Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi, 22 Şubat 2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
“Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi (2010-2014)”ün kabulü;
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığının 27/1/2010 tarihli ve 65 sayılı yazısı üzerine, Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Bakanlar Kurulu’nca 1 Şubat 2010 tarihinde kararlaştırılmış, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanmıştır.
Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi (2010-2014)
1. GİRİŞ
Kamu gücü ve kaynakları ile özel kuruluşlardaki görev, yetki ve kaynakların, toplumun zararına olarak özel çıkarlar için kullanılması şeklinde tanımlanabilen yolsuzluk; rekabeti engelleyerek ekonomik büyümeyi yavaşlatmakta, doğrudan yabancı sermaye girişini ve vergi gelirlerini azaltmakta, gelir dağılımını bozarak yoksulluğu artırmakta, kamu kaynaklarının israf edilmesine yol açarak eğitim, sağlık, güvenlik gibi zorunlu kamu yatırımlarını olumsuz etkilemekte, kamu kurumlarına, yöneticilerine ve adalet sistemine duyulan güveni zedelemekte ve toplumda ahlaki bozulmaya yol açmaktadır.
Saydamlığın artırılması ve yolsuzlukla mücadelede başarının sağlanabilmesi için, önceden belirlenmiş tedbirler ve faaliyetler içeren stratejiler önem taşımaktadır. Böylece, yolsuzlukla mücadelede öncelikli alanlar belirlenerek sonuca daha kararlı ve etkili bir şekilde gidilmesi mümkün olmaktadır. Ayrıca, yolsuzlukla mücadele dönemsel bir çaba olmayıp, ekonomik ve sosyal hayattaki gelişmelere göre süreklilik gerektiren faaliyetler bütünüdür.
Bu vizyon çerçevesinde ilgili tüm kesimlerin katılımıyla “Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi” geliştirilmiştir. Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi (Strateji) hazırlanırken, 58 inci, 59 uncu ve 60 ıncı Hükümet programları, Türkiye Büyük Millet Meclisi Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Raporu, Dokuzuncu Kalkınma Planı, Avrupa Birliği Müktesebatının üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı ve çeşitli uluslararası kuruluşların Ülkemizle ilgili değerlendirmelerinden yararlanılmıştır. Ayrıca bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve ilgili uluslararası kuruluşların görüşleri de alınmıştır.
2. SAYDAMLIĞIN ARTIRILMASI VE YOLSUZLUKLA MÜCADELE ALANINDA SON YILLARDA YAPILAN BAŞLICA DÜZENLEMELER
Saydamlığın artırılması ve yolsuzlukların önlenmesi çerçevesinde Ülkemizde son yıllarda yapılan başlıca
düzenlemeler aşağıda sıralanmıştır:
a) Kamu ihale sisteminde saydamlığın geliştirilmesi, kaynakların daha etkin ve verimli kullanılması ve daha az kaynakla daha fazla kamu hizmeti üretilmesi amacıyla, kamu kaynağı kullanan bütün kurumları kapsayan ve ihalelerde açıklığın ve rekabetin sağlanmasını ve şikâyetlerin incelenmesini teminen Kamu İhale Kurumu kurulmasını düzenleyen 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu.
b) Doğrudan yabancı yatırımların özendirilmesi, yabancı yatırımcıların haklarının korunması, yatırım ve yatırımcı tanımlarında uluslararası standartlara uyulması ve doğrudan yabancı yatırımların artırılması amacıyla; yatırımcıların ihtiyaç ve beklentilerini dikkate alarak hazırlanan, Ülkemizin uluslararası yatırımlara yönelik eşitlikçi ve liberal yaklaşımının yansıtılması olarak yatırımcıya açık ve anlaşılır mesajlar veren, yatırımcının değişik mevzuat gereği sahip olduğu haklar ve tâbi olduğu yükümlülükleri gösteren yasal bir rehber niteliğinde 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu.
c) Herkesin bilgi edinme hakkına sahip olduğunu ve kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, kanunda belirtilen istisnalar dışındaki her türlü bilgi ve belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularının etkin, süratli ve doğru sonuçlandırılması için gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlü olduklarını hüküm altına almak ve medya organlarının ve kişilerin kamuya ait bilgilere daha kolay ulaşabilmesini sağlamak amacıyla 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu.
ç) Harcama birimlerine gerekli esnekliğin sağlanması ve bütün kamu gelir ve giderlerinin bütçede gösterilmesi ile kamu kaynaklarının kullanımında uluslararası standartlara uygun iç kontrol ve denetim mekanizmalarının oluşturulması ve malî saydamlık bakımından güvenilir ve periyodik malî verilerin üretilmesi amacıyla 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu.
d) Kamu kurum ve kuruluşlarını, kamu hizmetlerini ve kamu personelini desteklemek üzere kurulan dernekler ve Türk Medeni Kanununa göre kurulan vakıfların kamu kurum ve kuruluşları ile olan ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi suretiyle, kamu düzenini olumsuz yönde etkileyen ve toplumda hoşnutsuzluklara neden olan uygulamalara son verilmesi ve kamu kaynaklarının etkin olarak kullanılması amacıyla 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun.
e) Kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranış ilkelerinin ve standartlarının belirlenmesi ve bu ilkelere aykırı davranan üst düzey kamu görevlilerine ilişkin şikâyetlerin Kamu Görevlileri Etik Kurulu tarafından incelenmesi ve sonuçlarının kamuoyuna duyurulması amacıyla 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun.
f) Basında demokratikleşmenin sağlanması ve özgür bir basın düzeninin oluşturulması ile düşüncelerin ve haberin en yaygın ve hızlı bir şekilde dolaşımını sağlayarak kamuoyunun bilinçli bir şekilde oluşması ve işlemesi amacıyla 5187 sayılı Basın Kanunu.
g) Yerel yönetimlerin kurumsal kapasitelerinin artırılması, katılım ve saydamlığın sağlanarak yerinden yönetim ilkesi ve demokrasinin güçlendirilmesi amacıyla 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu.
ğ) Kamu görevlileri tarafından işlenebilen rüşvet, irtikâp, zimmet ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama gibi yolsuzluk suçlarıyla birlikte, zamanaşımı sürelerini, suç işlemek yoluyla kazanç elde edilmesini engelleyecek etkin bir yaptırım olarak kazanç müsaderesini ve özel hukuk tüzel kişilerine uygulanacak güvenlik tedbirlerini yeniden düzenleyerek, yolsuzluk suçlarıyla mücadele bakımından etkin bir sistem kurulabilmesi amacıyla uluslararası sözleşmeler de dikkate alınarak hazırlanan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu.
h) Sivil toplumun güçlendirilmesi amacıyla dernek ve vakıf kurma hakkına ve faaliyetlerine getirilen kısıtlamaların kaldırılması, dernek işlemleri ve denetimlerinin basitleştirilmesi amacıyla 5253 sayılı Dernekler Kanunu ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu.
ı) Yolsuzluk suçlarıyla mücadelede etkin bir sistem kurulabilmesi için uluslararası sözleşmeler de dikkate alınarak; tutuklama, arama, hak ve alacaklara el koyma, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, teknik araçla izleme ve örgüt faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlarla mücadele amacıyla özel ağır ceza mahkemeleri kurulması gibi yeni koruma tedbirleri ve düzenlemeler getiren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.
i) Finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanmasını, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını ve
tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunmasını sağlamak amacıyla, sistemi engelleyen, bozan, verileri yok eden veya değiştiren ve gerçeğe aykırı muhasebeleştirme yapan banka ve finans kurumları için ağır yaptırımlar öngören 5411 sayılı Bankacılık Kanunu.
j) Sosyal sigortalar sisteminin yönetimini, işleyişi ile ilgili usûl ve esasları, finansman ve karşılanma
yöntemlerini belirleyen, yönetim organlarında ve karar süreçlerinde ilgili sosyal tarafların etkin katılımını öngören, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve Sosyal Sigortalar Kurumunu birleştirerek sosyal güvenlik alanında mükerrer emeklilik ve hak sahipliğini ortadan kaldıran 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu.
k) Sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası hak ve yükümlülüklerini düzenleyen, kayıt dışı istihdamla mücadele çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu ile bankalar ve ilgili kurum ve kuruluşlar arasında bilgi paylaşım usûllerini belirleyen, Sosyal Güvenlik Kurumuna en geniş anlamıyla elektronik ortamda hizmet sunum yetkisi veren, ayrıca işçi ücretlerinin bankalar vasıtasıyla ödenmesi yükümlülüğü getirerek ücretlerde kayıtlılığı öngören 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu.
l) Ulusal ihtiyaçların yanı sıra uluslararası düzenlemeler de göz önünde bulundurularak hazırlanan ve suçla mücadelede malî sektörle işbirliğinin güçlendirilmesi, güçlü bir veri sistemi kurulması, bu suretle malî bilgilerden hareketle suça ve suçluya ulaşılması, yükümlülüklere uyumun takibinde etkinlik ve uluslararası gelişmelerle paralellik sağlanması amacıyla 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu.
m) Petrol piyasasının sağlıklı işleyebilmesini teminen, petrol kaçakçılığından kaynaklanan haksız rekabetin önlenerek, adil bir rekabet ortamının ve ürün güvenliğinin sağlanması ve petrol kaçakçılığı ile daha etkin mücadele edilebilmesi amacıyla 5576 sayılı Petrol Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.
n) Yolsuzlukla mücadele bağlamında uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla, yabancı ülkede işlenen rüşvet suçundan yargılama yapılabilmesi için Adalet Bakanının izin vermesi şartının kaldırılması, suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarının kapsamının genişletilmesi, özel hukuk çerçevesinde faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da görevlileri tarafından; dolandırıcılık, ihaleye veya edimin ifasına fesat karıştırma, rüşvet, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, zimmet, kaçakçılık, kaçak petrole ilişkin suçlar ile terörün finansmanı suçlarının tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi hâlinde ayrıca bu tüzel kişiye idarî para cezası verilebilmesi amacıyla 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.
Yapılan kanunî düzenlemelere ek olarak, akaryakıt kaçakçılığı ile mücadele kapsamında yürürlüğe konulan ulusal marker uygulaması, e-Devlet kapsamındaki uygulamalar, suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine ilişkin çalışmalar, kamu yönetiminde saydamlık ekseninde yürütülen diğer çalışmalar, mevzuatın basitleştirilmesi, idarî yüklerin ve kırtasiyeciliğin azaltılması ile yerli ve yabancı yatırımcılar açısından yatırım ortamının iyileştirilmesine ilişkin çalışmalar ve Ülkenin her yerinden vatandaşların şikâyet ve taleplerine ilişkin başvuruları alan ve izleyen Başbakanlık İletişim Merkezinin (BİMER) kurulması, yolsuzlukların önlenmesi ve saydamlığın artırılması bağlamında önemli katkılar sağlamıştır.
Ayrıca, yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesine doğrudan katkı sağlayacak nitelikte hazırlanarak kabul edilen Yargı Reformu Stratejisi ve Kayıtdışı Ekonomi ile Mücadele Stratejisi de uygulanmaya başlamıştır.
Küreselleşme ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda, suç kavramının ülke sınırlarını aşan bir yapıya büründüğü, suçlularla ve yolsuzlukla mücadelenin daha da zorlaştığı bir gerçektir. Bu kapsamda, ülke tecrübelerinin paylaşımı ile ikili teknik ve adlî işbirliği büyük önem taşımaktadır.
Bu çerçevede Ülkemiz;
a) Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesini 2003 yılında,
b) Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesini 2003 yılında,
c) Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesini 2003 yılında,
ç) Avrupa Konseyinin Suçtan Kaynaklanan Gelirlerin Aklanması, Araştırılması, Ele Geçirilmesi ve El Konulmasına İlişkin Sözleşmesini 2004 yılında,
d) Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesini 2004 yılında,
e) Hukuki veya Ticari Konularda Yabancı Ülkelerde Delil Sağlanması Hakkında Sözleşmeyi 2004 yılında,
f) Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesini 2006 yılında, onaylamıştır.
Ayrıca, Ülkemiz yolsuzlukla mücadele alanında faaliyet gösteren Avrupa Konseyinin Yolsuzluğa Karşı
Devletler Grubuna (GRECO) 2004 yılında üye olmuştur
Yukarıda bahsedilen düzenlemeler, çalışmalar ve uluslararası işbirliğine ilişkin uygulamalar neticesinde,
Ülkemizin yolsuzlukla mücadele alanında önemli ilerlemeler kaydettiği ve bu ilerlemelerin yolsuzlukla ilgili değerlendirmeler yapan uluslararası kuruluşların çalışmalarına da yansıdığı görülmektedir.
Örneğin, Ülkemiz,
Uluslararası Saydamlık Örgütü tarafından yayınlanan Yolsuzluk Algılama Endeksinde 2003 yılında 3.1 puanla 133 ülke arasında 77 nci sırada yer alırken, 2009 yılında 4.4 puanla 180 ülke arasında 61 inci sıraya yükselmiştir.
Katedilen mesafe, yolsuzlukla mücadelede siyasi kararlılık ve sahiplenmenin önemini göstermekte, ancak suç ve suçlunun dinamik ve değişken profili, yolsuzlukla mücadelede aynı dinamizm ve kararlılığın sürdürülmesi gerektiğine de işaret etmektedir.
3. STRATEJİNİN AMACI
Bu Stratejinin amacı; 2002 yılından bu yana kararlılıkla sürdürülen reformların bir devamı niteliğinde, gelişen ve değişen şartları da göz önünde bulundurarak, saydamlığı engelleyen ve yolsuzluğu besleyen faktörlerin ortadan kaldırılması suretiyle daha adil, hesap verebilir, saydam ve güvenilir bir yönetim anlayışının geliştirilmesidir.
4. STRATEJİNİN TEMEL BİLEŞENLERİ
2010–2014 yılları arasında uygulanacak olan Stratejinin temel bileşenleri;
A) Önlemeye,
B) Yaptırımların Uygulanmasına,
C) Toplumsal Bilincin Artırılmasına,
yönelik tedbirler olmak üzere üç ana başlık altında toplanmıştır.
Bu temel bileşenler altında öngörülen ve aşağıda sıralanan tedbirlerin bazılarının hayata geçirilebilmesi için başta Anayasa olmak üzere kanunlarda ve diğer düzenleyici işlemlerde değişiklikler gerekebilecektir. Bu tedbirlere ilişkin Faaliyet Tablosu, Stratejinin ekinde yer almaktadır.
A) Önlemeye Yönelik Tedbirler
Saydamlığın, hesap verebilirliğin, etkin denetimin ve kurumsal kapasitenin artırılması suretiyle yolsuzluğu besleyen faktörlerin ortadan kaldırılmasına ilişkin olarak;
a) Siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanında, açıklık ve şeffaflığa ilişkin uygulamaların geliştirilmesi ve denetimin etkinleştirilmesi,
b) Siyasi etik ile ilgili çalışmaların tamamlanması,
c) Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsman) kurulmasına ilişkin çalışmaların tamamlanması,
ç) Genel İdari Usul Kanununa ilişkin çalışmaların tamamlanması,
d) Yeni Sayıştay Kanununun yasalaşma sürecinin tamamlanması,
e) 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunundaki mal bildirimlerine ve diğer uygulamalara ilişkin hükümlerin gözden geçirilmesi,
f) Kamu görevinden ayrılanların yapamayacağı işlerle ilgili kanunî düzenlemelerin ve uygulama etkinliğinin gözden geçirilmesi,
g) Devlet sırları ve ticari sırlara ilişkin çalışmaların tamamlanması,
ğ) Kamu ihale sisteminin gözden geçirilmesi,
h) Yerel yönetimlerin imar, ruhsat ve diğer işlem süreçlerinde saydamlık ve hesap verebilirliğin artırılması,
ı) Yerel yönetimlerin iştirakleri üzerindeki denetim mekanizmalarının etkinliğinin gözden geçirilmesi,
i) Yerel yönetimlerde seçimle işbaşına gelenler için etik ilkelerin belirlenmesi ve izleme mekanizmalarının kurulması,
k) Denetim raporlarından hareketle yolsuzluğa açık risk alanlarının belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması,
l) Kamu Görevlileri Etik Kurulu rehberliğinde kamu yönetimi içerisindeki her bir meslek grubu için ayrı etik ilkelerin belirlenmesi ve çıkar çatışmalarının engellenmesi,
m) Özel sektör kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi,
n) Sivil toplum kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi,
o) Yolsuzluk suçlarına ilişkin yargılama sonuçları ile Devlet Personel Başkanlığında disiplin cezası alan kamu görevlileri hakkında oluşturulan veri tabanlarından yararlanılarak risk alanlarının belirlenmesi,
yönünde tedbirlerin alınması öngörülmektedir.
B) Yaptırımların Uygulanmasına Yönelik Tedbirler
Saydamlığın artırılması, yolsuzluk ile mücadelede ilgili kurumlar arasında koordinasyonun sağlanması ve bazı sınırlamaların kaldırılması suretiyle soruşturma, kovuşturma ve cezalandırmada etkinliğin geliştirilmesine ilişkin olarak;
a) Kamu görevlileriyle ilgili soruşturmalardaki izin sisteminin gözden geçirilmesi,
b) Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında meydana gelen yolsuzluk olaylarını yetkili mercilere bildirenlerin korunmasına ilişkin düzenlemelerin oluşturulması,
c) Yolsuzlukla mücadelede görev alan birimler arasında etkin işbirliği, bilgi paylaşımı ve koordinasyonun sağlanması, yönünde tedbirlerin alınması öngörülmektedir.
C) Toplumsal Bilincin Artırılmasına Yönelik Tedbirler
Toplumsal bilincin artırılmasına ilişkin olarak;
a) Vatandaşların, haksız bir uygulama ile karşılaştıklarında kanunlar ve idarî düzenlemelerle kendilerine tanınan haklar ile başvuruda bulunabilecekleri merciler konusunda bilgilendirilmesi,
b) Düzenli aralıklarla yolsuzluk algılama anketi yaptırılması, c) Milli Eğitim Bakanlığı ders müfredatında dürüstlük konularının işlenmesi,
ç) Yolsuzlukla mücadele ve temiz toplum temasını içeren sosyal aktivitelerin desteklenmesi,
d) Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca televizyon ve radyo yayınlarında dürüstlük konularına yer verilmesinin sağlanması,
f) Strateji doğrultusunda oluşturulan temel ilke ve yöntemlerin tüm kamuoyu, sivil toplum kuruluşları ve kamu görevlileri tarafından benimsenmesi amacıyla seminer, çalıştay ve konferanslar düzenlenmesi,
yönünde tedbirlerin alınması öngörülmektedir.
5. STRATEJİNİN UYGULANMASI
5/12/2009 tarihli ve 27423 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2009/19 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile;
Stratejinin uygulamasını gerçekleştirmek üzere “Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Komisyonu” ve “Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Yürütme Kurulu” kurulmuştur. Başbakanlık Teftiş Kurulu ise Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Komisyonu (Komisyon)’na ve Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Yürütme Kurulu (Yürütme Kurulu)’na görevlerini yerine getirmede teknik destek sağlamak ve sekretarya hizmeti vermekle görevlendirilmiştir. Bu kapsamda, Komisyon yılda en az iki defa toplanmak suretiyle stratejide belirtilen amaçlara ulaşılmasında etkinliği ve koordinasyonu sağlayacaktır.
Yürütme Kurulu, üç ay içerisinde Stratejide yer alan tedbirler doğrultusunda ilgili sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla, yapılması gerekenleri ve sorumlu kuruluşları gösteren detaylı eylem planını hazırlayarak Komisyonun onayına sunacaktır. Yürütme Kurulu yılda en az dört kez toplanacaktır.
Yürütme Kurulu; yargı reformu çalışmaları, e-Devlet uygulamaları, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması, örgütlü suçlar ve kara para aklama suçu gibi yolsuzlukla mücadele ile ilgili diğer konularda yürütülen çalışmaları da göz önünde bulunduracaktır.
6. SONUÇ
Bu Strateji, ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkileyen, ahlaki değerleri aşındıran, vatandaşın kamu
kurumlarına olan güvenini derinden zedeleyen yolsuzluğa karşı kurumsal kapasitenin geliştirilmesi ve saydamlığın artırılması amacıyla hazırlanmıştır.
Stratejideki tedbirlerin uygulanmasıyla; adil, hesap verebilir, saydam ve güvenilir bir yönetim anlayışının geliştirilmesi ve yolsuzluğa karşı toplumsal bilincin artırılarak yolsuzluk suçlarına yönelik eğilimlerin engellenmesi suretiyle sistemin etkinliğini artırmak amaçlanmaktadır.
Saydamlığın artırılması ve yolsuzlukla mücadelede son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedilmiş olup, Stratejide belirlenen tedbirlerin hayata geçirilmesi ile bu çabalar daha da ileriye taşınmış olacaktır. Stratejide belirlenen tedbirlerin hayata geçirilmesi, toplumun tüm kesimlerinin refah düzeyinin artmasına da katkı sağlayacaktır.
EK
FAALİYET TABLOSU
00
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
01
Çalışma usûl ve esasları ile detaylı eylem planının belirlenmesi
01
Yürütme Kurulu ve çalışma gruplarının çalışma usûl ve esaslarının belirlenmesi
02
Detaylı eylem planının hazırlanması ve kabulü
01
ÖNLEMEYE YÖNELİK TEDBİRLER
01
Siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanında, açıklık ve şeffaflığa ilişkin uygulamaların geliştirilmesi ve denetimin etkinleştirilmesi
01
Çalışma Grubunun oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kurulunateslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
02
Siyasi etik ile ilgili çalışmaların tamamlanması
03
Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsman) kurulmasına ilişkin çalışmaların tamamlanması
04
Genel İdari Usul Kanununa ilişkin çalışmaların tamamlanması
05
Yeni Sayıştay Kanununun yasalaşma sürecinin tamamlanması
06
3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele
Kanunundaki mal bildirimlerine ve diğer uygulamalara ilişkin hükümlerin gözden geçirilmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
07
Kamu görevinden ayrılanların yapamayacağı işlerle ilgili kanunî düzenlemelerin ve uygulama etkinliğinin gözden geçirilmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kurulunateslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere sunulması
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
08
Devlet sırları ve ticari sırlara ilişkin çalışmaların tamamlanması
09
Kamu ihale sisteminin gözden geçirilmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
10
Yerel yönetimlerin imar, ruhsat ve diğer işlem süreçlerinde saydamlık ve hesap verebilirliğin artırılması
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kurulunateslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
11
Yerel yönetimlerin iştirakleri üzerindeki denetim mekanizmalarının etkinliğinin gözden geçirilmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kurulunateslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
12
Yerel yönetimlerde seçimle işbaşına gelenler için etik ilkelerin belirlenmesi ve izleme mekanizmalarının kurulması
01
Kamu Görevlileri Etik Kurulu tarafından, etik ilkelerin belirlenmesinde izlenecek genel ilkelerin tespit edilmesi
02
Bu genel ilkeler çerçevesinde etik ilkelerin belirlenmesi
03
Kamu Görevlileri Etik Kurulunun uygun görüşüyle etik ilkelerin yayımlanması ve uygulama etkinliği için gerekli idarî tedbirlerin alınması
Denetim elemanlarının kamuda mevcut veri tabanlarına (tapu, araç, banka, vergi v.s) ulaşabilmelerinin sağlanması için bir çalışma grubunun oluşturulması
02
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
03
Kamuda denetim standartlarının oluşturulması
04
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kurulunateslim edilmesi
05
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
06
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
14
Denetim raporlarından hareketle yolsuzluğa açık risk alanlarının belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
15
Kamu Görevlileri Etik Kurulu rehberliğinde kamu yönetimi içerisindeki her bir meslek grubu için ayrı etik ilkelerin belirlenmesi ve çıkar çatışmalarının engellenmesi
01
Kamu Görevlileri Etik Kurulu tarafından, mesleki etik ilkelerin belirlenmesinde izlenecek genel ilkelerin tespit edilmesi
02
Mesleki etik ilkelerin belirlenmesi için çalışma gruplarının görevlendirilmesi ve mesleki etik ilkeleri taslaklarının hazırlanması
03
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
04
Kamu Görevlileri Etik Kurulunun uygun görüşüyle mesleki etik ilkelerin yayımlanması ve
uygulama etkinliği için gerekli idarî tedbirlerin alınması
16
Özel sektör kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar, sorunlar ve mevzuattaki boşluklar çerçevesinde riskli alanların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
17
Sivil toplum kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar, sorunlar ve mevzuattaki boşluklar çerçevesinde riskli alanların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Sivil toplum kuruluşlarının denetim ve malî bilgilerini kamuoyuna açıklama zorunluluğunun getirilmesi
04
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
05
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
18
Yolsuzluk suçlarına ilişkin yargılama sonuçları ile Devlet Personel Başkanlığında disiplin cezası alan kamu görevlileri hakkında oluşturulan veri tabanlarından yararlanılarak risk alanlarının belirlenmesi
01
Adli Sicil veri tabanındaki bilgilerden yararlanılarak yolsuzluk suçlarına ilişkin istatistiklerin oluşturulması
02
Yolsuzluk suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili veri tabanlarındaki bilgilerin ve istatistiklerin analiz edilerek risk alanlarının belirlenmesi
03
Devlet Personel Başkanlığında oluşturulan disiplin suçlarına ilişkin veri tabanının tüm kamu görevlilerini kapsayacak şekilde uygulamaya konulması ve bu veri tabanından tüm kamu kurumlarının yararlanması
02
YAPTIRIMLARIN UYGULANMASINA YÖNELİK TEDBİRLER
01
Kamu görevlileriyle ilgili soruşturmalardaki izin sisteminin gözden geçirilmesi
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
02
Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında meydana gelen yolsuzluk olaylarını yetkili mercilere bildirenlerin korunmasına ilişkin düzenlemelerin oluşturulması
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kurulunateslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
03
Yolsuzluk ile mücadelede görev alan birimler arasında etkin işbirliği, bilgi paylaşımı ve koordinasyonun sağlanması
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
03
TOPLUMSAL BİLİNCİN ARTIRILMASINA YÖNELİK TEDBİRLER
01
Vatandaşların, haksız bir uygulama ile karşılaştıklarında kanunlar ve idarî düzenlemelerle kendilerine tanınan haklar ile başvuruda bulunabilecekleri merciler konusunda bilgilendirilmesi
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
02
Düzenli aralıklarla yolsuzluk algılama anketi yaptırılması
03
Milli Eğitim Bakanlığı ders müfredatında dürüstlük konularının işlenmesi
04
Yolsuzluk ile mücadele ve temiz toplum temasını içeren sosyal aktivitelerin desteklenmesi
05
Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca televizyon ve radyo yayınlarında dürüstlük konularına yer verilmesinin sağlanması
Strateji doğrultusunda oluşturulan temel ilke ve yöntemlerin tüm kamuoyu, sivil toplum kuruluşları ve kamu görevlileri tarafından benimsenmesi amacıyla seminer, çalıştay ve konferanslar düzenlenmesi
Modern felsefenin kurucularından Fransz matematikçi ve bilim insanı René Descartes (31 Mart 1596–11 Şubat 1650) yaşamını yitirdi. Daha önce birbirinden ayrı olan geometri ve cebir alanlarını birleştirerek analitik geometriyi icat etti. Daha sonra Spinoza ve Leibniz tarafından savunulan 17. yüzyıl kıtasal rasyonalizminin temellerini attı.
1775
Rus İmparatorluğu’nun Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Yunan hukukçu ve devlet adamı, Komis Yannis Antonios Kapodistrias doğdu. (Ölümü: 9 Ekim 1831) İtalya’da Padova Üniversitesi‘nde tıp, hukuk ve felsefe dallarında öğrenim gördü. 1813 yılında Rusya’nın temsilcisi olarak İsviçre’nin 19 kantondan oluşan tarafsız bir Avrupa ülkesi halinde kurulmasında rol oynadı. 1815 yılında Napolyon Savaşları sonrasında Avrupa ülkeleri arasında yapılan Viyana Kongresinde Rusya’yı temsil etti. Bu başarıları sonucu I. Aleksandr tarafından Rusya’nın dışişleri bakanlığına getirildi. Avrupa’nın en seçkin politikacı ve diplomatları arasında yer aldı. Modern Yunan devletinin kurucusu ve Yunan bağımsızlığının önderi olarak kabul edilmektedir.
Yannis Kapodistrias
1809
Robert Fulton, buharlı geminin patentini aldı.
1829
Rus hukukçu, oyun yazarı, besteci, şair ve diplomat Aleksandr Sergeyeviç Griboyedov yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Ocak 1795) Moskova Devlet Üniversitesi‘nde bilim ve hukuk üzerine eğitim gördü. St Petersburg’a geçerek orada imparatorluk Hariciye Bakanlığı’nda memur olarak çalışmaya başladı. Bu arada edebiyata merak sardı. 1816’da ilk şiir şeklinde “Genç Çiftler” adlı komedisi sahnelendi. Masonlar ve diğer edebiyat sosyetesi çevrelerine katıldı ve bu çevrelerde gayet “atılgan” genç bir edebiyatçı olarak isim yaptı. 1818’de Rusya’nın İran’a gönderdiği diplomatik heyete delege olarak katıldı. 1822’de şiirsel bir komedi olan en popüler oyun eseri olan ve Rusya bürokrasisini hiciv eden “Góre öt Oumá (Akıldan Bela)” adlı eserini yazdı. Bu eser sansür yüzünden sahnelemedi ama gizli basılmış bir yazı şeklinde çok yaygınca okundu. İran’a Tahran elçisi olarak görevlendirildi. Bu görevde iken Rusya’nın Türkmençay Antlaşmasıile İran’a ait Kafkasya topraklarını eline geçirmesini protesto eden büyük bir gösteri yapan halk kitlesinin Rusya elçilik binasını ellerine geçirilmeleri sırasında bu ayaklanmacılar tarafından öldürüldü.
1867
Tanzimat döneminde Osmanlı Devleti’nde, günümüzdeki Yargıtay ve Danıştay’ın görevlerini yapan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye (Meclis-i Vâlâ) reislerinden Mehmed Emin Âlî Paşa beşinci ve son kez sadrazam oldu.
1889
İmparator Meiji tarafından 11 Şubat 1889’da ilan edilen Meiji Anayasası, Japonya’yı anayasal monarşi sistemine taşıdı. Meiji Restorasyonu’nun bir parçası olan bu belgeyle, yönetim gücü Şogunluktan alınarak tekrar İmparatora verildi. 1890’da yürürlüğe giren anayasa; güçlü bir imparatorluk otoritesinin yanı sıra “Diet” adı verilen bir parlamento ve bağımsız bir yargı sistemi kurdu. II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar yürürlükte kalan bu temel yasa, 2 Mayıs 1947’de yürürlükten kalktı ve yerini 3 Mayıs 1947’de kabul edilen bugünkü modern Japonya Anayasası’na bıraktı.
1940
Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında ekonomik iş birliği antlaşması imzalandı.
1941
Ecnebi Musevilerin Türkiye’den transit geçmeleri hakkında kararname yayımlandı. Tabiyetlerinde bulundukları devletler tarafından kısıtlama getirilmiş ecnebi Museviler, ancak konsolosluklardan transit vizesi alarak Türkiye topraklarından geçebilecekler.
1944
ABD’li avukat ve parlamenter Michael Garver Oxley (11 Şubat 1944; Findlay, Ohio-1 Ocak 2016),11 Şubat 1944’te Ohio, Hancock County, Findlay’de doğdu. 1962’de Findlay Lisesindenmezun oldu; 1966’da Miami Üniversitesinden lisans derecesi aldı. 1969’da Ohio Eyalet Üniversitesi Hukuk Fakültesinden hukuk alanında lisans derecesi elde etti. 1969-1972’de Federal Soruşturma Bürosu’nda çalıştı. 1972’de baroya kabul edildi ve özel bir avukatlık bürosu kurdu. 1972-1981 yılları arasında Ohio eyaletinde Cumhuriyetçi Parti kongrelerine delege olarak katıldı. 1976 ve 1984’te Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongrelerine delege olarak katıldı. 25 Haziran 1981-3 Ocak 2007 yılarında ABD kongresinde görev aldı. Mali Hizmetler Komitesi başkanı olarak çalıştı. 2006’da siyaseti bıraktı .1 Ocak 2016’da McLean, Virginia’da öldü. Maple Grove Mezarlığı, Findlay, Ohio’ya gömüldü.
1945
Birleşik Krallık Başbakanı Sir Winston Churchill, ABD Cumhurbaşkanı Franklin Roosevelt ve Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Josef Stalin’in bir araya geldiği, 4 Şubat’ta başlayan Yalta Konferansı sona erdi. II. Dünya Savaşı sonrasında dünya düzeninin esasları belirlendi.
1946
ILO 42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize), 4 Haziran 1934 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4864 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi.
1946
ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1933 tarihinde kabul edildi. Türkiye tarafından 11 Şubat 1946 tarihli ve 4866 sayılı kanun ile kabul edildi, Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, aynı konudaki 96 sayılı sözleşmenin onaylanması sonucu yürürlükten kalktı.
1946
ILO 14 No’lu Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4865 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi.
Gazeteci Metin Toker tutuklanarak ceza evine atıldı. Metin Toker, Demokrat Parti (DP) İstanbul Milletvekili ve eski Devlet Bakanı Mükerrem Sarol ile Akis dergisi arasındaki davadan hapis cezasına çarptırılmıştı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü, “Damadımın tutuklanması haberine üzülmedim, bu şerefli bir mahkümiyettir” dedi.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma, Büyük Britanya, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında 16 Ağustos 1960 tarihinde imzalandı. Kurucu antlaşma öncesinde, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan devletleri ile Kıbrıs’taki Rum ve Türk toplumları arasında Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalandı, bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel unsurları belirlendi. Anayasanın hazırlanma süreci sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti, imzalanan Kuruluş, İttifak ve Garanti antlaşmaları çerçevesinde resmi olarak 16 Ağustos 1960 tarihinde kuruldu.
1961
Darbenin ardından beş yeni parti kuruldu. Adalet Partisi, Memleketçi Serbest Parti, Çalışma Partisi, Türkiye İşçi ve Çiftçi Partisi ve Cumhuriyetçi Mesleki Islahat Partisi.
1964
Tayvan, Fransa ile diplomatik ilişkilerini kesti.
1970
Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, 1567 Kanun numarasıyla, dünya genelinde büyük ekonomik buhranın yaşandığı dönemde, 25 Şubat 1930 tarihinde çıkarıldı. Resmi Gazetede yayınlanarak üç yıl süreyle geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi. Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununun süresi, daha sonra çeşitli tarihlerde yayımlanan kanunlarla 25 Şubat 1970 tarihine kadar uzatıldı; son olarak 11 Şubat 1970 tarihinde yayımlanan 1224 sayılı kanunla süresiz olarak uzatıldı.
1971
ABD, Birleşik Krallık, SSCB, ve diğer ülkeler arasında, uluslararası sularda nükleer silahların kullanılmaması konusunda antlaşma imzalandı.
1974
Madanoğlu Davası’nda bilirkişi heyeti, gizli toplantılarda tutulduğu ileri sürülen ses kayıtlarının “montaj” olduğunu açıkladı.
1975
Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ndeki ilk temsilcisi olan Cemalettin Hüsnü Taray (1893, Kop, Gümüşhane-11 Şubat 1975), Türk siyasetçidir. Milletvekilliği ile Millî Eğitim Bakanlığı yaptı.
1978
Çin, Aristoteles, Shakespeare ve Charles Dickens’in eserlerine uyguladığı sansürü kaldırdı.
İran’da Şah Rejimi çöktü. Humeyni ve Şeriat geldi.
1980
TÖB-DER Elâzığ Şubesi avukatlığının yanı sıra birçok toplumsal davayı takip eden Elazığ Barosu Yönetim Kurulu üyesi Avukat Erdal Arslan, 11 Şubat 1980 günü Adliye’den çıktıktan sonra uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Olaydan sonra kaçan Cevdet Karataş silahıyla birlikte yakalandı. Karataş, 12 Eylül döneminde cezası infaz edilen 50 idam mahkumundan biridir.
1981
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi, şarkıcı Cem Karaca, Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan, Sema Poyraz ve Selda Bağcan hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Sanatçılar yabancı ülkelerde Türkiye aleyhine propaganda yapmakla suçlandı. Selda Bağcan teslim oldu ve serbest bırakıldı.
1986
Hukukçu ve Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric Font (Hırvatça:Borić) 11 Şubat 1986’da doğdu. Şili tarihindeki en genç ve dünyadaki en genç ikinci devlet başkanı unvanını kazandı.
Güney Afrika’da ırkçı rejime karşı savaşan Afrika Ulusal Kongresi’nin lideri Nelson Mandela, 27 yıllık hapis hayatının ardından özgürlüğüne kavuştu.
1990
Edip Polat’ın “Diyarbakır Gerçeği” adlı kitabına yazdığı önsözden dolayı yayıncı ve yazar Muzaffer İlhan Erdost gece DGM savcısının emriyle Ankara’daki evinden gözaltına alındı.
1994
HBB’de yayımlanan Yüksek Tansiyon adlı programın yapımcısı Erhan Akyıldız ve Ali Tevfik Berber, ikişer ay hapis cezasına çarptırıldı. Televizyoncular programda halkı askerlikten soğuttukları iddiasıyla yargılanmışlardı.
1995
Kız arkadaşıyla gözaltına alınıp 3 Ağustos 1980’de 1.Şube’ye götürülen ve kaldırıldığı Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde 8 Ağustos’ta beyin travmasından hayatını kaybeden İTÜ öğrencisi Faruk Tuna için açılan 2.işkence davasına anne ve babasının katılımıyla devam edildi.
1995
Meksika ordusu Chiapas eyaletinde Zapatistalar’a karşı büyük bir harekat başlattı. EZLN’nin önde gelen 2 lideri tutuklandı, kimliği afişe edilen 38 yaşındaki efsane lider “Komandante Marcos” ise yakalanamadı.
1998
Türkiye’de 12 kentte bulunan 78 kumarhane kapatıldı. Kapatma kararı “Turizm Teşvik Yasası’nda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Yasa” uyarınca alındı.
11 Şubat 1998 günü HADEP parti genel merkezi polis tarafından basıldı. Genel başkan Murat Bozlak ve merkez yöneticileri 17 Şubatta tutuklandı.
2002
DYP eski milletvekili Abdülmelik Fırat ve arkadaşları, Hak ve Özgürlükler Partisi’ni (HAKPAR) kurdu.
2003
ABD’nin karşı çıkmasına rağmen Afganistan, UCM Roma Statüsü’nü imzaladı. Dünyanın ilk savaş suçları mahkemesi olan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargılama yetkisini kabul etmiş oldu. Afganistan UCM’yi onaylayan 89. ülke oldu.
2005
Tıp Etiği, Tıp Hukuku ve Tıp Tarihi Derneği tüzüğü 11 Şubat 2005 tarihinde onaylandı. Derneğin merkezi İstanbul’dadır. Bilimsel çalışmaları ilerletmek ve hasta-hekim arasındaki tıp etiği ve tıp hukuku ile ilgili sorunları gidermek amacıyla kuruldu.
2007
Portekiz’de kürtaj referandumunda, seçmenlerin yüzde 60’ı kürtajın yasallaşmasına “evet” dedi, ancak katılım yüzde 50’nin altında olduğundan sonuç geçersiz sayıldı.
2011
Balyoz Davasının 13’üncü duruşmasında, aralarında Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, Hava Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına’nın da aralarında bulunduğu 163 sanığın tutuklanmasına karar verildi.
2011
İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi, Türkiye’de son günlerde açılan 26 toplu mezarda 171 kişinin kemiklerine ulaşıldığını açıkladı. Rapora göre, tespit edilen 88 mezarda 1298 kişinin olduğu iddia edildi.
2012
MİT görevlilerini ifadeye çağıran İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya soruşturmadan alındı.
2015
Üniversite öğrencisi Özgecan Aslan, tecavüze uğrayarak öldürüldü. Olay Türkiye’de kadın hakları eylemlerine dönüştü.
Hukuk Felsefesi alanında duayen Prof. Dr. Vecdi Aral, 11 Şubat 2015 günü vefat etti. 13 Şubat Cuma günü Fenerbahçe Camisinde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.
2016
Meksika’nın Monterrey kenti yakınlarındaki Topo Chico hapishanesinde çıkan isyanda 52 tutuklu ve mahkum hayatını kaybetti.
2017
İstanbul Ortaköy’de bir eğlence mekanında yılbaşı kutlamasına, silahlı saldırıyla katliam gerçekleştiren Abdulkadir Masharipov tutuklandı.
Fransız kadın hakları savunucusu, bilim insanı ve aktivist Danièle Minne (Danièle Djamila Amrane-Minne) yaşamını yitirdi. (13 Ağustos 1939; Neuilly-sur-Seine–11 Şubat 2017) Mücadele dolu yaşamında hapis dahil birçok zorluk yaşadı. Fransa’nın insan hakları ihlallerine karşı net bir tavır sergiledi. 4 Aralık 1957’de 7 yıla mahkûm oldu. Toulouse Üniversitesi’nde tarih ve feminist araştırmalar profesörü olmuş 11 Şubat 2017’de Cezayir’de yaşamını yitirdi.
2019
İsmail Rüştü Cirit, 10 Şubat 2015 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığı görevine başladı. 11 Şubat 2019 tarihinde yeniden başkan seçildi.
2023
Avukat, akademisyeni eski dışişleri bakanı ve CHP Eski Genel Başkanı Doç. Dr. Deniz Baykalyaşamını yitirdi.
2025
Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım’ iddiasıyla haklarında verilen 18’er yıl hapis cezası Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bozulan Mücella Yapıcı, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ali Hakan Altınay’ın ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet’ iddiasıyla yeniden yargılanmasına devam edildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tüm sanıkların beraatine karar verdi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28 Eylül 2023 tarihinde ceza alan sekiz sanıklı davada Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’ya verilen 18’er yıl hapis cezalarını onamıştı.
2025
4 Kasım 2016’da gözaltına alınıp tutuklanan, 6 Ocak 2022’de tahliye edilen Van Büyükşehir Belediyesi eski bakanı Abdullah Zeydan’ın Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın karar duruşması yapıldı. Zeydan’a “terör örgütüne yardım etmek” ve “basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarıyla yargılandığı davada 3 yıl 9 ay ceza verildi.
Ankara’nın Keçiören ilçesinde iki çocuğunu öldürüp, bir çocuğunu ağır yaralayan Serpil Altınok Dereci’nin tutuklanmasına karar verildi.
2025
ODTÜ Enformatik Enstitüsü bünyesinde yer alan University Ranking by Academic Performance (URAP) Araştırma Laboratuvarı tarafından açıklanan “dünyanın en iyi 3 bin üniversitesi” sıralamasında ilk 1000’de yer alan ve Türkiye’den en iyi dereceyi yapan üniversite Hacettepe Üniversitesi oldu. İlk 1000’de Türkiye’den 11 üniversite yer aldı. Harvard Üniversitesi her zamanki gibi birinci oldu.
Çanakkale Kazdağları’nda Cengiz Holding ve Nurol Holding’in bölgedeki doğal alanları yok edecek maden projelerine karşı açılan ve reddedilen davada Danıştay 4. Dairesi onama kararı verdi. Kazdağları Ekoloji Platformu’nun Cengiz Holding’in Halilağa Bakır Madeni Projesi’nin ÇED Olumlu Kararı’nın iptali için açtığı ikinci davada Çanakkale 1. İdare Mahkemesi oy çokluğu ile davanın reddine karar vermişti.
2026
2025 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi açıklandı. Danimarka (89), bu yıl da birinci olarak üst üste 8 yıldır endeksin zirvesinde yer aldı. Danimarka’yı Finlandiya (88) ve Singapur (84) yakından takip etti. En sert düşüş yaşayan ülkeler arasında yer alan Türkiye 31 sıra gerileyerek 124. sıraya düştü.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yılmaz Tunç’u Adalet Bakanlığı görevinden aldı ve yerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i atadı.
Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack, gerçek olaylara dayanan bir hikayeden sinemaya uyarlanmıştır. Televizyon kanalı HBO tarafından sinemaya uyarlanan film, biyografik bir TV yapımıdır.
Doktor Ölüm, modern hukukta çok tartışmalı bir konu olan ötanaziyi işlemektedir. Eleştirmenler tarafından, ötanaziye karşı olsun ya da olmasın herkesin izlemesi gereken bir film olarak tanımlanmıştır.
Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ölüm meleği lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatmaktadır. Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack filminde ünlü aktör Al Pacino, ötanazinin çaresiz hastalar için bir hak olması gerektiğini savunan Jack Kevorkian adında bir doktoru canlandırmakta, bu düşüncesi yüzünden doktor meslektaşları ve çevresi tarafından dışlanmakta ancak ama pes etmemektedir.
Film Künyesi
Yönetmen
Barry Levinson
Yapımcı
Scott Ferguson
Lydia Dean
Steve Lee Jones
Hikâye
Adam Mazer
Oyuncular
Al Pacino – Jack KevorkianDanny Huston – Geoffrey FiegerSusan Sarandon – Janet GoodBrenda Vaccaro – Margo JanusJohn Goodman – Neal NicolJames Urbaniak – Jack LessenberryEric Lange – John Skrzynski
John Engler – Himself (filmde hazır)
Richard E. Council – Yargıç David Breck
Sandra Seacat – Janet Adkins
Müzik
Marcelo Zarvos
Görüntü yönetmeni
Eigil Bryld
Kurgu
Aaron Yanes
Stüdyo
Bee Holder Productions
Dağıtıcı
ABD: New Line Cinema
ABD dışı: Warner Bros
Türü
Dram
Renk
Renkli
Yapım yılı
2010
Süre
134 dakika
Dil
İngilizce
Dr. Ölüm – You Don’t Know Jack
Filmin Aldığı Ödüller
Emmy Üstün Erkek Oyuncu Ödülü, 2010
Emmy Dramatik Üstün Yazma Ödülü, 2010
Altın Küre En İyi Aktör Ödülü, 2011
Altın Küre En İyi Drama Ödülü, 2011
Screen Actors Guild Ödülü, 2011
Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack, 15 Emmy Ödülüne aday olmuş ve ikisini kazanmıştır. Al Pacino, canlandırdığı Jack Kevorkian karakterinden ötürü Altın Küre Ödülü ve Screen Actors Guild Ödülü’nü kazanmıştır. Sinema eleştirmenleri Al Pacino hakkında bu filmden sonra küllerinden yeniden doğduğu yorumlarını yapmıştır.
Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack
Doktor Ölüm-You Don’t Know Jack; “Ölüm ve Ölüler Arasında: Dr. Jack Kevorkian’ın Hayatı ve Ötanaziyi Yasallaştırma Savaşı” adlı kitaptan esinlenerek gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanmıştır. Film, halen süren tartışmalar sonucunda çözülememiş bir problemi, ötanaziyi ele almış, 2010 yılında Televizyon kanalı HBO tarafından çekilmiştir. Filmin, yönetmenliğini Barry Levinson üstlenmiş, senaryosunu Adam Mazer yazmıştır. Filmin başrollerinde Al Pacino, Brenda Vaccaro, John Goodman ve Danny Huston bulunmaktadır.
Dr. Ölüm – Savunma Sahnesi
Film, Doktor Kevorkian’ın, ötanazinin yasallaşması için verdiği hukuk mücadelesini anlatmakta ve doktor destekli intihar fikrini savunmaktadır. Filmde hekim destekli intihar savunucusu Jack Kevorkian’ın yaşamı ve çalışmaları üzerinde durulmuş, ötanazinin amacının ağrısız ve acısız şekilde umutsuz hastaların zahmetsizce intihar etmesine yardımcı olmak olduğu fikri işlenmiştir.
Patolog Doktor Jack Kevorkian, kızkardeşi Margo, arkadaşı Neil ve ölme hakkını savunan dernek başkanı Janet Good’un desteği ile; iyileşme umudu kalmayan ve hayat kalitesi olmayan ölümcül hastaların yaşamlarına son vermek için ötanazi uygulayarak Michigan eyaleti yasalarını ihlal etmiş ve kamuoyunun gündemine oturmuştur. Doktor Jack Kevorkian 1990 yılından başlayarak 130 ölümcül hastalığı olan hastaya kendi geliştirdiği bir karışımı damar içi sıvı ilaç uygulaması yaparak ötanazi ile yaşamlarını sonlandırmasına yardım etmiştir.
Doktor Ölüm, 62. Emmy Ödülleri‘nde 15 Emmy Ödülleri’ne aday olmuş ve iki ödül kazanmıştır. Adam Mazer enaryo ödülü Al Pacino da filmdeki performansıyla erkek oyuncu dalında Emmy kazanmıştır. Al Pacino, 2011 yılında Doktor Jack Kevorkian rolüyle Altın Küre Ödülü ve Screen Actors Guild Ödülü‘nü kazanmıştır.
Jack Kevorkian
Ünlü doktor Jack Kevorkian
Jack Kevorkian, ABD’nin en ünlü doktorlarından birisi, Ermeni asıllı ABD’li patolog, ressam, besteci ve enstürmanisttir. Kevorkian, Birinci Dünya Savaşı başlamadan hemen önce 1912 yılında Anadolu’dan kaçan Ermeni bir ailenin, Levon ve Satanig’in çocuğu olarak Michigan eyaletinin Pontiac kasabasında 26 Mayıs 1928 tarihinde doğmuş, Dr. Ölüm isimli filmin çekiminden bir yıl sonra 3 Haziran 2011 tarihinde ölmüştür. Doğduğunda adı Murad’dır. Jack adını sonradan almıştır. Ailenin üyelerinden bir kısmı önce Paris’e gelmişler, oradan da ABD’nin Michigan eyaletine gitmişlerdir. Murad’ın çocukluğu bu büyük acıları dinleyerek geçmiş, ölüm ve çaresizlik üzerine düşünme fırsatı bulmuştur.
Jack Kevorkian, Dr. Ölüm diye anılmış, ötanaziyi bir insan hakkı olarak savunmuş, yıllarca isteyenlere bu yöntemi uygulamıştır. Amerikan toplumu, Kevorkian’ın kişiliğinde ikiye bölünmüş ve ölme hakkı yıllarca gündemi meşgul etmiştir. Kevorkian, bir hastasının ölüme gidişini filme çekmiş, kaydettiği DVD’yi televizyondan 15 milyon Amerikalı izlemiştir.
Hastalarının istekleri üzerine uyguladığı ötanazi yüzünden yargılanmış ve 8 yıl hapiste kalmıştır. Hapisteyken bir daha ötanazi yapmayacağına ilişkin verdiği söz üzerine serbest bırakılmıştır.
“Ölüm ve Ölüler Arasında: Dr. Jack Kevorkian’ın Hayatı ve Ötanaziyi Yasallaştırma Savaşı” isimli kitap
Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack
Dr. Ölüm – You Don’t Know Jack
Ölüm ve Ölüler Arasında: Dr. Jack Kevorkian’ın Hayatı ve Ötenaziyi Yasallaştırma Savaşı
Yolsuzluğa karşı Z kuşağı öncülüğünde kitlesel protestoların yaşandığı ve bazı hükümetlerin uluslararası normları tehlikeli biçimde hiçe saydığı bir dönemde, 31. kez yayımlanan Transparency International’ın Yolsuzluk Algı Endeksi, yolsuzlukla mücadelede liderlik konusunda uzun süredir devam eden endişe verici bir gerilemeye ve buna karşın yalnızca sınırlı ilerlemeye işaret etmektedir.
Berlin, 10 Şubat 2026 Transparency International tarafından yayımlanan 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne (CPI) göre, küresel ölçekte yolsuzluk giderek artmaktadır. Liderlikteki zayıflama, köklü demokrasilerde dahi yolsuzluk algısının yükselmesine yol açmaktadır. 10 yıl önce 80’in üzerinde puan alan ülke sayısı 12 iken bu yıl bu sayı 5’e düşmüştür
Veriler, otoriter rejimler veya kusurlu demokrasilerle karşılaştırıldığında genellikle yolsuzlukla mücadelede daha güçlü bir performans sergileyen demokrasilerin, endişe verici bir gerileme yaşadığını da göstermektedir. Bu eğilim Amerika Birleşik Devletleri (64), Kanada (75) ve Yeni Zelanda (81) gibi ülkelerin yanı sıra Birleşik Krallık (70), Fransa (66) ve İsveç (80) gibi Avrupa ülkelerinde de görülmektedir. Bir diğer kaygı verici gelişme ise birçok devletin ifade, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlüklerini giderek daha fazla kısıtlaması. 2012’den bu yana CPI puanlarında ciddi düşüş yaşayan 50 ülkenin 36’sında, aynı zamanda sivil alanın da daraldığı görülmektedir.
2025 yılında, büyük ölçüde son on yılda puanları durağan kalan ya da gerileyen ve Yolsuzluk Algı Endeksi’nin alt sıralarında yer alan ülkelerde, Z kuşağı öncülüğünde yolsuzluk karşıtı protestolar yaşandı. Nepal (34) ve Madagaskar (25) gibi ülkelerde gençler, liderleri yetkilerini kötüye kullanmakla ve nitelikli kamu hizmetleri ile ekonomik fırsatlar sunmakta başarısız olmakla eleştirerek sokaklara çıktı.
Transparency International, yolsuzlukla küresel mücadelede cesur liderliğin yokluğunun uluslararası yolsuzlukla mücadele çabalarını zayıflattığı ve dünya genelinde ülkelerde reform baskısının azalması riskini beraberinde getirdiğinin altını çizmektedir.
Transparency International Yönetim Kurulu Başkanı François Valérian:
“Yolsuzluk kaçınılmaz değildir. Yolsuzlukla mücadele eden küresel bir hareket olarak yürüttüğümüz araştırmalar ve sahadaki deneyimlerimiz, kamusal yarar için iktidarı hesap verebilir kılmanın açık ve net bir yol haritası olduğunu göstermektedir. Demokratik süreçlerden bağımsız denetime, özgür ve açık bir sivil toplumdan güçlü kurumlara uzanan bu çerçeve, yolsuzlukla mücadelenin temelini oluşturmaktadır. Bazı devletlerin uluslararası normları tehlikeli biçimde hiçe saydığı bir dönemde, hükümetleri ve liderleri dürüstlükle hareket etmeye ve dünya genelinde insanlar için daha iyi bir gelecek sağlama sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.”
Transparency International, aşağıdaki adımların atılması için çağrıda bulunmaktadır:
Yolsuzlukla mücadelede siyasi liderliğin yeniden güçlendirilmesi, yasaların eksiksiz uygulanması, uluslararası taahhütlerin hayata geçirilmesi ve şeffaflığı, denetimi ve hesap verebilirliği güçlendiren reformların yapılması.
Gazetecilere, sivil toplum örgütlerine ve ihbarcılara (whistleblower) yönelik saldırıların sona erdirilmesi ve bağımsız sivil toplum faaliyetlerini kısıtlamaya yönelik girişimlerin durdurulması yoluyla sivil alanın korunması.
Yolsuzluk kaynaklı paranın sınırlar ötesinde dolaşmasına imkân tanıyan gizlilik boşluklarının kapatılması, bu kapsamda aracı kişi ve kurumların etkin biçimde denetlenmesi ve şirketlerin, vakıfların ve varlıkların gerçek sahiplerine ilişkin şeffaflığın sağlanması.
YOLSUZLUKLA MÜCADELEDE LİDERLİKTE GERİLEME
Birçok Avrupa ülkesinde yolsuzlukla mücadele çabaları son on yılda büyük ölçüde duraksamıştır. 2012’den bu yana Batı Avrupa ve Avrupa Birliği’nde yer alan 13 ülkenin performansı belirgin biçimde gerilerken yalnızca 7 ülkede kayda değer bir iyileşme görülmüştür. Aralık 2025’te Avrupa Birliği, yolsuzluğa ilişkin ceza mevzuatını uyumlaştırmayı amaçlayan ilk Yolsuzlukla Mücadele Direktifi üzerinde uzlaşmıştır. Ancak sıfır tolerans ilkesini esas alabilecek bu çerçeve, aralarında kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanmasının suç sayılmasını engelleyen İtalya’nın (53) da bulunduğu bazı üye devletler tarafından zayıflatılmıştır. Ortaya çıkan sonuç, potansiyeli düşük, yeterince açık olmayan ve uygulanabilirliği sınırlı bir düzenleme olmuştur.
Amerika Birleşik Devletleri (64), şimdiye kadarki en düşük puanına gerileyerek düşüşünü sürdürmüştür. 2025 yılında yaşanan gelişmeler henüz tam olarak endekse yansımamış olsa da bağımsız aktörleri hedef alan ve yargı bağımsızlığını zayıflatan adımlar ciddi kaygılara yol açmaktadır. CPI bulgularına ek olarak, Yabancı Ülkelerde Yolsuzluk Uygulamaları Yasası’nın (FCPA) uygulanmasının geçici olarak askıya alınması ve zayıflatılması, yolsuzluk içeren ticari uygulamalara yönelik hoşgörü sinyali verirken ABD’nin yurtdışındaki sivil topluma sağladığı desteğin azaltılması, küresel yolsuzlukla mücadele çabalarını da zayıflatmıştır. Bu durum, başka ülkelerdeki siyasi liderler tarafından sivil toplum örgütlerini, gazetecileri ve diğer bağımsız aktörleri daha da kısıtlamak için bir gerekçe olarak kullanılmıştır.
CPI’da yüksek puan almak, bir ülkenin yolsuzluktan tamamen arınmış olduğu anlamına gelmemektedir. Zira üst sıralarda yer alan bazı ülkeler, CPI değerlendirme kapsamı dışında kalan sınır ötesi yolsuzluk gelirlerinin aklanmasını ve transferini kolaylaştırarak başka ülkelerdeki yolsuzluğa zemin hazırlayabilmektedir. Örneğin İsviçre (80) ve Singapur (84) en yüksek puan alan ülkeler arasında yer alsa da “kirli para” hareketlerine imkân tanıdıkları gerekçesiyle eleştirilerin odağında bulunmaktadır.
DARALAN SİVİL ALAN YOLSUZLUKLA MÜCADELEYİ ZEDELİYOR
Son on yılda Gürcistan (50), Endonezya (34) ve Peru (30) gibi ülkelerde hükümetlerin sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine yönelik müdahaleleri artmıştır. Bu ülkelerde çıkarılan yeni yasalar, sivil toplumun finansmana erişimini sınırlamayı ya da kendilerini denetleyen ve eleştiren örgütleri zayıflatmayı hedeflemektedir. Bu tür düzenlemelere çoğu zaman karalama kampanyaları ve yıldırma uygulamaları eşlik etti. Tunus (39) gibi ülkelerde ise yeni kısıtlayıcı yasalar olmaksızın idari, yargısal ve mali baskılar yoluyla sivil alan giderek daralmaktadır.
Bu tür ortamlarda, bağımsız gazetecilerin, sivil toplum örgütlerinin ve ihbarcıların yolsuzluğa karşı seslerini yükseltmesi zorlaşmakta, buna karşılık yolsuzluk yapmış yetkililerin güçlerini kötüye kullanmaya devam etme ihtimali artmaktadır. Transparency International’ın Rusya (22) ve Venezuela’daki (10) ulusal şubeleri, sivil topluma yönelik baskılar nedeniyle faaliyetlerini sürgünde yürütmek zorunda kalmaktadır.
Bu kısıtlayıcı ortamlar yalnızca eleştirenleri ve denetleyici aktörleri susturmakla kalmamakta, aynı zamanda yolsuzluğu ifşa etmeye çalışanlar için ciddi riskler de yaratmaktadır. 2012’den bu yana, çatışma dışı bölgelerde yolsuzlukla ilgili haber yapan 150 gazeteci öldürülmüş, bu cinayetlerin neredeyse tamamı yolsuzluk düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde gerçekleşmiştir.
KÜRESEL YOLSUZLUK: TEMEL BULGULAR
Yolsuzluk Algı Endeksi (CPI), 182 ülke ve bölgeyi, kamudaki yolsuzluk algısına göre 0 (son derece yolsuz) ile 100 (çok temiz) arasında bir ölçekte sıralamaktadır.
Küresel ortalama puan 100 üzerinden 42. Bu seviye, son on yılın en düşük ortalaması olarak endişe verici bir eğilime işaret etmektedir.
Ülkelerin büyük çoğunluğu yolsuzluğu kontrol altına almakta başarısız. Ülkelerin üçte ikisinden fazlası, yani 180 ülkenin 122’si, 50’nin altında puan almıştır.
Danimarka (89), bu yıl da birinci olarak üst üste 8 yıldır endeksin zirvesinde yer almaktadır. Danimarka’yı Finlandiya (88) ve Singapur (84) yakından takip etmektedir.
En düşük puanlara sahip ülkeler genellikle ağır baskı altında sivil toplumlara ve yüksek istikrarsızlık düzeylerine sahiptir. Örnekler Güney Sudan (9), Somali (9) ve Venezuela (10).
2012’den bu yana, 50 ülkenin CPI puanı belirgin biçimde gerilemiştir. En sert düşüş yaşayan ülkeler arasında Türkiye (31), Macaristan (40) ve Nikaragua (14) yer almaktadır. Bu tablo, demokratik gerileme ve kurumsal kırılganlıkla birlikte güçlenen kayırmacı ağların, yolsuzlukla mücadele mekanizmalarını son on yılda kalıcı biçimde zayıflattığını göstermektedir. Düşüşler keskin, kalıcı ve tersine çevrilmesi zor. Zira yolsuzluk siyasal ve idari yapılara derinlemesine yerleşebilmekte.
Buna karşılık 2012’den bu yana 31 ülke puanlarını kayda değer biçimde iyileştirmiştir. En çok ilerleme kaydedenler arasında Estonya (76), Güney Kore (63) ve Seyşeller (68) bulunmaktadır. Bu ülkelerdeki uzun vadeli iyileşmeler, reformlarda süreklilik, denetim kurumlarının güçlendirilmesi ve temiz yönetişim lehine geniş siyasi uzlaşmayla ilişkilendirilmektedir. Başarıda, kamu hizmetlerinin dijitalleştirilmesi, kamu yönetiminin profesyonelleştirilmesi ve bölgesel ile küresel yönetişim standartlarının içselleştirilmesi önemli rol oynamıştır.
Kıbrıs Garanti Antlaşması, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan devletleri ile Kıbrıs‘taki Rum ve Türk toplumları arasında Zürih’te imzalanmıştır. Antlaşma, bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs’ın statüsüne ilişkin ana ilkeleri belirleyen antlaşmadır. Rum tarafını Başpiskopos Makarios, Türk tarafını ise Dr. Fazıl Küçük temsil etmiştir.
Kıbrıs Garanti Antlaşmasındaki temel prensipler daha sonra Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda da yer almıştır. Bu maddeler, temel Maddeler (the Basic Articles) olarak adlandırılmıştır ve değiştirilemez nitelik verilmiştir.
Zürih Antlaşması gereğince, garantör güçler olarak Yunanistan, Türkiye ve İngiltere, Kıbrıs’ın bir başka devletle birleşmesini veya taksiminin teşvik edilmesine yönelik bütün faaliyetleri engelleme yükümlülüğünü üstlenmişler ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ve güvenliğini garanti etmişlerdir.
Türkiye’nin Ada’ya yaptığı askeri müdahale Garanti Antlaşması ve daha sonra yapılan garantörlük düzenlemeleri kapsamındadır.
GARANTİ ANTLAŞMASI (Zürich,11 Şubat 1959)
Bir taraftan Kıbrıs Cumhuriyeti, diğer taraftan Yunanistan, İngiltere ve Türkiye,
1. Anayasanın esas maddeleri ile kurulan ve düzenlenen Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin tanınması ve devamının kendi ortak yararları gereği olduğunu dikkate alarak.
2. Sözü edilen anayasa ve oluşturulan duruma saygı gösterilmesini güvence altına alacak işbirliğini arzulayarak, aşağıdaki hususlar üzerinde anlaşmaya varmışlardır.
MADDE 1
Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini devam ettirmeyi ve anayasaya saygıyı güven altına almayı üstlenir. (taahhüt eder)
Kıbrıs Cumhuriyeti, ayrıca tümüyle veya bir bölümüyle herhangi bir devlet ile hiçbir şekilde siyasi veya ekonomik bütünleşmeye girmeyeceğini taahhüt eder. (sorumluluğunu yüklenir)
Kıbrıs Cumhuriyeti, bu maksatla adanın gerek birleşmesini, gerekse taksimini doğuracak doğrudan doğruya (direkt olarak) veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardımcı ve teşvik edici tüm hareketleri yasaklar.
MADDE 2
Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’nci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler.
Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini. gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya, veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler.
MADDE 3
Bu Antlaşma hükümlerinin herhangi birinin ihlali (çiğnenmesi) halinde Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere saygıyı sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması ve önlemlerin alınması maksadıyla aralarında danışmalarda bulunmayı üstlenirler.
Üç garantör devletten biri, birlikte veya birbirlerine danışarak (işbirliği halinde) hareket etmek olanağı bulunmadığı taktirde, bu antlaşmanın oluşturduğu durumu (state of affairs) münhasıran yeniden oluşturmak gayesi ile hareket etmek hakkını korumaktadırlar.
MADDE 4
Bu antlaşma imza edildiği gün yürürlüğe girecektir.
Yüksek Akit Taraflar, Birleşmiş Milletler Şartının (charter) 102’nci maddesi hükümlerine uygun olarak bu antlaşmayı Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine en kısa sürede kaydettirmeyi üstlenirler.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma, Büyük Britanya, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında 16 Ağustos 1960 tarihinde imzalanmıştır.
Kurucu antlaşma öncesinde, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan devletleri ile Kıbrıs’taki Rum ve Türk toplumları arasında Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalanmış; bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel unsurları belirlenmiştir. Anayasanın hazırlanma süreci sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti, imzalanan Kuruluş, İttifak ve Garanti antlaşmaları çerçevesinde resmi olarak 16 Ağustos 1960 tarihinde kurulmuştur.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşmanın bir parçası olarak imzalanan Garanti Anlaşması ve diğer hükümlerle Anayasa’nın temel maddeleri belirlenmiş; Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası uygulamaya konulmuş, Kıbrıs resmi olarak koloni statüsünden çıkmış ve bir cumhuriyet olarak ilan edilmiştir.
Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Arması
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma sonucunda düzenlenen Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Anayasası, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı garantörlüğünde kabul edilmiş ve bu devletler kabul edilen Anayasanın uygulanmasını sağlamayı taahhüt etmişlerdir. Kurulan devlet ve onaylanan anayasa Dünya Anayasaları içinde başka devletlerin garantörlüğünde olan istisna anayasalardan biridir. Anayasa 16 Ağustos 1960 tarihinde yürürlüğe girmiş, bir ay sonra Kıbrıs, Birleşmiş Milletler üyesi olmuş, 1961 yılında İngiliz Milletler Topluluğu’na (Commonwealth) kabul edilmiş; 1961’de Kıbrıs Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’na üye olmuştur. Anlaşma Birleşmiş Milletler Sekretaryasına tescil edilmiş, anlaşmanın uygulanmasından kaynaklanan sorunlarda Birleşmiş Milletlerin gözetimi başlamıştır.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma sonucunda toplanan ilk Bakanlar Kurulu toplantısı
Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, bir kısım Yunanistan Krallığı ve Türkiye Cumhuriyeti diğer kısımdaki Kıbrıs Cumhuriyeti:
Yapılan Deklarasyona yürürlüğe girecek hükümleri yapmak isteyen İngiltere Hükümeti tarafından 17 Şubat 1959 tarihinde, Londra Konferansı sırasında, Yunanistan ve Türkiye Dışişleri Bakanları ve Kıbrıs Rum Toplumu Temsilcisi tarafından yapılan Konferansta yapılan sonraki Bildirimlere uygun olarak, Kıbrıs Türk Toplumu Temsilcisi ve ayrıca Kıbrıs Türk Toplumu Temsilcisi;
Taraflarca bu Anlaşma’da imzalanan Garanti Anlaşması’nın şartlarını not alarak;
Aşağıdaki gibi kabul etmiş;
MADDE 1
Kıbrıs Cumhuriyeti toprakları, bu Antlaşmanın Ek A’sında tanımlanan iki alan dışında, Birleşik Devletler’in egemenliği altında kalacak olan, kıyıları dışında kalan adalar ile birlikte Kıbrıs adasını da kapsar. Krallık Bu alanlar, bu Antlaşma’da ve Eklerinde, Akrotiri Egemen Üs Bölgesi ve Dhekelia Egemen Üs Bölgesi olarak adlandırılmıştır.
MADDE 2
(1) Kıbrıs Cumhuriyeti
(2) Akrotiri Egemen Üs Bölgesi ve Dhekelia Egemen Üs Bölgesi’ndeki askeri üslerin güvenliğini ve etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak için Kıbrıs Cumhuriyeti tam olarak Birleşik Krallık ile işbirliği yapar. ve bu Antlaşma ile sağlanan hakların Birleşik Krallık tarafından tam olarak kullanılması.
MADDE 3
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık, Kıbrıs’ın ortak savunmasında danışmanlık ve işbirliği yapmayı taahhüt eder.
MADDE 4
Kıbrıs Adası’ndaki kuvvetlerin statüsüne ilişkin düzenlemeler, bu Antlaşma’nın Ek C’sinde bulunanlar olacaktır.
MADDE 5
Kıbrıs Cumhuriyeti, 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan Avrupa İnsan Haklarının ve Temellerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin I. bölümünde belirtilenlerle karşılaştırılabilir olan insan hakları ve temel özgürlükler dahilindeki herkesi güvence altına alır. Bu Sözleşme Protokolü 20 Mart’ta Paris’te imzalandı.
MADDE 6
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan etkilenen kişilerin uyruğu ile ilgili düzenlemeler, bu Antlaşma’nın D Ekinde yer alanlardır.
MADDE 7
Kıbrıs Cumhuriyeti ve İngiltere, İngiliz idaresinin Kıbrıs Cumhuriyeti sınırları içerisinde sona ermesinden kaynaklanan soruları çözmek için gerekli mali ve idari düzenlemeleri kabul ve taahhüt eder. Bu düzenlemeler, bu Antlaşma’nın Ek E’sinde belirtilmiştir.
MADDE 8
(1) İngiltere Hükümeti’nin tüm uluslararası yükümlülük ve sorumlulukları bundan sonra, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne başvuruda bulunabilecekleri kadarıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti tarafından üstlenilir.
(2) Bundan böyle, Birleşik Krallık Hükümeti’nin Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına başvurmaları nedeniyle sahip olduğu uluslararası haklar ve avantajlar bundan böyle Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nden yararlanır.
MADDE 9
Bu Antlaşmadaki Taraflar, bu Antlaşmanın Ek F’sinde belirtilen ticaret, ticaret ve diğer hususlarla ilgili düzenlemeleri kabul ve taahhüt ederler.
MADDE 10
Bu Antlaşma hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin her türlü soru veya zorluk aşağıdaki gibi çözülür:
(a) İngiltere’nin askeri şartlarının yerine getirilmesi veya bu Antlaşma’nın Birleşik Krallık kuvvetlerinin statüsünü, haklarını ve yükümlülüklerini veya ilgili diğer güçleri etkiledikleri ölçüde işlemesiyle ilgili olarak ortaya çıkabilecek herhangi bir soru veya zorluk. bu Antlaşma hükümleri uyarınca ya da Rum, Türk ve Kıbrıslı kuvvetler uyarınca, normal olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye’nin üçlü Genel Merkezi ve İngiltere’nin silahlı kuvvetlerinin makamları arasındaki müzakere ile müzakere edilir.
