Ana Sayfa Blog Sayfa 27

Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Tokyo Sözleşmesi

0

Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Tokyo Sözleşmesi, 14 Eylül 1963 tarihine Tokyo’da imzalanmıştır. Sözleşmenin Türkiye tarafından kabulüne dair kanun 8 Aralık 1975 tarihli resmi gazetede yayınlanmıştır. Sözleşme, devletlerin ceza kanunlarında yer alan suçlara ve suç olmasa dahi uçağın ve içindekilerin güvenliğini ‘tehlikeye düşürecek veya uçakta düzen ve disiplini bozan fiillere uygulanmak üzere düzenlenmiş uluslararası bir antlaşmadır.

Sözleşme, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütünün(International Civil Aviation OrganizationICAO), 1963 yılında Tokyo’da düzenlediği Hava Hukuku Konferansına katılan 51 ülke temsilcilerinin çalışmaları sonunda, 16 Devlet tarafından imzalanmış ve 4 Aralık 1969 tarihinde yürürlüğe girmiştir.  Türkiye sözleşmeye katılmadan önce 31 Aralık 1973 tarihi itibariyle, ‘Tokyo Sözleşmesine taraf olan devletlerin sayısı 67’yi bulmuştur.

Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Sözleşme

Bu Sözleşmeye taraf olan Devletler aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmışlardır:

BÖLÜM — I
Sözleşmenin kapsamı
MADDE 1

1. Bu Sözleşme,

a) Ceza Kanunlarını ihlal eden suçlara;
b) Bir suç teşkil etsin veya etmesin, uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğini tehlikeye düşürebilecek veya düşüren, uçak içindeki düzen ve disiplini bozan fiillere; uygulanır.

2. III ncü bölüm hükümleri saklı kalmak şartıyle, bu Sözleşme, Âkit Devletlerden birinde tescil edilmiş bir uçakdaki bir şahıs tarafından, uçuş halinde veya açık deniz yüzeyinde veya herhangi bir Devletin ülkesi dışındaki bir bölge yüzeyinde işlenen suçlar veya tamamlanan fiillere uygulanır.

3. Bu Sözleşmenin amaçları bakımından, bir uçak, motor gücünün kalkış maksadıyle kullanılmaya başlanmasından inişin son bulduğu ana kadar uçuş halinde sayılır.

4. Bu Sözleşme askerî amaçlarla ve gümrük veya polis hizmetlerinde kullanılan uçaklara uygulanmaz.

MADDE 2

Dördüncü madde hükümlerini haleldar etmemek ve uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğinin icapları saklı kalmak şartıyle, işbu Sözleşmenin hiçbir hükmü, siyasî mahiyetteki veya ırk
veya din ayırımı üzerine müesses ceza kanunlarına aykırı suçlar halinde herhangi bir tedbir alınmasına yetki verir veya işlem yapılmasını gerektirir bir anlamda yorumlanamaz.

BÖLÜM — II
Kaza yetkisi
MADDE 3

1. Uçağın tescilli bulunduğu Devlet, uçak içinde işlenen suçlarda ve ika edilen fiillerde kaza yetkisini haizdir.

2. Her Âkit Devlet, tescil eden Devlet sıfatıyla, sicilinde kayıtlı uçaklarda işlenen suçlarda kaza hakkını kullanmak maksadıyla, yetkisini tesis sadedinde gerekli tedbirleri alır.

3. İşbu Sözleşme, millî kanunlar uyarınca kullanılan hiçbir cezaî kaza yetkisini- ortadan kaldırmaz.

MADDE 4

Uçağın sicilinde kayıtlı bulunmadığı bir Âkit Devlet, uçakta işlenen bir suç dolayısıyla ceza yetkisini kullanmak maksadıyle, uçuş halindeki bir uçağa aşağıdaki haller dışında müdahalede bulunamaz :

a) Bu suçun neticeleri anılan Devletin ülkesinde hasıl olmuş ise;

b) Bu suç anılan Devletin bir uyruğu tarafından veya o Devlet uyruğuna karşı veya o Devlette daimî ikametgâhı bulunan bir şahıs tarafından veya ona karşı işlenmişse;

c) Bu suç anılan Devletin güvenliğini tehlikeye düşürüyorsa;

d) Bu suç anılan Devlette yürürlükte olup uçakların uçuşu veya manevrasına müteallik kural veya nizamların bir ihlali mahiyetinde ise;

e) Çok taraflı bir milletlerarası anlaşma gereğince anılan Devlete düşen bir yükümlülüğü yerine getirmek için bu yetkinin kullanılması gerekliyse.

BÖLÜM — III
Uçak kaptanının yetkileri
MADDE 5

1. Bu bölümdeki hükümler, tescil eden Devletin hava sahasında veya açık deniz üzerinde ya da hiçbir Devlet ülkesine ait olmayan bir bölge üzerinde uçan bir uçak içindeki bir şahıs tarafından işlenen veya tamamlanan veya işlenmek veya tamamlanmak üzere olan suçlar ve fiillere tatbik edilemez.

Son kalkış noktası veya planlanan müteakip iniş noktasının tescil eden Devletten başka bir Devlet ülkesinde olması, veya uçağın, aynı şahıs içinde bulunduğu halde müteakip merhale olarak tescil eden Devletten başka bir Devlet hava sahasında uçması halleri hariçtir.

2. inci maddenin 3 ncü paragrafı hükümleri saklı kalmak şartıyle, işbu bölümdeki anlamda bir uçak, bindirme ve yükleme tamamlandıktan sonra, bütün dış kapılarının kapanmasından itibaren, indirme ve boşaltma maksadıyle bu kapılardan birinin açılması anına kadar uçuş halinde kabul edilir. Mecburi iniş halinde, uçak içinde vuku bulan suçlar ve filler muvacehesinde, bir Devletin yetkili makamı uçağın ve içindeki şahıs ve malların sorumluluğunu üzerine alıncaya kadar, işbu bölüm hükümleri cari olmaya devam eder.

MADDE 6

1. Uçak kaptanı, uçak içindeki bir şahsın, 1 nci maddenin 1 nci paragrafında öngörülen bir suç veya fiili işlediği veya tamamladığı veya işlemek veya tamamlamak üzere olduğu yolunda muhik bir kanaate sahip olması halinde, bu şahsa karşı, zorlama tedbirleri dahil olmak üzere, aşağıdaki maksatlar için gerekli, makul tedbirleri alabilir :

a) Uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğini teminini
b) Uçak içindeki düzen ve disiplini muhafaza
c) Anılan şahsın yetkili makamlara teslim edilmesini veya işbu bölüm hükümleri uyarınca uçaktan indirilmesini temin.

2. Uçağın kaptanı, almak hakkına sahip bulunduğu zorlama tedbirlerini tatbik zımnında, mürettebatın diğer üyelerinden yardım isteyebilir veya onlara müsaade verebilir ve, mecbur etmemek şartıyla, yolcuların yardımını isteyebilir veya onlara bu yolda müsaade verebilir. Bu müsaade olmadan, da, mürettebattan herhangi bir üye veya yolculardan herhangi biri, uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğini temin için derhal alınması gerektiğine haklı nedenlerle her türlü makul önleyici tedbiri alabilir.

MADDE 7

1. 6 nci madde hükümleri uyarınca bir şahıs hakkında alınmış olan zorlama tedbirlerinin uygulanması uçağın indiği herhangi bir noktada sona erer.

Aşağıdaki durumlar hariçtir:

a) Bu nokta Âkit olmayan bir Devletin ülkesinde ise ve bu Devletin yetkili makamları ilgili şahsın indirilmesine müsaade etmiyorlarsa veya zorlama tedbirleri, bu şahsın 6 nci maddesinin 1, (c) paragrafı uyarınca yetkili makamlara teslimi maksadıyla alınmamışsa;
b) Uçak mecburi iniş yapmış ve uçağın kaptanı ilgili şahsi yetkili makamlarca teslim edebilmek imkânına sahip değilse;
c) İlgiii şahıs zorlama tedbirleri altında bu noktadan öteye götürülmesine rıza gösterirse,

2. Uçağın kaptanı en kısa müddet zarfında ve mümkünse, içinde 6 nci madde hükümleri uyarınca zorlama tedbirine tabi tutulmuş bir şahısla birlikte uçağın iniş yapacağı Devlet ülkesine inmeden önce, anılan Devlet yetkili makamlarını, uçakta zorlama tedbiri uygulanan bir şahsın bulunduğundan ve bu tedbirin nedenlerinden haberdar etmek zorundadır.

MADDE 8

1. Uçak kaptanı, 6 nci maddenin 1 nci paragrafının a) veya b) Fıkraları bakımından gerekli gördüğü takdirde, 1 nci b) paragrafında öngörülen bir fiili işlediğine veya işlemek üzere olduğuna, makul nedenlerle inandığı bir şahsı, uçağın iniş yaptığı herhangi bir devlet ülkesinde uçaktan indirebilir.

2. Uçak kaptanı, bu madde uyarınca, ülkesinde herhangi bir şahsı uçaktan indirdiği devletin yetkili makamlarına, bu indirme olayı ve nedenleri hakkında rapor verir.

MADDE 9

1. Uçak kaptanı, uçağın içinde, uçağın tescil edildiği Devletin ceza Kanunlarına göre ciddî bir suç teşkil ettiği kanaatinde olduğu bir fiili ika ettiğine makul nedenlerle inandığı herhangi bir şahsı, uçağın ülkesine indiği, herhangi bir Âkit Devletin yetkili makamlarına teslim edebilir.

2. Uçak kaptanı, en kısa süre içinde ve mümkünse, bir önceki paragraf hükümleri uyarınca teslim etmek niyetinde olduğu şahıs uçakta bulunduğu halde bir Âkit Devletin ülkesine iniş yapmadan önce o devletin yetkili makamlarına, bu şahsı teslim etmek niyetini ve bunun nedenlerini bildirir.

3. Uçak kaptanı, bu madde hükümleri gereğince sanığın teslim edildiği yetkili makamlara, uçağın tescil eden Devletin kanunlarına uygun olarak sahip bulunduğu delil ve bilgileri verir.

MADDE 10

İşbu sözleşmeye uygun olarak alman tedbirler dolayısıyla ne uçak kaptanı, diğer herhangi bir mürettebat herhangi bir yolcu, uçağın sahibi veya işleticisi, ne de uçuşun adına yapılmış olduğu şahıs, hakkında bu tedbirlerin alındığı şahsın maruz kaldığı muamelelerle ilgili herhangi bir kovuşturmada sorumlu tutulamaz.

BÖLÜM — IV
Uçağın Kanun dışı yollarla ele geçirilmesi
MADDE 11

1. Kanunsuz şekilde, şiddet veya şiddete başvurma tehdidiyle, uçaktaki bir şahıs, uçuş halindeki bir uçağın faaliyetini engellediği kontrolünü ele geçirdiği veya kontrolü altına aldığı, veya böyle bir fiili tamamlamak üzere olduğu takdirde, Âkit Devletler, uçağın kontrolünü meşru kaptanına geri vermek veya onun, uçağı kontrole devam etmesini sağlamak için bütün uygun tedbirleri alırlar.

2. Bir önceki paragrafta öngörülen durumlarda, uçağın iniş yaptığı Âkit Devlet, yolcularının ve mürettebatın, mümkün olur olmaz yollarına devam etmelerine müsaade verir ve uçağı ve yükünü meşru
sahiplerine iade eder.

BOLÜM — V
Devletlerin yetkileri ve yükümlülükleri
MADDE 12

Herhangi bir Âkit Devlet, diğer bir Âkit Devletin sicilinde kayıtlı bir uçağın kaptanının, herhangi bir şahsı 8 nci maddenin 1 nci paragrafı uyarınca uçaktan indirmesine müsaade etmek zorundadır.

MADDE 13

1 — Herhangi bir Âkit Devlet, uçak kaptanının 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim ettiği herhangi bir şahsı teslim almak zorundadır.

2 — Herhangi bir Âkit Devlet, şartların gereği olarak gördüğü takdirde, teslim aldığı veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili işlediğinden şüphelenilen bir şahsı gözaltına alır veya muhafazası için gerekli diğer tedbirleri alır. Gözaltına alma ve diğer tedbirler, o Devletin kanunları uyarınca olur, fakat, sadece ceza yargılaması veya iade işlemlerinin başlatılmasını mümkün kılmak için gerekli makul bir süre boyunca devam edebilir.

3 — Önceki paragraf uyarınca gözaltına alınan bir şahsın, vatandaşı olduğu Devletin en yakındaki ilgili temsilcisiyle derhal irtibat kurmasına yardımcı olunur.

4 — 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı hükümleri uyarınca bir şahsın teslim edildiği veya bir uçağın, 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiilin işlenmesinden sonra ülkesine inmiş olduğu herhangi bir Akit Devlet, derhal olay hakkında bir hazırlık soruşturması yapar.

5 — Bir Devlet, bu madde uyarınca bir şahsı gözaltına alınca, uçağın tescil edildiği Devlete, gözaltına alınan şahsın uyruğu bulunduğu Devlete ve gerekli görüyorsa, diğer ilgili Devletlere, o şahsın gözaltına alındığı ve gözaltına alınmasını gerektiren şartlan derhal bildirir. Bu maddenin 4 üncü paragrafında öngörülen hazırlık soruşturmasını yapan Devlet, bulgularını, anılan Devletlere derhal bildirir ve kaza yetkisini kullanmak niyetinde olup olmadığını belirtir.

MADDE 14

1 — Herhangi bir şahıs, 8 inci maddenin 1 inci paragrafı uyarınca uçaktan indirildiği veya 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim edildiği veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili ika ettikten sonra uçaktan indiği zaman, yolculuğuna devam etmek istemez veya devam edemezse ve iniş yapılan

Devlet, eğer söz konusu kişi kendi uyruğunda değilse veya daimî ikametgâhı kendi ülkesinde bulunmuyorsa o kişiyi uyruğunda olduğu veya daimî ikametgâhının bulunduğu Devletin ülkesine veya, hava yolculuğuna başlamış olduğu Devletin ülkesine geri gönderebilir.

2 — Ne uçaktan indirme, ne teslim, ne 13 üncü maddenin 2 nci paragrafında öngörülen gözaltına alma ve diğer tedbirler, ne de söz konusu şahsın geri gönderilmesi, şahısların giriş ve kabulüne ilişkin kanunları bakımından ilgili Akit Devletin ülkesine kabul edilme şeklinde telakki olunmayacak ve işbu Sözleşmedeki hiçbir hüküm, bir Âkit Devletin şahısların kendi ülkesinden çıkarılmasına ilişkin
kanunlarını etkilemeyecektir.

MADDE 15

1 — 14 üncü madde hükümleri saklı kalmak şartıyla, 8 inci maddenin 1 inci’ paragrafı uyarınca uçaktan indirilen ve 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim edilen veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili ika ettikten sonra uçaktan inen ve yolculuğuna devam etmek isteyen herhangi bir şahıs, iniş yapılan Devletin kanunlarına göre iade işlemi veya ceza kovuşturması bakımından orada kalması gerekli olmadıkça, mümkün olur olmaz istediği istikamete gitmekte serbesttir.

2 — Ülkeye giriş ve kabule, suçluların iadesine ve ülkeden çıkarılmaya ilişkin kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, ülkesinde 8 inci maddenin 1 inci paragrafı uyarınca uçaktan indirilmiş veya 9 uncu maddenin 1 inci paragrafı uyarınca teslim edilmiş veya 11 inci maddenin 1 inci paragrafında öngörülen bir fiili ika ettiğinden şüphelenilen ve uçaktan inmiş olan bir şahıs hakkında bir Akit Devlet, onun muhafazası ve güvenliği için, benzer durumlarda kendi uyruklarına tatbik olunandan farklı bir muamele tatbik etmeyecektir.

BÖLÜM — VI
Diğer hükümler
MADDE 16

1 — Bir Âkit Devlette tescil edilmiş bir uçakta işlenen suçlar, suçluların iadesi bakımından, sadece işlendikleri yerde değil aynı zamanda uçağı tescil eden Devletin ülkesinde de işlenmiş gibi muameleye tabi tutulurlar.

2 — Önceki paragrafın hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu Sözleşmenin hiçbir hükmü, suçlunun iadesi yükümlülüğünü doğurduğu şekilde telakki edilemez.

MADDE 17

Âkit Devletler, uçakta işlenen bir suç dolayısıyla kovuşturma veya tutuklama için herhangi bir tedbir alırlarken veya başka bir şekilde kaza yetkilerini kullanırlarken, hava seyrüseferinin güvenliği
ve diğer menfaatleri bakımından gereken dikkati gösterecekler ve
uçağın, yolcuların, mürettebatın veya yükün gereksiz olarak gecikmesini önleyecek şekilde hareket edeceklerdir.

MADDE 18

Âkit Devletler, hiçbir Devlette tescil edilmemiş uçaklar işleten müşterek hava ulaştırma işletmeleri veya milletlerarası işletme teşekkülleri kurarlarsa, duruma göre, aralarından birini, bu sözleşmenin amaçları bakımından tescil eden Devlet sayılmak üzere tayin edecekler ve bunu Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına bildireceklerdir. Bu teşkilât da, bu hususu, bu sözleşmeye taraf olan bütün devletlere duyuracaktır.

BÖLÜM — VII
Nihai Hükümler
MADDE 19

İşbu Sözleşme, 21 nci madde hükümleri gereğince yürürlüğe gireceği tarihe kadar, Birleşmiş Milletlerin veya İhtisas teşekküllerinden birinin o tarihte üyesi bulunan herhangi bir devlet adına imzalanmaya açık tutulacaktır.

MADDE 20

1 — İşbu sözleşme, imzalayan devletlerin anayasa usullerine uygun olarak onaylanacaktır.

2 — Onay belgeleri Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına tevdi edilecektir.

MADDE 21

1 — İşbu Sözleşme on iki imzalayan Devletin onay belgelerini tevdi ve on ikinci onay belgesinin tevdiinden sonraki doksanıncı günde bu Devletler arasında yürürlüğe girecektir. Bundan sonra onaylanan her Devlet bakımından Sözleşme, onay belgesinin tevdiinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

2 — İşbu Sözleşme yürürlüğe girdiğinde Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtı tarafından Birleşmiş Millet Genel Sekreteri nezdinde tescil ettirilecektir.

MADDE 22

1 — İşbu Sözleşme, yürürlüğe girdikten sonra, Birlemiş Milletler veya İhtisas Teşekküllerinden birinin üyesi bulunan herhangi bir Devletin katılmasına açık olacaktır.

2 — Bir Devletin katılması, katılma belgesini Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına tevdi etmesi ile ve katılma keyfiyeti belgenin tevdi tarihinden sonraki doksanıncı günde hüküm ifade edecektir.

MADDE 23

1 — Âkit Devletlerden herhangi biri Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına bir ihbarda bulunmak suretiyle bu Sözleşmeyi feshedebilir.

2 — İşbu fesih keyfiyeti, Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtı tarafından çekilme ihbarının alınmasından 6 ay sonra hüküm ifade edecektir.

MADDE 24

1 — İki veya daha fazla Âkit Devlet arasında bu Sözleşmenin yorumlanması veya uygulanması hususunda ortaya çıkan anlaşmazlık müzakere yolu ile halledilemez ise, taraflardan birinin talebi üzerine, hakeme sunulacaktır. Tahkim talebi tarihinden itibaren 6 ay içinde taraflar hakem heyetinin teşekkül tarzı halkında anlaşmaya varamazlarsa, taraflardan herhangi biri anlaşmazlığı Divan Statüsüne uygun olarak yapılacak bir müracaatla. Milletlerarası Adalet Divanına götürebilir.

2 — Her Devlet, bu Sözleşmeyi imzalarken veya onaylarken veya Sözleşmeye katılırken bir önceki paragrafla kendisini bağlı saymadığını beyan edebilir. Böyle bir ihtirazı kayıt ileri sürmüş olan herhangi bir Âkit Devlete karşı diğer Âkit Devletler önceki paragrafla bağlı sayılmayacaklardır.

3 — Önceki paragraf uyarınca bir ihtirazi kayıt ileri süren Âkit Devlet, Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına bildirmek suretiyle her zaman için bu kaydı geri alabilir.

MADDE 25

Bu Sözleşmeye 24 üncü madde hükümleri dışında, herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürülemez.

MADDE 26

Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtı aşağıdaki hususları Birleşmiş Milletlerin veya ihtisas Teşekküllerinde herhangi birinin üyesi bulunan bütün Devletlere bildirecektir:

a) Sözleşmeye konan her imzayı ve tarihini,
b) Tevdi olunan her onay veya katılma belgesini ve tarihini,
c) Bu Sözleşmenin, 21 inci maddenin 1 inci paragrafı hükümleri uyarınca yürürlüğe giriş tarihi,
d) Her çekilme ihbarının alınışını ve tarihini,
e) 24 üncü madde hükümlerine göre yapılan her beyan veya ihbarın almışını ve tarihini,

Yukarıdaki hususları tasdiken usulü veçhile hüküm etlerine yetkili kılman ve aşağıda imzaları bulunan tam yetkili Temsilciler bu Sözleşmeyi imza etmişlerdir.

İngilizce, Fransızca ve İspanyolca üç muteber metin halinde Bindokuzyüzaltmışüç yılı Eylül ayının ondördüncü günü Tokyo’da tanzim edilmiştir.

Bu Sözleşme, Milletlerarası Sivil Havacılık Teşkilâtına tevdi edilecek ve 19 uncu madde hükümleri uyarınca bu Teşkilât nezdinde imzaya açık bulundurulacaktır. Sözü geçen Teşkilât, Sözleşmenin onaylı örneklerini Birleşmiş Milletler ve İhtisas Teşekküllerinden herhangi birinin üyesi bulunan bütün Devletlere gönderecektir

Zamanaşımına sığınan karanlık

0

Zamanaşımına sığınan karanlık / Selin Nakıpoğlu

9–22 Aralık 2000’de, 20 cezaevine birden, 14 Aralık 2000 tarihli ve “Cezaevleri Müdahale Harekât Emri No:1” başlıklı üst emir doğrultusunda operasyon düzenlendi. Eşzamanlı yürütülen bu saldırıya utanmadan “Hayata Dönüş Operasyonu” adını verdiler. Oysa gerçekte yaşanan, hayatın değil ölümün operasyonuydu. Kimyasal silahlar, gazlar, yanıcı bombalar ve sinir gazları kullanıldı. 14 saat süren Bayrampaşa Cezaevi operasyonunda altısı kadın 12 mahpus diri diri yakılarak katledildi. Toplamda 32 kişi yaşamını yitirdi, 600’den fazla kişi sakat bırakıldı. Bu, Türkiye cezaevi tarihinin en karanlık sayfalarından biridir; devletin cezaevlerine karşı yürüttüğü en büyük ve en organize şiddet eylemidir.

Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 insanın yakılarak öldürüldüğü operasyon ise yıllarca süren hukuki mücadeleye rağmen, devlet suçlarının “meşhur kılıfı” olan zamanaşımıyla kapatıldı. Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 39 er ve 157 rütbeli askeri personelin yargılandığı dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü. Ümraniye Cezaevi’ne ilişkin 267 askerin yargılandığı davada verilen beraat kararları da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 2021’de onandı.

***

Türkiye’de yaşanan en büyük cezaevi katliamında soruşturmanın davaya dönüşmesi bile 10 yıl sürdü. İnsanlık suçlarının yargılanmasında zamanaşımı kılıfı ile katillerin sırtı sıvazlandı. Bir karanlık dönemin daha üstü örtüldü. Zamanaşımı kararları ağır insan hakları ihlallerinin faillerine fiilî dokunulmazlık kazandırdı. Bayrampaşa Cezaevi’nin C-1 koğuşunda kadın mahpusların diri diri yakıldığı, savunmasız insanların katledildiği bu saldırının sorumluları ise korunmakla kalmadı, terfi ettirildi. Hatta dönemin Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, bu katliamdaki rolüne rağmen 2004 yılında “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile ödüllendirildi. Sonradan da Yargıtay Üyesi oldu.

Peki, insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olur mu?

Türkiye’de işkence ve yargısız infazlara ilişkin soruşturma ve davalar sistematik biçimde cezasızlıkla sonuçlanmaktadır. Bu cezasızlık politikası hem yürütme organının pratiklerinde hem de yargı pratiğinde kendisini açık biçimde göstermektedir. Yaşam hakkının keyfi ihlal edildiği dosyalarda bile tutuksuz yargılama norm haline gelmiştir.

Türkiye’de ağır insan hakları ihlallerinin zamanaşımına uğramasının temel nedenlerinden biri, bu suçların münferit olaylar olarak değerlendirilmesi ve yaygın-sistematik karakterinin araştırılmamasıdır. Ayrıca uluslararası hukukun emredici (jus cogens) normlarının ve uluslararası içtihadın dikkate alınmaması da önemli bir paya sahiptir.

Oysa dünya örnekleri çok başka bir yargı pratiğini gösteriyor. Latin Amerika ülkelerinde yerel hukuktaki zamanaşımı engeli uluslararası hukuk aracılığıyla aşıldı; darbecilere af ilan edilmiş olsa dahi, yıllar sonra bile çok sayıda üst düzey sorumlu yargılandı ve cezalandırıldı. Arjantin’de 1976–1983 döneminin kirli savaş suçlarına ilişkin davalarda, darbenin lideri General Videla dahil sanıklar zamanaşımı savunması yapsa da, Yüksek Mahkeme insanlığa karşı suçların zamanaşımına tabi olamayacağına hükmetti. Plaza de Mayo Anneleri ve CELS’in (Cento de Estudios Legales y Sociales, Arjantin’de 1979’da kurulan ülkenin en önemli insan hakları STK’lerinden biri) yürüttüğü mücadele sonucunda af yasaları dahi geçersiz sayıldı ve failler cezalandırıldı.

Ağır insan hakları ihlalleri ve devlet şiddeti, yüzleşme ve onarım süreçlerinden geçmedikçe toplumların hafızasında derin yaralar bırakır. Mağdurların ve toplumsal kesimlerin taşıdığı bu acı, ancak hakikatle yüzleşme, hesaplaşma ve onarımla dönüşebilir. Oysa zamanaşımı, hem suçların toplumsal hafızadan silinmesine hem de yüzleşme süreçlerinin tıkanmasına yol açar. Bu, geçmişin karanlığını geleceğe miras bırakmak demektir. O yüzden insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmaz.

***

Adaletin zamana bırakılamayacağı, özellikle de devletin öldürdüğü her insanın hesabının sorulmasının bir toplumun demokratik varoluşunun temel şartı olduğu unutulmamalıdır.

Bugün bu topraklarda adalet, yıllar içinde bir dosya numarasına, zamanaşımı gerekçesinin yazıldığı bir tutanağa, bir mahkeme salonundaki sessizliğe sıkıştırılmak isteniyor. Ama biz biliyoruz: Yanan koğuşların, gazla boğulan bedenlerin, sabaha kadar süren çığlıkların zamanı yoktur. Bu ülkenin karanlık sayfaları, üzerlerine mühür basılarak kapanmaz; halk nefes aldıkça o sayfalar yeniden açılır. Hakikat er ya da geç kendine yol bulur çünkü adaletin çürümesi toplumun çürümesidir. Ve biz çürümeyi kader diye kabul etmiyoruz. O yüzden 19–22 Aralık’ın ateşi hâlâ sönmedi: Sönmesin ki karanlığı yarıp adalete giden yolu aydınlatsın.

Birgün Gazetesinde yayımlanmıştır.

Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Konusundaki Kararı

0

Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Konusundaki Kararı, 1990 yılı Ekim ayında Caliornia’da toplanan 42. Genel Kurul toplantısında alınmıştır.

Dünya Tabipler Birliğinin İnsan Hakları Konusundaki Kararı

1-Dünya Tabipler Birliği ve üyesi olan tabip birlikleri, herkes için insan haklarının geçerli olmasını bekler ve insan hakları ihlalleri görüldüğünde üzerine gider.

2-Tıp meslekleri üyeleri, genellikle insan hakları ihlallerinin ilk tanıklarıdır.

3-Tabip Birliklerinin, ülkelerindeki insan hakları ihlallerine dikkat çekmek temel görevleridir.

Dünya Tabipler Birliği bu nedenle üye tabip birliklerini;

1-Kendi ülkelerindeki hak ihlallerinin sorumlu otoritelerin baskısı korkusu ile olup olmadığını araştırmaya ve eğer insan hakları ihlali varsa sorumlu otoriteleri insan haklarına uymaya çağırmaya,

2-Cezaevi sisteminde çalışan doktorları net etik doğrular konusunda bilgilendirmeye,

3-İnsan hakları alanında etik olmayan uygulamalarda bulunan hekimleri soruşturmak üzere etkin bir mekanizma geliştirmeye,

4-Herkesin cins, ırk, vs. ayrımcılığı yapılmadan yeterli bir sağlık hizmeti alabilmesi için tüm olanaklarını kullanmaya,

5-Hükümlülerin insani bir bakım almalarını engelleyen durumları çeşitli yollarla protesto etmeye ve gereksiz tutuklu bulunanların acilen salıverilmeleri için çağrıda bulunmaya davet eder.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilmiştir. Başlangıç İnsanlık ailesinin bütün üyelerinin doğal yapısındaki onuru ile eşit ve devredilemez haklarını tanımanın dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu, İnsan haklarını göz ardı etmenin ve hor görmenin, insanlığın vicdanında infial uyandıran barbarca eylemlere yol açtığını ve insanların korku ve yoksunluktan kurtulması, konuşma ve inanma özgürlüğüne sahip olacağı bir dünyanın ortaya çıkmasının sıradan insanların en yüksek özlemi olarak ilan edilmiş bulunduğunu, insanın zorbalık ve baskıya karşı son çare olarak başkaldırmak zorunda kalmaması için, insan haklarının hukukun egemenliğiyle korunmasının önemli olduğunu, Uluslar arasında dostça ilişkiler geliştirmenin önemli olduğunu, Birleşmiş Milletler halklarının, Birleşmiş Milletler Kuruluş Belgesinde, temel insan haklarına, kişinin onuruna ve değerine, erkekler ile kadınların hak eşitliğine olan inançlarını teyit ettiklerini ve daha geniş özgürlük içinde toplumsal gelişme ve daha iyi bir yaşam düzeyini sağlamaya kararlı olduklarını, Üye Devletlerin, Birleşmiş Milletlerle işbirliği içinde, insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görmesi ve gözetilmesini sağlamayı taahhüt ettiklerini, Bu hak ve özgürlüklerde ortak bir anlayışa sahip olmanın, bu taahhüdün tam olarak gerçekleşmesi için büyük önem taşıdığını göz önüne alarak, Genel Kurul, Bütün halklar ve uluslar için bir ortak başarı ölçüsü olarak bu insan Hakları Evrensel Bildirgesini ilan eder; öyle ki, Her birey ve toplumun her organı bu Bildirgeyi daima gözönünde bulundurarak, bu hak ve özgürlüklere saygının yerleşmesini amaçlayan eğitim ve öğretim yoluyla; ve hem üye Devletlerin halklarında hem de egemenlikleri altındaki halklarda bu hak ve özgürlüklerin evrensel ve etkin olarak tanınmasını ve gözetilmesini amaçlayan ulusal ve uluslararası tedrici önlemler alarak çaba göstersinler. Madde 1 Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdanla donatılmışlardır, birbirlerine kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar. Madde 2 1. Herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka türden kanaat, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuş veya başka türden statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, bu Bildirgede belirtilen bütün hak ve özgürlüklere sahiptir. 2. Ayrıca, bağımsız, vesayet altında ya da kendi kendini yönetemeyen ya da egemenliği başka yollardan sınırlanmış bir ülke olsun ya da olmasın, bir kişinin uyruğu olduğu ülke ya da memleketin siyasal, hukuksal ya da uluslararası statüsüne dayanarak hiçbir ayrım yapılamaz. Madde 3 Herkesin yaşama hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliğine hakkı vardır. Madde 4 Hiç kimse, kölelik ya da kulluk altında tutulamaz; her türden kölelik ve köle ticareti yasaktır. Madde 5 Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulanamaz. Madde 6 Herkesin, nerede olursa olsun, yasa önünde bir kişi olarak tanınma hakkı vardır. Madde 7 Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit korunmaya hakkı vardır. Herkes, bu Bildirgeye aykırı herhangi bir ayrımcılığa ve ayrımcı kışkırtmalara karşı eşit korunma hakkına sahiptir. Madde 8 Herkesin anayasa ya da yasayla tanınmış temel haklarını ihlal eden eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yolundan yararlanma hakkı vardır. Madde 9 Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez. Madde 10 Herkesin, hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde ve kendisine herhangi bir suç isnadında bağımsız ve yansız bir mahkeme tarafından tam bir eşitlikle, hakça ve kamuya açık olarak yargılanmaya hakkı vardır. Madde11 1. Kendisine cezai bir suç yüklenen herkesin, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı, kamuya açık bir yargılanma sonucunda suçluluğu yasaya göre kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılma hakkı vardır. 2. Hiç kimse, işlendiği sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan herhangi bir fiil yapmak ya da yapmamaktan dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye, suçun işlendiği sırada yasalarda öngörülen cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Madde 12 Hiç kimsenin özel yaşamına, ailesine, evine ya da yazışmasına keyfi olarak karışılamaz, onuruna ve adına saldırılamaz. Herkesin, bu gibi müdahale ya da saldırılara karşı yasa tarafından korunma hakkı vardır. Madde 13 1. Herkesin, her Devletin sınırları içinde seyahat ve oturma özgürlüğüne hakkı vardır. 2. Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeden ayrılma ve o ülkeye dönme hakkına sahiptir. Madde 14 1. Herkesin, sürekli baskı altında tutulduğunda, başka ülkelere sığınma ve kabul edilme hakkı vardır. 2. Gerçekten siyasal nitelik taşımayan suçlardan kaynaklanan ya da Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı fiillerden kaynaklanan kovuşturma durumunda, bu hak ileri sürülemez. Madde 15 1. Herkesin bir ülkenin yurttaşı olmaya hakkı vardır. 2. Hiç kimse keyfi olarak uyrukluğundan yoksun bırakılamaz, kimsenin uyrukluğunu değiştirme hakkı yadsınamaz. Madde 16 1. Yetişkin erkeklerle kadınların, ırk, uyrukluk ya da din bakımından herhangi bir sınırlama yapılmaksızın, evlenmeye ve bir aile kurmaya hakkı vardır. Evlenmede, evlilikte ve evliliğin bozulmasında hakları eşittir. 2. Evlilik, ancak evlenmeye niyetlenen eşlerin özgür ve tam oluruyla yapılır. 3. Aile, toplumun doğal ve temel birimidir; toplum ve Devlet tarafından korunur. Madde 17 1. Herkesin, tek başına ya da başkalarıyla ortaklık içinde, mülkiyet hakkı vardır. 2. Kimse mülkiyetinden keyfi olarak yoksun bırakılamaz. Madde 18 Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını, tek başına veya topluca ve kamuya açık veya özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve uyma yoluyla açıklama serbestliğini de kapsar. Madde 19 Herkesin kanaat ve ifade özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak, müdahale olmaksızın kanaat taşıma ve herhangi bir yoldan ve ülke sınırlarını gözetmeksizin bilgi ve fikirlere ulaşmaya çalışma, onları edinme ve yayma serbestliğini de kapsar. Madde 20 1. Herkes, barış içinde toplanma ve örgütlenme hakkına sahiptir. 2. Hiç kimse, bir örgüte üye olmaya zorlanamaz. Madde 21 1. Herkes, doğrudan ya da serbestçe seçilmiş temsilcileri aracılığıyla ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir. 2. Herkesin, ülkesinde kamu hizmetlerinden eşit yararlanma hakkı vardır. 3. Halk iradesi, hükümet otoritesinin temelini oluşturmalıdır; bu irade, genel ve eşit oy hakkı ile gizli ve serbest oylama yoluyla, belirli aralıklarla yapılan dürüst seçimlerle belirtilir. Madde 22 Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, toplumsal güvenliğe hakkı vardır; ulusal çabalarla, uluslararası işbirliği yoluyla ve her Devletin örgütlenme ve kaynaklarına göre herkes insan onuru ve kişiliğin özgür gelişmesi bakımından vazgeçilmez olan ekonomik, toplumsal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir. Madde 23 1. Herkesin çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır. 2. Herkesin, herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır. 3. Çalışan herkesin, kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlayacak düzeyde, adil ve elverişli ücretlendirilmeye hakkı vardır; bu, gerekirse, başka toplumsal korunma yollarıyla desteklenmelidir. 4. Herkesin, çıkarını korumak için sendika kurma ya da sendikaya üye olma hakkı vardır. Madde 24 Herkesin, dinlenme ve boş zamana hakkı vardır; bu, iş saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ve belirli aralıklarla ücretli tatil yapma hakkını da kapsar. Madde 25 1. Herkesin, kendisinin ve ailesinin sağlığı ve iyi yaşaması için yeterli yaşama standartlarına hakkı vardır; bu hak, beslenme, giyim, konut, tıbbi bakım ile gerekli toplumsal hizmetleri ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ya da kendi denetiminin dışındaki koşullardan kaynaklanan başka geçimini sağlayamama durumlarında güvenlik hakkını da kapsar. 2. Anne ve çocukların özel bakım ve yardıma hakları vardır. Tüm çocuklar, evlilik içi ya da dışı doğmuş olmalarına bakılmaksızın, aynı toplumsal korumadan yararlanır. Madde 26 1. Herkes, eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel öğrenim aşamalarında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleki eğitim herkese açıktır. Yüksek öğrenim, yeteneğe göre herkese eşit olarak sağlanır. 2. Eğitim, insan kişiliğinin tam geliştirilmesine, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu yerleştirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki etkinliklerini güçlendirmelidir. 3. Ana-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikli hak sahibidir. Madde 27 1. Herkes, topluluğun kültürel yaşamına özgürce katılma, sanattan yararlanma ve bilimsel gelişmeye katılarak onun yararlarını paylaşma hakkına sahiptir. 2. Herkesin kendi yaratısı olan bilim, yazın ve sanat ürünlerinden doğan manevi ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır. Madde 28 Herkesin bu Bildirgede ileri sürülen hak ve özgürlüklerin tam olarak gerçekleşebileceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır. Madde 29 1. Herkesin, kişiliğinin özgürce ve tam gelişmesine olanak sağlayan tek ortam olan topluluğuna karşı ödevleri vardır. 2. Herkes, hak ve özgürlüklerini kullanırken, ancak başkalarının hak ve özgürlüklerinin gereğince tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ile demokratik bir toplumdaki ahlak, kamu düzeni ve genel refahın adil gereklerinin karşılanması amacıyla, yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olabilir. 3. Bu hak ve özgürlükler, hiçbir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz. Madde 30 Bu Bildirgenin hiçbir hükmü, herhangi bir Devlet, grup ya da kişiye, burada belirtilen hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan herhangi bir etkinlikte ve eylemde bulunma hakkı verecek şekilde yorumlanamaz. *Universal Declaration of Human Rights/Declaration Üniverselle des Droits de l’Homme. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 tarihli ve 217 A (III) sayılı kararıyla benimsendi ve ilan edildi.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu

0
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, 8 Aralık 1995 tarihinde kurulan memur sendikaları konfederasyonudur. Konfederasyonun kısa adı KESK’tir.  Kamu sendikacılığı alanında 28 Mayıs 1990 yılında EĞİTİM-İŞ kısa adıyla Eğitim İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası kurulmuş, daha sonra EĞİTİM-SEN kısa adıyla Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası ve TÜM BEL-SEN kısa adıyla Tüm Belediye Memurları Sendikası kurulmuştur.

Konfederasyonun üye sendikaları; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, Diyanet ve Vakıf Emekçileri Sendikası, Kültür ve Sanat Emekçileri Sendikası, Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası, Yol, Yapı, Altyapı, Tapu ve Kadastro Emekçileri Sendikası, Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası, Tarım Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası, Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası, Büro Emekçileri Sendikası, Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’dır.

Konfederasyona bağlı sendikaların üye sayısı toplamda 239.700 kişi civarındadır.  KESK, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu üyesidir. Konfederasyonun organları, Genel Kurul, KESK Genel Meclisi, KESK Kadın Meclisi, Yürütme Kurulu, Denetleme Kurulu, Disiplin Kurulu ve Danışma Meclisidir. Tüzük 2014 yılında değişikliğe uğramıştır.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Amaçları

Toplumun karar süreçlerinde örgütlü olarak söz sahibi olduğu; devletten ve piyasadan azami ölçüde arındırılmış kamusal alanda eşit, ücretsiz, nitelikli, erişilebilir ve anadilinde kamu hizmetini savunur. Konfederasyon, tüm maddi değerlerin yaratıcısı emeğin en yüce değer olduğu gerçeğinden hareketle ve sendikal mücadelenin demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunun bilinciyle;

a) Grev ve toplu iş sözleşmeli sendikal hakların tanınması/uygulanması ve mevzuatımızda çalışma koşullarını düzenleyen hükümlerin evrensel normlara uyumunun sağlanması için gerekli mücadeleyi yürütmeyi;
b) Çalışma yaşamında ve hayatın diğer alanlarında üyelerin ve tüm emekçilerin ekonomik, demokratik, sosyal, siyasal, yasal, kültürel, mesleki, hukuksal, özlük haklarını ve çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi;
c) Evrensel insan hakları belgelerine dayanan ve uluslararası hukuk ve sözleşmelerden doğan bütün hak ve özgürlükleri eksiksiz yaşama geçirmek için mücadele etmeyi;
d) Uluslararası düzeyde emeğin birlik ve dayanışmasını sağlamak için çaba göstermeyi, uluslararası emek örgütleriyle ilişkiler kurmayı ve geliştirmeyi;
e) Tüm emekçilerin birlikte mücadelesi ve ortak demokratik örgütlenmesi hedefiyle ortak çalışanlar yasasının yaratılması amacıyla her türlü örgütsel formu yaşama geçirmek için çaba harcamayı, bu doğrultuda işyerlerinde ve hizmet kollarında ortak mücadeleyi örgütlemeyi, ilişkiler kurmayı ve geliştirmeyi;
f) Emekçilerin sosyal ve kültürel gelişmelerinin sağlanması, sınıf bilincinin geliştirilmesi, örgütlülüğün ve demokrasinin bir yaşam biçimi haline gelmesi için mücadele etmeyi; bu doğrultuda bilimsel ve kültürel etkinliklerde bulunmayı;
g) Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya amacıyla; ülkede ve dünyada savaşa karşı kalıcı barışın yaratılması, tüm ulusların eşit ve özgürce geleceklerini belirleyebilmelerinin ve evrensel insan haklarının önündeki engellerin kaldırılması, faşizme karşı demokrasi, emperyalizme karşı bağımsızlık, baskılara karşı özgürlük, ırkçılığa ve şovenizme karşı halkların kardeşliği için mücadele etmeyi;
ğ) Toplumsal yaşamın her alanında cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkarak, başta çalışma yaşamı olmak üzere her alanda cinsiyetler arası eşitsizliğin ortadan kaldırılması için mücadele etmeyi;
i) Ekolojik denge ile tarihi ve kültürel çevreyi korumayı ve üretim süreçleri içerisinde zarar görmemesini sağlayacak sendikal inisiyatifleri geliştirmeyi;
j) İşsizlik ve yoksulluktan etkilenen başta emekliler ve işsizler olmak üzere tüm toplum kesimleriyle dayanışma ilişkilerini geliştirmeyi;
k) Emekçilerin çıkarlarının aynı zamanda tüm toplumun da çıkarları olduğu gerçeğinden hareketle; mal, hizmet üretimi ve paylaşım süreçlerine emekçiler lehine müdahale edilmesini, emekçilerin denetiminin ve katılımının sağlanmasını;
l) Hizmet kollarında örgütlü sendikaların örgütlü bulunduğu hizmet kollarının hizmet üretme politikasının belirlenmesinde, hizmet kollarında planlamadan, uygulamaya ve denetlemeye kadar tüm faaliyetlerde söz ve karar sahibi olmayı;
m) Engellilerin çalışma yaşamına en uygun koşullarda katılımını sağlamayı, engellerinden kaynaklanan sorunlarına çözüm üretmeyi ve olanaklar sunmayı amaçlar.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Görev ve Yetkileri
a) Konfederasyon, sınıf çıkarları temelinde üyelerini bilinçlendirmek; örgütsel bilinci, dayanışma ve işbirliğini geliştirmek için her türlü eğitim çalışmasını yapar.
b) Amaç ve ilkelerini hayata geçirebilmek için, ulusal ve uluslararası düzeyde açık ve kapalı yer toplantıları, gösteri, eğitim etkinlikleri, kurs, seminer, panel vb. eylem ve etkinlikleri düzenler. Konukevi, eğitim ve dinlenme tesisleri kurar.
c) Amaç ve ilkeleri doğrultusunda her türlü görsel ve yazılı yayın haklarını kullanır. Bu çalışmaları yürütebilmek için tesis, basın ajansları vb kurar.
d) Toplu iş uyuşmazlıklarında üye sendikanın inisiyatifi doğrultusunda taraf olur. Gerekli durumlarda ilgili makamlara ve yargı organlarına başvurur. Konfederasyon üyesi olan sendikaların hazırladıkları toplu iş sözleşme taslakları doğrultusunda, toplu iş sözleşme görüşmelerini basına açık olarak yapar. Toplu iş sözleşmesi görüşmelerine yetkili organlar katılır.
e) Konfederasyona üye sendikaların bir bölümünün ortaklaşa aldıkları grev kararını, kararı alan sendikaların ortak kararı olmadan kaldırılmaması için koordinatörlük yapar.
f) Üye sendikaların kararı doğrultusunda grev kararı alır, uygular. Ayrıca emekçiler aleyhine gelişen toplumsal ve siyasal gelişmeler karşısında eylem ve grev yapar.
g) Amaçları doğrultusunda her türlü taşınır ve taşınmaz mal edinir, satar ve kiraya verir. Bu işlemleri yaparken aynı amaç ve ilkelere göre kurulmuş bir sendikaya ya da temel özgürlükleri savunmak amacıyla kurulmuş tüzel kişilikler ya da vakıflara devredebilir.
h)Ulusal  ve uluslararası kuruluşlarla amaçları doğrultusunda işbirliği yapar. Bu kuruluşlara üye olur, gerektiğinde üyelikten ayrılır.
i) Örgüt içi demokrasiyi hayata geçirir.
j) Üye sendikaların konfederasyon tüzüğünün amaç ve ilkelerine uygun hareket etmesini sağlar
k) Ulusal ve uluslararası hukuk ve sözleşmelerden doğan hakları kullanır.
l) KESK bütün plan, program ve faaliyetlerine dair bütçe planlamasını oluştururken toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe yaklaşımını esas alır.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Üyesi Sendikalar, Hizmet Kolları ve Kuruluş Yılları 
Üye Sendika Adı Kısa Adı Hizmet Kolu Kuruluş Tarihi
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası EĞİTİM-SEN Eğitim,Öğretim ve Bilim Hizmetleri 1995
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası SES Sağlık ve Sosyal Hizmetler 1996
Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası TÜM-BEL-SEN Yerel Yönetim Hizmetleri 1990
Büro Emekçileri Sendikası BES Büro,Bankacılık ve Sigortacılık Hizmetleri 1998
Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası ESM Enerji,Sanayi ve Madencilik Hizmetleri 1992
Tarım Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası TARIM ORKAM-SEN Tarım ve Ormancılık Hizmetleri 1992
Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası HABER-SEN Basın,Yayın ve İletişim Hizmetleri 1996
Yol, Yapı, Altyapı, Tapu ve Kadastro Emekçileri Sendikası YAPIYOL-SEN Bayındırlık,İnşaat ve Köy Hizmetleri 1995
Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası BTS Ulaştırma Hizmetleri 1994
Kültür ve Sanat Emekçileri Sendikas KÜLTÜR-SANAT SEN Kültür ve Sanat Hizmetleri 1992
Diyanet ve Vakıf Emekçileri Sendikası DİVES Diyanet ve Vakıf Hizmetleri 2002
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu İletişim Adresi

Selanik2 Caddesi No: 44/1 Kat :1 Kızılay Ankara

Tel: 0 312 436 71 11 Faks: 0 312 436 74 70

e-posta:kesk@kesk.org.tr

Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi

0

Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi, AB vatandaşlarının temel haklarını ve sorumluluklarını düzenlemektedir. Belge 13-14 Ekim 2000’de Fransa’nın Biarritz kentinde gerçekleşen AB zirvesine sunulmuş ve kabul edilmiştir. (Temel Haklar Şartı-CHARTER OF FUNDAMENTAL RIGHTS OF THE EUROPEAN UNION)  Devlet ve hükümet başkanları tarafından benimsenen Temel Haklar Şartı, 7-8 Aralık 2000 tarihindeki “Nice Zirvesi”nde onaylanmıştır.

 

Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi ve Getirdiği Hukuki Çerçeve 
  • Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi, bireylerin temel haklarını koruma amacı taşımaktadır.
  • Avrupa Adalet Divanı ve AİHM içtihatları ile yerleşen ilkeler benimsenmektedir.
  • Avrupa Birliği’nin insan haklarına saygı gösterme taahhüdünü vurgulamaktadır.
  • Temel Haklar Şartı, insan onuru, özgürlük, eşitlik ve dayanışma gibi temel değerleri içermektedir.
  • Şart, Avrupa Birliği üye ülkelerinde hukuki bağlayıcılık taşımaktadır.
  • İfade özgürlüğü, din özgürlüğü ve özel yaşamın korunması gibi haklar güvence altına alınmıştır.
  • Ayrımcılık yasağı ve herkesin yasalar önünde eşit olması ilkesi Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi için iki temel yapıtaşıdır.

Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi

GİRİŞ

Avrupa halkları, aralarında daha yakın bir birlik oluşturmak için ortak değerlere dayalı barışçı bir geleceği paylaşmaya kararlıdır.
Ruhani ve manevi mirasının bilincinde olan Birlik, bölünmez ve evrensel değerler olan insan onuru, özgürlük, eşitlik ve dayanışma değerleri üzerine inşa edilmiştir. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanmaktadır. Birlik vatandaşlığını tesis ederek ve bir özgürlük, güvenlik ve adalet bölgesi oluşturarak bireyi, faaliyetlerinin merkezine yerleştirir.
Birlik, bu ortak değerlerin korunması ve geliştirilmesine katkıda bulunurken Avrupa halklarının kültürleri ve geleneklerinin çeşitliliği yanısıra Üye Devletlerin ulusal kimlikleri ve bunların ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerdeki kendi kamu makamlarının düzenlenmesine saygı gösterir. Dengeli ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmeye çalışır ve insanların, eşyaların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını ve yerleşme özgürlüğünü sağlar.
Bu amaçla, toplum, sosyal ilerleme, bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında temel hak ve özgürlüklerin bir Bildirge’de daha açık bir şekilde ortaya konulması yoluyla bu hak ve özgürlüklerin korunmasının güçlendirilmesi gerekmektedir.
Bu Bildirge, Topluluk ve Birliğin yetkileri ve görevlerini ve yetki ikamesi ilkesini dikkate alarak özellikle Üye Devletlerin ortak uluslararası yükümlülükleri ve anayasal gelenekleri, Avrupa Birliği Antlaşması, Topluluk Antlaşmaları, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi, Topluluk ve Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen Sosyal Bildirgeler ve Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihat hukukundan kaynaklanan hakları yeniden teyid etmektedir.
Bu haklardan yararlanılması, öteki kişiler, insanlık ve gelecekteki kuşaklar konusunda sorumluluklar ve görevleri beraberinde getirmektedir.
Birlik, bu nedenle, aşağıda belirtilen hakları, özgürlükleri ve ilkeleri tanımaktadır.
BÖLÜM I
ONUR
Madde 1. – İnsanlık onuru
İnsanlık onuru, ihlal edilemez. Saygı gösterilmeli ve korunmalıdır.
Madde 2. – Yaşama hakkı
1. Herkes, yaşama hakkına sahiptir.
2. Hiç kimse, ölüm cezasına çarptırılmamalı veya idam edilmemelidir.
Madde 3. – Kişinin bedensel ve ruhsal dokunulmazlık hakkı
1. Herkes, kendi bedensel ve ruhsal dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Tıp ve biyoloji alanlarında, özellikle aşağıda belirtilenlere saygı gösterilmelidir:
– yasada belirtilen usüllere uygun olarak ilgili kişinin özgürcü ve bilinçli olarak vereceği muvafakat,
– özellikle kişilerin seçilmesini amaçlayan insan ırkının soyaçekim yoluyla islahına yönelik uygulamaların yasaklanması,
– insan bedeninin ve bölümlerinin ticari bir kazanç kaynağı haline getirilmesinin yasaklanması,
– insanların kopyalama yoluyla üretilmesinin yasaklanması.
Madde 4. – İşkence veya insanlık dışı veya alçaltıcı muamele veya ceza yasağı
Hiç kimse, işkenceye veya insanlık dışı veya alçaltıcı muamele veya cezaya tabi tutulmamalıdır.
Madde 5. – Kölelik ve zorla çalıştırılma yasağı
1. Hiç kimse, kul ya da köle olarak tutulamaz.
2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz.
3. İnsan kaçakçılığı yasaklanmıştır.
BÖLÜM II
ÖZGÜRLÜKLER
Madde 6. – Özgürlük ve güvenlik hakkı
Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir.
Madde 7. – Özel ve aile yaşamına saygı
Herkes, özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
Madde 8. – Kişisel bilgilerin korunması
1. Herkes, kendisine ilişkin kişisel bilgilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir.
2. Bu tür bilgiler, belirtilen amaçlar için ve ilgili kişinin muvafakatine veya yasada öngörülen başka meşru temele dayalı olarak adil şekilde kullanılmalıdır. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan bilgilere erişme ve bunlarda düzeltme yaptırma hakkına sahiptir.
3. Bu kurallara uyulması, bağımsız bir makam tarafından denetlenecektir.
Madde 9. – Evlenme ve aile kurma hakkı
Evlenme hakkı ve aile kurma hakkı, bu hakların kullanılmasına ilişkin ulusal mevzuata uygun olarak teminat altına alınacaktır.
Madde 10. – Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü
1. Herkes, düşünce, din ve vicdan özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını tek başına veya topluluk halinde, aleni veya gizli olarak ibadet etme, öğretme, uygulama ve gereklerine uyma şeklinde açığa vurma özgürlüğünü içerir.
2. Bu hakkın kullanılmasına ilişkin ulusal mevzuata uygun olarak dini nedenlerle askerlik görevini yapmayı reddetme hakkı tanınmaktadır.
Madde 11. – İfade ve haber alma özgürlüğü
1.  Herkes, ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü içerir.
2. Basının özgürlüğü ve çoğulculuğuna saygi gösterilmelidir.
Madde 12. – Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü
1. Herkes, barışçıl bir biçimde toplanma özgürlüğü ile her düzeyde, özellikle  siyaset, sendika ve yurttaşlıkla ilgili konularda örgütlenme özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu, herkesin kendi çıkarlarını korumak için sendika kurma ve sendikalara girme hakkını da içerir.
2. Birlik düzeyindeki siyasi partiler, Birliğin vatandaşlarının siyasi iradesinin ifade edilmesine katkıda bulunurlar.
Madde 13. – Sanat ve bilim özgürlüğü
Sanat ve bilimsel araştırma, kısıtlamaya tabi olmamalıdır. Akademik özgürlüğe saygı gösterilmelidir.
Madde 14. – Eğitim hakkı
1. Herkes, eğitim görme ve mesleki ve sürekli eğitimden yararlanma hakkına sahiptir.
2. Bu hak, serbest zorunlu eğitim görme olasılığını da içerir.
3. Demokratik ilkelere ve ailelerin çocuklarının kendi dini, felsefi ve eğitim konusundaki inançlarına uygun olarak eğitim ve öğretim görmelerini sağlama hakkına saygı gösterilerek eğitim kurumları tesis etme özgürlüğüne, bu özgürlük ve hakkın kullanılmasına ilişkin ulusal mevzuata uygun olarak saygı gösterilmelidir.
Madde 15. – Meslek seçme ve çalışma hakkı
1. Herkes, çalışma ve serbestçe seçilmiş veya kabul edilmiş bir mesleği ifa etme hakkına sahiptir.
2. Birliğin her vatandaşı, herhangi bir Üye Devlette iş arama, çalışma, yerleşme hakkını kullanma ve hizmet verme özgürlüğüne sahiptir.
3. Üye Devletlerin ülkelerinde çalışma izni almış olan üçüncü ülkelerin vatandaşları, Birliğin vatandaşlarının çalışma şartlarına eşit çalışma şartlarından yararlanma hakkına sahiptir.
Madde 16. – Bir ticari faaliyette bulunma özgürlüğü
Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre bir ticari faaliyette bulunma özgürlüğü tanınmaktadır.
Madde 17. – Mülk edinme hakkı
1. Herkes, yasal şekilde elde ettiği mülküne sahip olma, kullanma, elden çıkarma ve miras bırakma hakkına sahiptir. Bunların kaybı karşılığında zamanında adil bir tazminat ödenmesi koşulu ile kamu menfaati nedeniyle veya yasada öngörülen koşullar çerçevesinde yapılması dışında hiç kimsenin elinden mülkü alınamaz. Mülkün kullanımı, kamu menfaati için gerekli olduğu ölçüde yasa ile düzenlenebilir.
2. Fikri mülkiyet, korunmalıdır.
Madde 18. – Sığınma hakkı
Sığınma hakkı, 28 Temmuz 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi ve sığınmacıların statüsüne ilişkin 31 Ocak 1967 tarihli Protokol kuralları dikkate alınarak ve Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma’ya uygun olarak teminat altına alınmalıdır.
Madde 19. – İhraç, sınırdışı veya iade etme yasağı
1. Toplu sınır dışı etmeler yasaktır.
2. Hiç kimse, ölüm cezası, işkence veya başka insanlık dışı veya alçaltıcı muamele veya cezaya tabi tutulması konusunda ciddi bir tehlikenin bulunduğu bir Devlete geri gönderilemez, sınırdışı edilemez veya iade edilemez.
BÖLÜM III
EŞİTLİK
Madde 20. – Yasa önünde eşitlik
Herkes, yasa önünde eşittir.
Madde 21. – Ayrımcılık yasağı
1. Cinsiyet, ırk, renk, etnik veya sosyal köken, kalıtımsal özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya başka herhangi bir görüş, bir ulusal azınlığın üyesi olma, hususiyet, doğum, maluliyet, yaş veya cinsel eğilim gibi herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılması yasaktır.
2. Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma ve Avrupa Birliği Antlaşmasının uygulanması kapsamı çerçevesinde ve sözkonusu Antlaşmaların özel hükümleri saklı kalmak üzere milliyet nedeniyle her türlü ayrımcılık yasaktır.
Madde 22. – Kültürel, dini ve dilsel çeşitlilik
Birlik, kültürel, dini ve dilsel çeşitliliğe saygı gösterecektir.
Madde 23. – Erkekler ve kadınlar arasında eşitlik
Erkekler ve kadınlar arasında eşitlik, istihdam, çalışma ve ücret dahil olmak üzere bütün alanlarda sağlanmalıdır.
Eşitlik ilkesi, yeterli şekilde temsil edilmeyen cinsin lehine belirli avantajlar sağlanmasını öngören önlemlerin sürdürülmesini veya benimsenmesini engellemez.
Madde 24. – Çocukların hakları
1. Çocuklar, kendi refahları için gerekli olan koruma ve ihtimamdan yararlanma hakkına sahiptir. Görüşlerini serbestçe ifade edebilirler. Bu görüşler, kendi yaşları ve olgunluk düzeylerine uygun olarak kendilerini ilgilendiren konularda dikkate alınır.
2. Kamu makamları veya özel kuruluşlar tarafından çocuklarla ilgili olarak yapılan bütün işlemlerde, çocuğun çıkarlarının en iyi şekilde korunmasına öncelik verilmelidir.
3. Her çocuk, bunun kendi çıkarlarına aykırı olması haricinde anne ve babasının her ikisi ile düzenli olarak kişisel ilişki ve doğrudan temas sürdürme hakkına sahiptir.
Madde 25. – Yaşlıların hakları
Birlik, yaşlıların, onurlu ve bağımsız bir yaşam sürdürme ve sosyal ve kültürel yaşama katılma haklarını tanımakta ve saygı göstermektedir.
Madde 26. – Engellilerin toplumla bütünleştirilmesi
Birlik, engelli kişilerin, bağımsızlıklarını, toplumsal ve mesleki yaşamla bütünleştirilmelerini ve toplum yaşamına katılmalarını sağlamaya yönelik önlemlerden yararlanma hakkını tanımakta ve saygı göstermektedir.
BÖLÜM IV
DAYANIŞMA
Madde 27. – İşçilerin işletme içinde bilgi alma ve danışma hakkı
Topluluk mevzuatı ve ulusal yasalar ve uygulamalarda öngörülen durumlar ve koşullarda işçiler veya temsilcilerine, uygun düzeylerde zamanında bilgi verilmeli ve danışmalarda bulunulmalıdır.
Madde 28. – Toplu sözleşme görüşmeleri yapma ve eylem hakkı
İşçiler ve işverenler veya bunların ilgili kuruluşları, topluluk mevzuatı ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre uygun düzeylerde toplu sözleşmeler müzakere etme ve imzalama ve menfaat ihtilafı olması halinde grev eylemi dahil olmak üzere kendi çıkarlarını korumak için ortak eylem yapma hakkına sahiptir.
Madde 29. – İşe yerleştirme hizmetlerinden yararlanma hakkı
Herkes, işe yerleştirme hizmetinden ücretsiz olarak yararlanma hakkına sahiptir.
Madde 30. – Haksız işten çıkarmaya karşı koruma
Her işçi, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre haksız işten çıkarmaya karşı korunma hakkına sahiptir.
Madde 31. – Adil ve hakkaniyete uygun çalışma koşulları
1. Her işçi, kendi sağlığı, emniyeti ve onuruna saygı gösteren çalışma koşullarından yararlanma hakkına sahiptir.
2. Her işçi, azami çalışma saatlerinin sınırlandırılması, günlük ve haftalık dinlenme dönemleri ve yıllık ücretli izin hakkına sahiptir.
Madde 32. – Çocuk işçi çalıştırmanın yasaklanması ve çalışan gençlerin korunması
Çocuk işçi çalıştırılması yasaktır. Gençler için daha elverişli olabilecek kurallar saklı kalmak üzere ve sınırlı istisnalar dışında istihdam edilmek için asgari yaş sınırı, zorunlu eğitimin tamamlanması için belirlenen asgari yaştan daha düşük olamaz.
İşe alınan gençler, yaşlarına uygun çalışma koşullarında çalıştırılmalı ve ekonomik sömürüye ve emniyetlerine, sağlıklarına veya fiziksel, ruhsal, ahlaki veya sosyal gelişimlerine zarar verme olasılığı bulunan veya eğitimlerini engelleyebilecek her türlü işe karşı korunmalıdır.
Madde 33. – Aile ve meslek yaşamı
1. Aile, yasal, ekonomik ve sosyal korumadan yararlanmalıdır.
2. Aile ve meslek yaşamının bağdaştırılması için herkes, doğumla bağlantılı bir nedenle işten çıkarmaya karşı korunma hakkına ve bir çocuğun doğumu veya evlat edinilmesinden sonra ücretli doğum ve ebeveynlik izni alma hakkına sahiptir.
Madde 34. – Sosyal güvenlik ve sosyal yardım
1. Birlik, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen usullere göre doğum, hastalık, iş kazaları, bakıma muhtaç olma veya yaşlılık gibi durumlarda ve işten çıkarılma durumunda koruma sağlayan sosyal güvenlik yardımları ve sosyal hizmetlerden yararlanma hakkını tanımakta ve saygı göstermektedir.
2. Avrupa Birliği’nde yasal olarak ikamet eden ve dolaşan herkes, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalara göre sosyal güvenlik yardımları ve sosyal avantajlardan yararlanma hakkına sahiptir.
3. Birlik, Topluluk hukuku ve ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen usullere göre sosyal dışlanma ve yoksullukla mücadele için yeterli imkanlara sahip olmayan herkes için uygun bir yaşam sağlamak amacıyla sosyal ve konut yardımından yararlanma hakkını kabul etmekte ve saygı göstermektedir.
Madde 35. – Sağlık hizmetleri
Herkes, ulusal yasalar ve uygulamalarda belirtilen şartlar çerçevesinde koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına ve tıbbi tedaviden yararlanma hakkına sahiptir. Bütün Birlik politikaları ve faaliyetlerinin tanımlanmasında ve uygulanmasında yüksek düzeyde bir insan sağlığı koruması sağlanmalıdır.
Madde 36. – Genel ekonomik konulardaki hizmetlerden yararlanma
Birlik, sosyal ve bölgesel uyumunu artırmak için Avrupa Topluluğu’nu oluşturan Antlaşma’ya uygun olarak ulusal yasalar ve uygulamalarda öngörülen genel ekonomik konulardaki hizmetlerden yararlanma hakkını kabul etmekte ve saygı göstermektedir.
Madde 37. – Çevresel koruma
Yüksek düzeyde bir çevresel koruma ve çevrenin kalitesinin iyileştirilmesi, Birliğin politikalarına dahil edilmeli ve sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak sağlanmalıdır.
Madde 38. – Tüketici Koruması
Birlik politikaları, yüksek düzeyde tüketici koruması sağlamalıdır.
BÖLÜM V
VATANDAŞLIK HAKLARI
Madde 39. – Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanma ve aday olma hakkı
1. Birliğin her vatandaşı, ikamet ettiği Üye Devlette, bu Devletin vatandaşları ile aynı koşullar altında Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanma ve aday olma hakkına sahiptir.
2. Avrupa Parlamentosu üyeleri, genel serbest ve gizli oyla doğrudan seçilir.
Madde 40. – Yerel seçimlerde oy kullanma ve aday olma hakkı
Birliğin her vatandaşı, ikamet ettiği Üye Devlette, bu Devletin vatandaşları ile aynı koşullar altında yerel seçimlerde oy kullanma ve aday olma hakkına sahiptir.
Madde 41. – İyi idare hakkı
1. Herkes, işlerinin Birliğin kurumları ve organları tarafından tarafsız ve adil bir şekilde ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
2. Bu hak, şunları içermektedir:
– herkesin, kendisini olumsuz şekilde etkileyebilecek herhangi bir işlemin yapılmasından önce görüşlerinin dinlenmesini isteme hakkı;
– herkesin, kendi dosyasına erişme hakkı ve meşru gizlilik çıkarlarına ve mesleki ve ticari gizliliğe saygı gösterilmesi;
– idarenin, kararları konusunda gerekçe gösterme yükümlülüğü.
3. Herkes, Topluluğun kuruluşları veya görevlilerinin, görevlerinin ifası sırasında yolaçtıkları her türlü zararı, Üye Devletlerin yasalarındaki ortak genel ilkelere göre Topluluğa tazmin ettirme hakkına sahiptir.
4. Herkes, Birliğin kuruluşlarına, Antlaşmaların lisanlarından birinde mektup gönderebilir ve kendisine aynı lisanda cevap verilmesi zorunludur.
Madde 42. – Belgelere erişme hakkı
Birliğin bütün vatandaşları veya bir Üye Devlette ikamet eden veya kanuni adresi bu devlette bulunan bütün gerçek veya tüzel kişiler, Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon belgelerine erişme hakkına sahiptir.
Madde 43. – Kamu Denetçisi
Birliğin bütün vatandaşları veya bir Üye Devlette ikamet eden veya kanuni adresi bu devlette bulunan bütün gerçek veya tüzel kişiler, adli görevleri çerçevesinde hareket eden Adalet Divanı Bidayet Mahkemesi hariç olmak üzere Topluluk kuruluşları veya organlarının faaliyetlerinde karşılaşılan kötü idare vakalarını Birlik kamu denetçisine havale etme hakkına sahiptir.
Madde 44. – Dilekçe ile başvurma hakkı
Birliğin bütün vatandaşları veya bir Üye Devlette ikamet eden veya kanuni adresi bu devlette bulunan bütün gerçek veya tüzel kişiler, Avrupa Parlamentosu’nu dilekçe ile başvurma hakkına sahiptir.
Madde 45. – Dolaşım ve ikamet özgürlüğü
1. Birliğin her vatandaşı, Üye Devletlerin ülke sınırları içinde serbestçe hareket etmek ve ikamet etmek özgürlüğüne sahiptir.
2. Bir Üye Devletin ülkesinde yasal olarak ikamet eden üçüncü ülkelerin vatandaşlarına, Avrupa Topluluğu’nu tesis eden Antlaşma’ya uygun olarak dolaşım ve ikamet özgürlüğü tanınabilir.
Madde 46. – Diplomatik ve konsolosluk koruması
Birliğin her vatandaşı, tabiyetinde olduğu Üye Devletin temsil edilmediği bir üçüncü ülkenin topraklarında, herhangi bir Üye Devletin diplomatik veya konsolosluk makamları tarafından, sözkonusu Üye Devletin vatandaşları ile aynı şartlarda korunma hakkına sahiptir.
BÖLÜM VI
ADALET
Madde 47. – Etkili hukuki bir yola başvurma ve adil yargılanma hakkı
Birlik hukuku tarafından teminat altına alınmış olan hakları ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, bu Maddede belirtilen şartlara uygun olarak bir mahkemede etkili bir hukuki yola başvurma hakkına sahiptir.
Herkes, daha önceden yasa ile tesis edilmiş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede makul bir süre içinde yapılacak adil ve kamuya açık bir duruşma yapılması hakkına sahiptir. Herkes, kendisine bilgi verilmesi, savunulması ve temsil edilmesi fırsatına sahip olmalıdır.
Gerekli imkanlara sahip olmayan herkese, bu yardımın adalete etkin bir şekilde ulaşılmasının sağlanması için gerekli olması koşulu ile hukuki yardım sağlanacaktır.
Madde 48. – Masumiyet karinesi ve savunma hakkı
1. Kendisine karşı ithamda bulunulan bir kişinin, yasaya göre suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar masum olduğu kabul edilecektir.
2. Kendisine karşı ithamda bulunulmuş olan bir kişinin savunma haklarına saygı gösterilmesi teminat altına alınmalıdır.
Madde 49. – Cezayı gerektiren suçların ve cezaların orantılı olması ve yasada tanımlanması  ilkeleri
1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir fiil veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Hiç kimseye, suçu işlediği zaman verilebilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Cezayı gerektiren bir suçun işlenmesinden sonra yasanın daha hafif bir ceza öngörmesi durumunda bu ceza uygulanır.
2. Bu madde, işlendiği zaman uluslar topluluğu tarafından tanınmış genel ilkelere göre suç sayılan bir eylem veya ihmal nedeniyle bir kimsenin yargılanmasına veya cezalandırılmasına engel değildir.
3. Cezaların şiddeti, cezayı gerektiren suçla orantısız olmamalıdır.
Madde 50. – Cezayı gerektiren aynı suçtan iki kere yargılanmama veya cezalandırılmama hakkı
Hiç kimse, daha önce yasaya göre Birlik içinde kesin olarak beraat ettiği veya mahkum olduğu bir suç nedeniyle mahkemede yeniden yargılanamaz veya cezalandırılamaz.
BÖLÜM VII
GENEL HÜKÜMLER
Madde 51. – Kapsam
1. Bu Bildirgenin hükümleri, yetki ikamesi ilkesi dikkate alınarak Birliğin kurumları ve organlarına ve sadece Birlik hukukunu uyguladıklarında Üye Devletlere yöneliktir. Bu nedenle,kendi yetkilerine uygun olarak haklara saygı gösterecekler, ilkelere uyacaklar ve bunların uygulanmasını teşvik edeceklerdir.
2. Bu Bildirge, Topluluk veya Birlik için yeni bir yetki veya görev tesis etmemektedir veya Antlaşmalarda belirtilen yetkilerde ve görevlerde değişiklik yapmamaktadır.
Madde 52. – Teminat altına alınan hakların kapsamı
1. Bu Bildirgede kabul edilen hakların ve özgürlüklerin kullanılmasına getirilecek her türlü sınırlandırma, yasada öngörülmeli ve bu hak ve özgürlüklerin özüne saygı göstermelidir. Orantılı olma ilkesine tabi olarak sınırlandırmalar sadece gerekli olmaları ve Birlik tarafından kabul edilen kamu yararı amaçlarına veya başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma gereksinimine gerçekten hizmet etmeleri koşulu ile uygulanabilir.
2. Topluluk Antlaşmaları veya Avrupa Birliği Antlaşmasına dayalı olan bu Bildirgede tanınan haklar, sözkonusu Antlaşmalarda belirtilen şartlar ve sınırlar çerçevesinde kullanılır.
3. Bu Bildirge’nin, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi ile teminat altına alınmış olan haklara tekabül eden hakları içermesi durumunda sözkonusu hakların anlamı ve kapsamı, sözkonusu Antlaşma’da belirtilenlerle aynı olacaktır. Bu hüküm, Birlik hukukunun daha kapsamlı koruma sağlamasını engellemez.
Madde 53. – Koruma düzeyi
Bu Bildirge’de yeralan hiç bir şey, Birlik hukuku ve uluslararası hukuk ve Birlik, Topluluk veya Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi dahil olmak üzere Üye Devletlerin taraf olduğu uluslararası anlaşmalarla ve Üye Devletlerin anayasaları ile kendi uygulama alanlarında tanınmış olan insan hakları veya temel özgürlükleri kısıtladığı veya olumsuz şekilde etkilediği şeklinde yorumlanamaz.
Madde 54. – Hakların istismar edilmesi yasağı
Bu Bildirge’de yeralan hiç bir şey, işbu Bildirge’de tanınan haklar ve özgürlüklerden herhangi birinin ortadan kaldırılmasını veya bunun, burada öngörülenden daha fazla kısıtlanmasını amaçlayan herhangi bir faaliyette bulunma veya herhangi bir fiili gerçekleştirme hakkını verdiği şeklinde yorumlanamaz.

Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı Yaşamını Yitirdi

0

Felsefe profesörü, biyolog ve düşünür Prof. Dr. Teoman Duralı, İstanbul’da yaşama veda etti.

74 yaşında hayatını kaybeden Duralı’nın, bilim felsefesi, dilbilim, siyaset felsefesi, felsefe tarihi, biyoloji felsefesi ve savaş felsefesi alanlarında birçok makalesi ve kitabı bulunmaktadır.

Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı Hakkında

Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı, 1947 tarihinde Zonguldak Kozlu’da doğdu. Felsefe, Antropoloji ve Biyoloji alanlarında yüksek öğrenimini yaptı. İstanbul Üniversitesinde Biyoloji ve Felsefe bölümlerinde okudu. Üniversiteden 1973 yılında mezun oldu.

‘Çağdaş Düşüncede Canlı Sorunu’ çalışmasıyla 1977’de doktorasını tamamladı. 1978 yılında NATO bursu ile Paris’te biyoteknoloji seminerlerine katıldı.

1982 yılında biyoloji felsefesi üzerine yazdığı tezle doçent oldu.

Viyana Üniversitesi Bilim Felsefesi Bölümünde misafir öğretim üyesi olarak bulundu.

1977’den 2015’e kadar İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünde Öğretim üyesi olarak görev yaptı.

Prof. Duralı; Kırklareli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesinde 2009- 2016 arasında dekan olarak görev yaptı.

İbn Haldun Üniversitesi akademik kadrosunda hizmet verdi ve İnsan Ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi olarak çalıştı.

Bülent Ecevit Üniversitesi Senatosu tarafından 2016 yılında yılında Fahri Doktora unvanı verildi.

Bilim felsefesi, felsefe tarihi ve biyoloji felsefesi alanlarında birçok çalışma yaptı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından Kültür Sanat Büyük Ödülü verildi.

TÜBA(Türkiye Bilimler Akademisi) Şeref Üyesi idi ve TRT 2’de “Felsefe Söyleşileri” programını yapıyordu.

Duralı, İngilizce, Fransızca, Almanca, Latince, Yunanca, İtalyanca, Felemenkçe, İspanyolca, Rusça, Malayca biliyordu.

Öyle Geçer ki Zaman – Teoman Duralı
Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı’nın Eserleri 
  • Omurgasızlaştırılmış Türklük (2012)
  • Sorun Çağının Anatomisi – Çağımızın Felsefece Teşrihi (2009)
  • Çağdaş Küresel Medeniyet (2006)
  • Aristoteles’te Bilim ve Canlılar Sorunu (1995)
  • A New System of Philosophy-Science from the Biological Standpoint (1996)
  • Çağdaş Küresel Medeniyet
  • Sorun Nedir? (2006)
  • Canlılar Sorununa Giriş
  • Biyoloji Felsefesi
  • Felsefe-Bilim Nedir? (2006)
  • Aklın Anatomisi Salt Aklın Eleştirisinin Teşrihi (2010)
  • Felsefe-Bilimin Doğuşu (2011)
  • Kutadgubilig Türkçenin Felsefe Sözlüğü (2013)
  • Canlılar Sorununa Giriş / Biyoloji Felsefesiyle İlgili Çalışmalar (1982)
  • Biyoloji Felsefesi / Canlı ve Kültür Sorunlarını Araştırma Alanı (1992)
  • Yeniçağ Avrupa Medeniyetinden Çağdaş İngiliz-Yahudi Medeniyetine (1996)
  • Gılgamış Destanı (Giriş İle Tercüme)
  • Felsefe-Bilime Giriş (1998)
  • Çağdaş Küresel Medeniyet / Anlamı-Gelişimi-Konumu (2000)
  • Çağdaş Küresel Medeniyet (2006)
  • Teoman Duralı’yla Üç Konuşma / Bilim – Felsefe – Evrim Teorisi
  • Sorun Çağının Anatomisi
  • Deniz ve Kaşiflik (şiir)
  • Öyle Geçer ki Zaman

Çocuk Hakları Sözleşmesi

0

Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenen sözleşme 2 Eylül 1990 tarihinde de yürürlüğe girmiştir. Türkiye de dâhil olmak üzere yaklaşık 142 ülke sözleşmeyi imzalamış ya da onay ve katılma yoluyla taraf devlet durumuna gelmiştir. Türkiye, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni 2 Ekim 1995’te uygulamaya başlamıştır. Sözleşmeyle çocuk haklarının korunması amaçlanmış ve taraf devletlerin sözleşme maddelerine kesinlikle uymaları gerektiği hükme bağlanmıştır.

Bu Sözleşmeye Taraf Devletler: Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ilân edilen ilkeler uyarınca insanlık ailesinin tüm üyelerinin, doğuştan varlıklarına özgü bulunan haysiyetle birlikte eşit ve devredilemez haklara sahip olmalarının tanınmasının, dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu düşünerek,Birleşmiş Milletler halklarının, insanın temel haklarına ve bireyin, insan olarak taşıdığı haysiyet ve değere olan kesin inançlarını Birleşmiş Milletler Antlaşmasında bir kez daha doğrulamış olduklarını ve daha geniş bir özgürlük ortamında toplumsal ilerleme ve daha iyi bir yaşam düzeyi sağlama yolundaki kararlılıklarını hatırda tutarak,

Birleşmiş Milletlerin, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinde herkesin, bu metinlerde yer alan hak ve özgürlüklerden ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuştan veya başka durumdan kaynaklanan ayırımlar dahil, hiçbir ayırım gözetilmeksizin yararlanma hakkına sahip olduklarını benimsediklerini ve ilân ettiklerini kabul ederek,

Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde, Birleşmiş Milletlerin, çocukların özel ilgi ve yardıma hakkı olduğunu ilân ettiğini anımsayarak,

Toplumun temel birimi olan ve tüm üyelerinin ve özellikle çocukların gelişmeleri ve esenlikleri için doğal ortamı oluşturan ailenin toplum içinde kendisinden beklenen sorumlulukları tam olarak yerine getirebilmesi için gerekli koruma ve yardımı görmesinin zorunluluğuna inanmış olarak,

Çocuğun kişiliğinin tam ve uyumlu olarak gelişebilmesi için mutluluk, sevgi ve anlayış havasının içindeki bir aile ortamında yetişmesinin gerekliliğini kabul ederek,

Çocuğun toplumda bireysel bir yaşantı sürdürebilmesi için her yönüyle hazırlanmasının ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasında ilân edilen ülküler ve özellikle barış, değerbilirlik, hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve dayanışma ruhuyla yetiştirilmesinin gerekliliğini göz önünde bulundurarak,

Çocuğa özel bir ilgi gösterme gerekliliğinin, 1924 tarihli, Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi‘nde ve 20 Kasım 1959 tarihinde Birleşmiş Milletler (27 Ocak 1995 tarihli ve 22184 sayılı Resmi Gazete’den aynen alınmıştır).

Teşkilatı Genel Kurulunca kabul edilen Çocuk Hakları Bildirisinde belirtildiğini ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nde (özellikle 23 ve 24 üncü maddelerinde) ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmede (özellikle 10 uncu maddesinde) ve çocukların esenliği ile ilgili uzman kuruluşların ve uluslararası örgütlerin kurucu ve ilgili belgelerinde tanındığını hatırda tutarak,

Çocuk Hakları Bildirisinde de belirtildiği gibi “çocuğun gerek bedensel gerek zihinsel bakımdan tam erginliğe ulaşmamış olması nedeniyle doğum sonrasında olduğu kadar, doğum öncesinde de uygun yasal korumayı da içeren özel güvence ve koruma gereksiniminin bulunduğu” nu hatırda tutarak,

Ulusal ve uluslararası düzeyde çocukları aile yanına yerleştirme ve evlât edinmeye de özel atıfta bulunan Çocuğun Korunması ve Esenliğine İlişkin Toplumsal ve Hukuksal İlkeler Bildirisi; Çocuk Mahkemelerinin Yönetimi Hakkında Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Beijing Kuralları) ve Acil Durumlarda ve Silâhlı Çatışma Halinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına İlişkin Bildirinin hükümlerini anımsayarak, Dünyadaki ülkelerin tümünde çok güç koşullar altında yaşayan ve bu nedenle özel bir ilgiye gereksinimi olan çocukların bulunduğu bilinci içinde,

Çocuğun korunması ve uyumlu gelişmesi bakımından her halkın kendine özgü geleneklerinin ve kültürel değerlerinin taşıdığı önemi göz önünde tutarak,

Her ülkedeki, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocukların yaşama koşullarının iyileştirilmesi için uluslararası işbirliğinin taşıdığı önemin bilincinde olarak, aşağıdaki kurallar üzerinde anlaşmaya varmışlardır:

Madde 1 

Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Madde 2 

1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler.

2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, yasal vasilerinin veya ailesinin öteki üyelerinin durumları, faaliyetleri, açıklanan düşünceleri veya inançları nedeniyle her türlü ayırıma veya cezaya tâbi tutulmasına karşı etkili biçimde korunması için gerekli tüm uygun önlemi alırlar.

Madde 3 

1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.

Madde 4 

Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar. Ekonomik, sosyal ve kültürel haklara ilişkin olarak, Taraf Devletler eldeki kaynaklarını olabildiğince geniş tutarak, gerekirse uluslararası işbirliği çerçevesinde bu tür önlemler alırlar.

Madde 5 

Taraf Devletler, bu Sözleşmenin çocuğa tanıdığı haklar doğrultusunda çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda ana-babanın, yerel gelenekler öngörüyorsa uzak aile veya topluluk üyelerinin, yasal vasilerinin veya çocuktan hukuken sorumlu öteki kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı gösterirler.

Madde 6 

1. Taraf Devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler.

2. Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler.

Madde 7 

1. Çocuk doğumdan hemen sonra derhal nüfus kütüğüne kaydedilecek ve doğumdan itibaren bir isim hakkına, bir vatandaşlık kazanma hakkına ve mümkün olduğu ölçüde ana-babasını bilme ve onlar tarafından bakılma hakkına sahip olacaktır.

2. Taraf Devletler, özellikle çocuğun tabiiyetsiz kalması söz konusu olduğunda kendi ulusal hukuklarına ve ilgili uluslararası belgeler çerçevesinde üstlendikleri yükümlülüklerine uygun olarak bu hakların işlerlik kazanmasını taahhüt ederler.

Madde 8

1. Taraf Devletler, yasanın tanıdığı şekliyle çocuğun kimliğini; tabiiyeti, ismi ve aile bağları dahil, koruma hakkına saygı göstermeyi ve bu konuda yasa dışı müdahalelerde bulunmamayı taahhüt ederler.

2. Çocuğun kimliğinin unsurlarının bazılarından veya tümünden yasaya aykırı olarak yoksun bırakılması halinde, Taraf Devletler çocuğun kimliğine süratle yeniden kavuşturulması amacıyla gerekli yardım ve korumada bulunurlar.

Madde 9

1. Yetkili makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak, ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf Devletler, çocuğun; ana-babasından, onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alırlar. Ancak, ana-babası tarafından çocuğun kötü muameleye maruz bırakılması ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da ana-babanın birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgâhının belirlenmesi amacıyla karara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararı verilebilir.

2. Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde, ilgili bütün taraflara işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.

3. Taraf Devletler, ana-babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana babanın ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.

4. Böyle bir ayrılık, bir Taraf Devlet tarafından girişilen ve çocuğun kendisinin ana veya babasının veya her ikisinin birden tutuklanmasını, hapsini, sürgün, sınır dışı edilmesini veya ölümünü (ki buna devletin gözetimi altında iken nedeni ne olursa olsun meydana gelen ölüm dahildir) tevlit eden herhangi benzer bir işlem sonucu olmuşsa, bu Taraf Devlet, istek üzerine ve çocuğun esenliğine zarar vermemek koşulu ile; ana-babaya, çocuğa veya uygun olursa, ailenin bir başka üyesine, söz konusu aile bireyinin ya da bireylerinin bulunduğu yer hakkında gereken bilgiyi ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME verecektir. Taraf Devletler, böyle bir istemin başlı başına sunulmasının ilgili kişi veya kişiler bakımından aleyhe hiç bir sonuç yaratmamasını ayrıca taahhüt ederler.

Madde 10

1. 1.9 uncu Maddenin 1 inci fıkrası uyarınca Taraf Devletlere düşen sorumluluğa uygun olarak, çocuk veya ana-babası tarafından, ailenin birleşmesi amaçlarıyla yapılan bir Taraf Devlet ülkesine girme ya da onu terk etme konusundaki her başvuru, Taraf Devletlerce olumlu, insani ve ivedi bir tutumla ele alınacaktır. Taraf Devletler, bu tür bir başvuru yapılmasının başvuru sahipleri veya aile üyeleri aleyhine sonuçlar yaratmamasını taahhüt ederler.

2. 2.Ana-babası, ayrı devletlerde oturan bir çocuk olağanüstü durumlar hariç, hem ana hem de babası ile düzenli biçimde kişisel ilişkiler kurma ve doğrudan görüşme hakkına sahiptir. Bu nedenle ve 9 uncu maddenin 1 inci fıkrasına göre Taraf Devletlere düşen sorumluluğa uygun olarak, Taraf Devletler çocuğun ve ana-babasının Taraf Devletlerin ülkeleri dahil herhangi bir ülkeyi terk etmeye ve kendi ülkelerine dönme hakkına saygı gösterirler. Herhangi bir ülkeyi terk etme hakkı, yalnızca yasada öngörüldüğü gibi ve ulusal güvenliği, kamu düzenini, kamu sağlığı ve ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak amacı ile ve işbu Sözleşme ile tanınan öteki haklarla bağdaştığı ölçüde kısıtlamalara konu olabilir.

Madde 11

1. Taraf Devletler, çocukların yasa dışı yollarla ülke dışına çıkarılıp geri döndürülmemesi halleriyle mücadele için önlemler alırlar.

2. Bu amaçla Taraf Devletler iki ya da çok taraflı anlaşmalar yapılmasını ya da mevcut anlaşmalara katılmayı teşvik ederler.

Madde 12

1. Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar.

2. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.

Madde 13

1. Çocuk, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir; bu hak, ülke sınırlarına bağlı olmaksızın; yazılı, sözlü, basılı, sanatsal biçimde veya çocuğun seçeceği başka bir araçla her türlü haber ve düşüncelerin araştırılması, elde edilmesi ve verilmesi özgürlüğünü içerir.

2. Bu hakkın kullanılması yalnızca:

a) Başkasının haklarına ve itibarına saygı,
b) Milli güvenliğin, kamu düzeninin, kamu sağlığı ve ahlakın korunması nedenleriyle ve kanun tarafından öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yapılan sınırlamalara konu olabilir.

Madde 14

1. Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler.

2. Taraf Devletler, ana-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin; çocuğun yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa yol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine, saygı gösterirler.

3. Bir kimsenin dinini ve inançlarını açıklama özgürlüğü kanunla öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yalnızca kamu güvenliği, düzeni, sağlık ya da ahlâki ya da başkalarının temel hakları ve özgürlüklerini korumak gibi amaçlarla sınırlandırılabilir.

Madde 15

1. Taraf Devletler, çocuğun dernek kurma ve barış içinde toplanma özgürlüklerine ilişkin haklarını kabul ederler.

2. Bu hakların kullanılması, ancak yasayla zorunlu kılınan ve demokratik bir toplumda gerekli olan ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni yararına olarak ya da kamu sağlığı ve ahlâkın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılan sınırlamalardan başkalarıyla kısıtlandırılamaz.

Madde 16

1. Hiçbir çocuğun özel yaşantısına, aile, konut ve iletişimine keyfi ya da haksız bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız olarak saldırılamaz.

2. Çocuğun bu tür müdahale ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.

Madde 17

Taraf Devletler, kitle iletişim araçlarının önemini kabul ederek çocuğun; özellikle toplumsal, ruhsal ve ahlâki esenliği ile bedensel ve zihinsel sağlığını geliştirmeye yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklardan bilgi ve belge edinmesini sağlarlar. Bu amaçla Taraf Devletler:

a) Kitle iletişim araçlarını çocuk bakımından toplumsal ve kültürel yararı olan ve 29 uncu maddenin ruhuna uygun bilgi ve belgeyi yaymak için teşvik ederler;
b) Çeşitli kültürel, ulusal ve uluslararası kaynaklardan gelen bu türde bilgi ve belgelerin üretimi, değişimi ve yayımı amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik ederler;
c) Çocuk kitaplarının üretimini ve yayılmasını teşvik ederler;
d) Kitle iletişim araçlarını azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri konusunda teşvik ederler;
e) 13 ve 18 inci maddelerde yer alan kurallar göz önünde tutularak çocuğun esenliğine zarar verebilecek bilgi ve belgelere karşı korunması için uygun yönlendirici ilkeler geliştirilmesini teşvik ederler.

Madde 18

1. Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana-babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler her şeyden önce çocuğun yüksek yararını göz önünde tutarak hareket ederler.

2. Bu Sözleşmede belirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana-baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar.

3. Taraf Devletler, çalışan ana-babanın, çocuk bakım hizmet ve tesislerinden, çocuklarının da bu hizmet ve tesislerden yararlanma hakkını sağlamak için uygun olan her türlü önlemi alırlar.

Madde 19

1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar.

2. Bu tür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adliyenin işe el koyması olduğu kadar durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere, gereken desteği sağlamak amacı ile sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de içermelidir.

Madde 20

1. Geçici ve sürekli olarak aile çevresinden yoksun kalan veya kendi yararına olarak bu ortamda bırakılması kabul edilmeyen her çocuk, Devletten özel koruma ve yardım görme hakkına sahip olacaktır.

2. Taraf Devletler bu durumdaki bir çocuk için kendi ulusal yasalarına göre, uygun olan bakımı sağlayacaklardır.

3. Bu tür bakım, başkaca benzerleri yanında. bakıcı aile yanına verme, slâm Hukukunda kefalet (kafalah), evlât edinme ya da gerekiyorsa çocuk bakımı amacı güden uygun kuruluşlara yerleştirmeyi de içerir. Çözümler düşünülürken, çocuğun yetiştirilmesinde sürekliliğin korunmasına ve çocuğun etnik, dinsel, kültürel ve dil kimliğine gereken saygı gösterilecektir.

Madde 21

Evlât edinme sistemini kabul eden ve/veya buna izin veren Taraf Devletler, çocuğun en yüksek yararlarının temel düşünce olduğunu kabul edecek ve aşağıdaki ilkeleri gerçekleştireceklerdir:

a) Bir çocuğun evlât edinilmesine ancak yetkili makam karar verir. Bu makam uygulanabilir yasa ve usullere göre ve güvenilir tüm bilgilerin ışığında; çocuğun, ana-babası, yakınları ve yasal vasisine göre durumunu gözönüne alarak ve gereken durumlarda tüm ilgililerle yapılacak görüşme sonucu onların da evlât edinme konusundaki onaylarını alma zorunluluğuna uyarak, kararını verir.
b) Çocuğun kendi ülkesinde elverişli biçimde bakılması mümkün olmadığı veya evlât edinecek veya yanına yerleştirilecek aile bulunmadığı taktirde, ülkelerarası evlât edinmenin çocuk bakımından uygun bir çözüm olduğunu kabul ederler.
c) Başka bir ülkede evlât edinilmesi düşünülen çocuğun, kendi ülkesinde mevcut evlât edinme durumuyla eşdeğer olan güvence ve ölçülerden yararlanmasını sağlarlar.
d) Ülkelerarası evlât edinmede, yerleştirmenin ilgililer bakımından yasadışı para kazanma konusu olmaması için gereken bütün önlemleri alırlar.
e) Bu maddedeki amàçları, uygun olduğu ölçüde, ikili ya da çok taraflı düzenleme veya anlaşmalarla teşvik ederler ve bu çerçevede, çocuğun başka bir ülkede yerleştirilmesinin yetkili makam veya organlar tarafından yürütülmesini güvenceye almak için çaba gösterirler.

Madde 22

1. Taraf Devletler, ister tek başına olsun isterse ana babası veya herhangi bir başka kimse ile birlikte bulunsun, mülteci statüsü kazanmaya çalışan ya da uluslararası veya iç hukuk kural ve usulleri uyarınca mülteci sayılan bir çocuğun, bu Sözleşmede ve insan haklarına veya insani konulara ilişkin ve sözkonusu Devletlerin taraf oldukları diğer Uluslararası Sözleşmelerde tanınan ve bu duruma uygulanabilir nitelikte bulunan hakları kullanması amacıyla koruma ve insani yardımdan yararlanması için gerekli bütün önlemleri alırlar.

2. Bu nedenle, Taraf Devletler, uygun gördükleri ölçüde, Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve onunla işbirliği yapan hükümetlerarası ve hükümet dışı yetkili başka kuruluşlarla bu durumda olan bir çocuğu korumak, ona yardım etmek, herhangi bir mülteci çocuğun ailesi ile yeniden biraraya gelebilmesi için ana-babası veya ailesinin başka üyeleri hakkında bilgi toplamak amacıyla işbirliğinde bulunurlar. Herhangi bir nedenle kendi aile çevresinden sürekli ya da geçici olarak ayrı düşmüş bir çocuğa bu Sözleşmeye göre tanınan koruma, aynı esaslar içinde, ana-babası ya da ailesinin başkaca üyelerinden hiçbirisi bulunmayan çocuğa da tanınacaktır.

Madde 23

1. 1.Taraf Devletler zihinsel ya da bedensel özürlü çocukların saygınlıklarını güvence altına alan, özgüvenlerini geliştiren ve toplumsal yaşama etkin biçimde katılmalarını kolaylaştıran şartlar altında eksiksiz bir yaşama sahip olmalarını kabul ederler.

2. 2.Taraf Devletler, özürlü çocukların özel bakımdan yararlanma hakkını tanırlar ve eldeki kaynakların yeterliliği ölçüsünde ve yapılan başvuru üzerine, yardımdan yararlanabilecek durumda olan çocuğa ve onun bakımından sorumlu olanlara, çocuğun durumu ve ana-babanın veya çocuğa bakanların içinde bulundukları koşullara uygun düşecek yardımın yapılmasını teşvik ve taahhüt ederler.

3. Özürlü çocuğun, özel bakıma gereksinimi olduğu bilincinden hareketle bu maddenin 2 nci fıkrası uyarınca yapılması öngörülen yardım, çocuğun ana-babasının ya da çocuğa bakanların parasal (mali) durumları gözönüne alınarak, olanaklar ölçüsünde ücretsiz sağlanır. Bu yardım; özürlü çocuğun eğitimi, meslek eğitimi, tıbbi bakım hizmetleri, rehabilitasyon hizmetleri, bir işte çalışabilecek duruma getirme hazırlık programları ve dinlenme/eğlenme olanaklarından etkin olarak yararlanmasını sağlamak üzere düzenlenir ve çocuğun en eksiksiz biçimde toplumla bütünleşmesi yanında, kültürel ve ruhsal yönü dahil bireysel gelişmesini gerçekleştirme amacını güder.

4. Taraf Devletler, uluslararası işbirliği ruhu içinde, özürlü çocukların koruyucu sıhhi bakımı, tıbbi, psikolojik ve işlevsel tedavileri alanlarına ilişkin gerekli bilgilerin alışverişi yanında, rehabilitasyon, eğitim ve mesleki eğitim hizmetlerine ilişkin yöntemlerin bilgilerini de içerecek şekilde ve Taraf Devletlerin bu alanlardaki güçlerini, anlayışlarını geliştirmek ve deneyimlerini zenginleştirmek amacıyla bilgi dağıtımını ve bu bilgiden yararlanmayı teşvik ederler. Bu bakımdan, gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri, özellikle gözönüne alınır.

Madde 24

1. Taraf Devletler, çocuğun olabilecek en iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini veren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbir çocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksun bırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.

2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarak uygulanmasını takip ederler ve özellikle:

a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarının düşürülmesi;
b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın ve tıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilerek sağlanması;
c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde ve başka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilen tekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanması yoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönüne alarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi:
d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygun bakımın sağlanması;
e) Bütün toplum kesimlerinin özellikle ana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ile beslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusunda temel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;
f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babaya rehberliğini, aile planlanması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi; amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı için zararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili her türlü önlemi alırlar.

4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkın tam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklı olarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri özellikle gözönünde tutulur.

Madde 25

Taraf Devletler, yetkili makamlarca korunma ve bakım altına alma, bedensel ya da ruhsal tedavi amaçlarıyla hakkında bir yerleştirme tedbiri uygulanan çocuğun, gördüğü tedaviyi ve yerleştirilmesine bağlı diğer tüm şartları belli aralıklarla gözden geçirme hakkına sahip olduğunu kabul ederler.

Madde 26

1. Taraf Devletler, her çocuğun, sosyal sigorta dahil, sosyal güvenlikten yararlanma hakkını tanır ve bu hakkın tam olarak gerçekleşmesini sağlamak için ulusal hukuklarına uygun, gerekli önlemleri alırlar. 2. Sosyal Güvenlik, çocuğun ve çocuğun bakımından sorumlu olanların kaynakları ve koşulları gözönüne alınarak ve çocuk tarafından ya da onun adına yapılan sosyal güvenlikten yararlanma başvurusuna ilişkin başkaca durumlar da gözönünde tutularak sağlanır.

Madde 27

1. Taraf Devletler, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul ederler.

2. Çocuğun gelişmesi için gerekli hayat şartlarının sağlanması sorumluluğu; sahip oldukları imkânlar ve mali güçleri çerçevesinde öncelikle çocuğun ana-babasına veya çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere düşer.

3. Taraf Devletler, ulusal durumlarına göre ve olanakları ölçüsünde, anababaya ve çocuğun bakımını üstlenen diğer kişilere, çocuğun bu hakkının uygulanmasında yardımcı olmak amacıyla gerekli önlemleri alır ve gereksinim olduğu takdirde özellikle beslenme, giyim ve barınma konularında maddi yardım ve destek programları uygularlar.

4. Taraf Devletler, Taraf Devlet ülkesinde veya başka ülkede bulunsun; ana-babası veya çocuğa karşı mali sorumluluğu bulunan diğer kişiler tarafından, çocuğun bakım giderlerinin karşılanmasını sağlamak amacıyla her türlü uygun önlemi alırlar. Özellikle çocuğa karşı mali sorumluluğu olan kişinin, çocuğun ülkesinden başka bir ülkede yaşaması halinde, Taraf Devletler bu konuya ilişkin uluslararası anlaşmalara katılmayı veya bu tür anlaşmalar akdinin yanısıra başkaca uygun düzenlemelerin yapılmasını teşvik ederler.

Madde 28

1. Taraf Devletler, çocuğun eğitim hakkını kabul ederler ve bu hakkın fırsat eşitliği temeli üzerinde tedricen gerçekleştirilmesi görüşüyle özellikle:

a) lk öğretimi herkes için zorunlu ve parasız hale getirirler;
b) Orta öğretim sistemlerinin genel olduğu kadar mesleki nitelikte de olmak üzere çeşitli biçimlerde örgütlenmesini teşvik ederler ve bunların tüm çocuklara açık olmasını sağlarlar ve gerekli durumlarda mali yardım yapılması ve öğretimi parasız kılmak gibi uygun önlemleri alırlar;
c) Uygun bütün araçları kullanarak, yüksek öğretimi yetenekleri doğrultusunda herkese açık hale getirirler;
d) Eğitim ve meslek seçimine ilişkin bilgi ve rehberliği bütün çocuklar için elde edilir hale getirirler;
e) Okullarda düzenli biçimde devamın sağlanması ve okulu terketme oranlarının düşürülmesi için önlem alırlar.

2. Taraf Devletler, okul disiplininin çocuğun insan olarak taşıdığı saygınlıkla bağdaşır biçimde ve bu Sözleşmeye uygun olarak yürütülmesinin sağlanması amacıyla gerekli olan tüm önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler eğitim alanında, özellikle cehaletin ve okuma yazma bilmemenin dünyadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve çağdaş eğitim yöntemlerine ve bilimsel ve teknik bilgilere sahip olunmasını kolaylaştırmak amacıyla uluslararası işbirliğini güçlendirir ve teşvik ederler. Bu konuda, gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri özellikle gözönünde tutulur.

Madde 29

1. Taraf Devletler çocuk eğitiminin aşağıdaki amaçlara yönelik olmasını kabul ederler;

a) Çocuğun kişiliğinin, yeteneklerinin, zihinsel ve bedensel yeteneklerinin mümkün olduğunca geliştirilmesi;
b) Insan haklarına ve temel özgürlüklere, Birleşmiş Milletler Andlaşmasında benimsenen ilkelere saygısının geliştirilmesi;
c) Çocuğun ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi;
d) Çocuğun, anlayışı, barış, hoşgörü, cinsler arası eşitlik ve ister etnik, ister ulusal, ister dini gruplardan, isterse yerli halktan olsun, tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla, özgür bir toplumda, yaşantıyı, sorumlulukla üstlenecek şekilde hazırlanması;
e) Doğal çevreye saygısının geliştirilmesi,

2. Bu maddenin veya 28 inci maddenin hiçbir hükmü gerçek ve tüzel kişilerin öğretim kurumları kurmak ve yönetmek özgürlüğüne, bu maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen ilkelere saygı gösterilmesi ve bu kurumlarda yapılan eğitimin Devlet tarafından konulmuş olan asgari kurallara uygun olması koşuluyla, aykırı sayılacak biçimde yorumlanmayacaktır.

Madde 30

Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da yerli halkların varolduğu Devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz.

Madde 31

1. Taraf Devletler çocuğun dinlenme, boş zaman değerlendirme, oynama ve yaşına uygun eğlence (etkinliklerinde) bulunma ve kültürel ve sanatsal yaşama serbestçe katılma hakkını tanırlar.

