Fransız hukukçu ve diplomat Bruno de Leusse de Syon 12 Ağustos 1916’da dünyaya geldi. Collège de Mongré ve Lyon’da Hukuk eğitimi aldı. Dışişleri Bakanlığı’nda görev üstlendi. Cezayir Geçici Hükûmeti ile Fransa arasında yapılan Évian Antlaşması’nda Fransız müzakereci grubunda yer aldı. 1966-1967 yıllarında Dışişleri Bakanı Maurice Couve de Murville’in kabine direktörlüğünü yaptı, 1967-1968 yıllarında Cezayir Büyükelçiliği görevini üstlendi. Haziran-Temmuz 1968’de Dışişleri Bakanı Michel Debré’nin, 1968-1969 yıllarında Başbakan Maurice Couve de Murville’in kabine direktörü olarak görev ifa etti. 1970-1971 yıllarında Dışişleri Bakanlığı Madagaskar ve Afrika İşleri Müdürlüğü ile 1972-1976 yıllarında Mısır büyükelçiliği, 1976-1979 yıllarında Sovyetler Birliği büyükelçiliği ve 1979-1981 yılları arasında da Dışişleri Bakanlığı genel sekreterliği görevinde bulundu. 1981-1997 yıllarında ise Yurtdışındaki Fransızlar Birliği’nin başkanı ve 1987-2001 yılları arasında Nernier Belediye Başkanı olarak görev yaptı. 2 Temmuz 2009’da yaşama veda etti.
12 Ağustos – Hukuk Takvimi
12 Ağustos – Hukuk Takvimi
1851 |
Isaac Singer, dikiş makinesinin patentini aldı. |
1856 |
İspanyol politikacı ve hukukçu Eduardo Dato doğdu. (Ölümü 8 Mart 1921, Madrid) 3 kez İspanya başbakanlığı görevinde bulundu. Çok genç yaşlarda Muhâfazakâr Parti üyesi oldu. 1913’ten ölümüne kadar partinin başkanlığını yaptı. Eduardo Dato, Madrid’de parlamento binasından çıkarken Katalan militanlarca öldürüldü. |
1913 |
Alman sosyal demokrat ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin kurucularından olan August Bebel 73 yaşında öldü. Almanya’da işçi sınıfı ve kadınların özgürlük mücadelesi denilince en çok dikkat çeken isimlerden biridir. |
1916 |
Fransız hukukçu ve diplomat Bruno de Leusse de Syon dünyaya geldi. (12 Ağustos 1916 – 2 Temmuz 2009) Collège de Mongré ve Lyon’da Hukuk eğitimi aldı. Dışişleri Bakanlığı’nda görev üstlendi. Cezayir Geçici Hükûmeti ile Fransa arasında yapılan Évian Antlaşması’nda Fransız müzakereci grubunda yer aldı. 1966-1967 yıllarında Dışişleri Bakanı Maurice Couve de Murville’in kabine direktörlüğünü yaptı, 1967-1968 yıllarında Cezayir Büyükelçiliği görevini üstlendi. Haziran-Temmuz 1968’de Dışişleri Bakanı Michel Debré’nin, 1968-1969 yıllarında Başbakan Maurice Couve de Murville’in kabine direktörü olarak görev ifa etti. 1970-1971 yıllarında Dışişleri Bakanlığı Madagaskar ve Afrika İşleri Müdürlüğü ile 1972-1976 yıllarında Mısır büyükelçiliği, 1976-1979 yıllarında Sovyetler Birliği büyükelçiliği ve 1979-1981 yılları arasında da Dışişleri Bakanlığı genel sekreterliği görevinde bulundu. 1981-1997 yıllarında ise Yurtdışındaki Fransızlar Birliği’nin başkanı ve 1987-2001 yılları arasında Nernier Belediye Başkanı olarak görev yaptı.2009’da yaşama veda etti. |
1924 |
Cumhuriyet Türkiye‘sinin ilk işçi kuruluşlarından biri olan Amele Teali Cemiyeti kuruldu. |
1930 |
Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu, Genel Başkanlığı’na Fethi Okyar getirildi. Fırka programında, cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik prensiplerine bağlı olduğunu, yabancı servetlerin Türkiye’ye girmesinin teşvikini arzu ediyor, bununla birlikte ekonomik yaşamda sürekli devletin müdahalelerine karşı çıkılıyordu. Gericilerin Fırka’ya sızması sonucu, Fırka 17 Kasım’da kendi kendini feshetti. |
1944 |
Tan gazetesi kapatıldı. Gazetenin başlıca yazarları arasında Ahmet Emin HYalman, Zekeriya Sertel, Sabiha Sertel, Ömer Rıza Doğrul, Burhan Felek, Refik Halid Karay, Eşref Şefik ve Fikret Adil yer aldı. II. Dünya Savaşı başlarında Almanya’ya karşı Müttefikler’i destekleyen bir yayın çizgisi izledi. Bu yayın politikası sonucu antikomünist bir propaganda ve karanlık bir provokasyon ile gazete on binlerce gösterici ile gerçekleştirilen toplu bir linç ve yağma hareketi olan Tan Olayı ile karşı karşıya kaldı. Bu saldırı sonrasında gazete, yayınını durdurmak zorunda kaldı. |
1949 |
Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokolleri yayınlandı. |
1964 |
Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin çağrısı üzerine Kıbrıs üzerindeki askeri uçuşlara son verdi. Konsey, adada iki toplum arasında, Barış Gücü’nün tampon bölge oluşturmasını kararlaştırdı. |
1971 |
ODTÜ’nün yeni Disiplin Yönetmeliği’nde üniversitede izinsiz gösteri yapmak, afiş ve pankart asmak, bildiri dağıtmak vb. eylemler yasaklandı. |
1971 |
Hukukçu asistanlar Dr. Bülent Tanör ve Dr. Yücel Sayman “Malkara köylerinde İşçi-Köylü gazetesi dağıtmak” gibi gerekçelerle İÜ’nden ihraç edildi. |
1981 |
Sloven asıllı Yugoslav hukukçu ve diplomat Aleš Bebler yaşamını yitirdi (Doğumu: 8 Haziran 1907, Idrija) Bebler, 1929 yılında Yugoslav Komünist Partisi hala yasadışı iken, parti üyesi oldu. Paris’te hukuk doktorasını tamamladı. 1931-1939 yılları arasında Fransa ve Sovyetler Birliği’nde yaşayan Bebler, Uluslararası Tugaylar saflarında İspanya İç Savaşı’nda savaştı. Daha sonra II. Dünya Savaşı yıllarında Yugoslav Partizanları saflarında katıldı. Bu yıllarda Sloven Partizanlarının komutanıydı. Savaştan sonra, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı oldu ve 1949-1952 yılları arasında ülkenin Birleşmiş Milletler delegesi olarak görev yaptı. Ardından Fransa ve Endonezya büyükelçisi oldu. 1963 yılında da Anayasa Mahkemesi hakimi oldu. Çevreci faaliyetleriyle de tanınmıştır. |
1984 |
Yayıncı İlhan Erdost’un askeri araç içinde dövülerek öldürülmesi davasında, olay sırasında şoför mahallinde olup 10 yıl 8 ay hapse mahkum olan Astsubay Şükrü Bağ’ın “yargılanmanın yenilenmesi” talebi Askeri Yargıtay tarafından kabul edildi. |
1988- |
Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi, kanserli hastalar üzerinde zakkum deneyine katılacak doktorlar hakkında soruşturma açılacağını açıkladı. |
1989 |
Cezaevlerindeki açlık grevinin 45. gününde 4 hükümlü hastaneye kaldırıldı. |
1989 |
İstanbul Tünel’de cezaevi uygulamalarını siyahlar giyerek protesto eden kadınlardan 11’i tutuklandı. |
1992 |
Kanada, Meksika ve ABD, NAFTA Antlaşmasının ön görüşmelerini tamamladıklarını açıkladı. NAFTA kapsamında, söz konusu üç ülke arasındaki ticaret ve yatırımlar liberalize edilmiş, ilk kez yabancı şirketlere, anlaşma ülkelerini uluslararası tahkim kurullarında tek taraflı olarak dava etme hakkı tanınmıştır. Kuruluş amacı üye devletler arasında serbest ticaret bölgesi oluşturmaktır. |
1996 |
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, basında promosyonu sınırlayan yasayı veto etti. – Türkiye ile İran arasında 2 trilyon tutarında doğalgaz anlaşması imzalandı |
1996 |
Hindistan’ın güneyinde Kamataka Eyaleti, zararlı madde içeren içecek satmakla suçladığı Coca-Cola şirketi aleyhine dava açtı. |
2011 |
Devrimci Karargah Davası’nda yargılanan Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkanı Rıdvan Turan savunma yaptı. |
2024 |
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanlığı’nda çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin aralarında eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu İnşaat Şirketi Genel Müdürü Tuncay Yılmaz, eski Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin ve eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın da bulunduğu 22 sanığın hakim karşısına çıkacağı tarih belli oldu. Hazırlanan iddianameyi kabul eden İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi, ilk duruşmanın 25 Eylül’de yapılmasına karar verdi. İddianamede, CHP İstanbul İl Başkanlığı binası olarak kullanılan taşınmazların usulsüz şekilde toplanan paralarla satın alınması nedeniyle, Cumhuriyet Halk Partisi hakkında gerekli inceleme ve değerlendirme yapılması, usulsüz toplanan paraların hazineye kaydedilmesi, söz konusu taşınmazların hazine adına tapuya tescil edilmesi için gereğinin takdiri amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bilgi verildiği de kaydedildi. |
2024 |
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 23 ilde siber suçlara Yasa Dışı Bahis, Nitelikli Dolandırıcılık, Bilişim Sistemine Girme ve Çevrimiçi Çocuk Müstehcenliği” suçlarına yönelik Jandarma tarafından düzenlenen “SİBERAĞ-5” operasyonu sonucu 54 şüphelinin yakalandığını ve 20’sinin tutuklandığını açıkladı. Yerlikaya’nın paylaştığı bilgilere göre, operasyon Aydın, Adana, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Balıkesir, İstanbul, Konya, Niğde, Sakarya, Yalova, Zonguldak, Çanakkale, Mersin, Kahramanmaraş, Tekirdağ, İzmir, Kocaeli, Ağrı, Düzce, Afyonkarahisar ve Şırnak’ta icra edildi. |
2024 |
|
2025 |
|
12 Ağustos – Hukuk Takvimi
11 Ağustos – Hukuk Takvimi
11 Ağustos – Hukuk Takvimi
1833 |
“The Great Agnostic” lakaplı Amerikalı aktivist ve politik lider Robert G. Ingersoll, doğdu (Ölümü: 1899) |
1892 |
İngiltere’nin hukukçu başbakanlarından olan ve üç dönem başbakanlık yapan Robert Gascoyne-Cecil’in ikinci görev süresi sona erdi. |
1913 |
Hukukçu, Fransız diplomat ve üst düzey devlet görevlisi, Étienne Burin des Roziers doğdu. (Ölümü: 26 Aralık 2012), Hukuk eğitiminden sonra diplomat oldu. Charles de Gaulle’ün yakın ekibinde yer aldı. Öğretim üyeliği yaptı. 1958 yılında Varşova büyükelçisi olarak atandı. 1962-1967 yıllarında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak Gaulle’ün yakın çalışma arkadaşı odu. 1967-1972 yıllarında Roma büyükelçisi, 1972-1975 yıllarında Avrupa Topluluğu nezdinde daimi temsilci olarak görev yaptı. 1975 yılında Fransız Danıştayında üyeliğe atandı ve 1985 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Savaş Nişanı, Direniş Madalyası, Ulusal Liyakat Nişanı ve Légion d’honneur sahibidir. 26 Aralık 2012’de 99 yaşında hayata veda etti. |
1914 |
Birinci Dünya Savaşı’nda Birleşik Krallık Kraliyet Donanması’ndan kaçarken Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Osmanlı Devleti’ne sığınan Alman zırhlıları, Goeben ve Breslau‘nun Osmanlı Devleti tarafından satın alındığı açıklandı. Gemilerin mürettebatı değiştirilmeden Yavuz ve Midilli adını alarak Osmanlı donanmasına katılmış olması ve Rus limanlarını bombalaması sonucunda Osmanlı Devleti’nin resmen savaşa katılmasına neden oldu. Rusya, Osmanlı Devleti’ne savaş ilân etti. |
1919 |
Almanya’nın ilk cumhuriyetçi ve demokratik anayasası olarak kabul edilen Weimar Anayasası (11 Ağustos 1919 tarihli Alman Anayasası) kabul edildi |
1923 |
|
1934 |
Alcatraz Hapishanesi tehlikeli suçlulara özel hapishane haline getirildi. #HukukTarihi #HukukFilmleri Hapishane hakkında çok sayıda film çekildi.“Toplum kurallarına karşı gelirsen hapishaneye gönderilirsin. Hapishane kurallarına karşı gelirsen Alcatraz’a gönderilirsin.” |
1939 |
Seyşelli gazeteci, avukat, yazar, iş adamı ve siyasetçi James Mancham doğdu. (Ölümü: 2017) |
1951 |
Halkevlerinin kapatılmasına dair kanun uygulamaya konuldu, Halkevlerinin tüm malvarlığının Hazine’ye devir süreci başladı. |
1960 |
Çad, Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti. |
1971 |
Yazar ve insan hakları aktivisti Ferhat Atik doğdu. Türkiye-Bangladeş öncülüğünde kurulan ve 9 ülkenin katıldığı Hümanizm ve İnsan Hakları konularında faaliyet gösteren “21. Yüzyıl İnsanlık Forumu” başkanı olarak görev aldı. 2018 yılında Türkiye Altın Kalem Edebiyat Ödülü kazandı. “Kendi divanında bir psikanalist” kitabı, İngiltere’de 2019 yılının, türünün en iyi kitabı seçildi. 2020 yılında tamamladığı “Göç Psikolojisi Belgeseli” ile ilk 1 yılda 17 ayrı festivalde birincilik, 27 ayrı festivalde ise finalist olarak ödüller aldı. |
1980 |
Çin’de Mao dönemi resmen tarihe karıştı. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi, Mao ile ilgili tüm resim, demeç ve afişleri yasakladı. Mao’nun 1 Ekim 1949’da Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda yaptığı açıklamayla kurulan Çin Halk Cumhuriyetinde yeni bir dönem başladı. 17 Ocak 1975 tarihinde kabul edilen Çin Halk Cumhuriyeti Anayasası, 1982 tarihinde yeniden değiştirildi, |
1995 |
Suudi Arabistan’da 4 Türk vatandaşı kılıçla başı kesilerek idam edildi. İki gün sonra 2 Türk vatandaşı daha aynı yöntemle idam edildi. 17 Ağustos’ta Başbakan Tansu Çiller, idamların durdurulması için Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ı Suudi Arabistan’a özel elçi olarak gönderdi. 20 Ağustos’ta Suudi Hükûmeti idamları durdurduğunu açıkladı. |
2000 |
Hukukçu, sinema kuramcısı, yazar ve akademisyen Alim Şerif Onaran yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1924) Mülkiyeyi bitirdi ve İçişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. Emniyet Teşkilatı’nda görev aldı, Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Hudut İltica Dairesi Başkanı olarak görev yaptı. 1965 yılında “Sinematografik Hürriyet” adlı teziyle hukuk doktoru unvanını kazandı. 1973’te “Muhsin Ertuğrul’un Sineması” adlı teziyle sinema tarihi alanında doçent, 1978’de “Lütfi Ömer Akad’ın Sineması” adlı eseriyle de profesör oldu. 11 Ağustos 2000 tarihindeki ölümüne kadar İstanbul Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü’nde sözleşmeli olarak öğretim üyeliği görevini sürdürdü. Türkiye’de sinemanın okullaşmasında öncü rol oynadı. |
2017 |
Barış Akademisyenleri Alphan Telek, Edgar Şar ve Zeynep Kıvılcım’ın pasaportlarının iptaline ilişkin idari kararlar değişmeyince 11 Ağustos 2017’de AİHM’e başvuru yaptı. AİHM, 21 Mart 2023’te verdiği kararda; Telek ve Şar’a 12 biner Euro, Kıvılcım’a da 10 bin 750 Euro maddi ve manevi tazminat ödenmesine hükmederek pasaportları iptal edilen akademisyenlerin özel hayata saygı ve eğitim hakkının ihlal edildiğine verdi. |
2020 |
Filipinli avukat Sixto Serrano Brillantes yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1939) Brillantes, San Beda Hukuk Fakültesini bitirdi. 1965’te baroya kayıt oldu. Seçim hukuku uzmanı idi. San Beda, Arellano Law Foudation ve Perpetual Help College’de seçim hukuku dersleri verdi. 16 Ocak 2011 tarihinde Filipinler Seçim Komisyonu COMELEC’e başkan olarak atandı. |
2023 |
İzmir’de karısını öldüren H.Ç.’nin (35) yargılandığı davada mahkeme heyeti, sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi, ancak kadının başka biri ile mesajları gerekçe gösterilerek ceza 22 yıla indirildi. |
2023 |
Kahramanmaraş’ta 6 Şubat’ta yaşanan depremlerle ilgili sosyal medya paylaşımları nedeniyle gazeteci Fırat Bulut hakkında Elbistan 2 Asliye Ceza Mahkemesi’nde “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla dava açıldı. Bulut, 8 Şubat 2023 tarihli “Elbistan Cezaevi avlularından dumanlar yükseldiği ve koğuşların ateşe verildiği” paylaşımı nedeniyle suçlanıyor. Gazeteci, TCK 217/A/1 maddesinde tanımlanan “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla 19 Ekim’de yargılanmaya başlandı. |
2023 |
İngiltere Başbakanı Sunak’ın “adil yaklaşım” dediği yüzen hapishane Bibby Stockholm, suda bir tür akciğer hastalığına sebep olan lejyonella bakterisi bulunması üzerine boşaltıldı. Sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütleri, göçmenlerin gemilerde barındırılmasının ve Bibby Stockholm benzeri yerlerde tutulmasının insanlık dışı olduğunu savunmaya devam etti. |
2024 |
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda çekildiği iddia edilen para sayma görüntülerine ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. Aralarında eski Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç ve danışmanı Melih Morsümbül, eski Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, eski CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, eski CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas, eski CHP İstanbul İl Başkanlığı Basın Danışmanı Mustafa Can Poyraz, İmamoğlu İnşaat Şirketi’nin Genel Müdürü Tuncay Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu 22 şüpheli hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede, “Bir Tuğla Da Sen Koy” adlı yardım kampanyasının bir siyasi parti olan CHP tarafından başlatılmış olması nedeniyle yapılan bağışların Siyasi Partiler Kanunu’nda belirtilen usule uygun şekilde yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi |
2024 |
Halkın Kurtuluşu Partisi, İsmail Haniye için yas ilan edilmesini eleştirenlere “Bazı cibilliyeti bozuk olanlar bizim ona gösterdiğimiz o ilgiyi hazmedemedi” dediği iddiasıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulundu. |
2024 |
Eski Danıştay Başkanı Nuri Alan 85 yaşında vefat etti. Nuri Alan, Karşıyaka Mezarlığına defnedildi. |
2025 |
|
11 Ağustos – Hukuk Takvimi
Hukuk Siteleri
Hukuk Siteleri Listesi, ulusal ve uluslararası alanda yayın yapan ve ticari amaç taşımayan hukuk İnternet portallarından oluşturulmuştur.
Mevzuat ve İçtihat Siteleri ise Hukuk Siteleri Listesinden ayrı bir kategoride listelenmiştir.
10 Ağustos – Hukuk Takvimi
10 Ağustos – Hukuk Takvimi
| 1792 | Fransız Devrimi: Fransa’da krallık kaldırıldı. Tuileries Sarayı yağmalandı, XVI. Louis tutuklandı. |
| 1809 | Ekvador‘un başkenti Quito, İspanyol İmparatorluğu‘ndan bağımsızlığını ilan etti. |
| 1876 | Padişah V. Murat akli dengesini yitirdiği gerekçesiyle tahttan indirildi. |
| 1900 | 19.yüzyılın önemli hukukçu ve tarihçisi Ahmed Cevdet Paşa İstanbul’da öldü. |
| 1904 | Fransız avukat ve eski başbakan Pierre Waldeck-Rousseau doğdu. (2 Aralık 1846 -10 Ağustos 1904) Nantais Poitiers Fakültesi’nde hukuk okudu ve Paris barosuna kaydolarak avukatlığa başladı. Mali hukuk işlerinde uzmanlaştı. 1879 yılında milletvekili seçildi. 1882’de ilk yasa tasarısını hazırlayarak örgütlenme özgürlüğünün savunucusu oldu. 21 Mart 1884 Waldeck-Rousseau Yasasını hazırladı. 14 Kasım 1881 – 30 Ocak 1882 ve 21 Şubat 1883 – 6 Nisan 1885 tarihleri arasında içişleri bakanı olarak görev yaptı. Başbakanlığı döneminde (22 Haziran 1899 – 7 Haziran 1902) Dreyfus olayının çözüme kavuşmasını ve Fransa’da sendikaların yasallaşmasını sağladı. |
| 1912 | Jorge Amado dünyaya geldi. Rio de Janeiro Federal Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde hukuk okudu ancak hiçbir zaman avukatlık yapmadı. Solcu faaliyetleri Getúlio Vargas’ın diktatörlük rejimi altında hayatını zorlaştırdı . 1935’te ilk kez tutuklandı ve iki yıl sonra kitapları alenen yakıldı. Brezilya’nın kuzeydoğu bölgelerinin yaşantısını işlediği eserleriyle öne çıkan bir yazar oldu, uluslararası övgü kazanan pek çok romanın yazarıydı. 1984 yılında Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından Fransız Légion d’Honneur nişanı ile ödüllendirildi.6 Ağustos 2001’de yaşamını yitirdi. |
| 1913 | II. Balkan Savaşı sona erdi: Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan arasında Bükreş Antlaşması imzalandı. Bükreş Antlaşması II. Balkan Savaşı’nı bitiren antlaşmadır. Beş ülkeyle birden savaşmak zorunda kalan Bulgaristan, savaştan yenik çıkarak antlaşmayı imzalamak zorunda kalmıştır. Antlaşma sonucunda Dobruca’nın tamamı Romanya’ya verildi. Osmanlı Devleti, savaştan yararlanarak, I. Balkan Savaşı’nda kaybettiği Kırklareli, Edirne ve Dimetoka (1915’te Bulgaristan’a bırakılmıştır)’yı geri aldı. Makedonya, Sırbistan ile Yunanistan arasında bölündü. Akova’nın tamamı Karadağ’a bırakıldı. |
| 1915 | Divanı harbi örfilere muhavvel ceraimin heyeti tahkikiye bu Ilınmayan yerlerde sureti tahkiki hakkındaki 10 ağustos 1331 tarihli kanunu muvakkat ilan edildi. |
| 1920 | I. Dünya Savaşı: Osmanlı Padişahı VI. Mehmet’in temsilcileri, Osmanlı Devleti ile müttefikler arasında, 10 Ağustos 1920’de Fransa‘nın başkenti Paris‘in 3 km batısındaki Sevr (Sèvres) banliyösünde bulunan Seramik Müzesi’nde (Musée National de Céramique) imzalandı. Sevr Anlaşması hükümleri uyarınca, Anadolu ve Rumeli toprakları düşmanlarca paylaşılmaya başlandı. Bir buçuk yıl civarında bir zaman diliminde büyük tartışmalarla hazırlanan Sevr Antlaşması, on iki bölüm ve 433 maddeden oluşmaktadır. Antlaşma imzalandığı dönemde devam eden Türk Kurtuluş Savaşı’nın sonucunda Türklerin galibiyetiyle, bu antlaşma yerine 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanıp uygulamaya konulduğundan Sevr Antlaşması geçerliliğini kaybetmiştir. |
| 1951 | Denizcilik Bankası Kuruluş Kanunu kabul edildi. Türkiye Denizcilik Bankası T.A.O. 5842 sayılı Kanun’la kurulmuş kamu bankasıdır. Ana Sözleşmesinde yer alan faaliyet konuları; Bankacılık Türkiye kıyılarında ve yabancı denizlerde nakliyat Şehir hatları Liman işleri Denizde can ve mal güvenliği işleri (Sahil Güvenlik ve Deniz Liman Şube Müdürlüğü (Deniz Polisi)) Denizde gemi kurtarma işleri,(Kıyı emniyeti) Fabrika ve havuzlar (Tersanecilik) tir. |
| 1951 | CHP’nin Malvarlığına El Konulmasına ve Halkevlerinin Kapatılmasına Dair Kanun, 8 Ağustos 1951 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, 10 Ağustos 1951’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. |
| 1969 | 1136 sayılı Avukatlık Kanunu İle Kurulması Öngörülen Türkiye Barolar Birliği’nin kuruluş hazırlıkları Kanununun geçici 10. Maddesi uyarınca tamamlandıktan sonra ilk toplantı 9-10 Ağustos 1969 günü Ankara’da Yeni Sahne Salonunda yapılmıştır. |
| 1970 | Ekonomik tedbirler paketi olarak 10 Ağustos Kararları açıklandı. |
| 1971 | ILO 102 No’lu Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi Resmi Gazetede Yayımlandı. Türkiye, Sözleşmenin 2. maddesinin (b) fıkrasında öngörüılen yetkiye dayanarak, sadece hastalık ödeneklerine ilişkin III’ncü, ihtiyarlık yardımlarına ilişkin V nci, iş kazalarıyla meslek hastalıkları halinde yapılacak yardımlara ilişkin VI ncı, malüliyet yardımlarına ilişkin IX uncu ve ölüm yardımlarına ilişkin X ncu bölümlerine ait mükellefiyetlerin kabulü, sağlık yardımlarına ilişkin II nci ve analık yardımlarına ilişkin VIII inci bölümlere ait mükellefiyetlerin ise sözleşmenin 3. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak 9. maddesinin (d) fıkrası ile 48. maddenin (c) fıkrasındaki geçici istisna hükümlerinden yararlanmak suretiyle kabulü kaydıyla onaylamıştır. |
| 1951 |
New York’ta başlayan sekiz silahlı saldırıyı kabul eden Amerikalı seri katil David Berkowitz 10 Ağustos 1977’de tutuklandı ve sekiz silahlı saldırıyla suçlandı, hepsini itiraf etti. 1 Haziran 1953’te Brooklyn’de,(New York) doğdu. Temmuz 1977’ye kadar altı kişiyi öldürdü ve yedi kişiyi de yaraladı. Öldürme çılgınlığı adı altında New Yorkluları terörize etti ve dünya çapında ün kazandı. 17 yaşında asker alınmış ve Birleşik Devletler Ordusunda görev yapmıştı. İşlediği suçlarla övünüyor ve polisle alay ediyordu. |
| 1983 | DİSK’e bağlı Tümka-İş ve Limter-İş sendikalarının 59 yöneticisi hakkında 6 yıl 8 ay ile 20 yıl arası hapis istemiyle dava açıldı. Sendikaların, açıldıktan bir süre sonra “mevcut iktisadi-sosyal nizamı değiştirmek için faaliyet gösterdikleri” iddia edildi. |
| 1983 | Devam eden Barış Derneği Davası‘nda Maltepe Lisesi eski müdürü Şefik Asan savunma yaptı ”Barışa düşman olan düşünce insanlığa da düşmandır.” |
| 1983 | Yeni “Dernekler Yasası Tasarısı” Danışma Meclisi’nden geçti. Tasarı 7 Ekim 1983’te resmi gazetede yayınlandı. |
| 1987 | Başbakanlık da yapan Yunan şairi, avukat ve siyasetçi Yeoryos Atanasiadis-Novas öldü. (Doğumu: 9 Şubat 1893, Naupactus) Hukuk bölümünü Atina Üniversitesi‘nde okudu. İlk olarak 1926 yılında Aetolia-Acarnania vilayetini temsil eden Yunan Parlamentosu’na tekrar tekrar 1964 yılına kadar görev yapmak üzere seçildi. Bir ticaret avukatı olarak 1945’te İçişleri Bakanı, 1950’de Eğitim Bakanı ve 1951’de Sanayi Bakanı olarak görev yaptı. Bununla birlikte, 1961’de o sırada sağ kanat hükûmetlerin yolsuzluğuna karşı olarak Merkez Birliği’ne (EK) katılan muhafazakârlardan biriydi. 1964’te EK’nin iktidara gelmesinden sonra Yunan Parlamentosu Başkanı oldu. 1987’de Atina’da 94 yaşında öldü. |
| 1988 | “İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi” yürürlüğe girdi. Türkiye, ”Lahey Adalet Divanı’nın hakemliği” maddesine çekince koydu. Sözleşmeye göre, işkenceyle alınan ifadelerin delil olarak kabul edilmemesi; savaş hali/tehdidi, OHAL, siyasi istikrarsızlık vb. sebeplerin işkencenin gerekçesi olamaması bulunuyordu. |
| 2000 | Teksas valisi ve Cumhuriyetçi Parti başkan adayı George W. Busch bir zihinsel engellinin idamını onayladı. Zeka yaşı 12 olan Oliver David Cruz idam edildi. |
| 2003 | Dünya Felsefe Kongresi İstanbul’da başladı. Kongre’de “Dünyanın problemleri karşısında felsefenin olanakları” tartışıldı. |
| 2004 | 10 Ağustos 2004 günü Bakanlar Kurulu kararıyla Başbakanlık uhdesinde Kamu Görevlileri Etik Kurulu oluşturuldu. |
| 2005 | Kürt sorununun demokratik ve barışçı yollarla çözümü için hükümete çağrı yapan 150 kişi bildiri yayınladı. Bildiri metni dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a heyet sözcüsü Gençay Gürsoy tarafından sonuldu. |
| 2005 |
Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik yeni hükümler getirdi. “İşyeri açma ve çalışma ruhsatı alınmadan açılan işyerlerinin yetkili idareler tarafından kapatılması zorunludur. Bu durumda herhangi bir süre verilmesi de söz konusu değildir” |
| 2006 | Sosyalist sendikacı ve siyasetçi Kemal Nebioğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1926, Rize) DİSK‘in kurucularındandır ve Türkiye İşçi Partisi‘nin kuruluşunda yer alan 12 sendikacıdan biridir. 12 Eylül 1980’den sonra DİSK davasıyla ilgili olarak tutuklanmış, 4 yıl tutuklu kalmıştır. 1962 yılında genel sekreterliğine getirildiği TİP’ten 1965 seçimlerinde Tekirdağ Milletvekili olarak seçilmiştir. Seçildiğinde Gıda İş Sendikası Genel Başkanı’dır. Meclis’te Türkiye İşçi Partisi Grup Başkan Vekilliği’ni de bir süre yürütmüştür. 1976 yılında Türkiye’de kitlesel ölçekte ilk kez kutlanan 1 Mayıs İşçi Bayramı‘nın düzenlenmesine önayak oldu ve Tertipleme Komitesi Başkanlığı’nı yaptı. 10 Ağustos 2006 tarihinde, kanser tedavisi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. |
| 2014 | 12. Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimi sonucunda Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildi. Erdoğan halkoyu ile seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu. 29 Ekim 1923’ten 10 Ağustos 2014 tarihine kadar, askeri darbe ile iktidara gelen Kenan Evren dışındaki tüm cumhurbaşkanları Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmişti. |
| 2015 | Fransız hukukçu ve siyasetçi Hubert Haenel yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Mayıs 1942, Pompey) Ulusal Yargı Okulu’nu bitirdi. Belli bir süre hakimlik yaptıktan sonra, 1986 yılında RPR‘den senatör seçildi. 2008-2010 yıllarında Senato Avrupa İşleri Komisyonu Başkanlığı görevinde bulundu, ayrıca Alsace Bölgesel Konseyi Başkan yardımcılığı, Venedik Komisyonu yedek üyeliği, Yüksek Adalet Divanı üyeliği, Senato Başkanlık Divanı Sekreter üyeliği görevlerini yürüttü ve 25 Şubat 2010’da Senato Başkanı Gérard Larcher tarafından Anayasa Konseyi üyeliğine atandı. Jean-Claude Colliard‘ın ölümü üzerine Venedik Komisyonu asıl üyesi oldu. 10 Ağustos 2015 tarihinde öldü. |
| 2015 | Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, haklarında “örgüt kurma” iddiasıyla yakalama kararı çıkarılan eski savcılar Zekeriya Öz ile Celal Kara Gürcistan üzerinden Ermenistan’a kaçtı. |
| 2023 |
Anayasa Mahkemesi, BİK’in Evrensel, BirGün, Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri için aldığı ilan kesme cezalarına dair 10 Ağustos 2023 tarihinde ihlal kararı verdi. Mahkeme gerekçesinde, basın ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini, bunun yapısal sorunlardan kaynaklandığını tespit etmiş ve sorunla ilgili TBMM’ye bilgi verilmesine hükmetmiştir |
| 2023 |
Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve Anayasa Mahkemesi (AYM) Üyesi İrfan Fidan’ın Gerçek Gündem’de yayımlanan bir haber hakkındaki şikayetiyle “Ankara Özel Soruşturma Bürosu’nun ‘terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme’ suçlamasıyla 10 Ağustos 2023 tarihli iddianamesi ile Faruk Eren ve Faruk Karabay hakkında dava açıldı. Sanıklara yurtdışına çıkış yasağı getirildi. |
| 2024 | İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay Milletvekili seçilen ancak hapishaneden çıkarılmayan Can Atalay‘ın tahliye başvurusuna ilişkin kararını verdi. Mahkeme, sorumluluğun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde olduğunu belirtti ve ‘karar verilmesine yer olmadığına’ hükmetti. AYM, daha önce verdiği kararların yanı sıra son olarak TMBB tarafından alınan kararın yok hükmünde olduğuna hükmetmişti. |
|
10 Ağustos – Hukuk Takvimi
Baskı (Compulsion)

Baskı (Compulsion) – Künye
Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Davranış İlkeleri ile Etik Komisyonu Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönerge
Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Davranış İlkeleri ile Etik Komisyonu Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönerge, 25 Mayıs 2004’te TBMM’de kabul edilen ve 8 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete ’de yayınlanarak yürürlüğe giren 5176 sayılı “Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” uyarınca kabul edilmiştir.
10 Ağustos 2004 günü, Başbakanlık uhdesinde Kamu Görevlileri Etik Kurulu oluşturulmuştur. Kurul ilk toplantısını 2004 yılının Eylül ayında gerçekleştirmiştir. Ayrıca, 2005 yılında “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri Hakkında Yönetmelik” yayınlanmıştır.
Yönetmelik çerçevesinde 12 Mart 2008 tarihinde Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nde bir Etik Komisyonu kurulmuştur.
Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu, 2011 yılından itibaren her 25 Mayıs gününün “Etik Günü” olmasını kararlaştırırmıştır. 25-31 Mayıs tarihleri arası ise “Etik Haftası” olarak belirlenmiştir.
Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Davranış İlkeleri ile Etik Komisyonu Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin Yönerge Hükümleri
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Dayanak, Kapsam ve Tanımlar
Amaç
Madde 1
Bu yönergenin amacı;
Avrupa Birliği Başkanlığında etik kültürünü yerleştirmek ve geliştirmek, etik duyarlığı güçlendirmek, Başkanlık yöneticileri ve personelinin görevlerini yerine getirirken etik ilkelere uygun davranış göstermeleri yönünde teşvik edici ve yol gösterici olmak, personelin etik ilkelerle ilgili karşılaştığı sorunlar hakkında tavsiye ve yönlendirmede bulunmak, görevlerin ifasında adalet, dürüstlük, saydamlık ve tarafsızlık ilkelerine halel getirecek davranışlardan kaçınılmasını ve etik ilkelere uyulmasını sağlamak, etik ilkelerin ihlali durumunda değerlendirmede bulunup görüş bildirmek üzere Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Davranış İlkeleri ile Başkanlık Etik Komisyonunun çalışma usul ve esaslarını düzenlemektir.
Dayanak
Madde 2
Bu Yönerge; 5176 sayılı “Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile bu Kanun dayanak alınarak hazırlanan ve 13.04.2005 tarihli ve 25785 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ve Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” esas alınarak hazırlanmıştır.
Kapsam
Madde 3
Bu Yönerge;
a) Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Komisyonunun oluşumu, görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esaslarını,
b) Bakanlık bünyesinde görev yapan personelin uyması gereken Etik Davranış İlkelerini, düzenler.
Tanımlar
Madde 4
Bu Yönergede geçen;
a) Başkanlık; Avrupa Birliği Başkanlığını,
b) Başkanlık Mensupları; Avrupa Birliği Başkanlığı yöneticileri ve personelini,
c) Başkanlık Üst Yöneticisi; Avrupa Birliği Başkanını
ç) Etik Davranış İlkeleri; Başkanlık mensuplarının görevlerini ifa sırasında uyması gereken Etik Davranış İlkelerini,
d) Etik Komisyon; Avrupa Birliği Başkanlığı Etik Komisyonunu,
e) Kurul; Kamu Görevlileri Etik Kurulunu,
f) Sekretarya; Etik Komisyonu Sekretaryasını, ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Etik Davranış İlkeleri
Etik Davranış İlkeleri
Madde 5
Avrupa Birliği Başkanlığı mensupları görev ve hizmetlerini, 25.04.2004 tarih ve 5176 sayılı “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Kanun” uyarınca hazırlanan ve 13/04/2005 tarih ve 25785 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” ile kayıt altına alınan ve aşağıda sıralanan etik ilke ve kurallara uygun olarak yerine getirirler:
a) Görevin yerine getirilmesinde kamu hizmeti bilinci:
Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde, sürekli gelişim, katılımcılık, saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, kamu yararını gözetme, hesap verebilirlik, öngörülebilirlik, hizmette yerindelik ve beyana güven ilkelerinin esas alınması.
b) Halka hizmet bilinci:
Kamu hizmetlerinde, halkın günlük yaşamının kolaylaştırılması, ihtiyaçların en etkin, hızlı ve verimli biçimde karşılanması, hizmet kalitesinin yükseltilmesi, halkın memnuniyetinin artırılması, hizmetten yararlananların ihtiyaçlarının ve hizmetlerin sonucuna odaklı olunmasının hedeflenmesi.
c) Hizmet standartlarına uyma:
Kamu hizmetlerinin belirlenen kurum içi standartlara ve süreçlere uygun şekilde yürütülmesi, hizmetten yararlananların iş ve işlemlerle ilgili olarak aydınlatılması.
ç) Amaç ve misyona bağlılık:
Kurumsal amaç ve misyona uygun davranılması, ülke çıkarları, toplum refahı ve kurumsal hizmet idealleri doğrultusunda hareket edilmesi.
d) Dürüstlük ve tarafsızlık:
Tüm eylem ve işlemlerde yasallık, adalet, eşitlik ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda hareket edilmesi, görevlerin yerine getirilmesinde dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, cinsiyet gibi sebeplerle ayrım yapılmaması, insan hak ve özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı muamelede ve fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalarda bulunulmaması.
Bu ders notları sadece 2020-2021 Bahar Dönemi dersleri açısından kullanıma açılmış olup; içeriğinin tüm hakları saklıdır. Hiçbir şekilde çoğaltılamaz, kopyalanamaz ve izinsiz olarak kaynak gösterilemez.
Takdir yetkilerinin, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, her türlü keyfilikten uzak, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun olarak kullanılması. Gerçek veya tüzel kişilere öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapılmaması, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan bir davranışta bulunmaması, kamu makamlarının mevzuata uygun politikalarının, kararlarının ve eylemlerinin engellenmemesi.
e) Saygınlık ve güven:
Kamu yönetimine güveni sağlayacak şekilde davranılması ve görevin gerektirdiği itibar ve güvene layık olunduğunun davranışlarla gösterilmesi, halkın kamu hizmetine güven duygusunu zedeleyen, şüphe yaratan ve adalet ilkesine zarar veren davranışlarda bulunmaktan kaçınılması.
Halka hizmetin kişisel veya özel her türlü menfaatin üzerinde bir görev olduğu bilinciyle hizmet gereklerine uygun hareket edilmesi, hizmetten yararlananlara kötü davranılmaması, işin savsaklanmaması, çifte standart uygulanmaması ve taraf tutulmaması.
Yönetici veya denetleyici konumunda bulunan Başkanlık mensuplarının, keyfi davranışlarda, baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunmaması, açık ve kesin kanıtlara dayanmayan rapor düzenlememesi, mevzuata aykırı olarak kendileri için hizmet, imkân veya benzeri çıkarlar talep etmemesi ve talep olmasa dahi sunulanı kabul etmemesi.
f) Nezaket ve saygı:
Üstler, meslektaşlar, astlar, diğer personel ile hizmetten yararlananlara karşı nazik ve saygılı davranılması ve gereken ilginin gösterilmesi, konu yetki dışındaysa ilgili birime veya yetkiliye yönlendirilmesi.
g) Yetkili makamlara bildirim:
Etik davranış ilkeleriyle bağdaşmayan veya yasadışı iş ve eylemlerde bulunulmasının talep edilmesi halinde veya hizmetler yürütülürken bu tür bir eylem veya işlemden haberdar olunduğunda ya da görüldüğünde durumun yetkili makamlara bildirilmesi.
ğ) Çıkar çatışmasından kaçınma:
Görevlerin tarafsız ve objektif şekilde icra edilmesini etkileyen ya da etkiliyormuş gibi gözüken ve kendisine, yakınlarına, arkadaşlarına ya da ilişkide bulunduğu kişi ya da kuruluşlara sağlanan her türlü menfaat ve onlarla ilgili mali ya da diğer yükümlülükler ile benzeri şahsi çıkarlar konusunda dikkatli davranılması, çıkar çatışmasından kaçınmak için gerekli tedbirlerin alınması.
h) Görev ve yetkilerin menfaat sağlamak amacıyla kullanılmaması:
- Görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendisi, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat sağlanmaması ve aracılıkta bulunulmaması, akraba, eş, dost ve hem şehri kayırmacılığı, siyasal kayırmacılık veya herhangi bir nedenle ayrımcılık veya kayırmacılık yapılmaması.
- Görev, unvan ve yetkilerin kullanılarak şahsa veya başkalarına ait kitap, dergi, kaset, cd ve benzeri ürünlerinin satışının ve dağıtımının yapılmaması, herhangi bir kurum, vakıf, dernek veya spor kulübüne
yardım, bağış ve benzeri nitelikte menfaat sağlanmaması. - Görevlerin ifası sırasında ya da bu görevlerin sonucu olarak elde edilen resmi veya gizli nitelikteki bilgilerin, doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik, siyasal veya sosyal nitelikte bir menfaat elde etmek için kullanılmaması, görevdeyken ve görevden ayrıldıktan sonra yetkili makamlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklanmaması.
- Seçim kampanyalarında kurumun kaynaklarını doğrudan veya dolaylı olarak kullanılmaması ve kullandırılmaması.
ı) Hediye alma ve menfaat sağlama yasağı:
Tarafsızlığı, performansı, kararları veya görevin yerine getirilmesini etkileyen veya etkileme ihtimali bulunan, ekonomik değeri olan ya da olmayan, doğrudan ya da dolaylı olarak hiçbir şekilde eşya ve menfaat kabul edilmemesi, Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri İle Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 15. Maddesinde belirtilen hediye alma yasağı kapsamı dışında hediye alınmaması, hediye verilmemesi ve görev sebebiyle çıkar sağlanmaması.
i) Kamu malları ve kaynaklarının kullanımı:
Kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarının kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanılmaması ve kullandırılmaması, bunların korunması ve her an hizmete hazır halde bulundurulması için gerekli tedbirlerin alınması.
j) Savurganlıktan kaçınma:
Kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarının kullanımında israf ve savurganlıktan kaçınılması, mesai süresi, kamu malları, kaynakları, işgücü ve imkanları kullanılırken etkin, verimli ve tutumlu davranılması.
k) Bağlayıcı açıklamalar ve gerçek dışı beyan:
Görevlerin yerine getirilmesinde yetkilerini aşarak Başkanlığı bağlayıcı açıklama, taahhüt, vaat veya girişimlerde bulunulmaması, aldatıcı ve gerçek dışı beyanat verilmemesi.
l) Bilgi verme, saydamlık ve katılımcılık:
Halkın bilgi edinme hakkını kullanmasına yardımcı olunması, istenen bilgi veya belgelerin Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca usulüne uygun olarak verilmesi; üst yöneticinin, ilgili kanunların izin verdiği çerçevede, Başkanlığın ihale süreçlerini, faaliyet ve denetim raporlarını kamuoyunun bilgisine sunması; kamu hizmetleri ile ilgili temel kararların alınması ve uygulanmasında, yasal engel yoksa doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenecek olanların katkıda bulunmasının sağlanması.
m) Yöneticilerin hesap verme sorumluluğu:
Başkanlık yöneticilerinin, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında sorumlulukları ve yükümlülükleri konusunda hesap verebilir ve kamusal değerlendirme ve denetime açık ve hazır olması, yöneticilerin kurumsal amaç ve politikalara uygun olmayan işlem veya eylemler ile yolsuzluğu engellemek için gereken önlemleri zamanında alması, personeli etik davranış ilkeleri konusunda eğitmesi, bu ilkelere uyulup uyulmadığını gözetlemesi ve etik davranış konusunda rehberlik etmesi.
n) Eski personel ile ilişkiler:
Eski personelin kamu hizmetlerinden ayrıcalıklı bir şekilde faydalandırılmaması, ayrıcalıklı muamelede bulunulmaması, görevinden ayrılan kişilere, ilgili kanunlardaki hükümler ve süreler saklı kalmak kaydıyla, doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir yüklenicilik, komisyonculuk, temsilcilik, bilirkişilik, aracılık veya benzeri görev ve iş verilmemesi.
o) Mal bildiriminde bulunma:
Başkanlık mensuplarının; kendilerine, eşlerine ve velayetleri altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmazlar, alacak ve borçlar hakkında, 3628 sayılı Kanun uyarınca, yetkili makama mal bildiriminde bulunması.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Etik Komisyonunun Teşkili, Çalışma Usul ve Esasları ile Görev ve Yetkileri
Etik Komisyonunun Teşkili, Toplanması ve Karar Alması
Madde 6
Etik Komisyonu Başkan dahil üç üyeden oluşur. Komisyon Başkan ve Üyeleri Başkanlık Makamı Oluru ile görevlendirilir.
(1) Genel Müdür Komisyon Başkanı, birim yöneticisi düzeyinde 2 yetkili ise Komisyon Üyesi olarak atanır.
(2) Komisyon Başkan ve Üyeleri üç (3) yıl süreyle görev yaparlar. Herhangi bir nedenle boşalan üyeliğe atanan üye, yerine atandığı üyenin görev süresini tamamlar. Görev süresi biten Komisyon Başkan ve Üyeleri tekrar görevlendirilebilirler.
(3) Komisyon 3 ayda bir toplanarak etik ile ilgili konuları ele alır. Gerekli hallerde ya da olağan dışı durumlarda Komisyon üyeleri 3 aydan daha erken sürelerde veya acil olarak toplanabilirler.
(4) Komisyon, üye tam sayısıyla toplanır ve salt çoğunlukla karar alır. Komisyon toplantısında görüşülen konulara ilişkin Komisyon kararı hazırlanır ve Başkan ile üyeler tarafından imzalanır.
(5) Komisyon tarafından alınan kararlar Başkanlık Üst Yöneticisine sunulur.
(6) Komisyonun sekretarya hizmetleri Başkanlık Yönetim Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülür.
(7) Komisyonun teşkiline ilişkin hususlarda Başkanlık Makamının takdirleri doğrultusunda ve ilgili mevzuat dikkate alınarak değişikliğe gidilebilir.
Etik Komisyonunun Görev ve Yetkileri
Madde 7- Etik Komisyonu
a) Başkanlık mensupları arasında etik kültürü ve bilincinin yaygınlaşması, geliştirilmesi, pekiştirilmesi ve etik duyarlığın güçlendirilmesi için çalışmalar yapar.
b) Bu amaçla eğitim stratejisi hazırlayarak tüm personel için belirli aralıklarla uygulamaya koyar. Bu ders notları sadece 2020-2021 Bahar Dönemi dersleri açısından kullanıma açılmış olup; içeriğinin tüm hakları saklıdır. Hiçbir şekilde çoğaltılamaz, kopyalanamaz ve izinsiz olarak kaynak gösterilemez.
c) Etik davranışları teşvik edici çalışmalar yapar.
ç) Personelin karşılaştığı etik sorunlarda yol göstericilik yapar. Personel bu gibi konularda Komisyon’dan görüş talep edebilir. Komisyon görüşünü, on beş (15) iş günü içinde başvuru sahibine bildirir.
d) Başkanlık bünyesinde ortaya çıkan etik sorunları üst yönetimin bilgi ve onayı dahilinde tespit eder. Etik sorunların giderilmesine yönelik görüş ve önerilerini Başkanlık Üst Yöneticisine sunar.
e) Başkanlık bünyesinde Etik Davranış İlkelerinin uygulanmasını izler, etik sorunları belirlemeye yönelik çalışmalar yapar veya yaptırır.
f) Etik sorunlara ilişkin değerlendirmede bulunurken uzman görüşüne başvurabilir.
g) Çalışmalarını Kurul ile iş birliği içinde yürütür. Görüş taleplerinde tereddüt meydana gelmesi durumunda Kurul’dan istişari mahiyette görüş isteyebilir.
ğ) Göreve yeni başlayan personele hizmet içi eğitim kapsamında etik eğitimi verilmesini sağlar.
h) Başkanlık resmi İnternet sayfasında Komisyon için ayrı bir bölüm oluşturulmasını ve bu bölümde Komisyon ile Komisyonun çalışmaları ve etik mevzuata ilişin bilgilerin yer almasını sağlar.
ı) Yıllık faaliyet raporu hazırlayarak bunu bir sonraki yılın Ocak ayında Başkanlık İnternet sitesinde yayınlar.
i) Komisyon, Başkanlığın yetkili disiplin kurulunda incelenmekte olan başvurular hakkında görüş talep edilmesi durumunda ilgili disiplin kuruluna görüş bildirir.
j) Başkanlıkta Genel Müdür ve üstü kadrolarda bulunanlar hakkında etik ihlali iddiasıyla yapılan başvurular, Kurula gönderilir. Bunlar dışında hakkında etik ihlali iddiasında bulunulanlarla ilgili inceleme ve değerlendirme yetkisi Başkanlık disiplin kuruluna ait olup Etik Komisyonu, yetkili disiplin kurulu ile iş birliği yaparak ve kişisel bilgilerin gizliliğini koruyarak söz konusu iddialarla ilgili inceleme sonuçlarının Kurula bildirilmesini sağlar.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Bu ders notları sadece 2020-2021 Bahar Dönemi dersleri açısından kullanıma açılmış olup; içeriğinin tüm hakları saklıdır. Hiçbir şekilde çoğaltılamaz, kopyalanamaz ve izinsiz olarak kaynak gösterilemez.
Uygulama ve Son Hükümler
Etik Davranış İlkelerine Uyma
Madde 8
Etik davranış ilkelerine uyulması bağlamında;
a) Başkanlık mensupları görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken bu Yönergede belirtilen etik davranış ilke ve kurallarına uymakla yükümlüdür. Bu ilke ve kurallar, Başkanlık mensuplarının istihdamını düzenleyen mevzuat hükümlerinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur.
b) Göreve yeni başlayan personel, Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ve Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ekinde yer alan Etik Sözleşmesini imzalamakla yükümlüdür. Bu belge, personelin
özlük dosyasında muhafaza edilir.
c) Yetkili disiplin amirleri, personele ilişkin disiplin soruşturmasında, personelin gerçekleştirdiği iş ve eylemleri bu Yönergede düzenlenen etik davranış ilke ve kurallarına uygunluk açısından da değerlendirirler.
Personeli Bilgilendirme
MADDE 9
Her düzeydeki Başkanlık personeli, istihdama ilişkin koşulların bir parçası olarak etik davranış ilkeleri ve bunlara ilişkin sorumlulukları hakkında, görev yaptıkları birimlerin yöneticileri tarafından bilgilendirilir. Etik davranış ilkeleri konusunda bilgilendirme tüm Başkanlık personeli için periyodik olarak tekrarlanır.
Yürürlük
Madde 10
Bu Yönerge, Avrupa Birliği Başkanı tarafından onaylandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 11
Bu Yönerge hükümlerini Avrupa Birliği Başkanı yürütür.
Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri
Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri, 25.04.2004 tarihli ve 5176 sayılı ‘Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Kanun’ ve bu kanun çerçevesinde hazırlanan 13.04.2005 tarihli ‘Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru ve Esasları Hakkında Yönetmelik‘ ile belirlenmiştir.
Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkelerinin amacı, kamuda etik kültürünü yerleştirmek, kamu görevlilerinin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış ilkelerini belirlemek ve bu ilkelere uygun davranış göstermelerini sağlamaktır.
Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri, kamu personelinin görevlerini yerine getirirken adalet, dürüstlük, saydamlık ve tarafsızlık ilkelerine zarar vermemelerini hedeflemektedir.
Toplumda güvensizlik yaratan durumların ortadan kaldırılması, halkın güveninin artırılması ve kamu görevlilerinden beklenen davranışların sergilenmesi etik ilkelerin yerleşmesine bağlıdır.
1-Görevin Yerine Getirilmesinde Kamu Hizmeti Bilinci
Hizmetin Yerine Getirilmesinde;
Sürekli gelişimi
Katılımcılığı
Saydamlığı
Tarafsızlığı
Dürüstlüğü
Kamu yararını gözetmeyi
Hesap verebilirliği
Öngörülebilirliği
Hizmette yerindeliği
Beyana güveni esas almak asıldır.
2-Halka Hizmet Bilinci
Halkın günlük yaşamını kolaylaştırmak.
İhtiyaçları en etkin, hızlı ve verimli biçimde karşılamak.
Hizmet kalitesini yükseltmek.
Halkın memnuniyetini artırmak.
Hizmetten yararlananların ihtiyacına ve hizmetlerin sonucuna odaklanmak.
3-Hizmet Standartlarına Uyma
Kamu hizmetlerini belirlenen standartlara ve süreçlere uygun şekilde yürütmek.
Hizmetten yararlananlara iş ve işlemlerle ilgili gerekli açıklayıcı bilgileri vermek ve aydınlatmak.
4-Amaç ve Misyona Bağlılık
Çalışılan kurum veya kuruluşun amaçlarına ve misyonuna uygun davranmak.
İlkenin çıkarı, toplumun refahı ve kurumun hizmet idealleri doğrultusunda hareket etmek.
5-Dürüstlük ve Tarafsızlık
Eylem ve işlemlerde yasallık, adalet, eşitlik ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda hareket etmek.
Görevlerini yerine getirirken ve hizmetlerden yararlandırmada dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım yapmamak.
İnsan hak ve özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı muamele yapmamak ve fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalarda bulunmamak.
Takdir yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda her türlü keyfilikten uzak, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun olarak kullanmak.
Gerçek veya tüzel kişilere öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapmamak.
Herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan bir davranışta bulunmamak.
Kamu makamlarının mevzuata uygun politikalarını, kararlarını ve eylemlerini engellememek.
6-Saygınlık ve Güven
Kamu yönetimine güveni sağlayacak şekilde davranmak ve görevin gerektirdiği itibar ve güvene layık olunduğunu davranışlarla göstermek.
Halkın kamu hizmetine güven duygusunu zedeleyen, şüphe yaratan ve adalet ilkesine zarar veren davranışlarda bulunmaktan kaçınmak.
Halka hizmeti her türlü menfaatin üzerinde tutmak.
Hizmet gereklerine uygun hareket etmek.
Hizmetten yararlananlara iyi davranmak.
İşi savsaklamamak.
Çifte standart uygulamamak.
Taraf tutmamak.
Yönetici ve denetleyici konumunda bulunanlar açısından;
Keyfi davranışlar ile baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunmamak.
Açık ve kesin kanıtlara dayanmayan rapor düzenlememek.
Mevzuata aykırı olarak kendileri için hizmet, imkan veya benzeri çıkarlar talep etmemek, talep olmasa dahi sunulanı kabul etmemek.
7-Nezaket ve Saygı
Üstleri, eşitleri, astları ve diğer personel ile hizmetten yararlananlara karşı nazik ve saygılı davranmak ve gerekli ilgiyi göstermek.
Konu yetkileri dışındaysa ilgili birime veya yetkiliye yönlendirmek.
8-Yetkili Makamlara Bildirim
Etik davranış ilkeleriyle bağdaşmayan veya yasa dışı iş ve eylemlerde bulunmalarının talep edilmesi veya hizmetlerin yürütülürken bu tür bir eylem veya işlemin görülmesi yada haberdar olunması halinde durumu yetkili makamlara bildirmek.
Kurum ve kuruluş amirleri açısından, ihbarda bulunan kamu görevlilerinin kimliğini gizli tutmak ve kendilerine herhangi bir zarar gelmemesi için gerekli tedbirleri almak.
9-Çıkar Çatışmasından Kaçınma
Çıkar çatışması; kamu görevlilerinin görevlerini tarafsız ve objektif şekilde icra etmelerini etkileyen ya da etkiliyormuş gibi gözüken ve kendilerine, yakınlarına, arkadaşlarına ya da ilişkide bulunduğu kişi ya da kuruluşlara sağlanan her türlü menfaati ve onlarla ilgili mali ya da diğer yükümlülükleri ve benzeri şahsi çıkarlara sahip olmaları halini ifade eder.
Kamu görevlileri, çıkar çatışmasında şahsi sorumluluğa sahiptir ve çıkar çatışmasının doğabileceği durumu genellikle şahsen bilen kişiler oldukları için, aşağıdaki davranışları göstermek zorundadırlar.
Herhangi bir potansiyel ya da gerçek çıkar çatışması konusunda dikkatli davranmak.
Çıkar çatışmasından kaçınmak için gerekli adımları atmak.
Çıkar çatışmasının farkına varıldığında durumu üstlerine bildirmek.
Çıkar çatışması kapsamına giren menfaatlerden uzak durmak.
10-Görev ve Yetkilerin Menfaat Sağlamak Amacıyla Kullanılmaması
Görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat sağlamamak ve aracılıkta bulunmamak.
Akraba, eş, dost,hemşehri ve siyasi kayırmacılık veya ayrımcılık yapmamak.
Görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri veya başkalarının kitap, dergi, kaset, cd ve benzeri ürünlerinin satışını ve dağıtımını yaptırmamak.
Herhangi bir kurum, vakıf, dernek veya spor kulübüne yardım, bağış ve benzeri nitelikle menfaat sağlamamak.
Görevin ifası sırasında ya da bu görevlerin sonucu olarak elde ettikleri resmi veya gizli nitelikteki bilgileri, kendilerine yakınlarına veya üçüncü kişilere doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik, siyasal veya sosyal nitelikte bir menfaat elde etmek için kullanmamak.
Resmi veya gizli nitelikteki bilgileri görevdeyken ve görevden ayrıldıktan sonra yetkili makamlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklamamak.
Görev yapılan kurumun kaynaklarını doğrudan veya dolaylı olarak seçim kampanyalarında kullanmamak ve kullandırmamak.
11-Hediye Alma ve Menfaat Sağlama Yasağı
Hediye; kamu görevlisinin tarafsızlığını, performansını, kararını veya görevini yapmasını etkileyen veya etkileme ihtimali bulunan, ekonomik değeri olan ya da olmayan, doğrudan ya da dolaylı olarak kabul edilen her türlü eşya ve menfaati kapsar.
Kamu görevlilerinin hediye almaması,
Kamu görevlisine hediye verilmemesi,
Görev sebebiyle çıkar sağlanmaması, temel ilkedir.
Kamu görevlileri, görevleriyle ilgili bir iş, hizmet veya menfaat ilişkisi olan gerçek veya tüzel kişilerden kendileri, yakınları veya üçüncü kişi veya kuruluşlar için doğrudan doğruya veya aracı eliyle herhangi bir hediye alamaz ve menfaat sağlayamaz.
Kamu görevlileri kamu kaynaklarını kullanarak;
Hediye veremez.
Resmi gün, tören ve bayramlar dışında çelenk veya çiçek gönderemez.
Görev ve hizmetle ilgisi olmayan kutlama, duyuru ve anma ilanları veremez.
Uluslararası ilişkilerde nezaket ve protokol kuralları gereğince yabancı kişi ve kuruluşlar tarafından verilen hediyelerden 3628 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi hükümleri saklı kalmakla birlikte söz konusu maddede belirtilen sınırın altında kalanlar da beyan edilir (En az genel müdür, eşiti ve üstü kamu görevlileri, bu kapsamda sayılan hediyelere ilişkin bir önceki yılda aldıklarının listesini, herhangi bir uyarı beklemeksizin her yıl Ocak ayı sonuna Kurula bildirirler).
Yasak Kapsamı Dışındaki Hediyeler
a) Görev yapılan kuruma katkı anlamına gelen, kurum hizmetlerinin hukuka uygun yürütülmesini etkilemeyecek olan ve kamu hizmetine tahsis edilmek, kurumun demirbaş listesine kaydedilmek ve kamuoyuna açıklanmak koşuluyla alınanlar (makam aracı ve belli bir kamu görevlisinin hizmetine tahsis edilmek üzere alınan diğer hediyeler hariç) ile kurum ve kuruluşlara yapılan bağışlar. (Yine en az genel müdür, eşiti ve üstü kamu görevlileri, bu kapsamda sayılan hediyelere ilişkin bir önceki yılda aldıklarının listesini, herhangi bir uyarı beklemeksizin her yıl Ocak ayı sonuna Kurula bildirirler).
b) Kitap, dergi, makale, kaset, takvim, cd vb.
c) Halka açık yarışmalarda, kampanyalarda veya etkinliklerde kazanılan ödül veya hediyeler.
d) Herkese açık konferans, sempozyum, forum, panel, yemek, resepsiyon ve benzeri etkinliklerde verilen hatıra niteliğindeki hediyeler.
e) Tanıtım amacına yönelik, herkese dağıtılan ve sembolik değeri bulunan reklam ve el sanatları ürünleri.
f) Finans kurumlarından piyasa koşullarına göre alınan krediler.
Yasak kapsamında bulunan hediyeler
a) Görev yapılan kurumla iş, hizmet veya çıkar ilişkisi içinde bulunanlardan alınan karşılama, veda ve kutlama hediyeleri, burs, seyahat, ücretsiz konaklama ve hediye çekleri.
b) Taşınır veya taşınmaz mal veya hizmet satın alırken, satarken veya kiralarken piyasa fiyatına göre makul olmayan bedeller üzerinden yapılan işlemler.
c) Hizmetten yararlananların vereceği her türlü eşya, giysi, takı veya gıda türü hediyeler.
d) Görev yapılan kurumla iş veya hizmet ilişkisi olanlardan alınan borç ve krediler.
12-Kamu Malları ve Kaynaklarının Kullanımı
Kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynakları, kamusal amaç ve hizmet gerekleri dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz.
Bunların korunması ve hizmete hazır halde bulundurulması için gerekli tedbirlerin alınması zorunludur.
13-Savurganlıktan Kaçınma
Kamu bina ve taşıtları ile diğer kamu malları ve kaynaklarının kullanımında israf ve savurganlıktan kaçınılır.
Mesai süresi, kamu malları, kaynakları, iş gücü ve imkanlarını kullanırken etkin,verimli ve tutumlu davranır.
14-Bağlayıcı Açıklamalar ve Gerçek Dışı Beyan
Görevin yerine getirilmesinde yetkiler aşılarak çalışılan kurumu bağlayıcı açıklama, taahhüt, vaat veya girişimlerde bulunulamaz.
Aldatıcı ve gerçek dışı beyanat verilemez.
15-Bilgi Verme, Saydamlık ve Katılımcılık
Halkın bilgi edinme hakkını kullanmasına yardımcı olunur. Gerçek ve tüzel kişilerin talep etmesi halinde İstenilen bilgi veya belgeler 4982 sayılı Kanunda belirtilen istisnalar dışında usulüne uygun olarak verilir.
Üst yöneticiler tarafından, ilgili mevzuatın izin verdiği çerçevede, kurumların ihale süreçleri, faaliyet ve denetim raporları uygun araçlarla kamuoyunun bilgisine sunulur.
Kamu hizmetleri ile ilgili temel kararların hazırlanması, olgunlaştırılması, alınması ve uygulanması aşamalarından birine, birkaçına veya tamamına, aksine bir yasal hüküm olmadıkça, o karardan doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenecek olanların katkıda bulunmasını sağlamaya dikkat edilir.
16-Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu
-Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında sorumluluklar ve yükümlülükler konusunda hesap verilmesi ve kamusal değerlendirme ile denetime her zaman açık ve hazır olunması asıldır.
Yönetici kamu görevlileri;
Kurumlarının amaç ve politikalarına uygun olmayan işlem veya eylemleri engellemek için görev ve yetkilerinin gerektirdiği önlemleri zamanında alırlar.
Yetkisi içindeki personelin yolsuzluk yapmasını önlemek için gerekli tedbirleri alırlar.
Bu tedbirler;
Yasal ve idari düzenlemeleri uygulamayı,
Eğitim ve bilgilendirme konusunda uygun çalışmalar yapmayı,
Personelin karşı karşıya kaldığı mali ve diğer zorluklar konusunda dikkatli davranmayı,
Kişisel davranışları ile personeline örnek olmayı, kapsar.
Yönetici kamu görevlileri, personeline etik davranış ilkeleri konusunda uygun eğitimi sağlamak, bu ilkelere uyulup uyulmadığını gözetlemek, gelirleriyle bağdaşmayan yaşantısını izlemek ve etik davranış konusunda rehberlik etmekle yükümlüdür.
17-Eski Kamu Görevlileriyle İlişkiler
Eski kamu görevlileri kamu hizmetlerinden ayrıcalıklı bir şekilde faydalandırılamaz, bu kişilere imtiyazlı muamelede bulunulamaz.
İlgili kanunlardaki hükümler ve süreler saklı kalmak kaydıyla, daha önce görev yaptıkları kurum ve kuruluştan, doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir yüklenilicilik, komisyonculuk, temsilcilik, bilirkişilik, aracılık veya benzeri görev ve iş verilemez.
18-Mal Bildiriminde Bulunma
Kamu görevlileri, kendileriyle eşlerine ve velayeti altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmazları, alacak ve borçları hakkında, yetkili makamlara mal bildiriminde bulunurlar. Mal bildirimi formları zamanında, eksiksiz ve doğru bir şekilde doldurulur.
Kurul, gerek gördüğü takdirde yetkili makamlara verilen mal bildirimlerini inceleme yetkisine sahiptir. Mal bildirimlerinin doğruluğunun kontrolü amacıyla talep edilen bilgileri ilgili kişiler ve kuruluşlar en geç 30 gün içinde Kurula vermekle yükümlüdürler.
Kamu Görevlileri Etik Kurulunun Yetki Alanına Giren En Az Genel Müdür, Eşiti ve Üstü Kamu Görevlileri
A) TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinde
– Genel Sekreter
– Genel Sekreter Yardımcısı
– Devlet Denetleme Kurulu Üyeleri
B) 1 – Başbakanlık ve Bakanlıklarda
– Müsteşar
– Müsteşar Yardımcısı
– Genel Müdür
– Teftiş Kurulu Başkanı
– Kurul Başkanı (Ek göstergesi 6400 ve üzerinde olanlar)
– Valiler
– Kaymakamlar
– Büyükelçiler, Daimi Temsilciler
– Başbakan Başmüşaviri
2 – Bağlı-İlgili ve İlişkili Kurum ve Kuruluşlarda
– Müsteşar
– YÖK Başkanı, Yürütme Kurulu Üyeleri, Genel Sekreteri ve ÖSYM Başkanı
– Müsteşar Yardımcısı
– Genel Müdür
– Teftiş Kurulu Başkanı ve Diğer Denetim Kurullarının Başkanları
– Genel Sekreter ve Genel Sekreter Yardımcıları (ek göstergesi 6400 ve üzeri)
– Başkan (ek göstergesi 6400 ve üzeri olanlar)
– Düzenleyici ve denetleyici Kurum ve Kurul Başkan ve Yardımcıları
– Kurul Üyeleri
– Kurum ve Kuruluş Başkan Yardımcıları (ek göstergesi 6400 ve üzeri olanlar)
– Kamu İktisadi Teşekkülleri ve bağlı ortaklıklarının Genel Müdürü
– Kamu İktisadi Teşekkülleri Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeleri
C) Mahalli İdarelerde
– Büyükşehir Belediye Başkanı
– İl ve İlçe Belediye Başkanları
– Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri ve Genel Sekreter Yardımcıları
– Büyükşehir Belediyesi ve Bağlı Kuruluşları Genel Müdürü
– Büyükşehir Belediyesi Teftiş Kurulu Başkanı
– İl Belediye ve İl Özel İdare Birlikleri ile bunların Üst Birlik Başkanları
– Büyükşehir Belediye Şirketleri Genel Müdürleri, Yönetim ve Denetim Kurulu Üyeleri
– Büyükşehir sınırları içindeki Belediye Başkanları
D) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında
– Yönetim Kurulu Başkanı
– Üst Birliklerde Başkan, Yönetim Kurulu Üyeleri ve Genel Sekreter
E) 5176 sayılı Kanun çerçevesinde;
ilgili mevzuatında özlük hakları veya emeklilik yönünden müsteşar, müsteşar yardımcısı, genel müdür statüsünde olduğu belirtilenler,
Kanun kapsamında bulunan kurum ve kuruluşlardaki diğer yönetim ve denetim kurulu üyeleri ile teşkilat yapısı ve yürüttükleri hizmetlerin niteliği dikkate alınarak Kurul tarafından en az genel müdür veya eşiti sayılan diğer Kamu Görevlileri.
Gençay Gürsoy Savunması
Gençay Gürsoy Savunması, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden emekli Nörolog Prof. Dr. Gençay Gürsoy’un Barış İçin Akademisyenlerin “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildirisini imzalaması sebebiyle “Terör örgütü propagandası” iddiasıyla Çağlayan’daki İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davadaki beyanıdır.
Gürsoy hakkında verilen mahkumiyet kararı sonrası Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararı doğrultusunda yeniden yargılama yapılmış ve 7 Temmuz 2020 tarihinde yapılan duruşmada beraat etmiştir.
Gençay Gürsoy Savunması
Sayın Mahkeme heyeti,
İddianameyi okudum. Gerçekleri ters yüz ederek, niyet okuyarak icat edilmeye çalışılan bütün suçlamaları reddediyorum ve eski ifadesiyle “Akliye- Asabiye” dalında yarım asra yakın üniversite hocalığı yapmış emekli bir hekim olarak, barış talep eden bu bildiriye imza koyan 2000’i aşkın bilim insanının, yıllar boyu iğneyle kuyu kazarcasına elde ettikleri birikimlerini, öğrenci yetiştirme ve araştırmalarını sürdürmede kullanmak yerine, ağır ceza mahkemeleri kapılarında süründürülmesinden, kimilerinin evlerinin, üniversitedeki odalarının silahlı polis timlerince basılmasından, birçoğunun KHK’larla işlerinden atılarak, açlığa mahkum edilmesinden, geri kalanının ise, tedirginlik içinde sıranın ne zaman kendilerine geleceğini beklemelerinden ve bütün bunların sonucu olarak, iyi yetişmiş binlerce gencin, kendilerine başka ülkelerde bir gelecek aramak zorunda kalmalarından, bu ülke adına keder ve utanç duyuyorum.
Sayın Mahkeme heyeti,
Bu bildiriyi imzalamamın başlıca iki nedeni var:
Bunlardan birincisi, onur duyarak başkanlığını yaptığım Türk Tabipleri Birliği’nin, yüzlerce yıllık geçmişi olan hekimlik değerlerinden süzülüp gelen ve ne yazık ki bu ülkede suç delili sayılan “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” şiarına sadakatle bağlı bir hekim olarak, hangi taraftan olursa olsun, en çok yoksul ailelerin çocuklarının ölüp gitmeleri karşısında vicdanen sessiz kalamayışımdır.
İkincisi de, kendi sınırları içinde ve kan gölüne çevrilmiş bölgemizde, adaletli ve kalıcı bir barış sağlama potansiyeline az çok sahip olan ülkemizin, bunu ancak kendi Kürtleriyle barışarak sağlayabileceğine olan derin inancımdır. Yakın geçmişte bunun mümkün olduğu kanıtlanmıştır.
Suçlamaları esas olarak üç nedenle reddediyorum.
Birincisi, propagandasını yaptığımız ve bir yöneticisinin açıklaması üzerine kaleme aldığımız iddia edilen bildiride, herhangi bir örgütün adı geçmediği gibi, iddianamede sözü edilen “Özyönetim” kavramı ya da onu ima eden en ufak bir göndermenin bulunmayışıdır. Bulunsaydı iddia kanıtlanmış mı olacaktı? Hayır olmayacaktı. Zira genel anlamıyla, yerel yönetimlerin demokratikleşmesi ve güçlenmesi anlamına gelen bu yaklaşım, Avrupa Birliği (AB) sözleşmesinde “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” başlığıyla vurgulanan, ayrıca bugün iktidarda olan AKP’nin ilk parti programında yer alan bir idari reform kavramıdır. Ama tekrar ediyorum, imzaladığımız bildiride, özyönetim ya da o anlama gelecek başka bir sözcük de yoktur.
Suçlamaları reddetmemin ikinci nedeni, bildiride, cezalandırılmak istendiğimiz TMK 7-2’nin 2013 değişikliği ile öngördüğü ”Cebir ve şiddeti alenen överek, yakın bir toplumsal tehlikeye yol açmak” koşulunun hiçbir şekilde söz konusu olmamasıdır. Bildiride şiddet ne alenen ne ima yoluyla övülmüş, ne de “yakın bir toplumsal tehlikeye” yol açılmıştır. Aksine bağlı oldukları yasaları ihlal eden sorumlularının ortaya çıkarılması ve sorunların barışçı yoldan çözülmesi talep edilmiştir.
Suçlamaları reddetmemin üçüncü nedeni ise, bildiride, gerekçesi ne olursa olsun, operasyonlar sırasında sivil halkın uğradığı akıl almaz mağduriyetler, kadınların, çocukların, sağlık çalışanlarının ölümleri konusunda, ekte bazı örneklerini sunduğum (Ek.), çok sayıda raporla belgelenen, o dönemde, boy boy resimleriyle günlük basında yer alan, TBMM tutanaklarına geçen gerçekleri ileri sürmenin, bu konuda fikir beyan etmenin hiçbir şekilde suç sayılamayacağıdır.
Burada, aynı davada yargılanan arkadaşların ayrıntılarıyla dile getirdikleri, haftalarca süren sokağa çıkma yasakları nedeniyle sokak ortasında kalan bir anne cesedini, buzlukta bekletilen evlat cesedini, güvenlik güçleri dışında kimsenin taşıyamayacağı ağır silahlarla ve tanklarla yerle bir edilen kadim kentleri, yıkıntı duvarlarında, bölge halkını ağır şekilde rencide eden, kendi gözlerimle gördüğüm ahlaksız yazıları anımsatmakla yetiniyorum.
Yargılamakta olduğunuz bu bildiri açık bir şekilde barış talep ediyor. Barış talep etmek suçsa, ben bu suçu ortaokul yıllarından başlayarak ömrüm boyunca işlediğimi ve işlemeye devam edeceğimi itiraf ediyorum.
Çocukluğumda aklımın erdiği kadar, askerlerimizin Kore’de savaşmasına karşı çıktım, gençliğimde yurt içinde ve yurt dışında ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü kirli savaşa karşı yapılan gösterilere, 70’li yıllarda Barış Derneği faaliyetlerine, 2002 yılı boyunca devam eden “Irak’ta Savaşa Hayır” kampanyalarına aktif olarak katıldım.
10 Ağustos 2005 tarihinde Kürt sorununun demokratik ve barışçı yollarla çözümü için Hükümete çağrı yapan 150 imzalı bildiriyi, o dönemde Başbakan olan şimdiki Cumhurbaşkanı’na sunan heyetin sözcülüğünü yaptım. 10-11 Ocak 2011’de Barış Girişimi tarafından gerçekleştirilen “Barışı Kurmak” adlı uluslararası bilimsel konferansın düzenleyicileri arasında yer aldım.
Temmuz 2015 tarihinde 140 civarında sivil toplum örgütü, sendika ve meslek odasının katılımıyla girişimlerde bulunan “Barış Bloku”nun iki dönem sözcülüğünü yaptım.
Bu girişimlerimizin hiçbiri ne yazık ki kalıcı bir sonuca ulaşmadı ama ben barışa dair umudumu koruyarak, şimdi de yargılamakta olduğunuz akademisyenler arasında yer alıyorum. Yargılama sonucu ne olursa olsun, bu çabalarımızın boşa gitmeyeceğine hala inanıyorum.
Sayın Mahkeme Heyeti,
Bu aşamadaki savunmama son vermeden önce, yaşı itibariyle üç askeri darbe dönemini yaşamış, birçok sivil ve askeri mahkemede ve 1984-86 döneminde, şu anda yargılamakta olduğunuz davanın bir benzeri olan ve o günlerde “Aydınlar Dilekçesi Davası” adıyla anılan davada, rahmetli Aziz Nesin ile birlikte yargılanmış ve beraat etmiş kıdemli bir sanık olarak ifade etmek isterim ki, hiçbir dönemde, kamuoyu nezdinde yargıya olan güvenin bu derece sarsıldığına ve “Adil Yargılanma Hakkı”nın bu kadar pervasızca çiğnendiğine bugünkü kadar sık tanık olmamıştım.
Çeşitli kamuoyu araştırmalarında kanıtlanan bu vahim gerçeklere dair sayısız örnek sıralamak yerine, daha soruşturmamız başlamadan önce, bugünkü siyasi iradeyi temsil eden Erdoğan’ın bizlere yönelik, “alçak, zalim, vatan haini, terör örgütünün maşası, ahlaksız” gibi ağır ifadelerle dolu suçlamalarını ve hakaretlerini yargı konusu bile yapamadığımızı belirtmek isterim.
Bu konuşmadan mesajı alarak harekete geçen bir suç örgütü liderinin, “kanlarını oluk oluk akıtıp duş alacağız…” mealindeki tehditleri karşısında açtığımız dava, üç celsede beraatle sonuçlandı.
Duruma ışık tutması açısından, sosyal medyada uzun süre dolaşan ve yargı konusundaki kamuoyu algısını yansıtan bir karikatürü, heyetinizi tenzih ederek aktarmak isterim:
Buraya benzer bir mahkeme salonunda, duruşma bitmiş ama sanıkla heyet başkanı hala salondadır. Sanık “Kararı bekliyorum efendim” diyor. Heyet başkanı cevap veriyor: “Ben de kararı bekliyorum!”
Savunmamı, bugünkü siyasi iradeyi temsil eden Erdoğan’ın, 7 Mart 2018 günü, Yargıtay’ın 150. yılı sempozyumunda, yargı konusundaki son değerlendirmelerini aktararak bitiriyorum:
“Bir ülkede halk bunalmış, ellerini semaya açarak adalet çığlığı atar hale gelmişse, orada yargı sisteminde bir sorun var demektir. Adaleti kaybettiğimizde her şeyimizi de kaybedeceğimizi bilmek zorundayız. Hukukun üstünlüğüne büyük önem veriyoruz. (…) Adaleti dağıtmayan savcı ve hakim de zalimler sınıfına giriyor. Devleti yönetenlerin yaptığı adaletsizlik hukuk yoluyla telafi edilirken, yargının sebep olduğu adaletsizliğin telafisi yoktur.”
Hukuki gerekçeleri açıklamayı avukatıma bırakarak, ortada bir suç bulunmaması nedeniyle derhal beraatimi talep ediyorum. (GG/BK)
Ek: SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI VE BUNLAR ÇERÇEVESİNDE GELİŞEN İNSAN HAKLARI İHLALLERİ İLE İLGİLİ RAPOR VE TESPİTLERDEN ÖRNEKLER
ULUSLARARASI KURUMLAR:
UNITED NATIONS, OFFICE OF THE HIGH COMMISSIONER FOR HUMAN RIGHTS, “Turkey: Zeid concerned by actions of security forces and clampdown on media,” Geneva (01.02.2016)
http://ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?NewsID=17002&LangID=E
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Güneydoğu Türkiye’de İnsan Haklarının Durumu Raporu, Temmuz 2015 – Aralık 2016 (Şubat 2017)
http://www.ohchr.org/Documents/Countries/TR/OHCHR_South-East_Turkey2015-2016_TURK.pdf
COUNCIL OF EUROPE, COMMISIONER FOR HUMAN RIGHTS,VISIT TO TURKEY, “Turkey: security trumping human rights, free expression under threat,” , Ankara 14.04.2016
COUNCIL OF EUROPE, EUROPEAN COMMISSION FOR DEMOCRACY THROUGH LAW (VENICE COMMISSION), “Turkey – Opinion on the Legal Framawork Governing Curfews,” Adopted by the Venice Commission at its 107th Plenary Session (Venice, 10-11 June 2016, Opinion No. 842/2016, CDL-AD(2016)010 Or.Fr., Strasbourg, 13 June 2016 http://www.venice.coe.int/webforms/documents/?pdf=CDL-AD(2016)010-e
Türkçe çevirisi: Sokağa Çıkma Yasaklarının Yasal Çerçevesi Hakkında Görüş Raporu:
HUMAN RIGHTS WATCH, “Türkiye: Devlet Güneydoğudaki Ölümlerin Soruşturulmasını Engelliyor,” –
11.07.2016
http://www.hrw.org/tr/news/2016/07/11/291848
INTERNATIONAL CRISIS GROUP, “Türkiye’de PKK ile Yaşanan Çatışmaların İnsani Maliyeti: Sur Örneği,” Kriz Grubu Avrupa Raporu, N°80 Diyarbakır/İstanbul/Brüksel – 17.03.2016
EUROMED RIGHTS – INTERNATIONAL FEDERATION FOR HUMAN RIGHTS,“High Level Solidarity Mission To Turkey,” 20-24 Ocak 2016
http://euromedrights.org/wp-content/uploads/2016/02/Turkey-FINAL-REPORT-EMR-FIDH-February-2016.pdf
TÜRKİYE:
HAKİKAT ADALET HAFIZA MERKEZİ
SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI ÜZERİNE RAPORLAR (içindekiler)
http://hakikatadalethafiza.org/kaynak_tipi/sokaga-cikma-yasaklari-uzerine-raporlar/
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Çatışmalı Ortamlarda Meydana Gelen İnsan Hakları İhlalleri Araştırma Raporu
TİHV (Türkiye İnsan Hakları Vakfı) Dokümantasyon Merkezi Verilerine Göre 16.08.2015-16.08. 2016 Tarihleri Arasında Sokağa Çıkma Yasakları Ve Yaşamını Yitiren Siviller
79 Günlük Sokağa Çıkma Yasağı Ardından Cizre Gözlem Raporu (TİHV ve birçok başka kurumun katılımı ile)
http://tihv.org.tr/wp-content/uploads/2016/04/Cizre-Gözlem-Raporu_31-Mart2016.pdf
MAZLUMDER Cizre Olayları Gözlem Raporu
HDP Cizre Raporu Tam Metin ve Özet – 20.04.2016
http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/cizre-raporu-tam-metin/
http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/cizre-raporu-ozet/
http://www.cumhuriyet.com.tr/foto/foto_galeri/551895/1/HDP_den_Cizre_raporu__Dehsetin_belgeleri.html
Hasar Tespit: Zorunlu Göç Raporu – Kent Merkezlerinde Gerçekleşen Çatışmalar Sonrası Durum
Suriçi Çatışmalar Sonrası Kültürel Miras Hasar Tespit Raporu
http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/surici-catismalar-sonrasi-kulturel-miras-hasar-tespit-raporu/
http://hakikatadalethafiza.org/kaynak/bolgesel-hasar-tespit-raporu-agustos-2015-ocak-2016/
KONUT VE TOPRAK HAKLARI AĞI Uluslararası Habitat Koalisyonu ACIL EYLEM ÇAĞRISI
DİYARBAKIR: TUR–260516 DİYARBAKIR SURİÇİ’NDE KAMULAŞTIRMA, TAHLİYE VE YIKIM
http://www.hlrn.org/img/cases/UA_TUR_TURKISH.pdf
İdil’de Sokağa Çıkma Yasağı Süresince ve Yasak Kalktıktan Sonra Geri Dönüşlerde Kadın ve Çocukların Yasamış Olduğu Psiko-Sosyal Süreçlere Yönelik Araştırma Raporu
Europa Nostra’nın UNESCO’ya Türkiye’nin Güneydoğusundaki olaylarla ilgili mektubu bu beyanın ekinde ayrıca sunulmaktadır.
Mal Bildiriminde Bulunulması Hakkındaki Yönetmelik
Mal Bildiriminde Bulunulması Hakkındaki Yönetmelik, Bakanlar Kurulu’nun 10 Ağustos 1990 tarihinde almış olduğu karar gereğince, 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu‘nun mal bildirimine ilişkin hükümlerini uygulamak üzere çıkarılarak Resmi Gazete’nin 15 Kasım 1990 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
Kamuda suiistimalin, rüşvetin ve yolsuzluğun önlenmesi, kamu etiği, şeffaflık ve etik kurallar gereğince düzenlenmiştir.
Mal Bildiriminde Bulunulması Hakkındaki Yönetmelik
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
Amaç
Madde 1 – Bu Yönetmeliğin amacı; 3628 sayılı Kanun gereğince verilecek olan mal bildiriminin şeklini, düzenleniş biçimini, sayısını, neleri kapsayacağını, merciine nasıl ulaştırılacağını ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkin diğer esas ve usulleri düzenlemektir.
Haksız mal edinme
Madde 2 – Mevzuata veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilemeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu Yönetmeliğin uygulanmasında haksız mal edinme sayılır.
İKİNCİ BÖLÜM
Mal Bildiriminde Bulunacaklar ve Verileceği Merciler
Mal bildiriminde bulunacaklar
Madde 3 – Aşağıda sayılanlar mal bildiriminde bulunmak zorundadırlar:
- a) Her türlü seçimle iş başına gelen kamu görevlileri ve dışardan atanan Bakanlar Kurulu üyeleri (muhtarlar ve ihtiyar heyeti üyeleri hariç),
- b) Noterler,
- c) Türk Hava Kurumunun genel yönetim ve merkez denetleme kurulu üyeleri ile genel merkez teşkilatında ve Türk Kuşu Genel Müdürlüğünde, Türkiye Kızılay Derneğinin merkez kurullarında ve Genel Müdürlük teşkilatında görev alanlar ve bunların şube başkanları,
- d) Genel ve katma bütçeli daireler, il özel idareleri, belediyeler ve bunlara bağlı kuruluş veya alt kuruluşlarda, kamu iktisadi teşebbüsleri (iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları) ile bunlara bağlı müessese, bağlı ortaklık ve işletmelerde, özel kanunlarla veya özel kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan ve kamu hizmeti gören kurum ve kuruluşlar ile bunların alt kuruluşlarında veya komisyonlarında aylık, ücret ve ödenek almak suretiyle kamu hizmeti gören memurları, işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ile yönetim ve denetim kurulu üyeleri,
- e) Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarında görevli olanlar ile bunların yönetim ve denetim kurulu üyeleri (5590 sayılı Kanuna göre kurulan oda ve borsaların oda ve borsa meclisi ile yönetim kurulu üyeleri dahil),
- f) Siyasi parti genel başkanları, vakıfların idare organlarında görev alanlar, kooperatiflerin ve birliklerinin başkanları, yönetim kurulu üyeleri ve genel müdürleri, yeminli mali müşavirler, kamuya yararlı dernek yönetici ve deneticileri,
- g) Gazete sahibi gerçek kişiler ile gazete sahibi şirketlerin yönetim ve denetim kurulu üyeleri, sorumlu müdürleri, başyazarları ve fıkra yazarları,
- h) Özel kanunlarına göre mal bildiriminde bulunmak zorunda olanlar (konfederasyon, sendika ve sendika şubesi başkan ve yöneticileri dahil).
Eşlerin mal bildirimi
Madde 4 – Her ikisi de 3 üncü madde kapsamında bulunan eşlerin herbiri ayrı ayrı mal bildiriminde bulunmak zorundadır. Bu takdirde, eşlerden herbiri, eşi ile velayeti altındaki çocuklarının da mallarını bildirirler.