(b) Yukarıda belirtilen davalarda askeri makamlar arasında müzakere veya başka durumlarda diplomatik olarak ilgilenen Taraflar arasında müzakere ile anlaşmaya varılmayan bu Antlaşma hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin herhangi bir soru veya zorluk Kanal, her biri İngiltere Hükümeti, Yunanistan Hükümeti, Türkiye Hükümeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti tarafından aday gösterilecek dört başkandan ve Cumhurbaşkanı tarafından aday gösterilen bağımsız bir başkandan oluşacaktır. Uluslararası Adalet Divanı. Başkanın Birleşik Krallık ve Koloniler veya Yunanistan veya Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olması halinde, Başkan Yardımcılığı görevini üstlenir. ve eğer o da böyle bir vatandaş ise, bir sonraki kıdemli Mahkeme Hakimi.
MADDE 11
Bu Anlaşmanın Ekleri, bu Anlaşmanın ayrılmaz parçaları olarak güç ve etkiye sahip olacaktır.
MADDE 12
Bu Antlaşma, bütün Taraflarca imzalanması halinde yürürlüğe girecektir.
(2) GARANTİ TEDAVİSİ
Bir kısım Kıbrıs Cumhuriyeti ve diğer kısım Yunanistan, Türkiye ve Büyük Britanya Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda., Ortak çıkarları doğrultusunda tanıma ve bağımsızlık, toprak bütünlüğü ve Kıbrıs Cumhuriyeti güvenlik bakım, tesis ve Anayasanın temel maddeleri konusunda aşağıdaki hükümleri kabul etmişlerdir.
MADDE I
Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin yanı sıra Anayasa’ya saygının korunmasını da taahhüt eder.
Tamamen veya kısmen herhangi bir Devletle herhangi bir siyasi veya ekonomik birliğe katılmamayı taahhüt eder. Buna göre, ya doğrudan ya da dolaylı olarak, herhangi bir başka Devletle birleşmeyi ya da Ada’nın bölünmesini teşvik etmesi muhtemel herhangi bir faaliyetin yasaklandığını beyan eder.
MADDE II
Bu Antlaşma’nın 1. maddesinde belirtilen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin taahhütlerini dikkate alarak Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini ve ayrıca Anayasasının Temel Maddeleri tarafından kurulan işlerin kapsamını garanti etmişlerdir.
Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık da aynı şekilde, Kıbrıs’ı doğrudan veya dolaylı olarak Kıbrıs’ın herhangi bir diğer Devletle birleştirmesini veya Ada’nın herhangi bir bölümünü doğrudan veya dolaylı olarak teşvik etmeyi amaçlayan faaliyetleri yasaklamayı taahhüt etmektedir.
MADDE III
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında Birleşik Krallık egemenliği altında tutulan alanların bütünlüğüne saygı göstermeyi ve Birleşik Krallık’ın kullanma haklarının kullanılmasını ve kullanılmasını garanti etmeyi taahhüt eder. Lefkoşa’da imzalanan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuyla ilgili Antlaşma uyarınca, bugünün tarihinde imzalanan Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından güvence altına alınmıştır.
MADDE IV
Bu Antlaşma hükümlerinin ihlali durumunda, Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık, bu hükümlere uyulmasını sağlamak için gerekli olan temsil veya tedbirler konusunda birlikte danışmayı taahhüt eder.
Ortak veya uyumlu bir eylem mümkün olmadığı sürece, garanti veren üç Yetkiden her biri, bu Antlaşma ile yaratılan işlerin durumunu yeniden kurmak amacıyla hareket etme hakkını saklı tutar.
MADDE V
Bu Antlaşma imza tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu Antlaşma’nın asıl metinleri Lefkoşa’ya tevdi edilecektir.
Yüksek Akit Taraflar, bu Anlaşmanın Birleşmiş Milletler Tüzüğünün 102. Maddesi uyarınca Birleşmiş Milletler Sekreteryası’na kaydedilmesine en kısa sürede devam edecektir.
(3) ALLIANCE TEDAVİSİ
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye,
I. Barışı korumak ve her birinin güvenliğini korumak konusundaki ortak arzuları,
II. Barış ve güvenliğin korunmasına yönelik çabalarının Birleşmiş Milletler Tüzüğünün amaç ve ilkelerine uygun olduğunu göz önüne alarak.
Aşağıdakileri kabul etmişlerdir :
MADDE I
Yüksek Akit Taraflar, ortak savunmaları için işbirliği yapmayı ve bu savunmanın ortaya çıkardığı sorunlara birlikte danışmayı taahhüt ederler.
MADDE II
Yüksek Akit Taraflar, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına veya toprak bütünlüğüne karşı doğrudan veya dolaylı olarak saldırı veya saldırganlığa karşı direnmeyi taahhüt ederler.
MADDE III
Bu ittifakın amacı doğrultusunda ve yukarıda belirtilen hedeflere ulaşmak için, Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarında bir Üçlü Karargah kurulur.
MADDE IV
Yunanistan ve Türkiye, bu Antlaşmanın ekinde yer alan 1 No’lu Ek Protokolde belirtilen askeri birlikler ile kurulan Üçlü Genel Merkeze katılacaktır.
Söz konusu şartlar, Kıbrıs Cumhuriyeti ordusunun eğitimini sağlayacaktır.
MADDE V
Üçlü Karargah Komitesinin Komutanlığı, sırasıyla Yunanistan ve Türkiye Hükümetleri, Cumhurbaşkanı ve Başkan Yardımcısı tarafından atanacak olan Kıbrıslı, Rum ve Türk Genel Sorumlusu tarafından her biri bir yıl süreyle devir olarak alınacaktır.
MADDE VI
İşbu Anlaşma imza tarihinde yürürlüğe girecektir.
Yüksek Akit Taraflar, bu Antlaşma’nın uygulanmasının gerekli kılması halinde ilave anlaşmalar yaparlar.
Yüksek Akit Taraflar, bu Anlaşmanın Birleşmiş Milletler Tüzüğünün 102. Maddesi uyarınca Birleşmiş Milletler Sekretaryası’na tescili ile mümkün olan en kısa sürede devam edecektir.
EK PROTOKOL
No. I
I. Üçlü Genel Merkeze katılacak olan Yunan ve Türk birlikleri sırasıyla 950 Yunan subayı, görevlendirilmemiş subay ve erkek ile 650 Türk subayı, görevlendirilmemiş subay ve erkekten oluşacaktır.
II. Anlaşma çerçevesinde hareket eden Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Cumhuriyeti Başkan Yardımcısı, Yunan ve Türk Hükümetlerinden Yunan ve Türk birliklerini artırma veya azaltma talebinde bulunabilir.
III. Üçlü Karargah’a katılan Yunan ve Türk birliklerinin kanton bölgelerinin, hukuki durumlarının, gümrük ve vergilerle ilgili tesislerin ve muafiyetlerin yanı sıra diğer dokunulmazlıklar ve imtiyazlar ile ilgili diğer askeri ve teknik soruların kabul edildiğine karar verilir. Yukarıda belirtilen Genel Merkezin örgütü ve işleyişi İttifak Antlaşması’ndan en geç yürürlüğe girecek olan Özel Sözleşme ile belirlenir.
IV. Aynı şekilde, Üçlü Karargah’ın Karışık’ın görevlerinin tamamlanmasından en geç üç ay sonra kurulacağı kabul edildi. Kıbrıs Anayasası Komisyonu, ilk döneminde, Kıbrıs Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerinin eğitimi ile görevlendirilen sınırlı sayıda memurdan oluşacaktır. Yukarıda belirtilen Yunan ve Türk birlikleri, İttifak Antlaşması’nın imzalandığı tarihte Kıbrıs’a gelecekler.
EK PROTOKOL
No. II
MADDE I
Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye Dışişleri Bakanlarından oluşan bir Komite oluşturulacak, Üçlü İttifak’ın en üst siyasi organını oluşturacak ve üç İttifak’taki ülkenin Hükümetlerinin kabul edeceği İttifak’la ilgili her türlü soruyu kabul edebilir.
MADDE II
Bakanlar Komitesi, İttifak üyelerinden birinin talebi üzerine, Yönetim Kurulu Başkanı tarafından olağan toplantıda toplanır.
Bakanlar Komitesi kararları oybirliği ile alınır.
MADDE III
Bakanlar Komitesi, üç Dışişleri Bakanının her biri tarafından rotasyon halinde ve bir yıllık bir süre için başkanlık eder. Genel kurul kararı, aksi kararlaştırılmadıkça, Başkanlık ülkesinin başkentinde yapılır. Başkan, görev yaptığı yıl içerisinde hem olağan hem de özel Bakanlar Komitesi oturumlarına başkanlık eder.
Komite, görevini yerine getirmesi için gerekli olduğuna karar vereceği zaman yan kuruluşlar kurabilir.
MADDE IV
İttifak Antlaşması ile kurulan Üçlü Genel Merkez, görevlerinin yerine getirilmesinden Bakanlar Komitesine karşı sorumludur. Komitenin olağan oturumu sırasında, Genel Müdürlük faaliyetlerinin ayrıntılı bir hesabını içeren yıllık bir rapor sunar.
________________________________________
16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa’da, Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan Kırallığı, Büyük Britanya ve Şimalî irlanda Birleşik Kırallığı ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan, Kıbrıs Cumhuriyetinin teessüsüne mütaallik Andlaşma ile A, B, C, D, E, F eklerinin, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kırallığı ve Büyük Britanya ve Şimalî İrlanda Birleşik Kırallığı arasında imzalanan, Garanti Andlaşması ve bu Andlaşmanın II nci maddesinde atıf da bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel maddelerinin, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan Kırallığı arasında imzalanan, İttifak Andlaşması ile I ve II sayılı ek protokollerin, Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan Kırallığı arasında imzalanan İttifak Andlaşmasımn uygulanması için imza edilen Andlaşmanın, en ziyade müsaadeye mazhar millet şartı hakkında, Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında nota teatisi suretiyle yapılan Anlaşmanın, onaylanması hakkında kanun tasarısı ve Anayasa, Dışişleri ve Millî Savunma komisyonları raporları (PDF)
Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan Kıratlığı, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasına dair Andlaşma ile A, B, C, D, E ve F eklerinin;
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı arasında imzalanan Garanti Andlaşması ile bu Andlaşmanın II nci maddesinde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel maddelerine dair Listenin;
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan İttifak Andlaşması ile I ve II saydı ek Protokollerinin;
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan İttifak Andlaşmasnun uygulanması için imza edilen Anlaşmanın; ve,
En ziyade müsaadeye mazhar millet şartına dair Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında nota teatisi suretiyle yapılan Anlaşmanın;
Onaylanmasının uygun bulunması hakkın ila Kanun
Konun No : 556 Kabul tarihi: 31/3/1965
Madde 1 — 16 Ağustos 1960 tarihinde Lefkoşa’da,
Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan Kıbrıs Cumhuriyetinin Kurulmasına dair Andlaşma ile A , B, C, D, E ve Feklerinin;
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı, Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıralhğı arasında imzalanan Garanti Andlaşması ile bu Andlaşmanın n nci maddesinde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel maddelerine dair listenin;
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan ittifak Andlaşması ile I ve II sayılı ek Protokollerinin;
Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan Kıralhğı ve Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan İttifak Andlaşmasınm uygulanması iğin imza edilen Anlaşmanın; ve.
En ziyade müsaadeye mazhar millet şartına dair Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında nota teatisi suretiyle yapılan Anlaşmanın;
Onaylanması uygun bulunmuştur.
Madde 2 — Bu kanunun 1 inci maddesinde sayılan Andlaşma ve Anlaşmalarla İlgili uygulama Andlaşmalannı yapmaya Hükümet yetkilidir.
Madde 3 — Bu kanunun 1 inci maddesinde sayılan Andlaşma ve Anlaşmaların hükümleri 16 Ağustos 1960 tarihinden itibaren uygulanır. Yukardaki fıkrada zikri geçen Andlaşma ve Anlaşmalarla ilgili olarak bu kanunun 2 nci maddesinin yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan uygulama Anlaşmalarının hükümleri, bu uygulama Andlaşmalannda gösterilen yürürlüğe giriş tarihlerinden itibaren uygulanır.
Madde 4 Bu kanunun 1 inci maddesi hükmü yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Bu kanunun 2 ve 3 üncü maddeleri hükümleri, 1 inci maddede sayılan Andlaşma ve Anlaşmaların onaylanmasına dair kararda başkaca bir tarih gösterilmemişse, bu kararın yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 5 — Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
5/4/1965
Gabriel Boric Font (Hırvatça:Borić) 11 Şubat 1986’da doğdu. Ataları 1897’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan Şili’ye göçen Boric’in babası Hırvat asıllıdır.
Memleketindeki The British School’dan mezun olduktan sonra 2004 yılında Santiago’ya taşınarak Şili Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başladı. Fakültede iken 2009’da dekan Roberto Nahum’a karşı 44 gün boyunca bir protestoya önderlik etti. 2012 yılında Şili Üniversitesi Öğrenci Federasyonu Başkanı oldu ve öğrenci lideri olarak 2011-2013 Şili öğrenci protestolarının önde gelen isimlerinden biri oldu. Şili’nin 100 genç lideri listesine girdi. Hukuk diploması alamadı ve röportajlarında hiçbir zaman avukat olarak kariyer yapmayı düşünmediğini açıkladı.
Boric, Magallanes ve Antarktika bölgesini temsil eden Temsilciler Meclisi’ne 2013’te bağımsız aday olarak seçildi. İnsan Hakları ve Yerli Halklar Komisyonlarında görev yaptı. 2017’de Geniş Cephe’nin bir üyesi olarak parlamentoya girdi ve en yüksek oyu aldı.
2021 yılında yapılan ön seçimlerde, Geniş Cephe, Komünist Parti ve diğer küçük hareketlerden oluşan Apruebo Dignidad Koalisyonunun başkan adayı olarak seçildi. Önseçimlerde %60 oranında oy alan Boric, 19 Aralık 2021’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda oyların %55,9’unu alarak José Antonio Kast’ı mağlup etti ve Şili tarihinde en fazla oy oranıyla seçilen başkan oldu.
Şili tarihindeki en genç ve dünyadaki en genç ikinci devlet başkanı unvanını kazandı.
Gabriel Boric Font, Temmuz 2022’de anayasa konvansiyonu tarafından kendisine sunulan yeni anayasa tasarısını savundu. İlerici, cinsiyet eşitliğine saygı duyan, çevre hakkını savunan, yerel hakları korumayı vaat eden 388 maddelik anayasa Eylül 2022’de yapılan referandumda seçmenler tarafından yüzde 62’ye yüzde 38 oyla reddedildi.
Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü her yıl 11 Şubat’ta düzenlenmektedir.
UNESCO tarafından kadın ve kız çocuklarının bilimde temsil edilmesi ve eşit fırsatlar sağlanması amacıyla tanınmış günlerden biridir.
Bilim ve toplumsal cinsiyet eşitliği, 2030 Gündemi Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi‘nin de gündemine alınmıştır ve uluslararası kabul görmüş kalkınma hedeflerine ulaşabilmek için büyük önem taşımaktadır.
“Kız çocuklarını ve kadınları, bilimsel araştırmacılar ve yenilikçiler olarak potansiyellerini tam olarak elde etmeye teşvik etmek ve desteklemek zorundayız.” – BM Genel Sekreteri António Guterres
Kız çocuklarının bağnaz ve basmakalıp düşüncelerle ve sosyal ve kültürel kısıtlamalarla karşılaşması, eğitime ve araştırmaya yönelik finansmana erişimlerinin zorlaştırılması, bilimsel kariyerlerinin önlenmesi ve kendi potansiyellerini kullanmalarının önünde, bürokratik, kültürel, dogmatik ve sınıfsal baskıların devam etmesi uzun erimde kadınların bilimsel araştırmalarda ve karar verici pozisyonlarda azınlık olarak kalmalarına sebep olmakta, toplusal gelişimi olumsuz etkilemektedir. Kız çocuklarının ve genç kadınların bilim alanında kariyerlerini sürdürmeleri ya da akademik kariyer yapmaları için, kadınların öğrenmeye ve bilime uygun olmadıkları yönündeki ön yargılı bakış açılarının ortadan kaldırılması gerekmektedir.
2030 Gündeminin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi (SDG), dünya liderleri tarafından 2015 tarihli BM Zirvesi’nde kabul edilmiş ve resme yürürlüğe girmiş, 2030 yılına kadar, yoksulluğun her biçimine son verme, eşitsizliklerle mücadele etme ve iklim değişikliğiyle mücadele etme stratejisini ortaya koymuştur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, kadınlar ve kız çocukları için bilimde tam ve eşit bir şekilde bilgiye erişimi ve katılımı gerçekleştirmek, kadın-erkek eşitliği çerçevesinde kadınların güçlenmesini sağlamak için A / RES / 70/212 kararını ilan etmiş, 11 Şubat tarihi, 2015 tarihinde Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü ilan edilmiştir. Küresel toplum, kadınları ve kız çocuklarını bilim yolunda her ne kadar teşvik etse de kadınlar ve kız çocukları bilim sahasından uzak kalmaya ve dışlanmaya devam etmişlerdir. Yapılan araştırmalar bu yönde ilerlemenin göreceli olarak düşük kaldığını göstermektedir. Sanayileşmiş olsun ya da olmasın, birçok ülke eğitim sisteminde, Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik (STEM) konularında toplumsal cinsiyet eşitliğinin olmadığı, bu durumun ise istihdam açığına sebep olduğu anlaşılmaktadır. UNESCO İstatistik Enstitüsü’nün tahminlerine göre, kadınlar şu anda dünya genelindeki araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) iş gücünün yüzde 30’dan daha azını temsil etmektedir.
Anayasa Mahkemesi, kanunların, KHK’lerin, TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya uygunluğunu, dokunulmazlığın kaldırılması ve milletvekilliğinin düşürülmesine dair TBMM kararlarını denetleyen, siyasi parti kapatma davalarını karara bağlayan ve partileri mali yönden denetleyen, Yüce Divan olarak da görev yapan ve Anayasa ile kendisine verilen diğer görevleri yerine getiren yüksek mahkemedir.
Mahkeme, 22 Nisan 1962 tarihli “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun” ile kurulmuş ve kuruluş kanunu 25 Nisan 1962 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin ilk üyeleri, Ömer Lütfi AKADLI, İhsan KEÇECİOĞLU, Yekta AYTAN, İsmail Hakkı ÜLKMEN, Rifat Orhan GÖKSU, Tevfik GERÇEKER, Mustafa Ekrem TÜZEMEN, Osman YETEN, İsmail Hakkı KETENOĞLU, Ali Fazıl ULUOCAK, Ahmet AKAR, Ömer Lütfi ÖMERBAŞ, Mahmut Celâlettin KURALMEN, Salim BAŞOL, Muhittin GÜRÜN, İbrahim Hilmi SENİL, Avni GİVDA, Ekrem KORKUT ve M. Şemsettin AKÇOĞLU’dur. İlk başkan Sünuhi ARSAN’dır.
1982 Anayasası ve sonrasında yapılan değişikliklere yeniden teşkil olunan Anayasa Mahkemesi on yedi üyeden kurulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.
Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimdeen fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.
Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.
Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.
Anayasa Mahkemesinin yetki ve görevleri özetle şu şekildedir:
1-) Norm Denetimi
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.
Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesine dava açılamaz. Ayrıca usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar hakkında da Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Norm denetiminde “iptal davası” ve “itiraz yolu” olmak üzere iki tür başvuru usulü vardır. İptal davası yoluna “soyut norm denetimi” itiraz yoluyla denetime ise “somut norm denetimi” de denilmektedir. Çünkü itiraz yolunda, başvuru konusu normun anayasaya uygunluğunun denetimi, görülmekte olan bir dava aracılığıyla gerçekleşmektedir. Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, iktidar ve anamuhalefet partisi meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. İktidarda birden fazla siyasî partinin bulunması halinde, iktidar partilerinin dava açma hakkını en fazla üyeye sahip olan parti kullanır. Bu yolda dava açma süresi genel olarak iptali istenen normun Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gündür. Ancak kanunlara ve Anayasa değişikliklerine karşı şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açma süresi on gündür. Şekil bakımından denetleme sadece Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. İtiraz yoluna ise ancak kanun ve kanun hükmünde kararnameler konu olabilir. Kanunların şekil bakımından Anayasaya aykırılığı da itiraz yolunun konusu olamaz. Bu yolda, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Anayasa Mahkemesi iptal ve itiraz yolunda “ret” ya da “iptal” kararı verebilir. Ret kararı ilk ya da esas inceleme aşamasında verilebilir.
2-) Bireysel Başvuru
Türkiye Cumhuriyeti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne 1954 yılında taraf olmuş; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkını 1987’de, zorunlu yargılama yetkisini ise 1990 yılında kabul etmiştir. 2004 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle de başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere, Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelere, kanunların üzerinde bir değer atfedilmiştir. Temel haklarla ilgili “evrensel ölçütlere” atıf yapan değişikliklerin son halkasını ise, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun açılması oluşturmuştur.
Bireysel başvurunun uygulamaya geçirilmesiyle, kamu gücünü kullanan kişi ve kurumların sebep olduğu hak ihlallerine karşı 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren anayasal yargı denetimi başlatılmıştır. Buna göre, 23 Eylül 2012 tarihi itibarıyla herkes, Anayasa’mızda güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmektedir.
3-) Yüce Divan Yargılamaları
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar. Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.
Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.
4-) Siyasi Parti Kapatma Davaları
Siyasî Partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanır. Anayasa Mahkemesi, temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.
5-) Siyasi Partilerin Mali Denetimi
Siyasi partilerin mali denetimi Anayasa Mahkemesi tarafından yerine getirilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştay’dan yardım sağlar.
6-) Yasama Dokunulmazlığı İşleri
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düştüğüne karar verilmesi durumunda, bu karar tarihinden başlayarak yedi gün içerisinde ilgili üye ya da milletvekillerinden herhangi biri tarafından bu karara karşı iptal istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulabilir. Anayasa Mahkemesi bu iptal istemini onbeş gün içinde kesin olarak karara bağlar.
7-) Milletvekilliğinin Düşmesi İşleri
Milletvekilliğinin düşmesine Anayasa’nın 84 üncü maddenin birinci, üçüncü veya dördüncü fıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini onbeş gün içerisinde kesin karara bağlar.
8 – ) Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı Seçimi
Uyuşmazlık Mahkemesinin Başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar.
Anayasa Mahkemesinin Üyeleri
Anayasa Mahkemesi Hakkında Tarihsel Bilgi
Türkiye’de Anayasa Mahkemesi ilk kez 1961 Anayasası ile kurulmuştur. Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri, yargılama ve çalışma usulü ile kararlarının niteliği 1961 Anayasası’nın 145 ila 152. maddelerinde düzenlenmiş, buna bağlı olarak 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 22/4/1962 tarihinde kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesine ilk kuruluşunda, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzükleri’nin Anayasa’ya “şekil ve esas” bakımından uygunluğunu denetleme görevi verilmiş, bu görevin yanı sıra görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Anayasa’da sayılan kişileri Yüce Divan sıfatıyla yargılamak, siyasi partilerin kapatılması hakkındaki davalara bakmak, siyasi partilerin gelir kaynakları ile giderlerine ilişkin hesapları incelemek ve Anayasa ile verilen diğer görevleri yerine getirmekle de yetkili kılınmıştır.
1961 Anayasası’nın 145. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, on beş asıl ve beş yedek üyeden oluşacak şekilde kurulmuş, üyelerden dördü Yargıtay, üçü Danıştay, biri Sayıştay Genel Kurulu tarafından, üç üye Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üye Cumhuriyet Senatosu, iki üye ise biri Askeri Yargıtaydan olmak üzere Cumhurbaşkanınca seçilmekteydi.
1961 Anayasası’nda 1971 Anayasası ile yapılan değişiklikle, kanun hükmünde kararnameleri şekil ve esas bakımından, anayasa değişikliklerini ise Anayasa’da gösterilen şekil şartları bakımından denetleme görevi verilerek Anayasa Mahkemesinin görev alanı belirgin hale getirilmiştir.
1982 Anayasası
1982 Anayasası, Anayasa Mahkemesini 146 ila 153. maddelerinde düzenlemiştir. 1982 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesine ilişkin ilk kanuni düzenleme, 10/11/1983 tarih ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile yapılmıştır.
1982 Anayasası’nda Anayasa Mahkemesine, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleme, Anayasa değişikliklerini ise sadece sınırlı sayıdaki şekil eksiklikleri yönünden inceleme görevi yanında, ayrıca,Anayasa’da sayılan bazı kişileri görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılama ve siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara bakma görevi de verilmiştir.
1982 Anayasası’nın ilk hâlinde Anayasa Mahkemesi, on bir asıl ve dört yedek üyeden oluşacak şekilde kurulmuştur. Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay Genel Kurulunca kendi Başkan ve üyeleri arasından, üye tam sayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi ise üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçmekteydi. Anayasa’ya göre Anayasa Mahkemesine seçilen üyeler 65 yaşını doldurunca emekli olmaktaydılar.
2010 Anayasa Değişiklikleri
Anayasa’nın 146 ila 149. maddelerinde değişiklik getiren 7/5/2010 tarih ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik yapılması Hakkında Kanun’un 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halkoylamasıyla kabul edilmesiyle birlikte Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Bu Anayasa değişikliğinin ardından kabul edilen 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile de Anayasa Mahkemesinin çalışma usul ve esasları yeniden belirlenmiştir.
Anılan değişiklik ile üye sayısı on yediye çıkartılan Anayasa Mahkemesinin, iki bölüm ve genel kurul halinde çalışması benimsenmiş; Mahkemeye mevcut görevlerinin yanı sıra bireysel başvuruları karara bağlamak ve bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesini yapmak üzere komisyonlar oluşturulmasına imkân tanınmıştır.
Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılmakta, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanmaktadır.
Ayrıca 12 Eylül 2010 tarihide yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesine, Yüce Divan sıfatıyla, “görevleriyle ilgili suçlardan” dolayı Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini yargılama görevine ilave olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanını yargılama görevi de verilmiştir.
2010 Anayasa değişikliği ile birlikte, Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi on iki yıl ile sınırlandırılmış; üyelerin yeniden seçilememesi esası da getirilmiştir.
Prof. Dr. Zühtü Arslan, 01 Ocak 1964 tarihinde Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğmuş, ilk ve ortaöğrenimini Sorgun’da tamamlamış, 1987 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun olmuştur.
Arslan, yüksek lisansını İngiltere’de Leicester Üniversitesi Hukuk Fakültesinde insan hakları ve sivil özgürlükler alanında, doktorasını da aynı Fakültede anayasa hukuku alanında yapmıştır. 2002 yılında doçent, 2007 yılında ise profesör unvanını kazanmıştır.
2001 yılında bir süre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde çalışmıştır. Ayrıca 23.12.2010 tarihinden itibaren Basın İlan Kurumu Genel Kurul üyeliği görevini yürütmüştür. 2009 yılında başkanlığına atandığı Polis Akademisinde uzun yıllar lisans ve lisansüstü düzeyde “Anayasa Hukuku”, “İnsan Hakları”, “Devlet Kuramları” gibi dersler vermiştir. Ayrıca 2000-2003 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde “Turkish Public Law” dersini, 2003-2009 yılları arasında da Başkent Üniversitesinde “Hukuk ve Siyaset” dersini vermiştir.
Anayasa Teorisi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Din Özgürlüğü ve Türk Parlamento Tarihi 1957-1960 (üç cilt) kitapları vardır. Bunun yanında Constitutional Law in Turkey (Türkiye’de Anayasa Hukuku) başlıklı bir ortak kitabı ve ABD Yüksek Mahkemesi Kararlarında İfade Özgürlüğü adlı bir derleme eseri bulunmaktadır. Ayrıca anayasa yargısı, insan hakları, özgürlük-güvenlik ilişkisi ve siyasi partiler hukuku gibi alanlarda Türkçe ve İngilizce yayımlanmış makaleleri ve bildirileri bulunmaktadır.
Prof. Dr. Zühtü Arslan, Yükseköğretim Genel Kurulunca gösterilen üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından 17 Nisan 2012 tarihinde Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmiştir.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca 10 Şubat 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi başkanlığına seçilmiştir. Mahkemedeki görevi 2024 yılında sona ermiştir.
2024 yılında, Prof. Dr. Engin YILDIRIM, Prof. Dr. Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Dr. Murat ŞEN ve Dr. Ömer GEDİK editörlüğünde “Prof. Dr. Zühtü Arslan’a Armağan” isimli eser Anayasa Mahkemesi Yayınları tarafından basılmıştır.
Prof. Dr. Zühtü Arslan, evli ve dört çocuk babasıdır.
Zühtü Arslan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir tören esnasında
Kyzikos Tapınağı Söylevi, Aelius Aristides’in günümüze ulaşan eserleri arasında yer almaktadır. M.S. 2. yüzyıla tarihlenmektedir. Eser, hem bir sanat eseri hem de dönemin dini anlayışına ışık tutan bir belge olarak kabul edilmektedir. Aristides’in etkileyici retorik yeteneklerini gözler önüne seren Söylev, o dönemin dinsel, sanatsal ve kültürel değerlerini anlamak için önemli bir kaynaktır.
Aristides’in Kyzikos’taki Tapınak Söylevi Kyzikos’un konumu ve doğası, tapınağın övülmesi, ortak imparatorlar arasındaki uyumun övülmesi, kentlere yapılan uyumu koruma çağrısı ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Epideiktik (törensel) söylev özelliği gösteren konuşma; Aristides’in Asklepios’a bağlılığını, hitabet alanındaki başarısını ve Roma yönetiminin imkânlarından sonuna kadar yararlanan yerel bir elit olarak, Roma yönetimi ile yerel halk arasında aracılık görevini icra ettiğini göstermesinin yanında, özellikle Kyzikos hakkında verdiği bilgiler nedeniyle önemlidir.
Publius Aelius Aristides Theodorus ünlü Yunan hatip, yazar ve sofisttir. M.S. 2. yüzyılın başlarında Mysia’da dünyaya gelmiştir. Antoninus Pius ile ünlü imparator ve filozof Marcus Aurelius dönemlerinden kalma konuşmalarının ve diğer eserlerinin elliden fazlası günümüze yansımıştır. Söylevleri genellikle antik tapınaklara ve tanrılara övgü içermekte, aynı zamanda şehirlerin büyüklüğünü ve kutsal mekanların önemini vurgulamaktadır.
Aristides halk önünde yaptığı bu konuşmayı nerede yaptığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak konuşmanın Hadrianus Tapınağı’nın kuzey tarafındaki alanda (kuzey agora-(Arktonnessos)) yapıldığı tahmin edilmektedir.
Söylevin, Aristides’in Erdek’teki festivale katılması ile bağlantılı olarak gerçekleştirildiği tahmin edilmektedir.
Söylevin yapıldığı yer yarımada ile ana karanın birleştiği yerde konumlanan Kyzikos’tur. Kuzey Agora, bugünkü Balıkesir ilinin Erdek ilçesini ifade eden Kapıdağı Yarımadasındadır. Erdek, Kyzikos Tapınağı Söylevi’nin icra edildiği dönemde de muhtemelen bir yarımada yahut Ada’dır. MÖ 8. yüzyılda Miletoslu göçmenler burayı ele geçirerek Hellenleştirmişlerdir.
Aelius Aristides’in Kyzikos Söylevi, dönemin Kyzikos’unu değerlendirmemize de olanak sağlamaktadır. Appolonis Tapınağı, MÖ 2. yüzyılda, Kyzikoslu Apollonis’i onurlandırmak amacıyla, modern Türkiye’deki Kyzikos’ta inşa edilmiştir. Kyzikos’taki Hadrian Tapınağı “dünyanın sekizinci harikası” olarak tanımlanmıştır. Kyzikos epigramları bu tapınağa yazılmıştır. Erdek – Bandırma kara yolu üzerinde bulunan Kyzikos Ören Yeri , Türkiye Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmıştır.
Kyzikos Tapınağı Söylevi
1. Herkes gibi bu durumun konuşma yapmak için yeterli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kentin; onuruna bu festivali düzenlediği yapı insanlığın gördüklerinin en büyüğü, gelmiş ve geçmiş zamanların en iyisidir.
Şayet böyle başka bir Hellen kenti varsa o da saygımızı hak eder. Benim sebebim ise özellikle açıktır ve yaşamımın alışkanlığından kaynaklanır.
2. Çünkü Asklepios söylev vermemi emrediyor, bu yüzden sağlık tanrısına ne fiziksel hastalığı bahane edebilirim ne de konunun azametinden ve başarının zorluğundan korkabilirim. Doğrusu Pindaros’un dediği gibi, “tanrı başlangıcı gösterdiğinde hiçbir engel yoktur”. Her şeyden önce, şimdi onu ilk kez deneyimlemiyorum, aksine başkalarınınkinden de değil, bizzat kendi pek çok zor anımda, tamamen umutsuz görünen durumlarda, sadece kötü durumlarda değil, umutsuzluğa kapılınmaması gereken durumlarda da onun ne kadar kolay yardım ettiğini tecrübe ettim.
3. Bana gelince, başka birinin konuşmayı halledeceğinden o kadar eminim ki, tamamen olmasa bile konuşmanın belirli yanlarını doğaçlama yapıyorum. Çünkü konuşmam gereken zamana kadar ne konuşulacağını bilmiyordum, yine de görevlendirenin28 isteği her durumda benim hazırlığımdan daha önemlidir.
4. Zor durumların, çetin denizlerle aynı olmadığına inanıyorum. Çünkü denizler ne kadar büyükse, o kadar çok korkuya neden olurlar. Oysa diğerleri (zor durumlar) bazı açılardan yararlıdır, çünkü birçok yerde çıkış yolu bulmak mümkündür, böylece biri tümüyle ümitsizliğe düşmedikçe, tamamen başarısız olma tehlikesinden kurtulacaktır.
5. Bence Hyperborealıların bile Kyzikos hakkındaki kehanetten ve kentin talihinin kurucudan geldiğinden haberleri var. O diğer kentler için rahipken, bu kent için aynı zamanda kurucudur. Çünkü o diğer kentleri her yere gönderdiği yerleşimciler vasıtasıyla kurmuştur. Ama bu şehrin kurucusu bizzat kendisidir. O halde böyle bir başlangıcı varken ve de böyle bir kurucuya ve tanığa sahipken Kyzikos’un bahtı nasıl açık olmasın?
6. Kentin konumu ve bütün doğası göz önüne alındığında, tanrının ona uygun bir unvan vermiş olduğu anlaşılmaktadır. Yani kara ve denizin görüntüsü örtüşür. Çünkü Kyzikos Asia’nın önündedir ve aslında bir ada olmasına rağmen anakaraya bağlanmaktadır. Bir tarafında Pontos Eukseinos (Karadeniz), diğer tarafında Hellespontus vardır. Yelken açan herkes (bütün denizciler) için adeta iki deniz arasında bir bağlantı noktası, hatta daha fazlasıdır. Denizciler onun yanına, çevresine ve limanlarına yelken açmaktan
asla vazgeçmez. Bazıları arkalarındaki uygun rüzgâr ile kentin adalarından denize açılırken, bu esnada bazıları da limana girip çıkar.
7. Eğer şairler Korinthos’luların kentini, Peloponnessos’daki konumu nedeniyle her iki yöne de yolculuk edenlerin uğrak noktası olduğundan “bahtı açık” olarak adlandırmaya karar vermişlerse, Kyzikos da kesinlikle bu unvanı hak etmektedir. Çünkü denizin ortasındaki konumu, tüm insanlığı bir araya getirir ve sanki Gadeira ile Phasis arasındaki bir tür odak noktası gibi bazılarını iç sulardan dışarıya, bazılarını da dışarıdan içeriye taşır.
8. Gerçi bence uçsuz bucaksız denizin içindeki diğer adalar da böyledir. Homeros Girit’i överken “şarap kırmızısı denizin ortasında” bulunduğunu söylemiştir. Ancak burası daha da fazla ödülü hak ediyor. Burası sadece tek bir denizin orta noktasını tutmamıştır. Doğrusu sadece çevresinde pek çok deniz olduğu söylenemez, bilakis çok yönlüdür, hem kuzeydeki gemiciliğe uygun her deniz için hem de batıya doğru en uzun ve en sevilen deniz yolu için adeta bir başlangıç ve çıkış noktasıdır. Ayrıca özellik ve konumu itibariyle
bunların ikisi arasında yer alan şimdi Propontis olarak adlandırılan üçüncü deniz, kente her olanağı sağlamıştır.
9. Şimdi kentin denizlerindeki durum böyle görünüyor. Fakat karadaki durum da yine bununla benzerdir ve aynı ölçüde değerlidir. Kara çok geniş ve sınırsızdır, öyle ki bu büyüklüğü nedeniyle ona kıta denmesi mümkündür. Doğası çok çeşitlidir ve hepsi birbirinden gayet farklıdır ve hepsi de en iyisi neyse ona meyillidir. Çünkü burada dağlar, başka insanların ovalarından daha fazla işlenmiştir ve ovalar sadece kente değil tüm halka yetmektedir ve ırmaklar, göller, bataklıklar, orman vadileri bu talihli insanlara adeta neşe
vermektedir.
10. Öyle ki biri tüm bu bölgelere yerleşmek isterse, birçoğu deniz sahilinde ve bir kısmı da içerde olmak üzere denizin çevresinde çok sayıda kent olurdu. Yan yana değillerse bunların çoğunun birbirlerinden hiç
haberinin olmaması mümkündür. Şimdi kent karada ve denizde bu özelliklere sahiptir, her iki özelliği rekabet halindedir ve pek çok örnek içinde benzerini bulmak mümkün değildir.
11. Eğer yarımada ile ada arasında başka bir terim yoksa kentin kendisini hem ada hem de yarımada olarak adlandırmak mümkündür. Çünkü boğazdan geçilemez ve burası hiçte dar değildir, bilakis (kent) ana karadan uzaktadır ve iki köprü ile ana karaya bağlanmıştır. Kent bu yönüyle Tyros modelinden, diğer kentlerden ve kıta mahiyetindeki adaların hepsinden daha üstündür.
12. Gerçi Thukydides ana karadan en az yirmi Stadion mesafede bulunan Sicilya’yı övmektedir. Ama bu kent (Kyzikos) kıtadan o kadar uzaktadır ki bir ada olmadığını unutmak bile mümkündür ve eğer birisi set ve köprüleri kaldırırsa ana karadan kente yüzülebilir. Dolayısıyla hem adanın tamamı hem de kent, iki büyük ada olan Girit ve Sicilya’dan özellik bakımından daha az seçkin değildir.
13. Kamu binalarının güzelliğine ve şehrin tüm planına ve büyüklüğüne gelince, hiç kimse ne bunları övemeyecek kadar konuşma becerisinden yoksundur ne de kolayca tarif edebilecek kadar yetkin bir konuşmacıdır. Şimdi geri kalan her şeyi bir kenara bırakıp, özellikle bir yapıya değineceğim.
14. Bu simge bana kurucuyu ve gerçekte kentin bir tanrının eseri olduğunu en güzel şekilde gösteriyor. Adeta bir tanrılar toplantısı gibi, tüm tanrılar için adanmış görüntüsü veriyor. Çünkü kent, bütün tanrılar tarafından parsellenmiş ve paylaşılmış gibidir. Sanki tanrılar kentin kurtuluşu için birbirleriyle rekabet ediyor gibi tapınaklar paylaşılmıştır. Mevcut kanunlar altında Atinalıların kentinden farksız bir şekilde kurbanlar, geçit törenleri, tören alayları ve ibadetler vardır, (…) Bu akrabalığı en iyi amaçlar için kullanmamaktan çok uzaktır. Ve gerçekten de gücünün geri kalanı, bu şeylerle tutarlıdır. O halde kentin başka yerlerdeki tapınakların ve diğer görkemli kamusal yapıların destekçisi olduğunu söylemekten utanmamak gerekir.
15. Kentin mülkü böyle parlak ve herkesle ortaktır. Ve bu kentin mülklerini ne İtalya, ne uzaktaki Mısır, ne Thyren Denizi ne de şairlerin dediği gibi Syria ve Klikia kentleri yok sayıyor. Ne anakarada ne de adalarda bu şehrin süslemediği hiçbir halk yoktur denebilir. Neden Ionialı’lardan, Aioller’den, adalardan ve yakındaki kentlerden söz edilmelidir? Gençliğin işareti nedir? İyi bir koşucu gibi büyük bir avans vermek ve yine de kolayca yetişmektir. Aynı şekilde, kent tüm insanlığa ihtiyaçları olan şeyleri sağlamasına rağmen, sonunda kendisi kolayca zirvedeki yerini almıştır.
16. Gerçekten anlatılması zor bir duruma geliyorum. Söylemek istediğimi nasıl ifade edeyim? Şimdi, söylediğimde beni mutlu edecek pek çok şey söylemek istiyorum. Çünkü bütün söyleyeceklerim benzer işlere cesaret edenlerin adeta çocuklar gibi olduğunu göstermektedir. İnsan gücünün ötesinde, çılgın bir yapı ortaya konulmuştur.
17. Adanın büyük bir kısmı buraya mı nakledildi yoksa yerinde mi kaldı, bu konuda muhtemelen kesin bir şey söylenemez. Ama sanırım herkes bunun sizinkinden başka bir kentten veya taş ocağından çıkamayacağı konusunda hemfikirdir. Çünkü diğer taş ocaklarının nitelikleri yetersizdir. Eskiden denizciler konumlarını, “Kyzikos burada”, “Prokonnessos orada” şeklinde adaların doruklarına ve görüldükleri yerlere bakarak anlardı. Ama şimdi tapınak tek başına dağların yerini aldı ve kimsenin fenerlere, işaret ateşlerine ve limana girecekler için yapılan kulelere ihtiyacı kalmadı. Tapınak sadece bütün manzaraya hâkim olmakla kalmıyor ve aynı zamanda kenti ve sakinlerinin yüce gönüllülüğünü de ortaya çıkarıyor ve bu kadar büyük
olmasına rağmen güzelliği büyüklüğünün önüne geçiyor.
18. Homeros ve Hesiodos hayatta olsalardı, sanırım Troia surları hakkındaki hikâyeyi buraya kolayca uyarlarlardı. Poseidon ve Apollon’nun, taşları denizin derinliklerinde hazırlayıp, aynı zamanda buraya getirilmesini mümkün kılıp, bir de üstüne kurucudan bekleneceği gibi şevkle bu eseri kent için nasıl görkemli bir şekilde tasarlayıp biçimlendirdiklerini anlatırlardı.
19. Her bir taşın kendi başına ayrı bir tapınak olacak kadar, tapınağın bir mahalle olacak kadar ve tapınak çevresinin ise tek başına ayrı bir kent olacak kadar büyük olduğu söylenebilir.
20. Sağladığı konfor ve lüksü düşünmek isterseniz, bu büyük tapınağı üç katlı evler veya yan yana üç gemi gibi hayal edebilirsiniz. Diğer tapınaklardan kat kat daha büyüktür ve üç katlı bir yapıya sahiptir. Bir kısmı yeraltında görülebilir, bir kısmı tam yukarıda ve bir kısmı da tam ortadadır. Yer altında tapınağı dolaşan kubbeli geçitler vardır ve bu alan ek olarak değil geçit olarak inşa edilmiştir.
21. Bunları konuşarak övmeye gerek yok, o işi geometricilere ve uzmanlara bırakabiliriz. En azından onlar bu büyük eseri ölçebilecek kimseler olarak eğitilmişlerdir. Buna rağmen korkarım ki bu insanlar bile gerçek
ölçüleri bulamayabilirler. Eğer birisi tapınağın kendisinden bahsetmek istemezse, tapınağın inşası için yaptırılan makinalara ve alet edevata bakması yeterlidir. Çünkü bu aletler daha önce henüz insanlar tarafından bilinmiyordu.
22. Sizin başarınızdan dolayı herkes sevinmeli. Çünkü siz o zaman yöneten en iyi imparatorun adını bir yazıta kazıttınız. Sizin; payına iyinin de iyisi düşen yapınız şu an bitti ve tanrılar için her şeyi hak eden bu kadar büyük bir şükran hediyesi teşhir edildi ki daha büyüğünü bulmak kolay değildir.
23. Bu iki imparatorun seleflerinin onların imparator olmasını sağlaması ve ailelerinin durumunun başından beri her iki tarafta nasıl olduğu ve nasıl ve kim tarafından yetiştirildikleri ve eğitimlerinin yüceliği üzerine konuşmak konuşmayı uzatır ve bunu tamamlamak kolay da değildir. Bu toplantıda mümkün olduğunca, herkesin duyması gereken onların en tuhaf övgüleri, hatırlanan çok sayıda şeyleri arasında en mükemmel olanları, asaletleri, eğitimleri, hiç kimsenin gizleyemediği, her kent ve bütün insanlığın hayran olduğu özellikleriyle meşgul olacağız.
24. Onlar, “arkadaşların mülkleri ortaktır” şeklindeki atasözünü en yüksek dereceye çıkardılar. En büyük eylemlerinde bu düşünceye yer verdiler. Fakat bir at sürüsünü veya aletleri ya da birkaç dönüm araziyi paylaşarak değil, hatta en yüksek rütbeye kimin daha önce gelmesi gerektiğini belirleyerek de değil. Öyle bir yüce gönüllülüğün zirvesine ulaştılar ki, tüm toprakları ve denizi bu atasözüne dâhil ettiler ve var olan hiçbir şey aralarında paylaşılmaktan gerçekten kurtulamadı. Çünkü onlar, daha önce istenen ama hiçbir yerde fazla bir beklentinin olmadığı, daha çok tıpkı bir dua gibi mutluluk kavramı olarak gözüken; Homeros’un, “devlette toprak ortaktır ve herkesin ortak kullanımına açıktır” sözünü yerine getirdiler.
25. Komutanlar tehlike zamanlarında diğer komutanları ortak olarak almışlardır ve kriz anlarında kentler birleşmiş, krallar krallarla dostluk kurmuş ve antlaşmalar yapmıştır. Fakat bunlar çoğunlukla bunu zorunluluktan yaptılar. Biz ortaklığın bu noktaya kadar olanını biliyoruz. Ancak şimdi ilk kez bir imparator, başka bir imparatoru, gönüllü olarak tüm imparatorluğa ortak yaptı ve bütün zamanlardaki seleflerinden sadece o, daha fazla güç istemedi, tersine tamamen eşit statüde bir caesar belirledi.
26. İmparatorluğunu paylaştı, ancak imparatorluğun kendi payına düşen kısmını küçültmedi, bilakis şimdi bu suretle hem kendi payını hem de ortak imparatorun payını genişletti. İskender, Darius ile ortaklığı kabul etmeyerek insanları şaşırttı ve belki iyi de yaptı. Çünkü o Asia’yı eşit bir şekilde bölme amacı taşımıyordu. Buna rağmen bana öyle geliyor ki, Dareios’tan çok daha iyi biri olsaydı bile İskender hâkimiyeti ikinci bir kişiyle paylaşmaya hazır değildi. Ama onlar hükümdarlıklarını, sanki insanlık meselelerinin idaresini üstlenmişler gibi, mükemmel adaletin bir simgesi haline getirdiler ve böylece bütün insanların erdem öğretmenleri oldular.
27. Böylesi bir tavır, Kafkasya çevresindeki herhangi bir seferden, Hindistan’ın ve Hazar Kapılarının ele geçirilmesinden ve her türlü insan eyleminden üstündür. Bu tutum, en iyisi neyse ona ve doğaya uygundur.
Çünkü ne eğer varsa Atlantik Okyanusu’nun ötesinden bir toprağı imparatorluklarına kattılar, ne de her biri sahip olduğu imparatorluğu bir şekilde genişletmek ve daha üstün hale getirmek için, kendi topraklarındaki aşırı soğuk veya sıcak nedeniyle yaşanmaz olan ve tanrılar tarafından ılıman hale getirilen bir toprağı keşfetti. Her halükarda benim için; sahip oldukları malları paylaşmaları ve birbirlerine sahip oldukları her şeyden daha çok değer vermeleri, erdem bakımından her şeyden daha üstündür.
28. İşte bu takdire şayandır! Kardeşiyle olmadıkça imparator olmayı kabul etmemeleri, kardeşi olmaksızın yönetmeyi istememeleri, karşılıklı olarak eşitliği savunmaları, birbirlerine çok benzemeleri, tek başlarına tüm insanlardan farklı olmaları, en yüce ortak olmaları, fakat diğer ortağın da aynı rütbeye sahip olması, bütün bunlar takdire şayandır.
29. Perslerin büyük kralı, “kralın gözü ve kulağı” olarak adlandırılan dikkate değer bir şeye sahipti. Bunun aslı astarı vardır belki, ama bana öyle geliyor ki, çoğunlukla diğer tüm insanlardan iki kat daha fazla görüyor ve duyuyormuş gibi görünmesi için söylenen bir zırvalıktı bu.
30. Fakat bu iki imparator, harika bir ölçü ve yüksek bir buluş yaptılar. Çünkü ikisi de birbirinin gözü ve kulağı oldular ve böylece doğal kabiliyetlerini ikiye katladılar. Her şeyi paylaştılar, imparatorluğun korunmasını başka birinin ilgi ve alakasına bırakmadılar, bilakis gerçekten kendi meseleleri haline getirdiler. Ve bu, monarşinin avantajını hiçbir şekilde bozmadı, aksine harika bir monarşi oldu. Çünkü bütün tellerin uyumlu bir şekilde çalışması gibi, iki bedenin bütün istekleri ve iki akıl bir oldu.
31. Hangi müzik şimdi bundan daha iyi olabilir ki? Hangi müzik şöleni Apollon ve Musa’lar için daha kıymetlidir? Hangi ahenk insan ırkı için daha evrenseldir? Amphion ve Zethos’un hikâyesi Thebe’yi kurmalarına kadar geri gider. Oradaki bazı kimseler onlardan birinin müziğini eleştiriyorlar. Ama bunlar tüm kentler ve tüm insanlık adına birlikte müzik yaptılar ve aynı şekilde şarkı söylediler. Şarkıyı sanırım babalarından ve atalarından miras aldılar. Fakat onlar, şarkı söylemeyi sanki planladıkları çocuklarıymış gibi her yönden daha da görkemli hale getirdiler.
32. Onların memleketlerini (Roma’yı) yönetmek için geliştirdikleri bu tutum bana uygun gibi geliyor. Bu, eski âdeti değiştiren tek kenttir. Çünkü ister Hellen ister barbar olsun, az da olsa bir iktidara sahip olan tüm insanlar, kimsenin servetini paylaşmaması ve de hepsinin mümkün olduğunca ayrı tutulması politikasına sahiptir. Ama tüm insanların içinde yalnızca bunlar en iyi insanlar tarafından ganimet gibi paylaşılsın diye malları ortak yaptılar. Birinin Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da veya bizi kısıtlayan sınırlarda, Tanais’de, Maeotis Gölü’nde veya Atlantis Adası’nda ya da her hangi bir yerde yaşıyor olması hiç fark etmez, ancak tüm insanlar ve tüm halklar bu şehirde birbirine bağlıdır ve herkesin kendi alanlarında egemenlini kullanma hakkı vardır. Bildiğiniz gibi bunu kazanan atalarınız bireysel alandaki iktidarı paylaştılar, dünya üzerindeki egemenliklerini paylaşarak erdem bakımından herkesten öne geçtiler.
33. Ve onların bu yaptıklarının en çekici özelliği ise, tıpkı eskiden Romaların yıllarca yaptıkları gibi, ikili yönetimi sunmalarıdır. Şimdi imparatoru hem soyadıyla hem de ortağıyla adlandırmak mümkündür. Böylece onlar hem bütün Roma devlet yönetim biçimleriyle uyumlu bir politika oluşturmaya dikkat etmişler hem de ikiliden beklenenin daha ötesinde hareket etmişlerdir.
34. Nitekim Homeros kralları methederken bir yerde şöyle demiştir; “Zeus tarafından beslenen kralların öfkesi amansızdır”. Yine de bunlar öfkelerinin gücünü ya da gazaplarının aşırılığını imparatorluklarının simgesi haline getirmediler, onun yerine cömertlik ve yüce gönüllülüğün en iyi halini sergilediler ve karakterlerinin gerçekten de tanrısal olduğunu açıkça ortaya koydular.
35. Özetlemem gerekirse, onların düşünceleri ilahidir ve bunun gerçek örneği yukarıdadır ve oradan iktidarlarına bakmaktadır. Tanrıları, tüm dünyayı ve bütün gökyüzünü bir arada tutanın dostluk ve paylaşım olduğu söylendiğinden ötürüdür ki, her şey sonsuza dek kendi yolunda güvenli bir şekilde hareket eder, oysa kıskançlık ve hırs tanrıların evlerinde ve davranışlarında ne vardır ne de sonradan ortaya çıkar.
36. Bazı insanlar, çitler ve duvarlar örer, küçük ve gerçekten geçici bazı mal ve mülklerle zenginliklerini arttırır. Ancak bu adamlar, tüm insanlığa erdem, adalet ve dostluk örneği oldular, gerçekleştirdikleri parlak ve harika zaferleri gerçekten tanrıların elinden aldılar. Bu adamlar ölümsüzlerin tacıyla süslenmiştir, bu adamların birbirlerine oldukları gibi insanlığın da velinimetleri olarak, her şekilde tanrılar için kıymetli olarak görülmeleri uygundur.
37. Nasıl ki okuryazarlar başlarının üzerindeki tahtalara harfleri çocukların olabildiğince uzaktan kopyalayabilecekleri kadar büyük ve güzel bir şekilde yazarlar. Bu adamlar da, her insan onlardan olabildiğince feyz alabilsin ve imparatorları kendi meseleleri için öğretmenleri olarak kullanabilsin diye, insanlık için en adil olanı büyük bir örnekle ortaya koydular.
38. Sesostris’in iki kıtada yaptığı yolculuklarda diktiği sütunlar bunu aşabilir mi, hayır, daha doğrusu buna yaklaşmış gibi görünebilir mi? Hem bu kadar büyük, hem de bu kadar karlı bir zafer kazanan kim var? Diğer yöneticiler halkı korku ile itaat altına alır, ancak bu adamlara tüm insanlar tarafından dualar edilmekte ve şükranlar sunulmaktadır ve bunlar yalnızca gösteriş olsun diye değil, bilakis kalpten en saf duygularla gerçekleştirilir.
39. Bütün dünyayı ellerinde tutan, birlikte kurtaran, birlikte çalışan ve birbirlerine gönderilen ve insanlardan aldıkları şükranları paylaşan iki şifa tanrısının ilişkisini bile hatırlıyorum. Bu iki tanrının gözünde, yüksek şöhreti kim daha çok hak ediyor veya aynı kurtarıcılar tarafından kimin kurtuluşu daha fazla dikkate alınıyor ve kim onların iradesini taklit ederek insanlık yararına en adil dostluğu kuruyor?
40. Tanrılara şükretmeliyiz, lakin imparatorları da tebrik etmeli ve onları dualarımıza katmalıyız, bu çağda yaşadığımız için kendimizi şanslı hissetmeli, ancak kutsamalara ek olarak, bu imparatorluktan hakkınca feyz almalıyız. Bu yapıların sistemi güzeldir ve kitleler üzerinde dikkate değer bir etki sağlar. Ancak tanrının mükemmel ve gerçek bir armağanı olan bu sistem, her iki duyguda, gönüllerde ve yapılarda ahenklidir.
41. Çünkü nasıl ki bu uyumu övüyorsak ve bireysel parçaların bir biriyle ahenkli olmasını savunuyorsak, ahenk ve düzenin hâkim olduğu her yerde güzel bir yaşamın olduğunu düşünmemiz gerekir. Bunlar kentlerin kendi gerçek düzenidir, böylece hem özel olarak insanları hem de kenti korur. Bunun para veya zaman harcayarak edinilmesi önemli değildir, önemli olan çabanızdır. İlla makinalar kurmanız ve bayındırlık işleriyle uğraşmanız gerekmez. Ancak her insanın kendisi için daha iyi olanı seçmesi gerekir.
42. Ve her ne kadar eleştirecek bir şeyim olmasa da şaşırmayın, bir tavsiye vermem gerektiğini düşünüyorum ve tavsiyenin sadece eleştirel konuşmaya gelenlerin davranışı olduğunu düşünmeyin. Ama aynı zamanda methiyeler dizenlerin de işidir; bunu koşucularla ilgili o eski ve iyi bilinen atasözünden öğrenebiliriz. Kimse onlardan sonuncuyu ve de tamamen bitkin olanı yüreklendirmez, bilakis zafere yakın olanı yüreklendirir. Sanıyorum komutanlar, teşvik edici konuşmalarını çok şey söylemenin ya da hiçbir şey
söylememenin bir fark yaratmayacağı askerlere değil, faydalı olacak askerlere yaparlar.
43. Haliyle biz de şimdi size çarpıtılmış ya da kurnazca bir şey söylemiyoruz, ancak aşağı yukarı yaptığınız ve içinde yetiştirildiğiniz şeyleri söylüyoruz, yani yöneticilerinize saygıyı, yasalara uygun davranmayı ve fikir
birlikteliğini. Ki bunlar, pek tabii, her zaman, özellikle de şimdi değerli olması gereken şeylerdir.
44. Şimdi bütün kentleri birbirleriyle kardeş olarak görmelisiniz, isyanı, kargaşayı, birinci olmak için yapılan kavgayı ve dedikoduyu tamamen ortadan kaldırmalısınız, bunların hayvanların hastalıkları olduğunu ve onlara özgü kalması gerektiğini bilmelisiniz. Ancak gerçek barışı, saf dostluğu, adaleti savunmalısınız ve eğer mümkünse ortaklığı büyük bir kazanç olarak görmelisiniz. Birbirinizin şehirlerini ziyaret ettiğinizde “yabancı olduğunuz” şeklindeki eski sözü unutmamalısınız. Ama yabancıları kabul ederken, bazen yenilginin zaferden daha güzel ve daha değerli olduğunu bilerek, kendi haklarınızı bir kenara bırakmalısınız.
45. Bunlar en başından beri en iyisiydi ve şimdiki zamanlara uygundu ve doğrudan kendi tabii avantajına sahipti ve imparatorlara gösterilen saygı açısından olağanüstü bir fark yaratmaktaydı. Çünkü sizin onlara böyle davranarak daha fazla teşekkür edebilmeniz veya onların istediği gibi olmak yerine onlardan istediğinizi elde edebilmek için teşekkür etmeniz mümkün değildir.
46. Yine de dediğim gibi, benim tavsiyem aşağı yukarı sizin eylemlerinizden pek de farklı olmayacaktır. Fakat nasıl tapınağa baktıktan sonra ve kendi eserim olmamasına rağmen onu övdüysem, şimdi de olağandışı bir şey icat etmedim ya da söylemedim. Ama tavırlarınızdan gördüğümü övdüm ve bunu iyiye işaret olsun diye yaptım, yaptım ki konuşmamda olması gereken hiçbir şey eksik olmasın. Şenliğiniz için doğaçlama katkımız bu kadardır, olduğu kadar artık ve zaten belki de bu kadarı yeterlidir.
Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan, 1960 yılında English High School’u bitirmiş, 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Lisans derecesini almıştır. Serozan, doktorasını Tübingen Üniversitesinde birincilikle bitirerek 1967 yılında mezun olmuş ve hukuk doktoru olmuştur. Serozan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk kürsüsünde asistan olarak göreve başlamış; 1974 yılında doçent olmuş, 1991 yılında profesör unvanını kazanmıştır. Serozan, 06.11.2018 tarihinde yaşama veda etmiştir.
Akademik Kariyeri
Serozan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 42 yıl boyunca Medeni Hukuk Anabilim Dalında görev yapmış, 2009 yılında emekli olarak İstanbul Üniversitesinden ayrılmış, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesinde görev yapmaya başlamıştır. Serozan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2007-2009 yılları arasında yarı zamanlı olarak çalışmış, 2009 yılından itibaren tam zamanlı öğretim görevlisi olarak akademik faaliyetlere katılmıştır.
Serozan görev yaptığı dönemlerde, Miras Hukuku, Medeni Hukuka Giriş, Gerçek ve Tüzel Kişiler Hukuku, Çocuğun Korunması Hukuku, Hukukta Yöntem, Medeni Hukuk, Aile Hukuku, Eşya Hukuku, Borçlar Hukuku Pratik Çalışmaları, Karşılaştırmalı Hukuk ve Çocuğun Korunması Hukuku alanında dersler vermiştir.
Serozan, öğrencileri tarafından her dersini sanki ilk dersiymiş gibi şevkle anlatabilen bir hoca olarak anılmış, bilim insanları tarafından “tarihin en büyük alman hukukçusu” sıfatıyla tanımlanmıştır.
Mesleki Faaliyetleri, Görevleri ve Sivil Toplum Çalışmaları
Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan, 1967 – 1973 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Araştırma Görevlisi olarak çalışmış, 1973 – 1981 yıllarında aynı okulda doçent olarak görev yapmış, 1981 – 2009 yıllarında ise profesör olarak kariyerini sürdürmüş, özel hukuk anabilim dalı başkanlığını yürütmüştür. Üniversiteden emekli olduktan vefatına kadar mütevazı bir profesör olarak hukuk bilimine hizmet etmiştir. 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde 1402 sayılı kanunla yapılan öğretim üyesi ihraçlarında görevinden alınan hukukçular arasında yer almıştır.
Almanca, İngilizce ve Fransızca bilen Serozan, İstanbul Barosu’na 12658 sicil sayısında kayıtlı olarak avukatlık yapmış, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Tahkim Divanı Hakem Listesinde yer almıştır.
Serozan 2015 yılında Başkanlık sisteminin sakıncalarına dikkat çekmek amacıyla 30 hukukçu ile birlikte bir bildiri yayınlamıştır.
Ahmet Rona Serozan’ın Eserleri
Sosyalist görüşlerini saklamayan Serozan’ın; Medeni Hukuk, Karşılaştırmalı Hukuk ve Borçlar Hukuku alanında yayınlanmış birçok eseri bulunmaktadır. Serozan, Marx ve Engels’in devlet ve hukuk değerlendirmelerini içeren yazılarını çevirerek derlemiş, hukuk ve devlet üzerine farklı eserlerde yayınlanan değerlendirmeleri Devlet ve Hukuk adıyla kitaplaştırmıştır.
Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan’ın, Medeni Hukuk Genel Bölüm, Miras Hukuku, Sözleşmeden Dönme, Taşınır Eşya Hukuku, Borçlar Hukuku Özel Bölüm, Borçlar Hukuku Genel Bölüm, Çocuk Hukuku ve Eşya Hukuku isimli eserleri bulunmaktadır. Ayrıca, Çeviri kitap Faşizm ve Kapitalizm, Marx ve Engels’den derleme ve çeviri eser Devlet ve Hukuk Üzerine, Sağlar arası işlem yoluyla ölüme bağlı kazandırma, Tüzel Kişiler: Özellikle Dernekler ve Vakıflar, Die Überwindung der Rechtsfolgen des Formmangels, Tübingen, Die Rolle des Militärs in der Entwicklung der Türkei isimli eserleri bulunmaktadır.
Ahmet Rona-Serozan- Çocuk Hukuku
Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan
Ahmet Rona Serozan’ın Makaleleri
Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan’ın, Mülkiyeti saklı tutma anlaşması, “Culpa In Conrahendo, Akdin Müsbet İhlali ve Üçüncü Kişiyi Koruyucu Etkili Sözleşme, Kurumlarının Ortak Temeli: Edim Yükümlerinden Bağımsız Borç İlişkisi, Geçersiz Satım Sözleşmesinin Karşılıklı İfa Sonrası Çözülmesi, Parça Borcu – Çeşit Borcu: Aşılması Gerekli Bir Ayırım, Öğrenci Derneklerinin Siyasetle İştigal Yasağı Üstüne, Yasacılık ve Hukukçuluk Üstüne isimli makaleleri bulunmaktadır.
Serozan çeşitli tarihlerde ayrıca; Alman Federal Anayasa Mahkemesi Kararları, Bir Daha: Yasacılık ve Hukukçuluk Üstüne, Hukukun Sefaleti, Üniversite, Politika ve Özerklik, Anayasa ve Sıkı Yönetim Yasası, Yürürlükteki İfa Engelleri ve Haksız Fiiller Hukukunun Yetersizlikleri ve Bunların Aşılmasında Giderek Önem Kazanan İki Kavram: Sözleşmenin Müspet İhlali ve Culpa in Contrahendo, Paranın Alım Gücünün Düşmesine Bağlı Kayıpların Karşılanmasında Eşitsizlikler, Anayasayı Değiştirme Yetkisinin Sınırları, Nispi Hakların Güçlendirilmesi, Teferruat Niteliğindeki Eşyanın Hukuki Rejimi, Türk Medeni Kanunu Çerçevesinde Çokevlilik Komşunun Arsasına Taşan Yapı, Yargıtay Grev Hakkını Daraltıyor, Kişilik Hakkının Korunmasıyla İlgili Bazı Düşünceler, Tenkis Davasını Bütünleyen Edim Davası Üçüncü Kişilere Yöneltilebilir mi? (Bir İçtihadı Birleştirme Kararı Üstüne Düşünceler), Sorumluluk Hukuku Alanında İlginç Alman Mahkeme İçtihatları, Uluslararası Hukukta Müdahale Yasağı, Anayasa Mahkemesi ve Temel Haklar, Devletin İşlevlerinde ve Yapısında Gerçekleşen Değişim, Memurların Sendikal Örgütlenme Hakkı isimli makaleler yayınlamıştır.
İş Sözleşmesi Kavramı – İşletme Birliği Kuramı, Velayet Hakkının Sınırları, Anayasanın Toplumu İtici Gücü, Sinema Sansürünün San’at ve Özgürlük Düşmanlığı, Tazminat Hukukunda Yeni Eğilimler, Turistik Gezi Sözleşmeleri, Tazminat Hukukunda Yeni Eğilimler, Evlilik Dışı Birlikte Yaşam İlişkisi, Mülkiyet Hakkının Özü, İşlevi ve Sınırları, F. Almanya’daki İşçilerimizin Hukuksal Sorunları, Taşınır Eşya Hukukunda Kamuya Açıklık İlkesinin Delinmesi: Sözlü ve Sözde Ziyetlik Devirleri, Doğal Çevrenin Özel Hukukun Araçlarıyla Korunmasındaki Yetersizlikler, Manevi Tazminat İstemine Değişik Bir Yaklaşım, Ölüme Bağlı Tasarrufların Yorumuna Değişik Bir Yaklaşım, Yargıtay’ın Küçük Babalık Hükmü Sağlayan Çocuklara da Miras Hakkı Tanıyan İBK’na İlişkin Değerlendirme, Yeni Alman İfa Engelleri Hukuku, Atipik Sözleşmelere Uygulanacak Kuralların Seçiminde İzlenecek Yol – İlginç Bir Paradigma: Üstüne Denklik Parası Ödenerek Eski Aracın Yenisiyle Trampası, Tüketiciyi Koruma Kanununun Sözleşme Hukuku Alanındaki Düzenlemesinin Eleştirisi, Medeni Kanunu Tümüyle Yenileme Girişiminin Eleştirisi, Mirasçıya Geçen ve Geçmeyen Haklar, Mirasçının Aslından Kazandığı Haklar ve Mirasbırakanın Ölüm Sonrasına Uzanan Hakları, Tüketiciyi Koruma Kanunu Değişikliğinin Artıları ve Eksileri Serozan’ın yazdığı diğer makalelerdir.
Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan’ın, 2000’li yıllarda yazdığı makaleler ise; Borçlar Kanununu Tümüyle Yenileme Girişiminin Eleştirisi, Edim Sürecine İkiden Çok Kişinin Katıldığı Durumlarda Haksız Zenginleşme Kökenli Tasfiyenin Kimler Arasında Gerçekleşeceği Sorunu, Karşılıklı Sözleşmelerde Baştan dayatılmış Veya Sonradan Oluşmuş Edimler Arasındaki Dengesizliğin Uyarlama Yoluyla Düzeltilmesi – Kronolojik Açıdan Ayrımlı Olguları Ortak Bir Rejime Bağlama Derecesi, Yeni Medeni Kanunun Çocuklara (Soybağı Hukukuna ve Çocuk Haklarına) İlişkin Düzenlemesi, Bilgi Toplumunda Hukuk, Sözleşme İlişkisinin Çözülmesi: Sözleşme Gereğince Elde Edilmiş Edimi Geri Verme Yükümü, Yeni Medeni Kanun’un Miras Hukuku Alanındaki Yeniliklerinin Değerlendirilmesi, Miras Hukukunda İradi Mirasçıların Konumunu Güçlendiren Yeni Gelişmeler, Türkiye’de Dernek ve Vakıf Kurmanın ve Yürütmenin Zorlukları, Kişiye Sıkı Biçimde Bağlı Sayılan Manevi Hakların Mirasçıya Geçebilirliği,
Taşınır Mülkiyetinin Devrinde: Ayni Tasarruf Sözleşmesinin Borçlanma Sözleşmesinden Ayrılığı ve Soyutluğu, Mülkiyeti Saklı Tutma Anlaşması ve Teminaten Temlik, Adaletin ve Eşitliğin Diyalektiği, Hukuk Öğretiminin Özellikleri, Ölüm Hak Miras Helal mi?, Çocuk Hakları, Borçlar Kanunu Tasarısı Geri Çekilmelidir, Soybağı Hukuku Üzerine Çeşitlemeler, BKT’nın Eksikliklerinin ve Aksaklıklarının İfa ve İfa Engelleri Hukukundan Örneklerle Sergilenmesi, Doğum Öncesi (Prenatal) ve Ölüm Sonrası (Postmortal) Kişiliğin Korunması, Sınırlı Ehliyetsizlik Rejimiyle İlgili Talihsiz Saplantılar, Haksız Fiil ve Haksız Zenginleşme Sorumluluklarının Açıklarını Sözleşme Sorumluluğu İle Kapatma Eğilimi, Taşınmaz rehni, Çocuğun spor yapma ve yapmama hakkı, Ayni Hakların Sona Erme Açısından Borçlanma İşleminden Bağımsızlığı İlkesi ve Ayni Teminat Haklarının Fer’iliği (Bağımsızlığı) Ayrığı, Aile konutunun şerhine değişik bir yaklaşım, Aile Konutunun Şerhine Değişik Bir Yaklaşım (MK 194 III Kuralını Bir Belitmişçesine Yeni baştan Okuma Zorunluluğu), Kaydan Şayi – Fiilen Müstakil Arsada ve Kıymetli Evrak Deposunda “ Kendine Özgü paylı Mülkiyet Rejimi”dir.
Serozan ayrıca, 1976 yılından başlamak üzere; Die Überwindung der Formnichtigkeit, Tendenzen zur Normativierung und Individualisierung der Schadenszurechnung, Einschränkung der Vertragsfreiheit durch soziale Schutzgedanken, Zur neuen türkischen Verfassung, Eine differenzierte Beurteilung des Anspruchs auf immateriellen Schadenersatz, Versuch einer Entemotionalisierung, Die Stellung des Kindes in der türkischen Familie aus zivilrechtlicher Sicht, Das türkische Erbrecht verglichen mit dem deutschen Erbrecht: mehr Gemeinsamkeiten als Besonderheiten, Book Review: Larenz/Canaris, Methodenlehre der Rechtswissenschaft, Entwicklungen im türkischen Erbrecht, Revision des ursprünglich aufgezwungenen und nachträglich eingetretenen Missverhältnisse der Leistungen in gegenseitigen Verträgen, Vererblichkeit höchstpersönlicher Rechte, Die türkische Weiche im Geleise des schweizerischen Erbrechts, Schw, Die Entwicklung des türkischen Erbrechts ve Übermässiger Zins isimli makaleler yayınlamıştır.
Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b. maddesinin hükümleri uyarınca;
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’ne (“Sözleşme”) ek 7 no’lu Protokol uyarınca, Taraf devletlerin mahkumiyet veya hükmün bir yüksek mahkemece temyizen incelenmesi imkanını sağlamaları gerektiğini belirterek;
Temyiz usullerinin yalnızca ceza davaları için değil, hukuki ve ticari davalar için de var olması gerektiği konusundaki mutabakatı ifade ederek;
Temyiz başvurularındaki artışın ve temyiz sürecinin uzunluğunun yol açtığı sıkıntıları dikkate alarak;
Sözleşmenin 6. maddesi 1. paragrafında yer alan, makul bir sürede duruşma hakkının bu sıkıntılardan etkilenebileceğini göz önüne alarak;
Etkisiz veya yetersiz usuller ile taraflarca temyize başvuru hakkının kötüye kullanılmasının haklı gösterilmeyecek gecikmelere neden olduğunun ve adalet sistemine gölge düşürdüğünün farkında olarak;
Etkili temyiz usullerinin davaya taraf olanların ve adalet yönetiminin yararına olduğuna inanarak;
Adalete Başvuruyu Kolaylaştırıcı Tedbirler hakkında R (81) 7 sayılı Tavsiye Kararı, Adaletin işleyişini Geliştirmeye Yönelik Hukuk Usulü ilkeleri hakkında R (84)
5 sayılı Tavsiye Kararı, Mahkemelerdeki iş Yükünü Önleyici ve Azaltıcı Tedbirler hakkında R (86) 12 sayılı Tavsiye Kararı ve Fakru Zaruret içinde Olanların Hukuka ve Adalete Etkili Başvurusu hakkında R (93) 1 sayılı Tavsiye Kararı’nı göz önüne alarak;
Üye ülke hükümetlerine hukuki ve ticari davalardaki temyiz sistemleri ve usullerinin işleyişini geliştirmek üzere gerekli gördükleri bütün tedbirleri ve özellikle aşağıda yer alanları, duruma göre, almaları veya pekiştirmelerini tavsiye eder:
a- İlke olarak, bir alt mahkemece (“ilk derece mahkemesi”) verilen her kararın bir yüksek mahkeme (“ikinci derece mahkeme”) tarafından denetimi mümkün olmalıdır.
b-Bu ilkeye getirilecek istisnalar hukukta var olmalı ve adaletin genel ilkeleri ile uyumlu olmalıdır.
c-Taraflara, temyiz hakkı ile bu hakkı nasıl kullanacakları, temyiz süresi gibi konularda bilgi verilmelidir.
d- Birinci derecede görülen bir davaya bakan hakimlerin aynı davanın temyiz incelemesine katılmasına izin
İkinci Bölüm – Adli Denetimde Sınırlamalar
Madde 2 – İlk derece mahkemesi seviyesinde alınan tedbirler
a-İlke olarak usule ilişkin hususlar ilk derece mahkemelerinde halledilmelidir. Olası bütün iddialar, vakıa ve kanıtlar ilk derece mahkemesine sunulmalıdır. Devletler bu amaçla yasa çıkarmayı ve diğer tedbirleri benimsemeyi düşünmelidirler.
b-Taraflara temyiz hakkını kullanıp kullanmamayı değerlendirme imkanı vermek ve mümkün olduğunda temyizi sınırlamak üzere ilk derece mahkemesi kararlarının kolayca anlaşılabilir dilde yazılı, açık ve eksiksiz bir gerekçesi olması kanunda öngörülmelidir. İlke olarak itiraz edilmeyen hususlara ilişkin kararlar veya jüri kararlarında gerekçe gösterilmez.
c-İlk derece mahkemesi, uygun davalarda, kaybeden taraf için tamiri imkansız veya ciddi bir zarara neden olmadıkça ve sonraki evrede adaletin yerini bulmasını imkansızlaştırmayacaksa, geçici icraya izin verebilmelidir.
Madde 3 – Temyiz hakkı dışında bırakılanlar
Yalnızca uygun konuların ikinci derece mahkemelerce görülmesini sağlamak üzere devletler aşağıdaki tedbirlerden birini veya hepsini dikkate almalıdır:
a-belirli dava türleri, örneğin ufak müddeabihlerin hariç tutulması;
b-temyize başvuru için mahkemece izin verilmesi;
c-temyiz hakkının kullanılması için belli bir süre sınırlaması getirilmesi;
d-usule ilişkin hususlarda temyiz hakkının, davanın esasına ilişkin temyize talik
Madde 4 — Temyiz sisteminin kötüye kullanılmasını önleyici tedbirler
Temyiz sistemi veya usulün kötüye kullanılmasını önlemek için devletler aşağıdaki tedbirlerden biri veya hepsini göz önüne almalıdırlar:
temyize başvuranların, erken bir evrede gerekçeli nedenlerini göstermesi ve ne istediklerini belirtmesi zorunluluğu;
temyiz başvurusunun belirgin olarak asılsız, mantıksız veya kötü niyetli olduğunun ikinci derece mahkemece anlaşılması üzerine basit bir şekilde örneğin diğer tarafa duyuru yapmaksızın redde karar verebilmesi; bu davalarda para cezası gibi uygun yaptırımların öngörülebilmesi;
hükmün derhal icra edilebilmesi halinde, yalnızca icranın temyiz başvurusunda bulunan için tamiri imkansız veya ciddi bir zarara neden olacağı veya sonraki evrede adaletin gerçekleşmesini imkansızlaştırması halinde icranın tehirine izin verilmesi. Bu durumda hükümdeki miktara uyarlı teminat sağlanmak zorundadır.
hükmün derhal icra edilebilmesi halinde, temyiz başvurusunda bulunan hükmün gereğini yerine getirmediğinde, yeterli teminat gösterilmediği veya ilk derece ya da ikinci derece mahkemece icranın tehirine karar verilmediği takdirde temyiz incelemesinin reddine karar verilmesi;
bir tarafın kusuruyla gereksiz gecikmeye neden olması halinde, bu tarafın gecikmeden kaynaklanan ilave harcı ödemesi.
Madde 5 – İkinci derece mahkemede incelemenin içeriğini sınırlayan tedbirler
Temyize konu edilen hususların ikinci derece mahkemece incelenmesini
sağlamak üzere devletler aşağıdaki tedbirlerden biri veya hepsini göz önüne almalıdır:
a-mahkeme veya tarafların ilk derece mahkemesince saptanan bulguların bazılarını veya tamamını kabul etmeye yetkili olması;
b-tarafların davanın belirli hususlarıyla sınırlı bir karar verilmesini isteyebilmesi;
c-temyize başvuru için izin gerekli olduğunda, mahkemenin temyizin içeriğini örneğin hukuki sorunla sınırlandırmaya yetkilendirilmesi;
d-ikinci derece mahkemece, yeni durumlar ortaya çıkmadıkça veya birinci derece mahkemece neden sunulmadığına ilişkin iç hukukta yer alan diğer mazeretler olmadıkça temyiz evresinde yeni iddia, vakıa veya delillerin ileri sürülmesine ilişkin sınırlamalara yer verilmesi;
e-mahkemenin kendi hareket tarzını belirlediği davalar dışında, temyiz incelemesinin temyiz başvurusundaki gerekçeli nedenlerle sınırlı tutulması.
Üçüncü Bölüm – Temyiz sistemleri ve usullerinin işleyişinin geliştirilmesi için diğer tedbirler
Madde 6 – Temyiz usullerinin etkinliğini geliştirme tedbirleri
Temyizlerin hızla ve etkin bir biçimde dinlenmesi için devletler aşağıdaki tedbirlerden biri veya hepsini dikkate almalıdır:
a- Davalara bakmak üzere gereğinden fazla hakim kullanılmamalıdır. Tek hakim örneğin aşağıdaki işlerden bazıları veya hepsine bakabilir:
i-temyize başvuru için izin verilmesi sistemi;
ii-usule ilişkin başvurular;
iii-küçük davalar;
iv-taraflar öyle istediğinde;
v-dava belirgin şekilde asılsız ise;
vi-aile davaları;
vii-müstacel davalar.
b-birinci derece mahkemede işlem görmüş davalarda, taraflar arasında teati edilerek layiha sayısının asgari zaruri miktarla mesela her tarafın ikinci derece mahkemeye yalnızca bir layiha verebilmesiyle sınırlandırılması;
c-sözlü usule ikinci derece mahkemede yer veren devletlerde, mahkeme gerekli görmedikçe tarafların duruşmasız karar verilmesini birlikte isteyebilmesi;
d-yazılı usullerin çokça kullanılmasını yeğleyerek veya delil özetleri veya yazılı tebligatlar kullanmak suretiyle sözlü duruşma süresinin kesinlikle makul süreye çekilmesi;
e-sözlü duruşmaya yer verildiğinde, mümkün olduğunca kısa sürede tamamlanması (“sözlü duruşmanın yoğunlaştırılması”) sağlanmalıdır. Mahkeme davayı duruşmada ele almalı ve duruşma sonrasında kararı hemen veya kanunda öngörülen kısa sürede vermelidir;
f-belgeler ve iddiaların teatisi örneğinde olduğu gibi sürelere kesin riayetin sağlanması; sürelere riayetsizlik halinde para cezası, temyizin reddi veya sürenin ilişkili olduğu konuyu nazara almamak örneklerinde olduğu gibi yaptırım öngörülmesi;
g-ikinci derece mahkemeye duruşma öncesi veya sırasında davanın gelişmesini düzenlemek üzere mesela hazırlık araştırmaları veya tarafların anlaşmaya varmalarını teşvik için aktif bir rol verilmesi;
h-müstacel davalara ilişkin hususların mesela böyle bir davanın öncelikle görüşülmesini kimin talep edebileceğinin, bir davanın müstacel işlerden olabileceğini belirleyecek kıstasların neler olduğunun ve böyle davalara bakmak üzere adli sistemde kimin yetkili olduğunun düzenlenmesi;
i-mahkeme ve avukatlar ile davalara dahil olan diğer kişiler arasındaki temasların geliştirilmesi amacıyla ikinci derece mahkeme ve baroları kapsayan seminerler düzenlenmesi veya usulleri nasıl geliştirebileceklerini tartışma imkanı verilmesi;
j-ikinci derece mahkemenin yeterli teknik imkanlarla örneğin telefaks veya bilgisayarla donatılması ve benzeri olanakların birinci derece mahkemede de sağlanarak duruşma zabıtlarının ve kararların kolayca hazırlanması;
k-mahkemede taraf avukatı olarak nitelikli avukat kullanımının arttırılması.
Dördüncü Bölüm – Üçüncü Derece Mahkemenin Rol ve İşlevi
Madde 7 – Üçüncü derece mahkemeye yapılacak temyiz başvurularına ilişkin tedbirler
İkinci derece mahkeme üzerinde denetim işlevini görmek üzere kurulu “üçüncü derece mahkeme” var olduğunda; bu Tavsiye Kararı hükümleri, uygun olduğu hallerde bu mahkeme için de geçerli olacaktır. Anayasa mahkemesi ve benzerleri bu Tavsiye Kararı’nın amaçları bakımından dahil edilmemiştir.
Devletler, üçüncü derece mahkemelere ilişkin tedbirleri düşünürken, davalara birinci ve ikinci derece mahkemelerce bakıldığını göz önünde bulundurmalıdırlar.
Üçüncü derece mahkemeye temyizler, özellikle üçüncü kez adli inceleme gerektiren mesela hukukun gelişmesini sağlayıcı veya hukuki yorumda birlik sağlamaya katkısı olacak davalar için kullanılmalıdır. Bunlar kamusal önem taşıyan genel nitelikteki hukuki konularla da sınırlandırılabilir. Temyiz başvurusunda bulunan kişi, davanın bu amaçlara katkısı olacağına ilişkin nedenlerini belirtmeye mecbur tutulmalıdır.
Devletler, üçüncü derece mahkemenin bir davaya mesela ilk derece mahkemesi gibi kararı vermek üzere veya ikinci derece mahkemenin atlanması usulüyle doğrudan bakmasını sağlayan bir sistem düşünebilirler. Bu usuller, özellikle sonuçta üçüncü derece mahkemeye gidecek hukuka ilişkin hususlar için uygun
İkinci veya üçüncü derece mahkemece icranın tehirine karar verilmedikçe veya temyiz eden yeterli teminat vermedikçe ikinci derece mahkeme kararları icra
Temyiz için izne yer vermeyen veya üçüncü derece mahkemeye temyizin kısmen reddine imkan sağlamayan devletler üçüncü derece adli mahkemeyi gerektiren dava sayısını sınırlamaya yönelik sistemleri düşünebilirler. Üçüncü derece mahkemenin incelemesini davanın belli hususlarıyla, mesela temyiz için izin verilmesi veya davanın ön incelemesi sonrası temyizin kısmen reddi ile sınırlamasına imkan veren özel nedenler kanunda belirlenebilir.
İlke olarak, yeni vakıa veya yeni deliller üçüncü derece mahkemede ileri sürülemeyebilir.
Özgürlük Bildirgesi, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Abraham Lincoln tarafından 22 Eylül 1862 tarihinde ilan edilmiştir.
Hukukçu olan ve birliği sağlayarak ABD’de kölelik sistemini kaldıran, tarihte dönüm noktası olarak kabul edilen devrimleri yapan ve tüm dünyada köleliğin tamamen kaldırılması yönündeki çalışmalara rehber olan Lincoln, 15 Nisan 1865 tarihinde suikasta uğramıştır.
Özgürlük Bildirgesi – Abraham Lincoln
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın Bildirgesi
Yüce Tanrımızın yarattığı 1862 yılının Eylül ayının 22. gününde, diğer unsurların yanı sıra, aşağıdaki hususları da içeren bu bildirge Amerika Birleşik Devletleri Başkanı tarafından yayınlanmıştır.
Yüce Tanrımızın yarattığı 1863 yılının Ocak ayının 1. gününde, herhangi bir eyalette veya eyaletlerin belirli mahallerinde, halkın aksi halde Amerika Birleşik Devletleri’ne isyan içinde olacaklarının kabul edileceği hal ve şart altında, köle olarak tutulan tüm insanlar bu tarihten itibaren ve sonsuza kadar özgür kılınacak ve böylelikle kara ve deniz güçleri dahil olmak üzere, devletin yürütme gücü bu insanların özgürlüklerini tanıyacak ve koruyacaktır ve bu insanların tümüne veya herhangi birine özgürlükleri için yapacakları herhangi bir girişimi bastırmaya yönelik eylem ya da eylemlerde bulunmayacaklardır.
Başkanlığın iradesi; bildirge gereği daha önce bahsi geçen Ocak ayının 1. gününde, eğer vuku bulursa, Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı isyan hareketinde olduğu kabul edilecek insanların içinde yer aldığı eyaletleri tespit edecek, ancak o gün iyi niyetle oy verme hakkı olan insanlarının çoğunluğunun katılımlarıyla, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’ne seçilen üyeler tarafından temsil edilen eyalet ve insanların, aksi yönde kuvvetli şahadet olmadıkça, Amerika Birleşik Devletleri aleyhine isyan içinde olmadığı, bağlayıcı olarak kabul edilecektir.
Böylece şimdi ben, Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkanı Abraham Lincoln, bana tanınan Amerika Birleşik Devletleri ordusunun ve Deniz Kuvvetleri’nin Başkumandanlığı yetkisine dayanarak, Ocak ayının bu 1. günü, yüce Tanrımızın 1862 yılında Amerikan Hükümeti’ne ve otoritesine fiilen başkaldırılması zamanında isyanı bastırmak için uygun ve gerekli bir savaş tedbiri olarak kamuoyuna ilan ediyorum ki, yukarıda bahsi geçen birinci günden başlamak üzere, halkı Amerika Birleşik Devletleri’ne isyan eden eyaletleri ve eyalet mahallerini toplam yüz gün süreyle tespit ve ilan ediyorum:
Arkansas, Texas, Louisiana (…) [burada Amerikan Güney Eyaletleri Konfederasyonu tarafından denetlenen tüm bölgelerin detaylı listesi vardır.]
Ve yetkimin gereği olarak ve yukarıda bahsedilen amaç doğrultusunda emrediyor ve beyan ediyorum ki, belirtilen eyaletlerde veya eyalet mahallerinde köle olarak tutulan tüm insanlar bundan böyle özgür kılınacaklardır ve ordu ve deniz kuvvetleri dahil olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti bundan böyle, söz konusu insanların özgürlüklerini tanıyacak ve koruyacaktır.
Ve ben, özgür kılınan insanlara, kişisel savunmaları için mecbur olmadıkça hiçbir şiddete başvurmamalarını ihtaren emrediyor ve onlara ortam izin verdikçe makul bir maaş karşılığında sebatla çalışmalarını tavsiye ediyorum.
Ve yine beyan ediyor ve bilinmesini istiyorum ki, bu insanlardan şartları uygun olanları kalelerde, mevzilerde, istasyonlarda ve diğer yerlerde konuşlandırılmak üzere Amerika Birleşik Devletleri ordusuna kabul edileceklerdir.
Ve bu anayasanın teminatında bulunan ve en halisane duygularla adaletli olduğuna inanılan işbu kararla ilgili, askeri harekât vukuunda, insanlığın basiretli hükümlerine ve her şeye kadir Tanrı’nın himmetine başvuruyorum.
10 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1074
Türkçe dilinde yazılan ilk sözlük eseri Divânu Lügati’t-Türk’ün, Kaşgârlı Mahmut tarafından yazımı sona erdi.
1763
Montesquieu (Charles-Louis de Secondat, baron de La Brède et de Montesquieu) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Ocak 1689)
1763
Büyük Britanya Krallığı, Fransa ve İspanya arasında Paris Antlaşması imzalandı. Yedi Yıl Savaşları sona erdi.
1807
Hukukçu ve Macaristan’ın ilk başbakanı Lajos Batthyány doğdu. (Ölümü: 6 Ekim 1849) Zagreb Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1830’da Macaristan’daki Üst Meclis’e üye oldu. 1845’te Merkez Seçim Ofisi başkanlığına seçildi. 1847 diyetinde Pest County’nin temsilcilik görevinde bulundu. 1848’de Cumhurbaşkanı seçildi. 1849’da 13 Arad Şehidi’yle aynı gün Peşte’te kurşuna dizilerek öldürüldü.
1828
Türkmençay Antlaşması, Rus İmparatorluğu ile Kaçar Hanedanlığı arasında 10 Şubat 1828 tarihinde imzalandı. Revan Hanlığı, Nahçıvan Hanlığı ve Talış Hanlığı Rusya’ya verildi, Aras Nehri iki devlet arasındaki sınırı oluşturdu. Kuzey ve Güney Azerbaycan tarihsel olarak birbirinden ayrııldı.
1837
Rus şair ve yazar Aleksandr Puşkin doğdu. (Ölümü: 6 Haziran 1799) Rusya’nın ulusal şair’i ve modern Rus edebiyatının kurucusu olarak kabul edilir.
1859
Hukukçu ve Fransa Cumhurbaşkanı Alexandre Millerand doğdu. (Ölümü: 7 Nisan 1943) Paris Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1899’da René Waldeck-Rousseau’nun cumhuriyetçi savunma kabinesinde ticaret bakanı olarak görev yaptı. 1909’da Aristide Briand’ın ilk kabinesinde bayındırlık bakanı olarak görev aldı ve devlet demiryollarının yeniden düzenlenmesini sağladı. 1912’de savaş bakanlığına getirildi, yüksek komutanlığı yeniden düzenleyerek askeri havacılığa ilk kez belirli bir statü kazandırdı. 1918’de Manevi ve Siyasal Bilimler Akademisi üyeliğine seçildi. 1920’de başbakan ve dışişleri bakanı oldu. Aynı yıl Cumhurbaşkanlığına seçildi.
1871
Avukat ve politikacı Étienne Constantin, Baron de Gerlache yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Aralık 1785) Paris Hukuk Fakültesi’de eğitim gördü ve bir süre orada çalıştı. Bir ultramontan politikasını reddetmesine rağmen, aşırı Katoliklerin 1830 devriminin yolunu açan Liberal parti ile ittifakını destekledi. Geçici hükûmette çeşitli görevlerde bulunduktan sonra kongre başkanı oldu ve Saxpey-Coburg Leopold’u Belçikalıların kralı olmaya davet eden hareketi öne sürdü. 1831’de yeni kurulan Belçika devletinin ilk Başbakanı oldu. 1832’de temsilcilik odasının başkanlığını yaptı ve otuz beş yıl boyunca temyiz mahkemesine başkanlık etti. Belçika’da Yargıtay’ın ilk 1. başkanı oldu.
1898
Bertholt Brecht doğdu.
1902
Mustafa Kemal, Harp Okulu’nu teğmen rütbesiyle bitirerek, Harp Akademisi’ne girdi.
Sovyet hükümeti (Sovnarkom) bir kararname ile, Rus burjuvazisi ve toprak sahiplerinin dış borçlarını kayıtsız-şartsız iptal etti; iç tahvil sahiplerinin 10 bin rubleye kadar alacaklarının ise Sovyet hükümet tahvilleriyle değiştirilmesi kararlaştırıldı.
1922
Macar hukukçu, profesör ve Cumhurbaşkanı Árpád Göncz doğdu. (Ölümü: 6 Ekim 2015) Budapeşte Pázmány Péter Sanat ve Bilim Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1945 parlamento seçimlerinde büyük bir zafer kazanan anti-komünist Bağımsız Küçük Sahipler Partisi’ne (FKGP) katıldı. 1946 sonlarında Romanya’ya yaptığı bir ziyaretle bağlantılı olarak 1947’de yasadışı bir şekilde tutuklandı ve Macaristan’da yargılanmadan Sovyetler Birliği’ne götürüldü. Üç hafta boyunca gözaltına alındı ve sorgulandı. 1957’de, İçişleri Bakanı Béla Biszku’nun emriyle István Bibó ile birlikte tekrar tutuklandı. 1956 Macar Devrimi’nden sonra altı yıl hapis yattı. Serbest bırakıldıktan sonra İngilizce edebi eserlerin çevirmeni olarak çalıştı. Hür Demokratlar İttifakı’nın kurucu üyeliği ve Macaristan Ulusal Meclisi Başkanlığı görevinde bulundu. 1990 – 2000 tarihleri arasında Macaristan Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Komünizm Kurbanlarını Anma Vakfı’nın uluslararası danışma konseyinin bir üyeliğinde bulundu.
1929
Hukukçu ve Kübra Devlet Başkanı Fidel Castro dünyaya geldi.
İtalya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya ve Finlandiya, Paris Barış Antlaşması’nı imzaladı.
1950
Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi öğretim üyeleri Pertev Naili Boratav, Behice Boran ve Niyazi Berkes’in derslerinde ve okul dışında solculuk ve komünistlik propagandası yapma iddiasıyla yargılandığı dava sona erdi. Behice Boran ve Niyâzi Berkes, üçer ay hapis ve memuriyetten men cezasına çarptırıldı. Pertev Naili Boratav beraat etti. Karar temyiz edildi, 30 Haziran 1950’de mahkeme kararı Yargıtay tarafından bozuldu.
1956
Türkiye’de ilk defa bir işçi sendikası “Emekli aylığı” tesis etti. Gemi Adamları sendikası, üyelerinden emekli olanlara ayda 50 lira maaş verileceğini açıkladı.
1958
İstanbul Valisi Mehmet Mümtaz Tarhan, gece kulüplerinde striptiz yapılmasını yasakladı.
1958
Osmanlı-Türk düşünür, gazeteci, yazar, kadın hakları savunucusu Nezihe Muhiddin Tepedelengil yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1889) 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nde kadını toplum yaşamına dahil etme, cumhuriyet rejiminin ilanından sonraysa kadınların siyasal haklarının tanınmasını sağlama için mücadele etmiş bir kadın hareketi öncüsüdür. Henüz Cumhuriyet Halk Fırkası bile kurulmadan Kadınlar Halk Fırkası (KHF) adlı siyasi partinin kuruluş çalışmalarını tamamlayarak Türkiye’deki ilk siyasal partinin kurucusu oldu ve Türk Kadın Yolu adlı derginin kurulmasına öncülük etti.
1962
Doğu-Batı arasında casus değiş tokuşu yapıldı; Sovyetler Birliği’nde hapis cezası alan Amerikalı pilot Gary Powers ülkesine verildi.
1963
Toplantı ve Gösteri Hürriyeti hakkındaki 171 Sayılı Kanun kabul edildi.
1971
Mehmet Ali Aybar ihraç talebiyle Türkiye İşçi Partisi (TİP) Haysiyet Divanı’na sevk edildi.
1973
Cenazelerin nakli konusundaki 10 Şubat 1973 tarihli Berlin Düzenlemesi yapıldı. Aynı yıl içinde Cenazelerin Nakli Sözleşmesi yapıldı.
1975
Amerikalı LGBT hakları eylemcisi ve gazeteci Lige Clarke yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Şubat 1942) Partneri Jack Nichols ile birlikte 1968’de “The Homosexual Citizen” (Eşcinsel Vatandaş) köşesini oluşturdu ve yazılar yazdı. Screw dergisinde yayımlanan bu köşe LGBT dostu olmayan bir yayında düzenli olarak yayımlanan LGBT’lere yönelik ilk köşe oldu. 10 Şubat 1975’te Meksika Veracruz kentinde kurşunlanarak öldürüldü.
1976
18 Ocak’ta evindeyken polis baskınında oğlu öldürülen baba Hasan Özkan, çatışma yaşanmadığını Noter’e tespit ettirdi.
1981
Kapatılan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, savcılıkta ifade verdi. Adam öldürmeye azmettirdiği iddia edilen Alparslan Türkeş, kapatılan Milliyetçi Hareket Partisi teşkilatının her türlü şiddet hareketine ve adam öldürmeye karşı olduğunu söyledi.
1981
Genelkurmay Sıkıyönetim Askeri Hizmetler Koordinasyon Başkanlığı, ”Türk vatanı aleyhindeki ısrarlı faaliyetlerini yurtdışında sürdüren” sanatçılar Cem Karaca, Selda Bağcan, Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan ve Sema Poyraz’ın 13 Mart’a kadar dönüp teslim olmazlarsa vatandaşlıktan çıkarılacaklarına dair bildiri yayınladı.
1987
Yazar Aziz Nesin, Cumhurbaşkanı Kenan Evren aleyhine açtığı tazminat davası mahkemece reddedildi. Red gerekçesi olarak, Cumhurbaşkanlarının vatana ihanet dışındaki suçlardan yargılanamayacağı gösterildi.
1990
Yeniçeltek’teki grizu patlamasında ihmalleri görülen 3 yönetici tutuklandı. Yöneticiler linçten zor kurtuldu.
1992
Boksör Mike Tyson, Amerika zenci güzeli Desiree Washington’a tecavüz suçundan mahkûm oldu.
Meksika’da hükümet isyancı Zapatista Kurtuluş Ordusu (EZLN) liderleri için tutuklama emri çıkardı. Devlet Başkanı Zedillo, EZLN’nin lideri Komutan Marcos’un gerçek kimliğini açıklamıştı.
İstanbul DGM Savcılığı, DYP Elazığ milletvekili Mehmet Ağar ile DYP Şanlıurfa milletvekili Sedat Bucak hakkında 12’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı.
2000
İsrail, Filistinli tutuklulara işkence yaptığını resmen kabul etti. Beş yıl önce hazırlanan gizli servis (Şin Bet) raporlarını inceleyen parlamento komisyonu tarafından açıklandı.
2004
Fransa parlamentosu, iktidar ve muhalefet işbirliğiyle devlet okullarında türban, kippa, haç gibi dini sembollerin tümünü yasaklayan yasayı 36’ya karşı 494 oyla kabul etti. Komünist Parti yasaya ret oyu verdi.
2005
Suudi Arabistan’da 40 yıl sonra yerel seçimler yapıldı. Kadınlar seçime sokulmadı.
2005
Çağdaş Amerikan tiyatrosunun en önemli yazarlarından Arthur Miller, 89 yaşında öldü. 1953’de yazdığı Cadı Kazanı oyunu ile iz bıraktı.
2006
Milliyet gazetesi yazarı Abdi İpekçi’yi öldürmek ve iki ayrı gasp olayı nedeniyle daha önce 36 yıl hapis cezasına çarptırılan Mehmet Ali Ağca, aynı davadan dolayı yeni Türk Ceza Kanunu’na göre yeniden yargılandı. Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi, lehte hükümleri göz önüne alarak, Ağca’yı 21 yıl 8 ay hapse mahkûm etti.
2006
Hukukçu Fatmir Sejdiu, Kosova Cumhurbaşkanı odu. Sejdiu 1974 yılında Priştine Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Paris’te hukuk felsefesi ve sosyolojisi eğitimi aldı. Hukuk, tarih ve hukuk-anayasa çalışmaları ve diğer alanlarda çok sayıda eser yayınladı. 10 Şubat 2006 – 27 Eylül 2010 tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı yaptı. Priştine Üniversitesi Siyaset Bilimi Fakültesi’nde profesör olarak çalışmaktadır. Arnavutça, İngilizce, Fransızca, Sırpça ve Makedonca bilmektedir.
2009
TBMM, ticaret gemilerini kaçıran Somalili korsanlarla mücadele gerekçesiyle yurtdışına birlik gönderilmesini öngören tezkereyi kabul etti.
2012
Çin, internet üzerinden arkadaşına gönderdiği bir şiir nedeniyle 11 aydır tutuklu olan Çinli şair Zhu Yufu’yu, yedi yıl hapis ve üç yıl siyasi hak mahrumiyeti cezasına çarptırdı.
2012
İstanbul Sözleşmesini 11 Mayıs 2011 tarihinde çekince koymaksızın imzalayan ilk ülke olan Türkiye, Bakanlar Kurulunun 10 Şubat 2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Kararı ile sözleşmeyi onayladı.
2013
Avukatlara yönelik baskılar, Adana Barosu’nun öncülüğünde 30 baronun katıldığı mitingle protesto edildi.
2014
Romanya Cumhurbaşkanı Traian Basesku, ülkede yaşayan Roman azınlığa yönelik 4 yıl önce kullandığı alçaltıcı ifadeler nedeniyle para cezasına çarptırıldı.
2015
İsmail Rüştü Cirit, 10 Şubat 2015 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına getirildi, 11 Şubat 2019 tarihinde yeniden başkan seçildi. Cirit, ilk olarak 10 Mart 2011 tarihinde Yargıtay 13. Ceza Dairesi Başkanı oldu.
ABD Federal Temyiz Mahkemesi, Trump yönetiminin 7 Müslüman ülkenin vatandaşlarına giriş yasağını geçersiz kılan mahkeme kararını oy birliği ile onayladı.
2026
Sanal medya hesabından kadın çarşafı giydirilmiş domuz görseli paylaşan ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılan diyetisyen Onur Kılınç, başsavcılığın itirazı sonrası yeniden gözaltına alınıp, tutuklandı.
2026
Dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi Çin merkezli BYD, ABD Başkanı Donald Trump döneminde yürürlüğe konulan ithalat tarifelerine karşı hukuki süreç başlattı. Şirketin ABD’deki birimleri, söz konusu gümrük vergilerinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi’ne dava açtı. BYD’nin Amerikan iştirakleri tarafından 26 Ocak’ta mahkemeye sunulan dilekçede, gümrük vergilerine dayanak oluşturan başkanlık kararnamelerinin geçersiz olduğu savunuldu. Şirket, bu kapsamda bugüne kadar tahsil edilen vergilerin iadesini talep etti.
İsmail Rüştü CİRİT, 23 Mart 1955 tarihinde Burhaniye’de doğmuş; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1978 yılında mezun olmuş, Burhaniye hakim adayı olarak mesleğe başlamıştır.
Cirit, sırasıyla Hakkari, Araklı, Ahlat Hakimliği, Zile Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, İnegöl Hakimliği, Kadıköy Hakimliği ve Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı yapmış; 19 Temmuz 2004 tarihinde Yargıtay Üyesi olmuştur.
İsmail Rüştü Cirit, 10 Mart 2011 tarihinde Yargıtay 13. Ceza Dairesi Başkanı olmuştur.
Cirit, 10 Şubat 2015 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına getirilmiş, 11 Şubat 2019 tarihinde yeniden başkan seçilmiştir.
İsmail Rüştü Cirit, Evli ve üç çocuk babasıdır.
23 Mart 2020 tarihinde de yaş haddinden emekli olmuş, yerine Mehmet Akarca başkan olmuştur.
Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtay’ın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir. Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir. Yargıtay’ın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır. Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtay’ın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.
Kırgız Cumhuriyeti Anayasası, 5 Mayıs 1993 tarihinde ilk kez kabul edilmiş ve 10 Şubat 1996, 17 ekim 1998 tarihlerinde ilave ve değişiklikler yapılmış ve son olarak 27 Haziran 2010 tarihinde kabul edilen referandum ile tamamen yenilenerek yeni bir Anayasa olarak ilan edilmiştir. Dünya Anayasaları arasında genç anayasalarındandır.
Kırgızistan, SSCB’nin dağılmasının ardından 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiştir.
Kırgızistan Anayasasına göre Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, Aksakal (yaşlılar) mahkemeleri kurma hakkına sahiptir.
Kırgız Cumhuriyeti Anayasası
Biz Kırgızistan halkı,
Halkın özgürlüğü için hayatını feda etmiş kahramanları anarak;
İnsan haklarına saygı ve korunması doğrultusunda özgür ve demokratik devlet kurma amacına bağlılığını onaylayarak;
Kırgız devlet geleneğinin geliştirilmesi ve pekiştirilmesine, devlet egemenliği ve halkın bütünlüğünü korumaya olan sarsılmaz inancı ve sağlam iradeyi ifade ederek;
Hukukun üstünlüğünü onaylamaya çalışarak, ayrıca sosyal adaleti, halkın ekonomik refahı ve manevi açıdan gelişmesini destekleyerek;
Atalarımızın barış ve uzlaşma, doğayla uyum içinde yaşamaya ilişkin vasiyetlerinden yola çıkarak, bu Anayasayı kabul ediyoruz.
Kırgızistan Haritası ve Bayrağı
1. KISIM
ANAYASAL DÜZENİN TEMELLERİ
Madde 1
Kırgız Cumhuriyeti (Kırgızistan) egemen, demokratik, hukuki, dünyevi, üniter, sosyal devlettir.
Kırgız Cumhuriyeti kendi sınırları içinde tam devlet egemenliğine sahiptir, iç ve dış politikasını bağımsızca yürütür.
Madde 2
Kırgızistan halkı Kırgız Cumhuriyetinde egemenliğinin taşıyıcısı ve devlet hakimiyetinin tek kaynağıdır.
Kırgızistan halkı hakimiyetini seçim ve referandumla doğrudan, ayrıca bu Anayasa ve kanunlar doğrultusunda devlet organları ve yerel yönetim organları aracılığıyla gerçekleştirir.
Kanunlar ve devletle ilgili diğer önemli konular referanduma sunulabilir. Referandum yapılması usulü ve referanduma sunulan konuların listesi anayasal kanunla belirlenir
Seçimler serbesttir.
Jogorku Keneş, Devlet Başkanı, yerel yönetim temsili organları üyelerinin seçimleri, genel, eşit ve dorudan seçim hakkına dayalı gizli oylamayla yapılır.
18 yaşına ulaşmış Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı seçme hakkına sahiptir.
5-Devlet, karar alma düzeyini de içeren, devlet organları ve yerel yönetim organlarında, kanunla belirlenen çeşitli sosyal grupların temsilinin koşullarını oluşturur.
Madde 3
Kırgız Cumhuriyetinde devlet hakimiyeti aşağıdaki ilkelere dayanır:
Halk hakimiyetinin üstünlüğü, genel halk oylamasıyla seçilen Jogorku Keneş ve Devlet Başkanı tarafından temsil ve gerçekleştirilme;
Kuvvetler ayrılığı;
Devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının halka karşı açıklığı ve sorumluluğu ve yetkilerini halkın çıkarına kullanmaları;
Devlet makamları ve yerel yönetim organlarının işlev ve yetkilerinin ayrılması.
Madde 4
Siyasi çoğulculuk ve çok partililik, Kırgız Cumhuriyetinde tanınır.
Vatandaşlar; hak ve özgürlüklerini gerçekleştirmek ve korumak, ayrıca siyasi, ekonomik, sosyal, iş, kültür ve diğer menfaatlerini karşılamak için serbest iradeleri ve ortak menfaatleri temelinde, siyasi partiler, sendikalar ve diğer sivil toplum örgütleri, kurma hakkına sahiptir.
Siyasi partiler, vatandaşların siyasi iradesinin ifade edilmesine yardımcı olur, Jogorku Keneş, Devlet Başkanı ve yerel yönetim organları seçimlerine katılır.
Devlet, belediye ve parti kurumlarının birleşmesi; devlet ve belediye kurum ve kuruluşlarında siyasi parti kurulması ve faaliyeti; görevler dışında gerçekleştirliktleri faaliyetler hariç devlet ve belediye çalışanlarının parti faaliyetlerini gerçekleştirmesi;
Ordu mensuplarının, kolluk kuvvetleri mensuplarının ve hakimlerin siyasi partilere üye olmaları, her hangi bir siyasi partiyi desteklemeleri;
Dini, etnik temele dayalı siyasi partilerin kurulması, dini örgütler tarafından siyasi amaçlı faaliyetler;
Vatandaş birlikleri tarafından askeri oluşumların meydana getirilmesi;
Anayasal düzeni zor kullanarak değiştirmeye, ulusal güvenliği zayıflatmaya, sosyal, ırksal, milletler arası, etnik kimlikler arası ve dini düşmanlığı teşvik etmeye yönelik siyasi amaçlar güden siyasi parti, kamu ve dini kuruluşlar, onların temsilcileri ve kollarının faaliyetleri.
Madde 5
Devlet ve organları toplumun bir kısmına değil tümüne hizmet eder.
Halkın hiçbir kısmı, hiçbir birlik, hiçbir kişi devlet hakimiyetine el koyamaz. Halk hakimiyetine el koymak ağır suçtur.
Devlet, devlet organları, yerel yönetim organları ve yetkilileri bu Anayasa ve kanunlarla belirlenmiş yetkilerin dışına çıkamaz.
Devlet, devlet organları, yerel yönetim organları ve yetkilileri, kanunla belirlenmiş şekilde yasa dışı eylemlerinden dolayı sorumludur.
Madde 6
Anayasa, Kırgız Cumhuriyetinde yüksek hukuki güce sahiptir ve doğrudan uygulanır.
Anayasa, anayasal kanunlar, kanunlar ve diğer normatif hukuki düzenlemeleri kabul edilerek uygulanır.
Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu usulüne göre yürürlüğe girmiş uluslararası antlaşmalar, ayrıca uluslararası hukukun evrensel ilke ve normları Kırgız Cumhuriyeti hukuk sisteminin bir parçasıdır.
İnsan haklarıyla ilgili uluslararası antlaşma normları doğrudan uygulanır ve diğer uluslararası antlaşmalara nazaran önceliğe sahiptir.
Kanunlar ve diğer normatif düzenlemelerin resmen yayınlanması onların yürürlüğe girmelerinin zorunlu koşuludur.
Yeni yükümlülükler getiren veya sorumlulukları artıran kanun ve diğer normatif hukuk düzenlemeleri geriye dönük uygulanmaz.
Madde 7
Kırgız Cumhuriyetinde hiçbir din, devlet dini olarak veya zorunlu din olarak belirlenemez.
Din ve tüm inançlar devletten ayrıdır.
Devlet makamlarının faaliyetlerine, dini kurumların ve din adamlarının dahil edilmesi yasaktır.
Madde 8
Mevcut sınırları içinde Kırgız Cumhuriyeti toprakları, bölünmez ve dokunulmazdır.
Kırgız Cumhuriyetinin toprakları, Devlet yönetiminin ve yerel yönetimin organize edilmesi amacıyla, kanunla belirlenen idari bölümlere ayrılabilir.
Bişkek ve Oş şehirleri cumhuriyet önemine haiz şehirlerdir ve onların statüleri kanunla belirlenir.
Madde 9
Kırgız Cumhuriyeti, iyi yaşam koşulları, kişiliğin serbestçe gelişimi ve istihdamı desteklemek amacıyla sosyal programlar geliştirir.
Kırgız Cumhuriyeti, asgari geçim ücretini, iş güvenliği ve sağlığını güvence altına alarak sosyal açıdan hassas vatandaş gruplarını destekler.
Kırgız Cumhuriyeti, sosyal hizmetler, sağlık hizmeti, devlet emekliliği, yardımları ve diğer sosyal güvenlik önlemleri sistemini geliştirir.
Madde 10
Kırgız Cumhuriyetinde devlet dili Kırgız dilidir.
Kırgız Cumhuriyetinde, Rus dili, resmi dil olarak kullanılır.
Kırgız Cumhuriyeti, Kırgızistan halkını oluşturan etnik kimliklerin tüm temsilcilerine, ana dillerini koruma, öğrenilmesi ve geliştirilmesi için koşulları oluşturma hakkı tanır.
Madde 11
Kırgız Cumhuriyetinin, Bayrak, Amblem ve Milli Marşı, devlet sembolleridir. Onların tanımlanması ve resmi kullanımı, kanunla belirlenir.
Kırgız Cumhuriyetinin başkenti Bişkek şehridir.
Kırgız Cumhuriyetinin para birimi Som’dur.
Madde 12
Kırgız Cumhuriyetinde mülkiyetin değişik türleri tanınır ve özel, devlet, yerel yönetimler ve diğer mülkiyet türleri eşit şekilde korunur.
Mülkiyet dokunulmazdır. Hiç kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.
Malikin rızası dışında mülkiyete el koyulmasına, sadece mahkeme kararıyla müsaade edilir.
Mahkeme kararı olmaksızın mülkiyete zorla el koyulmasına ulusal güvenlik, toplumsal düzen, halkın sağlık ve ahlakının korunması, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla izin verilir. Bu durumun hukuka uygunluğunun, mahkemece karara bağlanması zorunludur.
Kanunla belirtilen kamu yararı doğrultusunda mülkiyete el konulmasına, mülkiyetin değerini ya da mülkiyetten mahrum olmaktan kaynaklanan diğer zararların önceden ve tatmin edici şekilde tazmin edilmesini sağlayan bir mahkeme kararı üzerine, izin verilir.
Vatandaşlar ve tüzel kişilere ait mülkiyetin, devlete devredilmesi (millileştirme), mülkiyetin değerinin ve diğer zararların karşılanmasıyla, kanuna uygun olarak gerçekleştirilebilir.
Kırgız Cumhuriyeti kendi vatandaşlarının ve tüzel kişilerin mülkiyetlerini, ayrıca diğer ülkelerde yer alan kendi mülkiyetini korur.
Toprak, toprak altı zenginlikler, sular, ormanlar, bitki ve hayvanlar dünyası, diğer doğal kaynaklar Kırgız Cumhuriyetinin istisnai mülkiyetidir ve Kırgızistan halkının yaşam ve faaliyetinin temeli olarak ortak ekolojik ortamın korunması amacıyla kullanılır ve devletin özel koruması altındadır.
Özel mülkiyet olamayacak otlaklar hariç topraklar; özel, belediye ve mülkiyetin diğer çeşitlerine konu olabilir.
Maliklerin haklarını kullanma ve onları korumalarının şekil ve sınırları kanunla belirlenir.
Madde 13
Kırgız Cumhuriyetinin devlet bütçesi, gelirler ve giderler dahil ülke bütçesi ve yerel bütçelerden oluşur.
Ülke bütçesi ve yerel bütçenin oluşumu, kabulü ve uygulanma şekli, ayrıca uygulanmanın denetimi kanunla belirlenir. Ülke bütçesi kanunla, yerel bütçeler ilgili temsili organların kararıyla kabul edilir.
Kırgız Cumhuriyeti sınırları içinde tek bir vergi sistemi uygulanır. Vergilerin belirlenmesi hakkı Jogorku Keneşe aittir. Vergi belirleyen ve vergi mükelleflerinin durumunu kötüleştiren kanunlar geriye yürümez.
Madde 14
Kırgız Cumhuriyeti yayılmacılık, saldırı amaçları gütmez ve silahlı güçle çözülecek toprak iddialarında bulunmaz; devlet yaşamının askerileştirilmesini, devleti ve faaliyetlerini bir savaş açma amaçlarına bağlamayı reddeder. Kırgızistan Silahlı Kuvvetleri, kendini savunma ve savunma yeterliliğine uygun olarak kurulur.
Savaş açma hakkı, Kırgızistan’a ve ortak savunma yükümlülüğü ile bağlı diğer devletlere karşı saldırı durumları hariç, kabul edilmez. Kırgızistan toprakları dışına Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri birliklerinin hareket etmesine her bir durumda izin verilmesi, milletvekili üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilen Jogorku Keneş kararıyla mümkündür.
Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin devlet içi siyasi amaçlar doğrultusunda kullanımı yasaktır.
Kırgız Cumhuriyeti, evrensel ve adil barış, karşılıklı çıkarlara dayalı işbirliği, barışçıl yollarla küresel ve bölgesel sorunların çözümü yönünde çaba gösterir.
Madde 15
Kırgız Cumhuriyetinde olağanüstü hal ve sıkıyönetim, sadece bu Anayasa ve anayasal kanunlarla öngörülen durum ve şekillerde uygulanabilir.
2.KISIM
İNSAN HAKLARI VE ÖZGÜRLÜKLERİ
BİRİNCİ BÖLÜM
TEMEL HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER
Madde 16
Temel hak ve özgürlükler, devredilemez ve doğuştan her insana aittir.
İnsan hakları ve özgürlükleri, üstün değerlerdir. Onlar doğrudan etkilidir ve yasama, yürütme ve yerel idare organlarının faaliyetlerinin anlamını ve içeriğini belirler.
Kırgız Cumhuriyeti, kendi ülkesi ve yargı yetkisi içindeki herkesin temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterir ve onları sağlar.
Hiç kimse, cinsiyet, ırk, dil, engellilik, etnik köken, inanç, yaş, siyasi ya da diğer kanaat, eğitim, sosyal çevre, malvarlığı ve diğer statü veya benzeri sebeplerle ayrımcılığa tabi tutulamaz.
Kanunla belirlenen ve uluslararası yükümlülüklere uygun olarak çeşitli sosyal gruplar için fırsat eşitliği sağlamayı amaçlayan özel önlemler, ayrımcılık olarak görülemez.
Kırgız Cumhuriyetinde herkes, kanunlar ve mahkemeler önünde eşittir.
Kırgız Cumhuriyetinde kadın ve erkekler, eşit hak ve özgürlüklere ve onların uygulanması için fırsat eşitliğine sahiptir.
Çocuğun yüksek menfaatlerinin gözetilmesi ilkesi, Kırgız Cumhuriyetinde geçerlidir.
Madde 17
Bu Anayasada yer alan hak ve özgürlükler, tüketici değildir ve evrensel olarak tanınan diğer insan hak ve özgürlüklerini sınırlandırıcı veya reddedici olarak yorumlanamaz.
Madde 18
Herkes, mevcut Anayasa ve kanunlarla yasaklananlar hariç, herhangi bir davranış ve eylemi gerçekleştirme hakkına sahiptir.
Madde 19
Kırgız Cumhuriyetinde yabancılar ve vatansızlar, kanunlarla ve Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla belirlenen durumlar hariç, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları ile eşit haklara ve yükümlülüklere sahiptir.
Kırgız Cumhuriyetinin uluslararası yükümlülüklerine göre, siyasi sebepler veya insan hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesinden dolayı eziyete uğrayan yabancılar ve devletsiz kişiler için sığınma hakkı güvence altındadır.
Madde 20
Kırgız Cumhuriyetinde, insan hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran veya eksilten kanunlar, kabul edilemez.
İnsan hak ve özgürlüleri, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlık ve ahlakın veya diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla Anayasa ve kanunla sınırlanabilir. Yapılan sınırlamalar, belirtilen amaçlarla orantılı olmalıdır.
İnsan hak ve özgürlüklerini sınırlayan idari düzenlemeler kabul edilmesi, yasaktır.
Kanun, Anayasada öngörülenden başka bir amaçla ve daha fazla kapsamda, hak ve özgürlüklere sınırlama getiremez.
Bu Anayasada belirtilen yasakların aşağıdaki güvenceleri, herhangi bir sınırlandırmaya tabi tutulamaz:
İdam cezasının, işkence ve diğer insanlık dışı, zalimce ve aşağılayıcı muamele veya cezanın uygulanması;
Tam olarak açıklanmış ve doğrulanmış gönüllü rıza olmaksızın, insan üzerinde tıbbi, biyolojik ve psikolojik deney yapılması;
Kölelik ve insan ticareti;
Çocuk emeğinin istismarı;
Medeni ve yasal yükümlülüklerini yerine getiremediğinden dolayı, özgürlükten yoksun bırakılma;
Bir kişinin onur ve şerefine zarar veren bilgilerin yayılması için ceza kovuşturması yapılması;
Düşünceleri, dinleri ve diğer inançları açıklamaya zorlama veya açıklanmasının engellenmesi;
Barışçıl bir toplantıya katılmaya zorlama;
Kişiyi etnik kimliğini belirlemeye ve ifade etmeye zorlama;
Konutundan keyfi olarak mahrum edilmesi;
Bu Anayasada aşağıda belirtilen haklar, herhangi bir sınırlamaya tabi olamaz:
1) Tutuklanan her bir kişiye insanca muamele ve insan onuruna saygı gösterme;
2) Af ve cezanın indirilmesi için başvurma;
3) Bir yüksek mahkeme tarafından davanın yeniden incelenmesi;
4) Düşünce ve kanaat özgürlüğü;
5) Din ve inancını seçme ve sahip olma özgürlüğü;
6) Kişinin etnik kökenini belirleme ve ifade etme özgürlüğü;
Devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının ve resmi sıfatla hareket eden görevlilerin hukuk dışı eylemlerinin yol açtığı zararların, devlet tarafından tazmin edilmesi;
Yargısal korunma;
Devlet eğitim kurumlarında, temel ve genel orta eğitimin ücretsiz olması;
Herkes, devredilmez yaşama hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak yaşamından yoksun bırakılamaz. İdam cezası yasaktır.
Madde 22
Hiç kimse, işkence ya da insanlık dışı, zalimce ve aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.
Özgürlüğünden mahrum edilen herkes, insanca muamele ve insan onuruna saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Tam olarak açıklanmış ve onaylanmış gönüllü rıza olmaksızın insan üzerinde tıbbi, biyolojik ve psikolojik deneyler yapılması, yasaktır.
Madde 23
Kırgız Cumhuriyetinde, kölelik ve insan ticareti yasaktır.
Çocuk emeğinin istismarı yasaktır.
Savaş, doğal afetler ve diğer olağanüstü haller sonrası yapılan işler ve bir mahkeme kararının uygulanması durumları hariç, zorunlu çalıştırma yasaktır.
Askerliğe alınma ya da alternatif (sivil) hizmet, zorunlu çalışma olarak görülemez.
Madde 24
Herkesin özgürlük ve kişisel dokunulmazlık hakkı vardır.
Hiç kimse, yalnızca medeni hukuk sözleşmesinden doğan bir yükümlülüğü yerine getiremediğinden dolayı, özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
Hiç kimse, mahkeme kararı ve yalnızca kanunla belirlenen esas ve usul dışında, tutuklanamaz, gözaltına alınamaz ve özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
Hiç kimse, mahkeme kararı olmaksızın 48 saatten fazla gözaltında tutulamaz.
Gözaltına alınan herhangi bir kişi, derhal ve her halükarda gözaltına alındığı andan 48 saatin sonuna kadar, gözaltına alınmasının hukuka uygunluğu hakkında karar verilmesi için, mahkemeye sevk edilir.
Belli durumlarda kanun, gözaltı sürelerini daha da kısaltabilir.
Gözaltına alınan herhangi bir kişi, kanunla belirlenen kural ve belli aralıklarla, gözaltına alınmasının hukuka uygunluğunun incelenmesini talep etme hakkına sahiptir. Gözaltına almayı haklı kılacak hiçbir nedenin kalmaması durumunda, kişi derhal salıverilir.
Gözaltına alınan herhangi bir kişi, tutulmasının nedenleri hakkında derhal bilgilendirilir, tıbbi muayene ve doktor yardımı dahil haklarının sağlanması ve açıklanması hakkına sahiptir.
Gözaltına alındığı andan itibaren kişi güvenli bir yerde tutulur, kendisini kişisel olarak savunmak için fırsat verilir, bir avukattan veya kendi sahip olduğu avukattan nitelikli hukuki yardım alma hakkından yararlanır.
Madde 25
Herkes, Kırgız Cumhuriyetinde özgürce seyahat etme, yerleşme yeri ve ikametgahını seçme hakkına sahiptir.
Herkes, özgürce Kırgız Cumhuriyeti sınırları dışına çıkma hakkına sahiptir.
Madde 26
Herkes, kanuna uygun olarak ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile tespit edilinceye kadar bir suç işlediği konusunda masum kabul edilir. Bu ilkenin ihlali, bir mahkeme kararı ile maddi ve manevi zararının tazmin edilmesine yol açar.
Hiç kimse, masum olduğunu ispat etmek zorunda değildir. Suçluluğu konusunda herhangi bir şüphe olması durumunda, sanığın lehine yorum yapılır.
Hiç kimse, bir suç işlendiği konusunda yalnızca kendi itirafına dayanarak suçlanamaz.
Bir ceza davasında suçu ispat yükümlülüğü, iddiada bulunana aittir. Kanun ihlaliyle elde edilen deliller, suçun ispatında kullanılamaz ve mahkeme kararına esas alınamaz.
Hiç kimse, kendisine, eşine ya da kanunda gösterilen yakın akrabalarına karşı tanıklık etmek zorunda değildir. Kanunla, tanıklıktan kaçınmayı gerektiren diğer durumlar belirlenebilir.
Herkes, kanunla belirlenen durumlarda, jürinin katılımıyla oluşan bir mahkemede davasının görülmesini isteme hakkına sahiptir.
Madde 27
Her hükümlü kişi, kanun hükümlerine göre, davasının bir yüksek mahkemede yeniden incelenmesini isteme hakkına sahiptir.
Her hükümlü kişi, cezanın af edilmesi ya da hafifletilmesini isteme hakkına sahiptir.
Hiç kimse, aynı ve benzer bir suç için ikinci kez sorumlu tutulamaz.
Madde 28
Bir kişinin sorumluluğunu doğuran ya da ağırlaştıran bir kanun, geçmişe dönük olarak uygulanmaz. Hiç kimse, işlediği zaman suç olarak kabul edilmeyen bir eylemden dolayı suçlu kabul edilemez. Bir suç işlendikten sonra, sorumluluğu kaldıran ya da daha az bir ceza öngören, sonraki yeni kanun uygulanır.
Ceza kanunlarının uygulanmasında kıyas yasaktır.
Madde 29
Herkes, özel hayatının dokunulmazlığı ve onur ve şerefinin korunması hakkına sahiptir.
Herkes, haberleşmesinin, telefon ve diğer görüşmelerin, posta, telgraf, elektronik ve diğer iletişimlerinin gizliliği hakkına sahiptir. Bu hakların sınırlanması, yalnızca kanuna uygun olarak ve sadece bir mahkeme kararı ile mümkündür.
Gizli bilgilerin veya kişinin rızası olmaksızın özel yaşamına ilişkin bilgilerin, toplanması, saklanması, kullanılması ve yayılması, kanunla öngörülen durumlar hariç, yasaktır.
Herkes, gizli bilgilerin ve özel yaşamına ilişkin bilgilerin yasa dışı toplanması, saklanması, kullanılması ve yayılmasından, yargısal savunma dahil korunma güvencesi altındadır; hukuk dışı eylemlerin sebep olduğu maddi ve manevi zararın karşılanması hakkı, güvence altındadır.
Madde 30
Herkes, konutunun ayrıca üzerinde mülkiyet ve diğer hak bulunan eşyalarının dokunulmazlığı hakkına sahiptir. Hiç kimse, kullanan kişinin rızası olmaksızın konutuna veya diğer eşyalarına müdahale edemez.
Sahip olunan ya da diğer bir şekilde elinde bulundurulan konutta ve diğer eşyalarda arama, el koyma, inceleme ve diğer eylemleri gerçekleştirme veya kamu makamlarının müdahalesi, yalnızca bir mahkeme kararına dayanılarak mümkündür.
Kanunla öngörülen durumlarda, sahip olunan ya da diğer bir şekilde elinde bulundurulan konutta ve diğer eşyalarda arama, el koyma, inceleme ve diğer eylemleri gerçekleştirmeye veya kamu makamlarının müdahalesine, mahkeme kararı olmaksızın izin verilebilir. Bu eylemlerin yasallığı ve uygunluğu yargı denetimine tabidir.
Bu maddede öngörülen güvenceler ve sınırlamalar, tüzel kişiler için de uygulanır.
Madde 31
Herkes, düşünce ve kanaat özgürlüğü hakkına sahiptir.
Herkes, kanaatlerini özgürce açıklama, ifade etme ve basın özgürlüğü hakkına sahiptir.
Hiç kimse, kanaatlerini açıklamaya ya da inkar etmeye zorlanamaz.
Milli, etnik, ırki ve dini nefret, cinsiyet ve diğer sosyal üstünlük içeren, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddete çağrı yapan propaganda yasaktır.
Madde 32
Herkesin vicdan ve inanç özgürlüğü güvence altındadır.
Herkes, herhangi bir dini bireysel ya da diğer kişilerle toplu olarak açığa vurma ya da dinini açıklamama hakkına sahiptir.
Herkes, özgürce din veya diğer inançları seçme ve sahip olma hakkına sahiptir.
Hiç kimse, dinini veya diğer inançlarını açıklamaya ya da onları inkar etmeye zorlanamaz.
Madde 33
Herkes, özgürce bilgiyi araştırma, alma, saklama ve kullanma; sözlü, yazılı ya da diğer bir şekilde yayma hakkına sahiptir.
Herkes, devlet, yerel yönetim organları, kurum ve kuruluşlardan kendisi ile ilgili bilgileri elde etme hakkına sahiptir.
Herkes, devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının veya bunların görevlilerinin, devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının ayrıca genel ve yerel bütçeden finanse edilen kurumların ortaklığıyla oluşan diğer yasal kuruluşların faaliyetleri hakkında bilgi alma hakkına sahiptir.
Herkes, devlet makamlarının, yerel yönetim organlarının ve bunların görevlilerinde bulunan bilgilere erişme hakkına sahiptir. Bilgi sağlamanın yöntemleri, kanunla düzenlenir.
Hiç kimse, bir kişinin onur ve şerefini küçük düşüren veya aşağılayan bilgilerin yayılmasından dolayı cezai soruşturmaya tabi tutulamaz.
Madde 34
Herkes, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkına sahiptir. Hiç kimse, bir toplantıya katılmaya zorlanamaz.
Barışçıl bir toplantı düzenlenmesini sağlamak için, herkes, devlet makamlarına bildirimde bulunma hakkına sahiptir.
Barışçıl bir toplantının düzenlenmesini yasaklamaya ya da sınırlamaya izin verilmez; aynı şekilde, barışçıl bir toplantı düzenlenmesi için bildirim yapılmaması, bildirim formunun, içeriğinin ve teslim tarihlerinin uygun olmaması, toplantının düzenlenmesinin reddedilmesine yol açar.
Barışçıl bir toplantıyı organize edenler ve katılanlar, barışçıl bir toplantı düzenlenmesi bildiriminin yapılmaması, bildirim formunun, içeriğinin ve teslim tarihlerinin uygun olmamasından dolayı sorumlu tutulamaz.
Madde 35
Herkes, örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir.
Madde 36
Aile toplumun temelidir. Aile, babalık, annelik ve çocukluk, tüm toplumun gözetimine ve kanunla ayrıcalıklı korunmaya tabidir.
Her çocuk, fiziksel, zihinsel, manevi, ahlaki ve sosyal gelişiminin gerektirdiği yaşam seviyesine hak sahibidir.
Bir çocuğun gelişimi için gerekli yaşam koşullarının sağlanması sorumluluğu, güçleri ve mali imkanları içinde ailesinin her birince ya da çocuğa bakan diğer kişiler tarafından üstlenilir.
Devlet, yetim ve aile bakımından yoksun çocukların bakım, yetiştirme ve eğitimini sağlar.
Erginlik yaşına ulaşan kişiler, evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Hiçbir evlilik, eşlerin gönüllülüğü ve karşılıklı rızası olmaksızın yapılamaz. Evlilik, devlet tarafından kaydedilir.
Madde 37
Kırgız Cumhuriyetinde, insan hak ve özgürlüklerini ihlal etmeyen halk gelenek ve görenekleri, Devlet tarafından desteklenir.
Yaşlı insanlara saygı, aile ve yakın akrabalara bakım, herkesin yükümlülüğüdür.
Madde 38
Herkes etnik kökenini serbestçe belirleme ve ifade etme hakkına sahiptir. Hiç kimse etnik kökenini belirleme ve ifade etmeye zorlanamaz.
Madde 39
Herkes, resmi sıfatla hareket eden kamu makamları, yerel yönetim organları ve onların görevlilerinin hukuk dışı davranışları ile sebep oldukları zararların karşılanmasını talep etme hakkına sahiptir.
Madde 40
Herkesin, mevcut Anayasa, kanunlar, Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu antlaşmalar, ayrıca uluslararası hukukça kabul edilen ilke ve kurallar ile öngörülen temel hak ve özgürlükleri, yargısal korunma güvencesi altındadır.
Devlet, insan hak ve özgürlüklerinin korunması için yargı dışı ve yargı öncesi yöntemler, şekiller ve araçlar geliştirir.
Herkes, kanunla yasaklanmamış her türlü araçla, hak ve özgürlüklerini koruma hakkına sahiptir.
Herkes, nitelikli hukuki yardım alma hakkına sahiptir. Kanunda öngörülen durumlarda, hukuki yardım, devlet giderlerinden karşılanır.
Madde 41
Herkes devlet makamlarına, yerel yönetim organlarına ve onların görevlilerine başvurma hakkına sahiptir; görevliler kanunda öngörülen tarihler içinde gerekli cevabı verir.
Herkes, ihlal edilen hak ve özgürlüklerinin korunmasını sağlamak için, uluslararası antlaşmalara uygun olarak uluslararası insan hakları organlarına başvurma hakkına sahiptir. Bu organların, insan hak ve özgürlükleri ihlali belirlemesi durumunda, Kırgız Cumhuriyeti, ihlalin giderilmesi ve/veya tazmin edilmesi için gerekli önlemleri alır.
Madde 42
Herkes, mülkiyet edinme, kullanma ve elden çıkarma ve faaliyetlerini sonlandırma hakkına sahiptir.
Herkes, ekonomik özgürlük ve kanunla yasaklanmamış herhangi bir ekonomik faaliyet için yeteneklerini ve mülkiyetini serbestçe kullanma hakkına sahiptir.
Herkes, çalışma özgürlüğüne, çalışma için yeteneklerini kullanma, mesleğini ve işini seçme, güvenli ve sağlıklı koşulları sağlayan iş güvenliği ve iş düzeni isteme hakkına, ayrıca asgari geçim düzeyinden az olmayan bir ücret alma hakkına sahiptir.
Madde 43
Herkes grev hakkına sahiptir.
Madde 44
Herkes, dinlenme hakkına sahiptir.
Azami çalışma süreci, asgari haftalık dinlenme, yıllık ücretli izin, ayrıca dinlenme hakkının diğer temel yöntemleri, kanunla düzenlenir.
Madde 45
Herkes eğitim hakkına sahiptir.
Genel temel eğitim zorunludur.
Herkes, devlet eğitim kurumlarında, ücretsiz genel temel ve orta temel eğitim alma hakkına sahiptir.
Devlet, okul öncesi eğitim kurumlarında başlayıp genel temel eğitime karar süren, resmi dil ve bir uluslararası yabancı dil eğitimini devlet okullarında öğretilmesi için gerekli koşulları sağlar.
Devlet, kamu, belediye ve özel eğitim kurumlarının geliştirilmesi için gerekli koşulları sağlar.
Devlet, fiziksel kültür ve sporun geliştirilmesinin koşullarını sağlar.
Madde 46
Herkes konut hakkına sahiptir.
Hiç kimse keyfi olarak konutundan yoksun bırakılamaz.
Devlet makamları ve yerel yönetim organları, konut inşaatı teşvik eder ve konut hakkından yararlanılması için gerekli koşulları sağlar.
Düşük gelirli kimselere, ayrıca ihtiyaç sahibi diğer kişilere, kanunla belirtilen yöntemlere uygun ve koşullarda, devlet, belediye ve diğer konut fonları ya da sosyal kurumlardan, ücretsiz ya da uygun ödemelerle, konut sağlanır.
Madde 47
Herkes sağlığının korunması hakkına sahiptir.
Devlet, herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanması için koşulları oluşturur ve devlet, belediye ve özel sağlık sektörlerinin gelişmesi için önlemler alır.
Ücretsiz sağlık hizmeti ya da tercihli sağlık hizmeti, kanunla öngörülen devlet güvenceleri kapsamında sağlanır.
Resmi görevliler tarafından halkın yaşamı ve sağlığını tehlikeye düşüren gerçekler ve koşulların gizlenmesi, kanunla öngörülen sorumluluklara tabidir.
Madde 48
Herkes, hayatı ve sağlığı için elverişli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Herkesin, doğa yönetimi alanındaki eylemlerin sonucu olarak sağlığı ve mülkiyetine yönelik zararların tazmin edilmesini isteme hakkı vardır.
Herkes, çevreyi, bitki örtüsünü ve hayvanlar alemini gözetmelidir.
Madde 49
Herkesin, edebiyat, sanat, bilim teknik ve diğer yaratıcı ve öğretim faaliyeti özgürlüğü güvence altındadır.
Herkes, kültürel yaşama katılma ve kültürel değerlere erişim hakkına sahiptir. Devlet, tarihsel eserlerin, ayrıca diğer kültürel miras konularının korunmasını sağlar.
Fikri mülkiyet kanunla korunur.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
VATANDAŞLIK. VATANDAŞ HAK VE ÖDEVLERİ
Madde 50
Vatandaş, vatandaşlıktan kaynaklanan haklara ve ödevlere sahiptir.
Hiç kimse vatandaşlığından yoksun bırakılamaz ve vatandaşlığını değiştirme hakkı elinden alınamaz. Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı olan kişilerin, kanunla ve Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası antlaşmalara uygun olarak bir diğer devletin vatandaşlığını kazanması tanınır.
Kırgız Cumhuriyeti dışında yaşayan Kırgız halkı, bir diğer devletin vatandaşlığına bakılmaksızın, basitleştirilmiş bir yöntemle, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşlığını elde etme hakkına sahiptir.
Kırgız Cumhuriyeti vatandaşlığının verilmesinin yöntem ve koşulları, kanunla belirlenir.
Bir vatandaş, ülke sınırları dışına çıkarılamaz ve bir başka devlete iade edilemez.
Kırgız Cumhuriyeti, vatandaşlarının, sınırları ötesinde savunma ve korumasını güvence altına alır.
Madde 51
Vatandaşlar, Kırgız Cumhuriyetine hiçbir engelle karşılaşmaksızın dönme hakkına sahiptir.
Madde 52
Vatandaşlar şu hakları sahiptir:
Kanunların ve ülkesel ve bölgesel çaptaki kararların müzakeresine ve kabulüne katılma;
Mevcut Anayasa ve kanunlarda öngörülen yönteme uygun olarak, devlet ve yerel yönetim organlarına seçme ve seçilme;
Anayasal kanunla öngörülen yönteme uygun olarak referandumlara katılma;
Vatandaşlar, devlet ve kamusal önemdeki konulara ilişkin halk kurultayları düzenleme hakkına sahiptir.
Halk kurultayları kararı, öneri olarak ilgili kuruluşlara bildirilir.
Halk kurultaylarının düzenlenmesine ilişkin kurallar kanunla belirlenir.
Vatandaşlar, genel ve yerel bütçenin oluşturulmasına katılma, ayrıca bütçe fonlarının harcanmasına ilişkin bilgi alma hakkına sahiptir.
Vatandaşlar, kanunda öngörülen düzenlemelere uygun olarak, sivil ve belediye hizmetlerinde görev alma ve yükselmede eşit haklara ve eşit fırsatlara sahiptir.
Bir diğer vatandaşlığa sahip Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, siyasi devlet makamlarında ve yargıçlık görevinde bulunamaz. Bu sınırlama, kanunla diğer kamu görevleri içinde konulabilir.
Madde 53
Yaşlılık, hastalık, engellilik ve geçimini sağlayanın kaybedilmesi durumlarında sosyal güvenlik, kanunla öngörülen durumlarda ve yöntemle, vatandaşlar için güvence altına alınır.
Devletin ekonomik kaynaklarına uygun olarak emeklilik ve sosyal yardımlar, asgari geçim seviyesinden daha düşük olmayan bir yaşam standardı sağlar.
Gönüllü sosyal sigorta ve sosyal güvenliğin diğer biçimlerinin kurulması ve hayırseverlik, teşvik edilir.
Devletin sosyal faaliyetleri, bir vatandaşın ekonomik özgürlüğünü ve kendisi ya da ailesinin geçimini temin etmesine ilişkin faaliyetlerini ve sorumluluklarını sınırlayan devlet koruyuculuğuna yol açamaz.
Madde 54
Devlet, kanunla öngörülen bir yöntemle, vatandaşların mesleki yeteneklerinin artırılmasını teşvik eder.
Madde 55
Vatandaşlar, kanunla öngörülen durumlarda ve uygun yöntemlerle, vergi ve harç öderler.
Madde 56
Anavatanın korunması, vatandaşların kutsal görevi ve sorumluluğudur.
Askerlik hizmetinden vatandaşların muaf tutulmalarının nedenleri ve yöntemleri ya da onun yerini alan alternatif (sivil) hizmet, kanunla belirlenir.
Madde 57
Avukatların özerk mesleki topluluğu olarak baronun kuruluşu ve faaliyetleri, ayrıca avukatların hakları, yükümlülükleri ve sorumlulukları, kanunla düzenlenir.
Madde 58
Medeni hukuk ilişkilerinden kaynaklanan antlaşmazlıkların yargı dışı çözümünün amaçları için, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, tahkim mahkemeleri kurma hakkına sahiptir. Tahkim mahkemelerinin yetkileri, kurulma yöntemi ve faaliyetleri, kanunla düzenlenir.
Madde 59
Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, Aksakal (yaşlılar) mahkemeleri kurma hakkına sahiptir.
Aksakal mahkemelerinin yetkileri, kurulma yöntemi ve faaliyetleri, kanunla düzenlenir.
3. KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ DEVLET BAŞKANI
Madde 60
Devlet Başkanı devletin başıdır.
Devlet Başkanı halkın ve devlet hakimiyetinin birliğini temsil eder.
Madde 61
Devlet Başkanı Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları arasından 6 yıllık süre için seçilir.
Aynı kişi iki kez Devlet Başkanı seçilemez.