2. Taraf Devletler, çocuğun kültürel ve sanatsal yaşama tam olarak katılma hakkını saygı duyarak tanırlar ve özendirirler ve çocuklar için, boş zamanı değerlendirmeye, dinlenmeye, sanata ve kültüre ilişkin (etkinlikler) konusunda uygun ve eşit fırsatların sağlanmasını teşvik ederler.

Madde 32

1. Taraf Devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler.

2. Taraf Devletler, bu maddenin uygulamaya konulmasını sağlamak için yasal, idari, toplumsal ve eğitsel her önlemi alırlar. Bu amaçlar ve öteki uluslararası belgelerin ilgili hükümleri gözönünde tutularak, Taraf Devletler özellikle şu önlemleri alırlar:

a) işe kabul için bir ya da birden çok asgari yaş sınırı tesbit ederler;
b) Çalışmanın saat olarak süresi ve koşullarına ilişkin uygun düzenlemeleri yaparlar.
c) Bu maddenin etkili biçimde uygulanmasını sağlamak için ceza veya başka uygun yaptırımlar öngörürler.

Madde 33

Taraf Devletler, çocukların uluslararası anlaşmalarda tanımladığı biçimde uyuşturucu ve psikotrop maddelerin yasadışı kullanımına karşı korunması ve çocukların bu tür maddelerin yasadışı üretimi ve kaçakçılığı alanında kullanılmasını önlemek amacıyla, yasal, sosyal ve eğitsel niteliktekiler de dahil olmak üzere, her türlü uygun önlemleri alırlar.

Madde 34

Taraf Devletler, çocuğu, her türlü cinsel sömürüye ve cinsel suistimale karşı koruma güvencesi verirler. Bu amaçla Taraf Devletler özellikle:

a) Çocuğun yasadışı bir cinsel faaliyete girişmek üzere kandırılması veya zorlanmasını;
b) Çocukların, fuhuş, ya da diğer yasadışı cinsel faaliyette bulundurularak sömürülmesini;
c) Çocukların pornografik nitelikli gösterilerde ve malzemede kullanılarak sömürülmesini, önlemek amacıyla ulusal düzeyde ve ikili ile çok taraflı ilişkilerde gerekli her türlü önlemi alırlar.

Madde 35

Taraf Devletler, her ne nedenle ve hangi biçimde olursa olsun, çocukların kaçırılmaları, satılmaları veya fuhuşa konu olmalarını önlemek için ulusal düzeyde ve ikili ve çok yanlı ilişkilerde gereken her türlü önlemleri alırlar.

Madde 36

Taraf Devletler, esenliğine herhangi bir biçimde zarar verebilecek başka her türlü sömürüye karşı çocuğu korurlar.

Madde 37

Taraf Devletler aşağıdaki hususları sağlarlar:

a) Hiçbir çocuk, işkence veya diğer zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve cezaya tâbi tutulmayacaktır. Onsekiz yaşından küçük olanlara, işledikleri suçlar nedeniyle idam cezası verilemiyeceği gibi salıverilme koşulu bulunmayan ömür boyu hapis cezası da verilmeyecektir.
b) Hiçbir çocuk yasadışı ya da keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmayacaktır. Bir çocuğun tutuklanması, alıkonulması veya hapsi yasa gereği olacak ve ancak en son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır.
c) Özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuğa insancıl biçimde ve insan kişiliğinin özünde bulunan saygınlık ve kendi yaşındaki kişilerin gereksinimleri gözönünde tutularak davranılacaktır. Özgürlüğünden yoksun olan her çocuk, kendi yüksek yararı aksini gerektirmedikçe, özellikle yetişkinlerden ayrı tutulacak ve olağanüstü durumlar dışında ailesi ile yazışma ve görüşme yoluyla ilişki kurma hakkına sahip olacaktır.
d) Özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuk, kısa zamanda yasal ve uygun olan diğer yardımlardan yararlanma hakkına sahip olacağı gibi özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasaya aykırılığını bir mahkeme veya diğer yetkili, bağımsız ve tarafsız makam önünde iddia etme ve böylesi bir işlemle ilgili olarak ivedi karar verílmesini isteme hakkına da sahip olacaktır.

Madde 38

1. Taraf Devletler, silahlı çatışma halinde kendilerine uygulanabilir olan uluslararası hukukun, çocukları da kapsayan insani kurallarına uymak ve uyulmasını sağlamak yükümlülüğünü üstlenirler.

2. Taraf Devletler, onbeş yaşından küçüklerin çatışmalara doğrudan katılmaması için uygun olan bütün önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler, özellikle onbeş yaşına gelmemiş çocukları askere almaktan kaçınırlar. Taraf Devletler, onbeş ile onsekiz yaş arasındaki çocukların silah altına alınmaları gereken durumlarda, önceliği yaşça büyük olanlara vermek için çaba gösterirler.

4. Silahlı çatışmalarda sivil halkın korunmasına ilişkin uluslararası insani hukuk kuralları tarafından öngörülen yükümlülüklerine uygun olarak, Taraf Devletler, silahlı çatışmadan etkilenen çocuklara koruma ve bakım sağlamak amacıyla mümkün olan her türlü önlemi alırlar.

Madde 39

Taraf Devletler, her türlü ihmal, sömürü ya da suistimal, işkence ya da her türlü zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulaması ya da silahlı çatışma mağduru olan bir çocuğun, bedensel ve ruhsal bakımdan sağlığına yeniden kavuşması ve yeniden toplumla bütünleşebilmesini temin için uygun olan tüm önlemleri alırlar. Bu tür sağlığa kavuşturma ve toplumla bütünleştirme, çocuğun sağlığını, özgüvenini ve saygınlığını geliştirici bir ortamda gerçekleştirilir.

Madde 40

1. 1.Taraf Devletler, hakkında ceza yasasını ihlâl ettiği iddia edilen ve bu nedenle itham edilen ya da ihlâl ettiği kabul edilen her çocuğun; çocuğun yaşı ve yeniden topluma kazandırılmasının ve toplumda yapıcı rol üstlenmesinin arzu edilir olduğu hususları göz önünde bulundurularak, taşıdığı saygınlık ve değer duygusunu geliştirecek ve başkalarının da insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı duymasını pekiştirecek nitelikte muamele görme hakkını kabul ederler.

2. Bu amaçla ve uluslararası belgelerin ilgili hükümleri göz-önünde tutularak Taraf Devletler özellikle, şunları sağlarlar:

a) İşlendiği zaman ulusal ya da uluslararası hukukça yasaklanmamış bir eylem ya da ihmâl nedeniyle hiçbir çocuk hakkında ceza yasasını ihlâl ettiği iddiası ya da ithamı öne sürülemeyeceği gibi böyle bir ihlâlde bulunduğu da kabul edilmeyecektir.
b) Hakkında ceza kanununu ihlâl iddiası veya ithamı bulunan her çocuk aşağıdaki asgari güvencelere sahiptir:
i) Haklarındaki suçlama yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılmak;
ii) Haklarındaki suçlamalardan kendilerinin hemen ve doğrudan doğruya; ya da uygun düşen durumlarda ana-babaları ya da yasal vasileri kanalı ile haberli kılınmak ve savunmalarının hazırlanıp sunulmasında gerekli yasal ya da uygun olan başka yardımdan yararlanmak;
iii) Yetkili, bağımsız ve yansız bir makam ya da mahkeme önünde adli ya da başkaca uygun yardımdan yararlanarak ve özellikle çocuğun yaşı ve durumu göz önüne alınmak suretiyle kendisinin yüksek yararına aykırı olduğu saptanma-dığı sürece, ana-babası veya yasal vasisi de hazır bulundurularak yasaya uygun biçimde adil bir duruşma ile konunun gecikmeksizin karara bağlanmasının sağlanması;
iv) Tanıklık etmek ya da suç ikrarında bulunmak için zorlanmamak; aleyhine olan tanıkları sorguya çekmek veya sorguya çekmiş olmak ve lehine olan tanıkların hazır bulunmasının ve sorgulanmasının eşit koşullarda sağlanması;
v) Ceza yasasını ihlâl ettiği sonucuna varılması halinde, bu kararın ve bunun sonucu olarak alınan önlemlerin daha yüksek yetkili, bağımsız ve yansız bir makam ya da mahkeme önünde yasaya uygun olarak incelenmesi;
vi) Kullanılan dili anlamaması veya konuşamaması halinde çocuğun parasız çevirmen yardımından yararlanması;
vii) Kovuşturmanın her aşamasında özel hayatının gizliliğine tam saygı gösterilmesine hakkı olmak;

3. Taraf Devletler, hakkında ceza yasasını ihlâl ettiği iddiası ileri sürülen, bununla itham edilen ya da ihlâl ettiği kabul olunan çocuk bakımından, yalnızca ona uygulanabilir yasaların, usullerin, onunla ilgili makam ve kuruluşların oluşturulmasını teşvik edecek ve özellikle şu konularda çaba göstereceklerdir:

a) Ceza Yasasını ihlâl konusunda asgari bir yaş sınırı belirleyerek, bu yaş sınırının altındaki çocuğun ceza ehliyetinin olmadığının kabulü;
b) Uygun bulunduğu ve istenilir olduğu takdirde, insan hakları ve yasal güvencelere tam saygı gösterilmesi koşulu ile bu tür çocuklar için adli kovuşturma olmaksızın önlemlerin alınması.

4. Koruma tedbiri, yönlendirme ve gözetim kararları, danışmanlık, şartlı salıverme, bakım için yerleştirme, eğitim ve meslek öğretme programları ve diğer kurumsal bakım seçenekleri gibi çeşitli düzenlemelerin uygulanmasında, çocuklara durumları ve suçları ile orantılı ve kendi esenliklerine olacak biçimde muamele edilmesi sağlanacaktır.

Madde 41

Bu Sözleşmede yer alan hiçbir husus, çocuk haklarının gerçekleştirilmesine daha çok yardımcı olan ve;

a) Bir Taraf Devletin yasasında; veya
b) Bu Devlet bakımından yürürlükte olan uluslararası hukukta yer alan hükümleri etkilemeyecektir.


II. KISIM

Madde 42

Taraf Devletler, Sözleşme ilke ve hükümlerinin uygun ve etkili araçlarla yetişkinler kadar çocuklar tarafından da yaygın biçimde öğrenilmesini sağlamayı taahhüt ederler.

Madde 43

1. Taraf Devletlerin bu Sözleşme ile üstlendikleri yükümlülükleri yerine getirme konusunda kaydettikleri ilerlemeleri incelemek amacıyla, görevleri aşağıda belirtilen bir Çocuk Hakları Komitesi kurulmuştur.

2. Komite bu Sözleşme ile hükme bağlanan alanda yetenekleriyle tanınmış ve yüksek ahlâk sahibi on uzmandan oluşur. Komite üyeleri Taraf Devletlerce kendi vatandaşları arasından ve kişisel olarak görev yapmak üzere, adil bir coğrafi dağılımı sağlama gereği ve başlıca hukuk sistemleri göz-önünde tutularak seçilirler.

3. Komite üyeleri, Taraf devletlerce gösterilen kişiler listesinden gizli oyla seçilirler. Her Taraf Devlet, vatandaşları arasından bir uzmanı aday gösterebilir.

4. Komite için ilk seçim, bu Sözleşmenin yürürlüğe girişini izleyen altı ay içinde yapılır. Sonraki seçimler iki yılda bir yapılır. Her seçim tarihinden en az dört ay önce, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri, Taraf Devletleri iki ay içinde adaylarını göstermeye yazılı olarak davet eder. Daha sonra Genel Sekreter böylece belirlenen kişilerden, kendilerini gösteren Taraf Devletleri de işaret ederek, alfabetik sıraya göre oluşturduğu bir listeyi, Taraf Devletlere bildirir.

5. Seçimler, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Merkezinde, Genel Sekreter tarafından davet edilen Taraf Devletler toplantılarında yapılır. Nisabı, Taraf Devletlerin üçte ikisinin oluşturduğu bu toplantılarda, hazır bulunan ve oy kullanan Devletlerin salt çoğunluğuyla en fazla oy alan kişiler Komiteye seçilir.

6. Komite üyeleri dört yıl için seçilir. Aday gösterildikleri takdirde yeniden seçilebilirler. lk seçimde seçilmiş olan beş üyenin görevi iki yıl sonra sona erer, bu beş üyenin isimleri ilk seçimden hemen sonra toplantı başkanı tarafından çekilen kura ile belirlenir.

7. Bir komite üyesinin ölmesi veya çekilmesi ya da başka herhangi bir nedenle bir üyenin Komitedeki görevlerini yapamaz hale gelmesi durumunda adaylığını öneren Taraf Devlet, Komitenin onaylaması koşuluyla, böylece boşalan yerdeki görev süresi doluncaya kadar, kendi vatandaşları arasından başka bir uzmanı atayabilir.

8.Komite, iç tüzüğünü kendisi belirler.

9. Komite, memurlarını iki yıllık bir süre için seçer.

10. Komite toplantıları olağan olarak Birleşmiş Milletler Teşkilatı Merkezinde ya da Komite tarafından belirlenecek başka uygun bir yerde yapılır. Komite olağan olarak her yıl toplanır. Komite toplantılarının süresi, gerektiğinde, Genel Kurulca onaylanmak koşuluyla, bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin bir toplantısıyla belirlenir veya değiştirilir.

11. Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri gerekli maddi araçları ve personeli bu Sözleşme ile kendisine verilen görevleri etkili biçimde görebilmesi amacıyla, Komite emrine verir.

12. Bu Sözleşme uyarınca oluşturulan Komitenin üyeleri, Genel Kurulun onayı ile, Birleşmiş Milletler Teşkilatının kaynaklarından karşılanmak üzere, Genel Kurulca saptanan şart ve koşullar çerçevesinde kararlaştırılan ücreti alırlar.

Madde 44

1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakları yürürlüğe koymak için, aldıkları önlemleri ve bu haklardan yararlanma konusunda gerçekleştirilen ilerlemeye ilişkin raporları:

a) Bu Sözleşmenin, ilgili Taraf Devlet bakımından yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak iki yıl içinde,
b) Daha sonra beş yılda bir,

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığı ile Komiteye sunmayı taahhüt ederler.

2. Bu madde uyarınca hazırlanan raporlarda, bu Sözleşmeye göre üstlenilen sorumlulukların, şayet varsa, yerine getirilmesini etkileyen nedenler ve güçlükler belirtilecektir. Raporlarda ayrıca, ilgili ülkede Sözleşmenin uygulanması hakkında Komiteyi etraflıca aydınlatacak biçimde yeterli bilgi de bulunacaktır.

3. Komiteye etraflı bilgi içeren bir ilk rapor sunmuş olan Taraf Devlet, bu maddenin 1 (b) bendi gereğince sunacağı sonraki raporlarında daha önce verilmiş olan temel bilgileri tekrarlamayacaktır.

4. Komite, Taraf Devletlerden Sözleşmenin uygulamasına ilişkin her türlü ek bilgi isteminde bulunabilir.

5. Komite, iki yılda bir Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığı ile Genel Kurula faaliyetleri hakkında bir rapor sunar.

6. Taraf Devletler kendi raporlarının ülkelerinde geniş biçimde yayımını sağlarlar.

Madde 45

Sözleşmenin etkili biçimde uygulanmasını geliştirme ve Sözleşme kapsamına giren alanda uluslararası işbirliğini teşvik etmek amacıyla:

a. a)Uzmanlaşmış kurumlar, UNICEF ve Birleşmiş Milletler Teşkilatının öteki organları, bu Sözleşmenin kendi yetki alanlarına ilişkin olan hükümlerinin uygulanmasının incelenmesi sırasında, temsil edilmek hakkına sahiptirler. Komite; uzmanlaşmış kurumları, UNICEF’i ve uygun bulduğu öteki yetkili kuruluşları, kendi yetki alanlarını ilgilendiren konularda uzman olarak görüş vermeye davet edebilir. Komite, uzmanlaşmış kurumları, UNICEF’i ve Birleşmiş Milletler Teşkilatının öteki organlarını kendi faaliyet alanlarına ilişkin kesimlerde Sözleşmenin uygulanması hakkında rapor sunmaya davet edebilir;
b) Komite, uygun bulduğu takdirde, Taraf Devletlerce sunulmuş, bir istem içeren ya da teknik danışma veya yardım ihtiyacını belirten her raporu, gerekiyorsa Komitenin bu istek veya ihtiyaca ilişkin tavsiye ve gözlemlerini de ekleyerek, uzmanlaşmış kurumlara, UNICEF’e ve öteki yetkili kuruluşlara gönderir;
c) Komite, Genel Kurula Genel Sekreterden Komite adına çocuk haklarına ilişkin sorunlarda incelemeler yaptırması isteğinde bulunulmasını, tavsiye edebilir;
d) Komite, bu Sözleşmenin 44 ve 45 inci maddeleri uyarınca alınan bilgilere dayanarak, telkin ve genel nitelikte tavsiyelerde bulunabilir. Bu telkin ve genel nitelikteki tavsiyeler, ilgili olan her Taraf Devlete gönderilir ve şayet varsa, Taraf Devletlerin yorumları ile birlikte Genel Kurulun dikkatine sunulur.


III. KISIM

Madde 46

Bu Sözleşme bütün Devletlerin imzasına açıktır.

Madde 47

Bu Sözleşme onaylamaya bağlı tutulmuştur. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edilecektir.

Madde 48

Bu Sözleşme bütün Devletlerin katılmasına açık olacaktır. Katılma belgeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edilecektir.

Madde 49

1. Bu Sözleşme, yirminci onay ya da katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi tarihini izleyen otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.

2. Yirminci onay ya da katılma belgesinin tevdiinden sonra bu Sözleşmeyi onaylayacak ya da ona katılacak Devletlerin her biri için, bu Sözleşme, sözkonusu Devletin onay ya da katılma belgesini tevdi tarihinden sonraki otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.

Madde 50

1. Bu Sözleşmeye Taraf herhangi bir Devlet bir değişiklik önerisinde bulunabilir ve buna ilişkin metni Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edebilir. Genel Sekreter bunun üzerine değişiklik önerisini Taraf Devletlere, önerinin incelenmesi ve oya konulması amacıyla bir Taraf Devletler Konferansı oluşturulmasını isteyip istemediklerini kendisine bildirmeleri kaydıyla, iletir. Böyle bir duyuru tarihini izleyen dört ay içinde Taraf Devletlerin en az üçte biri sözkonusu konferansın toplanmasından yana olduklarını ifade ederlerse Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler ÇOCUK HAKLARINA DAIR SÖZLEŞME Teşkilatı çerçevesinde bu konferansi düzenler. Konferansta hazır bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin çoğunluğu tarafından kabul edilen her değişiklik, onay için Birleşmiş Miletler Genel Kuruluna sunulur.

2. Bu maddenin 1 inci fıkrasında yeralan hükümlere uygun olarak kabul edilen bir değişiklik, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca onaylandığı ve bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edildiği zaman yürürlüğe girer.

3. Bir değişiklik yürürlüğe girdiği zaman, onu kabul eden Taraf Devletler bakımından bağlayıcılık taşır. Öteki Taraf Devletler bu Sözleşme hükümleri ve daha önce kabul ettikleri her değişiklikle bağlı kalırlar.

Madde 51

1. Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri, onay ya da katılma anında yapılabilecek çekincelerin metnini alacak ve bütün Devletlere bildirecektir.

2. Bu Sözleşmenin amacı ve konusu ile bağdaşmayan hiçbir çekinceye izin verilmeyecektir.

3. Çekinceler, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterince, geri alınacağına ilişkin bildirimde bulunma yoluyla her zaman geri alınabilir. Bunun üzerine Genel Sekreter, bütün Devletleri haberdar eder. Böyle bir bildirim, Genel Sekreter tarafından alındığı tarihte işlerlik kazanır.

Madde 52

Bir Taraf Devlet, bu Sözleşmeyi, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreterine vereceği yazılı bildirim yoluyla feshedebilir. Fesih, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınması tarihinden bir yıl sonra geçerli olur.

Madde 53

Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin tevdi makamı olarak belirlenmiştir.

Madde 54

İngilizce, Arapça, Çince, İspanyolca, Fransızca ve Rusça metinleri de aynı derecede geçerli olan bu Sözleşmenin özgün metni, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Sekreteri nezdine tevdi edilecektir. Hükumetleri tarafından tam yetkili kılınan aşağıda imzaları bulunan Temsilciler, yukarıdaki kuralların ışığında, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Türkiye’de Bulunan Uygur-Doğu Türkistanlı Mültecilerin Durumu Hakkında Rapor – MAZLUMDER

0

Türkiye’de Bulunan Uygur-Doğu Türkistanlı Mültecilerin Durumu Hakkında Rapor, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlum-Der) tarafından hazırlanmış ve 2003  yılı ağustos ayından yayınlanmıştır.

Türkiye’de Bulunan Uygur-Doğu Türkistanlı Mültecilerin Durumu Hakkında Rapor – MAZLUMDER
GİRİŞ

Çin’in farklı etnik kültür ve dini yapıya sahip olan Xinjiang (Sincan / Uygur / Doğu Türkistan) bölgesinde yaşanan sorunlar, Çin hükümetinin baskıları, asimilasyon politikaları ve Çin’in insan hakları karşısındaki tutumu genel olarak bilinmektedir. Sincan bölgesinde yaşanan sorunlar nedeniyle bir çok kişi başta komşu ülkeler olmak üzere farklı ülkelere kaçmak ve sığınmak zorunda kalmışlardır. Çin hükümetinin özellikle siyasi suçlulara karşı işkence, idam ve kayıp edilme yoluna sıklıkla başvurduğunu da hatırlamak gerekir. Bu nedenle ülkesini terk etmek zorunda kalan ve iltica amacıyla başka ülkelere sığınan Uygurlulardan, Türkiye’de bulunan Uygurlu sığınmacıların durumu ve tesbit edilen önemli sorunları aşağıda açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bilgiler Türkiye’de yaşayan Uygurlularla yapılan yüzyüze görüşmelerden elde edilen bilgilere göre hazırlanmıştır. Uygurlu sığınmacılara ulaşmak için İstanbul’da bulunan Doğu Türkistan Vakfı görevlileri yardımcı olmuştur.

GENEL DURUM (YAŞAM KOŞULLARI)

Türkiye’de bulunan Uygurlu sığınmacıların hemen hepsinin İstanbul’da yaşadığı sanılmaktadır. Halen sığınmacı olarak Türkiye’de bulunanların sayısı tahminen 300 – 400 kişi civarındadır. Bunlar son 10 yıllık zaman dilimi içinde Türkiye’ye gelmişlerdir. Çoğunluğunun ise 1999 yılından sonra geldiği ifade edilmektedir. Sığınmacıların çoğu 1997 yılında Gulca şehrindeki ayaklanmadan sonra aranmış, sorgulanmış, gözaltına alınmış veya hapse atılmışlar.

Uygur kökenli olarak ise yaklaşık 300-350 aile / yaklaşık 2500-3000 kişi civarında Uygurlu olduğu tahmin ediliyor. Çoğu 1980’den sonra gelmiş ve İstanbul’a yerleşmişler. Uzun süredir bulunanlar Türkiye’ye vatandaşlığına geçmişlerdir.

Uygurlu sığınmacılar, genellikle kiralık ev tutmakta veya kendilerinden önce gelen tanıdıklarının evinde kalmaktadırlar.

Yabancı oldukları için Türkiye kanunlarına göre bir çok işte çalışmaları yasaktır. Çoğu ekonomik olarak zorluk çekmektedir. Geçimlerini genellikle, pazarlarda tezgahçılık, seyyar satıcılık, işportacılık gibi geçici işlerle sağlamaktadırlar.

Uygurlu sığınmacılardan aileleriyle gelen (veya daha sonra ailesi gelenler) vize süresinin aşılması veya benzeri sebeplerden dolayı yasadışı olarak Türkiye’de bulunduklarından resmi ikametgahları sahip değildirler. Bu nedenle çocuklar okullara (ilkokul) kabul edilmiyorlar. İkamet sorunu devam ettiği müddetçe çocukların eğitim kurumlarına devam etmesi mümkün olmamaktadır.

HUKUKİ SORUNLAR
GENEL OLARAK

Siyasi düşünceleri nedeniyle hapis yatanlar, şüpheliler veya yakınları yurtdışına kaçmış olanlara Çin Hükümeti pasaport vermek konusunda sorun çıkarıyor veya vermiyor. Çin’den kaçanlar genellikle sahte pasaportla veya yüklü miktarda para vererek (rüşvetle) elde ettikleri pasaportla yurtdışına çıkabiliyorlar. Bir kısmı da kaçak olarak çıkış yapıyor. Bu çıkışların hemen hepsi karayoluyla yapılıyor.

Çin’e komşu ülkelere geçiş yaptıktan sonra bir kısmı havayoluyla direkt İstanbul’a geliyor. Karayoluyla gelenler İran üzerinden geliyor. İran’daki Türk Konsolosluğundan vize alarak Türkiye’ye geçiyorlar. Çok az sayıda da olsa havayoluyla Urumçi’den Bakü veya Dubai üzerinden İstanbul’a gelenler var.

Ayrıca Çin’deki Türk konsolosluğu Uygurluların az bir kısmına vize veriyor, çoğunun vize başvurusu red ediliyor.

Uygurlular genel olarak Çin’den Kırgızistan’a geçmekte ve oradan diğer ülkelere gitmektedirler. Ayrıca Afganistan, Kazakistan ve Pakistan’a bağlı Azad Keşmir üzerinden de çıkış yapanlar da vardır. Kırgızistan, Pakistan ve Kazakistan’da güvenli bir şekilde bulunma imkanı yok. Çünkü –ifade ettiklerine göre- Çin istihbaratı kendilerini izliyor ve tesbit edildiklerinde Çin tarafından resmi olarak iade edilmeleri (sınırdışı edilmeleri) isteniyor. Her üç ülkeden Çin’e bir çok defa iade olmuş.

Kazakistan, 1997’deki Gulca ayaklanmasından sonra 3 kişiyi Çin’e iade etmiş ve bunlar idam edilmişler. Pakistan 1997 yılında Keşmir’de bulunan 13 kişiyi Çin’e iade etmiş. Bunlardan 12’si idam edilmiş. 1998 yılında da 11 kişinin -bütün çabalara rağmen- Çin’e iade edildiği belirtiliyor. Bazı durumlarda Çin güvenlik görevlileri doğrudan yakaladıklarını götürebiliyorlarmış.

Çin Hükümeti Uygurları daha önce “ayrılıkçı” olarak nitelendiriyordu. 11 Eylül’den sonra “terörist” olarak nitelendirmeye başladı. Çin Başbakanlık Enformasyon Merkezi Uygurlular hakkında “terörist” olduklarına ilişkin kitap, cd vs. yayın hazırlayıp dağıtıyormuş. Örneğin Türkiye’deki Doğu Türkistan Vakfı’nın faaliyetleri de terörist faaliyet arasında gösteriliyormuş.

Örneğin, Türkiye’de bulunduğu sırada yılbaşı partisinde fotoğraf çeken bir Uygurlu dönüşte fotorafları incelenmiş ve bir fotoğrafta TV üzerinde küçük bir Uygur bayrağı göründüğü için 15 yıl hapis cezası almış. Gidenlerin bir kısmından bir daha haber alınamıyormuş. Çin’deki yakınlarıyla telefonla görüştüklerinde konuşmaları dinleniyormuş. Yakınları bazen telefon konuşması bittikten sonra polis gelip telefon konuşması ile ilgili olarak sorguluyorlarmış. Çin’deki birisi ülke dışında bulunan abisine “gelme” dediği için 3 ay hapis yatmış. Gönderilen mektuplar çoğu zaman ulaşmıyormuş.

Siyasi açıdan sıkıntılı olmayanlar -tüccar olanlar- istedikleri zaman Çin’e girip çıkabiliyorlar. Mülteci olarak kaçıp gelenlerin geri dönmesi halinde hapis, işkence, ölüm, kaybedilme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu söyleniyor. Siyasi durumu itibariyle dönmesi riskli olduğu halde vatanlarına dönenlere uzun süreli hapis cezası veriliyor, bir kısmından haber alınamıyor.

Sığınmacıların hepsinde ortak bir özellik var, güvensizlik. Çin istihbaratından çok korkuyorlar. Kendi vakıfları olan İstanbul’daki Doğu Türkistan vakfına gelenler foto veya kamera çekimi yaptırmıyorlar. Örneğin yardıma muhtaç birisi için kendi aralarında yardım topladıklarında isim listesi yapılmasına bile karşı çıkmışlar. Yani kendi Vakıflarına bile güvenmiyorlar.

Bu güvensizlik bazen kendi aralarında bile olabiliyor. Sahte pasaportla geldikleri için birbirlerinin gerçek isimlerini bazen bilmiyorlar.

İKAMET

Türkiye’de bulunan Uygurlu sığınmacıların en önemli sorunların başında ikamet sorunu gelmektedir. Yasadışı yollarla veya sahte pasaportla girenler zaten bu sorunu aşamamaktadırlar. Geçici vize ile gelenler ise ikamet belgesi verilmesi sınırlı olmaktadır.

İkamet sorununun kısmi çözümü tanıdık etkili birilerinin devreye sokulması ile mümkün olabiliyor. Mayıs 2003 itibariyle pasaportlu olan 57 kişiye 2003 sonuna kadar ikamet izni alınmış. İllegal giriş yapan 13 kişiye ikamet izni talebi red edilmiş. İllegal olarak bulunanların sayısı tahminen 40 civarında. Bu 40 kişinin durumu yasadışı oldukları için kritik.

PASAPORT

Çin Devleti siyasi mahkum olan veya şüpheli gördüğü Uygurlulara pasaport vermiyor. Bu nedenle çoğu sahte pasaportla Çin’den çıkış yapıyor. Sahte pasaportla çıkıldığı için doğal olarak daha sonra pasaport süresini uzatma imkanı da olmuyor.

Pasaportların süresinin bitmesi de önemli bir sorun. Pasaportu yenileme imkanı olmadığı için hukuki açıdan sıkıntılar yaşanıyor. Çin konsolosluğu pasaportların süresini uzatmıyormuş. Sadece geri dönüş için kullanılabilir olan “beyaz pasaport” veriyormuş.

Bu nedenle, şu anda Türkiye’de bulunan Uygurlu sığınmacıların az bir kısmı dışında pasaport ve ikamet sorunları nedeniyle yasadışı / kaçak konumda.

POLİS

11 Haziran 2003 gecesi İstanbul’da polis Uygurlulara yönelik –ikamet izni olmayanlar için-operasyon yapmış, evlere baskın yapılmış. Üç ev basılmış, 5 kişi gözaltına alınmış. Birbirlerine haber vermeleri nedeniyle diğerleri evlerinden ayrılmış ve gözaltına alınmaktan kurtulmuşlar. Operasyonun zamanı da ilginçtir. 12 Haziran’da Ankara’da yapılacak olan Uygurların Türkiye’ye gelişlerinin 50. yılı nedeniyle Şükran Günü toplantısına denk gelmektedir. Böylece İstanbul’dan toplantıya gitmek Uygurluların çoğu bu nedenle gidememişler.

Gözaltına alınan bazı Uygurlu sığınmacılar diğer yabancı veya sığınmacılar gibi İstanbul Emniyet Müdürlüğünde Yabancılar Polisi’nde ayarca tutulabilmektedir.

UNHCR VE UYGURLU MÜLTECİLER

Tahminlere göre; 2001’de 3, 2002’de 10, 2003’te 4 (Toplam 5-6 aile) UNHCR tarafından gerekli prosedür tamamlanarak 3. ülkeye yerleştirildiği ifade ediliyor. Son 5 ayda bir kişi ve bir ailenin Kanada’ya yerleştirilmesi yapılmış.

3. ülkeye yerleştirme yapıldığında UNHCR’e daha önce başvurmayanlar gelip başvuruyormuş. UNHCR’e başvuranlar daha çok pasaportsuz veya ikametsiz olanlar.

Halen UNHCR’de 40-50 civarında başvurunun beklediği tahmin ediliyor. Başvurucuların çoğu 1997 ayaklanması nedeniyle kaçmak zorunda vatanılarını terk etmek zorunda kalanlar. Çok sayıda kişinin başvurusu red edildiği ifade ediliyor.

İlk başvuranların çoğu red edildiği için daha sonra gelenler UNHCR’e başvurmak konusunda isteksiz davranmışlar. UNHCR’e başvuruda durumu çok zor ve kritik olmasına rağmen hala mülteci statüsü verilmeyenlerin sayısının çok olduğu ifade ediliyor. Türkiye’de yaklaşık 300 Uygurlu sığınmacı olmasına rağmen yaklaşık 50 kişinin UNHCR’e başvurduğunu bunun sebebinin ise UNHCR’in bir çok başvuruyu reddetmesinden kaynaklanan güvensizlik olduğu belirtiliyor. (Bu raporun hazırlanması sırasında, bazı Uygurlu sığınmacılar, başvuruları UNHCR tarafından red edilmiş olduğu için, görüşmek istemediler.)

UNHCR’e başvurupta mülteci statüsü verilen Uygurluların oranı tahminen %10-20 civarında. 1998’den beri yerleştirilen Uygurlu sayısı tahminen 15 kişi olduğu söyleniyor.

Bazı Uygurluların görüşüne göre; UNHCR, bir çok Uygurlunun başvurusunu “bir örgüt veya teşkilata üye olmadıkları için” red ediliyor. Fakat bireysel olarak mücadele edenler, baskı ve zulüm gören çok sayıda kişi Çin’den kaçmak zorunda kaldığı bu durumun göz önüne alınmadığı belirtiliyor.

Uygurlu sığınmacıların çoğu Türk mevzuatında öngörülen ülkeye giriş yaptıktan sonra 10 günlük süre içinde sığınmacı olarak müracaat etme şartını yerine getirmedikleri için –çoğu ilk geldiği zaman bilmediği için- hem Türk idari makamları karşısında hem de UNHCR Ankara Ofisi’ne yaptıkları başvurularda sıkıntı çekiyorlar.

Az sayıda da olsa Avrupa’ya illegal yollardan geçenler de var. Son zamanlarda çok fazla masraflı olduğu için artık tercih edilmiyor.

Uygurlu sığınmacılar, UNHCR’deki görevlilerin kendilerinin yaşadıklarını anlamadıklarını, bütün samimiyetleri ile bütün sıkıntılarını anlatmalarına rağmen bazen inandıramadıklarını söylüyorlar. Örneğin birisi, 6 senedir Çin’den çıkmış ve çoluk çocuğu orada olmasına rağmen Çin’e gidemeyen birisine “Çin’e istersen gidebilirsin” yorumu yapılmasına isyan ediyor. “Eğer gidebilseydim en azından 6 yıldır göremediğim çocuklarım için giderdim, bizim yaşadığımız sıkıntıları anlamıyorlar” diyor.

Ayrıca bazı sığınmacıların iltica statüsü hakkında karar verilmesi çok uzun sürüyor. 2-3 yıl beklemelerine rağmen hala karar çıkmayanlar, veya red kararına itiraz etmiş olup da hala cevap alamayanlar varmış.

Güvensizliğin temel sebebi UNHCR’deki bilgilerin Çin yetkililerin eline geçebileceği korkusu. Ülkelerinde gördükleri yoğun baskı ve Çin istihbaratının yaygınlığı hepsini psikolojik olarak etkilemiş.

UNHCR’de Uygurlu başvurucular için tercümanlık yapan Şevket’e güvenmiyorlar. Sebep olarak da onun vasıtasıyla görüşme yapan hiç kimseye şu ana kadar mülteci statüsü verilmediği ifade ediliyor. Mülteci başvurusu kabul edilenlerin Şevket’in tercümanlık yapmadığı kişiler olduğunu söylüyorlar.

Başvurucular Şevket’in Çin konsolosluğuna bilgi aktarımı yaptığı konusunda endişe duyuyorlar. Görüşmelerde en küçük detayları bile anlattıklarından tedirginlik duyuyorlar. Tercüman konusunda şüphelenmelerinin sebebi olarak da birisi Şevket’i Çin konsolosluğunda görmüş ve kısa bir zamanda ekonomik olarak çok iyi bir hale geldiğini söylüyorlar. Bazı başvurucuların iyi Türkçe bilmesine rağmen yine de görüşme sırasında Tercüman olarak Şevketin çağrılmasından rahatsızlık duyuyorlar. UNHCR’e bu nedenle güvenlerinin yıkıldığını söylüyorlar.

UNHCR’deki Uygurlulara tercümanlık yapan kişiye karşı (o da bir Uygurlu) ortak şüpheleri / güvensizlikleri gerçek de olabilir, Çin istihbaratına karşı paranoya haline gelmiş korkuyarı da olabilir. Uygurlu sığınmacıların bir kısmı, tercümanın Çin konsolosluğu ile organik bağı oldu iddiasındalar.

BAZI BAŞVURUCULAR HAKKINDA
ŞEVKET İMAN

1989 yılında üniversiteden mezun, bir süre öğretmenlik yapmış. 1997 ayaklanmasında kardeşi tutuklanmış. Kardeşi hakkında bir bilgi alamayınca kardeşini arayıp soruşturmuş. Bu araştırma sırasında polisle sorunlar yaşamış. Öğretmenilk yaptığı okuldan atılmış. Çin dışında basılan –yasaklanmış olan- UÇKUN gazetesini dağıtmış.

2000 yılında Çin’den çıkmış. Kırgızistan’dan Kazakistan’a geçmiş. Çin’de yasaklanmış olan 18 kitabı bir kamyoncu ile Çin’e göndermiş, fakat Çin’e girerken kitaplar yakalanmış. Artık Çin’e dönemeyeceğini, dönerse 10-15 yıl hapis cezası verileceği korkusuyla dönememiş. Kırgızistan’a dönmüş ve elde ettiği sahte Kırgız pasaportu ile 12.7.2001’de Türkiye’ye gelmiş. Sahte pasaport nedeniyle dört ay Antalya’da Yabancılar Polisinde gözaltında kalmış. Orada UNHCR’i duymuş ve serbest kalınca gidip başvurmuş. 2-3 ay sonra görüşmeyi yapmış. Görüşmeden 4-5 ay sonra red cevabı gelmiş. İtiraz etmiş, halen –yaklaşık 6 aydır- itirazı hakkında bir cevap gelmemiş. Çin’den ayrıldıktan sonra polisler sık sık evine gelerek ailesini rahatsız etmişler. 2003 Mart ayında eşi iki çocuğunu (8 ve 12 yaşında) yanına alarak Türkiye’ye gelmiş. Çocukları okula kaydetmek istemişler fakat ikamet alamadıkları için kaydedememişler. Şu anda ise eşinin 3 aylık ikamet izin var. Kendisi ise pasaportsuz ve ikametsiz.

MUHAMMET DURSUN AİMAİT

1987 Yılında siyasi açıdan şüpheli görüldüğü için bir buçuk ay hapis yatmış. Çin’de iken Kuyumcu dükkanı çalıştırıyormuş.

1997 yılında Şubat ayında Kırgızistan’a, aradan da Mart ayında Türkiye’ye gelmiş. 20 Temmuz 2000’de UNHCR’a başvurmuş. Görüşmede biraz Türkçe bildiği için ve verdiği bilgilerin 3. kişilerin öğrenmemesi için tercüman istememiş. Halen başvurusu hakkında olumlu veya olumsuz bir cevap alamamış. Çin’de 1987 ile 1997 yılında 180 defadan fazla sorgulanmış. UNHCR görüşmesinde kendisini sürekli izleyen ve sorgulayan karakol ve polisler hakkında ayrıntılı bilgiler vermiş.

Başvurusunun üzerinden üç yıl geçmesine rağmen hala bir cevap alamamasına isyan ediyor. Siyasi sorunu olmayan Uygurluların Çin’e rahatlıkla gidip geldiklerini söylüyor. Giden bazı tanıdıklarına, Çin polisi kendisinin fotoğrafı gösterip hakkında bilgi istiyorlarmış. UNHCR için “Eğer yalan söylüyorsam red etsinler, üç yılda bir karara varamadılar mı?” diyor. 3 yıl boyunca dosyası ile ilgili olarak 2-3 ayda bir defa Ankara’ya gidiyor. Şimdiye kadar yaklaşık 15 defa gitmiş. Bir çok defa da mektup ve telefonla sormuş. UNHCR’de yaşadıklarını bütün ayrıntılarıyla anlatmış. (1988’de kurdukları yasal teşkilatı –derneği-, başkanlığını yapmasını, 1993’te kapatılmasını, arkadaşlarının bir kısmının hala hapiste olduğunu anlatmış.

İki çocuğu hala Çin’de bulunuyor. Çinden ayrılırken biri 3 aylık diğeri ise 3 yaşında imiş, 6 senedir onları göremiyor. Eşi Mart 2003’te Türkiye’ye gelmiş. Eşi pasaport çıkarabilmek için 4,5 yıl uğraşmış. Polisler evlerine gelip “”Yabancı memleketlere kaçanların yakınlarına pasaport vermiyoruz” demişler. Kayınpederinin evine de baskın yapmışlar. En sonunda bir yolunu bularak normalde 20-30 $’a alınabilecekken 1500 $ rüşvet vererek bir şirket / ticari pasaport almayı başarmış.

Çin’deki yakınlarıyla arada bir telefonla görüşüyor, telefonlar dinlenildiği için rahat konuşamıyorlarmış. Gönderdiği hiçbir mektup adrese ulaşmamış.

5 yıldır ikamet alamıyor. En son başvurusunda ikamet izini vermişler, 2003’ sonuna kadar.

AİMAİT’de diğer bazı Uygurlular gibi tercümandan rahatsız. Çin’le çalıştığına dair şüpheleri var. Normalde onun görüşmesine katılmadığı halde dosyasını incelemiş ve niye böyle ifade verdin diye bir şeyle söylemiş. Başvurusunun üzerinden üç yıl geçtiği halde bir cevap alamamasının nedeni görüşmeyi yapan avukattan kaynaklanabileceğini söylüyor. Çünkü ilk görüşmeden hemen sonra “Kate’in dosyaları çok bekliyor, sen de çok beklersin” demişler. Kararın gecikmesi ve çok defa görüşme yapmasına rağmen aynı bilgiler kendisine tekrar sorulduğu için kendi hukuk danışmanı olan Kate (Unhcr görevlisi avukat!) ile tartışmış.

UNHCR’le 11 Eylülden sonra yaptığı görüşmelerde kendisine sık sık sizin teşkilatınızda terörist var mı diye soruyorlarmış.

Ekonomik olarak da sıkıntı çekiyor. Eşi ve kendisi Türkiye’de olması, çocukların Çin’de olması sebebiyle aile bölünmüş.

MUHAMMED EMİN ABDULVELİ

Bağımsızlıkçı siyasi düşüncelerinden dolayı 1990’da 12 ay ve 1993 – 1994’te 18 ay hapis yatmış. Hapiste çeşitli işkencelere ve zorla çalıştırmaya muhatap olmuş. İkinci defa hapse girmesi İslami Islahatçı Partisi ile ilgili olmasından. Abisi bu partinin başkanı imiş. Ağabeyi 12 yıl hapis cezasına çarptırılmış, cezası dolmasına rağmen hala salmamışlar. Üç yıl daha hapis yatacağı söylenmiş.

Abdulveli, 2. defa hapis yatıp serbest kaldıktan sonra evinin çevresindeki 1 km alanın dışına çıkması ve geceleri evden dışarı çıkması yasaklanmış. Bu baskılara dayanamayınca 1994 Mayıs ayında bir kamyon içerisinde kaçak olarak Kırgızistan’a kaçmış. Kırgızistan’da üç yıl kalmış kaldıktan sonra elde ettiği bir Kırgızistan pasaportu ile 1997 Temmuzunda Türkiye’ye gelmiş.Sahte pasaport nedeniyle gözaltına alınmış. 1999 Haziranında UNHCR’e başvurmuş. 2000 yılında da müteci başvurusu kabul edilmiş. Halen 3. bir ülkeye yerleştirilmeyi bekliyor. Kanada, USA ve Norveç yerleştirmeyi kabul etmemişler. Kanada red yazısında “İsterse Çin’e dönebilir, hayati tehlikesi yok” demiş.

İkamet ve pasaportu yok. Eşi 1996’da Çindeki arkadaşlarının yardımıyla Türkiye’ye gönderilmiş. Çin’de hala 3 çocuğu var, Yaklaşık 10 yıldır çocuklarını görmemiş.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Çin’den kaçan Uygurlu sığınmacılar komşu ülkelerde uzun süre kalamıyorlar. Çin’in baskıları nedeniyle özellikle Pakistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’da her an Çin’e sınırdışı gönderilme risk var. Çin’e gönderilenlerin çoğu idam ediliyor. İdam edilmeyenleri ise mutlaka işkence ve en hafifinden 15 yıl hapis cezası ile karşılaşabiliyorlar. İade edilenlerin bir kısmından hiç haber alınamıyor.

Bir çoğu kendi pasaportu ile çıakmadığı için sahte pasaportla seyahat etmek zorunda kalıyor. Bu nedenle her an her an sahte pasaport nedeniyle, gözaltına alınma, yargılanma veya hapis yatma tehlikesi ile karşı karşıyalar. Böyle bir risk gerçekleşmezse bile pasaportun süresini uzatma imkanı olmadığından kısa bir süre sonra illegal konuma düşebiliyorlar. Giderek ikamet izni imkanı da olmuyor.

Türkiye’de bulunan Uygurlu sığınmacıların önemli bir kısmı illegal olarak bulunuyor. Yasal olarak Türkiye’ye giriş yapıp ikamet izni alabilenlerin sayısı az. Bunların her an polisle başlarının derde girmesi riski var. Yabancılar polisinde kalanlar normalden farklı bir uygulama ile aylarca gözaltında kalabiliyorlar. Polis, uzun tutulmanın yargısal gözaltı değil, idari tedbir olduğunu, tutuldukları yerin ise misafirhane olduğunu söylüyor. Hukuken yasadışı gözaltıdır, çünkü kişinin özgürlüğü bir yargıç kararı olmaksızın uzun süre sınırlandırılmaktadır.

UNHCR’e karşı düş kırıklığı veya güvensizlikleri var. Çok sayıda Uygurlunun başvurusu red edilmiş. UNHCR görevlilerinin, Çin’de yaşadıkları baskı ve zulümleri, geri dönme halinde karşılaşabilecekleri riskleri anlayamadıklarını düşünüyorlar. Bazı başvurucuların dosyalarının uzun süre bekletilmesi / uzun süre karar verilmemesi de önemli bir şikayet konusu. Ayrıca UNHCR’e verdikleri ayrıntılı bilgilerin Çin devletinin eline geçmesi konusunda endişe taşıyorlar.

Çin hükümetinin yoğun baskılarından dolayı yaşam hakları riske giren, veya işkence veya suçsuz yere uzun süre hapis yatma veya kayıp edilme tehlikesi ile karşı karşıya kalarak ülkelerini terk etmek zorunda kalan ve bir şekilde Türkiye’ye gelen Uygurlu sığınmacılar zor koşullar altında yaşamlarına devam etmektedirler.

Laiklik İhlalleri Raporları

0
Laiklik İhlalleri Raporları

Laiklik İhlalleri Raporlarını, Laiklik Meclisi her ay periyodik olarak yayınlamaktadır

Laiklik Meclisi, laiklik karşıtı uygulamalara tepki gösteren 90 kişilik aydın grubu tarafından 25 Eylül 2023 tarihinde kuruluşunu açıkladı. Meclis, “Eşit, Özgür Bir Ülke İçin Laiklik Bildirgesi” yayınlayarak yola çıktı. Oluşum, Laiklik Meclisi İzleme Merkezi‘ni kurarak aylık raporlar yayınlamaya başladı. Ayrıca, gündeme ilişkin basın bildirileri ve açıklamalar yaptı. Raporlarda siyasi parti ayrımı yapılmaksızın tüm ihlaller kamuoyuna durdurulmaktadır. 

 

Laiklik Meclisi İzleme Merkezi

Laiklik karşıtı karanlık kuşatmayla mücadele etmek için ihlallerin tespit edilerek bütünlüklü bir mücadelenin örgütlenmesine katkı sunmak Laiklik Meclisi’nin önemli görevlerinden biridir. Meclis, 8 Ekim 2023’te ilan ettiği bildirgesinin hedefler ve mücadele başlıkları bölümünde belirttiği, 26 Kasım 2023 tarihinde Ankara’da yaptığı toplantısında da güçlendirilmesi yönünde karara bağladığı İzleme Merkezi çalışmaları kapsamında laiklik ihlalleri raporunu düzenli olarak kamuoyunun bilgisine sunmaktadır. 2024 Ocak ayı itibariyle raporlar aylık olarak yayınlanmaktadır. 

 

Sistem tehlike altında: 2024 Yaşayan Gezegen Raporu

0

2024 Yaşayan Gezegen Raporu, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ve Londra Zooloji Derneği (ZSL) işbirliği ile hazırlanmıştır. 

RAPORUN TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

6 Aralık – Hukuk Takvimi

0
6 Aralık Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
6 Aralık – Hukuk Takvimi
1862

ABD Başkanı Abraham Lincoln, Minnesota’daki Sioux isyanına katıldığı için tutuklanan 303 Kızılderililerden 39’unun asılmasına karar verdi; idamlar 26 Aralık’ta infaz edildi. Olay, Kızılderililer ve insanlık için kara bir gün olarak tarihe geçti.

1865

Amerika Birleşik Devletleri Anayasasında değişiklik yapıldı. Köleliği yasaklayan madde anayasaya eklendi.

 1882

Alfred Escher Öldü

İsviçreli hukukçu, politikacı ve iş adamı Alfred Escher, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Şubat 1819- Ölümü: 6 Aralık 1882) Zürih Üniversitesinde hukuk eğitimine başladı ancak ağır bir hastalık geçirmesi sebebi ile eğitimine Bonn ve Berlin’de devam etti. 1837’de İsviçreli öğrencilerin oluşturduğu Sofingia (Schweizerischer Zofingerverein) adlı derneğe üye oldu, 1839/40’ta derneğin Zürih şubesinin başkanı, 1840’ta ise genel başkanı olarak seçildi. 1942’de Zürih Üniversitesinden hukuk doktoru unvanı kazandı. 1843 yazında Paris’ten döndükten sonra kendisini bilimsel çalışmalara verdi. Kapsamlı bir İsviçre Hukuk Tarihi yazmayı planlıyordu, ancak bunu hiçbir zaman gerçekleştiremedi. 1844’te Zürih Üniversitesinde bir deneme dersi verdikten sonra, sözleşmeli öğretim görevlisi oldu. 1848 yılında yeni İsviçre Anayasasının oluşturulmasıyla, Federal Meclise girmesi talep edildi. Escher yapılan seçimlerde 15 Ekim 1848’de federal meclise girdi ve 7 Kasım 1848’de ikinci başkan oldu, toplam 4 defa meclise başkan olarak seçildi. İsviçre’de demiryollarının geliştirilmesine öncülük etti. Birçok politik görevde bulundu, bunun yanında İsviçre Kuzeydoğu Demiryolu Şirketi, İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü (ETH-Zürih), Credit Suisse, Swiss Life ve Gotthard demiryollarının kuruculuğunu yaptı. 19. yüzyıl İsviçresinin siyasi ve ekonomik gelişimi üzerinde önemli bir etki bıraktı.

 1917

Finlandiya, Rusya’dan bağımsızlığını ilan etti.

1917

Hukukçu ve siyasetçi Kemal Canbolat 6 Aralık 1917’de doğdu. (Ölümü: 16 Mart 1977) Sorbonne Üniversitesinde felsefe sanat, psikoloji, sosyoloji ve vatandaşlık eğitimi aldı. Daha sonra Lübnan’a döndü ve Saint-Joseph Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1941-1942 yılları arasında avukat olarak çalıştı ve Lübnan hükûmetinin resmi devlet avukatı oldu. 1946 yılında ekonomi, tarım ve sosyal ilişkiler bakanı oldu. 1947 yılında, ikinci kez Lübnan Parlamentosunda milletvekili seçildi fakat hükûmeti, genel seçimlerde hile karıştırdığı sebebiyle suçlayarak istifa etti. İlerici Sosyalist Partiyi kurdu. Lübnan Dürzilerinin liderliğini yaptı. 1972’de Lenin Barış Ödülü aldı. 16 Mart 1977 tarihinde Suriye kontrol noktasının yakınlarında öldürüldü. Lübnan Dürzilerinin şimdiki lideri olan oğlu Velid Canbolat, Suriye Gizli Servisi’ni babasını öldürmekle suçladı.

1922

İrlanda; İngiliz-İrlanda Antlaşmasından bir yıl sonra, 6 Aralık 1922 tarihinde Birleşik Krallıktan bağımsızlığına kavuştu.

1937

Türkiye, 1927’de imzalanan Türkiye-Suriye Dostluk Antlaşmasını feshetti.

1938

Fransa ve Almanya arasında dostluk anlaşması imzalandı.

1967

Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk ile Yazı İşleri Müdürü Erol Dallı, gazetede yayınlanan bir yazıda Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a hakaret ettikleri gerekçesiyle yargılanmaya başladı.

1971

Hindistan, Pakistan’dan bağımsızlığını ilan eden Bangladeş Demokratik Cumhuriyeti’ni tanıdığını 6 Aralık 1971’de açıkladı. Pakistan Hindistan’la bütün diplomatik ilişkilerini kesti.

1976

Hukukçu ve devlet başkanı João Goulart yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Mart 1918) Porto Alegre Üniversitesi Hukuk Okulu’ndan mezun oldu. 1946’da Rio Grande do Sul eyalet meclisine seçildi; ardından eyaletin adalet ve içişleri bakanı oldu. Brezilya İşçi Partisi’ne girdi, 1951’de İşçi Partisi’nin başkanı oldu. 1953 ve 1954’te  çalışma, sanayi ve ticaret bakanı olarak görev yaptı. 1956’dan 1961’e kadar Başkan Başkan Juscelino Kubitschek‘in yardımcısı olarak görev yaptı. Kendisini komünistlere sempati duymakla suçlayan ordunun güçlü muhalefetine rağmen 1961’de Brezilya Devlet Başkanlığı görevini üstlendi. Yabancı şirketlerin kâr transferlerini sınırlayan yasayı uygulamaya koydu. ABD ile büyük sorunlar yaşadı.  çıkarılmasını sağladı. 1964 yılındaki askerî darbe sonucunda devrildi ve Brezilya’yı terk ederek Uruguay’a sığındı. Arjantin’in kuzeyindeki çiftliğinde sürgünde iken yaşamını yitirdi.

1981

Kılık Kıyafet Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlandı. Okullarda başörtüsü ve sakal yasaklandı.(MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI İLE DİĞER BAKANLIKLARA BAĞLI OKULLARDAKİ GÖREVLİLERLE ÖĞRENCİLERİN KILIK KIYAFETLERİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK)

1983

12 Eylül Darbesinin arından kurulan Milli Güvenlik Konseyi yönetimi sona erdi. Konsey, çıkardığı son yasayla “Kendi dönemlerini kötüleyen ya da küçük düşüren her türlü yazılı ve sözlü beyanı” yasakladı. Aynı tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı oluşturuldu. Yeni Anayasaya konulan geçici maddeye, 12 Eylül 1982’den bu tarihe kadar geçen süre içinde çıkarılmış olan yasaların Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülemeyeceği hükmü konulmuştu.

1990

Tunku Abdurrahman yaşamını yitirdi.

Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Şubat 1903) Cambridge Üniversitesi’nde hukuk ve tarih okudu. 1949’da baroya kabul edildi. Bir süre sonra  Malaya Federal Adalet Bakanlığı’nda Savcı yardımcılığına atandı. 1951’de politikaya atılmak için bu görevinden ayrıldı. Birleşik Malayalılar Ulusal Örgütü’nün başkanı oldu. Bu örgütün, 1951’de Malaya Çinliler Birliği ve 1955’te Malaya Hintler Kongresi ile ittifak kurmasını sağladı. Başkanı olduğu İttifak Partisi’nin, 1955 seçimlerini büyük çoğunlukla kazanması üzerine kabine başkanı ve içişleri bakanı oldu. Londra’da yaptığı görüşmede Malaya’ya içişlerinde hemen özerklik tanınmasını ve Ağustos 1957’den sonra da bağımsızlık ilan edilmesini kabul ettirdi. Malaya Federasyonu’nun bağımsızlığını kazanmasından sonra, ülkenin ilk başbakanı oldu. Bu görevini, 1963’te Malezya Federasyonu kurulduktan sonra da sürdürdü. 1970-1973 yılları arasında İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreterliği görevinde bulundu.

1993

1958-1987 yılları arasında Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin istihbarat servisini yöneten Markus Wolf, Almanya’ların birleştiği Ekim 1990 sonrasında açılan davada, Batı Alman yönetimini yıkmak için gizli faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle 6 yıl hapse mahkum edildi. 

1996

Danıştay, Sivas ve Başbağlar katliamlarında hayatını kaybeden 70 kişinin yakınları ile zarara uğrayanlar tarafından İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan davalarda, Sivas İdare Mahkemesi’nin verdiği yaklaşık 120 milyon TL miktarlı tazminat kararlarını onadı.

1996

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, SİP’in KP ile birleşip adını Türkiye Komünist Partisi(TKP) olarak değiştirmesinin ardından, TKP adından komünist sözcüğünün çıkarılması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

2001

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Şebinkarahisar’da atık havuzunun patlaması sonucu çevreyi kirleten Nesko Maden şirketi ve olayda sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundu.

2021

Bazı Hukuk Olayları
  • Van’ın Çatak ilçesinde 11 Eylül 2020’de gözaltına alındıktan sonra helikopterden atıldığı iddia edilen Osman Şiban hakkında Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla hazırlanan iddianame Van 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Mahkeme, “yetkisizlik” kararı vererek, dosyayı Mersin’e gönderdi.

  • Kız arkadaşıyla öpüştüğü iddiasıyla okul müdüründen azar yediği için okulun balkonundan atlayıp felç kalan Hamza İpek’in Hatay 1. İdare Mahkemesinde açtığı davada verilen karar, Adana Bölge İdare Mahkemesi tarafından onandı. Yerel mahkeme idare aleyhine 1 milyon 700 bin TL’lik tazminata hükmetmişti.

  • Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, ihtisas mahkemelerinin 15 Aralık itibarıyla göreve başlayacağını açıkladı.

  • Kocaeli’nin Derince ilçesinde tartıştığı komşusunu tabanca ile vurarak kolundan yaralayan avukat D.K., çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.

  • CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 11 Şubat 2020’de, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmanın T’24 isimli internet sitesindeki haberine İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla, yaklaşık iki yıl sonra erişim engeli getirildi.

  • Derya Tuna, Asena, Perihan Savaş ve Yıldız Tilbe gibi pek çok kadına sözlü ve fiziksel şiddet uygulayan Tatlıses’e, 47.Altın Kelebek Ödülleri töreninde, ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ verilmesi kadın örgütleri tarafından protesto edildi. Ödülün, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne denk gelmesi ayrıca eleştirildi.
   

2021

Amiraller Bildirisi İddianamesi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen ve “Montrö Bildirisi ya da ‘Amiraller Bildirisi’ olarak bilinen açıklamadan sonra başlatılan soruşturma sonucunda düzenlenen iddianame Ankara 20’nci Ağır Ceza Mahkemesine sunuldu. İddianamede, 103 emekli amiral hakkında TCK’nın 316/1’inci maddesi kapsamında, ‘devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma’ suçundan 12 yıla kadar hapis cezası talep edildi. 4 Nisan Bildirisi ya da 104 Emekli Amiral Bildirisi olarak da bilinen açıklamada “Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir. Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.” denilmişti. 

2023

Yapay zeka tarafından yazılan bir metni yasalaştıran ilk ülke Brezilya oldu.

Ülkenin güneyindeki Porto Alegre kentinde çalıntı su sayaçlarının yenilenme masraflarına dair tasarı, 36 üyeli belediye meclisinde kabul edilerek yürürlüğe girdi. Meclis üyesi Ramiro Rosario, oylamadan 6 gün sonra metni yapay zekaya yazdırdığını açıklayarak, metni hazırlamanın normalde üç gününü alacağını, yapay zeka sayesinde sadece 15 saniyede metni hazırladığını söyledi ve yapay zekanın kullanımını övdü.

   

 2024

Türkiye’den bir diplomat ilk kez AGİT sekreteri oldu.

Feridun Sinirlioğlu, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Genel Sekreteri olarak seçildi. Sinirlioğlu’nun seçilmesini sağlayan en önemli unsur, Türk diplomatın Türkiye-Yunanistan tarafından ortak aday olarak gösterilmesi oldu. İki komşu ülke arasında yapılan uzlaşı kapsamında Yunanistan Dışişleri Bakanlığı hukuk danışmanı Maria Telalian da AGİT’in Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nin başına getirildi. Yeni yönetim Malta’da toplanan AGİT 31. Bakanlar Konseyi toplantısında onaylandı.

2024

  • Narin Güran cinayetiyle ilgili görülen davada savcı mütalaasını mahkemeye sundu. Narin’in amcası Salim Güran, annesi Yüksel ve ağabeyi Enes Güran ile cesedi taşıyan Nevzat Bahtiyar hakkında kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi.
  • İsrail ile ticaret yapıldığı iddiası ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı protesto eden ve sonrasında tutuklanan 9 kişi hakkında tahliye kararı verildi.

2024

Romanya Anayasa Mahkemesi, ilk turu 24 Kasım’da yapılan Cumhurbaşkanı seçimine sonuçların geçersiz olduğuna hükmetti. 

 

 

Noktasız Dergi

0

Noktasız Dergi, ne akademinin fildişi kulelerine kapanan ne de sokağın gelip geçici gündemlerine kapılan bir grup üniversite öğrencisinin girişimleriyle, 2020 yılının başında kurulmuştur.

Dergi, insana ve dünyaya dair kaygıların alevlendirdiği düşünce üretimini somutlaştırmayı hedeflemiş, düşüncenin diyalektiğini yansıttığına inanılarak “noktasız” adını almıştır.

Tarihin noktasız akışı içerisinde Noktasız, çağının seyircileri değil, özneleri olma amacıyla kalemini silahı bellemiş kişilerin yapıtlarını yayımlamayı kendisine amaç edinmiştir.

İlk sayısı, Haziran 2020’de yayımlanmış, 2021 yılı itibarıyla Kültür Bakanlığı tarafından e-ISSN numarası (2757-7430) tahsis edilmiştir. Derginin tüm sayılarına internet arşivinden ulaşılabilmektedir.  

Dergi, açık erişim ve gönüllülük esası ile yayım hayatına devam etmektedir. Ayrıca Noktasız Dergi bünyesinde kurulan “Noktasız Konuşmalar” platformunda alanında uzman kişilerin konuşmacı olduğu konferanslar ve Mart 2023’ten beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneleri ile birlikte akademisyenlerin katılımıyla “Eleştirel Yaklaşımlar” üst başlığını taşıyan konuşmalar düzenlenmektedir.

Dergi kadrosu, evrensel düşünce mirasına ulusal bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır.


Derginin Amacı ve Kapsam

Noktasız Dergi senede iki kez yayımlanan, kâr amacı gütmeyen, açık erişimli, bağımsız bir düşünce dergisidir. Hakemli olmamakla birlikte ulusal ve uluslararası dizinlerin ilgili kategorilerinde dizinlenmekte ve üniversite kütüphanelerinin kataloglarında yer almaktadır. Dergi, felsefe ve sosyal bilimler alanlarında üretilmiş düşünsel çalışmaları yayımlayarak bu alanlardaki Türkçe literatürü genişletmeyi amaçlamaktadır.

Dergide, her sayı için belirlenen temaya uygun olarak felsefe ve sosyal bilimler alanlarında makale, çeviri, düşünce ve inceleme yazıları yayımlanır. Öğrenci kongreleri ve sempozyumları da dahil olmak üzere bilimsel toplantılarda sunulan bildiriler de yayımlanmak üzere gönderilebilir. Kitap veya film gibi eserler üzerine yazılmış eleştiri yazıları da derginin kapsamına dahildir.

Açık Erişim, Lisanslama ve Arşivleme Politikası

Noktasız Dergi, bilgiye erişimin önündeki engelleri kaldırmak ve bilgiyi kamusallaştırmak amacıyla açık erişim politikasını benimsemiştir. Noktasız Dergi, yazarlardan herhangi bir makale işleme ücreti talep etmez ve derginin tüm sayılarına abonelik gerektirmeden ücretsiz bir şekilde erişilebilir. Noktasız Dergi, Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Noktasız Dergi‘nin tüm sayıları; noktasizdergi.com adresinin yanı sıra Academia üzerinden de arşivlenmekte, ayrıca derleme mükellefiyeti dolayısıyla Milli Kütüphane Elektronik Yayın Derleme Sistemine yüklenerek derlenmektedir. Noktasız Dergi‘de çalışması yayımlanmış yazarlar, çalışmalarını, dergide yayımlanmış haliyle ve derginin internet sitesini kaynak göstermek kaydıyla kendi kendilerine arşivleyebilirler.

Noktasız Dergi Yayın Kurulu

Yayımcı ve Yayın Yönetmeni: Suat Kutay KÜÇÜKLER

Editör: Zeynep İlayda ÖZKURT YUMAK

Çeviri Editörü: Dilan BOZKURT

Görsel Editör: Hande Beril KÜÇÜKLER

Düzelti: İrem BAYRAKTAR

Yayın Kurulu Üyeleri: Tuğba DURAN, Buse GÜRELİ

 

İletişim ve Sosyal Medya Hesapları

Yazışma Adresi: noktasizdergi@gmail.com

İletişim

Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları

0
HFSK- Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu

Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları, İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu (HFSK) tarafından yürütülen ve sonuçları 7 Ocak 2023 tarihinde açıklanan kapsamlı bir saha araştırması raporudur. 

 

Bence çok değerli bir çalışma olarak hukuk tarihine geçecek niteliktedir. Tebrik ve teşekkürlerimle saygılar sunarım.

Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

 

ÖNSÖZ – Av. Mehmet Durakoğlu

Türkiye, Cumhuriyetin yüzüncü yılını tamamlarken çok ciddi bir yargı bunalımı yaşıyor. Tarihinin ilk yüzyılında idealize edilmiş bir düzlemi elde edemeyen ülkemiz, şimdilerde bunu bir kriz noktasına kadar taşıyabilmiştir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına bu bunalımı taşımadan girmek mecburiyeti, öncelikli olarak yargı bileşenleri için temel bir sorunsal olarak yorumlanmalıdır. Bu düşüncenin başlangıç kıldığı yaklaşımla çıkılan yolda yapılması gerekenler, çarpıcı da olsa, şok edici de görülse öncelikle doğru bir tespitten geçmektedir. Bu belge öncelikle bu tespiti amaçlamıştır. Adaletten vazgeçmek olası bulunmadığına göre, onu yeniden elde edeceğimiz atmosfere ulaşmak için tespitle başladığımız süreci çözümle sonlandırmak zorundayız. Aslında sorun tam da burada galiba… Çözüm arayışındaki farklılıklar çıkışa ilişkin zorluğun göstergesi konumundadır. İstanbul Barosu olarak çıkışı sağlayacak yöntemin katılımcılıktan geçtiğini düşünerek çıktığımız yolda bazen çarpıcı, bazen şok edici, bazılarımıza göre yanlış, kimilerine göre temel doğru olan tespitleri bir araya toplamayı amaçladık. Bu amaçla bir yandan makale ile görüş oluştururken, onu daha da yaygınlaştıran bir yöntemle, anketle alternatif bir katılım mekanizması daha oluşturduk. Şimdi elimizde “söylenmedik sözün kalmadığı” bir çalışma var. Buradan yürüyebiliriz. İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonuna bu çalışması nedeniyle teşekkür ederim. Geleceğin biçimlendirilmesinde onu hak sahibi kılacak bir çalışmayı sundular. Emeklerine sağlık. 

 

İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu’nun (HFSK) adalet arayışına katkı sunmak üzere düzenlemiş olduğu makale yarışmasına katılan 180 makale ve anket çalışmasına katkıda bulunan 1.009 kişinin yaklaşık 10.000 sayfalık görüşleri çerçevesinde Yargı Sistemi ile ilgili sorunlar tespit edilmiş ve çözüm önerileri özetlenerek raporlanmıştır.

Makale yazarları ve anket katılımcılarının büyük çoğunluğunun hemfikir olduğu sorunlar ve gerçekleştirilmesini zorunlu gördüğü çözüm önerileri raporun sonuç kısmına dercedilmiştir.

Yargı Sisteminin Sorunları ve Çözüm Yolları Raporu Özet ve Sonuç Bölümü 

1) Yargının bağımsız ve tarafsız olmadığı konusunda fikir birliği bulunmaktadır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı derhal sağlanmalıdır. Yargı personelinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı sadece şekli değil maddi anlamda da garanti altına alınmalıdır.

2) Bağımsızlık ve tarafsızlığın ön koşullarından biri olan hâkimlik teminatı yasal güvence altına alınmalıdır.

3) Hâkim ve savcıların atama-terfi ve disiplin işlemleri için objektif kriterler konulmalıdır. Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun tüm kararlarına karşı yargı yolu açık olmalıdır.

4) Yargının bağımsız bütçesi olmalı; dava harçları, gelir ve gider kalemlerinin tüm tasarrufu yargı kurumlarına bırakılmalıdır.

5) AİHM ve AYM kararlarına açıkça uymayan hâkim ve savcılara cezai ve mali yaptırım getirilmelidir.

6) “Yargı Sistemine Güvensizlik” en önemli sorunlardan biri olarak tespit edilmiştir.

7) Liyakatsizlik yargı sistemi içinde ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Bu problem yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile doğrudan ilişkilidir ve hukuki güvenlik ilkesine ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yargı mensupları liyakatli olma konusunda tüm toplumsal sınıflardan daha hassas olmak zorundadır.

8) Kayırmacılık ve nepotizmin toplumun sadece belli bir kesimiyle ilişkili olmadığı sosyolojik bir gerçekliktir.

9) Torba yasa uygulamalarına son verilmeli ve kanunların sık sık değiştirilmesi önlenmelidir. Yeni kanun çıkarılırken ya da kanunlarda değişiklik yapılırken yasa ve yönetmeliklerle belirlenen standartlara uyulmalıdır.

10) Yargısal süreçlerin uzaması adalete erişimi geciktirmektedir. Yargı sisteminin temel problemlerinden olan iş yükü sorunu personel, fiziki ve teknik eksiklikler giderilmek suretiyle acilen çözülmelidir. İş yükü fazlalığının temel nedenlerinden biri olan adli tatil uygulamasında değişikliğe gidilmelidir.

11) Vatandaşların adalete erişim sorunları çözülmeli, ilköğretimden başlayarak vatandaşlık hakları ve anayasal güvenceler öğretilmelidir.

12) Hukuk fakültelerindeki eğitimin kalitesi arttırılmalı ve bilimsel standartlara sahip olmayan fakülteler derhal kapatılmalıdır. Hukuk fakültelerine ait binalar gecekondu ve plaza görünümlü olmaktan çıkarılıp gerçek bir üniversite kampüsüne çevrilmelidir.

13) Avukat, hâkim ve savcıların staj dönemindeki eğitimlerinin niteliği yükseltilmeli, tüm adli personelin sürekli meslek içi eğitime tabi tutulması ve kamu hizmet etiği standartlarına uygun davranmaları sağlanmalıdır.

14) Hâkim ve savcılar aynı örgütsel yapı içinde bulunmamalı ve duruşmalar dışında aynı binada çalışmamalıdır. Hâkimler ve savcılar kurulu iki ayrı birim olarak örgütlenmelidir. Duruşma düzeni avukat ve savcıların eşit konumda olacakları şekilde yeniden dizayn edilmelidir.

15) Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkelerine uygun olarak kadın hâkim ve savcı sayısının artırılması gerekmektedir.

16) Doğal hâkim ilkesine aykırı bir şekilde işleyen Sulh Ceza Hâkimlikleri derhal kaldırılmalıdır.

17) Hâkimlik ve savcılık mülakat sınavı kaldırılmalı ya da objektif ve şeffaf bir sisteme geçilmelidir.

18) Avukatlık Asgari Ücret Tarifesindeki ücretler güncel koşullara uygun bir hale getirilmeli, bu tarifeye uyulup uyulmadığı barolar tarafından sıkı şekilde denetlenmeli ve ihlal durumunda cezai müeyyideler uygulanmalıdır.

19) Avukatlık sınavı derhal uygulanmalıdır.

20) Avukat stajyerleri ile hâkim-savcı stajyerlerinin aynı ekonomik koşullara sahip olması sağlanmalıdır.

21) İhtisas mahkemeleri yaygınlaştırılmalı, hâkim ve savcıların uzmanlaşması sağlanmalı, hemen her dosyanın bilirkişiye gönderilmesi uygulaması terk edilmelidir.

22) Devletin güvenlik mekanizması dışında, yargının emrinde, bağımsız ve adliye ortamında çalışabilir adli kolluk teşkilatı derhal kurulmalıdır.

23) Arabuluculuk ve uzlaştırma sistemi amacına ve etik ilkelere uygun biçimde  yapılandırılmalıdır.

24) Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP), Adalet Bakanlığı bünyesinden çıkartılmalı, sistemin işletimi ve denetimi hâkim, savcı ve avukatlardan oluşan bir kurula bırakılmalıdır. Kamu kurumlarının tüm veri tabanları UYAP ile entegre edilmeli ve sistem güvenilirliği artırılarak belli kurallar çerçevesinde avukatların erişimine sunulmalıdır. UYAP Sistemi hatasız ve defosuz bir hale getirilmeli, avukatların değişik iş ve savcılık dosyalarına sınırsız erişimi sağlanmalıdır.

25) Mahkeme ve icra dosyaları belirli bir standarda göre düzenlenmeli ve ilgililerin kolayca ulaşabilmesi sağlanmalıdır.

26) Adliyelerin, infaz kurumlarının ve kolluk birimlerinin mekânsal düzenlemeleri insani koşullara uygun hale getirilmelidir.

27)Barolar, Türkiye Barolar Birliği, Adalet Akademisi ve Hukuk Fakülteleri arasındaki iş birliği artırılmalıdır.

28) Tüm davalarda avukatla temsil zorunluluğu getirilmeli ve adli yardım müessesesinin kapsamı genişletilmelidir.

29) Avukatlar için mesleki sorumluluk sigortası zorunlu hale getirilmelidir.

30) Kamu görevlilerinin hukuka uygun olmayan fiil ve davranışları cezasız bırakılmamalıdır.

31) Dezavantajlı grupları tam anlamıyla koruyacak tedbirler ivedilikle alınmalıdır.

32) Hâkimlerin duruşmalardaki keyfi davranışlarına, savunma kısıtlamalarına ve keyfi tutuklamalara son verecek düzenlemeler yapılmalıdır. Duruşmaların belirlenen zamanda başlamaması sorunu bir an evvel çözülmelidir.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

HERKES İÇİN ADALET

Makale yarışmasının amacı; Adil ve demokratik bir yargı sisteminin inşası ve sürdürülebilir kılınması için birey, toplum ve kamuoyu nezdinde duyarlılık ve farkındalık yaratmak; yargıç ve savcılar, avukatlar, akademisyenler, hukuk öğrencileri, adliye personeli ve diğer katılımcıların özellik geliştiren yargısal sorunları teşhis ve tanıma yönündeki istek ve çabalarını canlı tutmak, belirlenen sorunlarla etkin ve verimli bir mücadele için gerekli yöntem, araç ve ajandayı oluşturmalarını teşvik etmek; idari tedbir veya davranış kurallarının değiştirilmesi yoluyla çözülebilecek sorunlar ile mevzuat değişikliği gerektiren çözüm önerilerini ayrı ayrı belirlemek, tasnif etmek ve derlemek; belirlenen sorunları; üniversiteler, hukuk fakülteleri, barolar, Türkiye Barolar Birliği, Adalet Bakanlığı, hukuk örgütleri ve diğer paydaşlarla müzakere ederek, her birinin sorunun aşılması için verebileceği katkıyı tartışmaya açmak ve adli politikalara demokratik bir katkı sunmaktır

.[/box]

HFSK Sözcüsü Av. Mehmet Can Seyhan ile Röportaj

0
HFSK- Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu

 Hukukbook editörü İbrahim Aycan, İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu(HFSK) 2023-2024 dönemi sözcüsü Avukat Mehmet Can Seyhan ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Seyhan, HFSK’ya aktif katılım çağrısı yaptı. 

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: mehmet-can-seyhan.avifAvukat Mehmet Can Seyhan, 1991 yılında Lüleburgaz’da doğdu. 2012 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 2013 yılında stajını tamamlayarak İstanbul Barosu’na kayıt oldu ve serbest avukatlığa başladı. Halihazırda İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde Yüksek Lisans eğitimine devam etmekte, Avukatlık hukuku ile ilgili bir tez çalışması yürütmektedir. Marka vekilliği ve Patent vekilliği unvanları bulunmaktadır. Ağırlıklı olarak özel hukuk alanında avukatlık yapmaktadır. İş Hukuku ile Avukatlık Ücreti Uyuşmazlıklarında nitelikli hesap bilirkişisidir. İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu çalışmalarında görev almaktadır. İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezinde “Avukatlık Sözleşmeleri ve Avukatın Yükümlülükleri” dersleri vermektedir.

[/box]

Hukukbook: Sayın Seyhan, HFSK’daki görev döneminiz sona erdi. Çalışma dönemindeki faaliyetlerle ilgili okuyucularımızı bilgilendirebilir misiniz?

Seyhan: Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu (HFSK) sözcülüğü görevimde, temel hedefimiz, hukukun yalnızca bir kurallar bütünü olmadığını, aynı zamanda toplumun dinamikleri ve adalet anlayışıyla şekillenen derin bir düşünce sistemi olduğunu vurgulamaktı. Bu kapsamda, düzenlediğimiz etkinlikler, paneller, yuvarlak masa toplantıları ve çalıştaylarla kendimizden başlayarak hem meslektaşlarımızın hem de akademisyenlerin bu alandaki bilgi ve farkındalık düzeylerini artırmayı amaçladık. Ayrıca, hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisinin gündelik hukuk pratiklerine katkısını göstermek adına somut projeler gerçekleştirdik. Bu dönemde, teoriyi pratiğe entegre etmeye yönelik yoğun bir çaba gösterdik.

Hukukbook: Bunu somutlaştırır mısınız?

Seyhan: İlk olarak şunu söylemek isterim, Hukuk Felsefesi dendiğinde, Hukuk Sosyolojisi dendiğinde avukatların mesafe koymaması adına büyük uğraş verdik. Çünkü biliyoruz ki yaygın davranış biçimi şudur; “Hukukçular, hukuk dışındaki şeyler, disiplinleri konuşmaktan biraz korkarlar, en çok gündelik hukuku konuşmak isterler.” Ama bu da hukukçuları maalesef eksik bırakır. Biz o eksikliği fark ederek, kapatmak istedik. Şunu söyledik; burada yaptığımız tüm çalışmaların “avukatın uygulaması ve yargıdaki pozisyonu itibari ile” ne işe yarayacağını, yani her faaliyetin amacını ortaya koyacağız. Avukat komisyona gelirken, komisyon faaliyetinde çalışırken, adaleti gerçekleştirmedeki rolünü hissedecek, fark edecek. Yoksa komisyon misyonunu gerçekleştiremez, buralar genel kültür seviyemizi artıracağımız yerler olarak, hobi mekanları olarak kalır. Yine, Mantık, muhakeme ve metodoloji alt çalışma grubumuzun çalışmalarında kaynakları irdeleyerek hukuk felsefesinin düşünme ve analiz etme süreçlerine nasıl bir derinlik kattığını anlatmaya, özellikle Staj Eğitim Merkezinde okutulmak üzere yazılı kaynak üretmeye çalıştık, çalışıyoruz. Meslek Kuralları ile ilgili bir anket çalışmamız var, Meslek Kurallarının Meslek ve Meslektaşa etkisini tespit etmeyi amaçlıyoruz. Cezaevi Koşullarının Suçta Tekerrüre Etkisini tespit etmeyi amaçlayan bir alt çalışma grubumuz aktif, HFSK Kütüphanesinin Bibliyografyasını oluşturduk. Bununla beraber meslektaşlarla sadece Baro ve Adliye binalarına sıkışıp kalmadan farklı ilişki biçimleri ile bir araya gelebilmek adına Şirince, Gümüşlük ve Kartepe gibi kamp alanlarında hukuk felsefesi ve sosyolojisi kampları düzenledik. Bu kamplardaki temel amacımız, doğa ile iç içe bir ortamda entelektüel birikimi bulunan hoca ve üstatlarla beraber, hukuk felsefesi ve sosyolojisindeki temel problemleri tartışmak ve kendimizi dönüştürmek olmuştur.

Tüm bu çalışmalar, katılımcıların yalnızca bilgi edinmesini değil, aynı zamanda bu bilgiyi mesleki hayatlarına entegre etmelerini sağlamayı hedefliyordu. Nihayet, bu komisyondaki herkes adalet düşüncesine sahip entelektüel avukatlar vasıtası ile toplumu iyileştirmeyi, dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu yüzden her meslektaşımız bizim için çok önemli.

Hukukbook: Biliyorsunuz, HFSK 2008 yılında faaliyete geçmişti. Bilmeyen okuyucularımız için geçmiş 15-16 yılın bir özetini yaparak bugüne yansımalarını ve hukuk dünyasına katkılarını anlatabilir misiniz?

Seyhan: HFSK’nın 2008 yılında faaliyete geçmesinden bu yana, komisyon hukuk felsefesinin ve hukuk sosyolojisinin temel ilkelerini meslektaşlarımıza tanıtmayı amaçlayan birçok etkinlik düzenledi. Geçmiş dönemlerdeki başkanlarımız, emektar meslektaşlarımız baronun çatısı altında disiplinler arası tartışmalara zemin hazırlayarak bu alanın gelişimine önemli katkılarda bulundular. Bugüne kadar yapılan bu çalışmalar, HFSK’nın kurumsal hafızasını oluşturdu ve bizim de gelecekteki faaliyetlerimize yön verdi. Ayrıca belirtmek gerekir ki son birkaç dönemde, komisyonun demokratikleşmesi yönünde olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Bu bakımdan komisyon, her geçen yıl genç meslektaşları bünyesinde daha da toplayarak onlara komisyon çatısı altında alana katkı sunacak çalışmalarını gerçekleştirme olanağı sunmuştur ya da bu meslektaşlar komisyonda aktif bir şekilde yer aldıkça komisyon daha da çoğulcu bir yapıya bürünmüştür.

Hukukbook: Geçmiş yıllara ilişkin çalışmaları görebileceğimiz bir dijital portal var mı?

Seyhan: Maalesef geçmiş yıllara ait çalışmaların tümünü kapsayan bir dijital portal şu an için bulunmuyor. Tabii İstanbul Barosu web sitesinin alt kısmında, komisyonumuza ayrılan alanda birçok çalışma, rapor da yer alıyor. Ama bunu iyileştirmemiz gerekiyor. Geçmiş etkinliklerin raporlarını, video kayıtlarını ve diğer belgeleri bir araya getirerek meslektaşlarımızın erişimine sunmayı hedefliyoruz. Bu portalın, komisyonun geçmiş birikimini görünür kılmasının yanı sıra gelecekteki çalışmalara da ilham vereceğine inanıyorum. Bunun için de Baro’daki bürokrasinin azaltılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü 2024 Kasım itibari ile Komisyonlar kendi alanlarına çalışmalarını kendi iradeleri ile koyamıyorlar. Okuyucular, komisyon çalışmalarının yer aldığı web sayfasını inceleyebilirler.

Hukukbook: Size göre ülkemizde hukuk felsefesi ve sosyolojisi yeterince ilgi görüyor mu? Uluslararası standartlara göre çalışmalar yapılabiliyor mu?

Seyhan: Ne yazık ki ülkemizde hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisi yeterince ilgi gören disiplinler değil. Bunun en temel nedenlerinden biri, hukuk eğitiminin ağırlıklı olarak pozitif hukuk kurallarına odaklanması ve analitik düşünceyi geri planda bırakması. Oysa uluslararası standartlarda, hukuk eğitimi yalnızca kural öğretmeyi değil, bu kuralların arkasındaki adalet anlayışını, toplumsal bağlamını ve etik temellerini de sorgulamayı içeriyor. Ancak son yıllarda, bu alanda daha fazla çalışma yapıldığını ve uluslararası iş birliklerinin arttığını görüyoruz. Özellikle felsefe ve sosyoloji perspektifli hukuk konferansları, akademik yayınlar ve öğrenci toplulukları umut verici adımlar atıyor. Ayrıca hukuk mesleklerine giriş sınavı soru dağılımında bu disipline yer ayrılması da elbette olumlu bir gelişmedir. Zira bildiğimiz gibi hakimlik-savcılık sınavında bu alandan soru gelmezken bu yeni sınav sisteminde hukuk felsefesi ve sosyolojisinin es geçilmemesi bu alana dair bilincin yükseldiğini göstermektedir.

Hukukbok: Avukatların felsefeye, mantığa, hukuk metodolojisine ve retoriğe ilgisi yükseliyor mu? Umutlu musunuz?

Seyhan: Avukatların bu disiplinlere ilgisinin giderek arttığını söyleyebilirim. Özellikle mesleğin zorluklarının artması, hukukçuları daha derin düşünmeye ve çözüm üretmeye yöneltiyor. Retorik ve mantık, avukatların dava süreçlerinde daha etkili olmasını sağlarken, hukuk metodolojisi ise karmaşık hukuki sorunları çözmelerine yardımcı oluyor. Bu disiplinler, yalnızca mesleki birer araç değil, aynı zamanda hukukçuların toplumsal sorunlara daha geniş bir perspektiften yaklaşmasını sağlıyor. Bu ilginin artmasında düzenlediğimiz eğitim programlarının ve atölyelerin de payı olduğunu düşünüyorum. Umutluyum; çünkü genç hukukçular arasında bu disiplinlere yönelik bir merak ve öğrenme isteği giderek yükseliyor.

Hukukbook: Hukuk Sosyolojisi bağlamında adli istatistikler, saha araştırmaları, kriminoloji, hukuk fakültelerinin durumu, liyakat, yargı kadrosunda olması gereken standartlar ve benzer konularla ilgili baronun ve özelde de komisyonun somut çalışmaları var mı?

Seyhan: Komisyonumuzun Anket ve Makale Yarışması sonrasında geniş katılım ve uzun çalışmalar neticesinde oluşturduğu “Yargı Sorunları ve Çözüm Yolları” raporunun, komisyonumuzun alameti farikası olduğunu düşünüyorum. Az önce ifade etmiştim; “Cezaevleri Koşulları”, “Meslek Kuralları” kapsamında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ayrıca, hukuk fakültelerindeki eğitim kalitesini değerlendirmek ve liyakat sisteminin yargıdaki etkilerini araştırmak üzere akademisyenlerle ortak projeler geliştirmeyi planlıyoruz. Ancak bu çalışmaların daha somut sonuçlar verebilmesi için baronun daha geniş bir destek sağlaması gerektiği kanaatindeyim.

Hukukbook: Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi disiplinlerinin teoride ve uygulamada yapması gereken çalışmalar hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bu disiplinlerin en büyük sorumluluğu, hukukun temelini oluşturan adalet anlayışını sürekli sorgulamak ve geliştirmektir. Teoride, hukuk felsefesi ve sosyolojisi, hukukun toplumsal etkilerini ve adalet ilkelerini analiz ederek daha adil bir hukuk sisteminin temellerini atmalı. Uygulamada ise, bu analizlerin pratiğe aktarılması gerekiyor. Örneğin, yasa yapım süreçlerinde, sosyal adalet ve insan hakları odaklı yaklaşımlar geliştirmek, bu disiplinlerin katkılarıyla mümkün olabilir. Ayrıca, hukuk eğitiminin her aşamasında felsefe ve sosyoloji perspektiflerinin daha fazla yer alması gerektiğine inanıyorum.

Hukukbook: Fakültelerin HFS birimleri ile ilişkileriniz nasıl? Akademi, hukuk krizini aşmak için yeterince çalışıyor mu?

Seyhan: HFS birimleriyle oldukça yakın bir ilişki içerisindeyiz. Akademisyenlerle ortak projeler yürütüyor, konferanslar düzenliyor ve bu disiplinlerin daha fazla tanınmasını sağlamaya çalışıyoruz. Ancak, akademinin hukuk krizini aşma konusundaki çabalarının yeterli olduğunu söylemek zor. Özellikle hukukun güncel sorunlarına hızlı yanıt verilebilmesi adına akademi ile uygulama arasında daha güçlü bir bağ kurulması gerekiyor. Hukuk, statik bir alan değil; toplumsal değişimlere sürekli uyum sağlaması gereken bir yapı. Akademisyenlerin bu değişimleri daha fazla göz önünde bulundurarak çalışması gerektiğini düşünüyorum.

Hukukbook: HFSK’nın pediyodik bir yayını var mı?

Seyhan: Şu an için HFSK’nın düzenli olarak yayınladığı bir süreli yayını bulunmuyor. Ancak komisyon olarak, hukuk felsefesi ve sosyolojisi alanındaki çalışmaları derleyip paylaşabileceğimiz bir dergi veya bülten çıkarmayı hedefliyoruz. Bu yayın, hem meslektaşlarımız arasında bu disiplinlere olan ilgiyi artıracak hem de akademi ve baro arasında bir köprü görevi görecektir. Ancak, bu hedefi gerçekleştirebilmemiz için entelektüel meraka sahip nitelikli meslektaş sayımızı artırabilmemiz gerekir.

Hukukbook: Baro’nun bir kütüphanesi var mı? Eğer yoksa bu bağlamda HFSK ne yapabilir? Baronun Kanlıca ya da Balmumcu binaları kütüphaneye çevrilebilir mi?

Seyhan: İstanbul Barosu’nun, avukatların gidip emanet kitap alabilecekleri, okuyabilecekleri, vakit geçirebilecekleri bir kütüphanesi maalesef yok. Çok büyük bir eksiklik bu. Ekonominin hali de ortada, avukatların tüm kaynaklara parasız ulaşacakları bir kütüphanelerinin olması gerekir. Kitaba ulaşamayan mensubu olan bir Baro hangi misyonu üstlenebilir ki? Bunu temin edememiş bir Baro meslektaşını hangi meşru zeminde disiplin yargılamasına tabi tutacak, denetleyecek? Biz HFSK olarak, “HFSK Kütüphanesi” projesi başlattık ve Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi ile ilgili eserleri derleyerek Bibliyografya oluşturduk. Bunu da Baro Yönetimine sunduk. Çok fazla bir maliyeti yok, umarım en kısa sürede Avukatların rahat erişebileceği bir lokasyonda en azından HFSK Kütüphanesine kavuşuruz. Balmumcu veya Kanlıca binalarının bir kısmının kütüphane olarak düzenlenmesi de değerlendirilebilir, şu an Staj Eğitimin yer aldığı Galata’daki binamız da var, umarım bu konuda ivedilikle bir proje geliştirilir.

Hukukbook: Avukatlar bazında baronun ve komisyonun sosyolojik araştırmaları mevcut mu? Sosyoloji bir toplum bilim olduğuna göre komisyondan ampirik incelemeler beklenmeli mi? Örneğin son yıllarda kaç avukat şiddete uğramış? Kaç Avukat, kaç yargı personeli yargılanmış ne kadarı olmuş olmuş ne kadarı beraat etmiş? Kaç avukat disipline sevk edilmiş? Kaç avukat ve yargı mensubu şiddete ya da cinsel tacize uğramış? Düşünce suçları felsefe ile doğrudan ilgili olduğu için soruyoruz; İstanbul’da son on yılda kaç kişi düşünce suçundan yargılanmış? Krizler hangi konularda yoğunlaşıyor? Eğer komisyon bu alanlara çalışmamışsa fakülteler çalışmış mı?

Seyhan: Komisyon değil de öncelikle Baro’dan başlamak lazım. Baro sicilinde kayıtlı kaç avukatın serbest çalıştığını, kaç avukatın bağlı çalıştığını, kaç avukatın masraf ortaklığı yaptığını dahi bilmiyor, maalesef. Bunları bilmeden, tespit etmeden neyi çözeceğinizi de bilemezsiniz. Bu dedikleriniz öncelikle baronun görevleridir. Ayrıca Komisyon olarak, avukatların mesleki ve sosyolojik durumunu analiz eden araştırmalar yapılması gerektiğine inanıyoruz. Özellikle avukatlara yönelik şiddet, meslek içi etik sorunlar ve çalışma koşulları gibi konularda ampirik çalışmaların yapılması, bu sorunların çözümü için önemli bir zemin hazırlayacaktır. Ancak şu ana kadar bu konuda sistematik bir araştırma gerçekleştirilmiş değil. Fakültelerin de bu yönde spesifik bir çalışmasının olduğunu bilmiyorum.

Hukukbook: Akademi ve özel olarak da HFS kürsüleri somut olarak neler yapabilir? Sahadaki adalet arayışına nasıl bir katkı sunabilirler? HFSK’nın 2022’de yaptığı Yargı Raporu ve İÜ akademisyenlerinin Tübitak ile birlikte yaptıkları Yargı Etiği çalışmalarını biliyoruz. Hukuk Felsefesi kürsü başkanı Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel HFSK’nın raporunu tarihe geçecek bir çalışma olarak nitelendirse de bu çalışmaların hukuk camiasında yeteri kadar ilgi görmediğini biliyoruz. Anket şirketleri ve bazı bireysel girişimlerle yapılan çalışmalar dışında kamuoyunun ve karar vericilerin dikkatini çekecek hangi çalışmalar yapılabilir? 

Seyhan: Akademi ve HFS kürsüleri, sahadaki adalet arayışına katkıda bulunmak adına birkaç somut adım atabilir. Öncelikle, ampirik saha araştırmalarına daha fazla ağırlık verilmesi gerekiyor. Bu çalışmalar, yargının mevcut sorunlarını daha net bir şekilde ortaya koyabilir ve çözüm önerileri sunabilir. Örneğin, mahkemelerdeki iş yükünün adaletin işleyişini nasıl etkilediğine dair veri odaklı araştırmalar yapılabilir. Ayrıca, avukatların ve yargı mensuplarının etik ihlalleri konusundaki farkındalığını artırmak için eğitim programları ve atölyeler düzenlenebilir.

HFSK’nın 2022’de yaptığı Yargı Raporu ve İstanbul Üniversitesi akademisyenlerinin TÜBİTAK iş birliğiyle gerçekleştirdiği Yargı Etiği çalışmaları bu anlamda çok değerli. Ancak, bu çalışmaların hukuk camiasında yeterince yankı bulmaması, sunum biçimlerinin ve sonuçlarının etkili bir şekilde duyurulamamasıyla ilgili olabilir. Bu eksikliği gidermek için şu önerilerde bulunabilirim:

Kapsamlı Raporlama ve Duyuru: Akademik çalışmaların sonuçlarının, yalnızca bilimsel çevrelerle değil, kamuoyu ve karar vericilerle de paylaşılmasını sağlamak için sadeleştirilmiş raporlar hazırlanmalı. Bu raporlar, infografikler ve kısa videolar gibi görsel materyallerle desteklenebilir.

Meclis ve Medya ile İşbirliği: Çalışmaların kamuoyunda yankı bulması için medya kuruluşlarıyla iş birliği yapılabilir. Ayrıca, yargı reformlarını yönlendirecek meclis komisyonlarına bu çalışmaların çıktıları sunulabilir.

Düzenli Konferans ve Çalıştaylar: Anket şirketleri ve bireysel girişimlerin ötesine geçmek adına, yargı ve adalet sistemi üzerine düzenli olarak ulusal konferanslar düzenlenebilir. Bu etkinliklerde hem akademik hem de pratik öneriler tartışılabilir.

Halkla İlişkiler ve Kamu Farkındalığı: Hukuk felsefesi ve sosyolojisi çalışmaları, toplumsal adaleti desteklemek adına kamuoyunun anlayabileceği şekilde daha erişilebilir hale getirilmelidir. Bu kapsamda, üniversiteler, barolar ve STK’lar arasında ortak platformlar oluşturulabilir.

Karar Vericilere Doğrudan Raporlama: HFSK ve akademi tarafından yapılan çalışmalar, yalnızca bilimsel çevrelerde değil, bakanlıklar ve diğer yargı organlarında da dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, bu kurumlarla düzenli iletişim kanalları kurulmalı.

Sonuç olarak, hukuk felsefesi ve sosyolojisi disiplinleri, yalnızca teorik bilgi üretmekle kalmamalı; aynı zamanda sahadaki adalet arayışına doğrudan katkıda bulunacak araçlar ve politikalar geliştirmelidir. Bu, hem akademinin hem de baroların ortak sorumluluğudur ve HFSK olarak bu süreçlere katkıda bulunmaya hazırız.

Hukukbook: Türkiye’de Hukuk Felsefesi yahut Hukuk Sosyolojisi alanında çalışan bir enstitü ya da araştırma merkezi var mı?

Seyhan: Türkiye’de bu alanda çalışan bağımsız bir enstitü veya araştırma merkezi maalesef bulunmuyor. Ancak üniversitelerin hukuk fakülteleri bünyesinde bu disiplinlere odaklanan kürsüler mevcut. Bu kürsülerin daha aktif ve üretken hale gelmesi için barolar ile iş birliği halinde olmaları gerektiğini düşünüyorum.

Hukukbook: Son genel kurulda divan başkanlığı yapan Bahri Bayram Belen’in “Felsefe olmazsa hukukun da bir anlamı olmadığı kanaatindeyim” sözleri üzerinden İstanbul Barosu avukatlarına neler söylemek istersiniz?

Seyhan: Sayın Bahri Belen’in bu sözleri, hukukun felsefi bir temelden yoksun olamayacağını çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Hukuk, yalnızca kurallar manzumesi değil, aynı zamanda bu kuralların dayandığı etik, adalet ve toplumsal denge anlayışıdır. İstanbul Barosu avukatlarına bu bağlamda çağrım, mesleklerini yalnızca bir “iş” olarak görmemeleri ve hukuku derin bir düşünce sistemi olarak ele almalarıdır. Hukukçular, toplumsal adaletin mimarlarıdır; ancak bu mimarlık, sağlam bir felsefi temel olmadan mümkün değildir.

Hukukbook: Bilim insanı Sayın Kaboğlu’nun baro başkanı seçilmiş olması HFSK’nın çalışmalarını olumlu yönde tetikleyecek mi?

Seyhan: Sayın Kaboğlu’nun baro başkanı seçilmiş olması, hukuk felsefesi ve sosyolojisi çalışmalarını ön plana çıkarma konusunda bir fırsat sunabilir. Anayasa hukuku ve insan hakları konularındaki bilgi birikimi, baro çalışmalarına disiplinlerarası bir perspektif kazandırabilir. Ancak, bu durumun HFSK’nın çalışmalarını olumlu yönde tetiklemesi, yalnızca başkanın kişisel katkılarından değil, tüm baro yönetiminin bu alanlara ayıracağı öncelikten ve komisyon üyelerinin iş birliğinden geçmektedir.

Hukuk felsefesi ve sosyolojisinin baro politikaları içinde daha fazla yer alabilmesi için HFSK olarak mevcut projelerimizi tamamlamaya ve özellikle yeni projeler geliştirmeye hazırız. Son olarak söylemeden edemeyeceğim, avukatların kişilerden çok yapıları konuşması gerektiğini düşünüyorum.

Hukukbook: Avukatlara, barolara, akademisyenlere ve topluma bir çağrınız var mı?

Seyhan: Avukatlara çağrım, hukuku yalnızca yazılı kurallardan ibaret görmeyip, toplumsal sorunları çözme ve adaleti sağlama sorumluluğunu taşımalarıdır. Barolar, meslek örgütü olmanın ötesinde, hukuk devletinin savunucuları olarak daha aktif bir rol üstlenmelidir. Akademisyenlerden beklentimiz, hukuk felsefesi ve sosyolojisi alanındaki çalışmaları yalnızca teoride bırakmayıp, uygulamaya aktarılabilir çözümler üretmeleridir. Topluma ise, hukukun yalnızca mahkeme salonlarında değil, hayatın her alanında etkili olduğunu hatırlatmak istiyorum. Adalet, herkesin ortak sorumluluğudur; bu sorumluluğu paylaşarak daha iyi bir toplum inşa edebiliriz.

Hukukbook: HFSK’nın yeni döneminde bu alanda çalışacak avukatlara ne söylemek istersiniz?

Seyhan: HFSK’nın yeni döneminde görev alacak meslektaşlarıma çağrım, bu alanın toplumsal adaleti şekillendirme potansiyelini unutmadan çalışmalarını sürdürmeleridir. Hukuk felsefesi de hukuk sosyolojisi de yalnızca teorik değil, aynı zamanda pratik alanlar. Bu nedenle hem meslektaşlarımızın hem de toplumun faydasına somut projeler üretmeye devam etmelerini diliyorum. Hep söylediğimiz gibi Baro, hepimizin çatısı altında beraberce üretebileceğimiz ve dayanışma sergileyebileceğimiz bir kurumdur. Bu nedenle de Baro’da gördüğümüz eksiklikleri Baro’nun komisyon ve merkezlerinde yer alarak düzeltmeye çalışmalıyız ki Baro’yu olumlu manada dönüştürebilme olanağına sahip olabilelim. Böylece yeni dönemde bu alana ilgi duyan tüm meslektaşları komisyonda aktif rol almaya bir kez daha davet ediyor ve bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Hukukbook: Biz de okurlarımız adına teşekkür ederiz.

 

 

Dünya Tabipler Birliği Gürültü Kirliliği Raporu

0

Dünya Tabipler Birliği Gürültü Kirliliği Raporu, 1992 yılı eylül ayında İspanya’nın Marbella kentinde 44. Dünya Tıp Kongresi’nde kabul edilmiş, Ekim 2007’de Danimarka’nın Kopenhag kentinde DTB Genel Kurulu’nda güncellenmiştir.

Dünya Tabipler Birliği Gürültü Kirliliği Raporu

Önsöz

Gelişen çevresel farkındalık/duyarlılık ve gürültünün sağlık üzerine, ruhsal duruma, performans ve iyi halde olma üzerine etkileri bilgisiyle, çevresel gürültüyle savaş gittikçe önem kazanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü gürültüyü, endüstriyel uluslarda başlıca çevresel sorun olarak tanımlamaktadır.

Gürültü insanları çeşitli yollarla etkiler. İşitme, vejetatif sinir sistemi, ruhsal durum, sesli iletişim, uyku ve performans ile ilişkili etkileri vardır. Gürültü daha fazla enerji tüketimine ve daha yüksek yıpranmaya neden olarak vücudun üzerinde artan bir yük olan stres etkeni gibi davranır. Bu yüzden gürültünün, stresin katkıda bulunduğu; hipertansiyon, miyokard enfaktüsü, angina pektoris ya da hatta inme gibi şekillerde görülebilen kardiyovasküler hastalıklar için başlıca kolaylaştırıcı olabileceğinden kuşkulanılır.

Ayrıca gürültünün psikososyal alanda etkileri dramatiktir. Çevresel gürültünün neden olduğu stres, özellikle trafik gürültüsü, yalnızca endüstriyel uluslarda değil aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerde de temel endişedir. Hem yollarda, hem de havada sürekli ve muazzam büyüklükteki trafik sesleri yüzünden, strese neden olan çevresel gürültü, hem devamlığı anlamında, hem de etkilenen alan anlamında sürekli artmaktadır.  Bu gürültünün neden olduğu işitme hasarı büyüyen bir endişedir.