2712
Birden fazla mal bildirimi
Madde 5 – Kamu görevlilerinden asli görevleri uhdelerinde kalmak kaydıyla ikinci bir görevi yürütenler (yönetim kurulu veya danışma kurulu üyeliği gibi) ya da vekaleten tedvir edenler, sadece asli görevlerinden dolayı tek mal bildiriminde bulunurlar.
Kamu görevlisi olmayıp da 3628 sayılı Kanuna göre birden fazla mal bildiriminde bulunması gerekenler, bu mercilerden yalnız birine mal bildiriminde bulunurlar. Ancak, mal bildiriminde bulunulan mercii, diğer kuruma da bilgi vermekle yükümlüdür.
Mal bildiriminin verileceği merciler
Madde 6 – Mal bildiriminin verileceği merciler şunlardır:
- a) Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulu üyeleri için, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı,
- b) Kamu kurum ve kuruluşlarında görevli personel için, özlük işleri ile ilgili birimler,
- c) Kurum, teşebbüs, teşekkül ve kuruluşların genel müdürleri ile yönetim ve denetim kurulu üyeleri için, ilgili bakanlıklar,
- d) Yüksek mahkemelerin daire başkan ve üyeleri için, ilgili mahkemenin başkanı,
- e) Noterler için Adalet Bakanlığı,
- f) Diğer kurum ve kuruluşların memur ve hizmetlileri için, atamaya yetkili makamları,
- g) Türk Hava Kurumu ile Türkiye Kızılay Derneğinde görev alanlar için, kurum ve dernek genel başkanlığı,
- h) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında görevli olanlar için, kurum başkanlığı; bunların yönetim ve denetim kurulu üyeleri için, ilgili bulundukları bakanlıklar,
- i) Görevlerinden ayrılanlar için, bu görevlerinde iken bildirimlerini vermeleri gereken makam veya merci,
- j) Siyasi parti genel başkanları için, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,
- k) Kooperatifler ve birliklerinin başkanları, yönetim kurulu üyeleri ve genel müdürleri için, kooperatiflerin ve birliklerinin denetimlerinin yapıldığı kuruluşlar,
l) Yeminli mali müşavirler için, Maliye ve Gümrük Bakanlığı,
- m) Türk Hava Kurumunun, Türkiye Kızılay Derneğinin ve kamu yararına sayılan derneklerin genel yönetim ve merkez denetleme kurulu üyeleri için, İçişleri Bakanlığı; bunların şube başkanları için, bulundukları il valilikleri,
- n) İl genel meclisi üyeleri için, ilgili valilikler, belediye meclisi üyeleri için, ilgili belediye başkanlıkları, belediye başkanları için, İçişleri Bakanlığı,
- o) Mal bildirimi verecek son merciler için, kendi kuruluşlarının özlük işleri ile ilgili makam veya merci,
- p) Gazete sahibi gerçek kişiler ile gazete sahibi şirketlerin yönetim ve denetim kurulu üyeleri, sorumlu müdürleri, başyazarları ve fıkra yazarları için, bulundukları yer en büyük mülki amirliği,
- r) Vakıfların idare organlarında görev alanlar için, Vakıflar Genel Müdürlüğü.
Sorumluluk
Madde 7 – 6 ncı maddede belirtilen merciler, mal bildirimlerinin süresi içinde verilmesini sağlamakla sorumludurlar. Bu merciler mal bildirimlerinin verilmesini izlemek için birim veya personel görevlendirirler.
(Ek : 25/4/2000 – 2000/660 K.) Ayrıca, müsteşarlar, merkez teşkilatları ile varsa bağlı ve ilgili kuruluşlarında görevli her düzeydeki kamu personelinin mal bildirimlerinin verilmesi, verilen mal bildirimlerine ilişkin olarak 18 nci madde uyarınca gerekli inceleme ve karşılaştırmaların yapılmasını sağlamak ve bu çerçevede yapılacak çalışmalar sonucunda, gerekli görülen hallerde personelin mal bildirimleri hakkında ilgili denetim birimlerince inceleme yapılması için girişimde bulunmak veya konuyu Cumhuriyet başsavcılıklarına bildirmekle görevli ve sorumludur.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Mal Bildirimleri
Mal bildiriminin konusu
Madde 8 – 3 üncü maddede sayılanların kendilerine, eşlerine ve velayetleri altındaki çocuklarına ait bulunan;
- a) Taşınmaz malları (arsa ve yapı kooperatif hisseleri dahil),
- b) Kendilerine aylık ödenenler, net aylık tutarının beş katından; aylık ödenmeyenler ise Genel İdare Hizmetleri sınıfında birinci derecenin birinci kademesindeki şube müdürüne ödenen net aylığın beş katından fazla değer ve tutarındaki;
1) Para ve para hükmündeki kıymetli kağıtları,
2) Hisse senedi ve tahvilleri,
2713
3) Altın ve mücevheratı,
4) Her türlü kara, deniz ve hava taşıt araçları, traktör, biçer-döver, harman makinası ve diğer ziraat makinaları, inşaat ve iş makinaları, hayvanlar, koleksiyon ve ev eşyaları ile diğer taşınır malları,
5) Hakları,
6) Alacakları,
7) Borçları,
8) Gelirleri,
mal bildirimine konu teşkil eder. (b) bendinde belirtilen mal, hak, alacak, borç ve gelirlerin ayrı ayrı toplam değerleri tek kalem halinde gösterilir.
Mallar, mal bildirimi tarihindeki değerleri esas alınmak suretiyle beyan olunur.
Genel İdare Hizmetleri sınıfında birinci derecenin birinci kademesindeki şube müdürüne ödenen her türlü zam ve tazminatlar dahil net aylık miktarı, aylıklara uygulanan katsayının belirlenmesini müteakip Maliye ve Gümrük Bakanlığınca tesbit ve ilan olunur.
Mal bildiriminin verilme zamanı
Madde 9 – Mal bildirimlerinin;
- a) 3 üncü maddede sayılan görevlere atanmada, göreve giriş için gerekli olan belgelerle birlikte,
- b) Bakanlar Kurulu üyeleri için, atamayı izleyen bir ay içinde,
- c) Seçimle gelinen görevlerle, seçimin kesinleşme tarihini izleyen iki ay içinde,
- d) Yönetim ve denetim kurulları ile komisyon üyeliklerine seçilen veya atananlar için, göreve başlama tarihini izleyen bir ay içinde,
- e) Görevi sona erenler ayrılma tarihini izleyen bir ay içinde,
- f) Gazete sahibi gerçek kişiler ile gazete sahibi şirketlerin yönetim ve denetim kurulu üyeleri için, faaliyete geçme tarihini; sorumlu müdürleri, başyazarları ve fıkra yazarları için, bu işe veya görevlerine başlama tarihini izleyen bir ay içinde,
- g) Özel kanunlarına göre mal bildiriminde bulunması gerekenler için, kanunlarında öngörülen süre içinde,
verilmesi zorunludur.
(a) bendinde yazılı durumlarda mal bildirimi verilmedikçe atama işlemi yapılamaz.
Ek mal bildirimi
Madde 10 – 3 üncü maddede sayılan görevlerde bulunanlar, eşleri velayeti altındaki çocukları ve kendilerinin şahsi mal varlıklarında önemli bir değişiklik olduğunda, değişikliği izleyen bir ay içinde yeni edindikleri mal, hak, gelir, alacak ve borçlara münhasır olmak üzere ek mal bildirimi vermek zorundadırlar. 8 inci maddede gösterilen mahiyet ve miktardaki malın iktisabı ile hak, alacak veya gelir sağlanması veya borçlanılması, mal varlığında önemli değişiklik sayılır.
Mal bildiriminin yenilenmesi
Madde 11 – 3 üncü maddede belirtilen görevlere devam edenler, sonu (0) ve (5) ile biten yıların en geç Şubat ayı sonuna kadar bildirimlerini yenilemek zorundadırlar.
Mal bildirim formunun doldurulması
Madde 12 – (Değişik : 17/1/2000 – 2000/K.)
Ekli “Mal Bildirimi Formu” tek nüsha olarak doldurulur ve tarih belirtilmek suretiyle imzalanır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Hediye ve Hibeler
Hediye ve hibe
Madde 13 – 3 üncü maddede belirtilen kamu görevlileri, milletlerarası protokol, mücamele veya nezaket kaideleri uyarınca veya diğer herhangi bir sebeple yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan, sair milletlerarası hukuk tüzel kişiliklerinden, Türk uyruğunda olmayan herhangi bir gerçek veya tüzel kişi veya kuruluştan, aldıkları tarihteki değeri on aylık net asgari ücret toplamını aşan her hediye veya hibe niteliğindeki eşyayı, aldıkları tarihten itibaren bir ay içinde kendi kurumlarına teslim etmek zorundadırlar.
2714
Ancak, yabancı devlet adamları ve milletlerarası kuruluş temsilcileri tarafından verilen imzalı hatıra fotoğraflarının çerçeveleri bu madde hükümlerine dahil değildir.
Hediye ve hibe eşyalarda yapılacak işlem
Madde 14 – 3 üncü maddede belirtilen kamu görevlileri ve bunların eşlerine, milletlerarası protokol, mücamele veya nezaket kaideleri uyarınca veya diğer herhangi bir sebeple yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan, sair milletlerarası hukuk tüzel kişiliklerinden, Türk uyruğunda olmayan herhangi bir gerçek veya tüzel kişi veya kuruluş tarafından verilen hediye veya hibe niteliğindeki eşyayı alan ilgilisi, bu eşya değerinin on aylık net asgari ücret toplamını aşan değerde olduğunu belirlemesi halinde, yurtiçinde aldıkları tarihten, yurtdışında yurda dönüşleri tarihinden itibaren ongün içinde bulundukları il defterdarlığına (takdir komisyonu başkanlığına) değer takdiri için kurumları vasıtasıyla gönderir.
Hediye veya hibe niteliğindeki bu eşyanın (yabancı devlet adamları ve milletlerarası kuruluş temsilcileri tarafından verilen imzalı hatıra fotoğraflarının çerçevleri hariç) gerçek değerinin takdiri ile net asgari ücretin on aylık toplamını aşıp aşmadığı, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun değişik 72 nci maddesine göre kurulan takdir komisyonunca en geç on gün içinde tesbit olunarak ilgiliye ve bağlı bulunduğu kuruma bildirilir.
Kıymet takdirini müteakip, takdir komisyonu tarafından ilgilisine geri verilen hediye veya hibe niteliğindeki eşyadan değeri net asgari ücretin on aylık toplamını aşanlar, ilgilisi tarafından en geç on gün içinde kendi kurumlarına verilir.
Bu eşyalar, kurumca sergilenmek veya başka bir şekilde muhafaza edilmek suretiyle değerlendirilir veya ilgisi sebebiyle diğer bir kuruma tevdi edilebilir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Mal bildirimlerinin gizliliği
Madde 15 – Mal bildirimleri, 6 ncı maddede belirtilen makam veya mercilerin ilgili birimlerinde, ilgililerin varsa sicil yoksa özel dosyalarında saklanır. Mal bildirimlerinin içeriği hakkında soruşturma ve kovuşturmaya yetkili merciler dışındakilere açıklama yapılmaz, bilgi verilemez.
Bilgi verme zorunluluğu
Madde 16 – Özel kanunlarında aksine bir hüküm mevcut olsa dahi, ilgili kişiler ile özel ve kamu kuruluşları, 3628 sayılı Kanunla soruşturma ve kovuşturmaya yetkili kılınan kişi ve mercilerce istenen bilgileri eksiksiz vermek zorundadır.
Süresinde mal bildiriminde bulunmama
Madde 17 – Bu Yönetmelikte belirtilen süreler içinde mal bildiriminde bulunmayanlara, bildirimin verileceği mercilerce yazılı olarak ihtarda bulunulur. Bu ihtar, ilgilisine Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ olunur.
İhtarın kendisine tebliğinden itibaren bir ay içinde bildirimde bulunmayanlar hakkında gerekli işlem yapılmak üzere yetkili Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur.
Müfettiş ve muhakkikler de, soruşturma ile ilgili olarak verdikleri süre zarfında mal bildiriminde bulunmayan hakkında yetkili Cumhuriyet başsavcısına suç duyurusunda bulunurlar.
Mal bildirimlerinin karşılaştırılması
Madde 18 – Yeni ve ek bildirimler, 6 ncı maddede belirtilen yetkili merciler tarafından daha önceki bildirimler ile karşılaştırılır.
(Ek : 7/12/1999 – 99/13770 K.) 6 ncı maddenin (b) ve (c) bendlerinde belirtilen mercilerde toplanan mal bildirimlerinde yer alan bilgiler, Başbakanlıkça belirlenecek esaslar çerçevesinde, kamu kurumları bilgisayarlarında mevcut bilgilerle bilgisayar ortamında ve gizliliği sağlanacak şekilde karşılaştırılır.
2714-1/2714-2
Yapılan karşılaştırma sonucunda gerçeğe aykırı bildirimde bulundukları veya haksız mal edindikleri, kaçırdıkları veya gizledikleri anlaşılanlar hakkında yetkili mercilerce Cumhuriyet başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulur.
Hukuki dayanak
Madde 19 – Bu Yönetmelik, 19/4/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 22 nci maddesi uyarınca düzenlenmiştir.
Yürürlük
Madde 20 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 21 – Bu Yönetmelik hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Ruth Bader Ginsburg
Ruth Bader Ginsburg, Avrupa’dan Amerika’ya göç etmiş Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 15 Mart 1933 tarihinde doğmuştur. Babası kürkçü olan Ginsburg, annesini genç yaşta kaybetmiş, 1930’lu ve 40’lı yıllarda Brooklyn’de büyümüş; lisans derecesini 23 Haziran 1954 tarihinde tamamladığı Cornell Üniversitesinde tanıştığı eşi Martin Ginsburg ile mezun olduktan sonra evlenmiştir.

Hukuk Kariyeri, Üniversite ve Yargıçlık Yaşamı
1950’li yıllarda Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giden sınırlı sayıdaki kadından biri olmayı başarmış, 500 erkekten oluşan okulda dokuz kadından biri olarak okumuş ve okulu birincilikle bitirmiştir.
Rutgers Hukuk Fakültesi ve Columbia Hukuk Fakültesi’nde profesör unvanını kazanmış; Amerika Birleşik Devletleri’nde o dönemdeki yirmiden az olan kadın hukuk profesöründen biri olmuştur.

Ruth Bader Ginsburg, 1970 yılından itibaren kadın haklarına odaklanmış ve bu alanda yayın yapan bir çok dergi ve gazetede makaleleri yayınlanmıştır. Hayatını anlatan Eşitlik Savaşçısı filminde kendisini canlandıran Felicity Jones ile birlikte Ginsburg, 1972 yılında Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nde (ACLU) Kadın Hakları Projesi’ni başlatmış ve 1973’te projenin genel danışmanı olmuştur. 1974 yılına kadar Kadın Hakları Projesi ve ilgili ACLU projeleri, 300’den fazla cinsiyet ayrımcılığı olayıyla ilgilenmiş; 1973-1976 arasında Yüksek Mahkeme’de altı cinsiyet ayrımcılığı davasını savunmuş ve beşini kazanmıştır.
ABD’deki en büyük feminist örgüt olan National Organization for Women (Ulusal Kadın Örgütü) için 20 yıl boyunca avukatlık yapmıştır.
Başkan Jimmy Carter tarafından, 1980 yılında Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesine yargıç olarak atanmış, 30 Haziran 1980 – 9 Ağustos 1993 tarihleri arasında bu görevi yürütmüştür.

Ginsburg, ABD Eski Başkanı Bill Clinton tarafından 1993 yılında ABD Yüksek Mahkemesine atanmış, 10 Ağustos 1993 tarihinde yemin ederek görevine başlamış, kadın hakları mücadelesini mahkeme üyesi olarak da sürdürmüş, en uzun süre görev yapan üye olmuştur.

2013 yılında, eşcinsel evliliklerini yasaklayan yasaya karşı çıkmıştır. ABD Yüksek Mahkemesi’nin dokuz yargıcından biri olan ve kadın hakları alanındaki liderlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Cinsiyet ayrımcılığının hem erkekler hem de kadınlar için zararlı olduğunu savunmuş, cinsiyet yerine ‘toplumsal cinsiyet’ kavramını kullanmış; hukukun gelişimi için uluslararası hukuk ve normların dikkate alınmasını savunmuştur.
Ruth Bader Ginsburg’a 1999 yılında kanseri teşhisi konmuş ve ameliyat olmuştur. Eşi Martin Ginsburg 2010 yılında, kendisi ise 18 Eylül 2020, Washington, DC’de yaşamını yitirmiştir.
Amerikan Yüksek Mahkemesi Yargıcı Ginsburg’un biyografisi, Mary Hartnett ve Wendy W. Williams tarafından 2016 yılında kitap olarak yayınlanmıştır.
Ödülleri ve Fahri Doktoraları
Ginsburg Ulusal Kadınlar Onur Listesi’ne seçilmiş, 2009 yılında En Güçlü 100 Kadından biri olarak belirlenmiştir.
Glamour dergisi tarafından 2012 Yılının Önemli Kadını ve Time dergisi tarafından 2015 yılında En Etkili 100 kişiden biri olarak seçilmiştir.
Willamette Üniversitesi tarafından 2009 yılında, Princeton Üniversitesi tarafından 2010 yılında ve Harvard Üniversitesi tarafından 2011 yılında fahri doktora unvanı verilmiştir.

Ruth Bader Ginsburg’un Hayatını Konu Alan Filmler
Hayatını anlatan Eşitlik Savaşçısı ( On The Basis of Sex) isimli film 2018 yılında gösterime girmiştir. Film genç bir avukat olan Ginsburg’un Anayasa Mahkemesi’nin cinsiyet eşitliği aleyhine verdiği bir kararı bozmaya çalıştığı hukuk mücadelesini anlatmaktadır.
Hayatını konu alan ve Julie Cohen ile Betsy West’in yönetmenliğini üstlendikleri bir belgesel RBG Oscar’a aday gösterilmiştir. Belgesel, Ginsburg’un New York’taki gençlik yıllarını, üniversite eğitimini, hukuk profesörlüğü yaptığı yılları ve Bill Clinton tarafından Yüksek Mahkeme’ye atanmasına kadar tüm hayatını konu almaktadır.
Türkiye – Fransa Ankara Sözleşmesi
Türkiye – Fransa Ankara Sözleşmesi,20 Ekim 1921 tarihinde Ankara’da imzalanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey ve Fransa hükümeti özel temsilcisi Henry Franklin-Bouillon tarafından 20 Ekim 1921’de imzalanan bu anlaşma, Fransa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti arasındaki savaş durumuna son vermiştir.
Bu anlaşmayla Fransa, 1916 tarihli Sykes-Picot Antlaşması’na uygun olarak, 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması’yla elde ettiği Kilikya (Çukurova)’dan nihai olarak vazgeçmiş; Güney Cephesindeki savaş resmen sona ermiş ve Türkiye’nin Güney sınırı belirlenmiştir.

Fransa, yaklaşık yüzyıl önce imzalanan ve Ankara ya da Franklin-Bouillon Anlaşması olarak bilinen Türkiye – Fransa Ankara Sözleşmesi ile, Gazi Mustafa Kemal’in başında bulunduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ni ve Misak-ı Milli’yi tanıyan ilk batılı müttefik devlet olmuştur. Daha önce Ermenistan tarafından tanınan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti bu anlaşmayla uluslararası zeminde resmi olarak muhatap kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti Dönemi Uluslararası Antlaşmalarının ilklerindendir.
1921 Türkiye – Fransa Ankara Sözleşmesi
Madde 1
Her iki taraf işbu anlaşmanın imzalanmasından itibaren aralarında harbin sona ereceğini bildirirler. Ordular, mülki memurlar, ahali keyfiyetten derhal haberdar edilecektir.
1921 Türkiye Fransa Ankara Antlaşması Orijinal Metin
Madde 2
İşbu anlaşmanın imzasını müteakip, her iki tarafın harp esirleriyle mevkuf veya mahbus Türk, Fransız bütün şahıslar serbest bırakılacak ve kendilerini, tevkif eden taraf yol masrafını ödeyerek gösterilecek en yakın şehre gönderilecektir.
Madde 3
İşbu anlaşmanın imzasından başlayarak, en geç iki ay içinde Fransız kıtaları 8. maddede de yazılı hattın güneyine ve Türk kıtaları da kuzeyine çekileceklerdir.
Madde 4
3. maddede belirtilen müddet zarfında seçilecek bir karma komisyon bu maddenin ne şekilde tatbik olunacağını tespit edecektir.
Madde 5
Her iki taraf boşaltılan arazide, buranın işgalini müteakip genel af ilan edecektir.
Madde 6
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Misak-ı Milli’de açıkça tanınan azınlıklar haklarının, bu hususta müttefikler ile bunların düşmanları ve bazı dostlar arasında yapılmış mukavelelerdeki esaslara dayanarak, kendi tarafından teyit olunacağını bildirir.
Madde 7
İskenderun Bölgesi (Hatay) için özel bir idare usulü tesis olunacaktır. Bu mıntıkanın Türk ırkından olan ahalisi kültürlerinin inkişafı için her türlü teşkilattan faydalanacaklardır. Türk lisanı orada resmi dil olacaktır.
Madde 8
3. maddede zikredilen hat: İskenderun Körfezi’nde Payas’tan başlayarak Meydan-ı Ekbez-Kilis-Çobanbeyli istasyonuna gidecek ve demiryolu Türkiye’de kalmak üzere Çobanbeyli’den Nusaybin’e varacaktır. Payas ile Meydan-ı Ekbez ve Çobanbeyli istasyonları Suriye’de kalacaktır. İşbu anlaşmanın imzasından itibaren bir ay içinde mezkur hattı tespit etmek üzere her iki taraf delegelerinden mürekkeb bir komisyon seçilecek ve bu komisyon tespit muamelesine nezaret edecektir.
Madde 9
Osmanlı sülalesinin kurucusu Sultan Osman’ın dedesi Süleyman Şah’ın Caber kalesinde bulunan ve Türk mezarı ismiyle belirli türbesi müştemilatı ile Türkiye’nin malı olacak ve Türkiye oraya muhafızlar koyacak ve Türk bayrağı çekecektir.
Madde 10
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Pozantı ile Nusaybin arasındaki Bağdat demiryolu parçasını, Adana ilinde yapılmış bulunan şubelerin işletme hakları ile beraber bütün ticaret ve ulaştırma işlerini Fransa Hükümeti’nin göstereceği bir Fransız grubuna vermesini kabul eder. Türkiye Hükümeti Meydan-ı Ekbez’den Çobanbeyli’ye kadar Suriye arazisinde demiryolu ile askerî ulaştırma yapacaktır.
Madde 11
İşbu anlaşma yürürlüğe girdikten sonra seçilecek bir karma komisyon Türkiye ile Suriye arasındaki gümrük işlerini düzenleyecek, bu işlem yapılıncaya kadar her iki hükümet hareketinde serbest olacaktır.
Madde 12
Türkiye ve Suriye, Kırık suyundan hakkaniyet üzere faydalanacaklardır. Suriye Hükümeti, masrafı kendisine ait olmak üzere Fırat nehrinin Türkiye kısmından su alabilecektir.
Madde 13
Madde 8’de belirtilen hududun her iki tarafında oturan yerli ve yarı göçebe halk buradaki otlaklardan faydalanacak veya emlak, araziye sahip bulunanlar eskisi gibi haklarını kullanmaya devam edeceklerdir. Bunlar işletme ihtiyaçları için serbestce ve hiçbir gümrük veya otlak resmi ve ne de başka bir resim vermeksizin hayvanlarını, araçlarını, tohumlarını ve bitkilerini taşıyabileceklerdir. Bunlara ait vergileri oturdukları memlekette ödemeleri kararlaştırılmıştır.
Nutuk’un
1921 Türkiye – Fransa Ankara Sözleşmesi İlgili Bölümü
Efendiler, Sakarya Zaferinden sonra, Batı ile yaptığımız olumlu ve verimli temas ve görüşmeler Ankara Anlaşması (178) ile sonuçlanmıştır. Bu anlaşma Ankara’da, 20 Ekim 1921’de imza edilmiştir. Bu konuda özet halinde bir bilgi vermek için, kısa bir açıklamada bulunayım:
Bekir Sami Bey’in başkanlığındaki delegeler hey’etinin gittiği Londra Konferansı’ndan sonra, bildiğiniz üzere, İkinci İnönü Zaferiyle sonuçlanan Yunan taarruzu geri püskürtülmüştü. Bir zaman için, askerî durum sakinleşti. Rusya ile, Moskova
Anlaşması imzalanmış ve doğudaki durumumuz açıklık kazanmıştı. İtilâf Devletleri’nden de millî ilkelerimize saygılı olabileceklerle anlaşmanın yararlı olacağı düşünülmekteydi. Adana, Antep ve dolaylarını yabancı işgalinden kurtarmak, bizce önemli görülmekteydi.
Çeşitli sebeplerle, Suriye’den başka, bu adı geçen illeri işgalleri altında bulunduran Fransızların da, bizimle anlaşma eğiliminde oldukları anlaşılıyordu. Gerçi, Bekir Sami Bey’in, Mösyö Briand (Briyan)’la yaptığı fakat millî olmayan anlaşma reddedilmiş idiyse de, ne Fransızlar ne de biz çarpışmaları sürdürmeye istekli değildik.
Bu yüzden her iki taraf biribiriyle görüşme yollarını aramaya başladı. Fransız Hükûmeti, eski bakanlardan Mösyö Franklin Bouillon (Franklen Buyon)’u önce gayri resmî olarak Ankara’ya göndermişti. 9 Haziran 1921 tarihinde Ankara’ya gelen Mösyö Franklin Bouillon ile Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ve Fevzi Paşa Hazretleri’nin de katılmasıyla, bizzat iki hafta süren görüşmeler yaptım.
Biribirimizi tanımakla geçen özel bir buluşmadan sonra, 13 Haziran 1921 Pazartesi günü, Ankara istasyonundaki bana ait dairede yaptığımız ilk toplantıda görüşmelerimizin hareket noktasını belirtmek gerektiğinden söz ederek konuşmaya başladık. Ben, bizim için hareket noktasının Misak-ı Millî’de tespit edilen ilkeler olduğunu ortaya attım.
Mösyö Franklin Bouillon, ilkeler üzerindeki tartışmanın güçlüklerini ileri sürerek, Sévres Antlaşması’nın bir oldubitti olarak ortada bulunduğunu söyledikten sonra, Londra’da Bekir Sami Bey’le Mösyö Briand’ın yaptıkları anlaşmayı temel almanın ve bu anlaşmanın Misak-ı Millî’ye aykırı olan noktaları üzerinde tartışmanın yerinde olacağı görüşünü savundu.
Bu teklifinde haklı olduğunu göstermek için, Londra’ya giden delegelerimizin Misak-ı Millî’den söz etmediklerini, Misak-ı Millî’nin ve Millî Mücadele’nin, değil Avrupa’da, daha İstanbul’da bile değeri anlaşılamamış olduğunu söyledi.
Ben verdiğim cevaplarda dedim ki: «Eski Osmanlı İmparatorluğu’ndan yeni bir Türk Devleti doğmuştur. Bunu tanımak gerekir. Bu yeni Türkiye, her bağımsız devlet gibi haklarını tanıtacaktır. Sévres Antlaşması Türk milleti için öylesine uğursuz bir idam kararnâmesidir ki, onun bir dost ağzından çıkmamasını dileriz.
Bu konuşmamız sırasında bile Sévres Antlaşmasını ağzıma almak istemem. Sévres Antlaşması’nı kafasından çıkarmayan milletlerle güven temeline dayanan ilişkilere girişemeyiz.
Bize göre böyle bir antlaşma yoktur. Londra’ya giden delege hey’etimizin başkanı eğer bundan bahsetmemişse, verdiğimiz talimat ve yetki çerçevesinde hareket etmemiş demektir. Yanlış iş görmüştür. Bu yanlışlık yüzünden Avrupa ve özellikle Fransız kamuoyunda ters etkiler doğduğu görülüyor.
Bekir Sami Bey’in gittiği yoldan hareket edersek, biz de aynı yanlışlığı yapmış oluruz. Avrupa’nın Misak-ı Millî’den haberdar olmamasına imkân yoktur. Avrupa Misak-ı Millî deyimini öğrenmemiş olabilir. Fakat, yıllardan beri kan döktüğümüzü gören Avrupa ve bütün dünya, şu kanlı mücadelelerin neden ileri geldiğini elbette düşünmektedir.
İstanbul’un Misak-ı Millî’den ve Millî Mücadele’den haberi olmadığı yolundaki sözler doğru değildir. İstanbul halkı, bütün Türk milleti gibi, Millî Mücadele’yi bilmektedir ve ondan yanadır. Bu mücadeleyi bilmezlikten gelen ve ona karşı görünen kimselerle bunların yardakçıları azdır ve milletçe de tanınmaktadır.»
Franklin Bouillon, Bekir Sami Bey’in kendisine verilen talimat ve yetki dışına çıkarak hareket etmiş olduğu yolundaki sözlerim üzerine dediler ki, «bunu açıklayabilir miyim?» Sözlerimi istediği yerlere bildirip anlatabileceğini söyledim.
Mösyö Franklin Bouillon, Bekir Sami Bey’le yapılan anlaşmadan ayrılmamak için mazeret ileri sürerken, Bekir Sami Bey’in bir Misak-ı Millî olduğundan ve onun sınırları dışına çıkamayacağından söz etmediğini, eğer bundan söz etmiş olsaydı, o zaman ona göre görüşülüp gerektiği şekilde hareket edilebileceğini; ancak, şimdi durumun güçleştiğini tekrarladı.
Batıdaki kamuoyu, bu Türkler, delegeleri vasıtasıyla bunu niçin dile getirmemişler de şimdi yeni yeni meseleler çıkarıyorlar» diyeceklerdir.
Nihayet, uzun görüşme ve tartışmalardan sonra, Mösyö Franklin Bouillon, Misak-ı Millî’yi okuyup anladıktan sonra yeniden görüşmek üzere, toplantının ertelenmesini teklif etti. Ondan sonra Misak-ı Millî’nin maddeleri baştan sona kadar birer birer okunarak görüşme ve tartışmaya devam edildi.
Üzerinde en çok durulan nokta, kapitülasyonların kaldırılması ve istiklâlimizin tam olarak sağlanmasını isteyen madde oldu. Mösyö Franklin Bouillon, bu meselelerin incelenmesi ve üzerinde durulması gerektiğini bildirdi. Ben bu noktaya cevap verdim. Söylediklerimin özeti şuydu: «Tam istiklâl, bizim bugün üzerimize aldığımız görevin can damarıdır. Bu görev, bütün millete ve tarihe karşı yüklenilmiştir.
Bu görevi yüklenirken, ne ölçüde başarılabileceği üzerinde hiç şüphe yok ki çok düşündük. Fakat sonunda vardığımız kanaat ve inanç, bunda başarılı olabileceğimizdir. Biz, böyle işe başlamış adamlarız. Bizden öncekilerin yaptıkları yanlışlıklar yüzünden, milletimiz sözde var sanılan istiklâline gerçekte sahip değildi. Şimdiye kadar Türkiye’yi medeniyet dünyasında kusurlu gösteren neler düşünülebilirse, hep bu yanlışlıktan ve bu yanlışlığa boyun eğmekten ileri gelmektedir.
Bu yanlışlığa boyun eğmenin sonucu, mutlaka, memleket ve milletin bütün haysiyetini ve bütün yaşama kabiliyetini kaybetmesine ve ondan yoksun kalmasına yol açabilir. Biz, yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir yanlışlığa boyun eğme yüzünden bu vasıflardan yoksun kalmaya katlanamayız.
Aydın olsun cahil olsun, istisnasız milletimizin bütün fertleri, belki işin içindeki güçlüğü iyice kavramamış olsalar bile, bugün yalnız tek bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta, istiklâlimizin tam olarak kazanılması ve devam ettirilmesidir.
Tam istiklâl demek, elbette, siyasî, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel v.b. her alanda tam bir bağımsızlığa ve hürriyete kavuşmak demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklâlden yoksun kalmak, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün istiklâlinden yoksun kalması demektir.
Biz, bunu elde etmeden barış ve huzura kavuşacağımız inancında değiliz. Şekil ve usullere uyarak barış yapabiliriz, anlaşma yapabiliriz. Ancak, istiklâlimizi tam olarak sağlamayacak olan bu gibi barışlar, uyuşma ve anlaşmalarla, milletimiz hiçbir vakit varlığına ve huzura kavuşamayacaktır. Belki de silâhlı mücadelesini bırakarak, yıkıma sürüklenmeye razı olacaktır.
Eğer milletimiz buna razı olsaydı, bunu kabul edebilecek yaratılışta bulunsaydı, iki yıldan beri mücadele etmeye hiç de gerek kalmazdı. Daha ateşkes anlaşmasının ertesinde harekete geçmemek olabilirdi.
Mösyö Franklin Bouillon, bu sözlerim karşısında, ciddî ve samimî olarak bazı görüşler ileri sürdü ve en sonunda da bunun zaman meselesi olduğu görüşünü belirtti.
Efendiler, Mösyö Franklin Bouillon ile önemli ve ikinci derecede kalan sorunlar üzerinde günlerce ve günlerce görüştük. Sonuç olarak biribirimizi, düşüncelerimizle, duygularımızla ve tutumlarımızla anlayabildik sanırım. Fakat Fransız Hükûmetiyle Türk
Millî Hükûmeti arasında, kesin anlaşma noktalarının tespit edilebilmesi için biraz daha zaman geçmesi zarurî oldu. Ne bekleniyordu? Belki de, Türk millî varlığının Birinci ve İkinci İnönü Muharebesi’nden sonra daha büyücek bir eserle ispatlanmış olması!.. Gerçekten de, Mösyö Franklin Bouillon’un kesin karara vararak imza ettiği Ankara Anlaşması, büyük ve kanlı Sakarya Meydan Muhaberesi’nden otuz yedi gün sonra, arz etmiş olduğum gibi, 20 Ekim 1921’de doğmuş olan bir belgedir.
Bu anlaşma ile, siyasî, iktisadî, askerî v.b. hiçbir alanda bağımsızlığımızdan hiçbir şey feda etmeksizin, vatan topraklarımızın değerli parçalarını işgalden kurtarmış olduk. Bu anlaşma ile millî davamız ilk defa olarak Batı devletlerinden biri tarafından onaylanmış ve açıklanmış oldu.
Mösyö Franklin Bouillon, bundan sonra da birkaç kere Türkiye’ye gelmiş, Ankara’da ilk günlerde aramızda kurulan dostluk duygularını belirtme yolları aramıştır.
Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu
Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu
Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun adıyla 5176 sayılı ve 25.05.2004 tarihli kanun olarak çıkarılmıştır.
MADDE 1.- Bu Kanunun amacı, kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranış ilkeleri belirlemek ve uygulamayı gözetmek üzere Kamu Görevlileri Etik Kurulunun kuruluş, görev ve çalışma usul ve esaslarının belirlenmesidir.
Bu Kanun, genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri, döner sermayeli kuruluşlar, mahalli idareler ve bunların birlikleri, kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurul, üst kurul, kurum, enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan; yönetim ve denetim kurulu ile kurul, üst kurul başkan ve üyeleri dahil tüm personeli kapsar.
Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Bakanlar Kurulu üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı mensupları ve üniversiteler hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.
Kuruluş
MADDE 2.- Bu Kanunda yazılı görevleri yerine getirmek üzere Başbakanlık bünyesinde Kamu Görevlileri Etik Kurulu (Kurul) kurulmuştur.
Bakanlar Kurulu, bu Kanun kapsamındaki konularda her türlü kararları almak ve uygulamak üzere;
- a) Bakanlık görevi yapmış olanlar arasından bir üye,
- b) İl belediye başkanlığı yapmış olanlar arasından bir üye,
- c) Yargıtay, Danıştay, Sayıştay üyeliği görevlerinden emekliye ayrılanlar arasından üç üye,
- d) Müsteşarlık, büyükelçilik, valilik, bağımsız ve düzenleyici kurul başkanlığı görevlerinde bulunmuş veya bu görevlerden emekliye ayrılanlar arasından üç üye,
- e) Üniversitelerde rektörlük veya dekanlık görevlerinde bulunmuş öğretim üyeleri veya bunların emeklileri arasından iki üye,
- f) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında en üst kademe yöneticiliği yapmış olanlar arasından bir üye,
Olmak üzere toplam onbir üyeyi biri Başkan olmak üzere seçer ve atar.
Kurul başkan veya üyeliğine atanacaklar hakkında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası hükmü ile ek 68 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmü uygulanmaz ve bu kişiler Kurulda emekli aylıkları kesilmeksizin çalıştırılır.
Üyelerin görev süresi dört yıldır. Süresi dolan üyeler Bakanlar Kurulunca yeniden seçilebilirler. Kurul üyelerinin görev süresi dolmadan görevlerine son verilemez. Ancak üyeler, ciddi bir hastalık veya sakatlık nedeniyle iş görememeleri veya atamaya ilişkin şartları kaybetmeleri halinde, atandıkları usule göre süresi dolmadan görevden alınır. Üyeler, görevi kötüye kullanmaktan veya yüz kızartıcı bir suçtan mahkûm olmaları halinde ise Başbakan onayıyla görevden alınır. Görevden alma nedeniyle veya süresi dolmadan herhangi bir sebeple boşalan Kurul üyeliklerine bir ay içerisinde Bakanlar Kurulunca yeniden atama yapılır. Bu şekilde atanan üye, yerine atandığı üyenin görev süresini tamamlar.
Kurul, Başkanın daveti üzerine en az altı üyeyle toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğunun aynı yöndeki oyu ile karar verir. Toplantı kararları ilgililere duyurulur. Kurul ayda dört defa toplanır. Kurul Başkan ve üyelerinin toplantılara katılmaları esastır. Arka arkaya üç toplantıya veya bir yıl içinde toplam on toplantıya katılmayan üyeler istifa etmiş sayılırlar.
Kurulun sekretarya hizmetleri Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü tarafından yerine getirilir.
Kurul Başkan ve üyelerine, 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri saklı kalmak koşuluyla, fiilen görev yapılan her gün için (3000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda huzur hakkı ödenir. Bu ödemeden damga vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz.
Huzur hakkı ve Kurulun diğer ihtiyaçları için her yıl Başbakanlık bütçesine gerekli ödenek konulur.
Kurulun görevleri
MADDE 3.- Kurul, kamu görevlilerinin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış ilkelerini hazırlayacağı yönetmeliklerle belirlemek, etik davranış ilkelerinin ihlâl edildiği iddiasıyla re’sen veya yapılacak başvurular üzerine gerekli inceleme ve araştırmayı yaparak sonucu ilgili makamlara bildirmek, kamuda etik kültürünü yerleştirmek üzere çalışmalar yapmak veya yaptırmak ve bu konuda yapılacak çalışmalara destek olmakla görevli ve yetkilidir.
Kurula veya yetkili disiplin kurullarına başvuru
MADDE 4.- Bu Kanun kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarında etik davranış ilkelerine aykırı uygulamalar bulunduğu iddiasıyla, en az genel müdür veya eşiti seviyedeki kamu görevlileri hakkında Kurula başvurulabilir. Hangi unvanların genel müdür eşiti sayılacağı kurum ve kuruluşların teşkilât yapısı ve yürüttükleri hizmetlerin niteliği dikkate alınarak Kurul tarafından belirlenir.
Diğer kamu görevlilerinin, etik davranış ilkelerine aykırı uygulamaları bulunduğu iddiasıyla yapılacak başvurular, ilgili kurumların yetkili disiplin kurullarında, Kurul tarafından çıkarılan yönetmeliklerde belirlenen etik davranış ilkelerine aykırılık olup olmadığı yönünden değerlendirilir. Değerlendirme sonucu alınan karar, ilgililere ve başvuru sahibine bildirilir.
Başvurular, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunda belirlenen esaslara göre, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancı gerçek kişiler tarafından yapılabilir. Ancak, kamu görevlilerini karalama amacı güden, haklı bir gerekçeye dayanmayan, başvuru konusuyla ilgili yeterli bilgi ve belge sunulmamış başvurular değerlendirmeye alınmaz.
Yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış bulunan uyuşmazlıklar hakkında Kurula veya yetkili disiplin kurullarına başvuru yapılamaz. İnceleme sırasında yargı yoluna gidildiği anlaşılan başvuruların işlemi durdurulur.
İnceleme ve araştırma
MADDE 5. – Kurul, başvurular hakkındaki inceleme ve araştırmasını etik davranış ilkelerinin ihlâl edilip edilmediği çerçevesinde yürütür. Kurul, kendisine şikâyet veya ihbar yoluyla ulaşan başvurular üzerine yapacağı inceleme ve araştırmayı en geç üç ay içinde sonuçlandırmak zorundadır.
Kurul, inceleme ve araştırma sonucunu ilgililere ve Başbakanlık Makamına yazılı olarak bildirir.
Kurul, başvuruya konu işlem veya eylemi gerçekleştiren kamu görevlisinin, etik davranış ilkelerine aykırı işlem veya eylemi olduğunu tespit etmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, bu durumu Başbakanlık, Kurul kararı olarak Resmi Gazete aracılığıyla kamuoyuna duyurur. Ancak, Kurul kararlarının yargı tarafından iptali halinde Kurul, yargı kararını yerine getirir ve Resmi Gazetede yayımlatır.
Bu Kanuna göre yapılan inceleme ve araştırmalar, genel hükümlere göre ceza kovuşturmasına veya tâbi oldukları personel kanunları hükümlerine göre disiplin kovuşturmasına engel teşkil etmez.
Bilgi ve belge istenmesi
MADDE 6.- Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları, Kurulun başvuru konusu ile ilgili olarak istediği bilgi ve belgeleri vermek zorundadırlar.
Kurul, bu Kanunun kapsamındaki kuruluşlardan ve özel kuruluşlardan ilgili temsilcileri çağırıp bilgi alma yetkisine sahiptir.
Yönetmelik
MADDE 7.- Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin hususlar, Kurulca hazırlanacak yönetmeliklerle belirlenir. Kurul tarafından hazırlanacak yönetmelikler Başbakan onayı ile yürürlüğe konulur.
MADDE 8.- 19.4.1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 9 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
Ancak, Kamu Görevlileri Etik Kurulu mal bildirimlerini gerektiğinde inceleme yetkisine sahiptir. Mal bildirimlerindeki bilgilerin doğruluğunun kontrolü amacıyla ilgili kişi ve kuruluşlar (bankalar ve özel finans kurumları dahil) talep edilen bilgileri en geç otuz gün içinde Kurula vermekle yükümlüdürler.
MADDE 9.- 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 29 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
Kamu Görevlileri Etik Kurulu, hediye alma yasağının kapsamını belirlemeye ve en az genel müdür veya eşiti seviyedeki üst düzey kamu görevlilerince alınan hediyelerin listesini gerektiğinde her takvim yılı sonunda bu görevlilerden istemeye yetkilidir.
Yürürlük
MADDE 10. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 11. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi
Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi, 28 Haziran 1952 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 29 Temmuz 1971 tarihli ve 1451 yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 15 Ekim 1974 tarihli sayısı ile yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Türkiye, Sözleşmenin 2. maddesinin (b) fıkrasında öngörüıen yetkiye dayanarak, sadece hastalık ödeneklerine ilişkin III’ncü, ihtiyarlık yardımlarına ilişkin V nci, iş kazalarıyla meslek hastalıkları halinde yapılacak yardımlara ilişkin VI ncı, malüliyet yardımlarına ilişkin IX uncu ve ölüm yardımlarına ilişkin X ncu bölümlerine ait mükellefiyetlerin kabulü, sağlık yardımlarına ilişkin II nci ve analık yardımlarına ilişkin VIII inci bölümlere ait mükellefiyetlerin ise sözleşmenin 3. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak 9. maddesinin (d) fıkrası ile 48. maddenin (c) fıkrasındaki geçici istisna hükümlerinden yararlanmak suretiyle kabulü kaydıyla onaylamıştır.
ILO Kabul Tarihi: 28 Haziran 1952
Kanun Tarih ve Sayısı: 29 Temmuz 1971 / 1451
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 10 Ağustos 1971 / 13922
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 1 Nisan 1974 / 7-7964
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 15 Ekim 1974 / 15037
Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı, Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’de toplantıya davet olunarak, 4 Haziran 1952 tarihinde yaptığı 35 inci toplantısında,
Toplantı gündeminin 5 inci maddesini teşkil eden sosyal güvenliğin asgari normları konusundaki muhtelif teklifleri kabule karar vererek,
Bu tekliflerin bir Milletlerarası Sözleşme şeklini alması gerektiğini tesbit ederek,
Yirmi sekiz Haziran bin dokuz yüz elli iki tarihinde “1952 Sosyal Güvenlik (Asgari Normlar) Sözleşmesi” olarak isimlendirilecek olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul etmiştir.
BÖLÜM I
GENEL HÜKÜMLER
MADDE 1
Bu Sözleşmede,
a. “Mevzuatla tayin olunan” tabiri, milli mevzuatla veya milli mevzuat gereğince tayin olunan demektir.
b. “İkamet” tabiri, mutad olarak Üye Devletin, ülkesi üzerinde ikameti, “Mukim” tabiri de, mutad olarak Üye Devletin ülkesi üzerinde ikamet eden kimseyi ifade eder
c. “Karı” tabiri, geçimi koca tarafından sağlanan karı demektir
d. “Dul Kadın” tabiri, kocasının ölümü tarihinde geçimi kocası tarafından sağlanan kadın demektir.
e. “Çocuk” tabiri, mevzuatla tayin edilen şekle göre, tahsil mecburiyetinin sona erdiği yaşın altındaki bir çocuk veya 15 yaşını doldurmamış bir çocuk demektir.
f. “Staj Devresi” tabiri, mevzuatla tayin edilen şekle göre, bir prim ödeme devresi, bir çalışma devresi, bir ikamet devresi veya bunların herhangi bir şekildeki terkibi demektir
10, 34 ve 49 uncu maddelerin tatbikatında, “yardım” tabiri, ya ilgiliye doğrudan doğruya sağlanan sağlık yardımları veya ilgilinin yaptığı masrafların kendisine ödenmesi şeklindeki bilvasıta yardımlar manasına gelir
MADDE 2
İşbu Sözleşmeyi tatbik eden her üye,
I) 1. bölümü
II) IV.V.VI.IX ve X. bölümlerden en az birisi dahil olmak şartiyle II. III. IV. VI. VII. VIII. IX ve X. bölümlerden en az üçünü;
III) XI. XII. XIII. bölümlerin bunlarla ilgili hükümlerini,
IV) XIV. bölümü tatbik etmeye,
Sözleşmenin II – X. bölümlerinde yazılı mükellefiyetlerden hangilerini kabul ettiğini, tasdik vesikasında belirtmeye mecburdur.
MADDE 3
Ekonomisi ve tedavi imkanları yeter derecede gelişmemiş olan bir Üye, yetkili makam dilerse ve bu makamın lüzum gördüğü müddetçe, tasdik vesikasına ekleyeceği bir beyanla aşağıda yazılı maddelerde derpiş olunan muvakkat istisnalardan faydalanma hakkını mahfuz tutabilir:
9 d); 12 (2); l5 d); 18 (2); 21c); 27 d); 33 b); 34 (3); 41 d); 48 c); 55 d) ve 61 d).
Bu maddenin 1. paragrafına göre bir beyanda bulunan her Üye Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Ana Statüsünün 22 nci maddesine göre vermeye mecbur olduğu, bu Sözleşmenin tatbikatı hakkındaki yıllık raporunda, faydalanma hakkını mahfuz tuttuğu istisnalardan her birisi için,
a. Bu istisnanın dayandığı sebeplerin devam ettiğini;
b. Veya, bahis konusu istisnadan faydalanma hakkından belirli bir tarihten itibaren vazgeçtiğini, bildirir.
MADDE 4
İşbu Sözleşmeyi tasdik etmiş olan her üye, II – X. bölümlerden tasdik vesikasında evvelce belirtilmemiş olanların bir veya bir kaçının tahmil ettiği mükellefiyetleri kabul ettiğini Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne sonradan bildirebilir
Bu maddenin 1. paragrafında derpiş edilen taahhütler tasdik vesikasının ayrılmaz cüzü olarak kabul edilir ve bildirme tarihinden itibaren aynı kuvveti haiz olur
MADDE 5
Bir Üyenin, tasdik vesikasında yer alan II – X. bölümlerden herhangi birinin tatbikatı bakımından işçi ve hizmetlilerin veya mukimlerin muayyen bir yüzde nispetinden yukarı sayıda işçi ve hizmetli veya mukimlerin muayyen bir yüzde nispetinden yukarı sayıda işçi ve hizmetli veya mukim kategorilerini korumakla mükellef olması halinde, Üye mezkur bölümün tatbikini taahhüt etmeden önce, istenilen nisbete ulaşılmış olduğundan emin bulunması lazımdır.
MADDE 6
Bu sözleşmenin II, III, IV, V, VIII (Sağlık yardımlarına taallük eden hususlarda), IX ve X. bölümlerinin tatbikatı bakımından, bir Üye milli mevzuata göre mecburi olmayan sigortalarla sağlanan himayeyi de hesaba katabilir.
Amme mercileri tarafından mürakabe edilmesi veya mevzuatla tayin edilen esaslara uygun olarak, işverenlerle çalışanlar tarafından müştereken idare olunması;
Kazançları, kalifiye bir erkek işçinin kazancını aşmayan kimselerin mühim bir kısmını şumülüne alması;
İcabında, diğer himaye şekilleriyle birlikte, Sözleşmenin ilgili hükümlerine uygun bulunması; lazımdır.
BÖLÜM II
SAĞLIK YARDIMLARI
İSTİSNA HÜKMÜNE GÖRE
MADDE 7
Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her Üye, korunan kimselere sağlık durumları gerektirdiği zaman, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak, koruyucu mahiyette veya tedavi şeklinde sağlık yardımları yapılmasını teminat altına alır
MADDE 8
Yardım yapılacak hal, sebebi ne olursa olsun hastalık hali ile gebelik, doğum ve bunların doğurduğu neticelerdir.
MADDE 9
Korunan kimseleri,
a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin edilen işçi ve hizmetli kategorileriyle bunların kan ve çocukları;
b. Veya, bütün mukimlerin yüzde yirmisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin edilen faal nüfus kategorileriyle bunların karı ve çocukları;
c. Veya, bütün mukimlerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan mukim kategorileri
d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileriyle bunların karı ve çocukları; teşkil eder
MADDE 10
Yardımlar en az şunlardır:
a. Hastalık halinde:
I) Evde yapılacak muayeneler dahil, pratisyen hekimler tarafından yapılacak muayene ve tedaviler;
II) Mütehassıs hekimler tarafından, hastanelerde yatarak veya ayakta yapılacak muayene ve tedavilerle hastane dışında sağlanabilecek tedaviler
III) Hekim reçetesiyle lüzum gösterilen ilaçların temini;
IV) Lüzumu halinde, hastaneye yatırma;
b. Gebelik, doğum ve bunlardan ileri gelen hastalık ve arızalarda;
I) Doğumdan evvel, doğum esnasında ve doğumdan sonra, bir hekim veya diplomalı ebe tarafından yapılacak muayene ve tedaviler;
II) Lüzumu halinde, hastaneye yatırma.
Yardımdan faydalananlar veya bunların aile reisleri, hastalık halinde yapılacak sağlık yardımı masraflarına iştirak ettirilebilir. Bu iştirake taallük eden esaslar ilgiliye ağır bir yük teşkil etmeyecek şekilde tesbit edilmelidir.
Bu madde gereğince yapılacak yardımlar, korunan kimsenin sağlığını korumaya, çalışma gücünü iadeye ve şahsi ihtiyaçlarını karşılayabilme kabiliyetini artırmaya matuftur
Sağlık yardımlarının ifasiyla görevli Devlet daireleri veya müesseseler, korunan kimseleri, amme idareleri tarafından veya bu idarelerce yetkili kabul edilmiş diğer teşekküller tarafından, kendi hizmetlerine arz edilen umumi sağlık müesseselerine müracaat etmeye, uygun görülebilecek her türlü vasıtalarla, teşvik ederler.
MADDE 11
10 uncu madde de belirtilen yardımlar, suistimali önlemek için, lüzumlu sayılabilecek asgari bir staj süresinin tamamlamış olan sigortalılara ve bunların hak sahibi kimselerine temin olunur.
MADDE 12
10 uncu maddede belirtilen yardımlar vak’anın devamı süresince sağlanır; ancak, hastalık halinde her yaka için yardım süresi 26 hafta olarak tahdit edilebilir; Şu kadar ki, hastalık ödeneği verilmesine devam olunduğu sürece, sağlık yardımları durdurulamaz ve uzun tedaviyi gerektirdiği milli mevzuatla kabul edilen hastalıklarda yukarıda yazılı sürenin uzatılması için hükümler vaz olunur.
- maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, yardım süresi vak’a başına 13 hafta olarak tahdit edilebilir.
BÖLÜM III
HASTALIK ÖDENEKLERİ
MADDE 13
Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her üye, korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak hastalık ödeneği verilmesini teminat altına alır
MADDE 14
Yardım yapılacak hal, hastalıktan ileri gelen ve milli mevzuatta belirtildiği şekilde, kazancın muvakkaten durmasını mucip olan iş göremezlik halidir
MADDE 15
Korunan kimseleri,
a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri;
b. Veya, bütün mukimlerin yüzde yirmisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan faal nüfus kategorileri;
c. Veya, olay esnasındaki geçim kaynakları 67 nci madde hükümlerine uygun bir şekilde mevzuatla tayin olunan hadleri aşmayan bütün mukimler;
d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri; teşkil eder
MADDE 16
Korunan kimselerin işçi ve hizmetli veya faal nüfus kategorilerinden müteşekkil olması halinde, yardım, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine uygun olarak hesaplanan bir periyodik ödeme şeklinde olur.
Olay esnasındaki geçim kaynakları muayyen hadleri aşmayan bütün mukimlerin korunmuş olması halinde, yardım 67 nci madde hükümlerine uygun olarak hesaplanan bir periyodik ödeme şeklinde olur.
MADDE 17
16 ncı maddede belirtilen yardım, en az suistimali önlemek için lüzumlu sayılabilecek bir staj süresini tamamlamış olan kimselere temin edilir.
MADDE 18
16 ncı maddede belirtilen yardım, vakanın devamı süresince sağlanır Ancak bu yardım her hastalık yakası için 26 hafta olarak tahdit edilebilir ve ilk üç gün içinde ödenek verilmeyebilir.
3 üncü madde gereğince bir beyanın yapılmış olması halinde, yardım süresi,
a. Bir yıl içinde hastalık ödeneği verilen günler toplamı aynı yıl içinde korunan şahıslar sayısı ortalamasının on katından daha az olmamak üzere tesbit edilecek bir süre;
b. Veya, her yaka için 13 hafta (İlk üç gün ödenek verilmiyebilir);
olarak tahdit edilebilir
BÖLÜM IV
İŞSİZLİK YARDIMLARI
MADDE 19
Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her Üye korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak işsizlik yardımları yapılmasını teminat altına alır
MADDE 20
Yardım yapılacak hal, çalışmaya muktedir ve İş alamaya hazır bulunan bir kimsenin, uygun bir iş bulma imkansızlığı sebebiyle ve milli mevzuatta tarif olunduğu şekilde, kazancın muvakkaten durması halidir.
MADDE 21
Korunan kimseleri,
a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, milli mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri;
b. Veya, olay esnasındaki geçim kaynakları 67 nci madde hükümlerine uygun olarak mevzuatla tayin edilen hadleri aşmıyan bütün mukimler;
c. Veya, 3 üncü madde gereğince bir beyan yapılmış olması halinde en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki işçi ve hizmetlilerin %50 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin edilen işçi ve hizmetli kategorileri; teşkil eder.
MADDE 22
Korunan kimselerin işçi ve hizmetli kategorilerinden müteşekkil olması halinde, yardım, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine uygun olarak hesaplanan bir periyodik ödeme şeklinde olur.
Olay esnasındaki geçim kaynakları muayyen hadleri aşmayan bütün mukimlerin korunmuş olması halinde, yardım 67 nci madde hükümlerine uygun olarak hesaplanan bir periyodik ödeme şeklinde olur.
MADDE 23
22 nci maddede belirtilen yardım, en az su istimali önlemek için lüzumlu sayılabilecek bir staj süresini tamamlamış olan korunan kimselere temin edilir.
MADDE 24
22 nci maddede belirtilen yardım, olayın devamı süresince sağlanır. Ancak, yardım süresi;
a. İşçi ve hizmetli kategorilerinin korunmuş olması halinde,12 aylık bir devre içinde 13 hafta;
b. Olay esnasındaki geçim kaynakları kanunla tayin edilmiş hadleri aşmayan bütün mukimlerin korunmuş olması halinde, 12 aylık bir devre içinde 26 hafta; olarak tahdit edilebilir.
Milli mevzuat gereğince, yardım süresinin prim ödeme süresine veya muayyen bir süre içinde daha önce alınmış olan yardımlara göre, kademelendirilmiş olması halinde, oniki aylık devre içinde ortalama yardım süresi 13 haftayı bulduğu takdirde, birinci paragrafın (a) bendi hükmü yerine getirilmiş sayılır.
Her işsizlik yakasında ilk 7 gün için yardım yapılmayabilir, şu kadar ki, mevzuatla tayin olunan bir süreyi aşmayan muvakkat çalışma günlerinden önceki ve sonraki işsizlik günleri aynı vakanın devamı sayılır.
Mevsimlik işlerde çalışanlar için yardım süresi ve yardım yapılmayacak olan ilk günler sayısı iş şartlarına uydurulabilir
BÖLÜM V
İHTİYARLIK YARDIMLARI
MADDE 25
Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her Üye, korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak ihtiyarlık yardımları yapılmasını teminat altına alır.
MADDE 26
Yardım yapılacak hal, mevzuatla tayin olunan bir yaşın üstündeki ihtiyarlık halidir
Mevzuatla tayin olunan yaş haddi 65’den yukarı olmamalıdır Bununla beraber, memleketteki yaşlı kimselerin çalışma güçleri gözönünde bulundurulmak suretiyle, selahiyetli merciler tarafından daha yüksek bir yaş haddi de tesbit olunabilir.
Milli mevzuat, yardıma hak kazanan kimsenin mevzuatla belirtilen ücretli işlerde çalışması halinde yardımın durdurulacağına dair hükümleri ihtiva edebilir; veya primli sosyal güvenlik sistemlerinde, hak sahibinin kazancının mevzuatla tayin edilen bir haddi aşması halinde, primsiz sosyal güvenlik sistemlerinde ise, hak sahibinin kazancının veya diğer geçim kaynaklarının veya bunların toplamının mevzuatla belirtilen bir haddi aşması halinde, yardımlardan indirim yapılabilir.
MADDE 27
Korunan kimseleri,
a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri;
b. Veya, bütün mukimlerin yüzde yirmisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan faal nüfus kategorileri;
c. Veya, ihtiyarlık devresindeki geçim kaynakları 67 nci madde hükümlerine uygun olanak mevzuatla tayin edilen hadleri aşmayan bütün mukimler;
d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri; teşkil eder.
MADDE 28
Yardım,
a. Korunan kimselerin işçi ve hizmetli veya faal nüfus kategorilerinden müteşekkil olması halinde, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine uygun olarak;
b. İhtiyarlık devresindeki geçim kaynakları mevzuatla tayin edilen hadleri aşmayan bütün mukimlerin korunmuş olması halinde, yardım 67 nci madde hükümlerine uygun olarak; hesaplanan bir periyodik ödeme şeklinde olur.
MADDE 29
28 inci maddede belirtilen yardım, en az aşağıda yazılı korunan kimseler için teminat altına alınır;
a. 30 senelik bir prim ödeme veya çalışma süresi veya 20 senelik ikamet süresi şeklinde tesbit edilebilecek bir staj süresini tamamlayan kimseler;
b. Prensip olarak bütün çalışanların korunması halinde, mevzuat ile tayin olunan bir prim ödeme süresini tamamlayan ve çalışma devresi zarfında kendi adına, yıllık ortalama olarak mevzuatla tayin olunan gün sayısı kadar prim ödemiş olan kimseler
Birinci paragrafta yazılı yardımın yapılması asgari bir prim ödeme veya çalışma süresinin tamamlanmış olması şartına bağlı olduğu takdirde, en az, aşağıda yazılı şartları haiz olan korunan kimselere de indirimli bir yardım yapılması teminat altına alınır:
a. Mevzuatla tayin olunan esaslara uygun olarak 15 yıllık bir prim ödeme veya çalışma süresini tamamlamış olan kimseler;
b. Prensip olarak bütün çalışanların korunması halinde, mevzuatla tayin olunan bir prim ödeme süresini tamamlayan ve çalışma devresi zarfında kendi adına her yıl ortalama olarak bu maddenin birinci paragrafının (b) fıkrasında derpiş olunan ortalamanın yarısı kadar gün prim ödemiş olan kimseler;
Mevzuatla tayin olunan esaslara uygun olarak 10 senelik bir prim ödeme veya 5 senelik bir ikamet süresini tamamlamış olan korunan kimselere, XI. bölüm hükümlerine uygun ve fakat mezkur bölüme ekli cetvelde gösterilen örnek sigortalı veya hak sahibi kimseler için bu cetvelde yazılı nispetten % 10 daha eksik bir yardım teminat altına alınmış ise, bu maddenin birinci paragrafı hükmü yerine getirilmiş sayılır.
Staj süresinin 10 senelik prim ödeme veya çalışma süresinden fazla fakat 30 senelik prim ödeme veya çalışma süresinden az olması halinde, XI. bölüme ekli cetvelde gösterilen nispetlerden orantılı bir indirme yapılabilir Mezkur staj süresi 15 seneden fazla olduğu takdirde, işbu maddenin ikinci paragrafı hükümlerine uygun indirimli yardım yapılır.
Bu maddenin 1, 3 veya 4 üncü paragraflarında yazılı yardımların yapılması asgari bir prim ödeme veya çalışma süresi şartına bağlı olduğu takdirde, münhasıran, Sözleşmenin işbu bölümünün tatbiki ile ilgili hükümlerin yürürlüğe girdiği tarihte ileri yaşlara ulaşmış bulunmaları sebebiyle, bu maddenin ikinci paragrafına uygun olarak mevzuatla tayin olunmuş şartları yerine getiremiyen korunan kimselere, bu gibi kimseler için normal yaşın daha üstündeki bir yaşta bu maddenin 1, 3 ve 4 üncü paragrafları hükümlerine uygun yardımlar sağlanmamış olmak kaydiyle, indirimli bir yardımın temin olunması şarttır.
MADDE 30
28 – 29 uncu maddelerde belirtilen yardımlar ihtiyarlık halinin devamı süresince sağlanır.
BÖLÜM VI
İŞ KAZALARIYLA MESLEK HASTALIKLARI
HALİNDE YAPILACAK YARDIMLAR
MADDE 31
Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her Üye, korunan kimselere, iş kazaları ve meslek hastalıkları halinde, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak, yardımlar yapılmasını teminat altına alır
MADDE 32
Yardım yapılacak haller, iş kazalarından veya mevzuatla kabul edilen meslek hastalıklarından ileri gelen aşağıda yazılı hallerdir:
a. Hastalık hali;
b. Hastalıktan ileri gelen ve milli mevzuatta tarif edildiği şekilde, kazancın muvakkaten durmasını mucip olan iş göremezlik hali;
c. Kazanma gücünün tamamının veya mevzuatla tayin olunan bir derecenin üstünde olmak üzere bin kısmının muhtemelen devamlı olarak kaybı veya bu kayba tekabül eden bir beden noksanlığı meydana gelmesi;
d. Aile reisinin ölümü sebebiyle dul kadının ve çocukların geçim imkanlarının kayıp olması; dul kadının yardıma hak kazanması, kendi geçimini temine muktedir olamayacağının milli mevzuat hükümlerine göre kabul edilmesi şartına bağlanabilir.
MADDE 33
Korunan kimseleri,
a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri ve aile reisinin ölümü ile hak kazanılan yardımlar için, bu kategorilere dahil işçi ve hizmetlilerin karı ve çocukları;
b. Veya, 3 üncü madde gereğince bir beyanın yapılmış olması halinde, en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki işçi ve hizmetlilerin %50 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri ve aile reisinin ölümü ile hak kazanılan yardımlar için, bu kategorilere dahil işçi ve hizmetlilerin karı ve çocukları; teşkil eder.
MADDE 34
Hastalık halinde yapılacak yardımlar bu maddenin 2 ve 3 üncü paragraflarında belirtilen sağlık yardımlarıdır.
Sağlık yardımları şunlardır:
a. Evde yapılan muayeneler dahil, pratisyen hekim muayeneleri ile mütehassıs hekimler tarafından bir hastanede ayakta veya yatarak yapılan tedaviler;
b. Diş tedavileri:
c. Evde, bir hastanede veya diğer sağlık müesseselerinde hemşireler tarafından yapılan bakım ve tedaviler;
d. Hastane, nekahat evi, sanatoryum veya diğer sağlık müesseselerindeki bakım masrafları;
e. Diş tedavi malzemesi, ilaç ve diğer tıbbi ve cerrahi malzemenin temin edilmesi, protez temini ve bakımı, gözlük verilmesi;
f. Bir hekim veya dişçinin nezareti altında olmak üzere, kanunla hekimlik mesleğine bağlı kabul edilen diğer meslekler mensupları tarafından yapılacak bakım ve tedaviler
Üçüncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, sağlık yardımları en az şunları ihtiva eder:
a. Evde yapılan muayeneler dahil, pratisyen hekim tarafından yapılan muayene ve tedaviler;
b. Mütehassıs hekimler tarafından, bir hastanede ayakta veya yatarak yapılan muayene ve tedavilerle hastane dışında yapılacak muayene ve tedaviler;
c. Bir hekim veya selahiyetli diğer bir kimsenin reçetesiyle lüzum gösterilen ilaçlar;
d. Gereken hallerde, bir hastaneye yatırma,
Yukarıdaki paragraflara göre yapılacak sağlık yardımları, korunan kimsenin sağlığını korumaya, çalışma gücünü iadeye ve şahsi ihtiyaçlarını görebilme kabiliyetini artırmaya matuftur.
MADDE 35
Sağlık yardımlarını ifa ile görevli Devlet daireleri veya müesseseler, uygun görülen hallerde, çalışma güçleri azalmış kimselerin yeniden uygun bir işe alıştırmaları maksadiyle, mesleki rehabilitasyon müesseseleriyle işbirliği yaparlar.
Mezkür daire ve müesseseler, çalışma güçleri azalmış kimselerin mesleki rehabilitasyona tabi tutulmaları hususunda tedbirler almaya milli mevzuatla yetkili kılınabilir.
MADDE 36
Geçici iş göremezlik, kazanma gücünün tamamının daimi olarak kaybedilmesi veya bu kayba tekabül eden bir beden noksanlığı meydana gelmesi veyahut aile reisinin ölümü hallerinde yapılacak yardımlar 65 veya 66 ncı madde hükümlerine uygun olarak hesaplanacak periyodik ödemeler şeklindedir.
Kazanma gücünün bir kısmının daimi olarak kaybedilmesi veya bu kayba tekabül eden bir beden noksanlığı meydana gelmesi halinde yapılacak yardım, yardım yapılması gerekiyorsa, çalışma gücünün tamamının kaybı veya buna tekabül eden beden noksanlığı hali için derpiş olunan miktarın uygun bir nispeti üzerinden tesbit edilecek periyodik ödemeler şeklindedir.
Periyodik ödemeler,
a. iş göremezlik derecesinin cüz’i olması;
b. Veya yetkili mercilerin, sermayenin iyi kullanılacağından emin bulunmaları; halinde sermayeye çevrilerek toptan ödenebilir
MADDE 37
34 veya 36 ncı maddelerde belirtilen yardımlar, en az, kaza anında veya hastalığın meydana geldiği sırada üyenin ülkesinde işçi veya hizmetli olarak çalıştırılmakta olan korunan kimseler için, aile reisinin ölümü sebebiyle yapılacak periyodik ödemelerde de ve bu gibi kimselerin dul karıları ve çocukları için, teminat altına alınır.
MADDE 38
34 veya 36 ncı maddelerde belirtilen yardımlar, yardımı gerektiren halin devamı süresince sağlanır. Şu kadar ki, geçici iş göremezlik ödeneği, her iş göremezlik vak’asında ilk üç gün için verilmeyebilir
BÖLÜM VII
AİLE YARDIMLARI
MADDE 39
Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her üye, korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak, aile yardımları yapılmasını teminat altına alır
MADDE 40
Yardım yapılacak hal, mevzuatla tayin olunacağı şekilde, çocukların geçimini sağlama mükellefiyetidir.
MADDE 41
Korunan kimseleri,
a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri;
b. Veya, bütün mukimlerin yüzde yirmisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan faal nüfus kategorileri;
c. Veya, çocuk geçindirmekle mükellef olduğu süre içinde geçim kaynakları mevzuatla tayin olunan hadleri aşmayan bütün mukimler;
d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri; teşkil eder.
MADDE 42
Yapılacak yardımlar;
a. Mevzuatla tayin edilmiş bir staj süresini tamamlayan her korunan kimseye periyodik ödemeler yapılması;
b. Veya, çocuklara yiyecek, giyecek, mesken, tatil geçirme yerleri veya ev idaresinde yardım sağlanması;
c. Yahut, (a) ve (b) fıkralarında yazılı yardımların mezcedilerek temini; şeklindedir.
MADDE 43
42 nci maddede belirtilen yardımlar en az mevzuatla tayin edilen şekle göre, muayyen bir süre içinde 3 aylık prim ödeme veya çalışma, yahut bir senelik ikamet şartlarından birini yerine getiren korunan kimseler için teminat altına alınır.
MADDE 44
42 nci maddeye göre yapılacak yardımların tutarı,
66 ncı maddede belirtilen esaslara uygun olarak tesbit edilecek bir erkek işçinin ücretinin % 3 ü ile korunan kimselerin çocukları sayısının çarpımına;
Veya bu ücretin % 1.5 u ile bütün mukimlerin çocukları sayısının çarpımına; eşit olmalıdır.
MADDE 45
Periyodik ödemeler şeklinde yapılacak yardımlar, yardımı gerektiren halin devamı süresince sağlanır
BÖLÜM VIII
ANALIK YARDIMLARI
MADDE 46
Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her üye, korunan kimselere bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak, analık yardımları yapılmasını teminat altına alır.
MADDE 47
Yardım yapılacak hal, gebelik, doğum ve bunların doğurduğu neticelerle, mevzuatta belirtildiği şekilde, bu sebeplerden dolayı kazancın muvakkaten durması halleridir.
MADDE 48
Korunan kimseleri,
a. Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri içindeki kadınlarla, analık sağlık yardımlarına taallük eden hususlarda, bu kategorilere dahil erkeklerin karıları;
b. Veya, bütün mukimlerin %20 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan faal nüfus kategorileri içindeki kadınlarla, analık sağlık yardımlarına taallük eden hususlarda, bu kategorilere dahil erkeklerin karıları;
c. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorilerine dahil kadınlar ile, analık sağlık yardımlarına taallük eden hususlarda, bu kategorilere dahil erkeklerin karıları; teşkil eder.
MADDE 49
Gebelik doğum ve bunlardan ileri gelen hastalık ve arızalarda yapılacak sağlık yardımları bu maddenin iki ve üçüncü paragraflarında yazılı yardımlardır.
Sağlık yardımları en az şunlardır:
a. Doğumdan önce ve doğum esnasında ve doğumdan sonra hekim veya diplomalı ebe tarafından yapılan muayene ve tedaviler;
b. Gereken hallerde bir hastaneye yatırma,
Bu maddenin ikinci paragrafında belirtilen sağlık yardımları, korunan kadının sağlığını, çalışma gücünü ve şahsi ihtiyaçlarını görebilme kabiliyetini korumaya, iadeye veya artırmaya matuftur.
Analık sağlık yardımlarını ifa ile görevli Devlet daireleri veya müesseseler, korunan kadınları, amme idareleri tarafından veya yetkileri bu idarelerce kabul edilmiş diğer teşekküller tarafından kendi hizmetlerine arz olunan umumi sağlık servislerine müracaat etmeye, uygun görülebilecek her türlü vasıtalarla teşvik ederler.
MADDE 50
Gebelik, doğum ve bunlardan ileri gelen hastalık ve arızalar sonucu iş göremezlik hallerinde yapılacak yardım, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine uygun olarak hesaplanacak periyodik ödemeler şeklindedir. Periyodik ödemelerin miktarı vak’anın devam ettiği süre içinde değişebilir; şu kadar ki, ortalama yardım miktarının yukarıda yazılı hükümlere göre hesaplanan miktara uygun olması şarttır
MADDE 51
49 ve 50 nci maddelerde belirtilen yardımlar, en az, korunan kimseler kategorisine dahil olup suistimali önlemek maksadıyla, lüzumlu sayılabilecek bir staj süresini tamamlamış bulunan kadınlar için, 49. maddede belirtilen yardımlar bu kategorilere dahil ve muayyen staj süresini tamamlamış erkeklerin karıları için de teminat altına alınmalıdır.
MADDE 52
49 ve 50 nci maddelerde belirtilen yardımlar, yardımı gerektiren vakanın devamı süresince sağlanır. Ancak, periyodik ödemeler 12 hafta olarak tahdit olunabilir. Şu kadar ki, milli mevzuatta, işten kalma halinin, daha uzun müddet devam etmesi lazım geleceği veya devam edebileceğine dair bir hüküm bulunduğu takdirde periyodik ödemeler süresi bu müddetten daha kısa olamaz.
BÖLÜM IX
MALÜLİYET YARDIMLARI TÜMÜ
MADDE 53
Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her üye, korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak maluliyet yardımları yapılmasını teminat altına alır.
MADDE 54
Yardım yapılacak hal, mesleki bir faaliyet icra edebilme gücünün, mevzuatla tayin olunan bir derecede ve muhtemelen daimi olarak kaybedilmesi veya hastalık ödeneğinin kesildiği tarihte iş göremezliğin devam etmesi halleridir.
MADDE 55
Korunan kimseleri,
a. Bütün işçi ve hizmetlilerin %50 sinden az olmamak üzere mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmeti kategorileri;
b. Veya, bütün mukimlerin %20 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin edilen faal nüfus kategorileri;
c. Veya maluliyet devresindeki geçim kaynakları 67 nci madde hükümlerine uygun olarak mevzuatla tayin edilen hadleri aşmıyan bütün mukimler;
d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, en az 20 kişi çalıştıran sınai iş yerlerindeki bütün işçi ve hizmetlilerin %50 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin edilen işçi ve hizmetlileri; teşkil eder.
MADDE 56
Yapılacak yardım,
a. İşçi ve hizmetli kategorilerinin yahut faal nüfus kategorilerinin korunmuş olması halinde, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine göre;
b. Malululiyet devresindeki geçim kaynakları muayyen hadleri aşmıyan, bütün mukimlerin korunmuş olması halinde, 67 nci madde hükümlerine göre; hesaplanacak periyodik ödemeler şeklindedir
MADDE 57
56 ncı maddede belirtilen yardım, en az aşağıda yazılı kimseler için teminat altına alınmalıdır;
a. 15 yıllık bir prim ödeme veya çalışma süresi veyahut 10 senelik ikamet süresi şeklinde tesbit edilebilecek bir staj süresini tamamlayan kimseleri;
b. Prensip olarak bütün çalışanların korunması halinde, üç yıllık prim ödeme süresini tamamlayan ve çalışma devresi zarfında, kendi adına yıllık ortalama olarak, mevzuatla tayin olunan gün sayısı kadar prim ödemiş olan kimseler;
Birinci paragrafta yazılı yardımın yapılması asgari bir prim ödeme veya çalışma süresinin tamamlanmış olması şartına bağlı olduğu takdirde, en az, aşağıda yazılı korunan kimselere indirimli yardım yapılması teminat altına alınır:
a. Mevzuatla tayin olunan esaslara uygun olarak 5 yıllık bir prim ödeme veya çalışma süresini tamamlamış olan kimseler;
b. Prensip olarak bütün çalışanların korunması halinde, üç yıllık bir prim ödeme süresini tamamlayan ve çalışma devresi zarfında kendi adına her yıl için ortalama olarak, bu maddenin birinci paragrafının (b) fıkrasında derpiş olunan ortalamanın yarısı kadar gün prim ödemiş olan kimseler;
Mevzuatla tayin olunan esaslara uygun olarak, 5 yıllık bir prim ödeme veya çalışma veyahut ikamet süresini tamamlamış olan korunan kimselere XI. bölüm hükümlerine uygun fakat mezkur bölüme ekli cetvelde gösterilen örnek sigortalı veya hak sahibi kimseler için bu cetvelde yazılı nispetten % 10 daha eksik bir yardım yapılması teminat altına alınmış ise, bu maddenin birinci paragrafı hükmü yerine gelmiş sayılır.
Staj süresinin 5 yıllık prim ödeme veya çalışma süresinden fazla fakat 15 senelik prim ödeme veya çalışma süresinden az olması halinde, XI. bölüme ekli cetvelde gösterilen nispetlerden orantılı bir indirme yapılabilir. İş bu maddenin ikinci paragrafına uygun olarak indirimli yardım yapılır.
MADDE 58
56 ve 57 inci maddelerde belirtilen yardımlar malüliyet halinin devamı süresince veya bu yardımın yerine ihtiyarlık yardımı kaim oluncaya kadar ödenir.
BÖLÜM X
ÖLÜM YARDIMLARI
MADDE 59
Sözleşmenin bu bölümünü tatbik eden her üye, korunan kimselere, bu bölümün aşağıdaki maddelerine uygun olarak ölüm yardımı yapılmasını teminat altına alır.
MADDE 60
Yardım yapılacak hal, aile reisinin ölümü ile dul kadının veya çocuklarının geçinme imkanlarının kaybolması halidir. Dul kadının yardıma hak kazanması, milli mevzuat hükümlerine göre kendi geçimini temine muktedir olmayacağının kabul edilmesi şartına bağlanabilir.
Milli mevzuat, yardıma hak kazanan kimsenin mevzuatla belirtilen ücretli işlerde çalışması halinde yardımın durdurulacağına dair hükümleri ihtiva edebilir veya, primli sosyal güvenlik sistemlerinde, hak sahibinin kazancının mevzuatla tayin edilen bir haddi aşması halinde, primsiz sosyal güvenlik sistemlerinde ise, hak sahibinin kazancının veya diğer geçim kaynaklarının veya bunların toplamının mevzuatla tayin edilen bir haddi aşması halinde, yardımlardan indirim yapılabilir.
MADDE 61
Korunan kimseleri,
a. Bütün işçi ve hizmetlilerin % 50 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorilerine dahil aile reislerinin karıları ve çocukları;
b. Veya, bütün mukimlerin %20 sinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan faal nüfus kategorilerine dahil aile reislerinin karıları ve çocukları;
c. Veya aile reislerini kaybeden ve yardım yapılacak devredeki geçim kaynakları 67 nci madde hükümlerine uygun olarak mevzuatla tayin edilmiş hadleri aşmayan ve mukim vasfını haiz bulunan bütün dul kadınlar ile çocuklar;
d. Veya, 3 üncü maddeye göre bir beyanın yapılmış olması halinde, en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki bütün işçi ve hizmetlilerin %50 sinden az olmamak üzere mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorilerine mensup aile reislerinin karıları ve çocukları; teşkil eder.
MADDE 62
Yapılacak yardım,
a. İşçi ve hizmetli kategorilerinin yahut faal nüfus kategorilerinin korunması halinde, 65 veya 66 ncı maddeler hükümlerine uygun olarak;
b. Yardım yapılacak devredeki gelirleri muayyen hadleri aşmayan bütün mukimlerin korunması halinde, 67 nci madde hükümlerine uygun olarak; hesaplanacak periyodik ödemeler şeklindedir.
MADDE 63
62 nci maddede belirtilen yardım, en az, aşağıda yazılı kimseler için teminat altına alınmalıdır:
a. Aile reisleri tarafından, kanunla tesbit edilmiş esaslar dahilinde, 15 yıllık prim ödeme veya çalışma süresi veyahut 10 yıllık ikamet süresi tamamlanmış olan korunan kimseler.
b. Prensip olarak bütün çalışanların karılarıyla çocuklarının korunması halinde, aile reisleri tarafından, üç yıllık prim ödeme süresi tamamlanan ve çalıştığı devre zarfında aile reisi adına, mevzuatla tayin olunan yıllık ortalama gün sayısı kadar prim ödemiş olan korunan kimseler.
Birinci paragrafta yazılı yardımların yapılması asgari bir prim ödeme veya çalışma süresi şartının yerine getirilmesine bağlı olduğu takdirde, en az aşağıda yazılı kimseler için indirimli bir yardım yapılması teminat altına alınır:
a. Aile reisleri tarafından, mevzuatla tayin olunan esaslar dahilinde 5 yıllık bir prim ödeme veya çalışma süresi tamamlamış olan korunan kimseler;
b. Bütün çalışanların karı ve çocuklarının korunması halinde, aile reisleri tarafından üç yıllık bir prim ödeme süresini tamamlamış olan ve çalıştığı devre zarfında bu aile reisi adına her yıl için ortalama olarak, bu maddenin birinci paragrafının (b) fıkrasında derpiş olunan ortalamanın yarısı kadar gün için prim ödenmiş olan korunan kimseler;
Aile reisi tarafından, mevzuatla tayin olunan esaslara uygun olarak 5 yıllık bir prim ödeme veya çalışma veyahut ikamet süresi tamamlanmış olan korunan kimselere, XI. bölüm hükümlerine uygun ve fakat mezkur bölüme ekli cetvelde gösterilen örnek – sigortalı veya hak sahibi kimseler için bu cetvelde yazılı nisbetten % 10 eksik bir yardım yapılması teminat altına alınmış ise bu maddenin birinci paragrafı hükmü yerine getirilmiş sayılır.
Staj süresinin 5 yıllık prim ödeme veya çalışma süresinden fazla, fakat 15 senelik prim ödeme veya çalışma süresinden az olması halinde, XI. bölüme ekli cetvelde gösterilen nisbetlerden orantılı bir indirme yapılabilir, iş bu maddenin ikinci paragrafına uygun olarak indirimli yardım yapılır.
Çocuksuz ve kendi geçimini sağlamağa muktedir olmadığı kabul edilen bir dul kadının ölüm yardımına hak kazanabilmesi için asgari bir evlilik süresinin geçmiş olmasına lüzum görülebilir.
MADDE 64
62 ve 63 üncü maddelerde belirtilen yardımlar, yardımı gerektiren halin devamı süresince sağlanır.
BÖLÜM XI
PERİYODİK ÖDEMELERDE UYGULANACAK NORMLAR
MADDE 65
Bu madde gereğince yapılacak periyodik ödemenin miktarı ile bu ödemenin yapılmasını gerektiren halin devamı süresince verilecek aile yardımlarının toplamı, kendisine veya hak sahibi kimselerine periyodik ödeme yapılan sigortalının eski kazancı ile örnek sigortalı veya hak sahibi kimseler gibi aynı aile mesuliyetini haiz korunan bir kimseye ödenen aile yardımı toplamının bu bölüme bağlı cetvelde gösterilen yüzdesinden az olamaz.
Sigortalının eski kazancı mevzuatla tayin olunan usullere göre hesaplanır; korunan kimselerin veya aile reislerinin kazançlarına göre sınıflara ayrılmış olması halinde, eski kazançları, bu kimselerin evvelce dahil bulundukları sınıfların esas kazançlarına göre hesaplanabilir.
Yardım tutarları veya yardımın hesabına esas tutulan kazançlar için mevzuatla azami bir had tayin olunabilir Ancak, azami had öyle tesbit olmalıdır ki; sigortalının eski kazancının kalifiye bir erkek işçinin kazancına eşit veya bundan az olması halinde, bu maddenin 1 inci paragrafı hükümleri yerine gelmiş olsun.
Sigortalının eski kazancı, kalifiye erkek işçinin ücreti, yardım tutarı ve aile yardımları aynı zaman esasına göre hesaplanır.
Diğer sigortalı veya hak sahiplerine yapılacak yardımlar, örnek sigortalı veya hak sahibi kimselere ait yardıma nazaran makul bir nispet dahilinde tesbit edilir.
Bu maddenin tatbikinde, kalifiye erkek işçi;
a. Elektrik makinelerinden gayri makine sanayiinde çalışan bir tesviyeci veya tornacı;
b. Veya, aşağıdaki paragraf hükümlerine göre, tayin olunan bir örnek kalifiye işçi;
c. Veya, mevzuatla tayin olunacak şekle göre, yıllık veya daha kısa bir devre esasına göre tesbit edilen kazancı, bütün korunan kimselerin % 75 inin kazancından yüksek veya buna eşit olan bir kimse;
d. Veya, kazancı bütün korunan kimselerin ortalama kazancının %125 ine eşit olan bir kimsedir;
Yukarıdaki paragrafın (b) fıkrasının tatbikinde, örnek kalifiye işçi, bahis konusu yardım koluna tabi olarak en çok sayıda erkek işçinin veya aile reisinin çalıştırıldığı ekonomik faaliyet bölümü içinde yine en çok sayıda korunan kimsenin veya aile reisinin çalıştırıldığı iş kolları grubundan seçilir; bu maksatla, Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal Konseyinin 27 Ağustos 1948 tarihindeki 7 nci toplantısında kabul edilen ve işbu sözleşmeye eklenen “Bütün Ekonomik Faaliyetlerinin Milletlerarası Standart Tasnifi” kullanılır; bu tasnifte ileride yapılacak bütün tadillerde nazara alınır.
Yardım miktarlarının bölgeden bölgeye değişmesi halinde, kalifiye, erkek işçi, bu maddenin 6 ve 7 nci paragrafları hükümlerine uygun olarak her bölge için ayrı ayrı tesbit edilebilir.
Kalifiye erkek işçinin ücreti, kollektif mukavelelerle veya, uygulanması mümkün olan yerlerde, Milli mevzuatla veya örf ve adetlere göre tesbit olunan ve normal çalışma saati karşılığı olarak ödenen ücret esası üzerinden, varsa, hayat pahalılığı zamları da nazara alınarak tespit olunur. Bu şekilde tesbit olunan bölgeden bölgeye değişmesi ve 8 inci paragrafın tatbik olunmaması halinde medyan ücret esas alınır.
1İhtiyarlık, İş kazaları ve meslek hastalıkları (Geçici işgöremezlikleri ödenekleri hariç) malüliyet veya aile reisinin ölümü sebebiyle yapılmakta olan periyodik ödemeler hayat pahalılığındaki esaslı değişiklikler yüzünden ücretlerin umumi seviyesinde vukua gelen önemli değişmelere göre ayarlanır.
MADDE 66
Bu madde gereğince yapılacak periyodik ödemenin miktarı ile bu ödemenin yapılmasını gerektiren halin devamı süresince verilecek aile yardımlarının toplamı, alelade bir erkek işçinin kazancı ile örnek sigortalı veya hak sahibi kimseler gibi aynı aile mesuliyetini haiz korunan bir kimseye ödenen aile yardımı toplamının bu bölüme bağlı cetvelde gösterilen yüzdesinden az olamaz.
Kahil erkek işçinin ücreti, yardım ve aile yardımları, aynı zaman esasına göre hesaplanır.
Diğer sigortalı veya hak sahibi kimselere yapılacak yardımlar, örnek -sigortalı veya hak sahibi kimselere ait yardıma nazaran makul bir nisbet dahilinde tesbit edilir.
Bu maddenin tatbikinde, kahil erkek işçi;
a. Elektrik makinelerinden gayri makine sanayiinde çalışan bir örnek işçi;
b. Veya, aşağıdaki paragraf hükümlerine göre tayin edilecek bir örnek işçidir.