Madde 62
35 yaşından küçük 70 yaşından büyük olmayan, ülkede toplam en az 15 yıl yaşamış, devlet dilini bilen Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı Devlet Başkanı seçilebilir.
Devlet Başkanlığı makamı için adayların sayısı sınırlandırılamaz. En az 30 bin seçmenin imzasını toplamış kişi, Devlet Başkanlığına aday olabilir.
Devlet Başkanı seçimlerinin yapılması şekli anayasal kanunla belirlenir.
Madde 63
Devlet Başkanı göreve başlarken Kırgızistan halkı önünde yemin eder.
Devlet Başkanının yetkileri yeni seçilmiş Devlet Başkanı göreve başladığı anda sona erer.
Devlet Başkanı kendi yetkilerini kullandığı dönemde siyasi partilere üyeliğini durdurur ve siyasi partilerle ilgili her türlü faaliyetini sona erdirir.
Madde 64
Devlet Başkanı:
Bu Anayasada öngörülmüş durumlarda Jogorku Keneş seçimlerini belirler, bu Anayasada öngörülmüş şekil ve durumlarda Jogorku Keneşe erken seçim yapılmasına ilişkin karar alır.
Yerel meclislere (keneşlere) seçimleri belirler, kanunla öngörülmüş durumlarda ve şekilde yerel meclisleri fesheder.
Devlet Başkanı:
Kanunları imzalar ve yayımlar, kanunları itirazlarıyla birlikte Jogorku Keneşe geri gönderir.
Gereken durumlarda Jogorku Keneşe olağanüstü oturuma çağırma ve görüşülecek konuları belirleme hakkına sahiptir.
Jogorku Keneş oturumlarında konuşma yapma hakkına sahiptir.
Devlet Başkanı, Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine Yüksek Mahkeme hakimlerinin seçilmesi için Jogorku Keneşe adaylar önerir;
Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine Yüksek Mahkeme hakimlerinin görevden alınması için Jogorku Keneşe öneride bulunur;
Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine yerel hakimleri göreve atar;
Anayasayla öngörülmüş durumlarda Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine yerel hakimleri görevden alır.
Devlet Başkanı:
Jogorku Keneşle mutabakata vararak Başsavcıyı göreve atar. Kanunla öngörülmüş durumlarda Jogorku Keneşin üye tamsayısının en az üçte ikisinin onayıyla veya Jogorku Keneşin üye tam sayısının üçte birinin önerisiyle Başsavcıyı görevden alır. Başsavcının önerisi doğrultusunda onun yardımcılarını göreve atar ve görevden alır;
Hükümet üyelerini – savunma, ulusal güvenlik konularından sorumlu devlet organlarının yöneticilerini, ayrıca onların yardımcılarını göreve atar ve görevden alır.
Devlet Başkanı, Milli Banka Başkanı görevine adaylığı Jogorku Keneşe sunar. Milli Banka Başkanının önerisiyle Milli Banka Başkan yardımcısı ve Milli Banka Yönetim Kurulu üyelerini göreve atar, kanunda öngörülmüş durumlarda onları görevden alır.
Seçimler ve Referandum Komisyonu üyelerinin üçte birinin seçilmesi ve azli için adayları Jogorku Keneşe sunar.
Sayıştay üyelerinin üçte birinin seçilmesi ve azli için adayları Jogorku Keneşe sunar.
Jogorku Keneş tarafından seçilmiş Sayıştay üyeleri arasından Sayıştay Başkanını göreve atar ve kanunla öngörülmüş durumlarda görevden alır.
Devlet Başkanı, Kırgız Cumhuriyetini ülke içinde ve ülke sınırları dışında temsil eder.
Görüşmeler yapar ve Başbakanla mutabakat içinde uluslararası antlaşmaları imzalar; Söz konusu yetkiyi Başbakana, Hükümet üyelerine ve diğer yetkili kişilere devredebilir.
Onay belgelerini ve katılım belgelerini imzalar.
Başbakanla mutabakat içinde Kırgız Cumhuriyetinin yabancı devletlerdeki diplomatik temsilciliklerinin ve uluslararası kuruluşlardaki daimi temsilciliklerinin başkanlarını göreve atar, onları geri çağırır, yabancı devletlerin diplomatik temsilciliklerinin başkanlarından güven mektuplarını ve geri çağırma mektuplarını kabul eder.
Devlet Başkanı Kırgız Cumhuriyeti vatandaşlığına alma ve vatandaşlıktan çıkma konularını karara bağlar.
Devlet Başkanı Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin Yüksek Başkomutanıdır, Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin yüksek komuta heyetini belirler, göreve atar ve görevden alır.
Devlet Başkanı:
Kanunla tesis edilmiş Savunma Konseyine başkanlık yapar.
Anayasal kanunla belirlenen durumlarda, olağanüstü halin uygulanma ihtimaline dair uyarıda bulunur, derhal Jogorku Keneşi bilgilendirmek koşuluyla, önceden ilan etmeksizin gerekli gördüğü yerlerde ayrı ayrı olağanüstü hal ilan eder.
Genel ve kısmi seferberlik ilan eder; Kırgız Cumhuriyetine yönelik tecavüz durumunda veya doğrudan tecavüz tehdidi durumunda savaş durumu ilan eder ve bu konuyu derhal Jogorku Keneşin müzakeresine sunar;
Ülke savunması ve vatandaşlarının güvenliğini dikkate alarak sıkıyönetim ilan eder ve bu konuyu derhal Jogorku Keneşin müzakeresine sunar.
Devlet Başkanı:
Kırgız Cumhuriyetinin devlet ödülleriyle ödüllendirir;
Kırgız Cumhuriyetinin şeref rütbelerini verir;
Yüksek askeri rütbeleri, diplomatik payeleri ve diğer özel rütbeleri verir;
Af çıkarır;
Kendi idari biriminin yapısını belirler, onun yönetmeliğini ve yöneticisini tayin eder. 11. Devlet Başkanı bu Anayasayla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.
Madde 65
Devlet Başkanı kendi yetkilerini kararname ve emirler çıkararak gerçekleştirir ve bunların Kırgız Cumhuriyeti ülkesinin tümünde uygulanması zorunludur.
Madde 66
Kendi dilekçesiyle istifa ettiğinde, bu Anayasayla öngörülmüş şekilde görevine son verildiğinde, ayrıca hastalık nedeniyle görevlerini yerine getiremediğinde veya ölümü durumunda Devlet Başkanının görevi zamandan önce sona erer.
Devlet Başkanı hastalık nedeniyle görevini yerine getiremediğinde, Jogorku Keneş kendi oluşturduğu devlet tıp komisyonunun kararı doğrultusunda, Jogorku Keneş üye tamsayısının en az üçte ikisi tarafından Devlet Başkanının zamanından önce görevden alınmasına dair karar alır.
Madde 67
Devlet Başkanının görevine son verildiğinde ceza kovuşturması yapılabilir.
Devlet Başkanı, sadece Başsavcı tarafından Devlet Başkanının eyleminde suç unsurları olduğuna dair onaylanmış karar doğrultusunda, Jogorku Keneş tarafından ileri sürülen suçlamayla görevinden uzaklaştırılabilir.
Devlet Başkanının görevinden uzaklaştırılmasına dair suçlamada bulunan Jogorku Keneşin kararı, Jogorku Keneş üyelerinin en az üçte birisinin önerisi ve Jogorku Keneş tarafından oluşturulmuş özel komisyonun onayı üzerine, Jogorku Keneşin toplam üye sayısının çoğunluğu tarafından kabul edilir.
Devlet Başkanının görevden uzaklaştırılmasına dair Jogorku Keneşin kararı, Devlet Başkanına karşı suçlama ileri sürüldükten sonra en geç üç ay içinde Jogorku Keneşin üye tamsayısının en az üçte ikisi tarafından kabul edilmelidir. Eğer bu süre içinde Jogorko Keneşin kararı kabul edilmezse suçlama düşmüş sayılır.
Madde 68
Devlet Başkanının yetkileri bu Anayasada öngörülmüş nedenlerle sona erdiğinde onun yetkilerini yeni Devlet Başkanı seçilene kadar Jogorko Keneş Başkanı (Torağası) kullanır. Jogorko Keneş Başkanının, Devlet Başkanı yetkilerini kullanamaması durumunda Devlet Başkanı yetkilerini Başbakan kullanır.
Devlet Başkanlığı erken seçimleri, Devlet Başkanı yetkilerinin sona erdiği günden itibaren üç ay içinde yapılır.
Devlet Başkanı yetkilerini kullanan yetkili kişiler, Jogurko Keneşe erken seçim kararı alma, Hükümeti istifaya çağırma hakkına sahip değildir.
Madde 69
Bu Anayasanın 67. Maddesinde öngörülmüş şekilde görevinden uzaklaştırılmış devlet başkanları hariç tüm eski devlet başkanları, Kırgız Cumhuriyetinin eski devlet başkanı adını taşır.
Eski devlet başkanının statüsü kanunla belirlenir.
4.KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ YASAMA ERKİ
BİRİNCİ BÖLÜM
JOGORKU KENEŞ
Madde 70
Jogorku Keneş —Kırgız Cumhuriyeti Parlamentosu — kendi yetkileri çerçevesinde yasama yetkisini ve kontrol işlevini kullanan yüksek temsili organdır.
Jogorku Keneş, nispi temsil esasında 5 yıl süreyle seçilen 120 milletvekilinden oluşur.
Seçim sonuçlarına göre bir siyasi parti, parlamentoda en fazla 65 sandalye ile temsil olunabilirler.
Seçim gününde 21 yaşına ulaşmış ve seçim hakkına sahip herhangi bir Kırgız Cumhuriyeti vatandaşı, Jogorku Keneşe milletvekili seçilebilir.
Parlamentoya giriş için seçim barajının belirlenmesi dahil Jogorku Keneş milletvekili seçim yöntemi, anayasal kanunla düzenlenir.
Jogorku Keneş milletvekilleri gruplar oluşturur.
Jogorku Keneşte gruplar koalisyonu oluşturduklarını resmen ilan eden ve milletvekili sandalyelerinin yarısından fazlasına sahip olan bir grup ya da gruplar koalisyonu, parlamento çoğunluğu olarak kabul edilir.
Parlamento çoğunluğuna dahil olmayan ve ona karşı muhalif olduğunu açıklamış grup veya gruplar, parlamento muhalifeti olarak kabul edilir.
Madde 71
Jogorku Keneş, seçim sonuçlarının açıklandığı tarihten itibaren en geç 15 gün içinde, ilk oturum için toplanır.
Jogorku Keneşin en yaşlı üyesi, Jogorku Keneşin ilk oturumunu açar.
Önceki Jogorku Keneşin yetkileri, Jogorku Keneşin ilk oturumundan itibaren sona erer.
Jogorku Keneş milletvekililerinin yetkileri, yemin ettikleri günde başlar.
Madde 72
Jogorku Keneşin bir milletvekili, milletvekilli olarak faaliyetlerini yerine getirirken açıkladığı görüşlerden ya da Jogorku Keneşte kullandığı oylardan dolayı sorumlu tutulamaz. Bir milletvekiline karşı ceza yargılaması, ağır suç işlemesi durumları hariç, Jogorku Keneş milletvekili üye tam sayısının çoğunluğunun onayıyla izin verilir.
Jogorku Keneş milletvekilliği, diğer devlet veya belediye hizmetinde bir pozisyonla birleşmez, girişimçilik faaliyetiyle bağdaşmaz, ticari kuruluşun yönetim organı veya denetim kurulunda yer alamaz.
Jogorku Keneş milletvekili, bilimsel, pedagojik ve diğer yaratıcı faaliyetlerde bulunma hakkına sahiptir.
Madde 73
Jogorku Keneş milletvekili, emredici vekaletle bağlı değildir. Milletvekili geri çağrılamaz.
Jogorku Keneş milletvekilinin yetkileri, Jogorku Keneşin ilgili dönem faaliyetinin sona ermesiyle kendiliğinden biter.
Bu maddenin 2. fıkrasında öngörülen duruma ek olarak, Jogorku Keneşin milletvekilinin yetkileri, aşağıdaki durumlarda zamanından önce sona erer:
Milletvekili görevinden istifa ettiğine ya da bir gruptan ayrıldığına dair yazılı başvuruda bulunması;
Vatandaşlıktan çıkma veya başka bir vatandaşlığa girme;
Milletvekili yetkilerinin kullanımıyla bağdaşmayan bir işte çalışması ya da başdaşmaz bir işte çalışmayı sürdürmesi;
Seçimlerin geçersiz ilan edilmesi;
Daimi ikamet amacıyla Kırgız Cumhuriyeti sınırları dışına çıkma; bir mahkeme kararı ile milletvekilinin fiili ehliyetsizliğinin açıklanması;
Milletvekili ile ilgili kesin bir mahkeme kararının yürürlüğe girmesi;
Bir dönem süresince, haklı bir neden olmadan 30 veya daha fazla çalışma günü oturumlara katılmama;.
Milletvekilinin kayıp veya ölü olduğuna dair bir mahkeme kararının yürürlüğe girmesi;
Milletvekilinin ölümü.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Jogorku Keneş milletvekilinin yetkilerinin zamanından önce sona ermesi, nedenin ortaya çıktığı tarihten itibaren en geç 30 takvim gününde kabul edilen, Seçimler ve Referandum Merkezi Komisyonunun kararıyla gerçekleştirilir.
Milletvekili yetkilerinin zamanından önce sona ermesiyle boşalan sandalyenin doldurulması usulü anayasal kanunla belirlenir.
İKİNCİ BÖLÜM
JOGORKU KENEŞİN YETKİLERİ
Madde 74
Jogorku Keneş:
Referandum yapılmasına ilişkin kanunu kabul eder;
Devlet Başkanı seçimleri için çağrıda bulunur;
Jogorku Keneş, Bu Anayasada değişiklikler yapar;
Kanunları kabul eder;
Kanunla belirlenmiş usule uygun olarak uluslararası antlaşmaları onaylar ve fesheder;
Kırgız Cumhuriyeti devlet sınırlarının değiştirilmesine ilişkin konuları karara bağlar;
Devlet bütçesini ve kesin hesap kanununu onaylar;
Kırgız Cumhuriyetinin idari-mülki yapısına ilişkin konuları karara bağlar;
Afla ilgili düzenlemeler çıkarır.
Jogorku Keneş, Hükümetin faaliyet programını onaylar, savunma ve ulusal güvenlikten sorumlu devlet organlarını yöneten Hükümet üyeleri hariç, Hükümetin yapısını ve üyelerini belirler;
Hükümet tarafından sunulan ulusal kalkınma programlarını onaylar;
Hükümete güvenoyu hakkında karar alır;
Hükümete güvensizlik oyu açıklanması hakkında karar alır.
Jogorku Keneş,Devlet başkanının önerisi üzerine, Yüksek Mahkeme üyelerini seçer. Anayasal kanunla öngörülmüş durumlarda Devlet Başkanının önerisiyle onları görevden alır;
Kanunla öngörülmüş yönteme göre Hakimler Seçim Konseyinin oluşumunu onaylar;
Devlet Başkanının önerisiyle Milli Bankanın Başkanını seçer, kanunla öngörülmüş durumlarda onu görevden alır;
Seçim ve Referandum Merkezi Komisyonunun üyelerini – üyelerin üçte birini Devlet Başkanının önerisiyle, üçte birini Parlamentodaki çoğunluğun önerisiyle, üçte birini parlamentodaki muhalefetin önerisiyle seçer. Kanunla öngörülmüş durumlarda onları görevden alır;
Sayıştay üyelerini – üyelerin üçte birini Devlet Başkanının önerisiyle, üçte birini Parlamentodaki çoğunluğun önerisiyle, üçte birini parlamentodaki muhalefetin önerisiyle seçer. Kanunla öngörülmüş durumlarda onları görevden alır;
Kanunla öngörülmüş durumlarda Akıykatçıyı (Ombudsman) seçer, onu görevden alır, onunla ilgili ceza kovuşturması yapılmasına onay verir;
Akıykatçının (Ombudsmen) yardımcısını seçer ve kanunda öngörülmüş durumlarda onu görevden alır, onunla ilgili ceza kovuşturması yapılmasına onay verir;
Başsavcının atanmasına onay verir, onunla ilgili ceza kovuşturması yapılmasına onay verir, Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının en az üçte birinin onayıyla onun görevden alınmasına onay verir;
Kanunla öngörülmüş durumlarda Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının en az üçte birinin önerisiyle Başsavcının görevden alınmasına dair kararı Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının en az üçte bir çoğunluğuyla onaylar.
Jogorku Keneş
Anayasal kanunla öngörülmüş durumlarda ve şekilde olağanüstü hal ilan eder, Devlet Başkanının bu konudaki kararnamelerini onaylar veya iptal eder;
Savaş ve barış, sıkıyönetim, savaş ilan etme konularında karar alır, Devlet Başkanının bu konudaki kararnamelerini onaylar veya iptal eder;
Barış ve güvenliğin desteklenmesiyle ilgili uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesinin gerekli kıldığı durumlarda, Kırgız Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin sınır dışında kullanılma ihtimaline ilişkin konularda karar alır;
Askeri rütbeleri, diplomatik payeleri ve Kırgız Cumhuriyetinin diğer özel rütbelerini belirler;
Kırgız Cumhuriyeti devlet ödüllerinin onursal rütbelerini belirler.
Jogorku Keneş:
Devlet Başkanının, yabancı devlet ve uluslararası örgütlerin temsilcilerinin konuşmasını dinler;
Akıykatçının (Ombudsman) yıllık raporunu dinler;
Başbakanın, Başsavcının, Milli Banka Başkanının, Sayıştay Başkanının yıllık raporlarını dinler;
Jogorku Keneş bu Anayasayla öngörülmüş şekilde Devlet Başkanına karşı suçlama ileri sürer, Devlet Başkanının görevden uzaklaştırılmasına dair karar alır.
Bu maddede belirtilen yetkili kişilerin yıllık rapor ve konuşmaları, devlet organlarının ve yetkililerinin serbestliği ve bağımsızlığına ilişkin, bu Anayasa ve kanunların hükümleri dikkate alınarak, gerçekleştirilir.
Jogorku Keneş bu Anayasayla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.
Madde 75
Jogorku Keneş kendi üyeleri içinden Jogorku Keneş Başkanını (Torağasını) ve onun yardımcısını seçer.
Jogorku Keneş Başkanının yardımcıları, parlamento muhalefetinin de yer alacağı Jogorku Keneş milletvekilleri arasından seçilmeyi sağlayacak sayı ve yöntemle seçilir.
Jogorku Keneş Başkanı:
Jogorku Keneş oturumunu yönetir.
Jogorku Keneş toplantılarında görüşülecek konuların hazırlanmasının genel yönetimini yapar.
Jogorku Keneş tarafından kabul edilmiş düzenlemeleri imzalar.
Jogorku Keneşi Kırgız Cumhuriyetinde ve onun sınırları dışında temsil eder, Jogorku Keneşin Devlet Başkanıyla, Hükümetle, yargı erkiyle ve yerel yönetimlerle ilişkilerde temsil eder.
Jogorku Keneş sekretaryasının genel yönetimini ve kontrolünü gerçekleştirir.
Jogorku Keneşin faaliyetinin yönetimiyle ilgili Jogorku Keneş İçtüzüğü ile öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.
Jogorku Keneş Başkanı, Jogorku Keneş milletvekilileri arasından gizli oylamayla ve çoğunluk oyuyla seçilir.
Jogorku Keneş Başkanı Jogorku Keneş karşısında sorumludur ve Jogorku Keneş milletvekili üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edilen bir kararla görevden alınabilir.
Madde 76
Jogorku Keneş, milletvekilileri arasından komiteler, ayrıca geçici komisyonlar oluşturur, onların üyelerini belirler. Bütçe Komitesi ve hukuk ve düzen Komitesi başkanları, Parlamento muhalefet temsilcileri arasından seçilir.
Jogorku Keneş Komiteleri, Jogorku Keneşe havale edilen konuları hazırlar ve ön incelemesini yapar ve Jogorku Keneş tarafından kabul edilmiş kanunların ve kararların uygulanmasını kontrol eder.
Kanunlar ve Jogorku Keneşin normatif düzenlemeleri tasarıları Jogorku Keneşin ilgili komitelerinde görüşüldükten sonra kabul edilir.
Kamu görevine atama ve görevden alma için Jogorku Keneş tarafından yapılan seçme ve onaylama, Jogorku Keneşin ilgili komitelerinin görüşleri alındıktan sonra yapılır.
Madde 77
Jogorku Keneş toplantıları oturum şeklinde olur ve Eylül ayının birinci iş gününden gelecek yıl Haziran ayının son iş gününe kadar devam eder.
Görüşülen konular kapalı görüşme gerektiren bir konu olmadığı sürece Jogorku Keneş oturumları açık yapılır.
Jogorku Keneşin olağanüstü toplantıları, Devlet Başkanı, Hükümet veya Jogorku Keneş milletvekililerinin en az üçte birinin önerisiyle Jogorku Keneş Başkanı tarafından çağrılır.
Jogorku Keneş kararı, oturumlarda milletvekillerinin oylamalarıyla kabul edilir ve kararlarla resmileştirilir.
Madde 78
Jogorku Keneş, kendini feshetme kararı alabilir.
Kendini feshetme kararı Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edilebilir.
Devlet Başkanı, Jogorku Keneşin kendini feshettiği günden itibaren beş gün içinde erken seçim kararı alır. Bu durumda seçimler, erken seçim kararının alındığı tarihten itibaren en geç 45 gün içinde yapılır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
YASAMA FAALİYETİ
Madde 79
Kanun teklifinde bulunma hakkına aşağıdakiler sahiptir:
10 bin seçmen (halk girişimi).
Jogorku Keneş milletvekili
Hükümet.
Madde 80
Kanun tasarıları Jogorku Keneşe sunulur.
Hükümet tarafından acil olarak tanımlanmış kanun tasarıları Jogorku Keneş tarafından ivedilikle görüşülür.
Devlet bütçesinden karşılanacak giderleri artıran kanun tasarıları, Hükümet tarafından finansmanı belirlendikten sonra, Jogorku Keneş tarafından kabul edilebilir.
Kanunlar Jogorku Keneş tarafından üç kez görüşülerek kabul edilir.
Bu Anayasada farklı bir usul öngörülmemişse kanunlar ve Jogorku Keneş kararları, oturumda hazır bulunan milletvekillerinin çoğunluğu tarafından, ancak Jogorku Keneş milletvekillerinin en az 50’sinin oylarıyla, kabul edilir.
Anayasal kanunlar, devlet sınırlarının değiştirilmesini öngören kanunlar, Jogorku Keneş üye tam sayısının en az üçte iki oyu ile ve en az üç kez görüşüldükten sonra kabul edilir.
Olağanüstü ve sıkıyönetim durumunda devlet sınırının değiştirilmesine ilişkin anayasal kanun ve kanun çıkarılması yasaktır.
Madde 81
Jogorku Keneş tarafından kabul edilmiş kanunlar 14 gün içinde onay için Devlet Başkanına gönderilir.
Devlet Başkanı, kanunu aldığı günden itibaren en geç bir ay içinde kanunu imzalar veya kendi itirazlarıyla birlikte tekrar görüşülmesi için Jogorku Keneşe geri gönderir. Bütçe ve vergilerle ilgili kanunların imzalanması zorunludur.
Anayasal kanun veya kanunun tekrar görüşülmesi durumunda, daha önce kabul edilmiş metin Jogorku Keneş milletvekili üye tamsayısının en az üçte ikisinin oylarıyla tekrar kabul edilirse, bu kanunun Devlet Başkanı tarafından 14 gün içinde imzalanması zorunludur. Belirtilen zaman içinde Anayasal kanun veya kanunun imzalanmaması durumunda, kanun Jogorku Keneş Başkanı tarafından en geç 10 gün içinde imzalanır ve yayınlanır.
Madde 82
Kanunun kendisine ya da yürürlük şekline ilişkin kanunda aksi belirtilmedikçe, resmi gazetede yayınlandığı tarihten itibaren 10. günün sonunda yürürlüğe girer.
5.KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ YÜRÜTME ERKİ
Madde 83
Kırgız Cumhuriyetinde yürütme erki Hükümet, ona tabi olan bakanlıklar, devlet komiteleri tarafından kullanılır.
Hükümet, Kırgız Cumhuriyeti yürütme erkinin yüksek organıdır.
Hükümete Başbakan başkanlık eder. Hükümet Başbakan, Başbakan yardımcıları, bakanlar ve devlet komiteleri başkanlarından oluşur.
Hükümetin bünyesine, bakanlıklar ve devlet komitleri dahildir.
Madde 84
Milletvekili sandalyelerinin yarıdan fazlasına sahip grup veya onun katıldığı gruplar koalisyonu Jogorku Keneş seçimleri sonrasındaki ilk toplantının birinci gününden itibaren 15 gün içinde, Başbakanlık görevi için bir aday belirler.
Başbakan adayı Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.
Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Jogorku Keneş Hükümet programını onaylamazsa, yapısını ve üyelerini belirlemezse veya seçimlerin sonuçlarına göre hiçbir parti milletvekili sandalyelerinin çoğunluğunu kazanmazsa, Devlet Başkanı parti gruplarından birini 15 gün içinde parlamento çoğunluğunu oluşturmak ve Başbakan adayını belirlemekle görevlendirir.
Başbakan adayı yukarıda belirtilmiş süre dolmadan Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.
Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Jogorku Keneş Hükümet programını onaylamazsa, yapısını ve üyelerini belirlemezse, Devlet Başkanı ikinci bir parti grubunu 15 gün içinde parlamento çoğunluğunu oluşturmak ve Başbakan adayını belirlemekle görevlendirir.
Başbakan adayı yukarıda belirtilmiş süre dolmadan Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.
Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Jogorku Keneş Hükümet programını onaylamazsa, yapısını ve üyelerini belirlemezse, parti grupları kendi insiyatifleriyle 15 gün içinde parlamento çoğunluğunu oluşturur ve Başbakan adayını belirlerler.
Başbakan adayı yukarıda belirtilmiş süre dolmadan Hükümet programını, yapısını ve üyelerini Jogorku Keneşe sunar.
Devlet Başkanı üç gün içinde Başbakanın ve diğer Hükümet üyelerinin göreve atanmasına dair kararname çıkarır.
Eğer yukarıda belirtilmiş süre içinde Devlet Başkanı Başbakanın ve Hükümet üyelerinin atanmalarına dair kararname çıkarmazsa onlar atanmamış sayılır.
Eğer bu Anayasayla öngörülen şekilde, Hükümet programı onaylamazsa, yapısı ve üyeleri belirlemezse, Devlet Başkanı Jogorku Keneş için olağanüstü seçim kararı alır. Bu durumda mevcut Hükümet bu anayasayla öngörülmüş şekilde yeni seçilecek Jogorku Keneşin oluşturacağı Hükümetin kurulmasına kadar görevine devam eder.
Parti grupları koalisyonunun parlamento çoğunluğunu kaybetmesi durumunda Hükümet bu maddede öngörülmüş şekilde ve sürede yeniden oluşturulur. Yeni Hükümet oluşturulana kadar, Başbakan ve bakanlar kendi görevlerine devam eder.
Madde 85
Hükümet bu Anayasanın öngördüğü sınırlar çerçevesinde Jogorku Keneş karşısında sorumludur.
Başbakan Hükümetin faaliyetiyle ilgili Jogorku Keneşe yıllık rapor sunar.
Jogorku Keneş üye tamsayısının üçte birinin önerisiyle Jogorku Keneş, Hükümete güvensizlik konusunu görüşebilir.
Hükümete güvensizlik kararı, Jogorku Keneş üye tamsayısının çoğunluk oyuyla alınır.
Devlet Başkanı olağan seçimlerinden önceki 6 ay içinde, Jogorku Keneşte, Hükümete güvensizlik oyu görüşülemez.
Hükümete güvensizlik oyu verildikten sonra Devlet Başkanı, Hükümetin istifasını kabul edebilir veya Jogorku Keneşin kararını kabul etmeyebilir.
Eğer Jogorku Keneş 3 ay içinde Hükümete tekrar güvensizlik oyu verirse, Devlet Başkanı Hükümeti istifaya çağırır.
Madde 86
Başbakan yılda bir defadan fazla olmamak kaydıyla, Jogorku Keneş karşısında Hükümete güvenoyu konusunu gündeme getirebilir. Jogorku Keneş tarafından Hükümete güvenoyu verilmemesi durumunda Devlet Başkanı 5 iş gününde Hükümetin istifasını kabul eder veya Jogorku Keneşe erken seçim kararı alır.
İstifa durumunda, yeni Hükümetin oluşumuna kadar bu Anayasayla öngörülmüş şekilde ve sürede mevcut Hükümet, yetkilerini kullanmaya devam eder.
Madde 87
Başbakan ve Hükümetin ayrı ayrı üyeleri istifa dilekçesiyle başvuruda bulunabilirler. İstifa Devlet Başkanınca kabul edilir veya geri çevrilir.
Başbakanın istifası durumunda Hükümet istifa etmiş sayılır.
Hükümetin oluşumuna kadar, Başbakan ve Hükümet üyeleri görevlerine devam eder.
Hükümetin istifası durumunda yeni Hükümet bu Anayasayla öngörülen şekilde ve sürede oluşturulur. Devlet Başkanı tarafından Başbakan adayının belirlenme süreci, Devlet Başkanı tarafından Başbakanın veya Hükümetin istifasının kabul edildiği tarihte başlar.
Hükümet üyesinin istifası veya görevden alınması durumunda Başbakan boşalan göreve, 5 iş günü içinde Jogorku Keneş tarafından onaylanmış bir adayı, Devlet Başkanına sunar.
Madde 88
Hükümet:
Anayasa ve kanunların uygulanmasını sağlar;
Devletin iç ve dış politikasını uygular;
Kanunlara uymak, vatandaşların hak ve özgürlüklerini sağlamak, toplumsal asayişi korumak, suçluluğa karşı mücadele konusunda önlemler alır;
Devlet egemenliğinin, toprak bütünlüğünün, anayasal düzenin korunması, ayrıca savunma kabiliyetinin, ulusal güvenliğin ve hukuk düzeninin güçlendirilmesi yönünde önlemler alır;
Mali, fiyat, tarife, yatırım ve vergi politikasının uygulanmasını sağlar;
Devlet bütçesi ve uygulanmasına yönelik önlemleri Jogorku Keneşe hazırlar ve sunar; Jogorku Keneşe devlet bütçesinin uygulanması konusunda rapor hazırlar;
Mülkiyetin tüm türlerinin eşit şekilde gelişmesi ve korunması, devlet mülkiyetindeki tesislerin yönetimi konusunda önlemler alır;
Sosyo-ekonomik ve kültürel alanlarda tek devlet politikasının uygulanmasını sağlar;
Sosyal, bilimsel-teknik ve kültürel alanlarda devlet programlarını hazırlar ve gerçekleştirir;
Dış ekonomik politika faaliyetinin gerçekleşmesini sağlar;
Sivil toplumla karşılıklı etkileşimi sağlar;
Anayasa ve kanunlarla kendisine tanınan diğer yetkileri kullanır.
Hükümetin teşkilat ve faaliyet şekli anayasal kanunla belirlenir.
Madde 89
Başbakan:
Hükümeti yönetir, onun faaliyetinden dolayı Jogorku Keneş karşısında bireysel sorumluluk taşır;
Anayasa ve kanunların tüm yürütme organları tarafından uygulanmasını sağlar; uluslararası antlaşmalara ilişkin görüşmeler yapar ve imzalar;
Hükümet oturumlarını yönetir;
Hükümetin karar ve emirlerini imzalar, onların uygulanmasını sağlar;
Yüksek idari kuruluşların yöneticilerini göreve atar ve görevden alır;
Kanunla belirlenmiş şekilde yerel meclislerin önerisiyle mülki amirleri göreve atar ve görevden alır;
Bu Anayasa ve kanunlarla öngörülmüş diğer yetkileri kullanır.
Madde 90
Hükümet Anayasa ve yasalara dayanarak onların uygulanması doğrultusunda karar ve emirler çıkarır, onların uygulanmasını sağlar.
Hükümet karar ve emirlerinin, Kırgız Cumhuriyeti genelinde uygulanması zorunludur.
Hükümet bakanlık, devlet komiteleri, yüksek idari kuruluşlar, yerel mülki amirliklerin faaliyetini yönetir.
Hükümet bakanlık, devlet komiteleri, yüksek idari kuruluşlarının düzenlemelerini iptal etme hakkına sahiptir.
Madde 91
İlgili idari birimde yürütme erki yerel mülki amirlik tarafından gerçekleştirilir. Yerel mülki amirliğin başını atama ve görevden alma şekli kanunla belirlenir
Yerel mülki amirliğin örgütlenmesi ve faaliyeti kanunla belirlenir.
Madde 92
Yerel mülki amirlik Anayasa, yasalar, Hükümetin normatif hukuk düzenlemeleri çerçevesinde faaliyet gösterir.
Yerel mülki amirliğin kendi yetkileri çerçevesinde aldıkları kararların söz konusu bölgede uygulanması zorunludur.
6.KISIM
KIRGIZ CUMHURİYETİ YARGI ERKİ
Madde 93
Kırgız Cumhuriyetinde yargılama, yalnızca mahkemeler tarafından yerine getirilir.
Kanunla öngörülen durumlarda ve yöntemle, Kırgız Cumhuriyeti vatandaşları, yargılama sürecine katılma hakkına sahiptir.
Yargı yetkisi, anayasal, medeni, cezai, idari ve diğer yargılama usulleri aracılığıyla kullanılır.
Kırgız Cumhuriyetinde yargı sistemi, Anayasa ve kanunlarla belirlenir ve Yüksek Mahkeme ve yerel mahkemelerden oluşur.
Anayasa Dairesi, Yüksek Mahkemenin bünyesinde faaliyet gösterir.
Kanunla ihtisas mahkemeleri oluşturulabilir.
Olağanüstü mahkemeler kurulması yasaktır.
Mahkemelerin kuruluşu ve çalışma şekli kanunla belirlenir.
Madde 94
Hakimler bağımsızdır ve yalnızca Anayasa ve kanunlara bağlıdır.
Hakim dokunulmazlık hakkına sahiptir ve suçüstü yakalanma durumu hariç gözaltına alınamaz, tutuklanamaz, aramaya ya da kişisel kontrole tabi tutulamaz.
Hiç kimse, görülmekte olan bir dava hakkında, hakimden rapor talep etme hakkına sahip değildir.
Yargılama sürecine herhangi bir müdahale yasaktır. Bir hakimi etkilemekten suçlu bulunan kişiler, kanuna göre sorumludur.
Bir hakime, statüsüne göre bağımsızlığının gereği olan sosyal, maddi ve diğer güvenceler sağlanır.
40 yaşından daha genç ve 70 yaşından daha yaşlı olmayan, yüksek eğitim sahibi, en az 10 yıl mesleki tecrübeye sahip Kırgız Cumhuriyetinin herhangi bir vatandaşı, Yüksek Mahkemede hakim olabilir.
Yüksek Mahkeme yargıçları, yaş sınırına kadar seçilebilir.
Yüksek Mahkeme hakimleri, üç yıllık bir süre için, üyeleri arasından Yüksek Mahkeme başkanını ve yardımcılarını seçer.
Aynı kişi, iki dönem üst üste Yüksek Mahkeme Başkanı ve yardımcısı olarak seçilemez.
Yüksek Mahkeme Başkanı ve yardımcısının seçilme ve görevden alınma yöntemi, kanunla belirlenir.
30 yaşından daha genç ve 65 yaşından daha yaşlı olmayan, yüksek hukuk eğitim sahibi, en az 5 yıl mesleki tecrübeye sahip Kırgız Cumhuriyetinin herhangi bir vatandaşı, yerel mahkemede hakim olabilir.
Yerel mahkeme hakimleri, beş yıllık bir başlangıç dönemi ve sonraki dönemde yaş sınırına ulaşıncaya kadar görev yapmak için, Hakimler Seçim Konseyinin önerisi üzerine Devlet Başkanı tarafından atanır.
Yerel mahkeme hakimler meclisi, üç yıllık bir süre için, mahkeme başkanını ve başkan yardımcısını, üyeleri arasından seçer.
Aynı kişi, aynı mahkemede iki kez üst üste yerel mahkeme başkanı ve başkan yardımcısı olarak seçilemez.
Kırgız Cumhuriyeti hakimlerinin statüsü, Yüksek Mahkeme ve yerel mahkemeler hakimliğine adaylara ilişkin ek koşullar belirleyebilen Anayasal kanunla düzenlenir.
Madde 95
Kırgız Cumhuriyetinin tüm mahkemelerinin hakimleri, davranışlarında bir kusur bulunmadığı sürece, görevlerinde kalır ve imtiyazlarını kullanmaya devam eder. Hakimlerin davranışlarında kusursuzluğun gereklerinin ihlali, anayasal kanunla öngörülmüş yönteme göre, hakimin sorumlu tutulmasına yol açar.
Yüksek Mahkeme hakimleri, Hakimler Konseyinin önerisine dayanarak, Devlet Başkanının başvurusuyla, Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının üçte iki oy çoğunluğuyla zamanından önce görevinden uzaklaştırılabilir.
Hakim öldüğünde, ölü veya kayıp ilan edildiğinde, ehliyetsiz olarak tanımlandığında, vatandaşlığını kaybettiğinde, vatandaşlıktan çıktığında veya başka bir devletin vatandaşlığına geçtiğinde, hakimin yetkileri anayasal kanuna uygun olarak söz konusu gerekçenin ortaya çıktığı günden itibaren onu seçen veya atayan kurum tarafından sona erdirilir.
Yerel mahkemelere hakimlerin seçimi, atama için önerilmesi ve yer değiştirilmesi (rotasyon) Hakimler Seçim Konseyi tarafından anayasal kanunla belirlenmiş şekilde gerçekleştirilir.
Yerel mahkemelerin hakimini, görevinden uzaklaştırma ve görevden alma anayasal kanunla belirlenmiş durumda ve şekilde, Hakimler Konseyinin önerisiyle, Devlet Başkanı tarafından gerçekleştirilir.
Kırgız Cumhuriyetinin tüm mahkemelerinin hakimleriyle ilgili cezai ve idari yargılama usulü, Hakimler Konseyinin iznine tabidir.
Hakimler Seçim Konseyi hakimlerden ve sivil toplum temsilcilerinden oluşur.
Hakimler Konseyi, parlamento çoğunluğu ve parlamento muhalefetinin her biri Hakimler Seçim Konseyi üyelerinin üçte birini seçer.
Hakimlerin Seçimi Konseyinin yapısı ve faaliyeti, yetkileri ve oluşum şekli kanunla belirlenir.
Madde 96
Yüksek Mahkeme hukuk, ceza, ekonomik, idari ve diğer davalarla ilgili yüksek mahkeme organdır ve kanunla belirlenen şekilde yargılama sürecine iştirak edenlerin başvurusu üzerine yerel mahkemelerin kararlarını yeniden görüşür.
Yüksek Mahkeme Başkanı ve Yüksek Mahkeme Dairelerinden oluşan Yüksek Mahkeme Kurulu mahkeme uygulamalarıyla ilgili açıklamalarda bulunur.
Yüksek Mahkeme düzenlemeleri nihaidir ve temyiz edilemez.
Madde 97
Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi anayasal denetim organıdır.
En az 40 yaşını tamamlamış ve 70 yaşından büyük olmayan, yüksek hukuk eğitimi almış ve hukuk alanında en az 15 yıllık deneyime sahip Kırgız Cumhuriyetinin vatandaşları Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesine hakim olabilir.
Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi hakimleri, 3 yıllık bir süre için, kendi üyeleri içinden başkan, başkan yardımcısını seçer.
Aynı kişi iki defa ard arda Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi başkanı ve yardımcısı seçilemez.
Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi hakimleri, Hakimler Konseyinin önerisine dayanarak Devlet Başkanının başvurusuyla, Jogorku Keneş milletvekillerinin üye tamsayısının üçte iki oy çoğunluğuyla zamanından önce görevinden uzaklaştırılabilir.
Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi:
Anayasaya aykırı olan kanunlar ve diğer normatif düzenlemelerin anayasaya aykırılığını tespit eder;
Kırgız Cumhuriyetinin taraf olduğu yürürlüğe girmemiş uluslararası antlaşmaların Anayasaya uygunluğu konusunda görüş bildirir;
Anayasa değişikliklerine dair kanun tasarısıyla ilgili görüş bildirir.
Her kes Anayasayla tanınan hak ve özgürlüğünü ihlal ettiğini düşündüğü kanun ve diğer normatif hukuk düzenlemesinin anayasaya uygunluğu konusunda şikayette bulunma hakkına sahiptir.
Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi kararı kesindir ve temyiz edilemez.
Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesi tarafından Anayasaya aykırılığı tespit edilen kanun veya hükümlerinin; ayrıca mahkeme kararları dışında, anayasaya aykırılığı tespit edilmiş kanun ve hükümlerine dayanılarak çıkarılan diğer normatif hukuk düzenlemelerinin Kırgız Cumhuriyetinin tamamında uygulanması yürürlükten kalkar.
Anayasaya aykırı bulunan kanun normlarına dayanan mahkeme kararları, hak ve özgürlüğü ihlal edilmiş vatandaşın şikayeti doğrultusunda, her bir somut durum için mahkeme tarafından yeniden görüşülür.
Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesinin üyeleri ve oluşum şekli, Anayasa Dairesi başkanı ve yardımcısının seçimi ve görevinden uzaklaştırılması, ayrıca anayasal yargılama şekli anayasal kanunla belirlenir.
Madde 98
Devlet, mahkemelerin çalışması ve hakimlerin faaliyeti için gerekli finansmanı ve koşulları sağlar.
Mahkemelerin finansmanı devlet bütçesinden karşılanır ve yargılamanın tam ve bağımsız bir şekilde yürütülmesini sağlamalıdır.
Yargı sisteminin bütçesi, yargı erki tarafından serbest şekilde oluşturulur ve yürütme ve yasama erkiyle birlikte devlet bütçesine dahil edilir.
Madde 99
Tüm mahkemelerde duruşmalar açık yapılır. Davaların kapalı oturumlarda görüşülmesine sadece kanunla öngörülen durumlarda müsaide edilir. Mahkeme kararı açık ilan edilir.
Mahkemelerde ceza ve diğer davalarda gıyabında yargılamaya, kanunla öngörülen durumlar dışında izin verilemez.
Yargılama tarafların eşitliği ve çekişme ilkesi doğrultusunda gerçekleşir.
Mahkeme kararının iptali, değiştirilmesi veya durdurulması sadece kanunla belirlenmiş şekilde, mahkeme yoluyla mümkündür.
Kararlara, hükümlere, diğer yargısal düzenlemelere ayrıca bu hakların uygulanmasına ilişkin usullere karşı itiraz hakkı dahil yargılama sürecinde tarafların usul hakları, kanunla belirlenir.
Madde 100
Kırgız Cumhuriyeti mahkemelerinin kesin hüküm niteliği almış kararları tüm devlet organları, yerel yönetim organları, tüzel kişiler, sivil toplum örgütleri, yetkililer ve özel kişiler için bağlayıcıdır ve ülke çapında uygulanır.
Mahkeme kararlarının uygulanmaması, gereken şekilde uygulanmaması veya uygulanmasının engellenmesi, ayrıca mahkemelerin faaliyetine müdahalede bulunulması kanunla belirlenen sorumluluk doğurur.
Madde 101
Bir mahkeme, bu Anayasaya aykırı düzenlemeyi uygulayamaz.
Bir davanın her hangi bir aşamasında mahkemede görüşüldüğü sırada mahkeme kararının ilgili olduğu kanunun veya diğer normatif düzenlemenin anayasallığı sorunu ortaya çıkarsa, mahkeme Yüksek Mahkemenin Anayasa Dairesine başvuruda bulunur.
Madde 102
Mahkemelerin iç düzenlemeleri, hakimlerin faaliyetleri ile ilgili iç sorunların çözümünde kullanılır.
Hakimler Kurultayı, mahkeme özyönetiminin en yüksek organıdır.
Hakimler Konseyi, hakimler kurultayları arasında faaliyet gösteren, hakimlerin haklarını ve yasal çıkarlarını koruyan, mahkeme bütçelerinin oluşumu ve uygulanmasını kontrol eden, hakimlerin eğitimi ve meslek içi eğitimlerini organize eden, hakimlere karşı disiplin yargılaması sorunlarını çözen, seçilmiş yargısal özyönetim organıdır.
Hakimler meclisi, temel yargısal özyönetim organıdır.
Mahkeme özyönetim organlarının teşkilat ve faaliyet şekli kanunla belirlenir.
Madde 103
Yargılama, kanunla öngörülen durumlarda, ayrıca davaya iştirak eden taraflar davanın sürdürülmesi için yeterli imkanlara sahip olmadıklarını ispat ettikleri her durumda, ücretsizdir.
7. KISIM
DİĞER DEVLET MAKAMLARI
Madde 104
Savcılık makamı, aşağıdaki yetkilere sahip, tek bir sistemden oluşur:
Yürütme kuvveti makamlarının, yerel yönetim organlarının ve bunların görevlilerinin, kanunları doğru ve tekbiçimde uygulamaları hakkında denetim;
Operasyonel araştırma ve soruşturma faaliyeti yürüten kuruluşlar tarafından kanunlara uygun davranılması üzerinde denetim;
Ceza davalarında mahkeme kararlarının uygulanmasında, ayrıca vatandaşların kişisel özgürlüklerini sınırlandıran zorlayıcı önlemlerin uygulanmasında, kanunlara uygunluğun denetimi;
Kanunda öngörülen durumlarda mahkemede, vatandaşların ve devletin menfaatlerinin temsili;
Mahkemede, kamu savcılığı görevini üstlenme;
Kamu görevlilerinin soruşturulması.
Madde 105
Milli Banka, Kırgız Cumhuriyetinde bankacılık sistemini denetler, Kırgız Cumhuriyetinde para ve kredi politikalarını belirler ve yönetir, birleşik kur politikasını belirler ve uygular, para basılması konusunda münhasır yetkilidir, banka finansmanının çeşitli biçim ve ilkelerini uygular.
Madde 106
Seçimler ve referandum hakkında Merkezi Komisyon, Kırgız Cumhuriyetinde seçim ve referandumların hazırlık ve yönetimini gerçekleştirir.
Madde 107
Sayıştay, genel ve yerel bütçe, bütçe dışı fonların yönetimi, ayrıca kamu ve belediye mülkiyetinin kullanımı üzerinde denetim gerçekleştirir.
Madde 108
Kırgız Cumhuriyetinde, insan hak ve özgürlüklerine uygunluğun Parlamento denetimi, Akıykatçı (Ombudsman) tarafından yerine getirilir.
Madde 109
Bu bölümde açıklanan devlet makamlarının kuruluşu ve işleyişi, ayrıca bağımsızlık güvenceleri, kanunla düzenlenir.
8. KISIM
YEREL YÖNETİM
Madde 110
Yerel yönetim, mevcut Anayasayla güvence altına alınmış bir haktır ve yerel topluluklar için, kendi menfaat ve sorumlulukları altındaki konuları özgürce çözüme bağlaya bilmek bakımından gerçek bir fırsattır.
Kırgız Cumhuriyetinde yerel yönetim, ilgili idari-mülki birimlerdeki yerel topluluklar tarafından gerçekleştirilir.
Yerel yönetim, yerel toplulukların vatandaşları tarafından doğrudan ya da yerel yönetim organları aracılığı ile yerine getirilir.
Yerel yönetimin finansmanı, ilgili yerel ve devlet bütçesinden karşılanır.
Yerel büçtenin hazırlanması ve uygulanması, yerel topluma karşı yerel yönetim organlarının açıklığı, halkın katılımı ve hesapverebilirlik ilkelerine uygun olarak gerçekleştirilir.
Madde 111
Yerel yönetim organları sistemi şunlardan oluşur:
Yerel meclisler (keneşler) – yerel yönetim temsili organları;
İlçe belediye başlanlığı (Ayıl Okmotus), şehir belediye başkanlığı – yerel yönetim yürütme organları.
Yerel yönetim yürütme organları ve onların görevlileri, faaliyetlerinden dolayı yerel meclislere karşı sorumludur.
Madde 112
Yerel meclis üyeleri, kanunla öngörülen yönteme uygun olarak ve fırsat eşitliği temelinde ilgili idari-mülki birimlerde oturan vatandaşlar tarafından seçilir.
Yerel yönetim organlarının başkanları, kanunla öngörülen yönteme uygun olarak seçilir.
Yerel meclisler, kanuna uygun olarak:
Yerel bütçeyi onaylar ve yürütülmesini gözetir;
Yerel toplumun sosyal ve ekonomik gelişmesi ve nüfusun sosyal korunmasına ilişkin programları onaylar;
Yerel vergi ve harçları belirler, ayrıca onlara ilişkin imtiyazlara karar verir;
Yerel önemdeki diğer konular hakkında karar verir.
Madde 113
Devlet makamları, kanunla öngörülen yerel yönetime ait yetkilere müdahale etme hakkına sahip değildir.
Yerel yönetim organları, yetkiler için gerekli olan maddi, finansal ve diğer araçların sağlanması yoluyla devlet yetkilerini üstlenebilir. Devlet yetkileri, kanun ve antlaşmalarla, yerel yönetim organlarına aktarılabilir. Yerel yönetim organları, aktarılan yetkilerle ilgili olarak, devlet makamlarına karşı sorumludur.
Yerel yönetim organları, kanunlara uyma bakımından devlete ve kuruluşlarına ve faaliyetlerinin sonuçları bakımından yerel topluma karşı sorumludur.
Yerel yönetim organları, haklarının ihlal edilmesi ile ilgili olarak mahkemelere başvurma hakkına sahiptir.
9.KISIM
MEVCUT ANAYASADA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI YÖNTEMİ
Madde 114
Mevcut Anayasada değişiklik yapan bir kanun, Jogorku Keneşin talebi üzerine yapılan referandum ile kabul edilir.
Mevcut Anayasanın üç, dört, beş, altı, yedi ve sekizinci kısımlarının hükümlerinde değişiklikler, milletvekili üye tam sayısının çoğunluğunun teklifi ya da 300 binden az olmayan seçmenin girişimi üzerine Jogorku Keneş tarafından kabul edilebilir5.
Jogorku Keneş, muvcut Anayasada değişiklik yapılmasını öngören bir kanunu, Jogorku Keneşe görüşülmesi için sunulduğu tarihten itibaren en ge altı ay içinde karara bağlar.
27 Haziran 2010 tarihli Kırgız Cumhuriyeti Kanununa uygun olarak 114. maddenin ikinci fıkrasının hükümleri 1 Eylül 2020 yılında yürürlüğe girecektir
Mevcut Anayasada değişiklik yapılmasını öngören kanun, her biri arasında iki aylık bir süre olan en az üç görüşme sonrasında, Jogorku Keneşin üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilebilir.
Jogorku Keneşin üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğunun teklifi ile, mevcut Anayasada değişiklik yapılması hakkında kanun, referanduma sunulabilir.
Mevcut Anayasada değişiklik öngören bir kanunun kabul edilmesi, olağanüstü hal ve sıkıyönetim durumlarında yasaktır.
Mevcut Anayasada değişiklik öngören bir kanun kabul edildikten sonra, imza için Devlet başkanına sunulur.
Yeşiller Partisi 6 Haziran 1988 tarihinde kurulmuştur. Anayasa’da siyasi partiler için öngörülen genel teşkilatlanma ve faaliyet barajını aşamamıştır. Parti’nin ilk Genel Başkanı olan Prof. Dr. Celal Ertuğ, son genel başkanı ise Bilge Contepe’dir.
Aynı adı taşıyan parti 2008’de yeniden kurulmuştur.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı:1992/2 (Siyasî Parti-Kapatma)
Karar Sayısı:1994/1
Karar Günü:10.2.1994
R.G. Tarih-Sayı:10.04.1994-21901
DAVACI : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI : Yeşiller Partisi
DAVANIN KONUSU : Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 gün ve Esas 1991/5, Karar 1991/6 sayılı ihtar kararının Parti’ye tebliğinden başlayarak yasal süresi içinde, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğü, gerçeği yansıtır ve eksiksiz biçimde yerine getirmeyen Yeşiller Partisi’nin aynı Yasa’nın 104. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesi istemidir.
I- İDDİANAME
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı iddianamesinde aynen:
“A- Konuya İlişkin Yasal Düzenleme
2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73/3 maddesi, “parti merkezi ve bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı her bütçe yılını izleyen Nisan ayı sonuna kadar, bir evvelki yıla ait uygulama sonuçlarını gösteren kesin hesaplarını hazırlarlar. İller teşkilatından gönderilenler ve parti merkezine ait olan kesin hesaplar, Merkez Karar ve Yönetim Kurulunca incelenerek karara bağlanır ve birleştirilirler”, 74. maddesi “… karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesin hesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesin hesaplarının onaylı bir örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesi’ne ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığı’na vermek zorundadırlar.” hükmünü içermektedir.
Aynı Yasa’nın 104. maddesinde, “Bir siyasî Parti’nin, bu Kanun’un dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasî partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne Cumhuriyet Başsavcılığı’nca resen yazı ile başvurulur.
Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. Bu karar, o siyasî Parti Genel Başkanlığı’na yazılı olarak bildirilir. Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesi’ne bu siyasî partinin kapatılması için resen dava açar.” hükmüne yer verilmiştir.
B- Olayın Gelişimi ve İstemin Gerekçesi
b) Sözü edilen örgütlerin hesaplarını da kapsayacak biçimde düzenlenmesi gereken birleşik kesin hesabı,
c) Anayasa Mahkemesi’ne verilen iki ayrı içerikli genel merkez kesin hesabından birinde gelirler 2.339.700.- TL., giderler 2.260.576.-TL. ve 1989 yılına devreden nakit mevcudunun 79.124.- lira gösterilmesine karşın, diğerinde genel merkez gelir ve giderlerinin birbirine denk biçimde 2.160.731.-TL. olduğunun ve gelecek yıla devreden nakit mevcudu bulunmadığının bildirilmesi karşısında, gerçek durumu gösteren genel merkez hesabını,
d) Genel Merkez ile iller örgütü hesaplarının birleştirilerek kabulüne ilişkin, Parti’nin yetkili organınca alınması gereken kararı,
vermediği” anlaşılmıştır.
Yasa’ya aykırılığı, tanınan sürelere rağmen gidermeyen davalı siyasî partiye, 2820 sayılı Yasa’nın 104. maddesi gereğince ihtar kararı verilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığımızca yapılan başvuru üzerine Yüksek Mahkemenizce verilen 15.10.1991 gün ve E.1991/5 (S.P.İhtar), K. 1991/6 sayılı ihtar kararı, parti adına tebligatı almaya yetkili Merkez Yönetim Kurulu üyesi Ertuğrul Şenoğlu imzasına 19.2.1992 tarihinde tebliğ edildiği halde altı aylık yasal süre içinde Yasa’ya aykırılık giderilmemiştir.
Malî denetiminin düzenli bir biçimde yapılmasına olanak sağlamak durumunda olan davalı Siyasî Parti’nin, Yasa’nın buyurucu hükümlerine uymadığı saptanmıştır.
Sonuç :
Yukarıda açıklanan nedenlerle, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73. ve 74. maddeleri buyurucu hükümlerine ve Yüce Mah kemenizin 15.10.1991 gün, E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar) ve K.1991/6 sayılı kararına rağmen 1988 yılı kesinhesabını Yasa’ya uygun bir biçimde düzenleyerek vermeyen davalı siyasî Parti’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi uyarınca kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim” denilmiştir.
II- DAVALI PARTİNİN ÖN SAVUNMASI
Yeşiller Partisi’nin 17.2.1993 günlü ön savunmasında ise aynen :
“Hukukun üstünlüğüne inanan Yeşiller Partisi, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğünü, Yüksek Mahkemenizin 15.10.1991 gün ve E.1991/6 sayılı ihtar kararının tebliğinden itibaren Tüzüğümüzün ve Siyasî Partiler Yasası’nın ona verdiği yetkiler dahilinde eksiksiz yerine getirmiştir.
1- 15.10.1991 tarihli ihtar kararınızın tebliğinden tam bir gün sonra, 16.10.1991 tarih 1/10/Pİ sayıyla ve Genel Başkan seçildikten tam bir (1) ay sonra bütün il ve ilçelerden 1990, 1991 ve daha önceki yıllarda varsa eksik kesin hesapları yollamaları yönünde yazışma yapılmıştır.
2- Kesin hesapların bir iki ilçenin ısrarlı yollamaması veya eksik yollaması üzerine 9.12.1991 tarih 2/12/Pİ sayılı yazışmayla il ve ilçeler tekrar uyarılmış, Malî Sorumlu Suat Pınar’ın 26.12.1992 tarihli tafsilatlı ve ayrıntılı açıklamasına da cevap alınamamıştır. İl ve İlçe yetkilileri ne istifa etmiş ne de gelir-gider hesaplarını yollamışlardır. İstifa eden Fethiye ilçesi dışındadır.
3- Gelmeyen hesapların eski Genel Başkan’ın dosyalarının arasında olacağı düşüncesiyle 6.3.1992 tarih 18/3/Pi sayılı yazıyla hem genel Başkana hem de yollamamakta ısrar eden bütün il ve ilçelere APS olarak tekrar uyarı yapılmıştır. Gerekli yanıt alınmamıştır.
4- Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, bir partinin kongrede onaylanmış tüzüğü, kongrelerce ibra edilmiş eski yönetimlerin tekrar Büyük Kongre tarafından suçlanabileceğini düşünüyorum. Ülkemizin saygı ve hukukun üstünlüğünü ilke edinmiş Cumhuriyet Savcılarının suçlamalarını ne kadar haklı buluyorsam kendi çabalarımın ve yönetim kademesindeki son seçimle gelmiş partili arkadaşlarımın çabalarını da o kadar saygın yerinde ve titizlikle son ana kadar yerine getirdiğine inanıyorum.
Eski yönetimler tarafından adresleri bile yazışmayla tespit edilmemiş kayıtları yapılmamış il ve ilçelerin yerlerinin tespitinin bile ne kadar zaman aldığını takdir edersiniz. Sorumluluğumuzun idraki ile MYK’nu Parti Tüzüğümüzün Md. 10 “Yılda en az iki kez olağan toplanır” hükmüyle, 26.6.1992 tarihinde ikinci toplantıyı bütün bu olumsuzlukları tartışmak üzere Bursa’da toplantıya çağırdım. Yine madde 10 gereğince o anki mevcut salt çoğunlukla üç (3) kişiden oluşan Malî Komisyon kurulması kararı alınmıştır. Bütün il ve ilçelerle ellerindeki adres ve imkanlarla telefon ve giderek incelemeye çalışan Malî Komisyon sonunda kanunî hakları olan “İstifa”yı Genel Başkana vermişler ve istifa tarafımızdan kabul edilmiştir. Gerekçe olarak “Hukuki sorumluluğu büyük olan bu vazifeyi istesek de yerine getiremeyebiliriz. Çünkü karşımızda duyarsız kalan il ve ilçelerle adresleri tespit edilemeyen ilçeler bulunmaktadır.”
Malî işlerden sorumlu Suat Pınar Noterlik kanalıyla istifasını yollamıştır. (45518 sayı 9 Aralık 1992) Kadıköy İkinci Noterliğinden 17 Aralık 1992 tarih ve 57513 sayılı yazıyla istifasının kabulünün yanında varsa eski ve yeni bütün evrakların iki imzalı tutanakla Genel Başkanlığa iletmesi istenmiş, cevap verilmemiş, evraklar teslim edilmemiştir. Suat Pınar Malî İşlerden sorumlu olduğu dönemde eski yönetimin kendilerine gerekli evrakları resmi olarak verilmediği gerekçesiyle, ilk seçildiği tarihte Noterden protesto çektiğini bildirmiştir.
Bunun üzerine Parti’nin hesaplarını mesleki intizam içinde yapması için ücretli olarak eski yönetimler tarafından çalıştırılan Muhasebeci 1965 doğumlu Kenan Ak’a durumun aciliyeti nedeniyle 24 Aralık 1992 tarih 60194 sayılı noterlik yazısıyla elindeki ve bu güne kadar gelen, gelir-gider hesaplarını, derhal ve acilen Anayasa Mahkemesi’ne verebilmesi için yetki verilmiştir.
Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı,
Seçildiğim günden bu güne kadar, olağan ve iki olağanüstü kongrelerde ibra edilmiş eski başkan ve MYK üyelerinden, 30.1.1993 son MYK toplantısına kadar, MYK’na, bana ve Ankara irtibat bürosuna gerekli evraklar verilmemiş ve gerekli açıklama yapılmamıştır.
Hukukun üstünlüğüne inanan yönetimimiz, gerekli bütün çabalara ve bütün maddi zorluklara rağmen vazifesini yerine getirmiş olmanın huzuruyla bu cevabi yazıyı yolluyorum. Savunmanın mantığı bu yolladığım üç sayfanın içindedir.
30.1.1993 tarihinde toplanan MYK 2. olağan kongre kararı almıştır. Kongre kararının yanında gelir-gider hesaplarını yollamayan il ve ilçelerin MYK ile ilişkisinin kesilmesinin kararını alarak bir anlamda o ilçeleri “fesh” etmiştir. SPY’nın verdiği yetkiye dayanarak il ve ilçeler hakkında suç duyurusu yapılmıştır.
Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkili mercileri tarafından ve yerel savcılıklardan ve il ve ilçe seçim kurullarından fesih edilen ilçelerden adresleri ve neden gelir-gider hesaplarını yollamadıklarının yönündeki yazılı taleplerimin yaptığım suç duyurusu sonuç verinceye kadar ve Haziran ayında yapılacak olağan ikinci Yeşiller Partisi Kongresine partinin eski yöneticileri hakkında vereceği karara kadar, Demokrasi’nin vazgeçilmez kurumlarından biri olan Türk Siyasî hayatına renk ve önemli mesajlar veren Yeşiller Partisi’nin kapatılması yönünde vereceğiniz kararın, haksızlıklar ve yaralar açmamasını ve siyasî partiler tarihimizde olumsuz ve bütün iyi niyetine ve çabasına rağmen çağdaş vatanseverlik örneği veren bir parti de maalesef kapatılmıştır dip notuna, ülkemizin muhatap olmamasını diliyor, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye ve vicdanımın sesine inanarak ümitvar olmaya devam ederken saygılarımı, ilginizden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum” denilmektedir.
III- YARGITAY BAŞSAVCILIĞININ ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
Ön savunmada ileri sürülen hususlara karşı Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.3.1993 günlü esas hakkında görüşü aynen şöyledir:
“A- Dava Konusuyla İlgili Yasal Düzenleme
2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73/3. maddesi, “Parti merkezi ve bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı her bütçe yılını izleyen Nisan ayı sonuna kadar, bir evvelki yıla ait uygulama sonuçlarını gösteren kesinhesaplarını hazırlarlar. İller teşkilatından gönderilenler ve parti merkezine ait olan kesinhesaplar, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nca incelenerek karara bağlanır ve birleştirilir. “74. maddesi” Siyasî Partilerin genel başkanları, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesinhesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesinhesaplarının onaylı birer örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesi’ne ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığı’na vermek zorundadırlar.” hükmünü içermektedir.
Aynı Yasa’nın 104. maddesinde, “bir siyasî partinin, bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasî partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne Cumhuriyet Başsavcılığı’nca resen yazı ile başvurulur.
Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere ayrılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. Bu karar, o siyasî parti genel başkanlığına yazılı olarak bildirilir. Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesi’ne bu siyasî partinin kapatılması için resen dava açar.” hükmüne yer verilmiştir.
B- Yasal Düzenleme Karşısında Davalı Siyasî Partinin Konumu
Anayasa Mahkemesi’nce; Yeşiller Partisi’nin 1988 yılı kesin hesabının esastan incelenmesi sırasında; “Ankara, İstanbul, Bursa, İzmir, İçel, Balıkesir, Antalya illeriyle bu illerin kimi ilçelerine, ayrıca Bodrum ve Marmaris ilçelerine genel merkezden alındı belgelerinin gönderildiği saptanmış olduğundan; adı geçen Parti’den 1988 yılında hangi il ve ilçelerde örgüt kurulduğunun ve özellikle yukarıda belirtilen il ve ilçelerde örgüt kurulup kurulmadığının, kurulmuşsa kuruluş tarihlerinin sorulmasına, örgüt kurulmuşsa bağlı ilçelerini de kapsayan iller örgütü kesin hesabı ile birlikte birleştirilmiş kesin hesabın en kısa zamanda Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesinin istenmesine” 13.3.1990 gün ve 1989/10 (Siyasî Parti Malî Denetim) sayı ile karar verilmiş, bu karar gereğinin yerine getirilmesi için 12.6.1990 gün ve 1989/10 (S.P.M.D.) sayılı kararla adı geçen partiye otuz gün süre tanınmış, buna rağmen karar gereğinin yerine getirilmemesi üzerine, “1988 yılında taşra örgütü bulunduğu halde yalnız genel merkez hesabını Anayasa Mahkemesi’ne gönderen, iki kez süre verilerek istenmesine karşın taşra örgütü hakkında gerekli bilgileri ve örgüt kurulan iller kesin hesap çizelgeleri ile birleştirilmiş kesin hesap çizelgelerini vermeyen Yeşiller Partisi hakkında 2820 sayılı Yasa gereğince işlem yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığı’na duyuruda bulunulmasına…” 11.9.1990 gün ve 1989/10 (S.P.M.D.) sayı ile karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararlarında değinilen eksikliklerin giderilmesi Cumhuriyet Başsavcılığımızca davalı siyasî partiden 25.9.1990 gün ve SP.Muh.1990/65 sayılı yazı ile istenmiştir.
Buna rağmen, Yüksek Mahkemenizin 29.5.1991 gün ve 1989/10 (S.P.M.D.) sayılı kararında belirtildiği üzere, davalı siyasî partinin;
“a) Balıkesir ili Burhaniye ilçesinde, İzmir ve İstanbul illerinde 1988 yılında örgüt kurulmasına karşın bunlara ilişkin çizelgelerle, İçel ilinin onaylı çizelgesini,
b) Sözü edilen örgütlerin hesaplarını da kapsayacak biçimde düzenlenmesi gereken birleşik kesin hesabı,
c) Anayasa Mahkemesi’ne verilen iki ayrı içerikli genel merkez kesin hesabından birinde gelirler 2.339.700.-TL., giderler 2.260.576,.-TL. ve 1989 yılına devreden nakit mevcudunun 79.124.-lira gösterilmesine karşın diğerinde genel merkez gelir ve giderlerinin birbirine denk biçimde 2.160.731.-TL. olduğunun ve gelecek yıla devreden nakit mevcudu bulunmadığının bildirilmesi karşısında, gerçek durumu gösteren genel merkez hesabını,
d) Genel Merkez ile iller örgütü hesaplarının birleştirilerek kabulüne ilişkin, Parti’nin yetkili organınca alınması gereken kararı, vermediği” anlaşılmıştır.
Yasa’ya aykırılığı, tanınan sürelere rağmen gidermeyen davalı Siyasî Parti’ye 2820 sayılı Yasa’nın 104. maddesi gereğince ihtar kararı verilmesi isteğiyle Cumhuriyet Başsavcılığımızca yapılan başvuru üzerine Yüksek Mahkemenizce verilen 15.10.1991 gün ve E.1991/5 (S.P.İhtar), K.1991/6 sayılı ihtar kararı, parti adına tebligatı almaya yetkili MYK üyesi Ertuğrul Şenoğlu imzasına 19.2.1992 tarihinde tebliğ edildiği halde altı aylık yasal süre içinde ve halen Yasa’ya aykırılık giderilmemiştir.
C- Hukukî Değerlendirme
İhtar kararının tebliğinden sonra, Parti Genel Başkanlığı’nca ihtara konu olan eksikliklerin giderilmesi yolunda ilgili il ve ilçe teşkilatlarıyla yazışma yapılmış olması, Yasa’nın buyurucu hükümlerinin yerine getirildiği anlamını taşımaz. Yazışma yapılan il ve ilçe örgütlerinden olumlu yanıt ve bilgi alınamaması, davalı partinin iç sorunu olup bir aksaklık varsa, Yasa’nın verdiği yetki çerçevesinde gerekli önlemlerin zamanında alınması, partinin yetkili organlarına düşen bir görevdir.
Malî denetiminin düzenli bir biçimde yapılmasına olanak sağlamak durumunda olan davalı siyasî partinin Yasa’nın buyurucu hükümlerini, aradan geçen süreye rağmen yerine getirmediği saptanmıştır.
Sonuç: Yukarıda yasal dayanakları ve gerekçesi açıklandığı üzere, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73. ve 74. maddeleri buyurucu hükümlerine ve Yüksek Mahkemenizin 15.10.1991 gün E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar) ve K.1991/6 sayılı kararına rağmen 1988 yılı kesinhesabını, yasaya uygun bir biçimde düzenleyerek vermeyen davalı Siyasî Parti’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim.” denilmektedir.
IV- DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın esas hakkındaki görüşlerine karşı davalı Yeşiller Partisi’nin 24.3.1993 günlü savunma yazısında özetle:
Kendilerine gönderilen yazı üzerine “oluşturdukları evrak toplama ve tasnif komisyonunun verdiği belgeler sonucunda 1988 yılı gelir gider hesabının ekte” sunulduğu,
1988 yılında Beşiktaş ve Bodrum ilçelerinin yolladığı onaylı belgelerden, gelir-gider hesabının olmadığının saptandığı,
Feshedilen Mersin ili ve Bakırköy ilçeleriyle yapılan yazışmaların en kısa zamanda sonuçlanacağı ve gelir-giderleri varsa ek bütçe olarak en kısa zamanda yollanacağı,
Atanmış ancak yasal işlemleri tamamlanmamış olan; İzmir, Ankara, Bursa ve Balıkesir illeriyle Burhaniye ilçesinin MYK tarafından onanmış 1988 yılı gelir-gider birleşik hesaplarının ekte olduğu,
1990 yılı bütçesinin, Mart ayının vergi sıkışıklığı ve bayram tatili olması nedeniyle, iki haftalık bir gecikmeyle gönderileceği,
Hukukun üstünlüğüne inanan Yeşiller Partisi’nin geçmişe yönelik tüm biçim hatalarını düzeltmeye kararlı olduğu, Yüce Mahkemenin adaletli davranacağına emin olarak kendilerine sözlü bir savunma hakkı verilmesini istedikleri,
belirtilmiştir.
V- DAVALI PARTİ TEMSİLCİSİNİN SÖZLÜ AÇIKLAMASI VE EK SAVUNMASI
Anayasa Mahkemesi’nin 27.4.1993 günlü, 1992/2 sayılı kararı uyarınca, Yeşiller Partisi Genel Başkanı Aydın AYAS 21.5.1993 günü, partisi adına sözlü açıklamalarda bulunmuştur.
