bu mağdurların ailelerinin yararına bir emanet fonu kurulmasını gerektirdiği, ve Mahkeme’ye “mağdurların güvenliği, fiziksel ve psikolojik sağlığı, onuru ve mahremiyetini korumasını” ve “yargılamanın, Mahkeme’nin uygun olarak tespit ettiği aşamalarının” tümünde mağdurların katılımına izin vermesini emrettiğini belirterek,

İşbu belgenin içerdiği Temel İlke ve Esasların, çok şiddetli doğaları gereği insan onuruna tahkir teşkil eden uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine ilişkin olduğunu onaylayarak,

İşbu belgenin içerdiği Temel İlke ve Esasların uluslararası hukuk veya iç hukuk uyarınca yeni yükümlülükler şart koşmadığını, ancak normları bakımından tamamlayıcı olmakla birlikte farklı olan uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuk altında mevcut hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için mekanizmaları, usulleri, prosedürleri ve yöntemleri tespit ettiğini vurgulayarak, Uluslararası hukukun, Devletlerin uluslararası yükümlülükleri ve iç hukukun gerekliliklerine uygun olarak veya uluslararası yargı organlarının uygulanabilir tüzüklerinde öngörüldüğü şekilde, belirli uluslararası suçların faillerinin kovuşturulması yükümlülüğünü içerdiğini ve kovuşturma ödevinin, uluslararası hukuki yükümlülüklerin iç hukuktaki şartlar ve usuller uyarınca yürütülmesini sağlamlaştırdığını ve tamamlayıcılık kavramını desteklediğini anımsayarak,

Mağduriyetin çağdaş biçimlerinin özünde kişilere yöneltilmiş olmasına rağmen kolektif olarak hedeflenen kişiler topluluğuna da yöneltilebileceğini belirterek,

Mağdurların başvuru ve onarımdan faydalanma hakkına saygı gösteren uluslararası toplumun bu şekilde mağdurları, hayatta kalanları ve insanların gelecek nesillerini kötü durumlarda desteklediğinin ve uluslararası hukuk ilkelerinden hesap verilebilirlik, adalet ve hukukun üstünlüğünü yeniden onayladığının farkında olarak,

Mağdur odaklı bir bakış açısı kabul eden uluslararası toplumun, bu şekilde aşağıdaki Temel İlke ve Esaslara uygun olarak uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun ihlalleri dahil olmak üzere uluslararası hukuk ihlallerinin mağdurları ve ilaveten insanlığın bütünü ile de insani dayanışmayı onayladığına kanaat getirerek,

Aşağıdaki Temel İlke ve Esasları kabul eder:

I. Uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü

1. İlgili mevzuatlarda öngörülen, uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü aşağıdakilerden kaynaklanmaktadır:

(a) Bir Devletin taraf olduğu anlaşmalar;
(b) Uluslararası teamül hukuku;
(c) Her Devletin iç hukuku.

2. Devletler, henüz yapmadılar ise, uluslararası hukukun gerektirdiği üzere, aşağıdakiler aracılığıyla iç hukuklarının uluslararası hukuki yükümlülükleri ile uyumlu olmasını sağlayacaklardır:

(a) Uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun normlarını iç hukuklarına dahil etmek, ya da bu normları iç hukuk sistemlerinde başkaca şekilde uygulamak;
(b) Adalete adil, etkili ve hızlı erişim sağlayan uygun ve etkili yasal ve idari usulleri ve diğer uygun tedbirleri benimsemek;
(c) Aşağıda tanımlandığı şekilde onarım dahil olmak üzere, yeterli, etkili, hızlı ve uygun başvuru yollarını hazır bulundurmak;
(d) İç hukuklarının mağdurlar için en az uluslararası yükümlülüklerin gerektirdiği seviyede koruma sağladığını temin etmek.

II. Yükümlülüğün kapsamı

3. İlgili mevzuatlarda öngörülen uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka saygı duyma, saygı duyulmasını sağlama ve bunları yerine getirme yükümlülüğü, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdaki ödevleri içerir:

(a) İhlalleri önlemek için uygun yasal ve idari ve diğer uygun tedbirleri almak;
(b) İhlalleri etkili, hızlı, etraflı ve tarafsız biçimde soruşturmak ve, uygun olduğu hallerde, iç ve uluslararası hukuka uygun olarak sorumlu olduğu iddia edilenler hakkında işlem başlatmak;
(c) İhlal için sorumluluğu nihayetinde kimin taşıyacağına bakılmaksızın, bir insan hakları veya insancıl hukuk ihlalinin mağduru olduğunu iddia edenlere adalete eşit ve etkili erişim sağlamak; ve
(d) Aşağıda tanımlandığı şekilde onarım dahil olmak üzere, mağdurlara etkili başvuru yolları sağlamak.

III. Uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri

4. Uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri durumunda Devletlerin soruşturma ödevi ve, yeterli delil var ise, ihlallerden sorumlu olduğu iddia edilen kimseyi kovuşturma ödevi ve, eğer suçlu bulunursa, bu kişiyi cezalandırma ödevi bulunmaktadır. Buna ek olarak, bu durumlarda Devletler, uluslararası hukuk uyarınca birbirleriyle iş birliği yapmalı ve bu ihlallerin soruşturulması ve kovuşturulmasında yetkili uluslararası yargı organlarına yardımcı olmalıdır.

5. Bu maksatla Devletler, uygulanabilir bir anlaşmada öngörüldüğü halde veya diğer uluslararası hukuk yükümlülükleri uyarınca iç hukuklarına evrensel yetkiye dair uygun hükümleri dahil edecek veya bunları başka şekilde uygulayacaklardır. Buna ek olarak Devletler, uygulanabilir bir anlaşma veya diğer uluslararası hukuk yükümlülükleri uyarınca öngörüldüğü halde, iadeyi kolaylaştırmalı veya failleri diğer Devletlere ve uygun uluslararası yargı kurumlarına teslim etmeli ve uluslararası adalet arayışı kapsamında, uluslararası insan hakları hukuku standartlarına uygun ve işkence ve diğer zalimane, gayriinsani veya küçültücü muamele veya cezaya ilişkin olanlar gibi uluslararası hukukun gerekliliklerine tabi olarak, mağdur ve tanıklara destek ve koruma sağlanması dahil, hukuki yardım ile diğer iş birliği biçimlerini sağlamalıdır.

IV. Zamanaşımı

6. Uygulanabilir bir anlaşmada öngörüldüğü veya başkaca bir uluslararası hukuk yükümlülüğünün içerdiği durumda, uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil eden, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine zamanaşımı uygulanmayacaktır.

7. Hukuk davaları ve diğer usullere uygulanabilir zamanaşımı süreleri dahil olmak üzere, uluslararası hukuk uyarınca suç teşkil etmeyen diğer çeşit ihlaller için iç hukuktaki zamanaşımı süreleri haksız yere kısıtlayıcı olmamalıdır.

V. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurları

8. İşbu belgede yer aldığı haliyle mağdurlar, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri teşkil eden eylem yahut ihmaller nedeniyle fiziksel ya da zihinsel yara, duygusal ızdırap, ekonomik kayıp ya da temel hakların önemli ölçüde zarar görmesi dahil olmak üzere, bireysel ya da kolektif olarak zarara uğrayan kişilerdir. Uygun olduğu hallerde ve iç hukuk ile uyumlu olarak “mağdur” terimi aynı zamanda doğrudan mağdurun yakın aile üyeleri ile doğrudan mağdurun bakmakla yükümlü olduğu kişileri ve tehlikedeki mağdurlara yardım etmek veya mağduriyeti önlemek için müdahale ederken zarara uğrayan kişileri de kapsar.

9. Bir kimse, ihlalin failinin kimliğinin tespit edilmesi, yakalanması, kovuşturulması veya mahkum edilmesinden ve fail ile mağdur arasındaki ailevi ilişkiden bağımsız olarak mağdur kabul edilecektir.

VI. Mağdurlara muamele

10. Mağdurlara insaniyet ile ve onurları ve insan haklarına saygıyla muamele edilmeli ve hem kendileri hem ailelerinin güvenlikleri, fiziksel ve psikolojik sağlığı ve mahremiyetlerini sağlayacak uygun tedbirler alınmalıdır. Şiddet veya travmaya maruz kalmış bir mağdurun adalet ile onarım sağlamak için tasarlanan hukuki ve idari prosedürler esnasında yeniden travmatizasyonunu önlemek için Devlet, mümkün olduğu ölçüde, iç hukukunun mağdurun özel değerlendirme ve bakımdan faydalanacağını öngörmesini sağlamalıdır.

VII. Mağdurların başvuru hakkı

11. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için başvuru yolları, mağdurun uluslararası hukuk uyarınca öngörülen aşağıdaki haklarını içerir:

(a) Adalete eşit ve etkili erişim;
(b) Uğranılan zarar için yeterli, etkili ve hızlı onarım;
(c) İhlaller ve onarım mekanizmalarına dair ilgili bilgiye erişim.

VIII. Adalete erişim

12. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi bir ihlali veya uluslararası insancıl hukukun ağır bir ihlalinin mağduru, uluslararası hukuk uyarınca öngörüldüğü üzere etkili bir başvuru yoluna eşit erişime sahip olacaktır. Mağdura sağlanan diğer başvuru yolları, idari ve diğer kurumlara erişimin yanı sıra iç hukuka uygun olarak yürütülen mekanizma, usul ve yargılamaları da içerir.

Uluslararası hukuktan doğan, adalete ve adil ve tarafsız yargılamalara erişim hakkını güvence altına almaya ilişkin yükümlülükler iç hukuka yansıtılacaktır. Bu maksatla Devletler:

(a) Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için sağlanan tüm başvuru yollarına ilişkin bilgileri kamuya açık ve özel mekanizmalar aracılığıyla yaygınlaştırmalıdır;
(b) Mağdurların çıkarlarını etkileyen hukuki, idari veya diğer yargılamalar öncesi, esnası veya sonrasında mağdurların ve temsilcilerinin yanı sıra ailelerinin ve tanıkların külfetini en aza indirgemek, uygun olduğu hallerde mahremiyetlerine yapılan hukuksuz müdahalelere karşı korumak ve tehdit ve öç karşısında güvenliklerini sağlamak için tedbirler almalıdır;
(c) Adalete erişim arayan mağdurlara uygun destek sağlamalıdır;
(d) Mağdurların, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için başvuru haklarını kullanabilmelerini sağlamak için uygun olan tüm hukuki, diplomatik ve konsolosluklar ile ilgili araçları hazır bulundurmalıdır.

13. Devletler, adalete bireysel erişimin yanı sıra, uygun olduğu hallerde, mağdur gruplarının da onarım için talepler sunmalarına ve onarım elde etmelerine izin veren prosedürler geliştirmeye gayret etmelidir.

14. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için yeterli, etkili ve hızlı başvuru, bir kimsenin taraf sıfatına sahip olabileceği tüm mevcut ve uygun uluslararası süreçleri içermeli ve iç hukuktaki başkaca herhangi bir başvuru yoluna halel  getirmemelidir.

IX. Uğranılan zarar için onarım

15. Yeterli, etkili ve hızlı onarımın, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri için giderim sağlayarak adalete katkıda bulunması amaçlanmaktadır. Onarım, maruz kalınan ihlallerin ve zararın ağırlığı ile orantılı olmalıdır. Bir Devlet, iç hukuku ve uluslararası hukuk yükümlülüklerine uygun olarak, Devlete atfedilebilen ve uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri teşkil eden eylem ve ihmaller için mağdurlara onarım sağlayacaktır. Mağdura sağlanacak onarım için bir gerçek kişi, bir tüzel kişi ya da başka bir oluşumun sorumlu bulunduğu durumlarda, söz konusu taraf mağdura onarım sağlamalı veya Devlet mağdura halihazırda onarım sağlamış ise Devleti tazmin etmelidir.

16. Uğranılan zarardan sorumlu olan tarafların yükümlülüklerini yerine getiremediği veya getirmek istemediği halde Devletler, mağdurlara onarım ve başkaca destek için ulusal programlar oluşturmaya gayret etmelidir.

17. Devletler, mağdurların açtığı davalara ilişkin olarak, uğranılan zarardan sorumlu gerçek ve tüzel kişiler aleyhine olan onarıma dair yerel mahkeme kararlarını icra etmeli ve iç hukuk ile uluslararası hukuk yükümlülüklerine uygun olarak onarıma dair geçerli yabancı mahkeme kararlarını tenfiz etmeye gayret göstermelidir. Bu amaçla Devletler iç hukuklarında onarım kararlarının icrasına ilişkin etkili mekanizmalar öngörmelidir.

18. Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurlarına, iç hukuk ile uluslararası hukuk uyarınca ve bireysel koşulları dikkate alarak, uygun olduğu hallerde ve ihlalin ağırlığı ve her bir vakanın koşulları ile orantılı olarak, 19 ila 23’üncü ilkelerde düzenlenen şekliyle eski hale getirme, tazminat, iyileştirme, tatmin ve tekrarlanmama güvencelerini içeren tam ve etkili onarım sağlanacaktır.

19. Eski hale getirme mağduru, mümkün olduğu her durumda, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri veya uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleri gerçekleşmeden önceki başlangıç durumuna getirmelidir. Eski hale getirme, uygun olduğu hallerde, özgürlüğün, insan haklarından yararlanmanın, kimliğin, aile hayatının ve vatandaşlığın iade edilmesini, kişinin ikamet ettiği yere dönmesini, istihdama iade edilmeyi ve mülkün geri verilmesini içerir.

20. Tazminat, uygun olduğu hallerde ve ihlalin ağırlığı ve her bir vakanın koşulları ile orantılı olarak, uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinden kaynaklanan, ekonomik olarak değer biçilebilen herhangi bir zarara karşılık sağlanmalıdır, örneğin:

(a) Fiziksel veya zihinsel zarar;
(b) İstihdam, eğitim ve sosyal fayda dahil olmak üzere kaçırılan fırsatlar;
(c) Maddi zararlar ve kazanç potansiyeli kaybı dahil olmak üzere kazanç kaybı;
(d) Manevi zarar;
(e) Hukuki destek veya uzman desteği, ilaç ve tıbbi hizmetler ile psikolojik ve sosyal hizmetler için gereken masraflar.

21. İyileştirme tıbbi ile psikolojik bakımın yanı sıra hukuki ve sosyal hizmetleri içermelidir.

22. Tatmin, uygulanabildiği hallerde, aşağıdakilerden herhangi biri ya da hepsini içermelidir:

(a) Devam eden ihlallerin sonlandırılmasına yönelik etkili tedbirler;
(b) Vakaların doğrulanması ve mağdur, mağdurun akrabaları, tanıklar veya mağdura yardımcı olmak veya başkaca ihlallerin gerçekleşmesini önlemek için müdahale etmiş olan kimselere başkaca zarar vermediği veya bunların güvenliğini ve çıkarlarını tehdit etmediği sürece hakikatin tümüyle kamuya açıklanması;
(c) Kayıpların bulunduğu yerlerin, kaçırılan çocukların kimliklerinin ve öldürülenlerin naaşlarının araştırılması ve mağdurların açıklanmış ya da varsayılan dileği ya da ailelerin ve toplulukların kültürel pratiklerine uygun olarak naaşların çıkarılması, kimliklerinin tespit edilmesi ve yeniden gömülmesi;
(d) Mağdurun ve mağdur ile yakın bağlantısı olan kişilerin onurunu, itibarını ve haklarını iade eden resmi bir beyan ya da yargı kararı;
(e) Vakaların kabulü ve sorumluluğun üstlenilmesi dahil olmak üzere kamuya açık özür;
(f) İhlallerden sorumlu kişiler aleyhine yargısal ve idari yaptırımlar;
(g) Anma törenleri ve mağdurlara saygı gösterilmesi;
(h) İhlallerin doğru anlatımının uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitimine ve tüm seviyelerdeki eğitim materyaline dahil edilmesi.

23. Tekrarlanmama güvenceleri, uygulanabildiği hallerde, önlemeye de katkı sağlayacak olan aşağıdaki tedbirlerden herhangi biri ya da hepsini içermelidir:

(a) Ordu ve güvenlik güçleri üzerinde etkili sivil kontrol sağlanması;
(b) Tüm sivil ve askeri yargılamaların uluslararası standartlardan adil yargılanma, adalet ve tarafsızlığa uyumunun sağlanması;
(c) Yargının bağımsızlığının güçlendirilmesi;
(d) Hukuk, tıp ve sağlık mesleklerinden, medya ve diğer ilgili mesleklerden kimselerin ve insan hakları savunucularının korunması;
(e) İnsan hakları ve uluslararası insancıl hukuk konularında öncelikli ve devamlı olarak toplumun tüm kesimlerine ve kolluk kuvveti yetkilileri ile ordu ve güvenlik güçlerine eğitim verilmesi;
(f) Kolluk kuvveti, cezaevi, medya, tıp, psikoloji, sosyal hizmet ve ordu personeli dahil olmak üzere kamu görevlilerinin yanı sıra iktisadi teşebbüslerin meslek kuralları ile etik normlara, bilhassa da uluslararası standartlara, uyumunun teşvik edilmesi;
(g) Sosyal çatışmaların önlenmesi ve izlenmesi ile bunları çözümleri için mekanizmaların desteklenmesi;
(h) Uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerine katkıda bulunan veya bunlara izin veren kanunların gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi.

X. İhlaller ve onarım mekanizmalarına dair ilgili bilgiye erişim

24. Devletler, kamuyu ve bilhassa uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ile uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin mağdurlarını bu Temel İlke ve Esaslarda bahsedilen haklar ve başvuru yolları ile mağdurların erişim hakkına sahip olabileceği mevcut tüm hukuki, tıbbi, psikolojik, sosyal, idari ve diğer tüm hizmetler hakkında bilgilendirecek araçlar geliştirmelidir. Buna ek olarak mağdurlar ile temsilcileri, mağduriyetlerine yol açan sebepler ile uluslararası insan hakları hukukunun ciddi ihlalleri ve uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerinin sebepleri ve bunların koşulları hakkında bilgi talep etme ve edinme ve bu ihlaller hakkındaki hakikati öğrenme hakkına sahip olmalıdır.

XI. Ayrımcılık yasağı

25. Bu Temel İlke ve Esasların uygulanması ve yorumlanması uluslararası insan hakları hukuku ile uluslararası insancıl hukuka uygun olmalı ve istisna söz konusu olmaksızın, hiçbir tür veya sebebe dayanan ayrımcılık içermemelidir.

XII. Derogasyon yasağı

26. Bu Temel İlke ve Esaslardaki hiçbir hüküm iç hukuk ve uluslararası hukuktan doğan herhangi bir hak veya yükümlülüğü kısıtlar veya ihlal eder biçimde yorumlanamaz. Özellikle, işbu Temel İlke ve Esasların uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukukun tüm ihlallerinin mağdurlarının başvuru ve onarım hakkına halel getirmediği anlaşılmaktadır. Bu Temel İlke ve Esasların uluslararası hukukun özel kurallarına halel getirmediği de anlaşılmaktadır.

XIII. Diğerlerinin hakları

27. Bu belgedeki hiçbir hüküm diğerlerinin uluslararası veya ulusal olarak korunan haklarını, bilhassa itham edilen kimsenin uygulanabilir hukuka göre adil yargılanma hakkını ihlal eder şekilde yorumlanamaz.

23 Nisan – Hukuk Takvimi

0
23 Nisan Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar. Kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları. Ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
23 Nisan – Hukuk Takvimi
1791 Avukat ve 15. Amerika Birleşik Devletleri başkanı James Buchanan doğdu. (Ölümü:1 Haziran 1868) Dickinson Koleji‘nde eğitim gördü. Pennsylvania’da önde gelen bir avukat oldu. 1820’de ABD Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1832’de Rusya’ya büyükelçi olarak atandı. 1834’te Pennsylvania’dan senatör seçildi ve bu görevi 11 yıl boyunca sürdürdü. 1845’te Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 1953’te Birleşik Krallık Birleşik Devletleri büyükelçisi olarak görev yaptı.  1857 yılında 15. ABD başkanı seçildi. Görev döneminde ilk deniz aşırı telgraf iletişimi kuruldu ve bu iletişim İngiltere kraliçesiyle yapıldı.

James Buchanan
1844 Hukukçu ve siyasetçi Sanford Ballard Dole doğdu. (Ölümü: 9 Haziran 1926) Williams Koleji‘nde eğitim gördü. Bir yıl boyunca Boston’da bir hukuk bürosunda çalıştı. 1880’de Honolulu’da Noter olarak görevlendirildi. 1887 Anayasasının güvence altına alınmasında aktif olarak görev yaptı. Hawaii Krallığı Yargıtay’ında yargıçlık yaptı.  1887 devriminde yer aldı. Krallık Ocak 1893’te sona erdikten sonra 1894 yılından 1900 yılına kadar Hawaii’nin ilk ve tek seçilmiş başkanı olarak hizmet etti.1900’de Bölgesel Vali olarak görev yaptı. Diplomat kimliği ile ön plana çıktı.1903’te A.B.D Bölge Mahkemesi hâkimi olarak 1915’e kadar görev yaptı.

Sanford Ballard Dole
1847 Cinsiyet ayırmaksızın bütün çocuklara eşit miras hakkı tanıyan 7 Cemaziyülevvel 1263/23 Nisan 1847 tarihli İrade-i Seniyye ile babanın arazisinde intikal hakkı kız çocuklarına da tanındı ve bu tarihten itibaren babanın arazisinde erkek ve kız çocukların eşit intikal hakkına sahip oldukları kabul edildi. 1856 yılında Osmanlı topraklarında kadınların köle ve cariye olarak alınıp satılmaları yasaklandı.
1906 Rusya’da Çar II. Nikolay, “Temel Yasalar” olarak bilinen anayasayı ilan etti.
1920 Kurtuluş Savaşının 19 Mayıs 1919 tarihinde başlaması ile birlikte Anadolu’da yapılan kongrelerden sonra 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu.23 Nisan tarihi Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanmaktadır.
1920 Celâleddin Ârif bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Erzurum milletvekili olarak katıldı ve meclis ikinci başkanlığına getirildi.

Celâlettin Arif Bey
1920 23 Nisan 1920 tarihinden 19 Aralık 1921 tarihine kadar olan dönemde vatana ihanet suçundan dolayı hakkında işlem yapılmayanlara Hıyaneti Vataniye kanunundan itibaren herhangi bir işlem yapılmaması  kararlaştırıldı.
1921 23 Nisan’ın Milli Bayram Addine Dair Kanun” TBMM’de kabul edildi.
1923 İkinci Lozan görüşmeleri başladı. İzmir İktisat Kongresinde alınan kararlar TBMM’ye yön verdi. Kapitülasyonların kaldırılması konusunda TBMM heyetine büyük bir destek sağladı.
1924 Ankara’da toplanan kurultay ile Türk Ocakları yeniden kuruldu.
1926 Tayyare Makinist Mektebi hizmete açıldı. THK, 10 yıl içinde 351 uçak satın alarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim etti.
1937 İstanbul Yedek Subay Okulu’nda (Harbiye) Atatürk Anıtı açıldı.
1951 Amerikalı hukukçu, bankacı ve devlet adamı Charles G. Dawes, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Ağustos 1865) Cincinnati Hukuk Okulundan mezun oldu. Nebraska State Bar Association‘a kabul edildi. I. Dünya Savaşı savaş tazminatı için üzerinde çalıştığı Dawes Planı sayesinde Nobel Barış Ödülü kazandı. City National Bank and Trust Co. da yönetim kurulu başkanı olarak iki yıl görev yaptı.
1963 İsrail Devleti’nin İkinci Cumhurbaşkanı Yitzhak Ben-Zvi, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Kasım 1884) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1909 Jön Türk Devrimi’nin ardından Türkiye’ye gönderildi. Kudüs’te, ilk İbrani lisesini kurdu. 1914 yılında Filistin’e döndü ancak Osmanlı yetkililerince 1915 yılında kovuldu. Bunun üzerine ABD’ye göç ederek orada Siyonizm ile ilgili yayınlar ve aktiviteler gerçekleştirdi. 1920’den 1929’a kadar  İsrail’de baskın işçi örgütü haline gelen Genel Çalışma Federasyonu “Histadrut” sekreterliğinin üyesi olarak görev yaptı. 14 Mayıs 1948’de İsrail’in Bağımsızlık Bildirgesi‘ni imzaladı. 1952’de İsrail cumhurbaşkanı oldu ve ölümüne kadar bu pozisyonda kaldı. Ortadoğu tarihi ve arkeolojisi alanında tanınmış bir bilgindi.  Yahudi Ortadoğu Toplulukları Araştırma Enstitüsü’nü yönetti (Bugünkü adıyla Ben-Zvi Enstitüsü) 1958’de “Yahudilerin tarihi, Sürgünler ve Kurtarılanlar” kitabını yazdı.

İsrail’in ikinci Cumhurbaşkanı Yitzhak Ben-Zvi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu idi.
1979 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, UNESCO’nun 1979 yılını “Çocuk Yılı” olarak duyurmasının ardından, TRT tarafından “TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği” adı ile ilk kez kutlandı.
1981 Millî Güvenlik Konseyi, eski Gümrük ve Tekel Bakanlarından Tuncay Mataracı’nın Yüce Divan’da yargılanmasına karar verdi.
1982 1974 yılında başka biriyle evlenmek için karısının başına dört kurşun sıkarak öldüren Sabri Altay, idam edildi.
1992 Polonya Cumhuriyeti için Anayasa Hazırlama ve Yürürlüğe koyma hakkında 23 Nisan 1992 tarihli Anayasa kanunu çıkarıldı.
1994 Gagavuzya kuruldu.
1998 Yunan hukukçu ve siyasetçi Konstantin Karamanlis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Mart 1907) Atina Üniversitesi‘nde  hukuk eğitimi gördü. 1935’te milletvekili seçildi. 1946’dan sonra Çalışma, Ulaşım, Haberleşme, Toplumsal Refah, Millî Savunma ve Kamu İşleri bakanlıklarında bulundu. 1955’te başbakan oldu. 1959’da Adnan Menderes’le Kıbrıs’ı bağımsız bir cumhuriyet haline getiren Zürih Antlaşması’nı karara bağladı. 1974 parlamento seçimlerinden sonra Yeni Demokrasi (ND) hükûmetinin başına getirildi. Başbakanlığı döneminde cunta üyeleri yargılandı, genel af çıkarıldı, 1952 Anayasası yeniden yürürlüğe kondu, Avrupa’yla ilişkiler yakınlaştı. 1990 yılında  Yunanistan Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 1995 yılına kadar bu görevini sürdürdü.

Konstantin Karamanlis
1999 Savcıların Mesleki Sorumluluk Standartları ile Temel Görev ve Hakları Bildirisi, 23 Nisan 1999 tarihinde Uluslararası Savcılar Birliği (The International Association of Prosecutors-IAP) tarafından onaylandı.
1999 Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası, Ölüm Orucu eylemlerini sona erdirmek için başlatılan ‘Hayata Dönüş Operasyonundan sonra, 22 Aralık 2000 tarihinde 4616 sayılı yasa olarak çıkarıldı. 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçları kapsamaktadır.
2003 Kazakistan Cumhuriyeti Anayasası 30 Mayıs 1995 tarihinde kabul edildi. 7 Ekim 1998, 23 Nisan 2003, 21 Mayıs 2007 ve 2 Şubat 2011 tarihlerinde değişiklik ve ilaveler yapıldı.
2003 Bangalore İlkeleri, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edildi.
2017 Anayasa Hukukçusu  Erdoğan Teziç yaşamını yitirdi. (Doğumu:1936)

Prof. Dr. Erdoğan Teziç

 

23 Nisan – Hukuk Takvimi

Erdoğan Teziç

0
Erdoğan Teziç

Anayasa Hukukçusu Erdoğan Teziç 7 Nisan 1936’da dünyaya geldi. Ortaöğrenimini 1947-1955 yıllarında Galatasaray Lisesinde tamamladı. Lisede iken 1952 yılında voleybola başlado ve aynı zamanda Galatasaray Spor Kulübü voleybol takımında yer aldı, 1954 yılında Belgrad’da oynanan maçta milli oldu.  1956 Paris Dünya Voleybol Şampiyonası’na, 1957 İstanbul Beynelmilel Voleybol Turnuvası’na katıldı. 1958’de takım kaptanı olarak Prag Avrupa Voleybol Şampiyonası’na ve 1959 Beyrut Akdeniz Oyunlarına katılarak 29 kez milli oldu.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1959 yılında mezun olduktan sonra Fransa’da Anayasa Hukuku ve Siyaset Bilimi üzerine lisansüstü eğitim aldı. Paris Hukuk Fakültesinde doktorasını burslu olarak tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Dr. Asistan olarak göreve başladı.

1970 yılında askerlik görevini yaparken doçent oldu. Askerlik dönüşünde, 12 Mart Muhtırasının etkisi ile üniversiteye kabul edilmedi. Temmuz 1974’de, Danıştay kararı ile üniversitedeki görevine döndü.  1980 yılında Anayasa Hukuku Profesörü olarak atandı. yıllar anabilim dalı başkanı olarak görev yatı.

1987-1996 yıllarında Avrupa Voleybol Konfederasyonu Hukuk Komisyonu Üyesi olarak çalıştı.

1992-2000 yıllarında Galatasaray Lisesi müdürlüğü ve 1992-1995 yılarında İstanbul Olimpiyat Oyunları ve Düzenleme Komitesi Üyesi olarak görev yaptı.

Galatasaray Üniversitesi rektör yardımcılığı ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı görevlerini deruhte etti. 1993-2000 yılları arasında da TBMM Başkanlığı Hukuk Danışmanlığı görevini yürüttü.

Paris Üniversitesi ile Rennes I Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi  olarak bilimsel katkılar sundu. Fransa Cumhurbaşkanı tarafından 1999 yılında “Officier de L’ordre National du Mérite” nişanı verildi.

2000 yılında Galatasaray Üniversitesi Rektörlüğü görevine atandı.

  8 Aralık 2003’te Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Yükseköğretim Kurulu (YÖK) başkanlığına atandı.

2004’te Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d’Honneur (Fransa Devleti Onur Lejyonu Nişanı’nın en üst derecesi olan “Commandeur” (Büyük Şövalye) rütbesine layık görüldü. Fakat aldığı bu nişanı, Fransa Ulusal Meclisinin Ermeni Soykırımı İnkâr Yasası’nı kabul etmesinden dolayı, Fransa Büyükelçiliği aracılığı ile iade etti.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Türkiye Cumhuriyeti Liyakat Nişanı ile ödüllendirildi.

9 Aralık 2007 tarihinde YÖK başkanlığı görevi sona erdi. 23 Nisan 2023 günü kalp yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi. Aşiyan Mezarlığına defnedildi.

 2004 yılında Fransız dili ile de öğretim yapan Galatasaray Üniversitesi’nin gelişmesine yaptığı önemli katkılardan dolayı fahri doktora (Docteur Honoris Causa) unvanı verilmiştir. 2005 yılında Bulgaristan Varna Üniversitesi tarafından fahri profesör unvanı verilmiştir. Teziç’e ayrıca, Paris I Panthéon Sorbonne Üniversitesi tarafından akademik çalışmalara katkılarından ötürü Paris I Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı verilmiştir.  Bu ödülü alan ilk Türk’tür .

Anayasa Hukuku, Türk Parlamento Hukukunun Kaynakları ve İlgili Anayasa Mahkemesi Kararları, Siyasi Partiler, Kıbrıs Sorunu, Türkiye’de 1961 Anayasasına Göre Kanun Kavram ve Seçim Sistemleri başlıklı eserleri bulunmaktadır.

Bilimsel Makaleleri

  • Teziç, E., 1998 , Türkiye’de Parlamenter Rejimin Bugünkü Anlamı ve İşleyişi, Türki Parlamenterler Birliği’ne sunulan Tartışma Raporu, 26 Eylül
  • Teziç, E., 1998 The Constitutional Regime of Turkey, Business Guide to Turkey, Universal Yayıncılık, İstanbul, s: 1-9
  • Teziç, E., 1998, Anayasa Mahkemesi’nin Seçim Sistemini Belirlemesi, Yiğit Okur’a Armağan, Galatasaray Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Sayı 3, s: 375-379
  • Teziç, E.,1996, Dava Mahkemesinin Anayasa Aykırılık İddiasını Ciddi Bulma Zorunluluğu, Coşkun Kırca’ya Armağan, Galatasaray Üniversitesi Yayınları, İstanbul Sayı 2, s:23-25
  • Teziç, E., 1995, Sorun Siyasi Rejimin Yapılanması mı?, Yeni Türkiye, Ankara, Mayıs-Haziran, Sayı 4, S: 7-12
  • Teziç, E.,1991, Anayasa Yargılanmasında Karar Sürecinde Koruyucu Tedbir yolları, İstanbul Barosu Dergisi, İstanbul
  • Teziç, E., 1994, Kanun’un Yürürlüğünün durdurulması, İnan Kıraç’a Armağan, Galatasaray Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Sayı 1, s: 251-254
  • Teziç, E., 1990, Türkiye’de Siyasal Düşünce ve Örgütlenme Özgürlüğü, Anayasa Yargısı, Ankara s: 29-46
  • Teziç, E.,1990, Körfez Krizi Sırasında TBMM’nin Toplanması, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, Özer Eskiyurt’un Anasına Özel Sayı, İstanbul, Yıl 19, s: 191-196
  • Teziç, E., 1989, Parlamento Kararı ve Kanun, Anayasa Yargısı, Ankara, s: 121-130
  • Teziç, E., 1988, Anayasaya Uygunluk Denetiminde Belçika Hakemlik Divanı, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, Prof. Dr. Lütfi Duran’a Armağan Özel Sayısı, İstanbul, Yıl 9, Sayı 1-3
  • Teziç, E., 1987, Cumhurbaşkanının Geri Gönderme Yetkisi, Anayasa Yargısı, Ankara, s: 81-105
  • Teziç, E., 1986, Kanunların Anayasaya Uygunluğunun Esas Açısından Denetimi, İ.Ü. Hukuk Fakültesi Mecmuası, İstanbul, Cilt 51, Sayı 1-3
  • Teziç, E., 1982, Anayasa Hukuku İçinde Çalışma Hayatına İlişkin Temel Haklar, İ.Ü. Hukuk Fakültesi İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, İstanbul, Yıl 3 Sayı 1-3
  • Teziç, E., 1982, 1982 Anayasasına Göre Anayasaya Uygunluğun Denetimi, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, Ragıp Sarıca’ya Armağan Özel Sayısı İstanbul, Yıl 3, Sayı 1-3
  • Teziç, E., 1980, 1961 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanı, Yargı Dergisi, İstanbul, Sayı 49
  • Teziç, E., 1980, Batı Demokrasilerinde Yürütmenin Üstünlüğü ve Yeni Kurumları Dengesi, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, İstanbul, Yıl 1, Sayı 2
  • Teziç, E., 1977, 1923-1938 Döneminde Siyasal Parti Programlarında Sosyal ve Ekonomik Görüşler, İstanbul Yüksek ve Ticaret Mektebi Mezunlar Derneği Yayını, İstanbul
  • Teziç, E., 1973, Révision de la Constitution de la République de Turquie relative à la modification de certains articles et à l’annexion des dispositions transitoires, Annales de la Faculté de Droit d’İstanbul, İstanbul, Sayı 37- 1971
  • Teziç, E., 1973, Arrêts de la Cour Constitutionnelle, Annales de la Faculté de Droit d’İstanbul, İstanbul, Sayı 37-1971
  • Teziç, E., 1972, Yasama Yetkisi ve Kanun Hükmünde Kararnameler. Amme İdaresi Dergisi, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Yayını, Ankara, Cilt 5, Sayı 1, s: 3-14
  • Teziç, E., 1969, La Loi Relative aux Partis Politiques Turcs, Annales de la Faculté de Droit d’İstanbul, İstanbul
  • Teziç, E., 1968, L’Evolution du Système Electoral Turc sous la Second République, Annales de la Faculté de Droit d’İstanbul, İstanbul
  • Teziç, E., 1967, Mart 1967 Fransız Seçimleri, İstanbul Üniversitesi Mukayeseli Hukuk Enstitüsü, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, İstanbul Üniversitesi, Sayı 1
  • Teziç, E., 2003, La Suspension Provisoire de L’application de la Loi d’après la Jurisprudence de la Cour Constitutionnelle de Turquie, Mélanges en L’honneur de Pierre Pactet, Dallaz Paris
  • Teziç, E., 2012, Cumhuriyetin Kuruluş Döneminde Devletin Hukuki Yapısı, Bugünün Bilgileri ile Kemal’in Türkiye’si “la Turquie Kémâliste,” Boyut Yayınevi, İstanbul, s: 170 ve devamı
  • Teziç, E., 2012, Cumhuriyet Dönemi Anayasaları 29 Ekim 2011 Konferans Metni, Türk Hukuk Kurumu, Ankara
  • Teziç, E.., Hukuk Devleti ve Demokrasi, Ankara Barosu Uluslar arası Hukuk Kurultayı’na sunulan Rapor, 10 Ocak 2012
  • Teziç E., Yeni Bir Anayasa mı?, Yeni Anayasa Özel Sayısı 50, Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi, Ankara, Ocak-Şubat 2013, Sayfa 199
  • Teziç E., Başkanlık Rejimini Anlamak, Başkanlık Sistemi Özel Sayısı 51, Türkiye Stratejik Araştırma Merkezi, Ankara, Mart-Nisan 2013, Sayfa 366
Erdoğan Teziç'e Armağan

Erdoğan Teziç, 07.04.1936’da İstanbul’da doğmuştur. Galatasaray Lisesi’nden 1955’te, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden de 1959 yılında mezun olmuştur. Aynı fakültede 1959 yılında asistan olarak akademik yaşamına başlayan Erdoğan Teziç, Fransız Hükümetinin burslusu olarak gittiği Paris Hukuk Fakültesi’ndeki doktora öğrenciliğini “La Seconde République Turque” adlı tezi ile 1965 yılında tamamlamış ve İstanbul Hukuk Fakültesi’nde doktor asistan olarak görevine devam etmiştir. Dr. Teziç, 1970’de “Türkiye’de 1961 Anayasasına Göre Kanun Kavramı” başlıklı tezi ile yedek subaylığını yaparken girdiği doçentlik sınavlarını başararak Anayasa Hukuku Doçenti unvanını almıştır. 1971 yılında askerlik sonrası üniversiteye dönüşü, o günün siyasi koşullarında, hayli sıkıntılı olmuş ve uzun bir aradan sonra, Danıştay kararının uygulanmasıyla, 1974 yılında görevine başlayabilmiştir. 1980 yılında “Türk Parlamento Hukukunun Kaynakları Ve İlgili Anayasa Mahkemesi Kararları” başlıklı takdim tezi ile profesörlük unvanını almış ve Nisan 1981 tarihinde Üçlü Kararname ile Devlet Başkanı tarafından ataması yapılmıştır. Prof. Dr. Erdoğan Teziç, İstanbul Üniversitesi’ndeki görevini Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı olarak 1993 – 1999 yılları arasında devam ettirdiği dönemde, Galatasaray Lisesi’nde ve Galatasaray Üniversitesi’nin kuruluş aşamasında önemli görevleri de üstlenmiştir. Bu yıllarda Prof. Dr. Teziç, Galatasaray Lisesi Müdürü, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve Galatasaray Üniversitesi Rektör Yardımcısıdır. 1999 yılında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki görevinden ayrılarak, Galatasaray Üniversitesi’ne kadrolu profesör olarak atanmıştır. Temmuz 2001- Şubat 2002 tarihleri arasında Galatasaray Lisesi Müdürlüğü’nü uhdesinde tedviren yerine getiren Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Galatasaray Üniversitesi’ndeki görevine 3 Temmuz 2000 – 7 Aralık 2003 tarihleri arasında “Rektör” olarak devam etmiştir.

Bangalore Yargı Etiği İlkeleri

0
Yargı Etiği Belgeleri
Bangalore Yargı Etiği İlkeleri

Bangalore Yargı Etiği İlkeleri, Yargıda Doğruluğun Güçlendirilmesine Yönelik Yargı Grubu tarafından kabul edilen 2001 Bangalore Yargı Etiği Taslak Belgesi’nin 25-26 Kasım 2002 tarihlerinde Lahey Barış Sarayı’nda düzenlenen Yüksek Mahkeme Başkanları Yuvarlak Masa Toplantısında revize edilmiş halidir.

Bangalore Yargı Etiği İlkeleri, Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü tarafından tercüme edilmiştir.

 

2003/43 Sayılı Birleşmiş Milletler Bangalore Yargı Etiği İlkeleri

1-) Bu ilkeler, Birleşmiş Milletler’in 2000 yılı Nisan ayında Viyana’da gerçekleştirilen ilk toplantısından sonra Şubat 2001 tarihinde Hindistan’ın Bangalore şehrinde gerçekleştirilen ikinci toplantıda, Yargısal Tutarlılığın Kuvvetlendirilmesi Hakkındaki Yargı Grubu tarafından taslak olarak kabul edilmiştir.

2-) 25-26 2002 Kasım tarihlerinde Lahey Barış Sarayında yapılan Adalet Başkanları Yuvarlak Masa Toplantısında, Yargısal Tutarlılığın Kuvvetlendirilmesi Hakkındaki Yargı Grubu tarafından ilk taslak gözden geçirilmiş ve taslak üzerinde anlaşma sağlanmıştır.

3-) Bangalore İlkeleri, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiştir.

4-) Avrupa Konseyi’nin Avrupa Hakimleri Danışma Komitesi de bu ilkeleri, 13 Kasım 2000 tarihli oturumunda (ilkeler henüz BM tarafından onaylanmadan) Bakanlar Komitesi’ne bu konuda tavsiye kararı vaz’etmek üzere önermiştir.

ÖNSÖZ

Uluslararası İnsan Hakları Bildirgesi’nin, herkesin, hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde ve kendisine herhangi bir suç isnâdında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından tam bir eşitlikle, âdil ve alenî olarak yargılanma hakkına sahip olduğunu temel bir prensip olarak tanımış olmasından,

Siyâsî ve Medenî Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin, herkesin mahkemeler önünde eşit olduğuna, ve hakkındaki bir suç isnâdının veya hak ve yükümlülükleri ilgili bir hukuki uyuşmazlığın karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından âdil ve alenî olarak, sebepsiz gecikme olmaksızın, yargılanma hakkına sahip olduğunu garanti altına almış olmasından,

Bölgesel insan hakları belgelerinde, ulusal anayasalarda, yasalarda ve yazılı olmayan hukukta, ve hukuksal teâmül ve geleneklerde yukarıda anılan prensip ve hakların tanınmış olması ya da yansıtılmış olmasından,

Diğer tüm hakların, nihâî anlamda icra edilebilmesinin, yargıya ilişkin konuların tam ve doğru bir şekilde yönetimine bağlı olması keyfiyetinin; insan haklarının korunması açısından yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargıya vurgulama yaptığından,

Aynı şekilde yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargının, meşrûiyet ve hukuk devleti ilkesine riayet açısından, mahkemelerin görevlerini yerine getirip getirmediği hususunda esaslı bir unsur olmasından,

Modern ve demokratik bir toplamda, yargının iç tutarlılığı ve manevi gücü ile yargı sistemine olan kamusal güvenin son derece önemli olmasından,

Bireysel ve kurumsal olarak, yargı sistemine olan güveni sürdürme ve artırma çabası ve kamusal bir güvence olarak, hâkimlerin hâkimlik makamına saygı göstermeleri ve onur duymalarının esas olmasından,

Yargı etiği ile ilgili yüksek standartları muhâfaza etmeye ve ilerletmeye yönelik temel sorumluluğun, her ülkede yine yargının üzerinde olmasından,

Ve Yargının Bağımsızlığına Dair Birleşmiş Milletler Temel İlkelerinin yargının bağımsızlığını güvence altına almak ve ilerletmek için dizayn edilmiş olması ve evvelemirde bu ilkelerin devletlere yöneltilmiş olmasından,

DOLAYI,

Hâkimlere yönelik meslek ahlâkı standartlarını oluşturmak niyetiyle, AŞAĞIDAKİ PRENSİPLER tasarlanmıştır. Bu prensipler, hâkimlere rehberlik edecek ve yargı etiğini düzenleyecek bir çerçeveyi yargıya temin edecek şekilde öngörülmüştür. Yine bu prensipler, yasama ve yürütme mensupları ile avukatların ve kamuoyunun, yargıya daha iyi destek olmalarına ve onu daha iyi anlamalarına yardımcı olacak şekilde tasarlanmıştır. Bu prensipler, hâkimlerin; yargı mesleği standartlarını takviye etmek üzere oluşturulan ve bizzat kendileri de bağımsız ve tarafsız olan uygun kurumlar karşısında, meslekî davranışlarından dolayı sorumlu olduklarını varsayar ve bu prensipler, hâkimleri bağlayıcı mevcut hukuk ve davranış kurallarını değiştirmeyi değil onları tamamlamak niyetiyle öngörülmüştür.

Değer 1:
BAĞIMSIZLIK
İlke:

Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin ön koşulu ve âdil yargılanmanın temel garantisidir. Bundan dolayı hâkim, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle yargı bağımsızlığını temsil ve muhâfaza etmelidir.

Uygulama:

1.1 Hâkim, doğrudan ya da dolayısıyla her hangi bir sebeple ya da her hangi bir yerden gelen müdâhale, tehdit, baskı, teşvik ve tüm hâricî etkilerden uzak, hâkimin olayları değerlendirmesi temelinde, vicdânî hukuk anlayışı ile uyum içerisinde bağımsız olarak yargısal işlevini yerine getirmelidir.

1.2 Hâkim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilâfın taraflarından bağımsızdır.

1.3 Hâkim, yasama ve yürütme organlarının etkisi ve bu organlarla uygun olmayan ilişkilerden fiîlen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmelidir de.

1.4 Hâkim, yargısal görevlerini yerine getirirken, tek başına karar vermek zorunda olduğu hususlarda diğer yargıçlardan da bağımsızdır.

1.5 Hâkim, yargının kurumsal ve eylemsel bağımsızlığını sürdürmek ve arttırmak için, yargısal görevlerinin ifasına yönelik koruma tedbirlerini almalı ve bunları artırmalıdır.

1.6 Hâkim, yargı bağımsızlığını sürdürmede esas olan yargıya yönelik kamusal güveni güçlendirmek amacıyla, yargı etiği ile ilgili yüksek standartlar sergilemeli ve bunları ilerletmelidir.

Değer 2:
TARAFSIZLIK
İlke:

Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizâtihî karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir.

Uygulama:

2.1 Hâkim, yargısal görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir.

2.2 Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.

2.3 Hâkim, duruşma ve karar aşamalarında, kendisini yargılamadan zorunlu olarak el çektirecek olasılıkları makul ölçüler içerisinde asgariye indirecek şekilde hareket etmelidir.

2.4 Hâkim, önündeki bir dava veya önüne gelme ihtimâli olan bir konu hakkında, bilerek ve isteyerek; yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça âdilânelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak hiçbir yorumda bulunmamalıdır. Ayrıca hâkim, her hangi bir şahsın ya da meselenin âdil yargılanmasını etkileyebilecek alenî olsun veya olmasın her hangi bir yorum da yapmamalıdır.

2.5 Hâkim, tarafsız olarak karar veremeyeceği durumda veya makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide tarafsız olarak karar veremeyeceği izlenimi yaratması halinde, yargılamanın her hangi bir aşamasına katılmaktan çekinmelidir. Sınırlı sayıda sayılmamakla birlikte bu durum aşağıdaki ihtimâllerde söz konusu olur:

2.5.1 Hâkimin, yargılama aşamasında delil kâbilinden tartışılan olaylarla ilgili kişisel bir bilgiye sahip olması veya davanın bir tarafıyla ilgili gerçek bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olması veya

2.5.2 Hâkimin ihtilâf konusu davada, olaya ilişkin bir tanıklığının olması ya da daha önceden bu konuda avukat olarak hizmet vermiş olması veya

2.5.3 Hâkim ya da hâkimin ailesinden birisinin ihtilâf konusu dava sonuçlarıyla ilgili ekonomik bir çıkarının olması.

Davaya bakmaya devam edecek yeni bir mahkemenin kurulamaması halinde veya hiçbir şeyin yapılmamasının durumun aciliyeti nedeniyle ciddi şekilde adaletsizliğe yol açacağı halde hâkime, görevden el çektirmek gerekmez.

Değer 3:
DOĞRULUK ve TUTARLILIK
İlke:

Doğruluk ve tutarlılık, yargı görevinin düzgün bir şekilde yerine getirilmesinde esastır.

Uygulama:

3.1 Hâkim, meslekî davranış şekli itibariyle, makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide her hangi bir serzenişe yol açmayacak hal ve tavır içinde olmalıdır.

3.2 Hâkimin hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır: Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir.

Değer 4:
DÜRÜSTLÜK
İlke:

Dürüstlük ve dürüstlüğün görüntü olarak ortaya konuluşu, bir hâkimin tüm etkinliklerini icrada esaslı bir unsurdur.

Uygulama:

4.1 Hâkim, hâkimden sâdır olan tüm etkinliklerde yakışıksız ve yakışık almayan görüntüler içerisinde olmaktan kaçınmalıdır.

4.2 Kamunun sürekli denetim sujesi olarak hâkim, normal bir vatandaş tarafından sıkıntı verici olarak görülebilecek kişisel sınırlamaları kabullenmeli ve bunlara isteyerek ve özgürce uymalıdır. Hâkim, özellikle yargı mesleğinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmalıdır.

4.3 Hâkim, kendi mahkemesinde hukuk mesleğini icra eden kimselerle olan bireysel ilişkilerinde, objektif olarak bakıldığında tarafgirlik veya bir tarafa meyletme görüntüsü ya da şüphe doğuracak durumlardan kaçınmalıdır.

4.4 Hâkim, ailesini temsil eden birisinin davacı olduğu veya böyle bir kimsenin her hangi bir şekilde ilişkili olduğu davalara bakmamalıdır.

4.5 Hâkim, ikâmetgahının, hukuk mesleğini icra eden birisi tarafından müşterilerini veya bu kişinin diğer meslektaşlarını kabul yeri olarak kullanılmasına izin vermemelidir.

4.6 Hâkim, diğer vatandaşlar gibi, ifade, inanç ve dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahiptir, ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranmalıdır.

4.7 Hâkim, şahsına ait olan ve kendisine emanet olarak bırakılan mal varlığını bildirmeli ve aile üyelerinin mal varlıklarının bildirimine ilişkin makul bir çaba sarf etmelidir.

4.8 Hâkim; ailesinin, sosyal veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya vereceği yargısal kararı etkilemesine izin vermemelidir.

4.9 Hâkim, hâkimlik mesleğinin prestijini; kendisine, aile üyelerinden birisine veya her hangi bir kimseye özel çıkar sağlayacak şekilde ne kendisi kullanmalı ne de başka birisine kullandırtmalıdır. Ayrıca hâkim, yargı görevinin yerine getirilmesinde, her hangi bir kimsenin kendisini etkileyebileceği izlenimine ne kendisi yol açmalıdır, ne de başkalarının böyle bir izlenime yol açmalarına müsaade etmelidir.

4.10 Hâkim tarafından, hâkimlik mesleğinin icrası sırasında elde edilen gizli bilgiler, hâkimin yargısal göreviyle ilgili olmayan diğer amaçlar için hakim tarafından da kullanılamaz ve ifşa edilemez.

4.11 Yargısal görevlerini tam ve eksiksiz bir şekilde icra etmek kaydıyla, hakim aşağıdaki faaliyetlerde bulunabilir:

4.11.1 Hukuk, hukuk sistemi, adalet teşkilatı veya bunlarla ilintili diğer konularda yazı yazabilir, konferans verebilir, ders verebilir ve diğer etkinliklere katılabilir;

4.11.2 Hukuk, hukuk sistemi, adalet teşkilatı veya bunlarla ilintili diğer konularla ilgili resmi bir organ önündeki kamuya açık bir oturuma katılabilir;

4.11.3 Üye olması halinde, bu üyelik bir hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine halel getirmeyecekse, resmi bir organın, veya başka bir idari komisyonun, komitenin veya danışma kurulunun üyesi olarak hizmet verebilir. Veya

4.11.4 Yargıçlık makamının onurunu zedelememesi ve yargısal görevlerin yerine getirilmesine engel olmaması koşuluyla, diğer etkinliklere katılabilir.

4.12 Hâkim, yargıçlık makamında görevli iken avukatlık yapamaz.

4.13 Hâkim, yargıçlarla ilgili derneklere katılabilir veya böyle bir dernek kurabilir, ya da yargıçların çıkarlarını temsil eden diğer örgütlere katılabilir.

4.14 Hâkim ve aile üyeleri; yargısal görevlerin yerine getirilmesine ilişkin olarak, bir şeyin hâkim tarafından yapılması, yapılmaması veya yapılmasına kayıtsız kalınması ile ilintili herhangi bir hediye, bir kredi, bir teberrû ya da bir iltimas talebinde ne bulunabilir ne de kabul edebilir.

4.15 Hâkim, mahkeme personeline veya nüfûzu, idaresi ve yetkisi tahtında kalan diğer kişilere, görevlerinin veya işlevlerinin yerine getirilmesine ilişkin olarak; bir şeyin yapılması, yapılmaması veya yapılmasına kayıtsız kalınması ile ilintili herhangi bir hediye, bir kredi, bir teberrû ya da bir iltimas talebinde bulunmaları veya kabul etmeleri konusunda, izin veremez.

4.16 Umuma açıklama konusundaki yasal gerekler ve hukuk gözetilmek suretiyle hâkim; tarafgirlik görüntüsüne yol açmayacak veya yargısal görevlerin icrasında hâkimi etkilemek amacıyla verildiği izlenimi yaratmayacak hatıra kâbilinden hediye, ödül veya benzeri şeyi alabilir.

Değer 5:
EŞİTLİK
İlke:

Yargıçlık makamının gerektirdiği performans açısından asıl olan; herkesin mahkemeler önünde eşit muameleye tabi tutulmasını sağlamaktır.

Uygulama:

5.1 Hâkim, toplumdaki çeşitliliğin ve sınırlı sayıda olamamakla birlikte ırk, renk, cinsiyet, din, tabiiyet, sosyal sınıf, sakatlık, yaş, evlilik durumu, cinsel yönelim, sosyal ve ekonomik durum ve benzeri diğer sebeplerden neşet eden farklılıkların (davaya mesnet olmayan sebepler) şuurunda olmak ve bunları anlamak zorundadır.

5.2 Hâkim, yargıçlık görevini yerine getirirken, davaya mesnet olmayan sebeplere dayanarak herhangi bir kişi ya da gruba karşı sözle veya davranışlarıyla meyilli ya da önyargılı olarak hareket edemez.

5.3 Hâkim, yargısal görevlerini; davaya mesnet olmayan ve yargı görevinin düzgün bir şekilde işlemesinde ehemmiyetsiz olan sebeplerde bir ayrımcılığa gitmeksizin davanın tarafları, tanıklar, avukatlar, mahkeme personeli ve yargı görevini icra eden meslektaşları dahil herkes için uygun yasal mülahazalarla yerine getirmelidir.

5.4 Hâkim, mahkeme personeline veya hâkimin nüfuzu, yönetimi veya denetimi tahtında olan diğer kişilere; hâkimin önüne gelmiş bir konuda, davaya mesnet olmayan sebeplere dayanarak, bireyler arasında ayırımcılık yapmalarına izin vermemelidir.

5.5 Hâkim, mahkeme önündeki yargılama aşamasında, avukatlardan; sözleriyle ya da davranışlarıyla, yargılama konusunun ve savunma konusunun bu sebep olması hali dışında, davaya mesnet olmayan sebeplere dayanarak herhangi bir kişi ya da gruba karşı meyilli ya da önyargılı olduklarını izhar etmemelerini talep etmelidir.

Değer 6:
EHLİYET VE LİYÂKAT
İlke:

Ehliyet ve liyâkat, yargıçlık makamının gerektirdiği performansın ön koşuludur.

Uygulama:

6.1 Bir hâkimin yargısal görevleri, diğer tüm etkinliklerin önünde yer alır.

6.2 Hâkim, meslekî aktivitesini, sadece mahkemedeki yargısal işlevler ile sorumlulukların yerine getirilmesine ve karar vermeye değil aynı zamanda mahkemenin işleri ve yargıçlık makamıyla ilgili diğer vazifeleri de içeren yargısal görevlere adamalıdır.

6.3 Hâkim, yargıçlar için yargının kontrolünde yapılan eğitim ve diğer fırsatları kollayarak, yargısal görevlerin düzgün bir şekilde icrası için meslekî bilgisini, becerisini ve bireysel yeteneklerini sürdürmek ve artırmak için gerekli adımları atmalıdır.

6.4 Hâkim, uluslararası sözleşmeleri ve insan hakları normlarını oluşturan diğer belgeleri kapsayan uluslararası hukuk gelişmeleri hakkında kendisini sürekli güncellemelidir.

6.5 Hâkim, mahkeme kararlarının verilmesi de dahil tüm yargısal görevlerini etkin bir şekilde, âdilâne ve makul bir süre içerisinde yerine getirmelidir.

6.6 Hâkim, mahkemedeki tüm yargılama aşamalarında düzeni ve uygun hareket edilmesini sağlamalı, davanın tarafları, jüri üyeleri, tanıklar, avukatlar ve diyalog kurduğu resmi bir sıfatı haiz diğer kişilerle ilişkilerinde sabırlı, nazik ve vakur olmalıdır. Hâkim, aynı davranış tarzını tarafların yasal temsilcilerinden, mahkeme personelinden ve hâkimin nüfuzu, yönetimi ve denetimine bağlı diğer kişilerden de talep etmelidir.

6.7 Hâkim, yargısal görevlerini layıkıyla yerine getirmesine uygun düşmeyen davranışlar içerisinde bulunamaz.

YÜRÜRLÜK

Yargıçlık makamının niteliği sebebiyle, bu prensipleri yürürlüğe koyacak mekanizmalar şayet hâlihazırda hukuklarında mevcut değilse; ulusal adalet teşkilatı, bu prensipleri yürürlüğe koymayı temin edecek etkili tedbirleri almalıdır.

TANIMLAR

Metnin bağlamı aksine izin vermedikçe ya da gerektirmedikçe, prensiplerin anlatımında kullanılan kelimeler aşağıdaki anlamlarda kullanılmıştır.

“Mahkeme personeli”; katipler de dahil hâkimin personelini içerir.

“Hâkim”; yargı yetkisini kullanan atanmış kişi anlamına gelir.

“Hâkimin ailesi”; hâkimin eşini, oğlunu, kızını, damadını, gelinini ve evinde yaşamak kaydıyla çalıştırdığı kimseyi, yakın akrabalarını veya kendisine eşlik eden diğer kişileri kapsar.

“Hâkimin eşi”; hâkimin aynı evde yaşayan eşini veya hangi cinsten olursa olsun hâkimle yakın ilişkide olan diğer herhangi bir şahsı kapsar.

AÇIKLAMALAR

1- Uluslar arası Suçların Önlenmesine Dair Birleşmiş Milletler Merkezinin daveti üzerine 2000 yılı Nisan ayında Viyana’da gerçekleştirilen ilk toplantıda ve bununla bağlantılı Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Muamele Hakkındaki 10.

Birleşmiş Milletler Kongresinde,

Yargısal Tutarlılığı Kuvvetlendirme Hakkındaki Yargı Grubu:

Bangladeş Adalet Başkanı Latifur Rahman,

Hindistan’ın Karnataka Eyaleti Adalet Başkanı Bhaskar Rao,

Nepal Adalet Başkanı Bahadur Shrestha,

Nijerya Adalet Başkanı Uwais,

Güney Afrika Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcısı Langa,

Tanzanya Adalet Başkanı Nyalali ve

Uganda Adalet Başkanı Odoki’nin hazır bulunduğu,

Hâkim Christopher Weeremantry’nin başkanlığındaki toplantı,

Uluslararası Adalet Mahkemesinin Başkan Yardımcısı, Avusturya Yüksek

Mahkemesi Hâkimi Michael Kirby’nin raportörlüğü ve Bağımsız Hâkimler ve Hukukçular hakkındaki Birleşmiş Milletler özel raportörü olan Dato’ Param Cumaraswamy katılımıyla), yargı görevlilerinin davranışlarını ölçebilecek bir koda gereksinim olduğunu kabul etmişlerdir. Bu yüzden, Yargı Grubu, yargıda etikle ilgili kabul edilen kodların analiz edilmesini ve aşağıdaki konularda Yargısal Tutarlılık Programı Koordinatörü Dr. Nihal Jayawickrama tarafından bir rapor hazırlanmasını talep etmiştir: (a) benzer kodifikasyonlarda tekrar edilen öz mülahazalar; (b) hepsinde değil de bazılarında ortaya konulmuş, kimi ülkeler tarafından kabul edilebilecek kimileri tarafından da kabul edilemeyecek seçimlik ve ilave mülahazalar.

2- Yukarıda göz önüne serilen direktiflere uygun olarak yargı mesleğiyle ilgili taslak kodun hazırlanması aşamasında, varolan çeşitli kodlara ve özellikle aşağıda belirtilen uluslararası belgelere müracaat edilmiştir:

(a) Ağustos 1972 tarihinde Amerika Barolar Birliği tarafından kabul edilen Yargı Etiği Kodu.

(b) Avusturya Eyaletleri ve Toprakları Adalet Başkanı tarafından Nisan 1977 tarihinde çıkartılan Yargısal Bağımsızlık Prensipleri Deklarasyonu.

(c) Mayıs 2000 tarihinde Bangladeş Halk Cumhuriyeti Anayasasının 96 (4)

(a) maddesine göre yürütme kuvveti içerisinde kalan Yüksek Yargı Konseyi tarafından düzenlene Bangladeş Yüksek Mahkeme Hâkimlerine Yönelik Davranış Kodu.

(d) 1998 tarihli, Kanada Hâkimler Konferansı işbirliği ile hazırlanan ve Kanada Yargı Konseyi tarafından onaylanan Hâkimler için Etik Kurallar.

(e) Haziran 1998 tarihli, Hâkimlerin statüsüne dair Avrupa Konseyi Şartı.

(f) 1976 tarihli Idaho Yargı Etiği Kodu.

(g) 1999 tarihli, Hindistan Adalet Başkanları tarafından kabul edilen Yargısal Hayatla İlgili Değerlerin Yeniden İfadesi.

(h) Yargı Etiği ile İlgili Iowa Kodu.

(i) Haziran 1999 tarihli, Kenya Yargı Mensuplarına Yönelik Davranış Kodu.

(j) 1994 tarihli, Malezya Federal Anayasasının 125 (3A) maddesince erklerin kullanılmasında, Yüksek Mahkemelerin Başkanları ve Temyiz Mahkemesi Başkanı, Adalet Başkanının tavsiyesi üzerine Yang di- Pertuan Agong tarafından hazırlanan Malezya Hâkimlerinin Ahlak Yasası.

(k) Namibya Hâkimler İçin Davranış Yasası.

(l) ABD New York Eyaleti Yargıda Etiği Düzenleyen Kurallar.

(m) Nijerya Federal Cumhuriyeti Yargı Mensupları Davranış Kodu.

(n) Pakistan Yüksek Mahkemesi ve Üst Dereceli Mahkeme Hâkimleri tarafından ileri sürülen Davranış Kodu.

(o) Eylül 1989 tarihli, Filipinler Yargı Etiği Kodu.

(p) Filipinler Barolar Birliği tarafından teklif edilen, Manila İlk Derece Hâkimleri tarafından onaylanan, il ve şehir hâkimlerini de kapsayan Yüksek Mahkemenin idari denetiminde hâkimlerin rehberliği ve gözetimiyle kabul edilen Filipinler Yargı Ahlakı Kanunları.

(q) Yandina Beyanatı: Kasım 2000 tarihli Solomon Adaları Yargı Bağımsızlığı Prensipleri.

(r) Mart 2000 tarihli Adalet Başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Üst Derece Mahkeme ve Temyiz Mahkemesi Başkanları tarafından çıkartılan Güney Afrika Hâkimlerine Yönelik Rehber.

(s) Hâkimler ve Sulh Hâkimleri Konferansı tarafından kabul edilen1984 tarihli Tanzanya Yargı Mensupları Davranış Kodu.

(t) Teksas Yargı Etiği Kodu.

(u) Haziran 1989 tarihli, Yüksek ve Üst Derece Mahkemesi hâkimleri tarafından kabul edilen Hâkimler, Sulh Hâkimleri ve Diğer Yargı Mensupları Davranış Kodu.

(v) ABD Yargı Konferansı Davranış Kodu.

(w) 1998 tarihli, Virginia Yüksek Mahkemesi tarafından kabul edilip ilan edilen, Virginia Cumhuriyeti Yargı Etiği Kanunları.

(x) Ekim 1995 tarihli, ABD Washington Eyaleti Yüksek Mahkemesi tarafından kabul edilen Yargısal Davranış Kodu

(y) Aralık 1999 tarihli, Zambiya Parlamentosu tarafından yasalaştırılan Yargısal Davranış Yasası.

(z) 1981 tarihinde, Uluslararası Hukukçular Komisyonu, Bağımsız Hâkimler ve Hukukçular Birliği Merkezi ve Ceza Hukuku Uluslararası Birliği tarafından toplanan uzmanların oluşturduğu bir komite tarafından hazırlanan, Yargının Bağımsızlığı üzerine taslak prensipler (Siracusa Prensipleri).

(aa) 1982 tarihinde, Uluslararası Barolar Birliği tarafından Kabul edilen Minimum Bağımsız Yargı Standartları.

(bb) 1985 tarihli, BM Genel Kurulu tarafından onaylanan, Yargı Bağımsızlığına Dair BM Temel Prensipleri.

(cc) 1989 tarihli, Yargı Bağımsızlığına Dair Çalışmalar Konusunda BM Özel Raportörü L.V.Singhvi tarafından hazırlanan Bağımsız Adalet Üzerine Evrensel Bildiri Tasarısı (Singhvi Deklerasyonu)

(dd) Ağustos 1997 tarihli, 6.Adalet Başkanları Konferansı tarafından kabul edilen, Lawasia Bölgesi Yargı Bağımsızlığı Prensipleriyle İlgili Beijing Beyanatı

(ee) 1998 tarihli, Harare Prensiplerinin etkin bir şekilde uygulanmasını temin etmeye yönelik, insan hakları, hukuk devleti ve iyi yönetimin ilerletilmesi açısından, Yasama,

Yürütme ve Yargı ararsındaki ilişkileri iyi idare etmeye dair Latimer Cumhuriyet Rehberi.

(ff) Şubat 2000 tarihli, Bağımsız Hâkimler ve Hukukçular Birliği Merkezi tarafından toplanan uzman grupça kabul edilen Yargı Sisteminin Tarafsızlığını Sağlamaya ve Yolsuzluğu Önlemeye ve Yok Etmeye Dair Çerçeve Politika.

 

Şubat 2001 tarihinde Bangalore’deki ikinci toplantısında,

Yargı Grubu,

– Banladeş Adalet Başkanı Mainur Reza Chowdhury,

– Kanada Adalet Başkanı Claire L’Heureu Dube,

– Hindistan’daki Hindistan’ın Karnataka Eyaleti Adalet Başkanı Reddi,

– Nepal Upadhyay Adalet Başkanı, Nijerya Uwais Adalet Başkanı,

– Güney Afrika Langa Adalet Başkanı,

– Sri Lanka Silva Adalet Başkanı,

– Tanzanya Adalet Başkanı Samatta ve Uganda Adalet Başkanı Odoki’ninhazır bulunduğu, Hâkim Weeremantry’nin başkanlığında, Hâkim Kirby’nin raportörlüğü ve BM Özel Raportörünün katılımı ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğini temsilen BM İnsan Hakları Komitesi Başkanı Hâkim Bhagwati katılımıyla) daha önce meydana getirilen taslak üzerindeki çalışmaları ileri götürmüş, temel değerleri somutlaştırıp ilgili prensipleri formule ederek Yargı Etiğiyle İlgili Bangalore Taslak Kodu üzerinde anlaşmıştır. Bununla birlikte Yargı Grubu, Bangalore Taslağının temelde Anglo-sakson hukukunun uygulandığı ülkelerden gelen hâkimler tarafından geliştirilmesini dikkate alarak, söz konusu Taslağın yargı etiğiyle ilgili usulüne uygun mevsûk bir uluslararası belge statüsünü kazanmasını imkan dahiline sokmak için, Taslağın diğer hukuk geleneğinden gelen hâkimler tarafından da sıkı bir şekilde gözden geçirilmesinin esas olduğunu belirlemiştir.

Bangalore Taslağı, hem Anglo-sakson hem de kara Avrupa hukuku hâkimleri arasında basılıp dağıtılmış ve çeşitli yargı konferanslarında tartışılmıştır.

Haziran 2002 tarihinde,

Avusturya Hâkimler Birliği Başkan Yardımcısı Reissner,

Çek Cumhuriyeti Yüksek Mahkeme Hâkimi Fremr,

Fransa Temyiz Mahkemesi Başkanı Lacabaratas,

Almanya Federal İdare Mahkemesinde Hâkim Mailmann,

İtalya Sulh Hâkimi Sabato,

Lituanya Temyiz Mahkemesinden Hâkim Virgilijus,

Portekiz Temyiz Mahkemesinden Hâkim Conseiller Afonso,

Slovenya Yüksek Mahkemesinden Hâkim Ogrizek,

sveç Svea Temyiz Mahkemesi Başkanı Hirschfeldt ve

İngiltere’den Hâkim Mance’ın bulunduğu

Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi Çalışma Toplantısında (CCJE-GT) tartışılmıştır. Amerika Barolar Birliğinin inisiyatifiyle Bangalore Taslağı değişik dillere tercüme ettirilmiştir. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, özellikle Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Kosova, Romanya, Sırbistan ve Slovokya hâkimleri tarafından gözden geçirilmiştir.

Bangalore Taslağı,

  • CCJE-GT’nin yargının bağımsızlığı ile ilgili standartlar üzerine 1 nolu (2001) görüşü;
  • CCJE-GT’nin hâkimlerin meslekî davranışlarını düzenleyen kurallar ve prensipler üzerine, özellikle, etik, uygun olmayan davranış ve tarafsızlık üzerine taslak Görüşü;
  • Haziran 2002 tarihli Avusturya Adalet Başkanları Konseyi tarafından yayınlanan Yargısal Davranışla İlgili Rehber,
  • Baltık ülkeleri hâkimlerine yönelik Davranış Kuralları Modeli,
  • Çin Halk Cumhuriyeti Hâkimlerine Yönelik Yargı Ahlakı Kodu ve
  • Makedonya Hâkimler Birliği Yargı Ahlakı Kodu gibi son zamanlarda çıkartılan yasalardan;

CCJE-GT ve yukarıda belirtilen referanslardan alınan yorumların ışığı altında yeniden gözden geçirilmiştir.

Gözden geçirilmiş Bangalore Taslağı; Hâkim Weeramantry başkanlığında Kasım 2002 tarihinde Hollanda’nın Lahey şehrinde gerçekleştirilen Adalet Başkanları Yuvarlak Masa Toplantısında bir öncekinin yerini almıştır. Bu toplantıya katılanlar şunlardır:

Brezilya Federal Temyiz Mahkemesinden Hâkim Vladimir de Freitas

Çek Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesinden Adalet Başkanı İva Brozova,

Mısır Yüksek Anayasa Mahkemesinden Adalet Başkanı Mohammad Fathy Naguib,

Fransa Temyiz Mahkemesinden Christine Chanet,

Meksika Yüksek Mahkemesinden Başkan Genaro David Gongora,

Mozambik Yüksek Mahkemesinden Başkan Mario Mangaze,

Hollanda’dan Başkan Haak,

Norveç Yüksek Mahkemesinden Hâkim Trond Dolva, ve

Filipinler Yüksek Mahkemesinden Adalet Başkanı Hilario Davide.

Aynı zamanda toplantının bir oturumuna Uluslar arası Adalet Mahkemesi hâkimlerinden aşağıdaki isimler de katılmıştır:

Hâkim Ranjeva (Madagaskar), Hâkim Herezegh (Macaristan), Hâkim Fleischhauer (Almanya), Hâkim Koroma (Sierra Leone), Hâkim Higgins (İngiltere), Hâkim Rezek (Brezilya), Hâkim Eleraby (Mısır), ve Ad-Hoc Hâkim Frank (USA). BM Özel Raportörü toplantıda hazır bulunmuştur.

Bangalore “Yargı Etiği İlkeleri” bu toplantının bir ürünüdür

Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü tarafından tercüme edilmiştir.

Kazakistan Cumhuriyeti Anayasası 

0
Kazakistan Cumhuriyeti Anayasası

Kazakistan Cumhuriyeti Anayasası 30 Mayıs 1995 tarihinde kabul edilmiş ve 7 Ekim 1998, 23 Nisan 2003, 21 Mayıs 2007, 2 Şubat 2011 tarihlerinde değişiklik ve ilaveler yapılmıştır. Anayasa genel olarak dünya anayasaları içinde kazuistik sınıfta yer almaktadır ve devlet sistemi detaylı bir şekilde tanımlanmıştır.

Giriş

Biz,

Ortak tarihi kaderle birleşmiş Kazakistan halkı, Ezeli Kazak toprakları üzerinde devleti kurarak,

Kendimizi özgürlük, eşitlik ve barış ideallerine adamış, barışsever ve sivil bir toplum olduğumuzun bilincine vararak,

Dünya toplumu içinde hak ettiği yeri almayı arzulayarak,

Bugünkü ve gelecek nesiller karşısında yüksek sorumluluğumuzun bilincinde olarak,

Egemenlik hakkımızdan yola çıkarak,

Bu Anayasayı kabul ediyoruz

1.KISIM

GENEL HÜKÜMLER

Madde 1

Kazakistan Cumhuriyeti, en yüksek değerleri birey, onun yaşamı, hak ve özgürlükleri olan, demokratik, dünyevi, hukuk ve sosyal bir devlet olduğunu ilan eder.

Cumhuriyetin faaliyetinin temel ilkeleri, toplumsal barış ve siyasal istikrar; tüm halkın yararına yönelik ekonomik kalkınma; Kazakistan vatanseverliği ve devlet işlerinin en önemli sorunlarının, ulusal düzeyde ya da parlamentodaki seçimler dahil demokratik yöntemlerle çözülmesidir.

Madde 2

Kazakistan Cumhuriyeti, başkanlık yönetim şekliyle üniter bir devlettir.

Cumhuriyetin egemenliği, onun bütün ülkesini kapsar. Devlet, kendi ülkesinin bütünlüğünü, ihlal edilemezliğini ve devredilemezliğini sağlar.

Cumhuriyetin idari-mülki yapısı, onun başkentinin statüsü kanunla belirlenir. Kazakistan’ın başkenti, Astana şehridir.

Kazakistan Cumhuriyeti ve Kazakistan adları aynı anlama gelir.

Madde 3

Devlet egemenliğinin tek kaynağı halktır.

Halk, egemenliğini ulusal referandum ve serbest seçimler aracılığıyla doğrudan kullanabileceği gibi egemenliğin kullanımını devlet organlarına aktarabilir.

Kazakistan Cumhuriyetinde hiç kimse iktidara el koyamaz. İktidara el koyma, kanunlarla cezalandırılır. Halk ve devlet adına hareket etme hakkı, Başkana ve Anayasayla belirlenmiş yetkiler çerçevesinde Parlamentoya aittir. Hükümet ve diğer devlet organları, kendilerine verilen yetkiler içinde yalnızca devlet adına hareket edebilir.

Kazakistan Cumhuriyetinde devlet iktidarı bütündür ve yasama, yürütme ve yargı kollarına ayrılması ilkesine ve bunların etkileşimini sağlayan fren ve denge sistemine uygun olarak Anayasa ve kanunlar temelinde kullanılır.

 Madde 4

Anayasa hükümleri, ona uygun kanunlar, diğer normatif hukuk düzenlemeleri, uluslararası antlaşmalar, Cumhuriyetin diğer taahhütleri ayrıca Anayasa Konseyi ve Cumhuriyetin Yüksek Mahkemesinin düzenleyici kararları, Kazakistan Cumhuriyetinde geçerli hukuku oluşturur.

Anayasa, en üstün hukuki güce sahiptir ve Cumhuriyetin tüm topraklarında doğrudan geçerlidir.

Cumhuriyet tarafından onaylanan uluslararası antlaşmalar, kanunlara göre önceliğe sahiptir ve bir uluslararası antlaşma, uygulanması bir kanunla yayımlanmasına bağlı olduğu durumlar hariç doğrudan uygulanır.

Bütün kanunlar ve Cumhuriyetin taraf olduğu tüm uluslararası antlaşmalar yayımlanır. Vatandaşların hak, özgürlük ve ödevleriyle ilgili normatif hukuk düzenlemelerinin resmen yayımlanması onların uygulanması için gerekli şarttır.

 Madde 5

Kazakistan Cumhuriyeti, ideolojik ve siyasal çoğulculuğu tanır. Toplumsal ve devlet kurumlarının birleştirilmesi, devlet organlarında siyasi parti örgütlerinin kurulması yasaktır.

Toplumsal birlikler kanun karşısında eşittirler. Devletin toplumsal birliklerin işlerine kanun dışı müdahalesi ve toplumsal birliklerin devlet işlerine müdahalesi, toplumsal birliklere devlet organlarının işlevlerinin yüklenilmesi yasaktır.

Anayasal düzeni zorla değiştirmeye, cumhuriyetin toprak bütünlüğünü ihlal etmeye yönelik amaç ve faaliyetler izleyen, devlet güvenliğini zayıflatan, sosyal, ırki, milli, dini, sınıfsal ve köken ayrımcılığını teşvik eden, toplumsal birliklerin kuruluşu ve faaliyeti, ayrıca izinsiz yarı askeri birimlerin kurulması yasaktır.

Kazakistan Cumhuriyetinde diğer devletlerin siyasi partilerinin ve sendikalarının, din temelinde kurulan partilerin faaliyeti, ayrıca siyasi partilerin ve sendikaların yabancı tüzel kişiler ve yabancılar, yabancı devletler ve uluslararası örgütler tarafından finansmanı, yasaktır.

Ülke sınırları içinde yabancı dini birliklerin faaliyeti, ayrıca yabancı dini merkezler tarafından ülkedeki dini birliklerin yöneticilerinin atanması, ülkenin ilgili devlet organıyla işbirliği içinde gerçekleştirilir.

Madde 6

Kazakistan Cumhuriyetinde devlet mülkiyeti ve özel mülkiyet tanınır ve eşit şekilde korunur.

Mülkiyet yükümlülük getirir, onun kullanılması aynı zamanda toplum yararına olmalıdır. Mülkiyetin sahibi ve konusu, ayrıca mülkiyet sahiplerinin kendi haklarından yararlanma kapsamı ve sınırları, onların haklarının güvencesi kanunla belirlenir.

Toprak ve yer altı kaynakları, sular, bitki ve hayvanlar alemi, diğer doğal kaynaklar devlet mülkiyetindedir. Toprak, kanunlarla belirlenen esaslar, şartlar ve sınırlar dahilinde özel mülkiyet konusu olabilir.

Madde 7

Kazakistan Cumhuriyetinde devlet dili Kazakça’dır.

Devlet kurumlarında ve yerel yönetim birimlerinde Kazakça’yla birlikte eşit şartlarda, resmi olarak Rusça da kullanılır.

Devlet, Kazakistan halkının dillerinin öğrenilmesi ve geliştirilmesi için uygun şartlar sağlar.

Madde 8

Kazakistan Cumhuriyeti uluslararası hukuk ilkeleri ve normlarına saygılıdır, devletler arasında işbirliği ve iyi komşuluk ilişkileri, eşitlik ve birbirinin iç işlerine karışmama, uluslararası sorunları barış yoluyla çözme politikası izler, silahlı kuvvetlerin öncelikli olarak kullanılmasından kaçınır.

Madde 9

Kazakistan Cumhuriyeti devlet simgesi olarak kendi Bayrağına, Armasına ve Milli Marşına sahiptir. Onların tarifi ve resmi kullanılış şekli anayasal kanunla belirlenir.

2.KISIM

İNSAN VE VATANDAŞ

Madde 10

Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşlığı, kanuna uygun olarak edinilir veya sona erer, edinme esası ve nedenine bakılmaksızın tek ve eşittir.

Kazakistan Cumhuriyet vatandaşı hiç bir şekilde vatandaşlıktan, vatandaşlığını değiştirme hakkından yoksun bırakılamaz, ayrıca Kazakistan Cumhuriyetinden sınır dışı edilemez.

Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşının, başka bir devlet vatandaşlığı tanınmaz.

Madde 11

Kazakistan Cumhuriyetinin taraf olduğu antlaşmalar aksini öngörmedikçe, Kazakistan vatandaşı yabancı ülkeye verilemez.

Kazakistan Cumhuriyeti, kendi vatandaşlarını yurtdışında koruyacağına ve himaye edeceğine güvence verir.

Madde 12

Kazakistan Cumhuriyetinde insan hak ve özgürlükleri Anayasaya uygun olarak tanınır ve güvence altına alınır.

İnsan hak ve özgürlükleri doğuştan itibaren herkese ait olup, mutlak ve ayrılmazdır, kanun ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin içerik ve uygulama şeklini belirler.

Kazakistan vatandaşı, vatandaşlığı itibariyle haklara sahiptir ve yükümlülükler taşır. Yabancılar ve vatandaşlığı olmayan kişiler, Kazakistan’da Anayasa, kanunlar ve uluslararası antlaşmalar aksini öngörmedikçe, vatandaşlarla aynı haklara sahip olur ve aynı yükümlülükleri taşırlar.

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin kullanılması, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerini ihlal etmemeli, anayasal düzen ve toplum ahlakına aykırı olmamalıdır.

 Madde 13

Herkes kendisinin hak ehliyetinin tanınması hakkına sahiptir ve hak ve özgürlüklerini meşru-müdafaa dahil, kanuna aykırı olmayan tüm yollarla koruyabilir.

Herkes hak ve özgürlüklerinin yargısal korunması hakkına sahiptir.

Herkes yeterli hukuk yardımı alma hakkına sahiptir. Kanunla öngörülen durumlarda hukuki yardım ücretsiz olarak sağlanır.

Madde 14

Herkes kanun ve mahkeme önünde eşittir.

Köken, sosyal durum, görev ve mali durum, cinsiyet, ırk, milliyet, dini inanç, görüş, oturma yeri veya her hangi bir özellik nedeniyle kimseye ayrım yapılamaz.

Madde 15

Herkes yaşam hakkına sahiptir.

Hiç kimse, insanı keyfi olarak yaşamından yoksun bırakamaz. Ölüm cezası, terör suçluları ve savaş zamanında işlenen ağır suçlar bakımından, mahkumun af konusunda istemde bulunma hakkı sağlanarak, istisnai bir ceza şekli olarak kanunlarla belirlenir.

Madde 16

Herkesin kişisel özgürlük hakkı vardır.

Tutuklama ve gözaltı, sadece kanunla öngörülen durumlarda ve yalnızca kanuni mahkeme ya da savcının kararıyla, tutuklanan kişiye itiraz hakkı verilerek, mümkündür. Gözaltına alınan kişinin itiraz etme hakkı vardır. Savcının kararı olmaksızın hiç kimse yetmiş iki saatten fazla gözaltında kalamaz.

Gözaltına alınan, tutuklanan ve suç işlemekle itham edilen herkes, gözaltına alındığı, tutuklandığı veya suçlandığı andan itibaren avukat (savunucu) yardımından yararlanma hakkına sahiptir.

Madde 17

İnsan onuru dokunulmazdır.

Hiç kimse işkenceye, şiddete, diğer zalimce veya insan onurunu aşağılayıcı muameleye veya cezaya maruz bırakılamaz.

Madde 18

Herkes özel yaşamının, kişisel ve ailevi sırrının dokunulmazlığı, şeref ve onurunun korunması hakkına sahiptir.

Herkes bireysel tasarruflarının ve mevduatlarının, yazışmalarının, telefon konuşmalarının, posta, telgraf ve diğer haberleşmelerinin gizliliği hakkına sahiptir. Bu hakkın sınırlandırılmasına sadece doğrudan kanunda belirlenen durumlarda ve şekilde izin verilir.

Devlet organları, toplumsal birlikler, yetkili kişiler ve kitle iletişim araçları her vatandaşa, onun hak ve çıkarlarını ilgilendiren belgeleri, kararları ve bilgi kaynaklarını görme ve inceleme imkanı sağlamakla yükümlüdürler.

Madde 19

Herkes, kendi milliyetini, etnik, parti ve dini mensubiyetini belirtmek veya belirtmemek hakkına sahiptir.

Herkes kendi ana dilinde konuşma, kendi kültürünü yaşama, iletişim, konuşma, eğitim ve yaratıcılık dilini özgürce seçme hakkına sahiptir.

Madde 20

İfade ve yaratıcılık özgürlüğü güvence altına alınır. Sansür yasaktır.

Herkes, kanunla yasaklanmamış her türlü yolla serbestçe bilgi edinme ve yayma hakkına sahiptir. Kazakistan Cumhuriyetinin devlet sırrı kapsamına giren bilgiler listesi kanunla belirlenir.

Anayasal düzeni zor kullanarak değiştirmeye, devletin toprak bütünlüğünü ihlal etmeye, devletin güvenliğini sarsmaya, savaşa, sosyal, ırki, milli, dini, sınıfsal ve köken ayrıcalığına, ayrıca gaddarlığa ve şiddete yönelik propaganda yapmak ve teşvik etmek yasaktır.

Madde 21

Kazakistan Cumhuriyeti sınırları içinde kanuni olarak bulunan herkes, kanunlarla önceden belirlenmiş durumlar hariç, ülke sınırları içinde serbest dolaşım ve ikamet yerini serbestçe seçme hakkına sahiptir.

Herkes, Kazakistan dışına çıkma hakkına sahiptir. Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları engellenmeksizin ülkeye dönebilirler.

Madde 22

Herkes vicdan özgürlüğü hakkına sahiptir.

Vicdan özgürlüğü hakkının gerçekleştirilmesi, evrensel ve medeni hakların ve devlet karşısında ödevlerin sınırlandırılmasına veya bunlara şart koşulmasına yol açamaz.

 Madde 23

Kırgızistan Cumhuriyeti vatandaşları örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptirler. Toplumsal birliklerin faaliyeti kanunla düzenlenir.

Orduda görevde bulunanlar, milli güvenlik organları ve hukuk muhafaza organları mensupları ve hakimler parti ve sendika üyesi olamazlar, herhangi bir siyasi partiyi destekleyemezler.

Madde 24

Herkes, çalışma özgürlüğü, özgürce faaliyet ve meslek seçme hakkına sahiptir. Zorunlu çalıştırma, sadece mahkeme kararıyla yapılabilir veya olağanüstü durum yahut savaş halinde uygulanır.

Herkes, hijyen ve sağlık koşullarının uygun olduğu ortamda çalışma, herhangi bir ayrım yapılmadan emeğinin karşılığını alabilme, ayrıca işsizlik dolayısıyla sosyal güvence hakkına sahiptir.

Grev hakkı dahil, kanunlarla belirlenmiş kurallar uyarınca, bireysel ve toplu iş ihtilaflarını çözümleme hakkı tanınır.

Herkes dinlenme hakkına sahiptir. Sözleşmeli olarak çalışanlara kanunlarla öngörülen şekilde mesai süresi, tatil ve bayram günleri, yıllık ücretli izin güvence altına alınır.

Madde 25

Konut dokunulmazdır. Mahkeme kararı olmadan konuta el konulması yasaktır. Konuta giriş, arama yapma ve inceleme, sadece kanunla öngörülen hallerde yapılabilir.

Kazakistan Cumhuriyetinde vatandaşlara konut sağlamak için ortam oluşturulur. Kanunlarda belirtilen ve konut ihtiyacı bulunan vatandaş gruplarına, yine kanunlarla öngörülen normlara göre devlet konut fonundan uygun ücretle konut temin edilir.

Madde 26

Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları kanuni şekilde edindikleri her türlü özel mülkiyete sahip olabilirler.

Mülkiyet, miras hakkı dahil, kanuni güvence altındadır.

Hiç kimse mahkeme kararı olmaksızın kendi malvarlığından yoksun bırakılamaz. Kanun ile öngörülmüş istisnai durumlarda devlet ihtiyaçları için malvarlığının zorunlu olarak kamulaştırılması, eşdeğer tazminat şartıyla yapılabilir.

Herkes serbest girişimcilik hakkına sahiptir. Tekel faaliyetler kanunlarla düzenlenir ve sınırlanır. Haksız rekabet yasaktır.

Madde 27

Evlenme ve aile, annelik, babalık ve çocukluk devletin koruması altındadır.

Çocukların bakımı ve yetiştirilmesi ebeveynlerin doğal hakkı ve yükümlülüğüdür.

Yetişkin yaştaki çocuklar, engelli ebeveynlerine bakmakla yükümlüdürler.

Madde 28

Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşının asgarî ücreti ve emekli maaşı ve yaşlanması, hastalanması, engelli olması ya da geçimini sağlayan kişinin kaybı durumlarında ve diğer kanuni esaslar gereğince sosyal güvenliği güvence altına alınır.

İsteğe bağlı sosyal sigorta, ek sosyal güvence şekilleri ve hayır işleri teşvik edilir.

 Madde 29

Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları sağlıklarının koruması hakkına sahiptirler.

Cumhuriyet vatandaşları, kanunlarla belirlenmiş ölçüde ücretsiz, güvenceli ve yaygın sağlık hizmeti alabilir.

Ücretli sağlık hizmetleri, kanunlarla belirlenen şartlar ve usullere göre, devlet ve özel sağlık kurumlarında, ayrıca özel tıbbi çalışmalar yürüten kişilerce verilebilir

Madde 30

Vatandaşların, devlet eğitim kurumlarında ücretsiz orta eğitim alma hakkı güvence altına alınır. Orta eğitim zorunludur.

Vatandaşlar, devletin yüksek eğitim kurumlarında rekabetçi bir temelde, yüksek eğitim alma hakkına sahiptirler.

Vatandaşlar kanunda belirtilen esas ve koşullarda, özel eğitim kurumlarında eğitim alma ve ödeme yapma hakkına sahiptir.

Devlet ülke genelinde zorunlu genel eğitim standartlarını belirler. Her türlü eğitim kurumunun faaliyeti bu standartlara uygun olmalıdır.

 Madde 31

Devlet, insan yaşamı ve sağlığına uygun bir çevreyi korumayı amaç edinir.

Yetkililer, kanuna göre, insan yaşamını ve sağlığını tehdit eden olayları ve koşulları gizlemekten dolayı sorumlu tutulurlar.

Madde 32

Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları, barışçıl ortamda ve silahsız olarak, toplanma, miting, yürüyüş, gösteri, sokak tören ve protestosu yapma hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılması devlet güvenliği, kamu düzeni, sağlığın korunması ve diğer kişilerin, hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Madde 33

Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları, doğrudan veya kendi temsilcileri aracılığıyla devlet yönetimine katılma, kişisel olarak hitap etme, ayrıca devlet organlarına ve yerel yönetimlere bireysel ve toplu başvuruda bulunma hakkına sahiptirler.

Cumhuriyet vatandaşları, devlet organlarına ve yerel yönetimlere seçme ve seçilme, ayrıca genel referandumlara katılma hakkına sahiptirler.

Mahkeme tarafından ehliyetsizliğine hükmedilen, ayrıca mahkeme kararıyla cezaevinde hükümlü olan vatandaşlar, seçme ve seçilme, referanduma katılma hakkına sahip değildirler.

Kazakistan vatandaşları eşit olarak devlet memuriyetine girme hakkına sahiptirler. Devlet memuru olarak çalışmak isteyen adaylarda aranan koşullar, sadece görevin özellikleriyle bağlantılı olabilir ve kanunlarla belirlenir.

 Madde 34

Herkes, Anayasa ve Kazakistan Cumhuriyeti kanunlarına uymak, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerine, şeref ve onurlarına saygı göstermekle yükümlüdür.

Herkes, Kazakistan Cumhuriyetinin devlet simgelerine saygı göstermekle yükümlüdür.

Madde 35

Kanunlarla belirlenmiş vergi, harç ve benzeri yükümlülüklerin ödenmesi herkesin ödevi ve sorumluluğudur.

Madde 36

Kazakistan Cumhuriyetini savunma, her bir vatandaşın kutsal borcu ve yükümlülüğüdür.

Kazakistan vatandaşları, kanunların öngördüğü şekil ve yöntemlerde askeri hizmetlerini yaparlar.

 Madde 37

Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları, tarihi ve kültürel mirası korumaya özen göstermekle, tarihi ve kültürel anıtları muhafaza etmekle yükümlüdürler.

Madde 38

Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşları, doğayı korumak, doğal servetlere özenle davranmakla yükümlüdürler.

Madde 39

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlükleri, sadece anayasal düzen, kamu düzeni, insan hakları ve özgürlükleri, halkın sağlığı ve ahlaki değerleri korumanın gerektirdiği derecede ve sadece kanunlarla sınırlanabilir.

Milletlerarası barışı ihlal edebilecek her türlü eylem Anayasaya aykırıdır.

Siyasi gerekçelerle hiç bir şekilde insan hakları ve özgürlükleri sınırlandırılamaz. Anayasanın 10, 11, 13-15. maddelerinde ve 16. maddesinin 1.fıkrasında, 17, 19, 22. maddelerinde, ayrıca 26. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen hak ve özgürlükler hiç bir şekilde sınırlandırılamaz.

3.KISIM

DEVLET BAŞKANI

Madde 40

Kazakistan Cumhurbaşkanı devletin başı olup, devletin iç ve dış politikasının temel yönlerini belirleyen ve Kazakistan’ı ülke içinde ve uluslararası ilişkilerde temsil eden en yüksek yetkili kişidir.

Cumhurbaşkanı, halkın birliğinin ve devlet iktidarının, Anayasanın, insan ve vatandaşların hak ve özgürlüklerinin dokunulmazlığının, simgesi ve güvencesidir.

Cumhurbaşkanı, devlet iktidarının bütün kollarının uyum içinde çalışmasını, hakimiyet organlarının halk karşısında sorumluluğunu sağlar.

 Madde 41

Kazakistan Cumhurbaşkanı anayasal kanun uyarınca, Kazakistan Cumhuriyetinin reşit vatandaşları tarafından genel, eşit ve doğrudan seçme hakkına dayanan gizli oylamayla beş yıllık süre için seçilir.

Doğumdan Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşı olan, en az kırk yaşını doldurmuş, Kazakistan’da son 15 yıl ikamet etmiş ve devlet dilini serbestçe kullanabilen her bir vatandaş Cumhurbaşkanı seçilebilir.

Cumhurbaşkanı olağan seçimleri Aralık ayının ilk Pazar günü yapılır ve tarih olarak Parlamento seçimleriyle aynı günde gerçekleştirilemez.

Olağanüstü başkanlık seçimleri, Cumhurbaşkanı tarafından kararlaştırılır ve Anayasal kanunla belirlenen zaman ve koşullarda yapılır

Oylamaya katılan seçmenlerin yüzde ellisinden fazlasının oyunu alan aday seçilmiş sayılır. Adaylardan hiç birisinin gereken oy miktarını alamaması durumunda tekrar oylama yapılır ve bu oylamaya en fazla oy almış iki aday katılır. Oylamaya katılan seçmenlerin çoğunluğunun oylarını alan aday seçilmiş sayılır.

Madde 42

Kazakistan Cumhurbaşkanı, halka, aşağıdaki şekilde yemin ettikten sonra göreve başlar: “Kazakistan halkına sadakatle hizmet edeceğime, Anayasaya ve Kazakistan kanunlarına titizlikle uyacağıma, vatandaşların hak ve özgürlüklerini güvence altına alacağıma, Kazakistan Cumhurbaşkanı gibi yüce bir görevden doğan yükümlülüklerimi vicdanla ve namuslu şekilde yerine getireceğime resmen yemin ederim”

Yemin töreni, Ocak ayının ikinci Çarşamba günü Parlamento milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi üyeleri, Yüksek Mahkeme hakimleri ve Kazakistan’ın eski Cumhurbaşkanlarının katılımıyla, törensel bir ortamda, gerçekleştirilir. Anayasanın 48. maddesinde öngörülen durumda, Kazakistan Cumhurbaşkanı yetkilerini üslenen kişi, Cumhurbaşkanı yetkilerini üslendiği günden itibaren bir ay içinde yemin eder.

Cumhurbaşkanının yetkileri, yeni Cumhurbaşkanı göreve başladığı andan itibaren, ayrıca zamanından önce görevinden alınması veya uzaklaştırılması, yahut ölümü durumunda sona erer. Görevinden uzaklaştırılanlar dışında bütün eski Cumhurbaşkanları, Kazakistan Cumhuriyetinin eski Cumhurbaşkanı unvanını taşırlar.

Aynı kişi üst üste iki defadan fazla Cumhurbaşkanı seçilemez. Bu kısıtlama Kazakistan Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı için geçerli değildir.

Madde 43

Kazakistan Cumhurbaşkanı, temsili organlarda milletvekili olamaz, diğer maaşlı görevlerde bulunamaz ve girişimcilik faaliyetini gerçekleştiremez.

 Madde 44

Kazakistan Cumhurbaşkanı:

Ülkenin durumu ve Kazakistan Cumhuriyetinin iç ve diş politikasının temel yönlerine ilişkin yıllık mesajla Kazakistan halkına yıllık hitap eder;

Cumhuriyetin Parlamentosu ve Kamaralarına olağan ve olağanüstü seçimleri belirler; Parlamentoyu ilk dönem toplantısına çağırır ve milletvekillerinin Kazakistan halkı karşısında yaptıkları yemini kabul eder; Parlamentoyu olağanüstü toplantıya çağırır; Parlamento Senatosunun sunduğu kanunu bir ay içinde imzalar ve ilan eder veya tekrar görüşülmek ve oylanmak üzere kanunu veya belli maddelerini geri gönderir;

Parlamento Meclisinde temsil edilen siyasi parti grupları ile yapılan istişareler sonrasında, Cumhuriyetin Başbakan adayını onaylanmak üzere Meclise sunar; Parlamento Meclisinin onayından sonra, Cumhuriyetin Başbakanını atar; onu görevinden alır; Başbakanın önerisi üzerine Cumhuriyet Hükümetinin yapısını belirler, Hükümet dışındaki merkezi yürütme organlarını kurar, fesheder veya yeniden yapılandırır, Cumhuriyet Hükümeti üyelerini atar; Dışişleri, Savunma, İçişleri ve Adalet Bakanlarını atar; Hükümet üyelerinin görevlerine son verir; Hükümet üyelerinin yeminlerini kabul eder; özel öneme sahip konularda, Hükümet toplantılarına başkanlık eder; Parlamento Meclisine kanun tasarısı sunması için Hükümetten istekte bulunur; Hükümetin ve vilayetlerin, büyük kentlerin ve başkentin akimlerinin düzenlemelerini tamamen veya kısmen iptal eder veya askıya alır;

Senatonun onayı ile Kazakistan Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanını, Başsavcıyı ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanını göreve atar; onların görevlerine son verir;

Cumhurbaşkanına karşı doğrudan sorumlu ve hesap veren Hükümet kuruluşlarını kurar, fesheder ve yeniden yapılandırır, bu kurumların yöneticilerini atar ve görevden alır;

Cumhuriyetin diplomatik temsilciliklerinin yöneticilerini göreve atar ve geri çağırır.

Merkez Seçim Komisyonu Başkanı ve iki üyesini, Cumhuriyet bütçesi denetimine ilişkin Denetim Komitesi Başkanı ve iki üyesini beş yıllık süreyle göreve atar;

Cumhuriyetin devlet programlarını onaylar;

Başbakanın teklifi üzerine devlet bütçesi hesabında bulunan bütün organ ve kurumlarda çalışanların maaşları ve bunların finansmanı için bir bütün oluşturan sistemi onaylar;

Ulusal referandum yapılması konusunda karar alır;

Cumhuriyetin uluslararası antlaşmalarını görüşür ve imzalar; onay belgelerini imzalar; yabancı devletlerin diplomatik ve diğer temsilcilerinin güven mektuplarını ve geri çağırma belgelerini kabul eder;

Cumhuriyetin Silahlı Kuvvetlerinin Yüksek Başkumandanıdır ve Silahlı Kuvvetlerin üst düzey komutanlarını göreve atar ve görevden alır;

Cumhuriyetin devlet ödülleri, onursal ödüler, üst düzey askeri ve diğer rütbeler, sayılı unvanlar, diplomatik payeler, yeterlilik dereceleri ile ödüllendirir;

Cumhuriyetin vatandaşlığı ve siyasi sığınma verilmesi konularını karara bağlar;

Vatandaşlar için af çıkarır;

Cumhuriyetin demokratik kurumları, bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, siyasi istikrarı, vatandaşların güvenliği ciddi ve doğrudan tehdit altındaysa ve devletin anayasal kurum ve birimlerinin normal işleyişi sürdürülemiyorsa, Cumhurbaşkanı, Kazakistan Başbakanı ve Parlamento Kamaralarının Başkanlarıyla resmi danışma ve görüşmelerden sonra, Kazakistan genelinde ve belli bir bölgesinde olağanüstü hal ilan edilmesi ve Cumhuriyetin Silahlı Kuvvetlerinin kullanılması dahil, bu konudaki kararını derhal Parlamentoya bildirmek koşuluyla, söz konusu durumun gerektirdiği her türlü önlemleri alır.

Cumhuriyete karşı saldırı veya onun güvenliğine karşı yakın dış tehlike durumunda ülkenin belirli bölgelerinde veya genelinde sıkıyönetim uygular, kısmi veya tam seferberlik ilan eder ve kararını derhal Parlamentoya bildirir;

Kendine bağlı olan Cumhuriyet Devlet Başkanlığı Koruma Hizmetini ve Cumhuriyet Muhafız Birliğini oluşturur;

Kazakistan Cumhuriyeti Devlet Sekreterini göreve atar ve görevden alır, onun statüsünü ve yetkilerini belirler; Cumhurbaşkanlığı Sekreterliğini oluşturur;

Güvenlik Kurulunu ve diğer danışma ve istişare organlarını, ayrıca Kazakistan Halkları Meclisini ve Yüksek Yargı Kurulunu oluşturur;

Anayasa ve kanunlara uygun olarak diğer yetkilerini kullanır.