Bu bağlamda sesin en çok ortak kaynağı, kulağın çeşitli yerlerde, çeşitli ses araçları (taşınabilir müzik çalarlar, stereo sistemler, diskotekler, konserler) ile maruz kaldığı müziktir. Duyma hasarına maruz kalma riski, birçok kişi tarafından tahmin edilemez ya da hatta bile bile inkar edilir. En büyük sorun (ya da görünüm) yüksek risk gruplarındaki (genelde genç kişiler anlamına gelir) farkındalık yaratma sorunu altında yatar. Bu açıdan kanun yapıcılar müdahale etmek ve potansiyel ses düzeyi limitlerini ve müzik olaylarında izin verilen en fazla ses düzeylerini ortaya koyarak ya da çocukların çok yüksek sesli ya da yüksek gürültü düzeyleri üreten oyuncaklarını yasaklayarak, hasarı azaltmak için yardıma çağrılır.

DTB sosyo-medikal sözlerini tutarak, daha geniş bilgilendirme ve daha akut farkındalık aracılığıyla, çevresel gürültüyle müdadeleye katkıda bulunmak amacıyla, gürültü kirliliği sorunu konusunda bir rapor yayınlamıştır.

Öneriler
DTB aşağıdaki konuları ulusal tabip birliklerinin dikkatine sunar:

1. Toplumu, özellikle çevresel gürültüden etkilenen insanları olduğu kadar, politika üretenleri ve karar verenleri, gürültü kirliliği hakkında bilgilendirin.

2. Ulaşım bakanlarınını ve şehir planlamacılarını büyüyen çevresel gürültü kirliliğine karşı koymak duyarlılığında alternatif fikirler geliştirmeleri için yardıma çağırın.

3. Çevresel gürültü kirliliğini yok etmek için uygun yasal düzenlemeyi destekleyin.

4. Yasal gürültü kirliliği uygulamalarını destekle ve kontrol ölçümlerinin etkililiğini izleyin.

5. Gençleri taşınabilir müzik çalarlardan, kulaklıklı stereo sistemlerin kullanımından, arabalardaki ses sistemlerinden, rock konserleri ve diskoteklerde bulunanlardan yayılanlar gibi, yüksek sesli müzik dinleme ile bağlantılı riskler hakkında bilgilendirin.

6. Eğitim otoritelerini, erken durumda kişiler üzerinde gürültünün etkilerine dikkat etmeleri için, çevresel gürültü yüzünden oluşan stresin, nasıl etkisiz hale getirilebileceğini, gürültü kirliliğinde payı olmada bireylerin rolleri ve yükse sesle müzik dinleme ile bağlantılı riskler hakkında insanları bilgilendirmeler için yöneltin.

7. Güç araçları ile çalışma ya da yüksek sesli motorlu araçları yönetme sonucu, özel sektörde gittikçe artan duyma hasarının riskleri hakkında bilgi sağlayın.

8. İş yerinde yüksek sesli gürültüye maruz kalan bu bireylerin azaltılamaz gürültüye karşı kendilerini korumalarının önemini vurgulayın.

9. İşte mesleki güvenlik ve sağlıktan sorumlu kişileri, işyerindeki çalışanların sağlığının korunmasından emin olmak için gürültü yayılımını azaltmak amacıyla, daha fazla harekette bulunmaları için yardıma çağırın

Psikolojik Danışmada Etik ve Hukuk

0

Psikolojik Danışmada Etik ve Hukuk isimli eser Aynur Eren GümüşMustafa Alper Gümüş tarafından yazılmış ve hukuk yayınları alanında faaliyet gösteren On İki Levha yayınları tarafından 2018 yılında basılmıştır. 

Psikolojik Danışmada Etik ve Hukuk isimli eser Aynur Eren Gümüş, Mustafa Alper Gümüş tarafından yazılmış ve hukuk yayınları alanında faaliyet gösteren On İki Levha yayınları tarafından 2018 yılında basılmıştır. 

Rehberlik ve psikolojik danışma alanında uzman Yrd. Doç. Dr. Aynur Eren-Gümüş ile medeni hukuk alanında uzman Doç. Dr. Mustafa Alper Gümüş tarafından “Psikolojik Danışmada Etik ve Hukuk“adı ile yayınlanan kitap alandaki sorunları hukuk ve ahlak ilkeleri açısından irdeleyen bir ilk çalışmadır.

Kitabın giriş niteliği taşıyan birinci bölümünde mesleki etik kuralların, ahlak kuralları ve hukuk kurallarından farklı yönleri ve birbirleri ile ilişkisi ele alınmıştır. Bu bölümde ayrıca, psikolojik danışma ve rehberlik alanını temsil eden meslek Derneklerinin hukuksal niteliği ve etik kuralların yaptırımının ne olduğu A.B.D. ile Türkiye’deki uygulamalar karşılaştırmalı olarak açıklanmıştır.

Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisinde yayınlanan bir makalede Prof. Dr. Yıldız KUZGUN tarafından kitap hakkında şu bilgiler verilmektedir:

“Kitabın diğer bölümlerine, özellikle büyük kentlerde sayısı giderek artan özel danışım merkezlerinin bulunduğun, burada çalışan psikolojik danışman ve psikologların mesleki faaliyetlerinin etik kurallara uygunluğunun denetlenmesi gereği üzerinde durulmakta ve hukuk mesleklerinin uygulamalarından yararlanılarak soruna açıklık getirilmeye çalışılmaktadır. Özel psikoloji danışma yardımının hukuksal niteliğinin Bir Vekâlet Sözleşmesi Olduğu; bu sözleşmede vekil durumunda olan psikolojik danışmanın danışana karşı olan başlıca hukuk dili ile borçlarının neler olduğu; bu borçları kusurlu olarak hiç yerine getirmemesi ya da gereği gibi yerine getirmemesi halinde tazmin etmesi gereken zararın ne olduğu; sözleşmenin sona erdirilmesi ve böyle bir borç ilişkisinde psikolojik danışma merkezlerinin  sorumluluğunun neler olacağı üzerinde durulmuştur.

Kitabın son bölümünde psikolojik danışma sürecinde etik ikilemler ve etik karar verme üzerinde durulmuştur. Cinsel istismara uğramış ya da uyuşturucu kullanan kişilerin (okulda öğrencilerin) ifadelerinin gizliliğinin korunması profesyonel kimliğin ön koşulu olarak görüldüğüne dikkat çekilmektedir. Bu bölümün sonunda karar verme modellerinin bütünleştirilebilir yönlerinden yedi basamaklı bir model tanımlanarak, ülkemiz koşulları için daha uygun modeller oluşturmaya aracılık edebilecek bir model ele alınmıştır.” (Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi -Prof. Dr. Yıldız KUZGUN)

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Kitabın Tanıtım Bülteni

Kitabın “Meslek Etiği ve Yasal Konular” dersi için lisans ve lisansüstü düzeyde ders kitabı olması ve alanda çalışan psikolojik danışman ve hekim dışı ruh sağlığı meslek mensupları için etik ve yasal konulara ilişkin kaynak oluşturması amaçlanmıştır. Kitabın bu basısında Meslek Etiği ve Yasal Konular dersinin yürütülmesi sırasında daha uygun bir sıra oluşturması amacıyla kitaba yeni bölümler eklenmiş ve önceki basıdaki bölüm sırası değiştirilmiştir.

Birinci Bölüm olarak, Mesleki Etik Kuralların Genel Özellikleri ve Yaptırım Gücü; İkinci Bölüm olarak, Mesleki Etik Kodların Temelinde Bulunan İlke ve Erdemler; Üçüncü Bölüm olarak, Psikolojik Danışma Meslek Etiği Kurallarına Etik ve Yasal Açıdan Genel Bir Bakış yer almakta; sonraki bölümler ise önceki basımın düzeninde ard arda gelmekte ve kitap toplamda sekiz bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerdeki kaynakların bir kısmı güncellenmiş ve bazı alt başlıklara eklemeler yapılmıştır.

Okul Psikolojik Danışmanlarının Hukuksal Sorumluluğu bölümünde yeni Yönetmelik kapsamında önemli değişiklikler ve eklemeler yapılmış; çocuk cinsel istismarının bildirim yükümü kapsamında ise yeni alt başlıklar yaratılmıştır. Kitabın ekler bölümüne psikolojik danışmanların Türkiye Cumhuriyeti mevzuatına dayalı olarak hangi mesleki hizmetleri yürütebileceklerine ilişkin mevzuat taramasına dayalı açıklayıcı bir bölüm eklenmiştir.

İÇİNDEKİLER
Psikolojik Danışmada Etik ve Hukuk
BİRİNCİ BÖLÜM

Mesleki Etik Kuralların Genel Özellikleri ve Yaptırım Gücü

Mustafa Alper Gümüş, Aynur Eren Gümüş

Mesleki Etik Kuralların Ahlak Kuralları ve Hukuk Kuralları ile İlişkisi

Meslek Birliklerinin Hukuksal Niteliği ve Etik Kurallarının Yaptırımı

Sonuç ve Öneriler

İKİNCİ BÖLÜM

Mesleki Etik Kuralların Temelinde Bulunan İlke ve Erdemler

Aynur Eren Gümüş

Etik Yaklaşımın Zorunlu ya da İdeal Olması

Psikolojik Danışma Meslek Etiğinin Temel Ahlak İlkeleri

Psikolojik Danışma Meslek Etiğinin Temel Erdemleri

Sonuç ve Öneriler

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Psikolojik Danışma Meslek Etiği Kurallarına Etik ve Yasal Açıdan Genel Bir Bakış

Aynur Eren Gümüş

Psikolojik Danışmanın Yeterliği

Gizlilik ve Mahremiyet

Psikolojik Danışma İlişkisinde Çoklu İlişkiler ve Sınırlar

Sonuç ve Öneriler

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Psikolojik Danışmanın Psikolojik Danışma Sözleşmesine Dayalı Hukuksal Sorumluluğu

Mustafa Alper Gümüş, Aynur Eren Gümüş

Psikolojik Danışmanın Sözleşmeye Dayalı Sorumluluğu ile Mesleki Sorumluluğu Arasındaki Ayırım

Psikolojik Danışma Sözleşmesinin Hukuksal Niteliği

Psikolojik Danışma Sözleşmesinin (PDS) Kurulması

Psikolojik Danışma Sözleşmesinde Tarafların Borçları

Psikolojik Danışmanın Psikolojik Danışma Sözleşmesinden Doğan Borçlarını Kusurlu Olarak Hiç veya Gereği Gibi Yerine Getirmemesi Durumunda Tazmin Etmesi Gereken Zarar

Psikolojik Danışma Sözleşmesinin Sona Ermesi

Psikolojik Danışmanın Yardım İlişkisi Dışındaki Öğüt ve Önerilerinden Doğan Sorumluluğu

Tüzel Kişiliğe Sahip Psikolojik Danışma Merkezlerinin Sorumluluğu

Sonuç ve Öneriler

BEŞİNCİ BÖLÜM

Okul Psikolojik Danışmanlarının Hukuksal Sorumluluğu

Aynur Eren Gümüş, Mustafa Alper Gümüş

Devlet ve Özel Okul Psikolojik Danışmanlarının Hukuksal Sorumluluğunun Niteliği ve Dayanakları

Okul psikolojik danışmanlarının hukuksal sorumluluğuna ilişkin temel görevleri

Sonuç ve Öneriler

ALTINCI BÖLÜM

Bilgilendirilmiş Onay: Psikolojik Danışma Sürecindeki Yasal ve Etik Yükümlülük

Aynur Eren Gümüş, Mustafa Alper Gümüş

Psikolojik yardım sürecinde bilgilendirilmiş onay

Bilgilendirilmiş onayın içeriği

Bilgilendirilmiş onayın alınmasına ilişkin görüş farklılıkları ve ilgili araştırmalar

Bilgilendirilmiş onayın hukuki temeli

Bilgilendirilmiş onayın hukuka uygunluğu için aranan koşullar

Okul psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri için bilgilendirilmiş onay alma

Bilgilendirilmiş onayın alınma biçimi

Sonuç ve Öneriler

YEDİNCİ BÖLÜM

Psikolojik Danışma Sürecinde Etik İkilemler ve Etik Karar Verme

Aynur Eren Gümüş

Etik Karar Verme Kuramları

Etik Karar Verme Modelleri

Sonuç ve Öneriler
Yukarıdaki etik ikilemin çözümünde dikkate alınması gerekenler

SEKİZİNCİ BÖLÜM

Karara Bağlanmış Bir Ensest Davası Örneği Üzerinden Çocuğun Cinsel İstismarı Durumunda Okul Psikolojik Danışmanlarının Bildirim Sürecinde Dikkate Alması Gereken Önemli Konular

Aynur Eren Gümüş

2006 Yılında Karara Bağlanmış Bir Ensest Davası Örneği

Olayın Ve Dava Sürecinin Özeti

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararının Gerekçesi ve Sonucu

EK-I

ETİK İKİLEMLERDE KARAR VERME FORMU

EK-II

PSİKOLOJİK DANIŞMANLAR TÜRKİYE CUMHURİYETİ MEVZUATINA DAYALI OLARAK HANGİ MESLEKİ HİZMETLERİ YÜRÜTEBİLİRLER?

 

 

ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi

0
ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi

ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi, 22 Haziran 1965 tarihinde  Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından kabul edilmiş, 08.051991 tarihli ve 3729 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 02.10.1991 tarihli sayısı ile yayınlanarak 08.12.1992 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

ILO 123 No’lu Asgari Yaş (Yeraltı İşleri) Sözleşmesi

ILO Kabul Tarihi: 22 Haziran 1965
Kanun Tarih ve Sayısı: 8.5.1991 / 3729
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 21.5.1991 / 20877
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 19.8.1991/91-2163
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 2.10.1991/21009
Türkiye’de Yürürlüğe Girdiği Tarih: 8 Aralık 1992

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu’nun daveti üzerine 2 Haziran 1965 tarihinde Cenevre’de toplanan uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı kırkdokuzuncu toplantısında;

Oturum gündeminin dördüncü maddesinde yer alan yeraltı madenlerinde işe alınmada asgari yaşa ilişkin bazı tekliflerin kabul edilmesine karar vererek;

1935 tarihli Yeraltı Çalışmaları (Kadınlar için) Sözleşmesinin, ilke olarak, yaşları ne olursa olsun kadınların her türlü madenlerde, yeraltında çalışmasını yasakladığını not ederek;

Madenler içinde uygulanan, 1937 tarihli Asgari Yaş (sanayi) Sözleşmesinin 15 yaşından küçük çocukların kamu ya da özel işletmelerde veya bunların bağlı birimlerinde istihdam edilmesi veya çalışmaması hükmünü getirdiğini not ederek;

Aynı sözleşmede, ayrıca, mahiyeti icabı veya çalışma şartlarından dolayı orada istihdam edilen kişilerin hayatı, sağlığı veya ahlakı bakımından tehlike arzeden işler için milli mevzuatta, ya bu işlere gençlerin kabulu için 15 yaş üstünde bir yaşın veya yaşların tesbit edilmesini, ya da bu yaşları tesbit edecek uygun bir makamın görevlendirilmesi gerektiğinin beyan edildiğini kaydederek ;

Madenlerde yeraltında istihdamın tabiyatı icabı bu işlere kabulde 15 yaş üstünde bir yaş tesbit eden uluslararası standartların arzulanır olduğunu düşünerek;

Bu standartların uluslararası bir Sözleşme şekli alması gerektiğini düşünerek ;

Bindokuzyüzaltmışbeş senesinin Haziran ayının yirmiikinci günü 1965 tarihli Asgari Yaş (Yeraltı Çalışması) adı verilecek olan aşağıdaki sözleşmeyi kabul etmiştir.

MADDE 1

Bu sözleşmenin amacı bakımından “Maden” terimi, yeraltında insanları istihdam etmek suretiyle, yeraltından cevher çıkaran kamu ya da özel sektör olmak üzere herhangi bir işletmeyi ifade eder.

Madenlerde yeraltında isatihdama ya da çalışmaya ilişkin bu Sözleşme hükümleri taş ocaklarında yer altında istihdamı ya da çalışmayı da kapsar.

MADDE 2

Tesbit edilmiş belirli bir yaş altındaki kişiler yeraltında madenlerde istihdam edilemez veya çalıştırılamazlar.

İşbu sözleşmeyi onaylayan her ülke onay belgesine ekleyeceği bir açıklamada tesbit ettiği asgari yaşı belirtecektir.

Asgari yaş hiçbir şekilde 16 yaştan aşağı olamaz.

MADDE 3

İşbu Sözleşmeyi onaylamış olan her üye ülke, daha sonra onay esnasında tesbit etmiş olduğundan daha yüksek bir asgari yaş tesbit eder ise bu durumu ek bir çalışma ile Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne bildirebilir.

MADDE 4

Yetkili makam işbu Sözleşme hükümlerinin etkin olarak uygulanmasını sağlamak amacıyla uygun cezalar da dahil olmak üzere gerekli tüm tedbirleri alır.

İşbu Sözleşmeyi onaylamış olan her üye ülke, Sözleşme hükümlerinin uygulanmasını denetlemek amacıyla, uygun bir teftiş hizmeti idame ettirmeyi veya uygun bir teftişin yapıldığına kani olmayı taahhüt eder.

Milli mevzuat işbu Sözleşmenin hükümlerine uymaktan sorumlu kişileri belirler.

İşveren, yeraltında istihdam edilen veya çalışan ve tesbit edilen asgari yaşın en fazla iki yaş üstündekiler için aşağıdaki huısuslarda kayıt tutar ve müfettişlerin denetimine hazır bulundurur.

Mümkün olan hallerde belgelenmiş doğum tarihlerini, ve

Kişinin işletmede yeraltında ilk defa istihdam edildiği veya çalıştığı tarihi,

İşveren, işçi temsilcilerinin talepleri üzerine yeraltında istihdam edilen ya da çalışan ve tesbit edilen asgari yaşın en fazla 2 yaş üstündeki kişilerin listelerini verir. Bu listeler, bu kişilerin doğum tarihlerini ve işletmede yer altında ilk defa istihdam edildikleri ya da çalıştıkları tarihi gösterir.

MADDE 5

İşbu Sözleşmenin 2 nci ve 3 ncü maddeleri mucibince belirlenecek asgari yaş, en fazla temsil yetkisini haiz ilgili işveren ve işçi kuruluşlarıyla istişare sonunda tesbit edilir.

MADDE 6

Bu sözleşmenin onay belgeleri tescil edilmek üzere Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecektir.

MADDE 7

Bu Sözleşme, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerinden sadece onay belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olanları bağlayacaktır.

Bu Sözleşme, iki üyenin onay belgelerinin Genel Müdür tarafından tescil tarihinden oniki ay sonra yürürlüğe girecektir.

Bunu takıben, Sözleşme herhangi bir üye için, onaylamanın tescil edildiği tarihten oniki ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 8

Bu sözleşmeyi onaylamış olan bir üye, Sözleşmenin ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra, Milletlerarsı Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve onun tescil edilecek bir bildirim ile Sözleşmeyi feshedebilir. Fesih, tescil tarihinin üzerinden bir yıl geçmeden muteber olmaz.

Bu Sözleşmeyi onaylamış bulunan ve önceki fıkrada belirtilen on yıllık devrenin sonundan itibaren bir yıl içinde bu Madde hakkını kullanmamış her üye yeniden on yıllık müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık sürenin sona ermesinden sonra, bu maddede derpiş edilen hükümlere göre feshedilebilecektir.

MADDE 9

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Teşkilat üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onay ve fesihlerin tescil işlemini Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine bildirecektir.

Genel Müdür, kendisine gönderilen sözleşmenin ikinci onay belgesinin tescil edildiğini ikinci teşkilat üyelerine bildirirken bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihine Teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.

MADDE 10

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, önceki maddeler gereğince tescil etmiş olduğu onay ve fesih işlemlerine dair bilgilerin tamamını Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

MADDE 11

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu gerekli gördüğü hallerde, bu Sözleşmenin uygulanması hakkında Genel Konferansa bir rapor sunacak ve sözleşmenin tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun Konferans gündemine alınıp alınmaması hususunu inceleyecektir.

MADDE 12

Genel Konferansın, bu Sözleşmenin tamamını veya bir kısmını değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve bu yeni Sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde;

Değişiklik getiren yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onaylanması bu yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi kaydıyla, yukarıdaki sekizinci madde hükümleri gözönünde tutulmaksızın, İşbu Sözleşmenin derhal feshi neticesini doğuracaktır.

Değişiklik getiren yeni Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihinden itibaren işbu sözleşme üye onayına artık açık tutulmayacaktır.

Bu Sözleşme’yi onaylamış bulunan ve değişiklik getiren Sözleşmeyi onaylamayacak olan ülkeler açısından işbu Sözleşme aynı muhteva ve biçimde yürürlükte kalacaktır.

MADDE 13

Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede muteberdir.

Şerafettin Can Atalay Kararı

0

Şerafettin Can Atalay tarafından Anayasa Mahkemesi‘ne yapılan bireysel başvuru hakkında Mahkeme Genel Kurulu 25 Kasım 2023 tarihinde 2023/53898 sayılı kararı vermiştir. Mahkeme, Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, 27.1.2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
 
KARAR
 
ŞERAFETTİN CAN ATALAY BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2023/53898)
 
Karar Tarihi: 25/10/2023
R.G. Tarih ve Sayı: 27/10/2023-32352

 

Başkan : Zühtü ARSLAN
Başkanvekili : Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili : Kadir ÖZKAYA
Üyeler : Engin YILDIRIM
    Muammer TOPAL
    M. Emin KUZ
    Rıdvan GÜLEÇ
    Yusuf Şevki HAKYEMEZ
    Yıldız SEFERİNOĞLU
    Selahaddin MENTEŞ
    Basri BAĞCI
    İrfan FİDAN
    Kenan YAŞAR
    Muhterem İNCE
Raportörler : Yunus HEPER
    Kübra ÇİFTÇİ
Başvurucu : Şerafettin Can ATALAY
Vekilleri : 1. Av. Fikret İLKİZ
    2. Av. Evren İŞLER

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığı kazanan başvurucunun yargılamada durma kararı verilmesi talebinin reddedilerek yargılamaya devam edilmesi nedeniyle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının, tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/7/2023 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

5. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Bir avukat olan başvurucu; Taksim Yayalaştırma Projesini protesto etmek amacıyla 28 Mayıs – 30 Ağustos 2013 tarihleri arasında Gezi Parkında düzenlenen eylemlerin ülke çapında kitlesel şiddet olaylarına dönüşmesi nedeniyle yürütülen ve Gezi Parkı Davası olarak bilinen ceza davasının sekiz sanığından biridir.

8. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince görülen söz konusu davada, başvurucu hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan 25/4/2022 tarihinde mahkûmiyet kararı verilmiş; başvurucunun suçu yardım etme niteliğinde görülerek 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutuklanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun anılan karara yönelik istinaf başvurusu tahliye talebiyle birlikte, Bölge Adliye Mahkemesinin 28/12/2022 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

9. Anılan karar Yargıtay 3. Ceza Dairesinde temyiz incelemesindeyken başvurucu 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi 28. Dönem Hatay milletvekili olarak seçilmiştir. Başvurucu, milletvekili seçilmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığına sahip olduğunu belirterek ilgili Ceza Dairesinden Anayasa’nın 83. maddesi gereğince durma kararı verilmesini ve tahliye edilmesini talep etmiştir. Başvurucunun bu talebi, işin esası bilahare incelenmek üzere münhasıran Dairenin, 13/7/2023 tarihli kararıyla incelenmiş ve reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

Yasama dokunulmazlığına getirilen ikinci istisna ise soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlardır. Anayasanın 14 üncü maddesi 03.10.2001 gün 4709 sayılı Kanunla değiştirilmeden önce düşünce özgürlüğüne aykırı birçok yasak bulunmaktaydı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17 nci maddesine uyumun amaçlandığı düzenlemeyle maddenin kapsamı daraltılmış ve anlaşılır hale getirilmiştir.

Anayasanın 14 üncü maddesinde sayılan durumların yasama dokunulmazlığı kapsamının dışında olması için bulunması gereken şartlar Anayasanın 83 üncü maddesinin 2. fıkrasında belirtilmiştir. Buna göre:

i) Suçun Anayasanın 14. maddesinde sayılan durumlarla ilgili olması,

ii) Suçun soruşturmasına seçimden önce başlanılmış olması,

iii) Yetkili makamın, durumu hemen ve doğrudan doğruya TBMM’ye bildirmesi gerekir.

Anayasanın 14 ‘ üncü maddesinde doğrudan doğruya bir suç tanımı yapılmış, bir suç ihdas edilmiş veya birtakım suç tipleri sayılmış değildir; ancak kavram, ilke ve faaliyetler ile genel çerçeveye yer verilmiştir.

Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması başlıklı 14. madde incelendiğinde kötüye kullanma olarak adlandırılan faaliyetler;

i) Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,

ii) İnsan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunmak,

iii) Devletin veya kişilerin, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlamak, şeklinde düzenlenmiştir.

Anayasa koyucu hangi suçların Anayasanın 14 üncü maddesi kapsamına gireceğine ilişkin somut bir niteleme yapmamış, bunun kapsamını belirlenmesini bilinçli olarak yargı içtihatlarına bırakmıştır. Anayasa Koyucunun iradesinin, milletvekilinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına kasteden bir faaliyette bulunduğu takdirde dokunulmazlıktan yararlanmaya devam etmemesi gerektiği yönünde olduğu açıktır.

Her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven kararlarında ‘Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasının metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ‘Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar’ ibaresini dolayısıyla da Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrası kapsamına girmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığı’ ifade edilmiş ise de; Anayasa’nın 148. maddesi ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45 vd. maddeleri gözetildiğinde asli görevi norm denetimi olan Anayasa Mahkemesi’nin bir anayasa hükmüne yönelik inceleme ve denetleme yetkisinin şekil bakımından denetleme ile sınırlı olduğu ve tali nitelikteki bireysel başvuru yolu ile bir anayasa hükmünün yürürlükten kaldırılamayacağı veya uygulanmasının olanaksız hale getirilemeyeceği dikkate alındığında Anayasa Mahkemesi’nin meri anayasa normunu esastan iptal etme yetkisinin bulunmadığı, anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceleyip denetleyebildiği ve bireysel başvuru yoluyla meri anayasa normunun uygulanmasının ortadan kaldıracak veya işlevsiz hale getirecek şekilde bir karar vermesinin hukuken mümkün olmadığı cihetle, Anayasa Koyucunun 14 üncü maddede bilinçli olarak bıraktığı boşluğun maddede öngörülen faaliyetlerin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyete yönelen tehdidin ağırlığı ile orantılı olacak bir biçimde içtihatta süreklilik ve istikrar ilkeleri de gözetilerek yargı kararları ile doldurularak belirli hale getirilmesi ilgili anayasa normunun yürürlüğünün ve işlevinin korunması bakımından hukuk devletinin bir gereğidir.

Belirlilik ilkesi yalnızca kanuni belirliliği değil daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Buna göre hukuk kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanuni düzenleme ile sınırlanamaz. Normlara dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir nitelikleri haiz olması koşuluyla mahkeme içtihatları ile de hukuki belirlilik sağlanabilir.

O halde çözülmesi gereken hukuki mesele hangi suçların Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında değerlendirileceğine ilişkindir.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ‘Terör Tanımı’ başlıklı 1 inci maddesine göre, terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini , kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir. Aynı Kanunun “Terör Suçları” başlıklı 3 üncü maddesinde ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, mutlak ve asli nitelikte terör suçu olarak tanımlanmıştır.

5237 sayılı Kanun’un ‘Anayasayı İhlal’ başlıklı 309. maddesi cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler hakkında hapis cezasına hükmolunacağını bildirmektedir. Kanunun ilgili madde gerekçesinde; ‘Anayasanın Başlangıç Kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı: Hiç bir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığını, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerini, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;’ şeklindeki ifade ile siyasal iktidarın kuruluş ve işleyişine egemen olması gereken ilkeler gösterilmiş bulunmaktadır. Siyasal iktidarın kuruluşu ve işleyişine egemen olan bu ilkeleri içeren kuralların bütünü, Anayasal düzeni teşkil etmektedir. Bu madde ile korunmak islenen hukuki yarar Anayasa düzenine egemen olan ilkelerdir. Madde ile korunmak istenen hukuki yararın niteliği dikkate alınarak, ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzen’ ibaresi kullanılmış böylece korunmak istenen hukuki yarara açıklık getirilmiştir.’ şeklinde ifadelere yer verilmiştir.

Keza 5237 sayılı Kanun’un ‘Hükümete karşı suç’başlıklı 312. maddesi cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edenler hakkında hapis cezasına hükmolunacağını bildirmektedir. Kanunun ilgili madde gerekçesinde: ‘Madde metninde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluştuğu üç güçten yönetim gücünü temsil eden Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya böyle olmamakla birlikte görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs edilmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suç tanımında da Anayasa düzeninin temel organlarından biri olan Hükümetin ortadan kaldırılmasına veya görevlerinin engellenmesine yönelik teşebbüse ait icra hareketlerini tam suç gibi cezalandırılmaktadır. Maddenin uygulamasına ilişkin diğer hususlar için Anayasayı ihlal ve Yasama organına karşı suça ilişkin maddelerin gerekçelerine bakılmalıdır’ açıklamalarına yer verilmiştir.

Anayasa’nın 14. maddesinde ‘devletin ülkesi ve milleriyle bölünmez bütünlüğünü bozma’ ve ‘insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunma biçiminde’ çerçevesi çizilen faaliyetlerin 3713 sayılı Kanunun terör ve terör suçları tanımında tam da aynı kavram ve kurumlara vurgu yapıldığı ve 5237 sayılı Kanunda düzenlenen anayasayı ihlal suçunun unsurları ve madde gerekçesinde özellikle Anayasa’nın başlangıç hükümlerine yaptığı atıf ve korunan hukuki yarar birlikte değerlendirdiğinde Anayasa’nın 14. maddesinin yargı organlarının kararlarıyla belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığını değerlendirmek mümkün olmayıp, açık bir şekilde 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçların Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Aksi takdirde Türkiye Cumhuriyeti’nin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne kasteden pek çok kanlı terör eylemini gerçekleştirdikleri için haklarında yukarıda sayılan mutlak terör suçlarından soruşturma ve kovuşturma bulunup yakalanması mümkün olmayan ve kırmızı bültenle aranan şahısların milletvekili seçilmesinin ve yemin ederek göreve başlamalarının önü açılır ki bu durumun hukuken isabetli olduğunu savunmak mümkün değildir.

Muhakeme engeli olan yasama dokunulmazlığı Meclis kararıyla veya 83 üncü maddenin 2. fıkrasında iki istisna olarak getirilen ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumların varlığı halinde kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Sanığın üzerine atılı cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında yer alması ve soruşturmasına seçimden önce başlanmış olması dikkate alındığında Anayasa’nın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı kanaatine varılmakla yargılamanın genel usul hükümlerine göre devam etmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış ve aşağıdaki karar verilmiştir.”

10. Başvurucu tarafından söz konusu karara, Yargıtay 4. Ceza Dairesi nezdinde yapılan itiraz da anılan kararda isabetsizlik, usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle ve oy çokluğuyla 17/7/2023 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

11. Başvurucu nihai hükmü 18/7/2023 tarihinde öğrendikten sonra 20/7/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Söz konusu bireysel başvuru inceleme aşamasındayken Yargıtay 3. Ceza Dairesi 28/9/2023 tarihli kararıyla başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünü onamıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

13. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hükûmete karşı suç” kenar başlıklı 312. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.”

14. İlgili diğer mevzuat ve Yargıtay kararları için ayrıca bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu [GK], B. No: 2019/10634, 1/7/2021, §§ 26-33; Leyla Güven [GK], B. No: 2018/26689, 7/4/2022, §§ 43-50).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Anayasa Mahkemesinin 25/10/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

16. Başvurucu, yargılama devam ederken milletvekili seçilmiş olması nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinden (TBMM) dokunulmazlığın kaldırılmasına dair parlamento kararı alınıncaya kadar yargılamada durma kararı verilmesi gerektiği halde talebi reddedilerek yargılamaya devam edilmesinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlali olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven kararlarında aynı konuyu nihai bir şekilde hükme bağladığını; ancak Yargıtayın, durma talebinin reddine dair kararda Anayasa Mahkemesi kararlarından açık bir şekilde bahsettiği halde bu kararlara bilinçli bir şekilde uymadığını belirterek adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini iddia etmiştir.

17. Bakanlık 22/8/2023 tarihli görüşünde, Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında, Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç nedeniyle yasama dokunulmazlığının bulunmadığı yönünde karar verilirken yetkili hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacak değerlendirmenin usulünü belirlediğini, Yargıtay ilgili Dairesinin yargılamada durma kararı verilmesine yönelik talebi reddederken Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında belirlediği usule uygun karar verdiğini belirtmiştir. Öte yandan, hangi suçların 14. madde kapsamındaki durumlara gireceğinin yargı kararlarıyla belirlenebileceğini, ayrıca mevcut başvurunun Ömer Faruk Gergerlioğlu kararına konu olaydan farklı yönlerinin bulunduğunu, anılan karara konu olayda başvurucu terör örgütü propagandası yapma suçundan yargılanmakta iken mevcut başvuruda başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan yargılandığını, Yargıtayın mevcut başvurudaki suçun 14. madde kapsamında olduğuna dair içtihadının istikrarlı olduğunu, bu durumun başvurucu tarafından da öngörülebilir olduğunu ileri sürmüştür.

18. Başvurucu 28/8/2023 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyanında; demokratik hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu ileri sürdüğü Bakanlık görüşünün, hukuki değil siyasi bir görüş olduğunu belirterek başvuru formunda ileri sürdüğü ihlal iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerinin “Anayasa’nın Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” kenar başlıklı 14. ve “Yasama dokunulmazlığı” kenar başlıklı 83. maddelerinin ışığında ve bir bütün olarak Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 49).

20. Anayasa’nın Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.”

21. Anayasa’nın Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları” kenar başlıklı 67. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı ve dördüncü fıkrası şöyledir:

“Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak … seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma … hakkına sahiptir.

Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.”

22. Anayasa’nın “Yasama dokunulmazlığı” kenar başlıklı 83. maddesi şöyledir:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.

Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

23. Milletvekillerinin yasama faaliyetine katılmasına yönelik müdahaleler Anayasa Mahkemesinin konu bakımından inceleme alanına girer (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 123; Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, §§ 56-58; Kadri Enis Berberoğlu (2) [GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 55; Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 56-60).

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

25. Anayasa Mahkemesi, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile ilgili genel ilkelere çok sayıda kararında yer vermiştir. Anayasa Mahkemesi, seçilme hakkının sadece seçimlerde aday olma hakkını değil aynı zamanda ilgilinin seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla temsil yetkisini fiilen kullanabilmesini de kapsadığını kabul etmiş ve seçilmiş milletvekillerinin yasama faaliyetine katılmasına yönelik sınırlamaların onların seçilme haklarına ve dolayısıyla siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik birer müdahale teşkil ettiği sonucuna ulaşmıştır (diğerleri arasından bkz. Mustafa Ali Balbay, § 132; Mustafa Hamarat [GK], B. No: 2015/19496, 17/1/2019, § 39; Kadri Enis Berberoğlu (2), §§ 61, 62). Nitekim Gergerlioğlu kararında da Anayasa Mahkemesi, bir ceza mahkemesinde yargılanmakta iken milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığını kazanan başvurucunun hukuksal durumunu incelemiş ve durma kararı verilmeyerek yargılamaya devam edilmesinin başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale oluşturduğuna karar vermiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 69).

26. Eldeki olayda başvurucu, 14/5/2023 tarihinde yapılan 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde milletvekili seçilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun genel olarak yasama dokunulmazlığına sahip olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucunun durumunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen istisna kapsamında olduğu gerekçesiyle yargılamaya devam edilmiş ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu, milletvekili seçildikten sonra tahliye edilmediğinden TBMM’de yemin edememiş ve milletvekilliği görevini fiilen yerine getirememiştir. Bu görevin yerine getirilmesine engel olan tutukluluk halinin milletvekili olarak siyasi faaliyet ve temsil hakkını engellemiş olması da seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına ayrıca bir müdahale teşkil etmektedir (yasama dokunulmazlığı müessesesine ve yasama dokunulmazlığı kapsamına giren yargılama işlemlerine ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 61-68). Dolayısıyla yargılamaya ve tutukluluk halinin devamına karar verilmesiyle birlikte başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale edilmeye başlandığı kabul edilmiştir.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

27. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 67. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

28. Somut başvuruya benzer nitelikte olan Ömer Faruk Gergerlioğlu başvurusunda Anayasa Mahkemesi dokunulmazlık müessesesinin teminat altına almaya çalıştığı güvenceleri yargı makamları eliyle sağlayacak yargısal mekanizmaların bulunmadığını, Anayasa’nın 14. maddesinin yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığını tespit etmiş; bu bağlamda seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının korunmasına ilişkin temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 119-134).

29. Buna karşın eldeki başvuruda Yargıtay 3. Ceza Dairesi, temyiz için önünde bulunan davanın sanığı olan başvurucunun üzerine atılı cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında yer aldığı ve bu nedenle Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı kanaatine varmış, tahliye ve yargılamanın durması taleplerinin reddi ile yargılamanın devamına karar vermiştir.

30. Yargıtay 3. Ceza Dairesine göre Anayasa’nın 14. maddesinde doğrudan doğruya bir suç tanımı yapılmış, bir suç ihdas edilmiş veya birtakım suç tipleri sayılmış olmasa da kavram, ilke ve faaliyetler ile genel çerçeveye yer verilmiştir. Yine Daire, Anayasa koyucunun iradesinin, milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına kasteden bir faaliyette bulunduğu takdirde dokunulmazlıktan yararlanmaya devam etmemesi gerektiği yönünde olduğunu ifade etmiştir (bkz. § 9).

 (1) Sınırlamanın Doğrudan Bir Anayasa Kuralına Dayanması

31. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yolunda kamu gücünü kullanan bir organ doğrudan doğruya bir Anayasa normuna dayanarak bir temel hak veya özgürlüğe müdahalede bulunmuş ise müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütlere uygun olup olmadığını incelemektedir.

32. Söz konusu ölçütlerin başında “kanunilik” gelmektedir. Anayasa Mahkemesi 13. maddede yer alan kanunilik kavramını özerk olarak yorumlamaktadır (kanunilik ölçütüne ilişkin temel ilkelerin vurgulandığı kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36; Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 82 vd.; Fikriye Aytin ve diğerleri, B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 34 vd.; Hayriye Özdemir, B. No: 2013/3434, 25/6/2015, §§ 56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019, §§ 35-36).

33. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan “kanunla sınırlanabilir” lafzı açık olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi doğrudan Anayasa metnine dayanılarak gerçekleştirilen temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahalelerin kanunilik şartını sağlamadığının -kategorik olarak- ileri sürülemeyeceğinin altını çizmiştir. Somut olayda başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına Anayasa’nın 14. maddesi uyarınca müdahale edilmiştir. Derece mahkemeleri kanun koyucu tarafından kabul edilmiş olan bir kanun metnini yorumlayıp uygulayarak değil doğrudan Anayasa hükmüne dayanarak başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağına karar vermiştir. Eldeki başvuruda olduğu gibi müdahaleye imkân veren kuralın bir kanun hükmü değil de doğrudan doğruya, normlar hiyerarşisinde daha üstte yer alan ve kanunlara göre temel hak ve özgürlüklere çok daha yüksek güvence sağlayan Anayasa’nın bir kuralı olması da mümkündür. Bu çerçevede, temel hak ve özgürlüklere müdahale belirli ve öngörülebilir bir yorum ve uygulama yapmaya elverişli olan bir Anayasa normuna dayanmışsa müdahalenin kanuniliği şartı sağlanmış olacaktır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 75).

34. Bununla birlikte birçok kararda ifade edildiği üzere kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirir ve bu noktada kanunun niteliği önem kazanır. Bu anlamıyla kanunilik ölçütü, sınırlamaya ilişkin kuralın erişilebilirliğini ve öngörülebilirliği ile kesinliğini ifade eden belirliliğini garanti altına alır (Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi [GK]B. No: 2014/152204/6/2015, § 56; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 55; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 37). Tam da bu sebeple Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında, aynı şekilde sınırlama doğrudan doğruya bir Anayasa kuralına dayanıyorsa söz konusu kuralın da belirli ve öngörülebilir olarak yorumlanıp yorumlanamayacağının değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 76).

35. Nitekim Gergerlioğlu kararından önce verdiği bir kararında Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasını, başvuruya konu müdahalenin koşullarında Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan “kanunla sınırlanma” ölçütünü taşıyıp taşımadığı yönünden incelemiştir (Ersin Basın ve Yayıncılık San. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğerleri, B. No: 2016/54096, 30/6/2021). Anılan fıkrada Türkiye’de yayımlanan süreli yayınların “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlâka aykırı yayımlardan mahkûm olma” hâli söz konusu olduğunda mahkeme kararı ile geçici olarak kapatılabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın bu hükmü doğrultusunda süreli yayınların geçici olarak kapatılabilmesinin usulü ve şartları, 15/7/1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanunu’nun ek 2. maddesinde düzenlenmişti. 26/6/2004 tarihinde, 5680 sayılı Kanun’u tamamen yürürlükten kaldıran 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu alanda yeni bir kanuna ihtiyaç duyulmasının sebebi Kanun’un genel gerekçesinde “günümüzün düşünce ve basın özgürlüğü kavramına ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun yeni bir basın kanunu hazırlamak” olarak belirtilmiştir. Kanun koyucu 5187 sayılı Kanun’da süreli yayınların geçici olarak kapatılabilmesi usulüne hiç yer vermemeyi daha uygun görmüştür. Dolayısıyla 5680 sayılı Kanun’un mülga olmasıyla birlikte hukuk sistemimizde süreli yayınların geçici olarak kapatılması yolunu basın özgürlüğüne getirilebilecek bir sınırlama tedbiri olarak düzenleyen yürürlükteki yegâne hüküm olarak Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrası kalmıştır. Başka bir deyişle Anayasa koyucu söz konusu fıkrada süreli yayınların kapatılabileceğini ve buna ilişkin asgari standartları belirlemiş ancak kanun koyucu süreli yayınların kapatılması usulüne ifade özgürlüğünü koruma gerekçesiyle kanunlarda yer vermemeyi tercih etmiştir (Ersin Basın ve Yayıncılık San. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğerleri, §§ 58-63). Bu kararda şu değerlendirmelere yer verilmiştir:

“64. Anayasa’nın anılan hükmünde, süreli yayınlara ilişkin kapatma kararı verilebilmesinin şartları ve kararın geçiciliğine ilişkin koşul açıkça daraltıcı nedenler olarak sayılmıştır. Buna göre Türkiye’de yayım yapan bir süreli yayının kapatılabilmesi için ilk olarak söz konusu yayının devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyet’in temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlaka aykırılık oluşturması gerekir. İkinci olarak söz konusu yayında sorumluluğu olan kişinin yayın sebebiyle devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, millî güvenliğe ve genel ahlaka aykırılık kapsamında kalan bir suçtan dolayı mahkûm olması gerekir. Üçüncü olarak söz konusu ceza mahkûmiyeti nazara alınarak verilecek kapatma kararı ancak bir mahkeme tarafından verilebilir. Son olarak kapatma kararı yalnızca geçici olarak verilebilir.

65. Görüldüğü üzere 28. maddenin sekizinci fıkrası Anayasal düzlemde; sınırlandırma aracının kullanılabileceği meşru sebepleri sıralayan, bu aracı kullanabilecek merciyi ve aracın kullanılabileceği süreyi sınırlandıran bir çerçeve çizmekte ancak anılan aracın kullanılması ile ilgili usul ve şartları yeterli açıklıkta düzenlememektedir. Söz konusu hükümde süreli yayının geçici olarak kapatılabilmesinin şartı “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlâka aykırı yayımlardan mahkûm olma” hâli olarak belirtilmiş olmakla birlikte hangi suçların bu hâl kapsamında değerlendirileceği belirli değildir. Dahası Anayasa hükmü, kapatma kararının verilebileceği azami süre, kararı vermeye yetkili mahkeme, izlenecek yargılama usulü gibi hususlara ilişkin herhangi bir hüküm ihtiva etmemektedir. Bu nedenle söz konusu hükümde süreli yayınların geçici olarak kapatılmasının, hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisi doğacağının belirli bir kesinlik ölçüsünde düzenlendiğinden söz edilemez.

66. Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasında “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma” ve “insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırma” amaçlarıyla kullanılması temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması olarak sayılmıştır. Şüphesiz bir temel hak ve özgürlüğün kötüye kullanılmasının hukuk tarafından himaye edilmesi beklenemez. Bunun Anayasa koyucu tarafından ayrıca belirtilmesi maddede belirtilen halleri vurgulamak içindir. Anayasa Mahkemesinin, Anayasa’nın 14. maddesinin metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliği ve öngörülebilirliğini sağlayıp sağlamadığına ilişkin değerlendirmelerinin 14. maddenin birinci fıkrasında yer alan hakkın kötüye kullanılması yasağının anlam ve kapsamına ilişkin hukuk aleminde doğuracağı bir sonuç yoktur.

67. Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrasında ise Anayasa hükümlerinin nasıl yorumlanacağına ilişkin bir yorum kuralına yer verilmiştir. Söz konusu kural ile Anayasa koyucu Anayasa hükümlerinin temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini ve Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlanmasını mümkün kılacak şekilde yorumlanmasını yasaklamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi,Gergerlioğlukararında Anayasa’nın 83. ve 14. maddelerini demokrasinin korunması bağlamında sistematik ve hak eksenli bir yoruma tabi tutmuş, milletvekili olan başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinde koruma altına alınan yasama dokunulmazlığından faydalanamaması nedeniyle aynı zamanda Anayasa’nın 67. maddesinde yer alan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına yapılan müdahalenin Anayasa’yı ihlal ettiğine karar vermiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararının, Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkra hükmünün “uygulanmasının ortadan kaldırılması veya işlevsiz hale getirilmesi” sonucunu doğurduğunun ileri sürülmesi mümkün değildir.

68. Kanun koyucu yasama sürecinde, 5680 sayılı mülga Kanun’da düzenlenen süreli yayınların geçici olarak kapatılması usulüne 5187 sayılı Kanun’da yer vermemesinin gerekçesini açıklamamıştır. Bununla birlikte 5187 sayılı Kanun’un basın özgürlüğünün güçlendirilmesine ağırlık veren genel gerekçesi dikkate alındığında bu yola basın özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale aracı olması nedeniyle yeni kanunda yer verilmediği anlaşılmaktadır.

69. Müdahaleye dayanak olan kanunların öngörülebilirliği ve belirliliği bağlamında gereken kesinlik düzeyi, büyük ölçüde şikâyet konusu kuralın içeriğine, kapsaması öngörülen alana ve hitap ettiği kişilerin sayısına ve durumuna bağlıdır. Anayasal hükümlerin genel niteliği nedeniyle bunlardan beklenen kesinlik düzeyinin kanunlardan düşük olabileceği unutulmamalıdır (aynı yönde bkz. Rekvényi/Macaristan, B. No: 25390/94, 20/5/1999). Dolayısıyla ifade ve basın özgürlükleri yönünden oluşturduğu tehlikenin ağırlığı doğrultusunda süreli yayınların geçici olarak kapatılması, kamu otoriteleri tarafından gerçekleştirilebilecek muhtemel suistimalleri engelleyecek belirli ve kesin kurallar ile sıkı denetim öngören özel bir kanuni düzenleme gerektirmektedir. Bu doğrultuda eldeki başvuruda gazetenin süresiz olarak kapatılmasının süreli yayınların geçici olarak kapatılmasını düzenleyen “öngörülebilirlik ve belirlilik” ölçütlerini karşılayan kaliteli bir kanunun bulunmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasının soyut kuralına dayanarak (bkz. § 65) yapılan müdahalenin kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna varılmıştır.

36. Görüldüğü üzere Ersin Basın ve Yayıncılık kararında Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasının Anayasa’nın diğer maddelerine uygunluğunu incelememiş, kanun koyucuya süreli yayınların kapatılması için kanun çıkarması yönünde cevaz veren bu hükmün -bu hükme dayanarak çıkarılan kanunun ilga edilmesi nedeniyle- doğrudan doğruya uygulandığı başvuruya konu müdahalede, Anayasa’nın 13. maddesinin aradığı anlamda kamu gücünü kullanan organların keyfî davranışlarının önüne geçen ve kişilerin hukuku bilmelerine yardımcı olacak “öngörülebilirlik ve belirlilik” ölçütlerini karşılayan kaliteli bir kanunun bulunmadığı ve bu nedenle Anayasa’nın 28. maddesinin sekizinci fıkrasının soyut kuralının yorumlanması suretiyle yapılan müdahalenin kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna varmıştır.

37. Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında da -bu hükme dayanarak çıkarılmış bir kanun bulunmaması nedeniyle- doğrudan doğruya uygulandığı müdahalede Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi yönünden Anayasa’nın 14. maddesinin belirli ve öngörülebilir olarak yorumlanıp yorumlanamayacağını değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu değerlendirmeyi yapmaya başlamadan önce dikkatli bir ayrıma gitmiştir:

“82. Belirtmek gerekir ki anayasa koyucu Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi kapsamındaki suçların neler olduğunu açıkça belirlememiş, kanun koyucu da söz konusu suçları belirleyen bir kanuni düzenleme yapma yoluna gitmemiştir. Bu nedenle de derece mahkemeleri yargılamaya konu edilen suçun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamına giren bir suç olup olmadığını kanun koyucu tarafından çıkarılmış bulunan bir kanun metnini yorumlayıp uygulayarak değil doğrudan Anayasa hükmünü yorumlayıp uygulayarak belirlemektedir. O hâlde derece mahkemelerinin Anayasa’nın 14. maddesine ilişkin olarak yaptığı yorumun öngörülebilirliği ve belirliliği ifade eden kanunilik ölçütüne uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Norm denetiminde olduğu gibi bireysel başvuru yolunda da Anayasa maddelerinin nihai yorum yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir (Kadri Enis Berberoğlu (2), § 71).”

38. Ayrıntılı bir değerlendirme sonucunda Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 14. maddesinin metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli olmadığına karar vermiştir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 79-134). Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında ve daha önce verdiği Ersin Basın ve Yayıncılık kararında herhangi bir Anayasa normunun şekil veya esas bakımından denetimini yapmamış, Anayasa normlarının müdahalenin kanuni dayanağı olarak doğrudan doğruya uygulandığı müdahalelerde o tür müdahaleler yönünden belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlanmaya elverişli olup olmadığını incelemiş; her iki kararında da başvuruya konu ve benzer müdahaleler yönünden “öngörülebilirlik ve belirlilik” ölçütlerinin ancak ilgili Anayasa maddelerine dayanılarak yapılacak bir kanun ile sağlanmasının mümkün olduğunu ifade etmiştir. Açıktır ki Anayasa koyucunun cevaz verdiği bu tür bir kanunun çıkarılması da ancak yasama organının takdirindedir.

 (2) Yargı Kararları ile “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” belirlenemez

39. Anayasa koyucunun hangi suçların Anayasa’nın 14. maddesi kapsamına gireceğine ilişkin somut bir niteleme yapmayarak bunun belirlenmesini bilinçli olarak yargı içtihatlarına bıraktığı şeklindeki başvuruya konu Yargıtay kararındaki değerlendirmelere Gergerlioğlu kararında ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle katılmak mümkün değildir. Başvuruya konu müdahale yönünden Anayasa’nın 14. maddesinin metninin kanunilik şartını taşıyıp taşımadığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamına ilave olarak Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespiti yönteminde kötüye kullanmalara karşı usule ve esasa ilişkin yeterince güvence sağlanıp sağlanmadığını da incelemiştir.

40. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamı yönünden yaptığı değerlendirmelere Anayasa’nın 14. maddesi metnini inceleyerek başlamıştır. Anayasa Mahkemesinin değerlendirmeleri ve ulaştığı sonuçlardan eldeki başvuru için önem taşıyanları özet olarak şöyledir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 85-93):

i. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının gerekçesinde “14 üncü maddede yer alan suçlardan birini seçimden önce işlemiş olanlar, milletvekili seçilmeden önce haklarında bu suça ilişkin olarak soruşturmaya başlanmış ise madde hükümlerine göre dokunulmazlıktan yararlanamayacaklardır.” denilmiştir. Gerekçede “14 üncü maddede yer alan suçlar” ifadesine yer verilmiş ise de Anayasa’nın 14. maddesinde herhangi bir suça yer verilmemiştir.

ii. Anayasa’nın 14. maddesinin başlığı “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” olarak belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası uyarınca kötüye kullanmadan bahsedebilmek için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir. Birincisi ortada her şeyden önce Anayasa’da yer alan bir temel hak ve hürriyetin kullanımı söz konusu olmalıdır. İkinci olarak da söz konusu temel hak ve hürriyetler “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler” biçiminde kullanılmalıdır. Dikkat edilirse 14. maddede “suçlar” değil hakkın kötüye kullanılması “durumları” düzenlenmiştir. Bir hakkın kötüye kullanılmasının otomatik olarak suç kabul edilmesi mümkün değildir. Bunun için bir kötüye kullanmanın ayrıca ve açıkça kanunla suç olarak düzenlenmesi gerekir. Nitekim kuralın üçüncü fıkrasında 14. maddedeki durumların müeyyidesinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. 14. maddede ne bir suç tanımı yapılmış ne de bir suç listesi verilmiştir.

iii. Öte yandan Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasının, 83. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi yönünden yorumlanması -atfın 14. maddeye bir bütün olarak yapılması nedeniyle- anlamsız sonuçlara neden olacaktır. Şöyle ki, bir milletvekilinin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerini temel bir hak veya özgürlüğü kullanma kapsamında gerçekleştirdiği iddia edildiğinde yasama dokunulmazlığından yararlanması mümkün değilken herhangi bir temel hak ve özgürlük kapsamına girmeyen ve çok daha ağır suçlara vücut veren eylemler işlediği iddia edildiğinde milletvekili yasama dokunulmazlığından yararlanabilecektir.

iv. Yukarıda sayılan nedenlerle Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasının metni, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresini, dolayısıyla da Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrası kapsamına girmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli değildir.

v. Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrası ise hem devlete hem de kişilere hitap etmekte ve bunların Anayasa’nın hükümlerinden birini yorumlayarak temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini veya Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmasını yasaklamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması yasağını düzenleyen 17. maddesi hükmü Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrası ile paralellik arz etmektedir. Nitekim eldeki başvuruya konu Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararında da kuraldaki değişikliklerin Sözleşme’nin 17. maddesine uyum amacıyla yapıldığı ifade edilmiştir. Buna karşın bugüne kadar bir suçun Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Sözleşme’nin 17. maddesi kapsamında temel hak ve özgürlüklerin kişi ve gruplarca kötüye kullanılması olarak değerlendirdiği fiiller dikkate alınmamıştır. Nitekim eldeki başvuruya konu Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararında da -atıf yapılmasına rağmen- AİHM’in Sözleşme’nin 17. maddesi kapsamındaki içtihadı göz önüne alınmamıştır. Sonuç olarak bugüne kadar hangi suçların anılan fıkra kapsamına dâhil olduğunun ikinci fıkranın genel ifadelerinden hareketle tutarlı biçimde belirlendiğini söyleyebilmek zordur.

vi. Anayasa’nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Kanun koyucu ceza kanunlarında birçok suç tipini düzenlemiş olmasına karşın bu suç tiplerinden hangilerinin Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında olduğu TBMM iradesinin ürünü olan bir kanun ile belirlenmiş değildir.

41. Yukarıdaki değerlendirmelerden çıkan sonuç ise Gergerlioğlu kararında şu şekilde ifade edilmiştir:

“95. Görüldüğü üzere Anayasa’nın 14. maddesi bir taraftan temel hak ve özgürlüklerin hangi amaçlarla kullanılabileceğine, diğer taraftan Anayasa hükümlerinin temel hak ve özgürlükleri Anayasa’nın öngördüğünden daha geniş sınırlandıracak şekilde yorumlanmasını engellemeye ilişkin genel hükümler ihtiva etmektedir. Maddeyle engellenmek istenilen faaliyetlerin suç teşkil eden eylemlerle sınırlı olmadığı, maddenin suç teşkil etsin ya da etmesin belli amaçlarla yapılacak tüm faaliyetleri içeren geniş bir kapsama sahip olduğu anlaşılmaktadır. Asıl amacı yasama dokunulmazlığının kapsamı dışında bırakılan suçları belirlemek olmayan Anayasa’nın 14. maddesinin genel ifadeler içeren metninden hareketle Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin yargı organlarınca belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayarak anlamlı bir şekilde yorumlanması mümkün görünmemektedir.”

42. Yargıtayca değişik tarihlerde, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi yorumlanırken farklı sonuçlara ulaşılmış olması nedeniyle Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında bunun sebeplerine odaklanmıştır. Yargıtay’ın söz konusu ibarenin kapsamını kimi zaman 14. maddenin birinci, kimi zaman ikinci fıkrasına atfen belirlediği tespit edilmiştir. Nitekim Gergerlioğlu kararında atıf yapılan bir kararında Yargıtay, söz konusu ibarenin kapsamını sadece Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasını dikkate alarak belirlediğinden, aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamında olduğunda kuşku bulunmaması gereken halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçunu yasama dokunulmazlığına istisna olan suçlar arasında görmemiştir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 27).

43. Yargıtayın Gergerlioğlu dosyasına sunulan kararları (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 26-33) ile başvuruya konu kararından (bkz. § 9) sadece terörle bağlantılı suçları “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi kapsamında görme eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır. Hâlbuki 14. maddenin kapsamı terörle bağlantılı meselelerden daha geniştir (bkz. §§ 37-40). Üstelik Yargıtay kararlarında temel haklar kötüye kullanılmadan işlenen terörle bağlantılı suçların yasama dokunulmazlığı kapsamında kalıp kalmadığı ile kapsam dışı bırakılan suçların bir temel hak ve özgürlüğün kötüye kullanılarak işlenmesinin zorunlu olup olmadığı açıklanmamaktadır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 96).

44. Nitekim eldeki başvuruya konu Yargıtay kararında da “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi, “Anayasa’nın 14. maddesinde ‘devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma’ ve ‘insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunma biçiminde’ çerçevesi çizilen faaliyetlerin 3713 sayılı Kanunun terör ve terör suçları tanımında tam da aynı kavram ve kurumlara vurgu yapıldığı” gerekçesiyle “5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçların Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine” varıldığı ifade edilmiş, kapsam bir kez daha sadece terörle bağlantılı bazı suçlarla sınırlandırılmıştır. Ancak bu kez de Yargıtay, Gergerlioğlu kararına konu mahkûmiyet kararını onayan kararında terör örgütünün propagandasını yapma suçunun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında kaldığına karar vermesine karşın (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 20), Yargıtay 3. Ceza Dairesi eldeki başvuruya konu kararında “mutlak ve asli nitelikte terör suçu” olarak görmediği suçları ve bu kapsamda terör örgütünün propagandasını yapma suçunu Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında görmemiştir (bkz. § 9).

45. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında Anayasa’nın 83. maddesine getirilen istisnaların -Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı da dikkate alındığında- dar ve özgürlük lehine yorumlanması gerektiğini ifade etmiştir (Mustafa Ali Balbay, § 114; Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 99; Kadri Enis Berberoğlu (2), § 91). Eldeki başvuruya konu 3. Ceza Dairesi kararında Yargıtay’ın önceki içtihatlarından farklı olarak Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında kaldığı düşünülen suçlar sayma yoluyla gösterilmiş, ancak içtihadın neden değiştirildiğine, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasındaki “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi maddenin tümüne atıf yaptığı halde 14. maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarının niçin tamamen değerlendirme dışında bırakıldığına ilişkin makul bir gerekçeye yer verilmemiştir.

46. Hal böyle olunca Yargıtay 3. Ceza Dairesinin başvuruya konu kararında Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresine ilişkin olarak Anayasa’nın 14. maddesi metni üzerinden yaptığı yorumların kuralda bir belirlilik ve öngörülebilirlik sağladığını söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla belirtmek gerekir ki Yargıtay kararları söz konusu belirsizliği ortadan kaldırmakta yetersiz kalmaya devam etmektedir.

 (3) Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” İbaresindeki Belirliliği Sağlama Görevi Kanun Koyucunundur

47. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında, Anayasa koyucunun “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresindeki belirsizliği giderme yetkisini münhasıran kanun koyucuya bıraktığının altını önemle çizmiştir. Gerçekten de Anayasa koyucu Anayasa’nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.” ve Anayasa’nın seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını düzenleyen 67. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.” hükümlerine yer vermiştir. Görüldüğü üzere Anayasa koyucu Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliğini sağlama görevini kanun koyucuya vermiş, yorum yoluyla 14. madde kapsamına giren suçları belirlemek için yargı organına açık bir yetki vermemiştir. Kuşkusuz ki yargı organı kural koyucu bir organ olmadığı için yorum yolu ile yasama dokunulmazlığının ve dolayısıyla seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının kapsamını belirleyemez (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 98; bu konuyla ilgili olarak ayrıca bkz. Kadri Enis Berberoğlu (2), § 89).

48. Anayasa Mahkemesi, TBMM’nin iradesi olan bir kanun bulunmaksızın temel hak ve özgürlüklerin Anayasa Mahkemesi veya diğer mahkeme içtihatları ile sınırlanmasının mümkün olmadığını kabul etmektedir (Tuğba Arslan, § 80 vd.; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 54; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 36; Süleyman Kurtel [GK], B. No: 2016/1808, 22/1/2021, § 56). Esasen temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin “ancak kanunla” sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir (kanunilik şartına başka bağlamlarda temel ilkelerin vurgulandığı kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki, § 36; Tuğba Arslan, § 82; Hayriye Özdemir, §§ 56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. § 35).

49. Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklere müdahale eden şeklî anlamda bir kanunun varlığını şart koşmasının sebebi, bunun biçimsel anlamda hukuk devletinin bir gereği olmasıdır. Kanun, TBMM’nin iradesinin ürünü ve Anayasa’da öngörülen usullere uyularak yapılan bir yasama işlemidir. Bu anlayış temel hak ve özgürlükler alanında önemli bir güvence sağlar (Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 36). Bu sayede yürütme ve yargı organlarının, yasamanın belirlediği ilke ve çizdiği sınırlara bağlı kalması ve hukuk düzeninde Anayasa’nın öngördüğü usule uygun olarak çıkarılan kanunların alt kademelerinde yer alan düzenlemelerle temel hak ve özgürlüklerin kolaylıkla sınırlandırılabilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında şeklî anlamda bir kanunun yokluğunu Anayasa’ya aykırılığın ağır bir biçimi olarak kabul etmektedir (Tuğba Arslan, § 98).

50. Anayasa Mahkemesi Tuğba Arslan kararında Anayasa’nın 87. maddesine göre “kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak” görev ve yetkisinin TBMM’ye ait olduğunun altını çizmiştir. Anayasa’nın 7. maddesinde yer alan “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” kuralı, bir ayrım yapmadan, kanunun maddi ve şekli anlamlarını kapsamaktadır. Anayasa’nın 7. maddesinin anlamı, kanun yapma yetkisinin başka bir mercie devredilemeyeceği ve bunun doğal sonucu olarak da Anayasa’ya göre kanunla yapılması zorunlu olan bir düzenlemenin başka bir merci tarafından yapılamayacağıdır (bkz. Tuğba Arslan § 85).

51. Buna ilave olarak Anayasa’nın “Mahkemelerin bağımsızlığı” kenar başlıklı 138. maddesinde “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” hükmüne yer verilmiştir. Bu bakımdan, Anayasa’nın 9. maddesi ile Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılan yargı yetkisinin “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak” kullanılması gerekir. Buna karşın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının ancak kanunla yapılacağına ilişkin Anayasa’nın 13. maddesinin amir hükmü, bir kanun hükmü olmaksızın mahkemelerin bir hak ve özgürlüğü ilk elden sınırlamasına izin vermez. Anayasa’nın açıkça yasama organına verdiği bir yetkinin mahkemelerce ilk elden kullanılması Anayasa’nın “Egemenlik” kenar başlıklı 6. maddesinde yer alan “Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.” ve “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” hükümlerine açık aykırılık oluşturacaktır.

52. Kamu otoritelerinin kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetkiyi kullanmalarının devlet ve toplum hayatı için ağır sonuçları olmuştur. Bunun tipik örneği yükseköğretim kurumlarında kız öğrencilerin başörtüleri ile öğrenim göremeyeceklerine dair mahkeme kararları olmuştur. Anayasal ve yasal temelleri bulunmayan ve önceleri idarenin keyfi uygulamaları ile yürütülen başörtüsü yasaklarına daha sonra Anayasa Mahkemesinin 1989 ve 1991 yıllarında verdiği iki kararla hukuksal dayanak bulunmaya çalışılmış, bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararları uzun yıllar boyunca başörtüsü bağlamında din ve inanç özgürlüğünü sınırlandırmanın hukuki dayanağı kabul edilmiştir (bahsi geçen kararlar için bkz. AYM, E.1989/1, K.1989/2, K.T. 7/3/1989; AYM, E.1990/36, K.1991/8, K.T. 9/4/1991).

53. Daha sonra AİHM de başörtüsüne ilişkin Leyla Şahin/Türkiye kararında, hukuken öngörülmüş olma (prescribed by law) şartını kendi özerk yorum ilkeleri ışığında incelemiştir. Hakların biçimsel kanun hükümleri bulunmadan sınırlandırılabileceğini kabul eden AİHM, Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin kararlarından uzun alıntılar yaparak bu kararların ve -kanuni ve anayasal dayanakları olmayan- yönetmeliklerin yeterli hukuki dayanak oldukları sonucuna ulaşmıştır (bkz. Leyla Şahin/Türkiye, B. No. 44774/98, 29/6/2004, §§ 33-51).

54. AİHM’in Sözleşme’ye taraf ülkelerin farklı hukuk sistemlerini dikkate alarak yaptığı söz konusu değerlendirmelerine karşılık Anayasa Mahkemesi Tuğba Arslan kararında, hâkimin yarattığı hukukun insan hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması gibi tamamen biçimsel kanunilik ilkesi temelinde örgütlenen bir alanda hiçbir zaman “kanun” niteliğinde kural özelliği kazanamayacağına, Türkiye’de öğrencilerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin uygulamanın dayanağı haline gelen Anayasa Mahkemesinin 1989 ve 1991 tarihli kararlarının, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükümde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemeyeceğine karar vermiştir (bkz. Tuğba Arslan §§ 96, 98).

55. Bu kapsamda 3. Ceza Dairesinin başvuruya konu kararı yahut başka bir yargı merciinin içtihatları, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükmünde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemez. Anayasa koyucunun kanunla düzenlenmesini öngördüğü bir hususun “boşluk” olarak değerlendirilmesi (bkz. § 9) anayasal olarak mümkün olmadığı gibi bu yönde bir girişim Anayasa’nın açıkça parlamentoya verdiği bir yetkinin bir yargı merciince kullanılması anlamına da gelecektir. Aksine bir kabulün ne 14. maddenin lafzıyla ne de Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen temel hak ve özgürlükleri sınırlama rejimiyle bağdaştırılması mümkündür. Kanun koyucuya Anayasa’yı yorumlarken belirli bir esneklik aralığı bırakan soyut anayasal normlar “Anayasa Koyucunun bilinçli olarak bıraktığı boşluklar” olarak nitelendirilemez. Temel hak ve özgürlükleri düzenleyen Anayasa normlarının yorumu eğer bir sınırlama niteliğinde ise yargı kararları ile değil Anayasa’nın 13. maddesinin amir hükmü gereği ancak kanun koyucu tarafından “doldurulabilir“.

56. Anayasa Mahkemesinin 1/7/2021 tarihli Gergerlioğlu kararından bugüne kadar kanun koyucu Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliğini sağlamak için yasal bir düzenleme yapmamıştır. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında TBMM’nin rızası olmadıkça seçilmiş bir milletvekilinin görevi süresince hiçbir şekilde tutulamayacağı, tutuklanamayacağısorgulanamayacağı ve yargılanmayacağı belirtilmektedir. Meclis uygulaması ve geleneği gözönünde bulundurulduğunda bir milletvekili olan başvurucunun görev süresi esnasında -milletvekili seçilmeden önce soruşturmasına başlanmış olsa bile- yasama dokunulmazlığının bulunmadığının yargı makamlarınca tespit edilebileceğini makul bir şekilde öngörmesi beklenemez. Bu itibarla Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 14. maddesindeki durumların kapsamını ortaya koyan yasama dokunulmazlığının güvencelerini sağlayacak öngörülebilirlikte anayasal veya kanuni kurallar bulunmadığının açık olduğunu bir kez daha tekrarlamaktadır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 102).

57. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın 14. maddesi ile Anayasa’nın seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını düzenleyen 67. maddesinin üçüncü fıkralarından hareketle Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamına hangi suçların girdiği konusunda kanun koyucunun düzenlemesi dışında yargı organlarınca yapılan yorumlarla belirlilik ve öngörülebilirliği sağlamanın mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 103). Bu itibarla Gergerlioğlu kararında varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

 (4) Kötüye Kullanmalara Karşı Güvencelerin Varlığı

58. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında kanunilik şartının sağlanabilmesi için ayrıca yasama dokunulmazlığının Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle bulunmadığının tespiti yönteminde usule ve esasa ilişkin güvenceler bulunup bulunmadığı yönünden de inceleme yapmıştır.

59. Temel hak ve özgürlüklere müdahaleye izin veren bir kanunun kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu birtakım güvenceler de içermesi gereklidir. Zira kanunilik ölçütü, sınırlamaya ilişkin kuralın öngörülebilirliği ile kesinliğini ifade eden belirliliğini de garanti altına almaktadır. Belirlilik, temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin kanuni düzenlemenin içerik, amaç ve kapsam bakımından belirli ve muhataplarının hukuksal durumlarını algılayabilecekleri açıklıkta olmasına ilave olarak keyfîliğe yol açmayacak bir içerikte olmasını da ifade eder. Bir kanuni düzenlemede hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisinin doğacağı belirli bir kesinlikte ortaya konmalıdır. Ancak böyle bir durumda bireylerin hak ve yükümlülüklerini öngörerek davranışlarını bu doğrultuda tanzim etmeleri mümkün olabilir (bkz. Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022, § 100-178; Hamit Yakut [GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021, § 76-137; Hayriye Özdemir, §§ 56, 57; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 56; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş., § 38; Metin Bayyar ve Halkın Kurtuluş Partisi, § 57; norm denetimine ilişkin kararlarda belirliliğe ilişkin açıklamalar için çok sayıda karar arasından bkz. AYM, E.2009/51, K.2010/73, 20/5/2010; AYM, E.2011/18, K.2012/53, 11/4/2012). Ayrıca ilgili kanuni düzenleme temel haklara ne oranda müdahale ediyorsa söz konusu düzenlemede aranacak belirlilik oranı da aynı doğrultuda yükselecektir (Sara Akgül [GK], B. No: 2015/269, 22/11/2018, § 109; Hayriye Özdemir, § 58).

60. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin hem kişiler hem de mahkemeler başta olmak üzere kamu gücünü kullanan organlar yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

61. Bir kez daha vurgulamak gerekmektedir ki yasama dokunulmazlığının Meclis kararıyla kaldırılması kuralının iki istisnasından biri olarak düzenlenmiş bulunan ve eldeki bireysel başvuruya konu olan, milletvekilinin seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlardan biri kapsamında işlediği suç nedeniyle yargılanmasına ilişkin olarak Anayasa’da, kanunlarda veya TBMM İçtüzüğü’nde esasa ve usule yönelik güvenceler içeren hükümlere yer verilmemiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 114).

62. Bu çerçevede bir milletvekilinin Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen suçlardan dolayı yasama dokunulmazlığından yararlanamaması için tek şart olarak soruşturmanın seçimden önce başlamış olması gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi soruşturmanın seçimden önce başlatılmış olması şartının Anayasa’nın 14. maddesindeki durumların belirsizliğine yönelik olarak asıl amacı milletvekillerinin demokratik işlevlerini gereği gibi yerine getirmesi olan yasama dokunulmazlığının korunması bağlamında seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik müdahaleler yönünden yeterli bir güvence oluşturmadığını ifade etmiştir. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının “Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.” biçimindeki son cümlesinde yer verilen zorunluluğun ise dokunulmazlığın bulunmadığının tespit edilmesinde kurucu bir etkisi bulunmadığını, dolayısıyla bu hükmün yargı makamlarınca dokunulmazlığın bulunmadığının tespiti yönteminde bir güvence olmadığını tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesinin yaptığı tespitlerden bir başkası ise bahsi geçen ve durumu TBMM’ye bildirmekle yükümlü olan yetkili makamın kim olduğunun açıklanmamış olmasıdır (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 115-118).

63. Gergerlioğlu kararında, yargı mercilerinin seçilmiş bir milletvekilinin dokunulmazlığının bulunmadığına ilişkin bir kararı verebilmesi için Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarıyla ortaya koyduğu ve yapılmasını beklediği asgari değerlendirmeleri yapmadıkları, yalnızca başvurucuya isnat edilen suçun “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar“dan birinin kapsamında kalan suçlardan olup olmadığını değerlendirdikleri tespit edilmiştir (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 106-112, 119-123). Nitekim eldeki olayda da Yargıtay 3. Ceza Dairesi -kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu güvenceler içeren bir kanun bulunmadığı için- kendisinden beklenen ve Gergerlioğlu kararında gösterilen aşağıdaki asgari değerlendirmeleri yapmamıştır:

i. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar” ibaresinin kapsamını ortaya koyan bir kanunun bulunup bulunmadığı,

ii. Anayasa Mahkemesinin içtihadında ortaya konulduğu gibi suç isnadının milletvekilinin yasama dokunulmazlığından faydalanmasını engelleyecek derecede ciddi bulunup bulunmadığı, milletvekilinin görevini tam olarak yerine getirmesini engelleyecek gereksiz suçlamalardan olup olmadığı,

iii. Yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespitine konu olan suçlamaların sırf siyasi amaçlarla yapılmış olup olmadığı ve özellikle suçlamanın gerçek amacının bir milletvekiline adil olmayan bir şekilde müdahale etmek ve görevini yerini getirirken özgürlük ve bağımsızlığını tehdit etmek amacı taşıyıp taşımadığı,

iv. Bu kapsamda suçlamaya temel teşkil eden gerekçelerin ciddiye alınması gerektiğini ortaya koyan ve olguları doğrulayan uygun bir soruşturma yapılıp yapılmadığı,

v. Söz konusu eylemin başta ifade özgürlüğü olmak üzere Anayasa’da koruma altında bulunan temel hak ve özgürlüklerin kapsamı içinde olup olmadığı ve hangi sebeplerle demokratik sisteme yönelik bir tehdit ve dolayısıyla bir hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirildiği,

vi. Anayasa’nın 14. maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklikle, Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerin bu hak ve özgürlükleri yıkmak “amacıyla kullanılamayacağı” hükmü yerine getirilen ve bu hak ve özgürlükleri yıkmayı “amaçlayan faaliyetler” olarak kullanılamayacağını öngören hükme göre isnat edilen suçlarda fiil, düşüncelerin açıklanması ve yayılması biçimindeyse bunların demokratik yaşam için doğrudan açık ve yakın tehlike oluşturup oluşturmadığı, gerçek bir zarara sebebiyet verip vermediği ve son olarak başvurucunun amacının başkalarının haklarını yok etmek olup olmadığı,

vii. Yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespitinin milletvekilinin şeref ve haysiyetinin korunması ile parlamentonun çalışmalarını aksatmaması yönünden gerekli olup olmadığı, dokunulmazlık kapsamında kalan soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin -özellikle de koruma tedbirlerinin- uygulanmasının milletvekilliği süresinin sonuna kadar veya Meclisin dokunulmazlığın kaldırılması kararı vermesine kadar ertelenip ertelenemeyeceği,

viii. Yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespiti hâlinde isnat edilen suçlamaların hukuki nitelendirmelerinin sonradan değişme ihtimalinin yüksek olup olmadığı ve bu anlamda muhtemel yeni nitelendirmelerin de “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar“dan birinin kapsamında kalıp kalmayacağı,

ix. Anayasa’nın 14. maddesinin devlete verdiği yetki “demokratik sisteme yönelik tehdidin ağırlığı ve süresi ile sıkı sıkıya orantılı bir şekilde” kullanılması gerektiğinden bir milletvekilinin eylemlerinin “Anayasanın 14. maddesindeki durumlar“dan birinin kapsamında kaldığı iddiasıyla yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespitinin başvurulabilecek en son çare olup olmadığı.

64. Hukuk sistemimizde soruşturmaya veya kovuşturmaya devam etmeden önce bir milletvekilinin eylemi nedeniyle demokratik yaşam ve başkalarının hakları üzerinde meydana gelen zararın veya tehlikenin ağırlığını ölçen bağımsız yargısal bir mekanizma bulunmamaktadır. Mevcut durumda ne böyle bir mekanizma ne de savcılıkların ve mahkemelerin milletvekilinin dokunulmazlığının bulunmadığını tespit yetkisini nasıl kullanacağını tarif eden, dahası değerlendirme yaparken yargı makamlarına milletvekillerinin dokunulmazlığının bulunmadığını tespit ederek seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına yaptıkları müdahalelerin Anayasa’ya uygun olup olmayacağını değerlendirmelerinde yardımcı olacak araçları sunan bir kanun bulunmaktadır. Mevcut uygulama milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarına bir ceza soruşturması veya kovuşturması ile yapılabilecek keyfî ve orantısız müdahaleleri önlemeye elverişli değildir. Milletvekillerinin gereksiz müdahale kaygı ve baskısı taşımalarına neden olacak olan bu uygulama, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına ağır bir müdahale biçimidir ve dokunulmazlığın Meclisçe kaldırılması veya yargılamanın milletvekilliği görevinin sonuna kadar bekletilmesi gibi daha güvenceli diğer başka usuller varken kanun koyucu bu alanı anayasal güvenceleri sağlayan bir kanun ile düzenlemediği müddetçe başvurulmaması gereken bir yöntemdir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, §§ 124-125).

 (5) Anayasa’nın 14. Maddesinin Kapsamı ve Sağladığı Koruma

65. Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında vardığı sonuç “meri anayasa normunun uygulanmasının ortadan kaldırılması veya işlevsiz hale getirilmesi” (bkz. § 9) olarak nitelendirilemez. Bu kapsamda tekrar belirtilmelidir ki Anayasa’nın 14. maddesi, yasama dokunulmazlığının dışında bırakılan suçları belirleme amacı ile vazedilmemiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 84). Temel hak ve özgürlüklere ilişkin bazı genel ilkeleri belirlemek üzere getirildiği anlaşılan Anayasa’nın 14. maddesine göre, Anayasa Mahkemesinin Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven kararlarının Anayasa hükmünü ortadan kaldırmasının yahut işlevsiz hale getirmesinin söz konusu olmadığı açıktır.

66. Anayasa’nın 14. maddesinin birinci fıkrasında “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma” ve “insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırma” amaçlarıyla kullanılması temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması olarak sayılmıştır. Şüphesiz bir temel hak ve özgürlüğün kötüye kullanılmasının hukuk tarafından himaye edilmesi beklenemez. Bunun Anayasa koyucu tarafından ayrıca belirtilmesi maddede belirtilen halleri vurgulamak içindir. Anayasa Mahkemesinin, Anayasa’nın 14. maddesinin metninin Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliği ve öngörülebilirliğini sağlayıp sağlamadığına ilişkin değerlendirmelerinin 14. maddenin birinci fıkrasında yer alan hakkın kötüye kullanılması yasağının anlam ve kapsamına ilişkin hukuk aleminde doğuracağı bir sonuç yoktur.

67. Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrasında ise Anayasa hükümlerinin nasıl yorumlanacağına ilişkin bir yorum kuralına yer verilmiştir. Söz konusu kural ile Anayasa koyucu Anayasa hükümlerinin temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini ve Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlanmasını mümkün kılacak şekilde yorumlanmasını yasaklamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Gergerlioğlu kararında Anayasa’nın 83. ve 14. maddelerini demokrasinin korunması bağlamında sistematik ve hak eksenli bir yoruma tabi tutmuş, milletvekili olan başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinde koruma altına alınan yasama dokunulmazlığından faydalanamaması nedeniyle aynı zamanda Anayasa’nın 67. maddesinde yer alan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına yapılan müdahalenin Anayasa’yı ihlal ettiğine karar vermiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararının, Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkra hükmünün “uygulanmasının ortadan kaldırılması veya işlevsiz hale getirilmesi” sonucunu doğurduğunun ileri sürülmesi mümkün değildir.

68. Anayasa’nın 14. maddesinin son fıkrasında hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı davranılması halinde müeyyidelerin kanunla düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bir kere bir milletvekilinin bir faaliyeti ile temel bir hak veya özgürlüğünü kötüye kullandığı tespit edilse ve müeyyide olarak Anayasa’nın 83. maddesinde yer alan yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı kuralı getirilebileceği kabul edilse bile Anayasa’nın amir hükmü gereği söz konusu müeyyidenin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Böyle bir kanun bulunmadığı gibi Anayasa Mahkemesi’nin bahsi geçen kararlarında ceza kanunlarındaki suçlardan hangilerinin 14. madde kapsamında kötüye kullanma olarak kabul edileceği ve dolayısıyla yasama dokunulmazlığının kapsamı dışında tutulacağına ilişkin bir kanun hükmünün bulunmadığı da ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi içtihadının bu yönden Anayasa’nın 14. maddesinin üçüncü fıkrasını da “ortadan kaldırması” yahut “işlevsiz bırakması” söz konusu değildir.

69. Esasen somut olayda ve Anayasa Mahkemesinin bahsi geçen Gergerlioğlu kararına konu olayda bir anayasal hükmün ortadan kaldırılması veya işlevsiz bırakılması değil, Anayasa’nın 14. maddesinde 2001 yılında yapılan değişikliğin ruhuyla bağdaşmayan, “kötüye kullanma” yasağının açıkça ihlali söz konusudur. 2001 değişikliği sonrasında Anayasa’nın 14. maddesi ile yalnızca temel hak ve özgürlükleri kötüye kullanan kişilere karşı bir koruma sağlanmasının amaçlanmadığı, Anayasa ile tanınan temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini veya Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunan devlete ve bu bağlamda kamu gücünü kullanan organlara karşı da bir koruma sağladığı tekrar hatırlatılmalıdır. Buna göre devletin, temel hak ve hürriyetlerin “Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlanmasını amaçlaması” da artık bir kötüye kullanma biçimi sayılacaktır. Başka bir deyişle devlet, Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerin yok edilmesini ve temel hak ve özgürlükler için Anayasa’da gösterilen sınırlamalardan daha geniş sınırlamalar getirmesini amaç edinen bir faaliyette bulunamayacaktır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 100).

70. Gergerlioğlu kararında Devlet için getirilmiş bu yeni “kötüye kullanma” yasağının varlığına rağmen mahkemelerin “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresine ilişkin olarak Anayasa’nın 14. maddesi metni üzerinden yapacağı her yorum denemesinin -kuralda geçen kavram ve ilkelerin ceza hukukunda hangi suçlara tekabül ettiklerinin ancak kanun koyucu tarafından belirlenmesi gerektiği ve mahkemelerce objektif olarak belirlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle- kanunilik ve kıyas yasağı ilkelerini kaçınılmaz olarak zedeleyeceği ve Anayasa koyucunun kuralda gerçekleştirdiği 2001 yılı değişiklikleri ile ortaya koyduğu temel hak ve özgürlüklerin Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmaması yönündeki iradesine aykırılık oluşturacağı ifade edilmiştir (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 101).

71. Anayasa koyucunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresindeki belirliliği sağlama görevini münhasıran kanun koyucuya verdiği, yargı içtihatlarının Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükümde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Buna karşın Anayasa’nın TBMM’ye verdiği bu yetki yargı organlarınca kullanılarak başvurucunun Anayasa’nın 83. maddesinde koruma altına alınan yasama dokunulmazlığından faydalanamamasına ve dolayısıyla Anayasa’nın 67. maddesinde yer alan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını kullanamamasına yol açan bir karar verilmiştir. Somut olayda Anayasa’nın açık hükmüne ve Anayasa Mahkemesinin açık içtihadına rağmen temel hak ve özgürlüklerin Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandıran bir yorum tercih edilerek Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması” kenar başlıklı 14. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan yorum yasağına aykırı hareket edilmiştir.

 (6) Kanunilik Kapsamında Ulaşılan Sonuçlar

72. Kanunilik başlığı altında yapılan değerlendirmeleri şu şekilde özetlemek mümkündür:

i. Anayasa’nın 14. maddesinin metni, Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin yasama dokunulmazlığı dışında bırakılan suçları salt yargı organlarının kararlarıyla anlamlı bir şekilde belirlemeye ve böylece belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde yorumlamaya elverişli değildir.

ii. Nitekim Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararında ve Anayasa Mahkemesine sunulan bugüne kadar aynı konuda verilmiş diğer mahkeme kararlarında ulaşılan farklı sonuçlar Anayasa Mahkemesinin değerlendirmelerini doğrulamış, kuralın belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde tutarlı ve sürdürülebilir bir yoruma ulaşmaya elverişli olmadığını göstermiştir.

iii. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresindeki belirliliği sağlama görevi münhasıran kanun koyucuya aittir ve kanun koyucu söz konusu ibarenin belirliliğini sağlamak için bugüne kadar yasal bir düzenleme yapmamıştır.

iv. Seçilmiş milletvekillerinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına müdahalenin dayanağı haline gelen yargı içtihatları, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükümde yer alan “kanunilik şartı”nı taşıyan kurallar olarak kabul edilemez.

v. Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresinin belirliliğinin yargı kararları ile sağlanması seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına bir müdahale oluşturacağı için anayasal olarak mümkün olmadığı gibi Anayasa’nın açıkça parlamentoya verdiği bir yetkinin de kullanılması anlamına gelecektir.

vi. Milletvekilinin seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlardan biri kapsamında işlediği suç nedeniyle yargılanmasına ilişkin olarak Anayasa’da, kanunlarda veya TBMM İçtüzüğü’nde esasa ve usule yönelik güvenceler içeren hükümlere yer verilmemiştir.

vii. Mevcut uygulama yargı makamlarının takdir yetkisini düzenleyen ve keyfî davranışların önüne geçebilmek için gerekli usule ilişkin bütün güvenceleri içermemekte; yargı makamlarını yasama dokunulmazlığına müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini ve orantılı olup olmayacağını değerlendirmeye zorlayan -dokunulmazlıkların Meclisçe kaldırılması usulünde sağlanan güvence düzeyinde- bir usul ihtiva etmemektedir.

 (7) Anayasa’nın Yeknesak Yorumu ve Anayasa Mahkemesi Kararlarının Objektif İşlevi

73. Anayasal organların görev ve yetkileri bizzat Anayasa koyucu tarafından düzenlenmiştir. Yargıtay adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak görevlendirilmişken Anayasa hükümlerinin yeknesak bir biçimde uygulanmasını ve yorumlanmasını sağlama görevi de Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Anayasa koyucunun 148. maddenin gerekçesinde de ifade ettiği üzere Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yolunda verdiği kararlar “kamu organlarını, Anayasaya ve kanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayıcı” niteliktedir. Esasen 153. maddesinin son fıkrası da, Anayasa Mahkemesi kararlarının mahkemeler dahil kamu gücünü kullanan tüm organlar bakımından bağlayıcı olduğunu ifade etmektedir.

74. Öte yandan Anayasa’nın nihai yorum yetkisine dayanarak Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu içtihatlara kamu gücünü kullanan organların ve bilhassa mahkemelerin aykırı davranmaları yorum karmaşasına yol açar ve anayasanın üstünlüğüne dayanan bir hukuk düzeninde kabul edilemez. Bu sebeple Anayasa Mahkemesinin diğer kararları gibi bireysel başvuru yolunda verdiği kararlarından sonra kamu gücünü kullanan organların işlem ve eylemlerini, mahkemelerin mevcut içtihatlarını Anayasa’nın 138. maddesi gereğince öncelikle Anayasa’ya uygun karar verme yükümlülüğü karşısında yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Anayasal düzenin yeknesak bir biçimde işlemesinin başka türlü sağlanması mümkün değildir.

75. Kamu gücünü kullanan organlar, Anayasa Mahkemesince ihlalin saptandığı andan itibaren, Mahkemenin benzer davalarda ihlal tespitlerini yinelemesine gerek kalmadan, onu telafi etmek için gerekli olan tedbirleri almakla yükümlüdür. Mevcut başvuruda olduğu gibi yapısal bir sorun tespit edilmişse, Anayasa Mahkemesi kararının objektif etkisinin çok daha kuvvetli olduğu kabul edilmelidir. Farklı bir kabul halinde, hakkında Anayasa’ya aykırılığı hükmen saptanmış olan aynı hukuksal durumda bulunan kişilerden yalnızca bir kısmının hukuki korunmadan yararlanabileceği ve bunun ise anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği kabul edilmelidir. Buna ilave olarak kamu gücünü kullanan organların Anayasa Mahkemesi kararlarına uymamaları, yahut kararlarda varılan sonuçları gözardı etmeleri bu organların kararlarının anayasal meşruiyetine gölge düşüreceği gibi demokratik bir hukuk devletinde anayasa yargısının temel amacı olan ve kamu gücünü kullanan tüm aktörlerin Anayasa’da belirtilen ilke ve normlara göre hareket etmesini ifade eden anayasanın üstünlüğü ilkesini de işlevsiz hâle getirir (bkz. Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021,§§ 107-108).

76. Kuşkusuz Anayasa Mahkemesi Anayasa hükümlerini yorumlama konusunda yegâne makam değildir. Anayasa hükümlerini uygulamak, temel hak ve özgürlükleri korumak ve uyuşmazlıklarda somutlaştırmak diğer yargı organlarının ve kamu gücünü kullanan tüm organların da yükümlülüklerindendir. Bu bağlamda, bir kez daha vurgulamak gerekirse, Anayasa’da yer alan kuralların, temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence ve ölçütlerin yorumlanması bakımından bütün anayasal organların yetkisi bulunmakla birlikte norm denetiminde olduğu gibi bireysel başvuru yolunda da Anayasa maddelerinin nihai yorum yetkisi Anayasa Mahkemesine aittir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Kadri Enis Berberoğlu (2), § 71).

77. Nitekim, Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında, mahkemelerin Anayasa’nın 14. maddesine ilişkin olarak yaptığı yorumların öngörülebilirliği ve belirliliği ifade eden kanunilik ölçütüne uygun olmadığı sonucuna ulaşmış ve Anayasa’nın 14. maddesini dar, özgürlükler lehine ve nihai bir şekilde yorumlamıştır. Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararındaki tespitleri o başvurucuya benzer durumdaki diğer bireyler yönünden olduğu gibi eldeki başvuru için de geçerlidir. Buradaki benzerlik suç isnadındaki benzerlik değil Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında dokunulmazlığın bulunmadığı yönünde yapılan tespitte ortaya çıkan benzerliktir.

78. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarının objektif ve subjektif olmak üzere iki temel işlevi bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin kararlarının objektif işlevi, genel olarak Anayasa’nın temel hak ve özgürlükleri düzenleyen hükümlerini yorumlamak ve bunların uygulanmasını gözetmektir. Subjektif işlevi ise bireysel başvuru yoluyla önüne gelen somut olayda anılan hükümlerin ihlal edilip edilmediğini incelemek, gerektiğinde başvurucu lehine giderime hükmetmektir (bkz. K.V. [GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016, §§ 52-53; F.N.G., B. No: 2014/11928, 21/6/2017, §§ 37-38).

79. Bireysel başvuru kararlarından sonra kamu makamları ve derece mahkemelerinin aynı meseleye ilişkin incelemelerinde, Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması, temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ve insan haklarının gerekli kıldığı hâllere ilişkin olarak verdiği kararları dikkate almaları ve Anayasa hükümlerinin yorumuyla varılan sonuçları değerlendirilmeleri gerekir (İbrahim Er ve diğerleri [GK], B. No: 2019/33281, 26/1/2023, § 47). Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda belirlediği ilkeler, vardığı sonuçlar ve bir ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağına ilişkin belirlemelerine göre hareket ederek kamu gücünü kullanan organların temel hak ve özgürlüklerin mevcut ihlallerinden kaynaklanan Anayasa’ya aykırılığı kaldırması ve yeni ihlallerin önlenmesi için tedbirler alması Anayasa Mahkemesi kararının objektif işlevidir. Böylece Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlükleri yorumlarken diğer organlar ve kişilerin uygun davranmakla yükümlü oldukları bir hukuk düzeni yaratarak objektif bir işlev üstlenir.

80. Anayasa Mahkemesi kararlarının genel olarak Anayasa’yı yorumlama ve uygulama şeklinde ortaya çıkan objektif işlevinin subjektif işlevine göre ön planda olduğu kabul edilmelidir. Bunun sebeplerinden biri Anayasa’nın 2. maddesinde ifade edildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerinden birinin “insan haklarına saygılı” demokratik bir hukuk devleti olmasının ve Anayasa’nın 14. maddesinde ifade edildiği üzere devletin “insan haklarına dayanan demokratik” bir devlet olmasının doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesince tespit edilen bir ihlalin altında yatan sorunları giderme yönünde devletin bir yükümlülüğünün bulunmasıdır. İnsan haklarına saygı gösterme ve dayanma yükümlülüğü devlete, Anayasa’daki bütün hak ve özgürlükleri yetki alanı içerisindeki herkese sağlama ve hak ihlallerini önleme sorumluluğu getirir.

81. İkincillik ilkesi uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu ancak diğer yargı organlarınca ortadan kaldırılmayan ihlaller bakımından bir hak arama imkânı sunmaktadır. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin ilk elden kamu makamları ve derece mahkemeleri tarafından korunması gerekir. Bu durum da göstermektedir ki Anayasa Mahkemesi kararlarının öncelikli işlevi anayasal haklar ve özgürlüklerin yorumlanmasıdır. Böylece bireysel başvuru yolu somut bir başvuru ile başlatılmış olmasına rağmen sonuçları itibariyle objektif bir niteliğe bürünmektedir ve bu anlamda aynı zamanda objektif bir hukuk koruması aracı haline gelmektedir.

82. Öte yandan aynı meseleye ilişkin tüm uyuşmazlıkların Anayasa Mahkemesi önüne taşınması sonucunun doğmaması için objektif işlev bireysel başvuru açısından yaşamsaldır. Anayasa Mahkemesince çözümlenmiş meselelere ilişkin tüm uyuşmazlıkların tekrar bireysel başvuruya konu edilerek Anayasa Mahkemesince karara bağlanmasının beklendiği bir bireysel başvuru yolunun sürdürülebilmesi imkânsızdır. Bireysel başvuru yolunun işlerliğini devam ettirmesinde Anayasa Mahkemesinin Anayasa’yı yorumlamasının kritik önemi vardır. Bu işlevini en iyi şekilde yerine getirebilmesi ise -her bir başvuruda adaleti sağlamaktan ziyade- Anayasa Mahkemesinin daha önce Anayasa’yı yorumlamadığı meselelere odaklanmasına bağlıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. K.V., § 53; F.N.G., § 38; İbrahim Er ve diğerleri, § 47).

83. Kamu gücünü kullanan organların aynı ihlallerinin devam etmesi, Anayasa Mahkemesinin iş yükünü artırarak bireysel başvuru yolunu etkisizleştireceği gibi kararların sonuçlarının yalnızca somut olaya uygulanması bireysel başvurunun temel hak ve özgürlükleri koruma işlevini de olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle kamu gücünü kullanan organlar gerektiğinde, ihlalin tekrarlanmamasına yönelik genel tedbirler almak ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda bu ihlalin hukuk aleminde sebep olduğu sonuçları telafi etmek zorundadır.

84. Nitekim Gergerlioğlu kararında Anayasa Mahkemesi yasama dokunulmazlığının sağlanması için yeterli güvenceler ihtiva etmeyen mevcut sistemin yasama organına seçilmiş milletvekillerinin halkın görüşlerini serbestçe açıklamalarını ve bu anlamda belli kişilerin veya grupların ülkenin siyasal hayatına katılımlarını engelleyici nitelikte olduğu, bu itibarla seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının etkisini ortadan kaldırdığını (bkz. Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 130) tespit ettikten sonra seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı yönünden ihlalin giderimi için yapılması gerekenlere ilişkin şu değerlendirmelerde bulunmuştur:

“198. Diğer taraftan mevcut başvuruda seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı yönünden ulaşılan ihlal, yasama dokunulmazlığına ilişkin olarak Cumhuriyet savcılıklarının veya derece mahkemelerinin Anayasa’ya uygun yorum yapmalarına imkân verecek açıklıkta bir Anayasa veya kanun hükmünün bulunmamasından kaynaklanmıştır.

199. Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar kapsamında görülen bir suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle yetkili adli makamlarca yasama dokunulmazlığının bulunmadığının tespiti yönteminin hukuk aleminde etkin bir şekilde uygulanabilmesi için gerek 14. maddedeki durumlar kapsamına giren suçların belirlenmesi ve gerekse de usul ve esasa ilişkin güvencelerin bulunduğu bir yasal sistemin kurulması konusunda takdir yetkisi yasama organına aittir.

200. Bununla birlikte böyle bir kanunun çıkartılmaması anayasal bir boşluk meydana getirmeyecektir. Zira Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulmazlıkların Meclisçe kaldırılması usulünün tüm suçlar yönünden uygulanması mümkündür.

201. Bu itibarla başvurucunun yargılama sırasında milletvekili olması, başvuruya konu olayın dokunulmazlığın istisnalarından birini oluşturması ve Anayasa Mahkemesi kararının bu konudaki anayasal ve yasal belirsizliği ortaya koyması nedeniyle kararın bir örneğinin bilgi için yasama organına gönderilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.”

85. Belirli durumlarda Anayasa Mahkemesi, ihlale sebep olan durumları ortadan kaldırmak için devletin alabileceği veya alması gereken tedbirleri belirtmeyi faydalı veya gerekli görebilmektedir. Bununla beraber bazı durumlarda, tespit edilen ihlalin doğası gereği alınması gereken bireysel veya genel tedbirler de bulunabilmektedir.

86. Gergerlioğlu kararında Anayasa Mahkemesi, mahkemelerce yapılması gerekenin, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını koruyan temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenleme yapılmadığı müddetçe, başvurucu hakkında TBMM tarafından dokunulmazlığın kaldırıldığına dair karar alınıncaya kadar yargılamada durma kararı verip başvurucunun tahliye edilmesine hükmetmekten ibaret olduğunu ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi kararında genel bir tedbir olarak “anayasal veya yasal bir düzenleme” gereğine dikkat çektikten sonra mevcut sistemde milletvekillerinin dokunulmazlığının ancak TBMM tarafından kaldırılmasının mümkün olduğunu belirtmiş ve özel bir tedbir olarak da böyle bir karar alınıncaya kadar başvurucunun tahliye edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

87. Anayasa Mahkemesi Gergerlioğlu kararında seçilmiş milletvekillerinin seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarına müdahalenin dayanağı olan Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar” ibaresi kapsamında ortaya çıkan meseleyi çözümlemiş, yapısal sorunu ortaya koymuştur. Açıktır ki Anayasa Mahkemesinin Gergerlioğlu kararındaki yapısal sorunları ortaya koyan değerlendirmeleri başvuruculara isnat edilen suçlara bağlı değildir ve bu nedenle sonuçları itibariyle objektif niteliği çok daha belirgindir.

88. Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlalin altında yatan sorunları giderme yönünde kamu gücünü kullanan makamlar genel bir yükümlülüğe sahip olmasına karşın Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi içtihadına aykırı davranmış, benzer ihlalleri önleme yükümlülüğünü yerine getirmemiş; aksine başvurucunun anayasal haklarını -Anayasa’nın parlamentoya verdiği bir yetkiyi kullanarak- daraltıcı bir şekilde yorumlamak suretiyle ihlal etmiştir.

 (8) Nihai Değerlendirmeler

89. İncelenen başvuruda bir ceza davasında tutuklu olarak yargılanmakta iken milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığını kazanan başvurucunun durumunun Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen istisna kapsamında olduğu gerekçesiyle durma kararı verilmeyerek hakkındaki yargılamanın devamına karar verilmiş, tahliye edilmemiş, TBMM’de yemin edememiş ve milletvekilliği görevini fiilen yerine getirememiştir.

90. Yasama dokunulmazlığının sağlanması için yeterli güvencelerin olmadığı bir hukuk düzeninde seçmenini temsil eden ve onların taleplerine dikkat çekerek menfaatlerini savunan halkın seçilmiş temsilcilerinin kendileri için vazgeçilmez olan -başta ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyetlere katılma hakkı olmak üzere- çok sayıda temel hak ve özgürlükleri üzerinde ciddi ve caydırıcı bir baskı oluşacak, söz konusu hak ve özgürlüklerden serbestçe yararlanmaları mümkün olmayacaktır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 128).

91. Oysa milletvekilliği görevi demokratik bir siyasal hayatın bahşettiği üstün bir kamusal yarar ve öneme sahiptir. Tam da bu sebeple milletvekilleri anayasal bir koruma alanına sahip kılınmıştır. Seçilmiş milletvekillerinin ifade özgürlüğüne veya milletvekilliği görevini yerine getirmek için kullandıkları diğer hak ve özgürlüklerine yapılacak Anayasa’ya aykırı müdahaleler halk iradesiyle oluşan siyasal temsil yetkisini ortadan kaldıracak, seçmen iradesinin parlamentoya yansımasını önleyecektir (Mustafa Ali Balbay, § 129; Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 129).

92. Gerek yasama dokunulmazlığını koruma altına alan Anayasa’nın 83. maddesi ve gerekse temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasını yasaklayan Anayasa’nın 14. maddesi ancak demokrasinin korunması bağlamında ve hak eksenli yorumlandıkları takdirde işlevlerini tam olarak yerine getirebilir. Mahkemeler söz konusu anayasal hükümleri özgürlükler lehine yorumlamadıkları gibi onları böyle bir yorum yapmaya sevk edecek esasa ve usule ilişkin güvencelerin bulunduğu bir yasal sistem de bulunmamaktadır (Ömer Faruk Gergerlioğlu, § 133).

93. Netice olarak eldeki başvuruda da Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının korunmasına ilişkin temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.

94. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı başvurucuya isnat edilen suçlardan tamamen bağımsız, yapısal bir sorundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle başvurucunun yargılandığı davanın esasına ilişkin bir değerlendirme içermemektedir.

B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

95. Başvurucu, 25/4/2022 tarihinde verilen mahkûmiyet hükmüyle birlikte tutuklandığını, ancak 14/5/2023 tarihinde milletvekili seçildiğini, TBMM kararı olmadıkça tutuklanamayacağını ve yargılanamayacağını, dolayısıyla Anayasa’nın 83. maddesinin gereği olarak tutukluluk halinin derhal sonlandırılması gerektiğini belirterek Yargıtayca tahliye talebinin reddedilmesinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali olduğunu ileri sürmüştür.