1991 yılından beri Yeşiller Partisi Genel Başkanı olduğunu belirten Aydın AYAS açıklamalarında:
Yeşiller Partisi’nin ülkedeki inanılmaz doğal çevre ve politik kirliliği gidermek amacıyla 1988 yılında kurulduğunu, partilerinin bireyin özgürlüğünün sınırsız olmasını isterken, maddeten ve manen gelişen insanların toplumun ilerlemesine yol açacağını savunduğunu ve bireysel yaratıcılığın en büyük zenginlik olduğuna inandığını, somut olarak bireye dayanmayan hiçbir siyasal, ekonomik ya da sosyal sistemin başarılı olamayacağını deklare ederek alternatif bir siyasal hareket olma çabasını verdiğini ve vermeye çalıştığını belirttikten sonra aynen:
“Partimizin hedefi, ülkemizin insanları ve onun gelecek nesillerine ekolojik, ekonomik ve sosyal bakımdan gelişmiş toplumların yaşam ortamını hazırlamak olarak belirlenmiştir. 1988 yılında bireyin özgürlüklerini yok sayan ve demokratikleşmeyi geciktirici girişimlerin zaman içinde demokrasiyi kaldıracağı inancı, özgür bireylerin birlikte bir çatı altında Yeşiller Partisi olarak mücadele vermesini gerektirmiştir.
Bu güzel ideallerle bir araya gelen fedakâr insanlar, öz gürlüklerin sınırsız olmasını isterken, insanların kendi davranış ve sorumluluklarının bilincinde olmalarını da talep etmiştir. Bireysel ve toplumsal ahlak ve erdemlerin gelişmesi için de sabırlı ve dikkatli davranmaya çalışırken bazen de zaman bulamadığı için şekil hatası yaptığını -bunu samimiyetimizle ve sizin samimiyetinize inanarak söylüyorum- kesin olarak farkına varamadık, şekil hatası yaptığımızın kesin olarak farkına varamadık. Çünkü son derece sorumluluk duyan arkadaşlarımız vardı. Bir an evvel eylem yapmaları ve kamuoyu oluşturmaları gerektiğine inanıyorlardı. Hepsi paraları ceplerinden verdiler, tutanaklar hepsi benim elimde. Bir kuruşluk bir kaçık ve kayıp yoktur. İlk üç ay içerisinde mutemet olan arkadaşın bir ufak hesap yanlışlığından dolayı 21.000.- liralık bir kayıp tahmin ediyoruz var; onun da cezasını çekmeye hazırız; ama hiçbir suiistimal ve yanlışlık yoktur ve hepsinin çok iyi niyetli çalıştığına inanıyorum.
Çünkü Yeşiller Partisi üyelerinin acelesi vardı. Demokrasi ve yüce değerler tahrip edilirken doğal çevremizde inanılmaz bir hızla yok olmaktaydı. Demokrasinin vazgeçilmez kurumlarından biri olan Türk siyasî hayatına renk katan ve başka alternatifi bulunmayan partimizin son yönetim kurulunun önceki dönemlere ait 1988 ve 1990 bütçelilerini vermesine rağmen size bir şey daha göstermek istiyorum. Dün en son size ek bütçe olarak sunacağımız şeyi açamadım daha, bize 1990 bütçesini Antalya dün yollayabilmiş. Bu tabiî büyük bir ihtimalle yapılan şekil hatasının nedenlerinden bir tanesidir ve siz, 1990 yılının bütçesini 1993 yılında Genel Merkeze yolluyorsunuz diye bana da sorabilirsiniz, Antalya’ya da sorabilirsiniz; ama dün hafta sonu gidip almak mecburiyetinde kaldım bana geleceğini bildiğim için.
Biz, 1990 bütçelerini, bize göre çok kısa bir sürede vermek şansını bulabildik. Bu bütçeyi vermemize rağmen bir şekil hatasından ötürü kapatılması halinde yani partimizin, yaptığı şekil hatasından dolayı kapatılması nedeniyle -ama şuna da inanıyoruz ki, hukukun üstünlüğüne de inanıyoruz, hukukun bir normlar, ilkeler birlikteliği olduğuna inanıyoruz, normları da şekillerin belirlediğine inanıyoruz, fakat Türk siyasî hayatındaki Siyasî Partiler Yasası’nınki, -Meclisteki bütün partilerin değiştirilmesini istediği Siyasî Partiler Yasası’nın bizlerin fantezilerini, bizlerin ülkemize yararlı olabilecek düşüncelerini bir anlamda sınırladığına da inanıyoruz. Böyle bir nedenden dolayı kapatılması halinde dünya çevre hareketinin içinde doğması muhtemel yanlış anlaşılmalara ve tartışmalara ülkemizin muhatap olabileceğini göz önüne alıyoruz ve üzülüyoruz. Yani böyle bir olaya muhatap olmaması gerekirdi ülkemiz diyoruz.
Yüce Mahkemenizden bu davaya karşı şekil hatamızı yaptığımızı da bilerek bir jüri gibi bakmasını, talep hakkını kendimizde buluyoruz. Hukukun üstünlüğüne inanarak Yüce Mahkemenize saygılarımı sunuyorum.
Yöneltilen sorulara; sözlü açıklamaya Ertuğrul ŞENOĞLU’nun kendisine bilgi vermesi üzerine geldiğini, Genel Başkan olduktan sonra Anayasa Mahkemesi’nin ihtar kararını da nazara alarak partilerinin 1988 ve 1990 yılları hesaplarının biran önce verilmesi için tüm il ve ilçelere yazı yazdığını, bu yazılardan bir kaçına hesapları yolladıkları yönünde yanıtlar gelince eski yönetimden bunları istediklerini, fakat parti iç yapısındaki muhalefet nedeniyle eski yönetimin ellerindeki evrakları kendilerine vermekten çekindiğini, ancak eski yönetimdeki arkadaşlarının da dürüst olduklarını, kesin olarak görevlerini kötüye kullanmayacaklarını bildikleri için sabırlı davrandıklarını, bu arada tasnif komisyonu kurduklarını ve bu tasnifler sırasında Bursa ilinin tutanaklarını bulduklarını, ne var ki muhasebecinin defterlerini, kayıtlarını alamadıklarını, kuruluş aşamasındaki bu heyecanla dosyaların ve tutanakların yerlerinin karışması nedeniyle zaman kayıplarının olduğunu ve 1988 hesaplarını tamamlayarak yolladıklarını,
1990 yılı bütçesinin de aynı biçimde olduğunu, sonuçta kendilerinin evrakları topladıklarını, ancak biçim hatası yapmamak için titizlikle çalıştıklarından bugünkü gecikmelerin olduğunu, gecikmenin siyasî partilerin içerisinde var olan iç dinamiklerden kaynaklandığı kanısında olduğunu,
Parti Genel Merkezi’nin irtibat adresi olarak Ankara-Yüksel Caddesini “Yüksel Caddesi 44/6-Kızılay-Ankara” belirtiklerini, kendisinin diş hekimliği yaptığını, Rıhtım Caddesinin de “Rıhtım Caddesi Nemlizade sokak No.4 Kadıköy-İstanbul” Celal Ertuğ’la kendisinin klinik olarak çalıştırdıkları yer olduğunu, bunun bir odasını da Partinin İstanbul irtibat bürosu olarak kullandıklarını, partilerin maddî sorunlarla karşı karşıya olması nedeniyle, göreve gelmelerinden sonra yeni antetli kağıtlar bastıramadıklarını ve eski başlıklı kağıtları kullandıklarını,
Şu andaki geçerli adresleri olan “Başar sokak 2/16 Moda-İstanbul “un, hem kendi özel konutunun, hem de parti genel merkezinin adresi olduğunu,
Parti’nin ilk Genel Başkanı olan Prof. Dr. Celal Ertuğ’un partinin kuruluş tarihi olan 8.6.1988 tarihi itibariyle herhangi bir yüksek öğretim kurumunda öğretim görevlisi olarak çalışmadığını,
Kendisinin serbest dişçi olarak çalıştığını, kendisinin nüfus kayıt örneği, savcılık temiz kağıdı gibi kimi belgeleri tamamlayamadığı için Siyasî Partiler Yasası’nın 33. maddesi uyarınca ilgili mercilere şu anda başvurmadığını, partilerin yapısı gereği genelde birçoğu ev kadını olan hanımların partilerine geldiğini, bunların hukukî prosedürü bilmediklerini, Siyasî Partiler Yasası’na göre yapılacaklar konusunda kendilerinden bilgi istediklerini, kendilerine şubelerden gelen evrakta eksiklikler bulunduğunu, tamamlanmasını istediklerini, bunun da zaman kaybına neden olduğunu, sorunların maddî olanaksızlıktan kaynaklandığını, ancak kendilerinin üzerlerine düşen görevi yapmanın huzuru içerisinde olduklarını ve kapatılmaya katlanamayacaklarını,
Biçimsel aykırılığın farkında ama iyi niyetli olduklarını, biçimsel koşulları yerine getirememelerinin bir kasıttan değil, tamamen olanaksızlıklardan kaynaklandığını,
Üyelerinin çoğunun bayan olması gibi nedenlerle yazışmaları ve bürokratik işlemleri gecikmeyle yerine getirebildiklerini,
Kendisi parti dışında bir kişi olsa ve Yeşiller Partisi’nin 1992 yılı bütçesini 300 bin lira eksiğiyle tamamladığını görse, o parti hesabına üzüleceğini, daha büyük destek verme ihtiyacını duyacağını, içinde olunca işlerin acı olduğunu, gönüllü bir birlikteliği yaşatmaya çalıştıklarını, çağdaş bir birey kavramını ve güvenilir bir bireye toplumun ne kadar ihtiyacı olduğunu, pratikte ve teoride uygulamaya sokmaya çalıştıklarını, bunun kolay bir iş olmadığını, kendilerinin bunun içinde yaşadıklarını, insanların kalbini kırmamak, onurunu kırmamak gibi bir takım sorumluluklarının olduğunu ve bunları yerine getirmek gerektiğini,
Dışardan partilerine kimin nasıl baktığının kendisini ilgilendirmediğini, ancak kendisi parti içinde olmasa ve dışardan baksaydı partilerindeki çocuklara bir altın madalya verip, onları takdir edeceğini,
Yaptıkları işi çok sevdiklerini ve biçim aykırılıklarının da bilincinde olarak eğer yasaklı duruma düşmezlerse, bundan böyle Eko-liberal bir siyasî hareketin içinde olmak istediklerini, bu siyasî hareketin ülkede liberal çağdaşlıkla, çağdaş çevreciliğin uyum sağlayabileceği bir konsepti içerdiğini ve doğal kimi prosedürlerin içerisinde ne kadar zaman kaybedileceği yolundaki deneyimleri sonucunda biraz daha profesyonel çalışma içerisinde olunması, kesinlikle biçim hatası yapılmaması, biçim hatasının hukukun esasını oluşturduğu, bilincine ulaştıklarını, kendisinin Yeşiller Partisi’ne girmeden önce mahkeme kapısı bilmeyen bir insan olduğunu,
anlatmıştır.
Davalı Parti’nin 21.5.1993 günlü ek savunmasında da, daha önceki savunması ve sözlü açıklamalarında olduğu gibi özetle:
Yeşiller Partisi’nin ülkenin inanılmaz doğal, çevre ve politik kirliliğini gidermek için 1988 yılında kurulduğu,
Bireysel ve toplumsal ahlâk ve erdemlerin gelişmesi için sabırla ve dikkatle çalışırken, bazen zaman bulunamadığı için biçim hatası yapıldığının farkına bile varılamadığı,
Türk siyasî hayatına renk katan ve başka alternatifi bulunmayan partilerinin son yönetim kurulu olarak önceki dönemlere ait 1988 ve 1990 bütçelerini vermelerine karşın bir biçim hatasından ötürü kapatılmaları durumunda, dünya çevre hareketi içerisinde yanlış anlamalara ve tartışmalara neden olunabileceğinin gözününe alınarak Yüce Mahkemenin davaya bir jüri gibi bakmasını istedikleri,
Hukukun üstünlüğüne inandıkları,
Belirtilmiştir.
VI- DAVANIN EVRELERİ
1- Anayasa Mahkemesi 15.10.1991 gün ve E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar), K.1991/6 sayılı kararı ile; 11.9.1990 günlü, 1989/10 sayılı kararına karşın 1988 yılı kesinhesabını, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerine uygun olarak Anayasa Mahkemesi’ne vermeyen Yeşiller Partisi’ne aynı Yasa’nın 104. maddesi gereğince ihtar verilmesine ve karar örneklerinin adıgeçen partinin genel merkezine de tebliğ edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine karar vermiştir.
2- Verilen İhtar kararı, Yargıtay Cuumhuriyet Başsavcılığı’nca 19.2.1992’de parti adına tebellûğa yetkili Yeşiller Partisi Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi Ertuğrul ŞENOĞLU’na tebliğ edilmiştir.
3- İhtar kararında belirtilen eksikliklerin davalı partice yerine getirilmemesi üzerine durum, Anayasa Mahkemesi’nce 17.11.1992 günlü, 1589 sayılı yazı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirilmiştir.
4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1993/83 sayılı iddianamesi ile Anayasa Mahkemesi’nden, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğü, Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 gün ve Esas 1991/5, Karar 1991/6 sayılı ihtar kararının tebliğinden itibaren, yasal süresi içinde, gerçeği yansıtır biçimde ve eksiksiz olarak yerine getirmeyen Yeşiller Partisi’nin, aynı Yasa’nın 104. maddesi uyarınca kapatılmasına karar verilmesini istemiştir.
5- Davanın açılması üzerine Anayasa Mahkemesi’nce 19.1.1993 gününde alınan 1992/2 (S.P. Kapatma) sayılı kararında aynen:
“1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen, Yeşiller Partisi’nin kapatılması istemli 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı İddianamesi’nin onanlı bir örneğinin, almalarından başlayarak otuz günlük süre içinde, gerekli görülürse dosyayı da inceleyip hazırlayacakları ön savunmayı yazılı olarak Anayasa Mahkemesi’ne göndermeleri için adı geçen Parti Genel Başkanlığı’na tebliğine,
2- Verilen süre içinde ön savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmaktan kaçınmış sayılacaklarının yazılacak tezkere de belirtilmesine,
3- Ön savunma geldiğinde esas hakkında düşüncelerini bildirmek üzere onanlı bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,
4- Esas hakkındaki düşüncenin onamlı bir örneğinin, ilgili Parti’ye tebliğiyle yine otuz gün içinde inceleyip hazırlayacakları savunmalarının istenmesine,
5- Verilen süre içinde savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmaktan kaçınmış sayılacaklarının yazılacak tezkerede belirtilmesine,
6- Anılan Parti’ye gerekli tebliğ işlemlerinin yaptırılması için karar örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,
19.1.1993 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.”
denilmiştir.
6- Anayasa Mahkemesi’nin 19.1.1993 günlü, Esas 1992/2 (Siyasî Parti-Kapatma) sayılı kararı ve Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı İddianamesi, davalı Siyasî Parti’nin yetkilisi Ertuğrul ŞENOĞLU’na 18.2.1993’de tebliğ edilmiştir.
7- Davalı Siyasî Parti 17.2.1993 günü Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na ön savunmasını vermiştir.
8- Anayasa Mahkemesi’nin 19.2.1993 gün ve 261 sayılı yazısı üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.3.1993 gün ve SP.24.Hz.1991/83 sayılı esas hakkındaki görüşü 4.3.1993’de parti yetkilisi Ertuğrul ŞENOĞLU’na tebliğ edilmiştir.
9- Yeşiller Partisi Başkanlığı’nca Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na 29.3.1993’de sunulan 24.3.1993 günlü savunma yazısında, gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra sözlü açıklama isteminde bulunulmuştur.
10- Anayasa Mahkemesi’nce, davalı Yeşiller Partisi’nin sözlü açıklamalarının 21.5.1993 gününde dinlenilmesine, 27.4.1993 günü oybirliğiyle karar verilerek çağrı gönderilmiştir.
11- 21.5.1993 günü, Anayasa Mahkemesi’nde davalı Siyasî Parti Genel Başkanı Aydın AYAS’ın sözlü açıklamaları dinlenilmiştir.
12- Yeşiller Partisi 21.5.1993’de ayrıca ek savunma dilekçesini de Anayasa Mahkemesi’ne vermiştir.
VII- DEĞERLENDİRME
1- Genel Açıklama
Anayasa’nın 68. maddesinin ikinci fıkrasında “Siyasî Partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.” ilkesine yer verildikten sonra üçüncü fıkrasında da “Siyasî Partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.” denilmektedir.
Siyasî Partilere ilişkin Anayasa kuralları gözden geçirilirse Anayasakoyucunun bu konuya özel bir önem ve değer vermiş olduğu görülür. Ancak, siyasî Partiler Anayasa’da kamu kurumları olarak nitelenmemiştir.
Siyasal partilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması ilkedir. Siyasî Partiler, belli siyasal düşünce ve erekler çerçevesinde birleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır. Kamuoyunun özgürce oluşmasında öbür kurumlardan değişik bir ağırlığı bulunan siyasal partiler, yurttaşların istem ve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan kuruluşlar olarak siyasal katılımı somutlaştıran hukuksal yapılardır. Demokrasinin simgesi sayılan, olmazsa olmaz koşulu olarak nitelenen siyasal partiler, özgürlük ve hukuksallığın ulusal araçları durumundadır.
Devlet yönetimindeki etkinlikleri ve Ulusal iradenin gerçekleşmesinde başlıca araç oluşları nedeniyle, Anayasakoyucu, siyasal partileri öteki tüzelkişilerden farklı görerek kapatılma nedenlerini Anayasa’nın 69. maddesinin son fıkrasında özel biçimde düzenlemiştir.
Anayasa’nın anılan buyurucu kuralı uyarınca 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası çıkarılmış; siyasî partilerin kuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri, kapatılmaları konularında, belirli bir sistem içerisinde, çok ayrıntılı kurallar getirilmiştir. Getirilen sistemde, Anayasa’da yer alan yasaklara uymayan siyasal partilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca izleneceği ve gerektiğinde Anayasa Mahkemesi’nde kapatılmaları için dava açılacağı öngörülmüştür.
Siyasal partilerin uyacakları esasların Anayasa’da yer alması, çalışmalarının Anayasa ve yasa kurallarına uygunluğunun özel biçimde denetlenmesi, onların olağan bir dernek sayılmadıklarını, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğesi olduklarını doğrulamaktadır. Siyasal partilerin, devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde olmaları, onların her istediğini yapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzak kalmasını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda demokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir. Nitekim Anayasa’nın ikinci maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti…demokratik… bir hukuk Devletidir.” denilmektedir.
2- Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası’nın İlgili Kuralları
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca davalı Siyasî Parti’nin, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğü, Anayasa Mahkemesi’nin ihtar kararına rağmen yerine getirmemesi nedeniyle aynı Yasa’nın 104. maddesi uyarınca kapatılması istenilmiştir.
Siyasî partilerin uyacakları esaslar Anayasa’nın 69. maddesinde belirlenmiştir. 69. maddenin dördüncü fıkrasında “Siyasî partilerin malî denetimi Anayasa Mahkemesi’nce yapılır.”, son fıkrasında “Siyasî partilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdaki esaslar dairesinde kanunla düzenlenir.” denilmiştir.
Siyasî partilerle ilgili esasları düzenleyen 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın:
Parti bütçeleri ve kesinhesabı düzenleyen 73. maddesinde:
“Siyasî partilerin, bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı ayrı ayrı gelir tahminlerini ve gider miktarlarını gösteren bir yıllık bütçe hazırlarlar ve ilgili takvim yılından önceki Ekim ayı sonuna kadar genel merkeze gönderirler. Bu bütçeler ile aynı süre içinde hazırlanacak genel merkez bütçesi en geç ilgili takvim yılından önceki Aralık ayı sonuna kadar Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulunca incelenir ve karara bağlanır.
Siyasî partilerin hesapları bilanço esasına göre düzenlenir.
Parti merkezi ve bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı her bütçe yılını izleyen Nisan ayı sonuna kadar, evvelki yıla ait uygulama sonuçlarını gösteren kesinhesaplarını hazırlarlar. İller teşkilatından gönderilenler ve parti merkezine ait olan kesinhesaplar, Merkez Karar ve Yönetim Kurulunca incelenerek karara bağlanır ve birleştirilir.
Siyasî partilerin bütçeleri, bilançoları, gelir ve gider cetvelleri ile kesinhesaplarının nasıl düzenleneceği partilerin içyönetmeliklerinde gösterilir.”
Anayasa Mahkemesi’nce yapılacak malî denetim -kesinhesabın gönderilmesini düzenleyen 74. maddesinde:
“Siyasî partilerin genel başkanları, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesinhesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesinhesaplarının onaylı birer örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesine ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığına vermek zorundadırlar.”,
Diğer nedenlerle dava açılmasını düzenleyen 104. maddesinde de:
“Bir siyasî partinin, bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasî partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine Cumhuriyet Başsavcılığınca resen yazı ile başvurulur.
Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. Bu karar, o siyasî parti genel başkanlığına yazılı olarak bildirilir. Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesine bu siyasî partinin kapatılması için re’sen dava açar.” denilmektedir.
Bu arada Anayasa’nın 10. maddesinin “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” içeriğinin de gözönünde bulundurulması gerekir.
3- Davalı Partinin Durumu :
Davalı Yeşiller Partisi, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri uyarınca vermesi gereken 1988 yılı kesinhesabını süresinde verememiştir.
Öncelikle, davalı partiye Anayasa Mahkemesi’nin kararı uyarınca, 1988 yılında taşra örgütü bulunduğu halde yalnız Genel Merkez hesabını Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiği, iki kez süre verilerek istenmesine karşın taşra örgütü hakkında gerekli bilgileri ve örgüt kurulan iller kesinhesap çizelgeleri ile birleştirilmiş kesinhesap çizelgelerini vermediği için, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca gerekli duyuru yapılmıştır. Gerekli işlemlerin yerine getirilmemesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın istemi üzerine Anayasa Mahkemesi’nce Yeşiller Partisi hakkında 2820 sayılı Yasa’nın 104. maddesi uyarınca ihtar kararı verilmiştir.
İhtar kararının tebliğinden başlayarak altı aylık sürenin geçmesine karşın gerekli düzeltmelerin yapılmaması üzerine de, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Anayasa Mahkemesi’ne Yeşiller Partisi’nin kapatılması için dava açılmıştır.
Görüldüğü gibi davalı siyasî Parti yetkilileri, Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri uyarınca Yasa’nın kendilerine yüklediği yükümlülükleri ve yapmaları gereken işleri yapmamış ve aynı Yasa’nın 104. maddesine göre de partilerine ihtarda bulunulmasına neden olmuşlardır.
İhtar kararına karşın Yasa’nın ilgili kurallarının gereğini yerine getirmeyen Yeşiller Partisi yetkilileri, savunma yazılarında ve sözlü açıklamalarında da konuya açıklık getirememiş ve yasal süresi içerisinde istenilen bilgileri ve belgeleri, gerçeği yansıtır bir biçimde ve eksiksiz olarak Anayasa Mahkemesi’ne verdiklerini söyleyememişlerdir. Üstelik davalı Parti’nin ön savunmasında, Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu tarafından bu iş için kurulan komisyon üyelerinin, “hukukî sorumluluğu büyük olan bu vazifeyi istesek de yerine getiremiyebiliriz. Çünkü karşımızda duyarsız kalan il ve ilçelerle, adresleri tesbit edilemeyen ilçeler bulunmaktadır.” diyerek istifalarını Genel Başkana verdikleri anlatılarak, Parti’nin içine düştüğü durum açıklıkla dile getirilmiş, dava nedeni dolaylı biçimde doğrulanmıştır.
Kuşkusuz, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi gözardı edilerek kimi partiler için şöyle, kimi partiler için böyle karar verilmesi olanak dışı olduğu gibi, Siyasî Parti Genel Başkanı’nın sözlü açıklamalarında ileri sürüldüğü biçimde, davaya bir jüri gibi bakarak Yasa’nın kimi kurallarını uygulayıp, kimi kurallarını uygulamamak ve buna göre karar vermek de olanaksızdır.
Demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez öğeleri olarak kabul edilen siyasî partilerin, Anayasa’da kendilerine verilen bu değere uygun olarak, görevlerini de Siyasî Partiler Yasası’na uygun ve eksiksiz olarak yerine getirmeleri gerekir. Davalı Parti bu yükümlülüğe uymamıştır ve bunda direnmiştir. Yasal zorunluluklara ve koşullara uymamanın doğal sonucunu yine yasal yaptırım ortaya koyar.
Bu nedenlerle, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri ile Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 günlü, Esas 1991/5 (Siyasî Parti-İhtar), Karar 1991/6 sayılı ihtar kararına karşın 1988 yılı kesinhesabını vermeyen Yeşiller Partisi’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi gereğince kapatılması gerekir.
Güven DİNÇER bu görüşe katılmamıştır.
VIII- SONUÇ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı İddianamesi’yle, Yeşiller Partisi’nin 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 104. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesi istenilmekle gereği görülüşüp düşünüldü:
2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri ile Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 günlü, E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar), K.1991/6 sayılı ihtar kararına karşın 1988 yılı kesinhesabını vermeyen Yeşiller Partisi’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi gereğince KAPATILMASINA, Güven DİNÇER’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
Davalı Parti’nin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesi uyarınca Hazine’ye geçmesine, OYBİRLİĞİYLE,
Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesine göre Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, OYBİRLİĞİYLE,
10.2.1994 gününde karar verildi.
Başkan
Yekta Güngör ÖZDENBaşkanvekili
Güven DİNÇERÜye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜNÜye
Ahmet N.SEZERÜye
Haşim KILIÇ
Üye
Yalçın ACARGÜNÜye
Mustafa BUMİNÜye
Sacit ADALI
Üye
Ali HÜNERÜye
Lütfi F. TUNCEL
KARŞIOY YAZISI
Esas Sayısı : 1992/2 (Siyasî Parti-Kapatma)
Karar Sayısı : 1994/1
Siyasî Partilere yönelik kurallar Anayasa’nın “Siyasî Haklar ve Ödevler”le ilgili Dördüncü Bölümünde yer alan 68. ve 69. madde lerde düzenlenmiştir.
Siyasî Partilerin düzenlendiği 68. ve 69. maddeler, bu maddelerin Anayasa’da yer aldığı bölüm ve özellikle 68. maddenin ikinci fıkrasında yer alan (Siyasî partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.) kuralı, siyasî partilerin Anayasa’da “anayasal bir kurum” olarak benimsendiğini ve düzenlediğini göstermektedir.
Anayasal müesseseler hakkında uygulanacak yaptırımlar ancak anayasalarda düzenlenebilir ve yer alabilir. Başka bir deyişle siyasî partilerin varlığı ve sona ermesi ile ilgili kurallar “Anayasal alan” içindedir.
Anayasa’da kapatma nedeni olabilecek temel kurallar 69. maddenin birinci ve dokuzuncu fıkralarında düzenlenmiştir. Bu kurallara göre; siyasî partiler tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar, Anayasa’nın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan herhangi bir suretle aynî ve nakdî yardım alamazlar ve bunlardan emir alamazlar ve bunların Türkiye’nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü alehindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar. Bu hükümlere aykırı hareket eden siyasî partiler temelli kapatılırlar.
Siyasî partilerin tüzük ve programlarının yapısı ise Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında belirlenmiştir. Buna göre;
“Siyasî partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.”
“Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler kurulamaz.”
Siyasî partilerin kapatılma nedenleri Anayasa’nın 14., 68/3,4 ve 69/1,9 maddelerindeki kurallarla sınırlıdır. Ancak, bu kurallara aykırılık siyasî partilerin kapatılmasına neden olur.
Siyasî partilerle ilgili olarak yapılan ayrıntılı anayasal düzenlemeye göre teşkilatlanma ve malî yönetimle ilgili olarak çeşitli yasaları ihlal ve ihmal eden durumlar siyasî partilerin kapatılmasını değil bunlara başka müeyyideler uygulanmasını gerektirir. Bir teşkilatlanma, yönetim ve muhasebe hatası ve noksanı yüzünden bir siyasî parti kapatılamaz. Çünkü siyasî parti kapatma nedenleri Anayasa’da, sayılarak belirlenmiştir. Bu kapatma nedenlerine ek nedenler yasalarla Anayasa’ya eklenemez.
Siyasî partilerin kapatılmasıyla ilgili olarak yasalarla yapılan ek düzenlemeler Anayasa’nın ilgili kuralları ile çelişki ve aykırılık doğurduğu taktirde Anayasa Mahkemesi yerine göre Anayasa’ya uygunluk denetimi yoluyla bu kuralları iptal ederek veya bu kuralları ihmal ederek Anayasa kurallarına göre hüküm tesis etmek zorundadır.
Olayda Siyasî Partiler Yasası ile klasik bir Anayasa’ya aykırılıkla karşı karşıya değiliz. Yalnız Anayasa ile düzenlenebilecek bir alana Anayasa’nın 68 ve 69. maddelerine adeta Siyasî Partiler Yasası ile ilaveler yapılmıştır. Siyasî Partiler Yasası ile konulan ve parti hesaplarına dayanan siyasî parti kapatma müeyyidesinin olayda uygulanmayarak yalnızca Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerin uygulanması gerekir. Yeşiller Partisi, Anayasa’nın 14., 68. ve 69. maddelerine aykırı bir davranışta bulunmadığından kapatılmaz.
Cenazelerin Nakli Antlaşması, Avrupa Konseyi tarafından 26 Ekim 1973 tarihinde Strazburg’da düzenlenmiştir. Antlaşma metni Fransızca ve İngilizce olarak kabul edilmiştir. Türkiye, antlaşmayı 17 Nisan 1975 tarihinde 1887 sayılı Kanunla kabul etmiş, “Cenazelerin Nakli Anlaşması”nın onaylanması; Dışişleri Bakanlığı’nın 20/5/1975 günlü ve ASGM (ASKD) – 702.478/543 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 günlü ve 244 sayılı Kanunun 3. ve 5. maddelerine göre, Bakanlar Kurulu’nca 3/6/1975 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Cenazelerin Nakli Antlaşması
Resmi Gazete Tarihi : 6.8.1975
Resmi Gazete No : 15318
Karar Sayısı : 7/10100
Bu Anlaşmayı imzalayan Avrupa Konseyi’ne üye Devletler,
Uluslararası cenaze nakline ilişkin formalitelerin basitleştirilmesi gerektiğini düşünerek,
Özellikle tabutun sızdırmaz olması hususunda gerekli tedbirler alındığı takdirde, ölüme bulaşıcı bir hastalık sebep olsa dahi cenaze naklinin sağlık açısından bir tehlike yaratmadığını göz önünde tutarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır :
Madde 1
1- Sözleşme Tarafları, kendi aralarındaki ilişkilerde bu anlaşma hükümlerini uygulayacaklardır.
2- Bu Anlaşma’da kullanılan “cenazelerin nakli” terimi, ölülerin “hareket ülkesin” den “gidilecek ülke”ye naklini ifade eder. “Hareket ülkesi,” nakil işleminin başladığı “gidilecek ülke” cenazenin nakilden sonra gömüleceği veya yakılacağı yerdir.
1-Bu Anlaşma hükümleri, cenazelerin sözleşen Tarafların ülkelerinden sevkedilmeleri, transit geçişleri veya bu ülkelere kabul olunmaları hususlarında öngörülebilecek azami şartları kapsar.
2-Sözleşen Taraflar, özel durumlarda ve bilhassa sınır bölgelerindeki nakiller konusunda gerek ikili anlaşmalar gerek uyuşma yoluyla varılacak kararlarla daha geniş kolaylıklar tanımak hususunda serbesttirler.
Bu anlaşma ve kararların belirli hallere uygulanabilmeleri için ilgili bütün Devletlerin rızalarının alınması zorunludur.
Madde 3
1- Nakledilen her cenazenin, beraberinde, hareket yetkili makamları tarafından düzenlenmiş özel bir belge (cenaze geçiş izni) bulunmalıdır.
2- Geçiş izni, en aşağı bu anlaşmaya ekli modelde yer alan bilgileri ihtiva etmeli ve düzenlendiği ülkenin resmi dili ya da resmi dillerinden biri ile Avrupa Konseyi resmi dillerinden birinde yazılmış olmalıdır.
Madde 4
Gidilecek ülke ve transit ülkeleri, cenazelerin nakli konusunda mevcut ya da akdedilecek uluslararası sözleşme ve anlaşmaların gerektirdiği belgeler dışında “geçiş izni” nden başka bir belge talep etmeyeceklerdir.
Madde 5
“Geçiş izni”, bu anlaşmanın 8. maddesinde belirtilen yetkili makam tarafından,
a) Cenazelerin nakli ile gerektiğinde defin ve mezardan çıkarma hakkında “Hareket ülkesi” nde yürürlükte bulunan bütün tıbbî, sıhhî, idari ve hukukî formalitelerin yerine getirildiği,
b) Naaşın, bu Anlaşmanın 6. ve 7. maddelerinde belirtilen evsafı haiz bir tabuta konulduğu,
c) Tabutun sadece geçiş izninde adı kayıtlı kişinin naaş ve naaşla birlikte gömülecek ya da yakılacak kişisel nesneleri ihtiva ettiği, saptandıktan sonra düzenlenir.
Madde 6
1-Tabut sızdırmaz olmalı ve içinde emici bir madde bulunmalıdır. “Hareket ülkesi” nin yetkili makamlarınca gerekli görüldüğü takdirde, iç ve dış basıncı dengeleyecek bir temizleyici cihazla teçhiz edilmelidir.
i) Tabut, en aşağı 20 mm. kalınlığında tahtadan yapılıpma bir diş tabut ve dikkatle lehimlenmiş kurşundan ya da kendiliğinden tahrip olan bir başka maddeden yapılma bir iç tabuttan müteşekkil bulunmalı
ii) Veya en aşağı 30 mm. kalınlığında tahtadan yapılıp içi kurşunla yada kendiliğinden tahrip olan bir başka madde ile kaplanmalıdır.
2-Ölüm sebebi bulaşıcı bir hastalık ise, naaş antiseptik bir mahlulle yıkanmış bir kefene sarılacaktır.
3-Nakil hava yolu ile yapılacak ise, bu maddenin 1. ve 2. paragrafları hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tabut bir temizleyici cihazla teçhiz edilmeli ve buna imkân bulunmazsa, hareket ülkesi yetkili makamınca yeterli görülen direnç garantisi verilmelidir.
Madde 7
Tabut normal yük alarak nakledildiği takdirde, tabut olduğu belli olmayacak şekilde ambalajlanmalı ve dikkatle taşınması gerektiği belirtilmelidir.
Madde 8
Sözleşen Taraflardan her biri, 3. maddenin 1. paragraflarında değinilen yetkili makamı, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ ne bildirilecektir.
Madde 9
Bir nakliyat, cenazelerin nakli konusundaki 10 Şubat 1973 tarihli Berlin Düzenlemesi’ne taraf olan bir üçüncü Devleti ilgilendiriyorsa, bu anlaşmaya taraf olan Devletler, anlaşmaya taraf olan diğer Devletlerden yükümlülüklerini Berlin Düzenlemesi’ne göre yerine getirebilmeleri için gerekli tedbirleri almalarını talep edebilirler.
Madde 10
1-Bu Anlaşma Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzalamasına açıktır. Üye Devletler,
a) Onay ya da kabul kaydı koymaksızın imzalamak veya,
b) Onay ya da kabul kaydı ile imzalayıp daha sonra onaylamak ya da kabul etmek, Suretiyle anlaşmaya taraf olabilirler.
2-Onay ya da kabul belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne tevdi olunacaktır.
Madde 11
1-Bu Anlaşma, üç üye Devletin 10. madde uyarınca Anlaşma taraf oldukları tarihten bir ay sonra yürürlüğe girecektir.
2-Daha sonra onay ya da kabul kaydı koymaksızın imzalayan ya da onaylayan veya kabul eden üye
Devletler bakımından anlaşma imza ya da onay veya kabul belgelerini tevdi ettikleri tarihten bir ay
sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 12
1-Anlaşma yürürlüğe girdikten sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi üye olmayan devletleri anlaşmaya katılmaya davet edebilir.
2-Bu yolla katılma, tevdi tarihinden bir ay sonra hüküm ifade edecek bir katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ‘ne tevdii suretiyle gerçekleşir.
Madde 13
1-Sözleşen Taraflardan her biri, imza ya da onay, kabul veya katılma belgesini tevdi sırasında Anlaşma’yı uygulayacağı ülkeyi ya da ülkeleri tasrih edebilir.
2-Sözleşen Taraflardan her biri, onay, kabul ya da katılma belgesini tevdi sırasında veya daha sonra, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne göndereceği bir bildiri ile, uluslararası ilişkilerinden sorumlu ve adına taahhütlerde bulunmaya yetkili olduğu diğer ülkelere bu Anlaşma hükümlerini teşmil edebilir.
3-Yukarıda paragraf uyarınca yapılan herhangi bir bildiri, Anlaşmanın 14. maddesinde belirtilen usule uygun olarak geri alınabilir.
Madde 14
1-Bu anlaşma süresiz olarak yürürlükte kalacaktır.
2-Sözleşen taraflardan her biri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne göndereceği bir ihbarla Anlaşmayı kendi bakımından feshedebilir.
3-Fesih, ihbarı alındığı tarihten altı ay sonra hüküm ifade eder.
Madde 15
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,
a) Onay ya da kabul kaydı bulunmayan her imzalamayı,
b) Onay ya da kabul kaydı bulunan her imzalamayı,
c) Her onay, kabul veya katılma belgesi tevdiini,
d) 11. madde uyarınca Anlaşma’nın yürürlüğe giriş tarihlerini,
e) 13. maddenin 2. ve 3. paragrafları uyarınca aldığı her bildiriyi,
f) 14. madde uyarınca aldığı her ihbarı ve feshin hüküm ifade edeceği tarihi,
g) 8. madde uyarınca kendisine iletilecek her bildiriyi,
Konsey üyeleri ile Anlaşma’ya katılmış bulunan devletlere bildirilecektir.
Yukarıdaki kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar, işbu Anlaşmayı imzalamışlardır.
Avrupa konseyi arşivlerinde saklanacak tek bir nüsha halinde, her iki metin de ayni derecede geçerli
bulunmak üzere, Fransızca ve İngilizce olarak 26 Ekim 1973 tarihinde Strazburg’ da düzenlenmiştir.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri imza eden ve katılan devletlerin her birine bu sözleşmenin aslına
uygun örneklerini iletecektir.
Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer 10 Şubat 1918 tarihinde İstanbul’da doğmuş, 1934 yılında İstanbul Erkek Lisesini ve 1938 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Dönmezer, 1938 yılında Hukuk Fakültesinde Ceza Hukuku asistanlığına başlamış, 1942 yılında Prof. Dr. Tahir Taner’in danışmanlığında doktorasını tamamlamış, doçentlik sınavını vererek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku kürsüsüne atanmıştır.
1946-1948 yıllarında Amerika Illinois Üniversitesi’nde araştırmacı misafir öğretim üyesi olarak çalışan Sulhi Dönmezer, 1949 yılında Profesör olmuştur. 1953 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı’na seçilmiş, 1957 yılında ise Ordinaryüs Profesörlüğe terfi etmiştir.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 47 yıl hizmet verdikten sonra 1985 yılında yaş haddi nedeniyle emekli olmuştur.
İdari Görevleri
Ord. Prof. Dr. Dönmezer, emekliliğinden sonra 1995 yılına kadar İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kriminoloji, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ise Toplumbilim ve Türkiye’nin Sosyal Bünyesi derslerini vermiştir. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde de dersler vermiş, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde 1955 yılından 1985 yılına kadar Ceza Hukuku ve Ceza Usul Hukuku kürsüsü direktörlüğünü yürütmüştür. Yüksek Öğretim Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra, Ana Bilim Dalı Başkanlığını ve Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölüm Başkanlığını yapmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Ceza Hukuku (genel hükümler), Ceza Hukuku (özel hükümler), Kriminoloji ve Ceza Muhakemeleri Usulü derslerini; İktisat Fakültesine bağlı Gazetecilik Enstitüsü’nde Basın Hukuku derslerini okutmuştur. Bu Enstitünün rektörlüğe bağlı bir Yüksek Okul olmasından sonra da bir süre Sosyoloji dersi vermiştir.
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Yargı Yüksek Okulu ile İstanbul İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi, Marmara Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Kadir Has Üniversitesi gibi birçok okulda derslere girmiş, doktora ve yüksek lisans derslerine katılmış, jürilerde görev almıştır.
İdari Görevleri ve Mevzuata Katkıları
1950-1952 Bakanlıklararası Antidemokratik Kanunları Ayıklama Komisyonu Üyeliği yapmıştır.
1950-1961 döneminde af kanunlarını hazırlayan komisyonlara başkanlık yapan Dönmezer, Basın Kanunu’nu hazırlayan komisyonun çalışmalarına katkı vermiş,1962-1963 yıllarında Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un hazırlanması aşamasında çalışmış, 1961 Anayasası’nın ifade özgürlüğü, basın ve temel ceza hükümlerini hazırlayan alt komisyon başkanlığını ve Ceza Kanunundan Antidemokratik Hükümleri Ayıklama Komisyonu Başkanlığını yürütmüştür.
1961 Anayasa Tasarısını hazırlayan İstanbul Komisyonunu kurduğu ve basın ve ceza hukukuna ait hükümlerin hazırlanmasıyla görevlendirdiği komisyonun başkanlığını yapmıştır. 1951 ve 1961 Af Kanunlarını hazırlayan komisyonların raportörlüğünü yapmıştır.
Dönmezer, yurt dışında, Fransa, Hollanda, Portekiz, ABD, İran, Pakistan’da çeşitli üniversitelerde dersler ve konferanslar vermiş; 1975-1980 yılları arasında Avrupa Konseyi Kriminolojik Bilimler Konseyi üyeliğine seçilmiştir.
1988-1994 yılları arasında Radyo ve Televizyon Yüksek Kurulu üyeliği yapmış; 1988 yılında Atatürk Dil ve Kültür Merkezi’ne bağlı Atatürk Araştırma Merkezi üyeliğini yürütmüştür.
1950-2001 yılları arasında, Başbakanlık, Adalet, İçişleri ve Dışişleri bakanlıkları tarafından önemli yasal düzenlemeler için oluşturulan komisyonlarda başkanlık ve üyelik görevlerinde bulunmuştur. 1981 Anayasası hakkında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinin görüşlerini saptayan komisyonun başkanlığını, 1961-1985 yılları arasında Türk Ceza Kanunu’nda ve Usul Kanunu’nda yapılan değişiklikleri değerlendirme hususlarındaki üniversite komisyonlarının başkanlığını, 1984-2001 yılları arasında Yeni Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, İstinaf Mahkemeleri Teşkili Hususundaki Kanun, Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkındaki Kanun ve Cezaların İnfazını İzleme Komisyonlarının Teşkili Hakkındaki Kanun’un hazırlanması ile bu kanunların uyum kanunlarını hazırlamakla görevlendirilen komisyonların başkanlığını, Çıkar Amaçlı Örgüt Suçları ile Mücadele Kanununu hazırlayan komisyonun başkanlığını yürütmüştür.
Sivil Toplum Çalışmaları ve Ödülleri
Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, 1961-1985 yılları arasında İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası’nın editörlüğünü, Türk Eğitim Vakfı’nın kuruculuğunu ve Mütevelli Heyeti Başkanlığını, Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyeliğini, 2001 yılında Uluslararası Ceza Hukuku Derneği’nin Türkiye şubesini oluşturmak üzere Ceza Hukuku Derneği’nin kuruculuğu ve başkanlığını yürütmüştür. Milletlerarası Kriminoloji Derneği Yönetim Kurulu üyeliği; Milletlerarası Ceza Hukuku Derneği, Milletlerarası Sosyoloji Derneği, Milletlerarası Basın Enstitüsü, Monaco Adli Tıp Merkezi üyelikleri ile Amerika Suç ve Suçluluk Milli Konseyi muhabir üyelikleri üstlendiği diğer çalışmalardandır.
İstanbul Üniversitesinden “hukuk” dalında ve Marmara Üniversitesinden “toplumbilim” dalında ”Fahri Doktor” unvanı kazanmıştır.
Aydınlar Ocağı tarafından kendisine “Şeyhül Müderrisin” (Hocaların Hocası) unvanı verilmiştir.
Ceza Hukuku, Kriminoloji, Toplumbilim ve Operasyonel Kriminoloji alanlarında çok sayıda eseri, makalesi ve araştırması bulunmaktadır.
Basın Hukuku ve Kriminoloji dersinin ayrı bir öğrenim dalı olarak kabul edilmesine katkıları olmuştur.
Türk Ceza Hukuku’nun ülkemizdeki kurucularından olan ve binlerce hukukçu yetiştiren Dönmezer, 3 Ağustos 2004 tarihinde, 86 yaşında İstanbul’da vefat etmiştir. 5 Ağustos 2004 tarihinde devlet töreni ile İstanbul Edirnekapı Şehitliği’nde defnedilmiştir. İngilizce ve Fransızca bilmekte, iki çocuğu bulunmaktaydı.
Eserleri
Dönmezer, Prof. Dr. Sahir Erman ile birlikte hazırladıkları “Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku” başlığını taşıyan üç ciltlik eser Türk hukuk tarihinde önemli bir yere sahiptir. “Şahıs ve Mal Aleyhine İşlenen Cürümler”, “Genel Adap ve Aile Düzeni Aleyhine İşlenen Cürümler”, “Genel Ceza Hukuku Dersleri”, “Ceza Hukuku Özel Hükümler Dersleri”, “Ceza Hukuku Meseleleri”, “Ceza Usul Hukuku Meseleleri”, “Kriminoloji“, “Basın Hukuku”, “Sosyoloji” diğer eserleridir.
Sulhi Dönmezer imzasını taşıyan ceza hukuku alanındaki kitapların sayısı 100 civarındadır.
İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuasında, Baro Dergisinde, Adalet Dergisinde ve diğer yabancı ve yerli hukuk mecmualarında, kollektif eserlerde Fransızca, İngilizce ve Türkçe olarak yayınlanmış yüzlerce inceleme, araştırma ve makalesi bulunmaktadır.
Dönmezer,1938 yılından itibaren günlük gazetelerde, güncel konular üzerinde, hukuki ve sosyal meselelerde düşünce ve değerlendirmeleri yayınlamıştır.
Montesquieu (Charles-Louis de Secondat, baron de La Brède et de Montesquieu), 18 Ocak 1689 tarihinde Fransa’nın güneybatısındaki Bordeaux’ta, Brede şatosunda aristokrat sınıfından bir ailede dünyaya geldi. (Ölümü: 10 Şubat 1755)
Katolik Juilly kolejinde okuduktan sonra Bordeaux’da hukuk eğitimi aldı ve 1708’de avukat oldu. 27 yaşında iken, Bordeaux Parlamentosunda görev aldı.
Hukuk felsefesi alanında döneminin en önemli şahsiyeti ve Fransız aydınlanmasının en önde gelen bilim insanlarından biriydi.
İlk eseri 1721 yılında kaleme aldığı İran Mektupları’dır. Eser, Perslerinki de dahil olmak siyasi ve sosyal sistemleri sorguluyordu. Bu eserin ilgi görmesi üzerine, Avusturya, Macaristan, İtalya, Hollanda ve İngiltere’ye giderek fikirlerini anlattı. İngiltere’de monarşinin işleyiş biçimini gözlemleme imkan buldu. Daha sonra bilimsel çalışmalarına yoğunlaşmak amacıyla Brède şatosuna çekildi ve kendisini eserlerine adadı. Doğa bilimlerine, hukuk felsefesine, toplumsal yaşamın kurallarına ve devlet yönetimine dair derin araştırmalarda bulundu.
1748 yılına gelindiğinde, tüm dünyada bilinen, hukukçuların, felsefecilerin siyaset bilimcilerin ve sosyologların başyapıt olarak kabul ettiği Kanunların Ruhu Üzerine isimli eseri yayımlandı. Bu eser Fransa’da tüm kesimler tarafından eleştirildi ve Katolik kilisesi tarafından yasaklandı.
Montesquieu, anayasaların somut özelliklerine ve güçler ayrılığı ilkesine özel bir önem verdi. Bu ilke kendi ülkesinde derhal uygulanmasa da dünyanın diğer ülkelerinde ciddiye alındı ve dünya hukuk sistemlerini derin bir şekilde etkiledi. Batı demokrasilerinin kuruluş ilkelerinin belirlenmesinde ve tanımlanmasında bu ilke belirleyici oldu.
Montesquieu’nun fikirleri, 10 Şubat 1755 tarihinde hayata veda edişinden sonra daha etkili oldu. Toplum, hukuk ve yönetim tarzı konusunda gerçekleştirdiği karşılaştırmalı araştırma ve analizler eserlerini ölümsüzleştirdi.
Bitkisi olmayan gübre, sadece zehirdir. Hapishanede yatarı olmayan bir suçtan tutukluluk ise, sadece bir “hürriyeti tahdit” suçunun yasal kılıfa büründürülmüş halidir.
Hukuk, bazen doğa kanunlarına meydan okur ama bu meydan okuma genellikle bir “mantık cinayeti” ile sonuçlanır. Bugün, sonucunda hapis yatmayacağı kanunla sabit olan birinin tutuklu kalmasındaki o akıl dışı karanlığı konuşuyoruz.
Yeni infaz düzenlemesi ve “örtülü af”
Birkaç defa yazdık. 1 buçuk ay önce çıkan yasa ile örtülü af niteliğinde infaz yasasında önemli bir değişiklik yapıldı. Bu yeni yasal düzenleme ile 31 Temmuz 2023 ve öncesindeki tarihlerde işlenen suçlardan dolayı hüküm giyenler için (terör ve örgütlü suçlar, belirli kasten öldürme suçları, depremle ilgili öldürme suçları ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar hariç) hapis cezalarının infazı artık 1/2’si koşullu salıverilme ve kalan sürenin dört yılı da denetimli serbestlikle geçirilmesi olanağı getirildi. Buna göre, toplamda dört ay hapiste kalan hükümlülere erken tahliye hakkı tanındı.
Böylece örneğin 8 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş biri, mesela tutuklu olarak dört ay hapiste kalmışsa hiç cezaevinde kalmadan tahliye edilme olanağına kavuşmuş oldu. Nitekim, bu yasa nedeniyle son bir ayda 40 bini aşkın hükümlü cezaevlerinden tahliye edildiler.
Yatarı olmayan suçun tutukluluğu
Bu durum üzerine demiştik ki, bu yasa kapsamında suç işlediği iddiasıyla yargılanan ve 3-4 aydan beri tutuklu bulunan biri, işlediği iddia edilen suçun kanundaki cezası itibariyle hüküm giyse bile hapiste yatmayacaksa neden hâlâ tutukludur? Bunun aklen, mantıken, hukuken nasıl bir izahı olabilir?
Gelgelelim, bu ağır hukuksuz ve akıl dışı durum ısrarla devam ettiriliyor. Suçluluğu sabit görülüp hüküm giyecek olsa bile hapiste yatmayacak yüzlerce, binlerce insan, tutuklama tedbiri adı altında hapiste tutulmaya, yasaya rağmen özgürlüğünden yoksun bırakılmaya devam ettiriliyor.
Ölçülülük ilkesinin ihlali: Sıfır sonuçlu denklem
Modern ceza hukukunda ve bizim kanunumuzda tutuklama, bir ceza değil; delilleri koruma veya kaçmayı önleme amaçlı bir “koruma tedbiri”dir. Ancak infaz yasasına göre dışarıda kalacağı yasal bir veri olan kişiyi tutuklamak, bu tedbiri doğasından koparıp “erken ve yasal olmayan bir infaza” dönüştürür.
Hukuk tekniği açısından buradaki en büyük sakatlık, “Ölçülülük İlkesi”nin ihlalidir. Eğer bir fiilin nihai sonucu hapiste yatmayı gerektiren bir ceza değilse, o sürece giden yolda kişiyi hapiste tutmak, bir denklemin sonucunun sıfır çıkacağını bilip, işlem basamaklarında devasa sayılar kullanmaya benzer. Hukuk burada kendi matematiksel tutarlılığını yitirir.
Hukuki entropi: Geri dönülemez küller
Vakit tamamlandığında, yargı süreci tamamlandığında bu tutuklamanın müsebbibi olanlar “Pardon, burada zaten hapis yatılmayacakmış” diyerek kapıları açarlar. Ama geriye ne kalmıştır? Entropi yasası hükmünü sürmüştür bir kere. O hayat artık eski hayat değildir. O zaman artık o zaman değildir.
“Yatmayacak olanı yatırmak”, yargının bir güvenlik önlemi değil, bir cezalandırma pratiği haline geldiğinin itirafıdır. Bu durum, hukukun rasyonelliğini yitirip yargı görevlileri eliyle “intikamcı bir araca” dönüştürülmesidir. İnfazı olmayacak bir ceza için insan hapsetmek, hukukun adalet üretmeyi bırakıp bir “yok etme makinesine” dönüşmesidir. Ortada bir suçun bedeli yoktur, olsa olsa bir hayatın geri döndürülemez külleri vardır.
Tarım analojisi: Boş toprağı yakmak
Bu durumu bir tarım analojisiyle düşünün. Toprağın altında bir tohum yok. O topraktan hiçbir meyve çıkmayacağı, hiçbir başağın filizlenmeyeceği genetik bir gerçek. Ama siz, sanki orada bir orman büyüyecekmiş gibi, o boş toprağa her gün en ağır, en yakıcı kimyasal gübreleri döküyorsunuz.
Buna “bakım” diyebilir misiniz? Hayır. Bu, toprağı beslemek değil; onu yakmaktır, kavurmaktır, bir daha üzerinde hiçbir şey yetişemeyecek şekilde zehirlemektir. Besleyecek bir hayat bulamayan o “tutukluluk gübresi”, doğrudan doğruya toprağın, yani insanın özünü kurutur.
1992 yılından itibaren Cumhuriyet Gazetesinde avukatlık, hukuk müşavirliği, yönetim kurulu üyeliği görevlerini sürdürdü. Akabinde Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği ve Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanlığı görevini yürüttü.
Çeşitli hukuk dergilerinde ve günlük gazetelerde özellikle Basın Hukuku, Ceza Hukuku, Ceza Yargılaması Hukuku alanlarında makaleleri yayınlandı.
15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında hakkında açılan soruşturma kapsamında yakalama kararı çıkarıldı. Almanya’dan Türkiye’ye döndüğünde Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındı ve ardından 12 Kasım 2016’da tutuklandı. Yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararının Yargıtay tarafında bozulması üzerine 25 Nisan 2018 günü tahliye edildi.
Fikri çalışmalarına dava sürecinde ve sonrasında devam etti. Tarihe iz bırakan bir çok manifestoya imza attı. Toplumsal davalarda avukat olarak yer aldı.
Akın Atalay, fikirlerini çeşitli dergi ve gazetelerde dile getirmeye devam etmektedir. Son yıllarda yazılarını T24’te yayımlamaktadır.
Ertuğrul Kürkçü, 5 Mayıs 1948’de Bursa’da doğdu. 18 Ekim 1970’te Türkiye Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DEV – GENÇ) Genel Başkanlığına seçildi. Mahir Çayan ve arkadaşlarının 30 Mart 1972’de öldürüldüğü Kızıldere olayından sağ kurtulan tek kişi oldu. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı ve ölüm cezasına mahkûm edildi, 1974’te çıkarılan genel Af Yasası ile cezası 30 yıla çevrildi; 14 yıl hapis yattı. 1986’da yapılan infaz yasası değişikliğiyle tahliye oldu.
Cezaevinde iken Karl Marx’ın biyografisini Türkçeye çevirdi. Serbest bırakıldıktan sonra, İletişim Yayınları için tasarladığı Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi‘nin yayın yönetmenliğini yaptı.
1996’da ÖDP’nin kurucuları ve Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu üyeleri arasında yer aldı. 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan 24. dönem milletvekili genel seçimlerinde Mersin’den bağımsız milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi.
7 Haziran 2015 milletvekili genel seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) adayı olarak İzmir 1. Bölge’den yeniden seçilerek milletvekili oldu. TBMM’nin hükûmet kuramaması üzerine tekrarlanan 1 Kasım 2015 seçimlerinde HDP adayı olarak İzmir 1. Bölge’den tekrar seçildi.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ile bu komisyonun Cezaevleri, Şiddetten Kaynaklanan Yaşam Hakkı İhlalleri, Kadına Karşı Şiddet ve Uludere Katliamını inceleyen alt komisyonlarında ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türk delegasyonu ve AKPM Birleşik Sol Grubu içinde BDP-Blok Grubunun üyesi olarak çalıştı. Parlamenterliği döneminde ayrıca Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal işler Komisyonu, Çevre Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yer aldı.
AKPM’de Türk delegasyonu üyesi olarak Birleşik Avrupa Solu Grubunda yer aldı ve görev döneminin sonuna kadar Sosyal İşler, Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Onursal Başkanı, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Onursal Üyesi ve İlerici Enternasyonal Danışma Kurulu Üyesidir.
Hapishane Müdürü (The Warden), modern İran’ın uyguladığı ölüm cezasına ve adaletsizliğe meydan okuyan uzun metraj bir hukuk filmidir.
Film, yerel hikayesi üzerinden evrensel mesajlar vermektedir. İdam cezası ve otoritenin kötüye kullanılması konuları hakkında sade bir yapımdır.
Hapishane Müdürü’nün sahnelerinin neredeyse tamamı yapım için inşa edilmiş eski bir hapishanede çekilmiştir.
The Warden, 1966’da yılında Güney İran’da, havalimanı genişletme projesine yer açmak için tahliye edilen bir hapishanenin tahliye edilmesi hikayesinden hareketle sinemaya aktarılan olaylar zincirini ve yaşanan dramı işlemektedir.
Film, Rıza Şah Pehlevi’nin İran’ı yönettiği ve erkeklerin kravat ve takım elbise, kadınların döpiyes giydiği, İranlıların Batılı bir yaşam tarzı yaşadıkları bir dönemde geçen sürükleyici hikayeye dayanmaktadır. Filmin içinde bir aşk hikayesi de bulunmaktadır.
Polis şefliğine terfi eden ve hayatında yeni bir sayfa açtığını düşünen hapishane müdürü, yeni görevini devralmadan önce mahkumları yeni bir binaya nakletme görevini yerine getirmek zorundadır. Hapishane müdürü Binbaşı Jahed, emrindeki tüm mahkumları yeni hapishaneye transfer etmiş ancak “Hintli” adlı bir mahkum ortalıklardan kaybolmuştur. Müdür, mahkumu bulmak zorundadır.
Sıradan bir köylü olan Hintli, toprak sahibini öldürmekle suçlanmış ve idam cezasına çarptırılmıştır. Hapishane Müdürü, hem itibarını korumak hem de kariyerini kurtarmak için, amirleri öğrenmeden önce Hintli’yi bulmalıdır. Bir süre sonra bir vicdan ve adalet muhasebesine girişecektir.
Jahed, siyasi sisteme bağlı biridir ve görevini ihmal etmek istememekte, “rütbe için değil, gerçek değerler için” ilerlemekte, katı bir görev duygusu ve adanmışlığıyla gurur duymaktadır. Jahed, zorlukla kazandığı terfinin parmaklarının arasından kayıp gittiğini hissetmektedir.
Filmin Sinematografik Özellikleri ve Aldığı Ödüller
Javidi tarafından yazılan senaryo, seyirciyi hikayenin sonuna kadar takip etmeye zorlamakta ve heyecanlı iniş çıkışlarıyla koltuğa bağlamaktadır. Şimşek sesiyle başlayan film karanlık bir atmosferle başlamakta ve gökyüzünden aşağı süzülen kamera bir hapishaneye odaklanmakta, izleyici de kamerayla birlikte hikayeye katılmaktadır. Özenli bir tasarıma sahip hapishane sahneleri, anlatılacak hikaye için en mükemmel atmosferi oluşturmuştur. Hapishane müdürü olan ana karakter üzerinden tanımlanan diğer figürler film ile amaçlanan sorgulama ve arayışa hizmet etmektedir.
Yerel bir hikaye etrafında evrensel insan hakları ögelerine vurgu yapan film belirsizlikle son bulmaktadır.
Set, kostüm, makyaj tasarımları ve özel efektlerin tamamı senaryoya hizmet edecek ustalıkla kullanılmıştır. Karakterlerin tasarımı mükemmel bir işçilikle yansıtılmıştır. Sağanak yağmur altında kurulan bir darağacı, filmin ilk vurucu sahnesidir. Sonu belli olmayan bir hikaye etrafındaki gerilim, bilinmezlik ve romantizm filme denge katmaktadır. Filmin odağındaki mahkum film boyunca hiç görülmemekte, adeta yokluğuyla kendini var etmekte, oyunculuğun gücü ile görünmeyen asıl karakter resmedilmektedir. Üstelik yobazlığa meydan okuyarak !
The Warden, 37. Fajr Film Festivali’nde en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erkek oyuncu ve en iyi senaryo dahil olmak üzere altı kategoride aday gösterilmiş ve özel jüri ödülünü almış ancak Hollywood tarzında olmakla eleştirilmiştir.
2019 yılında Suç ve Ceza Film Festivali’ne katılan tek İran filmi Hapishane Müdürü olmuştur.
Film; São Paulo Uluslararası Film Festivali, BFI London Film Festivali, Golden Horse Film Festivali ve Tallinn Black Nights Film Festivaline katılmış; an iyi oyuncu, en iyi yönetmen, en iyi kadın oyuncu ve en iyi film kategorilerinde bir çok ödüle aday gösterilmiştir.
Film Özeti / The Warden – Hapishane Müdürü (Sorkhpoost)
9 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1619
İtalyan filozof ve ateizm kuramcısı Giulio Cesare Vanini yakılarak infaz edildi. (1585 – 9 Şubat 1619) Vanini, küçük yaşta Cizvitler’in yönettiği okullarda okudu ve Napoli Üniversitesi’nde eğitim aldı. 1606’da hukuk doktoru oldu. 1612 yılında İngiltere’ye kaçmak zorunda kaldı. Fikirleri ve din alanındaki görüşleri nedeniyle ihanetle suçlandı. İngiltere’de iken Hristiyanlığın Tanrısını kabul etmediğini ilan etti ve görüşlerini yaymak için Hollanda’ya, Lyon’a, Paris’e gitti. 1619 yılında, 33 yaşında iken ateizm suçlamasıyla yakılarak idam edildi. Kitapları hala Vatikan’ın ‘Yasak Kitaplar Listesi’ndedir.
1737
Amerikalı siyasi aktivist, filozof, yazar, siyaset kuramcısı ve devrimci Thomas Paine (9 Şubat 1737 – 8 Haziran 1809) dünyaya geldi. Düşünceleriyle Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nı ve Fransız Devrimi’ni etkilemiştir.aine’in özellikle Common Sense (1776) ve Rights of Man (1791) adlı eserleri, özgürlük, eşitlik ve halk egemenliği fikirlerini yayarak modern demokrasinin gelişimine katkı sağlamıştır.
1893
Avukat ve siyasetçi Georgios Athanasiadis–Novas doğdu. (Ölümü: 10 Ağustos 1987)Atina Üniversitesi‘nde hukuk okudu. 1926 yılında Aetolia-Acarnania vilayetini temsil eden Yunan Parlamentosu’na seçildi. Ticaret avukatı olarak uzmanlaştı. 1945’te İçişleri Bakanı, 1950’de Eğitim Bakanı ve 1951’de Sanayi Bakanı olarak görev yaptı. 1964’te EK’nin iktidara gelmesinden sonra Yunan Parlamentosu Başkanı oldu.
1909
Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Dean Rusk doğdu. (Ölümü: 20 Aralık 1994) Boalt Hall hukuk fakültesinde eğitim gördü. 1933’te Cecil Barış Ödülü’nü aldı. Marshall Planı’nı ve Birleşmiş Milletler’i destekledi. 1950’de Asya’yı en iyi kendisinin bildiğini savunarak, kendi isteğiyle Uzak Doğu işlerinden sorumlu devlet bakan yardımcılığına getirildi. 1961’den 1969’a kadar, John F. Kennedy ve Lyndon B. Johnson’un Başkanlıkları döneminde, Dışişleri Bakanlığı görevini yürüttü. Cordell Hull’un ardından Dışişleri Bakanlığı görevini en uzun süre yürüten ikinci kişi oldu.
1925
Türk Kurtuluş Savaşı komutanlarından Halit Paşa, Mecliste Ali Çetinkaya tarafından kaza kurşunuyla vurularak yaralandı ve 14 Şubat 1925’te hayatını kaybetti.
1934
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Atina’da Balkan Antantı imzalandı.
1940
Çatışma ve şiddet araştırmaları konusunda uzmanlaşmış, Kolombiyalı kadın sosyolog María Teresa Uribe doğdu. (Ölümü: 1 Ocak 2019)
Hukukçu, bürokrat, akademisyen ve eski parlamenter Oktay Vural doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1983 yılında Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’nde Yüksek Lisans, 1987 yılında ise Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde İktisat Doktorası derecesini aldı. 1988 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde Yardımcı Doçent oldu. BOTAŞ Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Üyeliği, Türkiye Gübre Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğü, Demokraside Birlik Vakfı Üyeliği, NATO Parlamenter Asamblesi Üyeliği, İzmir Milletvekilliği, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu başkanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı yaptı. 23. ve 24. dönem TBMM MHP Grup Başkanvekili olarak görev yaptı.
1956
Yale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Felsefe Bölümünde profesör olarak görev yapmakta olan Türk bilim insanı Prof. Dr. Şeyla Benhabib doğdu.
Prof. Dr. Seyla Benhabib
1962
Jamaika, İngiliz Milletler Topluluğu içerisinde bağımsız bir ulus oldu.
1968
Zonguldak Ereğli Kömür İşletmeleri’nde üç gündür sürmekte olan olaylar bugün sona erdi, işçiler ocağa indi. Toplam zararın 10 milyon lirayı bulduğu açıklandı. Bu arada olaylar sırasında işçileri tahrik ettiği iddiasıyla yakalanan 2 işçi tutuklandı.
1969
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin adı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak değiştirildi ve genel başkanlığa da Alparslan Türkeş seçildi.
1972
Maden işçilerinin grevi dolayısıyla Londra’da Olağanüstü hâl ilan edildi.
1973
TBMM, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulmasını öngören Anayasa değişikliği ile ilgili maddeyi kabul etmedi. Madde 15 Şubat 1973’te yapılan ikinci toplantıda üç oy farkıyla kabul edildi. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 26 Haziran 1973 yılında 1773 nolu kanun ile mecliste düzelendi, Resmi Gazetenin 11 Temmuz 1973 tarihli sayısında yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe girdi. Bu kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri ilk kez kuruldu.
1973
83 Sendikalar Kanunu ile Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu’nda önemli değişiklikler yapıldı.
1988
Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde bulunan yaklaşık 2 bin tutuklu ve hükümlü, cezaevi koşullarını ve yakınlarıyla Kürtçe konuşturulmamalarını protesto için süresiz açlık grevine başladı.
1988
Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ, 2000’e Doğru dergisinde çıkan MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) raporundaki bazı iddialara adının karışması üzerine kendisi hakkında soruşturma açılması için Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e başvurdu. 2000’e Doğru dergisi toplatıldı.
1994
İnsan Hakları Derneğinin Ocak ayı raporu yayınlandı. Rapora göre, Ocak ayı içinde 55 kişi faili meçhul cinayete kurban gitti, 10 kişi gözaltında kayboldu. İHD Genel Başkanı Akın Birdal insan hakları ihlallerinin artması nedeniyle bundan böyle aylık rapor yayınlamayacaklarını açıkladı.
Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Disiplin ve Ödül Yönetmeliği’ni açıkladı. Yönetmelik okul müdürlerine, kız öğrencilere bekaret kontrolü yaptırma yetkisi veriyordu. Türkiye’nin dört bir yanında “bekaret kontrolüne hayır” eylemleri başladı. İzleyen günlerde, Bakan Nevzat Ayaz kontrol yapılmayacağına ilişkin bir genelge yayınladı.
Yaşar Kemal ve Erdal Öz “Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye” kitabında yer alan Yaşar Kemal’in 2 yazısından dolayı DGM’de ifade verdi.
2024
Fransız avukat, akademisyen, senatör, Adalet Bakanı, Beşinci Cumhuriyet döneminde kurulan Anayasa Konseyinin 4 Mart 1986 – 4 Mart 1995 arasındaki başkanı Robert Badinter yaşamını yitirdi. (30 Mart 1928, Paris – 9 Şubat 2024, Paris) İdamın kaldırılması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne bireysel başvuru hakkının tanınması için çalışmaları bulunmaktadır. Çok sayıda fahri doktorası bulunmaktadır.
2026
Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, Türkiye tarihine geçen skandal sonrası, tehdit ve hakaret suçlamasıyla CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında suç duyurusunda bulundu. Keçiören Belediyesi, belediye başkan yardımcıları ve müdürler dahil tüm personele uyuşturucu testi zorunluluğu getirmesi ile de gündeme gelmişti.
Azerbaycan – Türkiye Stratejik İşbirliği Antlaşması 16 Ağustos 2010 tarihinde düzenlenen ve 23 maddeden oluşan Uluslararası Antlaşmadır. Antlaşma, Azerbaycan adına Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkiye adına 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından imzalanmıştır. Türkiye ve Azerbaycan ülkelerinden birine karşı askeri saldırı veya saldırı durumunda diğer ülkenin tüm imkanlarını kullanarak saldırıya uğrayan tarafa yardım etmesi öngörülmüştür. Antlaşma, 21 Aralık 2010 tarihinde Azerbaycan Millî Meclisinde kabul edilmiştir. Şubat 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak Resmi Gazetenin 28 Mayıs 2011 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ ARASINDA STRATEJİK ORTAKLIK VE KARŞILIKLI YARDIM ANLAŞMASI
Bundan sonra Taraflar olarak adlandırılacak Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti, 9 Şubat 1994 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Arasındaki Dostluğun ve Çok Yönlü İşbirliğinin Geliştirilmesi Anlaşması”ndan ve “Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Protokolü”nden hareketle ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Anlaşması’na bağlı olduklarını ifade ederek,
Ortak değerler, tüm alanlarda işbirliği, karşılıklı güven anlayışı ve her iki ülkenin çıkarlarına karşılıklı saygı temelinde geleneksel dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin daha da güçlendirilmesi azmine sahip olarak,
Birbirinin içişlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini teyit ederek, bağımsızlıklarına, egemenliklerine, toprak bütünlüklerine yönelik silahlı saldırı halinde gerekli karşılıklı yardım önlemlerinin hayata geçirilmesinin zaruriliğini vurgulayarak,
Milli güvenliklerinin sağlanmasının, ekonomik kabiliyetlerinin güçlendirilmesinin ve ortak değerlerinin korunmasının Tarafların en öncelikli hedefleri olması itibarıyla siyasi, ekonomik, enerji, kültürel, insani, askeri ve askeri teknik alanlardaki işbirliği ilişkilerini ilerletmeye ve derinleştirmeye kararlı olduklarını ifade ederek,
Güncel uluslararası meselelerde ortak tutum sergilemek amacıyla, uluslararası ve bölgesel teşkilatlarda iki ülke arasındaki mevcut işbirliğinin daha da kuvvetlendirilmesinin önemini vurgulayarak,
Bölgede barış, huzur, refah ve kalkınma için elverişli şartların tesisinde devletlerin güvenliğinin, egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün sağlanmasının en önemli şart olduğunu teyit ederek,
İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve iyi yönetişim ilkelerine bağlılıklarını dile getirerek aşağıdaki hususlarda anlaşmaya varmışlardır:
Askeri-Siyasi ve Güvenlik konuları
Madde 1
Taraflar, komşu ve kardeş devletler olarak birbirlerinin bağımsızlığının, egemenliğinin, toprak bütünlüğünün, sınırlarının dokunulmazlığının sağlanması ve korunmasında birbirleriyle sıkı işbirliği yapacaklardır. Tarafların herhangi biri toprak bütünlüğünün, egemenliğinin ve devlet sınırlarının dokunulmazlığının tehdit edildiği veya tehlike altında bulunduğu kanaatinde olduğunda, Taraflar bu tehdit ve tehlikelerin ortadan kaldırılması yönünde alınabilecek önlemler konusunda acil danışmalar gerçekleştireceklerdir.