Madde 45

Kazakistan Cumhurbaşkanı, Anayasa ve kanunlara dayanarak ve uygulanması için Cumhuriyet genelinde bağlayıcı olan kararname ve emirler çıkarır.

Anayasanın 53. maddesinin 4. bendinde öngörülen durumlarda, Cumhurbaşkanı kanunlar çıkarır, 61. maddenin 2. fıkrasında öngörülen durumdaysa, Cumhuriyet kanunlarının uygulanmasına yönelik kanun hükmünde kararname çıkarır.

Cumhurbaşkanınca imzalanmış Parlamento düzenlemeleri, ayrıca Hükümetin teşebbüsüyle çıkarılan Cumhurbaşkanı düzenlemeleri, bunların hukuka uygunluğunda yargısal olarak sorumlu olan, sırasıyla Parlamentonun her iki kamarasının Başkanlarınca veya Başbakanca öncelikle imzalanır.

Madde 46

Kazakistan Cumhurbaşkanı, onun şeref ve onuru dokunulmazdır.

Cumhurbaşkanı ve ailesinin geçimi, güvenliği ve korunması devlet tarafından sağlanır.

Bu madde hükümleri eski Cumhurbaşkanlarını da kapsar.

Kazakistan ilk Cumhurbaşkanın konumu ve yetkileri, Cumhuriyet Anayasası ve Anayasal kanunla belirlenir.

 Madde 47

Kazakistan Cumhurbaşkanı hastalık nedeniyle devamlı olarak görevlerini yerine getiremediği hallerde zamanından önce görevinden alınabilir. Bu durumda, Parlamento her iki kamaradan eşit sayıda üyeden ve ilgili tıp dallarında uzmanlardan oluşan bir komisyon kurar. Cumhurbaşkanın zamanından önce görevinden alınmasına ilişkin karar, Parlamento kamaralarının bileşik toplantısında söz konusu komisyon görüşü ve belirlenmiş anayasal prosedürlere uyulmasına ilişkin Anayasa Konseyinin görüşü esas alınmak suretiyle, her Kamaranın üye tam sayısının en az dörtte üç oy çoğunluğuyla kabul edilir.

Cumhurbaşkanı, sadece görevlerini yerine getirirken işlemiş olduğu eylemlerden dolayı sorumlu tutulabilir ve sadece vatana ihanet dolayısıyla Parlamento tarafından görevinden uzaklaştırılabilir. Suçlama ve ilgili tahkikat için karar, milletvekillerinin üye tam sayısının en az üçte birinin isteği üzerine Meclis milletvekilleri üye tam sayısının en az yarısından fazlasının oyuyla alınır. Suçlamayla ilgili tahkikat, Senato tarafından düzenlenir ve sonuçlar Senatonun üye tam sayısının en az yarısından fazlasının oyuyla, Parlamento Kamaralarının bileşik toplantısının görüşüne sunulur. Bu konuda nihai karar, ithamın gerekçeliliğine ilişkin Yüksek Mahkeme görüşünün ve belirlenmiş anayasa prosedürlerine uyulmasına ilişkin Anayasa Konseyinin görüşünün olması şartıyla Parlamento Kamaralarının bileşik toplantısında, her iki Kamaranın toplam üye sayısının en az dörtte üçünün oyu ile kabul edilir. Suçlama tarihini izleyen iki ay içinde nihai karar alınmadığı durumda, Cumhurbaşkanına yöneltilen itham reddedilmiş sayılır. Cumhurbaşkanının vatana ihanetle suçlanmasının her hangi bir aşamada reddi, bu konunun görüşülmesini isteyen Meclis milletvekillerinin yetkilerinin zamanından önce sona ermesi sonucunu doğurur.

Cumhurbaşkanının, Cumhuriyet Parlamentosu veya Parlamento Meclisinin yetkilerinin zamanından önce sona ermesi konusunu görüştüğü sırada, Cumhurbaşkanının görevden uzaklaştırılmasına ilişkin konu gündeme getirilemez.

Madde 48

Kazakistan Cumhurbaşkanının zamanından önce görevinden ayrılması veya uzaklaştırılması, ayrıca ölümü durumunda, Cumhurbaşkanlığı görevi, kalan görev süresi için Parlamento Senatosu Başkanına geçer; Senato Başkanının, Cumhurbaşkanı görevini üslenememesi durumunda bu görev, Parlamento Meclis Başkanına geçer; Meclis Başkanının, Cumhurbaşkanı görevini üslenememesi durumunda bu görev, Başbakana geçer. Cumhurbaşkanı yetkilerini üslenen kişi, sırasıyla Senato Başkanı, Meclis Başkanı veya Başbakan görevini bırakır. Bu durumda boşalmış devlet görevlerinin doldurulması, Anayasada öngörülen şekilde gerçekleştirilir.

Bu maddenin birinci fıkrasında öngörülen esas ve şekilde Kazakistan Cumhurbaşkanı görevini üslenen kişi, Kazakistan Cumhuriyeti Anayasasına değişiklikler ve ilaveler yapılması girişiminde bulunma hakkı yoktur.

4.KISIM

PARLAMENTO

Madde 49

Kazakistan Cumhuriyeti Parlamentosu, yasama işlevini yerine getiren, Cumhuriyetin en üst temsili organıdır.

Parlamentonun yetkileri, ilk dönem toplantısı açıldığında başlar ve yeni seçilen Parlamentonun ilk toplantısında son bulur.

Parlamentonun yetkileri, Anayasada belirlenmiş durumlarda ve şekilde zamanından önce sona erdirilebilir.

Parlamentonun oluşumu ve faaliyeti, milletvekillerinin hukuki statüleri anayasal kanunla belirlenir.

Madde 50

Parlamento, daimi esasta çalışan iki kamaradan; Senato ve Meclisten oluşur.

Senato, Anayasal kanunla belirlenen şekilde, sırasıyla her ilden (oblast), büyük şehirden ve Kazakistan Cumhuriyetinin başkentinden ikişer kişi olmak üzere, seçilen vekillerden oluşur. Senatonun on beş üyesi Cumhurbaşkanı tarafından, ulusal-kültürel ve toplumun diğer menfaatleri göz önünde bulundurularak, doğrudan atanır.

Meclis, Anayasal kanuna göre seçilen 107 milletvekilinden oluşur.

Bir Parlamento üyesi aynı zamanda iki kamarada milletvekili olamaz.

Senato milletvekillerinin görev süresi altı yıl, Meclis milletvekillerinin görev süresi ise beş yıldır.

 Madde 51

Meclis milletvekillerinin seçilmesi, doğrudan, eşit ve genel seçim hakkına dayanan gizli oylamayla yapılır. Meclisin dokuz milletvekili, Kazakistan Halklar Meclisi tarafından seçilir. Meclisin olağan seçimleri, mevcut Parlamentonun yetkilerinin sona ermesine en az iki ay kala yapılır.

Senato seçimleri gizli oylamaya dayanan, dolaylı seçimler yoluyla yapılır. Senato milletvekillerinin yarısı her üç yılda bir tekrar seçilir. Olağan seçimler ise, söz konusu milletvekillerinin yetkilerinin sona ermesine en az iki ay kala yapılır.

Parlamento veya Parlamento Meclisi milletvekillerinin olağanüstü seçimleri, mevcut Parlamento veya Parlamento Meclisi milletvekillerinin yetkilerinin zamanından önce sona ermesini izleyen iki ay içinde yapılır.

Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşlığında olan ve son on yıldır ülkede sürekli ikamet etmiş bir kişi milletvekili olabilir. Otuz yaşına ulaşmış, yüksek öğrenim yapmış, en az beş yıl iş deneyimi olan, ilgili il, büyük şehir veya başkentte en az üç yıl ikamet etmiş her bir Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşı Senato milletvekili seçilebilir. Yirmi beş yaşını doldurmuş vatandaşlar Kazakistan Meclisine milletvekili olarak seçilebilirler.

Cumhuriyet Parlamentosu Milletvekilleri seçimi, Anayasal kanunla düzenlenir.

Parlamento milletvekili Kazakistan halkı karşısında yemin eder.

Madde 52

Parlamento milletvekilleri, Parlamento çalışmalarına katılmakla yükümlüdürler. Parlamentoda oylama, milletvekili tarafından şahsen yapılır. Haklı bir mazereti olmaksızın Kamaraların ve onların organlarının oturumlarına üç defadan fazla bir Milletvekilinin katılmaması, ayrıca oy hakkını devretmesi, kanunla öngörülen cezaların uygulanmasına sebep olur.

Parlamento milletvekili, başka bir temsili organda üye olamaz, eğitim, bilim ve diğer yaratıcılık faaliyetleri dışında herhangi bir ücretli görevde bulunamaz, girişimcilik faaliyeti yapamaz veya ticari kurumların yönetim organı veya denetim kurulunda görev alamaz. Bu kuralların ihlali, milletvekili görevlerinin sona ermesine sebep olur.

Parlamento üyesi suçüstü yakalanma ve ağır suç işleme durumları hariç, görev süresince ilgili kamaranın izni olmaksızın, gözaltına alınamaz, tutuklanamaz, yargı kararıyla idari cezaya çarptırılamaz, hakkında suç dolayısıyla dava açılamaz.

Parlamento milletvekilinin yetkileri, istifa etmesi, ölümü, yürürlüğe girmiş bir mahkeme kararıyla yasal ehliyetsizliğinin, ölüm ya da gaipliğinin belirlenmesi ve Anayasa ve Anayasal kanunla belirlenmiş diğer durumlarda sona erer.

Parlamento milletvekilin görevi şu durumlarda sona erer

Kazakistan dışına daimi ikamet etmek için çıkması;

Bir mahkeme tarafından verilen mahkumiyet kararının yürürlüğe girmesi;

Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşlığını kaybetmesi;

Bir Parlamento Meclis milletvekili şu durumlarda görevinden yoksun bırakılır:

Anayasal kanuna uygun olarak seçildiği bir siyasi partiden istifa etmesi ya da ihraç edilmesi;

Anayasal kanun uyarınca milletvekili seçildiği siyasi partinin fesih edilmesi. Senatoya atanan üyelerin yetkileri, Cumhurbaşkanı tarafından fesih edilebilir.

Parlamento Meclisi ve milletvekillerinin yetkileri, Parlamento veya Parlamento Meclisinin dağılması ile sona erer.

Milletvekillerine karşı uygulanacak işlemler, bu maddenin 3. fıkrasına ilişkin taleplere uyulması, milletvekilinin davranış kuralları, ayrıca, milletvekili yetkilerinin sona ermesi, yetkilerinin ve dokunulmazlıklarının ortadan kaldırılmasıyla ilgili konuların hazırlanması görevi, Kazakistan Cumhuriyeti Merkezi Seçim Komisyonu tarafından yerine getirilir.

Madde 53

Kamaraların bileşik oturumunda Parlamento:

Kazakistan Cumhurbaşkanının teklifi üzerine Anayasada değişiklik ve ilaveler yapar;

Devlet bütçesini, Hükümetin ve bütçe denetiminden sorumlu Denetim Komitesinin bütçenin uygulanmasına ilişkin raporlarını onaylar. Hükümetin ulusal bütçenin uygulanmasına ilişkin raporunun onaylanmaması, Parlamentonun Hükümete karşı güvensizliği anlamına gelir.

Cumhurbaşkanının isteği üzerine, her bir kamaranın milletvekili üye tam sayısının üçte iki oy çoğunluğuyla, yasama yetkisi azami bir yıl süreyle Cumhurbaşkanına devredilebilir;

Savaş ve barışa karar verir;

Cumhurbaşkanının önerisi üzerine uluslararası barış ve güvenliği korumaya yönelik yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla, Silahlı Kuvvetleri kullanma konusunda karar verir;

Cumhuriyette anayasal düzene uygunluğa dair Anayasa Konseyinin yıllık mesajlarını dinler;

Kamaraların ortak komisyonlarını oluşturur, onların başkanlarını seçer ve görevden alır, komisyonların faaliyetlerine ilişkin raporları dinler;

Anayasa ile Parlamentoya tanınmış diğer yetkileri kullanır.

Madde 54

Parlamento, Anayasal kanun ve diğer kanunlar dahil, sırasıyla önce Meclis, sonra Senatoda konuların ardı ardına görüşülmesi yoluyla, kamaralarının ayrı ayrı oturumlarında:

Ulusal bütçeyi onaylar, değişiklik ve ilaveler yapar;

Devlet vergi ve harçlarını belirler ve iptal eder;

Kazakistan Cumhuriyetinin idari-mülki yapısı ile ilgili sorunların çözüm yollarını belirler;

Devlet ödüllerini, onursal, askeri ve diğer unvanları, payeleri ve rütbeleri, diplomatik paye ve dereceleri, Cumhuriyetin devlet simgelerini belirler;

Devletin borçlanması ve devlet tarafından ekonomik ve başka yardım yapılması konularını görüşür;

Vatandaşlar için genel af çıkarır;

Cumhuriyetin uluslararası antlaşmalarını onaylar ve iptal eder.

Parlamento, sırasıyla önce Meclis, sonra Senatoda konuların ardı ardına görüşülmesi yoluyla, kamaralarının ayrı ayrı oturumlarında:

Ulusal bütçenin onaylanması hakkında raporu görüşür;

Cumhurbaşkanı tarafından itiraz edilen kanun veya kanun maddelerini, söz konusu itiraz tarihini izleyen bir ay içinde tekrar görüşür veya oylamaya sunar. Bu süreye uyulmaması halinde, Cumhurbaşkanının itirazları kabul edilmiş sayılır. Eğer Meclis ve Senato, daha önce kabul ettiği kararını, her kamaranın milletvekili üye tam sayısının üçte iki oy çoğunluğuyla yeniden onaylarsa, Cumhurbaşkanı, bir ay içinde kanunu imzalar. Cumhurbaşkanının itirazları kamaralardan en az biri tarafından aşılamıyorsa, kanun kabul edilmemiş veya Cumhurbaşkanının önerdiği şekliyle kabul edilmiş sayılır. Anayasal kanunların Parlamento tarafından kabul edilen hükümlerine, Cumhurbaşkanının itirazı, bu bentte öngörüldüğü şekliyle ele alınır. Parlamentonun her kamerasının üye sayısının en az dörtte üç çoğunluğu ile Cumhurbaşkanının anayasal kanunlara itirazı aşılır.

Cumhuriyet referandumu konusunda istekte bulunur.

 Madde 55

Aşağıdakiler sadece Senatonun yetkisindedir:

Kazakistan Cumhurbaşkanının önerisi üzerine Cumhuriyet Yüksek Mahkemesi Başkanını, ve Yüksek Mahkemesi hakimlerinin seçilmesi ve görevden alınması, onların yemininin kabul edilmesi;

Cumhurbaşkanı tarafından, Merkez Bankası, Başsavcı ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanının atamasına onay verilmesi;

Cumhuriyet Başsavcısı, Yüksek Mahkeme Başkanı ve hakimlerinin dokunulmazlığının kaldırılması;

Meclisin geçici olarak çalışmalarına ara verdiği ya da görevinin erken sona ermesi durumlarında, Anayasal kanun ve kanunların kabulüne ilişkin, Cumhuriyet Parlamentosunun işlevini yerine getirmek;

Senato, Anayasa tarafından verilen diğer görevleri yerine getirir.

 Madde 56

Meclisin münhasır yetkisine aşağıdakiler girer:

Parlamentoda değerlendirilmek üzere, Anayasal kanun ve kanun taslaklarını hazırlamak ve bu taslakları görüşmek;

Senatonun milletvekillerinin çoğunluğunun oyuyla, Cumhuriyetin Başbakanının atanması için Cumhurbaşkanına onay vermek;

Cumhurbaşkanı olağan seçimlerinin ilan edilmesi;

Parlamento Meclisine Anayasa tarafından verilen diğer yetkileri kullanır.

Melis milletvekillerinin en az beşte birinin teklifiyle ve Meclis milletvekillerinin oy çokluğuyla, Hükümete güvensizlik oyu verme hakkına sahiptir.

Madde 57

Parlamentonun her bir kamarası diğer kamaradan bağımsız olarak aşağıdakileri gerçekleştirir:

Anayasa Konseyinin iki üyesini atamak; Merkezi Seçim Komisyonunun iki üyesini, Devlet bütçesinin uygulanması hakkında denetimden sorumlu Denetim Komitesinin üç üyesini, beş yıllık süre için göreve atamak;

Bu Anayasanın 47. maddesinin l. fıkrasında öngörülen durumda, Parlamentonun oluşturduğu komisyon üyelerinin yarısını göreve atamak;.

Kamaraların ortak komisyonlarının üyelerinin yarısını seçmek;

Kamaraların milletvekillerinin yetkilerini sona erdirmek, ayrıca Kazakistan Cumhuriyet Başsavcısının önerisiyle kamaraların milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması konusunda karar almak;

Kendi yetkilerine giren konularda parlamento görüşmeleri yapmak;

Kamara milletvekilleri üye tam sayısının en az üçte birinin isteği üzerine, Hükümet üyelerinden faaliyetlerine ilişkin rapor isteyebilir. Bu raporun sonucunda, Kamara milletvekilleri üye tam sayısının üçte iki oy çoğunluğuyla, Hükümet üyesinin kanunları ihlal ettiği gerekçesiyle görevden alınmasına ilişkin Cumhurbaşkanına müracaatta bulunabilir. Eğer Cumhurbaşkanı bu müracaatı geri çevirirse, milletvekilleri ilk müracaat tarihinden altı ay sonra kamara milletvekili üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğuyla Hükümet üyesinin görevden alınmasına ilişkin konuyu tekrar Cumhurbaşkanının gündemine getirebilirler. Bu durumda Cumhurbaşkanı Hükümet üyesini görevden alır;

Kamaraların koordinasyon ve çalışma organlarını oluşturmak;

Kendi faaliyet içtüzüğünü ve kamaranın yapısı ve iç düzenine ilişkin konularda diğer kararları almak.

Madde 58

Kamaralar, devlet dilini akıcı şekilde kullanabilen milletvekilleri arasından, Senato ve Meclis milletvekili üye tam sayılarının çoğunluğu tarafından gizli oylamayla seçilen Başkanlar yönetir. Senato Başkanlığına adaylık, Kazakistan Cumhurbaşkanı tarafından gösterilir. Meclis Başkanı adayını kamaranın milletvekilleri belirler.

Kamara Başkanları, milletvekili üye tam sayısının oy çoğunluğu ile görevden alınabilir veya istifa edebilirler.

Parlamento kamaraları Başkanları:

Kamaraları oturuma çağırır ve oturumları yönetirler;

Kamaraların görüşüne sunulacak konuların hazırlanmasında genel gözetimde bulunurlar;

Kamaraların başkan yardımcılıklarına adaylıkları, kamaraların onayına sunarlar;

Kamaraların faaliyetlerinde iç tüzüklere uyulmasını sağlarlar;

Kamaraların koordinasyon organlarının faaliyetlerini denetlerler;

Kamaraların kabul ettikleri düzenlemeleri imzalarlar;

Anayasa Konseyine, Merkezi Seçim Komisyonuna ve Devlet bütçesinin uygulanması hakkında denetimden sorumlu Denetim Komitesine üyelik için, Kamaralara aday sunarlar.

Parlamento Tüzüğü uyarınca kendilerine verilmiş diğer görevleri yerine getirirler;

Meclis Başkanı:

Parlamentonun dönem toplantısını açar;

Kamaraların olağan bileşik oturumunu toplantıya çağırır ve kamaraların olağan ve olağanüstü bileşik oturumlarına başkanlık yapar;

Kamara başkanları yetkileri dahilinde emirler çıkartırlar.

Madde 59

Parlamento toplantıları, kamaraların bileşik veya ayrı toplantıları şeklinde düzenlenir.

Parlamentonun ilk oturumu, Kazakistan Cumhurbaşkanı tarafından seçim sonuçlarının ilanını izleyen otuz gün içinde toplantıya çağrılır.

Parlamentonun olağan dönem toplantıları Eylül ayının ilk mesai gününden başlamak üzere Haziran ayının son mesai gününe kadar yılda bir kez düzenlenir.

Parlamento toplantısı, genelde Cumhurbaşkanı tarafından açılır, Senato ve Meclisin bileşik toplantısında kapanır. Parlamentonun dönem toplantıları arasında, Cumhurbaşkanı kendi girişimiyle, kamara başkanlarının teklifi üzerine veya Parlamento milletvekilleri üye tam sayısının en az üçte birinin teklifiyle, Parlamentoyu olağanüstü oturuma çağırabilir. Bu oturumda sadece toplanmaya esas oluşturan konular görüşülebilir.

Kamaraların bileşik ve ayrı oturumları, her kamaranın milletvekili üye tam sayısının en az üçte ikisinin hazır bulunduğu durumda düzenlenebilir.

Kamaraların bileşik ve ayrı oturumları açıktır. İçtüzüklerle öngörülen durumlarda kapalı oturumlar düzenlenebilir. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Hükümet üyeleri, Milli Banka Başkanı, Başsavcı ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı istediği oturuma katılabilir ve dinlenilebilir.

Madde 60

Kamaralar, her bir kamarada yediden çok olmamak üzere, daimi komiteler oluştururlar.

Kamaraların ortak faaliyetleriyle ilgili konuların çözümü için, Senato ve Meclis, eşitlik temelinde, ortak komisyonlar oluştururlar.

Komiteler ve komisyonlar, yetkilerine giren konularında kararlar alırlar.

Komite ve komisyonların oluşturulması, yetkileri ve faaliyet şekli kanunla belirlenir.

Madde 61

Yasama teklifinde bulunma hakkı, Cumhurbaşkanına, Parlamento milletvekillerine ve Hükümete aittir ve sadece Mecliste kullanılabilir.

Cumhurbaşkanı, kanun tasarılarının görüşülme önceliğini belirleme, ayrıca bir kanun tasarısının sunulmasını takip eden bir ay içinde Parlamento tarafından görüşülmesini sağlamak üzere, kanun tasarısının ivedilikle görüşülmesi gerektiğini ilan etme hakkına sahiptir. Söz konusu talebin Parlamento tarafından yerine getirilmediği durumda, Cumhurbaşkanı kanun hükmünde Kararname çıkarabilir ve bu Kararname, Anayasada öngörülen şekilde Parlamento tarafından yeni kanun kabul edilmesine kadar yürürlükte kalır.

Parlamento önemli toplumsal ilişkileri düzenleyen ve aşağıdaki konulara ilişkin temel ilke ve normları belirleyen kanunlar çıkarma hakkına sahiptir:

Gerçek ve tüzel kişilerin hak ehliyeti, kişi hak ve özgürlükleri, gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ve sorumlulukları;

Mülkiyetin koşulları ve diğer mülkiyet hakları;

Devlet organlarının ve yerel yönetim organlarının kuruluş ve faaliyetleri ile devlet ve askerlik hizmetinin esasları;

Vergiler, harçlar ve diğer zorunlu ödemelerin belirlenmesi;

Cumhuriyet bütçesi;

Yargı sistemi ve yargılama konuları;

Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik;

İşletmeler ve varlıklarının özelleştirilmesi;

Çevrenin korunması;

Cumhuriyetin idari-mülki yapısı;

Devletin savunmasının ve güvenliğinin sağlanması. Diğer tüm ilişkiler, yasal düzenlemelere tabidir.

Mecliste görüşülen ve milletvekili üye tam sayısının oy çoğunluğu ile onaylanan kanun tasarısı Senatoya intikal eder ve burada en çok altmış gün içinde görüşülür. Senato milletvekili üye tam sayısının oy çoğunluğu ile kabul edilen tasarı, yasalaşır ve on gün içinde Cumhurbaşkanının imzasına sunulur. Senato milletvekili üye tam sayısının oy çoğunluğuyla tümüyle reddedilen tasarı Meclise iade edilir. Meclis, milletvekili üye tam sayısının üçte iki oy çoğunluğuyla aynı tasarıyı tekrar onaylarsa, tasarı tekrar görüşülmesi ve oylanması için Senatoya gönderilir. İkinci kez reddedilen tasarı aynı dönem toplantısı süresince tekrar sunulamaz.

Kanun tasarısına, Senato milletvekili üye tam sayısının oy çoğunluğuyla yapılan değişiklikler ve ilaveler Meclise gönderilir. Meclis, milletvekili üye tam sayısının oy çoğunluğuyla teklif olunan değişiklik ve ilaveleri kabul ederse, kanun kabul edilmiş sayılır. Meclis aynı oy çoğunluğu ile Senatonun önerdiği ilave ve değişikliklere karşı çıkarsa, Kamaralar arasındaki anlaşmazlık, uzlaşma yöntemleriyle giderilir.

Anayasal kanun tasarısı, Meclis üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu ile görüşülüp ve onaylandıktan sonra Senatoya gönderilir ve Senato en geç altmış gün içinde bu tasarıyı ele alır. Senato milletvekillerinin en az üçte iki çoğunluğu ile onaylanan tasarı anayasal kanun haline gelir ve on gün içinde imzalanmak üzere Cumhurbaşkanına sunulur. Anayasal kanun tasarısı, Parlamentoda Meclis ve Senato üye tamsayısının oy çokluğu ile reddedilebilir.

Anayasal kanun tasarısına, Senato milletvekili üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğuyla yapılan değişiklikler, Meclise gönderilir. Meclis, milletvekili üye tam sayısının en az üçte iki oy çoğunluğuyla, teklif olunan değişiklik ve ilaveleri kabul ederse, kanun kabul edilmiş sayılır.

Meclis, en az üçte iki oy çoğunluğu ile Senatonun önerdiği ilave ve değişikliklere karşı çıkarsa, Kamaralar arasındaki anlaşmazlık, uzlaşma yöntemleriyle giderilir.

Devlet gelirlerinin azaltılmasını veya devlet harcamalarının artırılmasını öngören kanun tasarıları, sadece hükümetin olumlu görüşünün alınması şartıyla önerilebilir. Cumhurbaşkanının bir yasama teşebbüsü olarak, Meclise sunulan kanun tasarısı için, bu şartın varlığı gerekli değildir.

Hükümet tarafından sunulan kanun tasarısı kabul edilmemesi durumunda, Başbakan Parlamento Kamaralarının bileşik oturumunda Hükümete güvenoyu konusunu gündeme getirebilir. Bu konuyla ilgili oylama, güvenoyu konusu gündeme geldiği andan itibaren en az kırk sekiz saat sonra yapılabilir. Güvensizlik oyu teklifi, her bir kameranın oy çokluğu ile kabul edilmezse, kanun tasarısı oyla­ma­ yapılmaksızın kabul edilmiş sayılır. Fakat Hükümet bu hakkını, yılda bir defadan fazla kullanamaz.

Madde 62

Parlamento, Cumhuriyetin tamamında uygulanması zorunlu olan, Kazakistan Cumhuriyeti kanunları, Parlamento kararları, Senato ve Meclis kararları şeklinde, yasal düzenlemeler kabul eder.

Cumhuriyet Kanunları, Cumhurbaşkanı tarafından imzalandıktan sonra yürürlüğe girer.

Anayasaya değişiklikler ve ilaveler, her bir kamaranın milletvekili üye tam sayısının en az dörtte üç oy çoğunluğu ile yapılır.

Anayasal kanunlar, Anayasada belirtilen konularla ilgili olarak her bir kamaranın milletvekili üye tam sayısının en az üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edilir.

Parlamento ve Kamaralarının yasal düzenlemeleri, Anayasada aksi öngörülmedikçe, Kamaraların milletvekilleri toplam oy sayısının çoğunluğuyla kabul edilir.

Kazakistan Cumhuriyeti Anayasasına ilave ve değişiklikler yapılmasına ilişkin görüşmelerin en az iki defa yapılması zorunludur.

Cumhuriyet kanunları, Parlamento ve Kamaralarının kararları Anayasaya aykırı olamaz. Parlamento ve kamaraların kararları kanunlara aykırı olamaz.

Kanun ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin hazırlanması, sunulması, görüşülmesi, yürürlüğe konması ve yayımlanması şekli özel bir kanunla, Parlamento ve kamaralarının iç tüzükleriyle belirlenir.

Madde 63

Kazakistan Cumhurbaşkanı Parlamentonun Kameralarının Başkanları ve Başbakanla görüştükten sonra, Parlamentoyu ve Parlamento Meclisini feshedebilir.

Parlamento, olağanüstü hal ve sıkıyönetim durumlarında, Cumhurbaşkanının görev süresinin son altı ayı içinde, ayrıca bir önceki Parlamento feshini izleyen bir yıl içinde, feshedilemez.

 

5.KISIM HÜKÜMET

Madde 64

Hükümet, Kazakistan Cumhuriyetinde yürütme yetkisini kullanır, yürütme organına başkanlık eder ve faaliyetlerini düzenler.

Hükümet, kolejyal bir organdır ve bütün faaliyetlerinden dolayı Cumhurbaşkanı karşısında sorumludur, ayrıca Anayasada belirtilen durumlarda Parlamento Meclisi ve Parlamento önünde sorumludur.

Hükümet üyeleri, Anayasanın 57. maddesi 6. bendinde öngörülen durumlarda Parlamentonun kamaralarına hesap verir.

Hükümetin yetkileri, kuruluş şekli ve faaliyeti anayasal kanunla belirlenir.

Madde 65

Hükümet, Kazakistan Cumhurbaşkanı tarafından Anayasada öngörülen şekilde kurulur.

Hükümetin yapısı ve oluşumu konusunda teklifler, Başbakanın atanmasından sonra on gün içinde Başbakan tarafından Cumhurbaşkanına sunulur.

Hükümet üyeleri halka ve Kazakistan Cumhurbaşkanına yemin eder.

Madde 66

Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti:

Devletin sosyo-ekonomik politikasının, onun savunma gücünün, güvenliğinin, kamu düzeninin sağlanmasının temel yönlerini belirler ve bunların gerçekleştirilmesini organize eder;

Devlet bütçesini ve onun uygulanmasına ilişkin raporu Parlamentoya sunar, bütçenin uygulanmasını sağlar;

Meclise kanun tasarıları sunar ve kanunların uygulanmasını sağlar;

Devlet mülkiyetinin yönetimini düzenler;

Cumhuriyetin dış politikasının yürütülmesine ilişkin önlemler alır;

Bakanlıkların, devlet komitelerinin, diğer merkezi ve yerel yürütme organlarının faaliyetlerini yönetir;

Bakanlıkların, devlet komitelerinin, devletin diğer merkezi ve yerel yürütme organlarının düzenlemelerini tamamen veya kısmen iptal eder veya yürürlüğünü durdurur;

Hükümete girmeyen merkezi yürütme organlarının yöneticilerini göreve atar ve görevden alır;

Anayasa, kanunlar ve Cumhurbaşkanının düzenlemeleri ile belirlenen diğer işlevleri yerine getirir.

Madde 67

Kazakistan Cumhuriyeti Başbakanı:

Hükümetin faaliyetini organize eder ve yönetir, onun çalışmasından dolayı şahsen sorumludur;

Hükümet kararnamelerini imzalar;

Hükümet faaliyetlerinin başlıca yönleri ve onun tüm önemli kararları hakkında rapor sunar;

Hükümetin faaliyetlerinin yönetimi ve denetimine ilişkin diğer işlevleri yerine getirir.

Madde 68

Hükümet üyeleri kendi yetki alanlarında serbestçe karar alabilir ve onlara bağlı olan devlet organlarının faaliyeti dolayısıyla Başbakan karşısında şahsen sorumludur. Hükümetin yürüttüğü politikaya karşı çıkan veya bu politikayı uygulamaktan kaçınan Hükümet üyesi istifa eder veya görevinden uzaklaştırılır.

Hükümet üyeleri, temsili organlarda vekil olamaz, eğitim, bilim ve diğer yaratıcı faaliyetler dışında herhangi bir ücretli görevde bulunamaz, girişimcilik faaliyeti yapamaz veya kanuna uygun olarak onlara verilen görevler hariç, ticari kurumların yönetim veya denetleme kurulunda görev alamazlar.

Madde 69

Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti kendi yetkileri çerçevesindeki konularda ülke genelinde bağlayıcı olan kararlar alır.

Başbakan, ülke genelinde bağlayıcı olan emirler verir.

Hükümetin kararları ve Başbakanın emirleri Anayasaya, kanunlara, Cumhurbaşkanının kararname ve emirlerine aykırı olamaz.

Madde 70

Hükümet, yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı önünde yetkilerini iade eder.

Cumhuriyetin Başbakanı, yeni seçilmiş Parlamento Meclisi önünde, Hükümeti güven oylamasına sunar. Mecliste güven oylaması sırasında, Cumhurbaşkanı tarafından başka türlü karar verilmedikçe, Hükümet görevine devam eder.

Hükümet ve onun her bir üyesi kendisine verilen görevleri yapabilmesinin mümkün olmadığını düşüyorsa, Cumhurbaşkanına istifasını sunma hakkına sahiptir.

Parlamento Meclisi veya Parlamento, Hükümete güvensizlik oyu verirse, Hükümet Cumhurbaşkanına istifasını sunar.

Cumhurbaşkanı on gün içinde istifanın kabul edilmesine veya geri çevrilmesine karar verir.

İstifanın kabulü, Hükümetin veya onun ilgili üyesinin yetkilerinin sona erdiği anlamına gelir. Başbakanın istifasının kabulü tüm Hükümetin yetkilerinin sona ermesi anlamına gelir.

Hükümetin veya onun herhangi bir üyesinin istifası kabul edilemezse, Cumhurbaşkanı onu görevini sürdürmekle görevlendirir.

Cumhurbaşkanı kendi inisiyatifiyle Hükümetin yetkilerinin sona erdiğine dair karar verebilir ve Hükümetin herhangi bir üyesini görevden alabilir. Başbakanın görevden alınması bütün Hükümetin yetkilerinin sona ermesi anlamına gelir.

6.KISIM

ANAYASA KONSEYİ

Madde 71

Kazakistan Cumhuriyeti Anayasa Konseyi, görev süresi altı yıl olan yedi üyeden oluşur. Eski Cumhurbaşkanları Anayasa Konseyinin ömür boyu üyesi olma hakkına sahiptirler.

Anayasa Konseyi Başkanını Cumhurbaşkanı göreve atar ve oyların eşit dağılımı durumunda Başkanın oyu belirleyicidir.

Anayasa Konseyinin iki üyesini Cumhurbaşkanı, ikişer üyeyi sırasıyla Senato ve Meclis atar. Anayasa Konseyi üyelerinin yarısı her üç yılda bir yenilenir.

Anayasa Konseyi üyeleri ve Başkanı milletvekili olamaz, eğitim, bilim ve diğer yaratıcı faaliyetler dışında başka ücretli görevlerde bulunamaz, girişimcilik faaliyeti yapamaz veya ticari kurumlarda yönetim organı veya denetim kurulunda görev alamazlar.

Anayasa Konseyi Başkanı ve üyeleri, yetkileri süresince suçüstü yakalanma ve ağır suç işleme durumları hariç, Parlamentonun izni olmaksızın tutuklanamaz, gözaltına alınamaz, mahkeme kararıyla idari cezaya çarptırılamaz, hakkında cezai dava açılamaz.

Anayasa Konseyinin kuruluşu ve faaliyeti anayasal kanunla düzenlenir.

Madde 72

Anayasa Konseyi Kazakistan Cumhurbaşkanının, Senato Başkanı ve Meclis Başkanının, parlamentonun üye tam sayısının en az beşte birinin ve Başbakanın başvurusu üzerine:

Cumhurbaşkanı, Parlamento milletvekilleri seçimlerinin ve Cumhuriyet referandumunun yapılmasına ilişkin uyuşmazlıkları çözüme bağlar;

Parlamentoda kabul edilmiş kanunların, imzalanmadan önce, Kazakistan Anayasasına uygun olup olmadığını görüşür;

Parlamento ve onun Kamaralarının kararlarının Anayasaya uygunluğunu incelemek;

Onaylanmadan önce Kazakistan’ın uluslararası antlaşmalarının Anayasaya uygunluğu hakkında görüş bildirmek;

Anayasa normlarının resmi yorumunu yapar;

Anayasanın 47. maddesinin l. ve 2. fıkralarında öngörülen durumlarda görüş bildirir.

Anayasa Konseyi, bu Anayasanın 78. maddesinde öngörülen durumlarda mahkemelerin başvurularını görüşür.

Madde 73

Anayasanın 72. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendinde belirtilen konularda Anayasa Konseyine müracaat edilmesi durumunda Cumhurbaşkanının göreve başlaması, Parlamentonun seçilmiş milletvekillerinin kaydı veya cumhuriyet referandumu sonuçlarının belirlenmesi durdurulur.

Anayasanın 72. maddesinin 1. fıkrasının 2. ve 3. bentlerinde belirtilen konularda Anayasa Konseyine müracaat edilmesi durumunda ilgili düzenlemenin imzalanma veya onaylanma süreleri durdurulur.

Anayasa Konseyi, başvuru tarihini izleyen bir ay içinde karar verir. Cumhurbaşkanının isteği ile acil durumlarda bu süre on güne kadar kısaltılabilir.

Anayasa Konseyi kararına tamamen veya kısmen Cumhurbaşkanı itiraz edebilir ve bu itirazlar Anayasa Konseyi üye tam sayısının üçte ikisinin oyu ile aşılır. Cumhurbaşkanının itirazı giderilmezse Anayasa Konseyinin kararı kabul edilmemiş sayılır.

Madde 74

Kazakistan Cumhuriyeti Anayasasına uygun bulunmayan kanunlar ve uluslararası antlaşmalar imzalanamaz, onaylanamaz ve yürürlüğe konulamaz.

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini ihlal edenler dahil Anayasaya aykırılığı saptanan kanunlar ve diğer normatif hukuk düzenlemeleri iptal edilir ve uygulanamaz.

Anayasa Konseyi kararları, kabul edildiği günden yürürlüğe girer, ülke genelinde bağlayıcı ve nihai olup, itiraz edilemez.

7.KISIM

MAHKEMELER VE YARGILAMA

Madde 75

Kazakistan Cumhuriyetinde yargılama, sadece mahkemeler tarafından yerine getirilir.

Yargı yetkisi medeni, cezai ve kanunlarla belirlenmiş diğer yargılama usulleriyle kullanılır. Kanunla öngörülen durumlarda ceza yargılaması jürinin katılımıyla gerçekleştirilir.

Mahkemeler, Kazakistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, yerel mahkemeler ve kanunla kurulan diğer mahkemelerden oluşur.

Cumhuriyetin mahkeme sistemi Anayasa ve anayasal kanunla kurulur. Herhangi bir unvan altında özel veya olağanüstü mahkemeler kurulması yasaktır.

Madde 76

Yargı yetkisi, Kazakistan Cumhuriyeti adına kullanılır ve Anayasanın, kanunların, diğer normatif hukuk düzenlemelerinin uygulanması yoluyla vatandaşların ve kurumların hakları, özgürlükleri ve kanuni çıkarlarının korunması amaçlanır ve uluslararası antlaşmaların uygulanması sağlanır.

Yargı yetkisi, Anayasa, kanunlar, diğer normatif belgeler, uluslararası antlaşmalar esasında meydana gelen her türlü dava ve antlaşmazlıkları kapsar.

Mahkemelerin kararları, hükümleri ve diğer kararları ülke genelinde bağlayıcı güce sahiptir.

Madde 77

Hakim, yargılama sırasında bağımsız olup sadece Anayasa ve kanunlara tabidir.

Mahkemenin yargılama işlevine herhangi bir müdahale söz konusu olamaz ve kanunlar gereğince sorumluluk getirir. Belli bir dava ile ilgili olarak hakimlere, hesap sorulamaz.

Kanunları uygularken hakim aşağıdaki ilkelerden hareket etmelidir:

Kişi, suçu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla ispatlanana kadar, bir suçu işleme konusunda masum kabul edilir;

Hiç kimse, aynı suçtan dolayı iki kez cezai veya idari yargılamaya tabi tutulamaz;

Kendi rızası olmaksızın hiç kimsenin kanun gereğince davasının görüşülmesi gereken mahkeme değiştirilemez;

Herkes mahkemede dinlenilme hakkına sahiptir;

Vatandaşların sorumluluklarını belirleyen ve artıran, yeni yükümlülükler getiren veya onların durumunu kötüleştiren kanunlar geriye yürümez. Bir suç işlendikten sonra kanunla sorumluluk kaldırılmış veya azaltılmışsa, yeni kanun uygulanır;

Sanık suçsuz olduğunu ispatlamakla yükümlü değildir;

Hiç kimse kendisi, eşi ve kapsamı kanunla belirlenen yakın akrabaları aleyhinde tanıklık yapmak zorunda değildir. Din görevlileri dini ibadetler sırasında kendilerine güvenenler aleyhinde tanıklık yapmak zorunda değildir.

Kişinin suçluluğu açısından her türlü şüphe, sanığın lehine yorumlanır.

Yasadışı yolla elde edilen deliller hukuken geçerli değildir. Hiç kimse yalnız kendi ikrarına dayanılarak cezalandırılamaz.

Kıyas yapılarak ceza kanunlarının uygulanması yasaktır.

Anayasayla belirlenmiş yargılama ilkeleri, Cumhuriyet mahkemeleri ve yargıçlarının tamamı için ortak ve aynı niteliktedir.

Madde 78

Mahkemeler, Anayasada öngörülen insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini ihlal eden kanunları ve diğer normatif hukuk düzenlemelerini uygulamazlar. Mahkeme, uygulanması gereken kanun veya diğer normatif hukuk düzenlemesinin Anayasada öngörülmüş insan hak ve özgürlüklerini zedelediğini tespit ederse, o, davaya ilişkin yargılamayı durdurur ve bu düzenlemenin Anayasaya aykırılığının belirlenmesi için Anayasa Konseyine başvurur.

Madde 79

Mahkemeler, bağımsızlıkları Anayasa ve kanunlarla korunan daimi hakimlerden oluşur. Hakimin görevi, sadece kanunla öngörülmüş nedenlerle sona erdirilebilir veya durdurulabilir.

Hakim, suçüstü yakalanma ve ağır suç işleme durumları hariç, Cumhurbaşkanının, Cumhuriyet Yüksek Yargı Kurulu görüşüne dayanan onayı olmaksızın veya Anayasanın

3.maddesinin 3. bendinde öngörülen durumda ise Senatonun onayı olmaksızın tutuklanamaz, göz altına alınamaz, yargı yoluyla idari cezaya çarptırılamaz, hakkında ceza kovuşturulması yapılamaz.

Yirmi beş yaşını doldurmuş, yüksek hukuk eğitimi almış, en az iki yıl hukuk alanında çalışmış ve yeterlik sınavını geçmiş Kazakistan vatandaşları hakim olabilirler. Kanunlarla hakimlerde diğer şart ve özellikler aranabilir.

Hakimler milletvekili olamaz, eğitim, bilim ve diğer yaratıcı faaliyetler dışında başka ücretli görevlerde bulunamaz, girişimcilik faaliyeti yapamaz, ticari kurumların yönetim organı ve denetim kurulunda görev alamazlar.

Madde 80

Mahkemelerin finansmanı, hakimlerin konut teminatı devlet bütçesinden sağlanır ve yargının tam ve bağımsız şekilde gerçekleşmesine yeterli olmalıdır.

Madde 81

Kazakistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, medeni, cezai ve diğer davalara ilişkin yerel ve diğer mahkemelerin üst yargı organı olup, kanunun öngördüğü usul ve kurallar gereğince mahkemelerin faaliyetlerini denetler ve mahkeme uygulamaları hakkında yorumlar yapar.

Madde 82

Yüksek Mahkeme Başkanı ve hakimleri, Cumhuriyet Yüksek Yargı Kurulunun tavsiyesi üzerine Cumhurbaşkanının önerdiği kişiler arasından Senato tarafından seçilir.

Yerel ve diğer mahkemelerin başkan ve hakimleri Yüksek Yargı Kurulunun tavsiyesi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar.

Anayasal kanunla öngörülen şekilde mahkemelerde, yargı kurulları oluşturulabilir. Kurul başkanlarının yetkilendirilmesin ilişkin düzen, Anayasal kanunla belirlenir.

Yüksek Yargı Kurulu, Cumhurbaşkanının atadığı Başkan ve diğer görevlilerden oluşur.

Yüksek Yargı Kurulunun yapısı ve oluşumu kanunla belirlenir.

Madde 83

Savcılık, devlet adına, kanunların ve Cumhurbaşkanı kararnamelerinin ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin ülke genelinde zamanında ve aynı şekilde uygulanması üzerinde, arama faaliyetinin, tahkikat ve soruşturma işlemlerinin, idari ve yürütme işlerinin yasallığı üzerinde yüksek denetimi gerçekleştirir, her türlü yasadışı işlem ve eylemlerin giderilmesi için karşı önlem alır, ayrıca, Anayasa ve kanunlara aykırı olan kanun ve diğer hukuk düzenlemelerine itiraz eder. Savcılık mahkemede ve davada devlet çıkarlarını temsil eder, ayrıca, kanunla belirlenmiş şekilde ve çerçevede ceza takibatını gerçekleştirir.

Cumhuriyet Savcılığı, alt kademe savcıların üst kademedekilere ve Cumhuriyet Başsavcısına tabi olması ilkesine dayanan tek merkezi sistemden oluşturur. O, kendi yetkilerini diğer devlet organlarından ve yetkili kişilerden bağımsız olarak gerçekleştirir ve sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumludur.

Cumhuriyet Başsavcısı yetki süresi boyunca suçüstü yakalanma ve ağır suç işleme durumları hariç, Senatonun onayı olmaksızın tutuklanamaz, göz altına alınamaz yargı yoluyla idari cezaya çarptırılamaz, hakkında ceza kovuşturulması yapılamaz. Başsavcının görev süresi beş yıldır.

Cumhuriyet Savcılığının yetkileri, kuruluşu ve çalışma şekli kanunla belirlenir.

Madde 84

Yürürlükten kaldırılmıştır.

8.KISIM

YEREL DEVLET İDARESİ VE YEREL YÖNETİMLER

Madde 85

Yerel devlet idaresi, kendi yetki alanlarındaki durumlardan sorumlu olan, yerel temsili ve yürütme organları tarafından gerçekleştirilir.

Madde 86

Yerel temsili organlar – Maslahatlar, ilgili idari-mülki birimdeki halkın iradesini ifade eder ve genel devlet çıkarlarını dikkate alarak onun gerçekleştirilmesi için gereken önlemleri alır ve uygulanmasını denetler.

Maslahatlar, halk tarafından genel, eşit ve doğrudan seçim hakkına dayanan gizli oylamayla beş yıllık süre için seçilirler.

Yirmi yaşını doldurmuş Kazakistan Cumhuriyeti vatandaşı maslahat üyesi seçilebilir. Bir vatandaş sadece bir maslahatın üyesi olabilir.

Maslahatların yetki alanına aşağıdakiler girer:

İlgili bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınma plan ve programlarının, yerel bütçenin ve uygulanmasına ilişkin raporun onaylanması;

Kendi yetki alanında yerel idari-mülki teşkilat konularında karar alma;

Kanunla maslahatların yetkisine bırakılmış konularda idari-mülki birimlerin yöneticilerinin raporlarını değerlendirme;

Maslahatın daimi komisyonları ve diğer çalışma birimlerini oluşturma, bunların faaliyet raporlarını değerlendirme, maslahatın çalışma düzeniyle ilgili diğer sorunları çözümleme;

Cumhuriyetin kanunları uyarınca vatandaşların hak ve kanuni çıkarlarını sağlamak üzere diğer yetkileri kullanma;

Maslahatların yetkileri, zamanından önce kanunla belirlenmiş şekilde ve esaslar gereğince Cumhurbaşkanı tarafından, ayrıca kendi kendini feshetmeğe ilişkin karar kabul etmesi durumunda sona erer;

Maslahatların yetkileri, kuruluşu ve faaliyet şekli, üyelerinin hukuki statüsü kanunla belirlenir.

Madde 87

Yerel yürütme organları, Kazakistan Cumhuriyetinin bir bütün oluşturan yürütme sistemi içinde yer alır ve ilgili bölgenin menfaat ve kalkınma talepleriyle bağlantılı şekilde yürütme organının genel devlet politikasının uygulanmasını sağlarlar.

Yerel yürütme organlarının yetki alanına aşağıdakiler girer:

Bölgede ekonomik ve sosyal kalkınma plan ve programlarının, yerel bütçenin hazırlanması ve onların uygulanmasının sağlanması;

Kamu mülkiyetinin yönetimi;

Yerel yürütme organlarının yöneticilerini göreve atama ve görevden alma, yerel yürütme organlarının faaliyetinin teşkiline ilişkin diğer konuları karara bağlama;

Yerel devlet yönetiminin çıkarları doğrultusunda Cumhuriyet kanunları ile yerel yürütme organlarına tanınan diğer yetkilerin kullanılması;

Yerel yürütme organı, Cumhurbaşkanı ve Hükümetin temsilcisi olan ilgili idari-arazi biriminin akimi tarafından yönetilir.

İllerin, büyük şehirlerin ve başkentin akimleri, sırasıyla, illerin, büyük şehirlerin ve başkentin Maslahatlarının teklifiyle Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Diğer idari-mülki birimlerinin akimleri Kazakistan Cumhurbaşkanının belirlediği şekilde göreve atanır veya seçilirler. Cumhurbaşkanı kendi görüşü doğrultusunda akimleri görevden alabilir.

Bir akime karşı güven oylaması teklifi, Maslahat üye tam sayısının en az beşte birinin oyuyla verebilir. Bu durumda, Maslahat üye sayısının çoğunluğuyla akime güvenoyu verilebileceği gibi Cumhurbaşkanından veya bir üst akimden söz konusu akimi görevden alması talep edilebilir. İllerin, büyük şehirlerin ve başkentin akimlerinin yetkileri, yeni seçilen Cumhurbaşkanının göreve başlamasıyla sona erer.

Yerel yürütme organlarının yetkileri, kuruluşu ve faaliyet şekli kanunla belirlenir.

Madde 88

Maslahatlar, kendi yetkileri çerçevesinde kararlar alırlar, akimler ise ilgili idari-mülki birimde bağlayıcı kararlar ve emirler çıkarırlar.

Maslahatların yerel bütçe gelirlerinin azaltılmasını ve yerel bütçe giderlerinin artırılmasını öngören karar tasarıları, sadece akimin onayı ile görüşmeye sunulabilir.

Maslahatların, Anayasaya ve Kazakistan Cumhuriyeti mevzuatına aykırı olan kararları, yargı yoluyla iptal edilebilir.

Akimlerin karar ve emirleri sırasına göre, Cumhurbaşkanı, Hükümet veya ilgili üst makam akim tarafından, ayrıca yargı yoluyla iptal edilebilir.

Madde 89

Kazakistan Cumhuriyetinde yerel önem taşıyan konuların halk tarafından şerbetçe çözümlenmesini sağlayan yerel yönetimler tanınır.

Yerel yönetimler, doğrudan halk tarafından, maslahatlar veya nüfusun belli bir kısmının bir arada yaşadığı ilgili bölgeyi kapsayan diğer yerel topluluklarda diğer yerel yönetim organları aracılığıyla gerçekleştirilir.

Kanuna uygun olarak yerel makamlara, devlet işlevlerinin yerine getirilmesi aktarılabilir.

Kazakistan’da yerel yönetimin kuruluş ve faaliyet şekli, kanunla belirlenir.

Yasayla belirlenen yetkiler kapsamında yerel yönetim organlarının bağımsızlığı güvence altına alınır.

9.KISIM

NİHAİ VE GEÇİCİ HÜKÜMLER

Madde 90

Genel referandumla kabul edilen Kazakistan Cumhuriyeti Anayasası, referandum sonuçlarının resmen yayımlandığı gün, önceki Anayasanın eş zamanlı olarak yürürlükten kalkması ile yürürlüğe girer.

Cumhuriyet referandumuyla Anayasanın kabul edildiği gün, Kazakistan Cumhuriyeti Anayasa Günü olarak, devlet bayramı ilan edilir.

Madde 91

Kazakistan Anayasasına değişiklik ve ilaveler, Cumhurbaşkanının kendi teşebbüsü, Parlamento veya Hükümetin teklifi üzerine almış olduğu kararla gerçekleştirilen Cumhuriyet referandumuyla yapılabilir. Anayasa değişikliği ve ilavelerine ilişkin tasarı, Cumhurbaşkanı tarafından Parlamentonun görüşüne sunma kararı alırsa, cumhuriyet referandumuna sunulamaz. Bu durumda Parlamento, Anayasada öngörülen şekilde karar alır. Eğer Cumhurbaşkanı, Parlamentonun Anayasaya değişiklikler ve ilaveler yapılmasına ilişkin teklifini Cumhuriyet referandumuna çıkarmayı reddederse, Parlamento her bir parlamento kamarasının üye tam sayısının beşte dört çoğunluğuyla Anayasaya değişiklikler ve ilaveler yapılmasına ilişkin kanun kabul edebilir. Bu durumda Cumhurbaşkanı kanunu imzalar ve Cumhuriyet referanduma çıkarır. Bu referandum, referanduma katılma hakkına sahip vatandaşların yarıdan fazlasının oylamaya katıldığı durumda gerçekleşmiş sayılır. Cumhuriyet referandumuna çıkarılmış Anayasa değişiklik ve ilaveleri, iller, şehirler ve başkentin vatandaşlarının üçte ikisinin oylama katılması ve katılanların yarıdan fazlasının lehte oy vermesiyle kabul edilmiş sayılır.

Anayasada belirlenen devletin üniter yapısı ve toprak bütünlüğü, cumhuriyet yönetim şekli değiştirilemez.

Madde 92

Anayasal kanunlar, Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihi izleyen bir yıl içinde çıkarılmalıdır. Anayasada anayasal kanun diye belirtilen kanunlar veya böyle bir kanun gibi geçerli olan diğer düzenlemeler, Anayasanın yürürlüğe girmesinden önce kabul edilirlerse, bu durumda Anayasaya uygun şekle getirilir ve Kazakistan Cumhuriyeti anayasal kanunu sayılırlar.

Anayasada belirtilen diğer kanunlar Parlamentonun belirlediği sürelerde ve şekilde, fakat Anayasanın yürürlüğe girdiği günü izleyen en geç iki yıl içinde kabul edilmelidir.

“Kazakistan Cumhurbaşkanına ve Yerel İdari-Mülki Birimlerin Başkanlarına Geçici Olarak Ek Yetkiler Verilmesine İlişkin” Kazakistan Cumhuriyetinin 10 Aralık 1993 tarihli Yasası uyarınca, Cumhurbaşkanının ek yetkilerini kullandığı süre içinde imzaladığı kanun hükmünde kararnameler, sadece Cumhuriyetin diğer kanunlarının değiştirilmesi, ilaveler yapılması veya iptali için öngörülen şekilde değiştirilebilir, ilaveler yapılabilir veya iptal edilebilir. Kazakistan Cumhuriyetinin 28 Ocak 1993’te kabul edilmiş Anayasasının 64. maddesinin 12.-15., 18., ve 20. bentlerinde öngörülen konularla ilgili olarak Cumhurbaşkanının ek yetkilerini kullandığı süre içinde çıkardığı kararnamelerin Parlamentoda onaylanması gerekmez.

Anayasanın yürürlüğe giriş tarihinde yürürlükte olan Kazakistan Cumhuriyeti mevzuatının Anayasa ile çelişmeyen kısımları uygulanır ve bunlar Anayasanın kabul tarihini izleyen iki yıl içinde Anayasaya uygun şekle getirilir.

Madde 93

Anayasanın 7. maddesi hükmünü gerçekleştirmek amacıyla Hükümet, yerel temsili ve yürütme organları, özel kanun uyarınca Kazakistan Cumhuriyetinin bütün vatandaşlarının devlet dilini serbestçe ve ücretsiz olarak öğrenmeleri için gereken bütün organizasyonu, maddi ve teknik ortamı oluşturmakla yükümlüdürler.

Madde 94

Anayasanın yürürlüğe giriş tarihinde yürürlükte olan kanunlara göre seçilmiş Kazakistan Cumhurbaşkanı, söz konusu Anayasanın Cumhurbaşkanına verilen yetkileri elde eder ve 29 Nisan 1995 tarihinde kabul edilmiş Cumhuriyet referandumu kararıyla düzenlenen süre içinde bu yetkileri kullanır. Kazakistan Cumhurbaşkanının rızasıyla Cumhurbaşkanının bu yetki süresi Parlamento kamaralarının bileşik oturumunda her bir kamaranın üye tam sayısının çoğunluğuyla kabul edilmiş Parlamento kararıyla azaltılabilir. Bu durumda Parlamento Meclisi bir ay içinde Kazakistan Cumhurbaşkanı seçimlerini belirler. Bu seçimler sonucu seçilen Cumhurbaşkanı, seçim sonuçlarının yayımlandığı günden itibaren bir ay içinde yemin eder ve yedi yıl sonra Aralık ayının ilk Pazar günü yapılacak olan olağan Cumhurbaşkanı seçimlerinde seçilen Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar yetkilerini kullanır.

Anayasanın yürürlüğe giriş tarihinde yürürlükte oları kanunlara göre seçilmiş Cumhurbaşkanı yardımcısı seçildiği sürenin sonuna kadar yetkilerini kullanır.

Madde 94-1

Cumhurbaşkanının görev süresini belirleyen Anayasanın 41. maddesinin 1. paragrafındaki hükümler, 4 Aralık 2005 tarihindeki seçimlerde seçilen Cumhurbaşkanının yedi yıllık görev süresinin sona ermesi ile düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde seçilecek kişiye de uygulanır.

Madde 95

Anayasal kanunla belirlenmiş şekilde Senato milletvekillerinin yarısı dört yıllığına, diğer yarısı ise iki yıllığına seçilir.

Parti listeleri esasında Parlamento Meclisine milletvekili seçimlerine ilişkin Kazakistan Cumhuriyeti Anayasasının hükümleri, Parlamento Meclisinin ikinci süre için seçilen milletvekilleri seçimlerinden başlayarak uygulanır.

Madde 96

Anayasa yürürlüğe girdiği günden itibaren Kazakistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, Anayasada öngörüldüğü şekilde Kazakistan Cumhuriyeti Hükümetinin hak, yükümlülük ve sorumluluğunu üzerine alır.

Madde 97

Kazakistan Cumhuriyeti ilk Anayasa Konseyi aşağıdaki şekilde oluşturulur: Cumhurbaşkanı, Parlamento Senatosu Başkanı ve Parlamento Meclisi Başkanı, Anayasa Konseyine birer üyeyi üç yıllığına, birer üyeyi de altı yıllığına atarlar. Anayasa Konseyi Başkanı, Cumhurbaşkanı tarafından altı yıllık süre için atanır.

Madde 98

Anayasada öngörülen yargı ve soruşturma organları, ilgili kanunlarla öngörülen şekilde ve sürelerde oluşturulur. Bunlar oluşturuluncaya kadar mevcut yargı ve soruşturma organları kendi yetkilerini devam ettirir.

Kazakistan Cumhuriyetinin Yüksek Mahkemesi ve Yüksek Hakem Mahkemesinin, yerel mahkemelerin hakimleri Anayasada öngörülen mahkemeler kuruluncaya kadar yetkilerini devam ettirirler. Boş görevlere Anayasanın öngördüğü şekilde hakim atanır.

Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası

0

Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası, Ölüm Orucu eylemlerini sona erdirmek için başlatılan ‘Hayata Dönüş Operasyonundan sonra, 22 Aralık 2000 tarihinde 4616 sayılı yasa olarak çıkarılmıştır. Bu yasa temel olarak cezaevlerinde yer kalmaması nedeniyle çıkarılmıştır ancak 70 bin kişilik kapasitesi dolan cezaevlerinin nüfusu 40 bine kadar düşmüştür. Daha sonra 3 yıl içinde mahkum sayısı artarak yeniden 64 bine çıkmıştır.

4616 sayılı Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçları kapsamaktadır.

Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası çıktıktan sonra ilk planda cezaevlerindeki 23 bini aşkın tutuklu ve hükümlü aftan yararlanarak tahliye olmuştur.

Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarıyla yasanın kapsamı genişlemiş, tahliye olanların sayısı 45 bini aşmıştır.

Affın kapsamı 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçları kapsadığından yargılaması uzun süren ve davası daha sonra açılan davalarda affın etkisi halen sürmektedir.

 

23 NİSAN 1999 TARİHİNE KADAR İŞLENEN SUÇLARDAN DOLAYI ŞARTLA SALIVERİLMEYE, DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİNE DAİR KANUN

Kabul Tarihi: 21 Aralık 2000

Resmi Gazete ile Neşir ve İlânı: 22 Aralık 2000 – Sayı: 24268

Madde 1

23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlar nedeniyle;

  1. Verilen ölüm cezaları yerine getirilmez. Bu durumda olanlar hakkında tâbi oldukları kanunlardaki infaz hükümleri aynen uygulanır.
  2. (Yeniden Düzenleme: 4758 – 21.5.2002 /m.1 – Yürürlük m.2) Müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanların veya şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenlerin ya da aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıl indirilir. İndirim, verilen her bir ceza için ayrı ayrı değil, toplam ceza üzerinden bir defaya mahsus yapılır. Ancak bir kişinin muhtelif suçlarından dolayı cezaları ayrı ayrı tarihlerde verilmiş olsa bile, bu cezaların toplamı üzerinden yapılacak indirim on yılı geçemez.

Birinci paragraf hükümlerine göre çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi dolmuş olanlar, iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın ve istemleri olmaksızın derhal; toplam cezaları on yıldan fazla olanlar kalan cezalarını çektikten sonra şartla salıverilirler. 2. (…)

(Madde 1 in (2) numaralı bendi, Anayasa Mahkemesinin 6.11.2002 tarih ve 24928 sayılı R.G.’de yayımlanan 28.5.2002 gün ve K.2002/51 – E.2002/99 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.) 
  1. 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlar nedeniyle tutuklu olan sanıklardan;
  2. a) Hazırlık soruşturmasında, iddianameye esas olan suçun niteliğine,
  3. b) Son soruşturmada, iddianamede yazılı suça veya değişen suç niteliğine göre kanunda belirtilen cezanın asgari haddi esas alınmak suretiyle, tâbi oldukları infaz hükümlerine göre on yıllık indirim göz önüne alınarak, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren otuz gün içinde, kamu davası açılmamışlar için savcılıklarca, kamu davası açılan tutuklu sanıklar için mahkemelerce, dosyaları Yargıtayda veya Askerî Yargıtayda bulunanlar ilgili dairesince veya başsavcılıklarınca bu Kanuna göre hesaplamalar yapılarak; tutukluluk halinin devamı veya kaldırılması hakkında karar verilir.

23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde ölüm, müebbet ağır hapis ve üst sınırı on yılı aşan şahsî hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülen suçlardan dolayı haklarında henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış olan sanıkların yargılamaları yapılır. Yapılan yargılama sonunda mahkûmiyetine karar verilenlere de hükmün kesinleşmesinden sonra bu maddedeki şartla salıverilme hükümleri uygulanır.

  1. (Yeniden Düzenleme: 4758 – 21.5.2002 /m.1 – Yürürlük m.2) 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı haklarında henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış veya son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm verilmemiş veya verilen hüküm kesinleşmemiş ise, davanın açılması veya kesin hükme bağlanması ertelenir; varsa tutukluluk halinin kaldırılmasına karar verilir. Bu suçlarla ilgili dosya ve deliller, her bir suçun dava zamanaşımı süresinin sonuna kadar muhafaza edilir.

Erteleme konusu suçun dava zamanaşımı süresi içinde bu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde, erteleme konusu suçtan dolayı da dava açılır veya daha önce açılmış bulunan davaya devam edilerek hüküm verilir. Bu süre, erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlenmeksizin geçirildiğinde, ertelemeden yararlanan hakkında kamu davası açılmaz; açılmış olan davanın ortadan kaldırılmasına karar verilir.

Bu bentle ilgili olarak bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde dosyanın bulunduğu yargı merciine başvurmak suretiyle soruşturmaya veya davaya devam edilmesini istediklerini bildirenler hakkında soruşturma veya davaya devam olunur. Mahkumiyet halinde verilen ceza, dava zamanaşımı süresince ertelenir. Bu süre içinde erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde ertelenen ceza da infaz edilir. Aynı süre, erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlenmeksizin geçirildiğinde, mahkumiyet vaki olmamış sayılır. (*)

(*) Madde 1 in 4. bendi, Anayasa Mahkemesinin 17.12.2003 tarih ve 25319 sayılı R.G.’de yayımlanan, 15.10.2003 gün ve E: 2003/84 – K: 2003/89 sayılı kararı ile “… haklarında … son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm verilmemiş …”ler yönünden iptal edilmiştir.Ancak;
  1. a) Türk Ceza Kanununun 125 ilâ 157, 161, 162, 168, 171, 172, 188, 191, 192, 202, 205, 208, 209, 211 ilâ 214, 216 ilâ 219, 240, 243,264, 298, 301 ilâ 303, 305 inci maddelerinde, 312 nci maddenin ikinci fıkrasında, 313 üncü maddesinde, 314 üncü maddesinin birinci fıkrasında, 339 ilâ 349, 366, 367, 383, 394, 403 ilâ 408, 414 ilâ 418 ve 503 ilâ 506 ncı maddelerinde,(*)
    _____
(*) 1 – a alt bendi, Anayasa Mahkemesinin 27.10.2001 tarih ve 24566 sayılı R.G.’de yayımlanan 18.7.2001 gün ve E. 2001/4 – K. 2001/332 sayılıkararı ile Türk Ceza Kanunu’nun 188., 191., 240., 298., 383. maddeleri yönünden anayasaya aykırı olup iptal edilmiştir.
2 – a alt bendi, Anayasa Mahkemesinin 30.5.2002 tarih ve 24770 sayılı R.G.’de yayımlanan 17.4.2002 gün ve E. 2002/61 – K. 2002/43 sayılı kararıile Türk Ceza Kanunu’nun 192. maddesi yönünden anayasaya aykırı olup iptal edilmiştir.

b) Askerî CezaKanununun54 ilâ 62, 69, (…) (*), 78, 79 ilâ 82, 85, 87 ilâ 102, 118, 121 ilâ 129, 131, 134, 135, 140, 148, 153, 159 ve 160 ıncı maddelerinde,

(*) Madde 1 in 5. bendinin (b) alt bendindeki “… Askeri Ceza Kanunu’nun… 76,…” bölümü, Anayasa Mahkemesinin 29.11.2002 tarih ve 24951 sayılı R.G.’de yayımlanan 15.7.2002 gün ve K.2002/66 – E.2002/115 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

c) Kaçakçılığın Men ve Takibine DairKanunun26 ilâ 30, 33 ve 36 ncı maddelerinde,

d) Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar HakkındaKanunda,

e) Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler HakkındaKanunun12 nci maddesinde,

f) OrmanKanununun91 ilâ 94, 104 ilâ 114 üncü maddelerinde,

g) Kültür ve Tabiat Varlıklarını KorumaKanununun68 inci maddesinde,

h) Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla MücadeleKanununda,

ı) Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine, 2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunda, 657 Sayılı Devlet MemurlarıKanununda ve 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 7 nci maddesinde,

  1. Bankalar Kanununda,
  2. Vergi, resim ve harçlara ilişkin kanunlarda yer alan suçları işleyenler hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz.
  3. (…) (6. bent Anayasa Mahkemesinin, 27.10.2001 tarih ve 24566 sayılı R.G.’de yayımlanan 18.7.2001 gün ve E. 2001/4 – K. 2001/332 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
  4. (…) (7. bent Anayasa Mahkemesinin, 27.10.2001 tarih ve 24566 sayılı R.G.’de yayımlanan 18.7.2001 gün ve E. 2001/4 – K. 2001/332 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
  5. Bu Kanunun yayımı tarihinden sonra, cezaevinin disiplinini bozucu hareketlerinden dolayı disiplin cezası alanlar, Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük hükümlerine göre disiplin cezaları kaldırılmadığı sürece, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar.
  6. (…) (Madde 1 in 9. bendi, Anayasa Mahkemesinin 22.7.2003 tarih ve 25176 sayılı R.G.’de yayımlanan, 27.5.2003 gün ve E: 2003/42 – K: 2003/44 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.) 

Madde 2

28.8.1999 tarihli ve 4454 sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunun 1 inci maddesinin Anayasa Mahkemesince bir bölümü iptal edilen birinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

23 Nisan 1999 tarihine kadar sorumlu müdür sıfatı ile işlenmiş suçlar dahil, basın yoluyla veya sözlü veya görüntülü yayın araçlarıyla yahut miting, kongre, konferans, seminer, sempozyum, açık oturum veya panel gibi her türlü toplantılarda yapılan konuşmalarla işlenmiş olup; ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsî hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı oniki yılı geçmeyen suçlardan dolayı oniki yıl veya daha az şahsî hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkûm edilmiş bulunan kimselerin cezalarının infazı ertelenmiştir.

Şartla Salıverme ve Erteleme Yasası

GEÇİCİ MADDE 1.– (4758 – 21.5.2002) 21.12.2000 tarihli ve 4616 sayılı Kanunun 1 inci maddesinden yararlananlar ikinci defa bu Kanundan yararlanamazlar. Türk Ceza Kanununun 2 nci maddesi hükmü saklıdır.

Madde 3 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 4 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Savcıların Mesleki Sorumluluk Standartları ile Temel Görev ve Hakları Bildirisi

0
Savcıların Mesleki Sorumluluk Standartları ile Temel Görev ve Hakları Beyannamesi
Savcıların Mesleki Sorumluluk Standartları ile Temel Görev ve Hakları Bildirisi

Savcıların Mesleki Sorumluluk Standartları ile Temel Görev ve Hakları Bildirisi, 23 Nisan 1999 tarihinde Uluslararası Savcılar Birliği (The International Association of Prosecutors-IAP) tarafından onaylanmıştır.

The International Association of Prosecutors (Uluslararası Savcılar Birliği)

Savcıların Mesleki Sorumluluk Standartları ile Temel Görev ve Hakları Bildirisi
Önsöz

Uluslararası Savcılar Birliği, Haziran 1995 tarihinde Birleşmiş Milletler Viyana Bürosu’nda kurulmuş olup resmi olarak 1996 yılının Eylül ayında Budapeşte’de gerçekleşen ilk Genel Toplantısında göreve başlamıştır. Bir sonraki yıl Ottawa’da gerçekleşen Genel Toplantısında,

Birliğin şu anki Anayasası’nın 2.3. maddesinde korunan Birliğin Amaçları onaylanmıştır. Bu Amaçlardan en önemlilerinden biri aşağıdaki gibidir:

“… suçların uygun ve bağımsız bir şekilde kovuşturulabilmesi için gerekli olduğu üzere uluslararası çapta genel olarak tanınmış standart ve ilkeleri teşvik etmek ve geliştirmek.”

Özellikle de bu amaca destek olarak, Birliğin Güney Afrika’dan Reth Meintjes başkanlığındaki komitesi, savcılara yönelik standartlar oluşturma çalışmalarına başlamıştır. 1998 yılının Temmuz ayında hazırlanan ilk taslak tüm üyelere dağıtılmış, 1999 yılının Nisan ayında ise son versiyonu Yönetim Kurulu tarafından Amsterdam’da düzenlenen Bahar toplantısında onaylanmıştır.

Uluslararası Savcılar Birliğinin Savcıların Mesleki Sorumluluk Standartları ile Temel Görevleri ve Haklarına İlişkin Beyannamesi, gerek bireysel olarak savcıların gerekse savcılık hizmetlerinin işleyişi için uluslararası çapta bir mihenk taşı görevi görecek olan bir beyannamedir. Bunun yalnızca temel bir beyanname olmakla kalmayıp savcılık hizmetlerinde  kendi standartlarını desteklemek ve geliştirmek için kullanılacak bir çalışma belgesi olarak kullanılmasını amaçlamaktayız. Birliğin gelecekteki çabalarının birçoğu, söz konusu standartlar ile bu standartların dünya genelinde çalışan savcılar tarafından kullanılmasına yönelik olacaktır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Savcıların Mesleki Sorumluluk Standartları ile Temel Görev ve Hakları Bildirisi

Uluslararası Savcılar Birliği Anayasası’nın 2.3. maddesinde belirtilen; cezai suçların adil, etkin, tarafsız ve verimli bir şekilde kovuşturulması ile cezai yargının idaresinde yüksek standartlar ve ilkelerin var olmasını teşvik eden Amaçları;

Birleşmiş Milletlerin 1990 yılında Küba’nın Havana şehrinde düzenlenen Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Müdahale üzerine Sekizinci Konferansında kabul ettiği Savcıların Rolüne İlişkin Kılavuz İlkeleri;

Uluslar topluluğunun Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve ardından düzenlenen uluslararası sözleşmeler, ahitler ve diğer araçlarda bildirdiği, tüm insanların hak ve özgürlüklerini;

Cezai yargı sisteminin bütünlüğüne güvenmeye yönelik toplumsal ihtiyacı;

Cezai adaletin idaresinde savcıların oynadığı mühim rolü;

Savcıların, eğer dâhil oluyorlar ise, soruşturma aşamasına dâhil olma derecelerinin bir yargı sisteminden diğerine değişiklik gösterdiğini;

Savcılık takdir yetkisinin elzem olduğunu ve ciddi bir sorumluluk ihtiva ettiğini;

Ve bu tür uygulamaların mümkün olduğunca açık, insan haklarıyla uyumlu, hassas olması, mağdurları yeniden mağdur etmemesi, tarafsız ve objektif bir biçimde yürütülmesi gerektiğini göz önünde bulundurarak,

Uluslararası Savcılar Birliği, aşağıda belirtilenleri savcıların mesleki sorumluluk standartları ile temel görev ve hakları beyannamesi olarak kabul etmektedir:

1. Mesleki Davranışlar

Savcılar;

Her zaman mesleklerinin onurunu ve itibarını korumalı,

Mesleki davranışlarını her zaman kanunlar uyarınca ve mesleklerinin kuralları ve etik ilkeleri uyarınca düzenlemeli,

Dürüstlüğe ve özene dair her zaman en yüksek standartları uygulamalı,

Kendilerini hukuki gelişmelere ilişkin iyice bilgili ve güncel tutmalı,

Tutarlı, bağımsız ve tarafsız olmaya gayret etmeli, bu gayretleri görülmeli,

Her zaman suçlanan kişinin adil yargılanma hakkını korumalı ve özellikle de suçlanan kişi lehindeki delilleri hukuka ya da adil yargılamanın gerekliliklerine uygun şekilde gizli tutmalı,

Her zaman kamu menfaati yönünde hizmet etmeli ve bu menfaatleri korumalıdır: insan onuruna ve insan haklarına saygı göstermeli, bunları korumalı ve yüceltmelidir.

2. Bağımsızlık

2.1. İzin verilen yargı sistemlerinde, savcıların takdir yetkisi, bağımsız olarak ve herhangi bir siyasi müdahale olmaksızın kullanılmalıdır.

2.2. Savcılık dışı yetkililerin savcılara genel ya da özel talimatlar verme hakları bulunduğunda, bu talimatların,

Şeffaf,

Kanuna uygun yetkiler ile tutarlı,

Bağımsız savcılığın gerçekleştirilmesini ve algılanmasını teminat altına alacak kılavuz ilkelere tabi olması gereklidir.

2.3. Savcılık dışı makamların soruşturmayı başlatma veya durdurmalarındaki tüm hakları benzer olmalıdır.

3. Tarafsızlık

Savcılar, görevlerini korkusuzca, ayrımcılık yapmadan ve önyargı olmaksızın yerine getirmeleri gereklidir.
Savcılar özellikle de;

Görevlerini tarafsız bir şekilde yerine getirmeli;

Bireysel ya da bölgesel menfaatler ile kamu ya da medya baskılarından etkilenmemeli, yalnızca kamu menfaatini göz önünde bulundurmalı, objektif bir şekilde hareket etmeli;

Şüphelinin lehine ya da aleyhine olmasından bağımsız olarak, tüm ilgili koşulları göz
önünde bulundurmalı;

Yerel kanunlara ya da adil yargılanmanın gerekliliklerine uygun bir şekilde, tüm gerekli ve makul araştırmaların yapılmasını ve sonuç itibarıyla şüphelinin suçlu ya da masum olduğunu gösterecek olsa bile, bu araştırmaların sonuçlarının gizli olmasını sağlamaya gayret etmeli;

Her zaman doğruyu aramalı, mahkemelerin doğruya ulaşmasını ve toplum, mağdur ve şüpheli arasında kanunlara ve adil olmanın gerekliliklerine uygun bir şekilde davranılmasını sağlamaya çalışmalıdırlar.

4. Ceza yargılamalarındaki rol

4.1. Savcılar görevlerini adil, tutarlı ve hızlı bir şekilde yerine getirmelidirler.
4.2. Savcılardan, ceza yargılamalarında şu şekilde aktif bir rol oynamaları
beklenmektedir.

a) Kanunlar ya da tüzükler uyarınca ceza soruşturmasına katılmaya ya da polis veya başka soruşturmacılar üzerinde yetkilerini kullanmaları halinde; bunu tarafsız, objektif ve profesyonel olarak gerçekleştirmeleri;

b) Soruşturma yürüttükleri zaman, soruşturma hizmetlerinin yasal kurallara uygun ve temel insan haklarına saygıyı gözettiğini temin etmeleri;

c) Tavsiye verirken tarafsız ve objektif kalmaları;

d) Ceza yargılamasında, yalnızca olayın makul olarak güvenilir ve kabul edilebilir kanıtlara sağlam olarak dayandırıldığı durumda işlemleri sürdürmeleri, bu tür kanıtların yokluğunda soruşturma işlemlerini sürdürmemeleri; bu süreçte ise olayı kesin sınırlar ile fakat adil olarak ve kanıtların dışına çıkmadan ele almaları;

e) Yerel kanun ve uygulamalar kapsamında mahkeme kararlarının icralarına ilişkin denetleyici bir fonksiyonları olduğunda ya da savcılık dışında başka görevler yaptıklarında, her zaman kamu menfaatini göz önünde bulundurarak hareket etmeleri gerekmektedir.

4.3. Savcılar ayrıca mesleki gizliliği korumalı, yerel kanunlar ve adil yargılanmanın gereklilikleri uyarınca, mağdurların ve tanıkların kişisel menfaatlerinin etkilendiği ya da etkilenebileceği durumlarda, onların görüşlerini, meşru menfaatlerini ve muhtemel endişelerini göz önünde bulundurmalı ve kişisel haklarına ilişkin bilgilendirilmiş olduklarından emin olmalı;

Aynı şekilde, mağdur olan herhangi bir tarafın, mümkün olan durumlarda; daha yüksek bir yetkiliye/mahkemeye başvuru/itiraz hakkı olduğundan haberdar olmasını sağlamaya gayret etmeli;

Mahkeme ve diğer ilgili yetkililer ile işbirliği içerisinde, şüphelinin haklarını teminat altına almalı;

Kanunlar ya da adil yargılanmanın gereklilikleri kapsamında; makul olan en kısa sürede ilgili olan lehte ve aleyhte tüm bilgileri şüpheliye bildirmeli;

Sunulan delillerin kanunlar ya da Anayasa uyarınca toplanıp toplanmadığını incelemeli;

Şüphelinin insan haklarına karşı ağır ihlaller teşkil eden ve özellikle işkence veya acımasız muamele teşkil eden yöntemlere başvurularak elde edildiğine ilişkin makul şüpheler bulunan delilleri kullanmayı reddetmeli;

Bu tür yöntemleri kullanmaktan sorumlu kişilerin aleyhinde gerekli işlemlerin yapılmasını sağlamaya gayret etmeli;

Yerel kanunlar ya da adil yargılanmanın gereklilikleri kapsamında, resmi yargı sistemi içerisinde, şüphelilerin ve mağdurların haklarına tamamen saygılı bir şekilde ve uygun olan durumlarda; takipsizlik kararı vermeye ya da özellikle çocuk davalıları içeren ceza davalarında özel usulleri uygulamaya gereken önemi vermelidirler.

5. İşbirliği

Kovuşturma işlemlerinin adilliği ve etkinliğini sağlamak adına, savcılar; ulusal ve uluslararası düzeyde, polisle, mahkemelerle, hukuki hizmet veren mesleklerle, savunma makamlarıyla, kamu avukatlarıyla ve diğer devlet kurumlarıyla işbirliği içinde olmalı;

Kanunlara uygun bir şekilde ve karşılıklı işbirliği ruhuyla, başka yargı sistemlerindeki savcılık hizmetleri ve meslektaşlarına yardım sunmalıdırlar.

6. Hakları

Görevlerini bağımsız olarak ve bu standartlar doğrultusunda yerine getirebildiklerinden emin olmak adına, savcıların devlet tarafından uygulanabilecek keyfi hareketlerden korunmaları gereklidir. Genel olarak, savcıların şunlara hakları olmalıdır:

Gözdağına, engellemeye, tacize, usulsüz müdahaleye veya hukuki, cezai ya da diğer yaptırımlara maruz bırakılmadan mesleki işlevlerini yerine getirme,

Savcılık işlevlerini doğru bir şekilde yerine getirmeleri sonucunda kişisel güvenliklerinin tehdit altında olduğu durumlarda; aileleri ile birlikte, yetkililer tarafından fiziksel olarak korunma,

Yaptıkları elzem görev ile orantılı olan makul hizmet şartları ve yeterli ücret alma, maaşlarının ya da diğer imkânlarının keyfi olarak kısıtlanamaması; çalışma koşullarına, bazı durumlarda da seçim koşullarına tabi olarak, makul ve düzenli bir şekilde görev, emekli maaşı ve emeklilik sahibi olma;

Özellikle de mesleki özellikler, yeterlilik, dürüstlük, performans ve tecrübe gibi objektif faktörlere dayanarak, adil ve tarafsız usuller ile karar verilerek işe alınma ve terfi etme,

Uygun mesleki standartların kapsamını ihlal edecek davranışlarda bulunulduğu iddialarının disiplin işlemleri gerektirdiği durumlarda, kanunlara ve diğer yasal düzenlemelere uygun olarak, hızlı ve adil yargılanma,

Disiplin sürecinde yapılan değerlendirmelerin ve verilen kararların objektif olması,

Menfaatlerini temsil edecek, mesleki eğitimlerini teşvik edecek ve statülerini koruyacak mesleki birlikler kurma ve bu birliklere katılma, ayrıca kanuna ya da mesleki standartlara veya etik ilkelerine aykırı bir emri yerine getirmekten muaf olma.

23 Nisan’ın Milli Bayram Addine Dair Kanun

0
23 Nisan’ın Milli Bayram Addine Dair Kanun

Cumhuriyetin ilânına müsadif 29 teşrinievvel gününün millî bayram addi
hakkında kanun


(Resmî Ceride ile neşir ve ilâm : 23 . IV. 1341 – Sayı : 96)

No. 628

BİRİNCİ MADDE — Türkiye dahil ve haricinde Devlet namına yapılacak millî bayram merasimi Cumhuriyetin ilân edildiği 29 teşrinievvel günü icra edilir.

İKİNCİ MADDE — İşbu millî bayram merasiminin tarzı icrasiyle sair bayramlarda icra olunacak merasimin tarzı İcra Vekilleri Heyetince tâyin olunur.ÜÇÜNCÜ MADDE — Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

DÖRDÜNCÜ MADDE — Bu kanunun icrasma İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

25 ramazan 1343 ve 19 nisan 1341

 

Celâlettin Arif Bey

0

Celâlettin Arif Bey, Meclisi Mebusan’ın son başkanı ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk adalet bakanıdır. İstanbul Barosu‘nun Cumhuriyet sonrası kuruluşunda rol oynamış ve uzun süre başkanlığını yürütmüştür.

Celâlettin Arif Bey, Misak-ı Milli Kararlarını ilan eden son Osmanlı Meclisinin başkanıdır. 

Celâlettin Arif Bey’in Yaşamı

Celâlettin Arif Bey, 19 Ocak 1875’te Erzurum’da doğmuştur. Hukukçu ve yazar Mehmed Ârif’in oğludur. Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi’nden sonra İstanbul’daki Mekteb-i Sultânî’de (Galatasaray Lisesi) okumuş, 1895’te liseyi bitirdikten sonra Paris’e giderek hukuk eğitimi almış, ardından 1901’de Mısır’a giderek Kahire’de avukatlığa başlamıştır.

Celâlettin Arif Bey, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Ağustos 1908’de İstanbul’a dönmüş, İttihat ve Terakki Fırkası’na karşı 13 Eylül 1908’de kurulan ilk muhalefet partisi Ahrar Fırkası’nın kurucuları arasında yer almış ancak Mondros Mütarekesi’nden sonra Dîvân-ı Harb’e verilen İttihat ve Terakkî Fırkası mensuplarının yargılanmalarında savunma avukatı olarak yer almaktan çekinmemiştir.

1909 yılında Hukuk Mektebi ile Mülkiye Mektebi’nin hukuk-ı esâsiyye(Anayasa Hukuku) kürsüsüne tayin edilmiş, burada verdiği dersleri Hukuk-ı Esâsiyye adıyla kitap olarak yayınlamıştır.

Celâleddin Ârif Bey’in Siyasi Hayatı ve Üstlendiği Görevler 

1914 yılında İstanbul Barosu başkanlığına seçilmiş ve bu görevini 1920’ye kadar sürdürmüştür.

1919 yılında Millî Ahrar Fırkası ve Osmanlı Çiftçiler Derneği’nin adayı olarak katıldığı seçimlerde İstanbul mebusu seçilmiş, 12 Ocak 1920’de çalışmalarına başlayan ve Misak-ı Milli Kararlarını ilan eden son Osmanlı Meb‘ûsan Meclisi’nde geçici başkanlığa getirilmiş, 31 Ocak 1920’de başkan olan Reşad Hikmet’in ölümü üzerine 4 Mart 1920’de meclis başkanlığına seçilmiş, İstanbul’un işgali ve meclisin dağıtılmasından sonra 2 Nisan 1920’de Ankara’ya gitmiş, Mustafa Kemal ile görüş ayrılığı olmasına rağmen Millî Mücadele’yi desteklemiştir.

Celâleddin Ârif bey, 23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Erzurum milletvekili olarak katılmış, meclis başkanlığına aday olmuş, Mustafa Kemal’in 110 oyuna karşılık 109 oy alarak meclis ikinci başkanlığına getirilmiştir. İki gün sonra kurulan Muvakkat İcra Encümeni’ne, 3 Mayıs 1920’de ise Adliye Vekilliğine(Adalet Bakanlığı) getirilmiş, Türkiye Cumhuriyetinin ilk adalet bakanı olmuştur. Millî Mücadele’ye katıldığı için İstanbul’da kurulan Dîvân-ı Harb tarafından gıyabında ölüm kararı verilmiştir.

24 Ocak 1921’de Adliye vekilliğinden ve meclis ikinci başkanlığından istifa eden Celâleddin Ârif bey; Mustafa Kemal tarafından Avrupa’ya gönderilmiş, Aralık 1921’de Roma Büyükelçisi olmuştur. 12 Temmuz 1922’de ikinci defa Adalet Bakanlığına tayin edilmiş ancak görevi kabul etmemiş; Haziran 1923’te Roma’daki görevinden ayrılmış ve Paris’e yerleşmiştir.

Celâleddin Ârif bey, 18 Ocak 1930 tarihinde Paris’te vefat etmiştir.

Celâlettin Arif Bey

Öldürme Üzerine Kısa Bir Film – A Short Film About Killing (1988)

0

Öldürme Üzerine Kısa Bir Film  (A Short Film About Killing), 1988 yılında vizyona giren ve hukuk sorgulaması yapan bir filmdir.  Film, Polonya’da ölüm cezasının fiilen uygulamadan kaldırıldığı yıl gösterime girmiştir.

Polonya ve dünya sinema tarihinin usta yönetmen ve senaristlerinden Krzysztof Kieslowski’nin baş yapıtlarındandır. Bu film, On Emir’in özellikle “Öldürmeyeceksin” ilkesinden hareket etmektedir. Ancak Kieślowski bunu yalnızca bireysel bir ahlaki yasak olarak değil, devletin uyguladığı idam cezası üzerinden genişleterek tartışmaktadır. Filmde hem bireysel cinayet hem de hukuki infaz paralel biçimde irdelenmektedir.

Ayrıca film, komünist rejimin son dönemine yaklaşan Polonya’daki toplumsal çürümeyi, sınıf farklılıklarını ve bireyin yalnızlığını sert bir görsellikle yansıtmaktadır. Hukukun bu yapı içindeki rolü ise oldukça eleştirel bir bakışla sunulmaktadır: yasa vardır, prosedür işler, ama adalet duygusu eksiktir.

    • Devletin öldürmesi ile bireyin öldürmesi arasında ahlaki fark var mıdır?
    • Hukuk, adalet üretir mi yoksa yalnızca düzeni mi sürdürür?
    • Toplumsal koşullar bireyin suçunu ne ölçüde belirler?

On Emir’den hareket eden sinema filozofu yönetmenin filminde; ölüm, toplumsal değerler ve idam cezası masaya yatırılmaktadır. Film, komünist rejimin sona yaklaştığı dönemdeki sosyal sınıflar arası ilişkileri ve hukukun bu ilişkilerdeki yerini de sorgulamaktadır.

Öldürme Üzerine Kısa Bir Film, görünüşe göre tamamen sebepsiz şekilde işlenen bir cinayeti ve daha sonra da devlet eliyle işlenen başka bir cinayeti; bir insanın idamını ele almaktadır. İnsan öldürme suçu işlediği için yakalanan Jacek, hukuk fakültesini bitirip avukatlığa henüz başlayan ve ilk davasını alacak olan avukat Piotr’ı bulmuştur. Savunma avukatının elinde çok fazla bir argüman bulunmamaktadır. Müvekkilinin aleyhindeki güçlü deliller nedeniyle  davadan beraat çıkma şansı da çok azdır. Piotr’ın tüm çabalarına rağmen Jacek suçlu bulunur ve asılarak idama mahkum edilir. Piotr daha sonra hakime yaklaşarak müvekkilinin hayatını kurtarmak için daha fazlasını yapıp yapamayacağını sorar. Yargıç, Piotr’un idam cezasına karşı yıllardır duyduğu en iyi argümanları ortaya koyduğunu ancak hukuki sonucun doğru olduğunu söyleyecektir.

Film, sadece bir suç hikâyesi değil; hukuk felsefesi, etik ve siyasal düzen üzerine güçlü bir sinema yapımıdır.

Nihayet idamın infaz günü gelmiştir, cellat hapishaneye gelir ve idama hazırlanır. Avukat Piotr da idama katılmak üzere hapishanededir.

‘Soğukkanlı bir şekilde idam emri veren sistemin, sıradan katillerden bir farkı var mı?’ sorusu tüm ağırlığı ile ortada durmaktadır. Hukuk adil midir yoksa adaletsizlik mi üretmektedir? Hukuk hayatları kurtarmakta mıdır yoksa mahvetmekten sorumlu sistem midir? Hukuk, toplumun, insanın ve devletin yarattığı kötülükleri yok edebilir mi?

Filmin vizyona girmesinden ve dam cezasının kaldırılmasından yıllar sonra “Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, “Çok ciddi suçlar için idam cezasına izin verilmeli.demiştir.

Yönetmen Krzysztof Kieślowski
Senaryo

Krzysztof Kieślowski, Krzysztof Piesiewicz

Yapımcı Ryszard Chutkowski
Oyuncular

Mirosław Baka, Krzysztof Globisz, Jan Tesarz, Zbigniew Zapasiewicz, Barbara Dekanı, Aleksander Bednarz, Zdzislaw Tobiasz, Arthur Barcis, Krystyna Janda, Olgierd Lukaszewicz, Leonard Andrzejewski, Maciej Maciejewski, Andrzej Mastalerz, Zdzislaw Rychter

Sinematografi Sławomir Idziak
Kurgu Ewa Smal
Müzik Zbigniew Preisner
Yayın tarihi

11 Mart 1988 (Polonya)

Süre
84 dakika
Ülke Polonya
Dil Lehçe

Kieslowski filmi çekmek istemesinin nedenini şu şekilde açıklamaktadır: “Bu filmi çekmek istememin sebebi, bütün bu olanların benim adıma yapıldığını düşünmem, çünkü ben bu toplumun bir üyesiyim, bu ülkenin vatandaşıyım ve bu ülkede birisi, bir başkasının boynuna ipi geçirip ayağının altındaki tabureye tekme atarsa, bunu benim adıma da yapıyor demektir. Ve ben böyle bir şeyi istemem. Bunu yapmalarını istemem. Bu filmin ölüm cezasından çok, genel anlamda öldürmeyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Hangi sebeple olursa olsun, kimi öldürürseniz öldürün ve kim öldürülürse öldürülsün, öldürmek yanlıştır. Sanırım bu, bu filmi yapmamın ikinci sebebi. Üçüncü olaraksa Polonyalının dünyasını, insanların birbirlerine hiç acımadığı, birbirlerinden nefret ettiği, kimsenin birbirine yardım etmediği, sadece engel olduğu korkunç ve renksiz bir dünyayı tanımlamak istedim. İnsanların birbirlerini geri püskürttükleri bir dünya. Yalnız yaşayan insanların dünyası.”

#HukukFilmi #Cinayet #İdam #HukukSineması #Yargı #PolonyaSineması #HukukFelsefesi

İdam Türleri

Türkiye Avukatları Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı

0
Türkiye Barolar Birliği

Türkiye Avukatları Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı(Türavak), 22 Nisan 2000 tarihinde resmi işlemleri tamamlanarak kurulmuştur. Vakıf girişimi, 1997 yılında 26 kurucu Mütevelli Heyet Üyesinin kuruluş çalışmalarına dönük çalışmaları ile başlanmıştır.

Türkiye Avukatları Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı; Türkiye Barolarına kayıtlı Avukatların mesleki, sosyal, kültürel, ekonomik ve sağlık ihtiyaçlarının karşılanması, sosyal yardım ve dayanışmalarına katkıda bulunmak ve bu amaçları gerçekleştirmeye özgülenecek kaynak yaratmak amacıyla kurulmuştur.

Türkiye Avukatları Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfının Misyonu

Barolara kayıtlı tüm Avukatların mesleki onurunun ve haklarının korunup geliştirilmesini, onların ekonomik-sosyal, kültürel ve mesleki gereksinmelerinin karşılanmasına katkıda bulunulmasını, hukuk politikaları oluşturulması ve bunların hayata geçirilmesi için her türlü çalışmalar yapmak suretiyle Avukatlar arasında iş birliği ve dayanışmayı sağlamak, avukatların; kendine güvenen, donanımlı, sosyal sorumluluk bilinci gelişmiş, öğrenme ve gelişime açık, yeteneklerini adalete ve adaletin gerçekleşmesine yardımda kullanabilecekleri gelişime katkı yapacak yardım ve faaliyetler yapmaktır.

Türkiye Avukatları Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfının Vizyonu; Avukatların ve avukatlık mesleğinin geleceğe yönelik beklenti ve özlemlerinin; gelecekte bugünden daha iyi olması ve yaşayacakları geleceğin koşullarına uygun olarak yetişmelerinin ve o şekilde mesleklerini yapmalarının şartlarını hazırlamaya katkı için, çözülemeyen meslek sorunlarının çözülmesi, avukatların ulaşamadıkları sosyal ve ekonomik imkanlara ulaşmalarına imkan sağlayan, büyüme ve gelişmenin önündeki engellerin kaldırılmasını hedefleyen demokratik çoğulculuk anlayışı içinde, evrensel değerlere sahip, Atatürk ilkelerine bağlı, demokratik, laik, çağdaş bir Vakıf yapısıyla hizmet edebilme yoludur.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Vakfın organları; Mütevelli Heyet, Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulundan oluşmaktadır.

Vakfın Merkezi Ankara’dır.

Mütevelli Heyet

Vakıf Kurucuları ile Avukatlık Kanunu hükümlerine göre seçilecek Türk Barolar Birliği Başkanı ile Barolar Birliği Yönetim, Disiplin ve Denetim Kurulu üyelerinden oluşur. T.B.Birliği Başkanı, Disiplin ve Denetim Kurulları Üyelerinin Mütevelli Heyetteki görevleri anılan Kurullardaki görev süreleriyle sınırlıdır.

Yönetim Kurulu

Mütevelli Heyet tarafından Barolara kayıtlı Avukatlar arasından iki yıl için seçilecek 7 asil, 7 yedek üyeden meydana gelir. Bu Kurul ilk toplantısında kendi aralarından bir başkan, başkan yardımcısı, sekreter ve sayman seçer.

Denetim Kurulu

 Mütevelli Heyet tarafından Barolara kayıtlı Avukatlar arasından iki yıllık süre için seçilen 2 asil, 2 yedek üyeden oluşur.

Vakfın Kurucuları

1- Av. Eralp Özgen
2- Av. Burhan Karaçelik
3- Av.Hüseyin Erkenci
4- Av.Özdemir Özok
5- Av.Sadık Erdoğan
6- Av.Sabri Kurt
7- Av.Emine Yıldız Bağatur
8- Av.Zeki Ekmen
9- Av.Ayşenur Bahçekapılı
10- Av.Kazım Kolcuoğlu
11- Av. Şefik Kircı
12- Av. Mustafa Ayhan Erol
13- Av.Ömer Dedeoğlu
14- Av.Tuncer Yılmaz
15- Av.Mehmet Erdoğan Saruhanoğlu
16- Av.Pınar Çıtakoğlu
17- Av.Zafer Merzifonluoğlu
18- Av. Mustafa Çavuş
19- Av. Mustafa Kemal Hakimoğlu
20- Av. Mehmet Say
21- Av.Aydın Gürel
22- Av.İsmail İnan
23- Av.Çetin Doğan Çimen
24- Av.Mehmet Hadimi Yakupoğlu
25- Av.Salih Akgül
26-Av.Hüseyin Öğüşlü

İletişim: Oğuzlar Mah. Av. Özdemir Özok Sokak (Eski 1366. Sk.) No:3 Kat:1 06520

Balgat/ANKARA|TEL : (0312) 287 74 65 / (0312) 292 59 00-99233| FAX : (0 312) 287 74 66

http://www.turavak.org.tr/iletisim.html     http://www.turavaksigorta.com/ http://www.turavakuzem.com/

Pandekt Hukuku

0
Pandekt Hukuku, Roma hukukunu günümüze taşıyan, Türk Medeni Hukuku ve Çağdaş Kıta Avrupası medeni hukukunun temelini oluşturan hukuk sistemidir. Ortaçağda ve Rönesanstan sonra Batı Avrupa ülkelerince iktibas edilen ve kodifikasyon hareketlerine kadar, yani XII. yüzyıldan XIX. yüzyıla dek tamamlayıcı hukuk olarak yürürlükte bulunan Roma Hukuku, Ortak Hukuk ve daha geniş anlamıyla Pandekt hukuku olarak literatürde yer almıştır. Ortaçağ sonlarına doğru Batı Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan Roma Hukuku’nun benimsenmesi akımı 19. yüzyıldaki kanunlaştırma (codification) hareketlerine dek sürmüştür. Bu süreçte Justinianus’un büyük derlemesi Corpus luris Civilis’in en önemli bölümü olan Digesta’nın Yunan dilindeki karşılığıyla Pandekt Law olarak adlandırılmıştır. Roma Hukuku’nun Almanya’da geçerli olduğu bölgenin ve zamanın gereklerine göre düzenlenmiş hâli olarak, Cermen Hukuku’yla harmanlanmış bir hukuktur. Bu yüzden Roma-Cermen Hukuku olarak da anılagelmiştir.

Pandekt Hukuku

Pandekt Hukuku, Roma hukukunu günümüze taşıyan, Türk Medeni Hukuku ve Çağdaş Kıta Avrupası medeni hukukunun temelini oluşturan hukuk sistemidir.

Ortaçağda ve Rönesanstan sonra Batı Avrupa ülkelerince iktibas edilen ve kodifikasyon hareketlerine kadar, yani XII. yüzyıldan XIX. yüzyıla dek tamamlayıcı hukuk olarak yürürlükte bulunan Roma Hukuku, Ortak Hukuk ve daha geniş anlamıyla Pandekt hukuku olarak literatürde yer almıştır.

Ortaçağ sonlarına doğru Batı Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan Roma Hukuku’nun benimsenmesi akımı 19. yüzyıldaki kanunlaştırma (codification) hareketlerine dek sürmüştür. Bu süreçte Justinianus’un büyük  derlemesi Corpus luris Civilis’in en önemli bölümü olan Digesta’nın Yunan dilindeki karşılığıyla Pandekt Law olarak adlandırılmıştır.

Roma Hukuku’nun Almanya’da geçerli olduğu bölgenin ve zamanın gereklerine göre düzenlenmiş hâli olarak, Cermen Hukuku’yla harmanlanmış bir hukuktur. Bu yüzden Roma-Cermen Hukuku olarak da anılagelmiştir. 

Türkiye-İran Dostluk ve Güvenlik Antlaşması – 1926

0

Türkiye-İran Dostluk ve Güvenlik Antlaşması, 22 Nisan 1926 tarihinde İran’ın başkenti Tahran’da imzalanmıştır. Antlaşma 11 maddeden oluşmaktadır. (Türkiye Cumhuriyeti İle İran Devleti arasında 22 Nisan 1926 tarihinde Tahran’da münakit Emniyet ve Muhadenet Muahedenamesi)  Antlaşmayı tamamlayıcı mahiyette bir protokol 15 Haziran 1928 tarihinde kabul edilmiştir.

Antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti ile İran Devleti beyninde 22 Nisan 1926 tarihînde Tahran’da tanzim ve imza olunan emniyet ve muhadenet muahedesinin tasdikine dair 22 Mayıs 1926 tarihli ve 971 sayılı kanun ile onaylanmıştır.