96. Bakanlık, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak, öncelikle sadece seçilme hakkından inceleme yapılması gerektiğini, eğer kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından da inceleme yapılacaksa seçilme hakkı başlığı altında yapılan açıklamaların bu hak için de dikkate alınması gerektiğini, öte yandan başvurucunun mahkûmiyet hükmüne bağlı olarak tutulması nedeniyle bu hak kapsamındaki ihlal iddialarının kabul edilemez olduğunu, ayrıca mahkemenin tutuklamanın devamına karar verirken sonuç ceza miktarını dikkate aldığını, başvurucunun kaçma şüphesinin bulunduğunu da değerlendirerek bu karara hükmettiğini belirtmiştir.

97. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı vermiş olduğu beyanında başvuru formunda ileri sürdüğü ihlal iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

98. Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetleri, mahkûmiyet hükmüyle birlikte verilen tutuklama kararı sonrasında milletvekili seçilmesi ve dolayısıyla yasama dokunulmazlığından yararlanmasına rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından tutukluluğun devam ettirilmesine yöneliktir. Dolayısıyla bu kısımdaki iddiaların Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

99. Anayasa’nın “Kişi hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ve ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; … halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

100. 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca suç soruşturması veya kovuşturması sırasında “kanunlarda belirtilen koşullar dışında … tutukluluğunun devamına karar verilen” kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten istemeleri mümkündür. Buna karşılık Yargıtay 3. Ceza Dairesi, başvurucunun yeniden milletvekili seçilmesinin bireysel başvuruya konu dosya bakımından yasama dokunulmazlığından yararlanması sonucunu doğurmadığını kabul etmiş ve tutukluluğu devam ettirmiştir. Yargıtay tarafından yapılan bu değerlendirme sebebiyle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi uyarınca açılacak davada derece mahkemelerinin başvurucunun milletvekili seçildikten sonra tutukluluğunun devam ettirilmesinin kanuna uygun olmadığı sonucuna varmaları mümkün görünmemektedir. Buna göre anılan başvuru yolunun somut olayın koşullarında başvurucu bakımından etkili ve sonuç almaya elverişli bir hak arama yolu olarak değerlendirilmemesi gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. Kadri Enis Berberoğlu (2), § 103).

101. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

102. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

103. Kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alan Anayasa’nın 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanıdığı durumlardan biri de maddenin ikinci fıkrasında “mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi” olarak belirlenmiştir. Bu nedenle yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet kararları kapsamında hapis cezasının veya güvenlik tedbirlerinin infaz edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmez (Tahir Canan (2), B. No: 2013/839, 5/11/2014, § 33).

104. Buna karşılık mahkûmiyet hükmüne bağlı tutmanın hukukiliğini etkileyen bir durum söz konusu olduğunda tutulma hâli “mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi” kapsamında olsa bile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline sebebiyet verebilir. Özellikle tutmanın önünde doğrudan Anayasa’dan veya kanunlardan kaynaklanan bir engelin bulunduğu (mahkûmiyete konu olan eylemin suç olmaktan çıkarılması, bir cezasızlık hâlinin bulunduğunun anlaşılması, mahkûmiyet hükmünü geçersiz kılan bir kanun değişikliği yapılması gibi) ya da tutmayı sona erdirmeyi zorunlu kılan yargısal bir kararın mevcut olduğu durumlarda özgürlükten yoksun bırakma ile mahkûmiyet kararı arasındaki bağ ortadan kalkar. Bu hâllerde tutmaya devam edilmesi hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde özgürlüğün kısıtlanması sonucunu doğurur (Kadri Enis Berberoğlu (3), § 127).

105. Somut olayda başvurucunun Yargıtay 3. Ceza Dairesi önünde temyiz incelemesinde bulunan mahkûmiyet hükmüne bağlı olarak hürriyetinden yoksun bırakıldığı dönemde gerçekleştirilen genel seçimler sonucunda milletvekili seçildiği görülmektedir. Başvurucunun milletvekili seçilmesi halinde Anayasa’nın 83. maddesinde güvence altına alınan yasama dokunulmazlığından yararlanıp yararlanmayacağı meselesi, hükme bağlı tutmanın hukukiliğini doğrudan etkileyen bir durumdur (Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912, 6/3/2014, §§ 78-86).

106. Anayasa Mahkemesi, Ömer Faruk Gergerlioğlu kararında olduğu gibi eldeki başvuruda da başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını koruyan temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenlemenin bulunmaması nedeniyle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Bir kimsenin milletvekili seçildikten sonra yargılanıp yargılanmayacağı meselesi ile tutuklanıp tutuklanamayacağı meselesi aynı niteliğe sahiptir. Bu sebeple seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı yönünden yapılan tüm tespit ve değerlendirmeler kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden de geçerlidir.

107. Buna göre, başvurucunun 14/5/2023 tarihinde yapılan genel seçimlerde milletvekili seçilmesi nedeniyle -seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını koruyan temel güvencelere sahip, belirliliği ve öngörülebilirliği sağlayan anayasal veya yasal bir düzenleme yapılmadığı müddetçe- yasama dokunulmazlığından yararlanmaya başladığı açıktır. Bu durumda başvurucunun tahliye talebine rağmen tutulmaya devam ettirilmesinin Anayasa’nın 83. maddesiyle bağdaşmadığının kabulü gerekir.

108. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE bu görüşe katılmamışlardır.

C. Diğer İhlal İddiaları

109. Başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, tutukluluk haliyle ilgili olarak Yargıtay tarafından kırkdört gün sonra karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki diğer şikâyeti hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

D. Giderim

110. Başvurucu; ihlalin tespit edilerek yargılamada durma kararı verilmesini, tahliyesine karar verilmesini ve 50.000TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.

111. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

112. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

113. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 57).

114. Ayrıca Anayasa Mahkemesince yeniden yargılamaya hükmedilen hâllerde derece mahkemesinin yeniden yargılamaya karar vermesi için lehine ihlal kararı verilenin ya da ilgili başka kişi veya kişilerin talepte bulunması gerekmemektedir. Derece mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararı kendisine ulaşır ulaşmaz -ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak- taraflarca başvuru yapılmasını beklemeksizin yeniden yargılama yapmak yükümlülüğündedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereği olarak yeniden yargılama yapılacak hâllerde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak bir kabule değerlik incelemesi aşaması da bulunmamaktadır (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 58).

115. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken şey, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı gereğince yeniden yargılamaya başladığına dair karar almaktır. Esasen derece mahkemesinin yeniden yargılama yapılması yönünde karar almasıyla birlikte bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği Anayasa Mahkemesince tespit edilen önceki kararı kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Mahkeme sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 59).

116. İncelenen başvuruda yasama dokunulmazlığına rağmen hükümle birlikte uygulanan tutukluluğun sürdürülmesi sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutukluluğun sürdürülmesi, yargılamaya devam olunması nedenleriyle de seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

117. Başvurucu yargılandığı dava kapsamında bireysel başvuru anında tutuklu statüsünde iken mahkûmiyet hükmünün onanmasıyla hükümlü haline gelmiştir (bkz. § 12). Bu durumda başvurucu milletvekili seçildiği halde tutuklu yargılanmaya devam edilmiş ve hakkındaki mahkûmiyet hükmü de onanmıştır. Buna göre Anayasa Mahkemesince başvurucu hakkında tespit edilen hak ihlallerinin sonlandırılmasına ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik olarak;

i. Yeniden yargılama işlemlerine başlanması,

ii. Mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması ve ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması,

iii. Başvurucunun hükümlü statüsünün sona erdirilmesi,

iv. Yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi

işlemlerinin yerine getirilmesi zorunludur (Kadri Enis Berberoğlu (3), §§ 140; ayrıca aynı kararın Anayasa Mahkemesi İhlal Kararlarının Gereğinin Yerine Getirilmesi Usulü başlığı altındaki ayrıntılı değerlendirmeler için bkz. §§ 93-100).

118. Bu amaçla iş bu kararın ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

119. Ayrıca eski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucuya manevi zararları karşılığında taleple bağlı kalınarak net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE’nin karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muammer TOPAL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN ve Muhterem İNCE’nin karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK BULUNMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,

D. Kararın bir örneğinin hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için başvurucunun yeniden yargılanmasına başlanması, mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması, ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması ve yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi şeklindeki işlemlerin yerine getirilmesi için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2021/178) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

F. 2.220,60 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 21.020,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/10/2023 tarihinde karar verildi.

  

KARŞIOY

Başvurucu Şerafettin Can Atalay’ın seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin çoğunluk görüşüne, Anayasa Mahkemesi’nin 2019/10634 Başvuru Sayılı ve 01/07/2021 tarihli Ömer Faruk Gergerlioğlu kararına eklenen “Farklı Gerekçe” ve 2018/26689 Başvuru Sayılı ve 07/04/2022 tarihli Leyla Güven kararının ekinde yer alan “Karşı Oy” muhtevasında dile getirilen görüşler çerçevesinde, iştirak edilmemiştir.

Üye

Muammer TOPAL

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

Üye

Basri BAĞCI

Üye

İrfan FİDAN

KARŞIOY

Bu kararda tartışılan temel anayasal sorun ile aynı mahiyetteki sorunun tartışıldığı Leyla Güven ([GK], B. No: 2018/26689, 7/4/2022) kararında karşı oy kullanan üyelerin karşı oylarında belirttikleri gerekçelerle Mahkememiz çoğunluğunun tespit ettiği ihlal sonucuna katılmıyorum.

Üye

Muhterem İNCE

5 Aralık – Hukuk Takvimi

0

5 Aralık – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar

1782

Martin Van Buren (d. 5 Aralık 1782 – ö. 24 Temmuz 1862) Amerika Birleşik Devletleri’nin 8. başkanıdır. 4 Mart 1837’den 4 Mart 1841’e kadar başkanlık görevini yürütmüştür. Başkanlık görevinden önce ABD’nin 8. başkan yardımcısı ve 10. Dışişleri Bakanı olarak görev yapmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nin İngiliz asıllı olmayan ilk başkanıdır. Aslen Hollandalı olan Van Buren, aynı zamanda, Amerikan Devrimi’nin ardından Amerikan vatandaşı unvanıyla dünyaya gelen ilk devlet başkanıdır. Amerika Birleşik Devletleri tarihinde, Thomas Jefferson ile birlikte başkan, başkan yardımcısı ve dışişleri bakanı olarak hizmet vermiş iki başkandan birisidir.

1894

Güney Afrikalı hukukçu ve 1961 ile 1967 yılları arasında devlet başkanlığı yapan Charles Robberts Swart dünyaya geldi. (Doğumu: 5 Aralık 1894- Ölümü: 16 Temmuz 1982)

1920 

TBMM’de Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu kuruldu. Mustafa Kemal Grup Başkanlığına seçildi

1921

23 Ocak 1912-23 Temmuz 1912 tarihlerinde Şura-yı Devlet Reisliği yapan Said Halim Paşa, yaşamını yitirdi. (19 Şubat 1864, Kahire-5 Aralık 1921, Roma)

1921

Britanya İmparatorluğu, İrlanda devrimci grubu Sinn Fein ile anlaşmaya vardı ve İrlanda bağımsız bir devlet oldu.

1921

5 Aralık 1921 tarihinde çıkarılan Genel Af Kanunu ile Fransızların tahliye ettiği işgal bölgelerinde işlenmiş bütün suçların affedildiği TBMM tarafından kabul ve ilan edilmiştir. Kanun, 168 nolu Aff-ı Umumi Hakkında Kanun adını taşımaktadır. 20 Ekim 1921 tarihinde Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşmasının (İtilafnamesinin) beşinci maddesince öngörülen ve Fransızlar tarafından tahliye edilen bölgede genel af ilan edilmesi şartını yerine getirmek amacıyla çıkarılmıştır. Diplomatik ilişkiler sonucunda öngörülen bir siyasi aftır. 

   

1927

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Vaşington Büyükelçisi, Ahmet Muhtar Mollaoğlu güven mektubunu sundu.

1927 

Cumhuriyet döneminin ilk kâğıt paraları tedavüle çıkarıldı. 1, 5, 10, 50, 100, 500 ve 1000 liralık olmak üzere 7 ayrı değerde çıkarılan banknotlar eski Türkçe ve Fransızca bastırıldı.

1933

ABD’de 14 yıldır devam eden içki yasağı kalktı. 1920 ile 1933 yılları arasında alkollü içeceklerin üretilmesi, satılması ve taşınması yasaklanmıştı. 

1934

Kadın Hakları Günü 

Türkiye’de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanun kabul edildi. 5 Aralık 1934 yılında 1924 Anayasasında ve Seçim Kanununda yapılan yasa değişikliği ile kadınların ilk kez oy kullanmasının ve aday olabilmesinin önü açıldı, yürürlüğe giren son yasayla Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 10 ve 11. maddeleri değiştirilerek  kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Türkiye, Fransa’dan Fransa ve İtalya’dan 11, Romanya’dan 12, Bulgaristan’dan 13, Belçika’dan 14, İsviçre’den ise 36 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Türkiye’de kadınların katıldığı ilk genel seçimler, 8 Şubat 1935 yılında yapılan TBMM 5. dönem seçimleridir. Bu seçimlerde 17 kadın milletvekili TBMM’ye girmiştir. 

1936

5 Aralık 1936’da, Türkiye ve Irak, 5 Haziran 1926 tarihli Türk-Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Antlaşması süresiz olarak uzatıldı.

1953

Bektaşi Şeyhi Sırrı Baba, Bakanlar Kurulu kararıyla sınır dışı edildi.

1951

  • Uluslararası Göç Örgütü (IOM) kuruldu. İlk kuruluş adı “Geçici Hükümetlerarası Göçmen Komitesi” idi.
  • 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 5 Aralık 1951’de kabul edildi. Resmi Gazetenin 7931. sayısında 13 Aralık 1951’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. 

1957

Sukarno, tüm Hollandalıları Endonezya’dan sınır dışı etti 

1963

Arjantinli savcı Natalio Alberto Nisman dünyaya geldi.  (Doğumu: 5 Aralık 1963- Ölümü: 18 Ocak) Buenos Aires Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu ve Ulusal Mahkemeler Adliyesi’nde hukuk katibi olarak görev yaptı. Daha sonra Buenos Aires ilçe banliyösüne savcı olarak atandı. 2004’te AMIA bombalama soruşturmasından sorumlu Özel Savcı oldu. 2006’da Nisman, İran hükümetini AMIA bombalama eylemini yönetmek ve Hizbullah milislerini bunu gerçekleştirmekle resmen suçladı. 18 Ocak 2015’te yaşamını yitirdi.

1972

Milli Eğitim Bakanı Sabahattin Özbek: “12 Mart 1971 muhtırasından bu yana soruşturma açılan-ceza verilen 848 öğretmenin 767’si aşırı solcu, 81’i aşırı sağcıdır”.

1978

Sovyetler Birliği, Afganistan ile 20 yıllık dostluk anlaşması imzaladı.

1986

Pınar Kür’ün “Bitmeyen Aşk” adlı romanı “müstehcenlik” gerekçesiyle toplatıldı.

1978

İlerici Kadınlar Derneği (İKD), kamu kurumlarında kreş-çocuk yuvaları açılması için Meclis’e 60 bin imzalı dilekçe verdi.

 1987

Türkiye İşçi Partisi (TİP) genel Sekreteri Nihat Sargın ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Nabi Yağcı (Haydar Kutlu) tutuklandı. 1987- 16 Kasım’da TBKP’yi kurmak için Türkiye’ye dönüşte havaalanında gözaltına alınan TKP Genel Sekreteri Haydar Kutlu (Nabi Yağcı) ile TİP Genel Sekreteri Nihat Sargın DGM’ce tutuklandı. Kutlu ve Sargın cezaevine götürülürken “işkence gördük” diye seslendi.

 1989

6 yıldır görev yapan Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin görevi sonlandı. 12 Eylül 1980’darbesinin ardından 5 kuvvet komutanının yönetiminde faaliyet gösteren Milli Güvenlik Konseyi, 6 Aralık 1983’den itibaren Cumhurbaşkanlığı Konseyi ismiyle göreve devam etmişti.

   

1995 

MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, “Cumhuriyetimizin ilk dönemlerinde olduğu gibi ezan Türkçe okunsun” diyen eski Devlet Güvenlik Mahkemesi başsavcısı Nusret Demiral’ın istifasını istedi.

 1997

16 Mart 1978 Katliamı davasına bakan avukatlar “yargı yolunun tıkandığı” gerekçesiyle çekilme kararı aldı. Avukatlar, Emniyet’in katliamda sorumluluğu olan polisler hakkındaki evrakı yok etmesi, MİT’in bilgi vermemesi ve dava açması vb. engellemeleri gerekçe olarak sundu.

 1997

Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin Genel Kurulu 5 Aralık 1997 tarihinde Buenos Aires’de (Arjantin) gerçekleştirdiği oturumunda, COMEX 2/97 sayılı Karara bağlı olarak, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin yeni uluslararası ortama uyumunu sağlamaya karar vermiştir. https://hukukansiklopedisi.com/uluslararasi-bag-ve-sarap-orgutunun-kurulus-anlasmasi/

 1998

Galatasaray Lisesi önünde 15 haftadır polisçe engellenen Cumartesi Anneleri 196.buluşmalarını İHD İst.Şubesi önünde gerçekleştirdi.

 2001

Çocukların Korunması ve Ülkelerarası Evlat Edinme Konusunda İşbirliğine Dair Sözleşme, 29 Mayıs 1993 günü Lahey’de düzenlenmiştir. (The Convention of 29 May 1993 on Protection of Children and Co-operation in Respect of Intercountry Adoption) Türkiye, 5 Aralık 2001 tarihinde sözleşmeyi imzalamış, 5049 Sayılı Yasa ile 14 Ocak 2004 tarihinde sözleşme kabul edilmiş, onay işlemi 27 Mayıs 2004 tarihinde gerçekleşmiştir.

   

 2011

Vicdani reddin temel bir insan hakkı olarak tanınması için, vicdani retçi Mehmet Tarhan’ın girişimiyle kampanya başlatıldı.

 2012

 “Tıp öğrencileri davası”nda 13’ü tutuklu 43 üniversite öğrencisinin “terör örgütü üyeliği”nden yargılanmasına başlandı. 6 aydır tutuklu olan 13 öğrenci tahliye edildi.

 2013

Nelson Mandela Aramızdan Ayrıldı

Güney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela, 95 yaşında hayata gözlerini yumdu. Irkçı beyaz rejim tarafından 1962’de ömür boyu hapse mahkûm edildi, yürütülen etkin kampanyalar sonucu 1990’da salıverildi. 1994’de ırk ayrımını sonlandıran seçimlerde ANC’nin başında devlet başkanı seçildi.Nelson Rolihlahla Mandela ya da kabile adıyla Madiba (18 Temmuz 1918 – 5 Aralık 2013), Güney Afrikalı Anti Apartheid (ayrımcılık karşıtı) aktivist ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyahî devlet başkanı. 1994’te ilk defa tüm halkın katıldığı seçimlerde devlet başkanı seçilmiştir. Yönetimi, Apartheid’ın mirasının dağılmasına, ırkçılığı engellemeye, fakirlik ve eşitsizliğe odaklanmıştır. Siyasi görüş olarak Demokratik Sosyalist olan Mandela, Afrika Ulusal Konseyi siyasi partisinde 1990’dan 1999’a kadar parti başkanlığı yapmıştır.

 2013

 “2013 Yılı Uluslararası Basın Özgürlüğü Ödülü”nü Toronto’da törenle teslim aldı. Ödül’ün Eritre’li üç gazeteciyle birlikte Ahmet Şık’a verilmesine karar verilmişti.

2017

Halk oyunları yarışması için Macaristan’a giden 16 kişilik ekipten 11’i iltica etti. Türkiye’ye 5 kişi döndü.

 2021

Derya Tuna, Asena, Perihan Savaş ve Yıldız Tilbe gibi pek çok kadına sözlü ve fiziksel şiddet uygulayan Tatlıses’e, 47.Altın Kelebek Ödülleri töreninde, ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ verilmesi kadın örgütleri tarafından protesto edildi. Ödülün, 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü’ne denk gelmesi ayrıca eleştirildi.

2021

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanlığına, 348 delegeden 182’sinin oyunu alan Ankara Barosu Başkanı Ramiz Erinç Sağkan seçildi.

 2021

Amerikalı siyasetçi ve avukat Bob Dole(Robert Joseph “Bob” Dole ) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1923 Ölümü: 5 Aralık 2021) 1969’dan 1996’ya kadar ABD Senatosu’nda Kansas’ı temsil etti. Görev süresinin son 11 yılı boyunca Amerika Birleşik Devletleri Senatosunun Cumhuriyetçi Parti Lideri olarak çoğunluk grubunu temsil etti. Senatoda geçirdiği 27 yıldan önce, 1961’den 1969’a kadar ABD Temsilciler Meclisi’nde görev yaptı. Dole, aynı zamanda 1996 seçimlerinde Cumhuriyetçi başkan adayı ve 1976 seçimlerinde başkan yardımcısı adayıydı.

2024

23. Asliye Hukuk Mahkemesi, Rasim Ozan Kütahyalı’nın, Ekrem İmamoğlu’na 60 bin lira tazminat ödemesine hükmetti.  Rasim Ozan Kütahyalı,  katıldığı canlı yayında 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunurken İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilgili söyledikleri, “Risk alarak söylüyorum her türlü şerefsizliği yapıyorsun. Adam satın alma, adam kayırma, ona buna paralar dağıtma” ifadelerini kullanmıştı.

2024

Nasuh Mahruki ve İsrail Protestocularına Tahliye 

  • YSK’ye ilişkin paylaşımları nedeniyle 20 Kasım’da tutuklanan Nasuh Mahruki hakkında nöbetçi mahkeme tahliye kararı verdi.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı protesto ettikleri için tutuklanan kadınların ‘cezaevine girişleri sırasında başörtülerinin kesilmesi’ olayıyla ilgili üç infaz koruma memuru görevden uzaklaştırıldı.

2024

Gazeteci Ayşenur Arslan hakkında, 2 Ekim 2023’te Halk TV’deki programda, Meclis açılışı sırasında İçişleri Bakanlığına yapılan terör saldırısıyla ilgili haberi yorumlarken kullandığı ifadeler nedeni ile dava açıldı.Arslan’a ‘terör örgütü PKK propagandası yapmak’ suçlaması yöneltildi. Hakkında 1 yıldan 7,5 yıla kadar hapis cezası talep edilen Arslan, önümüzdeki günlerde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkacak.

 

Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütünün Kuruluş Anlaşması

0

Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütünün Kuruluş Anlaşması (Agreement establishing the International Organisation of Vine and Wine), 3 Nisan 2001 tarihinde imzalanmış, bu anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte de 1 Ocak 2004 itibarıyla Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü resmî olarak faaliyete geçmiştir. 1924 yılında kurulan Dünya Bağ ve Şarap Ofisi’nin yerini, 3 Nisan 2001 tarihli anlaşma ile kurulan Dünya Bağ ve Şarap Örgütü (OIV) almıştır.

Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti adına 2 Temmuz 2001 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.

Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütünün Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun 7 Nisan 2004  tarihinde kabul edilerek Resmi Gazetenin 14 Nisan 2004 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

OIV; üzüm, şarap, şarap bazlı içecekler, sofralık üzüm, kuru üzüm ve diğer asma tabanlı ürünler ile ilgili işlerde yeterlilikleri tanınmış bilimsel ve teknik nitelikte uluslararası bir kuruluştur.

Amaçları:

Dünya Bağ ve Şarap Örgütü’nün kendi yetkisi çerçevesinde amaçları şu şekildedir;

 Bağcılık ve şarap sektöründeki üreticilerin, tüketicilerin ve diğer paydaşların ilgilerini dikkate alarak üyelerini bilgilendirmek,

 Özellikle standardizasyon çalışmaları yürüten hem devletlerarası hem de sivil toplum kuruluşları gibi uluslararası kuruluşlara yardımcı olmak,

 Mevcut uygulama ve standartların uluslararası uyumlaştırılmasına katkıda bulunmak ve gerektiğinde bağ ve şarap ürünlerinin pazarlama ve üretim koşullarını geliştirmek amacıyla yeni uluslararası standartların hazırlanması ve tüketicilerin çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamak.

Bu hedeflere ulaşmak için, Dünya Bağ ve Şarap Örgütü’nün faaliyetleri aşağıdaki şekildedir:

 Bilimsel araştırma ve deneylere rehberlik ve teşvik etmek,
 Üyeleri ile irtibat halinde özellikle üzüm üretimi, şarapçılık uygulamaları, ürünlerin tanımı ve/veya tanımlanması etiketleme ve pazarlama koşulları, asma ürünlerinin incelenmesi ve değerlendirilmesi alanlarında bu önerilerin uygulanmasını izlemek ve öneriler hazırlamak,

 Özellikle tüketiciler açısından bağ ve şarap üretim alanlarında ve ilgili orijin isimlerinde asma ürünlerinin orijinalliğinin garanti edilmesi, yeni bağcılık ve şarapçılık bitki varyetelerinin tanınması ve korunması için teknik ve bilimsel kriterlerin geliştirilmesi ile ilgili bütün önerilerin üyelerine sunulması,

 Üyeleri veya ilgili olduğu yerde düzenlemelerin uyumlaştırılması ve kabulünün teşviki, faaliyet alanına giren uygulamaların karşılıklı tanınmasını kolaylaştırmak,

 Tüketicilerin sağlığının korunmasına ve gıda güvenilirliğinin sağlanmasına katkıda bulunmak.

Yönetim Organları:

OIV’de en yetkili organ Genel Kurul’dur ve yılda bir kez toplanmaktadır. Üye devletler Genel Kurul’da delegeler tarafından temsil edilmektedir. Her ülkenin temel iki oy hakkına, Dünya bağ ve şarap sektöründeki görece pozisyonunu belirleyen objektif kriterlerden hesaplanacak ilave oy sayısı eklenmektedir. Kararlar oybirliği ile alınmaktadır.

Genel Kurul dışında, İcra Komitesi, Bilimsel ve Teknik Komite, İzleme Komitesi, Komisyonlar, Alt Komisyonlar ve Uzman Grupları mevcuttur. OIV’de Başkan ve Başkan Yardımcılarının yanı sıra örgütün iç idaresinden sorumlu bir de Genel Direktör görev yapmaktadır.

OIV, etkinliklerini Genel Kurul tarafından onaylanan bir stratejik plan çerçevesinde Bilimsel ve Teknik Komitenin eşgüdümünde diğer organları aracılığıyla yürütmektedir. Söz konusu Komite, bağcılık, önoloji (şarap bilimi) ve ekonomi olmak üzere üç ana başlık altında etkinliklerini sürdürmekte, bu konuda veri toplama, yayınlama, değerlendirme, tanım yapma ve standart oluşturma çalışmaları yapmaktadır. Komisyon ve alt komisyonlar, özellikle şarapçılık konusunda pek çok uluslararası normun belirlenmesi ve kontrol çalışmalarında etkin rol üstlenmektedirler.

Örgüt, tüm dünya devletlerinin katılımına açık olup, başvuran devletin üyeliği 6 ay içinde üye ülkelerin çoğunluğu tarafından karşı çıkılmadığı sürece kabul edilmektedir.

Halihazırda örgütün 44 üyesi vardır. Örgüte, gözlemci olarak devletler, bölgeler ve konuyla ilgili örgütler üye olabilmektedir.

OIV uluslararası planda pek çok örgüt ile eşgüdüm veya işbirliği içinde çalışmakta, bağcılık ve şarap alanında diğer örgütlerin çalışmalarına önemli katkılarda bulunmaktadır.

Bunların başında Avrupa Birliği Komisyonu gelmektedir. OIV’nin analiz yöntemleri AB mevzuatına olduğu gibi alınmaktadır, Önolojik (şarap bilimine ilişkin) uygulamalar için de aynı yönde bir proje mevcuttur. Ayrıca şarap yapımı için kullanılan türlerin listesi konusunda da işbirliği sağlanmıştır.

OIV, Codex Alimentarius ile sofra üzümleri normu, FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) ile dünya bağ istatistikleri, MAYZEM (Milletlerarası Akdeniz Yüksek Zirai Etüdler Merkezi) ile Akdeniz Havzasının kartografisinin çıkarılması, UPOV (Yeni Bitki Türleri Koruma Birliği) ile asma türleri betimleme kodu hakkında ortak çalışmalar yürütmektedir.

Bunların yanında, işbirliği yaptığı diğer kuruluşlar arasında Uluslararası Şarap ve İspirtolu İçkiler Federasyonu (FİVS), Avrupa Şarapçılık Bölgeler Kurulu (AREV), Uluslararası Şarap Üniversitesi Derneği (AUİV), Uluslararası Şarapçılık Birliği (UİOE), AMORİM Uluslararası Akademisi, Avrupa Şarapçılık ve Bağcılık Hukukçuları Derneği
(AİDV) sayılabilir.

Türkiye ile İlişkileri:

Türkiye 1940 yılında o zamanki adıyla Uluslararası Şarapçılık Ofisi’ne üye olmak için başvurmuş ve 1946 yılında üye olmuştur. 1961 yılında kendi isteği ile çekilmiş ve 1976 yılında yeniden üye olmuş, 3 Nisan 2001 tarihli OIV Kurucu Anlaşmasını 15 Mart 2005 tarihinde onaylamıştır.

Türkiye Dünya üzüm üretiminde 6’ncı, çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde ise 2. sırada bulunmakta olup, 1200 üzüm çeşidini içeren üretim alanı ile çok zengin asma gen potansiyeline sahip önemli bir üzüm üreticisi ülkedir.

Türkiye’deki bağ alanlarının % 38’inin, toplam üzüm üretiminin % 40’ının, çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin büyük bölümü ile şaraplık üzümün % 20’sinin Ege Bölgesinde üretilmekte olup, sofralık ve çekirdeksiz kuru üzüm üretiminde dünyada söz sahibi ülkelerden biridir.

35. Dünya Bağ ve Şarap Kongresi ve 10. Genel Kurulu Sayın Bakanımızın himayelerinde, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (TAPDK) ev sahipliğinde 18–22 Haziran 2012 tarihleri arasında 45 ülkeden 300 bilim insanının katılımıyla İzmir’de gerçekleştirilmiştir. OIV 10. Genel Kurulu’nda Claudia Ines Quini 3 yıllık dönem için OIV Başkanlığına seçilmiştir. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Altındişli, Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü (OIV) Sofralık Üzüm, Kuru Üzüm ve Fermente Olmamış Üzüm Ürünleri Komisyonu Başkanlığı’na seçilmişlerdir.

Kanun Gerekçesi:

İspanya, Fransa, Yunanistan, Macaristan, İtalya, Lüksemburg, Portekiz ve Tunus Hükümetleri, 29 Kasım 1924 tarihinde Uluslararası Şarapçılık Ofisini (OIV) kurmuşlardır. OIV, bağ ve şarapla ilgilenen ülkelerin işbirliği sonucu oluşturulmuş, yalnızca devletlerin üye olabildiği bir kuruluştur. Kuruluş, 4 Eylül 1958 tarihinde o zamanki üye ülkelerin kararıyla “Uluslararası Bağcılık ve Şarapçılık Ofisi” ismini almıştır. Ofis, halen kırk beş ülkeden oluşmaktadır. Türkiye, 18 Eylül 1975 tarih ve 7/10738 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla üye olmuştur. Buenos Aires’te 5 Aralık 1997 tarihinde düzenlenen Genel Kurul Toplantısında, ofis, görevlerinin yeni uluslararası anlayışa uygun olarak düzenlenmesi gereksinimiyle, yeniden yapılanma kararı almaştır. Bu çerçevede, dünya bağcılık-şarapçılık sektörünün geleceğini güvenceye almak ve eksiklikleri gidermek amacıyla, kuruluş bünyesinde, çalışma kuralları, mevzuat, bütçe, insan kaynaklan yönetimi vb. konularda tadilat yapılması gerekmiştir. Yukarıda anılan düzenlemenin 7 nci maddesi gereğince Fransız Hükümeti, 36 üye ülkenin talebiyle Paris’te 14, 15, 22 Haziran 2000 ve 3 Nisan 2001 tarihlerinde Üye Ülkeler Konferansı düzenlemiştir. Bu toplantılarda yeniden yapılanma yasal düzenlemesi oluşturulmuş ve eski tüzüğün yürürlükten kaldırılarak, yeni Kurucu Anlaşmasının onun yerine geçmesi kararlaştırılmıştır. OIV, üye devletlerin ortak çıkarlarının korunması ve düzenlenmesi amacıyla genel politikalar oluşturulup, uygulanmasını hedeflemektedir. Dünyada bağ alanı bakımından 5 inci sırada gelen, önemli bir yaş, kuru üzüm ve şarap üreticisi olan ülkemizin, anılan organizasyonda etkin olarak yer almasının yararlı olacağı düşünülmektedir.

ULUSLARARASI BAĞ VE ŞARAP ÖRGÜTÜNÜN (UBŞÖ) KURULUŞ ANLAŞMASI
Giriş

29 Kasını 1924 tarihinde yapılan bir uluslararası Anlaşma ile ispanya, Fransa, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Portekiz ve Tunus Hükümetleri bir Uluslararası Şarap Ofisi oluşturmak üzere bir araya gelmişlerdir.

4 Eylül 1958 tarihinde üye ülkelerin kararı ile, ofis adım, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisi olarak değiştirmiştir. Bu hükümetierarası kuruluşun 3 Nisan 2001 tarihi itibariyle 45 üye ülkesi bulunmaktadır.

Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin Genel Kurulu 5 Aralık 1997 tarihinde Buenos Aires’de (Arjantin) gerçekleştirdiği oturumunda, COMEX 2/97 sayılı Karara bağlı olarak, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin yeni uluslararası ortama uyumunu sağlamaya karar vermiştir. Bu karar, dünya bağcılık ve şarap sektörünün geleceğini garanti altına almak ve zorluklarım aşmak için, ofisin hedeflerinin, insan, malzeme ve bütçe kaynaklarının, mevzuat ve işleyiş kurallarının yeniden uyarlanmasını kapsamaktadır.

Yukarıda bahsi geçen Anlaşma’mn 7. maddesinin uygulanması kapsamında, Fransa Cumhuriyeti, 36 üye ülkenin talebi üzerine, 14,15, 22 Haziran 2000 ve 3 Nisan 2001 tarihlerinde Paris’te üye ülkeler Konferansı gerçekleştirmiştir.

Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin üye devletleri, bundan sonra Taraflar olarak anılacaktır, aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

Bolum 1 – Amaçlar ve Faaliyetler
Madde 1

1. “Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü” (UBŞÖ) bu Anlaşma ile oluşturulmuştur. UBŞÖ, değişik şekliyle 29 Kasım 1924 tarihli Anlaşma ile oluşturulmuş bulunan Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofısi’nin yerine geçecek ve mevcut Anlaşmanın hükümlerine tâbi olacaktır.

2. UBŞÖ’nün amaç ve faaliyetleri 2 nci maddede tanımlanmışta”. UBŞÖ, bağlar, şarap, şarap bazlı içecekler, üzüm, kuru üzüm ve diğer bağ ürünleri konusundaki çalışmaları, uluslararası düzeyde kabul görecek bilimsel ve teknik yetkiye haiz bir hükümetierarası kuruluş olacaktır.

Madde 2

1. Yetkileri çerçevesinde, UBŞÖ’nün amaçlan şunlardır:

a. üye devletleri, üreticileri, tüketicileri, bağcılık ve şarap ürünleri sektörünün diğer aktörlerini ilgilendiren tedbirlere ilişkin olarak bilgilendirmek;
b. özellikle standardizasyon faaliyetlerini yürüten diğer hükümetierarası ve hükümet dışı uluslararası örgütlere yardım etmek;
c. mevcut uygulama ve standartların uluslararası düzeyde uyumlaştırılmasına ve gerektiğinde, bağcılık ve şarap ürünlerinin üretim ve pazarlama koşullarının iyileştirilmesine yönelik yeni uluslararası standartların hazırlanmasına katkıda bulunmak ve tüketicilerin çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamaya yardım etmek.

2. Bu amaçlara ulaşmak için, UBŞÖ şu faaliyetlerde bulunacaktır:

a. üyeler tarafından dile getirilen ihtiyaçların karşılanmasına yönelik bilimsel ve teknik araştırma ve deneyleri teşvik etmek ve yol göstermek, sonuçları değerlendirmek, gerektiğinde kalifiye uzmanlara danışmak ve gerektiğinde sonuçları uygun şekilde dağıtmak;
b. özellikle aşağıdaki alanlarda, önerilere varmak ve üyelerle bağlantılı olarak bu önerilerin uygulanmasını izlemek:

i. üzüm üretim koşulları,
ii. önolojik uygulamalar,
iii. ürünlerin tanımı ve/veya tarifi, etiketleme ve piyasa koşulları;
iv. bağ ürünlerinin analiz ve değerlendirme yöntemleri;

c. üyelerine aşağıdakilerle ilgili öneriler sunmak:

i. özellikle tüketicilere yönelik ve bilhassa etiketlerde bulunan bilgilere ilişkin bağ ürünlerinin
güvenilirliğinin garanti edilmesi,
ii. ticaret ve fikrî mülkiyete ilişkin uluslararası anlaşmalara ters düşmemek şartıyla, coğrafi isimlerle tayin edilmiş olsun ya da olmasın, coğrafî işaretlerin, özellikle bağ ve şarap üretim alanlarının ve ilgili kökeninin korunması, iii. bağcılık bitki çeşitlerinin tanınması ve korunmasına ilişkin bilimsel ve teknik kriterlerin geliştirilmesi;

d. düzenlemelerin üyeler tarafından uyumlaştırılması ve benimsenmesine katkıda bulunmak veya gereğine göre faaliyet alanındaki uygulamaların karşılıklı olarak tanınmasını kolaylaştırmak e. talep üzerine, doğacak masraflar talepte bulunanlar tarafından karşılanmak şartıyla, ülkeler ve kuruluşlar arasında arabuluculuk yapmak

f. şarap sektörü üzerinde önemli ve sürekli etkileri olabilecek bilimsel ve teknik gelişmeleri izlemek. değerlendirmek ve üyeleri zamanında bilgilendirmek;

g. tüketicilerin sağlığının korunmasına yardım etmek ve gıda güvenliğine aşağıdaki yöntemlerle katkıda bulunmak:

i. bağ ürünlerinin spesifik özelliklerini değerlendirmeyi mümkün kılacak şekilde, ihtisaslaşmış bilimsel izleme yoluyla,
ii. uygun beslenme ve sağlık konularında araştırmaların teşvik edilmesi ve yol gösterilmesi yoluyla,
iii. bu araştırmalardan çıkacak bilgilerin, 2 nci maddenin n. paragrafında belirtilen alıcıların dışındaki tıp ve sağlık mesleklerine de ulaştırılması yoluyla;

h. üyeler arasındaki işbirliğinin şu şekilde geliştirilmesi:

i. idarî işbirliği,
ii. spesifik bilgilerin değişimi,
iii. uzmanların değişimi,
iv. özellikle ortak projelerin ve diğer ortak araştırmaların oluşturulmasında yardım ve
uzman danışmanlık sağlama;

i. faaliyetlerinde, her üyenin bağ ürünleri üretim sistemlerinin, şarap, şarap bazlı ve üzüm bazlı içeceklerin yapım yöntemlerinin özelliklerini dikkate almak;

j . bağcılık ve şarap üretimi ile ilgili eğitim ağlarının gelişimine katkıda bulunmak;

k. dünya şarap ve bağcılık üretim mirasının ve tarihî, kültürel, insanî, sosyal ve çevresel yönlerinin tanınmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunmak;

1. ticarî nitelik taşımayan ve amacı Kuruluşun yetki alanına giren kamusa! ve özel etkinlikleri himaye altıma almak,

m. sektördeki aktörlerle faaliyetleri kapsamında uygun bir diyalog kurmak ve gerektiğinde onlarla uygun düzenlemeler yapmak;

n. uygun bilgileri toplamak, işlemek ve bu bilgileri aşağıdakilere bildirmek:

i. üyeler ve gözlemciler,
ii. hükümetlerarası ve hükümetdışı diğer uluslararası örgütler,
iii. üreticiler, tüketiciler, bağcılık ve şarap sektöründeki diğer aktörler,
iv. diğer ilgili ülkeler,
v. basın ve kamu;

Bir bilgi ve iletişim kaynağı olarak rolünü kolaylaştırmak için UBŞÖ üyelerinden, muhtemel
faydalanıcılarından ve gerektiğinde uluslararası örgütlerden belli ölçüde bilgi ve veri talep edebilir.

0. yapısının ve çalışma usullerinin etkinliğini düzenli olarak yeniden değerlendirmek.

Bölüm II – Teşkilât
Madde 3

1. UBŞÖ’nün organları şunlardır:

a. Genel Kurul;
b. Başkan;
c. Başkan Yardımcıları;
d. Genel Müdür;
e. icra Komitesi;
f. Bilimsel ve Teknik Komite;
g. İzleme Komitesi;
h. Komisyonlar, alt komisyonlar ve uzman grupları;
i. Sekreterya.

2. UBŞÖ’ye üye devletler, kendi seçtiği delegelerle temsil edilecektir. Genel Kurul UBŞÖ’nün tüm üyelerinin temsil edileceği bir organ olacak ve üyeler tarafından atanmış delegelerden oluşacaktır. Genel Kurul bazı yetkilerini, üye başına bir delegeden oluşan icra Komitesine devredebilir. İcra Komitesi, bazı olağan idarî yetkilerini, UBŞÖ’nün Başkanı, Başkan Yardımcıları ve UBŞÖ Komisyonlarının ve Alt Komisyonlarının Başkanlarından oluşan UBŞÖ İzleme Komitesine devredebilir. Başkan, birinci Başkan Yardımcısı ve Komisyon Başkanları farklı uyruklardan olacaktır.

3.UBŞÖ bilimsel faaliyetlerini Genel Kurul tarafından onaylanan bir stratejik plan çerçevesinde, Bilimsel ve Teknik Komitenin koordinasyonunda, uzman gruplar, alt komisyonlar ve komisyonlar aracılığıyla yürütecektir.

4. Genel Müdür UBŞÖ’nün iç idaresinden, personelin işe alınması ve yönetiminden sorumlu olacaktır. İşe alınma mevzuatı mümkün olduğu ölçüde kuruluşun uluslararası karakterine uygun olacaktır.

5. UBŞÖ’de gözlemciler de yer alabilir. Gözlemciler, sadece işbu Anlaşma ve İç Tüzük hükümleri ile kendilerini bağlı sayacaklarını yazılı olarak bildirmelerinin akabinde kabul edileceklerdir.

6. Kuruluşun merkezi Paris’te (Fransa) olacaktır.

Bölüm III – Oy Hakkı
Madde 4

Her üye devlet delege sayışım belirleyecek; ancak iki temel oya ve ilaveten, gerektiğinde, işbu Anlaşmanın ayrılmaz parçalarım teşkil eden 1 inci ve 2 nci eklerinde yer alan her üye ülkenin bağcılık ve şarap sektöründeki göreceli pozisyonunu belirleyen objektif kriterlerden hesaplanacak ilave oy sayısına sahip olacaktır. Bu iki rakamın toplamı, ağırlıklı oyların sayısını oluşturacaktır. Her üye bağcılık ve şarap sektöründeki durumunu belirleyen katsayı, 1 inci ekteki hükümlere uygun bir şekilde düzenli olarak güncelleştirilecektir.

Bölüm IV – Çalışma Yöntemleri, Karar Alma Süreci
Madde 5

1. Genel Kurul UBŞÖ’nün üst organı olacaktır. Genel Kurul UBŞÖ’nün teşkilâtı ve çalışması ile ilgili düzenlemeleri tartışarak kabul edecek ve genel, bilimsel, teknik, ekonomik ve yasal nitelikli Komisyonların ve Alt Komisyonların oluşturulması ve sona erdirilmesine ilişkin karar taslaklarını hazırlayacaktır. Mevcut ödeneklerin sınırları içinde gelir ve masraflara ilişkin bütçeye karar verecek, hesapları denetleyecek ve onaylayacaktır. Genel Kurul UBŞÖ’nün uluslararası örgütlerle yapacağı bağ ve şarap ürünleriyle ilgili işbirliği ve birlikte çalışma protokollerini kabul edecektir.

Genel Kurul yılda bir kez toplanacaktır. Olağanüstü oturumlar UBŞÖ üyelerinin üçte birinin talebi üzerine gerçekleştirilebilir.

2. Oturumlarda çoğunluk, ağırlıklı oyların en az yarısına haiz ülkelerin üçte birinin hazır bulunması ile sağlanır. Bir üye başka bir üye devlet delegasyonu tarafından temsil edilebilir, ancak bir delegasyon birden fazla üye devleti temsil edemez.

3.

a) Genel Kurulun genel, bilimsel, teknik, ekonomik ve yasal nitelikli Komisyonların ve Alt Komisyonların oluşturulması ve sona erdirilmesine ilişkin karar taslaklarını kabul edeceği normal yöntem oydaşma olacaktır. Aym şey, İcra Komitesi bu konulardaki görevlerini yerine getirirken de geçerli olacaktır.

b) Oydaşma UBŞÖ Başkanı’nın, Komisyonların ve Alt Komisyonların veya Genel Müdürün seçiminde gerekmeyecek, bütçe ve üyelerin malî katkılarında uygulanmayacaktır, ilaveten, İç Tüzükte belirlendiği şekilde diğer malî kararlarda da uygulanmayacaktır.

c) Genel Kurul ya da icra Komitesi taslak bir önerge veya karar üzerinde ilk etapta oydaşmaya varamadığı takdirde, Başkan bir sonraki Genel Kurul veya İcra Komitesinden önceki ara döneminde üyelere danışarak görüşleri bir araya getirmek üzere tüm insiyatifî alacaktır. Oydaşma sağlamaya yönelik tüm bu çabalar sonuç vermediği takdirde, Başkan ağırlıklı çoğunluk esasına göre oylama yapacaktır ki bu da bir üyenin bir oyu olduğu temeline dayanarak, mevcut veya temsil edilen üyelerin üçte ikisinin bir fazlasının oyu anlamına gelmektedir. Yine de, bir üyenin ulusal çıkarlarının risk altında olduğunu düşünmesi halinde oylama bir yıl ertelenecektir. Müteakiben, muhalefet, ilgili üyenin Dışişleri Bakanı ya da yetkili siyasi otoritesi tarafından yazılı olarak teyid edilirse, oylama yapılmayacaktır.

4.

a) UBŞö Başkanı, Komisyon ve Alt Komisyon Başkanları ve Genel Müdürü, mevcut ya da temsil edilen üyelerin yarısından bir fazlasının aday için oy vermesi şartıyla, mevcut ya da temsil edilen üyelerin ağırlıklı oylarının üçte ikisinin bir fazlası anlamına gelen ağırlıklı çoğunluk oyuyla seçilecektir. 3u koşullar sağlanamadığı takdirde, en fazla üç ay içinde Genel Kurul olağanüstü toplantıya çağrılır. Duruma göre, mevcut Başkan, Komisyon ve Alt Komisyon Başkanları ve Genel Müdür bu ara dönemde görevlerine devam ederler.

b) UBŞÖ Başkanı, Komisyon ve Alt Komisyon Başkanları üç yıllık dönem için seçilirler. Genel Müdür beş yıllık görev dönemi için seçilir; Genel Müdür kendi seçimiyle aynı koşullar altında ikinci bir beş yıllık dönem için yeniden seçilebilir. Genel Kurul, ağırlıklı çoğunluk ve kendisini seçen üye devletlerin çoğunluğuna dayanarak Genel Müdürü görevden alabilir.

5. Bütçe ve üyelerin malî katkılarıyla ilgili oylamalarda ağırlıklı çoğunluk; mevcut ya da temsil edilen üyelerin ağırlıklı oylarının üçte ikisinin bir fazlası olarak uygulanacaktır. Genel Kurul aynı koşullarda, Genel Müdür ve UBŞÖ Yönetim Komitesinin ortak önerisi üzerine, İcra Komitesi’nin olumlu görüşü ile bir malî denetçi atayacaktır.

6. Resmî diller Fransızca, İspanyolca ve İngilizce olacaktır. Tercüme için gerekli fon işbu Anlaşmanın 2 nci ekine uygun olarak belirlenecektir. Bununla birlikte Genel Kurul, gerekli hallerde, 5 inci maddenin 3.a paragrafında yer alan koşullarda fon miktarını yeni ihtiyaçlara uyarlayabilir. Bir veya daha fazla sayıda üyenin talebi üzerine, diğer diller, özellikle İtalyanca ve Almanca, üyeler arasında iletişimi arttırmak için aynı finansman yöntemlerine uygun olarak ilave edilebilir, önceden, ilgili kullanıcıların, taleplerinden doğacak yeni malî katkıları resmî olarak kabul etmeleri gerekmektedir. Toplam beş dilin üzerinde yeni talepler, Genel Kurula sunulacak ve Genel Kurul kararını 5 inci maddenin 3.a paragrafında belirtilen koşullarda alacaktır. Kuruluşun üyesi olmayan üçüncü kişilerle olabilecek anlaşmazlıklarda referans dil Fransızca olacaktır.

7. UBŞÖ’nün organları açık ve şeffaf bir şekilde görev yapacaktır.

Bölüm V – UBŞÖ’nün Finansmanı
Madde 6

1. UBŞÖ’nün her üyesi, her yıl miktarı işbu Anlaşmanın 1 inci ve 2 nci ekindeki hükümlerinin uygulanmasıyla belirlenen ve Genel Kurulca kararlaştırılan bir malî katkı payı ödeyecektir. Genel Kurul, herhangi bir yeni üyenin malî katkısım, işbu Anlaşmanın 1 inci ve 2 nci ekindeki hükümlere göre belirleyecektir.

2. UBŞÖ’nün malî kaynakları her üyenin ve gözlemcinin yıllık zorunlu katkısı ve kendi faaliyetlerinden doğan gelirlerden meydana gelmektedir. Zorunlu ödemeler UBŞÖ’ye ilgili takvim yılı içerisinde yapılacaktır. Bu zamandan sonra, ödemeler gecikmiş sayılacaktır.

3. UBŞÖ’nün malî kaynakları, Genel Kurul tarafından 5 inci maddenin 3.a paragrafına uygun olarak oluşturulacak ve İç Tüzüğe dahil edilecek esaslara uygun olarak yapılmak şartıyla; üyelerin gönüllü katkılarını, kamu, yarı kamu ve özel nitelikli uluslararası ve ulusal kuruluşların bağışlarım, hibeleri, yardımları ve başka şekillerdeki ödemeleri içerebilecektir.

Madde 7

1. Bir üye devlet iki katkı payını ödemezse, bu durumun kesinleşmesini müteakip, bir sonraki İcra Komitesi toplantısı ve Genel Kuruldaki oy hakları ve katılım hakları otomatik olarak durdurulacaktır, İcra Komitesi durumu ayrı ayeı inceleyerek ilgili üyenin hangi koşullar altında durumunu düzeltebileceğini veya Anlaşmayı feshetmiş sayılabileceğini belirleyecektir.

2. Arka arkaya üç katkı payının ödenmemesi durumunda, Genel Müdür durumu ilgili üyeye veya gözlemciye bildirir. Eğer durum üçüncü yılın 31 Aralık gününü takip eden iki yıl boyunca düzeltilmezse, ilgili üye veya gözlemci otomatik olarak ihraç edilir.

Bölüm VI – Uluslararası Hükümetlerarası Örgütlerin Katılımı
Madde 8

Uluslararası hükümetlerarası bir örgüt, durumu İcra Komitesinin önerisi üzerine Genel Kurul tarafından incelenmek suretiyle, belirlenen koşullar altında UBŞÖ’ye katılabilir veya üyesi olabilir ve UBŞÖ’nün finansmanına katkıda bulunabilir.

Bölüm VII – Anlaşmanın Değiştirilmesi ve Gözden Geçirilmesi
Madde 9

1. Her üye, Genel Müdüre yazılı olarak bildirmek suretiyle işbu Anlaşmaya değişiklik önerisi getirebilir. Genel Müdür bu önerileri tüm Kuruluş üyelerine bildirir. Bildirim tarihinin ardından altı ay içinde üyelerin yarısının bir fazlası öneriye olumlu cevap verirse. Genel Müdür öneriyi bu sürenin ardından toplanan ilk Genel Kurula kabul için sunar. Değişiklikler mevcut veya temsil edilen üyelerin oy birliği ile kabul edilir. Genel Kurul tarafından kabul edilmesinin ardından, değişiklikler üyelerin iç mevzuatında belirtilen kabul, onay, uygun bulma veya katılım sürecine tâbi olacaktır. Değişiklikler kuruluşun üyelerinin üçte ikisinin bir fazlasının kabul, onay, uygun bulma veya katılım teminatı vermesini müteakip 30 gün sonra yürürlüğe girer.

2. Bu Anlaşma, üyelerin üçte ikisinin bir fazlasının bu yönde bir talebi onaylaması halinde gözden geçirilecektir. Bu durumda, Fransa Cumhuriyeti Hükümeti altı ay içinde bir üye devletler konferansı düzenleyecektir. Program ve önerilen gözden geçirme, konferanstan en az iki ay önce üyelere bildirilecektir. Konferans kendi kurallarını belirleyecektir. UBŞÖ’nün Genel Müdürü Genel Sekreter olarak hareket edecektir.

3. Gözden geçirilmiş Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce, kuruluşun Genel Kurulu mevcut Anlaşmayla ve 10 uncu Maddedeki İç Tüzük ile belirlenmiş koşullarda, işbu Anlaşmaya taraf olan ancak gözden geçirilmiş anlaşma için kabul, onay, uygun bulma veya katılım garantisi vermemiş olan üyelerin, yürürlük sonrası UBŞÖ’nün faaliyetlerine ne ölçüde katılabileceğini belirleyecektir.

Bölüm VIII – İç Tüzük
Madde 10

Genel Kurul, işbu Anlaşmanın uygulanmasına ilişkin hüküm ve koşulları belirleyen UBŞÖ’nün iç Tüzüğünü kabul edecektir. Bu kabule kadar, Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin tüzüğü UBŞö için geçerli olacaktır. Bu tüzük, özellikle, önceki maddelerde atıfta bulunulan organların çalışma kurallarını, gözlemcilerin hangi koşullar altında katılabileceğini, mevcut Anlaşmada yapılması önerilen değişikliklerin incelenme koşullarını ve UBŞÖ’nün idarî ve malî yönetimine ilişkin hükümleri belirleyecektir. Ayrıca, belgelerin, özellikle finansman ile ilgili olanların, karar alma sürecinden önce Genel Kurula ve İcra Komitesi’ne bildirimine ilişkin koşullan belirleyecektir.

Bölüm IX – Son Hükümler
Madde 11

UBŞÖ’nün tüzel kişiliği bulunacak ve faaliyetlerinin yürütülmesi için gereken yasal yetki her üye devlet tarafından Kuruluşa ayrıca tevdi edilecektir.

Madde 12

İşbu Anlaşmaya çekince koyma imkânı bulunmaktadır. Bu, 5 inci Maddenin 3.a paragrafı hükümleri uyarınca Genel Kurul tarafından kabul edilecektir.

Madde 13

İşbu Anlaşma 31 Temmuz 2001 tarihine kadar Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin bütün üye
devletlerinin imzasına açık kalacaktır. Bu Anlaşma kabul, onay, uygun bulma ve katılıma açık olacaktır.

Madde 14

Bu Anlaşmanın 13. Maddesi kapsamına girmeyen herhangi bir ülke, üye olmak için başvurabilir. Üyelik başvuruları, doğrudan UBŞÖ’ye yapılacak olup, bir kopyası Fransa Cumhuriyeti Hükümetine iletilecek ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Anlaşmayı imzalayanları ve Anlaşmanın taraflarını başvurulardan haberdar edecektir. UBŞÖ üyelerine üyelik başvuruları ve yapılan gözlemlere ilişkin olarak bilgi verecektir. Üyelerin görüşlerini bildirmek için 6 aylık bir süreleri bulunmaktadır. Başvuru, bildirimi takip eden altı aylık sürenin bitiminde üyelerin çoğunluğu tarafından karşı çıkılmadığı takdirde kabul edilecektir. Saklayıcı makam başvuran ülkeye sonuç hakkında bilgi verecektir. Başvuru kabul edildiği takdirde, ilgili ülkenin katılım belgesinin tevdii için 12 ayı olacaktır. Madde 13’te atıfta bulunulan ancak verilen zaman sınırı içinde bu Anlaşmayı imzalamamış bulunan ülkeler, istedikleri zaman giriş yapabilirler.

Madde 15

Kabul, onay, uygun bulma ve katılım belgeleri Fransa Cumhuriyeti Hükümeti’ne teslim edilecek ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti bunu Anlaşmayı imzalayanlara ve Anlaşmanın taraflarına bildirecektir. Kabul, uygun bulma, onay ve katılım belgeleri Fransa Cumhuriyeti Hükümeti’nin arşivlerinde muhafaza edilecektir.

Madde 16

1. İşbu Anlaşma, otuz birinci kabul, onay, uygun bulma ve katılım belgesinin saklayıcı makama tevdiini takip eden yılın ilk günü yürürlüğe girecektir.

2. Bu tarihten sonra Anlaşmayı kabul eden, onaylayan, uygun bulan veya katılan devletler için bu Anlaşma, ilgili devletin kabul, onay, uygun bulma ve katılım belgesini saklayıcı makama tevdiini takip eden otuzuncu gün yürürlüğe girecektir.

3. Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin Genel Kurulu, 29 Kasım 1924 tarihli Anlaşmanın değiştirilmiş şekli ve buna ekli İşleyiş Kurallarında belirlenen koşullarda, işbu Anlaşmanın yürürlüğe girmesini müteakip kabul, onay, uygun bulma ve giriş belgelerini vermemiş bulunan ülkelerin ne ölçüde UBŞÖ faaliyetlerine katılabileceğini belirleyecektir.

Madde 17

1. Değiştirilmiş şekli ile 29 Kasım 1924 tarihli Anlaşma, işbu Anlaşmanın yürürlüğe girmesini müteakip ilk Genel Kurulda oybirliği ile; işbu Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce Anlaşmanın tüm tarafları oybirliğiyle mutabakat vermezse, sona erme koşullarına istinaden sona erdirilecektir.

2. “Uluslararası Bağ ve Şarap örgütü” Uluslararası Bağcılık ve Şarap Ofisinin tüm hak ve yükümlülüklerini devralacaktır.

Madde 18

İşbu Anlaşmanın taraflarından biri, altı ay önce UBŞÖ’nün Genel Müdürüne ve Fransa Cumhuriyeti Hükümetine yazılı bildirimde bulunarak Anlaşmayı tek yanlı olarak feshedebilir. Gözlemciler UBŞÖ’nün Genel Müdürüne altı ay önce yazılı bildirimde bulunarak çekilebilirler.

Madde 19

işbu Anlaşmanın aslı, Fransızca, İspanyolca ve İngilizce dillerindeki metinleri eşit ölçüde geçerli olmak üzere, Fransa Cumhuriyeti Hükümeti tarafından muhafaza edilecektir.

Aşağıda imzası bulunanlar, kendi Hükümetleri tarafından yetkilendirilmiş olup, “Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü (UBŞÖ)”nü oluşturan Anlaşmayı imzalamışlardır.

Paris’te 3 Nisan 2001 tarihinde yapılmıştır.

Ek 1, (Anlaşmanın 4. ve 6. Maddelerinde atıfta bulunulmaktadır)

Her üye ülkenin bağcılık ve şarap sektöründeki pozisyonunun belirlenmesi yöntemi

1. Her üye ülkenin bağcılık ve şarap sektöründeki göreceli pozisyonunu belirlemeye yarayan objektif kriterler:

a) En uç iki değer dışarıda bırakılmak suretiyle, istatistiklerin mevcut olduğu son beş yıllık dönemdeki ortalama şarap, özel şarap, şıra, üzüm bazlı ve şarap bazlı içecekler (şarap dengi olarak ifade edilmek suretiyle) üretimi (P);
b) İstatistiklerin mevcut bulunduğu son üç yıllık dönemdeki ortalama toplam bağcılık alanı (S);
c) İstatistiklerin mevcut bulunduğu son üç yıllık dönemdeki ortalama görünür şarap ve şarap dengi tüketimi (C) = (P) üretim-E (ihracat) +1 (ithalat)

2. Her üye ülkenin katsayısının belirlenmesi için formül:

X% = ( 0,60 P (ûve devlet) + 0,20 S (üye devlet) + 0,20 C (üye devlet) ) 100
P (UBŞÖ Toplamı) S (UBŞÖ Toplamı) C (UBŞÖ Toplamı)

3. Her üyenin katsayısı şu zamanlarda güncelleştirilir :

a) yeni bir üyenin girişini müteakip bütçe yılının başında;
b) en yeni istatistiklerin ışığında her üç yılda bir.

4. Yeni üyeler :

Gelecek yıllarda UBŞÖ’ye katılan yeni üyeler 1 inci ekte belirlenen formüle göre hesaplanan
zorunlu bir malî katkı ve 2 nci ekte tanımlandığı şekilde tercüme için ayrılan fona katılım payı
ödemelidirler.

Ek 2, (Anlaşmanın 4., 5. ve 6. Maddelerinde atıfta bulunulmaktadır)

Üye ülkelerin oy haklarının, zorunlu mali katkılarının belirlenmesi yöntemi ve dillerin finansmanı yöntemi

1. Temel oylar:

Her üye devlet iki temel oya sahiptir.

2. İlave oylar:

İlave oyların toplam sayısı, temel oyların toplam sayısının yarısına eşittir, ilave oylar, temel oylara eklenmek üzere, 1 inci ekte verilen formüle göre, üye ülkelerin bağcılık ve şarap sektöründeki göreceli pozisyonu ile orantılı olacak şekilde dağıtılır.

3. Ağırlıklı oylar:

Her üye devletin ağırlıklı oylarının sayısı, temel oyları ile varsa, ilave oylarının toplamına eşittir.

4. Zorunlu katkıların dağıtımı:

Üyeler tarafından ödenecek zorunlu katkıların toplam miktarı, Genel kurul tarafından kabul edilecek bütçeye göre hesaplanır.

Zorunlu katkıların toplam miktarının üçte biri, temel oylar arasında eşit olarak bölünür. Zorunlu katkıların toplam miktarının üçte ikisi, ilave oyların oranına göre bölünür.

Önceki ve mevcut Anlaşmalar arasında geçişi kolaylaştırmak için, ilk bütçe yılında, her üye ülkenin iki temel oyuna denk gelen malî katkı mevcut Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden önce “katkı birimi”nden daha az olamayacaktır.

Gerekirse, ilave oylar için malî katkının miktarı, kabul edilmiş bulunan bütçedeki toplam zorunlu katkı miktarına ulaşmak üzere ayarlanır.

5. Dillerin finansmanı:

Dillerin finansmanına, üyelerin ve gözlemcilerin oluşturduğu değişik dil gruplarının öze! katkısı olmaksızın, UBŞÖ’nün genel bütçesinde yer verilmiştir.

Dillerin uygulanmasına ilişkin detaylı düzenlemeler İç Tüzükteki uygun hükümlerle belirlenecektir

Ersoy Zırhlıoğlu

0

Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2007 yılında mezun oldu. Ankara Barosu’ndaki avukatlık stajını 2008 yılında tamamladı ve serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Çeşitli baro faaliyetlerine aktif olarak katıldı, stajyer avukatlar ile Ankara Barosu arasında yaşanan sorunlarda stajyer avukatlar grup başkanı ve sözcüsü olarak görev yaptı. Ankara Barosu Bilişim ve Hukuk Dergisi Üyesi olarak çalıştı. Ankara Barosu Radyosu Kurucu Üyesi olarak görev aldı. 

Yabancı dil, yüksek lisans ve doktora eğitimi için 10 yıllık bir süre için ABD’de ve Kanada’da bulundu. ABD’de geçirdiği öğrencilik döneminde, çeşitli dil okullarını bitirdi ve birçok fakülteden yüksek lisans öğrenimi (LL.M) için kabul aldı. 2009-2010 arasında New York’ta bulunan Pace Üniversitesi’nde (Pace Univesity) dil eğitimi aldı. Ersoy, bu süreçte Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu çatısı altında sivil tolum faaliyetlerine katıldı ve 2008-2010 yıllarında federasyonun(FTAA) disiplin kurulu üyeliğini yürüttü.

Pensilvanya Üniversitesi(University of Pennsylvania) Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu ve yüksek lisans (LL.M.) eğitimini 2010-2011 yılarında burada tamamladı. Dünyaca ünlü Prof. Dr. Stuart Diamond’dan müzakere eğitimi aldı. Programa sunduğu tezi ile daha sonra görev yaptığı ve doktora eğitimini tamamladığı Arizona Üniversitesi’ndeki öğrencilere rehberlik eden bir taslak model geliştirdi. British Columbia Üniversitesi’nden misafir araştırmacı olarak çalışmak üzere teklif aldı, 2012-2014 yıllarında misafir öğretim üyesi olarak iki yıl çalıştıktan sonra New York’a döndü. 2014-2016 yıllarında Arizona Üniversitesinde doktora çalışmaları için araştırmalarda bulundu. Doktora tezini “Uluslararası fikri mülkiyet anlaşmazlıklarını çözmenin etkili yöntemleri” konusunda tamamladı. Tezi, örnek doktora tez önerisi olarak kullanıldı. Doktora tezi ve sonrasındaki çalışmaları sonrası, dünyadaki birçok ülkenin patent, marka ve telif hakları uyuşmazlıklarının çözümlenmesi konularında uzman oldu.  Doktora eğitiminin ardından 2017 yılı Aralık ayında Türkiye’ye döndü.

Dünya fikri Mülkiyet Örgütünde (WIPO) kayıtlı hakem ve arabulucudur. Amerikan Barolar Birliği üyesidir, birliğin 2022-2024 Alternatif Uyuşmazlıklar Bölümü Üyesi olarak görev yapmış, başarılarından dolayı Nisan 2022’de “ayın avukatı” ödülüne layık görülmüştür.

Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ankara Barosu Dergisi, ABA tarafından yayınlanan Dispute Resolution Magazine, ABA Journal ve International Law News dergilerinde makaleleri yayınlanmakta, ABA tarafından düzenlenen seminerlerde eğitmen olarak görev almaktadır.  Avrupa Konseyi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi eğitimlerinde görev almıştır. 

Uluslararası ve ulusal müvekkilleri için çalışmakta, fikri mülkiyet anlaşmazlıkları, karşılaştırmalı özel hukuk, ABD hukuku, uluslararası ticaret hukuku, sözleşme müzakereleri, gayrimenkul hukuku ve yönetimi, ulusal ve uluslararası tahkim, karşılaştırmalı ticaret hukuku ve alternatif uyuşmazlık çözümü alanlarında çalışmaktadır.

Aydınlar Dilekçesi Savunması

0

Aydınlar Dilekçesi Savunması, Avukat Halit Çelenk tarafından 27 Eylül 1985 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’ne sunulmuştur.

“Türkiye’de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstemler” başlıklı Aydınlar Dilekçesi 1383 imza ile Mayıs 1984’te TBMM ile Cumhurbaşkanlığına verilmiştir. Metin hakkında Sıkıyönetim tarafından yayın yasağı getirilmiş, metnin imzacılarından 59 kişi hakkında Ağustos 1984’te dava açılmıştır. Halit Çelenk’in de sanıkları arasında bulunduğu bu davada yapılan savunma metni ya konu olan Dilekçe, Halit Çelenk’in yazıları, yaşam öyküsü ve eserlerinin yer aldığı www.halitcelenk.org adresinden alınmıştır. Adam Yayınları tarafından yayınlanan Aydınlar Dilekçesi Davası isimli kitap Ekim 1986’da yayınlanmıştır.

ANKARA SIKIYÖNETİM 1 NO’LU ASKERİ MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

Bu salonda önemli bir dava görülüyor. Çünkü bu dava ile “insan hakları” ve “demokratik rejim” yargılanıyor. Davanın önemi, iddianın tutarlı olmasından değil, dönemin “demokrasi” anlayışından, “hak ve özgürlük” anlayışından kaynaklanıyor.

Gerçekte yargılanan, iddianamede adları yazılı sanıklar değil, onlar tarafından hazırlanıp imzalanan bir dilekçenin içeriği, önerdiği ve dile getirdiği düşüncelerdir. Halkımızın, yılların süzgecinden geçerek gelen demokratik özlem ve dileklerini ve çağdaş bir demokrasinin ilkelerini içeren dilekçede suç bulamayanlar, biçimsel bir dava görüntüsü altında dilekçede yer alan düşüncelerin yargılanmasını istemişlerdir.

Görmekte olduğunuz dava, ülkemizin Adalet tarihinde önemli bir yer alacaktır. Bu dava, Adalet tarihine, dönemin demokrasi anlayışının, hak ve özgürlük anlayışının bir simgesi olarak geçecektir.

Bu dava, ülkemizde, özellikle 12 Martın bir devamı olan 12 Eylül döneminin getirdiği “hukuk anlayışı”nın bir göstergesi olacaktır.

ŞAŞIRMADIM

Gerçekten bu dava karşısında şaşırmadım.

Çünkü, dört yılı İstanbul Hukuk Fakültesinde, bir yılı stajda olmak üzere 42 yıldan beri hukuk okuyorum. Araştırıyorum, yerli ve yabancı yayınları inceliyorum, uygulamaları izliyorum. Ulaştığım sonuç odur ki, Hukuk, sınıflı toplumlarda, egemenlerin iradesinin bir yansıması olarak ortaya çıkmakta, bu iradenin bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır. Bir ünlü düşün adamı ve hukukçunun savunduğu bu görüşü ben de paylaşıyorum.

2362 yıl önce Eflatun “Devlet” adlı yapıtında Trasymakhus’un diliyle şunları söylemiştir: “Her hükümet kanunları kendi işine geldiği gibi kurar, demokratlık demokratlığa uygun kanunlar, Tyrannis Tyrannis’e uygun kanunlar kurar, ötekiler de tıpkı böyle; kanunları kurmakla kendi işine gelen şeylerin idare edilenler için de doğru olduğunu söylerler; kendi işlerine gelenden ayrılanı da kanuna, hakka karşı geliyor diye cezalandırırlar… Her şehirde kuvvet, hüküm süren unsurun elindedir.” (Devlet, kitap I, s. 31)

Tarih boyunca, özel koşulların getirdiği nadir istisnalar dışında, aynı gelişmeler süregelmiştir.

Kölelik düzeni kendi hukukunu, feodal düzen feodal hukuku, kapitalist düzen de yine kendine özgü hukuku getirmiş ve bunu egemenlerin çıkarları doğrultusunda oluşturmuş ve kullanmıştır

Ekonomik ve giderek siyasal gücü ellerinde bulunduran sınıflar ve bunların temsilcileri, yasal düzenlemeleri kendi çıkarları doğrultusunda yapmışlar, uygulamaları bu doğrultuda yürütmüşler, yönetilen sınıf ve tabakaları bu kurallara uymak zorunda bırakmışlar ve yasalara uymayanları suçlu ilan etmişlerdir.

Böylece hukuk kuralları, egemenler tarafından bir baskı aracı olarak kullanılagelmiştir. Bir incelememizde bu konuda şunları söylemiştik: Çağımız hukuk anlayışında, kuramsal açıdan, insancıl değerlerin ilke olarak ön planda yer alması gerekir. Bu, özellikle ceza ve ceza yargılama hukuku için geçerli. İnsancıl değerleri hedef olarak ele almayan, “İnsan Hakları”nı temel saymayan bir Ceza Yargılama anlayışına “Çağdaş” gözü ile bakmak olanaksız. Bir ülkenin Ceza ve Ceza Yargılama anlayışı, o ülkenin demokrasi anlayışının bir ölçüsüdür.

Kendi kendimize hep sorduk: Hukukçuların, düşünürlerin, yazar ve sanatçıların savunageldikleri “İnsan Hakları”, “İnsancıl hukuk”, “Hukukun üstünlüğü” ve hukuk devleti ilkelerinin günümüzde durumu nedir? “İnsan Hakları” ve “Hukuk devleti ilkesi” yaşama geçebilmiş midir? Anayasalarda yer almasına rağmen siyasal iktidarlar bu ilkelere uymakta mıdırlar? “Her şey insan için, insanın mutluluğu için”, “İnsan hukuk için değil, hukuk insan içindir” özdeyişleri toplum yaşamına ne oranda yansıyabilmiştir? Devlet ve toplum yaşamında, değişik görüntülere rağmen, temelde bu ilkelere hangi oranda değer verilmekte ve saygı gösterilmektedir?

GİDERİLEMEYEN ÖZLEMLER

Ülkemizde hukukçular, Üniversite öğretim üyeleri ve demokratik ilkelere inanmış kişi ve kuruluşlar; yıllardan beri Ceza Hukuku alanında, düşünce suçlarının ceza yasasından çıkarılmasını, Ceza yasasındaki suç ve cezaya ilişkin uyumsuzlukların, dengesizliklerin giderilmesini, bu yasanın çağdaş ve demokratik bir niteliğe kavuşturulmasını, Ceza Yargılama Hukuku alanında da, İdare kolluğu (İdari zabıta) yerine Adalet kolluğu (Adli zabıta)’nun oluşturulmasını, suçların hazırlık soruşturmasının İdare’ye bağlı polis görevlilerinden alınarak C. Savcılıklarına verilmesini, böylece soruşturmanın temelini oluşturan bu aşamada hukuk eğitimi görmüş Savcılarının görev yapmasını, giderek soruşturmanın güvenceye kavuşturulmasını ve sanıklar üzerinde baskı olanaklarının en aza indirilmesini, Çapraz Sorgu sisteminin getirilmesini, savunmanın suçlama ile birlikte başlatılmasını, polisin yasadışı uygulamalarının önlenmesini vb. ısrarla istemişlerdir.

İnsan Haklan, Hukukun Üstünlüğü ve Hukuk Devleti kavramları bu kişi ve kuruluşların sürekli sloganları olmuştur.

Yurdumuzda hukukçuların ve demokrasiden yana kişi ve kuruluşların anılan özlem ve taleplerine karşın, bu dilek ve istemler göz önüne alınmak şöyle dursun, bunun tersi doğrultuda yeni düzenlemelere gidilmiştir.

İnsancıl değerlere, hak ve özgürlüklere geniş oranda yer veren ve belli tarihsel koşulların bir ürünü olan 1961 Anayasası 12 Mart döneminde geriye doğru değiştirilmiş ve halkımıza tanınmış olan hak ve özgürlükler büyük çapta kısıtlanmıştır. Daha sonra 1982 Anayasası ile de 1961 Anayasası tümden yürürlükten kaldırılmış, kişinin hak ve özgürlükleri tamamen kısıtlanmış, Yargı Erki’nin özgürlüklerle ilgili en önemli görevleri Yürütme organına devredilerek Anayasanın kabul ettiği Güçler Ayrılığı ilkesi bir kenara itilmiş ve ülkemizde demokratik bir rejimin yerleşme olanakları büsbütün sınırlanmıştır.

“…Demokratik hukuk devleti, çağdaş insan haklarını korumak ve olgulara geçirmek işleviyle yükümlüdür. Oysa 1982 Anayasası, devletin kuruluşundaki tüm organ, yetki ve görevleri söz konusu işleve ve ereğe ters düşen bir biçimde düzenlemekle kalmamış, askeri yönetim kanunlarından aktarılan ilke ve kurallarla temel hak ve özgürlükleri genel olarak ve her birini ayrı ayrı alabildiğine sınırlamış ve kısıtlamış bulunmaktadır.” (Prof. Lütfi Duran, Cumhuriyet, 23 Ocak 1985).

Ceza ve Ceza yargılama hukuku alanında, tüm demokratik düzenleme önerilerine karşın, Ceza yasasında bu doğrultuda düzenlemeler yapılmadığı gibi aksine, düşünce suçlarının cezaları yükseltilmiş, Yargılama Hukukunda Adalet kolluğu doğrultusunda bir düzenlemeye gidilmediği gibi, 1982 Anayasasıyla getirilen yeni hükümler ve Polis Görev ve Yetki Yasasında yapılan değişikliklerle idareye bağlı emniyet görevlilerinin yetkileri arttırılmış ve genişletilmiştir.

ÖRNEKLER

1961 Anayasasının kabulünden bu yana, kısa ama önemli bir zaman kesitinden alınacak birkaç örnek, değerlendirmemizin doğruluğunu gösterecektir:

A) 1961 Anayasasının kabulünden 12 yıl gibi kısa bir zaman sonra “Bu anayasa ile devlet idare edilmez” denilerek, 12 Mart dönemine gelinmiş ve bu dönemde 1961 Anayasası ile halka verilen hak ve özgürlüklerin geri alınması için çalışmalar yapılmış ve bu anayasanın hak ve özgürlüklerle ilgili en önemli maddeleri değiştirilmiştir.

B) Bu değişikliklerle Yargı organlarının birçok görev ve yetkileri Yürütme organına verilmiş, giderek hak ve özgürlüklerin güvencesi ortadan kaldırılmıştır.

C) Bu değişikliklerle kamu görevlilerinin sendika kurma hakları ellerinden alınmış ve memur sendikaları yok edilmiştir.

D)Bu değişiklikler sonunda, T.B.M.M. tarafından yapılan Anayasa değişikliklerinin, Anayasa mahkemesince esas yönünden incelenemeyecekleri hükmü getirilerek Anayasa mahkemesinin temel görevi ortadan kaldırılmıştır.

E)Yürütme organına bağımlı hâkimlerden kurulu Devlet Güvenlik Mahkemeleri Yasası kabul edilerek sıkıyönetim sürekli hale getirilmiştir.

F)1969 sayılı yasa ile Ceza Yargılamaları Usulü Yasasında yapılan bir değişiklikle, Ceza yasasının temel ilkelerinden biri olan “Suçsuzluk karinesi” yani kişinin kesin bir mahkeme kararıyla mahkûm oluncaya kadar suçsuz sayılması kuralı kimi suçlarda kaldırılmıştır.

G)Danıştay yasasının 82. maddesinde yapılan bir değişiklikle, Danıştay davalarında İdare tarafından “gizli” kaydıyla gönderilen dosya ve belgelerin avukat ve davacı tarafından incelenemeyeceği kuralı getirilerek savunma hakkı çiğnenmiştir.

H)12 Eylül döneminde 1961 Anayasası tamamen ortadan kaldırılarak, demokratik bir rejimin, hak ve özgürlükler rejiminin gerçekleşmesine olanak vermeyen bir Anayasa getirilmiştir.

İ) Bağımsız sendika anlayışı kaldırılmış, sendikalar etkisiz duruma getirilmiş, işçi hakları savunulamaz hale getirilmiştir.

J) Polis görev ve yetki yasasında yapılan değişikliklerle kişinin ve özgürlükleri yaralanmış ve kullanılamaz hale getirilmiştir.

K) Dernekler, üyelerinin özlük hakları içine hapsedilmiş ve yurt sorunları üzerinde düşünce açıklama hakkından yoksun bırakılmışlardır.

L) Düşünce suçlarına ilişkin yasa maddelerinin kaldırılması şöyle dursun, bu maddelerin cezaları arttırılmıştır.

M) YÖK yasası ile üniversitelerin özerkliği ortadan kaldırılmış ve bilimsel araştırma olanakları sınırlanmıştır.

N) İnsanlar düşüncelerinden ötürü yargılanmış ve cezalandırılmışlardır.

O) İşkence sistematik bir hale getirilmiş ve sorgulamanın kuralı kabul edilmiştir. Gözler bağlanarak sorguya çekme soruşturmanın yöntemi olmuştur.

Ö) Emniyet ve cezaevlerinde çok sayıda kişi işkence sonucu ölmüş ya da sakat kalmıştır.

P) 12 Eylül döneminde, mahkemeye ve Askeri savcıya verdiği ifadelerde “Tutuklu sanıkların dövülmeleri için ben emir verdim” diyen böylece suçunu ikrar eden cezaevi müdürleri görülmüş ama tüm taleplere rağmen bunlar hakkında kamu davası açılmamıştır.

R) Savunma yapan avukatlar duruşma salonlarından çıkarılarak; kimi kez tutuklanarak, cezaevlerinde tutuklu-avukat görüşmeleri bazen telefonla bazen açıktan dinlenerek, mahkemelerde ülkemizde savaş olmadığı halde, “Savaş hali hükümleri” uygulanarak yanlı davranmaktan ötürü hâkimin reddi hakkı ortadan kaldırılarak savunma hakkı ihlal edilmiştir.

S) Devlet başkanı, soruşturma ve davalar devam ederken, bir yandan mahkemeleri etki altında bırakacak şekilde konuşmalar yapmış, böylece anayasanın açık hükümlerine aykırı bir davranış içine girmiş, öte yandan da 1985 adalet yılı açılış toplantısında: “Yargıda görev alanların ve alacak olanların, şartlar ne olursa olsun, etki altında kalmadan çalış- sürdürmeleri başta gelen görevleri olmalıdır.” sözlerini söylemiştir. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Ama bütün bu yasama ve uygulama biçimleri hukuk’un nasıl kullanıldığını ve hangi sınıfların amaçlarına hizmet eder duruma getirildiğini göstermeye yeter sanırım. Hukukun, yasal düzenlemelerin ve uygulamaların bu niteliğinin bilincinde olarak davaya konu yapılan dilekçenin, “Bir dilekçe mi yoksa bildiri mi?” tartışmasına girmekte yarar görmüyorum. Bu, eski bir deyimle “Malum’u ilâm” olacaktır.

Değerlendirme sayın mahkemenindir. Saygılarımla.

Uluslararası Kuruluşlar Listesi

0
Uluslararası Örgütler Listesi

Uluslararası Kuruluşlar, Örgütler, Alt Birim ve Kuruluşları Listesi

 