Madde 2
Taraflardan biri, bir üçüncü ülke veya bir grup ülke tarafından silahlı saldırı veya askeri tecavüze maruz kaldığında, Taraflar, BM Şartının 51. maddesinin tanıdığı bireysel veya ortak meşru savunma hakkının hayata geçirilmesi için askeri imkan ve kabiliyetlerinin kullanılması da dahil mevcut olanakları çerçevesinde gerekli bütün önlemlerin alınması amacıyla birbirine karşılıklı yardımda bulunmak hususunda mutabık kalmışlardır. Bu yardımın biçimi ve kapsamı taraflarca acilen
belirlenecektir.
Madde 3
Taraflar, işbu Anlaşma’nın 2. maddesi ışığında, birbirlerine karşılıklı yardımın temin edilmesi için çabaların birleştirilmesi ve mutabık kalınan faaliyetlerin hayata geçirilmesi amacıyla savunma ve askeri teknik alanlardaki politikalarının yürütülmesinde ve silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesinde yakın işbirliği yapacaklardır.
Madde 4
Taraflar, çıkarlarını ilgilendiren tüm uluslararası güvenlik meseleleri konusunda danışmalar yapacaklar ve bu Anlaşmanın amaçlarının başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesini teminen, hayati çıkarlarının, özellikle milli güvenliğin sağlanması ve milli güvenliğe yönelik herhangi bir tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması için karşılıklı danışmalar temelinde bireysel ve ortak önlemlerin alınması olanaklarının geliştirilmesi ve artırılması amacıyla diğer tarafla sürekli ve verimli yardımlaşma ve işbirliğinde bulunacaklardır.
Madde 5
Taraflar, diğer Tarafın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik ittifak ve hareketlerde yer almayacaklar, kendi topraklarında diğer Tarafın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğü için tehlike oluşturan örgütler ile grupların kurulmasını ve faaliyetini yasaklayacaklardır.
Taraflar, kendi topraklarının diğer Tarafa yönelik tecavüz eylemlerinin ve diğer şiddet eylemlerinin hayata geçirilmesi için kullanılmasına imkan vermeme yükümlülüğünü üstlenmektedir.
Madde 6
Taraflar, bölgesel ve uluslararası istikrar ve güvenliği olumsuz yönde etkileyen her türlü tehdit ve sınamaya karşı, özellikle terörizmin her biçimi ve tezahürleri, finansmanı kitle imha silahlarının yayılması, örgütlü suçlar, kara paranın aklanması, yasadışı uyuşturucu ve insan ticareti, yasadışı göçle mücadelede ortak çabalarını ve işbirliğini güçlendireceklerdir.
Askeri ve Askeri teknik işbirliği konuları
Madde 7
Taraflar, bu Anlaşmada öngörülen savunma işbirliğinin ve karşılıklı yardımın hayata geçirilmesi için ulusal mevzuatları ve uluslararası yükümlülükleri temelinde ve meşru savunma ihtiyaçlarının karşılanması gereğini gözeterek, silahlı kuvvetlerinin kuvvet ve komuta kontrol yapılarının koordinasyonu için gerekli planlamayı yaparlar.
Madde 8
Taraflar, işbu anlaşmanın 2. maddesinde tanımlanan savunma ve karşılıklı yardımın hayata geçirilmesi çerçevesinde müşterek askeri harekatların icra edilmesi maksadıyla askeri altyapılarının geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin her yönden hazırlığı ve zaruri silah ve askeri araçlarla donatılması için gerekli tüm ulusal tedbirleri alırlar.
Madde 9
Taraflar arasında savunma işbirliği çerçevesinde öngörülen tedbirler aşağıdaki şekilde hayata geçirilecektir:
– Tarafların savunma ihtiyaçları ve güvenliği için savunma amaçlı ürünlerin ve maddi-teknik araçların sağlanması,
– Savunma amaçlı ürünlerin tasarlanması ve üretimi,
– Savunma amaçlı hizmetlerin sağlanması,
– Ortak askeri tatbikatların ve savunma hazırlığı ile ilgili faaliyetlerin gerçekleştirilmesi,
– Silahlı kuvvetler için uzmanların yetiştirilmesi,
– Silahlı kuvvetlerin lojistik desteğinin sağlanması,
– Askeri tıp ve sıhhiye,
– Mutabık kalınan diğer alanlar ve konular.
Ekonomik İşbirliği Konuları
Madde 10
Taraflar, ticari ve ekonomik ilişkilerinin her iki ülkenin potansiyeline uygun olarak geliştirilmesi ve iki ülke arasındaki ekonomik bütünleşmenin derinleştirilmesi amacıyla faaliyetlerini daha da yoğunlaştıracaklardır.
Madde 11
Taraflar, karşılıklı yatırım ve ticaret ilişkilerini, sanayi, maliye, bankacılık, tarım, gıda ve hafif sanayi, bilişim ve iletişim teknolojileri, komünikasyon, nakliyat ve turizm, alternatif enerji kaynaklarının kullanımı ve diğer iktisadi alanlarda işbirliğini geliştirecekler, ayrıca üçüncü ülkelerde faaliyette bulan kurumları arasında karşılıklı verimli işbirliğini teşvik edeceklerdir. Taraflar, ihracatın artırılması, rekoltenin yükseltilmesi, yeni teknolojilerin kullanımı ve yatırımların teşviki amacıyla işbirliğini artıracaklardır.
Madde 12
Taraflar, enerji alanında küresel ve bölgesel düzeyde enerji güvenliğinin temin edilmesi ve ekonomilerinin güçlendirilmesi amacıyla topraklarından geçen küresel önemi haiz enerji projelerinin devamlı faaliyeti için tüm gerekli tedbirleri hayata geçirecek ve bu yöndeki işbirliklerini artıracaklardır.
Ayrıca Taraflar, kendi ülkelerinde ve üçüncü ülkelerde hidrokarbon kaynaklarının geliştirilmesi, taşınması ve pazarlanmasını teminen ortak yatırım projeleri yapılmasını amaçlamaktadırlar. Bu hedeflerin hayata geçirilmesi amacıyla Taraflar, ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinden oluşacak bir Enerji Alanında Ortak Komisyon tesisi konusunda mutabakata varmışlardır.
Madde 13
Taraf1ar, yolcu ve malların kendi ülkelerinin sınırları içindeki deniz ve hava limanları, demiryolu ve karayolları ağında engelsiz geçişinin sağlanması alanında işbirliğini geliştireceklerdir. Taraflar, taraf oldukları uluslararası anlaşmalar ile ulusal mevzuatlarına uygun olarak, transit nakliyat hatları ve ulaştırmanın diğer alanları ile ilgili olan altyapıların geliştirilmesi için işbirliğini derinleştireceklerdir.
İnsani Konular Madde 14
Taraflar, Parlamentolararası işbirliğinin ileride daha da geliştirilmesini teşvik edeceklerdir.
Madde 15
Taraflar, halkları arasındaki ortak değerlere dayanan güçlü ilişkilerinin toplumsal entegrasyon hedefi ile insani, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, kültür, gençlik ve spor alanlarındaki işbirliğini gerekli devlet desteğini de sağlayarak geliştirecekler, her iki halkın ortak değerlerini oluşturan başlıca unsurlar olan dillerinin, kutsal değerlerinin ve kültürel miraslarının her iki ülkede de tanıtılmasını ve geliştirilmesini teşvik edecekler ve gerekli toplumsal desteği sağlayacaklar, tarihi ve kültürel miraslarının korunması için ortak faaliyetlerde bulunacaklardır. Taraflar, birbirlerinin güzel sanat kurumlarının faaliyetlerinin her iki ülkede de yaygınlaştırılması ve ortak kültür ve güzel sanat kuruluşları tesis edilmesi konusunda mutabık kalmışlardır.
Madde 16
Taraflar, entelektüel, bilimsel ve teknik potansiyellerinin daha da artırılması ve bilimsel ve teknik ortak alanın oluşturulması amacıyla bilimsel kuruluşları arasında ilişkilerin güçlendirilmesini teşvik edecekler, ortak bilimsel araştırma projelerinin uygulanması, bilimsel, teknik ve teknolojik alanlarda sağlanan başarıları en iyi şekilde hayata geçirme ve karşılıklı kullanımı konusunda işbirliği yapacaklardır.
Madde 17
Taraflar, haberleşme ve bilişim teknolojileri alanında ve kitle iletişim araçları arasında işbirliğinin geliştirilmesini teşvik edeceklerdir.
Madde 18
Taraflar ulusal mevzuatlarına uygun olarak, vatandaşlarının birbirlerinin ülkelerine giriş çıkışlarının kolaylaştırılması, bir Tarafın vatandaşının diğer Tarafın ülkesinde ikamet etmesi, taşınmaz mal edinmesi, çalışma ve sosyal güvenliğinin sağlanması için tedbirler alacaklardır.
Taraflar ulusal mevzuatlarına uygun olarak her iki ülkenin ulusal çıkarlarının korunması, halklarının tarihlerinin ve medeniyetlerinin dünya kamuoyunun dikkatine getirilmesi, Tarafların üçüncü ülkede yaşayan vatandaşları ve üçüncü ülke vatandaşı olan veya vatandaşlığı olmayan, fakat soy, dil, kültürel ve tarihi bağlar bakımından Taraflardan birine bağlılığı olan soydaşlarının haklarının korunması yönünde diğer ülkelerdeki diasporalarının faaliyetlerine uluslararası hukuk belgeleri çerçevesinde ve ilgili ülkelerin ulusal mevzuatları olanak verdiği ölçüde destek vereceklerdir.
Madde 19
Taraflar, çevrenin korunması ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin önlenmesi alanında ortak çaba gösterilmesi amacıyla çevre alanında kamu ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliğini teşvik edeceklerdir.
Madde 20
Taraflar, gıda güvenliğinin sağlanması için tarım ve gıda temini alanlarında işbirliğini daha da geliştireceklerdir.
Genel ve Nihai Hükümler
Madde 21
İşbu Anlaşmanın hükümleri, Tarafların akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine halel getirmez.
Madde 22
İşbu Anlaşma hükümlerinin yorumlanmasından veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, tahkime ya da herhangi bir ulusal veya uluslararası mahkemeye ya da diğer üçüncü taraf çözüm usullerine başvurulmaksızın, taraflar arasında görüşmeler yoluyla dostane şekilde çözümlenecektir.
Madde 23
İşbu Anlaşma, Tarafların ulusal mevzuatları uyarınca gerekli prosedürlerin tamamlandığına ilişkin onay belgelerinin teati edildiği tarihte yürürlüğe girer ve 10 yıl süre ile yürürlükte kalır.
Taraflardan her biri, işbu Anlaşmanın yürürlüğünün sona ermesinden en az 6 ay önce diplomatik kanallardan yazılı olarak fesih bildiriminde bulunmadıkça yürürlük süresi kendiliğinden 10 yıllık sürelerle uzayacaktır.
İşbu Anlaşma, karşılıklı rızayla değiştirilebilir. Her değişiklik, bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen usule uygun şekilde yürürlüğe girecektir.
İşbu Anlaşma, Bakü’de 16/Ağustos/2010 tarihinde Türkçe ve Azerbaycan dillerinde iki orijinal nüsha halinde ve bütün metinler eşit derecede geçerli olmak üzere imzalanmıştır.
Yorum farklılıkları halinde tüm metinler eşit derecede esas alınacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Adına Azerbaycan Cumhuriyeti Adına Abdullah Gül İlham Aliyev
Türkiye Cumhuriyeti Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanı
Yargıtay Önceki Başkanı Ali Alkan, 9 Şubat 1950’de Kızılcahamam’da dünyaya geldi.
Alkan, Yıldırım Beyazıt Lisesini bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1973 yılında mezun olduktan sonra, askerliğini Antalya’da yedek subay olarak yaptı.
Ankara hâkim adayı olarak mesleğe başlayan Alkan; sırasıyla Pervari, Çayıralan, Haymana Hakimliği, Ankara Ticaret Mahkemesi Üyeliği ve Başkanlığı ile Ankara Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı görevlerinde bulundu. 26.05.1997 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçildi.
Alkan, 14.09.2009 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca Onüçüncü Hukuk Dairesi Başkanlığı’na seçildi. 07.05.2012 tarihinde ise Yargıtay Birinci Başkanı seçildi.
09.02.2015 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekli oldu.
[box type=”success” align=”aligncenter” class=”” width=””]Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtayın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir. Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir. Yargıtayın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır. Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtayın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.[/box]
Prof. Dr. Şeyla Benhabib, Yale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Felsefe Bölümünde profesör olarak görev yapmakta olan Türk bilim insanıdır.
Prof. Dr. Şeyla Benhabib
Benhabib, 9 Şubat 1950 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Robert Kolejini (Amerikan Kız Koleji) bitirdikten sonra 1970 yılında felsefe eğitimi almak üzere Amerika Birleşik Devletlerine gitmiştir. Brandeis Üniversitesi’nde akademik çalışmalarına başlamış, doktorasını ise 1977 yılında Yale Üniversitesi’nde tamamlamış; Boston Üniversitesi, SUNY Stony Brook ve New School Araştırma Merkezi felsefe bölümlerinde dersler vermiştir.
Çalışmalarının temelini siyaset bilimi ve felsefe oluşturmuş, derslerine Cambridge ve Harvard Üniversitelerinde devam etmiştir.
1995 yılında Amerikan Sanatlar ve Bilimler Akademisi üyesi olan Benhabib, Karl Marx, Hegel, Max Weber ve Jürgen Habermas üzerine yaptığı çalışmalarla da tanınmaktadır.
Seyla Benhabib, Yale Üniversitesinde 2002-2008 yıllarında Etik, Politika ve Ekonomi Programı direktörü olarak görev olarak görev yapmış; 2006-2007 yıllarında Amerikan Felsefe Birliği Doğu Bölümü Başkanı olmuştur. Yale Üniversitesinde bilimsel çalışmalarına devam etmektedir.
Eleştirel Teorinin Temellerine Dair Bir İnceleme – Şeyla Benhabib
Ödülleri
Kültürel diyaloğa katkılarından dolayı 2009 yılında Ernst Bloch Ödülü almıştır.
Küreselleşmenin, göçün ve çatışmanın baskısı altındaki gruplar ve sivil toplumun rolü üzerine yaptığı bilimsel çalışmaları ile 2012 yılında Leopold Lucas Ödülüne layık görülmüştür.
Köln Üniversitesi tarafından verilen Eckhart Ödülü, küreselleşme ve göç alanındaki felsefi ve akademik çalışmaları nedeniyle 2014 yılında Benhabip’e verilmiştir.
University of Humanistic Studies, The University of Valencia ve Boğaziçi Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora unvanı verilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi tarafından verilen onursal doktora “Sosyal Bilime Dünya Çapında Yaptığı Özgün Katkılarla Örnek Bir Bilim Kadını Olması Nedeniyle” takdim edilmiştir.
Şeyla Benhabib’in Eserleri
Critique, Norm and Utopia. A Study of the Normative Foundations of Critical Theory (1986)
Situating the Self. Gender, Community and Postmodernism in Contemporary Ethics (1992)
A Philosophical Exchange (1994- Judith Butler, Drucilla Cornell ve Nancy Fraser ile birlikte)
Democracy and Difference (Princeton University Press, 1996)
The Claims of Culture. Equality and Diversity in the Global Era, (2002)
The Rights of Others (2004)
Another Cosmopolitanism (2006)
Dignity in Adversity. Human Rights in Troubled Times (2011)
Türkçe’ye çevrilen Eserleri: Ötekilerin Hakları: Yabancılar, Yerliler, Vatandaşlar ve Eleştiri, Norm ve Ütopya: Eleştirel Teorinin Temellerine Dair Bir İnceleme, Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları
Balkan Paktı (Pacte d’Entente Balkanique), 9 Şubat 1934 tarihinde Atina’da imzalanan antlaşma ile Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında kurulmuştur.
Balkan Antantı veya Balkan Paktı olarak bilinmektedir. Resmi olarak “Balkan anlaşma misakı” yahut “Balkan misakı” şeklinde ifade edilmektedir.
“Balkan anlaşma misakının tasdikına dair kanun” 6 Mart 1934’te TBMM’de kabul edilmiştir. “Balkan Misakı ve lahikalarının ihtiva ettiği hükümleri tatbik hakkımla Kanun” ise 25 Ekim 1934’te mecliste kabul edilmiştir.
Pakt’ın kurulmasından önce imzalanan ikili sözleşmeler şunlardır:
17 Ekim 1933 tarihinde Ankara’da Türkiye ile Romanya arasında Dostluk, Saldırmazlık, Hakemlik ve Uzlaştırma Antlaşması. (Türkiye – Romanya Dostluk, Edemi Tecavüz, Hakem ve Uzlaşma Muahedesi)
27 Kasım 1933 tarihinde Belgrad’da Türkiye-Yugoslavya Dostluk, Saldırmazlık, Yargısal Çözüm, Hakemlik ve Uzlaştırma Antlaşması. (Türkiye ile Yugoslavya arasında 27 ikinci teşrin 1933 te imzalanan dostluk, ademi tecavüz, hakem ve uzlaşma muahedesi )
Balkan Paktı ve Bölgesel Barış Hedefi
Balkan devletleri ile imzalanan dostluk antlaşmaları Balkan Paktı’nın hazırlık aşamasını ve emelini oluşturmaktadır. Daha önce imzalanan ikili antlaşmalar çok taraflı bir akit ile güçlendirilmiştir. Bulgaristan, pakta katılmamıştır. Ancak, 31 Temmuz 1938’te Balkan Paktı’na katılması sağlanmıştır.
Taraf ülkelerin sınırları güvence altında olması ilkesi kabul edilmiştir. Pakta göre; Balkan ülkeleri birbirinin varlığına saygı gösterecektir.
Nazi Almanyası’nın Yugoslavya’yı işgal etmesiyle, Balkan Antantı fiilen ortadan kalkmıştır.
Atatürk’ün barışı koruma çabaları, ölümünden kısa bir süre sonra çıkan 2.Dünya Savaşı ile akamete uğramıştır.
Balkan anlaşma misakı (Pacte d’Entente Balkanique)
Balkanlarda sulhun kuvvetleştirilmesine yardım etmeği arzu eden ve Briand – Kellogg misakının ihzarında ve Akvam Cemiyeti Heyeti Umumiyesinin(Milletler Cemiyeti Genel Kurulu) buna müteallik kararlarında hâkim ilan anlaşma ve uzlaşma fikri ile hareket eden ve Mevcut ahdî taahhütlere riayeti ve Balkanlarda halen musses arazi nizamının muhafazasını temine kat’iyetle karar vermiş bulunan Türkiye Reisicumhuru, Haşmetlû Yugoslavya Kiralı, Yuıanistan Reisicumhuru ve Haşmetlû Romanya Kiralı Hazretleri bir Balkan anlaşma misakı ektin e karar vermişler ve bu hususta murahhasları olarak:
Türkiye Reisicumhuru, Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Beyefendiyi,
Yunanistan Reisicumhuru, Hariciye nazırı Müsyü Demétre Maximos‘u,
Haşmetlû Romanya Kiralı, Müsyü Nicola Titulescu‘yu tayin etmişlerdir.
Murahhaslar, usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerinin teatisinden sonra, atideki ahkâmı kararlaştırmışlardır:
Madde 1
Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya bütün kendi Balkan hudutlarının emniyetini mütekabilen tekeffül ederler.
Madde 2
Yüksek Akitler, bu itilâfnamede tayin edilmiş olan menfaatlerini ihlâl edebilecek ihtimaller karşısında alınacak tedbirler hakkında birbiri ile görüşmeği taahhüt ederler. Onlar bu misakı imzalamamış olan diğer her hangi bir Balkan memleketine karşı, birbirine evvelden haber vermeksizin siyasî hiç bir harekette bulunmamağı ve diğer Akitlerin muvafakati olmaksızın diğer her hangi bir Balkan memleketine karşı siyasî
hiç bir vecibe altına girmemeği taahhüt eylerler.
Madde 3
Bu itilâfname bütün Akit Devletlerce imzalanır imzalanmaz mer’iyete girecek ve mümkün olduğu kadar çabuk tasdik edilecektir. İtilâfname, iltihakı Akitler tarafından müsait bir tetkika mevzu teşkil edecek olan her Balkan memleketine açık bulunacak ve işbu iltihak keyfiyeti, diğer imza sahibi memleketlerin muvafakatlerini bildirmelerile beraber hüküm ifade edecektir.
Atinada bin dokuz yüz otuz dört senesi şubatının dokuzunda dört nüsha olarak tanzim edilmiş ve her bir Yüksek Akide bundan bir nüsha tevdi kılınmıştır.
Bu yazımızda Aktif ve Etkileşimli avukatlık stajı eğitimimizde bir haftalık bir çalışmanın bir kısmını özetleyeceğiz. Uygulamaya çalıştığımız usta çırak ilişkisi metodunda avukatlık eğitimi tercihen hukuk fakültesi birinci sınıfta başlar ve öğrencinin talebine bağlı olarak ustanın vefatına kadar sürer. Öğrencilik döneminde öğrencinin bulunduğu sınıf, entelektüel düzeyi ve hazır bulunuşluğu dikkate alınarak örgün eğitim programı ile eşgüdümlü, öğrencinin gereksinimlerini dikkate alan esnek bir program uygulanmaktadır.
e- Duruşmaya Katılım ve Değerlendirme
Stajyerlerimizden Ekin Ozan Özşahin, Bodrum Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan bir tapu iptali tescil davasının e-duruşmasına katılımımızı izlemiş, kendisine davanın geçmişi ve muhtemel geleceği hakkında bilgi verilmiş, stajyerimizin dava ile ilgili sorduğu sorular cevaplanmıştır.
Müvekkil Görüşmesi
Stajyerlerimiz Ekin Ozan Özşahin ve Merve Erbaş, daha sonra müvekkilimizin izniyle bir avukat-müvekkil görüşmemize katılmış, görüşmede müvekkile sorular yöneltmişlerdir. Ekin Ozan Özşahin, müvekkilimize iki çeviri kitabını armağan etmiştir. Toplantı sonrasında, avukat müvekkil görüşmesinin dinamikleri hakkında stajyerlere bilgi verilmiş, soruları cevaplanmış, “Avukat-Müvekkil Etkileşiminde Aktarım ve Karşı Aktarım” adlı makaleyi okumaları tavsiye edilmiştir.
Dilekçe Editörlüğünden Dilekçe Yazımına
Staj eğitimine daha önce tarafımızdan yazılmış dilekçeleri yazım kuralları bakımından denetleyip, eleştirme ve düzeltme görevini sürdüren stajyerlerimiz “dilekçe editörlüğü”nden, dilekçe yazım aşamasına geçtiler. Bir boşanma davası ile ilgili ikinci cevap dilekçesini yazdılar. Gelecek hafta bizim yazdığımız dilekçe ile karşılaştırmaları istenecek ve dilekçedeki argümanlar birlikte analiz edilerek son şekli verildikten sonra mahkemesine göndertecektir.
Hukuk Okuryazarlığını Geliştirme Eğitimi
Stajyerlerden bir aylık süre içinde bir Anayasa Mahkemesi kararını bir paragraftaözetlemeleri ve anahtar kavramları tespit etmeleri talep edilmiştir. Yine bu bağlamda, Stajyerlerimizden Ekin Ozan Şahin’den Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, Merve Erbaş’tan ise Hukuk Muhakemeleri Kanununun fihristini çıkarmaları istenmiştir. Bu çalışmadan bir kanunun bir hükmünün sistematik yorumla okunma becerisi kazanma amaçlanmaktadır.
Kasımcan Sarıkaya Üstadımızla Hakimlik Mesleği ve Edebiyat Üzerine Cumartesi Söyleşisi
Stajyerimiz Ekin Ozan Özşahin’in katılımıyla Elbistan hakimi Elbistan hâkimi, “Genç Bir Ağır Ceza Hâkiminin Anıları” kitabının müellifi Kasımcan Sarıkaya üstadımız ile hakimlik mesleği, heyet hakimlikte halinde çalışma yöntemleri ve eserinin ikinci baskısı üzerine zevkli bir söyleşi yaptık. Üstadımız, bizim için ve stajyerlerimiz Ekin Ozan Özşahin ile Merve Erbaş için kitabını imzalayarak armağan etti.
Fahrettin Kayhan, Kasımcan Sarıkaya, Ekin Ozan Özşahin, Merve Erbaş
Günlük Yazma
Gerek örgün eğitim gerekse staj eğitimi tecrübelerinin meslek hayatlarında bugünkünden daha farklı anlamlara bürüneceği hatırlatarak günlük tutmaları tavsiye edilmiştir.
Merve Erbaş’ın Bütüncül Stajla İlgili Geri Bildirimi
Bugün Fahrettin Kayhan Bey’in ofisinde stajımın 2. Haftasını da doldurdum. Daha önce avukatların yanında staj yaptığım için işleyişi yine aynı zannederek gelmiştim. Bir stajyer ne yapardı? Dosya okur dilekçe yazar, belki Uyap’ı karıştırır. Ancak Fahrettin bey sadece bunları öğrenmemizi istemeyen, daha doğrusu bunları yeterli görmeyen bir bakış açısına sahip. Case method adı verilen metodla ilerlemenin biz öğrencilere bir avukat bakış açısı kazandıracağını düşünüyor.
İlk ofis günümde öncelikle hiç yabancı hissettirmeyen bir tavırla karşılandım. Stajyer arkadaşım da aynı şekilde birçok soruma sıkılmadan cevap verdi. Ozan arkadaşımız Ankara hukuk son sınıfta ve çok donanımlı bir öğrenci. Stajda ofis arkadaşlarımızın erdem sahibi ve donanımlı olmasının ne kadar önemli olduğunu da gördüğüm bir süreç oldu. Kendisinin bilgisi ve çeviri konusundaki becerileri takdire şayan. Ofisteki sohbetimiz üzerine okumam için metod kitabı, anı kitabı son olarak da hukuk fakültesindeki sistematik çalışmanın nasıl gerçekleşebileceği ve fakültede öğrenemediğimiz bilgileri içeren 3 kitap hediye edildi.
Geldiğim süre boyunca hukukta metodolojinin ne kadar önemli olduğunu anladım. Bu kitabı okurken içindeki bilgilerle hukuki sorunlara nasıl yaklaşmam gerektiğini daha iyi kavramış oldum. Metod kitabından edindiğim bilgiler dilekçe yazarken birçok işimi kolaylaştırdı.
Stajım sırasında anı kitabı okumak, benim için en dikkat çekici görevlerden biriydi. Bir hukukçunun yaşadıklarını tecrübe ile süzgeçten geçirip aktardığı anı kitapları bizlere hem meslek hayatında hem de genel yaşamımızda ışık olacak kitaplar. Tecrübe her ne kadar yaşanılanları anlamakla gerçekleşen bir sürecin sonucu da olsa, başkalarının tecrübelerinden beslenmek de bizi yaşama ve mesleğe hazırlayan güzel bir adım.
Staj sürecinde ofiste Ceren Damarın babasını ağırlama fırsatımız oldu. Kendisiyle ceza hukukundaki müdafi kavramını değerlendirdik. Mustafa Hoca ayı zamanda bir eğitimci olarak bizleri aydınlattı. Ofiste Müvekkil görüşmelerini dinlerken bir avukatın müvekkilinin çıkarlarını nasıl düşünmesi gerektiğini, avukat müvekkil ilişkilerinde avukatın duruşunu gözlemleme şansım da oldu. Ayrıca Prof. Arb. Av. Vahit bıçak davasını inceleyip dava hakkında değerlendirmeler yaptık. Bu dava bir hukuk öğrencisinin avukatlık mesleğinde savunma makamını incelemesi açısından güzel bir örnekti.
Son olarak en önemli kısma gelirsek staj boyunca Metanetli olmamızın mesleki hayatımızda ne kadar önemli olduğunu öğrendik. Biliyoruz ki yaşamımız mesleklerimizden ibaret değil. Yaşam kendi içinde karmaşıklığını dolambaçlı yollarını hangi statüde hangi meslekte olursak olalım bizle karşılaştırıyor. Ancak bizler yaşarken ölçülü ve güçlü olmalıyız. Metanetli olmak, hem meslek hayatımızda hem de yaşam akıp giderken ihtiyacımız olan bir değer. Hukuk meslekleri yaşamla adeta kol kola iken yaşamı anlamlandırmanın bir hukukçuya meslek hayatında oldukça katkısı olacaktır. Yaşamı anlamak da elbette insanı anlamaya çalışmaktan geçer. Staj boyunca aldığım öğretilerden en önemlisi de statülerin unvanların arkasındaki şeye yani insanın içine bakmamız gerektiği oldu. İnsanları kalıplara unvanlara statülere sokmadan anlamaya çalışmalı bir hukukçu.
Benim için hayatımda açılmış kıymetli bir kapı oldu. O kapıyı araladığımda aslında tek bir eşiğin değil, ardı ardına uzanan nice kapının varlığını fark ettim. Her biri yeni bir düşünceye, yeni bir bakış açısına ve kendimi yeniden inşa edebileceğim bir imkâna açılıyordu. Şimdi biliyorum ki bundan sonra yapmam gereken; beni geliştirecek, aydınlatacak ve sorgulamaya sevk edecek başka kapıların eşiğinden cesaretle geçmek. Çünkü insan, ancak yeni kapılar açtıkça çoğalır; öğrendikçe derinleşir, sorguladıkça olgunlaşır.
Fahrettin Kayhan, Ozan Ekin Özşahin ve Merve Erbaş bir arada
Haftanın Sonunda
Haftanın sonunda stajyerlerimizle yaptığımız Dost Kitabevi gezisinde kendilerine Erving Goffman’ın “Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu” başlıklı kitabını armağan ettik. Kitabı birlikte okuyup, “Avukatlık Rolünde Benliğin Sunumu ve avukatlık performansı ” ile ilgili dersler çıkarmaya çalışacağız. Kitabın tanıtım yazısından bir paragraf:
“Bütün dünya-Shakespeare’in söylediği gibi- bir sahne midir gerçekten de? Elbette hayır, diyor Erving Goffman, ama hepimiz günlük hayatta pek çok “performans” sergiler, pek çok performansa tanık oluruz. Evde, işyerinde, sokakta, resmi ve gayri resmi ortamlarda farklı fraklı roller oynar, kimi zaman başka oyuncularla takımlar kurar, düer takımlarla mücadele veya işbirliği içinde “seyirci”lerimizi etkilemeye, yönlendirmeye çalışırız. Hepimiz belli durumlarda benimsediğimiz roller çerçevesinde sunarız kendimiz karşımızdakine; en samimi etkileşimlerde bile biraz ihtiyat gösterir, kimi taktik ve yöntemlere başvururuz.”
8 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
412
Yunan filozof Proklos doğdu. İskenderiye’de felsefe, matematik ve hukuk eğitimi aldıktan sonra Atina’ya döndü. Platon Akademisi’ni yönetti. Bizans mahkemelerinde kıdemli bir hukukçu ve muhakemesi güçlü bir diyalektik ustası idi. Hiç evlenmedi. (Ölümü: 17 Nisan 485)
1587
İskoçya Kraliçesi Mary Stuart, kafası kesilerek idam edildi. 19 yıl hapiste kaldıktan sonra idam edilen Kraliçe Mary, Kraliçe I. Elizabeth’e suikast planlamakla suçlanmıştı.
1828
Hukukçu, İspanya Başbakanı ve tarihçi Antonio Cánovas del Castillo dünyaya geldi. (8 Şubat 1828 – 8 Ağustos 1897) Madrid Üniversitesi’nde hukuk okudu. Altı dönem başbakanlık yaptı. İzlediği iç politikayla kamu düzenini ve ulusal birliği sağladı. Anarşist hareketleri zor kullanarak bastırdı. Küba sorununa çözüm bulmaya çalıştığı bir dönemde İtalyan anarşist Michele Angiolillo tarafından öldürüldü. 1876 İspanya Anayasası‘nın hazırlayıcısıdır. İspanya tarihi üzerine kitapları bulunmaktadır.
1829
Venezuela’nın ilk başkanı olan Avukat Cristóbal Hurtao de Mendoza yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Haziran 1885) 5 Mart 1811’den 21 Mart 1812’ye kadar Venezuela devlet başkanlığı yaptı. Doğum tarihi, ülkesinde Avukatlar Günü olarak kutlanmaktadır.
1845
İrlandalı hukukçu, düşünür ve politik iktisatçı Francis Ysidro Edgeworth doğdu. (Ölümü: 13 Şubat 1926)
1860
Danimarkalı hukukçu ve politikacı Carl Edvard Rotwitt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Mart 1812) Kopenhag Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1836’da Thisted’de savcı olarak görev yaptı. 1841’de Arazi Komiseri oldu. 1842’nin sonunda Yargıtay hakimi oldu. 1853’ten 1859’a kadar başkan olarak görev yaptı.
1878
Yahudi filozof Martin Buber doğdu. (Ölümü: 1965) Dinsel varoluşçuluk üzerine kurduğu diyalog felsefesi ile tarihe geçti.
1880
Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti başbakanı Malik Buşati, İşkodra’da doğdu. (Ölümü: 15 Şubat 1946. Tiran, Arnavutluk) 13 Şubat-12 Mayıs 1943 tarihleri arasındaki İtalyan işgali sırasında Arnavutluk Başbakanı olarak görev yaptı. Yargılanan bir başbakan olarak tarihe geçti.
1888
İtalyan modernist şair, gazeteci, deneme yazarı, eleştirmen, akademisyen Giuseppe Ungaretti doğdu. (Ölümü: 2 Haziran 1970) Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu ancak daha çok edebiyat ve felsefeyle ilgilendi. 1936-42 arasında São Paulo Üniversitesi’nde İtalyan Edebiyatı Profesörü olarak görev yaptı. İtalya’ya döndükten sonra Roma Üniversitesi’nde Modern İtalyan Edebiyatı dersleri verdi. 1970’te Neustadt Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Ermetismo(Hermetizm) olarak bilinen deneysel akımın önde gelen temsilcilerinden ve 20. yüzyıl İtalyan edebiyatının en tanınmış katkıcılarından biri oldu. Dil ve biçimde yaptığı yeniliklerle İtalyan şiirine köklü bir değişim getirdi.
1897
Hindistan Cumhurbaşkanı Zakir Hüseyin doğdu. (Ölümü: 3 Mayıs 1969) Ülkesinde bu göreve getirilen ilk Müslüman oldu ve laikliği savunduğu için bazı Müslüman çevreler tarafından ağır şekilde eleştirildi.
1903
Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman doğdu. (Ölümü: 6 Aralık 1990)
Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman
1921
Antep’e 8 Şubat 1921’de TBMM tarafından “Gazi” unvanı verildi.
1924
ABD’de idam cezasını gaz kullanmak suretiyle gerçekleştiren ilk eyalet Nevada oldu.
1926
Yunan partizan, aktivist ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Mihver Devletleri’ne karşı savaşan Yunan Direnişçi, Diamando Kumbaki doğdu. (Ölümü: 1944)
1935
Türkiye Büyük Millet Meclisi 5. dönem seçimleri yapıldı. Türk kadını ilk kez seçme ve seçilme hakkını kullandı. Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) iktidarı devam etti ve 17 kadın milletvekili olarak ilk defa meclise girdi. Ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaştı. Bu dönemde kadın milletvekillerinin meclisteki 395 milletvekiline oranı yüzde 4,5 idi.
1936
Amerikalı avukat ve politikacı Charles Curtis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Ocak 1860) Yarı zamanlı çalıştığı köklü bir firmaişine devam ederken bir yandan da hukuk okudu. 1881’de baroya kabul edildi ve mesleğe Topeka’da başladı. 1885’ten 1889’a kadar Kansas, Shawnee County’de savcı olarak görev yaptı. Kaw Nation’ın bir üyesi olan herhangi bir Kızılderili soyuna sahip olan ve federal yürütme organındaki en yüksek ofislerden birine ulaşan ilk Avrupalı olmayan soylu kişidir. Dawes Yasasını Beş Uygar Kabileyi kapsayacak şekilde genişletti. 19. yüzyılın sonunda, bir başka asimilasyon yöntemi olarak Hintli çocuklar için yatılı okullar açtı. İlk olarak 1906’da Kansas Yasama Meclisi tarafından ve daha sonra 1914, 1920 ve 1926’da halk oylamasıyla ABD Senatosu’na seçildi. 1929’dan 1933’e kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin 31. başkan yardımcısı olarak görev yaptı.
Dünyaca ünlü avukat ve yazar John Grisham 8 Şubat 1955 tarihinde Jonosboro, Arkansas’ta dünyaya geldi.
1956
Gazetelerin sayfa sayısı sınırlandı, piyango ve ikramiyeler yasaklandı.
1956
Dolandırıcılar kralı Sülün Osman, Bursa’da yakalandı. Osman Ziya Sülün, 1923’te İstanbul’da doğmuş, ilk “işini” 1948 yılında Fatih’te yeni tuttuğu evin sahibini dolandırarak yapmıştı. 1950 ve 60’lı yıllardaki dolandırıcılıkları ile ünlenen Sülün Osman, İstanbul Tramvaylarını, Galata Kulesini ve kent meydanlarındaki saatleri, şehir hatları vapurlarını ve diğer kamu mallarını saf vatandaşlara satması ya da kiraya vermesi ile dolandırıcılık tarihine adını yazdırdı. Arkasından daha profesyonelleri geldi.
1963
ABD vatandaşlarının Küba ile seyahat, finansal ve ticari amaçlı her türlü ilişkisi John F. Kennedy yönetimince yasaklandı.
1967
Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binası mührünün sökülmesiyle ilgili olarak 31 üniversite öğrencisinin yargılanmasına devam edildi. Duruşmada, TMTF binasının herhangi bir mahkeme kararı bulunmaksızın polisçe mühürlendiği anlaşıldı.
1973
Millet Meclisi’ni feshederek Anayasa’nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye teşebbüsle suçlanan Eski Millî Birlik Komitesi üyesi emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu ve 31 arkadaşının yargılanmasına başlandı. Eski Millî Birlik Komitesi üyesi Cemal Madanoğlu ve 31 kişi hakkında “Anayasayı değiştirme ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ıskat için gizli örgüt kurma” iddiasıyla 20 Ocak 1073’te dava açılıştı.
Korgeneral Cemal Madanoğlu
1976
İngiltere, IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) sanıklarına işkence ettiği iddiaları kapsamına AİHM’de savunma yaptı.
1977
G.Kurmay Askeri Savcısı, ABD uçak firması Lockheed’in Türkiye’de rüşvet dağıtmasıyla ilgili dosyada “görevsizlik” kararı verdi
Hisarbank, İstanbul Bankası ve Ortadoğu İktisat Bankası’nın (Odibank) 66 yöneticisinin mallarına 8 Şubat 1985’te tedbir konuldu.
1991
ABD’nin Irak’a müdahalesine karşı 81 şair, savaşa karşı birer dize yazarak hazırladıkları ortak şiiri yayınladı ve metin tek bir şiir haline getirildi.
2000
Danıştay 10. Dairesi, FP’den İstanbul Milletvekili seçilen Merve Kavakçı‘nın, Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptali istemini oy birliğiyle reddetti.
2001
Hukukçu ve yazar Ahmet Kabaklı yaşamını yitirdi. (1924, Harput – 8 Şubat 2001) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimini 1959 yılında tamamladıktan sonra stajını bitirerek 1961 yılında İstanbul Barosu’ kaydoldu ve kısa bir süre avukatlık yaptı.
2001
Bonn Başsavcılığı’nın, Hristiyan-Demokrat Parti’ye (CDU) yapılan karanlık bağışlarla ilgili dava çerçevesinde eski Başbakan Helmut Kohl hakkında açtığı dava, 150 bin Euro tutarında cezanın ödenmesiyle kapandı.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, tarikat şeyhi Esad Coşan ile damadı Ali Yücel Uyarel’in Süleymaniye Camii haziresine definlerine imkân tanıyan kararname taslağını imzalamadı ve Başbakanlık’a iade etti.
2001
Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesi’nde, SSK hastanesinde hatalı iğne yapıldığı için sol kolu dirseğinden kesilen Ayşen Başaran’ın ailesinin, 1996 yılında SSK aleyhine açtığı tazminat davası sonuçlandı. Mahkeme, Başaran ailesine yasal faizleriyle birlikte 119 milyar lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
2002
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, “Yüksekova Çetesi” davasında 5 sanık hakkında verilen çeşitli hapis cezalarına ilişkin mahkûmiyet kararlarını bozdu.
2005
İsrail Başbakanı Ariel Şaron ve Filistin lideri Mahmud Abbas arasında, Mısır’da imzalanan bir antlaşma ile ateşkes sağlandı.
2006
Hrant Dink suikastı davasına devam edildi. Duruşma öncesinde, faili meçhul cinayetlerde yakınlarını kaybedenler adına açıklanan ortak metni Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali okudu.
2006
Danıştay, okula geliş gidişlerinde türban takan bir öğretmenin, anaokuluna müdür olmasını sakıncalı buldu. Gerekçede, ”Anayasaya göre, çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan düzenin, laiklik ilkesinin göz ardı edildiği bir ortam olmasının mümkün olmayacağı” belirtildi.
2012
MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ve eski MİT Müsteşarı Emre Taner, KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağrıldı.
2022
Örgüt propagandası yapmak suçlamasıyla yargılanan “Bakur” filminin yönetmenleri Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu hakkında ilk derece mahkemesi tarafından 2019 yılında verilen 4 yıl 6 ay hapis cezası, İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu.
2025
İsrail ve Hamas arasında varılan Gazze’de ateşkes ve rehine takası anlaşması kapsamında İsrailli üç rehinenin serbest bırakılmasının ardından İsrail de 183 Filistinli tutukluyu salıverdi.
2025
Kırıkkale Balışeyh Belediye Başkanı Hilmi Şen ile özel koruması Mikayil Çelikkol’u öldüren sanık Erdem Çelebi Şen hakkında Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianame Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu.
Protokolün amacı, insan ticaretinin soruşturulmasında ve kovuşturulmasında etkili uluslararası işbirliğini sağlamak ve yerel soruşturmaların ve ülkelerin ulusal yaklaşımlarının uyumlaştırılmasını sağlamaktır. Protokol, 18 Mart 2003 tarihinde kabul edilmiş Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş ve Türkiye protokole taraf olmuştur. İnsan Ticaretiyle Mücadele ve Mağdurların Korunması Hakkındaki Yönetmelik 17 Mart 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş; Palermo Sözleşmesi ve insan ticaretiyle mücadele konusundaki ekli Protokole uyum sağlanmıştır. Türkiye, ayrıca Belarus, Gürcistan, Kırgızistan, Moldova ve Ukrayna ile insan ticaretiyle mücadele alanında İşbirliği Protokolleri imzalamıştır.
Sözleşmenin kabulünden sonra düzenlenen Türk Ceza Kanununun 80. maddesinde insan ticareti tanımı yapılmış, bu suç için 8 yıldan 12 yıla kadar hapis öngörülmüş, insan ticareti suçundan dolayı tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunması kararlaştırılmıştır. İnsan ticareti suçunun önlenmesi bakımından Türk vatandaşı ve yabancı ayrımı bulunmamaktadır.
Türk Ceza Kanunu 80. Maddesi
Zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da barındıran kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası verilir.”
İnsan ticareti, genellikle ekonomik sorunların yoğun olduğu ülkelerde ortaya çıkmakta, suç örgütleri ve illegal yapılar tarafından gerçekleştirilmektedir. Göç ile oluşan uyu sorunları, eğitim ve kültür seviyesinin düşüklüğü, bilinçsizlik, cinsiyet ayrımcılığı, daha iyi ekonomik şartlara duyulan özlem ve lüks yaşam isteği gibi faktörlerin etkisi ile kandıran, çaresizliğinden faydalanılan ya da zorla bu yola itilen mağdurlar, insan onuruna aykırı bir şekilde insan ticaretinin ve özellikle de kadın ve çocuk ticaretinin konusu olmaktadır.
İnsan Ticaretinin Göçmen Kaçakçılığından Farkı
İnsan Ticareti ile Göçmen Kaçakçılığı arasında belirgin farklar bulunmaktadır.
Göçmen kaçakçılığı, devlet aleyhine bir faaliyet olup genellikle göçmenlerin gönüllülüğü söz konusudur. Başka bir ülkeye geçmek isteyen göçmenler, illegal “kaçakçı” olarak tabir edilen illegal şahıslarla irtibata geçerek gitmek istedikleri ülkeye geçiş için yardım istemekte, bu ilişki çoğunluklar karşılıklı çıkara dayanmaktadır. Göçmenler, gitmek istedikleri ülkeye vardıktan sonra kaçakçılarla irtibatları kalmamaktadır.
İnsan Ticareti ise çoğunlukla bireylere karşı işlenen bir suç ve insan hakları ihlalidir. İnsan ticareti ve özellikle de kadın ve çocuk ticareti; zorlama, baskı, hile, kandırma üzerine kuruludur. Zor kullanarak veya tehditle, zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma, kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla mağdurlar istismar edilmektedir. Mağdur kişiler, kandırılarak veya zorla insan tacirleriyle muhatap olmakta, başka bir ülkeye ya da bölgeye geçiş yapıldıktan sonra insan tacirler ile ilişkiler devam etmekte, mağdurlar gittikleri ülke ya da bölgede baskı ve şantajla yaşamak zorunda kalmakta; genellikle de zorla çalıştırma ve cinsel sömürüye maruz kalmaktadır. İnsan ticareti günümüzde “modern kölelik” olarak adlandırılmaktadır.
SINIRAŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARA KARŞI BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMESİNE EK İNSAN TİCARETİNİN, ÖZELLİKLE KADIN VE ÇOCUK TİCARETİNİN ÖNLENMESİNE, DURDURULMASINA VE CEZALANDIRILMASINA İLİŞKİN PROTOKOL
Giriş
Bu Protokole Taraf Devletler,
İnsan ticaretini, özellikle kadın ve çocuk ticaretini önlemek ve bununla mücadele etmek için atılacak etkin adımların kaynak, transit ve hedef ülkelerde insan tacirlerinin cezalandırılması ve bu ticaretin mağdurlarının uluslararası düzeyde tanınmış insan haklarının korunması dahil, önlemler içeren kapsamlı bir uluslararası yaklaşım gerektirdiğini beyan ederek,
İnsanların, özellikle kadınların ve çocukların istismarıyla mücadele etmek için kuralları ve uygulanabilir önlemleri içeren çeşitli uluslararası belgelerin bulunmasına rağmen, insan ticaretini tüm yönleriyle ele alan evrensel bir düzenlemenin mevcut olmadığı gerçeğini göz önünde tutarak,
Bu tür bir düzenlemenin olmaması halinde, insan ticaretine karşı savunmasız durumdaki kişilerin yeterli derecede korunmayacaklarından endişe duyarak,
Sınıraşan örgütlü suçlara karşı kapsamlı bir uluslararası sözleşmenin ayrıntılı bir şekilde hazırlanması ve diğerlerinin yanı sıra, kadın ve çocuk ticaretini ele alan uluslararası bir belgenin ayrıntılı olarak hazırlanışını görüşmek amacıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun açık katılımlı hükümetlerarası bir ad-hoc komite kurulmasına karar verdiği, 9 Aralık 1998 tarih ve 53/111 sayılı Genel Kurul kararını hatırlayarak,
Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine, insan ticaretinin, özellikle kadın ve çocuk ticaretinin önlenmesi, durdurulması ve cezalandırılması için uluslararası bir belgenin eklenmesinin bu suçu önlemede ve bu suçla mücadelede faydalı olacağına kanaat getirerek,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.
I- Genel hükümler
Madde 1
Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’yle ilişkisi
Bu Protokol, Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne ektir. Bu Protokol Sözleşme’yle birlikte yorumlanacaktır.
Bu Protokol’de aksine hüküm bulunmadıkça, Sözleşme’de yer alan hükümler bu Protokol için de geçerli olacaktır.
Bu Protokol’un 5. maddesinde belirtilen suçlar, Sözleşme uyarınca belirlenmiş suçlar olarak kabul edilecektir.
Madde 2
Amaç
Bu Protokol’un amaçları şunlardır:
(a) Kadın ve çocuklara özel önem verilerek, insan ticaretini önlemek ve mücadele etmek,
(b) Bu tür ticaretin mağdurlarını, onların insan haklarına bütünüyle saygı göstererek korumak ve onlara yardım etmek,
(c) Bu amaçlara erişebilmek için Taraf Devletler arasındaki işbirliğini geliştirmek.
Madde 3
Tanımlar
Bu Protokol’un amaçları bakımından:
(a) “İnsan ticareti”, kuvvet kullanarak veya kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması anlamına gelir. İstismar terimi, asgari olarak, başkalarının fuhuşunun istismar edilmesini veya cinsel istismarın başka biçimlerini, zorla çalıştırmayı veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret benzeri uygulamaları, kulluğu veya organların alınmasını içerecektir.
(b) İnsan ticaretinin (a) bendinde belirtilen yöntemlerden herhangi biriyle yapılmış olması halinde, mağdurun bu istismara razı olup olmaması durumu değiştirmeyecektir.
(c) Bu maddenin (a) bendinde öngörülen yöntemlerden herhangi birini içermese bile, çocuğun istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması “insan ticareti” olarak kabul edilecektir.
(d) Onsekiz yaşının altındaki herkes “çocuk” kabul edilecektir.
Madde 4
Kapsam
Bu Protokol, metinde başka türlü belirtilmedikçe, mahiyetleri itibariyle sınır aşan nitelikte oldukları ve suça örgütlü bir suç grubu karıştığı takdirde, bu Protokol’un 5. maddesinde belirtilen suçların önlenmesi, soruşturulması ve kovuşturulmasında ve suç mağdurlarının korunmasında uygulanır.
Madde 5
Suç haline getirme
Her Taraf Devlet bu Protokol’un 3. maddesinde belirtilen eylemlerin kasten gerçekleştirilmesi halinde cezalandırılmalarını teminen gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır.
Her Taraf Devlet, aşağıdaki eylemlerin de suç sayılmaları için gerekli yasal ve diğer önlemleri alacaktır:
(a) Kendi hukuk sisteminin temel kavramlarına bağlı kalmak kaydıyla, bu maddenin 1. fıkrası uyarınca ihdas edilen bir suçun işlenmesine teşebbüs edilmesi,
(b) Bu maddenin 1. Fıkrası uyarınca tesis edilen bir suça, suç ortağı olarak iştirak edilmesi,
(c) Bu maddenin 1. Fıkrası uyarınca ihdas edilen bir suçu işlemek için başkalarının örgütlenmesi veya suça teşvik edilmesi.
II- İnsan ticareti mağdurlarının korunması
Madde 6
İnsan ticareti mağdurlarına yönelik yardım ve koruma
Uygun hallerde ve kendi iç hukukunun elverdiği ölçüde, her Taraf Devlet, diğer önlemlerin yanı sıra, insan ticaretine ilişkin yargılama işlemlerini gizli yürüterek insan ticareti mağdurlarının özel hayatlarını ve kimliklerini koruyacaktır.
Her Taraf Devlet, uygun hallerde, kendi iç hukukî veya idarî sisteminin insan ticareti mağdurları lehine aşağıdaki olanakları içermesini sağlayacaktır:
a) İlgili yargısal ve idarî işlemler hakkında bilgi,
b) Ceza yargılamasının uygun aşamalarında mağdurun görüş ve endişelerinin, sanıkların savunma haklarına engel olmayacak şekilde ileri sürülebilmesine ve bunların göz önüne alınmasına yardım.
Her Taraf Devlet, uygun durumlarda, sivil toplum örgütleriyle, diğer ilgili kuruluşlarla ve sivil toplumun diğer unsurlarıyla işbirliği içinde özellikle aşağıdaki hususlara ilişkin hükümler dahil, insan ticareti mağdurlarının fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden iyileşmelerini sağlamak için önlemler alınıp uygulanmasını değerlendirecektir.
(a) Uygun barınma olanağı,
(b) İnsan ticareti mağdurlarının anlayabilecekleri bir dilde özellikle yasal haklarına ilişkin danışmanlık hizmeti ve bilgi verilmesi,
(c) Tıbbî, psikolojik ve maddî yardım,
(d) Çalışma, öğrenim ve eğitim olanakları.
Her Taraf Devlet, bu madde hükümlerini uygularken, insan ticareti mağdurlarının yaşını, cinsiyetini ve uygun barınma, eğitim ve bakım dahil, özel ihtiyaçlarını ve özellikle çocukların özel ihtiyaçlarını dikkate alacaktır.
Her Taraf Devlet, kendi ülkesi içinde bulunduğu sürece, insan ticareti mağdurlarının fiziksel güvenliğini sağlamak için çaba gösterecektir.
Her Taraf Devlet, kendi iç hukuk sisteminin insan ticareti mağdurlarına gördükleri zararlar için tazminat alma olanağını veren önlemleri içermesini temin edecektir.
Madde 7
İnsan ticareti mağdurlarının giriş yapılan Devletlerdeki statüleri
Her Taraf Devlet, bu Protokol’un 6. maddesi uyarınca alınacak önlemlere ek olarak, uygun hallerde, insan ticareti mağdurlarının kendi ülkesinde geçici veya daimi olarak kalmalarına izin veren yasal veya diğer uygun önlemleri almayı düşünecektir.
Her Taraf Devlet, bu maddenin 1. fıkrasının hükmünün yerine getirilmesinde, insancıl ve merhametli yaklaşımlara gereken değeri verecektir.
Madde 8
İnsan ticareti mağdurlarının kendi memleketlerine dönmeleri
Her Taraf Devlet, kendi vatandaşı olan veya diğer bir Taraf Devletin ülkesine girişi sırasında kendi ülkesinde daimi ikamet hakkına sahip bulunan bir insan ticareti mağdurunun geri dönüşünü, o kişinin güvenliğini de gözeterek, sebepsiz veya makul olmayan bir gecikme olmaksızın kolaylaştıracak ve kabul edecektir.
Bir Taraf Devletin, bir insan ticareti mağdurunu, o Taraf Devletin ülkesine girişi sırasında ülkesinde daimi ikamet hakkına sahip bulunduğu veya vatandaşı olduğu diğer bir Taraf Devlete iade etmesi halinde, bu tür bir geri gönderme o kişinin güvenliğini, kişinin insan ticareti mağduru olmasına yol açan olaylarla ilgili yasal işlemlerin durumunu ve geri dönüşün mümkünse gönüllü olarak yapılması gereğini gözetmek suretiyle gerçekleştirilecektir.
Giriş yapılan Taraf Devletin talebi üzerine, talepte bulunulan Taraf Devlet sebepsiz veya makul olmayan bir gecikmeye yol açmadan, insan ticareti mağduru olan kişinin kendi vatandaşı olup olmadığını veya giriş yapılan Taraf Devletin ülkesine giriş zamanında kendi ülkesinde daimi ikamet hakkına sahip olup olmadığını doğrulayacaktır.
Gerekli belgeleri bulunmayan bir insan ticareti mağdurunun dönüşünü kolaylaştırabilmek için, vatandaşı olduğu veya giriş yapılan Taraf Devletin ülkesine girişi sırasında daimi ikamet hakkının bulunduğu Taraf Devlet, giriş yapılan Taraf Devletin talebi üzerine, kişinin seyahat etmesine veya ülkesine yeniden giriş yapmasına imkân sağlayacak gerekli seyahat belgelerini tanzim etmeyi veya müsaadeyi vermeyi kabul edecektir.
Bu madde, giriş yapılan Taraf Devletin iç hukukunun insan ticareti mağduruna tanıdığı herhangi bir hakkı ortadan kaldırmayacaktır.
Bu madde, insan ticareti mağdurlarının dönüşünü kısmen veya tamamen tanzim eden, yürürlükteki herhangi bir ikili veya çok taraflı anlaşmaya veya düzenlemeye halel getirmeyecektir.
III. Önleme, işbirliği ve diğer önlemler
Madde 9
İnsan ticaretinin önlenmesi
Taraf Devletler, aşağıdaki amaçlarla, kapsamlı politikalar, programlar ve diğer önlemleri oluşturacaklardır:
(a) İnsan ticaretini önlemek ve bununla mücadele etmek,
(b) İnsan ticareti mağdurlarını, özellikle kadınları ve çocukları yeni mağduriyetlerden korumak.
Taraf Devletler, insan ticaretini önlemek ve bununla mücadele etmek için, araştırma, bilgi ve kitle iletişim kampanyaları ve sosyal ve ekonomik girişimler gibi önlemleri uygulamak için çaba göstereceklerdir.
Bu maddede yer alan politikalar, programlar ve diğer önlemler, uygun olduğu ölçüde sivil toplum örgütleriyle, diğer ilgili kuruluşlarla ve sivil toplumun diğer unsurlarıyla işbirliğini içerecektir.
Taraf Devletler, ikili veya çok taraflı işbirliği yolu da dahil, kişileri, özellikle de kadınları ve çocukları insan ticaretine karşı korumasız bir konuma düşüren yoksulluk, az gelişmişlik ve fırsat eşitsizliği gibi olguları gidermek için önlemler alacak veya bu önlemleri güçlendireceklerdir.
Taraf Devletler, ikili ve çok taraflı işbirliği yolu da dahil olmak üzere, insan ticaretine yol açan, özellikle kadınlar ve çocuklar olmak üzere, kişilerin her biçimdeki istismarının artmasına sebep olan talebi engellemek için eğitici, sosyal ve kültürel önlemler gibi yasal veya diğer önlemleri alacak veya güçlendireceklerdir.
Madde 10
Bilgi değişimi ve eğitim
Taraf Devletlerin kanun uygulayıcı, göçmenlikten sorumlu ve diğer ilgili makamları, gerektiğinde, kendi iç hukuklarına uygun olarak, aşağıdaki hususların belirlenmesinde birbirlerine yardımcı olmak için bilgi değişimi yoluyla, işbirliği yapacaklardır:
(a) Başkalarına ait seyahat belgeleriyle veya seyahat belgeleri olmadan, uluslararası bir sınırı geçen veya geçmeye teşebbüs eden kişilerin insan ticareti faili veya mağduru olup olmadıkları,
(b) İnsan ticareti amacıyla uluslararası bir sınırı geçmek için, kişilerin kullanmış oldukları veya kullanmaya teşebbüs ettikleri seyahat belgelerinin türleri,
(c) Mağdurların toplanması ve bir yerden bir yere taşınması, bu tür bir ticarette yer almış kişiler ve gruplar arasında kullanılan yollar ve bağlantılar dahil, insan ticareti amacıyla örgütlü suç grupları tarafından kullanılan araçlar ve yöntemler ve bunları ortaya çıkarmak için alınabilecek önlemler.
Taraf Devletler, insan ticaretinin önlenmesinde kanun uygulayıcı makamlar, göçmenlikten sorumlu görevliler ve ilgili diğer görevlileri eğitecek ve verilen eğitimi güçlendireceklerdir. Eğitim, mağdurların insan tacirlerinden korunması dahil, bu tür ticaretin önlenmesinde, insan tacirleri hakkında kanunî takipte bulunulmasında ve mağdurların haklarının korunmasında kullanılan yöntemler üzerinde odaklanmalıdır. Eğitim, insan hakları ile çocuk ve kadınlara özgü sorunları gözönüne alma gereğini de hesaba katmalı ve sivil toplum örgütleriyle, diğer ilgili kuruluşlarla ve sivil toplumun diğer unsurlarıyla işbirliğini teşvik etmelidir.
Bilgi alan bir Taraf Devlet, bilgiyi ileten Taraf Devletin bilginin kullanımına sınırlama getirecek herhangi bir talebine uyacaktır.
Madde 11
Sınır önlemleri
Taraf Devletler, kişilerin serbest dolaşımına ilişkin uluslararası taahhütlere bağlı kalmak kaydıyla, insan ticaretinin önlenmesi ve ortaya çıkarılması için gerekli olabilecek sınır kontrollerini, mümkün olduğu ölçüde güçlendireceklerdir.
Her Taraf Devlet, ticarî nakliyeciler tarafından işletilen ulaşım araçlarının, bu Protokol’ün 5. maddesinde belirtilen suçların işlenmesinde kullanılmasını önlemek için yasal ve diğer uygun önlemleri, mümkün olduğu ölçüde alacaktır.
Uygun hallerde ve uygulanmakta olan uluslararası sözleşmelere bağlı kalmak kaydıyla, bu tür önlemler, herhangi bir nakliye şirketi veya herhangi bir ulaşım aracının sahibi veya işletmecisi dahil, ticarî nakliyecilere, yolcularının giriş yapılan Devlete girişleri için gerekli olan seyahat belgelerine sahip olup olmadıklarını araştırma zorunluluğunu getirmeyi içerecektir.
Her Taraf Devlet, bu maddenin 3. fıkrasında öngörülen yükümlülüğün ihlalini yaptırıma bağlamak için gerekli önlemleri, kendi iç hukukuna uygun olarak alacaktır.
Her Taraf Devlet, bu Protokol’de yer alan suçların işlenmesine karışan kişilerin ülkeye girişinin engellenmesine veya vizelerinin iptaline olanak veren önlemleri, kendi iç hukukuna uygun olarak, almayı değerlendirecektir.
Taraf Devletler, Sözleşme’nin 27. maddesi saklı kalmak kaydıyla, doğrudan iletişim kanalları kurmak ve sürdürmek suretiyle de sınır kontrol makamları arasındaki işbirliğini güçlendirmeyi değerlendireceklerdir.
Madde 12
Belgelerin güvenliği ve kontrolü
Her Taraf Devlet, aşağıdaki amaçlar için gerekli olabilecek önlemleri, mümkün olan yollarla, alacaktır:
(a) Verdiği seyahat veya kimlik belgelerinin kolayca kötüye kullanılamayacak ve güçlük çekmeden tahrif edilemeyecek veya kanuna aykırı şekilde değiştirilemeyecek, kopya edilemeyecek veya düzenlenemeyecek kalitede olmalarını temin etmek,
(b) Taraf Devlet tarafından veya adına verilen seyahat veya kimlik belgelerinin doğruluğunu ve güvenliğini temin etmek ve bunların kanuna aykırı şekilde yapımını, düzenlenmesini ve kullanımını önlemek.
Madde 13
Belgelerin yasallığı ve geçerliliği
Bir Taraf Devlet, başka bir Taraf Devletin talebi üzerine, kendi adına çıkarılmış olan veya çıkarılmış görünen seyahat veya kimlik belgelerinin insan ticareti için kullanıldığından şüphe duyulması halinde bunların yasallığını ve geçerliliğini, kendi iç hukukuna uygun olarak makul bir süre içinde doğrulayacaktır.
IV – Nihai hükümler
Madde 14
Saklı tutulan hususlar
Bu Protokol’deki hiçbir hüküm, Devletlerin ve kişilerin, uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku ve özellikle, uygulandığı durumlarda, 1951 tarihli Mültecilerin Statüsü’ne ilişkin Sözleşme ve 1967 tarihli Protokol ile bu belgelerde yer alan kaçtığı ülkeye iade edilmeme ilkesi dahil, uluslararası hukuk kapsamındaki haklarını, yükümlülüklerini ve sorumluluklarını etkilemeyecektir.
Bu Protokol’de öngörülen önlemler kişilere, insan ticareti mağdurları oldukları gerekçesiyle ayrım yapmayacak biçimde yorumlanacak ve uygulanacaktır. Bu önlemlerin yorumu ve uygulanışı uluslararası kabul görmüş ayrımcılık yapmama ilkelerine uygun olacaktır.
Madde 15
Uyuşmazlıkların çözümü
Taraf Devletler, bu Protokol’un yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkları müzakere yoluyla çözmek için çaba göstereceklerdir.
Makul bir zaman içerisinde müzakere yoluyla çözülemeyen bu Protokol’un yorumlanmasına veya uygulanmasına ilişkin iki veya daha fazla devlet arasında herhangi bir uyuşmazlık, bu Taraf Devletlerden birinin talebi üzerine, tahkime götürülecektir. Eğer, tahkim talebinin yapıldığı tarihten altı ay sonra, Taraf Devletler, tahkime dair düzenlemelerde anlaşamazlarsa, bu Taraf Devletlerden herhangi biri, uyuşmazlığı Divan’ın Statüsü’ne uygun bir taleple, Uluslararası Adalet Divanı’na götürebilir.
Her Taraf Devlet, bu Protokol’e ilişkin imzalama, onaylama, kabul veya uygun bulma veya katılım sırasında kendisini, bu maddenin 2. fıkrasıyla bağlı saymadığını bildirebilir. Diğer Taraf Devletler, bu tür bir çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlete karşı bu maddenin 2 nci fıkrasıyla bağlı olmayacaklardır.
Bu maddenin 3. fıkrası uyarınca çekince koymuş herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bildirmek suretiyle, bu çekinceyi her zaman kaldırabilir.
Madde 16
İmza, onay, kabul, uygun bulma ve katılım
Bu Protokol, 12-15 Aralık 2000 tarihleri arasında İtalya’nın Palermo kentinde ve ondan sonra da, 12 Aralık 2002 tarihine kadar New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde bütün devletlerin imzasına açık kalacaktır.
Bu Protokol, bu maddenin 1. fıkrası uyarınca, üyelerinden en az bir devletin bu Protokol’u imzalaması halinde, bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatlarının imzasına da açık olacaktır.
Bu Protokol, onaylamaya, kabule veya uygun bulmaya tabidir. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir. Bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı, üye devletlerinden en az biri aynı işlemi yaptığı takdirde, onaylama, kabul veya uygun bulma belgesini tevdi edebilir. Onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinde bu tür bir teşkilat, bu Protokol ile düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu tür bir teşkilat yetkilerinin kapsamına ilişkin herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.
Bu Protokol, herhangi bir devletin veya üyesi devletlerden en az birinin bu Protokol’e taraf olduğu herhangi bir bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatının katılımına açıktır. Katılım belgeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine tevdi edilecektir. Katılımı sırasında, bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı bu Protokol ile düzenlenen konulara ilişkin yetkilerinin sınırını beyan edecektir. Bu tür bir teşkilat yetkilerinin kapsamında meydana gelecek herhangi bir değişikliği de saklayıcıya bildirecektir.
Madde 17
Yürürlüğe giriş
Bu Protokol, kırkıncı onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgesinin tevdi edildiği tarihten sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecek, ancak Sözleşme yürürlüğe girmeden önce yürürlüğe girmeyecektir. Bu fıkranın amaçları bakımından, bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı tarafından tevdi edilmiş herhangi bir belge, bu tür teşkilatlara üye devletler tarafından tevdi edilenlere ilave olarak sayılmayacaktır.
Her devlet veya bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatı için, bu Protokol’e ilişkin kırkıncı onaylama, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerinin tevdiinden sonra bu Protokol’u onaylayan, kabul eden, uygun bulan ve Protokol’e katılan her Taraf Devlet ve bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatı bakımından, bu Protokol ilgili belgenin tevdiini izleyen 30. gün yürürlüğe girecektir.
Madde 18
Değişiklikler
Bu Protokol’un yürürlüğe girmesini takip eden beşinci yılın dolmasından itibaren, bir Taraf Devlet, değişiklik önerisinde bulunabilir ve bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yazılı olarak sunabilir, Genel Sekreter bunun üzerine, değişiklik önerisini Taraf Devletlere ve Taraflar Konferansı’na, önerilerin görüşülmesi ve karara bağlanması amacıyla iletecektir. Taraflar Konferansı her bir değişiklik üzerinde görüş birliğine varabilmek için her türlü çabayı gösterecektir. Eğer, görüş birliğine yönelik bütün çabalar tükenmiş ve anlaşmaya varılamamışsa, değişikliğin benimsenmesi için son çare olarak, Taraflar Konferansı toplantısında hazır bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin üçte iki oy çokluğu aranacaktır.
Bölgesel ekonomik bütünleşme teşkilatları, kendi yetkileri dahilindeki konularda, bu maddedeki oy haklarını, bu Protokole taraf olan kendi üyesi devletlerin sayısına eşit sayıda oyla kullanacaklardır. Bu tür bir teşkilata üye devletler kendi oy haklarını kullandıkları takdirde teşkilat oy kullanamayacak; teşkilatın oy hakkını kullanması halinde üye devletler ayrıca oy haklarını kullanamayacaklardır.
Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik; Taraf Devletlerce, onaya, kabule veya uygun bulmaya tabidir.
Taraf bir Devlet açısından, bu maddenin 1. fıkrası uyarınca benimsenen bir değişiklik; bu tür bir değişikliğe ilişkin onaylama, kabul veya uygun bulma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edildiği tarihten doksan gün sonra yürürlüğe girecektir.
Yürürlüğe giren bir değişiklik, bu değişiklikle bağlı olduğunu açıkça bildiren Taraf Devletler açısından bağlayıcı olacaktır. Diğer Taraf Devletler ise bu Protokol’un hükümleriyle ve daha önce onaylamış, kabul etmiş veya uygun bulmuş oldukları herhangi bir değişiklik ile bağlı kalmaya devam edeceklerdir.
Madde 19
Çekilme
Taraf bir Devlet, bu Protokol’den, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yapacağı yazılı bir bildirimle çekilebilir. Çekilme, bildirimin Genel Sekreterce alınmasından bir yıl sonra geçerli olacaktır.
Bölgesel bir ekonomik bütünleşme teşkilatının bu Protokole taraf olma durumu, teşkilata üye bütün devletlerin Protokol’den çekilmeleri halinde sona erecektir.
Madde 20
Saklayıcı ülke ve kullanılacak diller
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme’nin saklayıcısı tayin edilmiştir.
Bu Protokol’un Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerinin eşit derecede geçerli olduğu özgün metni Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince saklanır.
Yukarıdaki hususları tasdiken, usulen yetkilendirilmiş aşağıda imzaları bulunan temsilciler bu Protokol’u imzalamışlardır.
Hukukçu ve yazar Ahmet Kabaklı, 30 Mayıs 1924 tarihinde Harput‘ta dünyaya geldi. (30 Mayıs 1924, Harput – 8 Şubat 2001) 1931 yılında Elazığ Numune mektebine girdi, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Lise eğitimini Elazığ Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümünden mezun oldu. 1948 yılında İstanbul Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 1956 yılına kadar öğretmenlik yaptı, ardından Paris’e gitti.
Yazın hayatına Yazılarına “Uzaktan uzağa”, “Paris’ten Paris Notları”, “Paris Mektupları” gibi başlıklar altında devam etti. 1958 yılında Türkiye’ye döndü.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ndeki eğitimini 1959 yılında tamamladıktan sonra stajını bitirerek 1961 yılında İstanbul Barosu’ kaydoldu ve kısa bir süre avukatlık yaptı. Aynı yıl Tercüman Gazetesinde yazmaya başladı.
1972’de Türk Edebiyatı dergisini kurdu. 1978 yılında Meşkure Kabaklı, Rıfat İzzet Çokum, Sevinç Çokum, İskender Öksüz, Emine Işınsu, Tahir Kutsi Makal, İrfan Atagün, Cahit Dodanlı ve İsmail Gerçeksöz ile beraber Türk Edebiyatı Vakfı‘nı kurdu ve ölünceye kadar vakfın başkanlığını yaptı.