Anlaşmaya göre:
  • Türkiye ve İran, birbirlerine karşı sürekli bir barış ve dostluk içinde olmayı taahhüt etmişlerdir.
  • Her iki ülke, sınır güvenliğini sağlamak için bölgedeki aşiretlerin huzuru bozucu faaliyetlerini önleme sözü vermiştir.
  • Antlaşma, iki devletin birbirine askeri ya da politik saldırılarda bulunmamasını öngörmektedir. Bir tarafın aleyhinde ittifaklar söz konusu olduğunda, diğer ülke tarafsız kalacaktır.
  • İki taraf da birbirlerine karşı saldırmayacaklar, birbirlerinin aleyhindeki askeri, siyasi ve ekonomik ittifaklarda yer almayacaklardır. Taraflar, kendi topraklarında diğer ülkenin güvenliğini tehdit eden örgütlenme ve toplantılara izin vermemeyi kabul etmişlerdir.
  • Antlaşma, iki tarafın diğer devletlerle ilişkilerinde bağımsız hareket etme hakkını korumaktadır.
  • Türkiye ve İran, ticaret, gümrük, posta ve telgraf gibi alanlarda iş birliği yapmak amacıyla antlaşmanın imzasından sonra altı ay içinde anlaşmalar yapmayı kararlaştırmıştır.
  • 1928’de imzalanan ek protokol ile Türkiye ve İran, birbirine yapılan saldırılarda dostane çözüm için çalışmayı kararlaştırmıştır. Ayıca iktisadi iş birliğini güçlendirme kararı alınmıştır. Bir taraf düşmanca bir tutum ile karşılaştığında diğer tarafın bu durumu düzeltmek için elinden geleni yapması öngörülmüştür.

Türkiye-İran Dostluk ve Güvenlik Antlaşması – 1926

(Bir taraftan Türkiye, diğer taraftan İran asrı hazırın her iki millete tevcih etmekte olduğu ihtiyacat ve mecburiyet ahkâmı tebaiyyetle mevcut olan dostluk ve kardeşliklerini takviye lüzumuna kail olarak samimi
münasebetlerinin maddi şeraitini tespit için aralarında bir Emniyet ve Muhadenet Muahedesi akdini tasmim etmişler ve bu hususta Tahran şehrini müzakere mahalli olarak tayinde ittifak ile murahhasları olmak üzere,

Türkiye Reisicumhuru: İran’da Türkiye Büyük Elçisi Memduh Şevket Beyi,
Alâ Hazreti Hümayun İran Şehinşahı: Reisülvüzera Canabı Eşrefi Akay Mirza Mehmet Ali Han füruğu ile Hariciye Veziri Vekili Cenabı Akay Mirza Davut Han miftahı,

Tayin eylemişlerdir.

Mezkûr murahhaslar usulüne muvafık görülen salahiyetnameleri teatiden sonra atideki mevaddı kararlaştırmışlardır:

Madde 1

Türkiye Cumhuriyeti ile İran Devleti (beyninde ve keza iki Devletin tebaaları arasında, Hilali gayri kabil, sulh ve samimiyet ve ebedî muhadenet carî olacaktır.

Madde 2

Tarafeyni akideynden biri aleyhinde diğer bir veya bir kaç Devleti salise tarafında bir hareketi askeriye vaki olduğu takdirde diğer Taraf âkit birincisine karşı bitaraflığını muhafaza etmeyi taahhüt eyler.

Madde 3

Tarafeyni akideynden her biri diğerine karşı biç bir tecavüzde bulunmamayı ve bir veya birkaç Devleti salise ile akdolunup diğer tarafı âkidin aleyhine veya diğer taraf memleketinin emniyeti askeriye veya bahriyesi aleyhine müteveccih siyasî, iktisadî veya malî hiç bir ittifak ve itilafa iştirak etmemeyi taahhüt eyler. Bundan maada tarafı akideynden her biri diğer taraf âkit aleyhine tevcih edilmiş her hangi bir hareketi husumetkâraneye iştirak etmeyeceğini taahhüt eylerler.

Madde 4

Bir veya birkaç devleti salise tarafeyni akideynden birine karşı hasım muamelât ve askerî harekât icrasında tarafı diğerin arazisinden asakir, esliba ve mühimmat imrar veya vasaiti harbiyeden olan erzak, hayvanat ve saire tedariki ve ricat eden kıtaatın nakil ve anıran suretiyle istifade veya ahalisini tahrik ve teşvik ile kendi maksatlarına göre istihdam veyahut askerî istikşafat için Devleti mefkurenin bitaraflığını ihlâle tasaddi eylese bu Devlet harekâtı vakıaya karşı bitaraflığını müsellehan müdafaaya mecburdur.

Madde 5

Tarafeyni akideyn kendi memleketleri dahilinde tarafı diğer memalikinin emniyet ve asayişini ihlâl veya Hükümet taklibi sayesini takip eden teşkilât ye tecemmüatın teşekkül veya ikametini ve keza diğer memlekete karşı propaganda veya diğer başka bir vasıta ile mücadele maksadında bulunan eşhas veya tecemmüatın ikametini kabul etmemeyi taahhüt ederler.

Madde 6.

Tarafeyni akideyn hudut mıntıkaları ahalisinin huzur ve emniyetlerini temin edebilmek maksadiyle hudut civar arazide bulunan aşiretlerin ihdas edegelmekte oldukları iki memleketin asayişini muhilli efali mücrimaneye ve tertibata nihayet vermek için bilcümle tedabiri lâzimeyi ittihaz edeceklerdir.

Bu tedabir tarafeyn hükümetlerince ayn ayrı rey veya lüzumuna kail oldukları takdirde müştereken ittihaz olunacaktır.

Madde 7

Tarafeyni akideyn işbu Muahedenin akdinden itibaren nihayet altı ay zarfında ticaret, şehbenderlik, gümrük, posta ve telgraf, ikamet ve iadei mücrimin mukaveleleri akdine başlamak hususunda itilâf eylemişlerdir. Mukavelâh akt için tarafeyn murahhasları Tahran şehrinde toplanacaklardır.

Madde 8

Tarafeyni akideyn aralarında tahaddüs edip adi, diplomasi tarikiyle hallolunamayan ihtilaf atın tesviyesi, zımmında müracaat olunacak usulü tespit edeceklerdir.

Madde 9

Şurası mukarrerdir ki tarafeyni akideynden her biri işbu muhadenamede taahhüt edilen mütekabil taahhüdat haricinde diğer devletlerle her türlü münasebatında serbestii hareketini tamamen muhafaza edecektir.

Madde 10

Bu muahedename Türkçe, Farisi ve Fransızca lisanlarıyla yazılmıştır. İhtilâf zuhurunda Fransızca metin muteber olacaktır.

Madde 11

İşbu muahedename imzasından itibaren muteber olup mümkün olduğu derecede kısa bir zaman zarfında tarafeyni akideyn Millet Meclislerinin tasvibine arz edilecek ve tasdik olunan nüshalar Tahran’da teati edilecektir.

Muahedenamenin müddeti meriyeti beş sene olacaktır. Şayet muahedename mezkûr beş senelik müddetin hitamından altı ay evvel tarafeyni akideynden biri veya diğeri canibinden fesholunmazsa kendiliğinden bir sene daha merî addedilecek. Ve fesih keyfiyeti ancak altı aylık bir müddetin inkizasından sonra hüküm ve tesiri haiz olacaktır. İki taraf murahhasları yukarıda mezkûr on bir madde ahkâmını kabul ve tasdik ederek bu muahedeyi imza ve tahtım eylemişlerdir.

Tahran’da 22 Nisan 1926 tarihinde iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

22 Nisan 1926 tarihli Türkiye – İran muhadenet mukavelenamesini ikmalen 15 haziran 1928 tarihinde akit ve imza edilmiş olan protokolün tasdiki hakkında kanun

BİRİNCİ MADDE — 22 Nisan 1926 tarihli Türkiye – İran muhadenet mukavelenamesini ikmalen 15 haziran 1928 tarihinde akit ve imza edilen protokol ile keza 15 haziran 1928 tarihli imza protokolü tasdik edilmiştir.
İKİNCİ MADDE — İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren mer’i olacaktır.
ÜÇÜNCÜ MADDE — işbu kanunun akâmını icraya Hariciye Vekili memurdur.
8 kânunuevvel 1928

22 NİSAN 1926 TARİHLİ TÜRKİYE – İRAN MUHADENET VE EMNİYET MUAHEDESİNE MERBUT PROTOKOL

Türkiye Cumhuriyeti ve İran Devleti Aliyyesi, aralarında mevcut müşterek siyasî ve iktisadî revabıtı tahkim ve takviyeyi mütesaviyen arzu etmekte olduklarından 22 Nisan 1926 tarihli Türkiye-İran muhadenet ve emniyet ahitnamesini ikmalen işbu protokolün tanzimini lâzım addetmiş ve murahhasları olarak:

Türkiye Reisicumhuru Hz. tarafından: Türkiye Cumhuriyeti Tahran Büyük Elçisi Memduh Şevket Beyi ve Türkiye Cumhuriyeti Moskova Büyük Elçisi Mehmet Tevfik Beyi,

İran Şahinşahi Hz. tarafından : Umuru Hariciye Veziri Vekili Akay Fethullah Hanı Pâkrevan Cenaplarını, Tayin eylemişlerdir. Müşarüleyhim hamil oldukları salâhiyetnameleri teati ve usulüne muvafık bularak atideki mevat hakkında tevafuku nazar nasıl eylemişlerdir.

MADDE 1

Tarafeyni âkideynden biri ahar bir veya birkaç Devletin harekâtı hasmanesine maruz kaldığı takdirde tarafı diğer vaziyeti ıslah için bütün kuvvetile sarfı mesai edecektir. Bu mesaiye rağmen harp emri vaki olursa tarafeyni âkıdeyn kendi menafii âliyelerile mütenasip bir çarei hal bulmak maksadile vaziyeti aralarında dostane ve hayirhahane dikkatle mutalea eylemeği taahhüt ederler.

MADDE 2

Tarafeyni âkideyni âliyeyn aralarında mevcut iktisadî teşriki mesai şeraitini mümkün olduğu kadar sür’atle tanzim eylemek hususunda ittifak eylemişlerdir.

Müsellemdir ki iktisadî teşriki mesai vesait ve vesailini ve yekdiğerinin arazisinden serbest transit icrasını ve iki memleket arasında her türlü münakale ve muvasale vesaiti tesisini, tarafeyni âkıdeyn canibinden tayin olunacak salâhiyyettar murahassıslar mütalea ve tayin eyleyeceklerdir.

Tarafeyn salâhiyettar murahashları Tahranda 22 Nisan 1926 tarihinde imza edilen muhadenet ve emniyet ahitnamesinin cüz’ü gayri münfekki olan işbu protokolü Türkçe, Farisî, ve Fransızca lisanlarında aslî nüsha olarak tanzim ve imza etmişlerdir. İhtilâf zuhurunda Fransızca metin muteber olacaktır.

15 Haziran 1928 tarihinde Tahranda tanzim olunmuştur.

İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun

0

İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun, 10 Nisan 1926 tarihinde kabul edilerek 22 Nisan 1926 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı ve aynı gün yürürlüğe girdi.

Kanun gereğince, ekonomi dünyasında Türkçeyi kullanma zorunluluğu getirildi. Her türlü şirket ve ticari faaliyet yürütün kurumların, Türkiye’deki faaliyetlerinde, her türlü iş ve işleminde, sözleşme, yazışma, hesap ve defter tutma usulünde Türkçe dilini kullanmak zorunlu hale getirildi. İmzaların Türkçe metin üzerine atılması esası kabul edildi. Kanun hükümlerine aykırı davrananlar hakkında çeşitli yaptırımlar getirildi.

Cumhuriyet Devrimlerinin bir parçası olan Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun, şirket ve tüm özel kuruluşlara Türk harflerini kullanma zorunluğu getirdi. Türk Ticaret Kanunu ile Vergi Usul Kanununun ilgili maddeleri ‘İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’a uygun hükümler taşımaktadır.

İKTİSADİ MÜESSESELERDE MECBURİ TÜRKÇE KULLANILMASI HAKKINDA KANUN

Kanun Numarası : 805
Kabul Tarihi : 10/4/1926
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 22/4/1926 Sayı : 353
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 7 Sayfa : 9

Madde 1

Türk tabiiyetindeki her nevi şirket ve müesseseler, Türkiye dahilindeki her nevi muamele, mukavele, muhabere, hesap ve defterlerini Türkçe tutmağa mecburdurlar.

Madde 2

Ecnebi Şirket ve müesseseler için bu mecburiyet Türk müessesatı ile ve Türkiye tebaasından olan efrat ile muhabere, muamele ve temaslarına ve devair ve memurini Devletten birine ibraz mecburiyetinde bulundukları evrak ve defterlerine hasredilmiştir.

Madde 3

İkinci maddede mezkür şirket ve müesseseler muamelatında Türkçeden başka bir lisanı dahi ilaveten kullanabilirlerse de asıl olan Türkçe olup mesul imzaların Türkçe metin zirine vaz’ı mecburidir. Bu memnuiyete rağmen imza diğer lisanla yazılmış kısım veya nüshanın altına mevzu olsa dahi Türkçesi
muteberdir.

Madde 4

Bu kanunun mevkii meriyete vaz’ından sonra birinci ve ikinci maddeler ahkamına muhalif olarak tanzim kılınmış olan evrak ve vesaik şirket ve müesseseler lehine nazarı itibara alınmaz.

Madde 5

Yukarıdaki maddeler ahkamı 1 kanunusani 1927 tarihinden itibaren tatbik edilir.

Mezkür müddetin hulülüne kadar 10 mart 1332 tarihli kanunun 1, 2, 3, 4, 5 inci maddeleri ahkamı caridir. Bu maddeler 1 kanunusani 1927, diğer maddelerde işbu kanunun neşri tarihinden itibaren mülgadır

Madde 6

Bu kanunun hilafına hareket edenler hakkında ait oldukları vekaletler memurini mahsusasının tutacakları zabıt varakaları hilafı sabit oluncaya kadar muteberdir.

Madde 7

(Değişik: 23/1/2008-5728/5 md.)

Bu Kanun hükümlerine aykırı hareket eden kişi, yüz günden az olmamak üzere adlî para cezasıyla cezalandırılır.

Madde 8

Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 9

Bu kanunun icrasına Ticaret, Adliye ve Nafıa Vekilleri memurdur.

Köy Enstitüleri Kanunu

1

Köy Enstitüleri Kanunu, 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 sayılı yasa olarak mecliste kabul edilmiş ve 22 Nisan 1940 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yasa ile 1936 yılında başlanan eğitmen projesi, Köy Enstitüsü projesine dönüştürülmüştür.

Köy Enstitüleri Kanunu’nda bu kurumların amacı, köy öğretmeni ve köye yönelik diğer mesleklerde eğitilmiş elemanlar yetiştirmek olarak açıklanmıştır.

19 Haziran 1942 tarihinde, aynı çerçevede 4274 Sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunu yasalaşmış ve 25 Haziran 1942’de resmi gazetede yayınlanmıştır. Bu yasa ile, enstitülerin yapılanmasının hukukî temelleri tamamlanmıştır.

Köy Enstitüleri’nin Kuruluşu ve Eğitim Şekli

Köy Enstitüleri, okuma yazma oranının düşük olması, nüfusun ezici çoğunluğunun köylerde yaşaması, Anadolu’da büyük bir okul ve öğretmen eksikliği olması nedeniyle kurulmuştur. Projenin hazırlanması, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1931 ve 1935 kurultaylarında alınan kararlar doğrultusunda oluşturulan eğitmen projesine dayanmaktadır. İlk eğitmen kursu 1936-1937 öğretim yılında Eskişehir Çifteler’de başlatılmıştır. 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu, mevcut deneme okullarının enstitüye dönüştürülmesini ve ayrıca on yedi yeni Köy Enstitüsü açılmasını öngörmektedir.

İlkokullara öğretmen yetiştirmeyi temel amaç edinen enstitüler dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından geliştirilen çağa uygun ileri düzey bir eğitim programının parçasıdır. Karma sistemin uygulandığı Köy enstitülerinin öğretim süresi beş yıldır.

Hasan Ali Yücel, Köy Enstitüsü öğrencileri ile birlikte

Köy enstitüsü kurulacak yerler seçilirken, tarıma uygun devlet arazisi üzerinde olması ve şehir merkezlerinin ortak noktalarında olmasına özen gösterilmiştir. Kendisine ait tarlası, bağı, besi hayvanları, arı kovanları ve atölyeleri olan ve modern tarım tekniklerinin köylü nüfusa öğretilmesini de amaçlayan Köy Enstitülerinin elde etmiş olduğu başarılarda İsmail Hakkı Tonguç’un çabaları da etkili olmuştur.

Köylerden alınan çocuklara öğretmenlik mesleğiyle birlikte demircilik, yapı ustalığı, dülgerlik; kızlar için dikiş, ev idaresi, hasta bakımı gibi pratik meslekler de öğretilmiştir. Köylerde büyümüş öğrencilere klasik müzik enstrümanları ve geleneksel sazları çalması da öğretilmiştir. Başarılı öğrenciler yüksek eğitim fırsatı elde etmiş, öğretmen olamayacak öğrenciler ise edindikleri meslek bilgisi ile köy işlerine dönmüşlerdir.

Hasan Ali Yücel’den sonra Milli Eğitim Bakanı görevini sürdüren Reşat Şemsettin Sirer Köy döneminde Köy enstitülerinin değiştirilmesi teklifleri gelmeye başlamış, İsmail Hakkı Tonguç ve ekibi, Reşat Şemsettin Sirer döneminde görevden uzaklaştırılmıştır. 1947 yılında Köy Enstitüsü müfredat programında köklü değişim olmuş, eğitmen kurslarına son verilmiş, Yüksek Köy Enstitüsü kapatılarak öğrencileri başka okullara aktarılmıştır. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden sonra karma eğitime son verilerek kız öğrenciler başka okullarda toplanmış, okulların adı Köy Öğretmen Okulları olmuştur.

27 Ocak 1954 tarihinde, 6234 sayılı kanunla, Köy Enstitüleri tamamen kapatılmış; kapatılma kararı karşı devrim olarak nitelendirilmiştir.

Köy Enstitülerinin kuruldukları yerler ve kuruluş tarihleri

Köy Enstitülerinin kurulduğu yerleri gösteren harita

İzmir Kızılçullu (1937), Eskişehir Çifteler (1937), Kırklareli Kepirtepe (1938), Kastamonu Gölköy (1938), Malatya Akçadağ (1940), Samsun Akpınar (1940), Antalya Aksu (1940), Kocaeli Arifiye (1940), Trabzon Beşikdüzü (1940), Kars Cılavuz (1940), Adana Düziçi (1940), Isparta Gönen (1940), Kayseri Pazarören (1940), Balıkesir Savaştepe (1940), Ankara Hasanoğlan (1941), Konya İvriz (1941), Sivas Pamukpınar (1941), Erzurum Pulur (1942), Diyarbakır Dicle (1944), Aydın Ortaklar (1944), Van Ernis (1948)

Köy Enstitüleri Kanunu

(Resmî Gazete ile neşir ve ilâm : 22/IV/1940 – Sayı : 4491)
No. Kabul tarihi

BİRİNCİ MADDE

Köy öğretmeni ve köye yarayım diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde, Maarif vekilliğince Köy enstitüleri açılır.

İKİNCİ MADDE

Bu enstitülerin 1 numaralı cedvelde gösterilen maaşlı muallim ve memurları 3656 sayılı kanunun ikinci maddesine bağlı cedvelin Maarif vekilliği kısmına ilâve edilmiştir.

ÜÇÜNCÜ MADDE

Enstitülere tam devreli köy ilk okullarını bitirmiş sıhhatli ve müstaid köylü çocuklar seçilerek alınırlar.
Enstitülerin tahsil müddetleri en az beş yıldır. Öğretmen olamayacağına kanaat getirilen talebenin ayrılacağı mesleklerin tahsil müddetleri Maarif vekilliğince tos bit edilir.

DÖRDÜNCÜ MADDE

Enstitülere kabul edilenler sıhhî sebebden gayri sebeblerle müesseseden ayrıldıkları veya çıkarıldıkları takdirde okudukları müddete isabet eden masraf, kendilerinden veya kefillerinden alınır.

BEŞİNCİ MADDE

Bu müesseselerde tahsillerini bitirerek öğretmen tayin edilenler. Maarif vekilliğinin göstereceği yerlerde yirmi sene çalışmağa mecburdurlar. Mecburî hizmetlerini tamamlamadan meslekten ayrılanlar Devlet memuriyetlerine ve müesseselerine tayin edilemezler. Bu gibilerin kendilerinden veya kefillerinden müessesede bulundukları zamana aid masrafın iki misli alınır.

ALTINCI MADDE

Köy enstitülerinden mezun Öğretmenler, tayin edildikleri köylerin her türlü öğretim ve eğitim işlerini görürler. Ziraat işlerinin fennî bir şekilde yapılması için bizzat meydana getirecekleri örnek tarla, bağ ve bahçe, atölye gibi tesislerle köylülere rehberlik eder ve köylülerin bunlardan istifade etmelerini temin ederler. Bu öğretmenlerin disiplin işlerinin ne suretle görüleceği bir nizamname ile tayin edilir.

YEDİNCİ MADDE

Köy enstitülerinden mezun olan öğretmenler, ayda (20) lira ücretle Maarif vekilliğince tayin edilirler. Muvaffakiyetle hizmet görenlerin ücretleri 6 ncı ders yılı başında 30, 15 nci ders yılı başında da 40 liraya çıkarılır. Bu öğretmenlerin istihkakları üç ayda bir peşin olarak yılda dört defada ödenir, öğretmenlerin aylık ücretleri ve vazife mahalline gitme zarurî yol masrafları Maarif vekilliği bütçesinden ödenir.

SEKİZİNCİ MADDE

Köy enstitülerinden mezun olan öğretmenler hasta oldukları takdirde. 788 sayılı kanunun 84 ııcü maddesinin A, B ve C fıkralarındaki hükümlere göre, ücretlerini alırlar.

DOKUZUNCU MADDE

Köy enstitülerinden mezun öğretmenlerin fiilî askerlik hizmetleri esnasında kayıtları terkin olunmayacağı gibi kendilerine 1076 numaralı kanun mucibince asteğmenlik veya askerî memurluk tevcihine kadar almakta oldukları ücretin üçte ikisi aylık tazminat olarak verilir, Ayni öğretmenler, seferberlik, talim ve manevra gibi sebeplerle silâh altına alındıkları takdirde. 3041 numaralı kanım ahkâmına tâbi tutulurlar.

ONUNCU MADDE

Köy enstitülerinden mezun olanlara, Maarif vekilliği bütçesinden ve bir defaya mahsus olmak üzere vazifeye başladıkları ay içinde zatî teçhizat bedeli olarak (60) lira verilir.

ON BÎRÎNCÎ MADDE

Koy enstitülerinden mezun Öğretmenlere istihsale yarayıcı âletler, ıslah edilmiş tohum, çift ve irad hayvanları, cins fidan gibi istihsal vasıtaları, köy öğretmenlerinin tayin edildikleri okulların demirbaşına geçirilmek suretile Devletçe parasız olarak verilir.

ON ÎKÎNCÎ MADDE

Köy öğretmenlerinin tayin edildikleri okullara, koy hududu içindeki ziraat işlerine elverişli araziden Köy kanununa göre satın alınarak öğretmenin ve ailesinin geçimine, okul talebesinin ders tatbikatına yetecek mikdarda arazi tahsis edilir. Köyde Devlete aid arazi bulunduğu takdirde okula tahsis edilecek arazi tercihan bunlardan, ayrılır.

ON ÜÇÜNCÜ MADDE

Köy öğretmenlerinin okul namına meydana getirdikleri her türlü işletmelerdeki mahsul, hayvan ve binalar kuraklık, sel, yangın, çok hasar yapan nebat ve hayvan hastalıkları ve bilûmum cevvî hâdiseler gibi sebcblcrle ziyana uğradıkları takdirde işletmeği yeniden tesis maksadile ve Maarif vekilliği bütçesinden zamanında okul namına zarar ve ziyanı karşılayacak bir yardım yapılır.

ON DÖRDÜNCÜ MADDE

Köy okuluna aid her türlü demirbaş eşya, hayvan ve saire okulun malı olub bu işletmeden elde edilecek hasılat, öğretmene aiddir. Ancak, Öğretmenin ayrılışında bu demirbaşlar yeni gelen öğretmene, bu mümkün olmadığı hallerde yeni öğretmen gelinceye kadar köy ihtiyar heyetine, işletilmek üzere, aynen teslim edilir, îşletmeyi köy ihtiyar heyeti tesellüm ettiği takdirde işler imece ile yapılır. Bu suretle elde olunan mahsullerden satılması zarurî olanlar, ihtiyar heyetlerince satılarak nakden ve diğerleri aynen muhafaza ve yeni öğretmene devir ve teslim olunur.

İşletmeye aid eşya ve tesisat ile hayvanlar Devlet emvali muamelesine tâbi tutulur.

ON BEŞİNCİ MADDE

Köy öğretmenlerinin işleri, gezici başöğretmenler ve ilk tedrisat müfettişleri tarafından takip ve teftiş edilir.

Köy öğretmenin işlerinin normal bir şekilde yürütülmesine Devlet teşkilâtı mensupları yardım ederler.

ON ALTINCI MADDE

Koy Öğretmenlerinin tayin edilecekleri okulların binaları ve öğretmen evleri Maarif vekilliğince verilecek plânlara göre Köy kanununa tevfikan, bölge ilk tedrisat müfettişi ile gezici başöğretmenin nezaretinde koy ihtiyar heyetleri tarafından yaptırılır ve öğretmen tayin edilecek köylere keyfiyet üç yıl önce bildirilir. Köy bütçesinde de ona göre tedbirler alınır. Öğretmen işe başlamadan evvel okul binası ile Öğretmen evi tamamen bitirilir.

Köy okulları binalarının tamiri ve okulun daimî masrafları köy ihtiyar heyetlerince temin edilir.

ON YEDİNCİ MADDE

Köy enstitülerine aşağıda adları yazılı müesseselerden mezun olanlar öğretmen tayin edilirler:

1) Yüksek okullar ve Üniversite fakülteleri mezunları,
2) Gazi Terbiye enstitüsü mezunları,
3) Öğretmen okulları mezunları,
4) Ticaret liseleri ve Orta ziraat okulları mezunları,
5) Erkek sanat okulları ve Kız enstitüleri mezunları,
ü) Köy enstitüleri mezunları,
7) İnşaat usta okulları mezunları,
8) Bunlardan başka her türlü teknik ve meslekî okullar mezunları.

Bu enstitülerde mütehassıs işçiler yevmiye veya aylık ücretle usta öğretici olarak çalıştırılabilir. Köy enstitülerinde çalıştırılacakların ne suretle tayin edilecekleri, terfi şekilleri ve bu enstitülerin idarî işlerinin nasıl yürütüleceği bir nizamname ile tesbit olunur.

ON SEKİZİNCİ MADDE

Bu kanun hükümlerine tâbi olacak köy öğretmenleri için Maarif vekilliği tarafından : Hükmî şahsiyeti haiz ve mercii Vekillik olmak üzere «Köy öğretmenleri tekaüd sandığı» ve «Köy öğretmenleri sağlık ve içtimaî yardım sandığı» teşkil edilecektir.

a) Tekaüd sandığının sermayesi ve gelirleri şunlardır:

1 – Maarif vekilliği bütçesine Köy enstitüleri masrafı olarak her yıl konulacak tahsisat yekûnunun binde biri,

2 – Aylıkları arttırılan, sandığa dahil, köy öğretmenlerinin ücretlerinden kesilecek ilk ayhk zamları,

3 – Sandık sermayesinin bütün gelirlerile bilûmum müteferrik gelirler. Tekaüd sandığımla, mevcud alacakları Devlet emvaline mahsus hak ve ruhbanları haizdir. Bu paralar ve alelûmum aidat ile faiz ve temettüleri bir gûna harç ve resme tâbi olmadığı gibi haciz ve temlik edilemez. Hizmet müddetleri (30) seneyi dolduran ve sandığa dahil bulunan köy öğretmenleri tekaüdlüklerini taleb edebilirler. Bu gibiler ayda 20 lira ücretle tekaüde sevk edilirler. Tekaüdlük ücretleri üç ayda bir peşin olarak ödenir.

b) Sağlık ve içtimaî yardım sandığının sermayesi ve gelirleri şunlardır:

1 – Maarif vekilliği bütçesine Köy enstitüleri masrafları namile her yıl konulacak tahsisat yekûnunun binde biri,

2 – Sandığa dahil öğretmenlerin aylıklarından kesilecek yüzde birler,

3 – Teberrüler

4 – Sandık sermayesinin gelirlerile sair bilûmum gelirler.

Her iki sandığın tediyeleri Divanı muhasebat vizesine tâbi değildir.

ON DOKUZUNCU MADDE

Bir öğretmenin vefatı halinde okula aid olub menfaati öğretmene tahsis edilmiş bulunan emvalin ölüm yılı içinde elde edilecek hasılatının yarısı yardım sandığına ve yarısı da gelecek öğretmene verilir.

Ölen öğretmenin mirasçıları, okul emvalinin hasılatı üzerinde hiç bir hak iddia edemezler.

YİRMİNCİ MADDE

Koy öğretmenleri tekaüd sandığı ile Köy öğretmenleri sağlık ve içtimaî yardım sandığının idaresi, işleyiş tarzı, öğretmenlerin tekaüde sevk usulleri, yapılacak yardımların şekilleri, velhasıl bu iki sandığın bütün işlerine müteferri bilumum hususlar birer nizamname ile tespit olunur.

Bu nizamnamelerde hükmî şahsiyeti haiz Devlet müesseselerinde kurulmuş mümasil sandıkların azalarına temin eylediği menfaatlere mütenazır menfaatler gösteren hükümlerin bulunması şarttır.

YİRMİ BİRİNCİ MADDE

Köylerde çalışan öğretmenlerin ve ailelerinin, köy okullarındaki talebenin sıhhat işlerine meccanen bakmak üzere Maarif vekilliğince sıhhat müfettişi hekimler tayin edilir.

Köy öğretmenleri, öğretmenlerin eşleri ve çocukları Maarif vekilliği prevantoryum ve sanatoryumunda parasız tedavi edilirler.

YİRMİ İKİNCİ MADDE

Bu enstitülerin tesisat, inşaat ve tamirat işleri 2490 saydı Arttırma ve eksiltme ve ihale kanununa tâbi değildir.

MUVAKKAT MADDE

A) 1 numaralı cedvelde gösterilen kadrolardan ilişik 2 sayılı cedvelde yazılı muallimlikler ve memuriyetler 1939 yılı Umumî muvazene kanununun 16ncı maddesine bağlı (L) cedvelinm Maarif vekilliği kısmına konulmuştur.

B) 7 -VII- 1939 tarih ve 3704 numaralı kanunda adı geçen köy öğretmen okulları bu kanunla köy enstitülerine kalbedilmişlerdir. Mezkûr kanunun metnindeki köy öğretmen okulları tâbirleri köy enstitüleri şeklinde değiştirilmiştir.

18.01.1940 tarih ve 3782 sayılı kanunun 7 nci maddesiyle açılan Köy öÖğretmen Okulları her türlü masrafı) unvanlı fasıl (Köy enstitülerinin maaş, ücret ve her türlü masrafları) şeklinde değiştirilmiş ve bu fasla fevkalâde tahsisat olarak (250 000) lira konulmuştur.

C) 1939 ve 1940 malî yularında bu enstitülerde çalıştırılacak ücretli müstahdemler kadrosu İcra Vekilleri Heyetince tesbit edilir.

D) 1939 malî yılı umumî muvazene kanununun 4 ncü maddesine bağlı (D) cedvelinin Maarif vekilliği kısmında yazılı leylî talebeler mey anma (Köy enstitüleri) talebesi namile 2 000 adcd talebe kadrosu ilâve edilmiştir.

YİRMİ ÜÇÜNCÜ MADDE

Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

YİRMİ DÖRDÜNCÜ MADDE

Bu kanunun hükümlerini icraya icra Vekilleri heyeti memurdur.
20 Nisan 1940

 

Toplumsal Bellekte Köy Enstitüleri Deneyimi – Kerim Koray Berktaş

Toplumsal Bellekte Köy Enstitüleri Deneyimi

Sayın Berktaş, bu tez araştırmasında Köy Enstitüleri öğretmenlerinin ve buralarda yetişen öğretmenlerin anı kitaplarını incelemiş, bazılarıyla yüz yüze görüşmüş, bunların çevrelerinde oluşturdukları olumlu etkileri gerçek olaylarla anlatmıştır.

Tahsin Yücel (Çifteler Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü Mezunu)

Türkiye’nin “Köy Enstitüleri” deneyiminin çok yazılması, okunması, konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Böylesine eşsiz bir deneyim mümkün olduğu kadar çok kişi tarafından bilinmeli. Kendisi de öğretmen olan Kerim Koray Berktaş’ın kitabı bu amaca hizmet eden önemli bir emeğin ürünü. Mutlaka okunmalı.

Prof. Dr. Ester Biton Ruben

Köy Enstitüleri’nin kamusal tartışma ve sivil toplum için bir ilham kaynağı olmaya devam etmeleri, Türkiye toplumsal belleğinde korudukları canlılığı ortaya koymaktadır. Genç bir Cumhuriyet’in ihtiyaç duyduğu toplumsal tabanın inşasında öncü bir rol oynayacak bireylerin yetiştirilmesine yönelik bir girişim olarak Köy Enstitüleri, sosyal bilimlerin çeşitli disiplinlerinden araştırmacılar tarafından yeni bakış açılarıyla ele alınmaya değer bir olgu teşkil etmektedirler. Köy Enstitüleri’nin siyasî, ideolojik veya kültürel ön kabullerin ötesinde çeşitli boyutlarıyla incelenmesi, ilgili tarihî bağlam dâhilinde mahiyet ve işlevlerinin doğru anlaşılması kadar, günümüzde yurttaşlık, eğitim ve ekoloji alanlarındaki girişimleri besleyebilecek bir fikir kaynağı olarak değerlendirilebilmeleri açısından da önem arz etmektedir. Kerim Koray Berktaş’ın çalışmasının bu çabaya katkı sağlamasını temenni ederim.

Kerem Bilgin

1940’lı yıllar Türkiye’sinin yaşadığı kültürel dönüşümün en önemli kurumları arasında yer alan “Köy Enstitüleri” üzerine yazılan bu eseri farklı kılan husus, belgesel ağırlıklı kaynaklardan beslenen monografilerle kıyaslandığında daha canlı bir anlatımın tercih edilmesidir. Köy Enstitüleri deneyimine tanıklık etmiş şahısların yaşanmışlıkları ve anlatımlarından yola çıkılarak hazırlanan bu eser, Köy Enstitüleri literatürüne sağlayacağı katkının yanında, 1940’lı yılların sosyo-kültürel dünyasına da yeni bir pencere açmaktadır.

Doç. Dr. Resul Babaoğlu

Giorgio Agamben

0
Giorgio Agamben
Giorgio Agamben

Giorgio Agamben 22 Nisan 1942 tarihinde İtalya’nın Roma kentinde doğmuş, hukuk ve felsefe eğitimi almıştır. 

Agamben yüksek eğitimini Roma La Sapienza Üniversitesi’nde yapmış ve 1966 yılında Simone Weil’in felsefi düşünceleri hakkında tamamladığı doktora teziyle doktora unvanını kazanmıştır.

Agamben, politik felsefe ve estetik konularında sonradan geliştirdiği önemli kavramlar üzerinde araştırmalar yapmış, 1974-1975’de İngiltere’de “Warburg Enstitüsü”, Londra Üniversitesi’de araştırmacı olarak bulunmuştur.

Akademik Kariyeri

Giorgio Agamben, 1988-1992 yılları arasında İtalya’da Macerata Üniversitesinde ve 1993-2000 yılları arasında Verona Üniversitesi’nde doçent olarak çalışmıştır.

Agamben İtalya’da Venedik IUAV Üniversitesi’nde; Paris Felsefe Uluslarası Koleji (Collège International de Philosophie)’nde ve Saas-Fee, İsviçre’de Avrupa Diploma-Üstü Okulu (European Graduate School)’nda profesörlük yapmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde Kaliforniya Üniversitesi, Berkley ve Northwestern, Evanston ve İllinois’de ve Almanya’da Heinrich Heine Üniversitesi, Düsseldorf’da misafir profesörlük yapmıştır.

Giorgio Agamben, önemli bir düşünür olması yanında iki önemli sinema filminde rol almış bir oyuncudur.

Oyunculuğu ve Ödülleri

Agamben, 2006 yılında Charles Veillon Deneme Avrupa Ödülü (Prix Européen de l’Essai Charles Veillon) kazanmıştır.

Agamben’in, Elsa Morenta hakkında “Saklı Hazinenin Kutlanması” ve “Parodi” adlı denemeleri basılmıştır. Çeşitli yayınevlerine editörlük yapmıştır.

Genova, İtalya’da Temmuz 2001’de G8 toplantısı için ortaya çıkan şiddetli protestolara ve buna önemli katkısı olan “Kara Blok” ve “Anarşist” adını taşıyan grupların protestolarının analizleri üzerinde şahsi felsefe görüşlerini yansıtmak üzere “Get Rid of Yourself (Kendini Ortadan Kaldır)” adlı bir sanat filminde de başrol oynamıştır.

Pier Paulo Pasolini’nin II. Vangelo secondo Matteo (Matta’nın İkinci İncili) adlı sinema filminde Havari Filippo rolünü oynamıştır.

Giorgio Agamben’in de oyuncu olarak rol aldığı Matta’nın İkinci İncili isimli filmin afişi

Agamben’in Felsefe Dünyası

Agamben’in siyaset felsefesi hakkındaki fikirlerinin şekillenmesinde Aristoteles‘in eserleri ve bu eserlerin antik çağ ve orta çağdaki yorumları etkili olmuştur.

Agamben’in ana felsefe düşüncelerini en fazla etkileyen çağdaş filozoflar Martin Heidegger ve Walter Benjamin’dir. Agamben, 1996’ya kadar, Walter Benjamin’in toplanmış eserlerini İtalyanca’ya çevirmiş ve editörlüğünü yapmıştır.  Agamben 2000’li yıllarda Fransız filozofu Michel Foucault’nun ortaya çıkarttığı kavramların geliştirilip derinleştirilmesi üzerinde uğraşmıştır.

Giorgio Agamben’in Olağanüstü Hal isimli eseri 2008 yılında Türkçe’ye çevrilmiştir. 

Agamben, olağanüstü hal rejimlerinin nasıl kontrol altına alınması gerektiği ve demokrasiyi tehdit
etmeyecek bir olağanüstü hal rejiminin mahiyetinin ne olması gerektiği hakkında derin tartışmalar yapmıştır. Agamben’e göre siyasi iktidar temel insan haklarını korumayı garanti altına alan hukuki bir güç gibi görünse de, insanları her türlü haktan mahrum bırakan bir tahakkümden başka bir şey değildir.

Kutsal İnsan – Homo Sacer

Giorgio Agamben – Homo Sacer

Giorgio Agamben’in, Hannah Arendt ve Foucault’un totalitarizm ve biyopolitik konularındaki görüşlerine karşı geliştirdiği Homo Sacer (Kutsal İnsan) teorisi bu konuda yazmış olduğu kitabının da temelini oluşturmaktadır. Yakın geçmişteki çalışmalarında kimlik, tekillik, cemaat kavramları üzerinde yoğunlaşan ve totaliter olmayan ama bireyden de hareket etmeyen bir cemaatin olabilirlik koşullarını araştıran Agamben, bu kitabında çıplak hayat kavramından yola çıkarak eski Yunan’dan bugüne Batı siyasi düşüncesine hakim olan iktidar anlayışının görünmeyen yüzünü ortaya koymaktadır.

Michel Foucault’nun biyolojik modernliğin eşiği olarak adlandırdığı ve insanın biyolojik varoluşunun taşıdığı tüm güçlerle birlikte doğrudan doğruya siyasetin nesnesi haline gelmesi olarak tanımladığı biyosiyaset kavramını çıkış noktası olarak alan Agamben, Foucault’nun tersine biyosiyasetin sadece modernliğe özgü olmadığını, farklı biçimlerde de olsa Aristoteles’ten Roma Hukuku’na, İnsan Hakları Beyannamesi’nden Carl Schmitt’e, Auschwitz’den günümüz toplama kamplarına kadar siyasi düşünce ve pratikleri boydan boya katettiğini açıklamaktadır. İnsanın biyolojik varoluşunu “çıplak hayat” olarak kavramsallaştıran Agamben’e göre bütün bu süreçte söz konusu olan, yaşamın siyasi düzenin içine dahil edilmesi, aslında egemen iktidarın kendisini de kuran kökensel bir edimle iktidarın çıplak hayat üzerinde egemenlik kurmasıdır.

Agamben’in Eserleri

Agamben’in İtalyanca Kitapları
L’uomo senza contenuto, Milano:Rizzoli, 1970
Stanze. La parola e il fantasma nella cultura occidentale, Torino: Einaudi, 1979 (Son baskı: Einaudi, 2006)
Infanzia e storia. Distruzione dell’esperienza e origine della storia, Torino: Einaudi 1979 (Son baskı:Einaudi, 2001)
Il linguaggio e la morte. Un seminario sul luogo della negatività, Torino: Einaudi, 1982 (Son baskı:Einaudi, 2008)
La fine del pensiero, Paris: Le Nouveau Commerce, 1982
Idea della prosa, Milano:Feltrinelli, 1985
La comunità che viene, Torino: Einaudi, 1990 (Son baskı: Torino: Bollati Boringhieri)
Homo sacer. Il potere sovrano e la nuda vita, Torino: Einaudi, 1995 (Son baskı: 2008)
Mezzi senza fine. Note sulla politica, Torino: Bollati Boringhieri, 1996
Categorie italiane. Studi di poetica, Venezia: Marsilio, 1996
Image et mémoire, Paris: Hoëbeke, 1998
Quel che resta di Auschwitz. L’archivio e il testimone. Homo sacer. III, Torino: Bollati Boringhieri, 1998
Il tempo che resta. Un commento alla «Lettera ai romani», Torino: Bollati Boringhieri, 2000
L’aperto. L’uomo e l’animale, Torino: Bollati Boringhieri, 2002
L’ombre de l’amour, Paris: Rivages, 2003 (con Valeria Piazza)
Stato di Eccezione. Homo sacer II, 1, Torino: Bollati Boringhieri, 2003
Genius, Roma:Nottetempo, 2004
Il giorno del giudizio, Roma: Nottetempo, 2004
Profanazioni, Roma: Nottetempo, 2005
Che cos’è un dispositivo?, Roma: Nottetempo, 2006
L’amico, Roma: Nottetempo, 2007
Ninfe, Torino: Bollati Boringhieri, 2007
Il regno e la gloria. Per una genealogia teologica dell’economia e del governo. Homo sacer II, 2, Vicenza: Neri Pozza, 2007 (Son baskı: Torino: Bollati Boringhieri, 2009)
Che cos’è il contemporaneo?, Roma: Nottetempo, 2008
Signatura rerum. Sul Metodo, Torino: Bollati Boringhieri, 2008
Il sacramento del linguaggio. Archeologia del giuramento. Homo sacer II, 3, Roma-Bari: Laterza, 2008
Nudità, Roma: Nottetempo, 2009
Angeli. Ebraismo, Cristianesimo, Islam, a cura di E. Coccia e G. Agamben, Vicenza: Neri Pozza 2009
La Chiesa e il Regno, Roma: Nottetempo, 2010
La ragazza indicibile. Mito e mistero di Kore (con Monica Ferrando), Milano: Electa Mondadori, 2010
Altissima povertà. Regole monastiche e forma di vita. Homo sacer IV, 1, Vicenza: Neri Pozza, 2011
Opus Dei. Archeologia dell’ufficio. Homo sacer II, 5, Torino: Bollati Boringhieri, 2012
Agamben’in İngilizce Kitapları
(1991) Language and Death: The Place of Negativity, University of Minnesota Press.
(1993) Stanzas: Word and Phantasm in Western Culture, University of Minnesota Press
(1993) Infancy and History: The Destruction of Experience, Verso
(1993) The Coming Community, University of Minnesota Press
(1995) Idea of Prose, State University of New York Press
(1998) Homo Sacer: Sovereign Power and Bare Life , Stanford University Press
(1999) The Man without Content Stanford University Press
(1999) The End of the Poem: Studies in Poetics, Stanford University Press,
(1999) Remnants of Auschwitz: The Witness and the Archive Zone Books
(1999) Potentialities: Collected Essays in Philosophy, Stanford University Press
(2007) Profanations, Zone Books
Agamben’in Türkçeye Çevrilmiş Eserleri
(2004) Auschwitz’den Artakalanlar, Bağımsız Kitaplar (Çev: Ali İhsan Başgül)
(2008) Olağanüstü Hal, Varlık Yayınları(Çev: Kemal Atakay)
Infanzia e Soria (1979; Çocukluk ve Tarih; Çev. Betül Parlak, Kanat Kitap, 2010)
Idea della prosa (1985; Nesir Fikri, Çev. Fırat Genç, Metis Yay., 2009)
La Comunità che viene (1990; Gelmekte Olan Ortaklık, Çev. Betül Parlak, Monokl Yay., 2012)
Homo Sacer: Il potere sovrano e la nuda vita (1995; Kutsal İnsan: Egemen İktidar ve Çıplak Hayat, Çev. İsmail Türkmen, Ayrıntı Yay., 2001)
O que resta de Auschwitz: O arquivo e a testemunha (1999; Tanık ve Arşiv: Auschwitz’den Artakalanlar, Çev. Ali İhsan Başgül, Dipnot Yay., 2000)
L’aperto: l’uomo e l’animale (2002; Açıklık: İnsan ve Hayvan, Çev. Meryem Mine Çilingiroğlu, Yapı Kredi Yay., 2015)
Profanazioni (2005; Dünyevileştirmeler, Çev. Betül Parlak, Monokl Yay., 2011)
Stato di Eccezione (2005; İstisna Hâli, Çev. Kemal Atakay, Ayrıntı Yay., 2018)
Che Cos’è un Dispositivo? (2006) ve L’amico (2007)  Dispozitif Nedir? / Dost, Çev. Ekin Dedeoğlu, Monokl Yay., 2012)
Signatura rerum: sul metodo (2008; Şeylerin İşareti: Yöntem Üstüne, Çev. Betül Parlak, Monokl Yay., 2012)
Nudità (2009; Çıplaklıklar, Çev. Suna Kılıç, Alef Yay., 2017)

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu

0
Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, 1567 Kanun numarasıyla, dünya genelinde büyük ekonomik buhranın yaşandığı dönemde, 25 Şubat 1930 tarihinde çıkarılmış; Resmi Gazetede yayınlanarak üç yıl süreyle geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir. Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununun süresi, daha sonra çeşitli tarihlerde yayımlanan kanunlarla 25 Şubat 1970 tarihine kadar uzatılmış; son olarak 11 Şubat 1970 tarihinde yayımlanan 1224 sayılı kanunla süresiz olarak uzatılmıştır.

22 Nisan 1947 tarihinde 13 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Karar alınmıştır.

Türkiye’de yabancı sermayenin teşviki konusunda çıkartılan ilk yasa ise, 1 Mart 1950 tarih ve 5583 sayılı “Hazinece Özel Teşebbüslere Kefalet Edilmesine ve Döviz Taahhüdünde Bulunulmasına Dair Kanun‘dur

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununda 13.09.2018 Tarihinde Yapılan Değişiklik

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununda yapılan 13.09.2018 tarihinde yeniden değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklik ile; Türkiye’de yerleşik kişilerin, ilgili Bakanlıkça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacaktır. Menkul ve gayrimenkul alım satım ile kiralama sözleşmelerinde döviz üzerinden belirlenmiş bedellerin 30 gün içinde Türk lirasına dönüştürülmesi öngörülmüştür.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Eski 10 Türk Lirası

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununda Yapılan Değişiklikler

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, sırasıyla; 2 Aralık 1936 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 3070 sayılı, 26 Aralık 1942 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 4328 sayılı, 18 Mart 1950 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5540 sayılı, 20 Şubat 1954 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6258 sayılı, 15 Mart 1966 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 753 sayılı, 24 Mayıs 1985 tarihli Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 3196 sayılı, 28 Şubat 1989 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 3521 sayılı, 6 Ağustos 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 4961 sayılı, 30 Aralık 2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5827 sayılı Kanunlarla değişikliğe uğrayarak ilişikteki bugünkü şeklini almıştır.

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununun özellikle; Bakanlar Kurulunca alınacak kararlara aykırı hareket edenlere verilecek cezaları açıklayan 3 ve 4 üncü maddeleri en çok değişikliğe uğrayan maddeleridir.

Eski 1.000 Türk Lirası

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu
                  Madde 1 – (Değişik: 15/2/1954 – 6258/1 md.)

        Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Bakanlar Kurulu salahiyetlidir.(2)

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

             Madde 2 – (Değişik: 16/12/1942 – 4328/1 md.)

            Bu kararlar (Türk Parası Kıymetini Koruma) başlığı altında Resmi Gazete ile ve Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlığın münasip göreceği diğer neşir vasıtalariyle neşir ve ilan olunur.

             Şu kadar ki kararların yürürlüğe girmesinde Resmi Gazete ile yapılacak neşir ve ilan esas olup bu gazete ile neşredilen kararlar başka vasıtalarla neşir ve ilan edilmiş olsun olmasın metinlerinde mer’iyet tarihi varsa o tarihten yok ise Resmi Gazete ile neşredildiğinin ertesi gününden itibaren Türkiye’nin her tarafında yürürlüğe girer.

Eski 500.000 Türk Lirası

             Madde 3 – (Değişik: 24/12/2008 – 5827/1 md.)

             Bakanlar Kurulunun bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır.

             Fiil, 1 inci maddede yazılı kıymetlerin izinsiz olarak yurttan çıkarılması veya yurda sokulması mahiyetinde ise 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine göre suç veya kabahat oluşturmadığı takdirde kişi; eşya ve kıymetlerin rayiç bedeli kadar, teşebbüs halinde bu bedelin yarısı kadar idarî para cezası ile cezalandırılır.

——————————

(1)    7/3/1954 tarih ve 6326 sayılı Kanunun 5/4/1973 tarih ve 1702 sayılı Kanunla değişik 118 inci maddesi gereğince; bu kanun petrol hakkı sahiplerine de uygulanır.
(2)    Bakanlar Kurulunun 25/10/1988 tarihli ve 88/13431 sayılı “Bedelsiz İthala ta İlişkin Karar”; 14/11/1988 tarihli ve 19979 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
  (3)    Bu Kanunda geçen “İcra Vekilleri Heyeti” ibareleri, “Bakanlar Kurulu”; “Maliye Vekaleti” ibareleri, “Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlık”; “Cumhuriyet müddeiumumileri” ibareleri, “Cumhuriyet savcıları” olarak; ek 1 inci maddede geçen “kambiyo kontrolörleri” ibaresi ise “Hazine kontrolörleri ve stajyer Hazine kontrolörleri” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

            Her türlü mal, kıymet, hizmet ve sermaye ithal ve ihraç edenler veya bu işlere aracılık edenlerden bu işlemlerinden doğan alacaklarını 1 inci maddeye göre alınan kararlardaki hükümlere göre ve bu kararlarda tayin edilen süreler içinde yurda getirmeyenler, yurda getirmekle yükümlü oldukları kıymetlerin rayiç bedelinin yüzde beşi kadar idarî para cezasıyla cezalandırılırlar. İdarî para cezasına ilişkin karar kesinleşinceye kadar alacaklarını yurda getirenlere, birinci fıkra hükmüne göre idarî para cezası verilir. Ancak, verilecek idarî para cezası yurda getirilmesi gereken paranın yüzde ikibuçuğundan fazla olamaz.

Eski 10.000.000 Türk Lirası

   İthalat, ihracat ve diğer kambiyo işlemlerinde döviz veya Türk Parası kaçırmak kastıyla muvazaalı işlemlerde bulunanlar, yurda getirmekle yükümlü oldukları veya kaçırdıkları kıymetlerin rayiç bedeli kadar idarî para cezasıyla cezalandırılırlar. Bu fiilin teşebbüs aşamasında kalması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.

Bu kabahatlerin bir tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişiye de aynı miktarda idarî para cezası verilir.

Kabahatin konusunu yabancı para oluşturması halinde; idarî para cezasının hesaplanmasında fiilin işlendiği tarih itibarıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının bu paraya ilişkin “döviz satış kuru” esas alınır.

Hükmolunacak idarî para cezasına, suç tarihi ile tahsil tarihi arasındaki süreler için 6183 sayılı Kanuna göre tespit edilen gecikme zammı oranında, para cezası ile birlikte tahsil olunmak üzere, gecikme faizi uygulanır. Gecikme faizinin hesaplanmasında ay kesirleri nazara alınmaz.

Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçların tekerrürü halinde verilecek cezalar iki kat olarak hükmedilir.

Bu madde hükmüne göre idarî para cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısı yetkilidir.

Eski 20.000.000 Türk Lirası

             Madde 4 – (Mülga : 24/12/2008 – 5827/2 md.)
             Madde 5 – (Mülga : 24/12/2008 – 5827/2 md.)
             Ek Madde 1 – (Ek: 15/2/1954 – 6258) (1)

             Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları, Hazine kontrolörleri ve stajyer Hazine kontrolörleri ve kambiyo murakabe mercileri bu kanun hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında tetkikat ve tahkikat yapmak ve tahkikat sırasında suç emareleri bulunursa maznunlar ve suçla ilgisi görülenler nezdinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun zabıt ve arama hakkındaki hükümleri gereğince muamele ifa etmek salahiyetini haizdirler.

–––––––––––––––––––––

(1) 7/7/2011 tarihli ve 646 sayılı KHK’nin 2 nci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “Maliye müfettişleri ile Maliye müfettiş muavinleri, hesap uzman ve yardımcıları” ibaresi “Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları” şeklinde değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.
              Ek Madde 2 – (Ek: 15/2/1954 – 6258; Değişik: 8/3/1966 – 753/1 md.)

             Muhacir ve mültecilerin İskan Kanununun 31 inci maddesi haricinde; menkul ve gayrimenkul mallarının bedeli ve ellerindeki nakitler karşılığında yapacakları ithalat bu kanun hükümlerine tabidir.

             Hariçteki servetlerin tevsik şekli; getirilecek malların cins ve nev’i ile ithal için müracaat zamanı ve Maliye Bakanlığınca verilecek müsaadelerin geçerlik süresi ve konuyla alakalı diğer hususlar ayrı bir Bakanlar Kurulu Kararı ile tespit olunur.

             Bu kanun yürürlükte kaldığı müddetçe; İskan Kanununun 32 nci maddesinin ithal edilecek eşyaların cins ve nev’ini tahdit ve tayin eden hükmü ile 33 üncü maddesi uygulanmaz.

             Ek Madde 3 – (Ek: 15/2/1954 – 6258)

             Bu kanuna aykırı fiilleri ihbar edenlerle suç delillerinin tesbitinde hizmeti görülenlere; hangi hallerde ikramiye verileceği ve verilecek ikramiyenin miktar ve nispeti Bakanlar Kurulu kararı ile tesbit olunur.

             Ancak verilecek ikramiyenin miktarı, bu kanun mucibince hükmolunacak para cezalarından tahsil edilecek miktarın % 45 ini geçemez.

             Ek Madde 4 – (Değişik: 15/2/1989 – 3521/2 md.)

             Bu Kanuna göre gerçek ve tüzelkişiler hakkında hükmolunacak para cezalarıyla 1 inci maddeye göre alınan kararlar uyarınca tahsili gereken alacaklar hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.

             Ek Madde 5 – (7/5/1985 – 3196/3 md. ile gelen Ek md. hükmü olup madde numarası teselsül ettirilmiştir.)

             Bu Kanunun 1 inci maddesine göre Bakanlar Kurulunca alınan kararlarda lehe değişiklik yapılması veya bu kararların yürürlükten kaldırılması hallerinde; değiştirilen veya kaldırılan kararlara aykırı davranışta bulunmuş olanlar hakkında, failin lehine olan kararlar ve kanun hükümleri tatbik ve infaz olunur.(1)

             Madde 6 – Bu kanun neşri tarihinden üç sene müddetle muteberdir.(2)

             Madde 7 – Bu kanun hükümlerinin icrasına Bakanlar Kurulu memurdur.

             20/2/1930 TARİHLİ VE 1567 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN
             GEÇİCİ MADDELER :
             1 – 7/5/1985 tarihli ve 3196 sayılı Kanunun geçici maddesi :

             Geçici Madde –Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 1567 sayılı Kanuna muhalefetten dolayı tutuklu veya hükümlü olanlar derhal tahliye edilirler.

             1567 sayılı Kanuna göre verilmiş ve henüz yerine getirilmemiş mahkümiyet kararlarının yalnızca para cezalarına ilişkin kısımları infaz olunur. Hürriyeti bağlayıcı cezalar ile mütemmim ve feri cezalar infaz edilmez. İnfaz edilecek para cezasından, aynı suçtan dolayı daha önce tutuklu kalınan süreler ile infaz edilmekte olan hürriyeti bağlayıcı cezadan fiilen infaz edilmiş olan süreler, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının 1 numaralı bendindeki cürümler için gösterilen asgari hadde göre hesap edilerek mahsup edilir.

——————————

(1)    Sözü geçen 1 inci madde 1567 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin değişikliği hakkında olup yerine işlenmiştir.
(2)    Maddedeki üç yıllık süre; 2100, 2686, 3336, 3974, 4512, 5014, 5540, 6060, 6258, 7220, 402, 723 ve 990 sayılı Kanunlarla çeşitli tarihlerde uzatılmış olup; en son 3/2/1970 tarih ve 1224 sayılı Kanunla süresiz olarak uzatılmıştır.

                1567 sayılı Kanuna muhalefetten açılmış olup da bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte henüz karara bağlanmamış davalarda, sanık, hakim tarafından verilecek 10 günlük mehil içinde bu Kanunla getirilen ağır para cezasının aşağı haddini yargılama giderleriyle birlikte merciine ödediği takdirde kamu davası ortadan kaldırılır, ancak müsadere hükmü uygulanır. Verilen mehil içinde paranın ödenmemesi halinde ise kamu davasına devam olunur.

             2 – 15/2/1989 tarihli ve 3521 sayılı Kanunun geçici maddesi :

             Geçici Madde – Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce ticari amaçlarla ihraç edilen ve süresinde yurda getirilmemiş olan mal bedeli dövizlerin, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren otuz gün içinde yurda getirilerek bir bankaya satılması halinde cari alış kurundan alımları yapılır.

             Verilen süre içinde yurda getirilmeyerek bankalara satışı yapılmayan açık taahhüt hesaplarına ait dövizlerle ilgili olarak, bu dövizlerin, 1 inci maddeye göre çıkarılan kararlar uyarınca yurda getirilmeleri gereken tarihteki kur ile verilen sürenin son günündeki kura göre hesaplanacak kur farkları ilgililerden, 6183 sayılı Kanuna göre tahsil olunur.

             Yukarıdaki fıkralara göre alımı yapılan döviz ve kur farkları ile ilgili açık taahhüt hesapları kapatılır.

             3 – 30/7/2003 tarihli ve 4961 sayılı Kanunun geçici maddeleri :
             Geçici Madde 1-

Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 1567 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin (b) bendine istinaden kesinleşen mahkeme kararları ile hükmolunan, ancak henüz tahsil edilmemiş bulunan para cezalarına esas teşkil eden yurda getirilmesi gereken kıymetin ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası alış kurları üzerinden yüzde beşinin, bu Kanunun  yayımı  tarihinden  itibaren  doksan  gün  içinde ilgili vergi dairesine ödenmesi veya bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kısmen tahsil edilen para cezasının yurda getirilmesi gereken kıymetin başvuru tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası alış kurları üzerinden hesap edilen tutarının yüzde beşine tekabül ettiğinin tespiti halinde, kesinleşmiş mahkeme kararları bütün neticeleri ile ortadan kalkar. Fazla ödenen tutarlar iade edilmez.

             Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde yükümlü oldukları kıymetleri cari kurdan yurda getirenlerin, cari kur üzerinden hesaplanan değer ile defter kayıtlarında yer alan ihracat bedeli arasındaki fark, pasifte bir fon hesabında izlenir. Bu fon sermayeye eklenmesi halinde gelir veya kurumlar vergisine tabi tutulmaz.

             Geçici Madde 2-

Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 1567 sayılı Kanuna istinaden yürürlüğe konulan mevzuat hükümleri uyarınca süresi içinde zorunlu döviz ve efektif devir ve satış yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseseler ve kıymetli maden aracı kuruluşları, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren yüzelli gün içinde devirle yükümlü oldukları kıymetin yüzde birine tekabül eden tutarın, ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası alış kurları üzerinden Türk Lirası karşılığını ilgili vergi dairesine ödemeleri halinde, bu konuda açılmış davalar ile idarî işlemler bütün neticeleri ile ortadan kalkar.

             Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümlerine göre haklarında kambiyo takibi başlatılan, ancak henüz yargıya intikal ettirilmeyenlerin, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren yüzelli gün içinde yükümlü oldukları kıymeti yurda getirmeleri halinde bu konuda yürütülen idarî işlemler ortadan kalkar. Bu hüküm çerçevesinde yurda getirilen kıymetler için cari kur uygulanır.

             Kanunun yayımı tarihinden itibaren en çok yüzseksen gün içinde kambiyo takibine konu kıymetin yüzde dördüne tekabül eden tutarın ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası alış kurları üzerinden Türk Lirası karşılığını ilgili vergi dairesine ödemeleri halinde; bu konuda açılmış davalar ile idarî işlemler ortadan kalkar.

             25.2.2003 tarihli ve 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunundan yararlanarak adlarına salınan vergileri ödeyen ya da ödeme plânına bağlatan ihracatçı gözüken malî kuruluşlar hakkında geçici 2 nci maddedeki yüzde dört oran yüzde bir olarak uygulanır.

               1567 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN
MEVZUATIN VEYA ANAYASA MAHKEMESİ TARAFINDAN İPTAL EDİLEN HÜKÜMLERİN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ
GÖSTERİR LİSTE
Değiştiren Kanunun/KHK’nin/ İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının  Numarası 1567 sayılı Kanunun değişen veya iptal edilen maddeleri Yürürlüğe Giriş  Tarihi
2100 23/1/1933
2686 18/4/1935
3070 2/12/1936
3336 19/3/1938
3974 15/1/1941
4328 26/12/1942
4512 29/1/1944
5014 24/2/1947
5540 18/2/1950
6060 26/2/1953
6258 20/2/1954
7220 25/2/1959
402 20/2/1964
723 17/2/1966
753 15/3/1966
990 31/1/1968
1224 11/2/1970
3196 24/5/1985
3521 28/2/1989
4961 6/8/2003
5827 3,4,5 30/12/2008
KHK/646 Ek Madde 1 10/7/2011

Mustafa Ruhan Erdem

0
Mustafa Ruhan Erdem

Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem, 22 Nisan 1966 Trabzon/Tonya’da dünyaya geldi. İlk öğrenimini Sivas Karamehmetli Köyü İlkokulunda, ortaokulu Sivas Atatürk Ortaokulunda, liseyi Sivas Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde okudu. 1983 yılında kazandığı Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1987 yılında tamamladı.

Mustafa Ruhan ERDEM

Akademik Kariyeri

Prof. Dr. Mustafa Ruhan ERDEM, 1988 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı’na araştırma görevlisi olarak atandı.

Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde devam ettiği yüksek lisansını “Türk Hukukunda Karşılıksız Yararlanma Suçları” konulu tezle yüksek lisansımı 1991 yılında bitirdi.

Erdem, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 1992 yılında doktora ders aşamasını tamamladıktan sonra 1995 yılında Prof. Dr. Durmuş Tezcan, Prof. Dr. Bahri Öztürk ve Prof. Dr. Zeki Hafızoğulları’nın bulunduğu jüri tarafından oy birliği ile doktora yeterlilik aşamasını tamamladı. Ağustos 1993’te Alman Akademik Değişim Kurumu (DAAD) tarafından sağlanan bursla 10 ay süre ile Augsburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Prof. Dr. Joachim Herrmann nezdinde doktora tezi ile ilgili araştırma yaptı. 1996 yılında Avusturya Akademik Değişim Kurumu (ÖAD) tarafından sağlanan bursla Viyana Ceza Hukuku ve Kriminoloji Enstitüsü’nde Prof. Dr. Winfried Platzgummer nezdinde doktora tezi ile ilgili araştırmalarıma devam etti. 1997 yılında Prof. Dr. Durmuş Tezcan, Prof. Dr. Bahri Öztürk ve Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk’un bulunduğu jüri tarafından oy birliği ile başarılı bulunan “Ceza Muhakemesinde Organize Suçlulukla Mücadelede Gizli Soruşturma Tedbirleri” konulu doktora tezi ile doktor unvanı kazandı.

Erdem,1997 yılında Yardımcı Doçentlik kadrosuna atandı, Haziran 2001’de kısa dönem askerlik görevimi tamamladı.

2001-2002 tarihleri arasında Adalet Meslek Yüksekokulu müdür yardımcılığı görevini yürüttü.

2003-2004 yılları arasında Alexander von Humboldt Vakfı tarafından sağlanan bursla 14 ay süre ile Giessen Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Prof. Walter Gropp nezdinde doçentlik tezi ile ilgili araştırmalarda ve incelemelerde bulundu.

Mstafa Ruhan Erdem

İdari Görevleri

Prof. Dr. Mustafa Ruhan ERDEM, 2004-2005 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi yönetim kurulu üyeliği yaptı. 2005 tarihi itibariyle tekrar yönetim kurulu üyeliğine atandı. Kasım 2004’te atandığı Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekan yardımcılığı görevini 2006 yılına kadar sürdürdü.

17.05.2005 tarihinde Prof. Dr. Durmuş Tezcan, Prof. Dr. Bahri Öztürk, Prof. Dr. Timur Demirbaş, Prof. Dr. M. Emin Artuk ve Prof. Dr. Füsun Sokullu Akıncı’dan oluşan jürinin kararı ile doçentlik unvanını kazandı ve “Ceza ve Ceza Usul Hukuku Doçenti” oldu.

09.01.2006 tarihi itibariyle DEÜ Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı’na atandı. 2010 yılında Yaşar Üniversitesi’nde profesör olarak çalışmaya başladı. Halen Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi de öğretim üyesi olarak tam zamanlı çalışmaktadır. Çok sayıda makalesi, bilimsel tebliği ve kitabı bulunmaktadır.

Paris İklim Anlaşması

0
Paris İklim Anlaşması, temiz enerjiye geçişte tüm dünyaya yol göstermek üzere 2015 yılında düzenlenmiş ve  22 Nisan 2016 tarihinde imzalanmış olan iklim değişikliği konusundaki ilk çok uluslu anlaşmadır.
Paris İklim Anlaşması, Kyoto Protokolü’nün 2020 yılında sona erecek olması sebebiyle, 2015 yılında Fransa’nın Paris kentinde gerçekleştirilen 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21), 2020’den sonra geçerli olmak üzere kabul edilmiştir.
Anlaşmanın öncesindeki dönemde bir insan hakkı olan ‘çevre hakkı’ ile ilgili olarak 1972 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı sonucunda Stockholm Bildirgesi yayınlanmış, 28 Ekim 1982 tarihinde Dünya Doğa Şartı kabul edilmiş, 1990 Paris Sözleşmesinde çevre hakkı ile ilgili somut  maddeler yer almıştır.
Bergen- BM Avrupa Ekonomik Komisyonu Çevre ve Kalkınma Konferansı  Sonuç Bildirgesi, 1990 yılında çevre hakkı konusunda önemli gelişme sağlamıştır.
1992 yılında Rio Toplantısında Çevre Sözleşmesi imzalanmış, insanların sürekli ve dengeli kalkınmanın merkezinde olduğu ve doğa ile uyum içinde sağlıklı ve verimli bir hayata hakları olduğu vurgulanmıştır.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi(BMİDÇS) iklim değişikliği sorununa karşı küresel tepkinin temelini oluşturmak üzere 1992 yılında kabul edilmiş ve 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiş, Türkiye, Sözleşmeye 24 Mayıs 2004 tarihinde katılmıştır.
Anlaşma, 5 Ekim 2016 itibariyle, küresel sera gazı emisyonlarının %55’ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun karşılanması sonucunda, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz ise Paris Anlaşması’nı, 22 Nisan 2016 tarihinde, New York’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzalamış, henüz Taraf olmamıştır.
Avrupa Birliği, 2030 İklim ve Enerji Politikaları Çerçevesi ve Avrupa Komisyonu’nun 2020 sonrası küresel iklim değişikliği ile mücadele planını esas alarak iklim eylem planını sunan ilk büyük ekonomi olmuş; 2030 yılı için ekonomi genelindeki sera gazı emisyonunu en az %40 azaltma hedefini açıklamıştır.
Paris İklim Anlaşması, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, G20 ve G7 toplantılarının gündemlerinde yer almakta olan ve sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması bağlamında, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi‘nin amaçladığı hedefleri gerçekleştirmek üzere; 22 Nisan 2016 tarihinde New York’ta düzenlenen üst düzey bir törenle imzaya açılmıştır. Küresel sera gazı emisyonlarının asgari %55’ini temsil eden en az 55 ülkenin imzasını takiben yürürlüğe girmesi planlanan Anlaşma, dünya ülkelerinin ezici çoğunluğu tarafından imzalanmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri, anlaşmaya önce katılmış ancak Donald Trump döneminin sona ermesine kısa bir süre anlaşmadan çekilmiştir. İklim değişikliğiyle mücadeleyi öncelikleri arasına alan Joe Biden’ın 2021 yılı ocak ayında başkanlık görevine başladığı ilk gün Trump’ın çekildiği Paris İklim Anlaşması’na yeniden dahil olmaya yönelik başkanlık kararnamesini imzalamış ve sözleşmeye katılıma iradesi gösterilmiştir. Türkiye 2021 yılı başı itibari ile anlaşmaya katılmamıştır.

Paris Anlaşması’nın Önemi

Paris anlaşması, sera gazı emisyonlarının tavan yapması nedeniyle küresel bir tehdit olan iklim sorununun çözülmesi için bir takvim oluşturulmasını amaçlamakta, önerilen çözümlerin en kısa sürede uygulanmasını temin etmek üzere küresel bir eylem planı ortaya koymaktadır.
Anlaşmanın, küresel ısınmayı sanayi devrimi öncesine göre 2°C’nin oldukça altında tutan ve hatta 1.5°C ile sınırlamayı amaçlayan uzun vadeli bir hedefi bulunmakta; tüm paydaş devletlere, yatırımcılara, işletmelere, sivil toplum örgütlerine ve politika yapıcılara temiz enerjiye küresel olarak
geçmeyi hedef olarak koymaktadır.
Tüm emisyonların yaklaşık % 98’inden sorumlu 189 ülkenin sunduğu ulusal iklim planları (INDC) ile, iklim değişikliği ile mücadelede planlı ve programlı bir çaba harcanmakta; izleme ve durum değerlendirmesi yapmayı amaçlayan dinamik bir mekanizma ihtiyacı ortaya konulmaktadır. 2023 yılından itibaren taraflar, emisyon azaltımı, uyum ve sağlanan/alınan destekler konusundaki ilerlemeyi değerlendirmek üzere, her beş yılda bir “küresel durum değerlendirme” zirvelerinde bir araya gelecektir.
Taraflar, şeffaflık ve sorumluluk içinde yasal yükümlülüklerini yerine getirecek, iki yılda bir sera gazı envanterlerini çıkaracak ve ulusal gelişmeleri raporlayacaktır. Hedeflere ulaşmada, “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler”  ilkesi prensip olarak benimsenmiştir.
Uyum konusu, Paris Anlaşması ile ilk defa kapasite geliştirme, iklim değişikliğine direnç ve iklim değişikliğinden etkilenebilirlik konularını içerecek şekilde çalışmalar yapacaktır.
Anlaşmaya göre; gelişmiş ülkeler, mutlak emisyon azaltım hedeflerini üstlenerek öncülük edecekler, gelişmekte olan ülkelere destek olacaklardır. En az gelişmiş ülkeler ise düşük sera gazı emisyonlu büyüme strateji, plan ve eylemlerini özel koşulları çerçevesinde hazırlayabileceklerdir.
Türkiye, Paris Anlaşmasına taraf olmamakla birlikte, Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanını  30 Eylül 2015 tarihinde Sözleşme Sekretaryasına sunmuştur. Türkiye’nin ulusal katkı beyanına göre, sera gazı emisyonlarının 2030 yılında referans senaryoya (BAU) göre artıştan  %21 oranına kadar azaltılması öngörülmüştür. Türkiye, finans ve teknoloji desteklerine erişebilmek bakımından kendisi ile benzer konumdaki ülkelerle aynı şekilde muamele görmeyi talep etmekte ve ekonomik büyüme, nüfus artışı gibi ölçütler dikkate alındığında mutlak emisyon azaltımı yapmanın imkansızlığını ileri sürmektedir.

Anlaşmanın Çevirisi 

Paris İklim Anlaşması’nın Türkçe çevirisi, Ekoloji Kolektifi Derneği tarafından yapılmış  ve 2016 yılı ocak ayında yayınlanmış, https://ekolojikolektifi.org/  sitesinde açık erişime açılmıştır. Editör olarak, Ilgın Özkaya Özlüer, Ethemcan Turhan ve Fevzi Özlüer görev almış,  çeviri Yunus Bakihan Çamurdan tarafından yapılmıştır.

Paris İklim Anlaşması

İşbu Anlaşmanın Tarafları,
Bundan sonra “Sözleşme” olarak anılacak olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin Tarafları sıfatıyla,
Sözleşme Taraflar Konferansının on yedinci oturumunda alınan 1/CP.17 kararı uyarınca kurulan Daha Etkin Tedbirler için Durban Platformu gereğince,
Sözleşmenin amacına yönelik olarak ve Sözleşmenin hakkaniyet ilkesine ve ortak ama farklı ulusal koşullar ışığında farklılaştırılmış sorumluluklar ve mütekabil yetkiler gibi ilkelerine dayanarak,
İklim değişikliğinin doğurduğu acil tehdide karşı elde bulunan en iyi bilimsel veriler temelinde etkin ve gittikçe gelişen bir müdahale gereğini kabul ederek,
Ayrıca gelişmekte olan ülke Tarafların, özellikle de iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında kırılgan ülkelerin Sözleşme kapsamında özel gereksinimlerini ve koşullarını kabul ederek,
İklim değişikliği eylemleri, müdahaleleri ve etkileri ile sürdürülebilir kalkınmaya adil erişim ve yoksulluğun ortadan kaldırılması arasındaki esaslı ilişkiyi vurgulayarak,
Gıda güvenliğini sağlama ve açlığı sona erdirme yönünde temel önceliği ve gıda üretimi sistemlerinin iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında özel hassasiyetlerini dikkate alarak,
İklim değişikliğinin insanlığın ortak bir kaygısı olduğunu kabul ederek, Tarafların iklim değişikliğine müdahale amaçlı eyleme geçtiklerinde insan hakları, sağlık hakkı, yerli halkların, yerel toplulukların, göçmenlerin, çocukların, engellilerin ve hassas durumdaki kişilerin hakları, kalkınma hakkı ve ayrıca cinsiyetler arası eşitlik, kadınların güçlendirilmesine ve kuşaklar arası adalet konularındaki yükümlülüklerine uygun hareket etmeli, bu hususlara saygılı olmalı ve onları geliştirmelidir.
Sözleşmede belirtilen sera gazı yutak ve rezervuarlarını uygun şekilde korumanın önemini kabul ederek,
Tüm ekosistemlerin, bu kapsamda okyanısların bütünlüğünün güvenceye alınması, bazı kültürlerin Toprak Ana olarak adlandırdığı biyoçeşitliliğin korunmasının önemini ve iklim değişikliğine müdahalede faaliyete geçerken “iklim adaleti” kavramının önemini vurgulayarak,
İşbu Anlaşmada ele alınan her konunun her düzeyinde eğitimin, öğretimin, toplum bilincinin, halk katılımının, bilgiye açık erişimin ve işbirliğinin önemini teyit ederek,
İklim değişikliğine müdahale sırasında her düzeydeki idare ve muhtelif aktörler arasında ilgili Tarafların ulusal mevzuatı kapsamında sürdürülen ilişkilerin önemini kabul ederek,
Ayrıca gelişmiş ülke Tarafların öncülük ettiği sürdürülebilir yaşam tarzlarının ve sürdürülebilir tüketim ve üretim biçimlerinin iklim değişikliğine müdahalede oynadığı önemli rolü kabul ederek,
Aşağıdaki kararları almıştır:
MADDE 1

İşbu Anlaşmanın amacı yönünden Sözleşmenin Madde 1 hükmünde ifade edilen tanımlar geçerli olacaktır.

Bunlara ek olarak:

1 . “Sözleşme” 9 Mayıs 1992 tarihinde New York’ta kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi anlamındadır.

2. “Konferans” Sözleşme Taraflarının Konferansı anlamındadır.

3. “Taraf” işbu Anlaşmanın tarafı anlamındadır.

MADDE 2

1. Sözleşmenin uygulanmasına ve hedefine ulaşmakta destek niteliğindeki bu Anlaşma iklim değişikliği tehdidine, sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğu ortadan kaldırma çabaları bağlamında küresel yanıtı aşağıdaki yollarla güçlendirmeyi amaçlamaktadır:

(a) Küresel ortalama sıcaklıktaki artışı endüstri öncesi düzeylerin 2 °C üstünün çok aşağısında tutarak ve sıcaklık artışını endüstri öncesi düzeylerin 1,5 °C üstüyle sınırlamak yönünde çaba göstererek bunların iklim değişikliği risk ve etkilerini önemli ölçüde sınırlayacağını kabul etmek,

(b) İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum kabiliyetini arttırmak, iklim direncini ve sera gazı düşük emisyonlu büyümeyi gıda üretimini tehdit etmeyecek şekilde güçlendirmek,

(c) Düşük emisyonlu ve iklim yönünden dirençli büyümeyle uyumlu finansman akışını sağlamak.

2. İşbu Anlaşma hakkaniyet ilkesine ve ortak fakat farklı ulusal koşullar ışığında farklılaştırılmış sorumluluklar ve mütekabil yetkiler ilkelerini yansıtacak şekilde uygulanacaktır.

MADDE 3

İklim değişikliğine küresel müdahale yönünden ulusal düzeyde belirlenmiş katkılar olarak Tarafların tamamı işbu Anlaşmanın Madde 2 hükmünde belirtilen amacı elde etme yönünde Madde 4, 7, 9, 10, 11 ve 13 hükümlerinde belirlenen istekli çabaları üstlenecek ve iletecektir. Tarafların tamamının çabaları gelişmekte olan ülke Tarafların işbu Anlaşmayı uygulamaları yönünden desteklenmesini kabul ederken zaman içinde bir ilerlemeyi ifade edecektir.

MADDE 4

1. Madde 2 hükmünce ifade edilen uzun vadeli sıcaklık hedefine ulaşabilmek için Taraflar sera gazı emisyonları küresel zirve değerlerine en kısa sürede ulaşmayı amaçlarken zirve değerlere ulaşılmasının gelişmekte olan ülke Taraflar yönünden daha geç gerçekleşeceğini dikkate alarak bunun ardından eldeki en iyi bilimsel veriler ışığında ve bu yüzyılın ikinci yarısında sera gazlarının kaynaklar temelinde insan kaynaklı emisyonları ile yutaklar temelinde uzaklaştırmaları arasında dengeyi adalet temelinde ve sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması çabaları bağlamında hızla azaltım çalışmalarına başlamayı amaçlar.

2. Taraflardan her birisi elde etmeyi amaçladığı ardışık ulusal katkıları hazırlayacak, iletecek ve sürdürecektir. Taraflar bu katkıların amaçlarına ulaşmaya yönelik ulusal azaltım tedbirlerini hayat geçirecektir.

3 . Her bir Tarafa ait ardışık ulusal katkılar o Tarafın sürmekte olan ulusal katkısına göre ilerlemeyi ifade edecek ve en yüksek olası isteği yansıtırken o Tarafın ortak ama farklı ulusal koşullar ışığında farklılaştırılmış sorumluluklar ve mütekabil kapasitelerini temsil edecektir.

4. Gelişmiş ülke Taraflar ekonomi genelinde mutlak emisyon azaltım hedeflerini üstlenerek öncülük etmeye devam etmelidirler. Gelişmekte olan ülke Taraflar azaltım çabalarını güçlendirmeyi sürdürmeli ve emisyon azaltım veya sınırlama hedeflerini zaman içinde ekonomi geneline genişletme çabaları için teşvik edilmelidir.

5. Gelişmekte olan ülke Taraflara sunulacak desteğin faaliyetlerinde istekliliği arttıracağını dikkate alarak gelişmekte olan ülke Taraflara işbu Maddenin uygulanmasında ve Madde 9, 10 ve 11 çerçevesinde destek sağlanacaktır.

6. En az gelişmiş ülkeler ve küçük ada gelişmekte olan devletleri düşük sera gazı emisyonlu büyüme strateji, plan ve eylemlerini özel koşulları çerçevesinde hazırlayarak iletebilirler.

7. Tarafların uyum faaliyetlerinden ve/veya ekonomik çeşitlendirme planlarından kaynaklı ek faydalar işbu Madde kapsamındaki azaltım sonuçlarına katkıda bulunabilir.

8. Ulusal düzeyde belirlenmiş katkılarını sunarken Tarafların tamamı 1/CP.21 kararı ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca alınan diğer ilgili kararlar gereğince netlik, şeffaflık ve anlaşılırlık için gerekli bilgileri temin edecektir.

9. Tarafların tamamı 1/CP.21 kararı ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca alınan diğer ilgili kararlar gereğince ulusal katkılarını her beş yılda bir iletecek ve Madde 14 hükmünde ifade edilen küresel envanter sonuçlarıyla ilgili olarak bilgilendirilecektir.

10. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı ulusal katkılar için ortak bir takvimi ilk oturumunda görüşecektir.

11. Taraflardan herhangi birisi mevcut ulusal katkısını isteklilik düzeyini yükseltmek amacıyla ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından belirlenecek usule uygun olarak uyarlayabilir.

12. Taraflarca iletilen ulusal katkılar Sekretarya tarafından tutulan ortak bir kayda geçirilecektir.

13. Taraflar belirledikleri ulusal katkılarının hesaplanmasından sorumlu olacaklardır. Kendi ulusal katkılarına tekabül eden insan kaynaklı emisyonları ve uzaklaştırmaları hesaplarken Taraflar Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından belirlenecek usule uygun olarak çevresel bütünlüğü, şeffaflığı, doğruluğu, tamlığı, karşılaştırılırlığı ve tutarlılığı ön plana çıkaracak ve mükerrer sayımın önlenmesini sağlayacaklardır.

14. Ulusal katkıları bağlamında, Taraflar insan kaynaklı emisyon ve uzaklaştırtmalar yönünden azaltım faaliyetlerini kabul eder ve uygularken Sözleşme kapsamındaki mevcut yöntem ve düzenlemeleri işbu Maddenin fıkra 13 hükmü çerçevesinde dikkate alacaktır.

15. Taraflar işbu Anlaşmanın uygulanmasında ekonomileri müdahale tedbirlerinden en çok etkilenen Tarafların, özel olarak gelişmekte olan ülke Tarafların kaygılarını göz önünde bulunduracaktır.

16. Taraflar, bu kapsamda bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri ve bunların üye devletleri, işbu Maddenin fıkra 2 hükmü çerçevesinde ortak hareket etme kararı alırlarsa Sekretaryayı bu yönde varılan anlaşmanın hükümlerinden, bu bağlamda Taraflara ilgili süre zarfında ayrı ayrı tahsis edilen emisyon düzeylerinden, ulusal katkılarını iletmeleri sırasında haberdar edecektir. Sekretarya da o anlaşmanın hükümlerini Taraflara ve Sözleşme imzacılarına duyuracaktır.

17. Böyle bir anlaşmaya varan her bir Taraf işbu Maddenin 13 ve 14. fıkra hükümleriyle Madde 13 ve 15 uyarınca, yukarıdaki 16. fıkra kapsamındaki emisyon düzeyinden anlaşmada belirtilen miktar üzerinden sorumlu olacaktır.

18. Eğer birlikte hareket etmeyi kararlaştıran Taraflar kendisi de işbu Anlaşmaya taraf bir bölgesel ekonomik işbirliği örgütü çerçevesinde davranmak üzerinde anlaşmışlarsa işbu Maddenin 13 ve 14. fıkra hükümleriyle Madde 13 ve 15 uyarınca, yukarıdaki 16. fıkra kapsamındaki emisyon düzeyinden hem bu bölgesel ekonomik işbirliği örgütünün her bir üye devlet tekil olarak, hem de bölgesel ekonomik işbirliği örgütü birlikte ve anlaşmada belirtilen miktar üzerinden sorumlu olacaktır.

19. Tarafların tamamı uzun vadeli düşük sera gazı emisyonlu büyüme stratejilerini ortak ama farklı ulusal koşullar ışığında farklılaştırılmış sorumluluklar ve mütekabil kapasitelerini dikkate alan Madde 2 hükmüne uygun şekilde formüle etmek ve iletmek için çaba gösterecektir.

MADDE 5

1. Taraflar Sözleşme Madde 4 fıkra 1(d) hükmünde ifade edilen sera gazı yutak ve rezervuarlarını ve bu kapsamda ormanları uygun şekilde muhafaza etmek ve güçlendirmek için harekete geçecektir.

2. Taraflar Sözleşme çerçevesinde kararlaştırılmış bulunan mevcut çerçeveyi hayata geçirmek ve sonuç temelli ödemeler gibi yöntemlerle desteklemek için harekete geçmeye ormansızlaşma ve orman alanlarının bozulmasından kaynaklı emisyonların azaltılmasıyla ilgili eylemler için politika yaklaşımları ve pozitif teşvikler, ormanların korunmasının ve sürdürülebilir yönetiminin ve gelişmekte olan ülkelerde orman karbon stoklarının güçlendirilmesinin oynadığı rol, ormanların bütünsel ve sürdürülebilir yönetimi için ortak azaltım ve uyum yaklaşımları gibi alternatif politika yaklaşımlarıyla birlikte bu yaklaşımlarla ilgili karbon dışı yararların uygun şekilde teşvik edilmesinin önemini teyit ederlerken yönlendirilirler.

MADDE 6

1. Taraflar Taraflardan bazılarının ulusal katkılarının uygulanması yönünden azaltım ve uyum faaliyetlerinde daha üst düzeyde istekliliğe olanak sağlanması ve sürdürülebilir kalkınma ve çevresel bütünlüğün desteklenmesi için gönüllü işbirliği yolunu seçebileceklerini kabul eder.

2. Taraflar uluslararası olarak aktarılmış azaltım sonuçlarının ulusal katkılara yönlendirilerek kullanılmasını kapsayan işbirlikçi yaklaşımlara gönüllü temelde katılırken sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek ve çevresel bütünlükle birlikte özellikle idarede şeffaflığı temin edecek ve diğer sakıncaların yanında mükerrer sayımı da engellemek için Paris Anlaşması Taraflarının buluşması niteliğinde olan Taraflar Konferansının kabul ettiği yönlendirici düzenlemelere uygun, güvenilir bir hesap sistemi uygulayacaktır.

3. Uluslararası olarak aktarılmış azaltım sonuçlarının işbu Anlaşma çerçevesinde ulusal olarak belirlenmiş katkılara ulaşmak amacıyla kullanılması gönüllülük esasında olacak ve katılan Tarafların yetkilendirmesiyle gerçekleşecektir.

4. Sera gazı salımlarının azaltılmasına ve sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesine katkıda bulunmak amaçlı bir mekanizma işbu Anlaşma kapsamında ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının yetki ve yönlendirmesi altında, Taraflarca gönüllülük esasında kullanılmak üzere oluşturulmaktadır.

Bu mekanizmaya Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca belirlenmiş bir organ tarafından nezaret edilecek ve aşağıdaki hedeflere ulaşılmaya çalışılacaktır:

(a) Sera gazı salımlarının azaltılmasını sürdürülebilir kalkınmanın güçlendirilmesiyle birlikte desteklemek,

(b) Tarafça yetkilendirilen kamu veya özel tüzellerin sera gazı salımlarının azaltılmasına katılmasını teşvik etmek ve kolaylaştırılmak,

(c) Başka Tarafların da kendi ulusal katkılarını gerçekleştirmeleri için kullanabilecekleri salım azaltımlarıyla sonuçlanan azaltım faaliyetlerinden faydalanacak ev sahibi Tarafın emisyon düzeylerinin azaltılmasına katkıda bulunmak,

(d) Küresel emisyonlarda toplam bir azaltımı sağlamak.

5. İşbu Madde fıkra 4 hükmünce ifade edilen mekanizmadan kaynaklanan salım azaltımları başka bir Tarafın kendi ulusal katkısını gerçekleştirdiğini göstermek için kullanılmışsa ev sahibi Tarafın ulusal katkısının gerçekleştirildiğini göstermek amacıyla kullanılmayacaktır.

6. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı işbu Madde fıkra 4 hükmünce ifade edilen mekanizma kapsamındaki faaliyetlerin maddi getirisinin bir kısmının idari harcamaların karşılanması ve ayrıca iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında özel hassasiyeti bulunan gelişmekte olan ülke Tarafların uyum giderlerinde yardımcı olunması için kullanılmasını güvenceye alacaktır.

7. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı işbu Madde fıkra 4 hükmünce ifade edilen mekanizma için kuralları, şekilleri ve usulleri ilk oturumunda kabul edecektir.

8. Taraflar Tarafların ulusal katkılarını sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması bağlamında, koordine ve etkin şekilde, bu kapsamda azaltım, uyum, finans, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme konularında uygulamaları için gerekli desteğin sağlanmasında bütünlüklü, bütüncül ve dengeli piyasa dışı yaklaşımların önemini kabul ederler.

Bu yaklaşımların amacı:

(a) Azaltım ve uyum yönünde istekliliğin desteklenmesi,
(b) Ulusal katkıların uygulanmasında kamu ve özel sektör katılımının güçlendirilmesi,
(c) Belgeler ve ilgili kurumsal düzenlemeleri kapsayıcı koordinasyon için olanaklar sağlanması olacaktır.

9. Sürdürülebilir kalkınma için piyasa dışı yaklaşımlara ilişkin çerçeve işbu Madde fıkra 8 hükmünde belirtilen piyasa dışı yaklaşımları desteklemek amacıyla işbu Anlaşmada tanımlanmaktadır.

MADDE 7

1. İşbu Anlaşma Tarafları uyum kapasitesinin arttırılması, dirençliliğin güçlendirilmesi ve iklim değişikliği karşısında kırılganlığın azaltılması için, sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunma ve Madde 2 kapsamında tanımlanan sıcaklık hedefi açısından uygun bir uyum tedbiri alınmasını sağlamak üzere uyum konusunda küresel bir hedefi belirlemektedirler.

2. Taraflar uyumun yerel, ulusal altı, ulusal, bölgesel ve uluslararası tüm boyutlarıyla birlikte karşılaşılan küresel bir zorluk olduğunu ve insanları, geçim kaynaklarını ve ekosistemlerini korumak amaçlı olarak iklim değişikliğine uzun vadeli ve küresel müdahalenin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine özel olarak hassas gelişmekte olan ülke Tarafların acil ve dolaysız gereksinimlerini dikkate alarak uygulanmasında kilit bir bileşen olmanın yanında temel katkı sağladığını da kabul ederler.

3. Gelişmekte olan ülke Tarafların uyum çabaları Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının ilk oturumunda kabul edilen usul ve esaslar çerçevesinde tanınacaktır.

4. Taraflar uyum için mevcut gereksinimin önemli olduğunu ve daha yüksek seviyede azaltmanın ek uyum çalışmalarına duyulan ihtiyacı azaltacağını ve daha fazla uyum ihtiyacının daha yüksek uyum maliyeti anlamına geleceğini kabul ederler.

5. Taraflar uyum faaliyetinin ülke temelli, cinsiyetler konusunda duyarlı, katılımcı ve tamamen şeffaf bir yaklaşımı takip etmesi gerektiğini, bu yaklaşımda kırılgan grupların, toplulukların ve ekosistemlerin dikkate alınacağını ve mevcut en iyi bilimsel veriler ve uygun hallerde uyumu ilgili sosyo-ekonomik ve çevresel politika ve eylemlere entegre etmek üzere kullanılan geleneksel bilgiler, yerli halkların bilgileri ve yerel bilgi sistemleri ışığında temellendirileceğini ve yönlendirileceğini kabul ve taahhüt ederler.

6. Taraflar uyum çabalarında desteğin ve uluslararası işbirliğinin önemini ve gelişmekte olan ülke Tarafların, özellikle iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında kırılgan olanların gereksinimlerini dikkate almanın önemini kabul ederler.

7. Taraflar uyum konusunda faaliyetlerini güçlendirici işbirliklerini aşağıdaki konular dâhil olmak üzere Cancun Uyum Çerçevesini dikkate alarak geliştireceklerdir:

(a) Uyum faaliyetlerine ilişkin bilim, planlama, politika ve uygulama gibi konularla bağlantılı bilgilerin, iyi uygulamaların, deneyimlerin ve çıkarılan derslerin paylaşılması,

(b) Sözleşme kapsamında işbu Anlaşmaya ilişkin olan kurumsal düzenlemelerin ilgili bilgi ve verilerin sentezlenmesi ve Taraflara teknik destek ve rehberlik sağlanması için güçlendirimesi,

(c) İklim hakkında bilimsel bilgilerin, bu kapsamda iklim sisteminin ve erken uyarı sistemlerinin araştırılmasının, sistematik gözleminin iklim kuruluşlarını bilgilendiren ve karar almayı destekleyen şekilde güçlendirilmesi,

(d) Gelişmekte olan ülke Taraflara etkili uyum uygulamalarının, uyum gereksinimlerinin ve önceliklerinin, uyum faaliyet ve çalışmaları için sağlanan ve alınan desteğin ve zorluklar ve boşlukların tanımlanması konusunda iyi uygulamaları teşvik eden biçimde destek sağlanması,

(e) Uyum faaliyetlerinin etkinliğinin ve kalıcılığının geliştirilmesi.

8. Birleşmiş Milletlerin uzman örgütleri ve kurumları Tarafların işbu Madde fıkra 7 hükmünce tanımlanan çabalarını işbu Madde fıkra 5 hükmünü dikkate almak suretiyle desteklemeye teşvik edilir.

9. Her bir Taraf, uygun olan şekilde, uyum planlama süreçlerinde ve faaliyetlerin hayata geçirilmesinde, bu kapsamda ilgili plan, politika ve/veya katkıların oluşturulmasında veya geliştirilmesinde katılım sağlayacaktır.

Bu katılım şunları kapsayabilir:

(a) Uyum eylemleri, taahhütleri ve/veya çabalarının hayata geçirilmesi,

(b) Ulusal uyum planlarının formüle edilmesi ve hayata geçirilmesi süreci,

(c) İklim değişikliği etkileri ve kırılganlığın ulusal olarak öncelikli belirlenmiş eylemleri kırılgan insanları, yerleri ve ekosistemleri dikkate alarak formüle etme perspektifiyle değerlendirilmesi,

(d) Uyum planları, politikaları, programları ve eylemlerinin izlenmesi, değerlendirilmesi ve bunlardan dersler çıkartılması,

(e) Sosyo-ekonomik ve ekolojik sistemlerin esnekliğinin ekonomik çeşitlendirme ve doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi gibi yöntemlerle inşa edilmesi.

10. Taraflardan her birisi sunacağı ve periyodik olarak güncelleyeceği, önceliklerini, uygulama ve destek gereksinimlerini, planlarını ve eylemlerini gelişmekte olan ülke Taraflara herhangi bir ek yük yüklemeksizin içerebilecek bir uyum bildirimi oluşturacaktır.

11. İşbu Madde fıkra 10 hükmünde belirtilen uyum bildirimi iletilen diğer bildirim veya belgelerin, bu kapsamda ulusal uyum planının, Madde 4 fıkra 2 hükmünce belirtilen ulusal katkının ve/veya ulusal bildirimin parçası olarak veya onlarla bağlantılı şekilde sunulacak ve periyodik olarak güncellenecektir.

12. İşbu Madde fıkra 10 hükmünde belirtilen uyum bildirimi Sekretarya tarafından tutulan ortak kayıt bünyesinde kaydedilecektir.

13. İşbu Madde fıkra 7,9, 10 ve 11 hükümlerinin Madde 9, 10 ve 11 çerçevesinde uygulanması için gelişmekte olan ülke Taraflara sürekli ve güçlendirilmiş uluslararası destek sağlanacaktır.

14. Madde 14 tarafından belirtilen küresel envanter diğer hususların yanında aşağıdakileri içerecektir:

(a) Gelişmekte olan ülke Tarafların uyum çabalarının tanınması,

(b) Uyum faaliyeti uygulamasının işbu Madde fıkra 10 hükmünce belirtilen uyum bildirimi dikkate alınarak güçlendirilmesi,

(c) Uyumun ve uyum için sağlanan desteğin uygunluğunun ve etkinliğinin gözden geçirilmesi,

(d) İşbu Madde fıkra 1 tarafından beliritlen küresel uyum hedefine ulaşmada kaydedilen toplam ilerlemenin gözden geçirilmesi.

MADDE 8

1. Taraflar iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle, bu kapsamda ekstrem hava olayları ve yavaş başlangıç olaylarıyla ilgili kayıp ve zararın tersine çevrilmesinin, azaltılmasının, bunlara müdahale edilmesinin ve kayıp ve zarar riskinin azaltılmasında sürdürülebilir kalkınmanın oynadığı rolün önemini bilmektedirler.

2. İklim Değişimiyle Etkileriyle ilişkili Kayıp ve Zarar için Varşova Uluslararası Mekanizması Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının yetkisine ve yönlendirmesine tâbi olacak ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından kararlaştırılacağı üzere desteklenip güçlendirilebilecektir.

3. Taraflar iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle ilgili kayıp ve zarar yönünden işbirlikçi ve kolaylaştırıcı bir zeminde, örneğin Varşova Uluslararası Mekanizması üzerinden karşılıklı anlayışı, eylem ve desteği güçlendirmelidir.

4 . Bu nedenle karşılıklı anlayışı, eylem ve desteği güçlendirme amaçlı işbirliği ve kolaylaştırma alanları aşağıdakileri kapsayabilir:

(a) Erken uyarı sistemleri,
(b) Acil durumlara hazırlıklılık,
(c ) Yavaş başlayan iklim olayları,
(d) Geri döndürülemez ve kalıcı kayıp ve zarar içerebilen olaylar,
(e ) Kapsamlı risk değerlendirmesi ve yönetimi,
(f) Risk sigortası kaynakları, iklim riski havuz sistemi ve diğer sigorta çözümleri,
(g) Ekonomik olmayan kayıplar,
(h) Toplulukların, geçim kaynaklarının ve ekosistemlerin esnekliği.
5 . Varşova Uluslararası Mekanizması Anlaşma kapsamındaki mevcut organlar ve uzman gruplarıyla ve ayrıca Anlaşma dışında yer alan ilgili kurumlar ve uzmanlık organlarıyla işbirliği yapacaktır.

MADDE 9

1. Gelişmiş ülke Taraflar Sözleşme kapsamındaki mevcut yükümlülüklerinin bir uzantısı olarak gelişmekte olan ülke Taraflara azaltım ve uyum yönünden destek amaçlı mali kaynaklar temin edeceklerdir.

2. Diğer Taraflar ise bu desteği gönüllülük esasında sağlamaya veya sürdürmeye teşvik edilirler.

3. Küresel çabanın bir parçası olarak gelişmiş ülke Taraflar ülke temelli stratejiler gibi çeşitli eylemler üzerinden ve gelişmekte olan ülke Tarafların gereksinimlerini ve önceliklerini gözeterek, kamu fonlarının önemli rolünü dikkate alan şekilde çok çeşitli kaynak, araç ve kanallardan iklim finansmanını harekete geçirmekte öncü rol oynamaya devam etmelidir. İklim finansmanının bu şekilde sağlanması önceki çabalara göre ileri bir noktayı temsil ediyor olmalıdır.

4. Ölçeklendirilmiş finansal kaynakların sağlanması uyum ve azaltım arasında bir dengeye ulaşmayı amaçlamalı, ülke temelli stratejileri ve gelişmekte olan ülke Tarafların, özellikle iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında özel olarak kırılganlık taşıyan ve en az gelişmiş ülkeler ve küçük ada gelişmekte olan devletleri gibi uyum için kamusal ve hibe temelli kaynaklara gereksinim duyan ölçüde ciddi kapasite kısıtlılıkları bulunan Tarafların önceliklerini ve gereksinimlerini dikkate almalıdır.

5. Gelişmiş ülke Taraflar işbu Madde 1 ve 3. fıkralarında belirtilen nitel ve nicel betimleyici bilgileri gelişmekte olan ülke Taraflara sağlanacak kamusal finansman kaynaklarının planlanan düzeyleriyle birlikte iki yılda bir olmak üzere ileteceklerdir. Kaynak sağlayan diğer Taraflar ise bu bildirimi yine iki yılda bir olmak üzere gönüllülük esasında sağlamaya teşvik edilirler.

6. Madde 14 hükmünce ifade edilen küresel envanter gelişmiş ülke Tarafların ve/veya Anlaşma organlarının iklim finansmanına ilişkin çabaları hakkında gerekli bilgileri de dikkate alacaktır.

7. Gelişmiş ülke Taraflar gelişmekte olan ülke Taraflara kamusal müdahaleler sonucunda sağlanan ve kullanıdırılan destek hakkında şeffaf ve tutarlı bilgileri iki yılda bir olmak üzere ve Madde 13, fıkra 13 hükmü gereğince Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının ilk oturumunda kabul edilecek şekil, usul ve düzenlemelere uygun şekilde bildirecektir. Diğer Taraflar da bu şekilde hareket etmeye teşvik edilirler.

8. Sözleşmenin Finansal Mekanizması ve bu kapsamda operasyonel tüzelleriyle birlikte Anlaşmanın finansal mekanizması olarak işlev görecektir.

9. İşbu Anlaşma çerçevesinde hizmet veren kuruluşlar, bu kapsamda Sözleşme Finansal Mekanizmasının operasyonel tüzelleri finansal kaynaklara yalınlaştırılmış onay prosedürleri ve gelişmekte olan ülke Taraflara, özel olarak en az gelişmiş ülkeler ile küçük ada gelişmekte olan devletlerine ulusal iklim stratejileri ve planları bağlamnında güçlendirilmiş hazırlıklılık desteği sağlanmasını amaçlamalıdır.

MADDE 10

1. Taraflar iklim değişikliği karşısında esnekliğin geliştirilmesi ve sera gazı salımlarının azlatılması yönlerinden teknoloji geliştirme ve transferinin tam olarak hayata geçirilmesinin
önemi konusunda uzun vadeli bir vizyonu paylaşmaktadırlar.