ULUSLARARASI KURULUŞLAR, ÖRGÜTLER, ALT BİRİM VE KURULUŞLARI LİSTESİ

Türkçe
Kısaltma
İngilizce
Afrika Birliği
AfB
African Union
Afrika Kalkınma Bankası
AFKB
African Development Bank
Afrika, Karayip ve Pasifik Ülkeler Grubu
ACP
African, Caribbean and Pacific Group of States
AGİT-Çatışmaları Önleme Merkezi
ÇÖM
OSCE-Conflict Prevention Centre
AGİT-Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu
ODIHR
OSCE-Office for Democratic Institutions and Human Rights
AGİT Ekonomi ve Çevre Komitesi
AGİT EÇK
OSCE Economic and Environmental Committee
AGİT Medya Özgürlüğü Temsilcisi
MÖT
OSCE Representative on Freedom of the Media
AIDS, Tüberküloz ve Sıtma ile Mücadele Küresel Fonu
Küresel Fon
The Global Fund to Fight AIDS, Tuberculosis and Malaria
AKB- Orta Asya Bölgesel Ekonomik İşbirliği Programı
CAREC
ADB- Central Asia Regional Economic Cooperation Program
Akdeniz Bölgesel Deniz Kirliliği Acil Müdahale Merkezi
REMPEC
Regional Marine Pollution Emergency Response Centre for the
Mediterranean Sea
Akdeniz Forumu
FOROMED
Mediterranean Forum
Akdeniz için Birlik
AiB
Union for the Mediterranean
Akdeniz ve Avrupa Bitki Koruma Örgütü
EPPO
European and Mediterranean Plant Protection Organization
Akdeniz Parlamenter Asamblesi
Akdeniz PA
Parliamentary Assembly of the Mediterranean
Amerikalar İçin Bolivarcı İttifak
ALBA
Bolivarian Alliance for the Peoples of Our America
Amerikan Devletleri Örgütü
ADÖ
Organization of American States
And Milletler Topluluğu
CAN
Andean Community of Nations
Arap Birliği
AL
The League of Arab States
Arktik Konseyi
Arctic Council
ASEAN Artı Üç (Çin, Japonya, Güney Kore)
APT
ASEAN Plus Three
Asya İnsan Hakları Merkezi
ACHR
Asian Centre for Human Rights
Asya İşbirliği Diyaloğu (Asya Birliği)
AİD
Asia Cooperation Dialogue (Asian Union)
Asya Kalkınma Bankası
AKB
Asian Development Bank
Asya’da İşbirliği Ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı
AİGK
Conference on Interaction and Confidence Building Measures in Asia
Asya Parlamenter Asamblesi
APA
Asian Parliamentary Assembly
Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu
APEC
Asia-Pacific Economic Cooperation Forum
Asya-Pasifik Uzay İşbirliği Örgütü
APSCO
Asia-Pacific Space Cooperation Organization
Avrasya Ekonomi Birliği
EEU
Eurasian Economic Union
Avrasya Ekonomik Topluluğu
EAEC
Eurasian Economic Community
Avrasya Patent Teşkilatı
EAPO
Eurasian Patent Organization
Avrupa – Atlantik Ortaklık Konseyi
AAOK
Euro-Atlantic Partnership Council
Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu
AAET
European Atomic Energy Community
Avrupa Birliği
AB
European Union
Avrupa Birliği Adalet Divanı
ABAD
Court of Justice of the European Union
Avrupa Birliği Bölgeler Komitesi
BK
Committee of the Regions of the European Union
Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi
EESC
European Economic and Social Committee
Avrupa Birliği Göç, Dış Sınırlar ve İltica Stratejik Komitesi
SCIFA
European Union Strategic Committee on Immigration, Frontiers and
Asylum
Avrupa Birliği Konseyi
AB Konseyi
Council of European Union
Avrupa Birliği Konseyi – Çevre Konseyi
Council of the European Union – Environment Council
Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı
FRA
European Union Agency for Fundamental Rights
Avrupa Çevre Ajansı
AÇA
European Environment Agency
Avrupa Demiryolları Birliği
CER
Community of European Railway
Avrupa Deniz Emniyeti Ajansı
EMSA
European Maritime Safety Agency
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Forumu
AGİF
OSCE-The Forum for Security Co-operation
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı
AGİT
Organization for Security and Co-operation in Europe
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Asamblesi
AGİT-PA
Parliamentary Assembly of the Organization for Security and Co-operation
in Europe
Avrupa Haberleşme Ofisi
ECO
European Communications Office
Avrupa Hava Emniyeti Ajansı
EASA
European Aviation Safety Agency
Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatı
Eurocontrol
European Organisation for the Safety of Air Navigation
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası
AİKB
European Bank of Reconstruction and Development
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
AİHM
European Court of Human Rights
Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele ve Cezayı Önleme Komitesi
CPT
European Committee for the Prevention of Torture and Inhuman or Degrading Treatment or Punishment
Avrupa Jandarma Kuvveti
AJK
European Gendarmerie Force
Avrupa-Kafkasya-Asya Taşımacılık Koridoru
TRACECA
Transport Corridor Europe Caucasus Asia
Avrupa Komisyonu
AK
European Commission
Avrupa Konseyi Kuzey-Güney Merkezi
KGM
North-South Centre of the Council of Europe
Avrupa Konseyi
CoE
Council of Europe
Avrupa Konseyi Eğitim Komitesi
CDED
Council of Europe-Steering Committee for Education
Avrupa Konseyi Kültür Komitesi
CDCULT
Council of Europe-Steering Committee for Culture
Avrupa Konseyi Kültürel Miras ve Peyzaj Komitesi
CDPATEP
Council of Europe-Steering Committee for Cultural Heritage and
Landscape
Avrupa Konseyi Yükseköğretim ve Araştırma Komitesi
CDESR
Council of Europe-Steering Committee for Higher Education and Research
Avrupa Modern Diller Merkezi
GRAZ
European Centre for Modern Languages
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi
BK
Committee of Ministers of the Council of Europe
Avrupa Birliği – Ekonomik Politika Komitesi
EPC
European Union – Economic Policy Committee
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği
AK İHK
Commissioner for Human Rights of the Council of Europe
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi
YBYK
Congress of Local and Regional Authorities of the Council of Europe
Avrupa Konseyi Eğitim Komitesi
CC.ED.
Education Committee of the Council of Europe
Avrupa Konseyi Görsel-İşitsel İcra Komitesi
EUREKA
The European Audiovisual Observatory
Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası
AKKB
Council of Europe Development Bank
Avrupa Konseyi Kuzey-Güney Merkezi
KGM
North-South Centre of the Council of Europe
Avrupa Konseyi Kültür Komitesi
CC-CULT
Culture Committee of the Council of Europe
Avrupa Konseyi Kültürel Miras Komitesi
CC PAT
Cultural Heritage Committee of the Council of Europe
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
AKPM
Parliamentary Assembly of the Council of Europe
Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu
VK
Venice Commission of the Council of Europe
Avrupa Konseyi Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Konferansı
INGOs
Conference of International Non-Governmental Organizations
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi
YBYK
Congress of Local and Regional Authorities of the Council of Europe
Avrupa Konseyi Yüksek Öğrenim ve Araştırma Komitesi
CC-HER
Higher Education and Research Committee of the Council of Europe
Avrupa Konseyi Yolsuzlukla Mücadele Devletler Grubu
GRECO
Council of Europe Group of States against Corruption
Avrupa Merkez Bankası
ECB
European Central Bank
Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi
CERN
European Organization for Nuclear Research
Avrupa Parlamentosu
AP
European Parliament
Avrupa Parlamentosu – Çevre Komitesi
European Parliament – Committee on Environment
Avrupa Patent Ofisi
EPO
European Patent Office
Avrupa Birliği Polis Teşkilatı
EUROPOL
European Police Office
Avrupa Sayıştayı
ECA
European Court of Auditors
Avrupa Serbest Ticaret Birliği
EFTA
European Free Trade Association
Avrupa Uzay Ajansı
ESA
European Space Agency
Avrupa Ve Akdeniz Bitki Sağlığını Koruma Örgütü
EPPO
European and Mediterranean Plant Protection Organization
Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması
AKKA
Treaty on Conventional Armed Forces in Europe
Avrupa’ya Devletlerarası Petrol ve Gaz Taşımacılığı Programı
INOGATE
Interstate Oil and Gas Transport to Europe Program
 Avrupa Yatırım Bankası
EIB
European Investment Bank
Bağımsız Devletler Topluluğu
CIS
Commonwealth of Independent States
Balistik Füze Yayılmasına Karşı Lahey Davranış İlkeleri Rehberi
HCOC
The Hague Code of Conduct Against Ballistic Missile Proliferation
Baltık Asamblesi
BA
Baltic Assembly
Baltık Bakanlar Konseyi
Baltic Council of Ministers
Baltık Denizi Çevre Koruma Komisyonu (Helsinki Komisyonu)
HELCOM
Baltic Marine Environment Protection Commission
Baltık Denizi Parlamento Konferansı
BSPC
Baltic Sea Parliamentary Conference
Barents Avrupa-Arktik Konseyi
BEAC
Barents Euro-Arctic Council
Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu
ECOWAS
Economic Community of West African States
Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik ve Parasal Birliği
UEMOA
West African Economic and Monetary Union
Batı Afrika Yatırım Bankası
BOAD
West African Development Bank
Birleşmiş Milletler
BM
United Nations
Afet Yönetimi ve Olağanüstü Hallerde Müdahale Amaçlı Uzay Kaynaklı Bilgi için BM Platformu
UN-SPIDER
United Nations Platform for Space-based Information for Disaster Management and Emergency Response
Birleşmiş Milletler Afet Riskinin Azaltılması Uluslararası Stratejisi
UNISDR
United Nations Office for Disaster Risk Reduction
Birleşmiş Milletler Asya ve Pasifik Ekonomik Komisyonu
UNESCAP
United Nations Economic and Social Commission for Asia and the Pacific
Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu
AEK
United Nations Economic Commission for Europe
Birleşmiş Milletler Barışı İnşa Komisyonu
PBC
United Nations Peace Building Comission
Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi
UN CBD
United Nations Convention on Biological Diversity
Birleşmiş Milletler Bütçe ve İdare Konuları Danışma Komitesi
ACABQ
The Advisory Committee on Administrative and Budgetary Questions
BM Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi
UN Women
UN Entity for Gender Equality and the Empowerment of Women
Birleşmiş Milletler Çevre Programı
UNEP
United Nations Environment Programme (UNEP)
BM Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi
UN Women
UN Entity for Gender Equality and the Empowerment of Women
Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu
UNICEF
United Nations Children’s Fund
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi
CRC
UN Committee on the Rights of the Child
Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi
UNCCD
United Nations Convention to Combat Desertification
Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı
WFP
United Nations World Food Programme
Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü
UNWTO
United Nations World Tourism Organization
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü
UNESCO
United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization
UNESCO Dünya Miras Komitesi
DMK
UNESCO World Heritage Committee
UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Hükümetlerarası Komitesi
UNESCO Intergovernmental Committee for the Safeguarding of Intangible Cultural Heritage
Birleşmiş Milletler Enformasyon Merkezi
UNIC
United Nations Information Centre
Birleşmiş Milletler Engellilerin Hakları Komitesi
CRPD
UN Committee on the Rights of Persons with Disabilities
BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi
CESCR
UN Committee on Economic, Social and Cultural Rights
Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konsey
ECOSOC
United Nations Economic and Social Council
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü
FAO
United Nations Food and Agriculture Organization
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
BMGK
United Nations Security Council
Birleşmiş Milletler Irak Özel Komisyonu
UNSCOM
U.N. Special Commission on Iraq
Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Önlenmesi Komitesi
CERD
UN Committee on the Elimination of Racial Discrimination
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi
BMİDÇS
United Nations Framework Convention on Climate Change
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği
İHYK
Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights
Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu
CSW
UN Commission on the Status of Women
Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite
CAT
UN Committee against Torture
Birleşmiş Milletler İşkencenin Önlenmesi Alt-Komitesi
SPT
UN Subcommittee on Prevention of Torture
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı
UN-HABITAT
United Nations Human Settlements Programme
Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi
CEDAW
Committee on the Elimination of Discrimination against Women
Birleşmiş Milletler Kalkınma İçin Bilim ve Teknoloji Komisyonu
CSTD
United Nations Commission on Science and Technology for Development
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı
UNDP
The United Nations Development Programme
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği
UNHCR
United Nations High Commissioner for Refugees
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi
HRC
UN Human Rights Committee
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği
İHYK
Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights
Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakı
United Nations Alliance of Civilizations
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu
UNFPA
United Nations Population Fund
Birleşmiş Milletler Orman Forumu
UNFF
United Nations Forum on Forests
Birleşmiş Milletler Ortak Denetim Birimi
JIU
Joint Inspection Unit of the United Nations
Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Komisyonu
UNDC
United Nations Disarmament Commission
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı
UNCTAD
United Nations Conference on Trade and Development
BM Çocuk Hakları Komitesi
CRC
UN Committee on the Rights of the Child
BM- FAO Balıkçılık Komitesi
COFI
UN- FAO Committee on Fisheries
BM- FAO Çöl Çekirgesi Kontrol Komitesi
DLCC
UN- FAO Desert Locust Control Committee
BM- FAO Gıda Güvenliği Komitesi
CFS
UN- FAO Committee for Food Safety
BM- FAO Ormancılık Komitesi
COFO
UN- FAO Committee on Forestry
Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli
IPCC
United Nations Intergovernmental Panel on Climate Change
Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu
UNCITRAL
UN Commission on International Trade Law
Birleşmiş Milletler – Su
UN – Water
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi
UNODC
United Nations Office on Drugs and Crime
Birleşmiş Milletler Uzayın Barışçı Amaçlarla Kullanılması Komitesi
UBAKK
UN Committee on the Peaceful Uses of Outer Space
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mülteciler için Yardım ve Bayındırlık Ajansı
UNRWA
United Nations Relief and Works Agency for Palestine Refugees in the Near East
Birleşmiş Milletler Zorla Kaybedilmeler Komitesi
CED
UN Committee on Enforced Disappearances
Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetlerarası Platformu
IPBES
Intergovernmental Platform on Biodiversity and Ecosystem Services
Bölgesel Çevre Merkezi
REC
Regional Environmental Center
Bölgesel İşbirliği Konseyi
BİC-RCC
Regional Cooperation Council
Crans-Montana Forumu
Crans-Montana Forum
Daimi Hakemlik Mahkemesi
DHM
Permanent Court of Arbitration
DB- Uluslararası Yeniden İmar ve Kalkınma Bankası
IBRD
WB- International Bank for Reconstruction and Development
Deauville Ortaklığı
DO
Deauville Partnership
Doğu Afrika Topluluğu
EAC
East African Community
Doğu Karayipler Devletleri Örgütü
OECS
Organization of East Carribean
Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı
COMESA
Common Market for Eastern and Southern Africa
Dünya Bankası
DB
World Bank
Dünya Doğa Koruma Birliği
IUCN
International Union for Conservation of Nature
Dünya Doğayı Koruma Vakfı
WWF
World Wildlife Fund
Dünya Ekonomik Forumu
WEF
World Economic Forum
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü
WIPO
World Intellectual Property Organization
Dünya Gümrük Örgütü (Gümrük İşbirliği Konseyi)
WCO
World Customs Organization
Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü
OIE
World Organisation for Animal Health
Dünya Meteoroloji Örgütü
DMÖ
World Meteorological Organization
Dünya Sağlık Örgütü
DSÖ
World Health Organization
DSÖ Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi
TKÇS
WHO Framework Convention on Tobacco Control
Dünya Su Konseyi
WWC
World Water Council
Dünya Ticaret Örgütü
DTÖ
World Trade Organization
DTÖ Anlaşmazlıkların Çözümü Organı
DSB
WTO Dispute Settlement Body
DTÖ Antidamping Uygulamaları Komitesi
WTO Committee on Anti-Dumping Practices
DTÖ Bölgesel Ticaret Anlaşmaları Komitesi
CRTA
WTO Committee on Regional Trade Agreements
DTÖ Bütçe, Maliye ve İdare Komitesi
WTO Budget, Finance and Administration Committee
DTÖ Fikri Mülkiyet Haklarının Ticaretle İlgili Yönleri Konseyi
TRIPS
Council for Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights
DTÖ Gümrük Değerleme Komitesi
WTO Committee on Customs Valuation
DTÖ Hizmet Ticareti Konseyi (Özel Taahhütler Komitesi)
WTO Council for Trade in Services (Committee on Specific Commitments)
 DTÖ İthalat Lisansları Komitesi
WTO Committee on Import Licensing
DTÖ Kişilerin Serbest Dolaşımı Müzakere Grubu
WTO Negotiating Group on Movement of Natural Persons
DTÖ Korunma Önlemleri Komitesi
WTO Committee on Safeguards
DTÖ Köken (Menşe) Kuralları Komitesi
WTO Committee on Rules of Origin
DTÖ Mal Ticareti Konseyi
WTO Council for Trade in Goods
DTÖ Mali Hizmetler Ticareti Komitesi
WTO Committee on Trade in Financial Services
DTÖ Ödemeler Dengesi Komitesi
BOP
WTO Committee on Balance of Payments
DTÖ Pazara Giriş Komitesi
WTO Market Access Committee
DTÖ Sağlık ve Bitki Sağlığı Önlemleri Komitesi
WTO Committee on Sanitary and Phytosanitary Measures
DTÖ Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Komitesi
WTO Committee on Subsidies and Countervailing Measures
DTÖ Tarım Komitesi
WTO Agriculture Committee
DTÖ Tarife Tavizleri Komitesi
WTO Committee on Tariff Concessions
DTÖ Tekstil İzleme Organı
TMB
WTO Textiles Monitoring Body
DTÖ Temsilciler Konseyi
WTO Council of Representatives
DTÖ Ticaret Müzakereleri Komitesi
TMK
WTO Trade Negotiations Committee
DTÖ Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Organı
TPRM
WTO Trade Policy Review Body
DTÖ Ticaret ve Çevre Komitesi
WTO Trade and Environment Committee
DTÖ Ticaret ve Kalkınma Komitesi
CTD
WTO Committee on Trade and Development
DTÖ Ticaret ve Rekabet Çalışma Grubu
WTO Trade and Competition Working Group
DTÖ Ticaret ve Yatırım Çalışma Grubu
WTO Trade and Investment Working Group
DTÖ Ticarette Teknik Engeller Komitesi
TBT
WTO Committee on Technical Barriers to Trade
Dünya Turizm Örgütü
UNWTO
World Tourism Organization
Egmont Grubu (Mali İstihbarat Birimleri Egmont Grubu)
Egmont Group
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı
EİT
Economic Cooperation Organization
Enerji Şartı
Energy Charter
EİT- Bakanlar Konseyi
COM
ECO- Council of Ministers
EİT- Bölgesel Planlama Konseyi
RPC
ECO-Regional Planning Council
EİT- Ticaret ve Kalkınma Bankası
ETDB
ECO- Trade and Development Bank
EİT- Ticareti Geliştirme Örgütü
TPO
ECO- Trade Promotion Organization
Evrensel Posta Birliği
UPU
Universal Postal Union
Fransızca Konuşan Ülkeler Örgütü
FKÜÖ
International Organization of Francophonie
G-20
G-20
Group of Twenty
Gazetecileri Koruma Komitesi
CPJ
Committee to Protect Journalists
Gelişen Sekiz Ülke
D-8
Developing Eight
Göçmen İşçilerin ve Aile Üyelerinin Haklarının Korunması Komitesi
CMW
Committee on the Protection of the Rights of All Migrant Workers and
Members of their Families
GUAM-DEKÖ (Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan, Moldova-Demokrasi ve Ekonomik Kalkinma Örgütü)
GUAM
Organization for Democracy and Economic Development
Güney Afrika Kalkınma Topluluğu
SADC
Southern African Development Community
Güney Amerika Ulusları Birliği
UNASUR
Union of South American Nations
Güney Asya Bölgesel İşbirliği Örgütü
SAARC
South Asian Association for Regional Cooperation
Güneyde Sürdürülebilir Kalkınma için Bilim ve Teknoloji Komisyonu
COMSATS
Commission on Science and Technology for Sustainable Development in the South
Güneydoğu Avrupa Kanun Uygulama Merkezi
SELEC
Southeast European Law Enforcement Center
Güney Ortak Pazarı
MERCOSUR
Southern Common Market
Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği
ASEAN
Association of Southeast Asian Nations
Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci
GDAÜ
South-East European Cooperation Process
Güvenlik İşbirliği Merkezi
RACVIAC
Centre for Security Cooperation
Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi
IGAD
Intergovernmental Development Authority
Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu
ECRI
European Commission against Racism and Intolerance
İngiliz Uluslar Topluluğu
İUT
Commonwealth of Nations
İslam Devletleri Eğitimi, Bilim ve Kültür Örgütü
ISESCO
Islamic Educational, Scientific and Cultural Organization
İslam İşbirliği Teşkilatı
İİT
Organization of Islamic Cooperation
İİT Bilim, Teknoloji ve Yenilik Örgütü
STIO
OIC The Science, Technology and Innovation Organization
İİT Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Daimi Komitesi
BİLTEDAK
OIC Standing Committee for Scientific and Technological Cooperation
İİT Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi
İSEDAK
OIC Standing Committee for Economic and Commercial Cooperation
İİT Enformasyon ve Kültürel İşler Daimi Komitesi
ENKİDAK
OIC Standing Committee for Information and Cultural Affairs
İİT Bilgisayar Acil Müdahale Ekibi
OIC-CERT
OIC Computer Emergency Response Team
İİT İslam Ülkeleri Gemi Sahipleri Teşkilatı
OISA
OIC Organization of the Islamic Shipowners Association
İİT İslam Dayanışma Fonu ve Vakfı
İDF
OIC Islamic Solidarity Fund and its Waqf
İİT İslam Dünyası Bilim Akademisi
IAS
OIC Islamic World Academy of Sciences
İİT İslam İşbirliği Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumu
ICYF-DC
OIC Islamic Conference Youth Forum for Dialogue and Cooperation
İİT İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi
IRCICA
OIC Research Center for Islamic History, Art and Culture
İİT İslam Kalkınma Bankası
İKB
OIC Islamic Development Bank
İİT İslam Teknoloji Üniversitesi
İTÜ
OIC Islamic University of Technology
İİT İslam Ticaret,Sanayi ve Tarım Odası
ICCIA
OIC Islamic Chamber of Commerce, Industry and Agriculture
İİT İslam Ticareti Geliştirme Merkezi
İTGM
OIC Islamic Center for the Development of Trade
İİT İslam Ülkeleri Çimento Birliği
ICA
OIC Islamic Cement Association
İİT İslam Ülkeleri İstatistik Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkez
SESRIC
OIC Statistical, Economic, Social Research and Training Center for Islamic Co
İİT İslam Ülkeleri Müşavirler Federasyonu
FCIC
OIC Federation of Consultants from Islamic Countries
İİT İslam Ülkeleri Müteahhitler Federasyonu
FOCIC
OIC Federation of Contractors from Islamic Countries
İİT İslam Ülkeleri Standartlar ve Metroloji Enstitüsü
SMIIC
OIC Standards and Metrology Institute for Islamic Countries
İİT İslam Ülkeleri Vergi İdareleri Birliği
ATAIC
OIC Association of Tax Authorities of Islamic Countries
İİT İslam Ülkeleri Yayın Düzenleyici Kuruluşlar Forumu
IBRAF
OIC Broadcasting Regulatory Authorities Forum
İİT İslam Yayıncılar Birliği
IBU
OIC Islamic Broadcasting Union
İİT İslami Bankalar ve Finans Kurumları Genel Konseyi
CIBAFI
OIC General Council for Islamic Banks and Financial Institutions
İİT İslami Başkentler ve Şehirler Teşkilatı
OICC
OIC Organization of Islamic Capitals and Cities
İİT İslami Dayanışma Spor Federasyonu
ISS
OIC Islamic Solidarity Sports Federation
İİT İslami Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı
ISESCO
OIC Islamic Educational, Scientific and Cultural Organization
İİT Kudüs Komitesi
OIC Al Quds Committee
İİT Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi
IIUM
OIC International Islamic University Malaysia
İİT Uluslararası Arap-İslam Okulları Federasyonu
WFAIIS
OIC World Federation of Arabo-Islamic International Schools
İİT Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi
İFA
OIC International Islamic Fiqh Academy (IIFA)
İİT Uluslararası İslam Haber Ajansı
IINA
OIC International Islamic News Agency
İİT Uluslararası Kızılay İslam Komitesi
ICIC
OIC Islamic Committee of the International Crescent
İİT Uluslararası Müslüman Alimler Birliği
IUMS
OIC International Union of Muslim Scouts
İslam Özel Sektörü Geliştirme Kurumu
ICD
Islamic Corporation for the Development of the Private Sector
Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Paktı
KİİP
Caucasus Stability and Cooperation Pact
Kamu Alımları Konseyi
Public Procurement Council
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü
KEİ
Black Sea Economic Cooperation Organization
Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Komisyonu
The Commission on the Protection of the Black Sea Against Pollution
Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankası
KTKB
Black Sea Trade and Development Bank
Karayip Devletleri Birliği
KDB
Association of Caribbean States
Karayipler Topluluğu
CARICOM
Caribbean Community
Katılımcı Sulama Yönetimi Uluslararası Ağı
INPIM
International Network on Participatory Irrigation Management
Kıbrıs Kayıplar Komitesi
Committee on Missing Persons in Cyprus
Kızılay
Red Crescent
Kızılhaç
Red Cross
Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü
CSTO
Collective Security Treaty Organization
Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi
KİK
Cooperation Council for the Arab States of the Gulf
Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi
KAİK
North Atlantic Cooperation Council
Kuzey Denizi Komisyonu
North Sea Commission
Kuzeydoğu Atlantik, Akdeniz ve Bağlı Denizlerde Tsunami Erken Uyarı Sistemi Hükümetlerarası Eşgüdüm Komitesi
ICG/NEAMTWS
Intergovernmental Coordination Group for the Tsunami Early Warning and
Mitigation System in the North-Eastern Atlantic , the Mediterranean and Connected Seas
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler Dünya Asamblesi
WASME
World Assembly for Small and Medium-Sized Enterprises
Küresel Çevre Fonu
GEF
Global Environment Facility
Lahey Uluslararası Özel Hukuk Konferansı
HCOPIL
Hague Conference on Private International Law
Latin Amerika Entegrasyon Birliği
LAIA
Latin American Integration Association
Latin Amerika Parlamentosu
LAP
Latin American Parliament
Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu
CELAC
Community of Latin American and Caribbean States
Mağrip Arap Birliği
MAB
Arab Maghreb Union
Merkezi Avrupa Girişimi
MAG
Central European Initiative
Milletlerarası Ahvali Şahsiye Komisyonu (Uluslararası Kişi Halleri Komisyon)
CIEC
International Commission on Civil Status
MİKTA (Meksika, Endonezya, Güney Kore, Türkiye, Avustralya)
MİKTA
MIKTA (Mexico, Indonesia, Korea, Turkey Australia)
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü
NATO
North Atlantic Treaty Organization
NATO Güvenlik Komitesi
SC
NATO-Security Committee
NATO Konvansiyonel Silah Kontrolü Üst Düzey Görev Gücü
HLTF
NATO High-Level Task Force on Conventional Arms Control
NATO Nükleer Planlama Grubu
NPG
NATO Nuclear Planning Group
NATO Parlamenterler Asamblesi
NATO PA
NATO Parliamentary Assembly
NATO Yüksek Düzeyli Grup
HLG
NATO High Level Group
NATO-Rusya Federasyonu Konseyi
NRC
NATO-Russia Council
NATO-Ukrayna Komisyonu
NUK
NATO-Ukraine Commission
Nesli Tehlike Altındaki Türlerin Ticaretine İlişkin Sözleşme
CITES
Convention on International Trade in Endangered Species of Wild Fauna and Flora
Nordik Bakanlar Konseyi
Nordic Council of Ministers
Nordik-Baltık Sekizlisi
NB8
Nordic-Baltic Eight
Nordik Konseyi
Nordic Council
Nordik Savunma İşbirliği
NORDEFCO
Nordic Defence Cooperation
Nordik Yatırım Bankası
NIB
Nordic Investment Bank
Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Andlaşması Örgütü
NDYAÖ
Comprehensive Nuclear-Test-Ban Treaty Organization
Nükleer Enerji Ajansı
NEA
Nuclear Energy Agency
Nükleer Tedarikçiler Grubu
NSG
Nuclear Suppliers Group
İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı
OECD
Organisation for Economic Co-operation and Development
 OECD – Bilim ve Teknoloji Politikaları Komitesi
CSTP
OECD Committee for Scientific and Technological Policy
OECD – Bütçe Komitesi
OECD – Budget Committee
OECD – Çelik Komitesi
OECD – Steel Committee
OECD – Deniz Taşımacılığı Komitesi
MTC
OECD – Maritime Transport Committee
OECD – Eğitim Komitesi
OECD – Education Committee
OECD – Ekonomi ve Gelişme İncelemeleri Komitesi
EDRC
OECD – Economic and Development Review Committee
OECD – Enerji Komitesi
OECD – Energy Committee
OECD – Enformasyon, Bilgisayar ve İletişim Politikaları Komitesi
ICCP
OECD – Committee for Information, Computer and Communications Policy
OECD – Gıda, Tarım ve Balıkçılık Direktörlüğü
OECD – Directorate for Food, Agriculture and Fisheries
OECD – İhracat Kredi Grubu
ECG
OECD – Export Credit Group
OECD – İstihdam, Çalışma ve Sosyal İşler Komitesi
ELSA
OECD – Employment, Labour and Social Affairs Committee
OECD – İşçi Sendikaları Danışma Komitesi
TUAC
OECD – Trade Union Advisory Committee
OECD – İşveren ve Sanayi Danışma Komitesi
BIAC
OECD – Business and Industry Advisory Committee
OECD – Kalkınmaya Yardım Komitesi
DAC
OECD – Development Aid Committee
OECD – Kamu Yönetimi Komitesi
PUMA
OECD – Public Management Committee
OECD – Mali Eylem Görev Gücü
OECD/FATF
OECD – Financial Action Task Force
OECD – Mali İşler Komitesi
CFA
OECD – Committee on Fiscal Affairs
OECD – Mali Piyasalar Komitesi
CMF
OECD – Committee on Financial Markets
OECD – Rekabet Hukuku ve Politikaları Komitesi
CLP
OECD – Competition Law and Policy Committee
OECD – Sermaya Hareketleri ve Görünmeyen İşlemler Komitesi
CMIT
OECD – Committee on Capital Movements and Invisible Transactions
OECD – Sigorta ve Özel Emeklilik Komitesi
OECD – Insurance and Private Pensions Committee
OECD – Su Yönetişim Programı
OECD – Programme on Water Governance
OECD – Ticaret-Rekabet Ortak Komitesi
OECD – Joint Group on Trade and Competition
OECD – Turizm Komitesi
OECD – Tourism Committee
OECD – Tüketici Politikaları Komitesi
CCP
OECD – Committee on Consumer Policy
OECD – Uluslararası Hükümet Dışı Kuruluşlar İle İrtibat Komitesi
OECD – Liaison Committee with International Non-Governmental Organisations
OECD – Uluslararası Yatırım ve Çok Uluslu Girişimler Komitesi
CIME
OECD – Committee on International Investment and Multinational
Enterprises
OECD Uluslararası İş İşlemlerinde Rüşvetle Mücadele Grubu
OECD Working Group on Bribery in International Business Transactions
Orta Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu
ECCAS
Economic Community of Central African States
Orta Afrika Ülkeleri Ekonomik ve Parasal Topluluğu
CEMAC
Central African Economic and Monetary Community
Orta Amerika Entegrasyon Sistemi
SICA
Central American Integration System
 Orta Amerika Ülkeleri Ekonomik Entegrasyon Bankası
CABEI
Central American Bank for Economic Integration
Orta Amerika Ülkeleri Ortak Pazarı
CACM
Central American Common Market
Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme
RAMSAR
Convention on Wetlands of International Importance, especially as Waterfowl Habitat
Parlamentolararası Birlik
PAB
Inter-Parliamentary Union
Pasifik Adaları Forumu
PAF
Pacific Islands Forum
Pasifik İttifakı
Pacific Alliance
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü
OPEC
Organization of the Petroleum Exporting Countries
Portekizce Konuşan Ülkeler Topluluğu
CPLP
Community of Portuguese Language Countries
Rio Grubu
Rio Group
Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Kontrolü Merkezi
DCAF
Centre for the Democratic Control of Armed Forces
Şanhay İşbirliği Örgütü
ŞİÖ
Shanghai Cooperation Organization
Tehlikeli Atıkların Sınır Ötesi Taşınması ve Bertaraf Edilmesinin Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi
Basel Convention on the Control of Transboundary Movements of  Hazardous Wastes and Their Disposal
Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü 
 OPCW
Organisation for the Prohibition of Chemical Weapons
Tuna Nehrinin Korunması Uluslararası Komisyonu
ICPDR
International Commission for the Protection of the Danube River
Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi
Türk Konseyi
The Cooperation Council of Turkish Speaking States
DTÖ Sütçülük Konseyi
WTO Dairy Council
Uluslararası Adalet Divanı
UAD
International Court of Justice
Uluslararası Af Örgütü
UAÖ
Amnesty International
Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosu
BIPM
International Bureau of Weights and Measures
Uluslararası Akdeniz Bilimsel Araştırmalar Komisyonu
CIESM
International Commission for the Scientific Exploration of the Mediterranean Sea
Uluslararası Akdeniz Yüksek Tarımsal Araştırmalar Merkezi
CIHEAM
International Centre for Advanced Mediterranean Agronomic Studies (CIHE
Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi
ICOMOS
International Council on Monuments and Sites
Uluslararası Arşiv Konseyi
ICA
International Council on Archives
Uluslararası Aşı Enstitüsü
IVI
International Vaccine Institute
Uluslararası Atlantik Ton Balıklarını Koruma Komisyonu
ICCAT
International Commission for the Conservation of Atlantic Tunas
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı
IAEA
International Atomic Energy Agency
Uluslararası Bağcılık ve Şarapçılık Örgütü
OIV
International Organisation of Vine and Wine
Uluslararası Büyük Barajlar Komisyonu
ICOLD
International Commission on Large Dams
Uluslararası Ceza Divanı
UCD
International Criminal Court
Uluslararası Çalışma Örgütü
ILO
International Labour Organization
Uluslararası Çiçek Üreticileri Birliği
AIPH
International Association of Horticultural Producers
Uluslararası Demiryolları Birliği
UIC
International Union of Railways
 Uluslararası Demiryolu Taşımacılığı Hükümetlerarası Örgütü
OTIF
Intergovernmental Organisation for International Carriage by Rail
Uluslararası Denizcilik Örgütü
IMO
International Maritime Organization
Uluslararası Elektroteknik Komisyonu
IEC
International Electrotechnical Comission
Uluslararası Enerji Ajansı
UAE
The International Energy Agency
UEA Enerji Araştırma ve Teknoloji Komitesi
CERT
IEA Committee on Energy Research and Technology
Uluslararası Et Konseyi
IMC
International Meat Council
Uluslararası Finansman Kurumu
IFC
International Finance Corporation
Uluslararası Gaz Birliği
UGB
International Gas Union
Uluslararası Göç Örgütü
IOM
International Organization for Migration
Uluslararası Göç Politikaları Merkezi
ICMPD
International Centre for Migration Policy Development
Uluslararası Hidrografi Örgütü
IHO
International Hydrographic Organization
Uluslararası Holokost Anma İttifakı
IHRA
International Holocaust Remembrance Alliance
Uluslararası Hukukun Birleştirilmesi Enstitüsü
UNIDROIT
International Institute for the Unification of Private Law
Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu
FIDH
International Federation for Human Rights
Uluslararası İstatistik Enstitüsü
ISI
International Statistical Institute
Uluslararası İslam Ticaret Finans Şirketi
ITFC
International Islamic Trade Finance Corporation
Uluslararası İşbirliği Platformu
UİP
International Cooperation Platform
Uluslararası Kahve Örgütü
ICO
International Coffee Council
Uluslararası Kakao Örgütü
ICCO
International Cocoa Organization
Uluslararası Kalkınma Birliği
IDA
International Development Association
Uluslararası Kalkınma Hukuku Örgütü
IDLO
International Development Law Organization
Uluslararası Kızılay Kızılhaç Dernekleri Federasyonu
IFRC
International Federation of Red Cross and Red Crescent Societies
Uluslararası Kızılay/Kızılhaç Hareketi
International Red Crescent / Red Cross Movement
Uluslararası Kızılhaç Komitesi
ICRC
International Committee of the Red Cross
Uluslararası Kurak Alanlar Tarımsal Araştırma Merkezi
ICARDA
International Center for Agricultural Research in the Dry Areas
Uluslararası Kurşun ve Çinko Çalışma Grubu
International Lead and Zinc Study Group
Uluslararası Mısır ve Buğday Merkezi
CIMMYT
International Maize and Wheat Improvement Center
Uluslararası Mobil Uydu Örgütü
IMSO
International Mobile Satellite Organization
Uluslararası Müzeler Konseyi
ICOM
International Council of Museums
Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu
INCB
International Narcotics Control Board
Uluslararası Okuma Derneği
IRA
International Reading Association
Uluslararası Para Fonu
IMF
International Monetary Fund
Uluslararası PEN Kulüpleri Federasyonu
PEN
PEN International
 Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı
INTERPOL
International Criminal Police Organization
Uluslararası Sergiler Bürosu
BIE
Bureau of International Exhibitions
Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü
ICAO
International Civil Aviation Organization
Uluslararası Soğutma Enstitüsü
IIR
International Institute of Refrigeration
Uluslararası Standartlar Örgütü
ISO
International Organization for Standardization
Uluslararası Şeker Örgütü
ISO
International Sugar Organization
Uluslararası Sulama ve Drenaj Komisyonu
ICID
International Commission on Irrigation and Drainage
Uluslararası Tarımsal Araştırma Danışma Grubu
CGIAR
Consultative Group on International Agricultural Research
Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu
IFAD
International Fund for Agricultural Development
Uluslararası Telekomünikasyon Birliği
ITU
International Telecommunication Union
Uluslararası Telif Hakları Fonu Komitesi
COFIDA
Committee for International Copyright Funds
Uluslararası Ticaret Merkezi
ITC
International Trade Centre
Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı
TÜRKSOY
International Organization of Turkic Culture
Uluslararası Ulaştırma Forumu
ITF
International Transport Forum
Uluslararası Yasal Ölçüler Örgütü
OIML
International Organization of Legal Metrology
Uluslararası Yatırım ve Girişimler Komisyonu
IIIC
International Investment and Initiatives Commission
Uluslararası Yayıncılar Birliği
IPA
International Publishers Association
Uluslararası Yazar ve Besteci Dernekleri Konfederasyonu
CISAC
International Confederation of Societies of Authors and Composers
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı
IRENA
International Renewable Energy Agency
Uluslararası Zeytin Konseyi
IOOC
International Olive Council
UNCTAD Deniz Taşımacılığı Hizmetleri Daimi Komitesi
UNCTAD Standing Committee on Maritime Transport Services
UNCTAD En az Gelişmiş Ülkeler Güven Fonu
LDCF
UNCTAD Trust Fund for Least Developed Countries
UNCTAD Gelişmekte Olan Hizmet Sektörleri Daimi Komitesi
UNCTAD Standing Committee on Developing Services Sectors
UNCTAD Gelişmekte olan Ülkeler Arası İşbirliği Daimi Komitesi
ECDC
UNCTAD Standing Committee on Economic Cooperation among Developing Countries
UNCTAD İşletme, Ticari Faaliyetin Kolaylaştırılması ve Kalkınma Komitesi
UNCTAD Commission on Enterprise, Business Facilitation and Development
UNCTAD Silahsızlanmaya Geçişte Yapısal Uyum AH Çalışma Grubu
UNCTAD Ad Hoc Working Group to Explore the Issue of Structural
UNCTAD Tercihler Özel Komitesi
UNCTAD Special Committee on Preferences
UNCTAD Ticaret Çevre Ve Kalkınma AH Çalışma Grubu
UNCTAD Ad Hoc Working Group on Trade, Environment and Development
UNCTAD Ticaret ve Kalkınma Konseyi
TDB
UNCTAD Trade and Development Board
UNCTAD Uluslar arası Yatırımlar ve Girişimler Komisyonu
UNCTAD Commission on International Investments and Initiatives
UNCTAD Yoksulluğun Azaltılması Daimi Komitesi
UNCTAD Standing Committee on Poverty Alleviation
UNESCAP Çevre ve Doğal Kaynakların Geliştirilmesi Komitesi
UNESCAP Committee on Environment and Natural Resources Development
UNESCO – IPDC Hükümetlerarası Konseyi
UNESCO – Intergovernmental Council of IPDC
UNESCO Avrupa Bilim ve Teknoloji Bölge Ofisi
ROSTE
UNESCO Regional Office for Science and Technology in Europe
UNESCO Enformasyon Programı Hükümetlerarası Konseyi
PGI
UNESCO Intergovernmental Council for the General Information Programme
UNESCO Hükümetlerarası Enformatik Bürosu
IBI
UNESCO Intergovernmental Bureau for Informatics
UNESCO Hükümetlerarası Enformatik Programı Hükümetlerarası Komitesi
IIP
Intergovernmental Committee for the Intergovernmental Informatics Programme
UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu
IOC
UNESCO Intergovernmental Oceanographic Commission
UNESCO İletişimin Geliştirilmesine İlişkin Uluslararası Program
IPDC
UNESCO International Programme for the Development of Communication
UNESCO İnsan ve Biyosfer Programı
MAB
UNESCO Man and the Biosphere Programme
UNESCO İnsan ve Biyosfer Programı Uluslararası Koordinasyon Konseyi
MAB Konseyi
UNESCO International Coordinating Council of the Man and the Biosphere Programme
UNESCO İstatistik Enstitüsü
UIS
UNESCO Institute for Statistics
UNESCO Kültür ve Kalkınma Dünya Komisyonu
UNESCO World Commission on Culture and Development
UNESCO Kültürel Varlıkların Ait Oldukları Ülkelere İadesinin Teşviki Hükümetlerarası Komitesi
ICPRCP
UNESCO Intergovernmental Committee for Promoting the Return of Cultural Property
UNESCO Uluslararası Güzel Sanatlar Derneği
IAA
UNESCO International Association of Art
UNESCO-Uluslararası Hidroloji Programı
IHP
UNESCO International Hydrological Programme
UNODC Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonu
CCPCJ
UNODC Commission on Crime Prevention and Criminal Justice
UNODC Uyuşturucu Maddeler Komisyonu
CND
UNODC Commission on Narcotic Drugs
Uyuşturucu Madde Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele İşbirliği Grubu
Pompidou
Uyuşturucu Madde Bağımlılığı ve Yasadışı İnsan Ticareti ile Mücadele İşbirliği Grubu
Visegrád Grubu
V4
Visegrád Grubu
Wassenaar Düzenlemesi
WA
Wassenaar Paketi
Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü Uluslararası Merkezi
ICSID
Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözümü Merkezi
Yeni Bitki Türlerini Koruma Uluslararası Birliği
UPOV
Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Uluslararası Birliği
Zangger Komitesi
ZK
Zangger Komitesi

Uluslararası Örgütler Listesi

Dünya Tabipler Birliği Teletıp Etiği Raporu

0

Dünya Tabipler Birliği Teletıp Etiği Raporu, 2007 yılı ekim ayında Danimarka’nın Kopenhag kentinde, Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

Dünya Tabipler Birliği Teletıp Etiği Raporu

Tanım

Teletıp, veri, doküman ve diğer bilgilerin telekomünikasyon sistemleri üzerinden taşınmasıyla girişimlerin, tanı/tedavi kararlarının ve önerilerin belli bir mesafe üzerinden yapıldığı tıp uygulamasıdır.

Önsöz

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve ilerlemesi, hasta bakım hizmetlerinde yeni tıbbi tedavi yaklaşımlarının oluşturulmasına neden olmaktadır. Bu araçlar tıbbi uygulamada değişik yollar sunar. Teletıp uygulamasının benimsenmesi, hızı, tıbbi yardıma ulaşmada kısıtlılık halinde hastalara ulaşım kapasitesi ve ek olarak sağlık bakımını geliştirme gücü nedeniyle haklı çıkarılabilir.

Hekimler teletıp uygulamalarında aşağıdaki etik rehbere uymalıdırlar.

Prensipler
Hasta-hekim ilişkisi ve mahremiyet

Hasta-hekim ilişkisi kişisel karşılaşma, yeterli hasta öyküsü ve bilgisine dayanmalıdır. Teletıp birincil olarak, hekimin güvenli ve kabul edilebilir sürede fiziksel olarak var olamadığı durumda kullanılmalıdır.

Hasta-hekim ilişkisi, karşılıklı güven ve saygıya dayanmalıdır. Hasta ve hekimin teletıp yöntemleri kullanıldığında, itimat edecek kadar birbirlerini tanıyabilmeleri önemlidir.

İdeal olarak teletıp önceden hasta ve hekim arasında kişisel bir ilişkinin var olduğu durumlarda, yalnızca teletıp hizmeti sağlanırken ve düzenlenirken kullanılmalıdır.

Hekim, teletıp konsültasyonu sırasında toplanan veri kodlanarak (kriptolanarak) güvenli hale getirilip yetkisiz kişilerin erişimini engelleyecek diğer güvenlik önlemleri alınarak, hasta mahremiyetinin ve veri doğruluğunun tehlikeye atılmadığından emin olmalıdır.

Hekimin sorumlulukları

Teletıp kullanımı sırasında öneride bulunan hekim, kendisine verilen ve önerinin dayandığı bilgi kadar iyi, kendisinin verdiği öneriye ilişkin detaylı bir kayıtı da saklamalıdır.

Hekim, hasta ve sağlık çalışanlarının ya da hastaya bakan aile üyesinin gerekli telekomünikasyon sistemlerini ve ilgili araçları kullanabiliyor olduğundan emin olmak durumundadır. Hekim hastanın öneriyi ve tedaviyi anladığından ve bakımın sürekliliğinin garanti edildiğinden emin olmak için araştırmalıdır.

Bir diğer hekimden öneri ya da farklı fikir alan hekim, tedaviden ve hasta için verilen diğer kararlardan/önerilerden sorumludur.

Hekim uzaktan – iletişim sırasında, hasta ile temasında özel zorlukların ve belirsizliklerin farkında olmalı ve bunu kabullenmelidir. Hekim böyle bir durumun olduğunu hissettiği anda hasta ile doğrudan teması önermek konusunda hazırlıklı olmalıdır.

Bakımın niteliği

Teletıpta da en iyi olası tanı ve tedavi uygulamalarından emin olmak için düzenli olarak nitelik değerlendirme ölçekleri kullanılmalıdır.

Acil durumlarda teletıp uygulamalarının olanaklılığının ve zayıflıklarının (zayıf yönleri) farkında olunmalıdır. Eğer acil bir durumda teletıp kullanım gerekliliği doğarsa, tedavi ve önerileri, hastalığın tehlike seviyesinden ve hasta ile birlikte olan kişilerin kapasitesinden ve bilgi düzeylerinden etkilenir.

Öneri

DTB ve ulusal tabip birlikleri, elektronik reçete, hekim tescili, sorumluluk ve elektronik tıbbi kayıtların yasal durumu gibi, teletıp uygulaması ile ilişkili konularda ulusal kanun yapma girişimini ve ilgili uluslararası anlaşmaları özendirmelidir.

Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af

0

Fransızlar tarafından işgal edilen topraklarda işlenen suçlara ilişkin Genel Af, hukuki sonuçlar doğurmasına karşın diplomatik ilişkiler sonucunda öngörülen bir siyasi af mahiyetindedir. 5 Aralık 1921 tarihinde çıkarılan Genel Af Kanunu ile Fransızların tahliye ettiği işgal bölgelerinde işlenmiş bütün suçların affedildiği TBMM tarafından kabul ve ilan edilmiştir. Kanun, 168 nolu Aff-ı Umumi Hakkında Kanun adını taşımaktadır. 20 Ekim 1921 tarihinde Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşmasının (İtilafnamesinin) beşinci maddesince öngörülen ve Fransızlar tarafından tahliye edilen bölgede genel af ilan edilmesi şartını yerine getirmek amacıyla çıkarılmıştır.

Genel Af Kanunu – Aff-ı Umumi Hakkında Kanun

Madde 1

Fransızlar tarafından işgal edilip 20 Teşrinievvel 1337 (1921) tarihli itilâfname mucibince tahliye edilen arazide ika edilmiş olan bilcümle ceraim mürtekipleri hakkında aff-ı umumî ilan edilmiştir.

Madde 2

İşbu kanun tarih-i neşrinden itibaren merʻiyyü’l-icradır.

Madde 3

İşbu kanunun icrasına Adliye Vekili memurdur.

KANUN HAKKINDA YAPILAN GÖRÜŞMELERE AİT TBMM ZABIT CERİDESİ 

Hacı Tevfik Efendi (Kengırı) — Teklif olunan şu aff-ı umumi alenen ilan ediyor ki; Meclis Fransızlarla yapılan itilâfnamenin bir maddesini kabul ediyor. Bunu herhalde bir mıntıkaya, bir yere tahsis etmemelidir, umum memleket aff-ı umumiye muhtaçtır. Her yerde birçok şeyler olmuştur. Aff-ı umumi olmalıdır.

Lûtfi Bey (Malatya) — Hukuk-ı şahsiye ne olacak?

Yusuf Ziya Bey (Bitlis) — Fransızlarla akdedilen itilâfnameyi Meclis-i Âli henüz tetkik ve tasdik etmedi. Onu tetkik etmeden böyle bir af kanunu yapmak doğru mudur? Bu ciheti nazar-ı dikkatinize arz ediyorum.

Adlîye Encümeni namına Nafiz Bey (Canik) — Efendim! Fransızlarla akdedilen muahedenamenin beşinci maddesinde “Tarafeyn-i âkideyn arazi-i meşgulenin tahliyesini müteakip bir aff-ı umumi ilan edecektir” deniyor. Beşinci maddede tarafeynin kabul ettiği şu kayıt mevcuttur. Binaenaleyh itilâfnamede mucibince Hükûmet o muhitte aff-ı umumi ilan etmek mecburiyetindedir. Yalnız rüfekadan birisinin buyurduğu veçhile, hukuk-ı şahsiye tabiî aff-ı umumi dâhilinde değildir. Esasen bu kavaid-i umumiye ahkâmındadır. Bunu tasrih etmeye lüzum yoktur. Biz encümende itilâfnamedeki maddeyi aynen naklederek madde-i kanuniye tanzimini daha muvafık gördük. Hukuk-ı şahsiyenin affı zaten ahkâm-ı umumiyeye mugayirdir. Binaenaleyh zikredilse de edilmese de ehemmiyeti yoktur. Kanunun bilâ münakaşa kabulünü teklif ederim.

Şeref Bey (Edirne) — Efendim! Hukuk-ı şahsiye hakkında Adliye Encümeni mazbata muharriri kardeşimiz kâfi izahatta bulunduğundan onu tekrar etmeyeceğim. Yalnız Ziya Bey kardeşimize cevap vereceğim. Malûm-ı âliniz muahedeler yapıldıktan sonra Meclisten geçmediği takdirde adem-i tatbiki lâzım gelmez. Muahedeler yapılır. İhtimal bir müddet sonra Meclisten geçer. Yalnız yeter ki biz burada kabul ve itilâf eylediğimiz noktada sadık kalalım.

Müfid Efendi (Kırşehir) — Refik-i muhteremimiz Nafiz Beyefendi hukuk-ı şahsiye hakkında bir şey denilemeyeceğini çünkü bunun için kaavid-i umumiye mevcut bulunduğunu beyan buyurdular. Bendeniz elimizde bulunan ve Meclis-i Âlinize resmen haber verilen itilafnamenin bir maddesinde tam bir aff-ı umumi kaydını, yani tam kelimesini gördüğüm için bunun hukuk-ı şahsiyeye de şümulü olabileceğini, binaenaleyh bu tam kelimesinin buradan kaldırılarak yalnızca aff-ı umumi denilmesi icap edeceğini Hariciye Vekilimize söylemiştim. Yusuf Kemal Bey biraderimiz o vakit bu tam kelimesinin neden ibaret olduğunu sarahaten izah etmediler. Bu kelime belki Hariciye Vekilimizi mahçup edecek bir şeydir. Binaenaleyh bu kelimenin mana-yı vuzuh ve şümulünü anlatmalıdır.

Saniyen; Şeref Beyefendi biraderimizin buyurdukları gibi bu itilâfnamede taahhüt ettiğimiz affın mütekabil olması lâzımdır. Meclis-i Âli, bu aff-ı umuminin orada ilanıyla beraber, öbür tarafın da aff-ı umumisini nazar-ı dikkate almalıdır. Biz orada aff-ı umumi ilan ederiz. Fakat diğer taraftan da kendi tebaamız hakkında aff-ı umumi ilan ettirmek ve onları da mağduriyetten kurtarmak çaresine tevessül etmek lâzım gelir. Binaenaleyh buradaki, tam kelimesinin hukuk-ı şahsiyeye taallûk edip etmediğini Hariciye Vekilinden sual ediyorum.

Mustafa Kemal Bey (Ertuğrul) — Efendim! Bendeniz, Fransızlarla akdettiğimiz bu itilâfname bu Meclis-i Âlice resmen tanınmış bir şey değildir. Onun tazammun ettiği bu af kanununun da burada müzakere edilmesi muvafık değildir, mütalâasında bulunuyorum.

Hafız Mehmed Bey (Trabzon) — Efendim! Müfid Efendi biraderimiz muahedenamedeki tam bir aff-ı umumi tâbirinden, yani buradaki tam kelimesinin vazʻından istidlalen bu aff-ı umuminin hukuk-ı şahsiyeye dâhi şümulü olmak ihtimalinden bahsettiler. Hukuk-ı şahsiyeyi Allah affedemiyor, değil ki biz affedeceğiz. Bu kavaidi hukukiye icabındandır. Biz affettik desek de nazar-ı hukukta hiçbir kıymeti yoktur, hiç manası yoktur. Af ancak hukuk-ı umumiyeye, cürme şâmildir. Katiyen hukuk-ı şahsiyeye taallûk ve şümulü yoktur. Bunun için hiç tereddüde lüzum yoktur. Hukuk-ı şahsiyeyi o adam affedebilir.
Ali Sürurî Efendi (Karahisar-ı Şarki) — Hafız Mehmed Efendi Bey biraderimizin mütalâalarına karşı bir nokta arz edeceğim; hukuk-ı şahsiyeyi af caizdir. Şu kadar ki taraf-ı Hükûmetten ashabına tazminat verilmek icap eder. Yoksa hukuk-ı şahsiye affedilmez diye bir kaide mevcut değildir.

Hafız Mehmed Bey (Trabzon) — Efendim! Bizim kavaid-i fıkhiye ve hukukiyemiz nokta-i nazarından hukuk-ı şahsiye kabil-i af değildir. Efendi hazretlerinin buyurdukları tazmindir. Hâlbuki zaten matlûp olan şey tazmindir. Bir şey tazmin edildikten sonra tabiîdir ki kendi kendine bertaraf olur. Yine hukuk-ı şahsiyeyi o adam affetmiş oluyor. Parayı almakla affediyor. Yoksa Hükûmet kendi kendine böyle bir şey yapamaz. Yani bunun kanunda kıymeti yoktur. Bunun üzerinde oynamayalım. Mahkeme bunu dinlemez.

Musa Kâzım Efendi (Konya) — Tarafeyn-i âkideyn arasında münakit olan itilâfnamede, itilâfnamenin akdini müteakip bir aff-ı umumi ilanı mezkûrdur. Bu muahedenamede tam bir af zikredilmiştir. Onu tefsir edecek tam bir affın medlulü dâhiline hukuk-ı şahsiye hiçbir vakit giremez. Hukuk-ı şahsiyeyi affetmek, hiçbir vakit Hükûmetin salâhiyeti dâhilinde değildir. Af bir hak mukabilinde olur. Bir kimse kendi hakkını affedebilir. Kendi hakkı meyanına dâhil olmayan hakkı ne Hükûmet ne efrat, hiçbir suretle affedemez çünkü bu eda-yı deyn kabilinden bir şey olamaz. Hukuk-ı şahsiyeyi af salâhiyeti olmayınca, aff-ı umumi ilanına dair olan, tam bir af değil, nâkis bir aftır. Bu mutlaka Hükûmetin salâhiyeti dairesinde bulunan hukuk-ı umumiyeye ait aksamı ceraim için mevzuubahistir. Hukuk-ı şahsiye tam bir af kelimesi içinde dâhil değildir. Bundan başka esasen bir itilâfname ile Hükûmetin mütekabilen yapmaya mükellef olduğu bu Aff-ı Umumi Kanununu müzakere ederken, itilâfnameyi müzakere eder gibi, kelimeler üzerinde münakaşa etmesek de çıkarıversek herhalde daha isabet olur. İtilâfnamedeki tam bir aff-ı umumi kelimesinin tefsiri bize düşmez. Bunun için bunda hukuk-ı şahsiye dâhildir. Mademki itilâfnâme kabul edilmiştir. İtilâfnameyi müzakere etmiyoruz. O kelime konduğu gibi muhafaza edilsin. Onu tefsir edecek Hariciye Vekâleti ve onun zabıtlarıdır. Binaenaleyh biz burada aff-ı umumiyi kabul edelim. Burada hukuk-ı şahsiye dâhil değildir. (Doğru sadaları)

Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey (Kastamonu) — Efendim! Zannediyorum ki tereddüdü mucip olan nokta kelimenin Fransızca’dan Türkçe’ye tercümesinden ileri geliyor. Türkçe ifadesinden ileri geliyor. Yani biz aff-ı umumi diyoruz. Umumi kelimesi olunca “tam”a ne lüzum var gibi zihinlere bir sual geliyor. Hâlbuki bizde bu aff-ı umumi, aff-ı hususi suretinde ifade edilen şey, Fransız lisanında bir kelime ile ifade olunuyor. Birisi; yani bu aff-ı umumiye mukabil olan kelime Amnistie’dir. Bu cüzi de olur, sonra da olur. Bunun umuma şamil olacağını ifade için konmuştur. “Plein” kelimesi yani tam kelimesi başka bir mana değil. Yani umumi kaydı olunca artık tam kelimesine hacet yoktur demeyiniz. Vardır. Çünkü bizde aff-ı umumi sözü, malum-ı âliniz, aff-ı hususiye mukabilidir. Aff-ı umumi dendiği vakitte umum affolunacak değildir. Aff-ı umumi nedir, ne gibi netayiç tevlit eder? Aff-ı hususi nedir, ne gibi netayiç tevlit eder? Bunları burada izaha lüzum görmüyorum. Onun için bizde aff-ı umumi denilince manası umuma şamil demek değildir. Aff-ı umumi o aftır ki; bilirsiniz, cürmü ortadan kaldırır. Bu manayadır. Buradaki umumi kelimesi mânayı lûgavisini tevsi etmiş bir mana-yı ıstılahide müstameldir. Onun için zihinlere tereddüt gelmesin rica ederim. Sonra diğer hususatta, itilafname ve saire hususatında Hariciye Vekiliniz itilâfname akdolunduğunu size resmen tebliğ etti. İtilâfnameyi burada okudu. Rica ederim bunları tefrik edelim. Her noktayı düşünelim. Yaptığımız işin yalnız bir muamele-i adliye olmayıp bir muamele-i siyasiye olduğunu ve büyük büyük neticeler tevlit ettiği ve edeceğini nazar-ı dikkatten dûr tutmalıyız. (Doğru sadaları)

Hukuki Araçların Eşitliği İlkesi

0
Hukuki Araçların Eşitliği İlkesi

Hukuki Araçların Eşitliği İlkesi, dil ve söylemde şiddeti reddeden hukukçular tarafından “silahların eşitliği ilkesi” yerine kullanılan kavramdır. Hakkaniyete uygun yargılamanın temel güvencelerinden biridir. Adil bir yargılama hakkının temini için, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, aleni bir şekilde yapılacak duruşmalarda hukuki araçların (silahların) eşitliği ilkesi geçerli olmalıdır. Eşitlik, yargı makamının takdirinde kalmamalı, silâhların eşitliğinin gerekli yasal hükümlerle saptanarak zorunlu kılınması gerekmektedir. Bu hak temel olarak, yargılamanın tarafları arasında denge sağlanmasını ve yargılama aşamalarında hak ve yükümlülükler bakımından tarafların eşitliğini şart koşmaktadır. Yargılama usulünde iddia ve savunma makamlarının delil sunma, itiraz etme ve savunma yapma hakları bakımından şeffaflığı ve eşitliği öngörmektedir.

Ceza soruşturmalarında, taraflar arasında, soruşturmanın tüm unsurlarını tartışabilecekleri adil bir denge kurulmalıdır. Savvcılar, isnat olunan suça ilişkin bilgileri, şüpheli ve/veya sanık ile müdafiine bildirmeli ve bu hakkı güvence altına almalıdır.

Yargı organı, tarafların hiçbirinin davasını savunurken ve savunma yaparken dezavantajlı duruma düşmemesini sağlamakla yükümlüdür. Özellikle ceza davalarında, tüm taraflar eşit fırsata sahip olmalı ve yargılama çekişmeli olmalıdır. Delillerin toplanmasını isteme ve tanıkların mahkemede hazır edilip sorgulanması konusunda iddia ve savunma makamları aynı kurallara tabidir. Bu hak, hem savcılığa ve katılan tarafa hem de sanık ve vekiline(savunma), her iki tarafça sunulan görüşler veya sunulan deliller hakkında bilgi edinme ve yorum yapma fırsatı sunmaktadır.

Silahların eşitliği ilkesi(the principle of equality of arms), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından adil yargılanma hakkı (AİHS m.6) bağlamında oluşturulmuş bir kavramdır.

Silahların eşitliği, arabuluculuk ve uzlaştırma işlemlerinde de geçerlidir. Arabulucu ve uzlaştırmacı, taraflara bir çözüm dayatmamalıdır.

Bu ilke, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olarak yargılamanın tüm aşamalarında tarafların eşit konumda bulunmasını güvence altına almaktadır.

Kendini Tüketen Hukukun Dramı

0

Kendini Tüketen Hukukun Dramı -Bir Doğululaşma Serüveni isimli eser Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk tarafından 2015 yılında kaleme alınarak İmge Kitabevi tarafından okuyucuya sunulmuştur.

Eserin önsözünde Mustafa Kemal Atatürk’ün 5 Kasım 1925 tarihine Ankara Hukuk Mektebi’nin açılışında yapmış olduğu konuşmanın orijinali ve sadeleştirilmiş Türkçesi yer almaktadır. Türk Hukuk Devrimi’nin gerçek amacına ulaşıp ulaşmadığı sorgulanarak hukukçuların ve okuyucunun bunu sorgulaması istenmektedir.
Kitap; “Toplum, İnsan ve Hukuk”, “Hastalığın Virüsü: Bilim Başka, Uygulama Başka”, “Türk Hukuk Devriminin Amacı Ne idi?”, “Hukuk Devriminin Amacı Gerçekleşti mi?”, “Başarılı Bir Örnek: Japonya’da Hukuk Devrimi”, “Filodoks (laşan)lar İle Kien(leşen) lerin Kutuplaşması” başlıklarını taşımakta, sonuç kısmında “Çözüm” sunulmaktadır. Kitapta ayrıca “Dünler” ve “Bugünler” başlığı altına ekler yer almaktadır.
Kendini Tüketen Hukukun Dramı -Bir Doğululaşma Serüveni
Kitabın Takdimi 
“Türkiye, Batı hukukunu aldığını sanıyor. Bu doğru değil. Bunun nedenlerini Kendini Tüketen Hukukun Dramı, Bir Doğululaşma Serüveni adlı yapıtımda yeterince açıklamıştım. Aslında Türkiye Batı’dan hukuku değil, Batı hukukunun meyvesi olan yasaları aldı. Hukukun kökü ve gövdesi Batı’da kaldı. Dolayısıyla hukukun gövdesi ve kökleri doğrultusunda görüşler geliştiremedik.
Hukuk, biçim değil, içeriği ve ilkeleri zengin bir bilim dalı. Hukukun binlerce beyinden yüzyıllarca süzülüp gelen kavramları bizde iyi anlaşılamamıştır.
Dolayısıyla yasaları almışız, ama hukuk orada kalmış. Bu yüzden 1980 yılında, dünyanın en büyük cezacılarından “Yeni Toplamsal Okul”un kurucusu Marc Ancel, 765 sayılı Eski Türk Ceza Yasası’nın uygulanmasıyla, dolayısıyla alıntı yasaların başarısızlığıyla ilgili olarak şu tanıda bulunmuştu: “İtalyan Ceza Yasası, Türk uygulamasında büyük ölçekte yozlaştırılmıştır”.
BATI’DAN YASALARI ALMADAN ÖNCE HUKUKU ALMALIYDIK
Peki, ne yapmalıydık?

“Batı’dan yasaları almadan önce hukuku almalı ve hukukun kavramlarını ve ilkelerini içselleştirmeli, bilinçlenmeliydik.

Unutmayalım ki, Türkler Atatürk’ün dediği gibi sürekli Batı’ya “yönelmişlerdir.” Bir Balkan imparatorluğu olan Osmanlı Devleti bu yönelimi güçlendirmiş, Balkanları “Anadolu”laştırmış, daha sonra da Balkanlardan Anadolu’ya göçler olmuş, Anadolu “Balkan”laştırılmıştır. Bütün bunlar, yoğun kültürel değişimlere yol açmıştır.

1856’da resmen Avrupa Devleti niteliğini kazanan Osmanlı İmparatorluğu, bu evrede Batı uygarlığını benimsemişse de bu uygarlığın özümsendiği söylenemez.

Eziklik karmaşasına kapılmaksızın uygarlaşma ve çağcıllaşma tasarısını yürütmek gerekiyordu. Bu başarılamamıştır. Atatürk bunu gerçekleştirmek için yola çıktı. Bu konuda hukuk önemli bir araçtı.

Helen ve Hıristiyanlık kültür geleneğinde gelişen Batı kimliğinin temelinde ve toplumsal yaşamında Rönesans, insancılık, bilimsellik, akılcılık, demokrasi, insan hakları, çok dil, çok din, çok gelenek gibi bir itici güce ve zenginliğe yaslanan çoğulculuk, yaratılan değerlerin adil üleşilmesi olguları varsa, Türk kültürünün de aynı doğrultuda ilerlemesi, uygar toplumu yaratmanın vazgeçilemez koşuludur.

İşte hukuk ve uygulaması, bütün bu değerleri çiğneyenleri hizaya getiren biricik kurumdur. Yeter ki, hukukun dayandığı felsefeyi doğru algılayalım ve doğru uygulayalım. Zira hukuk kültürü doğru öğrenilen bilgilerin doğru uygulanmasıdır.

Bu konuda birinci soru şudur: Acaba Batı kültürünün ürünü olan Batı hukukunun felsefesini doğru öğrenip özümsedik mi?

İkinci soru da “Batı hukukunu doğru uyguluyor muyuz?” sorusudur.

Birinci soruya evet diyemiyorsak ikincisini sormaya elbette gerek yoktur. Vaktiyle “Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarcadır,” demişti Adorno. Acaba ikinci soruyu soramıyorsak yaşanan hukuku ısrar-la uygulamak, Türk insanı için nasıl bir çabadır?

Bunun üzerinde herkesin nesnel biçimde düşünmesi gerek.”

Hukuk Ansiklopedisi Hakkında Röportaj

0
Hukuk Defterleri dergisi Röportajında

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Hukuk Defterleri Dergisi, Şubat ayında yayınlanan 29. sayısında Hukuk Ansiklopedisi hakkında yapılan geniş bir röportaja yer verdi. [/box]

Hukuk Defterleri Dergisi, 29. Sayısında Hukuk Ansiklopedisine sayfalarında geniş bir yer verdi.

Söyleşi: Hukuk Ansiklopedisi ile Hukuk Üzerine (15.1.2021)

Hukuk Ansiklopedisi, hukuk alanında büyük bir boşluğu doldurmaya aday bir site. Hem içindeki farklı başlıklar hem de bu başlıklardaki içerikler, özveriyle verilen gönüllü emeğin sonucunda oluşuyor. Biz de bu değerli çalışmayı bizlere kazandıran ekipten İbrahim Aycan ile Hukuk Ansiklopedisi’ne, hukuk eğitimi ve hukuka ilişkin keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Hukuk Defterleri: Hukuk Ansiklopedisi olarak birçok söyleşi yaptınız ama sanıyoruz ilk defa Hukuk Ansiklopedisi olarak bir röportaj veriyorsunuz. Öncelikle bunun için teşekkür etmek isteriz, onur duyduk. İsterseniz ilk olarak okurlarımız için Hukuk Ansiklopedisi’nin nasıl bir fikirle, ne zaman başladığı ve ne amaçladığını sorarak başlayalım.

İbrahim Aycan: 2018 başında başladık diyebiliriz. Ancak şöyle söyleyelim, bu fikir aşağı yukarı 2013- 2014’lerde benim zihnimde dolaşıyordu ama tam tanımlayamamıştım. Bu alanda büyük bir eksiklik olduğunu düşünmüştüm, hala da aynı düşüncedeyim. Bu bir fikir. Bu fikir herkese açık bir fikir, herkes çalabilir bu fikri, herkes yapabilir, hiç sorun yok. Yapsın herkes ama kimse yapmıyor, yapmamış ve şimdiye kadar yapılmamış.

HD (Hande): Çünkü çok büyük ve özverili bir uğraş.

İA: Büyük bir emek gerektiriyor, maalesef bizde de bu tarz emek veren insan sayısı çok az. Kafamda hep tasarlıyordum, bir hukuk bilgi bankası ya da online bir hukuk kütüphanesi şekilleniyordu, o zaman öyle tasarlıyordum. Online bir kütüphane olsun ama hukukla ilgili temel bilgilerin olduğu, şimdilerde bazı okuyucularımızın bir tür Hukuk Wikipedia’sı olarak tanımladığı bir portal olsun, sadece basit bilgilerin değil, kaynak olarak da kullanılabilecek, herkesin istifade edebileceği, hem hukukçuların hem sosyal bilimcilerin, felsefecilerin ya da bu alanlara yakın kitlenin, hukukla az çok uğraşan kesimin ilgisini çekebilecek bir portal olsun düşüncesi vardı. Hukukla ilişkisi olan, doğrudan bağı olan önemli bir kitle var.

Ukalalık olarak algılayabilirsiniz ama hukuk eğitiminde de çok büyük bir eksiklik var. Nosyon eksikliği var. Bünyesinde profesör olmayan hukuk fakültesi bile var. Bunu hukuk kurumları ve barolar da teyit ediyor. Hukuk nosyonundan mahrum yetişen büyük bir hukukçu kitlesi, her gün aramıza katılıyor. Dolayısıyla hukuk nosyonuna hizmet edecek, topluma faydalı olacak, belli duyarlılıkları olan, kadın haklarını ve kadını öne çıkaran; çevreyi, doğayı ve insanı, bilimselliği, analitik düşünceyi ön plana koyan bir bilgi bankası olsun istedik. Mantık ve felsefeyle yoğrulmuş bilgi olsun istedik. Buna mantığı ve felsefeyi benimseyen bir hukuk zihniyetini ön plana çıkarma çabası da diyebiliriz.

Röportaj, Hukuk Defterleri Dergisi yayın kurulundan Selin Aksoy ve Hande Heper tarafından editör İbrahim Aycan ile gerçekleştirildi.  Dergi, “Hukukun Tersyüzü” mottosu ile Mayıs 2016’dan beri iki ayda bir yayınlanıyor.

İlk başta online kütüphane gibi oluşan fikir zamanla dönüştü, nasıl ilerleneceği konusunda belirsizlik olsa da zamanla bu fikir gelişti ve büyüdü. Çok geniş bir alan, olağanüstü geniş bir alan, Ansiklopedi’nin hala yüzde biri dahi tamamlanmamış durumda. Bildiğim kadarı ile batıda bu tür çalışmalar 20-30 yılda tamamlanabiliyor. Acemilikle geçen ilk yılı saymazsak, mevcut hizmeti iki yıllık bir çaba ile veriyoruz diyebiliriz. Gerçekten doyurucu içerik vermeye başladığımız son iki yılda, okuyucu kitlemiz hiç azalmıyor, hatta tam tersine sürekli artıyor. Yani bu sevindirici bir şey ve çok nitelikli bir okuyucu kitlesi var. Maalesef halka inmeyi, özellikle halkın ve geniş kitlelerin okumasını istedikçe, okuyucu kitlesi yüksek lisanslı, doktoralı bir kesimden oluşmaya başladı. Bu iyi mi, kötü mü bilmiyorum. Ellinin üzerinde doktora tezi, yüksek lisans tezi ve bilimsel makalede referans gösterilmek sevindirici olsa da bu konuda bir problemimiz olduğunu kabul etmek gerek.

Ne yazık ki okumayan bir toplumla karşı karşıyayız, çok ciddi bir sorun bu. Muhtemelen sizin dergide de aynı sorun vardır. Okuması gereken, okuduğunu varsaydığımız kesimin de çok az okuduğunu biliyoruz ama hiç okumadığını düşündüğümüz kesim gerçekten vahim durumda. İnsanlar okumadıkları için de zaten toplumun vahameti ortada. Ama yine de inatla okumayı, araştırmayı ve belli değer yargılarını hatırlatmaya devam etmemiz gerekiyor.

HD (Hande): Şu an ki popüler kültür de zaten bunu yönlendiriyor, dediğiniz gibi… Siz aslında buna karşı bir “başkaldırı” da yapıyorsunuz.

İA: Topluma, istikrarla ve ısrarla, biraz da sosyal medya gücüyle, sürekli belli değerleri hatırlatıyor, hatırlatmayı prensip edinmeye çalışıyor; göz ardı edilen, görmezden gelinmeye çalışılan konuları gündeme getiriyoruz. En azından kendi takipçi kitlemize… Örneğin felsefe ve mantık olmadan hukukun olamayacağını her daim hatırlatmak görevimiz. Evrensel normlar olmadan hukukun var olamayacağını, var olsa bile adalet üretemeyeceğini hukukçulara hatırlatmak da öyle. Bu bağlamda hukuk felsefecilerine ve hukuk felsefesine okuyucuyu teşvik etmek de misyonumuzun bir parçası.

HD (Hande): Düşünüyorum da, hukukla ilgilenmesem bile hukuk filmlerine dair olan bölümü takip ederdim. Yalnızca filmleri izlemek isteyen ya da hukuk ve film bağını kurmaya çalışan biri olsaydım burayı takip ederdim. Bence sizin belirttiğiniz gruplar haricinde birçok insan bu ansiklopedide ilgileneceği bir alan bulabilecektir.

İA: Evet, tek başına hukuk filmleri kategorisi bile önemli bir kategori. Sadece oraya odaklanılsa ve dünyada sinema ile hukukun bağını kuran bütün filmler ve tiyatro oyunları bir araya getirilse muhteşem olur. Sinema ile adaletin ve hukukun bağını kuran çok önemli filmler var. Tiyatro oyunları da var tabi bunun içerisinde. Sinemayla adaletin ve hukukun bağını kuracak muhtemelen binlerce demeyeyim ama yüzlerce filmvardır.Bunlarınhepsininincelenmesiçok önemli bir uğraş olacaktır, diye düşünüyorum. Hukuk ile sanatın bağını kuran bir eseri de anmadan geçmeyelim: Yener Ünver ve Özlem Yenerer Çakmut öncülüğünde hazırlanan “Hukuk ve Sanat” bu anlamda önemli bir çalışma. Hukuk ve Sanat kitabına hayran kaldım. Orada Meriç Renkver’in kaleme aldığı bölümde hukuk ve sinemayı incelemişler. Hukukçu da değil. Kendisiyle tanışmayı mutlaka isterim. Hukukçu olmadığı halde hukuk filmleri üzerinden, adalet ve hukuk üzerine inceleme yapmış.

HD (Selin): Sinemayla ilgili Sevtap Metin’in Hukuku Sinemada Görmek başlıklı Tekin Yayınları’ndan basılmış bir çalışması da var. Sevtap Hoca’nın aslında İstanbul Üniversitesi’nde bir dersindeki öğrencileri ile birlikte hazırladığı bir kitap. O da çok güzeldi. Biz de onun atölyesini yapmıştık.

İA: Burada bir anekdotu anlatmadan geçmek istemem. Emin Artuk Hoca’yla bir röportaj yaptık. Henüz yayınlanmadı ama ansiklopedinin röportaj serisinden yayınlanacak. Ona hukukçu öğrenciler ne yapsınlar, ne tavsiye ediyorsunuz diye bir soru yöneltmiştik. Normalde bir hukuk hocasından, şu kitabı okusunlar gibi bir cevap beklersin. Hoca ise müzelere gitsinler efendim dedi. Hukukçulara müzeye gitmeyi, sanat eserlerini incelemeyi ve arkeoloji ile ilgilenmelerini tavsiye etti. Gerçekten bizde eksik olan da bu belki. Üniversitede öğrenciler felsefe, sosyoloji, hukuk tarihi gibi alanlardan zaten kaçarlar, sevmezler, benim gözlemim bu en azından. Çok az bir kitle ilgileniyor bu alanlarla.

HD (Selin): Hukuk açısından bu derslerin zorunlu olması gerektiği konusuna çok katılıyorum. Hakikaten hukuk çok sosyal bir bölüm. Hukukun hangi alanında çalışıyorsanız çalışın; yargıç, savcı, avukat veya akademisyen olabilirsiniz ama hukukçunun her zaman dayandığı nokta toplum. Toplumun en çok yansıdığı yer de sanat olduğu için bu derslerin olması önemli. Mesela biz atölyelerden birini resimle ilgili yapmıştık. Hukukun edebiyata, resme ve sinemaya yansısı çok fazla. Devletin, devlet idaresinin, iktidarın, iktidar biçimlerinin, hukukun alanlarının, yasanın, cezalandırmanın vb. bunların hepsinin yansısı çok fazla ve sanatın diliyle çok daha doğal halde görünüyor. Dolayısıyla hukukçular ve hukuk öğrencileri bunlardan bağımsız değil, bilakis bu nedenle sanatın kimi alanlarına ilişkin dersler zorunlu olarak fakültelerde verilmeli.

İA: Kesinlikle. Bu anlamda hukuk tarihi, felsefe ve sosyoloji de önemli. Mesela feminizmin nasıl doğduğunu hukukçuların bilmesi gerekir ki, kadın haklarını anlayabilsin. Ya da siyahi birinin birçok ülkede -batı ülkelerinde- kamu yönetiminde görev almasının eski olmadığını bilmesi gerekir. Tıpkı bir Ermeni ya da Roman kökenli bir Türk yurttaşının nasıl ki yargıç olamaması insan hakları bağlamında yadırganıyorsa, ABD’de de bir siyahinin yargıç olabilmesinin çok eski olmadığının bilinmesi lazım. Hukukçunun, evrensel hakların çok da eski olmadığını görmesi, sanki yüzyıllardan beri olan haklar gibi davranmaması, bu hakların her an elden gidebileceği riskini göz ardı etmemesi ve toplumsal sorumluluk sahibi olması gerekir.

Selin Aksoy, Hande Heper ve İbrahim Aycan

HD (Hande): Tam da bu konularla ilgili alt başlıklarınızda da çok fazla detay var.

İA: Özellikle kurumdan bahsetmek isterim, ansiklopedi fikri başladıktan sonra çeşitli araştırmalar yaptım. Fiziki olarak Türk Hukuk Kurumu bu alanlarda zamanında çok çalışmış. Gerçekten çok çalışmış. Özellikle 1950’ler ve sonrasında çok çalışmışlar ama ondan sonra sebebini bilmediğim bir şekilde, bu çalışmalar azalmış. Son zamanlarda Kurum’un çabalarının arttığını biliyorum. Bunun yanında bir sürü girişimler olmuş hukuk ansiklopedisi adıyla. İnternette de olmuş. Birileri başlamış ama bir süre sonra âtıl kalmış, duraksamış, sönümlenmiş ve bitmiş. İnternet sitesinin adını almışlar ancak üç beş madde girmişler ve öyle kalmış. Uzun soluklu olamamış, çok uzun sürmemiş, hep yarım kalmış ama fiziki olarak hukuk ansiklopedisi daha önce üretilmiş, hatta birkaç tane var.

Bu araştırmaları yaparken hukuk alanında yayıncılık yapan, bu konularda kafa yoran başkaları olmuş mu, bunu araştırdım öncelikle. Yapan birileri varsa tekrar yapmaya gerek yok. Yapılıyorsa ona katkı verirsin, başka bir şekilde yardımcı olursun. Ansiklopedi düşüncesinden sonra gerçekten iyice araştırdım bunu ve gerçekten olmamasına çok şaşırdım. Bir hukuk bilgi bankasının kamuya açık şekilde olmamasına inanamadım. Yani gerçekten yok muymuş dedim, olmadığını tespit ettim. Yurt dışına da baktım ama bu formatta yok. Bizim gibi bir sürü kategoriyi bir araya getiren bir portal yok. Mesela makaleler yayınlayan, binlerce makale yayınlayan siteler var ve tabi ki mükemmel çalışmalar var.

Bir hayalden bahsedeyim; her ülkeden önemli hukukçuların, adını kalın harflerle tarihe yazdırmış hukukçuların biyografilerinin ve eserlerinin olduğu bir platforma ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bunu global olarak birilerinin yapması gerekiyor. Evrenselleşen bir dünyada hukukçuların ve aynı alanda çalışanların birbirine entegre çalışmaları gerektiğini düşünüyorum. Birbirleriyle iletişim kurmasını, aynı alanlarda çalışan uzmanların birbirinden haberdar olmasını mesela Venezuela’da insan hakları alanında çalışan birisiyle buradaki bilim insanının birbiriyle entegre olması, Kore’deki hukuk tarihçisi ile Irak’takinin, Rusya’daki hukuk felsefecisi ile Brezilya’dakinin birbirini tanıması, aynı alandaki eser sahiplerinin birbirini öğrenmesi ve interaktif iletişime geçebilmesi gerekiyor. Günümüzün teknolojisi bunu sağlayabilir.

Uzun açıklamanın arasına bir hayal de karışmış oldu. Bununla birlikte, Ansiklopedi fikri başlayıp araştırma yaparken gördüğüm sitelerin içerisinde forum sitelerinin ve makale sitelerinin ve içtihat sitelerinin yoğun olduğunu gördüm. Hatta bu siteler için de Ansiklopedi’de sayfalar açtık. Abartmış olmayalım ama Hukuk Defterleri’nin internet sitesini gördüğümde işte bu dedim, yani gerçekten kaliteli bir hukuk sitesi bu dedim. İlk başta dergi olarak algılamadım tabi, portal olarak algıladım. Dedim ki gerçekten en niteliklisi bu! Bunlarla tanışabilsek, acaba kim bunlar diye düşündüm. Bir süre sonra başka bir vesile ile Hukuk Defterleri ile tanıştık. Nasıl oldu bilmiyorum ve bir süre sonra gerçekten Hukuk Ansiklopedisi, Hukuk Defterleri’ni kardeş portal olarak benimsedi, her zaman da destek olmak istedi. Bildiğim kadarı ile hukuk yayıncılığında sayılı yayından birisi Defterler!

HD (Hande): Çok teşekkür ederiz, Hukuk Defterleri Dergisi’ne sayfalarınızda da çokça yer verdiniz, veriyorsunuz. Bununla birlikte, Türkiye’deki bütün hukukla ilgili yayınlara, dergilere de sitenizde yer veriyorsunuz. Daha önce bunu yapan bir site ya da yayınevi olmadı. Onların bilgilerine yer veriyorsunuz ve bizim bile sonlarına denk geldiğimiz kimi hukuk dergilerine yeni kuşakların erişmesine veya onları araştıran gençlerin nereye bakacağını bilmesine imkân tanımış oluyorsunuz.

İA: Evet, hukuk dergileri kategorisini geliştirmeye devam ediyoruz. Üniversitelerin klasik anlamda birkaç ayda bir bastığı fasiküller ve akademik dergiler mevcut ancak onlar sosyal dergicilik yapmıyor. Daha çok akademik yayınlar yaygın, onları da kaç kişinin okuduğunu bilmiyoruz. Bu anlamda Güncel Hukuk Dergisi kapandığında hepimiz üzülmüştük. Neyse ki Defterler bir boşluğu dolduruyor.

HD (Hande): Haklısınız, ne yazık ki hukuk ve siyaset alanında veya hukuk ve toplum, hukuk ve sanat alanında dergiler neredeyse hiç kalmadı. Oysaki bu alanda bizim bir geçmişimiz, külliyatımız var ama bunlar hep sönümlendi. Bu açıdan şu anda var olan bir iki dergiyiz, ama bu külliyatı bilmeyenlerin internette, sizin sitenizde topluca bunları görebilmelerinin, en azından gelecek nesiller için önemli olduğunu düşünüyorum. Bizim geçmişimizin ve bir külliyatımızın olduğunu, Türkiye’de hukuka, topluma bir nosyonla, başka bir yerden bakan hukukçuların bir geçmişinin ve aslında bu anlamda bir devamlılığın olduğunu göstermek açısından da çok değerli.

İA: Tam da ansiklopedinin aslında ana misyonu diyebileceğimiz bir konuya temas ettiniz. Hafıza aktarımı, yani toplumun belleğinde var olanı görünür kılma çabası da diyebiliriz buna. Aslında var, bir yerlerde bir kütüphane köşesinde, internetin dibinde bir yerde, bir pdf dosya olarak gömülü bir yerde bazı bilgiler var. Bir pdf dosyasında kocaman beş yüz sayfanın dip köşesindeki güzel bir bilgiyi bulup çıkarıp, buyurun okuyun arkadaşlar diyoruz. 1970’te yazılmış muhteşem bir kitap var diyelim ki, hukuk kitapları kategorisinde görünür kılıyoruz ve gündeme getiriyoruz. Hukuk kitapları kategorisi de çok geniş bir alan, belki binlerce kitap vardır. Her biri için ayrı ayrı tanıtım sayfası yapılacak zaman oldukça. Ansiklopedi 100.000 sayfa olduğunda hukukçuların okuması gereken kitapların konu dizinli listeleri de oluşturulabilir. Örneğin 1970’lerde yazılmış o zamanın en iyi hukukçuları o kitapla tedrisat almışlar. Ne muhteşem kitap demişler ama kitap şimdi piyasada yok, yazarı ölmüş, yeni baskı yapan bir yayınevi de olmamış. Aslında güncellemeye bile ihtiyacı olmayan bir kitaptır belki ama böyle yok olan değerlerimiz var. Belki bunları ön plana çıkararak, gün ışığına çıkararak, yayınevlerinin bunları yeniden basmaları da sağlanabilir. Böylece yeniden basılması gerekenler listesi bile oluşturulabilir.

Evet, kategorilerimiz ilk başta azdı tabii. Türkiye’de bu kısırdöngüde, kadına değer verilmeyen bir toplumda, kadınların da neler ürettiğini göstermek adına kadınları zaten her zaman en başa koyuyoruz. Siteyi açan ilk başta bu ülkenin çalışkan kadınlarını görüyor. Hep kadınları görüyor ve görecekler. Dolayısıyla bu toplumda kadınlar var mesajını vermek istiyor Ansiklopedi. Ansiklopedi’de ilk başta kadın hukukçular diye bir kategori açtık. Ayrıca geniş hukukçu biyografileri var. Burada da tabii ki Ansiklopedi’nin kendi değerleri çerçevesinde öncelik sıralamasını yapıyoruz.

Sonuç itibariyle Ansiklopedi’de yer almak isteyenin hukuk kültürümüze bir değer katmış olması gerekir. Hem ülkeye bir katkısı olsun, hem hukuka bir katkısı olsun, hem de bir çizgisi olsun istiyoruz. Bu anlamda, hukuka az çok hizmet etmiş herkesin biyografisini ansiklopediye koymayı hedefliyoruz. Kategorilerden bir tanesi de buydu. Bunun yanında, yine hukuk ve sanat, hukuk tiyatrosu, hukuk tarihi vb. birçok kategorimiz de bulunuyor …

HD: Şu ana kadar iki söyleşi kitabı çıktı değil mi? Hukuk Ansiklopedisi olarak sadece söyleşiler yayınlamayı mı planlıyorsunuz ya da başka kitap planlarınız var mı?

İA: Elbette ki var ama röportajlar sonradan ortaya çıktı. Ansiklopedi ilk başta hiç bu tarz toplumla ya da insanlarla doğrudan diyaloğa girmeyi hedeflememişti. Dolaylı ya da doğrudan ilişkiye girmeyi hedeflemeden tamamen nötr bir bilgi bankası şeklinde ilerlemeyi seçmişti ama bir süre sonra kendiliğinden gelişen süreç yaşandı. Hukukçuların biyografisini yazarken, biyografisini yazdığımız kişilerden de fikir alma gereği oldu. Kurumları tanıtırken, kendilerinden doğrudan bilgi alma gereği doğdu. Bu arada onlarla etkileşime girince acaba onların görüşlerini yansıtsak mı diye bir düşünce oluştu ve Hukuk Ansiklopedisi’nin tırnak içerisinde söylüyorum “magazin”i oluştu. Ve karşımıza röportaj kitapları çıkmaya başladı.

Yeniden keşfetmemiz gereken bir bellek var. O belleği muhakkak yeni kuşağa aktarmamız lazım. Yeni kuşak, tüketim kültürünün ve hukukun ticarileşmesinin trajedisini yaşıyor.

Müktesebatı öğrenme gereği de duymuyor. İçtihat zannedilen sıradan yargı kararları üzerinden bir hukuk okuması ile karşı karşıyayız. Belki hızlı ve yoğun kent yaşamının ve daralan ekonomik alanların, okumak için zamanı kısıtlaması da söz konusu olabilir. Ama yine de hukukun hafızasını canlandırmamız ve hukuk nosyonunu öne çıkarmamız gerekir. Hak üzerine inşa edilmiş hukuk sisteminin ticarileşmesini ve hukuk bilgisinin sadece tüketilmek üzere edinilmesine karşı dur demek gerekiyor. Sizin gibi dergiler de aslında bunu yapmaya ısrarla devam etmek zorunda.

HD (Selin): Söyleşilerle, hukuk alanında sözlü tarih çalışması yapıyorsunuz. Röportajların altında bir eksikliği de tarif etmiş oldunuz. Röportaj yapılan kişiye dair kaynak azlığından ötürü doğru sorular sormakta da sorun doğabiliyor. Aslında biz de sizle bu amaçla röportaj yapıyoruz. Röportajda o kişiyi daha iyi aktarmak amacıyla doğrudan kaynağa başvuruyor olmak, sözlü tarihi üretmek açısından da çok değerli.

İA: Hukukçularla yapılan röportajlarda, dolaylı bir şekilde onları anlatmaktansa, doğrudan kendisine müracaat edip hem fikirlerini yansıtmak, hem de biyografilerini birlikte oluşturmak şeklinde bir format ortaya çıktı. Mesela geçen ay aramızdan ayrılan Atilla Sav üstadımızla da röportaj yapmak üzere sözleşmiştik, maalesef yapamadık. Yaşamını yitirdi. Çok üzüldük. Eğer yapmış olsaydık hukuk tarihine bir dipnot düşmüş olacaktık. Çünkü Atilla Sav hakkında açık kaynak çok fazla yok ve Türk hukuk tarihinde iz bırakmış bir kişilik.

Röportajlar bu şekilde değer üretmiş kişileri topluma lanse etme görevini, toplumun bu insanları daha çok tanımasını amaçlıyor. Birinci kitap olarak yayınladığımız, Hilmi Şeker Röportajı, toplumun daha çok tanıması gerektiğini düşündüğümüz bir hukukçunun vicdanından yükselen akademik bir çığlık idi. Sıradakiler de öyle. Emin Artuk Hoca, toplumun az tanıdığı bir kişi, çünkü medyatik değil ama onun daha çok tanınması gerektiğini düşündüğü için Ansiklopedi onunla röportaj yaptı. Vedat Ahsen Coşar ile de yaptık. Çevre davaları denildiğinde ilk akla gelen isimlerden Senih Özay ile de yaptık. Çin’de yaşayan Türk yazar Ali Rıza Arıcan ile Doğu Asya Hukuk Sitemi ve Toplum Yapısı üzerine geniş bir mülakat yaptık. Hukuk Ansiklopedisi’ni az sayıda kişi okusa da, yarın günde bir milyon kişi okusa da bu değerlerimizi yansıtmaya devam edeceğiz. İnsan için, hukuk için, demokrasi için çalışan Bahri Belen’i de hukuk yayıncılığında bir boşluğu dolduran diğer kişileri de unutmayacağız. Ticari davranmayan ve değer üretenlere karşılıksız desteğimiz devam edecek.

HD (Hande): Geçmiş dönem de hukuka ve hukuk mücadelesine çok büyük katkısı olan ama pek tanınmayan insanlar da var. Çoğu vefat etmiş olabilir ama hala yaşayan şu anda aktif olmadığı için belki bilmediğimiz meslektaşlarımız var… Aslında onları da keşke bu çalışmaların içine katabilsek ya da Ansiklopedi’yle daha da ön plana çıkabilseler. Ansiklopedi veya söyleşiler belki buna da bir vesile olur.

İA: Biraz önce de söylediğim gibi, sürekli topluma bunu hatırlatma görevi ve misyonunu önemsiyoruz. Özellikle sosyal medyada sürekli gündemde tutuyoruz. Bülent Tanör’ün yaşamını bu toplumun bilmesi lazım, öğrenmesi lazım. Çünkü temel bir sorun var. Tanör bütün dönemlerde zulme uğramış. Sadece bir dönemde değil. Niye bütün dönemlerde zulme uğruyor? Bunu toplumun düşünmesi lazım. Bunu topluma sürekli hatırlatmamız ve düşünmesini sağlamamız lazım.

Çünkü bu toplumun zihninin altında bilime düşmanlık var. Düşünceye düşmanlık var. Toplumdaki bu düşünceye ve bilime düşmanlık tarihsel bir geçmiş taşıdığı için devlete de yansıyor. Devlet tartışmasına girmek istemiyorum elbette. Devlet bu toplumun devletidir, devlet insanlar, binalar ve kanunlardan oluşan bir yapı. Yani Amerika gelip yukarıdan bize devletçilik yapmıyor. Bu toplumun ürettiği bir şey, dolayısıyla bu toplumun devletidir. 1971 Muhtırası da, 12 Eylül Darbesi de Amerikan darbesi olarak tanımlanır, ama Bülent Tanör bütün dönemlerde zulüm görmüştür. 28 Şubat döneminde de zulüm görmüştür. Saygıdeğer eşi Öget Hoca 2016’da üniversiteden ihraç edilmiştir. Bilim düşmanlığını Amerika bize zorla dikte etmiyor ki! Gelişen bütün olaylar toplum sosyolojisi ile doğrudan uyumludur. Bu nedenle bilim ve düşünce düşmanlığını yok etmek için tüm aydınların çalışması gerektiğini düşünüyorum. Bu ülkede, şiddet içeren hiçbir fikirleri olmamasına rağmen Sabahattin Ali de, Nazım Hikmet de üstelik Cumhuriyet Halk Partisi dönemlerinde zindanlarda çürümüştür. Eğer toplum şiddet içermeyen düşünceye dahi düşman olmasaydı, bu iki kişi de Bülent Tanör de zulüm görmezdi. Kadın düşmanlığını da eklemeden edemeyeceğim.

HD: İbrahim Bey, Ansiklopedi’de en son hukuk takvimi kısmını da açtınız değil mi?

İA: Evet, Ansiklopedi’de açtığımız son kategori bu. Oldukça ilgi de gördü. Hukuk tarihine hizmet edecek. Ancak ondan daha önemli kategorilerimiz var. Hukuk felsefesi ve sosyolojisi bizim hukukçularımızın kaçtığı bir alan. Felsefenin ve sosyolojinin hukukla bağını pek çoğu kurmak istemiyor, oysaki içinde yaşadığımız ve bütün hukukçuların şikâyet ettiği, sızlandığı adaletsizliklerin ve her şeyin temeli felsefedir. Hukukçular özenle kaçıyorlar hukuk felsefesinden ve sosyolojisinden. Hukukçular, toplumun sosyolojisini, yargıçların sosyolojisini, adalet personelinin psikolojisini ve geçmiş uygulamaların felsefi ve toplumsal temellerini düşünerek ortak bir akıl üretme yoluna gitseler, belki de içinde bulunduğumuz kaotik sorunların çoğu çözülebilir. Olaylar ve tarihsel süreç hakkında düşünerek bu konularda kafa yormak, öneriler ortaya çıkarmak ve sorunların çözümü için daha köklü akılcıl önermeler getirmek gerekiyor. Bu ancak Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi ile mümkün. O yüzden de bu kategoriyi hukukla felsefenin bağını güçlendirmek için açtık. Hukuk ve Felsefe Dergileri kategorimiz de mevcut. Orada bir liste oluşturarak hepsinin kurumsal biyografisini ve tarihçesini çıkarıyoruz.

HD: Çalışmalarınızı yaparken eskiden görülmüş davalardan da kimi kesitler sunuyorsunuz ve kitaplardan, o dönemki hukukçulardan, dönemin hukukçularının yaptıklarından bahsediyorsunuz. Bir bakıma onları tekrar hatırlatmış oluyorsunuz. Eski dönem ve yeni dönemin bir karşılaştırmasını yapmak hukuk alanında mümkün mü? Sizce bir süreklilik mi yoksa kopuş mu? Geldiğimiz nokta nedir?

İA: Aslında süreklilik var. Toplum sosyolojisi de devamlılığın nedeni. Bugünkü kuşaklar şu an yaşananların ilk defa bugün yaşandığını zannediyorlar ancak başka versiyonları daha önce yaşanmış süreçler tekrarlanıyor. Başka bir dozajda, başka bir türde. Belki daha yoğundur, belki daha az yoğundur, belki hakikatle bağı kopuktur. Ama her halükârda benzer kötülüklerin her devirde yaşandığını söyleyebilirim. 1972’de İstanbul’da yüzbinlerce eve baskın yapılıp aramalar gerçekleştirildiğini toplum çabuk unutuyor. 12 Eylül döneminde İstanbul Baro Başkanı’nın yapılan muamelelerden kanser olduğunu unutuyoruz. Sabahattin Ali, Nazım Hikmet ve Tanör, bu çerçevede çok önemli figürlerdir. Her devirde kötü olduğumuzun fotoğrafıdır bu. Bugün başka bir şekilde, başka versiyonla karşı karşıyayız. Bugün hakikatle bağı kopuk bir dünyada yaşıyoruz ve dünyada ilk defa yaşanan bir süreç var. İnternet çağı, bilginin bu kadar dolaşması, toplumların iç içe geçmesi, görevi halka sadece doğru bilgi vermek olan medyanın lümpenleşmesi, kırsal kesimden şehirlere aşırı bir göç yaşanması ve kentlerin büyük bir köye dönüşmesi, kuralsızlığın kural haline gelmesi… Türkiye özelinde söylüyorum. Burada akıl, mantık, nedensellik bağı vb. her şeyin yok olduğu, daha saçma sapan bir durumla karşı karşıyayız. Dincilik ve faşizm soslu vahşi kapitalizm diyebileceğim, yeni ve garip, kötücül bir dönem yaşıyoruz. Bu çok özel ve ekstrem bir durum, ama sizin sorduğunuz soruya gelirsek, tarihsel olarak da bence aynı şeyleri yaşıyoruz. Zamanında vatan haini ilan edilen Bülent Tanör’ün 1971’de, 1980’de ve 1999’da yaşadığı garabetin aynısını, 2016’da yaşayan sevgili eşi Öget Öktem Tanör dedi ki: “Bülent yaşasaydı şu an hapiste olurdu.” Bu insanlar bilim ve düşünce üretmekten başka ne yaptı?

HD: Söyleşimizin sonlarına gelirken, Hukuk Ansiklopedisi olarak bundan sonraki projeleriniz, yapmak istediklerinizi sormak isteriz.

İA: Aslında standart bir şekilde devam etmek istiyoruz. Hukuk Ansiklopedisi’nin önünde sınırsız bir hukuk bilgi kaynağı var. Bu sınırsız kaynaktan toplumun, hukukçuların, hukuk ile içli dışlı insanların ya da hukuki bilgiye ihtiyaç duyan kesimlerin istifade etmeleri için mümkün olan en geniş kaynağı bir araya getirmek istiyoruz. Mümkünse bu bilgi kaynağını sonuna kadar ücretsiz şekilde sunmak istiyoruz.

Wikipedia ve benzeri portallarda hukuk alanında yeterli bilgi olmadığını düşünüyorum. Bildiğim kadarı ile Google geçtiğimiz yıllarda tüm Dünya Anayasalarının İngilizce versiyonlarını bir araya getirme projesi başlatmıştı. Sonucu ne oldu bilmiyorum. Bizim hedeflerimizden bir tanesi de Dünya Anayasalarının tamamının Türkçe versiyonlarını Ansiklopedi’de bir araya getirerek hizmete sunmak. Hatta bu yöndeki çabaları nedeniyle Sayın Doç. Dr. Ali Asker’e özel bir ödül verdi Ansiklopedi.

Hukuk Defterleri Dergisi’nden Hande Heper ve Selin Aksoy’a Hukuk Ansiklopedisi tarafından hazırlanan Benim Umudum Var isimli kitap İbrahim Aycan tarafından takdim edildi.

Evrensel belgeleri, tüm etik beyannameleri, tüm uluslararası sözleşmeleri bir araya getiriyoruz. Bütün ulusal ya da uluslararası kuruluşların etik beyannamelerini, yargı etiği, tıp etiği, basın etiği belgelerini topluyoruz. Bunlara üniversitelerin etik beyannameleri de dâhil. Bunu bir sürü kurum yapıyor ancak sadece kendisini ilgilendiren konularla ilgili sözleşmeleri, beyannameleri koydukları için tamamını bir arada görme şansımız yok. Daha önce yapılmayan bir çalışma olarak her şeyin aynı ortamda olduğu bir bilgi havuzu yapıyoruz. Bütün evrensel kültürün, bütün dünyadaki metinlerin, kayda değer belgelerin bir arada olduğu bir havuz oluşuyor ve zamanla da büyüyor. İnsanlığın ortak mirasını ve müktesebatını hukukçulara sunmak ve sürekli hatırlatmak ansiklopedinin önemli misyonlarından bir tanesi.

Bu metinlere uyulsa da uyulmasa da, bir araya topluyor ve toplumun okumasını, bu kuralları içselleştirmesini istiyoruz. Hatta biz bunları yayınladığımız zaman alay eden insanlar olabiliyor. İnsanlarda inanç yok olmuş. Toplumun inancı kalmamış, nasıl olsa bu kurallara uyulmuyor neden gündeme getiriyorsunuz diyorlar.

Sınırlı sayıda da olsa makale yayınlamaya da başladık. Keşke mümkün olsa da Türkiye Barolar Birliği’nin daha önce yaptığı Hukuk Fakülteleri kalite ölçümlerini de bilimsel standartlara ve somut verilere uygun şekilde her yıl yapabilsek. Ancak bu çok zor bir iş. Umarım bir kuruluş bunu her yıl yapar ve biz de yayınlarız.

HD: Bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz İbrahim Bey, son söz olarak okuyucularımıza bir şey söylemek ister misiniz?

İA: Ben umutlu olmak gerektiğini düşünüyorum. Okuyucularınıza Hukuk Ansiklopedisi çalışmasında ortaya çıkan bir sonucu söylemek isterim. Bu ülkenin kötülüklerle anılan hafızası çok güçlü ama bu ülkenin önemli bir birikimi de var. Bunu açıkça görüyoruz. Bu ülkenin kaynakları çok çeşitli, toplum çok renkli ve geçmişimizde, bugün de kıymetinin bilinmesi gereken çok önemli bir hafıza var. Hatta ve hatta hiç beğenmediğimiz, şu anda da adaletsizlik ürettiğini düşündüğümüz kurumların internet sitelerine girip baktığımızda, hafızanın hala yerinde ve canlı olduğunu görürüz. Toplumun birikiminin kısa sürelerde yok olmayacağını düşünüyorum. O yüzden Hukuk Ansiklopedisi çalışması ısrarla devam edecek; hukukun hafızasını, toplumun belleğini ve kültürel birikimini hatırlatmaya, biriktirmeye ve topluma sunmaya devam edecek. Benzer çalışmaların da artmasını dilerim.

Hukuk Defterleri’nin okuru bol olsun diyorum.

HD: Sizin de okurunuz bol olsun. Çok teşekkür ederiz.

Ruhsal Hastalığı Olan Kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi İçin İlkeler

0

Ruhsal Hastalığı Olan Kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi İçin İlkeler, 17 Aralık 1991 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir. (Akıl Hastası Kişilerin Korunması ve Akıl Sağlığı Bakımının Geliştirilmesi için Prensipler)

Metnin Türkçe’ye çevirisi, İnsan Hakları ve Eşitlik Uzmanları Derneği adına Merve Sisli tarafından kazandırılmıştır. (Principles for the Protection of Persons with Mental Illness and the Improvement of Mental Health Care)

Tüm dünya tarafından kabul edilen uluslararası bir insan hakları belgesidir. Bu ilkeler, ruh sağlığı sorunları olan bireylerin haklarını korumayı ve onlara sağlanan sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmayı amaçlamaktadır. İlkeler, Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi uluslararası kuruluşlar tarafından belirlenen standartlar ve rehberlerdir. Bu prensipler, akıl hastalığına sahip kişilerin onur ve haklarının korunmasını sağlamak için geliştirilmiştir.

RUHSAL HASTALIĞI OLAN KİŞİLERİN KORUNMASI VE RUH SAĞLIĞI HİZMETLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN İLKELER

Birleşmiş Milletler Genel Kurul 75. Olağan Toplantı

17 Aralık 1991 (A/RES/46/119)

Principles for the Protection of Persons with Mental Illness and the Improvement of Mental Health Care

46/119. Ruhsal hastalığı olan kişilerin korunması ve ruh sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesi

Genel Kurul,

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ni, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ni,

Engelli Bireylerin Hakları Deklarasyonu ve Herhangi bir Alıkonulma ve Tutukluluk Halinde Olan Kişilerin Korunması için İlkeler gibi ilgili diğer belgeleri akılda tutarak,

Ruhsal hastalık nedeniyle alıkonulan kişilerin korunmasına ilişkin kılavuz ilkelerin oluşturulması amacıyla İnsan Hakları Komisyonunun Ayrımcılıkla Mücadele ve Azınlıkların Korunması Altkomitesi tarafından bir çalışma yapılmasını istediği 14 Aralık 1978 tarihli 33/53 sayılı kararını anımsatarak,

Aynı zamanda Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt komitesi tarafından Komisyon’a sunulan taslağa dayanarak İnsan Hakları Komisyonunun oluşturduğu çalışma grubunun hazırladığı Ruhsal Hastalığı Olan Kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi için Taslak İlkeleri memnuniyetle karşıladığı 14 Aralık 1990 tarih ve 45/92 sayılı kararını hatırlatarak,

İnsan Hakları Komisyonunun, çalışma grubu tarafından kendisine sunulan taslak ilkeler ve çalışma grubunun raporunu Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığıyla Genel Kurul’a iletme kararı aldığı 5 Mart 1991/46 sayılı kararını not ederek,

Ekonomik ve Sosyal Konsey’in, çalışma grubunun hazırladığı taslak ilkeleri ve raporu Genel Kurul’a iletme kararı aldığı 31 Mayıs 1991 tarih ve 1991/29 sayılı Kararını göz önünde bulundurarak,

Taslak İlkelerin Genel Kurul tarafından kabul edilmesinin ve tam metnin mümkün olduğunca yayılmasının ve hükümetlerin ve tolumun çoğunluğunun yararına olan eşdeğer belgelerle aynı zamanda basılmasının tavsiye edildiği İnsan Hakları Komisyonu’nun 1997/46 sayılı kararı ile Ekonomik ve Sosyal Konsey’in 1991/29 sayılı kararını not ederek,

Genel Sekreter’in notunu, taslak ilkelerin yer aldığı eki ve giriş bölümü göz önünde bulundurarak,

1. Mevcut karara ek Ruhsal Hastalığı Olan Kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi için İlkeleri kabul eder.

2. Genel Sekreter’den, İlkelerin yer aldığı metnin giriş bölümüyle birlikte “İnsan Hakları: Uluslararası Araçların Derlenmesi” başlıklı yayının bir sonraki baskısına dâhil edilmesini talep eder.

3. Genel Sekreter’den, İlkelerin mümkün olduğunca yayılmasını ve Giriş Bölümünün Hükümetlerin ve toplumun çoğunluğunun yararına olan eşdeğer belgelerle aynı zamanda yayımlanması ister.

EK

Ruhsal Hastalığı Olan kişilerin Korunması ve Ruh Sağlığı Hizmetlerinin Geliştirilmesi için İlkeler
Uygulama

Bu ilkeler engellilik, ırk, renk, cinsiyet, dil, inanç, siyasi ya da felsefi düşünce, ulusal, etnik ya da toplumsal köken, hukuki ya da sosyal statü, yaş, servet veya doğum vb. temelinde ayrımcılık yapılmadan uygulanır.

Tanımlar

Bu İlkelerde:

(a) “Avukat” yasal veya nitelikli temsilci anlamına gelir.
(b) “Bağımsız kurum” kanun tarafından belirlenmiş yetkili ve bağımsız bir kurum anlamına gelir.
(c) “Ruh sağlığı hizmetleri” bir kişinin akli denge durumunun incelenmesi ve tanı koyulması, akıl ve ruh hastalığı veya muhtemel akıl ve ruh hastalığı için tedavi edilmesi, bakılması ve rehabilite edilmesini kapsar.
(d) “Ruh sağlığı kurumu” ruh sağlığı hizmetleri veren bütün kurumları veya kurumların birimleri anlamına gelir.
(e) “Ruh sağlığı çalışanları”, tıp doktoru, klinik psikolog, hemşire, sosyal hizmet uzmanı veya akıl ve ruh sağlığına ilişkin özel becerileri olan uygun eğitim almış kalifiye personel anlamına gelir.
(f) “Hasta”, ruh sağlığı hizmetlerinden faydalanan ve ruh sağlığı kurumuna yatırılan herkes anlamına gelir.
(g) “Kişisel temsilci”, hastanın menfaatlerini her şekilde temsil etmesi veya hasta adına hakları kullanması için kanun tarafından görevlendirilmiş kişilerdir ve kanunda başka bir hüküm yoksa küçüğün ailesini veya vasisini kapsar.
(h) “Denetleme organı” hastanın ruh sağlığı kurumuna zorla yatırılmasını veya kurumda zorla tutulmasını incelemek üzere İlke 17’ye göre kurulan organdır.

Genel Sınırlandırma Hükmü

Bu ilkelerde düzenlenen hakların kullanılması ancak kanunla, ilgili kişinin veya başkalarının sağlığının veya güvenliğinin korunması veya kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, kamu sağlığının, kamu ahlakının veya başkalarının temel hak ve özgürlüklerinin korunması için sınırlandırılabilir.

İlke 1
Temel Hak ve Özgürlükler

1. Herkes, sağlık ve sosyal güvenlik sisteminin bir parçası olan ruh sağlığı hizmetlerinden mümkün olan en iyi şekilde faydalanma hakkına sahiptir.

2. Ruhsal hastalığı olan ya da bu şekilde tedavi gören herkese insan onuruna yakışır ve insancıl bir şekilde davranılır.

3. Ruhsal hastalığı olan ya da bu şekilde tedavi gören herkes ekonomik, cinsel ve diğer istismar türlerinden, fiziksel ya da diğer kötüye kullanılma biçimlerinden ve aşağılayıcı muameleden korunma hakkına sahiptir.

4. Ruhsal hastalık temelinde ayrımcılık yapılması yasaktır. “Ayrımcılık” haklardan eşit bir şekilde faydalanmayı engelleyecek veya buna zarar verebilecek her türlü ayrım, dışlama veya ayrıcalık anlamına gelmektedir. Ruhsal hastalığı olanların haklarının korunmasını ve geliştirilmesini sağlayan özel önlemler ayrımcılık olarak kabul edilmez. Ruhsal hastalığı olan kişilere veya başkalarının insan haklarının korunması için gerekli olan ve bu İlkelerle uyumlu bir şekilde yapılan
ayrım, dışarıda bırakma veya ayrıcalık; ayrımcılık olarak nitelendirilemez.

5. Ruhsal hastalığı olan herkes, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Uluslararası Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile Engelli Bireylerin Hakları Deklarasyonu ve Her Türlü Alıkonulma veya Tutulma Altındaki Kişilerin Korunması İçin İlkeler gibi ilgili diğer belgelerde tanınmış bütün sivil, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan faydalanma hakkına sahiptir.

6. Kişinin ruhsal hastalık nedeniyle hukuki ehliyetini ortadan kaldıran ve kişiye yasal temsilci atanmasıyla sonuçlanan her türlü karar ancak kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından adil yargılama sonrası verilebilir. Davaya konu olan kişi, avukat tarafından temsil edilme hakkına sahiptir. Söz konusu kişi ödeme gücünden yoksun ise ücretsiz olarak bu haktan faydalandırılır. Avukat, aynı duruşmada ruh sağlığı kurumunu ve kurum personelini temsil edemez ve mahkeme çıkar çatışması olmadığına hükmetmedikçe söz konusu kişinin aile üyelerinden birinin temsilcisi olamaz. Kişinin hukuki ehliyetine ve kişiye yasal temsilci atanmasına ilişkin olarak verilen karar kanunla belirlenen makul aralıklarla gözden geçirilir. Hukuki ehliyeti ihtilaf konusu olan kişinin kendisinin, yasal temsilcisinin veya ilgili diğer kişilerin temyize gitme hakkı
vardır.

7. Yetkili mahkeme ruhsal hastalığı olan kişinin kendi ilişkilerini sürdürme kapasitesinden yoksun olduğuna karar verirse, kişinin çıkarlarının korunması için gerekli ve durumuna uygun önlemlerin alınmasına hükmedebilir.

İlke 2
Küçüklerin Korunması

İlkelerin amacı ve çocuk haklarının korunmasına ilişkin iç hukuk bağlamında çocuğa aile dışında vasi atanması dâhil çocuğun haklarının korunması için özel önlemler uygulanır.

İlke 3
Toplum İçerisinde Yaşama

Ruhsal hastalığı olan herkes, mümkün olduğu ölçüde toplum içerisinde yaşama ve çalışma hakkına sahiptir.

İlke 4
Ruhsal Bozukluğun Teşhisi

1. Ruhsal hastalığın teşhisi uluslararası olarak kabul edilmiş tıbbi standartlara göre yapılır.

2. Ruhsal hastalık teşhisi hiçbir şekilde politik, ekonomik veya sosyal statüye, kültürel, ırksal veya dini bir gruba mensubiyete veya ruh sağlığı ile doğrudan ilgili olmayan nedenlere dayanılarak yapılamaz.

3. Aile veya mesleki çatışmalar, toplumda hakim olan ahlaki, sosyal, kültürel veya politik değerler veya dini inançlara uymama ruhsal hastalık teşhisinde bir faktör olarak değerlendirilemez.

4. Hasta olarak geçmişte tedavi olmak veya hastanede yatmış olmak, mevcut zamanda ve gelecekte ruhsal hastalık teşhisinde gerekçe olarak gösterilemez.

5. Ruhsal hastalığa veya hastalığın sonuçlarına ilişkin olmadıkça hiçbir kişi ya da kurum bir kişiyi ruhsal hasta olarak ilan edemez veya bu şekilde sınıflandıramaz.

İlke 5
Tıbbi Muayene

Hiç kimse, kanunun öngördüğü durumlar haricinde, ruh sağlığının yerinde olup olmadığının belirlenmesi maksadıyla tıbbi muayeneden geçmeye zorlanamaz.

İlke 6
Mahremiyet

Bu İlkelerin uygulandığı kişilere ait bilgilerin mahremiyeti korunur.

İlke 7
Toplum ve Kültürün Rolü

1. Bütün hastaların mümkün olduğunca yaşadığı toplum içerisinde tedavi olma ve hizmet alma hakkı vardır. Tedavinin ruh sağlığı kurumunda verilmesi durumunda, bütün hastaların mümkün olduğunca evine veya ailesine veya arkadaşlarına yakın bir kurumda tedavi görme ve toplum içerisine en kısa zamanda geri dönme hakkı vardır.

2. Bütün hastalar kendi kültürlerine uygun tedavi görme hakkına sahiptir.

İlke 8
Hizmet Standardı

1. Bütün hastaların kendi sağlık durumlarına uygun sağlık ve sosyal hizmet alma hakkı vardır ve bakım ve tedavi hizmetleri diğer hastalara verilen bakım ve tedavi hizmetleriyle aynı standartta verilir.

2. Her hasta gereksiz ilaç kullanımından, diğer hastalar, personel ya da başkaları tarafından istismar edilmekten veya ruhsal sıkıntı ya da fiziksel rahatsızlığa neden olabilecek eylemlerden korunur.

İlke 9
Tedavi

1. Her hasta sağlık ihtiyacına uygun, mümkün olan en az kısıtlayıcı çevrede, en az kısıtlayıcı veya müdahaleci tedaviyi görme ve fiziksel güvenliğinin korunması hakkına sahiptir.

2. Her hasta, düzenli olarak gözden geçirilen, gerektiğinde revize edilen ve kalifiye personel tarafından kendisi ile görüşülerek hazırlanan, kişiye özel tedavi planına göre tedavi görme ve hizmet alma hakkına sahiptir.

3. Ruh sağlığı hizmetleri, her zaman, BM Genel Kurulu’nca kabul edilen tutuklu ve hükümlülerin işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya karşı korunmasında başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanlarının rolüne ilişkin Tıp İlkeleri Etiği gibi uluslararası geçerliliği olan standartları içeren ruh sağlığı çalışanları için uygulanabilir etik standartlara göre verilir. Ruh sağlığı bilgi ve becerileri hiçbir şekilde kötüye kullanılamaz.

4. Her hastanın tedavisi kişisel otonominin korunmasını ve genişletilmesini amaçlar.

İlke 10
İlaç Tedavisi

1. İlaç hastanın sağlık ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılar, sadece terapötik veya diyagnostik amaçlarla verilir ve hiçbir şekilde cezalandırma ya da başkalarının rahat etmesi amacıyla verilemez. İlke 11’in 15’inci paragrafında yer alan hükümler saklı kalmak üzere, ruh sağlığı çalışanları ilaç tedavisini ancak bilinen veya ispatlanmış etkilerine göre uygular.

2. Bütün ilaçlar sadece kanunla belirlenen ruh sağlığı çalışanları tarafından reçetelendirilir ve hasta kayıtlarına işlenir.

İlke 11
Tedavinin Onaylanması

1. Bu ilkenin 6‘ıncı, 7’inci, 8’inci, 13’üncü ve 15’inci paragrafında belirtilen durumlar hariç, hiçbir tedavi hastadan aydınlatılmış onam alınmadan uygulanmaz.

2. Aydınlatılmış onam; hastanın anlayabileceği şekilde ve dilde, yeterli bilgi verildikten sonra, tehdit altında veya yanlış yönlendirme olmadan hastanın kendi rızasıyla şu hususlara ilişkin verilir:

(a) Tanı değerlendirmesi.(b) Önerilen tedavinin amacı, metodu, muhtemel süresi ve beklenilen faydaları.
(c) Daha az müdahaleci tedaviler dahil alternatif tedavi yolları.
(d) Önerilen tedavinin muhtemel acı veya sıkıntıları, riskleri ve yan etkileri.

3. Hasta, onay verme işlemi esnasında seçmiş olduğu kişi ya da kişilerin yanında bulunmasını talep edebilir.

4. Bu ilkenin 6’ıncı, 7’inci, 8’inci ve 15’inci paragrafındaki hükümler hariç, hasta tedaviyi reddetme veya tedavinin durdurulmasını isteme hakkına sahiptir.

5. Hiçbir hastadan aydınlatılmış onam verme hakkından vazgeçmesi istenemez veya hiçbir hastaya bu haktan vazgeçmesi için telkinde bulunulamaz. Hastanın aydınlatılmış onam hakkından vazgeçmek istediği durumlarda aydınlatılmış onam alınmadan tedaviye başlanılamayacağı hastaya açıklanır.

6. Bu ilkenin 7’inci, 8’inci, 12’inci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragrafındaki hükümler saklı kalmak üzere, aşağıdaki şartlar oluşursa aydınlatılmış onam alınmadan hastaya tedavi uygulanır:

(a) Hasta, ilgili zamanda istemsiz yatış ile gelmişse;
(b) Bağımsız bir kurum, hastanın bu ilkenin 2’inci paragrafında belirtilenler dahil tüm bilgilere dayanarak ilgili zamanda önerilen tedaviye onay verme yada onayı geri alma kapasitesine sahip olmadığına veya hasta onayını makul bir gerekçe olmaksızın çektiğinde kanunda öngörülmüşse hastanın veya başkalarının güvenliği göz önünde bulundurularak, tedavi uygulanmasına karar vermişse.
(c) Bağımsız kurum, önerilen tedavi planının hastanın sağlık ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşıladığına karar vermişse.

7. 6’ıncı paragrafta yer alan hükümler hastanın tedavisini onaylayacak yasal bir temsilcisi varsa uygulanmaz; bu ilkenin 12’inci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragrafında belirtilen durumlar hariç, yasal temsilci ancak bu ilkenin 2’inci paragrafında öngörüldüğü şekilde bilgilendirilmiş ise hasta yerine aydınlatılmış onam verebilir.

8. Bu ilkenin 12’nci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragraflarında belirtilen durumlar hariç, kanun tarafından yetkilendirilmiş kalifiye bir ruh sağlığı çalışanı hastanın veya başkalarının acil veya yakın zamanda zarar görmemesi için derhal müdahale edilmesi gerektiğine karar verirse aydınlatılmış onam alınmadan hastaya tedavi uygulanabilir. Bu tür bir muamele, amaca yönelik gereken sürenin ötesine kesinlikle uzatılamaz.

9. Hastaya aydınlatılmış onam alınmadan tedavi uygulanması durumunda hastanın tedavinin niteliği ve olası alternatifler hakkında bilgilendirmesi ve tedavi planının oluşturulmasına mümkün olduğunca katılımı için her türlü çaba gösterilir.

10.Tüm tedavi, hastanın tıbbi kayıtlarına istemsiz veya gönüllü olup olmadığına dair bir gösterge ile derhal kaydedilir.

11.Ruh sağlığı kurumunun resmi prosedürleri dışında ve hastaya ya da başkalarına derhal veya yakın zamanda gelmesi muhtemel zararların önlenmesi için tek yol olmadıkça tespit veya tecrit uygulanmaz. Bu uygulama, amacın gerçekleşmesi için gerekli olan süreyi aşamaz. Bütün tespit ve tecrit uygulamaları, nedenleri, niteliği ve süre uzatmaları hastanın tıbbi kayıtlarına işlenir. Tespit ya da tecrit insani koşullarda uygulanır ve hasta nitelikli personelin bakımı, yakın ve düzenli gözetimi altında bulundurulur. Hastanın yasal temsilcisine bütün tespit ve tecrit uygulamaları derhal bildirilir.

12.Kısırlaştırma, ruhsal hastalığın tedavisi için kesinlikle uygulanmaz.

13.Büyük tıbbi veya cerrahi işlemler ancak kanunun izin verdiği durumlarda, hastanın sağlık ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayacaksa ve hastadan aydınlatılmış onam alınmışsa uygulanabilir. Hasta aydınlatılmış onam veremiyorsa bu işlemler ancak bağımsız bir inceleme sonrasında uygulanabilir.

14.Psikocerrahi ve diğer telafisi mümkün olmayan tedaviler, istemsiz yatış ile kuruma yatırılan kişilere hiçbir şekilde uygulanmaz. Zorla yatırılan hastalara bu tedavilerin uygulanmasına kanunun izin veriyorsa tedavi, ancak hastanın aydınlatılmış onam vermesi ve bu onayı hastanın kendi rızasıyla verdiğine ve sağlık ihtiyacını en iyi şekilde karşılayacak tedavinin bu olduğuna bağımsız bir kurum tarafından karar verilmişse uygulanabilir.

15.Aydınlatılmış onam alınmadan hiçbir hastaya klinik araştırmalar ve deneysel tedaviler uygulanamaz; aydınlatılmış onam veremeyecek durumda olan bir hasta ancak bu amaca özgülenmiş yetkili ve bağımsız bir inceleme organının izin vermesi durumunda klinik araştırmalara ve deneysel araştırmalara katılabilir.

16.Bu ilkenin 6’ıncı, 7’inci, 8’inci, 13’üncü, 14’üncü ve 15’inci paragrafında belirtilen durumlarda, hasta veya yasal temsilcisi veya ilgili kişiler tedaviye ilişkin olarak yargı ya da diğer bağımsız kurumlara temyize gitme hakkına sahiptir.