1991 yılından itibaren Türkiye Gazetesi’nde yazmaya başladı.
1995 yılında Türk Dil Kurumu asil üyesi oldu. 17 Kasım 2000’de geçirdiği kalp rahatsızlığı tedavi görmekte iken 8 Şubat 2001 tarihinde yaşamını yitirdi. Ölümünden sonra birçok ilkokul ve liseye Ahmet Kabaklı’nın adı verildi.
Eserleri
Türk Edebiyatı (1300 yıllık edebiyat tarihini ele alan beş ciltlik takım)
Temellerin Duruşması 1
Temellerin Duruşması 2
Gazi ve Atatürkçüler
Kültür Emperyalizmi
Müslüman Türkiye
Mâbet ve Millet
Mehmed Âkif
Yunus Emre
Mevlâna
Şairler Sultanı Necip Fazıl
Şâir-i Cihan Nedim; Şiir İncelemeleri
Millete Vurulan Canlı Pranga
Bürokrasi
Alperen
Devlet Felsefemiz
Çağlara Hükmedenler
Türkiye’yi Yoğuranlar
Sınırların Ötesi
İstanbul Güldestesi
Divan Edebiyatı
Âşık Edebiyatı
Tasavvuf, Tarikat, Edebiyat
İslâmla Kaynaşmış Türk Edebiyatı
Nâzım Hikmet
Fatih ve İstanbul
Sanat ve Edebiyatımız
İrfan ve İnsan
Bu Dünyadan Kimler Geçti
Ejderha Taşı (çocuk kitabı)
Charles Dickens’tan “Tuhaf Bir Serüven” (tercüme)
Dünyaca ünlü avukat ve yazar John Grisham 8 Şubat 1955 tarihinde Jonosboro, Arkansas’ta dünyaya geldi.
The Firm(Şirket), son yılların en büyük film yıldızlarından olan Tom Cruise ile son dönemin en çok satan yazarlarından biri olan ve 30 dan fazla kitabı olan John Grisham‘ı bir araya getirmiştir.
1981 yılında Mississippi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmeden önce Mississippi Eyalet Üniversitesi’nden mezun olmuş ve yaklaşık on yıl ceza hukuku alanında çalışmalarda bulundu.
Grisham, Ocak 1984’ten Eylül 1990’a kadar Mississippi’deki Temsilciler Evi’nde hizmet verdi. İlk romanı olan Öldürme Zamanı’nı 1984’te yazmaya başladı ve Haziran 1989’da yayımladı.
John Grisham, yazdığı kitaplarla ünü dünyaya yaygınlaşan bir hukukçu oldu. 2008 yılına gelindiğinde kitapları tüm dünyada 250 milyonun üzerinde baskı yaptı.
Grisham, başarıları sayesinde Galaxy İngiliz Kitap ödülünü kazandı, tek baskıda iki milyon kopya satan üç yazardan birisi oldu.
John Grisham, yazdığı kitaplarla ünü dünyaya yaygınlaşan bir hukukçu olmuş, 2008 yılına gelindiğinde kitapları tüm dünyada 250 milyonun üzerinde baskı yapmıştır.
Grisham’ın ilk en çok satan kitabı The Firm/Şirket’tir. Bu kitap 1991 yılına piyasaya sürülmüş ve yedi milyon kopyadan fazla satmıştır.
The Firm/Şirket kitabı 1993 yılında sinema filmine uyarlanmış ve 2012 yılında da TV dizisine uyarlanmıştır. The Firm ( Şirket), son yılların en büyük film yıldızlarından olan Tom Cruise ile son dönemin en çok satan yazarlarından biri olan ve 30 dan fazla kitabı olan John Grisham’ı bir araya getirmiştir. Filmde Tom Cruise’un yanı sıra, Jeanne Tripplehorn, Gene Hackman, Hal Holbrook, Terry Kinney, Wilford Brimley, Ed Harris, Holly Hunter, David Strathairn, Gary Busey, Steven Hill, Tobin Bell, Barbara Garrick, Jerry Hardin ve Paul Calderon rol almıştır.
John Grisham’ın yazmış olduğu sekiz romanı dada filme uyarlanmıştır. Bu kitaplar, Gaz Odası, Müşteri, Boyalı Ev, Pelikan Dosyası, Çılgın Yılbaşı, Yağmurcu, Juri, ve Öldürme Zamanı’dır. Grisham’ın kitapları 29 dile çevrilmiş ve tüm dünyada yayımlanmıştır.
John Grisham Eserleri
Öldürme Zamanı (1989)
Şirket (1991)
Pelikan Dosyası (1992)
Müşteri (1993)
Gaz Odası (1994)
Yağmurcu (1995)
Jüri (1996)
Ortak (1997)
Sokak Avukatı (1998)
Vasiyetname (1999)
Kardeşler (2000)
Boyalı Ev (2001)
Skipping Christmas (2001)
Davet (2002)
Tazminat Kralı (2003)
Bleachers (2003)
Son Juri Üyesi (2004)
Tuzak (2005)
Masum Adam (2006)
Playing for Pizza (2007)
Temyiz (2008)
Çaylak (2009)
Sakin Cennet (2009)
İtiraf (2010)
Küçük Avukat (2010)
Davacı (2011)
Kaçırılan Kız (2011)
Calico Joe (2012)
Sanık (2012)
Vurguncu (2012)
Çınarlı Yol (2013)
The Activist (2013)
Gray Mountain (2014)
Küçük Avukat (Theodore Boone: Kid Lawyer – Young Lawyer), ünlü yazar John Grisham tarafından 2010 yılında kaleme alınmıştır. Çevirmen Şefika Kamcez Türkçe’ye kazandırmıştır. Remzi Kitabevince 2011 yılında yayınlanmıştır. Ortaokul çağındaki çocuklara yönelik bir romanıdır.
Romanın kahramanı, kendisi de bir avukat ya da yargıç olmayı hayal eden, emlak avukatı Woods Boone ve boşanma avukatı Marcella Boone’un on üç yaşındaki çocukları Theodore “Theo” Boone’dır.
]ohn Grisham, 8 Şubat 1955 tarihinde Jonosboro, Arkansas’ta doğdu. Babasının işi nedeniyle sıkça taşınmak zorunda kalan Grisham bir süre Mississippi’de de yaşamıştır. 1981 yılında Mississippi State Üniversitesi’ndeki eğitimini tamamlar ve aynı yıl içinde Renee Johnes ile evlenir. Siyasi açıdan girişimler yapan ve aynı zamanda avukat olarak çalışan Grisham, 1983 yılında Mississippi House of Representatives’e seçilir. Aynı dönemde hiç bir zaman bitmeyecek iki kitap yazmaya başlar. Bir yıl sonra üçüncü bir kitabı yazmaya başlar, ancak onu 1986 yılında bitirir. Kitabın adı “Jüri” idi. Zorlu bir yayınevi arayışından sonra Nisan ayında Wynwood Press kitabı yayınlamaya kabul eder. Bir yılda sadece 5000 adedi satan kitap, yazmayı bırakmak için yine de bir sebep oluşturmuyordu. 1988 yılında piyasaya çıkan “Şirket” adlı kitabı ise büyük bir başarıydı. Paramount Pictures kitabı senaryolaştırmak için $ 600.000 ödedi. Bu romandan sonra her kitabı başarı kazanacaktı. Yılın yarısını yazmakla geçiren Grisham, diğer yarısını da oğulunun basketbol takımı ile ilgilenmekle geçirir. Medyadan fazla hoşlanmıyor, sakin yaşamayı tercih ediyor ve inançlı bir baptist’tir.
Kitabın Tanıtım Bülteni
John Grisham’dan gençler ve yetişkinler için çarpıcı soluk soluğa okunacak bir roman…
Erkek çocukların hayalinde genellikle itfaiyeci, pilot, polis, komando vb. olmak vardır. Theodore Boone ise 13 yaşındadır ve tek hayali avukatlık mesleğidir… Ancak bir konuda karar verememektedir: Acaba duruşma avukatı olup jüri karşısında etkili konuşmalar yapmayı mı seçsin, yoksa zor kararları verebilen tarafsız bir yargıç olmayı mı?
Küçük Avukat’ın daha şimdiden birçok müvekkili vardır. Sınıf arkadaşlarının başı derde giren ailelerine yardımcı olur. Ama Theo’nun henüz avukatlık diploması olmadığından, bu hizmetlerin karşılığında elbette bir ücret söz konusu değildir.
Hayat böylece sürüp giderken birden Theo kendini bir cinayet davasının tam ortasında buluverir. Ya katil kusursuz bir cinayetten paçayı sıyıracak ya da Theo araya girip yürürlükteki hukuk sistemine meydan okuyacaktır.
Orman İşletme Talimatnamesi, Ziraat ve Maliye Bakanlıkları tarafından müştereken hazırlanarak 7762 Kararname numarasıyla 8 Kasım 1937’de kabul edilmiş 1 Aralık 1937’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Talimatnamenin dayanağı, Orman Kanunu, Orman Koruma Teşkilât Kanunu ve Orman Umum Müdürlüğü Teşkilât Kanunu’dur.
Orman İşletme Talimatnamesi
Madde 1
Devlet orman işletmesi; amenejman plânlarına ve iktisadî icablara göre işletme mıntıkaları dahilinde kat’iyat. nakliyat, alım satıra yapmak, fidanlıklar tesis ve idame etmek, ağaçlandırma yapmak, ağaç hastalıklarıyla mücadelede bulunmak, her nevi ameliyat, tathirat, tesisat ve inşaat ile tamirat ve bu işlere müteallik ve bu işlerin teminine matuf bütün muamelat ve mesaiyi başarmaktır. Bu suretle Devlet tarafından işletilecek ormanlar ehemmiyet, vüs’at ve iktisadî ihtiyaçlar göz önünde tutularak Orman Umum Müdürlüğünün teklifi üzerine Ziraat Vekâletince tayin ve tesbit olunur.
Madde 2
Devlet orman işletmesi kereste imali ile iştigal etmeyip istihsalâtı ham olarak satışa çıkarır, vaziyetin icab ettirdiği ahvalde istihsalâtını yarı mamul bir hale getirir.
Madde 3
Devlet orman işletmesi; Orman Kanunu hükümleri dairesinde millî sermayeli Türk şirketleri veya millî bankalarla iştirak edebilir.
Sermayenin teşekkülü Madde 4
Devlet orman işletmesi mütedavil sermayesi:
a – Orman Umu m Müdürlüğü bütçesine konulacak tahsisat,
b – Muhtelif kanunî mezuniyetlere müsteniden yapılacak istikraz ve açılacak hesabı cariler.
c – İşletme sonunda hasıl olacak kâr ile işletmenin vüs’atine göre tezyid olunur.
Madde 5
Devlet orman işletmesi mütedavil sermayesi Ziraat Bankasında açılacak hesabı carilerde bulundurulur.
Madde 6
Devlet orman işletmesinin mütedavil sermayesinden tatbik olunacak kadrolar ; ihtiyaca göre Orman Umum Müdürlüğünce tanzim ve Ziraat Vekâletince tasdik olunarak tatbik mevkiine konulur.
Orman Umum Müdürlüğü Teşkilât Kanununa bağlı kadro cetvelinden ve bu umum müdürlüğün büteçesine bağlı D cetvelinden ayrılarak orman işletmelerinde istihdam edilecek memurlara yapılacak tediyat bilançonun tanziminde hususî bir şekilde gösterilir.
Mütedavil sermayeden verilecek kadroda gösterilen vazifelerden:
a – İşletme revir amirliği merkezinde çalışacaklar doğrudan doğruya revir amirliği tarafından,
b – Bölge şefliklerinde çalışacaklar bölge şefliğinin inhası ve revir âmirinin tasdikile,
c – Bunlar haricindeki teknik memur ve mııhasibler de Orman Umum Müdürlüğünün, inhası ve Ziraat Vekilinin tasdikile tayin olunurlar.
Madde 7
Her orman işletme mıntakasında bir işletme revir âmiri ile mıntakanın vüs’at ve istihsalâtı nisbetinde lüzumu kadar or man mühendis, mühendis muavini vesair memur ve müstahdemler bulundurulur.
Madde 8
Devlet orman işletme işlerinde çalıştırılan teknik me murlar vazife icabı olarak işletme idaresinin nakil vasıtalarından istifade ederler.
Madde 9
Devlet orman işletmesi revir âmiri, mıntakası dahilinde çalışan bütün memurların ve müstahdemlerin en büyüğü ve malî muamelâtta da ita âmiridir.
Revir âmiri; orman işletmesine müteallik idarî, malî, teknik, bütün muamelâttan mesul olur. Bu hususlar için doğrudan doğruya Orman Umum Müdürlüğü ile muhabere eder ve oradan direktif alır. Devlet orman işletmesi işlerinde şehir ve kasabalar haricinde çalıştırılacak memurların oturacağı yerler Orman Umum Müdürlüğü tarafından tayin olunur. Orman işletme bölge şeflerinin ormanlar dahilinde oturacakları binaların demirbaş eşyası işletme idaresi tarafından temin edilir.
İşletme revir âmirlerinin vazifeleri Madde 10
A- Amenajman plânını tatbik ettirmek, kat’iyat, nakliyat ve imalâtı muhitin ve iklimin icab ettirdiği şartlara göre tanzim ve takib etmek, nakliyat için münasib yollar yaptırmak, vesaiti nakliye temin ve tedarik etmek.
B – Mıntakanın iş vaziyetine göre senelik veya munzam bütçeyi hazırlamak ve umum müdürlüğün tasdikinden sonra usulü dairesinde sarfiyatta bulunmak.
C -Mamulât ve mahsulâtın satışlarını umum müdürlüğün vereceği direktifler dahilinde temin etmek.
Ç – Artırma ve eksiltme ve ihale işlerini bu talimatta yazılı mevzuata göre idare ve tatbik etmek.
D – Orman işletmesi için işçi tedarik etmek veya ettirmek, işçi takım kılavuzları, müteahhidlerle mukavele yapmak ve bu işler için dava ikame etmek.
E – Keşif bedelleri tutarı 500 liradan aşağı olan inşaat vesaire işleri yaptırmak ve fazlası için Orman Umum Müdürlüğünden müsaade almak suretile yaptırmak.
F – Mukavele şartlarının projelerini hazırlamak inşaat ve tesisata aid keşifnameler yaptırmak.
G Her ay başında ve ortasında görülen işlere aid raporları tediyat ve tahsilat, kat’iyat Ve nakliyatı gösteren vaziyet cetvelleri ile birlikte umum müdürlüğe göndermek.
H – İşletme mıntakasında azamî kâr temin edecek çalışma çarelerini aramak, revirindeki ormanların ümranını temin etmek, hasılattan azamî istifade yollarını bulmak, revirindeki bütün muamelâtı günü gününe takib ve murakabe ederek rasyonel bir çalışma temin etmek.
I – 14 üncü madde mucibince ımuhasible birlikte çekleri imza etmek.
İşletme Bölge Şeflerinin vazifeleri Madde 11
A- Orman amenajman planlarının icablarına ve orman işletme revir âmirinin verdiği direktiflere ve fennî usul ve kaidelere göre ağaç seçmek, damgalamak, kestirmek, tumruklara taksim etmek işlerile yol inşaatı sair inşaat ve nakliyat işlerine nezaret ve bunları idare etmek
B – Bütün mesahaları vaktinde ve dikkatle yapmak ve yaptırmak.
C – İşletme işlerinde kullanılacak defterleri tutmak veya tutturmak vesikaları tanzim etmek nakliye tezkerelerini vermek.
Ç – Çok acele olan işler için işçi bularak istihdam etmek tabiî ahvalde bütün işlerde çalıştıracak işçi miktarını tesbit ve revir âmirine bildirerek revir âmirinin müsaadesile istihdam etmek.
D – Çalıştırılan işçinin, nakliyecinin, ustaların, istihkak raporlarını hazırlattırmak.
E – Nakliyat yollarının güzergâhlarını tesbit etmek inşaat ve tesir sata aid keşifler yapmak.
F – Fidanlıklar tesis ve idame ederek ağaçlandırma plânlarını yerine getirmek.
G – Her on beş günde bir görülen işler hakkında tanzim edeceği raporu kat’iyat, nakliyat, vaziyet-cetvelleri ile birlikte revir âmirine göndermek.
H – Ormanda azamî tasarrufla iş görme çarelerini araştırmak.
Muhasebe isleri Madde 12
İşletme revirinde çalışan muhasibler, tediyat ve tahsilâtı ve bu işlere aid bilûmum evrak ve defatiri ihzar ve tanzim etmek ve işletme işlerine aid bilûmum malî muamelât ve hesabatı yapmakla mükellef olup bu işlerden dolayı mes’uldürler.
Madde 13
İşletme revirine aid bütün hesabat ticarî icablara göre ve usulü muzaafa ile tanzim olunur.
Madde 14
Memurların ve müstahdemlerin ücretlerine a, ameleye verilecek yevmiyelere, kesme ve taşıma vesair istihkak bedellerine b, tesisat ve demirbaş harcırah vesair masraflara da c, servisi adı verilir. a, Her ay sonunda b, her hafta nihayetinde ve, c, masrafı da vukuuna göre tediye olunur. İşletmenin c, masraf servisi için revir veznesinde 500 liraya kadar para bulundurulabilir, a, ve b, servislerinin tediyesi tahakkuk eden mebaliğ için tahakkuk mikdarında ve tediye zamanında bankadan vezneye para alınarak tediyat vezneden icra olunabilir. Vezneye alınacak mebaliğ çift imzalı bir veya müteaddid çekle tahsil olunur. Ve muhasib ikinci derecede imza eder.
Madde 15
İşletme revirinin kasa, yevmiye, muhabere kopya ve muvazene defterlerinin noterlikçe tasdik edilmiş olması şarttır.
Madde 16
Satış bedelleri vesair hasılat ya doğrudan doğruya veznece veya Ziraat Bankası vasıtasile tahsil edilir.
Madde 17
İşletme revirinde hesap ve muamelâta aid vaziyet cetvelleri her ay başında ve ortasında revir amirliğine verilir.
Madde 18
Vahidi fiyatla yapılacak işlerde vahidi kıyasii fiyat işletme revir âmiri ve bölge şefi tarafından müştereken verilen bir kararla tayin olunur. İşçilerin istihkakı alâkadar memurların vereceği istihkak raporuna müsteniden muhasib tarafından tanzim olunacak istihkak bordurolarile tesbit ve tediye olunur.
Madde 19
Pazarlık suretile yapılacak işlerde işletme revir âmiri ve bölge şefi birlikte karar verirler. Pazarlık, işi alanın da imzasını ihtiva eden bir zabıtname ile tevsik olunur.
Tutarı 500 liradan fazla olan işlerin pazarlığı yapıldıktan sonra Orman Umum Müdürlüğünün muvafakati alınmak şarttır.
Madde 20
İhtisasa taallûk eden veya müteahhidler vasıtasile yaptırılması faydalı veya zarurî görülen ve keşif bedeli 500 liradan yukarı olan işlerle 500 liradan fazla olan her nevi mubayaat Orman Umum Müdürlüğünün tasvib edeceği şerait dairesinde müteahhidlere ihale suretile yapılabilir. Bu işlerin muhammen fiyatları ve şartlan ve ihalenin yapılacağı gün saat ve mahal ihale gününden en az on gün evvelinden başlayarak ilân edilir, İlân keyfiyeti; tutarı 5000 liradan fazla olan işlerde mahalli vilâyet gazetesi veya kaza belediyesi vasıtasile ve Ankara ve İstanbul’da çıkan birer gazete ile en az dört defa, tutan 5000 liradan aşağı olan işlerde ise yalnız mahallî belediyesi veya vilâyetin gazetesi ile iki defa yapılır.
Bu gibi ihaleler işletme revir amirliğinde veya ormanın bağlı bulunduğu kaza orman idaresinde yapılın
Madde 21
İhale işi orman işletme revir âmirinin reisliğinde toplanacak alâkadar orman bölge şefi ve muhasibden mürekkeb bir komisyon huzurunda açık eksiltme ile yapılır. Eksiltmeye konulan işin en az pey sürene ihalesi komisyon reisi ve azalarile istekliler tarafından imzalanacak bir zabıtname ile tevsik edilmek suretile yapılır. Bu suretle yapılacak ihaleden evvel isteklilerden keşif ve tahmin bedelinin % 7,5 ğu muvakkat teminat olarak alınır. Alman muvakkat teminat ihaleyi müteakib on gün içinde kat’î teminat olarak % 15 e çıkarılır. Muvakkat ve kat’î teminat olarak kabul edilecek kıymetler ipotek muamelesinden gayri olan ve devletçe muvakkat ve kat’î teminat olarak kabul edilmiş olan kıymetlerdir.
Madde 22
Bin liraya kadar olan ihale işlerinde teklif edilen fiyat mikdarına bakılmaksızın ehliyet emniyet bakımından tercih hakkı revir âmirine aiddir. Bu miktardan afzlası için tercihte umum müdürlükten izin alınması şarttır.
İşletme revir âmirleri kendi salâhiyetleri dahilinde olan tercih işine aid sebebleri ‘bir kâğıt üzerine tes’bit ederek imzası altında dosyasında saklamağa ve umum müdürlükten tercih iznini alırken esbabı mucibesini de bildirmeğe mecburdurlar.
Tercih işinde en az teklif edilmiş fiyatla tercihi istenilen fiyat arasındaki farkın azamî % 15 nisbetinde olması lâzımdır. Bundan fazla ila n farklarda tercih yapılamaz.
Madde 23
Her kalem için tahmin edilen tutan 500 liradan aşağı olan malzeme, eşya vesairenin alımı işletme revir âmiri tarafından pazarlıkla yapılır. 500 liradan yukarı olan mubayaalar için işletme revir amirliği muhtelif firmalarla yaptığı muhabere ve aldığı teklif mektupları üzerine tercih ettiği cihetleri tasrih suretile umum müdürlüğün müsaadesini ister. Umum Müdürlük münasib göreceği müesseseden mubayaa edilmesini işletme revir amirliğine bildirir.
Madde 24
işletme revirlerinde elde edilen alelûmum hasılatın satışında açık arttırma asıldır. Bu husustaki ilânlar ve ihale muamelesi madde 20-21 deki şartlara tabidir. İşletme revir amirliği muhtelif eşhas veya ticarethanelerden hususî evsaf ve çapta mallar için alacağı ticarî teklif mekruhlarında teklif edilen fiat, bu mektub tarihinden evvel neticelenmiş ihale fiatından daha yüksek olduğu takdirde bunu Umum Müdürlüğün muvafakatile nazarı dikkate alarak konturatla satış yapabilir. İhale fiatından dun teklifler nazarı dikkate alınmaz red edilir. Ancak bu suretle ticarî mektublarla veya konturatla yapılan satışlarda işletme revir amirliği mutad olan ticarî teminatı almakla mükelleftirler.
Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman 8 Şubat 1903’te dünyaya geldi. (Ölümü: 6 Aralık 1990) Cambridge Üniversitesi’nde hukuk ve tarih okudu. 1949’da baroya kabul edildi. Ardından Malaya Federal Adalet Bakanlığı’nda Savcı yardımcılığına atandı. 1951’de politikaya atılmak için bu görevinden ayrıldı. Birleşik Malayalılar Ulusal Örgütü’nün başkanı oldu. Bu örgütün, 1951’de Malaya Çinliler Birliği ve 1955’te Malaya Hintler Kongresi ile ittifak kurmasını sağladı. Başkanı olduğu İttifak Partisi’nin, 1955 seçimlerini büyük çoğunlukla kazanması üzerine kabine başkanı ve içişleri bakanı oldu. Londra’da yaptığı görüşmede Malaya’ya içişlerinde hemen özerklik tanınmasını ve Ağustos 1957’den sonra da bağımsızlık ilan edilmesini kabul ettirdi. Malaya Federasyonu’nun bağımsızlığını kazanmasından sonra, ülkenin ilk başbakanı oldu. Bu görevini, 1963’te Malezya Federasyonu kurulduktan sonra da sürdürdü. 1970-1973 yılları arasında İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreterliği görevinde bulundu.
Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman
Kanun Hükmünde Kararname(KHK) genel olarak yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, konu, süre ve amacı belirleyen bir yetki kanunu çıkarmak sureti ile vermiş olduğu yetkiye veya doğrudan doğruya anayasanın hükmüne dayanarak, Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı, maddi anlamda yasa hükmünde olan, parlamentonun tasdiki ile şekli ve organik anlamda kanun gücünü kazanacak olan kararnamedir. Bu nedenle kanun gücünde olmasına atıfla Kanun Hükmünde Kararname olarak isimlendirilmiştir.
Resmi Gazete tüm mevzuatın yayınlandığı devlet gazetesidir.
Türkiye Cumhuriyetinde 1982 Anayasası‘nın 87. maddesi ile, “Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek” TBMM’nin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. KHK, Parlamentonun tasdikine sunularak tasdik edildiği için kanun güç ve kuvvetindedir.
Kanun Hükmünde Kararname(KHK) çıkarma yetkisi, 1982 Anayasası ile, daha ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiş, 1961 Anayasasına göre, hem koşulları hafifletilmiş, hem de uygulama alanı genişletilmiştir. Anayasa, olağanüstü hal ve sıkıyönetim halinin gerekli kıldığı konularda, yasama organının iznine gerek olmadan, Kanun hükmünde kararname çıkarma yöntemini de getirmiştir. “TBMM tarafından verilen bir yetki kanununa dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan; kanunları değiştiren, yürürlükten kaldıran ya da kanun niteliğinde yeni kurallar ihdas eden hukuki düzenlemelerdir. Sıkıyönetim ve olağanüstü hâller saklı kalmak üzere, Anayasa‘nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez” (Mülga: Madde 91)
f) Yetki yasasının, yetkiyi kullanma süresinin yanında, bu süre içinde birden çok kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını da göstermesi gerekir.
g) Bakanlar Kurulunun çekilmesi, düşürülmesi veya yasama döneminin bitmesi ile, belli süre için verilmiş olan yetki sona ermez.
h) Kanun hükmündeki kararnamenin süre bitiminden önce Meclisce onaylanması sırasında, yetkinin devam edip etmeyeceği de belirtilir.
Hükumetlere böyle bir yetkinin verilmesinin sebebi, Kanun Hükmünde Kararname çıkarma usulünün, kanun çıkarma usulüne nazaran daha pratik ve kolay olmasıdır.Kanun Hükmündeki Kararname, hemen hemen bütün dünya devletlerinin Anayasalarında, özellikle demokratik parlamenter rejimlerde mevcut bulunmaktadır.
Kanun Hükmünde Kararname(KHK), tıpkı diğer yasa ve mevzuat gibi Resmi Gazete’de yayınlanır ve yayınlandıkları gün yürürlüğe girerler
Kanun hükmünde kararnameler, olağan kararnameler ve olağanüstü kararnameler olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
Olağan Kanun Hükmünde Kararnameler, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılmakta, Bakanlar Kurulu’na bu yetki Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yetki kanunu çıkarılarak verilmektedir. Temel haklar, kişi hak ve ödevleri ile siyasi hak ve ödevler hakkında düzenleme yapılamaz.
Olağanüstü Kanun Hükmünde Kararnameler, Cumhurbaşkanı başkanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılmaktadır.
Olağanüstü Kararname çıkarmak için TBMM’nin yetki kanunu vermesine gerek bulunmamaktadır.
Uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemek kaydıyla, Kanun Hükmünde kararname ile her alanda düzenleme yapılabilir. Ancak, Olağanüstü Kararnameler olağanüstü halin icap ve koşullarına uygun olmak zorundadır.
Kanun Hükmünde Kararname(KHK), hem meclis tarafından siyasi olarak denetlenmekte hem de Anayasa Mahkemesi tarafından yargısal denetim altında bulunmaktadır.
Anayasa ile KHK çıkarma yetkisinin düzenlendiği 1971 yılı ile 1985 yılları arasında yaklaşık 200 kanun Hükmünde Kararname çıkarılmıştır. 1971 ile 1980 arasında 34 adet KHK çıkarılmış, 1980’den itibaren KHK uygulaması yaygınlaşmış ve hızlanmıştır. 1980 ile 1985 arasında 166 Kanun Hükmünde Kararname çıkarılmıştır. 1991 yılına kadar çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname sayısı 400’ü aşmıştır. Anayasal bir düzenleme olarak hukuk sistemine girdiği zamandan bu yana 01.01.2018 tarihi itibari ile 696 adet kararname çıkarılmıştır.
7 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1478
İngiliz hukukçu, filozof ve yazar Thomas More dünyaya geldi. (Ölümü: 6 Temmuz 1535) Eğitimine Oxford Üniversitesi’nde başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatı ile ilgilendi. İki yıllık eğitimin ardından Londra’ya döndü ve 1496 yılında hukuk eğitimine başladı. 21 yaşında Londra Barosu’na kayıt oldu. 1516 yılında ünlü eseri Ütopya’yı yazdı. Kral VIII. Henry’nin İngiliz Kilisesi’nin başına geçmesine karşı çıkması nedeniyle hain olarak damgalandı. Londra’da idam edildi. İdam edilmesinden 400 yıl sonra, 1935’te Papa XI. Pius tarafından aziz ilan edildi. Desiderius Erasmus, Deliliğe Övgü adlı eserini Thomas More’a ithaf etti.
1747
İlk Türk matbaasının kurucusu, yayımcı ve Osmanlı devlet adamı İbrahim Müteferrika İstanbul’da yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1674)
1837
İngiliz sözlük bilimci ve filolog Sir James Henry Augustus Murray dünyaya geldi. (7 Şubat 1837, Denholm, İskoçya – 26 Temmuz 1915, Oxford ) New Dictionary of English’in editörüydü.
1842
Fransız hukukçu ve Başbakan Alexandre-Félix-Joseph Ribot doğdu. (Ölümü: 13 Ocak 1923) Paris Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1875-1876 arasında Adalet Bakanlığı’nda genel sekreter olarak görev yaptı. 1877 yılında politikaya atıldı. Mecliste daha çok ekonomik konularla ilgilendi, 1882 yılında bütçe raportörü olarak görev yaptı. Radikal Parti’nin en büyük muhaliflerindendi. 1890 yılında dışişleri bakanı oldu. 1892-1893, 1895,1914 ve 1917 yıllarında 4 kez hükûmet kurarak başbakanlık yaptı.
1881
Avukat, yargıç ve parlamenter Henry Bleecker Metcalfe yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Ocak 1805) Hukuk eğitimi aldıktan sonra baroya kabul edildi. Richmond County’de 1826-1832 yılları arasında savcılık yaptı. 1840’ta Eyalet Yargıçlığına seçildi. 1841’de bu görevinden istifa etti. Daha sonra 1847–1875 yılları arasında bu görevine tekrar devam etti. Demokratik Parti‘den 44. ABD Kongresi‘ne seçildi. Kamu Binaları Harcamaları Komitesinde başkanlık yaptı.
1898
Fransız yazar Emile Zola, Dreyfus olayı dolayısıyla gazetesinde yazdığı “Suçluyorum” başlıklı makalesinde Fransız ordusuna “iftira attığı” gerekçesiyle mahkemeye çıkarıldı.
Émile Zola’nın Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure’a yazdığı İtham ediyorum! başlıklı açık mektubu – L’Aurore Gazetesinin 13 Ocak 1898 tarihli ilk sayfası.
1900
Britanyalı İşçi Partisi kuruldu.
1921
Resmi Gazete yeniden yayımlanmaya başladı. Türkiye Cumhuriyeti öncesinde Takvim-i Vekayi adıyla yayınlanan gazete, Büyük Millet Meclisi tarafından 7 Ekim 1920’de kuruldu, ilk sayısı kuruluşundan dört ay sonra 7 Şubat 1921 tarihinde “Ceride-i Resmiye” adıyla yayımlandı. Resmi Gazete ismini 17 Aralık 1927 tarihinde aldı.
İstiklal Marşı’nın yayınlandığı Ceride-i Resmiye sayısı
Amerikalı hukukçu ve devlet adamı Elihu Root yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Şubat 1845) New York Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Şirketler Hukuku alanıyla ilgilendi. Kadınların oy hakkını kullanmasına karşı çıktı. 1894’te bu hakkın eyalet anayasasına dahil edilmemesini sağlamak için uğraştı ve kariyeri boyunca feminizm karşıtı oldu. Başkan Chester A. Arthur tarafından ABD New York Güney Bölgesi Başsavcısı olarak atandı. 1905’te Dışişleri Bakanı olarak atadı. 1909’da Senatörü olarak seçildi. 1912’de tahkim ve işbirliği yoluyla ulusları bir araya getirme çalışmaları sonucunda Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
1947
Filozof, mütefekkir ve akademisyen Teoman Duralı dünyaya geldi. (Ölümü: 2021)
1952
Türkiye’de mevcut olan Oda ve Borsaların yetkilileri, bir araya gelerek teşkil ettikleri Genel Kurulda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) kuruldu.
1959
Küba’da devrimden sonra oluşturulan yeni Bakanlar Kurulu Che’nin Küba vatandaşlığına kabul edildiğini ilan etti
1962
ABD, Küba ile olan tüm ihracat ve ithalatını durdurdu.
1963
Anayasa Mahkemesi, iş Kanunu’ndaki grev yasağını iptal etti.
1970
Ürdün’deki El-Fetih kamplarından dönüşte Gaziantep, Malatya ve Diyarbakır’da yakalanıp “sabotaj faaliyetlerinde bulunacakları” iddiasıyla gözaltına alınan; aralarında Kadir Manga, Alpaslan Özdoğan, Atilla Keskin ve Hüseyin İnan’ın da bulunduğu 11 öğrenci tutuklandı.
1970
James Baldwin’in yönetmeni olduğu, 2 aydır Gülriz Sururi- Engin Cezzar’ın oynadığı “Düşenin Dostu” adlı oyun “müstehcen olduğu” gerekçesiyle İstanbul Valiliği’nce yasaklandı
1971
İsviçre’de kadınlara seçme hakkı verildi.
1972
Uzun süreden beri tartışmalara yol açan Sosyal Sigortalar Kurumu’nun ilaç fabrikası kurabilmesi ve yataksız tesislerde de eczane açabilmesini öngören kanun teklifi Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edildi.
1973
7 Haziran 1971’de Ankara’da topluca gözaltına alınıp tutuklanan Cemal Madanoğlu, Osman Köksal, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, Altan Öymen, Ali Sirmen ve İlhami Soysal’ın da aralarında bulunduğu 32 sanıklı “Madanoğlu Davası” başladı. İddianamede, emekli ve muvazzaf askerlerin sivillerle birlikte oluşturduğu “ilerici cunta çekirdeği”nin, 12 Mart 1971 TSK Muhtırası öncesinde yaptığı gizli toplantılarla 9 Mart 1971’de ülke yönetimini darbe yoluyla ele geçirmeye yönelik faaliyet yürüttüğü savunuldu.
Cumhuriyet Halk Partisi-Milli Selamet Partisi koalisyon hükümeti 126 ret ve 2 çekimser oya karşılık 235 kabul oyuyla Meclis’te güvenoyu aldı.
1974
Grenada, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı.
1977
Ankara Valisi, 3 gün önceki mitingte çıkan olaylardan dolayı “amaçları dışına çıktıkları” gerekçesiyle TÖB-DER, TÜM-DER ve TÜTED genel merkezlerini kapattı.
1979
Yemenli aktivist Tawakel Karman doğdu. Arap Baharı döneminde 2011 Yemen ayaklanmasının uluslararası kamuoyuna dönük yüzü oldu. Yemen halkı tarafından kendisine “Demir Kadın” ve “Devrimin Anası” adı verildi. 2011 yılında Nobel Barış Ödülünü Ellen Johnson Sirleaf ve Leymah Gbowee ile birlikte aldı. Nobel Ödülünü alan ilk Yemenli ve ilk Arap kadın unvanının yanı sıra, bu ödülü alan ikinci Müslüman ve en genç kadın oldu.
1986
Aydınlar Dilekçesi olarak bilinen Türkiye’de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstemler başlıklı 6 sayfalık metne imza atanlardan 59’u hakkında Askeri Mahkeme’de açılan davada, tüm sanıklar beraat etti.
1986
Cumhuriyet Ankara Muhabiri ve yazar Erbil Tuşalp ile yayıncı Kemal Karatekin hakkında Tuşalp’ın 12 Eylül dönemi insan hakları ihlallerini anlattığı “İnsan Hakları Dosyası-Bin İnsan” adlı kitabıyla ilgili olarak 1 ile 6.5 yıl arası hapis istemiyle kamu davası açıldı. Dava, Erzincan Sıkıyönetim 2 No’lu Askeri Mahkemesi’nde görülen Giresun Dev-Yol Davası’ndaki Mahkeme Heyeti’nin, kitapta “kesinleşmemiş Mahkeme kararı hakkında mütalaada bulunulduğu ve Mahkeme üyelerinin tahkir edilip küçük düşürüldüğü” şikayetiyle açıldı.
1986
Diyarbakır’da PKK davası sanıklarının mahkemeye sundukları dilekçelerinde “Diyarbakır Cezaevi’nde 1981-1984 arasında 32 kişi işkenceden hayatını kaybetti” iddiasına ilişkin olarak askeri savcı 30 mahpusun ölüm sebebini açıkladı ve “kovuşturmaya gerek yok” kararı verdi.
1988
Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nde tek tip elbise giymeyen hükümlülerden 97’sine “arama yapılırken direniş gösterdikleri” gerekçesiyle 15’er gün hücre hapsi ile aileleri ve avukatlarıyla görüştürülmeme cezaları verildi.
1990
Zaman Gazetesi, “Nesin Vakfı’nda dinsiz, komünist yetiştiriliyor” vb. başlıklı haberleri nedeniyle Aziz Nesin’e 3 milyon TL manevi tazminat ödemeye mahkûm oldu.
1991
Haiti’nin ilk seçilmiş Başkanı Jean-Bertrand Aristide, görevine başladı.
1992
Avrupa Ekonomik Topluluğu üyesi ülkeler arasında Avrupa Birliği’ni oluşturan Maastricht Antlaşması imzalandı.
1995
Avrupa Konseyi Hukuki ve Ticari Davalarda Temyiz Sistemleri ile Usullerinin İşleyişinin GeliştirilmesiHakkında Üye Devletlere Yönelik R (95) 5 Sayılı Tavsiye Kararı (Recommendation No. R (95) 5 concerning the introduction and improvement of the functioning of appeal systems and procedures in civil and commercial cases), Bakanlar Komitesince, Bakan Vekillerinin 7 Şubat 1995 tarihli 528. Toplantısında kabul edildi.
1998
Kadın kuruluşları bekaret kontrolü uygulamasını savunan Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Işılay Saygın’ı Taksim’de protesto etti.
2002
Anneliğin Korunması Sözleşmesi (Maternity Protection Convention) 15 Haziran 2000 tarihinde Cenevre’de kabul edildi ve 7 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe girdi. Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından düzenlenen Sözleşme, 1952 tarihli, Anneliğin Korunması Sözleşmesi’ni değiştirerek güncelledi ve aile hukukuna, çocuğun ve annenin haklarına, doğum yardımına, doğum sonrası komplikasyonlara, annenin ihtiyaçlarına, devletin sorumluluklarına ve diğer hususlara ilişkin evrensel hükümler getirdi.
2002
İsrail ordusunda işgal altındaki topraklarda görev yapmayı reddeden askerler bir dilekçeyi imzaya açtı. Dilekçede “Bir halka hükmetmek, sürmek, yok etmek ve aşağılamak amacıyla İsrail’in 1967 sınırlarının ötesinde savaşmayı sürdürmeyeceğiz” yazıyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Şaul Mofoz girişimi “isyan” diye nitelendirdi.
2002
28 Eylül 1994’de BEM-SEN kurucusu Elmas Yalçın (34) ile Av.Fuat Erdoğan ve İsmet Erdoğan’ın DHKP-C operasyonunda bir kafede öldürülmesiyle ilgili davada yargılanan polisler, ”çatışmada meşru müdafaa sınırları içinde hareket ettikleri” gerekçesiyle beraat etti.
2004
ABD yönetiminin ülkeye girişte yabancıların fotoğraflarını ve parmak izlerini alma uygulamasına aynen misilleme de bulunan Brezilya’da bu uygulamayı protesto eden ikinci ABD’li de tutuklandı.
2005
Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve başkanlık divanının diğer üç üyesi istifa etti. Kaboğlu, Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu‘na da atıf yaparak “Karar aldık, tepki çektik. Rapor yazdık, yasamadan küfür aldık, yargı tarafından sorgulandık, yürütme tarafından dağıtıldık. Görevimizi yaptığımız için kovulduk” dedi.
2005
1993’te, Midyat’ta iki minübüsü silahlarla tarayıp sekiz köylüyü öldürdükleri gerekçesiyle ömür boyu hapse mahkum edilen sekiz korucudan altısı 12 yıl sonra tutuklandı. İlk yargılamalarında delil yetersizliğinden beraat eden sanıklar Yargıtay’ın verilen kararı bozması üzerine ceza almıştı.
2006
Gazeteciler Murat Belge, Haluk Şahin, Hasan Cemal, Erol Katırcıoğlu ve İsmet Berkan yargıyı etkilemek suçuyla mahkemeye çıktı.
2006
FIFA Disiplin Kurulu, Türkiye-İsviçre müsabakasında meydana gelen olumsuz olaylar sebebiyle, Türkiye millî futbol takımına 6 maç seyircisiz oynama ve para cezası verdi.
2006
Askeri Mahkeme, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral İlhami Erdil’e haksız mal edinmekten 2,5 yıl hapis cezası verdi. TSK tarihinde ilk defa bir kuvvet komutanı hapis cezasına çarptırıldı.
2007
Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme, fiili savaş durumu, savaş tehdidi, ülke içinde siyasal istikrarsızlık veya başka herhangi bir kamusal acil durum dahil olmak üzere, bütün zorla kaybedilmelerin önlenmesi ve bu suçun dokunulmazlık zırhına bürünmesine karşı mücadele amacıyla 6 Şubat 2007’de Paris’te ve ardından 7 Şubat 2007 tarihinde New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde imzaya açıldı.
2007
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Yalova’da yaptırdığı bazı binalar 17 Ağustos Marmara Depreminde yıkılan müteahhit Veli Göçer’in 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmasına ilişkin kararı onadı.
2007
Gürcistan, Azerbaycan ve Türkiye Hükûmetleri arasında Bakü-Tiflis-Kars demiryolu projesinin uygulanmasına ilişkin antlaşma Tiflis’te imzalandı.
2007
Bakü-Ceyhan petrol boru hattı projesine alternatif olarak gösterilen Burgaz-Dedeağaç petrol boru hattı projesi ile ilgili anlaşma, Bulgaristan, Rusya ve Yunanistan arasında 13 yıl süren pazarlıklar sonunda imzalandı.
2009
Bolivya’da ülkenin yerli halkına haklarını geri vermek için hukuki altyapı sunan yeni anayasası yürürlüğe girdi.
2009
Ergenekon Soruşturması kapsamında tutuklanan emekli Orgeneral Hurşit Tolon yeterli delil olmadığı gerekçesiyle tahliye oldu.
2010
Hukukçu, akademisyen, yazar, araştırmacı ve senatör İlhan Arsel yaşamını yitirdi. (5 Nisan 1920 – 7 Şubat 2010)
Profesör Doktor İlhan Arsel
2010
Kosta Rika’da ilk kez bir kadın, Laura Chinchilla devlet başkanlığına seçildi.
2011
Hrant Dink Cinayeti davasının 16’ncı duruşması görüldü. Mahkeme cinayet dosyasının Trabzon’daki dosyayla birleştirilmesini reddetti; TÜBİTAK’tan raporunu çabuklaştırmasını istedi; davayı 28 Mart’a bıraktı. Hrant Dink cinayetiyle ilgili dönemin yetkilileri Muammer Güler, Celalettin Cerrah ve Ramazan Akyürek ve 27 kişi hakkında soruşturma açıldı.
2011
Aden Körfezi açıklarındaki Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının görev süresinin bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi, TBMM’de kabul edildi.
2011
Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, Güney Sudan’da kuzeyden ayrılma konusunda yapılan referandumun sonuçlarını resmen kabul ettiğini duyurdu.
2012
Sakarya’da 41 kişinin hayatını kaybettiği tren kazasıyla ilgili Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava zamanaşımı nedeniyle düştü.
2016
Mısır’da Askeri Mahkeme, “İleri Komite Faaliyetleri” olarak bilinen davada Müslüman Kardeşler Teşkilatına (İhvan) yakınlığıyla bilinen “Mısır 25 Ocak” televizyon kanalı sunucusunun da aralarında bulunduğu 8 sanık hakkında idam kararı verdi.
2017
686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Resmi Gazete’de yayımlandı. KHK ile toplam 4 bin 464 kişi kamu görevinden çıkartıldı, 17 kişi ise göreve iade edildi. 330 akademisyen ihraç edildi.
2018
Emekli Büyükelçi Nabi Şensoy yaşamını yitirdi. (d. 25 Mayıs 1945, İstanbul – ö. 6 Şubat 2018, İzmir)
2019
Polonyalı avukat ve eski Başbakan Jan Ferdynand Olszewski (20 Ağustos 1930 – 7 Şubat 2019) yaşamını yitirdi.
2025
ABD Başkanı Trump, Amerika’yı ve İsrail gibi yakın müttefiklerini “temelsiz ve gayrimeşru şekilde” hedef aldığını iddia ederek Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerine yaptırım öngören bir başkanlık kararnamesine imza attığını ilan etti.
Maastricht Antlaşması 1992 yılında Maastricht’te imzalanmış olan Avrupa Birliği Antlaşmasıdır ve 1993 yılında yürürlüğe girmiştir. Maastricht Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu, Avrupa Topluluğu adını aldı. Avrupa Birliği’ni kuran bu Antlaşma ile AB’nin “üç temel sütunu” oluşturulmuştur. Bu sütunlar Ekonomik ve Parasal Birlik, Ortak Güvenlik ve Dış Politika ile İçişleri ve Hukuk alanında işbirliğidir. Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası ile ortak bir savunma politikasını başlatmak hedeflenmiştir. Adalet ve İçişleri’nde göç ve siyasi iltica alanlarında bir Avrupa Polis Ofisi kurulmuştur. Maastricht ile Avrupa Toplulukları (AKÇT, AET, EURATOM) Avrupa Topluluğu bünyesine dahil edilmiştir.
Maastricht Antlaşması’nın 2 ana hedefi vardır: Euro’nun tanıtılması için zemin hazırlayarak parasal birliğin oluşturulması ile ekonomik ve siyasi birliğin oluşturulması. İlk sütun ile diğer iki sütun arasında büyük bir fark vardır. Üye ülkeler ilk sütun olan Avrupa Topluluğunda AB kurumlarına egemenliklerinin bir bölümünü aktarırken, diğer iki sütunda böyle bir durum söz konusu değildir. Ülkeler bu iki sütunda bağımsız karar lama yetkilerini korumuşlardır. İçişleri ve Hukuk ile Ortak güvenlik ve Dış Politika sütunlarına giren konularda üyeler AB Zirveleri’nde ve Bakanlar Konseyi’nde karar alabilirler. Bu iki sütün için Maastricht’te ortak hareket, ortak karar ve çerçeve karar gibi karar alma mekanizmaları geliştirilmiştir. Maastricht Antlaşması karar alma mekanizmasında Parlamento’ya daha fazla yetki verdi ve “ortak karar alma” prosedürünü getirdi. Maastricht ile ayrıca Avrupa vatandaşlığı oluşturularak, AB vatandaşlarına yaşadıkları ülkenin belediyelerinde seçme ve seçilme hakkı verildi.
1993 yılında yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması’yla Avrupa Topluluğu Avrupa Birliği adını almış ve AET kısaltması AT olarak değiştirilmiştir. Bu antlaşmayla, Ekonomik ve Parasal Birlik, Ortak Güvenlik ve Dış Politika ile İçişleri ve Hukuk alanında işbirliği başlıklarında yeni bir yapı tanımlanmaktadır.
Maastricht Antlaşmasıyla oluşturulan Birliğin amaçları, sınırsız bir pazar yaratmak, ekonomik ve sosyal bütünleşmeyi sağlamak, tek parayı kapsayacak bir ekonomik ve parasal birlik oluşturmak, ortak bir dış politika ve güvenlik politikası uygulamak ve uzun vadede ortak bir savunma politikası oluşturmak, Avrupa vatandaşlığı kavramını oluşturmak, hukuk ve içişleri alanında daha sıkı işbirliği olarak şekillendirilmiştir. Bunların içinde en önemlilerinden birisi Avrupa Birliği vatandaşlığıdır. Buna göre, Topluluğa üye ülke vatandaşı olan herkes Birlik vatandaşıdır ve antlaşmalardan doğan hak ve sorumluluklara sahiptirler. Birlik vatandaşları, Topluluğa üye ülkelerde serbestçe dolaşma ve ikamet etme hakkına sahiptirler. Üye ülkelerde ikamet eden ‘Birlik Vatandaşı’, o ülkenin uyruğunda olmasa bile o ülkenin belediye seçimlerinde ve Avrupa Parlamantosu seçimlerinde aday olma ve oy kullanma ve diplomatik koruma haklarından yararlanabilmektedir.
Ayrıca Maastricht Antlaşmasıyla Avrupa Parlamentosu’nun yetkileri artırılmış, ortak karar alma (co-decision) adı verilen yeni bir prosedür çerçevesinde bazı konularda veto etme ve gensoru verme yetkisi verilmiştir. Üye sayısının yeniden düzenlenmesi ve dış politika konularında nitelikli çoğunlukla karar alması da kabul edilmiştir.
KONU Bu kanun; adam öldürme ve gasp suçundan 7,5 sene kürek cezasına mahkûm edilen Mamo bin Hüseyin’in hastalığı nedeniyle kalan hapis cezasının affedilmesi amacıyla çıkarılmıştır.
Madde 1-
Katl ve gasp maddesinden suret-i katiyede yedi buçuk sene küreğe mahkûmen Siverek Hapishanesinde mahpus bulunan Çermik’in Kâf karyesinden Mamo bin Hüseyin’in malûliyet-i daimesine binaen bakiyye-i müddet-i cezaiyesi affedilmiştır.
Madde 2- İşbu kanun tarih-i neşrinden muteberdir.
Madde 3- İşbu kanunun icrasına Adliye Vekili memurdur.
ZABIT CERİDELERİNDEN
Esbab-ı Mucibe – Kanunun Gerekçesi ve TBMM Müzakereleri
Bilûmum hapishanelerde gayrikabil-i tedavi illetle malûl ne kadar mahkûm bulunduğuna ve saireye dair Adliye Encümenince tanzim ve Heyet-i Umumiyece tensip kılınıp Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaset-i Celilesinin 19 Haziran 1338 tarih ve 860/2513 numaralı tezkere-i sâmiye ile havale buyurulan mazbata mucibince tamimen icra kılınan tebligat üzerine muayeneleri icra kılınıp Siverek Hapishanesi mahpusîni meyanında katl ve gasp maddesinden suret-i katiyede yedi buçuk sene küreğe mahkûm ve 15 Eylül 1335 tarihinden beri mahpus bulunan Çermik’in Kâf karyesinden Memo bin Hüseyin’in gayrikabil-i şifa bir illetle malûl bulunduğu Tıbb-ı Adlî Müessesesi Müdüriyetinin tasdikine iktiran eden mahallî etıbbasının raporu müeddasından anlaşılmış ve meclis-i idare-i liva mazbatası bu zeminde bulunmuş olduğundan merkumun mâlûliyet-i daimesine binaen bakiyye-i müddet-i cezaiyesinin affı hakkında ber-vech-i zîr üç maddelik lâyiha-i kanuniye kaleme alınmıştır.
Hacı Mustafa Sabri Efendi (Siirt) — Efendim! Rüfeka-yı muhteremeden verilen bir takrir üzerine hapishanelerde illet-i sâriye ile mâlûl olanların muayenesiyle raporunun itası ve şayan-ı af olanların listesinin Meclis-i Âliye takdimine dair Mersin Mebusu Salâhaddin Bey ve birçok arkadaşlar müracaat etmişlerdi. O takrir üzerine Heyet-i Vekile hapisanelerden sormuş ve buraya gelen mevkuflar hakkındaki evrak sahipleri illet-i sâriye ile mâlûl olanlardır. Kanunun sarahati ve tarifi mucibince müptelâ oldukları hastalıkların katiyen kabil-i tedavi olmadığına dair rapor mevcuttur. Rapor münderecatı Sıhhiye Müdüriyet-i Âliyesince tasdik edilmiştir. Encümen-i Adlî de bunu mazhar-ı af görmüştür. Binaenaleyh encümenin mazbatasının kabulünü teklif eylerim.
Salih Efendi (Erzurum) — Sıhhatinde hayır kalmayan bu adamın affına taraftar olduğum gibi arkadaşlarımdan birçok zevatı Ankara Hapishanesine götürüp hapishanenin pürteessüf halini gösterdiğim zaman bütün arkadaşlar kanaatlerini izhar ederek söylemişlerdi ki burada herhangi tamü’ssıhha bir adam kırk gün içerisinde mutlaka bir hastalığa duçar olacaktır. Çünkü; kısmen idrarlar içinde, kısmen abdesthane kenarlarında, hattâ ondan daha fena yerlerde yaşıyorlar. Binaenaleyh Salâhaddin Bey’in dediği gibi (Böyle bir şey yoktur sesleri) zatıâlileri buraya gelir söylersiniz. Ben bu memleketin evlâdıyım biliyorum efendim. Ben memleketin canını kurtarmak için uğraşıyorum. Taş, toprak değilim. Bunların hayatlarına – hayat-ı beşere – bir parça hürmetkâr olmaklığımız lâzım gelir. Hapishaneye koyduğumuz eşhas cidden şayan-ı merhamettir. Bunları düşünmek lâzımdır. Hakikaten bunların sıhhatleri lâzımsa Mustafa Sabri Efendi Hoca’nın dediği gibi mazbatanın kabulü lâzımdır. Mücrim hapishaneye berây-ı tecziye gider, ıslah-ı hal için gider. Fakat öldürülmek için hapishanelere insan konulamaz.
Ömer Lütfi Bey (Amasya) — Efendiler ceza ve tertip meselesi başkadır; hapishanelerin ıslahı meselesi başkadır. Acaba ismi okunan bu katil, katl ve gasp maddesinden dolayı mevkuf Siverek Hapishanesinde maraz-ı kalbe müptelâ olan katil, adam öldürürken o adam doktora müracaat etmiş midir, kendini tabibe muayene ettirdi mi acaba? Hasta mıydı, sağ mıydı? Ondan sonra, bu adamın idamı lâzımken öldürülmemiştir. Yani hakkında lûtfedilmiştir. Cezası hapse tahvil olunmuştur. Şimdi hapishanenin havası fenadır diye çıkaralım, başka bir yere nakledelim. Fakat haydi affettiniz çıktı. O vakit, maktulün evlâdını, akrabalarını düşünün, cezadaki maksat nerede kalıyor? Hapishaneler fena ise ıslah edelim. Fakat hapishaneler fena olduğundan dolayı katilleri sokağa mı salıverelim? (Bravo sesleri)
Takvim-i Vekayi, Osmanlı Devleti döneminde 1 Kasım 1831 tarihinde yayınlanmaya başlayan ve bugünkü Resmi Gazete’nin temelini oluşturan resmi yayındır.
Gazete, haftalık olarak yayına başlamış, Osmanlıca, Arapça, Ermenice, Farsça, Fransızca ve Rumca baskılar yapmıştır.
Osmanlı Devleti’nin sona ermesi ve Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile birlikte Takvîm-i Vekâyi, Cerîde-i Resmiyye adıyla devamlılık göstermiş, daha sonra Resmî Gazete adıyla yayın hayatına devam etmiştir.
Takvim-i Vekayi, 7 Şubat 1921 tarihinde “Ceride-i Resmiye” adıyla yayımlanmaya başlandı. Resmi Gazete ismini 17 Aralık 1927 tarihinde aldı.
Takvîm-i Vekâyi’nin Kuruluşu ve Yayın Hayatı
Osmanlı Padişahı Sultan II. Mahmut, yapmakta olduğu reformlar çerçevesinde devlet idaresinin görüşlerini yansıtabilecek resmi bir gazeteyi gerekli görmüş, gazetenin yayını için daha önce İzmir’de yerel bir gazete yayınlamış olan Alexandre Blacque ile anlaşılmıştır. Osmanlı Devletinde çıkarılan ilk gazetelerin, 18. yüzyılın sonlarında İstanbul ve İzmir merkezli olarak yabancı dilde basılmaya başlandığı gözetildiğinde resmi gazetenin basılması için tecrübeli bir ismin gerektiği anlaşılmaktadır. Gazetenin birinci sayısı 25 Cemâziyelevvel 1247 tarihinde (1 Kasım 1831) yayımlanmıştır.
Takvim-i Vekayi İhdasına Dair Ferman:Kaim-i makam Paşa, bu bususun süret-i tanzimine bakılması pekçok vakitden beru emelim idi. Ancak vaktü mevsimi henüz gelmemiş olduğundan vaktine ta’likan sükûtu ihtiyar etmekte idlm. Işte lillahilhamd mevsim ve sırası gelüp, şer’j şerif ve nizama asla dokunur yeri olmadığından ma’ada, mülkçe pekçok menafi ‘i olacağı dani cümle tarafından teslim ve istihsan olunmuş. Bu süretde, takririnde beyan olunduğu üzere, bu husüsa nezaret içün Es’ad Efendi Nazır, Sarım Efendi ile Sa’id Bey dahi ol-vechile me’mür ve ta’yin kılınsun
Takvim-i Vekayi
Padişah İkinci Abdülhamid döneminin çoğunda Takvîm-i Vekâyi yayınlanmamış; Kanunu Esasi‘nin askıya alınarak, Meclis-i Mebusan’ın kapatılması ve I.Meşrutiyet Döneminin sona ermesi ile birlikte 1878 yılından 1891 yılına kadar gazete basılmamış; 1891 yılından 1892’ye kadar geçici süre yayınlansa da 1908 yılına kadar kesinti devam etmiş; 1908’den itibaren İstanbul hükümetinin ortadan kalktığı 4 Kasım 1922 tarihine kadar toplamda 4608 sayı yayınlanmıştır.
Takvim-i Vekayi’nin İçeriği ve Yayın Çizgisi
Padişah II. Mahmut, Avrupa’daki örneklerine uygun biçimde iç ve dış kamuoyunu daha düzenli ve hızlı şekilde bilgilendirmek amacıyla gazeteyi çıkarmıştır. Padişahın, batı ülkelerine ve kamuoyuna kendini anlatmada sıkıntı yaşaması ve Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın 1828 yılında çıkarmaya başladığı Vekayi-i Mısriyye gazetesinin etkisini azaltmak amacıyla Takvîm-i Vekâyi’yi çıkardığı düşünülmektedir.
Takvîm-i Vekâyi’nin İlk Sayısı-1831
Takvim-i Vekayi resmî bir gazete olması nedeniyle içeriği genel olarak devletin politik görüşlerini yansıtmış; 1860’tan itibaren ise sadece resmî duyurular ve kabul edilen yasa metinleri yayımlanmıştır.
Gazete, “Vukūât-ı Resmiyye ve Gayr-i Resmiyye” olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Umûr-ı Dâhiliyye, Mevâdd-ı Askeriyye, Es’âr, Fünûn, Tevcîhât, Tevcîhât-ı İlmiyye, Umûr-ı Hâriciyye, Garîbe gibi alt başlıklar kullanılmış; iç ve dış haberlere yer verilmiştir. Gazetenin içeriği, devlet memurları tarafından derlenerek Takvimhâne-i Âmire Nezâreti’ne gönderilen bilgi ve belgelerden seçilmiş, padişahın isteğine uygun bir yayın çizgisi tercih edilmiştir.
Takvim-i Vekayi’yi Yayınlayan Alexandre Blacque Hakkında
Alexandre Blacque, 1794-1836 yılları arasında yaşamış olan ve Türkiye’de ilk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi çıkarmış olan Fransız gazetecidir. Paris’te doğmuş ve Malta’da ölmüştür. Avukat olan babası 1789’da Fransız Devrimi sırasında Kral XVI. Louis’yi savunduğu için Fransa’dan ayrılmak zorunda kalmış ve Osmanlı Devleti’ne sığınarak İzmir’e yerleşmiştir.
Alexandre Blacque
Osmanlı Devletinde Blak Bey olarak bilinen Blacque, hukuk öğrenimi görmüş, 1821 yılında İzmir’de Roux adlı Fransız’ın çıkardığı Le Spectateur Oriental gazetesine yazılar yazmıştır. Daha sonra satın aldığı bu gazete ile Yunanistan, Fransa, İngiltere ve Rusya’ya karşı yoğun eleştiriler yöneltmiş, 1827 yılında bu eleştiriler nedeniyle gazetesi bir ay kapatılmıştır.
Alexandre Blacque, İzmir ve İstanbul’da yayımladığı gazetelerde Avrupa’ya karşı Osmanlı Devletini savunmaya devam etmiş; 1828 yılında Courrier de Smyrne gazetesini yayımlamaya başlamıştır. 1831 yılında ise II. Mahmud, Osmanlı Devleti adına resmi bir gazete çıkarmak üzere kendisini İstanbul’a davet etmiş, bu davet üzerine Blacque İstanbul’a taşınmış, Takvim-i Vekayi’yi ve yarı resmi nitelikteki Le Moniteur Ottoman gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Resmi Gazete olan Takvim-i Vekayi’deki yazılar Blacque tarafından Fransızca’ya çevrilerek yayınlanmıştır.
Alexandre Blacque, Le Moniteur Ottoman’daki görevini sürdürmekte iken tedavi için Fransa’ya gitmek istemiş ancak yolculuk sırasında, 1837 yılında Malta’da ölmüştür. Oğlu Edouard Blacque, Osmanlı Devleti’nde bir çok devlet görevini yürütmüş, bir süre ABD elçiliği yapmıştır.
Alexandre Blacque tarafından çıkarılan Le Moniteur Ottoman gazetesi
Takvim-i Vekayi Dergisi
Erzurum Atatürk Üniversitesi tarafından 2013 yılında, Takvim-i Vekayi isimli sosyal ve popüler bilim alanlarında yayın yapan hakemli ve akademik bir dergi çıkarılmaya başlanmıştır. Dergi, Tarih, Bilim Tarihi, Politika, Güncel Tarih, Eğitim ve Öğretim, Sosyal Bilimler ve Popüler Bilimler alanlarında yayın yapmaktadır. Derginin editörü Muhammet YILDIZ ve Doç.Dr. Eyüp Fahri KESKENLER; Yayın Kurulu üyeleri Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN ve Doç. Dr. Eyüp Fahri KESKENLER; Yazı İşleri Müdürü ise Mustafa Furkan KESKENLER’dir.
“Hukuk kuramlarının ustası, dünyanın unutamadığı hukuk skandalını incelerken ‘Ergenekon’ ve ‘Balyoz’ davalarını Dreyfus Davası’nın yanına yerleştiriyor. Anayasa Mahkemesinin AK Partiyi kapatma davası, “Ergenekon”, “Balyoz” diye adlandırılan dava ve benzerleri, Dreyfus Davasında yaşananların bir başka toplumda ve kültür ortamında yinelenmesidir, aslında. Dreyfus Davasında görüldüğü gibi, Türk kamuoyu da bu davalarda ikiye ayrılmış; Ergenekon, Balyoz gibi davaların yandaşları ile karşıtları, doğru hukuktan yana olacak yerde, ne yazık ki cemaatçi bir anlayışla karşı karşıya gelmişler, “ben haklıyım” derdine düşmüşlerdir. Sıradan insandan üst konumdaki siyasetçilere dek herkesin yargıç kesildiği bir toplumda hukuk bilimci yoktur; o toplum hukuk toplumu da değildir.”
Dreyfus Davası
Dreyfus Davası – Dünyaca Unutulamayan Yargılama Yanılgısı isimli kitabın baş kahramanı Fransız ordusunda asker olan Yüzbaşı Alfred Dreyfus,’tur. Dreyfus zengin bir ailenin çocuğudur ve Yahudidir. Yahudi düşmanlığını yaygın olduğu dönemde Yüzbaşı Alfred Dreyfus, Alman Askeri Ataşesi Von Schwartzkoppen’e bazı gizli askeri belgeleri gönderdiği gerekçesiyle tutuklanmış, yargılama başlamadan basın tarafından suçlu ilan edilmiş, ırkçı başlıkla atan gazeteler tarafından yargısız infaz yapılmıştır.
Yüzbaşı Alfred Dreyfus
Dreyfus Davası 1894’de başlamıştır. Dava, Alman Askeri Ataşesi’nin çöp sepetinde bulunan ve Dreyfus’ün el yazısıyla yazıldığı iddia edilen belgeye dayanarak açılmıştır. Dosyada başka delil bulunmamaktadır. Dreyfus, kağıttaki el yazısının kendisinin eli ürünü olmadığını ifade etmiş, bu belgenin Dreyfus’a ait olup olmadığı araştırılmak yerine Fransız İstihbaratının hazırlamış olduğu rapor sonucunda mahkum edilmiştir. Sanık Dreyfus ve avukatı istihbarat tarafından hazırlanan raporu görmemişler, dava aşamasında gösterilmeyen bu rapora dayanılarak mahkeme yargıçları oy birliği ile vatana ihanet suçundan mahkumiyet cezası vermiştir. Karar sonucunda Dreyfus’un askeri rütbesi sökülmüş ve müebbet hapse mahkum olmuş, karar temyiz edilse de mahkumiyet kararı bozulmamıştır. Dreyfus müebbet hapis cezasının infazı için Şeytan Adası’na götürülmüştür.
Dreyfus Davası Sonrası Olaylar
Müebbet hapis cezasını çekmeye başlayan Dreyfus’un mahkumiyeti o dönemin Fransa’sında büyük bir tartışma başlatmıştır. Dreyfus’un suçsuzluğu üzerinden başlayan tartışma, ordu, meclis, hükümet, basın ve aydınların da katıldığı ulusal bir soruna ve mücadeleye dönüşmüştür. Dreyfus’u destekleyenler engellenmiş ve cezalandırılmıştır.
Dreyfus’ün mahkeme tarafından mahkum edilmesinden iki yıl sonra askeri istihbarat servisinin başına getirilen Binbaşı Picquart, Dreyfus dosyasını ayrıntılı bir şekilde inceledikten sonra gerçek suçlunun Easterhazy adında başka bir subay olduğunu ortaya çıkarmıştır. Picquart, yeniden yargılama yapılarak Dreyfus davasının yeniden görülmesi gerektiğini savunmuş ancak Tunus’a sürgüne gönderilmiştir.
Olayın basında yeniden yer alması sonucunda Fransız Genelkurmayı, Easterhazy hakkında dava açmak zorunda kalmış ancak iki günlük bir yargılamadan sonra Easterhazy, askeri mahkemede beraat ettirilmiştir.
Emile Zola
Askeri Mahkemenin gerçek suçluyu beraat ettirmesinin ardından Emile Zola, L’ Aurore gazetesinde 1898 yılı Şubat ayında “Suçluyorum” başlığıyla açık bir mektup yayınlamış, Fransa Cumhurbaşkanına yazılan bu mektup büyük ses getirmiştir. Emile Zola, askeri yetkilileri görevlerini kötüye kullanmak ve halkı aldatmakla suçlamıştır. Zola’nın mektubuna destek veren profesörler ve bazı aydınlar bir bildiri yayınlamışlar. Bu olaylardan sonra Zola hakkında orduya hakaretten dava açılmış, Dreyfus’un ardından Zola da mahkum olmuştur. Zola’nın davası Dreyfus davasındaki haksızlığın ortaya konulması için önemli bir sahne olmuş ancak Zola bir yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
Yeniden Yargılanma ve Tekrar Mahkumiyet
Fransa’da 1898 yılı haziran ayında gerçekleşen hükümet değişikliğinden sonra Savaş Bakanı olan General Cavaignac, parlamentoda yaptığı konuşmada Alfred Dreyfus hakkındaki gizli askeri belgeleri okumuştur. Daha önce askeri mahkemece beraat ettirilen Easterhazy hakkında soruşturma yürütmüş olan Yarbay Picquait, savaş bakanının okuduğu belgelerin sahteliğini ispatlamaya hazır olduğunu açıklamıştır. Dreyfus’ün mahkumiyetinde kullanılan belgelerin askeri istihbaratta görevli bir albay tarafından düzmece bir şekilde hazırlandığı ortaya çıkarılmıştır. Sorgulanan Binbaşı Easterhazy suçunu itiraf etmiş ve gönderildiği hapishanede intihar etmiştir. Bu olayın ardından Dreyfus davası yeniden başlamıştır.
Albay Fransız Yargıtayı, Alfred Dreyfus hakkında verilmiş olan kararı kaldırmış, Dreyfus, Fransa’ya getirilerek askeri mahkemede yeniden yargılanmıştır. Askeri Mahkeme, yapılan adli hatayı kabul etmemiş, bir ay süren duruşmalar sonunda Dreyfus yeniden suçlu bulunmuş ve 10 yıl hapse mahkum edilmiştir. Dreyfus yeniden Şeytan Adası’na gönderilmiş ancak Cumhurbaşkanı, Dreyfus’ü affettiğini açıklamıştır.
Dreyfus’un Beraat Etmesi
Dreyfus davasının bu şekilde kapandığı düşünülmekte iken yargı süreci 10 yıl sonra yeniden başlamış, 1904 yılında Savaş Bakanı General Andre’nin isteği üzerine Fransız Yargıtayı Genel Kurulu davayı yeniden görüşmüştür. Yargıtay’ın 1906 yılında verdiği nihai karar ile Dreyfus beraat etmiş ve olaydan 12 yıl sonra aklanmıştır. Yüzbaşı Alred Dreyfus’un 1894 yılında sökülen nişanları aynı yerde yapılan törenle yeniden kendisine verilmiştir. Kendisine ayrıca Legion d’Honneur nişanı verilmiştir. Dreyfus, Birinci Dünya Savaşında Fransız Ordusunda görevine devam etmiş, ordudan ayrıldıktan sonra 1935 yılında Paris’te ölmüştür.
Alfred Dreyfus, Birinci Dünya Savaşında Fransız Ordusunda görevine devam etmiş, ordudan ayrıldıktan sonra 1935 yılında Paris’te ölmüştür.
İtham Ediyorum, başlıklı açık mektup, Émile Zola tarafından Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure’a hitaben yazılmış ve 13 Ocak 1898 tarihli L’Aurore Gazetesi’nde yayınlanmıştır. Zola, “Gerçek Yürüyor”, “Gençliğe Mektup” ve “Fransa’ya Mektup” başlıklı yazılarını yazmış ve sert bir dille adalete çağrıda bulunmuştur.
Fransız Meclisi, kendisi hakkında soruşturma açtıktan sonra Londra’ya kaçmak zorunda kalmış ancak mücadelesi sonunda Dreyfus’un suçsuzluğu ispatlanmıştır.
Delillerin araştırılmadığı Dreyfus Davası, Émile Zola’nın dönemin Cumhurbaşkanı’na yazdığı açık mektupla yeniden başlamış, hakikatin ortaya çıkma zamanı gelmiştir. Yargılanacağını bilen bir aydın tarafından yazılan mektup, bir edebiyatçı tarafından ortaya konulan en güçlü metinlerden biri olarak tarihe geçecek, mektubun yayınlandığı gazete en büyük tirajlarından birine ulaşacaktır.