Yukarıdaki paragrafın (b) fıkrasının tatbikinde, örnek işçi, bahis konusu yardım koluna tabi olarak en çok sayıda erkek işçinin veya aile reisinin çalıştırıldığı ekonomik faaliyet bölümü içinde yine en çok sayıda korunan kimsenin veya aile reisinin çalıştırıldığı iş kolları grubundan seçilir; bu maksatla, Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal Konseyinin 27 Ağustos 1948 tarihindeki 7 nci toplantısında kabul edilen ve işbu sözleşmeye eklenen “Bütün Ekonomik Faaliyetlerinin Milletlerarası Standart Tasnifi” kullanılır; bu tasnifte ileride yapılacak bütün tadiller de nazara alınır.
Yardım miktarlarının bölgeden bölgeye değişmesi halinde, kahil erkek işçi, bu maddenin 4 ve 5 inci paragrafları hükümlerine uygun olarak, her bölge için ayrı ayrı tesbit edilebilir.
Kahil erkek işçinin ücreti kollektif mukavelelerle veya, uygulanması mümkün olan yerlerde, milli mevzuatla veya örf ve adetlere göre tesbit olunan ve normal çalışma saati karşılığı olarak ödenen ücret esası üzerinde ve varsa, hayat pahalılığı zamları da nazara alınarak tesbit olunur. Bu şekilde tesbit olunan ücretlerin bölgeden bölgeye değişmesi ve 6 ncı paragrafın tatbik olunması halinde medyan ücret esas alınır.
İhtiyarlık, İş kazası ve meslek hastalıkları (Geçici işgöremezlik ödenekleri hariç), malüliyet veya aile reisinin ölümü sebebiyle yapılmakta olan periyodik ödemeler, hayat pahalılığındaki esaslı değişiklikler yüzünden ücretlerin umumi seviyesinde vukua gelen önemli değişmelere göre ayarlanır.
MADDE 67
Bu madde gereğince yapılacak periyodik ödemelerde;
a. Yardım tutarı, mevzuatla tayin edilen bir bareme göre veya, mevzuatla tayin olunmuş esaslar dahilinde, selahiyetli amme mercileri tarafından hazırlanan bir bareme göre tesbit olunur;
b. Bu yardım miktarında, ancak, sigortalı veya hak sahibinin ailesinin diğer geçim kaynakları mevzuatla tayin olunan, veya, mevzuatla tayin olunmuş esaslar dahilinde, selahiyetli amme mercileri tarafından tesbit olunan miktarları aştığı ölçüde indirim yapılabilir;
c. Yardım ve diğer geçim kaynaklarının toplamından yukarıdaki (b) fıkrasında derpiş olunan indirimler yapıldıktan sonra kalan miktar, sigortalının veya hak sahibinin ailesinin sağlık ve diğer bakımlardan uygun şartlar içinde yaşamasına yetecek kadar olmalı ve 66 ncı madde hükümlerine göre hesaplanacak miktardan daha az olmamalıdır;
d. Bahis konusu bölüm mucibince ödenen yardımlar toplamının tutarı, 66 ncı madde hükümlerini ve;
I) III. Bölüm için 15 inci maddenin b) fıkrası;
II) V. Bölüm için 27 nci maddenin b) fıkrası
III) IX. Bölüm için 55 inci maddenin b) fıkrası
IV) X. Bölüm için 61 inci maddenin b) fıkrası;
hükümlerini tatbik etmekle elde olunacak yardımlar toplamını en az %30 nisbetinde aştığı takdirde, yukarıdaki c) fıkrası hükümleri yerine gelmiş sayılır.
(XI. BÖLÜME EKLİ) CETVEL
ÖRNEK – SİGORTALI VEYA HAK SAHİBİ KİMSELERE AİT
PERİYODİK YARDIMLAR
| Bölüm | Yardım Gerektiren Hal | Örnek Sigortalı veya Hak Sahibi Kimseler | % Nisbeti |
| III | Hastalık | Evli ve iki çocuklu erkek | 45 |
| IV | İşsizlik | Evli ve iki çocuklu erkek | 45 |
| V | İhtiyarlık | İhtiyarlık aylığı bağlanacak yaşta bir karısı olan erkek | – |
| VI | İş kazaları ve meslek hastalıkları | ||
| Geçici iş göremezlik | Evli ve iki çocuklu erkek | 50 | |
| Maluliyet | Evli ve iki çocuklu erkek | 50 | |
| Ölüm | İki çocuklu dul kadın | 40 | |
| VIII | Analık | Kadın | 45 |
| IX | Maluliyet | Evli ve iki çocuklu erkek | 40 |
| X | Ölüm | İki çocuklu dul kadın | 40 |
BÖLÜM XII
YABANCILARA EŞİT MUAMELE
MADDE 68
Yabancı uyruklu mukimler vatandaşlarla aynı haklara sahip olurlar. Şu kadar ki, mevzuat, tamamı veya mühim bir kısmı amme fonlarından karşılanan yardımlar veyahut yardım kısımlarına taallük eden hususlarla geçici devre yardımlarına taallük eden hususlarda, yabancılarla memleket uyruğunda olmakla beraber üyenin ülkesi dışında doğmuş olanlar hakkında, hususi hükümleri ihtiva edebilir.
İşçi ve hizmetlilere tatbik olunan primli sosyal güvenlik sistemlerinde, Sözleşmenin ilgili bölümündeki mükellefiyetleri kabul etmiş bulunan diğer bir üye Devletin uyruğunda olan korunan kimseler, mezkur bölüm tatbikatında vatandaşlarla ayni haklara sahip olurlar. Şu kadar ki, bu paragrafın tatbikatı, mütekabiliyet esasını derpiş eden iki veya çok taraflı anlaşmaların yapılmış olması şartına bağlanabilir.
BÖLÜM XIII
MÜŞTEREK HÜKÜMLER
MADDE 69
İş bu sözleşmenin II-X uncu bölümlerinden herhangi birine göre korunan bir kimsenin hak kazandığı bir yardım, aşağıdaki hallerde ve mevzuatla tayin olunabilecek bir ölçüde durdurulabilir.
a. İlgili Üye Devletin Ülkesi üzerinde bulunmadığı sürece;
b. İlgili şahsın geçim masraflarının amme fonlarından veya bir sosyal güvenlik servisi veya kurumu tarafından karşılandığı sürece, şu kadar ki, yardım miktarı karşılanan masraflardan daha fazla ise aradaki fark sigortalının veya hak sahibinin geçindirmekle mükellef olduğu kimselerine verilir;
c. ilgilinin, aile yardımları hariç, diğer bir sosyal güvenlik kolundan nakdi yardım aldığı sürece ve aynı olay dolayısıyla üçüncü bir tarafın kendisine ödenek vermeye devam ettiği devre zarfında; şu kadar ki; yardımın durdurulan kısmı, üçüncü taraflarca ödenen yardım miktarından daha fazla olamaz;
d. İlgilinin hile yoluyla bir yardım elde etmeye teşebbüs etmesi halinde;
e. Yardımı gerektiren halin ilgili tarafından işlenen bir suç neticesi olarak meydana gelmesi halinde
f. Yardımı gerektiren halin, ilgilinin kasıtlı bir kusuru neticesi olarak meydana gelmesi halinde;
g. İcabında ilgilinin, faydalanmasına arz olunan sağlık veya readaptasyon servislerinden faydalanmayı ihmal etmesi veya yardımı gerektiren halin mevcut olup olmadığının tevsiki yahut sigortalının veya hak sahiplerinin durumlarının tesbiti için mevzuatla tayin edilmiş olan usullere riayet etmesi hallerinde;
h. İşsizlik yardımı bahis konusu olduğundan ilgilinin, hizmetine arz olunan iş bulma servislerinden faydalanmakta kusur etmesi halinde;
i. İşsizlik yardımı bahis konusu olduğunda, ilgilinin, bir mesleki ihtilaf neticesi olarak işin durması yüzünden işini kaybetmesi veya meşru bir mazeret olmaksızın ihtiyari olarak işi terketmesi hallerinde;
j. Ölüm yardımları söz konusu olduğunda, dul kadının başka bir erkekle karı-koca gibi yaşadığı sürece.
MADDE 70
Yardımın talebinin reddolunması veya yapılan yardımın miktarı ve mahiyeti üzerinde ihtilafa düşülmesi halinde, hak iddia eden kimse, mahkemeye müracaat hakkına sahiptir.
İşbu Sözleşmenin tatbikatında, sağlık yardımlarının ifası işinin parlamentoya karşı mes’ul bir devlet dairesine tevdi edilmiş olması halinde, 1 inci paragrafta derpiş olunan mahkemeye müracaat hakkı yerine, yardımın yapılmadığı veya yapılan yardımın miktar ve mahiyeti hakkındaki şikayetlerin yetkili merci tarafından tetkik ettirilmesi hakkı tanınabilir.
Hak iddialarının, sosyal güvenlik meseleleriyle meşgul olmak üzere kurulmuş ve korunan kimselerin de temsil edildiği hususi mahkemelerce karara bağlanması halinde, itiraz hakkı tanınmayabilir.
MADDE 71
İşbu Sözleşme gereğince sağlanan yardımlarla bu yardımların ifası için gerekli idare giderleri, dar gelirli kimseleri ağır bir yük altında bırakmayacak şekilde ve Üye Devletin ve korunan kimseler kategorilerinin ekonomik durumları da nazara alınmak suretiyle, prim veya vergi ile veyahut bu yolların her ikisini mezceden bir usülle kollektif olarak finanse edilir.
Korunan işçi hizmetlerinden alınacak sigorta primleri işçi ve hizmetlilerle bunların karı ve çocuklarına yapılacak yardımlara tahsis olunan kaynakların yüzde ellisini aşamaz. Bu şartın yerine getirilmiş olup olmadığının tayininde, aile yardımlarıyle, şayet ayrı bir branş olarak tatbik edilmekte ise, iş kazaları ve meslek hastalıkları yardımları hariç olmak üzere, sözleşme gereğince sağlanacak bilcümle yardımlar bütün olarak nazara alınır.
Üye, işbu Sözleşme gereğince sağlanacak yardımların ifrasından genel olarak sorumludur. Ve bu maksada ulaşmak için gerekli bütün tedbirleri alır. Üye gerekirse, mali muvazene ile ilgili aktuaryel tetkik ve hesapların periyodik olarak yapılmasını ve yardımlarla sigorta prim nispetlerinde veya bu yardımları karşılamağa tahsis olunan vergilerde herhangi bir değişiklik yapılmadan önce bu hesap ve tetkiklerin behemehal yapılmış olmasını temin eder.
MADDE 72
Yardımların idaresi, parlamentoya karşı mes’ul bir Devlet dairesine veya usul ve nizamları amme mercileri tarafından tesbit olunmuş bir müesseseye tevdi edilmediği takdirde, korunan kimselerin temsilcileri, doğrudan doğruya idareye iştirak edebilecekleri gibi mevzuatla tayin olunan şartlar dahilinde istişari bir selahiyetle de idareye katılabilirler. İşverenlerle amme mercileri temsilcilerinin idareye katılmaları da milli mevzuatta derpiş edilebilir.
Üye, bu Sözleşmenin tatbikatı ile ilgili hizmetlerle kurumların hüsnü idaresinden genel olarak sorumludur.
BÖLÜM XIV
MÜTEFERRİK HÜKÜMLER
MADDE 73
Bu Sözleşme;
a. Bahis konusu bölümün ilgili Üye için yürürlüğe girmesinden önce vukua gelen olaylara,
b. Bahis konusu bölümün ilgili üye için yürürlüğe girmesinden sonra vukua gelen olaylarda da yürürlük tarihinden önceki süreler dolayısıyla hak kazanılan yardımlara; uygulanmaz.
MADDE 74
İşbu sözleşme, mevcut Sözleşmelerden herhangi birinin tadili mahiyetinde telakki olunamaz.
MADDE 75
İşbu Sözleşmede yer alan hususlardan bir veya birkaçı hakkında Çalışma Genel Konferansınca sonradan kabul edilecek bir Sözleşmede eski Sözleşme hükümlerinin tatbik edilmeyeceğine dair bir hüküm bulunduğu takdirde, işbu Sözleşmenin yeni Sözleşmede belirtilecek olan hükümleri, yeni Sözleşmeyi tasdik eden her üye için, mezkür Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanmaz.
MADDE 76
İşbu Sözleşmeyi tasdik eden her üye, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Ana Statüsünün 22 nci maddesi gereğince vermekle mükellef olduğu, Sözleşmenin tatbikatı hakkında yıllık rapora aşağıdaki hususları derceder:
a. Sözleşme hükümlerinin tatbikini sağlayan mevzuat hakkında tam bilgi;
b. Aşağıda yazılı maddelerde derpiş edilen ihsai şartların yerine getirilmiş olduğunu gösteren deliller;
i. Korunan kimseler sayısı hakkındaki aşağıda yazılı maddeler;
9 a), b), c) veya d); 15 a), b) veya d); 21 a) veya c); 27 a), b) veya d); 33 a), veya b); 41 a), b) veya d); 43 a) b) veya c); 55 a), b) veya d); 61 a), b) veya d).
ii. Yardım miktarları hakkındaki 44, 65, 66 veya 67 nci maddeler;
iii. Hastalık ödenekleri süresi hakkındaki 18 inci maddenin ikinci paragrafının (a) fıkrası;
iv. İşsizlik yardımları süresi hakkındaki 24 üncü maddenin 2 nci paragrafı;
v. Korunan işçi ve hizmetlilerce ödenen sigorta primlerinin bütün mali kaynaklar toplamının nisbeti hakkındaki 71 inci maddenin 2 nci paragrafı,
Yeknesaklık temini maksadıyle, bu bilgi ve deliller, şekil bakımından, mümkün mertebe Milletlerarası Çalışma Bürosu İdare Heyetinin tavsiye ve telkinlerine uygun olarak hazırlanır.
İşbu sözleşmeyi imzalayan her Üye, Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne, idare heyetince kararlaştırılan fasılalarla vereceği raporlarda Sözleşmenin II – X uncu bölümlerinden tasdik vesikasında veya 4 üncü madde gereğince sonradan gönderilen bildirilerde belirtilmemiş olan bölümlerle ilgili mevzuat ve tatbikatı hakkında bilgi verir.
MADDE 77
İşbu Sözleşme denizcilerle deniz balıkçıları hakkında tatbik edilmez. Denizciler ve deniz balıkçılarının korunması hakkındaki hükümler Çalışma Teşkilatı Genel Konferansınca kabul edilen “Denizcilerin Sosyal Güvenliği Hakkında 1946 Sözleşmesi” ile “Denizcilerin ihtiyarlık aylıkları hakkında 1946 Sözleşmesi”nde yer almıştır.
Üye, Sözleşmesinin II – X uncu bölümlerinden tasdik edilmiş olanların tatbikatında, korunan işçi ve hizmetlilerinin veya mukimlerin nisbetini hesaplarken, denizcilerle deniz balıkçılarının sayılarını işçi ve hizmetliler veya faal nüfus veya mukimler sayısından hariç tutulabilir.
BÖLÜM XV
Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi muteber olacaktır.
SON HÜKÜMLER
MADDE 78
İşbu Sözleşmenin resmi tasdik vesikaları Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne tevdi ve Genel Müdür tarafından tescil olunur.
MADDE 79
İşbu Sözleşme yalnız tasdik vesikası Umum Müdürlükçe tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Üyeleri için bir mükellefiyet teşkil eder.
Sözleşme, İki Üyenin tasdik vesikasının Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihinden on iki ay sonra yürürlüğe girer.
Bunu takiben Sözleşme her üye için kendi tasdik vesikasının tercihi tarihinden on iki ay sonra yürürlüğe girer.
MADDE 80
Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Ana statüsünün 35 inci maddesinin 2 nci paragrafı gereğince Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek bildirilerde,
a. İlgili üyenin Sözleşmeyi veya Sözleşmenin, bazı bölümlerini aynen uygulamayı taahhüt ettiği ülkeler;
b. Üyenin Sözleşmeyi veya bazı bölümlerini tadilen uygulamayı taahhüt ettiği ülkeler ve bu tadillerin nelerden ibaret bulunduğu;
c. Sözleşmenin tatbikinin mümkün olmadığı ülkeler ve bu takdirde tatbik edilmemesi sebepleri;
d. Durumu daha etraflı olarak tetkik ettikten sonra karara varma hakkını mahfuz tuttuğu ülkeler; belirtilir.
Bu maddenin 1 inci paragrafının a) ve b) fıkralarında derpiş olunan taahhütler tasdikin ayrılmaz cüz’i sayılır ve aynı kuvvete haiz olur.
Her üye, bu maddenin 1 nci paragrafının b), c) ve d) fıkraları gereğince göndermiş olduğu bildirilerde yazılı kayıtların tamamından veya bir kısmından, bilahare yapacağı yeni bir bildiri ile vazgeçebilir.
Her üye 82 nci madde gereğince bu Sözleşmenin tatbikten kaldırılabileceği süreler zarfında, Genel Müdüre, daha evvelki bildirilerde yazılı şartları herhangi bakımlardan değiştiren ve muayyen ülkelerdeki durumu belirten yeni bir bildiri gönderebilir.
MADDE 81
Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Ana Statüsünün 35 inci maddesinin 4 ve 5 inci paragrafları gereğince Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilen bildirilerde Sözleşmenin tamamının veya bildirinin taallük ettiği bölümler hükümlerinin, ülkede, aynen veya tadilen uygulanacağı belirtilir. Sözleşmenin veya bazı bölümlerinin tadilen uygulanacağı bildirildiği takdirde bu değişikliklerin nelerden ibaret olduğu tasrih edilir.
İlgili Üye veya Üyeler veya Milletlerarası merci, muahhar bir bildiri ile evvelce yapılmış bir bildiri de yazılı değişikliklerden faydalanma hakkından tamamen veya kısmen vazgeçebilirler.
İlgili Üye veya Üyeler veyahut Milletlerarası merci 82 nci madde hükümlerine göre bu Sözleşmenin, tatbikten kaldırılabileceği süreler zarfında, Genel Müdüre, evvelce gönderilmiş bir bildiride yazılı şartları herhangi bir bakımdan değiştiren ve Sözleşmenin uygulanması bakımından durumu belirten yeni bir bildiri gönderebilirler.
MADDE 82
Bu Sözleşmeyi tasdik eden her Üye, Sözleşmenin ilk olarak yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 yıllık bir sürenin sonunda Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek ve Genel Müdür tarafından tescil edilecek bir tebliğ ile, Sözleşmenin tamamının veya II – X uncu bölümlerden bir veya bir kaçının tatbikten kaldırılacağını bildirebilir. Tatbikten kaldırma keyfiyeti tescil tarihinden bir yıl sonra muteber olur.
Bu Sözleşmeyi tasdik etmiş olup da yukarıdaki paragrafta yazılı 10 yıllık devrenin sonundan itibaren bir yıl zarfında bu madde de derpiş edilen tatbikten kaldırma hakkını kullanmayan her üye, yeniden 10 yıllık bir süre için bağlanmış olur. Ve bundan sonra Sözleşmeyi veya II – X uncu bölümlerde bir veya birkaçını her on yıllık devrenin sonunda bu maddede derpiş edilen şartlarla tatbikten kaldırabilir.
MADDE 83
Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyeleri tarafından kendisine gönderilerek tescil olunan bütün tasdik vesikalarını, bildirileri ve yürürlükten kaldırma tebliğlerini Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine bildirir.
Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Müdürü, Sözleşmenin ikinci tasdik vesikasının tescil olunduğunu teşkilat üyelerine bildirirken, Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih üzerine üyelerin dikkatini çeker.
MADDE 84
Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler hükümlerine göre tescil edeceği bütün tasdik vesikaları, bildiriler ve yürürlükten kaldırma tebliğleri hakkında, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi gereğince, tescil olunmak üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tam bilgi verir.
MADDE 85
Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, lüzum göreceği zamanlarda Çalışma Genel Konferansına bu Sözleşmenin tatbikatı hakkında bir rapor verir ve Sözleşmenin tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine alınmasına lüzum olup olmadığını tetkik eder.
MADDE 86
Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir sözleşme kabul etmesi halinde yeni Sözleşmede hilafına sarahat olmadıkça;
a. Yeni Sözleşmenin bir üye tarafından tasdiki üzerine, mezkur Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak şartıyle, yukarıdaki 82 nci madde nazara alınmaksızın işbu Sözleşme bütün hukukiyle ve derhal yürürlükten kalkar.
b. Yeni Sözleşmenin yürürlüğe girişi tarihinden itibaren işbu Sözleşme üyelerin tasdikine açık bulundurulmaz.
İşbu Sözleşmeyi tasdik eden ve fakat muaddel yeni Sözleşmeyi tasdik etmeyen üyeler için, her halukarda, bu Sözleşme şekil ve muhteva bakımından yürürlükte kalır.
MADDE 87
Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı şekilde muteberdir.
(EK)
BÜTÜN EKONOMİK FAALİYETLERİN, SANAYİ KOLLARI İTİBARİYLE,
MİLLETLERARASI STANDART TASNİFİ.
(BÖLÜM VE BÜYÜK GRUPLARIN LİSTESİ)
Bölüm 0. Ziraat, Ormancılık, Avcılık ve balıkçılık,
01- Ziraat ve Hayvan yetiştirme,
02- Ormancılık ve tomrukçuluk,
03- Avcılık, tuzakla avlama, av hayvanlarının üretilmesi,
04- Balıkçılık,
Bölüm 1. Madencilik ve Taşocakları
11- Kömür madenciliği,
12- Metal madenciliği,
13- Ham petrol ve tabii gaz,
14- Taş, kil ve kum ocaklarının işletilmesi.
19- Başka tarafta tasnif olunmayan ve metalden gayri maddelerin istihracı.
Bölüm 2. ve 3. İmalat Sanayi
20- Gıda maddeleri sanayii (İçki sanayii hariç)
21- İçki sanayii,
22- Tütün sanayii,
23- Dokuma sanayii,
24- Kundura giyecek eşyası ve hazır dokuma eşya imalatı.
25- Ağaç ve mantar sanayii (Mobilya sanayii hariç)
26- Mobilya ve mefruşat sanayii
27- Kağıt sanayii ve kağıttan eşya imalatı,
28- Matbaacılık, neşriyatçılık ve bunlarla ilgili sanayii,
29- Deri Sanayii ve deriden eşya imalatı (Kundura hariç)
30- Kauçuk sanayii,
31- Kimya ve kimyevi mamuller sanayii,
32- Petrol ve kömür müştakları sanayii,
33- Başka tarafta tasnif edilmeyen, metalden gayri madeni mamuller sanayii (Petrol ve kömür müştakları hariç)
34- Metallere müteallik esas endüstriler,
35- Madeni eşya imalatı (Makine ve taşıt malzemesi hariç)
36- Makine imalatı, (Elektrik makineleri hariç)
37- Elektrik makine, cihaz malzemeleri imalatı,
38- Taşıt malzemeleri imalatı,
39- Çeşitli imalat sanayii,
Bölüm 4. İnşaat
40- İnşaat,
Bölüm 5. Elektrik, gaz, su ve sıhhi hizmetler
51- Elektrik, gaz ve buhar
52- Su ve sıhhi hizmetler,
Bölüm 6. Ticaret, banka, sigorta ve gayri menkul işleri
61- Toptan ve parekende ticaret,
62- Bankalar ve diğer mali müesseseler,
63- Sigortalar,
64- Gayri menkul işleri,
Bölüm 7. Nakliyat, Ardiyecilik ve Ulaştırma
71- Nakliyat,
72- Ardiye ve antrepoculuk,
73- Ulaştırma,
Bölüm 8. Hizmetler
81- Devlet hizmetleri
82- Belediye ve ticaret hizmetleri,
83- Eğlence hizmetleri,
84- Şahsi hizmetler,
Bölüm 9. İyi Tarif Edilmemiş Faaliyetler
90- İyi tarif edilmemiş faaliyetler.
Halkevlerinin Kapatılmasına ve CHP’nin Malvarlığına El Konulmasına Dair Kanun
CHP’nin Malvarlığına El Konulmasına ve Halkevlerinin Kapatılmasına Dair Kanun, 8 Ağustos 1951 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş, 10 Ağustos 1951’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun resmi adı “Resmî Daire ve müesseselerin siyasi partilere bedelsiz mal devredemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasi partilere terkedilmiş olan gayrimenkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair Kanun“dur.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]
Halkevleri, 19 Şubat 1932 tarihinde “Halkın hakları var” sloganı ile kurulmuştur. Başta Ankara olmak üzere 14 il merkezinde Halkevleri açılmış, ilerleyen dönemde bu sayı büyük bir artış göstererek yurt çağında örgütlenme gerçeklemiştir. Kuruluş amacı, Cumhuriyet döneminde ülkenin sosyal ve kültürel kalkınmasında, Cumhuriyet’in getirdiği değerlerin geniş halk kitlelerine ulaşmasıdır.
[/box]
1951 yılında malvarlığının önemli bir bölümünü kaybeden CHP’nin mallarının geri kalanına 1953 yılında el konulmuştur. 14 Aralıkta meclisten geçen ve 16 Aralık 1953 tarihi itibariyle yürürlüğe giren, “6195 sayılı Cumhuriyet Halk Partisinin haksız iktisaplarının iadesi hakkındaki kanun“ ile on beş gün içinde partiye ait taşınabilir mallar defterdarlıklar tarafından açık artırma yoluyla satılmış, taşınmaz malların mülkiyeti de hazineye geçmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisinin Haksız İktisaplarının İadesi hakkında Kanun
Maliye Bakanlığı yayınladığı beyanname ile 29 Aralık günü mesai bitiminde CHP’nin tüm mal varlığının teslim alındığını duyurmuştur. Ankara’daki Genel Merkez binası, Ulus Gazetesi ve Matbaası ile tüm mal varlığı Maliye Bakanlığı memurlarına teslim edilmiştir. Ulus Gazetesi, 15 Aralık 1953 tarihindeki son sayısında siyah bir başlıkla yayınlanmıştır.
1954 yılında yapılan genel seçimlerde, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti karşısında ağır bir yenilgiye uğramıştır. 1960 sonrasında Anayasa Mahkemesinin kuruluşundan sonra açılan davada bir kısım malların iadesine karar verilmiştir.
CHP’nin Malvarlığına El Konulmasına ve Halkevlerinin Kapatılmasına Dair Kanun – Resmî Daire ve müesseselerin siyasi partilere bedelsiz mal devredemiyeceklerine ve bu daire ve müesseselerle münfesih derneklere ait olup siyasi partilere terkedilmiş olan gayrimenkul mallarla bu partiler tarafından genel menfaatler için yaptırılmış olan binaların sahiplerine ve Hazineye iadesine dair Kanun
BİRİNCİ MADDE
Genel, katma ve özel bütçeli dairelerle belediyeler, köyler ve İktisadi Devlet Teşekkülleri ve müesseseleri ile sermayesinin yarısından fazlası Devlet veya âmme hükmî şahısları taraf nidan temin edilen müessesler ve umumi menfaatlere hadim dernekler hiçbir suretle siyasi partilere para ve kıymetlerle ivazsız menkul ve gayrimenkul mal terk ve teberru veya bu kabîl malların intifamı bedelsiz olarak tahsis eyliyemezler ve bağlı oldukları hükümler dışında bu partilere satış ve icar gibi tasarruflar yapamazlar.
İKİNCİ MADDE
Genel, katma ve özel bütçeli dairelerle belediyeler, köyler ve İktisadî Devlet Teşekkülleri ve müesseseleri tarafından veya umumi menfaatlere hadim demeklerden siyasi partilere bedelsiz terkedilmiş olan gayrimenkul mallar evvelki kayıt sahiplerine iade ve tapu kayıtları bunlar adına re’sen tashih olunarak ilgililere yazı ile ihbar edilir.
ÜÇÜNCÜ MADDE
İkinci maddenin dışında kalıpta halkevi olarak inşa edilmiş veya inşa edilmekte bulunan veya 1 Mart 1950 tarihine kadar kısmen veya tamamen halkevi olarak kullanılmış veya her hangi bir sosyal maksat veya âmme hizmeti için kullanma gayesiyle kısmen veya tamamen halktan toplanan teberru ve bedenî yardımlarla inşa edildiği halde bir siyasi parti namına tescil edilmiş bulunduğu il veya ilce idare kurulları tarafından tesbit edilmiş olan gayrimenkullerin kayıtları Devlet adına re’sen tashih olunarak ilgililere yazı ile ihbar edilir.
Halk odası olarak inşa edilmiş veya edilmekte bulunan veya bu adla kısmen veya tamamen kullanılmakta olan gayrimenkuller bulundukları köy veya belediyeler adına re’sen tescil ve tapulu olanların kayıtları bunlar adına tashih olunarak ilgililere yazı ile ihbar edilir.
DÖRDÜNCÜ MADDE
İkinci maddede yazılı daire, müessese ve tüzel kişilerin siyasi partilere bedelsiz olarak terketmiş oldukları arsa, bahçe, tarla, harman yeri gibi müsakkaf olmıyan gayrimenkul mallar üzerinde siyasi partiler tarafından (3) ncü maddedeki maksat dışında kullanılmak üzere bina yapılmış ise bu yerlerin arsa ve bina kıymetleri (5) nci maddede gösterilen heyet tarafından takdir edilerek bu kıymetlere göre şüyulandırılır.
Arşa kıymeti, ikinci maddeye göre iade edilen ve arsanın eski sahibi olan daire, ve müessesenin hissesini ve bina kıymeti de siyasi partinin hissesini teşkil eder ve bu hisselere göre tapu dairelerince adlarına tescilleri yapılır.
BEŞİNCİ MADDE
Mahallin hukuk dâvalarına bakan en yüksek dereceli yargıcının seçerek yemin ettireceği üç bilirkişiden teşkil olunacak bir heyet tarafından (4) ncü maddede belirtilen yerlerle binaların kıymetleri; binanın inşa edildiği tarihteki rayiç nazarı dikkate alınmak suretiyle ayrı ayrı tesbit ve alâkalılara tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden itibaren (15) gün zarfında alâkalıların kıymete itiraz hakları vardır.
İtiraz, şifahi muhakeme usulüne tevfikan yargıç tarafından umumi hükümler dairesinde tetkik edilerek hükme bağlanır.
ALTINCI MADDE
Genel, katma ve özel bütçeli daire ve belediyelerle köylerin, zamanlarında mer’i kanun hükümlerine aykırı olarak bedel takdiri suretiyle siyasi partilere temlik ettikleri gayrimenkul malların kayıtları evvelce takdir edilen bedel ödenmek suretiyle eski sahipleri adına tashih olunur. Trampalar da bu hükme tâbidir.
YEDİNCÎ MADDE
Her hangi bir tüzel kişinin malı iken bedelsiz olarak siyasi partilerin mülkiyetine geçirilmiş olan gayrimenkul mallar, bu tüzel kişi mevcut ise adına, değil ise Devlet adına tescil edilir. Bu suretle Devlete intikal eden mallarla (3) ncü madde gereğince Devlete geçen malların siyasi dernekler dışmda benzeri derneklere veya evvelki tüzel kişinin gayesine taallûk ettiği hukuku âmme müesseselerine bu kanunun meriyetinden itibaren iki sene içinde kısmen veya tamamen parasız intifa hakkını tahsise Bakanlar Kurulu yetkilidir.
SEKİZİNCİ MADDE
Bu kanunun hükümlerine göre eski sahipleri adlarına tescil olunacak gayrimenkul malların kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar olan vergileri siyasi partilere aittir.
Bu gayrimenkul mallar siyasi partiler tarafından 1. VII. 1951 tarihinden evvel kiraya verilmiş ve bu kanunun meriyeti tarihinden sonraki zamanlara ait kiralar peşin alınmış ise bu kiraların kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamana ait olan miktarlarını siyasi partiler eski sahiplerine bir ay içinde iadeye mecburdurlar. Bu müddet zarfında ödemedikleri takdirde bu bedeller üzerinden siyasi partilerin diğer gayrimenkullerine üç ay içerisinde kanuni ipotek tesis ettirmeye gayrimenkul kayıtları adlarına tashih edilen daireler ve tüzel kişiler mecburdurlar.
Bu kanuna göre Devlete veya eski sahiplerine iadesi lâzımgelen gayrimenkullerden 1 Mart 1950 tarihinden sonra siyasi partiler tarafından satılmış olanların satış bedelleri de bu hükümler dairesinde sahiplerine iadeye tâbi tutulur.
DOKUZUNCU MADDE
Tashihen tescilleri yapılan gayrimenkuller üzerinde üçüncü şahısların alacaklarından dolayı konulmuş olan haciz ve ipotekler hükmü mahfuzdur.
Ancak gayrimenkul kayıtları adlarına tashih edilmiş olanlar siyasi partilerden vâdesi srelmiş veya gelmemiş bulunsun, üçüncü şahıslara olan borçların bir ay içinde ödenmesini veya başka bir teminat göstererek haciz ve ipotek kayıtlarının naklini yazı ile talep ederler.
Siyasi partiler bir ay içerisinde bu talebi yerine getirmedikleri takdirde gayrimenkulu geri almış olan daire, müessese ve tüzel kişiler, üçüncü şahsın haciz veya rehinli alacağını deruhde ederek onun yerine kaim olurlar ve borcun ödenmesini beklemeksizin haciz veya rehinli alacak miktarında siyasi partilerin mallarını haciz veya gayrimenkulleri üzerinde kanuni ipotek tesis ettirirler.
ONUNCU MADDE
Bu kanunla iadeye tâbi tutulan gayrimenkulleri kısmen veya tamamen işgal eden siyasi partiler bu kanun hükümlerine göre yapılacak tescil veya tashihin ihbarından itibaren bir ay zarfında bunları tahliye ve teslime mecburdurlar.
Bu mecburiyet yerine getirildiği takdirde mahallin en büyük idare âmiri tarafından gayrimenkul bir hafta zarfında tahliye ettirilir.
14.05.1950 tarihinden sonra yapılmış kira mukaveleleri ve sair anlaşmalar, tapuya şerhedilmiş olsun veya olmasın, yeni mâlike karşı hükümsüz olup bu gayrimenkuller hakkında dahi yukarıki fıkralar hükmü uygulanır.
Ancak kiracıların kira bedelleri sebebiyle siyasi partiler aleyhine dâva açmak hakkı mahfuzdur.
ON BÎRÎNCÎ MADDE
Devlete intikal eden halkevleri ile tüzel kişiler namına tescil ve kayıtları tashih edilen Halkodalarının içindeki eşya yeni sahiplerinin mülkiyetine geçer.
Bu kanunun birinci maddesinde yazılı tüzel kişiler dışında kalanlar tarafından Halkevlerine veya odalarına teberru veya vasiyet suretiyle intikal eden eşya alâkalı siyasi partinin talebi üzerine bu partiye verilir.
ON ÎKÎNCÎ MADDE
Bu kanun hükümlerine göre yapılacak tashih ve tescillerle diğer bilûmum muamelelerden hiçbir harç ve Damga Resmi ve diğer resimler alınmaz.
ON ÜÇÜNCÜ MADDE
Bu kanunun (7) nci ve (11) nci maddeleri gereğince Devlete intikal eden mallardan her hangi bir tüzelkişi ve âmme hükmî şahıslarına intifa hakkı tahsis edilmiş olanların dışmda kalanlarmm idare sureti Bakanlar Kurulunca tesbit edilecek esaslar dâhilinde tanzim olunur.
GEÇİCİ MADDE
Bu kanunun 6 nci maddesi gereğince Hazineye intikal eden mallar için siyasi partilere ödenmesi gereken bedelleri karşılamak üzere 1951 yılı Bütçe Kanununa bağlı (A/l) işaretli cetvelin istatistik Genel Müdürlüğü kısmının (459) ncu (makine fişi satınalma giderleri) bölümünden (20 000) lira ve (A/2) işaretli cetvelin Tarım Bakanlığı kısmının (907) nci bölümünün (3) ncü (mevcutlara ilâveten alınacak makine ve araçlar karşılığı) maddesinden de (80 000) lira olmak üzere ceman (100 000) lira tenzil edilerek (A/l) işaretli cetvelin Maliye Bakanlığı kısmında (özel kanunu gereğince siyasi partilerden geri alınan gayrimenkul mallar için ödenecek bedel karşılığı) adiyle yeniden açılan (482) nci bölüme olağanüstü ödenek olarak aktarılmıştır.
ON DÖRDÜNCÜ MADDE
Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
ON BEŞİNCİ MADDE
Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
10 Ağustos 1951
Cumhurbaşkanlığına yazılan tezkerenin tarih ve numarası : 9 . VIII . 1951 ve 2/284
Bu kanunun ilânının Başbakanlığa bildirildiğine dair Cumhurbaşkanlığından gelen tezkerenin tarih ve mumarası : 10 . VIII. 1951 ve 4/447
Bu kanunun görüşmelerini gösteren tutanakların Cilt Sayfa cilt ve sayfa numaraları : 9 301,517,575:631,635:689,693:727,732,735,741:744
[Birleşim : 109,111 — 261 sıra sayılı Basmayazı 109 ucu Birleşim Tutanağına bağlıdır.]
Örfî İdare Kanunu
Örfî İdare Kanunu, 22 Mayıs 1940 tarihinde kabul edilmiş, 25 Mayıs tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmış ve aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.
Yürürlüğe giren Örfi İdare Kanunu, İkinci Dünya Savaşı koşullarında kabul edilmiş, bu koşullara özel vurgu yapılmış ve uygulanacak hükümleri belirlemiştir.
Örfî İdare Kanunu
BİRİNCİ BAB
Örfî İdare
BİRİNCİ KISIM
Umumî hükümler
Madde 1
Teşkilâtı Esasiye Kanununun 86 nci maddesine tevfikan verilmiş olan umumî veya mevziî Örfî İdare Kararı Dahiliye Vekâleti tarafından münasib vasıtalarla ilân olunur.
Örfî İdarenin hudud veya müddeti üzerinde yapılacak değişiklikler de aynı suretle ilân edilir.
Madde 2
Örfî idare altına alınan yerlerde umumî emniyet ve asayişe taallûk eden ve icra Vekilleri Heyetince tayin ve tesbit olunan zabıta salâhiyet ve vazifeleri askerî makamlara intikal eder. Bu makamlar kendilerine intikal eden salâhiyet ve vazifelere müteallik kararları ve emirleri mahallî zabıtası marifetile icra ettirir.
İKİNCİ KISIM
Örfî İdarenin vazife ve salâhiyetleri
Madde 3
Örfî idare altına alınan yerlerde, askerî idare aşağıda yazılı fevkalâde tedbirleri ittihaz ve tatbika salahiyetlidir.
I Görülecek lüzum üzerine meskenleri ve her türlü cemiyet, kulüb gibi teşekküllere aid binaları ve bunların müştemilâtını ve iş mahalleri ile sair kapalı yerleri ve mektup, telgraf vesair mersuleleri şahısların üzerlerini gece ve gündüz aramak ve bunlarda subut vasıtaları olan veyahut müsadereye tâbi bulunan eşyayı zabt ve radyo, telefon ve telsiz gibi bilcümle muhabere vasıtalarını kontrol ve icabında tatil ve menetmek;
II – Memleketin inzibat ve emniyetini ihlâl etmek suçlarile sabıkalı olanları ve emniyeti umumiye nezareti altında bulunanları ve Örfî İdare altına alınan yerlerde muayyen bir ikametgâhı olmayanları ve
şüpheli olan sair kimseleri örfî, idare mıntakasından çıkarmak;
III – Türk Ceza Kanununun 189 uncu maddesinde yazılı olan silâhlarla alet ve cephanelerin ve dinamit, boğucu gaz bomba ve buna mümasil alâtı muhribe ve mevaddı infilâkiye ve müştaile ve bunların ihzar ve imaline yarayan edevat ve vesaitin teslimi için emirler vermek ve bunları arayıp toplamak;
IV – Gazete, kitap vesair matbuaların tab ve neşrini veya hariçten idhalini menetmek ve matbaaları kapatmak ve matbuat ve telgraf ve mektup üzerine sansür koymak;
V – Kapalı ve açık yerlerde her türlü toplantıları menetmek ve cemiyetlerin faaliyetlerini durdurmak;
VI – Kahvehane, birahane, meyhane, tiyatro, sinema, bar ve emsali umuma açık yerleri kapatmak veya bunların açılma ve kapanma zamanını tayin ve tahdid etmek;
VII – Örfî idare mıntakasına girip çıkmak isteyenler hakkında takyidat ve tahdidat koymak;
VIII – Geceleri dolaşmayı takyid veya menetmek;
IX – İcra Vekilleri Heyeti tarafından ittihaz ve tebliğ edilen emirleri ve ilân edilen sair tedbirleri takib ve icra etmek.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Teşkilât
Madde 4
Örfî idare altına alınan yerlerde bu kanun hükümlerini tatbik etmek üzere hazarda Genelkurmay Başkanı ve seferde Başkomutanlık tarafından en az kolordu komutanlığı yapmış bir komutan,
Örfî idare Komutanı olmak üzere seçilerek Millî Müdafaa Vekâletince tayin muamelesi yapılır. Bu komutanın refakatine lüzumu kadar subay ve askerî adlî hâkim ve memur verilir.
Madde 5
Örfî idare Mahkemeleri aşağıda yazılı şekilde teşekkül eder :
I – Örfî idare Komutanlığı refakatinde Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 31 inci ve 35 inci maddelerine tevfikan lüzumu kadar askerî mahkeme teşkil olunur. Bu mahkemeler toplandıkları mahallin ismini taşırlar.
II – Örfî idare mahkemelerinin asıl ve yedek askerî ve askerî adlî hâkimleri, zabıt kâtipleri ve diğer memur ve müstahdemleri Millî Müdafaa Vekili tarafından intihab ve tayin olunur. Askerî adlî hâkimler bunlardan bilfiil hâkimlik etmiş olanlar arasından seçilir.
III – Müstacel ve zarurî hallerde Örfî idare Mahkemeleri teessüs edinceye kadar mahallî hâkim ve Cumhuriyet Müddeiumumileri askerî adlî hâkimin vazifesini görürler.
DÖRDÜNCÜ KISIM
Örfî İdare Mahkemelerinin vazifeleri
Madde 6
Örfî İdare altına alınan yerlerde aşağıdaki fiilleri işleyenler ve bu fiillere iştirak edenler Örfî İdare Komutanı tarafından taleb edildiği takdirde sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Örfî idare Mahkemelerinde muhakeme olunurlar. Teşriî masuniyete aid Teşkilâtı Esasiye hükümleri mahfuzdur.
I – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının birinci babının birinci, ikinci ve dördüncü fasıllarında yazılı Devletin şahsiyetine karşı cürümler;
II – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının beşinci babının birinci faslında yazılı suç işlemeğe tahrik fiillerile ikinci fasılda yazılı cürüm ikaı için cemiyet teşkil etmek suçları;
III – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının altıncı babının ikinci faslında yazılı Devlete aid mühür, damga vesair alâmetlerin taklidi hakkındaki suçlar;
IV – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının 7 nci babında yazılı ammenin selâmeti aleyhindeki suçlar;
V – Türk Ceza Kanununun ikinci kitabının 10 uncu babının ikinci faslında yazılı yağma, yol kesme, adam kaldırma suçları;
VI – Türk Ceza Kanununun 179, 180, 188, 234, 235, 2.36, 241, 242, 248, 249, 254, 255, 256, 257, 258. 260, 264, 316, 317 nci maddelerinde yazılı suçlar;
VII – Askerî Ceza Kanununun 75, 93, 94, 95, 96 nci maddelerile 148 inci maddenin ikinci fıkrasında ve 160 ıncı maddesinde yazılı suçlar.
Madde 7
Örfî idare altına alınan yerlerde Askerî İdare tarafından ittihaz edilen tedbirlere karşı hareket edenler ve emirlere itaatsizlik gösterenler ve hüviyetine dair hilafı hakikat beyanatta bulunanlar hakkında Türk Ceza Kanununun 526 ve 528 inci maddelerinde yazılı cezalar üç misli arttırılarak hükmolunur.
Madde 8
Örfî idare ilânını icab ettiren ahvale taallûk eden fiilleri Örfî idarenin ilânından evvel işlemiş olanlarla Örfî idare Mahkemesinin vaziyed ettiği her hangi bir suçla irtibatı olup bu mıntaka haricinde işlenen suçlar da birleştirilmek suretile Örfî idare Mahkemelerinde görülür.
BEŞİNCİ KISIM
Usule aid hükümler
Madde 9
Örfî İdare altına alınan mahallerde teşkil olunan Askerî Mahkemelerde Askerî Muhakeme Usulü Kanununun 250 : 256 nci madde hükümleri hariç olmak üzere seferberliğe aid hükümler tatbik
olunur.
Madde 10
Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Generaller ve Amirallerle Umumî Müfettişler, Valiler ve Kaymakamlar, Hâkimler ve Müddeiumumiler aleyhinde takibat yapılabilmesi için her birinin mensub olduğu idareye göre Millî Müdafaa veya Dahiliye veya Adliye Vekilinin iznini almak şarttır.
İKİNCİ BAB
Harp halinde harekât muıtakalarında tatbik edilecek takyitler
Madde 11
Harp halinde örfî idare ilân edilmemiş olsa dahi bu kanunun masuniyet ve hürriyetlerin takyit ve talikına aid üçüncü maddesinin birinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı bentlerinde yazılı tedbirleri, daha evvelden İcra Vekilleri Heyetince tesbit edilecek harekât mıntakalarında almağa Başkumandanlık salâhiyettar olduğu gibi harp hareketlerinin ve askerî faaliyetlerin ve mahallî asayişin emniyet ve himayesi için bu harekât mmtalarında bulunmaları caiz görülmeyen kimseleri bu mmtakalardan çıkarmağa ve bu harekât mıntakalarına girmeği, çıkmağı menetmeğe ve bu mıntakalara münakalât vasıtalarının girip çıkmasını tahdit etmeğe salahiyetlidir.
Madde 12
Harp halinde, tesbit edilmiş olan harekât mıntakalarında, altıncı maddenin birinci bendinde yazılı fiilleri işliyenler ve bu fiillere iştirak edenler âmiri adlî tarafından taleb edildiği takdirde askerî mahkemelerde muhakeme olunurlar.
Bu hallerde dahi 10 uncu madde hükümleri mahfuzdur.
Son maddeler
Madde 13
Aşağıda yazılı kanunlarla bunlara müteferri hükümler mülgadır:
I) 20 eylül 1293 tarihli İdarei Örfiye Kararnamesile bunun 20 haziran 1325 tarihli zeyli,
II) 18 eylül 1335 tarihli İdarei Örfiye Kararnamesile buna müzeyyel 24 teşrinisani 1335 tarihli kararname,
III) Divanı harbi örfilere muhavvel ceraimin heyeti tahkikiye bu Ilınmayan yerlerde sureti tahkiki hakkındaki 10 ağustos 1331 tarihli kanunu muvakkat,
IV) İdarei Örfiye mıntakalarında müteşekkil divanı harbler tarafından verilecek idam kararlarının sureti icrasına dair 31 mart 1341 tarih ve 595 numaralı kanun,
V) Divanı harbi örfî hükümlerinin kabili temyiz olmadığına dair 29 nisan 1333 tarihli muvakkat kanun,
VI) Örfî idare cari olan mahallerde her nevi kütübü resail ve evrak ile matbuatı mevkute ve gayri mevkuteye mütedair 5 şubat 133ü tarihli kararname,
VII) Vakti seferde icraatı Hükümete karşı gelenler için ciheti askeriyece ittihaz olunacak tedabire müteallik 14 mayıs 1331 tarihli kanunu muvakkat.
Madde 14
Bu kanun neşri tarihinden itibaren mer’idir.
Madde 15
Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
23/5/1940
Rezan Epözdemir
Avukat Rezan Epözdemir, 24 Kasım 1984 tarihinde İstanbul’un Fatih ilçesinde doğdu. İlkokulu Haznedar Abdi İpekçi İlköğretim Okulu’nda tamamladı. Eğitimine Dr. Refik Saydam İlköğretim okulunda devam eden Epözdemir Liseyi Osman Ülkümen Lisesi’nde tamamladı. İnsan Hakları Derneği Tatvan Başkanı olan ve 1993’te öldürülen Avukat Şevket Epözdemir, babasının kuzenidir.
Rezan Epzödemir, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde bitirdi. Ardından, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim dalında “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” isimli tezini savunarak doktorasını tamamladı. Bazı üniversitelerde dersler verdi. Gazete ve televizyonlarda röportajları yayınlandı. Kamuoyu tarafından takip edilen davalar hakkındaki açıklamaları ile gündem oldu.
Spor Yöneticiliği
Epözdemir, 2021 Galatasaray SK başkanlık seçiminde Burak Elmas’ın listesinde yer aldı ve Galatasaray SK Başkan Yardımcısı seçildi. 02.08.2021 tarihinde Galatasaray Sportif A.Ş Yönetim Kurulu Başkan Vekili oldu.
Rezan Epözdemir Hakkındaki Soruşturma
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 10 Ağustos 2025 günü sabah saatlerinde gözaltına alındı. Kendisine “rüşvet verme”, “siyasi ve askeri casusluk” ile “FETÖ’ye yardım” gibi suçlamaları yöneltildi. Evinde ve ofisinde aramalar yapıldı. Epözdemir, sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği tarafından 14 Ağustos 2025 günü rüşvete aracılık etme suçundan tutuklandı. Diğer suçlamalar için talep edilen adli kontrol talebi mahkemece reddedildi. Epözdemir savcılığın arama ve delil toplama işlemlerine karşı yetki itirazında bulundu ve tüm suçlamaları reddetti. 15 Ağustos’ta, bulunduğu Silivri Cezaevinden Tekirdağ’ın Çorlu ilçesindeki Karatepe Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edildi. Şanlıurfa Barosu Başkanlığı, 18 Ağustos 2025’te yaptığı açıklamada Rezan Epözdemir hakkındaki iddialardan dolayı bulundukları baronun disiplin soruşturması yürütmesi için müracaatta bulunulacağını açıkladı.
Kaynak Linki : https://hukukansiklopedisi.com/18-agustos-hukuk-takvimi/
Eserleri ve Makaleleri
“Taraf Ehliyeti”, “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” ve “Haksız Tahrik” isimli üç adet kitabı bulunmaktadır. Ayrıca “Yeni Düzenlemeler Işığında Uzlaştırma Müessesine Bakış”, “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat”, “Türk Ceza Hukukunda Tefecilik Suçu”, ”Gönüllü Vazgeçme”, ”İddianamenin İadesi”, ”Ceza Muhakemesinde Müdafinin Önemi”, “İspatın Konusu”, ‘’Hukuki Statüsü ve Müdafiden Yararlanma Biçimleri”, ”Bilişim Sistemlerinde Arama ve El Koyma Tedbirleri”, ”Verileri Hukuka Aykırı olarak verme veya Ele Geçirme Suçu”, “2010 Anayasa Değişikliklerinde Çocuk Hakları ile Uluslararası Sözleşmeler Arasındaki İlişki”, “Yargıçların Tutuklama Kararları İle İlgili Hukuki Sorumluluğu”, “Basın Açıklamalarıyla Kişilik Haklarının İhlalinde Hukuka Aykırılık”, “Müsabaka alanlarındaki sporcuların hakaret içeren eylemleri ile kasten yaralama ve mala zarar verme eylemlerinin Türk Ceza Hukuku açısından değerlendirilmesi” ve “Kişilerin Huzur ve Sükûnunu Bozma Suçu” gibi başlıklar altında yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır. Ayrıca, panel ve seminerlerde konuşmacı olarak yer almıştır. ‘’Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu’, ‘’6222 sayılı Kanuna Genel Bir Bakış, Yargı Uygulamaları ve Çözüm ile Değişiklikleri Önerileri’’ isimli tebliğleri bulunmaktadır.
Dünya Yerli Halklar Günü
Dünya Yerli Halklar Günü, 1982 yılında Cenevre’de toplanan Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Çalışma Grubu tarafından ilan edilmiştir. Yerel toplulukların ihtiyaçlarına yönelik farkındalığı artırmak amacını taşıyan çalışma, 9 Ağustos gününü ‘Uluslararası Dünya Yerli Halklar Günü’ ilan etmiştir.
Uluslararası toplumda yerli halkların haklarını korumak için özel önlemler alınması yönünde adımlar atılmakta ve Birleşmiş Milletler bu çabaları desteklemektedir. 9 Ağustos, her yıl yeni bir tema ile kutlanmaktadır. Yerel diller en önemli temalardandır.
Yerli Halkların Hakları ve Yerli Halklar Hakları Bildirisi
Dünyada 90 ülkede yaşayan yaklaşık 370 milyon yerli insan yaşamakta, yerel dillerini ve kültürlerini yaşatmaktadır. 9 Ağustos Dünya Yerli Halklar Günü(International Day of the World’s Indigenous Peoples), yerel halk ve toplulukların ihtiyaçlarını tespit ederek ihtiyaçları gidermek amacını taşımaktadır. Yerli haklar yaklaşık 7 bin civarında dile sahip bulunmakta, dünya nüfusunun yüzde beşini ve 5 bin civarında farklı kültürü temsil etmektedir. Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisi, İnsan Hakları Konseyi tarafından düzenlenmiş ve Genel Kurul tarafından 13 Eylül 2007 tarihinde kabul ve ilan edilmiştir. Bildirge, yerli ve kabile halklarının kendi geleceklerini tayin hakkı ile insana yakışır bir yaşam sürmelerini ve sosyal adalet ilkelerini öngörmektedir. Yerel dillerin ve geleneklerin korunması ile eskiden beri sahip oldukları toprakların korunması bildirgenin diğer amaçlarındandır. İnsanlığın ortak vicdanı olan Birleşmiş Milletler, yerli halkların, özgürlük, barış ve güvenlik içinde yaşama hakkını tüm dünyaya ilan etmekte; bu halkların öz kültürlerini, tarihsel hafızalarını, sosyo-politik yapılarını ve dillerini korumayı hedeflemektedir. Yerli halkların her biri farklı bir kültüre sahip olsa dahi hepsinin otak problemi; benliklerinin, tarihlerinin, ve dillerinin korumasıdır. Vahşi kapitalist çağda insan onurunu korumak Birleşmiş Milletlerin ve uluslararası toplumun ortak problemdir.
9 Ağustos – Hukuk Takvimi
9 Ağustos – Hukuk Takvimi
Dünya Yerli Halklar Günü
1523 |
Alman hümanist düşünür ve şair Ulrich von Hutten öldü. (Doğumu: 21 Nisan 1488) İmparatorluk Şövalyeleri’nin lideri oldu. Martin Luther Reformlarını destekledi. Skolastik düşüncelere karşı çıktı ve felsefe tarihinde önemli bir isim haline geldi. |
1814 |
Fort Jackson Antlaşması (Treaty of Fort Jackson) imzalandı. Krikler Kuzey Amerika’nın bir kısmını uzunca bir süre kontrol eden Kızılderili halkıdır. Horseshoe Bend Muharebesinde Amerika Birleşik Devletleri güçlerine karşı yenilgiye uğramalarının ardından Wetumpka, Alabama civarındaki Fort Jackson’da antlaşma imzalanmış ve Krikler Alabama ve Georgia’daki 93,000 km² toprağı ABD güçlerine devretmiştir. |
1842 |
Kanada ile ABD sınırını belirleyen Webster Ashburton Antlaşması imzalandı. ABD ile Kanada arasında uzun süredir devam eden sınır anlaşmazlıkları ve diğer sorunlar çözülerek barışçıl bir ortam sağlandı. |
1871 |
Hukuk kökeni Rus yazar Leonid Andreyev, Orel’de doğdu.(Ölümü:1919) 1891’de Sankt-Peterburg Üniversitesi’ne girdi, bu sırada çok yoksulluk çektiği için üniversiteyi bırakmak zorunda kaldı, intihara kalkıştı. 1897’te Moskova Üniversitesi’nde hukuk öğrenimini bitirdi. 1898’de mesleğini bıraktı. Moskova’da yayınlanan Moskovskiy Vestnik gazetesinde adliye muhabiri olarak çalışmaya başladı. 1905 ve 1917 Devrimleri arasında etkin bir isim oldu. Yıldızlara Doğru, İnsanın Hayatı, Çar Açlık, Kara Maskeler, Kızıl Kahkaha, Yedi Asılmışların Hikayesi, Anatema, Düşünce, Professor Storitsin ve Tokadı Yiyen Soytarı isimli eserler bıraktı. |
1881 |
Osmanlı Devleti’nin son dönem, Türkiye’nin ise ilk dönem hukukçularından olan. Ebül’ula Mardin doğdu. (Ölümü:1957) 1903 yılında mezun olduğu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde hayatı boyunca öğretim üyeliği yaptı ve 1951 yılında Medeni Hukuk alanında ordinaryüs profesör oldu. |
1892 |
Thomas Edison, iki yönlü telgrafın patentini aldı |
1901 |
Avusturyalı avukat ve siyasetçi Felix Hurdes doğdu. (Ölümü:1974) 1953 yılından 1959’a kadar Avusturya Millî Meclis başkanı olarka görev yaptı. |
1928 |
Harf Devrimi yolunda önemli bir adım atıldı. Atatürk, Latin harflerini Cumhuriyet Halk Partisi’nin Gülhane’deki galasına katılanlara tanıttı. Yeni alfabe daha sonra 01.11.1928 tarihinde yasalaştı. |
1929 |
Hukuk kökenli gazeteci Abdi İpekçi doğdu. Galatasaray Lisesi’ni ve İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdi. Milliyet Gazetesi’nin yazı işleri müdürü ve genel yayın müdürü oldu. Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci başkanlığı, Basın Şeref Divanı genel sekreterliği görevlerinde bulundu. 1 Şubat 1979 tarihinde Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü. Eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile kuzendir. Mehmet Ali Ağca, İpekçi suikastından idamla yargılanmakta iken 1979 yılında Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırılmıştır. |
1934 |
İstanbul’da halkın deniz hamamları ve plajlar dışında denize girmesi yasaklandı. |
1942 |
Mahatma Gandhi ve ve 50 Hintli lider İngilizler tarafından Bombay’da tutuklandı. |
1945 |
Amerika Birleşik Devletleri, Japonya’nın Nagazaki şehrine atom bombası attı, yaklaşık 70.000 kişi aynı gün öldü, binlerce insan sakat kaldı. Sonraki yıllarda çok sayıda insan kansere yakalandı. |
1949 |
Türkiye, Avrupa Konseyi’ne resmen üye oldu Konseyin merkezi Strazburg’dadır ve 47 devlet üyedir. |
1951 |
“İşçilere hafta tatili ve genel tatil günlerinde ücret ödenmesi hakkında Kanun” mecliste kabul edildi ve 15 Ağustos’ta resmi gazetede yayınlandı. Kanun, iş Hukuku alanında önemli bir merhale oldu. |
1954 |
Milletvekili, hukukçu, savcı, yargıç, vakıflar uzmanı, İttihat ve Terakki Fırkasının kurucularından Mehmet Münir Çağıl (1873, İskilip – 9 Ağustos 1954) yaşamını yitirdi. |
1954 |
Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında, 28 Şubat 1953 tarihinde imzalanan Balkan Paktı‘nın devamı niteliğinde, Bled şehrinde yeni bir ittifak antlaşması imzalandı. Bled Antlaşması ile Bağdat Paktı askeri bir ittifaka dönüştürüldü ve adı “Balkan İttifakı” oldu. |
1965 |
Singapur, Malezya’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti |
1966 |
1966 Genel Af Kanunu resmi gazetede yayınlandı. Kanun, istisnaları hariç olmak üzere beş yıldan az olan hürriyeti bağlayıcı cezalar ve para cezaları ortadan kaldırdı. Af Kanunu tasarısının kapsamını yetersiz bulan Ankara Cezaevinde bulunan 1000 civarındaki tutuklu ve hükümlü isyan etmiş, isyanlarda 3 kişi ölmüş, 18 kişi yaralanmış, İstanbul Üsküdar Toptaşı Cezaevinde 260 tutuklu veya hükümlü af kanunu öncesinde açlık grevi yapmıştı. |
1967 |
Havana’da Latin Amerika Dayanışma Toplantısı Sonuç Bildirisi ilan edildi: “Devrim yapmak Latin Amerika halklarının hem hakkı hem de görevidir.” |
1969 |
1136 sayılı Avukatlık Yasası gereğince kurulan Türkiye Barolar Birliği’nin ilk genel kurulu 8-9 Ağustos 1969 tarihinde Ankara da yapıldı. Prof. Dr. Faruk Erem ilk başkan oldu. |
1971 |
THKO Davası’a devam edildi. İrfan Uçar, gördüğü işkence adli tıpta tespit edilmezse sorulara cevap vermeyeceğini söyledi. |
1972 |
Modern Türk idare hukukunun kurucusu ve İstanbul Üniversitesi’nin seçimle göreve gelen ilk rektörü Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar yaşama veda etti. |
1973 |
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yayınladığı genelgeyle, dolar alımını kısıtladı. İstanbul’da bankaların 200 dolardan fazla döviz işlemi yapması yasaklandı. |
1974 |
|
1975 |
Bülent Ecevit’in, partililerin ve dinlemeye gelenlerin saldırıya uğradığı “Gerede Olaylarına ilişkin davanın duruşması yapıldı. Duruşmayı MSP’li eski Adalet Bakanı Şevket Kazan da izledi. |
1978 |
Japonya’da hapiste tutulan 3 Kızıl Ordu tutsağı, Kuala Lumpur’da ABD konsolosluğunda rehin tutulan görevliler karşılığında bırakıldı. |
1982 |
|
1983 |
2871 sayılı Kamu Görevlileri ile ilgili Mal Bildirimi Kanunu kabul edildi. |
1987 |
1982 Anayasa referandumunda “halkı boykota çağırdığı” iddiasıyla soruşturulan H.Şahin’in Astsubay Okulu’ndaki oğlu okuldan atıldı. Askeri savcılık, 8 Aralık 1982’de tutuklanan H.Şahin’i “yeterli kanıt bulunamadığı” gerekçesiyle 37 gün sonra salıvermişti. |
1988 |
Adalet Bakanı Mehmet Topaç, tek tip elbise ve birçok baskıcı uygulamayı geri getiren 1 Ağustos 1988 Genelgesi’ni yayınladı. Genelge üzerinde cezaevlerinde yeniden açlık grevleri ve ölüm oruçları başladı. |
1989 |
Sorun Yayınları tarafından yayınlanan Fyodor Korolyov’un “Lenin ve Eğitim” adlı kitabının çevirmeni Prof. Dr. Tahsin Yılmaz ile yayınevi sahibi Sırrı Öztürk hakkında “komünist eğitim ilke ve yöntemlerinin propagandasını yapmak” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. |
1992 |
Türk siyasetçi, hukukçu ve İstanbul Belediye Eski Başkanlarından Aytekin Kotil yaşamını yitirdi. (Doğumu:1934) |
1992 |
Özgür Gündem gazetesinden Yahya Orhan ve Hüseyin Deniz Ceylanpınar’da öldürüldü |
1993 |
|
1994 |
Ankara 1 Nolu DGM’ye sunulan iddianamede olayların nedeni, “şenliklere katılanlar” olarak gösterildi, Aziz Nesin’in varlığı “eylemin hazırlayıcı sebepleri” arasında sayıldı. Ankara DGM Başsavcılığı, Sivas olaylarının tahrikçisi olduğu gerekçesiyle Aziz Nesin’in idamla yargılanması gerektiği iddia edildi. |
2000 |
Nijerya’nın şeriata geçen yedi eyaletten biri olan Zamfara’da kadınlara motosiklete binme yasağı getirildi. Müslüman olmayan kadınlara motorsiklete binme yasağı getirilmedi. |
2002 |
KKTC’de muhalif Avrupa gazetesi Yazıişleri Müdürü Şener Levent ve köşe yazarı Memduh Ener, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a hakaretten altı ay hapis cezası aldı. Basın örgütleri ve gazeteciler kararı protesto etti. |
2003 |
Yargıtay, yanında çalışan avukatı taciz eden avukata verilen sekiz aylık hapis cezasını onayladı. Gerekçede sanığın “iftiraya uğradım” savunmasına karşılık “kişinin, zarar vermek için iffetini ortaya koyarak kendini zarara uğratması insan doğasına aykırı” denildi. |
2004 |
Fransız hukukçu, yargıç, adalet bakanı ve siyasetçi Robert Lecourt (19 Eylül 1908 – 9 Ağustos 2004) yaşamını yitirdi. 1962 yılında Avrupa Adalet Divanı hakimliğine atanmış ve bu mahkemenin 1967-1976 yıllarında başkanlığını yapmıştı. |
2007 |
Hukuk kökenli siyasetçilerden Köksal Toptan, 535 geçerli oyun 450’sini alarak TBMM başkanı seçildi. Toptan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne 1962 yılında başladı, 1968’de avukat ruhsatını alarak Zonguldak’ta avukatlık mesleğine başladı. |
2013 |
Yargıtay, yanında çalışan avukatı taciz eden avukata verilen sekiz aylık hapis cezasını onayladı. Kararın gerekçesinde sanığın “iftiraya uğradım” savunmasına karşılık “kişinin, zarar vermek için iffetini ortaya koyarak kendini zarara uğratması insan doğasına aykırı” denildi. |
2024 |
Amerikalı hukukçu, akademisyen ve siyasetçi Ellen Marie Corbett (31 Aralık 1954 – 9 Ağustos 2024) yaşamını yitirdi. 2008’de Kaliforniya Eyaleti Şerifler Birliği tarafından Kaliforniya’nın En İyi 100 Avukatı arasında gösterilmişti. Kaliforniya İşçi Federasyonu, Kaliforniya Tüketici Federasyonu, Amerikan Kanser Derneği, Kaliforniya Yaşlılar Kongresi, Kaliforniya Sierra Kulübü, Çevre Çalışma Grubu, Kaliforniya Koruma Seçmenleri Birliği, Kaliforniya Temiz Su Eylemi ve Hindu Amerikan Vakfı’ndan onur ödülleri almıştı. |
2025 |
|
2025 |
İzBB davasında tahliye kararı veren hakimlere görev değişikliği kararı verilmesine Yargıçlar Sendikası tepki gösterdi: “Yetki düzenlemeleri yargının araçsallaştırılmasına hizmet ediyor’ Sendika, devam eden davada Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümleri uyarınca yetkili ve görevli yargıçların verdikleri yargısal kararlar nedeniyle idari tasarruflarla görev yerlerinin değiştirilmesinin, yargı bağımsızlığı algısını zedelediğini vurguladı. |
Sıddık Sami Onar
Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, modern Türk idare hukukunun kurucusu ve İstanbul Üniversitesi’nin seçimle göreve gelen ilk rektörüdür.
Onar, 11 Kasım 1897 tarihinde doğmuş ve 9 Ağustos 1972 tarihinde vefat etmiştir. İstanbul’da doğan Onar; Vefa Sultanisini ve İstanbul Hukuk Mektebini bitirmiş, Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesinde bir süre öğrenim görmüştür. İstanbul Ticaret Mahkemesinde yargıçlık görevinde bulunmuş, Mülkiye Mektebi ile Galatasaray Lisesinde öğretmenlik yapmıştır.
Akademik kariyerine üniversitede devam eden Onar, 1933 yılındaki üniversite reformu sonrasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde idare hukuku profesörü olmuş, 1934 yılında aynı üniversitede ordinaryüs profesör olmuştur.
Onar, ayrıca 1948 yılında Fransa’nın Toulouse Üniversitesi’nden de hukuk doktoru unvanı kazanmıştır. 1949 yılında İdare Hukuku ve İdari Bilimler Enstitüsü’nü kuran Onar vefatına kadar bu kurumun müdürlüğünü yapmıştır.
Akademik özgürlükten yana görüşleri Türkiye’de ilkleri gerçekleştirmesine neden olmuş ve yaşamı boyunca üniversitede yönetim özerkliğini savunmuştur.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde iki defa dekanlık görevi yürütmüştür. 1946 yılında yürürlüğe giren ve üniversiteleri Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinden ayırarak, bilimsel ve idari özerklik sağlayan Üniversiteler Yasasından sonra İstanbul Üniversitesi’nde seçimle göreve gelen ilk rektör unvanını kazanmış, rektörlük görevine 1949 yılına kadar devam etmiştir.
27 Mayıs 1960 tarihinde gerçekleşen ihtilal öncesinde meydana gelen olaylarla ilgili araştırmalar yapmak üzere TBMM’de “Tahkikat Komisyonu” kurulmasını “anayasa ihlali” olarak görmüş ve üniversite gençliğinin protesto hareketine destek vermiştir.
1961 Anayasası
Onar, 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında 1961 Anayasası’nı hazırlayan kurula başkanlık yapmış, Anayasa, halk oylamasıyla yürürlüğe girmiştir. Anayasayı hazırlayan kurulda yer almasına karşın ihtilal sonrası Ali Fuat Başgil‘in de aralarında bulunduğu 147’ler olarak bilinen bazı akademisyenlerin Milli Birlik Komitesi tarafından görevden atılmasını protesto ederek rektörlük görevinden istifa etmiş, bu protestonun sonucunda 147’ler sorununun çözümünde etkin rol oynamıştır.
İstanbul Üniversitesine üçüncü defa rektör seçilmiş, 1963 yılına kadar bu görevine devam etmiştir.
Eserleri
Sıddık Sami Onar, Medeni hukuk, devletler hukuku, borçlar hukuku, icra ve iflas hukuku alanlarında yüzlerce makale ve birçok kitap yazmıştır. Onar’ın en önemli kitabı Türk hukukunun en kapsamlı kamu hukuku incelemesi olan İdare Hukukunun Umumi Esasları isimli başyapıtıdır. İlk baskısı 1952 yılında yapılan kitap Onar’ın yaşamında ve sonrasında birçok baskı yapmıştır.
Onar, 1972 yılında İtalya Cumhurbaşkanı’ndan Cumhuriyet Liyakat Nişanı almıştır. İstanbul Üniversitesi 1977 yılında anısına Onar Armağanı’nı yayımlamıştır. Sıddık Sami Onar 9 Ağustos 1972 yılında İstanbul’da vefat ettikten sonra adına ve anısına Ord.Prof.Dr.Sıddık Sami Onar İdare Hukuku Araştırma Ve Uygulama Merkezi kurulmuştur.
[toggle title=”” state=”open”]“Milletlerin hukuka ve kanunlara inançlarının sarsılmasının en büyük sebebi, bunların bizzat devlet ya da kendilerine inanılan insanlar tarafından ihlal edilmesi, bozulmasıdır.”
Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar[/toggle]
1966 Genel Af Kanunu
1966 Genel Af Kanunu, istisnaları hariç olmak üzere beş yıldan az olan hürriyeti bağlayıcı cezaları ve para cezalarını ortadan kaldırmıştır.
1966 yılında yapılan genel af ilanı, diğer af kanunlarından farklı olarak yasalaşma sürecinde toplumun tüm kesimleri tarafından yoğun olarak tartışılması yönüyle kendine özgü bir yasalaşma sürecini oluşturmuştur.
780 Sayılı Af Kanunu ile genel af çıkarılmıştır. 1966 Genel Affından önce 7 Temmuz 1966 günü Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Anayasa’nın 97’nci maddesine dayanarak Celal Bayar’ı affetmiştir.
Af Kanunu tasarısının kapsamını yetersiz bulan Ankara Cezaevinde bulunan 1000 civarındaki tutuklu ve hükümlü isyan etmiştir. İsyanda 3 kişi ölmüş, 18 kişi yaralanmıştır. İstanbul Üsküdar Toptaşı Cezaevinde 260 tutuklu veya hükümlü af kanunu öncesinde açlık grevi yapmıştır.
Kanun tasarısının tartışılması sırasında siyasi suçlar ve fikir suçlarının af kapsamına alınması istenmiştir. Meclis’ten çıkan Af Kanunu’nda 141. ve 142. madde suçluları af kapsamı dışında bırakılmış, vergi ve döviz kaçakçılığı suçları af kapsamına alınmıştır. Kanun, 9 Ağustos 1966 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
1966 Genel Af Kanunu
MADDE 1. — 5 Haziran 1966 tarihine kadar işlenmiş olan suçlardan :
A) Taksirli cürümlerle kanunların suçu tesl it eden aslî maddesinde yukarı haddi 5 seneyi geçmiyen hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile yahut yalnız veya birlikte olarak para cezası ile cezalandırdığı veya müsadereyi yahut bir meslek veya sanatın yapılmamasını veyahut bu cezalardan biriniveya birkaçım istilzam eden fiiller hakkında takibat yapılmaz.
Bu fıkra hükmünden istifade edecek olanların, affı kabul etmemeye hakları vardır, haklarında soruşturma veya kovuşturma yapıldığına muttali olanlar bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay ve her halde 6 ay içinde bu haklarını kullandıkları takdirde soruşturma veya kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde, bu hakkın kullanılmış olması aftan istifadeye engelolmaz.
B) 5 sene ve daha az hürriyeti bağlayıcı bir cezaya ve bu miktarı aşmıyan hürriyeti bağlayıcı ceza ile birlikte veya müstakilen hükmedilmiş para cezasına mahkûm olanlar veya mahkemelerden gayri mercilerce haklarında para cezası tâyin edilenler «8 nci madde hükmü saklı kalmak şartiyle» fer’i ve mütemmim cezalar ile ceza mahkûmiyetlerinin neticelerine de şâmil olmak üzere affedilmişlerdir.
C) Müstakillen 5 seneden fazla hürriyeti bağlayıcı bir cezaya veya bununla birlikte para cezasına mahkûm edilenlerin, hürriyeti bağlayıcı cezalarının 5 senesi ve para cezalarının da tamamı affedilmiştir.
D) Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı suçlardan dolayı ölüm veya müebbet ağır hapse mahkûm edilmiş veya edilecek olanların ölüm cezaları müebbet ağır hapse; müebbet ağır hapis cezaları da 30 sene ağır hapse çevrilir.
MADDE 2. — 3116, 5653 ve 6831 sayılı Orman kanunlarında yazılı suçlar ayrık olmak üzere, suç tarihinde 15 yaşını doldurmamış olanlar tarafından işlenen bilûmum suçlar hakkında bu kanunun birinci maddesi uygulanır.
1966 Genel Af Kanununun devamını PDF olarak okuyabilirsiniz
Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun
Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun 1 Kasım 1928 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun, 1353 kanun numarası ile Resmi Gazetenin 03.11.198 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Harf inkılabı Cumhuriyet Devrimlerinin en önemlilerindendir. 1 Kasım 1928 tarihli Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Kanun gereğince, 1 Haziran 1929 tarihinden itibaren resmi işlerde, devlet dairelerinde ve kayıtlarda tamamen yeni harfler kullanılmaya başlanmıştır. Arap harflerinin resmi ve özel kurumlarda kullanımı ise 1 Haziran 1930 tarihinden itibaren son bulmuştur.
Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun
Madde 1
Şimdiye kadar Türkçeyi yazmak için kullanılan Arap harfleri yerine Latin esasından alınan ve merbut cetvelde şekilleri gösterilen harfler (Türk harfleri) unvan ve hukuku ile kabul edilmiştir.
Madde 2
Bu Kanunun neşri tarihinden itibaren Devletin bütün daire ve müesseselerinde ve bilcümle şirket, cemiyet ve hususi müesseselerde Türk harfleriyle yazılmış olan yazıların kabulü ve muameleye konulması mecburidir.
Madde 3
Devlet dairelerinin her birinde Türk harflerinin Devlet muamelatına tatbiki tarihi 1929 Kanunusanisinin birinci gününü geçemez.
Şu kadar ki evrakı tahkikiye ve fezlekelerinin ve ilamların ve matbu muamelat cetvel ve defterlerinin 1929 Haziran iptidasına kadar eski usulde yazılması caizdir.
Verilecek tapu kayıtları ve senetleri ve nüfus ve evlenme cüzdanları ve kayıtları ve askeri hüviyet ve terhis cüzdanları 1929 Haziranı iptidasından itibaren Türk harfleriyle yazılacaktır.
Madde 4
Halk tarafından vakı müracaatlardan eski Arap harfleriyle yazılı olanlarının kabulü 1929 Haziranının birinci gününe kadar caizdir. 1928 senesi Kanunuevvelinin iptidasından itibaren Türkçe hususi veya resmi levha, tabela, ilan, reklam ve sinema yazıları ile kezalik Türkçe hususi, resmi bilcümle mevkut, gayrı mevkut gazete, risale ve mecmuaların Türk harfleriyle basılması ve yazılması mecburidir.
Madde 5
1929 Kanunusanisi iptidasından itibaren Türkçe basılacak kitapların Türk harfleriyle basılması mecburidir.
Madde 6
Resmi ve hususi bütün zabıtlarda 1930 Haziranı iptidasına kadar eski Arap harflerinin stenografi makamında istimali caizdir. Devletin bütün daire müesseselerinde kullanılan kitap, kanun, talimatname, defter, cetvel kayıt ve sicil gibi matbuaların 1930 Haziranı iptidasına kadar kullanılması caizdir.
Madde 7
Para ve hisse senetleri ve bonolar ve esham ve tahvilat ve pul ve sair kıymetli evrak ile hukuki mahiyeti haiz bilcümle eski vesikalar değiştirilmedikleri müddetçe muteberdirler.
Madde 8
Bilümum bankalar, imtiyazlı ve imtiyazsız şirketler, cemiyetler ve müesseselerin bütün Türkçe muamelatına Türk harflerinin tatbikı 1929 Kanunusanisinin birinci gününü geçemez.
Şu kadar ki halk tarafından mezkür müesseselere 1929 Haziranı iptidasına kadar eski Arap harfleriyle müracaat vakı olduğu takdirde kabul olunur.
Bu müesseselerin ellerinde mevcut eski Arap harfleriyle basılmış defter, cetvel, kataloğ, nizamname ve talimatname gibi matbuaların 1930 Haziranı iptidasına kadar kullanılması caizdir.
Madde 9
Bütün mekteplerin Türkçe yapılan tedrisatında Türk harfleri kullanılır. Eski harflerle matbu kitaplarla tedrisat icrası memnudur.
Madde 10
Bu Kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 11
Bu Kanunun ahkamını icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
| Merbut Cetvel | |||
|---|---|---|---|
| Yazı Harfleri | Matbaa harfleri | ||
| А а | A a | ||
| B b | B b | ||
| C c | C c | ||
| Ç ç | Ç ç | ||
| E e | E e | ||
| F f | F f | ||
| G g | G g | ||
| Ğ ğ | Ğ ğ | ||
| H h | H h | ||
| İ i | İ i | ||
| I ı | I ı | ||
| J j | J j | ||
| K k | K k | ||
| L l | L l | ||
| M m | M m | ||
| N n | N n | ||
| O o | O o | ||
| Ö ö | Ö ö | ||
| P p | P p | ||
| R r | R r | ||
| S s | S s | ||
| Ş ş | Ş ş | ||
| T t | T t | ||
| U u | U u | ||
| Ü ü | Ü ü | ||
| V v | V v | ||
| Y y | Y y | ||
| Z z | Z z | ||
Gümrük Müşavirleri Etik Değerleri Beyannamesi
Gümrük Müşavirleri Etik Değerleri Beyannamesi, Etik ve İtibar Derneği TEİD, İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara ve Mersin Gümrük Müşavirleri Dernekleri ortak projesi olarak düzenlenmiş, yayınlanmadan önce Kamu Görevlileri Etik Kurulu‘na sunulmuştur.
İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneği, 9 Aralık 2013 tarihinde Türk Patent Enstitüsü’ne başvurarak “Gümrük Müşavirleri Etik Değerleri Beyannamesi” logosunu 10 Ağustos 2015 tarihinde markalaştırarak marka tescil belgesini almıştır.
Gümrük Müşavirleri Etik Değerleri Beyannamesinin amacı, Gümrük Müşavirliği mesleğinin hak ettiği itibara kavuşması ve haksız ön yargıların değişmesine katkı sunmasıdır.
Gümrük Müşavirleri Etik Değerleri Beyannamesi
Tüm faaliyetlerimizde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası başta olmak üzere tabi olduğumuz tüm ulusal mevzuata ve Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu tüm uluslararası anlaşmalar ve düzenlemelere uyarız.
Güvenilirlik, tarafsızlık ve bağımsızlık tüm iş ilişkilerimizde bize yön veren temel ilkelerdir.
İş sahiplerinin ticari menfaat ve yasal haklarının korunmasına özen gösterirken kamu menfaatinin korunmasını da öncelikli sorumluluğumuz kabul eder, işlerimizi bu bilinçle yönetiriz.
Mesleki bilgi ve becerimizi kullanırken ülke kaynaklarının etkin kullanımı, çevre duyarlılığı gibi sorumluluklarımıza uygun kararlar vermeye özen gösteririz.
Açıkladığımız beyan ve sunduğumuz raporların gerçeğe uygun olması için gerekli titizliği gösterir, konu olan bilgileri doğru, anlaşılabilir biçimde ve zamanında sunarız.
Doğruluk ve şeffaflığı, tüm iş süreçlerimizde ve ilişkilerimizde öncelikli değerlerimiz olarak kabul ederiz.
Bilgi güvenliğine önem verir, müşterilerimize ait özel ticari bilgileri paylaşmaz, çalışanlarımız tarafından paylaşılmasına göz yummayız.
İş etiğinin yazılı kurum kültürümüzün yapı taşı haline gelmesi için azami gayret ve özeni gösteririz.
Yönetici ve çalışanlarımızı çıkar çatışmalarından uzak tutacak bilinç, kural ve uygulamalarla donatır, mevcut görevlerinden yararlanarak kişisel çıkar sağlamalarını önler ve denetleriz.
Temsil etkinliklerini (kutlama, ikram, ağırlama) yasalarımızın, dernek tüzüğümüzün ve etik kodumuzun belirlediği şekilde uygularız. Çalışanlarımızın, tarafsız karar ve davranışlarını etkileyecek hediyeler almalarına ve aynı amaçla hediye vermelerine müsaade etmeyiz.
Faaliyet ve işlemlerimizi yürütürken, her türlü kamu kurum ve kuruluşu, idari oluşum, sivil toplum örgütü ve siyasi partiler ile herhangi bir menfaat beklentisi olmaksızın eşit mesafede yer alırız.
İşlemlerimizde yolsuzluklara yol açmayız, göz yummayız.
Haksız rekabette bulunmaz, adil rekabetin ve tüketici haklarının korunmasını gözetir, tüm uygulamalarımızı bu yönde geliştiririz.
Kayıt dışı istihdamda bulunmayız; çalışan sağlığı ve güvenliğini gözetir, adil istihdamı destekleriz.
Toplumsal birlik ve sosyal duyarlılığı artırıcı çalışmalarda bulunur; sosyal sorumluluklarımızın bilinci ile hareket eder ve bu bilinci tüm iş çevremizle paylaşırız.
Bütün bu iş etiği ilke, anlayış ve uygulamalarımızın iş ortaklarımız ve tedarikçilerimiz dahil tüm etki alanlarımıza yayılmasını sağlayacak uygulamalar geliştiririz.
Mesleki saygınlığımıza zarar verecek davranışlardan kaçınırız.
Meslek Etik Kurulunun vereceği kararlara saygı duyarız.
Meslek unvanımız dışında geçmiş unvanımızı kullanmayacağımızı beyan ve kabul ederiz.