İlke 12
Hakların Bildirilmesi

1. Bir hasta, kuruma kabul edildikten sonra mümkün olan en kısa sürede, bu ilkelerde ve kanunda tanınmış bütün hakları konusunda anlayabileceği bir şekilde ve dilde bilgilendirilir ve verilen bilgi bu hakların açıklamasını ve faydalanma yollarını kapsar.

2. Hasta uzun süre verilen bilgiyi anlayamayacak durumdaysa hastanın hakları, varsa kişisel temsilcisine ve hastanın çıkarlarını en iyi temsil edebilen ve bunu yapmaya istekli olan kişi ya da kişilere bildirilir.

3. Yeterli kapasiteye sahip hastanın kendi adına bilgilendirilecek ve kurum yetkilileri karşısında hastanın çıkarlarını temsil edecek bir kişiyi seçme hakkı vardır.

İlke 13
Ruh Sağlığı Kurumunda Haklar ve Koşullar

1. Ruh sağlığı kurumunda bulunan her hasta özellikle:

(a) Her yerde, kanun önünde kişi olarak tanınma,
(b) Mahremiyet,
(c) Kurumdaki kişilerle iletişim kurma hakkı, sansürsüz haber gönderme ve alma hakkı, avukat veya yasal temsilciyle özel olarak görüşme hakkı, uygun zamanlarda diğer ziyaretçilerle görüşme hakkı, posta, telefon, gazete, radyo ve televizyona erişim özgürlüğü dâhil haberleşme özgürlüğü,
(d) Din ve inanç özgürlüğü, hakkına sahiptir.

2. Ruh sağlığı kurumlarında çevre ve yaşam şartları aynı yaş grubundaki kişilerin sürdürdüğü normal hayata mümkün olduğunca yakın olmalıdır ve özellikle:

(a) Eğlence ve boş zaman aktiviteleri için tesisler,
(b) Eğitim tesisleri,
(c) Günlük yaşam, eğlence ve iletişim için gereçlerin satın alınabileceği ya da edinilebileceği yerler,
(d) Hastanın sosyal ve kültürel yapısına uygun bir işte çalışmasını sağlayacak veya topluma yeniden entegrasyonunu kolaylaştıracak mesleki rehabilitasyon önlemleri için tesisler olmalıdır ve bunların kullanılması teşvik edilmelidir. Bu önlemler; mesleki rehberliği, mesleki eğitimi ve uygun hastaların toplum içerisinde istihdam edilmesini güvence altına alan veya bunu sürdüren istihdam hizmetlerini kapsar.

3. Bir hasta hiçbir durumda zorla çalıştırılamaz. Hastanın gereksinimlerine ve kurumsal yönetimin gereklerine uygun olarak hasta yapmak istediği bir iş türünü seçebilir.

4. Ruh sağlığı kurumlarında hastaların emeği istismar edilemez. Çalışan hastalar, yaptığı işler için kanunda veya geleneklerde sağlıklı kişilere verilmesi öngörülen ücreti alır. Çalışan hastalar her durumda yaptığı iş için kuruma yapılan ödemeden adil bir pay alma hakkına sahiptir.

İlke 14
Ruh Sağlığı Kurumlarının Kaynakları

1. Ruh sağlığı kurumlarına diğer sağlık kuruluşlarıyla eşit derecede kaynak ayrılır ve özellikle:

(a) Yeterli sayıda, tıp ve ilgili diğer mesleklerde kalifiye personel istihdam edilir, her hastanın mahremiyetini koruyacak ve aktif terapi programlarının yürütülmesine yetecek kadar alan tahsis edilir.
(b) Hasta için tanı ve terapötik malzemeler bulundurulur.
(c) İlaçların verilmesi dahil, yeterli, düzenli ve kapsamlı tedavi uygulanır.

2. Yetkili makamlar, tüm ruh sağlığı kurumlarının fiziksel koşullarının, tedavi ve bakım hizmetlerinin bu ilkelere uygunluğunun sağlanması için bu kurumları
denetler.

İlke 15
Hasta Kabul İlkeleri

1. Bir kişinin ruh sağlığı kurumlarında tedavi edilmesi gerektiği durumlarda istemsiz yatıştan kaçınmak için gerekli bütün çaba gösterilir.

2. Ruh sağlığı kurumlarına erişim, diğer sağlık kurumlarına erişim ile aynı şekilde olmalıdır.

3. Gönüllü yatış yapan hastalar istediği zaman kurumdan ayrılma hakkına sahiptir ve bu hak konusunda bilgilendirilir. Ancak, gönüllü hastaların kurumda tutulma sebepleri istemsiz yatış ile gelen hastalarla aynı ise 16’ncı İlke hükümleri uygulanır.

İlke 16
İstemsiz Yatış

1. Ancak kanun tarafından yetkilendirilmiş kalifiye bir ruh sağlığı çalışanının İlke 4’e uygun olarak bir kişinin ruhsal hastalığının olduğunu tespit etmesi ve aşağıdaki hususları göz önünde bulundurulması durumunda kişinin hasta olarak ruh sağlığı kurumuna istemsiz yatışı yapılabilir veya gönüllü yatış yapan bir hasta kurumda zorla tutulabilir:

(a) Ruhsal hastalık nedeniyle kişinin veya başkalarının derhal veya yakın zamanda zarar görmesine ilişkin kuvvetli ihtimal, veya
(b) Kişinin kuruma yatırılmaması veya kurumda tutulmamasının kişinin durumunda ciddi kötüleşmeye yol açacağı veya en az kısıtlayıcı alternatif ilkesine göre kişiye uygun tedavi verilmesinin engelleneceği ruhsal hastalığın şiddetli ve muhakeme yeteneğinin düşük olduğu durumlar. (b) bendinin uygulanacağı durumlarda, mümkün olduğunca ilkinden bağımsız bir ruh sağlığı çalışanına danışılmalıdır. Bu danışma yapılırsa, ikinci ruh sağlığı çalışanı ilkiyle aynı fikirde olmadıkça istemsiz yatış veya zorla alıkoyulma gerçekleştirilmeyebilir.

2. Başlangıçta istemsiz yatış veya zorla tutulma, denetleme organı tarafından incelenene kadar gözlem ve ön tedavi amacıyla kanunda öngörülen kısa bir süre için yapılabilir. Hastaneye yatırılma nedenleri hastaya derhal bildirilir ve istemsiz yatış yapıldığı ve nedenleri gecikme olmaksızın ayrıntılı olarak  denetleme organına, hastanın yasal temsilcisine ve hastanın itirazı bulunmuyorsa ailesine bildirilir.

3. Ruh sağlığı kurumu ancak kanun tarafından belirlenen yetkili bir organ tarafından istemsiz yatış için tayin edilmişse hasta kabul edebilir.

İlke 17
Denetim Organı

1. Denetim organı, mahkemeler ya da kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız organlardır ve kanunla belirlenmiş görevleri yerine getirir. Kararlarını verirken, bir ya da daha fazla kalifiye ve bağımsız ruh sağlığı çalışanının yardım ve tavsiyelerini göz önünde bulundurur.

2. Denetim organı, bir kişinin İlke 16’nın 2’nci paragrafına uygun olarak kuruma zorla yatırılması veya kurumda zorla tutulması kararının ilk incelemesini, karar verildikten sonra mümkün olan en kısa sürede, kanunla belirlenmiş basit ve hızlı bir usule göre yürütmelidir.

3. Denetim organı, istemsiz yatış olaylarını kanunla belirlenen makul aralıklarla yeniden değerlendirir.

4. İstemsiz yatış yapan hastalar, kanunla belirlenen makul aralıklarla denetim organına taburcu olmak veya gönüllü hasta statüsüne alınmak için başvurabilir.

5. Denetim organı her bir değerlendirmesinde İlke 16’nın 1’nci paragrafında belirtilen istemsiz yatış şartlarının devam edip etmediğini göz önünde bulundurur ve şartlar artık karşılanmıyorsa hasta istemsiz yatış statüsünden çıkartılır.

6. Ruh sağlığı çalışanları bir hastanın istemsiz yatış için gereken şartları sürdürmediğine karar verirse bu kişilerin istemsiz yatış statüsünün kaldırılmasını isteyebilir.

7. Hastanın kendisi, kişisel temsilcisi veya ilgili kişiler, kişinin ruh sağlığı kurumuna yatırılması veya kurumda tutulması kararına karşı temyiz mahkemesine başvurabilir.

İlke 18
Usul Garantileri

1. Hasta, temyiz veya itirazı da kapsayan herhangi bir başvuru usulünde, kendisini temsil edecek bir avukat seçme ve tutma hakkına sahiptir. Hasta maddi nedenlerle bu haktan faydalanamıyorsa, ücret alınmadan hastaya avukat tayin edilir.

2. Gerektiği durumlarda hasta tercüme hizmetlerinden faydalanır. Hasta maddi nedenlerle bu hizmetten faydalanamıyorsa hastanın ücret ödemeden bu hizmetten faydalanması sağlanır.

3. Hasta ve avukatı, duruşmada ilgili ve geçerli tüm bağımsız akıl sağlığı raporlarını, diğer raporları ve sözlü, yazılı ve diğer kanıtları talep edebilir veya sunabilir.

4. Hastanın sağlığına ciddi zararlar verebilecek ya da başkalarının güvenliğinin tehlike altına gireceği özel durumlar hariç, hasta kayıtlarının, ilgili raporların ve belgelerin kopyaları hastaya ve avukatına verilir. Hastaya hiçbir belgenin verilmemesini gerektiren durumlarda, gizlilik korunabiliyor ve kanunda öngörülüyorsa, ilgili belgeler, hastanın kişisel temsilcisine ve avukatına verilir. Bir belge eksik bir şekilde teslim edildiğinde hasta veya avukatı, belgedeki eksikliğe ve nedenine ilişkin bir belge alabilir ve yargısal incelemeye başvurabilir.

5. Hastanın kendisi, hastanın kişisel temsilcisi ve avukatı duruşmalarda bulunabilir, duruşmaya katılabilir ve söz alabilir.

6. Hastanın sağlık durumuna ciddi zarar verebileceği veya başkalarının güvenliğinin risk altına gireceği kararlaştırılmadıkça, hastanın, kişisel temsilcisinin veya avukatının belirli bir kişinin duruşmada bulunması talebi kabul edilir.

7. Hastanın veya başkalarının mahremiyetine saygı gösterilmesi, hastanın sağlığına ciddi zarar verilmemesi ve başkalarının güvenliğinin tehlikeye atılmaması için duruşmanın tamamının veya bir kısmının kamuya açık ya da gizli olması ve raporların yayımlanması kararı tamamen hastanın isteğine bağlıdır.

8. Duruşmadan çıkan karar ve gerekçeleri yazılı olarak açıklanır. Kararın kopyaları hastaya, kişisel temsilcisine ve avukatına verilir. Hastanın veya başkalarının mahremiyetine saygı gösterilmesi, adaletin açık yönetimindeki kamu çıkarı ve hastanın sağlığının ciddi zarar görmesinin engellenmesi veya başkalarının güvenliğine tehlikeye atmaktan kaçınmak için kararın tamamının veya bir kısmının yayınlanması tamamen hastanın isteğine bağlıdır.

İlke 19
Bilgiye Erişim

1. Hasta (bu ilkede hasta kavramı, geçmişte hastalığı olanları da kapsamaktadır), kendi sağlığı hakkında kurum tarafından tutulan kişisel kayıtlara ilişkin bilgi edinme hakkına sahiptir. Bu hak, hastanın sağlık durumunun korunması veya başkalarının güvenliğinin sağlanması için sınırlandırılabilir. Hastanın sağlık kayıtlarına ulaşmaması gereken durumlarda kanun öngörmüşse hasta kayıtları yasal temsilcisine veya avukata gösterilebilir. Hasta kayıtlarına ilişkin hiçbir bilgi verilmediği durumlarda, hasta veya avukatı bilgi verilmemesi ve bunun nedenine ilişkin bir belge talep edebilir ve yargısal incelemeye başvurabilir.

2. Hastanın, avukatının ya da temsilcisinin yazılı görüşleri, talep etmeleri halinde hastanın dosyasına eklenir.

İlke 20
Adli Hastalar

1. Bu ilke, işlediği suç nedeniyle hapis cezası alan, tutuklu yargılanan veya kovuşturması süren kişilere, ruhsal bozukluk olduğunun tespit edilmesi veya şüphelenilmesi durumunda uygulanır.

2. Bu kişilere, İlke 1’de belirtilen en uygun ruh sağlığı hizmeti verilir. Bu ilke, durumun gerektirdiği modifikasyonlar ve istisnalar hariç mümkün olan en geniş kapsamda uygulanır. Hiçbir modifikasyon ve istisna ilke 1’in 5’inci paragrafında yer alan haklara halel getiremez.

3. Kanun, mahkemenin ya da başka bir organın, yetkili ve bağımsız tıbbi konsültana dayanarak bu kişilerin ruh sağlığı kurumlarına yatırılmasına hükmetmesini öngörebilir.

4. Ruhsal bozukluğu olduğu tespit edilen kişilerin tedavisi her durumda yukarıda yer alan İlke 11’ göre yapılır.

İlke 21
Şikayetler

Tüm hastalar ve geçmişte hastalığı olanlar kanunun öngördüğü şekilde şikayette bulunma hakkına sahiptir.

İlke 22
İzleme ve Yasal Yollar

Devletler, ruh sağlığı kurumlarının denetlenmesi, şikayetlerin alınması, soruşturulması ve sonuçlandırılması, kurum içerisinde hasta haklarını suiistimal veya ihlal eden çalışanlar için disiplin veya yargı yollarının oluşturulması için bu ilkelere uygunluğu sağlayacak gerekli mekanizmaları oluşturmakla yükümlüdür.

İlke 23
Uygulama

1. Devletler bu ilkeleri uygun yasal, yargısal, idari, eğitimsel ve diğer yollar aracılığıyla uygular ve bu önlemleri periyodik olarak gözden geçirir.

2. Devletler bu ilkelerin yayılması için gerekli ve aktif önlemleri alır.

İlke 24
Ruh Sağlığı Kurumlarına İlişkin İlkelerin Ölçeği

Bu ilkeler ruh sağlığı kurumunda kalan herkese uygulanır.

İlke 25
Mevcut Hakların Korunması

Bu ilkelerin yürürlükteki uluslararası veya ulusal hukukta mevcut olan hasta haklarını tanımadığı ya da daha kısıtlayıcı olduğu ileri sürülerek tanınmış haklar kısıtlanamaz veya kaldırılamaz.

İstanbul Protokolü: İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzu

0

İstanbul Protokolü: İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzu; İşkence ve kötü muameleye karşı etkin mücadele amacıyla oluşturulmuştur.

1999 yılı sonunda Birleşmiş Milletler’e sunulan İşkence ve Diğer Zalimane İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için EI Kılavuzu, “İstanbul Protokolü” (Manual on the Effective Investigation and Documentation of Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment, ”The Istanbul Protocol”) işkence ve kötü muamelenin etkin araştırması ve dokümantasyonu için uluslararası standartları oluşturmaktır.

Uluslararası insan hakları belgeleri ve insancıl hukuk, işkence ve kötü muameleyi istisnasız olarak yasaklamasına rağmen, dünya ülkelerinin yarısından fazlasında işkence ve kötü muamele uygulamasına sıklıkla rastlanmaktadır. Süregelen işkence uygulamalarından ötürü pek çok insan acı çekmektedir.

Bu el kılavuzu devletlerin bireyleri işkence ve kötü muameleden daha etkin biçimde koruyabilmelerini ve suçluları eylemlerinden ötürü sorumlu tutabilmelerini sağlamak için oluşturulmuştur.

Bu kılavuzda yer alan prensiplerin amacı ise devletlerin, işkence ve kötü muamelenin etkin dokümantasyonu ve araştırmasını sağlaması için uyması gereken minimum standartları belirlemektir.

Her ne kadar bu el kılavuzu öncelikle devletler için yazıldıysa da, onun içeriği birçok koşulda örneğin insan hakları araştırmaları ve gözlemi, politik sığınma talepleri, işkence sırasında suçlarını itiraf eden bireylerin savunması ve işkence kurbanlarının tedavisinde yapılması gerekenleri saptayabilmek için de uygulanabilir. Ayrıca, işkence izlerini görmezden gelmeye, yanlış yazmaya ya da tamamen sahte rapor vermeye zorlanan sağlık çalışanları ya da benzer biçimde karar verme durumunda olanlar için bu el kılavuzu uluslararası referans veya dayanak noktası sağlar.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İstanbul Protokolünün Önemi

İstanbul Protokolü, işkence ve kötü muamelenin soruşturması ve dokümantasyonu amacıyla oluşturulmuş ilk uluslararası tüzük veya kılavuzdur. El kılavuzu ve prensiplerin, var olan işkence ve kötü muamele konusundaki kesin yasaklar ile işkencecilerin suçlarından ötürü sorumlu tutulmaları arasındaki boşluğu kapatmada yararlı olacaktır. İşkence ve diğer zalimane, gayri insani veya aşağılayıcı davranış ve cezalardan kurtulmanın yolu, diğer hakların korunması ve desteklenmesinden geçmektedir. Hiçbir hukuk kuralı olmadığında, özgür konuşma suç olduğunda, çeşitli kutsal mazeretlere işkence ve kötü muamele uygulamalarını haklı çıkarmak için başvurulduğunda, hiç bir el kitabı, kanun yada prensip bireyleri koruyamayacaktır.

Prensipler

Devletlerin işkenceyi etkin biçimde araştırması ve dokümante etmesinin prensipleri ya da “minimum standardları” kılavuzun Ekler 1 kısmındadır. Aslında bu kitaptaki kılavuz kurallar bu prensiplerin detaylı olarak işlenmesinden ibarettir. BM Özel Raportörü Sir Nigel Rodley, 4 Kasım 1999’da BM Genel Kurulunda sunduğu raporunda bu prensipleri de eklemiştir. İşkence konusunda işkencenin engellenmesi ve yasaklanması için birçok uluslararası hukuki standart mevcuttur. Bu yüzden işkence ve kötü muamele ile ilgili prensipler taslağını hazırlarken işkenceyi önleme ve yasaklama konularından çok, sadece işkencenin araştırılması ve dokümantasyonu ile ilgili şartları koyduk.

Özet olarak prensiplerin önerdiği şartlar 

1-Konularında yetkin bireyler tarafından hiç vakit kaybetmeden etkin ve bağımsız araştırmaların yapılması

2-Araştırmacı otoritenin yetkilendirilmesi

3-İşkence kurbanı olduğu iddia edilenlerin ve araştırmacıların (soruşturmacıların) kendilerinin ve ailelerinin güvenliğinin sağlanması

4-İşkence kurbanı olduğu iddia edilen kişiler ve onların yasal temsilcilerinin tüm duruşmaları izlemesinin ve ilgili bilgilere ulaşmasının sağlanması

5-Varolan soruşturma prosedürleri yetersiz olduğunda bağımsız soruşturma komisyonları tarafından tarafsız soruşturmaların yapılması

6-Vakit geçirmeden, doğru ve halk diliyle gerçeğin bulgularını içeren ve uygulanabilir kanunlar temelinde devletlerin cevaplaması gereken raporların hazırlanması

7-Kişiye özel ve tıbbi uzmanın kontrolünde olan klinik değerlendirmelerin yüksek etik standartlarda oimasının sağlanması

8-Tıbbi raporun tam manasıyla gizliliğinin sağlanması

9-En azından aşağıdakileri içeren hızlı ve doğru raporların hazırlanması

Görüşme koşulları, başvurucunun anlattığı öykünün detaylı kaydının alınması, klinik muayenedeki tüm fiziki ve psikolojik bulguların kaydının alınması, saptanan fiziki ve psikolojik bulguların olası işkence ve kötü muamele ile meydana gelme olasılığı hakkında yorum ve muayeneyi yapanların kimlik bilgileridir.

El kılavuzu, İşkence ve Kötü Muamelenin Tıbbi Değerlendirmeleri için Kılavuz Kuralların aşağıda özetlenerek sunulan detaylı bir toplamının gerekliliğini öngörür. Olgu bilgisi, mahkemedeki şahitlik için klinisyenin mesleki özellikleri, mahkemedeki şahitlik için kanaatin doğruluğu hakkında beyan, arka plan bilgisi, işkence ve kötü, muamele iddiaları, fiziki semptom ve kısıtlılıklar, fizik muayene, psikolojik öykü ve muayene, fotoğraflar, tanısal testlerin sonuçları, konsültasyonlar, bulguların yorumu, fiziki deliller ve psikolojik deliller somut bir değerlendirme için gerekli koşullardır. Değerlendirmeler bireysel ve olgulara dayalı olmalıdır.

Hannah Arendt

0
Hannah Arendt

Hannah Arendt, dünyaca ünlü filozof Martin Heidegger’in Marburg Üniversitesi’nde öğrencisidir ve felsefe eğitimi almasına ve birçok kişinin kendisini filozof olarak görmesine karşın, kendini “siyaset kuramcısı” olarak tanımlayan Amerikalı siyaset bilimci ve filozoftur. 

Hannah Arendt 14 Ekim 1906 tarihinde Almanya’da, yaşadığı dönemde bağımsız bir şehirken şimdi Hanover’in bir parçası olan Aşağı Saksonya’nın Linden şehrinde doğmuştur. Seküler yaşam biçimini benimsemiş Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Arendt, bugünkü adıyla Kaliningrad olan ve kendisinin hayranlık duyduğu ünlü düşünür Immanuel Kant’ın şehri olan Königsberg’de ve Berlin’de yaşamının ilk yıllarını geçirmiş, Naziler döneminde kaçarak hayatını kurtarmış ve ABD’ye yerleşmiştir.

Martin Heidegger ile birlikte Marburg Üniversitesinde felsefe üzerine çalışmalar yapan Arendt’in onunla uzun, fırtınalı romantik bir ilişkisi olmuştur. Heidegger’den ayrıldığı dönemlerden birinde Heidelberg’e taşınmış ve orada varoluş felsefesi üzerine çalışan Karl Jaspers’in danışmanlığında Aziz Augustinus’un düşüncesinde aşk kavramı üstüne bir tez yazmıştır. Arendt’in tez çalışması 1929 yılında yayınlanmş ancak 1933 yılında Yahudi olduğu gerekçesi ile üniversite öğretim üyeliği niteliklerine sahip olmadığı gerekçesiyle Alman üniversitelerinde ders vermesi engellenmiş, bu engelleme sebebiyle Paris’e kaçan Arendt orada edebi eleştirmen ve Marxist gizemci Walter Benjamin ile tanışarak dost olmuştur. Fransa’da kaldığı süre boyunca Yahudi göçmenlere yardım ve destek sağlamaya çalışmıştır. Paris’te bulunduğu dönemde Fransa’nın II. Dünya Savaşında taraf olarak savaş ilan etmesi ve Alman askeri kuvvetlerinin Fransa’nın bazı bölgelerini işgal ederek Yahudilerin toplama kamplarına gönderilmesi üzerine Arendt Fransa’dan da kaçmak zorunda kalmıştır.

Arendt, 1940 yılında Alman şair ve felsefeci Heinrich Blücher ile evlenmiş,1941 yılında kocası ve annesi ile birlikte, ona ve yaklaşık 2500 Yahudi göçmene yasa dışı vize veren Amerikalı diplomat Hiram Bingham’ın yardımları ile ABD’ye kaçmıştır.

II. Dünya Savaşı bittikten sonra Heidegger ile ilişkisini sürdürmüş, Almanya’nın Nazilerden arındırılması etkinliklerinde onun lehinde tanıklık etmiştir. Arendt, 1950 yılında Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olmuş ve 1959’da da Princeton Üniversitesi’nde ilk tam kadrolu kadın profesör olmuştur.

Arendt New York’taki Alman-Yahudi topluluğun aktif bir üyesi olmuş ve haftalık Aufbau dergisi için yazılar yazmıştır. Felsefeci olarak tanınmasına karşın, kendisi felsefenin “bireyin kendisi”ne dair sorunlarla uğraştığını söyleyerek bu sıfatı reddetmiş, siyaset bilimci olarak tanımlanmayı istemiş, bunun sebebini ise çalışmalarının “tekil olarak insana değil, dünyada yaşayan ve dünyayı kaplayan insanlığa” odaklanmış olması, olarak açıklamıştır. Kişisel yaşamı ile örtüşen şekilde Arendt’in bilimsel çalışmaları otoriterlik, totalitarizm ve kötülük gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Genellikle, iktidar, politikanın özneleri, otorite ve totaliterlik ile ilgili olan çalışmalarında, eşitler arasındaki kolektif politik eylem ile eş anlamlı olan özgürlük kavramının doğrulanmasına odaklanmıştır.

İlk büyük eseri Totaliterizmin Kökenleri isimli kitabıdır. Son kitabı The Life of the Mind ölümü nedeniyle yarım kalmıştır.

Arendt, 1975 yılı Sonning Ödülü sahibi  olup, 4 Aralık 1975 tarihinde, 69 yaşında hayata veda etmiştir. Mezarı Newyork’tadır.

Hannah Arendt, Naziler döneminde Yahudilerin kamplara toplanması işini organize edenlerden olan ve 1960 yılında yargılanarak idam cezası alan Adolf Eichmann’ın davasını izlemiş ve bu dava üzerine yazdığı yazıları kitaplaştırmıştır.

Nazi Adolf Eichmann´ın Kudüs´teki mahkemesine katıldıktan sonra, Holokost´u daha önce kimsenin yapmadığı şekilde yazma cesaretini göstermiştir.

Çalışması, anında bir skandala yol açmış, rakipleri ve arkadaşları tarafından saldırıya uğrasa da sarsılmamıştır.

Hannah Arendt’in yaşadığı bu mahkeme süreci, diğer biyografik ögelerle beraber sinema filmine dönüştürülmüştür.

“Düşünen bir kadının filmini” yaptığını belirten Alman auteur Margarethe Von Trotta, Arendt´i gözlemci ve yazar olarak, 1961-1964 yıllarında Eichmann hakkındaki çalışmasına verilen tepkilere direnirken resmetmiştir.Filmin tanıtımı şu şekildedir: “Dâhi, düşünür, sert ve ateşli, sigaraları uç uca ekleyen, “kötülüğün sıradanlığı”nı keşfiyle dünyayı sarsan bir kadın…”

Hannah Arendt’in Eserleri

Der Liebesbegriff bei Augustin. Versuch einer philosophischen Interpretation (1929)

Totaliterizmin Kökenleri (1951)

Rahel Varnhagen: Bir Yahudi Kadının Hayatı (1958)

İnsanlık Durumu (1958)

Geçmişle Gelecek Arasında (1961)

On Revolution (1963)

Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil (1963)

Men in Dark Times (1968)

Crises of the Republic: Lying in Politics; Civil Disobedience; On Violence; Thoughts on Politics and Revolution (1969)

“Civil Disobedience” originally appeared, in somewhat different form, in The New Yorker. Versions of the other essays originally appeared in The New York Review of Books.

The Jew as Pariah: Jewish Identity and Politics in the Modern Age; Edited by Ron H. Feldman (1978)

Life of the Mind (1978)


Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu

0

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu, Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen dilekçe hakkı kapsamında TBMM’ye gönderilen dilekçelerin incelenmesi ve karara bağlanmasıyla görevli komisyondur. Dilekçe komisyonu Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 20. maddesi ve 3071 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca; vatandaşların komisyona ulaştırdıkları talep ve şikayetler üzerine idari işlem ve eylemleri denetlemektedir. Dilekçe Komisyonunun dilekçeleri inceleme ve karara bağlamanın usul ve esasları TBMM İçtüzüğü’nde gösterilen şekilde yapılmaktadır.

İçtüzüğün dilekçe hakkı ile ilgili hükümleri şu şekildedir.

Dilekçelerin İncelenmesi ve Karara Bağlanması Esas ve Usulleri
Dilekçe Komisyonu
Madde 115. – Dilekçe Komisyonu, Türk vatandaşlarının ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderdikleri dilek ve şikâyetleri inceler.

Dilekçelerin Başkanlık Divanınca incelenmesi

Madde 116. – Dilekçe Komisyonunun; Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve Kâtibinden oluşan Başkanlık Divanı, komisyona gelen dilekçeleri inceleyerek;
1. Belli bir konuyu ihtiva etmeyen,
2. Yeni bir kanunu veya bir kanun değişikliğini gerektiren,
3. Yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olan veya haklarında bu merciler tarafından verilmiş bir karar bulunan,
4. Yetkili idarî makamlarca verilen kesin cevap suretini ihtiva etmeyen,
5. Kanunun dilekçede bulunmasını zorunlu gördüğü şartlardan herhangi birini taşımayan,
Dilekçelerin görüşülemeyeceğini karara bağlar.
Komisyon Başkanlık Divanı, bu kararlarını; bastırır ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine dağıtır. Dağıtım tarihinden itibaren onbeş gün içinde itiraz olunmayan Baş-kanlık Divanı kararları kesinleşir ve durum dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.
Komisyon Başkanlık Divanı; görüşülemeyeceğini karara bağladığı dilekçelerden, kanun olarak düzenlenmelerinde toplumsal yarar gördüklerinin birer örneğini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına ve Başbakanlığa bilgi olarak gönderir.

Dilekçelerin Komisyon Genel Kurulunca incelenmesi

Madde 117. – Komisyon Başkanlık Divanının 116 ncı maddenin dışında gördüğü dilekçeler ile aynı madde gereğince karara bağladığı dilekçelerden süresi içinde itiraza uğrayanlar, Komisyon Genel Kuruluna sevk edilir.
Komisyon Genel Kurulu, kendisine gönderilen dilekçeleri, ilk önce; 116 ncı madde hükmü gereğince inceleyerek karar konusu olup olamayacakları hususunu kararlaştırır.

Komisyon Genel Kurulu kararlarının bastırılması ve dağıtılması

Madde 118. – Komisyon Başkanlık Divanı, Komisyon Genel Kurulunca alınan kararları bastırır, bütün milletvekillerine ve bakanlara dağıtır.

Komisyon Genel Kurulu kararlarına itiraz

Madde 119. – Türkiye Büyük Millet Meclisinin her üyesi Komisyon Genel Kurulunun kararına, kararın dağıtım gününden itibaren otuz gün içinde gerekçeli bir yazıyla itiraz edebilir. Aksi halde, dilekçe hakkındaki karar kesinleşir.
Komisyon GenelKurulu, itiraz edilen dilekçeler için, itiraz tarihinden itibaren otuz gün içinde bir rapor düzenleyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisinin alacağı karar kesindir.
Bu madde hükümleri gereğince kesinleşen kararlar, dilekçe sahiplerine ve ilgili bakanlıklara bildirilir.

Dilekçeler hakkındaki kesin kararların sonucu

Madde 120. – Bakanlar 119 uncu madde gereğince kesinleşen kararlar hakkında yaptıkları işlemi, aynı maddenin son fıkrası uyarınca kendilerine yapılan bildiri tarihinden itibaren otuz gün içinde, Komisyon Başkanlığına yazıyla bildirirler. Komisyon Genel Kurulu, bunlardan gerekli gördüklerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesini isteyebilir. Bu takdirde, komisyon kendi görüşünü belirten bir rapor hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Komisyonun bu istekte bulunması halinde 119 uncu maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri uygulanır.
İlgili bakanlık birinci fıkra uyarınca yapması gereken bildiriyi yapmadığı takdirde de, aynı fıkra hükümleri uygulanır.

The Dancer Upstairs – Yukarıdaki Dansçı

0

The Dancer Upstairs(Yukarıdaki Dansçı), hukukçu, felsefe profesörü ve Peru Aydınlık Yol Devrimci Hareketi Lideri Abimael Guzmán‘ın(Manuel Rubén Abimael Guzmán Reynoso) yaşamından kesitler sunmaktadır.

The Dancer Upstairs- Yukarıdaki Dansçı
The Dancer Upstairs- Yukarıdaki Dansçı

Filmin başrollerini Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante’nin oynadığı yapımcılığını ve yönetmenliğini John Malkovich’in yaptığı Abimael Guzmán’ın yakalanma hikayesini anlatan 2002 İspanyol-Amerikan suç gerilim filmidir.

Hikaye  Perulu  Maoist gerilla örgütü Shining Path’den esinlenmiştir. Başkan Gonzalo takma adıyla tanınan  lideri Abimael Guzmán’dır. Film, senaryoyu da yazan Nicholas Shakespeare’in 1995 tarihli The Dancer Upstairs adlı romanından uyarlanmıştır. Yönetmeni John Malkovich olan filmde Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante oynamıştır.

Malkovich’in sinemada yönetmen olarak ilk adımını oluşturan iddialı yapım adı verilmeyen bir Latin Amerikan ülkesindeki kötü olayları anlatmaktadır. Taşrada düşük kademeli devlet memurları öldürülmekte, başkentte ise sokak lambalarından üzerlerine sloganlar sıvanmış ölü köpekler sallanmaktadır. Ortaya “Ezequiel” diye bir isim çıkmıştır; devrim yapmaya ant içmiş, fanatik taraftarlarının bir Tanrı gibi taptığı gizemli bir lider herkesin dilindedir. Telaşa kapılan ordu, saldırılara karşı aynı şiddette karşılık vermeyi kararlaştırınca ortalık panik havasına bürünmüştür. Operasyon görevi, eskiden avukatlık da yapmış olan polis müfettişi Augustin Rejas’a verilecektir.

Mazlum kitleleri, Latin Amerika ülkelerindeki faşist hükümete karşı, yürüttüğü vahşi devrime katılmaya teşvik eden hayalperest bir anarşist olan Ezequiel’in izini süren Rejas’in görevi, olayın boyutlarını araştırmak ve gizemli liderin bir efsane mi, yoksa devlete yönelik ciddi bir tehdit mi olduğunu araştırmaktır.

Rejas, Ezequiel’in ayak izlerini sürmeye başlayacak ve olayı çözmede tek yol gösterici işaret kızının bale öğretmeni Yolanda olacaktır.

Abimael Guzmán

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği

0
GÖRME ENGELLİ EVRENSEL HUKUKÇULAR DERNEĞİ - LOGO

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği (GÖREVHUKUK) 1 Ağustos 2001 tarihinde kurularak çalışma ilkelerini kamuoyuna deklare etmiştir. Merkezi Ankara’dadır.

Dernek, Türkiye’deki hukuk sisteminin temel insan hakları, çağdaş hukuk normları ve demokratik değerlerle uyumlu hale getirilmesini sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir.

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneğinin tüm üyeleri engelli hukukçulardan oluşmaktadır. Üyelerinin tamamı engelli hukukçulardan oluşan ilk ve tek sivil toplum örgütüdür.

Kuruluş Amacı ve Misyonu 

İnsanlık tarihinin binlerce yıllık kazanımları ile elde edilen hakların korunması ve geliştirilmesi yönünde çalışmalar yürütmek, özellikle engellilerin sosyal, kültürel ve ekonomik haklarını kullanmalarını engelleyen ayrımcı hukuk normlarının ortadan kaldırılmasına yönelik hukuki girişimlerde bulunmaktadır.

Görme engelli hukukçuların mesleki sorunlarının çözülmesi, mesleki gelişimlerinin desteklenmesi ve meslek içi dayanışmanın güçlendirilmesi temel hedefler arasındadır. Ayrıca engellilerin hukuki haklarına ilişkin toplumsal farkındalığın artırılması, akademik ve yargısal mercilerin dikkatinin bu alana yönlendirilmesi, engelli bireylerin adalet sistemine tam ve etkin katılımının sağlanması adına çeşitli çalışmalar yürütülmektedir.

Engelli bireylerin adalete tam ve eşit erişiminin sağlanması, hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde ayrımcılığa karşı mücadele edilmesi ve hukuk mesleğinde engelli bireylerin etkin temsiline yönelik çalışmalar, derneğin temel misyonudur.

Derneğin Faaliyet Alanları

Eğitim ve Mesleki Gelişim: Görme engelli hukukçuların bilgi birikimini artırmak amacıyla akademisyenler ve uzmanlarla iş birliği içinde eğitim programları düzenlenmektedir.

Engelli Haklarının Savunulması: Engelli haklarının geliştirilmesi yönünde akademik ve yargısal çalışmalar yürütülmekte, engelli hakları ile ilgili literatürün zenginleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Genç Hukukçuların Yetiştirilmesi: Hukuk fakültelerinde eğitim gören görme engelli öğrencilerin mesleğe hazırlanmasına yönelik programlar hayata geçirilmektedir.

İstihdam Projeleri: Görme engelli hukukçuların meslek alanlarında daha geniş istihdam olanaklarına erişimini sağlamak amacıyla projeler geliştirilmekte, iş piyasasındaki engellerin kaldırılması için hukuki girişimlerde bulunulmaktadır.

Mevzuat Değişiklikleri ve Yargı Süreçleri: Engelli hakları ile bağdaşmayan mevzuat hükümlerinin iptali ve düzeltilmesi amacıyla yargı mercilerine başvurular yapılmakta, hukuki reform önerileri sunulmaktadır.

Hukuk Yapıcılarla İş Birliği: Engelli haklarının hukuk düzeninde daha etkin korunmasına yönelik yasa koyucular, yargı organları ve idari merciler ile temaslarda bulunulmaktadır.

Bireysel Hak Mücadeleleri: Engelli bireylerin maruz kaldığı hak ihlallerine karşı hukuki süreçlerde tüzel kişilik sıfatıyla müdahil olunmakta, engelli bireylerin haklarını koruyucu davalar açılmaktadır.

Akademik Literatüre Katkı: Engelli haklarına ilişkin akademik çalışmalara destek vermek ve hukuk literatürüne katkı sunmak amacıyla yılda iki kez Elektronik Yarasa Hukuk Dergisi yayımlanmaktadır.

Erişilebilirlik Sorunlarının Tespiti: Başta adalet sistemindeki erişilebilirlik sorunları tespit edilerek, ilgili mercilere raporlanmakta ve çözüm önerileri sunulmaktadır.

Yarasa Hukuk Elektronik Dergisi

Dernek, Yarasa Hukuk Elektronik Dergisini çıkarmaktadır. Dergi yılda iki sayı olarak yayınlanmaktadır. Görme Engelli Hukukçular Derneği Genel Başkanı Avukat Şerif Ali Mutlu yönetimindeki dergi, Avukat Kamer Beyaztaş, Avukat Hüseyin Varol, Avukat Hikmet Karadağ, Avukat Gizem Tanay, Aksaç, Avukat Arzu Şenyurt Akdağ, Avukat Ayşe Begüm Başbozkurt, Avukat Müjgan Bilgen Özen, Avukat Osman Sezer, Avukat Ümit Deniz Kurt ve Avukat Hikmet Karadağ ile eğitmen ve hukukçu Sinan Saltık katkıları ile hazırlanmaktadır. Yarasa Hukuk Dergisi’nde yayınlanacak bilimsel yazılarda, Yükseköğretim Kurulu Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi ve COPE (Committee on Publication Ethics)’un Editör ve Yazarlar için Uluslararası Standartları ile bunlara dayanılarak hazırlanan Araştırma ve Yayın Etiği İlkeleri dikkate alınmaktadır.

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği temsilcileri Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ziyaretinde
Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği temsilcileri Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ziyaretinde

Av. Merve Erten Yılın Genç Hukukçusu Ödüllü

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği, 2020 yılında yaşamını yitiren Avukat Merve ERTEN anısına, 2021 yılından itibaren yılın genç görme engelli hukukçusu ödülü düzenlemektedir.

2021 yılı ödülü Mustafa Keskin’e, 2022 yılı ödülü Çağrı Yıldırım’a, 2023 yılı ödülü Sabit Kılıç’a, 2024 yılı ödülü ise Hüseyin Varol’a tevcih edilmiştir.

Görme Engelli Evrensel Hukukçular Derneği İletişim
Adres: Eti mahallesi Toros sokak Bahar apartmanı No:11/4 Sıhhıye/Çankaya/Ankara
E-posta: iletisim@gozevhukuk.org.tr
Telefon: +90 (312) 231 60 66
Derneğin internet sitesi: https://gorevhukuk.org.tr/

Abimael Guzmán

0

Hukukçu, felsefe profesörü ve Peru Aydınlık Yol Devrimci Hareketi Lideri Abimael Guzmán(Manuel Rubén Abimael Guzmán Reynoso)  3 Aralık 1934 tarihinde doğdu.

San Agustín Ulusal Üniversitesi‘nde felsefe ve hukuk eğitimi gördü.  Öğrencilik döneminde Marksizm ile tanıştı, 1962 yılında San Cristóbal Huamanga Üniversitesi felsefe bölümünde öğretim üyesi olarak görev yaptı.

1965 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’ni ziyaret etti. Sovyet emperyalizmini ABD emperyalizmine benzetti ve eleştirdi.

1970’li yıllarda hükûmet karşıtı gösterilerde iki kez tutuklandı, daha sonra üniversitedeki görevinden istifa ederek yer altı örgütlerine katılarak benzer düşüncede devrim yaratmaya kendini adamış genç akademisyeni etrafında topladı. Peru üniversitelerindeki akademik çevrelerle sınırlı hareket zamanla genişledi. Peru’daki, Aydınlık Yol devrimci hareketinin liderliğini üstlendi ve Gonzalo takma adını alarak Maoist modele göre devrimci köylü halk savaşını başlattı. Yoğun iç savaş ortamında yaklaşık 70 bin kişi hayatını kaybetti. Takipçileri, onu Marx , Lenin ve Mao’dan sonra Komünizmin Dördüncü Kılıcı ilan etti.

Abimael Guzmán, 1985 yılında, Aydınlık Yol posterinde

17 Mayıs 1980 tarihinden itibaren hükûmete karşı silahlı mücadele başlattı. Peru hükûmeti tarafından terörizm ve vatana ihanet suçlarından arama kararı çıkarıldı ve 12 Eylül 1992 günü hükümet kuvvetleri tarafından bir bale okuluna yapılan baskında diğer örgüt mensupları ile birlikte yakalandı. Hâkimlere karşı gerillalar tarafından saldırı yapılmasından çekinen hükûmet başları kapalı askeri hâkimlerce yargılanmasını uygun gördü. Üç gün süren duruşmalarda, başları kapalı askeri yargıçlarca yargılandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılarak Lima’daki Callao askeri deniz üssü hapishanesine gönderildi. Peru hükûmeti tarafından bir kafesin içerisinde mahkûm kıyafetleriyle kamuoyuna teşhir edildi.

The Dancer Upstairs – Yukarıdaki Dansçı

Yakalanmasının ardından hükümet tarafından çıkarılan af kanunu sonucunda 23.000 civarındaki gerilladan altı bini silah bırakarak teslim oldu. Silahlı mücadeleye devam kararı alan Aydınlık Yol gerillaları ise Oscar Ramirez Durand önderliğinde yollarına devam etti.  Ancak 1999 yılında Ramirez’in de yakalanmasıyla örgüt daha büyük bir darbe aldı.

Peru Anayasa Mahkemesinin antiterör yasasını iptal etmesi ile Guzmán, 2004 yılında basına kapalı olarak yeniden yargılandı ve 13 Ekim 2006 tarihinde yeniden ömür boyu hapis cezası verildi. Ölümüne kadar Lima yakınlarındaki Callao Deniz Üssü’nde hükümlü olarak hapis hayatı yaşadı.

Anıları ve değerlendirmelerini, De puño y letra isimli kitapta topladı. Kitapta gerilla savaşı döneminde yaşadıklarını, yakalandıktan sonra mahkemede yaptığı savunmalarını ve geleceğe dönük düşüncelerini açıkladı. Sıkı güvenlik tedbirleri uygulanan hapishane hücresinden el yazması bu kitabın dışarıya çıkarılabildiği halen gizemini korumaktadır.

11 Eylül 2021 tarihinde uzun yıllardır tek başına kaldığı hücresinin bulunduğu Callao Deniz Üssü’nde, 86 yaşında öldü. Cesedi 24 Eylül 2021 günü yakıldı ve külleri bilinmezliğe savruldu.

Kendisi gibi hukukçu olan Fidel Castro‘dan sonra devrime en çok yaklaşan kişi olarak anıldı.

Avrupa Demokratik Güç Birliği) Peru devletini protesto etmek için yayımladığı basın açıklamasında, Guzan’ın ağır hastalıklarına ve yaşına rağmen serbest bırakılmaması eleştirilmiş ve “Dr. Abimael Guzmán Reynos’un (Başkan Gonzalo) Katili Peru Devletidir!” demiştir. 

The Dancer Upstairs(Yukarıdaki Dansçı), başrollerini Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante’nin oynadığı yapımcılığını ve yönetmenliğini John Malkovich’in yaptığı Abimael Guzmán’ın yakalanma hikayesini anlatan 2002 İspanyol-Amerikan suç gerilim filmidir. Hikaye  Perulu  Maoist gerilla örgütü Shining Path’den esinlenmiştir. Başkan Gonzalo takma adıyla tanınan  lideri Abimael Guzmán’dır. Film, senaryoyu da yazan Nicholas Shakespeare’in 1995 tarihli The Dancer Upstairs adlı romanından uyarlanmıştır. Yönetmeni John Malkovich olan filmde Javier Bardem, Juan Diego Botto ve Laura Morante oynamıştır. 

İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi – Oviedo Sözleşmesi

0

İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, Avrupa Konseyi çerçevesinde Kasım 1996’da kabul edilerek, 4 Nisan 1997 tarihinde imzaya açılmış olan “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi” adıyla, 03.12.2003 tarihinde 5013 sayılı kanun ile onaylanmıştır.  Oviedo Sözleşmesi olarak da bilinmektedir.

Sözleşme ile; biyolojik ve tıbbi uygulamalarda ayrım gözetmeden insan hakları ve temel özgürlükler temel alınarak bütün bireylerin onur ve kişilik özellikleri garanti altına alınmış, bilimin ilgi alanının insanların iyiliğinin önüne geçmesi yasaklanmıştır. Sözleşmeye taraf olan devletler, sağlık gereksinimlerini ve kaynakları göz önüne alarak yeterli kalitede bir sağlık hizmetine erişmede eşitliği sağlamaya çalışacaklar; sağlık alanındaki tüm girişimlerin mesleki standartlarını oluşturacaklardır. Sözleşme, insan hakları ve hasta hakları çerçevesinde önemli bir metindir.

Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi
BAŞLANGIÇ

Bu Sözleşmeyi imzalayan, Avrupa Konseyi Üyesi Devletler diğer Devletler ve Avrupa Topluluğu,

10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilân edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini;

4 Kasım 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesini;

18 Ekim 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartını;

16 Aralık 1966 tarihli Uluslararası Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesini ve Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesini;

28 Ocak 1981 tarihli Avrupa Konseyi Kişisel Verilerin Otomatik İşlenmesine Karşı Bireylerin Korunması Sözleşmesini;

20 Kasım 1989 tarihli Çocuk Hakları Sözleşmesini gözönünde bulundurarak;

Avrupa Konseyinin amacının, üyeleri arasında  daha büyük bir birliğe ulaşılması olduğunu ve bu amacın izlenmesinde kullanılacak yöntemlerden birinin, insan hakları ve temel özgürlüklerin idamesi ve daha da gerçekleştirilmesi olduğunu dikkate alarak;

Biyoloji ve tıp alanında gittikçe artan bir hızla ortaya çıkan gelişmelerin bilinciyle;

İnsana, hem birey, hem de insan türünün bir üyesi olarak saygı gösterilmesi ihtiyacına inanarak ve insan onurunu güvence altına almanın önemini kabul ederek;

Biyoloji ve tıbbın kötüye kullanılmasının, insan onurunu tehlikeye sokacak eylemlere neden olacağının bilinciyle;

Biyoloji ve tıptaki ilerlemenin, şimdiki ve gelecek kuşakların yararı için kullanılması gerektiği fikrini onaylayarak;

Biyoloji ve tıbbın yararlarından tüm insanlığın faydalanabilmesi için uluslararası işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu vurgulayarak;

Biyoloji ve tıbbın uygulanmasında ortaya çıkan sorular ve bunlara verilecek cevaplar üzerinde bir kamuoyu tartışması açılmasının teşvik edilmesinin önemini kabul ederek;

Toplumun tüm üyelerine, hakları ve sorumluluklarını hatırlatma arzusuyla;

Bir Biyoetik Sözleşmesi hazırlanmasına ilişkin 1160 (1991) sayılı Tavsiye Kararı dahil, Parlamenter Meclisinin bu alandaki çalışmalarını gözönüne alarak;

Biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, insan onuru ve bireyin temel hak  ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bu tedbirlerin alınması kararına vararak;

Aşağıdaki hususları kabul etmişlerdir :

Avrupa Konseyi 1996 Liderler Toplantısı

BÖLÜM I
Genel Hükümler
Madde 1. (Amaç ve konu)

Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.

Tarafların her biri, bu Sözleşme hükümlerinin yürürlüğe sokulması bakımından kendi iç hukuklarında gerekli tedbirleri alacaklardır.

Madde 2. (İnsanın önceliği)

İnsanın menfaatleri ve refahı, bilim veya toplumun menfaatlerinin üstünde tutulacaktır.

Madde 3. (Sağlık hizmetlerinden adil şekilde yararlanma)

Taraflar, sağlığa duyulan ihtiyaçları ve kullanılabilir kaynakları gözönüne alarak, kendi egemenlik alanlarında, uygun nitelikteki sağlık hizmetlerinden adil bir şekilde yararlanılmasını sağlayacak uygun önlemleri alacaklardır.

Madde 4. (Meslekî standartlar)

Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahelenin, ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.

BÖLÜM II
Muvafakat
Madde 5. (Genel Kural)

Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir.

Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir.

İlgili kişi, muvafakatini her zaman, serbestçe geri alabilir.

Madde 6. (Muvafakat verme yeteneği bulunmayan kişilerin korunması)
  1. Aşağıda, 17 ve 20. maddelere tâbi olmak koşuluyla, muvafakat verme yeteneği bulunmayan bir kimse üzerinde tıbbî müdahale, sadece onun doğrudan yararı için yapılabilir.
  2. Kanuna göre bir müdahaleye muvafakatini verme yeteneği bulunmayan bir küçüğe, sadece temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen makam, kişi veya kuruluşun izni ile müdahalede bulunabilir.

Küçüğün görüşü, yaşı ve olgunluk derecesiyle orantılı bir şekilde, gittikçe daha belirleyici bir etken olarak gözönüne alınacaktır.

  1. Kanuna göre, akıl hastalığı, bir hastalık veya benzer nedenlerden dolayı, müdahaleye muvafakat etme yeteneği bulunmayan bir yetişkine, ancak temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen kişi veya makamın izni ile müdahalede bulunulabilir.

İlgili kişi mümkün olduğu ölçüde izin verme sürecine katılacaktır.

  1. Yukarıda 2 ve 3. paragraflarda belirtilen temsilci, makam, kişi veya kuruluşa, aynı şartlarda, Madde 5’te belirtilen bilgi verilecektir.
  2. Yukarıda 2 ve 3. paragraflarda belirtilen izin, ilgili kişinin en fazla yararı bakımından her zaman geri çekilebilir.
Madde 7. (Akıl hastalığı olan kişilerin korunması)

Gözetim, denetim ve başka bir makama başvurma süreçleri dahil, kanun tarafından öngörülen koruyucu şartlarla bağlı olmak üzere, ciddî nitelikli bir akıl hastalığı olan kişi, yalnızca böyle bir tedavi yapılmadığı takdirde sağlığına ciddî bir zarar gelmesinin muhtemel olduğu durumlarda, muvafakatı olmaksızın, akıl hastalığının tedavi edilmesini amaçlayan bir müdahaleye tâbi tutulabilir.

Madde 8. (Acil durum)

Acil bir durum nedeniyle uygun muvafakatın alınamaması halinde, ilgili bireyin sağlığı için tıbbî bakımdan gerekli olan herhangi bir müdahale derhal yapılabilir.

Madde 9. (Önceden açıklanmış istek)

Müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek bir durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbî müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekler gözönüne alınacaktır.

BÖLÜM III
Özel yaşam ve bilgilendirilme hakkı
Madde 10. (Özel yaşam ve bilgilendirilme hakkı)
  1. Herkes, kendi sağlığıyla ilgili bilgiler bakımından, özel yaşamına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
  2. Herkes, kendi sağlığı hakkında toplanmış herhangi bir bilgiyi öğrenme hakkına sahiptir. Bununla beraber, bireylerin, bilgilendirilmeme istekleri de gözetilecektir.
  3. İstisnai durumlarda, 2 nci paragrafta belirtilen hakların kullanılmasında hastanın yararları bakımından kanun tarafından kısıtlamalar öngörülebilir.
BÖLÜM IV
İnsan genomu
Madde 11. (Ayırım yapmama)

Bir kimseye, genetik kalıtımı nedeniyle herhangi bir ayrımcılık uygulanması yasaktır.

Madde 12. (Genetik teşhise yönelik testler)

Genetik hastalıkları teşhise yönelik veya ya kişinin bir hastalığa neden olan bir geni taşıdığını belirlemeye ya da genetik bir yatkınlığı veya bir hastalığa eğilimi ortaya çıkarmaya yönelik testler, sadece sağlık amaçlarıyla veya sağlık amaçlı bilimsel araştırma için ve uygun genetik danışmada bulunmak şartıyla yapılabilir.

Madde 13. (İnsan genomu üzerinde müdahaleler)

İnsan genomu değiştirmeye yönelik bir müdahale, yalnızca, önleme, teşhis ve tedavi gayeleriyle ve sadece, amacının, herhangi bir altsoyun genomunda değişiklik yapılması olmaması halinde yapılabilir.

Madde 14. (Cinsiyet seçememe)

Cinsiyetle ilgili ciddî bir kalıtsal hastalıktan kaçınma hali hariç, doğacak çocuğun cinsiyetini seçmek amacıyla suni döllenme tekniklerinin kullanımından kaçınılacaktır.

BÖLÜM V
Bilimsel araştırma
Madde 15. (Genel kural)

Biyoloji ve tıp alanında bilimsel araştırma, bu Sözleşme hükümlerine ve insan varlığının korunmasını güvence altına alan diğer yasal hükümlere bağlı kalmak kaydıyla,serbestçe yapılabilir.

Madde 16. (Üzerinde araştırma yapılan kişilerin korunması)

Bir kimse üzerinde araştırma, ancak aşağıdaki şartların tümünün yerine getirilmesi halinde yapılabilir:

  1. i)   insanlar üzerindeki araştırmayla karşılaştırılabilir etkinlikte başka bir seçeneğin bulunmaması;
  2. ii)   araştırmaya konu olan şahsın maruz kalabileceği tehlikelerin, araştırmanın beklenen yararlarıyla oransız olmaması;

iii)   araştırma projesinin bilimsel değerinin, araştırma amacının öneminin değerlendirilmesi ve etik bakımdan kabul edilebilirliğinin çok disiplinli bir gözden geçirmeye tâbi tutulması dahil, yetkili bir kurum tarafından bağımsız bir şekilde incelenmeden sonra onaylanmış olması;

  1. iv)üzerinde araştırma yapılan kişilerin, korunmaları için kanun tarafından öngörülen hakları ve güvenceleri hakkında bilgilendirilmiş olmaları;
  2. v)    Maddede öngörülmüş bulunan muvafakatin açıkça ve belirli bir şekilde verilmiş olması ve bunun belgelendirilmiş bulunması. Bu muvafakat her zaman serbestçe geri alınabilir.
Madde 17. (Araştırmaya muvafakat etme yeteneği olmayan kişilerin korunması)
  1. 5. Maddede belirtildiği şekilde muvafakatini açıklama yeteneği bulunmayan bir kimse üzerinde araştırma ancak, aşağıdaki şartların tümünün yerine getirilmesi halinde yapılabilir:
  2. i)  Madde 16 alt paragraf (i)’den (v)’e kadar olan şartların gerçekleşmiş olması;
  3. ii)  araştırmanın sonuçlarının ilgilinin sağlığı üzerinde gerçek ve doğrudan yarar sağlama beklentisinin bulunması;

    iii)  muvafakat etme yeteneği bulunan bireyler üzerinde karşılaştırılabilir nitelikte bir etkinlik doğuracak bir araştırmanın yapılamaması;

  1. iv)  Madde 6’da öngörülen gerekli iznin belirli ve yazılı olarak verilmiş bulunması ve
  2. v)  ilgili kişinin itirazda bulunmaması.
  3. Araştırmanın ilgilinin sağlığı üzerinde doğrudan yararlı sonuçlar sağlayacağı beklentisinin bulunmadığı durumlarda, istisnai olarak ve kanun tarafından öngörülen koruyucu şartlar altında, sözkonusu araştırmaya, yukarıda 1. paragraf ve alt paragraf (i), (iii), (iv) ve (v)’de öngörülen şartlarla birlikte aşağıdaki ek şartların da bulunması halinde izin verilebilir:
  4. i)  araştırmanın, hastanın sağlık durumu, hastalığı veya rahatsızlığı hakkındaki bilimsel bilginin önemli derecede geliştirilmesine katkıda bulunma yoluyla, ilgili kişiye veya aynı yaş grubunda olan veya aynı hastalık ya da rahatsızlığa yakalanmış bulunan veya aynı durumda olan diğer kimselere yarar sağlamaya elverişli nihai sonuçlara ulaşılması amacını taşıması;
  5. ii)  araştırmanın, ilgili kişi bakımından sadece asgarî bir tehlike ve asgarî bir külfeti gerektirmesi
Madde 18. (Tüpte embriyonlar üzerinde araştırma)
  1. Hukukun embriyon üzerinde tüpte araştırmaya izin vermesi halinde, embriyon için uygun koruma sağlanacaktır.
  2. Sadece araştırma amaçlarıyla insan embriyonlarının yaratılması yasaktır.
BÖLÜM VI
Nakil amaçlarıyla canlı vericilerden organ ve doku alınması
Madde 19. (Genel kural)
  1. Yaşayan bir kimseden nakil amaçlarıyla organ veya doku alınması, sadece alıcının tedaviye ilişkin istifadesi için ve ölmüş bir kimseden uygun organ veya doku bulunmadığı ve karşılaştırılabilir etkinlikte başka bir tedavi yönteminin olmadığı durumlarda gerçekleştirilebilir.
  2. Gerekli muvafakat, Madde 5’te öngörüldüğü üzere, açıkça ve belirli bir şekilde, yazılı olarak veya resmî bir makam önünde verilmiş olmalıdır.
Madde 20. (Organ alınmasına muvafakat verme yeteneği olmayan kişilerin korunması)
  1. 5. Maddeye göre muvafakatini açıklama yeteneği bulunmayan bir kimseden organ veya doku alınamaz.
  2. İstisnai olarak ve kanun tarafından öngörülmüş koruyucu şartlar altında, muvafakat verme yeteneği olmayan bir kimseden kendisini yenileyen dokuların alınmasına aşağıdaki şartların gerçekleşmesi halinde izin verilebilir:
  3. i)  muvafakat verme yeteneği bulunan uygun bir vericinin bulunmaması;
  4. ii)  alıcı şahsın, vericinin erkek veya kız kardeşi olması;

    iii)  bağışın, alıcı bakımından hayat kurtarıcı olma beklentisinin bulunması;

  1. iv)   Maddenin 2 ve 3. paragraflarında öngörülen yetkinin, kanuna uygun olarak yetkili kurum tarafından onaylanan şekilde, belirli ve yazılı olarak verilmiş olması;
  2. v)  muhtemel vericinin buna itirazda bulunmaması.
BÖLÜM VII
Ticarî kazanç yasağı ve insan vücudundan
alınmış parçalar üzerinde tasarruf
Madde 21. (Ticarî kazanç yasağı)

İnsan vücudu ve onun parçaları, bu nitelikleri dolayısıyla, ticarî kazanç sağlanmasına konu olmayacaktır.

Madde 22. (İnsan vücudundan alınmış parçalar üzerinde tasarruf)

Bir müdahale sırasında insan vücudunun herhangi bir parçası alındığında, çıkarılan parça, yalnızca uygun bilgi verme ve muvafakat alma usullerine uyulduğu takdirde, çıkarılma amacından başka bir amaç için saklanabilir ve kullanılabilir.

BÖLÜM VIII
Sözleşme hükümlerinin ihlali
Madde 23. (Hakların veya ilkelerin ihlali)

Taraflar, bu Sözleşme’de öngörülen hakların ve ilkelerin hukuka aykırı bir şekilde ihlalinin en kısa sürede önlenmesi veya durdurulması için uygun yargısal korumayı sağlayacaklardır.

Madde 24. (Uygun olmayan zararın tazmini)

Tıbbî bir müdahale sonucunda, uygun olmayan bir zarara uğrayan kişinin, kanun tarafından öngörülen koşullar ve usuller uyarınca, adil bir tazminat isteme hakkı vardır.

Madde 25. (Yaptırımlar)

Taraflar, bu Sözleşme’de yer alan hükümlerin ihlal edilmesi halinde uygulanacak uygun yaptırımları sağlayacaklardır.

BÖLÜM IX
Bu Sözleşme ve diğer hükümler arasındaki ilişki
Madde 26. (Hakların kullanılmasının kısıtlanması)
  1. Bu Sözleşmede yer alan haklar ve koruyucu hükümlerin kullanılmasında, kamu güvenliği, suçun önlenmesi, kamu sağlığının korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için kanun tarafından öngörülen ve demokratik bir toplumda gerekli olanlardan başka kısıtlama konulmayacaktır.
  2. Yukarıdaki paragrafta sözü edilen kısıtlamalar, Madde 11, 13, 14, 16, 17, 19, 20 ve 21’e uygulanmayacaktır.
Madde 27. (Daha geniş koruma)

Bu Sözleşmedeki hükümlerden hiçbiri, Tarafların, biyoloji ve tıbbın uygulanmasında bu Sözleşmede belirtilenden daha geniş bir koruma sağlama imkânını kısıtlayacak veya etkileyecek şekilde yorumlanmayacaktır.

BÖLÜM X
Kamuoyu tartışması
Madde 28. (Kamuya açık tartışma)

Bu Sözleşmenin Tarafları, biyoloji ve tıp alanındaki gelişmelerin doğurduğu temel soruların, özellikle ilgili tıbbî, sosyal, ekonomik, ahlakî ve hukukî yansımaların ışığında, uygun şekilde kamusal tartışmaya konu olmasını ve bunların muhtemel uygulamalarının, uygun istişarelere konu olmasını sağlayacaklardır.

BÖLÜM XI
Sözleşmenin yorumu ve izlenmesi
Madde 29. (Sözleşmenin yorumu)

Avrupa İnsan Hakları Divanı,

– Taraflardan birinin Hükümeti’nin, diğer Taraflara bilgi verdikten sonra ileteceği,

– 32. Maddeye göre, Sözleşme Taraflarının temsilcileriyle kısıtlı bir şekilde oluşturulan Komitenin, kullanılan oyların üçte iki çoğunluğuyla alacağı karara dayalı talepler üzerine, bir mahkemede görülmekte olan herhangi belirli bir davaya doğrudan atıfta bulunulmaksızın, işbu Sözleşmenin yorumuna ilişkin hukukî sorunlar hakkında istişari nitelikte görüş bildirilebilir.

Madde 30. (Sözleşmenin uygulanması hakkında raporlar)

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nden alınan bir talep üzerine, Taraflardan herhangi biri, iç hukukunun, Sözleşme hükümlerinden herhangi birinin etkin şekilde uygulanmasını sağlama tarzı hakkında açıklamada bulunacaktır.

BÖLÜM XII
Protokoller
Madde 31. (Protokoller)

Bu Sözleşmede yer alan ilkelerin geliştirilmesi amacıyla belirli alanlarda, 32. Madde uyarınca protokoller aktedilebilir.

Protokoller, Sözleşmeyi imzalayan Devletlerin imzasına açılacaktır. Protokoller, onay, kabul veya uygun bulmaya tabi olacaklardır. İmzacı bir Devlet, önceden veya aynı anda Sözleşmeyi onaylamadan, kabul etmeden ya da uygun bulmadan, Protokolleri onaylayamaz, kabul edemez, ya da uygunluk veremez.

BÖLÜM XIII
Sözleşmede değişiklik yapılması
Madde 32. (Sözleşmede değişiklik yapılması)
  1. İşbu Madde ve 29. Madde ile Komite’ye verilen görevler, Biyoetik Yürütme Kurulu (CDBİ) veya Bakanlar Komitesi tarafından tayin edilecek herhangi başka bir komite tarafından yerine getirilecektir.
  2. 29. Maddenin özel hükümlerine zarar gelmeksizin, Avrupa Konseyi’ne üye Devletlerden her biri ve bu Sözleşmenin Avrupa Konseyi üyesi olmayan Taraflarının her biri, Komite bu Sözleşme tarafından verilen görevleri yerine getirirken, Komitede temsil edilebilecek ve bir oy hakkına sahip olacaktır.
  3. 33. Maddede atıfta bulunulan veya bu Sözleşmeye Taraf olmayıp, 34. Madde hükümleri uyarınca Sözleşmeye katılmaya davet olunan herhangi bir Devlet Komite’de bir gözlemci ile temsil edilebilecektir. Avrupa Topluluğu, Taraf değilse, komitede bir gözlemci ile temsil edilebilecektir.
  4. Bilimsel gelişmelerin izlenmesi amacıyla, işbu Sözleşme, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yılı aşmayacak bir süre içinde, ve müteakiben Komite tarafından belirlenebilecek aralarla, Komite tarafından gözden geçirilecektir.
  5. Taraflardan herhangi biri, Komite veya Bakanlar Komitesi’nin, bu Sözleşmeye bir değişiklik getirilmesi, herhangi bir Protokol aktedilmesi veya Protokollerden birine bir değişiklik getirilmesi önerileri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne iletilecek ve onun tarafından Avrupa Konseyi’ne üye Devletler, Avrupa Topluluğu, herhangi bir İmzacı Devlet, herhangi bir Taraf, 33. Madde hükümleri uyarınca bu Sözleşmeyi imza etmeye davet edilen herhangi bir Devlet ve 34. Madde hükümleri uyarınca bu Sözleşme’ye katılmaya davet olunan herhangi bir Devlet’e gönderilecektir.
  6. Komite, öneriyi, 5. paragraf uyarınca Genel Sekreter tarafından iletildiği tarih üzerinden iki aydan az olmayan bir süre geçtikten sonra inceleyecektir. Komite, kullanılan oyların üçte iki çoğunluğuyla kabul edilen metni, onay için Bakanlar Komitesine sunacaktır. Bakanlar Komitesi’nin onayından sonra, metin, onay, kabul veya uygun bulma için Taraflara iletilecektir.
  7. Herhangi bir değişiklik, değişikliği kabul eden Taraflar bakımından, en az dördü Avrupa Konseyi üyesi olmak üzere, beş Tarafın değişikliği kabul etmiş olduklarını Genel Sekretere bildirdikleri tarihi izleyen bir aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Sonradan kabul eden Taraf bakımından değişiklik, bu Tarafın, kabul keyfiyetini Genel Sekretere bildirdiği tarihi izleyen bir aylık sürenin geçmesinden sonraki ilk günü yürürlüğe girecektir.

BÖLÜM XIV
Son hükümler
Madde 33. (İmza, onay ve yürürlüğe girme)
  1. Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi’ne üye Devletler, Sözleşme’nin oluşumuna katkıda bulunan üye olmayan Devletler ve Avrupa Topluluğu’nun imzasına açık olacaktır.
  2. Bu Sözleşme, onay, kabul veya uygun bulmaya tabidir. Onay, kabul veya uygun bulma belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdi edilecektir.
  3. Bu Sözleşme, en azından dördü Avrupa Konseyi üyesi olmak üzere beş Devletin, işbu Maddenin 2. paragrafı hükümleri uyarınca Sözleşme ile bağlı oldukları iradesini beyan ettikleri tarihi izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
  4. Sözleşmeyle bağlılık iradesini sonradan açıklayan herhangi bir İmzacı Devlet bakımından Sözleşme, bu Devletin, onay, kabul veya uygun bulma belgesini tevdii tarihini izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 34. (Üye olmayan Devletler)
  1. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Taraflara danıştıktan sonra, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20. Maddesi (d) alt paragrafında belirlenen çoğunlukla ve Bakanlar Komitesine katılmaya yetkili olan Akit Devletler temsilcilerinin oybirliğiyle Avrupa Konseyine üye olmayan herhangi bir Devleti bu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.
  2. Katılan herhangi bir Devlet bakımından Sözleşme, katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tevdii tarihini izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
Madde 35. (Bölgeler)
  1. Herhangi bir İmzacı Devlet, Sözleşmeyi imzalama aşamasında veya onay, kabul veya uygun bulma belgelerini tevdi ettiği sırada, bu Sözleşmenin uygulanacağı bölge veya bölgeleri belirleyebilir. Diğer herhangi bir Devlet, katılma belgesini tevdi ettiği zaman aynı beyanda bulunabilir.
  2. Herhangi bir Taraf, daha sonraki bir tarihte, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yönelik bir beyan ile, bu Sözleşmenin uygulama alanını, beyanda belirtilen ve uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu veya yararına taahhütte bulunmaya yetkilendirilmiş bulunduğu diğer bir bölgeye teşmil edebilir. Sözkonusu bölge bakımından, Sözleşme, sözü geçen beyanın Genel Sekreter tarafından alındığı tarihi izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.
  3. Yukarıdaki iki paragrafta istinaden yapılmış herhangi bir beyan, sözkonusu beyanda belirtilen bölge bakımından, Genel Sekreter’e yönelik bir bildirimle geri alınabilir. Geri alma, sözkonusu bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihi izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 36. (Çekinceler)
  1. Herhangi bir Devlet ve Avrupa Topluluğu, imza aşamasında veya onay, kabul veya uygun bulma belgesini tevdi ederken, o sırada ülkesinde yürürlükte bulunan herhangi bir kanunun, bu Sözleşmenin herhangi bir hükmü ile uyum halinde olmaması nedeniyle, herhangi bir hüküm için çekince koyabilir. Genel nitelikteki çekincelere, bu madde uyarınca izin verilmeyecektir.
  2. Bu madde uyarınca konulacak çekince, ilgili kanun hakkında kısa bir açıklama içerecektir.
  3. Bu Sözleşmenin uygulanma alanını 35. Maddenin 2. paragrafında belirtilen bildirgede sözü edilen bir bölgeye teşmil eden herhangi bir Taraf, sözkonusu bölge bakımından yukarıdaki paragraflar hükümleri uyarınca çekince koyabilir.
  4. Bu maddede zikredilen çekinceye koyan herhangi bir Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne muhatap bir beyanla çekinceyi geri alabilir. Geri alma, sözkonusu beyanın Genel Sekreter tarafından alındığı tarihi izleyen bir aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 37. (Fesih)
  1. Herhangi bir Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yönelik bir bildirimde bulunmak suretiyle, her zaman, bu Sözleşmeden ayrılabilir.
  2. Sözkonusu fesih, buna ilişkin bildirimin Genel Sekreter tarafından alındığı tarihi izleyen üç aylık sürenin geçmesinden sonra gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.
Madde 38. (Bildirimler)
  1. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Konsey üyesi Devletlere, Avrupa Topluluğuna, herhangi bir İmzacı Devlete, herhangi bir Tarafa ve bu Sözleşmeye katılmaya davet edilmiş diğer herhangi bir Devlete :
  2. a) herhangi bir imza;
  3. b) herhangi bir onay, kabul veya uygun bulma belgesinin tevdii;
  4. c) 33 veya 34. Maddeler uyarınca bu Sözleşmenin yürürlüğe girdiği herhangi bir tarih;
  5. d) 32. Madde uyarınca kabul edilmiş herhangi bir değişikliği veya Protokolü ve bu değişiklik veya Protokolün yürürlüğe girdiği tarih;
  6. e) 35. Madde uyarınca yapılmış herhangi bir beyan;
  7. f) 36. Madde hükümleri uyarınca konulmuş herhangi bir çekince ve çekincenin geri alınışı;
  8. g) bu Sözleşmeyle ilgili diğer herhangi bir fiil, bildirim veya bilgi iletimi

hakkında bildirimde bulunacaktır.

Aşağıda imzası bulunanların huzurunda, tam yetkiye sahip İmzacılar, bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Oviedo’da, 4 Nisan 1997 tarihinde, her ikisi de eşit şekilde resmiyet taşıyan İngilizce ve Fransızca dillerinde ve Avrupa Konseyi arşivlerine tevdi edilecek tek nüsha halinde düzenlenmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, onaylanmış metinleri, Avrupa Konseyi üyesi Devletler, Avrupa Topluluğu, bu Sözleşmenin oluşumuna katılmış olan üye olmayan Devletler ve bu Sözleşmeye katılmaya davet edilen Devletlere iletilecektir.

ÇEKİNCE METNİ

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi : İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi”nin 36 ncı maddesi uyarınca, Sözleşmenin 20 nci maddesinin, muvafakat verme yeteneği olmayan kimselerden kendisini yenileyen dokuların alınmasını mümkün  kılan 2 numaralı bendinin, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanunun 5 inci maddesiyle uyum halinde olmaması nedeniyle, işbu madde fıkrasını uygulamamak hakkını saklı tutar.

Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme

0

Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 13 Aralık 2006 tarihli ve A/RES/61/106 tarihli kararıyla kabul edilmiş ve 3 Mayıs 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. (Convention on the Rights of Persons with Disabilities)

Türkiye’nin Sözleşmeyi Kabulü 

Türkiye, Sözleşme’yi 30 Mart 2007 tarihinde imzalamıştır. Sözleşme’nin onaylanması 3 Aralık 2008 tarih ve 5825 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur. Sözleşme’nin onayına ilişkin 27 Mayıs 2009 tarih ve 2009/15137 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ve resmi Türkçe çeviri, 14 Temmuz 2009 tarih ve 27288 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgeleri 28 Eylül 2009 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmiş ve Sözleşme Türkiye bakımından, 28 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye’nin Sözleşme’ye ilişkin bir çekince veya beyanı söz konusu değildir.

Engelli Kişilerin Hakları Sözleşmesi nedir?  

Engelli Hakları Sözleşmesi (GA kararı A / RES / 61/106), 13 Aralık 2006 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen uluslararası bir insan hakları sözleşmesidir. Şubat 2011 tarihi itibariyle, Sözleşmenin 98 Taraf Devleti vardır ve bir bölgesel entegrasyon örgütü olan Avrupa Birliği tarafından onaylanan ilk İnsan Hakları Sözleşmesi oluştur. Halihazırda sözleşme 147 ülke tarafından imzalanmıştır.

Sözleşme, engelli bireylerin tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden faydalanması gerektiğini teyit etmektedir. Engelli bireyler için tüm hak kategorilerinin nasıl uygulanması gerektiği açıklanmakta ve engellilerin haklarının ihlal edildiği alanlarda haklarını etkin bir şekilde kullanmaları ve bu hakların korunmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

Engelli Hakları Komitesi (CRPD) nedir?

Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin denetim organı Engelli Hakları Komitesidir.

Komite Cenevre’de ve yılda iki defa toplanmaktadır. Komite 18 bağımsız uzmandan oluşan bir organdır. Engelli Hakları Sözleşmesi’nin uygulanmasını izleyen komite üyeleri, bir hükumet temsilcisi olarak değil bireysel sorumluluk sahibi uzman olarak görev yaparlar.

Bütün Taraf Devletler, Sözleşme’de yer alan hakların nasıl uygulandığı konusunda Komiteye düzenli olarak raporlar sunmak zorundadırlar. Komite her raporu incelemekte ve rapor hakkında öneri ve tavsiyelerde bulunmakta, bu tavsiyeleri sonuç raporu şeklinde Taraf Devlete iletmektedir.

Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme Metni

             Giriş

             İşbu Sözleşme’ye Taraf Olan Devletler,

             (a) Birleşmiş Milletler Şartı’nda ilan edilmiş olan ve insanlık ailesinin tüm mensuplarının doğuştan sahip oldukları onuru, değeri, eşit ve devredilmez hakları dünyada özgürlüğün, adalet ve barışın temeli olarak kabul eden ilkeleri anımsayarak,

             (b) Birleşmiş Milletler’in, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri ile tanınan hak ve özgürlüklere herhangi bir ayrımcılığa uğramaksızın herkesin sahip olduğunu kabul ve ilan ettiğini göz önünde bulundurarak,

             (c) Tüm insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel, bölünmez, birbiriyle bağlantılı ve karşılıklı bağımlı olma niteliği ile engelli bireylerin bu haklardan herhangi bir ayrımcılığa uğramaksızın yararlanmalarının güvence altına alınması gerekliliğini tekrar teyit ederek,

             (d) Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi, İşkence ve Diğer İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’yi, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni ve Uluslararası Göçmen İşçilerin ve Aile Bireylerinin Korunması Sözleşmesi’ni akılda tutarak,

             (e) Engelliliğin gelişen bir kavram olduğunu ve engellilik durumunun, sakatlığı olan kişilerin topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını engelleyen tutumlar ve çevre koşullarının etkileşiminden kaynaklandığı gerçeğini kabul ederek,

             (f) Engelliler için Dünya Eylem Programı ve Engelliler için Fırsat Eşitliğinin Sağlanmasına Yönelik Standart Kurallar’da yer alan ilke ve politika önerilerinin engellilere fırsat eşitliği sağlanmasına yönelik ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde politikaların, planların, programların ve eylemlerin geliştirilmesi, tasarlanması ve değerlendirilmesine katkısını göz önünde bulundurarak,

             (g) Engelliliğe ilişkin konuların sürdürülebilir kalkınmayla ilgili stratejilerin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmasının önemini vurgulayarak,

             (h) Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,

             (i) Bunun yanısıra engelli bireylerin çeşitliliğini kabul ederek,

             (j) Daha yoğun desteğe ihtiyacı olan engelliler dahil olmak üzere, tüm engellilerin insan haklarının güçlendirilmesi ve korunmasının gerektiğini kabul ederek,

             (k) Çeşitli araç ve yükümlülüklerin varlığına rağmen engelli kişilerin topluma eşit bireyler olarak katılmaları önündeki manilerin halen varolmaya devam ettiği ve dünyanın her yerinde engelli bireylerin insan hakları ihlallerine maruz kaldıkları gerçeğinden endişe duyarak,

             (1) Özellikle gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere tüm ülkelerde engellilerin yaşam koşullarının geliştirilmesinde uluslararası işbirliğinin öneminin bilincinde olarak,

             (m) Engellilerin toplumun refah ve çeşitliliğine yaptıkları ve yapabilecekleri olumlu katkıları ve engellileri insan haklarını ve temel özgürlükleri tam kullanmaya ve topluma tam katılmaya teşvik etmenin onların toplumsal aidiyetlerine, toplumun insani, sosyal ve ekonomik yönden kalkınmasına ve yoksulluğun azalmasına katkıda bulunacağını kabul ederek,

             (n) Kendi seçimlerini yapma özgürlüğü de dahil olmak üzere engellilerin bireysel varlıklarının ve bağımsızlığının önemini kabul ederek,

             (o) Engellilerin kendilerini doğrudan ilgilendirenler de dâhil olmak üzere politika ve programlarla ilgili karar alma süreçlerine etkin olarak katılabilmeleri gerektiğini dikkate alarak,

             (p) Irk, ten rengi, cinsiyet, dil, din, siyasi veya başka fikir, ulusal, etnik veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum, yaş veya başka bir statü bakımından birçok nedene dayalı olarak ve bu nedenle daha ağırlaştırılmış bir ayrımcılığa maruz kalan engellilerin karşılaştığı zor koşullardan kaygı duyarak,

             (q) Engelli kadınların ve kızların hem ev içinde hem de ev dışında şiddete uğramaya, yaralanmaya veya istismara, ihmale, ihmalkar muameleye, kötü muameleye veya istismara karşı daha büyük bir risk altında oldukları gerçeğinin farkında olarak,

             (r) Engelli çocukların diğer çocuklarla eşit koşullar altında tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden tam olarak yararlanması gereğini kabul ederek ve bu bağlamda Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne Taraf Devletlerin üstlendiği yükümlülükleri yeniden hatırlatarak,

             (s) Engellilerin insan temel hak ve özgürlüklerinden tam yararlanmasını teşvike yönelik çabalara cinsiyet eşitliği perspektifinin de eklenmesi gerektiğini vurgulayarak,

             (t) Engellilerin çoğunluğunun yoksulluk koşullarında yaşadığının altını çizerek ve bu bakımdan, yoksulluğun engelliler üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çekmenin kritik önemini kabul ederek,

             (u) Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan amaç ve ilkelere saygı üzerine kurulu barış ve güvenlik ortamının ve yürürlükteki insan hakları belgelerine riayet edilmesinin özellikle silahlı çatışma ve işgal koşullarında engellilerin korunması için vazgeçilmez olduğunu akılda tutarak,

             (v) Fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel çevreye, sağlık ve eğitim hizmetlerine, bilgiye ve iletişime erişimin engellilerin tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden tam yararlanmasını sağlamadaki önemini kabul ederek,

             (w) Diğer bireylere ve ait olduğu topluma karşı görevleri bulunan bireyin Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi’nde tanımlanan hakların güçlendirilmesi ve bu haklara riayet edilmesi için çaba gösterme yükümlülüğü altında olduğunun farkında olarak,

             (x) Ailenin toplumun doğal ve temel birimi olduğu ve toplum ve devlet tarafından korunması gerektiğinin ve engellilerin tüm insan haklarından tam ve eşit ölçüde yararlanabilmesinin sağlanabilmesi için engelliler ile aile bireylerinin gerekli koruma ve desteği alması gerektiğine inanarak,

             (y) Engellilerin haklarını ve onurunu güçlendiren ve koruyan kapsamlı bir uluslararası sözleşmenin engellilerin ağır sosyal dezavantajlarının ortadan kaldırılmasına ve onların medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel ortamlara eşit fırsatlarla katılımının teşvik edilmesine, hem gelişen hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir katkı sağlayacağına ikna olarak,

             Aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:

             Madde 1

             Amaç

             Bu Sözleşme’nin amacı, engellilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını teşvik ve temin etmek ve insanlık onurlarına saygıyı güçlendirmektir.

             Engelli kavramı diğer bireylerle eşit koşullar altında topluma tam ve etkin bir şekilde katılımlarının önünde engel teşkil eden uzun süreli fiziksel, zihinsel, düşünsel ya da algısal bozukluğu bulunan kişileri içermektedir.

             Madde 2

             Tanımlar

             İşbu Sözleşme’nin amaçları açısından;

             “İletişim” erişilebilir bilgi ve iletişim teknolojisi dahil dilleri, metin gösterimini, Braille alfabesi kullanarak ve dokunarak iletişimi, büyük harflerle baskıyı, yazılı, işitsel ve erişilebilir çoklu medyayı, sade dili, işitsel okumayı, beden dilini, diğer tür, biçem ve araçlarla gerçekleşen iletişimi içermektedir;

             “Dil” sözlü dili, işaret dilini ve sözlü olmayan diğer dilleri kapsamaktadır;

             “Engelliliğe dayalı ayrımcılık” siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya başka herhangi bir alanda insan hak ve temel özgürlüklerinin tam ve diğerleri ile eşit koşullar altında kullanılması veya bunlardan yararlanılması önünde engelliliğe dayalı olarak gerçekleştirilen her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlamayı kapsamaktadır. Engelliliğe dayalı ayrımcılık makul düzenlemelerin gerçekleştirilmemesi dahilher türlü ayrımcılığı kapsar.

             “Makul düzenleme”, engellilerin insan haklarını ve temel özgürlüklerini tam ve diğer bireylerle eşit şekilde kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını sağlamak üzere belirli bir durumda ihtiyaç duyulan, ölçüsüz veya aşırı bir yük getirmeyen, gerekli ve uygun değişiklik ve düzenlemeleri ifade eder.

             “Evrensel tasarım” ürünlerin, çevrenin, programların ve hizmetlerin özel bir ek tasarıma veya düzenlemeye gerek duyulmaksızın, mümkün olduğunca herkes tarafından kullanılabilecek şekilde tasarlanmasıdır. “Evrensel tasarım” gerek duyulduğu takdirde bazı engelli grupları için ihtiyaç duyulan yardımcı cihazların tasarımı zorunluluğunu da dışlamayacaktır.

             Madde 3

             Genel İlkeler

             İşbu Sözleşme’nin dayandığı ilkeler şunlardır:

             (a) Kendi seçimlerini yapma özgürlükleri ve bağımsızlıklarını da kapsayacak şekilde, kişilerin insanlık onuru ve bireysel özerkliklerine saygı gösterilmesi;

             (b) Ayrımcılık yapılmaması;

             (c) Engellilerin topluma tam ve etkin katılımlarının sağlanması;

             (d) Farklılıklara saygı gösterilmesi ve engellilerin insan çeşitliliğinin ve insanlığın bir parçası olarak kabul edilmesi;

             (e) Fırsat eşitliği;

             (f) Erişilebilirlik;

             (g) Kadın-erkek eşitliği;

             (h) Engelli çocukların gelişim kapasitesine ve kendi kimliklerini koruyabilme haklarına saygı duyulması.

             Madde 4

             Genel Yükümlülükler

             1. Taraf Devletler engelliliğe dayalı herhangi bir ayrımcılığa izin vermeksizin tüm engellilerin insan hak ve temel özgürlüklerinin eksiksiz olarak yaşama geçirilmesini sağlamak ve engellilerin hak ve özgürlüklerini güçlendirmekle yükümlüdür. Bu amaç doğrultusunda Taraf Devletler;

             (a) Bu Sözleşme’de tanınan hakların uygulanması için gerekli tüm yasal, idari ve diğer tedbirleri almayı;

             (b) Yürürlükte mevcut, engelliler aleyhinde ayrımcılık teşkil eden yasalar, düzenlemeler, gelenekler ve uygulamaları değiştirmek veya ortadan kaldırmak için gerekli olan, yasama faaliyetleri dahil uygun tüm tedbirleri almayı;

             (c) Tüm politika ve programlarda engellilerin insan haklarının korunmasını ve güçlendirilmesini dikkate almayı;

             (d) Bu Sözleşme’yle bağdaşmayan eylemler veya uygulamalardan kaçınmayı ve kamu kurum ve kuruluşlarının bu Sözleşme’ye uygun davranmalarını sağlamayı;

             (e) Kişiler, örgütler veya özel teşebbüslerin engelliliğe dayalı ayrımcı uygulamalarını engellemek için gerekli tüm uygun tedbirleri almayı;

             (f) Standartlar ve rehber ilkelerin geliştirilmesinde Sözleşme’nin ikinci maddesinde tanımlandığı gibi evrensel tasarımdan yararlanılması ve engellilerin özel ihtiyaçlarını karşılamak üzere evrensel olarak tasarlanmış ve mümkün olduğunca az değişikliği ve düşük maliyeti gerektiren ürünler, hizmetler, ekipman ve tesislerin araştırılması, geliştirilmesi, temini ve kullanılabilirliğini sağlamayı veya desteklemeyi;

             (g) Maliyeti karşılanabilir teknolojilere öncelik vererek bilgi ve iletişim teknolojileri, hareket kolaylaştırıcı araçlar, yardımcı teknolojiler gibi engellilere yönelik yeni teknolojilerin araştırılması, geliştirilmesi, temini ve kullanılabilirliğini sağlamayı veya desteklemeyi;

             (h) Engellilere yeni teknolojiler dahil hareket kolaylaştırıcı araçlara, yardımcı teknolojilere ve bunların beraberindeki diğer yardımcı ve destekleyici hizmetler ile tesislere ilişkin erişim bilgilerinin sağlanmasını,

             (i) Engellilerle çalışan meslek sahipleri ve işyeri personelinin bu Sözleşme’de tanınan haklara ilişkin eğitiminin geliştirilmesi ve böylece bu haklarla güvence altına alınan destek ve hizmetlerin iyileştirilmesini

             taahhüt eder.

             2. Taraf Devletler ekonomik, sosyal ve kültürel haklarla ilgili olarak kaynakları ölçüsünde azami tedbirleri almayı ve gerektiğinde uluslararası işbirliği çerçevesinde engellilerin bu haklardan tam olarak yararlanmasını aşamalı olarak sağlamak için işbu Sözleşme’de yer alan ve uluslar arası hukuka göre derhal uygulanması gereken yükümlülükleri yerine getirmeyi taahhüt eder.

             3. Taraf Devletler işbu Sözleşme’nin uygulanmasını sağlayacak yasalar ve politikaların geliştirilmesi ve yaşama geçirilmesi ile engellilere ilişkin diğer karar alma süreçlerinde engelli çocuklar da dahil olmak üzere engellilere onları temsil eden örgütler aracılığıyla sürekli danışacak ve etkin bir şekilde bu sürece dahil edeceklerdir.

             4. Bu Sözleşme’deki hiçbir hüküm engelli kişilerin haklarının sağlanması bakımından daha elverişli nitelikte olan ve Taraf Devlet’in yasalarında veya Taraf Devlet’in uymayı taahhüt ettiği uluslar arası hukuk kurallarında mevcut bulunan hükümleri etkilemeyecektir. Taraf Devletler’den herhangi birinin hukuka, sözleşmelere, hukuki düzenlemelere, geleneğe göre yürürlükte bulunan temel insan haklarından herhangi birini işbu Sözleşme’nin bu hakları öngörmediği veya daha dar kapsamlı olarak öngördüğü gerekçesiyle kısıtlaması veya kısmen değiştirmesi mümkün değildir.

             5. Bu Sözleşme’nin hükümleri herhangi bir sınırlama veya istisnaya tabi olmaksızın federal devletlerin bütün bölgelerinde uygulanır.

             Madde 5

             Ayrımcılık Yapılmaması ve Eşitlik

             1. Taraf Devletler herkesin hukuk önünde ve karşısında eşit olduğunu ve ayrımcılığa uğramaksızın hukuk tarafından eşit korunma ve hukuktan eşit yararlanma hakkına sahip olduğunu kabul eder.

             2. Taraf Devletler engelliliğe dayalı her türlü ayrımcılığı yasaklar ve engellilerin herhangi bir nedene dayalı ayrımcılığa karşı eşit ve etkin bir şekilde korunmasını güvence altına alır.

             3. Taraf Devletler eşitliği sağlamak ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak üzere engellilere yönelik makul düzenlemelerin yapılması için gerekli tüm adımları atar.

             4. Engellilerin fiili eşitliğini hızlandırmak veya sağlamak için gerekli özel tedbirler işbu Sözleşme amaçları doğrultusunda ayrımcılık olarak nitelendirilmez.

             Madde 6

             Engelli Kadınlar

             1. Taraf Devletler engelli kadınlar ile kız çocuklarının çok yönlü ayrımcılığa maruz kalmakta olduğunu kabul eder ve bu bakımdan onların tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit koşullarda yararlanmalarını sağlamaya yönelik tedbirleri alır.

             2. Taraf Devletler kadınların tam gelişimi, ilerlemesi ve güçlenmesini ve bu Sözleşme’de belirtilen insan hak ve temel özgürlüklerini kullanmalarını ve bunlardan yararlanmalarını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alır.

             Madde 7

             Engelli Çocuklar

             1. Taraf Devletler, engelli çocukların diğer çocuklarla eşit bir şekilde tüm insan temel hak ve özgürlüklerinden tam olarak yararlanmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alır.

             2. Engelli çocuklarla ilgili tüm eylemlerde çocuğun en çıkarının gözetilmesine öncelik verir.

             3. Taraf Devletler engelli çocukların kendilerini etkileyen her konuda diğer çocuklarla eşit koşullar altında görüşlerini serbestçe ifade etme hakkına sahip olmalarını, yaşları ve olgunluk seviyelerine göre görüşlerine önem verilmesini ve onlara bu hakkın tanınması için engeline ve yaşına uygun destek sunulmasını sağlar.

             Madde 8

             Bilinçlendirme

             1. Taraf Devletler, aşağıdaki amaçları gerçekleştirmek için acil, etkin ve uygun tedbirleri almayı taahhüt eder:

             (a) Aile dahil toplumun her kesiminde engellilere yönelik bilinci arttırmak ve engellilerin hakları ve insanlık onurlarına saygı duyulmasını teşvik etmek;

             (b) Yaşamın her alanında engellilere yönelen klişeler, önyargılar, incitici uygulamalar ile cinsiyet ve yaş temelli ayrımcı davranışlarla mücadele etmek;

             (c) Engelli bireylerin kapasiteleri ve katkılarına ilişkin bilinç yaratmak.

             2. Bu amaca yönelik tedbirler aşağıdakileri içermektedir:

             (a) Toplumda bilinç yaratmaya yönelik etkin kampanyaların tasarlanması, başlatılması ve sürdürülmesi:

             (i) Engelli bireylerin haklarının kabul edilebilirliği konusunda toplumun eğitimi;

             (ii) Engellilere yönelik olumlu yaklaşımların ve toplumsal bilincin artırılması;

             (iii) Engelli bireylerin becerileri, meziyetleri ve yeteneklerinin işyerlerine ve iş piyasasına katkısının toplumca tanınmasını teşvik etmek;

             (b) Erken yaştan itibaren tüm çocukların eğitim sisteminin her aşamasında engelli bireylerin insan haklarına saygıyla yaklaşmasını teşvik etmek;

             (c) Tüm kitle iletişim araçlarında engellilerin işbu Sözleşme’nin amacına uygun bir yaklaşımla tanımlanmasını cesaretlendirmek;

             (d) Engellilere ve haklarına ilişkin bilinci artırıcı eğitim programlarını desteklemek.

             Madde 9

             Erişebilirlik

             1. Taraf Devletler engellilerin bağımsız yaşayabilmelerini ve yaşamın tüm alanlarına etkin katılımını sağlamak ve engellilerin diğer bireylerle eşit koşullarda fiziki çevreye, ulaşıma, bilgi ve iletişim teknolojileri ve sistemleri dahil olacak şekilde bilgi ve iletişim olanaklarına, hem kırsal hem de kentsel alanlarda halka açık diğer tesislere ve hizmetlere erişimini sağlamak için uygun tedbirleri alacaklardır. Erişim önündeki engellerin tespitini ve ortadan kaldırılmasını da içeren bu tedbirler diğerlerinin yanında, aşağıda belirtilenlere de uygulanır:

             (a) Binalar, yollar, ulaşım araçları ve okullar, evler, sağlık tesisleri ve işyerleri dahil diğer kapalı ve açık tesisler;

             (b) Elektronik hizmetler ve acil hizmetler de dahil olmak üzere bilgi ve iletişim araçları ile diğer hizmetler.

             2. Taraf Devletler aşağıdakileri gerçekleştirmek için de uygun tedbirleri alacaklardır:

             (a) Kamuya açık veya kamu hizmetine sunulan tesis ve hizmetlere erişime ilişkin asgari standart ve rehber ilkelerin geliştirilmesi, duyurulması ve bunlara ilişkin uygulamaların izlenmesi;

             (b) Kamuya  açık tesisleri  işleten veya  kamuya hizmet  sunan  özel  girişimlerin  engellilerin ulaşılabilirliğini her açıdan dikkate almalarının sağlanması;

             (c) İlgili kişilerin engellilerin karşılaştığı ulaşılabilirlik sorunlarıyla ilgili olarak eğitilmesi;

             (d) Kamuya açık binalar ve diğer tesislerde Braille alfabesi ve anlaşılması kolay nitelik taşıyan işaretlemelerin sağlanması;

             (e) Kamuya açık binalara ve tesislere erişimi kolaylaştırmak için rehberler, okuyucular ve profesyonel işaret dili tercümanları dahil çeşitli canlı yardımların ve araçların sağlanması;

             (f) Engellilerin bilgiye erişimini sağlamak için onlara uygun yollarla yardım ve destek sunulmasının teşvik edilmesi;

             (g) Engellilerin İnternet dahil yeni bilgi ve iletişim teknolojilerine ve sistemlerine erişiminin teşvik edilmesi;

             (h) Erişilebilir bilgi ve iletişim teknolojileri ve sistemlerinin tasarım, geliştirme ve dağıtım çalışmalarının ilk aşamadan başlayarak teşvik edilmesi ve böylece bu teknoloji ve sistemlere engelliler tarafından asgari maliyetle erişilebilmesinin sağlanması.

             Madde 10

             Yaşama Hakkı

             Taraf Devletler her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alır.

             Madde 11

             Risk Durumları ve İnsani Bakımdan Acil Durumlar

             Taraf Devletler silahlı çatışma halleri, acil insani durumlar ve doğal afetler de dahil olmak üzere risk durumlarında engellilerin korunması ve güvenliğinin sağlanması için insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku dahil uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli tüm tedbirleri alır.

             Madde 12

             Yasa Önünde Eşit Tanınma

             1. Taraf Devletler, engellilerin bulundukları her yerde kişi olarak tanınma hakkına sahip olduklarını yeniden onaylar.

             2. Taraf Devletler engellilerin tüm yaşam alanlarında diğer bireylerle eşit koşullar altında hak ehliyetine sahip olduğunu kabul eder.

             3. Taraf Devletler engelli bireylerin hak ehliyetlerini kullanırken gereksinim duyabilecekleri desteği alabilmeleri için uygun tedbirleri alır.

             4. Taraf Devletler hak ehliyetinin kullanımına ilişkin tüm tedbirlerin uluslararası insan hakları hukukuna uygun olarak istismarı önleyici uygun ve etkin bir şekilde güvenceler sağlamasını temin eder. Sözkonusu güvenceler hak ehliyetinin kullanımına ilişkin tedbirlerin kişinin haklarına, iradesine ve tercihlerine saygılı olmasını, çıkar çatışmasından bağımsız olmasını, kişinin iradesine haksız bir müdahalede bulunmamasını, kişinin içinde bulunduğu koşullar ile orantılı olmasını ve bu koşulları gözetmesini, mümkün olan en kısa süre içinde uygulanmasını, yetkili, bağımsız ve tarafsız bir merci veya yargı organı tarafından sürekli olarak gözden geçirilmesini sağlamalıdır. Bu güvenceler söz konusu tedbirlerin kişinin hak ve çıkarlarını etkilediği derecede ölçülü olmalıdır.

             5. Taraf Devletler işbu Madde çerçevesinde engellilerin mülk edinmek veya mirasa hak kazanmak, mali işlerini kontrol etmek ve banka kredileri, ipotekleri ve diğer mali kredilere erişim açısından diğer bireylerle eşit haklara sahip olmasını sağlamak için uygun ve etkin bir şekilde tüm tedbirleri almalı ve engellilerin mülklerinden keyfi olarak mahrum bırakılmamasını sağlar.

             Madde 13

             Adalete Erişim

             1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında adalete etkin bir şekilde erişimini sağlamalıdır. Bunun için usule ve yaşa uygun düzenlemeler yapılmalı ve soruşturma ve diğer hazırlık aşamaları ve tanıklık dahil tüm hukuki işlemlere doğrudan ve dolaylı katılımları kolaylaştırılmalıdır.

             2. Taraf Devletler engellilerin adalete etkin bir şekilde erişimini sağlamak için polis ve cezaevi personeli dahil adalet sistemi çalışanlarının gerekli eğitimi almalarını sağlamalıdır.

             Madde 14

             Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği

             1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında aşağıdaki haklardan yararlanmasını sağlar:

             (a) Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkından yararlanma;

             (b) Özgürlüklerinden hukuka aykırı veya keyfi bir şekilde mahrum bırakılmamaları, özgürlüğün kısıtlandığı hallerin hukuka dayalı olması ve engelliliğin, hiçbir koşulda özgürlüğün kısıtlanmasının gerekçesi olarak gösterilmemesi.

             2. Taraf Devletler engelli kişiler eğer herhangi bir süreç sonunda özgürlüklerinden mahrum edildiyse; bunun diğer bireylerle eşit koşullar altında yapılmasını; engellilerin uluslararası insan hakları hukukuna uygun olarak güvencelere sahip olmasını ve makul düzenlemeye ilişkin hükümler dahil olmak üzere Sözleşme’nin hedefleri ve ilkeleriyle uyumlu muamele görmesini sağlar.

             Madde 15

             İşkence, insanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Maruz Kalmama

             1. Hiç kimse işkence veya zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya maruz kalmamalıdır. Özellikle, hiç kimse rızası alınmaksızın tıbbi veya bilimsel deneye tabi tutulmamalıdır.

             2. Taraf Devletler engellilerin işkence veya zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya karşı diğer bireylerle eşit koşullar altında korunmasını sağlamak için etkin bir şekilde tüm yasal, idari, yargısal ve diğer tedbirleri alır.

             Madde 16

             Sömürü, Şiddet veya İstismara Maruz Kalmama

             1. Taraf Devletler engellilerin ev içinde ve dışında sömürüye uğramasının, şiddete ve istismara maruz kalmasının, bu tutumların cinsiyete dayalı hali dahil her biçiminden korumak için uygun yasal, idari, sosyal, eğitsel ve diğer tüm tedbirleri alır.

             2. Taraf Devletler engellilere, ailelerine, onların bakımını sağlayanlara cinsiyetlerine ve yaşlarına uygun yardım ve desteği sağlayarak sömürü, şiddet ve istismar vakalarının nasıl önleneceğine, tespit edileceğine ve bildirileceğine dair bilgi ve eğitim vererek sömürünün, şiddetin ve istismarın her biçimini önleyici uygun tüm tedbirleri alır. Taraf Devletler koruma hizmetlerinin yaş, cinsiyet ve engellilik konularına duyarlı olmalarını sağlar.

             3. Taraf Devletler sömürünün, şiddetin ve istismarın her biçimini önlemek için engellilere hizmet etmeye yönelik tüm tesislerin ve programların bağımsız merciler tarafından etkin bir şekilde denetlenmesini sağlar.

             4. Taraf Devletler koruyucu hizmetlerin sunulması sırasında meydana gelenler de dahil olmak üzere sömürünün, şiddetin veya istismarın herhangi bir biçiminin mağduru olan engellilerin fiziksel, zihinsel ve psikolojik olarak tedavisi, rehabilitasyonu ve sosyal açıdan yeniden bütünleşmesini sağlayıcı uygun tüm tedbirleri alır. Sözkonusu iyileşme ve yeniden bütünleşme, kişinin sağlığına, öz saygısına, onuruna, özerkliğine kavuşmasını sağlar ve yaş ve cinsiyetiyle bağlantılı özel ihtiyaçlarını dikkate alır.

             5. Taraf Devletler engellilere karşı sömürü, şiddet ve istismar vakalarının tespiti, soruşturulması ve gerekli hallerde kovuşturulmasını sağlamak için kadın ve çocuk merkezli yasa ve politikalar dahil etkili yasa ve politikaları yürürlüğe koyar.

             Madde 17

             Kişisel Bütünlüğün Korunması

             Engelli her kişi, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahiptir.

             Madde 18

             Seyahat Özgürlüğü ve Uyrukluk

             1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında seyahat ve yerleşim yerini seçme özgürlüğüne ve uyrukluk hakkına sahip olduğunu kabul eder ve engellilerin aşağıdaki haklarını sağlar:

             (a) Uyrukluk kazanma ve değiştirme hakkı olması ve keyfi olarak veya engelli olması nedeniyle uyrukluktan mahrum bırakılmaması;

             (b) Kişinin engelli olması nedeniyle uyrukluğuna veya kimliğine ilişkin diğer belgeleri elde etme, bu belgelere sahip olma ve bu belgeleri kullanma veya seyahat özgürlüğünden yararlanmasını sağlamak için gerekli olabilecek göçmenlik işlemleri gibi süreçleri yürütme olanağından mahrum bırakılmaması;

             (c) Kendi ülkesi dahil herhangi bir ülkeden ayrılma özgürlüğünün olması;

             (d) Kendi ülkesine girme hakkından engelli olmasına dayanılarak veya keyfi olarak mahrum bırakılmaması.