2. Taraflar işbu Anlaşma çerçevesinde azaltım ve uyum eylemlerinin hayata geçirilmesi yönünden teknolojinin önemine dikkat çekerek ve mevcut teknoloji kullanımı ve yaygınlaştırılması çabalarını bilerek teknoloji geliştirme ve transferi konularında işbirliği faaliyetlerini güçlendireceklerdir.

3 . Sözleşme kapsamında kurulan Teknoloji Mekanizması Anlaşma çerçevesinde işlev gösterecektir.

4. Teknoloji Mekanizmasının işbu Anlaşmanın uygulanmasını destek amaçlı teknoloji geliştirme ve transferi için güçlendirilmiş eylemi desteklemek ve kolaylaştırmak yönünde çalışmalarında işbu Madde fıkra 1 hükmündeki uzun vadeli bakış üzerinden kapsayıcı bir düzenleyicilik sağlamak amacıyla bir teknoloji çerçevesi oluşturulmuştur.

5. Yeniliklerin hızlandırılması, teşvik edilmesi ve olanaklı kılınması iklim değişikliğine etkin, uzun vadeli bir küresel yanıt verilmesi ve ekonomik büyüme ile sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi için kritik öneme sahiptir. Bu çabalar araştırma ve geliştirmede işbirlikçi yaklaşımlar ve gelişmekte olan ülke Tarafların özellikle teknoloji çevriminin ilk evrelerinde teknolojiye erişimlerini kolaylaştırmak için Teknoloji Mekanizması tarafından ve Sözleşme Finansal Mekanizmasının mali araçları üzerinden uygun şekilde desteklenecektir.

6. Destek, bu kapsamda finansal destek, işbu Maddenin uygulanması, bu çerçevede tekonoloji geliştirme ve transferi hakkında işbirlikçi eylemin teknoloji çevriminin farklı aşamalarında güçlendirilmesi amacıyla ve azaltım ile uyum destekleri arasında bir denge oluşturma perspektifiyle gelişmekte olan ülke Taraflara temin edilecektir.

MADDE 11

1. İşbu Anlaşma çerçevesindeki kapasite geliştirme çabaları gelişmekte olan ülke Tarafların, özellikle en az gelişmiş ülkeler ve ayrıca küçük ada gelişmekte olan devletleri gibi iklim değişikliğinin olumsuz etkileri karşısında özel hassasiyete sahip Tarafların uyum ve azaltım faaliyetlerini hayata geçirmek gibi etkin iklim değişikliği eylemlerine girişmek yönünde kapasite ve yeteneklerini güçlendirmeli ve teknoloji geliştirme, dağıtım ve kullanımını, iklim finansmanına erişimi, eğitim, öğretim ve toplum bilincinin ilgili yönlerini ve bilginin şeffaf, zamanında ve doğru içerikte aktarılmasını kolaylaştırmalıdır.

2. Kapasite geliştirme ülke temelli, ulusal gereksinimlere dayanır ve hitap eder olacak ve Tarafların, özel olarak gelişmekte olan ülke Tarafların sahipliğini ulusal, ulusal altı ve yerel düzeylerde destekleyecektir. Kapasite geliştirme çıkartılan dersler, bu kapsamda Sözleşme gereği kapasite geliştirme çalışmalarından dersler ekseninde yönlendirilecek ve katılımcı, ortaklaşmacı ve cinsiyetler konusunda duyarlı, etkin ve süreklilik arz eden bir süreç oluşturacaktır.

3. Gelişmekte olan ülke Tarafların işbu Anlaşmayı uygulama yönünden kapasitesini güçlendirmek için Tarafların tamamı işbirliği yapmalıdır. Gelişmiş ülke Taraflar gelişmekte olan ülke Taraflardaki kapasite geliştirme çalışmalarına desteklerini arttırmalıdır.

4. Gelişmekte olan ülke Tarafların işbu Anlaşmayı uygulama kapasitelerini bölgesel, iki taraflı ve çok taraflı yaklaşımlarla destekleyen tüm Taraflar kapasite geliştirme konusundaki bu eylem veya tedbirler konusunda düzenli olarak bildirim yapmalıdır. Gelişmekte olan ülke Taraflar ise işbu Anlaşmanın uygulanması yönünden kapasite geliştirme planlarını, politikalarını, eylemlerini veya tedbirlerini hayata geçirme konusundaki ilerlemeyi düzenli olarak bildirecektir.

5. Kapasite geliştirme faaliyetleri işbu Anlaşmanın uygulanmasını destekleme amaçlı uygun kurumsal düzenlemeler, bu kapsamda Sözleşme çerçevesinde kurulmuş olup da işbu Anlaşma kapsamında işlev gösteren uygun kurumsal düzenlemeler üzerinden güçlendirilecektir. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı kapasite geliştirmeye ilişkin başlangıç kurumsal düzenlemelerini ilk oturumunda görüşecek ve karara bağlayacaktır.

MADDE 12

Taraflar uygun şekilde iklim değişikliği eğitimini, öğretimini, toplum bilincini, halkın katılımını ve bilgiye açık erişimi bu adımların işbu Anlaşma kapsamındaki eylemleri güçlendirmek için öneminin bilinciyle güçlendirecek tedbirler alınmasında işbirliği yapacaklardır.

MADDE 13

1 . Karşılıklı güven tesis etmek ve etkin uygulamayı desteklemek için eylem ve destek konularında, Tarafların farklı kapasitelerini dikkate alan ve kolektif deneyimler üzerine inşa edilen, içsel esnekliğe sahip bir güçlendirilmiş şeffaflık çerçevesi işbu Anlaşmayla oluşturulmaktadır.

2. Şeffaflık çerçevesi işbu Anlaşma hükümlerinin uygulanması konusunda gelişmekte olan ülke Tarafların kendi kapasiteleri ışığında gereksinim duydukları esnekliği sağlayacaktır. İşbu Madde fıkra 13 hükmünce belirtilen şekiller, usuller ve yönlendirici düzenlemeler bu esnekliği yansıtacaktır.

3. Şeffaflık çerçevesi Sözleşme kapsamındaki şeffaflık düzenlemelerine, en az gelişmiş ülkelerin ve küçük ada gelişmekte olan devletlerinin özel koşullarını dikkate alarak dayanacak ve bunları güçlendirecek ve kolaylaştırıcı şekilde, aşırı zorlayıcı ve cezalandırıcı olmayan bir tarzda, ulusal egemenliğe saygılı biçimde ve Taraflar üzerine aşırı yük bindirmeyi önleyerek uygulanacaktır.

4. Sözleşme kapsamındaki şeffaflık düzenlemeleri, bu kapsamda ulusal bildirimler, iki yıllık raporlar ve iki yıllık güncelleme raporları, uluslararası değerlendirme ve inceleme ile uluslararası istişare ve analiz işbu Madde fıkra 13 gereğince şekiller, usuller ve yönlendirici düzenlemelerin oluşturulmasında esas alınacak deneyimin parçası olacaktır.

5. Faaliyet şeffaflık çerçevesinin amacı iklim değişikliği eylemini Madde 2 hükmünce belirtilen Sözleşme amacının ışığında, Tarafların Madde 4 çerçevesindeki bireysel ulusal katkılarını gerçekleştirme yönünde ilerlemenin netliği ve takibi ile Madde 14 tarafından belirtilen küresel envantere veri teşkil edecek iyi uygulamalar, öncelikler, gereksinimler ve boşluklar dâhil olmak üzere Tarafların Madde 7 kapsamındaki uyum eyleminin net şekilde anlaşılmasını sağlamaktır.

6. Destek şeffaflık çerçevesinin amacı ilgili Tarafların Madde 4, 7, 9, 10 ve 11 kapsamındaki iklim değişikliği eylemleri bağlamında sağladıkları ve aldıkları desteğin net şekilde anlaşılmasını ve sunulan toplam finansal desteğin Madde 14 tarafından belirtilen küresel envantere veri teşkil edecek şekilde mümkün olduğu ölçüde eksiksiz bir görüntüsünün çıkartılmasını sağlamaktır.

7. Taraflardan her birisi aşağıdaki bilgileri düzenli olarak temin edecektir:

(a) Sera gazlarının kaynak başına insan kaynaklı salımlarının ve yutak başına uzaklaştırmalarının Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından kabul edilmiş ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından kararlaştırılmış iyi uygulama yöntemleri kullanılarak hazırlanmış ulusal envanter raporu,

(b) Madde 4 kapsamında belirlenen ulusal katkıyı uygulamak ve elde etmek yönünde kaydedilen ilerlemeyi izleyebilmek için gerekli bilgiler.

8. Ayrıca her bir Taraf Madde 7 kapsamında iklim değişikliği etkilerine ve uyuma ilişkin bilgileri uygun şekilde sunacaktır.

9. Gelişmiş ülke Taraflar ve destek sağlayan diğer Taraflar gelişmekte olan ülke Taraflara Madde 9, 10 ve 11 uyarınca finans, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme desteği hakkında bilgi sunacaklardır.

10. Gelişmekte olan ülke Taraflar Madde 9, 10 ve 11 uyarınca aldıkları finans, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme desteği hakkında bilgi sunacaklardır.

11. Taraflardan her birisinin işbu Madde fıkra 7 ve 9 hükümleri gereğince sundukları bilgiler 1/CP.21 kararı uyarınca teknik uzman incelemesinden geçirilecektir. Kapasiteleri ışığında ihtiyaç duyan gelişmekte olan ülke Taraflar için inceleme süreci kapasite geliştirme gereksinimlerinin tanımlanmasını
da kapsayacaktır. Buna ek olarak her bir Taraf Madde 9 kapsamındaki çabaları yönünden ve uygulanması ile ulusal katkısının gerçekleştirilmesi yönlerinden kolaylaştırıcı, çok taraflı bir ilerleme değerlendirmeye katılacaktır.

12. Bu fıkra kapsamındaki teknik uzman incelemesi Tarafa sağlanan desteği ve bunun uygulanmasıyla birlikte ulusal katkısının gerçekleştirilmesine ilişkin değerlendirmeyi içerecektir. İnceleme ayrıca Tarafın ilerleme gösterdiği alanları saptayacak ve sunulan bilgilerin işbu Madde fıkra 13 hükmünde ifade edilen şekiller, usuller ve düzenlemelerle uyumunu Tarafa işbu Madde fıkra 2 kapsamında tanınan esnekliği dikkate alarak tespit edecektir. İncelemede gelişmekte olan ülke Tarafların ilgili ulusal kapasitelerine ve koşullarına özel bir dikkat gösterilecektir.

13. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı Sözleşmenin şeffaflığa ilişkin düzenlemelerinden edinilen deneyimler temelinde ve işbu Maddenin ilgili hükümleri uyarınca faaliyet ve destek şeffaflığı yönünden ortak şekiller, usuller ve yönlendirici düzenlemeleri ilk oturumunda kabul edecektir.

14. Gelişmekte olan ülke Taraflara destek işbu Maddenin uygulanmasını sağlamak için temin edilecektir.

15. Gelişmekte olan ülke Taraflara destek ayrıca gelişmekte olan ülke Tarafların şeffaflıkla ilgili kapasite geliştirme çalışmaları için sürekli olarak temin edilecektir.

MADDE 14

1. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı işbu Anlaşmanın amacının elde edilmesi ve uzun vadeli hedefleri yönünde ortak ilerlemeyi değerlendirmek için işbu Anlaşmanın uygulanmasının envanter kaydını periyodik olarak tutacaktır (“küresel envanter” olarak adlandırılır). Bunu azaltmayı, uyumu ve uygulama ve destek araçlarını dikkate alarak, hakkaniyet ilkesi ve eldeki en iyi bilimsel veriler ışığında kapsayıcı ve kolaylaştırıcı bir tutumla gerçekleştirecektir.

2. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı ilk küresel envanterini 2023 yılında düzenleyecek ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından başkaca bir periyod belirlenmiş olmadıkça müteakip her beş yılda bir envanter düzenleyecektir.

3. Küresel envanter sonucu ulusal temelde belirlenen şekilde Tarafların eylemlerini ve desteği işbu Anlaşmanın ilgili hükümlerine uygun olarak güncellemelerine ve güçlendirmelerine ve ayrıca iklim eylemi için uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesine yardımcı olacaktır.

MADDE 15

1 . İşbu Anlaşmanın uygulanmasını kolaylaştırmak ve hükümleri ile uyumu desteklemek amaçlı bir mekanizma oluşturulmaktadır.

2 . İşbu Maddenin fıkra 1 hükmünce ifade edilen mekanizma uzman temelli ve kolaylaştırıcı nitelikte olacak ve şeffaf, karşıtlaşmadan kaçınan ve cezalandırıcı olmayan bir tutumla işlev gösterecektir. Komite Tarafların özel ulusal kapasitelerine ve koşullarına bilhassa dikkat edecektir.

3. Komite Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının ilk oturumunda kabul ettiği şekiller ve usuller çerçevesinde faaliyet gösterecek ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansına yıllık olarak rapor sunacaktır.

MADDE 16

1. Sözleşmenin üst düzey organı olan Taraflar Konferansı işbu Anlaşması Taraflarının buluşması olarak işlev gösterecektir.

2. Sözleşmenin işbu Anlaşmaya taraf olan Tarafları Anlaşma Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının herhangi bir oturumundaki görüşmelerde gözlemci sıfatıyla yer alabilirler. Taraflar Konferansı Anlaşma Taraflarının buluşması olarak hareket ettiğinde karar alma sürecinde yalnızca Anlaşma Tarafları yer alabilecektir.

3. Taraflar Konferansı Anlaşma Taraflarının buluşması olarak hareket ettiğinde Sözleşmeye taraf olan ancak o tarihte Anlaşmaya taraf olmayan bir Tarafı temsil eden Taraflar Konferansı Bürosu üyesi işbu Anlaşmanın Tarafları arasından seçilecek ek bir üyeye yerini bırakır.

4. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı işbu Anlaşmanın uygulanmasını düzenli olarak inceleyecek ve etkin uygulanması için kendi yetkileri dâhilinde gerekli kararları alacaktır. Kendisine Anlaşma tarafından verilen işlevleri yerine getirecek ve şu faaliyetleri
gerçekleştirecektir:

(a) Anlaşmanın uygulanması için gerekli kabul edilen yardımcı organların kurulması,
(b) Anlaşmanın uygulanması için gerekli kabul edilen diğer işlemlerin gerçekleştirilmesi.

5. Taraflar Konferansının usul kuralları ve Sözleşme kapsamında uygulanan finansal prosedürler Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı tarafından farklı bir karar alınmış olmadıkça, gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşma için de uygulanacaktır.

6. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının ilk oturumu Sekretarya tarafından işbu Anlaşmanın yürürlüğe girmesini müteakip belirlenen Taraflar Konferansının ilk oturumuyla çakışacak şekilde organize edilecektir. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının müteakip olağan oturumları da Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca farklı şekilde öngörülmediği müddetçe Taraflar Konferansının olağan oturumlarıyla çakışacak şekilde toplanacaktır.

7. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının olağanüstü oturumları Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca gerekli görülecek diğer tarihlerde veya talebin Sekretaryaya tesliminden itibaren altı ay içinde Tarafların en az üçte birinin desteğini alması şartıyla herhangi bir Tarafın yazılı talebiyle toplanacaktır.

8. Birleşmiş Milletler ve uzmanlık kuruluşları ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile bunların Sözleşmeye taraf olmayan üye veya gözlemci Devletleri Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı oturumlarına gözlemci sıfatıyla katılabilirler. İşbu Anlaşmada belirtilen hususlarda yeterliliğe sahip olan ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansına gözlemci olarak katılma isteğini Sekretaryaya iletmiş olan ulusal veya uluslararası, hükümete bağlı veya hükümet dışı her türlü kurum ve kuruluş Tarafların en az üçte biri itiraz etmedikçe oturuma katılabilirler. Gözlemcilerin kabul edilmesi ve katılımı işbu Madde fıkra 5 hükmünde belirtilen usule tâbi olacaktır.

MADDE 17

1. Sözleşmenin Madde 8 hükmünce kurulan Sekretarya işbuAnlaşmanın Sekretaryası olarak görev yapacaktır.

2. Sözleşmenin sekretaryanın görevleri hakkındaki Madde 8, fıkra 2 hükmü ve Sekretaryanın çalışmasına ilişkin düzenlemelere dair Madde 8, fıkra 3 hükmü gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşmaya da uygulanacaktır. Bunların yanısıra Sekretarya kendisine işbu Anlaşma tahtında ve Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansınca verilen diğer görevleri de ifa edecektir.

MADDE 18

1. Sözleşmenin Madde 9 ve 10 hükümleri gereğince kurulan Bilimsel ve Teknolojik Danışmanlık içn Yardımcı Organ ve Uygulama için Yardımcı Organ işbu Anlaşma yönünden Bilimsel ve Teknolojik Danışmanlık içn Yardımcı Organ ve Uygulama için Yardımcı Organ olarak işlev gösterecektir. Sözleşmenin bu iki organın işleyişine ilişkin hükümleri gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşmaya da uygulanacaktır. Bilimsel ve Teknolojik Danışmanlık içn Yardımcı Organ ve Uygulama için Yardımcı Organ toplantılarının oturumları Sözleşmenin Bilimsel ve Teknolojik Danışmanlık içn Yardımcı Organ ve Uygulama için Yardımcı Organ toplantılarıyla çakışacak şekilde organize edilecektir.

2 . Sözleşmeye taraf olup da işbu Anlaşmaya taraf olmayan Taraflar yardımcı organların herhangi bir oturumdaki görüşmelere gözlemci sıfatıyla katılabilirler. Yardımcı organlar işbu Anlaşmanın yardımcı organları olarak hareket ettiğinde karar alma sürecinde yalnızca Anlaşma Tarafları yer alabilecektir.

3. Sözleşmenin Madde 9 ve 10 hükümlerince kurulan yardımcı organlar görevlerini işbu Anlaşmaya ilişkin konularda yerine getirirlerse Sözleşmeye taraf olan ancak o tarihte Anlaşmaya taraf olmayan bir Tarafı temsil eden yardımcı organ büroları üyesi işbu Anlaşmanın Tarafları arasından seçilecek ek bir üyeye yerini bırakır.

MADDE 19

1 . Sözleşme tarafından veya Sözleşme gereğince kurulmuş olan ancak işbu Anlaşmada belirtilmeyen yardımcı organlar ve diğer kurumsal düzenlemeler Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansının vereceği karar doğrultusunda işbu Anlaşmaya hizmet edeceklerdir. Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı bu yardımcı kurumlar ve diğer kurumsal düzenlemeler tarafından yerine getirilecek görevleri tanımlayacaktır.

2 . Paris Anlaşması Taraflarının buluşması olarak Taraflar Konferansı bu türden yardımcı organlar ve kurumsal düzenlemeler yönünden ek kurallar da getirebilir.

MADDE 20

1. İşbu Anlaşma imzaya açık ve Sözleşmeye taraf olan Devletlerin ve bölgesel ekonomik işbirliği örgütlerinin onaylanmaya, kabul edilmeye ve tasdike tâbi olacaktır. New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde 22 Nisan 2016 tarihinden 21 Nisan 2017 tarihine kadar imzaya açık tutulacaktır. Bundan sonra da imzaya kapandığı tarihin ardından Anlaşmaya iltihak etmek mümkün olacaktır. Onaylama, kabul, tasdik veya iltihaka ilişkin belgeler Kayıt Bürosunda saklanacaktır.

2. Üye Devletlerinden hiçbirisi Taraf olmadığı halde işbu Anlaşmaya taraf olan bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri de işbu Anlaşma çerçevesindeki tüm yükümlülüklere tâbi olacaktır. Bölgesel ekonomik işbirliği örgütünün bir veya daha fazla üye Devletinin işbu Anlaşmaya taraf olmaları halinde işbu Anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerin hangilerini üstleneceklerini o örgüt ve üye Devletleri karar verecektir. Böyle durumlarda örgüt ve üye Devletler işbu Anlaşma çerçevesindeki hakları eşzamanlı olarak kullanamayacaklardır.

3 . Onaylama, kabul, tasdik veya iltihaka ilişkin belgelerinde bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri işbu Anlaşma tarafından düzenlenen konularda yetkin olduklarını beyan edeceklerdir.

Yetkinliklerinin kapsamında herhangi bir esaslı değişiklik olması halinde bu örgütler Kayıt Bürosunu, Kayıt Bürosu da Tarafları bilgilendirecektir.

MADDE 21

1. İşbu Anlaşma onaylama, kabul, tasdik veya iltihaka ilişkin belgelerin Sözleşmenin küresel sera gazı emisyonları toplamının tahminen en az yüzde 55’ine tekabül den en az 55 Tarafınca Kayıt Bürosuna teslim edilmesi tarihinden sonraki otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.

2 . Yalnızca işbu Madde fıkra 1 hükmünün amacı yönünden “küresel sera gazı emisyonları toplamı” Sözleşmenin Taraflarının işbu Anlaşmayı kabul ettikleri tarihte veya daha öncesinde ilettikleri en güncel miktar anlamına gelecektir.

3. İşbu Anlaşmayı bu Maddenin fıkra 1 hükmünde belirtilen şekilde yürürlüğe girdikten sonra onaylayan, kabul eden, tasdik eden veya Anlaşmaya iltihak eden Devletler veya bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri için işbu Anlaşma o Devletin veya bölgesel ekonomik işbirliği örgütünün onaylama, kabul, tasdik veya iltihaka ilişkin belgelerini teslim etmeleri tarihinden sonraki on üçüncü gün geçerli hale gelecektir.

4. İşbu Madde fıkra 1 hükmünün amacı yönünden bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri tarafından teslim edilen belgeler üye Devletleri tarafından teslim edilmiş belgelere ek sayılmayacaktır.

MADDE 22

Sözleşmenin Sözleşme değişikliklerinin kabulüne ilişkin Madde 15 hükmü gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşmaya da uygulanacaktır.

MADDE 23

1. Sözleşmenin Sözleşme eklerinin ve eklerde değişikliklerin kabulüne ilişkin Madde 16 hükmü gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşmaya da uygulanacaktır.

2. İşbu Anlaşmaya yapılan ekler Anlaşmanın ayrılmaz bir parçasını oluşturacak ve işbu Anlaşmaya yapılan atıflar, aksi açıkça ifade edilmiş olmadıkça, eklerine de atıf yapıldığı anlamına gelecektir. Bu ekler bilimsel, teknik, usulü veya idari nitelikte olup betimleyici işleve sahip listeler, formlar ve sair materyallerle sınırlı tutulacaktır.

MADDE 24

Sözleşmenin uzlaşmazlıkların çözümlenmesine ilişkin Madde 14 hükmü gerekli uyarlamalar yapılmak kaydıyla işbu Anlaşmaya da uygulanacaktır.

MADDE 25

1. İşbu Maddenin fıkra 2 hükmünde belirtilen haller dışında her bir Tarafın bir oy hakkı bulunacaktır.

2. Bölgesel ekonomik işbirliği örgütleri kendi yetkinlik alanlarındaki oylamalarda işbu Anlaşmaya taraf üye Devletlerinin sayısı kadar oy hakkına sahip olacaktır. Üye Devletlerden herhangi birisi oy kullanıyorsa bölgesel ekonomik işbirliği örgütü, bölgesel ekonomik işbirliği örgütü oy kullanıyorsa üye Devletler oy kullanma hakkından feragat edecektir.

MADDE 26

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri işbu Anlaşmanın Kayıt Bürosu sıfatıyla hareket edecektir.

MADDE 27

İşbu Anlaşmaya herhangi bir çekince konulamaz.

MADDE 28

1. İşbu Anlaşmanın Tarafları Anlaşmanın kendisi için geçerlilik kazandığı tarihten üç yıl sonra istedikleri tarihte ve Kayıt Bürosuna yazılı bildirimde bulunmak suretiyle işbu Anlaşmadan çekilebilirler.

2 . Bu çekilme yazılı bildirimin Kayıt Bürosunca teslim alındığı tarihten bir yıl sonra ve en geç çekilme bildiriminde belirtilen tarih itibariyle geçerlilik kazanacaktır.

3 . Sözleşmeden çekilen Taraflar işbu Anlaşmadan da çekilmiş kabul edileceklerdir.

MADDE 2 9

İşbu Anlaşmanın her biri belge aslı hükmündeki Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri nezdinde saklanacaktır.

İki bin on beş yılı Aralık ayının bu on ikinci gününde, Paris’te AKDEDİLMİŞTİR.

İşbu Anlaşma aşağıda imzası bulunan ve imza yetkisini haiz kişiler imzasıyla TASDİK EDİLMİŞTİR.

22 Nisan – Hukuk Takvimi

0
22 Nisan Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar. Kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları. Ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
22 Nisan – Hukuk Takvimi  / Hukuk  Tarihinde Önemli Günler
1854 Belçikalı hukuk adamı Henri La Fontaine doğdu. (Ölümü: 14 Mayıs 1943) Université Libre de Bruxelles‘de hukuk eğitimi aldı. Uluslararası hukuk üzerine yoğunlaştı. 1893 yılında profesör unvanını aldı. 1895’te Belçika senatosuna girdi. 1913 yılında Nobel Barış Ödülüne layık görüldü. 1919’da Paris Barış Konferansına, 1920’de Milletler Cemiyeti toplantısına Belçika delegesi olarak katıldı. Bu dönemlerde dünya barışı için yoğun çaba gösterdi.

Henri La Fontaine
1870 Rus hukukçu, sosyalist devrimci ve politikacı Vladimir Lenin dünyaya geldi. (Doğumu: 22 Nisan 1870) St. Petersburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Marksizm üzerine kurulmuş politik ve ekonomik bir teori olan Leninizm‘in de kurucusudur. Lenin ve onun eserleri, 20. yüzyılda tüm dünyada sosyalist devrimlerin ve emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelelerinin yaşanmasında büyük etkiye sahip olması dolayısıyla pek çok yazar ve tarihçi tarafından dikkatle incelendi. Hakkında 2 bine yakın eser yazıldı. Dünya proletaryasının ve pek çok komünist partinin ideolojik önderi kabul edilir. Ayrıca dünyada eserleri yabancı dile en fazla tercüme edilen yedinci kişidir. 21 Ocak 1924 günü yaşamını yitirdi. Kaynak Linki : https://hukukansiklopedisi.com/21-ocak-hukuk-takvimi/ .
1908 Mısır Ulusal Hareketi ve Kahire Üniversitesi’nin kurucularından, Mısırlı feminist ve yargıç Kasım Emin yaşamını yitirdi. (Doğumu:1863) İlk Arap feminist olarak kabul edilmektedir. Aristokrat Mısır kadının “kendi evinde mahpus ve bir köleden bile daha kötü” durumda tutulduğunu öne sürdü ve bu durumu İslami ilimler temelinde eleştirdi. Emin, İslam ülkelerindeki kadın hareketinde önemli bir yere sahip olan eseri “Tahrir al-Mara”‘yi (Kadınların Özgürleşmesi) cahil, tembel ve eğitime ihtiyacı olduğu düşünülen aristokratik Mısır kadınının koşullarını dile getirmek amacıyla kaleme aldı. Diyarbekirli, Annesi ise Araptır.

Kasım Emin
1909 Hukukçu ve Yunanistan eski başbakanı Spyros Markezinis doğdu. (Ölümü: 4 Ocak 2000) Atina Üniversitesinde, hukuk ve siyaset bilim eğitimi aldı. 8 Ekim 1973 – 25 Kasım 1973 tarihlerinde başbakanlık yapmış ve cunta rejimine karşı demokrasi mücadelesi vermiş, cunta yönetimi altında görev üstlenmesi tartışma konusu olmuştu. Yaşamının son kısmını, anılarını ve çağdaş Yunanistan siyasi tarihini yazarak geçirdi.

Spyros Markezinis
1920 22 Nisan 1920 İtilaf Devletleri, Osmanlı Hükümeti’ni Paris Barış Konferansı’na davet etti.
1925 T.B.M.M.’nde “Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu” kabul edildi.
1924 23 Nisan 1924 Ankara’da toplanan kurultay ile Türk Ocakları yeniden kuruldu. (İlk kuruluş, 25 Mart 1912. 1931’de kapatılmış, yerlerine Halkevleri açılmıştı.1949’da yeniden kurulmuştur.)
1924 T.B.M.M.’nde “Anadolu Demiryollarının Mübayaasına ve Müdüriyet-i Umumiyesinin Teşkiline ve Vezaifine Dair Kanun” kabul edildi. (Bu Kanun’la, Devlet Demiryolları kurulmuş oldu.)
1926 T.B.M.M.’nde “Kadastro Kanunu” kabul edildi.
1926 İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun, 10 Nisan 1926 tarihinde kabul edilerek 22 Nisan 1926 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı ve aynı gün yürürlüğe girdi.
1926 Türkiye-İran Dostluk ve Güvenlik Antlaşması, 22 Nisan 1926 tarihinde İran’ın başkenti Tahran’da imzalanmıştır. Antlaşma 11 maddeden oluşmaktadır. (Türkiye Cumhuriyeti İle İran Devleti arasında 22 Nisan 1926 tarihinde Tahran’da münakit Emniyet ve Muhadenet Muahedenamesi) Antlaşmayı tamamlayıcı mahiyette bir protokol 15 Haziran 1928 tarihinde kabul edilmiştir.
1926 Denizaltı savaşına dair 22 Nisan 1930 tarihli Londra Deniz Sözleşmesi kabul edildi.
1933 Türkiye ile Osmanlı Düyunu Umumiye Hamilleri arasında imzalanan antlaşmayla Osmanlı İmparatorluğu borçlarının tasfiyesi sağlandı.
1940 Köy Enstitüleri Kanunu, 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 sayılı yasa olarak mecliste kabul edildi ve 22 Nisan 1940 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yasa ile 1936 yılında başlanan eğitmen projesi, Köy Enstitüsü projesine dönüştürüldü.

Hasan Ali Yücel, Köy Enstitüsü öğrencileri ile birlikte
1942 Hukukçu ve felsefeci Giorgio Agamben doğdu. Roma La Sapienza Üniversitesi’nde eğitim gördü. 1966 yılında Simone Weil’in felsefi düşünceleri hakkında tamamladığı teziyle doktor unvanını kazandı. 1974-1975’de İngiltere’de “Warburg Enstitüsü”, Londra Üniversitesi’nde araştırmacı olarak bulundu. 1988-1992 yılları arasında İtalya’da Macerata Üniversitesinde ve 1993-2000 yılları arasında Verona Üniversitesi’nde doçent olarak çalıştı. Önemli bir düşünür olması yanında iki önemli sinema filminde rol almış bir oyuncudur.

Giorgio Agamben
1947 “Yunanistan ve Türkiye’ye Yapılacak Yardım Hakkında Kanun” ABD’de 22 Nisan 1947 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun tasarısının ABD Temsilciler Meclisi’nde oylaması 9 Mayıs 1947 tarihinde onaylanmıştır. Kanun, “barışa doğru önemli bir ilerleme” şeklinde tanımlanmış ve 22 Mayıs 1947’de Başkan Truman tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir. ABD’de onaylanan kanun uyarınca, ABD, 20 Haziran 1947’de Yunanistan ile ve 12 Temmuz 1947’de de Türkiye ile yardım anlaşması yapmıştır. Kaynak Linki : https://hukukansiklopedisi.com/turkiye-abd-12-temmuz-1947-yardim-antlasmasi/
1947 Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, 1567 Kanun numarasıyla, dünya genelinde büyük ekonomik buhranın yaşandığı dönemde, 25 Şubat 1930 tarihinde çıkarıldı. Çeşitli tarihlerde yayımlanan kanunlarla 25 Şubat 1970 tarihine kadar uzatıldı. Son olarak 11 Şubat 1970 tarihinde yayımlanan 1224 sayılı kanunla süresiz olarak uzatıldı. 22 Nisan 1947 tarihinde 13 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Karar alındı.
1947 Türkiye’ye yabancı sermaye girişine izin veren yasa kabul edildi.
1962 Anayasa Mahkemesi, 22 Nisan 1962 tarihli “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun” ile kuruldu ve kuruluş kanunu 25 Nisan 1962 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.

Anayasa Mahkemesi Binası-Ankara
1966 Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1988 yılında aynı okula Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı’na araştırma görevlisi olarak atandı. Yüksek lisansını “Türk Hukukunda Karşılıksız Yararlanma Suçları” üzerine yaptı. “Ceza Muhakemesinde Organize Suçlulukla Mücadelede Gizli Soruşturma Tedbirleri” konusuyla doktorasını tamamladı. 2006’da DEÜ Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı’na atandı. 2010 yılında Yaşar Üniversitesi’nde Profesörlüğe atandı. Halen Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi de öğretim üyesi olarak tam zamanlı çalışmaktadır.

Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem
1970 Türkiye Gazetesi kuruldu.
1970 22 Nisan Dünya Günü(Earth Day), iklim değişikliği ve çevre kirliliğine dikkat çekmek amacıyla 1970 yılından beri çeşitli etkinliklerin düzenlendiği küresel bir gündür.
1972 THKO davası sanıkları Nahit Töre ve Osman Bahadır müebbet hapse mahkûm oldu.
1976 İsrail Başbakanı İzak Rabin‘in eşi bir Amerikan bankasındaki yasa dışı hesabından ötürü hapse girdi. Bunun üzerine Rabin görevinden istifa etti.
1983 Siyasi Partiler Kanunu 22 Nisan 1983 tarihinde 2820 kanun numarası ile kabul edildi, Resmi Gazetede 24 Nisan 1983 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun 124 maddeden oluşmakta ve Anayasanın 68 ve 69 maddelerinde düzenlenen siyasal haklara ve siyasi partilerin uyacakları esaslara uygun şekilde anayasaya aykırı olmayacak düzenlemeler içermektedir.
1987 Dil Derneği kuruldu.
1994 Hukukçu ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 37. Başkanı Richard Milhous Nixon yaşamını yitirdi. (Doğumu: 9 Ocak 1913) Duke Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördükten sonra Whittier’da avukatlık yapmaya başladı. Cumhuriyetçi Parti’nin adayı olarak katıldığı 1947 seçimlerini kazanarak Temsilciler Meclisi’ne California temsilcisi olarak girdi ve bu görevini 1950’ye kadar sürdürdü. McCarthyciliğe varan “cadı avı” akımına katıldı ve New Deal Amerikası ile liberalizmin simgesi Alger Hiss’in mahkûm edilmesini sağlayarak en önemli başarılarından birini kazandı. 1950-52 arasında California Senatörlüğü yaptı. Başkan seçildiği 1952 seçimlerinin sonunda başkan yardımcısı oldu. 1972’de başkanlığa seçildi.

Başkan Richard Nixon ve Burger bir arada
2000 Türkiye Avukatları Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı (Türavak), 22 Nisan 2000 tarihinde resmi işlemleri tamamlanarak kuruldu. Vakıf girişimi, 1997 yılında 26 kurucu Mütevelli Heyet Üyesinin kuruluş çalışmalarını başlatması ile başlatıldı.
2010 Toprak Ana Hakları Evrensel Beyannamesi (Universal Declaration of the Rights of Mother Earth), 22 Nisan 2010 tarihinde Bolivya’da toplanan Dünya Halkları İklim Değişikliği ve Toprak Ananın Hakları Konferansı’nda kabul edildi ve Bolivya hükümeti tarafından Birleşmiş Milletler’e sunuldu. Beyanname dünyanın birçok ülkesinden yüzbinlerce kişi tarafından imzalandı.
2016 Paris İklim Anlaşması, temiz enerjiye geçişte tüm dünyaya yol göstermek üzere 2015 yılında düzenlenen ve 22 Nisan 2016 tarihinde imzalanan olan iklim değişikliği konusundaki ilk çok uluslu anlaşmadır. Paris İklim Anlaşması, Kyoto Protokolü’nün 2020 yılında sona erecek olması sebebiyle, 2015 yılında Fransa’nın Paris kentinde gerçekleştirilen 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21), 2020’den sonra geçerli olmak üzere kabul edilmiştir.
2025
  • CHP’ye kayyum atanacağı iddiasında bulunmasının ardından gözaltına alınıp adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Rasim Ozan Kütahyalı hakkında bir yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlendi.
  • 58 sanık yargılandığı Yenidoğan Çetesi davasında dördüncü duruşma yapıldı.
  • Tunceli’de 5 yıl önce kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyası yeniden açıldı. Doku için kurulan özel ekip, delilleri incelemeye başladı.

  • Birleşik Tekstil, Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen, yeniden elektronik kelepçeyle ev hapsine alındı.
  • İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Dilan-Engin Polat çiftinin araçlarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından ihale ile satışa sunulmasına ilişkin idari işlem hakkında yürütmenin durdurulması kararı verdi.. Polat çiftinin aralarında Ferrari, Porsche, Mercedes ve Audi gibi markaların da yer aldığı 16 tane arabasına el konulmuştu.
  • Konya’nın Güneysınır ilçesinde 11 Nisan 2006’da bulunan yanmış kadın cesedinin kime ait olduğuna yönelik soruşturma kapsamında cinayet şüphesiyle gözaltına alınan 2 zanlıdan biri tutuklandı. Jandarma, kadının, öldürüldükten sonra üzerine benzin dökülerek yakıldığını belirledi.
  • İstanbul Barosu, 19 Mart operasyonlarının ardından başlayan protestolarda yaşanan hak ihlallerine dikkat çeken bir raporu açıkladı. Rapora göre, 15 avukatın gözaltına alındığı, 17 çocuk hakkında gözaltı uygulandığı ve 12 çocuğun da şiddete maruz kaldığı, toplamda 593 kişi gözaltı, 238 tutuklandı,83 ev hapsi, 37 yurtdışı yasağı ve genel olarak 358 adli kontrol tedbirine karar verildiği açıklandı.

22 Nisan – Hukuk Takvimi

Toprak Ana Hakları Evrensel Beyannamesi

0

Toprak Ana Hakları Evrensel Beyannamesi(Universal Declaration of the Rights of Mother Earth), 22 Nisan 2010 tarihinde Bolivya’da toplanan Dünya Halklarıtem İklim Değişikliği ve Toprak Ananın Hakları Konferansı’nda kabul edilmiş ve Bolivya hükümeti tarafından Birleşmiş Milletler’e sunulmuştur. Beyanname dünyanın birçok ülkesinden yüzbinlerce kişi tarafından imzalanmıştır.

Toprak Ana Hakları Evrensel Beyannamesi

GİRİŞ

Biz, Dünya halkları ve ulusları:

Hepimiz, ortak bir kadere sahip birbiriyle ilişkili ve birbirine bağımlı varlıklardan oluşan, parçalanamaz ve canlı bir topluluğun, Toprak Ana’nın parçası olduğumuzu biliyoruz;

Toprak Ana’nın yaşamın, gıdanın ve öğrenmenin kaynağı olduğunu ve iyi yaşamamız için ihtiyaç duyduğumuz her şeyi sağladığını minnetle kabul ediyoruz;

Kapitalist sistemin ve her çeşit yağma, sömürü, istismar ve kirlenmenin, bugün bildiğimiz yaşamı iklim değişikliği gibi olaylarla riske atarak, Toprak Ana’ya büyük yıkım, bozulma ve parçalanma getirdiğinin farkındayız;

Birbirine bağımlı varlıkların oluşturduğu bir topluluk içerisinde, yani Toprak Ana’da, bir dengesizliğe yol açmadan sadece insanların haklarını tanımanın mümkün olmadığına ikna olduk;

İnsan haklarını garanti altına almak için Toprak Ana ve tüm varlıkların haklarını tanımak ve savunmak gerektiğini ve bunu yapan kültürlerin, uygulamaların ve yasaların var olduğunu söylüyoruz;

İklim değişikliğine ve Toprak Ana üzerinde tehditlere neden olan yapıların ve sistemlerin dönüşümü için belirleyici, kolektif eylemlerde bulunmanın aciliyetinin bilincindeyiz;

Toprak Ana Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kamuya ilan ediyor ve Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmesi için çağrıda bulunuyoruz.

Bu, tüm dünya halkları ve ulusları için ortak bir başarı standardı olmalı. Her birey ve kurum öğretim, eğitim ve bilinçlendirmeyle bu standartları destekleme sorumluluğu almalı. bu Beyanname’de tanımlanmış haklara saygı göstermeli ve gecikmeden ulusal ve uluslararası yenilikçi önlem ve mekanizmalarla dünyadaki tüm halklar ve devletler arasında evrensel olarak etkili bir şekilde tanınması ve yerine getirilmesi garanti altına alınmalı.

MADDE 1
Toprak Ana

(1) Toprak Ana canlı bir varlıktır.

(2) Toprak Ana, tüm varlıkları besleyen, kapsayan ve meydana getiren birbiriyle ilişkili varlıkların eşsiz, parçalanamaz, kendi kendini düzenleyen bir topluluğudur.

(3) Her varlık, Toprak Ana’nın ayrılmaz bir parçası olarak ilişkileriyle tanımlanır.

(4) Toprak Ana’nın doğal hakları, varoluş ile aynı kaynaktan geldiğinden dolayı elinden alınamaz.

(5) Toprak Ana ve tüm varlıklar, türler, organik ve inorganik varlıklar arasında yapılan, insanlar için kullanılan her türlü ayrım olmadan bu Beyanname’de tanımlanmış tüm doğal haklara sahiptir.

(6) İnsanların insan haklarına sahip olduğu gibi, tüm diğer varlıklar da kendilerine özel, varoldukları topluluklar içerisindeki rol ve işlevlerine uygun haklara sahiptir.

(7) Her varlığın hakları diğer varlıkların haklarıyla sınırlıdır. Haklar arasındaki herhangi bir çatışma Toprak Ana’nın bütünlüğünü, dengesini ve sağlığını sürdürecek şekilde çözülmek zorundadır.

MADDE 2
Toprak Ana’nın Doğal Hakları

(1) Toprak Ana ve meydana getirdiği tüm varlıklar aşağıdaki doğal haklara sahiptir:

(a) Yaşama ve var olma hakkı;

(b) Saygı duyulma hakkı;

(c) Yaşamsal döngülerini ve süreçlerini insan tarafından bozulmadan devam ettirme ve biyolojik kapasitesini yeniden oluşturma hakkı;

(d) Kendi kimliğini ve bütünlüğünü ayrı, özlük ve birbiriyle ilişkili varlıklar olarak sürdürme hakkı;

(e) Yaşam kaynağı olarak su hakkı;

(f) Temiz hava hakkı;

(g) Bütünsel sağlık hakkı;

(h) Kirlenmeden, zehirli ve radyoaktif atıklardan muaf olma hakkı;

(i) Bütünlüğünü yahut yaşamsal ve sağlıklı işleyişini tehdit edecek şekilde genetik yapısındaki bozulma ve değişikliklerden muaf olma hakkı;

(j) Bu Beyanname’de kabul edilmiş hakların insan faaliyetleri nedeniyle ihlal edilmesi durumunda bunların gecikmeden ve tam olarak iyileştirilmesi hakkı;

(2) Her varlık, Toprak Ana’nın uyumlu işleyişi için kendi rolünü yerine getirme hakkına sahiptir.
(3) Her varlık, insanların işkence yahut kötü muamelesinden muaf olma ve belli bir refaha sahip olma hakkına sahiptir.

MADDE 3
İnsanların Toprak Ana’ya Olan Yükümlülükleri

(1) Her insan Toprak Ana’ya saygı göstermek ve onunla uyum içerisinde yaşamaktan sorumludur.
(2) İnsanlar, tüm devletler, tüm kamu ve özel kurumlar aşağıdakileri yapmak zorundadır:

(a) Bu Beyanname’de tanımlanmış haklar ve yükümlülüklere uygun olarak hareket etmek;

(b) Bu Beyanname’de tanımlanmış haklar ve yükümlülüklerin tam olarak yerine getirilmesi ve uygulanmasını kabul ve teşvik etmek;

(c) Bu Beyanname’ye uygun olarak Toprak Ana ile uyum içerisinde nasıl yaşanacağı konusunda öğrenme, analiz, yorumlama ve iletişimde yer almak ve teşvik etmek;

(d) Günümüzde ve gelecekte, insanın refahına yönelik faaliyetlerin Toprak Ana’nın refahına katkıda bulunmasını garanti etmek;

(e) Toprak Ana’nın haklarının savunulması, korunması ve muhafaza edilmesi için etkili standartlar ve yasalar belirlemek ve uygulamak;

(f) Toprak Ana’nın yaşamsal ekolojik döngülerine, süreçlerine ve dengelerine saygı göstermek, korumak, muhafaza etmek ve gerekli olduğu yerlerde bütünlüğünü iyileştirmek;

(g) Bu Beyanname’de tanımlanmış doğal hakların insanlar tarafından ihlal edilmesiyle oluşan hasarların düzeltilmesini ve sorumluların Toprak Ana’nın bütünlüğünü ve sağlığını yeniden sağlamaktan sorumlu tutulmasını garanti etmek;

(h) Toprak Ana’nın ve tüm varlıkların haklarını savunmak için insanlara ve kurumlara yetki vermek;

(i) Türlerin neslinin tükenmesine, ekosistemlerin yok olmasına yahut ekolojik döngülerin bozulmasına neden olan insan faaliyetlerini önlemek için ihtiyatlı ve kısıtlayıcı önlemler tesis etmek;

(j) Barışı sağlamak ve nükleer, kimyasal ve biyolojik silahları ortadan kaldırmak;

(k) İnsanların kendi kültürlerine, geleneklerine ve adetlerine uygun olarak Toprak Ana ve tüm varlıklara saygı gösterdikleri pratikleri teşvik etmek ve desteklemek;

(l) Toprak Ana ile uyum içerisinde olan ve bu Beyanname’de tanımlanmış haklara uygun ekonomik sistemleri teşvik etmek;

MADDE 4
Tanımlar

(1) “Varlık” tanımı ekosistemleri, doğal toplulukları, türleri ve Toprak Ana’nın bir parçası olarak varolan tüm diğer doğal varoluşları kapsar.

(2) Bu Beyanname’deki hiçbir şey tüm varlıkların yahut belirtilen varlıkların diğer doğal haklarının tanınmasını kısıtlamaz.

22 Nisan Dünya Günü

0
Dünya günü

22 Nisan Dünya Günü(Earth Day), iklim değişikliği ve çevre kirliliğine  dikkat çekmek amacıyla 1970 yılından beri çeşitli etkinliklerin düzenlendiği küresel bir gündür.. Dünya Günü fikri, John McConnell tarafından San Francisco’da 1969 yılında düzenlenen Ulusal UNESCO Dünya Konferansında önerilmiştir. 200’e yakın ülkedeki kutlamaları Washington merkezli Earth Day Network organize etmektedir. 

Dünya Günü’nün Doğuşu

İlk Dünya Günü Etkinliklerinden bir kare
İlk Dünya Günü Etkinliklerinden bir kare

22 Nisan Dünya Günü’nü tetikleyen olay 28 Ocak 1968’de gerçekleşmiştir. ABD’nin Kaliforniya eyaletinde Santa Barbara kıyısı açıklarına yaklaşık 12 milyon litre petrol dökülmüş, o güne kadar görülen en büyük çevre felaketlerinden biri meydana gelmiş, 10 bini aşkın kuş, yunus, fok balığı ve deniz aslanı ölmüş, bu atıklar bin 300 kilometre kareyi aşkın bir alana yayılmıştır. Çevreci aktivistt John McConnell’in önerisi ve güneş enerjisi kullanımının yaygınlaşmasına yönelik çabalarıyla bilinen çevreci Denis Hayes’in organizatörlüğünde ilk kez Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 1970 yılında düzenlenmiş ve bu kutlamalara 20 milyonu aşkın kişi katılmıştır. ABD’nin ilk Temiz Hava Yasası ve Temiz Su Yasaları bu etkinlikler sayesinde hazırlanmış çevre felaketleri, küresel ısınma, kirlilik gibi konuların uluslararası toplumun gündemine gelmesi sağlanmıştır.

Paris İklim Antlaşması 

İklim değişikliğine karşı tarihi bir dönüm noktası olarak gösterilen Paris İklim Anlaşması Dünya Günü’nün kutlandığı 22 Nisan 2016’da imzalanmıştır. Paris İklim Anlaşması, temiz enerjiye geçişte tüm dünyaya yol göstermek üzere imzalanmış olan iklim değişikliği konusundaki ilk çok uluslu anlaşmadır. Paris İklim Anlaşması, Kyoto Protokolü’nün 2020 yılında sona erecek olması sebebiyle, 2015 yılında Fransa’nın Paris kentinde gerçekleştirilen 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21), 2020’den sonra geçerli olmak üzere kabul edilmiştir.

 

22 Nisan Dünya Günü
22 Nisan Dünya Günü

Sülün Osman

0
Alınteri ile Yaşamak
Sülün Osman cezaevinde konferans verirken

Sülün Osman (gerçek adıyla Osman Ziya Sülün, 1923 – 1984), Türkiye’nin en meşhur dolandırıcılarından biridir. Yaşamı boyunca işlediği sıra dışı ve bir o kadar da zekice kurgulanmış dolandırıcılık olayları nedeniyle halk arasında “Dolandırıcılar Kralı” olarak anılmıştır.

1923’te İstanbul’da doğmuştur. İlk dolandırıcılığını 1948’de, Fatih’te yeni kiraladığı evin sahibini kandırarak yapmıştır.

1950’li ve 1960’lı yıllarda İstanbul’da gerçekleştirdiği hayali satış ve kiralamalarla ün kazanmıştır.  Sülün Osman, insanları “gerçek olamayacak kadar cazip” tekliflerle insanları kandırmasıyla meşhur olmuştur.

Galata Kulesi’ni saf vatandaşlara satmış, İstanbul Tramvaylarını kiralamış, kent meydanlarındaki saatleri, şehir hatları vapurlarını ve hatta Taksim Meydanı’ndaki bankları bile “sahibiymiş” gibi başkalarına para karşılığı devretmiştir. Hayatı ve dolandırıcılıkları birçok filme konu olmuş, Kemal Sunal’ın filmlerinde de yer almıştır

Dolandırıcılıklarının temelinde, insanların kolay yoldan kazanç elde etme hırsı ve sorgulamadan inanma eğilimi bulunmaktadır. Jet Fadıl’ın on yıllar önceki versiyonudur. Arkasından daha profesyonelleri geldi. Ünlü dolandırıcı hapisteyken 20 Nisan 1962’de, Alınteri ile Yaşamak konulu konferans vermeyi de ihmal etmemiştir.

10 Ocak 1984’te Beyoğlu’nda sürekli kaldığı otelde kalp krizinden ölmüş ve kimlik taşımadığı için kimsesizler mezarlığına gömülmüştür.

Kan Davaları – Sosyal Antropolojik Yaklaşım

0

Kan Davaları – Sosyal Antropolojik Yaklaşım, isimli eser, Doç. Dr. Mahmut Tezcan tarafından 1981 yılında kaleme alınmış ve İstanbul Üniversitesi Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur. 

Kan Davaları – Sosyal Antropolojik Yaklaşım / Doç. Dr. Mahmut Tezcan

SUNUŞ

Elinizdeki yapıt, Eğitim Fakültesi, Eğitim Sosyolojisi Kürsüsü Asistanlarından Sayın Mahmut Tezcan’ın aynı fakültenin 1969-1970 öğrenim yılı Lisans-Üstü Programındaki “Köy Sosyolojisi Açısından Halk Eğitimi ve Toplum Kalkınması” konulu dersimiz için hazırladığı seminer ödevidir.’ Kan dâvası olayı özellikle köylerimizdeki toplumsal, ekonomik ve eğitsel sorunların kör düğüm olduğu bir noktadır. Konuyla ilgili araştırmalar yok denecek kadar azdır. Daha doğrusu, öteki araştırmalarda yan konu olarak ele alınabildiği ölçüde incelenmektedir. Bu arada konu, edebî bazı yapıtlarda da işlenmiştir. Toplumsal değişme, özellikle, kentleşme süreci içinde kan dâvâsı olayı yeni eğitsel, ekonomik ve toplumsal boyutlar kazanmaktadır.

Yazar, konuyla ilgili kaynakları derinlemesine taramış, mülâkat tekniklerinden de yararlanarak konuyla ilgili örnek olayları derlemiştir. Bir Lisans-Üstü seminerinin genişlik ve akademik düzeyini aşan ciddî bir emek ürünü olan bu yapıt, kuşkusuz, ileride girişilmesi gerekli alan araştırmalarıyla tamamlanmak zorundadır.

Yapıt, bu tür alan araştırmaları için ön hazırlık niteliğindedir. Alan araştırmaları, olayın nedenlerinden hangisinin ağır bastığım ortaya çıkarabilir, böylece köy sorunlarımıza bazı çözüm yolları getirebilir. Bu nedenle, yazardan alan araştırmaları da bekleyerek bundan sonraki çalışmalarında da başarılar dilerim.

30.11.1971
Doç. Dr. Cevat Geray
Eğitim Sosyolojisi Kürsüsü öğretim Üyesi

YAZAR MAHMUT TEZCAN’IN KİTABA YAZDIĞI ÖNSÖZ

Kan gütme olayları, Ülkemizde şimdiye değin sosyolojik ve kriminolojik yönleriyle ele alınmış bir konu değildir. Konu, esas olarak hukukçular tarafından ele alınmış olmakla birlikte yine de hukuksal yönden bir kaç makale konusu olmaktan öteye gidememiştir. Olayın toplumsal yönleri ile ilgili olarak bir iki makale yayınlanmıştır. Ayrıca çeşitli toplumsal araştırmalarda konuya çok kısa olarak değinilmiştir. Biz kendi araştırmamızın verileri dışında. bu kaynaklardan da yararlandık.

Olayın ülkemizde toplumsal bir sorun olarak varlığı gün geçtikçe önemini arttırmaktadır. Bu bakımdan her yönden bilinmesinde yarar vardır. Özellikle olayların temel nedenlerinin bilinmesi önlemler alınmasında kolaylıklar sağlayacaktır. Olay, tüm halkımızı ilgilendirdiği gibi, özellikle yönetimsel ve hukuksal sorumluluk taşıyan kimseleri de yakından ilgilendirmektedir.

Araştırmamız, konunun toplumsal yönden bütün boyutlarıyla ele alınmasında bir. başlangıç niteliğindedir. Bu bakımdan, ilerde bu konu ile ilgili olarak yurt ölçüsünde yapılacak geniş çaptaki toplumsal araştırmalara bir ışık tutabilirsek kendimizi mutlu sayacağız. Esasen bu monografinin amacı da budur.

Araştırmanın tümünü gözden geçiren, bütün aşamalarında gerek yakın ilgi, gerekse kaynak bakımından yardımlarını esirgemeyen

Fakültemiz Eğitim Sosyolojisi Kürsüsü öğretim üyelerinden hocam Doç. Dr. Cevat GERAY’a çok teşekkür ederim. Araştırmanın bu duruma gelmesinden kendisinin teşvik ve emeği çoktur.

Yine, Fakültemiz “Çocuk Suçluluğu” dersi asistanı arkadaşım Dr. Esin Konanç’tan da olayın özellikle hukuksal yönleriyle ilgili bölümünde gerek görüş ve gerekse kaynakların sağlanması bakımından oldukça yararlandım. Kendisine de ayrıca teşekkür ederim.

10.11.1971 – Ankara

Doç. Dr. Mahmut Tezcan

Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi

0

Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi(Convention for the Protection of the Architectural Heritage of Europe), Avrupa Konseyi üye ülkeleri tarafından 3 Ekim 1985 tarihinde Granada’da kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti sözleşmeyi, 13 Nisan 1989’da onaylamış, onay kanunu 20 Nisan 1989’da resmi gazetede yayınlanmıştır.

Türkiye’nin de aralarında olduğu ülkeler, sözleşmeyi imzalayarak Mimari Mirasın korunması için yasal önlemler almayı ve bu önlemler çerçevesinde anıtların, bina gruplarının ve ören yerlerinin korunmasını taahhüt etmiştir.

AVRUPA MİMARİ MİRASININ KORUNMASI SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN

—————————————————-
Sözleşmenin Kabul Tarihi ve Yeri : 03.10.1985, Granada
Geçerli Dili : İngilizce ve Fransızca
Depositer : Avrupa Konseyi Genel Sekreteri
Türkiye’nin İmza Tarihi : 03.10.1985
Onay Şekli : Onay Kanunu ve Bakanlar Kurulu Kararı
Onay Kanunu Tarihi : 13.04.1989
Onay Kanunu No : 3534
Resmi Gazete Tarihi : 20.04.1989
Resmi Gazete No : 20145
Bakanlar Kurulu Kararı Tarihi : 18.05.1989
Bakanlar Kurulu Kararı Sayısı : 89/14165
Resmi Gazete Tarihi : 22.07.1989
Resmi Gazete No : 20229
—————————————————-

Madde 1

3 Ekim 1985 tarihinde Granada’da imzalanmış olan “Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi”nin onaylanması uygun bulunmuştur.

Madde 2

Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 3

Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

18/4/1989
Bakanlar Kurulu Kararı
Karar Sayısı : 89/14165

3 Ekim 1985 tarihinde imzalanan ve 13/4/1989 tarihli ve 3534 sayılı kanunla onaylanması uygun bulunan ekli Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi”nin onaylanması; Dışişleri Bakanlığının 2/5/1989 tarihli ve KİÇT/3609-2227 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18/5/1989 tarihinde kararlaştırılmıştır.
———————————————————-

Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi

DİBACE

İşbu Anlaşmayı imzalayan Avrupa Konseyi üye Devletleri;
– Avrupa Konseyi’nin amacının, kendilerinin ortak mirası olan ideal ve prensipleri korumak ve gerçekleştirmek maksadıyla üyeleri arasında daha sıkı bir birlik sağlamayı başarmak olduğu hususunu göz önünde tutarak;
– Mimari mirasın, Avrupa kültür mirasının zenginliği ve çeşitlerinin eşsiz bir ifadesi, geçmişimizin değer biçilmez bir tanığı olduğunu ve bütün Avrupalıların bir ortak mirasını oluşturduğunu kabul ederek;
– 19 Aralık 1954 tarihinde Paris’te imzalanan Avrupa Kültür Sözleşmesi ve bu Sözleşmenin 1. Maddesi bakımından;
– Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 26 Eylül 1975 tarihinde kabul edilen Avrupa Mimari Mirası Yasası ile milli kanun ve nizamnamelerin, mimari mirasın tümüyle korunması için gereken hususlara intibak ettirilmesi hakkındaki 14 Nisan 1976 tarihli ve 28 numaralı Karar (76)’ı nazarı itibara alarak;
– Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin Mimari Mirasın korunmasına ilişkin 880 sayılı tavsiye kararını (1979) gözönünde tutarak;
– Mimar, mühendis, şehir ve peyzaj planlamacısı uzmanlarının yetiştirilmesi ile ilgili olarak Bakanlar Komitesinin üye ülkelere yaptığı R (80) 16 sayılı tavsiye kararı ile el sanatları çalışmalarının bazı dallarında yok olma tehlikesi bulunan mesleklere yapılacak yardımlara ilişkin R (81) 13 sayılı tavsiye kararını dikkate alarak;
– Kentsel ve kırsal çevreleri geliştirme ve böylece Devletlerin ve bölgelerin ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan kalkınmasına katkıda bulunma yoluyla, gelecek nesillere bir kültürel kaynaklar sistemi devredilmesinin önemini hatırda tutarak;
– Mimari mirasın korunması ve bu korunmanın yaygınlaştırılması hususunda ortak bir politikanın ana ilkeleri bakımından bir anlaşmaya varılmasının önemini kabul ederek, aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
MİMARİ MİRASIN TANIMLANMASI
Madde 1

İşbu Sözleşmede geçen Mimari Miras deyimi aşağıda belirtilen kalıcı varlıkları kapsayacaktır.

1. Anıtlar: Tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal ve teknik bakımlardan önemleri nedeniyle dikkate değer binalar ile diğer yapılar ve bunların müştemilatı ile tamamlayıcı kısımları;

2. Bina Grupları: Topografik olarak tanımlanabilecek birimleri oluşturmaya yeterince uygun olan ve tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal veya teknik bakımlardan önemleri nedeniyle dikkate değer, kentlerde veya kırsal bölgelerdeki mütecanis bina grupları;

3. Ören Yerleri (Sitler): Topografik olarak tanımlanabilecek derecede yeterince belirgin ve mütecanis özelliklere sahip, aynı zamanda tarihsel, arkeolojik, sanatsal, bilimsel, sosyal veya teknik bakımlardan dikkate değer, kısmen inşa edilmiş, insan emeği ile doğal değerlerin birleştiği alanlar.

KORUNACAK VARLIKLARIN TESBİTİ
Madde 2

Korunacak anıt, bina grupları ile ören yerlerinin kesin olarak tesbit edilebilmesi için her bir taraf bu tarihsel varlıkların envanterlerini oluşturur ve bu tarihsel varlıklara zarar verebilecek tehlikeli durum doğduğunda, en kısa zamanda gerekli dokümanları hazırlamayı taahhüt eder.

YASAL KORUMA İŞLEMLERİ
Madde 3

Her bir Taraf,
1. Mimari Mirasın korunması için yasal önlemler almayı;

2. Bu önlemler çerçevesinde ve her ülkeye ve bölgeye has yöntemlere göre anıtların, bina gruplarının ve ören yerlerinin korunmasını taahhüt eder.

Madde 4

Her bir Taraf,
1. Sözkonusu varlıkların yasal korunması için gerekli denetim ve yetki işlemlerini uygulamayı;

2. Tüm korunan varlıkların bozulmasını, hasar görmesini veya yıkılmasını önlemeyi, taahhüt eder. Bu amaçla,

Her bir Taraf,
Aşağıdaki durumları kapsayan yasalar mevcut değilse, bu yasaların çıkarılmasını taahhüt eder:
a) Korunmakta olan veya korunma işlemine konu olan anıtların yıkım veya tadil projelerinin veyahut bunların çevrelerini etkileyen bir projenin yetkili bir makama sunulmasını sağlamak;

b) Tarihsel binalar grubunu veya bunların bir kısmını veyahut bir ören yerini etkileyen;
– binaların yıkımını,
– yeni binaların yapımını,
– binaların veya ören yerlerinin özelliklerini bozacak önemli tadilat çalışmaları ile ilgili projelerin yetkili bir makama sunulmasını,

c) Kamu makamlarının korunmaya alınan bir varlıkta gerekli çalışmaların yürütülmesini o varlık sahibinden istemeye veya varlık sahibi istenilen çalışmayı yapmazsa bizzat kamu makamlarının gerekli çalışmaları yapmasına izin vermeyi,

d) Korunmaya alınan bir varlığın istimlakine izin vermeyi.

Madde 5

Her bir Taraf,
Maddi koşulların tehlikeye düşürdüğü ve başka bir yere taşınmanın zorunlu olduğu durumlar dışında, korunmaya alınan bir anıtın tümünün ya da bir bölümünün taşınmasını yasaklamayı taahhüt eder. Bu gibi durumlarda, yetkili makamın, anıtın sökülmesi, nakli ve uygun bir yerde yeniden eski şekline getirilmesi için gerekli önlemleri alacaktır.

TAMAMLAYICI TEDBİRLER
Madde 6

Her bir Taraf, aşağıdaki hususları taahhüt etmeyi kabul eder:

1. Mimari Mirasın bulundukları yerlerde, bunların bakımı ve restorasyonları için kamu kuruluşlarınca, ulusal, bölgesel ve yerel yetkiler ve mevcut bütçe olanakları içinde, mali destek sağlamak,

2. Gerekirse, bu varlıkların korunmasını kolaylaştırmak için, parasal önlemlere başvurmak,

3. Mimari Mirasın bakım ve restorasyonu konusunda özel girişimleri teşvik etmek.

Madde 7

Her bir Taraf, anıtların çevresinde, bina gruplarının ve ören yerlerinin içinde, çevre düzenini geliştirmeyi amaçlayan önlemler almayı taahhüt eder.

Madde 8

Her bir Taraf, Mimari Mirasın fiziksel açıdan bozulma tehlikesini sınırlamak amacıyla;

1. Çevre kirliliğini ve bunun zararlı etkilerini saptayıp analizler yapmayı ve bu zararlı etkileri azaltmaya veya yok etmeye yönelik yolları tayin etmek için bilimsel araştırmaları desteklemeyi;

2. Mimari Mirasın korunması sırasında, çevre kirliliğine karşı alınacak önlemlerden doğabilecek özel nitelikli sorunları gözönünde bulundurma sorumluluğunu taahhüt eder.

YAPTIRIMLAR
Madde 9

Her bir Taraf, Mimari Mirasın korunmasını sağlayan mevzuata aykırı hareket edildiğinde, sahip oldukları yetkiler çerçevesinde, yetkili makam tarafından bu hususla ilgili ve yeterli bir tepkinin gösterilmesinin teminini taahhüt eder. Bu tepki, uygun durumlarda, zorunlu olan hususlara uymayacak bir biçimde yeni bir bina yapan kişinin bu binayı yıktırmasını gerektireceği gibi, korunan bir mimari mirasın eski durumuna gelmesi için restore edilmesini de icap ettirir.

KORUMA POLİTİKALARI
Madde 10

Her bir Taraf, aşağıda belirtilen entegre koruma politikalarını uygulamayı yükümlenir:

1. Mimari mirasın korunmasını kırsal yörelerle şehirlerin düzenlenmesinde başlıca hedefler arasına dahil etmek ve bu gereksinmenin hem düzenleme planlarının hazırlanması ve hem de sözkonusu planların uygulamaya konulması aşamalarında dikkate alınmasını sağlamak;

2. Mimari Mirasın restorasyonu ve bakımı ile ilgili programları teşvik etmek;

3. Mimari Mirasın korunması, bunun teşviki ve yaygınlaştırılmasını kültürel ve çevresel planlama politikalarının başlıca unsuru olarak kabul etmek;

4. Kırsal yöreler ve kent planlamasında koruma önlemlerinin mümkün olan her durumda alınmasını kolaylaştırmak ve işbu Sözleşmenin 3. Maddesi, 1. fıkrasının anlamı uyarınca korunmayı gerektirmediği halde, konumu bakımından bir değer taşıyan binaların da kentsel ve kırsal çevre ve yaşam tarzı çerçevesinde korunmasını ve kullanılmasını sağlamak;

5. Mimari Mirasın geleceğine esas teşkil etmek üzere, geleneksel becerilerin uygulanmasını ve kullanılan malzemenin geliştirilmesini teşvik etmek;

Madde 11

Her bir Taraf, Kültür mirasının mimari ve tarihsel özelliklerini koruma açısından,
– Korunan varlıkların, çağdaş hayatın gereksinmeleri gözönüne alınacak şekilde kullanımını,
– Uygun olan durumlarda, eski binaların yeni kullanımlara intibaklarını teşvik etmeyi,
taahhüt eder.

Madde 12

Her bir Taraf, korunan varlıkların halk tarafından ziyaret edilmesine müsaade olunmasının değerini kabul ederken, bu müsaadenin sonuçlarının özellikle yapısal gelişmelere ve bu varlıkların ve çevrelerinin mimari ve tarihsel özelliklerine zarar vermemesini taahhüt eder.

Madde 13

Bu politikaların uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla, her bir Taraf, kendi siyasal, yönetimsel yapılarına göre koruma, kültürel ve çevresel planlama faaliyetinden sorumlu makamların çeşitli kademeleri arasında etkin bir işbirliğinin geliştirilmesini taahhüt eder.

KATILMA VE KURULUŞLAR
Madde 14

Her bir Taraf, Mimari Mirasın tesbiti, korunması, restorasyonu, bakımı, yönetimi ve sayılarının arttırılması açılarından resmi makamların çalışmalarına yardımcı olmak amacıyla:

1. Karar alma süreçlerinin çeşitli aşamalarında Devlet, mahalli idareler, kültürel kurumlar ile kuruluşlar ve halk arasında, bilgi sağlama, danışmanlık ve işbirliğini geliştirmeyi;

2. Bu konuda çalışacak, parasal ve emek açılarından yardım edecek ve kazanç gayesi gütmeyen kuruluşların oluşturulup geliştirilmesini teşvik etmeyi taahhüt eder.

ENFORMASYON VE EĞİTİM
Madde 15

Her bir Taraf;

1. Mimari mirasın korunmasının bir kültürel kişilik unsuru olduğu kadar, bugünün ve geleceğin nesilleri için de bir ilham ve yaratıcılık kaynağı olarak değerlendirilmesi için halkın bilinçlendirilmesini geliştirmesi;

2. Bu amaçla, modern iletişim ve tanıtma tekniklerinin yardımıyla, özellikle aşağıdaki hedeflere ulaşmak üzere gerekli bilgiyi yayma ve uyandırılan ilgiyi arttırmak için politikaları teşvik etmek üzere,
a) Mimari mirasın korunması, insan tarafından düzenlenip yapılmış çevrenin ve binaların niteliklerine karşı halkın ilgisinin uyandırılması ve arttırılması için daha okul çağlarından başlayıp bu konulara yönelik çalışmaların uygulanmasını;
b) Avrupa düzeyinde veya ulusal veyahut bölgesel çapta kültürel varlıklar ile mimarlık, sanat, halk sanatları ve hayat tarzları arasında varolan birliği ortaya çıkararak, üzerinde durmayı taahhüt eder.

Madde 16

Her bir Taraf, Mimari mirasın korunmasıyla ilgili olarak çeşitli mesleklerde ve çeşitli el sanatları kuruluşlarındaki eğitimini teşvik etmeyi taahhüt eder.

KORUMA POLİTİKALARINDA AVRUPA KOORDİNASYONU
Madde 17

Taraflar, aşağıdaki konularda, koruma politikaları ile ilgili bilgi teati etmeyi taahhüt ederler:

1. Mimari mirasın, tarihsel gelişmesi ve sayılarındaki artış gözönüne alınarak, sözkonusu varlıkların incelenmesi, korunması ve muhafazası alanlarında kabul edilen metotlar;

2. Mimari miras varlıklarının korunması zorunluluğunu bugünün ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetiyle en iyi şekilde bağdaştıracak önlemler;

3. Mimari mirasın tesbit ve kayıt edilmesi ve malzemelerin bozulması ile mücadelede olduğu kadar, bilimsel araştırma, restorasyon çalışmaları alanlarında mirasın yönetim ve teşvik yöntemleri ile de ilgili olarak yeni teknolojinin sunduğu imkanlar;

4. Mimari yaratıcılığın, çağımızın Avrupa Mirasına katkıda bulunmasını sağlayacak şekilde geliştirmek için alınacak önlemler.

Madde 18

Taraflar, gerektiğinde, Mimari mirasın korunması konusunda tecrübe ve uzman teatisi şeklinde karşılıklı teknik yardımlaşmada bulunmayı taahhüt ederler.

Madde 19

Taraflar, ilgili ulusal yasalar ve bağlı oldukları uluslararası anlaşmalar çerçevesinde Mimari mirasın korunması dalında Avrupa çapında devamlı eğitimden sorumlu olanlar da dahil olmak üzere uzman teatisini teşvik etmeyi taahhüt ederler.

Madde 20

İşbu Sözleşmenin amacına hizmet etmek üzere, Avrupa Konseyi Yasasının 17. maddesi uyarınca, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kurulan Uzmanlık Komitesi, işbu Sözleşmenin uygulanmasını takip edeceği gibi aşağıda belirtilen hususlarda da görevlendirilmiştir:

1. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne periyodik olarak, Sözleşmeye taraf Devletlerdeki Mimari mirasın korunma politikalarının durumu, sözleşmede öngörülen ilkelerin uygulanması ve bizzat kendi faaliyetleri ile ilgili raporlar sunmak;

2. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne, çok taraflı faaliyetler ve işbu Sözleşmenin gözden geçirilmesi veya değiştirilmesi ve halkın, Sözleşmenin hedefleri hakkında bilgi edinmesi gibi konular dahil olmak üzere, Sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasına yönelik her türlü tedbiri önermek;

3. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne, Avrupa Konseyi’ne üye olmayan Devletleri Sözleşmeye girmeye davet hususunda önerilerde bulunmak.

Madde 21

Bu Sözleşmenin hükümleri 1. maddede belirtilen Mimari mirasın korunmasını ilgilendiren ve aşağıda belirtilen evvelki Sözleşmelerin daha belirli ve elverişli hükümlerinin uygulanmasına engel değildir.
– 16 Kasım 1972 tarihli Dünya Kültürel ve Tabii Mirasının Korunması ile ilgili Sözleşme;
– 6 Mayıs 1969 tarihli Arkeolojik Mirasın Korunması Avrupa Sözleşmesi.

NİHAİ HÜKÜMLER
Madde 22

1. İşbu Sözleşme, Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin imzasına açıktır. Sözleşme, onaylanmaya, kabule veya tasvibe tabidir. Onay, kabul veya tasvip belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine teslim edilecektir.

2. İşbu Sözleşme, Avrupa Konseyine üye üç Devletin, bir önceki paragrafın hükümleri uyarınca, işbu Sözleşmeye bağlı olduklarına dair rızalarını belirten tarihten sonraki üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

3. Bu Sözleşmeyle bağlı olduğuna dair rızasını daha sonra ifade eden her Devlet için de Sözleşme onay, kabul veya tasvip belgelerinin Genel Sekretere tesliminden itibaren geçen üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 23

1. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Tüzüğünün 20. Maddesinde öngörülen çoğunlukla alınmış bir karar uyarınca ve Komitede yer almaya hakkı olan üye Devletlerin temsilcilerinin oybirliği ile Konseye ve Avrupa Ekonomik Topluluğuna dahil olmayan her Devleti bu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

2. Sözleşmeye katılan her Devlet veya katıldığı takdirde Avrupa Ekonomik Topluluğu için, Sözleşme, katılma belgesinin, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine teslim tarihinden itibaren geçen üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

Madde 24

1. Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgesinin tesliminde, işbu Sözleşmenin uygulanacağı toprak veya toprakları belirtebilir.

2. Her Devlet, daha sonraki bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yapacağı bir beyanla, işbu Sözleşmenin imza sırasında belirtilen toprak veya topraklardan başka bir toprağa veya topraklara teşmil edileceğini belirtebilir. Sözleşme, sözkonusu genişletilen toprak veya topraklarla ilgili beyanın Genel Sekreter tarafından alınmasından sonra üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci günü yürürlüğe girer.

3. Bundan önceki iki paragraf uyarınca yapılan her türlü beyan, bu beyanda belirtilen bütün topraklarla ilgili olarak Genel Sekretere hitaben yapılacak bir ihbar ile geri çekilebilir. Geri çekme, ihbarın Genel Sekretere yapılış tarihinden sonra altı aylık sürenin bitimini izleyen ayın ilk gününden itibaren geçerli olur.

Madde 25

1. Her Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, tasvip veyahut katılma belgesinin tesliminde, madde 4, paragraf c ve d hükümlerine tümüyle veya kısmen uymama hakkını mahfuz tuttuğunu beyan edebilir. Başka çekince konamaz (kayıt konamaz.)

2. Bir önceki paragraf uyarınca, bir çekince bildiren her Akit Devlet, bunu Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirmek suretiyle tamamen veya kısmen geri çekebilir. Geri çekme, ihbarın Genel Sekreter tarafından alınması tarihinden itibaren geçerli olur.

3. Yukarıdaki 1. paragrafta zikredilen hükümler hakkında ihtirazi bir kayıt koyan Taraf, başka bir Tarafın bu hükmü uygulamasını talep edemez; bununla beraber, çekince kısmi veya şartlı ise, bu hükmün kendisinin kabul ettiği ölçüde uygulanmasını talep edebilir.

Madde 26

1. Taraflardan biri, herhangi bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bir ihbar göndererek işbu Sözleşmeyi feshedebilir.

2. Sözleşmenin feshi, ihbarın Genel Sekreter tarafından alınma tarihinden itibaren altı ay sonraki sürenin bitimini izleyen ayın ilk gününden itibaren geçerli olur.

Madde 27

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyine üye Devletlere, işbu Sözleşmeye katılan her Devlete ve katıldığı takdirde Avrupa Ekonomik Topluluğuna;
a) Tüm imza,
b) Tüm onay, kabul, tasvip ve katılma belgelerinin teslimi,
c) İşbu Sözleşmenin 23. ve 24. maddeler uyarınca, her türlü yürürlüğe giriş tarihini,
d) İşbu Sözleşme ile ilgili olan diğer bütün işlem, duyuru ve haberleşmeyi bildirecektir.

Tanık huzurunda, aşağıda imzalan bulunanlar, tam yetkili kişiler olarak işbu Sözleşmeyi İmzalamışlardır.

İşbu Sözleşme İngilizce ve Fransızca dillerinde, her iki metin de eşit olarak geçerli olmak üzere ve tek kopya halinde Avrupa Konseyi arşivlerinde muhafaza edilmek için 3 Ekim 1985 tarihinde Granada’da yapılmıştır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Sözleşmesinin tasdikli bir kopyasını Avrupa Konseyine üye bütün Devletlere ve bu Sözleşmeye katılmaya davet olunan her Devlete veya Avrupa Ekonomik Topluluğuna gönderecektir.

Sacit Kayasu

0
Sacit Kayasu

Sacit Kayasu, 21 Ekim 1952 tarihinde Denizli, Babadağ’da doğdu. 1958 yılında ailesi ile birlikte Babadağ’dan Denizli’ye taşındı. İlkokulu 1958-63 yılları arasında Denizli Katip Çelebi İlkokulunda okudu. 1969 yılında Denizli Lisesi’ni bitirdi. Lisede okurken önce duvar gazetesi sonra da mahalli gazete olarak Meş’ale isimli okul gazetesini çıkardı. 1970 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne girdi. 1975 yılı Şubat döneminde üniversiteden mezun oldu. 1976 yılının Mart ayına kadar avukatlık stajı yaptı. Mart 1976’da yedek subay olarak askerliğe başladı. 1977 yılı Temmuz ayında askerliğini tamamladı ve eksik kalan avukatlık stajını tamamlayarak aynı yıl avukatlığa başladı. 1988 yılının Ağustos ayına kadar Denizli’de avukatlık yaptı.

Avukatlığı müddetince mahalli gazetelerde vatandaşa yardımcı olacak şekilde başta hukuki konular olmak üzere her konuda yazılar yazdı. Ancak avukat olarak adalete yeterince katkıda bulunamadığını düşünerek 12 yıl avukatlık yaptıktan sonra Hakimlik ve Savcılık mesleğine geçmek için talepte bulundu. Adalet Bakanlığınca talebi kabul edildi. 4 Ağustos 1988 tarihinde fiilen savcılığa başladı. İlk görev yeri Çamlıhemşin’di. Daha sonra sırasıyla Oğuzeli, Iğdır, Adıyaman, Ödemiş ve Adana’da görev yaptı. 28 Mart 2000 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaparken, 1980 darbesini gerçekleştiren Kenan Evren hakkında darbe yapmak suçundan iddianame tazim edince, önce açığa alındı, daha sonra da meslekten ihraç edildi.

Emeklilik hakkını elde ettiği için, ihraç edilmeden önce emekliliğini talep etti ve emekli oldu. AİHM’de kazandığı dava sonrası avukatlık yapmak isteyen Kayasu’nun talebi İstanbul Barosu tarafından reddedildi. Barolar Birliğine yaptığı itiraz sonucu İstanbul Barosu levhasına kayıt oldu. Kayasu, üç çocuk babasıydı.

Meslekten ihracı

Kayasu Ödemiş Savcılığı görevini ifa ederken, işkence edilerek öldürülen bir erkeğe ait cesedin Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’a ait olduğunu iddia etmiş, soruşturma sürerken Adalet Bakanlığı tarafından Adana’ya atanmıştı.

Mesleki hayatının sonunu getirecek olan iddianameyi de orada hazırladı. Kayasu’nun Ağustos 1999’da bir vatandaş olarak Ankara DGM’ye dilekçeye yanıt verilmedi. Bunun üzerine 28 Mart 2000 tarihinde, 12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren’in anayasal suç işlediğine dair iddianamesini tazim etti ve 12 Eylül yöneticilerinin yargılanmasını istedi. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Kayasu’nun evine davet ettiği gazetecilere açıklama yaptığı ve iddianame suretlerini dağıttığı gerekçesiyle 29 Mart 2000 tarihinde yargılanmasına izin verdi. HSYK, Kayasu’ya 30 Mart 2000 tarihinde kınama cezası verdi.

Bu arada Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, iddianameyi sadece kınama olarak görerek işlem yapılmasına da Anayasanın Geçici 15. madde uyarınca gerek olmadığına karar verdi. Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’nun 15 Mayıs 2001 tarihli kararını yerine bulan Yargıtay 9. Ceza Dairesi de, 11 Aralık 2002 tarihinde Kayasu’yu “görevi kötüye kullanmak” ve “askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif” iddialarıyla hapisten para cezasına mahkûm etti ve cezaları erteledi. 20 Nisan 2000’da savcılık görevinden uzaklaştırılan Kayasu, HSYK kararıyla da 27 Şubat 2003’te meslekten ihraç edildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı

13 Kasım 2008 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sacit Kayasu’nun “ifade özgürlüğünü kısıtladığı” için Türkiye’yi 41 bin avro tazminata mahkûm etti. Kayasu’nun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 13. ve 10. maddelerine aykırı davranıldığı iddiasıyla yaptığı başvuruyu karara bağlayan AİHM, Türkiye’nin hem kendisini girişim ve kararlarıyla ifade eden bir savcıyı engellediğini, hem de mahkemede hakkını aramasına engel olduğuna oybirliğiyle karar verdi.

AİHM Sacit Kayasu Kararı

Eski Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, Kasım 2014’te İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Burhan Apaydın

0
Burhan Apaydın

Avukat Burhan Apaydın, 1924 yılında dünyaya geldi.  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni kazandı ve bu okuldan mezun oldu. İstanbul Üniv2ersitesi Hukuk Fakültesi Teşkilatı Esasiye(Anayasa Hukuku) Hukuku Kürsüsü Asistanlığına atandı ve bir süre burada görev yaptı.

1948 yılında İstanbul Barosuna bağlı olarak Serbest Avukatlık yapmaya başladı. 

Türk Hukuk Tarihinde adı ile önemli yer tutan hukukçularından biri olan Avukat Burhan Apaydın’ın babası cumhuriyet tarihinin ilk faili meçhul cinayetinin kurbanı olan Ağır Ceza Reisi Ali Rıza Bey’dir.  Apaydın’ın kardeşi  ise Türkiye’de ünlü avukat olan sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanmış olan Avukat Orhan Adli Apaydın’dır. 

1961 seçimlerinde Adalet Partisi'nden Ankara Milletvekili seçilen Av. Burhan Apaydın ve Aydın Milletvekili Av. Orhan Adlî Apaydın kardeşler TBMM'de.

Yassıada Yargılamaları ve Burhan Apaydın

Avukat Burhan Apaydın, İstanbul Barosu yönetim kurulunun almış olduğu karara aykırı davranarak ünlü 1960 ihtilali sonrası kurulan mahkemelerde yargılanan ve Yassıada’da bulunan Adnan Menderes‘in avukatlığını ve savunmasını kardeşi Avukat Orhan Adli Apaydın ile birlikte üstlendi. Silahların gölgesinde yapılan yargılama sırasında Adnan Menderes için “Yere düşmekle sakıt olmaz cevher kadrü kıymetten” dediği için tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tutuklandıktan kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. Ancak Menderes’in savunmasını yaparken Cemal Gürsel’in yazdığı ve Bayar’ın yerine Menderes’in Cumhurbaşkanı olmasını öneren ancak değiştirilen mektubunun aslının okunmasında ısrar ettiği için tekrar tutuklandı. 

Tutuklu bulunduğu sırada Menderes’in idam edileceği haberini aldığında büyük bir üzüntü yaşadığı için aynı cezaevinde tutuklu bulunan Kürt İdris lakaplı İdris Özbir tarafından kendisine gösterilen dostluk sebebiyle Kürt İdris’in ömür boyu avukatlığını üstlendi. 

Avukat Burhan Apaydın, Ahmet Emin Yalman, Hüseyin Emir Erkilet, Uğur Mumcu, Dündar Kılıç, Aysel Toprak ve Abdullah Baştürk gibi ünlü Türklerin avukatlığını yapmıştır.

Siyasal Yaşamı

Avukat Burhan Apaydın,  27 Mayıs 1960 darbesi sonrası Yassıada yargılamalarında avukatlığını üstlendiği Adnan Menderes’in idamından sonraki ilk seçimlerde Adalet Partisi’nden 12. dönem Ankara milletvekili seçildi. 1962 yılında Adalet Partisi’nden ihraç edildi ve Yeni Türkiye Partisi’ne katıldı.  1963 seçimlerinde Yeni Türkiye Partisi’nin İstanbul Belediye Başkan adayı oldu,

1965 yılında siyaseti bırakarak tekrar serbest avukatlığa devam etme kararı aldı ve uzun yıllar avukatlık mesleğini icra etti. 

Apaydın, 20 Nisan 2013 tarihinde 89 yaşında iken Kadıköy’deki evinde hayata veda etti. Cenazesi avukat kardeşi Orhan Apaydın’ın yanında Zincirlikuyu Mezarlığı’nda aile kabristanına defnedildi. 

Doğan Yurdakul ve F. Cengiz Erdinç’in ortaklaşa yazdıkları “Adalet Savaşçısı” adlı kitap Avukat Burhan Apaydın’ın hayatını anlatmaktadır.

Avukat Burhan Apaydın’ın babası cumhuriyet tarihinin ilk faili meçhul cinayetinin kurbanı olan Ağır Ceza Reisi Ali Rıza Bey’dir.

 

Harun Tepe

0

Prof. Dr. Harun Tepe, 1956 yılında Balıkesir’de doğdu. Eğitim hayatına Balıkesir Muharrem Hasbi Koray Lisesi’nde başladı. 1973 yılında liseden mezun oldu.

1978 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü bitirdi. Sosyoloji eğitiminin yanı sıra felsefe, psikoloji ve pedagoji alanlarında sertifikalar aldı. Lisans eğitiminin ardından 1978-1981 yılları arasında Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü’nde çalıştı.

Akademik Kariyeri ve Bilimsel Çalışmaları 

Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nde Nüfus Dinamiği Programını 1981 yılında tamamladı. Yüksek lisans derecesi bu program ile elde etti. Aynı üniversitenin Felsefe Bölümünde başladığı ikinci yüksek lisansını 1985 yılında tamamladı. Aynı yıl doktora eğitimine başladı.

1989-1990 yılları arası doktora teziyle ilgili, 1990-1991 yılları arasında ise doktora sonrası bilimsel araştırmalar yürütmek üzere Almanya’nın Johannes Gutenberg (Mainz) Üniversitesi’nde bulundu. Prof. Dr. Richard Wisser danışmanlığında bilimsel araştırmalar yaptı.

1990 yılında Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi danışmanlığında hazırladığı ve ” doğruluk-kesinlik sorununu” ele aldığı “Ontolojik yaklaşım açısından R. Carnap ve N. Hartmann’da Bilgi ve Doğruluk Sorunu başlıklı tezini savunarak felsefe doktoru oldu.

Goethe Enstitüsü bursu ile Berlin ve Mannheim Goethe Enstitüleri’nde dil kurslarına katıldı. Ayrıca Alman Akademik Değişim Servisi (DAAD) bursuyla Freiburg Goethe Enstitüsü’nde dil kursu aldı. Almanya’da bulunduğu yıllarda Latince öğrendi. DAAD bursunun bir yıl daha uzatılmasıyla Almanya’da “Doğruluk ve Kesinlik Sorunu” üzerine çalışmalarına devam etti.

Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü’nde; 1991-1993 yıllarında yardımcı doçent olarak olarak çalıştı. 1993 yılında felsefe doçenti oldu ve 2002 yılına kadar aynı fakültede kariyerine devam etti. 2002 yılında felsefe alanında profesörlük derecesini elde etti.

2018’de sekiz ay süreyle Toronto Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. İnsan hakları eleştirileri üzerine araştırmalar yaptı.

Son yıllarda özellikle; 20. Yüzyılda Felsefe, Özgürlük Sorunu, Yabancı Dilde Felsefe Metinleri, Felsefede Araştırmanın Özelliği, Yüzyılımızda İnsan, İnsan Haklarının Antropolojik Temelleri, İnsan Haklarına İlişkin Pratiğe Yansıyan Teorik Sorunlar, 18. Yüzyılda Felsefe, İnsan Felsefesi, Etik Problemleri ve İnsan Haklarının Bilgisel Temelleri başlıkları altında dersler vermektedir.

İdari Görevleri ile Ulusal ve Uluslararası Kurum ve Kuruluşlardaki Faaliyetleri 

Prof. Dr. Harun Tepe, Hacettepe Üniversitesinde; 17 Nisan 1999- 17 Nisan 2002 tarihleri arasında doçent temsilcisi olarak Edebiyat Fakültesi Yönetim Kurulu Üyeliği, 1995- 2002 yılları arasında Felsefe Bölüm Başkan Yardımcılığı, 1998-2008 yıllarında İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyeliği, 2003- 2009 yıllarında İnsan Hakları Anabilim Dalı Başkanlığı, 2003-2006 yıllarında Felsefe Bölüm Başkanlığı görevlerini yürüttü.

2008’de, Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi‘nin müdürlüğüne getirildi. Merkez, Türkiye’deki ilk insan hakları doktora programı düzenleyen birimdir.

 1991 yılından itibaren Türkiye Felsefe Kurumu Yönetim Kurulu üyesi olarak göreve başladı. Kurum bünyesinde birçok yayın faaliyeti ve bilimsel çalışma yürüttü.

2010-2014 yılları arasında UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nda Yönetim Kurulu üyesi, Felsefe İhtisas ve İnsan Hakları İhtisas Komiteleri Başkanı olarak görev yaptı. Hacettepe Üniversitesi Akademik Etik Kurul üyesi, “YÖK, Sosyal ve Beşeri Bilimler Etik Kurulu Üyesi” ve Hacettepe Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Yayın Etiği Kurulu başkanı olarak faaliyetlerini yürüttü.

2016-2018 ve 2018-2020 yönetim dönemlerinde Türkiye Tabipleri Birliği Merkez Etik Kurul Üyesi olarak görev yaptı 2020 yılında aynı görevi yeniden üstlendi.

Makaleleri ve Bilimsel Tebliğleri 

Prorf. Harun Tepe’nin; “Yüzyılımızın Dönemecinde Etikten Beklenenler ve Etiğin Durumu”, “Türkiye’de Etik Çalışmaları”, “Viyana Çevresi Filozoflarında Doğrulama ve/veya Onaylama”, “İnsan Hakları ve Anayasalarımız: 1924, 1961 ve 1982 Anayasaları”, “Çiğnenen Onurlar ya da Gazetecilikte Etik Sorunlar”, “Etik, ‘Biyoetik’ ve ‘Psikiyatri Etiği’”, “Platons Politeia: Eine Utopie oder ein Entwurf einer ‘geschlossenen Gesellschaft’?”, “Çalışma İlişkileri ve Etik”, “İnsan Hakları Nedir ve Neyin Aracıdır?”,  “Bilgilenme Hakkı: Bilgi ve İnsan”, “Değerler ve Değer Bilgisi”, “Hukuk Felsefesi: Hukuk mudur Felsefe mi?”, “Etik Bilgi ve Yaşam”, “Günümüz Sorunları Karşısında Kant Etiği”, “Hukuk ve Etik: Hukukun Etik Temelleri”, “Değerlerden Bağımsız Bir Hukuk Mümkün müdür? Hukukun Etik Temelleri”,  ’İyi’ Nedir ya da Neye ‘İyi’ Denebilir?”, “Approaches in Ethics and Kuçuradi’s Ethics”, “Günümüz Etiğinin Epistemolojik İkilemleri”, “Ethics in the Beginning of XXI. Century”, “Identity, Cultural Identities and Human Rights”, “Professional Ethics: It’s Foundations and Problems”, “Approaches to Ethics in Turkey and in the World”, “Karl Otto Apel’in Ortak Sorumluluk Etiği”, “Etik Bakış Açısından Yozlaşma”, “Epistemological Dilemmas of Contemporary Ethics”, “Ethics in Turkey” ve “‘Ethics of Journalism’ or On Ethical Problems in the Mass Media” başlıkları altında, çeşitli ulusal ve uluslararası bilimsel dergilerde yayınlanmış makaleleri, konferans ve sempuzyumlarda sunulmuş tebliğleri ve kitap bölümleri bulunmaktadır.

 

Prof. Dr. Harun Tepe’nin Eserleri

Hukukta ve Yargıda Etik

Hukukun etikle ilişkisi tartışmalıdır. Soru bazen doğrudan “Hukuk etiksiz olabilir mi?” biçiminde, bazen de değerler dolayımında “Değerlerden bağımsız bir hukuk olabilir mi?” biçiminde sorulagelmiş; ama hukukun etikle ilişkisi hep hukuk felsefesinin ana tartışma konuları arasında yer almıştır. Bu kitapta yer alan yazılarda hukukun değerlerden bağımsız olamayacağı, hukukun etik temellere dayalı olduğu, adalete dayalı olmayan hukukun hukuk olamayacağı iddia edilmektedir. Bu kuşkusuz belli bir “hukuk” kavramına dayanılarak ve farklı türden kimi bilgisel öncüllerden yola çıkılarak yapılmakta, hukukun neden etik olmadan “hukuk” olamayacağı temellendirilmeye çalışılmaktadır.

İnsan Hakları Felsefesi

Kimi sert teorik ve pratik eleştirilere karşın, insan hakları hala günümüzün öne çıkan söylemlerinden biridir. Tüm diğer rastlantısal özellikleri bir yana, yalnızca insan oldukları için kişilerin bazı temel hakları oldukları düşünülmekte, bu haklara da “insan hakları” denilmektedir. Bu kitapta yer alan yazılarda “insan”, “insan doğası”, “insan hakları” ve “evrensellik” kavramları üzerinde durulmakta; bir insan hakları ölçütü geliştirilmesi ve insan haklarının temellendirilmesi gibi, insan haklarının bilgisel ve antropolojik temellerine ilişkin kimi teorik sorunlar ele alınıp tartışılmaktadır. İnsan Hakları kapsamına felsefi bir disiplinle incelenen kitabın; temel kavramlar, ölçüt ve kapsamları irdelenerek insan haklarının bilgisel derinliklerine iniyor. Günümüzde varlığını devam ettiren insan hakları ve evrensellik boyutundaki tartışmaları ele alınıyor. İnsan nedir? Sorunun cevabını aralayan; İnsanın ve haklarının evrendeki amacına yönelik çok yönlü yani; Multi disiplinel bir katkı sağlarken karşılaştırmalarda bulunuyor. İnsan doğasının bilinmezliğine yönelik araştırmalarla bir nebze katkı sunmaya çalışan kitap insanı tanımayı ve tanıtmayı da kendisine bir amaç edinmiş.

Platon’dan Habermas’a Felsefede Dogruluk Ya Da Hakikat 

“Bilim adamları doğruluğu arıyorlar, ara sıra buluyorlar da sanatçılar doğruluğu aramıyorlar, bu nedenle buldukları da yok; felsefenin ise bilim ve sanat arasında paradoksal bir yeri var, çünkü filozoflar doğruluğu arıyorlar, ama bir türlü bulamıyorlar.” Felsefenin doğruluğu ya da hakikati arama çabası olduğu yaygın bir kanıdır. Aranılan, yüzyıllardır izi sürülen bu hakikat nedir, nerededir, neden bir türlü ona ulaşılamamaktadır? Doğruluk nedir, doğru bilgiyi yanlıştan ayırabileceğimiz bir ölçüt var mıdır? Kesinlik nedir, tüm bilgilerden aynı kesinliği bekleyebilir miyiz? Bu kitap tüm bu ve benzeri soruları ele alarak, doğruluğun ne olduğunu, Platon’dan Habermas’a farklı felsefe görüşlerine dayanarak yanıtlamaya, doğruluğun nesneye uygunluk olduğunu söyleyen geleneksel doğruluk kuramını ve ona karşı çıkan doğruluk kuramlarını değerlendirmeye çalışmaktadır. İlk baskısı Ark Yayınevi tarafından 1995 2017 yılında yapılmış, daha sonra yeni baskıları çıkmıştır.

Günümüzden Bakınca Kant Etiği

Günümüzden Bakınca Kant Etiği

Harun Tepe, “Günümüzden Bakınca Kant Etiği”  adlı eseri İoanna Kuçuradi ve Nebil Reyhani ile birlikte  kaleme almıştır.

Günümüz felsefe tartışmalarında görmezden gelinemeyen etik görüşlerinin başında gelen Kant etiği çok farklı ve sorunlu biçimlerde anlaşılıp değerlendirilmektedir. Günümüzden Bakınca Kant Etiği, İoanna Kuçuradi ile Hacettepe Felsefe’de onun farklı tarihlerde öğrencisi olmuş, kendisinden Kant dersi almış olan Harun Tepe ve Nebil Reyhani’nin yazılarını bir araya getirmektedir. Üç kuşak felsefecinin yazılarının bir kitapta toplanıp yayınlanmasının nedeni ise etik sorunlara değeri hiç eksilmeyen bir ışık tutmuş olan Kant’ın etik görüşünün anlaşılması ve doğru değerlendirilmesine katkıda bulunmak, onun günümüz etik sorunlarının aydınlatılmasına yapabileceği katkıya işaret etmektir.

 

Etik ve Metaetik-20. Yüzyıl Felsefesinde Normatiflik Sorunu 

Bu kitap, “bilimsel felsefe”nin etikte bir yansıması olan ve Anglo-Amerikan felsefe dünyasında bugün etikle en yaygın uğraşma yolu olan metaetik üzerine, ülkemizde yayımlanan ilk çalışmadır.

Harun Tepe bu çalışmasında, etik alanında metaetik ile kural getiren (normatif) etik yaklaşımlarını benimseyenler arasındaki tartışmayı serimlemekte, bu tartışmanın kaynağına ve sonuçlarına ışık tutmakta, ayrıca da etikteki bu yaklaşımların özgün bir değerlendirmesini yapmaktadır.

Eserin ilk baskısı Türkiye Felsefe Kurumu Yayınlarından 1992 yılında yapılmıştır.

 

Türkiye‘de ve Dünyada İnsan Hakları Eğitimi/Human Rights Education in Turkey and in the World

Bu kitap UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, İnsan Hakları İhtisas Komitesi’nin öncülüğünde, Hacettepe ve Maltepe Üniversiteleri İnsan Hakları Merkezleri tarafından Hacettepe Üniversitesi’nde düzenlenen “UNESCO Karar ve Verileri Işığında İnsan Hakları Eğitimi” uluslararası konferansının bildirilerinden oluşmaktadır. Kitabın editörlüğünü Komite Üyesi Harun Tepe yapmıştır. 

Türkçe ve İngilizce olarak sunuldukları dilde basılan bu bildirilerde, dünyamızda insan hakları eğitiminin sorunları ele alınmakta ve nasıl bir insan hakları eğitimiyle bugün yaşanan insan hakları ihlallerinin azaltılabileceği, insan hakları ihlallerinin daha az yaşandığı bir dünyanın ne tür bir eğitimle kurulabileceği, farklı ülkelerin bu konudaki deneyimlerine dayanılarak tartışılmaktadır.

 

Teorik Etik – Etiğin Bilgesel Sorunları

Son zamanlarda etik yerine, ‘pratik etik’ ve ‘teorik etik’ adlandırmaları yaygın bir biçimde kullanılır oldu. Etiğin teorik ve pratik sorunlarının olduğu düşünülerek, etiğin teorik yanını adlandırmak için ‘teorik etik’ veya ‘felsefi etik’; pratik yanı içinse ‘pratik etik’ veya ‘uygulamalı etik’ sözcükleri kullanılmaya başlandı. Aslında etik ne salt teorik ne de salt pratiktir. Etik bir bilme etkinliğidir, sözcüğün kökensel anlamıyla bir theoria, olan biteni seyretme etkinliğidir; ama bilgi için bilgi ya da kendisi amaç olan bilgi değildir etiğin amaçladığı, pratiğe ya da eyleme dönük bilgidir.

Bu kitapta yer alan yazılar etik-yaşam ilişkisi, olgu-değer uçurumu, etiğin bilgikuramsal ikilemleri, değerler ve değerlerin bilgisi, iyi ve kötünün ne olduğu gibi teorik etikle ilgili bilgisel sorunları ele alıp tartışmaya açmaktadır.

 

Pratik Etik – Etiğin Pratik Sorunları

Ayrımcılık, yoksulluk, şiddet, adaletsizlik, küresel iklim değişikliği gibi sorunlar günümüzde etik sorunlar olarak da ele alınmaya başlandı. Çoğu zaman insan haklarının çiğnenmesine yol açan bu sorunları etiğin görmezden gelmesi de beklenemezdi zaten. Tıp etiği kökenli biyoetiğin ve bununla birlikte farklı ‘meslek etikleri’nin ortaya çıkıp gelişmeleri ve şiddet, ayrımcılık, yozlaşma, adaletsizlik vb. etik sorunları ele alan çalışmaların sayısının artması, ‘pratik etik’ veya ‘uygulamalı etik’ olarak adlandırılan yeni bir etik alanından söz edilmesine yol açtı. Ayrımcılık, başkaldırı, şiddet, yozlaşma gibi etik sorunlar ile çevre, bilim, işletmeler, gazetecilik, tıp ve akademik çalışma alanlarında ortaya çıkan etik sorunları ele alan bu kitaptaki yazılarda da görülebileceği gibi, bu sorunların etik bakışla ele alınıp aydınlatılması yalnız insan türü için değil, gezegenimizin tüm canlılarının geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

 

 

Etik ve Meslek Etikleri

Son yıllarda meslek etiklerinden daha sık söz edilmeye başlandı. Çeşitli mesleklerde karşılaşılan etik sorunların gittikçe daha fazla farkına varılmasıyla birlikte meslek etiklerinin sayısı da arttı. Etik sorunlaını aşmak için her meslek kendi meslek ilkelerini geliştirmeye çalıştı. Sonuçta neredeyse meslek sayısı kadar “etik” ortaya çıktı. Bu durum akla şu soruları getirmekte: “Bir mesleğin yapılması sırasında karşılaşılan etik sorunlar, günlük yaşamda karşılaşılan etik sorunlardan farklı mıdır?”, “Yoksa farklı mesleklerde, o mesleğe özgü kimi bilgiler de gerektiren, aynı türden etik sorunlarla mı karşı karşıyayız?” Kitap, bu ve benzeri soruları ele alarak, meslek etiklerine farklı bir yaklaşımın olduğuna dikkati çekmektedir. Bu ise İoanna Kuçuradi, Peter Koslowski, Yaman Örs, Kriton Curi, Klaus Leiseinger, Vittorio Hösle, Harun Tepe, Zeynep Davran, Friedrich Kübler, Hayrettin Ökçesiz ve Mümtaz Soysal‘ın yazılarıyla yapılmakta. Eser, Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları tarafından 2000 yılında basılmış, kitabın editörlüğünü Harun Tepe yapmıştır.