8 Ağustos – Hukuk Takvimi
8 Ağustos – Hukuk Takvimi
117 |
Asalet, erdem ve doğru yöneticiliğin sembolü olarak görülen Marcus Ulpius Nerva Traianus (Trajan) yaşamını yitirdi. (Doğum: 18 Eylül 53) Roma İmparatorluğu’nun beş iyi imparatorundan ikincisidir. Tahta çıktığı MS 98 yılından öldüğü 117 yılına kadar Roma İmparatorluğu’na altın çağını yaşatmıştır. Roma Senatosu tarafından kendisine “Optimus” mahlası verilmiştir. Adaletli yönetimin sembolü olarak öne çıkmıştır. Domitianus dönemindeki tiran yasalarını kaldırdığı ve yerine yeni yasaları getirmiştir. Aldığı kararlarda yargıya ve yasalara saygı göstermiştir. Roma Hukuku’na yaptığı en büyük katkı, küçük çocuklar ve terkedilmiş bebekler için çıkardığı kanundur. |
1783 |
Osmanlı sularında Avusturya tüccar gemilerinin Garp Ocakları korsanlarından korunmaları ve bu korsanlardan Avusturya gemilerine gelecek zararın Osmanlı Devleti tarafından tazminini içeren bir senet verildi. Kırım’ın Rusya tarafından ilhakından sonra Osmanli Devleti’nin içinde bulunduğu zor durumdan istifade eden Avusturya önemli bir kazanım elde etti. Senet, Ziştovi Antlaşması ile de teyit edildi. (“Devlet-i Âliye ebed-peyvend Garb Ocakları korsânlarından vesâir Devlet-i Âliye reâyâsından Devlet-i İmparatoriye limânlarından hurûç iden Nemçe tüccâr sefinelerinin temini ve anlar tarafından dûçâr olabildikleri bi’l-cümle hasarları tazminini mutazammın ola”) |
1827 |
Osmanlı sularında Avusturya tüccar gemilerinin Garp Ocakları korsanlarından korunmaları ve bu korsanlardan Avusturya gemilerine gelecek zararın Osmanlı Devleti tarafından tazminini içeren bir senet verildi.George Canning yaşamını yitirdi. (11 Nisan 1770 – 8 Ağustos 1827) hayatının son 119 günü boyunca Birleşik Krallık Başbakanı olarak görev yaptı. |
1876 |
Thomas Edison, “mimeograph” da denen teksir makinesinin patentini aldı. |
1897 |
Hukukçu, İspanya Başbakanı ve tarihçi Antonio Cánovas del Castillo yaşamını yitirdi. (8 Şubat 1828 – 8 Ağustos 1897) Madrid Üniversitesi’nde hukuk okudu. Altı dönem başbakanlık yaptı. İzlediği iç politikayla kamu düzenini ve ulusal birliği sağladı. Anarşist hareketleri zor kullanarak bastırdı. Küba sorununa çözüm bulmaya çalıştığı bir dönemde İtalyan anarşist Michele Angiolillo tarafından öldürüldü. 1876 İspanya Anayasası‘nın hazırlayıcısıdır. İspanya tarihi üzerine kitapları bulunmaktadır. |
1909 |
Türkiye’nin ilk Anayasası olan Kanûn-ı Esâsî’de değişiklikler yapıldı. Yapılan değişikliklerle padişahın tahta geçişinde “vatan ve millete sadakat” yemini etmesi zorunluğu getirildi, padişaha yargısız sürgün hakkı veren 113. madde değiştirilerek “Hiç kimse yasanın belirlediği sebep ve suretten başka bir bahane ile tutuklanamaz ve cezalandırılamaz” hükmü kondu, basından sansür kaldırıldı, sadrazamın yetkileri artırıldı, Meclis-İ Mebusan’a güvensizlik oyu ile hükûmeti düşürme yetkisi tanındı, padişah tarafından veto edilen kanunların mecliste üçte iki çoğunlukla yeniden kabulü ilkesi benimsendi, posta evrakının mahkeme kararı olmadan denetlenemeyeceği ilkesi kabul edildi. |
1925 |
Amerika Birleşik Devletleri’nde siyah düşmanı Klu Klux Klan’ın ilk kongresi yapıldı. |
1925 |
Avukat, aktivist, filozof, yazar ve Bosna Hersek’in ilk cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç dünyaya geldi. (8 Ağustos 1925 – 19 Ekim 2003) Saraybosna Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 14 Şubat 2000 – 14 Ekim 2000 arasında Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığının 1. Başkanı olarak görev yaptı. |
1931 |
Hoover Barajı‘nda işçiler greve başladı. Su için dört yönlendirme tüneli oluşturmak kanyon duvarlarının patlatılmasını gerektiriyordu. Sıkı zaman süreleri ile karşı karşıya olan işçiler, 140 derecelik tünellerde karbon monoksit ve tozla boğuldular, bu koşullar yüzünden altı günlük bir grev başlattılar. |
1943 |
Avukat ve siyasetçidir Dengir Mir Mehmet Fırat 8 Ağustos 1943’te Adıyaman Kâhta’da doğdu. (Ölümü: 12 Temmuz 2019 Ankara) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Çiftçilik, serbest avukatlık, ihracatçılık yaptı.Akdeniz İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliğini yürüttü. Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucu Üyeliği ve Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi. 21. Dönem Adıyaman, 22.ve 23. Dönem Mersin, 25. Dönem Adana Milletvekilliği yaptı. 12 Temmuz 2019’da Ankara‘da akciğer kanseri tedavisi gördüğü bir hastanede 76 yaşında öldü. |
1945 |
Nuremberg Uluslararası Askeri Mahkemesinin Şartı, Londra’da kabul edildi. Şart daha sonraki metinlerde savaş suçlarını tanımlayan bir belge olarak referans alındı. ( Agreement for the Prosecution and Punishment of the Major War Criminals of the European Axis, and Charter of the International Military Tribunal. London, 8 August 1945) |
1949 |
|
1951 |
|
1951 |
Halkevlerinin kapatılarak, mallarının Hazine’ye devredilmesine dair 5830 sayılı kanun TBMM‘de kabul edildi. Halkevleri veya Halkevleri Derneği, Türkiye genelinde barınma, sağlık, eğitim, çevre, kadın ve engelli haklarının savunulması ve genişletilmesi için faaliyet gösteren ve “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsünde olan bir sivil toplum kuruluşudur. 27 Mayıs 1960’ta gerçekleşen askerî darbe sonrasında Halkevleri 21 Nisan 1963 tarihinde bir dernek statüsünde, bağımsız bir demokratik kitle örgütü olarak tekrar kurulmuştur. Ancak, 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleşen askerî darbe ile Halkevleri yeniden kapatılmış, bir kez daha tüm varlıklarına el konulmuştur. |
1960 |
Gazeteci siyasetçi ve yazar Mustafa Balbay, 8 Ağustos 1960’ta Güney Yeşilova’da doğdu. 1981 yılında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni birincilikle bitirdi. Öğrenciliği sırasında 1980’de İzmir’in yerel yayın organı Gazete İzmir’de gazeteciliğe başladı. 1981’de Milliyet Gazetesi İzmir bürosunda ve daha sonra Cumhuriyet Gazetesi İzmir bürosunda muhabir olarak çalıştı. 1985’te Cumhuriyet Gazetesi İzmir Bürosu İstihbarat Şefi, 1989’da Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosu Haber Müdürü, 1992’de Cumhuriyet Gazetesi İstanbul Haber Merkezi Müdürü oldu. 1993 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi oldu. 1993’ten itibaren köşe yazarlığına başladı. Gazetenin baş sayfasında, daha önce Uğur Mumcu’nun Gözlem başlıklı köşe yazılarının yayımlandığı köşede “Gündem” başlıklı köşe yazılarını yayımlayan Balbay, köşe yazarlığı ve gazetenin Ankara Temsilciliği görevini birlikte yürüttü. 24. Dönem İzmir 2. Bölge milletvekili, Cumhuriyet Gazetesi Vakfı Yönetim Kurulu üyesi, Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu üyesi olarak görev yaptı. 6 Mart 2009 da hükûmeti düşürmeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanmış 5 Ağustos 2013’te İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karara bağlanan Ergenekon davasında 34 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. 9 Aralık 2013 tarihinde tahliye edilip, 10 Aralık 2013 tarihinde milletvekili yemini ederek göreve başlamıştır. |
1961 |
Hitit Kanunu, Hamurabi Kanunu, Asur Kanunları ve Üç Sami Kanun Koyucu gibi eserlerin sahibi Avram Galanti Bodrumlu yaşamını yitirdi. Dil, tarih ve hukuk alanındaki eserleri ile iz bıraktı. 1915 ile 1933 yılları arasında Darülfünun’da eğitimci ve profesör olarak çalıştı. 1944-46 yıllarında Niğde milletvekilliği yaptı. Cumhuriyetle birlikte kültürel devamlılığı savundu. Harf ve Dil Devrimlerine karşı çıktığı için üniversite kadrosunun dışında kaldı. Yabancı dilde eğitime karşı çıkanların öncüsü oldu. Galanti, bu konuda yazdıkları bağlamında yabancı dilde eğitimi ilk eleştiren ve karşı çıkan kişi olarak bilindi. Döneminde önemli fikir ayrılıklarından biri de Latin harflerine muhalif olmasıydı. |
1963 |
Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği ve İngiltere nükleer denemeleri durdurma antlaşmasını Kremlin’de imzaladılar. |
1964 |
İtalyan hukukçu, akademisyen ve siyasetçi Prof. Dr. Giuseppe Conte 8 Ağustos 1964‘te Foggia’da doğdu. Roma La Sapienza Üniversitesi‘nden mezun oldu. Avukatlık yaptı ve aynı zamanda akademik kariyerini sürdürdü. Yale Üniversitesinde misafir araştırmacı olarak bulundu. Çok sayıda üniversitede özel hukuk alanında profesör olarak çalıştı. 18 Eylül 2013 tarihinde Temsilciler Meclisi İdari Yargı Başkanlık Kurulu üyesi olarak seçildi ve ardından bu kurulun başkan yardımcısı oldu. 2018 seçimleri sonrası İtalya başbakanı olarak görev yaptı. 2020 yılında İtalya’nın COVID-19 sürecindeki zayiatı nedeniyle savcıya tanık olarak 3 saat ifade verdi. 6 Ağustos 2021 tarihi itibarıyla Beş Yıldız Hareketi başkanlığını üstlendi. |
1969 |
1136 sayılı Avukatlık Yasası gereğince kurulan Türkiye Barolar Birliği’nin ilk genel kurulu 8-9 Ağustos 1969 tarihinde Ankara da yapıldı. Prof. Dr. Faruk Erem ilk başkan oldu. |
1973 |
Amerikalı seri katil Dean Arnold Corll öldü. (24 Aralık 1939 – 8 Ağustos 1973) Amerikalı seri katil ve tecavüzcüdür. 28 cinayetin sorumlusu olduğu tahmin edilmektedir. |
1974 |
ABD Başkanı Richard M. Nixon, Watergate skandalı nedeniyle istifa etti. Nixon, istifa eden ilk ABD Başkanı oldu. |
1980 |
Maraş Katliamı Davası sonuçlandı: 22 ölüm, 14 müebbet, 332 5-15 yıl arası hapis cezası ve 414 beraat. Müdahil avukatların MHP hakkında suç duyurusunda bulunulması talebi kabul edilmedi.
|
1980 |
1934’den beri müze olan Ayasofya, ilk kez Kültür Bakanı tarafından resmen ibadete açıldı ve ahaliyle Cuma namazı kılındı. Cuma namazına Adalet Partisi azınlık hükümetinin Kültür Bakanı Tevfik Koraltan, diğer bakanlar ve bürokratlar da katıldı. |
1980 |
2 Ağustos’ta Beşiktaş’ta Kemal Türkler’in öldürülmesiyle ilgili bildiri dağıtırken gözaltına alınan İGD (İlerici Gençler Derneği) üyesi İTÜ Metalürji Fakültesi öğrencisi Faruk Tuna’nın cesedi ailesi tarafından hastanede bulundu. 1988’de gözaltında işkenceyle ölümden dava açılan 1 polis 5 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı ve 21 Aralık 1993’de ceza kesinleşti. Polisin ismini verdiği 5 polisten biri daha 4 yıl 5 ay hapse mahkum oldu, temyize gidildi ve 28 Mayıs 2003’de dava zamanaşımı gerekçesiyle düştü. Tuna’nın ailesinin 1994’de İçişleri Bakanlığı hakkında açtığı maddi ve manevi tazminat davası aile lehine sonuçlandı. |
1983 |
“Yarın…Yarın” adlı romanında komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla 5-10 yıl arası hapis istemiyle dava açılan Pınar Kür beraat etti. |
1985 |
Buca Cezaevi’ndeki baskılara karşı 12 Eylül 1981’de Milli Güvenlik Konseyi’ne hitaben avukatları ile toplu dilekçe veren 233 mahpustan 34’ü 6 ay-2 yıl arası hapse mahkum oldu. Askeri Mahkeme, 34 mahpusun verdiği dilekçelerde ”Konsey’e hakaret ettikleri” kanaatine vardı. |
1986 |
Şair İsmail Uyaroğlu’nun Milliyet Sanat’taki “Kısas-ı Enbiya-i Şuara” başlıklı şiirinden dolayı savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Suç duyurusunda şiirde “Allah’a, peygamberlerine ve kitaplarına hakaret edildiği” iddia edildi; sorumlular için kamu davası da istendi. |
1990 |
Devrimci Sol Ana Davası’nda yargılanmakta iken, Halepçe Katliamı’nın yıldönümünde açlık grevine başlayacaklarına dair cezaevi yönetimine dilekçe veren 10 sanığın “bölücülük”ten toplam 160 yıl hapis istemiyle yargılanmalarına DGM’de başlandı.
|
1997 |
Eski Karayolları Genel Müdürü Atalay Coşkunoğlu tutuklandı. Coşkunoğlu haksız kazanç sağlama suçundan 3 yıl hapis cezası almıştı. |
2000 |
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, irticai ve bölücü faaliyetlere karıştığı öne sürülen devlet memurlarını tasfiye etmeye yönelik Kanun Hükmünde Kararnameyi “Hukuk devleti ilkesine aykırı” olduğu gerekçesiyle hükümete iade etti. |
2000 |
Şili’de 1975’te seçilmiş sosyalist devlet başkanı Salvatore Allende’yi kanlı biçimde devirip ülkeyi 17 yıl yöneten eski diktatör Augusto Pinochet’in dokunulmazlığı Şili’de Yüksek Mahkeme kaldırıldı. Şili Yüksek Mahkemesi 6’ya karşı 14 oyla diktatörün yargılanması kararı aldı. Pinochet’in, 1973-1990 yılları arasında işlenen suçlardan dolayı aleyhinde açılan 157 davadan yargılanabilmesinin yolu açıldı. |
2001 |
Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) BBC ve Deutsche Welle’nin (DW) Türkçe radyo yayınlarının durdurulmasını kararlaştırdı. |
2005 |
Japonya Posta İdaresi’nin özelleştirilmesi parlamentoda 108’e karşı 125 oyla reddedildi. Başbakan Juniçiro Koizuni parlamentoyu feshetti. 11 Eylül’de seçime gitme kararı aldı. |
2005 |
İran İsfahan’daki nükleer tesisinde uranyum zenginleştirme faaliyetlerine başladı. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Tahran’ı uyardı. |
2012 |
Can Yücel’in Datça’daki “Can Evi”, mezarına saldıranlar ceza alana kadar ailesi tarafından ziyarete kapatıldı. |
2015 |
Suruç Katliamı’nın ardından intihar bombacısının memleketi Adıyaman’a giden CHP heyetinin raporu açıklandı. |
2015 |
Anayasa Mahkemesi, 1999’da Ulucanlar Cezaevi katliamında operasyona katılan güvenlik güçlerinin 15 yıl 8 aydır sonuçlandırılmayan davası nedeniyle, olayda hayatını kaybeden 10 mahkumdan Abuzer Çat’ın yakınlarına toplam 190 bin TL tazminat ödenmesine karar verdi |
2021 |
Bangladeşli akademisyen ve hukukçu Najma Chowdhury yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Şubat 1942) . Chowdhury, 26 Şubat 1942’de Sylhet, Bengal Krallığı’nda doğdu. Dakka Üniversitesi ve Londra Üniversitesi Hukuk Okulu’nda öğrenim gördü. 1996 yılında Bangladeş’teki geçici Muhammad Habibur Rahman hükûmetinde danışman olarak çalıştı. 8 Ağustos 2021’de Dakka, Bangladeş’te COVID-19 ile enfekte olarak 79 yaşında öldü. |
2024 |
New York Güney Bölge Mahkemesi, iflas eden kripto para borsası FTX’in, müşterilerine ve dolandırıcılık mağdurlarına 12,7 milyar dolar ödemesine karar verdi. Kripto para borsası FTX, Kasım 2022’de iflas etmiş, şirketin CEO’su Sam Bankman-Fried’in de istifa ettiği açıklanmıştı. |
2024 |
Atina’daki Pantion Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde Doç. Dr. olarak görev yapan öğretim üyesi, yangın çıkarması ve olay yerinden uzaklaşmasını net bir şekilde gösteren görüntüler üzerine 5 Ağustos’ta gözaltına alındı, mahkemeye çıkarılan ve dört ayrı yangının çıkmasından suçlu bulunan akademisyen tutuklandı. |
2024 |
Bulgaristan Parlamentosu, okullarda LGBT propagandasını yasaklayan yasal düzenlemeyi kabul etti. |
2025 |
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “İBB Borsası” iddiası kapsamında Av. Mehmet Yıldırım, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma sonucunda “nüfuz ticareti” suçlamasıyla Antalya’da gözaltına alındı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç Bolu’da yaptığı açıklamada İBB borsası hakkında, “Hiç kimse peşinen suçlu ilan edilemez. Kimin elinde belge varsa yargı makamına versin” ifadelerini kullandı. Savcılık Yıldırım ve onunla birlikte gözaltına alınan Mehmet Mithat Turan’ı adli kontrol talebiyle mahkemeye sevk etti. Mahkeme, “konutu terk etmeme” şeklinde adli kontrol kararı verdi. |
2025 |
23’üncü İstanbul Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan ve 2’si tutuklanan toplam 53 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde yapıldı. 5 sanık ve avukatları dışındaki sanıklar, avukatları ile gazetecilerin salona alınmadığı duruşmada mahkeme, tutuklu bulunan Hivda Selen ve Sinem Çelebi’nin tahliyesine ve diğer sanıklar hakkındaki adli kontrol kararlarının kaldırılmasına karar verdi. Duruşmayı takip etmek üzere adliyeye gelen 1 kişi, üzerinde bulunan tişörtte yer alan yazıda “lezbiyen” kelimesi geçtiği gerekçesiyle adliyeye alınmadı. Bir süre adliyenin polis noktasında bekletilen kişi daha sonra tişörtünü değiştirerek adliyeye girebildi. |
2025 |
Bakan Ali Yerlikaya, İstanbul’da düzenlenen uyuşturucu operasyonlarında 9 şüphelinin yakalandığını ve 5’inin tutuklandığını duyurdu. |
2025 |
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin raporu açıklandı. Temmuz 2025’te en az 204 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi,9’u çocuktu! Yılın ilk yedi ayında ise bu sayı en az 1165’e ulaştı. |
2025 |
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, evcil hayvan girişi yasak olduğu gerekçesiyle görme engelli bireyi rehber köpeğiyle kabul etmeyen Beykoz Sahil Sosyal Tesisinin bağlı olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne 150 bin TL idari para cezası uyguladı. |
2025 |
|
8 Ağustos – Hukuk Takvimi
Düşünceye Özgürlük Kampanyası – Mayıs 1999
DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK
Ülkemizin temel sorunlarının başında, kişi hak ve özgürlüklerinin bir yandan hukuk kurallarıyla (mevzuatla), bir yandan da yasaların amacını da aşan uygulamalarla, çoğulcu demokrasi ilkeleri ile bağdaşmayacak şekilde kısıtlanmış olması gelmektedir. Bu durum, hem yoğun insan hakları ihlallerine ve sorunlarına yol açmakta, hem de Türkiye demokrasisinin önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır.
İnsan Hakları Derneği olarak, kurulduğumuz 1986 yılından bu yana, Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı mücadele verirken; kişi hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi, demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılması için de büyük çabalar gösterilmiştir. Bu süreçte, devlet içerisindeki çeteleşmeyi, yaşanan hukuksuzlukları gözden kaçırmaya, bu yöndeki saptama ve eleştirileri kamuoyunda etkisiz hale getirmeye çalışan çevreler ise Derneğimizi kamuoyunda yanlı ve illegal çalışma yapan bir kurum gibi gösterme yönünde yoğun çaba gösterdiler. Bir çok yöneticimiz öldürüldü, bir çoğu gözaltına alındı ve tutuklandı, şubelerimiz uydurma nedenlerle kapatıldı, Derneğin her türlü çalışması üzerinde tam bir baskı kuruldu. Kamuoyunun desteğini azaltmak, Derneğin saygınlığını ve inandırıcılığını ortadan kaldırmak için, medyanın da destek ve yardımı ile kampanya yürütüldü.
Derneğimiz her türlü olumsuz koşula ve baskıya karşın, insan haklarının korunup geliştirilmesi yönündeki mücadelesini kararlı bir biçimde sürdürmektedir. Bu bağlamda, diğer tüm özgürlüklerin bir anlamda temeli olan “düşünce açıklama özgürlüğü”nün, giderek daha fazla kısıtlandığı, pek çok yazar, sanatçı, bilim adamı, aydın ve siyasetçinin görüş ve düşüncelerini açıkladıkları için hapse atıldığı, bir çoğunun da sırasını beklediği bu dönemde Derneğimiz, bir kez daha “Düşünceyi Açıklama Özgürlüğü” (İfade Özgürlüğü) İçin Kampanya başlatmaktadır. Çünkü;
-
Düşünceyi açıklama özgürlüğü olmadan, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkından,
-
Düşünceyi açıklama özgürlüğü olmadan, siyasal parti, sendika, vakıf ve dernek kurma/üye olma hakkından; örgütlü olarak düşünce anlatma hakkından,
-
Düşünceyi açıklama özgürlüğü olmadan, basın özgürlüğü ya da iletişim özgürlüğünden,
-
Düşünceyi açıklama özgürlüğü olmadan, resim, heykel, sinema, tiyatro ve benzeri yollarla düşünce açıklama ve yaratı özgürlüğünden,
-
Düşünceyi açıklama özgürlüğü olmadan, bilim özgürlüğünden,
-
Düşünceyi açıklama özgürlüğü olmadan, ülke yönetimine katılma, seçme ve seçilme hakkından,
-
Düşünceyi açıklama özgürlüğü olmadan, bilgi edinme, bilgiye ulaşma, bilgiyi yorumlama ve başkalarına iletme haklarından,
söz etmek mümkün değildir.
Türkiye’de başta, 12 Eylül Askeri Yönetimi’nin ürünü olan 1982 Anayasası olmak üzere, pek çok yasa ve diğer hukuk normlarında düşünceyi açıklama özgürlüğünü kısıtlayan, yasaklayan ve cezalandıran anlayış egemendir. Anayasada, temel hak ve özgürlükler düzenlenmeden önce, bu hak ve özgürlüklerin nasıl kısıtlanıp, engelleneceği düzenlenmiştir (Madde 13-14-15-16) Yalnızca bu durum dahi, anayasanın kişi hak ve özgürlüklerine olan engelleyici yaklaşımını ortaya koymaktadır. Ülkemizde toplam 152 yasada, 700’ün üzerinde yasa maddesinde düşünceyi açıklama özgürlüğünü kısıtlayan, engelleyen, para ve hapis cezası öngören hükümler bulunmaktadır. Dernekler Yasası, YÖK Yasası, Siyasi Partiler Yasası, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kuruluş Yasası, Sıkıyönetim Yasası, Basın Yasası, Terörle Mücadele Yasası, Türk Ceza Yasası, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, “Düşünceyi açıklama özgürlüğü”nün önündeki en büyük yasal engelleri oluşturmaktadır.
Günümüzde, bu kısıtlayıcı hükümlerden en çok, Türk Ceza Yasası’nın “Halkı askerlikten soğutma” suçunu düzenleyen 155 nci; “Cumhurbaşkanı’na hakaret”i düzenleyen 158 nci, “Türklüğe, Cumhuriyete, TBMM’ne, hükümetin manevi kişiliğine, bakanlıklara, devletin askeri, polisiye kuvvetlerine, adliyenin manevi kişiliğine hakaret”i düzenleyen 159 ncu; “halkı sınıf, ırk, din ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu düzenleyen 312/2 nci maddeleri ile Terörle Mücadele Yasası’nın 8 nci maddesi “anlatım özgürlüğü”nün cezalandırılmasında kullanılmaktadır. Bu yasa maddelerine dayanılarak yüzlerce aydın, yazar, siyasetçi, gazeteci ve insan hakları savunucusu cezaevine konulmuş ve ağır para cezalarına mahkum edilmişlerdir. İsmail Beşikçi, Haluk Gerger, Münir Ceylan, Fikret Başkaya,Yalçın Küçük, Doğu Perinçek, Eşber Yağmurdereli, Osman Murat Ülke, Yılmaz Odabaşı, Sırrı Öztürk, Ünsal Öztürk, Ayşenur Zarakolu, Recep Tayyip Erdoğan, Nurettin Şirin Işık Yurtçu, Ragıp Duran, Feridun Yazar, Abdullah Aydın, Haydar Kaya ve DEP milletvekilleri bunlardan bazılarıdır. İHD saptamalarına göre 31 Mart 1999 tarihi itibariyle 146 kişi, düşünceleri nedeniyle cezaevinde bulunmaktadır.
Aralarında Derneğimizin Genel Başkanı Akın Birdal ve İstanbul Şube Başkanı Av. Eren Keskin ve TİHV kurucularından yazar yayıncı Muzaffer Erdost da olmak üzere çok sayıda kişi de, konuşarak ve yazarak düşüncelerini açıkladıkları için yargılanmışlar, mahkum edilmişler ve kesinleşen hapis cezaları nedeniyle cezaevine girmeyi beklemektedirler.
Yargılaması devam eden binlerce kişinin varlığını da dikkate alırsak, Türkiye’deki “düşünceyi açıklama özgürlüğü” kısıtlamasının hangi boyuta vardığı ortadadır.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’in 26 Nisan 1999 günü, Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada belirttiği gibi;
“Toplumun ilerlemesi, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için düşünceyi açıklama özgürlüğü, demokratik toplumun temellerinden biridir, özgürlükçü ve çoğulcu demokratik düzenin kurucu öğesidir… Temel hak ve özgürlükler ve özellikle düşünceyi açıklama özgürlüğü için anayasa ve yasalarda öngörülen sınırlama ve yasakların çoğu, çağdaş demokrasilerde genellikle kabul gören ilkelerle bağdaşmadığı gibi, bu sınırlama ve yasaklar; özgürlüklerin evrensel standartlarda kullanılmasını engellemektedir. Türkiye, insan hakları alanında evrensel normlara uyum sağlamak için anayasa ve yasalarda gerekli değişiklikleri yapmak zorundadır. Düşünceyi açıklama özgürlüğü ile bağdaşmayan yasa kuralları değiştirilmelidir, özgürlük alanı geliştirilmelidir. Düşünce özgürlüğü alanında demokratik değerlere yer verilmelidir.”
Düşünceyi açıklama özgürlüğünün temel bir sorun alanı olduğu konusunda, toplumun geniş bir kesimi fikir birliği içersindedir. Ancak, insan hakları ve demokrasi konusunda koşullara göre davrananlar, her defasında Türkiye’nin özel koşullarını gerekçe göstererek, değişme ve gelişmeyi engelleme yoluna gitmektedirler. Kimi kez, “komünizm tehlikesi”, kimi kez “şeriat tehlikesi”, kimi kez Kürt sorunundan kaynaklı olaylar ve genel olarak “terör tehdit ve tehlikesi”, insan hakları ve demokratik standartların geliştirilmesinde engel olarak gösterilmektedir. Genel olarak “bu tehdit ve tehlikeler” ortadan kalkmadan, insan hakları ve demokratikleşme standartlarının geliştirilmesinin olanaklı olmadığı açıklanmaktadır. Böylece, bu tür gerekçelerle onlarca yıldır insan hakları ve demokratikleşme konusunda adım atılmamaktadır.
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1954 yılından bu yana tarafı olmasına karşın, Sözleşme’de yer alan hakları tam anlamıyla yurttaşlarına tanımamaktadır. Sözleşmeler, devletlerin özgür iradeleri ile ve parlamentoların onayı ile bağlayıcı hale gelirler. Kişiler gibi devletler açısından da “güvenilir” olmak ve “sözünde durmak” etik ve hukuksal bir kuraldır. Türkiye, başta düşünceyi açıklama özgürlüğü olmak üzere, temel hak ve özgürlükleri normatif olarak, ulusalüstü insan hakları belgelerine uygun olarak düzenlemeli, buna uygun idari ve yargısal pratik içerisinde olmalıdır.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 9 Aralık 1998 tarihinde İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi’ni kabul etti.
Bildirge, özel olarak insan haklarının korunması için kurulmuş dernekleri ve insan hakları için çalışan ve her bir durumda bu hakları savunan kişileri ve grupları insan hakları savunucusu olarak tanımlamaktadır. Bu bağlamda, avukatlar, doktorlar, gazeteciler ya da mesleği ne olursa olsun kişiler, insan hakları savunucusu sayılabilirler.
İnsan Hakları Derneği’nin üyeleri ve yöneticileri, kişisel ya da grupsal olarak, maddi ve manevi “çıkarlar” için, biraraya gelmiş insanlar değildir. Bu insanlar, emeklerini ve zamanlarını gönüllü olarak ve hiçbir çıkara dayanmadan, her biri birer “değer” olan insan haklarını korumak için ortaya koymuş insanlardır. Türkiye’de ve tüm dünyada insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için çaba göstermektedirler. Başlıca özellikleri, insan haklarına aykırı gördükleri her olayı, cesaretle ve yüksek sesle dile getirmeleridir. İnsan hakları aktivistlerinin çeşitli saiklerle suskun kaldığı ya da susturulduğu ülkelerde, “gizlenmesi gereken” ihlaller var demektir. İHD, tüm baskılara karşın, evrensel standartları esas alan çizgisinden ve çalışma anlayışından vazgeçmeyecek ve ülkemizin insan haklarına saygı gösterildiği ülkelerden birisi olması doğrultusunda harcanan çabalardaki öncü yerini koruyacaktır. Genel Başkanımızdan şube yöneticilerimize değin İHD’liler için açılan soruşturma ve davaların hemen tamamı düşüncelerini açıklamaktan dolayıdır. Dolayısıyla, Türkiye’de insan hakları savunucuları, düşünceyi açıklama özgürlüğü açısından ülkemizin düşünen ve çeşitli araç ve yöntemlerle bunu açıklayan insanlarıyla aynı kaderi paylaşmaktadır.
İHD, kurulduğu 1986 yılından bu yana her yıl 10 Aralık İnsan Hakları günü nedeniyle düzenlediği etkinliklerde, düşünceyi açıklama özgürlüğünü tema olarak saptadı. 1994 yılında Düşünceye Özgürlük Yürüyüşü’nü, sevgiyle andığımız Aziz Nesin’in öncülüğünde gerçekleştirmişti. 1997 yılında yeniden Düşünceye Özgürlük Kampanyası açtık.
Şimdi üçüncü bin yıla giriyoruz. İHD, 2000 yılına değin temel insan hakları normlarının Türkiye’de egemen olmasını istemektedir. İlk adım, düşünceyi açıklama özgürlüğüdür ve bunun konuyla ilgili son kampanyamız olmasını dilemekteyiz.
İHSAN HAKLARI DERNEĞİ
7 Ağustos – Hukuk Takvimi
7 Ağustos – Hukuk Takvimi
| 1560 | Macar seri katil Elizabeth Báthory doğdu. (Ölümü: 21 Ağustos,1614) (Doğumu: 7 Ağustos 1560) Báthory, “Kanlı Kontes” olarak da bilinmektedir. Kocası öldükten sonra büyücülükle uğraşmaya başladı. 612 bakire kızı kaçırtıp, bu kızlara tepesinden asılı bir kafeste işkence çektirdiği ve kafesten akan kanlarla duş aldığı iddia edilmiştir. rivayet edilmektedir. Cinayetleri öğrenildiğinde kendi şatosunda müebbet hapse konulmuştur. 1614’de hücresinde ölü bulundu. | |
| 1794 | Pensilvanya‘da çiftçiler, alkollü içkilere getirilen vergilere karşı isyan başlattı. | |
| 1853 | Paulina Kellogg Wright Davis doğdu. Kadınların oy hakkı mücadelesinin ilk öncülerinden olan Amerikalı reformcu ve feminist Davis ilk kadın hakları dergilerinden birinin de yayımcısıydı. | |
| 1871 | Paris Komünü sonrası Komüncülerin yargılandığı ilk dava başladı. Yargılanmayı bekleyen 36 bin politik tutuklu vardı. | |
| 1903 | Amerikalı siyaset bilimci ve diplomat Ralph Bunche doğdu. (Ölümü: 9 Aralık 1971) Birleşmiş Milletler‘de çeyrek yüzyıla yakın bir süre görevler almıştır. 1949’da Filistin‘de Arap–İsrail ateşkes görüşmelerini başarıyla yürütmesinden dolayı Nobel Barış Ödülü‘ne layık görülmüş ve 1950 yılında bu ödülü alan ilk siyahi olmuştur. BM tarafından desteklenen sayısız barışı koruma operasyonunda önemli bir rol oynadı. 1963 yılında Başkan John F. Kennedy tarafından Başkanlık Özgürlük Madalyası ile ödüllendirildi. Ebony dergisi tarafından 20. yüzyılın ilk yarısının belki de en etkili Afro- Amerikalısı ilan etti. |
|
| 1919 | Erzurum Kongresi sona erdi. Milli mücadele ve kurtuluş savaşı sürecinde, 23 Temmuz ile 7 Ağustos tarihleri arasında Erzurum’da toplanmış kongredir. Kongre literatürde, Erzurum Umumi Kongresi veya Umumi Erzurum Kongresi olarak da bilinmektedir. Erzurum Kongresi, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan Sivas Kongresinin ön hazırlığı niteliği taşımaktadır. Kongre, Erzurum’daki Eski İdadi Mektebi binasında düzenlenmiştir. Kongrenin toplanmasının önemli sebeplerinden birisi 18 Ocak 1919 tarihinde toplanan Paris Barış Konferansında Trabzon ve yöresinde Rum-Pontus, Erzurum ve yöresinde Ermenistan devletlerinin kurulması fikirlerinin öne çıkmasıdır. | |
| 1921 | Tekalif-i Milliye Emirleri yayınlandı. On emirden oluşan ulusal yükümlülüklerdir. Tekalif; mükellef olma, külfet yüklenme, mükellefiyet veya sorumluluk anlamına gelmektedir. Tekâlif-i Milliye, Millî Yükümlülükler veya Ulusal Vergileri ifade etmektedir ve Kurtuluş Savaşı döneminde silahlı kuvvetlerin zaruri ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Mustafa Kemal Atatürk‘ün kanunla kendisine verilen yetkilerini kullanarak yayınladığı on maddelik vergisel mükellefiyetlerdir. | |
| 1930 | Türkiye – İsviçre Tarafsızlık Antlaşması, yürürlüğe girmiştir. “Türkiye Cumhuriyeti ile İsviçre Hükümeti arasında imza edilen uzlaşma ve adlî tesviye ve tahkim muahedenamesi” adıyla 12 Eylül 1928 tarihinde Ankara’da imzalanmıştır. Antlaşma, Adli Yardımlaşma ve Yabancı Belge ve Kararların Geçerliliği-Uluslararası Uyuşmazlıkların Barışçı Yollarla Çözümünü amaçlamakta olup 25.05.1929 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş ve 01 Haziran 1929 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak onay belgelerinin Bern’de teati edildiği tarih olan 07 Ağustos 1930 tarihinde yürürlüğe girmiştir. | |
| 1944 |
|
|
| 1949 | Fransa Yargıtay başsavcısı Jean-Claude Marin dünyaya geldi. (7 Ağustos 1949, Saint-Denis) | |
| 1945 | Nüfus sayımı için evlere numara verilmesi kararlaştırıldı. | |
| 1946 | Türkiye, Sovyetler Birliği’nin Boğazlar statüsünün değiştirilmesine yönelik isteklerini reddetti. | |
| 1953 | Türkiye ve İngiltere arasında bir anlaşma imzalandı, Türkiye’nin İngiltere’ye olan 240 milyon lira kredi borcunun silinmesi kararlaştırıldı. | |
| 1954 | Millet gazetesi sahibi Fuat Arna, bir yazısında Başbakan Adnan Menderes’e hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklandı. | |
| 1960 | Fildişi Sahili, Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti. | |
| 1964 | Vietnamlıların “Amerikan Savaşı” dediği Vietnam savaşı başladı. ABD Başkanı’na Kuzey (komünist) Vietnam’a karşı savaşa girme yetkisi veren “Tonkin Körfezi Kararnamesi”ni Kongre onayladı. Başkan Lyndon Johnson Kuzey Vietnam’da komünist rejime karşı bütün önlemlerin alınacağını söyledi. ABD Kuzey Vietnam’a karşı eyleme geçti. | |
| 1966 | Michigan‘ın Lansing kentinde, ırkçı ayaklanmalar meydana geldi. | |
| 1970 | Kaliforniya‘da hakimlik yapan Harold Haley Mahkeme’de önce rehin alındı ve daha sonra da öldürüldü. Eylemin amacı, göz altına alınan Kara Gerilla Ailesi örgütü üyesi George Jackson‘ı serbest bıraktırmaktı. | |
| 1978 | Türkiye Yazarlar Birliği kuruldu. Yazarlar arasındaki mesleki dayanışmayı geliştirmek ve Türkiye’nin kültür hayatına yazarların katılımını sağlamak amacıyla kurulmuştur. 1991’de “Kamu yararına çalışan kuruluş” sayılmıştır. Genel Merkezi Ankara’dadır. Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Konya, Trabzon, Kahramanmaraş, Kayseri, Şanlıurfa, Erzurum, Sakarya, Gaziantep ve Adıyaman’da olmak üzere toplam 13 şubesi vardır. Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 1981’den beri her yıl “Kültür Sanat Ödülleri” verilmektedir. | |
| 1980 | İsa Armağan ve Mustafa Pehlivanoğlu’nun 650 TL karşılığında kaçırılmasıyla ilgili 1 yüzbaşı, 2 er ve ÜGD Hukuk Bürosu’ndan 2 kişi tutuklandı. | |
| 1981 | DİSK’e atanan kayyım heyeti tutuklu DİSK yöneticilerinin iş akitlerini feshetti; fesih kararı Davutpaşa Cezaevi’ne tebliğ edildi. DİSK yöneticileri fesih kararına karşı İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’na ve Bakırköy İş Mahkemesi’ne başvurdu. | |
| 1982 | Köy-Koop eski yöneticisi Nedim Tarhan ve 7 arkadaşı hakkında, TKP doğrultusunda faaliyet gösterdikleri iddiasıyla 5-10 yıl arası hapis cezası talep edildi. | |
| 1982 | 9 kişinin öldüğü, 72 kişinin yaralandığı, 7 Ağustos 1982 tarihli Esenboğa Havalimanı saldırısı gerçekleşti. Saldırıyı yapan ASALA militanlarından Levon Ekmekçiyan 28 Ocak 1983’te Ankara Kapalı Cezaevi’nde asılarak idam edildi. | |
| 1983 | Barış Derneği Davası’nda yargılanan ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Tosun savunma yaptı: ”Ceza Hukuku’nun asıl üzerine gitmesi gerekenin savaş düşüncesi ve savaşçılık olduğunu düşünüyorum” | |
| 1983 | 182 sanıklı Ege Dev-Yol Davası duruşmalarında 2.kez tek tip elbiselerini yırtan tutuklu sanıkların 18 Ağustos’taki duruşmaya çıkarılmayacağı, savunmalarının yazılı olarak alınıp mahkeme heyetine verileceği askeri hakim tarafından bildirildi. | |
| 1984 | Kapıkule Gümrük Kapısı’nda görevli 14 gümrük memuru, kaçakçılardan ele geçirdikleri 140 milyon lira karşılığı dövizi Maliye’ye devretmedikleri ve aralarında paylaştıkları iddiasıyla gözaltına alındı. | |
| 1984 | Kadıköy Devrimci- Yol davası sonuçlandı; 11 sanık 2 yıl ile 7,5 yıl arasında hapis cezaları aldı, 21 kişi beraat etti. | |
| 1987 |
Hukukçu ve Japonya Başbakanı Nobusuke Kishi (13 Kasım 1896 – 7 Ağustos 1987) yaşamını yitirdi. 1920’de Tokyo İmparatorluk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden yüksek başarıyla mezun oldu. II. Dünya Savaşı sırasındaki Japon hükûmetindeki görevleri dolayısıyla savaş sonrası kurulan Uzak Doğu Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi’nce A Sınıf Savaş Suçlusu olarak hapse atıldı ancak daha sonra serbest bırakıldı. 25 Şubat 1957 – 19 Temmuz 1960 tarihlerinde başbakanlık yaptı. Torunu Shinzō Abe de 2006 yılında Japonya başbakanı olmuştur. |
|
| 1990 | Türkiye, Birleşmiş Milletlerin aldığı Irak’a zorunlu yaptırım kararını ilk uygulayan ülkelerden oldu. Türkiye Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattını kapattı. | |
| 1996 | Anıtkabir’i ziyaret eden üniversite rektörleri, Cumhuriyetin temel ilkelerine sadık kalacaklarını ve laiklik karşıtlarına saygı duymayacaklarını açıkladı. | |
| 1996 | Prof. Dr. İlhan Arsel’in Şeriattan Kıssalar isimli kitabı toplatılmaya başlandı. | |
| 1997 | İstanbul Ümraniye E Tipi Cezaevi’nden 4’ü tutuklu 1’i hükümlü 5 kişi firar etti. TKP/ML-TİKKO’dan 4 ve MLKP’den 1’kişi görüş sırasında ziyaret kabininin demirini kesip aradaki camı kırdığı, görüşe gelen 5 kişinin de firarilerin yerine geçtiği iddia edildi. | |
| 1998 | Yazar, sanatçı ve insan hakları savunucuları “Düşünce Özgürlüğü İçin Sürekli Savaşım” kampanyasını tanıttı. | |
| 1998 | Tarihi eser kaçakçılığından 4.5 yıl hapse mahkum olan ve Türkiye’den kaçan Ayşegül Tecimer için kırmızı bülten çıkarıldı. Tecimer, 15 temmuz 2001’de Fas’ın Marakeş kentinde gözaltına alındı. 16 temmuzda tutuklandı, 5 eylülde serbest bırakıldı. Fas, 11 eylülde Türkiye’nin iade başvurusunu reddetti. | |
| 2000 | Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’in ABD’de bulunan Fethullah Gülen hakkında gıyabi tutuklama talebi, Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesince reddedildi. | |
| 2008 | Çorum’da Ensar Vakfı Şube Başkanı ve Din Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Z.İşler, vakıfta bir kız öğrenciye tecavüz, birine de tacizden tutuklandı. | |
| 2008 | Gürcistan, bağımsızlık isteyen Güney Osetya Özerk Cumhuriyeti’ne karşı “anayasal düzeni yeniden sağlama operasyonu” başlattı. Gürcistan’ın operasyonu başlatmasıyla Rus uçakları da Gürcistan’ı bombalamaya başladı. Çatışmalarda bin 700 civarında sivil öldü. | |
| 2011 | Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Başkanlığı ile Finlandiya başbakanlığı yapan ve BM barış müzakerelerinde aktif görev görev alan Harry Holkeri yaşamını yitirdi. (6 Ocak 1937, Oripää–7 Ağustos 2011, Helsinki) 1998 baharında Hayırlı Cuma Anlaşması’nın imzalandığı dönemde Kuzey İrlanda Barış Komitesi’nin üyesiydi. | |
| 2012 | Azerbaycanlı hukuk profesörü Murtuz Alaskerov yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Eylül 1928, Gence) 1945 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi, 1950 yılında diplomasıyla mezun oldu. 1950-1953’lü yıllarda SSCB Bilimler Akademisi Devlet ve Hukuk Enstitüsü’nde uluslararası hukuk konusunda uzmanlaşarak yüksek lisans eğitimine devam etti. Küçük yaşlardan itibaren Gence‘de bulunan işletmelerde çalışan Alaskerov, 1954’ten hayatının sonuna kadar Bakü Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde akademisyenlik Farklı yıllarda kıdemli öğretmen, doçent, profesör ve bölüm başkanlığı görevlerini yürüttü. 1993-1996 yılları arasında üniversitenin rektörlüğünü üstlendi. 16 Ekim 1996 – 2 Aralık 2005 aralığında Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi Başkanı olarak üst düzey devlet görevi yaptı. Bakü’de uzun süren bir hastalıktan sonra yaşamını yitirdi. Uluslararası Hukuk Derneği ve Azerbaycan Avukatlar Birliği üyesiydi. Rusça ve İngilizce biliyordu. | |
| 2018 | Amerikalı kadın hakları aktivisti, eğitimci, siyasetçi ve yazar Arvonne Fraser hayatını kaybetti. (Doğumu: 1 Eylül 1925) Emeritus derecesiyle Humphrey Enstitüsü ve Minnesota Üniversitesi‘nde eğitim gördü. 1993-1994 yılları arasında ABD‘nin Birleşmiş Milletler Kadın Statüsü Komisyonu’nda görev yapmıştır. Fraser 92 yaşında Wisconsin’deki St. Croix Nehri’nin yakınındaki ailesine ait evinde ölmüştür. | |
| 2019 | Singapur Arabuluculuk Konvansiyonu (Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonu) imzaya açıldı. United Nations Convention on International Settlement Agreements Resulting from Mediation, arabuluculuk anlaşmalarının tanınması amacıyla Birleşmiş Milletler düzenlenmiş ve Singapur’da imzaya açıldığı 7 Ağustos 2019 tarihinde Türkiye tarafından da imzalamıştır. Konvansiyonun amacı, arabuluculuk görüşmeleri sonucunda yapılan sulh anlaşmalarının diğer ülkelerde sonuç doğurmasını sağlamaktır. | |
| 2020 | Amerika Birleşik Devletleri temyiz mahkemesi hakimi Stephen F. Williams, hayatını kaybetti. (23 Eylül 1936 – 7 Ağustos 2020) çok sayıda kitap ve bilimsel makalenin yazarıydı. Çok sayıda içtihada imza attı. Son eseri, 1906-1915 tarihli İlliberal Rejimde Liberal Reform’du: Haziran 2020’de COVID-19 nedeniyle hastalığa yakalandı ve hastanede yaklaşık iki ay kaldıktan sonra 7 Ağustos 2020’de COVID-19 sonucu komplikasyonlardan öldü. | |
| 2024 |
Türkiye Futbol Federasyonu’nun yönetim organlarında görevli 4 Yargıtay üyesi görevlerinden istifa etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili Rıdvan Gündoğdu da istifa eden isimler arasında yer alıyor. |
|
| 2025 | Tutuklu gazeteci Fatih Altaylı’nın YouTube kanalı hakkında erişim engeli kararı verildi ve bu karar internet servis sağlayıcılarına iletildi. | |
| 2025 |
|
|
| 2025 |
TBB Başkanı Erinç Sağkan, sahte e-imza skandalı kapsamında, 15 hukuk fakültesi mezuniyet belgesinin tahrif edildiğini, bunlardan 3’ünün 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden meslektaşlarına ait olduğunu açıkladı. |
|
Singapur Arabuluculuk Konvansiyonu
Singapur Arabuluculuk Konvansiyonu’nun resmi ve tam adı ‘Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonu’dur.
Singapur Konvansiyonu(United Nations Convention on International Settlement Agreements Resulting from Mediation), arabuluculuk anlaşmalarının tanınması amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından 20 Aralık 2018 tarihinde kabul edilmiş ve 7 Ağustos 2019’da Singapur’da taraf devletlerin imzasın açılmıştır.
Türkiye, Singapur Konvansiyonu’nu, Konvansiyonun imzaya açıldığı 7 Ağustos 2019 tarihinde imzalamıştır.
Konvansiyonun amacı, arabuluculuk görüşmeleri sonucunda yapılan sulh anlaşmalarının diğer ülkelerde sonuç doğurmasını sağlamaktır.
Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Konvansiyonu
Dibace
Bu Konvansiyona Taraf Devletler,
İhtilaf halinde olan tarafların uyuşmazlığı dostane bir şekilde çözme çabalarında kendilerine yardımcı olmak için üçüncü kişi veya kişilerin yardımını talep ettiği bir ticari uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak uluslararası ticarette arabuluculuğun değerini kabul ederek,
Arabuluculuğun ulusal ve uluslararası ticaret uygulamasında yargılamaya alternatif olarak giderek daha fazla kullanıldığını belirterek,
Arabuluculuğun kullanılmasının, uyuşmazlığın ticari bir ilişkinin sona ermesine yol açtığı durumları azaltmak, uluslararası ticari işlemlerin taraflarca yönetilmesini kolaylaştırmak ve devletlerin adalet yönetiminde tasarruf sağlamak gibi önemli faydalar sağladığını dikkate alarak,
Arabuluculuk sonucu yapılan milletlerarası sulh anlaşmaları için farklı hukuki, sosyal ve ekonomik sisteme sahip devletler tarafından kabul edilebilir bir çerçevenin oluşturulmasının ahenkli uluslararası ekonomik ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunacağına ikna olarak,
Aşağıdaki şekilde anlaşmışlardır:
Madde I- Uygulama Alanı
1. Bu Konvansiyon, bir ticari uyuşmazlığın çözümü için arabuluculuk sonucunda taraflarca yazılı olarak yapılan ve yapıldığı sırada aşağıdaki şartlarla milletlerarası nitelik taşıyan anlaşmaya (“sulh anlaşması”na) uygulanır:
(a) Sulh anlaşmasının en az iki tarafının iş yerlerinin farklı devletlerde olması; veya
(b) Sulh anlaşmasının taraflarının iş yerlerinin bulunduğu devletin:
(i) Sulh anlaşmasından doğan borcun esaslı bir kısmının ifa edileceği devletten; veya
(ii) Sulh anlaşmasının konusunun en sıkı ilişkili olduğu devletten farklı olması.
2. Bu Konvansiyon
(a) taraflarından birinin (tüketici olarak) şahsı veya ailesi veya evi için yaptığı işlemlere ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için yapılan;
(b) Aile, miras ve iş hukukuna ilişkin olan sulh anlaşmalarına uygulanmaz.
3. Konvansiyon, aynı zamanda aşağıdaki sulh anlaşmalarına uygulanmaz:
(a)
(i) Mahkemece tasdik edilen veya mahkeme yargılaması sırasında yapılan; ve
(ii) Mahkemenin bulunduğu devlette mahkeme kararı olarak yerine getirilen sulh
anlaşmaları;
(b) Hakem kararı olarak kaydedilen ve yerine getirilen sulh anlaşmaları.
Madde 2- Tanımlar
1. 1. maddenin 1. fıkrasının amaçları açısından:
(a) Eğer taraflardan birinin birden fazla işyeri varsa, ilgili işyeri, sulh anlaşması yapıldığı sırada taraflarca bilinen veya öngörülen haller dikkate alınarak sulh anlaşmasıyla çözümlenen uyuşmazlıkla en sıkı ilişkiye sahip olan iş yeridir;
(b) Eğer taraflardan biri herhangi bir işyerine sahip değilse iş yeri ibaresi mutad meskeni olarak kabul edilecektir.
2. Sulh anlaşması, içeriğinin herhangi bir şekilde kayda alınması halinde yazılı olarak yapılmış sayılır. Elektronik ortamda yapılan sulh anlaşmasının yazılı olması şartı, içeriğindeki bilginin sonraki başvurular için kullanılacak şekilde erişilebilir olması halinde yerine getirilmiş sayılır.
3. “Arabuluculuk”, kullanılan ibarelere veya yürütülen usule bakılmaksızın, tarafların, aralarındaki uyuşmazlığı, uyuşmazlığın taraflarına bir çözüm dayatma yetkisine sahip olmayan üçüncü kişi veya kişilerin (“arabulucu”nun) yardımıyla dostane bir çözüme kavuşturmaya çalıştıkları bir usuldür.
Madde 3- Genel İlkeler
1. Konvansiyona taraf devletler, kendi usul kuralları ve Konvansiyonda yer alan şartlarla sulh anlaşmasını yerine getireceklerdir.
2. Sulh anlaşmasıyla hâlihazırda çözülmüş olan bir hususta bir tarafın iddiası üzerine uyuşmazlık ortaya çıkarsa, Konvansiyona taraf olan bir devlet, söz konusu hususun zaten çözümlenmiş olduğunu kendi usul kuralları ve Konvansiyon’da yer alan şartlara uygun olarak ispatlaması için diğer tarafın, sulh anlaşmasını dayanak göstermesine izin verir.
Madde 4- Sulh Anlaşmasına Dayanılması İçin Gerekli Şartlar
1. Bu Konvansiyon uyarınca sulh anlaşmasına dayanmak isteyen taraf, hukuki yollara başvurduğu diğer Akit Devletin yetkili makamına aşağıdaki belgeleri ibraz edecektir:
(a) Taraflarca imzalanmış sulh anlaşmasını;
(b) Sulh anlaşmasının arabuluculuk sonucu yapıldığını gösteren delilleri, örneğin;
(i) Sulh anlaşması üzerindeki arabulucunun imzasını;
(ii) Arabuluculuğun yapıldığına ilişkin arabulucu tarafından imzalanan belgeyi;
(iii) Arabuluculuğun bünyesinde yapıldığı kurum tarafından düzenlenen belgeyi; veya
(İv) (i), (ii) veya (iii) bentlerdeki belgelerin yokluğu halinde, yetkili makamca kabul edilebilir herhangi bir delili.
2. Elektronik iletişim açısından sulh anlaşmasının taraflarca veya uygulanabilir olduğu durumlarda, arabulucu tarafından imzalanması şartı, eğer aşağıdaki koşullar gerçekleşmişse yerine gelmiş olur:
(a) Tarafların veya arabulucunun teşhis edilmesi ve tarafların veya arabulucunun elektronik iletişimde yer alan bilgiye ilişkin niyetlerinin anlaşılmasını sağlayan bir yöntem kullanılmışsa; ve
(b) Kullanılan yöntem aşağıdaki yöntemlerden herhangi biri olabilir:
(i) İlgili herhangi bir anlaşma da dahil olmak üzere tüm koşullar göz önüne alındığında elektronik haberleşmenin meydana gelme veya yapılma amacının uygun olduğu kadar güvenli olmasını sağlayan; veya
(ii) Bizzat veya diğer delillerle birlikte yukarıda (a) bendinde belirtilen işlevleri yerine getirdiğini ispatlayan yöntem.
3. Eğer sulh anlaşması, ülkesinde hukuki yola başvurulan Âkit Devletin resmî dilinde değilse, söz konusu Âkit Devletin yetkili makamı, sulh anlaşmasının kendi diline tercüme edilmesini isteyebilir.
4. Yetkili makam, Konvansiyon’da öngörülen şartların yerine getirildiğini teyit eden gerekli herhangi bir belgeyi talep edebilir.
5. Başvurulan hukuki yolu inceleyen yetkili makam, ivedi hareket eder.
Madde 5- Hukuki Yollara Başvurunun Reddi Sebepleri
1. Konvansiyona taraf bir devletin yetkili makamı, 4. madde uyarınca hukuki yola başvurulması halinde aleyhine hukuki yola başvurulan tarafın istemi üzerine ve aşağıdaki hususları ispatlaması kaydıyla, talebi reddedebilir:
(a) Sulh anlaşmasının taraflarından birinin ehliyetsiz olması;
(b) Dayanılan sulh anlaşmasının:
(i) taraflarca tabi kılındığı hukuka veya taraflarca tabi kılınan bir hukuk yoksa 4. madde uyarınca talebin yapıldığı yetkili makamın ait olduğu devletin hukukuna göre sulh anlaşmasının geçersiz ve hükümsüz olması veya işlerlik kazanmamış olması veya ifa edilebilir olmaması;
(ii) hükümlerine göre bağlayıcı veya nihai olmaması; veya
(iii) sonradan tadil edilmesi.
(c) Sulh anlaşmasına konu borcun:
(i) ifa edilmiş olması; veya
(ii) açık veya anlaşılabilir olmaması;
(d) Talebin kabul edilmesinin sulh anlaşmasının hükümlerine aykırı olması;
(e) Arabulucuya veya arabuluculuğa uygulanabilir standartların arabulucu tarafından ciddi şekilde ihlal edilmesi ve bu ihlal olmasaydı söz konusu tarafın sulh anlaşmasını yapmayacak olması; veya
(f) Arabulucunun tarafsızlığına veya bağımsızlığına ilişkin haklı şüphe uyandıracak durumları arabulucunun, taraflara ifşa etmemesi ve bu ifşayı yapmamasının taraf üzerinde önemli veya haksız bir etki oluşturması öyle ki, bu kusur olmasaydı söz konusu tarafın sulh anlaşmasını yapmayacak olması.
2. 4. madde uyarınca hukuki yola başvurunun yapıldığı bir Âkit Devletin yetkili makamı aynı zamanda aşağıdaki hususlardan birini tespit ederse talebi reddedebilir:
(a) Talebin, başvurulan devletin kamu düzenine aykırı olması; veya
(b) Uyuşmazlığın konusunun başvurulan devletin hukukuna göre arabuluculuk yoluyla çözümüne elverişli olmaması.
Madde 6- Paralel Başvurular veya İddialar
Eğer 4. madde uyarınca yapılan talebi etkileyebilecek şekilde sulh anlaşmasına ilişkin bir iddia veya talep mahkemeye, hakem heyetine veya yetkili diğer bir makama yapılmışsa, başvurunun yapıldığı Âkit Devletin yetkili makamı, uygun görürse, karar vermeyi erteleyebilir ve talep üzerine diğer tarafın uygun bir teminat yatırmasına da karar verebilir.
Madde 7- Diğer Yasal Düzenlemeler veya Antlaşmalar
Bu Konvansiyon, ilgili taraflardan hiçbirini, sulh anlaşmasının ülkesinde sonuç doğurmasının talep edildiği Akit Devletin hukukunun veya bu devletin taraf olduğu diğer milletlerarası anlaşmaların izin verdiği şekilde ve ölçüde sulh anlaşması uyarınca sahip olduğu hakları kullanmasından yoksun bırakmaz.
Madde 8- Çekinceler
1. Konvansiyona taraf olan bir devlet:
(a) Konvansiyonu, kendisinin veya çekincede belirttiği devlet kurumlarının veya bir devlet kurumu adına hareket eden kişilerin taraf olduğu sulh anlaşmalarına uygulanmayacağını beyan edebilir;
(b) Konvansiyonu, yalnızca sulh anlaşmasının taraflarının Konvansiyonun uygulanmasını kararlaştırdıkları hallerde uygulayacağını beyan edebilir.
2. Bu maddede açıkça belirtilenler hariç başka çekincelere izin verilmez.
3. Bir Âkit Devlet tarafından çekince her zaman konulabilir. İmza sırasında konulan çekince, onay, kabul ve tasdik aşamasında teyide tabidir. Çekinceler, çekince koyan devlette Konvansiyon’un yürürlüğe girmesiyle aynı anda işlerlik kazanır. Konvansiyon’un kabulü, onayı veya tasdiki anında veya Konvansiyona katılım veya 13. madde uyarınca beyanların yapıldığı esnada konulan çekinceler söz konusu devlette Konvansiyon’un yürürlüğe girmesiyle aynı anda geçerli olur. Konvansiyon’un yürürlüğe girmesinden sonra bir Akit Devlet tarafından konulan çekinceler, çekincenin depozite edilmesinden altı ay sonra yürürlüğe girer.
4. Çekinceler ve tasdikleri depozitere tevdii edilmelidir.
5. Konvansiyona çekince koyan her Âkit Devlet koyduğu çekinceleri her zaman geri alabilir. Geri almanın depozitere tevdii edilmesi gerekir ve tevdiinden altı ay sonra sonuç doğurmaya başlar.
Madde 9- Sulh Anlaşmalarına Etki
Her Âkit Devlet, Konvansiyonu ve Konvansiyona koyduğu veya geri aldığı çekinceleri,
Konvansiyon’un, çekincelerin veya çekincelerin geri alımının yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılan sulh anlaşmalarına uygulayacaktır.
Madde 10- Depoziter
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, işbu Konvansiyon’un depoziteri olarak tayin edilmiştir.
Madde 11- İmza, Onay, Kabul, Tasdik, Katılım
1. Bu Konvansiyon 7 Ağustos 2019 tarihinde Singapur’da ve ardından Birleşmiş Milletlerin New York’taki Genel Merkezi’nde bütün devletlerin imzasına açılacaktır.
2. Bu Konvansiyon, imzacı devletlerin onayına, kabulüne veya tasdikine tabidir.
3. Bu Konvansiyon, imzaya açıldığı tarihte Konvansiyonu imzalamamış olan bütün devletlerin katılımına açıktır.
4. Onay, kabul, tasdik veya katılım belgeleri depozitere tevdii edilecektir.
Madde 12- Bölgesel Ekonomik Entegrasyon Kuruluşlarının Katılımı
1. Egemen devletler tarafından kurulan ve bu Konvansiyon’da düzenlenen bazı hususlarda görevli olan bir bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşu, aynı şekilde Konvansiyonu imzalayabilir, onaylayabilir, tasdik edebilir veya Konvansiyona katılabilir. Bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşu bu durumda, Konvansiyon kapsamına giren konularda görevli olduğu ölçüde, Konvansiyona taraf olanların haklarına ve yükümlüklerine sahiptir. Konvansiyon uyarınca, Konvansiyona taraf devletlerin sayısı ile ilgili olduğu ölçüde bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşu, Konvansiyona taraf olan üyesi olan devletlere ilave olarak Konvansiyona taraf devlet gibi hesaba katılmayacaktır.
2. Bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşu, imza, onay, kabul, tasdik veya katılım anında, Konvansiyonun kapsamına giren konulardan hangileri açısından üye devletler tarafından kuruluşun görevlendirildiğini depozitere bildirebilir. Bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşu, yeni verilen görevler de dahil bu paragraf uyarınca yapılan beyanda belirtilen görevlerinde bir değişiklik olursa derhal depoziteri bilgilendirir.
3. İşbu Konvansiyonda “Konvansiyona taraf devlet”, “Konvansiyona taraf devletler”, “devlet” veya “devletler”e yapılan atıflar, içeriği gerekli kıldıkça, eşit olarak bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşlarına da uygulanır.
4. İşbu Konvansiyon, kendisinden önce veya sonra kabul edilen veya yürürlüğe giren, bölgesel ekonomik entegrasyon kuruluşlarının kuralları ile çatışma halinde ise, aşağıdaki hallerde Konvansiyon hükümlerine üstünlük tanınmayacaktır:
(a) Eğer bu tür bir kuruluşa üye devlette 4. madde uyarınca hukuki yola başvuru yapılmışsa ve 1. maddenin 1. fıkrasında sözü edilen bütün devletler söz konusu kuruluşa üye ise; veya
(b) Bu tür bir kuruluşun üyesi olan devletler arasında mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi ile ilgiliyse.
Madde 13- Birleştirilmemiş Hukuk Sistemleri
1. Eğer Konvansiyona taraf olan bir devlet, Konvansiyon’un kapsamına giren konulara ilişkin olarak farklı hukuk sistemlerinin uygulandığı iki veya daha fazla bölgesel birimden oluşuyorsa, imza, onay, kabul, tasdik veya katılım anında Konvansiyon’un bütün veya bir veya birden fazla bölgesel birimlerde uygulanacağını beyan edebilir ve her zaman yapacağı bir beyanla bu beyanını değiştirebilir.
2. Bu beyanlar depozitere tevdii edilmelidir ve Konvansiyon’un teşmil edildiği bölgesel birimler açıkça ifade edilmelidir.
3. Eğer Konvansiyona taraf olan bir devlet, Konvansiyon’un kapsamına giren konulara ilişkin olarak farklı hukuk sistemlerinin uygulandığı iki veya daha fazla bölgesel birime sahipse:
(a) Bir devletin hukukuna veya usul kurallarına yapılan her atıf, uygun olduğu ölçüde, ilgili bölgesel birimin yürürlükteki hukukuna veya usul kurallarına yapılmış gibi yorumlanacaktır;
(b) Bir devletteki iş yerine yapılan her atıf, uygun olduğu ölçüde, ilgili bölgesel birimdeki işyerine yapılmış gibi yorumlanacaktır;
(c) Bir devletin yetkili makamına yapılan her atıf, uygun olduğu ölçüde, ilgili bölgesel birimdeki yetkili makama yapılmış gibi yorumlanacaktır.
4. Eğer Konvansiyona taraf bir devlet bu maddenin 1. fıkrası uyarınca herhangi bir bildirimde
bulunmazsa, Konvansiyon söz konusu devletin bütün topraklarına teşmil edilecektir.
Madde 14- Yürürlüğe Giriş
1. Bu Konvansiyon, üçüncü onay, kabul, tasdik veya katılım belgesinin tevdi edilmesinden altı ay sonra yürürlüğe girecektir.
2. Üçüncü onay, kabul, tasdik veya katılım belgesinin tevdiinden sonra bir devlet Konvansiyonu onaylar, kabul eder, tasdik eder veya katılırsa işbu Konvansiyon bu devlet açısından onay, kabul, tasdik veya katılım belgesinin tevdi edildiği tarihten 6 ay sonra yürürlüğe girer.
Konvansiyon, 13. madde uyarınca işbu Konvansiyon’un teşmil edildiği bölgesel birimlerde bu maddede belirtilen beyanın bildiriminden altı ay sonra yürürlüğe girer.
Madde 15- Değişiklik
1. Herhangi bir Âkit Taraf, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne Konvansiyon’da değişiklik yapılmasını teklif edebilir. Genel Sekreter, önerilen değişiklik teklifini Konvansiyona taraf bütün devletlere göndererek Âkit Devletler Konferansı yapılmasını ve bu konferansta teklifin oylanmasını isteyip istemediklerini belirtmelerini talep eder. Bu bildirimden itibaren dört ay İçinde Konvansiyona taraf olan devletlerin en az üçte birinin konferans lehine olması halinde Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler himayesinde bir konferans düzenler.
2. Âkit Devletler Konferansı, her bir değişiklik konusunda fikir birliğinin sağlanması için gerekli çabayı gösterecektir. Eğer fıkirbirliği için tüm çabalar tüketilmiş ve fıkirbirliği sağlanamamışsa, değişikliğin, en son yol olarak, konvansiyona taraf devletlerden konferansta mevcut ve oy kullananların üçte iki çoğunluğuyla kabul edilmesini gerektirir.
3. Kabul edilen değişiklik, depoziter tarafından, onay, kabul veya tasdik için bütün akit devletlere gönderilir.
4. Kabul edilen değişiklik, üçüncü onay, kabul veya tasdik belgesinin depozitere tevdii edildiği tarihten altı ay sonra yürürlüğe girer. Değişiklik, yürürlüğe girdiği anda bağlayıcılığına rıza gösteren Konvansiyona taraf olan devletler için bağlayıcı hale gelir.
5. Üçüncü onay, kabul veya tasdik belgesinin depozitere tevdiini takiben Konvansiyona taraf bir devlet, değişikliği onaylarsa, kabul ederse veya tasdik ederse, değişiklik, Konvansiyona taraf söz konusu devlet için onay, kabul veya tasdik belgesinin tevdii edildiği tarihten altı ay sonra yürürlüğe girer.
Madde 16- Konvansiyondan Çekilme
1. Konvansiyona taraf olan bir devlet, depozitere yazılı bildirimde bulunarak Konvansiyondan çekilebilir. Çekilme bu Konvansiyonun uygulandığı birleştirilmemiş hukuk sistemine sahip bölgesel birimlerden bazılarıyla sınırlanabilir.
2. Çekilme, depoziter tarafından bildirimin alınmasından 12 ay sonra etkili olur. Bildirimde çekilmenin daha uzun süre sonra etkili olacağının belirtildiği hallerde depoziter tarafından bildirimin alınmasından sonra belirtilen uzun sürenin sona ermesiyle çekilme etkili olur.
Konvansiyon, çekilmenin sonuç doğurmaya başlayacağı andan önce yapılan sulh anlaşmaları açısından uygulanmaya devam eder.
Bir orijinal olmak üzere Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca dillerinde hazırlanan
metinler eşit derecede geçerlidir.
Erzurum Kongresi Kararları

Erzurum Kongresi, milli mücadele ve kurtuluş savaşı sürecinde, 23 Temmuz 1919 ile 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum’da toplanmış kongredir. Kongre literatürde, Erzurum Umumi Kongresi veya Umumi Erzurum Kongresi olarak da bilinmektedir. Erzurum Kongresi, 4-11 Eylül 1919 tarihlerinde toplanan Sivas Kongresinin ön hazırlığı niteliği taşımaktadır.
Kongre, Erzurum’daki Eski İdadi Mektebi binasında düzenlenmiştir.
Kongrenin toplanmasının önemli sebeplerinden birisi 18 Ocak 1919 tarihinde toplanan Paris Barış Konferansında Trabzon ve yöresinde Rum-Pontus, Erzurum ve yöresinde Ermenistan devletlerinin kurulması fikirlerinin öne çıkmasıdır.
Erzurum Kongresi, bölgesel müdafaa cemiyetlerinin katılımıyla 21 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum’da toplanan bölgesel nitelikli bir kongredir. Erzurum Kongresi, çoğunluğu İtilaf devletleri tarafından işgal edilmiş olan illerden gelen 63 delegenin katılımı ile yapılmıştır. Erzurum Kongresi’ne Erzurum, Trabzon, Erzincan, Sivas, Giresun, Rize, Ağrı, Bingöl, Bayburt, Artvin, Tunceli, Gümüşhane, Ordu, Tokat, Amasya, Bitlis, Siirt ve Van illerinden 63 temsilci katılmıştır.
İşgalci İtilaf Devletleri ve onların yörüngesinde hareket eden İstanbul Hükumeti kongrenin toplanmasını engellemek istemiş ancak kongre engellemelere rağmen toplanmıştır.
Erzurum Kongresi, bölgesel bir toplantı olmasına karşın alınan kararların niteliği yönüyle ilk olma özelliği taşımakta; manda ve himayeyi kesin bir şekilde reddetmesi ve ilk kez ulusal egemenliğe vurgu yaparak geçici bir hükumetin kurulacağından bahsedilmesi bakımından önem arz etmektedir.
Erzurum Kongresi Öncesindeki Olaylar
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da hükumet ve aydınlarla yaptığı görüşmelerin sonuçsuz kalacağını anlaması üzerine güvendiği silah arkadaşlarıyla birlikte 16 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul’dan Anadolu’ya hareket etmiş; 1919 yılı Mayısının 19. günü Samsuna çıkmış ve Türk İstiklal Mücadelesini Samsun’da başlatmıştır. Samsun’a çıktığı sıradaki görev, 9.Ordu müfettişliğidir.
Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından 22 Mayıs 1919’da Samsun Raporu yayınlanmış, 28 Mayıs 1919’da Havza Genelgesi ilan edilerek Anadolu’daki işgallerin protesto edilmesi çağrısı yapılmıştır. İstanbul Hükumetinin tepkilerine rağmen 22 Haziran 1919 tarihinde İhtilal Beyannamesi olarak da bilinen Amasya Genelgesi ilan edilmiş, genelgede Sivas’ta ulusal bir kongre toplanması gerektiği vurgulanmış, genel kongrenin hazırlık süreci olarak Erzurum kongresinin toplanması planlanmıştır. Bu sırada İstanbul Hükumeti, Mustafa Kemal Paşayı görevinden almış ve hakkında tutuklama kararı çıkarılmış, bu haberi alan Mustafa Kemal askerlik görevinden istifa ederek sivil bir vatandaş olarak Erzurum’a hareket etmiştir.
Erzurum Kongresi Kararları
1. Vatan bir bütündür bölünemez.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı, millet hep birlikte direniş ve savunmaya geçecektir.
3. Doğu illerinin ve bütün vatanın bağımsızlığı, Osmanlı Hükumet tarafından sağlanamazsa, geçici bir hükumet kurulacaktır. Bu hükumet milli bir kongre tarafından seçilecek, kongre toplanmışsa seçimi Temsil Heyeti yapacaktır.
4. Milli kuvvetleri (Kuva-i Milliyeyi) etkili, milli iradeyi hakim kılmak esastır.
5. Hristiyan unsurlara (azınlıklara) siyasi hakimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozucu haklar ve ayrıcalıklar verilemez. Ancak bu vatandaşların can, mal ve ırzları her türlü saldırıdan korunacaktır.
6. Manda ve himaye kabul olunamaz.
7. Milli Meclis derhal toplanmalı, hükumetin çalışmaları meclis denetimi altına girmelidir.
Erzurum Kongresi tarafından seçilen dokuz kişilik temsil heyeti üyeleri yeni kurulacak cemiyetin kurucuları olarak kabul edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, 24 Ağustos 1919 tarihinde Temsil Heyeti adına Erzurum valiliğine başvurarak cemiyetin nizâmnâmesini teslim etmiş, Şarkî Anadolu Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluşu resmen tamamlanmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk Nutuk‘un 2. Bölümde Erzurum Kongresini şu şekilde anlatmaktadır 
Efendiler, Erzurum Kongresi 14 gün devam etti. Muhassala-i mesâisi, tespit ettiği nizamnâme ve bu nizamnâme muhteviyâtını ilân eden beyannâmedeki münderecâttan ibarettir.
Bu nizamnâme ve beyannâme muhteviyâtından, zaman ve muhîtin istilzam ettirdiği birtakım tâlî ve sûrî mütâlaat ve mülâhazât-ı zâide tayy olunarak tetkik olunursa, birtakım esaslı ve şümûllü prensiplere ve kararlara dest-res oluruz.
Müsaade buyurursanız, bu prensiplerin ve kararların bence, daha o zaman nelerden ibaret telâkki edilmiş olduğunu işaret edeyim:
-
Hudûd-ı milliye dahilinde bulunan bi’l-cümle aksâm-ı vatan bir küldür. Yekdiğerinden infikâk kabul etmez (Beyannâme, madde 6. Nizamnâme, madde 3’ün tafsilâtı. Nizamnâme ve beyannâmenin birinci maddeleri mütâlaa ve tetkik buyurulsun)
-
Her türlü ecnebi işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti’nin inhilâli hâlinde millet, müttehiden müdafaa ve mukavemet edecektir (Nizamnâme, madde 2 ve 3, beyannâme, madde 3)
-
Vatanın ve istiklâlin muhafaza ve temînine hükümet-i merkeziye muktedir olamadığı takdirde, temîn-i maksat için bir hükümet-i muvakkate teşekkül edecektir. Bu hükümet heyeti, millî kongrece intihap olunacaktır. Kongre mün’akid değilse, bu intihâbı Heyet-i Temsiliye yapacaktır (Nizamnâme, madde 4, beyannâme, madde 4).
-
Kuvâ-yı milliyeyi âmil ve irâde-i milliyeyi hâkim kılmak esastır (Beyannâme, madde 3)
-
Anâsır-ı Hıristiyaniye’ye hâkimiyet-i siyasiye ve muvazene-i ictimâiyemizi muhil imtiyâz ita olunamaz (Beyannâme, madde 4)
-
Manda ve himaye kabul olunamaz (Beyannâme, madde 7)
-
Meclis-i millinin derhal ictimâını ve icrâât-ı hükümetin Meclis’in murakabesine vaz’ını temîn etmek için çalışılacaktır (Beyannâme, madde 8)
Bu prensipler ve bu kararlar muhtelif şekillerde görülmüşlerse de asla mahiyet-i asliyelerini değiştirmeksizin, imkân-ı tatbik bulmuşlardır.
Efendiler, biz kongrede hulâsa ettiğim bu kararları ve bu prensipleri tespite çalışırken, Sadrazam Ferit Paşa da ajanslarla birtakım beyânât neşrediyordu. Bu beyânâta, sadrazamın, milleti jurnali dense sezâdır. 23 Temmuz 335 tarihli ajansla, dünyaya şunu ilân ediyordu: “Anadolu’da iğtişâş zuhûr etti. Kanun-ı Esasî’ye muhâlif olarak Meclis-i Mebusan namı altında ictimâât vuku buluyor. Bu hareketin, memûrîn-i mülkiye ve askeriye tarafından men’i icap eder.”
Buna karşı icap eden tedâbîr alındı ve Meclis-i Mebusan’ın ictimâa daveti talep olundu (Vesika: 39).
Ağustos’un yedinci günü kongre ictimâına hitam verirken, kongre heyetine:
“Esaslı mukarrerât ittihâz olunduğunu ve cihana milletimizin mevcudiyet ve birliğinin gösterildiğini” söyledim ve “tarih, bu kongremizi ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir” dedim (Vesika: 40)
Sözlerimde isabetsizlik olmadığını, zaman ve hâdisâtın isbât etmiş olduğuna kaniim, Efendiler.
Erzurum Kongresi, nizamnâme mûcibince bir Heyet-i Temsiliye teşkil etmişti.
Cemiyetler Kanunu’na tevfîkan ilmühaber itası zımnında, Erzurum vilâyeti makamına verilen 24 Ağustos 335 tarihli beyannâmede, Heyet-i Temsiliye azasının isim ve hüviyetleri, şu suretle mündericti:
Mustafa Kemal Paşa Sâbık Üçüncü Ordu Müfetişi, askerlikten müstafi
Rauf Bey Bahriye Nâzır-ı Esbakı
İzzet Bey Sâbık Trabzon Meb’ûsu
Raif Efendi Sâbık Erzurum Meb’ûsu
Servet Bey Sâbık Trabzon Meb’ûsu
Şeyh Fevzi Efendi Erzincan’da Nakşi Şeyhi
Bekir Sami Bey Beyrut Vali-i Sâbıkı
Sadullah Efendi Sâbık Bitlis Meb’ûsu
Hacı Musa Bey Mutki Aşiret Reisi
(Vesika: 41)
Efendiler, istitrâd kabîlinden şunu arz edeyim ki bu zevât hiçbir vakit bir araya gelip birlikte çalışmış değillerdir. Bunlardan İzzet, Servet ve Hacı Musa Beyler ve Sadullah Efendi hiç gelmemişlerdir, Raif ve Şeyh Fevzi Efendiler, Sivas Kongresi’ne iştirak etmişler ve onu müteakib biri Erzurum’a, diğeri Erzincan’a avdet ederek bir daha iltihak eylememişlerdir. Rauf Bey ve Sivas Kongresi’nde iltihak eden Bekir Sami Bey İstanbul’da Meclis-i Mebusan’a gidinceye kadar, beraber bulunmuşlardır.
Kongre Binası Hakkında
Erzurum Kongresinin toplandığı binanın ilk hali 1864’de Mıgırdiç Sanasaryan tarafından yaptırılmış ve Sanasaryan Koleji (Ermeni Kız Yatılı Okulu) olarak eğitim vermiştir. Bina, Cumhuriyet öncesinde satın alınarak devlet hizmetlerine tahsis edilmiştir. Bina 1924 sonlarında esaslı bir yangın geçirmiş ve ahşap kısım tamamen yanmıştır. Yangından sonra onarılan bina, Gazi İlkokulu olarak 1926’da hizmete açılmış, zaman içerisinde Yapı Sanat, Güzel Sanatlar Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi olarak varlığını devam ettirmiştir. Okulun bir salonu 1960’da Atatürk ve Erzurum Kongresi Müzesi olarak ziyarete açılmış, 2011-2013 yılları arasında TBMM tarafından yapılan restorasyon sonrasında Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilmiştir. Günümüzde Kongre Müzesi ve Resim Heykel ve Galerisi Müdürlüğü olarak hizmet vermektedir.
6 Ağustos – Hukuk Takvimi
6 Ağustos – Hukuk Takvimi
1571 |
Magosa’nın Osmanlı ordularına teslim edilmesiyle Kıbrıs’ın fethi tamamlandı. |
1638 |
Fransız filozof ve Teolog. Nicholas Malebranche doğdu. (6 Ağustos 1638 – 13 Ekim 1715) |
1661 |
Portekiz İmparatorluğu ile Hollanda Cumhuriyeti arasında Hague Antlaşması imzalandı. Hollanda tarafından yönetilen New Holland(Dutch Brazil) bölgesi tazminat karşılığnda Portekiz egemenliğine bırakıldı |
1726 |
Alman İmparatorluğu ve Rusya, Osmanlı’ya karşı ittifaka vardılar. |
1775 |
İrlandalı avukat, politikacı ve insan hakları savunucusu Daniel O’Connell (d. 6 Ağustos 1775 – ö. 15 Mayıs 1847) dünyaya geldi. Fransa’daki Katolik Douai Koleji’nde öğrenim gördü. Daha sonra Dublin’deki Lincoln’s Inn ve King’s Inns’de hukuk eğitimi alarak avukatlık mesleğine başladı. 1823’te Katolik Derneği’ni (Catholic Association) kurdu. Yürüttüğü kampanyalar sonucunda 1829’da kabul edilen Katolik Kurtuluş Yasası, Katoliklerin parlamentoya seçilmesini ve görev almasını sağladı. 1829’daki Avam Kamarası’na katıldı. İrlanda’nın bağımsızlık mücadelesinde barışçıl yöntemlerin öncüsü olarak kabul edilmektedir. İrlanda’da birçok yerleşim yerinde, meydan, köprü ve anıtlarda O’Connell’in ismi yaşatılmaktadır. |
1806 |
Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu sona erdi. |
1825 |
Bolivya, İspanyol İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazandı. 6 Ağustos Bolivya Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. 6 Ağustos, Bolivya Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. |
1890 |
Dünya tarihinde Elektrikli Sandalye ile idam ilk kez Amerika Birleşik Devletlerinde gerçekleşti. Cinayetle suçlanan William Francis Kemmler, New York’ta bulunan Auburn Hapishanesi’nde infaz edildi. (Doğumu: 9 Mayıs 1860) Kız arkadaşı(nikahsız eşi) Matilda’yı öldüren Kemmler, “Ona baltayla vurdum. Onu öldürmek istedim ve bunun için ne kadar erken asılırsam o kadar iyi” diyerek suçu itiraf etti. Cinayet davası hızlıca bitti ve birinci derece cinayetten suçlu bulundu. Kemmler’in avukatları, elektrikle idam cezasının insanlık dışı ve olağandışı bir ceza olduğunu savunarak temyize gitti, Yüksek Mahkeme itirazları reddetti. İnfaz işlemi yaklaşık sekiz dakika sürdü. Elektrik verilerek idam yöntemi, mahkumun bilincinin çabucak kaybolması ve kalbinin durması esasına dayanıyor. |
1909 |
Necmettin Molla Bey(Kocataş) Adliye Nezaretine(Adalet Bakanlığı) ilaveten Şurayı Devlet(Danıştay) başkanlığına getirildi.Necmeddin Molla 1875 yılında İstanbul’da doğdu. 1896’da İstanbul Hukuk Mektebi‘nden mezun oldu. Yıldız Suikastı davasında muddeiumumi (baş savcılık) olarak görev aldı. Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesi Zabıt Kâtipliği, İstanbul Bidâyet Mahkemesi Müddeî-i Umûmî Yardımcılığı (Savcı Yardımcısı), İstanbul İstinâf Mahkemesi Müddeî-i Umûmî Yardımcılığı, Selanik İstinâf Mahkemesi Müddeî-i Umûmîliği (Savcı), İstanbul 2. Ticaret Mahkemesi Üyeliği, İstanbul Bidâyet Mahkemesi Müddeî-i Umûmîliği, İstanbul İstinâf Mahkemesi Müddeî-i Umûmîliği, İstanbul İstinâf Ticaret Mahkemesi Başkanlığı, Bağdat Valiliği, Osmanlı Meclis-i Mebûsan I., II. ve III. Dönem Kastamonu Mebusluğu ve TBMM II. Dönem Kastamonu Milletvekilliği ile Adliye Encümeni Reisliği yaptı. Sulh Mahkemelerinin ve Noterlik teşkilatının kurucularındandır. Betûl Mardin‘in dedesidir |
1923 |
Türkiye ile Amerika arasında Lozan’da, “Suçluların İadesi Antlaşması” (Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri Arasında Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Yardım Anlaşması)imzalandı. (Görüşmeler 29 Haziran’da başlamıştı.) |
1924 |
Lozan Barış Antlaşması yürürlüğe girdi. Antlaşma (Traile de Paix-Lozan), 24 Temmuz 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti adına, Dışişleri Bakanı ve Edirne Milletvekili İsmet İnönü, Sağlık ve Sosyal Yardım İşleri Bakanı ve Sinop Milletvekili Doktor Rıza Nur Bey ile Eski Bakan ve Trabzon Milletvekili Hasan Bey tarafından imza edilmişti. İngiltere, Musul sorununu Halklar Cemiyetine götürmesini talep etti. |
1928 |
Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetik Sosyalist Cumhuriyetler İttihadı arasında; iki memleket hududu üzerinde çıkabilecek hadiselerin ve ihtilâfların en iyi ve en seri surette tetkik ve hallini temin için hududda çıkacak hadiseler ve ihtilâfların halli usulüne müteallik Ankara’da 6 Ağustos 1928 tarihinde mukavele akdedildi. Mukavelename daha sonra Türkiye ve SSCB Arasında Sınır Sorunlarının İncelenmesi ve Çözülmesi Hakkında Sözleşme ile teyit edildi. |
1945 |
ABD tarafından Japonya’nın Hiroşima kentine atom bombası atıldı. Binlerce insanın ölmesine ve sakatlanmasına neden olan atom bombası, uzun yıllar boyunca kanser vakalarının görülmesine de neden oldu. |
1949 |
İsmet İnönü: “Amerika’da ne benim, ne de kardeşlerimin bir metre arazimiz yoktur. İsviçre’de bir frank param yoktur. Memleket dışında herhangi bir bankada, herhangi bir müessesede para olarak ve Türkiye dışında herhangi bir ülkede bir dönüm arazi kıymetinde varlığım mevcut değildir.” dedi. |
1960 |
Sosyalist Küba, ABD ambargosuna misilleme olarak, ülkedeki tüm yabancılara malları kamu malı olmak üzere devletleştirdi. |
1962 |
Jamaika, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı. 6 Ağustos, Jamaika Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. 6 Ağustos, Jamaika Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır. |
1966 |
Danıştay, hak kayıplarıyla memur kadrosuna geçirilen Çorum Belediyesi temizlik işçileri lehine “yürütmeyi durdurma” kararı verdi. |
1969 |
Alman filozof, sosyolog, müzikolog ve kompozitör, Theodor W. Adorno öldü. (Doğumu: 1903) |
1969 |
Ankara Üniversitesi ve bağlı 8 fakültenin öğrenci örgütlerinin yöneticileri hakkında “siyasetle uğraştıkları” iddiasıyla dava açıldı. |
1970 |
CHP Genel Sekreteri Ecevit Antalya’nın ilçelerinde konuştu: “Bu düzen, yere batası bir düzendir. Bu düzeni değiştireceğiz”. |
1971 |
Doların karaborsa fiyatı ilk kez resmi kurun altına düştü. |
1979 |
İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi, Politika Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan Özgür’ü öldürdüklerine ilişkin güçlü kanıtlar bulunduğu gerekçesiyle tutuklu bulunan MHP İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı Kazım Ayaydın ve Gürsel Baştemir’in oy çokluğuyla tahliyesine karar verdi. |
1979 |
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nin Nisan’da bir davada verdiği “Yasak yayın bulundurmanın suç olmadığı” yönündeki kararı onayladı. Askeri Yargıtay Başsavcılığı Sıkıyönetim Mahkemesi’nin kararının bozulması istemiyle başvuruda bulunmuştu. |
1982 |
Hukukçu ve eski bakanlardan Abdüssamet Ağaoğlu (1909, Bakü – 6 Ağustos 1982, İstanbul) yaşamını yitirdi. Azerbaycan’dan Türkiye’ye göç eden Ahmet Ağaoğlu ailesinin dördüncü çocuğudur. İlk ve orta öğrenimini Bayazıt Fevziye Lisesi’nde tamamladıktan sonra, 1929 yılında Ankara Lisesi’nden mezun oldu. 1931 yılında Ankara Hukuk Mektebi’ni bitirdikten sonra Strazburg’a giderek doktora eğitimine başladı. Ancak doktora eğitimini bitirmeden yurda dönerek çeşitli memuriyetlerde bulundu. Behçet Kemal Çağlar, Ahmet Muhip Dıranas gibi arkadaşlarıyla Hep Gençlik adında bir dergi çıkardı. 1946 yılında devlet hizmetinden ayrılarak avukatlık yapmaya başladı. Ardından Demokrat Parti’de politikaya girdi. 1950, 1954 ve 1957 seçimlerinde Manisa Milletvekilli seçildi. Çalışma, sanayi ve devlet bakanlığı yaptı. 27 Mayıs 1960 askerî darbesinde tutuklanarak yargılandı ve ömür boyu hapse mahkum edildi. İmralı ve Kayseri cezaevlerinde bir süre hapis yattıktan sonra 1964 yılında Yassıada’da cezasını çekmekte iken çıkarılan özel bir afla serbest bırakıldı. Hapisten sonra kendini eserlerine adadı. Öykü ve denemelerini Varlık, Yücel, Çığır gibi dergilerde yayımladı. 6 Ağustos 1982’de yaşamını yitirdi. Feriköy Mezarlığı’nda bulunan Ağaoğlu Aile Mezarlığı’na defnedildi. |
1984 |
Türkiye-Irak arasında ikinci petrol boru hattı anlaşması imzalandı |
1991 |
Sırbistan ve Hırvatistan arasında ateşkes anlaşması kabul edildi. |
1991 |
Hukukçu, felsefeci ve Şapur Bahtiyar, ( |
1999 |
TÜRK-İŞ Genel Sekreteri ve Genel Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Şemsi Denizer silahlı saldırı sonucu öldü. Denizer, 30 Kasım 1990 günü Gelik’te ilk grev gömleğini giymek suretiyle Büyük Madenci Grevi’ni fiilen başlatmıştı. |
1999 |
Adana Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, eski Cumhurbaşkanı K.Evren ile 12 Eylül döneminin kuvvet komutanları hakkında “anayasal düzeni ortadan kaldırmak”tan TCK’nın ölüm cezasını öngören 146. ve 147. maddelerine göre dava açılması istemiyle suç duyurusunda bulundu. |
2001 |
Nazilerin önemli komutanlarından Wilhelm Mohnke öldü. (Doğumu:15 Mart 1911) Mohnke, 2. Dünya Savaşıın ardından yargılandı ve 10 Ekim 1955 tarihine kadar hapis yattı. |
2001 |
Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununda değişiklik yapan 4961 sayılı Yasa 6 Ağustos 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. |
2002 |
Türkiye’nin ilk kadın Adalet Bakanı Prof.Dr.Aysel Çelikel görevine başladı. Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk 3 Kasım’da seçim yapılacağı için görevini devretti. |
2003 |
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Avrupa Birliği üyeliğine yönelik 7.Uyum Paketi’ni onayladı. |
2003 |
Ziya Selçuk’un başkanvekilliğini yaptığı Talim Terbiye Kurulu’nda Eğitim Araçları İnceleme Merkezi’ndeki görevlerinden “hatalı eğitim araçlarını onayladıkları” gerekçesiyle alınan Eğitim-Sen’li 167 öğretmen Ziya Selçuk ve bakanlık yetkilileri hak. suç duyurusu yaptı. |
2004 |
Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulan ve borçlarına karşılık ihaleye çıkarılan Uzan ailesine ait 19 otomobil satıldı. Satış 2 trilyon 184 milyar 800 milyon lira gelir getirdi. |
2004 |
Suriye’nin en uzun süre cezaevinde kalan siyasi tutuklusu özgürlüğüne kavuştu. Yasadışı Arap Komünist Organizasyonu üyesi İmad Şiha, 1975’den beri cezaevindeydi. |
2006 |
Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Feleknaz Uca, Türkiye’nin AB sürecinde Kopenhag Siyasi Kriterleri’ne uygun hareket etmesi gerektiğini söyledi |
2007 |
Uluslararası Hukuk Felsefesi ve Sosyal Felsefe Birliğinin(IVR) 23. Dünya Kongresi 1-6 Ağustos 2007 tarihlerinde Krakow’da düzenlendi. “Hukuk Felsefesi Eğitiminde Alternatif Yöntemler ve Hukuk Eğitiminde Hukuk Felsefesinin Önemi” konulu çalıştaydaki bildiriler HFSA – Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi‘nin 18. sayısında yayınlandı. |
2007 |
Rusya, Afganistan’ın Sovyet döneminden kalma borcunun yüzde 90’ını (10 milyar dolar) sildi. |
2007 |
Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 60. Hükümetini kurmak üzere görevlendirildi. |
2009 |
Rusya Başbakanı Putin, İtalya Başbakanı Berlusconi ve Başbakan Erdoğan Ankara’da bir araya geldi. Erdoğan, Putin ve Berlusconi yaklaşık 1.5 saat üçlü bir zirve yaptı. Türkiye ve Rusya arasında 20 imza atıldı. |
2015 |
Brüksel’de Kongra Gel Eş Başkanları ile görüşen Selahattin Demirtaş, PKK’nin Şubat 2015’deki Dolmabahçe Mutabakatı çerçevesinde silah bırakmaya hazır olduğunu belirterek, uluslararası gözlemci heyeti, Öcalan ile görüşmelerin başlaması ve Öcalan için ”Mandela Modeli”ni önerdi. |
2017 |
Hukukçu ve Fransız politikacı Nicole Bricq, Poitiers’de merdivenden düşerek öldü. (Doğumu: 10 Haziran 1947, La Rochefoucauld, Charente) Bricq, Bordeaux IV-Montesquieu Üniversitesi’nde Özel Hukuk eğitimi aldı. 1980’li yılların başında Sosyalist Parti Paris yöneticisi oldu. 1997’de Seine-et-Marne milletvekili seçildi. 2004 ve 2011 senato seçimlerinde Seine-et-Marne senatörü oldu. Çevre, Sürdürülebilir Kalkınma ve Enerji Bakanlığı ile Dış Ticaret Bakanlığı yaptı. |
2018 |
Suudi Arabistan, Kanada’nın Riyad büyükelçisi Dennis Horak’ı, 6 Ağustos 2018’de istenmeyen kişi ilan etti. Büyükelçinin, içişlerine müdahalede bulunduğu gerekçe gösterildi. Ayrıca ülkeyi terk etmesi için 24 saat süre verildi. |
2019 |
Hindistanlı kadın hukukçu, politikacı ve bakan Sushma Swaraj, Yeni Delhi’de öldü. (Doğumu: 14 Şubat 1952) Swaraj, Pencap Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1977’de Haryana Eyaleti Parlamentosu’na girdi ve 1987-1990 yılları arasında Milli Eğitim Bakanı olarak görev yaptı. 1990’dan itibaren Hindistan Parlamentosu’nun üst meclisi Rajya Sabha’nın daimi üyesi oldu. 1996, 1998, 2000-2003 ve 2003-2004 yılları arasında Hindistan Sağlık Bakanı, Hindistan Basın ve Tekonoloji Bakanı olarak görev yaptı. 2014 yılından Mayıs 2019’a kadar Hindistan Dışişleri Bakanı olarak görev almıştır. |
2024 |
Niğde Belediyesi hayvan bakımevindeki köpeklerin enjeksiyon yöntemiyle ‘uyutularak’ toplu mezarlara gömüldüğü öne sürüldü. Ankara Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, savcılığa suç duyurusu yapıldığını açıkladı. |
2025 |
İran, İsrail dış istihbarat servisi Mossad’a gizli bilgi aktardığı gerekçesiyle nükleer bilim insanı Roozbeh Vadi’yi Tahran’daki Evin Cezaevi’nde asarak idam etti. Vadi’nin Viyana’da Mossad ajanlarıyla görüştüğü ve bir başka bilim insanının ölümüne yol açan bilgileri sızdırdığı iddia edildi. İran, son iki haftada benzer suçlamalarla üç kişiyi daha idam etti. |
2025 |
28 Temmuz 2022’de yaşamını yitiren İlhan İrem’in tüm mirasını eşi Hansu İrem’e bırakma kararını açıkladığı vasiyetnamesi mahkemece iptal edildi. İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davada, İrem’in 2019 ve 2020 yıllarında e-posta ile hazırladığı belgelerin vasiyetname niteliği taşımadığı sonucuna varıldı. Hansu İrem ise bu karara itiraz ederek, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne (İstinaf) taşıdı. |
2025 |
|
6 Ağustos – Hukuk Takvimi
Aysel Çelikel
Aysel Çelikel, 1933 yılında Rumeli kökenli bir baba ile İstanbullu bir annenin ikinci çocuğu olarak İstanbul’da doğmuştur. Babası bir saat ustasıdır ve Türkiye’nin ilk taksimetresinin patentini alan olan Remzi Çağıl’dır. Klarnet ve ud çalan, aydın bir insan olan Çağıl, İstanbul Radyosu’nda sanatını icra etmiştir ve Neyzen Tevfik’in de ahbabıdır. Çelikel’in çocukluğu, İstanbul Kurtuluş’un Tatavla mahallesinde Rumların arasında geçmiştir. İlkokulu üstün başarıyla bitirmiş diplomasını, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in elinden almıştır.