Gerçeklikten kopuk yargı sistemi, topluma ve devlete yapılan açık çağrı ile yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Dreyfus Davası – Sami Selçuk
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
Dreyfus Davası – Dünyaca Unutulamayan Yargılama Yanılgısı’nın baş kahramanı, Fransız ordusunda asker olan Yüzbaşı Alfred Dreyfus,’tur. Dreyfus zengin bir ailenin çocuğudur ve Yahudidir. Yahudi düşmanlığını yaygın olduğu dönemde Yüzbaşı Alfred Dreyfus, Alman Askeri Ataşesi Von Schwartzkoppen’e bazı gizli askeri belgeleri gönderdiği gerekçesiyle tutuklanmış, yargılama başlamadan basın tarafından suçlu ilan edilmiş, ırkçı başlıkla atan gazeteler tarafından yargısız infaz yapılmıştır. Dreyfus Davası 1894’de başlamıştır. Dava, Alman Askeri Ataşesi’nin çöp sepetinde bulunan ve Dreyfus’ün el yazısıyla yazıldığı iddia edilen belgeye dayanarak açılmıştır. Dosyada başka delil bulunmamaktadır. Dreyfus, kağıttaki el yazısının kendisinin eli ürünü olmadığını ifade etmiş, bu belgenin Dreyfus’a ait olup olmadığı araştırılmak yerine Fransız İstihbaratının hazırlamış olduğu rapor sonucunda mahkum edilmiştir. Sanık Dreyfus ve avukatı istihbarat tarafından hazırlanan raporu görmemişler, dava aşamasında gösterilmeyen bu rapora dayanılarak mahkeme yargıçları oy birliği ile vatana ihanet suçundan mahkumiyet cezası vermiştir. Karar sonucunda Dreyfus’un askeri rütbesi sökülmüş ve müebbet hapse mahkum olmuş, karar temyiz edilse de mahkumiyet kararı bozulmamıştır. Dreyfusi müebbet hapis cezasının infazı için Şeytan Adası’na götürülmüştür.
[/box]
Émile Zola’nın Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure’a yazdığı İtham ediyorum! başlıklı açık mektubu – L’Aurore Gazetesinin 13 Ocak 1898 tarihli ilk sayfası.
İtham Ediyorum – Emila Zola
Sayın Başkan,
Bir gün bana gösterdiğiniz iyi kabulden dolayı gönül borcunu haketmiş olduğunuz şeref konusunda duyduğum kaygıyı belirtmeme, şu ana dek pek mutlu olan yazgınızın en utanç verici ve en silinmez bir leke almak üzere olduğunu söylememe izin verir misiniz?
Siz, en alçakça iftiralardan tertemiz çıkıp gönülleri fethetmiş bir insansınız. Ancak şu çirkin Dreyfus Olayı isminiz için -yönetiminiz için diyeceğim- ne büyük bir çamurdur! Bir savaş konseyi, çok kısa bir süre önce tepeden gelen bir emirle Binbaşı Esterhazy’yi temize çıkarmayı, tüm gerçeğe ve tüm adalete ağır bir tokat indirmeyi göze aldı. Böylece herşey bitti. Fransa’nın alnına leke sürüldü. Tarih böylesine toplumsal bir cinayetin sizin başkanlığınız sırasında işlendiğini yazacaktır.
Tarihteki en büyük haksız yargılamalardan birine maruz kalan Yüzbaşı Alfred Dreyfus
Onlar hiçbir şeyden çekinmediklerine göre, ben de her şeyi göze alıyorum. Gerçeği söyleyeceğim. Çünkü davayı ele alan mahkeme, gerçeği tam anlamıyla ve eksiksiz olarak ortaya çıkarmazsa onu söylemeye önceden söz verdim. Konuşmak ödevimdir, suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim, uzakta, işlemediği bir suçtan ötürü işkencelerin en korkuncunu çeken suçsuz bir insanın görüntüsünden kurtulamaz.
Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Félix Faure
Namuslu bir insan olarak tüm gücümle ayaklanıp bu gerçeği size haykıracağım sayın başkan. Şerefinizi düşünerek gerçeği bilmediğinize inanıyorum. Bu durum karşısında, gerçek suçlulardan oluşan kötülükçü güruhu size değil de, kime haber verebilirim? Siz ki ülkenin en yüce katında bulunuyorsunuz. İlk Önce Dreyfus’un yargılanması ve hüküm giymesi konusundaki gerçeği ele alalım.
Uğursuz bir adam herşeyi yürütmüş, herşeyi yapmıştır. Bu adam o zamanlar binbaşı olan yarbay Paty de Clam’dır. Dreyfus olayını yaratan odur. Dürüst bir soruşturma ile eylemleri ve sorumlulukları ortaya çıkarılmadığı sürece onu tanımak imkansızdır. O, romansı entrikalarla dolu, sisli, karmaşık bir kafa olarak ortaya çıkıyor. Okuduğu tefrika romanlar dolayısıyla, çalınmış belgelerden, isimsiz mektuplardan, ıssız yerlerdeki randevulardan, dedikodu yapan esrarengiz kadınlardan hoşlanıyor. Dreyfus’a bordroyu dikte etmeyi düşünen odur. Onu baştan sona aynalarla donanmış bir odada incelemeyi tasarlayan da odur. Binbaşı Forzinetti bu adamın, uyumakta olan sanığın yanına elinde fenerle girmek istediğini anlattı. Amacı sanığın yüzüne ansızın ışık tutup, uyku sersemliği içinde onun suçunu yakalamakmış. Herşeyi söylemem gerekmez. Araştırılsın. Herşey meydana çıkacaktır. Yalnız şunu belirteyim: Adli subay olarak Dreyfus olayını mahkemeye götürmekle görevli olan Binbaşı Paty de Clam, işlenen korkunç adli hatanın, tarih ve sorumluluk sırası bakımından ilk suçlusudur.
Bordro, genel felçten ölen Haberalma Dairesi Müdürü Albay Sandherr’in bir suredir elindeydi. Sızmalar olmuştu bu arada. Bugün olduğu gibi o zaman da belgeler yok oluyordu. Bordroyu kaleme alanın arandığı bu sırada, bu adamın ancak genelkurmaydan bir subay ve bir topçu subayı olabileceği düşünüldü: Bordronun ne kadar üstün körü incelendiğini gösteren ikili yanılgıydı bu. Çünkü yapılacak akıllıca bir inceleme sonucunda kolayca anlaşılır ki söz konusu olan bir kıta subayı idi. Kısımca bilinen bir öyküyü burada yinelemek istemiyorum. İlk kuşku Dreyfus üstüne düşer düşmez, Binbaşı Paty de Clam’in sahneye çıktığını görüyoruz.
O andan itibaren Dreyfus’u bulan Binbaşı Clam olmuştur. Dava onun sorunu haline gelmiştir. Haini karıştırmak, onu eksiksiz itiraflara zorlamak için Binbaşı tüm çabasını harcamıştır. Hiç kuşkusuz, işin içinde pek becerikli görünmeyen Savaş Bakanı General Mercier, kendisini kilise tutkusuna kaptırmış görünen Genelkurmay Başkanı General Boisdeffre ve vicdanı pek çok karanlık işi kabullenebilen Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Conse de var. Ama işin başında herkesten önce Binbaşı Paty de Clam bulunuyor. Hepsini o yönetiyor, hepsini ipnotizma ile uyutuyor. Çünkü bu Binbaşı aynı zamanda ruhani konular ile gizli şeyler bilgisi ile uğraşıyor, ruhlarla konuşuyor. Zavallı Dreyfus’u bu adamın ne gibi deneylerden geçirdiği, hangi tuzaklara düşürmek istediği, nasıl mantıksız sorgulamalar yaptığı, ne denli kıvrandırıcı çılgınlıklara giriştiği bilinemez.
İlkten olup bitenleri gerçek ayrıntılarına değin bilenler mutlaka kabus geçirirler! Binbaşı Paty de Clam Dreyfus’ u tutukluyor ve hücreye hapsediyor. Sonra koşup Bayan Dreyfus’un gözünü korkutuyor. Eğer birşey söyleyecek olursa kocasının mahvolacağını söylüyor. O sırada talihsiz Dreyfus yırtınıp duruyor, suçsuz olduğunu haykırıyor. Sonra sorgu, tıpkı bir 15. yy. güncesinde olduğu gibi, esrarengiz biçimde, karmaşık ve zalimce birtakım yollara başvurularak yapılıyor. Tüm bunların dayanağı bir tek çocukça kanıttır: Budalaca hazırlanmış olan bir çizelge. O çizelge ki yalnızca bayağı bir ihanet değil, aynı zamanda dolandırıcılığın da en küstahcasıydı. Çünkü verildiği söylenen tüm sırların hemen hepsi değersizdi. Bu konudaki direnişim boşuna değildi. Bu tohumdan sonraları gerçek suç çıkacaktır ortaya. Fransa’nın başına bela kesilen tüyler ürpertici adaletsizlik hastalığı kendisini gösterecektir. Adli hatanın nasıl işlendiği, bunun nasıl Binbaşı Paty de Clam’ın çevirdiği dolaplardan oluştuğu, General Mercier’in, General Boisdeffre ve General Conse’un nasıl aldanabildikleri, yavaş yavaş sorumluluklarını bırakıp nasıl bir yanılgıya düştükleri konusuna parmak basmak istedim. O yanılgı ki sonraları generaller bunu kutsal bir gerçek, asla tartışılmaz bir gerçek olarak kabul ettirmek gereğine inanmışlardır. Sözün kısası, başlangıçta ihmal ve akılsızlıktan başka birşey göze çarpmıyordu. Olsa olsa tertipçilerin, ortamın dinsel tutkularına ve meslek ilişkilerinden kaynaklanan önyargılara boyun eğdikleri seziliyordu. Budalalıklara aldırış etmiyorlardı.
En sonra Dreyfus, savaş konseyinin önüne çıkarıldı. Duruşmanın kesinlikle gizli yapılması istendi. Sınırı düşmana açıp Alman imparatorunu Notre Dame’a getirmeyi amaç edinen bir hain için bundan daha sıkı sessizlik ve güvenlik önlemleri alınamazdı. Ulus şaşkına dönmüştü. Korkunç birtakım olaylar kulaktan kulağa fısıldanıyor, tarihi tiksindiren satılmışlıklar dilden dile dolaşıyor ve doğal olarak ulus baş eğiyor. Yeterince ağır ceza yok. Ulus, suçlunun rütbesinin kamu önünde alınmasını alkışlayacaktır, onun pişmanlık acısı çekerek yüz karasıyla yaşamasını isteyecektir. Peki, ama o söylenemeyen şeyler, gizli duruşmalarda özenle üstü örtülen, Avrupa’yı ateşe verebilecek o tehlikeli nesneler gerçek miydi? Hayır, işin içinde Binbaşı Paty de Clam’ın romansı ve çılgınca kuruntularından başka birşey yoktu. Tüm bu yapılanlar yalnızca roman tefrikalarının en gülüncünü gizlemek için yapılmıştır. Bundan iyice emin olmak için savaş konseyi önünde okunan iddianameyi okumak yeterlidir.
Bu iddianame, hiçbir hukuksal değer taşımamaktadır. Bir insanın böylesine bir suçlama yazısı üzerine hüküm giymesi adaletsizliğin mucizesidir. Hiçbir namuslu insanın bu suçlamayı yüreği isyan etmeden okuyabileceğine inanmıyorum. Şeytan Adası’nda çekilen ölçüsüz kefareti düşünüp de çileden çıkmamak elden gelmez. Dreyfus’un birçok dil bilmesi suçtur. Evinde hiçbir tehlikeli belgenin bulunmamış olması suçtur. Ara sıra doğduğu ülkeye gitmesi suçtur. Çalışkan olması, öğrenme kaygısı içinde olması da suçtur. Coşkulanması da suçtur. Coşkulanmaması da suçtur. Ya iddianamenin kaleme alınışındaki bönlükler, boşlukta kalan biçimsel iddialar! Bize suçlamanın 14 esas maddeden oluştuğu söylenmişti. Oysa ki tek bir maddeden; Çizelge maddesinden başka birşey bulamıyoruz. Ve hatta öğreniyoruz ki bilirkişiler de anlaşamıyorlarmış. Aralarından biri Bay Cobert, istenilen yönde karara varmadığı için askerce azarlanmış. Dreyfus’a karşı tanıklık etmeye gelen 23 subaydan da söz ediliyordu. Onların sorguları konusunda henüz bir bilgimiz yok. Ama eminiz ki hepsi de aleyhte tanıklık etmemişlerdir. Bu bir aile davasıdır ve şunu unutmamak gerekir: Davayı genelkurmay istemiştir ve sanığa hüküm giydirmiştir. Şimdi de ona ikinci kez hüküm giydirmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, elde bulunan tek kanıt bordroydu. Onun üzerinde de bilirkişiler anlaşamamışlardı. Konsey dairesinde yargıçların ister istemez beraate gidecekleri anlatılıyor. Bundan dolayı umutsuz bir inatla, hüküm giydirmeyi haklı göstermek için, bugün gizli, ezici bir belgenin varlığı ortaya atılıyor. Bu belge tüm yapılanları haklı çıkarıyormuş ama gösterilemezmiş! Bu bilinemez ve görünemez belgenin önünde bizim boyun eğmememiz gerekiyor demek! Bu belgeyi reddediyorum, tüm gücümle reddediyorum! Gülünç bir belge. Evet, belki de minnacık kadınların söz konusu olduğu ve herhangi bir yerinde Dreyfus’tan söz edilen bir belge! Ulusal savunmaya ilişkin bir belge asla olamaz! Yalandır bu! Ve üstlerinden gelinemeyecek şekilde yalan söylemeleri büsbütün iğrenç ve edepsizce bir tutumdur. Fransa’yı ayaklandırıyorlar, onun haklı coşkusunun arkasına saklanıyorlar. Yürekleri bulandırarak, kafaları karıştırarak ağızları kapatıyorlar. Bundan daha büyük bir kamu suçu olamaz.
Kısacası, Sayın Başkan, bir adli hatanın nasıl işlendiğini gösteren gerçekler bunlardır. Böylece manevi kanıtlar, Dreyfus’un durumu, dayanak yokluğu, Dreyfus’un sürekli olarak suçsuzluğunu haykırması bir gerçeği ortaya koymaktadır: Dreyfus, Binbaşı Paty de Clam’ın olağanüstü imgeleme yetisinin içinde bulunduğu kilise ortamının “pis Yahudi” avının kurbanı olmuştur. Çağımızın yüz karasıdır bu olay.
Şimdi Binbaşı Esterhazy olayına geliyoruz. Aradan üç yıl geçti. Birçok vicdanlar derin rahatsızlıklar duydular, kaygılandılar, araştırdılar, sonunda Dreyfus’un suçsuz olduğu kanısına vardılar.
Bay Scheurer Kestner’in başlangıçtaki kuşkularının, sonra kesin kanıya varışının tarihçesini yapmayacağım. Şu var ki Kestner kendi yönünden araştırma yaparken, Genelkurmayda da önemli olaylar geçiyordu. Albay Sandherr olmuştu. Onun yerine haber alma dairesinin başına Yarbay Picquart gelmişti. Picquart bu sıfatla görev başında bulunduğu sırada, birgün eline bir mektup-telgraf geçer. Bu mektup yabancı bir gücün ajanı tarafından Binbaşı Esterhazy’ye gönderilmiştir. Bu durum karşısında Picquart kesinlikle soruşturma açmak zorunda kalır. Şu da var ki Yarbay Picquart, üstlerin isteği dışında hiçbir zaman herhangi bir eylemde bulunmamıştır. Bu nedenle kuşkularını üstlerine, yani General Conse’a sonra General Boisdeffre’e, sonra da General Mercier’in yerine savaş bakanlığına getirilen General Billiot’ya iletir. Pek çok sözü edilen ünlü Picquart dosyası, Billiot dosyasından başkası değildir. Bu, bir astın bakanına hazırladığı bir dosyadır. Bu dosyanın bugün de savaş bakanlığında bulunması gerekir. Araştırmalar 1896 yılının mayısından, eylül ayına dek sürdü. Şunu da belirtmek gerekir ki General Conse, Esterhazy’nin suçlu olduğu kanısına varmıştır. General Boisdeffre ile General Billiot da, bordrodaki yazının Esterhazy’nin yazısı olduğunu yadsıyamazlardı. Yarbay Picquart’ın soruşturması sonucunda böylesine keskin bir gerçek ortaya çıkmıştır. Ne var ki büyük bir heyecan yaratmıştı bu gerçekler. Çünkü Esterhazy hüküm giyerse, arkadan Dreyfus davasını gözden geçirmek kaçınılmaz bir zorunluluk halini alacaktı. Oysa Genelkurmay her ne pahasına olursa olsun bunu istemiyordu.
Bu davada karar vermek için en elverişli an, anlamsız sıkıntılar içerisinde kaçırılmış olsa gerek. Şunu belirtmeli ki, General Billiot hiçbir biçimde lekelenmemiş bir insandı. Yeni gelmişti, gerçeği ortaya çıkarabilirdi. Hiç kuşkusuz kamuoyundan korktuğu için, genelkurmayı terk etmek zorunda kalmaktan çekindiği için bunu göze alamadı. İkinci derecedekiler bir yana, General Boisdeffre’yi, General Conse’u bırakmaktan çekindi. Sonra vicdanı ile ordunun değeri saydığı şey arasında bir dakikalık bir çatışma oldu. İşte o an geçince iş işten geçmişti. O artık kendini kapıp koyvermişti, şerefini tehlikeye atmış bulunuyordu. Böylece Billot başkalarının suçunu üstüne almış, başkaları kadar, hatta başkalarından fazla suçlu duruma düşmüştü. Çünkü adaleti gerçekleştirmek elinde olduğu halde bunu yapmamıştı. Durum meydanda! General Billot, General Boisdeffre ve General Conse, Dreyfus’un suçsuz olduğunu bir yıldan beri biliyorlar. Öyle olduğu halde bu tüyler ürpertici gerçeği kendilerine saklıyorlar! Ve bu adamlar geceleri gene de rahat uyuyabiliyorlar! Ve çok sevdikleri karıları ve çocukları var!
Yarbay Picquart dürüst bir insan olarak görevini yerine getirmişti. Üstleri karşısında adalet adına direniyordu. Hatta onlara yalvarıyordu. İşi sürüncemede bırakmanın yanlış bir tavır olduğunu, gerçek öğrenildiği zaman korkunç bir fırtınanın kopacağını söylüyordu. Sonraları Bay Scheurer Kestner de General Billiot’ ya aynı şeyleri söylüyor ve sorunu ele alması, toplumsal bir yıkıma dönüşecek ölçüde ağırlaşmasına göz yummaması için ona yurtseverce yalvarıyordu. Hayır! Suç işlenmişti bir kez, Genelkurmay suçunu itiraf edemiyordu. Böylece Picquart başka bir göreve atanarak olabildiğince uzağa, Tunus’a gönderildi. Ona Moris Markisinin olduğu yerde görev verilerek günün birinde, kılıçtan geçtikten sonra yiğitliği övülmek istendi. Gözden düşmedi. General Gonse onunla sıkça mektuplaşıyordu. Ancak ortada açığa vurulması hiç de hoş olmayacak sırlar vardı.
XIX. yüzyılın sonlarına doğru Fransa’da, Yahudi bir subayın, Yüzbaşı Alfred Dreyfus’ün haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Davası, yalnızca bir hukuk ve ayrımcılık skandalı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını temelinden sarsan toplumsal bir olaydır. Dava tam on iki yıl sonra Dreyfus’ün aklanmasıyla sonuçlansa da, III. Cumhuriyet ve çağdaş Fransa’nın tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dava çevresinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği güç dağılımı, kilise ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, milliyetçilerle antimilitaristler arasında uzun süreli bir çatışmanın doğmasına yol açtı. Büyük romancı Emile Zola, 13 Ocak 1898 günü L’Aurore gazetesinde yayımladığı, Fransız Genelkurmay’ına yönelik “Suçluyorum” başlıklı açık mektubuyla, Dreyfus’e yapılan haksızlığın karşısına dikilen Fransız aydınlarının sözcüsü oldu. Ancak bu kez kendisi iftira etmekle suçlanarak yargılandı.
Paris’te gerçek karşı konulmaz bir hızla yürüyordu ve beklenen fırtına bilindiği biçimde koptu. Bay Mathieu Dreyfus, Binbaşı Esterhazy’yi bordronun gerçek yazarı olarak ele verdi. O sırada Bay Scheurer Kestner davanın yeniden gözden geçirilmesi konusunda adalet bakanına dilekçe vermek üzereydi. İşte o günlerde Binbaşı Esterhazy ortaya çıkıyor. İlk Önce çılgın gibidir; İntihara ya da kaçmaya hazırdır. Sonra birden bire kafa tutmaya başlar, zorlu davranışıyla Paris’i şaşkına çevirir. Demek ki yardımına koşanlar olmuştur. Ona, çevrilen dolapları ve düşmanlarını bildiren imzasız bir mektup gönderilmiştir. Hatta esrarengiz bir kadın zahmete katlanıp bir gece ona genelkurmaydan çalınmış bir belgeyi getirir. Onu kurtarması gereken bir belgedir bu. Burada yine Yarbay Paty de Clam’in parmağını gördüğümü söylemekten kendimi alamıyorum. Onun doğurgan yaratma gücünün ürettiği çareler hemen belli oluyor. Dreyfus’un suçluluğu Yarbay Clam’in yapıtıydı. Şimdi bu yapıt tehlikeli durum almıştı. Bu durum karşısında Yarbay Clam nasıl eli kolu bağlı dururdu? Elbette yaptığını savunmak isteyecekti. Davanın yeniden gözden geçirilmesi ne demekti? Şeytan Adası’nda tüyler ürpertici bir biçimde son bulan o zırva, o trajik tefrika romanın yıkılışı olurdu bu! Yarbay Clam buna asla izin veremezdi.
Bundan sonra Yarbay Picquart ve Yarbay Paty de Clam arasında çatışma başlayacaktır. Birisi açıkça, diğeri maskeli olarak düelloya çıkacaktır. Çok geçmeden her ikisini de sivil mahkemenin karşısında bulacağız. Aslında, hep genelkurmayın kendisini savunmasından, işlediği suçu, tiksinçliği, saatten saate artan bir suçu itiraf etmek istemesinden başka birşey değildi bütün bu olup bitenler.
Herkes Binbaşı Esterhazy’yi koruyanların kimler olduğunu şaşkınlıkla soruyordu. En başta perde arkasından her türlü dolabı çeviren, herşeyi yöneten Binbaşı Paty de Clam koruyordu onu. Sonra General Boisdeffre, General Gonse ve bizzat General Billot. Bu generaller binbaşıyı temize çıkarmak zorundaydılar. Çünkü Dreyfus’un suçsuzluğunun ortaya çıkmasına imkan sağlayamazlardı. Böyle birşey yaparlarsa savaş bakanlığı halkın nefreti altında ezilirdi. Böylece bu olağanüstü durum, görevini tek başına yapan dürüst insan Yarbay Picquart’ın maskaraya çevrilmesiyle, cezalandırılmasıyla sonuçlanacaktır. Kurban edilen o olacaktır. Ey adalet, ne büyük bir umutsuzlukla daralıyor insanın yüreği! Onun sahtekar olduğunu, Esterhazy’yi mahvetmek için telgraf kartını onun uydurduğunu söyleyecek kadar ileri gittiler. Peki ama neden? Hangi amaçla? Bir neden gösteriniz. O da mı Yahudiler tarafından satın alınmıştı? İşte böylesine alçakça bir görünüm karşısındayız. Ağır suç işlemiş lekeli kişilerin suçsuz oldukları söylenirken bir yanda yaşamı boyunca lekesiz kalmış, şerefli bir insan cezalandırılıyor! Bir toplum bu duruma geldi mi, kokuşmaya yüz tutmuş demektir!
İşte Esterhazy olayı budur Sayın Başkan: Temize çıkarılması gereken bir suçlu söz konusudur. Hemen hemen iki aydan beri yapılan işi saati saatine izleyebiliyoruz. Günün birinde uzun uzadıya coşku dolu sayfalara geçecek olan bu öykünün bir özetini yapıyorum burada. Sonuçta General Pellioux’nun, sonra da Binbaşı Ravary’nin vicdansızca soruşturmalar yaptıklarını gördük. Bu soruşturmalardan alçaklar biçim değiştirmiş, namuslu kişilerse lekelenmiş olarak çıktılar. Sonra da savaş konseyi toplantıya çağırıldı.
Bir savaş konseyinin yaptığını, öbür savaş konseyinin bozabileceğini nasıl umabilmişti? Yargıçların her zaman yapabilecekleri seçmelerin sözünü bile etmiyorum. Askerlerin kanına işlemiş olan yüksek disiplin düşüncesi, onların adalet gücünü zayıflatmaya yetmez mi? Disiplin demek itaat demektir. Savaş Bakanı, Büyük Şef, bir olay konusunda verilmiş mahkeme kararının önemini ve gücünü kamu önünde belirtirken, bir savaş konseyinin onu kesinlikle yalanlamasını mı bekliyorsunuz? Hiyerarşi bakımından olanaksızdır bu. General Billot yaptığı açıklama ile yargıçlara telkinde bulunmuştur. Onlar da ateşe atılırcasına, düşünmeden karar vermişlerdir. Dayandıkları kanının şu olduğu anlaşılıyor: “Dreyfus’a ihanet suçundan bir savaş konseyi hüküm giydirmiştir; Öyleyse Dreyfus suçludur. Şimdi biz bir savaş konseyi olarak onu suçsuz ilan edemeyiz. Çünkü biliyoruz ki Esterhazy’nin suçlu olduğunu kabul etmek, Dreyfus’un suçsuzluğunu açıklamak olacaktır.” Savaş konseyi bu saplantıdan asla kurtulamazdı.
Bu kişiler savaş konseylerimizin sonsuza dek kamburu olarak kalacak ve bundan böyle bu konseylerin kararlarını her zaman kuşku altında bırakacak olan bütünüyle haksız bir karar vermişlerdir. İlk savaş konseyi akılsızca davranmıştır. İkincisi kaçınılmaz bir karar ile ağır suç işlemiştir. Yineliyorum: İkincisinin özrü, yüksek komutanın, daha önceki mahkeme kararının dokunulmaz olduğunu açıklamasından başka birşey değildir. Öyle ki astlar bunun tersini öne süremezlerdi. Ordunun şerefinden söz ediliyor, onu sevmemiz, saymamız isteniyor. Bir tehlike karşısında harekete geçerek, Fransız yurdunu savunacak olan orduyu, tüm ulustan oluşan orduyu, elbette seviyoruz, elbette ona saygı duyuyoruz. Ama söz konusu olan o değildir. Biz onun şerefini ve saygınlığını düşündüğümüz için adalet istiyoruz. Burada söz konusu olan kılıçtır. Belki de yarın başımıza efendi kesilecek olan kılıç! Bu kılıcın kabzasını bağnazca öpmek mi? Asla!
Bir yandan şunu da kanıtladım: Dreyfus olayı karargah şubelerinin işidir. Genelkurmaydan bir subay, yine genelkurmaydan arkadaşları tarafından ihbar ediliyor ve genelkurmay ileri gelenlerinin baskısı ile hüküm yiyor. Genelkurmay suçlu duruma düşmeksizin Dreyfus’un suçsuz çıkması imkansızdır. Bundan dolayıdır ki, karargah şubeleri akla gelebilecek her türlü önleme baş vurarak, basında kampanya açarak, bildirilerle, nüfuzla Esterhazy’yi korumuşlardır. Sırf Dreyfus’u ikinci kez mahvetmek için bunu yapmışlardır. Cumhuriyet hükümeti, General Billot’nun bile düzenbaz takımı diye adlandırdığı bu kimselere yol vermeliydi. Herşeyi baştan başa yenilemeyi ve düzeltmeyi göze alacak olan, gerçekten güçlü ve akıllı, yurtsever bakanlık nerede? Nice kişiler tanıyorum ki, ulusal savunmanın hangi ellerde olduğunu bildikleri için kaygıyla titremektedirler! Yurdun alınyazısının karara bağlandığı o kutsal sığınak, ne aşağılık entrikaların, ne dedikoduların ve savurganlıkların yuvası haline gelmiştir!
Kamuoyunu şaşırtmak, onu çileden çıkartmak ağır bir suçtur. Sıradan ve gösterişsiz insanları zehirlemek, gericilik ve hoşgörmezlik tutkularını tiksinç Yahudi düşmanlığına sığınarak körükleyip azdırmak, suçların en ağırıdır! Eğer bu hastalık iyileştirilmezse insan haklarının özgürlükçü büyük Fransa’sı yıkılacaktır. Yurtseverliği, kin ve düşmanlık için sömürmek bir cinayettir. Ve en sonra, tüm insanlık bilimi geleceğin gerçek ve adalet yapıtını oluşturmaya uğraşırken, kılıcı çağdaş tanrı haline getirmek büyük bir cinayettir.
Derin bir tutkuyla arzuladığımız gerçeğin ve adaletin hiçe sayıldığını görmek ne büyük bir yıkımdır! Bay Scheurer Kestner’in yüreğinde bir çöküntü olabileceğinden kuşkulanıyorum. Öyle sanıyorum ki, sonucunda Bay Kestner, senatodaki gensoru sırasında bir devrimci gibi davranıp içini dökmediği, herşeyi yıkmadığı için pişman olacaktır. O büyük ve dürüst insan, doğruluk içinde geçen yaşamının insanı olarak kalmıştır. Gerçeğin kendi kendine yeterli olduğuna, özellikle herşeyin gün gibi açık göründüğü bir sırada başka türlü düşünülemeyeceğine inanmıştır. Yakında güneş parlayacağına göre ne diye herşeyi altüst etsindi? İşte bu güven dolu serinkanlılığı yüzündendir ki Kestner korkunç biçimde cezalanmıştır. Aynı şeyi Yarbay Picquart için de söyleyebiliriz. O ki ağırbaşlılığı ve yüksek onuru uğruna General Gonse’un mektuplarını yayınlamak istemiştir. Üstlerinin kendisine çamur attığı, onu en beklemedik ve onur kırıcı şekilde mahkemeye verdikleri bir sırada gösterdiği titizlik, disipline saygılı kalışı, ona büsbütün değer kazandırmaktadır. Ortada işleri tanrıya bırakan iki kurban, iki yiğit kişi, iki temiz yürekli insan var. Ve dahası, Yarbay Picquart’ın şu iğrenç durumla karşılaştığı görülmüştür: Bir Fransız mahkemesi, savcının bir tanığı kamu önünde suçlamasına olanak verdikten sonra, bu tanık açıklama yapmak ve kendini savunmak üzere mahkemeye alınınca, duruşma gizli yapılmıştır. Bunun da ağır bir suç olduğunu söylüyorum. Bu suç kamu vicdanını ayaklandıracak özelliktedir. Şurasını kesinlikle belirtmeliyim ki, askeri mahkemelerin adalet konusunda acayip düşünceleri vardır.
Yalın gerçek budur, Sayın Başkan ve bu tüyler ürpertici gerçek başkanlığınız için bir leke olarak kalacaktır. Bu davada hiçbir yetkinizin bulunmadığı, sizin çevrenizin ve anayasanın tutsağı olduğunuz kanısında değilim. Hiç değilse bir insanlık ödeviniz vardır: Bunu düşünecek ve yerine getireceksiniz. Bu davanın zaferle sonuçlanacağından asla kuşkum yok. Şimdi daha büyük bir kesinlikle yineliyorum: Gerçek yürüyor ve onu hiçbir şey durduramayacaktır. Herkesin aldığı durum bugün açıkça belli olduğuna göre, dava ancak bugün başlamıştır: Bir yandan gerçeğin gün ışığına çıkmasını istemeyen suçlular, öte yanda herşeyin aydınlanması için yaşamlarını vermeye hazır olan adaletseverler. Daha önce söyledim, yine söylüyorum: Gerçeği yeraltına kapatırsanız birikim oluşur ve gerçek bir yerde öylesine bir patlama gücü kazanır ki, patladığı gün, kendisiyle birlikte pek çok şeyi havaya uçurur. Bu tavırla ilerisi için yıkımların en gürültülüsünün hazırlanıp hazırlanmadığını herkes görecektir.
Mektubum fazla uzadı Sayın Başkan; Bir sonuca varmanın zamanıdır.
Yarbay Paty de Clam’ı adli hatanın iblisçe düzenleyicisi olarak suçluyorum. Sonra da uğursuz yapıtını, üç yıldan beri en şaşırtıcı ve en baştan başa suç olan dalaverelere başvurarak savunmakla suçluyorum onu.
General Mercier’yi, hiç değilse düşüncesizliği yüzünden, çağımızın en büyük haksızlığında suç ortağı olmakla suçluyorum.
General Billot’yu, Dreyfus’un suçsuzluğu konusunda elinin altında bulundurduğu kesin kanıtları saklamakla, saygınlığı tehlikeye düşen Genelkurmayı siyasal amaçla kurtarmak için, insanlığa ve adalete karşı ağır suç işlemekle suçluyorum.
General Boisdeffre’i ve General Gonse’u aynı suçun ortakları olarak suçluyorum. Birisi, hiç kuşkusuz papaz egemenliği tutkusu yüzünden, teki ise belki, karargah şubelerini dokunulmaz sayacak kadar mesleğe bağlı olduğu için suça ortak olmuşlardır.
General Pellieux ile Binbaşı Ravary’yi, vicdansızca soruşturma yapmakla suçluyorum. Bununla, soruşturmanın en aşırı yanlılıkla yapıldığını belirtmek istiyorum.
Üç yazı uzmanı, B. Belhomme, B. Varinard ve B. Couard’ı uydurma ve hileli raporlar düzenlemekle suçluyorum. Yapılacak tıbbi muayene sonunda bu kişilerin görme ve düşünme yetersizliğinden hasta oldukları saptanmazsa suçlamadan kurtulamazlar.
Savaş dairelerini, basında özellikle l’eclair ve l’echo de Paris gazetelerinde, kamuoyunu şaşırtmak ve işledikleri suçu örtbas etmek için tiksinç bir kampanya yürütmekle suçluyorum.
En sonra, birinci savaş konseyini, bir sanığa gizli kalan bir belgeye dayanarak hüküm giydirdiği için hukuku çiğnemekle suçluyorum. İkinci savaş konseyini de üstten gelen emre uyarak, bir suçluyu, suçunu bile bile temize çıkarıp ağır adli suç işlemekle, böylece birinci konseyin yasaya aykırı davranışını örtbas etmekle suçluyorum.
Bu suçlamalarda bulunurken, 29 temmuz 1881 tarihli Basın Yasasının 30 ve 31. maddelerine karşı geldiğimi, bu yasanın lekeleme suçlarına ceza belirlediğini bilmiyor değilim. İsteyerek kendimi tehlikeye atıyorum.
Suçladığım kişilere gelince: Hiçbirini tanımıyorum. Onları hiç görmedim. Kendilerine karşı ne hıncım var, ne kinim. Onlar benim için topluma kötülük eden kişilerden, kafalardan başka birşey değildir. Benim burada yaptığım şey gerçeğin ve adaletin ortaya çıkmasını hızlandırmak için devrimci bir araca başvurmaktan başka birşey değildir.
Bir tek tutkum var; Bunca acılar çeken ve mutluluğa hakkı olan insanlık adına duyduğum aydınlık tutkusu. Coşkulu protestom, yüreğimden kopan çığlıktan başka bir şey değildir. Beni, Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarmayı göze alsınlar ve herkesin önünde soruşturma açılsın! Bekliyorum.
Sayın Başkan, derin saygılarımın kabulünü dilerim.”
Desiderius Erasmus 1465 – 1536 yılları arasında yaşamış Hollandalı bir felsefecidir. Rönesans’la birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının öncülerinden ve en büyük temsilcilerinden biridir. Rotterdamlıdır.
Erasmus, Avrupa’nın ortak bir sanat ve bilim çatısı altında birleşmesine yaptığı katkılardan dolayı ve çağının eğitim felsefesine olan etkisi ile programa uygun bir isim olarak düşünülmüştür. “Rotterdamlı Desiderius Erasmus” olarak anılmıştır.
Hayatı boyunca Avrupa’nın değişik ülkelerinde bir gezgin gibi yaşayan Erasmusun en önemli eseri “Deliliğe Övgü” (Moriæ Encomium), günümüzde de geçerliliğini korumakta ve bağnazlığa karşı kaleme alınmış en önemli yapıtlardan biri sayılmaktadır.
Erasmus, orta öğrenimin ardından Augustin tarikatına girerek rahip olmuştur. Hiçbir zaman geleneksel bir rahiplik yapmamış, kendini daha çok bilime adamak istediği gerekçesiyle, dini makamlardan “cüppe giymeme” iznini almış, Paris Üniversitesi’ne devam etmiştir.
1499’da İngiltere’ye gittiğinde, John Colet ve Thomas More gibi aydınlarla tanışmış ve bilimsel düşüncelere yoğunlaşmıştır. Erasmus’un Avrupa’nın çeşitli bölgelerini dolaşarak eğitim alması ve ders vermesi, farklı fikir akımlarını tanımasına ve hümanist düşüncelerini geliştirmesine katkıda bulunmuştur. Papalığın düşünceler üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı çıkarak, gerçek Hristiyanlık ruhunu antik çağın yalınlığında aramış, güzel sanatların ve bilimlerin yayılmasını, Avrupa’nın ortak bir sanat ve bilim anlayışının çatısı altında birleşmesini, hümanizmin birinci koşulu sayıştır. Martin Luther King’in reformları başladığında, kilisenin yenilenmesi görüşüne katılmakla birlikte, Hristiyan dünyasının parçalanmasına karşı çıkmıştır.
Avrupa’nın en parlak bilim insanlarından biri olarak tanındıktan sonra kâfir olmakla da suçlanmıştır. Yoğun dini tartışmaların yaşandığı bir dönemde Katolik Kilisesindeki yanlışları ve reform yanlılarının hatalarını yazmaktan ve söylemekten çekinmemiştir.
1516’da “Novum Instrumentum” adını verdiği Yunanca Yeni Ahit’in ilk derlemesini hazırlamıştır. Bu eser, teolojik çevrelerde büyük yankı uyandırmış ve Reform hareketlerinin yaygınlaşmasında ve yorumlanmasında önemli bir rol oynamıştır.
1536’da Basel’de öldüğünde Avrupa’nın düşünce yaşamında papaların bile ziyaretine geldikleri bir kişi olacak kadar saygın bir yer edinmişti.
Yunancaya da oldukça hâkimdi. Ayrıca, bütün yaşamı boyunca Latince konuşup yazan Desiderius Erasmus ölmeden önceki son sözlerini ana dilinde söylemişti: “Lieve God” “Bağışla tanrım.”
Deliliğe Övgü
Erasmus, Deliliğe Övgü isimli eserini Ütopya’nın yazarı olan dostu Thomas More’a adamıştır. Deliliğe Övgü, kutsal kitap yorumcularına ve tutuculara yöneltilen bir eleştiri niteliğindedir. Toplumdaki ikiyüzlülüğü ve kilisenin yozlaşmış yapısını ağır bir şekilde yermektedir. Klasik ortaçağ dünyasının düşüncelerini yansıtması yanında Erasmus’un derin felsefesini ve yaratıcılığını ortaya koyan baş yapıttır.
Desiderius Erasmus Ünlü Sözleri:
“Ben bir özgürlük severim. Bir kesime hizmet etmeyeceğim ve edemem.”
“İtiraf edin ki, güzel, hoş olarak yaptığınız ne varsa, hepsini bu deliliğe borçlusunuz.”
“Talih, cesaretli ve atılganlara güler yüz gösterir.”
“Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur.”
“Her zaman gerçeği olduğu gibi söylemek zorunluluğu yoktur. Önemli olan, gerçeğin açıklanış biçimidir.”
“Ben bir dünya vatandaşıyım, herkese ama herkese bir yabancı olarak bilinirim.”
“Kendimi tarif etmek, kendime sınır çizmek olur; kudretimin ise asla sınırı yoktur.”
“Delinin ruhunda ne varsa yüzünde yazılıdır, ağzı da bunu gizlemeden söyler; oysaki bilgenin, yine euripides’e göre iki dili vardır: biri hakikati söylemek için, öteki de yeri gelince hakikatin kılığını değiştirmek ya da onu gizlemek için. Bilgede akı kara, karayı da ak kılmak sanatı vardır. Ağzından hem soğuk hem sıcak soluk çıkar. Sözleri de çoğu zaman düşüncelerinden epey uzaktır.”
“İnsanın her şeyi iyi tanımasını engelleyen iki şey vardır: biri ruhunun önüne perde çeken utanma, öteki de kendisine tehlikeyi gösterip büyük işlemlere girişmekten yüz çevirten korku.”
Milletvekili Seçilme Yeterliliği şartları genel olarak; on sekiz yaşını doldurmuş olmak; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak; en az ilkokul mezunu olmak; kısıtlı olmamak; yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmış olmak; kamu hizmetinden yasaklı olmamak; taksirli suçlar hâriç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymemiş olmak;affa uğramış bile olsa zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymemiş olmak, şeklinde özetlenmektedir.
Anayasanın 76. maddesine göre; Hakimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve Silahlı Kuvvetler mensupları, görevlerinden çekilmedikçe, aday olamazlar ve milletvekili seçilemezler.
2839 Sayılı Milletvekili Seçim Kanununa Göre Seçilme yeterliği
Madde 10
Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı milletvekili seçilebilir.(1)
Milletvekili seçilemeyecek olanlar:
Madde 11
Aşağıda yazılı olanlar milletvekili seçilemezler:
a) İlkokul mezunu olmayanlar,
b) Kısıtlılar,
c) Askerlikle ilişiği olanlar,( 13/3/2018 tarihli ve 7102 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle; bu bentte yer alan “Yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış” ibaresi “Askerlikle ilişiği” şeklinde değiştirilmiştir.)
d) Kamu hizmetinden yasaklılar,
e) Taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla hapis veya süresi ne olursa olsun ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar,
f) Affa uğramış olsalar bile;
(Değişik: 2/1/2003-4778/15 md.)Basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile istimal ve istihlak kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma veya Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından biriyle mahkûm olanlar,
Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının, birinci babında yazılı suçlardan veya bu suçların işlenmesini aleni olarak tahrik etme suçundan mahkum olanlar,
(Değişik: 2/1/2003-4778/15 md.) Terör eylemlerinden mahkûm olanlar,
Türk Ceza Kanununun 536 ncı maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı eylemlerle aynı Kanunun 537 nci maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarında yazılı eylemleri siyasi ve ideolojik amaçlarla işlemekten mahkum olanlar.
Milletvekilliğine adaylık olabilmek için görevden çekilmesi gerekenler ile ilgili hükümler
2839 Sayılı Kanunun 18. maddesi Milletvekilliğine aday olacak kamu görevlilerinin görevden çekilmelerini öngörmektedir. Aday olabilmek için görevden ayrılma istekleri kabul edilen subay ve astsubaylardan milletvekili seçilmemiş olanlar sonradan bu isteklerinden vazgeçemezler ve silahlı kuvvetlere dönemezler. Anayasanın 76. maddesinin gerekçesinde, “Hâkimler, Silahlı Kuvvetler mensupları, mesleklerinden çekilmedikçe aday olmaları uygun görülmemiştir. Zira 1961 – 1980 arası uygulamalarda bu nitelikteki kamu hizmetlerinin önemli görevler gördükleri bu nedenle bir siyasî partiden veya serbestçe aday olmaları mesleklerinden çekilmelerine bağlanması uygun görülmüştür.” denilerek 1961-1980 arası uygulamalara atıf yapmış ve bu nitelikteki kamu hizmetlilerinin önemli görevler görmeleri nedeniyle bir siyasî partiden veya serbestçe aday olmalarının mesleklerinden çekilmelerine bağlanması gerektiğini vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, “Milletvekili Adayı Olamayan Hâkimin Tekrar Mesleğe Dönememesi Nedeniyle Seçilme Hakkının İhlal Edilmediği” başlıklı ve 26/9/2019 tarihli kararında; devletin, mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesini gerçekleştirmek için milletvekilliği adaylığı için mesleklerinden çekilen hâkimlerin görevlerine geri dönmeleri engelleyecek tedbirleri öngörebileceğine hükmetmiştir.
Hakimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yüksek öğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyeleri, kamu kurumu ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, aday olmak isteyen belediye başkanları ve subaylar ile astsubaylar, aday olmak isteyen siyasi partilerin il ve ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile belediye meclisi üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar, kamu bankaları ile üst birliklerin ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alanlar genel ve ara seçimlerin başlangıcından bir ay önce seçimin yenilenmesine karar verilmesi halinde yenileme kararının ilanından başlayarak yedi gün içinde görevlerinden ayrılma isteğinde bulunmadıkça adaylıklarını koyamazlar ve aday gösterilemezler.
Metnin Türkçe’ye tercümesini, Dr. Fehmi Kerem Bilgin ve Stj. Avukat Furkan Alim Göller, Hukuk Ansiklopedisi için yapmıştır.
Şart’ın Hazırlıkları ve Kabulü
Hâkimler Uluslararası Derneğinin hazırlıkları 1993-1995 yıllarına dayanmaktadır. Dernek ilk olarak Avrupa, Amerika ve Afrika yargıçlar sözleşmelerini kabul etmiştir. Hakimlerin statüsüne dair, Avrupa Yargıçlar Grubu,Latin Amerika dahil Amerikan Grubu) ve Afrika yargıçlar Grubu tarafından hazırlanan çeşitli bölgesel tüzükler Şart’ın hazırlanmasında öncü olmuştur. Bu metinlerle birlikte, uluslararası alanda yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruma amacı güden bir dizi standart kabul görmüştür. Nihayet 1999 yılında IAJ Merkez Konseyi, Tayvan’da toplanarak evrensel bir yargıçlar tüzüğünü kabul etmiştir. Bu standartlar dünyadaki diğer kuruluşlar tarafından da benimsenmektedir. Birleşmiş Milletler’in 1966’dan itibaren hazırladığı metinler, Avrupa Konseyi Tavsiye Kararları ve Avrupa Yargıçlar Şartı(1998),Yargı etiğine ilişkin Bangalore ilkeleri, Venedik Komisyonu raporları, Şart’ın hazırlanmasında referans alınmıştır.
Şart’ın güncelleme çalışmaları 2014 yılında başlamıştır. 1999 versiyonunda olduğu gibi 2017 revizyonunda da uluslararası diğer metinler yol gösterici olmuştur. Yargı bağımsızlığının gerçekleşebilmesi için gerekli koşulları, sosyal medyanın etkisi ve adalete erişim gibi konular güncellenen metinde yer almaktadır.
Uluslararası Yargıçlar Derneği Hakkında
IAJ, yargıçların en eski ve en prestijli uluslararası örgütüdür. Uluslararası Yargıçlar Derneği, Uluslararası Hakimler Birliği ya da Hâkimler Uluslararası Derneği olarak bilinmektedir. Ulusal yargıç birliklerinin profesyonel, politik olmayan, uluslararası kurumudur. 1953 yılında Salzburg’da kurulmuştur ve merkezi Roma’dadır. IAJ, Hukukun Üstünlüğünü ve Yargının Bağımsızlığını hedeflemektedir. Yaklaşık 90 ülkeden ulusal dernekler veya temsilci gruplarından oluşmaktadır. 2016 yılında KHK ile kapatılan YARSAV, İAJ’nin Türkiye’den birliğe üye olan tek kuruluştur. İnsan haklarının bir garantisi olarak yargı bağımsızlığına odaklanmıştır. Bu kapsamda Avrupa Konseyi, Uluslararası Çalışma Örgütü ve ECOSOC’ta danışmanlık statüsüne sahiptir. Dernek ayrıca anayasa hukuku, medeni hukuk, ceza hukuku ve iş hukuku üzerine dört çalışma komisyonuyla yargı eğitimiyle de çalışmaktadır. Uluslararası Yargıçlar Derneği, yargıçlar yerine ulusal yargıç birliklerini bir araya getirerek kurumsal ve evrensel çalışma sergilemektedir.
Mütercim Furkan Alim Göller Hakkında:: Av. Furkan Alim Göller, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2023 yılında mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Erasmus programı kapsamında iki ay İspanya’da bulundu. Tekirdağ Barosunda avukatlık stajını tamamlayarak 14 Şubat 2025’te ruhsatını aldı ve serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Öğrencilik yıllarından itibaren baro ve sivil toplum faaliyetlerine aktif olarak katıldı. Arkadaşlarıyla beraber güncel konularda hukuki içerikler ürettikleri Lawyered isimli platformda yayın koordinatörü olarak çalıştı. 2022 yılında İstanbul Barosu HFSK’nın aktif bir üyesi oldu. Barolar arası kurgusal dava yarışmasında Tekirdağ Barosu’nu temsil etti. Çevre, insan hakları ve hukuk felsefesi alanlarında çalışmalarını sürdürmekte, Tekirdağ Barosu’na bağlı serbest avukat olarak çalışmaktadır.
Yargı, hukuk devletinin güvencesi olarak, herhangi bir demokratik devletin üç erkinden biridir.
Hâkimler tüm çalışmalarında herkesin âdil yargılanma hakkını temin edeceklerdir. Medenî haklarının ve yükümlülüklerinin veya aleyhlerine herhangi bir cezaî suçlamanın tespitinde, bireylerin davalarının kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından âdil ve alenî sûrette mâkul bir süre içinde görülmesi hakkını destekleyeceklerdir.
Hâkimin bağımsızlığı kanun çerçevesinde tarafsız yargı için zarûrîdir. Bölünemezdir. Hâkimlerin kişisel menfaati için verilmiş bir ayrıcalık veya imtiyaz olmayıp hukuk devleti ve tarafsız bir yargı talep eden ve bekleyen herkesin menfaati için sağlanmıştır.
Ulusal veya uluslararası tüm kurum ve makamlar bu bağımsızlığa riâyet etmeli, onu korumalı ve savunmalıdır.
MADDE 2 – DIŞ BAĞIMSIZLIK
Madde 2-1 – Bağımsızlığın en yüksek düzeyde bir hukukî metinde güvence altına alınması
Yargı bağımsızlığı Anayasada veya mümkün olan en yüksek hukukî düzeyde güvence altına alınmalıdır.
Yargısal statü diğer devlet erklerinden hakîkî ve etkili sûrette bağımsız yargısal görevi oluşturan ve koruyan bir kanunla güvence altına alınmalıdır.
Hâkim, yargısal görevin sâhibi olarak, yargısal yetkileri toplumsal, iktisâdî ve siyâsî baskılardan âzâde ve diğer hâkimlerden ve yargı idâresinden bağımsız sûrette kullanabilmelidir.
Madde 2-2 – Görev temînatı
Hâkimler, bir kez atandıktan veya seçildikten sonra, zorunlu emeklilik yaşına veya görevleri sona erene kadar kadroya sâhiptirler.
Hâkim süre sınırlaması olmaksızın atanmalıdır. Hukuk sistemi sınırlı bir süre için atama öngördüğü takdirde, atama koşulları yargı bağımsızlığının tehlikeye atılmamasını sağlamalıdır.
Hiçbir hâkim rızâsı olmaksızın başka bir göreve atanamaz veya terfi ettirilemez.
Bir hâkim, kanunda öngörülmedikçe ve savunma haklarına ve çelişki ilkesine riâyet eden disiplin usûlleri sonucunda olmadıkça, nakledilemez, açığa alınamaz veya görevden alınamaz.
Yargısal zorunlu emeklilik yaşına ilişkin herhangi bir değişikliğin geçmişe etkisi olmamalıdır.
Madde 2-3 – Yargı Kurulu
Yargı bağımsızlığını korumak amacıyla, bu bağımsızlığın geleneksel olarak başka vâsıtalarla temin edildiği ülkeler hâricinde, bir Yargı Kurulu veya eşdeğer başka bir organ kurulmalıdır.
Yargı Kurulu diğer devlet erklerinden tamâmen bağımsız olmalıdır.
En geniş temsili sağlayacak usûllere göre meslektaşları tarafından seçilen hâkimlerin çoğunluğundan oluşmalıdır.
Yargı Kurulu sivil toplumun çeşitliliğini temsil etmek amacıyla hâkim olmayan üyelere sâhip olabilir. Herhangi bir şüpheye mahal vermemek amacıyla, bu üyeler siyâsetçi olamazlar. Dürüstlük, bağımsızlık, tarafsızlık ve beceriler bakımından hâkimlerle aynı niteliklere sâhip olmalıdırlar. Hükûmetin veya Parlamentonun hiçbir üyesi aynı zamanda Yargı Kurulunun üyesi olamaz.
Yargı Kurulu hâkimlerin işe alımı, eğitimi, atanması, terfii ve disiplini sâhalarında en geniş yetkilerle donatılmalıdır.
Yargısal statü ve etikle ilgili muhtemel tüm meseleler hakkında, kezâ Yargının yıllık bütçesini ve mahkemelere kaynakların tahsisini ilgilendiren tüm konular hakkında, yargı kurumlarının organizasyonu, işleyişi ve kamusal imajı hakkında diğer devlet erkleri tarafından Kurula danışılabileceği öngörülmelidir.
Madde 2-4 – Yargının kaynakları
Devletin diğer erkleri yargıya işlevini îfâ edebilmesi için kendisini münâsip sûrette donatmasına gerekli vâsıtaları sağlamalıdırlar.
Yargı, Yargının bütçesi ve mahkemelere tahsis edilen maddî ve insânî kaynaklarla ilgili olarak alınan kararlara katılma veya bu kararlar hakkında dinlenilme imkânına sâhip olmalıdır.
Madde 2-5 – Hâkimin korunması ve hükümlere saygı
Hâkim görevlerini îfâ ederken kendisine karşı yöneltilebilecek her türlü tehdit ve saldırıya karşı kanunî korumadan yararlanmalıdır.
Hâkimin ve ailesinin fizikî güvenliği devlet tarafından sağlanmalıdır. Yargısal tartışmaların sükûnetinin sağlanması amacıyla devlet tarafından mahkemelere yönelik koruyucu tedbirler uygulamaya konulmalıdır.
Hükümlere karşı yargının bağımsızlığına halel getirebilecek veya kamunun yargı kurumuna güvenini tehlikeye düşürebilecek her türlü eleştiriden kaçınılmalıdır. Böyle iddialar olduğu takdirde, davaların açılabilmesi ve ilgili hâkimlerin gereği gibi korunabilmesi için münâsip mekanizmalar tesis edilmelidir.
MADDE 3 – İÇ BAĞIMSIZLIK
Madde 3-1 – Hâkimin kanuna tâbiliği
Hâkim yargısal görevlerinin îfâsında yalnızca kanuna tâbidir ve yalnızca kanunu dikkate almalıdır.
Aşağıda öngörüldüğü sûrette kararların yeniden incelenmesi (bknz Madde 3.2) hâriç olmak üzere, hâkimlerin yargısal karar verme faâliyetlerinde mahkeme başkanlarına veya üst mercilere astlığı anlamında yargının hiyerarşik örgütlenmesi yargı bağımsızlığı ilkesinin ihlâli olacaktır.
Madde 3-2 – Kişisel özerklik
Herhangi bir makamdan doğrudan veya dolaylı hiçbir nüfuz, baskı, tehdit veya müdâhale kabul edilemez.
Hâkimlere herhangi bir türden emir veya tâlîmat verilmesi yasağı, önceki mercilerin kararlarını kanunen tesis edilmiş usûllere uygun sûrette bozduklarında yüksek mahkemelere uygulanmaz.
Madde 3-3 – Mahkeme idâresi
Yargısal görevlerin îfâsını etkileyen herhangi bir karardan önce yargı temsilcilerine danışılmalıdır.
Yargı bağımsızlığını etkileyebilecek olması îtibâriyle, mahkeme idâresi öncelikle hâkimlere tevdi edilmelidir.
Hâkimler eylemlerinden sorumludur ve yargının işleyişi hakkında her türlü faydalı bilgiyi vatandaşlar arasında yaymalıdırlar.
Madde 3-4 – Davaların tevzi tarzı
Davaların tevzii önceden belirlenmiş ve hâkimlere iletilmiş nesnel kurallara dayanmalıdır. Tevziye dâir herhangi bir karar şeffaf ve doğrulanabilir bir sûrette alınmalıdır.
Bir dava geçerli sebepler olmaksızın belirli bir hâkimden alınmamalıdır. Böyle sebeplerin değerlendirilmesi kanunla önceden belirlenmiş nesnel kıstaslar temelinde ve şeffaf bir usûl izlenerek yargı bünyesindeki bir makam tarafından yapılmalıdır.
Madde 3-5 – İfâde özgürlüğü ve dernek kurma hakkı
Hâkimler diğer tüm vatandaşlar gibi ifâde özgürlüğünden yararlanırlar. Ancak bu hakkı kullanırken ihtiraz göstermeli ve her zaman görevlerinin haysiyetini, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını koruyacak sûrette davranmalıdırlar.
Hâkimin meslekî bir derneğe üye olma hakkı bilhassa etik veya diğer statü kurallarının uygulanması ve yargının vâsıtaları hakkında hâkimlere danışılabilmesine imkân vermek amacıyla ve hâkimlerin meşrû menfaatlerini ve bağımsızlıklarını savunmalarına imkân vermek amacıyla tanınmalıdır.
MADDE 4 – İŞE ALIM VE EĞİTİM
Madde 4-1 – İşe alım
Hâkimlerin işe alımı veya seçimi yalnızca meslekî becerilerini temin edebilecek nesnel kıstaslara dayanmalıdır; madde 2.3’te belirtilen organ tarafından yapılmalıdır.
Seçim cinsiyet, etnik veya sosyal köken, felsefî ve siyâsî görüşler veya dinî inançlardan bağımsız sûrette yapılmalıdır.
Madde 4-2 – Eğitim
Yargı bağımsızlığını, yargı sisteminin niteliğini ve verimliliğini sağlamaya yönelik ön ve hizmet içi eğitimler hâkim için bir hak ve görev teşkil ederler. Yargının denetimi altında düzenlenirler.
MADDE 5 – ATAMA, TERFİ VE DEĞERLENDİRME
Madde 5-1 – Atama
Hâkimin seçimi ve her bir ataması meslekî yeterliliğe dayalı nesnel ve şeffaf kıstaslara göre yapılmalıdır.
Seçim bu Şartın 2-3. maddesinde tanımlanmış bağımsız organ veya eşdeğer bir organ tarafından yapılmalıdır.
Madde 5-2 – Terfi
Kıdeme dayalı olmadığı takdirde, hâkimin terfii münhasıran nesnel ve çelişkili değerlendirmeler vâsıtasıyla doğrulanmış olan, yargısal görevlerin îfâsındaki nitelikler ve liyâkate dayanmalıdır.
Terfi kararları kanunda öngörülen şeffaf usûller çerçevesinde verilmelidir. Bunlar yalnızca hâkimin talebi üzerine veya rızâsıyla gerçekleşebilir.
Bu Şartın 2-3. maddesinde belirtilen organ tarafından kararlar alındığında terfi başvurusu reddedilen hâkimin bu karara itiraz etmesine imkân tanınmalıdır.
Madde 5-3 – Değerlendirme
Hâkimlerin değerlendirildiği ülkelerde, değerlendirme öncelikle niteliksel olmalı ve hâkimin liyâkatine, meslekî, kişisel ve sosyal becerilerine dayanmalıdır; idârî görevlere terfilerde ise hâkimin yönetimsel yetkinliklerine dayanmalıdır.
Değerlendirme önceden îlân edilmiş nesnel kıstaslara dayanmalıdır. Değerlendirme usûlü bağımsız bir organ önünde karara îtiraz etmesine imkân verilmesi gereken ilgili hâkimin katılımını sağlamalıdır.
Hâkimler hiçbir koşulda verdikleri hükümlere göre değerlendirilemezler.
MADDE 6 – ETİK
Madde 6-1 – Genel ilkeler
Hâkimler her koşulda etik ilkelere göre hareket etmelidirler.
Aynı zamanda meslekî görevleri ve davranış biçimlerini ilgilendiren bu tür ilkeler hâkimlere rehberlik etmeli ve eğitimlerinin bir parçası olmalıdır.
Kamunun hâkimlere ve yargıya güvenini artırmak amacıyla bu ilkeler yazılı sûrette belirlenmelidir. Hâkimler bu tür etik ilkelerin geliştirilmesinde öncü bir rol oynamalıdırlar.
Madde 6-2 – Tarafsızlık, haysiyet, bağdaşmazlıklar, ihtiraz
Hâkim yargısal görevlerinin îfâsında tarafsız olmalı ve öyle görünmelidir.
Hâkim görevlerini ihtirazla ve mahkemenin ve müdâhil tüm kişilerin haysiyetine dikkatle îfâ etmelidir.
Hâkim tarafsızlığına ve bağımsızlığına olan güveni bilfiil etkileyebilecek her türlü davranış, eylem veya ifâdeden kaçınmalıdır.
Madde 6-3 – Etkililik
Hâkim görevlerini gereksiz gecikmelere mahal vermeden, basiretli ve etkili sûrette îfâ etmelidir.
Madde 6-4 – Dış faâliyetler
Hâkim, kamusal veya özel, ücretli veya ücretsiz, hâkimin ödevleri ve statüsüyle tümüyle bağdaşır olmayan herhangi bir diğer görevi îfâ etmemelidir.
Hâkim muhtemel herhangi bir menfaat çatışmasından kaçınmalıdır.
Hâkim rızâsı olmadan dış atamalara tâbi kılınamaz.
Madde 6-5 – Hâkimin tavsiye almak için bağımsız bir makama muhtemel başvurusu
Hâkimler bağımsızlıklarının tehdit altında olduğunu telakkî ettiklerinde olguları soruşturma ve onlara yardım ve destek sağlama vâsıtalarına sâhip bağımsız bir makama, tercihen bu Şartın 2-3. maddesinde tanımlanana, başvurabilmelidirler.
Hâkimler yargı bünyesindeki bir organdan etik konusunda tavsiye alabilmelidirler.
MADDE 7 – DİSİPLİN
Madde 7-1 – Disiplin usûlleri
Yargının idâresi ve hâkimlere yönelik disiplin tâkîbatı hâkimlerin hakikî bağımsızlığına halel getirmeyecek ve yalnızca nesnel ve ilgili mülâhazalar dikkate alınacak sûrette düzenlenmelidir.
Disiplin usûlleri çoğunluğunu hâkimlerin oluşturduğu bağımsız organlar veya eşdeğer bir organ tarafından yürütülmelidir.
Kesin bir hükümle tespit edilmiş kasıt veya ağır ihmal halleri hâricinde, bir hâkime karşı davaları karara bağlamak için gerçekleştirdiği hukukun yorumlanması, olguların değerlendirilmesi veya delillerin takdiri sebebiyle hiçbir disiplin tâkîbatı başlatılamaz.
Disiplin yargılaması âdil yargılanma ilkesine tâbi sûrette yürütülecektir. Hâkimin yargılamaya erişimine ve bir avukatın veya bir meslektaşının yardımından yararlanmasına izin verilmelidir. Disiplin hükümleri gerekçeli olmalıdırlar ve bağımsız bir organ önünde îtiraz konusu olabilirler.
Bir hâkime karşı disiplin tâkîbatı ancak önceden mevcut bir kanunda öngörüldüğü takdirde ve önceden belirlenmiş usûl kurallarına uygun sûrette yapılabilir. Disiplin yaptırımları orantılı olmalıdırlar.
Madde 7-2 – Medenî ve cezaî sorumluluk
Bir hâkime karşı hukuk davasına (buna cevaz verilen ülkelerde) ve yakalama dâhil olmak üzere ceza davasına yalnızca hâkimin bağımsızlığının etkilenmemesini temin eden koşullar çerçevesinde izin verilmelidir.
Adlî hataların çâresi münâsip bir kanun yolları sisteminde bulunmalıdır. Yargının idâresindeki diğer ihlâllerin her türlü çâresi yalnızca devletin sorumluluğundadır.
Kasıtlı kusur hâli hâriç olmak üzere, yargısal görevlerinin icrâsı bakımından bir hâkimin, devletin rücu davası yoluyla dahi, herhangi bir kişisel sorumluluğa mâruz bırakılması münâsip değildir.
MADDE 8 – ÜCRET, SOSYAL KORUMA VE EMEKLİLİK
Madde 8-1 – Ücret
Hâkim hakîkî iktisâdî bağımsızlığını ve bu yolla haysiyetini, tarafsızlığını ve bağımsızlığını temin etmek için yeterli ücreti almalıdır.
Ücret hâkimin çalışmasının sonuçlarına veya performansına bağlı olmamalı ve yargısal hizmeti sırasında azaltılmamalıdır.
Ücrete dâir kurallar mümkün olan en yüksek düzeydeki yasal metinlerde yer almalıdırlar.
Madde 8-2 – Sosyal Koruma
Statü meslekî sıfatla faâliyette bulunan hâkimler için hastalık, analık, mâlûliyet, yaşlılık ve ölüme bağlı sosyal risklere karşı bir güvence sağlamalıdır.
Madde 8-3 – Emeklilik
Hâkim meslekî sınıfına uygun bir irat veya maaşla emekli olma hakkına sâhiptir.
Hâkim, emekli olduktan sonra, eski hukukî faâliyetiyle etik açıdan bağdaşmaz olmadığı takdirde başka bir hukukî meslekî faâliyet icrâ edebilir.
Sırf başka bir meslekî faâliyet icrâ ettiği gerekçesiyle emekli maaşından mahrum edilemez.
MADDE 9 – ŞARTIN UYGULANABİLİRLİĞİ
Madde 9-1 – Yargısal görevler icrâ eden tüm kişilere uygulanabilirlik
Bu Şart, meslekten olmayan hâkimler dâhil olmak üzere, yargısal görevler icrâ eden tüm kişilere uygulanabilirdir.
Madde 9-2 – Savcılığa uygulanabilirlik
Yukarıdaki ilkeler savcılık mensuplarının hâkimlere benzetildiği ülkelerde gerekli değişikliklerle savcılara uygulanır.
Madde 9-3 – Savcıların bağımsızlığı
Hukukun devleti için zarûrî olan savcıların bağımsızlığı hâkimlerinkine benzer şekilde, mümkün olan en yüksek düzeyde kanunla güvence altına alınmalıdır.
Avukat Furkan Alim Göller, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2023 yılında mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Erasmus programı kapsamında iki ay İspanya’da bulundu. Tekirdağ Barosunda avukatlık stajını tamamlayarak 14 Şubat 2025’te ruhsatını aldı ve serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Öğrencilik yıllarından itibaren baro ve sivil toplum faaliyetlerine aktif olarak katıldı. Arkadaşlarıyla beraber güncel konularda hukuki içerikler ürettikleri Lawyered isimli platformda yayın koordinatörü olarak çalıştı. Barolar arası kurgusal dava yarışmasında Tekirdağ Barosu’nu temsil etti.
2022 yılında İstanbul Barosu HFSK’nın aktif bir üyesi oldu. Çevre, insan hakları ve hukuk felsefesi alanlarında çalışmalarını sürdürmekte, Tekirdağ Barosu’na bağlı serbest avukat olarak çalışmaktadır.
TBMM’nin 15 Temmuz 1999 tarihli Kıbrıs deklarasyonu, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın konuşmasının ardından tüm siyasi partilerin ittifakı ile açıklanmıştır.
TBMM’nin 15 Temmuz 1999 tarihli Kıbrıs deklarasyonu
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kıbrıs Barış Harekâtının 25 inci yıldönümü münasebetiyle, 15 Temmuz 1999 tarihinde, özel gündemle toplanmıştır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ın iştirakleri, hükümet ve siyasî partiler sözcülerinin katılımlarıyla yapılan toplantı sonunda, aşağıdaki hususların Türk ve dünya kamuoyuna duyurulması kararlaştırılmıştır:
25 inci yıldönümünü idrak ettiğimiz Kıbrıs Barış Harekâtı, Ada’daki Türk varlığına karşı senelerce sürdürülen dini ve etnik temizlemeye, Kıbrıs Devletini ortadan kaldırarak Yunanistan’a bağlamak teşebbüs ve darbesine karşı yapılmıştır. 25 yıl sonra, NATO’nun Kosova’da Sırplara karşı benzeri bir harekata girişmiş bulunması, Kıbrıs Harekâtının ne derece isabetli olduğunu göstermektedir.
25 yıldan beri Kıbrıs’ta kan akmaması sevindirici gerçeğinin bazı çevreleri âdeta rahatsız ettiğini görmek üzücü olmaktadır. Bu çevreler, devamlı olarak tertipler geliştirmekte, tahriklere başvurmaktadır. Türk tarafı, bütün bu tertip ve tahriklere karşı olumlu ve barışçı tutumunu devam ettirmektedir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye ile beraber, Ada’daki her iki toplumun varlık ve güvenliğini teminat altına alacak, adil ve devamlı bir çözüm bulunması yolunda her türlü gayret ve iyi niyeti göstermiştir. Buna mukabil, Yunan-Rum tarafı, enosis emelinden, 20 Temmuz 1974 öncesine dönmek politikasından vazgeçmemiş, meseleyi ilgili taraflar arasında görüşmekten ziyade, dış güçlerin müdahalelerini davet etmiş, her seferinde uzlaşmayı zorlaştırmıştır. Son olarak, Güney Kıbrıs Rum idaresinin Avrupa Birliği tam üyeliğine başvurması ve bunun karşı tarafça kabul görmesi çözüm yolunu tıkamış, Avrupa Birliği çerçevesinde Yunanistan’ın Güney Kıbrıs’a yerleşmesi kapısını açmıştır. Bunun kabulü mümkün değildir.
Yunanistan’ın dış güçleri Kıbrıs meselesi içine çekmek politika ve çabaları neticesi, son olarak, G-8’ler Köln Zirvesi nihaî bildirisinde, Kıbrıs konusuna yer verilmiş, Birleşmiş Milletlere âdeta talimat şeklinde bir çağrıda bulunulmuştur. Bunu, tümüyle kınıyor ve reddediyoruz.
Bugün, Kıbrıs’ta, Rumların, Zürih ve Londra Anlaşmalarını çiğnemeleri, Türk unsurunu yok etmeye çalışmaları neticesi doğmuş, iki ayrı devlet gerçeği bulunmaktadır. Bu gerçeği kabul etmeden, her iki devlete eşit gözle bakmadan herhangi bir çözüm bulmak mümkün değildir.
Güney Kıbrıs’ın tehlikeli bir şekilde silahlandırılması, Yunanistan’a tahsisli askerî hava ve deniz üsleri inşası, Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafının terör örgütü PKK’ya verdiği destek, Ada’da ve bölgede barış ve istikrara yönelik tehditlerdir.
Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgili garantörlük hakları ve stratejik menfaatları daima korunarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin devlet statüsü ve güvenliği dahil, meşru hak ve çıkarlarının aşındırılmasına hiçbir surette müsaade edilmeyecektir.
Kıbrıs Barış Harekâtının bu anlamlı yıldönümünde, barış ve adil, yaşayabilir bir çözüm için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin sürdürdüğü kararlılığı takdirle karşılıyor, destekliyoruz. Millî bir dava olan Kıbrıs konusunda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine tam desteği, kesintisiz ve şartsız devam edecektir. Bunda en ufak bir şüpheye yer yoktur.