 

Miletli Filozoflar Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes

“Anadolu’da doğup büyümüş olmak, bu topraklarda yaşamak, çoğumuzun farkında olmadığı bir ayrıcalıktır. Çünkü bu topraklarda dokuz-on uygarlık –Urartu, Hitit, Frigya, Lidya, Troia, İonya, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı uygarlıkları− yeşermiş ve birbirini etkilemiştir…. Bu dokuz-on uygarlığın yeşerdiği bu topraklar, aynı zamanda felsefenin ve felsefî bilgiye dayanan bilgeliğin de kaynağını bulduğu topraklardır… Felsefeyi başlatanlar olsun olmasın, Miletos’lu üç filozof/bilim insanı, elimizdeki kaynaklara bakarak konuşursak, düşünce tarihinde bir dönüm noktasıdırlar. ‘Anadolu’da Felsefeye Yolculuk’ projesiyle, topraklarımızda gerçekleşen düşünce başarılarına, kitapların dışında, yaşadıkları yerlerde sahip çıkmak istedik.”

Bu kitap UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, Felsefe İhtisas Komitesi’nin, Türkiye Felsefe Kurumu ve Adnan Menderes Üniversitesi Felsefe Bölümü ile birlikte 8-9 Kasım 2013 tarihlerinde Aydın’da gerçekleştirdiği, felsefeci ve arkeologların katıldığı Anadolu’da Felsefeye Yolculuk III, “Miletli Filozoflar: Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes” başlıklı sempozyumun bildirilerini bir araya getirmektedir. Yayına Harun Tepe tarafından hazırlanmıştır.

 

Sinoplu Bir Filozof Diogene

 

Bu kitap UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, Felsefe İhtisas Komitesi’nin, Türkiye Felsefe Kurumu ve Sinop Üniversitesi Rektörlüğüyle birlikte 19-20 Nisan 2013’te Sinop’ta gerçekleştirdiği Anadolu’da Felsefeye Yolculuk II, Sinoplu Bir Filozof: Diogenes başlıklı sempozyumun bildirilerinden oluşmaktadır. Bu kitap, “bilimsel felsefe”nin etikte bir yansıması olan ve Anglo-Amerikan felsefe dünyasında bugün etikle en yaygın uğraşma yolu olan metaetik üzerine, ülkemizde yayımlanan ilk çalışmadır. Harun Tepe bu çalışmasında, etik alanında metaetik ile kural getiren (normatif) etik yaklaşımlarını benimseyenler arasındaki tartışmayı serimlemekte, bu tartışmanın kaynağına ve sonuçlarına ışık tutmakta, ayrıca da etikteki bu yaklaşımların özgün bir değerlendirmesini yapmaktadır. “Diogenes’in dâhil edildiği akım bir yaşayış biçimini yansıtır: köpeksi, kynik. Akımın temsilcileri de bu adı benimsemiştir. Aşağılayıcı bir kelime olduğu belli, ama sokak köpeğinin boynundan bağlanmadığı, özgür olduğu da düşünülmeli… Diogenes’in en çok bilinen cümlesi Büyük İskender’e söylediğidir. İskender, Aristoteles’in öğrencisiydi; babası Filip filozofu sarayına çağırmıştı. İskender’in “Eğer İskender olmasaydım Diogenes olmak isterdim” deyişi, hocasından çok bir köpeksiye saygısını gösterir. O komutan o filozofa kendisinden bir istekte bulunmasını söylediğinde, “güneşime engel olma yeter” (yaygın bilinen şekliyle “gölge etme başka ihsan istemem”) cevabını alınca daha da saygı duymuş olmalı” (Uluğ NUTKU)

 

On Kavramda Wittgenstein

Ludwig Wittgenstein, modern felsefe denilince akla gelen ilk isimlerden. Kendi rızasıyla Birinci Dünya Savaşı’nın en ön cephelerinde görev almıştı, çünkü ölümle burun buruna yaşamanın nasıl bir şey olduğunu tecrübe etmek istiyordu. Titiz bir mantık işçiliğinin sonucunda, felsefenin, dilin mantığının yanlış anlaşılmasından doğduğu fikrini ortaya atmış ve böylece felsefi sorunların kaynağını bulduğunu ve “nihai çözüme” ulaştığını iddia etmişti. Bunun sonucundaysa “felsefeyle uğraşmayı” bırakmıştı. Trinity College’da felsefe dersleri verdiyse de bu dersler öğrencilerin dikkatini pek de çekmemişti; zira hem Wittgenstein’ın yaptığı şey ders anlatmaktan ziyade sesli düşünmekti hem de ele aldığı konular öyle kolayca nüfuz edilebilecek türden değildi.  On Kavramda Wittgenstein başlıklı çalışmasında Harun Tepe, bu sıra dışı filozofun sarsıcı ve görece girift fikirlerini ana hatlarıyla açıklıyor. Dil ile dünya arasındaki ilişki, dünyayı oluşturan şeyin neliği, anlam, etik ve estetik gibi Wittgenstein felsefesinin en temel temalarına, filozofun düşünce dünyasını derli toplu bir şekilde haritalandırmak suretiyle odaklanıyor.

 

L. Wittgenstein: Temel Kavram ve Sorunlar

Bu kitap ana kavram ve sorunlarıyla Wittgenstein felsefesini oraya koymaya çalışan bir Wittgenstein albümü olarak okunabilir. Tek bir dil geliştirme çabasıyla başlayıp dilin kullanımlarına hiçbir müdahalede bulunmama, sadece çeşitli yaşam bağlamlarında oynanan dil oyunları çokluğunu gözler önüne sermeyle biten bir felsefe çizgisini tüketici bir biçimde sunmak aşırı bir iddia olurdu. Burada onun dil (ve/veya mantık) ve metafizik sorunlarını ele alan kimi yazılara olduğu kadar, estetik ve etikle ilgili çalışmalarını ele alan yazıları da yer verilmiştir. Bunun Wittgenstein düşüncesini değişen ve aynı kalan yanlarıyla anlamaya yardımcı olması beklenmektedir.

 

Varlık ve Bilgi, Ontolojik Yaklaşımla Felsefe Yapmak

Ontolojik yaklaşım, “nesne edinilenin varlıkça yapısına ve neliğine yönelen ve bağlantılarını olduğu kadar diğer şeylerle ilgisini ve onlardan farkını gören bakıştır”. Bu kitapta yer alan yazılar bilgi sorunlarını ontolojik bir yaklaşımla ele almanın elverişliliğine dikkat çekmektedirler. Ama bu, ne bilmenin zihinsel bir edim olduğunun (epistemolojik bakışın), ne de bilgilerin yalnızca sözcüklerle ifade edilebildiğinin (dilsel bakışın) yadsınması veya önemsiz görülmesidir. Öte yandan, dil, sözcüklerden oluşsa bile, varolan herşeyin sözcükler olmadığı; “varolan” da bir sözcük olsa bile, dünyanın farlı türden varolanlardan oluştuğu ve bunların bilgilerinin de bazı farklılıklar taşıdığı da açıktır. Bu kitap işte bu ve benzeri düşünceleri tartışan yazılardan oluşmaktadır. Zeitgeist’a aykırı yazıların da okunabileceği ve yararlı olabileceği umudu ve beklentileriyle yayımlanmasına karar verilmiştir.

 

Siyaset Felsefesi

Siyaset çağdaş toplumlar için en yaşamsal kurumlardan birisidir. Onun kararlardan
toplumun tüm kesimleri etkilenmekte, yaptıkları ve yapmadıklarıyla siyaset, toplumun yazgısını belirlemektedir. Bu nedenle siyaset sorunlarına ilgisiz kalmak güçtür. Filozofların, düşünürlerin bu sorunlara ilgisiz kalmaları ise çok daha güçtür; çünkü felsefe sorunları yaşamda filizlenen, yaşamdan devşirilen sorunlardır. Felsefe yaşamda karşılaşılan sorunların üzerine gider. Yaşamda karşı karşıya kalınan ve ancak felsefi bakışla çözülebilecek sorunlardır felsefe sorunları. Nesneleştirerek, kavramlaştırarak, ideleştirerek onlar üzerine düşünür filozof. Sonuçta da, baktığı şeyin yapısını, neliğini, diğer şeylerle benzerlik ve farklılıklarını veren bilgiler, felsefi bilgiler ortaya koyar. Bu ortaya koyduğu felsefi bilgilerle de tek tek olaylara, yaşananlara, sorunlara ışık tutar felsefe. Siyaset felsefesi de bu doğrultuda siyaset sorunlarına yönelerek onları aydınlatmaya çalışmaktadır.

 

Biyoetik Terimleri Sözlüğü
Türkçede bir ilk olan bu sözlük, Türkçe biyoetik dilinin oluşmasına katkıda bulunmak amacıyla hazırlanmıştır. Etik terimlerin dilimizdeki kullanımlarına bakarak ve İngilizce terimlere önerilmiş olan Türkçe karşılıkları tarayarak yapılan bu çalışmada, biyoetik terimlerine dilimizde en uygun karşılıkların bulunması, anlamlarının açık biçimde belirlenmesi ve sınırlarının çizilmesi hedeflenmiştir. Genel etik terimleri ile biyoetik terimlerinden oluşan bu sözlük, hem kuramsal çalışma yapan akademisyenler, öğrenciler hem de sağlık alanında çalışanlar için etik bir kılavuz niteliğindedir.

Çocuklar için Felsefe Eğitimi

“Oğuz Atay, Tutunamayanlar’ın bir yerinde kahramanına, lüzumu kadar sorumuz olmadığını ama lüzumundan çok cevabımız olduğunu söyletir. Çok haklı. Çok cevabımız, ama pek az sorumuz var. İnsanlığın soru açığını felsefe yapanlar ve çocuklar kapatmaya çalışıyor. Felsefe yapanlar ile çocuklar arasında başka bir ilişki daha var: Çocuklar, inatla, ısrarla, sorularının hakkını ararlar. Eğer yol üstünde buldukları cevaplarla tatmin olmadan, cevap istiflemenin baştan çıkarıcılığına kapılmadan büyüyebilir, yaş alabilirlerse, yani içlerindeki çocuğu koruyabilirlerse, ileri yaşlarda yapmayı sürdürdükleri şeye felsefe deriz.”

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu, MEB ve Türkiye Felsefe Kurumu’nun ortaklaşa gerçekleştirdikleri İlk ve Ortaöğretimde Felsefe Çalıştayı’nın bildirilerini bir araya getiren bu kitap, felsefe öğretmenleri ve uzmanlarının ülkemizdeki ve dünyadaki felsefe eğitimine ilişkin görüşleri yanında çocuklar için felsefe kitapları yazan yazar ve yayınevlerinin görüşlerini de ortaya koyarak ülkemizdeki felsefe eğitimine ışık tutmaya çalışmaktadır. Prof. Dr. Betül ÇOTUKSÖKEN  ile birlikte “Çocuklar için Felsefe Eğitimi” isimli ve “Sinoplu Bir Filozof Diogene”; A. Kadir ÇÜÇEN ile birlikte  “Miletli Filozoflar Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes” isimli eseri Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları tarafından basılmıştır. Ayrıca, Fenomenoloji Üzerine Beş Ders (Edmund Husserl’dan, 1997), Ontolojinin Işığında Bilgi (N. Hartmann’dan, 1998), İnsanın Kosmostaki Yeri (Max Scheler’den, 1998)  isimli çeviri eserleri bulunmaktadır. 

 

Fenomenoloji Üzerine Beş Ders

Bu kitap Husserl’in 1907de Göttingen Üniversitesinde Fenomenoloji üzerine verdiği beş dersin metnini bir araya getirmektedir. Husserl bu Beş Derste fenomenolojisinin ana savlarını ve neredeyse tüm temel kavramlarını ortaya koyarak fenomenolojik düşünmenin yürüdüğü yolu bize göstermektedir. Bu dersler aynı zamanda onun düşünce çizgisindeki önemli bir dönüşüme, fenomenolojinin transzendental fenomenolojiye dönüşümünün başlangıcına da tanıklık etmektedir. Fenomenoloji görerek, aydınlatarak, anlam belirleyerek ve anlam ayrımı yaparak yol alır. Fenomenoloji karşılaştırır, ayrım yapar, bağlar, ilişkiye sokar, parçalara böler, öğelerine ayırır. Ama her şeyi saf görmeyle yapar. Kuramlaştırmaz, matematikleştirmez; zira, tümdengelimli kuram anlamında hiçbir açıklamada bulunmaz. Edmund Husserl

Kitap, Türkçe’ye Harun Tepe tarafından kazandırılmıştır.

 

Ontolojinin Işığında Bilgi / Die Erkenntnis im Lichte der Ontologie

Nicolai Hartmann bu kitabında, günümüzde yaygın olarak yapıldığı gibi, bilgiye yalnızca bir bilinç fenomeni olarak bakmanın, bilgi ve varlık arasındaki bağlantıyı göz ardı etmenin sakıncalarına dikkati çekiyor. Bilmenin aşkın bir edim, her bilginin de bir varolana, bir nesneye ilişkin olduğunu anımsatarak, bilgiye ontolojinin ışığında bakmanın, başta bilginin doğruluğu-kesinliği sorunu olmak üzere, birçok bilgi sorununu aydınlatmada ne kadar yol açıcı olabileceğini gösteriyor.  Bizi, günümüzde sıkça yapıldığı gibi, kuramlardan veya görüşlerden fenomenlere değil, sorunlardan ve fenomenlerden kuramlara gitmeye çağıran Hartmann’a kulak vermenin tam zamanı olsa gerek.

 

Etik, Hukuk ve İnsan Hakları. İoanna Kuçuradi’ye 85. Doğum Günü İçin

Bu kitap farklı tarihlerde ve farklı kurumlarda Hocanın öğrencisi olmuş, birçoğu onun danışmanlığında tez yazmış, kimileri bugün kendi alanlarının en iyileri arasına girmiş kişilerin yazılarından oluşuyor. Yazıların bir kısmı İoanna Kuçuradi’nin değerler, etik, sanat felsefesi ve insan haklarıyla ilgili görüşlerini inceleyen, bir kısmı onun görüşlerini başka filozofların görüşleriyle karşılaştıran, bir kısmı ise onun görüşlerinden hareketle günümüz teorik veya pratik sorunlarını ele alan özgün incelemelerdir. Hepsinde ortak olan şey ise, Hocanın felsefe yapma biçiminden veya onun görüşlerinden şu ya da bu biçimde etkilenmiş olmaları ve kendi uzmanlık alanlarında karşılaştıkları teorik veya pratik sorunların çözümünde onlardan yararlanmalarıdır.

Etik, İnsan Hakları, Hukuk Felsefesi ve Sanat Felsefesi olarak dört bölümden oluşan bu kitap, Sevgi Şahintürk, Nebil Reyhani, Nazile Kalaycı, Berfin Kart, Zuhal Kişin Köseoğlu, Özge Yücel Dericiler, Elif Dilan Kara, Yunus Düger, Aris Abacı, Elif Şahin Hamidi, Gülriz Uygur, Nadire Özdemir, Zeynep İspir, Bülent Altun, Olcay Karacan, Damla Alver, Çetin Türkyılmaz, Türkân Soman Çelik ve Ozi Huntürk’ün yazılarını bir araya getirmektedir. Kitabın editörlüğünü Harun Tepe yapmıştır.

 

İnsanın Kosmostaki Yeri

Her felsefe sorunu, doğrudan ya da dolaylı olarak insanla ilgilidir. Bu nedenle felsefede ele alınıp tartışılan her sorunun temelinde, insanın neliğine ilişkin bir kabul vardır. Bu önemli yeri nedeniyle, “İnsan nedir?” sorusu, yani soruyu soranın kendisini, kendi türünü sorguladığı soru, en başından beri filozofların sormadan edemedikleri temel sorulardan biridir. Soru, insanın kendini bilmesinin, kendi varlığının ya da türünün temel ıralayıcılarını belirleme sorusudur.”Düşünce tarihimizin hiçbir döneminde insan kendisi için günümüzdeki kadar sorun olmamıştır” saptamasından yola çıkan Scheler, İnsanın Kosmosdakı Yeri’nde “İnsan nedir?” sorusunu, yeni bir bakış açısıyla yanıtlamaya girişir.

Eser, Türkçeye Harun Tepe tarafından kazandırılmıştır.

Kabotaj Kanunu

0

Kabotaj Kanunu, 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 1 Temmuz günü 1935 yılından itibaren Kabotaj Bayramı olarak kutlanmaktadır. 2007 tarihinde kabotaj kelimesine denizcilik kelimesi de eklenerek bayramın adı Denizcilik ve Kabotaj Bayramı olmuştur.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Kabotaj, bir devletin kendi limanlarına deniz ticareti konusunda tanıdığı yasal ayrıcalıktır. Devlet, bu ayrıcalıktan sadece kendi yurttaşlarının yararlanmasını ve milli ekonomiye katkı sağlanmasını amaçlamaktadır. Türk Dil Kurumu kabotajı, “bir ülkenin iskele veya limanları arasında gemi işletme işi” olarak tanımlanmaktadır. [/box]

Osmanlı Devletinin kapitülasyonlar çerçevesinde yabancı ülke gemilerine tanıdığı kabotaj ayrıcalığı Lozan Barış Antlaşması‘yla 1923 yılında kaldırılmıştır.

TÜRKİYE SAHİLLERİNDE NAKLİYATI BAHRİYE (KABOTAJ) ve LİMANLARLA KARA SULARI DAHİLİNDE İCRAYI SAN’AT VE TİCARET HAKKINDA KANUN

Kanun No: 815
Kabul Tarihi: 20 Nisan 1926
Resmi Gazete ile Neşir ve İlânı: 28 Nisan 1926 – Sayı: 358
3.t.Düstur, c.7 – s.759

MADDE 1

 Türkiye sahillerinin bir noktasından diğerine emtia ve yolcu alıp nakletmek ve sahillerde limanlar dahilinde veya beyninde cer ve kılavuzluk ve her hangi mahiyette olursa olsun bilcümle liman hidematını ifa etmek yalnız Türkiye sancağını hamil sefain ve merakibe munhasırdır.
Ecnebi sefaini ancak memaliki ecnebiyeden almış oldukları yolcu ve hamuleyi Türk liman ve limanlarına ihraç ederler ve Türk liman ve limanlarından ecnebi liman ve limanlarına gidecek yolcu ve hamuleyi de alırlar.

MADDE 2

 Nehirler ve göller ve marmara havzasiyle boğazlarda bilûmum kara sulariyle kara sularına dahil bulunan körfez, liman, koy ve sairede vapur, romorkör, istimbot, motörbot, mavna, salapurya, sandal, kayık velhasıl makine, yelken, kürek ile müteharrik merakibi kebire ve sagire ile tarak, prizman, maçuna, algarina, şat ve her nevi nakliye ve su dubaları limyo, sefaini tahlisiye ve emsali ile şamandıra, sal gibi sâbit ve sâbih vesait bulundurmak ve bunlarla seyrüsefer ve nakliyat icra etmek suretleriyle ticaret hakkı Türkiye tebaasına munhasırdır.

MADDE 3

Kara suları dâhilinde balık, istiridye, midye, sünger, inci, mercan, sedef ve saire saydı, kum ve çakıl ve saire ihracı ve gerek sathı bahirde ve gerek ka’rı bahirde mevcut kazazede sefain ve merakiple enkazı metrukenin ihraç ve tahlisi dalgıçlık, arayıcılık, kılavuzluk, deniz bakkallığı, bilcümle Türk vesait ve merakibi bahriyesi derununda kaptanlık, çarkçılık, kâtiplik, tayfalık ve amelelik ve saire icrası ve iskele, rıhtım hammallığı ve bilûmum deniz esnaflığı icrası Türkiye tebaasına munhasırdır.

MADDE 4 

Hükümet, muvakkaten ve hiç bir hak temin etmemek şartiyle ecnebi tahlisiye gemilerinin icrayı sanat etmelerine ve Türk tahlisiye gemilerinde ecnebi mütehassıs ve kaptan ve tayfa istihdamına müsaade edebilir.

MADDE 5

Birinci madde hükmüne muhalif olarak Türkiye limanları beyninde kabotaj yapan sefain ve merakibi ecnebiyeden bin liradan on bin liraya kadar cezayi nakdî ahiz ve o sefine ve merakip maddei mezkurenin ikinci fıkrası mucibince Türkiye limanları için hamule ve yolcu almak ve çıkarmaktan altı aydan bir seneye kadar men olunur.

Mugayiri kanun hareket eden sefine bir şirketi bahriye veya müteaddit sefaire malik olan bir veya müteaddit eşhasa ait olursa işbu meni keyfiyeti şirketin veya eşhası mezkurenin diğer sefainine de şamildir. İkinci ve üçüncü maddelerde zikrolunan tebaai mahalliyeye munhasır hukuku bahriyeden birini icraya cüret eden ecnebiler yüz liradan bin liraya kadar cezayı nakdi ve bir aydan üç aya kadar hapis cezasiyle mücazat olunurlar. Bu cezalardan yalnız biri de hükmolunabilir. Mükerrirler hakkında iki kat olarak hükmedilir.

MADDE 5.- (Değişik: 4854 – 24.4.2003 / m.1/B-3)

Bu Kanunun 1 inci maddesi hükmüne aykırı olarak Türkiye limanları arasında kabotaj yapan gemiler ve yabancılara ait deniz taşıtlarına birmilyar lira idari para cezası verilir. Gemiler ve deniz taşıt araçları 1 inci maddenin ikinci fıkrası gereğince bir yıl Türkiye limanları için yük ve yolcu almak ve çıkarmaktan yasaklanır; Kanuna aykırı hareket eden gemi, bir denizcilik şirketine veya birden çok gemiye sahip olan bir veya birden çok şahsa ait olursa, yük ve yolcu almak ve çıkarmaktan yasaklama cezası, şirketin veya şahısların diğer gemilerine de uygulanır. Bu Kanunun 2 ve 3 üncü maddelerinde belirtilen yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan hakları kullanan yabancılara ikiyüzaltmışmilyon lira idari para cezası verilir. Suçun tekrarı halinde bu ceza iki kat olarak uygulanır.

Birinci fıkrada yazılı olan idari para cezalarıyla yasaklamalar o yerin en büyük mülki amiri tarafından verilir. Derhal ve defaten idari para cezasını ödemeyen veya bu hususta teminat ve kefalet göstermeyen gemiler ve diğer deniz vasıtaları seferden ve faaliyetten alıkonulur. Para cezasına ve yasaklamaya ilişkin kararlar deniz taşıtları için kaptana veya ilgilisine; diğer eylemler için faile 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. Yasaklama kararı idare mahkemesi kararının kesinleşmesinden sonra uygulanır.

MADDE 6

İşbu kanun ahkâmı 1 Temmuz 1926 tarihinden muteberdir.

MADDE 7

İşbu kanunun icrasına Ticaret ve Adliye Vekilleri memurdur.

2. KABOTAJ KANUNU

19 Nisan 1926 tarih ve 815 sayılı “Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Karasuları Dahilinde İcrayı Sanat ve Ticaret Hakkındaki Kanun”(91  RG 29.04.1926 dip not) ile Türk kıyılarında kabotaj hakkı, Türk Bayrağını taşıyan gemilere ve Türk vatandaşlarına hasredilmiş bulunmaktadır.

Lozan Barış Anlaşması, Ticaret Mukavelenamesi, yerli yabancı gemilere eşit davranılması ilkesini getirmekle birlikte kabotaj seferlerini, balıkçılığı ve liman hizmetlerini kendi bayraklarını taşıyan gemilere hasretmek hakkını sözleşen (akid) devletler için saklı tutmuştu. Kabotaj Kanunu, böyle bir hakkın kullanılmasından doğmuştur.

Bu kanun ile öngörülmüş esaslar şunlardır:

A. Gemiler
a. Türk Gemileri

Türk kıyılarının bir noktasından diğer noktasına yük ve yolcu alıp nakletmek ve kıyılarda, limanlar içinde veya arasında römorkaj ve pilotaj (kılavuzluk) ve hangi nitelikte olursa olsun bütün liman hizmetlerini ifa, yalnız Türk Bayrağını taşıyan gemi ve taşıtlara hasredilmiştir.(m. 1/1).

Türk Bayrağı taşıma iznini TTK, 824/2 gereğince geçici olarak (en çok iki yıl için) almış bulunan gemi, sözkonusu izin süresince TTK, 825 gereği Türk Bayrağı taşımak hakkını ve hatta Türk gemisi niteliğini almış bulunduğundan kabotaj seferleri yönünden gerekli birinci koşulun (Türk Bayrağı taşımak koşulunun) bu gemiler için dahi gerçekleştiği sonucu doğar. Karşıt kavram yolu ile de TTK.824/1 de yazılı durumda, yani Türk gemisine geçici olarak yabancı bayrak çekilmiş bulunulması halinde izin süresince geminin kabotaj seferi hakkından yararlanamayacağı hükmüne varmak gerekir.

b. Yabancı Gemiler

Bu gemiler sadece yabancı memleketten aldıkları yolcu ve hamuleyi Türk limanlarına çıkarabilir ve Türk limanlarından yabancı limanlara  gidecek yolcu ve hamuleyi alabilir(m.1/2).

B. Kişiler
a. Türk Vatandaşları

Türkiye’de nehir, göller ve Marmara havzası ile Boğazlar ve bütün karasuları ve karasularına dahil körfez, liman, köy vesairede vapur, römorkor, istimbot, motorbot, mavna, salapurya, sandal, kayık velhasıl makine, yelken  ve kürekle hareket eden büyük taşıtlar ve saire ile duran ve yüzen araçlar bulundurmak ve bunlarla seyrüsefer ve nakliyat ameliyesinde bulunmak suretiyle ticaret hakkı, yalnız Türk tebasına aittir (m. 2).

Kabotaj Kanunu’nun 2 inci maddesinde yer alan “Türk Teb’ası” deyimi üzerinde bir açıklama şöyle gereklidir; Seyrüsefer ve nakliyat icra etmek suretiyle ticari faaliyette bulunan gerçek kişi tek ise bunun birden fazla ise hepsinin Türk olması şarttır. Bir Türk gemisinin yabancılar tarafından kiralanarak kabotaj seferlerinde kullanılması da yasak kapsamına girer. Burada önemli olan, yükle ilgililere karşı kimin taşıyan olarak gözüktüğü değil; seyrüsefer ve nakliyat icra etmek suretiyle kimin ticaret yapmakta olduğudur.

Nitekim Kabotaj Kanunu, 2 de seyrüsefer ve nakliyat icra etmek suretiyle ticaret hakkının yalnız teb’asına özgü bulunduğu açıklanmıştır. Seyrüsefer ve nakliyat icra eden bir tüzel kişi ise bunun bir Türk tüzel kişisi olmasının gerekeceği açıktır. Ancak bu tüzel kişi bir anonim şirketse pay sahipleri ve limited şirket ortakları arasında bir yabancı bulunuyorsa durum nedir? Bu konudaki 25 Şubat 1928 tarihli ve 403 sayılı Tefsir kararı’nda, seyrüsefer ve nakliyat icra etmek suretiyle ticaret hakkının sadece Türk teb’asına hasredildiği hususunda Kabotaj Kanunu’nun 2 inci maddesinde açıklık bulunduğu noktasında hareket edilerek sözkonusu pay sahipleri ve ortakların tümünün Türk olması gerektiği açıklanmıştır(bk. aşağıda m. 4).

b.  Yabancılar

Hükümet, geçici olarak ve kendileri için ücret veya iştirak payı söz konusu bulunmamak üzere; yabancı kurtarma gemilerinin çalışmalarına ve Türk kurtarma gemilerinde yabancı  uzman, kaptan ve tayfa çalıştırılmasına izin verilebilir (m. 4).

C. Yasaklama ve Cezalar
a.  Yabancı Gemiler

Kabotaj Kanunu hükümlerine aykırı şekilde Türk limanları arasında kabotaj yapan yabancı gemi ve teknelerden bin liradan onbin liraya kadar para cezası tahsil olunur. Ayrıca sözü geçen gemi veya tekne Türkiye limanları için hamule ve yolcu almak ve çıkarmaktan altı aydan bir yıla kadar men olunur. İş bu men keyfiyeti, kanuna aykırı hareket eden şahıs ve şahıslarla ilgili şirkete ait diğer gemileri de kapsar (bkz md.5 son hali)

b.  Yabancılar

Kabotaj Kanunu’na  aykırı olarak Türk vatandaşlarına ait haklardan birini icraya yönelen yabancılar; yüz liradan bin liraya kadar para cezası ve bir aydan üç aya kadar hapis cezası ile cazalandırılırlar (bkz md.5 son hali)

Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası

0

Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası, 11 Nisan 1919’da Versailles Antlaşması çerçevesinde kurulan ILO’nun anayasasıdır.  Anayasada, 1901 yılında Basel’de kurulan Uluslararası İş Mevzuatı Derneği’nde test edilen fikirler ve 1919 öncesinde toplanan konferanslar çerçevesinde hazırlanmıştır.

Anayasanın 1919 yılındaki orijinal metni, 4 Haziran 1934 tarihinde yürürlüğe giren 1922 tarihli değişiklik; 26 Eylül 1946 tarihinde yürürlüğe giren ve Filedelfiya Bildirisi çerçevesinde 1945 tarihli değişiklik; 20 Nisan 1948 tarihinde yürürlüğe giren 1946 tarihli değişiklik; 20 Mayıs 1954 Tarihinde yürürlüğe giren 1953 tarihli değişiklik; 22 Mayıs 1963 Tarihinde yürürlüğe giren 1962 tarihli değişiklik ve 1 Kasım 1974 tarihinde yürürlüğe giren 1972 tarihli değişiklik Belgesi ile tadil edilmiştir.  ILO Ana Sözleşmesi’nde 1997 yılında yapılan değişiklikle 19. maddesine 9. paragraf eklenmiştir. Uluslararası Çalışma Konferansının 19 Haziran 1997 tarihinde Cenevre’de yapılan 85.oturumunda kabul edilen bu değişikliği, Türkiye, 8 Temmuz 1999’da onayladı

Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası

BAŞLANGIÇ

Evrensel ve kalıcı bir barışın ancak sosyal adalet temeline dayalı olması nedeniyle;

Çok sayıda insan için, adaletsizliğin, sefaletin ve yoksulluğun bulunduğu çalışma koşullarının varlığı ve bunun dünya barışı ve ahengini tehlikeye düşürecek bir hoşnutsuzluğa yol açtığı ve bu koşulların örneğin günlük ve haftalık maksimum çalışma saatlerinin düzenlenmesi, işçilerin işe alınması, işsizliğe karşı mücadele, yeterli yaşam koşullarını sağlayacak bir ücretin güvence altına alınması, işçilerin genel ve mesleki hastalıklara ve iş sırasında meydana gelen kazalara karşı korunması, çocukların, gençlerin ve kadınların korunması, yaşlılık ve maluliyet aylıklarının bağlanması, eşit işe eşit ücret ilkesinin tanınması, sendikal özgürlük ilkesinin sağlanması, teknik ve mesleki eğitimin düzenlenmesi ve benzer diğer önlemler bakımından bu koşulları iyileştirmenin acilen gerekliliği nedeniyle;

Gerçekten insancıl koşullara sahip bir çalışma düzeninin herhangi bir ulus tarafından kabul edilmemesi kendi ülkelerinde çalışanların durumlarını iyileştirmeyi arzu eden diğer ulusların çabalarına engel oluşturması nedeniyle;

Adalet ve insaniyet duygularından hareketle, aynı zamanda sürekli bir dünya barışını sağlamak arzusu ve bu belirtilen hedeflere ulaşmak amacıyla hareket eden Yüksek Akit Taraflar, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün işbu Anayasasını onaylarlar.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

BÖLÜM I – ÖRGÜT
MADDE 1
Kuruluş

1- Bu Anayasa’nın Başlangıç bölümünde ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün hedef ve amaçları ile ilgili 10 Mayıs 1944 tarihinde Filadelfiya’da kabul edilip, metni bu Anayasa’ya ek olan Bildirge’de açıklanan programın gerçekleşmesine çalışmakla görevli bir sürekli örgüt kurulmuştur.

Üyelik

2- Uluslararası Çalışma Örgütü’nün üyeleri, 1 Kasım 1945 tarihinde Örgüt üyesi bulunan Devletler ile bu maddenin 3. ve 4. fıkra hükümleri gereğince üye niteliğini alacak diğer Devletler olacaktır.

3- Birleşmiş Milletlerin her asıl üyesi ve Şart hükümlerine uygun olarak Genel Kurul kararı ile Birleşmiş Milletler üyeliğine kabul edilen her devlet, Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası’ndan doğan yükümlülükleri resmen kabul ettiğini Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bildirmek suretiyle Uluslararası Çalışma Örgütü’ne üye olabilir.

4- Uluslararası Çalışma Örgütü Genel konferansı, hükümet temsilcilerinin üçte ikisinin toplantıda hazır bulunduğu ve oylamaya katıldığı oturumda temsilcilerin üçte ikisinin kabul oyuyla örgüte üye kabul edebilir. Böyle bir kabul yeni üye ülke hükümetinin, Örgüt Anayasası’nın getirdiği yükümlülükleri resmen kabul ettiğini Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bildirmesi durumunda yürürlük kazanır.

Üyelikten Çekilme

5- Uluslararası Çalışma Örgütü’nün her bir üyesi Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne çekilme niyetine dair ön bildirimde bulunmadan Örgütten çekilemez. Bu bildirim Genel Müdür tarafından alındığı tarihten itibaren iki yıl sonra ve bu tarihte üyenin üyelik sıfatından doğan bütün mali yükümlülüklerini yerine getirmiş olması kaydıyla yürürlüğe girecektir. Bir üye ülke, bir uluslararası çalışma sözleşmesini onaylamış ise, bu çekilme sözleşmeden doğan veya onunla ilgili olan yükümlülüklerin sözleşmede öngörülen süre zarfında geçerliliğini etkilemez.

Yeniden Üyeliğe Alınma

6- Bir Devletin Örgüte üyeliğinin sona ermiş olması durumunda, onun tekrar üyeliğe kabul edilmesi bu maddenin 3 ve 4. fıkraları hükümlerine göre düzenlenir.

MADDE 2
Bağlı Kuruluşlar

Daimi Örgüt
(a)   Üye ülke delegelerinden oluşan bir Genel Konferans
(b)   7. maddede tanımlandığı şekilde oluşturulan bir Yönetim Kurulu ve
(c)   Yönetim Kurulu’nun denetimi altında bir Uluslararası Çalışma Bürosundan oluşmaktadır.

MADDE 3
Konferans, Toplantılar ve Temsilciler

1- Üye ülke delegelerinden oluşan Genel Konferans gerekli görüldükçe zaman zaman ve en az yılda bir kez olmak üzere toplanacaktır. Konferans, ikisi hükümet delegesi diğer ikisi ise her üye ülkenin çalışanlarının ve işverenlerinin her birini temsilen katılan delegelerden olmak üzere üye ülkelerin her birinin 4 delegesinden oluşur.

Teknik Müşavirler

2- Her delegeye, toplantının gündeminde yer alan konulardan herbiri için sayısı ikiyi geçemeyen teknik müşavir eşlik edebilecektir. Özellikle kadınları ilgilendiren konular Konferans’ta görüşüleceği zaman, teknik müşavir olarak belirlenen kişilerden en az birisi kadın olacaktır.

Anavatan Dışındaki Topraklardan Belirlenen Teknik Müşavir

3- Anavatan dışındaki toprakların Uluslararası ilişkilerinden sorumlu olan her üye ülkesi, delegelerinin herbiri için
(a) Anılan toprakların kendi yönetim alanı içerisine giren sorunlar konusunda bu toprakların delegeleri tarafından seçilen kişileri, ve
(b) Kendi kendilerini yönetemeyen topraklarla ilgili sorunlar konusunda delegelerine danışmanlık yapmak üzere seçilen kişileri ek teknik müşavir olarak tayin edebilecektir.

4- İki veya daha fazla üye ülkenin ortak yönetimi altında bulunan topraklar sözkonusu olduğunda bu üye ülkeler, delegelerine danışmanlık yapacak kişileri teknik müşavir olarak belirleyebilecektir.

Hükümet dışı Temsilcilerin Belirlenmesi

5- Üye ülkeler, hüküm et dışı delegeleri ve teknik müşavirleri o ülkede mevcut olan çalışanların ve işverenlerin en fazla temsil yetkisine sahip meslek kuruluşlarıyla anlaşarak belirlemeyi taahhüt ederler.

Teknik Müşavirlerin Durumu

6- Teknik müşavirler, eşlik ettikleri delege tarafından yapılan talep üzerine ve Konferans başkanının özel izni dışında söz alamaz ve oylamaya katılamazlar.

7- Bir delege, Başkana vereceği yazılı bildirim ile teknik müşavirlerden birisini vekil tayin edebilecek ve adı geçen vekile bu sıfatla söz almaya ve oylamaya katılmasına izin verilecektir.

8- Delegelerin ve teknik müşavirlerinin adları, üye ülkelerin hükümetleri tarafından uluslararası Çalışma Bürosuna bildirilecektir

Yetki Belgeleri

9- Delegelerin ve teknik müşavirlerin yetki belgeleri Konferansın incelemesine tabi tutulacak ve Konferans, hazır bulunan delegelerin oylarının üçte iki çoğunluğuyla bu maddeye uygun olarak aday gösterilmemiş olan delege ve teknik müşavirin kabulünü reddedebilecektir.

MADDE 4
Oy Hakları

1- Her delege Konferans tarafından görüşülen bütün sorunlar hakkında bireysel olarak oy verme hakkına sahip olacaktır.

2- Üye ülkelerden biri, belirleme hakkı olduğu halde hükümet dışı delegelerden birini belirlememişse, diğer hükümet dışı delegenin Konferansa katılım ve konuşma hakkı olacak, ancak oy verme hakkı olmayacaktır.

3- Konferans, üçüncü madde gereğince üye ülkelerden birinin delegesini kabul etmeyi reddettiği takdirde bu madde hükümleri sözkonusu delege belirlenmemiş gibi uygulanacaktır.

MADDE 5
Konferans Toplantılarının Yeri

Konferans toplantıları, Konferans tarafından bir önceki toplantıda alınan Kararlara uymak koşuluyla, Yönetim Kurulu’nca kararlaştırılan yerde yapılacaktır.

MADDE 6
Uluslararası Çalışma Bürosundaki Sandalye Sayısı

Uluslararası Çalışma Bürosu’nun sandalye sayısında yapılacak herhangi bir değişiklik, mevcut delegelerin oylarının üçte iki çoğunluğu ile Konferans tarafından kararlaştırılacaktır.

MADDE 7
Yönetim Kurulu, Yapısı

1-Yönetim Kurulu;
Yirmi sekizi hükümetleri temsilen
Ondördü işverenleri temsilen
Ondördü işçileri temsilen olmak üzere ellialtı kişiden oluşacaktır.

Hükümet Temsilcileri

2- Hükümetleri temsil eden yirmi sekiz üyeden on’u büyük sınai önemi olan üye ülkeler tarafından atanacak, onsekizi ise, yukarıda sözü edilen on üye ülkenin delegeleri dışında Konferans’a katılan Hükümet delegeleri tarafından bu amaç için seçilen üye ülkelerce atanacaktır.

Sanayileşmiş Büyük Ülkeler
  1. Yönetim Kurulu, gerektiği her defa da, büyük sınai önemi olan Örgüt üyesi ülkelerin hangileri olduğunu belirleyecek ve Yönetim Kurulu bu hususta bir karar vermeden önce büyük sınai önemi olan ülkelerin seçimi ile ilgili tüm sorunların bağımsız bir komite tarafından incelenmesini sağlamak üzere kurallar koyacaktır. Büyük sınai önemi olan üye ülkelerin hangileri olduğu konusunda Yönetim Kurulu’nun beyanına karşı bir üye ülke tarafından yapılan herhangi bir başvuru, Konferans tarafından karara bağlanacak, ancak, Konferansa çıkarılan başvuru, Konferans sözkonusu başvuru ile ilgili karar verinceye kadar anılan beyanın uygulanmasını askıya almayacaktır.
İşveren ve İşçi Temsilcileri

4- İşverenleri temsil eden kişiler ile işçileri temsil eden kişiler karşılıklı olarak, Konferansa katılan işveren delegeleri ile işçi delegeleri tarafından seçileceklerdir.

Görev Süresi 

5- Yönetim Kurulu’nun görev süresi üç yıldır. Eğer herhangi bir nedenle, Yönetim Kurulu seçimleri, bu sürenin sonuna kadar yapılmadığı takdirde, Kurul bu seçimler yapılıncaya kadar görevi başında kalacaktır.

Açık Görevler Vekillerin Tayini vs.

6- Açık görevlerin doldurulması ve vekillerin atanması şekli ile diğer benzer konular hakkında Konferansın onayı ile Yönetim Kurulu karar verebilir.

Yetkililer

7- Yönetim Kurulu, zaman zaman kendi arasından bir başkan ve iki başkan yardımcısı seçer, bunlardan birisi hükümeti, birisi işverenleri birisi de işçileri temsil eden kişiler olacaktır.

Tüzük

8- Yönetim Kurulu kendi çalışma yöntemini kendisi düzenleyecek ve toplanma zamanlarını kendisi belirleyecektir Özel toplantı, Yönetim Kurulu’ndaki en az Onaltı temsilcinin bu amaca yönelik yazılı talebi üzerine yapılacaktır.

MADDE 8
Genel Müdür

1- Uluslararası Çalışma Bürosu’nun bir Genel Müdürü olacak ve bu kimse Yönetim Kurulu tarafından atanacak, Kurulun talimatlarına uyacak, Uluslararası Çalışma Bürosu’nun iyi bir şekilde çalışmasından ve kendisine verilecek görevlerin yürütülmesinden sorumlu olacaktır.

2- Genel Müdür veya onun yardımcısı Yönetim Kurulu’nun bütün toplantılarına katılacaktır.

MADDE 9
Personelin Atanması

1- Uluslararası Çalışma Bürosu Personeli, Yönetim Kurulunca uygun görülen düzenlemeler çerçevesinde Genel Müdür tarafından atanacaktır.

2- Büronun verimli bir şekilde çalışması amacıyla mümkün olduğunca Genel Müdür’ün farklı milliyetlerden kişileri seçmesi gerekecektir.

3- Bu kişilerden belirli sayıdaki kısmı kadın olacaktır.

Görevlerin Uluslararası Niteliği

4- Genel Müdür ve personelin görevleri sadece uluslararası nitelikte olacaktır. Görevlerin yerine getirilmesinde, Genel Müdür ve personeli, hiçbir hükümetten ve örgüt dışındaki hiçbir makamdan talimat istemeyecek ve kabul etmeyecektir. Bunlar sadece örgüte karşı sorumlu uluslararası görevliler olmaları nedeniyle bu durumlarıyla bağdaşmayan herhangi bir hareketten kaçı nacaklardır.

5- Örgüt üyesi her ülke, Genel Müdürün ve personelin görevlerinin sadece uluslararası niteliğine saygı göstermeyi ve görevlerinin yapılması sırasında onları etkilemeye çalışmamayı taahhüt eder.

MADDE 10
Büronun Görevleri

1- Uluslararası Çalışma Bürosunun görevleri, endüstriyel yaşam ve çalışma koşullarına ilişkin uluslararası Sözleşmeler akdetmek amacıyla Konferansta görüşülmesi önerilen konuların incelenmesi ve Konferans veya Yönetim Kurulunca istenilen özel araştırmaların yürütülmesi ile ilgili konularda bilgilerin toplanıp dağıtılmasını içerir.

2- Yönetim Kurulu’nun kendisine verebileceği direktifler saklı kalmak kaydıyla, Büro:

(a) Konferans toplantılarının gündeminde yer alan çeşitli maddeler konusunda dokümanlar hazırlayacak
(b)  İstekleri üzerine, Konferans kararları esas alınarak mevzuat hazırlanması, idari uygulamaların ve denetim sistemlerinin geliştirilmesi için uygun her türlü yardımı, gücü nispetinde hükümetlere sağlayacaktır.
(c) Sözleşmelere etkin bir yürürlük kazandırılması bağlamında bu Anayasa hükümlerince istenen görevleri yerine getirecek
(d) Yönetim Kurulu’nun uygun göreceği dillerde, uluslararası önem arzeden sanayi ve istihdam sorunları ile ilgili yayınları basacak ve yayınlayacak

3- Genel olarak, Konferans ve Yönetim Kurulu tarafından kendisine verilecek diğer görev ve yetkilere de sahip olacaktır.

MADDE 11
Hükümetlerle ilişkiler

Üye ülkelerin sanayi ve istihdam sorunlarıyla ilgilenen bakanlıklar, Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu’ndaki kendi hükümet temsilcisi aracılığıyla ya da böyle bir temsilcisi bulunmadığı takdirde hükümet tarafından bu amaç için belirlenmiş diğer yetkili memuru vasıtasıyla Genel Müdür ile doğrudan iletişim kurabilirler.

MADDE 12
Uluslararası Örgütlerle ilişkiler

1- Uluslararası Çalışma Örgütü, İşbu Anayasa çerçevesinde, özel görevleri bulunan uluslararası kamu hukuku örgütlerinin faaliyetlerini koordine etmekle görevli genel uluslararası örgüt ile ilgili alanlarda özel görevleri olan uluslararası kamu hukuku örgütleriyle işbirliği yapacaktır.

2- Uluslararası Çalışma Örgütü, uluslararası kamu hukuku örgütleri temsilcilerinin oy hakkı olmaksızın kendi görüşmelerine katılabilmeleri için uygun düzenlemeler yapabilir.

3- Uluslararası Çalışma Örgütü, istediği takdirde, uluslararası işverenler, işçiler, tarımcılar ve kooperatifçilerin örgütleri dahil hükümet dışı tanınmış uluslararası kuruluşlara danışmak için uygun düzenlemeler yapabilir.

MADDE 13
Maliye ve Bütçe ile ilgili Düzenlemeler

1- Uluslararası Çalışma Örgütü, Birleşmiş Milletler ile uygun görülecek mali ve bütçe ile ilgili düzenlemeler yapabilir.

2- Bu tür düzenlemeler yapılıncaya kadar veya herhangi bir tarihte bu tür düzenlemeler yürürlüğe girmemişse

(a) Üye ülkelerden herbiri konferans ve Yönetim Kurulu toplantılarına katılan delegelerin ve bunların teknik müşavirleri ile temsilcilerinin yol ve konaklama giderlerini ödeyecek, gerektiği durumda
(b) Uluslararası Çalışma Bürosu’nun diğer bütün giderleri ile Konferans ve Yönetim Kurulu toplantılarının giderleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü tarafından Uluslararası Çalışma Örgütü genel bütçesinden ödenecektir.
(c) Uluslararası Çalışma Örgütü bütçesinin onaylanması, toplanması ve tahsisine ilişkin düzenlemeler Konferans tarafından hazır bulunan delegelerin üçte iki çoğunluğuyla belirlenecek ve Hükümet Temsilcilerinin oluşturduğu bir komite tarafından harcamaların

Örgüt üyesi ülkeler arasında tahsisine ilişkin düzenlemeler ile bütçenin onaylanması sağlanacaktır.

3- Uluslararası Çalışma Örgütü’nün giderleri bu maddenin 1 veya 2 ( c) fıkraları gereğince yürürlüğe giren düzenlemelere uygun olarak üye ülkeler tarafından karşılanacaktır.

Aidatların Ödenmesinde Gecikmeler

4- Örgüte mali katkılarını ödemekte gecikmiş olan Örgüt üyesi bir ülke, sözkonusu gecikmiş borç miktarının önceki iki tam yılı için tahakkuk etmiş katkı miktarına eşit olması ya da aşması halinde, Konferans’ta, Yönetim Kurulu’nda ve herhangi bir komitede veya Yönetim Kurulu üyelerinin seçimlerinde oy kullanamaz. Bununla beraber Konferans, ülkenin elinde olmayan koşullar nedeniyle ödemeyi yapamamış olduğuna inanması halinde, hazır bulunan delegelerin üçte iki oy çoğunluğu ile bu üyenin oy kullanmasına izin verebilir.

Genel Müdürün Mali Sorumluluğu

5- Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün fonlarının kullanımından Yönetim Kurulu’na karşı sorumludur.

BÖLÜM II – İŞLEYİŞ
MADDE 14
Konferansın Gündemi

1- Yönetim Kurulu, üye ülkelerden birinin hükümeti veya 3. maddede belirtilen herhangi bir temsili örgüt veya uluslararası kamu hukuku örgütü tarafından gündeme konulacak maddeler konusunda yapılan öneriyi dikkate alarak Konferans toplantılarının tümünün gündemini belirleyecektir.

Konferans Hazırlıkları

1- Yönetim Kurulu, Konferans tarafından bir Sözleşme ya da Tavsiye Kararı’nın kabulünden önce, Konferans hazırlık araçlarıyla öncelikle ilgili üye ülkelerin yeterli danışma ve teknik hazırlık yapmalarını sağlamak için kuralları saptayacaktır.

MADDE 15
Gündemin iletilmesi ve Konferans’a sunulacak Raporlar

1- Genel Müdür, Konferansın Genel Sekreterlik görevini yapacak ve Konferans toplanmadan 4 ay önce gündemi üye ülkelere ulaştıracak ve onlar aracılığıyla belirlenmiş olmaları durumunda hükümet dışı delegelere de iletecektir.

2- Gündemin her maddesi ile ilgili raporlar, Konferans toplanmadan önce üzerinde yeterli inceleme olanağı verecek şekilde zamanında üye ülkelere gönderilecektir. Yönetim Kurulu, bu hükmün uygulanmasına yönelik usulleri belirleyecektir.

MADDE 16
Gündeme İtirazlar

1- Üye ülke hükümetlerinin herbiri gündem maddelerinin tümünün ya da herhangi birinin gündeme konulmasına resmen itiraz edebilir. Bu itirazın gerekçeleri Genel müdüre gönderilecek bildiride açıklanacak, Genel Müdür Örgüt üyesi ülkelerin tümüne bunu iletecektir.

2- Ancak; itiraz edilen maddeler, Konferans’ta hazır bulunan delegelerin üçte iki oy çoğunluğuyla sözkonusu maddeler lehinde karar vermesi durumunda gündemden çıkarılamaz.

Konferans Gündemine Yeni Maddelerin Eklenmesi

3- Konferans (bir önceki fıkradan farklı olarak) hazır bulunan delegelerin üçte iki çoğunluğuyla herhangi bir konunun Konferans’ta görüşülmesine karar vermesi durumunda, o konu, sonraki toplantının gündemine konulacaktır.

MADDE 17
Konferanstaki Görevliler, İşleyiş ve Komiteler

1- Konferans bir başkan ve üç başkan yardımcısı seçecektir. Başkan yardımcılarından birisi hükümet delegesi, birisi işveren delegesi birisi de işçi delegesi olacaktır. Konferans kendi işleyiş biçimini düzenleyecek ve herhangi bir konuda inceleme yapmak ve rapor hazırlamak üzere komiteler belirleyebilecektir.

Oylama

2- İşbu Anayasa’da aksine bir hüküm bulunmaması veya Konferans’a yetkiler veren herhangi bir Sözleşme veya diğer belgede yer alan koşullar ya da 13. madde gereğince kabul edilen bütçe ve mali düzenlemelere ilişkin haller dışında, tüm konularda hazır bulunan delegelerin oylarının salt çoğunluğuyla karar verecektir.

Çoğunluk Yeter Sayısı

3- Eğer kullanılan oyların toplam sayısı Konferans’a katılan delegelerin sayısının yarısına eşit değilse oylama geçersiz sayılır.

MADDE 18
Teknik Uzmanlar

Konferans, komitelere atamak suretiyle oy hakkı olmayan teknik uzmanlar belirleyebilecektir.

MADDE 19
Sözleşmeler ve Tavsiye Kararları Konferans Kararları

1- Eğer Konferans, gündemdeki bir madde ile ilgili önerilerin kabul edilmesi konusunda karar verirse, bu önerilerin: (a) bir uluslararası Sözleşme şeklinde mi yoksa (b) Sözleşme Kabulü için zamanın uygun ve elverişli olmadığı Konu ve durumda ortaya çıkan koşulları karşılamak üzere bir Tavsiye Kararı şeklinde mi olacağını belirleyecektir.

Gerekli Çoğunluk

2- Her iki durumda, bir Sözleşme veya Tavsiye Kararının Konferans tarafından kabulü için son oylamada hazır bulunan delegelerin oylarının üçte iki çoğunluğu gereklidir.

Özel Bölgesel Koşullara Yönelik

3- Konferans, genel uygulamaya yönelik bir Sözleşme veya Tavsiye Kararı hazırlarken, iklim koşulları, sınai örgütün yetersiz gelişimi ya da diğer özel durumların sanayi koşullarını esaslı şekilde farklılaştırdığı ülkeleri dikkate alacak ve bu ülkelere özgü duruma cevap verebilecek gerekli değişiklikleri önerecektir.

Resmi Metinler

4- Sözleşme veya Tavsiye Kararı’nın iki nüshası Konferans Başkanı ve Genel Müdür tarafından imzalanacaktır. Bu nüshalardan birisi Uluslararası Çalışma Bürosu arşivine konulacak, diğeri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne gönderilecektir. Genel Müdür Sözleşme veya Tavsiye Kararı’nın onaylı bir nüshasını üye ülkelerin herbirine gönderecektir.

Sözleşmeler Açısından Üye Ülkelerin Yükümlülükleri

5- Sözleşme sözkonusu olduğunda

(a) Sözleşme tüm üye ülkelere onaylanmak üzere gönderilecektir
(b) Üye ülkelerden herbiri, Konferans oturumunun kapanışından itibaren bir yıllık süre içerisinde veya istisnai koşullar nedeniyle bir yıllık süre ve Konferans oturumunun kapanışından itibaren 18 ayı geçmeyecek şekilde Sözleşmeyi mevzuat haline getirecek makam veya makamlara sunmayı üstlenir
(c) Üye Ülkeler, Sözleşmenin sözedilen yetkili makam veya makamlara sunulması için bu madde gereğince alınan önlemler ile yetkili sayılan bu makam veya makamlarla ilgili ayrıntılı bilgiler ve bu makamlar tarafından alınan uygulama kararları hakkında Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bilgi verecektir.
(d) Üye ülke, yetkili makam veya makamların olurunu almış ise Sözleşmenin resmi onayını Genel Müdüre iletecek ve Sözleşme hükümlerine yürürlük kazandırmak üzere gerekli önlemleri alacaktır.
(e) Üye ülke, yetkili makam veya makamların olurunu alamamış ise, üye ülkeye, Yönetim Kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Sözleşmeyi ilgilendiren konulara ilişkin mevzuat ve uygulama hakkında Sözleşme hükümlerinden herhangi birinin mevzuat, idari önlemler, toplu sözleşme veya diğer şekillerle ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek ve bu tür Sözleşmenin onaylanmasını engelleyen ya da geciktiren güçlükleri belirlemek suretiyle Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor göndermek dışında herhangi bir zorunluluk yüklenmeyecektir.

Tavsiye Kararları Açısından Üye Ülkelerin Yükümlülükleri

6- Tavsiye Kararı sözkonusu olduğunda:

(a) Tavsiye Kararı ulusal mevzuat ya da başka şekillerde yürürlüğe konulmak amacıyla incelenmek üzere tüm üye ülkelere gönderilecektir
(b) Üye ülkelerden herbiri Konferans oturumunun kapanışından itibaren en fazla bir yıllık süre içerisinde veya istisnai koşullar nedeniyle bir yıllık süre içerisinde yapma olanağı olmadığı takdirde, mümkün olan en yakın sürede ve Konferans oturumunun kapanışından itibaren 18 ayı geçmeyecek şekilde Tavsiye Kararı’nı mevzuat haline getirmek veya başka türlü önlem almak üzere bu husustaki yetkili makam veya makamlara sunmayı üstlenir
(c) Üye ülkeler, Tavsiye Kararı’nın sözedilen yetkili makam veya makamlara sunulması için bu madde gereğince alınan önlemler ile yetkili sayılan bu makam veya makamlarla ilgili ayrıntılı bilgiler ve bu makamlar tarafından alınan uygulama kararları hakkında Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bilgi verecektir.
(d) Tavsiye kararının sözedilen yetkili makam veya makamlara sunulmasından dolayı üye ülkelere, Yönetim Kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Tavsiye Kararını ilgilendiren konulara ilişkin e ülkelerdeki mevzuat ve uygulama hakkında Tavsiye Kararı hükümlerinin ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek ve bu hükümlerin kabul edilmesi ve uygulanması için gerekli görülen veya görülebilecek olan değişiklikleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor göndermek dışında herhangi bir zorunluluk yüklenmeyecektir.

Federal Devletlerin Yükümlülükleri

7- Federal Devlet sözkonusu olduğu takdirde aşağıdaki hükümler uygulanacaktır.

(a) Sözleşmeler ve Tavsiye Kararları açısından federal hükümet, kendi anayasal sistemine göre federal bir uygulama kararı alınmasını uygun görmüşse, Federal devletin yükümlülükleri federal devlet olmayan üye ülkelerinki ile aynı olacaktır.
(b)  Sözleşmeler ve Tavsiye Kararları açısından federal hükümet kendi anayasal sistemine göre tamamen veya kısmi olarak, federal bir uygulama kararından ziyade kurucu devletler, eyaletler ya da kantonlar tarafından uygulama kararı alınmasını uygun görmüşse, Federal hükümet

(i) Kendi anayasasına ve ilgili kantonlar, eyaletler veya kurucu devletlerin anayasalarına göre yasal mevzuat veya diğer uygulama kararları için Konferans oturumunun kapanışından itibaren 18 ayı geçmeyecek şekilde uygun federal devlet, eyalet veya kantonların makamlarına bu Sözleşme ve Tavsiye Kararlarının sunulması için fiili düzenlemeler yapacak
(ii) Federal devlet içinde bu Sözleşme ve Tavsiye kararlarının hükümlerine yürürlük kazandırmak üzere eşgüdümlü bir uygulama kararının geliştirilmesi amacıyla federal makamları arasında düzenli görüşmeler yapılması için ilgili kurucu devletler, eyaletler ve kantonların hükümetlerinin uygun görüşü ile önlemler alacak
(iii) Sözleşme ve Tavsiye Kararlarının uygun federal makamlara, kurucu devletlerin, eyaletlerin veya kantonların yetkili makamlarına sunulması için bu madde gereğince alınan önlemler ile uygun sayılan bu makamlarla ilgili ayrıntılı bilgiler ve bu makamlarca alınan uygulama kararları hakkında Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne bilgi verecek
(iv) Onaylamamış olduğu herbir Sözleşme için, Yönetim kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Sözleşmeyi dikkate alarak federasyon ve onun kurucu devletlerinde, eyaletler ya da kantonlardaki mevzuat ve uygulama konusunda Sözleşme hükümlerinden herhangi birinin mevzuat, idari önlemler, toplu sözleşme veya diğer şekillerle ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek üzere Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor gönderecek
(v) Her bir Tavsiye Kararı için, Yönetim Kurulu tarafından istenilen uygun dönemlerde Tavsiye Kararını dikkate alarak federasyon ve onun kurucu devletlerinde, eyalet ya da kantonlardaki mevzuat ve uygulama konusunda Tavsiye Kararı hükümlerinin ne dereceye kadar yürürlüğe konulduğunu ya da konulmasının önerildiğini göstermek ve bu hükümlerin kabul edilmesi ve uygulanması için gerekli görülen veya görülebilecek olan değişiklikleri belirtmek üzere Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne rapor gönderecektir.

Sözleşme ve Tavsiye Kararlarının Daha Uygun Hükümler Üzerindeki Etkisi

8- Konferans tarafından herhangi bir Sözleşme veya Tavsiye Kararı’nın kabulü veya bir üye tarafından herhangi bir Sözleşme’nin onaylanması, ilgili işçilere Sözleşme ve Tavsiye Kararı’nda öngörülenlerden daha uygun koşullar sağlayan yasa, karar, teamül veya anlaşmayı hiçbir şekilde etkilemeyecektir.

MADDE 20
Birleşmiş Milletler Nezdinde Tescil Ettirme

Bu suretle onaylanmış olan her sözleşme,Birleşmiş Milletler (BM) Andlaşmasının 102 maddesi hükümleri gereğince tescil edilmek üzere Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü tarafından Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine gönderilecek ancak, sadece sözleşmeyi onaylamış üyeleri bağlayacaktır.

MADDE 21
Genel Kurul Tarafından Kabul Edilmeyen Sözleşme Tasarıları

1- Bütünü üzerindeki son oylamada hazır bulunan üyelerin kullandıkları oyların üçte iki çoğunluğunu alamayan her tasarı,örgüt üyelerinden isteyenler arasında özel bir sözleşme konusu oluşturabilir.

2- Bu suretle onaylanan her sözleşme,ilgili üye ülkeler tarafından Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne ve Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 102. maddesi hükümlerine uygun olarak tescil edilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel sekreterine gönderilecektir.

MADDE 22
Onaylanmış Sözleşmeler Hakkındaki Yıllık Raporlar

Üye Ülkelerden herbiri katılmış olduğu sözleşmeleri yürürlüğe koymak için aldığı önlemler hakkında Uluslararası Çalışma Bürosuna yıllık bir rapor sunmayı taahhüt eder. Bu raporlar, Yönetim Kurulu tarafından belirtilen şekilde yazılacak ve onun istediği açık bilgileri içerecektir.

MADDE 23
Raporların İncelenmesi ve İletilmesi

1- Genel Müdür, 19. ve 22. maddelerdeki uygulama gereği üye ülkeler tarafından kendisine gönderilecek bilgi ve raporların bir özetini yapılacak en yakın konferans toplantısına sunacaktır.

2- Her üye ülke, 19 ve 22 maddelerdeki uygulama gereği, Genel Müdüre iletilen bilgi ve raporların kopyasını 3. maddede belirtildiği üzere temsili kuruluş olarak tanınmış örgütlere gönderecektir.

MADDE 24
Bir Sözleşmenin Uygulanması Hakkındaki Şikayetler

Üye Ülkelerden herhangi birinin, katılmış olduğu bir sözleşmenin memnuniyet verici bir şekilde uygulanmasını sağlamadığına dair mesleki bir işçi veya işveren örgütü tarafından Uluslararası Çalışma Bürosu’na yapılan her şikayet, Yönetim Kurulu tarafından, sözkonusu hükümete iletilebilecek ve bu hükümet konu hakkında, Yönetim Kurulunun uygun göreceği bir açıklama yapmaya davet edilebilecektir.

MADDE 25
Şikayeti Kamuoyuna Duyurma İmkanı

Sözkonusu hükümetten makul bir süre içerisinde hiçbir açıklama alınmadığı veya alınan açıklamanın Yönetim Kurulunca yeterli görülmediği takdirde, bu Kurul alınan şikayeti ve gerekirse verilen cevabı kamuoyuna duyurma hakkına sahip olacaktır.

MADDE 26
Bir Sözleşmenin Uygulanması Hakkındaki Şikayetler

1- Üyelerden herbiri önceki maddeler gereğince kendisiyle beraber onaylamış olduğu sözleşmenin uygulanmış olmasını, kendi fikrince memnuniyet verici bir şekilde sağlamayan diğer bir üye ülke hakkında Uluslararası Çalışma Bürosuna şikayette bulunabilir.

2- Yönetim Kurulu, gerekli gördüğünde ve aşağıda belirtilen prosedür gereği bir Soruşturma Komisyonu oluşturmadan önce, 24. maddede belirtilen şekilde sözkonusu hükümetle temaslara başlayabilir.

3- Şayet Yönetim Kurulu sözkonusu hükümete şikayeti iletmeyi gerekli görmez ise veya şikayet iletildikten sonra, makul bir süre içerisinde, Yönetim Kurulunu tatmin edici bir cevap alınmamışsa, kurul, ortaya konan sorunu incelemek ve bu konuda bir rapor vermekle görevli bir soruşturma Komisyonu oluşturabilecektir.

4- Aynı prosedür gerek doğrudan doğruya, gerekse Konferanstaki bir delegenin şikayeti üzerine kurul tarafından uygulanabilecektir.

5- 25. veya 26. maddelerin uygulanmasıyla ilgili bir sorun Yönetim Kuruluna geldiğinde, sözkonusu Hükümet Yönetim Kurulu’nda bir temsilcisi yoksa Kurulun bu sorun hakkındaki görüşmelerine katılmak üzere bir delege ataması hakkına sahip olacaktır. Bu tartışmaların yapılacağı tarih, sözkonusu hükümete zamanında bildirilecektir.

MADDE 27
Soruşturma Komisyonuna Sunulacak Bilgiler

Bir şikayet, 26. madde gereğince, Soruşturma Komisyonuna gönderildiği takdirde, şikayetle doğrudan ilgili olsun veya olmasın, üyelerden herbiri, şikayet konusu hakkında elinde bulunan her türlü bilgiyi kullanılmak üzere Komisyonun emrine hazır bulundurmayı taahhüt eder.

MADDE 28
Soruşturma Komisyonu Raporu

Soruşturma Komisyonu, şikayetin derinlemesine incelenmesinden sonra bir rapor kaleme alacak ve bu raporda itirazın kapsamını belirlemeye imkan tanıyan bütün hususlar hakkındaki tespitlerini belirtecek ve şikayetçi hükümeti bilgilendirmek için alınması gereken önlemler ve bu önlemlerin alınması için verilmesi gereken süreler hakkında tavsiyelerini bildirecektir.

MADDE 29
Soruşturma Komisyonu Raporuna Göre Yapılacak Uygulamalar

1- Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Soruşturma Komisyonunun raporunu Yönetim Kuruluna ve anlaşmazlıkla ilgili hükümetlerin her birine gönderecek ve raporun yayınlanmasını sağlayacaktır.

2- İlgili hükümetlerden herbiri, Komisyon raporundaki tavsiyeleri kabul edip etmediğini ve kabul etmediği takdirde, anlaşmazlığı Uluslararası Adalet Divanına götürmek isteyip istemediğini, üç aylık bir süre içinde Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne bildirecektir.

MADDE 30
Yetkili Makamlar Tarafından Uymakla Yükümlü Olunan Kuralların İhlali

Üye Ülkelerden her biri bir sözleşme veya tavsiye ile ilgili olarak 19. maddenin (5b), (6b) veya (7b) (i) fıkralarındaki yazılı önlemleri almadığı takdirde, diğer her üyenin bu konuda Yönetim Kuruluna başvuru hakkı olacaktır. Yönetim Kurulu, sözkonusu üyenin saptanan önlemleri almadığı görüşüne vardığı takdirde Genel Kurula bunu rapor edecektir.

MADDE 31
Uluslararası Adalet Divanı Kararları

Uluslararası Adalet Divanının 29.maddeye uygun olarak kendisine sunulan bir şikayet veya bir sorun hakkındaki kararı geri çevrilemez.

MADDE 32

Soruşturma Komisyonun olası görüşlerinin sonuçları veya tavsiyeleri Uluslararası Adalet Divanınca doğrulanabilecek, değiştirebilecek veya iptal edilebilecektir.

MADDE 33
Soruşturma Komisyonu veya Uluslararası Adalet Divanı Tavsiyelerinin Uygulanmaması

Şayet herhangi bir üye gerek Soruşturma Komisyonu raporunda gerekse Uluslararası Adalet Divanı kararında yer alan olası tavsiyelere, öngörülen süre içerisinde uymaz ise Yönetim Kurulu duruma göre bu tavsiyelerin yerine getirilmesini sağlamak için uygun göreceği kimi önlemleri Genel kurula tavsiye ede bilecektir.

MADDE 34
Soruşturma Komisyonu veya Uluslararası Adalet Divanı Tavsiyelerinin Uygulanması

Kusurlu bulunan Hükümet gerek Soruşturma komisyonu tavsiyelerine gerekse Uluslararası Adalet Divanı kararlarına uymak için gerekli önlemleri aldığı konusunda Yönetim Kurulu’na her zaman bilgi verebilir ve bildirimin doğruluğunu ispatlamak için Yönetim kurulundan aldığı önlemleri incelemekle görevlendirilecek bir Soruşturma komisyonu oluşturulmasını talep edebilir. Bu durumda, 27, 28, 29, 31 ve 32 inci maddelerin özel hükümleri uygulanacak ve şayet soruşturma Komisyonu raporu veya Uluslararası Adalet Divanı kararı, kusurlu bulunan hükümet lehinde ise, Yönetim kurulu, derhal 33’üncü maddeye uygun olarak alınan önlemlerin geri alınmasını tavsiye etmek zorunda olacaktır.

BÖLÜM III – GENEL HÜKÜMLER
MADDE 35
Anavatan Dışındaki Ülkelerde Sözleşmelerin Uygulanması

1- Üye Ülkeler, işbu Anayasa hükümlerine uygun olarak onaylayacakları sözleşmeleri vesayet altındaki bütün toprakları dahil, uluslararası ilişkilerini kendileri sağlayıp yönetimlerini üzerine aldıkları anavatan dışındaki ülkelerde de, sözleşmeye konu olan sorunlar, e ülke makamına verilen yetki dahilinde olmamak veya sözleşme, bölgesel şartlar nedeniyle uygulanamaz olmadıkça veya sözleşmeleri bölgesel koşullara uyarlamak için gerekli değişikliklerin yapılmasını saklı tutmak kaydıyla uygulamayı taahhüt ederler.

2- Bir sözleşmeyi onaylayan her üye ülke, sözleşmenin onayından sonra mümkün olan en kısa süre içerisinde aşağıdaki 4 ve 5 inci fıkralarda sözkonusu olanlar dışında kalan ülkeler hakkında, sözleşme hükümlerini uygulamayı ne ölçüde üstlendiğini bildiren ve adı geçen sözleşmede istenilen bütün bilgileri veren bir bildirgeyi Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderecektir.

3- Bir önceki fıkra gereğince bildirge gönderen her üye ülke, sözleşme hükümlerine uygun olarak, daha önceki her bildirgenin hükümlerini değiştiren ve yukarıdaki fıkradan öngörülen ülkelerle ilgili durumu bildiren yeni bir bildirgeyi, belirli süreler içinde gönderebilecektir.

4- Sözleşmede ele alınan sorunlar, anavatan dışı ülkede bulunan makamların kendi yetki alanlarına girdiğinde, bu ülkenin uluslararası ilişkilerinden sorumlu olan üye ülke hükümetinin bir kanun yayınlaması veya diğer önlemleri alabilmesi için, sözkonusu ülke hükümetine mümkün olan en kısa süre içerisinde sözleşmeyi gönderecektir. Daha sonra, bu üye, e ülke hükümeti ile anlaşarak yine o ülke adına sözleşme yükümlülüklerini kabul ettiğine dair bir bildirgeyi Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderebilecektir.

5- Bir sözleşme hükümlerinin kabul edildiğine dair bir bildirge

a) Ortak yetkileri içindeki bir ülke için iki veya daha fazla Örgüt üyesi tarafından,
b) Birleşmiş Milletler Şartı hükümleri veya bu ülke bakımından yürürlükte olan diğer bütün hükümler gereği, bir ülkenin yönetiminden sorumlu uluslararası her makam tarafından, Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne gönderilebilir.

6- Bir sözleşmedeki yükümlülükleri 4 ve 5 inci fıkralar gereğince kabulünün, Örgüt Anayasası uyarınca onaylanmış sözleşmelerde uygulanan yükümlülüklerin ve sözleşme hükümlerinden doğan yükümlülüklerin ilgili ülke adına kabul edilmesini de kapsaması gerekecektir. Her kabul bildirgesi, sözleşmenin bölgesel koşullara adapte edilmesi için sözleşmede yapılması gereken değişiklikleri açıklığa kavuşturabilir.

7- İşbu maddenin 4 veya 5’nci fıkraları gereğince bir bildirge gönderecek her üye ülke veya uluslararası makam sözleşme hükümlerine uygun olarak daha önceki her bildirgenin hükümlerini değiştiren veya ilgili ülke adına sözleşme yükümlülüklerinin kabulünün geçersizliğini bildiren yeni bir bildirgeyi belirli süreler içinde gönderebilecektir.

8- Eğer bir sözleşmedeki yükümlülükler, işbu maddenin 4 ve 5 fıkralarında öngörülen ülke adına kabul edilmemiş ise, üye ülke veya üye ülkeler veyahut da uluslararası makam, sözleşmede ele alınan sorunlar bakımından bu ülkenin mevzuat ve uygulamalarına dair Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne rapor verecekler ve bu raporda, mevzuat, idari önlemler, toplu sözleşmeler veya diğer bütün önlemlerle sözleşmenin her hükmüne raporun ne ölçüde etki yapacağı gösterilecek ve raporda ayFıca, bu sözleşmenin kabulünü engelleyen veya geciktiren güçlükler açıklanacaktır.

MADDE 36
Anayasadaki Değişiklikler

Mevcut delegelerce kullanılan oyların üçte iki çoğunluğuyla Konferansça bu Anayasada yapılması kabul edilen değişiklikler işbu Anayasanın 7 inci maddesinin 3’ncü fıkrası hükümlerine uygun olarak sanayide gelişmiş olan ülkeler sıfatıyla Yönetim Kurulunda temsil edilen, on üyenin beşi dahil bulunmak üzere, Örgüt üyelerinin üçte ikisi tarafından onaylandığı veya kabul edildiğinde yürürlüğe girecektir.

MADDE 37
Anayasa ve Sözleşmelerin Yorumlanması

1- Bu Anayasanın ve bu Anayasa gereğince üyelerce daha sonra onaylanan sözleşmelerin yorumlanmasına ait her türlü sorun veya güçlükler Uluslararası Adalet Divanının değerlendirmesine sunulacaktır.

2- Bu maddenin 1 inci fıkrasındaki hükümler dikkate alınmaksızın, Yönetim Kurulu bir sözleşmenin yorumlanmasına ait olup, Kurul tarafından veya anılan sözleşme gereğince mahkemeye gönderilecek her sorun veya güçlüğün çabuk çözümlenmesi amacıyla bir mahkeme oluşturulması hakkında birtakım usuller saptar ve bunu konferansın onayına sunabilir. Uluslararası Adalet Divanının bütün kararları veya danışmaya dayalı görüşleri bu fıkra gereğince oluşturulan her mahkemeyi bağlayacaktır. Böyle bir mahkeme tarafından verilen her hüküm, Örgüt üyelerine gönderilecek ve onların görüşleri Konferansa sunulacaktır.

MADDE 38
Bölgesel Konferanslar

1- Uluslararası Çalışma Örgütü, Bölgesel Konferanslar düzenleyebilecek ve Örgütün hedef ve amaçlarına ulaşması için yararlı göreceği bölgesel kuruluşları oluşturabilecektir.

2- Bölgesel Konferansların, yetkileri, görevleri ve izleyecekleri prosedürler, Yönetim Kurulu tarafından formüle edilecek kurallarla düzenlenecek ve yine Yönetim Kurulu tarafından Genel Kurula onay için sunulacaktır.

BÖLÜM IV – DİĞER TEDBİRLER
MADDE 39
ILO’nun Hukuki Statüsü

Uluslararası Çalışma Örgütü tüzel kişiliğe sahip olacak ve özellikle aşağıdaki hususlarda yetkili bulunacaktır
a) Sözleşmeler akdetme,
b) Menkul ve gayri menkul satın alma ve bunları mülkiyetinde bulundurma,
c) Dava açmak

MADDE 40
Ayrıcalıkları ve Dokunulmazlıkları

1- Uluslararası Çalışma Örgütü, üyelerden herbirinin toprakları üzerinde, amaçlarına ulaşmak için kendisine gerekli olan ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanır.

2- Konferanstaki delegeler, Yönetim kurulu üyeleri, Büro Genel Müdürü ve Memurları da Örgüte ait görevlerini tam bir bağımsızlıkla yapmak için kendilerine gerekli olan ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

3- Bu ayrıcalık ve dokunulmazlıklar, üye devletler tarafından kabul edilmek üzere Örgüt tarafından hazırlanacak ayrı bir anlaşma içerisinde belirtilecektir.

ILO Ana Sözleşmesi’nde 1997 yılında yapılan değişiklikle 19. maddesine 9. paragraf  eklenmiştir. 

Uluslararası Çalışma Konferansının 19 Haziran 1997 tarihinde Cenevre’de yapılan 85. oturumunda kabul edilen bu değişikliği, Türkiye, 8 Temmuz 1999’da onaylamıştır.

ULUSLARARASI ÇALIŞMA TEŞKİLATI ANAYASASINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİK HAKKINDAKİ BELGE

Uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı,

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu’nca Cenevre’de toplanmaya çağrılmış ve toplandığı 3 Haziran 1997 tarihli Seksenbeşinci oturumunda,

Oturum gündeminin yedinci maddesini teşkil eden Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası değişikliğinin kabulüne karar vererek,

“Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası Değişiklik Belgesi, 1997” olarak adlandırabilecek olan, Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası’nda değişiklik yapan aşağıdaki belgeyi Bindokuzyüzdoksanyedi yılı Haziran ayının bu 19 uncu gününde kabul eder;

Madde 1

Bu Değişiklik Belgesi’nin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasası’nın 19 uncu maddesi, aşağıdaki yeni paragrafın 8 inci paragraftan sonra eklenmesi suretiyle değiştirilmiştir;

9.  Yönetim Kurulu’nun teklifi üzerine, konferans, mevcut bulunan delegelerin oylarının üçte iki çoğunluğuyla, bu madde hükümleri uyarınca kabul edilmiş bulunan bir Sözleşmeyi, bu Sözleşmenin amacını kaybettiğinin veya Teşkilatın hedeflerine ulaşılmasında yararlı katkılarının artık mevcut bulunmadığının görülmesi halinde ilga edebilir.”

Madde 2

Bu Değişiklik Belgesi’nin iki sureti, Konferans Başkanı ve Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’nün imzalarıyla tasdik edilir. Bu suretlerden biri Uluslararası Çalışma Bürosu arşivinde muhafaza edilir, diğeri ise, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne iletilir. Genel Müdür, Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın bütün üyelerine bu Belge’nin tasdikli bir suretini gönderir.

Madde 3
  1. Bu Değişiklik Belgesi’nin resmi onama veya kabul belgeleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü’ne gönderilir. Genel Müdür, bu belgelerin alındığını Teşkilatın üyelerine bildirir.
  2. Bu Değişiklik Belgesi, Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın 36 ncı maddesi hükümleri uyarınca yürürlüğe girer.
  3. Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, bu Belge’nin yürürlüğe girdiğini Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın bütün üyelerine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirir.

Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi

0

Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi(European Convention on Mutual Assistance in Criminal Matters), Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin imzasına açılmış ve 20 Nisan 1959 tarihinde Strazburg’da akdedilmiştir. Türkiye, sözleşmeyi 18 Mart 1968 tarihinde kabul etmiş ve 16 Ekim 1968 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlayarak yürürlüğe sokmuştur.

 

 CEZA İŞLERİNDE KARŞILIKLI ADLİ YARDIM AVRUPA SÖZLEŞMESİ

Önsöz

İşbu Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi Üyesi Hükümetler,

Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında daha sıkı bir birliği gerçekleştirmek olduğunu göz önünde tutarak;

Ceza işlerinde karşılıklı adlî yardım alanında ortak kuralların kabulünün bu amaca ulaşmaya katkıda bulunacağına inanarak;

 Karşılıklı adlî yardımın, daha önce 13 Aralık 1957 tarihinde imzalanan Sözleşme ’ye konu teşkil etmiş bulunan suçluların iadesi meselesiyle ilgili olduğunu göz önüne alarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

 

Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu

 BÖLÜM IGenel Hükümler

Madde 1

1) Âkit Taraflar, yardımlaşma talep edildiği sırada, cezalandırılması talep eden Tarafın adlî makamlarının yetkisine giren suçlara ilişkin davalarda, işbu Sözleşme hükümleri uyarınca, birbirlerine en geniş adlî yardımda bulunmayı taahhüt ederler.

 2) İşbu Sözleşme, tutuklamalarda, hükümlerin infazında veya askeri kanunda suç teşkil eden ancak olağan ceza kanununda suç teşkil etmeyen suçlarda uygulanmaz.

 Madde 2

Adlî yardımlaşma aşağıdaki hallerde reddedilebilir:

a) Talebin, talep edilen Tarafça siyasi bir suç, siyasi bir suçla alakalı bir suç veya mali bir suç olarak addedilen bir suça ilişkin olması halinde;

b) Talep edilen Tarafın, talebin yerine getirilmesini ülkesinin egemenlik, güvenlik, kamu düzeni veya diğer temel menfaatlerine halel getirecek nitelikte addetmesi halinde.

BÖLÜM IIİstinabe Talepleri

 Madde 3

1) Talep edilen Taraf, delil temini veya delil olarak gösterilecek eşya, kayıt veya belgenin gönderilmesi amacıyla talep eden Tarafın adli makamlarınca gönderilen ceza işlerine ilişkin istinabe taleplerini kendi mevzuatında öngörüldüğü şekilde yerine getirir.

 2) Talep eden Taraf, tanıkların veya bilirkişilerin yeminli ifade vermelerini istediği takdirde, bu hususu açıkça talep eder ve talep edilen Taraf, kendi mevzuatının men etmemesi halinde, bu talebe uyar.

 3) Talep edilen Taraf, talep edilen kayıtların veya belgelerin aslına uygunluğu onaylı örneklerini veya onaylı fotokopilerini gönderebilir. Ancak, talep eden Taraf açıkça orijinallerinin gönderilmesini talep ettiği takdirde, bu durumda talep edilen Taraf talebe uymak için elinden geleni yapar.

 Madde 4

Talep eden Tarafın açık talebi üzerine, talep edilen Taraf istinabe taleplerinin yerine getirileceği tarih ve yeri belirtir. Talep edilen Tarafın muvafakati halinde, görevliler ve ilgili kişiler talebin yerine getirilmesi sırasında hazır bulunabilirler.

 Madde 5

1) Âkit Taraflardan her biri, işbu Sözleşme’nin imzası veya onay veya katılım belgesinin tevdii sırasında, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben göndereceği bir beyanla, eşyaların aranması veya el konulmasına ilişkin istinabe taleplerinin yerine getirilmesini aşağıdaki bir veya daha fazla şarta bağlı kılma hakkını saklı tutar:

a) İstinabe talebine konu suçun hem talep eden Tarafın mevzuatınca hem de talep edilen Tarafın mevzuatınca cezalandırılabilir bir suç olması;

b) İstinabe talebine konu suçun talep edilen Taraf ülkesinde iadeye elverişli bir suç olması;

c) İstinabe talebinin yerine getirilmesinin talep edilen Tarafın mevzuatıyla uyumlu olması.

2) Bir Akit Tarafın, işbu maddenin 1’inci fıkrası uyarınca beyanda bulunması halinde, diğer Akit Taraflardan biri karşılıklılık uygulayabilir.

  

Madde 6

1) Talep edilen Taraf, talep edilen eşya, kayıt veya belgelere derdest bir ceza davasıyla bağlantılı olarak ihtiyaç duyması halinde, söz konusu eşya, kayıt veya belgelerin teslimini erteleyebilir.

2) Talep edilen Taraf iadesinden vazgeçmediği takdirde, istinabe taleplerinin yerine getirilmesinde teslim edilen eşyalar ile orijinal kayıtlar veya belgeler, talep eden Tarafça en kısa sürede talep edilen Tarafa iade edilir.

   BÖLÜM IIIİlamların ve adli hüküm kayıtlarının tebliği – Tanıkları, Bilirkişilerin ve Kovuşturulan Kişilerin Mahkeme Önüne Çıkmaları

Madde 7

1) Talep edilen Taraf, tebliğ edilmek üzere talep eden Tarafça kendisine gönderilmiş olan ilamlar ve adli hüküm kayıtlarını tebliğ eder.

Bu tebligat, tebliğ edilecek kişiye ilamın veya kaydın basit bir şekilde iletilmesi yoluyla yerine getirilebilir. Talep eden Taraf açıkça talep ettiği takdirde, tebligat talep edilen Tarafça benzer belgelerin tebliği için kendi mevzuatında öngörülen şekilde veya bu mevzuatla uyumlu özel bir şekilde yerine getirilir.

2) Tebellüğ belgesi, tarihli ve tebliğ edilen kişi tarafından imzalı bir alındı belgesi veya talep edilen Tarafça tebligatın yerine getirildiğini ve bunun şeklini ve tarihini belirten bir beyanda bulunulması yoluyla verilir. Bu belgelerden biri veya diğeri, derhal talep eden Tarafa gönderilir. Talep eden Tarafın talebi halinde, talep edilen Taraf tebligatın talep edilen Tarafın mevzuatı uyarınca yerine getirilip getirilmediğini belirtir. Tebligatın yerine getirilememesi halinde, bunun nedenleri talep edilen Tarafça derhal talep eden Tarafa bildirilir.

3) Akit Taraflardan her biri, işbu Sözleşme’nin imzası veya onay veya katılım belgesinin tevdii sırasında, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben göndereceği bir beyanla, kendi ülkesinde bulunan bir sanığa yapılacak celp tebligatının mahkeme önüne çıkmak için tespit edilen tarihten belirli bir süre önce, kendi makamlarına iletilmesini talep edebilir. İşbu süre yukarıda sözü edilen beyanda belirtilir ve 50 günü aşmaz.

 Mahkeme önüne çıkma tarihinin tespitinde ve celpnamenin iletilmesinde bu süre göz önünde tutulur.

Madde 8

Tebliği talep edilen celpnameye icabet etmeyen bir tanık veya bilirkişi, işbu celpname ceza ihtarını ihtiva etse dahi, daha sonra talep eden Tarafın ülkesine kendi iradesiyle gitmediği ve orada usulüne uygun olarak yeniden celp edilmediği takdirde, hiçbir cezaya veya kısıtlayıcı tedbire tabi tutulamaz.

 Madde 9

 Talep eden Tarafça tanık veya bilirkişiye ödenecek harcırah ile iaşe ve geri ödenecek seyahat giderleri, ikametgâh yerinden itibaren hesaplanır ve en az, duruşmanın yapılacağı ülkede yürürlükte olan tarife ve kurallarda öngörülen oranlara eşit olur.

Madde 10

1) Talep eden Taraf, bir tanık veya bilirkişinin kendi adlî makamları önüne bizzat çıkmasını özellikle gerekli addederse, bu hususu celbin tebliği talebinde belirtir ve talep edilen Taraf bu tanık veya bilirkişiyi söz konusu adlî makamlar önüne çıkmaya davet eder.

Talep edilen Taraf, tanığın veya bilirkişinin cevabını talep eden Tarafa bildirir.

2) İşbu maddenin birinci fıkrasında öngörülen halde, talep veya celpname, ödenebilecek harcırahın, geri ödenebilecek seyahat ve iaşe giderlerinin yaklaşık toplamını belirtir.

3) Özellikle talepte bulunulması halinde, talep edilen Taraf tanığa veya bilirkişiye bir avans verebilir. Avans celpnamede teyit edilir ve talep eden Tarafça geri ödenir.

 Madde 11

 1) Talep eden Tarafça, tanık olarak veya yüzleştirme amacıyla mahkeme önüne şahsen çıkması istenilen bir tutuklu, talep edilen Tarafça belirtilen süre içinde geri gönderilmesi ve uygulanabildiği ölçüde 12’nci madde hükümlerine tabi olması şartıyla, duruşmanın yapılacağı ülkeye geçici olarak nakledilir.

 Nakil aşağıdaki hallerde reddedilebilir:

a) Tutuklunun muvafakat vermemesi,

b) Talep edilen Tarafın ülkesinde derdest bir ceza davasında, tutuklunun mevcudiyetinin gerekli olması,

c) Naklin tutukluluk halini uzatma ihtimalinin bulunması,

d) Tutuklunun talep eden Tarafın ülkesine gönderilmesine engel diğer sebeplerin olması.

2) İkinci madde hükümlerine tabi olarak, yukarıdaki fıkrada öngörülen durumda, talep eden Tarafın Adalet Bakanlığınca transit geçişin talep edildiği Tarafın Adalet Bakanlığına hitaben tüm gerekli belgelerle birlikte gönderilen bir başvuru üzerine, tutuklunun işbu Sözleşme’ye Taraf üçüncü bir Devlet ülkesinden transit geçişine izin verilir.

Akit Taraflar, kendi vatandaşlarının transit geçişine izin vermeyebilirler.

 3) Naklin talep edildiği Tarafça, şahsın serbest bırakılması için başvuruda bulunmadıkça, nakledilen kişi, talep eden Taraf ülkesinde ve, uygun hallerde, transit geçişin talep edildiği Taraf ülkesinde tutuklu halde bulundurulur.

 Madde 12

1) Uyruğuna bakılmaksızın, bir celp üzerine talep eden Tarafın adlî makamları önüne çıkan tanık veya bilirkişi, talep edilen Tarafın ülkesinden ayrıldığı tarihten önceki eylem veya mahkûmiyetlerine ilişkin olarak, talep eden Taraf ülkesinde kovuşturulamaz, tutuklanamaz veya hürriyetini sınırlandıran herhangi bir muameleye tabi tutulamaz.

 2) Uyruğuna bakılmaksızın, kendisine karşı işlemlere konu teşkil eden fiiller hakkında beyanda bulunmak üzere talep eden Tarafın adlî makamları huzuruna celp edilen kişi, celpnamede belirtilmemiş olan ve talep edilen Tarafın ülkesinden ayrıldığı tarihten önceki eylem veya mahkûmiyetleri nedeniyle, talep eden Taraf ülkesinde kovuşturulamaz, tutuklanamaz veya hürriyetini sınırlandıran herhangi bir muameleye tabi tutulamaz.

 3) Tanık veya bilirkişi veya kovuşturulan kişinin, adli makamlarca hazır bulunmasının artık gerekli olmadığının bildirilmesini takip eden on beş gün içinde ayrılma fırsatına sahip olmakla birlikte ülkede kalması veya ayrıldıktan sonra geri dönmesi halinde işbu maddede öngörülen dokunulmazlık sona erer.

BÖLÜM IVAdlî Sicil Kaydı

 Madde 13

 1) Talep edilen Taraf, bir Akit Tarafın adli makamlarınca talep edilen ve cezai bir konuda gereken adli sicil kayıtlarını ve bunlara ilişkin bilgiyi diğer Tarafa, bunların benzer bir durumda kendi adli makamlarına sağlanabileceği ölçüde, gönderir.

2) İşbu maddenin 1’inci fıkrasında öngörülenlerin dışındaki hallerde, taleplere, talep edilen Tarafın mevzuatında, yönetmeliklerinde ve uygulamasında öngörülen şartlara uygun olarak yerine getirilir..

BÖLÜM VUsul

Madde 14

 1) Karşılıklı adli yardım talepleri aşağıdaki hususları belirtir:

a) Talepte bulunan makam,

b) Talebin amacı ve nedeni,

c) Mümkün olduğu ölçüde, ilgili kişinin kimliği ve uyruğu,

d) Gereken hallerde, tebligat yapılacak kişinin adı ve adresi,

 2) 3, 4 ve 5’inci maddelerde değinilen istinabe talepleri,  ek olarak suçu belirtir ve unsurlarının özetini içerir.

Madde 15

1) 3, 4 ve 5’inci maddelerde değinilen istinabe talepleri ile 11’inci maddede değinilen başvurular, talep eden Tarafın Adalet Bakanlığınca, talep edilen Tarafın Adalet Bakanlığına gönderilir ve aynı kanallardan iade edilir.

2) İvedi hallerde, istinabe talepleri, talep eden Tarafın adlî makamlarınca doğrudan talep edilen Tarafın adli makamlarına gönderilebilir. İstinabe evrakı, ilgili belgelerle birlikte, işbu maddenin 1’inci fıkrasında öngörülen kanallardan geri gönderilir.

3) 13’üncü maddenin 1’inci fıkrasında öngörülen talepler, ilgili adlî makamlarca doğrudan talep edilen Tarafın uygun makamlarına gönderilebilir ve cevaplar doğrudan bu makamlarca gönderilebilir. 13’üncü maddenin 2’nci fıkrasında öngörülen talepler, talep eden Tarafın Adalet Bakanlığınca talep edilen Tarafın Adalet Bakanlığına gönderilir.

4) İşbu maddenin 1 ve 3’üncü fıkralarında öngörülenler dışındaki karşılıklı adlî yardım talepleri ve özellikle hazırlık soruşturmasına ilişkin talepler, adlî makamlar arasında doğrudan iletilebilir.

5) İşbu Sözleşme’de doğrudan iletime müsaade edilen hallerde, iletim Milletlerarası Polis Teşkilâtı (Interpol) aracılığı ile yapılabilir.

6) Âkit Taraflardan her biri, işbu Sözleşme’nin imzası veya onay veya katılım belgesinin tevdii sırasında, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben göndereceği bir beyanla, adlî yardım taleplerinin tümünün veya bazılarının, kendisine, işbu maddede öngörülenlerden başka bir yolla yapılmasını bildirebileceği gibi, işbu maddenin 2’nci fıkrasında öngörülen halde, istinabe talebinin bir örneğinin aynı zamanda kendi Adalet Bakanlığına gönderilmesini de isteyebilir.

7) İşbu madde hükmü, Âkit Taraflar arasında yürürlükte bulunan ve kendi makamları arasında adli yardım taleplerinin doğrudan iletimini öngören iki taraflı anlaşmalara veya düzenlemelere halel getirmez.

 Madde 16

 1) İşbu maddenin 2’nci fıkrasına tabi olarak, taleplerin ve bunlara ek belgelerin tercümeleri istenmez.

 2) Akit Taraflardan her biri, Sözleşme’nin imzası veya onay veya katılım belgesinin tevdii sırasında, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben göndereceği bir beyanla, taleplerin ve bunlara ek belgelerin, kendi dilinde bir tercümesi veya Avrupa Konseyi resmi dillerinden birine veya kendisince belirlenecek bir dile çevrilmiş metinleri ile birlikte kendisine gönderilmesini öngörme hakkını saklı tutabilir. Diğer Âkit Taraflar karşılıklılık uygulayabilirler.

 3) İşbu madde, iki veya daha çok Âkit Taraf arasında yürürlükte olan veya ileride yapılacak olan anlaşmaların veya düzenlemelerin içerdiği, taleplerin ve bunlara ek belgelerin tercümesine ilişkin hükümlere halel getirmez.

Madde 17

İşbu Sözleşme uyarınca iletilen deliller veya belgeler her türlü tasdikten muaftır.

Madde 18

Karşılıklı adli yardım talebini alan makam yerine getirme hususunda yargı yetkisine haiz değilse, talebi resen kendi ülkesindeki yetkili makama iletir ve, talebin doğrudan kanallarla gönderilmiş olması halinde, talep eden Tarafı aynı kanal yoluyla durum hakkında bilgilendirir.

Madde 19

Karşılıklı adlî yardım talebinin her türlü reddinin nedeni belirtilir.

Madde 20

10’uncu maddenin 3’üncü fıkrası hükümlerine tabi olarak, karşılıklı adli yardım taleplerinin yerine getirilmesi, talep edilen Taraf ülkesinde bilirkişilerin katılımı veya 11’inci madde uyarınca gerçekleştirilen tutuklu kişilerin naklinin doğurduğu masraflar dışında hiçbir masrafın geri ödenmesini gerektirmez.

BÖLÜM VIDavalarla ilgili bilginin sunulması

Madde 21

1) Bir Âkit Tarafça diğer bir Tarafın mahkemelerinde görülen davalarla ilgili sunulan bilgi, Âkit Taraf, 6 ila 15. Paragraflarda belirtilen seçenekten faydalanmadıkça, Bakanlıklar arasında paylaşılır.

2) Talep Edilen Taraf bu bilgiye dayanılarak yapılan her türlü işlemi Talep Eden Tarafa bildirir ve verilen her bir kararın bir suretini Talep Eden Tarafa gönderir.

3) 16. madde hükümleri, işbu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen bilgiye uygulanır.

BÖLÜM VIIAdlî Sicil Bilgisinin Paylaşımı

 Madde 22

 Âkit Taraflardan her biri, adli sicil kayıtlarına giren diğer Tarafın vatandaşlarına ilişkin tüm ceza mahkûmiyetleri ve mahkûmiyetleri takip eden tedbirler hakkında ilgili Tarafa bilgi verir. Adalet Bakanlıkları bu bilgiyi yılda en az bir kere birbirlerine gönderirler. İlgili kişinin iki veya daha fazla Âkit Tarafın vatandaşı olarak nitelendirilmesi halinde, kişinin mahkûm edildiği ülkenin bir vatandaşı olmaması durumunda, bu bilgi her bir ilgili Tarafa verilir.

 BÖLÜM VIIINihai Hükümler

Madde 23

1) Âkit Taraflardan her biri, işbu Sözleşmenin imzalanması veya tasdik ya da katılma belgesinin tevdii edilmesi sırasında, Sözleşmenin herhangi bir veya birkaç hükmüne çekince koyabilir.

2) Çekince koyan her bir Âkit Taraf, şartlar müsaade eder etmez, çekincesini geri çeker. Bu geri çekme Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılacak bir bildirimle gerçekleştirilir.

3) Sözleşmenin bir hükmüne çekince koymuş bir Akit Taraf, kabul etmiş olsa bile diğer bir Tarafın bahsi geçen bu hükmü uygulamasını talep etmeyebilir.

Madde 24

Âkit Taraflardan her biri, işbu Sözleşmenin imzası veya onaylama ya da katılma belgesinin tevdii sırasında, , işbu Sözleşmenin kapsamında, hangi makamları, adlî makamlar olarak kabul edeceğini Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir beyanla belirler.

Madde 25

1) İşbu Sözleşme Âkit Tarafların sınırları içinde uygulanır.

2) İşbu sözleşme, Fransa açısından, Cezayir ve denizaşırı topraklarına, İtalya açısından, İtalyan idaresindeki Somali ülkesine uygulanır.

3) Federal Almanya Cumhuriyeti, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirim ile, Berlin Topraklarını işbu Sözleşmenin uygulanmasına dahil edebilir.

4) Hollanda Krallığı açısından, işbu Sözleşme Krallığın Avrupa’daki topraklarına uygulanır. Hollanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirim ile Hollanda Antillerini, Surinam’ı ve Hollanda Yeni Ginesi’ni de Sözleşmenin uygulanmasına dahil edebilir.

5) İki veya daha çok Âkit Taraf arasında doğrudan düzenleme ile, ve düzenlemede belirtilen koşullara tabi olarak, işbu maddenin 1, 2, 3 ve 4. fıkralarında belirtilen topraklardan başka, Taraflardan birinin uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu herhangi bir toprak işbu Sözleşmenin uygulama alanına dahil edilebilir.

Madde 26

1) 15. maddenin 7. fıkrası ve 16. maddenin 3. fıkrası hükümlerine tabi olmak üzere, işbu Sözleşme uygulandığı ülkeler bakımından, herhangi iki Âkit Taraf arasındaki ceza işlerinde karşılıklı adli yardımlaşmayı düzenleyen Antlaşma, Sözleşme veya iki taraflı Anlaşmaların, hükümlerinin yerini alır.

2) İşbu Sözleşme, belirlenmiş bir alandaki karşılıklı adlî yardımlaşmanın belirli yönlerini düzenleyen maddeler içeren ya da içerebilecek diğer iki veya çok taraflı uluslararası sözleşme hükümlerinden kaynaklanan yükümlülükleri etkilemez.

3) Âkit Taraflar, işbu Sözleşmenin hükümlerini tamamlamak veya Sözleşmede yer alan ilkelerin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla, kendi aralarında iki veya çok taraflı ceza işlerinde karşılıklı adli yardımlaşa anlaşmaları yapabilirler.

4) Ceza işlerinde karşılıklı adlî yardımlaşmanın, iki veya daha çok Âkit Taraf arasında, ortak bir mevzuat veya karşılıklı yardım tedbirlerinin ülkelerinde iki taraflı olarak uygulanmasını öngören özel bir sistem esasına dayanarak yerine getirilmesi halinde, bu Taraflar, işbu Sözleşmenin hükümlerine bakılmaksızın, bu alandaki karşılıklı ilişkilerini yalnızca bu şekildeki mevzuat ya da sistem uyarınca yürütmekte serbestlerdir. Bu fıkra hükümleri uyarınca aralarında işbu Sözleşmenin uygulanmasını bertaraf eden Âkit Taraflar, Avrupa Konseyi Genel Sekreterini haberdar ederler.

Madde 27

1) İşbu Sözleşme, Avrupa Konseyi üyelerinin imzasına açıktır. . Sözleşme tasdik edilir. Tasdik belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdii edilir.

2) İşbu Sözleşme, üçüncü tasdik belgesinin tevdiinden itibaren 90 gün sonra yürürlüğe girer.

3) İşbu Sözleşmeyi daha sonra tasdik eden imzacı taraflar bakımından, Sözleşme, tasdik belgesinin tevdii tarihinden 90 gün sonra yürürlüğe girer.

Madde 28

1) Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Konseye üye olmayan her devleti, işbu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir. Bu daveti içeren Konsey kararının, Sözleşmeyi tasdik etmiş Konseyi Üyelerinin oybirliğiyle alınmış olması gerekir.

 2) Katılma, tevdiinden itibaren 90 gün sonra yürürlüğe girecek katılım belgesinin Konsey Genel Sekreterine tevdii edilmesiyle gerçekleşir.

 Madde 29

Her bir Âkit Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine göndereceği bir bildirimle, işbu Sözleşmeyi kendi bakımından feshedebilir. Bu fesih, Konsey Genel Sekreterinin bildirimi aldığı tarihten itibaren 6 ay sonra hüküm ifade eder.

Madde 30

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey üyelerine ve işbu Sözleşmeye katılmış olan her Devlet Hükümetine, aşağıdaki hususları bildirir:

a) İmzacı tarafların adları ve her türlü tasdik veya katılma belgelerinin tevdii;

b) İşbu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihini;

c) 5.maddenin 1. fıkrası, 7. maddenin 3. fıkrası, 15. maddenin 6. fıkrası, 16. maddenin 2. fıkrası, 24. madde, 25. maddenin 3 ve 4. fıkraları ve 26. maddenin 4. fıkrası gereğince alınan her bir bildirimi;

d) 23. maddenin 1. fıkrası uyarınca koyulan her türlü çekinceyi;

e) 23.maddenin 2. fıkrası uyarınca geri çekilen her türlü çekinceyi;

f) 29. madde hükümleri uyarınca alınan fesih bildirimlerini ve bunların yürürlüğe gireceği tarihi.

Usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş, imza sahipleri, işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

İşbu Sözleşme, Fransızca ve İngilizce dillerinde ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak ve Avrupa Konseyi’nin arşivlerinde saklanmak üzere, tek nüsha halinde Strazburg’da 20 Nisan 1959 tarihinde akdedilmiştir. Avrupa Konseyi, onaylanmış suretlerini Genel Sekreter, imzacı taraflara ve Sözleşmeye katılan devletlere gönderir.

Hukuk Eğitimi Alan ABD Başkanları

0

Hukuk Eğitimi Alan ABD Başkanları

Amerika Birleşik Devletleri 1776 yılında kurulmuştur. ABD Anayasası kabul edilmiş, ülkenin ilk devlet başkanı George Washington olmuştur. Bazı başkanlar birden fazla görev yapmıştır.

ABD’nin kuruluşundan 2024 yılına kadar 46 başkan görev yapmış, bu başkanlardan 24’ü hukuk eğitimi almıştır.

En çok görev yapan başkan, hukukçu başkanlarından Franklin Delano Roosevelt’tir. Seçimleri dört defa kazanmıştır. FDR, iki dönemden fazla görev yapan tek başkandır.

Bazı başkanların hukuk eğitimi yarım kalmıştır. George W. Bush hukuk fakültesine kabul edilmemiştir. Ayrıca Bush, Bush, ABD Yüksek Mahkemesi’nin seçimler hakkında verdiği karar ile başkan ilan olmuştur. 

İlk dönem başkanların teknik hukuk eğitiminden geçmese bile felsefe, hukuk ve siyaset bilimi ile yakından ilgilendikleri görülmektedir.

Son başkan Joe Biden da hukuk mezunudur.

Başkan

Görev Yılları

John Adams
21 Nisan 1789 – 4 Mart 1797
Thomas Jefferson
4 Mart 1801-4 Mart 1809
James Monroe
2 Nisan 1811 – 4 Mart 1817
John Quincy Adams
22 Eylül 1817 – 4 Mart 1825
4 Mart 1825 – 4 Mart 1829
Martin Van Buren
4 Mart 1833 – 4 Mart 1837
John Tyler
4 Nisan 1841 – 4 Mart 1845
Franklin Pierce
4 Mart 1853 – 4 Mart 1857
James Buchanan
10 Mart 1845 – 7 Mart 1849
Abraham Lincoln
4 Mart 1861 – 15 Nisan 1865
James Abram Garfield
4 Mart 1881 – 19 Eylül 1881
Chester A.Arthur
19 Eylül 1881 – 4 Mart 1885
19 Eylül 1881 – 4 Mart 1881
Rutherford B. Hayes
4 Mart 1877 – 4 Mart 1881
Grover Cleveland
4 Mart 1885 – 4 Mart 1889
4 Mart 1893 – 4 Mart 1897
Benjamin Harrison
4 Mart 1889 – 4 Mart 1893
William McKinley
4 Mart 1897 – 14 Eylül 1901
Theodore Roosevelt
14 Eylül 1901 – 4 Mart 1909
William Howard Taft
4 Mart 1909 – 4 Mart 1913
Thomas Woodrow Wilson
4 Mart 1913 – 4 Mart 1921
Calvin Coolidge
2 Ağustos 1923 – 4 Mart 1929
Franklin D. Roosevelt
4 Mart 1933 – 12 Nisan 1945
Harry S. Truman
12 Nisan 1945 – 20 Ocak 1953
Richard Nixon
20 Ocak 1969 – 9 Ağustos 1974
Gerald Ford
9 Ağustos 1974 – 20 Ocak 1977
Bill Clinton
20 Ocak 1993 – 20 Ocak 2001
Barack Obama
20 Ocak 2009 – 20 Ocak 2017
Joe Biden 20 Ocak 2021 – 20 Ocak 2025

Harvard Hukuk mezunları Barack ve Michelle Obama

Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Millete Beyannamesi

0
Mustafa Kemal Atatürk Onuncu Yıl Nutkunu Okurken

Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Millete Beyannamesi, 21 Nisan 1931 Salı günü Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Beyanname, Türk Milleti’ne yönelik genel bir hitap şeklinde olup, yeni kurulan Cumhuriyetin nitelikleri ile amaçlarını ve hedeflerini doğrudan halka anlatma amacı taşımakta; Cumhuriyet Devrimlerinin milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı vasıflara vurgu yapmaktadır. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi özellikle vurgulanmaktadır.

Reisicümhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Millete Beyannamesi

Aziz vatandaşlarım,

Senelerdenberi şahsıma ve reisi bulunduğum Cümhuriyet Halk Fırkasına itimat ederek tevdi eylediğiniz devlet ve millet işlerini, hakikî icaplara uyarak ifaya çalışmaktayız. Yapılmış işler yüksek nazarlarınızın önündedir. Onları takdir ve tenkit etmek sizin hakkınızdır. Ancak biz memleket ve millet işlerini içinde yaşanılan umumî şartlar ve hadiselere göre en isabetli yaptığımıza vicdanen kani bulunuyoruz. Bu kanaatlardır ki bu defaki intihapta dahi başlamış bulunduğumuz inkilâp ve itilâ mesaimize devam edebilmek için itimadınızı talep etmek üzere yüksek huzurunuza çıkıyoruz.

Şimdiye kadar olduğu gibi bu gün dahi huzurunuzda vukubulacak beyanatımız açık ve kat’î olacaktır. Çünkü onlar yarın size hesabı verilmek muhakkak olan, yapılacak müsbet işlerin ifadesidir.

Aziz vatandaşlarım,

Esasen hep beraber üzerinde yürüdüğümüz yol malûmdur. Mesai ve faaliyet tarzımızın esasları fırkamızın programında ve bilhassa dört sene evvel Büyük Kongremizin tasvibine iktiran eden umumî riyasetin program beyannamesinde vazıhtır.

Son senelerdeki icraatımızla bu umumî riyaset beyannamesi muhteviyatı karşılaştırılırsa dört sene evvel millete yapabileceklerimizi arzettiğimiz meseleler üzerinde ne kadar ciddî çalışıldığı ve azamî derecede muvaffak olunduğu kolaylıkla görülür.

Bizim bugün yeniden millete hatırlatmayı faydalı gördüğümüz esas noktalar şunlardır:

1 — Cumhuriyet Halk Fırkasının Cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı vasıfları onun değişmeyen bariz mahiyetidir.

Bu mahiyeti şu noktalar izah eder:

A ) Millî mefkûreye sadık kalmak,

B) Milletin irade ve hâkimiyetini, devletin vatandaşa ve vatandaşın devlete, karşılıklı vazifelerinin hakkile ifasını tanzim yolunda kullanmak,

C) Ferdî mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber – mümkün olduğu kadar az zaman içinde – milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmek için milletin umumî ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerle bilhassa iktisadî sahada devleti filen alâkadar ve faal kılmak.

2 — Türkiye Cümhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan mürekkep değil ve fakat ferdî ve içtimaî hayat için iş bölümü itibarile muhtelif mesai erbabına ayrılmış bir camia telâkki etmek esas prensiplerimizdendir.

A) Çiftçiler,
B) Küçük san’at erbabı ve esnaf,
C) Amele ve işçi,
i D) Serbest meslek erbabı,
I E) Sanayi erbabı,
F) Tüccar,
G) Memurlar,

Türk camiasını teşkil eden başlıca çalışma zümreleridir. Bunların her birinin çalışması diğerinin ve umumî camianın hayat ve saadeti için zaruridir. Fırkamızın bu prensiple istihdaf ettiği gaye sınıf mücadelesi yerine içtimaî intizami ve tesanüt temin etmek ve birbirini nakzetmeyecek surette menfaatlerde ahenk tesis eylemektir. Menfaatler, kabiliyet, marifet ve çalışma derecesile mütenasip olur.

3 — Çiftçilerimizi kredi, istihsal kooperatifleri gibi iktisadî teşekküllere mazhar etmek ve bu teşekkülleri terakki ve tekemmül ettirmek gayedir.

4 — Küçük san’atlar erbabını, esnafı müşkülât ve zaaftan kurtarmak ve onları daha kuvvetli, emniyetli bir vaziyete koymak için icabeden kredi müesseseleri yaratmak düşündüğümüz esaslı noktalardan biridir.

5 — Milliyetçi Türk amelesi ve işçileri mevcudiyetleri ve emeklerile Türk camiasının kıymetli uzuvlarıdır. Bu itibarla amele ve işçilerin hayat ve haklarını ve menfaatlerini göz önünde tutarız.

6 — Serbest meslek erbabının millî Türk mevcudiyeti için çok lüzumlu ve faydalı olan hizmetleri fırkanın daima takdir gözü önünde tutulur. Kabiliyetleri ve hizmetleri karşılığını görmeleri için faaliyetleri sahasını açık ve emin bulundurmak ehemmiyet verdiğimiz vazifelerdendir.

7 — Memleketin inkişafında büyük ticaret, fabrika, büyük arazi ve çiftlik sahiplerinin faaliyetleri mühimdir. Normal çalışan ve teknike istinat eden sermaye sahipleri teşvik ve himayeye layıktır.

8 — Milletin yüksek menfaatini daima göz önünde tutarak bütün dikkat ve himmetlerile vazifelerine hasrıhayat eden memurlar her türlü huzur ve refaha layıktırlar.

9 — Devletin yüksek bünyesinin sarsılmaz temeli olan ve millî mefkureyi, millî varlığı ve inkılâbı kollayan ve koruyan Cumhuriyet ordusunun ve onun fedakâr ve kıymetli mensuplarının daima hürmet ve şeref mevkiinde tutulmasına sureti mahsusada itina ederiz.

Muhterem vatandaşlarım,

Cumhuriyet Halk Fırkasının müstakar umumî siyasetini şu kısa cümle açıkça ifadeye kâfidir zannederim:

Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz.

Bundan sonra arzetmek isterim ki, millî vaziyetimizi refaha ve inkişafa doğru hareketli bir gidiş haline koymak hususundaki düşüncelerimize kuvvetle bağlıyız. Bu yolda yürürken ehemmiyet vermeğe lüzum gördüğümüz bazı esas noktalan da arzedeyim:

1 — Bütün inkılâp neticelerini, vatandaşların tam emniyetini ve millî nizam ve inzibatı, dahilî ve adlî teşkilât ve kanunlarile koruyan ve hiç bir hadise veya tesir önünde sarsılmayan bir hükümet otoritesi kurmak ve işletmek işlerimizin temelidir.

2 — Vergi kanunlarımızı ilmî ve tatbikî bir itina ile ve milletin tediye kabiliyetini istihfaf etmiyen bir zihniyetle tekemmül ettirmek hususundaki mesaiye devam olunacaktır.

3 — Maarifi, bugünküne nisbetle fazla çocuk okutacak basit bir program altında ileriye yürütmeği mühim görüyoruz. Fikrî olduğu gibi bedenî inkişafa da çok ehemmiyet veririz. Bilhassa millî seciyeyi derin tarihimizin ilham ettiği yüksek derecelere çıkarmak heyecanla takip ettiğimiz büyük emellerimizdendir.

4 — Sıhhat ve içtimaî muavenet mesaimizi umumî ihtiyaçla mütenasip bir surette tevsi çarelerine tevessül olunacaktır. Türk camiası içinde cidden himaye ve yardıma muhtaç olanlar dikkat gözümüzün önündedir.

5 — Nafıa işlerimiz her şubesinde amelî ve verimli bir tatbik programına tevfikan takip olunacaktır. Bu işlerden büyük feyiz ve kuvvet vasıtası olan demiryolu inşaatına ısrarla devam edeceğiz. İlk inşa programlarının cidden müstacel olan tatbiki yolunda çekilen sıkıntıların tamamen yerinde olduğu kanaatindeyiz. Şimdiki inşaat devam etmekle beraber Sivas – Erzurum, Zonguldak – Havza hatlarının ve daha sonra Ergani – Diyarbekir hattının yapılmasına başlanacaktır. Ereğli, Mersin ve Samsun limanlarının da inşaları gireceğimiz mesai devresinin münasip zamanlarında başlanacak işlerimizdendir.
Vilâyet şoseleri üzerinde çalışmakla beraber memleketi bağlıyan eyi ve fennî bir şose şebekesine kavuşmak için mümkün olan tedbirler alınacaktır.

İktisadî maksatlara vefa edecek bir büyük su işi idealimiz olmakla beraber bugün müspet olarak söyleyebileceğimiz şudur: Küçük su işlerimizi mütevazi bir tarzda başarmak ilk hedeflerimizdendir.

6 — İktisadî mülahazalarımızda, herhangi vekâlet ve makamlara taallûk eden bütün devlet işlerinin millî iktisat noktai nazarından mutlaka kârlı olması kaidesini umumiyetle esas tutarız. Eskiden kalmış kanunların ve usullerin zamanla bu noktadan ıslahına ehemmiyet veririz.

Üzerinde yaşadığımız vatanın servet membalarını işletmek ve bu suretle istikbalimizi açmak ve aydınlatmak için yapılabilecek olan her tedbire tevessül olunacaktır.

Memleket içindeki dokuyucu tezgâh ve küçük büyük fabrika san’atlarma inkişaf vermek emelimizdir.

Haricî ticaretimizin tanzimi başlıca işimizdir. Bu hususta ticaret erbabının faaliyetini semereli kılacağız. Millî mahsulât ve mamulâtımızın revaçlarını teshil, şöhretlerini muhafaza ve ihraçlarını temin tedbirlerile yakından alâkadar olacağız. Sanayi kredesine ehemmiyet vermekteyiz.

Vatandaşlarım,

Noktai nazarlarımızı açık ve samimî olarak arzettim. Bunları milletimizin kuvvet ve hayatiyetine güvenerek şimdiye kadar olduğu gibi tatbik ve icraya muvaffak olabileceğimize emniyetim vardır. Yapmak iktidarında olmadığımız işleri uyuşturucu, oyalayıcı sözlerle yaparız diyerek millete karşı gündelik siyaset takip etmek şiarımız değildir.

Şimdi sevgili vatandaşlarım sizden bana ve şerefli yakın tarihimizim unutulmaz hatıralarını taşıyan fırkama, Cumhuriyet Halk Fırkasına itimadınızı isterim.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde, millet ve devlet işlerini beraber başarabileceğimi çok vicdanî mülâhazalara tâbi olarak takdir ettiğim meb’us namzetleri arkadaşlarımın isimlerini reylerinize arzettim.
En isabetli, yüksek ve kat’î karar sizindir.

20/4/1931
C . H . F . Umumi Reisi
GAZİ M. KEMAL

Cumhariyet Halk Fırkasına mensup muhterem müntehibi sani arkadaşlarıma

Cumhuriyet Halk Fırkası namına bazı intihap dairelerinde noksan namzet göstereceğime dair 15/4/1931 tarihli Riyaset Divanı kararı malûmunuz olmuştur. Fırkamız namına namzetlerimizi reylerinize arzettiğim bu gün ayni noktaya temas etmeği münasip gördüm.

Fırkamızın millete arzettiği esas noktalar dahilindeki mesai ve faaliyetin bizim fikrimize ve görüşümüze iştirak etmeyen millet vekilleri tarafından tahlil ve tenkit edilmesini iltizam ediyoruz. Bunda bilhassa beklediğimiz faide fırkamızın candan, vatanperverane gayretlerinin teşrihine, tevsiine fırsat bulmak ve ekseriya tahrif edilen hakikatların iyice anlaşılmasını kolaylaştırmaktır. Yaptığını bilen ve hizmet yolunda tedbirlerine inanan mefkûreciler olarak kendimizi tenkide muhatap kılmağı lüzumlu görüyoruz. Bu sebepledir ki sizden, fırkama mensup arkadaşlarımdan bizim programımıza tarafdar olmayan namzetlere rey vermeniz gibi ağır bir fedakârlık istedim. Bu fedakârlığın memleket idaresi için fırkamızdan meb’us seçmek vazifeniz kadar mühim bir maksada matuf olduğuna emin olunuz. Başka programdan seçeceğiniz meb’uslar için fırkamın müntehibi sanilerine dikkat noktası olarak gösterdiğim evsaf yalnız lâik cümhuriyetçi, milliyetçi ve samimî olmaktır. Açık bıraktığım yerler için hiç bir şahsiyet lehinde veya aleyhinde her hangi bir telkinim yoktur ve olmayacaktır. Açık yerlere namzetliklerini koyacaklar hakkında vicdanî kanaatınıza göre rey vermek hassatan rica ettiğim husustur.

C. H. F. Umumî Reisi
GAZİ M. KEMAL

Muammer Aksoy-Atatürk ve Sosyal Demokrasi

Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası

0
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası

Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası

Azerbaycan Halkı, asırlık devlet geleneklerini devam ettirerek, “Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı hakkında” Anayasa Aktında yansıyan prensipleri esas alarak, bütün toplumun ve herkesin refahının sağlanmasını arzulayarak, adaletin, özgürlüğün ve güvenliğin tesisi yapılmasını isteyerek, geçmiş, şimdiki ve gelecek nesiller karşısında Devletin haklarını kullanarak, sorumluluğunu kabul etmek, aşağıdaki niyetleri ciddiye alır:
  – Azerbaycan devletinin bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak;
  – Anayasa’da demokratik yapıyı sağlamak;
  – Sivil toplumun kurulmasını sağlamak;
  – İnsanların iradesinin bir ifadesi olarak hukukun üstünlüğünü sağlayan yasal, laik bir devlet kurmak;
  – Adil ekonomik ve sosyal kurallara uygun olarak iyi bir yaşam standardı sağlamak;
  – Evrensel değerlere sadık kalarak bütün dünya halkları ile dostluk, barış ve huzur içinde yaşamak ve bu amaçla karşılıklı faaliyette bulunmak.
Bu Anayasa, ülke çapında oylama – referandum, yukarıda sözü edilen yüksek umutlarla kabul edildi.
İlk bölüm. Genel Hükümler
1. Bölüm İnsanların gücü
Madde 1. İktidarın Kaynağı
I. Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki tek devlet gücü kaynağı Azerbaycan halkıdır.
II. Azerbaycan halkı, Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında ve dışında yaşayan, Azerbaycan Devleti ve kanunlarına ta­­bi olan, Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşlarından ibarettir. Bu konuda, uluslararası hukukla belirtilmiş normlar saklıdır.
Madde 2. Halkın egemenliği
I. Azerbaycan halkının özgür ve bağımsız kendi kaderini tayin haklarını çözmek ve kendi hükümet biçimlerini belirlemek için egemenlik hakkıdır.
II. Azerbaycan halkı, egemenlik hakkını doğrudan ulusal çaptaki oylama – referandum yoluyla ve serbest, gizli ve kişisel oylamaya dayalı temsilciler aracılığıyla evrensel, eşit ve doğrudan oy hakkı temelinde kullanır.
Madde 3
Ulusal Referandum – Referandumla Çözülen Konular
I. Azerbaycan halkı, hak ve çıkarlarıyla ilgili her konuyu bir referandumla çözebilir.
II. Aşağıdaki konular sadece referandumla çözülebilir:
1) Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının kabul edilmesi ve değiştirilmesi;
2) Azerbaycan Cumhuriyeti devlet sınırlarının değiştirilmesi.
III. Aşağıdaki konularda bir referandum yapılamaz:
1) vergiler ve devlet bütçesi;
2) af ve af;
3) seçim, tayin veya onayın gerçekleştirildiği yasal ve / veya icra makamlarının yetkisinde olan görevlilerin seçimi, atanması veya onaylanması.
Madde 4
İnsanları temsil etme hakkı
Hiç kimse, halkı temsil etme, halk adına konuşma ve halkın seçtiği yetkili temsilciler hariç, halk adına halkı temyiz etme hakkına sahip değildir.
Madde 5
İnsanların Birliği
I. Azerbaycan halkı birleşiktir.
II. Azerbaycan halkının birliği, Azerbaycan devletinin temelidir. Azerbaycan Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşları için ortak ve bölünmez bir anavatandır.
Madde 6. Hükümet kuralının kabul edilmemesi.
I. Azerbaycan halkının, sosyal grubunun, örgütünün ya da herhangi bir kimsenin hiçbir kısmı iktidarı ele geçirme gücünü ele geçiremez.
II. İktidarın ustalaşması, insanlara karşı en ciddi suçtur.
2. Bölüm Devletin temelleri
Madde 7. Azeri Devleti
I. Azerbaycan devleti demokratik, hukuki, laik, üniter bir cumhuriyettir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde devlet iktidarı, sadece Azerbaycan Cumhuriyeti’nin içtihadıyla ve sadece Azerbaycan Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla ilgili olarak dış ilişkilerle sınırlandırılmıştır.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki devlet gücü, güçlerin ayrılığı ilkesi temelinde düzenlenmiştir:
· Yasama yetkisi Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi tarafından kullanılır;
 yürütme yetkisi Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına aittir;
 Yargı yetkisi Azerbaycan Cumhuriyeti mahkemeleri tarafından uygulanır.
IV. Bu Anayasa’nın hükümleri uyarınca, yasama organı, yürütme ve yargı bağımsız olarak ve yetkilerinin sınırları dahilinde çalışır.
Madde 8
Azeri Devleti Başkanı
I. Azerbaycan devletinin başı Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’dır. Ülke içinde ve dışında Azerbaycan devletini temsil eder.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Azerbaycan halkının birliğini somutlaştırır ve Azerbaycan devletinin egemenliğini sağlar.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Azerbaycan devletinin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalara uyumun garantörüdür.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yargı yetkisinin bağımsızlığının garantörüdür.
Madde 9 Silahlı Kuvvetler
I. Azerbaycan Cumhuriyeti, güvenlik ve korumasını sağlamak için Silahlı Kuvvetler kuracaktır. Silahlı Kuvvetler, Azerbaycan Ordusu ve diğer silahlı birliklerden oluşmaktadır.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti, savaşı diğer devletlerin bağımsızlığı ve uluslararası anlaşmazlıkların çözümü için bir araç olarak kasıtlı bir girişim aracı olarak reddetmektedir.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Azerbaycan Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri Başkomutanıdır.
Madde 10. Uluslararası İlişkiler İlkeleri
Azerbaycan Cumhuriyeti, uluslararası hukukun genel kabul görmüş normlarına dayanarak diğer devletlerle ilişki kurar.
Madde 11. Bölge
I. Azerbaycan Cumhuriyeti toprakları üniter, bölünmez ve bölünmezdir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin iç suları, Azerbaycan Cumhuriyeti’ne ait Hazar Denizi (göl), Azerbaycan Cumhuriyeti’ne yayılan hava sahası, Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçasıdır.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti toprakları yabancılaştırılamaz. Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının hiçbir bölümünü hiçbir şekilde vermez; Sadece Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin kararı ile Azerbaycan sınırları içinde halkın referandumu düzenlenmesiyle Azerbaycan halkının iradesi ile devlet sınırları değiştirilebilir.
Madde 12. Devletin Amacı
I. Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşları için insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini ve insana yakışır yaşam standartlarını sağlamak devletin yüce bir hedefidir.
II. Bu Anayasada listelenen insani ve medeni hak ve özgürlükler, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalara uygun olarak uygulanır.
Madde 13. Mülkiyet
I. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde mülkiyet, devlet tarafından dokunulmaz ve korunmaktadır.
II. Mülkiyet, devlet mülkiyeti, özel mülk ve belediye mülkü olabilir.
III. Mülkiyet, insan ve sivil hak ve özgürlüklere, toplumun çıkarlarına ve devlete, bireyin haysiyetine karşı kullanılamaz.
Madde 14. Doğal kaynaklar
Doğal kaynaklar, herhangi bir gerçek veya tüzel kişinin hak ve menfaatlerine halel getirmeksizin Azerbaycan Cumhuriyeti’ne aittir.
Madde 15. Ekonomik Kalkınma ve Devlet
I. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde ekonominin gelişimi, farklı mülk türlerine dayanan halkın refahına hizmet etmektedir.
II. Azerbaycan devleti, piyasa ilişkilerine dayanan, sosyal girişimci bir ekonominin gelişimini teşvik eder, serbest girişimciliği sağlar ve ekonomik ilişkilerde tekel ve haksız rekabete izin vermez.
Madde 16. Sosyal Kalkınma ve Devlet
I. Azerbaycan devleti, halkın ve her vatandaşın refahını, sosyal korumasını ve insana yakışır yaşam standartlarını önemser.
II. Azerbaycan devleti, kültür, eğitim, sağlık, bilim ve sanatın gelişimini teşvik etmekte, ülkenin doğasını, halkının tarihini, maddi ve manevi mirasını korumaktadır.
Madde 17. Aile, çocuk ve devlet
I. Toplumun ana odağı olarak aile, devletin özel koruması altındadır.
II. Çocukların bakımı ve bakımı için ebeveynlerin görevidir. Devlet bu borcun yerine getirilmesini kontrol eder.
III. Ebeveyn bakımından yoksun, ebeveynleri veya velileri olmayan çocuklar devlet bakımı altındadır.
IV. Çocukları hayatlarını, sağlıklarını ya da ahlaklarını tehlikeye atabilecek faaliyetlere dahil etmek yasaktır.
V. 15 yaşın altındaki çocuklar çalıştırılamaz.
VI. Devlet çocuk haklarının uygulanmasını kontrol eder.
Madde 18. Din ve devlet
I. Azerbaycan Cumhuriyetinde din devletten ayrıdır. Tüm dini inançlar yasa önünde eşittir.
II. İnsan haysiyetini ihlal eden ya da hümanizm ilkelerini ihlal eden dinlerin (dini hareketlerin) yayılması ve yayılması yasaktır.
III. Devlet eğitim sistemi laiktir.
Madde 19. Para birimi
I. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin para birimi manattır.
II. Menkul kıymetleri ihraç ve çekilme hakkı sadece Merkez Bankası için geçerlidir. Azerbaycan Cumhuriyeti Merkez Bankası devletin münhasır mülküdür.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları içerisinde başka para birimlerinin ödeme aracı olarak kullanılması yasaktır.
Madde 20. Devlet Borcuna İlişkin Kısıtlamalar
Azerbaycan devleti aleyhine isyan veya darbeye destek vermek amacıyla alınan borçlar, Azerbaycan Cumhuriyeti tarafından kabul edilemez veya ödenemez.
Madde 21. Devlet dili
I. Azerbaycan Cumhuriyeti devlet dili Azerbaycan dilidir. Azerbaycan Cumhuriyeti, Azerbaycan dilinin gelişimini sağlar.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti, nüfusun konuştuğu diğer dillerin özgür işleyişini ve gelişmesini sağlar.
Madde 22. Sermaye
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin başkenti Bakü’dir.
Madde 23. Azeri devletinin sembolleri
Azerbaycan Cumhuriyetinin devlet sembolleri Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet bayrağı, Azerbaycan Cumhuriyetinin Devlet arması ve Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Marşı.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Bayrakları eşit genişlikte üç yatay çizgiden oluşmaktadır. Üst şerit mavidir, orta çizgili kırmızı ve alt şerit yeşildir ve kırmızı şeridin ortasında bayrakın her iki tarafında beyaz bir hilal ve sekiz köşeli bir yıldız vardır. Bayrağın uzunluğu en fazla 1: 2’dir.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Bayrağı ve Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Amblemi’nin tanımı, Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Marşı’nın müziği ve metni Anayasa Yasası ile belirlenir.
Ikinci bölüm. Temel haklar, özgürlükler ve yükümlülükler
Bölüm 3. Temel insani ve sivil hak ve özgürlükler
Madde 24. İnsan ve Sivil Hak ve Özgürlüklerin Temel İlkeleri
I. İnsanlık onuru korunur ve saygı görür.
II. Herkesin doğumdan bağışıklık, bölünmez ve devredilemez hakları ve özgürlükleri vardır.
III. Haklar ve özgürlükler aynı zamanda herkesin topluma ve diğerlerine karşı sorumluluklarını ve sorumluluklarını da kapsar. Hakların kötüye kullanılması yasaktır.
Madde 25. Eşitlik hakkı
I. Herkes yasa ve mahkemeden önce eşittir.
II. Erkekler ve kadınlar aynı haklara ve özgürlüklere sahiptir.
III. Devlet ırkından, etnik köken, din, dil, cinsiyet, köken, mülkiyet, görevine, görüşüne, siyasi parti, sendika ve diğer sosyal birliklere üyeliğine bakılmaksızın herkesin hak ve özgürlüklerinin eşitliğini güvence altına alır. İnsan, sivil hak ve özgürlüklerin ırk, etnik köken, din, dil, cinsiyet, köken, mahkumiyet, siyasi ya da sosyal aidiyet temelinde kısıtlanması yasaktır.
IV. Bu maddenin III. Kısmında belirtilen gerekçelere kimsenin ihlaline maruz bırakılamaz, imtiyaz ya da imtiyaz verilmez, ayrıca herhangi bir imtiyaz ya da imtiyazdan feragat edilemez.
V. Kamu yetkilileri ve devlet yetkililerinin yetki ve sorumlulukları ile ilişkilerinde herkesin eşit hakları.
VI. Sınırlı sağlık kabiliyetine sahip olanlar, sınırlı kapasiteleri nedeniyle elde edilmesi zor olan haklar ve yükümlülükler dışında, Anayasa’nın tüm hak ve yükümlülüklerinden yararlanırlar.
Madde 26. İnsan ve Sivil Hak ve Özgürlüklerin Korunması
I. Herkes, kendi hak ve özgürlüklerini, yasalarca yasaklanmayan yöntem ve yöntemlerle koruma hakkına sahiptir.
II. Devlet herkesin hak ve özgürlüklerini garanti eder.
Madde 27. Yaşam hakkı
I. Herkesin yaşam hakkı vardır.
II. Devlete silahlı saldırı zamanı düşman askerlerinin öldürülmesi, mahkemenin kesin hükmüne göre ölüm cezasının uygulanması ve kanunla belirlenen digir sürece her kişinin yaşama hakkı dokunulmazdır.
III. İstisnai ceza tedbiri olan ölüm cezası, tam kaldırılıncaya kadar, yalnız devlete, insan hayatına ve sağlığına karşı işlenmiş en ağır suçlara göre kanunla belirlenebilir.
IV. Kanunla öngörülen meşru müdafaa, zaruret, suçlunun yakalanması ve tutuklanması, hapiste olanın hapis yerinden kaçmasının önlenmesi, devlete karşı isyanın bastırılması veya darbenin önlenmesi, ülkeye karşı silahlı saldırı durumları dışında, insana karşı silah kullanımı yasaktır.
Madde 28. Özgürlük hakkı
I. Herkesin özgürlük hakkı vardır.
II. Özgürlük hakkı, yalnızca yasal olarak gözaltında tutulma, tutuklama veya özgürlükten mahrum etme emriyle kısıtlanabilir.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında bulunan herkes yasal olarak serbestçe hareket edebilir, ikamet yeri seçebilir ve Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ötesine geçebilir.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı, kendi ülkesine her zaman serbestçe dönme hakkına sahiptir.
Madde 29. Mülkiyet Hakkı
I. Herkesin mülkiyet hakkı vardır.
II. Hiçbir özellik tercih edilmemektedir. Özel mülkiyet hakkı da dahil olmak üzere mülkiyet hakkı kanunla korunmaktadır.
III. Herkes taşınır ve taşınmaz mal olabilir. Mülkiyet hakkı, mülk sahibinin veya başka birinin mülkiyeti kullanma, elden çıkarma ve elden çıkarma hakkını içerir.
IV. Kimse mülkünden mahkeme emri olmadan mahrum edilemez. Mülkün tamamen müsadere edilmesine izin verilmez. Devletin mülkiyete yabancılaşmasının ancak değerinin adil bir şekilde doğrulanması durumunda izin verilebilir.
V. Özel mülkiyet sosyal yükümlülüklere neden olur.
VI. Arazi üzerindeki mülkiyet hakları, sosyal adalet ve arazi kullanımı için etkili bir şekilde kanunla sınırlandırılabilir.
VII. Devlet miras haklarını garanti eder.
Madde 30. Fikri Mülkiyet Hakkı
I. Herkes fikri mülkiyet hakkına sahiptir.
II. Telif hakkı, yaratıcı haklar ve diğer fikri mülkiyet hakları yasalarla korunmaktadır.
Madde 31. Güvenle yaşama hakkı
I. Herkesin güvenli bir şekilde kalması hakkı vardır.
II. Kanunla öngörülen haller dışında, kişinin hayatına, fiziksel ve ruhsal sağlığına, mülkiyetine, konutuna dokunmak, ona karşı zor kullanılamaz.
Madde 32. Özel dokunulmazlık hakkı
I. Herkes kişisel dokunulmazlık hakkına sahiptir.
II. Herkesin kişisel ve aile hayatının gizliliğine hakkı vardır. Yasanın öngördüğü haller dışında, kişisel ve aile hayatına müdahale etmek yasaktır. Herkesin kişisel ve aile hayatının yasadışı müdahaleye karşı korunma hakkı vardır.
III. Bir kimsenin özel hayatı hakkındaki bilgilerin rızası olmaksızın toplanması, saklanması, kullanılması ve yayılmasına izin verilmez. Hiç kimse, kanunun belirttiği durumlar haricinde, izlemeye, videoya veya fotoğraf çekmeye, ses kaydına ve benzeri diğer eylemlere tabi tutulamaz.
IV. Herkesin yazışma, telefon görüşmeleri, posta, telgraf veya diğer iletişim araçları ile iletişim kurma hakkını gizli tutma hakkı vardır. Bu hak, bir suçun önlenmesi ya da bir ceza soruşturması sırasında hakikatin açıklanması için kanunun öngördüğü şekilde sınırlandırılabilir.
V. Herkes, Kanunda açıkça belirtilen haller dışında, kendisi hakkında toplanan bilgiler hakkında bilgi sahibi olabilir. Herkes, toplanan ve kendisine açıklanmış, eksik, eksik ve ayrıca kanunun gerekliliklerini ihlal ederek elde ettiği bilgileri açıklayan veya ortadan kaldırmayı (eleme) talep etme hakkına sahiptir.
VI. Kanunla belirlenen durumlar haricinde, elektronik form veya kağıda bilgi kaynaklarına erişimin üçüncü taraflar hakkında bilgi edinmesi yasaktır.
VII. Bilginin ait olduğu kişinin buna rızasını şekilde ifade ettiği durumlar, ayrımcılık vermemek şartıyla anonim karakterli istatistiklerin işleme ve yasanın yol verdiği diğer durumlar dışında, bilgi teknolojilerinden özel hayata dahil inanca, dini ve etnik dair bilgilerin açıklanması için kullanılabilir yapamazsın.
VIII. Kişisel verilerin kapsamı ve bunların işlenmesi, toplanması, iletilmesi, kullanımı ve korunmasının şartları kanunla belirlenir.
Madde 33. Konut Bağışıklığı Hakkı
I. Herkesin dokunulmazlığını barınma hakkı vardır.
II. Mahkeme kararı dışında, yasa ile belirlenen davalar veya apartman sakinlerinin iradesi dışında kimse daireye giremez.
Madde 34. Evlenme hakkı
I. Herkes, kanunla öngörülen çoğunluğun evlenme ve yaşatma hakkına sahiptir.
II. Evlilik gönüllü olarak sonuçlandırılmaktadır. Kimse evlenmeye zorlanamaz.
III. Evlilik ve aile devletin koruması altındadır. Annelik, babalık, çocukluk yasalarla korunmaktadır. Devlet büyük ailelere yardım sağlar.
IV. Karın ve eşin hakları eşittir. Çocukların bakımı ve bakımı, ebeveynlerin hakkı ve görevidir.
V. Ebeveynlerine saygı duymak ve onlara bakmak çocukların sorumluluğundadır. 18 yaşında engelli çocuklar, çalışamayan ebeveynlerini korumak zorundadırlar.
Madde 35. İş hukuku
I. Emeklilik kişisel ve sosyal refahın temelidir.
II. Herkesin mesleğini, mesleğini, mesleğini ve çalıştığı yeri çalışma yeteneğine göre seçme hakkı vardır.
III. Kimse çalışmaya zorlanamaz.
IV. İş sözleşmeleri serbestçe kapatılmıştır. Hiç kimse iş sözleşmesi imzalamaya zorlanamaz.
V. Mahkeme kararı esasında şartları ve süreleri kanunla öngörülen zorunlu çalıştırma, askerlik hizmeti sırasında yetkili kişilerin emirleri yerine getirmeye bağlı çalıştırma, olağanüstü durum ve sıkıyönetim sırasında vatandaşlara gereken işleri gördürmek halleri.
VI. Herkesin güvenli ve sağlıklı ortamda çalışma, hiç bir ayrım gözetmeksizin işine göre devlet tarafından belirlenmiş asgari ücret miktarından az olmayan ücret alma hakkı vardır.
VII. İşsizlerin devletten sosyal haklara sahip olma hakkı vardır.
VIII. Devlet, işsizliği ortadan kaldırmak için tüm araçlarını kullanır.
Madde 36. Grev hakkı
I. Herkes tek başına ya da başkalarıyla birlikte grev yapma hakkına sahiptir.
II. Bir iş sözleşmesine grev hakkı sadece kanunla öngörülen durumlarda sınırlandırılabilir. Azerbaycan Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri’nde görev yapan asker ve siviller grev yapamazlar.
III. Bireysel ve toplu iş uyuşmazlıkları kanuna uygun olarak çözülür.
IV. Yasa ile belirtilen durumlar haricinde, kilitleme yasaklanmıştır.
Madde 37. Dinlenme hakkı
I. Herkesin dinlenmeye hakkı vardır.
II. İş sözleşmesi çalışanlarına yılda en az 21 takvim günü olmak üzere günde en az 8 saat ücretli izin verilir.
Madde 38. Sosyal güvenlik hakkı
I. Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
II. Yardıma muhtaç olanlara yardım etmek, her şeyden önce, aile üyelerine karşı olan görevdir.
III. Yasal yaş sınırına ulaşıldığında herkesin sağlık, maluliyet, aile reisi, maluliyet, işsizlik ve kanunla öngörülen diğer şartları vardır.
IV. Asgari burs miktarı ve sosyal yardımlar kanunla belirlenir.
V. Devlet, yardım faaliyetleri, gönüllü sosyal sigorta ve diğer sosyal güvenlik türleri için fırsatlar yaratır.
Madde 39. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı
I. Herkesin sağlıklı bir çevre hakkı vardır.
II. Herkesin çevresel durum hakkında bilgi toplama ve çevre suçuyla bağlantılı olarak sağlığına ve malına verdiği zararı tazmin etme hakkı vardır.
III. Hiç kimse çevreyi veya doğal kaynakları yasalarca öngörülen sınırların ötesinde tehlikeye atabilir veya zarar verebilir.
IV. Devlet ekolojik dengenin korunmasını, yabani bitkilerin ve vahşi yaşamın meşru türlerinin korunmasını garanti eder.
Madde 40. Medeniyet Hakkı
I. Herkes kültürel yaşama, kültürel olanaklara ve kültürel varlıklara sahip olma hakkına sahiptir.
II. Herkes tarihi, kültürel ve manevi mirasa saygı göstermeli, ona bakmalı ve tarih ve kültür anıtlarını korumalıdır.
Madde 41. Sağlığın korunması hakkı
I. Herkes sağlık ve tıbbi tedavi hakkına sahiptir.
II. Devlet, farklı türde mülkiyete dayalı her türlü sağlık hizmetinin geliştirilmesi için gerekli önlemleri alır, sağlık ve epidemiyolojik refahı sağlar ve çeşitli sağlık sigortası için fırsatlar sunar.
III. İnsanların yaşamlarını ve sağlığını tehdit eden gerçekleri ve koşulları gizleyen memurlar, yasalar uyarınca adalete teslim edilir.
Madde 42. Eğitim hakkı
I. Her vatandaşın eğitim hakkı vardır.
II. Devlet, ücretsiz zorunlu genel orta eğitimi güvence altına alır.
III. Eğitim sistemi devlet tarafından kontrol edilir.
IV. Hükümet yetenekli bireylerin finansal durumlarına bakılmaksızın eğitime devam etmelerini garanti eder.
V. Devletteki asgari eğitim standartlarını belirler.
Madde 43. Konut kanunu
I. Hiç kimsenin evini yasa dışı olarak mahrum edemez.
II. Devlet, konut binalarının ve evlerin yapımını teşvik eder ve insanların konut edinme hakkını gerçekleştirmek için özel önlemler alır.
Madde 44. Ulusal üyelik hakkı
I. Herkes ulusal üyelik hakkına sahiptir.
II. Hiç kimse kendi milliyetini değiştirmeye zorlanamaz.
Madde 45. Anadili Kullanma Hakkı
I. Herkes kendi anadilini kullanma hakkına sahiptir. Herkes istediği dilde eğitim, öğretim ve yaratıcılık hakkına sahiptir.
II. Hiç kimse ana dili kullanma hakkından yoksun bırakılamaz.
Madde 46. Onur ve Onur Hakkı
I. Herkesin onurunu ve onurunu koruma hakkı vardır.
II. Kişinin haysiyeti devlet tarafından korunmaktadır. Hiçbir koşul aşağılayıcı kişiliği haklı gösteremez.
III. Hiç kimse işkence veya işkence edilemez. Hiç kimse aşağılayıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamaz. Tıbbi, bilimsel ve diğer deneyler gönüllü izni olmadan kimseye uygulanamaz.
Madde 47. İfade ve konuşma özgürlüğü
I. Herkesin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı vardır.
II. Hiç kimse kendi düşüncelerini veya inançlarını beyan etmeye veya kendi düşüncelerine ve inançlarına geri dönmeye zorlanamaz.
III. Irk, ulusal, dini, sosyal ve diğer kriterlere dayalı düşmanlık ve düşmanlığa dair bilinçlendirme ve propaganda yapılmasına izin verilmez.
Madde 48. Vicdan hürriyeti
I. Herkesin vicdan özgürlüğü hakkı vardır.
II. Herkesin dini tutumunu bağımsız olarak belirleme, herhangi bir dine tek başına veya başkalarıyla birlikte inanma veya hiçbir dine itikat etmemek, dine bağlı görüşlerini ifade etme ve yayma hakkına sahiptir.
III. Dini düzeni ihlal etmiyorlarsa veya kamu ahlakına aykırı değilse, dini ritüeller özgürdür.
IV. Dini inançlar veya inançlar suçu haklı çıkarmaz.
V. Hiç kimse dini inanç ve inançlarını ifade etmek, dini törenler yapmak veya dini törenlere katılmak zorunda değildir.
Madde 49. Toplanma özgürlüğü
I. Herkes başkalarıyla ilişki kurma özgürlüğüne sahiptir.
II. Herkesin başkalarıyla birlikte devlet organlarını önceden bildirmek suretiyle, kamu düzeninin veya kamu ahlakı bozmamak kaydıyla, huzurlu, silahsız toparlanmak, toplantılar, mitingler, gösteriler, sokak yürüyüşleri geçirmek, piketler etme hakkı vardır.
Madde 50. Bilgi özgürlüğü
I. Herkes hukuki yollardan bilgi alma, edinme, iletme, hazırlama ve verme hakkına sahiptir.
II. Kitle bilgisi özgürlüğü garanti edilir. Medya da dahil olmak üzere kitle iletişim araçlarında devlet sansürü yasaktır.
III. Herkes medyada yayınlanan ve çıkarlarını ihlal eden ya da ihlal eden bilgileri reddetme ya da bunlara cevap verme hakkına sahiptir.
Madde 51. Yaratıcılık özgürlüğü
I. Herkes yaratıcılık hakkına sahiptir.
II. Devlet edebi, sanatsal, bilimsel, teknik ve diğer yaratıcı türlerin özgürce uygulanmasını sağlar.
Madde 52. Vatandaşlık hakkı
Azerbaycan devletine mensup, onunla siyasi ve hukuki bir ilişkisi olan, karşılıklı hak ve görevleri olan bir kişi, Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşıdır. Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında ya da Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşlarında doğan bir kişi Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşıdır. Ebeveynlerden biri Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı olan Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşıdır.
Madde 53. Vatandaşlık Haklarının Sağlanması
I. Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı, Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşlığından mahrum edilemez (kanunla belirlenen durumlar hariç).
II. Hiçbir durumda Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı Azerbaycan Cumhuriyeti’nden sınır dışı edilemez veya yabancı bir ülkeye iade edilemez.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının geçici veya sürekli olarak ikamet ettiği vatandaşların yasal olarak korunmasını garanti eder ve yürütür.
Madde 54. Toplumun ve devletin siyasal hayatına katılma hakkı
I. Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşları, toplumun ve devletin politik hayatına özgürce katılma hakkına sahiptir.
II. Devlete karşı ayaklanma veya devlet darbesine karşı bağımsız direniş, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin her vatandaşının hakkıdır.
Madde 55. Devlet yönetimine katılma hakkı
I. Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşları devlet yönetimine katılma hakkına sahiptir. Bu hakkı doğrudan veya delegeler aracılığıyla kullanabilirler.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşları devlet organlarında hizmet verme fırsatına sahiptir. Devlet organlarının memurları Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşlarından atanır. Yabancılar ve vatansız kişiler, kamu hizmetine yasalarca öngörülen şekilde kabul edilebilir.
Madde 56. Seçim kanunu
I. Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşları, referanduma katılmanın yanı sıra devlet organlarına seçme ve seçilme hakkına da sahiptir.
II. Mahkeme kararıyla harekete geçemeyen kişilerin, seçimlere ve referanduma katılma hakları yoktur.
III. Askeri personelin, hakimlerin, devlet memurlarının, din görevlilerinin, mahkemenin hükmüyle edilmiş kişilerin bu Anayasada ve kanunda öngörülen diğer kişilerin seçilme hakkı kanunla sınırlanabilir.
Madde 57. Temyiz hakkı
I. Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşları, bireysel ve toplu yazılı taleplerin yanı sıra, devlet kurumlarına kişisel olarak itiraz etme hakkına da sahiptir. Askerler bu hakkı yalnızca bireysel olarak kullanabilirler. Her başvuruya, kanunla belirlenen zaman dilimi içinde ve şekilde yazılı bir cevap verilmelidir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşlarının devlet organlarının ve görevlilerinin, siyasi partilerin, sendikaların ve diğer toplumsal örgütlerin ve ayrıca tek tek vatandaşların faaliyetlerini veya işini eleştirmek hukuku vardır. Takip yasak. Hakaret ve iftira eleştirilemez.
Madde 58. Dernek kurma hakkı
I. Herkes başkalarıyla ilişki kurma özgürlüğüne sahiptir.
II. Herkes, siyasi partiler, sendikalar ve diğer kamu kurumları dahil olmak üzere herhangi bir sendika kurma veya katılma hakkına sahiptir. Tüm birimler ücretsiz garantilidir.
III. Hiç kimse herhangi bir derneğe üye olmak veya katılmak için zorlanamaz.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının tamamında veya herhangi bir bölümünde kanuni devlet hakimiyetini zorla devirme amacı, suç sayılan diğer amaçlar güden veya suç yöntemlerden kullanan topluluklar yasaktır. Anayasa ve yasaları ihlal eden derneklerin faaliyetleri sadece mahkeme emriyle sonlandırılabilir.
Madde 59. Serbest girişimcilik hakkı
I. Herkes kendi imkanlarından, yeteneğinden ve malvarlığını kullanarak tek başına veya başkaları ile birlikte hür teşebbüs faaliyeti veya kanunla yasaklanmamış diğer ekonomik faaliyet türü ile meşgul olabilir.
II. Girişimcilik alanında, devlet sadece devlet çıkarlarının, insan hayatının ve sağlığının korunmasını uygular.
Madde 60. Hak ve özgürlüklerin idari ve adli hükümleri
I. Herkesin hak ve özgürlükleri idari ve adli takibatlarda garanti edilecektir.
II. Herkesin çalışmalarında tarafsız davranma ve davayı idari takibatlarda ve yargılamalarda makul bir süre içinde ele alma hakkı vardır.
III. Herkes idari işlemlerde ve yargılamalarda duyulma hakkına sahiptir.
IV. Herkes, devlet organları, siyasi partiler, tüzel kişiler, belediyeler ve yetkililerin eylemlerine ve ihmallerine karşı idari bir şikayette bulunabilir.
Madde 61. Hukuki Yardım Hakkı
I. Herkes en yüksek yasal yardım standardına sahiptir.
II. Yasaların öngördüğü durumlarda, devlet yardımı pahasına hukuki yardım ücretsiz olarak yapılır.
III. Herkesin bir savunma avukatının tutuklanmasından, yakalanmasından veya bir suç işlemesinden yardım alma hakkı vardır.
Madde 62. Mahkeme yargısının değiştirilmesinin kabul edilemezliği
Herkesin davasını bir mahkemede ele alma hakkı vardır. Bir kişinin rızası olmadan, davası başka bir mahkemede sayılmayabilir.
Madde 63. Masumiyet Karnesi
I. Herkesin masumiyet karinesi hakkı vardır. Suçla suçlanan herkes, suçunun kanunda öngörülen şekilde kanıtlanmaması ve geçerli bir mahkeme kararı olmaması halinde masum sayılır.
II. Bir kişinin suçlu olduğuna dair temel şüpheler varsa, suçluluğa izin verilmez.
III. Suç işlemekle suçlanan kişi, masumiyetini kanıtlamak zorunda değildir.
IV. Adaleti yönetirken kanunun ihlal edilmesiyle elde edilen kanıtlar kullanılamaz.
V. Mahkeme kararı olmadıkça kimse suçsuz bulunamaz.
Madde 64. Bir suç için tekrarlanan mahk conmiyetin kabul edilemezliği
Hiç kimse bir suç için defalarca mahkum edilemez.
Madde 65. Mahkemeye başvurma hakkı
Mahkeme tarafından mahk Everyonem edilen herkes, yüksek mahkemeye kanunla öngörülen şekilde itiraz etme ve af dilemesi ve cezası için tazminat talep etme hakkına sahiptir.
Madde 66. Akrabalara karşı ifade vermeye zorlamadan kaçınma
Hiç kimse kendisine, eşine, çocuğuna, ailesine, erkek kardeşine veya kız kardeşine karşı ifade vermeye zorlanamaz. Zorlayıcı olmayan akrabaların tam listesi kanunla tanımlanmıştır.
Madde 67. Tutuklanan, gözaltına alınan ve suç işlemekle suçlanan kişilerin hakları
I. Yetkili devlet organlarının yakaladığı, hapse aldığı, suç işlemekle təqsirləndirdiyi her bir kişiye derhal hakları bildirilir ve yakalanmasının, tutuklanmasının ve suçlanmasının sebepleri izah edilir.
II. Suçla suçlanan herkes, mahk beforem edilmeden önce duyulur.
Madde 68. Keyfi ve vicdani ret hakkı
I. Herkesin, devlet makamlarının onu keyfi olarak dışlamak için tarafsız davranma hakkı vardır.
II. Suç sonucu mağdurun hakları ve gücün kötüye kullanılması kanunla korunmaktadır. Mağdur, işlemlere katılma ve tazminat talep etme hakkına sahiptir.
III. Herkes, kamu makamlarının veya memurlarının eylemlerinin veya ihmallerinin neden olduğu zararın devlet tarafından tazminat hakkına sahiptir.
IV. Devlet memurlarla birlikte, devlet memurlarının eylemleri ve ihmalleri nedeniyle insan hakları ve özgürlüklerine verilen zararlar için hukuki sorumluluk taşır.
Madde 69. Yabancıların ve vatansız kişilerin hakları
I. Yabancı uyruklu ve vatansız kişiler Azerbaycan Cumhuriyeti’nde, Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı olan ya da uluslararası anlaşmalar tarafından aksi belirtilmedikçe, Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşları ile tüm haklardan yararlanır ve tüm görevleri yapabilirler.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında sürekli olarak ikamet eden veya geçici olarak bulunan yabancı ve vatansız kişilerin hak ve özgürlükleri sadece uluslararası hukuka ve Azerbaycan Cumhuriyeti yasalarına göre sınırlandırılabilir.
Madde 70. Siyasi İltica Hakkı
I. Azerbaycan Cumhuriyeti, genel kabul görmüş uluslararası hukuka göre, yabancılara ve vatansız kişilere siyasi sığınma hakkı tanıyacaktır.
II. Azerbaycan Cumhuriyetinde yargılanmayanların yanı sıra siyasi inançları nedeniyle kovuşturulan kişilerin başka bir ülkeye iade edilmesi yasaktır.
Madde 71. İnsan ve Sivil Hak ve Özgürlüklerin Sağlanması
I. Anayasa’da belirtilen insani ve sivil hak ve özgürlüklerin beklenti ve korunması, yasama, yürütme ve yargı makamlarının görevidir.
II. Hiç kimse, insan hakları ve sivil hak ve özgürlüklerin kullanımını kısıtlayamaz. Herkesin hakları ve özgürlükleri, bu Anayasa ve yasaların yanı sıra başkalarının hak ve özgürlüklerinde belirtilen nedenlerle sınırlıdır. Haklar ve özgürlükler üzerindeki kısıtlamalar, devletin beklenen sonucuna orantılı olmalıdır.
III. Savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde insani ve sivil hak ve özgürlüklerin uygulanması ve seferberlik, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin uluslararası yükümlülükleri ile kısmen ve geçici olarak sınırlandırılabilir. Nüfus, kısıtlı hak ve özgürlükler hakkında önceden bilgilendirilmiştir.
IV. Hiçbir durumda herhangi bir kişi herhangi bir dini, vicdanı, düşünceyi veya inancı açıklamaya mecbur değildir ve bunun için suçlanmayacaktır.
V. Bu Anayasanın hiçbir hükmü, insan ve sivil hak ve özgürlüklerin kaldırılmasına atıfta bulunulduğu şeklinde yorumlanamaz.
VI. İnsanlık, medeni hak ve özgürlükler, Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında doğrudan yürürlüktedir.
VII. İnsan hakları ve medeni hak ve hürriyet ihlallerine ilişkin uyuşmazlıklar mahkemelerce karara bağlanır.
VIII. İşlenmeden ihlal edilmemiş herhangi bir eylemden hiç kimse sorumlu tutulamaz. Yasa ihlal edildiğinde, yeni kanunun bu tür fiillerin sorumluluğunu öngörmesi veya hafifletmesi halinde yeni bir yasa uygulanır.
IX. Herkes kanunen yasaklanmayan eylemlerde bulunabilir ve hiç kimse yasal olarak bağlayıcı olmayan eylemlerde bulunmaya zorlanamaz.
X. Devlet yetkilileri, yalnızca bu Anayasa uyarınca, yasaların öngördüğü şekilde ve usulüne göre hareket edebilir.
4. Bölüm Vatandaşların ana görevleri
Madde 72. Vatandaşların görevlerinin temeli
I. Devletteki ve Toplumdaki herkes, hak ve özgürlüklerinin derhal sorumluluğuna sahiptir. Herkesin görevleri sadece bu Anayasa ya da yasalar tarafından çözülebilir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarını herkes gözetecek, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerine saygı gösterecek ve kanunda öngörülen diğer görevleri yerine getirecektir.
III. Yasayı bilmek sizi sorumluluktan kurtarmaz.
Madde 73. Vergiler ve diğer kamu ödemeleri
I. Vergi ve diğer kamu görevlerini yasaya uygun olarak tam ve zamanında ödemenin görevidir.
II. Kimsenin yasalar ve kanunda belirtilen miktarlar haricinde vergi ve diğer kamu görevlerini yerine getirmesi gerekmeyebilir.
Madde 74. Anavatanlığa bağlılık
I. Anavatana sadakat kutsaldır.
II. Göreve seçilme veya tayin yolu ile yasama, yürütme ve yargı organlarının görevlileri, görevlerini dürüst ve layıkıyla yerine getirmedikleri takdirde sorumlu olurlar ve kanunda öngörülen hallerde and içerler.
III. Göreve seçilme veya tayin yolu ile yasama, yürütme veya yargı organlarında, Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına sadık kalacağına dair yemin etmiş kişilerin, özellikle devlete karşı isyan veya darbe ile itham edilmiş ise ve bu suçlardan mahkum, bu görevinden ayrılmış ve bu pozisyonu tekrar tutamaz.
Madde 75. Devlet Sembollerine Saygı
I. Her vatandaş Azerbaycan Cumhuriyetinin devlet simgelerine – bayrağına, armasına, Devlet marşına saygı göstermelidir.
II. Devlet sembollerine saygısızlık gösterilmesi, kanunun oluşturduğu yükümlülükleri beraberinde getirir.
Madde 76. Vatan savunması
I. Anavatanın korunması her vatandaşın görevidir.
Vatandaşlar, yasaya uygun olarak askerlik hizmeti taşırlar.
II. Vatandaşların mahkumiyetinin asıl askerlik hizmetiyle çeliştiği durumlarda, gerçek askerlik hizmetinin alternatif hizmet yoluyla değiştirilmesi yasaya göre izin verilir.
Madde 77. Tarihi ve kültürel anıtların korunması
Tarihi ve kültürel anıtların korunması her insanın görevidir.
Madde 78. Çevrenin korunması
Çevrenin korunması her insanın görevidir.
Madde 79. Yasadışı çelişkilerin kabul edilmemesi
Anayasa’ya veya Azerbaycan Cumhuriyeti yasalarına aykırı olan görevleri yerine getirmeye kimse zorlanamaz.
Madde 80. Sorumluluk
Anayasanın ve kanunların ihlal edilmesi, ayrıca Anayasada ve kanunlarda belirtilen hakların kötüye kullanılması veya görevlerin yerine getirilmemesi yasalarla belirlenen sorumluluğa sebep olur.
Üçüncü bölüm. Devlet gücü
Bölüm 5. Yasama gücü
Madde 81. Yasama Gücünün Uygulanması
Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yasama yetkisi Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi tarafından yürütülür.
Madde 82. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin Kompozisyonu
Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi 125 milletvekilinden oluşmaktadır.
Madde 83. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclis Milletvekili Seçimlerinin Gerekçeleri
Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekilleri, çoğunluk seçim sistemi genel, eşit ve doğrudan seçim hakkı esasında serbest, şahsi ve gizli oyla seçilir.
Madde 84. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi Yetki Süresi
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin görev süresi 5 yıldır. Savaş şartlarında askeri operasyonların Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne seçilmeleri mümkün değilse, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin görev süresi askeri operasyonların sonuna kadar uzatılır. Bu karar Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından seçimlerin yürütülmesini sağlayan devlet organının talebi üzerine yapılır (referandum).
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin her bir çağrısının seçimleri, her beş yılda bir Kasım ayının ilk Pazar günü yapılır.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekillerinin görev süresi, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin görev süresi ile sınırlıdır.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekilliğinden ayrılanların yerine yeni seçimler yapılırsa, yeni seçilen milletvekilinin görev süresi, ayrılan milletvekilinin kalan görev süresi ile sınırlıdır.
Madde 85. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne adaylar için gereklilikler
I. Azerbaycan Cumhuriyeti seçilme hakkına sahip olan her bir vatandaş, kanunla belirlenen şekilde Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin milletvekili seçilebilir.
II. İkili vatandaşlığı olan, başka devletler karşısında yükümlülüğü olan, yürütme veya yargı organlarında görev yapan, bilimsel, pedagojik ve yaratıcı faaliyet hariç, diğer ücretli faaliyetle uğraşan kişiler, din görevlileri, faaliyet ehliyetinin mahkeme tarafından tasdik edilen, ağır suçlardan mahkum olmuş Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne, mahkeme emri ile özgürlükten yoksun bırakılan yerlerde cezalandırma yapan kişiler tarafından seçilemezler.
Madde 86. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi Seçimlerinin Sonuçlarının Doğrulanması ve Onaylanması
Seçim sonuçlarının doğruluğu Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından incelenir ve onaylanır.
Madde 87. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekillerinin yetkilerinin sona ermesi
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekillerinin yetkileri, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin yeni oturumunun ilk gününde sona ermektedir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nden ayrılmak yerine, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin görev süresi 120 günden az ise seçimler yapılmayacaktır.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin 83 milletvekili, onaylanması halinde geçerli olacaktır.
Madde 88. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi Toplantıları
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi her yıl önümüzdeki ilkbahar ve sonbahar oturumlarında toplanacak.
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisine yapılan seçimlerden sonra, 10 milletvekili yetkisi 10 milletvekili tarafından onaylanmadıkça, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin ilk toplantısının süresini belirleyecektir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin olağanüstü oturumları, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın talebi üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi Başkanı veya Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin 42 milletvekili tarafından çağrılır.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin olağanüstü oturumunun gündemi, çağrısını gerektirenler tarafından belirlenir. Gündem sorunlarının ardından olağanüstü oturum sona erer.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi oturumlarının toplantıları açıktır. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin kapalı bir oturumu Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin 83 milletvekili ya da Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın önerisi üzerine yapılabilir.
Madde 89. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin yokluğu ve Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclis milletvekillerinin yetkilerinin yitirilmesi
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekili aşağıdaki durumlarda görevden mahrum bırakılacaktır:
1) seçimlerde oyların uygun bir şekilde hesaplanmaması durumunda;
2) Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarken veya başka bir devletin vatandaşlığını kabul ederken;
3) bir suç işlerken ve mahkeme kararına sahipken;
4) devlet kurumlarında, dini bir figür olduğunda, girişimciliğe, ticari ve diğer ücretli etkinliklere (bilimsel, pedagojik ve yaratıcı faaliyetler hariç) uğramıştır;
5) kendini reddeder;
6) Bu Anayasanın 93.3 maddesinin ihlal edilmesi durumunda;
7) milletvekili için kanunun belirlediği ahlak kurallarının ihlali.
Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekili mahrumiyet kararı yasaya uygun olarak yapılacaktır.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekilleri yetkilerini sürekli olarak kullanamadıklarında ve kanunla öngörülen diğer durumlarda, yetkileri kaybedilir. İlgili kararı verme prosedürü kanunla belirlenir.
Madde 90. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclis milletvekillerinin dokunulmazlığı
I. Görev süresi boyunca Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekilinin kimliği dokunulmaz olacaktır. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekili, görev süresi boyunca azar azar tutulması durumları haricinde cezai takibata tabi tutulamaz, idari cezalandırma tedbirleri uygulanamaz, aranamaz ve kişisel olarak incelenemez. Suç mahallinde Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekili gözaltına alınabilir. Bu durumda Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekilini tutan organ, Azerbaycan Cumhuriyet Savcılığına derhal bildirecektir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin milletvekilinin dokunulmazlığına sadece Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcısının talebi üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin kararı ile son verilebilir.
Madde 91. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekili yükümlülükleri
Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekilleri, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisindeki faaliyet, oylamaya ve söylediği fikre göre, dava oluna bilmezler. Bu izin olmadan, onlardan herhangi bir açıklama veya açıklama istenebilir.
Madde 92. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi Çalışmalarının Organizasyonu
Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi kendi çalışma düzenini belirler ve Milli Meclisin ilgili organlarını oluşturur, ayrıca kendi başkan ve yardımcılarını seçer, komiteler ve komisyonlar kurar, hesaplama kanadı oluşturur.
Madde 93. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin Faaliyetleri
I. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Milli Meclisi, kendi yetkisi dahilindeki konularda Anayasa yasalarını, yasaları ve kararları kabul edecektir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Milli Meclisindeki anayasal kanunlar, yasalar ve kararlar, bu Anayasa’nın öngördüğü biçimde kabul edilir.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi milletvekilleri bizzat oy kullanma hakkını kullanırlar.
IV. Yasalarda ve Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin kararlarında, yürütme ve yargı makamlarına özel talimatlar verilemez.
Madde 94. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi tarafından belirlenen genel kurallar
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi, aşağıdaki konularda genel kurallar belirlemektedir:
1) Bu Anayasa’da belirlenen bir kişi ve vatandaşın hak ve özgürlüklerinden yararlanma, bu hak ve özgürlüklerin devlet garantisi;
2) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Seçimleri;
3) Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne ve Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclis milletvekillerine seçimler;
4) referandum;
5) yargı sistemi ve yargıçların statüsü; savcılık bürosu; savunuculuk ve noter;
6) mahkeme işlemlerinin ve mahkeme kararlarının uygulanması;
7) belediyelere yapılan seçimler ve belediyelerin statüsü;
8) olağanüstü hal; askeri devlet rejimi;
9) devlet ödülleri;
10) bireylerin ve tüzel kişilerin statüsü;
11) medeni hukukun nesneleri;
12) anlaşmalar, medeni sözleşmeler, temsil ve miras;
13) devletin hukuki rejimi, özel ve belediye mülkleri, fikri mülkiyet hakları dahil olmak üzere mülkiyet hakkı; diğer mülkiyet hakları; borç hukuku;
14) hamilik ve vesayet dahil olmak üzere aile ilişkileri;
15) finansal faaliyet, vergi, ücret ve ödemelerin temelleri; özel iş;
16) işçi ilişkileri ve sosyal güvenlik;
17) suçların ve diğer suçların tespiti ve komisyonlarının sorumluluklarının belirlenmesi;
18) savunma ve askerlik hizmeti;
19) kamu hizmeti;
20) güvenlik temelleri;
21) bölgesel yapı; devlet sınır rejimi;
22) uluslararası anlaşmaların onaylanması ve iptali;
23) İletişim ve ulaşım işi;
24) istatistik, metroloji ve standartlar;
25) gümrük davası;
26) ticaret ve değişim faaliyetleri;
27) bankacılık iş, muhasebe, sigorta.
II. Bu Maddenin 2, 3 ve 4 üncü fıkrasında atıfta bulunulan kanunlar, oyların 63 oy çoğunluğuyla kabul edilmesiyle 83 oyla kabul edilir.
III. Bu maddenin ilk kısmı Anayasa ile değiştirilebilir.
Madde 95. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi tarafından çözümlenen konular
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin yetkisi aşağıdaki konuları içerecektir:
1) Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin çalışmalarının düzenlenmesi;
2) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından sunulması ile Azerbaycan Cumhuriyeti diplomatik misyonlarının kurulması;
3) idari bölge bölümü;
4) Azerbaycan Cumhuriyeti yasalarına göre devletlerarası ve devletlerarası anlaşmaları sağlayan hükümetler arası anlaşmaların onaylanması ve iptali;
5) Azerbaycan Cumhuriyeti devlet bütçesinin onaylanması ve Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından yapılan sunuma uygun olarak uygulanmasının denetlenmesi;
6) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından Azerbaycan Cumhuriyeti İnsan Hakları Komiserinin seçilmesi;
7) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın sunumu ile Azerbaycan Cumhuriyeti askeri doktrininin onaylanması;
8) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın bu Anayasa’nın öngördüğü kararnamelerinin onaylanması;
9) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının önerisi üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanının atanmasına izin verilmesi;
10) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının teklifi üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Azerbaycan Cumhuriyeti Ali Mahkemesi ve Azerbaycan Cumhuriyeti istinaf mahkemeleri hakimlerinin atanması;
11) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının sunumu üzerine Azerbaycan Cumhuriyet Başsavcılığının atanmasına ve görevden alınmasına izin verilmesi;
12) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’nin önerisine uygun olarak görevden alma prosedürü ile işten çıkarılması;
13) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından yargıçların görevden alınması;
14) Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Bakanlar Kurulu’na güven konularının çözümlenmesi;
15) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından sunulmasına dayanarak Azerbaycan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyelerinin atanması ve görevden alınması;
16) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının teklifi üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin fonksiyonu dışındaki görevlerin yerine getirmesine izin verilmesi;
17) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın talebi doğrultusunda savaş ve barışı koruma beyanına izin vermek;
18) referandumun atanması;
19) af;
20) Belediyelerin raporlarını dinlemek.
II. Bu maddenin 1-5 nci bentlerinde belirtilen konular üzere 63 oy çokluğu ile kanunlar, diğer konularda ise Anayasada başka bir usul belirlenmemişse aynı usulde kararlar kabul edilir.
III. Bu Anayasada Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin yetkilerine ait edilen diğer konulara, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin çalışma ile ilgili konulara, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin fikir bildirmesi gereken konulara ilişkin karar kabul edilir.
IV. Bu maddenin ilk kısmı Anayasa ile değiştirilebilir.
Madde 96. Yasama İnisiyatifi Hakkı
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinde yasama teşebbüs hakkı (kanun taslakları ve diğer konuların Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin görüşmesine sunma hakkı) Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin milletvekillerine, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına, Azerbaycan Cumhuriyeti Ali Mahkemesine, Azerbaycan Cumhuriyeti seçim hakkı olan 40 bin vatandaşına, Azerbaycan Cumhuriyeti Savcılık ve Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’nin Ali Meclisi.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının, Azerbaycan Cumhuriyeti Ali Mahkemesinin, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin seçim hakkı olan 40 bin vatandaşının, Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcılığının, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Ali Meclisinin yasama teşebbüsünde Azerbaycan Millî Meclis’e verdiği kanun veya karar müzakereye sunulduğu şekilde çıkarılır ve oylanır.
III. Bu kanun veya karar taslaklarında değişiklikler, yasama teşebbüsünde bulunan verenin rızasıyla yapılabilir.
IV. Yasama teşebbüsünde Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının, Azerbaycan Cumhuriyeti Ali Mahkemesinin, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin seçim hakkı olan 40 bin vatandaşının, Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcılığının veya Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Ali Meclisi Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisine sunduğu kanun veya karar teklifleri iki ay içinde oylanır.
V. Kanun veya karar taslağı Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Azerbaycan Cumhuriyeti Ali Mahkemesi veya Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Ali Meclisi tarafından acil ilan edilirse, bu süre 20 gündür.
VI. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin seçim hakkı olan 40 bin vatandaşının yasama teşebbüsünde etmesi kanunla belirlenir.
VII. Kanunlar ve kararlar haklı gösterilmeli ve evlat edinilmesinin amacı belirtilmelidir.
Madde 97. İmzalama Yasalarının Teslim Süresi
I. Yasalar, kabulünden itibaren 14 gün içerisinde Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına imzalı olarak ibraz edilir.
II. Acil bir yasa tasarısı, alındığı tarihten 24 saat sonra Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına sunulacaktır.
Madde 98. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin eylemlerinin yürürlüğe girmesi
Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin hukuku ve kararı, kararda aksi belirtilmedikçe, kanunun ve kararın yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer.
Madde 98.1. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin serbest bırakılması
I. Azərbaycan Respublikası Milli Məclisinin eyni çağırışı bir il ərzində iki dəfə Azərbaycan Respublikasının Nazirlər Kabinetinə etimadsızlıq göstərdikdə və ya Azərbaycan Respublikası Konstitusiya Məhkəməsinin, Azərbaycan Respublikası Ali Məhkəməsinin və Azərbaycan Respublikası Mərkəzi Bankı İdarə Heyətinin kollegial fəaliyyəti üçün zəruri olan sayda üzvlüyə namizədləri Azərbaycan Respublikasının Prezidenti tərəfindən iki dəfə təqdim edildikdən sonra, qanunla müəyyən edilmiş müddətdə təyin etmədikdə, habelə bu Konstitusiyanın 94-cü və 95-ci maddələrində, 96-cı maddəsinin II, III, IV və V hissələrində, 97-ci maddəsində göstərilən vəzifələrini aradan qaldırıla bilməyən səbəblər üzündən icra etmədikdə, Azərbaycan Respublikasının Prezidenti Azərbaycan Respublikasının Milli Məclisini buraxır.
II. Olağanüstü seçimlerde seçilen Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclis’inin görev süresi beş yıldan az olabilir. Bu durumda Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi bir sonraki seçimler olağanüstü seçimde seçilmiş Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin görev süresinin beşinci yılının Kasım ayının ilk Pazar günü yapılır.
Bölüm 6. Yürütme yetkisi
Madde 99. İcra Yetkilisinin Yetkisi
Azerbaycan Cumhuriyeti’nde icra yetkisi Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına aittir.
Madde 100. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı adaylarına yönelik şartlar
Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları içinde 10 yıldan fazla sürekli yaşamış, seçimlere katılma hakkına sahip olan, ağır bir suçtan mahkum olmamış, başka devletlere karşı yükümlülüğü olmayan, yüksek öğrenim, çifte vatandaşlığı olmayan Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilebilir.
Madde 101. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin Temelleri
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı genel, eşit ve doğrudan seçim hakkı esasında, serbest, şahsi ve gizli oy ile 7 yıllık bir süre için seçilir. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın erken seçimini ilan edebilir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, oylamada mevcut olanların yarısından fazlasının oyu ile seçilir.
III. Bu çoğunluk ilk tur oylamada toplanmazsa, ikinci tur oylama, seçim gününden sonra ikinci Pazar günü yapılır. İkinci aşamaya birinci aşamada en çok oy alan iki aday, ya da en çok oy alan ve adaylığını geri alan adaylardan sonra gelen iki aday katılabilir.
IV. İkinci tur oylamada oyların büyük bölümünü toplayan aday Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak kabul edilir.
V. Savaş ortamında askeri operasyonların yapılması Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçimlerinin yapılmasını mümkün olursa, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının görev süresi askeri operasyonların sonuna dek uzatılır. Bu karar seçimlerin (referandumun) yapılmasını sağlayan devlet organının talebi üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilir.
VI. Bu Maddenin uygulanmasına dair kurallar kanunla belirlenir.
Madde 102. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin Sonuçları
Azerbaycan Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarına ilişkin bilgiler, oylama gününden itibaren 14 gün içinde Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından resmen ilan edilir.
Madde 103. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının seçim anı
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilen kişi Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçim sonuçlarının ilan edildiği günden itibaren 3 gün içinde Anayasa Mahkemesi hakimlerinin de katılımıyla böyle bir yemin ediyor: “Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı yetkilerini Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasını esas alacağıma, devletin bağımsızlığını ve ülke bütünlüğünü koruyacağıma ve yemin ederim ki insanlara haysiyetle hizmet edeceğim. “
II. Açılış tarihinden itibaren Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı görevlerini başlatmış sayılır.
Madde 103.1. Azerbaycan Cumhuriyeti cumhurbaşkanları
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Başkan Yardımcıları, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından atanacak ve görevden alınacaktır.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Başkanı görevine seçilme hakkına sahip, yüksek eğitimli, başka devletler karşısında yükümlülüğü olmayan Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı atanır.
Madde 104. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini kalıcı olarak yerine getirmemesi
I. Azerbaycan Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı, sağlık nedeniyle görevini yerine getirme yeteneğini tamamen kaybederse, bu Anayasada belirlenen hallerde ve yöntemle görevden alındı ​​ğında görevi sona ermiş sayılır.
II. Azerbaycan Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı, istifa dilekçesi Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’ne verir. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi istifa dilekçesini Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kendisi tarafından verildiğine emin takdirde Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının istifasının kabulüne dair karar verir. O zaman, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı istifa ettiği için istifa etmiş sayılır.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının sağlık nedeniyle görevini yerine getirme yeteneğini tamamen kaybettiği konusunda bilgi verildiğinde, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi bu gerçeğin aydınlatılması için Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyor. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi bu kararı 6 hakimin çoğunluğuyla kabul etmektedir. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi bu gerçeği teyit etmezse, konu bitmiş sayılacaktır.
Madde 105. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı görevinden ayrıldığında yetkilerinin icra edilmesi
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı süresinden önce görevinden ayrıldıktan 60 gün süreyle olağanüstü Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçim yapılır. Bu durumda Azerbaycan Cumhuriyetinin yeni Cumhurbaşkanı seçilinceye Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının yetkilerini Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Birinci Başkan yürütüyor.
II. Bu süre içinde Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanın yetkilerini kullanan Azerbaycan Cumhuriyeti Birinci Başkan istifa ederse veya sağlık durumuna göre yetkileri kullanma yeteneğini tamamen kaybederse, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının belirlediği sırayla Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Birinci Başkan durumu almış olur ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı olarak göreve yürütüyor.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının yetkileri, bu Maddenin II. Bölümünde belirtilen nedenlerden dolayı Azerbaycan Cumhuriyeti Birinci Başkan Yardımcısı tarafından kullanılmazsa, Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini kullanır.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının yetkileri, bu Maddenin II. Bölümünde belirtilen nedenlerden dolayı Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı tarafından kullanılmazsa, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın yetkileri Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi Başkanı tarafından yerine getirilir. Bu nedenlerden dolayı, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın yetkileri Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclis Başkanı tarafından kullanılmazsa, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin başka bir yetkili tarafından yerine getirilmesine karar verecektir.
Madde 106. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının Bağışıklığı
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, dokunulmazlık hakkına sahiptir. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın onur ve saygınlığı yasalarla korunmaktadır.
Madde 106.1. Azerbaycan Cumhuriyeti Başkan Yardımcılarının Bağışıklığı
I. Görev süresi boyunca Azerbaycan Cumhuriyeti başkan yardımcısının kimliği dokunulmaz olacaktır.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Başkanı suçüstü yakalanma durumlarından başka tutuklanamaz, suçlanmasının edilemez, hakkında mahkemece idari ceza uygulanamaz, üzeri aranamaz, muayene edilemez.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin başkan yardımcısı, suçüstü yakalanırsa alıkonulabilir. Bu durumda, onu tutan organ, Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcılığına derhal bildirecektir.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Başkanlığında dokunulmazlığına sadece Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcısının talebi üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından iptal edilebilir.
Madde 107. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının Deşarjı
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının görevden uzaklaştırılması teşebbüsü Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ağır suç işlemesi halinde Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin girişimiyle, Azerbaycan Cumhuriyeti Ali Mahkemesinin 30 gün içinde vereceği görüş üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi sunulabilir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı 95 milletvekilinin çoğunluğu tarafından kabul edilen bir karar temelinde, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı görevinden alınabilir. Bu karar Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafından imzalanmıştır. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi bir hafta içinde karar vermeyi başaramazsa, karar yürürlüğe girmez.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını görevden alma kararı, Anayasa Mahkemesi’nin Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne yaptığı itiraz tarihinden itibaren iki ay içinde yapılır. Bu dönemde herhangi bir karar verilmezse, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına karşı suçlama reddedilmiş sayılır.
Madde 108. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının Garantisi
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve ailesi devlet tarafından garanti altına alınmıştır. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve ailesinin güvenliği için özel güvenlik hizmetleri sağlar.
II. Önceden, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilen Cumhurbaşkanının güvence kuralları Anayasa ile belirlenir.
Madde 108.1. Azerbaycan Cumhuriyeti Birinci Başkan Yardımcısının Garantisi
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilk Başkan Yardımcısı ve ailesi devlet tarafından garanti altına alınmıştır. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ve onun ailesinin Birinci Başkan Yardımcısının güvenliği için özel güvenlik hizmetleri sağlar.
Madde 109. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının Yetkileri
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı:
1) Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne seçimleri atar;
2) Azerbaycan Cumhuriyeti’nin devlet bütçesini Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisine onay için sunmak;
3) devlet ekonomik ve sosyal programlarını onaylar;
4) Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı’nın, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin rızasıyla atar; Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı reddeder;
5) Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu üyelerini atama ve görevden alma; gerekli durumlarda Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu toplantılarına başkanlık etmek;
6) Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun istifasına karar verir;
7) Azerbaycan Cumhuriyeti devlet bütçesinde yürütme yetkisi için öngörülen harcamaların sınırları dahilinde merkezi ve yerel yürütme organlarını kurar;
8) Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Bakanlar Kurulu ve Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Bakanlar Kurulu kararları, merkezi ve yerel icra makamları;
9) Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi ve Azerbaycan Cumhuriyeti Temyiz Mahkemelerinin görevlendirilmesi ile ilgili olarak Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne; Azerbaycan Cumhuriyeti diğer mahkemelerinin yargıçlarını atar; Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhuriyet Savcılığını Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin rızasıyla atar ve görevden alır;
10) Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne Azerbaycan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyelerinin atanması ve görevden alınması; Azerbaycan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyelerini Azerbaycan Cumhuriyeti Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyeleri arasından seçer;
11) Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Milli Meclise onay için Azerbaycan Cumhuriyeti askeri doktrinini sunmak;
12) Azerbaycan Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri’nin yüksek komuta kadrosunu atamak ve görevden almak;
13) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İdaresini düzenler ve başını atar;
14) Azerbaycan Cumhuriyeti İnsan Hakları Komiseri seçiminde Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisine teslim edilir;
15) Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yabancı ülkelerde ve uluslararası örgütlerde diplomatik misyonlarının kurulması, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yabancı ülkelerde ve uluslararası örgütlerde diplomatik temsilcilerinin görevlendirilmesi ve çağrılması;
16) yabancı devletlerin diplomatik temsilcilerinin kimlik bilgilerini ve ödeneklerini kabul eder;
17) hükümetler arası uluslararası anlaşmaları sonuçlandırır, Azerbaycan Cumhuriyeti yasaları dışında Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne onay ve iptal için kurallar sağlayan devletlerarası ve hükümetlerarası anlaşmaları sunar; onayları imzalamak;
18) Bir referandum atamak;
19) yasaları imzalamak ve yayınlamak;
20) vatandaşlık sorunlarını çözme;
21) siyasi iltica sorunlarını çözer;
22) pardon;
23) ödüller devlet ödülleri;
(24) Daha yüksek askeri ve daha yüksek özel dereceler sağlayın;
25) genel ve kısmi seferberliğin yanı sıra seferberlik için seferberlik çağrılarını duyurur;
26) Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşlarının askerlik hizmetine alınmasına ve askerlik hizmetinde görevli askerlerin emekli olmasına karar vermek;
27) Azerbaycan Cumhuriyeti Güvenlik Konseyi’ni kurar;
28) Azerbaycan Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri’nin atanması ile ilgili olmayan görevlerin yerine getirilmesinde Silahlı Kuvvetlerin müdahil olması ile ilgili olarak Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne;
29) olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilan eder;
30) Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin rızasıyla savaşı ilan eder;
31) Azerbaycan Cumhuriyeti devlet bütçesinde bu amaçlarla sağlanan harcamalar çerçevesinde özel güvenlik hizmetleri tesis eder;
32) Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi ve yargısının yetkisi ile ilgili olmayan diğer hususları bu Anayasa ile çözer.
Madde 110. Kanunların imzalanması
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, yasaları teslim tarihinden itibaren 56 gün içinde imzalar. Kanun, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın itirazını artırırsa, kanunu imzalayıp, kendi itirazları ile belirtilen süre içerisinde Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisine geri gönderemez.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmadıkça anayasal kanunlar yürürlüğe girmez. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi tarafından çoğunluk oyu ile 95 oydan fazla kabul edilen ve 63 oy çoğunluğuyla yeniden oylanan ve 83 oy çoğunluğuyla kabul edilen kanunlar, tekrarlanan oylamadan sonra yürürlüğe girecek.
Madde 110.1. Hükümetler arası ve hükümetler arası anlaşmalara girme hakkı verilmesi
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, hükümetlerarası ve hükümetlerarası uluslararası anlaşmaları, başkan yardımcısına, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu üyelerine ve Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından atanan diğer kişilere devretme hakkını devredebilir.
Madde 111. Sıkıyönetim Deklarasyonu
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Azerbaycan Cumhuriyeti ülkesinin bir kısmı fiilen işgal edildiğinde, yabancı devlet veya devletler Azerbaycan Cumhuriyetine savaş ilan ettiğinde, Azerbaycan Cumhuriyetine karşı gerçek silahlı saldırı tehlikesi ortaya çıktığında, Azerbaycan Cumhuriyeti ülkesi ablukaya alındığı ve bu tür abluka için gerçek tehlike olduğunda Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında ve veya ayrı ayrı bölgelerinde sıkıyönetim ilan eder ve bu hususta fermanı 24 saat içinde Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin onayına sunar.
Madde 112. Acil durumun uygulanması
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı doğal afetler, salgın hastalıklar, büyük ekolojik ve diğer afetlerin gerçekleşmesi halinde ve aynı zamanda Azerbaycan Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünün bozulmasına, devlete karşı isyan veya darbe amaçlayan hareketler edildiğinde, şiddete dayanan kitlesel karışıklık ve vatandaşların hayatı ve güvenliği yahut devlet kurumlarının normal işleyişi için tehlike yaratan diğer karışıklıklar ortaya çıktığında Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ayrı ayrı bölgelerinde olağanüstü hal ilan eder ve bu konuda çıkardığı fermanı 24 saat içinde Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin onayına sunar.
Madde 113. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın İşleri
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, genel kuralları belirlerken, diğer konulardaki kararnameleri ve emirleri kabul eder.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ferman ve emirleri, başka bir usul öngörülmemişse yayınlandıkları günden yürürlüğe girer.
Madde 114. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun Statüsü
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, icra yetkilerini yerine getirmek amacıyla Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nu kuracaktır.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Bakanlar Kurulu, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının en üst düzey idari organıdır.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına tabidir ve kendisine karşı sorumludur.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun çalışma usulü Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir.
Madde 115. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun Oluşumu
Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun terkibine Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı, onun yardımcıları, bakanlar ve diğer merkezi yürütme organlarının başkanlarından oluşur.
Madde 116. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun İstifaları
Yeni seçilen Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı görevini ve yetkilerini kullanmaya başladığı gün Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına istifasını sunar.
Madde 117. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Toplantıları
Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Bakanlar Kurulu toplantıları, kural olarak, Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı’na başkanlık eder.
Madde 118. Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı tayin usulü
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin onayı ile atanır.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakan adayı hakkında teklifi Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı onun görevine başladığı günden itibaren bir ay veya Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun istifasından günden iki hafta içinde en geç Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclis’e teklif eder.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakan adayı hakkındaki kararını adayın sunulduğu günden geç bir hafta içinde kabul eder. Gösterilen kural uyulmaz veya Cumhurbaşkanının sunduğu adayların Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanlık görevine atanması üç kez reddedilirse, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin onayı olmadan belirleyebilir.
Madde 119. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun Yetkileri
Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu:
Azerbaijan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin taslak devlet bütçesini hazırlar ve Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na sunar;
Republic Azerbaycan Cumhuriyeti devlet bütçesinin uygulanmasını sağlar;
-Finansal kredi ve para politikasının uygulanmasını sağlar;
Economic Devlet ekonomik programlarının uygulanmasını sağlar;
Social Devlet sosyal güvenlik programlarının uygulanmasını sağlar;
• bakanlıklara ve diğer merkezi yürütme organlarına başkanlık eder, fiillerini ortadan kaldırır;
Azerbaijan Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın yetkililerine emanet ettiği diğer konuları çözer.
Madde 120. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun Faaliyetleri
I. Genel kuralları belirlerken, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararnameleri ve diğer emirleri verir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Kararı ve Emirlerinde aksi belirtilmedikçe, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 121. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu üyeliğine adaylar için şartlar.
Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı, Başbakan Yardımcısı, bakan, diğer merkezi yürütme organı başkanı görevine seçilme hakkına sahip, yüksek eğitimli, başka devletler karşısında yükümlülüğü olmayan Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı atanır.
Madde 122. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu üyelerine yönelik şartlar
Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı, onun yardımcıları, bakanlar, diğer merkezi yürütme organları yöneticileri hiçbir seçimli veya amaçlı görev alamazlar, bilimsel, pedagojik ve yaratıcılık faaliyeti dışında hiç bir özel teşebbüs, ticari ve diğer ücretli faaliyetle meşgul olamazlar, vazife maaşından, bilimsel, pedagojik ve yaratıcı aktivitelerin yanı sıra.
Madde 123. Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı’nın Bağışıklığı
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanının görev süresi boyunca kimliği dokunulmaz olacaktır.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı, cezai takibatlar haricinde yargılanamaz, dava açılmamalı, idari başvuruları kendisine uygulanamaz, arama veya şahsi denetime konu olamaz.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı, suçüstü yakalanırsa gözaltına alınabilir. Bu durumda, onu tutan organ, Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcılığına derhal bildirecektir.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakanı’nın dokunulmazlığı, sadece Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhuriyet Başsavcısı’nın ibrazı üzerine feshedilebilir.
Madde 124.
I. Yürütme yetkisi, yerel icra organlarının başkanları tarafından kullanılır.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının görevinden yürütme yetkisi başkanları tayin ve görevden alma.
III. Yerel idarelerin yetkileri Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir.
Bölüm 7. Yargı gücü
Madde 125. Yargı Gücünün Uygulanması
I. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yargı yetkisi, mahkemeler tarafından yalnızca adalet tarafından kullanılacaktır.
II. Yargı hakimiyeti Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Azerbaycan Cumhuriyeti Ali Mahkemesi, Azerbaycan Cumhuriyeti istinaf mahkemeleri, Azerbaycan Cumhuriyetinin genel mahkemeleri ve diğer uzmanlık mahkemeleri kullanır.
III. Yargı yetkisi, anayasa, medeni hukuk ve ceza yargılama usulleri aracılığıyla ve yasalarca öngörülen diğer yöntemlerle uygulanacaktır.
IV. Azerbaycan Cumhuriyet Savcılığı ve savunma tarafı ceza yargılamalarına katılır.
V. Mahkeme ve mahkeme işlemlerinin kuralları kanunla belirlenir.
VI. Belirsiz yasal hukuk yollarının tanıtılması ve mahkemelerin yetkilerinin değiştirilmesi için olağanüstü mahkemelerin kurulması yasaktır.
VII. Yargılama işlemleri gerçeğin bulunduğundan emin olmalıdır.
Madde 126. Hakem Adaylarına İlişkin Şartlar
I. Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşları, seçimlere katılmaya hak kazanan, 5 yılı aşkın süredir yüksek hukuk uzmanlığı alanında çalışmış ve hukuk eğitimi almışlardır.
II. Hakimler hiçbir seçimli amaçlı görev alamazlar, bilimsel, pedagojik ve yaratıcılık faaliyeti dışında hiç bir özel teşebbüs, ticari ve diğer ücretli faaliyetle uğraşamazlar, siyasi faaliyetlerde bulunamaz ve siyasi partilere üye olamazlar, vazife maaşından, ayrıca bilimsel, pedagojik ve sanat faaliyetlerinin karşılığı aldıkları ücretten başka ücret alamazlar.
Madde 127. Yargıçların bağımsızlığı, adalet yönetiminin temel ilke ve koşulları
I. Hakimler bağımsızdır, Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına tabidirler ve görev süreleri boyunca geri dönülemezler.
II. Hakimler, adil bir şekilde, tarafların eşitliğine, gerçeklere ve yasaya göre tarafsızdır.
III. Herhangi bir kişinin yargılamada herhangi bir doğrudan veya dolaylı kısıtlama, herhangi bir sebeple yasadışı eylem, gözdağı veya müdahale olması kabul edilemez.
IV. Adalet, kanun ve mahkeme huzurunda eşitlik temelinde uygulanır.
V. Tüm mahkemelerdeki işlemler açıktır.
Mahkemenin, ancak, kamu savcılığının devlet, ticaret veya ticari sırların ifşasına yol açabileceğini veya bireylerin veya aile üyelerinin gizliliğini korumaya ihtiyaç duyduğunu varsaydığı durumlarda, kapalı bir duruşmaya izin verilir.
VI. Kanunla öngörülen durumlar dışında, cezai takibat durumunda mahkeme işlemleri yapılmasına izin verilmemektedir.
VII. Mahkeme işlemleri, çatışma ilkesine dayanmaktadır.
VIII. Yargılamanın herhangi bir aşamasında, herkesin savunma hakkı garanti edilir.
IX. Adalet masumiyet karinesine dayanır.
X. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde adli işlemler, Azerbaycan Cumhuriyeti devlet dilinde veya ilgili nüfusun nüfusun çoğunluğunun dilinde yürütülecektir. Davaya katılan fakat yargılamanın yapıldığı dili bilmeyen şahısların dava içeriğini tam olarak öğrenebilmesi için yargılamaya tercüman aracılığıyla katılması ve mahkemede anadilinde konuşma hakkı sağlanır.
Madde 128. Yargıçların dokunulmazlığı
I. Hakimler dokunulmazdır.
II. Yargıç, sadece kanunda öngörülen şekilde cezai sorumluluğa tabi olabilir.
III. Hakimlerin yetkileri ancak kanunla öngörülen gerekçelere ve kurallara uygun olarak sonlandırılabilir.
IV. Yargıç görevden uzaklaştırılması teşebbüsünü hakimler cinayet işlediğinde Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Azerbaycan Cumhuriyeti Ali Mahkemesinin görüş üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi karşısında ileri sürülebilir. İlgili görüş, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın talebi üzerine 30 gün içinde Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesine sunulmalıdır.
V. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Azerbaycan Cumhuriyeti Ali Mahkemesi ve Azerbaycan Cumhuriyeti İktisat Mahkemesi hakimlerinin görevden uzaklaştırılması hakkında karar Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinde 83 oy çokluğu ile kabul edilir; Diğer yargıçların görevden alınması kararı, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisindeki oyların çoğunluğuyla yapılacaktır.
Madde 129. Mahkeme Kararları ve Yürütme
I. Mahkeme tarafından alınan kararlar Devletten kaldırılmıştır ve bunların uygulanması bağlayıcıdır.
II. Mahkeme kararının yerine getirilmemesi yasal bir yükümlülük gerektirir.
III. Mahkeme kararı, yasa ve kanıtlara dayanmalıdır.
Madde 130. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi 9 hakimlerden oluşmaktadır.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi yargıçları Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın sunumu üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi tarafından atanır.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, Azerbaycan Cumhuriyeti Ali Mahkemesinin, Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcılığının, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Ali Meclisinin talebi üzerine aşağıdaki meseleleri çözer:
1) Azerbaycan Cumhuriyeti kanunlarının, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ferman ve emirlerinin, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin kararlarının, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun karar ve emirlerinin, merkezi yürütme organlarının düzenleyici işlemlerinin Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına uygunluğu;
2) Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerinin, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararlarının, merkezi yürütme organlarının normatif yasal işlemlerinin Azerbaycan Cumhuriyeti yasalarına uygunluğu;
3) Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararlarının, merkezi yürütme organlarının normatif yasal işlemlerinin Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerine uygunluğu;
4) Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi’nin kararlarının, yasaların öngördüğü hallerde Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası ve yasaları ile uyumu;
5) Belediye işlemlerinin Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına, Azerbaycan Cumhuriyeti kanunlarına, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının fermanlarına, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararlarına (Nahçıvan Özerk Cumhuriyetinde aynı zamanda Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Anayasasına, kanunlarına, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararlarına) uygunluğu;
6) Azerbaycan Cumhuriyeti’nin devletlerarası anlaşmalarının Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına uygunluğu; Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümetler Arası Sözleşmelerin Anayasa ve Azerbaycan Cumhuriyeti yasalarına uygunluğu;
7) Anayasa’nın uygunluğu, Nahçivan Özerk Cumhuriyeti yasaları, Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Kurulu kararları ve Bakanlar Kurulunun Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına ilişkin kararları; Nahçivan Özerk Cumhuriyeti yasalarının, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Bakanlar Kurulu’nun Azerbaycan Cumhuriyeti yasalarına uygunluğu; Nahcivan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararlarının Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararları ve Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararlarına uygunluğu;
8) yetkilerin yasama, yürütme ve yargı yetkileri arasında dağıtımı konusunda anlaşmazlıklar.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, Azerbaycan Cumhuriyeti Ali Mahkemesinin, Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcılığının, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Ali Meclisinin talebi üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasını ve kanunlarını yorumlar.
V. Herkes, hak ve özgürlüklerini ihlal eden yasama ve yürütme organlarının normatif düzenlemelerinden, belediye ve mahkeme düzenlemelerinden kanunla belirlenmiş şekilde bu maddenin III bölümünün 1-7 nci bentlerinde belirtilen konuların Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından çözülmesi için Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’ne bozulmuş İnsan hakları ve özgürlüklerinin restorasyonu için bir şikayette bulunabilir.
VI. Azerbaycan Cumhuriyeti kanunları ile belirlenmiş şekilde mahkemeler insan hak ve özgürlüklerinin kullanımı ile ilgili olan Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının ve kanunlarının şerh edilmesi için Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilirler.
VII. Azerbaycan Cumhuriyetinin İnsan Hakları Sorumlusu, insan hak ve özgürlüklerini ihlal eden yasama ve yürütme organlarının normatif düzenlemelerinden, belediye ve mahkeme düzenlemelerinden kanunla belirlenmiş şekilde bu maddenin III bölümünün 1-7 nci bentlerinde belirtilen konuların Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından çözülmesi için Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemeye talepte bulunabilir.
VIII. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, bu Anayasa ile öngörülen diğer yetkileri kullanır.
IX. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, kendi yetkisi dahilindeki konularda kararlar alır. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’nin kararı, Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında zorlanır. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi kararları yayınlanmalıdır.
X. Kanunlar ve diğer düzenlemeler, ya da onların ayrı ayrı hükümleri, Azerbaycan Cumhuriyetinin hükümetler arası anlaşmaları Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin kararında belirlenmiş sürede yürürlükten kalkar; Azerbaycan Cumhuriyeti’nin devletlerarası antlaşmaları yürürlüğe girmemektedir.
Madde 131. Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, genel ve ihtisas mahkemelerinin takibatı ile ilgili hukuki, cezai ve diğer davalar için en yüksek yargı organıdır; cassation’da adaleti uygular; Mahkemelerin uygulamaları ile ilgili konularda açıklamalar sağlar.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi Yargıçları Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın sunumu üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi tarafından atanır.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi kararları yayınlanmalıdır.
Madde 132. Azerbaycan Cumhuriyeti Temyiz Mahkemeleri
I. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin temyiz mahkemeleri, yargı yetkisine sahip oldukları durumlarda daha yüksek mahkemelerdir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin temyiz mahkemelerinin yargıçları, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın sunumuyla Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi tarafından atanacaktır.
Madde 133. Azerbaycan Cumhuriyeti Savcılığı
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhuriyet Savcılığı, yasaların usulüne uygun olarak ve yasada öngörülen hallerde uygulanmasını denetler; Kanunla öngörülen hallerde cezai takibat başlayacak ve soruşturulacaktır; mahkemede savcılığa karşı savunma yapar; mahkemede dava açılması; mahkeme kararlarına karşı protesto.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhuriyet Savcılığı, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhuriyet Başsavcısı’na toprak ve ihtisas savcılarının tayin edilmesine dayanan tek bir merkezi organdır.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcısı, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin rızasıyla görevlendirir ve görevden alır.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcı yardımcılarını, uzman prokurorluqlar rehberlik eden savcıları, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti savcısını Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcısının önerisi ile Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı atar ve görevden alır.
V. Arazi ve uzman savcıları Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının onayı ile Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcısı göreve atar ve görevden alır.
Bölüm 8. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti
Madde 134. Nahçıvan Özerk Cumhuriyetinin Durumu
I. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti’nde özerk bir devlettir.
II. Nahcivan Özerk Cumhuriyeti’nin statüsü bu Anayasa ile belirlenir.
III. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçasıdır.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, kanunları, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının fermanları ve Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun kararları Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ülkesinde bağlayıcıdır.
V. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarına göre Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Kurulu tarafından kabul edilen Özerk Cumhuriyeti Nahçivan Cumhuriyeti Anayasası ve yasaları; Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun kabul ettiği kararlar Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına, kanunlarına, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının fermanlarına, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararlarına aykırı olmamalıdır.
VI. Özerk Cumhuriyeti Nahcivan Cumhuriyeti Anayasası, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisine sunulur ve Anayasa Yasası ile onaylanır.
Madde 135. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’nde yetkilerin bölünmesi
I. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nde yasama hakimiyeti Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Ali Meclisi, yürütme hakimiyeti Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, yargı erkini Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti mahkemeleri kullanır.
II. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Ali Meclisi, Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası ve kanunları ile yetkilendirildiği hususların çözümünde, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, kanunları ve Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı fermanları ile onun yetkisi dahilindeki konuları, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti mahkemeleri ise Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası ve Azerbaycan Cumhuriyeti yasalarına göre.
Madde 136. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin en yüksek yetkilisi
Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’nin yüce temsilcisi, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin Yüce Meclisi’nin başkanıdır.
Madde 137. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’nin Ali Meclisi
I. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’nin Ali Meclisi 45 üyeden oluşmaktadır.
II. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Kurulu’nun görev süresi 5 yıldır.
III. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’nin Yüce Meclisi, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Meclisi Başkanı ve onun milletvekillerini seçer ve daimi ve diğer komisyonları düzenler.
Madde 138. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Yüce Meclisi tarafından belirlenen genel kurallar.
I. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin Ali Meclisi aşağıdaki genel kuralları belirler:
1) Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Kuruluna Seçimler;
2) vergiler;
3) Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’nin ekonomik kalkınma yönleri;
4) sosyal güvenlik;
5) çevre koruma;
6) turizm;
7) sağlık, bilim, kültür.
II. Özerk Cumhuriyeti Nahçivan’ın Ali Meclisi, bu Maddede belirtilen konularda yasalar çıkarır.
Madde 139. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Yüce Meclisi tarafından Çözülen Konular
I. Nahcivan Özerk Cumhuriyeti’nin Ali Meclisi aşağıdaki konuları çözmektedir:
1) Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Meclisi’nin çalışmalarının örgütlenmesi;
2) Nahçivan Özerk Cumhuriyeti bütçesinin onaylanması;
3) Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’nin ekonomik ve sosyal programlarının onaylanması;
4) Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Başbakanı’nın atanması ve görevden alınması;
5) Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun Onaylanması;
6) Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’na güven.
II. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Yüksek Kurulu, bu Maddede belirtilen konularda kararlar alır.
Madde 140. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu
I. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun terkibini Nahcivan Özerk Cumhuriyeti Başbakanının önerisi ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Ali Meclisi onaylar.
II. Nahcivan Özerk Cumhuriyeti Başbakanı, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın önerisi temelinde Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin Ali Meclisi tarafından atanır.
III. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu:
Au Özerk cumhuriyet bütçesi taslağını hazırlar ve Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Yüce Meclisine sunar;
Otonom cumhuriyet bütçesini uygular;
Au Özerk cumhuriyetin ekonomik programlarının uygulanmasını sağlar;
Au Özerk cumhuriyetin sosyal programlarının uygulanmasını sağlar;
Azerbaijan Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın yetkililerine emanet ettiği diğer konuları çözer.
IV. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, kararnameleri ve emirleri kabul eder.
Madde 141. Nahçivan Özerk Cumhuriyetinde yerel yürütme gücü
Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’ndeki yerel yürütme makamlarının başkanları, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin Ali Meclis Başkanı’nın sunulması üzerine Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından atanacaktır.
Dördüncü bölüm. Yerel öz yönetim
9. Bölüm belediyeler
Madde 142. Bireylerde öz yönetimin örgütlenmesi
I. Yerel yönetilen belediyeler.
II. Belediyeler seçimler bazında oluşturulmaktadır.
III. Belediyelerin statüsüne ilişkin gerekçeler bu Anayasa ile belirlenir ve belediye seçimlerinin kuralları kanunla belirlenir.
Madde 143. Belediye İşlerinin Organizasyonu
I. Belediye, faaliyetlerini toplantılar, daimi ve diğer komisyonlarla gerçekleştirir.
II. Belediye oturumları belediye başkanı tarafından çağrılır.
Madde 144. Belediyelerin Yetkileri
I. Aşağıdaki konular belediyelerin toplantılarına göre karara bağlanır:
1) belediye üyelerinin yetkilerinin tanınması, yetkilerinin sona ermesi ve yasaların öngördüğü hallerde yetkilerinin sona ermesi;
2) belediye yönetmeliklerinin onaylanması;
3) belediye başkanının ve milletvekillerinin seçimi, daimi ve diğer komisyonlar;
4) yerel vergi ve ödemelerin belirlenmesi;
5) yerel bütçenin onaylanması ve icrası hakkında raporlar;
6) belediye mülkiyetinin mülkiyeti, kullanımı ve elden çıkarılması;
7) yerel sosyal koruma ve sosyal gelişim programlarının benimsenmesi ve uygulanması;
8) yerel ekonomik kalkınma programlarının kabulü ve uygulanması;
9) yerel çevre programlarının benimsenmesi ve uygulanması.
II. Belediyelere ayrıca yasama ve yürütme makamları tarafından ek yetki verilebilir. Belediyelerin uygulanması için gerekli mali kaynaklar da tahsis edilmelidir. Yasama organı ve yürütme makamları bu yetkilerin kullanılmasından sorumludur.
Madde 145. Belediyelerin Kararları
I. Belediye toplantılarında dikkate alınan konulardaki kararlar alınır.
II. Belediye kararları belediye üyelerinin basit çoğunluğu ile yapılır.
III. Yerel vergiler ve ödemeler hakkındaki kararlar belediye üyelerinin üçte iki çoğunluğu ile alınmaktadır.
Madde 146. Belediyelerin Bağımsızlığının Sağlanması
I. Belediyeler, belediyede yaşayan vatandaşlara karşı sorumluluklarını dışlamayan yetkilerini kullanma konusunda bağımsızdır. Belediye üyelerinin seçimi, feshi veya feshedilmesi ve belediyelerin erken tahliye usulü yasa ile düzenlenir.
II. Belediye yetkililerinin bağımsız olarak uygulanması, Azerbaycan devletinin egemenliğini zayıflatamaz.
III. Devlet belediyelerin faaliyetlerini kontrol eder.
IV. Belediyeler, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisine davalarında ve kanunla öngörülen şekilde rapor verirler.
V. Belediyelerin mahkeme tarafından korunması ve kamu makamlarının kararları sonucunda ortaya çıkan ek masraflar garanti edilecektir.
Madde 146.1. Belediyelerin sorumluluğu
Belediyeler, belediye görevlileriyle birlikte, yasadışı eylemler ve belediye görevlilerinin eylemsizliği nedeniyle insan hakları ve özgürlüklerin neden olduğu zararlar için hukuki sorumluluk taşırlar.
Beşinci bölüm. Hukuk ve hukuk
Bölüm 10. Yasama sistemi
Madde 147. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının Yasal Gücü
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, Azerbaycan Cumhuriyeti’nde en yüksek yasal güce sahiptir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası doğrudan yasal güce sahiptir.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yasama sisteminin temelidir.
Madde 148. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yasama sistemine dahil olan eylemler
I. Yasama sistemi aşağıdaki normatif yasal düzenlemelerden oluşmaktadır:
1) Anayasa;
2) referandum tarafından kabul edilen eylemler;
3) yasalar;
4) kararnameler;
5) Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Kararları;
6) merkezi yürütme organlarının normatif eylemleri.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalar, Azerbaycan Cumhuriyeti hukuk sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır.
III. Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’nin Anayasa ve yasaları ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararları yasal güce sahiptir.
IV. Özerk Cumhuriyeti Nahçivan’ın yasama sistemi, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yasama sistemine uygun olmalıdır.
V. Yetkileri kapsamında, yerel icra makamları yasama eylemleriyle çelişmeyen normatif düzenlemeler yapabilirler.
Madde 149. Normatif-yasal düzenlemeler
I. Normatif yasal düzenlemeler hukuk ve adalete (çıkarların eşitliği) dayanmalıdır.
II. Referandum tarafından kabul edilen eylemler sadece yayınlandığında, bunların uygulanması ve yürütülmesi, vatandaşlar, yasama, yürütme ve yargı makamları, tüzel kişiler ve belediyeler için zorunludur.
III. Yasalar Anayasa’ya aykırı olmamalıdır. Bütün vatandaşlar, yasama, yürütme ve yargı makamları, tüzel kişiler ve belediyeler için sadece yayınlanmış yasalar ve düzenlemeler zorunludur.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın kararları, Anayasa’ya ve Azerbaycan Cumhuriyeti yasalarına aykırı olamaz. Bütün vatandaşlar, yürütme makamları ve tüzel kişiler için sadece yayınlanan kararnameler zorunludur.
V. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararları, Anayasa’ya, Azerbaycan Cumhuriyeti yasalarına ve Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararlarına aykırı değildir. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun kararları sadece vatandaşların, merkezi ve yerel idarelerin ve tüzel kişiliklerin uygulanması ve uygulanması için zorunludur.
VI. Merkezi yürütme organlarının eylemleri, Anayasa’ya, Azerbaycan Cumhuriyeti yasalarına, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kararnamelerine ve Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararlarına aykırı olamaz.
VII. Bireylerin ve tüzel kişilerin hukuki durumlarını iyileştiren, yasal sorumluluğu ortadan kaldıran veya hafifleten normatif yasal düzenlemelerin gücü geriye doğrudur. Diğer normatif yasal eylemlerin gücü geriye doğru değildir.
VIII. Normatif yasal düzenlemeler yayınlanmalıdır. Hiç kimse, yayınlanmamış normatif yasal düzenlemeye bağlı kalmaya zorlanamaz ve bu tür eylemlerin icrasına (uyumsuzluğuna) karşı sorumlu tutulamaz. Normatif yasal işlemlerin yayınlanması kuralı, Anayasa ile belirlenir.
Madde 150. Belediye Elçileri
I. Belediyelerin kabul ettikleri işlemler hukuka ve hak-adalete (eşit menfaatlere eşit muamele) dayanmalı, Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına, kanunlarına, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının fermanlarına, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararlarına (Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nde ise aynı zamanda Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Anayasasına, kanunlarına, Nahçivan Özerk Cumhuriyet Bakanlar Kurulu kararları).
II. Belediyenin kabul ettiği düzenlemenin uygulanması ülkesinde yaşayan vatandaşlar ve onun arazisinde yerleşen tüzel kişiler için zorunludur.
Madde 151. Uluslararası eylemlerin yasal gücü
Azerbaycan Cumhuriyeti yasama sistemine dahil olan normatif hukuki düzenlemeler ile (Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası ve referandumla kabul edilen düzenlemeler hariç) Azerbaycan Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar arasında çelişki ortaya çıkarsa, uluslararası anlaşmalar uygulanır.
Bölüm 11. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasında Yapılan Değişiklikler
Madde 152. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasında Yapılacak Değişiklik Usulü
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası metnindeki değişiklikler sadece referandumla kabul edilebilir.
Madde 153. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasında Yapılacak Değişiklik Önerileri Prosedürü
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası metninde değişiklik Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi veya Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı teklif edince, önerilen değişikliklere dair önceden Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin reyi alınır.
Madde 154. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin yetkilerinin kısıtlanması
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, referandumla kabul edilen Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası metninde herhangi bir değişiklik yapamaz.
Madde 155. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına yapılacak değişikliklerin başlatılmasının sınırlandırılması
Bu Anayasanın 1, 2, 6, 7, 8 ve 21’inci Maddelerinde yapılan değişiklikler veya iptaller, Bölüm 3’te belirtilen insani ve sivil hak ve özgürlüklerin sona ermesi veya Cumhuriyetin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların öngördüğü tedbirlerden daha kısıtlayıcı bir tedbir önerisi, referanduma sunulamaz.
12. Bölüm Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına Ekler
Madde 156. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına Eklerin Kabulü İçin Usul
I. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişiklikler, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi tarafından Anayasaya uygun olarak 95 oy çoğunluğu ile kabul edilir.
II. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası ile ilgili anayasal kanunlar, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’ne iki kez teslim edilir. İkinci oylama ilkinden altı ay sonra gerçekleşir.
III. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına ilaveler hakkında Anayasa kanunları hem birinci, hem de ikinci oylamadan sonra, bu Anayasada kanunlar için öngörülen şekilde Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının imzasına sunulur.
IV. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişikliklerle ilgili anayasa yasaları, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından ikinci oylamadan sonra imzalandığında yürürlüğe girer.
V. Anayasa yasaları Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının ayrılmaz bir parçasıdır ve Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının ana metnine aykırı olmamalıdır.
Madde 157. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası Eklerinin Başlatılması
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına ilaveler Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı veya Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin en az 63 milletvekili tarafından önerilebilir.
Madde 158. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına yapılacak eklemelerin teklif edilmesi için girişimin kısıtlanması
Bu Anayasa’nın ilk bölümünde yer alan hükümlerle bağlantılı olarak Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına ilaveler önerilemez.
Geçiş hükümleri
1. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, referandumla kabul edildikten sonra resmi yayımı tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu Anayasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 21 Nisan 1978 tarihinde kabul edilen Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası (Temel Kanun) geçersiz olacaktır.
2. Bu Anayasa’nın yürürlüğe girmesinden önce seçilen Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, bu Anayasa ile Cumhuriyet Başkanına verilen yetkileri kullanır.
3. Bu Anayasanın 101. maddesinin 5. fıkrası, bu Anayasanın kabulünden sonra seçilen Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı için geçerlidir.
4. Azerbaycan Cumhuriyeti Halk Milletvekilleri tarafından kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin yetkileri, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yeni seçilen Milli Meclis’inin ilk günü sona erecektir.
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yeni seçilen Milli Meclisi’nin ilk toplantısı, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin en az 83 milletvekili seçilmesinden bir hafta sonra yapılacaktır. Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi’nin ilk oturumu 31 Mayıs 1996’da devam ediyor.
1995 Ağustos 15-de kabul edilmiş “Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi seçimleri hakkında» Azerbaycan Cumhuriyeti Kanununun 85’inci maddesi bu Kanun uyarınca seçilmiş Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisinin birinci çağrısının yetkileri bitenedek yürürlüktedir.
5. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, bu Anayasa’nın yürürlüğe girmesinden bu yana Anayasa’da tanımlanan yetkileri kullanır.
6. Bu Anayasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, Azerbaycan Cumhuriyeti Halk Meclisi Sovyetlerinin yetkileri sona erdirilecektir.
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Azerbaycan Cumhuriyeti milletvekillerinin yerel Sovyet halkının yetkileri, yerel yürütme organları tarafından kullanılır.
7. Bu Anayasanın yürürlüğe girmesinden sonra, iki yıl içinde yerel özyönetim yasası kabul edilmeli ve belediyelere yapılacak seçimler yapılacaktır.
8. Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarında mevcut olan yasalar ve diğer normatif yasal düzenlemeler, mevcut Anayasa’nın kabulüne kadar mevcut Anayasa’ya aykırı olmayan bölümde yürürlükte kalacaktır.
9. Bu Anayasa’nın yürürlüğe girmesinden önce Azerbaycan Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren mahkemeler, bu Anayasa’da tanımlanan yetki ve ilkelere uygun olarak adaleti kullanırlar.
10. Bu Anayasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin hâkimlerin statüsü, yargı sistemi ve yargı reformu ile ilgili mevzuatı kabul edilecek ve Azerbaycan Cumhuriyeti mahkemelerinin hakimleri yeniden atanacaktır.
Hakimlerin tayini ve işten çıkarılması, bu mevzuat yürürlüğe girinceye kadar bu Anayasa’nın yürürlüğe girmesine kadar yürürlükteki mevzuata göre yapılır.
11. Anayasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Hakkında Kanun kabul edilecek ve Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi oluşturulacaktır. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin bu Anayasa ile öngörülen yetkileri, Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi kuruluncaya kadar kullanılamaz. Bu Anayasanın 130 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının 7. fıkrası tarafından öngörülen konu, Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi tarafından karara bağlanır.
12. Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Tahkim Mahkemesi, bu Anayasa’nın yürürlüğe girdiği günden itibaren Azerbaycan Cumhuriyeti Ekonomi Mahkemesi’ne çağrılacak ve mevcut mevzuatın belirlediği yetkileri kullanacaktır.

İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

0
İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi

 10 Aralık 1984

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler,

Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ilan edilen ilkeler uyarınca insanlık ailesinin tüm üyelerinin eşit ve ayrılmaz haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğu anlayışından yola çıkarak, Bu hakların insan kişiliğinin niteliğinde bulunan onurdan kaynaklandığına inanarak,

Birleşmiş Milletler Antlaşmasına Taraf Devletlerin, özellikle Antlaşmanın 55. Maddesi uyarınca insan haklarının ve temel özgürlüklerinin saygı görerek gözetilmesini geliştirme yükümlülüğü üstlendiklerini gözönüne alarak,

Kimsenin işkenceye ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı bir davranış ya da cezaya uğrayamayacağını hükme bağlayan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 5. Maddesiyle Kişisel veya Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 7. Maddesini anımsayarak,

Aynı zamanda 9 Aralık 1975 tarihinde Genel kurulca kabul edilmiş olan bildirgeyi de gözönünde bulundurarak, tüm dünya işkence ve öteki zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da cezaya karşı daha etkin bir savaş vermek isteyerek, aşağıdaki hükümlerde uzlaşmıştır:

BÖLÜM I

Madde 1

  1.  Bu Sözleşmenin amaçları bakımından, “işkence” terimi, bir kimseye kendisinden ya da üçüncü bir kişiden bir bilgi ya da bir itiraf sağlamak, kendisinin ya da üçüncü bir kişinin işlediği ya da işlediğinden kuşku duyulan bir eylemden ötürü onu cezalandırmak, kendisine ya da üçüncü bir kişiye gözdağı vermek ya da onları zorlamak amacıyla ya da herhangi bir ayrımcılığa dayalı bir nedenle bir resmi görevli ya da resmi sıfatla davranan bir başkası tarafından ya da onun kışkırtması ya da oluru ya da izniyle bilerek maddi ya da bağlantılı olarak sadece yasal yaptırımlardan doğan acı ya da eziyet işkence sayılmaz.
  2.  Bu madde, daha kapsamlı bir uygulamayı içeren ya da içerebilecek olan uluslararası bir belge ya da bir ulusal düzenlemeyi zedelemez.

Madde 2

  1.  Taraf Devlet, yargı yetkisi içindeki herhangi bir ülkede işkence eylemini önlemek üzere etkin yasal, yönetsel, yargısal ya da öteki önlemleri alır.
  2.  İster bir savaş durumu ya da bir savaş tehdidi, ister iç siyasal karışıklık, ister bir başka olağanüstü durum sözkonusu olsun, hiçbir ayrıksı durum işkenceyi haklı gösteremez.
  3.  Bir üstten ya da bir makamdan alınan emir, işkencenin gerekçesi olamaz.

Madde 3

  1.  Bir Taraf Devlet, bir kimseyi, işkenceye uğrama tehlikesi olduğu yolunda sağlam gerekçelerin bulunduğu bir başka Devlete süremez, gönderemez ya da geri veremez.
  2.  Bu gibi gerekçelerin bulunup bulunmadığını belirlemek amacıyla yetkili makamlar, olanaklıysa, ilgili Devlette insan haklarının geniş ölçüde, belirgin biçimde ya da sık sık çiğnendiği sürekli bir durumun bulunup bulunmadığı dahil tüm ilgili gerekçeleri gözönüne alır.

Madde 4

  1.  Taraf her Devlet, tüm işkence eylemlerinin ceza yasasına göre suç sayılmasını sağlar. Bunun yanında, işkenceye kalkışan ve işkenceye ilişkin olan ya da katılan bir kimsenin eylemi de suç sayılır.
  2.  Taraf her Devlet, bu suçların ağırlık derecesine göre cezalandırılmasını sağlar.

Madde 5

  1.  Taraf her Devlet,
  2.  Bu suçlar kendi yargı yetkisi içindeki bir ülkede ya da bu Devlete kayıtlı bir deniz ya da hava aracından işlendiğinde,
  3.  Bu suç sanığı bu Devletin uyruğu olduğunda,
  4.  Bu Devlet uygun görürse, işkenceye uğrayan kimse kendi uyruğu olduğunda,
  5.  Maddede değinilen suçlar üzerinde yargı yetkisini kullanmak üzere gerekli önlemleri alır.
  6.  Taraf her Devlet, aynı zamanda, bu suç sanığını kendi yargı yetkisi içindeki bir ülkede bulunduğu ve onu bu Maddenin 1. fıkrasında sözügeçen Devletlerden herhangi birine 8. Madde uyarınca geri vermediği durumlarda bu tür suçlar üzerinde yargı yetkisini kullanmak üzere gerekli olan önlemleri de alır.
  7.  Bu Sözleşme, iç hukuk uyarınca ceza alanında kullanılan tüm yargı yetkisini kapsar.

Madde 6

  1.  Bir Taraf Devlet, eldeki bilgilerin incelenmesinden sonra, ülkesinde 4. Maddede sözü edilen suçu işlediği ileri sürülen bir kimsenin bulunduğuna inandığında, onu yakalar ya da gözaltında bulunmasını sağlamak üzere başka yasal önlemlere başvurur.  Yakalama ve öteki yasal önlemler, bu Devletin yasalarına göre olur. Ancak bu durum, bir ceza kovuşturması ya da geri verme işleminin gerektirdiği sürece uygulanır.
  2.  Bu Devlet, hemen bir ilk soruşturmaya girişir.
  3.  Bu maddenin 1. fıkrasına göre gözaltında bulunan bir kimsenin, uyruğunda bulunduğu Devletin en yakın uygun temsilcisiyle ya da devleti yoksa, genellikle oturduğu Devletin temsilcisiyle hemen ilişki kurması sağlanır.
  4.  Bir Devlet, bu madde uyarınca bir kimseyi gözaltına aldığında, 5. Maddenin 1. fıkrasında anılan Devletlere, böyle bir kimsenin gözaltında olduğunu duyurarak tutuklanmasını haklı gösteren koşullar konusunda hemen bilgi verir. Bu Maddenin 2. fıkrasında öngörülen ilk soruşturmayı yapan Devlet, zaman geçirmeksizin bulgularını adı geçen Devletlere bildirerek yargı yetkisini kullanmak amacında olup olmadığını duyurur.

Madde 7

  1.  Yargı yetkisi içindeki bir ülkede 4. Maddede anılan bir suçu işlediği ileri sürülen bir kimsenin bulunduğu bir Taraf Devlet, 5. Maddede öngörülen durumlarda, onu geri vermeyecek olursa, kovuşturma amacıyla durumu yetkili makamlara sunar.
  2.  Bu makamlar, bu Devletin yasalarına göre ağır nitelikteki herhangi bir adı suç durumunda olduğu gibi karar alır. 5. Maddenin 2. fıkrasında anılan durumlarda, kovuşturma ve hüküm vermek için gereken kanıt ölçüleri hiçbir biçimde 5. Maddenin 1. fıkrasında değinilen durumlarda uygulanan ölçülerden daha düşük olamaz.
  3.   4. Maddede değinilen herhangi bir suça ilişkin olarak hakkında işlem yapılan bir kimseye, bu işlemlerin her aşamasında adil bir davranış sağlanır.

Madde 8

  1.   4. Maddede anılan suçlar, Taraf Devletler arasında yürürlükte olan suçluların geri verilmesi anlaşmasında suçlusu geri verilebilir suçlar olarak yer almış sayılır. Taraf Devletler, suçluların geri verilmesi konusunda aralarında yapacakları her anlaşmada, bu tür suçları suçlusu geri verilebilir suç saymayı üstlenir.
  2.  Suçluların geri verilmesini bir anlaşmanın varlığı koşuluna bağlayan bir Taraf Devlet, kendisiyle geri verme anlaşması bulunmayan bir Başka Taraf Devletten böyle bir istek alırsa, bu Sözleşmeyi, bu gibi suçlar bakımından geri vermenin yasal temeli sayılabilir. Suçluların geri verilmesi, kendisinden istekte bulunulan devletin yasalarında öngörülen öteki koşullara bağlıdır.
  3.  Suçluların geri verilmesini bir anlaşmanın varlığı koşuluna bağlamış olan Taraf Devletler, kendisinden istekte bulunulan Devletin yasaları tarafından öngörülen koşullara bağlı olmak üzere bu gibi suçları aralarında suçlusu geri verilebilir suç sayarlar.
  4.  Taraf Devletler arasında suçluların geri verilmesi amacıyla, bu gibi suçlar, sadece işlendiği yerde değil, 5. Maddenin 1. fıkrası uyarınca yargı yetkisini kullanması istenen Devletlerin ülkesinde de işlenmiş gibi işlem görür.

Madde 9

  1.  Taraf Devletler, 4. Maddede anılan suçlardan herhangi biri için açılan ceza kovuşturması sırasında, kovuşturma için gereken tüm kanıtların elde bulunmasını sağlamak dahil, birbirlerine her türlü yardımı yaparlar.
  2.  Taraf Devletler, bu Maddenin 1. fıkrasına göre yükümlülüklerini, aralarında yapabilecekleri karşılıklı yardım anlaşmaları uyarınca yerine getirirler.

Madde 10

  1.  Taraf her Devlet, yakalanan, tutuklanan ya da hapse konulan bir kimsenin gözaltında bulundurulması, sorgulanması ya da uğrayacağı davranışlarla ilgili olabilecek yasa uygulayıcısı, sivil ya da askeri personelle tıp personeli, resmi görevliler ve öteki görevlilerin yetiştirilmesinde işkence yasağına ilişkin eğitim ve bilgilerin tam anlamıyla yer almasını sağlar.
  2.  Taraf her Devlet, anılan kimselerin ödev ve görevleri konusunda konmuş kural ve yönergelerde bu yasağa yer verir.

Madde 11

            Taraf her Devlet, herhangi bir işkence uygulanmasını önlemek üzere yargı yetkisi içindeki bir ülkede herhangi bir biçimde yakalanan, tutuklanan ya da hapse konan kimselerin nasıl gözaltına alınacağı ve bunlara nasıl davranılacağı konusundaki düzenlemelerle sorgulama kural, yönerge, yöntem ve uygulamalarını sistemli olarak gözden geçirir.

Madde 12

            Taraf her Devlet, yargı yetkisi içindeki bir ülkede bir işkence eyleminin işlenmiş olduğuna inanmak için yeterli gerekçe bulunduğunda, yetkili makamlarının en kısa sürede ve yansız bir soruşturma yapmasını sağlar.

Madde 13

            Taraf her Devlet, yargı yetkisi içindeki herhangi bir ülkede işkenceye uğradığını ileri süren bir kimseye, yetkili makamlarına şikayette bulunma ve durumunun bu makamlarca en kısa sürede ve yansız olarak incelenmesini isteme hakkı tanır. Şikayetçi ve tanıkların, şikayetleri ya da gösterecekleri kanıtlardan ötürü tüm kötü davranışlara ya da gözdağına karşı korunmalarını sağlar.

Madde 14

  1.  Taraf her Devlet, yasal sistemi içinde, işkenceye uğrayan birinin olanaklar ölçüsünde tam iyileşmesini sağlama yolları dahil, zararının giderilmesini ve adil ve yeterli bir zorunlu tazminat hakkına sahip olmasını sağlar. İşkenceye uğrayanın bu eylem sonucu ölümü halinde, geçiminden sorumlu oldukları kimseler bu tazminata hak kazanır.
  2.  Bu Sözleşme hükümleri, işkenceye uğrayanın ya da öteki kimselerin ulusal yasalarına göre sahip olabilecekleri giderim hakkını etkilemez.

Madde 15

            Taraf her Devlet, işkence sonucu verilmiş olduğu anlaşılan bir ifadenin, bu ifadenin verildiğine bir belge olmak üzere işkenceden suçlanan bir kimseye karşı olması dışında, herhangi bir kovuşturmada bir kanıt olarak kullanılmamasını sağlar.

Madde 16

  1.  Taraf her Devlet, yargı yetkisi içinde bulunan bir ülkede, bir resmi görevli ya da resmi sıfatla davranan bir başkası tarafından ya da onun kışkırtması ya da oluru ya da kabulüyle işlenmesi durumunda 1. Maddede tanımlanmış işkence ölçüsünde olmayan başka zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da cezayı da önlemeyi üstlenir. Özellikle 10, 11, 12 ve 13. Maddelerde yeralan yükümlülüklerini; işkenceye ilişkin hükümleri öteki zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ya da cezaya ilişkin sayacak biçimde uygular.
  2.  Bu Sözleşmenin hükümleri, zalimce, insanlıkdışı yada onur kırıcı davranış ya da cezayı yasaklayan ya da suçluların geri verilmesi ya da sınır dışı edilmesine ilişkin öteki uluslararası belgelerin ya da ulusal yasaların hükümlerini zedelemez.

BÖLÜM II

Madde 17

  1.  Aşağıda öngörülen görevleri yerine getirmek üzere (bundan böyle Komite olarak anılacak olan) bir İşkenceye Karşı Komite kurulur. Bu Komite, yüksek ahlak kişiliği ve insan hakları alanındaki yeterliğiyle tanınmış ve kendi adlarına hizmet verecek olan on uzmandan oluşur. Uzmanlar, Taraf Devletlerce, hakça bir coğrafi dağılım ve hukuksal deneyimi olan kimi kişilerin katılmasını sağlayacak biçimde seçilir.
  2.  Komite üyelerinin seçimi, Taraf Devletlerce aday gösterilen kişiler arasından gizli oyla yapılır. Taraf olan her Devlet, kendi uyrukları arasından bir kişiyi aday gösterebilir. Taraf Devlet, kendi uyrukları arasından bir kişiyi aday gösterebilir. Taraf Devletler, aynı zamanda Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi uyarınca kurulan İnsan Hakları Komitesi Üyesi bulunan ve İşkenceye Karşı Komitede çalışmaya istekli olan kişileri aday göstermelerinin yararlı olacağını gözönüne alır.
  3.  Komite üyelerinin seçimleri, Taraf Devletlerin iki yılda bir Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından çağrısı yapılan toplantılarında olur. Taraf Devletlerin üçte ikisinin yeter sayıyı oluşturduğu bu toplantılarda hazır bulunan ve oy veren temsilcilerin oylarından en çoğunu alan ve salt çoğunluğu sağlayanlar Komiteye seçilir.
  4.  İlk seçim, bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki altı ay içinde yapılır. Her seçim tarihinden en az dört ay önce, Birleşmiş milletler Genel Sekreteri, Taraf Devletlere, üç ay içinde adaylarını sunmaya çağıran bir yazı gönderir. Genel Sekreter, bu yolla gösterilmiş tüm adayların, kendilerini aday gösteren Taraf Devletleri de belirten alfabetik bir listesini hazırlayarak Taraf Devletlere sunar.
  5.  Komite üyeleri dört yıllık bir süre için seçilir. Aday gösterildiklerinde yeniden seçilebilirler. Bununla birlikte, ilk seçimde seçilmiş üyelerden beşinin süresi iki yılın sonunda sona erer. İlk seçimden hemen sonra bu beş üyenin adları, bu maddenin 3. fıkrasında değinilen toplantının başkanı tarafından ad çekmeyle belirlenir.
  6.  Bir Komite üyesinin ölümü ya da çekilmesi durumlarında ya da başka bir nedenle komite görevini yerine getirmediği durumlarda, onu aday göstermiş olan Taraf Devlet, Taraf Devletlerin çoğunluğunun onayına bağlı olmak ve ayrılan üyenin süresini tamamlamak üzere kendi vatandaşları arasından bir başka uzman atar. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından önerilen atamanın bildirilmesinden sonraki altı hafta içinde Taraf Devletlerin yarısından ya da çoğunluğunun olumsuz yanıt alınmadıkça sözkonusu onay verilmiş sayılır.
  7.  Taraf Devletler, Komite üyelerinin, Komite görevlerini yerine getirmeleri sırasındaki giderlerini üstlenir.

Madde 18

  1.  Komite, görevlilerini iki yıllık bir süre için seçer. Bunlar yeniden seçilebilir.
  2.  Komite kendi çalışma kurallarını belirler, ancak bu kurallar, ötekilerin yanısıra;
  3.  Yeter sayısının altı üyeden oluşmasını,
  4.  Komite kararlarının hazır bulunan üyelerin çoğunluğunun oyuyla alınmasını, öngörür.
  5.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Komitenin bu Sözleşmeye göre görevlerini gereğince yerine getirebilmesi için gerekli kurmay personeli ve kolaylıkları sağlar.
  6.  Komitenin ilk toplantısı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin çağrısıyla olur. Komite, ilk toplantısından sonra kendi çalışma kurallarında öngörülen zamanlarda toplanır.
  7.  Taraf Devletler, sağlanan kurmay personel ve öteki kolaylıklar için bu Maddenin 3. fıkrası uyarınca yapılan harcamaların Birleşmiş Milletlerce ödenmesi dahil, Taraf Devletlerin ve Komitenin toplanmasına ilişkin giderlerden sorumludur.

Madde 19

  1.  Taraf Devletler, bu Sözleşmenin kendileri bakımından yürürlüğe girişinden sonraki bir yıl içinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla Sözleşmeye göre üstlendikleri yükümlülüklere işlerlik kazandırmak üzere almış oldukları önlemler konusunda Komiteye rapor sunar. Taraf Devletler bundan sonra, her dört yılda bir alınan yeni önlemler konusunda rapor vermek zorunda olduğu gibi, Komitenin isteyebileceği bu gibi başka raporlar sunmakla da yükümlüdür.
  2.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu raporları tüm Taraf Devletlere iletir.
  3.  Her rapor, üzerinde uygun gördüğü genel görüşlerini bildirebilecek olan Komite tarafından incelenerek ilgili Taraf Devletlere gönderilir. Bu Taraf Devlet, Komiteye kendi görüşlerini içeren bir yanıt verebilir.
  4.  Komite, 24. Madde uyarınca hazırlanan yıllık raporunda dilerse bu maddenin 3. fıkrası uyarınca kendisi tarafından belirtilmiş görüşlere; bu konuda ilgili Taraf Devletten alınmış görüşlerle birlikte yer vermeye karar verebilir. İlgili Taraf Devletçe istendiğinde, Komite bu maddenin 1. fıkrası uyarınca sunulmuş raporun bir örneğine de yer verebilir.

Madde 20

  1.  Komite, bir Taraf Devletin ülkesinde işkencenin sistemli olarak uygulanmakta olduğu yolunda sağlam gerekçeler içeren güvenilir bilgiler aldığında, bu taraf Devleti bilgilerin incelenmesinde işbirliğine ve bu amaçla ilgili bilgilere ilişkin görüşlerini sunmaya çağırır.
  2.  Komite, elinde bulunan öteki ilgili bilgilerle, İlgili Taraf Devletçe sunulabilecek gözönüne alarak durumun haklı gösterdiğine karar verirse, üyelerden birini ya da bir kaçını gizli bir soruşturma yapmak ve Komiteye ivedi bir rapor sunmak üzere görevlendirebilir.
  3.  Bu maddenin 2. fıkrasına göre bir soruşturma açılırsa Komite, ilgili Devletin işbirliğini ister. Taraf Devletle görüş birliğine varılarak, böyle bir soruşturma o Devletin ülkesine gitmeyi içerebilir.
  4.  Komite, bu maddenin 2. fıkrası uyarınca bir üyesince ya da üyelerince sunulan bulguları inceledikten sonra bu bulguları, durum gerektirdiğinde uygun gördüğü görüş ve tavsiyelerle birlikte ilgili Taraf Devlete iletir.
  5.  Bu maddenin ilk dört fıkrasında tüm Komite işlemleri gizli yapılar ve işlemlerin her aşamasında Taraf Devletin işbirliği istenir. 2. fıkra uyarınca yapılan bir soruşturmaya ilişkin bu işlemler tamamlandıktan sonra, Komite, ilgili Taraf Devlete danışarak, 24. Madde uyarınca hazırlanan yıllık raporunda bu işlemlerin sonuçlarının bir özetine yer vermeye karar verebilir.

Madde 21

  1.  Bu Sözleşmeye Taraf bir Devlet, bu maddeye göre herhangi bir tarihte, bir Taraf Devletin bir başka Taraf Devlet aleyhine bu Sözleşmeyle üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediği yolunda Komitenin duyurular alma ve inceleme yetkisini tanıdığını bildirebilir. Bu gibi duyurular, ancak kendisi bakımından Komitenin yetkisini tanıdığını bildirmiş olan bir Taraf Devletçe sunulması koşuluyla bu maddede öngörülen işlemlere göre alınıp incelenir. Böyle bir bildirimde bulunmamış bir taraf Devlete ilişkin hiçbir duyuru, bu maddeye göre Komite tarafından ele alınmaz. Bu madde uyarınca kabul edilen duyurular aşağıdaki işleme göre alınır.
  2. a) Bir Taraf Devlet, bir başka Taraf Devletin bu Sözleşme hükümlerine işlerlik kazandırmadığını gözlemesi durumunda bu konuyu yazılı bir duyuruyla adıgeçen Taraf Devletin dikkatine sunabilir. Duyuruyu alan Devlet duyurunun alınmasından sonraki üç ay içinde duyuruda bulunan Devlete konuyu açığa kavuşturan yazılı bir açıklamada ya da bildirimde bulunur. Bu açıklama ve bildirimler, olanaklı ve ilgili olduğu ölçüde, bu konuda başvurulabilecek ya da başvurulmuş iç işlemlerle yargı yollarını da içerir.
  3.  Konu, ilk duyurunun alınış tarihinden sonraki altı ay içinde ilgili Taraf Devletlerden her ikisini de yeterli bulacakları bir çözüme bağlanamazsa, her iki Devletin, Komiteye ve öteki devlete bildirimde bulunarak konuyu komiteye iletme hakkı vardır.
  4.  Komite, bu madde uyarınca kendisine iletilen bir konuyu, ancak uluslararası hukukun genel olarak benimsenmiş ilkeleri uyarınca bu konuda tüm iç yargı yollarının bütünüyle kullanıldığı kanısına varıldıktan sonra ele alır. bu yargı yollarını uygulamanın makul olmayan bir ölçüde geciktirildiği ya da bu Sözleşmenin çiğnenmesinden zarar gören kimseye etkin bir yardımda bulunma olasılığının bulunmadığı durumlarda bu bir kural değildir.
  5.  Komite, bu maddeye göre yapılan duyuruları incelerken kapalı toplantı yapar.
  6.  Komite (c) bendi hükümleri saklı kalmak üzere bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere saygı temeli üzerinde konunun dostça bir çözü-me bağlanması amacıyla, ilgili Taraflara arabuluculuk yapar. Bunun için Komite gerektiğinde sadece amaçla bir uzlaştırma komisyonu kurar.
  7.  Komite, bu maddede anılan herhangi bir konuda (b) bendinde sözü edilen ilgili Taraf Devletlere, ilgili bilgileri sağlama çağrısında bulunabilir.
  8.  Konu Komitede incelenirken (b) bendinde alınan ilgili Taraf Devletlerin temsilci bulundurmak ve sözlü ve/ya da yazılı bildirimlerde bulunmaya hakkı vardır.
  9.  Komite, (b) bendine göre bildirimin alınış tarihinden sonraki oniki ay içinde bir rapor sunar.
  10.  (e) bendi hükümleri içinde bir çözüme varıldığında, Komitenin raporu, olguların ve varılan çözümün kısa bir özetiyle sınırlıdır.
  11.  (e) bendi hükümleri içinde bir çözüme varılamadığında, Komitenin raporu, olguların kısa bir özetiyle sınırlıdır ve ilgili Taraf Devletlerin yazılı sunuşlarıyla sözlü sunuşlarının tutanakları rapora eklenir.

Her durumda, adı geçen rapor, ilgili taraf Devletlere duyurulur.

  1.  Bu maddenin hükümleri, bu Sözleşmeye Taraf beş Devletin bu maddenin 1. fıkrasına göre bildirimde bulunması üzerine yürürlüğe girer. Bu bildirimler Taraf Devletlerce Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir. Genel Sekreter, bunların örneklerini öteki Taraf Devletlere gönderir. Böyle bir bildirim, herhangi bir anda Genel Sekretere bildirilerek geri alınabilir. Bu durum, bu madde uyarınca daha önce yapılmış bir duyurunun içerdiği herhangi bir konunun incelenmesini engellemez, ancak, bildirimin geri alındığı yolundaki bilgi Genel Sekreterce alındıktan sonra, ilgili Taraf Devlet yeni bir bildirimde bulunmadıkça, bu maddeye göre bir Taraf Devletten başka bir duyuru alınmaz.

Madde 22

  1.  Bu Sözleşmeye Taraf bir Devlet, herhangi bir tarihte bu maddeye göre, Komitenin, kendi yargı yetkisi içinde bulunan ve bir Taraf Devletçe bu Sözleşme hükümlerinin çiğnenmesinden ötürü zarar gördüğünü ileri süren bireylerden y ada onlar adına duyurular alma ve inceleme yetkisini tanıdığını bildirebilir. Böyle bir bildirimde bulunmamış olan bir Taraf Devletle ilgili olan bir duyuru Komite tarafından kabul edilmez.
  2.  Komite, bu maddeye göre, imzasız olan ya da bu gibi duyurularda bulunma hakkının kötüye kullanılması olarak nitelediği ya da bu Sözleşmenin hükümleriyle bağdaşmaz gördüğü herhangi bir duyuruyu kabul edilmez sayar.
  3.  Komite, 2. fıkra hükümleriyle bağlı olarak bu Maddeye göre kendisine sunulmuş herhangi bir duyuruyu, 1. fıkraya göre bir bildirimde bulunmuş olan ve Sözleşmenin hükümlerini çiğnediği ileri sürülen Taraf Devletin dikkatine sunar. Duyuruyu alan Devlet, altı ay içinde Komiteye, konuyu açığa kavuşturan ve –varsa- bu Devletçe başvurulmuş yargı yolunu belirten yazılı açıklamalar ay da bildirimlerde bulunur.
  4.  Komite, adı geçen birey tarafından ya da onun adına ve ilgili Taraf Devletçe kendisine sunulan tüm bilgilerin ışığında bu maddeye göre alınmış duyuruları inceler.
  5.  Komite, bu maddeye göre, bu bireyden alınan herhangi bir duyuruyu;
  6.  Aynı konunun, bir başka Uluslararası soruşturma ya da çözümleme işlemine göre incelenmiş ya da incelenmekte olmadığı,
  7.  Yargı yollarını uygulamanın makul olmayan bir ölçüde geciktirildiği ya da sözleşmenin çiğnenmesinden zarar gören kişiye etkin bir yardımda bulunma olasılığının bulunmadığı durumlar dışında, bireyin tüm iç yargı yollarını denediği kanısına varmadıkça incelenemez.
  8.  Komite, bu maddeye göre aldığı duyuruları incelerken kapalı toplantı yapar.
  9.  Komite, görüşlerini ilgili Taraf Devlete ve bireye bildirir.
  10.  Bu maddenin hükümleri, bu Sözleşmeye Taraf olan beş Devletin bu maddenin 1. fıkrasına göre bildirimde bulunması üzerine yürürlüğe girer. Bu bildirimler, Taraf Devletlerce Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir. Genel Sekreter bunların örneklerini öteki Taraf Devletlere gönderir. Bir bildirim, herhangi bir tarihte Genel Sekretere bilgi verilerek geri alınabilir. Böyle bir geri alma, bu maddeye göre yapılmış bir duyurunun içerdiği herhangi bir konunun incelenmesini engellemez. Ancak, bildirimin geri alındığı yolundaki bilgi Genel Sekreterce alındıktan sonra, Taraf Devlete yeni bir bildirimde bulunmadıkça, bu maddeye göre bireylerden ya da onlar adına başka bir duyuru alınmaz.

Madde 23

Komite üyeleri ve 21. Maddenin 1 (e) fıkrasına göre kurulabilecek olan özel amaçlı uzlaştırma komisyonlarının üyeleri, Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Dokunulmazlıkları Sözleşmesinin ilgili bölümlerinde belirtilmiş olan ve Birleşmiş Milletler için görev yapan uzmanlara tanınan kolaylık, ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanır.

Madde 24

Komite, bu Sözleşmeye Taraf Devletlerle Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna bu maddeye göre bulunduğu etkinlikler konusunda yıllık bir rapor sunar.

BÖLÜM III

Madde 25

  1.  Bu Sözleşme tüm Devletlerin imzalanmasına açıktır.
  2.  Bu Sözleşme onaya bağlıdır. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir.

Madde 26

Bu Sözleşme, tüm devletlerin katılmasına açıktır. Katılma, bir katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilmesiyle olur.

Madde 27

  1.  Bu Sözleşme, yirminci onay belgesi ya da katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine veriliş tarihinden sonraki otuzuncu gün yürürlüğe girer.
  2.  Yirminci onay belgesi ya da katılma belgesinin verilişinden sonra bu Sözleşmeyi onaylayan ya da ona katılan her Devlet için bu Sözleşme, kendi onay belgesi ya da katılma belgesini verdiği tarihten sonraki otuzuncu gün yürürlük kazınır.

Madde 28

  1.  Her Devlet, bu Sözleşmeyi imzalama ya da onaylama ya da ona katılma sırasında Komitenin 20. Maddede öngörülen yetkisini tanımadığını bildirebilir.
  2.  Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca bir çekince koymuş olan herhangi bir Taraf Devlet, herhangi bir tarihte, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine başvurarak bu çekinceyi geri alabilir.

Madde 29

  1.  Bu Sözleşmeye taraf herhangi bir Devlet, bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve bu öneriyi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verir. Genel Sekreter, bunun üzerine, önerilen değişikliği Taraf Devletlere duyurarak öneri konusunda görüşme ve oylama amacıyla bir Taraf Devletler konferansından yana olup olmadıklarını kendisine bildirmelerini ister. Bu duyurunun yapılış tarihinden başlayarak dört aylık bir süre içinde Taraf Devletlerden en az üçte birinin böyle bir konferansı desteklemesi durumunda, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletlerin girişimiyle adı geçen konferansı toplantıya çağırır. Konferansta hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletlerin çoğunluğunca benimsenen bir değişiklik, Genel Sekreterce tüm Taraf Devletlerin kabulüne sunulur.
  2.  Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik, bu Sözleşmeye taraf Devletlerden üçte ikisinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine kendi anayasal süreçlerine göre bunu kabul ettiklerini bildirmesi üzerine yürürlüğe girer.
  3.  Değişiklikler yürürlüğe girdiğinde, kabul eden Taraf Devletler için bağlayıcı olur. Öteki Taraf Devletler, bu Sözleşmenin hükümleri ve kabul etmiş oldukları daha önceki değişikliklerle bağlıdır.

Madde 30

  1.  iki ya da daha çok Taraf Devlet arasında bu Sözleşmenin yorumlanması ya da uygulaması konusunda görüşmeler yoluyla çözümlenemeyen bir anlaşmazlık, bunlardan birinin isteği üzerine, arabuluculuk yoluyla çözüme sunulur. Arabuluculuğun istendiği tarihten başlayarak altı ay içinde Taraflar, bu yöntemin işletilmesi konusunda görüş birliğine varamazlarsa Taraflardan herhangi biri anlaşmazlığı, statüsü uyarınca Uluslararası Adalet Divanına götürebilir.
  2.  Her Devlet, bu Sözleşmenin imzalanması ya da onaylanması ya da ona katılması sırasında, kendisini bu maddenin 1. fıkrasıyla bağlı saymadığını bildirebilir. Öteki Taraf Devletler, böyle bir çekinceye koymuş olan herhangi bir Taraf Devlet bakımından bu maddenin 1. fıkrasıyla bağlı olamaz.
  3.  Bu maddenin 2. fıkrası uyarınca bir çekince koymuş olan herhangi bir Taraf Devlet, herhangi bir tarihte Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirimde bulunarak bu çekinceyi geri alabilir.

Madde 31

  1.  Bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yazılı bildirimde bulunarak bu Sözleşmeyi bozabilir. Sözleşmenin bozulması, bildirimin Genel Sekreterce alınış tarihinden bir yıl sonra geçerlik kazanır.
  2.  Sözleşmenin böylesine bozulması, Taraf Devleti, bozmanın geçerlik kazandığı tarihten önceki herhangi bir eylem ya da ihmal bakımından bu Sözleşmeye göre üstlendiği yükümlülüklerden kurtarmadığı gibi, bu bozma, geçerlik kazandığı tarihten önce Komite tarafından incelenmeye alınmış olan herhangi bir konunun incelenmesinin sürdürülmesini etkilemez.
  3.  Bir Taraf Devletin Sözleşmeyi bozmasının geçerlik kazandığı tarihten başlayarak Komite, bu Devlete ilişkin bir yeni konunun incelenmesine başlamaz.

Madde 32

            Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletlerin tüm üye Devletleriyle bu Sözleşmeyi imzalayan ya da ona katılan tüm Devletlere,

  1.  25 ve 26. Maddelere göre imzalama, onaylama ve katılmaları;
  2. Maddeye göre bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihini ve 29. Maddeye göre herhangi bir değişikliğin yürürlüğe giriş tarihini;
  3.  Maddeye göre Sözleşmenin bozulmasını; bildirir.

Madde 33

Arapça, Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinleri aynı ölçüde geçerli olan bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine verilir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin onaylı örneklerini tüm Devletlere gönderir.

Rehin Alma Olaylarına Karşı Uluslararası Sözleşme

0

Rehin Alma Olaylarına Karşı Uluslararası Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 17 Aralık 1979’da 34/146 sayılı kararla kabul edilmiştir. Uluslararası terörizmin önlenmesinde önemli bir adım olarak kabul edilmektedir. (International Convention Against the Taking of Hostages)

Sözleşme, BM’nin himayesinde tüm devletlerin imzasına açıktır. 1980 yılı sonuna kadar 39 devlet tarafından imzalanmış ve 22 devlet tarafından onaylandıktan sonra 3 Haziran 1983’te yürürlüğe girmiştir. 2016 yılı itibarıyla sözleşmenin 176 taraf devleti bulunmaktadır.

1970’li yıllarda rehin alma olaylarının artması, Rehineler Sözleşmesi’nin hazırlanmasında etkili olmuştur. Sözleşme, rehin alma suçunun insan haklarını ve uluslararası barışı tehdit ettiğini dikkate alarak, mağdurların korunması ve suçluların adalet önüne çıkarılması için ülkeler arası iş birliğinin güçlendirilmesini hedeflemiştir. Devletler, rehine alan kişileri kovuşturmak veya teslim etmek yükümlülüğü altındadır. Suçluların iadesi prosedüründe sözleşme hükümlerine uygun hareket edilecektir.

Rehin Alma’nın Tanımı

Bir devleti, uluslararası örgütü, gerçek veya tüzel kişiyi bir şey yapmaya, bir şeyi yapmaktan kaçınmaya zorlamak için açıkça veya üstü kapalı olarak rehin alınan bir kişinin salıverilmesi şartına bağlamak “rehin alma” suçunu oluşturur.

Türkiye’nin Tutumu

Türkiye, terörizmle mücadelede uluslararası iş birliği çağrısında bulunan ülkeler arasında yer almıştır. Terörizmin küresel bir tehdit haline gelmesi, iş birliği çabalarını hızlandırmış ve sözleşmenin hazırlanmasında katkı sağlamıştır. Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, 21 Nisan 1988 tarihinde kabul edilmiş, 29 Nisan 1988’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak Türkiye, sözleşmenin hakemlik ve zorunlu yargıya ilişkin hükümlerine çekince koymuştur.

Sözleşmenin Amaçları

Sözleşme, rehine alma suçunun uluslararası bir sorun olduğunu vurgulamış ve bu eylemlerin; tanımlanması, cezalandırılması, önlenmesi ve uluslararası iş birliği ile ele alınması için taraf devletlere yükümlülükler getirmiştir. Sözleşme imzacısı devletler, devletlerin rehin alma eylemini yasaklamış ve cezalandırmayı taahhüt etmiştir. 

Sözleşmenin Arka Planı: Almanya’nın Girişimleri ve Müzakereler

Almanya, Nisan 1975’te İsveç’in Stockholm kentindeki Alman Büyükelçiliği’nde yaşanan rehine krizinin ardından, sorunu Birleşmiş Milletler gündemine getirmiştir. Rehine alma karşıtı bir antlaşmanın oluşturulması, 1976 yılında Federal Almanya Cumhuriyeti tarafından başlatılan bir projedir. Rehin alma olaylarının insanlık dışı olduğu vurgulanmış ve bu suçun İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme‘yi ihlal ettiği belirtilmiştir. Silahlı çatışma halleri dışında rehin alma suçunu cezalandıran ve devletlere yükümlülük getiren uluslararası bir düzenleme bulunmadığı için, Almanya’nın önerisi desteklenerek gündeme alınmış ve Ad Hoc Komite’ye sevk edilmiştir

Müzakereler devam ederken, uluslararası alanda rehine alma olayları da sürmüştür. Bunlardan bazıları:

  • 1976’da Entebbe Havaalanı’ndaki uçak kaçırma olayı,
  • 1977’de Somali’ye giden bir Alman uçağının kaçırılması,
  • 1979’da Tahran’daki ABD Büyükelçiliğinin işgali.

Bu olaylar, sözleşmeye olan ihtiyacı daha da güçlendirmiştir. 1977-1979 yıllarında Rehine Almalara Karşı Uluslararası Sözleşme Taslağı Hazırlama Geçici Komitesi tarafından yapılan çalışmalar sonucunda nihayet Rehineler Sözleşmesi hazırlanmıştır.

‘REHİNE ALINMASINA KARŞI ULUSLARARASI SÖZLEŞME

Bu Sözleşmeye Taraf olan Devletler,

Birleşmiş Milletler Beyannamesinin, uluslararası ‘barış ve güvenliğinin idamesine ve devletler arasında dostane ilişkiler ve işbirliğinin desteklenmesine dair, prensip ve amaçlarını hatırda tutarak,

İnsan Halkları Evrensel Beyannamesinde ve Medenî ve Politik Halklar Uluslararası Sözleşmesinde öngörüldüğü üzere, herkesin özellikle yaşama, hürriyet ve kişi güvenliği haklarına sahip bulunduğunu kabul ederek,

Genel Asamblenin diğer ilgili kararlarında olduğu gibi, Birleşmiş Milletler Beyannamesine uygun olarak, Devletler arasında dostane ilişkileri ce işbirliğini ilgilendiren Devletler Hukuku Prensipleri Hakkındaki Deklarasyon ve Birleşmiş Milletler Beyannamesinde zikredildiği üzere, halikların eşitliği ve self – determinasyon hakları, kuralını yeniden teyit ederek,

Rehine almanın uluslararası toplumu ciddî şekilde ilgilendiren bir suç olduğunu ve bu Sözleşme hükümlerine uygun olarak rehine allıma suçunu işleyen herkesin ya kovuşturulacağım ya da iade edileceğini düşünerek,

Uluslararası terörizmin tezahürleri olarak tüm rehine alma fiillerinin önlenmesi, kovuşturulması ve cezalandırılması için etkin tedbirlerin hazırlanması ve kabul edilmesinde, Devletler arasında uluslararası işbirliğinin geliştirilmesinin acil olarak gerekli bulunduğuna kani olarak,

MADDE 1

1. Bir başka şahıs (bundan sonra «rehine» olarak atıf yapılacaktır), bir üçüncü tarafı, yani bir Devleti, uluslararası bir kuruluşu, bir hakikî veya hükmî şahsı veya bir kişi grubunu; rehinenin serbest bırakılmasının kesin veya dolaylı bir sarftı olarak, herhangi bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlamak için cebren tutan veya hapseden ve ‘öldürmek ,yaralamak veya hapsetmeye devam etmekle tehdit eden herhangi bir şahıs, bu Sözleşmeye göre «rehine alma» suçunu işlemişidir.

2. a) Rehine  alma fiilini işlemeye teşebbüs eden veya,
b) Rehine alma fiilini işleyen veya buna teşebbüs eden kişiye, suç ortaklığı yapan şahıslar bu Sözleşmenin amaçları bakımından keza suç işlemiş addedilir.

MADDE  2

Taraf Devletler, 1 inci maddede belirtilen suçları, bu suçların ciddî niteliğini dikkate alan uygun müeyyidelerle cezalandıracaklardır.

MADDE : 3 

1.Taraf Devletlerden birinde rehine alınma olayı vuku bulduğu hallerde bu taraf devlet, rehinenin durumunu kolaylaştırmak, özellikle serbest bırakılmasını sağlamak ve serbest bırakılmasından sonra gerekiyorsa bu ülkeden ayrılmasını kolaylaştırmak için uygun göreceği tüm tedbirleri alacaktır.

2. Rehine alma suçu işleyen tarafından bu fiil sırasında ele geçirilen herhangi bir eşyaya, taraf Devletçe el konulduğu takdirde, bu Devlet mümkün olduğu anda bu eşyayı (rehineye veya olayın durumuna (göre 1 inci maddede belirtilen üçüncü tarafa veya bunların münasip yetkili makamlarına iade edecektir.

MADDE 4

Taraf Devletler 1 inci maddede belirtilen suçların önlenmesinde, özellikle;

a) Ülkelerinde rehine alma eylemlerinin işlenmesinde, cesaret veren, kışkırtan, düzenleyen veya dahil olan kişilerin, grupların ve teşekküllerin kanun dışı faaliyetlerinin yasaklanması dahil olmak üzere, bu suçların ülkeleri içinde veya dışında işlenmesi amacıyla kendi ülkelerinde hazırlık yapılmasını önlemek için pratik tüm tedbirleri alarak,

b) Bu suçların işlenmesini önlemek için bilgi teatisinde bulunarak ve uygun görülecek idarî ve diğer tedbirlerin alınmasında ‘koordinasyon sağlayarak,

İşbirliği yapacaklardır.

MADDE 5

1. Her taraf Devlet, 1 inci maddede belirtilen suçlardan herhangi birisinin;

a) Kendi ülkesinde veya bu Devlette kayıtlı bir gemi veya uçakta;
b) Kendi uyruklularından herhangi (birisi veya bu Devletin uygun bulması halinde, ülkesinde mutad ikametgâhı bulunan vatansız kişiler tarafından;
c) Bu Devleti herhangi bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlamak için; veya,
d) Bu Devletin uygun görmesi kaydıyla kendi uyruğu olan bir rehine İle ilgili olarak,

İşlenmesi halinde, bu suçlara kendi yargı yetkisini tesis etmek için gerekli olabilecek tedbirleri alacaktır.

2. Her Taraf Devlet, 1 inci maddede (belirtilen suçları işlediği iddia olunan sanığın, kendi ülkesinde bulunması ve onu, bu maddenin 1 inci paragrafında zikredilen devletlerden (herhangi birisine iade etmemesi hainde 1 inci maddede belirtilen suçlar üzerinde kendi yargı yetkisini tesis etmek için lüzumlu görülebilecek tedbirleri de aynı şekilde alacaktır.

3. Bu Sözleşme, iç hukuka uygun olarak yerine getirilen ceza yargısını bertaraf etmez.

MADDE 6

1. Ülkesinde suç işlediği iddia olunan sanığın bulunduğu herhangi bir Taraf Devlet, şartların o şekilde gerektirdiği kanısında ise, kendi kanunlarına uygun olarak sanığı nezarete koyacak veya herhangi bir ceza veya iade kovuşturmasının başlatılmasına imkân verecek bir zaman süresince o ülkede bulunmasını sağlamak için ‘başka tedbirleri alacaktır. Bu Taraf Devlet, olaylar hakkında derhal bir ön soruşturma yapacaktır.

2. Bu maddenin 1 inci paragrafında atıf yapılan nezarete alma ve öteki tedbirler gecikilmeden doğrudan veya Birleşmiş Miletler Genel Sekreteri vasıtasıyla,

a) Suçun işlendiği Devlete; ,
b) Aleyhine zorlama yapılan veya buna teşebbüs edilen devlete;
c) Aleyhine zorlama yapılan veya buna teşebbüs edilen gerçek veya tüzelkişinin uyrukluğunu taşıdığı devlete;
d) Rehinenin, uyrukluğunda bulunduğu veya ülkesinde mutad ikametinin bulunduğu Devlete;
e) Suçu işlediği iddia olunan sanığın uyrukluğunda olduğu veya sanık vatansız kişi ise, mutad ikametgâhının bulunduğu Devlete;
f)’ Aleyhine zorlama yapılan veya buna teşebbüs edilen Hükümetlerarası Uluslararası kuruluşa;
g) İlgili diğer tüm Devletlere;

bildirecektir.

3. Hakkında bu maddenin 1 inci paragrafında atıf yapılan tedbirler alman her şahıs;

a) Gecikmeksizin uyrukluğunda olduğu veya bir başka sebeple kendisi ile haberleşmeye yetkili devletin en yakın münasip temsilci ile veya vatansız kişi ise, mutad ikametgâhının bulunduğu Devlet ile haberleşme;
b) Bu Devletin bir temsilcisi tarafından ziyaret edilme;

Hakkına haiz olacaktır.

4. Bu maddenin 3 üncü paragrafında atıf yapılan haklar rehin alma suçu işlediği iddia edilen sanığın ülkesinde bulunduğu Devletin kanun ve kurallarına uygun olarak kullanılacaktır. Bununla birlikte anılan kanun ve kurallar, bu maddenin! 3 üncü paragrafında düzenlenen hakların amacına geçerlilik sağlayacak şekilde (olmalıdır.

5. Bu maddenin 3 ve 4 üncü paragrafları hükümleri, herhangi bir taraf Devletin, 5 inci maddenin 1 (b) paragrafına uygun olarak yangı yetkisini öne sürmesine ve Kızılhaç Uluslararası Komitesini sanık ile haberleşmeye ve onu ziyarete davet etme hakkına halel getirmeyecektir.

6. Bu maddenin 1 inci paragrafında öngörülen hazırlık soruşturmasını yapan Devlet vardığı sonuçlara dair raporunu derhal bu maddenin 2nci paragrafında atıf yapılan devletlere veya teşekküllere bildirecek Ve yangı yetkisini kollanıp, kullanmayacağını belirtecektir.

MADDE 7

Taraf olan Devletin rehine alma suçu işlediği iddia edilen sanık hakkında kovuşturma yapması halinde, kemdi kanunlarıma uygun olarak, kovuşturma sonucunu, ilgili devletler ve alakalı Uluslararası Hükümetlerarası kuruluşlara intikal ettirecek olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildireceklerdir.

MADDE 8

1. Rehine alma suçunu işlediği iddia edilen sanığın ülkesinde bulunduğu Taraf Devlet, bu kişiyi iade etmediği takdirde, hiçbir istisnaya) tabi olmadan ve suçun, ülkesinde işlenip işlenmediğine bakmadan, olayı o Devlet kanunlarına uygun olarak kovuşturma yapılmak üzere yetkili mercilere intikale ettirmekle yükümlü olacaktır.

Bu yetkili merciler, o devlet kanunlarına göre ciddî nitelikte herhangi bir olağan suçla ilgili davada olduğu gibi, aynı şekilde karar alacaktır.

2. 1 indi maddede belirtilen suçlardan herhangi birisi ile ilgili alarak, hakkında kovuşturmaya tevessül edilen herhangi bir şahsa, kovuşturmanın bütün aşamalarında, o ülke kanunlarının bahşettiği tüm haklar ve teminatlardan yararlanma dahil olmak üzere, adilane muamele yapılması garanti edilecektir.

İMADDE! 9

Bu Sözleşmeye uygun olarak suç işlediği iddia edilen sanığın iade talebi, talepte bulunulan Devletin aşağıdaki önemli nedenlerin bulunduğuna ikna olması halinde yerime getirilmeyecektir.

a) 1 inci maddede belirtilen suç için iade talebinin, bir şahsın ırkı, dini, milliyeti, etnik menşei, veya siyasî görüşü sebebiyle kovuşturulması için yapılmış olması;
veya;
b) İadesi talep olunan kişinin durumundun;

i) Bu paragrafın (a) alt paragrafındaki herhangi bir sebeple, veya
ii) Sanığı korumakla yükümlü ülkenin yetkili makamlarının kendisiyle irtibat kurma imkânı olmaması hali,

2 Bu Sözleşmede tanımlanan suçlarla ilgili olarak, Taraf Devletler arasında yürürlükte olan iade sözleşmeleri ve anlaşmaları, bu Sözleşme ile uyumlu olmadığı nispette taraflar arasında tadıl edilir.

MADDE 10

1. 1inci maddede belirtilen suçlar, Taraf Devletler arasında mevcut herhangi bir iade sözleşmesinde, iadesi mümkün suçlar arasına girmiş sayılacaktır. Taraf Devletler bu suçları, aralarında yapılacak her iade sözleşmesinde iadesi mümkün suçlar arasına dahil etmeyi üstlenmişleridir.

2. İadeyi bur sözleşmenin mevcudiyeti şaftına ‘bağlayan bir Taraf Devlet, aralarında iade sözleşmesi bulunmayan diğer bir Taraf Devletten iade talebi aldığı takdirde, iade talep edilen Devlet 1nci maddede belirtilen suçlarla ilgili olarak, bu Sözleşmeyi ‘kendi tercihine göre hukukî bir mesnet olarak düşünebilir. İade işlemi, talep edilen Devlet kanunu tarafımdan öngörülen diğer şartlara tabi tutulacaktır.

3. İadeyi bir sözleşmenin mevcudiyetine bağlı tutmayan Taraf Devletler; 1 inci maddede belirtileri suçları, talep edilen Devletin kanununda öngörülen şartlara bağlı olarak, iadesi mümkün suçlar olarak tanıyacaklardır.

4. 1 inci maddede belirtilen suçlar, Taraf Devletler arasında iade maksadıyla, sadece vuku buldukları yerde işlenmiş sayılmayacak fakat aynı zamanda 5 inci maddenin 1 inci paragrafına uygun olarak kendi yargı yetkilerini tesis etmeleri gerekli olan devletlerin ülkesinde işlenmiş sayılacaktır.

MADDE 11

1 inci maddede belirtilen suçlarla ilgili ceza kovuşturmaları dolayısıyla Taraf Devletler, kovuşturmalar ‘için gerekli ellerinde mevcut tüm delillerim temini dahil olmak üzere ‘birbirlerine en geniş ölçüde yardım sağlayacaklardır.

2. Bu maddemin 1 inci paragrafı hükümleri başka herhangi bir Sözleşmede yer alan karşılıklı adli yardımı ilgilendiren yükümlülükleri etkilemeyecektir.

MADDE 12

Harp mağdurlarının korunması hakkında 1949 Cenevre .Sözleşmelerini veya bu sözleşmelere Ek Protokollerin muayyen bir rehine alma olayına uygulanabildiği durumlarda, Taraf Devletler bu sözleşmelerle, rehine alanı kovuşturmak veya teslim etmek yükümlülüğü altında bulundukları sürece, işbu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Beyannamesine uygun olarak Devletler arasında dostane ilişkiler ve işbirliğini ilgilendiren Devletler Hukuku Prensipleri Hakkındaki Deklarasyon ve Birleşmiş Milletler Beyannamesinde ifadesini bulan self determinasyon haklarını kullanmada koloni hâkimiyetine ve yabancı işgaline ve ırkçı rejimlere karşı halkların savaşmasında 1977 tarihli 1 numaralı Ek Protokolün 1 inci maddesinin 4 üncü paragrafında zikredilen silahlı çatışmalar dahil olmak üzere, 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve bunlara bağlı Protokollerde tanımlanan silahlı çatışmalar sırasında işlenen bir rehine alma olayına uygulanmayacaktır.

MADDE 13

Bu Sözleşme, suçun tek bir devlette işlenmesi, rehinenin ve suçu işlediği iddia olunan sanığın ,bu Devletin uyruklusu olması ve suçu işlediği iddia olunan sanığın da bu Devlet ülkesinde bulunmaması halinde uygulanmayacaktır.

MADDE 14

Bu Sözleşmedeki hiçbir hüküm, Birleşmiş Milletler Beyannamesine ters düşecek biçimde bir ,Devletin ülke bütünlüğünü ve siyasî bağımsızlığınım ihlal edilmesini haklı kılacak şekilde yorumlanmayacaktır.

MADDE 15

Bu Sözleşme hükümleri, Sözleşmenin kabul: edildiği tarihte yürürlükte olan iltica anlaşmalarının uygulanmasını, bu anlaşmalarla taraf olan devletler yönünden etkilemeyecektir; ancak bir Taraf Devlet, iltica arılaşmalarına ‘taraf olmayan bu Sözleşmeye #araf ‘bir diğer Devletle ilgili olarak iltica anlaşmalarına başvurmayabilir.

MADDE 16

1. Bu Sözleşmenin uygulanması ve yorumlanmasıyla ilgili olarak iki veya daha ziyade Taraf Devlet arasında müzakere ile halledilemeyen herhangi bir ihtilaf, bunlardan birisinin istemi üzerime hakeme havale edilecektir. Hakem için istemin yapıldığı tarihten itibaren altı ay içinde Taraflar hakemin teşkili hususunda anlaşmaya varamazlarsa bu taraflardan herhangi bir ihtilafı mahkeme statüsüne uygun (bir talep ile Milletlerarası Adalet Divanına intikal ettirebilir.

2. Her Devlet bu Sözleşmenin imzalama veya onaylama .zamanında veya katılma sırasında bu maddenin 1inci paragrafı ile bağlı olmadığını beyan edebilir. Diğer Taraf Devletler, böyle bir rezervasyonda bulunmuş herhangi bir Taraf Devletle ilgili olarak bu maddemin 1 inci paragrafı ile bağlı olmayacaklardır.

3. Bu maddenin 2nci paragrafına uygun olarak rezerv koyan herhangi bir Taraf Devlet Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapılacak bildiri ile bu rezervi herhangi bir zamanda geni alabilir.

MADDE 17

1. Bu Sözleşme, New York’ta Birleşmiş Milletler Merkezinde 31 Aralık 1980 tarihine kadar tüm devletlerin imzasına açıktır.

2. Bu Sözleşme, onaylamaya tabidir. Onaylama belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi olunacaktır.

3. Bu Sözleşme, herhangi bir Devletin katılmasına açıktır. Katılma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi olunacaktır.

MADDE 18

1. Bu Sözleşme, yirmilikti onaylama Veya kaltıtoıa belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine /tevdu edildiği tarihli tafâlbeden otuzuncu |gün yürürlüğe girecektir.

2. Yirminci onaylama veya katılma belgesinin tevdiinden sonra Sözleşmeyi onaylayan veya katılan her Devlet için, Sözleşme böyle, bir onaylama veya katılma belgesinin tevdii tarihini takip eden otuzuncu günü yürürlüğe girecektir.

MADDE 19

1. Herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Geneli Sekreterine hitaben yapacağı yazılı bildirim ile bu Sözleşmenin feshini ihbar edebilir.

2. Böyle bir feshi ihbar, bildirimin Birleşmiş Milletler Genel Sekreter tarafından alındığı günü takip eden bir yıl içinde yürürlüğe girecektir.

MADDE 20

Bu Sözleşmenin Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca aynı şekilde geçerli orijinal metinleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

BM Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşmeye Türkiye’nin Koyacağı İhtirazı Kayıt Metni

Türk Hükümeti, Rehine Alınmasına Karışı Uluslararası Sözleşmeye karıtılırken sözleşmenin 16ncı maddesinin 2nci paragrafı muvacehesinde, bu maddenin 1inci paragrafı hükümleriyle kendini bağlı saymayacağını beyan eder.

Mahmut Şerafettin Dikerdem

0
Mahmut Dikerdem

Mahmut Şerafettin Dikerdem, 6 Ocak 1916 tarihinde İstanbul’da doğdu ve 3 Ekim 1993’te yine İstanbul’da yaşamını yitirdi. Gazeteci ve yazar Mehmet Ali Birand’ın dayısıdır.

Diplomatik Görevleri 
Yazın Hayatı ve Eserleri 

1960’tan sonra “Mehmet Bora”, “Mahmud Ferhad” adlarıyla YönÖncü ve Forum gibi gazete ve dergilerinde yazdı.

1976’dan başlayarak PolitikaMilliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde güncel dış sorunlara ilişkin yazıları çıktı.

“Ortadoğu’da Devrim Yılları: Bir Büyükelçinin Anıları“, “Türkiye Barış Derneği Davası: Sorgular – Savunmalar”, “Hariciye Çarkı”, “Direnenler: Barışın Savunmasıdır” isimi eserleri bulunmaktadır.

Hakkında, “Barış Elçisi Dikerdem” ve “Barışın Büyükelçisi: Mahmut Dikerdem” isimleri ile kitaplar yazılmıştır.

Barış Derneği ve Yargılanması 

Dikerdem, 1972 yılında kurulan ve 1977’de “nükleer silahların yasaklanması ve tüm askeri ittifakların kaldırılması” talebiyle kamuoyunun karşısına çıkan Barış Derneğinin Kurucu Başkanlığını üstlendi. Barış Derneği 1979 yılında Sovyetler Birliği’nin ve diğer sosyalist ülkelerin Soğuk Savaş döneminde barış ve silahsızlanma politikasında önemli rol üstlenenle Dünya Barış Konseyine üye oldu.

12 Eylül darbesinin ardından, İstanbul 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından, 23 Şubat 1982 tarihinde, Barış Derneği’nin 44 yöneticisi ile birlikte hakkında tutuklama kararı verildi ve cezaevinde işkence gördü. 17 Mayıs 1982 tarihinde hakkında iddianame düzenlendi ve Türkiye Barış Derneği Davası açıldı. İddianamede, derneğin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği taraftarı olduğu, Türkiye’deki düzene ve bu düzeni sağlayan ittifaklara, NATO’ya karşı olduğu, mevcut düzeni yıkarak yerine Marksist bir düzen getirmeyi amaçladığı ileri sürülerek sanıkların Türk Ceza Kanununun 141 ve 142. maddelerine göre cezalandırılması istendi. İstanbul Barosu önceki başkanlarından Orhan Ali Apaydın ile birlikte yıllarca yargılandı ve hüküm giydi. Karar daha sonra bozuldu. Barış Derneği Davası sanıklarından olan CHP Adana Milletvekili İsmail Hakki Öztorun yargılama devam etmekte iken 20 Haziran 1986’da hayatını kaybetti. Sanıklardan, İstanbul Barosu eski Başkanı Orhan Adli Apaydın ise 28 Şubat 1986 tarihinde yaşamını yitirdi. Dava sonunda tüm sanıklar beraat etti.

1982 yılında İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesindeki duruşmada yargıçlara şu şekilde seslenmesi ile tarihe geçti: “İçtenlikle inanıyorum ki, beni yetiştiren ve her şeyimi ona borçlu olduğum halkıma yaşamım boyunca mütevazı bir hizmette bulunabilmişsem; bunu otuz yedi yıllık mesleki görevimden çok, üç buçuk yıllık Barış Derneği Başkanlığı’nda yerine getirebildim.”

Hariciye Çarkı : Anılar / Mahmut Dikerdem

“Mahmut Dikerdem’in anıları Hariciyeyi anlamak için paha biçilmez bir kaynak. Türkiye’nin dış politikasına ve Hariciye mesleğine eleştirel bakabilen bir gözün anlattıkları, bugüne kadar bakanların ve elçilerin anıları dışında büyük ölçüde gizli bir kutu olarak kalan Hariciyeyi anlamak için çok kıymetli. Devletin kurumlar ve kadrolar bütünü olduğu düşünülürse Türkiye Cumhuriyeti devletinin dış politikasını yürütenlerin öncelikleri, meslek alışkanlıkları, akıl yürütme biçimleri özellikle önem taşıyor. Dikerdem’in anıları bugüne kadar Hariciyecilerin yazdığı anılar arasında bu açıdan en tatmin edici olanı dersek abartmış olmayız.

Marksist bir Hariciyecinin nasıl olup da Türkiye Cumhuriyeti’ni dışarıda temsil eden en yüksek kademeye, büyükelçiliğe terfi edebildiği ve bu kritik görevi uzun yıllar sürdürebildiği kitabın bize sordurduğu soruların başında geliyor.”  Doç. Dr. Cangül Örnek (Arka Kapak Yazısı)

Orhan Adli Apaydın

0

Avukat Orhan Adli Apaydın, 1926 yılında doğmuş, İstanbul Haydarpaşa Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne kaydını yaptırmıştır. Apaydın’ın babası cumhuriyet tarihinin ilk faili meçhul cinayetinin kurbanı olan Ağır Ceza Reisi Ali Rıza Bey; kardeşi ise kendisi gibi ünlü bir hukukçu olan Burhan Apaydın‘dır.

Genç yaşta yazarlığa başlamış ve henüz öğrencilik yaşamı devam dietmekte iken 1945-1946 yıllarında Vakit Gazetesinde yazıları yayınlanmıştır. 1945-50 arasında Yeniden Doğuş adlı bir düşün ve edebiyat dergisini çıkarmıştır. 1948 yılında fakülteyi bitirdikten sonra stajını tamamlayarak 1949 yılında başladığı Avukatlık mesleğine devam ederken yöneticisi olduğu Yeniden Doğuş dergisi ile Dünya ve Milliyet gazetelerine yazılar yazmıştır.

Orhan Apaydın ve Burhan Apaydın’ın avukatlık Ruhsatnameleri

Politik Yaşamı ve Sosyal Faaliyetleri

Avukat Orhan Adli Apaydın, 1947 yılında kurulan Hür Fikirleri Yayma Cemiyetinin kurucuları arasında yer almıştır. 27 Mayıs Darbesi’nden sonra, İstanbul Barosu yönetim kurulunun yasaklamasına rağmen Yassıada duruşmalarında ağabeyi Burhan Apaydın ve Hüsamettin Cindoruk ile birlikte savunma avukatlığı yapmış, Adnan Menderes’in avukatlığını üstlenmiş ve ceza davalarındaki savunmalarıyla tanınmıştır.

1961 seçimlerinde Adalet Partisi'nden Ankara Milletvekili seçilen Av. Burhan Apaydın ve Aydın Milletvekili Av. Orhan Adlî Apaydın kardeşler TBMM'de.

Apaydın, 1961 yılında Adalet partisinden Aydın milletvekili seçilmiş, 1962 yılında bu partiden istifa ederek bağımsız milletvekili olmuş, 1965 yılına kadar süren meclis çalışmalarında işçi haklarını savunmuş, Sendikalar Kanunu ve Grev-Lokavt Kanununun hazırlanmasında katkılar vermiştir. 1972 yılında kurulan Barış Derneği kurucuları arasında yer almış, bu dernek nedeniyle 12 Eylül darbesinden sonra yargılanmıştır.

1965 yılında milletvekilliğinin sona ermesinden sonra Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) hukuk danışmanlığını yürütmüştür.

1970 yılında sonra Cumhuriyet Gazetesinde yazıları yayınlanmış, 1975 yılında ise Türkiye Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu üyeliğine getirilmiştir.

Orhan Adli Apaydın, 1976 yılında İstanbul Barosu başkanı seçilmiş ve ardı ardına üç dönem başkanlık görevine devam etmiştir. Dünya barolar birliği başkan vekilliği görevini de yürütmekte iken 12 Eylül askeri darbesi gerçekleşmiş, darbeciler tarafından yargılanan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) yöneticilerinin savunmasını üstlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Merkezinin İstanbul’daki kurucuları arasında yer almıştır.

Barış Derneği kurucuları arasında yer aldığı gerekçesiyle 1982 yılında tutuklanmış, Türkiye Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu üyeliği yaptığı için hakkında dava açılmıştır. Baro Başkanlığı görevine 1983 yılına kadar devam etmiş ancak  1983 yılında Adalet Bakanı tarafından Baro Başkanlığı görevinden alınmıştır.

Yargılaması devam etmekte iken 1982 yılında Uluslararası Hukukçular Birliği tarafından Pierre Cot Ödülü’ne layık görülmüş, aynı yıl Paris Vincent Üniversitesi tarafından kendisine onursal hukuk doktoru unvanı verilmiştir. 

Ağır sağlık sorunları devam ettiği için Apaydın yurt dışına çıkış yasağı getirilerek tahliye edilmiş, tutuksuz olarak yargılaması devam etmekte iken 28 Şubat 1986 tarihinde ve 60 yaşında, geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşama veda etmiştir. Apaydın’ın naaşı Zincirlikuyu Mezarlığı‘nda aile kabristanına defnedilmiştir. İstanbul barosu‘nun bulunduğu sokağa ve İstanbul Barosu konferans salonuna Orhan Adli Apaydın’ın adı verilmiştir.

Orhan Adli Apaydın anısına Hukuk ve İnsan Hakları Ödülleri oluşturulmuş, hakkında birçok konferanslar düzenlenmiş ve konferanslardaki tebliğler kitaplaştırılmıştır. 

Orhan Adli Apaydın’ın Eserleri 

1978 yılında ise “Kim Öldürüyor Niçin Öldürüyor – Dünyada ve Türkiye’de terör üstüne bir inceleme ve araştırma” ismiyle terör olaylarının kaynaklarını ve odaklarını inceleyen bir eser kaleme almıştır. 

Türk-İş’in Politik Yönü (1969) adlı bir de inceleme yayımlamıştır. 

Kim Öldürüyor Niçin Öldürüyor – Dünyada ve Türkiye’de terör üstüne bir inceleme ve araştırma – Orhan Apaydın

12 Eylül Askeri Darbesi, Yargılanması ve Ölümü

Darbe döneminde İstanbul Barosu Başkanı ve Dünya Barolar Birliği Başkan Vekili olan Avukat Orhan Adli Apaydın, darbe yönetimine karşı ders niteliğinde bir hukuk mücadelesi vermiş, avukatlık görevinden uzaklaştırılmak amacıyla, Yazarlar Sendikası Yöneticiliği sırasındaki yasal faaliyetleri bahane edilerek hakkında dava açılmış ancak bu dava beraat ile sonuçlanmıştır.

İstanbul Barosu Arşivinden

Türkiye Barış Derneği Davası

Yazarlar Sendikası davasından beraat etmesi üzerine Barış Derneği Yönetim Kurulu üyesi olduğu gerekçesiyle açılan dava sonucunda 12 Eylül dönemini hapishanede geçirmiş, İstanbul 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından, 23 Şubat 1982 tarihinde, Barış Derneği’nin 44 yöneticisi hakkında, tutuklama kararı verilmiştir. Apaydın ile birlikte Mahmut Dikerdem, Reha İsvan, Erdal Atabek, Aykut Göker, Tahsin Usluoglu, Haluk Tosun, Şefik Asan, Aybars Ungan, Ali Taygun, Uğur Kökden, Metin Özek, Niyazi Dalyancı, Ataol Behramoğlu, Ali Sirmen, Gencay Saylan, Ergun Elgin, Orhan Taylan, Hüseyin Bas, Nedim Tarhan, Mustafa Gazalci, İsmail Hakkı Öztorun, Nurettin Yılmaz, Kemal Anadil ve Melih Tümer tutuklanarak cezaevine konulmuştur.

17 Mayıs 1982 tarihinde sanıkları hakkında iddianame düzenlenerek Türkiye Barış Derneği Davası açılmıştır. İddianamede, derneğin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği taraftarı olduğu, Türkiye’deki düzene ve bu düzeni sağlayan ittifaklara, NATO’ya karşı olduğu, mevcut düzeni yıkarak yerine Marksist bir düzen getirmeyi amaçladığı ileri sürülmüş, sanıkların Türk Ceza Kanununun 141 ve 142. maddelerine göre cezalandırılması istenmiştir.

Apaydın’ın tutuklanması üzerine Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi bir tavsiye kararı alarak serbest bırakılmasını istemiştir. Paris Barosu, Türkiye’ye başvurarak Apaydın’n serbest bırakılmasını istemiş, avukatlar göndererek duruşmaları takip ettirmiştir. Yargılaması devam etmekte iken, Adalet Bakanlığı tarafından Avukatlık Yasasında bir değişiklik yapılarak tutuklanmış ve görevinden alınmıştır. Görevden alınmasına karşın Dünya Barolar Birliği Başkan Vekilliği görevi devam etmiştir.

Dava sırasında ağır sağlık sorunları olan Apaydın, tutuklu olduğu dönemde sevk zincirine ve prangaya karşı çıkarak hastaneye gitmeyi reddettiği için böbrek yetmezliği yaşamıştır.

Türkiye Barış Derneği’ne ilişkin ikinci bir dava daha açılmış, ikinci davada,  birinci davanın avukatları olan Halit Çelenk, Turgut Kazan, Turgut Arınır, Atilla Coşkun, Nezahet Gündoğmuş, Rasim Öz, Mustafa Özkan ve Ali Sen, avukatlık görevlerinden uzaklaştırılmıştır. 18 Mart 1986’da iki dava birleştirilerek tek dava haline gelmiştir.

Türkiye Barış Derneği Davası sürerken, dava sanıkları 1984 Nobel Barış Ödülü için aday gösterilmiştir.

Dava devam etmekte iken, sanıklardan Metin Özek’in de üyesi bulunduğu Savaşa Karşı Hekimler, Nobel Barış Ödülü’nü almıştır.

Dava sanıklarından İstanbul Barosu eski Başkanı Orhan Adli Apaydın 28 Şubat 1986 tarihinde, CHP milletvekili İsmail Hakki Öztorun ise 20 Haziran 1986’da hayatını kaybetmiştir.

Türkiye Barış Derneği Davası 21 Nisan 1991’de tüm sanıkların beraatıyla sona ermiştir.

Apaydın’ın hapishane arkadaşı olan Ataol Behramoğlu; “Orhan Apaydın, bir insanın kırılgan denecek kadar narin, zarif, fakat aynı zamanda çeliksi bir bükülmezliğe sahip oluşunun eşsiz örneğidir. Benim gözümde bir insanlık ve hukuk anıtıdır.” demiştir.

Mehmet Durakoğlu ve Ümit Kocasakal, Orhan Adli Apaydın’ın mezarında

İstanbul Barosunun Mühürlenmesi

İstanbul Barosu, başkan Apaydın döneminde darbe hukukuna karşı mücadele verdiği için tarihinde ilk kez 12 Eylül 1980 cuntası tarafından kapısına kilit vurularak mühürlenmiştir. Utanç mührü İstanbul Barosu binasının girişinde sergilenmektedir.

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, “Darbe yönetimi İstanbul Barosu’nun kapısını mühürlediğinde sandı ki baroyu ve avukatları susturacak. Öyle olmadı. Avukatlar da kendi barolarının kapanmış olmasına rağmen mücadeleyi hiçbir zaman bırakmadılar. Prangalar ve darbeler bizi susturamaz” demiştir.

12 Eylülde İstanbul Barosunun kapısına vurulan mühür halen baroda sergilenmektedir. 

Kütüphanesi İstanbul Barosuna Bağışlandı

Orhan Adli Apaydın ve kardeşi Burhan Asri Apaydın’ın Sirkeci Palas Han’daki Hukuk Bürosunda bulunan kitapları ailesi tarafından İstanbul Barosu’na bağışlanmıştır. Burhan Asri Apaydın’ın eşi Beyhan Apaydın ile Av Orhan Adli Apaydın’ın oğlu Hüseyin Apaydın tarafından bağışlanan kitaplar İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Ufuk Özkap ve Baro Hukuk Müşaviri Av. Atilla Özen tarafından teslim alınarak Baro Kütüphanesine getirilmiştir.

Av.Orhan Apaydın ve Av.Burhan Apaydın’ın Kitapları İstanbul Barosuna Bağışlandı

Psikiyatri Meslek Etiği İlke ve Kuralları

0

Psikiyatri Meslek Etiği İlke ve Kuralları, Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) tarafından yayınlanmıştır.

TPD; 1995’te kurulmuştur ve Türkiye’de mesleğini uygulayan psikiyatri hekimlerinin çatı meslek örgütüdür.

İlke ve kurallar, derneğin 22 Haziran 2002 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulunda Ruh Hekimliği (Psikiyatri) Meslek Etiği Kuralları adıyla kabul edilmiştir. Ancak, çağcıl gelişmelere göre güncelleme yapma gereği doğmuş, 2024 yılında yeni versiyonu yayınlanmıştır. 

2021 yılında TPD Etik İlkeleri Güncelleme Görev Grubu kurulmuştur. Görev grubunda, Ayşe Ceren Kaya, Ayşegül Yay, Berna Diclenur Uluğ, Gonca Aşut, İbrahim Fuat Akgül, Raşit Tükel ve Simavi Vahip yer almıştır. Görev grubu, yenilenmiş uluslararası metinleri ve yapılan çalışmaları ayrıntılı olarak değerlendirdikten sonra taslak metin oluşturmuştur. 18 Haziran 2023’te TPD Etik İlkeleri Güncelleme Toplantısı’nda tartışmaya açılmıştır. Gelen öneriler değerlendirilmiş, güncellenmiş Etik Kurallar metninin nihai taslağı Ekim 2023’te 59. Ulusal Psikiyatri Kongresi’ne sunulmuştur.

Nihai metin, iki yıllık bir çalışma döneminin ardından TPD 21. Olağan Genel Kuruluna getirilmiştir. 21 Nisan 2024 Pazar günü, Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mazhar Osman Eğitim ve Toplantı salonunda gerçekleşen kurulda etik ilke ve kurallar kabul edilerek derneğin web sitesinden yayınlanmıştır. 

TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ PSİKİYATRİ MESLEK ETİĞİ İLKE VE KURALLARI 

Giriş

Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Türkiye’de mesleğini uygulayan psikiyatri hekimlerinin çatı meslek örgütüdür.

TPD, üyelerinin sürekli eğitimi ve sürekli mesleki gelişimi, psikiyatri hizmetlerinin niteliğinin yükseltilmesi ve geliştirilmesi, hasta ve hasta yakınlarının savunuculuğu ve her yönden desteklenmesi ve toplumun bilgilendirilmesi için çalışır. Tüm bu amaçlar doğrultusunda yerel ve merkezi karar vericiler ve yöneticilerle birlikte yapılan çalışmalara katılma sorumluluğunu üstlenir.

TPD, bu çalışmaların tümünü en yüksek etik standartları sağlayarak yürütür. Psikiyatri Meslek Etiği İlke ve Kuralları, bu standartların psikiyatri hekimlerine ve topluma bildirimidir.

Psikiyatri Hekimliği Meslek Etiği İlke ve Kuralları, uluslararası sözleşmeler, bildirgeler ve başta hekimlik etik ilkeleri olmak üzere ulusal ve uluslararası etik ilke ve kuralları temel alır, düzenli olarak gözden geçirilir ve güncellenir.

Bu metin, psikiyatri hekimlerinin mesleki eğitim almaya başladıkları andan itibaren ve tüm meslek yaşamları boyunca uymaları gereken ilke ve kuralları içerir.

1. Bölüm: Genel İlkeler

Psikiyatri Hekiminin Yükümlülükleri
Madde 1.

Mesleğin saygınlığı iyi hekimlikten geçer; bu saygınlık toplum ve bireylerle kurulan güven ilişkisine dayanır.

Psikiyatri hekimi toplum ruh sağlığının korunması ve ruhsal hastalıkların önlenmesi, ruhsal bozukluğu olanların tanısal değerlendirmesi, tedavisi, esenlendirmesi ve ruh sağlığının geliştirilmesinden sorumludur. Çağdaş bilimsel bilgiler ve etik ilkelerle uyumlu en iyi tedaviyi sunarak hastalara ve yakınlarına hizmet verir. Bu hizmeti verirken genel tıp etiği ilkelerine ve psikiyatri hekimliği etik kurallarına uyar.

Mesleğini en iyi şekilde uygulayabilmek için sürekli eğitimin gerekli olduğunu bilir. Psikiyatri alanındaki bilimsel gelişmeleri yakından izler, bunları uygulamalarına yansıtır ve yeni bilgileri meslektaşlarıyla paylaşır. Araştırmalarının amacı psikiyatri alanındaki bilimsel bilgiye katkıda bulunmaktır.

Ruh sağlığı hizmetinin genel sağlık hizmetinin bir parçası olduğu ve bir ekip içerisinde verildiğinin bilinciyle, gerektiğinde diğer tıp mensupları ya da ruh sağlığı alanında çalışanlar ile iş birliği yapar. Bu iş birliğinde diğer disiplinlerde ya da ruh sağlığı hizmet sunumunda çalışanların eğitim, beceri ya da etik nitelikler açısından yetkin olup olmadıklarını göz önünde tutar.

Psikiyatri hekimliği meslek sınırları içinde yer alan hekimlik görev ve yetkilerini farklı meslektaşlarına, diğer ruh sağlığı çalışanlarına ve tıp dışı kişilere devretmez.

Madde 2.

Psikiyatri hekimi sağlık hakkının sosyal belirleyicilerle birlikte bütünsel bir yaklaşımla olanaklı olduğunun ve bu hakkın gerçekleştirilmesi yönündeki toplumsal sorumluluğunun farkındadır. Toplumsal adalet ve herkes için eşitliğin uygulayıcısı ve savunucusudur.

Hekimin Yansızlığı
Madde 3.

Psikiyatri hekimi her durumda hastaları arasındaki siyasal görüş ve politik aidiyetler, dini inanç, milliyet, etnik köken, yurttaşlık bağı, ırk, renk, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsiyet ifadesi ve cinsel yönelim, yaş, medeni durum, gebelik, suç geçmişi, özgürlüğünden yoksun bırakılma durumu, engellilik, bedensel ve ruhsal hastalıklar ve özellikler, sosyoekonomik durum, sağlık güvencesi bakımından farklılıkların görevini engellemesine izin vermez. Hasta ve yakınlarına karşı onur kırıcı, dışlayıcı ya da ayrımcılık içeren herhangi bir davranışta bulunmaz, kendi değerlerini dayatmaz.

Sır Saklama Yükümlülüğü
Madde 4.

Psikiyatri hekimi sır saklamakla yükümlüdür. Mesleğini uygularken edindiği, hastası ve bağlantılı kişilere ilişkin tüm bilgileri tıbbi, kurumsal ve yasal zorunluluklar çerçevesinde gizli tutar. Bu gizlilik, hastası ile tedavi ilişkisi sonlandıktan, hatta hastası öldükten sonra da devam eder.

Kişisel sağlık verilerini yasal temsilci, aile üyeleri veya bakım veren gibi üçüncü kişilerle ancak hastanın bilgisi ve onamı doğrultusunda ya da yasaların zorunlu kıldığı hallerde paylaşır. Karar verme yetisine sahip hastalara bilgi paylaşımı ve aktarımının gerekçesini, sınırlarını, bilginin paylaşılmaması durumunda ortaya çıkabilecek sonuçları açıklar. Karar verme yetisi bozulmuş ya da çocuk ve ergen hastaların bilgilerini hastanın çıkarına olacaksa aile üyeleri, bakım verenler veya yasal temsilcilerle paylaşır. Hastanın kendisi veya başka kişiler için ciddi ve yakın bir tehlike oluşturduğu kanaatine vardığında, bu durumu, önlem alabilecek ya da koruma sağlayabilecek kişi veya kurumlara bildirir. Hastanın onamı olsa da hastaya zarar verebileceğini düşündüğü bilgileri üçüncü kişilere açıklamaz.

Muayene, tetkik ve tedavi sürecinde oluşturduğu kayıtlarda yer alan hastasına ait bilgileri en iyi şekilde korur; kişisel verileri koruma mevzuatı çerçevesinde bireysel sorumluluğunun ve kurumların sorumluluklarının farkındadır; kişisel sağlık verilerinin gizliliği konusunda hastasını bilgilendirir. Sağlık verilerini toplum yararı için, bilimsel bilginin geliştirilmesi amacıyla, kişisel bilgilerden arındırılmış olarak kullanabilir.

Kitle İletişim Araçları, Geleneksel Medya, Yeni Medya ve Diğer Yayın Ortamlarında Yer Alma
Madde 5.

Psikiyatri hekimi kitle iletişim araçları, geleneksel medya, yeni medya ve diğer yayın ortamlarında psikiyatri hekimi kimliği ile yaptığı paylaşımlarda ve bu ortamlarla kurduğu ilişkilerde, genel meslek etiği ilke ve kurallarına uygun olarak dürüstlük, saygınlık, özerkliğe saygı, zarar vermeme ve yarar sağlama ilkelerini dikkate alır. İnsan onurunu gözetir, hastalarının, meslektaşlarının ve psikiyatri hekimliği mesleğinin onurunu korumaya özen gösterir ve zedelemekten kaçınır. Bireyleri ve toplumu bilgilendirerek ruh sağlığının korunmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunur. Paylaşımlarında yer alan bilgilerin doğru, yorumların bilimsel bilgiye uygun, tarafsız ve nesnel olmasından sorumludur.

Kitle iletişim araçları ve diğer yayın ortamlarında, kişilere onların muayenesi anlamına gelebilecek sorular sormaz, tanı koymaz, yorum yapmaz ya da öneride bulunmaz. Bu ortamlarda muayene etmediği kişilere tanı koymaz, onlar hakkında ruhsal bir değerlendirmede bulunmaz.

Muayene ettiği kişilerle ilgili bilgi vermez. Sır saklama yükümlülüğü kamuoyu önünde, kitle iletişim araçları ve diğer yayın ortamlarında da devam eder.

Hastanın güvenliği, eğitim ve bilimsel amaçlar dışında hastasının görüntülü veya sesli kaydını almaz, alınmasına izin vermez. Bu amaçlarla alınacak kayıtlar için hastadan ya da yasal temsilcisinden aydınlatılmış onam alır. Hastaya ya da yasal temsilcisine istediği zaman onamı geri çekebileceği bilgisini verir. Toplumu bilgilendirme amacı dışında bir kitle iletişim aracında yayımlanması için hastalarla konuşma yapılmasına aracı olmaz.

Uzman Görüşü Sunma, Toplumu Bilgilendirme ve Eğitim Etkinlikleri
Madde 6.

Psikiyatri hekimi kitle iletişim araçları ve diğer yayın ortamları aracılığıyla toplumu ruhsal bozukluklar ve ruh sağlığı konularında doğru ve bilimsel olarak bilgilendirir ve aydınlatır.  Bu ortamlarda yapılan bilgilendirmelerde mesleki sınırları gözetir. Topluma yanıltıcı veya yanlış bilgiler verilmesine karşı çıkar. Ruhsal hastalıklar konusunda toplumda ön yargı, kaygı, damgalama yaratabilecek ve tedaviyi engelleyebilecek tutum ve davranışlardan kaçınır.

Kamuoyu önünde toplumun tüm bileşenlerini kapsayıcı bir dil kullanır ve damgalayan, ayrımcılığa neden olan açıklama ve yorumlarda bulunmaz.

Toplumun genelini ilgilendiren olağandışı hallerde kitle iletişim araçları ve diğer yayın ortamları aracılığıyla ruh sağlığının korunmasına, desteklenmesine ve güçlendirilmesine katkıda bulunur.

Yanlış yönlendiren ve paniğe yol açan açıklamalar yapmaz.

Tanıtım ve Reklam Faaliyetleri
Madde 7.

Psikiyatri hekimi mesleğini uygularken reklam yapmaz. Talep ve haksız rekabet oluşturan tanıtım ve bilgilendirme yapmaz, ilaç endüstrisi firmalarının, özel sağlık ve eğitim kuruluşlarının reklamlarında yer almaz, bilimsel çalışmalarının sunumuna ticari bir görünüm vermez.

Geçmişte ya da güncel olarak muayene ya da tedavi ettiği kişileri reklam ve tanıtım amacıyla kullanmaz.

Hekimlik Dışı Uygulamalar ve Yöntemler
Madde 8.

Psikiyatri hekimi herhangi bir muayene, tanısal değerlendirme ve tedavi girişimi için bilim dışı uygulamaları kullanmaz ve önermez.

Hastasını bilim dışı uygulamalar yapan kişi ya da kişilere yönlendirmez.

Hastasına bu tür uygulamaların zararlı olabileceğini ve tedaviyi aksatabileceğini açıklar.

Muayenesiz Tedavi Uygulamama
Madde 9.

Psikiyatri hekimi mesleki uygulamalarından sorumludur, bütün kararlarını ve eylemlerini gerekçelendirme yükümlülüğünü taşır.

Hastasına tedavi önermeden önce hastanın durumu hakkında yeterli düzeyde bilgi sahibi olur.

Acil durumlarda hastanın tanı ve tedavisi ile ilgili kararları öncelikli ve gerekli bilgiler üzerinden verir.

Tıbben zorunlu durumlar ve eğitim amacı dışında muayene etmediği hastaya tedavi önermez.

Tetkik ve Tedavi Kurumları ile İlişkiler
Madde 10.

Psikiyatri hekimi hastasına gereksiz harcama yaptırmaz ve yararı olmayacağını bildiği bir inceleme veya tedaviyi önermez.

Özel hastane ve diğer tedavi kurumlarına, laboratuvar ve ileri inceleme merkezlerine maddi çıkar karşılığı hasta göndermez.

Hastaların kendisine yönlendirilmesini sağlamak amacıyla maddi çıkar karşılığında aracılık yapan kişi ve kuruluşlardan yararlanmaz.

Endüstri ile İlişkiler
Madde 11.

Psikiyatri hekiminin ilaç ve öteki tıbbi teknoloji içerikli endüstrilerle kuracağı ilişkilerin etik dayanağı bilimsel iş birliğidir. Psikiyatri hekimi bu ilişkinin hastaların tedavisini olumsuz etkilememesini en üst düzeyde gözetir.

İlaç endüstrisi ile iş birliği içinde gerçekleştirilecek bilimsel etkinliklerde mesleki özerkliği ve nesnelliği ödünsüz uygular.

Eğitsel veya bilimsel etkinlik için verilenler dışında destek kabul etmez. Bu amaçla verilen ayni ya da nakdi desteği içeren her türlü ilişkiyi açık ve net bir şekilde açıklar.

2. Bölüm: Hasta Hakları ve Hekim-Hasta İlişkileri

Tedavi Hakkı
Madde 12.

Psikiyatri hekimi herhangi bir gerekçeyle kişinin tedavi hakkını engellemez.

Aydınlatılmış Onam Alma
Madde 13.

Psikiyatri hekimi değerlendirme, tanı, tedavi ya da araştırma amacıyla yapacağı her türlü tıbbi ve ruhsal müdahale öncesinde hastaya uygulanacak işlemin nedeni, amacı, türü, yöntemi, riskleri, olası etki, yan etki ve sonuçları, müdahaleyi reddetme durumunda ortaya çıkabilecek olası riskler ve varsa başka tedavi seçenekleri hakkında bilgi verir. Hastanın karar verme yeterliliği ölçüsünde aydınlatılmış onam sürecine katılmasını sağlar. Hastadan verilen bilgileri anlamış olması koşuluyla onam alır.

Hastanın kendi ruh sağlığı konusunda karar verme yeterliğini engelleyecek derecede bir ruhsal hastalığının olduğu durumlarda, hastanın yararını güvence altına almak üzere, yasal temsilcisinden ya da bakım verenden aydınlatılmış onam alır.

Hastaya, yasal temsilcisine veya bakım verenine tıbbi müdahale için verdiği onamı, sürecin herhangi bir aşamasında geri alma hakkı olduğu konusunda bilgi verir.

Hastanın hastalıkla ilişkili konularda bilgilendirilmeme hakkını kabul eder.

Hastanın Tedaviye Karar Verme ve Tedaviyi Reddetme Hakkı
Madde 14.

Psikiyatri hekimi tedaviye karar verirken hastanın iradesi ve tercihini dikkate alır, her hastanın karar verme yeterliliği ölçüsünde karar sürecine katılımını sağlar.

Hastasının özerk ve özgür bir kişi olduğunu bilerek, saygı ve güven duyarak en az kısıtlayıcı tedavi girişimlerini uygular.

Hastanın kendisi veya çevresi için yakın ve ciddi tehlikelilik halinin olmadığı durumlarda hastanın tedaviyi reddetme hakkını kabul eder. Hastayı kararının olası sonuçları hakkında aydınlatma sorumluluğunu yerine getirir.

İstemsiz Bakım ve Tedavi
Madde 15.

Psikiyatri hekimi hastanın bakımını sağlamak ve hastanın veya diğer kişilerin güvenliğinden emin olmak için başka bir seçenek olmadığında istemsiz bakım ve tedavi uygulamalarına başvurur. İstemsiz bakım ve tedaviyi yalnızca hasta ciddi bir ruhsal hastalık nedeniyle karar verme kapasitesi önemli ölçüde etkilenip kendisi veya çevresi için tehlikeli olmaya devam ettiği sürece sürdürür. Sürecin her aşamasında istemsiz müdahaleleri istemli hale getirmek için çaba gösterir.

Tedaviyi Üstlenmeme Hakkı
Madde 16.

Psikiyatri hekimi hastanın hayati tehlikesinin bulunduğu durumlar dışında hastanın sağlık hizmetine erişim hakkını sınırlamamak ve engellememek koşulu ile gerekçelerini açıklayarak hastaya hizmet vermekten çekilebilir.

Üçüncü Taraflara Karşı Sorumluluk ve Adli Süreçler
Madde 17.

Psikiyatri hekimi adli değerlendirmelere katılırken hasta hekim ilişkisinin etik ilke ve değerlerine bağlı kalır.

Adli psikiyatri süreçlerinde mahkemeye ya da idareye karşı sorumlu olmasının hastaya olan sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını bilir.

Adli ya da idari raporlama süreçlerinde görüşmenin mahkemeye ya da idari makamlara raporlanacağı yönünde kişiye bilgi verir. Bu görüşmenin kişi için olumlu ya da olumsuz etkileri olabileceğini, kişinin bunu bilerek görüşmeyi sürdürme ya da sona erdirme hakkı olduğunu bildirir.

Bilirkişi olarak değerlendirme yaptığında görevini dürüst, tarafsız, nesnel olarak ve gizlilik kurallarına göre yerine getirir, etki altında kalmadan bağımsız olarak ruh sağlığı alanındaki bilimsel kanıta dayalı verilere göre tıbbi kanaatini bildirir. Değerlendirilen kişinin acil tıbbi tedavisi gerektiğinde tedaviye erişimin sağlanmasının öncelikli olduğunu bilir ve buna göre davranır.

Yasaların zorunlu kıldığı haller dışında mesleki ilişki içinde olduğu hasta ile ilgili tanıklıktan ve bilirkişilikten çekilebilir.

Kişisel verilerin yargı organları tarafından istenmesi halinde ilgili kanunu ve ne amaçla istendiğini dikkate alarak hastasını bilgilendirir ve onamını ister. Bunun mümkün olmaması halinde yargı organından bilgilendirme yapılmasını ve onam alınmasını talep eder. Mahkemenin kesin talebi olması halinde gizliliğe dikkat edilmesini belirterek kişilik haklarına ve hassas kişisel verilere dikkat ederek bilgi paylaşabilir.

Hasta-Hekim İlişkisi Dışına Çıkmama
Madde 18.

Psikiyatri hekimi geçmişte veya halen hasta hekim ilişkisi içinde olduğu kişilerle tanı ve tedavi amacının dışında bir ilişki kurmaz.

Hastayla oluşabilecek sosyal karşılaşmaları hekimliğin etik ilkeleri çerçevesinde sınırlı tutar.

Muayene ve tedavi ücreti dışında hastasından herhangi bir maddi ya da başka bir karşılık beklemez ve önerilince kabul etmez. Hastasıyla çıkar elde etmeye ya da yarar sağlamaya yönelik herhangi bir ilişkiye girmez. Hastasına herhangi bir cinsel yakınlaşmada bulunmaz.

Psikoterapiler
Madde 19.

Psikoterapi eğitimi, psikiyatri eğitiminin temel bileşenlerinden biridir. Psikiyatri hekimi psikoterapi uygulamalarına ruhsal ve bedensel muayeneyi kapsayan bütüncül bir değerlendirme sonrasında hastanın gereksinimi doğrultusunda ve onamını alarak başlar.

Kendi yetkin olduğu yöntemi ya da yöntemleri tek seçenek olarak sunmaz, kendisinin yetkin olmadığı ancak hastanın yararlanabileceği seçeneklerin varlığında hastasını bilgilendirir ve yönlendirir.

Telepsikiyatri
Madde 20.

Psikiyatrik hizmet sunumunda hekim ile hastanın yüz yüze görüşmesi esastır.

Psikiyatri hekimi telepsikiyatri uygulamalarını yüz yüze psikiyatrik hizmet sunumuna ulaşmakta zorluk yaşayan hastalar için kullanır. Telepsikiyatri uygulamalarında yüz yüze psikiyatrik hizmet sunumundaki etik ilkeler geçerlidir.

3. Bölüm: Meslektaşlar Arası İlişkiler

Meslektaşlar Arasında Saygı
Madde 21.

Psikiyatri hekimi tüm hekimler ve insan sağlığı ile uğraşan öteki meslek mensupları ile karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler kurar. Bu ilişkilerin mesleğin saygınlığını koruyacak nitelikte olmasını gözetir.

Mesleki Dayanışma
Madde 22.

Psikiyatri hekimi meslektaşlarının, tıpta uzmanlık ve tıp öğrencilerinin ruh sağlıklarını, iyilik hallerini korumak ve geliştirmek için çaba harcar. Mesleki yönden onur kırıcı ve haksız saldırılara uğrayan meslektaşlarının ve öğrencilerinin haklarını savunur. Hiyerarşiden (eğiticilik, amirlik vb.) kaynaklanan yetki ve gücünü onlara zarar verecek şekilde kullanmaz.

Meslektaşlarının Hastalığı
Madde 23.

Psikiyatri hekimi meslektaşlarının ve öğrencilerinin sağlığını gözetir, ruh sağlığının korunmasına yönelik önlemler alır. Bir meslektaşının veya öğrencisinin ruh sağlığının bozulduğunu fark etmesi halinde sağlığına kavuşması için onu destekler, gerektiğinde kurumsal iş birliği sağlayarak ve mahremiyeti gözeterek tedavi için uygun şekilde yönlendirir. Kendisine tedavi için başvurmadığı sürece bir meslektaşının veya öğrencisinin tedavisini üstlenmez.

Yetkinlik Dışına Çıkmama
Madde 24.

Psikiyatri hekimi gerçeğe aykırı olarak kendini bir konuda uzman ya da yetkin olarak göstermez.

Eğitim ve Denetim-Gözetim Sorumluluğu
Madde 25.

Psikiyatri hekimi mesleki bilgisini meslektaşları ve öğrencileriyle paylaşır.

Eğitim veren psikiyatri hekimi eğitim süreçlerinde farklı görüş ve düşüncelerin konuşulup tartışılabildiği bir ortamın yaratılmasını sağlar.

Uzmanlık ve tıp öğrencilerinin eğitim haklarına özen gösterir, verilen eğitim ile sağlık hizmetinin dengesini dikkate alır. Eğitim süreçlerinde yer alanlar da dahil olmak üzere hastaların eksiksiz ve uygun ruh sağlığı hizmeti almakla ilgili haklarının korunmasına özen gösterir. Eğitim alanın eğitim sürecinde uygun mesleki bilgi ve beceri kazanmasını sağlar, eğitim sonrasında da destek ve rehberliğini sürdürür.

Ruh sağlığı alanındaki eğitimleri bilimsel ve etik standartlara uygun olarak verir. Klinik uygulama yetkisi veren eğitimleri klinik uygulama içinde ve denetim-gözetim altında gerçekleştirir.

Temel eğitimi ruh sağlığı mesleklerinden olmayanlara psikiyatrinin klinik uygulama alanlarında yetki kazandırmak amacıyla düzenlenen eğitimlerde yer almaz.

4. Bölüm: İnsan Hakları

İnsan Haklarına Saygı Gösterme, Ayrımcılık ve Damgalamanın Karşısında Olma
Madde 26.

Psikiyatri hekimi insan onuruna saygı gereği insan hakları ve temel özgürlüklerin doğal savunucusudur.

Mesleğin doğası nedeniyle insan hakları ihlallerinin tanığı olup bu ihlallerin ortaya çıkarılması, belgelendirilmesi ve engellenmesinde sorumluluk taşır.

Hastalar, çalışanlar, eğitim öğretim ilişkisi içinde olduğu kişiler, araştırmaya katılan gönüllüler, meslektaşları ve diğer meslek grupları ile ilişkisinde insan haklarına dayanan bir tutum sergiler ve ayrımcılık yapmaz.

İçinde bulundukları özel koşullar (hastalık, engellilik, belirli yaş grupları, cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet, etnik köken, göçmenlik vb.) nedeniyle toplumda dezavantajlı veya kırılgan durumda bulunanların yanında yer alır ve mesleğinin olanaklarını kullanarak hak savunuculuğu yapar.

Mesleki uygulamalarında tüm hastalarına aynı özen ve hassasiyet ile yaklaşır.

Ruhsal hastalıklarla ilgili her tür damgalanmanın ortadan kaldırılması için kişisel, mesleki ve toplumsal düzeyde mücadele eder.

Şiddetin her türlüsünün ve adaletli olmayan güç ilişkilerinin ruhsal sağlık ve iyilik hali üzerindeki yıkıcı etkisinin farkındadır. Koruyucu, önleyici, tedavi edici ve esenlendirici uygulamalarda, ayrımcılığın ve şiddetin beden ve ruh sağlığına etkilerini gözetir ve ortaya çıkışını olabilecek en az düzeye indirmek için çalışır.

Silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya güvenlik birimleri tarafından özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişilerin sorgulanmasında hiçbir şekilde bulunmaz veya yardım etmez.

Toplumsal Cinsiyete Duyarlılık
Madde 27.

Psikiyatri hekimi cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalan gruplar (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks vb.) lehine toplumsal cinsiyet eşitliğini destekler.

Cinsiyetçi iş bölümüne dayalı bakım yükünün kadınların ruh sağlığı ve iyilik hali üzerindeki yıkıcı sonuçlarının farkında olur.

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, duygusal ve cinsel tacizin özellikle kadınların, çocukların ve cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalan grupların (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks vb.) ruh sağlığı ve iyilik hali üzerindeki yıkıcı sonuçlarının farkındadır.

Yakın ilişkiler içerisindeki şiddeti ortadan kaldırmak, şiddete uğrayan kişinin mümkün olan en hızlı şekilde güvenliğini sağlamak ve şiddetin etkilerini iyileştirmek için çalışır.

Ruhsal değerlendirme ve müdahalede cinsel haklar ve üreme ile ilgili hakları gözetir.

Mesleki uygulamalarında kadının iyilik halini önceler, gebelik ve annelik temelli ayrımcılık yapmaz.

İşkence Yasağı
Madde 28.

Psikiyatri hekimi her koşulda işkenceye karşıdır. İşkence görmüş ve buna bağlı ruhsal bozukluğu olan kişilerin tedavisi ile ilgilenir ya da tedavilerini sağlayacak kişi veya kurumlara yönlendirir.

İşkence ve benzeri uygulamalara hiçbir koşulda katılmaz, yardımcı olmaz, gerçeğe aykırı rapor düzenlemez.

Mesleki bilgi ve becerilerini işkence ve kötü muamelelerin belgelenmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için kullanır.

Hiçbir koşulda insanlık dışı cezalandırma eylemlerinde değerlendirici ve uygulayıcı olmaz.

Tutuklu ve Hükümlü Muayenesi
Madde 29.

Psikiyatri hekimi özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişilerin (hükümlü, tutuklu, gözaltında tutulanlar vb.) muayenesini, tüm hastalarda olduğu gibi, hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda, hastaların kişilik haklarına saygı göstererek yapar ve gizlilik haklarını korur.

Hastasını kelepçeli olarak veya kolluk kuvvetlerinin bulunduğu bir ortamda muayene etmez.

Ağır şiddet davranışı gösterebilen hastalarda, hekim kendi güvenliğini sağlama hakkına sahiptir.

Psikiyatri hekiminin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır. Psikiyatri hekimi uygun olmayan koşullarda muayene etmeye, baskı altında belge ve rapor yazmaya zorlandığında, bu durumu en kısa zamanda meslek örgütüne (Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye Psikiyatri Derneği’ne) bildirir.

Muayene ve tedavi olanaklarını bilinçli olarak reddeden tutuklu ve hükümlülere bu davranışlarının sonuçlarının neler olabileceğini açıklar, zorla muayene veya tedavi yapmaz ve önermez.

İdam Cezası
Madde 30.

Psikiyatri hekimi idam cezasına karşıdır. Hiçbir zaman idam cezası infazında bulunmaz, infaza yardımcı olmaz, idam cezasının uygulanması için hiçbir şekilde tıbbi hizmet vermez.

Savaşlar ve Diğer Olağandışı Durumlar
Madde 31.

Psikiyatri hekimi her türlü savaş ve silahlı çatışmaya karşı barışı savunur. Savaşlar ve diğer olağandışı durumlarda evrensel nitelikteki tıbbi etik ilkeleri yansızlıkla uygular.

Olağandışı koşullarda çalışırken kendi bedensel ve ruhsal sağlığını gözetir.

Herkes İçin Nitelikli ve Erişilebilir Sağlık Hakkı
Madde 32.

Psikiyatri hekimi herkes için kapsayıcı, erişilebilir ve nitelikli sağlık hizmetini savunur.

Ruhsal hastalığı olan kişiler için adil ve uygun korunma, bakım, tedavi ve esenlendirme hizmetlerinin geliştirilmesi için çalışır. Herkesin anadilinde sağlık hizmeti alma olanaklarının sağlanmasını savunur ve çalışır.

Onurlu Ölme Hakkı
Madde 33.

Psikiyatri hekimi herkesin onuruyla ölme hakkı olduğunu kabul eder.

Karar verme yeterliliğini bozan bir ruhsal hastalığa bağlı olmaksızın, özerk kararı doğrultusunda tedavisini reddeden kişilere saygı gösterir ve kişinin talebini de dikkate alarak gerekli psikiyatrik destek ve danışmanlık verme sorumluluklarını yerine getirir.

5. Bölüm: Tıbbi Araştırmalar ve Yayın Etiği

Psikiyatride Bilimsel Çalışmanın Özellikleri
Madde 34.

Psikiyatride bilimsel araştırma uygulamalarında gözetilecek temel etik ilkeler yarar sağlama, zarar vermeme, dürüstlük, gizlilik, özerkliğe saygı, topluma saygı ve adaleti içerir.

Psikiyatri hekimi araştırmalarını kabul edilen bilimsel yöntem ve ilkelere uygun olarak, ilgili bilimsel bilgileri eksiksiz kullanarak ve en yüksek standartlarla uyumlu şekilde gerçekleştirir.

Bilimsel araştırmalarda etik ilkelerin ödünsüz olarak yaşama geçirilmesi ve hastaların, yakınlarının (aile bireyleri, yasal temsilcisi, bakım verenleri vb.) ve toplumun güveninin kazanılması için gerekli çabayı gösterir.

Yer aldığı bilimsel araştırmalarda yürürlükte olan yönlendirici veya bağlayıcı uluslararası ve ulusal düzenlemelere uyar.

Bilimsel bir araştırmadan önce ilgili araştırma etik kurulundan onay alır ve araştırma boyunca etik kurul ile gerekli iş birliğini sürdürür.

Araştırmalarda hastanın haklarını ve bakımını uygunsuz bir şekilde etkileyebilecek olası çıkar çatışmaları ya da ikincil kazançların farkındadır ve bu çatışmalardan kaçınır. Bu bağlamda kendini övmez, öne çıkarmaz, kendinin ya da kurumların reklamını yapmaz, araştırmaya fon sağlayan kuruluşlarla çıkar ilişkisi kurmaz, kişisel hediye ve destek almaz.

Araştırmalarda Aydınlatılmış Onam
Madde 35

Psikiyatri hekimi araştırmalarda özerkliğe saygı ilkesi gereği aydınlatılmış onam alır. Hastaların araştırma için onam verme kapasitesinin değerlendirilmesinde yetkindir. Bu yetkinliğini sürekli kılmak, geliştirmek için çaba gösterir. Onam verme kapasitesi bozulmuş hastaların araştırmaya alınabilmesi için yasal temsilcilerinin (vasi, aile üyeleri gibi) onamına başvurur. Bu süreç, hastaların en yüksek yararının gözetilmesi, şeffaflık ve dürüstlüğün sağlanması için üçüncü bir kişinin tanıklığında gerçekleştirilir.

Psikiyatri hekimi hastaları, ailelerini, yakınlarını veya vasilerini araştırmaya katılım için zorlamaz.

Araştırmaya katılım önerisinin reddedilmesi durumunda hastanın tedavisinin etkilenmesine izin vermez.

Araştırmalarda hastaların güvenliği ve esenliğini her durumda dikkate alır, araştırmalarda yer almanın taşıdığı olası riskler ve yararları hastaya net bir şekilde ve anlaşılabilir bir dille açıklar.

Araştırmalarda Gizlilik ve Veri Güvenliği
Madde 36.

Psikiyatri hekimi araştırmanın tüm aşamalarında gizliliği korur, bu ilkenin hangi zorunlu koşullarda geçerliğini yitireceği konusunda hastaları veya yasal temsilcilerini bilgilendirir. Araştırma süresince tüm kayıtları zamanında, titizlikle ve denetlenebilir şekilde tutar. Araştırma verilerini yetkili olmayan herhangi bir kişinin ulaşamayacağı biçimde güvenlik önlemleri alarak yasal yönden zorunlu olan süre boyunca saklar.

Araştırmalarda Adalet İlkesi
Madde 37.

Psikiyatri hekimi araştırmalarda adalet ilkesi doğrultusunda gönüllülerin adil seçimine özen gösterir ve kaynakların adil kullanılmasında sorumluluk üstlenir.

Araştırmalarda Yayın Etiği
Madde 38.

Psikiyatri hekimi araştırma sonuçlarını genellenebilir bilgiye katkı sağlamak ve bilimi geliştirmek üzere yayımlar. Araştırmadan elde edilen olumlu ya da olumsuz tüm sonuçları hem topluma saygının gereği hem de toplumsal güvenin ve desteğin sürmesi amacıyla kamuoyu ve bilim dünyası ile paylaşır. Yanlı istatistiksel analizler yaparak sonuçlarda tahrifat yapmaz.

Araştırma ya da araştırma sonuçlarını bildirmede dürüstlük ve şeffaflık ilkelerine bağlı kalır. Hastaların konu olduğu vaka bildirimleri dahil tüm yayınlarda kişisel verilerin korunması ilkesine bağlı kalır.

Çalışmaya katılanların ve araştırmaya katkısı olanların hakkını gözetir. Yayınlarında çalışmanın planlanması, yürütülmesi, sonuçlarının analizi ve yayına hazırlanması aşamalarında anlamlı düzeyde katkısı olan kişilere yazar olarak yer verir. Yazar sıralamasının belirlenmesinde araştırmaya ve yayına katkı derecelerini dikkate alır. Gölge yazarlık, hediye yazarlık ya da anlaşarak karşılıklı yazarlık gibi haksız uygulamaların içinde yer almaz.

Yayınlarında başka bir yazara ait eserden ya da çalışmadan alınacak her türlü alıntı, bilgi ve veriyi kaynak göstererek kullanır.

Yayın sürecinde tarafsız bir hakem değerlendirmesini sekteye uğratacak şekilde davranmaz.

Uydurma, çarpıtma, dilimleme yoluyla yayın yapmaz. Anlaşmalı atıf yapmaz.

Yağmacı dergiler, yağmacı kongreler gibi etik açıdan kabul edilemez ortamların farkında olur, araştırmalarını bu ortamlar aracılığı ile duyurmaz, yayımlamaz. Bu konularda meslektaşlarını bilgilendirir.

Araştırma sonuçlarının kitle iletişim araçları, geleneksel medya, yeni medya ve diğer yayın ortamlarında duyurulmasında ve yayımlanmasında yayın etiği ilkelerine bağlı kalır. Araştırma sonuçlarıyla ilgili yanlış ve çarpıtılmış bilgilerin yayımlandığını fark ettiğinde tekzip ve gerekli düzeltmeyi sağlamaya çalışır.

Araştırma ve yayın etiği alanındaki gelişmeleri yakından izler ve ilgili güncellemeleri uygulamalarına aktarır.

Başlıca yönlendirici ve bağlayıcı belgeler : 

Dünya Tabipler Birliği (DTB) Helsinki Bildirgesi, DTB Hawaii Bildirgesi, Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği, Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Mesleği Etik Kuralları ve insan araştırma etiği ile hayvan deneyleri etik ilkelerinin yer aldığı yönetmelik ve yönergelerdir.

21 Nisan – Hukuk Takvimi

0
21 Nisan Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar. Kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları. Ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
21 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün
MÖ 753 Romulus ve Remus, Roma’yı kurdu.
1488

Alman hümanist düşünür ve şair Ulrich von Hutten doğdu. (Ölümü: 9 Ağustos 1523) İmparatorluk Şövalyeleri’nin lideri oldu. Martin Luther Reformlarını destekledi. Skolastik düşüncelere karşı çıktı ve felsefe tarihinde önemli bir isim haline geldi.

1789

Hukukçu John Adams ABD başkanı oldu. 21 Nisan 1789 – 4 Mart 1797 tarihleri arasında görev yaptı.

1800

Hukukçu Alfred Moore  ABD Yüksek Mahkemesi yargıçlığına getirildi. 21 Nisan 1800 – 26 Ocak 1804 tarihleri arasında görev yaptı.

1821

Sadrazam Benderli Ali Paşa görevinden ayrıldı ve 30 Nisan’da idam edildi. Benderli Ali Paşa, Padişah emri ile idam edildiği bilinen son sadrazamdı.

1837

Danimarkalı yazar, öğretmen ve pasifist siyasetçi Fredrik Bajer doğdu. (Ölümü: 22 Ocak 1922) 1872 yılında Danimarka Parlamentosuna girdi ve orada 23 yıl kaldı. Uluslararası çatışmaları çözmek amacıyla tahkim kuralları alanında çalıştı. Birçok barış örgütünü destekledi. Hem Danimarka içinde hem Avrupa çapında tahkim anlaşmalarını sağlamak için bir yasanın hazırlanmasında rol üstlendi. 1908 yılında Nobel Barış Ödülü’nü aldı.

1864

Alman düşünür, sosyolog ve ekonomi politik uzmanı Max Weber doğdu. (Ölümü: 14 Haziran 1920) Sosyoloji bilimini metodolojik olarak zenginleştirdi. Siyaset sosyolojisi ve eğitim sosyolojisi alanında yaptığı araştırmalarıyla da tanındı. Marx’ın sınıf temelli çözümlemelerinin yerine statü kavramını literatüre kazandırdı. Modern antipozitivistik sosyoloji incelemesinin öncüsü olarak nitelenmektedir.

1918

Hukukçu Carl Theodor Zahle, Danimarka başbakanlığı görevine seçildi. (Doğumu: 19 Ocak 1866) Kopenhag Üniversitesi‘nde hukuk okudu. 1901’de parlamento maliye komitesinin üyesi oldu. 1905’te Sosyal Liberal Parti’yi kurdu ve yeni partinin ilk başkanı oldu. 1911’de Stege belediye başkanı oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında başbakanlık yaptı. 1929’dan 1935’e kadar adalet bakanı olarak görev yaptı. 21 Nisan 1918–30 Mart 1920 arasında Danimarka Başbakanlığı yaptı. 3 Şubat 1946, Kopenhag’da yaşamını yitirdi.

 1920

Mustafa Kemal Paşa, Meclis’in 23 Nisan 1920 günü açılacağını bildiren bir genelge yayımladı.

1923 İsmet Paşa başkanlığındaki heyet Lozan’a vardı.
1924 T.B.M.M.’nde “İstanbul Darülfünunu’nun Şahsiyet-i Hükmiyesi Hakkında Kanun” kabul edildi.
1924 Ziraat Bankası’nın üreticilere kredi açmasına ilişkin kanun kabul edildi.
1930 Columbus-Ohio’daki bir hapishanede çıkan yangında 320 kişi öldü.
1931

Reisicümhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin Millete Beyannamesi, 21 Nisan 1931 Salı günü Resmî Gazete’de yayınlandı. Beyanname, Türk Milleti’ne yönelik genel bir hitap şeklinde olup, yeni kurulan Cumhuriyetin nitelikleri ile amaçlarını ve hedeflerini doğrudan halka anlatma amacı taşımakta; Cumhuriyet Devrimlerinin milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı vasıflara atıf yapmaktadır. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi özellikle vurgulanmaktadır.

1934

İstanbul Belediyesi’ne bağlı müfettişler, belediye tarafından kurulan Esnaf Bankası’nın yöneticileri tarafından hortumlandığına dair bir rapor düzenledi. Türkiye’de banka hortumlama olayı ortaya çıktı.

1939 Yeni kurulan Hatay Cumhuriyeti, Türk Gümrük Tarifesine dahil oldu.
1944 Fransa’da kadınlar oy kullanma hakkını elde etti.
1952 Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan anlaşmayla vize formaliteleri kaldırıldı.
1964 Rum Patriği Vekili Emilyanos ile Metropolit Canavaris, Türkiye aleyhine faaliyet gösterdikleri gerekçesiyle sınır dışı edildi.
1963 27 Mayıs 1960’ta gerçekleşen askerî darbe sonrasında Halkevleri 21 Nisan 1963 tarihinde bir dernek statüsünde, bağımsız bir demokratik kitle örgütü olarak tekrar kuruldu. Ancak, 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleşen askerî darbe ile Halkevleri yeniden kapatılmış, bir kez daha tüm varlıklarına el konulmuştur.
1967 Yunanistan’da darbe yapıldı. Yorgo Papadopulos liderliğindeki “Albaylar Cuntası” yönetime el koydu, yedi yıl sürecek olan askeri rejim başladı. Yunan hukukçu, yazar ve eski Yunanistan Başbakan Panagiotis Kanellopoulos(Παναγιώτης Κανελλόπουλος) 21 Nisan 1967’de meydana gelen askeri darbe sonucunda görevinden uzaklaştırıldı. Darbe döneminin sonuna kadar yedi yıl boyunca ev hapsinde tutuldu. Darbe sonrası geçiş dönemi başbakanlık tekliflerini reddetti.
1968 Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık ve Rusya, zor durumda kalan astronotları kurtarmak için bir antlaşma imzaladı.
1970 Hutt River Vilayeti Prensliği, Avustralya’dan bağımsızlığını ilan etti.
1970 Hukukçu Bruno Kreisky Avusturya şansölyesi olarak görev başladı.
1976 Adana/Ceyhan’ın Sarıbahçe köyünde 225 dönümlük Hazine toprağını eken topraksız köylülerden 11’i şikâyet üzerine tutuklandı. Hazine’yle davalık olan Andırın ailesinin topraklarının bir kısmını eken köylüler jandarma müdahalesiyle uzaklaştırılmış, ekinleri sökülmüştü.
1976 Cem Karaca hakkında İzmit Lisesi Koruma Derneği’nin düzenlediği müzik şöleninde İhtarname adlı şarkısını okurken sol yumruğunu havaya kaldırarak kışkırtıcı sözler söylediği iddiasıyla soruşturma açıldı.
1978 Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası (Temel Kanun) 21 Nisan 1978 tarihinde kabul edildi. Bu anayasa, 12 Kasım 1995 yılında referandum yoluyla kabul edilen ve 27 Kasım’da yürürlüğe giren yeni Azerbaycan Anayasası ile yürürlükten kaldırıldı.
1980 Sağmalcılar Cezaevi’ndeki 23 tutuklu, cezaevi aracından kaçtı.
1981 Prof. Dr. Turhan T. YÜCE,  21 Nisan 1981 tarihinde de Ege Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekan yardımcılığı görevine getirildi.
1984 İşkence yaparak bir öğrencinin ölümüne neden olan iki polis, İstanbul Sıkıyönetim Mahkem si tarafından 6’şar yıl 8’er ay hapis cezasına çarptırıldı.
1987 Müstehcen bulunan “Bitmeyen Aşk” romanının yazarı Pınar Kür ve yayımcı Erdal Öz’ün yargılanmalarına başlandı.
1988 İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Türkiye tarafından 21 Nisan 1988 tarihli ve 3441 sayılı kanunla kabul edilerek onaylandı ve 29 Nisan 1988 tarihli resmî gazetede yayınlandı. Sözleşme, BM Genel Kurulu’nda 10 Aralık 1984 tarihli oturumda, 39/46 sayılı kararla kabul edilmiş ve 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, sözleşmeye 25 Ocak 1988’de imza atmıştı.
1988 Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, 21 Nisan 1988 tarihinde kabul edilmiş, 29 Nisan 1988’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak Türkiye, sözleşmenin hakemlik ve zorunlu yargıya ilişkin hükümlerine çekince koymuştur.
1988 Başbakan Turgut Özal Hürriyet, Cumhuriyet, Günaydın ve Tempo’daki yazılardan dolayı birçok gazeteci hakkında soruşturma talep etti, 7 yurttaşı da hakaret suçundan şikayet etti.
1988 Türkiye Barış Derneği Davası 21 Nisan 1991’de tüm sanıkların beraat etmesi ile sona erdi. Barış Derneği üyelerine açılan dava sonucunda, İstanbul 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından, 23 Şubat 1982 tarihinde, 44 yönetici hakkında, tutuklama kararı verildi. Orhan Adli. Apaydın ile birlikte Mahmut Şerafettin Dikerdem, Reha İsvan, Erdal Atabek, Aykut Göker, Tahsin Usluoglu, Haluk Tosun, Şefik Asan, Aybars Ungan, Ali Taygun, Uğur Kökden, Metin Özek, Niyazi Dalyancı, Ataol Behramoğlu, Ali Sirmen, Gencay Saylan, Ergun Elgin, Orhan Taylan, Hüseyin Bas, Nedim Tarhan, Mustafa Gazalcı, İsmail Hakkı Öztorun, Nurettin Yılmaz, Kemal Anadil ve Melih Tümer tutuklanarak cezaevine konuldu. 17 Mayıs 1982 tarihinde sanıklar hakkında iddianame düzenlenerek Türkiye Barış Derneği Davası açıldı ve sanıkların Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerine göre cezalandırılması istendi. Apaydın’ın tutuklanması üzerine Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi bir tavsiye kararı alarak serbest bırakılmasını istedi. Paris Barosu, Türkiye’ye başvurarak Apaydın’n serbest bırakılmasını istedi. Türkiye Barış Derneği’ne ilişkin ikinci davada, birinci davanın avukatları Halit Çelenk, Turgut Kazan, Turgut Arınır, Atilla Coşkun, Nezahet Gündoğmuş, Rasim Öz, Mustafa Özkan ve Ali Sen, avukatlık görevlerinden uzaklaştırıldı ve 18 Mart 1986’da iki dava birleştirildi. Dava sürerken, sanıklar, 1984 Nobel Barış Ödülü için aday gösterildi. Sanıklardan Metin Özek’in de üyesi bulunduğu Savaşa Karşı Hekimler, Nobel Barış Ödülü’nü aldı. İstanbul Barosu eski Başkanı Orhan Adli Apaydın 28 Şubat 1986 tarihinde, CHP milletvekili İsmail Hakki Öztorun ise 20 Haziran 1986’da dava sona ermeden hayatını kaybetti.
1988 İsrail’de Mordehay Vanunu, 18 yıl sonra hapisten çıktı. Fas kökenli fizikçi Vanunu, 1986’da İsrail’in gizli nükleer çalışmalarını belge ve fotoğraflarla ifşa etmişti.20 Kasım 2005’te yasa dışı olarak Filistin topraklarına girdiği ve tahliye koşullarını ihlal ettiği iddiasıyla yeniden tutuklandı.
1989 Sağmalcılar Cezaevi’nde tek tip elbise vb.ne 1987 yazında arkadaşlarıyla birlikte ölüm orucu ile direnen Ertuğrul Mavioğlu’nun -avukat babası vasıtasıyla- açtığı dava sonuçlandı: Danıştay’ın tek tip elbise uygulamasının kaldırılması kararı kesinleşti.
1989 Ankara’da Kutlu ve Sargın’ın DGM’deki duruşmasını izlemek isteyenler Çevre Sokak’ta beklerken “avukatlar dışında kimsenin duruşmaya alınmayacağı” kararını gerekçe gösteren polisçe tekme/tokat dağıtıldı, itiraz eden 3 avukat tartaklandı. Avukatlar suç duyurusu yaptı.
1990 Anayasa Mahkemesi hükümeti uyardı. Çok sayıda kanun hükmünde kararname çıkarılmasının parlamentonun işlerliğini engelleyebileceği bildirdi.
1992 12 Eylül 1980 darbesi sonra faaliyeti durdurulup idaresi kayyıma devredilen DİSK’e bağlı Petkim-İş Sendikası’nın taşınır ve taşınmaz malvarlığı ile nakit parası Mahkeme kararıyla sendikaya geri verildi.
1992 Kayseri Cezaevi’nden tünel kazarak kaçan TKP/ML-TİKKO üyesi mahpuslardan 8’inin yakalandığı açıklandı.
1996 Çeçenistan Devlet Başkanı Cahar Dudayev, Rus füze saldırısında öldü.
1998 Siirt’te 5 Aralık’ta yaptığı konuşmada okuduğu “Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler nefer” şiirinden dolayı Diyarbakır DGM’de yargılanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan 10 ay hapis ve para cezasına çarptırıldı.
2000 Diyarbakır DGM Başsavcılığı PKK liderlerinden Osman Öcalan hakkında idam istemiyle dava açtı.
2001 Amerika kıtasındaki 34 ülkenin liderleri Kanada’nın Quebec kentinde toplantı yaptı. Gündem: 2005 yılında Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (FTAA) kurulması.
2003 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Bakanlar Kurulu, saat 09.00-24.00 arasında KKTC’den Kıbrıs Rum kesimine, Rum kesiminden de KKTC’ye geçişi serbest bıraktı.
2004 DEP’li milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak DGM’de yeniden yargılandı. Mahkeme 15’er yıllık hapis cezasını aynen onayladı. Duruşmayı Avrupa Parlamentosu (AP) adına izleyen İtalyan Milletvekili Luici Vinci “DGM faşist, karar utanç verici. Dava AİHM’den döner” dedi.
2004 Afganistan’da Amina adındaki genç kadın zina suçlamasıyla taşlanarak öldürüldü.
2006 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u onayladı. Değişiklik, eski Başbakan Necmettin Erbakan’ın cezasını evinde çekmesini sağladı. Cumhurbaşkanı yasayı daha önce veto etmiş, TBMM’den ikinci kez aynen geçmişti.
2010 Arjantin’de askeri Cunta’nın son devlet başkanı Bignone 56 ayrı cinayet, işkence ve adam kaçırmadan 25 yıl hapse mahkûm oldu.
2014 YSK, tekrarlanan sayımda CHP’nin 6 oy farkla kazandığı ve CHP’li Vefa Salman’ın mazbatasını aldığı Yalova belediye seçimlerini AKP’nin başvurusu üzerine “7 kısıtlı seçmenin oy kullandığı” gerekçesiyle iptal etti; seçim 1 Haziran’da tekrarlandı.
2014 Gündem Çocuk Derneği raporunu açıkladı: Son 8 yılda biber gazından 5’i 12 yaş altı 8 çocuk hayatını kaybetti, 146 çocuk yaralandı.
2021 Cezayirli kadın hakları savunucusu aktivist Annie Steiner, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Şubat 1928) Hadjout, Tibaze Vilayeti’nde doğdu. Ulusal Kurtuluş Cephesi üyesiydi. 15 Ekim 1956’da tutuklandı ve Mart 1957’de Cezayir Silahlı Kuvvetleri Mahkemesi tarafından Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne yardım ettiği için beş yıl hapis cezasına çarptırılarak Serkadji Hapishanesinde hapsedildi. 1961 yılında serbest kaldı. Steiner, 21 Nisan 2021 tarihinde Cezayir’de 93 yaşında hayata veda etti.
2021 ABD Başkanı Joe Biden, 24 Nisan’da 1915 olaylarının yıldönümüyle ilgili yaptığı yazılı açıklamada 21 Nisan 2021 tarihinde, yaşananları “soykırım” olarak tanımladı. Ermeni soykırımı yasa tasarısı, ABD Temsilciler Meclisi’nin Uluslararası Operasyonlar ve İnsan Hakları Alt Komitesi’nde, 21 Eylül 2000‘de oy çokluğuyla kabul edilmiş, ABD Temsilciler Meclisi 30 Ekim 2019 tarihinde tasarıyı kabul etmiş, ABD Senatosunda 12 Aralık 2019 tarihinde onaylandı.
2024 TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ genel kurulunda etik ilke ve kurallar kabul edilerek derneğin web sitesinden yayınlandı. PSİKİYATRİ MESLEK ETİĞİ İLKE VE KURALLARI 
2025 Usulsüz diploma soruşturması kapsamında Ekrem İmamoğlu ve diploması iptal edilen diğer 27 kişinin savcılık tarafından verilen talimat gereğince ifadelerinin alınmaya başlanacağı açıklandı.
2025 CHP İstanbul il başkanı Özgür Çelik, kurultay soruşturması kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında ifade verdi.
2025 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Bağcılar Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi açılış töreninde konuşması sırasında “AK Parti sebep enflasyon sonuçtur”, “Allah’ın dinini kullanma Reis” şeklinde pankart açan, elindeki telefonu platforma doğru atan 3 çocuk babası tekstil işçisi N.K. (44) “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “basit yaralama” suçlamasıyla tutuklandı.
2025 Saraçhane eylemleri nedeniyle haklarında “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” ve 14’ü “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla daha önce tutuklanan 49 kişinin yargılanmasına başlandı. Davanın ilk duruşması İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti, duruşmayı 24 Ekim’e erteledi.
2025 DİSK’in, enflasyona esas ortalama madde fiyat listesini yayımlamadığı gerekçesiyle TÜİK’e açtığı davada Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin DİSK lehine verdiği karar İstinafta onandı.

21 Nisan – Hukuk Takvimi

1924 Anayasası

0
1924 Anayasası

1924 Anayasası, 20 Nisan 1924’te yürürlüğe girmiş ve 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasîye Kanununu yürürlükten kaldırmıştır. Birkaç önemli değişiklikle 1961’e dek yürürlükte kalmıştır.

10 Ocak 1945 tarihinde Anayasa metninin içeriği değiştirilmeden, dili Türkçeleştirilerek yeniden kabul edilmiştir.

1924 Anayasasında; 1928, 1931, 1934 ve 1937 yıllarında çeşitli değişiklikler yapılmıştır.

Laiklik ilkesi 5 Şubat 1937 tarihinde kabul edilmiş; “Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır. Resmi dili Türkçedir. Makam Ankara şehridir.” hükmü getirilerek altı ilke Anayasaya girmiştir.

T. Düstur, Cilt 26, s.170
Resmi Gazete 15/1/1945-5905
Kanun No Kanun Tarihi  4695 10/1/1945
BİRİNCİ BÖLÜM
Esas Hükümler
Madde 1

Türkiye Devleti Bir Cumhuriyettir.

Madde 2

Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi Laik ve Devrimcidir. Devlet dili Türkçedir. Başkent Ankara’dır. (**)

(*) 20/4/1340 tarih ve 491 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanununun, 10/1/1945 tarih ve 4695 sayılı Kanunla, mana ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş şeklidir.

(**) Maddenin ilk şekli:

“Türkiye Devletinin dini, dinî İslâmdır: Resmi dili Türkçedir; makkarı Ankara şehridir.”

Maddenin 1222 sayılı kanunla değişik şekli:

“Türkiye Devletinin resmi dili Türkçedir; makkarı Ankara şehridir.”

Madde 3

Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir.

Madde 4

Türk milletini ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi temsil eder ve Millet adına egemenlik hakkını yalnız o kullanır.

Madde 5

Yasama yetkisi ve yürütme erki Büyük Millet Meclisinde belirir ve onda toplanır.

Madde 6

Meclis, yasama yetkisini kendi kullanır.

Madde 7

Meclis, yürütme yetkisini kendi seçtiği Cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği Bakanlar Kurulu eliyle kullanır.

Meclis, Hükûmeti her vakit denetleyebilir ve düşürebilir.

Madde 8

Yargı hakkı, millet adına usul ve kanuna göre bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır.

İKİNCİ BÖLÜM
Yasama Görevi
Madde 9

Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel kanuna göre millet tarafından seçilmiş milletvekillerinden kurulur.

Madde 10

Milletvekili seçmek, yirmi iki yaşını bitiren kadın, erkek her Türk’ün hakkıdır. (*)

Madde 11

Otuz yaşını bitiren kadın, erkek her Türk milletvekili seçilebilir. (**)

Madde 12

Yabancı Devlet resmi hizmetinde bulunanlar terhipli cezaları gerektiren suçlardan veya hırsızlık, sahtecilik, dolandırıcılık, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, kısıtlılar, yabancı Devlet uyrukluğunu ileri sürenler kamu hizmetlerinden yasaklılar, Türkçe okuyup yazma bilmiyenler milletvekili seçilemezler.

Madde 13

Büyük Millet Meclisinin seçimi dört yılda bir yapılır.

Süresi biten milletvekilleri tekrar seçilebilirler.

Eski Meclis, yeni Meclisin toplanmasına kadar devam eder.

Yeni seçim yapılmasına imkân görülmezse, toplanma dönemi bir yıl daha uzatılabilir.

Her milletvekili, yalnız kendini seçen çevrenin değil, bütün milletin vekilidir.

Madde 14

Büyük Millet Meclisi, her yıl kasım ayı başında çağrısız toplanır.

Meclis, üyelerinin memleket içinde dolaşmaları, inceleme yapmaları, denetleme vazifelerine hazırlanmaları ve dinlenmeleri için çalışmasına yılda altı aydan fazla ara veremez.

Madde 15

Kanun teklif etmek hakkı, Meclis üyelerinin ve Bakanlar Kurulunundur.

Madde 16

Milletvekilleri Meclise katıldıklarında şöyle andiçerler.(***)

“Namusum üzerine söz veririm ki:

Vatanın ve milletin mutluluğuna, esenliğine, milletin kayıtsız şartsız eğemenliğine aykırı bir amaç gütmiyeceğim ve Cumhuriyet esaslarına bağlılıktan ayrılmıyacağım.”

——————————————————————————–

(*) Maddenin ilk şekli:

“Onsekiz yaşını ikmal eden her erkek Türk mebusan intihabına iştirak etmek hakkını haizdir.”

(**) Maddenin ilk şekli:

“ otuz yaşını ikmal eden her erkek Türk, mebus intihap edilmek salahiyetini haizdir.”

(***) Maddenin ilk şekli:

“ Mebuslar Meclise iltihak ettiklerinde şu şekilde tahlif olunurlar;

(Vatan ve milletin saadet ve selametine ve milletin bilâ kaydu şart hakimiyetine mugayir bir gaye takip etmiyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakatten ayrılmayacağıma “Vallahi”).”

——————————————————————————–

Madde 17

Bir milletvekili ne Meclis içindeki oy, düşünce ve demeçlerinden ne de Meclisteki oy, düşünce ve demeçlerini Meclis dışında söylemek ve açığa vurmaktan sorumlu değildir. Seçiminden gerek önce ve gerek sonra üstüne suç atılan bir milletvekili Kamutayın kararı olmadıkça sanık olarak sorgulanamaz, tutulamaz ve yargılanamaz. Cinayetten suçüstü yakalanma hali bu hükmün dışındadır. Ancak bu halde yetkili makam bunu hemen Meclise bildirmek ödevindedir. Seçiminden önce veya sonra bir milletvekili hakkında verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi milletvekilliği süresinin sonuna bırakılır. Milletvekilliği süresi içinde zamanaşımı yürümez.

Madde 18

Milletvekillerinin yıllık ödenekleri özel kanunla gösterilir.

Madde 19

Araverme sırasında Cumhurbaşkanı veya Meclis Başkanı gerekli görürse meclisi toplanmıya çağırabilir. Üyelerden beşte birinin istemesi üzerine de Meclis Başkanı Meclisi toplanmıya çağırır.

Madde 20

Meclis görüşmeleri herkese açıktır ve olduğu gibi yayılır.

Fakat Meclis, İçtüzük hükümlerine uygun olarak kapalı oturumlar dahi yapabilir. Kapalı oturumlardaki görüşmeleri yaymak Meclisin kararına bağlıdır.

Madde 21

Meclis görüşmelerini İç tüzük hükümlerine göre yapar.

Madde 22

Soru, gensoru ve Meclis soruşturması Meclisin yetkilerinden olup bunların nasıl yapılacağı İç tüzükte gösterilir.

Madde 23

Milletvekilliği ile Hükûmet memurluğu bir kişide birleşemez.

Madde 24

Türkiye Büyük Millet Meclisi kamutayı her kasım ayı başında kendine bir yıl için bir başkan, üç Başkan vekili seçer.

Madde 25

Seçim dönemi bitmeden Meclis, üyelerinin tam sayısının saltçokluğu ile seçim yenilemeğe karar verirse, yeni toplanan Meclisin seçim dönemi kasım ayından başlar.

Kasımdan önceki toplantı, olağanüstü toplantı sayılır.

Madde 26

Kanun koymak, kanunlarda değişiklik yapmak, kanunları yorumlamak, kanunları kaldırmak, Devletlerle sözleşme, andlaşma ve barış yapmak, harb ilan etmek, Devletin bütçe ve kesin hesap kanunlarını incelemek ve onamak, para basmak, tekelli ve akçalı yüklenme sözleşmelerini ve imtiyazları onamak ve bozmak, genel ve özel af ilan etmek, cezaları hafifletmek ve değiştirmek, kanun soruşturmalarını ve kanun cezalarını ertelemek, mahkemelerden çıkıp kesinleşen ölüm cezası hükümlerini yerine getirmek gibi görevleri Büyük Millet Meclisi ancak kendisi yapar. (*)

——————————————————————————–

(*) Maddenin ilk şekli:

“ Büyük Millet Meclisi ahkâmı şer’iyenin tenfizi, kavaninin vaz’ı tâdili, tefsiri, fesih ve ilgası, devletlerle mukavele, muahede ve sulh akti, harp ilanı, muvazenei umumiyei maliye ve Devletin umum hesabı kati kanunlarının tetkik ve tasdiki, meskukat darbı, inhisar ve mali taahhüdü mutazammın mukavelat ve imtiyazatın tasdik ve feshi, umumi ve hususi af ilanı, cezaların tahfif veya tahvili, tahkikat ve mücazatı kanuniyetinin tecili, mahkemelerden sadır olup katiyet kesbetmiş olan idam hükümlerin infazı gibi vezaifi bizzat kendi ifa eder.”

——————————————————————————–

Madde 27

Bir milletvekilinin vatan hayınlığı ve milletvekilliği sırasında yiyicilik suçlarından biriyle sanık olduğuna Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamutayı hazır üyelerinin üte iki oy çokluğu ile karar verilir yahut on ikinci maddede yazılı suçlardan biriyle hüküm giyer ve bu da kesinleşirse milletvekilliği sıfatı kalkar.

Madde 28

Çekilme, kanun hükümleri gereğince kısıtlanma, özürsüz ve izinsiz iki ay Meclise devamsızlık yahut memurluk kabul etme hallerinde milletvekilliği düşer.

Madde 29

Ölen yahut yukardaki maddeler gereğince milletvekilliği sıfatı kalkan veya düşen milletvekilinin yerine bir başkası seçilir.

Madde 30

Büyük Millet Meclisi kendi kolluk işlerini Başkanı elile düzenler ve yürütür.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yürütme Görevi
Madde 31

Türkiye Cumhurbaşkanı, Büyük Millet Meclisi kamutayı tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir. Cumhurbaşkanlığı görevi, yeni Cumhurbaşkanının seçimine kadar sürer. Yeniden seçilmek olur.

Madde 32

Cumhurbaşkanı, Devletin başıdır. Bu sıfatla törenli oturumlarda Meclise ve gerekli gördükçe bakanlar kuruluna Başkanlık eder ve Cumhurbaşkanı kaldıkça Meclis tartışma ve görüşmelerine katılamaz ve oy veremez.

Madde 33

Cumhurbaşkanı, hastalık ve memleket dışı yolculuk gibi bir sebeple görevini yapamaz veya ölüm, çekilme ve başka sebeple Cumhurbaşkanlığı açık kalırsa Büyük Millet Meclisi Başkanı vekil olarak Cumhurbaşkanlığı görevini yapar.

Madde34

Cumhurbaşkanlığı boş kaldığında Meclis toplanıksa Cumhurbaşkanını hemen seçer.

Meclis toplanık değilse Başkanı tarafından hemen toplanmaya çağrılarak Cumhurbaşkanı seçilir. Meclisin seçim dönemi sona ermiş veya seçimin yenilenmesine karar verilmiş olursa Cumhurbaşkanını gelecek Meclis seçer.

Madde 35

Cumhurbaşkanı, Meclisin kabul ettiği kanunları on gün içinde ilan eder.

Cumhurbaşkanı, uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere gene on gün içinde gerekçesi ile birlikte Meclise geri verir. Anayasa ile Bütçe kanunu bu hüküm dışındadır.

Meclis geri verilen kanunu gene kabul ederse Cumhurbaşkanı onu ilan etmek ödevindedir.

Madde 36

Cumhurbaşkanı her yıl Kasım ayında hükümetin geçen yıldaki çalışmaları ve giren yıl içinde alınması uygun görülen tedbirler hakkında bir söylev verir. Yahut söylevini Başbakana okutur.

Madde 37

Cumhurbaşkanı, yabancı devletler yanında Türkiye Cumhuriyetinin siyasi temsilcilerini tayin eder ve yabancı devletlerin siyasi temsilcilerini kabul eder.

Madde 38

Cumhurbaşkanı, seçiminden hemen sonra Meclis önünde şöyle andiçer:(*)

“Namusum üzerine söz veririm ki:

Cumhurbaşkanı olarak, Cumhuriyet kanunlarını, milletin egemenlik esaslarını sayacağım;

Ve bunları müdafaa edeceğim;

Türk milletinin mutluluğuna bütün bağlılığımla, bütün kuvvetimle çalışacağım;

Türk Devletine yönelecek her tehlikeyi en son şiddetle önleyeceğim;

Türkiye’nin şanını, şerefini koruyup yükseltmek, üstüme aldığım görevin isterlerini yerine getirmek için olanca varlığımla çalışmaktan asla ayrılmıyacağım.”

Madde 39

Cumhurbaşkanının çıkaracağı bütün kararlar Başbakan ile birlikte ilgili Bakan tarafından imzalanır.

Madde 40

Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüce varlığından ayrılmaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur. Harb kuvvetlerinin komutası barışta özel kanuna göre Genel kurmay Başkanlığına ve seferde Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından tayin edilecek kimseye verilir.

Madde 41

Cumhurbaşkanı, vatan hayınlığı halinde Büyük Millet meclisine karşı sorumludur. Cumhurbaşkanının çıkaracağı bütün kararlardan doğacak sorumlar 39 uncu madde gereğince bu kararı imzalayan Başbakanın ve ilgili bakanındır.

Cumhurbaşkanının özlük işlerinden dolayı sorumlanması gerekirse Anayasanın milletvekilliği dokunulmazlığı ile ilgili 17 nci maddesi hükümlerine uyulur.

Madde 42

Cumhurbaşkanı, Hükümetin teklifi üzerine, daimi malulluk veya kocama gibi özlük sebeplerden dolayı belli kimselerin cezalarını kaldırabilir veya hafifletebilir.

Cumhurbaşkanı, Büyük Millet Meclisi tarafından sanıklanarak hüküm giyen bakanlar hakkında bu yetkiyi kullanamaz.

Madde 43

Cumhurbaşkanının ödeneği özel kanunla gösterilir.

Madde 44

Başbakan, Cumhurbaşkanınca Meclis üyeleri arasından tayin olunur.

Öteki bakanlar Başbakanca meclis üyeleri arasından seçilip tamamı Cumhurbaşkanı tarafından onandıktan sonra Meclise sunulur.

Meclis toplanık değilse sunma işi Meclisin toplanmasına bırakılır.

——————————————————————————–

(*) Maddenin ilk şekli:

“ Reisicumhur intihabı akabinde ve Meclis huzurunda şu suretle yemin eder:

(Reisicumhur sıfatı ile Cumhuriyetin kanunlarına ve hakimiyeti milliye esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Türk Milletinin saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle sarfı mesai, Türk devletine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle men Türkiye’nin şan ve şerefini vikaye ve ilaya ve deruhde ettiğim vazifenin icabatına hasrınefs etmekten ayrılmıyacağıma “Vallahi”)”.

——————————————————————————–

Hükûmet, tutacağı yolu ve siyasi görüşünü en geç bir hafta içinde Meclise bildirir ve ondan güven ister. (*)

Madde 45

Bakanlar, Başbakanın reisliği altında (Bakanlar Kurulu)’nu meydana getirir.

Madde 46

Bakanlar Kurulu, Hükümetin genel politikasından birlikte sorumludur.

Bakanların her biri kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden ve politikasının genel gidişinden tekbaşına sorumludur.

Madde 47

Bakanların görev ve sorumları özel kanunla gösterilir. (**)

Madde 48

Bakanlıkların kuruluşu özel kanuna bağlıdır. (***)

Madde 49

İzinli veya herhangi bir sebeble özürlü olan bir Bakana, Bakanlar Kurulu üyelerinden bir başkası geçici olarak vekillik eder. Ancak bir Bakan birden fazlasına vekillik edemez. (****)

Madde 50

Bakanlardan birinin Yücedivana yollanması hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisince verilen karar, kendisini Bakanlıktan da düşürür. (*****)

——————————————————————————–

(*) Maddenin ilk şekli:

“ Başvekil, Reisicumhur canibinden ve Meclis azası meyanından tayin olunur. Sair vekiller Başvekil tarafından, Meclis azası arasından intihap olunarak heyeti umumiyesi reisicumhurun tasdiki ile Meclise arzolunur. Meclis müctemi değilse arz keyfiyeti meclisin içtimaına talik olunur.

Hükümet hattı hareket ve siyasi noktai nazarını azami bir hafta zarfında Meclise bildirir ve itimat talep eder”

Maddenin 3115 sayılı kanunla değişiklik şekli:

“Başvekil, Reisicumhur canibinden ve Meclis azası meyanından tayin olunur. Sair vekiller Başvekil tarafından Meclis azası arasından intihap olunarak heyeti umumiyesi Reisicumhurun tasdiki ile Meclise arz olunur.

Meclis müçtemi değilse arz keyfiyeti Meclisin içtimaına talik olunur. Hükûmet hattı hareket ve siyasi noktai nazarını azami bir hafta zarfında Meclise bildirir ve itimat talep eder.

Siyasi müsteşarları Başvekil, Meclis azası arasından geçerek Reisicumhurun tasdikine arz eder.

(**) Maddenin ilk şekli:

“ Vekillerin vazife ve mesuliyetleri kanunu mahsus ile tayin olunur.”

Maddenin 3115 sayılı kanunla değişik şekli:

“Vekillerin ve siyasi müsteşarların vazife ve mesuliyetleri mahsus kanunla tayin olunur”

(***) Maddenin ilk şekli:

“Vekillerin adedi kanunla tayin olunur.”

(****) Maddenin ilk şekli:

“ Mezun veyahut herhangi bir sebeple mazur olan bir Vekile, İcra Vekilleri Heyeti azasından bir diğeri muvakkaten niyabet eder. Ancak bir Vekil bir Vekaletten fazlasına niyabet edemez.

Maddenin 3115 sayılı kanunla muaddel şekli:

“Mezun ve herhangi bir sebeple mazur olan bir vekile İcra Vekilleri Heyeti azasından bir diğeri veya siyasi müsteşarlardan biri muvakkaten niyabet eder. Ancak bir vekil veya bir siyasi müsteşar bir vekaletten fazlasına niyabet edemez.

Siyasi müsteşarın vekile niyabeti halinde kararnamesi Meclise arz olunur.”

(*****) Maddenin ilk şekli:

“Türkiye Büyük Millet Meclisince İcra Vekillerinden birinin Divanı Aliye sevkine dair verilen karar Vekaletten sukutunu dahi mutazammındır.”

Maddenin 3115 sayılı kanunla değişik şekli:

“İcra Vekillerinden veya siyasi müsteşarlardan birinin Divanı Âliye sevkine dair Türkiye Büyük Milet Meclisince verilen karar vekalet veya müsteşarlıktan sukutu dahi mutazammındır.”

——————————————————————————–

Madde 51

İdare davalarına bakmak ve idare uyuşmazlıklarını çözmek, Hükumetçe hazırlanarak kendine verilecek kanun tasarıları ve imtiyaz sözleşme ve şartlaşmaları üzerine düşünüşünü bildirmek, gerek kendi özel kanunu ve gerek başka kanunlarla gösterilen görevleri yapmak üzere bir Danıştay kurulur. Danıştay başkanları ve üyeleri, daha önce önemli görevlerde bulunmuş, uzmanlıkları, bilgileri ve görgüleriyle belirgin kimseler arasından Büyük Millet Meclisince seçilir.

Madde 52

Bakanlar kurulu, kanunların uygulanışlarını göstermek yahut kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere içinde yeni hükümler bulunmamak ve Danıştayın incelemesinden geçirilmek şartıyle tüzükler çıkarır.

Tüzükler Cumhurbaşkanının imzası ve ilaniyle yürürlüğe girer.

Tüzüklerin kanunlara aykırılığı ileri sürüldükte bunun çözüm yeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Yargı Erki
Madde 53

Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri kanunla gösterilir.

Madde 54

Yargıçlar, bütün davaların görülmesinde ve hükmünde bağımsızdırlar ve bu işlerine hiçbir türlü karışılamaz. Ancak kanun hükmüne bağlıdırlar.

Mahkemelerin kararlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu hiçbir türlü değiştiremezler, başkalayamazlar, geciktiremezler ve hükümlerinin yerine getirilmesine engel olamazlar.

Madde 55

Yargıçlar, kanunda gösterilen usuller ve haller dışında görevlerinden çıkarılamazlar.

Madde 56

Yargıçların nitelikleri, hakları, görevleri, aylık ve ödenekleri, nasıl tayin olunacakları ve görevlerinden nasıl çıkarılacakları özel kanunla gösterilir.

Madde 57

Yargıçlar, kanunla gösterilenlerden başka genel veya özel hiçbir görev alamazlar.

Madde 58

Mahkemelerde yargılamalar herkese açıktır.

Yalnız yargılama usulü kanunları gereğince bir yargılamanın kapalı olmasına mahkeme karar verebilir.

Madde 59

Herkes mahkeme önünde haklarını korumak için gerekli gördüğü yasalı araçları kullanmakta serbesttir.

Madde 60

Hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki davalara bakmazlık edemez. Görev ve yetki dışında olan davalar ancak bir kararla reddolunur.

Yücedivan
Madde 61

Bakanları, Danıştay ve Yargıtay başkanları ve üyelerini ve Cumhuriyet Başsavcısını görevlerinden doğacak işlerden dolayı yargılamak için Yücedivan kurulur. (*)

Madde 62

Yücedivan üyeliği için, on biri Yargıtay, onu Danıştay başkanları ve üyeleri arasından ve kendi Genelkurulları tarafından gerekli görüldükte gizli oyla, yirmi bir kişi seçilir.

Bunlar gizli oy ve salt çoğunlukla içlerinden birini Başkan ve birini Başkan vekili seçerler.

Madde 63

Yücedivan bir Başkan ve on dört üye ile kurulur ve kararlarını salt çoğunlukla verir.

Geri kalan altı kişi gerektiğinde kurulun eksiğini tamamlamak için yedek üye durumundadır.

Bu yedek üyeleri, üçü Yargıtay, üçü Danıştay’dan seçilmiş üyeler arasında olmak üzere adçekme ile ayrılır.

Başkanlığa ve başkan vekilliğine seçilenler bu adçekmeye girmezler.

Madde 64

Yücedivanın savcılık görevi, Başsavcılık tarafından görülür.

Madde 65

Yücedivanın kararları kesindir.

Madde 66

Yücedivan kanunlara göre yargılar ve hüküm verir.

Madde 67

Yücedivan gerekli görüldüğünde Türkiye Büyük Millet Meclisi karariyle kurulur.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Türklerin Kamu Hakları
Madde 68

Her Türk hür doğar, hür yaşar. Hürriyet, başkasına zarar vermiyecek her şeyi yapabilmektir.

Tabii haklardan olan hürriyetin herkes için sınırı, başkalarının hürriyeti sınırıdır. Bu sınırı ancak kanun çizer.

Madde 69

Türkler kanun karşısında eşittirler ve ayrıksız kanuna uymak ödevindedirler. Her türlü grup, sınıf, aile ve kişi ayrıcalıkları kaldırılmıştır ve yasaktır.

——————————————————————————–

(*) Maddenin ilk şekli:

“Vazifelerinden münbais hususatta İcra Vekilleriyle Şurayı Devlet ve Mahkemei Temyiz rüesa ve azasını ve Başmüddeiumumiyi muhakeme etmek üzere bir (Divanı Âli) teşkil edilir.”

Maddenin 3155 sayılı kanunla değişik şekli:

“Vazifelerinden münbais hususatta İcra Vekilleri ve siyasi müsteşarları ve Şurayı Devlet ve Temyiz Mahkemesi rüesası ve azasını ve Cumhuriyet Başmüddeimumisini muhakeme etmek üzere bir (Divanı Ali) teşkil edilir.”

——————————————————————————–

Madde 70

Kişi dokunulmazlığı, vicdan, düşünme, söz, yayım, yolculuk, bağıt, çalışma, mülkedinme, malını ve hakkını kullanma, toplanma, dernek kurma, ortaklık kurma hakları ve hürriyetleri Türklerin tabii haklarındandır.

Madde 71

Cana, mala, ırza, konuta hiçbir türlü dokunulamaz.

Madde 72

Kanunda yazılı hal ve şekillerden başka türlü hiçbir kimse yakalanamaz ve tutulmaz.

Madde 73

İşkence, eziyet, zoralım ve angarya yasaktır.

Madde 74

Kamu faydasına gerekli olduğu usulüne göre anlaşılmadıkça ve özel kanunları gereğince değer pahası peşin verilmedikçe hiç kimsenin malı ve mülkü kamulaştırılamaz.

Çiftçiyi toprak sahibi kılmak ve ormanları devletleştirmek için alınacak toprak ve ormanların kamulaştırma karşılığı ve bu karşılıkların ödenişi özel kanunlarla gösterilir.

Olağanüstü hallerde kanuna göre yükletilecek para ve mal ve çalışma ödevleri dışında hiçbir kimse başka hiçbir şey yapmaya ve vermeye zorlanamaz. (*)

Madde 75

Hiçbir kimse felsefi inanından, din ve mezhebinden dolayı kınanamaz. Güvenliğe ve edep törelerine ve kanunlar hükümlerine aykırı bulunmamak üzere her türlü din törenleri serbesttir. (**)

Madde 76

Kanunda yazılı usul ve haller dışında kimsenin konutuna girilemez ve üstü aranamaz.

Madde 77

Basın, kanun çerçevesinde serbesttir ve yayımından önce denetlenemez, yoklanamaz.

Madde 78

Seferberlik ve sıkıyönetim hallerinin veyahut salgın hastalıklardan dolayı kanun gereğine alınacak tedbirlerin gerektirdiği kısıntıların dışında yolculuk hiçbir kayıt altına alınamaz.

Madde 79

Bağıtların, çalışmaların, mülkedinme ve hak ve mal kullanmanın, toplanmaların, derneklerin ve ortaklıkların serbestlik sınırı kanunlarla çizilir.

Madde 80

Hükûmetin gözetimi ve denetlemesi altında ve kanun çerçevesinde her türlü öğretim serbesttir.

——————————————————————————–

(*) Maddenin ilk şekli:

“Menafii umumiye için lüzumu usulen tahakkuk etmedikçe ve kanunu mahsus mucibince değer pahası peşin verilmedikçe hiçbir kimsenin malı istimval ve mülkü istimlak olunamaz.

Fevkalade ahvalde kanun mucibince tahmil olunacak nakdi, ayni ve sayu amele müteallık mükellefiyetler müstesna olmak üzere hiçbir kimse hiçbir fedakarlığa icbar edilemez.”

(**) Maddenin ilk şekli:

“Hiçbir kimse mensup olduğu, din, mezhep, tarikat ve felsefi içtihadından dolayı muaheze edilemez. Asayiş, adabı muaşereti umumiye ve kavanine mugayir olmamak üzere her türlü ayinler serbesttir.”

——————————————————————————–

Madde 81

Postalara verilen kağıtlar, mektuplar ve her türlü emanetler yetkili sorgu yargıcı veya yetkili mahkeme kararı olmadıkça açılamaz ve telgraf ve telefonla haberleşmenin gizliliği bozulamaz.

Madde 82

Türkler gerek kendileri, gerek kamu ile ilgili olarak kanunlara ve tüzüklere aykırı gördükleri hallerde yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine tek başlarına veya toplu olarak haber verebilir ve şikayette bulunabilirler. Haber veya şikayeti alan makam kişi ile ilgili başvurmaların sonucunu dilekçiye yazılı olarak bildirmek ödevindedir.

Madde 83

Hiç kimse kanunca bağlı olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye verilemez ve yollanamaz.

Madde 84

Vergi, Devletin genel giderleri için, halkın pay vermesi demektir.

Bu esaslara aykırı olarak gerçek veya tüzel kişiler tarafından veya onlar adına resimler, ondalık alınması ve başka yüklemeler yapılması yasaktır.

Madde 85

Vergiler ancak kanunla salınır ve alınır.

Devletçe, illerin özel idarelerince ve belediyelerce alınagelmekte olan resimler ve yüklemeler, kanunları yapılıncaya kadar alınabilir.

Madde 86

Harb halinde veya harbi gerektirecek bir durum baş gösterdikte veya ayaklanma olduğunda yahut vatan ve Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma olduğunu gösterir kesin belirtiler görüldükte Bakanlar Kurulu, süresi bir ayı aşmamak üzere yurdun bir kesiminde veya her yerinde sıkıyönetim ilan edebilir ve bunu hemen Meclisin onamasına sunar. Meclis sıkıyönetim süresini, gerekirse uzatabilir veya kısaltabilir. Meclis toplanık değilse hemen toplanmaya çağrılır.

Sıkıyönetim süresi ancak Meclisin karariyle uzatılabilir. Sıkıyönetim, kişi ve konut dokunulmazlığının, basın, gönderişme, dernek, ortaklık hürriyetlerinin geçici olarak kayıtlanması veya durdurulması demektir.

Sıkıyönetim bölgesiyle bu bölgede hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği harb halinde de dokunulmazlığın ve diğer hürriyetlerin nasıl kayıtlanabileceği veya durdurulacağı kanunla gösterilir.

Madde 87

Kadın, erkek bütün Türkler ilk öğretimden geçmek ödevindedirler. İlk öğretim Devlet okullarında parasızdır.

Madde 88

Türkiye’de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese “Türk” denir.

Türkiye’de veya Türkiye dışında bir Türk babadan gelen yahut Türkiye’de yerleşmiş bir yabancı babadan Türkiye’de dünyaya gelipte memleket içinde oturan ve erginlik yaşına vardığında resmi olarak Türk vatandaşlığını isteyen yahut Vatandaşlık Kanunu gereğince Türklüğe kabul olunan herkes Türktür.

Türklük sıfatının kaybı kanunda yazılı hallerde olur.

ALTINCI BÖLÜM
Türlü Maddeler
İller
Madde 89

Türkiye, coğrafya durumu ve ekonomi ilişkileri bakımından illere, iller ilçelere, ilçeler bucaklara bölünmüştür ve bucaklar da kasaba ve köylerden meydana gelir.

Madde 90

İllerle şehir, kasaba ve köyler tüzelkişilik sahibidirler.

Madde 91

İllerin işleri, yetki genişliği ve görev ayrımı esaslarına göre idare olunur.

Memurlar
Madde 92

Siyasi hakları olan her Türkün, yeterliğine ve hakedişine göre, Devlet memuru olmak hakkıdır.

Madde 93

Bütün memurların nitelikleri, hakları, görevleri, aylık ve ödenekleri, göreve alınmaları ve görevden çıkarılmaları, yükselme ve ilerlemeleri özel kanunla gösterilir.

Madde 94

Kanuna aykırı işlerde üstün emrine uymuş olmak memuru sorumdan kurtarmaz.

Maliye İşleri
Madde 95

Bütçe Kanunu tasarısı ve buna bağlı bütçeler ve cetvellerle katma bütçeler Meclise bütçe yılı başından en az üç ay önce sunulur. (*)

Madde 96

Devlete malları bütçe dışı harcanamaz.

Madde 97

Bütçe Kanununun geçerliği bir yıldır.

Madde 98

Kesinhesap kanunu, ilişkin olduğu yıl bütçesinin hesap dönemi içinde elde edilen gelirle gene o yılki ödemelerin gerçekleşmiş tutarını gösterir kanundur. Bunun şekli ve bölümleri Bütçe Kanunu ile tam karşılıklı olacaktır.

Madde 99

Her yılın kesin hesap kanunu tasarısı o yılın sonundan başlıyarak en geç ikinci yıl Kasım ayı başına kadar Büyük Millet Meclisine sunulur.

Madde 100

Büyük Millet Meclisine bağlı ve Devletin gelirlerini ve giderlerini özel kanuna göre denetlemekle görevli bir Sayıştay kurulur.

Madde 101

Sayıştay, genel uygunluk bildirimini ilişkin olduğu kesin hesap kanununun maliyece Büyük Millet Meclisine verilmesi tarihinden başlıyarak en geç altı ay içinde Meclise sunar.

Anayasanın Dayanakları
Madde 102

Anayasada değişiklik yapılması aşağıdaki şartlara bağlıdır:

Değişiklik teklifinin Meclis tam üyesinin en az üçte biri tarafından imzalanması şarttır.

Değişiklikler ancak tam sayısının üçte iki oy çokluğu ile kabul edilebilir.

Bu kanunun, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki birinci maddesinde değişiklik ve başkalama yapılması hiçbir türlü teklif dahi edilemez.

——————————————————————————–

(*) Maddenin ilk şekli:

“Muvazenei Umumiye Kanunu müteallik olduğu senei maliyenin duhulünde mevkii icraya konulabilmek için layihası ve merbutu bütçeler ve cetveller nihayet Teşrinisani iptidasında Meclise takdim olunur.”

——————————————————————————–

Madde 103

Anayasanın hiçbir maddesi hiçbir sebep ve bahane ile savsanamaz ve işlerlikten alakonamaz. Hiçbir kanun Anayasaya aykırı olamaz.

Madde 104

20 Nisan 1340 tarih ve 491 sayılı Teşkilatı Esasiye Kanunu yerine manâ ve kavramda bir değişiklik yapılmaksızın Türkçeleştirilmiş olan bu kanun konulmuştur.

Madde 105

Bu kanun yayım tarihinde yürürlüğe girer.

——————————————————————————–

NOT

Anayasa’da 5 kez değişiklik yapılmıştır:

1. 1222 sayılı ve 10/4/1928 günlü kanun (R.G. 14/4/1928-863; 3. T. Düstur, Cilt 9)

2. 1893 sayılı ve 10/12/1931 günlü kanun (R.G. 15/12/1931-1976; 3. T. Düstur, Cilt 13)

3. 2599 sayılı ve 5/12/1934 günlü kanun (R.G. 11/12/1934-2877; 3. T. Düstur, Cilt 16)

4. 3115 sayılı ve 5/2/1937 günlü kanun (R.G. 13/2/1937-3533; 3. T. Düstur, Cilt 18)

Teşkilâtı Esasiye Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun Kanun No: 3115 Kabul tarihi: 5/2/1937

Madde 1 — Teşkilâtı Esasiye Kanununun ikinci maddesi aşağıda yazılı şekilde değiştirilmiştir:

Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır. Resmî dili Türkçedir. Makamı Ankara şehridir.

“İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Meclisteki görüşmelerde Laiklik ile ilgili değişikliğe ilişkin açıklamaları:  Arkadaşlar; bu memleket kâhinlerin ve gayri mes’ullerin vicdanlara âmil olmasından ve Devlet ve Millet işlerini görmesinden çok zarar görmüştür. Eğer Türkün yolu başka yerlerden geçseydi ve orta asırlardaki zamanlarda kendi bildiği, kendi yaptığı kanunlarla idare etseydi Devlet ve Millet idaresini mistik ve dogmatik esaslara bağlamasaydı ilk zamanlarda ve Osmanlıların ilk devirlerinde olduğu gibi kendini kendi kanunları ile ve usulleri ile idare etseydi bugünkü bulunduğundan daha çok ileri ve geniş olur ve medeniyete daha çok hizmet ederdi. Türk milletinin son asırlarda gördüğü felâketlerin, çektiği sıkıntıların sebepleri, aslı bir takım gayri mes’ullerin ve gayri mer’î menba ve vasıtaların yaptıkları kanunların altında zebun olarak iş görmek mecburiyetinde kalmasıdır. Mademki tarihte deterministiz, mademki icraraatta pragmatik maddiyetçiyiz, o halde kendi kanunlarımızı kendimiz yapmalıyız. Kendi cemaatımızı maverayı dünyaya taallûk eden her türlü endişelerden her türlü lahutî hayallerden müeberra olarak kanunlarımızı bugünün icablarını, maddî zaruretlerini göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddî hayatı ancak bu suretle kurtulur. Maneviyatı için Türkün temiz ahlâkını inkişaf ettirmek kâfidir. Onun içindir k i biz her şeyden evvel lâikliğimizi ilân ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık, şimdi de Teşkilâtı Esasiye Kanunumuza koymak istiyoruz. Eşhasın vicdan hürriyetlerine ve istedikleri dinlere intisabına zerre kadar müdahalemiz yoktur. Herkesin vicdanı hürdür. Bizim istediğimiz hürriyet, lâiklikten maksadımız dinin memleket işlerinde müessir ve âmil olmamasını temin etmektir. Bizde lâikliğin çerçevesi ve hududu budur. Arkadaşlar; biz şerayii salifenin geçmiş hükümlerinden çok zarar gören bir milletiz. Onun fena göreneklerinden yine en çok zararı biz Türkler görmüşüzdür. Çünkü Türklerin hasleti ve karakteri, inandığı şeye sadıkane raptı kalb etmek ve onun uğrunda kanını dökmeği ve hayatını feda etmeği emreder. Ferd ve aile hayatında beğendiğimiz ve inandığımız ahlak esaslarına bağlılığımız da bundan gelir.”

Madde 2 — Teşkilâtı Esasiye Kanununun 44 üncü maddesi aşağıda yazılı şekilde değiştirilmiştir:

Başvekil, REİSİCÜMHUR canibinden ve Meclis azası meyanından tayin olunur. Sair vekiller Başvekil tarafından Meclis azası arasından intihab olunarak heyeti umumiyesi Reisicumhurun tasdikile Meclise arzolunur. Meclis, müçtemi değilse arz keyfiyeti Meclisin içtimaına talik olunur. Hükümet hattı hareket ve siyasî noktai nazarını azamî bir hafta zarfında Meclise bildirir ve itimad taleb eder. Siyasî müsteşarları Başvekil, Meclis azası arasından seçerek Reisicumhurun tasdikına arzeder.

Madde 3 — Teşkilâtı Esasiye Kanununun 47 nci maddesi aşağıda yazılı şekilde değiştirilmiştir:

Vekillerin ve siyasî müsteşarların vazife ve mes’uliyetleri mahsus kanunla tayin olunur.

Madde 4 — Teşkilâtı Esasiye Kanununun 49 uncu maddesi aşağıda yazılı şekilde değiştirilmiştir:

Mezun ve her hangi bir sebeple mazur olan bir vekile İcra Vekilleri Heyeti azasından bir diğeri veya siyasî müsteşarlardan biri muvakkaten niyabet eder. Ancak bir vekil veya bir siyasî müsteşar bir vekâletten fazlasına niyabet edemez. Siyasî müsteşarın vekile niyabeti halinde kararnamesi Meclise arzolunur.

Madde 5 — Teşkilâtı Esasiye Kanununun 50 nci maddesi aşağıda yazılı şekilde değiştirilmiştir:

İcra Vekillerinden veya siyasî müsteşarlardan birinin Divanı Âliye şevkine dair Türkiye Büyük Millet Meclisince verilen karar vekâlet veya müsteşarlıktan sukutu dahi mutazammındır.

Madde 6 — Teşkilâtı Esasiye Kanununun 61 inci maddesi aşağıda yazılı şekilde değiştirilmiştir:

Vazifelerinden münbais hususatta İcra Vekilleri ile siyasî müsteşarları ve Şurayı Devlet ve Temyiz Mahkemesi rüesası ve azasını ve Cumhuriyet Başmüddeiumumisini muhakeme etmek üzere bir (Divanı Âli) teşkil edilir.

Madde 7 — Teşkilâtı Esasiye Kanununun 74 üncü maddesi aşağıda yazılı şekilde değiştirilmiştir:

Umumî menfaatler için lüzumu, usulüne göre anlaşılmadıkça ve mahsus kanunları mucibince değer pahası peşin verilmedikçe hiç bir kimsenin malı istimval ve mülkü istimlâk olunamaz. Çiftçiyi toprak sahibi yapmak ve ormanları Devlet tarafından idare etmek için istimlâk olunacak arazi ve ormanların istimlâk bedelleri ve bu bedellerin tediyesi sureti, mahsus kanunlarla tayin olunur. Fevkalâde hallerde kanuna göre tahmil olunacak para ve mal ve çalışmaya dair mükellefiyetler müstesna olmak üzere hiç bir kimse hiç bir fedakârlık yapmağa zorlanamaz.

Madde 8 — Teşkilâtı Esasiye Kanununun 75 inci maddesi aşağıda yazılı şekilde değiştirilmiştir:

Hiç bir kimse mensub olduğu felsefî içtihad, din ve mezhebden dolayı muahaze edilemez. Asayiş ve umumî muaşeret âdabına ve kanunlar hükümlerine aykırı bulunmamak üzere her türlü dinî âyinler yapılması serbesttir.

Madde 9 — Bu kanun neşri tarihinden muteberdir. 9/2/1937

1-49 1 numaralı Teşkilâtı Esasiye Kanunu 71 sayılı Resmî Gazetededir.
II – Teşkilâtı Esasiye Kanununun bazı maddelerini muaddil 1222 numaralı kanun 863 sayılı Resmî Gazetededir.
III – Teşkilâtı Esasiye Kanununun 95 inci maddesini muaddil 1893 numaralı kanun 1976 sayılı Resmî Gazetededir.
IV – Teşkilâtı Esasiye Kanununun 10 ve 11 inci maddelerinin tadiline dair 2599 numaralı kanun 2877 sayılı Resmî Gazetededir.
V – Teşkilâtı Esasiye Kanununun 23 üncü maddesine dair 111 numaralı tefsir 565 sayılı Resmî Gazetededir.

5. 3272 sayılı ve 29/11/1937 günlü kanun (R.G. 1/12/1937-3773; 3. T. Düstur, Cilt 19)

20 Nisan – Hukuk Takvimi

0
20 Nisan Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar. Kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları. Ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.

20 Nisan – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

571

İslam Hukukunu kuran Hazreti Muhammed, Mekke’de dünyaya geldi.

702 Ca’fer es-Sâdık, İslam fıkhî mezhebi Caferiliğe ismini veren Şii imam (ö. 765)
1792 Birinci Fransa Cumhuriyeti yönetimi, Avusturya Habsburg Monarşisi’ne savaş ilan etti.
1808 1848-1852 yılları arasında Fransa Cumhurbaşkanlığı yapan, sonrasında cumhuriyeti yıkarak imparatorluğunu ilan eden  III. Napoléon (Charles Louis Napoléon Bonaparte, 20 Nisan 1808, Paris – 9 Ocak 1873, Chislehurst, İngiltere) dünyaya geldi.
1869 Mecelle, 20 Nisan 1869 tarihinde yazılmaya başlandı ve 16 Ağustos 1876 tarihinde tamamlandı.
1889 Alman nazizminin sembolü Adolf Hitler Avusturya’da doğdu.  (ö. 1945)
1910

Hukukçu, bürokrat ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu dünyaya geldi. (İdamı: 16 Eylül 1961)

1921 Barselona Konferansı toplandı. Uluslararası Öneme Sahip Ulaşıma Elverişli Su Yollarının Rejimi Hakkındaki Sözleşme, Barselona’da kabul edildi. Deniz kıyısı bulunmayan Devletlerin gemi bayrağına sahip olma haklarının tanınmasına ilişkin 20 Nisan 1921 günlü Barselona Deklarasyonu ilan edildi. Konferansta, Uluslararası demiryollarına ilişkin öğütleme kararları alındı. Türkiye, konferansta alınan kararları Lozan’da kabul etti.
1923 Gazeteci Oktay Akbal doğdu. (Ölümü: 28 Ağustos 2015) Saint Benoit Fransız Lisesi’nde başladığı ortaöğrenimini, 1942 yılında İstiklal Lisesi’nde bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk ve Edebiyat fakültelerinde eğitim gördü ancak yüksek öğrenimini yarıda bırakarak yazarlığa devam etti.
1924 1924 Anayasası, 20 Nisan 1924’te yürürlüğe girdi ve 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasîye Kanununu yürürlükten kaldırdı. Birkaç önemli değişiklikle 1961’e dek yürürlükte kaldı. 10 Ocak 1945 tarihinde Anayasa metninin içeriği değiştirilmeden, dili Türkçeleştirilerek yeniden kabul edildi.
1924 Bilecik il oldu.
1926 Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Kara Suları Dahilinde İcrayı Sanat ve Ticaret hakkında kanun kabul edildi.
1931

C.H.F. Genel Başkanı Gazi Mustafa Kemal imzası ile yayınlanan seçim bildirgesinde Yurtta Sulh, Cihanda Sulh ilkesi yer aldı.

1933 Bulgaristan’ın Razgrad şehrindeki Türk mezarlığının bir grup Bulgar tarafından yerle bir edilmesiyle, İstanbul’da Razgrad Olayları başladı. Milli Türk Talebe Birliği kapatıldı.
1942 İzmir Ticaret Gazetesi kuruldu.
1942 Kız öğrencilerin ipek çorap, topuklu ayakkabı ve kısa etek giymesi ve saçlarını kıvırması yasaklandı.
1942 Anadolu Ajansı’nda çalışan 26 Yahudi kökenli vatandaşın işine Başbakan Refik Saydam’ın emri ile son verildi.
1944 Türkiye, Almanya’ya krom ihracatını durdurdu.
1946  Demokrat Parti, milletvekili genel seçimlerine girme kararı aldı.
1946 Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası’nda yapılan değişiklikler 20 Nisan 1948 tarihinde yürürlüğe girdi.
1951 Türkiye – Yunanistan Kültür Anlaşması, 20 Nisan 1951 tarihinde, Ankara’da imzalandı. Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Krallığı arasında imzalanan Kültür Anlaşmasının onanması hakkında Kanun, 12 Mayıs 1952 tarihinde mecliste kabul edildi, 17 Mayıs 1952 tarihinde resmi gazetede yayınlandı.
1953 7 Türk askeri Kore’deki esir değişimi ile geri alındı.
1959 Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi (European Convention on Mutual Assistance in Criminal Matters), Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin imzasına açılmış ve 20 Nisan 1959’da Strazburg’da akdedilmiştir. Türkiye, sözleşmeyi 18 Mart 1968 tarihinde kabul etmiş ve 16 Ekim 1968 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe sokmuştur.
1962

Ünlü dolandırıcı Sülün Osman hapisteyken Alınteri ile Yaşamak konulu konferans verdi.

1965 John Steinbeck’in Bitmeyen Kavga adlı romanın Türkçe çevirisi, 1948 yılına ait bir Bakanlar Kurulu Kararı dayanak gösterilerek toplatıldı.
1968 Hukukçu Pierre Elliott Trudeau, Kanada Başbakanı oldu.
1973 Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyetin 50. yılı nedeniyle hazırladığı genel af teklifini Meclis’e sundu.
1975 Hukukçu, yargıç ve Adalet Akademisi önceki başkanlarından Muhittin Özdemir, 20 Nisan 1975’te Tokat’ın Niksar ilçesinde dünyaya geldi.
1978 Kızıl Tugaylar örgütü, 16 Mart’ta kaçırdıkları İtalya’nın eski Başbakanı Aldo Moro’yu, tutuklu arkadaşlarının serbest bırakılmaması halinde öldüreceklerini bildirdi.
1978 Dev-Genç ve Ülkücü Memurlar Derneği kapatıldı.
1979 İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı, 1 Mayıs kutlamasıyla ilgili açıklamasından dolayı DİSK Genel Sekreteri Fehmi Işıklar hakkında “halkı izinsiz gösteri ve toplantı yapmaya teşvik ettiği” iddiasıyla kamu davası açtı.
1981 17/18 Ocak 1981’de mensubu oldukları komünist örgüte para bulmak için giriştikleri kuyumcu soygununda kuyumcunun oğlu Hasan Kahveci’yi ve polis memuru Mustafa Kılıç’ı öldüren, emniyet kuvvetlerine ve halka ateş açan, polis otosunu tarayan sol görüşlü militanlar Ramazan Yukarıgöz, Ömer Yazgan, Erdoğan Yazgan ve Mehmet Kambur, ölüm cezasına çarptırıldı.
1981 Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) Genel Başkanı Gültekin Gazioğlu ve 15 yönetici Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nce 8-16 ay arası hapis cezasına çarptırıldı.
1981 1978’e kadar çıkan “Halkın Yolu” dergisinin Yazı İşleri Müdürü Mehmet Çerik, dergide 1976 ve 1977’de yayınlanan 3 yazıdan dolayı 1 no’lu Askeri Mahkeme’ce gıyabında 18 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1982 YÖK’ün yetkileri arttırıldı
1983

978 yılında Fethiye’ye tatile gelen Avusturya Büyükelçisi’nin kızına tecavüz etmek isteyen ve buna karşı çıkan kızı ve annesini öldüren Şener Yiğit, idam edildi.

1983 12 Eylül Darbesi’nin 45. idamı: Kan davasından 2 Nisan 1977’de tarlada çalışmakta olan bir kişiyi tabancayla öldüren, kaçmakta olan diğer bir kişiyi av tüfeğiyle uzaktan ateş açıp yaraladıktan sonra yanına gidip tabancayla onu da öldüren Cafer Aksu (Altuntaş), idam edildi.
1984 Kürt devleti kurma girişiminde bulundukları iddiasıyla 3 yıldır yargılanan Mardin eski bağımsız milletvekili Nurettin Yılmaz ile eski Bayındırlık Bakanı Şerafettin Elçi beraat etti. Yılmaz ve Elçi 1981’de tutuklanmış, Yılmaz 13 ay Elçi 30 ay sonra tahliye edilmişti.
1986 Türkiye, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 8 nolu Protokolü 4 Şubat 1986 tarihinde imzaladı, 12 Nisan 1989 tarih ve 3526 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 20 Nisan 1989 tarih ve 20145 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.
1989 Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi (Convention for the Protection of the Architectural Heritage of Europe), Avrupa Konseyi üye ülkeleri tarafından 3 Ekim 1985 tarihinde Granada’da kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti sözleşmeyi, 13 Nisan 1989’da onayladı, onay kanunu 20 Nisan 1989’da resmî gazetede yayınlandı.
1994 Türkiye’de Radyo-Televizyon Üst Kurulu kuruldu.
2000 Metin Göktepe Davası’nda Yargıtay, 7 yıl 6’şar ay hapse mahkum edilen 6 sanıktan 5’inin cezasını onadı. “Öldürme fiilinde iştirak iradesi bulunmadığı” gerekçesiyle cezası bozulan Emniyet Amiri S.B.Köse’ye 1 yıl 8 ay hapis, 5 ay memuriyetten men cezası verildi.
2000 HSYK, Kenan Evren hakkında ölüm cezası istemiyle hazırladığı iddianame için Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ”yetkisizlik” gerekçesiyle takipsizlik kararı verilen Adana Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu’ya ”kınama” cezası vererek “tedbiren” 3 ay süreyle görevden aldı.
2006 Güney Kore’nin ilk kadın Başbakanı Han Myeong-sook göreve başladı.
2010  Şili Katolik Kilisesi, tacizde bulunmakla suçlanan papazların kurbanlarından özür diledi.
2011 Sivas’ta Madımak Oteli’nin yakılması ve 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaya ilişkin davada tutuklu yargılanırken tahliye edilen, 13 yıl boyunca firarda olan ve bu sebeple dosyası ayrılan Bülent Düvenci müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
2013

Eski başbakanlardan Adnan Menderes’in de avukatlığını yapan Burhan Apaydın vefat etti.

2013 UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, Felsefe İhtisas Komitesi, Türkiye Felsefe Kurumu ve Sinop Üniversitesi  Sinop’ta “Anadolu’da Felsefeye Yolculuk, Sinoplu Bir Filozof: Diogenes” başlıklı sempozyum düzenledi.
2016 Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, insan haklarını korumak ve geliştirmek, ulusal önleme mekanizması görevini yerine getirerek ayrımcılıkla mücadele etmek amacıyla Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu gereğince 2016 yılında kuruldu. Kurumun adı, 20 Nisan 2016’da değiştirilerek bugünkü adıyla faaliyetine devam etmesine karar verildi.
2017 MİT’e ait tırları Hatay’da durdurarak arama yapmak isteyen, itiraz eden MİT görevlilerini tehdit ettiği iddiasıyla gözaltına alınan ve meslekten ihraç edilen eski Kırıkhan Cumhuriyet Savcısı Yaşar Kavalcıoğlu Ankara’da tutuklandı.
2018 Kanal D’deki Beyaz Show’a Diyarbakır’dan telefonla bağlanarak, “Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın” diyen öğretmen Ayşe Çelik (Ayşe Öğretmen) bebeğiyle birlikte cezaevine girdi.
2020 İsviçreli hukukçu ve profesör Jiří Toman 5 Kasım 1938’de Çekya’da dünyaya geldi. Charles Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Cenevre Üniversitesi‘nde doktorasını yaptı. Savaşın Hukuki Yönleri, İnsancıl Hukuk, Uluslararası Örgütler, Uluslararası İnsan Hakları Semineri ve Uluslararası Hukuk alanlarında uzmanlaştı. Santa Clara Üniversitesi, George Washington Üniversitesi, Université de Franche-Compté, Birmingham, Cambridge, Londra, Oxford, Pisa, Uppsala, Virginia, Waseda ve Yale Üniversitelerinde dersler verdi. Afrika ve Latin Amerika’da uluslararası hukuk ve ceza hukuku üzerine bölgesel seminerler düzenledi. UNESCO, UNDRO, UNCTAD ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Merkezi, Avrupa Konseyi dahil olmak üzere birçok uluslararası ve bölgesel kuruluşta çalıştı ve danışmanlık yaptı. 20 Nisan 2020 günü Cenevre’de yaşamını yitirdi.
2023 Tunus’ta ana muhalefet partisi Nahda Hareketi lideri ve eski Halkın Temsilcileri Meclisi başkanı Raşid Gannuşi tutuklandı. Gannuşi, 17 Nisan’da güvenlik güçlerince evine düzenlenen baskında gözaltına alınmış, 48 saatlik savcılık sorgusunun ardından dün akşam mahkemeye sevk edilmişti.
2025
  • Danıştay, Kırklareli’nin Demirköy ilçesindeki Sisli Vadi adlı tesiste yaşanan sel felaketinde, ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle aralarında Eski Kırklareli Valileri Osman Bilgin ve Birol Ekici’nin yer aldığı 12 kamu görevlisi hakkında adli yargılama yapılmasına hükmetti.
  • .ABD’nin Boston Üniversitesi’nde görev yapan Profesör Nathan Phillips, tutuklu Türk üniversite öğrencisi Rümeysa Öztürk’e destek amacıyla açlık grevine başladı: “Rümeysa’nın gözaltına alınmasıyla ABD anayasasının iki maddesi birden çiğnendi”
  • “Britanya’da yeni Suç ve Polislik Yasa Tasarısı’na “Romeo ve Juliet” maddesi ekleneceği öğrenildi: 18 yaş altı bireyler arasındaki rızaya dayalı cinsel ilişkilerin çocuk istismarı kapsamında otomatik olarak kolluk kuvvetlerine bildirilmesi zorunlu olmaktan çıkarılıyor.
  • Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, 2021 yılında ABD’deki “Stop Erdoğan” yazılı reklamlara karşı ilçeye izinsiz olarak asılan ‘Love Erdoğan’ pankartlarını toplatması nedeniyle hakkında açılan davadan beraat etti. Yerel mahkemenin verdiği  ceza İstinaf Mahkemesi tarafından kaldırıldı.
  • Adalet Bakanlığı’nın raporuna göre; 2023 yılına kıyasla 2024’te dolandırıcılığın yüzde 41 oranında arttığı açıklandı. Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak,  kabul etmek veya bulundurmak, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarında da ciddi artış olduğu kaydedildi.

İbn Rüşd(Averroes)

0

İbn Rüşd(Averroes), Araplar tarafından Ebul-Velid Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd olarak anılmaktadır. İbn Rüşd, batılılar tarafından latince adıyla Averroes olarak bilinen ve 14 Nisan 1126 tarihinde doğup 10 Aralık 1198 tarihinde ölen Endülüslü Arap felsefecidir. Turtuba’da doğmuş ve Marakeş, Fas’ta ölmüştür.

Türkiye’de Arapça isminin sonundaki İbn-i Rüşd olarak bilinir. Kendisi aynı zamanda tıpkı İbn-i Sina gibi hekim, matematikçi ve tıpçıdır.

İbn Rüşd’e göre tek filozof Aristo’dur ve onun yolunda gitmek gerekir.  Genel yaklaşımları bunu öngörmektedir.  

İbn-i Rüşd, Aristo’nun eserlerini Arapça’ ya tercüme etmiş, bu eserlere şerh yazmıştır. Bu sayede  Batı’da çok ünlenmiştir. Birçok yerde heykelleri dikilmiştir.

İbn Rüşd, siyaset, din, hukuk, tıp ve felsefenin pek çok alanında 150’den fazla eser kaleme almıştır.

İbn-i Rüşdün yaşadığı dönemde Avrupa’da Aristo’nun eserlerinin tercümesini bulmak zor olduğundan yaptığı işin değeri çok büyüktür. Batı’da Aristo’nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşd’ün yazdığı Arapça eserlerin 12. yüzyıl başlarında Latinceye tercümesiyle başlamıştır.

İbn-i Rüşd’ ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıl sürmüştür. Orta Çağ’ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü Dante, İbn Rüşd’ü İlahi Komedya’da diğer büyük pagan filozoflarla beraber zikretmiştir.

İlmi ve Felsefi eserleri

Organon’a Giriş (İsagoci)

Organon’a Giriş Şerhi

İkinci Analitikler Şerhi

Diyalektika Şerhi

Sofistika Şerhi

Poetika Şerhi

Retorika Şerhi

Devlet Şerhi

Cevâmi, el-Hiss ve el-Mahsûs (Duyum ve Algı Üzerine)

Cevâmi, fî el-Felsefe (Felsefe Üzerine Değerlendirme)

Cevâmi Kitâb el-Nefs (Nefis Kitabı Üzerine Değerlendirme)

Cevâmi Kütûb Aristutâlîs fî el-Tabiîyyât ve el-İlahîyyât

Cevâmi Mâba’de’t-tabî’a (Metafizik Üzerine Değerlendirme)

Cevâmi Siyâseti Eflâtun (Platon‘un Devlet Kitabı Üzerine Değerlendirme)

Darûrî fî el-Mantık (Mantık Üzerine Zorunlu Bilgiler)

Darûrî fî el-Nahv (Nahiv Üzerine Zorunlu Bilgiler)

Kelâm ‘ala el-Kelimeti ve el-İsm el Muştak (Kelime ve Türetilmiş İsimler Üzerine)

Kitâb el-Hayevân (Hayvanlar Üzerine)

Kitâb fî el-Fahsi an Mesâil Vaka’at fî el-‘İlm el-İl’ahi fî Kitâb el-Şifâ lî İbn-Sina (İbn Sînâ’nın Şifâ’sının Metafizik Kısmındaki Problemlerin Açıklanması)

Makâle fî el-‘Akl (Akıl Üzerine)

Makâle fî el-Cimri’ el-Semâvî (Göksel Nesnelerin Doğası Üzerine)

Makâle fî el-Kıyâs (Kıyas Üzerine)

Makâle fî el-Kıyâs el-Şartî (Şartlı Kıyaslar Üzerine)

Makâle fî el-Mantık ve el-‘İlm el-Tabî-î (Mantık ve Doğa Felsefesi Üzerine)

Makâle fî Hareket el-Felek (Feleklerin Hareketi Üzerine)

Makâle fî İttisâl el-‘Akl el-Mufârık bî el-İnsân (Mufarık Aklın İnsanla İlişkisi Üzerine)

Mes’ele fî enne Allahe Tebâreke ve Te’ale ya’lemu el-Cüz’iyyât (Yüce Allah’ın Tekilleri Bilmesi Üzerine)

Mes’ele fî el-Zamân (Zaman Üzerine)

Mes’ele fî el-Hikme (Felsefe Problemleri)

Muhtasar el-Mecisti (Almagest’in Özeti)

Muhtasar Kitâb el-Mustasfâ lî el-Gazâlî (Gazâlî’nin Mustafâ Kitabı Üzerine)

Risâle el-Âsâr el-‘Adiyye (Olağan Yapıtlar Üzerine)

Risâle el-Âsâr el-Ulviyye (Yüce Yapıtlar Üzerine)

Risâle el-Kevn ve el-Fesâd (Oluş ve Bozuluş Üzerine)

Risâle el-Nefs (Nefis Üzerine)

Risâle el-Semâ el-Tabî’î (Gökyüzü Üzerine)

Risâle el-Semâ ve el-‘Âlem (Gökyüzü ve Evren Üzerine)

Risâle Mâba’de’t-Tabî’a (Metafizik Üzerine)

Şerh Akîde el-İmâm el-Mebdî (İmam Medbî’nin Kurallarının Yorumu)

Şerh el-Kebir lî Kitab el-Nefs lî Aristutâlis (Aristoteles’in Nefis Kitabı’nın Büyük Yorumu)

Şerh Kitâb Aristutâlis fî el-Semâ ve el-‘Âlem (Aristoteles’in Gökyüzü ve Evren Kitabının Yorumu)

Şerh Kitâb el-Burhân lî Aristutâlis (Aristoteles’in Burhan Kitabı’nın Yorumu)

Şerh Kitâb el-Kıyâs lî Aristutâlis (Aristoteles’in Kıyas Kitabı’nın Yorumu)

Şerh Kitâb el-Nefs lî Aristutâlis (Aristoteles’in Nefis Kitabı’nın Yorumu)

Şerh Kitâb Siyâset lî Eflatun (Platon‘un Devlet Kitabı’nın Yorumu)

Şerh Mâba’di’t-Tabî’a (Metafizik’in Yorumu)

Şerh Makâle el-İskender fî el-‘Akl (İskender’in Akıl Hakkındaki Makalesi’nin Yorumu)

Tefsîr Mâba’de’t-Tabî’a (İbn Sînâ’nın Tıp Özeti Kitabının Yorumu)

Tehâfüt el-Tehâfüt el-Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı’nın Yorumu)

Telhîs İlâhiyyât lî Nikulâvus (Metafizik’in Özeti)

Telhîs Kitâb Aristoteles fî el-Cedel (Aristoteles’in Cedel Kitabının Özeti)

Telhîs Kitâb el-‘İbare lî Aristutâlis (İbare Kitabının Özeti)

Telhîs Kitâb el-Ahlâk lî Aristutâlis (Aristoteles’in Ahlak Kitabının Özeti)

Telhîs Kitâb el-Âsâr el-Ulviyye (Yüce Yapıtlar Kitabının Özeti)

Telhîs Kitâb el-Burhân lî Aristutâlis (Aristoteles’in Burhan Kitabı’nın Özeti)

Telhîs Kitâb el-Hâss ve el-Mahsûs (Duyum ve Algı Kitabının Özeti)

Telhîs Kitâb el-Hitabe lî Aristutâlis (Aritoteles’in Retorik Kitabı’nın Özeti)

Telhîs Kitâb el-Kevn ve el-Fesâd lî Aristutâlis (Aristoteles’in Oluş ve Bozuluş Kitabı’nın Özeti)

Telhîs Kitâb el-Kıyas lî Aristutâlis (Aristoteles’in Kıyas Kitabı’nın Özeti)

Telhîs Kitâb el-Ma’kûlât lî Aristutâlis (Aristoteles’İn Kategoriler Kitabı’nın Özeti)

Telhîs Kitâb el-Nefs lî Aristutâlis (Aristoteles’İn Nefis Kitabı’nın Özeti)

Telhîs Kitâb el-Safsata lî Aristutâlis (Aristoteles’in Safsata Kitabı’nın Özeti)

Telhîs Kitâb el-Semâ el-Tabiî (Gökyüzü Üzerine Kitabının Özeti)

Telhîs Kitâb el-Semâ ve el-‘Âlem lî Aristutâlis (Aristoteles’İn Gökyüzü ve Evren Kitabının Özeti)

Telhîs Kitâb el-Şi’r lî Aristutâlis (Aristoteles’in Şiir Kitabı’nın Özeti)

Telhîs Kitâb Mâba’de’t-Tabî’a (Metafizik Kitabının Özeti)

Telhîs Mantıki Aritutâlis (Aristoteles’in Mantık’ının Özeti)

Teolojik Eserleri

Bidâyet el-Müctehid ve Nihâyet el-Muktesid (İçtihâdın Başlangıcı ve Ilımlılığın Sonu)

Fasl el-Makâl fî mâ beyne el-Şerî’a ve el-Hikme min el-İttisâl (Felsefe ve Din İlişkisi Üzerine)

Keşf’an Menâhic el-Edille ve ‘Akâ’id el-Mille (Milletlerin Akaidleri Hakkındaki Kanıtların Yöntemlerinin Keşfi)

Kitâb el-‘Usûl el-Fıkh (Fıkıh Üzerine)

Makâle fî el-‘Ümyu el-İlâhî (el-Damîme) (İlahi Körlük Üzerine)

Tıp Eserleri

Cümletün min el-Edviye el-Müfred (Müfred İlaçlar Hakkında)

Kavl fî Âlât el-Teneffüs (Solunum Üzerine)

Kelâm fî İhtisâr el-İlel ve el-A’râd lî Câlînûs (Galenos’un Hastalıklar ve Belirtileri Kitabı Üzerine)

Kitâb el-Külliyât fî el-Tıb (Tıp Külliyatı)

Kitâb fî Hıfz el-Sıhha (Sağlığın Korunması Üzerine)

Makâle fi Asnâf el-Mizâc (Mizaç Türleri Üzerine)

Makale fî el-Mizâc (Mizaç Üzerine)

Makâle fi el-Tiryâk (Tiryak Üzerine)

Makâle fî Hummeyât el-‘Ufûn (Ateşli Hastalıklar Üzerine)

Mes’eletün fî Nevâib el-Hummâ (Humma Hastalığıyla İlgili Sorunlar)

Resâil İbn Rüşd el-Tıbbiyye (İbn Rüşd’ün Tıp Makaleleri)

Şerh Urcûze lî İbn Sinâ (İbn Sînâ’nın Tıp Özeti Kitabının Yorumu)

Telhîs el-Nisfu el-Sâni min Kitâb Hilet el-Beri lî Câlînûs (Galenos’un Hastalıklardan Korunma Kitabı’nın İkinci Bölümünün Özeti)

Telhîs Evvelu Kitâb el-Edviye el-Müfrede (Müfred İlaçlar’ın Birinci Kitabının Özeti)

Telhîs Kitâb el-Hummeyyât lî Câlînûs (Galenos’un Humma Kitabının Özeti)

Telhîs Kitâb el-İlel ve el-A’râz li Câlînûs (Galenos’un Hastalıklar ve Belirtileri Kitabının Özeti)

Telhîs Kitâb el-Kuvvâ el-Tabî’iyye lî Câlînûs (Galenos’un Doğal Kuvvetler Kitabının Özeti)

Telhîs Kitâb el-Mizâc lî Câlînûs (Galenos’un Mizaç Kitabı’nın Özeti)

Telhîs Kitâb Ustukussât li Câlînûs (Galenos’un İlkeler Kitabı’nın Özeti)