Orta ve lise öğrenimini Beyoğlu Kız Lisesinde, hukuk öğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlamış, aynı fakültede doktor, doçent ve profesör olmuştur. ABD Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesinde(Columbia University School of Law) Mukayeseli Hukuk dalında hukuk yüksek lisans diploması (Master,MCL) derecesi almış, Freiburg Hukuk Fakültesinde bilimsel araştırmalar yapmıştır. Devletler Hukuku dalında hukuk doktorası yapmıştır. Çelikel, 1957 yılında Devletler Özel Hukuku asistanı olarak atanmış,1960 yılında eşi Murteza Çelikel ile evlenmiştir. 1962 yılında hukuk doktoru olan Çelikel, 1964 yılında eşini ve 1,5 yaşındaki kızını Türkiye’de bırakarak Columbia Üniversitesi’nde master yapmış, 1969 yılında doçent olmuştur. Çelikel 1974-75 yıllarında Almanya’da devam ettiği bilimsel çalışmaları sonucunda 1977 yılında profesör unvanını almıştır.
Prof. Dr. Aysel Çelikel, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1980–1982 yılları arasında Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Münasebetler Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü ve İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdürlüğü yapmış, (1994–1999 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini yapmıştır. Yaklaşık 44 yıllık üniversite hocalığı yapmış, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, Rektör Kemal Alemdaroğlu’nun uygulamalarına karşı çıktığı için pek çok öğretim üyesiyle birlikte Hukuk Fakültesi Dekanlığı’ndan istifa etmiştir.
Çelikel, 2001 yılında Cumhurbaşkanlığı kontenjanından YÖK üyeliğine atanmış ve kurulda dört yıl görev yapmıştır. YÖK üyeliği sırasında 12 Eylül darbesinin ürünü olması sebebiyle YÖK’e karşı çıkan YÖK üyesi olarak tanınmıştır.
Prof. Dr. Çelikel 2002 yılında 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde Ecevit Hükümetinde seçim dönemi tarafsız ve bağımsız Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır. Daha önce İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin ilk kadın dekanı olan Çelikel 2002 yılında Türkiye’nin ilk ve tek kadın Adalet Bakanı olmuştur.
Prof. Dr. Aysel Çelikel, 2003-2006 yılları arasında İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin dekanlığını yürütmüş, 2006 yılında bu fakülteden ayrılarak Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde öğretim üyeliğine başlamıştır.
Sivil Toplum Çalışmaları
Çelikel, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat olup 2010 yılında İstanbul Barosu adına Türkiye Barolar Birliği delegeliğine seçilmiş ve 2016 yılına kadar bu görevini sürdürmüştür.
Bugüne kadar birçok sivil toplum örgütünün kuruculuğunu ve başkanlığını yapmıştır. Çelikel, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türk Hukukçu Kadınlar Derneği‘nin kurucularındandır.
Çelikel, 2000-2004 yılları arasında kurucusu olduğu Türk Hukukçu Kadınlar Derneği(THKD) başkanlığını yürütmüştür.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin kurucu üyesidir ve 1989’dan 1995 yılına kadar Genel Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Uzun yıllar Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkan Yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra Türkan Saylan’ın vefatıyla boşalan dernek başkanlığına seçilmiş, 2009 yılından itibaren Genel Başkanlık görevini yürütmüştür.
Hukuk alanında birçok bilimsel kitabı bulunan Prof. Dr. Aysel Çelikel’in laiklik, kadın hakları, özerk ve demokratik üniversite konularında gazetelerde yayımlanmış birçok makalesi bulunmaktadır.
Prof. Dr. Aysel Çelikel Çocuk Yuvası, Kadıköy Belediyesine bağlı olarak 2022 / 2023 Eğitim Döneminde hizmete girmiştir.
Türkiye ve SSCB Arasında Sınır Sorunlarının İncelenmesi ve Çözülmesi Hakkında Sözleşme
Türkiye ve SSCB Arasında Sınır Sorunlarının İncelenmesi ve Çözülmesi Hakkında Sözleşme, “Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetik Sosyalist Cumhuriyetler İttihadı arasında hudud hadiseleri ve ihtilâflarının tetkik ve halli usulüne dair mukavele” adıyla, 15 temmuz 1937 tarihinde Moskova’da imzalanmıştır. Sözleşme, “Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri ittihadı arasında hudud hadise ve ihtilâflarının sureti tetkik ve halline müteallik 15 temmuz 1937 tarihinde Moskova’da imza edilen mukavelenamenin tasdikına dair kanun” ile 20 Haziran 1938’de TBMM’de kabul edilmiş ve Resmi Gazete’nin 9 Temmuz tarihli sayısında yayınlanmıştır. Sözleşmeye bağlı olarak bazı protokoller de imza edilmiştir.
Sovyet Rusya ile Türkiye Cumhuriyeti arasında daha önce imzalanan diğer sözleşmelerin teyidi anlamına da gelen bu Sözleşme beş yıllık bir süre için imzalanmış, taraflardan biri tarafından feshedilmediği takdirde beş yıl uzatılması öngörülmüştür. Cumhuriyet döneminin İkinci Dünya Savaşı öncesinde imzalanan önemli sözleşmeleri arasında yer almaktadır.
Sözleşme ile Sovyet Rusya ile Türkiye Cumhuriyeti’nin özellikle kara sınırlarında yaşanmakta olan yahut yaşanabilecek olası sorunların dostluk temelince çözülmesi kabul edilmiştir. Çıkacak sorunları tarafların birbirine bildirmeleri, bu hususlarda belirlenen usule göre toplantılar tertip edilmesi ve sorunların müzakere edilerek çözülmesi karara bağlanmıştır. Sınır ihlallerinin ve çeşitli gümrük sorunlarının sona ermesi için çeşitli kontrol ve denetim mekanizmaları getirilmiştir. Kaçakçılığın önlenmesi ve suçluların sınırlardan diğer ülkeye geçişlerine ilişkin sorunlar da sözleşmenin konuları arasındadır. Antlaşmaya bağlı protokoller ile Hudut Komiserleri tayin edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetik Sosyalist Cumhuriyetler İttihadı arasında hudud hadiseleri ve ihtilâflarının tetkik ve halli usulüne dair mukavele
Bir Taraftan Türkiye Cumhuriyeti Reisi, Diğer Taraftan Sovyetik Sosyalist Cumhuriyetler İttihadı Merkezî İcra Komitesi,
İki memleket hududu üzerinde çıkabilecek hadiselerin ve ihtilâfların en iyi ve en seri surette tetkik ve hallini temin için hududda çıkacak hadiseler ve ihtilâfların halli usulüne müteallik Ankara’da 6 Ağustos 1928 tarihinde aktedilen mukavelenin yerine geçmek üzere işbu mukavelenin akdine karar vermişler ve bu hususta murahhasları olmak üzere;
Türkiye Cumhuriyeti Reisi, Türkiye Cumhuriyetinin Moskova’da Fevkalâde Murahhas ve Büyük Elçisi Bay Zekâi Apaydını, Sovyetik Sosyalist Cumhuriyetler İttihadı Merkezî İcra Komitesi, Merkezî icra Komitesi Azasından Hariciye Halk Komiseri Muavini Bay B. S. Stomonyakf’u tayin eylemiştir.
Anılan Murahhaslar, bu hususta lüzumlu salâhiyeti haiz oldukları halde aşağıdaki hükümleri kararlaştırmışlardır:
Madde 1
İki Yüksek Âkid Taraf hududu üzerinde çıkacak ve hududun masuniyetini ihlâl veya şahsî yahutta maddî bir zarar iras edecek her hadise ve ihtilâf, Yüksek Âkid Tarafların hudud komiserleri veya bunların muavinleri tarafından gecikmeksizin tetkik ve işbu mukavele hükümlerine göre halledilecektir.
Madde 2
Yüksek Âkid Taraflar işbu mukavelenin mevzuu olan hudud hadiseleri ve ihtilâfları» tabirinden aralarındaki hudud üzerinde çıkan her hadise ve ihtilâfı ve hususile şunları anlarlar:
a) Hudud karakollarına, nöbetçilerine, diğer kimseler üzerine, hudud alâmetlerine ve diğer Yüksek Âkid Taraf arazisine karşı silâh atılması;
b) Âkid Taraflardan birinin arazisinde oturan kimseler tarafın dan diğer taraf arazisinde oturan kimselere karşı ika edilen katiller, cerhler ve kezalik diğer her türlü cebrî fiiller bu fiiller ister hududu nizamsız veya hudud rejimine müteallik mukaveleye tevfikan geçmeyi tazammun ederek, ister hududdan müruru tazammun etmeyerek olsun.
c) Bir veya bir çok kimseler tarafından hudud muhafızları da dahil, silâhlı veya silâhsız münferid veya müçtemi olarak hududun nizamsız geçilmesi;
d) Hudud mıntakasının emniyet ve asayişine veya diğer Yüksek Âkid Tarafın menfaatlerine halel getirecek veya mezkûr mıntaka ahalisini tahrik edecek mahiyette hazırlıklar ile teşebbüsler veya hususile hududun nizamsız geçilmesine gösterilen yardımla himaye ve Taraflar dan birinin halkını diğer Taraf arazisine hicrete teşvik;
e) Diğer Tarafa karşı tehdid ve tahkir nidaları ve işaretleri;
f) Hava seyrüsefer vasıtalarının hududu tecavüz etmesi;
g) Hudud muhafızlarının, diğer memurların veya hususî şahısların silâhlı veya silâhsız hududu sehven geçmeleri;
h) İcab eden müsaade olmadan ve bahusus iki memleket arasında mer’i meralar mukavelesile tayin edilmiş bulunan rejime muhalif olarak, diğer Taraf arazisine ehlî hayvanların ve sürülerin geçmesi veya geçirilmesi;
i) Mahallî hudud makamları tarafından diğer “Taraf arazisine, oranın kanunlarına uygun muvafakati evvelden alınmadan her hangi bir “kimsenin idhal edilmesi halleri”;
j) Salahiyetli memurların temasları müstesna olmak üzere hududun iki tarafında bulunan şahısların mükâlemeleri;
k) Hudud alâmetlerinin veya nehirler ile İska kanallarının tesisatı dahil, diğer hudud tesisatının hudud muhafızları veya mahallî ahali
tarafından yerlerinin değiştirilmesi ve bozulması;
1) Bir Tarafın arazisi üzerindeki malların diğer Taraf arazisinde oturan şahıslar tarafından kasden veva kasdî olmıyarak çalınması, yağ ma edilmesi veya tahribi ve bozulması;
m) Hududda vukua gelen bi r hadise veya ihtilâftan doğup Tarazlardan birinin veya tebaasının Diğer Tarafa veya onun tebaasına borçlu olduğu zarar ve ziyanların takdiri ve tayini meseleleri;
n) Hudud rejimi hakkındaki mukavelelerin tatbikatından dolayı İki Taraf arasında zuhur edebilecek hadiseler ve anlaşmâmazlıklar.
Madde 3
Yüksek Âkid Taraflar bu mukavelenin hükümlerine tevfikan hudud hadise ve ihtilâfların tetkika ve hal ve tesviyeye memur olmak üzere her biri kendi tarafından Hudud Komiserlerini ve muavinlerini tayin etmek hususunda mutabıktırlar.
Her yeni tayinde Hudud Komiserlerinin ve muavinlerinin isimleri, aile isimleri,’ unvanları ve memuriyet dereceleri diplomasi tari- kile mütekabilen bildirilecektir.
Madde 4
Hudud komiserlerinin adedi, faaliyet mıntakaları, dai mî merkezleri, telâki noktaları ile Hudud Komiser muavinlerinin faali yet şubeleri, daimî merkezleri, telâki noktaları bu mukaveleye merbut bir protokol ile tayin edilecektir. Bu protokol Yüksek Âkid Tarafların Hariciye Daireleri arasında mutabık kalınmak suretile faydalı görüldüğü takdirde, işbu mukavele nin mer’iyet müddeti esnasında, tadil edilebilir.
Madde 5
Hudud Komiser muavinleri, Diğer Yüksek Âkid Taraf arazisinde, bu mukavelenin Hudud komiserlerine bahşettiği bütün haklardan istifade edeceklerdir. Hudud Komiserinin bulunmadığı zaman muavinler kendilerine tayin olunan kısımlarda her hususta onların yerlerine kaim olacaklardır; yalnız bu mukavelede tasrih edilen haller ve hususile 7, 8, (2 nci fıkra) 13, (fıkra 3.) ve 18 (fıkra 3 ve 4) ve 19 uncu maddelerle, 8 inci maddeye müteferri nihaî protokol (1 inci paragraf) daki haller bundan müstesnadır.
Madde 6
Yeni bir hudud komiseri veya muavinin tayininde, mesainin devam etmesinin teminine ve bu mesainin teahhürsüz takib edil mesine dikkat edilecektir.
Evvelce ittihaz edilen kararlar neticelendirilecektir. Meğer iki Yüksek Âkidlerden biri tarafından kabul edilmemiş olsun; bu sonuncu halde mesele, diplomasi tarikile, Yüksek Âkid Tarafların Hariciye Dairelerinin tetkikına arzedilecektir.
Madde 7
İşbu mukavelenin mer’iyete girmesinden sonra yapılacak ilk toplantıda hudud komiserleri hududda eşhasın iade edileceği, hayvanlarla eşyanın geri verileceği ve kezalik hudud komiserlerinin faaliyetine aid bütün muhaberatın teati olunacağı hudud geçid ve kontrol noktalarını müttefiki olarak tayin edeceklerdir.
Madde 8
İki Yüksek Âkid Taraf hudud komiserleri veya muavinleri hudud hadise ve ihtilâfları önünde Âkid Taraflardan birinin hudud komiseri veya muavini tarafından vuku buldukça ve her halde hususî davet olmasa dahi muntazaman iki ayda bir defadan eksik olmamak üzere toplanacaklardır. Davet halinde buna hemen ve mutlaka evvelden hudud komiserleri tarafından müştereken tesbit edilecek en kısa müddet zarfında cevap verilecektir. Davet edilen Taraf hudud komiseri veya muavini, mahallin ve nakliye vesaitinin şeraiti imkân verdiği kadar davetnamede tayin olunan tarihte şahsan içtimaa gider. Davet edilen taraf hudud komiseri, mâni zuhurile, davete icabet edemezse bundan diğer Tarafa mümkün sür’atle haber vermeğe, içtimada kendisinin yerine kaim olmak üzere muavinini göndermeğe mecburdur.
Eğer bir hudud komiser muavini hastalık veya diğer ağır sebeblerle toplantıya gidemezse yerine kendi tarafından verilecek bir vesikaya hâmil olacak bir mümessil göndermeğe mezundur. Mezkûr vesika bahse mevzu hâdise veya ihtilâfı tetkik ve hal için, muavinin haiz olduğu salâhiyetlerin aynını anılan mümessile bahşedecektir. Hudud komiserleri veya muavinlerinin toplantılarına her iki taraftan birer kâtib ve birer tercümanla ihtiyaç halinde, her vakit iki Taraftan müsavi adedde olmak üzere Yüksek Âkid Taraflardan her birinin birer veya ikişer eksperi iştirak edebilir.
Madde 9
Bu mukavelenin 8 inci maddesinde bahse mevzu olan toplantılar işbu mukavelenin 4 üncü maddesinde kaydedilen telâki noktalarında münavebe ile bir veya diğer Yüksek Âkid Tarafın arazisi üzerinde vuku bulacaktır.
Madde 10
Yüksek Âkid Taraflardan her birinin hudud komiserleri veya muavinleri, hudud hadise ve ihtilâfları işleri için hududu resmî elbiselerile ve silâhlı olarak geçmek hakkını haiz olacaklardır. Hududun geçilmesi, onların şahsî vesikalarının diğer Yüksek Âkid Tarafın komiseri tarafından en kısa zamanda yapılacak vizesi üzerine vaki olacaktır. Bu maddenin yükarıki fıkrasına uygun olarak hudud komiserlerine veya muavinleri ile kâtib ve tercümanlara verilen vizeler vizede gösterilen müddet esnasında ve üç ayı geçmemek üzere hududdan geçişlere aid müsaadeyi aşağıdaki şartlara tâbi olmak üzere ihtiva edecektir:
a) Hududdan her geçiş bu mukavelenin 7 nci maddesinde işaret edilen geçit ve kontrol noktalarından vaki olacaktır;
b) Hududdan geçme günü ve saati her halde yirmi dört saatten daha geç olmamak üzere evelden diğer Âkid Taraf hudud komiserine veya muavinine bildirilecek onlarda geçit ve kontrol noktasına mümessil gönderecektir.
Madde 11
Yüksek Âkid Taraflardan her birinin hudud komiserleri veya muavinleri ile eğer Devlet memuru iseler kâtib ve tercümanları diğer Yüksek Âkid Taraf toprağı,üzerinde bu mukavele hükümlerini tatbik için bulundukları esnada şahsî muafiyetten istifade edeceklerdir. Bu muafiyet taşıdıkları resmî evraka da şamildir.
Hudud komiserleri veya muavinleri gümrük resmi vermeksizin mesailerine lâzım olan bütün eşyayı ve nakliye vesaitini tekrar ihraç edilmek şartile diğer Yüksek Âkid Taraf toprağında beraberlerinde götürmeğe mezun olacaklardır. Bu eşya ve vesait gümrük muayenesine tâbi olabilecektir. Bundan başka Hudud komiserleri, muavinleri ile onlara refakat edenler, adam başına on beş kiloyu geçmemek üzere, şahsî ihtiyaçları için yiyecek ve tütün mamulâtını beraberlerinde almağa mezun olacaklardır. Bu yiyecek ve tütün mamulâtı gümrük muayenesine tâbi tutulabilmekle beraber hududdan gümrük vesair resimlere tâbi olmadan geçirilecektir.
Madde 12
Yüksek Âkid Tarafların hudud komiserleri veya muavinleri arasında evvelden hasıl olacak anlaşma üzerine hudud komiserleri veya muavinlerinin toplantısında veya bu mukavelenin 19 üncü maddesinde bahsi geçen müşterek tahkikatta hazır bulunmağa mezun olabilecek mutazarrır şahıslar, şahidler ve ehli hibrenin mensub oldukları Taraf Hudud Komisercek müsaade varakası ile hududu geçmeleri kabul edilecektir. Bu müsaade varakaları 24 saat için muteber olacak ve diğer Tarafın Hudud Komiseri tarafından vize edilecektir.
Adam başına beş kilogramı geçmemek şartile bu şahısların beraberlerinde şahsî ihtiyaçları için yiyecek ve tütün mamulâtı almağa hakları olacaktır. Bu yiyecek ve tütün mamulâtının hududdan gümrük vesair resimleri verilmeden geçirilmesi kabul edilecektir; bunlar gümrük muayenesine tâbi tutulabilecektir.
Madde 13
Yüksk Âkid Taraflardan her birinin Hudud Komiserleri veya muavinleri silâhlı veya silâhsız olarak bir veya bir çok kimseler tarafından diğer Taraf toprağında yapılacak sirkat ve diğer fiillerin hazırlıklarını Önlemek ve bu şahsın hududdan geçmesini menetmek için icab eden tedbirleri alacaklar ve bundan diğer Taraf hudud ko miserlerine veya muavinlerine malûmat vereceklerdir. Bu hususta alacakları malûmatı birbirlerine bildirecekler ve bilhassa bu mukavelenin 2 nci maddesinin (d) fıkrasına mevzu Hazırlık ve teşebbüsleri Önlemek için tedbir alacaklar ve bundan mütekabilen diğer Taraf hudud komiserleri veya muavinlerine malûma t vereceklerdir.
Yüksek Âkid Taraflardan birinin hudud mıntakasında, bu maddenin birinci fıkrasında zikredilen fiillerden suçlu bulunan kimselerin mevcud olduğu, o memleket kanunlarına tevfikan tesbit edilirse, işbu Yüksek Âkid Tarafın hudud komiseri, ister kendi teşebbüsü ile olsun, ister diğer Yüksek Âkid Tarafın hudud komiserinden bu şahıslar veya ika met mahalleri hakkında aldığı malûmata binaen olsun, mezkûr şahısları hudud mıntakasından memleket dahiline göndermek için icabeden tedbirleri alacaktır.
Takib edilen suçluların, bir Tarafın toprağından diğer Tarafın toprağına geçebilmesi ihtimali mevcud olduğu takdirde, birinci Tarafın hudud komiseri veya muavini diğer Taraf hudud komiseri veya muavinine bundan malûma t verecektir ki, o da mensub olduğu Devlet tarafından işbu suçluları tevkif için vaktinde tedbir alsın. Keza şurası da mukarrerdir ki, Yüksek Âkidler Tarafından kaçakçılıkla mücadele için bir anlaşma aktedilinceye kadar bunlardan her biri kendi toprağında, kaçakçılıkla mücadele için ve hususile kaçakçıları hudud mıntakasından uzaklaştırmak üzere, icab eden tedbirleri alacaklardır
Madde 14
Yüksek Âkid Taraflardan her birinin hudud komiserleri veya muavinleri, kendi memleketlerinde mevcud ahkâma ve Yüksek Âkid Taraflar arasında mer’i beynelmilel mukavelelere uygun olarak sari insan ve hayvan hastalıklarile ziraî nebatata ariz parazitlerin diğer Âkid Taraf toprağına bulaşmaması için salahiyetli makamlar vasıtasile ayrıca mâni tedbirler de alacaklardır. Bu hususta kendi toprağı üzerinde
insan, hayvan sari hastalıkları veya ziraî nebatlar tufeyli haşereleri zuhur eden Taraf hudud komiseri veya muavini diğer Taraf hudud komiserine veya muavinine bunlardan malûma t vermeğe mecburdur.
Şurası mukarredirki bu mukavele hükümlerine tevfikan iadesi lâzım gelen hayvanlar arasında bir bulaşık hastalık bulunmasından şüphe edildiği zaman Yüksek Âkid Taraflardan her birinin baytarî sıhhî nizamlarına uygun icab eden tedbirler alınacaktır.
Madde 15
Yüksek Âkid Tarafların hudud komiserleri veya muavinleri av veya talim esnasında hududun her iki tarafında diğer Yüksek Âkid Taraf toprağı istikametinde silâh atılmasını menedeceklerdir.
Silâhını yanlış kullanmış olan kimseler bunun vukua geldiği memleket, kanunlarına göre takib edileceklerdir.
Madde 16
Yüksek Âkid Taraflardan birinin hudud komiseri veya muavini temsil ettiği Taraf toprağına diğer Taraf cihetinden gelen, bir veya bir kaç kişinin sehven geçtiğini muntazam bir şekilde tesbit ettiği takdirde anılan kimseler ilk Tarafın hudud komiseri veya muavini tarafından diğer Tarafın hudud komiseri veya muavinine veya onların göstereceği memura iade edilecektir.
Madde 17
Âkid Taraflardan birinin askerî makamlarına aid olup tesadüfen veya kasden hududun öte tarafına geçirilmiş veya beraber götürülmüş her mal aid olduğu yere aynen iade edilecektir. Bu malların iadesi, onların iki Yüksek Âkid Taraf hudud komiserleri veya muavinleri tarafından teşhis edilmesini müteakib hemen vuku bulacaktır.
Madde 18
Yüksek Âkid Tarafların hudud komiserleri veya muavinleri tarafından ittifakla kabul edilerek bir münazaayı, hadiseyi veya ihtilâfı hal ve tesviye eden kararlardan teşhis edilen malların iadesine müteallik bulunanları kat’î mahiyette telâkki edilecektir. Binaenaleyh, diğer Yüksek Âkid Taraf toprağına tesadüfen veya sirkat, yağma vesaire gibi gayrimeşru fiiller neticesinde geçmiş bulunan ehlî hayvanlar ve sürüler ile mallar sahihlerine teslim edilmek üzere bunların aid olduğu Taraf hudud makamlarına aynen iade edilecektir.
Ehlî hayvanlar ve sürüler ile malların tamamen veya kısmen iadesi mümkün olmadığı ve ehlî hayvanlarla sürülerin hududdan geçmesinden veya hududun öte tarafına idhal edilmesinden mütevellid masraf ve zararların telâfisi icab ettiği takdirde ve kezalik maddî zarar iras eden diğer bütün hallerde, iki Yüksek Âkid Tarafın hudud komiserleri tazmin edilecek zarar mikdarını ittifakla tayin edeceklerdir.
Tazmin edilecek zararlar Yüksek Âkid Taraflar arasında nota teatisile tayin edilecek haddi geçmediği takdirde bunun tazmini zarar gören Taraf hudud komiserine mukabil Taraf hudud komiseri tarafından teahhürsüz icra edilecektir. Maddeten iras edilmiş olan zararlar bu maddenin yukarıki fıkrasında zikredilen haddi aşacak olursa mesele Yüksek Âkid Taraflardan her birinin salahiyetli makamları tarafından hal olunacak ve tazminat, lâzım geliyorsa, diplomasi tarikile icra edilecektir.
Madde 19
İşbu mukavele ile derpiş edilen hadiselerle ihtilâfların hallini kolaylaştırmak için Yüksek Âkid-Tarafların hudud komiserleri yahut onların muavinleri lüzum görürlerse, her bir hal için ayrıca hudud komiserleri arasında daha evvelden alınmış mutabakat kararına tevfikan, hudud münasebetleri için hususî büyük ehemmiyeti olan hudud hadiselerile ihtilâflarının müşterek tahkikma” tevessül edebilirler. Bu tahkikat aşağıdaki şartlar içinde icra olunacaktır:
a) Bu tahkikat, onun cereyan edeceği toprağın bağlı bulunduğu Yüksek Âkid Taraf komiseri veya muavini canibinden tedvir edilecektir.
b) Bu tahkikat umumî surette işbu mukavelenin dördüncü maddesinde gösterilen telâki noktalarında icra olunur.
c) Bununla beraber eğer hadise veya ihtilâf hudud hattının her iki tarafında üçer kilometrelik bir mıntaka içinde zuhur etmiş ise hudud komiserleri veya onların muavinleri beraberce hadise veya ihtilâf mahalline kadar gidebilirler ve ehli hibre, şahid ve mutazarrırları da beraberlerinde götürebilirler;
d) Eğer hadise veya ihtilâf yukarıda mezkûr üçer kilometrelik mıntaka haricinde ve hududun her bir tarafında yirmi beş kilometrelik bir saha dahilinde zuhur etmiş ise hudud komiserleri veya onların muavinleri müşterek tahkikat namı altında yalnız üç kilometrelik mıntaka hududları içinde bulunan izleri ve diğer muhtemel delilleri tedkik edebilirler, fakat bu üç kilometreden ilerisine geçemezler.
Bu maddenin hükümlerini icra sadedinde yapılacak kabul veya reddolunmuş bütün teklifler kezalik bu tekliflere müteallik kabul edil miş karalar mecburî olarak zabıt varakaları halinde tahrir edilecektir.
Madde 20
Hudud komiserlerinin veya muavinlerinin her içtima celsesinde bu celsenin muhtasar bir zabtı tutulacaktır. Bu zabıtta celsenin cereyanı ve ittihaz edilen kararlar gösterilecektir. Bu zabıt yekdiğerinin ayni iki nüsha halinde ve her ikisi Yüksek Âkid Tarafların resmî dilleri ile yazılmış olarak tanzim edilecektir. Zabtın hudud komiserleri veya muavinleri tarafından imzasından sonra kararlar kat*î olarak kabul edilmiş telâkki edilecektir.
Madde 21
Hudud komiserleri veya muavinlerinin mutabık kala madıkları meseleler diplomatik yoldan Yüksek Âkid Tarafların tedkikine arzedilecektir. Bununla beraber bu hallerde hudud komiserleri vaziyet üzerinde bir tedkik yaparak neticelerini bir zabıt varakasında tesbit etmeğe mecburdurlar.
Madde 22
İşbu mukavelenin hükümleri hududun iki tarafından yirmi beş kilometrelik bir mıntakanın hududları içinde tatbik edilecektir. Müşterek tahkikat usulü, işbu mukavelenin 19 uncu maddesi hükümlerine tâbi kalacaktır.
Madde 23
İşbu mukavelenin mer’iyete girmesinden evvel zuhur edip 6 Ağustos 1928 mukavelesi mucibince vazife gören hudud komiserleri tarafından tedkiki ve tesviyesi hitam bulmamış olan hudud hadiseleri ile ihtilâflarının yine mezkûr 1928 mukavelesi hükümlerine tevfikan tedkiki ve hal ve tesviyesi lâzımdır.
Madde 24
Yüksek Âkid Taraflardan her» biri kendi hudud komiserleri ile muavinlerine işbu mukavele mucibince teffiz edilmiş olan vazifeleri muvaffakiyetle ifa edebilmeleri için lâzım gelen şartları temin edecektir.
Madde 25
Yüksek Âkid Taraflardan her biri işbu mukavelede derpiş edilen maksadlar için kendi toprağına gelen şahıslara iktiza eden yardımı gösterecek, hususile nakli, ikamet ve kendi memleketlerindeki makamat ile irtibat vasıtalarını emirlerine âmâde bulunduracaktır.
Madde 26
Yüksek Âkid Taraflardan her biri kendi hudud komiserleri ile onların muavinlerinin işi için iktiza eden masrafı tamamile kendi uhdesine alacaktır.
Madde 27
İşbu mukavele tasdik edilecektir. Tasdiknamelerin teatisi mümkün olan en kısa zamanda Ankara’da vaki olacaktır. Bu mukavele tasdiknamelerin teatisi tarihinden itibaren kırk beşinci gün mer’iyet mevkiine girecektir.
Madde 28
İşbu mukavelenin beş senelik bir müddeti olacaktır.
Eğer Yüksek Âkid Taraflardan hiç biri işbu mukavelenin müddeti münkazi olmazdan altı ay evvel onu feshetmek veya tadil eylemek arzusunu bildirmezse işbu mukavele ayni şartlar ile müteakib yeni beş senelik müddetler için kendiliğinden temdid edilmiş olacaktır.
Madde 29
İşbu mukavele Fransızca dilinde yapılmıştır. Türkçe ve Rusça tercümeleri en kısa müddet içinde yapılacak ve Taraflarca tasdik edilecektir. Mukavelenin tefsirinde üç metin arasında ihtilâf halinde Fransızca metin muteber olacaktır. Meali tasdik yolunda Yüksek Âkid Taraflar Murahhasları işbu mukaveleyi izma ve ona mühürlerini vazetmişlerdir. Moskova’da iki nüsha olarak 15 temmuz 1937 de yapılmıştır.
Yerel Yönetimler Özerklik Şartı
Yerel Yönetimler Özerklik Şartı(European Charter of Local Self-Government), 15 Ekim 1985 tarihinde Strasbourg’da düzenlenerek Avrupa Konseyi tarafından imzaya açılmış ve 1 Eylül 1988 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ya da Mahalli İdareler Avrupa Antlaşması olarak bilinen sözleşme, yerel yönetimlerin merkezi idareden özerkliğini garanti eden adem-i merkeziyetçi bir anlaşmadır.
Şart, yerel yönetimler bağlamında kabul edilmiş ilk evrensel metin olması yanında hükümleri arasından seçim yapma olanağı da vermekte; yerel ve bölgesel demokrasi gelişmelerini güçlendirme amacı taşımaktadır. Avrupa Birliği Bölgesinde ortak normlar belirleyen Şart, yerel ve bölgesel yönetimlerin haklarını korumayı hedeflemekte, belirlenen ortak prensiplerin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının hazırlanmasına yönelik olarak yapılan çalışmalara Avrupa Konseyi bünyesinde 1980’li yılların ilk yarısında başlanmış, Avrupa Yerel Yönetimlerden Sorumlu Bakanlar Konferansı, Bölge ve Yerel Uzmanlar Komitesi (CDRL), Bölge ve Yerel Sorunlar Yönetim Komitesi (CDRM) ve Yerel ve Bölgesel Yönetimler Sürekli Konferansı (PLRE) tarafından çalışmalar yapılmıştır. Nihai metin, 8-10 Kasım 1984 tarihlerinde Roma’da düzenlenen Altıncı Yerel Yönetimlerden Sorumlu Bakanlar Konferansında yapılan görüşmelerin sonucunda kabul edilerek 15 Ekim 1985 tarihinde Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin imzasına açılmıştır.
Türkiye’nin Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Karşısındaki Tutumu
Türkiye Cumhuriyeti, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı 21 Kasım 1988 tarihinde imzalamış ve 1991 yılında onaylamıştır.
TBMM’de kabul edilen, 8 Mayıs 1991 tarihli ve 3727 Sayılı Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, Resmi Gazetenin 21 Mayıs 1991 tarihli sayısında yayınlanarak şart onaylanmıştır. Şart’ın onaylanmasına ilişkin 6 Ağustos 1992 tarih ve 92/3398 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Şart’ın resmi Türkçe çevirisi, 3 Ekim 1992 tarih ve 21364 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 9 Aralık 1992 tarihinde tevdi edilmiş ve Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Türkiye bakımından 1 Nisan 1993 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Yerel yönetimler üzerinde Anayasa ve yasalar ile konulmuş olan vesayet yetkisinin kaldırılması ve yerel yönetimlere tam salahiyetli bir yönetim yetkisi verilmesi Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilmemiştir.
Türkiye;
Şart’ın 4. Maddesinde yer alan “Yerel makamları doğrudan ilgilendirilen planlama ve karar süreçlerinde kendilerine danışılması” paragrafına,
Şart’ın 6. Maddesinde yer alan “Yerel yönetimlerin iç örgütlenmelerin kendilerince belirlenmesi” paragrafına,
Şart’ın 7. Maddesinde yer alan “Yerel olarak seçilmiş kişilerin görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve
faaliyetlerinin kanun ve temel hukuk ilkelerine göre belirlenmesi” paragrafına
Şart’ın 8. Maddesinde yer alan “Vesayet denetimine ancak, vesayetle korunmak istenen yararlarla orantılı olması durumunda izin verilmesi” paragrafına,
Şart’ın 9. Maddesinde yer alan “Yerel yönetimlere kaynak sağlanmasında hizmet maliyetlerindeki artışların mümkün olduğunca hesaba katılması”, “Yeniden dağıtılacak mali kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda, yerel yönetimlere önceden danışılması” ve “Yapılacak mali yardımların, yerel yönetimlerin kendi politikalarını uygulama konusundaki temel özgürlüklerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaması” paragraflarına,
Şart’ın 10. Maddesinde yer alan “Yerel yönetimlerin haklarını savunabilmeleri için uluslararası yerel yönetim birimleriyle işbirliği yapabilmeleri, uluslararası birliklere katılabilmeleri” paragrafına,
Şart’ın 11. Maddesinde yer alan “Yerel yönetimlerin iç hukukta kendilerine tanınmış olan yetkileri serbestçe savunabilmek için yargı yoluna başvurabilmeleri” paragrafına,
Çekince ve şerh koymuş onaylamamıştır.
Türkiye’nin çekince koyduğu hükümler genel olarak merkezi idarenin vesayet yetkilerini ortadan kaldıran hükümlerdir.
AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI
ÖNSÖZ
İşbu Şartı imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler,
Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında ortak mirasları olan ideal ve ilkeleri korumak ve gerçekleştirmek için daha ileri bir birlik sağlamak olduğunu düşünerek,
Bu amacın gerçekleştirilmesinin yollarından birisinin idari alanda anlaşmalar yapmak olduğunu düşünerek,
Yerel makamların her türlü demokratik rejimin temellerinden birisi olduğunu düşünerek,
Vatandaşların kamu işlerinin sevk ve idaresine katılma hakkının Avrupa Konseyine üye
Devletlerin tümünün paylaştığı demokratik ilkelerden biri olduğunu düşünerek,
Bu hakkın en doğrudan kullanım alanının yerel düzeyde olduğuna kani olarak,
Gerçek yetkilerle donatılmış yerel makamların varlığının hem etkili hem de vatandaşlara yakın bir yönetimi sağlayacağına kani olarak,
Değişik Avrupa ülkelerinde özerk yerel yönetimlerin korunması ve güçlendirilmesinin demokratik ilkelere ve idarede ademi merkeziyetçiliğe dayanan bir Avrupa oluşturulmasında önemli bir katkı sağlayacağını düşünerek,
Bunun demokratik bir şekilde oluşan karar organlarına ve sorumluluktan bakımından, bu sorumlulukların kullanılmasındaki olanak ve yöntemler bakımından ve bu sorumlulukların karşılanması için gerekli kaynaklar bakımından geniş bir özerkliğe sahip yerel makamların varlığını gerektirdiğini teyid ederek,
Madde 1
Taraflar bu Şart’ın 12. maddesinde belirtilen şekil ve ölçüde kendilerini aşağıdaki maddelerle bağlı kabul edeceklerini taahhüt ederler.
I. BÖLÜM
Madde 2
Özerk Yerel Yönetimlerin Anayasal ve Hukuki Dayanağı
Özerk yerel yönetimler ilkesi ulusal mevzuatla ve uygun olduğu durumlarda anayasa ile tanınacaktır.
Madde 3
Özerk Yerel Yönetim Kavramı
1 — Özerk yerel yönetim kavramı yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı anlamını taşır.
2 — Bu hak, doğrudan, eşit ve genel oya dayanan gizli seçim sistemine göre serbestçe seçilmiş üyelerden oluşan ve kendilerine karşı sorumlu yürütme organlarına sahip olabilen meclisler veya kurul toplantıları tarafından kullanılacaktır. Bu hüküm, mevzuatın olanak verdiği durumlarda, vatandaşlardan oluşan meclislere, referandumlara veya vatandaşların doğrudan katılımına olanak veren öteki yöntemlere başvurulabilmesini hiçbir şekilde etkilemeyecektir.
Madde 4
Özerk Yerel Yönetimin Kapsamı
1 — Yerel yönetimlerin temel yetki ve sorumluluktan anayasa ya da kanun ile belirlenecektir. Bununla beraber, bu hüküm yerel yönetimlere kanuna uygun olarak belirli amaçlar için yetki ve sorumluluklar verilmesine engel teşkil etmeyecektir.
2 — Yerel Yönetimler, kanun tarafından belirlenen sınırlar içerisinde, yetki alanlarının dışında bırakılmış olmayan veya başka herhangi bir makamın görevlendirilmemiş olduğu tüm konularda faaliyette bulunmak açısından tam takdir hakkına sahip olacaklardır.
3 — Kamu sorumlulukları genellikle ve tercihan vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılacaktır. Sorumluluğun bir başka makama verilmesinde, görevin kapsam ve
niteliği ile yetkinlik ve ekonomi gerekleri göz önünde bulundurulmalıdır.
4 — Yerel makamlara verilen yetkiler normal olarak tam ve münhasırdır. Kanunda öngörülen durumların dışında, bu yetkiler öteki merkezî veya bölgesel makamlar tarafından zayıflatılamaz veya sınırlandırılamaz.
5 — Yerel makamların merkezi veya bölgesel bir makam tarafından yetkilendirildiği
durumlarda, bu yetkilerin yerel koşullarla uyumlu olarak kullanılabilmesinde yerel makamlara olanaklar ölçüsünde takdir hakkı tanınacaktır.
6 — Yerel makamları doğrudan ilgilendiren tüm konulara ilişkin planlama ve karar alma süreçleri içinde, kendileriyle olanaklar ölçüsünde zamanında ve uygun biçimde danışılacaktır.
Madde S
Yerel Yönetim Sınırlarının Korunması
Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz.
Madde 6
Yerel Makamların Görevleri İçin Gereken Uygun İdari örgütlenme ve Kaynaklar
1 — Kanunla düzenlenmiş daha genel hükümlere halel getirmemek koşuluyla, yerel makamlar kendi iç idari örgütlenmelerini, bunları yerel ihtiyaçlarla uyumlu kılmak ve etkin idare sağlamak amacıyla, kendileri kararlaştırabileceklerdir.
2 — Yerel yönetimlerde görevlilerin çalışma koşulları liyakat ve yeteneğe göre yüksek nitelikli eleman istihdamına imkan verecek ölçüde olmalıdır; bu amaçla yeterli eğitim olanaklarıyla ücret ve mesleki ilerleme olanakları sağlanmalıdır.
Madde 7
Yerel Düzeydeki Sorumlulukların Kullanılma Koşulları
1 — Yerel düzeyde seçilmiş temsilcilerin görev koşullan görevlerin serbestçe yerine getirilmesi olanağını sağlayabilmelidir.
2 — Görev koşulları söz konusu görevin yürütülmesi sırasında yapılacak masrafların uygun biçimde mali tazminiyle birlikte, uygunsa, kazanç kaybının tazminine veya yapılan işin karşılığında ücret ve buna tekabül eden sosyal sigorta primlerinin ödenmesine olanak sağlaya çaktır.
3 — Yerel olarak seçilmiş kişilerin görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve faaliyetler kanunla veya temel hukuki ilkelere göre belirlenir.
Madde 8
Yerel Makamların Faaliyetlerinin İdarî Denetimi
1 — Yerel makamların her türlü idari denetimi ancak kanunla veya anayasa ile belirlenmiş durumlarda ve yöntemlerle gerçekleştirilebilir.
2 — Yerel makamların faaliyetlerinin idarî denetimi normal olarak sadece kanunla ve anayasal ilkelerle uygunluk sağlamak amacıyla yapılacaktır. Bununla beraber, üst-makamlar yerel makamları yetkili kıldıkları işlerin gereğine göre yapılıp yapılmadığını idarî denetime tabi tutabileceklerdir.
3 — Yerel makamların idari denetimi, denetleyen makamın müdahalesinin korunması
amaçlanan çıkarların önemiyle orantılı olarak sınırlandırılmasını sağlayacak biçimde yapılmalıdır.
Madde 9
Yerel Makamların Malî Kaynakları
1 — Ulusal ekonomik politika çerçevesinde, yerel makamlara kendi yetkileri dahilinde serbestçe kullanabilecekleri yeterli malî kaynaklar sağlanacaktır.
2 — Yerel makamların malî kaynakları anayasa ve kanunla belirlenen sorumluluklarla orantılı olacaktır.
3 — Yerel makamların malî kaynaklarının en azından bir bölümü oranlarını kendilerinin kanunun koyduğu sınırlar dahilinde belirleyebilecekleri yerel vergi ve harçlardan sağlanacaktır.
4 — Yerel makamlara sağlanan kaynakların dayandığı malî sistemler, görevin yürütülmesi için gereken harcamalardaki gerçek artışların mümkün olduğunca izlenebilmesine olanak tanımaya yetecek ölçüde çeşitlilik arz etmeli ve esneklik taşımalıdır.
5 — Malî bakımdan daha zayıf olan yerel makamların korunması, potansiyel malî kaynakların ve karşılanması gereken malî yükün eşitsiz dağılımının etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik malî eşitleme yöntemlerinin veya buna eş önlemlerin alınmasını gerektirir. Bu yöntemler ve önlemler yerel makamların kendi sorumluluk alanlarında kullanabilecekleri takdir hakkını azaltmayacaktır.
6 — Yeniden dağıtılan kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda, kendilerine uygun bir biçimde danışılacaktır.
7 — Mümkün olduğu ölçüde, yerel makamlara yapılan hibeler belli projelerin finansmanına tahsis edilme koşulu taşımayacaktır. Hibe verilmesi yerel makamların kendi yetki alanları içinde kendi politikalarına ilişkin olarak takdir hakkı kullanmadaki temel özgürlüklerine halel getirmeyecektir.
8 — Yerel makamlar sermaye yatırımlarının finansmanı için kanunla belirlenen sınırlar içerisinde ulusal sermaye piyasasına girebileceklerdir.
Madde 10
Yerel Makamların Birlik Kurma ve Birliklere Katılma Hakkı
1 — Yerel makamlar yetkilerini kutlanırken, ortak ilgi alanlarındaki görevlerini yerine getirebilmek amacıyla, başka yerel makamlarla işbirliği yapabilecekler ve kanunlar çerçevesinde birlikler kurabileceklerdir.
2 — Her Devlet, yerel makamların ortak çıkarlarının korunması ve geliştirilmesi için birliklere üye olma ve uluslararası yerel makamlar birliklerine katılma hakkını tanıyacaktır.
3 — Yerel makamlar, kanunla muhtemelen öngörülen şartlar dahilinde, başka devletlerin yerel makamlarıyla işbirliği yapabilirler.
Madde 11
Özerk Yerel Yönetimlerin Yasal Korunması
Yerel yönetimler kendi yetkilerinin serbestçe kullanımı ile anayasa veya ulusal mevzuat tarafından belirlenmiş olan özerk yönetim ilkelerine riayetin sağlanması amacıyla yargı yoluna başvurma hakkına sahip olacaklardır.
II. BÖLÜM
Muhtelif Hükümler
Madde 12
Yükümlülükler
1 — Her Akit Taraf, bu Şart’ın I. Bölümündeki paragraflardan en az 10 tanesi aşağıdakilerin arasından seçilmek üzere en az 20 paragrafı ile kendisini bağlı kabul etmeyi taahhüd edecektir:
— Madde 2,
— Madde 3, paragraf 1 ve 2,
— Madde 4, paragraf 1, 2 ve 4,
— Madde 5,
— Madde 7, paragraf 1,
— Madde 8, paragraf 2,
— Madde 9, paragraf 1, 2 ve 3,
— Madde 10, paragraf 1,
— Madde 11
2 — Sözleşmeye taraf olan her Devlet onay, kabul veya tasvip belgesini tevdi ederken, bu Maddenin 1. paragraf hükümlerine uygun olarak seçtiği paragrafları Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirecektir.
3 — Herhangi bir Taraf Devlet, bu Maddenin 1. paragrafı hükümlerine göre Sözleşmenin henüz kabul etmemiş olduğu herhangi bir paragrafıyla veya paragraflarıyla kendini bağlı addedeceğini daha sonraki herhangi bir tarihte Genel Sekretere bildirebilir. Sonradan kabul edilen bu tür yükümlülükler, böylece bildirimde bulunan Âkit Tarafın onay, kabul veya tasvip işleminin ayrılmaz bir parçası addedilecek ve Genel Sekreterin bildirimi aldığı tarihten sonra geçecek üç aylık süreyi izleyen ayın ilk gününden başlamak üzere aynı etkiyi taşıyacaktır.
Madde 13
Bu Şart’ın Kapsayacağı Makamlar
İşbu Şart’ta yer alan özerk yerel yönetim ilkeleri Âkit Tarafın ülkesinde mevcut bulunan yerel makamların tüm kategorileri için uygulanır. Bununla beraber herbir Âkit Taraf, onay, kabul veya tasvip belgesini sunarken, bu Şart’ın yerel veya bölgesel makamların sadece hangi kategorileri için uygulanmasını öngördüğünü veya uygulama dışında bırakmayı öngördüğü kategorileri belirleyebilir. Avrupa Konseyi Genel Sekreterine daha sonra yapabileceği bildirimlerle, yukarıdakilerden başka yerel veya bölgesel makam kategorilerini de Şart’ın kapsamına dahil edebilir.
Madde 14
Bilgi Sağlanması
Her Âkit Taraf bu Şart’ın hükümlerine uygunluk sağlamak amacıyla kabul ettiği mevzuat hükümleriyle aldığı öteki önlemler konusuna ilişkin tüm bilgiyi Avrupa Konseyi Genel Sekreterine iletecektir.
III. BÖLÜM
Madde 15
İmza, Onay ve Yürürlüğe Girme
1 — Bu Şart Avrupa Konseyi üyesi tüm ülkelerin imzasına açık olacaktır. Onay, kabul veya tasvip işlemine tabi olacaktır. Onay, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edilecektir.
2 — Bu Şart Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden dördünün bu Şart’la bağlı olmayı kabul ettiklerini yukarıdaki paragraf hükümlerine uygun olarak daha sonra bildirmelerinden itibaren geçecek üç aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
3 — Bu Şart’la bağlı olmayı kabul edeceğini daha sonra beyan eden herhangi bir üye Devlet bakımından, bu Şart onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdi tarihinden sonra geçecek üç aylık bir süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 16
Topraklara ilişkin Hüküm
1 — Herhangi bir Devlet, imzalama sırasında veya onay, kabul veya tasvip belgesini tevdi ederken bu Şart’ın uygulanacağı toprak ya da toprakları belirleyebilir.
2 — Herhangi bir Devlet daha sonraki herhangi bir tarihte yapacağı ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne muhatap bir beyanla, bu Şart’ın uygulanma alanım beyanda belirleyeceği başka herhangi bir toprağı teşmil edebilir. Şart, bu tür topraklar için, bu beyanın Genel Sekreterin eline geçtiği tarihten sonra geçecek 3 aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
3 — Yukarıdaki iki paragraf çerçevesinde yapılan herhangi bir beyan, bu beyanda belirlenen herhangi bir toprak bakımından, Genel Sekretere hitaben yapılacak bir bildirim ile geri çekilebilir. Bu geri çekme, Genel Sekreterin bu bildirimi aldığı tarihten sonra geçecek altı aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 17
Çekilme
1 — Herhangi bir Taraf, kendisi bakımından bu Şart’ın yürürlüğe girişini izleyen beş yıllık bir sürenin geçmesinden sonra, bu Şart’tan çekilebilir. Bu durumlarda, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine altı ay önce bildirimde bulunulacaktır. Bu tür çekilmeler, Taraf Devlet sayısının dörtten az olmaması koşuluyla diğer Taraf Devletler bakımından Şart’ın geçerliliğini etkilemeyecektir.
2 — Yukarıda paragrafta belirlenen hükümler çerçevesinde herhangi bir Taraf Devlet, 12. maddenin 1. paragrafında öngörülen sayı ve tipteki paragraflarla bağlı olduğu sürece, Şart’ın I. Bölümünün herhangi bir paragrafından çekilebilir. Herhangi bir Taraf Devlet bir paragrafdan çekilerek 12. maddenin 1. paragrafının gereğini karşılamayan bir duruma geliyorsa, Şart’ın kendisinden de çekilmiş sayılacaktır.
Madde 18
Bildirimler
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri :
a) Her imzalamayı;
b) Tüm onay, kabul veya tasvip belgelerinin tevdiini;
c) Bu Şart’ın 15. madde hükümlerine göre her yürürlüğe giriş tarihini;
d) 12. Maddenin 2. ve 3. paragraflarının hükümlerinin uygulanması çerçevesinde alınan her bildirimin;
e) 13. Maddenin hükümlerinin uygulanması çerçevesinde alınan her bildirimi;
f) Bu Şart’a ilişkin diğer herhangi bir işlem, bildirim veya yazışmayı
Avrupa Konseyi üyesi Devletlere bildirecektir.
Yukarıdaki hükümleri kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar işbu Şart’ı imzalamışlardır.
Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak işbu Sözleşme, İngilizce ve Fransızca olarak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde 15 Ekim 1985 tarihinde Strasbourg’da düzenlenmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin her birine bu Şart’ın aslına uygun suretlerini iletecektir.
Avusturya Cumhuriyeti Hükümeti Adına Hans G . KNITE L
Belçika Krallığı Hükümeti Adına Jan R. VANDE N BLOOC K
Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti Adına
Danimarka Krallığı Hükümeti Adına Erling V . OUAAD E
Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Adına Henri OURMET
Federal Almanya Cumhuriyeti Adına Günter KNACKSTED T Horst WAFFENSCHMIDT
Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Adına Agamemnon KOUTSOGIORGA S
İzlanda Cumhuriyeti Hükümeti Adına
İrlanda Hükümeti Adına
İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Adına Oscar L . SCALFARO
Lihtenştayn Prensliği Hükümeti Adına Nicolas de LIECHTENSTEIN
Lüksemburg Büyük Dukalığı Hükümeti Adına Jean SPAUTZ
Malta Hükümeti Adına
Hollanda Krallığı Hükümeti Adına
Norveç Krallığı Hükümeti Adına
Portekiz Cumhuriyeti Hükümeti Adına Joao PEREIRA BASTOS
ispanya Krallığı Hükümeti Adına Felix PONS IRAZAZABAL
İsveç Krallığı Hükümeti Adına
İsviçre Konfederasyonu Hükümeti Adına
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Adına
Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Adına
5 Ağustos – Hukuk Takvimi
5 Ağustos – Hukuk Takvimi
1400 |
Matbaanın mucidi Jean Gütenberg, Almanya’da doğdu. |
1583 |
Humphrey Gilbert, Kuzey Amerika’daki ilk İngiliz kolonisi olan Newfoundland’ı kurdu |
1634 |
Dördüncü Murad, içki yasağı ilan etti. Meyhaneler yıkıldı. İçki yasağı öncesinde tütün yasağı devreye girdi. Padişah ise içki içmeye devam etti ve içki bağımlılığı ölümüne sebep oldu. |
1809 |
İngiliz hukukçu, devlet adamı ve tarihçi Alexander William Kinglake dünyaya geldi. yaşamını yitirdi. (5 Ağustos 1809-2 Ocak 1891) Cambridge Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1837’de Baro’ya çağrıldı ve hukuk pratiğini geliştirdi. Özellikle uluslararası politika alanında görev aldı. 1837 yılında Londra’da yerel yönetici oldu. 1856’da kendisini edebiyata ve kamu yaşamına adadı. Yedi ciltlik eseri The invasion of the Crimea ile ünlendi. 2 Ocak 1891‘de yaşamını yitirdi. |
1862 |
Belçikalı avukat ve eski Başbakan Felix de Muelenaere yaşamını yitirdi. (5 Nisan 1793- 5 Ağustos 1862) Hukuk eğitimi gördü ve avukat olarak çalıştı. 1824’ten 1829’a kadar Batı Flandre eyaletinin üyesi oldu. 1830’da Belçika’nın bağımsızlığından sonra, Batı Flanders valisi olarak görev yaptı. 1831’de Belçika Temsilciler Meclisi üyesi oldu. Daha sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Bir dönem Başbakanlık görevini üstlendi. 1850’den 1862’de ölümüne kadar Tielt bölgesi Ticaret Odası üyeliğinde bulundu. |
1863 |
Alman avukat, devlet adamı ve Merkez Partisi’nin lideri Wilhelm Marx yaşamını yitirdi. (15 Ocak 1863- 5 Ağustos 1946) Bonn Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü. 1888’de tapu sicilinde deneti olarak çalıştı. Bir süre avukatlık yaptı. 1894’te yargıç oldu, mahkeme üyeliği ve başkanlık görevlerinde bulundu. İstinaf Mahkemesi genel kurulunun başkanlığına yükseldi. Katolik Okullar Örgütü’nün kurucusu ve ilk başkanıydı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Katolik Almanya İçin Halk Birliği’nin başkanı oldu. 17 Ocak 1922 – 8 Aralık 1928 arasında parti başkanlığını yürüttü. 30 Kasım 1923 – 15 Ocak 1925 arasında Alman Sansölyesi, 10 Ocak 1926–12 Mayıs 1926 arasında Adalet Bakanı ve 17 Mayıs 1926–12 Haziran 1928 arasında tekrar şansölye olarak görev yaptı. |
1882 |
Japonya’da sıkıyönetim ilan edildi. |
1895 |
Alman sosyalist, filozof, tarihçi ve siyaset bilimci Friedrich Engels öldü. (Doğumu: 1820) Komünizmin İlkeleri, Hakiki Sosyalistler, Doğanın Diyalektiği, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Otorite Üzerine, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Tarihte Zorun Rolü, Köylüler Savaşı, Almanya’da Devrim ve Karşıdevrim, 1844 Yılında İngiltere’de İşçi Sınıfının Koşulları, Büro ile Barikat Arasında ile Konut Sorunu gibi eserleri bulunmaktadır. |
1912 |
Meclis-i Mebûsan, Padişah Sultan Reşat tarafından feshedildi. Osmanlı Meclisi, 14 Mayıs 1914’e kadar kadar toplanamadı. 23 Temmuz 1908’de parlamento seçimleri yapılmış, İttihat ve Terakki Cemiyeti çoğunluğu sağlamış ancak 18 Ocak 1912’de padişah parlamentoyu dağıtmış, yeniden seçim yapılmış ve 18 Nisan 1912’demeclis yeniden toplanmıştı. |
1914 |
Amerikalı Mary Pheps Jacob, sutyen patenti aldı. İlk sutyen pembe bir kurdeleyle birbirine bağlanmış bir çift mendilden oluşuyordu |
1921 |
Mustafa Kemal Paşa’ya üç ay süre ile ve geniş yetkilerle Başkomutanlık tevcih eden kanun kabul edildi. Başkumandanlık Kanunu daha sonra üçer ay süreyle uzatıldı. 20 Temmuz 1922’de Mustafa Kemal’in başkumandanlık yetkisi TBMM tarafından süresiz olarak uzatıldı ve Mustafa Kemal bu görevi 29 Ekim 1923’te cumhurbaşkanı seçilinceye kadar sürdürdü. |
1925 |
Türk Tayyare Cemiyeti (THK) 5 Ağustos 1925 tarihinde kamu yararına çalışan dernek statüsünü kazandı ve Türk Hava Kurumu adını aldı. THK, 16 Şubat 1925’te kurulan, tüzel kişiliğe sahip en köklü havacılık kuruluşudur. |
1925 |
Mustafa Kemal ve Latife Hanım boşandı. Latife Hanım, TBMM’dek oturumları izleyen ve meclise girebilen ilk Türk kadını olmuştu. Latife Hanım aynı zamanda Türkiye’nin ilk kadın hukukçuları arasında yer aldı. 29 Ocak 1923-5 Ağustos 1925 tarihleri arasında iki buçuk yıl Mustafa Kemal Atatürk ile evli kaldı. |
1927 |
New York’ta Sacco-Vanzettti‘nin ölüm cezasına çarptırılmalarına karşı gösteriler yapıldı. İtalyan asıllı Amerikalı anarşistler Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti işlemedikleri soygun ve cinayet suçlarından 1921 yılında idam cezasına mahkûm edilmişlerdi. |
1929 |
İngiliz feminist Dame Millicent Garrett Fawcett öldü. (Doğumu: 11 Haziran 1847) İngiltere’de kadınlara oy kullanma hakkı verilmesi için mücadele edenler arasında ön plana çıktı. Daha sonra ismi Eşit Yurttaşlık Hakları Ulusal Birliği olan Kadınlara Oy Hakkı Dernekleri Ulusal Birliği (NUWSS) başkanlığı yaptı. Çok sayıda eser kaleme aldı. |
1945 |
Fransa, 45 bin Cezayirli katletti. |
1946 |
Alman avukat ve devlet adamı Wilhelm Marx öldü. (d. 1863) Bonn Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi gördü. 1894’te yargıç oldu. Köln ve Waldbröl’da mahkeme üyeliği yaptı. 1922’de Berlin‘de İstinaf Mahkemesi başkanlığına yükseldi. 1923-1924 yılları ile 1926-1928 yıllarında Şansölye olarak görev yaptı. Naziler döneminde yargılandı. |
1959 |
Kütahya Cezaevi’nde isyan çıktı. Polisler gaz bombası atarak isyanı bastırdı. |
1960 |
Burkina Faso, (Yukarı Volta), Fransa’dan bağımsızlığını kazandı. |
1962 |
Nelson Mandela hapse girdi 28 yıl hapis yattıktan sonra 1990 yılında serbest bırakıldı. 1993’te Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü, 10 Mayıs 1994’te Güney Afrika’nın ilk siyahi devlet başkanı oldu. #HukukTarihi |
1965 |
Yeni Diyanet İşleri Teşkilat Kanunu nedeniyle düzenlenen 1 haftalık seminer 638 müftünün katılımıyla Ankara’da başladı. Seminerin sonunda katılımcılara ”Komünizmle Mücadele” ve “Misyonerlerin Müslümanlık Aleyhindeki Faaliyetleri” konulu iki konferans verildi. |
1966 |
Türkiye’nin ilk kadın FIDE hakemi Suzan Seçkiner doğdu |
1966 |
Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi, savaş suçlularının ve insanlığa karşı suç işleyenlerin cezalandırılmalarına dair 5 Ağustos 1966 tarihli ve 1158 (XLI) sayılı kararını kararını ilan etti. |
1971 |
Türkiye, Çin Halk Cumhuriyeti’ni resmen tanıdı. |
1971 |
Yazar Sevgi Soysal tutuklandı. |
1978 |
Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği, TÖB-DER, 5 yılda dernek üyesi 37 öğretmenin öldürüldüğünü açıkladı. |
1985 |
Hollanda kökenli 23 kültür kuruluşu, Barış Derneği davasında tutuklu bulunan ressam Orhan Taylan’a resim ve çizim malzeme gönderdi. |
1989 |
Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nde açlık grevindeyken Aydın E Tipi Cezaevi’ne nakledilen 259 mahpustan 247’si açlık grevini sürdürdü, 8’inin durumu ağırlaştı. 40 tutuklu-hükümlü yakını Aydın Devlet Hastanesi bahçesinde oturma eylemi yaptı, 10’u gözaltına alındı. 10 kadın yazar cezaevlerindeki baskıları protesto için AKM önünde kitaplarının üzerine siyah boya döktü. Adalet Bakanlığı 1 Ağustos 1988 Genelgesi’nde bazı değişiklikler yaparak, cezaevlerinde açlık grevinde iken tedaviyi kabul etmeyen mahpusların durumlarının ağırlaşması halinde sağlık kurumlarına sevk edilmeleri ve avukat görüşmelerini izleyen görevlilerin konuşmaları işitmeyecek uzaklıkta olmaları kararlaştırıldı. |
1992 |
Türkiye’de 82 yılda 28 gazeteci öldürülmüşken, son 6 ayda 6 gazetecinin öldürüldüğü açıklandı. |
1995 |
İHD üyeleri, ABD’de bir polisi öldürdüğü için idama mahkum edilen Abu-Jamal için Galatasaray Postanesi’nden Pensilvanya’ya faks çekme eylemi yaptı. |
1999 |
Polis yüksek okullarına imam hatip mezunlarının da girebilmesine yol açan değişiklik Meclis Komisyonu’nda DSP-ANAP ve FP Milletvekillerinin önergesiyle kabul edildi. “Genel liselerden mezun olanlar” ibaresi “lise ve dengi okullardan mezun olanlar” şeklinde değiştirildi. |
1999 |
Savcı Sacit Kayasu, 5 Ağustos 1999 tarihli bir mektup ile, vatandaş sıfatıyla, 1961 Anayasası ile kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı ihtilal yaptıkları gerekçesiyle 12 Eylül 1980 askeri darbesini gerçekleştiren eski generaller Kenan Evren, Sedat Celasun, Nurettin Ersin, Nejat Tümer ve Tahsin Şahinkaya hakkında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına şikayette bulundu. Şikâyet dilekçesi takipsizlik kararı ile sonuçlandı. |
2001 |
Cezayir Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika, Berberiler için genel af ilan etti. Berberiler, siyasi ve kültürel haklarının tanınması ve ekonomik şartlarının düzeltilmesini istiyorlardı. |
2004 |
Türk Ceza Hukuku’nun ülkemizdeki kurucularından olan ve binlerce hukukçu yetiştiren Sulhi Dönmezer, 5 Ağustos 2004 tarihinde devlet töreni ile İstanbul Edirnekapı Şehitliği’nde defnedildi. 3 Ağustos 2004 tarihinde, 86 yaşında İstanbul’da vefat etmişti. |
2007 |
Danıştay 13. Dairesi, Yapı-Yol Sen’in İstanbul Levent’teki Karayolları Genel Müdürlüğü arazisinin satışının iptali ve yürütmenin durdurulması istemini reddetti. 96 bin 500 metrekarelik arazi için yapılan ihale Zorlu Gayrımenkul’de kaldı. |
2011 |
Hrant Dink’i korumadığı gerekçesiyle 100 bin TL tazminata mahkum edilen İçişleri Bakanlığı’ savunma verdi: “Tazminat miktarı amacına aykırı ve fahiş. Hrant Dink koruma istememişti, buna rağmen gereken önlemler alındı”. |
2013 |
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon sanıkları ile ilgili kararını 5 Ağustos 2013’te açıkladı. 66’sı tutuklu 275 sanık arasında yer alan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Milletvekilleri Mustafa Balbay, Mehmet Haberal ve Sinan Aygün hakkında da çeşitli hapis cezaları verildi.Karar daha sonra Yargıtay tarafından bozuldu. |
2014 |
Diplomat ve siyasetçi İnal Batu yaşama veda etti (Doğumu: 1936) 1959-1960 eğitim-öğretim yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Diplomasi ve Dış İlişkiler Bölümünden mezun oldu. Büyükelçi unvanıyla Lefkoşa, Prag, Birleşmiş Milletler, İslamabad ve Roma’da bulundu. |
2015 |
Yargıtay cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1942) Yaşamı boyunca laikliği ve cumhuriyeti savunan Ok, 1965 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ‘nden mezun oldu. Ankara Hakim Adayı olarak mesleğe başladı ve sırasıyla Tomarza Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı, Karataş Cumhuriyet Savcılığı, Gaziantep Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 15 Ağustos 1991’de Yargıtay Üyeliğine seçildi, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından 24 Ocak 2001 tarihinde Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesi Başkanlığına seçildi. 29 Nisan 2003 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına seçildi ve 21 Mayıs 2003 tarihinde görevine başladı. Geçirdiği beyin kanaması sonucu 5 Ağustos 2015 tarihinde vefat etti. YARSAV‘ın bir numaralı kurucusu üyesidir. |
2015 |
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nın Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te temel hak ve özgürlükleri daraltan değişiklikler yapıldı. Vali ve kaymakamların toplantı ve gösterileri yasaklayabilmesine imkan getirildi. |
2016 |
15 Temmuz darbe girişimine ilişkin, örgütün lideri Fethullah Gülen hakkında mahkemece “tutuklamaya yönelik yakalama” kararı çıkarıldı. |
2017 |
Ukraynalı hukukçu ve siyasetçi Irina Berezhna öldü. (Doğumu: 13 Agustos 1980) Berezhna, Kiev Ulusal Taras Shevchenko Üniversitesi hukuk fakültesinden mezun oldu. Temmuz 2007’de hukuk doktorasını tamamladı. Ukrayna Avukatlar Birliği, Noterler Odası üyesiydi. Ukrayna’da “3. Binyılın Kadını” ödülüne layık görüldü. |
2017 |
Balistik füze denemelerini sürdüren Kuzey Kore’nin ihracat gelirlerini yeni yaptırımlarla üçte bir oranında azaltmayı hedefleyen BM Güvenlik Konseyi karar tasarısı oy birliğiyle kabul edildi. |
2017 |
Baltimore, Maryland bölgesinden Amerikalı seri katil ve tecavüzcü Joseph Roy Metheny (2 Mart 1953 – 5 Ağustos 2017) cezaevinde iken öldü. Kendisini seri katil ilan etmesine ve 13 kişiyi öldürdüğünü iddia etmesine rağmen, iki cinayetten mahkum oldu. Ölüm cezası daha sonra müebbet hapis cezasına çevrildi. Yeterli kanıt bulunamadığı için diğer cinayetlerden hüküm giymedi. |
2020 |
Somalili insan hakları aktivisti ve hekim Hawa Abdi öldü. (Doğumu: 1947) |
2024 |
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un talimatıyla, Türkiye Adalet Akademisi tarafından aile hukuku alanında yaşanan sorunlara çözüm üretmek ve aile bireylerinin haklarını daha iyi korumak amacıyla ‘Aile Hukuku Değerlendirme Kurulu‘ oluşturuldu. |
2025 |
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ilk toplantısını gerçekleştirdi. Komisyonun çalışma usul ve esasları oybirliği ile kabul edildi. |
2025 |
30 yıla kadar hapis talebiyle yargılanan menajer Ayşe Barım hakkında tutukluluk incelemesi yapıldı. Mahkeme, Barım’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi. |
2025 |
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sahte diploma skandalıyla ilgili yürütülen 220 kişi hakkında adli işlem yapıldığını, 199 şüpheli hakkında kamu davası açıldığını, 37kişi hakkında tutuklama kararı verildiğini ve 150 kişi hakkında da adli kontrol hükümlerinin uygulandığını açıkladı. |
Başkomutanlık Kanunu
Başkomutanlık Kanunu, 5 Ağustos 1921 tarihinde mecliste kabul edilmiş, Mustafa Kemal Atatürk, başkomutan ilan edilmiştir. Mustafa Kemal, kanunun kabulünün ardından mecliste önemli bir konuşma yapmıştır.
Kanun Numarası : 144
Kabul Tarihi : 5/8/1337
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : — Sayı : —
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3, Cilt : 2, Sayfa : 86
Madde 1
Millet ve memleketin mukadderatına bilfiil vaziülyet yegane kuvveti âliye olan ve âzasından her birinin Kanunu Esasi ve Teşkilatı Esasiye Kanuniyle hukuk ve masuniyeti teşriiyesi tabiatiyle mahfuz ve şahsiyeti maneviyesi Başkumandanlığı haiz bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi kuyudu atiye ile Başkumandanlık vazifei fiiliyesine kendi Reisi Mustafa Kemal Paşayı memur eylemiştir.
Madde 2
Başkumandan ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami surette tezyit ve sevk ve idaresini
bir kat daha tarsin hususunda Türkiye Büyük Milet Meclisinin buna müteallik salahiyetini Meclis namına fiilen istimale mezundur.
Madde 3
Müşarüleyhe baladaki mevat ile mevdu sıfat ve salahiyet üç ay müddetle mukayyettir.
Meclis lüzum gördüğü takdirde bu müddetin inkızasından evvel dahi bu sıfat ve salahiyeti refedebilir.
Madde 4
İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren mer’iyülicradır.
Madde 5
İşbu kanunun icrasına Türkiye Büyük Millet Meclisi memurdur.
KANUNUN MECLİSTE KABUL EDİLMESİNDEN SONRA MUSTAFA KEMAL’İN YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA
(Umum Meclisin alkışları arasında kürsüye geldiler.)
Muhterem arkadaşlar; Meclis-i Âlinin şahsiyet-i mâneviyesinde mütecelli ve mündemiç olan Başkumandanlık vazifesini fiilen ifa etmek üzere bendenizi memur etmiş olduğunuzdan dolayı arzı teşekkür ederim.
(Allah muvaffakiyet versin sadaları ve şiddetli alkışlar)
Bu tevcih Heyet-i Celilenizin hakkımdaki itimat ve emniyetinin bariz bir delili olduğundan dolayı benim için pek kıymetli bir taltiftir ve bu mükâfatın hayatımın en kıymetli mükâfatı olacağını arz ederim. (Allah muvaffak etsin sadaları)
Binaenaleyh bu tevcihe kesb-i liyakat etmek için bütün mevcudiyetimi amaliniz dairesinde sarf etmekten bir dakika içtinap etmeyeceğimi ve bunda tereddüt etmeyeceğimi telâkki ve kabul buyurmanızı rica ederim. (Şiddetli alkışlar, Allah muvaffak etsin sadaları)
Efendiler zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları inayet-i Subhaniye ile behemehâl mağlup edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır. (Şiddetli alkışlar)
Bu dakikada bu itminan-ı tammımı Heyet-i Celilenize karşı, bütün millete karşı ve bütün âleme karşı ilan ederim. (Şiddetli alkışlar) Bu itminanımın fiiliyata munkalip olması için yegâne arz-ı ihtiyaç ve iftikar ettiği bir şey varsa o da Heyet-i Celilenizin beni sıyanet etmesi ve milletimizin bana daima muavenet etmesidir. Gerek Heyet-i Celilenizden ve gerek büyük ve şefkatli milletimden daima büyük bir şefkat ve sıyanete mazhar olacağıma dair olan emniyetim büyüktür. Binaenaleyh Heyet-i Celilenizden aldığım feyiz ile bu dakikadan itibaren Başkumandanlık vazife-i fiiliyesine başlıyorum.
(Şiddetli alkışlar) (Allah zafer versin sadaları) (Allah muvaffakiyetler ihsan buyursun, dua sesleri)
Joseph Roy Metheny
Joseph Roy Metheny, 2 Mart 1953’te doğdu. ABD’nin Maryland eyaletinde bulunan Baltimore kentinin Maryland bölgesinden Amerikalı bir seri katil ve tecavüzcüdür. Eski bir asker, kamyon şoför ve uyuşturucu bağımlısıdır.
Kendisini seri katil ilan etmesine ve 13 kişiyi öldürdüğünü iddia etmesine rağmen, sadece kanıtlanabilen üç cinayet suçundan mahkum olmuştur. Ölüm cezası daha sonra müebbet hapis cezasına çevrilmiştir. Yeterli kanıt bulunamadığı için diğer cinayetlerden hüküm giymemiştir.
Aralık 1996’da saldırı suçundan tutuklandı. Tutuklandıktan sonra beklenmedik şekilde itiraflarda bulundu. İtiraflarında polise, seks işçilerine ve evsizlere vahşice tecavüz ettiğini, öldürdüğünü ve parçaladığını anlattı. 1997 yılında maktullerden Kemper’in davasında yargılandı ve adam kaçırma ve cinsel saldırıya teşebbüsten 50 yıl hapis cezasına çarptırıldı ancak cinayete teşebbüsten beraat etti.
Spicer’ı öldürmek suçundan 1998 yılında ölüm cezasına çarptırıldı. Cezanın verildiği duruşmada, cinayetleri, hoşlandığı için işlediğini ve sarhoş olduğunu iddia ederek itiraflarda bulundu.
İlk maktullerin baltayla öldürülen iki evsiz adam olduğu düşünülmektedir.
Kurbanlarını doğradıktan sonra yol kenarındaki bir barbekü standında müşterilere servis yaptığını söyledi ama bu iddia doğrulanamadı.
Avukatları, Baltimore yakınlarındaki Essex’te yaşayan ailesi tarafından onun çocukken ihmal edildiğini, babasının bir alkolik olduğunu ve altı yaşındayken bir trafik kazasında hayatını kaybettiğini, annesinin de ev dışında çift vardiya çalışırken altı çocuğunu ihmal ettiğini açıkladılar.
Joseph Roy Metheny, 5 Ağustos 2017 tarihinde cezaevinde iken öldü.
Kolonilerin İlk Kongre Bildirgesi
Kolonilerin İlk Kongre Bildirgesi 14 Ekim 1774 tarihinde Amerika’da ilan edilmiştir.
Bildirge, önemli tarihsel belgelerdendir.
Son savaşın sona ermesinden beri Britanya Parlamentosu Amerika’da yaşayan halkları yönetme hakkına sahip olduğunu iddia ederek bir çok konuda doğrudan yasalarla ve aşikar bir şekilde ve bazen de hileyle ve gelirlerin artırılmasını amaçlayarak kolonilerin ödemesi gereken çeşitli vergiler ihdas etmiş; anayasaya aykırı yetkilerle bir komisyon teşkil etmiş ve bahriye mahkemesinin sadece adı geçen vergileri toplamakla ilgili yetkilerini değil; bunun yanı sıra ülkedeki çeşitli organlar arasında ortaya çıkan davalarla ilgili yetkilerini de artırmıştır.
Çeşitli kanunlar marifetiyle … yargıçlar maaşları açısından hükümdara bağımlı bir hale getirildi.
Bir kanunun gücü ile Kral 8. Henry’nin saltanatı döneminde Parlamentoda alınan bir karar ile koloniciler İngiltere’ye götürüldüler ve vatan hainliği, vazifeyi suiistimal ve kolonilerde kalkışılan çeşitli ihanet suçlamaları ile yargılandılar…
…
Meclisler sıklıkla feshedildi; vatandaşların şikayetleri üzerinde değerlendirmeler yapılırken halkın hakları dikkate alınmadı ve meselelerin çözümü için krallığa vatandaşlar tarafından sunulan saygılı, alçak gönüllü, sadık ve makul dilekçeler sürekli olarak Majestelerinin bakanları tarafından hakir görüldü.
Çeşitli kolonilerin iyi insanları Parlamento ve yönetimin bu tip keyfi muameleleri ile ilgili tehlikelere işaret ettiler ve dinlerinin, kanunlarının ve özgürlüklerinin ortadan kalkmaması için gerekli olan kurumları oluşturmak için, Philadelphia kentindeki büyük kongrede toplanmak ve karar vermek üzere temsilcileri seçtiler ve tayin ettiler.
Bu şekilde atanan temsilciler, bu kolonilerin tam ve özgür temsilcileri olarak, özgürlüklerini ve kendi haklarını savunmak ve muhafaza etmek için ataları olan İngilizlerin daha önceleri yaptıkları gibi belirlenen amaçlara ulaşmada en iyi araçları hesaba katarak ilan etmektedirler ki;
Kuzey Amerika’daki İngiliz kolonilerinin sakinleri, değişmez doğal kanunlar, İngiliz Anayasasının ilkeleri ve çeşitli sözleşme ve anlaşmalarla, aşağıdaki haklara sahiptirler:
-
Yaşama, özgür olma ve mülkiyet haklarına sahiptirler ve kendi rızaları olmaksızın bu haklardan hiç biri her hangi bir egemen güce terk edilemez.
-
Bu kolonilere ilk olarak yerleşen atalarımız anavatandan göç ettikleri zaman İngiltere’de olduğu gibi özgür vatandaşların bütün hak, özgürlük ve imtiyazlarına sahiptiler.
-
Bu göç nedeniyle hiçbir şekilde bu haklarından her hangi birisini kaybetmemişlerdir ve bunlardan feragat da etmemişlerdir ve onlar ve onların soyundan gelenler şimdi de yerel koşulların ve diğer şartların onları kullanmalarına olanak tanıdığı ölçüde bu haklarının tümünden yararlanma hakkına sahiptirler.
-
Halkın kendi yasama meclislerine katılması hakkıdır. İngiliz kolonicileri temsil edilmediğinden ve yerel ve diğer koşullardan Britanya Parlamentosunda da yeterli bir düzeydetemsil edilemediklerinden, daha önce yapıldığı ve alışıldığı gibi sadece kendi egemenlerine tabi olacakları ve vergileme ve iç politika gibi tüm konularda temsil haklarının korunacağı bir düzenleme ile farklı eyalet yasama meclislerinde tam ve özgür bir yasama gücüne sahip olmaya hakları vardır. Ancak, şartların gerekli kılması halinde ve her iki ülkenin karşılıklı çıkarlarının gerektirmesi durumunda, rızaları olmaksızın Amerika’daki tebaadan toplanacak gelirleri artırmak için iç ve dış vergi salınması fikri hariç olmak koşuluyla anavatanın ve imparatorluğun ve üyelerinin ticari çıkar ve avantajlarını korumak amacıyla dış ticaretimizi düzenlemek için ve iyi niyetle kısıtlayıcı nitelikteki kanunların Britanya Parlamentosu tarafından yürürlüğe konulmasına rıza göstereceğiz.
-
Her bir koloni İngiltere genel hukukunu ve kanunlara uygun olmak koşuluyla kanun önünde aynı haklara sahip olan kişilerin yararlandığı çok değerli ve önemli imtiyazları uygulamaya yetkilidir.
-
Kolonileştirildikleri zamanda mevcut olan İngiliz kanunlarının sağladığı yararlardan faydalanmak haklarıdır ve bu kanunları, tecrübe ile, kendi yerel koşullarına uygun bir hale getirmeye de yetkilidirler.
-
Majestelerinin kolonileri, aynı şekilde, kraliyet sözleşmeleri ile tasdik edilen ve bağışlanan ya da eyalet kanunları ile sağlanan her türlü imtiyaz ve muafiyetten yararlanma hakları vardır.
-
Barışçıl bir şekilde toplantı yapmak, şikayetlerini dile getirmek ve krala dilekçe vermek haklarına sahiptirler ve bütün takibatlar, yasaklayıcı bildiriler ve benzeri kararlar yasadışıdır.
-
Barış zamanında ordunun barındırıldığı koloninin yasama meclisinin onayı olmaksızın kolonilerde daimi olarak silah altında ordu bulundurmak yasalara aykırıdır.
-
Yasama meclislerinin her bir branşının birbirlerinden bağımsız olmaları hem İngiliz anayasası açısından hem de iyi bir devlet için son derece gereklidir ve bu nedenle kolonilerde yasama gücünün kralın iradesiyle atanmış meclislerce kullanılması anayasaya aykırıdır, tehlikelidir ve Amerikan yasamasının özgürlüğünü tahrip edici niteliktedir.
Yukarıda adı geçen temsilcilerin hepsi, hem kendi namlarına hem de seçmenleri adına, kendi rızaları olmaksızın hiçbir gücün yasal olarak onlardan alamayacağı, değiştiremeyeceği ya da mahrum edemeyeceği hak ve özgürlükleri kendilerinin şüphe götürmez hak ve özgürlükleri olarak isteyebilirler, talep edebilirler ve ısrar edebilirler.
Tahkikatımız süresinde, karşılıklı sevgi, uyum ve çıkarın yeniden tesis edilebilmesini sağlayacak hakların ihlal edildiğini tespit ettik. Ancak, mevcut durumu bir kenara bırakarak Amerikayı köleleştiren sistemi ortaya koyan ve son savaştan beri benimsenen tedbir ve kanunların izini takip edelim.
Parlamento tarafından çıkarılan aşağıdaki kanunlar kolonicilerin haklarını ihlal etmektedir ve bu kanunların feshedilmesi Büyük Britanya ile Amerikan kolonileri arasındaki uyumun yeniden sağlanması için özellikle gereklidir.
Amerika’dan toplanan gelirlerin artırılması amacıyla çeşitli vergileri yürürlüğe koyan ….gibi çeşitli kanunlar bahriye mahkemesinin daha önceki yetki sınırlarını artırmakta, Amerikan vatandaşlarını jüri ile yargılanmaktan mahrum bırakmakta … ve Amerikan haklarını ortadan kaldırmaktadır.
Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi
Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi (European Convention on the Suppression of Terrorism ) , 27 Ocak 1977 tarihinde Strasbourg’da imzalanmıştır. Sözleşme 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzalamış ve 27 Ekim 1980 tarihinde onaylamış, 28 Ekim 1980 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanmıştır.
Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, terör eylemlerinin cezalandırılması ve önlenmesi konusunda üye devletler arasında hukuki ve cezai iş birliğini teşvik etmektedir. Özellikle, terör eylemlerinin siyasi suç olarak değerlendirilemeyeceğini ve faillerin iadesi gibi konularda devletlerin sorumluluklarını belirlemektedir. Terörizme karşı daha etkin bir mücadele için ortak kurallar getirerek, teröristlerin sığınak bulmalarını zorlaştırmayı amaçlamaktadır.
Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi
Bu sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler, Avrupa Konseyi amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birliği gerçekleştirmek olduğunu nazırı dikkate alarak;
Artan Tedhişçilik suçlarının sebep olduğu büyüyen endişeyi müdrik olarak;
Bu kabil suç faillerinin, kovuşturma ve cezadan kurtulmamaları için etkin önlemlerin alınmasını temenni ederek;
Bu sonuca varabilmek için suçluların iadesinin özellikle etkili bir çare olduğuna inanarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
Loading...
Madde 1
Akit Devletler arasında suçluların iadesi maksadıyla, aşağıda belirtilen suçların hiçbiri siyasi suça murtabit suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç niteliğinde telakki edilmeyecektir.
a) 16 Aralık 1970 tarihinde La Haye’de imzalanan uçakların kanun dışı yollarla ele geçirilmesinin önlenmesine ilişkin Sözleşmenin kapsamına giren suçlar;
b) 23 Eylül 1971 tarihinde Montreal’de imzalanan sivil havacılığın güvenliğine karşı kanun dışı eylemlerin önlenmesine ilişkin Sözleşmenin kapsamına giren suçlar;
c) Diplomatik Ajanlar dahil olmak üzere Uluslar arası bir himayeye tabi olan şahısların hayat, fiziki bütünlüğü veya hürriyetine bir saldırıyı kapsayan vahim suçlar;
d) Adam kaldırma, rehin alma veya gayri kanuni hürriyeti tehdit eden suçlar;
e) Şahısların hayatı için tehlike teşkil ettiği ölçüde bomba, el bombası, roket, otomatik ateşli silah veya bombalı mektup veya koli kullanmak suretiyle işlenen suçlar;
f) Yukarıda sayılan suçlardan birini işlemeye teşebbüs veya böyle bir suçu işleyen veya işlemeye teşebbüs eden bir sahsın fiiline suç ortağı olarak iştirake ilişkin suçlar;
Madde 2
1- Üye Devletleri arasında iadenin amaçları bakımından, bir Akit Devlet, bir şahsın hayati, fiziki bütünlüğü veya hürriyeti aleyhine işlenip, 1 nci madde kapsamına giren herhangi bir suçtan başka bir şiddet eylemini içeren vahim bir suçu, siyasi suç ile irtibatlı suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç saymamaya karar verebilir
2- 1. madde zikredilenlerin dışında şahıslar için toplu bir tehlike teşkil ettiği takdirde mülkiyet aleyhine bir fiili içeren vahim bur suça da aynı kaide uygulanacaktır.
3- Yukarıda sayılan suçlardan birini işlemeye teşebbüs veya böyle bir suçu işleyen veya işleyeme teşebbüs eden bir şahsın fiiline suç ortağı sıfatıyla katılma halinde de aynı kaide uygulanacaktır.
Madde 3
Suçluların iadesine dair Avrupa Sözleşmesi dahil Akit Devletler arasında uygulanan suçluların iadesi konusundaki bütün Antlaşma ve Sözleşme hükümleri Akit Devletler arasında bu Sözleşme hükümleri ile bağdaşmadıkları ölçüde değiştirilmiştir.
Madde 4
Akit Devletler arasında yürürlükte bulunan suçluların iadesinde dair Antlaşma ve Sözleşmelerde 1 ve 2 nci maddelerde belirtilen herhangi bir suç iade listesinde sayılmadığı takdirde bu Sözleşmenin uygulamasında dahil edilmiş sayılacaktır.
Madde 5
Talep edilen Devletler, 1. ve 2. maddelerde öngörülen suçlar için varit iade talebinin bir şahsı ırk, din, milliyet, siyasi kanaatleri dolayısıyla kovuşturma veya cezalandırma gayesi için yapıldığına veya bu şahsın durumunun bu sebeplerden biri ile ağırlaşabileceğine dair ciddi sebepler mevcut olduğuna kanaat hasıl ettiği takdirde bu Sözleşmenin hiçbir hükmü suçluların iadesi konusunda yükümlülük tahmil edecek
şekilde yorumlanmayacaktır.
Madde 6
1- Her Akit Devlet, şüphe edilen sanığın kendi ülkesinde bulunması ve kaza yetkisi talep edilen devletin hukukuna eşit şekilde yürürlükte olan yargı hakkı iadesine dayanan bir Akit Devletten aldığı iade talebini
müteakip, sanığı iade etmemesi halinde, 1. maddede zikredilen suç hakkında kendi kaza yetkisini tesis etmek için gerekli tedbirleri alacaktır.
2- Bu Sözleşme Milli Hukuk’a uygun şekilde uygulanan herhangi bir ceza yargı yetkisini bertaraf etmez.
Madde 7
Ülkesinde 1. maddede zikredilen bir suçu işlediğinden şüphe edilen şahsın bulunduğu her akit devlet; 6. maddenin 1. paragrafından zikredilen şartlar dahilinde iade talebi aldığında, bu şahsı iade etmediği takdirde, her ne suretle olursa olsun istisnasız ve lüzumundan fazla gecikmeden dolayı kovuşturma maksadıyla kendi yetkili merciilerine intikal ettirecektir. Bu yetkili merciiler, o Devletler kanunları gereğince vahim nitelikte herhangi bir suç olayındaki gibi karar vereceklerdir.
Madde 8
1- Akit Devletler; 1. veya 2. maddelerde zikredilen suçlara taalluk eden kovuşturmalarla ilgili ceza meselelerinde yekdiğerine en geniş adli yardımı sağlayacaklardır. Talep edilen Devletin ceza meselelerinde karşılıklı adli yardıma taallük eden kanun bütün hallerde uygulanacaktır. Bununla beraber, bu yardım, siyasi bir suç veya siyasi nedenlerle işlenmiş bir suçla ilgili olduğundan bahisle sadece bu sebeple reddedilmeyecektir.
2- Talep edilen Devlet; 1. ve 2. maddelerde zikredilen bir suçtan dolayı adli yardım talebinin, kişinin, ırk, din, milliyet veya siyasi kanaatleri dolayısıyla kovuşturma veya cezalandırma sayesiyle yapıldığına veya bu
şahsın durumunun bu sebeplerden biri ile ağırlaşabileceğine dair ciddi sebepler mevcut olduğuna kanaat hasıl ettiği takdirde, bu Sözleşmenin hiçbir hükmü adli yardımın yerine getirilmesi için yükümlülük tahmil
edecek şekilde yorumlanmayacaktır.
3- Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi dahil, Akit Devletler arasında uygulanan ceza işlerinde karşılıklı adli yardım konusundaki bütün antlaşma veya sözleşme hükümleri, Akit Devletler arasında bu Sözleşme hükümleri ile bağdaşmadıkları ölçüde değiştirilmiştir.
Madde 9
1- Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi, bu Sözleşmenin uygulanmasını takip edecektir.
2- Avrupa Konseyi Suç Sorunları Komitesi, bu Sözleşmenin uygulanmasından doğabilecek herhangi bir itilafı dostluk çerçevesinde çözümlenmesini kolaylaştırmak için gerekli her şeyi yapacaktır.
Madde 10
1- Bu Sözleşmenin yorumlanması veya uygulanması hususunda Akit Devletler arasında ortaya çıkacak herhangi bir itilaf 9. maddenin 2. paragrafına göre çözümlenemediği takdirde taraflardan birinin istemi üzerine anlaşmazlık hakeme havale edilecektir. Taraflardan her biri bir hakem ve bu iki hakem de üçüncü bir hakemi tayin edeceklerdir. Tahkim talebinden itibaren üç ay içinde taraflardan birisi bir hakem atamadığı takdirde bu hakem diğer tarafın istemi üzerine Avrupa İnsan Hakları Divanının Başkanı tarafından atanacaktır. Avrupa İnsan Hakları Divanı Başkanı taraflardan birinin tebaası olduğu takdirde hakemin atanması, Divanın Başkan Vekiline, adı geçen de aynı durumda bulunuyorsa taraflardan birinin tebaası olmayan daha kıdemli Divan üyesine ait olacaktır. Üçüncü hakemin atanması hususunda iki hakem anlaşamadıkları takdirde de aynı yöntem uygulanacaktır.
2- Hakem Mahkemesi kendi muhakeme usulünü vazedecektir. Karar çoğunluk oyu ile alınacak ve kesin olacaktır.
Madde 11
1- Bu Sözleşme Avrupa Konseyi Üye Devletlerin imzasına açık tutulacaktır. Sözleşme tasdik, kabul ve tasvibe tabi tutulacaktır. Tasdik, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri nezdinde tevdi olacaktır.
2- Sözleşme, üçüncü tasdik, kabul veya tasvip belgesinin tevdii tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
3- Sonradan tasdik, kabul veya tasvip eden imzacı Devletle ilgili olarak, Sözleşme tasdik, kabul veya tasvip belgesinin tevdii tarihinden 3 ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 12
1- Herhangi bir Devlet, imza sırasında veya tasdik, kabul veya tasvip belgesini tevdii ederken, Sözleşmenin uygulanacağı Ülke veya ülkeleri saptayacaktır.
2- Herhangi bir Devlet, tasdik, kabul veya tasvip belgesini tevdii ederken veya daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı beyan ile bu Sözleşmenin uygulanmasını ilişkilerden sorumlu
olduğu veyahut namlarına hakaret etmeye mezun bulunduğu diğer ülke veya ülkelere de teşmil edilecektir.
3- Yukarıdaki paragrafa uygun olarak yapılan her beyan, bu beyanda zikredilen ülke hakkında olmak üzere, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapılacak bir bildiri ile geri alınabilecektir. Bu geri alma hemen veya bildiride gösterilebilecek daha sonraki bir tarihte geçerli olacaktır.
Madde 13
1- Herhangi bir Devlet, imza sırasında veya tasdik, kabil veya tasvip belgesini tevdii ederken, aşağıda yazılı hususlar dahil suçun kendisine has vahim yönlerini suçun değerlendirilişinde göz önüne elmayı taahhüt etmek kaydıyla, siyasi suç, siyasi suçla ilişkili suç veya siyasi nedenle işlenmiş suç mahiyetinde telakki edeceği 1. maddede zikredilen herhangi bir suça ilişkin iade talebini reddetmek hakkını mahfuz tuttuğunu beyan edebilir:
a- Suçun; şahısların hayati, fiziki bütünlüğü veya özgürlükleri için toplu bir tehlike yaratması; veya
b- Suçun; işlendiği saikle ilişkisi bulunmayan şahısları etkilemesi; veya
c- Suçun; işlenmesinde zalimane veya hırçın usullerin kullanılmış olması,
2- Herhangi bir devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı ve kabul tarihinde hüküm ifade edecek olan bir tebligat ile bundan evvelki paragrafa uygun olarak beyan ettiği kaydı ihtiraziyi tamamen veya kısmen geri alabilecektir.
3- Bu maddenin 1. paragrafına uygun olarak ihtirazi kayıt beyan eden bir Devlet 1. maddenin başka bir Devlet tarafından tatbik edilmesini isteyemez; bununla beraber kaydı ihtirazinin kısmi veya şartlı olduğu ahvalde sözü edilen maddenin kendisinin kabul ettiği ölçüde tatbik edilmesini isteyebilir.
Madde 14
Her Akit Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı yazılı bir tebligat ile bu Sözleşmeyi feshedebilecektir. Keyfiyet aynı anda veya tebligatta belirtebilecek daha sonraki bir tarihte hüküm ifade edecektir.
Madde 15
Avrupa Konseyinden çekilen veya üyeliği kalkan her Akit Devlet bakımından bu sözleşme hüküm ifade etmez.
Madde 16
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Konseyi Üyesi Devletlere aşağıdaki hususları bildirecektir.
a- Her imzayı;
b- Her onaylama, kabul veya tasvip belgesinin tevdi edilmesini
c- Bu sözleşmenin, 11. maddeye uygun olarak kabul edilen her bildiri veya tebligatı;
d- 12. maddeye uygun olarak kabul edilen her bildiri veya tebligatı;
e- 13. maddenin 1. paragrafına uygun olarak beyan edilecek her kaydı ihtiraziyi;
f- 13. maddenin 2. paragrafına uygun olarak ihtirazi kaydın geri alınmasını;
g- 14. maddeye uygun olarak alınmış bulunan her tebligatı ve fesih keyfiyetinin yürürlüğe giriş tarihini;
h- 15. maddeye uygun olarak Sözleşmenin hüküm ifade etmemesi halini;
Bu hükümleri tasdik zımnında bu hususta tam yetkili kılınan ve aşağıda imzaları bulunan Temsilciler bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.
Bu sözleşme tarihinden Strasbourg’da Fransızca ve İngilizce her iki metin de geçerli olmak üzere Avrupa Konseyi arşivlerine tevdii edilmek üzere düzenlenmiştir.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri bunun usulüne uygun bir kopyasını imzacı hükümetlerin her birine gönderecektir
Sacit Kayasu
Sacit Kayasu, 21 Ekim 1952 tarihinde Denizli, Babadağ’da doğdu. 1958 yılında ailesi ile birlikte Babadağ’dan Denizli’ye taşındı. İlkokulu 1958-63 yılları arasında Denizli Katip Çelebi İlkokulunda okudu. 1969 yılında Denizli Lisesi’ni bitirdi. Lisede okurken önce duvar gazetesi sonra da mahalli gazete olarak Meş’ale isimli okul gazetesini çıkardı. 1970 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne girdi. 1975 yılı Şubat döneminde üniversiteden mezun oldu. 1976 yılının Mart ayına kadar avukatlık stajı yaptı. Mart 1976’da yedek subay olarak askerliğe başladı. 1977 yılı Temmuz ayında askerliğini tamamladı ve eksik kalan avukatlık stajını tamamlayarak aynı yıl avukatlığa başladı. 1988 yılının Ağustos ayına kadar Denizli’de avukatlık yaptı.
Avukatlığı müddetince mahalli gazetelerde vatandaşa yardımcı olacak şekilde başta hukuki konular olmak üzere her konuda yazılar yazdı. Ancak avukat olarak adalete yeterince katkıda bulunamadığını düşünerek 12 yıl avukatlık yaptıktan sonra Hakimlik ve Savcılık mesleğine geçmek için talepte bulundu. Adalet Bakanlığınca talebi kabul edildi. 4 Ağustos 1988 tarihinde fiilen savcılığa başladı. İlk görev yeri Çamlıhemşin’di. Daha sonra sırasıyla Oğuzeli, Iğdır, Adıyaman, Ödemiş ve Adana’da görev yaptı. 28 Mart 2000 tarihinde, Adana Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaparken, 1980 darbesini gerçekleştiren Kenan Evren hakkında darbe yapmak suçundan iddianame tazim edince, önce açığa alındı, daha sonra da meslekten ihraç edildi.
Emeklilik hakkını elde ettiği için, ihraç edilmeden önce emekliliğini talep etti ve emekli oldu. AİHM’de kazandığı dava sonrası avukatlık yapmak isteyen Kayasu’nun talebi İstanbul Barosu tarafından reddedildi. Barolar Birliğine yaptığı itiraz sonucu İstanbul Barosu levhasına kayıt oldu. Kayasu, üç çocuk babasıydı.
Meslekten ihracı
Kayasu Ödemiş Savcılığı görevini ifa ederken, işkence edilerek öldürülen bir erkeğe ait cesedin Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’a ait olduğunu iddia etmiş, soruşturma sürerken Adalet Bakanlığı tarafından Adana’ya atanmıştı.
Mesleki hayatının sonunu getirecek olan iddianameyi de orada hazırladı. Kayasu’nun Ağustos 1999’da bir vatandaş olarak Ankara DGM’ye dilekçeye yanıt verilmedi. Bunun üzerine 28 Mart 2000 tarihinde, 12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren’in anayasal suç işlediğine dair iddianamesini tazim etti ve 12 Eylül yöneticilerinin yargılanmasını istedi. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Kayasu’nun evine davet ettiği gazetecilere açıklama yaptığı ve iddianame suretlerini dağıttığı gerekçesiyle 29 Mart 2000 tarihinde yargılanmasına izin verdi. HSYK, Kayasu’ya 30 Mart 2000 tarihinde kınama cezası verdi.
Bu arada Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, iddianameyi sadece kınama olarak görerek işlem yapılmasına da Anayasanın Geçici 15. madde uyarınca gerek olmadığına karar verdi. Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’nun 15 Mayıs 2001 tarihli kararını yerine bulan Yargıtay 9. Ceza Dairesi de, 11 Aralık 2002 tarihinde Kayasu’yu “görevi kötüye kullanmak” ve “askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif” iddialarıyla hapisten para cezasına mahkûm etti ve cezaları erteledi. 20 Nisan 2000’da savcılık görevinden uzaklaştırılan Kayasu, HSYK kararıyla da 27 Şubat 2003’te meslekten ihraç edildi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı
13 Kasım 2008 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sacit Kayasu’nun “ifade özgürlüğünü kısıtladığı” için Türkiye’yi 41 bin avro tazminata mahkûm etti. Kayasu’nun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 13. ve 10. maddelerine aykırı davranıldığı iddiasıyla yaptığı başvuruyu karara bağlayan AİHM, Türkiye’nin hem kendisini girişim ve kararlarıyla ifade eden bir savcıyı engellediğini, hem de mahkemede hakkını aramasına engel olduğuna oybirliğiyle karar verdi.
Eski Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, Kasım 2014’te İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.
Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol

Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol ve Ekleri 23 Kasım 1970 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de imzalanmış; 22 Temmuz 1971 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş, 03 Ağustos 1971 tarihinde de Resmi Gazete‘de yayınlanmış ve 1973 yılında yürürlüğe girmesi öngörülmüştür.
Katma protokol, Resmi Gazete’de “Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma’ya ekli «Geçici Protokol» ün birinci maddesi uyarınca 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanmış olan Katma Protokol ve Ekleri ile Malî Protokol, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu yetki alanına giren maddelerle ilgili Anlaşma ve Son Senetin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair Kanun” adıyla 03 Ağustos 1971 tarihinde yayınlanmıştır.
Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol ve Ekleri ile birlikte, Ankara Antlaşması’nda belirlenen hazırlık dönemi sona ermiş ve Geçiş Dönemine ilişkin koşullar belirlenmiştir. Bu dönemde taraflar arasında sanayi ürünleri, tarım ürünleri ve kişilerin serbest dolaşımının sağlanması ve Gümrük Birliği’nin tamamlanması öngörülmüştür.
Katma Protokol çerçevesinde, Avrupa Ekonomik Topluluğu, 1971 yılı itibarıyla, bazı petrol ve tekstil ürünleri dışında Türkiye’den ithal ettiği tüm sanayi mallarına uyguladığı gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarını tek taraflı olarak sıfırlamış; Türkiye’nin ise Avrupa kaynaklı sanayi ürünlerinde gümrük vergilerini kademeli olarak sıfırlaması öngörülmüş ve Gümrük Birliği’nin tam olarak yürürlüğe girmesi için 22 yıllık geçiş süresi belirlenmiştir. Katma protokolden sonraki Türkiye-AET ilişkileri istikrarsız bir çizgide ilerlemiş, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ilişkiler resmen askıya alınmıştır.
1995 yılında Gümrük Birliği Kararı kabul edilmiş ve Türkiye, Avrupa Birliği sanayi mallarına uygulanan gümrük vergilerini kaldırmış, karar, 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol
BAŞLANGIÇ
Bir yandan,
Türkiye Cumhurbaşkanı,
Öte yandan,
Majeste Belçika Kralı,
Federal Almanya Cumhurbaşkanı,
Fransa Cumhurbaşkanı,
İtalya Cumhurbaşkanı,
Altes Ruayal Lüksemburg Büyük Dükü,
Majeste Hollanda Kraliçesi,
ve Avrupa Toplulukları Konseyi,
Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma’nın ortaklığın hazırlık döneminden sonra bir geçiş dönemi öngördüğünü gözönünde bulundurarak,
Ortaklık Anlaşması hedeflerine uygun olarak, Hazırlık döneminin Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında genellikle ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine ve özellikle ticari alışverişlerin gelişmesine büyük ölçüde katkıda bulunduğunu kaydederek,
Hazırlık döneminden geçiş dönemine intikal için şartların bir araya geldiği kanısına vararak,
Söz konusu geçiş döneminin gerçekleşme şartları, usulleri, sıra ve süreleri ile ilgili hükümlerini bir katma protokol ile tespit etmeye, azmederek,
Geçiş dönemi süresince Akit Taraflar’ın, karşılıklı ve dengeli yükümler esası üzerinden Türkiye ile Topluluk arasında bir gümrük birliğinin gitgide yerleşmesini ve ortaklığın iyi işlemesini sağlamak amacıyla, Türkiye’nin ekonomik politikalarının Topluluğunkilere yaklaştırılmasını ve bunun için gerekli ortak eylemlerin geliştirilmesini sağlayacaklarını gözönünde tutarak,
TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı
Bay İhsan Sabri Çağlayangil’i,
MAJESTE BELÇİKA KRALI:
Dışişleri Bakanı
Bay Pierre Harmel’i,
FEDERAL ALMANYA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı
Bay Walter Scheel’i,
FRANSA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı
May Maurice Schumann’ı
İTALYA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı
Bay Mario Pedini’yi,
ALTES RUAYAL LÜKSEMBURG BÜYÜK DÜKÜ:
Dışişleri Bakanı
Bay Gaston Thorn’u,
MAJESTE HOLLANDA KRALİÇESİ:
Dışişleri Bakanı
Bay J.M.A.H. Luns’u,
AVRUPA TOPLULUKLARI KONSEYİ:
Avrupa Toplulukları Konseyi Dönem Başkanı
Bay Walter Scheel’i,
Avrupa Toplulukları Komisyonu Başkanı
Bay Franco Maria Malfatti’yi,
Tam yetki ile atamışlardır. Adları geçenler, yetki belgelerinin karşılıklı olarak verilmesinden ve bunların usul ve şekil bakımından uygunluklarının anlaşılmasından sonra,
Ortaklık Anlaşması’na eklenen aşağıdaki hükümler üzerinde uyuşmuşlardır:
MADDE – 1
Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın 4. maddesinde belirtilen Geçiş Dönemi’nin gerçekleşme şartları, usulleri, sıra ve süreleri, bu protokol ile tespit edilmiştir.
KISIM: I
Malların Serbest Dolaşımı
MADDE – 2.
1. Bu kısmın I. bölümünün I. kesimi ile II. bölümü hükümleri:
a) Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunan üçüncü ülkeler çıkışlı maddelerden tamamen veya kısmen elde edilenler de dahil olmak üzere, Türkiye veya Topluluk’ta üretilen mallara,
b) Türkiye ve Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunan üçüncü ülkeler çıkışlı mallara,
uygulanır.
2. Türkiye veya Topluluk’ta ithal işlemleri tamamlanmış, gerekli Gümrük Vergisi ve eş etkili vergi veya resimleri tahsil edilmiş ve bu vergi veya resimleri tam veya kısmi bir iadeden yararlanmamış olan üçüncü ülkeler çıkışlı mallar, Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda sayılır.
3. Kaynağı veya çıkış nedeni ile özel bir gümrük rejiminden yararlanarak üçüncü ülkelerden Türkiye veya Topluluğa ithal edilmiş mallar, diğer Akit Taraf’a tekrar ihraç edildiğinde serbest dolaşım durumunda sayılamaz. Bununla beraber, Ortaklık Konseyi, tespit edeceği şartlar içinde, bu kurala sapmalar getirebilir.
4. 1. ve 2. fıkraların hükümleri bu Protokol’ün imzası tarihinden itibaren Türkiye veya Topluluk’tan ihraç edilen mallara uygulanır.
MADDE – 3
1. Bu kısmın I. bölümünün I. kesimi ile II. bölümü hükümleri, Türkiye veya Topluluk’ta elde edilen ve imaline Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunmayan üçüncü ülkeler çıkışlı maddeler giren mallara da uygulanır. Bununla beraber, söz konusu malların bu hükümlerden yararlanabilmesi, imallerine giren, söz konusu malların bu hükümlerden yararlanabilmesi, imallerine giren üçüncü ülkeler maddeleri için Ortak Gümrük Tarifesi’nde öngörülen vergi hadlerinin belli bir yüzdesine eşit bir fark giderici verginin ihracatçı devlette tahsiline bağlıdır. Ortaklık Konseyi’nin belirteceği her dönem için tespit edeceği bu oran, İthalatçı Devlet tarafından bu mallara tanınan tarife indirimine bağlı olarak değişir. Ortaklık Konseyi, üye Devletler arasındaki alış verişlerde 1 Temmuz 1968 tarihinden önce bu konuda yürürlükte olan kuralları gözönünde tutarak, fark giderici verginin tahsil usullerini de tespit eder.
2. Bununla beraber, bu maddede belirtilen şartlar içinde elde edilmiş olan malların Türkiye ve Topluluk tarafından ihracı sırasında, bu Protokolle tespit edilmiş bulunan değişik gümrük indirimi sıra ve sürelerine göre diğer Akit Taraf’a ithal edilen malların çoğunluğu için Gümrük Vergileri indirim oranı %20’yi aşmadıkça, fark giderici vergi alınmaz.
MADDE – 4
Ortaklık Konseyi, 2. ve 3. maddelerin uygulanması için gerekli idari işbirliği usullerini, Üye Devletler arasındaki mal alışverişleri konusunda Toplulukça kararlaştırılan usulleri gözönünde tutarak, tespit eder.
MADDE – 5
1. Gerek Gümrük Vergileri, gerek miktar kısıtlamaları, gerekse ithalattaki bütün eş etkili tedbirlerin diğer herhangi bir ticaret politikası tedbirinin uygulanmasından meydana gelen uyarsızlıkların alışverişlerde yön değişmelerine yol açmak veya ülkesinde ekonomik güçlüklere sebep olmak tehlikesini doğurduğu kanısına varan her Akit Taraf Ortaklık Konseyi’ne başvurabilir ve Konsey, gerektiğinde, bu uyarsızlıklardan doğabilecek zararları önleyecek nitelikte usulleri tavsiye eder.
2. Alış verişlerde yön değişmeleri veya ekonomik güçlükler ortaya çıktığında bunların ivedi bir eylemi gerektirdiği kanısına varan ilgili Taraf gerekli korunma tedbirlerini kendisi alabilir, ve bunları Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirir; Ortaklık Konseyi ilgili Tarafın bu tedbirleri değiştirmesi veya kaldırması gerekip gerekmediği hususunda karar verebilir.
3. Bu tedbirlerin seçiminde, ortaklığın işleyişini ve özellikle alış verişlerin normal gelişmesini en az bozacak olanlara öncelik verilmelidir.
MADDE – 6
Geçiş Dönemi süresinde Akit Taraflar, Topluluk üyesi devletlerce daha önce yapılmış yaklaştırmaları da gözönünde tutarak, gümrüklerin ilgili kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerini, Ortaklığın iyi işlemesinin gerektirdiği ölçüde, yaklaştırma yoluna giderler.
BÖLÜM: I
GÜMRÜK BİRLİĞİ
KESİM – I.
Türkiye ve Topluluk arasında Gümrük Vergilerinin kaldırılması
MADDE – 7
1. Akit Taraflar, aralarında ithalat ve ihracata yeni Gümrük Vergileri veya eş etkili vergi veya resimler koymakta ve bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinde karşılıklı ticari ilişkilerinde uyguladıkları gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri artırmaktan sakınırlar.
2. Bununla beraber, Anlaşma sonuçlarının gerçekleşmesi için gerekli olduğunda, Ortaklık Konseyi Akit Taraflar’ı ihracata yeni gümrük vergileri veya eş etkili vergi veya resimler koymaya yetkili kılabilir.
MADDE – 8
Türkiye ve Topluluk arasında yürürlükte olan ithalat gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimler, bu Protokolün 9 ila 11. maddelerinde öngörülen şartlar içinde, gitgide kaldırılır.
MADDE – 9
Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde, Türkiye çıkışı ithalata uyguladığı Gümrük Vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri kaldırır.
MADDE – 10
1. Her madde için Türkiye’nin yapacağı birbirini izleyecek indirimlerin uygulanacağı temel vergi, Protokol’ün imzası tarihinde Topluluğa karşı fiilen uygulanan vergidir.
2. Türkiye tarafından yapılacak indirimlerin sıra ve süreleri aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir: İlk indirim bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde uygulanır. İkinci ve üçüncü indirimler sırasıyla üç yıl ve beş yıl sonra yapılır. Dördüncü ve daha sonraki indirimler ise, son indirim Geçiş Döneminin sonunda gerçekleştirilecek şekilde, her yıl uygulanır.
3. Her indirim, her maddenin temel vergisi %10 azaltılarak yapılır.
MADDE – 11
10. maddenin 2. ve 3. fıkraları hükümlerinden sapma olarak, Türkiye, 3 sayılı ekte yer alan maddeler için, Topluluğa uyguladığı temel vergileri, yirmi iki yıllık bir dönemde, aşağıdaki sıra ve sürelerle, gitgide kaldırır: Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde her vergi üzerinden %5 indirim yapılır. %5 oranındaki diğer üç indirim sırasıyla üç, altı ve on yıl sonra uygulanır. %10 oranındaki diğer sekiz indirimin her biri, sırasıyla bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden oniki, onüç, onbeş, onyedi, onsekiz, yirmi, yirmibir ve yirmiiki yıl sonra yapılır.
MADDE – 12
1. Bu Protokol yürürlüğe girdiği sırada Türkiye’de olmayan yeni bir işleme sanayiinin kurulup gelişmesini korumak veya mevcut bir işleme sanayiinin o sırada uygulanmakta olan Türk Kalkınma Planı’nda öngörülen gelişmesini sağlamak amacıyla Türkiye, Geçiş Döneminin ilk sekiz yılında, aşağıdaki şartlarla, 3 sayılı ekte gerekli değişiklikleri yapabilir:
– Bu değişikliklerin tümü, 1967 yılına ait Topluluk çıkışlı toplam ithalat değerinin %10’unu aşmamalıdır,
– 3 sayılı ekte yer alan tüm maddelerin, yine 1967 yılı rakamlarına göre hesaplanan Topluluk çıkışlı ithalat değeri artmamalıdır.
3 sayılı eke alınan maddelere, 11. madde hükümlerine göre hesaplanmış olan vergiler derhal uygulanabilir; bu ekten çıkarılanlara 10. madde hükümlerine göre hesaplanmış olan vergiler derhal uygulanır.
2. Türkiye, yukarıdaki hükümler uyarınca almayı tasarladığı tedbirleri Ortaklık Konseyi’ne bildirir.
3. Yukarıdaki 1. fıkrada belirtilen amaçla ve 1967 yılında Topluluk çıkışlı ithalatın %10’u ile sınırlı kalmak üzere, Geçiş Dönemi süresince Ortaklık Konseyi, Türkiye’yi 10. madde hükmüne giren maddelerin ithalatında, kaldırılan Gümrük Vergilerini yeniden koymak, olanları artırmak veya yeni vergiler koymaya yetkili kılabilir.
Bu tarife tedbirleri, etkilediği tarife pozisyonlarının her birinde, Topluluk çıkışlı ithalata uygulanan vergileri, ad valorem %25’in üstünde bir orana çıkaramaz.
4. Ortaklık Konseyi 1. ve 3. fıkralar hükümlerinin dışına çıkabilir.
MADDE – 13
1. 9 ila 11. maddeler hükümlerine bağlı olmaksızın, Akit Taraflar – özellikle ekonomik kalkınmasını teşvik için gerekli bazı malların ithalatını kolaylaştırmak amacıyla Türkiye – birbirlerinden ithal ettikleri maddelere uygulanan vergilerin tahsili, karşı tarafa bildirmek suretiyle tamamen veya kısmen durdurabilirler.
2. Akit Taraflar, genel ekonomik durumları ve ilgili sektörün durumu elverdiği takdirde, diğer tarafa karşı gümrük vergilerini 9 ila 11. maddelerde öngörülenden daha hızlı bir sıra ve süre içinde indirmeye hazır olduklarını bildirirler. Ortaklık Konseyi bu amaçla tavsiyelerde bulunur.
MADDE – 14
Türkiye’nin ortaklık dışı bir ülkeye karşı, gümrük vergilerine eş etkili bir vergi veya resmi, 10. ve 11. maddelerde öngörülenden daha hızlı bir sıra ve süre ile kaldırma yoluna gitmesi halinde, aynı sıra ve süre, bu vergi veya resmin Topluluğa karşı kaldırılması için de uygulanacaktır.
MADDE – 15
7. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, Akit Taraflar, bu protokolün yürürlüğe girişinden en geç dört yıl sonra, aralarındaki ihracat gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri kaldırırlar.
MADDE – 16
1. 7. maddenin 1. fıkrasıyla 8 ila 15. (dahil) maddeler hükümleri mali nitelikteki gümrük vergilerine de uygulanır.
2. Türkiye ve Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, mali nitelikteki gümrük vergilerini Ortaklık Konseyi’ne bildirirler.
3. Türkiye, bu mali nitelikteki gümrük vergileri yerine 44. madde hükümlerine uygun bir iç vergi veya resim koymak hakkını saklı tutar.
4. Ortaklık Konseyi, Türkiye’de mali nitelikteki bir gümrük vergisi yerine bir iç vergi veya resim konulmasının ciddi güçlükler yaratacağını tespit ettiği takdirde, en geç geçiş dönemi sonunda kaldırılmak şartıyla, Türkiye’ye bu vergiyi yürürlükte bırakmak yetkisini tanır. Yetki, bu Protokolün yürürlüğe girişinden itibaren oniki ay içinde istenmelidir.
Türkiye, Ortaklık Konseyi tarafından bir karar verilinceye kadar, söz konusu vergileri geçici olarak yürürlükte bırakabilir.
KISIM – II
Ortak Gümrük Tarifesi’nin Türkiye tarafından kabulü
MADDE – 17
Türk Gümrük Tarifesi’nin Ortak Gümrük Tarifesi’ne uyumu, bu Protokol’ün imzası tarihinde Türkiye’nin üçüncü ülkelere fiilen uyguladığı vergilerden hareket edilerek, Geçiş Dönemi içinde, aşağıdaki usullerle yapılır:
1. Yukarıda belirtilen tarihte Türkiye tarafından fiilen uygulanan vergi hadleri, Ortak Gümrük Tarifesi hadlerine göre, fazla veya eksik olarak, %15’i aşan bir farklılık göstermeyen maddelere, 10. maddede öngörülen ikinci indirimden bir yıl sonra, Ortak Gümrük Tarifesi hadleri uygulanır.
2. Diğer hallerde Türkiye, 10. maddede öngörülen ikinci indirimden bir yıl sonra, bu Protokolün imzası tarihinde fiilen uyguladığı gümrük haddi ile Ortak Gümrük Tarifesi haddi arasındaki farkı %20 oranında azaltan Gümrük Vergisi hadleri uygulanır.
3. Bu fark, 10. maddede öngörülen beşinci ve yedinci Gümrük Vergisi indirimleri sırasında, yeniden %20 oranında azaltılır.
4. Ortak Gümrük Tarifesi, 10. maddede öngörülen onuncu gümrük vergisi indirimi ile birlikte tam olarak uygulanır.
MADDE – 18
17. madde hükmünden sapma olarak ve 3 sayılı ekte yer alan maddeler için Türkiye, yirmiiki yıllık bir süre içinde, aşağıdaki usullere göre, tarifesinin uyumu yoluna gider:
1. Bu protokolün imzası tarihinde Türkiye tarafından fiilen uygulanan vergi hadleri; ortak gümrük tarifesi hadlerine göre, fazla veya eksik olarak %15’i aşan bir farklılık göstermeyen maddelere, 11. maddede öngörülen dördüncü vergi indirimi sırasında, ortak gümrük tarifesi hadleri uygulanır.
2. Diğer hallerde, Türkiye, 11. maddede öngörülen dördüncü vergi indirimi sırasında, bu protokolün imzası tarihinde fiilen uyguladığı gümrük haddi ile ortak gümrük tarifesi haddi arasındaki farkı %20 oranında azaltan gümrük vergisi hadleri uygular.
3. Bu fark, 11. maddede öngörülen yedinci ve dokuzuncu indirimler yapılırken, sırasıyla, %30 ve %20 oranında yeniden azaltılır.
4. Ortak gümrük tarifesi yirmiikinci yılın sonunda tam olarak uygulanır.
MADDE – 19
1. 1967 yılı toplam ithalatının değer olarak %10’unu aşmayan bir kısım maddeler için, Türkiye, Ortaklık Konseyi’nde danışmadan sonra, 17. ve 18. maddeler uyarınca üçüncü ülkelere yapacağı gümrük vergisi indirimlerini, bu protokolün yürürlüğe girişini izleyen yirmiikinci yılın sonuna kadar ertelemeye yetkilidir.
2. 1967 yılı toplam ithalatının değer olarak % 5 ini aşmayan bir kısım maddeler için Türkiye, ortaklık konseyinde danışmadan sonra, üçüncü ülkelere yirmi iki yıllık sürenin ötesinde de ortak gümrük tarifesi hadleri üstünde vergi uygulamaya yetkilidir.
3. Bununla beraber, yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının ortaklık içinde malların serbest dolaşımına zarar vermemesi gerekir ve bu uygulama Türkiye’nin 5 inci madde hükümlerine başvurmasına yol açamaz.
4. Gümrük tarifesinin ortak gümrük tarifesine uyumunu hızlandırması halinde, Türkiye bu bölümde öngörülen uygulamalardan doğana eş bir tercihi topluluğa saklı tutar.
Ortaklık konseyinin ön müsaadesi olmadıkça, 3 sayılı ekte yer alan maddeler için geçiş döneminin sonundan önce bu hızlandırma yapılamaz.
5. 16. maddenin 4 üncü fıkrasının 1 inci bendinde öngörülen yetki talebine konu olan veya 16. maddenin 4 üncü fıkrasının 2. bendi uyarınca geçici olarak yürürlükte bırakabileceği Gümrük Vergileri için Türkiye, 17. ve 18. maddeler hükümlerini uygulamakla yükümlü değildir. Yetki süresinin bitiminde Türkiye bu maddelerin uygulanmasıyla ulaşılmış olacak vergi hadlerine uygular.
MADDE – 20
1. Türkiye’nin ikili ticaret anlaşmalarının işlemesi, bu protokol hükümleri veya bu protokolün uygulanması yolunda alınan tedbirler dolayısıyla hissedilir şekilde aksarsa, Türkiye, söz konusu anlaşmalarla bağlı bulunduğu ülkeler çıkışlı bazı maddelerin ithalini kolaylaştırmak için, ortaklık konseyinin ön müsaadesi ile sıfır veya indirilmiş Gümrük Vergili tarife kontenjanları açmaya yetkilidir.
2. 1 inci fıkrada belirtilen tarife kontenjanlarının aşağıdaki şartlara uymaları halinde, bu müsaade verilmiş sayılır:
a) Bu kontenjanların yıllık toplam değeri istatistik verilerin bulunduğu son üç yıl içinde Türkiye’nin üçüncü ülkeler çıkışlı ithalatında, 4 sayılı ekte belirtilen kaynaklarla gerçekleştirilen ithalat çıkarıldıktan sonra bulunacak ortalama değerin %10’unu aşmamalıdır. %10 tutarındaki bu miktardan 4 sayılı ek çerçevesinde üçüncü ülkelerden gümrük vergilerinden muaf olarak yapılan ithalatın miktarı düşülür.
b) Her madde için, tarife kontenjanları çerçevesinde öngörülen ithalat değeri, Türkiye’nin, istatistik verileri bulunan son üç yıl için üçüncü ülkeler çıkışlı ithalat değeri ortalamasının üçte birini geçmemelidir.
3. Türkiye, 2. fıkra hükümlerine uygun olarak almayı düşündüğü tedbirleri Ortaklık Konseyi’ne bildirir.
Ortaklık Konseyi, geçiş döneminin sonunda, 2. fıkra hükümlerinin kaldırılmasının veya değiştirilmesinin gerekip gerekmediğine karar verebilir.
4. Bir tarife kontenjanı çerçevesinde uygulanan vergi, hiçbir halde, Türkiye tarafından Topluluk çıkışlı ithalatta fiilen uygulanan vergiden düşük olamaz.
BÖLÜM – II
Akit Taraflar arasında miktar kısıtlamalarının kaldırılması
MADDE – 21
Aşağıdaki hükümler saklı kalmak üzere, Akit Taraflar arasında ithalat miktar kısıtlamaları ve eş etkili bütün tedbirler yasaklanmıştır.
MADDE – 22
1. Akit Taraflar, aralarında, ithalata yeni miktar kısıtlamaları ve eş etkili tedbirler koymaktan sakınırlar.
2. Bununla beraber, bu protokolün yürürlüğe girişinde, Türkiye yönünden bu yüküm, 1967 yılında Topluluk çıkışlı özel ithalatının ancak %35’i için uygulanır. Bu protokolün yürürlüğe girişinden üç, sekiz, on üç ve on sekiz yıl sonra bu oran, sırasıyla %40, 45, 60 ve 80’e yükseltilir.
3. Son üç vadenin her birinden altı ay önce, Ortaklık Konseyi, liberasyon oranının yükseltilmesinin Türkiye’nin ekonomik kalkınması üzerinde yapacağı etkileri inceler ve gerektiğinde, Türk ekonomisinin hızlı kalkınmasını sağlamak için, vadenin, tespit edeceği bir süre kadar ertelenmesini kararlaştırır.
Bir karar alınmadığı takdirde, söz konusu vade bir yıl ertelenmiş olur. İnceleme işlemi, bu sürenin son bulmasından altı ay önce yeniden başlar. Ortaklık Konseyi yine bir karar almadığı takdirde, bir yıllık ikinci bir erteleme daha yapılır.
Bu ikinci sürenin sonunda, Ortaklık Konseyi’nin aksine kararı olmadıkça, liberasyon oranı artırımı Türkiye tarafından uygulanır.
4. Türkiye’ye ithali libere edilen Topluluk çıkışlı maddelerin listesi, bu protokolün imzası sırasında Topluluğa bildirilir. Bu liste Topluluğa konsolide edilir. 2. fıkrada belirtilen vadelerin her birinde libere edilen maddelerin listeleri Topluluğa bildirilir ve konsolide edilir.
5. Türkiye, libere olmakla beraber bu madde uyarınca konsolide edilmemiş bulunan maddeler ithalatına, kısıtlama koyduğu tarihten önceki son üç yıllık Topluluk çıkışlı ithalat ortalamasının en az %75’ine eşit miktarda Topluluk lehine kontenjanlar açmak şartıyla, yeniden miktar kısıtlamaları koyabilir. Bu kontenjanlara 25. maddenin 4. fıkrası hükümleri uygulanır.
6. Türkiye Topluluğa, her halükârda üçüncü ülkelerden daha az elverişli bir işlem uygulamaz.
MADDE – 23
Akit Taraflar, 22. maddenin 5. fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, karşılıklı alışverişlerinde bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinde mevcut ithalat miktar kısıtlamalarını ve eş etkili tedbirleri daha kısıtlayıcı hale getirmekten sakınırlar.
MADDE – 24
Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde, Türkiye çıkışlı ithalata uyguladığı bütün miktar kısıtlamalarını kaldırır. Bu liberasyon Türkiye’ye konsolide edilir.
MADDE – 25
1. Türkiye, aşağıdaki fıkralarda belirtilen şartlar içinde, Topluluk çıkışlı ithalata uyguladığı miktar kısıtlamalarını gitgide kaldırır.
2. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra, Türkiye’de libere olmayan her maddenin ithalatında Topluluk lehine kontenjanlar açılır. Bu kontenjanlar, istatistik verileri bulunan son üç yılda gerçekleştirilen Topluluk çıkışlı ithalattan:
a) Belirli yatırım projelerine bağlı özel yardım kaynaklarıyla,
b) Bedelsiz ithalat yoluyla,
c) Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu çerçevesinde,
Gerçekleştirilen ithalat düşüldükten sonra bulunacak ortalamaya eşit bir miktarda tespit edilir.
3. Libere edilmemiş bir maddenin Topluluk çıkışlı ithalatı, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki ilk yılda o maddenin toplam ithalatının %7’sini bulmadığı takdirde, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra, söz konusu toplam ithalatın %7’sine eşit bir kontenjan açılır.
4. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden üç yıl sonra, Türkiye, bu suretle tespit edilmiş bütün kontenjanları, bir yıl öncesine göre, toplam değer olarak en az %10 ve her madde ile ilgili kontenjanın değerinde de en az %5 oranında bir genişleme gerçekleştirilecek şekilde artırır. Bu değerler, her iki yılda bir, önceki döneme göre aynı oranlarda artırılır.
5. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinin onüçüncü yılından başlayarak, iki yılda bir, her kontenjan, önceki döneme göre en az %20 oranında artırılır.
6. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki ilk yılda, libere edilmemiş bir madde için, Türkiye’de hiçbir ithalat gerçekleştirilmemiş ise, bir kontenjanın açılması ve genişletilmesi usulleri Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilir.
7. Ortaklık Konseyi, libere edilmemiş bir maddenin ithalatının, birbirini izleyen iki yıl içinde, açılmış olan kontenjanın hissedilir şekilde altında kaldığı kanısına varırsa, bu kontenjan, Topluluğa açılacak kontenjanların toplam değeri hesaplanırken göz önüne alınamaz. Bu durumda Türkiye, Topluluğa bu maddedeki kontenjan kısıtlamasını kaldırır.
8. Türkiye’de uygulanan bütün ithalat miktar kısıtlamalarının bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden en geç yirmiiki yıl sonra kaldırılması gereklidir.
MADDE – 26
1. Akit Taraflar, aralarında uyguladıkları ithalat miktar kısıtlamalarına eş etkili bütün tedbirleri en geç yirmiiki yıllık bir dönem sonunda kaldırırlar. Ortaklık Konseyi, Topluluk içinde alınmış olan kararları da göz önünde bulundurarak, bu dönemde kademeli olarak yapılacak uyumlar hususunda tavsiyede bulunur.
2. Özellikle, Türkiye, Topluluk çıkışlı malların ithalatında, ithalatçılar tarafından yatırılması gerekli teminatları, 10. ve 11. maddelerde öngörülen sıra ve sürelere göre gitgide kaldırır.
Ayrıca, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, Topluluk’tan ithal edilen, Türk Gümrük Tarifesi’nin 87.06 pozisyonundaki Topluluk çıkışlı motorlu kara nakil vasıtalarının aksam, parça ve teferruatında, bu malların gümrük değerinin %140 ını ve diğer Topluluk çıkışlı mallarda da aynı değerin %120 sini aşan ithalat teminatları bu oranlar seviyesine indirilir.
MADDE – 27
1. Akit Taraflar arasında ihracat miktar kısıtlamaları ve bütün eş etkili tedbirler yasaklanmıştır.
Türkiye ve Topluluk, en geç Geçiş Döneminin sonunda, aralarındaki ihracat miktar kısıtlamalarını ve bütün eş etkili tedbirleri kaldırırlar.
2. Yukarıdaki fıkra hükmünden sapma olarak, Türkiye ve Topluluk, Ortaklık Konseyi’ne danıştıktan sonra, ekonomilerinin bazı faaliyet dallarının gelişmesini teşvik veya temel maddelerde muhtemel bir kıtlığa karşı konulması için gerekli olduğu ölçüde, bu maddeler ihracatındaki mevcut kısıtlamaları muhafaza edebilir veya yeni kısıtlamalar koyabilirler.
Bu durumda, ilgili Taraf, diğeri lehine, bir yandan istatistik verileri bulunan son üç yıllık ihracatın ortalamasını, öte yandan da gitgide gerçekleşecek Gümrük Birliği içinde alışverişlerin normal gelişmesini göz önünde bulundurarak bir kontenjan açar.
MADDE – 28
Türkiye, genel ekonomik durumu ve ilgili sektörün durumu elverdiği takdirde, ithalat ve ihracat miktar kısıtlamalarını Topluluğa karşı yukarıdaki maddelerde öngörülenden daha hızlı sıra ve sürelerde kaldırmaya hazır olduğunu beyan eder. Ortaklık Konseyi bu konuda Türkiye’ye tavsiyelerde bulunur.
MADDE – 29
21 ila 27. (dahil) maddeler hükümleri, kamu ahlakı, kamu düzeni, kamu güvenliği, insan ve hayvanların hayat ve sağlıklarının veya bitkiler ile sanat, tarih veya arkeoloji değeri olan milli servetlerin veya ticari ve sınai mülkiyetin korunması nedenlerinin haklı kıldığı ithalat, ihracat veya transit yasaklamaları veya kısıtlamaları konulmasına engel teşkil etmez. Bununla beraber, bu yasaklama veya kısıtlamalar, ne bir keyfi ayırım aracı, ne de Akit Taraflar arasındaki ticarette örtülü bir kısıtlama niteliği taşımalıdır.
MADDE – 30
1. Akit Taraflar ticari nitelik taşıyan milli tekellerini, tedarik ve sürüm şartları bakımından, Türkiye ve Topluluk üyesi Devletler uyrukluları arasındaki her türlü farklılığın yirmi iki yıllık bir süre sonunda kalkmasını sağlayacak şekilde, gitgide düzenlerler.
Bu madde hükümleri, Türkiye’nin veya bir üye devletin Türkiye ile Topluluk arasındaki ihracat veya ithalatı dolaylı veya dolaysız, hukuken veya fiilen kontrol ettiği, yönettiği veya hissedilir şekilde etkilediği bütün kuruluşlara uygulanır. Bu hükümler, idaresi devredilmiş Devlet tekellerine de uygulanır.
2. Akit Taraflar, 1. fıkrada yer alan ilkelere aykırı veya aralarındaki gümrük vergilerinin ve miktar kısıtlamalarının kaldırılması ile ilgili maddelerin hükümlerinin kapsamını daraltan her türlü yeni tedbir almaktan sakınırlar.
3. Bu maddede belirtilen Türk tekellerinin uyumu ve Türkiye ile Topluluk arasındaki alışveriş engellerinin azaltılmasıyla ilgili usul, sıra ve süreler, bu protokolün yürürlüğe girişinden en geç altı yıl sonra, Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilir.
Yukarıdaki bentte öngörülen Ortaklık Konseyi kararına kadar, Akit Taraflar, diğer tarafta tekel konusu olan maddelere en çok kayrılan üçüncü ülkenin aynı mallarına uygulanana en azından eşit bir işlem uygularlar.
4. Akit Tarafların yükümlülükleri, mevcut milletlerarası anlaşmalarla bağdaştığı ölçüde geçerlidir.
BÖLÜM – III
Ortak tarım politikasının uygulama alanına konulması sonucu olarak Topluluğa ithali özel düzene bağlı ürünler
MADDE – 31
Tarım ürünleri için IV. bölümde belirtilen rejim, ortak tarım politikasının uygulama alanına konulması sonucu olarak Topluluğa ithali özel bir düzene bağlı ürünlere uygulanır.
BÖLÜM – IV
TARIM
MADDE – 32
Bu Protokol’ün hükümleri, 33 ila 35 inci maddelerde öngörülen aykırı hükümler saklı kalmak üzere, tarım ürünlerine uygulanır.
MADDE – 33
1. Yirmiiki yıllık dönem içinde, Türkiye, tarım ürünlerinin Türkiye ile Topluluk arasında serbest dolaşımı için Türkiye’de uygulanması gerekli ortak tarım politikası tedbirlerini bu dönemin sonunda alabilmek amacıyla, kendi tarım politikasının uyumu yoluna gider.
2. 1. fıkrada belirtilen sürede Topluluk, tarım politikasının tespiti veya ilerideki gelişmesi sırasında Türk tarımının çıkarlarını göz önünde tutar. Türkiye, bu amaca yararlı bütün unsurları Topluluğa bildirir.
3. Topluluk, Ortak Tarım Politikası’nın tespiti veya gelişmesi ile ilgili Komisyon tekliflerini, bu tekliflere ilişkin görüşleri ve alınan kararları Türkiye’ye bildirir.
4. Tarım alanında Türkiye tarafından Topluluğa bildirilmesi gereken hususları Ortaklık Konseyi kararlaştırır.
5. 3. fıkrada belirtilen Komisyon teklifleri ve 1. fıkra uyarınca Türkiye’nin tarım alanında almayı öngördüğü tedbirlerle ilgili olarak, Ortaklık Konseyi çerçevesinde, danışmalar yapılabilir.
MADDE – 34
1. Yirmiiki yıllık dönemin sonunda Ortaklık Konseyi, Türkiye’nin 33. maddenin 1. fıkrasında belirtilen Ortak Tarım Politikası tedbirlerini aldığını tespit ettikten sonra, tarım ürünlerinin Türkiye ve Topluluk arasında serbest dolaşımının gerçekleşmesi için gerekli hükümleri tespit eder.
2. 1. fıkrada belirtilen hükümler, bu Protokol’de öngörülen kurallardan gerekli her türlü sapmayı kapsayabilir.
3. Ortaklık Konseyi 1. fıkrada belirtilen tarihi değiştirebilir.
MADDE – 35
1. 34. maddede öngörülen hükümlerin tespit edilmesine kadar ve 7 ila 11, 15 ila 18. maddeler, 19. maddenin 1. ve 5. fıkraları, 21 ila 27 ve 30. maddeler hükümlerinden sapma olarak, Türkiye ve Topluluk, birbirlerine, tarım ürünleri alışverişleri için, genişliği ve usulleri Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilecek olan tercihli bir rejim tanırlar.
2. Bununla beraber, geçiş döneminin başından itibaren uygulanacak rejim 6 sayılı ekte tespit edilmiştir.
3. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra ve bundan sonra da iki yılda bir, Ortaklık Konseyi, iki Taraftan birinin isteği üzerine tarım ürünlerine uygulanan tercihli rejimin sonuçlarını inceler. Ortaklık Konseyi, Ortaklık Anlaşmasının amaçlarının gitgide gerçekleşmesini sağlamak üzere, gerekli olabilecek iyileştirmeleri kararlaştırabilir.
4. 34. maddenin 2. fıkrası hükümleri bu madde için de geçerlidir.
KISIM – II
Kişilerin ve hizmetlerin dolaşımı
BÖLÜM – 1
İşçiler
MADDE – 36
Türkiye ile Topluluk üyesi Devletler arasında işçilerin serbest dolaşımı, Ortaklık Anlaşması’nın 12. maddesinde yer alan ilkelere uygun şekilde, Anlaşma’nın yürürlüğe girişinden sonraki onikinci yılın sonu ile yirmiikinci yılın sonu arasında kademeli olarak gerçekleştirilecektir.
Ortaklık Konseyi bu konuda gerekli usulleri kararlaştıracaktır.
MADDE – 37
Her Üye Devlet, Topluluk’ta çalışan Türk uyruklu işçilere, çalışma şartları ve ücret bakımından, Topluluk üyesi diğer devletler uyruklu işçilere göre uyrukluktan ötürü herhangi bir farklı işleme yer vermeyen bir rejim tanır.
MADDE – 38
Türkiye ile Topluluk Üyesi Devletler arasında işçilerin serbest dolaşımının kademeli olarak gerçekleşmesine değin, Ortaklık Konseyi, Türk uyruklu işçilerin her üye devlette çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyla, bu işçilerin serbestçe meslek ve yer değiştirmelerinden ortaya çıkan bütün sorunları ve özellikle çalışma ve oturma izinlerinin uzatılmasını inceleyebilir.
Bu amaçla, Ortaklık Konseyi Üye Devletlere tavsiyelerde bulunabilir.
MADDE – 39
1. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinin birinci yılının bitiminden önce, Ortaklık Konseyi, sosyal güvenlik alanında, Topluluk içinde yer değiştiren Türk uyruklu işçiler ve bunların Topluluk’ta oturan aileleri yararına hükümler tespit eder.
2. Bu hükümler, tespit edilecek usullere göre, Türk uyruklu işçilere yaşlılık, ölüm ve sakatlık gelir ve aylıkları ile işçi ve Topluluk içinde oturan ailesine sağlanan sağlık hizmetleri yönünden, çeşitli üye Devletlerde geçen sigorta veya çalışma sürelerinin birleştirilmesine imkan verecektir. Bu hükümler, Topluluk Üyesi Devletler için, Türkiye’de geçmiş süreleri göz önünde tutmak zorunluluğu yaratmaz.
3. Yukarıda belirtilen hükümler, işçinin ailesinin Topluluk içinde oturmaması halinde, aile yardımlarının ödenmesini sağlayacak nitelikte olmalıdır.
4. 2. fıkranın uygulanması sonucu kararlaştırılan hükümler uyarınca hak kazanılan yaşlılık, ölüm ve sakatlık gelir ve aylıkları Türkiye’ye gönderilebilecektir.
5. Bu maddede belirtilen hükümler, Türkiye ile Topluluk Üyesi Devletler arasındaki ikili anlaşmalardan doğan hak ve yükümleri, bunlar Türk uyruklular yararına daha elverişli bir rejim öngördükleri ölçüde değiştirmez.
MADDE – 40
Ortaklık Konseyi, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 50. maddesinin Üye Devletler’ce uygulama alanına konması sonucu alınan tedbirlerden esinlenerek, aralarında genç işçi değişimini kolaylaştırmak üzere, Türkiye ve diğer devletlere tavsiyelerde bulunabilir.
BÖLÜM – II
Yerleşme hakkı, hizmetler ve ulaştırma
MADDE – 41
1. Akit Taraflar, aralarında, yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edimine yeni kısıtlamalar koymaktan sakınırlar.
2. Ortaklık Konseyi, Ortaklık Anlaşması’nın 13. ve 14. maddelerinde yer alan ilkelere uygun olarak, Akit Taraflar’ın yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edimindeki kısıtlamaları aralarında gitgide kaldırmalarında uygulanacak sıra, süre ve usulleri tespit eder.
Ortaklık Konseyi, söz konusu sıra, süre ve usulleri, çeşitli faaliyet dalları için bu alanlarda Topluluğun daha önce koyduğu hükümleri ve Türkiye’nin ekonomik ve sosyal alanlardaki özel durumunu göz önüne alarak, tespit eder. Üretim ve alışverişlerin gelişmesine özellikle katkıda bulunan faaliyetlere öncelik verilir.
MADDE – 42
1. Ortaklık Konseyi, özellikle-Türkiye’nin coğrafi durumunu da göz önünde bulundurarak, tespit edeceği usullere göre, Topluluğu kuran Antlaşma’nın ulaştırma ile ilgili hükümlerini Türkiye’ye teşmil eder. Ortaklık Konseyi, bu hükümlerin demiryolu, karayolu ve su yolu ulaştırmalarına uygulanması amacıyla Topluluk tarafından alınmış olan kararları Türkiye’ye, aynı şartlar içinde, teşmil edebilir.
2. Topluluğu kuran Antlaşma’nın 84. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Topluluk, deniz ve hava ulaştırmasına ilişkin hükümler tespit ettiği takdirde, Ortaklık Konseyi, Türk deniz ve hava ulaştırması için hangi ölçüde ve hangi usule göre hükümler tespit edilebileceğini kararlaştırır.
KISIM – III
Ekonomi politikalarının yaklaştırılması
BÖLÜM – I
Rekabet, vergileme ve mevzuatın yaklaştırılması
MADDE – 43
1. Ortaklık Konseyi, bu Protokol’ün yürülüğe girişinden sonra altı yıllık bir süre içinde, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 85, 86, 90 ve 92. maddelerinde belirtilen ilkelerin uygulama şartlarını ve usullerini tespit eder.
2. Geçiş döneminde Türkiye, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 92. maddesinin 3 (a) fıkrasında öngörülen durumda sayılabilir. Bu bakımdan Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının kolaylaştırılmasına yönelen yardımlar, alışveriş şartlarını Akit Taraflar’ın ortak çıkarına aykırı düşecek ölçüde değiştirmedikçe, ortaklığın iyi işlemesi ile bağdaşır kabul edilir.
Geçiş döneminin sonunda, Ortaklık Konseyi, Türkiye’nin o tarihteki ekonomik durumunu gözönünde bulundurarak, yukarıdaki bentte öngörülen hükmün uygulanma süresinin uzatılmasının gerekip gerekmeyeceğini kararlaştırır.
MADDE – 44
1. Hiçbir Akit Taraf, diğer tarafın mallarına, benzeri milli mallara dolaylı veya dolaysız şekilde uyguladıklarından, hangi nitelikte olursa olsun, dolaylı veya dolaysız daha yüksek bir iç vergi uygulayamaz.
Hiçbir Akit Taraf, diğer tarafın mallarına, başka üretimleri dolaylı olarak koruyacak nitelikte bir iç vergi uygulayamaz.
Akit Taraflar, imza tarihinde mevcut olan ve yukarıdaki kurallara aykırı bulunan hükümleri en geç bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki üçüncü yılın başında kaldırırlar.
2. Türkiye ile Topluluk arasındaki mal alışverişlerinde, ihraç edilen mallar, dolaylı veya dolaysız olarak bu mallara uygulanan vergilerden daha yüksek bir iç vergi iadesinden yararlanamaz.
3. Muamele Vergisi kademeli toplu vergi sistemine göre olmuyorsa, ithal mallarına uygulanan iç vergiler veya ihraç mallarına tanınan iadeler için yukarıdaki fıkralarda yer alan ilkelere dokunmamak şartıyla, mallar veya mal grupları itibariyle ortalama hadler tespit olunabilir.
4. Ortaklık Konseyi, Topluluğun bu maddede belirtilen alandaki tecrübesini gözönünde bulundurarak, yukarıdaki hükümlerin uygulanmasını gözetir.
MADDE – 45
Muamele vergileri, tüketim vergileri ve diğer dolaylı vergiler dışındaki vergilendirmelerde, Türkiye ile Topluluk arasındaki mal alışverişlerinde, muafiyet tanınması ve ihracatta vergi iadesi yapılması ile ithalatta fark giderici vergi veya resimler konulması, ancak alınması tasarlanan bu tedbirlerin, Ortaklık Konseyi’nce, sınırlı bir süre için, önceden onaylanmış olmasına bağlıdır.
MADDE – 46
Akit Taraflar, Ortaklık Konseyi’nin 43. maddenin 1. fıkrasında belirtilen şart ve usulleri tespit eden bir karar almamış olmasından ve bu kararların veya 44. ve 45. maddelerde öngörülen hükümlerin uygulanmamasından doğacak güçlükleri gidermek için gerekli gördükleri korunma tedbirlerini alabilirler.
MADDE – 47
1. Yirmiiki yıllık bir dönem içinde Ortaklık Konseyi, Akit Taraflar’dan birinin istemi üzerine, Türkiye ile Topluluk arasındaki ilişkilerde damping uygulamaları bulunduğunu tespit ederse, dampinge sebep olanlara bu uygulamaya son vermeleri amacıyla tavsiyelerde bulunur.
2. Zarar gören Taraf:
a) Ortaklık Konseyi’nin, 1. fıkra uyarınca, istemin yapıldığı tarihten başlayarak üç aylık bir süre içinde hiçbir karar almaması,
b) 1. fıkrada öngörülen tavsiyelerin yapılmasına rağmen damping uygulamalarının devam etmesi,
hallerinde, Ortaklık Konseyi’ne haber verdikten sonra, uygun gördüğü korunma tedbirlerini alabilir.
Ayrıca, zarar gören tarafın çıkarı derhal bir eylemi gerektiriyorsa, bu taraf, çıkarını korumak amacıyla, Ortaklık Konseyine haber verdikten sonra, dampinge karşı konulacak vergiler de dahil olmak üzere, koruyucu nitelikte geçici tedbirler alabilir. Bu tedbirlerin uygulama süresi, istemin yapıldığı veya zarar gören tarafın yukarıdaki bendin (b) hükmü uyarınca korunma tedbirlerini aldığı tarihten başlayarak üç ayı geçemez.
3. 2. fıkranın 1. bendinin (a) hükmü veya 2. bendinde belirtilen hallerde korunma tedbirleri alındığı takdirde, Ortaklık Konseyi, 1. fıkrada öngörülen tavsiyeler yapılıncaya kadar bu korunma tedbirlerinin geriye bırakılmasını her an kararlaştırabilir.
2. fıkranın 1. bendinin (b) hükmünde belirtilen halde korunma tedbirleri alındığı takdirde, Ortaklık Konseyi, bu korunma tedbirlerinin kaldırılmasını veya değiştirilmesini tavsiye edebilir.
4. Akit Taraflar’dan biri kaynaklı veya o Akit Taraf ülkesinde serbest dolaşım durumunda bulunan ve diğer Akit tarafa ihraç edilen mallar, birinci Akit Taraf ülkesine tekrar ithal edildiğinde, hiçbir gümrük vergisi, miktar kısıtlaması veya eş etkili tedbir uygulanmaksızın kabul olunur.
Ortaklık Konseyi, bu fıkra hükümlerinin uygulanması amacıyla, bu alanda Topluluğun edindiği tecrübeden esinlenerek, her türlü yararlı tavsiyelerde bulunabilir.
MADDE – 48
Bu Protokol hükümlerinin kapsamına girmemekle beraber ortaklığın işlemesini doğrudan doğruya etkileyen veya bu hükümler kapsamına girdiği halde bunlarla ilgili herhangi bir özel usul öngörülmemiş olan alanlarda Ortaklık Konseyi, Akit Taraflardan her birine, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerinin yaklaştırılmasına yönelen tedbirler almalarını tavsiye edebilir.
BÖLÜM: II
Ekonomi Politikası
MADDE – 49
Ortaklık Anlaşması’nın 17. maddesinde yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak amacıyla, Akit Taraflar, ekonomi politikalarını koordine etmek için, Ortaklık Konseyi’nde, düzenli olarak danışmada bulunurlar.
Ortaklık Konseyi, gerektiğinde, duruma uygun tedbirler tavsiye eder.
MADDE – 50
1. Akit Taraflar, genellikle ekonomik durumları ve özellikle ödemeler dengelerinin durumu elverdiği ölçüde, ödemelerini, Ortaklık Anlaşması’nın 19. maddesinde öngörülenden daha fazla serbestleştirme yoluna gitmeye hazır olduklarını bildirirler.
2. Mal ve hizmet alışverişleri ile sermaye hareketleri sadece bunlara ait ödemelerin kısıtlanmasıyla sınırlandırıldığı ölçüde; bu kısıtlamaların gitgide kaldırılması amacıyla, miktar kısıtlamalarının kaldırılmasına hizmet edimi ve sermaye hareketleriyle ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
3. Akit Taraflar, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Antlaşma’nın III sayılı ekinde yer alan görünmeyen işlemlere ilişkin transferlere uygulamakta bulundukları rejimi, Ortaklık Konseyi’nin ön müsaadesi olmadıkça, daha kısıtlayıcı bir hale getirmemeyi üstlenirler.
4. Ortaklık Anlaşması’nın 19. maddesi ile bu maddede belirtilen ödemelerin ve transferlerin gerçekleştirilmesini sağlamak için alınacak tedbirler konusunda Akit Taraflar, gerektiğinde, birbirlerine danışırlar.
MADDE – 51
Ortaklık Anlaşması’nın 20. maddesinde yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesi amacıyla, Türkiye, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, Topluluk’tan gelen ve ekonomik kalkınmasına katkıda bulunabilecek özel sermayeye tanıdığı rejimi iyileştirmek için çaba gösterir.
MADDE – 52
Akit taraflar, aralarındaki sermaye hareketlerine ve bu hareketlere ilişkin cari ödemelere zarar verecek yeni kısıtlamalar koymamaya ve mevcut rejimi daha kısıtlayıcı hale getirmemeye çaba gösterirler.
Akit Taraflar, sermaye işlem ve sermaye transferlerinin yapılmasında veya yürütülmesinde uygulanan izin ve kontrol işlemlerini mümkün olan ölçüde basitleştirirler ve gerektiğinde, bu basitleştirme için birbirlerine danışırlar.
BÖLÜM: III
Ticaret Politikası
MADDE – 53
1. Akit Taraflar, geçiş dönemi süresince, ticaret politikalarının, özellikle Topluluğu kuran Antlaşma’nın 113. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen alanlarda, üçüncü ülkelere karşı koordinasyonunu sağlamak için, Ortaklık Konseyi’ne danışmada bulunurlar.
Bu amaçla her Akit Taraf, diğerinin istemi üzerine, akdettiği tarife veya ticari hükümleri kapsayan anlaşmalarla dış alışverişler rejiminde yaptığı değişiklikler hakkında yararlı bütün bilgileri verir.
Bu anlaşmaların veya değişikliklerin Ortaklığın işleyişi üzerinde doğrudan doğruya ve özel bir etkisi olması halinde, Akit Taraflar’ın çıkarlarını gözetmek amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.
2. Geçiş döneminin sonunda, Akit Taraflar, eş biçimde ilkeler üzerine kurulmuş bir ticaret politikasına erişmek amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde, ticaret politikalarının koordinasyonunu güçlendirirler.
MADDE – 54
1. Topluluk, Ortaklığın işleyişi üzerinde doğrudan doğruya ve özel bir etkisi olan bir ortaklık anlaşması veya bir tercihli anlaşma akdettiği takdirde, Türkiye ile Topluluk arasındaki Ortaklık Anlaşmasında belirtilen karşılıklı çıkarların Topluluk’ca dikkate alınmasını sağlamak üzere, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.
2. Ortaklık içinde malların dolaşımında karşılaşılan engellerin kaldırılması için gerekli olduğu takdirde, Türkiye, Topluluğa bir ortaklık anlaşması veya bir tercihli anlaşma ile bağlı ülkelerle olan alışverişlerinin ortaya çıkarabileceği pratik meselelerin çözümünü kolaylaştırmak amacıyla yararlı bütün tedbirleri almak için çaba gösterir.
Bu tedbirlerin alınmamış olması halinde, Ortaklığın iyi işlemesini sağlamak için Ortaklık Konseyi gerekli hükümleri tespit edebilir.
MADDE – 55
“Kalkınma için Bölgesel İşbirliğinin (RCD)” uygulanması konusunda Ortaklık Konseyi’nde danışmalar yapılacaktır.
Ortaklık Konseyi, icabında gerekli hükümleri kararlaştırabilir. Bu hükümler ortaklığın iyi işlemesini engellememelidir.
MADDE – 56
Bir üçüncü devletin Topluluğa katılması halinde, Türkiye ve Topluluğun Ortaklık Anlaşması’nda belirtilen karşılıklı çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamak amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.
KISIM – IV
Genel ve son hükümler
MADDE – 57
Akit Taraflar, kamu idareleri veya teşebbüsleri ile kendilerine özel veya münhasır haklar tanınmış olan özel teşebbüsler tarafından girişilecek satınalmalara katılma şartlarını, birbirlerinin ülkelerinde yerleşmiş Türk ve üye devletler uyrukluları arasında fark gözeten bütün işlemleri yirmiiki yıllık bir sürenin sonunda kaldıracak şekilde gitgide düzenlerler.
Ortaklık Konseyi bu düzenlemenin sıra, süre ve usullerin bu alanda Topluluk’ta kabul edilmiş çözüm yollarından esinlenerek tespit eder.
MADDE – 58
Bu Protokol’ün kapsamına giren alanlarda;
– Türkiye tarafından, Topluluğa uygulanan rejim, üye devletler ile bunların uyrukları veya ortaklıkları arasında hiçbir farklı işleme meydan veremez;
– Topluluk tarafından, Türkiye’ye uygulanan rejim, Türk uyrukluları veya Türk ortaklıkları arasında hiçbir farklı işleme meydan veremez.
MADDE – 59
Bu Protokol’ün kapsamına giren alanlarda, Türkiye üye devletlerin, Topluluğu kuran Antlaşma uyarınca birbirlerine tanıdıklarından daha elverişli bir işlemden yararlanamaz.
MADDE – 60
1. Türk ekonomisinin bir faaliyet sektörünü veya dış mali istikrarını tehlikeye düşürecek ciddi bozukluklar ortaya çıkar veya Türkiye’nin bir bölgesinin ekonomik durumunun bozulması şeklinde güçlükler belirirse, Türkiye gerekli korunma tedbirlerini alabilir.
Bu tedbirler ve bunların uygulama usulleri Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirilir.
2. Topluluğun, bir veya birkaç üye devletin bir ekonomik faaliyet sektörünü; bir veya birkaç üye devletin dış mali istikrarını tehlikeye düşüren ciddi bozukluklar ortaya çıkar veya Topluluğun bir bölgesinin ekonomik durumunun bozulması şeklinde güçlükler belirirse; Topluluk, gerekli korunma tedbirlerini alabilir veya ilgili üye devlet veya devletleri bu tedbirleri almakla yetkili kılabilir.
Bu tedbirler ve bunların uygulama usulleri Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirilir.
3. 1. ve 2. fıkralar hükümlerinin uygulanmasında, ortaklığın işleyişini en az aksatacak tedbirlerin öncelikle seçilmesi gereklidir. Bu tedbirler, ortaya çıkan güçlüklerin giderilmesi için gerekli ölçüyü hiçbir şekilde aşmamalıdır.
4. 1. ve 2. fıkraların uygulanması sonucu alınan tedbirler üzerinde Ortaklık Konseyi’nde danışmalar yapılabilir.
MADDE – 61.
Geçiş döneminin süresi, bu Protokol’ün özel hükümleri saklı kalmak üzere, oniki yıldır.
MADDE – 62
Bu Protokol ve ekleri, Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın ayrılmaz parçalarıdır.
MADDE – 63
1. Bu Protokol, imza eden devletlerin kendi anayasa, usullerine uyularak onaylanır ve Topluluk yönünden Konsey’ce, Topluluğu kuran, Antlaşma hükümleri uyarınca bir karar alınması ve bu kararın Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın Akit Tarafları’na tebliği ile geçerli bir şekilde aktedilmiş olur.
Yukarıda belirtilen aktin onaylama ve tebliğ belgeleri Brüksel’de karşılıklı olarak verilir.
2. Bu Protokol, 1. fıkrada belirtilen onaylama ve tebliğ belgelerinin karşılıklı olarak verilmesi tarihini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
3. Bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinin takvim yılı başına rastlamaması halinde, Ortaklık Konseyi, bu Protokol’de öngörülen süreleri, özellikle malların serbest dolaşımının gerçekleştirilmesi bakımından, takvim yılı ile birlikte son bulacak şekilde kısaltabilir veya uzatabilir.
MADDE – 64
Bu Protokol, her metin eşit olarak geçerli olmak üzere, Türk, Alman, Fransız, İtalyan, Hollanda dillerinde ikişer nüsha olarak yazılmıştır.
Bunun belgesi olarak, aşağıda adları yazılı tam yetkili temsilciler bu Katma Protokol’ün altına imzalarını atmışlardır.
Zu Urkund Dessen haben die unterzeichneten Bevollmächtigten ihre Unterschriften unter dieses Zusatzprotokoll gesetzt.
En foi de Quoi, les plénipotentiaires soussignés ont aposé leurs signatures au bas du présent Protokole additionnel.
In Fede Di Che, i plenipotenziari sottoscritti hanno apposto le loro firme in calce al presente Protocollo addizionale.
Ten Blıjke Waarhvan de ondergetekende gevolmachtigden hun handtekening onder dit Aanvullend Protocol hebben gesteld.
Brüksel’de, yirmiüç Kasım bindokuzyüzyetmiş gününde yapılmıştır.
Gescheben zu Brüssel am deriundzwanzigsten November neunzehnhundertsiebzig.
Fait à Bruxelles, le vingt-trois novembre mil neuf cent soixantedix.
Fatto a Bruxelles, addi’ ventitre novembrè millenovecentosettants.
Gedaan te Brussel, de drieëtwintigste november negentienhonderd zeventig.
Türkiye Cumhurbaşkanı adına,
İhsan Sabri Çağlayangil.
Pour sa Majesté le Roi des Belges,
Voor Zijne Majesteit de Koning der Belgen,
Pierre Harmel.
Für den Präsidente der Bundesrepublik Deutschland,
Walter Schell.
Pour le Président de la République Française,
Maurice Schuman.
Per il Presidente della Republica Italiana,
Mario Pedini.
Pour Son Altesse Royale le Grand Due de Luxembourg,
Gaston Thorn.
Voor Hare Majesteit de Koningin der Nederlanden,
J. M. A. H. Luna.
In Namen des Rates der Europäischen Gemeinschaften,
Pour le Conseil des Communautés Européennes,
Per il Consiglio delle Communità Europee,
Voor de Raad der Suropese Gemeenschappen,
Walter Schell Franco Maria Maifatti
Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma’ya ekli «Geçici Protokol» ün birinci maddesi uyarınca 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanmış olan Katma Protokol ve Ekleri ile Malî Protokol, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu yetki alanına giren maddelerle ilgili Anlaşma ve Son Senetin onaylanmasının uygun bulunduğuna dair Kanun
4 Ağustos – Hukuk Takvimi
4 Ağustos – Hukuk Takvimi
1639 |
Hukukçu, yazar ve oyuncu Juan Ruiz de Alarcón 4 Ağustos 1639 tarihinde, Madrid’de öldü. (Doğumu: 1581, Meksiko) İspanya’da Salamanca Üniversitesi’nde kilise hukuku öğrenimi gördü ve bir süre avukatlık yaptı. İspanya’ya yerleşti ve memurluk yaptı. Bu dönemde oyunlar yazmaya başladı ve çoğunlukla komedi türünde eserler yazdı. Yazmış olduğu 25 kadar oyunu iki cilt olarak yayımlandı. 1639 yılında Madrid’de öldü. Segovyalı Dokumacı (El tejedor de Segovia), Yerin Kulağı Var ( Las paredes oyen) ve Şüpheli Gerçek (La verdad sospechos) önemli eserleridir. |
1791 |
Ziştovi Antlaşması imzalandı. Ziştovi Antlaşması, 4 Ağustos 1791 tarihinde Avusturya Arşidüklüğü ile Osmanlı Devleti arasında Sistovo’da imzalanan barış antlaşmasıdır. 1790 yılı Aralık ayında Ziştovi(Sistovo) kasabasında başlayan barış görüşmeleri sonuçlandırılarak 4 Ağustos 1791 tarihinde antlaşma ile sonuçlanmıştır. |
1870 |
Uluslararası Kızılhaç Teşkilatı, Birleşik Krallık’ta kuruldu. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi; görevi din, inanç, dil, ırk, toplumsal sınıf veya politik görüş farkı gözetmeksizin insan hayatı ve sağlığını korumak, insan varoluşunun saygı görmesini sağlamak, insanların acı çekmesini önlemek ve acılarını dindirmek olan uluslararası bir insani harekettir. |
1872 |
Namık Paşa’nın Danıştay Başkanlığı sona erdi. |
1872 |
Yusuf Kamil Paşa, ikinci kez Danıştay(Şurayı Devlet) Başkanı oldu. |
1944 |
Anne Frank, Naziler tarafından yakalandı. 1945’te toplama kampında öldü. Saklanırken tuttuğu notlar öldükten sonra klasik haline geldi. |
1950 |
Türkiye Sınai Kalkınma Bankası kuruldu. |
1958 |
İsrailli siyasetçi ve bakan Silvan Şalom doğdu. Askerlik hizmetinin ardından Necef Ben Gurion Üniversitesi’nde ekonomi bölümünü bitirdi ve akabinde Tel Aviv Üniversitesi‘nde hukuk ve kamu politikası alanında lisansüstü eğitimini tamamladı. 1985’ten itibaren maliye ve adalet bakanlığı danışmanlığı yaptı. |
1976 |
İspanya Kralı Juan Carlos, bir af kanunu çıkararak siyasi tutukluların %90’ını affetti. |
1986 |
Yargıtay, ameliyatla cinsiyet değiştiren Bülent Ersoy’un erkek olduğuna karar verdi. Karar, Türkiye Cumhuriyetinde, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında emsal oldu. |
1987 |
Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü, Türkiye’nin İran’a silah satan ülkeler arasında olduğunu ileri sürdü. |
1961 |
ABD’nin 44. Başkanı Barack Obama doğdu. Demokrat Parti adayı olarak başkan olan Obama, ABD tarihindeki ilk ve tek Afroamerikalı devlet başkanıdır. Obama, Harvard Hukuk Fakültesi mezunudur. Avukatlık diplomasını aldıktan sonra 1992 yılından itibaren 12 yıl süreyle Chicago Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa hukuku dersleri vermiştir. |
1977 |
Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Dair Avrupa Sözleşmesi, 4 Ağustos 1978 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye, Sözleşmeyi 27 Ocak 1977 tarihinde imzaladı ve 27 Ekim 1980 tarihinde onayladı. |
1981 |
Türkiye’nin ilk kadın profesörlerinden Fazıla Şevket Giz 4 Ağustos 1981 tarihinde öldü. (Doğumu:1903, İstanbul) |
1988 |
12 Eylül Darbesine ve Kenan Evren’e karşı ilk davayı açtığı için meslekten atılan Sacit Kayasu 4 Ağustos 1988 tarihinde fiilen savcılığa başladı. |
2021 |
AFP foto muhabiri Bülent Kılıç, Beyoğlu Mis Sokak’ta 26 Haziran 2021 tarihinde ters kelepçelendiği ve boğazına basılarak gözaltına alındığı iddiasıyla, iki polis memuru hakkında 4 Ağustos 2021 tarihinde “mala zarar vermek” ve “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle basit yaralama” yönünden suç duyurusunda bulundu. Olay hakkında 16 Mart 2022’de takipsizlik kararı verildi. |
2023 |
TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren ve RSF Türkiye temsilcisi ve Bianet medya özgürlüğü raportörü Erol Önderoğlu, Libya dosyasına dair bir haberden üç yıl önce ertelemeli olarak verilen hapis cezası nedeniyle gazeteci Barış Pehlivan’ın yeniden hapse girmek durumunda kalmasını kınadı. |
3 Ağustos – Hukuk Takvimi
3 Ağustos – Hukuk Takvimi
1492 |
İspanyol Engizisyonu’nun ardından, İspanya’daki yaklaşık 200.000 Sefarad Yahudisi, İspanyol İmparatorluğu ve Katolik Kilisesi tarafından ülkeden kovuldu. |
1492 |
Cenovalı Kristof Kolomb, İspanya’dan 3 gemi ile yola çıktı. 63 gün sonra, 12 Ekim günü Hindistan’a vardığını zannederek Amerika Kıtası’na ayak bastı. |
1914 |
I. Dünya Savaşı: Balkan Cephesi başladı. Alman İmparatorluğu, Fransa‘ya savaş ilan etti. Birleşik krallık, Osmanlı İmparatorluğu’nun sipariş ettiği “Sultan Osman I” ve “Reşadiye” isimli 2 zırhlı gemiye el koydu. Hükûmetin geri istediği 4 milyon poundluk ücret ise iade edilmedi. |
1903 |
Tunus Devleti’nin kurucusu ve ilk Devlet Başkanı Habib Burgiba, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Ağustos 1903) Tunus‘ta Arapça ve İslam dini konusunda eğitim gördü, ardından Sorbonne Üniversitesi’nde hukuk ve siyaset bilimi eğitimi gördü. Ülkesine döndükten sonra avukatlık yapmaya başladı. 1934’te bağımsızlık mücadelesine önderlik edebileceğini düşündüğü bazı genç arkadaşlarıyla Yeni Düstur Partisi‘ni kurarak önce partinin genel sekreteri oldu. 1948’de bu partinin başkanı olarak görev yaptı. Siyasi faaliyetleri yüzünden kısa sürede Fransız sömürge yönetiminin dikkatini çekti ve 11 yılını hapiste geçirdi. Arap dünyasında ılımlılık ve aşamalı ilerlemenin önde gelen savunucularından oldu. |
1932 |
Yargıtay önceki başkanlarından Müfit Utku 3 Ağustos 1932 tarihinde Mardin’de doğdu. Müfit Utku, Diyarbakır Lisesi’ni bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmış, fakülteden 1957 yılında mezun olmuştur. Askerliğini İzmir-Bornova’da Yedek Subay olarak yaptıktan sonra, Mardin Hakim adayı olarak 1958’de mesleğe başlayan Utku, Hakim adayı olarak 1958’de mesleğe başlamış, daha sonra hakimlik ve savcılık görevlerinde bulunmuştur. Sırasıyla; Kale Hakimliği ile Çamlıdere Cumhuriyet Savcılığı ve Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı yapmakta iken 1977 yılında Yargıtay Üyeliğine seçilmiş, 1986 yılında 7.Ceza Dairesi Başkanlığına seçilmiştir. Müfit Utku, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından 5 Temmuz 1993 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiş, dört yıl boyunca devam eden görevini yürütmekte iken 7 Temmuz 1997 tarihinde yaş haddinden emekli olmuştur. Utku, 13 Ağustos 2013 tarihinde kanser hastalığından ötürü Ankara’da yaşamını yitirmiştir. |
1948 |
Fransız siyasetçi Jean-Pierre Raffarin, dünyaya geldi. Paris II-Assas Üniversitesi’de Hukuk öğrenimini tamamlamış. 1976-1981 yılları arasında Devlet Sekreteri Lionel Stoléru’nün teknik danışmanlığını yapmıştır. 1979-1988 yılları arasında Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nde öğretim üyesi olmuştur. UDF‘in 1993-1995 yıllarında Genel Sekreter yardımcılığı ve sözcülüğü görevini yürütmüş, 1995-1996 yıllarında da genel sekreterlik görevinde bulunmuştur. 1989-1995 yılları arasında Avrupa Parlamentosu milletvekili olmuş, Ayrıca 1995-1997 yıllarında Küçük ve Orta Boy İşletmeler ve Ticaret Bakanlığı yapmıştır. İlk kez 1995 yılında senatör seçilmiş ve uzun yıllar bu görevi sürdürmüştür. 1995 yılında Fransız Demokrasisi için Halk Partisi’ni (PPDF) kuranlar arasında yer almıştır. 2002 yılında UMP‘nin kurucularından olmuştur. 6 Mayıs 2002 – 31 Mayıs 2005 arasında Fransa Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev yapmış ve Avrupa Anayasası referandumunda “hayır” oyu çıkmasının ardından görevinden istifa yoluyla ayrılmıştır. 2008 ve 2014 yıllarında Senato Başkanlığı için aday adayı olmuş ancak UMP grubundaki önseçimleri kaybetmiştir. 2011’de Cezayir ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için yetkilendirilmiştir. Ayrıca Mart 2011’den Eylül 2014 senato seçimlerine dek Senato Başkanvekili olarak görev yapmıştır. Ekim 2014 itibarıyla Senato Dışişleri ve Savunma Komisyonu Başkanlığını yürütmüştür. Légion d’honneur, Quebec Ulusal Nişanı (Kanada), Romanya Yıldızı Nişanı, Dostluk Nişanı(Çin) ve Grand Cross of National Merit nişanlarının sahibidir. |
1949 |
Avrupa Konseyi Statüsüne Dair Londra Sözleşmesi 5 Mayıs 1949 tarihinde Londra’da imzaya açılmış, 10 Avrupa ülkesi (Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İrlanda, İtalya, İsveç, Lüksemburg ve Norveç) tarafından imzalanarak 42. maddeye uygun olarak 3 Ağustos 1949 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Avrupa Konseyi Statüsü’ne 13 Nisan 1950 tarihinde katılmış ve 12 Aralık 1949 tarihli 5456 Sayılı Kanun ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair kanun 17 Aralık 1949 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Konseyin amacı; insan haklarını, çoğulcu demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü korumak; kültürel kimliğe ve kültürel çeşitliliğine ilişkin bilinç oluşturmak ve bunların geliştirilmesini teşvik etmek; Avrupa toplumunun karşılaştığı azınlıklara karşı ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, çevre kirliliği, AIDS, uyuşturucu, organize suçlar gibi sorunlara çözüm bulmak; siyasi ve hukuki reformları destekleyerek Avrupa’da demokratik istikrarın güçlendirilmesine yardımcı olmaktır. |
1949 |
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Çin’in Birleşmiş Milletler’e girme isteğini reddetti. |
1949 |
Güney Kıbrıslı Rum diplomat, siyasetçi ve akademisyen Erato Kozaku-Markullis, doğdu. 1972’de Atina Üniversitesi’nde hukuk, 1974 yılında ise yine aynı üniversitede kamu hukuku lisansını tamamladı. Finlandiya’nın Helsinki Üniversitesi’nde sosyoloji ve siyaset bilimi alanlarında doktora derecesi elde etti. Eylül 1980’den Aralık 1988’e kadar Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi olarak görev yaptı. 2007’ye kadar çeşitli ülkelerde büyükelçilik görevi yürüttü. 2007-2008 ve 2011-2013 yılları arasında Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olarak görev aldı. Bunun yanında, Mart 2010’dan Ağustos 2011’e kadar İletişim ve Çalışma Bakanlığı görevinde bulundu. Ardından üniversiteye dönerek dersler verdi, birçok üniversite ve düşünce kuruluşunda söyleşilere katıldı. |
1960 |
27 Mayıs darbesinin etkileri devam ediyor: Aralarında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın da bulunduğu 235 general ve amiral, emekliye sevk edildi. Genelkurmay Başkanlığı’na Cevdet Sunay getirildi. |
1963 |
Hukukçu, Demokrat Parti lideri ve 2008–2011 yıllarında Tayland’ın 27. Başbakanlığını yapan Abhisit Vejjajiva dünyaya geldi. |
1971 |
Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol, 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5 Temmuz 1971’de kabul edilmiş, 22 Temmuz 1971 tarihinde Cumhuriyet Senatosu’nda onaylanmış, 3 Ağustos 1971 tarihinde resmi gazetede yayınlanan 1448 sayılı Kanun gereğince 1 Ocak 1973’te yürürlüğe girmiştir. Türkiye ile AB arasında daha önce Ankara Antlaşması adıyla imzalanmış olan ortaklık anlaşmasının uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri içermekte; malların, sermayenin, hizmetlerin ve kişilerin serbest dolaşımını nihai hedef olarak belirlemektedir. Ankara Anlaşmasının 4. maddesine dayanılarak hazırlanan Katma Protokol, uygulamayı gösteren bir antlaşma olup tam üyelik öncesi dönemi düzenleyen Geçici Anlaşma niteliğindedir. |
1971 |
Yargıtay, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, THKO üyesi Ömer Ayna hakkındaki 36 yıllık mahkumiyet kararını bozdu. |
1972 |
Yazar Sevgi Soysal hakkına “Orduya hakaret ettiği” gerekçesiyle 1 yıl ağır hapis ve 4 ay genel gözetim cezasının Yargıtay’dan dönmesi üzerine, askeri mahkemece bu defa 10 ay ağır hapis ve 3 ay 10 gün Adana’da genel gözetim altında bulundurulma cezasına çarptırıldı. |
1972 |
İngiliz hükümeti, liman işçilerinin grevi nedeniyle oluşan gıda sıkıntısından dolayı “Olağanüstü Hal” ilan etti. |
1977 |
Selda Bağcan hakkında, İzmit Sanayi Fuarı’ndaki konserinde “Emniyetin bütün uyarılarına rağmen yasaklanmış sol şarkıları okuyarak seyircileri tahrik ettiği” gerekçesiyle soruşturma açıldı. |
1979 |
Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz’ün 24 Mart 1978’de öldürülmesinden dolayı tutuklu yargılanan Ankara Turizm Ticaret Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi ülkücü İbrahim Çiftçi ölüm cezasına çarptırıldı. Mahkeme, Doğan Öz cinayetinde “azmettirme, koruma ve kollamalarından dolayı” MHP Konya Milletvekili İhsan Kabadayı ile Genel Sekreter Yardımcıları Yaşar Okuyan ve Nevzat Kösoğlu hakkında soruşturma için Sıkıyönetim Komutanlığı’na suç duyurusunda bulunma kararı aldı. |
1979 |
İrlanda Anayasasında değişiklik yapıldı. Evlat Edinme Kurulu tarafından verilmiş evlat edinme kararlarının mahkeme tarafından verilmediği için geçersiz ilân edilmemesi sağlandı. |
1984 |
1974’de “Komünist Parti Manifestosu”nu Celal Üster’le birlikte Türkçe’ye çeviren Nur Deriş Askeri Mahkeme’ce 7.5 yıl hapse mahkum edildi. |
1984 |
Politika Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan Özgür’ü öldürmekten yargılanan K.Ayaydın ve G.Başdemir hakkında ikinci kez beraat kararı verildi. |
1984 |
Selda Bağcan, Muhlis Akarsu ve Feridun Biliş hakkında “Galdı Galdı” adlı uzunçalarda komünizm propagandası yaptıkları iddiasıyla açılan davada askeri savcı sanıkların 2 yıl 8 ay ile 8 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmalarını istedi. |
1986 |
İstanbul Tabip Odası’nın 26-27 Nisan’da yapılan kongresinden dolayı, önceki yönetim kurulundan 7 kişi hakkında dava açıldı. Dava, kongre için izin alınmadığı ve kongrede biri ”İşkence ve Hekimlik Bağdaşmaz” başlıklı 2 bildirinin izinsiz dağıtıldığı gerekçesiyle açıldı. |
1991 |
ABD eski Adalet Bakanı Ramsey Clark İstanbul’da çeşitli partiler ve kitle örgütlerinden oluşan ABD’nin Ortadoğu’daki Savaş Suçlarını Araştırma Türkiye Komisyonu tarafından düzenlenen toplantıda konuştu: ”ABD Körfez Savaşı’nda insanlığa karşı savaş suçu işledi.” |
1994 |
Dokunulmazlıkları kaldırılarak milletvekillikleri düşürülen ve partileri kapatılan 4.5 aydır tutuklu DEP’li 5 eski Milletvekili ile Bağımsız Şırnak Milletvekili Mahmut Alınak’ın “bölücülük” suçlamasıyla ve idam istemiyle yargılandıkları davaya Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinde başlandı. |
1994 |
“Arkadaşıma Dokunma” kampanyasında bölücülük yapıldığı suçlamasıyla Eksik Etek Dergisi’nin sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Lalezar Atak hakkında DGM’de dava açıldı. |
1995 |
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin hazırlattığı ‘Doğu Raporu’ açıklandı. Raporu, TOBB Başkanlık Danışmanı Prof. Dr. Doğu Ergil hazırlamıştı. |
1998 |
Türkiye ile Fransa arasında enerji ve savunma sanayi alanlarında işbirliği anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre, savunma sanayiinde füze, gemi, zırhlı araç konularında üçüncü ülkelere satışlarda işbirliği yapılması, enerji konusunda ise Hazar Havzası Petrolünün Türkiye üzerinden taşınmasında ortak hareket edilmesi kararlaştırıldı. |
1999 |
Abdullah Öcalan, dağdaki terör örgütü üyelerine yönelik olarak silahlı mücadeleye son verme ve barış için çalışma çağrısı yaptı. |
2000 |
F tipi cezaevleriyle ilgili toplanan imzaları Ankara’ya götürürken yol üzerindeki illerde kendilerini engelleyen polislere ilişkin İstanbul Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunmak isteyen TAYAD üyesi tutuklu ve hükümlü yakınlarından yaklaşık 40 kişi gözaltına alındı. |
2000 |
Endonezya’yı 32 yıl boyunca yöneten eski diktatör Suharto hakkında yolsuzluk suçlamasıyla dava açıldı. |
2001 |
2001- F Tipi cezaevlerine karşı yürütülen ölüm orucunun 288’inci gününde, TKP/ML davasından yargılanan Muharrem Horoz yaşamını yitirdi. Adli Tıp, Muharrem Horoz için tahliye edilmesi yönünde rapor vermiş ancak mahkeme tahliye talebini reddetmişti. |
2002 |
AB‘ye uyum çerçevesinde kabul edilen yasayla, savaş ve yakın savaş tehdidi halleri dışında idam cezası kaldırıldı. |
2004 |
Ceza hukukçusu ve akademisyen Sulhi Dönmezer, hayatını kaybetti. (Doğumu: 10 Şubat 1918, İstanbul) |
2011 |
Mısır’ın devrik Cumhurbaşkanı Mübarek ile oğullarının yargılanmasına başlandı. Mübarek, 11 Şubat’ta istifa ettiğinden sonra ilk kez, büyük bir demir kafesin içinde sedyede yatar vaziyette mahkeme salonuna getirildi. |
2014 |
Ezidî soykırımı: Irak’ın Musul kenti yakınlarında olan Ezidilerin yaşadığı Şengal (Sincar) bölgesine, IŞİD’e bağlı çeteler tarafından düzenlenen saldırılar sonucunda da binlerce kişi yaşamını yitirirken, kadınlar ve çocuklar esir alındı, binlercesi göçe zorlandı. Esir alınan binlerce Ezidi kadın; Musul, Rakka, Deyr ez Zor, Telafer ve Minbiç gibi kentlerde kurulan köle pazarlarında satıldı. |
2020 |
Kuzey İrlandalı politikacı, Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin kurucusu ve Nobel Barış Ödülü sahibi John Hume, hayatını kaybetti. (Doğumu: 18 Ocak 1937, Derry) Kuzey İrlanda’da gerçekleşen Yurttaşlık Hakları Hareketi’nin öncülerindendir. 1979’dan 2001’e kadar Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi’nin ikinci lideriydi. Avrupa Parlamentosu üyeliği, Foyle meclis üyeliği ve Kuzey İrlanda Meclisi’nde milletvekilliği yapmıştır. Modern Kuzey İrlanda siyasi tarihinin en önemli şahsiyetlerinden ve Kuzey İrlanda barış sürecinin mimarlarından biri olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda Gandhi Barış Ödülü ve Martin Luther King ödüllerinin de sahibi olarak üç büyük barış ödülünün sahibi olmuş tek kişidir. |
2025 |
2022 yılının kasım ayında o dönemki Adalet Bakanı Merrick Garland tarafından Trump’a yönelik bir soruşturmayı yürütmek üzere atanan Özel Yetkili Savcı Jack Smith hakkında “yasa dışı siyasi eylemlerde bulunduğu” gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Smith, Kasım 2024 başkanlık seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi aday Trump aleyhine iki federal dava açmıştı. Trump’ın yeniden seçilmesinin ardından Smith, davaları düşürmüş ve her iki dava da mahkemeye taşınmamıştı. |
2025 |
Şanlıurfa’da IŞİD terör örgütüne finansal destek verdiği belirlenen şahıslara yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 6 kişiden 4’ü tutuklanırken, 2’si sınır dışı edildi. |
2025 |
Halkın Kurtuluş Partisi, ”cuma hutbesinde kadınların giyim tarzının hedef alındığı” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. |
2025 |
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Milli Emlak Genel Müdürlüğü Genel Satış Daire Başkanının, e-Devlet hesabına bilgisi dışında girildiğini fark etmesi üzerine şikâyetçi olduğunu ve e-imzayı iptal ettirdiğini” bildirdi. |
2025 |
Sahte diploma soruşturması kapsamında, II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu’nun İnönü Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden aldığı lisans diploması iptal edildi. YÖK’ün savcılığa gönderdiği resmi yazıda, Osmanoğlu’nun mezuniyet kaydının bulunmadığı ifade edildi. Osmanoğlu hakkında “resmi evrakta sahtecilik” suçlamasıyla iddianame hazırlandı. |
2 Ağustos – Hukuk Takvimi
2 Ağustos – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
MÖ 216 |
Cannae Muharebesinde Romalılar, Anibal komutasındaki Kartaca ordusu karşısında bozguna uğradı. |
1492 |
İspanya’da, dinlerini değiştirmemeleri halinde ülkeden ayrılmaları için verilen sürenin sona ermesi üzerine Musevilerinin çoğu Osmanlı Devleti’ne sığındı. |
1512 |
İtalyan doktor, anatomist ve filozof Alessandro Achillini, yaşamını yitirdi. (Doğumu:1463) |
|
|
|
1894 |
Brezilyalı zoolog, politikacı ve diplomat Bertha Maria Júlia Lutz dünyaya geldi. (2 Ağustos 1894 – 16 Eylül 1976) Brezilya’da kadınların oy hakkı kazanmasında etkili oldu ve ülkesini Birleşmiş Milletler San Francisco Konferansı’nda temsil etti. BM Antlaşmasının imzasında bulundu. |
|
|
|
1914 |
Almanya, Rusya’ya savaş ilan etti. Osmanlı ile Almanya arasında işbirliği anlaşması imzalandı. Osmanlı’da seferberlik ilan edildi. Alman-Osmanlı ittifak antlaşması 2 Ağustos 1914’te İstanbul’da, Said Halim Paşa’nın Yeniköy’deki yalısında imzalanmıştır. Osmanlı Devleti’ni İttifak Devletleri safında savaşa sokan gizli ittifak antlaşmasıdır. (Deutsch-Türkische Bündnisvertrag) Türk-Alman İttifak Antlaşması, en yetkili makamlarca da uygun bulunarak onaylanmış ve 27 Ağustos 1914 Tarihinde resmen yürürlüğe girmiştir. |
|
|
|
1920 |
19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasının ardından yurt çapında düzenlenen kongreler kapsamında Afyonkarahisar Kongresi yapıldı. |
|
|
|
1934 |
Adolf Hitler, Almanya’nın Führer’i haline geldi. Totaliter rejim dönemi başladı. |
1939 |
Adalet Bakanlığı, halk önünde idam yapılmayacağına dair genelgeyi yayımladı. |
1944 |
Türkiye, İngiltere ve ABD’nin önerisi üzerine, Almanya ile siyasi ve iktisadi ilişkileri kesti. |
1967 |
Anayasa Mahkemesi Çetin Altan’ın dokunulmazlığını kaldırma kararını iptal etti. |
1968 |
Üniversite öğrenci örgütlerince 9-19 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Barış Şenliğine 16 ülkeden davet edilen 58 öğrenci lideri, düşünür ve aktivistin Türkiye’ye girişleri yasaklandı. |
1975 |
Nüfus Mübadelesi Antlaşması(Üçüncü Viyana Anlaşması), KKTC ile Güney Kıbrıs Yönetimi arasında 2 Ağustos 1975 tarihinde Viyana’da imzalanmıştır. Hem bu antlaşma, hem de onun uygulanışı, ilgili BM belgelerine net bir şekilde kayda geçirilmiştir. (5 Ağustos 1975 S/11789, 10 Eylül 1975 S/11789/Ek.1) Barış Harekatı sonrası Denktaş’ın en önemli diplomatik başarısı olan Nüfus Mübadelesi Antlaşması 9 Ağustos’ta uygulanmaya başlamıştır. |
1983 |
Barış Derneği Davası’nda yargılanan İstanbul Barosu Başkanı Avukat Orhan Adli Apaydın: “Yasal bir derneğin kurucusu olmak, dünyanın hiç bir yerinde suç değildir.” |
1984 |
Amerikalı siyasetçi, senatör, avukat, yazar ve Başkan Donald Trump kabinesinde 50. Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcısı olan James David Vance dünyaya geldi. 2009 yılında Ohio Eyalet Üniversitesi’nden siyaset bilimi ve felsefe alanında lisans derecesiyle mezun oldu. Yale Hukuk Fakültesi’ni 2013 yılında bitirdi. |
1989 |
Açlık grevinin 35. gününde Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nden 312 tutuklu ve hükümlü Nazilli ve Aydın cezaevlerine nakledildi. |
1991 |
Şili ve Arjantin yüzyıldan fazla bir zamandır aralarında süren sınır anlaşmazlıklarına bir anlaşma imzalayarak son verdi. |
1991 |
Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı, 2 Ağustos 1991 tarihinde Meksika’da düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edildi. |
1997 |
Nijeryalı müzisyen, albüm yapımcısı ve insan hakları savunucusu Fela Kuti hayatını kaybetti. (Doğumu: 15 Ekim 1938, Nijerya) |
1998 |
Hükümet ortağı DSP tarafından teklif edilen af, siyasi partiler arasında ve toplumda geniş yankı uyandırdı. Toplumun bazı kesimlerinden ve hukukçulardan af teklifine tepki geldi. |
2001 |
Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi, Srebrenica katliamının faili Sırp General Radislav Kristiç’i 46 yıl hapse mahkum etti. Kristiç, 1995’te Srebrenica’da 8 bin Müslüman Boşnak katledilirken Drina müfrezesinin ikinci komutanıydı. |
2001 |
Eski Milli Savunma bakanlarından Ercan Vuralhan, karşılıksız çek davasından hakkında çıkan gıyabi tutuklama kararı nedeniyle gözaltına alındı. |
2002 |
AB Uyum Paketi’nin ilk yasa maddesi olan terör suçlarında da ölüm cezasının kaldırılması, TBMM’de 152 ret oyuna karşılık 253 oyla kabul edildi. Meclisteki oylamada koalisyon ortağı MHP’den 114 ve ANAP’tan 2 Milletvekili ile 27 AKP ve 6 DYP Milletvekili “hayır” oyu verdi. |
2002 |
Diyarbakır DGM, AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın 312’den mahkumiyetine ilişkin adli sicilindeki kaydının silinmesi talebini reddetti. Böylece, Erdoğan milletvekili adayı olabilmek için gereken “temiz” adli sicil kaydını alamadı. |
2002 |
Filistin polisi, İsrail’in aradığı 20 militanı Filistin lideri Yaser Arafat’ın Ramallah’taki karargahı içinde tutuklayarak cezaevine nakletti. Operasyon ABD ve İsrail’in talebi üzerine gerçekleşti. |
2005 |
AİHM, 2001 yılında HADEP’li Serdar Tanış ile Ebubekir Deniz’in kaybolmasıyla ilgili iki ayrı davada Türkiye’nin “yaşam hakkını ihlal ettiğine” hükmetti. 25 Ocak 2001 tarihinde Silopi HADEP ilçe Başkanı Serdar Tanış ile İlçe Sekreteri Ebubekir, Deniz çağrıldıkları Silopi Jandarma Karakolu’na gitmiş bir daha kendilerinden haber alınamamıştı. |
2005 |
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in onayladığı Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin 6,550 milyon dolar bedele Oger Telecom’a satışına ilişkin karar Resmi Gazete’de yayımlandı. |
2005 |
İran’da bazı cinayetlerde devlet parmağı olduğunu yazdığı için hapse atılan ve açlık grevinde olan gazeteci Ekber Genci’nin davasına bakan yargıç, bir suikast sonucu öldürüldü. |
|
|
|
2007 |
Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN başkanlığındaki Komisyon tarafından hazırlanan Anayasa Taslağı Başbakan Recep Tayip ERDOĞAN’a sunuldu. |
|
|
|
2009 |
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, birinci ”Ergenekon” davası ile Danıştay’a yönelik saldırıya ilişkin davanın birleşmesine karar verdi. |
|
|
|
|
|
|
2013 |
Abdullah Öcalan’ın avukatlarının, müvekkillerine daha önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak müvekkillerinin yeniden yargılanmasını talep etmesi üzerine mahkeme yeniden yargılama ve infazın durdurulması talebini 2 Ağustos’ta oybirliğiyle reddetti. 4’üncü yargı paketi olarak bilinen 6459 sayılı yasanın 21’inci maddesinin yeniden yargılamaya ilişkin hükümlerine dayandırılan itirazın reddedilmesi üzerine Ankara 12’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan itirazların da reddine karar verildi. |
2014 |
Avukat ve 68 kuşağı önderlerinden Kemal Bingöllü yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1939) Deniz Gezmiş’in yakın arkadaşıdır. Ceza hukukçusu ve Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nın (DDKO) yöneticilerindendi. |
2015 |
Avrupa Parlamentosu ,1944 yılında her yaş ve cinsiyetten 4 bin 300 Roman ve Sintinin Auschwitz’de gaz odasına gönderildiği 2 Ağustos gününü Roman ve Sinti Soykırımını Anma Günü olarak kabul etti. |
2015 |
2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile kurulan SPK’nın ilk başkanı da olan diplomat ve Prof. Dr. İsmail Türk 2 Ağustos 2015 tarihinde Ankara’da vefat etti. |
2015 |
İtalyan hukukçu, avukat, yargıç ve akademisyen Giovanni Conso hayatını kaybetti. (Doğumu: 23 Mart 1922, Torino) Torino’da hukuk eğitimi aldı. Avukatlık ve çeşitli üniversitelerde ceza muhakemesi hukuku profesörü olarak dersler verdi. 1976-1981 yıllarında Yüksek Yargı Kurulu üyeliği yaptı ve Yüksek Yargı Kurulu Başkanvekili Ugo Zilletti’nin istifası üzerine 1981 yılında başkanvekili seçildi. 1982 yılında Cumhurbaşkanı Alessandro Pertini tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine atandı. 1990-1991 yılları arasında 3 buçuk ay süreyle mahkemenin başkanlığını yürüttü. 1992 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Demokratik Sol Parti’nin (PDS) resmi adayı oldu ancak seçilemedi. 1993 yılında Giuliano Amato tarafından kurulan hükûmette adalet bakanı olarak görev aldı. 2003-2009 yıllarında Accademia dei Lincei’nin başkanlığını yürüttü. 2 Ağustos 2015’te Roma’da yaşamını yitirdi. |
2025 |
Ankara’da kamu kurumu yöneticilerinin elektronik imzalarının kopyalanarak sahte diploma ve sürücü belgesi düzenlenmesi ile ilgili soruşturmada, 65 şüpheli hakkında daha iddianame hazırlanarak 50 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Sahte diploma skandalına yüzlerce kişinin ismi karıştı. |
Avukatlık Hukuku Mevzuatı ve Uluslararası Metinler
Avukatlık Hukuku Mevzuatı ve Uluslararası Metinler, kanun, yönetmelik, etik ilkeler, uluslararası sözleşmeler, Uluslararası Barolar Birliği kararları, Avrupa Barolar Birliği Kararları, Türkiye Barolar Birliği meslek kuralları ve tavsiye kararlarından oluşmaktadır.
Muhamat Kanunu ile, Avukatların meslek örgütü niteliğindeki Baro ilk kez 1924 yılında kurulmuştur. Ancak anılan kanunun kabulü ve baroların kurulmasından önce de avukatlar “Dava Vekilleri Cemiyeti” adı altında örgütlenmişlerdir.
Avukatlık Kanunu, 1136 Kanun numarası ile ve 1969 yılında yürürlüğe girmiştir. Kanun daha sonra birçok değişikliğe uğramıştır. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder. Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını, her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.
Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek Kurallarının bir kısmı Avukatlık Yasasında vardır. Bir bölüm meslek kuralları ise Türkiye Barolar Birliğince hazırlanmış ve 8-9 Ocak 1971 tarihinde Adana’da yapılan IV. Olağan Genel Kurul toplantısında kabul edilmiştir. Mesleğin düzen ve geleneklerini korumak, yasaların avukatlara tanıdığı hakların gerçekleşmesi ve yüklediği görevleri tam ve şerefli bir şekilde yerine getirmek amacıyla “meslek kuralları” oluşturulmuştur.
Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları, Avrupada Avukatlık Mesleğine İlişkin temel İlkeler Tüzüğü ve Avrupada Avukatların Tabi olduğu Melek Kurallarından oluşmaktadır. Avrupada Avukatların Tabi olduğu Melek Kuralları (Code of Conduct for European Lawyers)’nın oluşturulması 28 Ekim 1988 tarihine dayanmaktadır. Tüzük, üç defa değişikliğe uğramış olup, en son Portekiz, Porto’da 19 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen genel kurul toplantısında yürürlükteki halini almıştır. Bu Tüzük, tüm üye ülkeler için geçerlidir. Bu ülkelerin barolarına üye avukatlar için bağlayıcıdır. Bağlayıcılık baroların Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyine(CCBE) tam üye, yedek üye yada gözlemci üye olmaları bakımından fark doğurmamaktadır. Avukatlar; söz konusu Tüzük kurallarına; Avrupa Birliği, Avrupa Ekonomik Bölgesi ve İsviçre Konfederasyonu, yedek ve gözlemci üye devletler sınırları içinde gerçekleştirdikleri sınır ötesi faaliyetlerinde, uymak zorundadır.
Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler-Havana Kuralları, 27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesine ve Suçların Islahı Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilmiştir.
Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı, 2 Ağustos 1991 tarihinde Meksika’da düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.
Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri, 27 Ekim 2002 tarihinde Sydney’de toplanan Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Genel Kurulunca kabul edilmiştir.
Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi tarafından “Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı” adıyla ilan edilmiştir.
Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı
Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı, 24 Ocak 2018 Tarihinde 2121 (2018) Numaralı Tavsiye Kararı olarak yürürlüğe girmiştir.
Avukatlık Mesleği Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesi Hazırlanması İçin Tavsiye Kararı
Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği,1969 tarihli 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 55 inci maddesi gereğince hazırlanmıştır.
Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Kanunu Yönetmeliği 1969 tarihli 1136 sayılı Avukatlık Kanununun uygulanması amacıyla düzenlenmiştir.
Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı
Uluslararası Avukatlar Birliği Morelia Şartı, 2 Ağustos 1991 tarihinde Meksika’da düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.
Aşağıdaki Şart Morelia (Meksika)’da 2 Ağustos 1991 tarihinde düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.
Koşulsuz adalete erişim hakkının, ayrılmaz bir şekilde bağlı olduğu kabul edilmiş insan haklarına katılması gereğini göz önünde tutarak;
Bu hak olmaksızın insan onurunun gerçekte olamayacağı ve bu bakımdan, yalnızca insan olması nedeniyle her bireye bu hakkın sağlanması gereğini göz önünde tutarak;
Bu hakkın her devletin her bireye, uluslararası sözleşmeler, anayasa ve ulusal yasalardaki haklarını bildirme ve bunları gerçekleştirme yöntemini bildirme yükümlülüğünü getirdiğini göz önünde tutarak;
Bu hakkın dava tarafları arasında tam özgürlük ve eşitlik şartları içinde olağan veya olağanüstü mahkemelere erişim hakkını içerdiğini göz önünde tutarak;
Bir kişinin bir avukattan danışmanlık alma ve davacı veya davalı, mağdur veya suçlu olmasına bakılmaksızın savunulması hakkının temel niteliğinden dolayı ihlal edilemeyeceğini göz önünde tutarak;
Avukat seçiminin her koşulda serbest olması gereğini göz önünde tutarak;
Her devletin görevinin savunmalarını yapmak için gerekli imkanları olmayan kişilere avukat yardımı için gerekli giderleri üstlenmesi olduğunu göz önünde tutarak;
Avukatların bu kişiler için yaptıkları faaliyetlerin uygun şekilde ücretlendirilmesi gereğini göz önünde tutarak;
Her halükarda, avukatlık mesleğinin görevinin, bu hukuki yardım sistemine, hiçbir çekince olmaksızın ve tam bağımsızlık içinde, tüm beceri ve gayretiyle, yalnızca dava tarafının yüksek menfaatini düşünerek aktif olarak katılmak olduğu gerçeğini göz önünde tutarak;
Madde 1
Her birey maddi durumu veya sosyal konumu ne olursa olsun, özellikle yaş, cinsiyet, milliyet, etnik köken, bir gruba aidiyet, dini veya siyasi görüşü ne olursa olsun adalete erişim hakkına sahiptir.
Madde 2
Adalete erişim, tam bağımsızlık içinde, olağan ve olağan üstü mahkemeler nezdinde, her türlü ihtilaf veya anlaşmazlığı çözmek için başvurular her türlü merci ve makam önünde bir avukattan danışmanlık, yardım ve savunma alma hakkını kapsar.
Madde 3
Maddi durumu ne olursa olsun herkes, serbestçe seçtiği bir avukatın yardımından yararlanma hakkına sahiptir.
Madde 4
Her devlet savunmalarını yapmak için gerekli imkanları olmayan kişilere avukat yardımı için gerekli giderleri üstlenir.
Madde 5
Her halükarda, avukatlık mesleği, “1. madde”de belirtilen ilke doğrultusunda ihtiyaç halindeki her kişinin savunmasını üstlenir.
Madde 6
Avukatların danışmanlık ve savunma görevi her koşulda tam bağımsızlık içinde yerine getirilir.
Madde 7
Avukatların mesleki kurum ve örgütleri her devletin, hakları ve faaliyetleriyle ilgili olarak, dava tarafı kişilerin eğitim ve bilgilendirilmesi için bir sistemi uygulamasını sağlar.
Madde 8
Bu Şart’ı imzalayan devletlerdeki avukatların mesleki kurum ve örgütleri açıklanan ilkelere riayet edilmesini sağlamayı taahhüt ederler.
Bu amaçla, Şart’a iç hukuk normu değerinin verilmesi için kendi devlet makamları nezdinde her türlü girişimde bulunurlar.
Aşağıdaki Şart Morelia (Meksika)’da 2 Ağustos 1991 tarihinde düzenlenen Uluslararası Avukatlar Birliği Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.
Özbudun Anayasa Taslağı
Özbudun Anayasa Taslağı, 2007 yılında taslak olarak hazırlanmış, kamuoyundan ve Anamuhalefet Partisi CHP’den gelen sert tepkiler üzerine meclise sunulmadan gündemden kaldırılmıştır.
Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından anayasa taslağı oluşturmak üzere kurulan heyetin başkanlığını yapan Prof. Dr. Ergun Özbudun yapmış, taslak bu bu isimle anılmıştır. Anayasa önerisi 137 maddeden oluşan bir taslaktır ve parlamenter sistemi esas almıştır. Sosyal devlet ilkesini göz ardı etmesi ve liberal bir tez olması yönüyle sert eleştirilere tabi tutulmuştur.
Prof. Ergun Özbudun başkanlığındaki heyet; Prof. Dr. Zühtü ARSLAN, Prof. Dr. Yavuz ATAR, Prof. Dr. Fazıl Hüsnü ERDEM, Prof. Dr. Levent KÖKER ve Doç. Dr. Serap YAZICI’dan oluşmuştur. Askeri darbeler sonucunda hazırlanmayan “sivil anayasa” iddiasıyla ortaya atılan metin parlamentoda müzakere edilememiş, oylamaya sunulamamış ve yasalaşamamıştır.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI ÖNERİSİ
Bu “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Önerisi;
8 Haziran 2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’ın Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN’dan talebi üzerine, aşağıda isimleri yazılı kişilerden oluşan Komisyon tarafından hazırlanmış, 2 Ağustos 2007 günü Başbakan ve ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkanı Sayın Recep Tayip ERDOĞAN’a sunuşu yapılmış ve 29 Ağustos 2007 tarihinde çalışmalar tamamlanarak ADALET ve KALKINMA PARTİSİ Genel Başkan Yardımcısı Sayın Dengir Mir Mehmet FIRAT’a teslim edilmiştir.
1. Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN (Komisyon Başkanı)
3. Prof. Dr. Yavuz ATAR
4. Prof. Dr. Fazıl Hüsnü ERDEM
5. Prof. Dr. Levent KÖKER
6. Doç. Dr. Serap YAZICI
BAŞLANGIÇ
Herkesin insan haysiyetinden kaynaklanan evrensel hak ve hürriyetlere sahip olduğu inancıyla hareket eden, her türlü ayrımcılığı reddeden, farklılıklarımızı kültürel zenginliğimizin kaynağı olarak gören bir eşitlik anlayışına sahip biz Türk Milleti; insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyetin kurum ve kurallarını düzenleyen bu Anayasayı, egemen irademizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemâl Atatürk’ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedî barış idealine olan bağlılığımızın ifadesi olarak kabul ve teyid ederiz.
BİRİNCİ KISIM
Genel Esaslar
Devletin şekli
Madde 1
Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2
Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
Madde 3
(1) Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
(2) Resmî dili Türkçedir.
(3) Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
(4) Millî marşı “İstiklâl Marşı”dır.
(5) Başkenti Ankara’dır.
Devletin temel amaç ve görevleri
Madde 4
Devletin temel amaç ve görevi, insan haysiyetini korumak, kişilerin hak ve hürriyetlerini kullanmalarının önündeki bütün engelleri kaldırmak ve halkın huzur, güvenlik ve refahını sağlamak suretiyle insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaktır.
Egemenlik
Madde 5
(1) Egemenlik kayıtsız ve şartsız Milletindir.
(2) Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır.
(3) Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
(4) Milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır.
Yasama yetkisi
Madde 6
Yasama yetkisi, Türk Milleti adına, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır.
Yürütme yetkisi ve görevi
Madde 7
Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.
Yargı yetkisi ve görevi
Madde 8
Yargı yetkisi ve görevi, Türk Milleti adına, bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır ve yerine getirilir.
Eşitlik
Madde 9
(1) Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(2) Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
(3) Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi özel surette korunmayı gerektiren kesimler için alınan tedbirler, eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
(4) Devlet organları ve idare makamları, bütün eylem ve işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
Madde 10
(1) Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluşları ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
(2) Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
İKİNCİ KISIM
Temel Haklar ve Hürriyetler
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
Temel hak ve hürriyetlerin niteliği
Madde 11
Herkes, insan haysiyetinden kaynaklanan, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması
Madde 12
(1) Temel hak ve hürriyetler, sadece Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Kanun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.
(2) Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.
Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması
Alternatif 1
Madde 13
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.
Alternatif 2
Madde 13
(1) Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmaya ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.
(2) Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasına imkân verecek şekilde yorumlanamaz.
Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması
Madde 14
(1) Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması, durumun gerektirdiği ölçüde sınırlandırılabilir veya durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
(2) Birinci fıkrada belirtilen durumlarda dahi, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse dinî inançlarını, vicdanî kanaatlerini ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalara ilişkin hükümler geçmişe yürütülemez; suçluluğu kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.
İKİNCİ BÖLÜM
Kişinin Hakları ve Hürriyetleri
Yaşama hakkı
Madde 15
(1) Herkes yaşama hakkına sahiptir.
(2) Meşru müdafaa, yakalama veya tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, ayaklanma veya isyanın bastırılması hallerinde silâh kullanmanın kanunen zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.
İşkence ve kötü muamele yasağı
Madde 16
(1) Kimseye işkence ve kötü muamele yapılamaz. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.
(2) Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; kimse rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.
Zorla çalıştırma yasağı
Madde 17
(1) Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.
(2) Şekil ve şartları kanunla düzenlenen tutukluluk veya hükümlülük süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.
Kişi hürriyeti ve güvenliği
Madde 18
(1) Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
(2) Kişi hürriyeti, aşağıdaki durumlarda, kanunun öngördüğü esas ve usullere göre sınırlanabilir:
a) Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;
b) Mahkeme kararının veya kanunda öngörülen yükümlülüğün yerine getirilmesi;
c) Küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen kararın yerine getirilmesi;
ç) Toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya âlkol tutkunu, serseri veya hastalık yayabilecek kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için alınan tedbirlerin yerine getirilmesi;
d) Usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren kişinin ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen kişinin sınır dışı edilmesi.
(3) Yakalama ve tutuklama hâkim kararı ile olur. Tutuklama kararı, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler hakkında ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, suçluluğu hakkında kuvvetli belirtiler bulunan kişiyi mahkeme önüne çıkarmak amacıyla veya ikinci fıkranın (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen kişilerle ilgili olarak önleme amaçlı yapılabilir.
(4) Yakalama ve tutuklamanın usul ve esasları kanunla düzenlenir.
(5) Yakalanan veya tutuklanan kişiye, yakalama veya tutuklama sebepleri ve hakkındaki iddialar herhalde yazılı, bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhâl; toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir. Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı yakınlarına derhâl bildirilir.
(6) Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç, en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda ise en çok dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden mahrum bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.
(7) Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma, ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasına veya hükmün infazını sağlamak için bir güvenceye veya başka yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlanabilir.
(8) Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Yargı merci kararını vermeden önce hürriyeti kısıtlanan kişiyi dinler.
(9) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre Devletçe ödenir.
Özel hayatın ve aile hayatının gizliliği ve korunması
Madde 19- (1) Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.
Kişisel bilgilerin korunması
Madde 20- (1) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel bilgi ve verilerin korunması hakkına sahiptir.
(2) Bu bilgiler, ancak kişinin açık rızasına veya kanunla öngörülen meşru bir sebebe dayalı olarak kullanılabilir. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan veya kayıtlarda yer alan bilgilere erişme, bunlarda düzeltme yaptırma ve bu bilgilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahiptir.
Konut dokunulmazlığı
Madde 21- (1) Kimsenin konutuna dokunulamaz.
(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar.
Haberleşme hürriyeti
Madde 22- (1) Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
(2) Millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle usulüne uygun olarak verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar.
Yerleşme ve seyahat hürriyeti
Madde 23- (1) Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
(2) Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek, kamu mallarını korumak; seyahat hürriyeti ise suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle, genel sağlığı korumak yahut suç işlenmesini önlemek amaçlarıyla sınırlanabilir.
(3) Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından mahrum bırakılamaz.
(4) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da suç soruşturması veya kovuşturması sebepleriyle sınırlanabilir.
Din ve inanç hürriyeti
Madde 24- (1) Herkes din ve inanç hürriyetine sahiptir. Bu hak, tek başına veya topluca, alenen veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama ve bunları değiştirebilme hürriyetini de içerir.
(2) Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç, düşünce ve kanaatlerinden ve bunları değiştirmekten dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve farklı bir muameleye tâbi tutulamaz.
(3) İbadet ve dinî ayin ve törenler, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.
Alternatif 1
(4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din eğitim ve öğretimi, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır. Devlet bu taleplerin gereğini yerine getirmekle yükümlüdür.
Alternatif 2
(4) Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din kültürü ve ahlâk öğretimi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bu dersten muafiyet, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.
Alternatif 1
(5) Din ve inanç hürriyeti, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.
Alternatif 2
(5) Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya şahsî çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
Alternatif 3
(5) Din ve inanç hürriyeti, anayasal düzeni din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.
Düşünce, vicdan ve kanaat hürriyeti
Madde 25- (1) Herkes düşünce, vicdan ve kanaat hürriyetine sahiptir.
(2) Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce, vicdan ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.
İfade hürriyeti
Madde 26- (1) Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ya da verme serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayınların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
(2) Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
(3) Bu hak ve hürriyetlerin kullanılması; millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatının korunması, suçların önlenmesi, devlet sırrı olarak usûlünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, yargının bağımsızlık ve tarafsızlığının sağlanması, savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Basın ve yayın hürriyeti
Madde 27- (1) Basın hürdür, sansür edilemez.
(2) Basın hürriyeti 26 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlanabilir.
(3) Yargılamanın amacına uygun olarak yerine getirilmesi için kanunla belirtilecek sınırlar içinde hâkim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konulamaz.
(4) Süreli veya süresiz yayın yapmak ve bu amaçla basımevi kurmak, önceden izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
(5) Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz. Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır.
(6) Süreli yayınların çıkarılması, yayın şartları, malî kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanunla haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayınlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı şartlar konulamaz.
(7) Süreli ve süresiz yayınlar hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kanunun yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir. Hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. Süreli yayınların durdurulması da aynı hükümlere tâbidir; ancak bu yayınların kapatılması sadece mahkeme kararıyla mümkündür. Toplatma, durdurma ve kapatmaya ilişkin şartlar ile usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
(8) Masumiyet karinesinin ihlâline yönelik yayın yapılamaz.
(9) Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişinin haysiyet ve şerefine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır. Düzeltme ve cevap yayınlanmazsa, yayınlanmasının gerekip gerekmediğine, hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde karar verilir.
(10) Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.
(11) Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının ve radyo ve televizyon yayınlarını denetleyen kurumun özerkliği ve tarafsızlığı esastır.
Mülkiyet ve miras hakkı
Madde 28- (1) Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
(2) Bu haklar, kamu yararı sebebiyle sınırlanabilir.
Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyeti
Madde 29- (1) Herkes, dilediği alanda çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.
(2) Çalışma, teşebbüs ve sözleşme hürriyetleri, millî güvenliğin, genel sağlığın, genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.
Dernek kurma hürriyeti
Madde 30- (1) Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma, bunlara üye olma ve üyelikten ayrılma hürriyetine sahiptir.
(2) Dernek kurma hürriyeti millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
(3) Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, gecikmesinde sakınca varsa millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde, kanunla yetkili kılınan merci, derneği faaliyetten men edebilir. Bu merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.
(4) Birinci fıkra hükmü, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensuplarına, hâkim ve savcılar ile bu meslekten sayılanlara ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde diğer kamu hizmeti görevlilerine sınırlamalar getirilmesine engel değildir.
(5) Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da uygulanır.
Toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyeti
Madde 31- (1) Herkes, önceden izin almadan, silâhsız ve saldırısız toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenleme hürriyetine sahiptir.
(2) Toplantı, gösteri ve yürüyüş hürriyeti, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlâkın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı
Madde 32- (1) Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle, yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
(2) Hiç kimse, tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz ve bir kimseyi tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.
(3) Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.
(4) Davalar, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve alenî olarak görülür. Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlâkın, küçüklerin korunmasının veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliğinin gerektirdiği veya davanın alenî olarak görülmesinin yargılamanın selâmetine zarar verebileceği özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.
(5) Küçüklerin yargılanması hakkında özel hükümler konulabilir.
(6) Her sanık aşağıda belirtilen haklara sahiptir:
a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebi hakkında en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak bilgilendirilmek,
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak,
c) Kendisini bizzat veya tayin edeceği bir müdafiin yardımından yararlanarak savunmak; müdafi tayini için gereken malî imkânlardan mahrum bulunuyor ve yargılamanın selâmeti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir müdafiin yardımından bedelsiz yararlanabilmek,
ç) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı şartlar altında dinlenmesini istemek,
d) Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından bedelsiz yararlanmak.
(7) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
(8) Mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.
Suç ve cezalara ilişkin esaslar
Madde 33- (1) Suç ile ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiili gerçekleştirmesinden dolayı cezalandırılamaz ve kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
(2) Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da birinci fıkra uygulanır.
(3) Suçluluğu kesin mahkeme kararı ile hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
(4) Hiç kimse, kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
(5) Ceza sorumluluğu şahsîdir.
(6) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı hürriyetinden alıkonulamaz.
(7) Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.
(8) Kamu İdaresi, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.
(9) Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.
İspat hakkı
Madde 34- Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde, ispat talebinin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Siyasî Haklar ve Ödevler
Vatandaşlık
Madde 35-
Alternatif 1
(1) Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.
Alternatif 2
(1) Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir.
Alternatif 3
(1) Vatandaşlık temel bir haktır. Kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak bu statüyü kazanan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı babanın veya ananın çocuğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.
(3) Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.
(4) Hiçbir vatandaş, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.
Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları
Madde 36- (1) Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma haklarına sahiptir.
(2) Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı organının yönetim ve denetimi altında yapılır. Yurt dışında bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmelerini sağlayacak esaslar kanunla belirlenir.
(3) Onsekiz yaşını dolduran her vatandaş seçme ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
(4) Silâh altında bulunan er ve erbaşlar ile askerî öğrenciler ve taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar.
(5) Seçim kanunlarında seçim sistemine ilişkin olarak yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.
Siyasî parti kurma hürriyeti
Madde 37- (1) Siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.
(2) Vatandaşlar, önceden izin almaksızın, siyasî parti kurma ve partilere üye olma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için onsekiz yaşını doldurmuş olmak gerekir.
(3) Hâkim ve savcılar, bu meslekten sayılanlar, kamu kurum ve kuruluşlarının memur ve sözleşmeli personel statüsündeki görevlileri, Türk Silâhlı Kuvvetleri mensupları ve ilk ve ortaöğretim öğrencileri siyasî partilere üye olamazlar.
(4) Yükseköğretim elemanlarının ve öğrencilerinin siyasî partilere üye olmalarına dair esaslar kanunla düzenlenir.
(5) Devlet, siyasî partilere, yeterli düzeyde ve hakça malî yardım yapar. Partilere yapılacak yardımın, partilerin alacakları üye aidatının ve bağışların tâbi olduğu esaslar kanunla düzenlenir.
Siyasî partilerin uyacakları esaslar
Madde 38- (1) Siyasî partilerin tüzük ve programları ile fiilleri, insan haklarına, Devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olamaz.
(2) Partiler yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan ve Türk tâbiyetinde olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddî yardım alamazlar.
(3) Siyasî partiler ticarî faaliyette bulunamazlar.
(4) Bir siyasî partinin tüzüğünün veya programının birinci fıkra hükümlerine aykırı görülmesi halinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine, Anayasa Mahkemesince partiye ihtarda bulunulur. İhtarı izleyen iki ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, ilgili parti hakkında dava açılır.
(5) Bir siyasî partiye birinci fıkra hükümlerine aykırı fiillerinden ötürü yaptırım uygulanmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun, sürekli ve ciddî tehlike oluşturacak bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca benimsendiği yahut bu fiiller aynı şekilde doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.
(6) Anayasa Mahkemesi, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırılık nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davalarda, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen mahrum bırakılmasına ya da kapatılmasına karar verebilir.
Alternatif 1
(7) Bir siyasî partinin kapatılmasına beyan veya fiilleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayınlanmasından sonraki ilk milletvekilliği veya mahallî idareler seçimlerinde aday olamazlar.
Alternatif 2
(7) Bu fıkranın tamamen çıkarılması.
(8) Siyasî partilerin malî denetimi Sayıştay tarafından yapılır.
(9) Siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, hukukî ve malî denetimleri ile adayların seçim harcamaları demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir.
Kamu hizmetlerine girme hakkı
Madde 39- (1) Her vatandaş, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.
(2) Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.
(3) Yasama, yürütme ve yargı organları dahil olmak üzere, kamu hizmetinde görev alanların mal bildiriminde bulunmaları ve bu bildirimlerin tekrarlanma süreleri kanunla düzenlenir.
Vatan hizmeti
Madde 40- Vatan hizmeti, her vatandaşın hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Türk Silâhlı Kuvvetlerinde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.
Vergi ödevi
Madde 41- (1) Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.
(2) Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.
(3) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.
(4) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna; mahallî idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilenler için ise ilgili mahallî idarenin seçimle oluşan karar organına verilebilir.
Bilgi edinme, dilekçe ve başvuru hakları
Madde 42- (1) Herkes bilgi edinme, dilekçe ve başvuru haklarına sahiptir. Yabancılar için bilgi edinme hakkı karşılıklılık esasına düzenlenir.
(2) Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama başvurma hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Sosyal ve Ekonomik Haklar
Ailenin korunması
Madde 43- Aile, toplumun temelidir; eşler arasında eşitliğe dayanır ve her türlü hukukî, ekonomik ve sosyal korunmadan yararlanır.
Çocuk hakları
Madde 44- (1) Her çocuk, kendi iyiliği için gereken himaye ve bakımdan yararlanma hakkına sahiptir. Çocuklar görüşlerini serbestçe açıklayabilir ve bu görüşleri kendilerini ilgilendiren konularda, yaşlarına ve olgunluklarına göre dikkate alınır.
(2) Kamu veya özel kurum ve kuruluşlarca çocuklarla ilgili olarak yapılan eylem ve işlemlerde, çocuğun azamî iyiliği gözetilir.
(3) Her çocuk, kendi menfaatine açıkça ters düşmedikçe, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
Eğitim ve öğrenim hakkı
Madde 45- (1) Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakılamaz.
(2) Eğitim ve öğretim, demokratik, lâik, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
(3) Temel eğitim, bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.
(4) Özel ilk ve ortaöğretim okullarının bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları için öngörülenler dikkate alınarak kanunla düzenlenir.
(5) Eğitim ve öğretim dili Türkçedir. Türkçeden başka dillerde eğitim ve öğretim yapılması ile ilgili esaslar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kanunla düzenlenir.
Alternatif 1
(6) Kılık ve kıyafetinden dolayı hiç kimse yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamaz.
Alternatif 2
(6) Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.
(7) Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.
Çalışma ile ilgili esaslar
Madde 46- (1) Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışanları ve işsizleri korumak, istihdamı artırmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.
(2) Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.
(3) Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar, çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar. Kadınlar ve erkekler arasında işe alınma, çalışma şartları ve ücretler bakımından ayrımcılık yapılamaz.
(4) Çalışanlar dinlenme, ücretli hafta ve bayram tatili ile yıllık izin haklarına sahiptir.
(5) Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri alır.
(6) Asgarî ücretin tespitinde, çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu gözönünde bulundurulur.
Sendika kurma hakkı
Madde 47- (1) Çalışanlar ve işverenler, önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten çekilme haklarına sahiptir. Aynı zamanda ve aynı iş veya hizmet kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz.
(2) Sendikaların ve üst kuruluşlarının kuruluş, yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.
(3) Sendika kurma hakkı, millî güvenlik, kamu düzeni, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi sebepleriyle sınırlanabilir.
Toplu iş sözleşmesi ve grev hakları
Madde 48- (1) İşçiler, işverenlerle olan ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal durumlarını düzeltmek amacıyla toplu iş sözleşmesi ve grev haklarına sahiptir. Aynı işyerinde aynı dönem için birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz. İşçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin toplu görüşme hakları kanunla düzenlenir.
(2) Grev hakkının kullanılması ve istisnaları ile işverenlerin hakları ve lokavt kanunla düzenlenir.
(3) Toplu iş sözleşmesi ve grev hakları, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel sağlığın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Sağlık ve sosyal güvenlik hakları ile sosyal yardım ve hizmet
Madde 49- (1) Herkes, sağlık ve sosyal güvenlik haklarına sahiptir.
(2) Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimlerini, malûl ve gazileri, engellileri, yaşlıları ve korunmaya muhtaç çocuklar gibi kesimleri özel olarak korur.
(3) Devlet, bu hakları sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilâtı kurar.
Devletin sosyal ve ekonomik ödevlerinin sınırları
Madde 50- Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen ödevlerini, bu ödevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Cumhuriyetin Temel Organları
BİRİNCİ BÖLÜM
Yasama
BİRİNCİ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Kuruluşu
Madde 51- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, genel oyla seçilen beşyüzelli milletvekilinden oluşur.
(2) Milletvekillerinden dörtyüzellisi kanundaki esaslara göre belirlenen seçim çevrelerinden seçilir. Yüz milletvekili ise siyasî partilerin ülke seçim çevresi için düzenleyeceği listelerden nispî temsil esasına göre seçilir.
Seçim dönemi
Madde 52- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri dört yılda bir yapılır.
(2) Meclis, bu süre dolmadan seçimin yenilenmesine karar verebilir. Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.
(3) Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar sürer.
Seçimlerin ertelenmesi ve ara seçimler
Madde 53- (1) Savaş sebebiyle seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl ertelenmesine karar verebilir. Erteleme sebebi ortadan kalkmamışsa, aynı usule göre bu işlem tekrarlanabilir.
(2) Milletvekilliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçim döneminde sadece bir defa yapılabilir. Boşalan milletvekilliği sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu takdirde üç ay içinde ara seçim yapılır. Ancak, her halde, genel seçimden iki yıl geçmedikçe ve genel seçimlere bir yıl kala ara seçim yapılamaz.
Seçimlerin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi
Madde 54- (1) Yeni seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisinde Başkanlık Divanının oluşmasından sonra veya Başbakanın istifası yahut Bakanlar Kurulunun güvensizlik oyu ile düşürülmesi hallerinde kırkbeş gün içinde yeni Bakanlar Kurulunun kurulamaması veya kurulduğu halde güvenoyu alamaması halinde Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.
(2) Yenilenme kararı Resmî Gazetede yayınlanır ve seçime gidilir.
Seçimlerin genel yönetimi ve denetimi
Madde 55- (1) Seçimler, yargı organının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.
(2) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve milletvekillerinin seçim tutanakları ile Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.
(3) Yüksek Seçim Kurulu, yedi asıl, dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile dört yıllığına seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilir. Üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.
(4) Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili ad çekmeye girmezler.
(5) Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.
(6) Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının teşkilâtı ile görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.
İKİNCİ ALT BÖLÜM
Milletvekilliği ile İlgili Hükümler
Milletin temsili
Madde 56- Milletvekilleri sadece seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler.
Milletvekili seçilme yeterliliği
Madde 57- (1) Yirmibeş yaşını dolduran her vatandaş milletvekili seçilebilir.
(2) Aşağıda sayılanlar milletvekili seçilemezler:
a) En az ilköğretim diploması olmayanlar,
b) Kısıtlılar,
c) Yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar,
ç) Taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; affa uğramış olsalar bile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflâs, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından birinden dolayı hüküm giymiş olanlar.
(3) Aday olmak, memurluktan çekilme şartına bağlanamaz. Seçim güvenliği bakımından hangi kamu hizmeti görevlilerinin ne gibi şartlarla aday olabilecekleri kanunla düzenlenir. Hâkimler ve savcılar ile bu meslekten sayılanlar, Türk Silâhlı Kuvvetleri ve genel kolluk mensupları, valiler, büyükelçiler ve rektörler görevlerinden çekilmedikçe aday olamazlar.
Andiçme
Madde 58- Milletvekilleri göreve başlarken aşağıdaki şekilde andiçerler:
“Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”
Milletvekilliği ile bağdaşmayan işler
Madde 59- (1) Milletvekilleri, Devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda; Devletin veya diğer kamu tüzelkişilerinin doğrudan ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar, vekili olamazlar, herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler, temsilcilik ve hakemlik yapamazlar.
(2) Milletvekilleri yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmî veya özel herhangi bir işle görevlendirilemezler. Bir milletvekilinin belli konuda ve altı ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca verilecek geçici bir görevi kabul etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararına bağlıdır.
(3) Milletvekilliği ile bağdaşmayan diğer görev ve işler kanunla düzenlenir.
Yasama sorumsuzluğu ve dokunulmazlığı
Madde 60- (1) Milletvekilleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
(2) Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Milletvekili hakkında seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, milletvekilliği sıfatının sona ermesine bırakılır ve milletvekilliği süresince zamanaşımı işlemez. Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Alternatif 1
(3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali dokunulmazlık kapsamı dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirir.
Alternatif 2
(3) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali ile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, hileli iflâs, kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından dolayı bir milletvekilinin sorguya çekilmesi ve yargılanması için Meclisin kararı aranmaz. Bu hallerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, durumu hemen Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirir.
(4) Hakkında suç isnadı bulunan milletvekili, Meclis Başkanlığına başvurmak suretiyle, isnad edilen suçla ilgili olarak dokunulmazlığından feragat edebilir.
(5) Dokunulmazlık kapsamında olmayan suçları işleyen, dokunulmazlığı kaldırılan veya dokunulmazlıktan feragat eden milletvekillerinin yargılanmaları, tutuksuz olarak ve yasama çalışmaları engellenmeyecek şekilde yürütülür.
(6) Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasî parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
(7) Milletvekilleri hakkındaki ceza davaları Yargıtayda görülür. Bu davalarla ilgili hazırlık soruşturmasının yürütülmesi, kamu davasının açılması, hükmün temyizi ve diğer yargılama esasları kanunla düzenlenir.
Milletvekilliğinin düşmesi
Madde 61- (1) İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, istifanın geçerli olduğunun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesinden sonra, Genel Kurulca karar verilir.
(2) Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle gerçekleşir.
(3) 59 uncu maddeye göre milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdüren milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.
(4) Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.
(5) Partisinin kapatılmasına beyan ve fiilleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayınlandığı tarihte sona erer. (NOT: Bu fıkra, ilgili madde olan 38/7’de benimsenen alternatife göre kalabilir de çıkabilir de.)
İptal istemi
Madde 62- Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya 61 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına göre milletvekilliğinin düşmesine karar verilmiş olması hallerinde, kararın alındığı tarihten itibaren yedi gün içinde, ilgili milletvekili, kararın Anayasaya veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal talebini onbeş gün içinde karara bağlar.
Ödenek ve yolluklar
Madde 63- (1) Milletvekillerinin ödenek, yolluk ve emeklilik işlemleri kanunla düzenlenir. Ödeneğin aylık tutarı en yüksek Devlet memurunun almakta olduğu miktarı, yolluk da ödenek miktarının yarısını aşamaz.
(2) Milletvekillerine ödenecek ödenek ve yolluklar, kendilerine bağlanan emekli aylığı ve benzeri ödemelerin kesilmesini gerektirmez.
ÜÇÜNCÜ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Görev ve Yetkileri
Genel olarak
Madde 64- Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak,
b) Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek,
c) Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek,
ç) Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek,
d) Para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek,
e) Milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak,
f) Üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek,
g) Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek.
Kanunların teklif edilmesi ve görüşülmesi
Madde 65- (1) Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.
(2) Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir. İçtüzük temel kanunların Genel Kurulda görüşülmesi bakımından özel usuller kabul edebilir.
Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanması
Madde 66- (1) Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları onbeş gün içinde yayınlar.
(2) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir. Bütçe kanunları bu hükme tâbi değildir.
(3) Türkiye Büyük Millet Meclisi geri gönderilen kanunu aynen kabul ederse, kanun, Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanır. Meclis, geri gönderilen kanunda değişiklik yaparsa, Cumhurbaşkanı değiştirilen kanunu ikinci fıkra hükümlerine göre tekrar Meclise geri gönderebilir.
(4) Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı kanunlar Meclis Başkanı tarafından yayınlanır.
Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma
Madde 67- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası veya milletlerüstü kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
(2) Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yabancı ülkelerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayınlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayınlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.
(3) Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur. Ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayınlanmadan yürürlüğe konulamaz.
(4) Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında değişiklik gerektiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.
(5) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.
(6) Kanunlar, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı olamaz.
Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme
Madde 68- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak, Anayasanın ikinci kısmının birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinde yer alan hak ve hürriyetler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi, yetki kanununun konusunu, geçerlilik süresini ve bu süre içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.
(3) Kanun hükmünde kararnameler, kararnamede yayından sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayınlandıkları gün yürürlüğe girer ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.
(4) Cumhurbaşkanı yayınlanmasını uygun görmediği kanun hükmünde kararnameleri Bakanlar Kuruluna gerekçeleri ile birlikte onbeş gün içinde geri gönderebilir. Bakanlar Kurulu, geri gönderilen kanun hükmünde kararnameyi aynen kabul ederse kararname Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanır.
(5) Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.
(6) Yayınlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmayan kanun hükmünde kararnameler bu tarihte; Türkiye Büyük Millet Meclisince reddedilen kanun hükmünde kararnameler bu kararın Resmî Gazetede yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Değiştirilerek kabul edilen kanun hükmünde kararnamelerin değiştirilmiş hükümleri, bu değişikliklerin Resmî Gazetede yayınlandığı gün yürürlüğe girer.
Savaş hali ilânı ve silâhlı kuvvet kullanılmasına izin verme
Madde 69- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi;
(a) Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilânına,
(b) Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına, izin verme yetkisine sahiptir.
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silâhlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silâhlı kuvvet kullanılmasına derhâl karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde, Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı da, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir.
DÖRDÜNCÜ ALT BÖLÜM
Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Düzeni ve Çalışma Esasları
Toplanma ve tatil
Madde 70- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, her yıl Ekim ayının birinci günü kendiliğinden toplanır.
(2) Meclis, bir yasama yılında en çok üç ay tatil yapabilir. Meclis, ara verme veya tatil sırasında Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından doğrudan doğruya; milletvekillerinin beşte birinin talebi üzerine de Meclis Başkanı tarafından toplantıya çağrılır.
Başkanlık Divanı
Madde 71- (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı, milletvekilleri arasından seçilen Meclis Başkanı, başkanvekilleri, kâtip üyeler ve idare amirlerinden oluşur.
(2) Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasî parti gruplarının milletvekili sayısı oranında katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur. Siyasî parti grupları Meclis Başkanlığı için aday gösteremezler.
(3) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki yıl, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi genel seçimlere kadardır.
(4) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, milletvekilleri arasından Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde Başkanlık Divanına bildirilir. Başkan seçimi gizli oyla yapılır. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada en fazla oy alan milletvekili Başkan seçilmiş olur. Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren beş gün içinde tamamlanır.
(5) Başkanvekillerinin, kâtip üyelerin ve idare amirlerinin sayısı ve seçim usulleri Meclis İçtüzüğünde belirlenir.
(6) Başkan ve başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetleri ile görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar. Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamaz.
İçtüzük ve siyasî parti grupları
Madde 72- 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 95 inci maddesinin son fıkrası Meclis İçtüzüğü ile düzenlenebilecek hususlar içerdiğinden yeni metne alınmamış; maddenin diğer hükümleri bazı ifade değişiklikleri yapılarak muhafaza edilmiştir.
Madde 73- 1961 Anayasasının 86 ncı maddesinde öngörülen üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanma ve katılanların salt çoğunluğu ile karar verme zorunluluğu sebebi ile bu dönemde Meclisin toplanma ve karar almasında zorluklarla karşılaşılmıştır.
1982 Anayasasının aynı başlıklı 96 ncı maddesinin gerekçesinde bu zorluklara işaret edilerek, maddenin Meclis toplantılarına istikrar getirmesi ve daha kolay karar alınması amacıyla yeniden düzenlendiği belirtilmiştir.
1982 Anayasasının gerekçesinde yapılan düzenlemenin Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanmasını kolaylaştırdığı açıklandığı halde, bu haliyle de maddenin yanlış yorumlanmaya açık olduğu anlaşılmıştır. Nitekim, maddede yer alan “Anayasada, başkaca bir hüküm yoksa, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır ve toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir” şeklindeki hüküm, 11 inci Cumhurbaşkanının seçiminde farklı yorumlara konu olmuştur. 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin 102 nci maddesinde “başkaca” bir toplantı nisabı bulunduğu ileri sürülmüş ve nihayet bu tez Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul edilmiştir.
Yapılan düzenlemeyle, bu tür yorumları ve tartışmaları ortadan kaldırmak maksadıyla, Meclisin tüm kararları için tek bir toplantı nisabı öngörülmüştür. Buna göre Meclis, herhangi bir karar alırken üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanmak durumundadır. Bunun dışında Anayasada başkaca bir özel toplantı yeter sayısı bulunmamaktadır. Buna karşılık, karar yeter sayısı konusunda önceki anayasaların genel ve özel kuralları korunmuştur.
Madde 74- 1982 Anayasasının aynı başlıklı 97 nci maddesi, küçük ifade düzeltmeleri dışında aynen muhafaza edilmiştir.
Madde 75- 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 98 inci maddesi büyük ölçüde korunmuştur.
1982 Anayasasının mezkûr maddesinin ikinci fıkrasında, soru önergeleri için yer alan “Bakanlar Kurulu adına” ibaresine, İçtüzükte açık bir düzenleme bulunduğundan, Anayasada yer verilmemiştir.
Madde 76- 1982 Anayasasının gensoruyu düzenleyen 99 uncu maddesi, yapıcı güvensizlik oyuna ilişkin yeni düzenleme dışında büyük ölçüde korunmuştur.
Yapıcı güvensizlik oyunun asıl amacı, hükümet istikrarını korumaktır. Böylece, yıkmakta birleşen parlâmento çoğunluğunun yeni bir Bakanlar Kurulu oluşturmak konusunda da birleşmesi hedeflenmektedir. Tek bir partinin parlâmentoda salt çoğunluğu elde ederek hükümeti kurabildiği örnekler bakımından yapıcı güvensizlik oyuna ihtiyaç duyulmayabilir. Zaten doğası gereği tek parti ile kurulan hükümetler, hükümet istikrarını parlâmenter düzenin şartları içinde azamî olarak korumaktadır. Ancak koalisyon hükümetlerinin kaçınılmaz olduğu şartlarda, bu tür hükümetlerin karşı karşıya kaldığı en önemli güçlük, hükümetin istikrarı meselesidir. Türkiye gibi demokrasinin gereği olan uzlaşma geleneğinin yeterince mevcut olmadığı bir ortamda koalisyon hükümetlerinin kırılganlığı da güçlü bir ihtimaldir. Nitekim, özellikle 1970`lerin ikinci yarısına hâkim olan tecrübeler bunu kanıtlamaktadır. Bu yüzden, koalisyon hükümetlerinin kırılganlığını bertaraf etmek, bu tür hükümetlere azamî istikrar sağlamak bakımından yapıcı güvensizlik oyunun kabulü büyük önem taşımaktadır.
Madde 77- 1982 Anayasasının meclis soruşturmasını düzenleyen 100 üncü maddesi bazı ifade değişiklikleri yapılarak korunmuştur.
Madde 78- Türkiye`de Cumhurbaşkanlığı seçimleri, özellikle 1961`den itibaren, sürekli gerilime ve çoğu kez de siyasî krizlere yol açmıştır. Bu durum, kısmen Cumhurbaşkanlığı makamının sembolik değerinden, kısmen de sahip olduğu görev ve yetkilerin fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yöntemi, bu tür krizlerin ortadan kalkmasına, dolayısıyla siyasî istikrara ciddî bir katkı sağlayacaktır. Ayrıca, doğrudan halk tarafından seçim Cumhurbaşkanının belirlenmesinde siyaset dışı unsurların müdahalesini engelleyecek, böylece ortaya çıkan “demokrasi açığı”nın büyük ölçüde kapanmasını sağlayacaktır. Cumhurbaşkanının halk tarafından iki turlu bir seçimle seçilecek olması temsil krizi tartışmalarını da sonlandıracaktır. Diğer yandan, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin parlâmenter sistemle bağdaşmadığına dair görüş ve düşünceler, teorik ve ampirik olarak yanlıştır. Parlâmenter sistemlerde cumhurbaşkanının sembolik yetkilere sahip olması esastır, dolayısıyla onun nasıl seçildiği tâli bir konudur. Avrupa`da parlâmenter sistemle yönetilen bir çok ülkede cumuhurbaşkanı ya da devlet başkanı halk tarafından seçilmektedir. Sonuç olarak, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, gerek daha demokratik bir yöntem oluşu, gerek parlâmento içinde gereksiz tıkanmalar yaşanması ihtimalini ortadan kaldırması nedeniyle tercih edilmiştir.
Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıla indirilmiş, fakat Avrupa ülkelerindeki genel eğilime uygun olarak, en çok iki defa seçilebilmesi öngörülmüştür. Yeniden seçilebilme, bu görevi başarıyla yürüten cumhurbaşkanının birikim ve tecrübesinden yararlanmayı da mümkün kılacaktır. Ayrıca bu yöntemle, Cumhurbaşkanının halk önünde hesap verebilmesine de imkân sağlanmıştır.
Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiğinin kesilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinin sona ermesi hükmü muhafaza edilmiştir. Cumhurbaşkanlığına seçilebilmek için yüksek öğrenim görme şartı kaldırılmış, (kabul edilen alternatife göre kalacak veya çıkacak) Cumhurbaşkanı adaylarının yirmi milletvekilinden başka, ikiyüzbin seçmence de gösterilmesi, katılımcı demokrasi ilkelerine daha uygun bir çözüm olarak benimsenmiştir.
Madde 79- Bu maddede Cumhurbaşkanının halk tarafından seçiminin esasları düzenlenmiştir. Kabul edilen sistem, Cumhurbaşkanının mutlaka geçerli oyların çoğunluğunu kazanmasını zorunlu kılmak suretiyle, temsil kabiliyetini, dolayısıyla demokratik meşruluğu güçlendirmektedir. Bir ihtimal olarak ikinci turda tek adayın kalması halinde oylama referandum şeklinde yapılarak seçim süreci tamamlanabilecektir.
Madde 80- Anlamlarının geniş, belirsiz ve takdire elverişli olmaları nedeniyle, 2 nci madde metninden çıkarılan ve insan hakları vurgusunu zayıflatan “milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet içinde” ibaresi çıkarılarak ve bazı ifadeler eklenerek 1982 Anayasasının 103 üncü maddesi muhafaza edilmiştir.
Madde 81- Parlâmenter rejimlerde devlet başkanları veya cumhurbaşkanları, devleti ve milletin birliğini temsil eden sembolik bir konuma sahiptir. Nitekim, parlâmenter rejimin tekâmülî olarak ortaya çıktığı İngiltere`de Tac`ın yetkileri günümüzde tamamen sembolik bir karaktere bürünmüştür. Almanya, İtalya ve İsrail gibi başlıca parlâmenter cumhuriyetlerde de cumhurbaşkanına önemli yetkiler tanınmamıştır. Hatta cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği İrlanda, Bulgaristan ve kısmen Avusturya`da bile, cumhurbaşkanları sembolik bir konumdadırlar. Cumhurbaşkanına bazı önemli yetkilerin verildiği Portekiz, Yunanistan, Finlandiya gibi parlâmenter rejimlerde ise zamanla bu yetkilerde kısıtlamalara gidilmiştir. Dolayısıyle, parlâmenter rejimlerde cumhurbaşkanının yetkilerinin kısıtlanması yönünde bir eğilim mevcuttur.
Türkiye`de Cumhurbaşkanının 1982 Anayasasının 104 üncü maddesinde listelenen görev ve yetkileri, parlâmenter rejimle bağdaşmayacak kadar geniştir. Bu kadar fazla yetkiye sahip bir Cumhurbaşkanının bulunduğu ülkede yürütmenin iki başlı hale gelmesi ve bu iki baş arasında iktidar çatışmasının yaşanması kaçınılmazdır. 1982 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra bu çatışma sürekli yaşanmıştır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin azaltılarak, bunların ilgili kurum ve kuruluşlara dağıtılması parlâmenter sistemin normalleşmesi bakımından gereklidir. Cumhurbaşkanının yetkilerinin düzenlenmesinde parlâmenter rejim ilkeleri, yetki ve sorumluluğun paralelliği kuralı ve 1961 Anayasasınca benimsenen sistem esas alınmıştır.
Bu çerçevede 1982 Anayasasının 104 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir” cümlesi çıkarılmıştır. Bu yetki çok geniş ve belirsiz olduğu gibi, hangi yöntemlerle yerine getirileceği de açık değildir. Bu nedenle böyle bir cümleye maddede yer verilmemiştir.
1982 Anayasasının 104 üncü maddesinde sayılan diğer yetkilerin bir bölümü Anayasanın ilgili maddelerinde zaten mevcut olduğundan, bir bölümü de parlâmenter rejim ilkelerine uygun olarak kaldırıldığından, bu maddede ayrıca sayılmalarına gerek görülmemiştir.
Aynı ilkeler uyarınca, ikinci fıkrada Cumhurbaşkanının sadece Genelkurmay Başkanı, vali ve büyükelçilerin atanmalarına ilişkin Bakanlar Kurulu kararnamelerini imzalayacağı, bunun dışında hangi kararnameleri imzalayacağının kanun tarafından düzenleneceği belirtilmiştir. Böylece, yürütme organının sorumlu kanadı olan Bakanlar Kurulunun konumu güçlendirilmiştir.
Diğer yandan, Cumhurbaşkanının tek başına yapabileceği işlemler, Batı örneklerinde olduğu gibi tahdidî olarak sayılarak, tartışma yaratabilecek belirsizliklere son verilmiştir.
Madde 82- 1982 Anayasasında yer alan Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlere karşı yargı yolunun kapalı olduğuna dair hüküm, Cumhuriyetin değiştirilemez niteliklerinden biri olan hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu için benimsenmemiştir.
İkinci fıkrada Cumhurbaşkanının Yüce Divana sevkedilmesi durumunda görevinin sona ereceği belirtilmek suretiyle, bu konudaki belirsizliklere ve gereksiz tartışmalara son verilmiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanının sorumluluğu konusunda hangi suçların vatana ihanet suçu teşkil edeceğinin kanunla belirlenmesi öngörülerek, suç ve cezaların kanunîliği ilkesine uygunluk sağlanmıştır.
Üçüncü fıkrada Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı yasama dokunulmazlığı hükümlerine tâbi olacağı hükme bağlanarak mevcut belirsizlik ortadan kaldırılmıştır.
Madde 83- 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanlığı makamının seçim dışındaki sebeplerle boşalması durumundaki vekâleti düzenleyen 106 ıncı maddesi, “vekillik” yerine “vekâlet” kelimesinin kullanılması dışında, aynen korunmuştur.
Madde 84- Maddede, parlâmenter rejimlerde yürütmenin yetkili ve sorumlu kanadı olan Bakanlar Kurulunun kuruluşu düzenlenmektedir. Anayasa geleneğimizde Başbakan Cumhurbaşkanı tarafından milletvekili olanlar arasından atanmaktadır. Önceki anayasalarda olduğu gibi, burada da hangi milletvekilinin Başbakan olarak atanacağına dair ayrıntılı düzenlemeye gidilmemiştir. Cumhurbaşkanının Meclis çoğunluğuna sahip siyasî partinin genel başkanına hükümeti kurma görevi vermesi anayasal teamüldür. Başbakanın atanmasında temel kriter, atanan milletvekilinin genel seçimler sonrası oluşan parlâmentoda çoğunluk iradesini temsil etmesi ve bu anlamda güvenoyu alma sorununun bulunmamasıdır.
Bakanların Cumhurbaşkanınca atanacağına dair kural, parlâmenter rejimin devlet başkanlarına tanıdığı sembolik görevlerden biridir. Bakanların belirlenmesinde yetki ve sorumluluk tamamen Başbakana aittir. 1982 Anayasasının Bakanlar Kurulunda milletvekili olmayan kişilerin de bakan olarak görevlendirilebileceğine dair hükmü, parlâmento dışında bulunan uzmanlardan da yararlanmayı mümkün kıldığı için, aynen korunmuştur.
Madde 85- Önceki anayasalarda yer alan Bakanlar Kurulunun göreve başlaması ve güvenoylamasına ilişkin hükümler, burada da aynen korunmuştur.
Güvenoyu, parlâmenter rejimin temel kavramlarından biri olup yürütmenin yasama karşısındaki sorumluluğunu ve hesap verebilirliğini ifade etmektedir. Yasama organının anayasal denetim yollarıyla hükümeti denetleyebilmesi için öncelikle Bakanlar Kurulunun programını tartışıp ona güvenoyu vermesi gerekmektedir. Diğer yandan güvenoylaması, hükümetin izleyeceği temel politikalar konusunda parlâmentoyu bilgilendirmesi ve bu politikaların hayata geçirilmesi için ondan yetki alması olayıdır. Zira, Bakanlar Kurulunun görevde kalması ve politikalarını uygulayabilmesi, kanun koyucu organdan alacağı desteğe bağlıdır.
Madde 86- 1961 ve 1982 Anayasalarının paralel hükümleri aynen korunmuştur. Başbakanın görev esnasında bakanlarıyla değerlendirme yaptıktan sonra güvenoyu istemesi, hükümetin güven tazelemesi ve dolayısıyla güç kazanması için başvurulabilen yollardan biridir. Yasama organı açısından da bu, hükümeti sorgulayıp hesap sormanın müsait bir zeminidir. Diğer yandan, güven isteminin reddinin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla mümkün olması, siyasî istikrarsızlıkları önlemeye dönük bir düzenlemedir.
Madde 87- Önceki anayasalarda da yer alan bu madde muhafaza edilmiştir.
Madde 88- Bu madde bakanlıkların kurulması ve kaldırılması ile görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceğine dair 1982 Anayasasının 113 üncü maddesindeki hükmü muhafaza etmektedir. Ancak, bakanlıkların “teşkilât yapısı”nın, 1961 Anayasasının 106 ncı maddesinde olduğu gibi, “kanunun koyduğu esaslara göre” düzenlenmesine imkân verilmiştir. Böylece bakanlıkların birimlerinin ve bakanlık teşkilâtına ilişkin diğer hususların, kanunun öngördüğü esaslara göre düzenleyici işlemlerle belirlenmesi ve düzenlenmesi mümkün olacaktır.
Madde 89- Bu maddenin amacı, Anayasanın 54 üncü maddesi çerçevesinde Meclis seçimlerinin Cumhurbaşkanınca yenilenmesi durumunda tarafsız bir Bakanlar Kurulunun yönetiminde ülkenin seçime götürülmesini sağlamaktır.
Önceki anayasalarda yer alan seçimlerden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlarının çekilmesine ve yerlerine Başbakanca bağımsız kişilerin atanmasına dair hükme bu maddede yer verilmemiştir. Bunun temel sebebi, böyle bir tedbirin iletişim ve güvenlik teknolojisinin geliştiği günümüzde anlamını yitirmiş olmasıdır.
Madde 90- 1982 Anayasasının 117 nci maddesinde yer alan Genelkurmay Başkanının savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getireceğine ilişkin ibareye yeni düzenlemede yer verilmemiş ve Genelkurmay Başkanının atanma usulü Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen maddede belirtildiğinden burada tekrarlanmadan 1982 Anayasasındaki düzenleme korunmuştur.
Madde 91-
Birinci Alternatif: Başbakanın Başkanlığı
Millî Güvenlik Kurulu, 1961 Anayasası ile kurulduğundan bu yana eleştirilerin odağında olmuştur. Kurulun tamamen kalkmasını isteyenler olduğu gibi güçlendirilerek muhafazasını savunanlar da bulunmaktadır. Özellikle ABD`deki 11 Eylül terör saldırılarından sonra, güvenlik kavramının kuşatıcı bir şekilde gelişmesi, bu tür kurumların muhafazası yönündeki eğilimleri de güçlendirmiştir. Bulgaristan, Romanya ve Polonya gibi bazı ülkelerin nispeten yeni sayılabilecek anayasalarında benzer işleve sahip kurumlar öngörülmektedir. Ancak bu anayasalar, millî güvenlik ya da millî savunma kurullarının genel işlevini belirtip bunların yapısı ve işleyişiyle ilgili düzenlemeleri kanuna bırakmaktadır. Bu kurulların oluşumunda ve işleyişinde sivil siyasî irade hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirleyicidir. En önemlisi, demokratik ülkelerde bu tür kurullar, siyasal sorumluluğa ve hesap verebilirlik özelliğine sahip hükümet ya da devlet başkanlarının başkanlığında toplanmaktadır.
Esasen bu durum normaldir, çünkü parlâmenter demokrasilerde millî güvenlik politikalarını belirleme ve uygulama yetkisi hükümetlere aittir. Nitekim ülkemizde de “millî güvenliğin sağlanmasından … Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı Bakanlar Kurulu sorumludur.” Bu nedenle, millî güvenlik konusunda hükümete istişarî nitelikte görüş sunan Millî Güvenlik Kurulunun başkanının Başbakan olması, parlâmenter rejimin esaslarına daha uygundur.
Diğer yandan, parlâmenter sistemin öngördüğü yetkilerin çok ötesinde yetkilere sahip kılınan Cumhurbaşkanının ülkenin en etkili anayasal kurumlarından birine de başkanlık ediyor olması, siyasal sistem içindeki ağırlığını iyice artırmaktaydı. Başbakanın Millî Güvenlik Kuruluna başkanlık etmesi, Cumhurbaşkanının yetkilerinin sınırlandırılmasından sonra mantıksal bir zorunluluk haline gelmiştir.
Ayrıca, Millî Güvenlik Kurulunun Başbakanın başkanlığında toplanan istişarî bir organ olarak yeniden düzenlenmesi, kuruluşundan beri bu kurulun demokratik meşruiyetine yönelik eleştirileri de bir ölçüde ortadan kaldıracaktır.
Millî Güvenlik Kurulunda Jandarma Genel Komutanına yer verilmeyerek, bu konuda 1961 Anayasasına dönülmüştür. Bunun sebebi, Jandarma Genel Komutanlığının esasen kolluk hizmeti gören bir birim olması ve bu yönüyle İçişleri Bakanlığına bağlı olmasıdır. Hem Jandarma Genel Komutanının hem de Emniyet Genel Müdürünün amiri olan İçişleri Bakanının Kurulda bulunması yeterli görülmüştür.
Dördüncü fıkrada, Başbakanın başkanlığının doğal sonucu olarak, Kurul gündeminin Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Başbakan tarafından belirleneceği belirtilmiştir.
İkinci Alternatif: Cumhurbaşkanının Başkanlığı
Asker ve sivil üyelerden oluşan Millî Güvenlik Kurulu, ülkenin millî güvenlik ile ilgili meseleleri hakkında karar almaya yetkili kılınmış bir organdır. Kurulun, gerek Anayasa gerekse kuruluş kanununun gereği olarak düzenli aralıklarla toplanması, askerî makamlarla seçilmiş sivil yöneticiler arasında millî güvenlik meseleleri üzerinde görüş alış-verişine ve diyaloga olanak sağlamaktadır. Bilindiği gibi, Millî Güvenlik Kurulunun anayasal bir organ olarak muhafazası gerek iç kamuoyunda gerekse uluslararası kamuoyunda temsilî demokrasinin esaslarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Böyle olmakla birlikte ülkenin içinde yer aldığı coğrafyanın güçlükleri bu tür bir kurulun muhafazasını gerektirmektedir. Bu yüzden, Kurulun anayasal bir organ olarak varlığını sürdürmesine ihtiyaç vardır. Kurulun yapısı ile temsilî demokrasinin gereklerini bağdaştırmak amacıyla 2001 yılında 1982 Anayasasının 118 inci maddesinde köklü sayılabilecek değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler sayesinde Kurulun sivil üyelerine askerî üyeler karşısında çoğunluk sağlanmıştır. Bu, Kurul kararlarında sivil iradenin ağırlıklı olduğu sonucunu yaratmaktadır. Öte yandan, gene aynı değişikliklerle Kurul kararlarının istişarî niteliği şüpheye yer bırakmayacak bir açıklıkla ifade edilmiştir. Bu nedenle, Kurulun yapısı ve kararlarının niteliğine ilişkin 2001 Anayasa değişiklikleriyle yetinilmesinde isabet vardır.
Üçüncü fıkra, 1961 Anayasasının aynı konudaki 111 inci maddesinin orijinal hükmünden mülhem olarak hazırlanmıştır. Bu fıkra Kurul kararlarının içeriği ile ilgili olarak esaslı bir değişiklik getirmemekte, sadece bu kararların içerik ve niteliğini daha yalın olarak tanımlamaktadır.
Üçüncü Alternatif:
Değişen şartlara göre Millî Güvenlik Kurulunun yapısında ve işleyişinde hızlı değişiklikler yapmak gerekebilmektedir. Nitekim Avrupa Birliğine üyelik sürecinde Kurulun hem oluşumunda, hem de işleyişinde değişiklikler yapılması gerekmiştir. Bu esnekliği sağlamak amacıyla, Millî Güvenlik Kurulunun genel işlevi belirtilerek diğer hususlar kanuna bırakılmıştır. Nitekim, Bulgaristan, Romanya ve Polonya anayasaları da, millî güvenlik ya da millî savunma kurullarının genel işlevini belirtip, bunların yapısı ve işleyişiyle ilgili düzenlemeleri kanun koyucuya bırakmışlardır.
Madde 92- 1982 Anayasasının 123 üncü maddesi aynen korunmuştur.
Türkiye Cumhuriyetinin üniter devlet yapısının bir gereği olarak, idarî teşkilâtlanmasının da idarenin bütünlüğü ilkesine göre kurulması gerektiği açıktır.
Buna karşılık, idarî teşkilâtlanmadaki bütünlüğün mutlaka her idarî görevin merkezden yerine getirileceği, diğer bir deyişle bütün devlet fonksiyonlarının merkeziyetçi bir yapı içinde icra edileceği düşünülmemelidir. Devletin yerine getirmekle yükümlü olduğu görevlerin nicelik ve nitelik itibariyle ciddî artışlar gösterdiği günümüz dünyasında, pek çok görevin merkezî idarenin dışındaki kurum ve kuruluşlarca yerine getirilmesi zorunludur. Bu nedenle, belli bir kamu hizmetinin yerine getirilmesini ülke çapında gerçekleştirecek özerk birimler ile belli bir yörenin ihtiyaçlarını doğrudan o yöredeki insanların katılımı ile karşılayacak idarî kurum ve kuruluşlara ihtiyaç vardır. Bu bakımdan, merkezî idare ile onun dışındaki hizmet yerinden yönetim kuruluşlarını ve mahallî idareleri, kamu tüzel kişiliği ilkesine uygun olarak, yerinden yönetimi mümkün kılacak biçimde yapılandırmak gerekmektedir.
Bu yapılanmanın idarenin bütünlüğünü bozmaması için ve idarenin kanunla düzenleneceği hükmünün de bir uzantısı olarak, kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı hükme bağlanmıştır.
Madde 93- İdarenin kanunla düzenleneceği ilkesinin bir sonucu olarak, düzenleyici işlem yapma yetkisi, idareye ancak kanunların uygulanmasını sağlamak amacıyla ve kanunlara aykırı olmamak şartıyla verilebilmekte ve bu yetkinin yönetmelik çıkarma biçiminde, Bakanlar Kurulu, Başbakanlık, bakanlıklar ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından kendi görev alanlarıyla ilgili olarak kullanılabileceği hükme bağlanmaktadır.
Buna ek olarak, idarenin kanunîliğinin ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin teyidi anlamında, önceden kanunla düzenlenmemiş konularda yönetmelik çıkarılamayacağı tasrih edilerek idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin aslî bir yetki niteliğinde olmadığı açıkça vurgulanmaktadır.
Madde 94- Hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olan idarenin hiçbir eylem ve işleminin yargı denetimi dışında bırakılamayacağı esası, 1961 Anayasasının 1971 değişikliklerinden önceki şekliyle açıkça vurgulanmaktadır. Buna uygun olarak, 1982 Anayasasının 125 inci maddesinde yer alan Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şura kararlarının yargı denetimi dışında olduğu yönündeki hükümlere bu düzenlemede yer verilmemektedir.
Hukuka bağlı idarenin özel gereklerinden en önemlisi olan yargı denetimini düzenleyen bu ifadeden hemen sonra ise, çağdaş devlet düzenlerinde yaygın olarak yer alan idarî sözleşmelerin özel bir tipi olan kamu hizmeti imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde mahkeme yerine tahkime gidilebileceğine bir istisna olarak yer verilmek suretiyle, idareye bu istisna ile sınırlı olarak kamu hukuku kalıplarının dışına çıkarak daha serbest bir biçimde davranma imkânı getirilmek istenmiştir.
Üçüncü fıkra yargısal denetimde çok önemli bir ilkeyi düzenlemektedir. Yaşanan tecrübeler ülkemizde gerek idarî yargı gerekse anayasa yargısı alanlarında, yargı mercilerinin zaman zaman hukuka uygunluk denetimi yapmak yerine, yerindelik denetimine yöneldiklerini göstermektedir. Oysa bilindiği gibi, hukuk devleti, yasama ve yürütme organları ile idarî makamlar kadar yargının da hukukun sınırları içinde hareket etmekle yükümlü olduğu anlamına gelmektedir. Hukuk devleti ilkesinin gereği olan yasama ve yürütme organlarıyla idarî makamların tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tâbi olması, ancak bu denetimin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı kalması halinde mümkün olabilir. Bu nedenle, yargı organlarının yerindelik denetimine yönelmeleri de bir hukuk devleti ihlâlidir. Öte yandan, yerindelik denetimi, denetime tâbi olan işlemi yapmaya yetkili olan organ veya makamın takdir yetkisinin incelenmesi anlamına gelmektedir. Oysa yargı organları kendi yetki sahalarında bulunan işlemleri ancak bu işlemlerin üzerindeki hukuk normlarına uygunluk yönünden denetleyebilirler. Hukuka uygunluk denetiminin sınırları aşılarak yerindelik denetiminin yapılması, denetime tâbi işlemi yapmaya yetkili organ veya makamın takdirinin denetlenmesi, temsilî demokrasi anlayışı ile de çelişmektedir. Bütün bu sebeplerle, idarî yargı mercilerinin yapacağı denetimin “hukukîlik”le sınırlı olduğu, yargı organlarının yerindelik denetimi yapamayacakları açıkça hükme bağlanmaktadır.
Dördüncü fıkrada, hukuk devleti ilkesinin gerçekten anlam kazanabilmesi için anlamlı bir müessese olan ve yargı kararının gecikmesi halinde ortaya çıkabilecek haksızlıkları önlemeyi amaçlayan “yürütmeyi durdurma kararı”nın şartları ve sınırları düzenlenmektedir.
Beşinci fıkrada ise, idarenin sorumluluğunun anayasal esasları belirlenmekte ve kişisel kusuru ile idarenin sorumluluğuna yol açan kamu görevlisine karşı idarenin rücu edebileceği hususuna yer verilmektedir.
Madde 95- 1982 Anayasasının 126 ncı maddesindeki düzenleme aynen muhafaza edilmiştir.
Kaynağı çok eskiye uzanan ve Türkiye`nin tarihî birikiminde önemli bir yeri bulunan kamu idaresinde merkeziyet ilkesi, en önemli yönüyle, merkezî idarenin Başkent ve taşra teşkilâtı arasındaki hiyerarşik ilişkiyi ifade etmektedir. Bu ilişkinin en önemli dezavantajlarından biri, tüm yetkilerin Başkentte toplanmasından kaynaklanan ve idarenin işleyişini güçleştiren ve ağırlaştıran usullerin varlığıdır. Bunu aşabilmek için il idaresinde yetki genişliği ilkesi, eski Anayasalarımızda olduğu gibi korunmuş ve ayrıca merkezî idarenin ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara ve kamu hizmetlerinin görülmesinde, verimlilik ve uyumu hedefleyerek yeni yönetim birimleri oluşturmasına anayasal dayanak sağlanmış olmaktadır.
Madde 96- 1876 Kanunu Esasîsinden beri yerleşmiş olan ve sosyolojik bir varlık kazanmış bulunan mahallî idarelerin, aynı zamanda çağdaş kamu idaresinde demokratik geleneğin temellerini de oluşturduğu bilinmektedir. Madde, bu tarihî ve sosyolojik gerçekliği yeniden düzenlerken eski anayasalarımızdaki esasları, bazı ifade zayıflıklarını gidermiş olmakla beraber korumuştur.
Ayrıca, yeni düzenlemede, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin beş yıl yerine dört yılda bir yapılması hükmüne paralel olarak, mahalli idareler seçimlerinin de dört yılda bir yenilenmesi öngörülmektedir.
Son fıkrada mahallî idarelere kendi gelir kaynaklarını oluşturma imkânı vermeye açık ve dolayısıyla daha geniş bir ademi merkeziyet alanı sağlamak amaçlanmıştır.
Madde 97- Türkiye`nin kamu idaresinde öteden beri süregelen memur, işçi ve sözleşmeli personel gibi kamu görevlileri arasındaki statü farklılıklarını adlandırma ve düzenleme ile ilgili sorunlar, yeni mevzuat hükümlerinde kamu hizmeti görevlileri kavramıyla karşılanmaktadır. Madde, 1982 Anayasası ile benimsenmiş olan bu terimi ve hukukî düzenlenişini korumakla birlikte, sözleşmeli personeli ve işçileri de memurlar ve diğer kamu görevlileri ile birlikte ayrıca ve açıkça zikretmiştir.
1982 Anayasasının 128 inci maddesinin gerekçesinde, dolaylı biçimde de olsa memur tanımı yapılmasından kaçınıldığı; böyle bir tanımın unsurlarının açık ve kesin bir şekilde Anayasada verilmesi mümkün görülmediğinden, kamu hizmeti görevlilerinin çalıştırılma biçimlerine göre kendi içinde ayrılmasının kanun koyucuya bırakıldığı belirtilmekle birlikte, bu alanda yapılan pek çok kanunî düzenleme, anılan maddede yer verilen “genel idare esaslarına göre” ve “aslî ve sürekli” ibareleri sebebi ile iptallerle karşılaşmış ve uygulanamamıştır. Bu sebeple, mezkûr ifadelere maddede yer verilmemesi sağlıklı bir kanunî düzenleme için zorunludur.
Bu düzenlemede zaten kamu tüzelkişilikleri olduğu için 1961 Anayasasında maddede sayılmayan, 1982 Anayasasına da, Danışma Meclisinin kabul ettiği metinde bulunmadığı halde Millî Güvenlik Konseyince eklenen, kamu iktisadî teşebbüslerine yer verilmemiştir.
Ayrıca, yukarıda sözü edilen sorunların aşılması için, 1982 Anayasasının 128 inci maddesinin gerekçesinde belirtilen sebeplerle, kamu hizmeti görevlilerinin çalıştırılma şekillerine göre kendi içinde ayrılması tamamen kanun koyucuya bırakılmıştır.
Madde 98- 1982 Anayasasının 129 uncu maddesinde memurlar ve diğer kamu görevlileri için öngörülen Anayasaya ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüğü, sözleşmeli personeli ve işçileri de kapsayacak şekilde, bütün kamu hizmeti görevlileri için hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki ilkeler de sözleşmeli personeli kapsayacak şekilde genişletilerek hukuk devleti ilkesinin gereğinin yerine getirilmesi amaçlanmıştır.
1982 Anayasasının 129 uncu maddesinde yer alan uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimi dışında tutulmasına ilişkin hükme, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığından yeni düzenlemede yer verilmemiştir.
1982 Anayasasında memurlar ile diğer kamu görevlileri hakkında ceza kovuşturmasının açılması kural olarak izne bağlanmakta iken, yeni düzenlemede izin şartı sadece kanunla belirlenecek istisnalar için geçerli hale getirilmiştir. Böylece memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında görevleri ile ilgili olarak işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturmasına başlanması için kural olarak herhangi bir idarî merciin izni aranmayacaktır.
Madde 99- 1961 ve 1982 Anayasalarındaki düzenleme esas olarak muhafaza edilmiştir.
Yapılan düzenleme kanunîlik ilkesi ile idarî hiyerarşi ve disiplin zorunluluklarını bağdaştırmaktadır.
1961 ve 1982 Anayasalarında “yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa” hükümlerine aykırılıktan söz edilmesine karşılık, burada madde başlığına da uygun olarak “kanuna” aykırı emirlerin yerine getirilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Çünkü madde başlığından da anlaşılacağı üzere, burada maddî anlamda kanun sözkonusudur. Aksinin kabulü ise “Kanunsuz emir” şeklindeki madde başlığının yetersizliği anlamına gelir ki bu doğru değildir.
Madde 100- Getirilen düzenlemeyle, yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliği ve öğretim elemanlarının akademik özgürlüğü güçlendirilmektedir. 1982 Anayasasının 130 uncu maddesinin yasakçı ve sınırlayıcı yaklaşımı yerine, yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliğini öne çıkaran ve bu amaçla teminatlar öngören bir düzenleme yapılmaktadır.
İkinci fıkrada, yükseköğretim kurumları ile buralarda görev yapan akademisyenlerin, serbestçe bilimsel araştırma, öğretim, yayın ve açıklama yapabilecekleri belirtilmek suretiyle, akademik hürriyet hem kurumsal hem de bireysel boyutuyla güvenceye alınmıştır.
Üçüncü fıkrada, üniversitelerde daha demokratik bir ortam oluşturmak amacıyla, rektörlerin doğrudan öğretim üyelerince seçilmesi esası benimsenerek Yükseköğretim Kurulu ve Cumhurbaşkanının bu konudaki yetkisi sona erdirilmektedir. 1982 Anayasasının 130 uncu maddesinde Yükseköğretim Kurulunca seçilmesi öngörülen dekanlara ilişkin olarak bir hüküm getirilmemekte; yükseköğretim kurumlarının diğer organları gibi dekanların seçilip atanmalarına ilişkin esaslar da kanuna bırakılmaktadır.
Bu düzenlemelerle yükseköğretim kurumlarımızın çağdaş bir yapıya ve işleyişe kavuşturulması amaçlanmaktadır.
Madde 101- Yapılan düzenlemeyle, üniversite özerkliği ilkesi çerçevesinde Yükseköğretim Kurulunun işlevi koordinasyon ve planlama ile sınırlandırılmaktadır. Yükseköğretim Kurulunun uygulamada etkin bir şekilde çalışabilmesine imkân sağlamak amacıyla, üye sayısı onbir olarak belirlenmektedir. Bakanlar Kurulunun seçeceği üyelerin çoğunluğunun da öğretim üyesi olması öngörülmektedir. Beş üyenin ise farklı üniversite ve yükseköğretim kurumlarından olmak üzere 1982 Anayasasında olduğu gibi, kanunla belirlenen usullere göre üniversitelerce seçilmesi öngörülmektedir. Cumhurbaşkanının üye seçme yetkisi, Cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılması kapsamında sona erdirilmekte ve ayrıca 1982 Anayasasında doğrudan Cumhurbaşkanına ait olan Kurul Başkanını seçme yetkisi Kurulun kendisine verilmektedir.
Madde 102- Bu madde, çeşitli meslekî faaliyetlerin kamu hizmeti niteliği taşıdığı düşüncesinden hareketle ve kanunla birer kamu tüzel kişisi olarak teşkilâtlanmasını sağlamak ve böylece bu tip meslek kuruluşlarının kamu kurumu niteliğini kazanarak yerinden yönetim ilkesine göre çalışabilmelerine, bu çerçevede de seçimle işbaşına gelen organlarının güvenceye kavuşturulmaları bakımından yerinden yönetimdekine benzer biçimde düzenlenmelerine imkân vermektedir.
1982 Anayasasının 135 inci maddesinden farklı olarak, bu maddede meslek kuruluşlarının kuruluş amaçlarına yer verilmemiş ve bunların düzenlenmesi kanuna bırakılmış; ayrıca sorumlu organların görevlerine mahkeme kararıyla son verilmesini gerektiren sebeplerin meslek kuruluşunun amaçları dışında faaliyet göstermeyle sınırlı tutulması yerine kanunlara aykırı faaliyette bulunma şeklinde belirlenmesi öngörülmüştür.
Madde 103- 1961 ve 1982 Anayasalarının yer verdiği Diyanet İşleri Başkanlığı muhafaza edilmiştir. Bu kurumun lâiklik ve siyasî tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda hizmet görmesi öngörülmektedir. Bu ilkelere dayanan bir düzende, devlet tüm hizmetlerini din, inanç ve mezhep ayrılığı gözetmeksizin eşitlik ilkesi çerçevesinde yerine getirmelidir. Bu anlamda, Diyanet İşleri Başkanlığı, sadece ülkede çoğunluk dinine ya da bu dinin belli bir mezhebine mensup olanlara değil, tüm inanç gruplarına hizmet sunan bir anayasal kurum olarak faaliyette bulunmak durumundadır.
Madde 104- Olağanüstü hallerin her iki türü ile sıkıyönetimin ilânına yol açan sebepler tek madde halinde düzenlenmektedir. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı yetkisi, münhasıran Bakanlar Kuruluna bırakılmaktadır. İkinci ve üçüncü fıkralarda sıralanan sebepler millî güvenlikle ilgili olduklarından, bu sebeplerin ortaya çıkması halinde olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilânı kararının, istişarî bir organ olan Millî Güvenlik Kurulunun görüşünün alınmasından sonra verilebileceği kabul edilmektedir. Millî Güvenlik Kurulunun görüşünün, bu Kurulun diğer kararlarında olduğu gibi, bağlayıcı olmadığı ve sadece istişarî nitelikte olduğu açıktır. Her iki yönetim biçiminin de geçici bir tedbir olma özelliği dikkate alınarak, olağanüstü haller için iki aylık, sıkıyönetim için ise dört aylık bir süre öngörülmektedir.
Madde 105- Maddenin birinci fıkrasında, olağanüstü hal ve sıkıyönetime ilişkin usulî düzenlemelere yer verilmektedir.
Olağanüstü hal ve sıkıyönetim, bir hukuk rejimidir. Bu anlayışa uygun olarak, Bakanlar Kuruluna olağanüstü hal ve sıkıyönetim süresince yetki kanununa ihtiyaç duymaksızın kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini veren ve bu kararnameleri yargı denetimi dışında tutan 1982 Anayasasının sistemi terk edilmiştir. Bu maddeyle, olağanüstü hal ve sıkıyönetimin gerektirdiği düzenlemeler kanuna bırakılmaktadır. Ancak, bu amaçla çıkarılacak kanunda, olağanüstü haller ile sıkıyönetimin ilânını gerektiren sebeplerin ağırlığı ve derecesi dikkate alınarak, her biri için ayrı yükümlülükler ve düzenlemeler öngörülecektir.
Madde 106- Mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin temel amacı, mahkemelerin tarafsızlığını sağlamaktır. Dolayısıyla, asıl amaç tarafsızlıktır. Asıl amaç olan tarafsızlığa Anayasada yer vermek, onun önem ve ağırlığına vurgu yapmak, araç olan bağımsızlığı da güçlendirecektir. Bu sebeple, gerek bu maddenin başlığında ve normatif kısmında, gerekse yargı bölümündeki diğer maddelerde, tarafsızlık ilkesi, bağımsızlık ilkesiyle birlikte anılmıştır.
1982 Anayasasının paralel hükmünde yer alan “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak” ibaresi, “hukuka uygun olarak” biçiminde kısaltılmıştır. Bununla, “hukuk” kavramının kapsayıcılığının vurgulanması ve mevcut hükümdeki sıralamanın normlar hiyerarşisi bakımından uygun olmayan ifadesine son verilmesi amaçlanmıştır.
Yargının, yasama organı karşısında bağımsızlığını teminat altına alma amacını taşıyan üçüncü fıkradaki yasaklayıcı düzenleme, yasama organında oluşturulan araştırma ve soruşturma komisyonlarının faaliyetlerini kapsamamasına karşın, aksi yönde anlaşılmalara ve tartışmalara mahal vermemek amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki araştırma ve soruşturma komisyonlarının faaliyetlerinin bu hükmün dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
Maddede yapılan son bir yenilikle, 1982 Anayasasının 138 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “yasama ve yürütme organları ile idare” ibaresi çıkarılmış; bunun yerine, “bütün devlet organları” ibaresi eklenmiştir. Böylece, yasama ve yürütme organları ile idare dışında kalan devlet organları da bu direktif mahiyetindeki hükmün kapsamına dahil edilmiştir.
Ayrıca, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usûllerinin kanunla düzenlenmesinin öngören 1982 Anayasasının 142 nci maddesi aynen korunmuştur.
Madde 107- 1982 Anayasasının 139 uncu maddesi, küçük bir değişiklik dışında, aynen korunmuştur. İlgili maddenin birinci fıkrasında geçen “emekliye ayrılamaz” ibaresi, hâkimler ve savcılar bakımından bir teminat oluşturmaktan uzak olduğundan, bunun yerine “emekli edilemez” ibaresi tercih edilmiştir.
Madde 108- Madde, iki değişiklik dışında, 1982 Anayasasının 140 ıncı maddesi aynen benimsenmiştir. Değişikliklerden ilki, maddenin birinci fıkrasındaki “bu görevler meslekten hâkim ve savcılar eliyle yürütülür” hükmünün çıkarılmasıdır. İkincisi ise, hâkim ve savcılardan idarî görevde çalışanlarla ilgili olan düzenlemenin maddeden çıkarılmasıdır. Anayasada yer alması gereksiz olan bu düzenlemeler kanuna bırakılmıştır.
Madde 109- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı, hukukun üstünlüğü ve demokratik yönetim ilkeleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.
Kurulun yeni yapılandırılmasında, hâkimlik bağımsızlığı ve teminatının görünür güvencesini oluşturan kendi kendini yönetim ilkesi ile korporatizmin olumsuz etkilerinden korunma gerekliliği bağdaştırılmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede, yürütmenin yargıya müdahalesine imkân sağladığı gerekçesiyle yargı çevrelerinde ve kamuoyunda eleştirilen, Adalet Bakanının Kurulun başkanı olması esasına son verilmiştir. Ancak, gerek Kurulda oluşabilecek korporatist eğilimleri önlemek ve gerekse Adalet Bakanlığı ile Kurul arasındaki karşılıklı ilişkilerin sağlıklı bir zeminde sürdürülebilmesini sağlamak amacıyla, Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Kurulun tabiî üyesi olarak kabul edilmiştir. Kurul başkan ve başkanvekilinin seçimle belirleneceği esası getirilmiştir.
Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun muadili olan kurullar, yüksek mahkemelerin veya hâkimlerin kendi aralarından seçtikleri üyelerle devlet başkanı veya parlâmentoların seçtikleri üyelerden oluşan karma kurullardır. Bununla sözkonusu kurullasrın demokratik meşruluklarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır.
Onyedi asıl ve dört yedek üyeden oluşması öngörülen Kurulun seçimle gelen onaltı asıl ve dört yedek üyesinin belirlenmesinde, 1961 Anayasasının ilk şeklinde öngörülen karma bir sistem benimsenmiş; kurumlar arasında ve yargı mercilerinin kendi içinde dengeli bir dağılım gözetilmiştir. Üyelerden beşinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, beşinin Yargıtay ve Danıştay genel kurullarınca ve altısının da birinci dereceye ayrılmış adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarınca seçilmesi kabul edilmiştir. Meclis tarafından yapılacak üye seçimlerinde iktidar partisinin yegâne belirleyici olmasını önlemek için, nitelikli bir çoğunluk aranmıştır. Kabul edilen bu karma sistemle, hâkim ve savcıların daha demokratik bir şekilde temsilini sağlamak ve Kurulun demokratik meşruluğunu güçlendirmek amaçlanmıştır.
Kurul üyelerinin görev süresi dört yılla sınırlandırılmıştır. Görev süresi dolanların yeniden seçilmeleri esası kabul edilmemiştir. Bu amaçla, Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca seçilecek üyelerin altmış yaşını tamamlamış olmaları şartı aranmıştır.
Kurulun toplantı ve karar yeter sayısının düzenlendiği ikinci fıkrada, hâkim ve savcılar hakkında verilecek meslekten ihraç kararlarının, toplantıya katılan üyelerin üçte ikisinin oyu ile alınabileceği kabul edilmek suretiyle, hâkim ve savcıların teminatı güçlendirilmiştir.
1982 Anayasasının paralel düzenlemesinde yer alan ve Kurul kararlarını yargı denetimi dışında tutan yasaklayıcı hüküm, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı için kaldırılmıştır. Kurul kararları idarî işlem niteliğinde olduğundan, bu kararlara karşı idarî yargı yolu açık tutulmuştur.
Madde 110- 1982 Anayasasında öngörülen ve hâkimlik teminatına aykırılık arz ettiği için eleştirilen, hâkim ve savcılar hakkındaki araştırma, inceleme ve soruşturmanın Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılması esası terk edilmiştir. Hâkim ve savcıların denetimi, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarına uygun olarak, 1961 Anayasasında olduğu gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılmıştır.
Madde 111- Askerî yargının görev alanı, sivil kişilerin askerî mahkemelerde yargılanmalarını önleyecek şekilde daraltılarak yeniden düzenlenmektedir. Yeni düzenlemeyle, askerî yargının görev alanı, asker kişilerin askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri askerî suçlarla sınırlandırılmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, askerî hâkim ve savcıların özlük işleri ile görevli bulundukları komutanlıkla olan ilişkilerinin, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak kanunla düzenleneceği belirtilerek, askerî hâkim ve savcılar anayasal teminata kavuşturulmaktadır.
Madde 112- Anayasa Mahkemesi, bu yöndeki kurumsal ve toplumsal beklentiler dikkate alınmak suretiyle özellikle üye oluşumu ve görevleri bakımından yeniden yapılandırılmıştır. Bu yapılırken, Anayasa Mahkemesinin 2004 yılında kamuoyuna açıkladığı anayasa değişikliği önerisinden, farklı kurumların zaman zaman bu yönde hazırladıkları anayasa tekliflerinden ve karşılaştırmalı anayasa yargısının sunduğu bilgilerden yararlanılmıştır.
Yapılan düzenleme ile Mahkemenin üye sayısı artırılarak asıl üye yedek üye ayrımına son verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin önerisi de dikkate alınmak suretiyle üye sayısı onyedi olarak belirlenmiştir. Bu sayı Avrupa ülkelerindeki ortalamaya yakındır. Anayasa mahkemelerinin üye sayısı, Almanya`da 16, Avusturya`da 14 (+ 6 yedek), Belçika`da 12, İspanya`da 12, İtalya`da 15, Polonya`da 15 ve Rusya`da 19`dur.
Kelsen`in ifadesiyle, bir anlamda “negatif yasa koyucu” olarak işlev gören anayasa mahkemelerine yasama organlarının üye seçmesi bu kurumun demokratik meşruiyetini sağlamak bakımından kaçınılmaz bir gerekliliktir. Nitekim, anayasa yargısına yer veren demokratik ülkelerin neredeyse tamamında parlâmentolar anayasa mahkemelerine önemli ölçüde üye seçmektedir. Bu ülkelerde üyelerin seçimi konusunda iki temel yöntem vardır. Birincisi, üyelerin tamamının yasama organı tarafından seçilmesidir. Örneğin Almanya, Macaristan ve Polonya`da anayasa mahkemesi üyelerinin tamamını parlâmento seçmektedir. Üye oluşumundaki ikinci yöntem ise, üyelerin yasama, yürütme ve yargı organları tarafından seçilmesidir. Örneğin Avusturya, Portekiz, İspanya ve İtalya anayasa mahkemelerinin üyeleri karma yöntemle belirlenmektedir. 1961 Anayasası da özellikle, İtalya modelinden esinlenerek, Anayasa Mahkemesi üyelerinin yasama, yürütme ve yargı organları tarafından seçilmesini benimsemişti.
Bu madde de 1961 Anayasasında olduğu gibi, karma yöntemi benimsemiştir. Ancak, 1961 Anayasasından farklı olarak, yürütme organının sorumsuz kanadı olan Cumhurbaşkanına tanınan iki üyenin seçimi yetkisi yasama organına bırakılmıştır. Buna göre, Anayasa Mahkemesi üyelerinin dokuzu yargı organları tarafından kendi üyeleri arasından, sekizi de yasama organı tarafından belli nitelikleri sahip kişiler arasından doğrudan seçilmektedir.
Diğer yandan, Türk Anayasa Mahkemesinin Avrupa`daki diğer anayasa mahkemeleriyle karşılaştırıldığında ciddî bir akademisyen üye açığı yaşadığı söylenebilir. Bu açığı belli ölçüde kapatmak amacıyla, yasama organının seçeceği üyelerden en az üçünün anayasa hukuku, kamu hukuku veya siyaset bilimi alanlarında çalışan profesör olması zorunluluğu getirilmiştir.
Mahkeme Başkanı ve Başkanvekilinin görev süreleri de en fazla iki dönemle sınırlandırılmıştır.
Madde 113-Anayasa Mahkemesi üyelerinin emeklilik yaşına kadar görevde kalması, mahkemenin yenilenememesi ve gelişmelere ayak uyduramaması gibi birtakım sakıncalara yol açabilmektedir. Nitekim Avrupa`da anayasa yargısına yer veren ülkelerin neredeyse tamamında anayasa mahkemesi üyelerinin görev süreleri sınırlıdır. Bu süre, Almanya ve Rusya`da 12 yıl, Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz, Polonya, Macaristan, Romanya ve Slovenya`da ise 9 yıldır. Bu ülkelerin Macaristan hariç tamamında üyeler, bir defaya mahsus seçilebilmektedir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 14 üncü Protokolün 2 nci maddesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarının 9 yıllığına ve bir defaya mahsus seçilmesini öngörmektedir. Bu sebeplerle, ülkemizde de Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir defaya mahsus olmak üzere ve dokuz yıllığına seçileceği hükmü getirilmektedir.
Madde 114
Birinci fıkrada yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler üzerindeki denetimin Anayasanın 68 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarındaki hususlara uygunlukla sınırlı olduğu vurgulanmıştır. Bununla, Anayasa Mahkemesinin “hukukîlik denetimi”nden uzaklaşarak “yerindelik denetimi” yapmasının önlenmesi amaçlanmıştır.
Yeni düzenleleme ile getirilen en önemli yeniliklerden biri, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün sadece “öndenetim” (a priori) yoluyla denetlenebileceğine dair hükümdür. İhdas edildiği andan itibaren “bastırıcı” (a posteriori) denetim yöntemi benimsenen anayasa yargımızda, İçtüzüğün öndenetimi istisnaî bir düzenleme olarak ortaya çıkmaktadır. Bu düzenlemeye gidilmesinin sebeplerinden biri, kanunlardan farklı olarak Meclis İçtüzüğünün sadece parlâmento çalışmalarını düzenleyen kurallar içermesidir. Nitekim, Avrupa`da Romanya ve Macaristan gibi birkaç ülke hariç, parlâmento içtüzüklerinin anayasallık denetimi yapılmamaktadır. Bu sebeple, Meclis İçtüzüğü gibi son derece teknik ve özel bir usulî metnin “eylemli ihdas” ya da “eylemli değişiklik” gibi adlandırmalar altında sürekli denetlenebilir hale getirilmesi demokratik esaslarla bağdaşmamaktadır. Bununla birlikte, İçtüzük değişikliği yapıldıktan sonra öndenetim yoluyla Anayasaya aykırılığın ileri sürülebilmesi yasama organına muhtemel eksiklikleri giderme fırsatı verecektir. Bu denetimden sonra, artık herhangi bir gerekçeyle ya da isimle İçtüzüğün Anayasaya aykırılığı ileri sürülemeyecektir.
Madde 115
Anayasa Mahkemesinin her zaman üye tamsayısı ile toplanamaması ihtimali karşısında, toplantı yeter sayısı onüç olarak belirlenmiştir. Mahkeme, anayasa değişikliklerinde iptal ve siyasî parti davalarında kapatma kararlarını, bu kararların önemine ve doğuracağı sonuçların ağırlığına binaen, ancak üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla verebilir. Nitekim, maddenin 2001 öncesi halinde de anayasa değişikliklerine ilişkin iptal kararlarının Mahkemenin üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile alınabileceği belirtilmekteydi. Bunun bir sebebi de, Anayasa değişikliğine ilişkin kanunların halkoylamasına sunulmadan kabul edilebilmesi için TBMM üye tamsayısının üçte ikisi tarafından kabul edilmesi gerektiğine dair anayasal hükümdür.
1982 Anayasasının 149 uncu maddesinin son fıkrasındaki yargılama usulüne ilişkin hükümlere kanunla düzenlenebilecek nitelikte olduğu için yeni düzenlemede yer verilmemiştir. Ancak, siyasî parti davalarında parti genel başkanının veya temsilcisinin dinlenmesi savunma hakkının bir gereği olduğu için muhafaza edilmiştir.
Madde 116
Bu madde, Anayasa Mahkemesine iptal davası açabilecekleri Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda biri oranındaki milletvekilleri olarak belirlemiştir. 1982 Anayasasının 150 nci maddesindeki iktidar partisi veya koalisyon halinde en fazla üyeye sahip iktidar partisinin iptal davası açabileceğine dair hükümlere, parlâmenter sistemin mantığına aykırı olduğu için yer verilmemiştir. İktidar partisi, zaten iptal davasına konu kuralların çıkarılmasında doğrudan ya da dolaylı olarak belirleyici olmaktadır. Kendi çıkardığı kuralların Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal davası açabileceği düşüncesi de mantıksızdır. Diğer yandan, anamuhalefet partisinin elinden iptal davası açma yetkisi de alınmış değildir. Mecliste üye tamsayısının en az onda biri oranında milletvekiline sahip her siyasî parti, milletvekilleri eliyle bu yetkiyi kullanabilecektir. Ayrıca, farklı siyasî partilere mensup milletvekillerinin de bir araya gelerek iptal davası açabilmesi mümkündür. 1982 Anayasasının 150 inci maddesinde Meclis üye tamsayısının en az beşte biri oranındaki milletvekillerine tanınan iptal davası açma yetkisi, bu düzenlemeyle üye tamsayısının onda birine düşürülerek kolaylaştırılmıştır. Böylece en az yüzon milletvekilinin imzasıyla iptal davası açılabilirken, yeni düzenlemeye göre ellibeş milletvekilinin imzasıyla iptal davası açılabilecektir. Siyasî parti grupları yerine belli sayıdaki milletvekillerine dava açma yetkisinin verilmesi, Anayasa Mahkemesini vereceği kararlarda bir partinin lehine ya da aleyhine davrandığı gibi yersiz ithamlardan da kurtaracaktır. Bunun en azından psikolojik bir boyutu olduğu söylenebilir.
Meclis İçtüzüğünün ön denetim yoluyla incelenmesini isteme yetkisi, Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının onda biri oranındaki milletvekillerinin yanısıra Meclis Başkanına da tanınmıştır.
İkinci fıkrada, dava açma süreleri esas bakımından Anayasaya aykırılık davalarında altmış gün, şekil sakatlığı ve İçtüzük öndenetiminde ise on gün olarak belirlenmiştir. İçtüzükle ilgili süre, öndenetime konu hükmün Meclis Genel Kurulunda kabul edildiği günden itibaren başlamaktadır.
Madde 117
1982 Anayasasının 152 nci maddesinin “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” şeklindeki uzun başlığı terk edilerek, uygulamada daha çok kullanılan bir kavram olan “itiraz yolu” benimsenmiştir.
Şekil sakatlığı nedeniyle itiraz yoluna başvurulamayacağına dair hüküm, itiraz yoluyla ilgili tüm hususları aynı maddede toplamak amacıyla, bu maddeye taşınmıştır.
Madde 118
Anayasa Mahkemesinin uygulamada iptal kararlarını gerekçesi yazılmadan açıkladığı sıkça görülmektedir. 1982 Anayasasının 153 üncü maddesindeki “iptal kararları” ibaresinden “iptal” kelimesi çıkarılarak, tüm kararlar için açıklanmadan önce gerekçe yazılması zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca, gerekçesiz kararların “hiçbir surette” açıklanamayacağının belirtilmesiyle, bu konudaki hassasiyet daha da vurgulanmıştır. Kararların, bu hükme rağmen, gerekçesi yazılmadan açıklanması durumunda hüküm ifade etmeyeceği ve uygulama değeri taşıyamayacağı açıktır.
İkinci fıkra hükmü, idarî yargıda olduğu gibi anayasa yargısında da mahkemenin kendisini “hukukîlik denetimi” ile sınırlayıp, yasama organının takdir alanına müdahale anlamına gelen “yerindelik denetimi” yapmaması gerektiğini ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi, iptal davasına konu bir hükmü denetlerken bu hükmün Anayayasa uygunluğunu inceler ve sonuçta kuralın iptaline ya da iptal isteminin reddine karar verebilir. Anayasa Mahkemesinin bunun ötesinde yorum yoluyla yeni bir uygulamaya yol açacak bir hüküm tesis etmesi zaten söz konusu olamaz. Bu anlamda Mahkemenin yorumlarından ve gerekçelerinden iptale dair hükmün dışında bağlayıcı hükümler çıkarmanın hiçbir geçerliliği yoktur.
Üçüncü fıkra, yürürlüğün durdurulması kararının şartlarını düzenlemektedir. 1982 Anayasasında belirtilmediği halde, uygulamada Anayasa Mahkemesinin 1993 yılından itibaren “içtihadî yetki” ile yürürlüğü durdurma kararları verdiği bilinmektedir. Sonradan telafisi imkânsız bazı durumlarda bu tür kararların verilmesi kişilerin mağduriyetini önlemek bakımından gerekebilir. Nitekim, Almanya ve Belçika başta olmak üzere bir çok ülkenin anayasa mahkemeleri belli şartlar altında yürürlüğü durdurma kararı verebilmektedir. Ancak, bu yetkinin yasama iradesini tamamen devre dışı bırakacak şekilde cömertçe kullanılmaması gerekir. Bu amaçla, yürürlüğü durdurma kararının (a) telafisi imkânsız bir zararın doğması ve (b) açıkça Anayasaya aykırılık şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda verilebilecek istisnaî nitelikte bir karar olduğu belirtilmiştir. Yürürlüğün durdurulması kararının ancak katılanların üçte ikisinin kabulüyle alınabileceğinin belirtilmesi de aynı amaca yöneliktir. Ayrıca, yürürlüğü durdurma kararından sonra nihaî kararın gecikmesini önleme amacıyla da altmış günlük bir süre sınırı getirilmiştir. Bu da, yürürlüğü durdurulan kuralın iptal edilmemesi durumunda bu kuralın ugulanmamasından doğabilecek telafisi imkânsız zararları engellemeye veya en azından asgarîye indirmeye yönelik bir düzenlemedir.
Maddenin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin 2004 yılındaki önerisi dikkate alınarak, Mahkemenin esasa girerek verdiği red kararlarından sonra on yıl geçmedikçe aynı konuda tekrar başvuru yapılamayacağına dair hüküm değiştirilerek, süre beş yıla indirilmiştir. Ayrıca, bu süre Mahkemenin hem iptal davası, hem de itiraz yoluyla yapılan başvurularda verdiği esasa ilişkin red kararlarını kapsayacak şekilde belirlenmiştir. Bu değişikliğin sebebi, on yıllık sürenin, toplumsal, siyasal ve hukuksal gelişmelerin başdöndürücü bir hızla ilerlediği düşünüldüğünde çok uzun olmasıdır.
Madde 119
Yüce Divan görevi, 1961 Anayasasıyla birlikte Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Bu tarihten itibaren de bu durum sürekli bir tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmaya sadece akademisyenler değil, aynı zamanda yüksek yargı organlarının başkanları da taraf olmuşlardır. Yüce Divan görevinin Anayasa Mahkemesine verilmesine yönelik en önemli eleştiri, bu mahkemenin ceza yargılaması yapma ehliyetine sahip bir üye kompozisyonuna sahip olmadığı yönündedir. Buna göre, Yüce Divan yargılaması bir ceza yargılaması olduğu halde, Anayasa Mahkemesi üyelerinin tamamı hukukçu değildir, hukukçu olanların da çok azı ceza dairelerinden gelmektedir. Buna karşılık, Anayasa Mahkemesinin ülkenin en yüksek mahkemesi olduğu, dolayısıyla Yüce Divan görevinin bu organa verilmesi gerektiği yönünde de görüşler vardır. Bu tartışmalara son vermek amacıyla karma bir sistem benimsenerek, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyelerinden oluşan bir mahkeme olarak Yüce Divan yeniden düzenlenmiştir.
İkinci fıkrada, Yüce Divanın görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılayabileceği kişiler arasına Meclis Başkanı ile Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanları da ilâve edilmiştir.
Dördüncü fıkrada, Yüce Divan kararlarına karşı temyiz yolu açılmıştır. Yüce Divandaki yargılamanın temyizinin olmaması adil yargılanma hakkıyla bağdaşmamaktadır. İnsan hakları sözleşmelerinde ceza yargılamasının iki kademeli olması zorunluluğu açıkça belirtilmektedir. Birleşmiş Milletler Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesinin “adil yargılanma” başlıklı 14 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince “Bir suçtan ötürü mahkûm olan bir kimse, mahkûmiyetinin ve aldığı cezanın daha yüksek bir yargı yeri tarafından hukuka göre incelenmesini isteme hakkına sahiptir.” Aynı şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 Nolu Protokolün 2 nci maddesine göre “Bir mahkeme tarafından cezaî bir suçtan mahkûm edilen her kişi, mahkûmiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır.” Kısacası, adil yargılanma ilkesine uygunluğu sağlamak amacıyla Yüce Divan önündeki yargılama iki kademeli hâle getirilmiştir.
Madde 120
Yargıtay üyeliğine seçimin düzenlendiği ikinci fıkra hükmü, bir yenilik getirmektedir. Üye seçiminin objektif kriterlere bağlı olarak yapılmasını sağlamak amacıyla “özel kanunlarında öngörülen yöntemlerle ölçülen liyakat ve başarı gibi nitelikler dikkate alınarak” ibaresine yer verilmektedir.
Maddede gerçekleştirilen bir başka yenilik, Yargıtay üyeliğinin süreyle sınırlandırılmasıdır. Yargıtay üyelerinin yenilenmesine imkân tanınması için, üyelik, birçok Avrupa Birliği ülkesinde olduğu gibi süreye bağlanmakta ve bu süre dokuz yılla sınırlandırılmaktadır. Görevlerinde başarılı olanların yeniden seçilmelerine imkân tanımak amacıyla, görev süresi dolanların yeniden seçilebilecekleri esası kabul edilmektedir.
1982 Anayasasında Cumhurbaşkanına verilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilini seçme yetkisi, bir yandan parlâmenter rejim kurallarının, diğer yandan da mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir gereği olarak kaldırılmaktadır. Bu maddeyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin de Yargıtay üyelerince seçilmesi esası benimsenmektedir.
Madde 121
1982 Anayasasının 115 inci maddesiyle Bakanlar Kuruluna tanınan tüzük çıkarma yetkisine yeni Anayasa ile son verilmesine paralel olarak, Danıştayın görevlerinin düzenlendiği maddenin ikinci fıkrasında, tüzük tasarılarını inceleme görevine yer verilmemiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, Danıştay üyelerinin seçimini objektif kriterlere bağlama ve görev süresini sınırlandırma hususlarında, 121 inci maddedeki değişikliklere paralel bir düzenleme öngörülmektedir. Ayrıca, Danıştayın yapısı ve görev alanı dikkate alınarak, üyelerinin dörtte birinin Cumhurbaşkanı yerine Bakanlar Kurulu tarafından seçilmesi esası kabul edilmektedir.
Madde 122
Askerî Yargıtayı mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esasları açısından güçlendirme amacını taşıyan iki değişiklik dışında, 1982 Anayasasının paralel hükmü olan 156 ncı madde aynen korunmuştur. Gerçekleştirilen birinci değişiklikle, Askerî Yargıtay üyelerinin Cumhurbaşkanınca seçilmesi usulüne son verilmiş; üyelerin, Askerî Yargıtay Genel Kurulu tarafından seçilmesi benimsenmiştir. İkinci olarak, 1982 Anayasasının 156 ncı maddesinin son fıkrasında yer alan ve kanun koyucunun, mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hâkimlik teminatına aykırı bir düzenleme yapabilmesine açık kapı bırakan “askerlik hizmetlerinin gereklerine göre” ibaresine bu düzenlemede yer verilmemiştir.
Madde 123
Türk kamu malî yönetimi ve kontrol sisteminin milletlerarası standartlara ve Avrupa Birliği müktesebatına uyumunu sağlamak üzere sürdürülen çalışmaların önemli bir boyutunu da, kamu kaynaklarının kullanılmasının gerekli şekilde denetlenmesi oluşturmaktadır.
Bu çerçevede Sayıştayın denetim kapsamının genişletilmesi, başka bir ifadeyle kamu kaynaklarını kullanan hiçbir kurum ve kuruluşun bu denetimin dışında bırakılmaması büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, yapılan düzenleme ile Sayıştayın denetim yetkisinin kapsamı genişletilmektedir.
1982 Anayasasında Anayasa Mahkemesine verilen siyasî partilerin malî denetimi yetkisi, bu düzenlemeyle Sayıştaya bırakılmıştır. Sayıştayın malî denetimde uzman bir kurum olması ve yasama organı adına denetim görevi yapıyor olması, siyasî partilerin malî denetiminin bu kurum tarafından yapılmasını hem profesyonellik hem de demokratik meşruiyet açısından haklılaştırmaktadır.
Ayrıca, Sayıştayın, bu görevini gereği gibi yerine getirebilmesini sağlamak amacıyla, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama yetkisinin bulunduğu da dikkate alınarak, yüksek mahkemeler arasına alınması uygun görülmüştür.
Madde 124
1982 Anayasasının 158 inci maddesi hükmü aynen korunmuştur.
Maddenin ikinci fıkrasında düzenleme tekniği açısından yapılan değişiklik dışında bir değişiklik yapılmamış ve Uyuşmazlık Mahkemesi yüksek mahkemeler arasında sayılarak Mahkemenin adlî, idarî ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümleme yetkisi muhafaza edilmiştir.
Madde 125
1982 Anayasasında birkaç maddede düzenlenen bütçe ve kesin hesap konuları, Türk kamu malî yönetimi ve kontrol sisteminin milletlerarası standartlara kavuşması amacıyla yapılan düzenlemeler çerçevesinde, görüşme usulüne ilişkin ayrıntılar İçtüzüğe bırakılarak ve tek madde halinde sadeleştirilerek yeniden düzenlenmiştir.
Madde 126
1982 Anayasasının 167 nci maddesinde piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesine ilişkin olarak yapılan düzenleme, ayrı bir maddede düzenlenen tüketicilerin korunmasına ilişkin hüküm de eklenerek, daha kapsayıcı bir başlık altında muhafaza edilmiştir.
Madde ile, rekabetin ve tüketicilerin korunması, piyasaların sağlıklı ve düzenli bir şekilde işlemesi ve gelişmesi amaçlanmaktadır.
Madde 127
Devletin ve kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği hallerde malikin rızasını aramadan özel mülkiyete son verebilmesi anlamına gelen kamulaştırma, istisnaî olarak başvurulması gereken bir müessese olarak anayasalarımızda yer almıştır.
1982 Anayasasının kamulaştırmayı düzenleyen 46 ncı maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlar da dikkate alınmak suretiyle 2001 yılında değiştirilmiştir. 1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler bölümünde 46 ncı maddede düzenlenen kamulaştırma müessesesi, 2001 yılında yapılan değişiklikler de korunarak, sistematik olarak daha uygun olacağı düşüncesiyle bu defa Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde düzenlenmiştir.
Kamulaştırma bedellerinin taksitle ödenebileceği durumlar arasında sayılan “turizm”e, bu sektörün doğrudan devletin üstlenmesi gereken bir alan olmaması nedeniyle, yeni düzenlemede yer verilmemiştir.
Ayrıca, kanunla düzenlenebilecek ayrıntılara yer verilmemiş ve 1982 Anayasasında Avrupa Birliğine uyum amacıyla yapılan değişiklikler de korunarak madde yeniden düzenlenmiştir.
Madde 128
1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler bölümünde, 47 nci maddede aynı başlıkla yer alan düzenleme, sadeleştirilmek suretiyle ve sistematik olarak daha uygun olacağı düşüncesiyle Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde yeniden düzenlenmiştir.
Özel teşebbüslerin devletleştirilmesinin ancak kamu hizmeti niteliği taşıyanlar için ve kamu yararının zorunlu kıldığı haller ile sınırlı olması yönündeki ilke korunmuştur. Devletleştirmenin de çok istisnaî olarak başvurulabilecek bir müessese olduğu açıktır.
Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları 1982 Anayasasının 47 nci maddesine 1999 yılında yapılan değişikliklerle eklenen üçüncü ve dördüncü fıkralarla aynıdır.
Madde 129
Önceki anayasalarımızda, devletin malî imkânlarıyla sınırlı olan sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer alan çevrenin, tabiî servetler ve kaynakların, kıyıların, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi hükümler, ormanların korunmasına ilişkin düzenlemeyle birlikte “Çevrenin Korunması ve Millî Servetlere İlişkin Hükümler” başlığı altında özel bir kısım olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece, çağımızın büyük felâketi olarak görülen ve ülkemizi ciddî şekilde etkileyen küresel ısınmanın önlenmesi çabalarının hayatî önem kazandığı bir dönemde, çevrenin etkili bir şekilde korunması yönünde Anayasaya Devlete yönelik direktif niteliğinde bir hüküm konulmaktadır.
Bu maddeyle, çevre sorunlarıyla ilgili olarak bir yandan devletin daha duyarlı olması ve yükümlülüklerini yerine getirmesi, diğer yandan da vatandaşların bu konuda devlete yönelik taleplerinin hukukî zeminin pekiştirilmesi amaçlanmaktadır.
Madde 130
1982 Anayasasının 168 inci maddesinde yer alan hüküm sadeleştirilerek muhafaza edilmiştir.
Böylece, tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesinde özel teşebbüsün imkânlarından da yararlanılması suretiyle Devletin imkânlarıyla çok daha uzun zaman alacak millî servetin işletilmesinin ve millî gelirin artırılmasının bir an önce sağlanması amaçlanmaktadır.
Madde 131
1982 Anayasasının 169 ve 170 inci maddelerinde yer alan hükümler sadeleştirilerek ve ülkemizin ihtiyaçları dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.
Tabiî kaynaklarımızın en önemlilerinden biri olduğu için ormanlar ayrı bir maddede düzenlenmektedir.
Ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için Devlet tarafından tedbirler alınması zorunludur. Bu çerçevede yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilmesi gerektiği, bu yerlerde tarım ve hayvancılık yapılamayacağı gibi bu yerlerin imara da açılamayacağı yönündeki ilkeler de korunmaktadır.
Ancak, 1982 Anayasasında da öngörüldüğü halde, uygulamada çözümlenemeyen orman vasfını tam olarak kaybetmiş ve orman olarak muhafazasında hiçbir yarar görülmeyen yerler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerlerle ilgili meselenin de çözümlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple yapılan yeni düzenleme ile, bu yerlerin değerlendirilmesi ve satılması konusunda kanun koyucu yetkili kılınarak, hem millî servetin değerlendirilmesi, hem de milletimizin bu meseleden kaynaklanan mağduriyetlerinin giderilmesi amaçlanmaktadır.
Madde 132
1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Bölümünde, 43 üncü maddede yer alan bu hüküm, Devletin anılan bölümdeki görevlerini, öncelikleri gözeterek ve malî imkânlarıyla sınırlı olarak yerine getirebileceği dikkate alınarak, kıyı ve sahillerimizin etkili bir şekilde korunması ve buralardan azamî faydanın sağlanması amacıyla Malî ve Ekonomik Hükümler bölümünde düzenlenmiştir.
1982 Anayasasının 43 üncü maddesi aynen korunmuş; böylece kıyılar ve sahil şeritlerinin korunması ile buralardan kamunun yararlanması ve buralarda doğmuş bulunan mülkiyet haklarının telif edilmesi amaçlanmıştır.
Madde 133
1982 Anayasasının Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Bölümünde, 63 üncü maddede yer alan bu hüküm, Devletin sözü edilen bölümdeki görevlerini malî imkânlarıyla sınırlı olarak yapabileceği dikkate alınarak tarih, kültür ve tabiat varlıklarımızın etkili bir şekilde korunması amacıyla direktif bir hüküm olarak Malî ve Ekonomik Hükümler Bölümünde düzenlenmiştir. Devlet bu varlıkların korunmasını sağlamalı ve bu amaçla gerekli tedbirleri almalıdır. Bu amaçla, 1982 Anayasasının 63 üncü maddesinde yapılan düzenleme aynen muhafaza edilmiştir.
Madde 134
1982 Anayasasında 4 üncü madde olarak düzenlenen “değiştirilemeyecek hükümler”, sistematik açıdan daha uygun olacağı düşüncesiyle bu maddeye taşınmıştır.
1982 Anayasasının özellikle 1987 değişikliğinden sonra iyice karmaşık hale gelen anayasa değişikliğine ilişkin 175 inci maddesi, sonuçları son derece önemli tartışmaların konusu olagelmiştir. Dahası bu tartışmalar Anayasa Mahkemesine taşınmış ve Mahkeme Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek üzere Meclise gönderilen anayasa değişikliklerinin kabulü için gerekli nisabın ne olduğunu belirlemek zorunda kalmıştır. Bu sebeple, yapılan yeni düzenlemeyle, anayasa değişikliğine ilişkin usul ve esaslar olabildiğince açık ve anlaşılabilir bir dille yazılmıştır. 1982 Anayasasının düzenlemesinde Cumhurbaşkanının Anayasayı değiştirme sürecindeki rolü, temelde yasama organına ait olan bu yetkinin kullanılamaması sonucunu doğurabilecek bir nitelik taşımaktaydı ya da en azından bu yönde kullanılabilmekteydi. Bu durum, parlâmenter sistemin yetkileri sınırlı ve sorumsuz Cumhurbaşkanı modeliyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenlerle, bu maddede Cumhurbaşkanının, Meclis tarafından üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerini yayınlaması zorunluluğu getirilmektedir. Yine aynı düşünceyle Meclis tarafından beşte üçten fazla ancak üçte ikiden az çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerinin doğrudan Meclis kararıyla halkoylamasına götürülebilmesine imkân tanınmaktadır. Öte yandan Meclis gerekli gördüğü takdirde üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliğini de ihtiyarî olarak halkoylamasına sunabilecektir. Anayasa değişikliklerinde her iki durumda da halkoylamasına gitme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması, parlâmenter sistemin gerektirdiği yetki sorumluluk paralelliğinin doğal bir sonucudur.
Madde 135
Ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması için çıkarılan inkılâp kanunlarının korunması, aynı hedefe ulaşma kararlılığının sürdürülmesi bakımından önem taşımaktadır.
Bu sebeple, 1961 ve 1982 Anayasalarında yapılan düzenleme aynen korunmuştur.
Ancak, 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış olması sebebiyle, maddenin (ç) bendinde buna ilişkin açıklayıcı bir hükme ihtiyaç duyulmuştur.
Madde 136
Anayasa tarihimizde 1961 Anayasası ile başlayan “Başlangıç”, anayasal düzene yapılan müdahaleleri haklılaştırma ve anayasanın dayandığı temel ilke ve görüşleri açıklama işlevi görmüştür. Başlangıçların anayasa metninden sayılması, normalde tanımlanması güç ve norm değeri olmayan bazı soyut kavramların yorumlanarak kullanılması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle, Başlangıç kısmının insan hakları, demokrasi ve eşitlik gibi çağdaş siyasî değerleri vurgulayan kısa bir cümle olarak yazılmasına paralel olarak, bu kısmın anayasa metnine dahil edilmemesi uygun görülmüştür. Böylece, Başlangıç anayasallık denetiminde “ölçü norm” olmaktan çıkarılarak, anlamsız ve gereksiz tartışmaların önüne geçilmiştir.
İlgili maddenin konusunu gösteren ve bölümlemeyi kolaylaştırmak için kullanılan madde başlıkları da, Anayasa metnine dahil edilmemiştir.
Geçici Madde 1
1982 Anayasasında Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri ile mahallî idare seçimlerinin beş yılda bir yapılacağı düzenlenmekteydi. Bu hüküm çerçevesinde 28 Mart 2004 tarihinde yapılan mahallî idare seçimleri ile 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimleri sonuçlarına göre oluşan mahallî idareler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçim tarihlerini izleyen beşinci yılda yeni seçime gideceklerdir. Oysa bu Anayasa ile hem Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri hem de mahallî idare seçimleri dört yıla indirilmektedir. Dolayısıyla, 1982 Anayasası hükümlerine göre yapılan seçimler çerçevesinde oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile mahallî idarelerin seçimlerinin de dördüncü yıllarının sonunda yapılabilmesi için bu geçici madde düzenlenmiştir.
Geçici Madde 2
1982 Anayasasının 76 ncı maddesinde milletvekili seçilebilmek için aranan en az ilkokul mezunu olma şartı, yapılan yeni düzenleme ile en az ilköğretim diploması sahibi olma şartı ile değiştirilmiştir. İlköğretim zorunluluğunun beş yıldan sekiz yıla çıkarıldığı 1997-1998 ders yılından önce ilkokul mezunu olanlar açısından uygulamada sorun doğmaması için getirilen bu geçici madde ile sözü edilen durumda olanların ilkokul diplomalarının milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmaları için yeterli olduğu açıklığa kavuşturulmaktadır.
Geçici Madde 3
1982 Anayasasına göre Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yedi yıl için ve bir defalığına seçilebilirken, bu Anayasa ile Cumhurbaşkanının halk tarafından beş yıllığına ve en çok iki kez seçilebilmesi sistemi benimsenmiştir. Dolayısıyla, 1982 Anayasası hükümlerine göre 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen Cumhurbaşkanının görev süresinin bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihi izleyen beşinci yılın sonunda sona ermesini sağlamak ve bu Cumhurbaşkanının da bir kez daha seçilebilmesine imkân tanımak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir. Böylece, Devletin başı sıfatını taşıyan, Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı gibi önemli bir konum hakkında görev süresinin ne zaman sona ereceği ve mevcut Cumhurbaşkanının bir kez daha seçilip seçilemeyeceği yönünde yapılacak yorumlar ve tartışmalar da önlenmiş olacaktır.
Geçici Madde 4
1961 ve 1982 Anayasalarında düzenlenen tüzüklere bu Anayasada yer verilmemiştir. Tüzüklerle yönetmeliklerin arasında içerik açısından önemli bir fark kalmaması sebebiyle uygulamada çok az başvurulan tüzük çıkarma ihtiyacının Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmeliklerle karşılanacağı açıktır.
Bu geçici madde ile yapılan düzenlemeyle, yürürlükteki tüzüklerin, dayandıkları kanunda aksine düzenleme yapılıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam edecekleri açıklığa kavuşturulmakta; kanunî dayanağı kalmayan tüzüklerin yürürlükten kaldırılabilmesi için ise Anayasada tüzük müessesesi yer almasa da tüzük çıkarılabilmesi öngörülmektedir.
Geçici Madde 5
Yükseköğretim Kurulunun oluşumu ile üyelerinin sayısı ve seçim usulleri yeniden düzenlendiğinden, Yükseköğretim Kurulunun yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak ve Bakanlar Kurulunca seçilen üyeler ile diğer üyeliklerde boşalma meydana gelmesi halinde seçilecek üyeleri belirlemek amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir.
Geçici Madde 6
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu ile üyelerinin sayısı ve seçim usulleri yeniden düzenlendiğinden, Kurulun yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak ve üye sayısının tamamlanması ve boşalan üyeliklere yapılacak seçimleri düzenlemek amacıyla bu geçici madde getirilmiştir.
Geçici Madde 7
Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ile üyelerinin nitelikleri, seçilme usulleri ve görev süreleri yeniden düzenlenmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yeni düzenlemeye intibakını sağlamak, kazanılmış hakları saklı tutmak, üye sayısının tamamlanması ve boşalan üyeliklere yapılacak seçimler için esasları belirlemek ve yedek üyelerin bu sıfatlarını koruyarak toplantılara katılma usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla bu geçici madde getirilmiştir.
Geçici Madde 8
Yargıtay üyelerinin görev süreleri yeniden belirlendiğinden, yeni düzenlemeye intibakı sağlamak ve kazanılmış hakları saklı tutmak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir.
Geçici Madde 9
Danıştay üyelerinin görev süreleri yeniden belirlendiğinden, yeni düzenlemeye intibakı sağlamak ve kazanılmış hakları saklı tutmak amacıyla bu geçici madde düzenlenmiştir
Madde 137
Madde ile bu Anayasanın yürürlüğe gireceği tarih belirlenmekte ve 1982 Anayasasının yürürlükten kalkacağı açıklığa kavuşturulmaktadır.
YENİ ANAYASA ÖNERİSİNİN GETİRDİĞİ YENİLİKLER
(ÖZET OLARAK)
A- SİSTEMATİK BAKIMDAN
Yeni Anayasanın düzenlenmesinde sistematik bakımından da yeni bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu çerçevede;
1) Yeni Anayasanın sistematiğinde KISIM, BÖLÜM ve ALT BÖLÜM ayırımlaması kabul edilmiş ve 1982 Anayasasının anlaşılma güçlüğü gösteren romen rakamı, harf ve numaralarla yapılan ayırımı da terkedilmiştir.
2) 2006 yılından bu yana uygulanmakta olan ve atıf yapma kolaylığı getirerek atıflardaki muğlaklığı kaldıran maddelerin fıkra ve bentlerinin numaralandırılması Yeni Anayasada da benimsenmiştir. Maddeler ve fıkralar daha sistematik bir şekilde yazılmıştır. Böylece, Avrupa ülkelerinde uygulanmakta olan bir sistemle de uyum sağlanmıştır.
3) Yine sistematik bakımdan daha uygun olacağı düşüncesiyle, hak ve hürriyetler; kişinin hakları ve hürriyetleri, siyasî haklar ve ödevler ve sosyal ve ekonomik haklar şeklinde sıralanmış, ayrıca sosyal ve ekonomik haklar bölümünde yer alan ancak mahiyeti itibariyle kişi haklarından olan bazı hak ve hürriyetler bu bölüme alınmıştır. Ayrıca, sosyal ve ekonomik haklar içinde yer verilen kamulaştırmaya, devletleştirmeye ve özelleştirmeye ilişkin hükümler ise malî ve ekonomik hükümler kısmına taşınmıştır.
4) Önceki Anayasalarımızda, devletin malî imkânlarıyla sınırlı olan sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler bölümünde yer alan çevrenin korunması, tabiî servetler ve kaynakların korunması ve kullanılması, kıyıların korunması, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması gibi hükümler, ormanların korunmasına ilişkin düzenlemeyle birlikte “Çevrenin Korunması ve Milli Servetlere İlişkin Hükümler” şeklinde özel bir kısım olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece, çağımızın büyük felâketi olarak görülen ve ülkemizi ciddî şekilde etkileyen küresel ısınmanın önlenmesi çabalarının hayatî önem kazandığı bir dönemde, çevrenin etkili bir şekilde korunması yönünde Anayasaya Devlete yönelik direktif bir hüküm konulmuştur. Aynı yaklaşım, koruma kapsamındaki millî servetler için de korunmuştur.
B- 1982 ANAYASASININ ALINMAYAN HÜKÜMLERİ
1982 Anayasasında düzenlenen ancak anayasa düzeyinde düzenlenmesine gerek olmayan bazı maddelere Yeni Anayasada yer verilmemiştir. Bu çerçevede, aşağıda belirtilen 1982 Anayasasının maddeleri Yeni Anayasaya alınmamıştır.
1) Madde. 44, Toprak mülkiyeti,
2) Madde. 45, Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması,
3) Madde. 57, Konut hakkı,
4) Madde. 58, Gençliğin korunması,
5) Madde. 59, Sporun geliştirilmesi,
6) Madde. 62, Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları,
7) Madde. 107, Sanatın ve sanatçının korunması,
8) Madde. 107, Cumhurbaşkanı Genel Sekreterliği,
9) Madde. 108, Devlet Denetleme Kurulu,
10) Madde. 115, Tüzükler,
11) Madde. 133, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna ilişkin hükümleri,
12) Madde. 134, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
13) Madde. 157, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi,
14) Madde. 162, Bütçenin görüşülmesi,
15) Madde. 163, Bütçelerde değişiklik yapılabilme esasları,
16) Madde. 165, Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi,
17) Madde. 166, Planlama,
18) Madde. 170, Orman köylüsünün korunması,
19) Madde. 171, Kooperatifçiliğin geliştirilmesi,
20) Madde. 173, Esnaf ve sanatkarların korunması.
C- BAŞLANGIÇ
Otoriter ve devletçi felsefenin izlerini taşıyan 1982 Anayasasının Başlangıç kısmı tümüyle terk edilmiştir. Yeni öneride, Anayasanın metnine dahil edilmeyen Başlangıç kısmı, çok kısa ve özlü bir anlatıma kavuşturulmuştur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laiklik ve çoğulculuk gibi evrensel değerlere vurgu yapılmış; Atatürk`ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedî barış ideâline olan bağlılık ifade edilmiştir.
D- GENEL ESASLAR
1) Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer almayan, sübjektif yorumlara elverişli bulunan ve insan hakları üzerindeki vurguyu zayıflatan “toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde” ibareleri çıkarılmış; insan hakları vurgusunun güçlendirilmesi amacıyla, “saygılı” kelimesi yerine, “dayanan” kelimesi benimsenmiştir (m. 2).
2) “Dili Türkçedir” cümlesinin yerine, aynı anlamı daha doğru ifade etmek üzere, “Resmî dili Türkçedir” cümlesi kabul edilmiştir (m. 3/2).
3) Devletin temel amaç ve görevi, insan odaklı olarak tanımlanmış; insan ve onun haysiyeti merkezi bir öneme sahip kılınmıştır (m. 4).
4) Anayasada düzenlenen her kurul veya kurumun, kendisini, egemenliği kullanan yetkili organ olarak görmesini engellemek amacıyla, Türk milleti adına egemenliği kullanacak olan organlar tadadi olarak belirtilmiştir (m. 5/2). Ayrıca, Türkiye`nin milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyeliğinden doğabilecek muhtemel sorunları önlemek için, “milletlerarası ve milletlerüstü kuruluşlara üyelikten kaynaklanan sınırlamalar saklıdır” hükmü eklenmiştir (m. 5/4).
5) Kanun hükmünde kararnamelerle ilgili olarak uygulamada ortaya çıkan bazı sorunlara son vermek amacıyla, yasama yetkisinin devredilmezliğine ilişkin ilkeye “kanun hükmünde kararnamelere ilişkin hükümler saklıdır” hükmü getirilmiştir (m. 6).
6) Yargılama bir yetki olduğu kadar, aynı zamanda bir görev olduğu için, yargı yetkisi ve görevinden söz edilmiş; bağımsızlık prensibinin yanı sıra, onun yönelik bulunduğu temel amaç olan tarafsızlık prensibine yer verilmiştir (m. 8).
7) Eşitlik ilkesini güçlendirmek amacıyla sadece kadınlar lehine değil, aynı zamanda toplumun özel olarak korunması gereken başka kesimleri için de pozitif ayrımcılık kuralı benimsenmiştir (m. 9/3).
E-TEMEL HAKLAR VE HÜRRİYETLER
1) Temel haklara yapılan vurguyu güçlendirmek ve bu hakların korunmasının kural, sınırlanmasının ise istisna olduğuna ilişkin prensibe geçerlilik kazandırmak için, ikinci kısım başlığındaki “ödevler” kelimesi çıkarılmıştır. Aynı amaçla, 1982 Anayasasının 12 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki temel hak ve hürriyetlerin kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiği hükmüne yer verilmemiştir (m. 11).
2) Temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanma yasağını genişletici ve bireylerin hürriyetlerini daraltıcı bir işlev gören 1982 Anayasasının 14 üncü maddesinin ilk fıkrası kaldırılmıştır (m. 13-Alternatif 1).
Temel hak ve hürriyetleri kötüye kullanma yasağı, ifade hürriyetinin keyfî şekilde sınırlandırılmasını önlemek amacıyla daraltılmış; bu çerçevede, “faaliyetler” ibaresi yerine “eylemler” ibaresi konulmuştur (m. 13-Alternatif 2).
3) “Sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması” hali, yaşama hakkının istisnası olmaktan çıkarılmıştır (m. 15/2).
4) Kişi hürriyetiyle ilgili bir kurum olan “önleme amaçlı yakalama” anayasal düzenlemeye tabi tutulmuştur (m. 18/3).
5) Önceki anayasalarımızda yer almayan “kişisel bilgilerin korunması hakkı”, anayasal güvenceye kavuşturulmuştur (m. 20).
6) Haberleşme hürriyetine, maddenin ikinci fıkrasında sayılan sınırlama sebepleri dışındaki bir sebeple sınırlama yapılmasına yol açabilecek nitelikte olan 1982 Anayasasının 22 inci maddesinin son fıkrasında ifade edilen “İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir” hükmüne yeni düzenlemede yer verilmemiştir (m. 22).
7) Din ve inanç hürriyeti bütün unsurlarıyla birlikte güvenceye kavuşturulmuş (m. 24/1-2); Devlete, çocukların eğitimi alanında ebeveynin dinî ve felsefî inançlarını dikkate alma yükümlülüğü getirilmiş (m. 24/4); lâiklik ilkesinin ve bu ilkenin önemli bir unsuru olan “din ve inanç hürriyeti”nin bir gereği olarak, din kültürü ve ahlâk öğretimi zorunlu olmaktan çıkarılmış, ancak talep halinde Devlete bunu yerine getirme yükümlülüğü yüklenmiştir (m. 24/4-Alternatif 1).
1982 Anayasasının 24 üncü maddesinin son fıkrasında “din ve vicdan hürriyeti” için öngörülen özel “kötüye kullanma” (din istismarı) yasağı, sübjektif ve keyfi değerlendirmelere açık unsurlardan arındırılmıştır (m. 24/5-Alternatif 1 ve 3).
8) Birleşmiş Milletler Uluslararası Kamusal ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 20 nci maddesine uyum sağlamak amacıyla, bu Sözleşmede yer alan “savaş kışkırtıcılığının engellenmesi, her türlü ayrımcılık, düşmanlık veya kin ve nefret savunuculuğunun önlenmesi” sebepleri, ifade hürriyetinin sınırları arasında sayılmıştır (m. 26/3).
9) Basın hürriyetiyle bağdaşmaması sebebiyle, 1982 Anayasasının 28 inci maddesinde zikredilen “tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi” usulüne son verilmiştir. Ayrıca, özellikle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kişilerin kimliklerinin açıklanarak haksız yere mağdur edilmelerini önlemek amacıyla, “masumiyet karinesinin ihlaline yönelik yayın yapılamaz” hükmü getirilmiştir (m. 27).
10) Önceki anayasalarımızda bağımsız bir hak olarak kendinden söz edilmeyen adil yargılanma hakkına yer verilmiş; bu hak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesi dikkate alınarak, hak arama hürriyetiyle birlikte yeniden düzenlenmiştir. Bu hak kapsamında, “kanuni hâkim” ilkesi yerine, “tabii hâkim” ilkesi kabul edilmiştir (m. 32).
11) Vatandaşlık kavramı etrafında yaşanan tartışmalara son vermek ve vatandaşlığın, din, mezhep, dil ve benzeri ayrımlar dikkate alınmaksızın her bireyin devlete olan siyasî aidiyeti ifade ettiğini tasrih etmek amacıyla, mer`i olana oranla daha kapsayıcı ve kuşatıcı bir vatandaşlık tanımına yer verilmiştir. Bu çerçevede, “Türk vatandaşlığı” kenar başlığı “vatandaşlık” olarak değiştirilmiştir.
“Türk devleti” yerine, Türkiye Cumhuriyetini ifade etmek üzere “Devlet” kelimesi tercih edilmiş ve “Devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” ifadesi kabul edilmiştir (m. 35-Alternatif 1).
Anayasada karşılığı olmayan “Türk devleti” ifadesi yerine, Anayasanın 1 inci maddesi uyarınca daha doğru bir ifade olan “Türkiye Cumhuriyeti” ifadesi benimsenmiş; “Türk” kelimesinin etnik bir kümeye referans içermediğine açıklık kazandırmak amacıyla, 1924 Anayasanın formülasyonuyla, “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, din ve ırk farkı gözetilmeksizin Türk denir” tanımına yer verilmiştir (m. 35-Alternatif 2).
Vatandaşlığın temel bir hak olduğu belirtilmiş ve bu hakka ve statüye sahip olan herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak adlandırılacağı kabul edilmiştir (m. 35-Alternatif 3).
12) Yüksek öğretim elemanlarının, siyasî partilerin merkez organları dışında görev alamayacaklarına ilişkin kısıtlayıcı hüküm kaldırılmıştır (m. 37/4).
13) Siyasî partilerin kapatılmalarına yol açan yasaklar daraltılmış (m. 38/1-2) ve bu yasaklarla ilgili olarak 1961 Anayasasının 57 nci maddesindeki ifade esas alınarak partilerin kapatılması güçleştirilmiştir. Bu çerçevede, bir partinin tüzük veya programının insan haklarına, Devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve lâikliğe aykırı olması halinde doğrudan kapatma davası açılması yerine, Anayasa Mahkemesi tarafından ilgili partiye ihtar verilmesi esası kabul edilmiş (m. 38/4); siyasi partilerin “odak” olmasının şartları ağırlaştırılmıştır (m. 38/5). Anayasa Mahkemesinin siyasî parti davalarında kapatmaya karar verilebilmesi, üye tamsayısının üçte ikisinin kapatma doğrultusunda oy kullanması şartına bağlanmıştır (m. 115/1).
Siyasi partilerin kapatılmalarına neden olan mensupları için öngörülen müeyyide hafifletilmiştir (m. 38/7-Alternatif 1).
Siyasi partilerin kapatılmalarına neden olan mensupları için öngörülen müeyyide kaldırılmıştır (m. 38/7-Alternatif 2).
Son olarak, siyasi partilerin mali denetimi, Anayasa Mahkemesi yerine Sayıştaya bırakılmıştır (m. 38/8).
14) Vergi ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisna, indirim ve oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi, Bakanlar Kurulunun yanı sıra, mahallî idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilenler için mahallî idarelerin seçimle oluşan karar organlarına da tanınmıştır (m. 41/4).
15) Bilgi edinme hakkı anayasal bir hak olarak tanınmıştır (m. 42).
16) Çocuk hakları, yeni bir hak kategorisi olarak anayasal güvenceye kavuşturulmuştur (m. 44).
17) Eğitim ve öğrenim hakkı, çağdaş hürriyetçi demokrasi ilkeleriyle uyumlu bir hale getirilmiştir (m. 45/2). 1961 Anayasasının paralel maddesinde yer verilmeyen, ancak 1982 Anayasasında mevcut olan bazı sınırlayıcı hükümler madde metninden çıkarılmıştır. Ayrıca, bireysel hayat tarzının bir ifadesi niteliğindeki kılık-kıyafet tercihinin bu haktan yararlanmaya engel oluşturmaması amacıyla bir güvence hükmü getirilmiştir (m. 45/6).
F-YASAMA
1) Beşyüzelli milletvekilinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisinin dörtyüzelli üyesinin seçim çevrelerinden, yüz üyesinin ise ülke seçim çevresinden seçilmeleri esası benimsenmiştir (m. 51).
2) Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçim dönemi beş yıldan dört yıla indirilmiştir (m. 52).
3) Bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması halinde ara seçime gidilmesini öngören 1982 Anayasasının 78 inci maddesinin beşinci fıkra hükmü çıkarılmıştır (m. 53).
4) Milletvekili andında yer alan “toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden” ibaresi madde metninden çıkarılmış; “insan hakları”, milletvekillerinin üzerine and içecekleri değerler arasında sayılmıştır (m. 58).
5) Özel gelir kaynakları ve özel imkânları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve Devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların yönetim ve denetim kurulları üyelikleri ile bunlarla ilgili görevler, milletvekilliği ile bağdaşmayan işler arasından çıkarılmıştır (m. 59/1).
6) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali yasama dokunulmazlığı kapsamı dışında tutulmuştur (m. 60/3-Alternatif 1).
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda suçüstü hali ile zimmet, ihtilas ve irtikap gibi yüz kızartıcı suçlar dokunulmazlık kapsamı dışında bırakılmış; bu hallerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcına, durumu derhal Meclise bildirme zorunluluğu getirilmiştir (m. 60/3-Alternatif 2).
Milletvekillerinin dokunulmazlıktan feragat edebilmelerine imkân sağlanmış (m. 60/4); dokunulmazlık kapsamında bulunmayan suçları işleyen, dokunulmazlığı kaldırılan veya dokunulmazlıktan feragat eden milletvekillerinin yargılanmalarının tutuksuz olarak ve yasama çalışmaları engellenmeyecek şekilde yürütüleceği hükme bağlanmış (m. 60/5) ve milletvekilleri hakkındaki ceza davalarının Yargıtayda görüleceği belirtilmiştir (m. 60/7).
7) Kanunların Cumhurbaşkanınca yayınlanmasında yaşanabilecek gecikmeleri önlemek amacıyla, parlamenter rejimin kurallarıyla uyumlu iki yenilik getirilmiştir. Cumhurbaşkanınca Türkiye Büyük Millet Meclisine tekrar görüşülmek üzere geri gönderilen kanunun Meclis tarafından aynen kabul edilmesi halinde, kanunun Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanması esası kabul edilmiştir (m. 66/3). Ayrıca, Cumhurbaşkanının onbeş gün içinde geri göndermediği veya yayınlamadığı kanunların Meclis Başkanı tarafından yayınlanacağı benimsenmiştir (m. 66/4).
8) Temel haklara ilişkin milletlerarası andlaşmalarla iç hukukun çatışması halinde, birey haklarına daha etkili bir korunma ve güvence sağlamak amacıyla, “Kanunlar, usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalara aykırı olamaz” hükmü getirilmiştir (m. 67/6).
9) Sıkıyönetim ve olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri hukuk sistemimizden çıkarılmıştır (m. 68/1). Kanun hükmünde kararnamelere ilişkin uygulamada yaşanan sorunları aşmak amacıyla, yetki kanununun sadece konusunu, geçerlilik süresini ve bu süre içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını göstermesi benimsenmiştir (m. 68/2). Bakanlar Kurulunun, geri gönderilen kanun hükmünde kararnameyi aynen kabul etmesi halinde, kararnamenin Cumhurbaşkanınca üç gün içinde yayınlanması esası kabul edilmiştir (m. 68/4).
10) Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı halinde olmadığı bir dönemde ülkenin ani bir silâhlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silâhlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde, Cumhurbaşkanının Türk Silâhlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilmesi, Başbakanın teklifi şartına bağlanmıştır (m. 69).
11) Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplantı yeter sayısı, her tür toplantı için üye tamsayısının üçte biri (184) olarak belirlenmiştir (m. 73/1).
12) Gensoru önergesinin gündeme alınmasına karar verilmesi sonrasında yapılacak güven oylamasında Bakanlar Kurulunun düşürülmesi konusunda yapıcı güvensizlik ilkesi getirilmiş, Bakanlar Kurulunun düşürülmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üye tamsayısının salt çoğunluğuyla yeni bir Başbakan adayı seçmesi şartına bağlanarak, hükümet istikrarının güçlendirilmesi amaçlanmıştır. (m. 76/5)
G-YÜRÜTME
1) Cumhurbaşkanının parlâmento tarafından seçilmesinde yaşanan tıkanıklıklar dikkate alınarak, Cumhurbaşkanının, beşer yıllık azamî iki dönem için halk tarafından seçilmesi yöntemi kabul edilmiştir (m. 78). Cumhurbaşkanlığına seçilebilmek için yüksek öğrenim şartı kaldırılmış, Cumhurbaşkanı adaylarının yirmi milletvekilinden başka, ikiyüzbin seçmence de gösterilmesi esası benimsenmiştir (m. 78-Alternatif 2).
2) Cumhurbaşkanının yetkileri, parlamenter rejim ilkeleri, yetki ve sorumluluğun paralelliği kuralı ve 1961 Anayasasınca benimsenen sistem esas alınarak yeniden düzenlenmiş; 1982 Anayasasının Cumhurbaşkanına tanımış olduğu yetkilerden, parlamenter rejimler için de geçerli olanları korunmuş, diğer yetkileri ise kaldırılmıştır (m. 81/3). Bakanlar Kurulunun Genelkurmay Başkanı, vali ve büyükelçilerin atanmalarına ilişkin kararnamelerinin Cumhurbaşkanınca imzalanacağı, bunların dışında hangi kararnamelerin Cumhurbaşkanınca imzalanacağının ise kanunla belirleneceği kabul edilmiştir (m.81/2).
3) Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler yargı denetimine açılmış ve Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı yasama dokunulmazlığı hükümlerine tâbi olacağı hükme bağlanarak mevcut belirsizlik giderilmiştir (m. 82).
4) Genel seçimlerden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlarının çekilmesine ve yerlerine Başbakanca bağımsız kişilerin atanmasına dair hüküm kaldırılmıştır (m. 89/1).
5) Bakanlar Kurulunun tüzük çıkarma yetkisi kaldırılmıştır.
6) Milli Güvenlik Kurulunun Başbakanın başkanlığında toplanması, Jandarma Genel Komutanının Kurul üyeliğinden çıkarılması ve Kurul gündeminin Başbakan tarafından belirlenmesi kabul edilmiş; Kurulun istişarî bir organ olduğu tasrih edilmiştir (m. 91-Alternatif 1).
Jandarma Genel Komutanı Kurul üyeliğinden çıkarılmış ve Kurulun istişarî bir organ olduğu tasrih edilmiştir (m. 91-Alternatif 2).
Bakanlar Kuruluna millî güvenlikle ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere Millî Güvenlik Kurulunun kurulacağı ve bu Kurulun yapısının, teşkilâtının, görevlerinin ve işleyişine dair hususların kanunla düzenleneceği benimsenmiştir (m. 91-Alternatif 3)
7) İdarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi tutulacağı kuralına herhangi bir istisna öngörülmemiş; bu bağlamda, 1982 Anayasasında yargı denetimi dışında tutulan Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler, Yüksek Askeri Şura ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolu açık bırakılmıştır (m. 94).
8) Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin dört yıla indirilmesine paralel olarak mahallî idarelerin seçimlerinin de dört yılda bir yapılması esası benimsenmiştir (m. 96/3). Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kazanma ve kaybetmeleri konusundaki denetim tümüyle yargı organına bırakılmış; İçişleri Bakanına 1982 Anayasası ile verilen bu organları veya bu organların üyelerini geçici olarak görevden uzaklaştırma yetkisine burada yer verilmemiştir (m. 96/4). Böylece mahallî idareler üzerindeki merkezî denetimin sınırlandırılması amaçlanmıştır.
9) Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, istisnasız, bütün kamu hizmeti görevlileri hakkında verilen disiplin kararları yargı denetimine açık tutulmuştur (m. 98).
10) Yükseköğretim kurumlarının bilimsel özerkliği ve öğretim elemanlarının akademik özgürlüğü güçlendirilmiştir. Demokratik yönetim ilkesi gereği, rektörlerin doğrudan doğruya öğretim üyelerince seçilmesi esası benimsenmiştir. Üniversite ve diğer yükseköğretim kurumlarının yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanlarının, ancak yetkili organlarınca görevlerinden uzaklaştırılabileceği kabul edilmiştir (m. 100/4). Yükseköğretim Kurulunun yetkisi koordinasyon ve planlama ile sınırlanmış; Yükseköğretim Kurulu üyelerinin seçimi ve görev süreleri yeniden düzenlenmiştir (m. 101/1).
11) Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilanı yetkisi, münhasıran Bakanlar Kuruluna bırakılmış, olağanüstü haller ve sıkıyönetim için öngörülen süreler kısaltılmıştır.(m. 104).
II. YARGI
1) Yargı ile ilgili hükümlerde, yargının bağımsızlığı yanında, tarafsızlığı da vurgulanmıştır (m. 106, 111, 121, 122 ve 123).
2) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, demokratik esaslara ve yargı bağımsızlığı ilkesine daha uygun şekilde, yeniden düzenlenmiştir. Adalet Bakanının Kurulun başkanı ve üyesi olmasına son verildiği, Adalet Bakanlığı Müsteşarının ise Kurulun tabii üyesi olarak kabul edildiği yeni düzenlemede, Kurulun onyedi üyeden oluşması öngörülmüştür. Kurulun seçimle gelen onaltı üyesinden beşinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, beşinin Yargıtay ve Danıştay genel kurullarınca ve altısının da birinci dereceye ayrılmış adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarınca seçilmesi esası benimsenmiştir. Kurul üyelerinin görev süresi dört yılla sınırlandırılmış ve Kurul kararları yargı denetimine açılmıştır (m. 109).
3) Hâkim ve savcıların denetimi, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılmıştır (m. 110).
4) Askeri yargının görev alanı sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmalarını engelleyecek şekilde daraltılmıştır (m. 111).
5) Anayasa Mahkemesi üye sayısı onyediye çıkarılmış; üyelerden sekizinin Türkiye Büyük Millet Meclisi, dördünün Yargıtay, dördünün Danıştay ve birinin de Sayıştay tarafından seçilmesi esası benimsenmiştir (m. 113). Üyelik süresi dokuz yılla sınırlandırılmıştır (m. 114). Anayasa Mahkemesinin yetki kanunları ve kanun hükmünde kararnameler üzerindeki denetimine sınırlamalar getirilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün öndenetim yoluyla denetlenmesi kabul edilmiştir (m. 115). Anayasa Mahkemesinin en az onüç üye ile toplanacağı ve katılanların salt çoğunluğu ile karar vereceği öngörülmüştür (m. 116). İptal davası açma yetkisi, sadece Cumhurbaşkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda biri oranındaki milletvekillerine tanınmıştır (m. 117). İtiraz yolu ile denetimde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmalar bağımsız ölçü norm olarak kabul edilmiş ve böylece söz konusu kanunların sadece ihmali değil, aynı zamanda iptali mümkün kılınarak, temel haklara ilişkin güvence güçlendirilmiştir. Son olarak, itiraz yolunda Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararından sonra aynı hüküm hakkında on yıl içinde Anayasa aykırılık iddiasıyla başvurulamayacağı yasağı beş yıla indirilmiştir (m. 118). Anayasa Mahkemesine yürürlüğü durma kararı verebilme yetkisi açıkça zikredilmiş, ancak üçte iki çoğunluk şartına bağlanmıştır (m. 119).
6) Yüce Divan, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulundan seçilecek üyelerden oluşan bir mahkeme olarak yeniden düzenlenmiş ve Yüce Divan yargılamasının iki dereceli olarak işlemesi kabul edilmiştir (m. 120).
7) Yargıtay üyeliğine seçilmede objektif kriterler getirilmiş ve üyelik dokuz yılla sınırlandırılmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Başsavcıvekilini seçme yetkisi, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir gereği olarak, Cumhurbaşkanından alınarak Yargıtay üyelerine bırakılmıştır (m. 121).
8) Danıştay üyeliğine seçilmede de objektif kriterler öngörülmüş ve üyelik dokuz yılla sınırlandırılmıştır. Danıştayın görev alanı dikkate alınarak, üyelerinin dörtte birinin Bakanlar Kurulu tarafından, diğer üyelerin ise, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca seçilmesi esası kabul edilmiştir. Bakanlar Kurulunun tüzük çıkarma yetkisine son verilmesine paralel olarak, Danıştayın tüzük tasarılarını inceleme görevi kaldırılmıştır (m. 122).
9) Askeri Yargıtay üyelerinin Cumhurbaşkanınca seçilmesi esası terk edilmiş ve üyelerin, Askeri Yargıtay Genel Kurulunca seçilmesi kabul edilmiştir (m. 123).
10) Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmıştır.
11) Sayıştay, yüksek mahkeme olarak kabul edilmiş ve kamu kaynağı kullanan hiçbir kurum ve kuruluşun Sayıştayın denetimi dışında tutulmaması sağlanmıştır (m. 124).
SON HÜKÜMLER
Anayasanın değiştirilmesi usulünde önemli değişiklikler öngörülmüştür (m. 135). Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:
1) Cumhurbaşkanının Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları, bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderme yetkisi kaldırılmıştır.
2) Anayasa değişikliğinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç veya daha fazla fakat üçte iki çoğunluktan az bir çoğunluğu ile kabul edilmesi halinde, bu değişikliğin yürürlüğe girmesi, ancak Meclisin bu Anayasa değişikliğini halkoylamasına sunması ve halkoylamasında kabul edilmesi şartına bağlanmıştır. Meclis değişikliği halkoylamasına sunmadığı takdirde, değişiklik teklifi hükümsüz kalmış olacaktır.
3) Anayasa değişikliğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmesi halinde ise, Anayasa değişikliği hakkındaki kanunun yayınlanmak üzere Cumhurbaşkanına gönderilmesi kabul edilmiştir. Meclis, üçte iki çoğunluğu ile kabul ettiği değişiklik kanununu isterse üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğunun kararı ile halkoyuna da sunabilecektir. Bu durumda değişiklik kanunu, halkoyuyla kabul edildikten sonra kesinleşecektir.
Alman-Osmanlı İttifak Antlaşması
- Tarafeyn-i âkıdeyn, Avusturya ve Macaristan ile Sırbistan arasında mütekevvin ihtilâfa karşı kat’î ve mutlak bir bîtarafî muhâfaza etmeyi taahhüd ederler.
- Rusya, tedâbîr-i fi’liyye-i askeriyye ile ihtilâfa müdâhale edecek ve bu hareketi ile Almanyaca Avusturya-Macaristan’a muâvenet-i fi’liyye-i askeriyyede bulunulmasını mucib ve müstelzim bir sebeb-i harb tevlîd eyliyecek olur ise, Rusya’nın bu tavr-u-hareketi Türkiye içün dahî bir sebeb-i harb teşkil edecektir.
- Harb zuhûru takdirinde Almanya Türkiye’deki hey’et-i mahsûsa-i askeriyyesini Türkiye hükûmetinin emrine âmâde bulunduracaktır. Buna mukabil Türkiye hükûmeti hey’et-i mezkûreye, Türk ordusunun sevk-u-idâre-i umumiyyesine müteallik umûr-u-husûsât üzerinde –Türkiye Harbiyye nâzırı ile Alman hey’eti askeriyye reisi beyninde bu bâbda kararlaştırılan şerâite tevfikan– fi’lî ve kat’î bir nüfuz te’min edecektir.
- Almanya hükûmeti, Türk mülkünü lede-l-hâce, bu arâzî tehlikeye ma’rûz kaldığı takdirde silâh kuvveti ile müdâfaa etmeyi der’uhde eyler.
- Almanya ve Türkiye imparatorluklarını ihtilâf-ı hâzırdan tevellüd edebilecek beynelmilel teşevvüşât ve ihtilâtâta karşı sıyânet ve muhâfaza kasdı ile akdolunan işbu mukavele, isimleri bâlâda mezkûr salâhiyyetdâr murahhaslar tarafından imzâ olunduğu andan i’tibâren kesb-i mer’iyyet edecek ve sâir taahhüdât-ı mütekaabile-i mümâsile gibi 31 Kânunuevvel 1918 tarihine kadar mer’î ve câri olacaktır.
Günümüz Türkçesi
- Anlaşma tarafları Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasındaki mevcut ihtilafta tarafsız kalmayı taahhüt eder.
- Rusya, faal askerî adımlarla müdahale eder ve Avusturya-Macaristan dolayıyla casus foederis ile Almanya’yı karşısına alırsa, Türkiye de casus foederis koşullarına tabidir.
- Almanya savaş durumunda askerî misyonunu Türkiye’de bırakacaktır. Anında yürürlüğe girmiş olan, Türk savaş bakanı ekselansları ve Alman askerî misyon şefi arasında gerçekleşen önceki anlaşmalara göre, Türkiye adı geçen askerî misyonun Türk ordusunun genel komutasında etkin nüfuz sahibi olacağını garanti eder.
- Tehdit durumunda ve gerekli olduğunda Almanya imparatorluğu, Türkiye imparatorluğu topraklarını silahlı kuvvetlerle savunmayı taahhüt eder.
- İşbu anlaşma iki ülkeyi mevcut ihtilaftan doğabilecek uluslararası karışıklıklardan korumak için yapılmıştır; belirtilmiş tam yetkili kişiler tarafından imzalandığı andan itibaren yürürlüğe girer ve 31 Aralık 1918 tarihine kadar, mevcut tüm kararlarıyla bağlayıcıdır.
- İmza taraflarından herhangi biri antlaşma bitim tarihinden altı ay öncesine kadar antlaşmanın iptal olacağını bildirmezse antlaşma beş yıl daha uzamış olur.
- İşbu belge Alman kayser ekselansları, Prusya kralı ve Osmanlı imparatoru ekselansları tarafından tasdik edilecektir. Tasdikler imza tarihinden bir ay sonra takas edilecektir.
- İşbu antlaşma gizli kalacaktır ve imza taraflarının biri tarafından ancak diğer tarafın onayı ile yayınlanabilir.
| Kaynak: Danişmend, İsmail Hami (1972). İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. |
Dr. Veli YILMAZ tarafından kaleme alınan makaleye göre Antlaşma Metni
2 Ağustos 1914 Tarihli
Türk – Alman İttifak Antlaşması:
İSTANBUL, 2 Ağustos 1914
“Majesteleri Osmanlı Sultanı ve Majesteleri Alman İmparatoru, Prusya Kralı, Türk ve Alman İmparatorlukları arasında bir savunma ittifakı teşkil edilmesini kararlaştırmışlardır.
Bu maksatla Majesteleri Osmanlı Sultanı, Sadrazam ve Dışişleri Bakanı Altesleri Prens Said Halim Paşa’yı, Majesteleri Alman İmparatoru, Prusya Kralı da Sultan nezdindeki elçisi Ekselans Wangenheim Baronu’nu tam yetkili olarak tayin etmişlerdir.
Bu yetkililer, yasal delegasyonlarıyla görüştükten sonra aşağıdaki hususlarda mutabakata varmışlardır:
1. Bu iki güç, halihazırda Avusturya-Macaristan ve Sırbistan arasındaki çatışmada, kat’i bir tarafsızlık izlemeye karar vermişlerdir.
2. Rusya, etkin askeri müdahelelerde bulunur ve bu durum Almanya için Avusturya-Macaristan’la ittifak nedeni (Casus Foederis) oluşturursa, bu ittifak nedeni Türkiye için de geçerli olacaktır.
3. Harp durumunda, Alman Askeri Heyeti Türkiye’nin emrine verilecektir. Öte yandan Türkiye, Ekselansları Harbiye Nazırı ve Ekselansları Askeri Heyet Başkanı’nın birlikte vardıkları antlaşmaya uygun olarak, yukarıda sözü edilen Askeri Heyet’e Ordunun (Türk Ordusu) genel yönetimi konusunda gerçek bir etkinlik sağlayacaktır.
4. Almanya, Osmanlı arazisi Rusya tarafından tehdit altına düştüğü takdirde icap ederse Osmanlı Topraklarını silâhlı olarak muhafazayı taahhüt eder.
5. Her iki imparatorluğu da, halihazırdaki anlaşmazlıklardan doğabilecek uluslararası çatışmalarda korumak amacıyla yapılan bu anlaşma, yukarıda adı geçen yetkililerce imzalanmasını müteakiben yürürlüğe girecek ve karşılıklı vecibelerle 31 Aralık 1918’e kadar yürürlükte kalacaktır.
6. Bu antlaşma, yukarıda belirlenen tarihten altı ay öncesine kadar taraflardan biri tarafından iptal edilmezse, beş yıllık yeni bir dönem daha yürürlükte kalacaktır.
7. Bu belge, Majesteleri Osmanlı Sultanı ve Majesteleri Almanya İmparatoru, Prusya Kralı tarafından tasdik edilecek ve tasdiknameler imza tarihinden itibaren bir ay zarfında karşılıklı teati edilecektir.
8. Bu antlaşma gizli kalacak ve ancak iki yüksek tarafın muvafakati ile kamuoyuna açıklanabilecektir. Buna istinaden iki yetkili bu antlaşmayı imzalamış ve karşılarına mühürlerini koymuşlardır.
Mühür İmza Said Halim
Mühür İmza Wangenheim

































































































