             2. Engelli çocuklar doğum sonrasında derhal nüfusa kaydedilmeli ve doğuştan isim edinme, uyrukluk kazanma ve mümkün olduğu ölçüde kendi ebeveynlerini bilme ve onlar tarafından bakılma hakkına sahip olmalıdır.

             Madde 19

             Bağımsız Yaşayabilme ve Topluma Dahil Olma

             İşbu Sözleşmeye Taraf Devletler tüm engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında toplum içinde yaşama hakkına sahip olduğunu kabul eder ve engellilerin bu haktan eksiksiz yararlanabilmeleri ve topluma tam katılımlarını kolaylaştırmak için gerekli tedbirleri etkin bir şekilde alır. Bu çerçevede aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:

             (a) Engelliler diğer bireylerle eşit koşullar altında ikametgahlarını ve nerede ve kiminle yaşayacaklarını seçme hakkına sahiptirler ve özel bir yaşama düzenine zorlanamazlar;

             (b) Engellilerin kişisel destek dahil olmak üzere toplum içinde yaşamak ve topluma dahil olmak için ihtiyaç duydukları konut içi, kurum içi ve diğer toplumsal destek hizmetlerine erişimleri sağlanmalı ve engellilerin toplumdan tecridi ve ayrı tutulması önlenmelidir;

             (c) Kamusal hizmet ve tesisler engellilere diğer bireylerle eşit şekilde açık olmalı ve onların ihtiyaçlarına yanıt verebilmelidir.

             Madde 20

             Kişisel Hareketlilik

             Taraf Devletler engellilerin olanaklar çerçevesinde azami ölçüde bağımsız hareket edebilmesini sağlamak için etkin bir şekilde gerekli tüm tedbirleri alır. Bu tedbirler şunlardır:

             (a) Engellilerin istedikleri şekil ve zamanda ve karşılanabilir bir maliyetle hareket edebilmelerinin kolaylaştırılması;

             (b) Engellilerin hareketi kolaylaştırıcı kaliteli araç ve gerece, yardımcı teknolojilere, yardım sunan insanlara ve araçlara karşılanabilir bir maliyetle erişiminin kolaylaştırılması;

             (c) Engellilere ve engelli kişilerle çalışan uzman personele engellilerin hareket becerilerinin geliştirilmesi konusunda eğitim verilmesi;

             (d) Harekete yardımcı araç ve gereçlerle yardımcı teknolojileri üretenlerin engellilerin her türlü ihtiyacını dikkate almaları hususunda teşvik edilmesi.

             Madde 21

             Düşünce ve İfade Özgürlüğü ile Bilgiye Erişim

             Taraf Devletler engellilerin işbu Sözleşme’nin 2. Maddesinde tanımlanmış tüm iletişim araçlarını tercihe bağlı kullanabilmesi, bilgi ve fikir araştırma, alma ve verme özgürlüğü dahil düşünce ve ifade özgürlüğünden diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanabilmesi için uygun tüm tedbirleri alır. Bu tedbirler aşağıdakileri içermelidir:

             (a) Kamuya sunulması amaçlanan bilginin engellilerin erişebileceği biçimlerde ve farklı engelli gruplarına uygun teknolojilerle güncel olarak ve ek bir bedel alınmaksızın sunulması;

             (b) Engellilerin resmi temaslarda işaret dillerini, Braille alfabesini, beden dilini ve tercih ettikleri diğer tüm erişilebilir iletişim araç ve biçimlerini kullanmalarının kolaylaştırılması;

             (c) Kamuya açık hizmet sunan özel kuruluşların internet dahil olmak üzere, engellilerin erişilebileceği ve kullanılabileceği biçimde bilgi ve hizmet sunmalarının teşvik edilmesi;

             (d) İnternet aracılığıyla bilgi sunanlar dahil olmak üzere kitle iletişim hizmeti sunan kurumların hizmetlerini engellilerin erişebileceği şekillerde sunmalarının teşvik edilmesi;

             (e) İşaret dili kullanımının kabul ve teşvik edilmesi.

             Madde 22

             Özel Hayata Saygı

             1. İkametgahı ve yaşama biçimi ne olursa olsun hiçbir engelli bireyin özel hayatı, ailesi, konutu, haberleşmesi ve diğer iletişimlerine keyfi veya hukuka aykırı şekilde müdahale edilemez ve şeref ve haysiyetine yönelik hukuka aykırı uygulamalarda bulunulamaz. Engelliler söz konusu müdahale veya saldırılardan hukuken korunma hakkına sahiptir.

             2. Taraf Devletler engellilerin kişisel, sağlık ve rehabilitasyon bilgilerinin gizliliğini diğer bireyler ile eşit koşullar altında korur.

             Madde 23

             Hane ve Aile Hayatına Saygı

             1. Taraf Devletler evlilik, aile, ebeveynlik ve özel ilişkilere dair meselelerde engellilere karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için uygun tedbirleri etkin bir şekilde ve engellilerin diğer bireylerle eşit olduğunu gözeterek alır. Bu çerçevede aşağıda belirtilenler sağlanmalıdır:

             (a) Evlilik çağına gelmiş engellilerin evlenme ve aile kurma hakkının tanınması ve bu hakkın evlenmek isteyen eşlerin serbest iradeleri ve rızaları doğrultusunda kullanılması;

             (b) Engellilerin çocuklarının sayısına ve yaş aralığına, serbestçe ve sorumluluğunu taşıyarak karar verme hakkının tanınması ve yaşlarına uygun bilgiye, üreme ve aile planlaması eğitimine erişim hakkının tanınması ile bu haklarını kullanmaları için gereken araçların oluşturulması;

             (c) Çocuklar dahil olmak üzere engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında doğurganlıklarından mahrum bırakılmaması.

             2. Taraf Devletler, velayet, vesayet, kayyımlık, evlat edinme veya ulusal mevzuatta bu kavramların benzerlerinin yer aldığı kurumlar hususunda-her durumda çocukların yararlarının üstün tutulması şartıyla-engelli hakları ve sorumluluklarını güvence altına alır. Engelliler çocuklarının bakım sorumluluklarını yerine getirirken Taraf Devletler uygun desteği sunar.

             3. Taraf Devletler, engelli çocukların aile yaşamlarıyla ilgili olarak diğer bireylerle eşit haklara sahip olmasını sağlar. Taraf Devletler bu hakları yaşama geçirmek ve engelli çocukların saklanması, terk edilmesi, ihmal edilmesi ve ayrı tutulmasının önüne geçmek üzere engelli çocuklara ve ailelerine erken ve kapsamlı bilgi, hizmet ve destek sunar.

             4. Taraf Devletler, bir çocuğun ailesinin istemi olmadan ailesinden ayrılmamasını sağlar. Bunun istisnası yargısal denetime tabi yetkili mercilerin çocuğun üstün yararı gereğince ailesinden ayrılmasının gerekli olduğuna uygulanan yasa ve usuller uyarınca karar vermesidir. Hiçbir koşulda çocuğun veya ebeveynlerinden biri ya da hepsinin engelli olması nedeniyle çocuk anne ve babasından ayrı tutulamaz.

             5. Taraf Devletler, engelli çocuğun çekirdek ailesinin çocuğa bakamaması durumunda, çocuğa geniş anlamda aile üyeleri, bunun mümkün olmadığı takdirde aile ortamını sağlayacak bir sosyal çevrede alternatif bakım sağlanması için her türlü çabayı göstermeyi taahhüt eder.

             Madde 24

             Eğitim

             1. Taraf Devletler engellilerin eğitim hakkını tanır. Taraf Devletler, bu hakkın fırsat eşitliği temelinde ve ayrımcılık yapılmaksızın sağlanması için eğitim sisteminin bütünleştirici bir şekilde her seviyede engellileri içine almasını ve ömür boyu öğrenim imkanı sağlar. Bunun için aşağıdaki hedefler gözetilmelidir:

             (a) İnsan potansiyelinin, onur ve değer duygusunun tam gelişimi ve insan haklarına, temel özgürlüklere ve insan çeşitliliğine saygı duyulmasının güçlendirilmesi;

             (b) Engellilerin; kişiliklerinin, yeteneklerinin, yaratıcılıklarının, zihinsel ve fiziksel becerilerinin potansiyellerinin en üst derecesinde gelişiminin sağlanması;

             (c) Engellilerin özgür bir topluma etkin bir şekilde katılımlarının sağlanması.

             2. Taraf Devletler bu hakkın yaşama geçirilmesi için aşağıda belirtilenleri sağlar:

             (a) Engelliler engelleri nedeniyle genel eğitim sisteminden dışlanmamalı ve engelli çocuklar engelleri nedeniyle parasız ve zorunlu ilk ve ortaöğretim olanaklarının dışında tutulmamalıdır;

             (b) Engelliler yaşadıkları çevrede bütünleştirici, kaliteli ve parasız ilk ve orta öğretime diğer bireylerle eşit olarak erişebilmelidir;

             (c) Bireylerin ihtiyaçlarına göre makul düzenlemeler yapılmalıdır;

             (d) Engellilerin genel eğitimden etkin bir şekilde yararlanabilmeleri için genel eğitim sistemi içinde ihtiyaç duydukları desteği almalıdır;

             (e) Engellilere yönelik bireyselleştirilmiş etkin destekleyici tedbirler, engellilerin tam katılımı hedefine uygun olarak, akademik ve sosyal gelişimi artırıcı ortamlarda sağlanmalıdır.

             3. Taraf Devletler engellilerin toplumun eşit üyeleri olarak eğitime tam ve eşit katılımlarını kolaylaştırmak için yaşamı ve sosyal gelişim becerilerini öğrenmelerini sağlar. Taraf Devletler bu amaçla aşağıda belirtilen tedbirleri alır:

             (a) Braille ve diğer biçimlerdeki yazıların okunmasının öğrenilmesi, beden dilinin ve alternatif iletişim araçları ve biçimleri ile yeni çevreye alışma ve bu çevrede hareket etme becerilerinin öğrenilmesi, akran desteği ve rehberlik hizmetlerinin kolaylaştırılması;

             (b) İşaret dilinin öğrenilmesine, işitme ve konuşma engellilerin dilsel kimliğinin gelişimine yardımcı olunması;

             (c) Görme, işitme veya hem görme hem işitme-konuşma engellilerin özellikle çocukların eğitiminin en uygun dille, iletişim araç ve biçimleriyle, onların akademik ve sosyal gelişimini artırıcı ortamlarda sunulmasının sağlanması.

             4. Taraf Devletler bu hakkın yaşama geçmesini sağlamak için, engelli olanlar dahil olmak üzere, işaret dilini ve Braille alfabesini bilen öğretmenlerin işe alınması ve eğitimin her düzeyinde çalışan uzmanların ve personelin eğitimi için uygun tedbirleri alır. Sözkonusu eğitim engelliliğe ilişkin bilincin artırılmasını, alternatif iletişim araç ve biçimleri ile destekleyici eğitim tekniklerinin ve materyallerinin kullanılmasını içermelidir.

             5. Taraf Devletler engellilerin genel yüksek okul eğitimine, mesleki eğitime, erişkin eğitimine ve ömürboyu süren eğitime ayrımcılığa uğramaksızın diğer bireylerle eşit koşullar altında erişimini sağlar. Taraf Devletler bu amaçla engellilerin ihtiyaçlarına uygun makul düzenlemelerin yapılmasını temin eder.

             Madde 25

             Sağlık

             Taraf Devletler engellilerin engelliliğe dayalı ayrımcılığa uğramaksızın ulaşılabilir en yüksek sağlık standardından yararlanma hakkını tanır. Taraf Devletler engellilerin sağlıkla ilgili olarak rehabilitasyon da dahil olmak üzere, cinsiyete duyarlı sağlık hizmetlerine erişimini mümkün kılmak için uygun tüm tedbirleri alır.

             Taraf Devletler;

             (a) Parasız veya karşılanabilir bir maliyetle sağlanan sağlık bakımı ve programlarının, engellilere diğer bireylerle aynı kapsam, kalite ve standartta sağlanmasını ve bu hizmetlerin cinsel ve üreme sağlığı ile halk sağlığı programlarını da içermesini sağlar;

             (b) Engellilerin özellikle engellilikleri nedeniyle gereksinim duyduğu sağlık hizmetlerini sağlar. Bu sağlık hizmetleri erken tanı ve mümkünse müdahaleyi, çocuklar ve yaşlılar dahil olmak üzere, engelliliğin azaltılmasını ya da artmasını önlemeyi hedefleyen hizmetleri kapsamalıdır;

             (c) Sağlık hizmetlerini kırsal alanlar dahil olmak üzere mümkün olduğu kadar kişilerin yaşadıkları yerlerin yakınına götürülmesini temin eder;

             (d) Sağlık profesyonellerinin engellilere sunduğu tıbbi bakımın diğer bireylere sundukları bakımla aynı kalitede olmasını ve bu bakımın hastaların bağımsız ve aydınlatılmış onaylarına dayanmasını sağlamak amacıyla diğer tedbirlerin yanısıra eğitim vererek, kamu kurumları ile özel kurumlar tarafından sunulan sağlık bakımının etik standartlarını yayımlayarak engellilerin insan hakları, onuru, özerkliği ve ihtiyaçları hakkında bilinç yaratır;

             (e) Ulusal mevzuatın sağlık ve yaşam sigortasını düzenlediği hallerde engellilerin bu sigortalardan yararlanmaları bakımından ayrımcılık yapılmasını yasaklar ve sigortanın adil ve makul olmasını sağlar;

             (f) Engelliliğe dayalı olarak sağlık bakımı veya hizmetlerinin sunulmamasını veya yiyecek ve içecek verilmemesini önlemek üzere gerekli tedbirleri alır.

             Madde 26

             Habilitasyon ve Rehabilitasyon

             1. Taraf Devletler engellilerin azami bağımsızlığını, tam fiziksel, zihinsel, sosyal ve mesleki becerilerini elde etmelerini ve yaşamın her alanına tam katılımlarını sağlamak için akran desteği dahil uygun tedbirleri etkin bir şekilde alır. Bu bakımdan Taraf Devletler özellikle sağlık, istihdam, eğitim ve sosyal hizmetler alanlarında kapsamlı habilitasyon ve rehabilitasyon hizmetlerini sunar; mevcut hizmetleri güçlendirir ve genişletir. Bunun için şöyle bir yol izlemelidirler:

             (a) Habilitasyon ve rehabilitasyon hizmet ve programları mümkün olan en erken evrede başlamalıdır ve bireylerin ihtiyaçlarının ve güçlü olduğu yönlerin çok-disiplinli bir çerçevede değerlendirilmesine dayanmalıdır;

             (b) Engellilerin topluma katılımını ve toplumla bütünleşmesini destekleyen habilitasyon ve rehabilitasyon hizmet ve programlarına katılmak rızaya dayalı olmalıdır ve bu hizmet ve programlar kırsal alanlar dahil olmak üzere, engellilerin yaşadıkları yerlerin mümkün olduğu kadar yakınında sunulmalıdır.

             2. Taraf Devletler habilitasyon ve rehabilitasyon hizmetlerinde çalışan profesyoneller ve personel için, temel ve sürekli eğitim programları geliştirilmesini destekler.

             3. Taraf Devletler engelliler için hazırlanmış, habilitasyon ve rehabilitasyonla ilgili yardımcı cihazlar ve teknolojilerin erişilebilirliğini, bunlara ilişkin bilgiyi ve bunların kullanımını teşvik eder.

             Madde 27

             Çalışma ve İstihdam

             1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında çalışma hakkına sahip olduğunu kabul eder. Bu hak, engellilerin, açık, bütünleştirici ve erişilebilir bir iş piyasası ve çalışma ortamında serbestçe seçtikleri bir işle hayatlarını kazanmaları fırsatını da içerir. Taraf Devletler çalışırken engelli olanlar dahil olmak üzere tüm engellilerin çalışma hakkının yaşama geçmesini yasama çalışmalarını da içeren uygun tüm tedbirleri alarak güvence altına alır. Taraf Devletler bunların yanısıra;

             (a) İşe alım ve istihdam edilme koşullarında, istihdamın sürekliliği, kariyer gelişimi ve sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları dahil olmak üzere, istihdama ilişkin her hususta, engelliliğe dayalı ayrımcılığı yasaklar;

             (b) Fırsat eşitliği, eşit değerde işe eşit ücret ilkesi, tacizden korunma ve mağduriyetin giderilmesi, güvenli ve sağlıklı çalışma koşulları dahil olmak üzere diğer bireylerle eşit koşullar altında adil ve uygun çalışma koşullarının sağlanmasına ilişkin olarak engellilerin haklarını korur;

             (c) Engellilerin iş ve sendikal haklarını diğer bireylerle eşit koşullar altında kullana bilmelerini sağlar;

             (d) Engellilerin genel teknik ve mesleki rehberlik programlarına, yerleştirme hizmetlerine, mesleki ve sürekli eğitime diğer bireylerle eşit koşullar altında etkin bir şekilde erişimini sağlar;

             (e) İş piyasasında engellilerin istihdam olanaklarının ve kariyer gelişiminin desteklenmesine ve engellilerin iş aramasına veya işe başlamasına, çalışmaya devam etmesine ve işe geri dönmelerine yardım eder;

             (f) Serbest çalışma, girişimcilik, kooperatif kurma ve kendi işini kurma konusundaki fırsatları geliştirir;

             (g) Engellileri kamu sektöründe istihdam eder;

             (h) Olumlu eylem programları, teşvikler ve diğer tedbirleri de içerebilecek uygun politika ve önlemlerle, engellilerin özel sektörde istihdam edilmelerini destekler;

             (i) Engellilerin çalıştığı işyerlerinde makul düzenlemelerin yapılmasını sağlar;

             (j) Engellilerin açık iş piyasasında iş deneyimi kazanmasını temin eder;

             (k) Engelliler için mesleki rehabilitasyon, işte kalma ve işe dönüş programları yürütür.

             2. Taraf Devletler engellilerin kölelik altında tutulmalarını engeller ve engellileri zorla veya mecburi çalışmaya karşı diğer bireylerle eşit koşullar altında korur.

             Madde 28

             Yeterli Yaşam Standardı ve Sosyal Korunma

             1. Taraf Devletler, engellilerin yiyecek, giysi ve barınma dahil kendileri ve aileleri için yeterli yaşam standardı hakkını ve yaşam koşullarının sürekli olarak iyileştirilmesi hakkını tanır. Taraf Devletler bu hakkın engelli olmaları nedeniyle ayrımcılığa uğramaksızın tanınmasını temin etmek için gerekli adımları atar.

             2. Taraf Devletler engellilerin sosyal korunma ve engelliliğe dayalı ayrımcılığa uğramadan bu haktan yararlanma hakkını tanır ve aşağıda belirtilen tedbirler dahil olmak üzere bahsekonu hakkın tanınmasını temin etmek ve geliştirmek için gerekli adımları atar:

             (a) Engellilerin temiz su hizmetlerine, uygun ve bedeli ödenebilir hizmetlere eşit erişimlerini sağlamak ve engellilerin ihtiyaçlarına ilişkin araç-gereç ve diğer yardımlara erişimlerini temin etmek;

             (b) Özellikle engelli kadın ve kızlar ve engelli yaşlılar dahil olmak üzere, engellilerin sosyal koruma programlarına ve yoksulluk azaltıcı programlara erişimini sağlamak;

             (c) Yoksulluk koşullarında yaşayan engellilerin ve ailelerinin uygun eğitim, danışmanlık, mali yardım ve süreli bakım dahil engelliliğe ilişkin harcamalarında devlet yardımına erişimini sağlamak;

             (d) Engellilerin toplu konut programlarına erişimini sağlamak;

             (e) Engellilerin emeklilik fırsatları ve programlarına eşit erişimini sağlamak.

             Madde 29

             Siyasal ve Toplumsal Yaşama Katılım

             Taraf Devletler, engellilerin siyasi haklarını ve diğer bireylerle eşit koşullar altında bunlardan yararlanma fırsatını güvence altına alır ve aşağıda belirtilenleri yerine getirir:

             (a) Diğerlerinin yanısıra aşağıda belirtilenler yoluyla, engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında seçme ve seçilme hakları dahil olmak üzere siyasi ve kamusal yaşama etkin şekilde ve tam katılımını doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığıyla sağlamak,

             (i) Seçim usullerinin, tesislerinin, materyallerinin uygun, erişilebilir ve anlaşılması ve kullanılmasının kolay olmasını sağlamak,

             (ii) Engellilerin, seçimlerde ve referandumlarda baskıya uğramadan, gizli oy kullanarak, aday olma ve etkili bir mevkide görev alma ve devletin tüm kademelerinde tüm kamu görevlerini yerine getirme haklarını koruyarak, uygun olan yardımcı ve yeni teknolojilerin kullanılmasını kolaylaştırmak,

             (iii) Engellilerin seçmen olarak tercihlerini özgürce ifade edebilmelerini güvence altına alarak ve bu amaçla gerektiğinde, talep etmeleri durumunda oy kullanırken kendi seçtikleri bir kişinin desteğini almalarına izin vermek,

             (b) Engellilerin ayrımcılığa uğramadan, diğer bireylerle eşit koşullar altında, kamu işlerinin idaresinde etkin ve tam katılımlarının sağlanacağı bir ortamı yaratmak ve aşağıda belirtilenler de dahilolmak üzere, kamu işlerine katılımlarının cesaretlendirmek;

             (i) Ülkenin kamusal ve siyasi yaşamı ile ilgili sivil toplum kuruluşları, dernekler ve siyasi partilerin etkinliklerine ve yönetimine katılım;

             (ii) Engellileri uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerde temsil eden engelli örgütlerinin kurulması ve engellilerin içinde yer almalarının sağlanması.

             Madde 30

             Kültürel Yaşama, Dinlenme, Boş Zaman Aktiviteleri ve Spor Faaliyetlerine Katılım

             1. Taraf Devletler engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında kültürel yaşama katılım hakkını tanır ve engellilerin aşağıda belirtilenlerden yararlanmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alır:

             (a) Kültürel materyallere ulaşılabilir biçimleri aracılığıyla erişmek;

             (b) Televizyon programlarına, filmlere, tiyatroya ve diğer kültürel etkinliklere ulaşılabilir biçimleri aracılığıyla erişmek;

             (c) Tiyatro, müze, sinema, kütüphane ve turistik hizmetler gibi kültürel etkinliklerin yapıldığı veya hizmetlerin sunulduğu yerlere ve ayrıca mümkün olduğu ölçüde ulusal kültür açısından önemli anıtlar ve alanlara erişmek.

             2. Taraf Devletler, sadece engellilerin yararı için değil, toplumu zenginleştirmek amacıyla da engellilerin yaratıcı, sanatsal ve entelektüel kapasitelerini geliştirme ve kullanma imkanına sahip olmalarını sağlayıcı gerekli tedbirleri alacaklardır.

             3. Taraf Devletler, uluslararası hukuka uygun olarak, fikri mülkiyet haklarını koruyan yasaların, engellilerin kültürel materyallere erişimine uygun olmayan veya ayrımcılık yaratan bir engel çıkarmaması için tüm uygun tedbirleri alır.

             4. Engelliler, diğer bireylerle eşit koşullar altında, kendilerinin özel kültürel ve dil kimliklerinin, örneğin işaret dilleri ve işitme engelliler kültürü, tanınması ve desteklenmesi hakkına sahiptir.

             5. Taraf Devletler, engellilerin eğlence, dinlenme ve spor etkinliklerine diğer bireylerle eşit koşullar altında katılımını sağlamak amacıyla aşağıda yazılı tedbirleri alır:

             (a) Engellilerin her seviyedeki genel spor etkinliklerine mümkün olduğunca tam katılımını cesaretlendirmek ve artırmak;

             (b) Engellilerin, özel spor ve eğlence etkinliklerini örgütleme, geliştirme ve bu etkinliklere katılma imkanına sahip olmasını temin etmek ve bu nedenle, diğer bireylerle eşit koşullar altında onlara uygun bilgi ve eğitimin verilmesini ve kaynakların sunulmasını sağlamak;

             (c) Engellilerin spor, eğlence yerleri ile turistik alanlara erişimini sağlamak;

             (d) Engelli çocukların, okullardaki etkinlikler dahil olmak üzere, oyun, eğlence, boş zaman aktiviteleri ve spor etkinliklerine eşit şekilde katılabilmelerini sağlamak;

             (e) Eğlence, turistik, boş zaman aktiviteleri ve spor etkinliklerini organize edenlerin sunduğu hizmetlere engellilerin erişebilmesini sağlamak.

             Madde 31

             İstatistikler ve Veri Toplama

             1. Taraf Devletler bu Sözleşmenin uygulanması açısından gerekli politikaları formüle etmeleri ve geliştirmelerinde kendilerine yol gösterecek, istatistik veriler ve araştırmalar da dahil olmak üzere uygun bilgileri toplar. Bilgi toplama ve bilginin sürdürülebilirliği için aşağıdaki noktalar dikkate alınır:

             (a) Verinin korunması, engelli kişilerin özel yaşamlarına saygı ve gizliliğin sağlanmasına ilişkin yasal olarak oluşturulmuş güvenlik tedbirlerine uygun olmalıdır.

             (b) İstatistiklerin toplanması ve kullanımında insan hakları, temel özgürlükler ve etik ilkelerin korunması konularındaki uluslararası düzeyde kabul edilen normlara uygunluk aranmalıdır.

             2. Bu Maddeye göre toplanan bilginin, uygun olması halinde, dağıtılması ve mevcut sözleşme kapsamında taraf devletlerin uygulamalarının değerlendirilmesi ve engellilerin haklarını kullanırken karşılaştıkları güçlüklerin ortaya konulmasında kullanılması sağlanmalıdır.

             3. Taraf Devletler topladıkları istatistiklerin dağıtılması konusunda sorumluluk almalı ve bu verilerin engelli kişiler ve diğerleri için erişilebilir olmasını sağlamalıdır.

             Madde 32

             Uluslararası İşbirliği

             1. Taraf Devletler bu sözleşmenin amaç ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesine yönelik olarak ulusal çabaların desteklenmesi konusunda uluslararası işbirliğinin önemini kabul eder ve teşvik eder. Bu doğrultuda devletlerarası ve devletler düzeyinde, gerektiğinde ilgili uluslararası ve bölgesel örgütler ve sivil toplumla özellikle engellilere yönelik örgütlerle işbirliğini sağlamak üzere gerekli tedbirleri alır. Bu tedbirler diğerlerinin yanı sıra şunları içerir:

             (a) Uluslararası kalkınma programları da dahil olmak üzere uluslararası işbirliğinin, engellileri kapsamasını ve engelliler için erişilebilir olmasını güvence altına almak,

             (b) Bilgi, deneyim ve eğitim programları ve iyi uygulamaların değişimi ve paylaşımı aracılığıyla kapasite geliştirmeyi teşvik etmek ve desteklemek,

             (c) Araştırma, bilimsel ve teknik bilgiye erişim konularında işbirliğini geliştirmek,

             (d) Erişilebilir ve destek sağlayıcı teknolojilere ulaşımın sağlanması aracılığıyla ve teknoloji transferi yoluyla uygun görülen teknik ve ekonomik yardımı sağlamak.

             2. Bu Maddenin hükümleri, her taraf devletin mevcut sözleşmenin getirdiği yükümlülükleri yerine getirmesini gözardı etmez.

             Madde 33

             Ulusal Uygulama ve Denetim

             1. Taraf Devletler kendi örgütlenme biçimlerine uygun olarak mevcut sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili konular için hükümet içinde bir veya daha fazla kilit nokta tahsis eder ve hükümet içinde farklı sektörler ve farklı düzeylerdeki konuyla ilgili faaliyetlerin teşvik edilmesi için koordinasyon mekanizması kurar.

             2. Taraf Devletler, kendi bünyeleri içerisinde, işbu Sözleşmeyi teşvik ve temin edip düzeltmek amacıyla kendi yasal ve idari sistemlerine uygun olan ve bir veya daha fazla bağımsız mekanizmayı içeren bir yapı bulundurur veya kurar ve bu yapıyı güçlendirir. Taraf Devletler bu yapıyı kurarken, insan haklarının teşviki ve korunması için ulusal kurumların statü ve işleyişine ilişkin ilkeleri de gözönünde bulundururlar.

             3. Taraf Devletler, başta engelliler ve onları temsil eden kuruluşlar olmak üzere sivil toplumun denetim sürecine tam katılımını sağlar.

             Madde 34

             Engelli Hakları Komitesi

             1. İşbu Sözleşmede verilen görevleri yerine getirmek üzere bir Engelli Hakları Komitesi kurulur (bundan sonra “Komite” olarak adlandırılacaktır).

             2. Komite, işbu Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarihte 12 uzmandan oluşur. 60 onay veya katılımdan sonra, Komite’nin üye sayısı altı kişi arttırılarak azami üye sayısı olan 18’e ulaşılır.

             3. Komite üyeleri kişisel kapasiteleri ölçüsünde çalışmalı ve ahlaki değerleri yüksek, sözleşmenin içerdiği alanlarla ilgili başarıları ve deneyimleri kabul gören kişiler arasından seçilmelidirler. Taraf Devletler, adaylarını belirlerken bu sözleşmenin 4. Maddesinin 3. paragrafındaki hükümleri göz önünde bulundurmaya davet edilir.

             4. Komite üyeleri Taraf Devletlerce seçilir. Taraf Devletler komite üyelerinin seçiminde eşit coğrafi dağılım, farklı medeniyetlerin ve yasal sistemlerin temsil edilmesi, kadın-erkek temsilinin dengeli olması ve engelli uzmanların katılımı hususlarını dikkate alır.

             5. Komite üyeleri, Taraf Devletler Konferansı sırasında, Sözleşmeye Taraf Devletlerin vatandaşları arasından belirlediği adaylardan oluşan bir listeden gizli oyla seçilir. Taraf Devlet sayısının 2/3’ünün karar yeter sayısı olduğu bu toplantılarda, en fazla oyu alan ve temsil edilen devletlerin oylarının mutlak çoğunluğuna ulaşan kişiler seçimi kazanırlar.

             6. İlk seçim, Sözleşmenin yürürlüğe girişinden itibaren altı ay içinde yapılır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, her seçimden en az dört ay önce Taraf Devletlere yazı göndererek iki ay içinde adaylarını bildirmelerini ister. Genel Sekreter, taraf devletlerce gösterilen ve sözleşmeye uygun olan adaylarını adlarını alfabetik sıraya göre, kendisini aday gösteren Taraf Devletin adıyla birlikte listeler ve Sözleşmeye taraf devletlere gönderir.

             7. Komite üyeleri dört yıllık bir dönem için seçilir. Üyeler, sadece bir dönem daha tekrar seçilebilirler. Ancak, ilk seçimlerde seçilen altı üyenin dönemi iki yıl sonunda biter. Bu altı üye, ilk seçimlerin hemen ardından, bu maddenin 5. paragrafında bahsekonu oturum başkanı tarafından kura yöntemiyle belirlenir.

             8. Altı yeni üyenin seçimi, bu Maddenin ilgili hükümlerine göre gerçekleştirilen düzenli seçimlerle yapılır.

             9. Komite üyelerinden biri ölüm, istifa ya da başka herhangi bir nedenle süresi dolmadan görevinden ayrılırsa, temsil ettiği Taraf Devlet, bu Maddenin ilgili hükümlerinde aranan nitelik ve yeterliliklere sahip bir başka uzmanı atar. Yeni üye kalan süreyi tamamlar.

             10. Komite çalışmalarıyla ilgili kurallarını kendisi belirler.

             11. Komitenin bu Sözleşmeyle verilen görevlerini etkin olarak yerine getirebilmesini teminen gereksinim duyacağı personel ve diğer ihtiyaçları Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından sağlanır. Ayrıca, Genel Sekreter Komite’yi ilk toplantı için toplar.

             12. Bu Sözleşme hükümlerine göre kurulan Komitenin üyeleri, Genel Kurulun kararıyla, Birleşmiş Milletler kaynaklarından bir ücret alır. Genel Kurul bu kararı verirken Komite’nin sorumluluklarını dikkate alır.

             13. Komite üyeleri, Birleşmiş Milletler misyonlarında görevli uzmanlar olarak Ayrıcalık ve Bağışıklıklar Sözleşmesinin ilgili kısımlarında yer alan imkan, ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanırlar.

             Madde 35

             Taraf Devletlerce Sunulacak Raporlar

             1. Her Taraf Devlet, Sözleşmenin ilgili Devlet için yürürlüğe girmesinden sonra iki yıl içerisinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla Komiteye Sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmesi için alınan önlemeler ve kaydedilen gelişmeler hakkında kapsamlı bir rapor sunar.

             2. Bundan sonra, Taraf Devletler en az dört yılda bir ve buna ilave olarak zamana bağlı olmaksızın Komitenin talep etmesi durumunda müteakip raporları sunar.

             3. Komite, raporların içeriği için başvurulabilecek temel noktaları belirler.

             4. Komiteye ilk kapsamlı raporunu sunan bir Taraf Devletin müteakip raporlarının eski bilgileri içermesine gerek yoktur. Taraf Devletler komiteye rapor hazırlarken, açık ve şeffaf bir yöntem izlemeli ve bu Sözleşmenin 4. Maddesinin 3 paragrafındaki hükümleri gözönünde bulundurmalıdır.

             5. Raporlar, Sözleşme yükümlülüklerinin yerine getirilme düzeyini etkileyen güçlükleri ve etkenleri de içerebilir.

             Madde 36

             Raporların Değerlendirilmesi

             1. Komite, her raporu inceler, varsa önerilerini ve genel yorumlarını da ekleyerek ilgili devlete geri gönderir. Taraf devlet, seçtiği herhangi bir bilgiyle komiteye yanıt verir. Komite, Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin ek bilgileri Taraf Devletlerden isteyebilir.

             2. Bir Taraf Devlet, raporunu sunmada kaydadeğer ölçüde geç kalmışsa Komite, ilgili devlete, raporun sunulması yönünde çağrıda bulunabilir. Bu çağrıyı takip eden üç ay içerisinde sözkonusu rapor Komite’ye iletilmezse, Komite sözleşme hükümlerinin bahsekonu ülkede yerine getirilmesine yönelik çalışmaların gözden geçirilmesi ihtiyacının ortaya çıktığı yönde bildirimde bulunabilir. Taraf Devlet bu bildirime sözkonusu raporu sunarak yanıt verirse, bu maddenin birinci paragrafının hükümleri uygulanır.

             3. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri raporların erişilebilir olmasını sağlar.

             4. Taraf Devletler raporlarının, kendi ülkelerindeki kamuoyu için geniş ölçüde erişilebilir olmasını sağlar ve sözkonusu raporlara tavsiye ve önerilerin getirilmesini teşvik eder.

             5. Komite, uygun gördüğü takdirde, içinde teknik yardım talebi ya da belirtisi bulunan raporları, kendi görüş ve önerileriyle Birleşmiş Milletler ihtisas kuruluşları, fon ve programları ile ilgili diğer kuruluşlara iletebilir.

             Madde 37

             Taraf Devletler ve Komite Arasındaki İşbirliği

             1. Taraf Devletlerin her biri Komite’yle işbirliği yapmalı ve üyelere görevlerini yerine getirmede yardımcı olmalıdır.

             2. Komite, Taraf Devletlerle ilişkisi çerçevesinde, bir devlete sözleşmenin uygulanması için ulusal kapasitesini geliştirici yollar ve araçlar konularında uluslararası işbirliği de dahil sorumluluklar verir.

             Madde 38

             Komitenin Diğer Organlarla İlişkisi

             Sözleşme hükümlerinin etkin olarak yerine getirilmesinin güçlendirilmesi ve sözleşmenin kapsadığı alanla ilgili uluslararası işbirliğinin teşvik edilmesi açısından:

             1. Birleşmiş Milletler’in ihtisas kuruluşları ve diğer organları, sözleşmenin, kendi çalışma alanlarına giren hükümlerinin uygulanmasının incelenmesi sırasında temsil edilmelidir. Komite, uygun görmesi halinde, ihtisas kuruluşları ve diğer organları, bu Sözleşmenin alanlarıyla ilgili hükümlerin nasıl yerine getirileceği hakkında uzman görüşüne başvurmak üzere çağırabilir. Komite, ihtisas kuruluşları ve diğer organlardan, sözleşmenin kendi faaliyet alanlarıyla ilgili uygulamalarına ilişkin rapor sunmalarını isteyebilir.

             2. Komite, yetkisini kullanırken, raporlama ilkeleri, önerileri ve genel yorumlarında tutarlılığı sağlayabilmek, yetki ve görev alanlarının çatışmasından kaçınmak açısından, uygun görmesi halinde, uluslararası insan hakları anlaşmalarıyla oluşturulan diğer ilgili organlara danışır.

             Madde 39

             Komitenin Raporu

             Komite, her iki yılda bir, faaliyetleri hakkında, Genel Kurul ve Ekonomik ve Sosyal Konsey’e rapor sunar. Komite raporunda ayrıca, Taraf Devletlerden alınan bilgiler ve raporların incelenmesi doğrultusunda ortaya çıkan öneri ve genel yorumları da belirtebilir. Bu öneri ve değerlendirmeler, Taraf Devletlerin olabilecek yorumlarıyla birlikte Komite raporunda yer alır.

             Madde 40

             Taraf Devletler Konferansı

             1. Taraf Devletler sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi ile ilgili konuları tartışabilmek için düzenli aralıklarla Taraf Devletler Konferansı’nda biraraya gelir.

             2. Sözleşmenin yürürlüğe girmesini takip eden altı ay içinde ilk Taraf Devletler Konferansı Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin çağrısıyla toplanır. Bundan sonraki toplantılar Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından iki yılda bir ya da Taraf Devletler Konferansı’nın kararıyla toplanır.

             Madde 41

             Depozitör

             Sözleşmenin depozitörlük görevini Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri yürütür.

             Madde 42

             İmzalanma

             İşbu Sözleşme, 30 Mart 2007 tarihinden itibaren, New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde, tüm devletler ve bölgesel bütünleşme örgütlerinin imzasına açılır.

             Madde 43

             Bağlanma İradesi

             İşbu Sözleşme, imzacı Devletlerin onaylamasına ve bölgesel bütünleşme örgütlerinin resmi teyidine tabidir. Sözleşmeyi imzalamamış devlet veya bölgesel bütünleşme örgütlerinin katılımına açıktır.

             Madde 44

             Bölgesel Bütünleşme Örgütleri

             1. “Bölgesel bütünleşme örgütü”, belirli bir bölgedeki bağımsız devletlerce kurulan ve bu sözleşme kapsamındaki konulardaki yetkilerini devrettikleri örgütü ifade etmektedir. Bu örgütler, onay veya katılım belgelerinde Sözleşme kapsamına giren konulardaki yetki düzeylerini açıklarlar. Sonrasında, bu yetki düzeylerinde değişiklik olduğu takdirde depozitorü bilgilendirirler.

             2. Mevcut Sözleşmede “Taraf Devletler”e yapılan atıflar, yetkileri dahilinde bu örgütlere uygulanacaktır.

             3. 45. maddenin 1. paragrafı, 47. maddenin 2. ve 3. paragrafları açılarından, bölgesel bütünleşme örgütlerince depozit edilen belgeler sayıma dahil edilmez.

             4. Bölgesel bütünleşme örgütleri, Taraf Devletler konferansında yetkileri kapsamındaki konular hakkında oy kullanabilirler. Oyları, bu Sözleşmeye taraf üyelerinin sayısı kadardır. Bünyesindeki Taraf Devletlerden birinin oy kullanması durumunda bu örgütler oy haklarını kullanamazlar. Bu kural, tersi için de geçerlidir.

             Madde 45

             Yürürlüğe Girme

             1. İşbu Sözleşme, 20. onay veya katılım belgesinin depozit edilmesini takip eden 30. gün yürürlüğe girer.

             2. Sözkonusu 20. belgenin depozit edilmesinin ardından Sözleşme, onu imzalayan, resmen teyid eden veya ona katılan herhangi bir devlet ya da bölgesel bütünleşme örgütü için, onay belgelerini depozit etmelerini takip eden 30. gün yürürlüğe girer.

             Madde 46

             Çekinceler

             1. Mevcut Sözleşmenin kapsamı ve amaçlarıyla uyumlu olmayan çekinceler kabul edilemez.

             2. İleri sürülen çekinceler her zaman geri çekilebilir.

             Madde 47

             Değişiklikler

             1. Herhangi bir Taraf Devlet Sözleşme üzerinde bir değişiklik önererek, bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bildirebilir. Genel Sekreter, öneriyi Taraf Devletlere bildirerek, tartışılıp karara bağlanması için bir konferans toplanması hakkındaki görüşlerini sorar. Bildirimi takip eden dört ay içinde Taraf Devletlerin en az 1/3’ü konferansın toplanmasından yana görüş bildirirse, Genel Sekreter, Birleşmiş Milletlerin himayesi altında Taraf Devletleri toplantıya davet eder. Sözkonusu değişiklik tasarısı, toplantı sırasında mevcut bulunan ve oy kullanan Taraf Devletlerin 2/3’ünün desteğini alması durumunda kabul edilir ve Genel Sekreter tarafından, onay için Genel Kurul’a, daha sonra ise kabulleri için tüm Taraf Devletlere iletilir.

             2. Paragraf 1’e göre kabul edilen ve onaylanan bir değişiklik, anılan değişikliğin kabulü sırasında hazır bulunan Taraf Devlet sayısının 2/3’ü kadar onay belgesinin depozit edilmesini takip eden 30. günde yürürlüğe girer. Daha sonra, bahsekonu değişiklik herhangi bir Taraf Devlet için, kendi onay belgesini depozit etmesini takip eden 30. günde yürürlüğe girer. Bir değişiklik, sadece onu kabul eden devletleri bağlar.

             3. Taraf Devletler konferansı sırasında oybirliğiyle karar verildiği takdirde, Paragraf 1 çerçevesinde kabul edilen ve onaylanan ve Sözleşmenin sadece 34, 38, 39 ve 40. maddelerine ilişkin bir değişiklik, anılan değişikliğin kabulü sırasında hazır bulunan Taraf Devlet sayısının 2/3’ü kadar onay belgesinin depozit edilmesini takip eden 30. günde tüm Taraf Devletler için yürürlüğe girer.

             Madde 48

             Çekilme

             Herhangi bir Taraf Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yazılı olarak bildirmek suretiyle sözleşmeden çekilebilir. Bu çekilme, sözkonusu bildirimin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince alınışından 1 yıl sonra geçerlilik kazanır.

             Madde 49

             Erişilebilir Format

             Bu sözleşme erişilebilir formatlarda hazır bulundurulur.

             Madde 50

             Orijinal Metinler

             Bu sözleşmenin Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinleri orijinalinin aynıdır.

             Aşağıda imzaları bulunan ve temsil ettikleri devletlerce tam olarak yetkili kılınmış katılımcılar işbu Sözleşme’yi temsil ettikleri Devlet namına imzalamışlardır.

 

 

 

3 Aralık – Hukuk Takvimi

0
3 Aralık – Hukuk Takvimi
1854 İngiliz sömürgesi olan Avustralya’da Eureka Stockade Savaşı gerçekleşti. Victoria Ballarat’ta 20’den fazla altın madencisi, maden ruhsatları ile ilgili çıkan bir isyanda, eyalet askerleri tarafından öldürüldü.

1884 Hintli avukat, bağımsız aktivist ve ilk cumhurbaşkanı Rajendra Prasad doğdu. (Ölümü: 28 Şubat 1963) Kalküta Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1907’de aynı üniversitede Ekonomi alanında yüksek lisans yaptı. Çeşitli eğitim kurumlarında öğretmen olarak görev yaptı. Langat Singh Kolejinde görev aldı. Daha sonra hukuk eğitimi almak için kolejden ayrıldı ve Kalküta’daki Ripon Koleji’ne girdi. (Bugünkü adıyla Surendranath Hukuk Fakültesi) 1909’da Kalküta’da hukuk öğrenimini sürdürürken aynı zamanda Kalküta Şehir Koleji’nde iktisat dersleri verdi. 1911 yılında Hindistan Ulusal Kongresi’ne katıldı. Bihar ve Odisha bölgesinin lideri oldu ve Mahatma Gandhi’yi destekledi. 1915’te Kalküta Üniversitesi Hukuk Bölümü’nde yüksek lisansını ve daha sonra da Allahabad Üniversitesi’nde hukuk alanındaki doktorasını tamamladı. Bhagalpur’da avukatlık yaptı. 1916’da Bihar ve Odisha Yüksek Mahkemesine katıldı. 1917’de Patna Üniversitesi Senatosu ve Sendikasının ilk üyelerinden biri oldu. Mahatma Gandhi’nin ve bağımsızlık hareketinin destekçisi oldu,  onunla birlikte hareket ettiği ve isyana katıldığı için İngilizler tarafından birkaç kez hapse atıldı. 1947’de bağımsızlığın ardından Hindistan Anayasasının hazırlanmasında öncü oldu. Geçici parlamentoda görev alarak Hindistan Kurucu Meclisi Başkanı seçildi. Yapılan seçimlerde Hindistan’ın ilk cumhurbaşkanı oldu ve 1950’den 1962’ye kadar bu görevi sürdürdü. 28 Şubat 1963’te yaşamını yitirdi.  Hindistan’ın ilk başkanı olan Avukat Rajendra Prasad’ın doğum tarihi olan 3 Aralık, Hindistan’da avukatlar günü olarak kutlanmaktadır.

1899 Hukukçu ve Japonya başbakanı Hayato Ikeda doğdu. (Ölümü: 13 Ağustos 1965) Kyoto İmparatorluk Üniversitesi Hukuk Okulu’nu bitirdi. Maliye Bakanlığında çalışmaya başladı. Bir süre maliye bakanı yardımcılığı yaptıktan sonra, 1949’da Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Aynı yıl, Shigeru Yoshida hükûmetinde maliye bakanlığına getirildi. Bu görevi sırasında Eisaku Satō ile birlikte Yoshida’nın önderlik ettiği muhafazakâr politikaların başlıca uygulayıcılarından biri oldu. 1950’lerde Kore Savaşı’yla ilgili olarak açılan askeri ihalelerin de yardımıyla bütçe açığının kapanmasını sağladı. ABD ile yapılan barış görüşmelerinde önemli rol oynadı. 1952’de dış ticaret ve sanayi bakanı oldu.  1960’ta Nobusuke Kishi’nin istifası üzerine parti başkanlığına ve başbakanlığa getirildi. 1963’te nükleer denemelerin sınırlandırılmasını öngören antlaşmayı imzaladı ve sürdürdüğü görüşmelerle sonraki yıllarda imzalanan Japonya-Kore Antlaşması için zemin hazırladı. Ekim 1964’te sağlığının bozulması üzerine başbakanlıktan ayrıldı.

Hayato Ikeda
1912 Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ ve Sırbistan (Balkan Birliği), Osmanlı Devleti ile Birinci Balkan Savaşı’nı geçici olarak durduran bir ateşkes imzaladı. Londra Konferansı sonunda savaş tamamen sona erdi ve Osmanlı Devleti önemli miktarda toprak kaybetti.
1918 I. Dünya Savaşı’ndan sonra Londra ‘da yapılan Müttefik Kongresi sona erdi. Kongrede Almanya’nın savaş tazminatı ödemesine karar verildi.
1920 Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması (Gümrü Antlaşması), 2 -3 Aralık 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında Ermenistan’a bağlı Gümrü’de (Alexandropol) imzalandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve Misak-ı Milli‘yi ilk tanıyan devlet Ermenistan oldu. Gümrü Antlaşması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin bir yabancı devlet ile yaptığı ilk uluslararası antlaşma olmasına karşın bu antlaşma onaylanmadığı için yürürlüğe giremedi. Ermenistan kısa bir süre sonra Rusya tarafından işgal edildi. 16 Mart 1921 tarihinde Moskova’da imzalanan yeni Antlaşma, Gümrü Antlaşmasının yerini aldı.
1923 Teşkilatı Esasiye Encümeni yeni anayasayı hazırlamak için görüşmelere başladı.
1929 Bulgaristan-Türkiye Tarafsızlık Antlaşması, sözleşmenin 29. maddesi uyarınca, onay belgelerinin Sofya’da verildiği 3 Aralık 1929 günü, 5 yıllık bir dönem için yürürlüğe girdi.
1933

Türkiye ile Yunanistan arasında, Türk-Rum Ahali Değişimi Karma Komisyonunun Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme imzalandı.

1934 Dini kisvelerle ilgili yasaklar öngören, ‘Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun‘ kabul edildi. Hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaklandı.

1934 Hukukçu ve felsefe profesörü Abimael Guzmán(Manuel Rubén Abimael Guzmán Reynoso) doğdu (Ölümü: 11 Eylül 2021) San Agustín Ulusal Üniversitesi‘nde felsefe ve hukuk eğitimi gördü.  Öğrencilik döneminde marksizm ile tanıştı, 1962 yılında San Cristóbal Huamanga Üniversitesi felsefe bölümünde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Peru’daki, Aydınlık Yol devrimci hareketinin lideri oldu. 1970’li yıllarda hükûmet karşıtı gösterilerde iki kez tutuklandı, daha sonra üniversitedeki görevinden istifa ederek yer altı örgütlerine katıldı. 17 Mayıs 1980 tarihinden itibaren hükûmete karşı silahlı mücadele başlattı. Peru hükûmeti tarafından terörizm ve vatana ihanet suçlarından arandı ve 12 Eylül 1992 günü yakalandı. Hâkimlere karşı gerillalar tarafından saldırı yapılmasından çekinen hükûmet başları kapalı askeri hâkimlerce yargılanmasını uygun gördü. Üç gün süren duruşmalarda, başları kapalı askeri yargıçlarca yargılandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılarak Lima’daki Callao askeri deniz üssü hapishanesine gönderildi. Peru hükûmeti tarafından bir kafesin içerisinde mahkûm kıyafetleriyle kamuoyuna teşhir edildi. Yakalanmasının ardından hükümet tarafından çıkarılan af kanunu sonucunda 23.000 civarındaki gerilladan altı bini silah bırakarak teslim oldu. Peru Anayasa Mahkemesinin antiterör yasasını iptal etmesi ile Guzmán, 2004 yılında basına kapalı olarak yeniden yargılandı ve 13 Ekim 2006 tarihinde yeniden ömür boyu hapis cezası verildi. Anıları ve değerlendirmelerini, De puño y letra isimli kitapta topladı. 11 Eylül 2021 tarihinde uzun yıllardır tek başına kaldığı hücresinin bulunduğu Callao Deniz Üssü’nde, 86 yaşında öldü. Cesedi 24 Eylül 2021 günü yakıldı ve külleri bilinmezliğe savruldu. Kendisi gibi hukukçu olan Fidel Castro‘dan sonra devrime en çok yaklaşan kişi olarak anıldı.

Abimael Guzmán, 1985 yılında, Aydınlık Yol Hareketi afişinde 
1937 Belçikalı hukukçu ve politikacı Prosper Poullet yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Mart 1868) Leuven Katolik Üniversitesinde hukuk okudu ve aynı üniversitede profesör oldu. Katolik öğrenci kardeşliği olan K.A.V’ın üyesiydi.  Katolik Partisi ve Belçika Temsilciler Meclisi üyeliği yaptı. 29 Haziran 1917 -10 Aralık 1919 arasında meclisin başkanlığını yürüttü. 1919-1920 yılları arasında Demiryolları, 1924-1934 yılları arası İçişleri Bakanı, 1925’te Ekonomi Bakanı, 1925-1926’da Adalet Bakanı ve 1926’da Savaş Bakanı olarak görev yaptı. 1925-1926 yıllarında Belçika’nın 26. Başbakanı oldu. Görevinden ayrıldıktan sonra fahri Devlet Bakanı seçildi.

Prosper Poullet
1971 Prof. Dr. Mümtaz Soysal 1968’den beri okuttuğu Anayasa’ya Giriş ders kitabında komünizm propagandası yapmakla suçlandı, 6 yıl 8 ay ağır hapis ve 2 ay 20 gün Kuşadası’nda emniyet gözetimi altında bulundurulmaya ve kamu haklarından ebediyen mahrumiyete mahkûm edildi.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal
1973

BM Genel Kurulu, insanlığa karşı suç işleyenlerin bulunmalarına, gözaltına alınmalarına, iadelerine ve cezalandırılmalarına dair prensipleri 3 Aralık 1973 tarihinde ve 3704 sayılı kararı ile kabul etti.

1979 Fedai Dergisi sahibi, yazar Kemal Fedai Coşkuner İzmir’de öldürüldü.
1979 İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, 3 Aralık 1979 tarihinde yapılan referandumla kabul edilerek yürürlüğe girdi.

İran İslam Cumhuriyeti Anayasası
1989 Malta’da bir araya gelen ABD Başkanı George H. W. Bush ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Mikhail Gorbaçov, Soğuk Savaşın bittiğini dünyayay resmen ilan etti.

SSCB Başkanı Mihail Gorbaçov ve ABD Başkanı George H.W. Bush bir arada
1992 Dünya Engelliler Günü, Birleşmiş Milletler tarafından 1992 yılından itibaren uluslararası bir farkındalık günü olarak 3 Aralık’ta kutlanmaya başlandı.
1993 Mary Robinson, İrlanda’nın ilk kadın Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Harvard Hukuk Fakültesinde öğrenim görmüş ve 25 yaşında Tirinity College’in en genç hukuk profesörü olmuştu.

Mary Robinson ve Başkan Obama bir arada
1996 Hukukçu ve siyasetçi Babrak Karmal yaşamını yitirdi. (Doğumu:6 Ocak 1929) Kabil Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1951’de üniversitenin öğrenci birliğinde eylemci oldu. Marksist siyasal faaliyetlere karıştı, bu faaliyetleri nedeniyle beş yıl boyunca hapsedildi. 1965’te yapılan kongrede yirmi sekiz kurucu üye arasındaydı ve Kabil’de Afganistan Demokratik Halk Partisi’ni kurdu. Partinin genel sekreterliğine getirildi. 1965’ten 1973’e kadar bu partide hizmet etti. 1978’de başbakan vekili oldu ama rakip Halk hizibinin yükselişinden sonra Prag’a büyükelçi olarak atandı. 1979-1986 yılları arasında  Afganistan devlet başkanlığı görevini yürüttü.
1997

Ottawa Sözleşmesi (Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme) Norveç’in Oslo kentinde hazırlanarak 3 Aralık 1997 tarihinden itibaren  Ottava’da imzaya açıldı.

2003 “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi” Türkiye tarafından 3 Aralık 2003 tarihli ve 5013 sayılı kanun ile onaylandı. Oviedo Sözleşmesi olarak da bilinen ve Avrupa Konseyi sözleşmeleri arasında yer alan belge, Kasım 1996’da kabul edilmiş ve 4 Nisan 1997 tarihinde imzaya açılmıştı.
2004 Tıp Etiği, Tıp Hukuku ve Tıp Tarihi Derneği, 3 Aralık 2004 tarihinde kuruldu.

Tıp Etiği ve Tıp Hukuku Derneği Logo
2014 Fransız hukukçu ve siyasetçi Jacques Barrot yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Şubat 1937) Aix-en-Provence’te hukuk ve sosyoloji eğitimi aldı. Ardından Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nü bitirdi. Partisi, Le Centre des démocrates sociaux(CDS)’nin yasadışı finansmanı nedeniyle “güveni kötüye kullanmanın gizlenmesi” suçundan mahkum edildi, ancak Cumhurbaşkanı tarafından affedildi.  Ticaret, Sağlık ve Çalışma Bakanı da dahil olmak üzere çeşitli bakanlık görevlerinde bulundu. 2004-2009 yılları arasında Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. 2010 yılından ölümüne kadar Anayasa Konseyi üyeliği yaptı.3 Aralık 2014’te Paris’te öldü. Yaşamını, Avrupa Birliği’nin kurucu değerlerini desteklemeye adamıştı.

Jacques Barrot
2020 Azeri avukat ve hukukçu Adil İsmayilov yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Temmuz 1957) Bakü Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans eğitimini tamamladı. Hukuk kariyerine 1978 yılında yerel bir savcılıkta başladı. Sumgayıt İl Cumhuriyet Başsavcılığı’nda başmüfettiş olarak, daha sonra 1983’te Azerbaycan Cumhuriyet Başsavcılığı’nda önemli davalarda müfettiş olarak çalıştı. Eylül 1991’de kendi isteğiyle savcılıktan ayrılarak serbest avukat olarak çalışmaya başladı. 1995 yılında ADISAD hukuk bürosunu kurdu. Azerbaycan’ın eski geçici Cumhurbaşkanı İsa Kamber ve eski İçişleri Bakanı İskender Hamidov’un avukatlığını yaptı. 2008 yılında Yasal Saçmalıklar adlı bir kitap yazdı. Kitapta Azerbaycan Ceza Kanunundaki boşlukları ve bazı çelişkileri örnek davalar ile ele aldı. Eylül 2019’da Avukat Sahil Guliyev, Facebook gönderisinde bazı avukatları tanımlamak için “köle” ifadesini kullanarak İsmayilov hakkında Azerbaycan Barosu’na şikayette bulundu. Kurul, İsmayilov’un avukatlığını bir yıl süreyle askıya alma kararı verdi, ancak bu karar daha sonra bozuldu. Azerice, Rusça ve Fransızca bilen İsmayilov, 3 Aralık 2020’de, COVID-19 nedeniyle 63 yaşında iken Bakü’de yaşamını yitirdi.

Avukat Adil İsmayilov

 

2021

Cumhuriyet’te sendikalı sekiz çalışanın işten çıkarılmasına tepki gösteren Aykut Küçükkaya genel yayın yönetmenliği görevinden alındı.

2021

Engelli Hakları İzleme Ve Değerlendirme Kurulu, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan genelgeyle yeniden oluşturuldu.

2021

Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, HDP’ye dönük kapatma davası ve partili 451 siyasetçi hakkındaki siyasi yasak talebinin reddedilmesi talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

2021

Sahte doçentlik belgesiyle üniversitede çalışmaya başlayan ve bu durumun anlaşılması üzerine tutuklanan Zulal Atalay Laçin’in Açık Öğretim Fakültesi mezunu olduğu ortaya çıktı.

2021 Susan Arnold, Dünyanın en büyük eğlence şirketlerinden Walt Disney’in 98 yıllık tarihinde ilk kadın başkanı oldu. Arnold, 2002’den beri İş Dünyasının En Güçlü Kadınları listesinde yer alıyor. 
2021

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) iş insanı Osman Kavala kararını yerine getirmediği için 3 Aralık 2021 de Türkiye’ye karşı ihlal sürecini başlatma kararı verdiğini resmi olarak açıkladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala kararına uymadığı gerekçesiyle verilen karara karşı  Ankara’ya konuyla ilgili cevap için 19 Ocak 2022’ye kadar süre tanındı. Önceki gün yapılan oylamada Türkiye aleyhine karar çıkmış, Dışişleri Bakanlığı ise kararı “bağımsız yargıya müdahale” olarak nitelendirmişti.  Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, daha önce sadece Azerbaycan hakkında aynı süreci başlatmış, tutuklanan ve AİHM kararına rağmen tahliye edilmeyen İlgar Mammadov, komitenin kararının artından tahliye edilmiş, dosya kapatılmıştı.

Osman Kavala

 

3 Aralık – Hukuk Takvimi

Kadın ve Kız Çocuk Ticareti Hakkında Karar

0

Kadın ve Kız Çocuk Ticareti hakkında Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararı (Trafficking in women and girls) 18 Aralık 2002 tarihinde kabul edilmiştir.  Birleşmiş Milletler, kadın ve kız çocuk ticaretini köleliğin modern bir formu olarak kabul etmektedir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 57/176 No’lu Kararı:
Kadın ve Kız Çocuk Ticareti
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Elli Yedinci Oturum, 2002
102. Gündem Maddesi
Üçüncü Komite’nin raporu (A/57/549) üzerine
57/176. Kadın ve Kız Çocuk Ticareti

Genel Kurul;

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri İşkence ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muameleye veya Cezaya Karşı Sözleşme, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge’de ortaya konan ilkeleri yeniden teyit ederek,

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye ek iki İhtiyari Protokol’ün, özellikle Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol’ün, Genel Kurulca kabul edilmesini memnuniyetle karşılayarak;

22 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne İlişkin İhtiyari Protokol’ün de Genel Kurulca kabul edilmesini memnuniyetle karşılayarak;

İnsan Hakları Komisyonu, Suçların Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonu tarafından kabul edilen bütün önceki kararları; aynı zamanda, İnsan Ticaretinin ve İnsanların Fuhuş Yoluyla Sömürülmesinin Yasaklanmasına Dair Sözleşme24 ile kadınlara karşı şiddet konusunda 13 Mart 1998’de Kadının Statüsü Komisyonu tarafından 54. oturumunda kabul edilen sonuçları ve 21 Ağustos 1998’de Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu tarafından 50. oturumunda kabul edilen Köleliğin Çağdaş Biçimleri Üzerine Çalışma Grubu tavsiyelerini hatırlayarak;

Birleşmiş Milletler Milenyum Deklarasyonu’nu, özellikle insan ticareti de dahil olmak üzere, sınır aşan örgütlü suçların bütün boyutlarıyla mücadelenin yoğunlaştırılması konusunda Devlet ve Hükümet Başkanlarınca ifade edilen kararı da hatırlayarak;

Kadın ve kız çocuk ticareti konusunda son zamanlarda yapılan, İnsan Hakları Dünya Konferansı, Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı, Dünya Sosyal Kalkınma Zirvesi, Dördüncü Dünya Kadın Konferansı ve Genel Kurul’un çocuklar üzerine özel oturumu ve bunların izleme aşamaları da dahil olmak üzere, Birleşmiş Milletler konferans ve zirvelerinin sonuçlarını ve taahhütlerini yeniden teyit ederek;

1 Temmuz 2002’de yürürlüğe giren Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’ne toplumsal cinsiyetle ilintili suçların dahil edilmesini kabul ederek; Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin ve bilhassa İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol ile Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol olmak üzere buna ek Protokollerin, Genel Kurul tarafından Kasım 2000’de kabul edilmesini memnuniyetle karşılayarak;

Küreselleşmenin kadın ve çocuk ticareti, özellikle kız çocuk ticareti sorunu üzerindeki etkisini kabul ederek;

Ekonomik sömürü, fahişelik veya diğer cinsel istismar biçimleri aracılığıyla cinsel sömürü amaçlarıyla kadın ve kız çocuklarının cinsel şiddet ve insan ticaretine maruz kalmalarının ve çağdaş kölelik biçimlerinin ciddi insan hakları ihlalleri olduğunu yeniden teyit ederek;

Gelişmekte olan ve ekonomileri geçiş döneminde olan kimi ülkelerden gelişmiş ülkelere yönelik, aynı zamanda bölgeler ve devletler içinde ve arasında kadın ve çocuk ticaretinin artışından ciddi endişe duyarak ve söz konusu ticaretin erkek çocukları da kapsadığını onaylayarak;

İnsan ticareti mağdurlarının özellikle ırkçılık, ırk ayrımcılığı, yabancı düşmanlığı ve diğer ilgili hoşgörüsüz davranışlara maruz kaldığını kabul ederek;

İnsan ticaretine maruz kalan kadın ve çocukların, genel bilgi eksikliği, insan haklarının ve mağdur olduklarının farkında olunmaması ve kabul edilmemesi, aynı zamanda bilgi edinmede ve haklarının ihlali durumunda başvuru mekanizmalarına ulaşmada karşılaştıkları güçlükler nedeniyle daha da dezavantajlı ve marjinal bir konuma düştüklerini, korunmaları ve farkındalıklarının artması için özel önlemlerin alınması gerektiğini kabul ederek;

Hükümetlerin, hükümetler arası kuruluşların ve sivil toplum kuruluşlarının, kendi bölgeleri içinde, kadın ve çocuk, özellikle kız çocuk ticaretine yönelik iki taraflı, alt bölgesel ve bölgesel işbirliği mekanizmalarının ve girişimlerinin önemini kabul ederek;

Hükümetlerin, hükümetler arası kuruluşların ve sivil toplum kuruluşlarının insan ticaretiyle, özellikle kadın ve kız çocuk ticaretiyle mücadele için geliştirdikleri programları memnuniyetle karşılayarak;

Hükümetler arası kuruluşların ve sivil toplum kuruluşlarının insan ticaretinin boyutları ve karmaşık yapısı konusunda bilgi toplanması; insan ticaretine maruz kalan kadın ve çocuklara koruma ve yardım sağlanması ve geldikleri ülkelere gönüllü iadelerinin sağlanması konusunda yaptıkları çalışmaları kabul ederek;

İnsan ticaretinin, özellikle kadın ve çocuk ticaretinin ortadan kaldırılması için, uluslararası işbirliği ve teknik yardım programları da dahil olmak üzere, küresel düzeyde çabaların, kaynak, geçiş ve hedef ülkelerdeki Hükümetlerin aktif işbirliğini ve güçlü politik taahhütlerini gerektirdiğini kabul ederek;

İnsan ticaretinin önlenmesi, mağdurların iyileştirilmeleri ve topluma yeniden dahil edilmeleri için kapsamlı ve çok-disiplinli bir yaklaşım gerektiğini ve yargı ve kolluk kuvvetleri, göçmenlikten sorumlu yetkililer, insan ticaretine maruz kalan mağdurlar ve aileleri, hükümet-dışı kuruluşlar ve sivil toplum dahil olmak üzere bütün tarafların böyle bir yaklaşımın geliştirilmesi hususunda işbirliği yapmaları gerektiğini de kabul ederek;

İnternet dahil olmak üzere, yeni bilgi teknolojilerinin, fuhuş yaptırılarak başkalarının sömürüsü amacıyla ve çocuk pornografisi, pedofili ve çocukların cinsel bakımdan istismar edilmesinin diğer biçimleri, kadınların seks turizmi ve evlilik amaçlı insan ticaretine maruz bırakılmaları amacıyla, azalmayan bir biçimde kullanılmasından derin endişe duyarak;

Sınıraşan suç örgütleri ve uluslararası kadın ve çocuk ticaretinden kâr sağlayan diğer tarafların, tehlikeli ve insanlık dışı koşullara ve iç hukuk ile uluslararası standartlara açık aykırılıklara aldırmadan, giderek artan faaliyetlerinden ağır endişe duyarak;

Hükümetlerin, insan ticaretine maruz kalanlara insan hakları standartları ile uyumlu standart insancıl muamele göstermesi gerektiğini bir kez daha vurgulayarak;

1. Genel Sekreterin raporunu takdirle not eder;

2. Kadın ve kız çocuk ticareti sorununa işaret etmek üzere insan hakları sözleşme yapıları, özel raportörler ve İnsan Hakları Komisyonu’nun yardımcı yapıları, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, diğer Birleşmiş Milletler yapıları ve uluslararası kuruluşlar, hükümetler arası kuruluşlar ve hükümet kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının kendi yetki alanları dahilinde aldıkları önlemleri memnuniyetle karşılar ve çabalarına devam ederek bilgilerini ve iyi örnekleri mümkün olduğunca geniş ölçüde paylaşmaya teşvik eder;

3. Kadının Statüsü Komisyonu’nun kırk yedinci oturumunda, kadın ve kız çocuk ticareti sorununa ilişkin konuları da içerecek olan, “Pekin Eylem Platformu ve Genel Kurul’un ‘Kadınlar 2000: Yirmi birinci yüzyılda toplumsal cinsiyet eşitliği, kalkınma ve barış’ başlıklı özel oturumu sonuç dokümanlarında tanımlandığı şekilde, kadının insan hakları ve kadın ve kız çocuklarına karşı her türlü şiddetin ortadan kaldırılması” konusunu öncelikli tema olarak ele alma kararını da memnuniyetle karşılar;

4. Hükümetlerin, kadın ticaretini ortadan kaldırmak amacıyla, dış faktörler de dahil olmak üzere, fahişelik ve para karşılığı seksin diğer biçimleri, zorla evlilik ve zorla çalıştırma amaçlarıyla kadın ve kız çocuk ticaretini teşvik eden temel etkenleri gidermeye yönelik, kadınların ve kız çocuklarının haklarına daha iyi koruma sağlayacak ve suç işleyenleri cezalandıracak bir bakış açısıyla, mevcut yasal düzenlemeleri güçlendirmek de dahil olmak üzere ceza ve medeni hukuk önlemleri aracılığıyla uygun tedbirleri almaları konusunda çağrıda bulunur;

5. Hükümetlerin, kadın ve kız çocuk ticaretinin her biçimiyle mücadele etmek ve bunu ortadan kaldırmak amacıyla, diğerlerinin yanı sıra kapasite geliştirmeyi, yasal tedbirleri, önleyici kampanyaları, bilgi alışverişini, mağdurlara koruma ve yardım sağlamayı, mağdurların topluma yeniden dahil edilmesini, aracılık yapanlar da dahil olmak üzere bu fiillere iştirak eden bütün faillerin kovuşturulmasını içeren kapsamlı bir insan ticareti karşıtı strateji aracılığıyla etkili önlemler geliştirmeleri, uygulamaları ve güçlendirmeleri; ve insan ticaretine maruz kalan kadınların ve kız çocuklarının daha iyi korunması için uygun ulusal eylem planları ve programları hazırlamaları konusunda da çağrıda bulunur;

6. Ayrıca hükümetleri, Birleşmiş Milletler’in hukuki belgelerini; Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni ve özellikle İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol’ü olmak üzere buna ek Protokolleri, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne İlişkin İhtiyari Protokol’ü, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye Ek Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi ile İlgili İhtiyari Protokol’ü ve bunların yanı sıra Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, İş ve Meslek Bakımından Ayırım Hakkında Sözleşmesi’ni, 1958 (111 No’lu Sözleşme) ve En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi’ni, 1999 (182 No’lu Sözleşme), imzalamaları ve onaylamaları konusunda çağrıda bulunur;

7. Kadın ve kız çocuk ticaretinin önlenmesi hususunda, Üye Devletleri, iki taraflı, alt bölgesel, bölgesel ve uluslararası anlaşmalar imzalamaya ve bunun yanı sıra İnsan Ticaretine, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretine Karşı Asya Bölgesel İnisiyatifi’nin Asya-Pasifik Bölgesi Eylem Planı; Avrupa Birliği girişimleri olarak Avrupa Birliği Konseyi’nin 15-16 Ekim 1999 tarihlerinde Tampere, Finlandiya’da yapılan toplantı sonuçlarında yer aldığı üzere, insan ticareti ile ilgili kapsamlı bir Avrupa politikası ve programları saptanması, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Uluslararası Göç Örgütü’nün bu alandaki faaliyetleri gibi girişimlerde bulunmaya teşvik eder.

8. Bütün Hükümetlere, her türlü biçimiyle kadın ve çocuk, özellikle kız çocuk ticaretinin suç olarak tanımlanması; aracılar dahil, yerel ya da yabancı bütün suçluların, yetkili ulusal makamlarca, ya suçlunun kendi ülkesinde ya da suçun vuku bulduğu ülkede, yürürlükte olan mevzuata uygun olarak kınamaları ve cezalandırmaları; bu suçun mağdurlarının insan ticaretine maruz kaldıkları için cezalandırılmamalarının temin edilmesi ve mağdurlara gözetimleri altında iken cinsel tacizde bulunmaktan suçlu bulunan yetkili personelin cezalandırılması konularında çağrıda bulunur;

9. Hükümetleri, bilgi alışverişini teşvik etmek, kadınlara karşı şiddet ve özellikle kadın ticareti konusundaki verileri, trendleri, buna yol açan temel nedenleri ve faktörleri rapor etmek amaçlarıyla, hükümet dışı kuruluşlar dahil bütün sivil toplumun iştiraki ile oluşturulacak, ulusal bir raportör ya da kurumlar arası bir yapı gibi ulusal bir koordinatör mekanizması kurmaya ya da güçlendirmeye davet eder;

10. Hükümetleri ve ilgili Birleşmiş Milletler yapılarını, mevcut kaynaklar dahilinde, insan ticareti ve özellikle kadın ve kız çocuk ticareti sorunu ve bunun yanı sıra konuya ilişkin yasalar, düzenlemeler ve cezalar hakkında kamu farkındalığını artırmak için uygun önlemleri almaya ve insan ticareti mağduru kadınlara ve çocuklara yönelik talebi azaltmak için insan ticaretinin suç teşkil eden bir fiil olduğunu vurgulamaya teşvik eder;

11. İlgili Hükümetleri, hükümetler arası kuruluşlarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği halinde, özellikle konu hakkında ulusal ve taban düzeyinde kamu farkındalığını artırıcı eğitim ve kampanyalar olmak üzere, önleyici faaliyetleri güçlendirecek programları desteklemek ve bunlara kaynak ayırmak konusunda çağrıda bulunur;

12. İlgili Hükümetlere; insan ticaretine maruz kalan mağdurların fiziksel, psikolojik ve sosyal bakımdan iyileşmelerini sağlayacak, mesleki eğitim, hukuki yardım ve sağlık hizmeti dahil geniş kapsamlı programlar için kaynak ayırma ve mağdurlara sosyal, tıbbi ve psikolojik bakım hizmeti sağlamak amacıyla sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmak için gerekli tedbirleri alma çağrısında bulunur;

13. Hükümetleri, hükümetler arası kuruluşlarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yaparak, göç durumunda kadınların bilinçli kararlar vermelerini sağlamaya ve insan ticaretine maruz kalmalarını önlemeye yönelik, olanakları, kısıtlamaları ve haklarını açıklamaya yönelik kampanyalar düzenlemeye teşvik eder;

14. Hükümetleri, insan ticareti mağdurlarının topluma yeniden entegrasyonunu, eğitim ve etkili danışmanlık hizmetleri verilmesini sağlayacak programlarla mağdurlara veya potansiyel mağdurlara barınma yerleri ve telefonla yardım hatları sağlayacak programların geliştirilmesi ve uygulanması için, sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliğini artırmaya da teşvik eder;

15. Hükümetlere, insan ticareti mağdurlarına, özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılacak muamelenin ve insan ticaretine karşı alınan bütün önlemlerin, özellikle mağdurları etkileyen önlemlerin, mağdurların insan haklarına tam saygı gösterilerek uygulanması ve ırk ayrımcılığının yasaklanması ile hukuki tazmin ilkeleri de dahil olmak üzere uluslararası düzeyde tanınan ayrımcılık yasağı ilkelerine uygun olması konusunda gerekli tedbirlerin alınması için çağrıda bulunur;

16. Hükümetleri, tanık koruma programları da dahil olmak üzere, insan ticareti mağduru olan kadınların polise ya da diğer yetkililere şikâyette bulunmalarını ve gerektiğinde yargı mercileri önünde hazır bulunmalarını sağlayacak gerekli tedbirleri almaya ve bu süre zarfında kadının korunması ve sosyal, tıbbi, mali ve adli yardımdan yararlanmasını garanti altına almaya davet eder;

17. Hükümetleri, yasal mevzuat dahilinde ve ulusal politikalara uygun olarak, insan ticareti mağdurlarının, özellikle kadınların ve kız çocuklarının, sömürü mağdurları olduklarını dikkate alarak, ülkelerine yasa dışı yollardan giriş yaptıkları ve ikamet ettikleri için kovuşturmaya uğramamaları hususunu değerlendirmeye de davet eder;

18. Hükümetleri, kadın ve çocuk ticaretinin, özellikle kız çocuk ticaretinin önlenmesi bakış açısıyla, internet hizmeti sunanların, internetin sorumlu kullanımını geliştirmek üzere kendi kendilerini düzenleyecek önlemleri benimsemelerini ve güçlendirmelerini teşvik etmeye davet eder;

19. İş dünyasının bütün sektörlerini, özellikle turizm ve kitle iletişim kuruluşları dahil, telekomünikasyon endüstrisini, kadın ve çocuk ticaretinin, özellikle kız çocuk ticaretinin önlenmesi için Hükümetlerle işbirliği yapmaya davet eder;

20. Kadın ve çocuk ticaretinin ortadan kaldırılması için küresel bir yaklaşım gerektiğini ve bu bağlamda, konu ile ilgili, amaca uygun ve karşılaştırılabilir istatistiki bilgilerin elde edilmesi için, sistematik veri toplama ile ortak metodoloji ve uluslararası ölçekte tanımlanmış göstergeler kullanılarak yapılacak kapsamlı çalışmaların önemini vurgular ve Hükümetleri, söz konusu ortak metodoloji ve göstergeler kullanılmak suretiyle sistematik veri toplama yöntemlerinin geliştirilmesi ve kadın ve kız çocuk ticareti konusundaki bilginin, suç örgütlerinin çalışma tarzları dahil, sürekli güncelleştirilmesine teşvik eder;

21. Hükümetlere, bu konudaki yenilikçi yaklaşımları ve en iyi uygulamaları dikkate alarak, iki taraflı, bölgesel ve uluslararası işbirliği yoluyla, kadın ve kız çocuk ticaretinin önlenmesi hususunda ulusal programlarını güçlendirmeleri konusunda çağrıda bulunur ve hükümetleri, Birleşmiş Milletler organlarını ve kuruluşlarını, hükümetler arası kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarını ve özel sektörü, kadın ve kız çocuk ticareti konusunda politika oluşturulmasına ya da politika değişikliğine temel teşkil edebilecek, eşgüdümlü ve ortak araştırma ve çalışmalar yapmaya davet eder;

22. Hükümetleri, bir kez daha, Birleşmiş Milletler’in desteğiyle, travmatik stres ve cinsiyete duyarlı danışma teknikleri konusundaki güncel araştırma ve malzemeleri dikkate alarak, insan ticaretine maruz kalan mağdurların özel ihtiyaçlarına duyarlı olmalarını sağlamak amacıyla, bu tür vakaları ele alan kolluk kuvvetleri, sağlık ve yargı personeli için eğitici el kitapları oluşturmaya davet eder;

23. İnsan ticaretinin önlenmesi amacıyla, Hükümetlere, kolluk kuvvetleri, göçmenlikten sorumlu yetkililer ve diğer ilgili birimlere yönelik olarak, söz konusu ticareti önleme yöntemleri, faillerin kovuşturulması, mağdurların haklarının korunması konuları üzerinde yoğunlaşacak bir eğitim sağlanması ya da mevcut eğitimin güçlendirilmesi; eğitimin insan hakları ile çocuk ve toplumsal cinsiyete duyarlı konuları dikkate almasını sağlaması ve hükümet dışı kuruluşlarla diğer ilgili kuruluşlar ve sivil toplumun diğer unsurları ile işbirliğini teşvik etmesi çağrısında bulunur;

24. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri’ne Taraf devletleri, ilgili komitelere sunacakları ulusal raporlarına, ülkelerindeki kadın ve kız çocuk ticareti ile ilgili bilgileri ve istatistikleri dahil etmeye ve karşılaştırılabilir verilerin sağlanması amacıyla ortak bir metodoloji ve istatistik yöntem geliştirilmesi konusunda çalışmaya
davet eder;

25. Genel Sekreter’den, referans ve yol gösterici olarak yararlanılmak üzere, gerek Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi42 de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler içindeki gerekse dışındaki çeşitli raporlara, araştırma ve diğer malzemelere dayanarak, kadın ve çocuk ticaretinin, özellikle kız çocuk ticaretinin çeşitli boyutlarıyla mücadelede uygulanan başarılı müdahalelerin ve stratejilerin derlenmesini ve Genel Kurul’un 59. oturumunda, işbu kararın uygulamasıyla ilgili bir rapor sunmasını talep eder;

26. Genel Sekreter’den, Genel Kurul’un 59. oturumuna sunacağı raporuna, mağdurların onurunu ve insan haklarını korumak perspektifiyle, insan ticaretine özellikle kadın ve kız çocuk ticaretine karşı bir uluslararası-Birleşmiş Milletler yılı ilan edilmesine ilişkin önerileri de dahil etmesini talep eder.

77. Genel Oturum
18 Aralık 2002

Köleliğin Kaldırılması Günü

0

Köleliğin Kaldırılması Günü (International Day for the Abolition of Slavery), 1986 yılından itibaren dünya genelinde, 2 Aralık tarihinde kutlanmaktadır. Bu tarih, uluslararası düzeyde köleliğin kaldırılması ve modern kölelik biçimlerinin sona erdirilmesine dair önemli bir gündür.

2 Aralık, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini de desteklemektedir. Uluslararası toplumun her türlü kölelik ve sömürünün ortadan kaldırılması yönündeki kararlılığının bir hatırlatıcısı niteliğindedir.

Birleşmiş Milletler (BM), 2 Aralık 1949’da insan ticareti, cinsel istismar, çocuk işçi çalıştırma, zorla evlendirme ve çocukların silahlı çatışmalarda kullanılmak üzere zorla askere alınması gibi köleliğin çağdaş formlarını yok etmeyi amaçlayan bir yasa tasarısını kabul etmiştir. Bu nedenle 2 Aralık, dünya genelinde “Köleliğin Kaldırılması Günü” olarak benimsenmiştir.

Köleliğin Kaldırılması Gününün Odak Noktaları 
  • İnsan ticareti
  • Çocuk işçiliği
  • Zorla çalıştırma
  • Zorla evlendirme
  • Ticari cinsel sömürü

Birleşmiş Milletler, 1981 yılında modern kölelik biçimlerini sona erdirmek için “Köleliğin Yasaklanması Uluslararası Günü” olarak ilan etmiştir. Bu gün, zorla çalıştırma, insan ticareti, kadın ve çocuk ticareti, çocuk işçiliği ve diğer modern kölelik biçimlerine karşı farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır.

Birleşmiş Milletler,

  • Modern kölelik koşullarında yaklaşık 50 milyon insanın yaşadığın ve bunların 28 milyonunun zorla çalıştırıldığını, 22 milyonunun ise zorla evlendirildiğini,
  • Zorla çalıştırılanların neredeyse sekizde biri çocuk olduğunu ve bu çocukların yarısından fazlasının ticari cinsel sömürü altında olduğunu,
  • Zorla çalıştırma vakalarının çoğunun (%86) özel sektörde görüldüğünü,
  • Ticari cinsel sömürüye maruz kalanların beşte dördüne yakınının kadınlar veya kız çocuklarından oluştuğunu, tahmin etmektedir. 

 Uluslararası Gün’e katılmak ve insanlığa karşı işlenen bu suçu sona erdirmek için ulusal ve küresel çaba önem arz etmektedir.

  • #KöleliğiKaldırın
  • #İnsanHakları
  • #İnsanTicaretineSonVerin
  • #ModernKölelik
  • #İnsanOnuru
  • #HerkesİçinAdalet
2 Aralık Günü İçin Yapılabilecekler Listesi 
  • Kişisel Eğitim: Günümüzde var olan çeşitli modern kölelik ve insan ticareti biçimleri hakkında bilgilenmek,
  • Farkındalığı Artırmak: Sosyal medyada ve her türlü platformda 1 Aralık günü ile ilgili bilgileri paylaşmak ve başkalarını eğitmek için farkındalık yaratmak,
  • Destek Kuruluşları: İnsan ticaretiyle mücadele etmek ve mağdurları desteklemek için çalışan kuruluşlara katkıda bulunmak veya gönüllü olmak,
  • Değişime Destek Olmak: Hükümeti, insan ticaretiyle ve köleliğin modern formlarıyla mücadele yasalarını etkin şekilde uygulaması için harekete geçmeye teşvik etmek,
  • Etkinlikler: Toplumunuzda köleliğin kaldırılması konusunda farkındalığı artırmak için toplantılar, paneller, sempozyumlar, konferanslar, web seminerleri veya tartışmalar düzenlemek,

Mainau Beyannamesi -1955

0

Mainau Beyannamesi, nükleer silah kullanımına karşı bir itiraz olarak, fizik alanında Nobel Ödülü sahibi iki Aman bilim insanı, Otto Hahn ve Max Born tarafından başlatılarak 11-15 Temmuz 1955 tarihlerinde düzenlenen 5. Lindau Nobel Ödüllü Bilim İnsanları Toplantısı sırasında dağıtılarak ilan edildi. Halka açık sunum 15 Temmuz 1955 tarihinde Mainau adasında yapıldı. Bildiri başlangıçta 18 Nobel Ödülü sahibi tarafından imzalandı, ancak bir yıl içinde imzacıların sayısı 52’ye yükseldi.

Mainau Beyannamesi -1955

“Aşağıda imzası bulunan bizler, farklı ülkelerden, farklı ırklardan, farklı inançlardan, farklı siyasi inançlardan gelen doğa bilimcileriz. Dışsal olarak, yalnızca almamıza izin verilen Nobel Ödülü ile birleşmiş durumdayız.

Hayatımızı seve seve bilimin hizmetine verdik. İnsanlar için daha mutlu bir yaşamın bir yolu olduğuna inanıyoruz. Bu bilimin insanlığa kendisini yok etme araçları verdiğini görmek bizi dehşete düşürüyor.

Bugün mümkün olan silahların tam askeri kullanımı, dünyayı öyle bir kirletebilir ki, tüm halklar yok edilebilir. Bu ölüm, tarafsızların yanı sıra savaşan tarafları da vurabilir.

Büyük güçler arasında bir savaş çıkarsa, bunun böylesine ölümcül bir savaşa dönüşmeyeceğini kim garanti edebilir? Yani topyekûn bir savaşa giren bir millet, kendi çöküşüne neden olur ve tüm dünyayı tehlikeye atar.

Bugün barışın korunmasının belki de bu ölümcül silahlardan duyulan korkudan kaynaklandığını inkar etmiyoruz. Yine de, hükümetlerin bu silahlardan korkarak uzun süre savaştan kaçınabileceklerine inanmaları gerektiğini düşünürüz. Korku ve gerginlik çoğu zaman savaşı yarattı. Aynı şekilde, küçük çatışmaların her zaman geleneksel silahlarla çözülebileceğine inanmak bize bir kendini kandırma gibi görünüyor. Aşırı tehlikede, hiçbir ülke bilimsel teknolojinin üretebileceği herhangi bir silahı kullanmayı reddedemez. Tüm uluslar, siyasi bir son çare olarak gönüllü olarak şiddetten vazgeçmeye karar vermelidir. Hazır değillerse, varlıkları sona erecek.

Mainau / Bodensee, 15 Temmuz 1955 “

Bildiriyi ilk imzalayan 18 bilim insanı şu isimlerden oluşuyordu: 

  • Kurt Alder
  • Max Doğdu
  • Adolf Butenandt
  • Arthur H. Compton
  • Gerhard Domagk
  • Hans von Euler-Chelpin
  • Otto Hahn
  • Werner Heisenberg
  • George Hevesy
  • Richard Kuhn
  • Fritz Lipmann
  • Hermann Joseph Muller
  • Paul Hermann Müller
  • Leopold Ružička
  • Frederick Soddy
  • Wendell M. Stanley
  • Hermann Staudinger
  • Hideki Yukawa

Osman ARSLAN

0
Osman ARSLAN

Osman ARSLAN, 02.12.2004 ile 20.12.2007 tarihleri arasında Yargıtay Başkanlığı yapmıştır.

Arslan, 21.12.1942 tarihinde Kalecik’te doğmuştur. Kırıkkale Lisesini bitirmiş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1964 yılında mezun olduktan sonra, askerliğini Vize’de yedek subay olarak yapmıştır.

Keskin hakim adayı olarak mesleğe başlayan Arslan, sırasıyla Göksün, Osmancık, Şanlıurfa, Düzce ve Ankara Hakimliği görevlerinde bulunmuş; 23.6.1987 tarihinde Yargıtay Üyeliğine atanmıştır.

Osman Arslan, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 18.1.1994 tarihinde ilk kez, 3.2.1998 tarihinde ikinci kez, 4.2.2002 tarihinde üçüncü kez Yargıtay Onaltıncı Hukuk Dairesi Başkanlığına seçilmiştir.

Eraslan Özkaya’nın yaş haddi nedeniyle emekliye ayrılmasından sonra 02.12.2004 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca, Yargıtay Birinci Başkanlığı’na seçilmiştir.

21.12.2007 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılmış, kendisinden sonra Hasan Gerçeker Yargıtay Başkanı olmuştur.

Fransızca bilen Arslan, evli ve üç çocuk babasıdır.

[box type=”shadow” align=”aligncenter” class=”” width=””]Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtayın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir. Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir. Yargıtayın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır. Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtayın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.[/box]

Türkiye Futbol Federasyonu Etik Davranış İlkeleri

0
Türkiye Futbol Federasyonu Etik Davranış İlkeleri
Türkiye Futbol Federasyonu Etik Davranış İlkeleri

Türkiye Futbol Federasyonu Etik Davranış İlkeleri, 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun gereğince Türkiye Futbol Federasyonu Statüsünü esas alarak Türkiye Futbol Federasyonuna bağlı tüm birimleri bağlamak üzere hazırlanan Etik Kurulu Talimatı ile düzenlenmiştir. Etik Kurulu Talimatı, TFF Yönetim Kurulu’nun 24 Kasım 2009 tarihli toplantısında kabul edilmiş ve TFF’nin resmi internet sitesinde (www.tff.org) 02.12.2009 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Talimat daha sonra bazı değişikliklere uğramıştır.

Türkiye Futbol Federasyonu Etik Kurulu

Türkiye Futbol Federasyonu Etik Kurulu, Futbol Disiplin Talimatı uyarınca işlem yapılmayan ve etik kuralların kapsamına giren ihlalleri incelemektedir. İhlal gerçekleşmesi halinde, somut ihlalin koşullarını dikkate alarak ve ihlalin ağırlığı ile orantılı ve ölçülü olarak; uyarma, kınama, huzurda kınama, yazılı ya da görsel medya aracılığı ile kınama veya ihlalin toplumdaki olumsuz etkilerini gidermeye yönelik olarak kişinin konferans vermesi veya sporcularla ilgili organizasyonlara katılması gibi sportif ve eğitici yaptırımlara karar verebilmektedir. Kurul kararlarına uymayanlar hakkında Disiplin Kurulu tarafından Futbol Disiplin Talimatlarına aykırı hareketlere ilişkin hükümler uyarınca disiplin cezası verilmektedir. Başvuru sahibinin kimlik bilgileri, yargı organlarınca ve Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulunca talep edilmesi dışında gizli tutmak zorundadır.

Türkiye Futbol Federasyonu Etik Davranış İlkeleri

Genel Yükümlülük

Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler, evrensel “fair play” kurallarına uygun olarak; Türkiye’nin bağlı olduğu ulusal ve uluslararası futbol kuruluşları ve TFF tarafından konulan ve gözetilen bağlılık, dürüstlük ve sportmenlik prensiplerine bağlı kalmak ve buna göre davranmak, futbolun marka değerini korumak zorundadır.

Nezaket ve Saygılı Olma

Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler, birbirleriyle ve medya, taraftar gibi futbolun diğer paydaşlarıyla ilişkilerinde nezaket ve karşılıklı saygı anlayışı çerçevesinde davranacaklardır.

Tahrik Edici Davranışlardan Kaçınma

Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler;

a) Heyecanlı, kontrol dışı, ön yargılı ve suçlayıcı,

b) Kulüpler arasında çatışmaya yol açacak, dostane duyguları zaafa uğratacak,

c) Taraftarların ve izleyicilerin kötü tezahürat da dahil olmak üzere olumsuz tüm davranışlarını özendirecek, tahrik ve teşvik edecek beyan ve davranışlardan kaçınmak zorundadır.

Örnek Olma Yükümlülüğü

Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler, taraftarlara ve izleyicilere davranışlarıyla örnek olmalı; onların olumsuz davranışlarda bulunmasını engellemek amacıyla üstlerine düşen tüm ödevleri yerine getirmekle yükümlüdürler.

Kasıtlı Davranışlar 

Futbol camiasındaki kişiler, aldatmaya yönelik, yaralayıcı ve sakatlama olasılığı bulunan kasıtlı davranışların futbolun sportif ve ahlaki değerleriyle bağdaşmadığını kabul ederler.

Kayırmacılık

Anlaşmalı müsabakaların yanı sıra, arkadaşlık, hemşerilik, akrabalık, coğrafi yakınlık gibi olgular veya herhangi bir aidiyet hali nedeniyle sportif performansın olumsuz etkilenmesi, kayırmacılık ve futbolun etik değerleriyle bağdaşmayan davranışlar olarak kabul edilir.

Nesnellik

(1) Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler, eylem ve işlemlerinde adalet, eşitlik ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda hareket ederler; görevlerini yerine getirirken dil, din, inanç, siyasi düşünce, ırk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım yapamazlar.

(2) Futbol camiasındaki tüm gerçek ve tüzel kişiler öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapamazlar; herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan davranışlarda bulunamazlar.

Transferleri Ahlaka Aykırı Şekilde Etkilemek

Rakip takımlara zarar vermek veya herhangi bir futbolcunun değerini asıl değerinden az veya çok göstermek amacıyla gerçek dışı ve manipülatif beyanlarda bulunmak, söylentiler çıkarmak ve böylece transfer piyasalarını etkilemeye çalışmak; çeşitli baskı yöntemleri kullanmak suretiyle futbolcuların özgür iradeleriyle karar vermelerini engelleyecek davranışlarda bulunmak yasaktır.

Yüz Kızartıcı Eylemler

Kanunlarda veya TFF’nin statü ve talimatlarında tanımlanan şike, teşvik primi, doping ve ırkçılığa konu eylemler bu talimatın uygulanmasında yüz kızartıcı eylemler olarak nitelendirilir.

Türkiye Futbol Federasyonu ETİK KURULU TALİMATI

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

2 Aralık – Hukuk Takvimi

0
2 Aralık - Hukuk Takvimi
2 Aralık – Hukuk Takvimi
1846

Fransız avukat ve eski başbakan Pierre Waldeck-Rousseau doğdu. (Ölümü:10 Ağustos 1904) Nantais Poitiers’de Fakültesi’nde hukuk okudu ve Paris barosuna kaydolarak avukatlığa başladı. Mali hukuk işlerinde uzmanlaştı. 1879 yılında milletvekili seçildi. 1882’de ilk yasa tasarısını hazırlayarak örgütlenme özgürlüğünün savunucusu oldu. 21 Mart 1884Waldeck-Rousseau Yasasını hazırladı. 14 Kasım 1881-30 Ocak 1882 ve 21 Şubat 1883-6 Nisan 1885 tarihleri arasında içişleri bakanı olarak görev yaptı. Başbakanlığı döneminde (22 Haziran 1899-7 Haziran 1902) Dreyfus olayının çözüme kavuşmasını ve Fransa’da sendikaların yasallaşmasını sağladı.

1873 Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerinden Yazar ve siyasetçi Yusuf Akçura doğdu. (Ölümü: 11 Mart 1935) 2. 3. ve 4. dönem İstanbul milletvekili, 5. dönemde ise Kars milletvekili olarak mecliste yer aldı. 1904 yılında yayımladığı Üç Tarz-ı Siyâset adlı makalesi Türkçülük akımının manifestosu kabul edildi. 1916 yılında Rusya Mahkûmu Müslüman Türk-Tatarların Hukukunu Müdafaa Cemiyeti’ni kurdu. Çeşitli Avrupa ülkelerinde Rusya’daki Türklerin haklarını dile getiren konferanslar verdi. 1918 yılında Rusya’daki Türk esirleri kurtarmak için Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) temsilcisi olarak Rusya’ya gitti ve bir yıl kaldı. 1925 yılında Ankara Hukuk Mektebi‘nde siyasi tarih dersleri vermeye başladı. Mustafa Kemal’in kültür ve siyaset danışmanı olarak çalıştı. 1931 yılında Türk Tarih Kurumu‘nun kuruluşunda görevlendirildi ve ertesi yıl kurumun başına getirildi. Birinci Türk Tarih Kongresi’ni yönetti. 1933 yılındaki üniversite reformundan sonra İstanbul Üniversitesi’nde siyasi tarih profesörü oldu.
1884 Şair, mütefekkir, yazar, milletvekili ve eski Pakistan Büyükelçisi  Yahya Kemal Beyatlı doğdu. (Ölümü: 1 Kasım 1958)
1918 Ermenistan, Osmanlı Devletinden bağımsızlığını ilan etti.
1918 Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Mehmed Talat Paşa tarafından Edirne’de kuruldu.
1920 Türkiye ile Ermenistan arasında Gümrü Antlaşması(Türkiye–Ermenistan Barış Antlaşması) Ermenistan’a bağlı Gümrü’de (Alexandropol) imzalandı. Kars, Ermenistan’dan alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve Misak-ı Milli‘yi ilk tanıyan devlet Ermenistan oldu.
1926 Belçikalı avukat ve siyasetçi Gérard François Marie Cooreman yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Mart 1852) Hukuk eğitimi aldı ve avukat olarak çalıştı. İş adamı ve finansör olarak daha aktifti ve Katolik sosyal gruplarıyla ilişki içine girdi. 1892’de Belçika Senatosu’na seçildi ve 1898-1914 yılları arasında Belçika Temsilciler Meclisi’nde Ghent’i temsil etti. 1899’da kısa bir süre için Çalışma ve Sanayi Bakanı olarak görev yaptı.
1943 Varlık Vergisini ödemediği için çalışma kamplarına gönderilenlerin serbest bırakılmasına karar verildi. Varlık Vergisi Hakkında Kanun, 11 Kasım 1942 tarihinde mecliste kabul edilmiş ve 12 Kasım 1942’de resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmişti. Kanun, İkinci Dünya Savaşı döneminde olağanüstü kazanç ve servete sahip olan kişilerden bir defaya mahsus olmak üzere vergi alınmasını öngörmekteydi. Verginin miktarı ve oranı kanun ile belirlenmemiş, miktarlarının belirlenmesi ve toplanması amacıyla her ilde vergi tespit komisyonları kurulmuştu. Tespitlere göre, mükelleflerin yüzde 87’sini gayrimüslim azınlıklar oluşturuyordu.
1946 Yaşamında birçok kez düşünce suçundan yargılanan Şair Ahmet Telli doğdu.
1949 Birleşmiş Milletler (BM), 2 Aralık 1949’da insan ticareti, cinsel istismar, çocuk işçi çalıştırma ve zorla evlendirme gibi köleliğin çağdaş formlarını yok etmeyi amaçlayan bir yasa tasarısını kabul etti. Bu nedenle 2 Aralık, dünya genelinde “Köleliğin Kaldırılması Günü” olarak kutlanmaktadır.
1960 Küba ve Kuzey Kore arasındaki ekonomik ve teknik işbirliği anlaşmaları imzalandı.
1960

Celâl Bayar, Adnan Menderes, bakanlar ve milletvekillerinden oluşan toplam 60 sanıklı Topkapı Olayları Davası başladı. “4 Mayıs 1959 tarihinde Topkapı’da İsmet İnönü’ye karşı bir suikast düzenlemek amacıyla halkı kışkırttıkları” suçlamasıyla başlayan yargılama 17 Nisan 1961’de sonuçlandı. 184 şahidin dinlendiği davada Celâl Bayar ve Adnan Menderes ile birlikte 17 sanık mahkûm oldu, 43 sanık beraat etti. Dava, İsmet İnönü’ye Topkapı’da bir suikast tertiplendiği iddiasıyla Yüksek Adalet Divanında açılmıştır. İsmet İnönü’nün, 4 Mayıs 1959 tarihinde İstanbul’a gelmesi ve Yeşilköy Havalimanı’ndan şehir merkezine giderken Topkapı’da trafik müdürü tarafından durdurulmasından sonra halkın saldırısına uğramasına ilişkin davadır. İnönü, saldırıdan Binbaşı Kenan Bayraktar’ın emriyle askerlerin müdahale ile kurtarılmıştır.

1963 “Kürt devleti kurmak için teşebbüste bulundukları” iddiasıyla 20’si idamla yargılanan 42 kişi duruşmaya çıktı.
1968

Özel hukuk fakültelerinin açılacağının ilanı üzerine İstanbul Üniversitesi Hukuk, İktisat, Eczacılık, İşletme ve Gazetecilik Yüksek Okulu’nda boykot başlatıldı. Hukuk öğretim üyeleriyle birlikte toplanan öğrenciler topluca Adliye’ye yürüdü.

1971 Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı.
1980 Fransız hukukçu yazar, yönetmen, senarist ve diplomat Romain Gary yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Mayıs 1914) Paris‘te hukuk okudu. Fransız Hava Kuvvetlerinde uçak kullanmayı öğrendi. Pilot olarak, 65 saatten uzun süre uçarak, 25’in üzerinde başarılı saldırıda yer aldı. Savaşta gösterdiği kahramanlık nedeniyle kendisine çok sayıda onur nişanı ve madalya verildi. Savaştan sonra, Fransız diplomasisinde çalıştı. 1945’te, ilk romanını yayımladı. Émile Ajar takma adını da kullanarak yazdığı 30’un üzerinde roman, öykü ve anı kitabıyla, Fransa’nın en üretken ve popüler yazarlarından biri oldu. Birleşmiş Milletlerin 1952’de New York‘taki, 1955’te ise Londra‘daki Fransız Delegasyonu sekreterliğine getirildi. 1956’da Fransa‘nın Los Angeles başkonsolosu oldu. Mektubunda “Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşçakalın.” diyerek 2 Aralık 1980’de Paris’te, kendisini tabancayla vurarak intihar etti.
1981 İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 450 öğretim üyesi ve yardımcısı, YÖK’ün yüksek öğrenimi tahrip edeceği gerekçesiyle bir metin hazırlayarak kamuoyuna ilan etti.
1988 16 sanıklı TBKP Davasına Ankara DGM’de sorgularla devam edildi. Halit Çelenk ve 218 avukatın Haydar Kutlu ve Nihat Sargın’ın tahliye edilmesi gerektiği yönündeki talepleri reddedildi.
1993 Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması’nı onaylayan kanun TBMM tarafından 2 Aralık 1993 tarihinde kabul edilerek 8 Aralık 1993 tarihinde resmi gazetede yayınlandı. Sözleşme, Türkiye adına dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ukrayna adına ise Cumhurbaşkanı Leonid M. Kravçuk tarafından 4 Mayıs 1992 tarihinde imzalanmıştı.
1996 Özgürlük ve Dayanışma Partisi(ÖDP) üyeleri tüm Türkiye çapında savcılıklara dilekçe vererek Susurluk Skandalı nedeniyle Dışişleri Bakanı Tansu Çiller, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve milletvekili Sedat Bucak hakkında suç duyurusunda bulundular.
1997 Çağdaş Gazeteciler Derneği Güney Marmara Şubesi’nin “İnsan Hakları Ödülü” Cumartesi Anneleri’ne, Çevre Ödülü de Bergamalı köylülere verildi.
2002 Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 3 Kasım 2002’de Siirt’te yapılan milletvekili seçimini iptal etti. Seçim işlemlerindeki eksikliğin seçim sonuçlarında etkili olduğu sonucuna varan YSK, Siirt’teki seçimin yenilenmesine oybirliğiyle karar verdi. CHP Genel Başkanı Baykal, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın seçilme yasağını kaldırmak için Anayasa değişikliğine hazır olduklarını açıkladı.
2003 Yargıtay 11. Ceza Dairesi, kayıp trilyon davasında kapatılan Refah Partisi’nin Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a, “özel belgede sahtecilik” suçundan verilen, 2 yıl 4 ay hapis cezasını oy birliğiyle onayladı. Maliye Bakanlığı, kapatılan Refah Partisi’nin malvarlığı incelemeleri sırasında, 1.2 trilyon lira nakit açığı bulmuş, Refah Partisinin kapatılması üzerine partinin hazineye devredilmesi gereken varlıklarının kaçırıldığı anlaşılmış, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı suç duyurusunda bulunmuştu. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 68 RP yöneticisini de 1 yıl ile 1 yıl 2 ay arası hapisle cezalandırmıştı.
2003 ILO 146 No’lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme, 13 Ekim 1976 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihinde 4940 sayılı yasa ile onaylandı; Resmi Gazetenin 02.12.2003 tarihli sayısında yayınlanarak 28 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe girdi.
2004 Osman ARSLAN Yargıtay Başkanlığına seçildi. Arslan, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1964 yılında mezun oldu. Sırasıyla Göksün, Osmancık, Şanlıurfa, Düzce ve Ankara Hakimliği görevlerinde bulundu. 23.6.1987 tarihinde Yargıtay Üyeliğine atandı. Osman Arslan, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 18.1.1994 tarihinde ilk kez, 3.2.1998 tarihinde ikinci kez, 4.2.2002 tarihinde üçüncü kez Yargıtay Onaltıncı Hukuk Dairesi Başkanlığına seçildi. Eraslan Özkaya’nın yaş haddi nedeniyle emekliye ayrılmasından sonra 02 Aralık 2004 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca, Yargıtay Birinci Başkanlığı’na seçildi ve 20 Aralık 2007’y kadar görev yaptı.
2009 Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, kimlikleri belirsiz biçimde toplu mezarlara gömülen kişilerin kimliklerinin saptanması ve belgelenip gömülmesi için 3 aşamalı bir çalışma başlatılacağını duyurdu. Çalışmanın diğer insan hakları kuruluşlarıyla koordineli biçimde yürütüleceği açıklandı.
2009 Türkiye Futbol Federasyonu Etik Davranış İlkeleri, 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun gereğince Türkiye Futbol Federasyonu Statüsünü esas alarak Türkiye Futbol Federasyonuna bağlı tüm birimleri bağlamak üzere hazırlanan Etik Kurulu Talimatı ile düzenlendi ve TFF’nin resmi internet sitesinde 02 Aralık 2009 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girdi. Etik Kurulu Talimatı, TFF Yönetim Kurulu’nun 24 Kasım 2009 tarihli toplantısında kabul edilmişti. Talimat daha sonra bazı değişikliklere uğramıştır.
2010 Kentlere en az zararı vererek, insanları öldürmek üzere taktik nükleer silah olarak tasarlanan nötron bombasını icat eden Samuel T. Cohen 89 yaşında öldü.
2012 12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi’nde siyasi mahpuslara yapılan ağır işkencelerle ilgili soruşturmada tanık olarak dinlenen doktor S.K. işkencenin başında cezaevi müdürü albay Raci Tetik’in olduğunu açıkladı.
2012 Deniz Feneri soruşturmasında, “örgüt ve nitelikli dolandırıcılık” suçlamalarına dayanak oluşturan 3 yıllık telefon dinleme kayıtları imha edildi.
2013 Ethem Sarısülük davasına devam edildi. Sanık polis A.Ş. tele-konferansla savunma yaptı. Mahkeme Heyeti, davadan çekildi. Uluslararası Af Örgütü, Gezi Parkı protestoları  sırasında gözünü kaybeden işçi Hakan Yaman’a destek için Çağlayan Adliye binasına lazer projektör yansıttı.
2015 Eski Arjantin Devlet Başkanı Carlos Menem, görev süresinde bazı bakanlara fazladan ödeme yapıldığı iddiaları sonrasında hakkında açılan yolsuzluk davasında hapis cezasına çarptırıldı. 
2016 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 2 Aralık 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2020 Anayasa Mahkemesi, tutukluluk sürecinde müdafiyle görüşmenin teknik araçlarla kayda alınması, infaz memuru tarafından izlenmesi ve görüşme süresinin sınırlandırılması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
2021 Olağanüstü Hal (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genel Kamu Hukuku Bölümü araştırma görevlisi Cenk Yiğiter‘in başvurusunu reddetti. Anayasa Mahkemesi, 6 Ocak 2017 tarihli 679 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılan Yiğiter’in de imzacıları arasında olduğu “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisi hakkında “ifade özgürlüğü” olduğu yönünde karar vermişti.
2021 Avusturyalı diplomat ve devlet adamı Sebastian Kurz, doğdu. GRG 12 Erlgasse’den mezun oldu Viyana Üniversitesinde başladığı hukuk öğrenimini yarıda bırakarak 2009 yılında Avusturya Halk Partisi‘nin gençlik şubesi başkanı seçildi. 2010 ve 2011 yılları arasında Viyana şehir meclisi üyeliğini yürüttü. Nisan 2011’de İçişleri Bakanlığı’nın bünyesinde müsteşarlığına atandı. 27 yaşında iken Avusturya Cumhuriyeti‘nin en genç bakanı ve Avrupa Birliği‘nin en genç dışişleri bakanı oldu. Yolsuzluk suçlamaları nedeniyle Avusturya’da başbakanlık görevinden istifa eden Sebastian Kurz siyaseti de bırakacağını açıkladığı basın toplantısında “Ne bir azizim, ne de bir suçlu” demişti. Para karşılığında kendisi ve partisi hakkında olumlu haberler yayımlatmak ve anket sonuçlarıyla oynamakla suçlanan Kurz, görevini kötüye kullanma, rüşvet ve hükümet başkanı olarak rüşvetçilik suçlamaları nedeniyle başbakanlıktan istifa etmişti.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi adına büyükelçiler seviyesinde toplanan ve AİHM kararlarının uygulanmasını denetlemekten sorumlu delegeler komitesinin üç gün süre toplantıları sona erdi. Komite, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala hakkında verdiği kararı yerine getirmediği gerekçesiyle Türkiye’ye karşı ihlal sürecini başlatma kararı verdi. Oylamada ihlal sürecinin başlatılabilmesi için üye ülkelerin üçte ikisinin oyu gerekiyordu. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, ihlal süreci başlatılması talebine tepki gösterdi. Karar, “bağımsız yargıya müdahale” olarak nitelendirildi.
Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne Prof. Dr. Melih Bulu’nun atanmasını protesto edenlerin bir kısmının yargılandığı davada öğrenciler 7 yıla kadar hapis istemiyle hâkim karşısına çıktı. Öğrenciler “Biz demokratik hakkımızı kullandık. Yargılanması gerekenler bizler değiliz, üniversitenin kapısına kelepçe vuranlar” diyerek kendilerini savundu. Mahkeme, 17 kişinin adli kontrol hükümlerini kaldırarak, duruşmayı 31 Mart’a erteledi.
2021 Uluslararası Af Örgütü, Yunanistan’ın mültecilere hukuka aykırı şekilde davrandığını açıkladı. Sığınmacıların mülteci kamplarında tutulmaları ve geçerli kimlik kartları (sığınma kartları) olmayanların kamptan ayrılmasına izin verilmemesi eleştirildi.
2021 Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, İzmir’de boşandığı erkek tarafından tehdit edilen, hayatından endişe ettiğini defalarca emniyet ve yargıya bildiren ve 2013’te öldürülen akademisyen kadının babasının açtığı davada, emsal niteliğinde bir karara imza attı. Kararda, İstanbul Sözleşmesi’nin de aralarında bulunduğu uluslararası sözleşmelere ve ulusal mevzuata atıf yapılarak, kamu görevlilerinin şiddeti bu enstrümanları kullanarak engellememesinin ihmal anlamına geldiğini belirtti. AYM, söz konusu kamu görevlileri hakkında yeniden soruşturma açılması için kararın bir örneği ilgili yerlere gönderildi.
2023 Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sánchez Amor Galatasaray Meydanında Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanındaki 975. hafta eylemine hukukçu ve Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörğ Nacho Sánchez Amor da katıldı.
2023 İnsan Hakları Derneği  Hapishaneler Komisyonu, cezaevlerinde 651’i ağır olmak üzere bin 517 hasta tutuklu ve hükümlü bulunduğunu açıkladı.
2024 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 29 Kasım’da TRT World Forum’daki konuşma yaptığı sırada, Türkiye’nin İsrail’le ticarete devam ettiğini iddia ederek protesto düzenleyen 9 kişi hakkında “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarından ötürü tutuklandı. Erdoğan, “Gemiler Gazze’ye bomba taşıyor” diyerek konuşmasını protesto edenlere, “Yavrum siyonistlerin burada dili ağzı olma. Aynen siyonistlerin dili ağzı gözü olmak suretiyle burayı provoke etmeye ne kadar çalışırsanız çalışın netice alamazsınız. Dünyadaki siyonistler Tayyip Erdoğan’ın nerede durduğunu çok iyi biliyor. Ama siz hala anlayamamışsınız” yanıtı vermiş, protestocular salondan çıkarılmıştı.

Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması

0
Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması
Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması

Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, 4 Mayıs 1992 tarihinde imzalanmış, anlaşmayı onaylayan kanun TBMM tarafından 02.12.1993 tarihinde kabul edilerek 8.12.1993 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır. Sözleşme Türkiye adına dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ukrayna adına ise Cumhurbaşkanı Leonid M. Kravçuk tarafından imzalanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti ve Ukrayna Deniz Yoluyla Sınır Komşusu İki Ülkedir

Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması

Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna, Birleşmiş Milletler Yasasının amaç ve ilkelerine bağlılıklarını yineleyerek,

1 Ağustos 1975 tarihli Helsinki Nihaî Senedi, 21 Kasım 1990 tarihli Yeni Bir Avrupa İçin Paris Yasası ve Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansı süreci çerçevesinde kabul edilen diğer belgeler ile üstlendikleri yükümlülükleri teyid ederek,

Ülkeleri arasındaki geleneksel dostluk ve işbirliği ilişkilerinin gelecek için değerli bir temel oluşturduğunu kaydederek,

Aralarında imzalanmış ve yürürlükte bulunan tüm belgelere ve özellikle 2 Ocak 1992 tarihli Dostluk ve Kardeşlik Antlaşmasına bağlılıklarını teyit ederek,

Uluslararası ilişkilerde dostluk, anlayış, karşılıklı güven ve işbirliği ortamının güçlendirilmesi için çabaların sürdürülmesi gereğine inanarak ve bu çabalara katkıda bulunma azim ve kararlılıklarını açıklayarak,

Hukukun üstünlüğü, insan hakları, çoğulcu demokrasi, özgürlük gibi ortak değerlere dayalı bir Avrupa düzeninin geliştirilip güçlendirilmesine ve barış ve istikrara katkıda bulunmayı amaçlayarak,

Aralarındaki dostluk ve işbirliği ilişkilerinin karşılıklı yarar temelinde daha da geliştirilip güçlendirilmesi kararlılığı ile,

Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

MADDE 1

Aşağıda “Taraflar” olarak anılacak Türkiye Cumhuriyeti ile Ukrayna, dost devletler olarak aralarındaki ilişkilerin karşılıklı güven, anlayış, işbirliği ve iyi komşuluk temellerine dayalı olduğunu teyit ederler.

MADDE 2

Taraflar, ilişkilerini, uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde ve birbirlerinin siyasî bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı, içişlerine karışmama, hak eşitliği ve uyuşmazlıkların barışçı yöntemlerle çözümü ilkelerine dayalı olarak her alanda geliştirmek hususunda mutabıktırlar.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

MADDE 3

Taraflar, uluslararası ilişkilerde güç kullanılmasının veya güç kullanma tehdidinde bulunulmasının kabul edilemez olduğunu ve uluslararası sorunların barışçı yöntemlerle çözüme kavuşturulması gerektiğini teyit ederler. Taraflar, uluslararası barış ve güvenliği tehdit edecek veya tehlikeye sokabilecek bir gelişme karşısında temasa geçerek durumu değerlendirecek ve danışmalarda bulunacaklardır.

MADDE 4

Taraflar, ilişkilerinin düzenli şekilde gelişmesini sağlamak, uluslararası ve bölgesel konularda görüş teatisinde bulunmak amaçlarıyla danışmalarda bulunacaklardır.

Danışmalar en üst düzeyde en az iki yılda bir kere dönüşümlü olarak Ankara ve Kiev’de yapılacak; Dışişleri Bakanları da düzenli olarak bir araya geleceklerdir.

MADDE 5

Taraflar, ülkeleri arasında her düzeyde temasların arttırılmasını teşvik edecekler; Parlamentoları arasındaki temasların geliştirilmesine özel önem atfedecekler, sosyal kuruluştan, örgütleri ve vatandaşları arasındaki temasların geliştirilmesini destekleyeceklerdir.

MADDE 6

Taraflar, karşılıklılık ilkesi çerçevesinde, birbirleri nezdindeki diplomatik, konsolosluk ve diğer resmî temsilciliklerin faaliyetlerini azamî ölçüde kolaylaştıracaklardır.

Taraflar, konsolosluk alanında işbirliği yapacaklar, vatandaşlarına vize verilmesi işlemlerinin karşılıklı olarak basitleştirilmesi yönünde çaba sarfedeceklerdir.

MADDE 7

Taraflar, aralarındaki ekonomik, ticari bilimsel ve teknolojik alanlarda işbirliğinin iki ülke halkının refah ve mutluluğuna hizmet edecek şekilde ve karşılıklı yarar temelinde kapsamlı biçimde geliştirilmesi hususunda mutabıktırlar.

Taraflar, bu amaçla mal, hizmetler ve sermayenin iki ülke arasında geniş ve etkin dolaşımına tedricen geçiş için elverişli hukukî, ekonomik ve malî şartlan yaratacaklar; iki ülkenin kamu ve özel sektör şirketleri arasında doğrudan temastan teşvik edeceklerdir.

Taraflar, aralarındaki kıyı ticaretinin geliştirilmesi yolunda çaba sarfedecekler, ülkelerinde ve üçüncü ülkelerde ikili veya çok taraflı ortak yatırımlan özendirecek ve destekleyeceklerdir.

Taraflar, aralarındaki ekonomik işbirliğinin daha da güçlendirilmesi amacıyla gerekli antlaşmaların akdedilmesi ve pratik düzenlemelerin yapılması konusunda mutabıktırlar.

Taraftar, bu amaçla, Hükümetlerarası Türkiye-Ukrayna Karma Ekonomik Komisyonunun kurulmasını kararlaştırmışlardır.

MADDE 8

Taraftar, Karadeniz bölgesi ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesini ve çeşitlendirilmesini amaçlayan “Karadeniz Ekonomik İşbirliği Deklarasyonunun etkin bir şekilde uygulanmasına öncelik atfetmektedirler. Taraftar, Karadeniz havzasının bir barış, istikrar ve refah bölgesi haline gelmesi yolunda önemli kalkılan bulunacağına inandıktan Karadeniz Ekonomik İşbirliğinin her aşamasında yakın temas içinde çalışmaya kararlıdırlar.

MADDE 9

Çevrenin korunmasına büyük önem atfeden taraflar, bu alanda aralarındaki işbirliğini yoğunlaştıracaklar, Avrupa düzeyinde ve küresel düzeyde yürütülen işbirliğine katkılarım sürdüreceklerdir. Taraflar Karadeniz’de çevrenin korunmasına özet önem atfedeceklerdir.

MADDE 10

Taraflar, bilim ve teknoloji alanında işbirliğini geliştirecekler, bilim adamları ve bilimsel araştırma kuruluşları arasında doğrudan temasları teşvik edeceklerdir.

MADDE 11

Taraflar, kültür, sanat, eğitim ve enformasyon alanlarında işbirliğinin artırılması konusunda kararlıdırlar.

Taraflar, bu amaçla, kültürel ve sanat kuruluşları ile eğitim kurumlan arasında doğrudan temasları ve işbirliğini teşvik edecekler, basın ve yayın alanlarındaki işbirliğinin gelişmesini destekleyecekler ve aralarındaki haberleşmenin çağdaş olanaklardan da yararlanılarak daha geniş ve özgür biçimde gerçekleşmesini teşvik edeceklerdir.

MADDE 12

Taraflar, karşılıklı anlayış ve dostluk duygularının pekiştirilmesi amacıyla; milletleri arasındaki temasların artmasını ve turizmin gelişmesini teşvik edecekler, gençlik ve spor kuruluşları arasındaki temasların güçlenmesini destekleyeceklerdir.

MADDE 13

Taraflar, gerekçesi ve amacı ne olursa olsun; her tür terör eylemine karşı olduklarını ve terörizmin hiçbir koşulda haklı görülemeyeceği konusunda kesin inançlarını teyit etmişlerdir.

Taraflar, uluslararası terörizme, örgütlenmiş suçlara, silah ve uyuşturucu madde kaçakçılığı ile tarihî ve kültürel eser kaçakçılığına karşı mücadelede işbirliği yapacaklardır.

MADDE 14

İkili askerî temasların artırılmasının karşılıklı anlayış ve güvenin güçlenmesine katkıda bulunacağına inanan Taraflar askerî makamlar arasında üst düzeyli temasların düzenli olarak gerçekleştirilmesi konusunda mutabık kalmışlardır.

MADDE 15

Taraflar, aralarındaki dostluk ilişkilerinin ve işbirliğinin gelişmesinin demokratik, barışçı ve birleşmiş, bir Avrupa’nın inşasına ve uluslararası güvenliğe katkıda bulunacağına inançlarını teyit ederler.

Taraflar, Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansı sürecine tam bağlılıklarını yinelemişler bu süreç çerçevesinde ve diğer Avrupa kuruluşları bünyesinde Avrupa’da istikrarın korunması ve güven ortamının gelişmesi yönündeki çabalarını sürdüreceklerini beyan etmişlerdir.

MADDE 16

Taraflar, Birleşmiş Milletler Örgütü potansiyelinden tam olarak yararlanılması ve Örgütün rol ve etkinliğinin güçlendirilmesi yönünde ortak çaba sarfedeceklerdir.

MADDE 17

Taraflar Birleşmiş Milletler çerçevesinde tespit edilmiş bulunan küresel silahsızlanmayla ilgili hedeflere ve bunun gerçekleştirilmesiyle ilgili çalışmalara olan desteklerini teyit ederler. Taraflar “Eurasia” güvenliğinin kendi güvenlikleriyle doğrudan ilgisinin bilinciyle; bu alandaki silahsızlanma ve güven ve güvenlik artırma süreçlerine etkili katkıda bulunmak hususunda kararlıdırlar.

Taraflar bu amaçla, ülkelerinin yer aldığı yörenin çok yönlü güvenlik ihtiyaçlarına özellikle cevap veren düzenlemeler konusunda danışma ve işbirliği yapacaklardır.

MADDE 18

Bu Antlaşma herhangi bir Devlete karşı değildir ve tarafların ikili veya çok taraflı anlaşmalardan doğan hak ve vecibelerini hiçbir şekilde etkilemeyecektir.

MADDE 19

İşbu Antlaşma 10 yıl süreli olup Taraflardan birinin yürürlük süresinin dolmasından 1 yıl önce yazılı olarak feshi ihbarda bulunmaması halinde beşer yıllık sürelerle yürürlükte kalmaya devam edecektir.

İşbu Antlaşma Taraflarca onaylanacak ve onay belgelerinin teati edildiği tarihte yürürlüğe girecektir.

MADDE 20

İşbu Antlaşma Birleşmiş Milletler Yasasının 102 nci maddesi uyarınca Birleşmiş Milletler Sekreteryasına tescil edilecektir.

Ankara’da 4 Mayıs 1992 tarihinde Türkçe ve Ukrayna dillerinde ikişer nüsha halinde ve her iki metin aynı ölçüde geçerli olacak şekilde imzalanmıştır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ADINA SÜLEYMAN DEMİREL
BAŞBAKAN
UKRAYNA ADINA LEONİD M. KRAVÇUK
CUMHURBAŞKANI

Çartizm Bildirgesi/Halkın Sözleşmesi

0
Çartist Hareket Tarafından Düzenlenen 1848 Büyük Mitingi

Çartizm Bildirgesi/Halkın Sözleşmesi-İngiltere-1848

Çartizm Hareketi

Çartizm Hareketi, İngiltere’de 1838 yılından 1850 yılına kadarki dönemde siyasal reform taleplerde bulunan işçi sınıfı hareketidir. Hareket, büyüklüğü ve tüm ülkede örgütlenmesi bakımından tarihsel önem taşımaktadır ve adını 1838’de yayınlanan altı maddelik People’s Charter bildirgesinden almaktadır. Tüm İngiltere’de destek bulan hareketin üyeleri 1848 yılında taleplerini içeren dilekçeyi imzalayarak Avam Kamarası’na sunmuş; bu dilekçenin oluşturduğu siyasal hareketlilik sayesinde büyük kitlesel eylemler yapılmıştır. Hareketin eylemleri anayasal sınırlar içinde ve meşru temeldedir. People’s Charter  adı verilen demokratik talepler; 21 yaş üstündeki her erkeğin oy verme hakkı, oylamanın gizli olması, parlamento üyeliğinde eşitlik gibi haklar içermektedir. Çartizm Hareketi, Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan toplumsal gelişmelerin sonucunda ortay açıkmış, büyük toplantılar ve gösteriler yapmış, dilekçe talebinin reddedilmesi üzerine genel grev örgütlemiş, askeri birliklerle hareketin etkisi kırılmaya çalışılmış, 1848’den sonra gücünü yitirmeye başlamıştır. Hareket açık bir programa sahip olmaması ve yönetim sorunları nedeniyle kalıcı olamamış ancak İngiltere’nin ve dünyanın işçi hareketleri arasında büyük yer tutmuştur. 

Çartist Hareketin altı talebi

Çartizm Bildirgesi /Halkın Sözleşmesi-İngiltere-1848

Eşit Temsil

Birleşik Krallık, mümkün olduğu kadar eşit sayıda sakinin yer aldığı, 200 seçim bölgesine bölünecek ve her bir seçim bölgesi Parlamentoya bir temsilci gönderecektir.

Genel Oy Kullanım Hakkı

Yirmi bir yaşında olduğunu altı aydan beri ikamet ettiği yerin kilise katibine ispatlayan her kişi seçmen olarak ismini kaydettirmeye hak kazanır. Kayıt zamanı her yılın 1 Ocak-1 Mart arasındaki dönemdir.

Yıllık Parlamento

Genel seçim her yılın 24 Haziran tarihinde yapılır ve üyelikte bir boşalma olduğunda boşalmadan sonraki 15 gün içinde doldurulur. Oy kullanma saatleri sabah saat altıdan akşam saat altıya kadar olan süredir.

Mülkiyet Şartı Yoktur

Üyeler için mülkiyet şartı yoktur; ancak, 200 seçmen tarafından ikamet ettikleri yerin kilise katibine sunulmak üzere her hangi bir aday lehine imzalanan talep ile bu aday, aday olarak gösterilebilir. Bir bölgede aday olarak gösterilen tüm adayların listesi, seçmenlerin her bir adayın niteliklerini değerlendirebilmeleri için, her bir kilise bölgesindeki kilisenin kapısına raptedilir.

Gizli Oy İle Seçim

Her bir seçmen ikamet ettiği kilise bölgesinde oy kullanmak zorundadır. Her kilise idaresi o bölgede önerilen adaylara yetecek düzeyde oy sandığı temin eder ve oylamanın gizli olması amacıyla her kilise bölgesindeki kiliseler geçici bir yeri oylama için uygun bir hale getirir. Seçim gününde her seçmen oylama yerine düzenli bir şekilde geçtiğinde; ona refakat eden görevli tarafından tercih ettiği adayın sandığı içine atacağı bir oy topu verilir. Günün sonunda münasip görülen görevliler tarafından oylar sayılır ve oy sayısı kilisenin kapısının üzerine tutuşturulur. Bir sonraki gün o bölgenin katibi ve iki müfettiş bütün bölgedeki kiliselerden tüm oyları toplar ve bölgedeki her kiliseye postalanacak muzaffer adayın adını neticelendirir.

Toplantı ve Üyelere Yapılacak Ödemeler

Üyeler, seçimden sonraki Ocak ayının ilk Pazartesi gününde Parlamentodaki koltuklarına otururlar ve oturumları sona erene kadar Pazar hariç her gün Eylül’ün 1’ine kadar oturuma devam ederler. Her gün oturum sabah saat 10’da başlar ve saat 4’te sona erer. Ve her üyeye üç ayda bir Hazineden yılda 400 Pound ödenir. Seçilecek bütün kamu görevlilerinin genel oy ile seçilmesi zorunludur.

Çartist Hareket Tarafından Düzenlenen 1848 Büyük Mitingi

Kölelik Köle Ticareti Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme

0

Köleliğin Yasaklanmasına Dair Ek Sözleşme (Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme – Supplementary Convention on the Abolition of Slavery, the Slave Trade, and Institutions and Practices Similar to Slavery), Birleşmiş Milletler tarafından 7 Eylül 1956 tarihinde kabul edilmiş, 30 Nisan 1957’de yürürlüğe girmiştir.

Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşmenin onaylanması Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 27 Aralık 1963 tarihinde kabul edilen 361 numaralı kanun ile olmuştur. Kanun 6 Ocak 1964 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.


Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme
ÖNSÖZ

Hürriyeti her insanın doğuştan iktisap ettiği bir hak sayan;

Birleşmiş Milletler halkının, insanın haysiyet ve değerine imanını Birleşmiş Milletler Antlaşmasında yeniden teyit ettiğini müdrik olan;

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca bütün milletler ve halkların erişeceği müşterek ideal olarak ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin hiç kimsenin köle edilemeyeceğini veya köle durumuna sokulamayacağını amir olduğunu ve gerek köleliğin, gerekse köle ticaretinin bütün şekilleriyle menedildiğini göz önünde tutan;

Köleliğin ve köle ticaretinin ortadan kaldırılmasını hedef alan Esaretin Men’i hakkındaki Mukavelenamenin 25 Eylül 1926 da Cenevre’de akdinden beri bu yönde yeni gelişmeler elde edildiğini kabul eden;

Zorla çalıştırma hakkındaki 1930 Sözleşmesini ve Milletlerarası Çalışma Teşkilatının mecburi çalıştırma konusunda daha sonraki faaliyetlerini göz önüne alan;

Bununla beraber kölelik, köle ticareti, köleliğe benzer uygulama ve geleneklerin dünyanın bütün bölgelerinde henüz bertaraf edilmediğini gören;

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Sonuç olarak, halen yürürlükte bulunan 1926 Mukavelenamesinin kölelik, köle ticareti, köleliğe benzer uygulama ve geleneklerin ilgasına yönelen gerek millî, gerekse milletlerarası gayretleri artırmaya matuf mütemmim bir Sözleşme ile tamamlanmasına karar veren;

İşbu Sözleşmeye Taraf olan Devletler, aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:
KISIM I
Köleliğe benzer uygulamalar ve gelenekler
Madde — 1

İşbu Sözleşmeye Taraf Devletlerden her biri, 25 Eylül 1928 da Cenevre’de imzalanan Esaretin Men’i hakkındaki Mukavelenamenin birinci maddesinde yer alan esaret tarifinin şümulüne giren veya girmeyen, aşağıdaki müessese ve geleneklerin, henüz mevcut olduğu yerlerde tedrici surette ve mümkün mertebe çabuk tamamen ortadan kaldırılmasına veya silinmesini temin için tahakkuku kabil ve gerekli olan hukuki ve diğer bütün tedbirleri alacaktır.

a) Borç sebebiyle kölelik; yani bir borçlunun bir borcun teminatı olarak şahsan hizmet etmeyi veya murakabesi altındaki bir kimsenin hizmet etmesini taahhüt eylediği halde bu hizmetlerin mukabili adilane bedelin borcun ödenmesine tahsis edilmemesi veya bu hizmetlerin süresinin tahdit ve mahiyetlerinin tespit olunmaması hal veya şartı;

b) Sertlik; yani bir kimsenin kanun, teamül veya bir anlaşmaya göre diğer bir kimseye ait araz i üzerinde yaşama ve çalışmaya mecbur olması ve bu diğer kimseye ücret mukabilinde veya ücretsiz muayyen şekilde hizmet etmesi hali ve bu halini değiştirme imkanına malik olmaması;

Ortaçağda Köle Ticareti Yolları

c) Aşağıdaki uygulama veya gelenekten herhangi biri;

i) Bir kadının, reddetmek hakkı olmadan, anne ve babasına, vasisine, ailesine veya diğer herhangi bir şahıs yahut topluluğa nakdi veya ayni bir ivaz mukabilinde evlendirilmesi vaadinde bulunulması veya evlendirilmesi;

ii) Bir kadının kocasının, bunun ailesinin veya mensup olduğu aşiretin bu kadını ivaz mukabili veya sair şekilde üçüncü bir şahsa devretmek hakkına sahip olması;

iii) Kocasının ölümü üzerine kadının miras yolu ile diğer bir şahsa devredilebilmesi;

d) Bir çocuğun veya 18 yaşından aşağı temyiz kudretini haiz bir kimsenin gerek anne ve babası, yahut bunlardan biri, gerekse varisi tarafından, şahsını veya işini istismar maksadıyla bedel mukabilinde veya bedelsiz diğer bir şahsa devrine müsait olan herhangi bir uygulama ve gelenek.

Madde — 2

Taraf Devletler İşbu Sözleşmenin birinci maddesi (c) fıkrasında zikredilen uygulama ve geleneklere son vermek gayesiyle, lüzumlu görülen yerde, evlenme için münasip asgari yaşlar tespit etmeyi, müstakbel eşlerden her birinin salahiyetli mülki ve dini makam önünde evlenmeye rızasını serbestçe izhar edebileceği bir usul takibini ve evliliğin tescilini teşvik eylemeyi taahhüt ederler.

KISIM II
Köle ticareti
Madde — 3

1. Köleleri herhangi bir ulaştırma vasıtası ile bir memleketten diğerine taşımak veya taşımaya teşebbüs etmek veya bu hareketlere iştirak eylemek fiili İşbu Sözleşmeye Taraf Devletlerin kanunlarına göre suç teşkil edecek ve böyle bir suçu işlediklerine hükmedilen suçlular çok ağır cezalara çarptırılacaklardır.

2. a) Taraf Devletler, kendi bayraklarını çekmeye gerekli gemilerin veya hava gemilerinin köle taşımasına mâni olmak ve bu hareketlerden veya millî bayrağı bu maksatla kullanmaktan suçlu şahısları cezalandırmak için her türlü müessir tedbiri alacaklardır.

   b) Taraf Devletler, limanlarının, hava alanlarının ve sahillerinin köle naklinde kullanılmaması İçin her türlü müessir tedbiri alacaklardır.

3. İşbu Sözleşmeye Taraf Devletler, köle ticaretine karşı mücadele sahasında aldıkları tedbirleri tatbikatta telif eylemek (amacıyla malumat teati edecekler ve her köle ticareti vak’asından ve muttali oldukları bu nevi bir suça teşebbüsten birbirlerine haber vereceklerdir.

Madde — 4

İşbu Sözleşmeye Taraf bir Devletin herhangi bir gemisine iltica eden her köle bu hareketi neticesinde hürriyete kavuşur.

KISIM III
Kölelik ve köleliğe benzer uygulama ve gelenekler
Madde — 5

Köleliğin ve işbu Sözleşmenin birinci maddesinde mezkur uygulama ve geleneklerin henüz tamamıyla ortadan kalkmadığı veya terk edilmediği bir memlekette, bir kölenin veya köleliğe benzer durumda bir şahsın, ister durumunu belirtmek veya cezalandırmak için, ister diğer bir maksatla olsun, bir uzvunu kesmek, kızgın demirle veya diğer bir şekilde işaretlemek fiili veya böyle fiillere iştirak, bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin kanunlarına göre suç teşkil edecek ve suçlu olduklarına hükmedilen şahıslar cezaya çarptırılacaklardır.

Madde — 6

1. Diğer bir şahsı köle etmek veya diğer bir şahsı yahut bakımı kendisine ait bir kimseyi köleliği kabule teşvik etme fiili işbu Sözleşmeye Taraf Devletlerin kanunlarına göre suç teşkil edecek ve suçlu olduklarına hükmedilen şahıslar cezaya çarptırılacaklardır. Bu maksatla varılan anlaşmaya katılma, teşebbüs ve suça iştirak de aynı hükme tabidir.

2. İşbu Sözleşmenin birinci maddesinin giriş kısmındaki hükümler mahfuz kalmak şartıyla, işbu maddenin birinci fıkrası hükümleri, diğer bir şahsı, kendisini veya bakımı kendine ait bir şahsı birinci maddede mezkur müessese ve geleneklerden herhangi birinden mütevellit köleliğe benzer bir durumu kabule teşvik etmeye de tatbik olunacaktır. Bu maksatla varılan bir anlaşmaya katılma, teşebbüs ve suça iştirak de aynı hükme tabidir.

KISIM  IV
Tarifler
Madde — 7

Bu Sözleşme metnince:

a) «Kölelik», esarete dair 1926 Mukavelenamesinde tarif edildiği gibi, üzerinde mülkiyet hakkına mahsus yetkiler veya bunlardan bazılarınınkullandığı bir şahsın hal veya şartı ve «köle», bu durum veya şartı haiz olan kimsedir.

b) «Köle durumundaki şahıs», işbu Sözleşmenin birinci maddesinde mezkur uygulama ve geleneklerden mütevellit durum ve şartlar altındaki kimsedir.

c) «Köle ticareti», bir şahsın köle haline getirmek için ele geçirilmesi, iktisabı veya temliki, bir kölenin satmak veya mübadele etmek üzere iktisabı; satılmak veya mübadele edilmek üzere iktisap edilmiş bir şahsın satış veya mübadele suretiyle devri, kullanılan ulaştırma vasıtası ne olursa olsun umumiyetle köle ticareti ve nakli hakkındaki herhangi bir fiili ifade ve ihtiva eder.

KISIM  V
Taraf Devletler arasında iş birliği ve malumat teatisi
Madde — 8

1. İşbu Sözleşmeye Taraf Devletler yukarıdaki maddeler hükümlerinin tatbiki maksadıyla karşılıklı yardımlaşmayı ve Birleşmiş Milletler Teşkilatıyla işbirliği etmeyi taahhüt ederler.

2. Taraflar, işbu Sözleşme hükümlerini tatbik için alınan veya yürürlüğe konulan bütün kanun, tüzük ve idari kararların suretini Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine göndermeyi taahhüt ederler.

3. Genel Sekreter, bu maddenin ikinci fıkrası mucibince aldığı malumatı diğer Taraflara ve, işbu Sözleşmenin konusunu teşkil eden kölelik, köle ticareti veya müessese ve geleneklerin ilgası için yeni tavsiyeler ihzarı hakkındaki müzakerelere ait vesaik meyanına ithal olunmak üzere Ekonomik ve Sosyal Konseye gönderir.

KISIM  VI
Nihai hükümler
Madde — 9

İşbu Sözleşme hakkında herhangi bir ihtirazi kayıt beyan edilemez.

Madde — 10

Taraf Devletler arasında işbu Sözleşmenin tefsiri veya tatbiki hususunda zuhur eden ve müzakere yoluyla halledilemeyen her anlaşmazlık, ilgili Taraflar diğer bir hal şekli üzerinde mutabık kalmadığı takdirde, anlaşmazlığa Taraf olanlardan birinin talebi üzerine Milletlerarası Adalet Divanına arz edilir.

Madde — 11

1. İşbu Sözleşme, 1 Temmuz 1957 tarihine kadar, Birleşmiş Milletler veya bir ihtisas teşekkülü üyesi olan bütün devletlerin imzasına açıktır. Sözleşme mümzi devletlerin tasdikine sunulacak ve tasdiknameler Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi olunacak; Genel Sekreter keyfiyetten mümzi ve katılan bütün devletleri haberdar edecektir.

2. İşbu Sözleşme, 1 Temmuz 1957 den sonra; Birleşmiş Milletler veya bir ihtisas teşekkülü azası olan bütün devletlerin ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca katılmaya davet olunacak diğer herhangi bir Devletin katılmasına açıktır. Katılma, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine usulüne uygun bir vesikanın tevdii ile başlar, Genel Sekreter keyfiyet mümzi ve katılan bütün devletlere bildirir.

Madde — 12

1. İşbu Sözleşme Milletlerarası sahada bir Akit Devlet tarafından temsil edilen bütün muhtar olmayan veya vesayet altındaki ülkelere, sömürgelere ve anavatan harici diğer ülkelere tatbik edilir; alakalı Akit Taraf imza, onay yahut katılma sırasında işbu Sözleşmenin imza, onay veya katılmasını takiben hangi anavatan harici ülke veya ülkelere tatbik edileceğini beyan edecektir. İşbu maddenin ikinci fıkrası hükümleri mahfuzdur.

2. Taraf Devletin yahut anavatan dışı ülkenin kanunları veya Anayasa tatbikatı gereğince anavatan dışı ülkenin önceden rızası gereken hallerde Taraf Devlet işbu Sözleşmeyi imzaladığı tarihten itibaren 12 ay içinde anavatan dışı ülkenin lüzumlu rızasını temine çalışacak ve bu rızayı elde edince Genel Sekretere tebliğ edecektir. Sözleşme, bildirilen ülke veya ülkelere tebliğin Genel Sekretere varma tarihinden itibaren tatbik olunacaktır.

3. Yukarıdaki fıkra anılan 12 aylık müddetin hitamında, ilgili taraflar, Milletlerarası münasebetlerin deruhde ettikleri ve işbu Sözleşmenin tatbiki için rıza göstermemiş olan anavatan dışı ülkelerle yaptıkları istişarelerin neticelerini Genel Sekretere bildireceklerdir.

Madde — 13

1. İşbu Sözleşme ik i Devletin Taraf olduğu tarihte yürürlüğe girer.
2. Sözleşme, mütaakıben, her Devlet ve ülke hakkında, ilgili Devletin tasdik veya katılma vesikasının veya Sözleşmenin bu ülkeye tatbikına ait tebliğinin tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girer.

Madde — 14

1. İşbu Sözleşmenin tatbiki müteselsil üçer sene devrelere ayrılacaktır; bunlardan ilk i Sözleşmenin 13 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre yürürlüğe girişi tarihinden başlayacaktır.

2. Her Taraf Devlet car i üç senelik devrenin bitmesinden en az altı ay evvel Genel Sekretere göndereceği bir ihbarla işbu Sözleşmeyi feshedebilir. Genel Sekreter bu ihbarı ve vusul tarihini diğer taraflara bildirir.

3. Fesihler, car i üç senelik devrenin hitamında hüküm ifade eder.

4. İşbu Sözleşmenin 12 nci maddesi hükmüne tevfikan bir tarafın anavatan dışı ülkesine tatbiki halinde mezkur taraf mevzuubahis ülkelerin rızası ile her zaman Sözleşmenin bu ülke hakkında feshini Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ihbar edebilir.

Fesih, Genel Sekreterin ihbarı aldığı tarihten bir sene sonra hüküm ifade eder. Genel Sekreter bu ihbarı ve kendisine vusul tarihini diğer Taraflara bildirir.

Madde — 15

Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinleri aynı derecede muteber işbu Sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği arşivine tevdi edilecektir. Genel Sekreter, Sözleşmeye taraf devletler ile Birleşmiş Milletler ihtisas teşekkülleri azası bütün diğer Devletlere gönderilmek üzere, Sözleşmenin tasdikli nüshalarını tanzim edecektir.

İşbu hükümlerin mealini tasdik zımmında, kendi hükümetlerince usulü dairesinde salahiyetli kılınmış olan aşağıdaki imza sahipleri bu Sözleşmeyi imzaları karşısında mezkûr tarihlerde imzalamışlardır. Cenevre’de Birleşmiş Milletler Avrupa Ofisinde yedi Eylül bin dokuzyüz elli altı tarihinde hazırlanmıştır.

Dünya Bilim İnsanlarının İklim Acil Durumu Uyarısı: Harekete Geç

0

Dünya Bilim İnsanlarının İklim Acil Durumu Uyarısı-2022

William J. Ripple, Christopher Wolf, Jillian W. Gregg, Kelly Levin, Johan Rockström, Thomas M. Newsome, Matthew G. Betts, Saleemul Huq, Beverly E. Law, Luke Kemp, Peter Kalmus, Timothy M. Lenton

Şu anda Dünya için “kırmızı kod” durumundayız. İnsanlık, kesin olarak bir iklim acil durumuyla karşı karşıya.

Hâlihazırda muazzam boyutlarda olan insanî acıların boyutu, iklim kaynaklı felaketlerinin artmasıyla birlikte hızla büyüyor. Bu nedenle bilim insanlarını, vatandaşları ve dünya liderlerini bu Özel Rapor’u okumaya ve iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınmak için gerekli adımları hızlı bir biçimde atmaya çağırıyoruz.

2022 yılı, 1992 yılında 1.700’den fazla bilim insanı tarafından imzalanan “Dünya Bilim İnsanlarının İnsanlığa Uyarısı”nın 30. yıldönümüdür. Bu ilk uyarıdan itibaren küresel sera gazı emisyonlarında yaklaşık %40’lık bir artış meydana geldi. Bu durum, Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin birçok yazılı ikazına ve 158 ülkeden yaklaşık
15.000 imzacının katıldığı, bilim insanlarının yakın tarihli bir iklim acil durum uyarısına rağmen gerçekleşti. (Ripple et al. 2020)

Mevcut politikalar, gezegeni 2100 yılına kadar yaklaşık 3 santigrat derece ısınmaya doğru götürüyor. Bu, Dünya’nın son 3 milyon yıldır yaşamadığı bir sıcaklık seviyesidir. (Liu ve Raftery, 2021) Küresel ısınmanın sonuçları giderek daha aşırı hâle gelmektedir ve dünya çapında toplumsal çöküş gibi sonuçlar akla yatkındır ve tehlikeli bir şekilde yeterince araştırılmamıştır. (Kemp ve ark. 2022) Bu küresel krizin ahlakî aciliyetinden hareketle burada iklimle ilgili son felaketleri takip ediyor, gezegenin hayatî belirtilerini değerlendiriyor ve kapsamlı politika önerileri sunuyoruz.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İklimle İlgili Aşırı Hava Koşulları

İklim değişikliği, dünya genelinde şiddetli hava olaylarının sıklığını ve yoğunluğunu artırdı. (Coronese ve ark. 2019) Bunun nedeni muhtemelen genel bir ısınma eğilimi, değişen yağış modelleri, yükselen deniz seviyeleri ve hava akımlarındaki değişiklikler de dâhil olmak üzere birbiriyle bağlantılı çeşitli süreçlerdir. Örneğin Kuzey Kutbu’ndaki hızlı ısınma, Kuzey Yarımküre’deki yaz hava akımını kıvrılmaya ve tıkanmaya daha yatkın hâle getirerek sıcak hava dalgalarına, sellere, kuraklıklara ve diğer felaketlere neden olmuş olabilir. (Mann ve ark. 2017) Bazı aşırı hava olayları artık sadece daha sık değil, daha yoğun ya da zaman ve mekân olarak birbirine daha yakın gerçekleşiyor. Bu durum; hasarı artırmakta, iyileşme süresini kısaltmakta ve ayrıca büyük gıda üretim bölgelerinde mahsul veriminde eş zamanlı küresel başarısızlık gibi aşırı risklerin olasılığını artırabilir.

Daha önce nadiren meydana gelen olay ve felaketlere artık düzenli olarak şahit oluyoruz. Trajik bir şekilde bu felaketler, sera gazı birikimine en az katkıda bulunan düşük gelirli bölgelerdeki yoksul insanlara orantısız bir şekilde zarar veriyor. Örneğin 2022 yazında Pakistan’ın üçte biri sular altında kaldı, 33 milyon insan yerinden oldu ve bundan 16 milyon çocuk etkilendi.

Bu yıl yaşanan diğer felaketler arasında Avrupa’daki korkunç orman yangınları, Avustralya’nın doğusunda arka arkaya yaşanan hortumlar ve ardından gelen seller, Çin ve Avrupa’da kuruyan çok sayıda nehir, ABD’nin güneydoğusunu vuran olağanüstü şiddetli bir kasırga, Bangladeş ve Hindistan’daki güçlü fırtınalar ve geniş çaplı seller yer alıyor.

ABD’nin batısında mega yangınlar ve on yıllık kuraklığın devamı, Yellowstone Ulusal Parkı’nı kapatan büyük bir sel ve Kuzey Yarımküre’nin birçok yerinde alışılmadık derecede şiddetli sıcak hava dalgaları veya “ısı kubbeleri” (ayrıntılar ve atıflar için tablo 1’e bakınız). Bu seriDünya Bilim İnsanlarının İklim Acil Durumu Uyarısı-2022  ve eşzamanlı etkiler, dayanıklılığı ve diğer krizlerle başa çıkma kabiliyetini büyük ölçüde azalttığı için toplumun sınırlarını test ediyor. Bu etkileri göstermek için, iklimle ilgili felaketlerin insani maliyetini belgeleyen bir fotoğraf serisi sunuyoruz

Gezegenin Hayatî Belirtilerindeki Son Eğilimler

İlk olarak Ripple ve meslektaşları (2020) tarafından yayınlanan gezegenin hayatî belirtilerinin güncellenmesi, potansiyel iklim etkenlerindeki (şekil 2) ve etkilerindeki (şekil 3) değişiklikleri izlemek için basit ama güçlü bir yol sağlar. Toplamda, takip ettiğimiz 35 değişkenden 16’sı zaman serisi verilerine göre rekor uç noktalarda yer alıyor (ek tablo S1). Bu hayatî işaretlerden bazılarını aşağıda tartışıyoruz.

İklimle ilgili insan faaliyetlerinin zaman serisi. Ripple ve meslektaşlarının (2021) yayınından bu yana elde edilen veriler kırmızıyla gösterilmiştir (baskıda koyu gri). Panel (f)’de, ağaç örtüsü kaybı orman kazanımını hesaba katmaz ve herhangi bir nedenden kaynaklanan kaybı içerir.

Panel (h) için hidroelektrik ve nükleer enerji ek şekil S1’de gösterilmiştir. Panel (j)’de, elden çıkarılan varlıklar, kurumsal taahhütlere dayalı olarak yönetim altındaki toplam varlıkları yansıtmaktadır. Her bir değişkenle ilgili kaynaklar ve ek ayrıntılar ek dosya s1’de verilmiştir.

İklimle ilgili tepkilerin zaman serisi. Ripple ve meslektaşlarının (2021) yayınından sonra elde edilen veriler kırmızıyla gösterilmiştir (baskıda koyu gri). Amerika Birleşik Devletleri’nde yanan alan (l) ve milyar dolarlık sel sıklığı (n) için siyah yatay çizgiler, ani kaymalara izin veren değişim noktası model tahminlerini göstermektedir (bkz. ek). Nispeten yüksek değişkenliğe sahip diğer değişkenler için yerel regresyon eğilim çizgileri siyah renkte gösterilmiştir. Değişkenler çeşitli sıklıklarda ölçülmüştür (örn. yıllık, aylık, haftalık). X eksenindeki etiketler yılların orta noktalarına karşılık gelmektedir. Milyar dolarlık sel sıklığı (n) muhtemelen iklim değişikliğinin yanı sıra maruziyet ve kırılganlıktan da etkilenmektedir. Her bir değişkenle ilgili kaynaklar ve ek ayrıntılar ek dosya S1’de verilmiştir.

Ekonomi

Cesaret verici bir şekilde, 2022 yılında küresel fosil yakıtların elden çıkarılmasında güçlü ir artış yaşandı. Genel bir azalma eğilimine rağmen doğrudan fosil yakıt sübvansiyonları, 2021 yılında 440 milyar ABD dolarına yükseldi. Bu da 200 milyar ABD dolarının altındaki seviyelerden endişe verici bir artış anlamına geliyor.

Karbon fiyatlandırmasının kapsadığı sera gazı emisyonlarının yüzdesi, 2021 ve 2022 yılları arasında nispeten sabit kalırken (şekil 2m) ton karbondioksit başına küresel emisyon ağırlıklı ortalama fiyatı da (2022 itibariyle yaklaşık 14,20 ABD$; şekil 2n) aynı seviyede kaldı. Küresel fosil yakıt kullanımının azaltılmasında etkili olabilmek için hem
emisyonların karşılanma oranının hem de karbon fiyatının önemli ölçüde artması gerekiyor. (Cramton et al. 2017)

Enerji

COVID-19 salgını nedeniyle küresel fosil yakıt enerji tüketimi, 2020 yılında karbondioksit emisyonları ve kişi başına karbondioksit emisyonları ile birlikte azaldı. Ancak bu düşüşler kısa süreli olmuş ve 2021 yılında tüm bu değişkenler yeniden önemli ölçüde yükselmiştir. Güneş ve rüzgâr enerjisi tüketimi, 2020 ve 2021 yılları arasında yaklaşık %18 oranında artmış olsa da fosil yakıt tüketiminden hâlâ yaklaşık 18 kat daha düşük (Şekil 2h). Yeni fosil yakıt geliştirilmesinin derhal durdurulması ve emisyonların azaltılması acil ihtiyacına rağmen fosil yakıt projeleri muazzam bir ölçekte sürdürülmeye devam ediyor.

Şu anda 425 adet “karbon bombası” -en az 1 gigaton potansiyel karbondioksit emisyonuna sahip, hazır bulunan veya planlanan fosil yakıt çıkarma projeleri- mevcuttur ve bunların potansiyel emisyonları 1.5 derecelik küresel ortalama sera gazları ve sıcaklığın yaklaşık iki katıdır. Üç ana sera gazı -karbondioksit, metan ve azot oksit, 2022 yılında atmosferik konsantrasyonlar için yeni yıl rekorları kırdı.

Mart 2022’de karbondioksit konsantrasyonu milyonda 418 parçaya ulaşarak şimdiye kadar kaydedilen en yüksek aylık küresel ortalama konsantrasyona ulaştı. Buna ek olarak 2022 yılı, kayıtlara geçen en sıcak yıllardan biri olma yolunda ilerliyor (şekil 3d). Okyanus ısı içeriği 2021’de büyük ölçüde arttı ve şu anda rekor seviyede

İklim Etkileri

En azından kısmen iklim değişikliğiyle bağlantılı olan afetler keskin bir artış eğilimi gösteriyor. İklim değişikliği hem sıklığı hem de yoğunluğu olmak üzere aşırı sıcak olaylarının artışıyla bağlantılı. Aşırı sıcak günlerin sayısı 1980’den bu yana neredeyse iki katına çıktı (Şekil 3o). Küresel olarak 2000 ve 2019 yılları arasında yaklaşık 500.000 ölüm, sıcaktan dolayı idi ve bununla ilgili aşırı ölüm oranı 2000-2003’ten 2016-2019’a kadar önemli ölçüde arttı. (Zhao ve ark. 2021)

Etkiler, küresel ısınma ile doğrusal bir seyir izlemeyebilir. Küresel sıcaklıklarımız arttıkça, bazı iklim felaketlerinin sıklığı veya büyüklüğü gerçekten de artabilir. (Calvin 2019, Fischer ve ark. 2021) Ön modellerimiz, bu sıçrama modelinin veya eşik tepkisinin Amerika Birleşik Devletleri’nde hem orman yangınları tarafından yakılan alan hem de en az 1 milyar ABD doları hasara neden olan iç sellerin sayısı için geçerli olabileceğini gösteriyor. (bkz. ek dosya S1, şekil 3l, 3n, ek şekiller S2-S3)

Buna ek olarak küresel orman yangını aktivitesinin 2009’dan bu yana hızlı bir artış gösterdiği görülüyor (şekil 3m). Artan sıcaklıklar ve şiddetli rüzgâr fırtınaları gibi diğer faktörler nedeniyle bazı sivrisinek türlerinin dang virüsünü bulaştırma eğilimi 1980’den bu yana önemli ölçüde arttı (şekil 3p).

Artan sıcaklıklar, örneğin donmuş toprakların çözülmesi ve Amazon ormanlarının yok olması gibi potansiyel olarak geri besleme döngülerinin ve devrilme noktalarının tetiklenme riskini artırıyor. (bkz. ek dosya S1) Daha yüksek sıcaklıklar, hastalık ve çatışma gibi basamaklı etki riskini artırmanın yanı sıra diğer felaket tehditlerinin olasılığını ve
bunlara karşı kırılganlığımızı da artıracak. (Kemp et al. 2022).

İklim Politikası

Dünya’nın durumunu düzenleyen gezegensel sınırların çoğu güvenli alanlarının ötesindedir. (Rockström vd. 2009; ek materyale bakınız) Dolayısıyla iklim değişikliği tek başına bir sorun olmayıp insan talebinin biyosferin yenilenme kapasitesini aştığı daha büyük bir sistemik ekolojik aşım sorununun bir parçasıdır. (Wackernagel ve ark. 2002)

İnsanoğlu, sınırlı bir dünyada sınırsız büyümeyi sürdüremez. Ekolojik aşımı ele alırken aynı zamanda iklim konusundaki eylemleri de hızlandırmamız gerekiyor. Bu nedenle bütüncül ve dönüştürücü değişim çağrımıza devam ediyoruz. (örneğin Rees 2019, Ripple ve ark. 2020)

Ekolojik aşımı engellemenin anahtarları, küresel orta sınıfın ve özellikle zenginlerin aşırı tüketimini ve israfını büyük ölçüde azaltmayı, kız çocukları ve kadınlar için eğitim ve haklar sağlayarak insan nüfusunu istikrara kavuşturmayı ve kademeli olarak azaltmayı ve sosyal adaleti sağlayan sürdürülebilir bir ekolojik ekonomi uygulamayı içeriyor. (Rees
2019)

İklim felaketlerinin artan sıklığı ve yoğunluğu, acil azaltım ve adaptasyon ihtiyacını açıkça ortaya koyuyor. Ormanlar da dâhil olmak üzere doğayı korumanın ve neredeyse tüm fosil yakıt emisyonlarını ortadan kaldırmanın yanı sıra tarihî emisyonlara karşı koyarak gezegeni uzun vadede soğutmaya yardımcı olabilecek etkili karbondioksit giderme stratejilerinin potansiyelini keşfetmek için çaba gösterilmelidir (ek şekil S4).

Yeterince yüksek bir karbon fiyatı, belirli sektörlerdeki emisyonları azaltabilir ve karbondioksit ortadan kaldırılmasını teşvik edebilir. İyi tasarlandığı takdirde, sosyal açıdan adil iklim adaptasyonlarını desteklemek ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde iklimle ilgili kayıp ve zararları telafi etmek için finansman da sağlayabilir.

İklim adaletini daha fazla teşvik etmek için bu, karbon fiyatı gelirinin bir kısmının veya tamamının, özellikle iklim etkilerine karşı en savunmasız olan düşük gelirli bölgelerdeki insanlara doğrudan iade edilmesiyle gerçekleştirilebilir. Daha genel olarak, diğer politika araçları arasında inovasyon ve iklim finansmanı yatırımları (ek şekil S5), pozitif sübvansiyonlar ve yenilenebilir enerji üreticileri için piyasa fiyatının üzerinde bir fiyatı garanti eden tarife garantileri yer alabilir.

Harekete Geçme Çağrısı

Son yıllarda bilim insanlarının iklim krizi hakkında konuşmalarında eşi benzeri görülmemiş bir eğilim görülüyor. Bu eğilimi alkışlıyor ve bilim insanlarının gelecek nesiller için gezegenin korunmasından endişe duyan vatandaşlar olmalarının doğal bir sonucu olarak görüyoruz. (Nelson ve Vucetich 2009)

Sağlam ve şeffaf bilimsel gerekçelere dayandırıldığında bilim insanlarının halkı eğitme ve iktidara karşı gerçeği söyleme potansiyeli, ihtiyaç duyulan politika değişiklikleri için itici bir güç olabilir. Gerçekten de sesini duyuran ve açık sözlü bilim insanları, nükleer imha ve ozon tabakasının delinmesi gibi konuların gündeme gelmesinde kilit rol oynadılar. Bu ruhla bilim insanı dostlarımızdan iklim ve diğer çevre konularında seslerini yükseltmelerini rica ediyoruz. Seslerini yükseltmenin yanı sıra bazı araştırmacılar durumun o kadar vahim olduğunu savunmaktadır ki bilim insanlarının barışçıl sivil itaatsizliğine ihtiyaç duyulan bir noktadayız. (Capstick et al. 2022)

Yıllık iklim felaketlerindeki artışın da gösterdiği gibi şu anda büyük bir iklim krizi ve küresel felaketin içindeyiz. Her zamanki gibi iş yapmaya devam edersek çok daha kötüsü bizi bekliyor. Bu nedenle 10.000 yıldan uzun bir süredir bizi destekleyen istikrarlı iklim sisteminin ortaya çıkışından bu yana bugün her zamankinden daha fazla tehlike söz konusudur.

Burada, Dünya’daki yaşam için böylesine büyük bir fark oluşturma fırsatı ile uçurumun kenarında duruyoruz. İnsanların Dünya üzerindeki 2 milyon yıllık tarihi boyunca yaklaşık yüz milyar insan yaşadı ve öldü. (Curtin 2007)

Bir gün var olacak ve kaderleri bugün yapacağımız seçimlere bağlı olan potansiyel olarak trilyonlarca insan var olacaktır. İnsanlığın geleceği, şu anda gezegende bulunan 8 milyarımızın göstereceği azim, yaratıcılık ve ahlakî değerlere bağlıdır. Umudumuzu kaybetmek yerine, ekolojik aşımı adil bir şekilde azaltmalı ve derhal büyük ölçekli iklim değişikliğini hafifletme ve adaptasyon çalışmalarına başlamalıyız. Ancak bu şekilde yakın vadedeki zararı sınırlandırabilir, tabiatı koruyabilir, insanların tarifsiz acılar çekmesini önleyebilir ve gelecek nesillere hak ettikleri fırsatları verebiliriz.

Proje Web Siteleri

Dünya Bilim İnsanlarının hazırladığı İklim Acil Durum Uyarısı belgesinin (Ripple ve ark.2020) şu anda 158 ülkeden 14.700’den fazla imzacısı var. Bilim insanlarından imza toplamaya devam ediyoruz. İmzalamak veya daha fazla bilgi edinmek için https://scientistswarning.forestry.oregonstate.edu adresindeki Dünya Bilim İnsanları İttifakı web sitesini ziyaret edin. Bilim temelli savunuculuk hakkında bilgi edinmek ve bilim insanlarının sesini duyurduğu yeni belgesel film “Bir Bilim İnsanının Uyarısı”nı izlemek için www.scientistswarningfilm.org adresini ziyaret edin.

Teşekkür

Michael Mann, Franz Baumann, Kelly Patrick Gerling, William H. Calvin, Katherine Gaubard, Joseph McNulty ve Karen Wolfgang’a yardımcı önerileri için teşekkür ederiz.

Kısmî finansman; CO2 Vakfı, Karen Josephson, Peter Stoel ve Roger Worthington’dan sağlanmıştır.

2022’deki son iklim felaketleri

Ocak-Eylül 2022

Avrupa’daki birçok nehir, son 500 yılın en kötü kuraklığı ve yoğun sıcak hava dalgaları nedeniyle kısmen azaldı veya kurudu. İklim değişikliği, kuraklık ve sıcak hava dalgalarının sıklığını ve yoğunluğunu artırarak bu krizde muhtemelen önemli bir rol oynamıştır.

Şubat 2022

La Nina ve iklim değişikliği, Avustralya’nın doğu kıyısında rekor kıran yağışlara neden oldu. Bu durum binlerce mülke zarar veren ve sekiz kişinin ölümüne neden olan sellere yol açtı.

Şubat-Mart 2022

Avustralya’nın kuzeydoğu kıyılarında meydana gelen rekor düzeydeki sel felaketi, durgun suya yol açarak Japon ensefalit (beyin iltihabı) virüsünü taşıyan sivrisineklerin yayılmasını hızlandırdı. Bu tür sellerin iklim değişikliği nedeniyle daha yaygın hâle gelmesi bekleniyor.

Şubat-Temmuz 2022

Kenya, Somali ve Etiyopya’da kuraklıktan etkilenen ve güvenli suya erişimi sınırlı olan insan sayısı 9,5 milyondan 16,2 milyona yükseldi. Bu artan kuraklık şiddeti en azından kısmen iklim değişikliğinden kaynaklı olabilir. (Ghebrezgabher et al. 2016)

Mart 2022

Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney Ovalarında yaşanan şiddetli kuraklık, kışlık buğday mahsulünü riske attı. Kuraklık, birçok muhtemel nedeni olan karmaşık bir olgu olmasına rağmen artan kuraklık yoğunluğu, iklim değişikliği ile ilişkilendirilmektedir. (Mukherjee et al. 2018)

Mart-Nisan 2022

Hindistan ve Pakistan’da meydana gelen ölümcül sıcak hava dalgası, en az 90 kişinin ölümüne ve yaygın ürün kayıplarına ve orman yangınlarına neden oldu. İklim değişikliğinin bu olayın gerçekleşme ihtimalini 30 kat arttırdığı tahmin ediliyor.

Nisan 2022

İklim değişikliği, Güney Afrika’nın doğusunda en az 435 kişinin ölümüne ve 40.000’den fazla kişinin etkilenmesine neden olan sel ve toprak kaymalarını tetikleyen aşırı yağışlara muhtemelen katkıda bulundu.

Nisan-Haziran 2022

Orta Doğu’daki yaygın toz fırtınaları binlerce insanın hastaneye kaldırılmasına yol açmış olup, iklim değişikliği nedeniyle bu tür toz fırtınalarının sıklığı artıyor olabilir.

Mayıs 2022

Brezilya’nın kuzeydoğusundaki aşırı yağışlar, toprak kaymalarına ve sellere yol açarak en az 100 kişinin ölümüne neden oldu. İklim değişikliği aşırı yağışların sıklığının artmasından sorumlu olabilir.

Haziran 2022

Yellowstone’da (Amerika Birleşik Devletleri) meydana gelen şiddetli bir fırtına, Gardner Nehri ve Lamar Nehri’nin
taşmasına ve Yellowstone Ulusal Parkı’ndaki çeşitli yolların bir kısmının tahrip olmasına neden oldu. İklim değişikliği nedeniyle bu tür aşırı sellerin sıklığı artıyor olabilir.

Haziran 2022

Batı Avrupa’daki birçok ülke, rekor kıran bir sıcak hava dalgası yaşadı. Bu sıcak hava dalgası, İspanya ve Almanya’da büyük orman yangınlarına yol açtı. Kuzey Yarımküre’nin diğer birçok bölgesinde de aşırı sıcaklar yaşandı; örneğin Japonya’nın Isesaki kentinde sıcaklıklar 40 °C dereceye ulaşarak ülke için tüm zamanların rekorunu kırdı. Benzer şekilde, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir ısı kubbesi de rekor kıran sıcaklıklara katkıda bulundu. Etkilenen diğer ülkeler arasında Finlandiya, İran, Norveç ve İtalya bulunuyor. Genel olarak, iklim değişikliği nedeniyle aşırı sıcaklar daha yaygın hâle geliyor. (Luber ve McGeehin 2008)

Haziran 2022

Aşırı sıcakların ardından Çin, iklim değişikliğiyle bağlantılı olabilecek rekor düzeyde yağış aldı.

Haziran 2022

Bangladeş, son 100 yılın en kötü muson selini yaşadı ve en az 26 kişi hayatını kaybetti. Bu sel felaketinin en azından kısmen iklim değişikliğinin muson yağmurlarını daha değişken hâle getirmesinden kaynaklandığı tahmin ediliyor.

Haziran-Temmuz 2022

Aşırı yağışlar, Avustralya’nın Yeni Güney Galler eyaletinin bazı bölgelerinde sellere yol açtı. Sydney şu anda kayıtlara geçen en yağışlı yılı yaşama yolunda ilerliyor. İklim değişikliğinin bu yağışlara ve sellere en azından kısmen katkıda
bulunmuş olması muhtemeldir.

Haziran-Ağustos 2022

Pakistan’daki ölümcül seller, Haziran ortasından bu yana 1.000’den fazla kişinin ölümüne ve 16 milyonu çocuk olmak üzere yaklaşık 33 milyon kişinin etkilenmesine neden oldu. Etkiler arasında; dang humması, mide enfeksiyonları ve sıtma oranlarındaki artış da yer alıyor. Bu seller en azından kısmen iklim değişikliğinin muson yağışlarını daha yoğun hâle getirmesiyle ilgili olabilir.

Haziran-Ağustos 2022

Çin, küresel çapta şimdiye kadar kaydedilmiş en şiddetli olabilecek olağanüstü bir sıcak hava dalgası yaşadı. Bu tür olayların iklim değişikliği nedeniyle daha yaygın hâle gelmesi muhtemeldir. Aşırı sıcaklar, 66 nehrin kurumasına neden olan ve hidroelektrik üretiminde önemli bir düşüşe yol açan büyük bir kuraklığı şiddetlendirmenin yanı sıra, büyük ölçekli mahsul kıtlıklarına ve orman yangınlarına katkıda bulundu.

Ağustos-Eylül 2022

Kaliforniya ve Batı Amerika Birleşik Devletleri’nin diğer bölgeleri, yedi itfaiyecinin sıcağa bağlı yaralanmalarla hastaneye kaldırılmasına neden olan bir ısı kubbesi nedeniyle aşırı sıcaklarla karşı karşıya kaldı. Isı kubbesinin etkileri iklim değişikliği nedeniyle daha da kötüleşmiş olabilir.

Eylül-Ekim 2022

Amerika Birleşik Devletleri’nde Ian Kasırgası, Florida ve Carolinas’ın birçok bölgesinde hasara yol açarak 100’den fazla kişinin ölümüne ve en az 2,5 milyon kişinin elektriksiz kalmasına neden oldu. Ian, Amerika Birleşik Devletleri’ni şimdiye kadar vuran en maliyetli ve en güçlü kasırgalardan biridir. İklim değişikliği muhtemelen Ian gibi güçlü ve hızla şiddetlenen fırtınaların daha yaygın hâle gelmesine neden olmaktadır.

*Burada, en azından kısmen iklim değişikliğiyle ilgili olabilecek çok sayıda yeni felaketi listeliyoruz. Bu listenin kapsamlı olması amaçlanmamıştır. Bu olayların yakın tarihli olması sebebiyle kaynaklarımız genellikle haber medyası makalelerini içermektedir. Her bir olay için genellikle bu tür bir olayın olasılığının veya gücünün insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle artmış olabileceğini belirten referanslar sunuyoruz. Bilimsel makalelerin referansları doğrudan tabloda verilmiş olup, haber makalelerinin bağlantıları ek dosya S1’de verilmiştir.

Not: Bu iklim felaketlerinden bazıları en azından kısmen jet akımlarındaki değişikliklerle ilgili olabilir. (Stendel vd. 2021, Rousi vd. 2022)

Tamamlayıcı materyal

Ek verilere BIOSCI online adresinden ulaşılabilir.

Bu raporda kullanılan gezegenimizdeki hayatî gösterge değişkenlerinin yöntemleri ve ayrıntıları diğer tartışmalarla birlikte bu makalenin S1 ek dosyasında yer almaktadır. Ripple ve meslektaşları (2020) için 25 Ağustos 2022 itibarıyla imza atan bilim insanlarının listesi bu makalenin S2 ek dosyasında yer almaktadır. Bu imzaların mevcut makale için olmadığını unutmayın.

Yazarlar Hakkında:

J. Ripple (bill.ripple@oregonstate.edu) ve Christopher Wolf (christopher.wolf@ oregonstate.edu), Oregon Eyalet Üniversitesi (OSU) Orman Ekosistemleri ve Toplumu Bölümü, ABD. Bu çalışmaya eşit derecede katkıda bulunmuşlardır.

Jillian W. Gregg, OSU’da Mahsul ve Toprak Bilimi Bölümü, ABD,

Kelly Levin, Brookline, Massachusetts’teki Bezos Earth Fund, ABD.

Johan Rockström, Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü, Almanya.

Thomas M. Newsome, Sydney Üniversitesi Yaşam ve Çevre Bilimleri Fakültesi, Avustralya.

Matthew G. Betts, OSU’da Orman Ekosistemleri ve Toplum Bölümü, ABD,

Saleemul Huq, Bangladeş Bağımsız Üniversitesi, Uluslararası İklim Değişikliği ve Kalkınma Merkezi.

Beverly E. Law, OSU’da Orman Ekosistemleri ve Toplum Bölümü, ABD.

Luke Kemp, Cambridge Üniversitesi Varoluşsal Risk Çalışmaları Merkezi, İngiltere.

Peter Kalmus, Kaliforniya Üniversitesi Bölgesel Yer Sistemi Bilimi ve Mühendisliği Ortak Enstitüsü, ABD.

Timothy M. Lenton, Exeter Üniversitesi Küresel Sistemler Enstitüsü, İngiltere.

Metin, Türkçe’ye, Üsküdar Üniversitesi Çevre Ahlakı Forumundan İbrahim Özdemir tarafından çevrilmiştir.

Manifestoyu imzalamak için: https://scientistswarning.forestry.oregonstate.edu/node/add/climate-signato

Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme

0
ILO 146 No'lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme

Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme, 13 Ekim 1976 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir.

Sözleşme, Türkiye tarafından 15 Temmuz 2003 tarihinde 4940 sayılı yasa ile onaylanmış; Resmi Gazetenin 02.12.2003 tarihli sayısında yayınlanarak 28 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

ILO Kabul Tarihi: 13 Ekim 1976

ILO 146 No’lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme

Kanun Tarih ve Sayısı: 15.7.2003 / 4940
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 22.07.2003/25176
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 30.10.2003/6396
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 02.12.2003/25304
Türkiye’de Yürürlüğe Girdiği Tarih: 28 Temmuz 2005
ILO 146 No’lu Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İznine İlişkin Sözleşme

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulunun daveti üzerine, 13 Ekim 1976 tarihinde Cenevre’de yaptığı altmışikinci oturumunda;

Oturum gündeminin ikinci maddesinde yeralan, 1970 tarihine ait 132 sayılı Ücretli Tatiller Sözleşmesi (revize) ışığında, fakat söz konusu sözleşmeyle sınırlı kalmadan, 91 sayılı Gemiadamlarının Ücretli Tatilleri Sözleşmesi’nde 1949, düzeltmeler yapılmasına ilişkin önergeler benimsenerek ve bu önergelerin bir uluslararası sözleşme şeklini alması gerektiğine hükmederek,

Gemiadamlarının Yıllık Ücretli İzinlerine ilişkin Sözleşme,1976 olarak adlandırılacak olan aşağıdaki sözleşmeyi bindokuzyüzyetmişaltı yılı Ekim ayının işbu yirmidokuzuncu gününde kabul etmiştir.

Madde 1

Bu sözleşme hükümleri, henüz toplu sözleşmeler, hakem kararları, mahkeme kararları, yasa gereği ücret tespiti yöntemi ya da ulusal koşullara uygun ulusal uygulamalarla tutarlı bir başka tarzda yürürlük kazanmamışsa, ulusal yasa ya da tüzükler marifetiyle yürürlüğe konur.

Madde 2

Bu sözleşme gemiadamı olarak istihdam edilen kişilere uygulanır.

Bu sözleşme bağlamında gemiadamı sıfatı; savaş gemisi; balık avcılığı işinde kullanılan ya da balık avcılığı ile doğrudan ilişkili ya da balina avcılığı ya da benzer işlerde kullanılan gemiler dışında, bu sözleşmenin yürürlükte olduğu ülkeye kayıtlı açık deniz seferi yapan gemilerde her hangi bir sıfatla istihdam edilen kişileri ifade eder.

Hangi tip gemilerin bu sözleşmenin uygulanması amacıyla açık deniz gemisi sayılacağı; gemi sahipleri ve gemiadamlarının varsa ilgili örgütlerine danışıldıktan sonra ulusal yasa veya tüzüklerle belirlenir.

Bu sözleşmeyi onaylayan her üye, sözleşmenin uygulama alanını, sanayinin içinde bulunduğu koşulların gerektirdiği değişiklikleri, gemi sahipleri ve işçilerin varsa ilgili örgütlerine danıştıktan sonra, yapmak suretiyle, bu maddenin 2. fıkra (b) bendinde yer alan gemiadamı tanımının dışında kalan kişileri veya bazı kategorileri de kapsayacak şekilde genişletebilir.

Bu maddenin 4. paragrafına uygun olarak bu sözleşmenin uygulanmasını genişleten her üye; uygulamanın genişletildiği kategorileri ve varsa değişiklikleri onay sırasında bu onayına ekleyeceği bir bildirimde belirtecektir.

Bu sözleşmeyi onaylamış olan üye onaylama sırasında belirlenmiş kategoriler varsa ve daha sonra sözleşmenin uygulama alanını bu kategorilerin dışında kalanları da kapsayacak şekilde genişletirse bu durumu Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürlüğüne bir deklarasyonla bildirir.

Zorunluluk gereği kadar olmak üzere deniz aşırı sefer yapan gemilerde istihdam edilen kişilerden sınırlı sayıda kategorilere dahil olanlar gemi sahipleri ile gemiadamlarının varsa ilgili örgütleriyle danışılarak yetkili makam tarafından ya da ülkede geçerli sistem yoluyla alınacak önlemlerle sözleşmenin uygulama kapsamının dışında tutulabilirler.

Bu sözleşmeyi onaylayan üye, sözleşmenin uygulanması hakkında Uluslararası Çalışma Örgütü anayasasının 22. Maddesi uyarınca vereceği ilk raporunda, bu maddenin 3. ve 7. fıkralarına uygun olarak uygulama kapsamı dışında bıraktığı kategorileri gerekçeleri ile birlikte bir liste halinde bildirir. Takip eden raporlarında ise, uygulama kapsamı dışında bırakılan kategoriler açısından ulusal mevzuatının durumunu ve gene bu kategoriler bakımından sözleşmenin hangi ölçüde uygulanabilir olduğu veya hangi ölçüde uygulanmasını önerdiğini belirtir.

Madde 3

Bu sözleşmenin uygulandığı her gemiadamı, asgari süre ile belirlenen yıllık ücretli izin hakkına sahiptir.

Bu sözleşmeyi onaylayan her üye, onaya ekleyeceği bir deklarasyon ile yıllık ücretli izin süresini bildirecektir.

İzin, her halükarda bir yıllık hizmet süresi için 30 takvim gününden az olmayacaktır.

Bu sözleşmeyi onaylayan her üye, ILO Genel Müdürüne daha sonra bildireceği bir deklarasyon ile onay sırasında bildirdiği süreden daha uzun yıllık izin süresini bildirebilir.

Madde 4

Önceki maddede öngörülen tam izin hakkı için, herhangi bir yıldaki hizmet süresi gereken süreden daha az olan bir gemiadamı o yıl içindeki hizmet süresiyle orantılı yıllık ücretli izin hakkına sahiptir.

Bu sözleşmedeki “yıl” deyimi bir takvim yılı veya aynı süreye denk herhangi bir süreyi ifade eder.

Madde 5

Yıllık ücretli izne hak kazanmak için, hizmet süresinin hesaplanması yöntemi, her ülkede yetkili makam veya uygun mekanizma ile belirlenir.

Her ülkede yetkili makam ya da uygun mekanizma yoluyla belirlenecek koşullara bağlı olarak gemideki görev yerleri dışında yapılan çalışma hizmet süresinden sayılır.

Her ülkenin yetkili makamı ya da uygun mekanizma yoluyla belirlenecek koşullara bağlı olarak onaylı denizcilik meslek kurslarına devam edilirken veya ilgili gemiadamının isteği dışında hastalık, yaralanma, analık gibi nedenlerle işbaşında bulunulmayan süreler hizmet süresinden sayılır.

Madde 6

Aşağıdaki süreler, bu Sözleşmenin 3 ncü madde 3 ncü paragrafında belirtilen asgari yıllık ücretli için süresinden sayılmayacaktır.

Yıllık ücretli izin ile çakışsın ya da çakışmasın, bandıra ülkesinin resmi ya da geleneksel tatil günleri,

Her ülkede yetkili makam ya da uygun mekanizma yoluyla belirlenecek koşullara bağlı olarak hastalık, yaralanma ya da analık nedeniyle oluşan iş göremezlik süreleri,

Görev başında olduğu süre içinde geçici kıyı izinleri,

Her ülkede yetkili makam ya da uygun mekanizma yoluyla belirlenecek koşullara bağlı olarak her türden telafi izinleri

Madde 7

Bu sözleşmede geçen yıllık iznini kullanan her gemiadamı en azından her ülkede yetkili makam ya da uygun mekanizma yoluyla belirlenen yöntemle hesap edilen yıllık izin süresinin karşılığı normal ücretini (ücretin ayni olarak ödenen kısmının nakit karşılığı dahil olmak üzere) alır.

Bu maddenin 1. fıkrası uyarınca tahakkuk ettirilen miktarlar, ulusal yasa ve yönetmelikler ya da gemiadamı ve işvereni bağlayıcı bir sözleşmeyle farklı bir uygulama şart koşulmamış ise izne çıkılmadan önce ödenir.

Hak kazandığı yıllık iznini kullanmadan işinden ayrılan ya da çıkartılan gemiadamı, yıllık iznine tekabül eden bu maddenin 1. fıkrasında belirtilen ücreti alır.

Madde 8

Yıllık ücretli iznin parçalara bölünmesi ya da bu iznin müteakip yılın izniyle birleştirilmesine yetkili makam ya da her ülkede uygun mekanizma yoluyla izin verilebilir.

Bu maddenin 1. fıkrası saklı kalmak kaydıyla; gemiadamı ile işvereni bağlayıcı bir sözleşmede farklı bir uygulama şart koşmamışlarsa; bu sözleşmede geçen yıllık izin kesintisiz bir süreden oluşur.

Madde 9

Her ülkede, yetkili makam tarafından ya da uygun mekanizma yoluyla, İstisnai durumlarda geçerli olmak üzere, bu sözleşmeye dayanılarak verilmesi gereken yıllık iznin yerine asgari 7. Maddede şart koşulan ücrete eşit miktarda nakit ödeme yapılmasına dair hüküm getirilebilir.

Madde 10

İznin kullanılacağı zaman; yönetmelikler, toplu sözleşme, hakem kararı veya ulusal uygulamalarla uyumlu diğer araçlarla aksi kararlaştırılmamışsa ve mümkünse ilgili gemiadamı veya temsilcisine danışılıp anlaşmaya varıldıktan sonra işveren tarafından belirlenir.

Hiçbir gemiadamının rızası olmaksızın, hangisi evine daha yakınsa, işe alındığı veya çalıştığı yerden başka bir yerde izin kullanması istenemez, toplu sözleşme, ulusal yasa veya yönetmelik hükümleri saklıdır.

Yıllık iznine bu maddenin 2. fıkrasında belirtilenden farklı bir yerden ayrılması isteniyorsa, bir gemiadamı, evine yakın olan hangisiyse istihdam edildiği ya da tayfa olarak toplandığı yere ulaşım giderlerinin karşılanması hakkına sahiptir ve izne ayrıldığı yere geri dönüşüyle doğrudan ilgili iaşe ve diğer masrafları işveren tarafından karşılanır. Yolda geçen süreler gemiadamının hak kazandığı yıllık izin süresinden düşülemez.

Madde 11

3 üncü Madde’nin 3.fıkrasında belirtilen asgari yıllık ücretli izin hakkını kullandırmayan veya bu hakkın sözleşmenin 9.maddesi uyarınca istisnai olarak getirilen koşulun dışında yazılmış olan herhangi bir akit hükümsüzdür.

Madde 12

Yıllık iznini kullanan gemiadamı, sadece olağanüstü acil durumda ve zamanında tebligat yapılmak suretiyle işe çağrılır.

Madde 13

Bu sözleşme hükümlerine etkinlik kazandıracak usullerin icabı olarak, yıllık ücretli izinle ilgili düzenleme veya yasa maddelerinin tam olarak tatbik ve icrasını sağlamak üzere, yeterli denetim ya da diğer vasıtalar yardımıyla, müessir önlemler alınacaktır.

Madde 14

Bu Sözleşme 1949 tarihli Ücretli tatiller (Gemiadamları) Sözleşmesini (Revize) tadil eder.

Madde 15

Bu Sözleşme’nin kesin onama belgeleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilir ve onun tarafından tescil edilir.

Madde 16

Bu Sözleşme, sadece onay belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilen Uluslararası Çalışma Örgütü üyesi ülkeler için bağlayıcıdır.

Bu sözleşme , iki üyenin onay belgesi Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Bu sözleşme, daha sonra, onu onaylayan her üye için, onay belgesinin tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Madde 17

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu ilk yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıllık bir süre sonunda Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Genel Müdürün tescil edeceği bir belge ile feshedebilir. Fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra geçerli olur.

Bu Sözleşmeyi onamış olup da, onu bundan evvelki fıkrada sözü edilen on yıllık sürenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında bu maddede öngörüldüğü şekilde feshetmeyen her üye, yeniden on yıllık bir müddet için bağlanmış olur ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık süre bitiminde, bu maddede öngörülen şartlar içinde feshedebilir.

Madde 18

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Örgüt üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onama ve fesihlerin kaydedildiğini Uluslararası Çalışma Örgütünün bütün üyelerine duyurur.

Genel Müdür, kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin kaydedildiğini örgüt üyelerine duyururken; bu sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında örgüt üyelerinin dikkatini çeker.

Madde 19

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler gereğince, kaydetmiş olduğu bütün onama ve fesihlere ilişkin tüm bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca kaydedilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştırır.

Madde 20

Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, bu sözleşmenin uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunar ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun Konferans gündemine alınıp alınmaması gereği hakkında karar verir.

Madde 21

Konferans, bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve bu yeni Sözleşme aksini öngörmediği takdirde;

Değiştirici yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onanması durumu; yukarıdaki 17 inci madde dikkate alınmaksızın ve değiştirici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartıyla, bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini gerektirir.

Değiştirici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren, bu Sözleşme üyelerin onamasına artık açık bulundurulamaz.

Bu Sözleşme, onu onayıp da değiştirici Sözleşmeyi onamamış bulunan üyeler için; her halükarda şimdiki şekil ve içeriği ile geçerli olmakta devam eder.

Madde 22

Bu sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi de aynı şekilde geçerlidir.

Türkiye’de Mültecilerin Sorunları ve Geri Gönderme Merkezlerinin Durumu

0
Türkiye’de Mültecilerin Sorunları ve Geri Gönderme Merkezlerinin Durumu başlıklı rapor, 2019 yılında MAZLUMDER tarafından yayınlanmıştır. Rapor, MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Ali Öner tarafından hazırlanmıştır. 

Türkiye’de Mültecilerin Sorunları ve Geri Gönderme Merkezlerinin Durumu

GİRİŞ

Türkiye’de Yabancıların hukuki statüsü ne yazık ki ülkenin dış politikası ile paralellik göstermektedir. Dış politikada yaşanan gelişmeler/kırılmalar kendisini ülke içinde yabancıların statülerinde de göstermektedir. Bu çalışmanın da Türkiye’nin son bir iki yıl içinde dış politikasında yaşanan kırılmalar doğrultusunda okunması gerekmektedir. Bu cümleden olmak üzere aşağıda yazılı olan anlaşmalar çok önemlidir. Aşağıda yazılı iki anlaşma ile Rusya hinterlandında kalan, Çeçenya, Dağıstan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan ile Çin hinterlandında kalan Doğu Türkistan’dan gelmiş ve Türkiye’ye sığınmış yabancıların statüleri olumsuz yönde tamamen değişmiştir. Yine son bir yıl içinde Suriyelilere yönelik siyasilerin kullanmış olduğu ötekileştirici dil ve toplumda Suriyelilere yönelik düşmanca tavırlar ve eylemlerin cezalandırılmaması ciddi bir sorun olarak önümüze çıkmaktadır. Bir diğer konu ise son zamanlarda Mısırlıların Türkiye’ye giriş çıkışlarında yaşanan problemlerdir. Bu bağlamda aşağıda yazılı olan tespitleri sadece karakollarda, göç idaresinde, geri gönderme merkezlerinde veya havaalanlarında çalışan bazı memurların ferdi davranışları olarak görmek hatalı olacaktır. Yaşananlar, dış politikada yaşanan gelişmelerle şekillenen bir anlayışın en düşük devlet memuruna kadar tezahür etmiş şeklidir.

  1. 1 Aralık 2014 tarihinde Rusya hükümeti ile Türkiye hükümeti arasında imzalanan, 15.02.2017 tarihinde TBMM’de kabul edilen ve 01.03.2017 tarihinde resmi gazetede yayınlanan Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında cezai konularda karşılıklı adli yardımlaşma ve suçluların iadesi anlaşması
  2. 13 Mayıs 2017 tarihinde Çin Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyet Hükümeti arasında imzalanan Suçluların iadesi ve cezai konularda karşılıklı adli yardımlaşma anlaşması

676 SAYILI KHK İLE GETİRİLEN YENİLİK

KHK’nın 35 ve 36. Maddeleri ile aşağıda yazılı olan düzenlemeler yapılmıştır.

Yapılan düzenleme öncesi Uluslararası koruma kanunun 53. Maddesinin son fıkrası uyarınca idare mahkemesinde sınır dışı etme kararına karşı davanın açılması ile ayrıca bir hükme gerek kalmaksızın sınır dışı etme kararı hakkında bir nevi yürütmeyi durdurma kararı verilmiş oluyordu ve dava sonuçlanana kadar yabancının sınır dışı edilmesi durdurulmuş oluyordu. Ancak KHK ile idareye göre uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu “değerlendirilenler” gibi gayet muğlak bir ifade ile yabancıların sınır dışı edilmemeleri yönündeki kanuni güvenceleri yok edilmiştir. KHK ile yapılan bu düzenleme örnek bir kanun niteliğinde olan 6458 sayılı kanunun bütünlüğünü bozmuş, bu kanunla sağlanan güvenceler ve olumlu değişiklikler yok edilmiş ve aslında kanunun ruhu yok edilmiştir. Bu değişiklikle Göç idaresi, hakkında soruşturma veya kovuşturma bile olmayan kişilere, yaşlı kadınlara ve kundaktaki bebeklere bile terörist muamelesi yapmaktadır. Göç idaresi, idari olarak terörist diye adlandırdığı kişilere, terör şüphelilerinden daha az kanuni haklar tanımaktadır.

MADDE 35- 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına “hâlinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “54 üncü maddenin birinci fıkrasının (b), (d) ve (k) bentleri ile ikinci fıkrası kapsamındakiler hariç,” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 36- 6458 sayılı Kanunun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“k) Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler.”

“(2) Bu maddenin birinci fıkrasının (b), (d) ve (k) bentleri kapsamında oldukları değerlendirilen uluslararası koruma başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler hakkında uluslararası koruma işlemlerinin her aşamasında sınır dışı etme kararı alınabilir.”

KOD KOYMADAKİ USULSÜZLÜKLER

Yabancılara konulan bazı tahdit kodları ile yabancıların ülkeye giriş, ülkede bulunmaları bazı statülere tabidir. Ancak, son bir yıl içinde çeşitli yeni kodlar ortaya çıkmıştır. Bu kodlardan en yaygın olanı G-87 denilen koddur. Bu kod kişinin kamu düzeni ve ülke güvenliği açısından tehdit oluşturduğu anlamına gelmektedir. OHAL’den sonra ise bu kod konulan kişiler yabancı terörist savaşçı olarak adlandırılmakta, bunlara farklı muamele edilmekte, kısıtlamalar uygulanmakta ve GGM’lerde ayrı bir yerde tutulmaktadırlar. Bu kodun bir kişi hakkında konulması ile o kişi artık cüzzamlı muamelesi görmektedir. Türkiye’de kod koyma yetkisi göç idaresindedir ancak göç idaresine gelen istihbari bilgi genellikle yabancı ülke istihbaratından gelen bilgilerdir. Bilginin bir süzgeçten geçirilip geçirilmediğini bilemiyoruz ancak göç idare bu gerekçeyle bazı kişilere bu kodu vermektedir. Hatta TÜRK vatandaşlığına geçmiş kişiler dahi bu uygulamanın dışında tutulmamaktadır. Yapılan idari başvurular ile konulan bu kodlar kaldırılmıştır. Bir Türk vatandaşına göç idaresi tarafında kod konulmasının hiçbir hukuki ve mantıki gerekçesi yoktur. Ayrıca, yaşanılan örneklerde 1-2 yaşındaki çocuklara dahi bu kodların verildiği görülmektedir. Nasıl bir istihbari süzgeç ki 1-2 yaşındaki bebekler yabancı savaşçı sayılmakta veya yabancı savaşçılarla irtibatlı olduğu düşünülmektedir. Göç idaresi, Türkiye’de yıllardır yasal şekilde ikamet eden, her durumda Göç idaresine gidip başvuran kişilerin durumunu araştırmadan, dosyalarına dahi bakmadan kod koymakta ve yabancı kişinin hayatı karartılmaktadır. Kişiye hangi sebeple kod konulduğu konusunda asla bilgi verilmemektedir.

Bu şekilde kod konularak GGM’lere konulan yabancılar için Sulh Ceza Mahkemeleri’ne yapılan idari gözetimin sonlandırma davaları otomatiğe bağlanmış bir şekilde red edilmekte ve kişiler bir yıla kadar idari gözetim altında kalabilmektedir.

KARAKOLLARDA YAŞANANLAR

OHAL döneminde GGM’lere teslim edilen yabancılar, karakollarda 30 güne kadar gözaltında kalmaktaydılar. Ancak, karakollar insanların uzun süre yaşamlarını devam ettirecek nitelikte değildir. 3-5 m2 olan nezarethanelerde 20-30 kişinin adeta üst üste kaldığı tarafımızdan gözlenmiştir. Bazen ise birkaç aile tüm çocukları ile bu mekanı paylaşmışlardır.

Bazı karakollarda başörtülü bayan yabancıların parmak izi alınırken çekilen fotoğraflarında zorla başörtüleri alınmıştır. Bununla ilgili fotoğraflar raporu hazırlayanda mevcut olup, mahremiyet nedeni ile rapor ekine konulmamıştır.

Karakollarda yabancılara karşı, Avrupa devletlerinde görülür cinsten yabancı düşmanlığı bulunmaktadır. Özellikle G-87 kodu konulmuş kişiler için avukatlar ziyarete gittiğinde, polisler avukatları ikna etmeye çalışmakta, bu insanlarla ilgilenilmemesi gerektiği, bu insanların terörist olduğu avukatların kulaklarına fısıldanmaktadır.

Karakola alınan kişinin bir yakınına bilgi verilmemektedir. Özellikle toplu olarak alımlarda avukatlar, müvekkilini karakol karakol aramaktadır. Yakınları bilgi almak için karakola gittiklerinde kendileri de alınmakta veya hiçbir bilgi verilmemektedir.

AVUKAT İLE GÖRÜŞTÜRMEME VE VEKÂLETNAME İÇİN NOTERİ GGM’LERE SOKMAMA

Özellikle havaalanlarında bulunan yabancıların avukat ile görüşmeleri engellenmektedir. Bunun hiçbir şekilde hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Geri gönderme merkezlerinde olan yabancılardan ise vekaletname alınamamaktadır. Bazı illerdeki göç idarelerinde, “önce il göç idaresine başvurarak vekaletname alma izni talep edeceksiniz, bu talep olumlu olursa biz size yanıt veririz, bu yazılı yanıtı notere götüreceksiniz, o zaman noter vekaletname çıkarabilir” denilmekte ve uygulamada böyle yapılmaktadır. Ancak, yapılan başvurulara bazen haftalarca cevap verilmemektedir. Bu süreç içerisinde yabancı için dava açılamaması ve yabancının sınır dışı edilmesi amaçlanmaktadır.

Bu durumu aşabilmek için avukatlar doğrudan Anayasa Mahkemesi’ne, görüşmek ve vekaletname çıkarmak için tedbir talebinde bulunmakta, Anayasa Mahkemesinden alanın tedbir ile vekaletname alınabilmektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından alınan bu şekilde tedbir talepleri istenilmesi halinde gösterilebilir.

Bir yabancının avukatıyla görüşebilmesi ve vekaletname verebilmesi için AYM’den tedbir almak zorunda kalıyor olması ülkemizin hukuki geleceği açısından endişe vericidir.

BİR YILI AŞKIN SÜREDİR İDARİ GÖZETİMDE OLAN ŞAHISLARIN BULUNMASI

6458 sayılı kanunu 57. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca bir yabancı en fazla 1 yıl süre ile idari gözetim altında tutulabilir, bu süre içinde sınır dışı edilmez/edilemez ise salıverilmesi gerekmektedir. Ancak, bazı kişiler için 1 yılın sonunda usulen salıverme tutunağı düzenlenmekte ve hemen akabinde yeniden sınır dışı etme kararı alınmaktadır. Halen 1 yıl 8 aydır idari gözetim altında tutulan anne baba ve 3 yaşında çocuk bulunmaktadır. Çocuk ilk idari gözetim kararı alındığında 1 yaşında idi. Bu şahısların isimleri ve hangi GGM’de tutuldukları talep edilmesi halinde yetkililere verilebilecektir. Bu şahıslar için ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunulmuş, TBMM insan hakları komisyonuna şikayet edilmiş ve Kamu denetçisine durum bildirilmiştir. Ancak 7 ayı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen hiçbir kurumdan bir cevap alınamamıştır.

GERİ GÖNDERME MERKEZLERİNDEKİ DURUM

Öncelikle belirtmek gerekir ki, geri gönderme merkezleri ceza evi değildir. Haklarında sınır dışı kararı verilmiş olan yabancıların sınır dışı edilene kadar tutuldukları misafirhanelerdir. Bu nedenle yapıları, istihdam edilen memur kadroları kişilerin uzun süre buralarda kalmalarına uygun değildir. Genellikle bir bina şeklinde olan yerlerdir, bahçeleri, volta atma yerleri, güneşten direkt faydalanma alanları çoğunda yoktur. Bu nedenle bu yerlerde kişilerin, özellikle çocukların uzun süre kalmaları sağlık açısından sakıncalıdır. Bu sakıncalara rağmen ilgili bölümlerde de bahsettiğimiz gibi 1 yılı aşkın süredir bu yerlerde kalanlar bulunmaktadır.

Cezaevi olmamasına rağmen, noterlerin girip vekaletname düzenleme hakları burada yoktur. Her cezaevine noter haftanın belirlenen günlerinde gidebilir ve herhangi bir mahkumdan, herhangi bir avukata, hiçbir kurumdan izin almaksızın vekaletname alabilir.

Cezaevi olamamasına rağmen, yabancıların avukatları ile veya dışarda yakınları ile telefonla görüşme hakları bulunmamaktadır. Cezaevlerinde haftada bir, bazı cezaevlerinde iki haftada bir mahkumların yakınları ile ve avukatları ile telefonla görüş hakları bulunmaktadır.

Bazı geri gönderme merkezlerinden yoğun şekilde kaba dayak ve tehdit duyumları alınmaktadır. En çok bu yönde ihbar alınan GGM İzmir Işıkkent, Muğla, Aydın geri gönderme merkezidir.

GGM’lerde yabancılara zorla evraklar imzalatılmak istenmektedir. Yabancı şahısların çoğu evrak okuyacak ve okuduğunu anlayacak düzeyde Türkçeleri yoktur. Buna rağmen zorla evrak imzalatılmaktadır. Kanunen evrak imzalamayan kişi için yapılması gereken, imzadan imtina edildiğini belirtir bir tutanak tutulmasıdır.

GGM’lerde yabancıları bulundukları ortamdan bezdirmek ve kendi rızaları ile sınır dışı olmaları için sistematik olarak uygulamalar yapılmaktadır. Örneğin, yemekler iğrenç derecede kötü çıkarılmakta, kişilerin doktor veya hastaneye gitmeleri savsaklanmakta, ilaç talepleri yerine getirilmemektedir.

Bazı GGM’lerde çocukların bulunduğu ortamda sigara içilmektedir. Bunun sebebi GGM’lerin yapıları gereğidir. Yukarıda da bahsetmiş olduğumuz gibi GGM’ler kişilerin uzun süre kalabilecekleri ortamlar değildir.

Bazı GGM’lerde çocuklar, başörtülü anneleri ile hayat kadını denilen kişiler aynı ortamda tutulmaktadır. Bu durumun çocukların psikolojik gelişimlerine etkilerini yazmaya gerek bile duymuyoruz. Kanuna göre özel ihtiyaç sahibi sayılan çocuklu kadınlar için herhangi bir hassasiyet gösterilmemektedir

Geri gönderme merkezlerinde sürekli sağlık personeli bulunmamaktadır. Hastalık şikayetleri, kötü niyetli olduğu gerekçesi ile savsaklanmakta ve zamanında hastaneye nakiller yapılmamaktadır.

Geri gönderme merkezleri insanların uzun süre barınacakları yerler olmadıklarında, cinnet vakıaları ve hatta intihar vakıaları yaşanmaktadır. Bu vakıaları kişilerin psikolojik sorunlarına bağlayıp geçiştirmek sorunu hasıraltı etmektir. Çünkü bu vakıaların fazlalaşmasının asıl sebebi bu yerlerin fiziksel koşulları ve bu insanlara yapılan psikolojik baskılardır.

AVUKATLARIN YAŞADIĞI SORUNLAR

  • Vekâletname alımı ve yabancı ile görüşme imkânının zorlaştırılmış olması, bazen imkânsızlaştırılması.

Göç idaresine girişte avukattan müvekkiline ait vekâletname talep edilmektedir. Avukatlık kanunun 46. Maddesine göre avukatın vekaletname olmaksızın dosya inceleme hakkı bulunmaktadır. Ancak göç idareleri bırakın dosya incelemeyi kamu binasına girmeyi bile vekaletname göstermeye bağlamaktadır. Bu vekaletnameyi denetleme yetkisini ise kapıda bulunan güvenlik görevlisine yaptırmaktadır.

  • Yabancının dosyasının incelenmesinin kısıtlanması, geciktirilmesi bazı durumlarda imkânsızlaştırılması
  • Tercuman bulunmaması, avukatın kendi götürdüğü tercümanın ise içeri alınmaması
  • Çoğu GGM’de avukat muhatap bulamamakta, bulduğu muhatap ise avukata cevap verecek nitelikte ve donanımda olmamaktadır.
  • GGM’lerde ve Göç idarelerinde Avukatlar idare tarafından kendi işlerini zorlaştıran kişiler olarak algılanmakta ve bu algıya uygun muamele görmektedirler. Göç idaresi, avukatlara her türlü zorluğu çıkarmakta, yasaya aykırı şekilde kişiyle görüşmek veya dosyasını incelemek için bile izin alınmasını istemektedir.

HAVAALANLARINDA VE GERİ GÖNDERME AŞAMASINDA YAŞANAN SORUNLAR       

İadesine karar verilen ve ülkesine sınır dışı edilmek üzere havaalanına getirilmiş olan yabancılara şiddet uygulanmaktadır. Bu şiddet bazen fiziki şiddet bazen ise manevi/psikolojik şiddet şeklinde kendini göstermektedir. Özellikle manevi şiddete dayanamayan ve ülkesine gönderilmesi halinde mutlak suretle idam veya işkence ile karşılaşacağını gören kişiler, uçağa binmemek için kendisine zarar vermekte, kollarını ve bacaklarını keserek yaralamaktadırlar. Bu şekilde kendini kesen kişilerin fotoğrafları raporu hazırlayanda bulunmakta olup, çok kanlı olması nedeni ile rapora eklenmemiştir.

SONUÇ

Reel politik sebepler; gidecekleri, sığınacakları bir yer olmadığı için tek kurtuluş yeri olarak ülkemizi gören ve bize sığınan mazlum insanların iadesi ve sınır dışı edilmesi için geçerli sebep olamaz. Ayrıca bu insanların soydaş ve dindaşlarımız olduğu gerçeğini de düşünürsek hiçbir reel politik durum, iadelere ve sınır dışı etmelere gerekçe teşkil edemez. Ülkemiz 4.000.000 Suriyeli’ye ev sahipliği yapmaktadır ve bu durum ile haklı olarak övünmekteyiz. Rabbimiz bir ülkenin tüm fertlerine Ensar olma şerefini bahşetmiştir. Bununla şereflenmişken toplamda 100.000’i bile bulmayan Türki Cumhuriyetlerden ve başta Mısır olmak üzere farklı ülkelerden siyasi nedenlerle ülkemize sığınmış olan insanları ülkelerine iade ederek lanetle anılan Boraltan katliamına benzer örneklere yol açmamak gerekmektedir.

Giriş bölümünde bahsettiğimiz dış politikadaki değişiklere paralel olarak değişen yabancıların statülerini bir kenara koyarsak, Öncelikle yapılması gerekenler aşağıda yazılmıştır.

  1. KHK’nın 35 ve 36. Maddeleri ile 6458 sayılı yasaya getirilmiş olan olumsuz düzenlemeler yeni bir düzenleme ile mevzuattan çıkartılmalıdır.
  2. Kod koymadaki usulsüzlükler düzeltilmelidir, özellikle yabancının kendi ülkesinden gelen istihbarı bilgilerle Türkiye tarafından kontrol edilmeden işlem yapılmamalıdır. Kod koymaya yeni bir düzenleme getirilmeli, kodların nasıl konulacağı hukuki bir metne bağlanmalı, özellikle bazı kodların konulması işlemi Göç idaresinden alınarak, hakim güvencesinin sağlandığı bir sisteme dönüştürülmelidir.
  3. Karakollardaki uzun süre beklemeleri önlemek için azami 2 günlük sınırlama titizlikle uygulanmalıdır.
  4. İdari gözetim süreleri kısaltılmalı ve hiçbir hukuki dayanağı bulunmayan bir yıl üzeri idari gözetim uygulanmasına son verilmelidir.
  5. Geri gönderme merkezindeki memurlar eğitilmeli, misafir olarak kendilerine teslim edilen kişilere, bir insana, bir misafire nasıl davranılması gerektiği yönünde eğitimler verilmelidir. Güvenlik gerekçesi ve ihtimaliyle kod konulan tüm kişilere terörist muamelesi yapılmasından vazgeçilmelidir. Özellikle çocuk ve kadınlara karşı hassas olunmalı, insani ihtiyaçları karşılanmalı ve nazik davranılmalıdır
  6. GGM’lerdeki işkence ve kötü muamele iddiaları ve intihar vakaları etkin şekilde soruşturulmalıdır.
  7. Avukatlara GGM’lerde ve Göç İdarelerinde ayak bağı anlayışı ile davranılmamalıdır. Avukatların kendi mesleklerini icra eden hukukçu kişiler olduğu bilinmeli ve gerekli kolaylık sağlanmalıdır. Müvekkil ile veya müvekkil adayı ile görüşme önündeki engeller ve vekaletname alınması önündeki engeller kaldırılmalıdır. Noterden vekaletname alabilmek için Göç idarelerine izin başvurusu yapma şartı tamamen kaldırılmalıdır.
  8. Suriyelileri kayıtlı olduğu illere gönderme çalışması yapılırken aile birleşimi göz önüne alınarak, aile düzenlerini nerede kurmuşlarsa birleştirmenin o ilde yapılması ve buna titizlikle uyulması sağlanmalıdır.
  9. Suriyelilere kayıtlı oldukları illere gönderme çalışması yapılırken, o ildeki iş imkanları göz önünde bulundurulmalıdır.
  10. Kayıtlı olduğu ilde kalmayıp İstanbul’a gelen ve burada iş kurarak ekonomiye katkı yapacak düzeye gelen iş adamlarının durumu göz önünde bulundurulmalı ve kayıtlı oldukları ile gitmeye zorlanmamalıdır.
  11. Mısırlı siyasilerin havaalanlarında bekletilerek başka ülkelere gönderme çalışmalarına son verilmelidir.

 

Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme