Friedrich Carl von Savigny

0
Friedrich Carl von Savigny, 19. yüzyıl Alman hukuk düşüncesine en köklü etkiyi yapmış olan hukukçu olarak tanımlanmıştır.

Friedrich Carl von Savigny 21 Şubat 1779’da doğdu. Marburg Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Lorraine’den Almanya’ya göç etmiş toprak sahibi soylu bir aileden gelmesi ve zenginliği bilimsel çalışmalara odaklanmasına olanak sağladı.

Friedrich Carl von Savigny

Prof. Anton Bauer ve ortaçağ hukuk bilimi çalışmalarıyla tanınan hocası Philip Friedrich Weiss’in yanında çalıştı. 1800 yılında aynı üniversiteden doktorasını aldı ve ceza hukuku ile Pandekt Hukuku konusunda ders verdi.

Pandekt Hukuku

Ortaçağda ve Rönesanstan sonra Batı Avrupa ülkelerince iktibas edilen ve kodifikasyon hareketlerine kadar, yani XII. yüzyıldan XIX. yüzyıla dek tamamlayıcı hukuk olarak yürürlükte bulunan Roma hukuku, ortak hukuk ve daha geniş anlamıyla Pandekt hukuku olarak literatürde yer almıştır. Ortaçağ sonlarına doğru Batı Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan Roma Hukuku’nun benimsenmesi 19. yüzyıldaki kanunlaştırma (codification) hareketlerine dek sürmüştür. Bu süreçte Corpus luris Civilis’in en önemli bölümü olan Digesta’nın Yunan dilindeki karşılığıyla Pandekt Hukuku olarak adlandırılmıştır. Roma Hukuku’nun Almanya’da geçerli olduğu bölgenin ve zamanın gereklerine göre düzenlenmiş hâli olarak Pandekt Hukuku, Cermen Hukuku’yla harmanlanmış bir hukuktur. Bu yüzden Roma-Cermen Hukuku olarak da anılagelmiştir.

1803’te ünlü tezi “Das Recht des Besitze’i (Zilyetlik Hukuku) yayınladı. Bu eseri ünlü hukukçu Thibaut tarafından bir baş yapıt ve Roma hukuku otoritesinin bu anlamda sonu olarak nitelendirildi.

1808’de Bavyera Hükümeti tarafından Landshut Üniversitesi’ne Roma hukuku profesörü olarak atandı. 1810’da Berlin Üniversitesi’ne Wilhelm von Humboldt’un başkanlığını yaptığı Roma hukuku kürsüsüne davet edildi. Roma, Ceza ve Prusya hukuku alanında dersler verdi ve fakültenin en etkili bilim insanlarından biri oldu. Akademik kariyerinin geri kalanını bu üniversitede tamamladı.

Bağımsızlığını 1814’te kazanmış olan Almanya’da medeni hukuk biliminin gelişmesine ve hukuk metodolojisi alanına yoğunlaştı.

Gustav Hugo’nun (23 Kasım 1764 – 15 Eylül 1844) kurucusu olduğu kabul edilen Tarihsel Hukuk Okulu geleneğinin en önemli isimlerinden olan Savigny, hukuk anlayışını tarihe ve özellikle Roma Hukuku kaynaklarına dayandırarak mevcut hukukun içeriğinin tarihsel araştırma biçimlendirilebileceğine inandı. Hukukun sistematik ve doğru biçimde analiz edilebilmesi için aynı anda tarihin, mantığın, felsefenin ve sosyolojinin yöntemlerinin kullanılmasının içsel tutarlılık bakımından gerekliliğini savundu.

Das Recht des Besitzes  (The Law of Property – Zilyetlik hukuku) yanı sıra, “Günümüzdeki Kanun Koyma ve Hukuk Bilimi Mesleği” ve “Çağımızın Yasama ve Hukuk Bilimi Konusundaki Görevi Üzerine” isimli eserleri bulunmaktadır.

Hayatı, fikirleri ve eserleri hakkında bir çok kitap yazılmıştır. Ali Acar tarafından yazılan ‘Friedrich Karl von Savigny’nin Hukuk Anlayışı” başlıklı yüksek lisans tezi, Kasım Akbaş tarafından yazılan ‘Friedrich Carl Von Savigny: Tarihsel Hukuk Okulu Geleneği’  başlıklı makale ve Osman Vahdet İşsevenler’in “Çağımızın Yasama ve Hukuk Bilimi Konusundaki Görevi Üzerine” başlıklı makaleleri bulunmaktadır.

Dr. Kasım Akbaş tarafından, 19. yüzyıl Alman hukuk düşüncesine en köklü etkiyi yapmış olan hukukçu olarak tanımlanmıştır.

Ali Acar’ın hakkındaki yorumu ise “Friedrich Carl von Savigny, bu tartışmanın köşe taşlarından birisi olarak, üzerinde etkili olduğu dönem itibarıyla, günümüz Kıta Avrupası hukuk geleneği açısından önemli, belki de en önemli hukukçudur.” şeklindedir.

25 Ekim 1861‘de yaşamını yitirmiştir.

150’likler

0
1933 Genel Af Kanunu, 26 Ekim 1933 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiş ve 28 Ekim 1933’te resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.  Bu af kanunundan sonra 1960 yılına kadar geniş kapsamlı genel af kanunu çıkarılmamıştır. Cumhuriyetin kuruluşunun 10. yılı dolayısıyla çıkarılan Genel Af Kanunu sonucunda, 5 yılı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar hakkında takibat yapılmamasına ve 3 yılı geçenlerin cezasının affına ilişkin düzenleme getirilmiştir.

Yüzellilikler, Kurtuluş Savaşı sonrası düşman iş birlikçisi olarak görülen ve Türkiye’den sürgün edilen, üst düzey makamlarda yer alan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır.

Lozan Barış Antlaşmasına ek olarak taraf devletlerce kabul edilen ve açıklanan, 1914 – 1922 yılları arasında işlenen savaş suçlarına ilişkin umumi af beyannamesine ek protokolde Türk Devleti bu genel aftan 150 kişiyi muaf tutacağını beyan etmiştir. Türk hükümeti Lozan Antlaşması yükümlülükleri uyarınca 26 Aralık 1923 ve 16 Nisan 1924 tarihlerinde iki defa genel af kanunu çıkartmış, 150 kişiyi bu kanunlardan muaf tutmuştur. Bu kişilerin isimleri 01 Haziran 1924 tarihli 544 numaralı hükümet kararnamesi ile belirlenmiş, 28 Mayıs 1927 tarihli 1064 sayılı yasa ile bu kişiler vatandaşlıktan çıkartılmıştır. Bu kişiler 29 Haziran 1938 tarihli 3527 sayılı af kanunu ile affedilmiştir. Bu 150 kişinin bazıları aftan önce ölmüş, bazıları yurtdışında kalmaya devam etmiş, bazıları da Türkiye’ye geri dönmüştür.

Lozan Barış Antlaşması ile öngörülen, genel aftan muaf tutulan, 150’liklerin vatandaşlıktan çıkarılması ve daha sonra bunların affedilmesine ilişkin olarak Dr. Albay Necip Yılmaz tarafından “150’likler ve 3527 Sayılı Af Kanunu” ismi ile doktora tezi yazılmıştır.

Uluslararası Anadili Günü

0
Uluslararası Anadili Günü

Uluslararası Anadili Günü (International Mother Language Day), 2000 yılından beri her yıl 21 Şubat gününde ve tüm dünyada kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 17 Kasım 1999’da 2000’de 21 Şubat tarihini Dünya Anadili Günü ilan etmiştir. UNESCO himayesindeki Anadili Günü dünyada kültürel çeşitliliği desteklemek, dilsel farkındalık yaratmak ve çok dilliliği teşvik etmek için düzenlenen hukuk ve demokrasi günlerindendir. Anadilde eğitimin temel bir hak olduğu tüm modern dünya tarafından kabul edilmektedir.

Uluslararası Anadili Günü
Uluslararası Anadili Günü

Dünya üzerinde konuşulan dillerin yüzde 40’ı yok olma tehlikesi altındadır. Yok olan diller ve tehdit altındaki diller genellikle yaşadığı ülkede azınlık olarak yaşayanların, kendi egemenliğine sahip çıkamayan hakların ve anadilini kullanmak için inisiyatif kullanma hakkına sahip olamayan toplulukların dilleridir. Kimi diller ise hakim kültüre yenik düşerek yok olmaktadır.

Anadili 

Anadili bireyin annesinden doğduğunda herhangi bir dışsal öğrenme çabasına girmeden içine doğduğu topluluğun günlük yaşamında kullandığı, sosyalleştiği, sanat ve kültürel değerlerini yaşadığı sosyal ortamda öğrenilen birincil dildir. Anadil hakkı hem bireysel bir hak hem de ait olunan topluluğun kolektif hakları kapsamındadır. Yeryüzünde konuşulan her hangi bir dil, insanlık aleminin ve insanlık tarihinin ortak değeridir.

UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası Editörü Chris Molesey anadili “Rüya gördüğün, düşündüğün, hatta başka dillerdeki düşünceleri bile fark etmeden çevirdiğin dil anadilindir” şeklinde tanımlamaktadır.

UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası (Atlas of the World’s Languages in Danger)

BM verilerine göre dünya genelinde 8.324 civarında anadilin konuşulduğu ve bunlardan 2500 civarında dilin yok olma tehlikesi altında olduğu bilinmektedir. BM, dünyada her iki haftada bir dilin içinde geliştiği entelektüel ve kültürel ortamla birlikte yok olduğunu raporlamaktadır.

UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası(Tehlike Altındaki Dillerin Kırmızı Kitabı), tehlike altındaki dillerin listesini tutmaktadır. 1992 yılında Kanada(Québec’te toplanan Uluslararası Dilbilimciler Kongresi’nde tehlike altındaki diller tartışılarak Tehlikedeki Diller Komitesi kurulmuştur.  Ayrıca aynı yıl Paris’te uluslararası bir toplantı düzenlenmiş, tehlike altındaki diller UNESCO’nun çalışma alanına dahil edilerek bir araştırma merkezi kurulmuş ve Tehlike Altındaki Dillerin Kırmızı Kitabı yayımlanmaya başlanmıştır.

Yok Olma Tehlikesi Altındaki Diller İçin Kriterler

UNESCO tehlike altındaki dillerin hangi derecede yık olma tehlikesinde olduğunu sınıflandırmak için dokuz kriter kullanmaktadır:

  • Dilin kuşaktan kuşağa aktarılması
  • Dili konuşan kişi sayısı
  • Dili konuşanların toplam nüfusa oranı
  • Dilin kullanım alanlarında değişiklikler
  • Yeni alanlara ve ortamlara dilin tepkisi
  • Dilin öğrenilmesi, o dilde okuma yazma öğrenilmesi için gerekli materyallerin varlığı
  • Devletlerin ve kurumların tutum ve politikaları, buna dilin resmi durumu ve kullanımı da dahil
  • Toplumun bireylerinin kendi dillerine yönelik tutumu
  • Dille ilgili varolan belgelerin miktarı ve niteliği.

Türkiye’de Tehlike Altındaki Diller 

UNESCO’nun Türkiye’de dil koruma programı bulunmamaktadır. Türkiye’de yok olan yahut yok olma tehlikesi altında olduğu düşünülen diller; Ubıh dili, Hemşince, Lazca, Hertevin, Gagavuzca, Ladino, Süryanice, Abazaca, Mlahso dili Suret, Pontus Yunancası, Kapadokya Yunancası,, Çingene dilleri, Adige, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazaki (Zazaca) olarak bilinmektedir.

Türkiye, BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 17, 29 ve 30 uncu maddeleri bazı uluslararası metinlere çekince koymaktadır. BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (md. 27) ve Lozan Barış Andlaşması (md. 39 vd.) hükümleri çerçevesinde hareket etmektedir.

Türkiye’de resmi dil Anayasa gereğince Türkçedir. Devletin resmi dili, Anayasa ile düzenlenmiştir, bu husus değiştirilemez hükümler arasındadır ve Cumhuriyet’in temel nitelikleri arasında önemli bir unsurdur.  Ancak, etnik köken, dil veya din bakımından farklı gruplara mensup çocukların, kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama yahut özel alanda kendi dilini kullanma bakımından sorun bulunmamaktadır.

 Okullarda farklı Dil ve Lehçelerin 5’inci sınıftan başlamak üzere seçmeli ders olarak okutulması 2012 yılında çıkarılan Seçmeli Dersler Genelgesi kapsamında mümkündür. 2009 yılında Kürtçe yayına başlayan TRT 6 kanalı bulunmaktadır.

,

John Bordley Rawls

0
John Bordley Rawls
John Bordley Rawls

John Bordley Rawls, 21 Şubat 1921 tarihinde Baltimore, Maryland’de doğmuş ve 24 Kasım 2002 tarihinde Lexington’daki evinde ölmüş olan ABD’li filozoftur. John Rawls’ın babası Avukat William Lee Rawls’tır. Rawls, Baltimore’daki en ünlü avukatlardan biri olan William Lee Rawls’un beş oğlunun ikincisidir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Pasifik’te piyade olarak görev yapmış, Yeni Gine, Filipinler ve Japonya’da bulunmuş Hiroşima bombalamasının etkilerine tanıklık etmiştir. Subay olma teklifini reddetmiş ve 1946’da ordudan er olarak ayrılmış, korkunç sahnelere tanık olduğu Filipinler’de Hıristiyan dinine olan inancını yitirmiştir.

John Bordley Rawls, asker arkadaşları ile birlikte

Askerliğin arından Princeton Üniversitesi’ne dönerek etik felsefesi üzerine doktoraya başlamıştır.

John Bordley Rawls

Margaret Fox ile 1949 yılında evlenen John Bordley Rawls, 1950 yılında doktorasını tamamladıktan sonra aynı okulda ve başka üniversitelerde ders vermiş, asistan olarak görev yaptığı Cornell Üniversitesi’nde doçent ve 1962 yılında da profesör olmuştur.  Kısa bir süre MIT’de çalışmış ve ardından Harvard Üniversitesi’ne geçiş yaparak bu okulda 40 yıl boyunca etik ve siyaset felsefesi alanında dersler vermiştir.

Harvard Üniversitesi Dergisinde, “Rawls’un çalışması, dünyada ahlak ve siyaset felsefesini değiştirdi” denilmektedir.

Rawls, kekeme olması nedeniyle az sayıda röportaj vermiş, şöhretine rağmen medyatik davranmamış, zamanının çoğunu bilime ve aile yaşamına harcamıştır. Askerliği bırakarak bilime döndüğü yıllardan ölümüne kadar Etik, toplumsal adalet, eşitlik ve siyaset felsefesi üzerine çalışmıştır. Rawls genellikle 20. yüzyılın en önemli siyaset filozofu olarak tanımlanmaktadır.

John Bordley Rawls
John Bordley Rawls’ın Eserleri

Rawls adalet teorisine ilişkin fikirlerini ilk olarak 1971 yılında yayınladığı Bir Adalet Teorisi isimli eserinde ortaya koymuş, Siyasi Liberalizm isimli eserinde ise teorisini geliştirerek çoğulcu bir toplum düzeyinde adaletin koşullarını ele almış; Halkların Yasası isimli eserinde ise uluslararası hukuk bağlamında adalet konusunu ele alarak adil bir uluslararası düzenin mümkün olup olmadığını tartışmıştır.

Bir Adalet Teorisi (A Theory of Justice)

1971 yılında yazılan ve Türkçe’ye tercümesi Barolar Birliği Önceki Başkanı Vedat Ahsen Coşar tarafından yapılan Bir Adalet Teorisi (A Theory of Justice) isimli eserin sahibi olan Rawls’un sosyal adalet teorisi; temel haklar, fırsat eşitliği ve toplumun en az avantajlı gruplarının çıkarlarını korumayı önermektedir. Sosyal adaletin sağlanması konusunda güçlü ve orijinal argümanlar getirmiştir. Bir Adalet Teorisi isimli eserine dönük eleştirilere yanıt niteliğindeki Justice As Fairness: A Restatement isimli bir eseri bulunmaktadır. 

Bir Adalet Teorisi, ABD’de son yıllarda 60’tan fazla mahkeme içtihadında referans olarak gösterilmiş; kitap yirmi yedi dile çevrilmiş ve 250.000 adetten fazla satılmıştır.

Vedat Ahsen Coşar, kitabın çevirisi hakkında; “Kırk altı yıl önce yayınlanan, yayınlandıktan sonra pek çok ülkenin diline tercüme edilen ve ne yazık ki Türkçeye tercüme edilmemiş olan Amerikalı siyaset bilimci ve hukukçu John Rawls’ın yazdığı 513 sayfadan oluşan A Theory of Justice/Bir Adalet Teorisi isimli kitabı Türkçeye çevirdim. Özel hayatımda ve mesleki kariyerimde başkanlıklarım da dahil, kendi çapımda ve alanımda önemli ve değerli pek çok iş, pek çok hizmet yaptım. Ama diyebilirim ki, bugüne kadar yaptığım hiçbir iş, hiçbir hizmet, benim için bu kitabı Türkçeye çevirmek kadar önemli ve değerli olmamış, bana manevi yönden keyif vermemiştir. Esasen bunu da bu amaçla ve bunun için yaptım. Zira profesyonel bir çevirmen değilim ben. Pozisyona, statüye, bir şey olmaya bağlı hırslarım yoktur benim.” demiştir.
Siyasi Liberalizm

Rawls,1993 yılında Siyasi Liberalizm isimli eserini yazmış, kitabın genişletilmiş baskısı ölümünden sonra, 2005 yılında yayınlanmıştır. Yazar kitabında; iyi yaşamın doğası hakkında makul bir anlaşmazlık nedeniyle siyasi gücün nasıl meşrulaştırılabileceği sorusuna cevap aramış; toplumun farklı dini ve felsefi inançlar nedeniyle anlaşmazlık içine olsa bile demokratik bir rejimi nasıl ayakta tutabileceklerini ele almış; liberal demokratik barış ilkesini savunmuştur. Demokratik rejim için; eğitimde fırsat eşitliği, adil gelir ve refah dağılımı, bütün vatandaşlara iş ve sağlık hizmetinin eşit şekilde verilmesi ve yöneticilerin belirlendiği seçimlerin finansmanının şeffaf olması ve kamuoyunun bilgi sahibi olması önemsediği kurallardandır. Sosyal sözleşme geleneğini temel alan Rawls için, eşitlik, özgürlük, çoğulcululuk, bir arada yaşama gibi ilkeler vazgeçilmez değerlerdir.

John Rawls – Political Liberalism ( Siyasi Liberalizm)
The Law of Peoples (Halkların Yasası)

John Bordley Rawls, The Law of Peoples (Halkların Yasası) isimli çalışmasını ise 1993 tarihinde makale olarak yayınlamış, ölümünden kısa bir süre önce kitap olarak baskıya hazırlamıştır. Bu çalışmasında, uluslararası hukukun ilke ve normlarına vurgu yapmış, bunun özel bir hak ve adalet arama yolu olduğunu savunmuş, halkların yasası olarak 8 ilke açıklamıştır. Bu ilkeler özgür ve demokratik toplumların sahip olduğu geleneksel ilkeler olup kaynağı ise tarih ve uluslararası hukuk uygulamalarıdır.

John Bordley Rawls / The Law of Peoples (Halkların Yasası)
Rawls’ın Sekiz İlkesi 

1. Halklar özgür ve bağımsızdır, diğer toplumlar bu özgürlük ve bağımsızlığa saygı göstermelidir.
2. Halklar antlaşmalara ve taahhütlere uymalıdır.
3. Halklar eşittir ve onları bağlayan antlaşmalarda taraftır.
4. Halklar içişlerine müdahale etmeme sorumluluğunu gözetmelidir.
5. Halklar kendini savunma hakkına sahiptir, fakat kendilerini savunma amacı dışında savaş çıkarma hakları yoktur.
6. Halklar insan haklarına uymalıdır.
7. Halklar kendilerini savundukları savaşta dahi belirli hukuki ve ahlaki sınırlamalara uymak zorundadır.
8. Halkların, adil ya da düzgün siyasal ve toplumsal rejime sahip olmalarını engelleyen olumsuz koşullar altında yaşayan diğer halklara yardım etme yükümlülüğü bulunmaktadır.

 

 

A Theory of Justice isimli eserin orijinal eski ve yeni baskıları bir arada

Millî Dayanışma Kardeşlik Ve Demokrasi Komisyonu Raporu

0
Millî Dayanışma, Kardeşlik Ve Demokrasi Komisyonu Raporu

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; terörün Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkartılması, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, millî birlik ve kardeşliğimizin pekiştirilmesi, özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışmalar yapmak amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan KURTULMUŞ tarafından TBMM’de temsil edilen siyasi partilere gönderilen bir yazı ile kurulmuş ve 05.08.2025 tarihinde çalışmalarına başlamıştır.

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu, TBMM başkanlığı tarafından 18 Şubat 2026 günü kamuoyuna deklare edilmiştir. Komisyon tarafından hazırlanan raporun eklerinde, siyasi partiler tarafından hazırlanan müstakil raporlara da yer verilmiştir.  

İÇİNDEKİLER
TAKDİM

1 – KOMİSYON ÇALIŞMALARI
1.1. Komisyon Kuruluşuna Giden Süreç
1.2. Komisyonun Kurulması, Yapısı ve Çalışma Prensipleri
1.3. Komisyonun Teşekkülünde Esas Alınan İlkeler 
1.4. Komisyon Çalışmalarının Demokratik Olgunluğu
1.5. Komisyonun Toplumsallaşmasının Önemi ve Önceliği 
2 – KOMİSYONUN TEMEL HEDEFLERİ 
2.1. “Terörsüz Türkiye” Hedefi
2.2. Demokrasinin Güçlendirilmesi Hedefi
2.3. Kalkınma ve Ekonomik Refah Artışı Hedefi
3 – TÜRK-KÜRT KARDEŞLİĞİNİN TARİHÎ KÖKLERİ VE KARDEŞLİK HUKUKU 
4 – KOMİSYONDA DİNLENEN KİŞİLERİN MUTABAKAT ALANLARI
5 – PKK’NIN KENDİSİNİ FESHETMESİ VE SİLAH BIRAKMASI
6 – SÜRECE İLİŞKİN YASAL DÜZENLEME ÖNERİLERİ 
6.1. Kritik Eşik: Örgütün Silah Bırakması
6.2. Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirecek Yasal Düzenlemeler 
6.3. Örgüt Mensuplarının Durumu 
6.4. Toplumsal Bütünleşme 
6.5. İzleme ve Raporlama Mekanizması
6.6. Süreçte Görev Alanlara Yasal Güvence Sağlanması
7 – DEMOKRATİKLEŞME İLE İLGİLİ ÖNERİLER
7.1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) Kararları
7.2. Yargılama ve İnfaza İlişkin Düzenlemeler
7.3. Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesi ile İlgili Düzenlemeler 
7.4. Yerel Yönetimler
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
EKLER

TAKDİM

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisinin temsil gücü ve demokratik meşruiyeti içerisinde yürütülen, toplumsal barışın, birliğin ve millî dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihî sorumluluğun bir yansımasıdır, ifadesidir.

Halkımızın uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödeyerek karşı karşıya kaldığı sorunlar, Gazi Meclisimizin yasa yapıcı ve denetleyici niteliğiyle ele alındığında kalıcı bir çözüm ufku kazanmaktadır.

Bugün terör meselesinde tarihî bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte millî iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclisimiz üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz bir biçimde üstlenmiştir.

On yıllardır ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını tüketen ve ülke olarak ağır bedeller ödediğimiz terör eylemleri, kalkınma ufkunu daraltmış, sosyal bağları örselemiş ve siyaseti sadece güvenlik reflekslerine sıkıştırmıştı. Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte, terör örgütleri artan bir biçimde, bölgemizde bölünme ve parçalanmanın, vekâlet savaşlarının aparatı olarak kullanılmış; yerel sorunlar küresel hesapların aracı hâline getirilerek toplumsal fay hatları bilinçli bir şekilde derinleştirilmiştir.

Coğrafyamızı bir asır önce etnik, mezhebî ve dinî farklılıklar üzerinden bölmeye çalışanların, yine aynı hedefler peşinde koşmalarını engellemek için terörün tamamen ortadan kaldırılması, tam manasıyla kalıcı barış ve huzur ortamının sağlanması, tarihî bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır.

Bölgemizde bugün yaşanan istikrarsızlık, adaletsizlik ve demokratikleşme sorunları emperyal müdahalelerin bıraktığı derin izlerin birer sonucudur. Bu müdahalelere bizim cevabımız ise daha fazla kardeşlik ve daha fazla bütünleşmedir.

Türkiye, küresel emperyal güçlerin hilafına, bölgemizde bütünleştirici politikaların öncüsü olmaya devam edecektir. Güç dengelerinin değiştiği, jeopolitik risklerin arttığı bir ortamda Türkiye’nin iç kalesini tahkim ederek, bölgesinde kalıcı barış ve istikrarı sağlaması hem kendi güvenliği hem de bölgesel düzen açısından yeni imkân ve fırsatları ortaya çıkaracaktır. Türklerin, Kürtlerin, Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak, bölgede emperyalistlerin kurguladığı dağılma ve parçalanma senaryolarını bozacak, planlarını etkisiz hâle getirecek bir dönemi başlatacaktır.

Milletimiz, bozguncu emellerden daha güçlü bir birlik, kardeşlik ve bütünleşme iradesine sahiptir. Türkiye’de terör meselesinin kalıcı biçimde çözülmesi sadece güvenlik boyutuyla sınırlı olmayan, çok boyutlu, çok yönlü, çok katmanlı ve çok taraflı politikaları zorunlu kılmakta, siyasal meşruiyet, toplumsal kabul ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesini gerektirmektedir.

Öte yandan dünyamız uluslararası kurumların meşruiyet tartışmalarıyla çöküşe geçtiği, kural bazlı uluslararası sistemin yerine sadece güçlülerin kendi kurallarını dayattığı bir döneme doğru hızla ilerlemektedir. Böylesi bir dönemde devletlerin egemenliğini, güvenlikleriyle toplumsal bütünlüğü aynı anda aynı irade çizgisinde tutabilme kudreti üzerinden değerlendirmek gerekir.

Küresel sistemin her krizinde ne yazık ki en fazla yıpranan alan insan onuru ve hukukun üstünlüğü olurken, adaleti sağlama gücü zayıflayan her yapı toplumda umut yerine yeni kırılganlıklar meydana getirmektedir. Yakın çevremizde ve bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması ve çatışma alanlarının genişlemesi ülkemize çok yönlü sorumluluklar yüklemektedir.

İçeride millî dayanışmamızı derinleştirirken, bölgemizde barış sağlamaya yönelik çabalar, refahın artırılması ve adalet duygusunun güçlendirilmesiyle birlikte üstlenilmesi gereken yeni vazifeler olarak önümüzde durmaktadır.

Ülkemizde kardeşlik, esenlik ve toplumsal barışı büyüten her sözü ve her adımı en güçlü şekilde desteklemekteyiz. Bu mesele, farklılıkları derinleştiren ezber kalıplarla değil; basiretli bakış, samimi yaklaşım ve kararlı adımlarla çözüme kavuşacaktır. Bu konu, varlığımızı ve yarınımızı ilgilendiren niteliğiyle, dar siyasi çıkarların veya risk hesaplarının konusu asla olamaz; dar siyasi çıkarların ve risk hesaplarının ötesinde bir realitedir.

Kalıcı sükûnetin sağlam temeller üzerinde yükselmesi, güvenliğin yanında hukuk devleti pratiğini, demokratik siyaset ahlakını ve millî dayanışma iradesini aynı anda kuvvetlendiren birliği gerektirmektedir. Terörün ülkemizin gündeminden çıkarılması her birimiz için tarihî bir sorumluluktur. Ortak geleceğimize dönük her adım, Gazi Meclisin denetimi ve toplumsal meşruiyetle ilerlediğinde, alınan tedbirler hukukla tahkim edilmiş bir istikamete doğru sağlam bir şekilde ilerleyecektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî iradenin tecelligâhı olarak milletimizin geleceğini ilgilendiren her meselenin meşru çözüm adresidir. 

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, tarihî sorumluluğun Meclis zeminine taşınması için teşekkül ettirilmiş bir komisyondur. Bu çatı altında; açık diyalog ve karşılıklı saygı içinde kardeşliğimizi güçlendiriyoruz. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, acılarımızı inkâr etmeden geleceği birlikte kurma kararlılığının açık bir ifadesidir. Bu çerçevede, zaman geçse de acıları geçmeyen kayıpları unutmadan, hatıralarına saygıyla sahip çıktığımızı vurguluyoruz.

Komisyonumuz, milletimizin her türlü düşünceyi baskıdan, ön yargıdan ve çekincelerden ari biçimde ifade edebilecek kabiliyete, irfana ve olgunluğa sahip olduğunu da göstermiştir. Ortak aklı ve asgari müşterekleri önceleyen bir yaklaşım benimseyerek; uzlaşı zemininden uzaklaşmadan meseleler derinlikli biçimde tartışılabilmiş, ele alınabilmiştir.

Siyasal hayatın son dönemde ürettiği temaslar, kamu vicdanında büyüyen huzur talebi ve örgütün silah bırakmasına dönük gelişmeler, Meclisimizin temsil gücünü daha görünür kılan bir istişareyi gerekli kılmıştır.

Elinizdeki rapor, Komisyon çalışmalarının olgunlaştırdığı müşterek idraki belirginleştirme amacı taşımaktadır. Partilerimizin ekler kısmında yer alan raporlarının da okunmasını kolaylaştıracak kavramsal bir çerçeve sunmaktadır.

Komisyona katkı sunan partilerimizin raporları, kendi siyasal duruşlarını bir tutum belgesi şeklinde kamuoyuyla paylaşan birer politika belgesidir. “Türkiye Modeli” olarak adlandırılan yaklaşımın kurucu ilkeleri millî iradeye dayanan siyasal bir metin disiplini içinde kayda geçirilmekte; kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyet alanının genişlemesi, toplumsal bütünleşmenin güçlenmesi, demokrasinin ilerlemesi ve refahın kalıcı biçimde büyümesi birbirini tamamlayan tek bir bütünün parçaları olarak ele alınmaktadır. 

Komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım, örgütsel yapının fesih ve silah bırakmasının güvenli biçimde teyidiyle birlikte yürürlüğe alınması düşünülen idari ve hukuki düzenlemelere rehberlik edecek ilkeleri belirlemeyi, tespit ve takip mekanizmalarında öngörülebilirlik sağlamayı, toplumla uyum adımlarını özgürlük ile güvenlik dengesini koruyan bir çerçevede tasarlamayı hedeflemektedir.

Rapor; af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuk düzeninin belirlilik ilkesini merkeze alan ve kamu vicdanının hassasiyetini gözeten yaklaşımın ana hatlarını ortaya koyarken, devlet aklıyla millet vicdanını koruyan demokratik iradenin aynı bütünlük içerisinde harekete geçtiğinde toplumsal barışın kalıcı zeminini kurduğuna da işaret etmektedir.

Terörsüz Türkiye hedefi daha geniş bir ufukla terörsüz bir bölge tasavvuruna açılmakta; iç huzuru pekiştiren her adım, bölgesel ve küresel adalet arayışında Türkiye’nin gücünü artırmaktadır.

Meclisimizin görevi, müşterek hayatın hukukunu kurmak, farklılıkların sesini ortak geleceğin sesine katmak, her yurttaşın kendini eşit, güvende ve saygın hissettiği demokratik yapıyı güçlendirmek ve hürriyet ufkunu genişletmektir. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, toplumsal huzur ve sükûnu zedeleyen terör eylemleri ve şiddet iklimini sona erdirme iradesini rapor hâline getirmiştir.

Raporun giriş bölümü ve değerlendirmeler kavramsal bir çerçeve sunmayı, Komisyon çalışması boyunca oluşan ortak idraki ortaya çıkarmayı ve çatışma çözümleri konusunda uluslararası literatürde “Türkiye Modeli” olarak tanımlanacağına inandığımız Komisyon çalışmalarının ilke ve hedeflerini siyasi bir metin disiplini içinde kayda geçirmeyi amaçlamaktadır.

Şeffaf ve açık yaklaşımımız sayesinde Komisyon toplantıları kamuoyu tarafından ilgiyle takip edilmiş; çalışmalara ilişkin gelişmeler medya organlarında geniş yer bulmuş ve süreç milletin denetimine açık bir şekilde ilerlemiştir.

Yaptığımız çalışmalar, gelinen aşamayla sınırlı ve tamamlanmış bir süreç olarak değerlendirilemez. Komisyonumuzun sergilediği sağduyulu, kapsayıcı ve çözüm odaklı yaklaşım; yarının güçlü, etkili ve huzurlu Türkiye’sine uzanan sağlam bir çerçeve ortaya koymuştur. Komisyonumuz tarafından titizlikle hazırlanan rapor, bundan sonraki süreçte
atılacak adımlara istikamet çizen ve ortak hedefler doğrultusunda yol gösteren kıymetli bir başvuru metni olma özelliğini taşımaktadır.

Komisyon raporumuz bu anlamda bir nihayet değil, bilakis atılan ve atılacak kararlı adımların mihenk taşı olarak kabul edilmelidir. Yeni bir anayasa hazırlama konusu ise Komisyonumuzun görev alanında olmamakla birlikte, ülkemiz için tehir edilemez, yerine getirilmesi gereken ortak bir ödev ve sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.

Komisyon çalışmalarının neticesinde, raporda bahsedilen düzenlemeler ve önerilere ek olarak siyasi partilerimizin daha önce çeşitli vesilelerle kamuoyuyla paylaştığı raporlarda ifade ettikleri daha demokratik, sivil, özgürlükçü, katılımcı ve kapsayıcı yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğu da aşikârdır. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunlarında yapılacak demokratik değişiklikler de yüce Meclisimizin sorumlulukları arasındadır.

Komisyonumuzun adını oluşturan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi hedefi bu adımların da atılmasıyla birlikte nihayete erecektir. Bu çerçevede, sorunun çözümü için ilk ve önemli adımları atarak meseleyi bir devlet politikası olarak benimseyen ve benimsenmesini sağlayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a, yaptığı kritik ve yol gösterici çağrılarla sürecin başlamasını sağlayan Sayın Devlet BAHÇELİ’ye, başta milletvekillerinin temsilini sağlamaları olmak üzere Komisyona samimi destek veren genel başkanlar Sayın Özgür ÖZEL’e, Sayın Tuncer BAKIRHAN’a, Sayın Tülay HATİMOĞULLARI ORUÇ’a, Sayın Mahmut ARIKAN’a, Sayın Ali BABACAN’a, Sayın Ahmet DAVUTOĞLU’na, Sayın Zekeriya YAPICIOĞLU’na, Sayın Muhammed Ali Fatih ERBAKAN’a, Sayın Erkan BAŞ’a, Sayın Seyit ASLAN’a, Sayın Önder AKSAKAL’a ve Sayın Gültekin UYSAL’a da hassaten teşekkürlerimi ifade ediyorum.

Geçmiş dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanları, bakanlar, ilgili kamu kurumlarının temsilcileri, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı, şehit aileleri ve gaziler, sivil toplum temsilcileri, baro başkanları ve hukuk çevreleri, insan hakları örgütleri, işçi ve memur sendikaları ile işveren temsilcileri, akademi camiası, düşünce kuruluşları, emekli güvenlik mensuplarımızın temsilcileri, gençlik ve kadın sivil toplum kuruluşları gibi alanlardan 137 kişi dinlenmiş ve bu dinlemelerin her biri rapora büyük katkı sunmuş, raporun ufkunu genişletmiştir.

Büyük bir demokratik olgunluk ve titizlikle çalışmalarını sürdüren Komisyon üyesi milletvekillerimizin her birine, fedakâr gayretleriyle çalışmalarımızı kolaylaştıran İdari Teşkilat mensubu arkadaşlarımıza ve milletimizin doğru bilgiye erişmesi için büyük bir sorumluluk bilinciyle çalışan değerli basın mensubu arkadaşlarımıza bu tarihî görevdeki katkıları nedeniyle teşekkür
ediyorum.
Sorumlu ve yapıcı tutumları sebebiyle katkı sunan herkese ayrı ayrı teşekkürlerimi ifade ediyorum. Uzlaşı ve diyalog kültürünün bundan sonraki süreçte de aynı kararlılık ve samimiyetle yürütülmesini canıyürekten temenni ediyorum.

En büyük teşekkürümüz ise desteklerini her daim yanımızda gördüğümüz ve hissettiğimiz aziz milletimizedir.

Son olarak; Komisyonumuz teşekkül etmeden hemen önce aramızdan ayrılan; sürecin sükûnetle yürümesi, güven zemininin korunması ve ortak aklın güçlenmesi için büyük emek veren Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilimiz, değerli dostum Sırrı Süreyya ÖNDER’i rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Komisyon çalışmalarımız kapsamında görüşlerine başvurduğumuz; sahada insan hayatına dokunmayı kendisi için vazife bilmiş insani yardım gönüllüsü, eğitimci Vahdettin KAYĞAN kardeşimi de rahmetle anıyorum.

Milletimizin huzuru, bölgemizin istikrarı ve toplumsal barış ülküsü için sivil toplumda, siyasette ve halkımıza hizmetin farklı alanlarında emek veren her biri kıymetli insanlarımızı şükranla; ortak vatanımızın esenliği uğruna canını veren şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi hürmet ve minnetle yâd ediyorum. Aziz hatıraları; atacağımız her adımda, insan onuruna, adalete ve ortak geleceğimize karşı taşıdığımız sorumluluğu, hepimize daha güçlü biçimde hatırlatmaya devam edecektir.

Numan KURTULMUŞ
TBMM Başkanı

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; Meclisin temsil gücünü, siyasetin çözüm üretme kapasitesini ve millî iradenin denetim imkânlarını aynı zeminde buluşturan bir örneklik ortaya koymuştur.

Toplantılar boyunca oluşan müşterek kanaat, şiddet ve terörle mücadele yönteminin sadece güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması gerektiği yönündedir. Tam demokrasiye dayanan yurttaşlık bilincinin, eşitlik temelli kardeşliğin ve kurumsal şeffaflığın kalıcı huzur ve barışı mümkün kılacağı değerlendirilmektedir.

Komisyon raporu, idari ve hukuki düzenlemeler için yol gösteren bir çerçeve ortaya koyarken, toplumla uyum adımlarının ertelenemez bir alan olduğunu hatırlatmaktadır.

Siyasetin görevi, toplumun farklı seslerini ortak geleceğin dilinde buluşturmaktır.

Milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürüyen bu süreç, kalıcı sonuç üreterek; kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışıyla güçlendiğinde, “Türkiye Modeli”nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir.

Bir asır önce Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde büyük zorlukları aşarak kardeşlik temelinde kurulan Cumhuriyet’imiz, ikinci asrının başlangıcında toplumsal barış ve huzur iklimini tam manasıyla temin edecektir. Bu istikamette yüce Meclisimizin çatısı altında gerçekleştirilecek çalışmalar kararlılıkla sürdürülecek ve milletimizin aydınlık bir geleceğe ulaşması sağlanacaktır.

Demokratik, çoğulcu ve herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye’yi hep birlikte büyük bir çabayla inşa etmek için hakikatin göz ardı edilmediği, duyguların inkâr edilmediği ve siyasetin çözüm üretme cesareti gösterdiği bir anlayışın benimsenmesi hayati önemdedir.

Komisyonumuz, Türkiye’nin barışla, bütünlükle, demokrasiyle ve kardeşlikle güçleneceğini göstermiştir.

Canları ve kanları pahasına vatanımız için hayatlarını hiçe sayan şehitlerimizin aziz hatırası ve gazilerimizin kardeşlik iradesi, millî bütünlüğümüzün sarsılmaz teminatıdır. Oluşan müşterek kanaat, sürecin kamu düzenini koruyan, hak ve hürriyetleri genişleten, toplumsal rızayı büyüten ve ortak geleceği kurumsal bir disiplin içinde taşıyan bir yol üzerinde ilerlemesi yönündedir.

Bu rapor, çalışmaların ve gelen raporların tümünden süzülen birikimi ve ortak aklı, izleyen dönemde atılacak adımlara rehberlik edecek bir çerçeve hâlinde dikkatlere sunmaktadır.

Bundan sonraki safhada, tespit ve takip mekanizmalarının öngörülebilirliği, idari ve hukuki düzenlemelerin açıklığı, toplumsal uyum adımlarının kapsayıcılığı ve Meclis denetiminin sürekliliği belirleyici olacaktır. Komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım, ortak gelecek hedefini ortak projelerle güçlendiren, bölgesel kalkınmayı hızlandıran, sosyal bağları onaran ve ayrıştırıcı senaryoların zeminini daraltan bir bütünleşme üretmeyi esas almaktadır. Böylelikle ortak gelecek hedefimiz, millî iradenin gözetiminde kurumsal teminat kazanacaktır. Türkiye Modeli, meşruiyet, istikrar ve toplumsal barış üreten bir çerçeveye dönüşecektir.

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde hazırlanan öneri ve değerlendirmelerimizi içeren
raporumuz, yasa çalışmalarında esas alınmak üzere siyasi partilerin ve kamuoyunun takdirlerine saygıyla sunulmaktadır.

SİYASİ PARTİLER TARAFINDAN MİLLÎ DAYANIŞMA, KARDEŞLİK VE DEMOKRASİ KOMİSYONUNA SUNULAN RAPORLAR

ADALET VE KALKINMA PARTİSİ RAPORU

CUMHURİYET HALK PARTİSİ RAPORU

HALKLARIN EŞİTLİK VE DEMOKRASİ PARTİSİ RAPORU

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ RAPORU

YENİ YOL PARTİSİ RAPORU

HÜR DAVA PARTİSİ RAPORU

MİLLÎ DAYANIŞMA, KARDEŞLİK VE DEMOKRASİ KOMİSYONU YENİDEN REFAH PARTİSİ RAPORU

TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ RAPORU

EMEK PARTİSİ RAPORU

DEMOKRATİK SOL PARTİ RAPORU

20 Şubat – Hukuk Takvimi

0
20 Şubat - Hukuk Takvimi

20 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1622

Genç Osman Yedikule zindanlarında boğularak katledildi. II. Osman olarak bilinen padişah, devlet erkanı içindeki üst düzey yetkilileri değiştirmiş, müderris ve kadıların atanma yetkilerini Şeyhülislamdan almış ve kahvehaneler ile meyhaneleri kapatmıştı.

1778 Avrupa’nın ilk kadın fizik profesörü Laura Bassi, Bologna’da doğdu. (Doğumu: 20 Ekim 1711)

Laura Bassi
1819 İsviçreli hukukçu, politikacı ve iş adamı Alfred Escher, doğdu. (Ölümü: 6 Aralık 1882) Zürih Üniversitesinde hukuk eğitimine başladı ancak ağır bir hastalık geçirmesi sebebi ile eğitimine Bonn ve Berlin’de devam etti. 1837’de İsviçreli öğrencilerin oluşturduğu Sofingia (Schweizerischer Zofingerverein) adlı derneğe üye oldu, 1839/40’ta derneğin Zürih şubesinin başkanı, 1840’ta ise genel başkanı olarak seçildi. 1942’de Zürih Üniversitesinden hukuk doktoru unvanını kazandı. 1843 yazında Paris’ten döndükten sonra kendisini bilimsel çalışmalara verdi. Kapsamlı bir İsviçre Hukuk Tarihi yazmayı planladı ancak bunu hiçbir zaman gerçekleştiremedi. 1844’te Zürih Üniversitesinde bir deneme dersi verdikten sonra, sözleşmeli öğretim görevlisi oldu. 1848 yılında yeni İsviçre Anayasasının oluşturulmasıyla, Federal Meclise girmesi talep edildi. Escher yapılan seçimlerde 15 Ekim 1848’de federal meclise girdi ve 7 Kasım 1848’de ikinci başkan oldu, toplam 4 defa meclise başkan olarak seçildi. İsviçre’de demiryollarının geliştirilmesine öncülük etti. Birçok politik görevde bulundu, bunun yanında İsviçre Kuzeydoğu Demiryolu Şirketi, İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü (ETH-Zürih), Credit Suisse, Swiss Life ve Gotthard demiryollarının kuruculuğunu yaptı. 19. yüzyıl İsviçresinin siyasi ve ekonomik gelişimi üzerinde önemli bir etki bıraktı.

Alfred Escher
1886

Macar hukukçu ve komünist politikacı Béla Kun doğdu. (Ölümü: 29 Ağustos 1939) Franz Joseph Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Macar Sovyet Devrimi’ne katıldı ve sosyalist ve komünistlerden oluşan hükûmette yöneticilik yaptı. Mihály Károlyi hükûmeti tarafından tutuklandı, ancak savaşı izleyen işçi ayaklanmaları sonrasında 21 Mart 1919’da serbest bırakıldı.  1921 yılında Almanya’daki başarısız Mart Ayaklanmalarına katıldı. 1930’ların sonundaki Büyük Tasfiye sırasında Troçkist olmakla suçlandı ve 28 Haziran 1937’de tutuklandı. Sorgulamadan sonra, karşı devrimci terör örgütüne bağlı olduğu sonucuna varıldı ve gizli duruşmanın sonunda ölüm cezasına çarptırıldı. 29 Ağustos 1939’da infaz edildi.

Béla Kun
1887 Alman İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Avusturya-Macaristan arasında ‘Tripartite Paktı’ (Üçler Paktı) imzalandı. Üçlü Sözleşmesinin öncüleri, 1887 Washington Konferansı, 1889 Berlin Antlaşması ve 1899 Samoa İngiliz-Alman Anlaşmasıydı.
1909 Fütürizm Bildirgesi veya Fütürist Manifesto (İtalyanca:Manifesto del Futurismo veya Le Futurisme), İtalyan şair Filippo Tommaso Marinetti tarafından yazılarak 20 Şubat 1909’da yayımlanmıştır. Bildirgeye imza atan sanatçılar arasında: Umberto Boccioni, Carlo Carrà, Luigi Rossolo, Gino Severini, Romolo Romani, Antonio Sant’Elia ve Giacomo Balla bulunmaktadır.
1919 Afganistan’da Emir Habibullah Han’ın katledilmesi üzerine yerine geçen Amanullah Han, bağımsızlık ilan etti.
1928 Deniz savaşında tarafsızlığa dair 20 Şubat 1928 tarihli Havana Sözleşmesi kabul edildi. 
1930 Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu kabul edildi.
1932 İspanyol avukat ve politikacı ve eski bakan Enrique Múgica Herzog 20 Şubat 1932’de dünyaya geldi. Madrid Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 4 Şubat 1956 olaylarında belirleyici olan Üniversite Genç Yazarlar Kongresi’nin organizatörüydü ve bu nedenle aynı yıl üç ay hapsedildi. Kamu Düzeni Mahkemesi’nde görülen davalarda muhaliflerin savunucusu oldu. 1988-1991 yıllarında Adalet Bakanı, 2000-2010 yıllarında ise İspanyol Halkının Savunucusu (Ombudsman) oldu. 10 Nisan 2020’de yaşamını yitirdi.

Enrique Múgica Herzog

1941 Türkiye’de Yahudiler için transit vizesine ilişkin talimatname yayınlandı. Yahudilerin, hiçbir zorlukla karşılaşmadan Filistin topraklarına geçebilmelerine imkan verildi. (Transit Vize: Türkiye’ye herhangi bir sınır kapısından girerek belirlenen süre içinde Türkiye’den geçiş yapmak isteyen yabancılara verilen vize türüdür. Transit vize ile verilen süre sınır kapısından her girişte yeniden başlamaktadır.)
1947 “5018 sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun” ile Türkiye’de ilk kez sendikalara, özel bir kanun ile kurulma hakkı tanındı. Aynı gün  mecliste “İş Kazalariyle Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları hakkındaki 4772 sayılı kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bazı maddelerinin kaldırılmasına dair Kanun” kabul edildi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) grev hakkına karşı çıktı.
1957 Evli Kadının Uyrukluğu Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilerek 20 Şubat 1957 tarihinde New York’ta imzalandı. Sözleşme, 1958 yılında yürürlüğe girdi. 2013 yılı itibariyle 74 devlet sözleşmeyi onaylandı.
1957 Hukukçu, akademisyen, düşünür ve siyasetçi Sadri Maksudi Arsal 20 Şubat 1957’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Temmuz 1878)

Ordinaryüs Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal
1962 Yardım meleği Dr. Liza lakabıyla anılan insan hakları savunucusu ve doktor Yelizaveta Glink dünyaya geldi. (Doğumu: 20 Şubat 1962, Moskova) Kurmuş olduğu Adil Yardım fonu ile hasta çocuklara ve savaş mağduru insanlara yardım etti. Çalışmalarından ötürü Rusya devlet başkanı Vladimir Putin tarafından kendisine madalya verildi. Glinka, Soçi’den havalandıktan sonra Karadeniz’e düşen askeri uçakta, 25 Aralık 2016‘da, 54 iken yaşamını yitirdi.
1963 Savcılık, tezgah başında oturma grevi yapan işçilerini işten atan Kavel Kablo işvereninin işleminin “lokavt sayılamayacağına” karar verdi. Direnişçi 7 işçi hakkında “polise mukavemet”ten dava açıldı, tutuklanan işçilerin sayısı 4’e yükseldi.
1968 Adalet Partisi (AP) hükümetinin İçişleri Bakanlığı, Türkiye İşçi Partisi (TİP) hakkında soruşturma başlatılması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yaptı.
1973 İstanbul’da “yasaklanmış kitap basmak, bulundurmak ve satmak”tan birçok yayıncı ve kitapçı (Garabet Akaer, Remzi Aktuğ, Aydın Emeç, Necdet Sander, Sencer Öztunalı, Doğan Hızlan, Zeki Öztürk, Ahmet Habora, vd.) Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılandı
1975 İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul Elektrik Tünel Tramvay İşletmesi (İETT) grevini yasakladı.
1976 Fransız hukukçu ve Nobel Barış Ödülü sahibi, René Cassin yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Ekim 1887) Aix Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1914’te Paris’te hukuk bilimi, ekonomi ve siyaset alanında doktora yaptı. Aix-en-Provence Üniversitesi’nde profesör olarak görev yaptı ve Paris Üniversitesi’nde çalıştı. 1944-1960’de Danıştay Başkanvekili, 1959-1976’de AİHM yargıçlığı ve 1959-1965’de AİHM Başkan yardımcılığı yaptı. 1968 yılında insan haklarını savunmadaki katkılarından dolayı Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. 1965 – 1968 AİHM Başkanlığı ve 1960 – 1971’de Anayasa Konseyi üyeliği görevinde bulundu.

René Cassin
1979 Suadiye yolcu vapurunu 21 Kasım 1978’de rotası dışına çıkarmaktan tutuklu yargılanan 16 öğrenci Sıkıyönetim Mahkemesi’nce tahliye edildi.
1980
  • Savcı Doğan Öz’ün öldürülmesinden sanık Hüseyin Kocabaş ve arkadaşlarını Balıkesir’de bir operasyonla yakalayan polis ekibi dağıtılarak farklı illere sürgün edildi.
  • Başbakan Demirel: “Sıkıyönetimle normal yönetim arasında bir yönetim şekli getirilmesine ihtiyaç vardır. Bir Fevkalade Hal Kanunu’na ihtiyaç vardır. Anayasa değişikliği lazımdır.”
1981 28 Aralık 1980’de Üsteğmen Şahin Akkaya’yı başından vurarak öldüren sol görüşlü militan Veysel Güney, ölüm cezasına çarptırıldı.
1982 Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) üyesi oldukları iddiasıyla gözaltına alınan 7 kişiye Kırıkkale Emniyet Amirliği’nde işkence yaptıkları ileri sürülen 10 polis hakkında 10 ile 35 yıl arası hapis istemiyle Askeri Savcılıkça soruşturma açıldı.
1984 Türkiye Cumhuriyeti, 2 Mayıs 1984 tarihinde onayladığı Bern Sözleşmesi’ni (Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi-Convention on the Conservation of European Wildlife and Natural Habitats) 20 Şubat 1984 tarihinde sözleşmenin Türkçe tercümesini ve eklerini Resmi Gazete’de yayınlamış ve 1 Eylül 1984’te yürürlüğe sokmuştur. 
1989 Toplumsal Kurtuluş Dergisi yazarlarından Yalçın Küçük, derginin toplatılan bir sayısındaki yazısından dolayı gözaltına alındı.
1990 5 aydır “TKP, TBKP ve Barış Derneği’ne üyelik” iddiasıyla tutuklu olan Ahmet Kardam, Şeref Yıldız ve Erdem Talu tahliye edildi
1993 Güney Afrika Devlet Başkanı Frederik Willem de Klerk, ilk kez siyahların da görev aldığı kabineyi açıkladı. Bir yıl sonra, 10 Mayıs 1994 tarihinde Güney Afrika’nın ilk siyahi devlet başkanı Nelson Mandela başkan olmuştu.
1997
  • Muzaffer İlhan Erdost, “Üç Sivas” adlı kitabında “bölücü propaganda” yaptığı gerekçesiyle 1 yıl hapse mahkum oldu.
  • “Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” eylemi çeşitlenerek büyürken RefahYol koalisyon iktidarının baskıları da artıyor. Tunceli, Tokat, Sivas, Divriği, Zara, ve Gürün derneklerinden oluşan Yöre Dernekleri Platformu, “Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” eylemlerine katılanlar için “Mum söndü oynuyorlar” diyen Adalet Bakanı Şevket Kazan hakkında suç duyurusunda bulundu.
2001 Filipinler Devlet Başkanı Gloria Macapagal Arroyo, barış görüşmelerinin yeniden başlamasını sağlamak için ülkenin güneyindeki ayrılıkçı Müslümanlarla tek yanlı ateşkes yaptı.
2001 Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan Sümerbank eski genel müdürü Şükrü Karahasanoğlu İtalya’da yakalandı.
2003 Yüksek Seçim Kurulu, İşçi Partisi ve bazı vatandaşların Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Siirt ilinden milletvekili adayı olmasına karşı yaptığı itirazları oybirliğiyle reddetti.
2003 KKTC’li Ahmet Cavit An’ın, Yeşil Hat ve Güney Kıbrıs’a girerek Kıbrıslı Rumlarla görüşmesinin engellendiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine AİHM’de açtığı dava sonuçlandı. AİHM, Türkiye’nin AİHS’nin örgütlenme hakkını ihlal ettiğine hükmetti. Türkiye ilk defa böyle bir şikayet sonucu tazminat ödemeye mahkum edildi. 
2003 Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Başkan Yardımcısı Hamza Albayrak’ın, İBB Teftiş Kurulu Başkanı iken, 14 müfettişe ”usulsüz ceza” vermekten mahkum olduğu ortaya çıktı.
2004 Belçika parlamentosu, ülkede beş yıl ikamet eden yabancılara belediye seçimlerinde oy kullanma hakkı veren yasayı kabul etti.
2006

17 yıl önce yazdığı yazıyla Yahudi soykırım inkar suçundan geçen kasımda tutuklanan Britanyalı tarihçi David Irving, Avusturya’da üç yıl hapis cezasına çarptırıldı.

2007

20 Şubat 2007 yılında BM Genel Kurulu tarafından Dünya Sosyal Adalet Günü olarak ilan edildi. Günün amacı dünyada adaletsizliğe maruz kalan insanlara dikkat çekmektir. Birleşmiş Milletler dünyadaki fakirlik ve işsizlik konularına kamuoyunun daha fazla ilgisini çekebilmek için 20 Şubat’ı, ‘Dünya Sosyal Adalet Günü’ ilan etmiştir. Her 20 Şubat günü, sosyal adaletsizliğe karşı dünya kamuoyunun ilgisini artırmak ve ülkelerin eğitim, sağlık gibi konularda daha fazla bütçe oluşturmalarını sağlamak amacıyla çeşitli temalarda etkinlikler düzenlenmektedir.

2009 ILO 187 No’lu İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi, 15 Haziran 2006 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Sözleşme, Türkiye tarafından 20 Şubat 2009 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girdi.
2015 Finlandiya’da 12 Aralık 2014’te meclisten geçen eşcinsel evlilik yasası, Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı.
2017 Belçika Brugge Ağır Ceza Mahkemesi, gıyabında yargılanan Sabancı suikastı faillerinden Fehriye Erdal’a, Türkiye’de işlediği iddia edilen suçlardan dolayı 15 yıl hapis ile 10 yıl sivil ve siyasi haklardan mahrumiyet cezası verdi.HSYK 2. Dairesi “FETÖ/PDY ile bağlantısı” olduğu iddiasıyla 227 hakim ve savcıyı daha meslekten ihraç etti. Meslekten ihraç edilen hakim ve savcı sayısı toplam 3 bin 886 oldu.
2019 Mısır’da başsavcı Hişam Berekat’a düzenlenen bombalı saldırıdan sorumlu tutularak idama mahkûm edilen 9 Müslüman Kardeşler Örgütü üyesi, Kahire İstinaf Cezaevi tarafından asılarak idam infaz edildi. Suçunu itiraf ettiği iddia edilenlerden bazıları, “Bana elektrikli işkence cihazı ver, sana, 20 kişiye Enver Sedat’ı öldürdüğünü itiraf ettireyim. Bize Mısır’a 20 yıl yetecek kadar elektrik verdiler.” dedi.
2025
2026
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla Ankara’daki evinden gözaltına alınarak İstanbul’a getirilen ve Sulh Ceza Hakimliğine çıkarılan gazeteci Alican Uludağ, “Cumhurbaşkanına Alenen Hakaret” suçlamasıyla tutuklandı.
  • ‘Uyuşturucu’ soruşturması kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadeye çağrılan Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli’nin adliyedeki işlemleri tamamlandı. Denizli, ifade vermek üzere İstanbul Adalet Sarayı’na geldi. İfadesi alınan Denizli, serbest bırakıldı. Başkan Denizli’nin kan ve saç örneği vermek üzere Adli Tıp Kurumu’na gittiği öğrenildi.
  • Sosyal medyaya yönelik bir yasa çalışmasının gündemde olduğunu açıklayan Adalet Bakanı Akın Gürlek, düzenlemenin detaylarını ilk defa açıkladı: “Yapılacak düzenleme ile bir kişi sosyal medyada itibar suikastı yapıyorsa, açık kimliği ile yapacak. Klavye delikanlılığı yapan açık kimliği ile yapacak.”
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanan Fatih Dönmez, Başsavcıvekillliği görevini sürdürürken Adalet Bakan Yardımcılığı’na atanan Can Tuncay ve Burak Ceyhan’ı, düzenlenen törende Çağlayan Adliyesi’nden çiçeklerle uğurladı.
  • Uluslararası cinsel suçlu Jeffrey Epstein’in mirasçıları, onlarca mağdurun açtığı davaları sonuçlandırmak üzere 35 milyon dolarlık bir uzlaşma konusunda anlaştı. Perşembe günü mahkemeye sunulan taslak karara göre, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için New York’taki bir federal yargıcın onayı gerekiyor.
  • ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’ın 1977 tarihli Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası’na (IEEPA) dayanarak uygulamaya koyduğu kapsamlı gümrük tarifelerini iptal etti. Mahkeme, cuma günü aldığı 6’ya 3 oy çokluğundaki kararla, Trump’ın bu yasayı kullanarak tek taraflı şekilde ithalat vergileri getirmesinin yetki sınırlarını aştığına hükmetti.

20 Şubat – Hukuk Takvimi

İletişim ve Medya İlişkileri Yönetiminde Mesleki İlkeler

0

İletişim ve Medya İlişkileri Yönetiminde Mesleki İlkeler; Bilişim Medyası Derneği(BMD öncülüğünde, medya ve iletişim sektöründeki sekiz sivil toplum örgütü tarafından  28 Temmuz 2016 tarihine kabul edilmiştir.

Rehber niteliğinde hazırlanan ilkeler, Bilişim Medyası Derneği (BMD), Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD), İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği (İDA), Kurumsal İletişimciler Derneği (KİD), Reklamverenler Derneği (RVD), TOBB Türkiye Medya ve İletişim Meclisi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Türkiye Halkla İlişkiler Derneği (TÜHİD) tarafından imzalamıştır.

Metnin nihai hali 19 Şubat 2018 tarihinde TÜSİAD tarafından da kabul edilmiş, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, 20 Şubat 2018 tarihinde düzenlenen toplantıda belgeyi imzalamış ve ilkelere desteğini açıklamıştır. İmzalanan metin tüm tarafların taahhüdü ve uyacaklarını ilan ettikleri temel değerlerdir.

İletişim ve Medya İlişkileri Yönetiminde Mesleki İlkeler’i kabul ve imza eden imzacı taraflar, bu ilkelerin yaygınlaştırılması, mükemmelleştirilmesi ve uygulamanın izlenmesi konusunda iş birliği yapmayı temel ilke olarak ilan etmişlerdir.

Belge, iş insanları, medya mensupları, medya temsilcisi basın kuruluşları, iletişim profesyonelleri ve işveren temsilcileri tarafından imzalanmış çok taraflı ve istisnai bir metindir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Anayasa, temel referans olarak alınmıştır.

İletişim ve Medya İlişkileri Yönetiminde Mesleki İlkeler

Amaç

Bu metin, kamuoyunun doğru bilgi ve habere ulaşmasında kendi sorumluluklarını azami ölçüde yerine getirmek ve bu amaçla en yüksek anlayış ve işbirliği içinde sağlıklı bir iş modeli oluşturmak amacıyla, medya mensuplarının, iletişim profesyonellerinin, kurum/şirketlerin üst yönetim ve kurumsal iletişim yöneticilerinin meslek örgütleri tarafından hazırlanmıştır.

Kılavuz niteliğinde hazırlanmış olan bu metin, tarafların imzasıyla bir taahhüt niteliği kazanmaktadır. Taraflar, gerek bu ilkelerin yaygınlaştırılması, gerekse mükemmelleştirilmesi ve uygulamanın izlenmesi konusunda da işbirliği yapma hususunda anlaşmıştır.

Tanımlar

1. İş Modeli: Kamuoyunun doğru ve eksiksiz, zamanında ve tarafsız haber alabilmesi için tarafların karşılıklı anlayış ve işbirliği içinde çalışmasını düzenleyen ilkeler bütünü

2. Taraflar (Alfabetik): Bilişim Medyası Derneği (BMD), Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD), İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği (İDA), Kurumsal İletişimciler Derneği (KİD), Reklamverenler Derneği (RVD), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Halkla İlişkiler Derneği (TÜHİD), TOBB Türkiye Medya ve İletişim Meclisi, Türk Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (TÜSİAD)

3. Medya Mensubu: Gazete, dergi, TV, radyo, internet medyasını yöneten ve çalışan, kişisel dijital ve sosyal medya hesaplarında haber yapan/sunan ve/veya haber içeriğine karar veren kişiler

4. İletişim Profesyoneli: Her türlü kurum/şirketin iletişim yönetiminden sorumlu yetkilileri ile her türlü kurum/şirkete iletişim danışmanlığı/halkla ilişkiler hizmeti veren ajanslar

5. Kurum/Şirket Yöneticileri: Her türlü kurum/şirketin ve iletişim ajanslarının karar verici konumundaki üst yönetimi

6. Ambargo: Herhangi bir haberin ya da bilginin, kaynağı tarafından belli bir tarihe veya belli koşulların yerine gelmesine kadar yayınlanmaması talebi; kaynak ile basın mensubu arasında bu yönde sağlanan ‘centilmenlik anlaşması

7. Off the Record: Basın mensubuna, kaynağını gizleyerek kullanması veya sadece konunun/haberin arka planını değerlendirebilmesi için yayınlanmaması koşuluyla verilen bilgi

8. Akreditasyon: Genel anlamda yetki, yeterlilik ve güvenilirliğin belgelenmesi anlamına gelmekle birlikte, bu metinde

Genel İlkeler: Taraflar;

9. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ndeki ilkeleri benimser.

10. T.C. Anayasası’na, yasalarına ve mevzuatına riayet eder; ilgili kanun ve yönetmeliklerin güncellenmesi hususunda ilgili kurumlar nezdinde işbirliği içinde çalışır.

11. Karşılıklı olarak mesleklerinin hak, değer ve itibarını korumak için özen gösterir. Güvenilirlik, dürüstlük, şeffaflık, sorumluluk ve adil olma ilkelerine bağlı kalır, aralarında gizli ve özel anlaşma ile çıkar birliği oluşturma, ödüllendirme, rüşvet, baskı ve manipülasyonu kabul etmez.

12. Toplumun örf, adet, gelenek ve göreneklerine, ahlak anlayışına saygı gösterir. İletişim profesyoneli tarafından hazırlanan içeriklerde ve medya mensubunun hazırladığı haberlerde, ön yargılı, ayırımcı, karalayıcı, aşağılayıcı, suçlayıcı ve nefret içeren ifadeler kullanılmaması hususunda işbirliği yapar. Olumsuz davranış ve alışkanlıklarla ilgili özendirmeye neden olabilecek içerik oluşturmaktan kaçınır.

İletişim ve Medya İlişkileri Yönetiminde Mesleki İlkeler
Kurum/Şirket Yöneticileri ve İletişim Profesyonelleri;
Medyada Karar Vericiler ve Medya Mensupları;

13. Türkçe dilinin doğru kullanımına, toplumun geniş kesimlerinin anlayabileceği şekilde yazılı ve sözlü ifadeye özen gösterir.

14. Örtülü reklam tanımının amacını aşmaması, halkın haber alma hakkını engellememesi, olağan haber trafiğini aksatmaması için, mecra yöneticileri, denetleme kurumları ve karar vericilerle birlikte açık kriterler üzerinde mutabakat sağlanması için çalışır.

15. Fikri mülkiyet haklarına saygı gösterir. Taraflar, uymayı taahhüt ettikleri bu genel ilkeler dışında, aşağıdaki hassas konularda da tam bir karşılıklı anlayış ve işbirliği içinde, bu metinde belirlenen çerçeveye uygun olarak hareket edeceklerini beyan eder.

16. Temsil ettiği şirkete, markaya, kuruma ait içeriği, mecraların ihtiyaç ve beklentisine uygun biçimde hazırlar ve medya mensubunun değerlendirmesine sunar.

17. Sunduğu içeriğin haber, röportaj, yorum vb. olarak yayınlanmasının garantisi olmadığının bilincindedir.

18. Haberin yayınlanması veya yayın öncesinde haber metni ve görsel malzemenin kendi onayından geçmesi için medya mensubuna telkinde bulunmaz, baskı uygulamaz ve tehdit etmez.

19. Kurum/şirket ya da ajans için performans kriterlerinde; yayınlanan haberin kapladığı alan, reklam eşdeğeri, erişim veya haber adedi kriterlerinin, haberin etki ölçümü amacıyla kullanılmasını önermez. Performans ölçümlerinin algı, itibar ve/veya pazar araştırması ile yapılmasını savunur.

20. Temsil ettiği kurum ve şirketlerin reklam güçlerini kullanarak haberlerin yayınlanmasını veya yayınlamamasını sağlama eğilimlerine karşı durmayı meslek ilkelerinin bir gereği olarak görür, bu tarz bir ilişkiye aracılık etmez.

21. Sözcüsünün, aynı anda birden fazla basın mensubuyla buluştuğu durumlarda, tüm katılımcıların habere eşit biçimde erişimini sağlar. Görüşmelerin, mümkün olan en kısa vadede, mümkün olan en geniş mecra yelpazesine bilgiye erişim imkânı tanıyacak şekilde organize edilmesi hususunda hassasiyet gösterir.

22. Yayınlanan haber için maddi ödüllendirme yapmaz. Basın buluşması ve gezilerinde, davet sahibinin ürün ve hizmeti ile doğrudan ilgili olsa dahi, basın mensuplarına yüksek değerli armağan verilmesini teklif etmez, basın mensupları arasında çekilişle hediye dağıtmaz.

23. Medya mensubunun herhangi bir ürün ve hizmet hakkında objektif bir fikir sahibi olması için deneme amaçlı ürün gönderiminde bulunduğunda, kullanım süresini sınırlanması ve ürünün iade edilmesi prensibine riayet eder, tarafların itibarını korumak açısından, deneme amaçlı ürün gönderimini, ürünün kullanım, iade koşullarını bir protokolle tespit eder.

24. Medya mensuplarına, politik gerekçelerle, keyfi olarak veya kamuoyunun bazı haberleri almasını engelleme maksadıyla ‘akreditasyon’ uygulamaz. Mekân ve bütçe kısıtları ile güvenlik gerekleri çerçevesinde katılımın sınırlanması gereken etkinliklerde, başvuru sırasına göre basın mensuplarını akredite eder. Akreditasyon uygulanacaksa bunu organizasyondan önce nedenleriyle birlikte açıklar. Etkinliğe katılamayanlara yakın zamanda bir başka imkân yaratmayı görev bilir.

25. Akreditasyon uygulanan etkinliklere hangi basın mensubunun katılacağını başvuru yapan medya kuruluşunun belirleme hakkı olduğunu peşinen kabul eder.

Medyada Karar Vericiler ve Medya Mensupları;

26. ‘Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ni temel alır ve ayrıca;

27. Haberi önyargısız ve tarafsız olarak değerlendirir, kamuoyunun doğru bilgi ve habere ulaşması dışında bir amaç güderek haber yapmaz.

28. Başlık, spot, altyazı ve tanıtım metinlerinin görsellerini haberinin bir parçası olarak görür. Bunlardan haber içeriğiyle örtüşmeyenler hakkında üstlerine bildirimde bulunur, haberinin yanlış değerlendirilmesine neden olan uygulamaların takipçisi olur.

29. Yayın öncesinde, habere konu tarafların içerikle ilgili görüşlerine makul bir zaman diliminde başvurur.

30. Habere konu taraf ile konusunda uzman ve yetkin bir temsilcinin muhatap olmasına özen gösterir.

31. İş ve özel alan ile dijital ortama izinsiz girmez, izinsiz dinleme ve görüntüleme yapmaz.

32. Kişisel ve kurumsal çıkarı için ayrıcalık talep edemez.

33. Haber amaçlı edindiği herhangi bir bilgiyi, kendisinin veya yakınlarının çıkarı için kullanmaz; edindiği bilgi, maddi/ticari çıkarına olduğu takdirde, durumu ivedilikle açıklar.

34. Hatalı bilgi yayınlandığı takdirde; cevap hakkı ve düzeltme sürecinde işbirliği yapar.

35. Ambargolu haberlerde, haber kaynağının belirlediği ve/veya meslektaşlar arasında centilmenlik anlaşmasıyla belirlenen yayın zamanına uygun davranır. Bu tür kısıtlamaların dijital, sosyal mecraları ve kişisel hesapları da kapsadığını kabul eder.

36. Kaynağını gizleyerek kullanması veya sadece konunun/haberin arka planını değerlendirebilmesi için verilen kayıt dışı (Off the Record) bilgiyi kaynağın belirlediği koşullara aykırı olarak kullanmaz. Haber kaynaklarının verdiği özel bilgilerin gizliliğini ve talep edilmişse kaynağın kimliğini titizlikle korur.

37. Reklam servislerinden gelen haber taleplerini, reklam vaadi veya tehdidi ile gelen haberleri değerlendirmemeyi bir meslek ilkesi olarak kabul eder.

38. Nakdi veya ayni olarak belgeli ödeme karşılığında hazırlanan içeriklerin, editörler tarafından belirlenmiş içerikten ayrılması için özen gösterir. Bu tür içeriklerin ‘Advertorial’, ‘Reklam’ veya ‘Haber-İlan’ olduğunun yayın sırasında açıkça belirtilmesi konusundaki yasal zorunluluğu yerine getirmeyi itibarlarının bir gereği olarak kabul eder.

İşbu kılavuz doküman, öncelikle, tarafların beyanı ve taahhüdü olarak imzalanmak üzere hazırlanmıştır.

Taraflar, bu taahhüdü vererek;

− Kendilerine bağlı üyeleri de kılavuz doküman içeriği hakkında bilgilendirmek, onlara bu ilkeleri benimsetmek ve dokümanı geliştirmek üzere birlikte çalışacaklarını da beyan etmiş bulunmaktadır.

− Bu kılavuz dokümanın, ilgili tüm paydaşlar tarafından kabulü için çalışacaktır. Taraflar; uygulama, gözlemleme, uygulama hataları ile ilgili bir uyarı sistemi ve denetim mekanizmasının oluşturulması için gerekli çabayı göstermeyi de taahhüt etmektedir.

Ağaoğlu Ahmet Bey – Ali Asker

0
Ahmet Ağaoğlu

Ahmet Bey Ağaoğlu, Türk Hukuk Tarihinde büyük izler bırakan hukuk profesörüdür. Geniş biyografi şeklindeki makale Karabük Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Asker tarafından kaleme alınmıştır.

Ahmet Bey Ağaoğlu
Giriş

 Azerbaycan tarihinin 19. yüzyılın sonundan 20. yüzyılın başlarına kadar geçen dönemi; önemli gelişmelerin baş gösterdiği, ulus inşası süreci açısından çok büyük olayların yaşandığı ve kıymetli şahsiyetlerin yetiştiği “altın çağ” olarak değerlendirilebilir. Bu dönemde Azerbaycan Türklerinin edebiyat, sanat, musiki, matbuat ve düşünce hayatında büyük uyanış yaşanmıştır. Hasan Bey Zerdabi, Ali Bey Hüseyinzade, Ahmet Bey Ağaoğlu, Üzeyir Bey Hacıbeyli, Celil Memmetkuluzade, Mirza Elekber Sabir, Hüseyin Ereblinski, ayrıca 1918-20 bağımsız Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin kurucuları olan parlak şahsiyetler bu devirde yetişmişlerdi. Bu dönem, milliyetçiliğin ümmetçilikten ayrılması, millî düşüncenin şekillenmesi ve gelişimi açısından Azerbaycan tarihinin çok önemli evresini oluşturmaktadır. Bu dönemin birçok aydını, ileri sürdükleri fikirlerle Azerbaycan’da millî şuurun gelişmesinde eşsiz rol oynamıştır. Özellikle Ahmet Bey Ağaoğlu, Ali Bey Hüseyinzade ve Ali Merdan Bey Topçubaşov gibi aydınlar Azerbaycan tarihinde İslam ümmetçiliğinden Türk milletçiliğine tarihi geçişi kendi omuzlarında taşıyan fikir adamları idiler. Onlar Azerbaycan Türklerinin millî kimlik şuurunun gelişiminde müstesna rol oynamışlardır. Ahmet Bey Ağaoğlu ve Ali Bey Hüseynzadə Kafkasya’yı terk ettiklerinde gazeteler onlardan “aydınlanmadan yetim kalmış bir bölük Kafkas Türklerinin babaları” diyerek bahsetmiş, onları “körlerin gören gözü, sağırların işiten kulağı ve lalların konuşan dili” olarak tanımlamışlardı. 1908 yılında Bahçesaray’da Tercüman gazetesinin 25. yıl dönümü kutlanırken bin kişilik öğlen namazında iki kişiye özellikle dua edilmiştir: Ali Merdan Bey Topçubaşov ve Ahmet Ağaoğlu.[2]

Büyük mücadele ve fikir adamı olan Ahmet Bey Ağaoğlu Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin düşünce hayatına damgasını vurmuş bir şahsiyettir. O mücadelesini sadece yazdığı eserler, ürettiği fikirlerle sınırlı tutmamış, bir eylem adamı olarak bu düşüncelerin gerçekleşmesi için büyük çaba sarf etmiştir. Shissler’in “çok olağandışı ve ilginç zamanlarda yaşamış yetenekli, inançlı, inisiyatif alabilecek kadar güçlü ve oldukça da varlıklı bir insan” olarak tanımladığı Ahmet Bey Ağaoğlu “en az beş dile (Azerbaycan Türkçesi, Osmanlıca, Rusça, Farsça ve Fransızca) tam anlamıyla hakimdi ve birden fazla üniversite diplomasına sahipti. O “kitap yazan, makale yayımlayan, gazete çıkaran, üniversite ve liselerde yabancı dil, edebiyat, hukuk, tarih, hukuk tarihi dersleri veren; üç ayrı ülkede devlet memurluğu yapmış ve siyasi görevlere getirilmiş bir kişiydi.”[3]

Ahmet Bey Ağaoğlu’nun yaşadığı dönem büyük devrimlerin meydana geldiği, tarihe yön veren olayların gerçekleştiği bir dönemdir.

O, yaşadığı ülkeler ve bu ülkelerde baş gösteren tarihi olayları yakından izleme ve birçok durumda bu olayların içinde yer alma fırsatını yakalamıştır. Ağaoğlu, 1905’te Rusya’da, 1906’da İran’da, 1908’de Osmanlı’da Meşrutiyet’e geçişi izleyen, Birinci Dünya Savaşına, Bolşevik Devrimine ve Osmanlının çöküşüne tanıklık eden kuşağa mensup, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna bizatihi katılmış birisiydi.[4] Tüm bunlar Ahmet Bey Ağaoğlu’nun yaşamını belirleyen ve yönlendiren, düşüncelerini şekillendiren hususlar olduğu kadar bu süreçlerde belli misyon üstlenmesine ve rol almasına neden olmuştur. Bu kadar değişik dönemlere ve olaylara bizzat iştirak etmiş fikir adamı olarak Ahmet Bey Ağaoğlu’nun olaylara bakışı, yorumu ve ortaya attığı düşünceleri monoton düşünceler değildi. Hayatındaki olaylar ve içinde bulunduğu ve hızla değişen sosyal koşullar şüphesiz ki Ahmet Bey Ağaoğlu’nun fikir dünyası üzerinde etkili olmuştur. Buna göre de o dönemin şartları ve sosyal koşullarını dikkate almadan Ahmet Bey Ağaoğlu’nun görüşleri konusunda değerlendirme yapmak bir takım yanlış yorumların ortaya çıkmasına, hatta şahsiyeti ile ilgili isabetsiz değerlendirmelerin yapılmasına neden olmaktadır. Oysa Ahmet Bey Ağaoğlu fikir adamı olmanın yanı sıra karakterli, ilkeli ve mücadelesine bağlı bir eylem adamı idi. Ahmet Bey Ağaoğlu bulunduğu her bir ortamda düşüncelerini açık şekilde ifade etmekten hiç çekinmeyen, hiçbir zaman “rahatlığının derdinde olan” bir aydın değildir. Bu yüzden onun, Osmanlıdan beri bilinen “dalkavuk aydın” tipolojisine uymadığını görmekteyiz: düşüncelerinden dolayı ana vatanı Azerbaycan’ı terk etmiş, hapislere atılmış, sürülmüştür. Fakat inandığı davalarda onurlu ve dürüst bir aydın çizgisinden ödün vermemiştir. Bundan dolayı yeniden milletvekili seçilmemiş, üniversitedeki kürsüsünü ve gazetesini kaybetmiştir.[5] Ahmet Bey Ağaoğlu’nu tam olarak algılamak için onun gerek Azerbaycan’da gerekse Türkiye’deki faaliyetlerinin yaşadığı dönemin koşulları ve içinde bulunduğu şartlar dikkate alınarak incelenmesi gerekir.

 Hayatı ve Faaliyetleri

Ahmet Ağaoğlu (Ağayev) 1869 yılında Azerbaycan’ın Şuşa şehrinde soylu bir ailede dünyaya gelmiştir.[6] Ağaoğlu’nun kendi tabiriyle “Karabağ, Şirvan ile beraber, Azerbaycan Türk kültürünün, Türk musikisinin ve Türk edebiyatı ile Türk milliyetçiliğinin de beşiğidir.”[7] Ağaoğlu’nun babası Mirza Hasan, annesi ise Taze Hanım’dır. Ana ve babası Karabağ hanlığının temelini atan Penahali Han’ın soyundandır. Babası Mirza Hasan ve amcası Mirza Muhammed kendi devirlerine göre mükemmel eğitim görmüş insanlardı. Bu aile ortamı Ahmet Ağaoğlu’nun geleneksel bir ilim muhitinde eğitilmesine, Şark ilim ve medeniyetini derinden benimsemesine olanak sağlamıştır. Evlerinde düzenlenen meclisler sayesinde küçük yaştan itibaren bilimsel tartışmaların içinde yer almıştır.[8]

Ahmet Bey Ağaoğlu ilk eğitimini Şuşa’daki Rus okulunda ve Tiflis gimnazyumunda aldıktan sonra 1887’de Petersburg Mühendis-Teknikî Enstitüsünü kazanmış, fakat gözlerindeki rahatsızlığı nedeniyle Şuşa’ya geri dönmüştür. Tedavisinin ardından yükseköğrenimini devam ettirmek için Paris’e gitmiştir.[9]   Altı ay devam eden Fransızca eğitiminin ardından 1888’de Ahmet Bey Ağaoğlu Sorbonne Üniversitesinde hukuk eğitimine başlamıştır. Eğitim aldığı sırada Yüksek Araştırmalar Okulunda ünlü Avesta araştırmacısı James Darmesteter’in derslerine, Şark Dilleri Okulunda ise Shefer ve Barbier de Meynard’ın Arap, Fars ve Türk dilleri derslerine katılmıştır.[10]

1892’de Ahmet Bey Ağaoğlu 23 yaşında Londra’da düzenlenmiş ve Lord Curzon’un da katıldığı Uluslararası Şarkiyat Konferansında Şiî Mezhebinin Kaynakları konusunda bir tebliğ sunmuştur. Bu başarılı tebliğ konferansın kararıyla ve Cambridge Üniversitesi desteği ile birkaç Avrupa diline tercüme edilerek yayınlanmıştır.[11] Bu tebliğinden dolayı İran Şahı kendisine “ailenin uğur yüzüğü” olarak bilinen firuze bir yüzük de hediye etmiştir.[12] Paris’te bulunduğu dönemde Ahmet Bey Ağaoğlu oradaki Jön Türklerle, II. Abdülhamid’in muhalifleriyle tanışmıştır. Onların arasında İttihat ve Terakki liderleri de vardı. Ağaoğlu’nu etkileyen bir diğer isim ise Cemaleddin Efgânî olmuştur. Efgânî’nin, Paris’te kaldığı bir dönemde Ağaoğlu onun fikirleriyle yakından tanışma fırsatı bulmuştur.[13]

1890’lı yıllardan itibaren Ahmet Ağaoğlu artık Fransız basınında kendisinin Şarkla ilgili, çeşitli konulardaki makalelerini yayınlatmaya başlamıştır. La Nouvelle Revu”, La Revue politique et littéraire, Journal des débats gibi tanınmış yayınlarda İran ve Azerbaycan’la ilgili, bu bölgede yaşayan halkların tarihi, edebiyatı, medeniyeti vs. konusundaki yazılar yayınlatmıştır. Ahmet Bey Ağaoğlu 1890’ların başlarında Tiflis’te Rusça yayımlanan Kavkaz ve Bakü’deki Kaspi gazeteleriyle de iş birliği yapmıştır.[14] 1894 yılında babasının vefat etmesi üzerine Şuşa’ya dönerek aynı yılda Tiflis’e yerleşmiş, Tiflis gimnazyumunda Fransızca öğretmenliğine başlamıştır. Okulda çalışırken bir taraftan da Kavkaz gazetesinde yazarlığını sürdürmüştür. 1896’da Şuşa’ya geçerek burada Fransızca öğretmenliğine devam etmiştir.[15]  Üç yıl Şuşa’da yaşadıktan sonra Zeynelabidin Takîyev’den aldığı teklif üzerine Bakü’ye gitmiş ve orada Kaspi gazetesine ortak olmuş, ayrıca, gazetenin başyazarlığını ve editörlüğünü yürütmeye başlamıştır. 1905 yılında arkadaşı Ali Bey Hüseyinzade ile birlikte Hayat gazetesinin editörlüğünü yürütmüştür. Az sonra oradan ayrılarak İrşad ve Terakki gazetelerinin de editörü olmuştur.[16]

Ahmet Bey Ağaoğlu’nun faaliyetinin en önemli dönemlerinden biri 1905 yılından başlar. 1905 yılı şubat ayından 1906 yılının sonbaharına kadar süren Ermeni-Müslüman çatışmaları sırasında Ahmet Bey Ağaoğlu yazdığı makalelerle bu olayların gerçek suçlusu olarak gördüğü Çar yönetimini ve Taşnak güçlerini eleştiren yazılar yazmıştır. 20 Şubat 1906’da Ahmet Bey Ağaoğlu Kafkasya Naibi Vorontsov-Daşkov’un çağırdığı barış görüşmelerine katılmıştır. Azerbaycan’ın ünlü yazarlarından Memmed Sait Ordubadi Kanlı Seneler adlı eserinde Ahmet Ağaoğlu’nun bu görüşmelerdeki kararlı ve cesur tutumuna dikkat çekmektedir.  Hükûmet tarafından Vorontsov-Daşkov, yardımcıları, Tiflis, Revan, Gence valileri toplantıya katılmışlardı.  Müslümanları A. Ağayev (Ahmet Bey Ağaoğlu), A. Topçubaşov, İ. Hacıyev, Doktor K. Karabeyov, A. Hasmemmedov, A. Ziyadhanov vd., Ermeniler taraftan ise Mşak gazetesi editörü Kalantar, Arşimandrit Muratyan, Doktor Stepanov, Hatisov, Muşekyants, Arutyunov, Arakelyan, Tagiyanusov, Ter-Avanesov vd. temsil ediyordu. Müslüman grubunun en aktif üyesi Ahmet Bey idi. Ahmed Bey 20-28 Şubat arası devam eden tüm oturumlarda grubun sözcüsü olmuş, Ermenilerin iftira ve iddialarına gereken cevabı vererek onları ifşa etmiştir. Naip vekili General Malama’nın başkanlığındaki altıncı oturumda Ahmet Bey Kafkasya’da Ermenilerin Müslümanlara karşı başlattıkları mezalim ve terör olaylarının çığ gibi büyüdüğünü, böyle bir durumda Çar yönetiminin olaylara seyirci kaldığını, bazen de tahrik edici rol üstlendiğini söylemişti. Ermenilerin yaptıkları terör karşısında Çar memurlarının suskunluğu, dahası onlarla iş birliği yaptığını eleştiren Ahmet Bey Ağaoğlu’nun toplantıda söyledikleri günümüz açısından da çok manidardır: “Biz terör meselelerini gündeme getirdikçe sadece barış ve istikrarın olmasını istedik çünkü Müslüman halkı, Kafkasya’da terörün devam ettiği sürece barışın olmayacağı inancındadır… Eğer bu yöneticiler, devletin görevlendirdiği yetkililer terörden korkarlarsa, onların halkın dertlerine çare olması mümkün müdür? … birkaç gün önce cenap Hatisov kendi belagatli ve fesahatli nutkunda Taşnaksütyun Partisinin, Rusya yöneticilerinin, generallerinin, hatta Rusya devletinin Kafkasya Naibi [Vorontsov-Daşkov] cenaplarının düşüncelerine hizmet ettiğini ve kurulduğu 15 yıldan bu yana orduya, hazineye, hatta askere sahip olduğunu dile getirmişti. Biz Müslüman temsilciler bunu duyunca şaşkınlık ve hayret içerisinde kaldık. Mademki bu silahlı parti 15 yıldır faaliyet gösteriyor ve hükûmet yetkilileri bundan haberdar oldukları halde, onu kapatmak yerine onunla iş birliği yapıyor, ister hükûmetin, isterse de Ermenilerin bu partiyi ortadan kaldırılmalarını beklememiz faydasız olur. Biz kendi başımızın çaresine kendimiz bakmalıyız. Demek ki bizim de mükemmel ve müselleh (silahlanmış) partilerimizin, “Taşnaksutyunlarımızın” olması gerekiyor. Hükûmet bir tarafın bu gibi faaliyetine tahammül ediyor hatta destek oluyorsa, dengeyi sağlamak adına diğer tarafa da aynı şekilde davranmak zorundadır.”[17] Ermenilerin bu toplantıya katılımlarında samimi olmadıkları, oturumlardaki konuşmalarından belliydi. Zaten barış görüşmelerinden sonraki dönemde de amellerine devam ederek Müslümanlara karşı saldırılara devam etmişlerdi.[18]

Barış görüşmelerinde her iki milletin önde gelenlerinden ibaret barış komisyonlarının oluşturulması yönünde karar almıştır. Fakat Bakü ve Yelizavetpol’dan (Gence’den) olan Ermeniler delege göndermedikleri için komisyonlar oluşturulmamıştır. Bundan sonra 1906 yılı sonbaharında Müslümanların haklarını savunmak amacıyla Ahmet Bey Ağaoğlu’nun önderliğinde Difai fırkası tesis edilmiştir. Difai fırkası, kısa süreli faaliyetine rağmen bir nebze de olsa Ermeni terörüne karşı koyabilmiştir.[19] Çar hükûmeti bu kargaşa ortamını yatıştırmak için aşırı kuvvet kullanmış, gazeteler ve dergileri kapatmış ve sansür uygulamıştır.

1907’de Ruslar Bakü bölgesinde yaşayan Türkleri kandırarak bir bir topraklarını satın alıyorlardı. Bu planın gayesi zamanla Türkleri oradan sürmekti. Süreci durdurmak amacıyla bir heyet oluşturularak Petersburg’a gönderilmişti. Söz konusu heyette Ahmet Bey Ağaoğlu da vardır. Heyet 35 gün orada kalarak değişik temaslarda ve uzun müzakerelerde bulunmuşlardı. İleri derecede hukuk bilgisine sahip olan Ağaoğlu, aynı zamanda Rusça bilmesi sayesinde Rus ve Ermenilere karşı Türklerin haklarını savunmuştur.[20]

Ahmet Bey Ağaoğlu’nun faaliyetleri Ruslar tarafından ciddi şekilde takip edilmiş, kitap ve yazıları Pantürkist olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır. Bu yüzden Türkiye’de meşrutiyet ilan edilince birçok arkadaşının iş başına gelmesinden yararlanarak 1909’da[21] gizlice İstanbul’a gelmiştir.[22] Bir müddet buradaki vakıf okullarından sorumlu müfettişlik görevine getirilse de çok kısa süre bu görevde kalmış, bir müddet Süleymaniye kütüphanesinin müdürü görevinde çalıştıktan sonra, 1909 yılının Ekiminden itibaren İstanbul Darülfünunu’nda Türk-Moğol Tarihi ve Rusça hocalığı yapmıştır.  İstanbul’a geldikten sonra ayrıca Le Jeune Turc, Tercüman-i Hakikat, İslam, Sırat-ı Müstakim, Sebilü’r-Reşâd ve Türk Yurdu gibi dergilerde yazarlık ve başyazarlık yapmıştır.[23] Türkçülerin örgütlenmeye başladığı bu dönemde Türk Yurdu ve Türk Ocaklarının kuruluşunda yer almış ve İttihat ve Terakki’ye üye olmuştur. 1914 yılında Meclis-i Mebusan’a Afyon Karahisar’dan milletvekili olarak seçilmiş ve 1918 yılına kadar bu görevini devam ettirmiştir.[24]

1918’de Azerbaycan’da millî devlet kurulduktan sonra Ahmet Bey Ağaoğlu yeniden Azerbaycan’a dönme fırsatı yakalamış, Kafkas İslam Ordusunun komutanı Nuri Paşa’nın siyasi danışmanı olarak Azerbaycan’a gelmiştir. Azerbaycan Parlamentosuna milletvekili seçilen Ahmet Bey Ağaoğlu Gence şehrinde Türk Sözü adlı bir gazete de çıkarmıştır.[25]

Bu dönemde Azerbaycan’ın bağımsızlığını devam ettirmesi için onun uluslararası çapta tanınması ve korunması gerekiyordu. Bu yüzden A. Topşubaşov’un başkanlığında bir heyet oluşturularak Paris Barış Konferansına gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Heyette Ahmet Bey Ağaoğlu da vardı. 7 Ocak 1918’de Bakü’den ayrılan heyet 20 Ocak’ta İstanbul’a varmıştır. Fakat Fransız makamlarının vize vermemesi sonucunda heyet yaklaşık üç ay İstanbul’da beklemek zorunda kalmıştır. Bu sırada Ahmet Bey Ağaoğlu İngilizler tarafından bir savaş suçlusu olarak tanımlanarak tutuklanmıştır. İngilizlerin raporlarında Ahmet Bey Ağaoğlu konusunda gerçeğe uymayan birçok yanlış ve garazlı ithamlar yer alıyordu.[26] Malta’daki tutukluluk süresi ağır şartlar altında 1921 yılına kadar devam etmiştir.

Ağaoğlu, serbest kalmasıyla önce İstanbul’a, ardından da Millî Mücadele’ye destek olmak amacıyla Ankara’ya geçmiştir. 29 Ekim 1921’de hâlen Kars’ta iken Ankara hükümeti tarafından Matbuat Genel Müdürlüğü görevine getirilmiş ve 1923’e kadar bu görevi sürdürmüştü. 1923 yılında Kars milletvekili olarak meclise girmiştir. Aynı zamanda Hâkimiyet-i Millye’nin başyazarlığını yapmış ve Ankara Hukuk Fakültesinde hukuk dersleri vermiştir. 1927 yılında tekrar Kars milletvekili seçilmiş ve 1931 yılına kadar bu görevini sürdürmüştür.

Bilindiği üzere Osmanlı devletinde partilerin katıldığı bir seçim ve millet meclisi ancak İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra gerçekleşmiştir. Cumhuriyet kurulduktan sonra çok partili sisteme geçiş bir türlü sağlanamamıştır.  O dönemin şartları altında çok partili bir rejime geçiş son derece zordu. 1924 yılında Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın eski silah ve dava arkadaşları tarafından kurulan muhalif Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası başlangıçta halk tarafından ilgi görmeye başlamıştır. Fakat kısa sürede parti, cumhuriyet rejimiyle arası iyi olmayan her kesimden insanların yer aldığı bir örgüt haline gelmişti. Bu yüzden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası zararlı bir teşkilat olarak görülmüş ve 1925’de kapatılmıştır.[27]

Bundan sonra kurulan ikinci muhalefet partisi Mustafa Kemal Paşanın teşvik ve desteğiyle, onun yakın arkadaşı Fethi (Okyar) Bey tarafından 12 Ağustos 1930 tarihinde kurulmuş olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’dır.[28] Ahmet Bey Ağaoğlu Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın düşünsel anlamda önderiydi, partinin program ve tüzüğünün hazırlanmasında önemli katkılar yaptı. Çetin Yetkin’in Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın “ideologu” olarak tanımladığı Ağaoğlu, “liberal görüşleri savunan, tek parti rejiminin denetimsizliğini ve Cumhuriyet Halk Fırkası yönetimini eleştiren” bir kişiydi.[29] Fakat bu muhalefet partisinin kısa sürede halk içinde yayılması ve taraftar bulması, birçok yerde devrim ve laiklik aleyhine gösteriler yapılması cumhuriyet rejimine karşı tehdit olarak değerlendirilmiş ve 17 Kasım 1930’da parti, kendi kendini feshetmiştir. Ancak Ağaoğlu Cumhuriyet Halk Fırkasına geri dönmemiştir. 1931 yılında vekilliğinin sona ermesiyle birlikte İstanbul’a taşınmış ve Darülfünun’da hukuk dersleri vermeye başlamıştır. Ayrıca gazetecilik faaliyetine, iki arkadaşı ile birlikte çıkardığı Akın gazetesiyle devam etmiştir. 1930’ların otoriter, devletçi ortamında liberal düşünceyi savunan Akın, ortamın da elverişsizliği nedeniyle uzun ömürlü olamamıştı.[30] 1933 yılında Darülfünun’da değişiklik yapılarak bu eğitim kurumu İstanbul Üniversitesi olarak yeniden düzenlenmişti. Bu düzenlemenin ardından Ahmet Bey Ağaoğlu emekli edilmişti.[31]  Ahmed Bey Ağaoğlu 19 Mayıs 1939’da İstanbul’da vefat etmiştir.

 Düşünceleri

Ahmet Ağaoğlu düşüncelerini değişik dönemlerde muhtelif gazete ve dergilerde dile getirmiş gerek fikirlerini serdetme gerekse siyasi-tarihi gelişmeleri yorumlama bakımından çok sayıda önemli esere imza atmıştır. 1894 yılında ülkesine dönünce Tiflis, Şuşa ve Bakü liselerinde Fransızca muallimliği yapmış ve gazetelerde yazılar neşretmeyi sürdürmüştür. Önce Kafkaz’da yazmaya başlamıştır. 1898 yılında meşhur sermayedar Zeynelabidin Tâkiyev Bakü’de Kaspi gazetesini çıkardığında başyazarlığına Agayev’i getirmiştir. Hayat, İrşad, Terakkî ve Füyûzât o dönemin ilk Türkçe gazeteleriydi ve bu yayınlarda Usul-i Cedit ve Türkçülük fikriyatı hâkim durumdaydı. Gazetecilk faaliyetleriyle Ahmet Bey sadece düşünsel mücadelesini yürütmekle kalmıyor aynı zamanda Azerbaycan’da milli basının gelişmesinde önemli rol oynuyordu. 1905-1906 yılları arasında günlük gazete olarak yayımlanan Hayat gazetesinde Ahmet Bey Ağaoğlu 1905 yılı 102. sayısına kadar çalışmıştır.[32] Ardından anayasal-demokratik ve liberal çizgi izleyen İrşad gazetesinde faaliyetlerine devam etmiş, bu gazetedeki yazılarında daha çok toplumsal sorunları ele almıştır. İrşad’ın kapatılmasından sonra Terakki adlı gazetenin editörlüğünü üstlenmiştir.[33]

Ahmet Ağaoğlu’nda Türklük düşüncesi çocukluk yıllarından başlayarak gelişmiştir. İlköğrenimini Ermeni öğrencilerin yoğun olduğu Rus okullarında tamamlaması bunda etkili olmuştur. Özellikle okul yıllarında Ermeni öğrencilerin baskılarına maruz kalması, Türklük bilincinin gelişmesinde etkili olmuştur. Ağaoğlu Rus okullarında eğitim aldığı dönemlerde yaşadığı zorlukları şu şekilde ifade etmektedir: “Bu beş kişinin senelerce devam eden tahsil hayatında Ermeni çocuklarından çektiklerini tarif etmek imkân haricindedir. Teneffüs esnasında biz, beş Türk çocuğu, çabuk davranıp arkamızı bir duvara dayamayı büyük bir muvaffakiyet addediyorduk. Yüzlerce Ermeni çocukları birden üzerimize hücum ediyorlar, birisi başımızdan kalpağı atıyor. Diğerleri tekmelerle dört beş altın kıymetinde olan Buhara derisini topraklar üzerinde yuvarlıyorlardı. Bazıları kıymetli ve ekseriya deve yününden mamul rubalarımızın eteklerine yapışıyorlar, öteye beriye çekiyorlar, parçalıyorlar, sırmalarını söküyorlar; mukavemete kalkışırsak, yumruk, tokat ve tekmeler altında bizi eziyorlardı. Bazan ittifak edip üzerimize bir iftira isnad ederler, müttefiken şahid olurlar, bizi haksız yere cezalandırırlardı. Arkadaşlarımdan çoğu dayanamadılar. Mektebi terk ettiler. Son sınıfa kadar Türklerden yalnız ben dayanabildim…”

Ahmet Ağaoğlu’nun Türkçülük görüşleri onun Türk Yurdu’nda yayınlanmış Türk Âlemi, İslam’da Dava-yı Milliyet, Kurultay Münasebetiyle, Milli Cereyan, Milliyetçilik Cereyanının Esasları, Terbiye-i Milliye, Türk Medeniyet Tarihi vs. gibi büyük hacimli makalelerinde yer almaktadır. [34] Ben Kimim adlı makalesinde Ahmet Bey Ağaoğlu kendisini bir Türk milliyetçisi olarak şöyle tarif etmektedir: “Ben içinde çok samimi ve kızgın milletperverim. Türkün yükselmesi için çalışmak, onun izzet-i nefsini, şerefini, hakkını, hürriyetini müdafaa için kendimi tehlikeye atmak fikrini sevinçle kabul ederim.”[35] Türk Yurdu dergisinde çıkan Türk Âlemi I adlı makalesinde Türk dünyasına dair görüşlerini paylaşan Ağaoğlu, bu coğrafyaya Kırım, Kafkasya, İdil, Volga, Ufa, Kazan, Moğolistan, Doğu Türkistan, Batı Türkistan, Afganistan, Azerbaycan, Anadolu, Bağdat, Musul, Suriye, Ege Denizi ve Rumeli’yi dâhil eder.[36] Ağaoğlu’na göre Çarlık Rusya’da yaşayan Müslümanların kahir ekseriyeti Türk’tür: “Bütün bu toplum yalnız bir dini toplum olmakla kalmayıp, aynı zamanda etnik bir varlıktır. Çünkü bütün Rusya Müslümanları pek az bir istisna ile büyük Türk-Tatar ırkına mensupturlar. Bir tek umumi dille konuşur ve aynı inançları taşırlar.”[37]

Ahmet Bey Ağaoğlu “millet” kavramıyla “milliyet” kavramının karıştırılmaması gerektiğini vurguluyordu. Ona göre bir millet yaratmak için dil, din ve ırksal geleneklerin gayet ahenkli şekilde millî bir vicdan ve şuura mal edilmesi gerekir. Bunun gerçekleşmesi halinde buradan Altaylara kadar bir Türk milleti teşkil edecektir. Dolayısıyla millet dil, din ve ırksal geleneklere dayanmaktadır.[38]

Ahmet Bey Ağaoğlu dönemin batılılaşma düşüncesini savunan, batılı liberal değerleri yücelten bir tutum sergilemektedir. Üç Medeniyet[39]  eserinde Ağaoğlu üç medeniyet arasında bir kıyaslama yapmaktadır. Bunlar İslam medeniyeti, Avrupa veya Batı medeniyeti, Buda-Brahma medeniyetidir. Bu medeniyetler arasında Batı medeniyeti galip, diğer iki medeniyet ise mağlup medeniyetlerdir. Ağaoğlu, bu yenilginin izahının ne kadar zor olduğunu ifade ederken herkesi bu gerçekliği görmeye çağırmaktadır. Uygarlık alanında Doğu toplumlarının yenilgisi kesinleştiği için bir üstün uygarlığın benimsenmesi kaçınılmazdır. Türkler tarihte iki kez uygarlık değiştirdiklerine göre Batı uygarlığını tam anlamıyla ve bütün kurumlarıyla kabullenmeleri zor olmayacaktır. Başka bir ifade ile yeni uygarlığın benimsenmesine direnmek anlamsız olacaktır.[40]

Ağaoğlu’na göre Türk dünyasının geri kalmasının üç önemli nedeni vardır. Birincisi, Türkün doğasındaki aşırı heyecan ve kendini beğenmişlik; ikincisi, çevresine aşırı duyarlılık; üçüncüsü ise millî bilincin olmamasıdır.[41] Birinci neden özellikle Türkler arasındaki mezhep farklılıklarının derinleşmesine neden olmuştur. Sünni ve Şii ihtilafı nedeniyle Türkler arasında birliktelik zorlaşmaktadır. İkinci nedenden yani çevresine aşırı duyarlılıktan dolayı Türkler, fethettikleri yerlerde çok çabuk asimile olmakta ve kimliklerinden uzaklaşmaktadırlar. Üçüncü neden olan milli bilincin olmaması ise Türkler arasında birliktelik olmamasının en önemli nedenidir. Millî bilinçten yoksun olan Türkler birlikte hareket etmekten mahrum olup zayıf düşmektedirler.[42]

Ahmet Bey Ağaoğlu bireyciliği devletin varoluş süreciyle sıkı bir şekilde ilişkilendirmektedir. 15. yüzyılda ekonomik ve yönetim bakımından Avrupa’dan üstün olmuş Osmanlı devletinin sonraki yüzyıllarda gerilemesinin nedeni de devlette bireyciliğin yok olmamasından kaynaklanmaktadır. Bu sadece Osmanlı devletinin sorunu değildir, tüm Şarka özgü bir sorundur. Bununla ilgili Ahmet Ağaoğlu Şarktan başka bir örnek, Hindistan örneği vermektedir: Büyük Ekber döneminde (1556-1605) ekonomi ve ilim alanlarında İngiltere’den üstün olan bu devlet belli bir süre sonra gerilemiş, dahası medeniyet bakımından kendinden geride olan ve yüzölçümü itibariyle on kat küçük olan İngiltere’nin sömürgesi olmuştur.  Bunların tek nedeni ise Batıda despotizmin gittikçe azalması sonucunda bireysel özgürlüklerin genişlemesidir. Şarkta ise despotizmin artması sonucunda bireye baskı yapılmış ve zayıf düşürülmüştür.[43]

Ahmet Ağaoğlu’nun Osmanlılık ve Türklük konusundaki görüşlerini Süleyman Nazif’le yaptığı tartışmalarda görebilmekteyiz. Ahmet Ağaoğlu şöyle yazıyordu: “Osmanlı tarihini anlamak ve binaenaleyh sevmek için (çünkü anlamaksızın hiçbir şey sevilmez) mutlaka Selçuklu Türklerini öğrenmek ve anlamak, onları öğretmek ve anlatmak için tüm Türkleri, mazilerini, eski yapılarını, ahlak ve karakterlerini bilmek lazımdır!”[44]

Ahmet Ağaoğlu, milliyetçiliğin İslama aykırı olduğunu savunan Osmanlı aydınlarının düşüncelerinin yanlış olduğunu söylüyordu. Süleyman Nazif ve Babanzade Ahmet Naim’in bu konudaki suçlamalarına Ahmet Ağaoğlu özlü cevaplar vermiştir. Ağaoğlu’na göre bir millete hizmet etmek İslama hizmet etmek anlamına gelmektedir. Çünkü birçok millet İslamı benimsemiştir ve kardeşlik duygusu her milletin kendi tarzında İslam için çalışmasıyla yaratılabilirdi. Süleyman Nazif’in “İslam’da Araplara ve Acemlere ait olan değerleri onlara geri vermeleri halinde Türklerin elinde uzun kollu bir hırkadan başka hiçbir şey kalmayacağına” ilişkin ifadesini, Ahmet Ağaoğlu eleştirerek şöyle bir yanıt vermiştir: “Evvela elimizde bin senelik İslam ve İslamiyeti muhafaza ve müdafaa etmemizin şerefi kalacaktır… İslam dünyası politik karışıklıklarla tehdit altındayken Türkler Allahın takdiriyle Batıya doğru hareket etmişler, Türklerin “yün hırkalarının” ulaşmadığı İspanya’da İslam büsbütün silinmiştir.[45]

Ahmet Ağaoğlu’na göre dinin devlet ve hukuk üzerindeki etkisi toplumun çağdaşlaşmasını engellemektedir. Özellikle Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarının savunucularıyla yaptığı tartışmalarda dinin devlet hayatından ve hukuk alanından ayrılması gerektiğini açık ve somut şekilde beyan etmiştir.[46] Bu yaklaşım çerçevesinde Ahmet Bey Ağaoğlu’nun amacı, dinî kesimlerin veya gücün devlet ve hukuku suistimal etmesini önlemekti. Ahmet Bey Ağaoğlu’na göre gerçekte İslam ve özgürlük olguları birbirinin zıttı değildir. Bilakis, siyasi ve sivil özgürlükler İslamın ruhuna uygundur ve İslam dininin temelini oluşturmaktadır.[47]

Ahmet Bey Ağaoğlu’nun 20. yüzyılın ilk yıllarında yayımladığı ve kadın sorunlarına yaklaşımı açısından İslama Göre ve İslamda Kadın[48] adlı eseri dikkat çekmektedir.[49] Bu eser, Ahmet Ağaoğlu’nun İslam dini ve ayrıca sosyal yaşamla ilgili görüşlerinin yer aldığı tek çalışma değildir. Ağaoğlu bu konudaki düşüncelerini değişik eserlerinde ortaya koymuş ve belli başlı tespitlerde bulunmuştur. Ağaoğlu’na göre din, kul ile Allah arasını düzenleyen bir prensipler sisteminden ibarettir. İslamiyet’i diğer dinlerden ayıran da dinin asıl konusunu oluşturan ve Müslümanları bir arada tutan inanç ve ibadetlerdir. Din içinde zikredilen hukuk, ekonomi, siyaset gibi diğer hususlar dine tesadüfi olarak girmiş veya din onlardan tesadüfi olarak bahsetmiştir. Tarihsel gelişim süreçlerinin etkisiyle din konusunda da bazı sorunlar ortaya çıkmış ve zamanla yalnız naslara değil, aynı zamanda alışkanlıklara bile dini mahiyet verilmiştir.[50] Görüldüğü gibi Ağaoğlu, dinin ortaya çıktığı ilk zamanlardaki saf, bozulmamış, temiz halinin zamanla tarihi koşulların etkisiyle değiştiğine, özüne aykırı bir hâle geldiğine dikkat çekmektedir. Bu çizginin İslamiyette Kadın eserinde de korunarak devam ettiğini görmekteyiz.[51] Kadın sorunlarını tarihsel, kültürel, sosyolojik yönüyle ele alan Ağaoğlu, aynı zamanda İslam’ı da haksız saldırılardan koruyor. Ağaoğlu’na göre İslamiyet’in ilk dönemde kadınlar daha eğitimli ve sosyal idiler.  Abbasiler döneminden itibaren kadın, toplumsal hayatta gerilemeye başlamış, özellikle de İslamiyet’te İran etkisinin artmasıyla birlikte de kadınların toplumdan daha soyutlanmışlardı. Ağaoğlu’na göre Türk ve İslam dünyasında atılacak adımlardan birisi kadın haklarının İslamiyet’in ilk yıllarında olduğu gibi yeniden geliştirilmesi ve kadınların daha nitelikli eğitim almalarının sağlanmasıdır.[52]

Ağaoğlu, genç yaşta eğitim için gittiği Tiflis’te bir Ermeni kızına matematik dersi verdiği sırada bu kızın eğitimiyle kendi ailesindeki kızların eğitimini karşılaştırmıştır. Kendi ailesindeki kızların birkaç Kur’an suresi dışında hiçbir şey öğrenmemeleri onu hayretler içinde bırakmıştır.[53] Kızların eğitimine önem veren Ahmet Bey Ağaoğlu kadın hakları konusundaki düşüncelerini aile üyelerine uygulayan bir aydın idi. Nitekim kendisi büyük kızı Süreyya Ağaoğlu’nu hukuk eğitimi alması için teşvik etmiştir. Süreyya Ağaoğlu Türkiye’nin ilk kadın avukatı olmuştur.[54] Ankara Hukuk Mektebi’nde anlattığı derslerde kadınlar meselesine ağırlık verdiği için bazı öğrencilerin buna karşı çıktıkları bilinmektedir. Ahmet Bey Ağaoğlu kadınların da erkekler gibi okumasını, seçmesini ve seçilmesini, memuriyetlerde de ayrım gözetilmemesini istemiştir.[55]

Ahmet Ağaoğlu’nun son yıllara dek pek fazla araştırılmadığı yönü, çok yetenekli ve mücadeleci bir hukukçu olma özelliğidir. Ağaoğlu Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası olan 1924 Anayasasının yazılmasında bizzat yer almış, 1925’te açılan Ankara Hukuk Mektebi’nde Anayasa Hukuku dersleri vermiştir. Ahmet Ağaoğlu’nun 1925-27 yıllarına ait ders notlarında devletin yapısı, güçler ayrılığı, egemenlik, özgürlükler gibi temel konular dünya örnekleri verilerek karşılaştırılmıştır.[56]

Ağaoğlu’na göre hukuk dinamik bir olgudur. Nerede insan varsa orada hukuk vardır. İki veya daha çok insanın olduğu yerde hukuk yoksa oradaki ilişkiler de insani değil, hayvanidir. Kültür kurumlarının, iktisadi ve sosyal kurumlar ve gelişmiş bir demokrasinin altyapısı kurulursa, hukuk da yavaş yavaş gelişecektir. İnsanlığın gelişmesi ve hukukun ilerlemesi birbirinin hem sebebi hem de sonucudur.[57]

Bir hukukçu olarak Malta sürgünü sırasında Ahmet Bey Ağaoğlu İngilizlere karşı adalet savaşı vermiş, yazdığı mektuplarda “lütuf değil, adalet istediğinin” altını özellikle çizmiştir. 19 Temmuz 1919’da İngiltere Lordlar Kamarası ve Adalet Bakanlığına yazdığı mektupta “Bütün bunları sizin acıma duygularınızı kamçılamak için söylemiyorum. Hayır! Acınmayı da bağışlanmayı da asla kabul etmem! Ben adalet istiyorum!…”  Kendilerine karşı hakaretamiz muameleler karşısında ne yapacaklarını tartışan tutukluların bazıları particilik ihtirasıyla “kendilerini buraya süren hükûmetten kurtardığı için” İngilizlere teşekkür etmeyi düşünmüşlerdir. Ağaoğlu “burada hayvan muamelesi gören, aşağılanan bizler öyle yazamayız” diye itiraz edince ekseriyeti bu adımı atmaktan vazgeçmiştir. Ayrıca kendilerine karşı savaş esiri muamelesi yapılmasına karşı protesto etmek isteyen Ahmet Bey tutuklular içinde taraftar bulamamıştır.[58]

Ciddi ve asabi özelliği ile Ahmet Ağaoğlu, bulunduğu her ortamda doğrularından taviz vermeyen, sonuna kadar direnen, asla geri adım atmayan bir kişiliğe sahipti. Fakat Ahmet Bey, mütefekkir olduğu için her zaman düşüncelerini akıl süzgecinden geçirir, muhasebesini yapar, bazen de mücadeleci bir tavır alır ve doğruları savunmak için her türlü tartışmaya girerdi. Peyami Sefa, Ağaoğlu’nun bu özelliğini şu cümlelerle ifade eder: “…Ağaoğlu, bütün fikirlerini, mücerret mefhum kabından dışarı taşıran bir iç ateşiyle ısıttığı için, tesirsiz, aksülamelsiz ve kavgasız ilmî düşüncenin soğuk mermer yatağında rahat edemiyor, son zamanlara kadar, hiç olmazsa dostlarıyla münakaşa etmek için, sık sık yerinden fırlıyordu. Münakaşa terbiyesine ve müsamahasına alışmamış muhitlerde, Ağaoğlu, huysuz, bedbin, menfi görünmeğe mahkûmdu.” [59]

Belki bundan dolayı ilmî ve siyasi kariyerinde çoğu zaman hak ettiği makamda bulunmamıştır. Ahmet Bey Ağaoğlu ile ilgili çok sayıda kitap, tez ve makaleler yazılmasına rağmen onun zengin ilmi ve düşünce mirası maalesef yeteri kadar araştırılmamıştır.

Sonuç

Ahmet Bey Ağaoğlu Türk düşünce tarihimizin yetiştirdiği müstesna şahsiyetlerden biridir. Yaşadığı dönemin çalkantılı olaylarının merkezinde yer alan bu büyük fikir adamı Türklerin millî mücadelesini hem eylemsel hem de düşünsel düzeyde yürüten bir aydın olmuştur. Hayatının bir kısmını Azerbaycan’da, diğer kısmını Türkiye’de yaşamış olan Ahmet Bey Ağaoğlu her iki ülkenin düşünce hayatında kendine özgü yeri olan bir mütefekkirdir. Zaten o Anadolu ve Kafkasya Türklüğü arasında herhangi bir farkın olmadığını savunmakta, Türklük kavramının sınırlarını çok daha kapsayıcı anlamda kullanmaktaydı.

Ağaoğlu hukukçu, milletvekili, siyasetçi, yazar, gazeteci, müsteşrik, tenkitçi, üniversite hocası olarak görev yapsa da her şeyden önce bir düşünce adamıdır. Bu kimliği onun diğer görev ve vasıflarının üstündedir. Ne var ki siyasetin içinde bulunmasına rağmen kariyer edinmek uğruna çabalamamış, savunduğu görüşlerden vazgeçmemiştir. Bu yüzden politik yaşamında ve siyasi kariyerinde başarısız biri olarak tanımlanması insafsızca değerlendirme olacaktır.  Zira Ahmet Bey Ağaoğlu’nun siyasi manevralar ederek kariyer edinmek gibi bir derdi de yoktu.
Onun liberal görüşleri o dönemin iktidarının devletçi düşüncelerine tersti. Bu bağlamda iki hususun altını çizmek gerekmektedir: 1) Savunduğu düşünceler cumhuriyete karşı değil, iktidarın uyguladığı politikalara karşıydı. Ayrıca, yazdığı yazılarla cumhuriyetin temellerini savunan bir düşünce adamı kimliğinden vazgeçmemiştir; 2) Avrupa’nın liberal değerlerini savunurken Türklük ilkesinden vazgeçmiş değildir.
Ahmet Bey Ağaoğlu’nun din ve milliyet konusundaki görüşlerinde bu iki değerin birbirini tekzip eden değil, bilakis tamamlayan nitelikte olduğu gözlemlenmektedir. Onun eleştiri hedefindeki, dinin kendisi değil, dini gerçek gayesinden saptıranlar ve suistimal edenlerdi.
Ahmet Bey Ağaoğlu’nun yaşadığı dönemin değişken, dinamik ve keşmekeşli olayları ve içinde bulunduğu şartlar da dikkate alınarak onun düşünce sisteminin ve faaliyetinin daha derinden incelenmesine bugün ihtiyaç duyulmaktadır.
Kaynakça

Ağaoğlu Ahmet, İslamiyette Kadın (Rusçadan çeviren: Hasan Ali Ediz), Birey Toplum Yayınları, Ankara 1985.

Ağaoğlu Ahmet, Serbest Fırka Hatıraları, İletişim Yayınları, İstanbul 1994.

Ağaoğlu Ahmet, Üç Medeniyet, Devlet Kitapları, 2.baskı, İstanbul, 1972.

Ağayev (Ağaoğlu) Əhməd bəy Mirzə Həsən oğlu, Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti  Ensiklopediyası, İki cilddə, Lider nəşriyyatı, Bakı 2005 (ss.103-14).

Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-i Esasiye Ders Notları (1926-1927) (Hazırlayan: Boğaç Erozan), Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2012.

Akalın Gülsərən, Türk düşüncə və siyasi həyatında Əhməd Ağaoğlu (Cevirəni və nəşrə hazırlayanı:Samirə Məmmədova), AzAtaM, Bakı 2004.

Akçura Yusuf, Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi, 3. Baskı, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2012.

Arai Masami, Jön Türkler Dönemi Türk Milliyetçiliği, İletişim Yayınları, (Çev.: Tansel Demirel) 3. Baskı, İstanbul 2003.

Asker Ali, “Ermeni Sorunu”, Kafkasya Aydınları ve Değişmeyen Gerçekler, Ermeni Sorunu: Sanallık ve Gerçeklik Uluslararası Konferansı, [22-23 Mayıs 2015, YTSAM Ankara], Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2017 (ss. 293-308).

Asker Ali, Mübariz ziyalı və hüquqçu kimi Əhməd bəy Ağaoğlu şəxsiyyəti, Azərbaycan Şərqşünaslıq Elminin İnkişaf Yolları. Akademik Vasim Məmmədəliyevin anadan olmasının 70 illiyinə həsr olunmuş Beynəlxaq Elmi Konfransın materialları, 27-28 iyun 2013, Bakı 2013 (ss. 624-626).

Asker Ali, Peyami Safa’nın Kaleminden Ahmet Bey Ağaoğlu Portresi, Əhməd bəy Ağaoğlunun anadan olmasının 150 illiyinə həsr edilmiş Beynəlxalq Simpoziumun Materialları Bakı, 2-3 oktyabr 2019 (ss.434-44).

Asker Ali, Yıldıran Canan, Özkan Duygu, Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar, II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi, 19-21 Ekim 2017, Bakü, Azerbaycan, Bildiri Kitabı, Ankara 2017 (ss. 40-50).

Ateş Nevin Yurtsever, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Derin yayınları, İstanbul 1998.

Duran Murat, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu, 21. Yüzyıl, Sayı:39, Mart 2012, (ss. 101-106).

Əhməd Bəy Ağaoğlu: seçilmiş əsərləri (tərtibçilər, Vilayət Quliyev, Əziz Mirəhmədov, Ön söz müəllifi: Vilayət Quliyev), Şərq-Qərb, Bakı 2007.

Əzizov Eldar, Difai: XX əsrin əvvəllərində erməni-azərbaycanlı münaqişəsinin ilkin tarixi şərtləri və səbəbləri, Bakı 2009.

Fargana Mustafayeva “Ahmet Ağaoğlu’nun Bakü’de Çıkan Hayat Gazetesindeki Yazıları” (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 2020.

Kayabas Ebru, “Bir Yavuz Hukukcu”: Ahmet Agaoglu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt: LXX, S. 1, 2012 (ss. 441 – 452).

Kengerli Aybeniz Aliyeva, Azerbaycan’da Romantik Türkçülük, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008.

Məmməd Səid Ordubadi, Qanlı illər, Qarabağa xalq yardımı komitəsi, Bakı 1991.

Mirəhmədov Əziz,  Fikrin karvanı, Yazıçı, Bakı 1984.

Muhit Mert, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Sürecinde Ahmet Ağaoğlu’nun Dinî Düşünceleri,” Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı: 10, 2006/2 (ss. 7-27).

Özcan Ufuk, Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi yay., İstanbul 2010.

Sakal Fahri, Ağaoğlu Ahmet Bey, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999.

Sarınay Yusuf, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları 1912- 1931, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1994.

Seçilmiş əsərləri / Ə. Ağaoğlu (tərt.: Ə. M. Mirəhmədov, V. M. Quliyev ; red. A. H. Rüstəmli), Şərq-Qərb, Bakı 2007.

Sevimli Yakup, Hayat Gazetesi Üzerine Bir Araştırma (Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yayımlanmamış Doktora Tezi, İzmir 2001

Shissler A. Holly, İki İmparatorluk Arasında Ahmet Ağaoğlu ve Yeni Türkiye (Çev. Taciser Ulaş Belge), Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005.

Şimşir Bilal N., Malta Sürgünleri, 5. Basım, Bilgi yayınları, Ankara 2009.

Uyar Hakkı, Ağaoğlu Ahmet’in “Liberal Muhalif” Gazetesi: Akın (1933), http://kisi.deu.edu.tr/hakki.uyar/yayinlar3.html#_ftn4.

Ülken Hilmi Ziya, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken yayınları, İstanbul 1981.

Yeşil Ahmet, Türkiye Cumhuriyeti’nde İlk Teşkilâtlı Muhalefet Hareketi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Cedit Neşriyat, İstanbul 2002.

Yeşil Ahmet, Türkiye Cumhuriyeti’nde İlk Teşkilâtlı Muhalefet Hareketi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Cedit Neşriyat, İstanbul 2002.

Yetkin Çetin, Atatürk’ün Başarısız Demokrasi Devrimi: Serbest Cumhuriyet Fırkası, 2. Baskı, İstanbul 1997.

Yetkin Çetin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, İstanbul 1982.

Yetkin Çetin, Atatürk’ün Başarısız Demokrasi Devrimi: Serbest Cumhuriyet Fırkası, Toplumsal Dönüşüm yay., İstanbul, 1997.

Zürcher Erik Jan, Cumhuriyetin İlk Yıllarında Siyasal Muhalefet Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924- 1925), İletişim Yayınları, İstanbul 2003.

Балаев Айдын, Азербайджанские тюрки: процессы формирования нации и национальной идентичности на рубеже ХIХ-ХХ вв., Баку 2010.

[1] Karabük Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi, Doç. Dr., e-mail: aliasker2068@gmail.com

[2] Tarih ilimleri doktoru, Prof.Dr. Cemil Hasanlı ile yaptığımız mülakat [23 Mayıs 2016].

[3] A. Holly Shissler, İki İmparatorluk Arasında Ahmet Ağaoğlu ve Yeni Türkiye (Çev. Taciser Ulaş Belge), Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005, s. 4.

[4] Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-i Esasiye Ders Notları (1926-1927) (Hazırlayan: Boğaç Erozan), Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2012, s. 9.

[5] Erozan, s. 9-10.

[6]Ahmet Bey Ağaoğlu’nun yaşamı ve düşünceleri konusunda bakınız: Yusuf Akçura, Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi,  3. Baskı, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2012, s. 176-196; A. Holly Shissler, a.g.e.; Əhməd Bəy Ağaoğlu: seçilmiş əsərləri (tərtibçilər, Vilayət Quliyev, Əziz Mirəhmədov, Ön söz müəllifi: Vilayət Quliyev), Şərq-Qərb, Bakı 2007; Fahri Sakal, Ağaoğlu Ahmet Bey, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999; Aybeniz Aliyeva Kengerli, Azerbaycan’da Romantik Türkçülük, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008, s.131-146; Ağayev (Ağaoğlu) Əhməd bəy Mirzə Həsən oğlu, Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti  Ensiklopediyası, İki cilddə, Lider nəşriyyatı, Bakı 2005, s.  103-104; Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken yayınları, İstanbul 1981, s. 401-405; Gülsərən Akalın, Türk düşüncə və siyasi həyatında Əhməd Ağaoğlu (Cevirəni və nəşrə hazırlayanı: Samirə Məmmədova), AzAtaM, Bakı 2004; Ufuk Özcan, Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi yay., İstanbul 2010; Murat Duran, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu, 21. Yüzyıl, Sayı: 39, Mart 2012, s. 101-106; Əziz Mirəhmədov,  Əhməd Bəy Ağayev, içinde:  Fikrin karvanı, Yazıçı, Bakı 1984, (ss. 81-95);  Ali Asker, Mübariz ziyalı və hüquqçu kimi Əhməd bəy Ağaoğlu şəxsiyyəti, Azərbaycan Şərqşünaslıq Elminin  İnkişaf Yolları. Akademik Vasim Məmmədəliyevin anadan olmasının 70 illiyinə həsr olunmuş Beynəlxaq Elmi Konfransın materialları, 27-28 iyun 2013, Bakı 2013 (ss. 624-626).

[7] Akçura, s. 177.

[8] Sakal, s. 7-8; Akçura, s. 178, Kengerli, s. 132.

[9] Kengerli, s. 133, Fakat Vilayet Kuliyev ve Aziz Mirahmedov’a göre kabul sınavlarında şoven ruhlu bir öğretim üyesinin ona trigonometriden yeteri kadar puan vermemesi nedeniyle enstitüyü kazanamayarak “gençliğinin hayali” olan Petersburg şehrinden ayrılmıştır. Quliyev, s. 6.

[10] Quliyev, s. 6.

[11] Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti  Ensiklopediyası, s.  103.

[12] Süreyya Ağaoğlu, Bir Ömür Böyle Geçti, İstanbul 1975, Naklen: Sakal, s. 13.

[13] Kengerli, s. 133-134.

[14] Quliyev, s. 6.

[15] Sakal, s. 14-15.

[16] Kengerli, s. 134.

[17] Məmməd Səid Ordubadi, Qanlı illər, Qarabağa xalq yardımı komitəsi, Bakı 1991, s. 114-115.

[18] Bkz: Ali Asker, “Ermeni Sorunu”,  Kafkasya Aydınları ve Değişmeyen Gerçekler, Ermeni Sorunu: Sanallık ve Gerçeklik Uluslararası Konferansı, [22-23 Mayıs 2015, YTSAM Ankara], Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2017 (ss. 293-308).

[19] Partinin kuruluşuna dair değişik tarihler konusunda bkz: Eldar Əzizov, Difai: XX əsrin əvvəllərində erməni-azərbaycanlı münaqişəsinin ilkin tarixi şərtləri və səbəbləri, Bakı 2009,  s. 88-90.

[20] Akçura, s. 193, Sakal, s. 19-20, Akalın, s. 25.

[21] Vilayet Kuliyev’e göre Ağaoğlu’nun kendi anılarında bu tarihin 1908 olarak belirtilmesi küçük bir hatadır. Zira bunu, İstanbul’a gitmeden önce 28 Haziran 1909 tarihinde “Terakki” gazetesine gönderdiği mektup doğrulamaktadır. Quliyev, s. 17.

[22] Sakal, s. 19.

[23] Sakal, s. 24.

[24] Duran, s. 102.

[25] Kengerli, s. 135.

[26] Malta sürgünleri ve İngilizlerin yalan iddialarıyla ilgili bkz: Bilal N.Şimşir, Malta Sürgünleri, 5. Basım, Bilgi yayınları, Ankara 2009.

[27] Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile ilgili bakınız: Erik Jan Zürcher, Cumhuriyetin İlk Yıllarında Siyasal Muhalefet Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924- 1925), İletişim Yayınları, İstanbul 2003; Ahmet Yeşil, Türkiye Cumhuriyeti’nde İlk Teşkilâtlı Muhalefet Hareketi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Cedit Neşriyat, İstanbul 2002; Nevin Yurtsever Ateş, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Derin yayınları, İstanbul 1998.

[28]Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, İletişim Yayınları, İstanbul 1994, Çetin Yetkin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, İstanbul 1982; Çetin Yetkin, Atatürk’ün Başarısız Demokrasi Devrimi: Serbest Cumhuriyet Fırkası, 2. Baskı, İstanbul 1997.

[29] Çetin Yetkin, Atatürk’ün Başarısız Demokrasi Devrimi: Serbest Cumhuriyet Fırkası, Toplumsal Dönüşüm yay., İstanbul, 1997, Naklen: Hakkı Uyar, Ağaoğlu Ahmet’in “Liberal Muhalif” Gazetesi: Akın (1933), http://kisi.deu.edu.tr/hakki.uyar/yayinlar3.html#_ftn4

[30] Hakkı Uyar, http://kisi.deu.edu.tr/hakki.uyar/yayinlar3.html#_ftn4

[31] Shissler, s. 315-316.

[32] Ahmet Bey Ağaoğlu’nun Hayat gazetesindeki yazıları konusunda bkz: Fargana Mustafayeva “Ahmet Ağaoğlu’nun Bakü’de Çıkan Hayat Gazetesindeki Yazıları” (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrasya Araştırmaları Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 2020. Ayrıca Hayat gazetesi üzerine kapsamlı bir çalışma için bkz: Yakup Sevimli, Hayat Gazetesi Üzerine Bir Araştırma (Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yayımlanmamış Doktora Tezi, İzmir 2001.

[33] Özcan, s. 55-56

[34] Kengerli, s. 141.

[35] Kengerli, s. 137.

[36] Duran, s. 104.

[37] Kengerli, s.140.

[38] Yusuf Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları 1912- 1931, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1994, s. 198.

[39] Ahmet Ağaoğlu, Üç Medeniyet, Devlet Kitapları, 2.baskı, İstanbul 1972.

[40] Özcan, s. 140

[41] Shissler, s. 266.

[42] Duran, s. 103.

[43] Akalın, s. 72.

[44] Ahmet Ağayev, “Sabık Trabzon Valisi Süleyman Nazif Beyefendiye”, Türk Yurdu, IV/9, s. 705, Alıntı: Masami Arai, Jön Türkler Dönemi Türk Milliyetçiliği, İletişim Yayınları, (Çev.: Tansel Demirel) 3. Baskı, İstanbul  2003, s. 104

[45] Ahmet Ağayev, “Sabık Trabzon Valisi Süleyman..,, Alıntı: Masami Arai, s. 109.

[46] Akalın, s. 38.

[47]Айдын Балаев, Азербайджанские тюрки: процессы формирования нации и национальной идентичности на рубеже ХIХ-ХХ вв., Баку 2010, с. 166.

[48] Ahmet Ağaoğlu, İslamiyette Kadın (Rusçadan çeviren: Hasan Ali Ediz), Birey Toplum Yayınları, Ankara 1985.

[49] Bu eser üzerine yapılan yorumlar için bkz: Ali Asker, Yıldıran Canan, Özkan Duygu, Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar, II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi, 19-21 Ekim 2017, Bakü, Azerbaycan, Bildiri Kitabı, Ankara 2017 (ss. 40-50).

[50] Ahmet Ağaoğlu’nun dinle ilgili görüşleri konusunda bkz: Muhit Mert, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Sürecinde Ahmet Ağaoğlu’nun Dinî Düşünceleri,” Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı: 10, 2006/2 (ss. 7-27).

[51] Bu eser üzerine yapılmış değerlendirmeler için bkz: Ali Asker, Yıldıran Canan, Özkan Duygu, Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar, II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi, 19-21 Ekim 2017, Bakü, Azerbaycan, Bildiri Kitabı, Ankara 2017 (ss. 40-50).

[52] Duran, s. 104.

[53] Akalın, , s. 45

[54] Akalın, s. 49.

[55] Ebru Kayabaş, “Bir Yavuz Hukukçu”: Ahmet Ağaoglu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt: LXX, S. 1, s. 2012 (ss. 441- 452), s. 445.

[56] Bu ders notları 2012 yılında Osmanlıcan aktarılarak Ahmet Bey Ağaoğlu’nun faaliyetlerini içeren kapsamlı yazı ve yorumlarla birlikte yayınlanmıştır. Bkz: Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-i Esasiye Ders Notları (1926-1927) (Hazırlayan: Boğaç Erozan), Koç Üniversitesi Yayınları, 2012.

[57] Kayabaş, s. 449.

[58] Sakal, s. 32-33.

[59] Peyami Sefa’nın Ahmet Bey Ağaoğlu’nun karakteristik özelliklerini yansıta iki yazısı üzerine yapılan yorumlar için bkz: Ali Asker, Peyami Safa’nın Kaleminden Ahmet Bey Ağaoğlu Portresi, Əhməd bəy Ağaoğlunun anadan olmasının 150 illiyinə həsr edilmiş Beynəlxalq Simpoziumun Materialları Bakı, 2-3 oktyabr 2019 (ss.434-44)

Fütürizm Bildirgesi

0

Fütürizm Bildirgesi veya Fütürist Manifesto (İtalyanca:Manifesto del Futurismo veya Le Futurisme), İtalyan şair Filippo Tommaso Marinetti tarafından yazılarak 20 Şubat 1909’da yayımlanmıştır. Bildirgeye imza atan sanatçılar arasında: Umberto Boccioni, Carlo Carrà, Luigi Rossolo, Gino Severini, Romolo Romani, Antonio Sant’Elia ve Giacomo Balla bulunmaktadır.

Fütürizm Bildirgesi – Manifeste du futurisme
  1. Tehlike sevgisinin, enerji ve korkusuzluk alışkanlığının şarkısını söylemeye niyetliyiz.
  2. Cesaret, cüret ve başkaldırı bizim şiirimizin önemli öğeleri olacaktır.
  3. Şimdiye değin edebiyat dalgınca bir durağanlığı, şehveti ve uykuyu göklere çıkardı. Biz saldırgan hareketleri, ateşli bir uykusuzluğu, yarışçının adımlarını, ölümlü sıçrayışı, yumruğu ve tokadı göklere çıkarmaya niyetliyiz.
  4. Dünyanın muhteşemliğinin yeni bir güzellik tarafından daha da zenginleştirildiğini onaylıyoruz: hızın güzelliği. Patlayıcı nefesli bir yılan gibi kaportası büyük borularla süslenmiş bir yarış arabası –kükreyen bir araba Semadirek’in kanatlı Zaferi’ne kıyasla daha güzeldir.
  5. Ruhunun mızrağını dünyaya doğru yörünge halkası boyunca fırlatmış insanoğlunu yüceltmek istiyoruz.
  6. Şair kadim öğelerinin heyecan dolu arzularını artırmak için kendisini şevk, ihtişam ve cömertlikle harcamalıdır.
  7. Gayret gösterirken karşılaşılanın haricinde, güzellik yoktur. Saldırgan bir karakter olmadan gerçekleştirilen hiçbir iş başyapıt olamaz. Şiir bilinmeyen güçlere karşı, onları azaltacak ve insanın önünde diz çöktürecek sert bir saldırı olarak tasarlanmalıdır.
  8. Asırların son ucunda duruyoruz!… Yapmak istediğimiz İmkânsızın gizemli kapılarını yıkmakken neden geriye bakalım? Zaman ve Uzam dün öldü. Zaten mutlaklıkta yaşıyoruz, çünkü sonsuz, her yerde hazır ve nazır hızı yarattık.
  9. Savaşı yücelteceğiz-dünyanın tek hijyenini-militarizm, vatanseverlik, özgürlük getirenlerin yıkıcı hareketleri, ölmeye değer güzel fikirler ve kadınların hor görülmesi.
  10. Müzeleri, kütüphaneleri, her tür akademileri yıkacağız, ahlakçılıkla, feminizmle, her çeşit fırsatçı ya da faydacı ödleklikle savaşacağız.
  11. Çalışmayla, zevkle ve isyanla heyecanlanmış büyük kalabalıkların şarkılarını söyleyeceğiz; modern başkentler-deki devrimin çok renkli, çok sesli gelgitlerinin şarkılarını söyleyeceğiz; vahşi elektrikli bir ayla parıldayan cephaneliklerin ve tersanelerin titrek gece heyecanlarının şarkılarını söyleyeceğiz; dumanla süslenmiş yılanları yiyip yutan hırslı demiryolu istasyonlarının; dumanlarının çarpık çizgileriyle bulutlar yaratan fabrikaların; bıçakların pırıltısıyla güneşte ışıldayan, dev jimnastikçiler gibi nehirleri aşıveren köprülerin; ufkun kokusunu alan maceraperest buharlı gemilerin; koca tekerlekleri devasa çelik atlar gibi rayları arşınlayan geniş göğüslü demir başlıklarla zapt edilmiş lokomotiflerin ve pervaneleri rüzgârda bayraklar gibi salınan ve heyecan dolu bir kalabalıkmışçasına bağrışır gibi görünen uçakların sessiz uçuşlarının şarkılarını söyleyeceğiz.

Dünya Sosyal Adalet Günü

0

Dünya Sosyal Adalet Günü (World Day of Social Justice) 20 Şubat 2007 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edilmiştir. Her yıl 20 Şubat günü Dünya Sosyal Adalet Günüdür.

Dünya Sosyal Adalet Günü’nün amacı dünyada adaletsizliğe maruz kalan insanlara dikkat çekmektir. Sosyal kalkınma ve sosyal adalet, uluslar içinde ve uluslar arasında barış ve güvenliğin sağlanması ve sürdürülmesi için vazgeçilmezdir. Sosyal kalkınma ve sosyal adalet, barış ve güvenliğin olmadığı durumlarda sağlanamayacaktır.

Birleşmiş Milletler, dünyadaki fakirlik ve işsizlik konularına kamuoyunun daha fazla ilgisini çekebilmek amacıyla 20 Şubat’ı, ‘Dünya Sosyal Adalet Günü’ ilan etmiştir. Dışlanma, ayrımcılık, cinsiyet eşitsizliği, insan hakları ve sosyal koruma gibi sorunlar ile sosyal adaleti teşvik etmek için uluslararası işbirliği ve farkındalık yürütülmektedir.

Her yıl, 20 Şubat gününde, sosyal adaletsizliğe karşı dünya kamuoyunun, ülkelerin, toplumların ve bireylerin ilgisini artırmak ve ülkelerin eğitim, sosyal yardım ve sağlık gibi konularda daha fazla bütçe oluşturmalarını sağlamak amacıyla çeşitli temalarda etkinlikler düzenlenmektedir.

2023 yılı teması “Engelleri Aşmak ve Sosyal Adalet için Fırsatları Ortaya Çıkarmak” olarak belirlenmiş, dünyanın birçok bölgesindeki ülkeler içinde ve ülkeler arasında yoksulluk ve eşitsizliklerin artığı vurgulanarak çareler aranmıştır.

Uluslararası Çalışma Örgütü, 10 Haziran 2008 tarihinde ‘Adil bir Küreselleşme için Sosyal Adalet Bildirgesi‘ni kabul etmiştir. Bildirge; “özgürlük, insan onuru, sosyal adalet, güvenlik ve ayrımcılığın önlenmesi gibi temel değerlerin sürdürülebilir bir ekonomik, sosyal kalkınma ve verimlilik için esas olduğuna” dikkat çekmekte, Birleşmiş Miletlerin temel metinlerine referans vererek sosyal adaletin gerçekleşmesi için küresel bir kampanya ve çaba önermektedir.

12 Kızgın Öfkeli Adam

0
12 angry men. - ihsan berkhan

12 Öfkeli Adam  (12 Kızgın Adam) / Avukat İhsan Berkhan 

Yönetmen: Sidney Lumet,

Yapım Yılı: 1957

Ülke: ABD

Süre: 96 dk.

Oyuncular: E.G. Marshall, Jack Klugman, John Fiedler, Lee J. Cobb, Martin Balsam, Edward Binns, Jack Warden, Henry Fonda, Joseph Sweeney, Ed Begley, George Voskovec, Robert Webber.

 “12 Öfkeli Adam (12 Angry Men), cinayetle suçlanan bir genç hakkında karar vermek zorunda olan 12 jüri üyesinin dramatik karar sürecini anlatan etkileyici bir film. Latin Amerikalı genç bir adam, babasını öldürdüğü gerekçesiyle cinayetle suçlanır ve bu suçlamalar ciddi kanıtlarla desteklenmektedir. Cinayetin işlendiği odada bulunan bıçak, sanığın kaybettiğini söylediği bıçakla eşleşir. Sanığın savunması zayıf ve tanıklar aleyhine ifade vermiştir. Eğer sanık suçlu bulunursa, idam cezasına çarptırılacaktır. Jüri ilk oylamasında sadece sekiz numaralı jüri üyesi Davis, sanığın suçsuz olduğuna inanmaktadır. Diğer jüri üyelerini ikna etmeye çalışırken, her birinin ‘suçlu’ kararının arkasındaki kişisel motivasyonlar ortaya çıkar. Yabancı düşmanlığı, kanuna aşırı güven, çoğunluğa uyma ve geçmişle hesaplaşma gibi nedenler, jüri üyelerinin kararlarını etkileyen unsurlar olarak öne çıkar. 12 Öfkeli Adam, insan psikolojisinin derinliklerine inen, adalet sistemi ve ön yargılar üzerine güçlü bir yorum sunan, sinema tarihinin en önemli filmlerinden biridir. Bu klasik yapım, izleyicilere hem gerilim dolu anlar yaşatır hem de düşündürücü bir hikaye sunar.“

12 angry men. - avukat ihsan berkhan

Bu kült Film, internette birçok web sitesinden izlenebilir. Filmin Rus versiyonunun çekildiğini de duymuştum ama henüz izlemedim.

Yıllar önce izlemiştim bu filmi, tiyatrosunu da. Bugün uygun bir zamanım vardı, tekrar izlemek istedim ve izledim. “12 kişilik jüride 1 kişinin sanığın suçsuzluğuna  diğerlerini  nasıl ikna ettiği“ şeklinde hafızamda kodlanmış bu filmi bugün izlediğimde evet o bir kişinin sözleri ile, duruşu ile, stratejisi ile belirgin bir yönlendiriciliği olsa da her bir jüri üyesinin ve her bir aşama ve oylamanın da sanık hakkında “suçlu” diyen insanlar üzerinde etkili olduğunu daha net anlamış oldum. Filmi izlememiş olanlara özellikle hukukçulara mutlaka izlemelerini öneririm. İkinci kez izleyecek olanlar da benim gibi daha çok dersler çıkaracaklardır, eminim.

Film, duruşmanın sonunda, hakimin jüri üyelerine yaptığı konuşma ile başlıyor. “Şimdi göreviniz, oturup gerçeklerle yalanları birbirinden ayırmaktır. Bir adam öldü, diğerinin hayatı söz konusu. Herhangi bir mantıki şüpheniz varsa, ne olursa olsun bana  ‘suçlu değil’ kararını iletmenizi; aklınızda bir şüphe yoksa ve kesin olarak sanığı ‘suçlu’ bulursanız da kararınızı iletmenizi istiyorum. Ancak kararınız ne şekilde olursa olsun oybirliği ile olacağını unutmayınız”.

Jüri Sistemi

Jüri üyelerinin müzakere için toplandığı oda çok sıcak, vantilatör çalışmıyor. Camlar açılıyor, sigaralar yakılıyor.  Bir kişi hariç herkes bir an önce oylamayı yapıp, bu sıcak ve bunaltıcı odadan bir an önce çıkmak istiyor. Bir jüri üyesi duruşmanın da avukatlar yüzünden çok uzadığından şikayet ediyor. “Ben bir an önce çocuğu asardım, her şey belli çünkü, uzatmanın anlamı yok” diyor. “bu akşam bowling maçı var, bu işi çabuk halledelim” diyor. Jüri üyelik sırasına göre oturmayı kabul ediyorlar. Oturumun başkanı olan jüri üyesi “kural koymaya  niyetim yok, önce konuyu tartışalım sonra oylamaya geçelim” diyor.

Jüri üyelerinden birisi “Bu çocuk, gözünü bile kırpmadan babasını öldürmüş, hemen oylayalım, daha çabuk biter” diyor. ”Hepimiz suçlu bulursak sanığı elektrikli sandalyeye yollayacaklar” diyor diğeri. Başkan bunun üzerine  kararın 12 ile alınmasını hatırlatarak oylamayı başlatıyor.  Bu birinci oylamada:11 kişi “suçlu”,  1 kişi “ suçlu değil” diyor. “Suçlu” diyenlerin çoğu “suçlu değil” diyene yükleniyor. “Hep bir sorun çıkar zaten”, “Sizce çocuk  masum mu?”. Sanık hakkında suçlu demeyen kişi bu soruyu “bilmiyorum” diye yanıtlıyor. “100 yıl geçse de fikrimi değiştirmeyeceğim” diyor suçlu bulanlardan biri, “Beyzbol maçına  bileti olduğunu söylüyor” diğeri. “Beyzbol maçı saat akşam 8 de, daha 3 saat zamanımız var” diyor, 11 kişiden farklı düşünen  Jüri üyesi ve ekliyor “Bu çocuk hayatı boyunca eziyet görmüş, annesi 9 yaşında iken ölmüş, babası dolandırıcılıktan hapse girince 1,5 yıl yetimhanede kalmış , öfkeli bir çocuk bu”.

Bu arada önyargı, yargılamanın amacı ve ispat, susma hakkı kavramlarını yakından ilgilendiren bir diyalog yaşanıyor iki jüri üyesi arasında; “Bana göre suçlu bu çocuk, aksi halde yargılama olmazdı, aksini de kanıtlayamadılar zaten” diyor biri;  “Sanığın hiç konuşmayabilirdi de. Sanığın suçlu olduğunun kanıtlanması gerekir” diye cevap veriyor 11 kişiye göre farklı düşüneni. “Henüz 18 yaşında ama, işlediği suçun da cezasını çekmesi gerekir” diyor diğeri. “çocuk, sinemadayım demiş ama gören yok, ama çocuğu evlerinin karşısındaki binada oturan kadın görmüş”  deyince 11 kişiden biri, “çocuğa inanmıyorsun ama kadına neden inanıyorsun?” diye soruyor, 11 kişi arasında yer almayan diğeri.

Çocuğu kavga ettiğinde pasif kalan oğluna kızdığını, cüzdanından çıkardığı baba‑oğul birlikte çekilmiş fotoğrafa bakarak anlatan jüri üyesi; oğlu 16 yaşına gelince kendisi ile kavga ettiğini ve oğlunun kendisine  yumruk attığını ve 2 yıldır da kendisi ile görüşmediğini söyleyen Jüri üyesi, “Çocuk suçlu” diyor.  Bir diğeri “gecekonduda doğmuş , bu suçlu olduğunu gösterir” diyor.

Avukatın etkili savunma yapmadığı üzerinde duruluyor bir ara. “cevapları bildiği için soru sormadı, zahmet etmedi” diyor biri. “Böyle bir durumda, çocuğun yerinde ben olsam başka avukat isterdim” diyor diğeri. Özellikle tanıkların yeminli ifade vermesi üzerinde duruyor biri. Sonra, suç aleti bıçak getirtiliyor jüri odasına, itiraz edenlere “herkesin delilleri görmeye hakkı vardır” diyor 11 üye arasında olmayan üye. “Sadece sen suçsuz diyorsun, diğer 11 üye suçlu diyor, kimsenin fikrini değiştiremezsin” diyor bir başkası.  Kapalı oylama teklif ediyor 11 kişi arasında olmayan diğeri, ben bu oylamada “çekimser” kalacağım” diyor. 2. oylama sonucu: 10 üye “suçlu”,  1 üye “suçlu değil”.  Dolayısıyla “konuşmaya devam” kararı çıkıyor.  Oylamada “çekimser kalana  10 üye arasında yer alan biri “iyi bir hayatın olduğu belli, çünkü başkası için mücadele ediyorsun” diyor. “Çocuk suçlu” diyene , oylamada çekimser kalan” peki yargılanan sen olsaydın böyle düşünür müydün?” diye soruyor.

12 (Twelve)

Karşı binada oturan kadının aradan tren geçerken çocuğun babasına “seni öldüreceğim” demesini duyup duyamayacağı;  sol bacağını sürükleyerek yürüyen yaşlı alt komşu olan 2.tanığın hangi sürede kapıya gelebileceği; babasına” seni öldüreceğim” diye bağırarak tüm mahalleye duyuran çocuğun bunu yapıp yapmayacağı…tartışılıyor. “Gerçekten babasının katili olsaydı, üç saat sonra eve döner miydi?” sorusuna da çocuğu “suçlu” görenlerin suç aletini suç mahallinden almak için dönmüş olabileceği şeklinde senaryolar üretiliyor. Açık yapılan 3. oylamada  4 “suçlu değil”, 8 “suçlu” sonucu çıkıyor. Oylamada “suçlu değil” diyen bir üye ile baştan bu yana öfkeli ve kaba bir tutum sergileyen üye arasındaki “nazik” tartışması dikkat çekiyor. “Sen neden naziksin?”, sorusuna “Sen neden-nazik-değilsin?” şeklinde soru ile cevap veriliyor. “Buraya dövüşmek için gelmedik” diyen üye “Ben demokrasinin hep mucizevi bir şey düşünmüşümdür”  diye de ekliyor.

Dördüncü oylamada sonuç yarı yarıya çıkıyor: 6-6.

Beyzbol bileti yanmasın diye düşünen üye “suçlu” yerine “suçlu değil” diye fikir değiştirince, ağır eleştiriye uğruyor. Dördüncü oylamada sonuç “suçlu değil” diyenler lehine değişiyor: 9-3.

“Bu çocuk tehlikeli bir vahşi” diyen başından bu yana fikri değişmeyen üyenin önyargısından vazgeçmesi kolay olmuyor. Fikri değişen bir başka üyeye görüşü değişmeyen üye öfkeyle soruyor; “Senin neyin var?”, cevap aslında gerçeği özetliyor: ”Artık şüphelerim var”.

 “Suçlu” diyen sonuncu üyeye ilk “suçlu değil” diyen üye soruyor; “artık yalnızsın, çocuk neden suçlu, nedenini anlamak istiyoruz”. Cüzdanında iki yıldır görmediği çocuğu ile fotoğrafı olan ve başından bu yana en öfkeli olan üye ”Burada bulunanların hepsi yumuşak kalpli kadınlarmış. Beni hiçbir şeye zorlayamazsınız….” diye bağırıyor ama sonunda ağlamaklı bir şekilde “çocuk suçlu değil” diyor.

Sonuç: 12-0  “Suçlu değil”.

Ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgide iki üç saatlik müzakere sonunda ibre yaşamdan yana düştü. Şüphe’nin ve müzakerenin ne büyük bir güç olduğunu anlatan güzel, etkili bir film.

Bu film, suçluluğu kesinleşmeden cezanın infaz edilmemesi, tutukluluğun bir ceza değil tedbir olması, şüpheden sanığın yararlanması ilkesinin, hukukun evrensel değerlerinden biri olduğunu bize bir kez daha hatırlatmış oldu.

On İki Kızgın Adam – 12 Angry Men

12 (Twelve)

0

12 

Yazan ve Yöneten: Nikita Mikhalkov

Oyuncular             : Sergey Makovetskiy, Sergey Garmash, Apti Magamaev

Yayın Tarihi          : 7 Eylül 2007

12 (Dvenadtsat)12(Twelve) filmi, 12 Kızgın Adam filminin, Rus sineması tarafından 2007 yılında yeniden yapımıdır.  Orijinal 1957 yapımı filmle karışmaması için dünya genelinde genellikle “Nikita Mikhalkov’un 12’si” (Nikita Mikhalkov’s 12) olarak anılmaktadır. 

  •  

12 adı verilen film, 12 Kızgın Adam özelinde iki farklı sinema geleneği olmasına karşın Rus sinemasının Amerikan sinemasına bir saygı duruşu ve hakkını teslim edişi olarak nitelenebilir.

12 Filminin yönetmenliğini filmde jüri üyesi olarak oyunculuk da yapan Nikita Mikhalkov yapmıştır.

Filmin arka planında 2000’li yıllar Rusya’sı vardır ve farklı karakterlerdeki jüri üyeleri, Rus üvey babasını öldürmekle suçlanan Çeçen kökenli bir gencin müebbet kararını tartışmak ve oy birliği ile bir karara varmak için bir ilkokulun spor salonunda toplanmaktadırlar.

1957 yapımı 12 Kızgın Adam’a kıyasla süre bakımından daha uzun olan 12 filmi de diğer film gibi ağırlıklı olarak tek mekanda diyaloglar şeklinde geçen ve karakterlere yoğunlaşan bir filmdir. 12 Kızgın Adam’ın aksine 12’de zanlı gence filmde daha fazla yer verilmiş ve Çeçen gencin geçmişinden enstantaneler konulmuş, filme hareket katılmıştır.

12

Yönetmen, filmde Çeçen sorununa gönderme yaparak siyasi bir yön katmıştır. 12 filmi, finali yönünden de 12 Kızgın adam filminden ayrılıyor. Amerikan versiyonunda, yargılanan gence karşı tarafsız davranılarak hüküm vermekten kaçınılırken, Rus versiyonunda hüküm vermekten kaçınılmamıştır.

Rus yapımı 12 filmi, senaryonun işlenişi bakımından en az asıl film kadar etkileyici ve başarılıdır. Kapalı ve tek mekanda geçen film izleyicisini sıkmaması yönüyle önemli bir sinema eseridir.

 

Rus versiyonun orijinal hikâyeden ayrılan ve öne çıkan bazı önemli özellikleri şunlardır:

  • Konu ve Arka Plan: Orijinal filmde sanık Latin Amerikalı bir gençken, Rus versiyonunda üvey babasını öldürmekle suçlanan Çeçen bir gençtir. Bu durum, filme Rusya’nın toplumsal yapısı, Çeçen savaşı ve etnik önyargılar gibi çok daha derin siyasi ve sosyolojik katmanlar eklemektedir. 
  • Mekan: Jüri üyeleri, orijinalindeki gibi dar bir odada değil, tadilatta olan bir okul spor salonunda toplanırlar. Bu geniş ama klostrofobik mekan, karakterlerin geçmişlerine dair flashback (geriye dönüş) sahnelerine de imkan tanımaktadır. 
  • Süre: Orijinal film yaklaşık 96 dakika sürerken, Nikita Mikhalkov’un versiyonu yaklaşık 159 dakikadır. Her bir jüri üyesinin hikayesi ve Rus toplumundaki karşılığı çok daha detaylı işlenmiştir.
  • Final: Filmin sonu, orijinalinden farklı olarak adaletin sadece “suçsuz” demekle bitmediğine, sonrasında o gencin dışarıdaki gerçek dünyada nasıl korunacağına dair ahlaki bir sorumluluk tartışmasıyla bitmektedir. 

Usta-Çırak  Metoduyla   Avukatlık  Eğitiminde  Öğrenci   Stajı

0
.Fahrettin Kayhan (Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri

USTA-ÇIRAK  METODUYLA   AVUKATLIK  EĞİTİMİNDE  ÖĞRENCİ   STAJI/Avukat Fahrettin KAYHAN

Türkiye’de hukuk eğitimi,  genellikle takrir metodu ya da klasik metot denilen yöntemle yapılır.  Bu eğitim modelinde öğretim üyesi dersle ilgili teorik bilgileri, ders saati içinde öğrencilere aktarır.  Öğretim üyesini merkeze alan bu öğretim sisteminde, öğrenci genel olarak pasif bir dinleyici konumundadır. Bu nedenle bu öğretim metodu eleştirilmektedir.  Her ne kadar pratik çalışmalarla, öğrencinin hukuk normlarını somut olaya uygulama becerisi geliştirilmeye çalışılsa da öğrencinin  “gerçek bir davanın” yargılamasıyla başından sonuna kadar teması olmamaktadır.  Bu eksikliğin giderilmesi için 15-30 günlük adliye stajı, avukat yanında staj gibi öğrenci stajları düzenlense de istenen verim elde edilememektedir. Sık sık düzenlenen kurgusal duruşma etkinliklerinin, yargılama pratiğimizle hiç ilgisi yoktur.

Bir duruşma izleme etkinliği

Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde duruşma sıramı beklerken başlarında Prof. Dr. Hikmet Sami Türk olan 20 kadar öğrenci duruşma salonunun izleyici sıralarını doldurdu. Hâkim, mahkemenin işleyişi hakkında kısa bir konuşma yaptıktan sonra, davanın “sözlü yargılama” aşamasında olduğunu belirterek davacı vekiline söz verdi. Baro çalışmalarından yakın arkadaşım olan davacı vekili meslektaşımız yaklaşık yarım saatlik bir konuşma yaparak davasını anlattı. Davalı vekili de yine uzun bir konuşmayla onu yanıtladı. Ardından hâkim, kararını açıkladı. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2011 yılından o tarihe kadar (ve bugüne kadar) böyle bir “sözlü yargılama” aşamasına tanık olmamıştım. Gerçek bir davada izleyici olan öğrencilere “gösteri amaçlı” gerçek görünümlü kurgusal bir duruşma izlettirilmişti. Aslında öğrenciler, ülkemizdeki yargılama gerçekliği konusunda kandırılmışlardı. Meslek hayatlarında muhtemelen bir daha böyle bir duruşmaya tanık olmayacaklardı.

Bizim önerdiğimiz usta-çırak metoduyla avukatlık eğitiminde eğitimin aşamaları; öğrenci stajı, avukatlık stajı, mentorluk ve sosyal ve mesleki dayanışma aşamalarından oluşmakta, aktif ve etkileşimli eğitim ömür boyu sürmektedir. Önerdiğimiz usta-çırak ilişkisi metodunda avukatlık eğitimi tercihen hukuk fakültesi birinci sınıfta öğrenci stajı ile başlar ve öğrencinin mezuniyetine kadar devam eder.  Daha sonra avukatlık stajı aşaması gelir.  Stajyerin avukatlık ruhsatını almasından sonra usta rolünü üstlenen avukat yaklaşık 5 yıl boyunca mentorluk yapar. Beş yılın sonunda ise sosyal ve mesleki dayanışma aşamasıyla ömür boyu sürer. Tüm bu süreçler,  ülkemizdeki hukuk gerçekliğine dayanır.

Usta-çırak metoduyla avukatlık eğitimi, sosyal öğrenme teorisinin en temel unsurlarından biri model alma yöntemine dayanır. İnsanların bir davranışı sergilemek veya kendisinde öğrenme durumunun gerçekleşmesi için rol model olan başkaları tarafından nasıl yapıldığını görmeleri gerekmektedir. Model alınan kişiden neler öğrenilebileceği şu şekilde sıralanabilir:

    1. Hukuk mesleklerine özgü bilişsel beceri ve davranışlar öğrenilebilir.
    2. Öğrenilenleri güçlendirebilir veya söndürebilir. Modelin yaptığı davranışları ve sonuçlarını gözlemleyerek neyin yapılabileceğini ve neyin yapılmaması gerektiğini öğrenir.
    3. Model gözlemlenerek sosyal güç ve isteklendirme gerçekleştirilebilir.
    4. Model gözlemlenerek mesleki çevrenin ve nesnelerin nasıl kullanılacağı öğrenilebilir.
    5. Model alınan avukat gözlemlenerek avukat-müvekkil, avukat- hâkim, avukat- adli personel etkileşiminde duygusal tepkilerin nasıl ortaya konulacağı öğrenilebilir. Özellikle bu etkileşimlerdeki aktarım-karşı aktarımları tanıma ve bunları yönetme ve avukatlık rolünden kaynaklanan psikolojik çatışmalarla başa çıkma konusunda beceriler kazanabilir.

Bandura,  insanların öğrendikleri birçok davranışı, diğer insanları gözlemleyerek ve onları model alarak öğrendiklerini ifade etmektedir. Bandura 3 değişik tür modelden söz etmektedir

Canlı Model: Belli bir davranışı ortaya koyan gerçek kişiyi ifade etmektedir. Avukat eğitiminde canlı model, büyük ölçüde usta avukat rolünü üstlenen hukukçudur.

Sembolik Model: Bir film, televizyon programı, kitap veya başka herhangi bir platformda sunulan bir karakter ya da kişiyi ifade etmektedir. Bu bağlamda bizim uyguladığımız yöntemde, adayın eğitimin başlangıcında hukukçu anı kitapları okumasını sağlayarak sembolik modellerden yararlanması amaçlanmaktadır.

Sözlü Direktifler: Davranışın nasıl gerçekleşeceği ile ilgili canlı ya da sembolik bir model olmadan, davranışı yönlendirici yapılan açıklamalardır.

Şu anda yazıhanemizde “öğrenci stajı” aşamasında biri dördüncü sınıf öğrencisi, diğeri üçüncü sınıf öğrencisi iki meslektaşımız bulunmaktadır. Stajyerlerimiz, ders programlarının elverdiği ölçüde en az haftada bir gün yazıhane çalışmasına ayırmaktalar.  Öğrenci stajının hedefleri, hukuk mesleklerini gerçekçi olarak tanıtmak ve sevdirmek, eleştirel düşünce, hukuk metodolojisi, hukukî argümantasyon, retorik konularına beceri kazandırmak, hukuk pratiğine, adli yazışma usullerine aşinalık kazandırmak ve öğrenciyi mezuniyet sonrası  avukatlık stajına hazırlamaktır.

Bu hedefler doğrultusunda bu yazının kaleme alındığı hafta yapılan etkinliklerin bir kısmı şöyle:

Eleştirel düşünce, Hukuki Argümantasyon ve Retorik Çalışması

Bu başlık altında stajyerlerimizin bir boşanma davası için yazdığı dilekçeleri eleştirel düşünce teknikleri, hukuki argümantasyon ve retorik yönünden inceleyip tartıştık. Boşanma davalarında avukat müvekkil etkileşiminin zorlukları konusunda paylaşım ve değerlendirmelerde bulunduk.

Dosya İnceleme ve Dava analizi

Stajyerlerimizle ünlü bir üniversitenin hukuk felsefesi ve sosyolojisi anabilim dalı araştırma görevliliği için yaptığı yazılı sınavın iptali talebiyle açılan davayı inceledik. İncelemeye sınav kâğıtları ve bilirkişi raporuyla başladık. Sınavda şu sorular sorulmuştu:

    • Hukuku tanımlayınız ve açıklayınız.
    • Yaşayan hukuku açıklayarak yaşayan hukuka ilişkin örnekler veriniz.
    • İnsan Haklarının gelişimini göz önünde bulundurarak birinci, ikinci ve üçüncü kuşak hakları anlatınız. Gelecekte doğabilecek dördüncü kuşak hakların neler olabileceği hakkında bir tartışma yapınız.

Bu vesileyle stajyerlerimizle bu soruları, sorulara adaylar tarafından verilen cevapları, bilirkişi mütalaasını, ilk derece ve istinaf mahkemesi kararını tartışma imkânımız oldu, sınav soruları ve adayların cevapları bilirkişi mütalaası sayesinde bilgilerimizi yeniledik, bu dava sayesinde Türkiye’de akademik hayatın işleyişi ile ilgili de geniş bilgi sahibi olduk.  Analiz için bu davanın seçilmesinin bir amacı da buydu.

Fıkıhtan Hukuka- Hukuk Fıkıh İlişkisi Üzerine

Stajyerimiz Merve Erbaş, Prof. Dr. Emir Kaya’nın “Fıkıhtan Hukuka” adlı eserini bizim için imzalatacak. Prof. Dr. Kemal Gözler’in  “Hukuk-Fıkıh İlişkisi Üzerine” adlı eseriyle birlikte karşılaştırmalı olarak okumak üzere okuma listemize ekledik.

 Farklı Ofis Deneyimi

Stajyerimiz Ekin Ozan Özşahin, daha önce 2004 yılında yazıhanemizde avukatlık stajı yapan Tokat Barosu üyesi Avukat Kenan Bostancı’yı ofisinde ziyaret ederek, avukatlık stajı, avukatlık mesleği, hukuk pratiği konularında sohbet etti.

 Günün Sonunda

Günün sonunda bugünün anısına stajyerlerimize Önceki TBB Başkanı Avukat Vedat Ahsen Coşar üstadımızın Yetkin Yayınlarından çıkan “Hukuki Argümantasyon” adlı eseri ile Oğuz Benlioğlu’nun “Retorik” adlı eserini, daha sonra hep birlikte etüt etmek üzere, armağan ettik.

KAYNAK:  Sosyal Öğrenme kuramı ile ilgili açıklamalar için:  Korkmaz, İ. (2006). Sosyal Öğrenme Kuramı. Eğitim Psikolojisi: Gelişim-Öğrenme-Öğretim. (Ed. Binnur Yeşilyaprak). Pegem Akademi, s. 262.

Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Kanunnamesi

0
Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye

Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Kanunnamesi

Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Kanunnamesi, yeniçeri ocağının kaldırılmasını müteakip oluşturulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusunun kuruluş kânûnnâmesidir. 1 Zilhicce 1241 / 7 Temmuz 1826 tarihinde Padişah tarafından ferman buyurularak ilan edilmiştir. Muhammed’in Muzaffer Askerleri anlamına gelmektedir. Teşkilâtın kuruluş tarihi 7 Temmuz 1826 olarak verilmektedir, kânûnnâme bu kuruluş/teşkilatlanma sürecinin belgesidir. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının (Vak’a-i Hayriyye) ardından kurulan yeni ordunun; kuruluş gerekçesi, teşkilat yapısı (tertibi), asker sayısı, maaşları (tayinât), eğitimleri, kıyafetleri (şubara ve sonrasında fes), terfi ve emeklilik şartlarını belirleyen temel kurucu belgedir.

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye Kânûnnâmesi, 4 varaktan ibaret olup Temmuz 1826 (Gurre-i Z 1241) tarihlidir. Islahatı 2. Mahmut gerçekleştirmiştir. Kânûnnâme Asâkir-i Mansûre Muhammediyye ordusunun kuruluş gerekçesi, tertîbi, miktarı, idâresi, istihdâmı, eğitimleri, giyim-kuşamı, teçhizâtı, terfileri, emeklilikleri, sıla ve hac izinleri, maaş ve yiyecekleri ile ilgili bilgi vermektedir.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi Hatt-ı Hümiiyiinlar katalogunda 59106 numara ile kayıtlı bulunan 4 varaktan ibaret, Temmuz 1826 Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Kanunnamesinde, (Gurre-i Z 1241) Asakir-i Mansflre ordusunun kuruluş gerekçeleri izah edilmektedir. 1826′ yılına gelinceye kadar Osmanlı Devleti’nin geniş bir coğrafyaya yayılmasında ve hakimiyet sahasını sürekli genişletmesinde yeniçeri ocağının katkısı büyük olmuştur. Bir zamanlar dünyanın en mükemmel ve modern askeri teşkilatına sahip olan Osmanlı ordusunda zuhur eden bozulmalar 1683, 1768 ve 1787 seferlerinde kendini net bir şekilde göstermiştir. Zamanla eski gücünü kaybetmeye ve seferlerde başkansız olmaya başlayan yeniçerileri düzeltme yönünde birçok ıslahat girişimi meydana gelmesine rağmen hepsi de sonuçsuz kalmıştır. Islahı mümkün olmayan yeniçerilerin kaldırılarak yerine “Asakir-i Mansilre-i Muhammediyye” adıyla yeni bir ordu kurulması karalatılmıştır.

Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye yeni ve biraz aceleye getirilmiş bir kuruluş olduğundan 1829’da Rus ordusuna, 1831-1833’te Mısır askerlerine karşı yapılan savaşlarda kendisinden umulanı tam olarak verememişse de yeniçerilerin son zamanlarına göre üstünlüğünü, düzenli Rus ve Mısır kuvvetlerine karşı iki yıl gibi uzunca bir süre karşı koymakla ispatlamıştır

Sultan Abdülmecid döneminde, 14 Haziran 1843’te ordunun ismi Asâkir-i Nizâmiye-i Şâhâne olarak değiştirilmiştir.  Bu tarihten itibaren ordu kısaca Nizamiye Ordusu olarak anılmaya başlanmıştır. Asakir-i Mansure-i Muhammediye, Osmanlı İmparatorluğunun son ordusudur. 1923’te saltanatın kaldırılıp cumhuriyetin ilan edilmesiyle Türk Kara Kuvvetlerine dönüşmüştür.

Fî Gurre-i Z 1241 (THE CODE OF LAWS OF ASÂKIR-I MANSÛRE-I MUHAMMEDIYYE )

Bi-meşiyyet’illâh-i te’âlâ bu dîn-i mubîn ve devlet-i muhammediyyenin ibtidâ-yı zuhûru ve ba’dehû şark ve garbı ihâta etmesi mutlâka şerî’at-ı mutahhara ve seyf-i cihâd sâyesinde olarak saltanat-ı seniyye-i ebediyyü’d-devâma göre cemî’-i zamânda a’dâ-yı dîne mukâbil olacak ‘asâkir-i cihâdiyye ve guzât-ı islâmiyyenin vücûdundan lâ-büdd ve muktezâ olmak mülâbesesiyle mukaddemâ devlet-i ‘aliyyede yeniçeri ocağı tanzîm olunmuş ise de mürûr-ı zamân ile içlerine ‘azîm fesâd karışıp ve vâki’ olan seferlerde bir işe yaramadıklarından mâ’adâ refte refte uygunsuzlukları derecesini aşıp evvelki yararlıkları yaramazlığa ve eski itâ’atleri itâ’atsizliğe mübeddel olarak hiçbir suretle ıslahın çâresi dahî bulunamadığından nihâyet’ül-ümerâ ittifâk-ı ‘âmme ile sahîfe-i ‘âlemden nâm ü nişânları külliyen ref’ ü imhâ olunarak ânın yerine lilâhi’l-hamd ve’lminneh ‘asr-ı bâhir’ün-nasr hazret-i kişver-i güşâ-yı nuhbe-i edvâr u a’sâr ve zât-ı şevket-semât-ı cenâb-ı zıllullâhî min-kabli’llâhi müceddid-i dîn u devlet olduklarına burhân-ı vâzihü’l-âsâr olmak üzere mutlaka a’lâ-yı kelimetu’llâhi’l’ulyâ ve î’fâ-yı farîza-i cihâd ve kazâ niyet-i hâlisesine ibtinâen bu def’a iktizâ-yı kitâb u şerî’at ve icmâ’-ı ‘ulemâ-yı ümmet ve ittifâk-ı kâffe-i hayr u havâhân-ı dîn ü devlet ile müsta’înen bitevfîki’llâh-ı te’âlâ devlet-i ‘aliyye-i ebediyyü’d-devâma ‘asâkir-i mansûre-i muhammediyye ‘unvânıyla müceddiden lüzûmu mürettebe mu’allim ve mütefennin ‘asâkir tertîb ü tahrîrine karar verilerek bir taraftan tahrîr u ta’lîme bede’ olunmuş ise de miktâr-ı tertîb ve sûret-i idâre ve istihdâmları bilinip âna göre hareket etmek lâzım geldiğine binâen bede’-i bismillâhi’l-‘azîm ve hamden ‘alâ-fazlihi’l-‘amîm ve tevessülen burûhâniyyet-i rasûlü’lkerîm şu veçhile vaz’-ı kânûn mesnedim kılınır ki, inşâallah-u te’âlâ bundan böyle gittikçe teksîr etmek ve teksîr ettikçe iktizâsına bakılmak üzere evvel-emirde âsitâne-i şevket-âşiyânede serasker paşa ma’iyyetinde dâimâ mevcût bulunmak üzere on iki bin neferden ibâret bir ordu i’tibâr olunup şöyle ki işbû on iki bin nefer sekiz tertîbe taksîm ile ilâ-nihâye birinci ve ikinci ve üçüncü tertîb ta’bîri itlâk olunmak üzere beher tertîbe birer binbaşıdan sekiz binbaşı ve beher binbaşı ma’iyyetinde sağ ve sol kolağaları ve yüzbaşılar ve onbaşılar ve topçu ve arabacı ve cephâneci başıları ve mülâzım ve neferâtları ve imâmlar ve nefer kâtibleri ve mehterhâne takımı ve mühendis ve hekîm ve cerrah neferâtı mevcût olarak beher tertîbin ma’a zâbitân bin beş yüz yirmi yedi nefer mürettibi olmak üzere bi’l-münâvebe iki binbaşı üçbin elli dört nefer ile derûn-ı İstanbul’da bâb-ı seraskerîde kışlaklarında bulunarak derûn-ı âsitânede bunlar münâvebe ile kolluk bekleyip meselâ bir cesîm kolluğa bir yüzbaşı ta’yîn birle olkolluğa merbût olan küçük kolluklara dahî ânın tarafından onbaşılar ikâmesiyle leylen ve nehâren esvâk ve mahallâtın muhâfazasına ihtimâm ettirile ve diğer altı binbaşı ma’iyyetinde bulunacak dokuz bin bu kadar neferi dahî Davutpaşa ve Üsküdar’da binâlarına şurû’ olunmuş ve olunacak kışlalara iktizâsına göre taksîm olunarak bi’lmünâvebe Üsküdar Kışlasında bulunanlardan Fenerbahçesi’nden Bahr-i Siyâh boğazının Anadolu tarafında vâki’ Fener Kal’ası’na kadar gerek boğaz kal’alarını muhâfaza ve gerek Boğaziçi sevâhilinde bundan akdem yapılan tabyaların bundan böyle ‘adem-i lüzûmuna mebnî terk ü ta’tîliyle fakat karakolhâne sûretinde ibkâ olunacak tabya başındaki kışlaklarda ve mevâki’-i mukteziye-i sâirede ikâme için kifâyet miktârı münâvebe neferâtı tertîb ile mâ’adâsı asıl kışlaklarında ta’lîm ü te’allüme meşgûl olalar ve kezâlik Davutpaşa’da bulunacak binbaşılar dahî neferât-ı mürettebeleriyle Baruthâne’den tâ Bahr-i Siyâh Boğazının Rumeli tarafında vâki’ kılâ’ın nihâyetine kadar gerek kal’alara ve gerek tabyalardan bakiyye kalacak karakolhânelere ve gerek mevâki’-i sâireye iktizâsına göre bi’l-münâvebe ta’yîn olunarak kışlalarında kalanlar ta’lîm ü te’allümlerine iştigâl etmek ve’l-hâsıl bunların sûret-i taksîm ve istihdâmlarında bundan böyle îcâb-ı vakt ü hâle tab’iyyet olunup şu kadar ki işbû sekiz binbaşı ‘ale’d-devâm bir yerde meks olunmaksızın münâvebe ve devr-i dâim sûretiyle kâh kışlalarda ve kâh kolluklar ve boğaz kal’aları ve karakolhâneler ve mevâki’-i sâirede dâimâ münâvebe ve tebeddül sûretiyle nakl ü istihdâm olunarak cümlesi gerek kışlalarında ve gerek kılâ’ ve karakolhânelerde oldukça hem emr-i muhâfazaya ihtimâm ve hem boş durmayarak bir taraftan dahî ta’lîm ü te’allüme iştigâl-i tâm göstereler ve işbû sekiz nefer binbaşının cümlesinin üzerine baş binbaşı ‘unvânıyla zâbit ve rütbesi kapucu başılık râddesinde olmak üzere serasker paşa ve nâzırın intihâbıyla ehliyet ve liyâkati mücerreb bir münâsibi  baş binbaşı nasb u ta’yîn oluna ve nâzırların rütbesi tevcîhât-ı hümâyûn defterinde darbhâne-i ‘âmire nezâreti ile cebehâne nezâreti beyninde olmak üzere mu’allim-i ‘asâkir-i mansûre-i muhammediyye nezâreti diyû kayd oluna ve sâir ocaklar misillü menâsıb-ı dîvâniyyeden olmak üzere bir kâtib nasbı dahî lâzım geleceğinden ol-dahî tevcîhât-ı hümâyûn defterinde masraf-ı şehriyârî kitâbeti ile süvârî mukâbeleciliği beynine kayd olunmak ve cünhası vâki’ olmadıkça ‘azl olunmamak üzere bâ-irâde-i seniyye bir ocak kâtibi nasb ü ta’yîn kılına ve zîrde defter gûne tertîb olunduğu üzere beher binbaşı ma’iyyetinde bir tertîb olmak üzere ma’a zâbitân bin beş yüz yirmi altı nefer olup şöyle ki beher on neferin bir onbaşı ve yüz nefere bir saf itibârıyla on iki saffa on iki yüz (başı) ve altışar saf sağkol ve solkol itibar olunarak üzerlerine ağa-yı yemîn ü yesâr ta’biriyle altı yüzbaşılar ve topçu başı ve arabacı başı ve cebehâneci başı ve beherine mülâzımlar ve çavûşlar ve sancaktarlar ve mehterbaşı ve hekim ve cerrâh ve sâiresi nasb u tahsîs ve her yüzbaşıya ikişer nefer saka tertîbiyle libâsları nefer misillü tanzîm ve fakat meyânına sâde bir kamçı ile temyîz ve neferât-ı merkûme evkât-ı hamseyi cemâ’at ile edâ ve beher safın kışlalarına birer mektep inşâsıyla günde birer nevbet Kur’ân-ı ‘azim’üş-şân ve avâma lâzım olacak miktâr mesâil-i dîniyye ve ilm-i hâllerini ve ba’dehû Birgivî Risâlesi’ni tal’im ü tefhîm zımnında İstanbul Kadısı Efendi ma’rîfetiyle bi’l-imtihân ve bi’l-intihâb zikr olunan beher safa birer münsif imam nasb ü tahrîr olunarak bunların cümlesi bir tertîb i’tibârıyla cümlesinin üzerine binbaşısı zâbit ola ve işbû binbaşılar zikr olunduğu veçhile bin beş yüz yirmi altı neferden ibâret olan bir tertîbin zabt u rabtına me’mûr olup ma’mâ-fîh lede’l-iktizâ ibtidâ-yı su’âl ve cevâpta binbaşılar sağ ve sol kolağalarına ve topçu başı ve arabacı başı ve sâir rüesâya ve sağ ve sol kolağaları dahî zîr-i idârelerinde olan altışar safın yüzbaşılarına âmir ve zâbit olarak yüzbaşılar dahî yüz beş neferden ibaret olan bir safın onbaşılarına ve onbaşılar zîr-i idârelerinde olan dokuzar neferin ale’t-tertîb zâbiti olalar ve zîrde işâret olunduğu üzere zâbitâna ‘alâ-merâtibihim maaşlar ve neferâta dahî mâhiyeler tahsîsiyle işbû tertîb olunan maaş ve mâhiyeler beher mâh otuzar gün hesâbıyla ve aylık sûretiyle verilip şu kadar ki mâhiyelerin sûret-i tahsîsi beher nefere yevmiye altmışar (akçe) hesâbıyla olarak fakat neferâta i’tâsı mâh-be-mâh mâhiye sûretinde uydurula ve binbaşıdan mâ’adâ zâbitân ve neferâta ber-mantûk-ı defter beher sene rûz-ı hazerde birer takım kisve ve birer serhatli yemenisi ve rûz-ı kasımda çizmeler ve sefere me’mûriyetlerinde birer adet yağmurluklar i’tâ oluna ve esliha-i mürettibeleri dahî kezâlik ber-mûceb-i defter zâbitân ma’rifetiyle tevzî’ ü teslîm olunup mürûr-ı eyyâm ile meselâ tüfenk kundağı fersûde olur ise zâbiti atîkini nâzıra getirüp irâe eyledikte ta’mîre muhtâc ise ta’mîr ve cedîden verilmesi lâzım gelir ise ‘atîki alınarak âhar cedîdi yine zâbitân ma’rifetiyle i’tâ kılına ve binbaşıların hîn-i ta’yîninde levnî ve nev’î ma’lûm olmak için yine zîrde muharrer olduğu üzerefakat bir takım libâs verilip ba’dehû iktizâ ettikte libâs-ı mezkûru kendi maaşında tecdîd eyleye ve bunların cümlesine sabahları yalnız nân-ı ‘azîz ve şorba ve akşamları şorba ve yahni ve Cuma ve isneyn geceleri bazen pirinç ve bazen bulgur pilavı verilmekve şorbalar dahî bazen pirinç ve bazen mercimek olmak üzere ta’yînâtları kezâlik zîrde tertîb olunduğu üzere ‘aynen virile ve ibtidâ bir kimesne tüfenk-endâz neferi olup ba’dehû yoluyla ‘ale’t-tertîb eskiyerek onbaşı ve ba’dehû çavûş ve ba’dehû sancaktar ve mülâzım ve yüzbaşı ve ba’dehû kolağası mülâzımı ve ba’dehû saff-ı evvelde ise altı yüzbaşı hükmünde olan ağâ-yı yemîn ve saff-ı sânîde ise ağâ-yı yesâr olup ve ba’dehû işbû sağ ve sol kolağalarından hangisi eski ve mütefennin ise binbaşı ola ve baş binbaşılık münhal oldukta binbaşıların ‘âkil ve kâr-güzâr ve sadâkâtkârlarından biri bi’lintihâb ta’yîn oluna ve tertîb üzere bunların yolu aşılması eskilik i’tibârıyla olup ancak fende mahâreti ve isti’dâdı yok ise aşağıdan erbâb-ı isti’dâdı takdîm câiz ola ve kezâlik ibtidâ bir kimesne topçu neferi olup ba’dehû eskiyerek topçu halîfesi ve top ustası ve ba’dehû çavûş ve ba’dehû topçu başı olup ba’dehû eğer ta’lîm ü te’allümde mâhir ve tefennün ü mahâreti zâhir olur ve mülâzımlardan ve ağâ-yı yemîn ü yesârdan ehakk u elyakk bulunur ise binbaşılık hallinde ol-topçu başı binbaşı olması câiz görüle ve kezâlik bir kimesne top arabacısı ba’dehû arabacı halîfesi ve çavûş ve arabacı başı olmak ve kezâlik ibtidâ bir kimesne cebehâneci neferi olup ba’dehû yoluyla eskiyerek cebehâneci çavûşu ba’dehû cebehâneci başı olmak ve ibtidâ bir kimesne sûrnâzen ve tablzen oldukta eskiyerek yoluyla hangi safta ise mülâzım ve ba’dehû ser-sûrnâzen veyâhut ser-tablzen olup ba’dehû mehter başı olmak üzere bunların cümlesi dahî bervech-i meşrûh yoluyla eskiyerek terfî’ ve eğer mahâret ve isti’dâdı yok ise mâdûnu müsta’id bulundukta takdîm ve isti’dâdda müsâvî bulunur ise eskiliği sebeb-i tercîh addoluna ve işbû on iki safın her birine birer top tertîb ve neferâtı tahsîs kılına ve neferât-ı merkûme leyl ü nehâr kışla ve mahâl-ı me’mûrelerinde mevcûd ve ta’lîm ü te’allümle meşgul olup zâbitâna itâ’at eyleyeler ve neferât-ı merkûmeden birinin töhmeti veyâhut bir gûne maslahatı zuhûrunda onbaşı yüzbaşıya ve yüzbaşı kolağasına ve kolağası binbaşıya ve binbaşı baş binbaşıya ve baş binbaşı dahî iktizâsına göre serasker paşa ve nâzır efendiye ifâde ve teblîğ ederek âdî görülecek maslahat ise nâzır ma’rifetiyle görülüp tedîb îcâb eder şey ise serasker paşa ma’rifetiyle cürm ü kabâhatine göre icrâ kılına ve senede bir def’a vakt-i hazerde vilâyeti karîb mahalde ise altı mâh kadar ve ba’îd mahalde ise sekiz mâh kadar sılaya gidüp sâir işini görüp yine kışlasına gelmek üzere beş neferde birine münâvebe tarîkiyle izin verilmek câiz olup izni müddeti hitâmından evvelce avdet eylemek şartıyla nâzır ve baş binbaşının imzâ ve mühürleri ve kâtibin hattiyle müddet-i musarrah izin tezkiresi verilerek gerek izin tezkiresi ve gerek sâir husûs için bir para harç olunmaya ve zâbitân ve neferâttan iktidârı olanlar vakt-i hazerde hacc-ı şerîfe azîmet murâd eylediklerinde ruhsat i’tâ oluna ve bir müddet rızâ ve ihtiyâriyle hidmet edip sonra firâr eder veyâhut sıla bahânesi ve sâir sebeple izin alıp gidenlerden müddet-i mu’ayyenesi inkızâsında gelip isbât-ı vücûd etmeyen olur ise bu mâkûleler hakkında ığmâz olunmayarak gerek mübâşir ta’yîniyle ve gerek ne veçhile olur ise ‘alâ-eyyü-hâl buldurulup kışlasına ihzâr ile lâzım gelen te’dîbi icrâ oluna ve me’zûnen hacc-ı şerîfe ve sılaya gidüp vaktiyle avdet edenlerin güzeşte yevmiyeleri geldikten sonra tamamca kendülere i’tâ kılınup eğer sılaya gidenler kable’l-‘avdeh mahallinde vefât eder ise işleyen ‘ulûfesi beytülmâle ‘âid olmak üzere hazîne-mânde ola ve bu sûrette ma’a zâbitân bin beş yüz yirmi altı neferden ibâret olan binbaşının askerinin vakt-i hazerde me’zûnlarından mâ’adâsı tamamen mevcûd bulunup beşte birden ziyâdeye sılaya ruhsat verilür ve bir nefer noksan olur ise binbaşı ve kolağası ve yüzbaşı ve onbaşının dördünün birden te’dîbi icrâ oluna ve hacc-ı şerîfe ve sılaya ruhsat maddesi vakt-i hazere mahsûs olup vakt-i seferde hasta olandan mâ’adâ cümlesi sefere ve me’mûr olduğu mahalle eşerek (erişerek) sayf ü şitâda serdâr-ı ekrem ve seraskerma’iyyetinde vesâir vüzerâ ve mîr-mirân velhâsıl her kimin ma’iyyetine me’mûr bulunurlar ise itâ’at ve inkıyâd ile me’mûr oldukları mahalde tamamen mevcûd bulunalar ve işbû sılaya ruhsat maddesi fakat neferât hakkında cârî olup zâbitân hakkında cârî ve câiz olmaya ve sâlifü’z-zikr zâbitân ve neferâttan biri yazıldığı tarihten on iki sene mürûrundan sonra ticâret veyâhud memleketinde çift peydâ idüp zirâat ve hirâsete iştiğâl veyâhud te’ehhül etmek veyâhud vilâyetinde mevrûsu vefât edip tarla ve yetimleri kalıp idârelerine kâdir akraba olmayarak kendinin zarûri gitmesi iktizâ eylemek misillü maslahatla dirliğinden geçip hidmeti terk murâd eyledikte bilâ-maaş meccânen ruhsat i’tâsı câiz olup ancak işbû ta’dâd olunan sûretlerden her hangisi olur ise olsun on iki seneden evvel olduğu halde kat’an tecvîz olunmaya ve neferât-ı mezkûreden ruhsat verilmek iktizâ edenleri ve gerek ba’de’l-izn hitâm-ı müddette gelmeyenleri nâzırları bâ-takrîr Bâb-ı ‘Âlî’ye ifâde edüp ol-veçhile iktizâsı icrâ ve bu veçhile ruhsat verilen veyâhud vefât eden ve tekâ’üd olan (neferâtın) yerine derhâlâharları tahrîr olunarak beher tertîbin neferât-ı mürettibesinden bir neferi noksan kalmamak üzere dâima mükemmel olmasına gayet ihtimâm u i’tinâ oluna ve ‘asâkir-i İslâmiyyenin cemî’-i zamânda ekser uygunsuzluklarına cehâletleri sebep olduğundan neferât-ı merkûme ber-vech-i bâlâ yapılacak mekteplerde külli-yevm birer nevbet dahî ta’lîm-i dîn ü diyânet ve hem cemâ’atle edâ-yı salât eylemelerine imamlar nasb-ı nefs ihtimâm edip bu husûsa cümle zâbitân dahî gereği gibi takayyüd ve ihtimâm eyleyeler ve tahrîr olunacak neferât meçhûlü’l-hâl mühtedî ve furumâye kabîlinden olmamak üzere sinleri on beşinden yirmi beş ve otuz ve dilâver ve bahâdır olduğu sûrette nihâyet kırk yaşına kadar mesâğ olup kırk yaşından ziyâdesine mesâğ olmamak üzere pak ve asil ve tüvâna yiğitlerden hüsn-i rızasıyla tahrîr olunarak ‘ale’d-devâm kışlaklarında ve me’mûr oldukları mahallerde mevcûd bulunup ta’lîm ü te’allüm ile sanâyi’-i harbiyyeyi kemâl üzere tahsîl ve cümlesi saff-ı vâhid hükmüne girmek sûretinde kesb-i tefennün ve mahâret eylemeleri ehemm-i mehâm ve akdem-i merâm olduğuna binâen bu emniyenin bir an akdem kuvveden fi’ile getürülmesine serasker paşa ve nâzır ve sâir rüesâ ve zâbitân ziyâde ikdâm ve bezl-i mechûd eylemeleri cümlesinin farîza-i zimmetleri ola ve ‘asâkir-i mezkûre bundan böyle lede’l-iktizâ sefer ve me’mûriyet zuhûruyla bâlâda mezkûr olduğu üzere serdâr-ı ekrem ve seraskerler ve sâiri ma’iyyetlerine ve kılâ’-ı hâkâniyye muhâfazasına ta’yîn olunduklarında metânet ve şecâ’at ve harb u darb ve muhâfaza husûslarına bezl-i mukadderet eyleyeler ve sayf ü şitâda bir neferi noksan bulunmamak lâzimeden olmağla hîn-i tahrîrlerinde kemâl-i tekayyüd ve ihtimâm ile ta’ahhüd ve kefâlete bağlanup onbaşılar neferâtına ve yüzbaşılar onbaşılara ve kolağaları yüzbaşılara ve binbaşılar kolağalarına kefîl olmak sûretiyle revâbıt-ı kaviyyeye bend olunduktan sonra hilâf-ı nizâm her kimde tekâsül ve kusur zuhûr eder ise derhâl te’dîbleri icrâsına mübâderet ve baş binbaşı ve binbaşılar ve zâbitân-ı sâire mâhiyelü neferâtı hidmetkâr etmeyüp hâricden hidmetkâr kullanmak ve hidmetkâr kisvesi neferât kisvesine müşâbih olmamak husûslarına dikkat oluna kaldı kı vakt-i hazerde hidmeti sıbkat ederek maaşa mutasarrıf olanlar ihtiyâr veyâhud ‘alîl olur ise mutasarrıf olduğu maaşın nısfı ile ve eğer seferde mecrûh olup ‘amelden sâkıt olduğu cerhi iltiyâmından sonra mutahakkık olur ise maaşın sülüsânı veyâhut cerh ve istihkâka göre dahî ziyadecesiyle tekâ’üdlük câiz ola ve kezâlik mâhiyeli neferâttan biri vakt-i hazerde ihtiyâr ve ‘alîl olur ise tamâm-ı mâhiyesiyle ve eğer vakt-i seferde mecrûh olup cerhi iltiyâmından sonra amelden sükûtu mütehakkık olur ise cerh ve istihkâkına göre dahî ziyâdesiyle tekâ’üdlük tevcîhi câiz olup bu vechile gerek zâbitân ve gerek neferâtın verilecek tekâ’üdlükleri ol-kimesnenin vilâyet ve memleketine münâsib mahalde nakit mesâbesinde olan münâsib ve sağ maldan i’tâ olunmak üzere serasker paşa ile nâzırın bi’l-iştirâk Bâb-ı ‘Âlî’ye takdîm edecekleri arzları ibtidâ hekimbaşı efendiye havâle ile ol-kimesnenin cerh u ‘illet ve ‘amelden sükûtu keyfiyeti mu’âyene ve i’lâm olunduktan sonra dîvân-ı sadr-ı a’zamîye çıkarılıp tensîb ü irâde olunduğu sûrette hidmet-i defterîye havâle olunarak takdîm edeceği takrîr ve şürût mûcibince îcâb eden tekâ’üdlüğü iktizâsına göre tevcîh ve senedi tanzîm oluna ve eğer bu misillü tekâ’üdlük verileceklerin maaş ve mâhiyeleri çürük maldan verilmek lâzım gelir ise ‘asâkire fütûru müeddâ ve hilâf-ı rızâ-yı ‘âlî olacağına binâen bu husûsda defterdâr-ı ‘asr bulunanlar bayağı müehhizeye müstahak olalar ve kezâlik tekâ’üdlük maddesinde ricâ ve şefâ’at ve hâtır ü gönüle ri’âyet maddeleri bir vechile câ’iz olmadığına binâen bu husûsda serasker (paşa) ve nâzırlar dahî kemâl-i ittikâ ve mücânebeti der-pîş edeler ve topçu ve arabacı ocakları misillü serasker paşa ve nâzır ma’rifetiyle işbû ‘asâkir-i mansûre-i muhammediyyenin bi’l-cümle ricâl ve zâbitânı intihâb ve şürût ve nizâm-ı mûcibince ‘alâ-merâtibihim nasb olunmak üzere gerek bu husûslara ve gerek sâir mesâlih-i lâzimeye dâir iktizâ eden ‘arzları serasker paşa ile nâzır beraber temhîr edip ikisinin mührü cem’ olmadıkça yalnız birinin mührüyle olan ‘arza i’tibâr olunmaya ve bu makûle ‘arzlar ocak kâtibi hattıyla yazılıp ‘arz için kimesne tarafından bir akçe alınmaya ve bi’l-cümle zâbitân ve ‘asâkirin zabt u rabtı maddesi serasker paşanın uhde-i müstakilesine muhavvel ve ümerâdan ve vikâye-i nizâmına dâir mesâlih ve umûrun rü’yetinde nâzır müstakil olup ma’mâ-fîh cemî’-i umûr ve mesâlih yine ikisinin ittihâd-ı re’y ve tedbîriyle görülmek üzere serasker paşa ile nâzırın uhde-i ittifâk ve ittihâdlarına tefvîz oluna ve mâhiye ve maaş ve masârif ve ta’yînât husûsları dahî kâtib ma’rifetiyle nâzırın yed’inde olmak  üzere vakt-i hazer ve seferde zîrde mestûr ta’yînâtları verilerek kışlaklarında kandil ve mum ve matbah ve sobaları içün hatab ve sâir masârifâtı nâzır ve kâtibi ma’rifetiyle ru’yet olunup başkaca masârif kayd oluna ve işbû tertîb ve tahrîr olunan zâbitân ve neferâtın maaş ve mâhiyeleri içün sâir ocaklar misillü sened i’tâsına hâcet olmayarak serasker paşa ve nâzır ve me’mûrîn-i sâire ma’rifetleriyle yazılan zâbitân ve neferâtın ‘ale’l-esâmî ve ‘ale’l-tertîb tutulacak defteri kalemlere kayd ve mâh-be-mâh bunların maaş ve mâhiyeleri serasker paşa ve nâzır huzûrunda kâtib ve her safın zâbitânı ve me’mûrîn-i sâire hâzır oldukları hâlde her biri ism ü resmiyle defterlere tatbîk olunarak mevcûduna göre maaş ve ulûfeleri yedlerine verilmek üzere .beher mâh yapılacak yoklama defterleri dahî kezâlik kalemlere kayd ü sebt olunup lede’l-iktizâ silsileleri yürüdükte serasker paşa ile nâzır efendinin bi’l-iştirâk Bâb-ı ‘Âlî’ye takdîm edecekleri takrîr kaleme havâle birle kalemden verilecek ilm ü haber vechile tevcîhâtları icrâ oluna ve taşra bir mahalle me’mûr olduklarında mâhiye ve maaşları dersa’âdetten üçer aylık olmak üzere nâzırları ma’rifetiyle ba’de’l-hesâb gönderilüp kezâlik taşraya me’mûr olanların iktizâ eden ta’yînâtlarının mikdâr ve kemmiyeti dahî nâzırları ma’rifetiyle tertîb olunarak tarafından ta’yîn ü terfîk edeceği vekîl-i harç mahallinde ol-ta’yînât-ı mürettibeyi nüzül emîni tarafından vesâir havâle olunan mahalden alup idâre eyleye ve nâzırların işbû mâhiye ve maaş ve ta’yînât ve kisve baha ve masârif-i sâireye dâir serasker paşa ile bi’l-iştirâk takdîm edecekleri takrîr hidmet-i defterîye havâle ile iktizâ eden mebâliğ başmuhâsebeden hesâb olunarak ba’de’t-telhîs cânib-i mîrîden i’tâ ve îfâ olunmak ve bu takdirce başmuhasebe kaleminde buna dâir umûr ve husûsun kitâbetine başmuhâsebe kîsedârı bulunanlar bir akçe harç almamak üzere me’mûr kılınmak ve ‘asâkir-i mezkûreden vefât edenlerin beytü’l-mâlları dahî cânib-i mîrîye âid olmak üzere bunların cümlesini ve nâzır-ı mûmâ-ileyhin iktizâ eden hesâb ve kitâblarını defterdâr-ı ‘asr bulunanlar ru’yet eyleye.

Ber-vech-i bâlâ kaleme alınup ittifâk-ı ârâ ile karar-gîr olan usûl ü nizâm ilâ-mâşâallahu-te’âlâ düstûr’ül-‘amel tutulmak üzere işbû kânûn-nâme-i hümâyûn ve dîvân-ı hümâyûn ve rüûs-ı hümâyûn ve başmuhâsebe kalemlerine kayd ü sebt olunarak bir sûreti dahî serasker paşa ve nâzır efendi taraflarına verilerek sâir iktizâ eden mahallere dahî ilm ü haberleri i’tâ oluna ve nizâmât-ı mezkûre tiz elden îcâb-ı vakt ü hâle tatbîken te’sîs olunduğundan bundan böyle iktizâ-yı usûl ve maslahata göre ba’zı fıkralarının cerh u ta’dîli ve ba’zı mevâddın tenkîs ve ilâvesi dahî câiz ola ve ‘ale’l-husûs taşralardan dahî münâsibi vechile ‘asker tertîb ve tanzîmi lâzimeden olmağla bimennihi-te’âlâ ‘ahd-ı karîbte ânın dahî iktizâsı bi’l-mütâla’a sûret-i icrâsı karar-gîr olduktan sonra işbû kânûn-nâme-i hümâyûna zeyl oluna deyû fî gurre-i Z 241 tarihinde bâlâsı hatt-ı hümâyûn şevket-makrûn-ı şâhâne ile müveşşah şeref-rîz-i südûr olan kânûn-nâme-i hümâyûn dîvân ve rüûs-ı hümâyûn kalemlerine kayd ve darbhâne-i ‘âmireye ‘ilm ü haberi ve ‘atûfetlü serasker paşa hazretleri ve nâzır efendi tarafına sûreti i’ta olunmağla başmuhâsebeye dahî ‘ilm u haber olmak üzere işbû sûret verildi.

 

Jüri Sistemi

0
Jüri Sistemi

Jüri Sistemi, Anglo-Sakson Hukuk Sisteminde uygulanmakta olan, adaletin gerçekleştirilmesinde yurttaşların doğrudan katılmasını ve oy kullanmasını sağlayan yargılama biçimidir. Kavramın kökeni Jury kelimesidir ve “yeminli” anlamına gelmektedir. Jürinin amacı, halkın düşüncesini yargıya yansıtmaktır.

Anglo-Sakson Hukuk Sistemi

Jüri sistemi, Anglo Saxon Hukukunun geçerli olduğu sistem içerisinde yer alan ve yargılamanın bir parçası olan heyettir. Jüri, Amerika kıtasına koloniler döneminde İngilizler tarafından getirilmiş, daha sonra İngiltere’den daha geniş bir şekilde ABD’de uygulanmıştır. 1789 tarihli Amerika Birleşik Devletleri Anayasasına ve 1791 Amerikan Haklar Bildirgesine göre tarafsız jüri önünde açık bir yargılama hakkı tü yurttaşlar için temel bir hak olarak kabul edilmiştir.

Jüri Sisteminin Rolü

Ceza işlerinde jüri, bir suçun işlenip işlenmediğine veya zanlının suçlanıp suçlanamayacağına karar verebileceği gibi sanığın suçlu olup olmadığına da karar verebilir. Genellikle ceza yargılamasında uygulanmakta olup, eğer jüri üyeleri sanığı suçsuz bulursa yargılama sona ermekte, sanık suçlu bulunursa verilecek cezayı yargıç belirlemektedir.

Her hukuk sisteminde birtakım adli hatalar mutlaka olabilmektedir. Jüri sistemi, adli olaylar hakkında karar verecek olan mahkemelerin bir bütün olarak olumsuzluk doğurucu kararlarını azaltma amacı taşımaktadır. Sistem, yargılamaya demokratik bir unsur katması, yargılamanın üzerindeki gizlilik, gizem ve soğukluğun kaldırılmasını kaldırmayı, doğru ve adil kararları çoğaltmayı amaçlar. Jüri, yargılama aşamalarına yurttaşların katılımını sağlamayı amaçlar, ancak Jüri bu sistem içerisinde yargılama yapan bir organ değildir ve yargılamayı yapacak yargıcın yetkilerini azaltmaz.

Yurttaşlar, adalet sisteminde Yargıçlara yardımcı roldedirler. Ceza mahkemelerinde ve birçok birinci dereceden hukuk mahkemesinde bir jüri bulunmaktadır. Temyiz mahkemelerinde Jüri bulunmamaktadır. Jürinin rolü önemlidir; jüri olayların doğruluğuna yada yanlışlığına karar vere yetkisine sahiptir. Hakimler jürinin tespit ettiği somut duruma yasaları uygulamaktadır.

Jüri Üyeleri ve Çalışma Biçimi

Hukukçulardan oluşmayan Jürinin doğru karar verebilmesini çapraz sorgu yöntemi sağlamaktadır. Jüri üyeliği, tarafsızlık ve objektif şekilde yerine getirilmesi gereken bir hizmettir. Jüriler, genellikle mahkemelerin yargı bölgesinde ikamet eden vatandaşlardan ve jüri havuzundan rastgele seçilmektedir. Jüri üyelerini reddetmek için davacı ve davalı tarafların somut ve geçerli nedenler bulunmak zorundadır. Jüri üyelerinin çalışma biçimi katı kurallara tabi tutulmuş, taraflarla görüşmeleri, duruşma dışında dava hakkında spekülatif bilgiler edinmeleri, kendi kendilerine soruşturma veya keşif yapmaları yasaktır. Avukatlar ve tanıklar jüri üyeleriyle konuşamaz. Jüri üyeleri üzerinde baskı kurmak, onlara rüşvet vermek, tehdit etmek veya üzerlerinde etki kurmaya çalışmak suç oluşturmaktadır.

Masumiyet karinesi / lekelenmeme hakkı üzerine düşünceler

0
Caner Yenidünya

Tarihsel gelişim, kavram

Kişinin suçluluğunun kesin bir yargı kararı ile saptanmasına kadar masum sayılacağı anlamına gelen masumiyet karinesi, suç isnadı altında bulunan kimselerin hâkimler ve kamuoyu nezdinde suçlu varsayılmasını engellemektedir.

İlk kez 1215 tarihli Magna Charta Libertatum’da dile getirilen bu prensip, 18’inci yüzyılda zamanın felsefi ve liberal fikir akımlarının tesiriyle devlet gücünün kötüye kullanılmasını engelleyen, bireyi koruyan bir yargılama prensibi olarak açıkça 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 9’uncu maddesinde yer almıştır.

Karine, insan hakları konusunu tüm dünyaya mâl eden 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (m.11/1) ve 1950 tarihli İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de (m. 6/2) yer almaktadır

İlke, yalnızca isnat olunan suç kesin olarak ispat edilmeden mahkûmiyet kararı verilmesini yasaklamakla kalmaz; aynı zamanda kişiye, mahkûmiyet hükmü kuruluncaya kadar suçlu muamelesi yapılmasını da önler.

Ancak bu durum, yeterli ve kuvvetli şüphe sebepleri mevcut olduğu sürece, yargı organlarının muhakemenin amaçlarına hizmet eden, ölçülü ve orantılı önlemler almasını engellemez.

Bununla birlikte söz konusu önlemler hiçbir şekilde kişinin suçlu gibi damgalanmasına ve böyle muamele görmesine yol açmamalıdır.

Masumiyet karinesi, aynı zamanda adil yargılanma hakkına (fair trial) da hizmet eder.

Yazının devamı Independent Türkçe web sitesinde

On İki Kızgın Adam – 12 Angry Men

0

12 Kızgın Adam (12 Angry Man) 1957 yapımı, klasik sayılabilecek bir Amerikan hukuk filmidir.

Hukuk sinemasının başyapıtı kabul edilen 12 Kızgın Adam (12 Angry Men), bir cinayet davasında karar vermekle yükümlü 12 jüri üyesinin adalet, önyargı ve vicdan eksenindeki çatışmalarını konu almaktadır. Sidney Lumet tarafından yönetilen bu kült film; masumiyet karinesi, makul şüphe ve jüri sisteminin işleyişi gibi temel hukuk kavramlarını tek bir odada geçen sarsıcı bir diyalog örgüsüyle işlemektedir. Hukuk öğrencileri ve profesyonelleri için bir ‘adalet dersi’ niteliği taşıyan filmin her hukukçu tarafından izlenmesi tavsiye edilmektedir.

Reginald Rose’nin aynı adı taşıyan oyunundan uyarlanan 12 Kızgın Adam, yönetmeni Sidney Lumet’in de ilk filmi. Film, babasını öldürmekle suçlanan bir gencin mahkemesi sonrasında, oy birliği ile gencin suçlu ya da suçsuz olduğuna karar vermeleri gereken jüri üyeleri arasında geçen tartışmayı konu ediniyor.

Bu film için belki de sinema tarihinin kapalı alanda geçen en çarpıcı 96 dakikası denebilir. Sidney Lumet’in filmi işi jüriye, 12 öfkeli adama emanet ederken olayın ya da çarpışmanın sonucunun adalet ile tecelli etmesini de arzular.

Peki ama İspanyol asıllı Amerikalı bir suçlunun, bir fakir mahalle çocuğunun kararı nasıl verilecektir?

Tiyatro oyunundan uyarlanan “12 Öfkeli Adam”, sinema dünyasında TV ve Rus filmi de gören önemli bir eser. Bu film özelinde Henry Fonda, Jack Warden gibi oyuncuların ‘kişisel drama dönüşen muhakemelerine de dikkat çekilmeli.

Film baştan sona, suçlu olduğuna inanılan ve suçlu bulunması halinde idam edilecek olan bir gencin hayatını ellerinde tutan 12 jüri üyesinin kendi aralarındaki tartışmaları ve birbirlerini ikna etmeleri şeklinde sürüyor. Siyah beyaz filmin tamamına yakını tek bir sahnede ve bu 12 oyuncunun diyalogları şeklinde ilerliyor olmasına rağmen, kesinlikle hiç sıkmadan ilerleyen dikkat çekici detaylarla dolu iyi tasarlanmış bir senaryoya sahip. Filmi izlerken adeta ikna üzerine kurulu bir satranç, dikkat ve zeka oyununa tanıklık ediyoruz. Bu yönüyle de ayrıca takdiri hak ediyor. Jüri üyelerinin makul şüphe doğrultusunda kararlarındaki değişiklikler, jüri üyelerinin karakterleri, konuyu kişiselleştirmeleri, ön yargıları, birbirleriyle çatışan kişilikleri ve aralarında verdikleri psikolojik savaşa tanıklık ederken, en başta ön yargı olmak üzere, sosyal psikoloji, adalet ve hukuk süreci üzerine düşünmeyi de teşvik eden bir film. Diğer yandan, karakterlerin her birini ayrı ayrı izleyiciye tanıtmayı başaran başarılı oyunculuklarla da göz dolduruyor.

Bir Amerikan sinema klasiği sayılan 1957 yapımı 12 Kızgın Adam, tek mekanda geçen kült filmlerden biri olarak izlenmeyi ve alkışı hak ediyor. Filmin ayrıca, 1997 Amerikan ve 2007 Rus yeniden yapımları bulunmaktadır.

Doçentlik

0

Doçentlik, üniversitelerde kullanılan bilimsel bir terim olup Profesörden önceki aşamada bulunan öğretim görevlisinin sahip olduğu akademik unvandır.

Doçent olabilmek için, adayın doktora derecesi alındıktan sonra lisansüstü çalışmalarına bağımlı kalmadan çalışma yapabildiğini ispat etmesi gerekir. Doktora veya uzmanlıktan sonra da ilgili bilim dalında en az dört yıl çalışılmış olmalıdır. Üniversiteler Kanununun 18. maddesine göre hazırladığı doçentlik tezini 10 nüsha olarak sunan aday, üniversiteler arası kurulun seçeceği jüri önünde önce yabancı dil sınavına girer. Yılda iki defa Üniversiteler arası Kurul başkanlığınca doçentlik sınavı açılmakta ve 3 ya da 5 kişiden oluşan jüri üyelerince adayın yaptığı çalışmalar incelenmektedir. Genelde branşa göre belirlenen asgari koşullar bulunmakta ve juri üyeleri tarafından bu koşulların sağlanıp sağlanmadığı öncelikli olarak kontrol edilmektedir. Bunu başardıktan sonra, ilgili bilim dalının doçentlik sınavına alınır. Sınavı başaranlar deneme dersini de verdikten sonra “üniversite doçenti” unvanını alırlar.

Doçentlik başvuruları, eserlerle birlikte elektronik ortamda Üniversiteler arası Kurula yapılır. Doçentlik başvuru şartlarının sağlanıp sağlanmadığı, Üniversiteler arası Kurul Başkanlığı tarafından ilgili bilim/sanat alanlarından görevlendirilen en az iki profesör tarafından yapılan inceleme ile belirlenir. Ancak sınavın herhangi bir aşamasında, adayın doçentlik başvuru şartlarını sağlamadığına ilişkin ileri sürülebilecek iddialar, Doçentlik Sınav Komisyonunca incelenir. Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından başvuru şartlarını sağlamadığına karar verilen adayın doçentlik başvurusu iptal olunur. Hukuk temel alanından doçentlik başvurusu yapacak aday Hukuk Fakültesi mezunu olmalıdır. Aday sadece doktora yaptığı bilim alanından doçentlik sınavına başvurabilir. Hukuk temel alanında başvurulan doçentlik bilim alanı ile ilgili olarak aşağıdaki çalışmalara verilen birim puanlar esas alınmak suretiyle; en az doksan (90) puanının doktora unvanının alınmasından sonra gerçekleştirilen çalışmalardan elde edilmiş olması kaydıyla, asgari yüz (100) puan karşılığı bilimsel etkinlikte bulunmuş olması gerekir.

İzmir İktisat Kongresi 

0

İzmir İktisat Kongresi, yeni Türkiye’nin ekonomik sorunlarını tartışmak üzere 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihlerinde İzmir’de Banka-Han binasında toplanan kongredir. Bağımsızlık temelinde ilerleyen Cumhuriyet ekonomik anlamda özgürlüğü de öngörmüş ve kongreyi bu amaçla toplamıştır. kongrenin başkanlığına Kazım Karabekir seçilmiştir.

Lozan Barış görüşmelerinin 4 Şubat 1923’te anlaşma sağlanmadan kesildiği sırada Türkiye’de ekonomik alanda faaliyet gösteren her meslek grubundan temsilciler Yeni Türk Devletinin ekonomik durumunu görüşmek üzere İzmir’de bir araya gelmişlerdir. Çiftçi sanayici tüccar ve işçi kesimlerinden toplam 1135 kişinin katıldığı bu kongredeki görüşmelerin sonunda Misak-ı İktisadi(Ekonomik Yemin) kabul edilmiştir.

İzmir İktisat Kongresinde alınan bu kararlar TBMM’ye yön vermiş 23 Nisan 1923’te başlayan İkinci Lozan görüşmelerinde kapitülasyonların kaldırılması konusunda TBMM heyetine büyük bir destek sağlamıştır.

Misak-ı İktisadinin önemli kararları şunlardır
  • Yerli malı kullanılması sağlanmalıdır
    • Teknik eğitim geliştirilmelidir.
    • Ham maddesi yurt içinde olan sanayi dalları kurulmalıdır
    • Küçük imalattan büyük işletmelere geçilmelidir
    • Özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulmalıdır
    • Demiryolu inşaatı programa bağlanmalıdır
    • Yabancıların kurduğu tekellerden kaçınılmalıdır
    • İşçilerin durumu düzeltilmelidir

”Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun ekonomik zaferlerle taçlandırılamazsa kazanılacak başarılar yaşayamaz az zamanda söner”

 Tarım Alanındaki Düzenlemeler

Osmanlı devletinin son dönemlerinde toplumun yaklaşık dörtte üçü tarımla uğraşmakta olmasına rağmen dünyada tarım alanındaki gelişmeler yakından izlenemediği için tarımsal üretim çok azdı.Buna rağmen alınan vergiler üretime göre çok ağırdı.Aşar vergisi genel bütçe gelirinin yaklaşık %40’ını oluşturmaktaydı. Üretici ürettiği mamulleri satamamakta yada gerekli yerlere ulaştıramamaktaydı.  17 Şubat 1925’te çıkarılan bir kanunla Aşar vergisi kaldırılarak yerine Arazi Vergisi konuldu. Daha sonraki yıllarda çiftçiye kredi sağlamak amacıyla Ziraat Bankasında yeni düzenlemeler gerçekleştirildi. Traktör kullanımı teşvik edildi. Tarım ve Kredi Kooperatifleri ve Yüksek Ziraat Enstitüleri kuruldu. Örnek devlet çiftlikleri kuruldu ve tohum ıslah istasyonları açıldı. Böylece Türkiye’de tarımın gelişmesi için önemli hamleler gerçekleştirildi.

 Ticaret Alanındaki Düzenlemeler

30 Haziran 1930’da ticareti geliştirmek amacıyla Merkez Bankası kuruldu. Böylece ülkedeki sermayenin akışı denetim altına alınmış ve piyasa güvenliği sağlanmış oldu. 1924’te işverenlere kredi sağlamak amacıyla iş bankası kuruldu.

 Sanayi Alanındaki Düzenlemeler

Yeni Türk devletinin kalkınması için sanayileşmesi zorunluydu.Fakat Osmanlı devletinden kalan sanayi birikimi yok denecek kadar azdı.İstanbul İzmir ve Adana’da birkaç dokuma fabrikası ve İstanbul’da bir askeri fabrika ülkenin sanayi varlığını oluşturuyordu.28 Ma yıs 1927’de Teşvik-i Sanayi Kanunu kabul edilerek özel teşebbüse destek verilmesi sağlandı. 1929 yılında ithalat mallarından alınan gümrük tarifeleri yükseltilerek yerli üretimin ithal sanayi mamulleriyle rekabet etmesi kolaylaştırıldı. Üç beyaz(şeker un ve pamuk) ve üç siyah(kömür demir ve petrol) projesi olarak adlandırılan sanayileşme hamlesi istenen hızla gerçekleştirilememiştir. Bunun en önemli nedenleri, özel sektörün elinde yeterli sermayenin olmayışı, teknik bilgi ve eğitilmiş insan yetersizliği, devletin 1929’a kadar yerli sanayiyi dışa karşı yeteri kadar koruyamaması ve 1929’daki Dünya ekonomik bunalımının Türkiye’yi de etkilemesidir.

Sanayileşme uzun bir zaman dilimi içinde planlı bir şekilde sağlanabilmesi amacıyla 1934’te planlı ekonomiye geçildi.1934-1939 yılları arasını kapsayan I.Beş Yıllık kalkınma Planı uygulamaya konuldu.özel teşebbüsün gerçekleştiremediği yatırımlar böylece devlet eliyle yapılmaya başlandı.1937’ye kadar demir cam kağıt üretimi birçok fabrika açılarak ithal mallar yüzde elli oranında azaltıldı.1939’da kabul edilen II.Beş yıllık kalkınma planı ise II.Dünya savaşının ortaya çıkardığı olağan üstü durum nedeniyle uygulanamadı.

1933’te kurulan Sümerbank ve 1935’te kurulan Etibank sanayicilere kredi vererek yeni sanayi tesislerinin kurulmasında önemli görevler üstlenmiş-lerdir. 1935’te Maden Teknik Arama Enstitüsü (MTA) kurulmuştur.

 Ulaşım Alanındaki Düzenlemeler

Demiryolları: XX.yüzyılın başında en önemli taşımacılık yolu demiryollarıydı.Türkiye’deki demiryollarının birçoğu yabancı ülkelere yap işlet devret sistemiyle inşa ettirilmiş olduğu için Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında demiryollarının bir çoğu yabancı şirketler tarafından ticari amaçla işletiliyordu.Türkiye Cumhuriyeti devleti bu şirketlerden işlettikleri demiryollarını satın alarak millileştirmiştir.Ayrıca tamamen yerli sermaye kullanılarak 1938 yılına kadar 3360 Km yeni demiryolu yapılmıştır.

Karayolları:  Ülke genelinde karayolu ulaşımının güçlükle yapılması üreticilerin mallarını şehirlere taşımasını zorlaştırmakta bu durum ticaret ve sanayi ve tarımsal çalışmaları olumsuz yönde etkilemekteydi.Bu nedenle yurdun her bölgesinde karayolları onarılmış yeni yollar yapılmış böylece taşıma canlandırılarak ekonomik faaliyetler iyileştirilmiştir.

Denizyolları: Osmanlı Devletinde denizcilik alanında geri kalmışlık yabancı şirketlerin Türk denizlerinde taşıma hakkı kazanmalarına neden olmuştur. Bu durum Türk deniz taşımacılığını tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır.

1 Temmuz 1926’da kabul edilen Kabotaj Kanunu ile Türk sularında taşıma haklarının Türklere ait olduğu ilan edilmiştir. Türk denizciliğinin yeniden nefes almasına imkan veren bu kanunun kabul edildiği 1 Temmuz günü günümüzde “Denizcilik Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Denizlerde yolcu taşımacılığı kamu hizmeti olarak görülmüştür. Bu nedenle Türk devleti Türk karasularında yolcu taşıma hakkını devlet tekeline bırakmış yük taşıma konusunda ise özel teşebbüsle birlikte hareket etmiştir.

Devre Mülk Hakkı

0

Devre mülk, mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde kullanma hakkına denmektedir.

Devre mülk hakkı diğer devre mülk hakkı sahipleri ile birlikte müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulmaktadır. Bilindiği üzere irtifak hakkı, kullanma ve faydalanma yetkisi veren bir haktır. Her bir pay sahibi kendisine ait dönem için taşınmazı kullanmakta ve sürenin bitimi ile terk etmektedir. Sürenin bitmesine karşın taşınmazı sonraki hak sahibine devretmeyen hak sahibi mahkeme kararına gerek kalmaksızın kolluk güçleri tarafından çıkarılacaktır. Devre mülkün ne şekilde kullanılacağı, ortak tesislerin ne şekilde kullanılacağı ve kullanım giderlerine hangi ölçüde katılım olacağı sözleşme içeriğine göre belirlenecektir. Devre mülk hakkının özünü ortadan kaldırıcı nitelikte yükümlülükler getiren sözleşmeler batıldır.

Devre mülk hakkının süresi her bir devre mülk hakkı sahibi açısından en az 15 gün olmak zorundadır ve tüm taşınmaz sözleşmelerinde olduğu gibi resmi şekle tabidir. Yani, tapu kaydına tescil edilmedikçe bir hüküm ifade etmemektedir. Tapuya tescil ettirilmeyen devre mülk hakkı alıcının haklarını satıcının inisiyatifine bırakmaktan öte bir işlev taşımaz. Tapuya kaydedilmiş haklar ise bağlı olduğu müşterek mülkiyet payına bağlı olarak devir ve temlik edilebilir ve miras hakkına konu olabilir. Fakat izale-i şüyu davasına konu edilerek taşınmazın satılması ve elde edilecek paranın paydaşlara dağıtılması söz konusu olamaz. Öte yandan, tıpkı taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri gibi devre mülk hakkının da noter onaylı bir sözleşme ile vaat edilmesinde yani taşınmaz satış vaadi sözleşmesine konu yapılmasında sakınca yoktur. Noter yada tapu kaydı yoluyla resmi şekilde yapılmayan devir ve temlikler yazılı şekilde yapılsa dahi mülkiyet kazandırıcı bir etkiye sahip olmayacaktır. Resmi şekilde yapılmayan sözleşmeler sözleşmenin ifa edilmesi halinde sorun teşkil etmeyecek ancak ifanın gerçekleşmemesi halinde sözleşmeye bağlı olarak yapılan ödemeler sebepsiz zenginleşme hükümlerine tabi olarak ve Tüketici Hakları kapsamında iadeye tabi olacaktır.

Taraflardan birinin tüketici olması durumunda yapılan devre mülk sözleşmesi tüketici işlemi sayılır ve Tüketicinin Korunması Hakkındaki kanuna göre işlem yapılır. Devre mülkte her hangi bir ayıp varsa ayıplı mala, taksitle satılmışsa taksitli satışlara, kapıdan satış yöntemiyle satılmışsa kapıdan satışlara veya kampanyalı satış yapılmışsa kampanyalı satışlara ilişkin yasa hükümleri kapsamında alıcılar korunmaktadır. Tüketici Hakem Heyetleri ve Tüketici Mahkemeleri vasıtası ile bu haklar kullanılabilir, sözleşme geçersiz sayılarak ödenmiş bedellerin iadesi yahut devre mülkün ayıpsız şekilde ifa edilmesi talep edilebilir. Tüketici yasasındaki hükümlere uygun olarak süresinde kullanılamayan yasal hakların genel hükümlere göre ve genel mahkemelerde talep edilmesi de mümkündür. Söz gelimi süresinde dava açılmayan hallerde devre mülk hakkı için ödeme yapmış olan taraf sebepsiz zenginleşmeye dair genel zamanaşımı olan 10 yıllık süreye dayanarak dava ikame edebilir. Zamanaşımı süresi alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.

Devre mülk sözleşmesinde her iki tarafın da tacir olması halinde ticari işlere ilişkin hükümler tatbik olunacaktır.  Yine, yasanın öngördüğü şartlara aykırı bir şekilde yapılan devre mülk sözleşmelerinden kaynaklı uyuşmazlıklar da tarafların sıfatına bakılmaksızın genel hukuk mahkemelerinde görülebilecektir.

KAT MÜLKİYETİ KANUNU

Devre Mülk Hakkı

(Bu bölüm ve bu bölüm başlığı altındaki maddeler 10/6/1985 tarih ve 3227 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile eklenmiştir.)

Madde 57 – Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade hakkı, müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulabilir. Bu hakka devre mülk hakkı denir.

Madde 58 – Aksi resmi senette kararlaştırılmadıkça devre mülk hakkının bağlı olduğu pay, devrelerin sayı ve süreleri esas alınarak eşit bir biçimde belirlenir. Devre mülk hakkı ancak mesken nitelikli, kat mülkiyetine veya kat irtifakına çevrilmiş yahut müstakil yapılarda kurulabilir. Devre mülk üzerinde bu hakla bağdaşan ayni haklar tesis edilebilir. Devre mülk hakkı bağlı olduğu müşterek mülkiyet payına bağlı olarak devir ve temlik edilebilir ve mirasçılara geçer.

Madde 59 – Devre mülk hakkının yılın belirli dönemlerine ayrılması ve 15 günden daha az süreli olmaması gerekir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa devre mülk hakkı sahibi bu hakkın kullanımını başkalarına bırakabilir.

Madde 60 – Ana taşınmaz mal ile bağımsız bölümlerin ve müstakil yapıların tapu kütüklerinin beyanlar hanesine, bağımsız bölüm veya yapı üzerinde devre mülk hakkı kurulduğu işaret edilir ve düzenlenecek tapu senedinde de bu husus belirtilir.

Madde 61 – Üzerinde devre mülk hakkı kurulacak yapı veya bağımsız bölümlerin ortak malikler arasında dönem süresi, devir ve teslimi ile istifade şekil ve usulleri, yöneticilerin seçimi ile hak ve sorumlulukları, büyük onarım için ayrılacak dönem, bakım masrafları gibi hususlar devre mülk sözleşmesinde belirlenir. Bu hususları içeren ve bütün hak sahiplerince imzalanan devre mülk sözleşmesi resmi senede eklenir ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilir.

Devre mülk hakkı kurulan her yapı veya bağımsız bölüm için ortak malikler, kendi aralarından veya dışarıdan bir gerçek veya tüzel kişiyi yönetici ve kat malikleri kuruluna temsilci olarak tayin ederler. Bu Kanunun genel hükümlerine göre atanan yöneticilere devre mülk yöneticiliği ile ilgili görevler de verilebilir.

Madde 62 – Kat mülkiyetine çevrilmiş birden fazla bağımsız bölümlerden bazılarının üzerinde devre mülk hakkı kurulması, aksi yönetim planında kararlaştırılmamışsa, diğer bağımsız bölüm maliklerinin muvafakatine bağlı değildir.

Madde 63 – Üzerinde devre mülk hakkı kurulan yapı veya bağımsız bölümün ortak malikleri, aksi sözleşme ile kararlaştırılmamışsa, şuyuun giderilmesini isteyemezler.

Madde 64 – Devre mülk hak sahipleri, kendilerine ayrılan ve tapu sicilinde belirtilen dönem süresi sonunda istifade ettikleri bağımsız bölüm veya yapıyı sözleşme hükümleri gereğince boşaltmaya ve yeni hak sahibine teslime mecburdurlar.

Dönem süresi sonunda tahliye olmadığı takdirde, istifade edecek dönem sahibinden birisinin veya yöneticinin tapu kaydını ve sözleşmeyi talebine ekleyerek ibrazı halinde, mahallin en büyük mülki amirin emri ile, başkaca bir işlem ve tebligata lüzum kalmadan, derhal zabıtaca boşalttırılır. İdare veya yargı organlarına yapılacak başvuru, bu boşaltma işlemini durdurmaz.

İlgililerin kanundan ve sözleşmeden doğan hakları saklıdır.

Madde 65 – Devre mülk hakkı sahiplerinin hak ve borçları, yetki ve sorumluluklarının tespit ve uyuşmazlıkların çözümlenmesinde bu Kanunda, sözleşmede veya yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde Türk Medeni Kanunu ve ilgili diğer kanun hükümleri uygulanır.

Parlamenter Sistem

0

Parlamenter Sistem

Hukuka dayalı parlamenter demokratik rejim, devletin tüm organlarının ve kamu kuruluşlarının parlamentonun çıkardığı yasalarla varlık kazanması ve tüm devlet organlarının Anayasa, yasalar ve hukuk kurallarına uygun olarak işlemelerinin parlamento denetiminde olması demektir.

İdarenin her türlü eylem ve işlemi yargısal denetime tabidir.

Devlet içinde her kuruluşun sınırlı olarak görevleri, yetkileri ve sorumlulukları bulunmaktadır. Hiç bir kuvvet ve kuruluş sınırsız yetkiye sahip değildir.

Parlamenter Sistem’de tüm kurumlar, Anayasa, yasalar ve hukuk kurallarına sıkı sıkıya bağlı olarak işlevlerini yapmak zorundadır. Aksi takdirde Demokrasi’den ve Hukuk Devletinden söz edilemez.

Parlamenter Sistem olan ülkelerde, yürütme kuvveti olan Hükumet bütün işlerini yasalar çerçevesinde parlamentonun denetimi altında yürütür. Parlamentoların tüm kurumların hesap verebilirliğini ve şeffaflığını sağlama misyonunu da taşır. 

Yetkiler, yasalarla düzenlenmiş kuruluşlara dağıtılmıştır.

Görev, yetki ve sorumluluklar çoğulculuk anlayışına göre kuruluşlara devredilir ve her kuruluş bağımsız olarak kendi görevlerini yapar ve işlevini sürdürür.

Anayasa, yasalara ve hukuk kurallarına uygun olarak tüzel kişilik kazandırılmış olan bir kuruluşun yetki, görev ve sorumluluğunda bulunan bir iş hakkında hükumetler denetim görevi yapar.

Bağlı ve bağımsız kuruluşlar tüzel kişilik sahibidir, idari ve yargısal denetime tabidir.

Parlamenter sistem ile yönetilen ülkelerde devlet başkanı genellikle hükûmet başkanından farklı bir kişidir. Cumhurbaşkanı ya da devlet başkanı olarak konumlanan makam sahibi genel olarak tarafsızlığı ve tüm ülkenin bütünlüğünü temsil eder. Bu görev çoğu ülkede semboliktir ve Başbakan ya da Hükümet başkanı icracı makamdadır. Buna karşılık, başkanlık sisteminde devlet başkanı çoğunlukla hükûmet başkanıyla aynı kişidir ve yürütme organı meşruiyetini yasama organı yerine doğrudan seçim yoluyla halktan alır. 

Avrupa Birliği Zirvesi

0

AB ZirvesiAvrupa Birliği Zirvesi, Avrupa Birliği‘ne üye devletlerin başbakanları veya devlet başkanları ile Avrupa Birliği Zirvesi Başkanı ve Avrupa Komisyonu Başkanı’nın katılımı ile meydana gelmektedir.

Yılda dört defa toplanan Zirve, Birliğin gelişmesi ve Avrupa’nın bütünleşmesi doğrultusunda öncelikleri ve temel politikaları belirleyen kararlar alır. Avrupa Birliği Zirvesi’nin herhangi bir yasama yetkisi yoktur. Buna rağmen, AB üyesi tüm devletlerin en üst düzey yetkililerinin bir araya geldiği ve temel politikaları belirlediği kurum olmasından dolayı siyasi bir ağırlık ve yönlendirme gücü taşır. Çoğu durumda uzlaşıyla, istisna olarak nitelikli çoğunlukla karar alır.

Zirveye, üye devletler tarafından 2,5 yıllığına atanan ve görev süresi bir defa uzatılabilecek olan AB Zirvesi Başkanı başkanlık eder. Zirve Başkanı, Birlik Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi’nin yetkileri saklı kalmak kaydıyla, Birliği dışa karşı temsil etmekle görevlidir. Zirve Başkanı, aynı anda herhangi bir ulusal görevde bulunamaz.

Avrupa Ombudsmanı

0
Avrupa OmbudsmanıAvrupa Ombudsmanı, Maastricht Antlaşması ile AB kurumsal yapısına kazandırılmış bir kurumdur.

Avrupa Ombudsmanı, Avrupa Parlamentosu tarafından yenilenebilen 5 yıllık bir süre için atanır ve bağımsızlığı da Antlaşmalarda teminat altına alınmıştır.

AB’nin İşleyişine Dair Antlaşma’nın 20. maddesinde Avrupa Ombudsmanı’na başvurmak Birlik vatandaşlarının hakları arasında sayılmaktadır. Antlaşma’nın 228. maddesi uyarınca Avrupa Parlamentosu tarafından seçilen Avrupa Ombudsmanı’na Birliğin her vatandaşı veya ikametgahı ya da tüzüğüne göre merkezi bir üye devlette bulunan her gerçek ve tüzel kişi başvurabilir. Anılan kişiler, Birlik organları, kurumları veya diğer birimlerinin faaliyetlerinde kötü yönetime ilişkin şikayetleri Avrupa Ombudsmanı’na iletirler ve Ombudsman bunları araştırarak rapor hazırlar.

Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın yargısal yetkilerini kullandığı sıradaki faaliyetleri ise bu kapsamda değildir. Ayrıca, Ombudsman’a iletilen bir konunun daha sonra yargıya intikal etmesi halinde de Ombudsman; işlemi dava sonuna kadar erteleyerek, yargı kararına göre konu hakkında ne yapılacağını kararlaştıracaktır.

Ombudsman, resen soruşturma başlatabileceği gibi, doğrudan veya bir Avrupa Parlamentosu üyesi aracılığıyla kendisine iletilecek şikayetleri de inceleyebilecektir.

Ombudsman, şikayetin doğruluğuna ilişkin bulgulara ulaştığında, 3 aylık bir süre içinde cevap verilmesi için ilgili kuruma başvuracak ve kurumun cevabını, kendi görüşünü de ekleyerek, Avrupa Parlamentosu‘na ve ilgili kuruma sunacaktır.

Ayrıca, her yıl soruşturmalarının sonuçlarını içeren bir genel rapor da Ombudsman tarafından Avrupa Parlamentosu’na sunulmaktadır.

19 Şubat – Hukuk Takvimi

0
19 Şubat Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
19 Şubat – Hukuk Takvimi
1807 Hukukçu ev Amerika Birleşik Devletleri’nin 3. Başkan Yardımcısı Aaron Burr, vatana ihanet iddiasıyla tutuklandı. Burr, baroya kabul edildiği 1782’den itibaren avukat olarak çalışmış, 1801’den 1805’e kadar ise başkan yardımcısı olarak görev yapmış, görevden ayrıldıktan sonra yargılandığı davada Amerika Birleşik Devletleri Baş Yargıcı John Marshall’ın başkanlık ettiği duruşmalar sonunda beraat etmiştir. Ayrıca, ABD’nin kurucu babalarından Hazine Bakanı Alexander Hamilton’ı bir düelloda öldürmesi ile de bilinmektedir.

Hukukçu ve ABD Başkan Yardımcısı Aaron Burr’un büstü
1847 Avukat, Perulu politikacı ve yazar José Joaquín de Olmedo yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Mart 1780) San Marcos Üniversitesi‘nde eğitim gördü. 1805 yılında hukuk alanında doktora yaptı ve Colegio de San Carlos’ta Medeni Hukuk dersleri vermeye başladı. Büyük bir hatip idi. İspanyol sömürge döneminde, mita’nın ortadan kaldırılmasını sağlamak için çalıştı. Bağımsızlık Yasası’nın imzalanmasından sonra, Özgür Guayaquil Eyaleti başkanı ilan edildi. 1922’de Peru’nun ilk Kurucu Kongresi’nde milletvekili oldu. 1830’da Ekvador Eyaleti’nin kurulmasından sonra ülkenin ilk başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 1845’te başlayan ve Flores’in teslim olmasıyla sona eren Marş Devrimi’ne önderlik etti. Şiirler ve şarkıları ile bilindi.
1861 Rusya’da toprağa bağlı kölelik yasaklandı.
1878 Thomas Edison, fonografın patentini aldı.
1881 ABD’nin Kansas eyaletinde tüm alkollü içecekler yasaklandı.
1886

Filipinler Yüksek Mahkemesi Başyargıcı José Abad Santos doğdu. (Ölümü: 2 Mayıs 1942) Northwestern Üniversitesi ve George Washington Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1913’ten 1917’ye kadar Adalet Bürosunda Avukat Yardımcısı olarak görev yaptı. 1919’da  ülkenin ve Asya’nın ilk özel, mezhebe bağlı olmayan kadın yüksek öğrenim enstitüsü olan Filipin Kadın Üniversitesi’nin tüzüklerinin ve yasal zemininin hazırlamasında etkili oldu. Filipin Ulusal Bankası, Manila Demiryolu Şirketi ve diğer devlet kurumlarının ilk Filipinli şirket avukatı olarak atandı. Adalet Müsteşarı oldu, birkaç kez Adalet Bakanlığı görevini üstlendi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Maliye Bakanı ve Filipinler Silahlı Kuvvetleri Başkomutan Vekili olarak görev yaptı. Kısa bir süre fiili olarak başkanlığı üstlendi. İşgal sırasında işbirliği yapmayı reddettiği için Japon kuvvetleri tarafından kurşuna dizilerek idam edildi. İnfazı sırasında, gözlerinin bağlanmasını kabul etmedi ve kendisine sunulan son sigarayı da reddetti.

1888 Kolombiyalı avukat, siyasetçi ve yazar José Eustasio Rivera doğdu. (Ölümü: 1 Aralık 1928) Kolombiya Ulusal Üniversitesi Hukuk Okulu’nda okudu. Bir süre devlet memuru olarak çalıştı. Venezuela ile yapılan sınır görüşmelerine temsilci olarak katıldı. Brezilya‘ya giderek zamanın ünlü yazarlarından Euclides da Cunha‘nın da aralarında bulunduğu aydınlarla tanıştı. Kolombiya kırsalındaki yaşama ve Amazon ormanındaki kauçuğun yok oluşuna tanıklık eden Rivera edindiği yaşam deneyimini La vorágine (1924) adlı kitabında yazdı.  Bu kitabı Latin Amerika yazın kuramının en değerli yapıtlarından biri olarak kabul edildi. 1925 yılında Dış İlişkiler ve Kolonileşme Araştırma Kurulu üyeliğine seçilmiştir. Kolombiya gazetelerinde köşe yazıları yayımlanan Rivera devlet ihalelerinde yaşanan yolsuzlukları eleştirdi ve ülke çapındaki kauçuk alanlarının terk edilmesini alay konusu haline getirdi.

La Vorágine – José Eustasio Rivera
1925 Telsiz tesisi hakkındaki kanun çıktı. Türkiye’de radyonun kurulması TBMM’de kabul edildi.
1928 Amacı yoksul kadınlara yardım etmek olan “Himaye-i Etfal Kadın Yardım Cemiyeti” kuruldu.  Mevhibe İnönü, derneğin fahri Başkanı oldu. Cemiyetin adı 1938 yılında Yardım Sevenler Derneği olarak değiştirildi.
1932 Halkın politik, ideolojik ve kültürel eğitimini sağlamak üzere Halkevleri kuruldu ve 14 ilde faaliyete başladı. Halkevleri, CHP’nin Malvarlığına El Konulmasına ve Halkevlerinin Kapatılmasına Dair Kanun‘un, 8 Ağustos 1951 tarihinde TBMM’de kabul edilmesi ile kapatıldı.
1938 Hukukçu ve bürokrat Mehmet Sabri Toprak yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1877) Tevhid-i Tedrisat Kanununun kabul edilmesi için çalıştı.

Mehmet Sabri Toprak
1953 Arjantinli hukukçu ve siyasetçi Cristina Fernández de Kirchner, 19 Şubat 1953’te Buenos Aires’te doğdu. National University of La Plata‘da bir yıl psikoloji okuduktan sonra bırakarak aynı okulda hukuk eğitimi gördü. 1979 yılında eşiyle beraber Kirchner Hukuk Bürosunu kurdu. 1989’da  Santa Cruz eyalet meclisi milletvekili oldu. ve Santa Cruz eyalet başkan yardımcısı oldu. 1995 yılında ulusal senatör seçildi. 1997’de Ulusal Milletvekili seçildi. 2001 yılında Senato’ya dönerek Anayasa İşleri Komisyonu başkanlığını üstlendi. 28 Ekim 2007’de Arjantin’de yapılan seçimlerde ülkenin ilk seçilmiş kadın devlet başkanı 1995 genel seçimlerinde ulusal senatör seçildi. 10 Aralık 2007–10 Aralık 2015 tarihlerinde devlet başkanı olarak görev yaptı. Kocası Nestor Kirchner de 2003-2007 yıllarında başkanlık yapmıştı. 2019 yılında devlet başkan yardımcısı olarak göreve geldi.

Arjantin’in ilk kadın devlet başkanı Cristina Fernández de Kirchner
1959
  • Londra Konferansı sona erdi. Birleşik Krallık Kıbrıs’ın bağımsızlığını tanıdı. Birleşik Krallık,  Türkiye ve Yunanistan, Kıbrıs’ta garantör devlet oldu.
  • İstanbul Valisi Mehmet Mümtaz Tarhan, genelevlerin pencere camlarının buzlu olmasına ve perdeler ile anahtar deliklerinin kapalı tutulmasına karar verdi.
1963 Cumhuriyet’tin Yunus Nadi Makale Yarışması’na “Sosyalizm mi, Liberalizm mi?” konulu makale ile katılan Şadi Alkılıç ile makaleyi gazetede yayınlayan Yazı İşleri Müdürü Kayhan Sağlamer’in yargılandığı davanın duruşması yapıldı.
1964 Hukukçu ve akademisyen Prof. Dr. Çağlar Özel doğdu. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu, 1986 yılında mezun olduktan sonra 1987 yılında Antalya Barosu’nda avukatlık stajını tamamladı. ve Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Kürsüsünde asistan olarak başladı. Doktorasını, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde tamamladı. Akademik kariyerine Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde devam etti. 2012-2016 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığı görevini yürüttü. Medenî Hukuk, Tüketicinin Korunması Hukuku ve  Özel Hukuk alanında uzmanlaştı. Lex&Audit hukuk işleri koordinatörü oldu. Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyesidir.

Prof. Dr. Çağlar Özel
1966 Türk – Sovyet Ticaret Antlaşması imzalandı.
1975 Devlet Sinema Televizyon Enstitüsü kuruldu.
1986 İdam cezalarına karşı çıktıkları için yargılanmalarına başlanan Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi üyelerinin 2’şer yıl hapsi istendi.
1987  Son 3,5 yılda 240 yayın hakkında toplatma kararı verildiği açıklandı. Alınan bilgiye göre 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu‘nun yeni metninin yürürlüğe girdiği 12 Mart  1986’dan itibaren, sadece İstanbul’da 5 günlük gazete ile 12 haftalık ve aylık dergi aleyhine, 57 “muzır davası” açıldı.
1987 Nazilli’de bir kahvehanede videoları gösterilen Kemal Sunal’ın başrol oyuncusu olduğu “Kibar Feyzo”, “Köşeyi Dönen Adam” filmleri, ”arka plan çekimlerinde yasadışı örgütlere ait yazı ve sloganların gösterildiği” gerekçesiyle polislerce toplatıldı. Gözaltına alınan baba-oğul kahvehane sahiplerine DGM savcılığınca “komünizm propagandası” iddiasıyla 15 yıla kadar ağır hapis istemiyle dava açıldı.
1991 Beyoğlu Emniyet Amirliği’nden atlayarak intihar ettiği ileri sürülen Ali Rıza Ağdoğan’ın cenazesi Sütlüce Mezarlığı’nda toprağa verildi. İHD Genel Başkanı Ercan Kanar’ın da katıldığı basın toplantısında ”Taksim Hastanesi doktor raporunda işkence bulguları var” şeklinde açıklama yapıldı. 
1991 Yargıtay “Özgür Gelecek” dergisi yöneticileri hakkında DGM’nin verdiği toplam 25 yıl ağır hapis kararını, “düşüncelerinden ötürü yargılananlar hakkında bilirkişi raporuyla mahkumiyet kararı verilemeyeceği, kararı mahkemenin vermesi gerektiği” gerekçesiyle bozdu.
1994 Libya’da şeriat uygulamasına geçildi ve İslami takvim uygulanmaya başlandı.
1994 Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin kurulması Yükseköğretim Kurulu’nun 19 Şubat 1997 gün ve 97/6.415 sayılı kararı ile uygun görüldü. 16 Nisan 1997 tarihli Resmi Gazetenin 22966 sayısında kuruluşu tamamlandı.
1997 Başbakan Tansu Çiller, Meclis’te mal varlığı soruşturmasından aklandı.
1998 Rusya’dan Türkiye’ye boru hattı ile doğalgaz getirecek olan Mavi Akım Projesi için müteahhit firmalar arasında anlaşma imzalandı.
2001 Edebiyatçı Mehmed Uzun’un ‘Aşk Gibi Aydınlık, Ölüm Gibi Karanlık’ adlı romanı hakkında ‘yasadışı örgüte yardım ve yataklık’ etmekten dava açıldı. Türkiye’de bir romana ilk kez ‘yardım ve yataklıktan’ dava açıldı.
2002 Tütünsüz Avrupa için Varşova Deklarasyonu, 19 Şubat 2002 tarihinde  düzenlenen Dünya Sağlık Örgütü Tütünsüz Avrupa için Varşova Bakanlar Konferansında kabul edildi.
Nijerya’da Hz. Muhammed karikatürlerini protesto gösterisinde çoğu Hıristiyan 15 kişi öldürüldü, 11 kilise yakıldı, 455 kişi tutuklandı
2008 Hukukçu ve Küba devlet Başkanı Fidel Castro, görevinden ayrıldığını açıkladı.
2009 A. Nazım Kaynak, 19 Şubat 2009 tarihinde Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Başkanı seçildi.

A. Nazım Kaynak
2018
2025
  • Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Suçlar Soruşturma Bürosu, Eski Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi hakkında ‘görevi kötüye kullanma’ suçlamasıyla iddianame hazırladı. İlgezdi’nin 7 yıla kadar hapsi istendi.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras ve TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ve “Gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayma” suçlamalarıyla haklarında başlatılan soruşturma kapsamında Çağlayan Adliyesinde ifade verdi.
2026
  • Reşit olmayan kız çocuklarına cinsel istismar ve fuhuş ağı suçlamalarıyla yargılanırken cezaevinde ölü bulunan Jeffrey Epstein‘le ilişkisi ortaya çıkan eski prens, Andrew Mountbatten-Windsor, Britanya’da “kamu görevini kötüye kullanma” soruşturması kapsamında Norfolk’ta gözaltına alındı.
  • Uluslararası bir araştırma ekibi, yaklaşık 1900 yıl önce Roma İmparatorluğu’nda yaşanmış bir vergi dolandırıcılığı ve sahtecilik davasını içeren eski bir mahkeme belgesini çözdü. Bugünkü İsrail sınırları içinde yer alan Yahudiye Çölü’nde bulunan bir papirüste yer alan belgeye göre davada adı geçen Gadalias ve Saulos isimli iki kişinin, belgelerde sahtelik yaparak Roma vergi idaresini kandırdıkları ortaya çıktı. Araştırmacılar belgeyi, Roma İmparatorluğu’nun hukuk sisteminin ne kadar ayrıntılı ve katı işlediğini gösteren nadir örneklerden biri olarak değerlendi. 
  • CHP, kamuoyunda 11. Yargı Paketi olarak bilinen ve 25 Aralık 2025’te resmi gazetede yayımlanan “7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” hakkında yürürlüğün durdurulması ve iptali istemiyle(norm denetimi) Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuruda bulundu.
  • Ekrem İmamoğlu’nun diploma iptaline karşı İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde açtığı davanın reddedilmesi üzerine, kararın yürütmesinin durdurulması ve davanın kabulü talebiyle Bölge İdare Mahkemesine başvuru yapıldı.
  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Dönmez atandı. 

19 Şubat – Hukuk Takvimi

Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun

0

Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun 3 Aralık 1934’te kabul edildi. Hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır. Son devrim yasası olan, 2596 sayılı Kanun halen yürürlüktedir.

Kanunun çıkarılması aşamasında Türk-Yunan ilişkilerinde kısa süreli bir kriz yaşanmıştır. Kanunun mecliste görüşülmesi sırasında, 1925 yılında “Şapka İktisası Hakkında Kanun”un karşılaştığı muhalefetle karşılaşmamıştır.

Bazı Kisvelerin Giyilemiyeceğine Dair Kanun

Kanun Numarası: 2596

Kabul Tarihi: 03/12/1934

Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 13/12/1934

Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 2879

Madde 1 – Her hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır.

Hükümet her din ve mezhebden münasib göreceği yalnız bir ruhaniye mabed ve ayin haricinde dahi ruhani kıyafetini taşıyabilmek için muvakkat müsaadeler verebilir. Bu müsaade müddetinin hitamında onun aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya bir başka ruhaniye verilmesi caizdir.

Madde 2 – Türkiye’de kanuna tevkifan teşekkül etmiş ve edecek olan izcilik ve sporculuk gibi topluluklar ve cemiyet ve kulüb gibi heyetler ve mektebler mahsus kıyafet, alamet ve levazım taşımak istedikleri zaman yalnız nizamname veya talimatname ile muayyen tiplere uygun kıyafet, alamet ve levazım taşıyabilirler.

Madde 3 – Türkiye’de bulunan Türklerin ve yabancıların, yabancı memleketlerin siyaset, askerlik ve milis teşekkülleri ile münasebetli kıyafet ve alametlerini ve lavazımını taşımaları yasaktır.

Madde 4 – Ecnebi teşekkül mensuplarının kendi kıyafet, alamet ve levazımları ile Türkiye’yi ziyaret etmeleri, İcra Vekilleri Heyetince tayin olunacak mercilerin müsaadesine tabidir.

Madde 5 – Türkiye Devleti nezdine memur bulunanların kıyafetleri beynelmilel mer’i adetlere tabidir.

Müsaadei mahsusa ile gelen yabancı memleketler kara, deniz, hava kuvvetlerine mensup kimselerin resmi üniformalarını nerelerde ve ne zaman taşıyabilecekleri İcra Vekilleri Heyeti karariyle tayin olunur.

Madde 6 – Bu kanunun tatbik suretini gösterir bir nizamname yapılır.

Madde 7 – Birinci maddenin hükümleri bu kanunun neşri tarihinden itibaren altı ay sonra ve diğer maddelerin hükümleri kanunun neşri tarihinden itibaren mer’idir.

Madde 8 – Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

BAZI KİSVELERİN GİYİLEMİYECEĞİNE DAİR KANUNUN TATBİK SURETİNİ GÖSTERİR NİZAMNAME

Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi : 3.2.1935, No : 2/1958
Dayandığı Kanunun Tarihi : 3.12.1934, No : 2596
Yayımlandığı R. Gazetenin Tarihi : 18/2/1935, No : 2933
Yayımlandığı Düsturun Tertibi : 3, Cildi : 16, S. 413

Madde 1 – Her hangi din ve mezhepte olurlarsa olsunlar mensup oldukları din ve mezheplerin usul ve teamüllerine göre mabet ve ayinlerde ruhani kisve taşımakla mükellef olanlar mahalli Hükümetlerince alakadar olanlardan alınacak listeler mucibince ancak mabet ve ayinlerde ruhani kisve taşımağa mezun addolunurlar.

Madde 2 – Her din ve mezhebin ruhanilerini ayırt ettirmek için kabul edilen her türlü kisve, alamet ve işaret ruhani
kıyafet addolunur.

Madde 3 – Mabetler her din ibadetine mahsus ve usule muvafık olarak teessüs etmiş olan kapalı mahallerdir.

Madde 4 – Hükümet her din ve mezhepden münasip göreceği yalnız bir ruhaniye mabet ve ayin haricinde dahi ruhani kıyafetini taşıyabilmek için verebileceği muvakkat müsadeler ile bir müsaade müddetinin hitamında onun aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya başka bir ruhaniye verilmesi hakkındaki muameleye ait teklifler Dahiliye Vekaletince yapılır. Ve karar İcra Vekilleri Heyetince verilir.

Madde 5 – İzcilik ve sporculuk gibi topluluklar ve cemiyet ve klüp gibi heyetlerce bu gün kullanılmakta olan ve aşağıdaki şartlara uygun olduğu bu teşekküllerin altıncı maddeye göre verecekleri beyannamelerle mahalli Hükümetlerince anlaşılan kıyafet, alamet ve levazım tip olarak kabul edilecektir. Aynı şartları haiz olmak üzere başka tipler de kabul edilebilir.

A) Türk inkilabına, rejimine ve vahdetine muhalif bir ciheti olmamak.
B) Hükümetçe kabul edilmiş resmi kıyafetlerden ayrı olmak.
C) Yabancı memleketlerin siyasi, askerlik ve milis gibi teşekkülleriyle münasebeti olmamak.

Madde 6 – İşbu Nizamnamenin neşrinden itibaren 30 gün zarfında 5 inci maddede yazılı olan izcilik ve sporculuk gibi topluluklar, cemiyet ve klüp gibi heyetler bulundukları mahallin en büyük mülkiye memuruna kabul ettikleri kıyafet, alamet ve levazımı gösterir bir beyanname verirler. Bu beyanname ile beraber ya bir nümune veyahut boyalı bir resim verilir.

Beyannamenin verildiği tarihten itibaren bir ay içinde cevap verilmezse beyannamede gösterilen kıyafet, alamet ve levazım kabul edilmiş addolunur. Kıyafet tebdili halinde istimalden evvel beyanname tevdii lazımdır. Yeniden kurulacak izcilik ve sporculuk gibi topluluklar cemiyet ve klüp gibi heyetler bir Kıyafet, alamet ve levazım taşımak istedikleri takdirde Nizamnameleriyle birlikte onları gösteren bir beyannameyi aynı makama tevdi ederler.

Madde 7 – Ecnebi her hangi bir teşekkül mensuplarının Ecnebilerin Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri hakkındaki Kanun ve Talimatname hükümlerine göre münferiden veya toplu olarak kendi kıyafet, alamet ve levazımlariyle Türkiye’ye muvakkat müddetle ziyaret seyahatleri yapmaları caizdir. Ancak mahzurlu görülecek hallerde bu gibi ziyaretlere Dahiliye Vekilliğince müsaade verilmiyebilir ve uzun müddet devam edecek ziyaretlerin yapılabilmesi Dahiliye Vekaletinin müsaadesine bağlıdır.

Madde 8 – Mektep ve başka bilgi müesseselerine devam edenlerin bir kıyafet, alamet ve levazım kullanmalarına
lüzum görüldüğü takdirde tip tayini bu mektep ve müesseselerin merbut bulundukları vekillikçe talimatname yapılır.

Bu gibi mektep ve müesseseler için kabul olunacak alametleri mektep ve müesseselerden mezun olanlar da taşıyabilirler.

Madde 9 – Hususi müsade ile gelen yabancı memleketler kara, deniz ve hava kuvvetlerine mensup kimselerin resmi üniformalarını nerelerde ve ne zaman taşıyabilecekleri Milli Müdafaa ve Hariciye Vekaletince hazırlanarak İcra Vekilleri Heyetince tasdik olunacak bir talimatname ile tesbit olunacaktır.

Bu talimatname çıkıncaya kadar mutat olan usulün tatbikına devam olunur.

Madde 10 – Bu Nizamnamenin 1, 2, 3, ve 4 üncü maddelerinin hükümleri 13 Haziran 1935 gününden ve diğer hükümleri neşrinin ertesi gününden yürümeye başlar.

Madde 11 – 2596 numaralı kanunun 6 ncı maddesine göre tanzim olunmuş ve Şürayı Devletçe görülmüş olan bu Nizamname hükümlerini İcra Vekilleri Heyeti yürütür.

18 Şubat – Hukuk Takvimi

0
18 Şubat - Hukuk Takvimi
18 Şubat – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 
1372 Arap hadis, fıkıh ve tefsir bilgini İbn Hacer el-Askalanî dünyaya geldi. (ö. 1449)
1374 Polonya Krallığı’nın ilk kadın hükümdarı Jadwiga doğdu. (Ölümü: 17 Temmuz 1399) Erken yaşta hayatını kaybetmesine rağmen önemli kültürel ve yardımsever eylemlerde bulundu. Yeni hastaneler, okullar ve kiliseler yaptırdı, eski olanları tamir ettirdi. 1997 yılında Katolik Kilisesi tarafından azize ilan edildi.
1536 Kanuni Sultan Süleyman döneminde, ilk kapitülasyon hakkı Fransa’ya verildi.
1546 Alman dini reformist, Protestanlığın kurucusu Martin Luther yaşamını yitirdi. (d.1483)
1609 İngiliz hukuku, devlet adamı ve tarihçi Edward Hyde doğdu. (Ölümü: 9 Aralık 1674) Ailesi din adamı olmasını istedi ancak abisinin ölümü üzerine tek varisi oldu ve hukuk okumasına karar verildi. Oxford Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1634 yılında halktan gelen dilekçelerin işleme konmasından sorumlu oldu. Londra’daki ve Portland’daki tacirler arasındaki anlaşmazlıkları çözmesiyle isminden söz ettirdi. 1640 yılında hem Shaftesbury hem de Wootton Bassett bölgesinden parlamentoya seçildi. 1641 yılında kralın gayriresmî danışmanı oldu. 1660-1667 yılları arasında Oxford Üniversitesi yönetiminde görev aldı. İç savaş ve sonrasındaki dönemdeki tüm suçlular için genel af kapsamındaki Breda anlaşmasının hazırlanmasında bulundu.
1855 Fransız hukukçu, diplomat, tarihçi ve yazar Jean Jules Jusserand doğdu. (Ölümü: 18 Temmuz 1932) Lyon Üniversitesi‘nde  hukuk ve tarih okudu. Tarih alanında doktora yaptı. 1880’de dışişleri bakanı olarak çalıştı. 1902’de Fransa’nın Amerika Birleşik Devletleri büyükelçisi olarak atandı ve 1924’e kadar bu görevi sürdürdü. 1921’de Amerikan Tarih Derneği başkanı olarak görev yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında önemli bir diplomatik rol oynadı.
1856 Islahat Fermanı ilan edildi.
1878 II. Abdülhamit Mebusan Meclisini süresiz olarak kapattı ve Meşrutiyet rejimine son vererek, yönetime tek başına egemen oldu.
1880 Naziler döneminde Türkiye’ye gelerek çalışan Alman İnsan Hakları Birliği üyesi ve filozof Ernst von Aster dünyaya geldi. (d. 18 Şubat 1880, Berlin – ö. 21 Ekim 1948, Stokholm) 1941 yılında, İstanbul Hukuk Fakültesinde Hukuk Felsefesi dersleri verdi. Felsefe Tarihi isimli eseri ile bilinmektedir. 
1881 Macar avukat ve siyasetçi Ferenc Keresztes-Fischer dünyaya geldi. (18 Şubat 1881, Pécs – 3 Mart 1948, Viyana)
1913 Hukukçu Raymond Poincaré, Fransa Devlet Başkanı oldu. Poincaré, 20 Ağustos 1860’da dünyaya geldi. Paris Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Voltaire’in hukuk editörlüğünü yaptı. 20 yaşında Fransa’nın en genç avukatı oldu. 26 yaşında,  Temsilciler Meclisi’ne seçildi ve burada da en genç milletvekili oldu. Kabinede birçok bakanlık yaptı, Bakanlar Kurulu başkanlığını üstlendi. –
1920

Bir gün önce kabul edilen Milli Misak, İstanbul Meclisi’nce yayımlandı.

1925 Hukukçu, radyo ve televizyon sunucusu, gazeteci, çevirmen ve yazar Halit Kıvanç dünyaya geldi. (ö. 2022)
1929 Hukukçu, diplomat ve eski bakan Kamran İnan doğdu. (Ölümü: 23 Kasım 2015) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu, Cenevre Siyasal Bilgiler Fakültesinden hukuk alanında doktora derecesi aldı. Dışişleri Bakanlığı’nda göreve başladı ve çeşitli memuriyetler yürüttü. 14 Ekim 1973 tarihinde Adalet  Partisi’nden Bitlis senatörü seçildi. 1979 tarihine kadar Cumhuriyet Senatosu Dışişleri Komisyonu Başkanlığı, Türkiye-AET karma parlamento grubu başkanlığı ile 1977-1978 yılları arasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevlerinde bulundu. Birleşmiş Milletler Cenevre Temsilciliği’nde daimi temsilci olarak Türkiye’yi temsil etti. TBMM Dışişleri Komisyonu başkanlığı görevinde bulundu. Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından tevcih edilen Légion D’Honneur Nişanını, 2006 yılında Fransa Parlamentosu tarafından görüşülen Ermeni Soykırımının inkarını suç sayan yasa tasarısı görüşmelerini gerekçe göstererek iade etti.
1932 Japon İmparatoru, Manzhouguo’nun Çin’den bağımsızlığını ilan etti.
1935

“Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunun Tatbik Suretini Gösterir Nizamname” yayınlandı.

1937 İstanbul’da eşekle nakliyat yasaklandı.
1941
  • 16 yaşın üzerindeki erkek çocukların maden ocaklarında, 12 yaşın üzerindekilerin tekstil sanayinde çalıştırılmasına ilişkin kararname çıktı.
  • Anıtkabir için mimari yarışma açıldığı resmen ilan edildi.
1943 Naziler, Beyaz Gül hareketi üyelerini tutukladı.
1949 Kayıtlara geçmiş en fazla cinayeti işleyen ikinci Amerikalı seri katil Gary Ridgway doğdu. 48 ayrı cinayetten mahkûmiyetine karar verilmiştir.
1950 ILO-2 No’lu İşsizlik Sözleşmesi, 29 Ekim 1919 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO)tarafından kabul edildi, Türkiye sözleşmeyi 16 Şubat 1950 tarihinde 5543 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 18 Şubat 1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi. Sözleşme, merkezi bir makamın kontrolüne tabi resmi parasız iş bulma büro sistemi kurulmasını öngördü.
1952 Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye’nin NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı) üyeliğini onayladı. Türkiye, 21 Şubat günü NATO üyesi oldu.
1957 BM’de Kıbrıs görüşmelerine başlandı. BM, 26 Şubat’ta sorunun öncelikle ilgili taraflar arasında görüşülmesine karar verdi.
1960 7 ülke, Latin Amerika Serbest Ticaret Birliğini (LAFTA) kurdu. 1980’de imzalanan yeni bir anlaşma ile ALADI adını aldı.
1961 Kemalist Gençlik Partisi, Tevfik Pars’ın genel başkanlığında 18 Şubat 1961’de kuruldu. Parti, 30 Kasım 1966 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla kapatıldı.
1962 Yeni “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu” yürürlüğe girdi.
1963 İtalyan hukukçu ve İtalya Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun 7. Başkanı Fernando Tambroni Armaroli (Ascoli Piceno, 25 Kasım 1901–Roma, 18 Şubat 1963) yaşamını yitirdi. 
1965 Gambiya, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı.
1967 Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi görüşüldü; 35.000 köyün 15.000’inde okul olmadığı açıklandı.
1977 İstanbul Yükseköğrenim Derneği, (İYÖD) amaç dışı faaliyet gösterdiği gerekçesiyle süresiz kapatıldı. İstanbul Yüksek Öğrenim Derneği (İYÖD) Dev-Genç’in (Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu) İstanbul Bölge Yürütme Kurulu’nu oluşturuyordu.
1982 Toplantı ve gösteri yürüyüşlerini önemli ölçüde sınırlayan, kapsamını-süresini daraltan, İçişleri Bakanı’na, valilere ve kaymakamlara 30’ar gün erteleme yetkisi veren yeni “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası” Danışma Meclisi Adalet Komisyonu’nda kabul edildi
1985 2.5 yıldır süren Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) Davası’nda 21 kişi 6 ay ile 7 yıl 10 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı, 56 kişi beraat etti.
1985 Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Ziraat Bankası’nın hamamcılara tarım kredisi verdiğini saptadı.
1989 Devrimci Sol Davası duruşmalarına, yargılananların ortak savunma metninin “Emperyalizmin Fırtınalı Bölgesi Ortadoğu” başlıklı bölümünün okunmasıyla devam edildi.
1990 İptal talebi Anayasa Mahkemesi’nce reddedilen TCK 438. maddesindeki “fahişeye tecavüzde ceza indirimi”ne karşı çeşitli kadın kuruluşlarının öncülüğünde İstanbul Zeynep Kamil Hastanesi önünde toplanan 500 kadar kadın Bağlarbaşı’na yürüdü.
1992 “2000’e Doğru” dergisinin Diyarbakır muhabiri Halit Güngen dergi bürosunda tek kurşunla öldürüldü. 2000’e Doğru dergisinin bu haftaki kapağı “Hizbullah Çevik Kuvvet Merkezi’nde Eğitiliyor” idi.
1993 Yeni Ülke Gazetesi’nin Şanlıurfa temsilcisi ve İHD Yönetim Kurulu üyesi Kemal Kılıç silahlı saldırıda hayatını kaybetti.
1994 Sosyalist İktidar Partisi’nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığını İSKİ binası önünde açıklayan TEK işçisi Süleyman Ülger bir süre gözaltına alındı.
1995 18 Şubat 1995’de SHP ve CHP bütünleşme kurultayı yapıldı. Deniz Baykal aday olmadı, iki partinin genel başkanlarının anlaşması sonucu Sosyaldemokrat Halkçı Parti’li Hikmet Çetin oybirliğiyle genel başkan seçildi.
1995 İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce Ramazan Bayramını kutlamak amacıyla bastırılan 20 bin afiş ve 3 milyon el ilanına ilişkin ihale kararının, bir firmayla anlaşma yapıldıktan 40 gün sonra alındığı ortaya çıktı
1997
  • Tansu Çiller TEDAŞ ve TOFAŞ soruşturmalarından aklandı. Refah Partisi milletvekilleri Tansu Çiller’in aklanmasından yana oy kullandılar.
  • Diriliş Partisi, 18 Şubat 1997 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı.
1998 Murathan Mungan, Deniz Türkali ve Ferhat Tunç Düşünceye Özgürlük-3″ broşüründeki yazılardan dolayı yargılanıp ceza alan Haluk Gerger, Ahmet Ersun Genç ve Erkan Sümer’e destek için DGM’ye giderek, broşürü bastıkları gerekçesiyle kendileri için DGM’ye suç duyurusu yaptı.
2000 İran’da yapılan genel seçimlere katılım yüksek oldu. 1979’daki İslam devriminin ardından reformcular ilk kez mecliste çoğunluğu sağladı.
2002 Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, dört uyum yasasıyla birlikte, terör, savaş ve yakın savaş tehdidi halleri dışında idam cezasının kaldırılmasını öngören tasarıyı Bakanlar Kurulu’na sundu.
2003 Dublin Tüzüğü (Dublin Konvansiyonu-Dublin II Regulation) Avrupa Birliği üyesi devletlerin sığınma başvurularında üye ülkelerin nasıl bir uygulamada bulunacaklarını belirleyen yasadır. Tüzük, 18 Şubat 2003 tarihinde, Avrupa Konseyi Tüzüğü olarak kabul edildi.
2005 Türk kütüphaneciliğinde sembol olan ve Eşekli Kütüphaneci olarak tarihe geçen, köylere seyyar kütüphane hizmeti götüren Mustafa Güzelgöz (1921 – 18 Şubat 2005) yaşamını yitirdi.Mustafa Güzelgöz
2006 Bush yönetimi Filistin’de Hamas’ın seçimleri kazanmasının ardından, Filistin yönetimine daha önce verdiği 50 milyon doları geri istedi. Paranın Hamas hükümetinin kasasına girmesini istemediklerini açıkladı.
2008 Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan ve Türkiye; Kosova‘nın tek taraflı bağımsızlığını tanıdığını açıkladı.
2010 Nijer’de askerler başbakanlık sarayını bastı, devlet başkanı Mamadou Tandja ve bakanları rehin alarak anayasayı askıya aldı.
2011 İstanbul 10. İdare Mahkemesi, Emniyet Müdürlüğü’nün Hrant Dink’i korumadığı gerekçesiyle cinayetten dört yıl sonra İçişleri Bakanlığı’nı 100 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkum etti
2011 Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan, OdaTV yetkilileri Soner Yalçın, Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu tutuklanarak Metris Cezaevi’ne gönderildi.
2012 KCK tutuklusu Ragıp Zarakolu’na destek için başlatılan “Kitaplar Ses Veriyor” etkinliğine Vedat Türkali de katıldı.
2013 İstanbul Adliyesi’nde oturma eylemi yapan ÇHD’li avukatlara ve İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyelerine polis müdahale etti.
2020 Gezi Davasında 18 Şubat 2020 tarihinde verilen kararla 16 sanığın 10’u, haklarındaki bütün suçlamalardan beraat etti. Bu karar daha sonra Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozuldu.
2026
  • YouTube yayınında sağcılara yönelik kullandığı ifadeler nedeniyle gözaltına alınan gazeteci-yazar Enver Aysever, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla 11 Aralık 2025’te tutuklanmıştı. 66 gündür tutuklu bulunan Aysever hakkında Küçükçekmece Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma tamamlanarak iddianame hazırlandı. Aysever’in halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik suçundan cezalandırılması talep edildi.
  • Avrupa Birliği, kurumlarında kalıcı memur olarak istihdam edilmek üzere yeni bir personel alım süreci başlattı. Alım, Avrupa Birliği kurumlarına girişte ana yol olarak kabul edilen AD5 düzeyi sınavı üzerinden yapılacak. Sınav süreci, Avrupa Personel Seçim Ofisi (EPSO) tarafından yürütülecek. Yetkililer, sınava yaklaşık 50 bin ila 60 bin adayın başvurmasının beklendiğini açıkladı.
  • Gaziantep’te para karşılığında sahte engelli raporu düzenlenmesini sağlayan 40 şüpheli, polis operasyonu ile yakalandı.
  • Yargıtay Büyük Genel Kurulu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanacak yeni AYM üyesini belirlemek üzere sandık başına gitti. Toplam 317 üyenin katılımıyla gerçekleştirilen oylamada adaylar, arasındaki yarış sonuçlandı. Yapılan tasnif sonucunda Yargıtay üyelerinin tercihlerine göre sıralama netleşti. Oylamada 48 oy alan Mustafa Karayıldız birinci, 45 oy alan Oğuz Dik ikinci, 44 oy alan Şaban Kazdal üçüncü sırada yer aldı. Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından belirlenen bu 3 isim, Anayasa Mahkemesi üyeliği için aday olarak Cumhurbaşkanlığı makamına bildirilecek.

Islahat Fermanı 

0

Islahat Fermanı 11 Cemâziyelâhir 1272 (18 Şubat 1856) tarihinde Bâbıâli’de merasimle okunarak ilan edilmiştir. 

Islahat Fermanı Türkçe Metni 

Bilinsin ki, Tanrı’nın takdiriyle, yönetimim altında bulunan bütün tebaamın mutluluğunu sağlamak, başlıca arzum olmuştur. Tahta çıkışımdan beri bu amaç için çabamı esirgemedim. Çok şükür, pek faydalı sonuçlar elde edilmiş oldu.Devletimizin zenginliği ve iman, gün geçtikçe artmaktadır. Devlet-i Aliyye’nin şanına uygun ve uygar ülkeler arasında sahip olduğu önemli ve yüksek yere lâyık olan durumunu sağlamlaştırmak için şimdiye kadar uygulanmasını başarmış olduğumuz yeni düzeni güçlendirme ve genişletme arzusunda oldum ve bir yandan bütün tebaamın çabaları, öte yandan müttefiklerimiz olan büyük devletlerin dostça destekleri sayesinde Devlet-i Aliyye’mizin hakları, bu kez dışarıda da kabul gördüğünden ve bunun da Devlet-i Aliyye’m için yeni bir çağın başlangıcı olacağından, saltanat-ı seniyyemin kuvvetlenmesini ve birbirlerine kalben vatandaşlık bağları ile bağlı olan ve ülkemizin imarı için gerekli şartların gün geçtikçe daha elverişli olmasını sağlamak için aşağıda belirtilen kararların uygulanmaya konulmasını emrettim. Şöyle ki:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Gülhâne’de okunan Hatt-ı Hümâyûn ve Tanzimat-ı Hayriye’m gereğince, her din ve mezhebe mensup tebaamın can ve mal güvenliği ve namusunun korunması için tarafımdan verilmiş olan güvence, bir kez daha doğrulanmıştır ve bu güvencenin fiilen uygulanması için gerekli etkin önlemler alınacaktır.Ülkemizde yaşayan Hıristiyan ve öteki Müslüman olmayan cemaatlere atalarım tarafından geçmiş zamanlarda verilmiş olan bütün imtiyazlar ve dinî bağışıklıklar, bu kez de yürürlükte bırakılmıştır.Ancak her Hıristiyan ve Müslüman olmayan cemaat, belirli bir süre içinde geçerli bağışıklık ve imtiyazların incelenmesiyle çağın ve çağdaş uygarlığın gerektirdiği değişiklikleri Bâbıali’mize önerecek olan ve Bâbıali’mizin denetimi altında olan kendi bünyeleri içinde birer komisyon oluşturacaklardır. Fatih Sultan Mehmet ve daha sonra gelen padişahlar tarafından Hıristiyan mezheplerin piskoposlarına verilmiş olan imtiyazlar, tarafımdan bu cemaatlere sağlanan yeni durumla uyumlu bir hale getirilecektir. Patriklerin hâlen geçerli olan seçilme yöntemleri ıslah edildikten sonra patrik beratının hükümlere uygun olarak ömür boyu atama yöntemi, aynen uygulanacaktır. Patrik, metropolik, murahhaslar, piskopos ve hahamların atanıp görevlendirilmesi, Babıalim ve çeşitli cemaatlerin liderleriyle ortaklaşa tespit edilip buna uygun olarak gerçekleştirilecektir. Rahiplere her ne suret ve ad altında ödenmekte olan aidatlar kaldırılıp yerlerine patrik ve cemaat liderlerince belirli bir gelir tahsis edilecektir. Diğer ruhbana ise rütbe ve derecelerine uygun olarak daha sonra verilecek bir karara göre adil bir maaş bağlanacaktır. Çeşitli Hıristiyan rahiplerin taşınır ve taşınmaz mallarına hiçbir şekilde dokunulmayacaktır. Ancak Müslüman olmayan cemaatler, yönetimi her bir cemaatin din adamlarından ve cemaat ileri gelenlerinden oluşan bir meclisin yönetimine bırakılmıştır. Nüfusu toplu olarak tek bir mezhebe bağlı şehir, kasaba ve köylerde ayinlerin yapılması için ayrılan binalar, okul, hastane ve mezarlık gibi yerlerin asıllarına uygun olarak tamir edilmelerine hiçbir engel konulmayacaktır. Böyle yerlerin yeniden inşası gerektiğinde patrik ya da millet başının onayı alındıktan sonra planlar, babıaliye sunulacaktır. İstekler, ya kabul edilip gereği yapılacak, ya da belirli bir süre içerisinde itiraz edilebilecektir. Bir mezhebin cemaati, mahallesinde başka bir dine mensup ahali bulunmazsa, o yerde dinî ayinle ilgili konularda hiçbir sınırlama getirilmeyecektir. Nüfusu farklı din ve mezheplere bağlı cemaatlerden oluşan köy, kasaba veya şehirlerde ise belirli bir mezhebe mensup olanlar, belirli bir mahallede oturuyorlarsa kendi kilise, hastane, okul ve mezarlıkların tamiri hususunda yukarıdaki biçimde hareket edebilirler.Yeni bir inşaat söz konusu olduğunda gerekli izin, patrikler veya cemaat metropolitleri aracılığıyla babialiden alınır. Devlet-i Aliyye’miz de idârî bir sakınca olmaması halinde bu ruhsatı verir. Hükümet tarafından yapılan bu tür işlemler, ücretsizdir. Bir mezhebe tabi olanların sayısı ne olursa olsun, dinî ayinlerini serbestçe yapabilmeleri için gerekli önlemler, Babıalimce alınacaktır. Irk, dil ve din farklılığı yüzünden tebaamdan herhangi bir sınıfın diğer bir sınıftan aşağı tutulmasını ifade eden bir deyim ve söz, ne şekilde olursa olsun resmî yazışma dilinden kesinlikle silinecektir. Aşağılayıcı ve tahkir edici sözlerin kişiler arasında ya da memurlar tarafından kullanılmasına karşı yasalar ceza öngörecektir. Bana bağlı ülkelerde bulunan her din ve mezhep, serbestçe icrâ edildiğinden tebaamdan kimse, mensubu bulunduğu dinin ayinini yapmaktan alıkoyulamaz ve bundan dolayı da takibâta uğrayamaz. Hiç kimse din değiştirmeye zorlanamaz.

Saltanat-ı seniyyemizin memur ve görevlilerinin seçilmesi ve atanması benim irâdeme bağlı olduğundan Devlet-i Aliyye’min bütün tebaası, milliyetleri ne olursa olsun devletin hizmet ve memuriyetlerine kabul olunacaklarından, bunlar, yetenek ve ehliyetlerine göre genel yönetmenliklere uygun biçimde görevlendirileceklerdir. Saltana-ı seniyyemin tebaasında bulunan herkes, yaş veya sınav şartlarını yerine getirdiklerinde askerî ve diğer okullara fark gözetmeden alınacaktır. Her bir cemaat, eğitim, sanat ve sanayi dallarında okul açmakta serbesttir. Ancak eğitim programları ve öğretmenlerin seçimi, tarafımdan atanacak karma bir kurulca tespit edilecektir. Bir taraftan İslam öte yandan Hıristiyan veya öbür Müslüman olmayan tebaam arasında veya bir yandan Hıristiyan öte yandan da diğer Müslüman olmayan cemaatlere mensup tebaam arasında ticaret veya ceza davaları, karma mahkemelerce görülecek, duruşmalar açık olacak, iki taraf karşı karşıya getirilerek tanıklar mensup oldukları dine göre ant içip dinlenecektir. Kamu davaları ise yine yasa ve yönetmenliğe uygun olarak kamuya açık bir biçimde vali ve kadının huzurunda vilayet karma meclislerince görülecektir. Hıristiyan ve öteki Müslüman olmayan cemaatlere mensup iki kişi arasında veraset hukuku gibi özel davalar, taraflar istediği takdirde Patriğe veya cemaat meclislerine havale edilebilirler. Ceza, kamu ve ticaretle ilgili kanunlara karma mahkemelerde uygulanacak yönetmelikler, en kısa sürede tamamlanıp yayınlanacaklardır. Bana bağlı ülkelerde bunların çeşitli dillere çevirileri de yayınlanacaktır. İnsanlık kurallarını adalet kanunlarıyla bağdaştıracak bir biçimde hapis cezalarına çarptırılanların kaldıkları cezaevleri, en kısa zaman içinde ıslah edilecek ve saltanatı seniyyede geçerli yönetmeliklerde yer alan uygulamalar dışında hiçbir şekilde bedensel cezalara başvurulmayacaktır. İşkenceye benzer her tür uygulama, kesin şekilde yasaklanmıştır. Buna uymayan memurlar, ceza kanunlarının öngördüğü şekilde cezalandırılacaklardır.

Başkentimiz ve taşra vilayet, şehir ve köylerde polis örgütü, barışsever bütün yurttaşların can ve mal güvenliğini güvence altına alabilecek bir biçimde yeniden düzenlenecektir. Vergi eşitliği, diğer yüklerin eşitliğini, görev eşitliği de hak eşitliğini getirdiğinden Hıristiyan ve diğer Müslüman olmayan cemaatlere mensup tebaamın yeni çıkarılan kanuna uygun olarak, Müslümanlar gibi askerlik görevini yerine getirmeleri gerekmektedir. Bedel veya para ödemek suretiyle hizmetten muaf tutulma ilkesi benimsenmiştir. Müslüman olmayan tebaamın askerlik görevini ne şekilde yerine getireceklerini belirleyen yönetmelik, en kısa zamanda hazırlanıp yayınlanacaktır. Eyalet ve liva meclislerini oluşturacak Müslüman, Hıristiyan ve öteki üyelerin seçimi, hakça bir şekilde gerçekleştirilecek ve meclisteki oylamaların özgürlüğünü sağlamak için bu meclislerin oluşumu ıslah edilecek ve Devlet-i Aliyye’m, oyların sonuçlarını ve alınan kararları öğrenmek ve denetlemek için en etkin yolları araştıracaktır. Taşınmaz malların alış-veriş ve kullanımı ile ilgili kanunlar, devletin bütün tebaası için aynı olduğundan, devletin yasalarına, belediye ve zabıta yönetmenliklerine aynen uymak ve yerli ahalinin ödediği vergileri ödemek şartıyla ve yabancı devletlerde yapılacak bir anlaşma sonucunda yabancı uyruklular da taşınmaz mal sahibi olabileceklerdir.

Din ve sınıf farkı gözetmeden tüm tebaam, aynı şekilde yolsuzlukların düzeltilmesi için önlemler araştırılacak ve bunlar kesin biçimde uygulamaya konulacaktır. Dolaysız vergi toplama yöntemi, kademeli olarak ve mümkün olduğu durumlarda devlet gelirleri için iltizam yönteminin yerini alacaktır. Bu son yöntemin işlerliği devam ettiği sürece meclis üyelerinin ve devlet memurlarının serbest olarak cereyan edecek artırmalara katılıp iltizamlardan birini üstlenmeleri ya da buna ortak olmaları kesinlikle yasaklanmıştır. Mahallî vergilendirmeler imkan verdiği sürece ürüne zarar getirmeyecek ve iç ticareti engellemeyecek şekilde hesaplamalıdır. Bayındırlık çalışmalarına uygun bir ödenek tahsis olunacak, buna karadan veya denizden kurulacak bağlantılardan yararlanacak olan vilayet ve sancaklardan toplanacak özel vergiler eklenecektir. Saltanat-ı seniyyemin her yıl için gelir ve giderlerinin belirlenmesi ve açıklanmasını öngören bir yönetmelik, daha önce hazırlanmış olduğundan, bunun yerine getirilmesine dikkat edilecektir.

Her devlet memurunun maaşı, gözden geçirilecektir. Her bir cemaatin lideri ve tarafımdan atanacak bir temsilcisi, Saltanat-ı seniyyemin bütün tebaasını ilgilendirecek durumlarda toplanacak Meclis-i Vala’da yapılacak olan görüşmelere katılacaklardır. Sadrazam tarafından göreve çağrılacak olan bu kişilerin görev süreleri 1 yıllıktır. Göreve başlamadan önce ant içerler. Maclis-i Vala üyeleri, gerek olağan ve gerekse olağanüstü toplantılarda görüş ve oylarını serbestçe açıklayacaklardır ve bundan ötürü asla takibata tabi tutulmayacaklardır. Her çeşit yolsuzlukla ilgili kanun hükümleri, hangi sınıftan veya görevden olursa olsun bütün tebaam için yerine getirilecektir. Devlet-i Aliyye’nin para ve mali sistemini düzeltmek için banka ve benzeri kurumlar kurulup maddi servet kaynakları güçlendirilecektir. Ürünlerin nakli için gerekli yol ve kanallar açılacak, tarım ve ticaretin gelişmesine karşı olan engeller kaldırılacak ve bu amaçla Avrupa bilim, teknoloji ve sermayesinden yararlanma yolları aranıp kademeli olarak uygulanmaya konulacaktır.

Siz benim Sadrazamım, bu Ferman, gerek Dersaadet’te, gerek bana bağlı ülkelerin her biri tarafından ilan edilip içerdiği emirlerin dikkatle yerine getirilmesi için önlemler alacak ve gayret göstereceksiniz.

Islahat Fermanı Orijinal Metin

Malûm ola ki yed-i müeyyed-i mülûkâneme vedia-i Cenab-ı Bârî olan kâffe-i sunûf-ı tebea-i şâhânemin her cihetle temami-i husûl-i saâdeti hâli akdem-i efkâr-ı hayriyet disar-ı pâdişâhânem olarak cülûs-i meymenet men’us-ı Hümâyûnum gününden beri bu bâbda zuhûra gelen himem-i mahsusa-i şâhânemin hamdolsun pek çok semer-i nafiâsı meşhûr olup mülk ü milletimizin mamuriyet ve serveti an be an tezeyyüd etmekte ise de Devlet-i Âliye’mizin şânına muvafık ve milel-i mütemeddine arasında bi-hakkın hâiz olduğu mevki-i âlî ve mühimme lâyık olan hâlin kemale îsâli için şimdiye kadar vaz’ ve tesisine muvaffak olduğum nizamât-ı cedîde-i hayriyenin ezseri-nev tekit ve tevsii matlûb-ı madelet mahsub-ı pâdişâhânem olduğu halde umûm tebea-i şâhânemizin mesai-yi cemile-i hamiyetkârâneleri ve müttefik-i hâss-ı bahir-ül ihlâsımız olan düvel-i mufahhamanın himmet ü muavenet-i hayırhahâneleri eseri olmak üzere Devlet-i Âliye’mizin bu kerre biinayet-u-llâhi taâlâ hâricen hukuk-ı seniyesi bir kat daha teekküt eylediğine ve bu cihetle şu asr Devlet-i Âliye’miz için bir zamanı hayriyet iktiranın mebdei olacağından dâhiline dahi saltanat-ı seniyemizin tezyid-i kuvvet ve miknetini ve revabıt-ı kabiliyeyi vatandaşî ile birbirine merbut olan ve nazar-ı madelet eseri müşfikânemde müsavî bulunan kâffe-i sunûf-ı tebea-i şâhânemin her yüzden husûl-i temam-i saâdet-i hal ve memâlik-i şâhânemizin mamûriyetini müstelzim olacak esbâb ve vesailin an be an ilerlemesi murad-ı merhamet itiyad-ı mülûkânem iktizasından bulunduğuna binâen husûsât-ı âtiyet-üz-zikrin icrâsına irade-i madelet ifade-i pâdişâhânem şeref-sâdır olmuştur.

Osmanlıca Metin
Şöyle ki: Gülhâne’de kırâat olunan Hatt-ı Hümâyûnum ile ve Tanzîmât-ı Hayriyem mûcibince her din ve mezhepte bulunan kâffe-i tebea-i şâhânem hakkında bilâ-istisna emniyet-i can ve mal mahfûziyet-i nâmus için taraf-ı eşref-i pâdişâhanemden va’d ve ihsan olunmuş olan teminat bu kerre dahi tekit ve teyit kılındığından bunun kâmilen fiile çıkarılması için tedabir-i müessirenin ittihaz olunması ve zîr-i cenah-ı atıfet seniye-i pâdişâhânemde olarak memâlik-i mahrusâ-i şâhânemde bulunan Hıristiyan ve sair tebea-i gayr-i müslime cemaatlerine ecdad-ı izâmım taraflarından verilmiş ve sinin-i ahirede itâ ve ihsan kılınmış olan bil-cümle imtiyazât ve muafiyet-ı rûhaniye bu kerre dahi takrîr ve ibkâ kılınıp fakat Hıristiyan ve tebea-i gayr-i müslime-i sairenin her bir cemaati bir mehl-i muayyen içinde imtiyazât ve muafiyet-ı hazırâlarının rü’yet ve muayenesine ibtidar ile ol bâbda vaktin ve gerek âsâr-ı medeniyet ve malûmat-ı müktesibenin icab ettirdiği ıslâhât-ı irade ve tensib-i şâhânem ile ve Bâb-ı Âlî’mizin nezareti tahtında olarak mahsûsan patrikhânelerde teşkil olunacak meclisler marifetiyle bi-l-müzakere cânib-i Bâb-ı Âlî’mize arz ve ifade eylemeğe mecbûr olarak cennet-mekân Ebu-l-feth Sultan Mehmet Hân-ı Sânî ve gerek ahlâf-ı izamları taraflarından patrikler ile Hıristiyan piskoposlarına itâ buyurulmuş olan ruhsat ve iktidar niyat-ı fütüvvetkârane-i pâdişâhânemden nâşi işbu cemaatlere temin olunmuş olan hal ve mevki-i cedîd ile tevfik olunup ve patriklerin el-hâletü hâzihi câri olan usûl-i intihâbiyeleri ıslâh olunduktan sonra patriklik berat-ı âlîsinin ahkâmına tatbiken kayd-ı hayat ile nasb ve tâyin olunmaları usûlünün tamamen ve sahihen icrâ ve Bâb-ı Âlî’mizle cemaat-ı muhtelifenin rüesa-yı rûhaniyesi beyninde karargîr olacak bir sûrette tatbiken patrik ve metropolit ve murahhasa ve piskopos ve hahamların hîn-i nasbında usûl-i tahlifiyenin ifâ kılınması ve her ne sûret ve nâm ile olursa olsun rahiplere verilmekte olan cevaiz ve avaidât cümleten men’olunarak yerine patriklere ve cemaatbaşılarına vâridât-ı muayyene tahsis ve rühbân-ı sairenin dahi rütbe ve mansıblarının ehemmiyetlerine ve bundan sonra verilecek karara göre kendilerine ber-vech-i hakkaniyet maaşlar tâyin olunup, fakat Hıristiyan rahiplerinin emvâl-i menkûle ve gayr-i menkûlelerine bir gûna sekte iras olunmıyarak Hıristiyan vesair tebea-i gayr-i müslime cemaatlerine milletçe olan maslahâtlarının idaresi her bir cemaatin rühbân ve avâmı beyninde müntehib âzâdan mürekkep bir meclisin hüsn-i muhafazasına havale kılınması ve ahalisi cümleten bir mezhebde bulunan şehir ve kasaba ve karyelerde icrâ-yı âyine mahsûs olan ebniyenin ve gerek mektep ve hastahâne ve mezarlık misillû sair mahallerin hey’et-i asliyeleri üzere tamir ve termimlerine bir gûna mevani ika olunmayıp böyle mahallerin müceddeden inşası lâzım geldikçe patrik veya rüesa-yı milletin tasvibi halinde bunların resm ve sûret-i inşası bir kerre cânib-i Bâb-ı Âlî’mize arzolunmak iktiza edeceğinden ya suver-i maruza kabûl ile müteallik olacak irade-i seniye-i mülûkânem mûcibince iktizası icrâ veya bir müddet-i muayyene zarfında ol bâbda olan itirazât beyân olunup bir mezhebin cemaati yalnız olarak sairiyle karışık olmayarak bir mahalde bulunur ise o yerde âyine müteallik husûsâtı zâhiren ve alenen icrâda bir türlü kuyûda düçar olmayıp ahalisi edyân-ı muhtelifede bulunan cemaatlerden mürekkep olan şehir ve kasaba ve karyelerde ise her bir cemaatin takımı sakin olduğu ayrıca mahalde bâlâda bast ü beyan olunan usûle ittibaen kendi kilise ve hastahâne ve mektep ve mezarlıklarını tamir ve termime muktedir olabilmesi ve müceddeden inşa olunması iktiza eyleyen ebniyeye gelince bunlar için ruhsat-ı lâzimeyi patrikler veyahut cemaat metropolitleri cânib-i Bâb-ı Âlî’mizden istida edüp Devlet-i Âliye’mizce bunda bir gûna mevani-i mülkiye olmadığı halde ruhsat-ı seniyem erzan kılınması ve bu makûle işlerde Hükûmet tarafından vukû bulacak muamelât külliyyen hasbî olması ve bir mezhebe tâbi olanların adedi ne miktar olursa olsun ol mezhebin kemal-i serbesti ile icrâ olunmasını temin için tedabir-i lâzime ve kaviyyenin ittihaz kılınması ve mezhep ve lisan veyahut cinsiyet cihetleriyle sunûf-ı tebea-i saltanat-ı seniyemden bir sınıfın aher sınıfından aşağı tutulmasını mutazammın olan kâffe-i ta’birat ve alfaz ve temyizât muharrerât-ı divâniyyeden ile-l-ebed mahv ü izale kılınması ve ahad-ı nâs beyninde veyahut memurîn taraflarından dahi mûcib-i şin ve ar olacak veya nâmusa dokunacak her türlü tarif ve tavsifin istimali kanûnen men’olunması ve çünkü memâlik-i mahrusâmda bulunan her din ve mezhebin âyini ber-vech-i serbesti icrâ olunduğundan tebea-i şâhânemden hiçbir kimesne bulunduğu dinin âyinini icrâdan men’olunmaması ve bundan dolayı cevr ü ezâ görmemesi ve tebdîl-i din ve mezhep etmek üzere kimse icbâr olunmaması ve saltanat-ı seniyemizin memurîn hademesinin intihâb ve nasbı tensip ve irade-i şâhâneme menut olarak tebea-i Devlet-i Âliyye’min cümlesi herhangi milletten olursa olsun devletin hizmet ve memuriyetlerine kabûl olunacaklarından bunlar ehliyet ve kabiliyetlerine göre umûm hakkında mer’iyy-ül-icrâ olacak nizamâta imtisalen memuriyetlerde istihdam olunmaları ve saltanat-ı seniyem tebaasından bulunanlar mekatib-i şâhânemin nizamât-ı mevzualarında gerek since ve gerek imtihanca mukarrer olan şeraiti ifâ eyledikleri takdirde cümlesi bilâ-fark ve temyiz Devlet-i Âliyye’min mekatib-i askeriye ve mülkiyesine kabûl olunması ve bundan başka her bir cemaati maarif ve hiref ve sanayie dair milletçe mektepler yapmağa mezûn olup, fakat bu makûle mekatib-i umûmîyenin usûl-i tedrisi ve muallimlerinin intihâbı âzâsı taraf-ı şâhânemden mansûb muhtelit bir meclis-i maarifin nezaret ve teftişi tahtında olması ve ehl-i İslâm ile Hıristiyan vesair tebea-i gayr-i müslime meyanesinde veyahut tebea-i Îseviyye vesair tebea-i gayr-i müslimden mezahib-i muhtelifeye tâbi olanların birbiri beyninde ticaret veyahut cinayâta müteallik zuhûra gelecek cem’i deâvî muhtelit divânlara havale olunup istima-ı dâvâ için işbu divânlar tarafından akdolunacak meclisler alenî olacağından müddei ile müddeialeyh muvacehe olunarak bunların ikâme edecekleri şahitler tekarir-i vakıalarını daima kendi âyin ve mezhepleri üzerine icda edeceklerini birer yemîn ile tasdik eylemeleri ve hukuk-ı âliyeye ait olan deâvî dahi eyalât ve elviye muhtelif meclislerinde vali ve kadı-i memleket hazır oldukları halde şer’an veya nizamen rü’yet olunup işbu mehâkim ve mecâliste muhakemât-ı vakıa alenî icrâ olunması ve Hıristiyan vesair tebea-i gayr-i müslimeden iki kimse beyninde hukuk-ı ırsiyye gibi deâvî-i mahsûsa sahibi dâvâ olanlar istedikleri halde patrik veya rüesa ve mecâlis marifetiyle rü’yet olunmak üzere havale kılınması ve mücazaât ve ticaret kanûnlariyle muhtelif divânlarında icrâ olunacak usûl ve nizamât-ı mürafaat mümkün mertebe sür’atle ikmâl olunarak ve zapt ü tedvîn kılınarak memâlik-i mahrusâ-i şâhânemde müstamel olan elsine-i muhtelifeye tercüme ile neşr ü ilân olunması ve hukuk-ı insaniyyeyi hukuk-ı adâlet ile tevfik etmek için mazanne-i sû’ olanların veyahut tedibât-ı cezaiyyeye müstahak bulunanların haps ve tevkifine mahsûs olan kâffe-i mahbes ve mahalli sairede usûl-i hapsiyenin mümkün mertebe müddet-i kalile zarfında ıslâhına mübaşeret olunması ve herhalde hapishânelerde bile cânib-i saltanat-ı seniyemden vaz’ı kılınan nizamât-ı inzibatiyeye muvafık olan muamelâttan maada hiçbir gûna mücazaât-ı cismaniye ve eziyet ve işkenceye müşabih kâffe-i muamele dahi kâmilen lağv ve iptal kılınması ve bunun hilâfında vukû bulacak hareket şediden men’ ve zecrolunacağından maada bunun icrâsını emreden memurîn ile bi-l-fiil icrâ eyleyen kesanın dahi ceza kanûnnâmesi iktizasınca tekdir ve tedip olunması ve Dâr-üs Saltanat-ı seniyem ve eyalet ve bilâd ve kurada umûr-ı zaptiyenin tanzîmi maddesi asude-i hal olan kâffe-i tebea-i mülûkâneme kendi mal ve canlarının muhafazasına sahihen ve kaviyyen emniyet verecek sûrette tanzîm kılınması ve verginin müsavâtı tekâlif-i sairenin müsavâtını mûcib olduğu misillû hukukça olan müsavât dahi vezaifçe olan müsavâtı müstelzim olduğundan Hıristiyan vesair tebea-i gayr-i müslime dahi ehal-i İslâm misillû hısse-i askeriye itâsı hakkında muahharan verilen karara inkiyat mecbûriyetinde bulunması ve bu hususta bedel vermek veya nakden akçe itâsiyle hizmet-i fi’liyeden muaf olmak usûlünün icrâ olunması ve İslâm’dan maada tebeanın sunûfı içinde sûret-i istihdamları hakkında nizamât-ı lâzime yapılıp müddet-i kalile-i mümkine zarfında neşr ü ilân kılınması ve eyalât ve elviye meclislerinde tebea-i Müslime ve Îseviyye ve saireden bulunan âzânın emr-i intihâblarını bir sûret-i sahihaya koymak ve ârânın doğruca zuhûrunu temin eylemek için işbu meclislerin sûret-i tertip ve teşkilleri hakkında olan nizamâtın ıslâhına teşebbüs ile Devlet-i Âliyye’m netice-i ârâyı ve verilen hüküm ve kararı sahihen bilmek ve buna nezaret etmek esbâb ve vesail-i müessiresinin istihsalini mütalâa eylemesi ve çünkü bey’ ve füruht ve tasarrufu emlâk ve akar maddeleri hakkında olan kavânîn kâffe-i tebea-i mülûkânem hakkında müsavî olduğundan kavânîn-i Devlet-i Âliyye’me ve nizamât-ı zabıta-i belediyeye ittiba ve imtisâl eylemek ve asıl yerli ehalinin verdikleri tekâlifi vermek üzere saltanat-ı seniyem ile düvel-i ecnebiye beyninden yapılacak suver-i tanzîmiyeden sonra ecnebiyeye dahi tasarruf-ı emlâk müsaadesinin itâ olunması ve tebea-i saltanat-ı seniyemin kâffesi üzerinde tarh olunacak vergi ve tekâlif sınıf ve mezheplerine bakılmıyarak bir sûrette ahzolunmakta idiğünden işbu tekâlif ve ale-l-husus aşarın ahz u ıstıfasında vukû bulmakta olan sû-i istimalâtın ıslâhı tedabir-i seriası mütalâa ve müzakere olunup doğrudan doğruya ahz-i vergi etmek usûlünün pey-der-pey icrâsı kabil oldukça vâridâtı Devlet-i Âliyye’min ilzam olunması usûlünün yerine bu sûret ittihaz kılınıp usûl-i haliye câri oldukça memurîn-i Devlet-i Âliyye’m ve mecâlis âzâlarının müzayedeleri alenen icrâ olunacak olan iltizamâttan birini deruhte ettirmeleri veya bir gûna hisse almaları mücazaât-ı şedide ile men’ kılınması ve tekâlif-i mahalliye dahi meh-mâ-emken mahsulâta halel vermiyecek ve ticaret-i dahiliyeye mâni olmıyacak sûrette vaz’ ve tâyin olunması ve umûr-ı nafiâ için tâyin ve tahsis olunacağı mebaliğ-i münasibeye berren ve bahren inşa ve ihdas olunacak turûk ve mesalikden istifade edecek olan eyalet ve sancaklarda vaz’ ve tesis kılınacak vergiyi mahsurlar dahi ilâve edilmesi ve saltanat-ı seniyemin beher sene için vâridât ve masarifât defterinin tanzîm ve iraesi hakkında muahharen bir nizâm-ı mahsûs yapılmış olduğundan bunun temam-ı icrâ-yı ahkâmına itina olunması ve her bir memurîne tahsis kılınmış olan maaşların hüsn-i tesviyesine mübaşeret kılınması ve her bir cemaatin rüesasiyle taraf-ı eşref-î şâhânemden tâyin olunacak birer memurları tebea-i saltanat-ı seniyemin umûmuna ait ve râci olan maddelerin müzakerâtına Meclis-i Vâlâ’da bulunmak üzere Makam-ı Celîl-i Vekâlet-i Mutlakamdan mahsusen celp olunup ve işbu memurlar birer sene için tâyin kılınıp bunlar memuriyetlerine başladıkları gibi tahlîf olunmaları ve Meclis-i Vâlâ’nın âzâsı gerek adî ve gerek fevk-al-âde vukû bulan içtimâlarında rey ve mütalâalarını doğruca beyân ve ifade etmeleri ve bundan dolayı aslâ rencide olunmamaları ve ifsad ve irtikâp ve itisafa dair olan kavânînin ahkâm-ı kâffe-i tebea-i saltanat-ı seniyem haklarında herhangi sınıfta ve ne türlü memuriyette bulunurlarsa bulunsunlar usûl-i meşruasına tevfikân icrâ olunması ve Devlet-i Âliyye’min tashih-i usûl-i sikke ile umûr-ı mâliyesine itibar verecek banka misillû şeyler yapılıp memâlik-i mahrusâ-i şâhânemin menba-ı servet-i maddiyesi olan husûsâta iktiza eden sermayelerin tâyiniyle ve mahsulât-ı memâlik-i şâhânemin nakli için icap eden turûk ve ecedavilin küşadiyle emr-i ziraat ve ticaretin tevessüüne hail olan esbâbın men’iyle teshilât-ı sahihanın icrâ olunması ve bunun maarif ve ulûm ve sermaye-i Avrupa’dan istifadeye bakılması esbâbının bi-l-etraf mütalâasiyle pey-der-pey mevki-i icrâya konulması maddelerinden ibaret olmakla siz ki Sadr-ı A’zam-ı sütudeşiyemi müşârün-ileyhsiz işbu fermânı celîl-ül-ünvanı mülûkânemi usûlü üzere gerek Der-saâdet’imde ve gerek memâlik-i şâhânemin her bir tarafında ilân ve işaatle husûsât-ı meşrûhanın balâda beyan olunduğu vechile icrâ-yı iktizalarına ve bundan böyle ahkâm-ı celîlesinin daima ve müstemirren mer’iyy-ül-icrâ tutulması esbâb-ı lâzime ve vesail-i kaviyyesinin istihsal ve istikmali hususuna bezli cell-i himmet eyliyesiz şöyle bilesiz alâmet-i şerifeme itaat kılasız.

Yiğit Aksakoğlu Savunması

0
Yiğit Aksakoğlu Savunması

Yiğit Aksakoğlu Savunması

Sayın Başkan ve Sayın Üyeler,

Bugün bu mahkemede konuşmanın benim için ne kadar önemli olduğunu bilmenizi isterim. Tutuklu olarak bu anı beklediğim 7 ay boyunca tamamen suçsuz olduğumu, tutukluluğumun devam etmesi için bir neden olmadığını, ayrı kaldığım ve yokluğumda birçok mağduriyet yaşayan eşime, iki küçük kızıma kavuşabilmemin ne kadar önemli olduğunu sizlere en iyi şekilde nasıl anlatabileceğimi uzun uzun düşündüm. Dilim döndüğünce bunları sizinle paylaşacağım. Heyecanımı mazur göreceğinizi ve atılı suçu işlemediğimi size göstermek için anlatacaklarımı sabırla dinletebileceğimi umuyorum.

Önce size kendimden ve yıllarca çalıştığım sosyal kalkınma ve sivil toplumun geliştirilmesi alanından biraz bahsetmek istiyorum. Daha sonra da bu alanda yaptığım, akademik, profesyonel ve gönüllü çalışmaların iddianamede yer bulan telefon kayıtlarında nasıl yanlış anlaşıldığını örneklerle paylaşmak istiyorum.

Savunmamın sonunda size esas olarak anlatabilmiş olmayı umduğum şey şudur: Ben sivil toplum ve sosyal kalkınma alanlarında araştırma ve çalışma yapan ve bunlar üzerine kitaplar yazan bir uzmanım. Hayatım boyunca her zaman diyalogdan yana oldum. Asla şiddeti veya şiddetle gelecek bir değişimi savunmadım. Hiçbir zaman demokratik seçim sürecinin dışında gerçekleşecek bir değişimden yana olmadım. Tam aksine mevcut demokratik sistem dahilinde, farklı taraflarla diyalog ve kamu kuruluşlarıyla işbirliği içinde toplumsal dönüşüme destek vererek değişimden yana taraf oldum. Yani iddianamede tarafıma yöneltilen suçlamalar hem kanıttan yoksun hem de benim inandıklarım ve yaptıklarımla kesinlikle ters düşmektedir. Savunmamın hemen hemen her kısmında yaptığım çalışmalardan örnekler verirken, tamamı yasal, meşru ve iyi niyetli olan bu çalışmalarımın maalesef iddianamede nasıl suçlama olarak yer aldığını ya da yorumlandığını ve Gezi olaylarıyla ilişkiliymiş gibi gösterilmeye çalışıldığını göreceğinize inanıyorum.

Kısa özgeçmişimle devam edeceğim. 1976 yılında Aydın’da doğdum. Orta ve lise eğitimimi İzmir Saint-Joseph Lisesi’nde burslu olarak tamamladım. 2000 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nde İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Yine burslu olarak gittiğim Londra Ekonomi Üniversitesi’nin Sivil Toplum Kuruluşları Yönetimi yüksek lisans programından 2002 yılında mezun oldum. 2003 yılında ise Barselona Üniversitesi Uluslararası İşbirliği ve Kalkınma yüksek lisans programından mezun oldum. Sonrasında Türkiye’ye döndüm.

Üniversite yıllarımda Avrupa Öğrenci Forumu’nun üyesi oldum. O zamanlar 200’den fazla Avrupa şehrinde kurulu olan bu derneğin İstanbul şubesinde Türk-Yunan diyaloğu üzerine yürütülen çalışmalara gönüllü olarak katkıda bulundum. Bu alanda yürüttüğümüz projelere, diyalogla ilgili çalışmalara yer verilen kitaplarda da atıfta bulunuldu.

1999 yılında Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nda (TESEV) çalışmaya başladım. O zaman vakfın yöneticisi Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan’dı. Daha sonra da Emekli Büyükelçi Özdem Sanberk’le çalıştım. 2001 yılında yüksek lisans eğitimi için TESEV’den ayrıldım. 2003 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi, Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Birimi’nde çalışmaya başladım. Sivil toplum, kalkınma ve işbirliği alanında öğrendiklerimi paylaşmak ve kendimi geliştirmek için çok uygun bir kurumdu. 2008 yılına kadar birçok vakıf, dernek ve sivil oluşuma yönelik uzun ve kısa dönemli kapasite geliştirme programlarının düzenlenmesinde, Program Sorumlusu olarak çalıştım. 2004 yılında yine Bilgi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi alanında doktora çalışmalarına başladım. 2008 yılında Bilgi Üniversitesi’ndeki doktoramı ve işimi bırakarak kısa dönem askerlik yapmak için bıraktım. Askerliğimi tamamladıktan sonra çeşitli insani yardım kuruluşları için çalıştım. Doğal afetlerden etkilenen Pakistan ve Kenya gibi çeşitli ülkelerde kurumsal kapasite geliştirme üzerine danışman ve eğitmen olarak çalıştım. 2011 yılında Talimhane Eğitim ve Danışmanlık adı altında kendi şahıs şirketimi kurdum. Bu kapsamda İzmir Kalkınma Ajansı, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Koç Grubu, Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı, Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu’nun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın projelerinde ve yine Avrupa komisyonunun Kıbrıs’ta yürüttüğü projelerde danışman veya eğitmen olarak çalıştım. Bu çalışmalardan birinde İstanbul Bilgi Üniversitesi ile Avrupa Komisyonu destekli Şebeke adlı projede, gençlere TBMM’nin nasıl çalıştığını anlatan bir web sitesi geliştirdik. Bir başka projede, yine Avrupa Komisyonu desteği ile İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde liseler için Avrupa Birliği’ni anlatan dijital ve interaktif bir kitap geliştirdik. İddianamede sayfa 381’deki, 12 Temmuz 2013 tarihli (ID: 2205288097) konuşma bununla ilgilidir. Yine Avrupa Komisyonu finansal desteğiyle İstanbul Bilgi Üniversitesi aracılığıyla Alevi Kültür Dernekleri’ne yönelik eğitimler düzenledik. İddianame sayfa 381’deki 15 Temmuz 2013 tarihli (ID: 2209583117) konuşma da bu eğitimle ilgilidir.

Ayrıca Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı için önümüzdeki 20 yılda sivil toplum alanındaki eğilimleri görebilmek üzere bir araştırma yürüttük. Polis sorgusunda geçen bazı dinlemeler bununla ilgilidir. İzmir Kalkınma Ajansı uzman personeli için proje yönetimi üzerine eğitimler düzenledik. Avrupa Konseyi’nin 2010’da başlattığı Romanlar İçin Diyalog programında önce kolaylaştırıcılık üzerine eğitim alıp daha sonra bunu Türkiye’deki Roman derneklerinde uyguladık. Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’yla birlikte yerel turizm planı geliştirilmesi projesinde kolaylaştırıcılık yaptım. Avrupa Komisyonu’nun teknik destek programı çerçevesinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda proje yönetimi üzerine danışman olarak çalıştım. 2011 yılında tekrar doktoraya başladım.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden ve başka yayınevlerinden çıkan, sosyal proje yönetimi ve savunuculuk, yani politikaları etkileme, konusunda yayınlarım da var. Bu yayınları genelde çok değerli başka akademisyenler ve bürokratlarla yaptım. Proje döngüsü yönetimi ile ilgili iki ve savunuculukla ilgili bir kitap Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basıldı. Ortak yayın çıkarttığım kişilerden biri de o zaman TBMM Kanunlar Genel Müdürü, şimdi Sudan Büyükelçisi olan Sayın Dr. İrfan Neziroğlu’dur. Kitapları delil olarak sunuyoruz.

2011 yılında yarı zamanlı olarak, merkezi Hollanda Lahey’de bulunan Bernard van Leer Vakfı için çalışmaya başladım. O zaman Türkiye sorumlusu olarak çalışan Marc Mataheru’ya Türkiye’de 0-8 yaş arası çocuklara yönelik aile içi şiddetin azaltılması konusunda, vakfın sağlayacağı hibe ve teknik destek alanlarında danışmanlık yaptım. Marc Mataheru ve Vakfın o dönem yürüttüğü çalışmalarla ilgili aldığımız belgeyi ve noter onaylı çevirisini daha önce sunmuştuk. Marc’la irtibatta olmamın nasıl bir suç olduğunu bilmiyorum. Sadece yabancı bir isim olduğu için iddianamede böyle bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bu kapsamda Beyoğlu Belediyesi’nin kurduğu ve belediye ile doğrudan çalışan Kültür Kenti Vakfı ile Beyoğlu ilçesinde uygulanacak Bilinçli Aile, Sağlıklı Nesiller projesine finansal destek yani hibe sağladık. 2011-2016 yılları arasında Kültür Kenti Vakfı’na, yani Beyoğlu Belediyesi’ne, ebeveyn destek programları için 1 milyon Euro’ya yakın hibe yardımı yapıldı. Yine çocuğa yönelik aile içi şiddetin azaltılması çalışmaları kapsamında, Boğaziçi Üniversitesi ile işbirliği yaparak ulusal bir araştırma yapılması için finansal destek sağladık. Bu araştırmanın sonuçlarını Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın o zamanki Bakan Yardımcısı olan Sayın Dr. Aşkın Asan’la makamında paylaştık. Bu araştırmayla ilgili yaptığım, iddianamenin 384 ve 385’inci sayfalarında geçen 17 Eylül 2013, 19 Eylül 2013 ve 26 Eylül 2013 tarihli konuşmalar Gezi olaylarıyla ilgili ve delilmiş gibi gösterilerek tam 220 gündür cezaevinde tutuluyorum.

2014 yılının Eylül ayında Bernard van Leer Vakfı’nın Türkiye Temsilcisi olarak çalışmaya başladım. Vakıf olarak Türkiye’de 0-3 yaş arası çocukların gelişimini desteklemek üzere İstanbul’daki ilçe belediyeleriyle bir çalışma başlattık. Çalışmaya bugüne kadar AK Partili Beyoğlu ve Sultanbeyli belediyeleri ve CHP’li Maltepe ve Sarıyer belediyeleri katıldı. Bu belediyelere hem Boğaziçi, Kadir Has ve Üsküdar gibi üniversiteler aracılığıyla teknik destek sağladık hem de doğrudan hizmet üretmeleri için hibe desteğinde bulunduk. Örneğin Sultanbeyli Belediyesi iki yıllık bir proje için 220.000 Euro, Beyoğlu Belediyesi’nin Kültür Kenti Vakfı 150.000 Euro hibe yardımı aldılar. Kasım 2018’de, yani tutuklanmadan birkaç hafta önce Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin de bu programdan yararlanması ve hizmet geliştirmesi için Belediye Başkanı Fatma Şahin’le bizzat görüştük ve prensipte işbirliği yapma kararı aldık. Fatma Şahin bu davada 7 numaralı mağdurdur. 31 Mart seçimlerinden önce AKP’nin Gönül Belediyeciliği alanında tavsiye ettiği sosyal projeleri içeren bir belgeyi de delil olarak sunmuştuk. Burada Sultanbeyli Belediyesi ile yürüttüğümüz projenin örnek olarak diğer AK Partili belediyelere önerildiği görülebilir.

Öte yandan uzmanlığım kapsamında çok çeşitli çalışmalara gönüllü olarak da destek verdim. Bunlardan bir tanesi zorunlu askerlik sırasında yaşanan çeşitli hak ihlallerini raporlayan asker hakları oluşumuydu. Yurttaşların askerlik yaparken maruz kaldıkları kötü muameleleri TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na iletmelerine aracı olan bu oluşuma destek verdim. Bu çalışmalar kapsamında dönemin TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sayın Ayhan Sefer Üstün’le birçok kez, Sayın Naci Bostancı’yla ve dönemin Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz’la da görüştük. Sayın Yılmaz bu davadaki 22 numaralı mağdurdur. Hem hak ihlallerinin önlenmesi için çözümler ürettik hem de konunun muhataplarının ve basının bazı sorunları görmesine aracı olduk. Askerlik sırasında yaşanan intiharlar konusunda basında ve kamuoyunda ciddi bir farkındalık yarattık. Disiplin koğuşu olarak anılan ve adil yargılanma, kötü muamele görmeme gibi birçok temel insan hakkının açık ihlali olan bir uygulamaya ve bunun ciddi sonuçlarına da dikkat çekerek kaldırılmasına katkıda bulunduk.

Aynı zamanda o dönem çözüm süreci olarak adlandırılan barış sürecine katkıda bulunmak üzere bir dernek kurmaya karar verdim. Derneğe Diyalog ve Uzlaşma Merkezi Derneği adını vererek yakınımda ve sivil toplum alanında çalışan arkadaşlarımı üye olmak üzere ikna ettim. O zaman Türkiye’nin önündeki en önemli demokratikleşme fırsatlarından biri olan çözüm sürecine, silahların susması ve ateşkesin sağlanmasının ötesinde toplumsal barışın da sağlanmasına katkıda bulunmak istedim. Ülkenin en batısında doğmuş ve yetişmiş biri olarak katkıda bulunma sorumluluğu hissettim. Bu kapsamda yürütmeye çalıştığımız bazı projelerin bu iddianamede suçlama olarak ve Gezi olaylarıyla ilişkiliymiş gibi gösterilmeye çalışılması beni şaşırttı. Ta ki o yıllarda dinleme kararını verenlerin şimdi firari ya da bazılarının benimle aynı cezaevinde olduklarını öğrenene kadar. Yani 2013’te çözüm sürecine karşı olan bir kısım savcı ve polis tarafından dinlenmeye başlanmamın istendiğine ve yine bu sebeple dinlemelerin Aralık 2013’ten sonra hızla azaldığına inanıyorum. Fakat bu dinlemelerin “kıymetlendirilerek” 6 yıl sonra böyle bir davada kullanılmasını anlamlandıramıyorum.

2014 yılından beri tam zamanlı Türkiye Temsilcisi olarak çalıştığım Bernard van Leer Vakfı aracılığıyla her yıl yaklaşık 1,5 milyon Euro gibi bir hibeyi Türkiye’deki çeşitli üniversite, belediye, sivil toplum kuruluşu ve şirketler üzerinden dağıtarak 0-3 yaş döneminin önemine yönelik farkındalığı artırmaya çalıştık. Bu konudan emniyet sorgusu sayfa 62’deki konuşmada da bahsediyorum. Bu konuşmanın tarihi 13 Eylül 2013’tür (ID: 2316238846). 0-3 yaş dönemi insan beyninin %85’inin geliştiği dönemdir. Bu döneme yönelik yaklaşık 5 milyon Euro’ya yakın yatırıma rağmen doğrudan çalıştığımız emziren her 100 anneden sigara içen 10’’unun bile sigarayı bırakmasını sağlayamadık. Bu miktar ve mütevazı hedef bu iddianamede geçen ve suçmuş gibi işaret edilen, kitap hazırlamak için aradığımız 25.000 Dolar’la karşılaştırmak bakımından önemlidir. Bu konuyla ilgili tutukluluğum sırasında sözde gazetelerde sözde haberler yapıldı. Bu konuda yazan ve beni hedef gösteren sözde gazeteciler yayın hazırlamak için aradığımız ve hiç almadığımız bir miktara işaret etmişler. Basit bir Google araması yapsalardı bu miktarın 10 katının üzerindeki bir hibeyi tek seferde ve toplamda da 50 katını aşan miktardaki hibeyi Bernard van Leer Vakfı olarak AK Partili belediyelere sağladığımızı görmemiş olmaları ise ya kötü niyet ya da büyük beceriksizlik örneğidir.

İddianamenin 24. sayfasından alıntılıyorum: “Kalkışma hareketinin asıl sebebinin Adalet ve Kalkınma Partisinin izlediği iç ve dış politikalar ve ayrıca ülkemizde inşa edilmeye çalışılan büyük altyapı atılımları ve projeleri olduğu anlaşılmıştır”. Bu soyut iddianın aksine parti gözetmeksizin farklı taraflarla diyalog içinde toplumsal kalkınmaya destek oldum. Mesela Türkiye’de dezavantajlı 0-3 yaş arası çocuklar ve ebeveynlerine yönelik yapılacak çalışmaların belediyelerle ve parti gözetmeksizin yapılmasını Hollanda’daki vakfa ben önerdim. AK Partili belediyelerle ilişki kurmak için ben çaba gösterdim. Vakıf merkezi benden bunu özellikle talep etmedi. Türkiye’deki bu stratejiye ben karar verdim. Askerlikle ilgili sorunları gündeme getirirken hem meclisle hem de farklı siyasi partilerden vekillerle, kamu denetçiliği kurumu adalet bakanlığı ve savunma bakanı ile iletişim kurduk. TBMM’nin yasama ve denetleme mekanizmalarının nasıl çalıştığını anlatırken meclis bürokrasisi ile çalıştık. Romanlarla ilgili çalışmalarda belediye, işkur ve yine parti gözetmeksizin milletvekilleri ile çalıştık. Buna rağmen hükümete diz çöktürmek gibi garip ifadelerin de geçtiği 657 sayfalık bir iddianameyle ağırlaştırılmış müebbet hapsim isteniyor, 7 aydır 10 m2’lik bir hücrede tek başıma tutuluyorum ve nedenini anlayamıyorum.

Burada anlattığım özgeçmişimle vurgulamak istediğim temel bir konu var. Bu iddianame bu olaylar nasıl oldu sorusuna cevap vermiş gibi yaparken, bu insanlar bunları neden yaptılar sorusuna ise hiç değinmemektedir. Benim böyle bir sebebim ve siyasi yaklaşımımın hiç olmadığını açıklamak istedim. Ben hiçbir zaman şiddetle gelen ve ani bir değişimden yana olmadım. Ama değişimden yana oldum. Değişimin taraflarıyla diyaloğa özen gösterdim. Sivil toplum alanında çalışarak bu alanın, toplumsal cinsiyet, ayrımcılık, savaş karşıtlığı, İslamofobi gibi birçok sorunun doğrudan mağduru olmasanız da farklı kesimlerden insanlarla bir araya gelebildiğiniz bir yer olduğunu gördüm. Hak temelli çalışmanın top yekun bir değişimin peşinden gitmekten çok daha çözüm odaklı bir yaklaşım olduğuna inandım ve hâlâ da inanıyorum. Haklar ve sorumluluklar önemlidir. Sadece sorumluluğunuz var, hakkınız yoksa kölesinizdir. Sadece hakkınız var, sorumluluğunuz yoksa kralsınızdır. Bu ikisinin dengesi yurttaşlığın ve demokrasinin en temel unsurudur. Sivil toplum da bu alanla ilgili tartışmaların ve faaliyetlerin yürütüldüğü alandır. Doğası gereği siyasidir ama siyasi partilerden ayrılır.

Sivil toplum alanı ve sivil toplum kuruluşları ile ilgili bugüne kadar verdiğim iki tane temel mesajı burada da tekrarlamak isterim. Öncelikle sivil toplum tam da yukarıda açıkladığım gibi çözüm temelli çalışır, haklar alanının toplumsal diyalogla dönüştürülmesine katkıda bulunur. Yani iktidara talip olmaz. İktidara talip olan yani toplumdaki bütün sorunlarla ilgili sözü olan kuruluşlar siyasi partilerdir. Dolayısıyla onu devirip yerine kendisinin ya da önerdiği bütüncül çözümlerin gelmemesi sebebiyle siyasi partilerden ayrışır. Sivil toplumun talepleri daha mütevazıdır; bebek ölüm oranlarının azaltılması, kadına veya çocuğa yönelik şiddetin azaltılması, farklı toplumsal kesimlere yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılması vb. Sivil toplumun amacı hükümeti değil, kendisini yani kendine olan ihtiyacı ortadan kaldırmaktır. Mesela kadınların seçme ve seçilme hakkı, ilkokulun zorunlu ve evrensel olması, İstiklal Caddesi’nin trafiğe kapatılması ya da Gezi Parkı’nın park olarak kalmasını talep eden kuruluşlar yoktur. Buna gerek yoktur. Bu meselelerin bu kısmı bitmiştir.

Bir başka önemli ayrım da sivil toplumun yöntem olarak şiddeti teşvik etmemesidir. Sivil toplum şiddeti dışlar. Eylemleri ve araçları şiddet içermez. Çünkü o zaman sivil, yani uygar, medeni, şehirli olamaz. Yani cebir ve şiddet kullanarak hükümeti yıkmak hiçbir şekilde sivil toplumun alanı değildir. Sevdiğim bir yazarın dediği gibi şiddetin beceriksizlerin başvurduğu son çare olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla bir sivil toplum ve sosyal kalkınma uzmanı olarak şiddeti ya da şiddetle gelecek değişimi hiçbir zaman savunmadım. Yani ne hükümeti devirmek, ne de cebir ve şiddet kullanmak eğitimini aldığım, pratikte uyguladığım ve siyaseten yanında olduğum bir tutumdur. Zaten iddianamede ve dosyadaki tüm dinlemeler, sivil toplum alanında gönüllü, uzman veya araştırmacı olarak yürüttüğüm çalışmalarla ilgilidir. Şiddeti öven, teşvik eden ya da hükümeti devirmekle ilgili herhangi bir konuşma yoktur.

Dolayısıyla cebir veya şiddetten pek anlamam ama çocuk gelişimiyle ilgili son yıllarda hem iki çocuğum sayesinde hem de profesyonel olarak yürüttüğüm çalışmalarda birkaç şey öğrendim. Öncelikle beynin %85’inin anne karnından 3 yaşa kadar olan dönemde geliştiğini belirtmiştim. Bu yıllarda beynimizdeki hücreler arasında dakikada 1 milyondan fazla bağ kuruluyor. Doğduğumuzda anadilimizi diğerlerinden ayırt edebiliyoruz. Doğduktan 20 dakika sonra yüz ifadelerine tepki vermeye başlıyoruz. Yaklaşık 1,5 yaşında sebep-sonuç ilişkileri kurmaya başlarız. Masanın üzerindeki bardağı ittiğimizde düştüğünü görürüz. Bunu tekrar tekrar yapma sebebimiz budur. Olaylar arasında ilişki olduğunu görmeye başlarız. Yaklaşık 3 yaşında ise hayal kurabildiğimizi ve bu hayaller etrafında insanlarla ilişki kurabildiğimizi fark ederiz.

Mesela benim üç yaşındaki kızım Leyla’nın ben yokken oynadığı bir çantası olmuş. Ara sıra o çantadan yuvarlak bir kitap çıkarıyormuş. Sonra da o yuvarlak kitaptaki mavi aslanın hikâyesini eve gelenlere okuyormuş. Ne öyle bir çanta, ne kitap, ne de mavi aslan var. Leyla da okuyamıyor zaten. Maalesef önümüzdeki bu 657 sayfalık iddianame de Leyla’nın çantasındaki yuvarlak kitabın içindeki mavi aslan kadar gerçek ve tutarlı bir metin. Bir iddia yok, delil yok, ispat yok, sebep-sonuç ilişkisi yok, örgüt yok ama örgüt üyesi var, suç yok, suçlu var, pervasız bir ağırlaştırılmış müebbet talebi var. 16 Kasım sabah 6.30’da, 8-10 polis eşliğinde evden alındığımdan beri 10m2’lik bir odada tek başıma tutulmamın herhangi hukuki bir açıklaması olmadığı gibi, bu iddianame en basit sebep-sonuç ilişkilerini kurmayı dahi denemiyor. Yani hepimizin yaklaşık 1,5 yaşında geliştirdiği en temel becerileri dahi kullanmaya çalışmıyor. Ama en bilinen propaganda yöntemlerinden birini kullanarak, birkaç noktayla sınırlı kalan suçlamaları sürekli tekrar etmek suretiyle suç işlenmiş algısı yaratmaya çalışıyor. Ortalama 20-30 sayfada bir aynı şeyi tekrar ediyor. Mesela iddianamenin 42. sayfasında şöyle deniyor: “… bu şekilde de kendi amaçlarına hizmet edecek biçimde kurguladıkları tertiplerde kullanılmak üzere yurt dışından para getirmek maksadıyla kendi faaliyetlerinin iç yüzünü karartmaya ve eğitimini aldıkları yöntemlerin sahada uygulanmasına çalıştıkları tespit edilmiştir.” Hangi amaçlar, hangi tertipler, hangi para, hangi faaliyetler, hangi eğitim, hangi yöntem, hangi tespit? Hiçbiri yok. Yok.

Öncelikle somut olarak hakkımda delil diye bulunan tek şey 26 Haziran 2013 ile Şubat 2014 arasında yapılan 150 farklı dinlemedir. 6 yıl önceki bu konuşmaları hatırlamam mümkün değil. Konuşmaların doğruluğundan da emin olmak mümkün değil. Kıymetlendirildiği söylenen bu dinlemeler anlaşılan geçen hafta dosyaya girmiş. Ses kayıtları hala yok. Polis sorgusu ve iddianameye geçen tapelerin içeriğinden ancak ses kayıtlarını dinledikten sonra emin olabilirim. Dinlemeleri kim yaptırmış, kim tekrar dinleme kararı aldırmış, bunlar sonra nasıl kıymetlendirilmiş gibi açıklamaları avukat arkadaşlara bırakıyorum. Benim anlayabileceğim soyutluk düzeyini aşıyorlar. Bunlar arasında Ocak 2014’te bir dinleme ve Şubat 2014’te bir dinleme var. Yani yoğun olarak 26 Haziran’la Aralık 2013 arasında gerçekleşmiş dinlemeler. İddianamede ise 31 dinlemeye yer veriliyor, iddianamenin 378. sayfasında Hanzade Germiyanoğlu ile yaptığım 42 konuşmanın tarihleri 4 Şubat 2013 ile 30 Haziran 2013 arası olarak belirtiliyor. İnanç Ekmekçi ile yaptığım 8 iletişimin tarihleri ise 22 Kasım 2012 ile 10 Haziran 2013 arası olarak belirtiliyor. Sayısı verilen bu konuşmaların içeriği polis sorgusunda ya da iddianamede yok. Neden yok? Çünkü dinlemeler 26 Haziran 2013’te başlıyor. Ama iddianamenin benimle ilgili kısmının en başına bu isimler ve görüşme sayısı konularak, daha sonra yer verilen konuşmaların bu tarihler arasında yani Gezi’den önce yapıldığı algısı yaratılmaya çalışılıyor. Gerçek bu değil.

İddianamenin 65. ve 90. sayfaları arasında Gezi olaylarının bir akışı veriliyor. Buna göre 16 Haziran’da park polis tarafından boşaltılmış. Polis sorgusundaki tüm dinlemeler 26 Haziran 2013’te başlıyor. İddianameye giren en erken tarihli dinleme ise 30 Haziran tarihli. Yani az önce dediğim gibi, Gezi olaylarının 2011’den beri planlandığına dair somut delil olarak gösterilen dinlemeler park boşaltıldıktan sonra başlıyor. Bunların nasıl delil olduğu ya da sebep-sonuç ilişkisini nasıl kurduğu ise açıklanmıyor. Tekrar söylemek istiyorum, polis sorgusunda ya da iddianamede 26 Haziran 2013’te yani park boşaltıldıktan 10 gün sonra başlayan dinlemelerden başka dinlemem yok, yani hakkımda başka delil yok.

İddianamedeki bir diğer tuhaflık ise örgüt üyeliği suçlaması yöneltmeyip çeşitli yerlere algı oluşturmak için serpiştirilmiş örgüt ve talimat benzeri ifadelerdir. Bu iddianamede adı geçmeyen örgüte, olmayan hiyerarşiye, ilişki yoğunluğuna vs. dahil olmadığımı nasıl ispatlayacağımı bilmiyorum. Örgüt yok ama örgüt üyesi var. Yine aynı sorun tekrar ediyor, olmayan örgüte, olmayan üyeliğimle 2011’den beri Gezi olaylarını planladığımızın somut delili yok, yine bir sebep-sonuç ilişkisi yok.

Bu davanın diğer tutuklu sanığı Osman Kavala’dan talimat ve yönlendirme aldığım iddianamede sıkça tekrar ediliyor. Örgüt meselesinde olduğu gibi bunun da hiçbir delili yok. Ama zaten bu hiç kimse için bir sürpriz değil artık. Herhalde bu talimat ve yönlendirmeleri 2012’de kendisine ait sabit bir hatla 35 saniye süren ve içeriği herhangi bir dosyada bulunmayan görüşmede aldığım ima ediliyor. O yüzden açıklanmaya muhtaç bir başka alan ise 35 saniyede aldığım talimat ve yönlendirmeyle tüm bu faaliyetleri nasıl yaptığım konusudur. Emniyet’teki ifademin 68. sayfasında, 02.Ekim 2013’te yaptığım bir konuşmada (ID: 2350251022) Osman Kavala’nın bende “cep telefonu yok”, “kendisine ulaşmamızın kolay bir yolu yok” diyorum. Bundan sonrasını söylemeye gerek yok ama yine de kayıtlara girmesi için; iddianamede ya da herhangi başka bir delilde, talimat yok, yönlendirme yok. Osman Bey’i tanımak suç değil tabii ama tanımıyorum da. Hatta keşke tanısaydım çünkü kendisiyle en uzun konuşmamızın geçtiği cezaevi koridorunda bağırarak birbirimize hal-hatır sormaktan öte bir şeyler konuşabilirdik en azından.

Bir başka önemli konu da 657 sayfa boyunca anlatılan çok çeşitli mala zarar, yaralama vb. suçlamalardır. Ayrıca iddianamenin Giriş kısmı sayfa 23’te geçen “şiddet olaylarının yaşanmasına ne şekilde yön verdikleri ” ya da ” şiddet içeren eylemler izah edilerek”, sonra da “şiddet içerikli eylemlere ve hükümete yönelik bir kalkışmaya dönüşmüştür” gibi ifadelerle olayların şiddetle ilgili kısımlarına dikkat çekilmektedir. Benimle ilgili tüm dinlemelerde bırakın şiddeti en ufak bir hakaret geçmemektedir.

Ama www.siddetsizeylem.org site adını satın almış olmam suçmuş gibi anlatılmaktadır. Uzman raporuyla da anlattığımız gibi bu sitede alan adının bende olduğu süre boyunca herhangi bir şey yayınlanmadı. Bu iddianamenin 47. ve 60. sayfaları arasında şiddetsiz eylem yöntemleriyle ilgili detaylı bilgi var. Eğer bu alan adını almak dahi suçsa kamuya da açık olan bu iddianamenin içeriğiyle şiddetsiz eylemin yaygınlaştırılması konusunda çok daha ciddi bir suç işleniyor. Bu ülkede her yıl 400’den fazla kadın öldürülüyor. Kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismar gazetelerde 3. sayfa haberi olarak normalleşmiş durumda. Sokak ortasında üç kadına şiddet uygulayarak hastanelik eden bir adamın, bir siyasi parti genel başkanını yumruklayan başka bir adamın ya da gazetecileri hastanelik eden adamların isimleri bile baş harfleriyle verilirken şiddet içermeyen eylemi savunmayı düşünmek, bu yönde yalnızca alan adı satın almış olmak dahi önemli bir suçmuş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Biliyorum tekrar olacak, ama bu sebeple 7 ay 220gündür tek başıma 10m2’lik bir hücrede tutuluyorum. Bahsettiğim bu adamlar nezarette bir gece geçirmediler. Bunu mantığın bile kabul etmesi güç geliyor.

Ben şiddetsiz eylemi iddianamenin 379. sayfasında da görülebileceği gibi “kamusal alanda yapılan her türlü siyasi aktivite ama şiddet içermeyen yani taş atmadan direnmek aslında” diye açıklıyorum. Sonra sayfa 384’te “havai fişek attılar onlar da salak gibi“, daha sonra “aptallar havai fişek atınca dağıttı onlar da” diye şiddeti eleştiriyorum. Bu konuşmaların tarihi 10 Eylül 2013, tabii ki park boşaltıldıktan sonra. Ayrıca emniyet sorgusu sayfa 11 ve 12’de 31 Temmuz 2013 tarihli (ID: 2237413123) konuşmamda “parkta, parkın içindeyken insanlarla tartışırken de bunlara ihtiyacımız olduğunu gördük. “Yani ne yapacağız, taş atmayacağız da, gül mü atacağız polislere” diyemez. Ama yok kardeşim işte Gandi ne yapmış falan filan deyince başka bir tartışma olur. Çünkü aslında onlar bilinmiyor da bir yandan bu tür eylemin …” diyorum. Yani benim şiddetsiz eylem tanımım iddianamede geçtiği gibi olayları kaosa, şiddete dönüştürmek falanla ilgili değil. Ayrıca hem şiddetsiz eylem, hem sivil itaatsizlik üzerine Gezi olaylarından önce ve sonra basılmış onlarca kitap, Gezi olaylarındaki eylemler üzerine dergi, makale ve filmler var. Ben de daha önce de bahsettiğim gibi sivil toplum alanında çeşitli yayınlar hazırladım veya bu yayınlara katkıda bulundum. Dolayısıyla şiddetsiz eylem konusunda bir yayın hazırlama girişimi nasıl bir suç olabiliyor anlayabilmiş değilim. Öte yandan bu yayınla ilgili olarak da yine iddianamenin 51. sayfasında, 31 Temmuz 2013 tarihli “bunun Türkiye’de yapılmış örnekleri var, CIA’den, OTPOR’dan bir şey ithal etmiyoruz” diyorum. İddianamenin 29. sayfasında “Gezi kalkışmasının Batı finansörlüğünde, Sırp profesyonel devrim ihracatçılarının eğittiği Türkiye distribütörleri tarafından organize edildiğine dair elde edilen bulgular sunulacaktır” deniyor. Daha önce de belirttiğim üzere distribütörlük, ihracat gibi meselelerle bir ilgim olmadığı da açık. İddianame boyunca tekrar edilen sivil itaatsizliğin şiddetsiz eylemle birebir aynı şey olmadığını, benim sadece şiddetsizlikten bahsettiğimi de bir kez daha ifade etmek isterim. Ek olarak bu sayfalarda, ya da dinlemelerin herhangi bir yerinde ne hükümetten ne hükümet üyelerinden ne de herhangi bir siyasi otoriteden bahsediliyor. Yani şiddetsiz eylemi ve bu eylem türlerini yaygınlaştırma meselesini hükümete diz çöktürmek için değil; çocuk gelinlerin engellenmesi, çözüm sürecinde şiddetin azalması gibi konulara faydalı olacağını düşünerek belgelemeyi planlıyorum. Fakat zaten sonuçta böyle bir yayın hazırlanmıyor, yayınlanmıyor. Bu yayın için alınması planlanan fon da alınmıyor. Burada sözde tek delil bu yayını hazırlama konusundaki niyetimi telefonda paylaşmış olmam. Derneğin banka hesap dökümünü de delil olarak sunuyoruz. Görüleceği gibi hesaba böyle bir para yatmamıştır.

İddianamenin sık sık tekrar ettiği ve büyük ihtimal kötü niyetten değil aceleden tarihini vermeyi ihmal ettiği bir konuşmamda piyano çalan adam, duran adam ve yeryüzü iftarlarına atıfta bulunuyorum. Şiddetsiz eylemin Gezi olayları sırasında ortaya çıkan bu örnekleriyle ilgili konuşma da 31 Temmuz 2013 tarihinde yani park boşaltıldıktan bir buçuk ay sonra gerçekleşiyor. Ama iddianamede tekrar tekrar karşınıza gelince bunların gerçekleşmesini sanki ben teşvik etmişim gibi bir algı oluşuyor. Ben duran adam değilim. Maalesef piyano çalamıyorum onun için piyano çalan adam değilim ve bir tek yeryüzü iftarına katılmadım. Hepimiz biliyoruz ki ne durmak ne piyano çalmak ne de iftar yapmak suç. Yine de iddianamede bunun ötesinde başka bir açıklama yani benim bu eylemlerle nasıl bir ilişkim olduğunu ortaya koyan herhangi bir delil yok, zaten böyle bir kaygı da yok. Ses kayıtlarını dinleyemediğimiz için emin olmasam da bunları şiddetsiz eylem örneği olarak saydığımdan eminim.

İddianamede geçen bir başka konu ise benim kurduğum Diyalog ve Uzlaşma Merkezi Derneği. Kısaca daha önce değindiğim gibi derneği o zamanlar hükümetin yürüttüğü çözüm sürecine toplumsal barış alanına mütevazı bir katkıda bulunmak üzere kurmayı düşündüm. Derneğin kuruluş başvurusunu 26 Haziran 2013 tarihinde yani Gezi olaylarından sonra yaptık. Defterlerimiz de 16 Temmuz 2013 tarihinde tescillendi. Sivil toplumun başka ülkelerde geniş çaplı çözüm ve barışma süreçlerinde oynadıkları rolü göstermek ve şiddetin sona ermesine katkıda bulunmak üzere belgelenmesinin iyi bir fikir olduğunu düşündüm. Bunun için her sivil toplum kuruluşunun yaptığı gibi fon aradık. Uluslararası alanda diyalog ve barışma süreçleri konusuna destek veren çeşitli kuruluşlarla görüştük. Görüleceği gibi toplumsal barış sürecine sivil toplum katkısını konuştuk. Polis sorgusunda geçen Sivil Düşün adlı Avrupa Komisyonu’nun sivil toplum kuruluşlarına yönelik bir fonundan etkinlik desteği aldık. Bu destekle 16 Kasım 2013 tarihinde, Helsinki Yurttaşlar Derneği ev sahipliğinde bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantı da sanki Gezi olaylarıyla ilgiliymiş algısı yaratılmaya çalışılmış. Biz daha önce bu toplantının tam notlarını içeren kitapçığı delil olarak sunmuştuk. Bu toplantının da Gezi olaylarıyla bir ilişkisi yok, olduğuna dair zaten bir delil de yok ama olmadığını biz yine de ispatlamıştık.

Bir diğer garip suçlama ise İvan Maroviç’i Türkiye’ye getirmekten bahsetmiş olmam, tekrar ediyorum bahsetmiş olmam. Maroviç’i tanımıyorum. OTPOR’la veya Occupy’la ilişkim yok. Hatta iddianamenin 41. ve 42. sayfalarındaki 19 Temmuz 2013 tarihli (ID: 2217090691) konuşmamda “bizimle alakası yok bu işin… hayır hayır yani ee şey Occupy … bir … yapmak istiyor ya bunun bizimle bir alakası yok” dediğim görülebilir. Dernek faaliyetleriyle Occupy’ın alakası olmadığını söylüyorum. Aksi yönde bir delil zaten yok! O zamanlar Hacettepe Üniversitesi’nde Doç. Dr. Havva Kökarslan, yürüttüğü Çatışma Çözümü ve Barış İnşası

yüksek lisans programı için şiddetsizlik dersini verecek olan hocanın hasta olması üzerine bana fikrimi soruyor. Polis sorgusunda sayfa 9 ve 100’deki konuşmadan bu dersin zaten verildiğini ve hocanın hasta olduğunu anlıyoruz. Bu konuşma da 26 Haziran 2013 tarihinde, yani Gezi olaylarından sonra. İddianame sayfa 41’de geçen konuşmanın tarihi ise 31 Temmuz 2013. Ben de Havva Hoca’ya böyle bir adam olduğunu söylüyorum ama kendisiyle ilgili bazı şüphelerin olduğunu da belirtiyorum. Tam olarak şöyle diyorum “Otpor ismi şey olarak geçti bu gezi olaylarına hani onlar düzenlediler CIA miayey falan filan diye geçti ismi. Yani bilmiyorum, duydunuz mu, denk geldiniz mi öyle bir tarafı var”. O dönemde bu alanda dünyada yürütülen çalışmalara baktığım için ismini biliyordum. Fakat ne Maroviç derse geliyor, ne de benim kendisiyle bir ilişkim var. Şöyle bir örnek de vermek isterim. Eğer Havva Hoca bana bir komedyene ihtiyacı olduğunu söyleseydi ben de ona herkesin aklına gelebilecek isimlerden birkaçını, mesela Cem Yılmaz’ı önerirdim, ücretini yüksek olabileceğini de eklerdim. Ama ben Cem Yılmaz’ı tanımıyorum. Ya da sadece ismini vermem beni bir komedyen yapmıyor. İsimleri ve bahsedilen konuşmaları tarihlerini vermeden iddianameye dahil ederek ilişki varmış algısı yaratılmaya çalışılıyor. Tabii ki herhangi başka bir somut delil yok.

Öte yandan bu şiddetsizlik dersinin ne kadar standart bir ders olduğunu anlatabilmek için ekte Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin halihazırda yürüttüğü Çatışma Çözümü programının ders içeriğini delil olarak sunmak istiyorum. Orada da göreceğiniz gibi şiddetsizlik bu gibi programlarda önemli ve vazgeçilmez bir derstir.

İddianamede geçen ve Gezi ile ilgili olan tek bir etkinlik var. O da 27 Haziran 2013 tarihinde Garaj İstanbul’da gerçekleşen toplantı. Bu toplantıda Gezi Olayları sırasında ne olduğu akademisyen, aktivist ve hukukçularla tartışıldı. Toplam katılımcı sayısının 31 olduğunu da iddianameden öğrendiğim toplantıda kolaylaştırıcılık yaptım. Kolaylaştırıcılık İngilizcedeki facilitator’ın çevirisidir. Bu da bizim artık kanıksadığımız moderatörün büyük gruplar için olanıdır. Yakında zamanda izlediğimiz bir tartışmadan moderatörün tarafsızlığının önemi konusunda kimsenin şüphesinin kalmadığını düşünüyorum. Kolaylaştırıcının bildiğimiz en somut örneği, yıllarca televizyonda saatler boyu izlediğimiz Siyaset Meydanı adlı programda Ali Kırca’nın yaptığı iştir. Toplantıda kolaylaştırıcı karar almaz, konuşma yapmaz. Sadece herkesin olabildiğince tartışmaya dahil olmasını sağlar. Toplantı akışına katkıda bulunur. Bununla ilgili aldığım eğitimleri, Türkiye’de buna yönelik yaptığımız eğitimleri ve kamu kurumlarından kolaylaştırıcı olanlarla ilgili bazı belgeleri delil olarak sunuyoruz. Ne kolaylaştırıcılık bir suç, ne de toplantı düzenlemek. Fakat sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi tutuklanma gerekçem “her ne kadar toplantıların karanlıkta olan yönleri olsa da” diye başlıyor. Yani tutuklanma gerekçesinin kendisi, toplantıların içeriğinin tespit edilemediğini itiraf ediyor. Biz bu karanlıkta kalan yönleri belgeleriyle aydınlattık. Fakat ben şüpheden yararlandırılmak yerine cezaevine gönderildim. Öte yandan bu toplantı Gezi olaylarından sonra gerçekleşen belki yüzlerce toplantıdan sadece biri. İstanbul’da hatta Avrupa yakasında yapılan, tek bir toplantıyla Gezi olaylarını Anadolu’ya yaymaya ve derinleştirmeye çalıştığımız iddia ediliyor. Tekrar olacak ama bununla ilgili de toplantının gerçekleştiğini gösteren deliller haricinde başka bir delil yok. Yaygınlaştırma ve derinleştirmeyi nasıl planladığımızın dahi delili yok. Yani İçişleri Bakanlığı raporuna göre 79 ilde 2,5 milyon insanın katıldığı eylemleri tek başıma ben mi organize ettim? Madem öyle 6 yıldır ben ne yapıyordum?

İddianamede, Gezi olaylarının öncesinde, sırasında ve sonrasında herhangi bir aşamada ismim geçmiyor. Ne iddianamede ne de dinlemelerden birinde Taksim Dayanışma’yla, Taksim Platformu’yla ya da üyeleriyle ilişkime dair bir delil yok. Anadolu Jam ya da Baraka ile de bir ilişkim yok. Anadolu Kültür ile bir ilişkim yok. Açık Toplum Vakfı ile bir ilişkim yok. İddianamenin 69. sayfasında yüzlerce dernek, parti, sendika ve girişimin adı var. Onlarla da bir ilişkim yok. Olması suç değil zaten ama yok. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama OTPOR/Canvas’la da ilgim yok. Bu ilişkilerle ilgili zaten iddianamede herhangi bir delil de yok. Tüm bunları bırakalım Gezi’de bulunduğuma dair bile bir delil yok. Gezide bir gece yatmadım. 220 gece cezaevinde yatacağımı bilsem hiç olmazsa bir gece yatardım. Deliller arasında bulunan polis memurunun ifadesinde de adım geçmiyor. Kronolojide ismim yok. Gezi olaylarının planlandığı iddia edilen 2011-2013 döneminde de adım yok. Hatta dava dosyasında polis ifadem dahi yok. Hatta bu davada yargılananlardan sadece Hanzade Germiyanoğlu ve İnanç Ekmekçi ve Hakan Altınay’ı tanıyorum. Diğerleriyle hiçbir ilişkim yok. Ben onları, onlar da beni tanımıyorlar. Gezi ile ilgili bir tweetim yok, ki bir gecede 500.000’den fazla, toplamda milyonlarca tweet atıldı. Zello yok. Bir Whatsapp grubu yok.

İddianamenin sayfa 389 ve 390. sayfalarındaki 17 Aralık 2013’te geçen (ID: 2506888991) konuşmada “bende maalesef görsel bir şey çıkmadı“, Havva’nın “Resimleri varsa yani mesela yazılar vardı siz aranızda toplanıp belli bir takım şeyler toplantılar yapıp, şunu şöyle yapalım, bunu böyle yapalım falan gibi…” dediği, Yiğit’in “Yok öyle bir şey yok maalesef. Yok.” Yani planladığım, gerçekleştirdiğim ve yaygınlaştırıp derinleştirdiğim böylesi bir toplumsal olayla ilgili elimde fotoğraf bile yok.

İnsan sormadan edemiyor, madem öyle ben neyin tedbiri olarak tutuklandım? Şüpheden niye ben yararlanmadım? Neden iddianamede varım? Gerçekten neden varım? Neden 220 gündür tek başıma bir hücrede tutuluyorum? Ben neden buradayım? Neden ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorum?

O zaman şu da iddia edilebilir mi; hiç ismimin geçmediği ve tüm sözde delillerin olaylardan sonra gerçekleşen ilgisiz konuşmalardan ibaret olduğu durumda acaba bambaşka iddianamelere de eklemlenmem mümkün mü? Sadece Allah korusun diyebiliyorum.

Retinamızdan neredeyse kan akarak okumak zorunda kaldığımız bu iddianame, 657 sayfa boyunca konuşuyor ama somut hiçbir şey söylemiyor. İddianamenin bir başka sorunu ise apofeniden mustarip olmasıdır. Apofeni rastgele olaylar, bilgiler ve insanlar arasında sanki bir bağlantı ya da anlamlı bir örüntü varmış gibi görme eğilimine deniyor. Dolayısıyla bu iddianamenin hukuktan çok başka alanların konusu olduğunu da düşünüyorum. Bu benim gördüğüm ilk iddianame. Eğer bütün iddianameler böyleyse yazık bizim hukuk sistemimize. Yok, eğer sadece bu iddianame böyleyse o zaman yazık bize. Bu kadar tutarsızlık acaba aslında 1657 sayfa olan başka bir iddianamenin kıymetlendirilmiş 657 sayfası mı diye de sormadan edemiyorum. İddianame sayfa 92’de sui generis demiş. Bence sui generis olan iddianamenin bu kadar çelişkiyi 657 sayfa boyunca barındırmasıdır.

İddianame neredeyse Leyla’nın çantasındaki yuvarlak kitaptaki mavi aslan kadar bile bir tutarlılık kaygısı gütmüyor. Yani 3 yaşındaki bir çocuğun bile kurduğu, birbirini takip eden olaylar dizisini yeniden kurarak, bu olayların nasıl gerçekleştiğini, benim de buna nasıl dahil olduğumu açıklamıyor, hatta açıklama kaygısı bile gütmüyor. Bereketli bir hayal gücünün ürünü olduğu belli olan iddianame bize etki ajanlığı diye yepyeni bir pozisyon uydurarak kaygısızca ağırlaştırılmış müebbet istemekten de geri kalmıyor. Neyse ki idamı da kıymetlendirerek idamımızı istemiyor. Fakat olumlu bir not eklemekte fayda var. İddianamenin 657 sayfa boyunca tutarlı olduğu bir konu var; o da sayfa numaraları, başından sonuna kadar neyse ki doğru ilerliyor. En azından bu konuya özen gösterildiği görülüyor.

Kısaca bu iddianame hiçbir somut delil ortaya koyma kaygısı gütmeden ağırlaştırılmış müebbedi şu sebeple mi istiyor: Yiğit Aksakoğlu olmayan bir örgütün üyesidir. 2012’de 35

Şimdi bu iddianameden beni tamamen çıkarsak ne olur? Örgütsel hiyerarşi, olayların akışı, ilişkiler veya bu iddianamede hiç rastlayamadığımız sebep-sonuç ilişkileri açısından ne değişir? Hiçbir şey! Hiçbir şey değişmez. Aynı şekilde, 2013’te kim bilir kimler tarafından ve kim bilir ne sebeple dinlenmesi istenen, sivil toplumda çalışan 10 kişiyi daha ekleyebilir miyiz? Ekleyebiliriz. O zaman ben niye bu iddianamede varım? Buradaki herkes ve maalesef Türkiye ve dünyadan bir kısım insan hatta Gezi olaylarına kalkışma diyenler dahi gayet iyi biliyor ki ne Gezi’den kalkışma ne de bu davadan suç çıkar. Aslında bu davanın hedefindeki ben değilim. İngilizce’de odadaki fil diye bir deyim vardır. Herkes görür ve bilir odada bir fil olduğunu. Ama kimse ondan bahsetmez. Odadaki fil, bu iddianamenin haksız ve uzun tutuklulukları meşrulaştırmak için üretildiğidir. Bir kişiye böylesi bir suç isnat edilemeyeceği için bizim gibi birkaç kişi daha arşivden arandı, bulundu. Fetöcü polis ve savcıların ürettiği sözde deliller kıymetlendirildi. Yani hukuk sistemimiz artık öyle bir hale geldi ki birilerini uzun tutuklulukla cezalandırıyor, uzun tutukluluğu meşrulaştırmak için operasyon yapıyor. Konuyla hiç ilgisi olmayan birini, hiç olmazsa biri tutuklansın diyerek, karanlıkta kalan yönler olsa da diye başlayan bir gerekçeyle tutuklayabiliyor. 16 kişiyi bir torbaya koyup, bunların hepsine 657 sayfalık içi bomboş olmasına rağmen ağırlaştırılmış müebbet isteyen iddianameler hazırlamaktan çekinmiyor. Sanırım haklar ve sorumluluklar ekseninde, işleyen bir demokrasi ve yurttaşlıktan bahsetmekten giderek uzaklaşıyoruz. saniyede Osman Kavala’dan talimat ve yönlendirme alarak Gezi olaylarının hazırlanmasında rol almıştır. Bunu da Marc isimli şahısla irtibatı ve yurtdışından almaktan bahsettiği 25.000 Dolarla gerçekleştirmiştir. İvan Maroviç’ten bahsetmektedir, dolayısıyla onunla bir ilişkisi vardır. Yalnızca İnanç Ekmekçi ve Hanzade Germiyanoğlu ile Gezi olaylarından önce konuşarak tüm bunları organize etmiştir. Başka kimseyle de irtibatı yoktur. Bu konuşmaların içeriği yoktur, gerekli de değildir. Ses kayıtlarının kendisi dosyada olmasa da elimizdeki tüm dinlemeler park boşaldıktan 10 gün sonra başlamaktadır. Diyalog ve Uzlaşma Derneği’ni de Gezi olaylarından sonra olsa da bunun için kurmuştur. Şiddetsiz eylem diye bir web sitesi adı satın almıştır. Piyano çalan adam, duran adam ve yeryüzü iftarlarından bahsetmektedir. Dolayısıyla tüm bu eylemleri o teşvik etmiştir. Başka tüm özel ve işiyle ilgili görünen konuşmaları Gezi olaylarıyla ilgilidir. Garajistanbul’da düzenlenen bir toplantıya katılan 31 kişiye kolaylaştırıcılık yaparak Gezi olaylarını Anadolu’da yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir. Tüm bunların kanıtı park boşaltıldıktan sonra yapılan dinlemelerdir. 78 ildeki 5bin küsur eylemi, binlerce yazıyı, milyonlarca insanı, milyonlarca tweeti, yüzlerce festivali, dergiyi, kitabı vs. hepsini Yiğit Aksakoğlu yapmıştır. Bu davada yargılananlarla bile doğrudan bir ilişkisi olmadığı için Gezi olaylarını Yiğit Aksakoğlu neredeyse tek başına yapmıştır. Yetmemiş derinleştirip yaygınlaştırmıştır. Yani sivil toplum alanında çalışan Yiğit Aksakoğlu’nun özel ve iş hayatındaki binlerce ayrıntıdan önyargımıza uygun olanları seçerek, alt alta koyduğumuz bu şeyler elimizdeki yegâne delildir. Bu konulardan yalnızca bahsetmiş olması bunların hepsini yaptığına dair bizim için yeterli delildir. Ağırlaştırılmış müebbet istemek için başka somut delile ya da basit bilgiye bile ihtiyacımız yok. İstediğimiz konuşma ve sosyal ilişkiye, istediğimiz anlamı yükleyerek bunu yapabiliriz. Ayrıca başka hiçbir delil ya da bilgi olmasa da altı yıl öncesine ait dinlemeleri karartma veya değiştirme ihtimali olduğu için ve ne sabıkası ne de kredi kartı borcu olan Yiğit Aksakoğlu’nun kaçma ihtimali bulunduğu için 7 ay – 220 gün boyunca tek başına bir hücrede tutulması da yasal ve meşrudur. Yani yaklaşık 600 twitter takipçimle tek başıma, hükümeti devirip ne yapacaktım? Tüm hükümet üyelerinin yerine ben mi geçmeyi planlıyordum? Başka herhangi bir açıklaması olmayan bu iddianame bence çizgi film senaryosu için bile yeterince tutarlı değil.

Her nasıl olduysa gözaltına alınmamdan 8 gün önce, 8 Kasım 2018 tarihinde bazı sözde gazetelerde çıkan ve haber diye basılan şeyleri gördüm. Burada Garajistanbul toplantısıyla Gezi olaylarını derinleştirmek ve yaygınlaştırmaya çalıştığımız konusundaki saçma sapan iddiayı da gördüm. Buna rağmen 16 Kasım sabahı evden 10 polis eşliğinde alınmama çok şaşırdım. Çağırılsaydım gider ifade verirdim. Yani aradaki 8 günde bir yere kaçmadım. 7 aydır yani 220 gündür 10 m2’de tek başıma tutulmasaydım da bugün burada olurdum. 220 gündür 10 m2’de değil dışarıda olsaydım ne 6 yıl öncesinin dinlemelerine etki edebilirdim ne de bu iddianameye veya delillere en ufak bir ekleme yapılacaktı. Ya da FETÖcü polis ve savcıların büyük ihtimalle çözüm sürecine karşı oldukları için yaptırdıkları, yabancı isimler ve anlamadıkları kavramları kalın ve altı çizili olarak işaretledikleri ve 6 yıl sonra “kıymetlendirilen” dinlemeleri karartmam mümkün değildi. İnanın çok endişeleniyorum bir gün “pişman mısın?” diye sormanızdan. Neyden pişman olmam gerektiğini veya tam olarak ne suç işlediğimi anlamış değilim. Ben sadece yasal değil, meşru da olan sivil toplum faaliyetleri yürüttüm. Bunun dışında herhangi bir şey yaptığım yönünde herhangi bir delil de zaten yok. Sivil toplumun toplantı, eğitim, fon alma ve yayın çıkarma gibi faaliyetlerini, kriminalize etmenin özel sektörün satış, pazarlama ve üretim gibi faaliyetlerini kriminalize etmekten hiçbir farkı yoktur. Sivil toplumun başka aracı yoktur. Dolayısıyla bu iddianame aynı zamanda sivil toplumu topyekun kriminalize etme çabasıdır. Ben sivil toplum ve sosyal kalkınma alanında çalışan bir uzman olarak yasal ve meşru alanın dışına hiç çıkmadım. Şiddeti de her zaman dışladım.

Bunun yanı sıra Gezi olayları sırasında hayatını kaybedenler ve yaralananlardan bu iddianamede hiç bahsedilmemiş olması üzücü ve atlanılmaması gereken bir çelişkidir.

Sayın Başkan, sayın üyeler, bu dava sadece benimle ya da Gezi’yle ilgili değildir. Bu dava uzun zamandır Türkiye’de hukukla ve adaletle yurttaşlar arasında örülen yüksek duvarla ilgilidir. Yurttaşların en temel haklarına bile erişimlerinde ciddi engeller bulunmaktadır. Bu dava sürecinde olacaklar bu duvarı yıkmaz farkındayım. Ama vereceğiniz karar bu duvardan bir taşın eksilmesine ya da o duvara bir taş daha konulmasına sebep olacaktır.

Ben 7 ay 220 gün tecrit altındayım. Fakat Hollanda’daki işverenime durumu anlatamıyorum. İşimi kaybetmek üzereyim. Eşim İstanbul’da tek başına hem iki çocukla hem kendi işiyle hem de dava süreci ile uğraşıyor. Yani bu durum sadece şimdi ve benim için değil, uzun dönemli ve başkaları için de mağduriyet yaratmaktadır. Dolayısıyla hiç olmazsa bana ve aileme tüm bu yaşatılanlar için birilerinin sorumluluk almasını istiyorum. Eğer burası haklar ve sorumluluklar temelinde yurttaşlardan oluşan bir ülkeyse ben de en temel haklarıma erişim istiyorum. Özgürlüğümü istiyorum.

Bunların hiçbiri olmasa da “kaldığın yer eve uzak değilmiş, neden gelmiyorsun” diye soran 3 yaşındaki Leyla’ya, “sen ne suç işlediğin için hapistesin” diye soran 7 yaşındaki Deniz’e birilerinin cevap vermesini istiyorum. Delil karartmak veya kaçmak için değil, bu dönemin kalan son 3 gününde çocuklarımı okullarına bırakabilmek için önce tahliyemi, sonra beraatımı istiyorum.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Saygılarımla

Dünyadaki Mülteci Problemi Konusunda Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi

0

Dünyadaki Mülteci Problemi Konusunda Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi, 1994 yılı eylül ayında İsveç’in Stockholm kentinde düzenlenen 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda kabul edilmiştir.

Dünyadaki Mülteci Problemi Konusunda Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi

İnsan hakları ihlallerinden, politik baskılardan, ırkçılıktan kıtlıktan ve sivil baskılardan kaçmak için ülkelerini terketmiş olan dünyanın birçok kesimindeki mültecilerin önüne geçilemez bir akışı varken, Küba, Bosna, Haiti, Somali, Ruanda ve birçok yerde meydana gelen insanlık trajedilerinin raporları ile dünyanın gündemi belirlenirken, İnsani yardım tıbbi bakım ve gıda desteği için müthiş bir ihtiyaç varken ve birçok gönüllü hekim ve diğer sağlık personeli mültecilere tıbbi bakım sağlarken, tıbbi destek, gıda ve giyimden başka, çok daha fazlası gereklidir.

ÖYLEYSE BUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN

1. Ulusal tabip birlikleri, mülteciler ve bu ülkelerin vatandaşları için tıbbi ve insani yardım sağlamaya yardım eder.

2. Ulusal tabip birlikleri insanların yaygın mağduriyetlerini azaltmak için bu çabalara katılma konusunda hükümet kurumlarını ve diğer hükümet dışı organizasyonları zorlar.

3. Tüm bireyler; baskıları bu krizlere sebep olan hükümetlerden yetki almaksızın doğrudan mülteci ve vatandaşlara bu tip yardımların sağlanması konusunda çaba sarfeder.

Dünya Tabipler Birliği
Dünya Tabipler Birliği (WMA) hekimleri temsil eden en geniş uluslararası kuruluştur. Örgüt, 17 Eylül 1947 tarihinde 27 farklı ülkeden hekimin Paris’te bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Organizasyon, hekimlerin bağımsızlığını sağlamak ve hekimler tarafından her zaman mümkün olan en yüksek etik davranış ve bakım standartları için çalışmak üzere oluşturulmuştur. WMA, üyelerine özgürce iletişim kurmaları, aktif olarak işbirliği yapmaları, yüksek tıbbi etik standartları ve mesleki yeterlilik konusunda fikir birliğine varmaları ve dünya çapında hekimlerin mesleki özgürlüklerini teşvik etmeleri için ortak bir forum sunmaktadır.
WMA bağımsız profesyonel örgütler konfederasyonu niteliğindedir. Finansmanı, 114 Ulusal Tıp Birliğinin üyeliklerinden kaynaklı yıllık katkılarla gerçekleşmektedir. WMA’nın amacı, dünyadaki tüm insanlar için Tıp Eğitimi, Tıp Bilimi, Tıp Sanatı ve Tıp Etiği ve Sağlık alanında en yüksek uluslararası standartları elde etmeye gayret ederek insanlığa hizmet etmektir.
Dünya Tabipler Birliği Hizmet Alanları
    • Sağlıkla ilgili insan hakları – hasta ve hekimlerin temel haklarının geliştirilmesi ve savunulması
    • Tıp eğitimi – hekimlerin bilgi ve becerilerini sürekli geliştirmelerine yardımcı olmak
    • Sağlık hizmetleri için insan kaynakları planlaması
    • Hasta güvenliği
    • Halk sağlığı politikası ve tütün kontrolü, bağışıklama gibi projeler
    • Özellikle yeni veya gelişmekte olan demokrasilerde yeni tıbbi dernekler için demokrasi inşası
    • Liderlik ve kariyer gelişimi
    • Hekim ve hasta hakları savunuculuğu
    • İş sağlığı ve güvenliği

Dublin Tüzüğü

0

Dublin Tüzüğü(Dublin Konvansiyonu-Dublin II Regulation) Avrupa Birliği üyesi devletlerin sığınma başvurularında üye ülkelerin nasıl bir uygulamada bulunacaklarını belirleyen yasadır.

Tüzük, 18 Şubat 2003 tarihinde, Avrupa Konseyi Tüzüğü olarak kabul edilmiştir.

AB üyesi olmayan üçüncü ülke vatandaşların üye devletlerden birine yaptığı iltica başvurusunun  incelenmesinden sorumlu üye devletin belirlenmesi, uyulacak kurallar, kriter ve mekanizmalar bu tüzük ile belirlenmiştir.

Dublin Tüzüğü

KONSEY TÜZÜĞÜ (AT) 343/2003, 18 Şubat 2003

Dublin Tüzüğü, daha önceleri ise Dublin Konvensiyonu Avrupa Birliği üyesi devletlerin sığınma başvurularında üye ülkelerin nasıl bir uygulamada bulunacaklarını belirleyen yasa.

Sözleşmenin en önemli maddesi, sığınma başvurusunda bulunan kişinin AB’ye giriş yaptığı ülkenin başvuruyu değerlendirmekten sorumlu olacağına dair olan maddedir.[1] Başvuru sahibinin hangi ülkeden giriş yaptığının tespit edilebilmesi için parmak izi bilgilerinin değiş tokuşuna dayanan EURODAC adında merkezi bir sistemin kurulması tartışılmaktadır.

Dış sınırların kontrolüne ilişkin kararlar konusunda İspanya ile İngiltere arasında Cebelitarık ihtilafı yaşanmış ve sorun hala sürmektedir.

GİRİŞ

Bir üçüncü ülke vatandaşının Üye Devletlerden birinde yaptığı sığınma başvurusunun  incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesine ilişkin kriter ve mekanizmaların saptanması hakkında

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLAR KONSEYİ

Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşmayı, özellikle de Madde 63, birinci paragraf, (1)(a)  bendini;
Komisyon’un önerisini
Avrupa Parlamentosu’nun görüşünü
Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi’nin görüşünü göz önüne alarak aşağıdaki düzenlemeyi benimsemiştir.

Aşağıdaki hususları dikkate alarak:

(1) Sığınma konusunda bir Avrupa Ortak Sığınma Sistemi’ni de içerecek ortak bir politika belirlenmesi, Avrupa Birliği’nin koşullar nedeniyle meşru olarak Topluluğa  sığınmak isteyen kişilere açık bir özgürlük, güvenlik ve adalet alanının aşamalı olarak oluşturulması şeklindeki hedefinin kurucu unsurlarından biridir.
(2) Avrupa Birliği Konseyi, 15 ve 16 Ekim 1999 tarihlerinde Tampere’de yaptığı özel toplantıda, 31 Ocak 1967 tarihli New York Protokolü ile tamamlanmış şekliyle 28 Temmuz 1951 tarihli Mültecilerin Statüsü hakkındaki Cenevre Sözleşmesi’nin tam ve kapsayıcı bir şekilde uygulanmasına dayanan bir Avrupa Ortak Sığınma Sistemi kurulması ve bu şekilde kimsenin zulüm gördüğü yere geri gönderilmemesinin sağlanması, başka deyişle geri göndermeme ilkesinin muhafaza edilmesi yönünde çalışmak konusunda mutabakata varmıştır. Bu bakımdan ve işbu Tüzük’te belirlenen sorumluluk kriterleri etkilenmeksizin, hepsi geri göndermeme ilkesine riayet eden Üye Devletler, üçüncü ülke vatandaşları için güvenli ülkeler olarak kabul edilmektedir.
(3) Tampere’de benimsenen sonuç kararları arasında, bu sisteme, kısa dönemde, bir sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi için net ve uygulaması kolay bir yöntemin dahil edilmesi gerektiği de yer almaktadır.
(4) Böyle bir yöntem, hem Üye Devletler hem ilgili kişiler için objektif, adil kriterlere dayanmalı, özellikle de, mülteci statüsünün belirlenmesine yönelik prosedürlerden etkili bir şekilde yararlanılabilmesinin garanti altına alınması ve sığınma başvurularının hızla değerlendirilmesi hedefinin zora sokulmaması için, sorumlu Üye Devlet’in hızla belirlenmesini mümkün kılmalıdır.
(5) Daha uzun vadede sığınma hakkı tanınmış kişiler için Birliğin bütününde geçerli ortak bir prosedür ve tek tip bir statüye varması gereken ortak bir Avrupa sığınma sisteminin birbirini izleyen safhalar halinde yürürlüğe konması ile ilgili olarak, bu aşamada, bir yandan tecrübelerin ışığında gerekli iyileştirmeler yapılırken, bir yandan da, 15 Haziran 1990 tarihinde Dublin’de imzalanmış olan, Avrupa Topluluğu’nun Üye Devletlerinden birinde yapılmış olan bir sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Devlet’in belirlendiği ve hayata geçirilmesiyle birlikte sığınma politikalarının uyumlaştırma sürecini hızlandıran Sözleşme’nin (buradan itibaren Dublin Sözleşmesi) altında yatan ilkelerin pekiştirilmesi[4] uygun görülmektedir.
(6) Bir sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesine yönelik kriter ve mekanizmaların saptanmasında güdülen diğer amaçlarla uyumlu olduğu müddetçe, aile birliği muhafaza edilmelidir.
(7) Bir ailenin fertlerinin sığınma başvurularının tek bir Üye Devlet tarafından hep birlikte değerlendirilmesi, başvuruların gereğince incelenmesinin ve bunlar hakkında alınan kararların tutarlı olmasının sağlanmasını mümkün kılmaktadır. Üye Devletler, insani gerekçelerle bunun gerekli olduğu durumlarda aile fertlerinin bir araya getirilmesini mümkün kılmak için sorumluluk kriterlerinden sapabilmelidirler.
(8) Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşma’ya uygun olarak kişilerin serbest dolaşımının garanti altına alındığı iç sınırları olmayan bir alanın aşamalı olarak oluşturulması ve, dışsınırların yönetimi yönünde ortaklaşa çalışmalar da dahil olmak üzere, üçüncü ülke vatandaşlarının giriş ve kalışlarının koşullarıyla ilgili Topluluk politikalarının saptanması, bir dayanışma ruhu içinde sorumluluk kriterleri arasında önem ve dikkat bakımından denge sağlanmasını zorunlu kılmaktadır.
(9) İşbu Tüzüğün uygulaması, Üye Devletler arasında, yetkili kurumlar arasında iletişimi iyileştirmeye, prosedürlerin sürelerini kısaltmaya veya sorumluluğunu üstlenme veya geri alma yönündeki isteklerin değerlendirilmesini basitleştirmeye veya transferlerin gerçekleştirilmesi için prosedürler oluşturmaya yönelik iki taraflı düzenlemelerle kolaylaştırılabilir, etkililiği artırılabilir.
(10) Dublin Sözleşmesi’nde saptanan sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesinde kullanılacak sistem ile işbu Tüzük’te belirlenen sistem arasında süreklilik sağlanmalıdır. Aynı şekilde, işbu Tüzük ile, Dublin Sözleşmesi’nin etkili bir şekilde uygulanması için parmak izlerinin karşılaştırılması amacıyla ‘Eurodac’ın kurulması hakkındaki 11 Aralık 2000 tarihli (EC) (AT) No 2725/2000 sayılı Konsey Tüzüğü arasında da tutarlılık sağlanmalıdır.
(11) (EC) (AT) 2725/2000 sayılı Tüzük ile oluşturulduğu şekliyle Eurodac sisteminin ve özellikle de adı geçen sistemde yer alan Madde 4 ve 8’in uygulamaya konulmasının, işbu Tüzüğün uygulamaya geçirilmesini kolaylaştırması gereklidir.
(12) İşbu Tüzüğün kapsamına giren kişilerin göreceği muameleyle ilgili olarak, Üye Devletler, taraf oldukları devletler hukuku belgeleri çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadırlar.
(13) İşbu Tüzüğün uygulanması için gerekli tedbirler, Komisyon’a verilen uygulama yetkilerinin kullanılması ile ilgili usullerin belirlendiği 28 Haziran 1999 tarihli 1999/468/EC (AT) tarihli Konsey Kararı’na uygun olarak alınmalıdır.
(14) Düzenleme’nin uygulanışı, düzenli aralıklarla değerlendirilmelidir.
(15) Düzenleme, özellikle Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nda[7] kabul edilmiş olan temel hak ve ilkelere riayet etmektedir. Özellikle de, Madde 18’de garanti altına alınan sığınma hakkına eksiksiz riayet edilmesinin sağlanması amacını gütmektedir.
(16) Teklif edilen tedbirin, başka deyişle bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından Üye Devletlerden birinde yapılmış bir sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi için kriterler ve mekanizmalar belirlenmesinin amacı Üye Devletler tarafından yeterli derecede gerçekleştirilemeyeceğinden ve, bu nedenle, söz konusu tedbirin büyüklüğü ve etkileri nedeniyle, bu amaç Topluluk düzeyinde daha iyi gerçekleştirilebileceğinden, Topluluk, Antlaşma’nın 5’inci maddesinde belirlenen subsidiairite (ikincillik) ilkesine uygun olarak tedbirler alabilir. Söz konusu maddede belirlenen orantılılık ilkesi gereği, işbu Tüzük, bu amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olan hususların ötesine geçmemektedir.
(17) Avrupa Birliği Antlaşması’na ve Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma’ya ekli İngiltere ve İrlanda’nın konumu hakkındaki Protokol’ün 3’üncü maddesi gereği, İngiltere ve İrlanda, 30 Ekim 2001 tarihli yazılarıyla, işbu Tüzüğün benimsenmesinde ve uygulanmasında yer almak istediklerini tebliğ etmişlerdir.
(18) Avrupa Birliği Antlaşması’na ve Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma’ya ekli Danimarka’nın konumu hakkındaki Protokol’ün 1 ve 2’inci maddeleri gereği, Danimarka işbu Tüzüğün benimsenmesine katılmamaktadırlar ve işbu Tüzük Danimarka üzerinde bağlayıcı olmadığı gibi Danimarka işbu Tüzüğe tabi de değildir.
(19) Dublin Sözleşmesi yürürlükte kalacak ve Danimarka’nın Tüzüğe katılımına imkan veren bir sözleşme yapılana kadar Danimarka ile işbu Tüzüğe tabi Üye Devletler arasında geçerli olmaya devam edecektir.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLAR KONSEYİ AŞAĞIDAKİ MADDELERİ BENİMSEMİŞTİR:


BÖLÜM I KONU VE TANIMLAR
Madde 1

İşbu Tüzük’te, bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından Üye Devletlerden birinde yapılmış olan bir sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesinin kriterleri ve mekanizmaları belirlenmektedir.

Madde 2

İşbu Tüzük’te aşağıdaki tanımlar geçerli olacaktır:

(a) Üçüncü ülke vatandaşı: Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma Madde 17(1)’deki anlamda Birlik vatandaşı olmayan herhangi bir kişi.

(b) Cenevre Sözleşmesi: 31 Ocak 1967 tarihli New York Protokolü ile değiştirilmiş haliyle, mültecilerin statüsü hakkındaki 28 Temmuz 1951 tarihli Sözleşme.

(c) Sığınma başvurusu: Bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından yapılmış olup Cenevre Sözleşmesi çerçevesinde bir Üye Devlet’ten uluslararası koruma isteğinde bulunma  şeklinde anlaşılabilecek bir başvuru. Uluslararası korumadan yararlanmak için yapılan her başvuru, söz konusu üçüncü ülke vatandaşı ayrı bir başvurunun konusu olabilecek başka türde bir korumayı açıkça istemedikçe, sığınma başvurusu kabul edilecektir.

(d) Başvuran veya sığınma isteyen: Sığınma için başvuruda bulunmuş olup başvurusu hakkında henüz kati bir karar verilmemiş olan bir üçüncü ülke vatandaşı.

(e) Sığınma başvurusunun incelenmesi: Bir sığınma başvurusunun ilgili yetkili makamlarca ulusal kanuna göre incelenmesi veya sığınma başvurusu hakkında ilgili yetkili makamlarca ulusal kanuna göre verilen karar. Sorumlu Üye Devlet’in işbu Tüzüğe uygun olarak belirlenmesine ilişkin prosedürler bunun dışındadır.

(f) Sığınma başvurusunun geri alınması: Sığınma başvurusunda bulunan kişinin, ulusal hukuka uygun olarak, sığınma başvurusunun yapmasıyla başlayan işlemleri açıkça veya zımni olarak durdurduğu girişimler.

(g) Mülteci: Cenevre Sözleşmesi’nde tanımlanan statünün gerektirdiği özelliklere sahip olup bu sıfatıyla bir Üye Devlet’in topraklarında ikamet etme iznine sahip olan herhangi bir üçüncü ülke vatandaşı.

(h) Refakatçisi olmayan reşit olmayan kişi: On sekiz yaşın altında olup, ister kanun gereği ister örf ve adet gereği olsun kendisinden sorumlu olan bir yetişkinin refakatinde olmadan Üye Devletlerin topraklarına gelen evli olmayan herhangi bir kişi. Böyle kişiler, yukarıda belirtilen şekilde bir kişinin vesayetine fiilen girmedikleri sürece bu kategoride kalacaklardır. Bu kavram, Üye Devletlerin topraklarına girdikten sonra terk edilerek refakatçisiz kalan reşit olmayan kişileri de kapsar.

(i) Aile fertleri: Söz konusu aile menşe ülkede oluşmuş olduğu müddetçe, başvuranın ailesinin Üye Devletlerin topraklarında bulunan aşağıdaki fertleri:

    • (i) Sığınma isteyen kişinin karısı/kocası veya, eğer ilgili Üye Devlet kanunları veya örf ve adetleri gereği yabancılara ilişkin hukuku çerçevesinde evli olmayan çiftlere evli çiftlere benzer şekilde muamele ediyorsa, istikrarlı bir ilişki içinde olduğu evlilik dışı eşi.
    • (ii) (i)’de bahsi geçen çiftlerin veya başvuranın reşit olmayan çocukları. Söz konusu reşit olmayan çocukların evli olmamaları ve ilgili kişinin himayesine muhtaç olmaları şartıaranır. Söz konusu reşit olmayan çocukların ulusal hukukta tanımlandığı şekilde evlilik içi veya dışı doğmuş olup olmadıklarına veya evlat edinilmiş olup olmadıklarına bakılmaz.
    • (iii) Başvuran veya mülteci reşit olmayıp evli de değilse, baba, anne veya vasi.

(j) İkamet belgesi: Bir Üye Devlet’in yetkili makamları tarafından verilmiş olup bir üçüncü ülke vatandaşının söz konusu Üye Devlet’in topraklarında kalmasına izin veren herhangi bir izin. Bu kavram, geçici koruma düzenlemeleri çerçevesinde veya bir sınır dışı etme emrinin uygulanmasını engelleyen durumun geçerliliğini kaybetmesine kadar ülke topraklarında kalma iznini kanıtlayan belgeleri de içerir. İşbu Tüzük’te belirlendiği şekilde sorumlu Üye Devlet’in saptanması için gereken süre içinde veya bir sığınma başvurusunun veya ikamet izni başvurusunun incelendiği süre içinde verilen vizeler ve ikamet izinleri bunun dışındadır.

(k) Vize: Bir Üye Devlet’in, transit geçiş veya söz konusu Üye Devlet’te veya birkaç Üye Devlet’te kalmak üzere giriş yapmak için gerekli olan izin veya kararı. Vizenin niteliği, aşağıdaki tanımlara göre belirlenecektir:

    • (i) Uzun süre kalış vizesi: Bir Üye Devlet’in, söz konusu Üye Devlet’te üç aydan uzun süre kalınmak üzere giriş için gerekli olan izin veya kararı.
    • (ii) Kısa süre kalış vizesi: Bir Üye Devlet’in, söz konusu Üye Devlet’te veya birden fazla Üye Devlet’te toplamı üç ayı geçmeyen bir süre kalınmak üzere giriş için gerekli olan izin veya kararı.
    • (iii) Transit geçiş vizesi: Bir Üye Devlet’in, söz konusu Üye Devlet’in veya birden fazla Üye Devlet’in topraklarından transit geçiş yapılmak üzere giriş için gerekli olan izin veya kararı. Havaalanında gerçekleştirilen transit geçişler bunun dışındadır.
    • (iv) Havaalanı transit vizesi: Bir üçüncü ülke vatandaşının, özel olarak işbu şarta tabi olarak, bir konaklama veya uluslararası bir uçuşun iki kısmı arasında aktarma süresince,ilgili Üye Devlet’in ulusal topraklarına girmeden, havaalanının transit bölgesindengeçmesine izin veren izin veya karar.
BÖLÜM II GENEL İLKELER
Madde 3

1. Üye Devletler, sınırda veya topraklarında Üye Devletlerden herhangi birine sığınma için başvuran bütün üçüncü ülke vatandaşlarının başvurularını inceleyeceklerdir. Başvuru tek bir Üye Devlet tarafından incelenecektir. Bu Üye Devlet, Bölüm III’ deki kriterlere göre sorumlu olan Üye Devlet olacaktır.

2. Paragraf 1’e rağmen, her Üye Devlet, işbu Tüzük’te belirlenen kriterlere göre incelemeyi yapmak kendi sorumluluğu olmasa bile, bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından yapılmış bir sığınma başvurusunu inceleyebilir. Böyle bir durumda, söz konusu Üye Devlet, işbu Tüzük’teki anlamı çerçevesinde, sorumlu Üye Devlet olacak ve bu sorumluluğun getirdiği yükümlülükleri üstlenecektir. Söz konusu Üye Devlet, uygun olduğunda, daha önce sorumlu olan Üye Devlet’e, sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi için bir prosedürü uygulamakta olan Üye Devlet’e veya başvuranın sorumluluğunu üstlenmesi veya başvuranı geri alması istenmiş olan Üye Devlet’e bilgi verecektir.

3. Her Üye Devlet, Cenevre Sözleşmesi’nin hükümlerine uygun olarak, sığınma isteyen bir kişiyi kendi ulusal hukukları gereği bir üçüncü ülkeye gönderme hakkını muhafaza edecektir.

4. Sığınma isteyen kişiye, işbu Tüzük, işbu Tüzük’te belirlenen mühletler ve işbu Tüzüğün etkileri hakkında, makul olarak anlaması beklenebilecek bir dilde yazılı olarak bilgi verilecektir.

Madde 4

1. İşbu Tüzük çerçevesinde sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi süreci, bir sığınma başvurusunun bir Üye Devlet nezdinde ilk yapıldığı anda başlar.

2. Sığınma başvurusu yapan kişi tarafından verilen bir form veya yetkili makamlarca hazırlanmış bir rapor ilgili Üye Devlet’in ilgili yetkili makamlarına ulaştığında sığınma başvurusu yapılmış kabul edilir. Başvurunun yazılı olarak yapılmadığı durumlarda, niyet beyanı ile raporun hazırlanışı arasında geçen süre mümkün olduğu kadar kısa tutulacaktır.

3. İşbu Tüzük çerçevesinde, sığınma isteyen kişinin refakatinde olup reşit olmayan ve Madde 2, paragraf (i)’de belirlenen aile ferdi tanımlamasına uyan kişilerin durumu, söz konusu reşit olmayan kişi münferiden sığınma talebinde bulunmasa bile, ebeveyninin veya vasisinin durumundan ayrı düşünülemeyecek, söz konusu ebeveyn veya vasinin sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet tarafından ele alınacaktır.
Sığınma isteyen kişinin Üye Devletlerin topraklarına gelmesinden sonra doğan çocuklara da aynı muamele gösterilecek, bu çocukların sorumluluklarının üstlenilmesi için yeni bir prosedür başlatmaya gerek olmayacaktır.

4. Bir Üye Devlet’in ilgili yetkili makamlarına başka bir Üye Devlet’in topraklarında bulunan bir başvuran tarafından bir sığınma başvurusu yapılması halinde, sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi, başvuranın topraklarında hazır bulunduğu Üye Devlet tarafından gerçekleştirilecektir. Başvuruyu alan Üye Devlet, başvuranın topraklarında hazır bulunduğu Üye Devlet’e vakit geçirmeden bilgi verecek ve, bunun üzerine, işbu Tüzük çerçevesinde, bu Üye Devlet sığınma başvurusunun yapıldığı Üye Devlet kabul edilecektir.
Başvurana, bu devir ve devrin gerçekleştiği tarih yazılı olarak bildirilecektir.

5. Başka bir Üye Devlet’te hazır bulunan ve sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi süreci sırasında başvurusunu geri alarak o ülkede sığınma başvurusu yapan sığınma isteyen kişi, Madde 20’de yazılı şartlara tabi olarak, sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi sürecini tamamlamak üzere ilk sığınma başvurusunun yapılmış olduğu Üye Devlet tarafından geri alınacaktır.

Sığınma isteyen kişinin o arada Üye Devletlerin topraklarını en az üç ay süre ile terk etmiş olması veya bir Üye Devlet’ten ikamet belgesi alması halinde, bu yükümlülük ortadan kalkacaktır.

BÖLÜM III KRİTERLER ARASINDAKİ ÖNCELİK SIRASI
Madde 5

1. Sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesinde kullanılacak kriterler, işbu bölümde yazılı sıraya göre uygulanacaktır.

2. Kriterlere göre sorumlu olan Üye Devlet, sığınma isteyen kişinin bir Üye Devlet’e ilk başvuruda bulunduğu zamanki durum esas alınarak belirlenecektir.

Madde 6

Sığınma isteyen kişinin refakatinde kimse bulunmayan reşit olmayan bir kişi olması durumunda, başvuruyu incelemekten sorumlu Üye Devlet, reşit olmayan kişinin çıkarları için bunun en iyisi olması şartıyla, söz konusu kişinin aile fertlerinden birinin yasal olarak hazır bulunduğu Üye Devlet olacaktır. Bir aile ferdinin bulunmaması halinde, başvuruyu incelemekten sorumlu Üye Devlet, reşit olmayan kişinin sığınma başvurusunda bulunduğu Üye Devlet olacaktır.

Madde 7

Ailenin daha önce menşe ülkede kurulmuş olup olmadığına bakılmaksızın, sığınma isteyen kişinin bir Üye Devlet’te mülteci olarak ikamet etmesine izin verilmiş bir aile ferdinin bulunması halinde, ilgili kişilerin böyle olmasını arzu etmeleri şartıyla, sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet söz konusu Üye Devlet olacaktır.

Madde 8
Sığınma isteyen kişinin bir Üye Devlet’te başvurusu hakkında konunun özüyle ilgili ilk kararın henüz verilmemiş olduğu bir aile ferdinin bulunması halinde, ilgili kişilerin böyle olmasını arzu etmeleri şartıyla, sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet söz konusu Üye Devlet olacaktır.

Madde 9
1. Sığınma isteyen kişinin geçerli bir ikamet belgesi hamili olması halinde, sığınma başvurusunun incelenmesinden belgeyi vermiş olan Üye Devlet sorumlu olacaktır.

2. Sığınma isteyen kişinin geçerli bir vizeye sahip olması durumunda, eğer vize başka bir Üye Devlet yerine veya başka bir Üye Devlet’in yazılı izni ile verilmemişse, sığınma başvurusunu incelemekten vizeyi vermiş olan Üye Devlet sorumlu olacaktır. Vizenin başka bir Üye Devlet yerine veya başka bir Üye Devlet’in izniyle verilmesi durumunda, sığınma başvurusunun incelenmesinde bu Üye Devlet sorumlu olacaktır. Bir Üye Devlet’in, özellikle güvenlik nedenleriyle, önce başka bir Üye Devlet’in merkezi yetkili makamından görüş istemesi halinde, görüşü istenen Üye Devlet’in cevabı, işbu hüküm bakımından yazılı izin teşkil etmeyecektir.

3. Sığınma isteyen kişinin farklı Üye Devletler tarafından verilmiş birden fazla geçerli ikamet belgesine veya vizeye sahip olması durumunda, sığınma başvurusunun incelenmesi sorumluluğu Üye Devletler tarafından aşağıda yazılı sıraya göre üstlenilecektir:

    • (a) En uzun süreli ikamet hakkı veren ikamet belgesini vermiş olan veya, geçerlilik sürelerinin aynı olması durumunda, geçerlilik süresi en son biten ikamet belgesini vermişolan Üye Devlet;
    • (b) Farklı vizelerin aynı türden olması halinde, geçerlilik süresi en son biten vizeyi vermiş olan Üye Devlet;
    • (c) Vizelerin farklı türlerde olmaları halinde, en uzun geçerlilik süresine sahip olan vizeyi veya, geçerlilik sürelerinin aynı olması durumunda, geçerlilik tarihi en son biten vizeyi vermiş olan Üye Devlet.

4. Sığınma isteyen kişinin sadece süresi iki yıldan kısa bir süre önce bitmiş bir veya daha fazla ikamet belgesine veya süresi altı aydan kısa bir süre önce bitmiş olup sığınma isteyen kişinin bir Üye Devlet’in topraklarına fiilen girmesine olanak vermiş olan bir veya daha fazla vizeye sahip olması halinde, paragraf 1, 2 ve 3, başvuranın Üye Devletlerin topraklarını terk etmediği süre boyunca geçerli olacaktır.
Sığınma isteyen kişinin süresi iki veya daha uzun süre önce bitmiş bir veya daha fazla ikamet belgesine veya süresi altı aydan uzun süre önce bitmiş olup başvuranın bir Üye Devlet’in topraklarına fiilen girmesine imkan vermiş bir veya daha fazla vizeye sahip olması ve başvuranın Üye Devletlerin topraklarını terk etmemiş olması halinde, başvuru hangi Üye Devlet’te yapıldıysa o Üye Devlet sorumlu olacaktır.

5. İkamet belgesinin veya vizenin sahte veya varsayıma dayanan bir kimlik esas alınarak veya sahte veya geçersiz belgeler verilerek alınmış olması, sorumluluğun söz konusu belge veya vizeyi veren Üye Devlet’e verilmesini engellemez. Ancak, ikamet belgesini veya vizeyi veren Üye Devlet, belge veya vize verildikten sonra bir hile yapıldığını tespit edebilirse, sorumlu olmayacaktır.

Madde 10

1. (EC) (AT) 2725/2000 sayılı Tüzüğün III’ üncü bölümünde bahsi geçen bilgiler de dahil olmak üzere, Madde 18(3)’de bahsi geçen iki listede tarif edilen şekilde doğrudan doğruya veya dolaylı kanıtlar esas alınarak sığınma isteyen bir kişinin bir üçüncü ülkeden gelerek bir Üye Devlet’in sınırlarından kara, deniz veya hava yoluyla kural dışı olarak geçtiğinin saptanması halinde, sığınma başvurusunun incelenmesinden bu şekilde sınırlarından geçilmiş olan Üye Devlet sorumlu olacaktır. Bu sorumluluk, kural dışı olarak sınırdan geçişin meydana geldiği tarihten itibaren 12 ay geçtikten sonra ortadan kalkacaktır.

2. Bir Üye Devlet’in paragraf 1 çerçevesinde sorumlu tutulamaması veya sorumlu olmaktan çıkması ve Madde 18(3)’de bahsi geçen iki listede tarif edilen şekilde doğrudan doğruya veya dolaylı kanıtlar vasıtasıyla sığınma isteyen (ve Üye Devlet’in topraklarına kural dışı olarak girmiş olan veya nasıl girdiği tespit edilemeyen) kişinin başvuru yaptığıanda kesintisiz olarak en az beş ay süreyle bir Üye Devlet’te oturmuş olduğunun tespit edilmesi halinde, sığınma başvurusunun incelenmesinden söz konusu Üye Devlet sorumlu olacaktır.
Başvuranın birden fazla Üye Devlet’te en az beşer aylık dönemler boyunca oturmuşolması halinde, başvuranın bu şekilde en son oturmuş olduğu ülke başvuruyu incelemekten sorumlu olacaktır.

Madde 11

1. Bir üçüncü ülke vatandaşının kendisiyle ilgili olarak vize zorunluluğundan feragat edilmiş olan bir Üye Devlet’in topraklarına girmesi halinde, söz konusu Üye Devlet sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu olacaktır.
2. Paragraf 1’de yazılı ilke, üçüncü ülke vatandaşının sığınma başvurusunu kendisiyle ilgili olarak ülke topraklarına giriş için vize zorunluluğundan feragat edilmiş başka bir Üye Devlet’te yapması halinde geçerli olmayacaktır. Böyle bir durumda, söz konusu diğer Üye Devlet sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu olacaktır.

Madde 12

Sığınma başvurusunun bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından bir Üye Devlet’in bir havaalanının uluslararası transit geçiş alanında yapılması halinde, söz konusu Üye Devlet sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu olacaktır.

Madde 13

İşbu Tüzük’te belirlenen kriterler esas alınarak sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu hiçbir Üye Devlet’in tayin edilememesi halinde, sığınma başvurusunun ilk yapıldığı Üye Devlet başvurunun incelenmesinden sorumlu olacaktır.

Madde 14

Bir ailenin fertlerinden birkaç tanesinin aynı Üye Devlet’te eş anlı olarak veya sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi işlemlerinin birlikte yürütülmesi için yeterli derecede yakın tarihlerde sığınma başvuruları yapmaları ve işbu Tüzük’te belirlenen kriterlerin uygulanmasının bu kişilerin ayrılmasına neden olacak olması halinde, sorumlu Üye Devlet aşağıdaki hükümler esas alınarak belirlenecektir:

(a) Ailenin bütün fertlerinin sığınma başvurularının incelenmesi sorumluluğu, kriterlere göre aile fertlerinden en çok sayıda kişinin sorumluluğunu üstlenmesi gereken Üye Devlet’e ait olacaktır.
(b) Bunun mümkün olmaması halinde, kriterlere göre bu kişilerden en yaşlı olanın başvurusunu incelemekten sorumlu olan Üye Devlet sorumlu olacaktır.

BÖLÜM IV İNSANİ BOYUTLA İLGİLİ MADDELER
Madde 15

1. Her Üye Devlet, işbu Tüzük’te belirlenen kriterlere göre sorumlu olmadığı durumlarda bile, özellikle aileyle ilgili veya kültürel kaygılara dayanan insani gerekçelerle aile fertlerini ve himayeye muhtaç olan başka akrabaları bir araya getirebilir. Böyle bir durumda, söz konusu Üye Devlet, başka bir Üye Devlet’in isteği üzerine, ilgili kişinin sığınma başvurusunu inceleyecektir. İlgili kişilerin rızasının alınması zorunludur.

2. İlgili kişinin hamilelik veya yeni doğmuş çocuk, ciddi hastalık, ciddi sakatlık veya yaşlılık nedeniyle diğerinin yardımına muhtaç olması durumunda, aile bağlarının menşe ülkede mevcut olmuş olması şartıyla, Üye Devletler, normalde, sığınma isteyen kişiyi Üye Devletlerden birinde hazır bulunan başka bir akraba ile bir arada tutacak veya bir araya getireceklerdir.

3. Sığınma isteyen kişinin refakatinde kimse olmayan ve başka bir Üye Devlet’te kendisine bakabilecek bir veya daha fazla akrabası olan reşit olmayan bir kişi olması halinde, Üye Devletler, bunun reşit olmayan kişinin çıkarları için en iyisi olmaması durumu dışında, eğer mümkünse, reşit olmayan kişiyi akrabası veya akrabalarıyla bir araya getireceklerdir.

4. Bu şekilde başvuruda bulunulmuş Üye Devlet’in isteği kabul etmesi durumunda, başvurunun incelenmesi sorumluluğu söz konusu Üye Devlet’e devrolacaktır.

5. Uygun olan durumlarda söz konusu kişilerin bir araya getirilmesi ihtiyacıyla ilgili olarak Üye Devletler arasında olabilecek görüş ayrılıklarının halledilmesi için uzlaşma mekanizmaları veya bunun nerede yapılacağı da dahil olmak üzere, işbu Madde’nin uygulanmasının koşul ve usulleri Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak benimsenecektir.

BÖLÜM V SORUMLULUĞUNU ÜSTLENME VE GERİ ALMA
Madde 16

1. İşbu Tüzük çerçevesinde bir sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet aşağıdakileri yapmakla yükümlü olacaktır:

(a) Madde 17 ila 19 arasında belirlenen koşullar çerçevesinde, başka bir Üye Devlet’te başvuruda bulunarak sığınma istemiş olan kişilerin sorumluluğunu üstlenecektir;

(b) Sığınma başvurusunun incelemesini tamamlayacaktır;

(c) Madde 20’de belirlenen koşullar çerçevesinde, başvurusu incelemede olan ve başka bir Üye Devlet’in topraklarında izinsiz olarak bulunan başvuru sahiplerini geri alacaktır;

(d) Madde 20’de belirlenen koşullar çerçevesinde, incelemede olan başvurusunu geri alıp başka bir Üye Devlet’te başvuruda bulunmuş olan başvuranları geri alacaktır;

(e) Madde 20’de belirlenen koşullar çerçevesinde, başvurusunu reddetmiş olduğu ve başka bir Üye Devlet’in topraklarında izinsiz olarak bulunan üçüncü ülke vatandaşlarını geri alacaktır.

2. Bir Üye Devlet’in başvurana ikamet belgesi vermesi durumunda, paragraf 1’de belirlenen yükümlülükler bu Üye Devlet’e devrolacaktır.

3. Üçüncü ülke vatandaşının Üye Devletlerin topraklarını en az üç ay süreyle terk etmiş olması durumunda, söz konusu üçüncü ülke vatandaşı sorumlu Üye Devlet tarafından verilmiş geçerli bir ikamet belgesine sahip olmadıkça, paragraf 1’de belirlenen yükümlülükler ortadan kalkacaktır.

4. Başvuruyu incelemekten sorumlu Üye Devlet başvurunun geri alınmasını veya reddedilmesini müteakip üçüncü ülke vatandaşının menşe ülkesine veya yasal olarak seyahat edebileceği başka bir ülkeye gidebilmesi için gerekli hükümleri benimseyip fiilen uyguladıktan sonra, paragraf 1(d) ve (e)’de belirlenen yükümlülükler de aynı şekilde ortadan kalkacaktır.

Madde 17

1. Kendisine bir sığınma başvurusu yapılmış olan bir Üye Ülke’nin başvuruyu incelemekten başka bir Üye Devlet’in sorumlu olduğunu düşünmesi halinde, başvurunun yapıldığı Üye Devlet, mümkün olduğu kadar çabuk ve her durumda Madde 4(2)’deki anlamda başvurunun yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde, diğer Üye Devlet’ten başvuranın sorumluluğunu üstlenmesini isteyebilecektir.
Bir başvuranın sorumluluğunun üstlenilmesi isteği üç aylık süre içinde bildirilmediğinde, sığınma başvurusunu incelemenin sorumluluğu başvurunun yapıldığı Üye Devlet’e ait olur.

2. İstekte bulunan Üye Devlet, sığınma başvurusunun giriş yapma veya kalma izni vermenin reddedilmesinden, yasadışı bir kalış nedeniyle tutuklamadan veya bir sınır dışı edilme emrinin tebliğinden veya icrasından sonra yapıldığı ve/veya sığınma isteyen kişinin gözaltında tutulduğu durumlarda acilen cevap verilmesini isteyebilir. İstekte, acil cevap isteğini haklı gösteren nedenler ve hangi süre içinde cevap beklendiği belirtilecektir. Bu süre en az bir hafta olacaktır.

3. Her iki durumda da, başka bir Üye Devlet tarafından sorumluluğun üstlenilmesi yönündeki istek, isteğin muhatabı olan Üye Devlet’in işbu Tüzük’te belirlenen kriterlere göre sorumlu olup olmadığını kontrol edebilmesini sağlayacak şekilde standart form kullanılarak yapılacak ve Madde 18(3)’de bahsi geçen iki listede tarif edildiği şekilde doğrudan doğruya veya dolaylı kanıtlar ve/veya sığınma isteğinde bulunan kişinin
beyanından ilgili unsurlar ilave edilecektir. İsteklerin hazırlanmasıyla ilgili kurallar ve isteklerin iletilmesinin usulleri, Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak benimsenecektir.

Madde 18

1. İsteğin muhatabı olan Üye Devlet gerekli kontrolleri yapacak ve bir başvuranın sorumluluğunun üstlenilmesi yönündeki istek hakkındaki kararını isteğin kendisine ulaştığı tarihten itibaren iki ay içinde bildirecektir.

2. İşbu Tüzük’te belirlenen sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesine yönelik prosedürde, doğrudan ve dolaylı kanıt unsurları kullanılacaktır.

3. Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak, aşağıdaki kriterlere göre doğrudan ve dolaylı kanıt unsurlarının belirtildiği iki liste oluşturulacak ve düzenli aralıklarla gözden geçirilecektir. Listeler aşağıdaki kriterlere göre hazırlanacaktır:

(a) Doğrudan kanıt

(i) Tersi yönde kanıt gösterilmedikçe işbu Tüzük gereği sorumluluğu belirleyen resmi kanıttır.

(ii) Üye Devletler, Madde 27’de öngörülen Komite’ye, resmi kanıtlar listesinde belirlenen tipolojiye uygun olarak farklı idari belge türlerinin örneklerini vereceklerdir.

(b) Dolaylı kanıt

    • (i) Kendilerine verilen kanıt değerine bağlı olarak, reddedilebilir nitelikte olsalar da bazı durumlarda yeterli olabilecek karine niteliğinde kanıt unsurları;
    • (ii) Bu tür kanıtların sığınma başvurusunun incelenmesi sorumluluğuyla ilgili kanıt değeri, her durum için ayrı olarak değerlendirilecektir.

4. Kanıt gösterme gereği, işbu Tüzüğün gereğince uygulanması için gerekli olanı aşmamalıdır.

5. Resmi kanıt bulunmaması durumunda, isteğin muhatabı olan Üye Devlet, dolaylı kanıtların tutarlı, doğrulanabilir nitelikte ve sorumluluğu tespit edebilmek için yeterince ayrıntılı olması halinde sorumluluğunu kabul edecektir.

6. İstekte bulunan Üye Devlet’in acil cevap istediği durumlarda, isteğin muhatabı olan Üye Devlet, Madde 17(2)’nin hükümlerine uygun olarak istenen mühlete uygun hareket etmek için elinden gelen gayreti gösterecektir. Bir başvuranın sorumluluğunun üstlenilmesi yönündeki isteğin incelenmesinin özellikle karmaşık olduğunun gösterilebildiği istisnai durumlarda, isteğin muhatabı olan Üye Devlet cevabını istenen mühletten sonra verebilir, ancak cevabı her durumda bir ay içinde vermelidir. Böyle durumlarda, isteğin muhatabı olan Üye Devlet, cevabını erteleme yönündeki kararınıistekte bulunan Üye Devlet’e başlangıçta belirtilen mühlet içinde bildirmek zorundadır.

7. Paragraf 1’de bahsi geçen iki aylık süre içinde ve paragraf 6’da bahsi geçen bir aylık süre içinde gerekenin yapılmaması, yapılan isteğin kabul edilmesiyle eşdeğer kabul edilecek, ilgili kişinin gelişi için gerekli düzenlemelerin yapılması da dahil olmak üzere kişinin sorumluluğunu üstlenme yükümlülüğünü beraberinde getirecektir.

Madde 19

1. İsteğin muhatabı olan Üye Devlet’in başvuranın sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini kabul ettiği durumlarda, sığınma başvurusunun yapıldığı Üye Devlet başvurunun incelenmeyeceği yönündeki kararı ve başvuranın sorumlu Üye Devlet’e transfer olması yükümlülüğünü başvurana bildirecektir.

2. Paragraf 1’de bahsi geçen kararda, kararın dayandığı gerekçe belirtilecektir. Kararda başvuranın sorumlu Üye Devlet’e transferinin mühleti ile ilgili ayrıntılar yer alacak ve, başvuranın sorumlu Üye Devlet’e kendi olanaklarıyla gitmesi halinde, eğer gerekiyorsa, başvuranın nerede ve hangi tarihte mevcut olması gerektiği hakkında bilgiler bulunacaktır. Bu karar temyiz edilebilir veya gözden geçirilebilir. Bu kararla ilgili temyiz ve gözden geçirmeler, mahkemeler veya yetkili kurumlar her durumu ayrıca değerlendirerek eğer ulusal mevzuat izin veriyorsa transferin uygulanmasının durdurulması yönünde karar vermedikçe, transferi durdurmaz.

3. Başvuranın sığınma başvurusunun yapıldığı Üye Devlet’ten sorumlu Üye Devlet’e transferi, ilgili Üye Devletler arasında görüş alış verişi yapıldıktan sonra, mümkün olan en kısa sürede ve sorumluluğun üstlenilmesi isteğinin kabulünden veya işlemi durdurma etkisi olan bir temyiz veya gözden geçirmenin kararının çıkmasından itibaren en geç altıay içinde birinci Üye Devlet’in ulusal hukukuna uygun olarak gerçekleştirilir. Eğer gerekiyorsa, sığınma isteyen kişiye istekte bulunan Üye Devlet tarafından Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre göre benimsenmiş şekle sahip bir geçiş izni verilecektir. Sorumlu Üye Devlet, istekte bulunan Üye Devlet’e, hangisi uygunsa, sığınma isteyen
kişinin sağ salim ulaşmış olduğunu veya belirlenmiş olan mühlet içinde kendilerine ulaşmadığını bildirecektir.

4. Transfer işleminin altı aylık mühlet içinde gerçekleşmemesi halinde, sorumluluk sığınma başvurusunun yapıldığı Üye Devlet’e ait olacaktır. Bu mühlet, transferin sığınma isteyen kişinin hapis yatması nedeniyle gerçekleştirilememesi durumunda en fazla bir yıla kadar veya sığınma isteyen kişinin sırra kadem basması durumunda en fazla on sekiz aya kadar uzatılabilir.

5. Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak transferlerin gerçekleştirilmesi hakkında ilave kurallar benimsenebilir.

Madde 20

1. Sığınma isteğinde bulunan kişiler, Madde 4(5) ve Madde 16(1)(c), (d) ve (e)’ye uygun olarak aşağıdaki şekilde geri alınacaklardır:

(a) Başvuranın geri alınması yönündeki istekte, isteğin muhatabı Üye Devlet’in kendisinin sorumlu olup olmadığını kontrol etmesine olanak veren bilgiler bulunmak zorundadır.

(b) Başvuranı geri alması istenen Üye Devlet, mümkün olan en kısa süre içinde ve hiçbir durumda kendisine yapılan istekten itibaren bir ayı aşmamak şartıyla gerekli kontrolleri yapmak ve kendisine yapılan isteğe cevap vermek zorundadır. İsteğin Eurodac sisteminden alınan bilgilere dayanması halinde, bu süre iki haftaya iner.

(c) İsteğin muhatabı olan Üye Devlet’in kararını (b) bendinde bahsi geçen bir aylık veya iki haftalık süre içinde bildirmemesi halinde, söz konusu Üye Devlet’in sığınma isteyen kişiyi geri almayı kabul ettiği varsayılacaktır.

(d) Sığınma isteyen bir kişiyi geri almayı kabul eden Üye Devlet, söz konusu kişiyi topraklarına tekrar kabul etmekle yükümlü olacaktır. Transfer, ilgili Üye Devletler arasında görüş alış verişi yapıldıktan sonra, mümkün olan en kısa sürede ve sorumluluğun başka bir Üye Devlet tarafından üstlenilmesi yönündeki isteğin kabulünden veya transferi durdurma etkisi olan bir temyiz veya gözden geçirmenin kararının çıkmasından itibaren en geç altı ay içinde, istekte bulunan Üye Devlet’in ulusal hukuklarına uygun olarak gerçekleştirilecektir.

(e) İstekte bulunan Üye Devlet, sığınma isteyen kişiye kendisinin sorumlu Üye Devlet tarafından geri alınacağına dair kararı bildirecektir. Kararda, kararın dayandığı gerekçeler belirtilecektir. Kararda, transferin gerçekleştirilmesi için tanınan mühletin ayrıntıları bulunacak ve, eğer ilgili kişi sorumlu Üye Devlet’e kendi olanaklarıyla gidiyorsa, gerektiğinde, başvuranın hangi yer ve tarihte mevcut olması gerektiğine dair bilgiler de yer alacaktır. Bu karar temyiz edilebilir veya gözden geçirilebilir. Bu kararla ilgili temyiz veya gözden geçirme, mahkemeler veya yetkili kurumlar her durumu ayrıca değerlendirerek eğer ulusal mevzuat buna izin veriyorsa transferin uygulanmasının durdurulması yönünde karar vermedikçe, transferin uygulanmasını durdurmayacaktır.

Gerektiğinde, istekte bulunan Üye Devlet tarafından sığınma isteyen kişiye Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak benimsenmiş bir şekle sahip bir geçiş izni verilecektir.
Sorumlu Üye Devlet, istekte bulunan Üye Devlet’e, hangisi uygunsa, sığınma isteyen kişinin sağ salim ulaştığını veya belirlenmiş mühlet içinde isbat-ı vücut etmediğini bildirecektir.

2. Transferin altı aylık mühlet içinde gerçekleşmemesi halinde, sorumluluk, sığınma başvurusunun yapıldığı Üye Devlet’e ait olacaktır. Bu mühlet, sığınma isteyen kişinin hapis yatması nedeniyle transfer veya başvurunun incelenmesinin gerçekleştirilememesi durumunda en fazla bir yıla kadar, veya sığınma isteyenin sırra kadem basması durumunda en fazla on sekiz aya kadar uzatılabilir.

3. Doğrudan ve dolaylı kanıtlar ve bunların yorumlanması ve isteklerin hazırlanması ve iletilme usulleri hakkında kurallar, Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak benimsenecektir.

4. Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak transferlerin gerçekleştirilmesi hakkında ilave kurallar benimsenebilir.

BÖLÜM VI İDARİ İŞBİRLİĞİ
Madde 21

1. Her Üye Devlet, istekte bulunan her Üye Devlet’e, aşağıdakilerin yapılabilmesi için, sığınma isteyen kişiyle ilgili uygun, gerekli ve aşırıya kaçmayan kişisel bilgileri verecektir.
Söz konusu bilgiler aşağıdaki işlerin gerçekleştirilebilmesi için verilecektir:

  • (a) Sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi;
  • (b) Sığınma başvurusunun incelenmesi;
  • (c) İşbu Düzenleme çerçevesinde ortaya çıkan herhangi bir yükümlülüğün yerine getirilmesi.

2. Paragraf 1’de bahsi geçen bilgiler ancak aşağıdakileri kapsayabilir:

(a) Başvuran ve, uygun olduğunda, ailesinin fertleri hakkında kişisel bilgiler (isimler, soy isim ve uygun olduğunda, eski isim; lakaplar veya takma adlar; hali hazırdaki ve eski uyruk, doğum yeri ve tarihi);

(b) Kimlik ve seyahat belgeleri (referanslar, geçerlilik, veriliş tarihi, veren makam, verildiği yer vs.)

(c) Başvuranın kimliğinin tespit edilmesi için gerekli başka bilgiler. Buna, (EC) (AT) No. 2725/2000 sayılı Tüzüğe uygun olarak alınmış parmak izleri de dahildir.

(d) İkamet edilen yerler ve seyahat edilmiş olan güzergahlar;

(e) Bir Üye Devlet tarafından verilmiş olan ikamet belgeleri veya vizeler;

(f) Başvurunun yapılmış olduğu yer;

(g) Daha önce yapılmış herhangi bir sığınma başvurusunun yapıldığı tarih, halihazırdaki başvurunun yapıldığı tarih, işlemlerde gelinmiş olan aşama ve, eğer varsa, verilmiş karar.

3. Ayrıca, sığınma başvurusunun incelenmesi için gerekli olması şartıyla, sorumlu Üye Devlet başka bir Üye Devlet’ten, sığınma isteyen kişinin başvurusunu dayandırdığınıgerekçeleri ve, geçerli ise, başvuran hakkında alınmış kararların gerekçelerini kendisine bildirmesini isteyebilir. Üye Devlet, söz konusu bilgilerin verilmesinin Üye Devlet’in temel çıkarlarına veya ilgili kişinin veya başkalarının özgürlüklerinin ve temel haklarının korunmasına zararlı olması ihtimali varsa, kendisine yapılan isteğe cevap vermeyi reddedebilir. Her durumda, istenen bilgilerin verilmesi, sığınma başvurusunda bulunan kişinin yazlı onayına tabi olacaktır.

4. Bütün bilgi isteklerinde, isteğin dayandığı gerekçe ve, isteğin amacının isteğin muhatabı olan Üye Devlet’e sorumluluk getirme ihtimali olan bir kriter olup olmadığının kontrol edilmesi olması halinde, isteğin, sığınma isteyen kişilerin Üye Devletlerin topraklarına nasıl ve hangi araçları kullanarak girdikleri hakkında güvenilir kaynaklardan alınmış ilgili bilgiler de dahil olmak üzere hangi delillere veya başvuranın
beyanlarının hangi somut ve doğrulanabilir kısmına dayandığı bildirilecektir. Güvenilir kaynaklardan alınmış söz konusu ilgili bilgiler kendi başlarına bir Üye Devlet’in işbu Tüzük çerçevesindeki sorumluluk ve yetkisini belirlemek için yeterli olmayacak, ancak, sığınma isteğinde bulunan münferit kişi hakkındaki başka verilerin değerlendirilmesine katkıda bulunabilecektir.

5. İsteğin muhatabı olan Üye Devlet, altı hafta içinde cevap vermekle yükümlüdür.

6. Bilgi alışverişi bir Üye Devlet’in isteği üzerine gerçekleştirilecektir. Bilgi alışverişi, sadece her Üye Devlet tarafından tayin edilip Komisyon’a bildirilen yetkili makamlar arasında yapılabilir. Komisyon, bu iş için tayin edilen yetkili makamları, kendisine bildirildikten sonra diğer Üye Devletlere bildirecektir.

7. Alınıp verilen bilgiler sadece paragraf 1’de belirlenen amaçlar için kullanılabilir. Bu bilgiler, her Üye Devlet’te, bilginin alıcısı yetkili makamın türüne ve yetkilerine bağlı olarak, ancak aşağıdaki işleri yapmakla görevlendirilmiş yetkili makamlara ve mahkemelere verilebilir:

  • (a) Sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi;
  • (b) Sığınma başvurusunu incelenmesi;
  • (c) İşbu Tüzük çerçevesinde ortaya çıkan herhangi bir yükümlülüğün yerine getirilmesi.

8. Bilgileri gönderen Üye Devlet, bilgilerin doğru ve güncel olmasını sağlayacaktır. Söz konusu Üye Devlet’in doğru olmayan veya gönderilmemesi gereken bir bilgiyi gönderdiğinin ortaya çıkması halinde, alıcı Üye Devletler bundan derhal haberdar edilecektir. Söz konusu Üye Devlet bu bilgileri düzeltmek veya sildirmekle yükümlü olacaktır.

9. Sığınma isteyen kişi, kendisiyle ilgili işlemden geçirilen bütün bilgilerin isteği üzerine kendisine bildirilmesi hakkına sahip olacaktır.
Sığınma isteyen kişi, bu bilgiler işlenirken, özellikle bilgilerin eksik veya yanlış olmasından dolayı, işbu Tüzüğün veya Avrupa Parlamentosu’nun ve Konsey’in 95/46/EC (AT) sayılı 24 Ekim 1995 tarihli kişisel bilgilerin işlenmesi ve bu bilgilerin serbest dolaşımı hakkındaki Yönergesi’nin[8] ihlal edildiğini düşündüğü taktirde, bu bilgileri düzelttirme, sildirme veya bloke ettirme hakkına sahip olacaktır.
Bilgileri düzelten, silen veya bloke eden yetkili makam, hangisi uygunsa, bilgiyi veren veya alan Üye Devlet’i bundan haberdar edecektir.

10. Her ilgili Üye Devlet’te, ilgili kişinin kişisel dosyasında ve/veya bir sicilde, alınıp verilen belgelerin verilmesi ve alınmasının kayıtları tutulacaktır.

11. Alınıp verilen bilgiler, alınıp verilmelerinin amacı olan konu için gerekli olanıaşmayan bir süre boyunca muhafaza edilecektir.

12. Bilgilerin otomatik olarak işlemden geçirilmediği veya bir dosyada bulunmadığı veya bir dosyaya girilmesinin amaçlanmadığı durumlarda, her Üye Devlet, etkili kontroller yapmak suretiyle işbu maddeye uyumu temin edecek uygun tedbirleri alacaktır.

Madde 22

1. Üye Devletler, işbu Tüzük çerçevesinde ortaya çıkan yükümlülükleri yerine getirmekten sorumlu yetkili makamları Komisyon’a bildirecek ve bu yetkili makamların görevlerini yerine getirmek için gerekli kaynaklara, özellikle de bilgi isteklerine ve sığınma isteyenlerin sorumluluğunun üstlenilmesi veya geri alınması isteklerine belirlenmiş mühletler içinde cevap verebilmelerini sağlayacak gerekli kaynaklara sahip olmalarını temin edeceklerdir.

2. İsteklerin iletilmesini ve göndericilerin otomatik olarak gönderinin yapıldığına dair elektronik bir belgeyi alabilmelerini sağlamak için Paragraf 1’de bahsi geçen yetkili makamlar arasında güvenli elektronik ileti kanallarının kurulması ile ilgili kurallar, Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak belirlenecektir.

Madde 23

1. Üye Devletler, işbu Tüzüğün uygulanmasını kolaylaştırmak ve etkililiğini artırmak amacıyla, işbu Tüzüğün hayata geçirilmesinin pratik ayrıntılarıyla ilgili olarak aralarında iki taraflı idari düzenlemeler yapabilirler. Böyle düzenlemeler aşağıdaki hususlarla ilgili olabilir:

  • (a) Karşılıklı olarak irtibat yetkilileri gönderilmesi;
  • (b) Sığınma isteyenlerin sorumluluğunun üstlenilmesi veya geri alınması yönündeki isteklerin iletilmesi ve incelenmesi ile ilgili prosedürlerin basitleştirilmesi ve sürelerin kısaltılması.

2. Paragraf 1’de bahsi geçen düzenlemeler Komisyon’a bildirilecektir. Komisyon, paragraf 1(b)’de bahsi geçen düzenlemelerin işbu Tüzüğü ihlal edip etmediklerini kontrol edecektir.

BÖLÜM VII GEÇİCİ HÜKÜMLER VE SON HÜKÜMLER
Madde 24

1. İşbu Tüzük, 15 Haziran 1990 tarihinde Dublin’de imzalanan, Avrupa Topluluğu Üye Devletlerinden birinde yapılmış sığınma başvurularının incelenmesinden sorumlu Devlet’in belirlendiği Sözleşme’nin (Dublin Sözleşmesi) yerine geçmiştir.

2. Ancak, sığınma başvurusundan sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesiyle ilgili düzenlemelerin sürekliliğini sağlamak için, Madde 29’un ikinci paragrafında belirtilen tarihten sonra yapılmış başvurularda, işbu Tüzük çerçevesinde bir Üye Devlet’i sorumlu kılması ihtimali yüksek olan olaylar, bunlar söz konusu tarihten önce meydana gelmişolsalar bile, dikkate alınacaklardır. Madde 10(2)’de bahsi geçen olaylar bunun dışındadır.

3. (EC) (AT) No. 2725/2000 sayılı Tüzük’te Dublin Sözleşmesi ifadesinin kullanıldığı yerlerde, bu ifade işbu Tüzük olarak anlaşılacaktır.

Madde 25

1. İşbu Tüzük’te belirlenen bütün süreler aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:

  • (a) Gün, hafta veya ay sayısı olarak ifade edilen bir süre bir olayın meydana geldiği veya bir işin yapıldığı andan itibaren hesaplanacağı zaman, söz konusu olayın meydana geldiği veya işin yapıldığı gün söz konusu sürenin içinde sayılmayacaktır.
  • (b) Hafta veya ay sayısı olarak ifade edilen süreler, son hafta veya ayın, sürenin hesaplanmasında başlangıç olarak alınan olay veya işin meydana geldiği veya yapıldığıgün ile aynı güne veya aynı tarihe denk gelen günü hangisi ise o günün bitmesi ile sona erecektir. Ay sayısı olarak ifade edilmiş bir süre için sürenin sona ermesi gereken gün son ayda yoksa, süre o ayın son gününün bitiminde sona erecektir.
  • (c) Süreler, Cumartesi ve Pazar günlerini ve ilgili Üye Devletlerin herhangi birindeki resmi tatilleri de içerir.

2. İstekler ve cevaplar, iletinin alındığına dair kanıt sağlayabilen herhangi bir yöntemle gönderilebilir.

Madde 26

Fransa Cumhuriyeti ile ilgili olarak, işbu Tüzük bu ülkenin sadece Avrupa’daki toprakları için geçerli olacaktır.

Madde 27

1. Komisyon’a bir komite yardımcı olacaktır.

2. İşbu paragrafa gönderme yapılan yerlerde, 1999/468/EC (AT) sayılı Karar’ın 5 ve 7’inci maddeleri geçerli olacaktır.

199/468/EC (AT) sayılı Karar’ın 5(6) sayılı maddesinde yazılı süre üç ay olarak belirlenecektir.

3. Komite kendi usul kurallarını saptayacaktır.

Madde 28

Komisyon, Madde 29’un birinci paragrafında belirtilen tarihten en geç üç yıl sonra Avrupa Parlamentosu’na ve Konsey’e işbu Tüzüğün uygulanışı hakkında bir rapor sunacak ve, eğer uygunsa, gerekli değişiklikleri önerecektir. Üye Devletler, en geç söz konusu sürenin sona ermesinden altı ay önce, bu raporun hazırlanması için gerekli bütün uygun bilgileri Komisyon’a göndereceklerdir.

Komisyon, söz konusu raporunu verdikten sonra, (EC) (AT) No 2725/2000 sayılı Tüzüğün 24(5) sayılı maddesi gereği Eurodac sisteminin hayata geçirilmesi hakkındaki raporlarını verdiği tarihle aynı tarihte, işbu Tüzüğün uygulanışı hakkında Avrupa Parlamentosu’na ve Konsey’e rapor verecektir.

Madde 29

İşbu Tüzük, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanışını takip eden 20’inci günde yürürlüğe girecektir.

İşbu Tüzük, yürürlüğe girişini takip eden altıncı ayın ilk gününden itibaren yapılmışsığınma başvuruları için geçerli olacak, ve, bu tarihten sonra, başvurunun yapılmışolduğu tarihe bakılmaksızın, sığınma isteyenlerin sorumluluğunun üstlenilmesi veya geri alınması yönündeki bütün istekler için geçerli olacaktır. Bu tarihten önce yapılmış bir sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu olan Üye Devlet, Dublin Sözleşmesi’nde belirtilen kriterlere göre belirlenecektir.

İşbu Tüzük, Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma uyarınca bütün unsurlarıyla bağlayıcı olacak ve Üye Devletlerde doğrudan uygulanacaktır.

Brüksel, 18 Şubat 2003
Konsey adına
Başkan
N. CHRISTODOULAKIS.

Misak-ı Milli Kararları

1
Misak-ı Milli Kararları
Misak-ı Milli Kararları

Misak-ı Milli, Milli Misak, Milli Yemin ve Ulusal Ant anlamına gelmektedir. Kurtuluş Savaşının 19 Mayıs 1919 tarihinde başlaması ile birlikte Anadolu’da yapılan kongrelerden sonra 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, yeni bir devletin kurulacağı herkes tarafından anlaşılmıştır. Bu süreçte, 1876 yılında Osmanlı Devletinin yasama organı olarak kurulan, İstanbul’da varlığı devam eden ve son toplantısını 28 Ocak 1920 tarihinde yapan Meclis-i Mebûsan tarafından altı maddelik bir siyasi bildiri oy birliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat 1920 tarihinde ilan edilmiştir.

Misak-ı Milli Orijinal Metni

Meclisi Mebusan, Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra 21 Aralık 1918 tarihinde Padişah Vahdettin tarafından, feshedilmiş, yeni seçimler yapılmış ve son Osmanlı Meclisi 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgalinden hemen sonra 11 Nisan 1920’de resmen kapatılmış, 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM açılmıştır.

Milli Misak’ın ilanı Osmanlı Meclisinin kapatılışını hızlandırmış, Meclis-i Mebusan’ın kapatılması ise TBMM’nin kuruluşuna meşru zemin hazırlamıştır.

Misak-ı Milli’nin Kabulü ve İlanı

Misak-ı Milli Bildirisi, Ahd-i Millî Beyannâmesi adıyla kabul ve ilan edilmiş, Misak-ı Milli şeklinde kısaltılarak anılmış; Türkiye Cumhuriyeti’nin kara ve deniz sınırları önemli oranda bildiri doğrultusunda oluşmuştur. Bildiri, Osmanlı Meclisinde kabul edilmiş olmasına karşın Anadolu’da toplanan Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresinde alınan kararlardan etkilenmiştir. Sivas Kongresinden sonra Osmanlı Padişahı genel seçim kararı almış; 1919 yılı Kasım ayında yapılan seçimlerde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin adayları seçimi kazanmış; Meclisi Mebusan’ın yeni üyeleri Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti ile yaptıkları görüşmeler sonucunda Misak-ı Milli metnini hazırlamışlardır.

Misak-ı Milli Beyannamesi – Türk Tarih Kurumu

Meclis-i Mebusan, Ocak ayında çalışmaya başlamış, Mondros Antlaşması hükümlerinin ve Anadolu’daki kurtuluş hareketinin etkisi altında tek ve önemli gündem maddesi olarak görüştüğü Ahd-ı Millî Beyannamesi’ni kapalı oturumda oy birliği ile kabul etmiş ve beyannameyi bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklamıştır. Ankara’da hazırlanan 8 maddelik metin, İstanbul’da 6 madde olarak ilan edilmiş, bazı değişiklikler meydana gelmiştir. Beyannameye ilişkin görüşme ve toplantı kayıtları ile tutanaklar Meclis-i Mebusan kayıtlarında bulunmamaktadır. 

Misak- Milli, kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasında tarihsel öneme sahip bir bildiridir. Bildiri ile hedeflenen topraklardan Batum Livası, Musul Bölgesi, Hatay bölgesi ve Batı Trakya bölgesi sınırların dışında kalmış; Hatay, 1939 yılında Türkiye’ye dahil olabilmiş, Batı Trakya’da yapılması öngörülen halk oylamasının yapılması mümkün olmamıştır.

Türk Tarih Kurumu – Misak-ı Milli Haritası

Misak-ı Milli Beyanname Metni 

Aşağıda imzaları bulunan Osmanlı Millet Meclisi (Meclisi Mebusan) üyeleri, Devletin bağımsızlığının ve ulusun geleceğinin, haklı ve sürekli bir barışa kavuşmak için katlanabilecek özverinin en fazlasını gösteren aşağıdaki ilkelere eksiksiz uyulmasıyla sağlanabileceğini ve bu ilkeler dışında sağlam bir Osmanlı Saltanatı ve toplumunun varlığının sürdürülmesinin olanak dışı bulunduğunu kabul ederek, şunları onaylamışlardır:

Madde 1

Osmanlı Devletinin, özellikle Arap çoğunluğunun yerleşmiş olduğu, 30 Ekim 1918 günkü Silah Birakışımı [Mondros Mütarekesi] yapıldığı sırada, düşman Ordularının işgali altında kalan kesimlerinin [o sırada Hatay ve Musul bölgesi Türk egemenliği altında idi] geleceğinin, halklarının serbestçe açıklayacakları oy uyarınca belirlenmesi gerekir; sözkonusu Silah Bırakışımı çizgisi içinde, din, soy ve amaç birliği bakımlarından birbirine bağlı olan, karşılıklı saygı ve özveri duyguları besleyen soy ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin koşullarına saygılı Osmanlı-İslam çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu kesimlerin tümü, ister bir eylem, ister bir hükümle olsun, hiç bir nedenle, birbirinden ayrılamayacak bir bütündür.

Madde 2

Halkı, özgürlüğe kavuşunca, oylarıyla Anavatana katılmış olan üç İl [Elviye-i Selase yani Kars, Ardahan ve Batum Livaları] için gerekirse yeniden halkın serbest oyuna başvurulmasını kabul ederiz

Madde 3

Türkiye ile yapılacak barışa değin ertelenen Batı Trakya’nın hukuksal durumunun belirlenmesi de, halkının özgürce açıklayacağı oya göre olmalıdır.

Madde 4

İslam Halifeliğinin ve Yüce Saltanatın merkezi ve Osmanlı Hükümetinin başkenti olan İstanbul kenti ile Marmara Denizinin güvenliği her türlü tehlikeden uzak tutulmalıdır. Bu ilke saklı kalmak koşulu ile; Akdeniz ve Karadeniz Boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda, bizimle birlikte, öteki tüm Devletlerin oybirliği ile verecekleri karar geçerlidir.

Madde 5

Müttefik Devletler ile düşmanları ve onların kimi ortakları arasında yapılan andlaşmalardaki ilkeler çerçevesinde, azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman halkların da özdeş haklardan yararlanması umudu ile, bizce de benimsenip güvence altına alınacaktır.

Madde 6

Ulusal ve ekonomik gelişmemize olanak bulunması ve, daha çağdaş biçimde, düzenli bir yönetimle işlerin yürütülmesini başarmak için; her devlet gibi, bizim de gelişmemiz koşullarının sağlanmasında, bütünüyle bağımsızlığa ve özgürlüğe kavuşmamız ana ilkesi varlık ve geleceğimizin temelidir. Bu nedenle siyasal, yargısal, parasal vb. alanlarda gelişmemizi önleyici sınırlamalara [Kapitülasyonlar] karşıyız. Saptanacak borçlarımızın ödenmesi koşulları da bu ilkelere aykırı olmayacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 24 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Miller Meclisinde yaptığı konuşmada Misak-ı Milli ile belirlenen sınırlar hakkında söyledikleri

‘’Millet bütün maksadında maddi ve hakiki düşünmek ve ancak kuvvet ve kudretiyle temin edeceği hususat üzerinde kendisine yeni bir hudut çizmek üzere idi. İşte kongre (Erzurum) bu hududu çizmiştir. Bir hududu milli çizmiştir.

Bu hududu milliyi suhuletle ipka için demiştir ki, mütarakenamenin imza olunduğu 30 Teşrinievvel 334 (30 Ekim 1918) tarihinde çizdiği hudud, hududumuz olacaktır.

Bu hududu ihtimal teferruatı ile bilmeyen arkadaşlarımız vardır. Yeniden fazla teferruata girmek istemediğim için şu suretle izahat vereceğim:

Şark hududuna elviyei selaseyi (Üç şehir/Kars-Batum-Ardahan) dahil ederek tasavvur buyurunuz. Garp hududu Edirne’de bildiğiniz gibi geçiyor.

En büyük ıebeddülat (değişim) cenup (güney) hududunda olmuştur.

Cenup hududu, İskenderun cenubundan başlar. Haleple Katime arasından Cerablus köprüsüne münteha olur (ulaşır) bir hat ve şark parçasında da Musul vilayeti, Süleymaniye ve Kerkük havalisi ve bu iki mıntıkayı yekdiğerine kalbeden (bağlayan) hat.

Efendiler bu hudud, sırf askeri mülahazat ile çizilmiş bir hudud değildir, hududu millidir. Hududu milli olmak üzere tespit edilmiştir.’’

17 Şubat – Hukuk Takvimi

0
17 Şubat Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
17 Şubat – Hukuk Takvimi

624

Çin tarihinin tek kadın İmparatoru, Wu Zetian doğdu.  (Ölümü: 16 Aralık 705) Kendi kızını boğarak öldürdü. İktidarının ilk dönemlerinde öz oğlu da dahil Tang Hanedanının kalan üyelerini yok ederek iktidarını pekiştirdi. Tang Hanedanına sadık insanları devletin içinden temizledi, devlet adamlarının çoğunluğunu ya öldürdü ya da sürgüne gönderdi. Kendi soyunu daha önemli gösterebilmek için Tang Hanedanının soyuyla ilgili kayıtlarla oynadı. Önceki hanedandan kalan devlet bürokrasisini  büyük oranda revize ederek yandaşlarının ve sevdiği kişilerin konumunu güçlendirdi. Devlet yapısında önemli reformlar yaptı; ekonomik ve sosyal yapıda büyük değişikliklerde bulundu.

Wu Zetian

647

Silla Krallığı 27. ve ilk kadın hükümdarı Kraliçe Seondeok yaşamını yitirdi. (Doğumu: M.S 606 )

1886

Alman hukukçu ve akademisyen, Andreas Bertalan Schwarz doğdu. (Ölümü: 11 Eylül 1953) Bonn, Leipzig ve Budapeşte’de hukuk bilimleri tahsil etti. 1908’de Leipzig Üniversitesi’nde hukuk bilimleri doktorasını tamamladı, 1912’de  Medenî Hukuk alanında doçent ve 1922’de ise profesör oldu.1926 yılları arasında Leipzig Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde karşılaştırmalı hukuk ve Roma Hukuku alanında bir profesörlük daha aldı. 1933’te ordinaryüs profesör unvanını kazandı. 1933’te Naziler Almanya’da iktidara geçince, Eernst Eduard-Hirsch ve diğer akademisyenlerle birlikte Türkiye’ye iltica etti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde yaklaşık 20 yıl ordinaryüs profesör olarak hizmet vererek uluslararası alanda tanınmış birçok Türk hukukçu yetiştirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki dersliklerden birine, hatırasını yaşatmak amacıyla onun adı verilmiştir.

Andreas Bertalan Schwarz

1887

Hukukçu ve Lüksemburg eski başbakanı Joseph Bech doğdu.  (Ölümü: 8 Mart 1975) Fribourg Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1912’de hukuk doktorasını aldı. 1914’te Lüksemburg Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1921’de Bech, Émile Reuter’in kabinesine atandı. İçişleri Bakanlığı Genel Müdürü ve Eğitim Bakanlığı Genel Müdürü olarak görev yaptı. 1926’da aynı zamanda Başbakanlık, Dışişleri bakanı, Eğitim ve Şarapçılık Bakanı oldu. 1954 yılına kadar Dışişleri ve Şarapçılık Bakanı olarak kaldı. Dışişleri bakanı olarak 1949 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması’nı imzaladı. 1957 yılında Roma Antlaşması’nı imzalayarak Avrupa’nın önde gelenlerinden biri oldu. Avrupa Birliği ve Avrupa Topluluğunun ‘ Kurucu Babalarından ‘ biri olarak kabul edildi. 1964 yılına kadar Temsilciler Meclisi Başkanlığı yaptı.

Joseph Bech

1920

Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşının 19 Mayıs 1919 tarihinde başlaması ile birlikte Anadolu’da yapılan kongrelerden sonra 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, yeni bir devletin kurulacağı herkes tarafından anlaşılmıştır. Bu süreçte, 1876 yılında Osmanlı Devletinin yasama organı olarak kurulan, İstanbul’da varlığı devam eden ve son toplantısını 28 Ocak 1920 tarihinde yapan Meclis-i Mebûsan tarafından altı maddelik bir siyasi bildiri olan Misak-ı Milli oy birliği ile kabul edildi ve 17 Şubat 1920 tarihinde ilan edildi.

Türk Tarih Kurumu – Misak-ı Milli Haritası

1921

Ankara dışındaki İstiklal Mahkemeleri kaldırıldı.

 1925

Aşar Vergisi kaldırıldı. Basın, aşarın kaldırılmasını büyük bir devrim olarak niteledi.

1926

Türk Kanunu Medenisi, Türkiye’de Cumhuriyetin ilanından sonra 17 Şubat 1926’da İsviçre Medeni Kanunu iktibas edilmek ve örnek alınma sureti ile mecliste kabul edilerek 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girdi.

1930

Türk Gazeteciler Birliği kuruldu.

1939

Hatay Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını, Hatay Devleti kanunları olarak kabul etti.

1961

Türk ve Alman İş ve İşçi Bulma Kurumları arasında yapılan anlaşmaya göre, her yıl Almanya’ya çeşitli iş kollarında çalıştırılmak üzere Türk işçileri gönderilmesi kararlaştırıldı.

1973

Petrol Ofisi Genel Müdürlüğü’ne Şeyda Odyatmaz atandı. Kendisi Türkiye’de ilk kez bu düzeye yükseltilen kadın yönetici oldu.

Cumhuriyet tarihinde bir devlet kurumuna atanan ilk kadın genel müdür olarak Şeyda Odyakmaz, 1973 yılında Petrol Ofisi Genel Müdürlüğü’ne getirildi.

1983

Mısır’ın Ankara Büyükelçiliği’ni basarak iki güvenlik görevlisini öldürüp, içeridekileri 45 saat rehin tuttukları için Dört Filistinli gerilla, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yeniden ikişer kez ölüme mahkûm edildi.

1984

İş yerlerinden işçi çıkarmak, Sıkıyönetim Komutanlığı’nın iznine bağlandı.

1986

Barış Derneği davasından tutuklu 6 kişi tahliye edildi.

1994

  • Özgür Gündem gazetesi, bölücü yayın yaptığı gerekçesiyle 1 ay süreyle kapatıldı.

  • TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu, Refah Partili Hasan Mezarcı’nın dokunulmazlığının kaldırılmasını kararlaştırdı.

2000

Gazeteci-yazar Uğur Mumcu’ya 24 Ocak 1993 günü düzenlenen suikastla ilgili olarak, ‘Mumcu’nun öldürülmesine iştirak ettiği ve bu amaçla oluşturulan çeteye mensup olduğu’ gerekçesiyle idam istemiyle yargılanan sanık Abdullah Argun Çetin, kendi isteği üzerine gizli oturumda dinlendi. Mahkeme, sanığın gizli oturumda yaptığı açıklamalara yayın yasağı koydu.

2007

Hukukçu ve siyasetçi Mehmet Altınsoy yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1924) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Kurucu Meclis Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Temsilciliği yaptı.  Niğde ve Aksaray Milletvekilliği ile Devlet Bakanlığı yaptı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 633 sayılı ilk teşkilat yasasının çıkarılmasına öncülük etti.

2008

Kosova Cumhuriyeti Anayasası, Kosova’nın 17 Şubat 2008 tarihinde Kosova Meclisi‘nde oybirliği ile kabul edilen bağımsızlık ilanından sonra hazırlanarak 15 Haziran 2008 tarihinde yürürlüğe girdi.

2025

Avukat Selahattin Demirtaş hakkında, hapiste olduğu sekiz buçuk yılı aşkın sürede 150’den fazla savcılık soruşturması ile 50’den fazla davaya muhatap olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ve Anayasa Mahkemesi’nde halen devam eden 20’den fazla dosyasının bulunduğu açıklandı. Bu güne kadar 60 yıldan fazla hapis cezası alan Demirtaş’ın halihazırda Ankara, İstanbul, Mersin ve Batman’da devam eden toplam 9 davasının olduğu bildirildi.

 

17 Şubat Hukuk Takvimi, hukuk ve siyasal tarih bakımından kurucu nitelikte gelişmeleri bir araya getiren önemli bir gündür. Misak-ı Milli’nin ilanı, Aşar Vergisi’nin kaldırılması ve Türk Kanunu Medenisi’nin kabulü gibi Cumhuriyet’in temel hukuk reformları bu tarihte yer almaktadır. Bunun yanında İstiklal Mahkemelerinin kaldırılması, Hatay Meclisi’nin Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını kabulü ve Türk-Alman işgücü anlaşması gibi devlet yapısını ve toplumsal düzeni etkileyen kararlar da 17 Şubat’ta öne çıkmaktadır. Aynı gün; basın özgürlüğü davaları, siyasi yargılamalar, dokunulmazlık süreçleri, sıkıyönetim uygulamaları ve terör yargılamaları gibi hukuk-siyaset ilişkisini doğrudan ilgilendiren gelişmelerle de dikkat çekmektedir. Ulusal ve uluslararası düzeyde hukukçuların, devlet adamlarının ve siyasal aktörlerin doğum ve ölüm yıldönümleri de kısa biyografileriyle birlikte yer almakta; bu tarih, hukukun hem kurucu reformların hem de siyasal mücadelelerin merkezinde yer aldığını gösteren çok katmanlı bir tarihsel kesit sunmaktadır.

 
17 Şubat – Hukuk Takvimi

Azerbaycan Anayasal Sistemi

0
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası

Azerbaycan Eski Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey

Azerbaycan Anayasal Sistemi, Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının(Azərbaycan Respublikasının Konstitusiyası), 12 Kasım 1995 tarihli referandumda kabul edilerek 27 Kasım 1995 yılında yürürlüğe girmesi ile kurulmuştur. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, 158 madde ve geçici hükümlerden oluşmakta, Genel Hükümler, Temel Haklar, Özgürlükler ve Ödevler, Devlet Erki, Yerel yönetimler, Hukuk ve Kanun başlıkları bulunmaktadır.  Anayasada, Halk Hakimiyeti,  Devletin temelleri, Temel İnsan ve Vatandaş Hak ve Özgürlükleri, Vatandaşların Temel Görevleri, Yasama Erki, Yürütme Erki, Mahkeme, Belediyeler, Mevzuat, Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına Değişiklikler ve Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına İlaveler başlıkları bulunmaktadır.

 Azerbaycan Devleti Anayasasında Ermenistan ile yaşanan tarihsel sorunlardan kaynaklı olarak Nahçivan Özerk Cumhuriyetine ilişkin özel bir bölüm bulunmaktadır.

Azerbaycan Önceki Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev

Azerbaycan Anayasal Sistemi,SSCB dağıldıktan sonra kurulmuştur. SSCB dağıldıktan sonra Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Şurası 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlık Beyannamesini kabul etmiş, 18 Ekim 1991 tarihinde Bağımsızlığı Hakkında Anayasa Akdini yürürlüğe koymuştur. Bu metinler, yeni anayasanın temelini oluşturmuş, cumhuriyetin devlet yapısının, siyasi ve ekonomik yapısını şekillendirmiştir. Bağımsızlık kararından sonra 1978  Anayasasının Bağımsızlık Akdi ile çelişmeyen maddeleri yürürlükte kalmış, 9 Ekim 1993 tarihinde bazı değişiklikler yapılmış, hak oylaması ile kabul edilen 27 Kasım  1995  tarihli yeni Anayasanın onaylanması sonrasında eski Anayasa metni tamamen ortadan kalmıştır.

İlham Aliyev Oy Kullanırken

Azerbaycan Cumhuriyetinin temel kanunu olan Anayasa ile Azerbaycan devletinin yasal temelleri belirlenmiştir. Azerbaycan, Anayasa ile demokratik, laik bir hukuk devleti olarak tanımlanmış, insan haklarına öncelik vermiş ve kuvvetler ayrımını  tercih etmiştir. Azerbaycan, Anayasa ile demokratik, laik bir hukuk devleti olarak tanımlanmış, insan haklarına öncelik vermiş ve kuvvetler ayrımını tercih etmiştir. Kuvvetler ayırımı ilkesine uygun olarak, yasama erkinin Milli Meclisine, yürütme erkinin Cumhurbaşkanına, yargı erkinin ise mahkemelere ait olduğu hükme bağlanmıştır. Yasama erkini temsil eden Meclis tek kamaralı parlamentodur. Meclis dışında hiçbir organ veya şahsın kanun koyma yetkisi yoktur. Azerbaycan’da parlamentonun diğer görevi yürütmenin faaliyetlerini denetlemektir. Meclis, Bakanlar Kuruluna güvenoyu vermeme hakkına sahiptir. Cumhurbaşkanının görevden alınması, bütçenin denetlenmesi, kurumların oluşturulması ve uluslararası sözleşmelerin onaylanması meclisin yetkisindedir.

Azerbaycan’da Cumhurbaşkanı hem yürütmeyi temsil etmektedir hem de devletin başıdır. Cumhurbaşkanı bütün seçmenler tarafından doğrudan seçilmekte ve Azerbaycan halkının tamamını temsil etmektedir.

Nahçivan Özerk Cumhuriyetinin coğrafi özellikleri, Azerbaycan’ın diğer kara parçasıyla doğrudan sınırının olmaması nedeniyle bu bölge için özerk yönetim sistemi tesis edilmesini gerektirmiş, Nahçivan Özerk Cumhuriyetine Azerbaycan’ın sınırları içinde özerk devlet statüsü verilmiş,  fiilen işgal altında olan Nahçivan Özerk Cumhuriyetinde parlamenter rejim uygulanması öngörülmüştür.

Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasında çeşitli tarihlerde birçok değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliklerden sonuncusu 2016 yılında yapılmış, yapılan halk oylamasında Anayasanın 23 maddesinde değişiklik yapılmış ve Anayasaya 6 yeni madde eklenmiştir.

 Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının kabul edildiği 12 Kasım tarihi, 16 Şubat  1996 tarihinde Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in emriyle Anayasa Günü olarak ilan edilmiştir ve Azerbaycan’da Anayasa Günü olarak kutlanmaktadır.
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Anayasanın verdiği yetki ile görev yapan yüksek yargı organıdır. Anayasa Mahkemesi bağımsız bir devlet organıdır ve kurumsal ve mali yönden; yasama, yürütme ve diğer yargı organlarından, yerel yönetim organlarından, ayrıca tüzel ve gerçek kişilerden bağımsızdır.  Azerbaycan Anayasa Mahkemesinin temel amacı Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının üstünlüğünü sağlamak, her bireyin temel hak ve özgürlüklerini savunmaktır. Mahkemeye Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi, Bakanlar Kurulu, Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, Azerbaycan Cumhuriyeti  Baş Savcılığı, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti  Millet Meclisi, Mahkemeler, Vatandaşlar ve Kamu denetçileri başvuru yapabilmektedir.

Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi

0

Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4865 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir. 

Milletlerarası iş Bürosu idari Meclisi tarafından vaki davet üzerine; Cenevre’de 25.10.1921 de 3 üncü toplantısını yapan Milletler Cemiyeti Milletlerarası iş Teşkilatı Genel konferansı,

Gündemin 7 nci maddesini teşkil eden, sanayide hafta tatili meselesi hakkında bazı tekliflerin kabulünü ve;

Bu tekliflerin bir Milletlerarası İş Sözleşmesi şeklini almasını kararlaştırdıktan sonra,
Versay Andlaşmasının 14 üncü kısmında ve diğer barış andlaşmalarının mütenazır kısımlarında mevcut hükümler gereğince, Milletlerarası İş Teşkilatı üyelerinde onanmak üzere, aşağıdaki Sözleşme Projesini kabul etmiştir:

MADDE 1

Bu Sözleşmenin uygulanması bakımından;

Maden ve taş ocakları ile herhangi bir maddeyi topraktan çıkartmak;

Maddelerin malı, tadili, temizlenmesi, tamiri, süslenmesi, ikmali, satış için hazırlanması ve yıkma işleri, gemi inşası, elektrik ve genel olarak her türlü muharrik kuvvet, istihsal, tahvil ve nakil işleri dahil; maddelerin şekillerinin kısmen ve ya tamamen değiştirilmesi;

Her nevi bina, demiryolu, tramvay, liman, dok, dalga kıran, kanal, nehirlerde sefer tesisatı, yol, tünel, köprü, su bendi, ana ve adi lağım, kuyu, telefon, telgraf, elektrik tesisatı, havagazı, su tesisatı ve tevzi ve diğer yapı işleri ile bunlara ait tamir, bakım, tadil, yıkma, hazırlama ve temel işleri;

Dok, rıhtım, iskele ve antrepolarda eşyanın boşaltılıp yüklenmesi, taşınması ve işlenmesi dahil el ile taşıma işleri hariç, insan ve eşyanın kara, demiryolu ile nehirlerde nakli işleri;

Yukarıdaki sayım, sınai müesseselerde çalışma müddetinin günde sekiz ve haftada kırk sekiz saat olarak tahdidini istihdaf eden Washington Sözleşmesinde, her Hükümet tarafından kabulü derpiş edilen istisnalar bu Sözleşmeye uygulanmaları kabil olduğu derecede nazara alınmak kayıt ve şartı altında yapılmıştır.

Yukarıdaki sayımdan başka, her üye, lüzum gördüğü taktirde, bir taraftan sanayi ve diğer taraftan tarım ve ticaret arasındaki hududu tayin edebilir.

MADDE 2

Resmi veya hususi herhangi bir sınai müessesede veya onun müştemilatında çalışan bütün şahıslar, bundan sonraki maddelerde derpiş olunan istisnalar nazara almak şartıyla, her 7 günlük bir devre içinde fasılasız en az 24 saat zarfında istirahatten istifade edeceklerdir.
Bu istirahat, imkan dairesinde bir müessesenin bütün mensuplarına aynı zamanda verilecektir.

İstirahat mümkün mertebe, memleket veya bölge gelenek ve adetlerinde yer alan günlere rastlayacaktır.

MADDE 3

Her üye, münhasıran aynı bir aile efradının çalıştığı, sınai müesseselere mensup şahısları 2 nci madde hükmünden istisna edebilir.

MADDE 4

Her üye, hal icaplarına uygun türlü iktisadi ve insani mülahazaları bilhassa göz önünde tutmak suretiyle işverenlerle işçilerin yetkili cemiyetleri mevcut olan yerlerde bu cemiyetlerle istişareden sonra; 2 nci madde hükümleri hakkında tam veya kısmi istisnalar (istirahatin kaldırılması veya azaltılması dahil) kabul edebilir.

Bu istişare, yürürlükte olan mevzuatın uygulanması suretiyle kabul edilmiş bulunan istisnalar halinde mecburi olmayacaktır.

MADDE 5

Her üye 4 ncü madde gereğince tamamen kaldırılan veya azaltılan dinlenmeleri telafi edici istirahatlerin esasen mahalli anlaşmalar yahut örfü adetlerle derpiş edilmiş bulunması müstesna, diğer hallerde bu şekilde telafi edici dinlenme zamanları tespit eden hükümler koymayı mümkün mertebe sağlayacaktır.

MADDE 6

Her üye, bu Sözleşmenin 3 ve 4 üncü maddeleri gereğince kabul edilen istisnaların bir listesini yaparak bunu Milletlerarası İş Bürosuna gönderecektir. Her üye bundan sonra her iki senede bir defa bu listede yapacağı değişiklikleri bildirecektir.

Milletlerarası İş Bürosu bu husus için Milletlerarası Genel İş Konferansına bir rapor verecektir.

MADDE 7

Bu sözleşme hükümlerinin uygulanmasını kolaylaştırmak için, her pa-tron, müdür veya vekili aşağıdaki mükellefiyetlere tabi olacaktır.

Haftalık dinlenme bütün şahıslara toplu bir halde veriliyorsa toplu istirahat gün ve saatlerini, müessese içinde veya başka münasip bir yerde göze çarpacak afişler asmak suretiyle veyahut Hükümetçe münasip görülecek diğer herhangi bir şekilde bildirmek,

Haftalık dinlenme bütün şahıslara toplu bir halde veriliyorsa; memleket kanunlarının veyahut yetkili makamlarca yapılan Tüzüğün tarifi dahilinde hazırlanmış bir deftere hususi bir dinlenme rejimine tabi tutulan işçi veya hizmetlileri ve bu rejimi bildirmek.

MADDE 8

Bu Sözleşmenin, Versay Andlaşmasının 13 üncü kısmında ve diğer Barış Andlaşmalarının mütenazır tutumlarında derpiş edilen şartlar içinde kati şekilde onandığına ait belge Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine gönderilecek ve bu onanma Genel Sekreterlikçe tescil edilecektir.

MADDE 9

Milletlerarası İş Teşkilatının iki üyesinin onamaları Genel Sekreterlikçe tescil edildiği tarihten itibaren bu Sözleşme yürürlüğe girecektir.
Bu Sözleşme, ancak onamaları Sekreterlikçe tescil edilen üyeleri bağlayacaktır.
Daha sonra, bu Sözleşme, her üye hakkında onaması Sekreterlikçe tescil edildiği tarihten itibaren yürürlüğe girecektir.

MADDE 10

Milletlerarası İş Teşkilatı üyelerinden ikisinin onamaları Sekreterlikçe tescil edilmesi akabinde; Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri keyfiyeti Milletlerarası iş Teşkilatının bütün üyeleri tarafından kendisine sonradan tebliğ edilecek onamaları da keza bütün üyelere bildirecektir.

MADDE 11

Bu Sözleşmeyi onayan her üye onun 1,2,3,4,5,6 ve 7 nci maddeleri hükümlerini en geç 1.1.1924’e kadar uygulamayı ve bu hükümlerin fiil alanına geçmesi için gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder.

MADDE 12

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu Versay Andlaşmasının 421 inci maddesi ve diğer Barış Andlaşmalarının mütenazır maddeleri hükümleri gereğince; bütün müstemleke, müstamare ve himayesi altındaki memleketlerde uygulamayı taahhüt eder.

MADDE 13

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu, yürürlüğe girmeye başladığı tarihten 10 sene geçtikten sonra Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine yapacağı ve bu Sekreterliğin tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih, Sekreterlikçe tesciİi tarihinden bir sene sonra muteber olur.

MADDE 14

Milletlerarası iş Bürosu İdare Meclisi, en az her on senede bir defa bu Sözleşmenin uygulanma durumu hakkında Genel Konferansa bir rapor vermekle ve Konferans gündemi içine; sözleşmenin yeniden gözden geçirilmesi veya tadili meselesinin konulup konulmaması gerektiği hususunda bir karar almakla ödevidir.

MADDE 15

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikiside muteberdir.

ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi

0
96 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi-ILO

ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1933 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 11 Şubat 1946 tarihli ve 4866 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, aynı konudaki 96 sayılı sözleşmenin onaylanması sonucu yürürlükten kalkmıştır.

ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi
ILO Kabul Tarihi: 8 Haziran 1933
Kanun Tarih ve Sayısı: 11 Şubat 1946 / 4866
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 16 Şubat 1946 / 6234Milletlerarası İş Bürosu idare Meclisi tarafından vaki davet üzerine, Cenevre’de 8 Haziran 1933 de on yedinci toplantısını yapan Milletler Cemiyeti Milletlerarası iş Teşkilatı Genel Konferansı;Gündemin birinci maddesini teşkil eden, ücretli iş bulma meselesi hakkında, bazı tekliflerin kabulünü veBu tekliflerin bir Milletlerarası Sözleşme şeklini almasını kararlaştırdıktan sonra;Versay Andlaşmasının 13 üncü kısmında ve diğer Barış Andlaşmalarının mütenazır kısımlarında mevcut hükümler gereğince Milletlerarası iş Teşkilatı üyelerince onanmak üzere, aşağıdaki Sözleşme Projesini kabul eder;

MADDE 1

Bu Sözleşme bakımından “Ücretli İşbulma Büroları” tabiri şu manayı ifade eder:

Kazanç gayesi takibeden İşbulma Büroları, yani doğrudan doğruya veya dolayısıyla taraflardan herhangi birinden maddi bir menfaat temini hedefiyle, bir işçiye iş veyahut işverene işçi bulmak hususunda tavassut eyleyen her şahıs, şirket, müessese, acente veyahut diğer bir teşekkül; bu tarif, münhasıran veya esas itibariyle iştigal mevzuu işverenlerle işçiler arasında tavassuttan ibaret olanlar hariç, gazetelere ve diğer yayın vasıtalarına şamil değildir.

Kazanç gayesi takip etmiyen İşbulma Büroları, yani maddi bir menfaat gütmemekle beraber, işverenden veya işçiden, servisleri için duhuliye, aidat veya başka herhangi bir nam altında para alan şirket, müessese, acente veya diğer teşekküllerin işbulma servisleri.

Bu Sözleşme gemi adamları hakkında uygulanmaz.

MADDE 2

(Birinci maddenin 1. a) fıkrasında yazılı, kazanç gayesiyle çalışan Ücretli İşbulma Büroları, bu Sözleşme’nin her üye için yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren 3 sene zarfında kapatılacaklardır.

Bu kapatmadan evvelki mühlet zarfında;

Yeniden kazanç gayesiyle çalışan Ücretli İşbulma Bürosu açılmıyacaktır.

Kazanç gayesiyle çalışan Ücretli İşbulma Büroları, yetkili makamın kontrolü altında konulacak ve bu makamca onanmış bir tarifede yazılı ücret ve masraflardan başka para almıyacaklardır.

MADDE 3

Bu Sözleşmenin 2 nci maddesinin 1 inci fıkrasından inhirafa, ancak ilgili patron ve işçi temsilcilerinin fikri alındıktan sonra ve istisnai şekillerde olmak üzere yetkili makamca müsaade edilebilir.

Bu madde gereğince müsaade edilen inhiraflar, ancak milli kanunlarla sarih şekilde tesbit edilip işbulma keyfiyetinin hususi şartlar içinde ve inhirafı haklı gösterecek surette cereyan ettiği sanat ve mesleklere mensup işçi zümrelerine iş bulmakla iştigal eden bürolar hakkında uygulanacaktır.

2 nci maddede yazılı 3 aylık mühlet bittikten sonra, bu maddeye istinaden, yeni Ücretli İşbulma Büroları açılmasına müsaade edilemez.

Bu madde gereğince, kendilerine inhiraf müsaadesi verilen her Ücretli İşbulma Bürosu:

Yetkili makamın kontrolü altına konulacaktır.

Yetkili makamın tensibi ile azami on yıl zarfında, her sene yenilecek bir yıllık ruhsatname almaya mecbur olacaktır.

Ancak, yetkili makamca onanmış bir tarifede yazılı ücret ve masrafları alabilecektir.

Ancak ruhsatnamesinde müsaade edilmiş olmak ve ilgili memleketler arasında mevcut bir anlaşmayı uygulamak şartiyle yabancı memleketlere veya memleketlerden işçi tedarik edebilecektir.

MADDE 4

(1 inci maddenin 1, b) fıkrasında yazılı kazanç gayesi takip etmeyen İşbulma Büroları;

Yetkili makamdan izin almak mecburiyetinde olacak ve onun kontrolü altında bulunacaklardır.

Yapılan masraflar iyice nazara alınmak suretiyle yetkili makamca tesbit edilecek bir tarifeden daha yüksek para alamayacaktır.

Ancak yetkili makamca müsaade edilmek ve ilgili memleketler arasında mevcut bir anlaşmayı uygulamak şartıyla yabancı memleketlere veya memleketlerden işçi tedarik edebilecektir.

MADDE 5

Gerek bu Sözleşme’nin 1 inci maddesinde yazılı Ücretli İşbulma Büroları, gerek parasız da olsa, işbulmayı mutad meşgale ittihaz etmiş olan her şahıs, şirket, müessese, acenta veyahut teşekkül, yetkili makama bir beyanname vermeye ve bunda ücretli mi, ücretsiz mi çalıştıklarını bildirmeye mecburdurlar.

MADDE 6

Gerek bundan evvelki maddelere, gerek onların yerine getirilmesine ait diğer hükümlere muhalif hareketlere karşı, milli kanunlar, bu Sözleşmede derpiş edilen ruhsatname veya müsaadelerin geri alınmasını da ihtiva eden cezaları tayin edeceklerdir.

MADDE 7

Versay Andlaşması’nın 408 inci ve diğer Barış Andlaşmaları’nın mütenazır maddelerinde derpiş edilen yıllık raporlar, 3 üncü madde gereğince müsaade edilen inhiraflar hakkında gereken malumatı havi olacaklardır.

MADDE 8

Bu Sözleşme’nin, Versay Andlaşması’nın 13 üncü kısmında ve diğer Barış Andlaşmaları’nın mütenazır kısımlarında derpiş edilen şartlar içinde kat’i şekilde onandığına ait belge Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine gönderilecek ve bu onanma Genel Sekreterlikçe tescil edilecektir.

MADDE 9

Bu Sözleşme, ancak onamaları Sekreterlikte tescil edilmiş olan üyeleri bağlayacaktır. Sözleşme, iki üyenin onamaları Genel Sekreterlerde tescil edildikleri tarihten 12 ay sonra yürürlüğe girecektir.

Bundan sonra bu Sözleşme her üye için, onaması tescil edilmesinden 12 ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 10

Milletlerarası İş Teşkilatı üyelerden ikisinin onamaları Sekreterlikte tescil edilmesi akabinde; Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri keyfiyeti Milletlerarası iş Teşkilatının bütün üyelerine bildirecektir. Sekreter, Teşkilatın başka üyeleri tarafından kendisine sonradan tebliğ edilecek onamaları da keza bütün üyelere bildirecektir.

MADDE 11

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu, yürürlüğe girmeye başladığı tarihten on sene geçtikten sonra; Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine yapacağı ve bu Sekreterliğin tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir.

Fesih, Sekreterlikte tescili tarihinden bir sene sonra muteber olur.

Bu Sözleşmeyi onamış olup ta onu, bundan evvelki fıkrada yazılı 10 yıllık devrenin geçmesinden bir yıl sonra, bu madde gereğince feshetmek ihtiyarını kullanmayan her üye, yeniden 10 yıllık bir müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, bu maddede derpiş edilen şartlar içinde her 10 yıllık devre bittikçe feshedilebilecektir.

MADDE 12

Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren geçecek her 10 yıllık devrenin sonunda; Milletlerarası İş Bürosu İdare Meclisi, onun uygulanması durumu hakkında Genel Konferansa bir rapor vermekle ve Konferansın gündemi içine onun tamamen veya kısmen tadili meselesinin konulup konulmaması gerektiği hususunda bir karar almakla ödevlidir.

MADDE 13

Konferans, bu Sözleşme’yi tamamen veya kısmen tadil eden yeni bir Sözleşme kabul ettiği takdirde; bu yeni Sözleşmede başka türlü hükümler bulunması hali müstesna;

Tadil edici yeni Sözleşme’nin bir üye tarafından onanması keyfiyeti yukarıdaki 11 inci maddeye bakılmaksızın tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi kayıt ve şartı ile, şimdiki bu Sözleşme’nin kendiliğinden ve derhal feshini intaç edecektir.

Tadil edici yeni Sözleşme’nin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren, şimdiki bu Sözleşme üyelerin onamasına açık bulundurulmayacaktır.

Şimdiki bu Sözleşme; onu onamış ve tadil edici Sözleşmeyi ise onamamış olan üyeler için eski metin ve şekli ile yürürlükte kalmaya devam edecektir.

MADDE 14

Bu Sözleşme’nin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi muteber olacaktır.

Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.

İsmet Ocakçıoğlu

0

İsmet Ocakçıoğlu, 1930 yılında Malatya’nın Darende ilçesinde doğmuş, ilk ve orta öğrenimini Tokat ilinde tamamlamış, Konya Lisesini bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne girmiştir. fakülteyi 1952 yılında bitirdikten sonra aynı yıl Fransa’ya giderek Kamu Hukuku dalında doktora çalışmalarına başlamış ve 1955 senesinde Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden Hukuk Doktoru unvanını kazanmıştır.

Ocakçığlu, askerliğini, yedek subay olarak Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı Protokol Şubesinde yapmış; 1957 yılında hakimlik stajına başlamış ve stajını Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinde tamamlamıştır.

Ankara Hâkim Yardımcısı olarak mesleğe başlamış ve sırasıyla; Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi Raportörlüğü, Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı, Adalet Bakanlığı Tetkik Hakimliği ve Yargıtay Yetkili Üye Yardımcılığı ile Anayasa Mahkemesi Raportörlüğü görevlerinde bulunmuştur.

Ocakçıoğlu, 16 Eylül 1973 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilmiş, 2. Hukuk Dairesi ve 9. Hukuk Dairesinde çalıştıktan sonra, 1 Haziran 1981 tarihinde kurulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu‘na yedek üye olarak atanmıştır. Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından Yargıtay Birinci Başkanvekilliğine getirilmiş, bu görevi 25 Eylül 1984 – 4 Temmuz 1989 tarihleri arasında  tarihleri arasında yaptıktan sonra Ahmet Coşar‘dan boşalan Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiştir. Yargıtay başkanlığı görevini 4 Temmuz 1989 – 5 Temmuz 1993 yıllarında yürütmüş, 5 Ocak 1995 tarihinde Yargıtay üyeliğinden emekli olmuştur. Kendisinden sonra Yargıtay başkanlığına Müfit Utku seçilmiştir.

Yargıtay Onursal Başkanı İsmet Ocakçıoğlu – 2015

Ocakçıoğlu, Yargıtay başkanı olarak 6 Eylül 1990 tarihindeki Adli Yıl açılış töreninde dönemin Anamuhalefet Partisi lideri ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti genel başkanı Erdal İnönü‘yü selamlamaması ve konuşması sırasında muhalefeti sert şekilde eleştirmesi nedeniyle Erdal İnönü toplantıyı terk etmiştir. 7 Eylül 1992 tarihli Adli Yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada ise “Devletin terörü önlemek için teröristlerin kullandıkları vasıta ve yöntemleri kullanması demokratik hukuk devleti kurallarına da tamamen uygundur” cümlesini kullanması kamuoyunda çeşitli tartışmalara neden olmuştur.

Ocakçıoğlu, 16 Şubat 2017 tarihinde vefat etmiş, Yargıtay üyeleri tarafından uğurlanan Ocakçıoğlu’nun cenazesi, Kocatepe Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından, Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

Cenaze Töreni – Yargıtay – 2017

Yargıtay Onursal 1. Başkanı Sayın Dr.İsmet OCAKÇIOĞLU’nun 1992-1993 Adli Yıl Açılış Konuşması

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [272.03 KB]

Yargıtay Onursal 1. Başkanı Sayın Dr.İsmet OCAKÇIOĞLU’nun 1991-1992 Adli Yıl Açılış Konuşması

Yargıtay Onursal 1. Başkanı Sayın Dr.İsmet OCAKÇIOĞLU’nun 1990-1991 Adli Yıl Açılış Konuşması

Eserleri 

Fransızca bilen Yargıtay eski başkanı Dr. İsmet Ocakçıoğlu’nun, “La Neutralite de la Turquie” ile “Anayasa ve Anayasa Mahkemesi” adlı eserleri bulunmaktadır. Ayrıca, Yargıtay Dergisi, Adalet Bakanlığı ile Ankara ve İstanbul Üniversiteleri Hukuk Fakültelerinin yayınlarında otuzdan fazla inceleme ve çeviri yazıları yayınlamıştır.

Anayasa ve Anayasa Mahkemesi – İsmet Ocakçıoğlu

Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü

0
The European Parliament

Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü 16 şubat 2011 Strasbourg’da düzenlenerek kabul edilmiştir. Tüzüğün, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasını takip eden 20. gün yürürlüğe girmesi kararlaştırılmış, 1 Nisan 2012 tarihinden itibaren uygulanması öngörülmüştür. Tüzük, bütün unsurlarıyla bağlayıcıdır ve tüm üye devletlerde doğrudan uygulanmaktadır.

The European Parliament and Council Regulation

Vatandaş Girişimi hakkında 16 Şubat 2011 tarihli ve (AT) 211/2011 sayılı

AVRUPA PARLAMENTOSU VE KONSEY TÜZÜĞÜ

 

 AVRUPA PARLAMENTOSU VE AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ,

Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkındaki Antlaşma’yı ve bu Antlaşma’nın özellikle 24. maddesinin birinci paragrafını göz önünde tutarak,

Komisyon’un önerisini göz önünde tutarak,

Taslak yasama tasarrufunun ulusal parlamentolara iletilmesinden sonra,

Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi’nin görüşünü göz önünde tutarak,

Bölgeler Komitesi’nin görüşünü göz önünde tutarak,

Olağan yasama usulleri uyarınca hareket ederek,

Aşağıdaki gerekçelerle:

  1. Avrupa Birliği Antlaşması (ABA), Birlik vatandaşlığını güçlendirir ve diğer hususların yanı sıra tüm vatandaşların Avrupa Vatandaş Girişimi vasıtasıyla Birlik içindeki demokratik hayata katılma hakkına sahip olmalarını sağlayarak Birliğin demokratik işlevini geliştirir. Bu usul, vatandaşlara, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın (ABİA) 225. maddesi ile Avrupa Parlamentosu’na ve 241. maddesi ile Konsey’e verilen haklara benzer şekilde, Antlaşmaların uygulanması amacıyla Birliğin hukuki tasarruflarına ilişkin bir öneri sunmasını talep etmek için Komisyon’a doğrudan başvurma imkânı sağlar.
  1. Vatandaşların katılımını teşvik etmek ve Birliği daha erişebilir kılmak için, vatandaş girişiminde gereken usul ve şartlar açık, kolay, kullanıcı dostu olmalı ve vatandaş girişiminin niteliği ile orantılı olmalıdır. Hak ve yükümlülükler arasında adil bir denge sağlamalıdır.
  1. Usul ve şartlar ayrıca, vatandaş girişimini destekleyen Birlik vatandaşlarının geldikleri üye devlete bakılmaksızın aynı şartlara tabi tutulmalarını sağlamalıdır.
  1. Komisyon, talep üzerine, vatandaşlara vatandaş girişimleri hakkında özellikle kayıt kriterlerine ilişkin bilgi ve gayrı resmi tavsiye vermelidir.
  1. Vatandaşların gelmesi gereken üye devletlerin asgari sayısının belirlenmesi gerekir. Bu sayı, vatandaş girişiminin Birlik çıkarlarını temsil etmesini ve bu vasıtanın kolay kullanılır olmasını sağlamak için, üye devlet sayısının dörtte biri olarak belirlenmelidir.
  1. Bu amaç doğrultusunda, bu üye devletlerden gelen asgari imzacı sayısı da belirlenmelidir. Vatandaş girişimini destekleyen vatandaşlara benzer şartlar sağlamak için, bu asgari sayılar azalan oranlı olmalıdır. Açık olması bakımından, bu asgari sayılar her bir üye devlet için bu Tüzüğün Ek’inde belirlenmelidir. Her bir üye devlet için gerekli asgari imzacı sayısı, her bir üye devlette seçilen Avrupa Parlamentosu üye sayısının 750 katına karşılık gelmelidir. Avrupa Parlamentosu’nun oluşumundaki her hangi bir değişikliği yansıtmak için, Komisyon’un bu Eki değiştirme yetkisi olmalıdır.
  1. Vatandaş girişimini desteklemede asgari yaşın belirlenmesi gereklidir. Bu yaş, vatandaşların Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanma hakkı kazandıkları yaş olarak belirlenmelidir.
  1. Bir vatandaş girişiminin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi için azami düzeyde organize bir yapı gereklidir. Bu yapı, Avrupa çapındaki konuların ortaya çıkmasına katkıda bulunmak ve bu konular üzerinde düşünmeyi desteklemek için, en az yedi farklı üye devletten gelen gerçek kişilerden (organizatörlerden) oluşan vatandaşlar komitesi şeklinde olmalıdır. Şeffaflığın ve düzgün ve etkili iletişimin sağlanması amacıyla, vatandaşlar komitesi prosedür boyunca komite ile Birlik kurumları arasında ilişki kuracak temsilciler belirlemelidir.
  1. Birimler, özellikle Antlaşmalar uyarınca Avrupa siyasi farkındalığının oluşturulmasına ve Birlik vatandaşlarının isteklerini ifade etmelerine katkıda bulunan kuruluşlar, tam bir şeffaflık içinde hareket etmeleri kaydıyla, vatandaş girişimini desteklemelidir.
  1. Vatandaş girişimi önerilerinde uyum ve şeffaflığın sağlanması ve bu Tüzükte yer alan koşullara uygun olmayan bir vatandaş girişimi önerisi için imza toplanmasından kaçınmak için, vatandaşlardan gelen gerekli destek beyanlarının toplanmasından önce bu tür girişimlerin Komisyon tarafından hazırlanacak bir internet sitesinde kayıt altına alınması zorunlu olmalıdır. Bu Tüzükte yer alan koşullara uygun olan tüm vatandaş girişimi önerileri Komisyon tarafından kaydedilmelidir. Komisyon, iyi idareye ilişkin genel ilkeler uyarınca kayıt ile ilgili işleri yürütmelidir.
  1. Vatandaş girişimi önerisi kayıt edildiğinde, vatandaşların destek beyanları organizatörler tarafından toplanabilir.
  1. Destek beyanının şeklini, üye devletler tarafından doğrulama amaçlı talep edilen veriler belirtilmek suretiyle bu Tüzüğün Ek’inde belirlemek uygundur. Komisyon, bu Ekte, üye devletler tarafından kendisine iletilen bilgileri göz önünde tutarak ABİA’nın 290. maddesi uyarınca değişiklik yapmaya yetkili kılınmalıdır.
  2. Kişisel verilerin yeterli ve ilgili olması ve toplanma amaçlarına göre aşırı olmaması ilkesine riayet ederek, üye devletlerin destek beyanlarını ulusal hukuk ve uygulama uyarınca kontrol etmeleri için gerekli olduğu ölçüde, vatandaş girişimi önerisinin imzacılarından, duruma göre kimlik numarası veya kimlik belgesi numarası dâhil olmak üzere, kişisel verileri sunmaları istenir.
  1. Modern teknolojiyi, katılımcı demokrasinin bir aracı olarak iyi bir şekilde kullanmak amacıyla, destek beyanlarının yazılı olmasının yanı sıra çevrimiçi de toplanması sağlanmalıdır. Çevrimiçi toplama sistemleri, diğer hususların yanı sıra, verilerin güvenli bir şekilde toplanmasını ve saklanmasını sağlamak için, yeterli ve yerinde güvenlik özelliklerine sahip olmalıdır. Komisyon, bu amaç doğrultusunda, çevrimiçi toplama sistemlerinin detaylı teknik özelliklerini tanımlamalıdır.
  1. Üye devletler, destek beyanlarının toplanmasından önce, çevrimiçi toplama sistemlerinin bu Tüzüğün gereklilikleri ile uyumluluğunu kontrol etmelidirler.
  1. Komisyon, bu Tüzüğün çevrimiçi toplama sistemlerine ilişkin hükümlerine uymak için, ilgili teknik özellikleri ve güvenlik özelliklerini bünyesinde barındıran açık kaynak kodlu bir yazılım sağlamalıdır.
  1. Bir vatandaş girişimi için sunulan destek beyanlarının belirli bir süre içinde toplanması sağlanmalıdır. Vatandaş girişimi önerilerinin ilgili kalmasını sağlamak için, destek beyanlarının Birlik çapında toplanmasının karmaşıklığını da göz önünde bulundurarak, bu sürenin vatandaş girişimi önerisinin kayıt tarihinden itibaren 12 ayı geçmemesi gerekir.
  1. Bir vatandaş girişimi imzacılardan gerekli destek beyanını aldığında, tüm üye devletler kendi imzacılarının destek beyanlarının kontrolünden ve onaylanmasından sorumlu olmalıdır. Üye devletler, bu kontrolleri, idari yüklerini sınırlandırma ihtiyacını göz önünde bulundurarak, onay talebinin alınmasından itibaren üç ay içinde, örnekleme yöntemine dayanabilen uygun doğrulama yöntemlerini esas alarak yapmalıdırlar ve alınan geçerli destek beyanının sayısını onaylayan bir belge oluşturmalıdırlar.
  1. Organizatörler, bu Tüzükte belirtilen ilgili tüm koşulların vatandaş girişiminin Komisyon’a sunulmasından önce yerine getirilmesini sağlamalıdır.
  1. Komisyon, vatandaş girişimini incelemeli ve hukuki ve siyasi sonuçlarını ayrı ayrı belirlemelidir. Ayrıca, bu girişime cevaben gerçekleştireceği eylemi üç ay içinde ortaya koymalıdır. Komisyon, en az bir milyon Birlik vatandaşı tarafından desteklenen vatandaş girişiminin ve olası takibinin dikkatlice incelendiğini göstermek için, ortaya koymayı öngördüğü eylemin gerekçelerini açık, anlaşılır ve detaylı bir biçimde açıklamalı ve herhangi bir eylemde bulunmamayı öngörmesi halinde de aynı şekilde bunun nedenlerini belirtmelidir. Gerekli sayıda imzacı tarafından desteklenen ve bu Tüzüğün diğer gerekliliklerini yerine getiren vatandaş girişimi Komisyon’a sunulduğunda, organizatörler bu girişimi Birlik düzeyinde kamuya açık bir oturumda sunabilmelidirler.
  1. Kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olarak gerçek kişilerin korunması ve bu verilerin serbest dolaşımı hakkında 24 Ekim 1995 tarihli ve 95/46/AT sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi, bu Tüzüğün uygulanması sırasında kişisel verilerin işlenmesinde tam olarak uygulanır. Bu kapsamda, hukuki kesinlik bakımından, vatandaş girişimi organizatörlerinin ve üye devletlerdeki yetkili makamların 95/46/AT sayılı Direktif kapsamında veri kontrolörleri olduklarının netleştirilmesi ve vatandaş girişiminin amaçları doğrultusunda, toplanmış olan kişisel verilerin muhafaza edilebileceği azami sürenin belirlenmesi gereklidir. Organizatörler, veri kontrolörleri sıfatıyla, özellikle veri işlemenin yasallığı, veri işleme faaliyetlerinin güvenliği, bilgi sağlama ve veriye konu olan kişilerin kişisel verilerine erişimlerinin yanı sıra bu verilerin düzeltilmesi ve silinmesinin sağlanmasına ilişkin haklar olmak üzere 95/46/AT sayılı Direktifin öngördüğü yükümlülükler doğrultusunda gerekli bütün tedbirleri almalıdır.
  1. 95/46/AT sayılı Direktifin hukuki başvuru yolları, sorumluluk ve yaptırımlarına ilişkin III. Bölüm hükümleri, bu Tüzüğün uygulanması sırasında kişisel verilerin işlenmesinde tam olarak uygulanır. Vatandaş girişiminin organizatörleri, uygulanmakta olan ulusal mevzuat uyarınca, neden oldukları zararlardan sorumlu tutulmalıdırlar. Buna ilaveten, üye devletler, bu Tüzüğün ihlali halinde, organizatörlerin gerekli cezalara tabi olmalarını sağlamalıdır.
  1. Kişisel verilerin Topluluk kurumları ve organları tarafından işlenmesiyle ilgili olarak gerçek kişilerin korunması ve bu verilerin serbest dolaşımı hakkında 18 Aralık 2000 tarihli ve (AT) 45/2001 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü, bu Tüzüğün uygulanması sırasında Komisyon tarafından kişisel verilerin işlenmesine tam anlamıyla uygulanır.
  1. İleride çıkabilecek uyarlama ihtiyaçlarını karşılamak üzere, bu Tüzüğün Eklerinde değişiklik yapılabilmesi amacıyla, Komisyon’a, ABİA’nın 290. maddesi uyarınca yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarrufları kabul etme yetkisi verilmelidir. Komisyon’un, hazırlık çalışmaları sırasında uzman düzeyinde de olmak üzere gerekli istişarelerde bulunması özellikle önem arz eder.
  1. Bu Tüzüğün uygulanması için gerekli tedbirler, Komisyon’a verilen yetkilerin kullanılmasına ilişkin usulleri belirleyen 28 Haziran 1999 tarihli ve1999/468/AT sayılı Konsey Kararı’na uygun olarak kabul edilmelidir.
  2. Bu Tüzük, temel haklara saygı gösterir ve Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nda yer alan ilkeleri, özellikle herkesin kendisini ilgilendiren kişisel verilerin korunması hakkına sahip olduğuna dair 8.maddesini gözetir.
  1. Avrupa Veri Koruma Denetçisi’ne danışılmış ve Denetçi konuya ilişkin bir görüş kabul etmiştir.

İŞBU TÜZÜĞÜ KABUL ETMİŞTİR:

Madde 1
Konu

Bu Tüzük, ABA’nın 11. maddesinde ve ABİA’nın 24. maddesinde öngörülen vatandaş girişimi için gerekli usul ve şartları düzenler.

Madde 2
Tanımlar
Bu Tüzüğün amaçları doğrultusunda, aşağıdaki tanımlar geçerlidir:
  1. “Vatandaş girişimi”, vatandaşların, Antlaşmaların uygulanması amacıyla Birliğin bir hukuki tasarrufunun gerekli olduğunu düşündükleri konularda, Komisyon’u yetkileri çerçevesinde uygun öneri sunmaya davet ettikleri, bütün üye devletlerin en az dörtte birinden gelen en az bir milyon kabul edilebilir nitelikte imzacının desteğini almış ve bu Tüzüğe uygun olarak Komisyon’a sunulmuş olan girişimi ifade eder;
  1. “imzacılar”, bir vatandaş girişimini, söz konusu girişime ilişkin destek beyanı formunu doldurmak suretiyle destekleyen Birlik vatandaşlarını ifade eder;
  1. “organizatörler”, vatandaş girişiminin hazırlanmasından ve Komisyon’a sunulmasından sorumlu olan vatandaşlar komitesini oluşturan gerçek kişileri ifade eder.
Madde 3
Organizatörlere ve imzacılara ilişkin şartlar
  1. Organizatörler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanabilecek yaştaki Birlik vatandaşlarıdır.
  1. Organizatörler en az yedi farklı üye devlette yerleşik asgari yedi kişiden müteşekkil vatandaşlar komitesini oluştururlar.

Organizatörler, prosedür süresince vatandaşlar komitesi ve Birlik kurumları arasında ilişki kuracak ve vatandaşlar komitesi adına konuşmaya ve hareket etmeye yetkili olacak bir temsilci ve bir yedek (bundan sonra “temas kişileri” olarak anılacaktır) belirler.

Avrupa Parlamentosu üyesi olan organizatörler, vatandaşlar komitesini oluşturmak için gerekli olan asgari sayının hesaplanmasında dikkate alınmaz.

Vatandaş girişimi önerisinin 4. maddeye uygun olarak kaydedilmesi bakımından, Komisyon bu maddenin 1. paragrafında ve bu paragrafta belirtilen koşullara uygun hareket etmek için sadece vatandaşlar komitesinin yedi üyesine ilişkin gerekli bilgileri inceler.

  1. Komisyon, organizatörlerden 1 ve 2. paragraflarda belirtilen koşulların yerine getirildiğine dair yeterli kanıt sağlamalarını talep edebilir.
  1. Bir vatandaş girişimi önerisini destekleyebilmeleri için imzacıların Birlik vatandaşı olmaları ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanabilecek yaşta olmaları gerekir.
Madde 4
Vatandaş girişimi önerisinin kaydedilmesi
  1. Organizatörler, bir vatandaş girişimine ilişkin olarak imzacılardan destek beyanlarını toplamaya başlamadan önce, vatandaş girişimi önerisini başta konusu ve hedefleri olmak üzere Ek II’de yer alan bilgileri belirterek kaydetmek zorundadır.

Bu bilgiler, Komisyon tarafından bu amaçla kurulan çevrimiçi vatandaş girişimi kayıt sayfası(bundan sonra “kayıt sayfası” olarak anılacaktır) Birliğin resmi dillerinden birinde yer alır.

Organizatörler, kayıt sayfası ve gerektiğinde kendi internet siteleri için, vatandaş girişimi önerisinin destek ve finansman kaynaklarıyla ilgili güncellenen bilgileri düzenli olarak sunarlar.

Organizatörler,  2. paragrafa uygun olarak onaylandığında vatandaş girişimi önerisini Birliğin diğer resmi dillerinde kaydederler. Organizatörler, vatandaş girişimi önerisinin Birliğin diğer resmi dillerine çevrilmesinden sorumludur.

Komisyon, bilgi ve destek sağlayan bir temas noktası oluşturur.

  1. Komisyon, Ek II’de yer alan bilgilerin alınmasından itibaren iki ay içinde aşağıdakilerin yerine getirilmiş olması koşuluyla, vatandaş girişimi önerisini tek bir kayıt numarası vermek suretiyle kaydeder ve organizatörlere teyit yazısı gönderir:

(a) 3. maddenin 2. paragrafına uygun olarak, vatandaşlar komitesinin oluşturulması ve temas kişilerinin belirlenmesi;

(b) vatandaş girişimi önerisinin, Antlaşmaların uygulanması amacıyla Birliğin hukuki tasarruflarının çıkarılması için Komisyon’un öneri sunma yetkilerinin açıkça dışında olmaması;

(c) vatandaş girişimi önerisinin açıkça kötüleyici, ciddiyetsiz veya zarar verici nitelikte olmaması,

(d) vatandaş girişimi önerisinin açıkça, ABA’nın 2. maddesinde belirtilen Birlik değerlerine aykırı olmaması.

  1. Komisyon, 2.paragrafta belirlenen şartların yerine getirilmemesi halinde kayıt yapılmasını reddeder.

Komisyon, vatandaş girişimi önerisini kaydetmeyi reddederse, organizatörlere reddin gerekçelerini ve tüm hukuki ve hukuk dışı başvuru yollarını bildirir.

  1. Kaydedilmiş bir vatandaş girişimi önerisi kayıt sayfası üzerinden kamuoyuna duyurulur. İlgili kişiler, (AT) 45/2001 sayılı Tüzük kapsamındaki haklarına halel gelmeksizin, vatandaş girişimi önerisinin kayıt tarihinden itibaren iki yıllık bir sürenin sonunda, kişisel verilerin kayıt sayfasından silinmesini talep etme hakkına sahiptirler.
  1. Organizatörler, destek beyanlarının 8.maddeye uygun olarak sunulmasından önce, kaydedilmiş bir vatandaş girişimi önerisini geri çekebilirler. Böyle bir durumda, kayıt sayfasına bu yönde bir ibare düşülür.
Madde 5
 Destek beyanlarının toplanmasına ilişkin usul ve şartlar 
  1. Organizatörler, 4. maddeye uygun olarak kaydedilen vatandaş girişimi önerisine yönelik destek beyanlarının imzacılardan toplanmasından sorumludur.

Destek beyanları toplanırken, sadece Ek III’te yer alan örneklere uygun ve söz konusu vatandaş girişiminin kayıt sayfasına kaydedilmiş olduğu dilde doldurulmuş formlar kullanılabilir. Destek beyanları imzacılardan toplanmadan önce, organizatörler formları Ek III’te belirtilen şekilde doldururlar. Formlarda sunulan bilgiler kayıt sayfasında yer alan bilgilerle tutarlı olmalıdır.

  1. Organizatörler destek beyanlarını kâğıt üzerinden veya elektronik ortamda toplayabilir. Destek beyanlarının çevrimiçi toplanması halinde, 6. paragraf uygulanır.

Bu Tüzüğün amaçları doğrultusunda, elektronik imzalara ilişkin Topluluk çerçevesi oluşturulması hakkında 1999/93/AT sayılı ve 13 Aralık 1999 tarihli Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi çerçevesinde ileri elektronik imza kullanarak imzalanan destek beyanları, kâğıt üzerinden yapılan destek beyanları ile aynı muameleye tabi tutulur.

  1. İmzacılar, organizatörler tarafından temin edilen destek beyanları formlarını doldurmak zorundadır. Ek III’te belirtildiği şekilde, imzacılar, sadece üye devletler tarafından doğrulanması amacıyla istenen kişisel verileri belirtirler.

İmzacılar bir vatandaş girişimi önerisine sadece bir kere destek verebilirler.

  1. Üye devletler Ek III’te yer alan bilgilere ilişkin herhangi bir değişikliği Komisyon’a iletir. Komisyon, söz konusu değişiklikleri göz önünde tutarak, yetki devrine dayanan tasarruf çıkarma yöntemiyle, 17. maddeye uygun olarak ve 18 ve 19. maddelerde yer alan şartlara uyarak Ek III’te yapılan değişiklikleri kabul edebilir.
  2. Destek beyanları, vatandaş girişimi önerisinin kayıt tarihinden itibaren en geç 12 ay içinde toplanır.

Bu sürenin sonunda, kayıt sayfasında, sürenin sona erdiği ve yeterli sayıda destek beyanının toplanamadığı belirtilir. 

Madde 6
 Çevrimiçi toplama sistemi 
  1. Destek beyanlarının çevrimiçi toplanması halinde, çevrimiçi toplama sistemiyle elde edilen veriler bir üye devlet tarafından muhafaza edilir.

Çevrimiçi toplama sistemi, bu sistem vasıtasıyla toplanan verilerin muhafaza edileceği üye devlet tarafından 3. paragraf uyarınca onaylanır. Organizatörler, üye devletlerin bazılarında veya tümünde destek beyanlarını toplamak için tek bir çevrimiçi toplama sistemi kullanabilir.

Destek beyanları formlarına ilişkin örnekler çevrimiçi toplamadan kaynaklanan ihtiyaçlar doğrultusunda uyarlanabilir.

  1. Organizatörler, destek beyanlarının toplanması için kullanılan çevrimiçi toplama sisteminin 4. paragrafa uygun olmasını sağlar.

Destek beyanları toplanmaya başlamadan önce, organizatörler, ilgili üye devletteki yetkili makamdan bu amaçla kullanılan çevrimiçi toplama sisteminin 4. paragrafa uygunluğunu onaylamasını talep eder.

Organizatörler, çevrimiçi toplama sistemi vasıtasıyla destek beyanlarını toplamaya ancak 3. paragrafta belirtilen belgeyi aldıktan sonra başlayabilir. Organizatörler, söz konusu belgenin bir nüshasını çevrimiçi toplama sistemi için kullanılan internet sitesinde yayımlar.

Komisyon, 1 Ocak 2012 tarihine kadar, bu Tüzüğün çevrimiçi toplama sistemine ilişkin hükümlerine uymak için gerekli güvenlik ve teknik özelliklere sahip açık kaynak kodlu yazılımı kurar ve sonrasında bu yazılımı günceller. Yazılım ücretsiz olarak hizmete sunulur.

  1. Çevrimiçi toplama sistemi, 4. paragrafa uygun olduğunda, ilgili yetkili makam bir ay içinde Ek IV’te yer alan örneğe uygun bir belge verir.

Üye devletler, diğer üye devletlerin yetkili makamları tarafından verilen belgeleri tanır.

  1. Çevrimiçi toplama sistemi, aşağıdaki hususların sağlanması amacıyla yeterli güvenlik ve teknik özelliklerle donatılır:

(a) çevrimiçi destek beyanları sadece gerçek kişiler tarafından sunulabilir;

(b) çevrimiçi temin edilen verilerin, diğer hususların yanı sıra, ilgili vatandaş girişiminin desteklenmesi ve kişisel verinin kazara veya hukuka aykırı şekilde yok edilmesi, kazara kaybedilmesi, değiştirilmesi, yetkisiz ifşası veya erişimine karşı korunması amaçlarının dışında değiştirilmemesi ve başka bir amaçla kullanılmaması için, söz konusu veriler güvenli bir şekilde toplanır ve saklanır;

(c) sistem, destek beyanlarını,8. maddenin 2. paragrafına uygun olarak üye devletler tarafından doğrulanabilmesi amacıyla Ek III’te yer alan örneklere uygun şekilde oluşturabilir.

  1. Komisyon, 1 Ocak 2012 tarihine kadar,20. maddenin 2. paragrafında yer alan düzenleyici prosedüre uygun olarak 4. paragrafın uygulanmasına ilişkin teknik özellikleri kabul eder.
Madde 7
 Üye devlet başına asgari imzacı sayısı 

1.Bir vatandaş girişimi imzacılarının üye devletlerin en az dörtte birinden gelmesi gerekir.

  1. Üye devletlerin en az dörtte birinden gelen imzacılar, vatandaş girişimi önerisinin kayıt tarihi itibarıyla, Ek I’de belirtilen asgari vatandaş sayısını karşılar. Söz konusu asgari sayılar her bir üye devlette seçilen Avrupa Parlamentosu üye sayısının 750 katına karşılık gelir.
  2. Komisyon, yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarruf vasıtasıyla, 17. maddeye uygun olarak ve 18 ve 19. maddelerde yer alan koşullara tabi olarak, Avrupa Parlamentosu’nun oluşumundaki herhangi bir değişikliği yansıtmak amacıyla Ek I’de yapılacak gerekli uyarlamaları kabul eder.
  3. İmzacıların, destek beyanlarının 8. maddenin 1. paragrafının ikinci alt paragrafı uyarınca doğrulanmasından sorumlu olan üye devletten geldiği kabul edilir.
Madde 8
 Destek beyanlarının üye devletler tarafından doğrulanması ve onaylanması 
  1. Organizatörler, 5 ve 7. maddeler uyarınca imzacılardan gerekli destek beyanlarını topladıktan sonra, destek beyanlarını kâğıt üzerinde veya elektronik ortamda doğrulama ve onaylama işlemi için 15. maddede belirtilen ilgili yetkili makamlara sunarlar. Organizatörler bu amaçla Ek V’te belirtilen formu kullanır ve kâğıt üzerinde toplanan destek beyanlarını, ileri elektronik imza vasıtasıyla elektronik olarak imzalananlardan ve çevrimiçi toplama sistemi vasıtasıyla toplananlardan ayırır.

Organizatörler, destek beyanlarını ilgili üye devletlere aşağıdaki şekilde sunar:

(a) Ek III, Kısım C, 1.bentte belirtildiği gibi, imzacının yerleşik veya uyruğu olduğu üye devlet veya;

(b) Ek III, Kısım C, 2. bentte belirtildiği gibi, destek beyanında yer alan kişisel kimlik numarasını veren veya kişisel kimlik belgesini düzenleyen üye devlet.

  1. Yetkili makamlar, destek beyanlarını, duruma göre ulusal mevzuat veya uygulamalara uygun olarak, talebin alınmasını takip eden en geç üç ay içinde ve uygun kontroller temelinde doğrular. Yetkili makamlar, bu temelde organizatörlere, ilgili üye devlete ilişkin olarak geçerli destek beyanlarının sayısının belirtildiği, Ek VI’da yer alan örneğe uygun bir belge verir.

Destek beyanlarının doğrulanması amacıyla, imzaların gerçekliğinin kontrol edilmesi istenemez.

  1. 2. paragrafta öngörülen belge ücretsiz verilir.
Madde 9
 Vatandaş girişiminin Komisyon’a sunulması

 Bu Tüzükte belirtilen gerekli tüm usul ve şartlara uygun hareket edilmesi koşuluyla, 8. maddenin 2. paragrafında öngörülen belgelerin alınmasından sonra, organizatörler, bu girişim için alınan herhangi bir destek veya finansmana ilişkin bilgileri eklemek suretiyle vatandaş girişimini Komisyon’a sunabilirler. Bu bilgi kayıt sayfasında yayımlanır.

Hakkında bilgi verilecek kaynağı aşan destek ve finansman miktarı, Avrupa düzeyindeki siyasi partilerin statüsüne ve finansmanına ilişkin kurallar hakkında 4 Kasım 2003 tarihli ve 2004/2003 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü’nde1 belirtilen miktarla aynıdır.

Bu maddenin amaçları bakımından, organizatörler, Ek VII’de belirtilen formu kullanırlar ve doldurulan formu,8. maddenin 2. paragrafında öngörülen belgelerin nüshalarıyla birlikte kâğıt üzerinde veya elektronik ortamda sunarlar.

Madde 10
Komisyon’un vatandaş girişimini inceleme usulü 
  1. Komisyon, vatandaş girişimini 9. maddeye uygun olarak aldığında aşağıdakileri yerine getirir:

(a)   vatandaş girişimini gecikmeksizin kayıt sayfasında yayımlar;

(b)  vatandaş girişimiyle ortaya konulan konuları ayrıntılı bir şekilde açıklayabilmeleri için uygun düzeydeki organizatörleri kabul eder;

(c)   3 ay içinde, bir bildirim vasıtasıyla, vatandaş girişimine ilişkin olarak vardığı hukuki ve siyasi sonuçları, planladığı eylemi ve duruma göre söz konusu eylemde bulunma veya bulunmama sebeplerini ortaya koyar,

  1. 1. maddenin (c) bendinde belirtilen bildirim, Avrupa Parlamentosu’na, Konsey’e ve organizatörlere bildirilir ve kamuoyuna duyurulur.
Madde 11
 Kamuya açık oturum 
  1. maddenin 1. paragrafının (a) ve (b) bentlerindeki şartlar yerine getirildiğinde ve 10. maddenin 1. paragrafının (c) bendinde öngörülen süre içinde, organizatörlere vatandaş girişimini kamuya açık bir oturumda sunmaları imkânı verilir. Komisyon ve Avrupa Parlamentosu, bu oturumun, duruma göre Birliğin diğer kurum ve organlarının da katılımıyla Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenmesini ve Komisyon’un uygun bir düzeyde temsil edilmesini sağlar.
Madde 12
 Kişisel verilerin korunması 
  1. Vatandaş girişimi organizatörleri ve üye devletlerin yetkili makamları, bu Tüzük uyarınca kişisel verileri işlerken, 95/46/AT sayılı Direktife ve söz konusu Direktif uyarınca kabul edilen ulusal hükümlere riayet ederler.
  1. Kişisel verilerin işleme alınmasında, vatandaş girişimi organizatörleri ile 15. maddenin 2. paragrafı uyarınca belirlenen yetkili makamlar,95/46/AT sayılı Direktifin 2. maddesinin (d) bendi uyarınca veri kontrolörleri olarak kabul edilirler.
  2. Organizatörler, sunulmuş olan bir vatandaş girişimi çerçevesinde toplanan kişisel verilerin, bu girişimin desteklenmesinden başka bir amaçla kullanılmamasını sağlar ve bu girişim için alınan bütün destek beyanlarını ve nüshalarını, 9. madde uyarınca bu girişimin Komisyon’a sunulmasından en geç 1 ay sonra veya girişim önerisinin kayıt tarihinden 18 ay sonra, enerken tarih esas alınmak üzere, imha eder.
  3. Yetkili makam, sunulmuş olan vatandaş girişimi çerçevesinde alınan kişisel verileri, sadece destek beyanlarını 8. maddenin 2. paragrafına uygun olarak doğrulamak amacıyla kullanır ve bütün destek beyanları ile bunların nüshalarını söz konusu maddede belirtilen belgenin verilmesinden en geç 1 ay sonra imha eder.
  4. Sunulmuş olan vatandaş girişimi destek beyanları ve bunların nüshaları, vatandaş girişimi önerisine ilişkin hukuki veya idari işlemler sebebiyle gerekli olduğunda, 3 ve 4. paragrafta belirtilen süreler gözetilmeksizin muhafaza edilebilir. Organizatörler ve yetkili makam, bütün destek beyanlarını ve bunların nüshalarını, bu işlemlerin nihai bir kararla sonuçlandırılmasından en geç bir hafta sonra imha eder.
  5. Organizatörler, işlemin özelikle bir şebeke üzerinden verilerin aktarılmasını gerektirdiğinde, kazara veya yasa dışı tahribat veya kazara kayıp, değiştirilme, yetkisiz kullanım veya erişim ve diğer tüm yasa dışı işlem biçimlerine karşı kişisel verilerin korunması için gerekli tüm teknik ve kurumsal tedbirleri alır.
 Madde 13
 Sorumluluk

 Organizatörler, vatandaş girişiminin organize edilmesinde sebep oldukları zararlardan geçerli ulusal mevzuata uygun olarak sorumludur.

 Madde 14
 Cezalar

 Üye devletler, bu Tüzüğün ihlali durumunda ve özellikle aşağıdaki durumlarda organizatörlere uygun cezaların uygulanmasını sağlar:

(a)   organizatörlerin yanlış beyanlarda bulunması;

(b)  verilerin dolandırıcılık amacıyla kullanılması.

  1. 1. paragrafta belirtilen cezalar etkili, orantılı ve caydırıcıdır.
 Madde 15
 Üye devletlerdeki yetkili makamlar 
  1. Üye devletler,6. maddenin 3. paragrafının uygulanması amacıyla, söz konusu hükümde öngörülen belgenin verilmesinden sorumlu yetkili makamları tayin eder. 
  1. Her üye devlet,8. maddenin 2. paragrafının uygulanması amacıyla, destek beyanlarının doğrulanması sürecinin koordinasyonundan ve söz konusu hükümde öngörülen belgelerin verilmesinden sorumlu bir yetkili makam tayin eder.
  1. Üye devletler, en geç 1 Mart 2012 tarihine kadar, yetkili makamların isim ve adreslerini Komisyon’a iletir.
  2. Komisyon, yetkili makamların listesini kamuoyuna duyurur.
Madde 16
Eklerin değiştirilmesi 

Komisyon, 17. madde uyarınca yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarruflar vasıtasıyla ve 18 ve 19. maddelerde yer alan şartlara riayet etmek kaydıyla, bu Tüzüğün ilgili hükümleri çerçevesinde Eklerinde yapılan değişiklikleri kabul edebilir.

Madde 17
 Yetki devri kullanımı 
  1. 16. maddede belirtilen yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarrufları kabul etme yetkisi belirsiz bir süre için Komisyon’a verilir.
  1. Komisyon, yetki devrine dayanan tasarrufları kabul ettiğinde durumu Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e eşzamanlı olarak bildirir.
  1. Komisyon’un yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarrufları kabul etme yetkisi, 18 ve 19. maddelerde belirtilen şartlara tabidir.
Madde 18
Yetki devrinin iptali 
  1. 16. maddede belirtilen yetki devri, Avrupa Parlamentosu veya Konsey tarafından her zaman iptal edilebilir.
  1. Yetki devrinin iptal edilip edilmeyeceğine karar vermek için iç prosedürü başlatan kurum, nihai karar alınmadan önce makul bir süre içinde diğer kuruma ve Komisyon’a, iptal edilebilecek devredilmiş yetkileri ve iptalin olası sebeplerini de içeren bir bilgilendirmede bulunmak için çaba gösterir.
  1. İptal kararı, bu kararda belirtilen yetki devrine son verir. Karar ivedilikle veya söz konusu kararda belirtilen tarihte yürürlük kazanır. Karar, yetki devrine dayanarak çıkarılan yürürlükteki tasarrufları etkilemez. Karar, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanır.
Madde 19
 Yetki devrine dayanan tasarruflara karşı yapılan itirazlar 
  1. Avrupa Parlamentosu veya Konsey, bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde yetki devrine dayanan tasarrufa itiraz edebilir. Avrupa Parlamentosu veya Konsey’in inisiyatifiyle bu süre 2 ay daha uzatılır.
  2. 1. paragrafta belirtilen süre sona erdiğinde, Avrupa Parlamentosu veya Konsey yetki devrine dayanan tasarrufa itiraz etmemişse, söz konusu tasarruf Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanır ve belirtilen tarihte yürürlüğe girer.

Yetki devrine dayanan tasarruf, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanabilir ve Avrupa Parlamentosu ve Konsey, Komisyon’a itirazda bulunmayacaklarını bildirdikleri takdirde bu sürenin bitiminden önce yürürlüğe girebilir.

  1. Avrupa Parlamentosu veya Konsey,1. paragrafta belirtilen süre içinde, yetki devrine dayanan tasarrufa itiraz ettiği takdirde, tasarruf yürürlüğe girmez. İtirazda bulunan kurum yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarrufa itiraz etme sebeplerini açıklar.
 Madde 20
 Komite 
  1. Komisyon’a 6. maddenin 5. paragrafının uygulanmasında bir komite yardımcı olur.
  1. Bu paragrafa atıfta bulunulduğunda, 1999/468/AT sayılı Kararın 8. maddesinin hükümleri göz önünde bulundurularak, bu Kararın 5 ve 7. maddeleri uygulanır.

1999/468/AT sayılı Kararın 5. maddesinin 6. paragrafında belirtilen süre 3 ay olarak belirlenir.

Madde 21
 Ulusal hükümlerin bildirimi

 Her üye devlet, bu Tüzüğü uygulamak için kabul ettiği spesifik hükümleri Komisyon’a bildirir.

Komisyon, diğer üye devletleri durumdan haberdar eder.

 Madde 22
Revizyon

 1 Nisan 2015 tarihi itibarıyla ve bu tarihten itibaren her üç yılda bir, Komisyon, bu Tüzüğün uygulanmasıyla ilgili olarak Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e bir rapor sunar.

 Madde 23
Yürürlük ve uygulama

 Bu Tüzük, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasını takip eden 20. gün yürürlüğe girer.

Bu Tüzük, 1 Nisan 2012 tarihinden itibaren uygulanır.

Bu Tüzük, bütün unsurlarıyla bağlayıcıdır ve tüm üye devletlerde doğrudan uygulanır.

Strasbourg’da 16 Şubat 2011 tarihinde düzenlenmiştir.

Avrupa Parlamentosu adına                                                               Konsey adına

     Başkan                                                                                             Başkan        

 J. BUZEK                                                                                           MARTONYI J.

EK I
ÜYE DEVLET BAŞINA ASGARİ İMZACI SAYISI
Belçika

 

16 500
Bulgaristan

 

13 500
Çek Cumhuriyeti

 

16 500
Danimarka

 

9 750
Almanya

 

74 250
Estonya

 

4 500
İrlanda

 

9 000
Yunanistan

 

16 500
İspanya 40 500

 

Fransa

 

55 500
İtalya

 

54 750
Kıbrıs

 

4 500
Letonya

 

6 750
Litvanya

 

9 000
Lüksemburg

 

4 500
Macaristan

 

16 500
Malta

 

4 500
Hollanda

 

19 500
Avusturya

 

14 250
Polonya

 

38 250
Portekiz

 

16 500
Romanya

 

24 750
Slovenya

 

6 000
Slovakya

 

9 750
Finlandiya

 

9 750
İsveç 15 000

 

Birleşik Krallık

 

54 750

 

 

ILO 42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize)

0
ILO 42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize)

ILO 42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize), 4 Haziran 1934 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4864 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

ILO 42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize)

ILO Kabul Tarihi: 4 Haziran 1934

Kanun Tarih ve Sayısı: 11 Şubat 1946 / 4864
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 16 Şubat 1946 / 6234Milletlerarası İş Bürosu İdare Meclisi tarafından vaki davet üzerine Cenevre’de 4 Haziran 1934’de 18 inci toplantısını yapan Milletler Cemiyeti Milletlerarası İş Teşkilatı Genel Konferansı;
Konferansın 7 inci toplantısında Mesleki Hastalıklar hakkında kabul edilmiş olan Sözleşme projesi’nin kısmen tadiline taallük edip, bu toplantının 7 inci maddesini teşkil eyleyen meseleye dair bazı tekliflerin kabulünü kararlaştırdıktan ve
Bu tekliflerin Milletlerarası bir Sözleşme projesi şeklini alması gerektiğini nazara aldıktan sonra,
Bin dokuz yüz otuz dört yılı .Haziran ayının yirmi birinci günü, Mesleki Hastalıklar Sözleşmesi (muaddel) 1934, ünvanını alacak olan aşağıdaki Sözleşme projesini kabul eder:

MADDE 1

Milletlerarası İş Teşkilatının bu Sözleşmeyi onayan her üyesi, mesleki hastalıklara uğrayanlar ile bunların hak sahipleri varislerine, iş kazalarının tazmini hakkındaki özel mevzuatındaki genel esaslar dahilinde tazminat sağlamayı taahhüt eder.

Bu tazminatın miktarı, milli mevzuatta iş kazaları neticesinde ödenecek olandan az olmamalıdır. Bu cihet mahfuz tutulmak şartıyla her üye mevzuatında bahse konu olan hastalıklar tazminatının ödeme şartlarına müteallik hükümlerin tesbitinde, ve bu hastalıklara, iş kazaları hakkındaki mevzuatını tatbikinde zaruri gördüğü tadil ve intibakları yapmakta serbesttir.

MADDE 2

Milletlerarası İş Teşkilatının her üyesi, aşağıdaki tabloda mevcut olup, hizalarında yazılı sanayi ve mesleklerde olmak üzere kanuna tabi işyerlerinde çalışan işçilerin duçar oldukları hastalıkları meslek hastalığı saymayı taahhüt eder.

TABLO

Hastalıkların ve Zehirli maddelerin listesi

İlgili meslek, sanat veya usullerin listesi

Kurşun veya halitaları ve mürekkebatı ile zehirlenmeler ve bundan mütevellit arızalar

Kurşun ihtiva eden cevherlerin ve çinko imalathanelerinde kurşunlu küllerin manipülasyonu.

Eski çinkoların, kurşunla beraber eritilerek karıştırılması.

Kurşundan veya hal italarından eşya imali.
Matbaa hurufatı dökmeciliği ve mürettiplik.
Kurşun mürekkebatının fabrikasyonu akümülatör imal ve tamiri.
Kurşun ihtiva eden sırların hazırlanması.
Kurşun talaşı veya tozu ile cilacılık. Kurşunu ihtiva eden, cila, macun ve boyaların hazırlanması ve manipilasyonu icabettiren boyacılık işleri.
Civa, civa amalgamı veya mürekkebatı ile zehirlenmeler ve bundan mütevellit arızalar.

Civa cevherlerinin manipilasyonu.
Civa mürekkebatı imalatı.
Civalı ölçü ve sair laboratuvar aletlerinin imali.
Şapka imalinde kullanılan maddelerinin ihzarı.

Civa ile yaldızcılık.
Civalı tahliye pompaları vasıtasıyla enkandesan lambalar imali.
Fulminat dö merkür ile kapsül mali.
Şarbon Hastalığı

Şarbonlu hayvanlar ile temas eden işçiler.
Yün, tiftik, deri, kıl, kemik ve boynuz gibi hayvani maddelerin manipilasyonu.
Emtianın tahmil ve tahliyesi ve nakli işleri.
Silis tozlarından mütevellit ve ciğer veremi ile müterafik olan veya olmayan silikoz hastalığı (silikozun ölümün veya işgörmezliğinin asıl sebebi olması şartıyle)
Silikoz tehlikesine maruz bıraktığı milli mevzuatta tayin edilen bütün işler.
Fosfor veya mürekkebatı ile zehirlenme ve bundan mütevellit arızalar

Fosfor veya mürekkebatının istihsal, intişar veya istimalini icap ettiren her türlü işler.
Arsenik veya mürekkebatı ile zehirlenme ve bundan mütevellit arızalar.

Arsenik veya mürekkebatının istihsal, intişar veya istimalini icap ettiren her türlü işler.
Benzin veya müşabitleri ve bunların nitraklı veya amilli müştekkatı ile zehirlenmeler ve bundan mülevellit arızalar.

Benzin veya müşabihleri ve bunların nitratlı veya aminli müştekkatının istihsal, intişar veya istimalini icap ettiren her türlü işler.
Mevaddı şahmiye sınıfına dahil olan idrokarbürlerin halojenli müştekkatı ile zehirlenme.

Mevaddı şahmiye sınıfına dahil idrokarbürlerin halojenli müştekkatının istihsal, intişar veya istimalinin gerektiği ve milli mevzuatta yeralmış bulunan her türlü işler.
Radyum ve radyoaktif maddelerden veya röntgen şuaından mütevellit patolojik arızalar.

Radyum radyoaktif maddelere veya röntgen şuaına maruz bırakan bilumum işler.
İptidai deri epitelyoması.

Katran ve huy ile bunların taktirinden hasıl olan katran ruhu, zift, madeni yağ, parafin ve bu mevaddın mürekkebatı, mahsulleri ve artıklarının kullanılmasını gerektiren her türlü işler.

MADDE 3
Bu Sözleşmenin kati şekilde onandığı keyfiyeti Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine bildirilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.
MADDE 4

Bu Sözleşme, ancak onamaları Genel Sekreterce tescil edilmiş olan Milletlerarası İş Teşkilatı üyelerini bağlayacaktır.

Bu Sözleşme, iki üyenin onamalarının Genel Sekreterlikçe tescil edilmelerinden on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

Daha sonra, bu Sözleşme, her üye için, onanmasının tescil edilmesinden on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.

MADDE 5
Milletlerarası İş Teşkilatı üyelerinin ikisinin onamaları Sekreterlikte tescil edilmesi akabinde, Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri keyfiyeti Milletlerarası İş Teşkilatının bütün üyelerine bildirecektir. Sekreter, teşkilatın başka üyeleri tarafından kendisine sonradan tebliğ edilecek onamaları da keza bütün üyelere bildirecektir.
MADDE 6

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu yürürlüğe girmeye başladığı tarihten itibaren beş sene geçtikten sonra, Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine yapacağı ve bu Sekreterliğin tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih, Sekreterlikçe tescili tarihinden bir sene sonra muteber olur.

Bu Sözleşmeyi onamış olup da, onu bundan evvelki fıkrada yazılı beş yıllık mühletin geçmesinden bir yıl sonra, bu madde gereğince feshetmek ihtiyarını kullanmayan her üye, yeniden beş yıllık bir müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, bu maddede derpiş edilen şartlar içinde her beş yıllık devre bitince feshedebilecektir.

MADDE 7
Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren geçecek her 10 yıllık devrenin sonunda, Milletlerarası İş Bürosu İdare Meclisi, onun uygulanması durumu hakkında Genel Konferansa bir rapor vermekle ve Konferansın gündemı içine onun tamamen veya kısmen tadili meselesinin konulup konulmaması gerektiği hususunda bir karar almakla ödevlidir.
MADDE 8

Konferans bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen tadil eden yeni bir Sözleşme kabul ettiği takdirde, bu yeni Sözleşmede başka türlü hükümler bulunması hali müstesna;

Tadil edici yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onanması keyfiyeti, yukarıdaki 6 ıncı maddeye bakılmaksızın, tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi kayıt ve şartı ile, şimdiki bu Sözleşmenin kendiliğinden ve derhal feshini intaç edecektir.

Tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren, şimdiki bu Sözleşme üyelerin onanmasına açık bulundurulmayacaktır.

Şimdiki bu Sözleşme, onu onamış ve tadil edici Sözleşmeyi ise onamamış olan üyeler için eski hal ve şekliyle yürürlükte kalmaya devam edecektir.

MADDE 9
Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi muteber olacaktır

Kabul Et ve Saygı Göster Bildirgesi

0

Kabul Et ve Saygı Göster Bildirgesi(Accept And Respect Declaratıon), International Association of Physical Education and Sport for Girls and Women (IAPESGW) tarafından 16 Şubat 2008 tarihinde kabul edilmiştir. Bildirge, Müslüman kadınların ve kız çocuklarının spora ve fiziksel aktiviteye katılımlarındaki kıyafet tercihlerine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamaktadır

1949 yılında kurulan IAPESGW, kız çocukları ve kadınlar için beden eğitimi ve spor amacıyla çalışan üyeleri desteklemekte ve profesyonel gelişme ve uluslararası iş birliği için fırsatlar sağlamaktadır.

11-16 Şubat 2008’de Umman Sultan Qaboos Üniversitesi’nde IAPESGW’ye üye Müslüman toplulukların yer aldığı ülkelerin (Bosna ve Hersek, Danimarka, Mısır, İran, Irak, Malezya, Fas, Umman, Güney Afrika, Suriye, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Birleşik Krallık) katıldığı bir toplantı gerçekleştirilmiştir.

Yayımlanan Kabul Et ve Saygı Göster Bildirgesi’nin maddelerinden bazıları şunlardır:

(1) Spor ve eğitim sistemlerinde çalışan bireylere, Müslüman kadınların ve kız çocuklarının kendi dinlerini yaşayabilmelerinin ve spor ve fiziksel aktiviteye katılabilmelerinin farklı yollarını, örneğin fiziksel aktivite tercihi, kıyafet tercihi ve karma ya da kadın erkek ayrı gruplandırma, kabul etmelerini ve saygı göstermelerini öneriyoruz.

(2) Uluslararası spor federasyonlarının yarışmalarda giyilecek kıyafet talimatlarının İslami gereklilikleri, kültüre özgü kuralları ve güvenliği dikkate alarak bütün kadınların katılımını gerçekleştirme yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlayacağımızı bildiriyoruz.

DECLARATION:
1. Islam is an enabling religion that endorses women’s participation in physical activity.
2. We affirm the importance of physical education and physical activity in the lives of all girls and boys, men and women.
3. We emphasise the importance of good quality programmes of physical education and sport within school curriculum time, especially for girls.
4. We emphasise the desirability, in places where many children have limited access to school, of providing other ways of helping children to learn the physical skills and confidence they need to practise sport.
5. We recommend that people working in the sport and education systems accept and respect the diverse ways in which Muslim women and girls practise their religion and participate in sport and physical activity, for example, choices of activity, dress and gender grouping.
6. We urge international sport federations to show their commitment to inclusion by ensuring that their dress codes for competition embrace Islamic requirements, taking into account the principles of propriety, safety and integrity.
7. We recommend national governments and organisations include in their strategies for the development of sport and physical education, structures and systems that encourage women to take positions in teaching and research, coaching, administration and leadership.

Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi

0

Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü tarafından 21 Kasım 1997 tarihinde kabul edilmiş, 17 Aralık 1997 tarihinde Paris’de imzalanmış, 1 Şubat 2000 tarihinde TBMM’de kabul edilen 4518 sayılı yasa ile Türkiye tarafından onaylanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından çıkarılan Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu ise, 3628 Sayılı Kanun numarası ile  ve Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet Ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu adıyla 19.04.1990 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazetenin 04.05.1990 tarihli ve 20508 nolu sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi
GİRİŞ
Âkit Taraflar,

Rüşvetin, ticaret ve yatırım alanları dahil olmak üzere, uluslararası ticarî işlemlerde ciddî ahlakî ve siyasî kaygılara sebep olan, kamu idaresini ve ekonomik gelişmeyi etkileyen ve uluslararası rekabet şartlarını bozan yaygın bir olgu olduğunu dikkate alarak,

Uluslararası ticarî işlemlerde rüşvetle mücadelenin sorumluluğunun bütün ülkelerden beklendiğini dikkate alarak,

Uluslararası ticarî işlemlerde, yabancı kamu görevlilerine verilen rüşvetin caydırıcı, rüşveti önlemek ve mücadele etmek için etkin önlemler alınmasını ve özellikle bu nev’i rüşvetin, ortak unsurlar ve yetki ilkeleri ile her ülkede uygulanabilen diğer temel hukuk ilkelerine uygun şekilde süratle cezalandırılabilirliğini talep eden İktisadî İşbirliği ve Gelişme Teşkilâtının (OECD) 23 Mayıs 1997 tarih ve C (97) 123 Nihaî Sayılı Kararını da gözönünde bulundurarak,

Bilhassa, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü, Amerika Devletleri Örgütü, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği tarafından yürütülenler olmak üzere, kamu görevlilerine rüşvet verilmesi ile mücadeledeki ittifak ve işbirliğini geliştiren son zamanlardaki diğer girişimleri memnuniyetle karşılayarak,

Kuruluşların, işveren ve sendikal örgütlerin ve diğer hükümetler dışı örgütlerin rüşvete karşı mücadeledeki gayretlerini kutlayarak,

Hükümetlerin, birey ve kuruluşların uluslararası ticarî işlemlerdeki bahşiş talepleri ile mücadeledeki rolüne minnettar olarak,

Bu alandaki her türlü aşamanın, sadece ülkelerin tek başlarına çabalarını değil, aynı zamanda çok taraflı düzeyde bir işbirliği, denetim ve takibini de gerektirdiğinin bilincinde olarak,

Âkit Tarafların almaları gereken önlemler arasındaki denkliğin sağlanmasının, sözleşmeyi, bu denkliği etkileyecek aykırılık şerhi öne sürmeksizin onaylamaları gerektiği hususunun, bu sözleşmenin başlıca konu ve amacını teşkil ettiğinin bilincinde olarak,

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Madde 1- Yabancı kamu görevlilerine rüşvet verme suçu

1. Her Âkit Taraf, uluslararası ticaretin yürütülmesinde bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi ve muhafazası gayesiyle resmî görevlerin ifası zımnında hareket etme veya hareket etmekten kaçınması için, yabancı bir kamu görevlisine kasıtlı olarak doğrudan veya aracılar vasıtasıyla hak edilmemiş para veya diğer yararlar öneren, vaat eden veya veren kişi için, o kamu görevlisi veya üçüncü kişi için hukukları kapsamında suç ihdas edilmesini teminen gerekli tedbirler alacaktır.

2. Her Âkit Taraf, teşvik, yardım veya yetkilendirme sureti de dahil olmak üzere, yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesine ortak olma fiilinin suç teşkil etmesi için gereken önlemleri alır. Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verme amaçlı teşebbüs veya suç ortaklığı, teşebbüs veya suç ortaklığının o Âkit Tarafın ulusal kamu görevlisine rüşvet verilmesinin de suç teşkil ettiği ölçüde, suç olarak addedilecektir.

3. Yukarıdaki 1 inci ve 2 nci paragraflarda belirtilen suçlar, bundan sonra “yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verme” olarak anılacaktır.

4. Bu Sözleşmenin amaçlarına uygun olarak,

a. “Yabancı kamu görevlisi” yabancı bir ülkede, seçilmiş ya da atanmış olsun, yasama, idarî veya adlî bir görevi uhdesinde bulunduran, bir kamu kurum ya da kuruluşu da dahil olmak üzere; yabancı bir ülke için kamu görevi ifa eden her şahıs ve uluslararası bir kamu kuruluşunun memur veya görevlisini belirtir;

b. “Yabancı ülke” tabiri ulusal düzeyden mahallî düzeye kadar Hükümetin bütün seviyeleri ve alt bölümlerini kapsar;
c. “Resmî görevlerinin ifası zımnında harekete geçmek veya görevini ihmal” tabiri; kamu görevlisinin resmî konumunun icap ettirdiği görevini, kendisine verilen yetkiler dahilinde olsun veya olmasın kullanışını belirtir.

Madde 2- Tüzel kişilerin sorumluluğu

Her , Âkit Taraf, kendi hukuk ilkelerine uygun olarak, yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi halinde; tüzel kişilerin sorumluluğunu sağlamak için gereken önlemleri alır.

Madde 3- Yaptırımlar

1. Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi, etkili, orantılı ve caydırıcı cezaî yaptırımlarla cezalandırılabilir kılınacaktır. Cezai yaptırımların baremi, Âkit Tarafın kendi kamu görevlisine rüşvet verilmesi halinde uygulanabilir yaptırımlarla kabil-i kıyas olacak ve gerçek kişilerle ilgili olarak, etkili karşılıklı adlî yardımı ve iadeyi mümkün kılacak yeterli hürriyeti kısıtlayıcı cezaları içerecektir.

2. Eğer, bir Âkit Tarafın hukuk sisteminde cezaî sorumluluk tüzel kişilere uygulanabilir değilse; o Âkit Taraf, yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi halinde, tüzel kişilerin para cezaları da dahil olmak üzere; etkili, orantılı ve caydırıcı diğer yaptırımlara maruz kalmalarını sağlayacaktır.

3. Her Âkit Taraf, yabancı kamu görevlisine verilen rüşvetin ve bundan kaynaklanan kazancın veya bu kazançla eş değerdeki mal varlığının, el koyma ve müsadereye tabi tutulmasını veya aynı etkileri parasal yaptırımların uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alacaktır.

4. Her Âkit Taraf, yabancı bir kamu görevlisine rüşvet vermekten dolayı yaptırıma tabi her şahıs için ilave medenî ve idarî yaptırımların uygulanmasını göz önünde bulundurur.

Talk to Food Lion Customer Survey

Madde 4- Yetki

1. Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi suçunun tamamının ya da bir bölümünün kendi ülkesinde işlenmesi karşısında her Âkit Taraf yargı yetkisini ihdas etmek için gereken tedbirleri alacaktır.

2. Yurtdışında işledikleri suçlar nedeniyle vatandaşlarını kovuşturma yetkisine sahip bulunan her Âkit Taraf, aynı ilkelere göre; yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi ile ilgili aynı yetkiyi ihdas etmek için gereken tedbirleri alacaktır.

3. Bu Sözleşmede tanımlanan bu suça ilişkin birden fazla Âkit Tarafın yargı yetkisinin mevcudiyeti halinde; aralarından birinin talebi üzerine, ilgiliTaraflar, kovuşturma için en uygun yargı yetkisinin belirlenmesine yönelik istişarede bulunacaklardır.

4. Her Âkit Taraf yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi ile mücadelede; yargı yetkisinin mevcut dayanaklarının etkili olup olmadığını gözden geçirecek, etkili değilse telafi edici girişimlerde bulunacaktır.

Madde 5 – Uygulamaya koyma

Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi durumunda, soruşturma ve kovuşturmalar her Âkit Tarafın uygulanabilen kaide ve ilkelerine göre yapılır. Kovuşturmalar ulusal ekonomik çıkar mülahazaları; diğer bir Devlet ile ilişkilere olası etkileri ya da bahsekonu gerçek ya da tüzel kişilerin kimliğinden etkilenmeyeceklerdir.

Madde 6 – Zamanaşımı

Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi suçuna uygulanabilecek zamanaşımı, bu suçun soruşturulması ve kovuşturulması için yeterli bir süreye cevaz verecektir.

Madde 7 – Para aklanması

Kendi kamu görevlisine rüşvet verilmesini, kara para aklama mevzuatının uygulanması amacıyla mesnet suç haline getiren Âkit Taraf; rüşvet vermenin gerçekleştiği yere bakmaksızın, bunu yabancı kamu görevlisine rüşvet verilmesi durumu için de aynı şartlarla uygulayacaktır.

Madde 8 – Muhasebe kuralları

1. Yabancı kamu görevlilerine rüşvet verilmesi ile etkili mücadele için her Âkit Taraf, kendi kanun ve yönetmeliklerine tabi şirketlerce, yabancı kamu görevlilerine rüşvet vermek veya bu rüşveti gizlemek amacıyla, sahte belge kullanılmasını, kayıt dışı hesap oluşturulmasını, kayıt dışı veya yeterince belirtilmeyen işlemler yapılmasını, mevcut olmayan giderler kaydedilmesini, ne olduğu doğru olarak belirtilmeyen borç girişinin yapılmasını önlemek için, defterlerin ve kayıtların, malî bilanço açıklamalarının, muhasebe ve denetleme standartlarının sürdürülmesine ilişkin kendi kanunları ve yönetmelikleri çerçevesinde gerekli tedbirleri alacaktır.

2. Her Âkit Taraf, bu şirketlerin defterlerinde, belgelerinde, hesaplarında ve malî bilançolarında bu nev’iden eksiklik veya hilelerin bulunması halinde, etkili, orantılı ve caydırıcı medenî, idarî ve cezaî yaptırımlar öngörür.

Madde 9 – Adlî yardımlaşma

1. Her Âkit Taraf, yürürlükteki yasalarının ve uluslararası belgelerin elverdiği ölçüde, diğer Tarafa, bu Tarafın tüzel kişilere karşı açtığı cezaî olmayan davalar da dahil olmak üzere, bu Sözleşmeye konu suçlara ilişkin soruşturma ve ceza davaları ile ilgili hızlı ve etkili bir adlî yardım sağlayacaktır. Talep edilen Taraf talep eden Tarafı adlî yardıma dayanak olacak, takdimi gerekli her veri ve ek belgeden ve talep üzerine bu adlî yardım talebinin akibetine ilişkin olarak gecikmeksizin haberdar eder.

2. Âkit Taraflardan birinin adlî yardıma konu suçu her iki ülkede de cezalandırılabilir bir suç olarak görmesi durumunda, eğer suç bu Sözleşmeye konu ise, her iki ülkede cezalandırılabilme şartı var olmayı sürdürecektir.

3. Bu sözleşme çerçevesindeki adlî yardım talebi Taraflarca banka sırrı öne sürülerek reddedilemez.

Madde 10 – İade

1. Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi, Âkit Tarafların hukuku ve aralarındaki iade sözleşmeleri gereğince iadeyi konu bir suç olarak addedilir.

2. İadeyi bir iade sözleşmesinin mevcudiyeti koşuluyla yapan Taraflardan biri, kendisi ile iade sözleşmesi bulunmayan bir diğer Taraftan bu nev’i bir talep alırsa; yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi suçu ile ilgili olarak, bu Sözleşmeyi, iade için hukukî temel olarak addedebilir.

3. Her Âkit Taraf, yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi suçundan dolayı vatandaşları hakkında kovuşturma yapmak veya onları iade etmek için gerekli önlemleri alır. Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi suçundan ötürü, o şahsın iade talebini, tek neden olarak, şahsın vatandaşı olması sebebiyle reddeden Taraf; meseleyi kovuşturmanın yapılabilmesi amacıyla yetkili makamlarına tevdi etmelidir.

4. Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verme suçundan iade; ulusal hukuka ve her Âkit Taraf için uygulanabilir sözleşme ve uzlaşma ile belirlenen şartlara tabidir. Taraflardan biri iadeyi her iki ülkede de cezalandırabilir bir suç olma şartına bağlarsa ve suç bu Sözleşmenin 1. maddesinde yazılı suçlardan ise, bu şart yerine gelmiş sayılır.

Madde 11 – Sorumlu makamlar

4. maddenin 3. paragrafındaki istişarenin, 9. maddede öngörülen adlî yardımlaşmanın ve 10. maddede öngörülen iadenin amaçlarına uygun olarak, her Âkit Taraf, OECD Genel Sekreterine, aralarında mevcut diğer düzenlemelerden ayrı olarak, o Taraf için bu konulara ilişkin taleplerinin gönderim ve kabulünden sorumlu bir makamı veya makamları bildirir.

Madde 12 – Denetim ve takip

Bu Sözleşmenin tam olarak uygulanmasının denetimi ve geliştirilmesi amacıyla Taraflar düzenli bir takip programı ortaya koymak üzere işbirliği yaparlar. Tarafların aldıkları aksine bir karar haricinde, bu çalışma karşılıklı rıza ile , OECD’nin Uluslararası Ticarî İşlemlerde Rüşvet Çalışma Grubunun bünyesinde, bu gruba tevdi edilen vazife doğrultusunda ifa olunur ya da anılan kurumun görevlerini üstlenebilecek bir başka kurum tarafından yerine getirilir.

Taraflar, bu kurumun uygulanan kuralları doğrultusunda programın masraflarını üstlenir.

Madde 13 – İmza ve katılım

1. Bu Sözleşme, OECD üyesi ülkeler ve Uluslararası Ticarî İşlemlerde Rüşvet Çalışma Grubunun faaliyetlerine tam katılımcı olarak davet edilen üye olmayan ülkelerin imzalarına yürürlüğe giriş tarihine kadar açıktır.

2. Yürürlüğe girmesinden sonra, bu Sözleşme, İmzacı olmayan OECD üyelerine ve Uluslararası Ticarî İşlemlerde Rüşvet Çalışma Grubuna veya onun yerini alan oluşuma tam katılımcı olanlara, katılım için açık olacaktır. İmzacı olmayanlar için Sözleşme, katılım belgesinin tevdiini takip eden altmışıncı gün yürürlüğe girecektir.

Madde 14 – Onay ve onay belgelerinin tevdii

1. Bu Sözleşme, İmzacıların her birinin hukukuna uygun olarak, kabul, uygun bulma veya onaylamasına tabidir.

2. Kabul, tanıma, onay ve katılım belgeleri bu Sözleşmenin Depoziteri olan OECD Genel Sekreterine tevdii olunur.

Madde 15 – Yürürlüğe girme

1. Bu Sözleşme ek belgede öngörülen en büyük ihracat payına sahip on ülke arasından, bu on ülkenin birleşik toplam ihracatının en az yüzde altmışını temsil eden beşinin, kabul, uygun bulma veya onay belgelerini tevdi tarihini takip eden altmışıncı gün yürürlüğe girecektir. Bu şekilde yürürlüğe giriş sonrası, Sözleşme, ilgili belgesini tevdi eden her İmzacı için tevdii takip eden altmışıncı gün yürürlüğe girecektir.

2. Sözleşme, 1 no. lu paragrafa uygun olarak 31 Aralık 1998’e kadar yürürlüğe girmemiş olursa, kabul veya onay belgesini tevdi eden her imzacı ülke yazılı olarak Sözleşmenin yürürlüğe girmesini kabule hazır olduğunu mevcut 2 no. lu paragrafa uygun olarak Depozitere bildirebilirler. Sözleşme, böyle bir bildirimin en az iki İmzacı tarafından yapılmasını takip eden altmışıncı gün yürürlüğe girecektir.

Madde 16 – Değişiklik

Her Âkit Taraf bu Sözleşmenin değiştirilmesini teklif edebilir. Teklif edilen değişiklik, Tarafları bir toplantıya davet için en az altmış gün önceden diğer Taraflara bunu ileten Depozitere sunulacaktır. Tarafların konsensusu ile veya Tarafların konsensus ile belirleyecekleri bir yöntem ile kabul edilen değişiklik, tüm Tarafların onay, kabul veya uygun bulma belgelerini tevdiinden sonraki altmışıncı gün veya değişikliğin Taraflarca kabulü sırasında tespit edecekleri diğer başka şartlara göre yürürlüğe girecektir.

Madde 17 – Çekilme

Bir Âkit Taraf, Depozitere yazılı bildirimde bulunmak suretiyle bu Sözleşmeden çekilebilir. Bu çekilme, bildirimin alınmasından bir sene sonra hüküm doğuracaktır.

Çekilmenin hüküm doğurma tarihinden önce sunulan ve sonuçlanmayan adlî yardım ve iade talepleri için; Taraflar ve çekilen Taraf arasındaki işbirliği çekilmeden sonra devam edecektir.

Onyedi Aralık bindokuzyüzdoksanyedi tarihinde Paris’te, Fransızca ve İngilizce olarak hazırlanmıştır, her iki metin eşit şekilde geçerlidir.

Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu

Şeker, Petrol ve Benzin İnhisarı Hakkında Kanun

0

Şeker, Petrol ve Benzin İnhisarı Hakkında Kanun, 25 Ocak 1926 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş, Resmi Gazete’nin 7 Şubat 1926 tarihli sayısında yayınlanacak yürürlüğe girmiştir.

Şeker, Petrol ve Benzin İnhisarı Hakkında Kanun

BİRİNCİ MADDE

Dahili memleketteki alım satımı tamamen serbest olmak üzere Türkiye’ye petrol ve benzin ithali Hükümetin tahtı inhisarındadır.

İKİNCİ MADDE

Kuvvei muharrike makinelerinde kullanılan mazot, paküre ve emsali gibi petrol müştakkatı inhisara tâbi değildir.

ÜÇÜNCÜ MADDE

Birinci madde mucibince ithali inhisar altına alman mevaddm maliyet fiatları gümrük ve istihlâk resmi hazırları ile mubayaa, nakliye ve sair masarif mecmuuna nazaran tahakkuk edecek miktar olup Hükümetçe maliyet fiatlarına kiloda sekiz kuruş ilâvesile işbu mevat muayyen yerlerdeki depolarından bayilere satılır.

DÖRDÜNCÜ MADDE

Türkiye hudutları dahilindeki menabiden istihsal olunacak petrol ve benzinin inhisar resmi badelistifa müstahsilleri satışta serbest bırakılırlar.

BEŞİNCİ MADDE

Hükümet, petrol ve benzin inhisarını şahsiyeti hükmiyeyi haiz bir müdüriyet vasıtasile idare eder. Müdüriyetin muamelâtı Maliye vekâletince bilintihab îcra Vekilleri Heyetinin tasdikına iktiran edecek bir reis ile üç azadan müteşekkil bir meclisi idare ve Maliye vekâletinin inhası üzerine tayini iradei milliyeye iktiran eyleyecek bir müdür vasıtasile tedvir olunur. Müdür meclisi idarenin azayi tabiiyesindendir. Meclisi idare ile müdürün vezaifi Maliye vekâletince bittanzim İcra Vekilleri Heyeti tarafından tasdik kılınacak bir talimatname ile tayin edilir.

ALTINCI MADDE

Petrol ve benzin inhisarının Şeker inhisarile tevhiden bir müdüriyet ve bir meclisi idare marifetile idaresine Maliye vekili mezundur.

YEDİNCİ MADDE

Petrol ve benzin inhisarı müdüriyetinin bütçesi meclisi idaresince tanzim ve Maliye vekâletince tasdik edildikten sonra tasdiki âliye arz ve her senenin hesabı katisi sene hitamından itibaren altı ay zarfında Büyük Millet Meclisine takdim olunur.

SEKİZİNCİ MADDE

İşbu kanunun neşir tarihinden itibaren Hükümetten maadası tarafından memlekete petrol ve benzin ithali memnudur. Ancak kanunun neşrinden mukaddem Türkiye için sipariş edildiği beyanname ve vesaiki lâzimesile ispat edilen petrol ve benzinler iki ay zarfında memlekete geldiği takdirde İnhisar idaresinin ilk mubayaa fiatlarile Hükümetçe satın alınır.

İsteyenler mallarını tekrar ihraçta serbesttirler.

DOKUZUNCU MADDE

İşbu kanunun neşri tarihinden evvel memlekete ithal edilmiş olan petrol ve benzinler için ashabı, kanunun neşri tarihinden itibaren bir ay zarfında yetlerindeki malın miktarı hakkında bir beyanname vermek ve mallarını tayin olunacak fii vasati ile iki ay zarfında ahaliye satmak veya ihraç etmek mecburiyetindedirler. İhraç halinde alınmış olan gümrük ve istihlâk resimleri ihraç iskelesinde iade olunur.

Her mahallin fii vasatisi en büyük mülkiye memurunun tahtı riyasetinde malmemuru ve ticaret odasından ve ticaret odası bulunmadığı surette belediye meclisinden müntehap iki azadan mürekkep dört kişilik bir komisyon marifetile ve son iki ayın satış fiatlarının vasatisi nazarı itibare alınmak şartile tespit ve ilân olunur.

ONUNCU MADDE

Dokuzuncu maddede muayyen iki ay müddet zarfında satılmamış veya ihraç olunmamış olup tüccar yedinde kalan petrol ve benzinin beher kilosundan sekiz kuruş inhisar resmi alınır.

ON BİRİNCl MADDE

Ellerinde petorl ve benzin bulunduğu halde vadei muayyenesinde beyanname vermemiş olan toptancı satıcılar hakkında geçen her gün için elli ve perakendeciler hakkında on lira cezayi naktî hükmolunur.

ON İKİNCÎ MADDE

Umumî elektrik ve havagazı tesisatı bulunan mahallerde sanayide kullanılanlar müstesna olmak üzere tenviratta müstamel elektrik ve havagazi sarfiyatı, faturaları üzerinden yüzde on nisbetinde resme tâbidir. Bu resim faturalara zamaim suretile şirket veya müesseseler tarafından tahsil ve her ay nihayetinde mal sandıklarına teslim olunur. Maliye vekâleti resmin tahakkuk ve cibayetini murakabe eder.

ON ÜÇÜNCÜ MADDE

Neşri tarihinden muteber olan işbu kanunun ahkâmını icraya Adliye, Dahiliye, Maliye ve Ticaret Vekilleri memurdur.

Şeker, petrol ve benzin inhisarına ait iptidaî sermaye hakkında kanun

BİRİNCl MADDE

25 kânunusani 1926 tarihli kanunlar mucibince teşkil oluşacak* şeker, petrol ve bencin inhisar idarelerinin muamelâtını tedvire muktazi iptidai sermayeye karşılık olmak üzere Maliy e vekâletinin 1933/1341 senesi bütçesine dört milyon lira, tahsisatı fevkalâde olarak ilâve olunmuştur.

İKİNCİ MADDE

Maddei sabıkada muharrer iptidaî sermayenin idarei inhisariyelerce sureti sarfı Divanı muhasebat vizesine ve muhasebei umumiye kanununa tâbi değildir, işbu sermayenin inhisar idarelerine nisbeti tevziinin tayini Maliye vekâletine aittir.

ÜÇÜNCÜ MADDE

Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

DÖRDÜNCÜ MADDE

Bu kanunun ahkâmını icraya Mailce vekili memurdur.

15 şubat 1926

16 Şubat – Hukuk Takvimi

0
16 Şubat - Hukuk Takvimi
16 Şubat – Hukuk Takvimi
1331

İtalyan hümanist, edip ve Rönesans Floransa’sının en önemli politik ve kültürel figürlerden Coluccio Salutati (d. 16 Şubat 1331 – ö. 4 Mayıs 1406) dünyaya geldi. Bologno’da noterlik yaptı. Floransalı bilginlere gönderdiği Latince mektuplarla Cicero’ya benzetildi. Papa V. Urbanus’un papalık mahkemesinde çalıştı. Maddi gücünün büyük bir kısmını antik eserleri toplamak için harcadı ve önemli keşiflere imza attı. Ayrıca, Aristoteles ve Platon’a ait eserlerin orijinal Antik Yunanca dilinde okumasını sağladı.

1872 Beyoğlu Telgrafhanesi işçileri greve çıktı.
1903 Panama bağımsızlığını kazandı. Amerika Kanal üzerindeki hakları satın aldı.
1912 Vakıflara 1912 yılında (hicri takvime göre 16 Şubat 1328) çıkarılan “Eşhas-ı Hükmiyenin Emvali Gayrimenkuleye Tasarrufu Hakkında Kanun” ile tüzel kişilik kazandırıldı. Bu sayede diğer vakıflarla birlikte cemaat vakıflarının taşınmaz edinmelerine de imkan tanındı.
1918 Litvanya, hem Sovyetler Birliği hem de Almanya’dan bağımsızlığını ilan etti.
1925 Türk Hava Kurumu (THK), 16 Şubat 1925’te Türk Tayyare Cemiyeti adıyla kurulan, tüzel kişiliğe sahip en köklü havacılık kuruluşudur. Cemiyetler Kanununa göre kurulmuş, 5 Ağustos 1925 tarihinde kamu yararına çalışan dernek statüsünü kazanmış ve Türk Hava Kurumu adını almıştır.
1932 Fransız pedagog, siyasetçi, Milletler Cemiyeti fikrinin öncüsü, yüzbaşı Alfred Dreyfus‘u savunmak için kurulan Fransız İnsan Hakları Birliği’nin kurucularından ve uzun süre başkanlığını yapan Ferdinand Édouard Buisson yaşamını yitirdi (d. 20 Aralık 1841-ö. 16 Şubat 1932) 1927 yılında Ludwig Quidde (1858-1941) ile birlikte Nobel Barış Ödülü’nü almıştır.
1936 Arjantinli hukukçu film yönetmeni, senaryo yazarı ve politikacı Fernando Solanas doğdu. (Ölümü: 6 Kasım 2020) Tiyatro, müzik ve hukuk eğitimi gördü. 1968’de Latin Amerika’daki yeni-kolonizm ve şiddet üzerine La Hora de los Hornos, adlı uzun belgesel filmin yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlendi. Film birçok uluslararası ödül aldı ve dünyanın pek çok yerinde gösterildi. 1970’lerde Arjantin sinemasını etkileyerek onun sosyal bilinci ve politik sesi olan  Grupo Cine Liberación hareketinin öncülerinden oldu. Octavio Getino ile birlikte gelişen ülke film yapımcılarını etkileyen, Hollywood ve otör Avrupa sinemalarına karşı durma görüşünü savunan politik “Üçüncü Sinemaya Doğru” film hareketinin manifestosunu yazdı. 1976’da Paris’e sürgüne gönderildi ve 1983’te Arjantin’e demokrasi geldiğinde geri döndü. Politik filmler yapmayı sürdürdü ve Arjantin Başkanı Carlos Menem’i açıkça eleştirmesi üzerine ayaklarından 6 defa kurşunlandı. 1993’te Frente Grande’den Ulusal Milletvekili seçildi.  2013’ten 2019’a kadar Buenos Aires Şehri’ni Ulusal Senatör olarak temsil etti. 2019’da senatörlük görevinin sona ermesinin ardından Arjantin’in UNESCO Büyükelçisi olarak atandı.
1937 Wallace Carothers, naylonun patentini aldı.
1938 Fransız yargıç Claude Jorda doğdu. Ulusal Yargı Okulu’nu bitirdi. Toulouse Siyasal Bilgiler Enstitüsü‘nden mezun oldu. Adalet Bakanlığı merkez yönetiminde yer aldı. Ulusal Yargı Okulu’n da sekreterlik ve müdür yardımcılığı görevinde bulundu. 1982-1985 yıllarında Adalet Bakanlığı Yargı Hizmetleri müdürü olarak görev yaptı. 1985-1992 yıllarında Bordeaux İstinaf Mahkemesi nezdinde Başsavcı, 1992-1994 yıllarında ise Paris İstinaf Mahkemesi nezdinde Başsavcı olarak görev yaptı. 1994’te Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi hakimi olarak seçildi. 1995’te 1. daire başkanı oldu, 1997 ve 2001 yılında tekrar aynı mahkemenin hakimi olarak seçildi. 1999’da ise mahkeme başkanı oldu ve 2003 yılına kadar başkanlık ve hakimlik görevi beraber yürüttü. 2003 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi hakimi olarak seçildi. Fransız Uluslararası Hukuk Derneği üyeliğinde bulundu. Şili, Guatemala, Fildişi Sahili, Mısır, Cezayir, Kanada ve Madagaskar’da Yargısal İşbirliği ile ilgili çeşitli misyonlar üstlendi. Ayrıca Ulusal İltica Hukuku Mahkemesi onursal başkanıdır. Haziran 2011 itibarıyla, Fransız İltica Hakimleri Derneği Yönetimi’nde yer almaktadır.
1944 Hukukçu ve siyasetçi António Mascarenhas Monteiro dünyaya geldi. Leuven Katolik Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi aldı. 1977 ile 1980 yılları arasında, Atlas okyanusundaki Yeşil Burun Adaları ulusal meclisinde genel sekreterlik görevini üstlendi. 1980 yılında Yeşil Burun Adaları Anayasa Mahkemesi başkanlığına getirildi. Yeşil Burun Adaları’nın ikinci devlet başkanı olarak 1991 ile 2001 yılları arasında devlet başkanlığı makamında bulundu. 6 Eylül 2016’da yaşamını yitirdi.
1946 ILO 42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize), 4 Haziran 1934 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi, Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4864 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi.
1946 ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1933 tarihinde kabul edildi, Türkiye tarafından 11 Şubat 1946 tarihli ve 4866 sayılı kanun ile kabul edildi, Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, aynı konudaki 96 sayılı sözleşmenin onaylanması sonucu yürürlükten kalktı.
1946 ILO 14 No’lu Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi, Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4865 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi.
1948 Pertev Naili Boratav, Muzaffer Şerif Başoğlu ve Niyazi Berkes sosyalist oldukları gerekçesiyle üniversiteden uzaklaştırıldı. Danıştay, bu kişileri daha sonra görevlerine iade etti.
1949 Türkiye’de ilkokulların dördüncü ve beşinci sınıflarında, din dersi okutulmaya başlandı.
1950 Yeni Seçim Kanunu, ikinci defa görüşülerek kabul edildi. Buna göre seçimler tek dereceli, genel, eşit ve gizli oy, açık tasnif ilkeleri ile yapılacak, çoğunluk sistemine göre ve adli teminat altında yürütülecek.
1959 Hukukçu Fidel Castro, Fulgencio Batista’nın Küba Devrimi sonucu 1 Ocak’ta Başkanlıktan uzaklaştırılmasının ardından, Küba Devlet Başkanı oldu.
1959 Vatan Partisi kurucusu-üyesi olarak “gizli komünist faaliyette bulunmak” suçlamasından 1 yıldan fazla süredir tutuklu bulunan 48 kişinin duruşmasında gizlilik kararı alındı.
1973 Rauf Denktaş, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcılığına seçildi.
1973 Anayasa Mahkemesi, “İşçilerin borçlanma yoluyla emekli olmasına imkan veren” kanun maddesini hukuk devletine ve eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etti.
1974 Isparta’da Ahmet Mehmet Uluğbay adlı bir kişi, parasını almak için arkadaşı Fikri Tokgöz’ü başına ateş ederek öldürdü. 12 Eylül döneminde idam edildi.
1974 Erdal Öz’ün 12 Mart dönemindeki işkenceli sorgular üzerine kurguladığı “Yaralısın” adlı romanı Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanmaya başlandı.
1976 Akdeniz’in Kirlenmesine Karşı Sözleşme, 16 Şubat 1976 tarihinde Barselona’da imzalandı ve 12 Şubat 1978’de yürürlüğe girdi.
1976 Türkiye’nin Beyrut Büyükelçiliği Başkatibi Oktar Cirit, tabancayla vurularak öldürüldü. Saldırıyı ASALA-Gizli Ermeni Kurtuluş Ordusu üstlendi.
1977 Bakanlar Kurulu’nun THY grevini erteleyen kararı, Danıştay tarafından oy çokluğu ile alınan kararla durduruldu.
1977 Danıştay Töb-Der, Tüm-Der ve Tüted’in kapatılmasına ilişkin Ankara Valiliği kararını durdurdu.
1978 Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu, yabancı kaynaklı eşyaların satışının yasaklandığını açıkladı.
1979 İran’da İran İslam Devrimi sonrası Humeyni karşıtları, ardı ardına idam edildi.
1981 Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran 8 yıl 9 ay hapse mahkum edildi. Behice Boran Kasım 1980’den beri yurtdışında bulunuyordu. Boran, 14 Ekim 1979 seçimleri öncesi TRT’de yaptığı 2 seçim konuşmasında ”komünizm propagandası yapmak” suçundan yargılanıyordu.
1981 Genelkurmay Sıkıyönetim Askeri Hizmetler Koordinasyonu Başkanlığı bir bildiri yayımladı; aralarında Abdullah Öcalan ve Kemal Burkay’ın da bulunduğu 45 kişinin 19 Mart tarihine kadar yurda dönmeleri çağrısında bulundu.
1983 DİSK Davası’nda sorgusu yapılan DİSK Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sadun Aren: “DİSK bir suç örgütü değildir.”
1983 Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme’nin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun 16 Şubat 1983 tarih ve 17961 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.
1986 Portekiz’de seçimlerin ikinci turu yapıldı. Mario Soares, 60 yıl sonra Portekiz’in ilk sivil Başkanı oldu.
1988 Aziz Nesin ve Mehmet Ali Aybar’ın 2000’e Doğru Dergisi’ndeki “Kürt sorununda çözüm: kritik karar” başlıklı yazıdan yargılanmalarına başlandı.
1990 Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) kuruldu. Vakfın başkanlığına Yavuz Önen seçildi.
1996 Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının kabul edildiği 12 Kasım tarihi, 16 Şubat 1996 tarihinde Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in emriyle Anayasa Günü olarak ilan edilmiştir
1998 Avrupa Birliği Konseyi, 16 Şubat 1998’de Avrupa Birliği Konseyi avukatlara, Avrupa Birliği üyesi bir başka devletle o devletin kendi avukatlarıyla aynı şartlarda, orijinal mesleki unvanlarını kullanarak, sürekli ve kısıtlamaya tabi olmadan mesleklerini icra etme imkanını veren 98/5/CE sayılı Direktifi kabul etti. Direktif 15 Aralık 1999’da uygulamaya konuldu.
2001 Danıştay İdari Dava Dairesi Genel Kurulu, Aktaş Elektrik imtiyaz sözleşmesini hukuka aykırı buldu.
2001 İran’ın başkenti Tahran’da içki içmek ve yasa dışı ilişkiye girmekle suçlanan üç kişi halk önünde kırbaçlandı.10 yıldan beri Tahran’da suçluların halkın gözü önünde kırbaçlandığı ilk örnek oldu.
2005 Eski Başbakan Mesut Yılmaz ve eski Devlet Bakanı Güneş Taner’in, Türk Ticaret Bankası ihalesine fesat karıştırmak suçundan Yüce Divan’da yargılanmalarına başlandı.
2005 İklim değişikliği ile mücadele alanında hazırlanan en kapsamlı anlaşma olan Kyoto Protokolü, yürürlüğe girdi. 2005 – Küresel iklim felaketi riskine karşı ilk uluslararası anlaşma “Kyoto Protokolü” yürürlüğe girdi. Protokole göre, atmosfere karıştıklarında sera etkisi yaratan karbonmonoksit, metan gibi gazların salınımı engellenecek ya da azaltılacak. Bu gazları en çok üreten (yüzde 25’ini) ABD, yüzde 3.2’sini üreten Avustralya ve Türkiye dışında 160 ülke protokole imza attı.
2007 İstanbul’da 57 kişinin ölümü, 647 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan 4 ayrı eylemin planlayıcısı El Kaide militanlarının davası tamamlandı. Örgütün üst düzey yöneticisi ile 6 örgüt üyesi ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
2008 Kabul Et ve Saygı Göster Bildirgesi(Accept And Respect Declaratıon), International Association of Physical Education and Sport for Girls and Women (IAPESGW) tarafından 16 Şubat 2008 tarihinde kabul edilmiştir. Bildirge, Müslüman kadınların ve kız çocuklarının spora ve fiziksel aktiviteye katılımlarındaki kıyafet tercihlerine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
2010 Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner “Ergenekon’a üye olmak, evrakta sahtecilik, iftira ve tehdit” suçlarından gözaltına alındı.
2010 AİHM, Guillaume Apollinaire’in “Onbirbin Kırbaç” kitabı nedeniyle yayıncı Rahmi Akdaş’ı cezalandıran Türkiye’yi, ifade özgürlüğünü çiğnediği gerekçesiyle mahkum etti.
2010 TEKEL direnişinin 65. gününde Tek Gıda-İş Sendikası 4-C’ye geçmek için 30 günle sınırlı başvuru süresi tanınmasına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptali için dava açtı.
2011 Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü 16 şubat 2011’de Strasbourg’da düzenlenerek kabul edildi. Tüzüğün, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasını takip eden 20. gün yürürlüğe girmesi kararlaştırıldı, 1 Nisan 2012 tarihinden itibaren uygulanması öngörüldü.
2012 Nijerya’da kökten dinci Boko Haram örgütü bir cezaevine saldırı düzenleyerek 119 mahkumun kaçmasını sağladı.
2013 Atatürk Orman Çiftliği arsalarının çeşitli devlet kurumlarına “parsel parsel” dağıtıldığı ve “geri alınması gerektiği” Sayıştay Raporu’nda yer aldı.
2016 Mısırlı hukukçu ve diplomat Boutros Boutros-Ghali yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Kasım 1922) Kahire Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı.  Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde uluslararası hukuk alanında doktora yaptı. 1949’da Bilimler Po’dan uluslararası diploma aldı. 1949-1979 arasında, Kahire Üniversitesi’ Uluslararası Hukuk ve Uluslararası İlişkiler Profesörü olarak çalıştı. 1975’te Siyasal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin Başkanı oldu. 1963’ten 1964’e kadar Lahey Uluslararası Hukuk Akademisi ve  1967’den 1968’e kadar Paris Hukuk Fakültesi’nde Misafir Profesör olarak görev aldı. 1986’da  İsveç Uppsala Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden fahri doktora aldı. Ayrıca, Kyunghee Üniversitesi Seul’ün bir kolu olan Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün Onursal Rektörlüğünü yaptı. 
2017
  • Venezuela “Venezuelalı diplomatlarının teröristlere pasaport sattığını” iddia eden CNN İspanyolcanın ülkede yayın yapmasını yasakladı
  • Eski Yargıtay Başkan İsmet Ocakçıoğlu, 16 Şubat 2017 tarihinde yaşamını yitirdi.
2018
  • Silivri Cezaevi’nde 1 yıldır tutuklu bulunan Alman “Die Welt” gazetesinin Türkiye temsilcisi Deniz Yücel, Başbakan Binali Yıldırım ve Almanya Başbakanı Merkel’in görüşmesinden 1 gün sonra serbest bırakıldı.
  • 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimini önceden bildikleri iddiasıyla yargılanan gazeteciler Mehmet Altan, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da aralarında bulunduğu tutuklu 6 sanığa, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
2023 Danıştay saldırısının faili Avukat Alparslan Arslan (d. 1977) Maltepe Cezaevi’ndeki koğuşunda ölü olarak bulundu.
2024 Rus avukat, aktivist ve siyasetçi (d. 1976) Aleksey Navalni yaşamını yitirdi.

16 Şubat Hukuk Takvimi, hukuk tarihindeki olayları bir araya getiren çok yönlü bir gündür. Bir yandan vakıfların tüzel kişilik kazanması, seçim kanunları, ILO sözleşmeleri, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları gibi normatif gelişmeleri; diğer yandan insan hakları ihlalleri, siyasi yargılamalar, darbeler, idamlar ve ifade özgürlüğü tartışmalarını içerir. Ulusal ve uluslararası düzeyde hukukçuların doğum ve ölümleri de kısa biyografileri ile birlikte yer almaktadır. Tarihteki gelişmeler, hukukun hem kurucu bir düzen hem de siyasal mücadele alanı olduğunu gösteren çarpıcı bir kesit sunmaktadır.

Hayvan Deneyleri Etik Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik

0

Hayvan Deneyleri Etik Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik, 15 Şubat 2014 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik, Hayvanları Koruma Kanununa dayanılarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından çıkarılmıştır. 

Hayvan Deneyleri Etik Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve Kısaltmalar

Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, deney hayvanları ile yapılacak olan bilimsel araştırma, test, eğitim, öğretim gibi temel etkinliklerde kullanılan yöntem ve materyaller ile ilgili kabul edilebilir etik standartların belirlenmesine, hayvan deneyleri merkezi etik kurulu ve hayvan deneyleri yerel etik kurullarının kuruluş ve çalışmalarına, yapılması planlanan işlemlerin sunulmasına, araştırma ve çalışma önerilerinin incelenmesi ve izin verilmesine, uygulamaların izlenmesine, deney hayvanları üzerinde yapılan bütün prosedürlerin kayıt altına alınmalarına ve bu prosedürlerin anında ya da geriye doğru izlenebilmelerine, bütün işlemlerin denetlenebilirliğinin sağlanmasına ve ilgili işlemlerin gerektiğinde sonlandırılmalarına ilişkin esasları belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlarda deney amacıyla kullanılacak hayvanların kullanımından önce alınması gereken izinleri, bu amaçla hayvan deneyleri merkezi etik kurulu ile hayvan deneyleri yerel etik kurullarının oluşturulması, bu kurulların çalışma usul ve esasları, görevleri, eğitim, denetim ve yükümlülüklerini kapsar.

(2) Bu Yönetmelik;

a) Deneysel olmayan tarımsal uygulamaları,

b) Deneysel olmayan klinik veteriner hekimliği uygulamalarını,

c) Veteriner sağlık ürünlerine pazarlama yetkisi verilebilmesi için gereken klinik deneyleri,

ç) Kayıtlı veya onaylı hayvancılık işletmelerinin yapmakla yükümlü olduğu uygulamaları,

d) Birincil amacı bir hayvanın kimliklendirilmesi olan uygulamaları,

kapsamaz.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik 24/6/2004 tarihli ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun 9 uncu ve 17 nci maddelerine dayanılarak ve 2010/63/EU sayılı Bilimsel Amaçlarla Kullanılan Hayvanların Korunmasına İlişkin Avrupa Birliği Direktifine paralel olarak hazırlanmıştır.

Tanımlar ve kısaltmalar

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Bakanlık: Orman ve Su İşleri Bakanlığını,

b) CITES Sözleşmesi: 20/6/1996 tarihli ve 22672 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşmeyi,

c) Çalışma izni: Deney hayvanı kullanıcı, üretici ve tedarikçi kuruluşlara Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca verilen belgeyi,

ç) Deney: Bilimsel amaçlarla hayvanlar üzerinde gerçekleştirilecek her türlü prosedür veya prosedürler bütününü,

d) Deney hayvanı: Prosedürlerde kullanılan, serbest yaşayan veya çoğalan larva biçimleri, canlı kafadanbacaklılar ve normal fetal gelişimlerinin son üçte birlik döneminden itibaren memeliler dahil, insan olmayan herhangi bir omurgalı canlıyı,

e) Deney ünitesi: Hayvanlar üzerinde her türlü prosedür veya prosedürlerin gerçekleştirildiği, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından çalışma izni bulunan birimleri,

f) Etik: Araştırmalarda kullanılacak hayvanlarla ilgili olarak insan ve hayvan yaşamını ilgilendiren bilimlerde yapılabilecek hareketlerin sınırları, hayvana yönelik yapılacak tutum ve davranışa yol gösterici evrensel kuralları,

g) Genel Müdür: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürünü,

ğ) Genel Müdürlük: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünü,

h) HADMEK: Hayvan Deneyleri Merkezi Etik Kurulunu,

ı) HADYEK: Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulunu,

i) Hayvan refahı birimi: Üretici, tedarikçi, kullanıcı ve araştırmaya yetkili kuruluşlarda kurulması zorunlu olan, hayvanların refahı ve bakımından sorumlu, veteriner hekim, veteriner sağlık teknikeri veya veteriner sağlık teknisyeni unvanına sahip en az bir kişiden, kullanıcı kuruluşlarda ise bu unvanlardan birine sahip bir kişiye ilaveten biri yerel etik kurul üyesi olmak üzere en fazla üç kişiden oluşan birimi,

j) İnsancıl öldürme metodu: Hayvanın kendi türüne has, en az fiziksel ve duyusal ağrı, eziyet ve sıkıntıya maruz kalacağı şekilde yaşamının sonlandırılmasını,

k) İn vivo deney: Canlı ortamda yapılan deneyi,

l) İyi laboratuvar uygulamaları: Klinik çalışmalar dışındaki sağlık ve çevre güvenliği çalışmalarının planlanması, yapılması, izlenmesi, kaydedilmesi, arşivlenmesi ve rapor edilmesi şartları ve yönetim usulleri ile ilgili kalite sistemini,

m) Kullanıcı: Hayvanları prosedürlerde kullanmaya yetkili olan kişiyi,

n) Kuruluş: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca çalışma izni bulunan, müştemilatı ile birlikte açık, kapalı, yarı açık, her türlü sabit ya da taşınabilir tesis, bina veya binalar grubunu,

o) Proje: Tanımlanmış bilimsel bir amacı olan ve bir ya da daha fazla prosedürü kapsayan iş programını,

ö) Prosedür: Hayvanların; doğurtulması, kuluçkadan çıkarılması ya da genetiği değiştirilmiş hayvan soyunun devam ettirilmesi süreçleri dahil, iyi veteriner hekimlik uygulamalarına uygun olarak bir iğnenin batırılmasının yarattığına eşit veya daha fazla acı, eziyet, ızdırap veya kalıcı hasara sebep olabilecek şekilde, bilinen veya bilinmeyen sonuçları olan, deneysel, diğer bilimsel veya eğitici amaçlarla kullanılmasını,

p) Sekreterya: Etik kurullarda gerekli koordinasyonu sağlayan, yazışmaları yapan ve kayıtları tutan kişi veya kişileri,

r) Tekniker: Lise öğrenimi üzerine iki yıl süreli Veteriner Sağlık Önlisans programlarından mezun olan kişiyi,

s) Teknisyen: Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Tarım Meslek Lisesi Veteriner Sağlık Bölümü ile daha önce Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı olan Veteriner Sağlık Meslek Lisesi, Hayvan Sağlığı Memurları Okulu, Hayvan Sağlığı Memurları Meslek Lisesi okullarından herhangi birinden mezun kişiyi,

ş) TÜBİTAK: Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunu,

t) Tür: Ortak özellikler taşıyan ve kendi aralarında döllenerek üreyebilen akraba canlıları içeren biyolojik grubu,

u) 3R ilkesi: Mümkün olan her durumda, canlı hayvan yerine bilimsel açıdan geçerli başka alternatif bir yöntem ya da deneme stratejisinin uygulaması, proje hedeflerinden ödün vermeden kullanılacak hayvan sayısının olabildiğince azaltılması, hayvanlara acı, eziyet, ızdırap çektirecek ve kalıcı hasar yapacak prosedürlerin iyileştirilerek hayvan refahının artırılmasını,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Deney Hayvanının Kullanılma Amaçları, Etik Kurulların Kuruluş,

Görev Süresi, Çalışma Yöntemi, Görev ve Yetkileri

Deney hayvanının kullanılma amaçları

MADDE 5 – (1) Deney hayvanlarının kullanılma amaçları aşağıda belirtilmiştir:

a) Temel araştırmalar.

b) Aşağıdaki amaçlardan herhangi birini taşıyan translasyonel veya uygulamalı araştırmalar:

1) İnsan, hayvan veya bitkilerdeki hastalık, sağlık bozuklukları ve diğer anormalliklerin önlenmesi, tanı, tedavisi veya bunlardan kaçınma.

2) İnsan, hayvan veya bitkilerdeki fizyolojik bozuklukların incelenmesi, belirlenmesi, düzeltilmesi veya modifikasyonu.

3) Hayvanların refahı ve tarımsal amaçlarla yetiştirilen hayvanların üretim şartlarının iyileştirilmesi.

c) (b) bendinde belirtilen amaçlardan herhangi biri için, ilaçlar, gıda hammaddeleri, yem hammaddeleri, başka maddeler ve ürünlerin kalite, etkinlik ve güvenilirliklerinin geliştirilmesi, üretilmesi ve test edilmesi.

ç) İnsan ve hayvan sağlığı ve refahı için doğal çevrenin korunması.

d) Türlerin korunmasını amaçlayan araştırmalar.

e) Mesleki becerilerin kazandırılması, sürdürülmesi veya geliştirilmesi için yüksek öğrenim veya eğitimi.

f) Adli tıp soruşturmaları.

HADMEK’in kuruluşu ve çalışma yöntemi

MADDE 6 – (1) HADMEK bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde teşekkül eder. HADMEK;

a) Bakanlıktan; genel müdür, genel müdür yardımcısı, daire başkanı, şube müdürü ve hukuk müşavirliğinden bir hukukçu üye,

b) Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından hayvan deneylerinde en az iki yıl tecrübeli üç temsilci,

c) Sağlık Bakanlığından hayvan deneylerinde en az iki yıl tecrübeli üç temsilci,

ç) Veteriner fakültelerinden hayvan deneylerinde en az iki yıl tecrübeli üç öğretim üyesi,

d) Tıp fakültelerinden hayvan deneylerinde en az iki yıl tecrübeli üç öğretim üyesi,

e) Türk Tabipleri Birliği ve Türk Veteriner Hekimleri Birliğinden birer temsilci,

f) TÜBİTAK’tan bir veteriner hekim temsilci,

g) Hayvanları korumaya yönelik sivil toplum örgütlerinden bir üye,

olmak üzere yirmibir üyeden oluşur.

(2) HADMEK üyelerinin seçimi;

a) Genel Müdür, genel müdür yardımcısı, daire başkanı, şube müdürü ve hukukçu üye HADMEK’in daimi üyesidir.

b) HADMEK üyelerinden daimi üyeler hariç diğer kurum ve kuruluşlarca belirlenen üyelerin atamaları Bakanlık tarafından yapılır.

(3) HADMEK toplantısına, Bakanlık üyelerinden katılım sağlayan en üst düzey temsilci başkanlık eder.

(4) Daimi üyeler hariç diğer üyelerin görev süresi dört yıldır. Görev süresi biten üye yeniden atanabilir. Bir takvim yılı içerisinde izinsiz ve mazeretsiz olarak üst üste üç toplantıya katılmayan üyenin üyeliği kendiliğinden düşer. Üyelik sıfatının ölüm, emeklilik, ayrılma gibi herhangi bir sebeple sona ermesi veya üyeliğin düşmesi halinde, yerine aynı usulle ve kalan süreyi tamamlamak üzere ayrılan üyenin niteliklerini taşıyan yeni bir üye görevlendirilir.

(5) HADMEK ve HADYEK arasındaki koordinasyon genel müdürlük tarafından sağlanır. HADMEK sekretaryası hizmetleri, ilgili şube müdürlüğünce yürütülür.

(6) HADMEK, başkanın belirleyeceği gündemle üç ayda bir toplanır. Toplantı gündemini de içeren davet yazısı, toplantı tarihinden en geç on gün öncesinden HADMEK üyelerine gönderilir. Kurul, başkanın gerek görmesi halinde üyelere en geç on gün öncesinden haber verilmek suretiyle de toplanabilir.

(7) HADMEK, üyelerin en az üçte ikisinin katılımı ile toplanır. Kararlar oy çokluğu ile alınır, oyların eşitliği halinde başkanın oyu yönünde karar verilir.

HADMEK’in görevleri

MADDE 7 – (1) HADMEK’in görevleri şunlardır:

a) Deney hayvanlarının kullanılmasına dair etik ilkeleri belirlemek.

b) HADYEK yönergelerini onaylamak ve 21 inci maddeye göre feshetmek.

c) HADYEK’lerin bu Yönetmelik hükümlerine göre çalışıp çalışmadığını denetlemek, yıllık raporlarını değerlendirmek.

ç) HADMEK tarafından onaylanan yönergeye ve bu Yönetmeliğe aykırı hareket eden HADYEK’lerin çalışmalarını 21 inci maddeye göre durdurmak.

d) HADYEK’lerin hizmet verdiği üretici ve kullanıcı kurum ve kuruluşlardaki deney şartlarını ve laboratuvarları bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde denetlemek.

e) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak deney hayvanı kullanılmasını engellemek amacıyla gerekli girişimleri yapmak.

f) HADYEK’lerin verdiği kararlara yapılan itirazları değerlendirmek, gerekli görülmesi halinde dosyaları yeniden incelemek üzere gerekçeleri ile birlikte ilgili HADYEK’e geri göndermek.

g) HADYEK’lerin deney hayvanı kullanımı ve bakımı ile ilgili araştırmacı, tekniker, teknisyen, hayvan bakıcıları ve diğer yardımcı personele yönelik verilen eğitim programlarının usul ve esaslarını belirlemek ve denetlemek.

ğ) Deney hayvanı kullanım sertifikalarının denkliklerini değerlendirmek.

h) Ülke çapında deney hayvanlarının deneylerde kullanılmasına dair yıllık istatistik bilgileri toplamak ve yayınlamak.

ı) Gerektiğinde eğitim programları düzenlemek.

HADYEK’in kuruluşu ve çalışma yöntemi

MADDE 8 – (1) HADYEK aşağıdaki şekilde kurulur:

a) 5199 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükmü gereğince, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından çalışma izinli deney hayvanı ünitesi bulunan resmi ve özel kurum ve kuruluşlar ile yüksek öğretim kurumları HADYEK kurabilir. HADYEK ve hayvan refahı birimi bulunmayan kurum ve kuruluşlarda hayvan deneyleri yapılamaz.

b) HADYEK kurulabilmesi için, kurum bünyesinde asgari olarak hayvanların tür özellikleri gözetilerek, stressiz ve sakin bir hayat sürdürebilecekleri, veteriner hizmetlerinin verildiği Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından çalışma izinli bir deney hayvanı ünitesi bulundurulması zorunludur.

(2) HADYEK’de asgari olarak aşağıda nitelikleri belirtilen üyelerin bulunması gereklidir:

a) Kurum veya kuruluş içinde deney hayvanı yetiştirilmesi, üretilmesi bakımından sorumlu ve deney hayvanları kullanım sertifikasına sahip, tam gün ünitede çalışan, hayvan deneyleri konusunda en az bir yıl tecrübeli bir veteriner hekim.

b) Kurum veya kuruluş içinde deney hayvanları ile çalışma yapan birimlerden bir temsilci.

c) Kendisi ve birinci derece yakınları, hayvanlar üzerinde deneysel çalışma yapmayan ve kuruluş ile çıkar ilişkisi olmayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir kişi.

ç) Kurum veya kuruluş ile çıkar ilişkisi olmayan sivil toplum kuruluşuna üye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir kişi.

(3) HADYEK’te görev alacak en az bir üyenin in vivo hayvan deneylerinde en az bir yıl tecrübeli ve doktora veya tıpta uzmanlık derecesine sahip olması gereklidir. HADYEK’te tıp veya veteriner hekim etiği uzmanlarının da bulunması tercih edilir. Kurum ve kuruluşlar ihtiyaçlarına ve idari yapısına göre HADYEK kompozisyonunu belirleyebilirler. HADYEK gerektiğinde başka alanların uzmanlarından görüş alabilir, toplantılara davet edebilir. HADYEK en az beş, en fazla 21 üyeden oluşur.

(4) HADYEK üyelerinin görevlendirilmesi ile ilgili olarak;

a) HADYEK başkanı, başkan vekili ve üyeleri; üniversitelerde rektör, diğer kurum ve kuruluşlarda ise en üst düzey yönetici onayı ile görevlendirilir.

b) HADYEK başkanı ve veteriner hekim kurum veya kuruluşun tam zamanlı çalışanı olmak zorundadır. Bunun dışındaki üyeler, kurum veya kuruluş dışından da görevlendirilebilir.

c) Atamalar veya onay ile görevlendirilmelere dair değişiklikler bir ay içinde HADMEK’e bildirilir.

ç) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket ettiği tespit edilen kişiler HADYEK üyesi olarak görevlendirilemez.

(5) Kurum ve kuruluşlarda HADYEK sekreteryası, üniversitelerde rektör, diğer kurum ve kuruluşlarda ise en üst düzey yönetici onayı ile görevlendirilir. HADYEK’in düzenli çalışması, başvuruların alınması, değerlendirilmesi ve arşivlenmesi amacıyla ayrı bir çalışma birimi oluşturulur.

(6) HADYEK üyelerinin görev süresi dört yıldır. Görev süresi biten üye yeniden atanabilir veya onay ile görevlendirilebilir. Bir takvim yılı içerisinde izinsiz ve mazeretsiz olarak üst üste üç toplantıya katılmayan üyenin üyeliği düşer. Üyelik sıfatının ölüm, emeklilik, ayrılma gibi herhangi bir sebeple sona ermesi halinde, yerine aynı usulle ve kalan süreyi tamamlamak üzere ayrılan üyenin niteliklerini taşıyan yeni bir üye görevlendirilir.

(7) HADYEK, yönergesi HADMEK tarafından onaylandıktan sonra faaliyetine başlar.

(8) HADYEK aşağıda belirtildiği şekilde çalışır:

a) HADYEK, kurul başkanının belirleyeceği gündemle en az ayda bir defa, üyelerin en az üçte ikisinin katılımı ile toplanır.

b) HADYEK toplantısında kararlar oy çokluğu ile alınır. Oy eşitliği halinde başkanın oyu yönünde karar verilir.

c) Her kurul kendi çalışma usul ve esaslarını belirleyen bir yönerge hazırlar.

ç) Kurumlarda kullanılan tüm deney hayvanlarına ilişkin kayıtlar, hayvan refahı biriminde görevli deney hayvanı yetiştirilmesi, üretimi ve bakımından sorumlu veteriner hekim tarafından tutulur veya tutturulur. Söz konusu kayıtlarda temin edilen hayvanların sayıları, türleri, temin edildikleri yerler, kullanıcı kuruluşa geldiği tarih ve yapılan tüm işlemler bulunur. Bu kayıtlar en az beş yıl süreyle muhafaza edilir.

d) HADYEK, yapılacak başvuruları değerlendirmek için bir form hazırlar. Formda aşağıdaki bilgilerin bulunması zorunludur:

1) Proje adı.

2) Proje yürütücüsü ve diğer araştırıcıların adı, adresi, görev yeri, imzası.

3) Prosedürün yapılacağı yer ve süresi.

4) Canlı hayvanlar üzerinde prosedür uygulayacakların eğitim sertifikaları.

5) Başvuru tarihi.

6) Proje önerisi.

7) Günlük dille yazılmış teknik olmayan proje özeti.

8) Hayvan kaynakları, tahmini hayvan sayısı, türü ve yaşı.

9) Hayvanlar üzerinde gerçekleştirilecek prosedürler.

10) Prosedürlerin sebep olacağı acı, eziyet, ızdırap ve kalıcı hasar düzeyi.

11) 3R ilkesinin prosedürlerde uygulanma şekli.

12) Kullanılması planlanan anestezi, analjezi ve diğer ağrı kesici yöntemler.

13) Hayvanların yaşamları boyunca acı ve ızdırap çekmemesi ya da çektikleri ızdırabın azaltılması için alınacak önlemler.

14) Prosedürlerin sonlandırılmasında insancıl öldürme metodunun belirlenmesi.

15) Hayvan sayısını ve prosedürlerin sebep olacağı acı, eziyet, ızdırap ya da olası çevresel etkileri asgariye indirmek için uygulanacak deneysel veya gözlemsel stratejiler ile veri analiz usulleri.

16) Hayvanların birden fazla projede kullanılıp kullanılmayacağı.

17) Hayvanların barındırma, yetiştirme ve bakım şartları.

18) Projede yer alanların yetkinliği.

19) Taahhütname.

e) HADYEK tarafından projelere azami beş yıl süre ile izin verilir, süre uzatımı talebi olması halinde, talebin gerekçelendirilmesi şartıyla ek süre verilebilir.

f) Bütün başvurular ve alınan kararlar, tarih ve sayı numarası verilerek kayıt altına alınır. Kayıtlar en az beş yıl süreyle muhafaza edilir.

g) Başvurular, proje yürütücüsü tarafından yapılır. Tez çalışmaları için yürütücü, danışman öğretim üyesidir.

ğ) HADYEK, yaptığı değerlendirme neticesinde uygun, düzeltilmesi gerekir, şartlı olarak uygun ya da uygun değildir şeklinde karar verir. Kararlar başvuru sahibine başvurunun yapıldığı tarihten itibaren kırk iş günü içinde yazılı olarak bildirilir. Bu süre proje değerlendirmesini de kapsar. Projenin karmaşıklığı veya birden çok bilim dalını ilgilendirdiği hallerde, HADYEK sözü edilen süreyi bir defaya mahsus olmak üzere onbeş iş gününü geçmeyecek şekilde uzatabilir. Uzatma sebebi ve süresi gerekçelendirilerek, süre sona ermeden yürütücü bilgilendirilir. HADYEK, bir projenin yapılabilirliğini sınamak amacıyla az sayıda hayvan üzerinde ön deneylerin yapılmasını isteyebilir. Bu durumda kesin karar, “şartlı olarak uygun” kararı verilen projelerdeki usullere göre verilir.

h) HADYEK üyelerine ait başvurular görüşülürken ilgili kurul üyesi görüşmelere katılamaz ve oy kullanamaz.

ı) Hakkında “Düzeltilmesi gerekir” kararı verilen projeler, düzeltildikten sonra tekrar değerlendirilir. “Şartlı olarak uygun” kararı verilen projeler, HADYEK tarafından belirlenecek bir süre boyunca, hayvan refahı birimi tarafından izlenip, istenen şartların yerine getirilip getirilmediği değerlendirildikten sonra uygun ya da uygun değildir şeklinde karara bağlanır ve proje ile ilgili HADYEK’e rapor verilir.

i) İzin verilen projelerde hayvan refahını olumsuz etkileyecek herhangi bir değişiklik olup olmadığı yerel etik kurulu tarafından denetlenir. Yerel etik kurulu, onaylanan projeye uyulmaması durumunda, verilen izni iptal eder. İznin iptal edilmesi durumunda; hayvan refahı birimi tarafından, projede kullanılan veya kullanılması öngörülen hayvanların refahının olumsuz yönde etkilenmemesi sağlanır.

j) HADYEK onayı alındıktan sonra projedeki ve çalışmaya katılacak kişilerdeki değişiklikler proje yürütücüsü tarafından HADYEK’e yazılı olarak bildirilir ve onayı alınır.

k) Aşağıdaki müdahaleler HADYEK iznine tabi değildir:

1) Teşhis ve tedavi amaçlı klinik uygulamalar.

2) Ölü hayvan veya dokusu, mezbaha materyalleri, atık fetuslar ile yapılan prosedürler.

3) Süt sağma.

4) Dışkı veya altlık örneği toplama.

5) Sürüntü ile örnek alma.

l) Tür tanımlama ile ilgili doğadan yaban hayvanı kullanılmasında Genel Müdürlükten alınan izin, HADYEK izni yerine geçer.

m) Saha araştırmalarının birden fazla ilde yürütülmesi halinde sadece bir yerin HADYEK onayının alınması yeterlidir.

n) Kayıtlar HADMEK ve Bakanlığın denetimine açık tutulur. HADYEK, gerektiğinde konusunda deneyimli uzmanların yazılı görüşlerini alabilir veya HADYEK toplantısına davet ederek sözlü veya yazılı görüş isteyebilir.

HADYEK’in görevleri

MADDE 9 – (1) HADYEK’in görevleri şunlardır:

a) Bu Yönetmelik hükümleri ile HADMEK’in belirlediği etik ilkeler ve iyi laboratuvar uygulamaları çerçevesinde kendi çalışma usul ve esasları hakkında yönerge hazırlamak.

b) Deney hayvanları üzerinde yapılacak tüm işlemlerin etik yönden kabul edilebilir sınırlarını belirleyerek yapılacak işlemlere ilişkin protokolleri onaylamak veya gerekçeli olarak red etmek.

c) Kurum içinde deney hayvanı kullanılması sürecinin 3R ilkelerine ve etik kurallara uygun olarak sürdürülmesini denetlemek, bu amaçla gerekli düzenlemeleri yapmak.

ç) Deney hayvanı kullanılarak elde edilenlerle aynı veya daha yüksek düzeyde bilgi sağlayabilecek ancak hayvan kullanılmayan veya en az sayıda hayvan kullanılan ya da daha az acı verilen prosedürler içeren alternatif yöntemlerin geliştirilmesine ve doğrulanmasına katkıda bulunacak ve bu alanda araştırmayı teşvik edecek uygulamalar yapmak.

d) Deney hayvanları üzerinde yapılacak işlemlerin onaylanmış protokole uygun olarak yapılmasını sağlamak, gerektiğinde sonlandırmasına karar vermek.

e) Deney hayvanlarıyla çalışacak personelin gerekli eğitimi almasını sağlamak ve deney hayvanı kullanım sertifikası bulunması şartıyla hayvan deneyleri yapılmasına izin vermek. Bu amaçla gerektiğinde sertifika programları düzenlemek.

f) Deney hayvanlarının üretim, yetiştirme, barındırma ve nakil şartları ile deneylerin yapıldığı laboratuvar şartlarının ve ekipmanının etik yönden uygun olup olmadığını denetlemek.

g) Deney hayvanı kullanımı ile ilgili olarak istatistiki veri tabloları ile yıllık faaliyet raporunu hazırlayarak HADMEK’e sunmak.

ğ) Deneysel çalışmalar sonunda ortaya çıkan atıklar ve tıbbi atıkların 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesince bertarafını sağlamak.

h) 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun ve ilgili mevzuatın getirdiği hükümler çerçevesinde, deney hayvanlarının kayıt altına alınmalarını ve izlenebilmelerini sağlamak.

ı) Düzenlenecek eğitim sertifika programlarını otuz gün önce HADMEK’e bildirmek.

i) Düzenledikleri sertifika eğitim programları ve eğitim sonunda başarılı olarak sertifika alan kursiyerler ile ilgili bilgileri HADMEK’e bildirmek.

j) Deneyde kullanılan hayvanların, prosedür sonrası sahiplendirilmesi veya çiftçilik sistemine iadesinde sakınca görülüp görülmediği hakkında karar vermek.

HADYEK’in çalışma ilkeleri

MADDE 10 – (1) HADYEK aşağıda belirtilen ilkeler doğrultusunda çalışır:

a) Bilimsel araştırmalarda kullanılması zorunlu olan deney hayvanlarına kötü muameleleri engellemek.

b) Deney hayvanlarının 5 inci maddede belirtilen amaçlar kapsamında kullanılmasını sağlamak.

c) Ağır acı, stres ya da buna denk eziyet veren deneylerde bir hayvanın bir defadan fazla kullanılmamasını, zorunlu olarak kullanılması gerekiyorsa bunun sağlam bilimsel gerekçelere dayandırılmasını sağlamak.

ç) Eğitim amaçlı kongre, konferans ve seminerlerde ağrı ve acı veren deneylerin yapılmamasını sağlamak.

d) Bilimsel açıdan güvenilir verinin, hayvanlara mümkün olduğu kadar az acı çektirerek ve onları en az strese sokarak elde edilmesini sağlamak.

e) Araştırmalar süresince kullanılan deney hayvanlarına, türüne uygun şartlar hazırlamak ve en iyi fizyolojik, davranışsal ve çevresel şartların teminini sağlamak.

f) Uygun şekilde eğitilmiş personel tarafından uygun şartlarda deney hayvanı bakımını sağlamak.

g) Canlı hayvanlarda yapılacak deney amaçlı çalışmaların sorumlu veteriner hekim gözetiminde yapılmasını sağlamak.

ğ) Araştırıcılar tarafından, deneylerin hangi durumlar yerine getirildiğinde sonlandırılacağına dair hedef noktaların belirlenmesini sağlamak.

h) Araştırılan bilginin elde edilmesinde geçerliliği ıspatlanmış alternatif usuller varsa hayvan deneylerini etik olarak uygun görmemek ve daha önceden ayrıntılı olarak yapılmış deneylerin tekrar edilmesine engel olmak.

ı) Deney için en uygun hayvan türü ve yöntemin seçilmesini ve bilimsel olarak anlamlı sonuç verebilecek en az sayıda hayvan kullanılmasını sağlamak.

i) Deney hayvanlarına gereksiz acı ve ağrı verecek deneylerde uygun bir anestezi usulünün uygulanmasını ve araştırmalarda uygun ağrı kesici ve anestezi kullanılmasını sağlamak.

j) Anestezinin, hayvan için deneyin kendisinden daha fazla travmatik olması ve deneyin amacına uygun olmaması durumunda yapılmasını engellemek.

k) Deneyin etik ilkeler çerçevesinde yapılması ve amacına uygun olması için veteriner hekim kararı ile;

1) Anesteziden çıktığında önemli oranda acıya maruz kalacak olan hayvanın ağrı kesici ile tedavi edilmesini, tedavi edilmesi mümkün değilse insancıl bir metotla öldürülmesini,

2) Deney hayvanının araştırma sürecinde ya da sonunda hayatına son verilmesi işlemlerinin uygun gerekçelerle yapılmasını,

3) Şiddetli ve sürekli ağrı çeken veya normal hayatını sürdüremeyecek duruma gelen deney hayvanları ile sağlığı ve çevresi için risk oluşturabilecek deney hayvanlarının insancıl bir metotla yaşamalarına son verilmesini,

sağlamak.

l) Araştırmada kullanılan ve yaşamalarını sürdüren deney hayvanlarına, deney sonunda sağlıklı yaşam şartlarının teminini sağlamak.

m) Hayvanları ağır ve uzun süreli acıya maruz bırakacak deneylerin yapılmasına, etik ilkeler ile araştırmadan elde edilecek fayda ve hayvanların çekeceği acı dikkate alınarak karar vermek.

n) Bilimsel hedeften uzaklaşılmadığı ve hayvanın refahının bozulmadığı sürece hayvanlar üzerinde birden fazla uygulama yaparak, deneyde kullanılan hayvanların sayısını azaltmak.

o) Deneyde kullanılarak ölen hayvanların doku ve organlarının paylaşılması kapsamında diğer başvurularda değerlendirilmesini sağlamak.

ö) Uzun süreli olması muhtemel şiddetli acı, eziyet ve ızdırapla sonuçlanan ve düzeltilmesi mümkün olmayan uygulamalardan kaçınmak.

p) Yalnızca kendi bünyesindeki hayvan refahı biriminin denetiminde gerçekleştirilecek prosedürlere izin vermek.

r) Onay verilen projelerde, içerikte ve çalışmaya katılacak kişilerde yapılacak değişiklikleri takip etmek ve gerekli izinlerin alınmasını sağlamak.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Deney Hayvanı ve Araştırmalara İlişkin Uygulamalar

Deney hayvanları

MADDE 11 – (1) HADYEK’in çalışmalarında kullanılacak hayvanlara ilişkin hususlar:

a) Deney hayvanları üzerinde yapılacak tüm prosedürlerin HADYEK tarafından onaylanmış olması zorunludur.

b) HADYEK tarafından yapılan düzenlemelere uygun olarak alınmış bir genel veya özel istisna olmadıkça, deneylerde kullanılacak;

1) Fare (Mus musculus),

2) Sıçan (Rattus norvegicus),

3) Kobay (Cavia pocellus),

4) Suriye (altın) hamsteri (Mesocricetus auratus),

5) Çin hamsteri (Cricetulus griseus),

6) Moğolistan gerbili (Meriones unguiculatus),

7) Tavşan (Oryctolagus cuniculus),

8) Köpek (Canis familiaris),

9) Kedi (Felis catus),

10) İnsan dışı primatların bütün türleri

11) Kurbağa [Xenopus (laevis, tropicalis), Rana (temporaria, pipiens)],

12) Zebra balığı (Danio rerio),

türlerinin ve deneyde kullanılacak tüm hayvanların kayıtlı yasal deney hayvanı üreticisi ve tedarikçilerinden alınmış olması şartı aranır.

c) Kedi, köpek gibi evcil türlerin sokakta başıboş olanları, deneylerde kullanılmaz. Ancak, hayvanların sağlık ve refahı ile ilgili çalışmalara ihtiyaç duyulması, çevre, insan ve hayvan sağlığına karşı ciddi tehlike oluşturması ve çalışmanın amacının sadece başıboş hayvan kullanılarak gerçekleştirilebileceğine dair bilimsel gerekçeler sunulması hallerinde bu hayvanlar deneylerde kullanılabilir.

ç) İnsan dışı primatların deneylerde kullanılmasına, istisnai durumlarda ve prosedürün amacının insan dışı primatlar dışında bir tür kullanılarak gerçekleştirilemeyeceğine dair bilimsel bir gerekçe mevcutsa izin verilir.

d) Büyük kuyruksuz maymunlar deneylerde kullanılamaz.

e) Ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde nesli tehlike altında olan ve korunan türler ile CITES Sözleşmesinin Ek-1 Listesindeki türlerin kullanılmasına aşağıda belirtilen durumlarda izin verilir:

1) Prosedür, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi ile (c) ve (d) bentlerinde belirtilen amaçlardan birine sahipse.

2) Prosedürün amacının söz konusu türlerin dışındaki türler ile gerçekleştirilemeyeceğine dair bilimsel bir gerekçe mevcutsa.

f) Doğadan alınmış yaban hayvanı üzerinde yapılacak deney bir bilimsel gerekçeyle; ancak diğer hayvanların deneyin amacı bakımından yeterli olmaması halinde onaylanır. Bu konuda yapılan çalışmalarda HADYEK onayından sonra Genel Müdürlükten izin alınır.

Anestezi ve anestezi uygulanması, öldürme ve deneylerde şiddet sınıflandırması ile ilgili işlemler

MADDE 12 – (1) Anestezi ve anestezi uygulanması, öldürme ve deneylerde şiddet sınıflandırması ile ilgili işlemler Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca 13/12/2011 tarihli ve 28141 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Deneysel ve Diğer Bilimsel Amaçlar İçin Kullanılan Hayvanların Refah ve Korunmasına Dair Yönetmeliğin 21 inci ve 22 nci maddeleri ile Ek-8 ve Ek-9’a göre yapılır.

Hayvanların deneylerde tekrar kullanımı

MADDE 13 – (1) Daha önce bir ya da birkaç deneyde kullanılan bir hayvanın tekrar kullanılmasına aşağıdaki durumlarda izin verilir:

a) Daha önceki deneylerin gerçek şiddeti “hafif” veya “orta” ise.

b) Hayvanın genel sağlık durumu tamamen eski haline dönmüşse.

c) Yeni deney “hafif”, “orta” veya “ düzelmez” olarak sınıflandırılmışsa.

ç) Hayvan üzerinde daha önce gerçekleştirilen prosedürleri değerlendirebilecek bir veteriner hekim tarafından uygun bulunmuşsa.

(2) İstisnai durumlarda, (a) bendini uygulama dışı bırakacak şekilde ve hayvanın veteriner hekim tarafından muayene edilmesinden sonra, hayvanın şiddetli acı, ızdırap veya eşdeğerini içeren bir deneyde birden fazla kullanılmaması şartıyla bir hayvanın tekrar kullanılmasına izin verilebilir.

Deneyin sonlandırılması

MADDE 14 – (1) Deneyle ilgili olarak daha fazla gözlemin yapılamayacağı hallerde ya da genetiği değiştirilmiş hayvan soyları ve nesilleri artık takip edilmiyorsa veya sürekli devam eden bir şekilde iğne batırılmasına eşdeğer ya da daha fazla acı, eziyet, ızdırap ve kalıcı hasar yaşaması bekleniyorsa deney sonlandırılır.

(2) Deneyin sonunda, bir hayvanın yaşamaya devam etmesine dair karar bir veteriner hekim tarafından alınır. Bir hayvanın yaşatılmaya devam etmesi durumunda, sağlık durumuna uygun bakım ve barınma hizmeti sağlanır. Hayvan orta veya şiddetli acı, eziyet, ızdırap ve kalıcı hasar yaşamaya devam ediyorsa öldürülür.

Projelerin değerlendirilmesi

MADDE 15 – (1) Projeler;

a) Bilimsel, eğitsel veya yasal gerekçeleri,

b) Hayvan kullanımı gerekçeleri,

c) Prosedürlerin mümkün olan en insani ve çevreye duyarlı şekilde gerçekleştirilmesinin tasarlanması,

ç) Tahmin edilen bilimsel faydaları ve eğitim yönünden değeri,

d) 3R ilkesine uyumu,

e) Prosedür şiddetinin sınıflandırılması,

f) Elde edilecek fayda ve hayvanların çekeceği acı,

g) Öldürme metotları, prosedürler, anestezi, tekrar kullanım, bakım ve barınma şartlarının mer’i mevzuata uygunluğu,

ğ) Geriye dönük değerlendirmenin yapılıp yapılmayacağı ve ne zaman yapılacağına karar verilmesi,

kriterlerine göre HADYEK tarafından değerlendirilir.

(2) HADYEK tarafından proje değerlendirmesini yapacak uzmanların; 3R ilkesi, deney tasarımı, hayvan deneyleri pratik uygulamaları, yaban hayvanları deneyleri pratik uygulamaları veya hayvan bakım ve beslenmesi konusunda yetkin olmasına göre seçilmesine dikkat edilir.

(3) Proje değerlendirmesi şeffaf olmalıdır. Fikri mülkiyet haklarının ve gizli bilgilerin korunması için, proje değerlendirmesi tarafsız bir şekilde gerçekleştirilir ve bağımsız tarafların görüşlerini de kapsayabilir.

Proje özetleri

MADDE 16 – (1) Fikri mülkiyet hakkı ve gizli bilgilerin korunmasına tabi olarak, teknik olmayan proje özeti aşağıdaki hususları kapsar:

a) Tahmin edilen hasar ve faydalar ile kullanılan hayvan kimliği de dahil, projenin hedefleri hakkında bilgiyi.

b) 3R ilkesine uyulduğunu.

(2) Teknik olmayan proje özeti anonim olacak şekilde ve kullanıcı ile personelin ad ve adreslerini içermeyecek şekilde hazırlanır.

(3)  HADYEK, teknik olmayan proje özetinde projenin geriye dönük değerlendirme sürecine tabi tutulup tutulmayacağı ve bu sürenin sınırının belirtilmesini talep edebilir. Bu durumda, teknik olmayan proje özetinin geriye dönük değerlendirmenin sonuçlarıyla güncelleştirilmesini sağlar.

(4)  Bakanlıkça veri tabanı oluşturulması durumunda, yetki verilen projelerin teknik olmayan proje özetleri ve bunlarda yapılan güncellemeler bu veri tabanında yayınlanır.

Geriye dönük değerlendirme

MADDE 17 – (1) HADYEK izni alınarak sonuçlandırılan projeler ile ilgili geriye dönük değerlendirme yapılması kararı alınması halinde HADYEK’e ibraz edilen dokümanlara göre aşağıdaki hususlar değerlendirilir:

a) Projenin amaçlarına ulaşılıp ulaşılamadığı.

b) Kullanılan hayvan türlerinin sayısı, hayvanlara verilen zarar ve prosedürlerin şiddeti.

c) 3R prensibinin uygulanmasına katkıda bulunabilecek unsurlar.

(2) İnsan dışı primatların kullanıldığı tüm projeler ve uzun süreli ve iyileştirilemeyen şiddetli ağrı, eziyet ve ızdırap içeren prosedürler de dahil “şiddetli” olarak sınıflandırılan prosedürleri içeren projeler geriye dönük değerlendirmeye tabi tutulur.

(3) İkinci fıkra hükümleri dışındaki projeler geriye dönük değerlendirmeden muaf tutulabilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Eğitim

Deney hayvanı ile uğraşacak personelin eğitimi

MADDE 18 – (1) Deney hayvanı ile uğraşacak personelin eğitiminde uyulması gerekli hususlar aşağıda belirtilmiştir:

a) Deney hayvanı ile uğraşan veya uğraşacak araştırıcıların eğitilmesi için eğitim programlarının düzenlenmesi, deney hayvanları kullanım sertifika programlarının açılması, düzenlenmesi ve yürütülmesinden HADYEK sorumludur. Bu programlarda başarılı olanlara, ilgili HADYEK tarafından deney hayvanı kullanım sertifikası verilir.

b) Deney hayvanı kullanarak her türlü eğitim, araştırma, uygulama ve test yapmak isteyen veya bu programların yapılmasında deney hayvanlarına dokunarak katkıda bulunan öğrenciler, araştırmacılar, akademik, sağlık, teknik ve idari personel deney hayvanı kullanıcısı olarak kabul edilir.

c) Deney hayvanı kullanıcıları, sertifika almadan bu hayvanlar üzerinde deney, eğitim, test amacıyla işlem yapamaz ve çalışma mekanlarında bu hayvanları barındıramazlar. Çiftlik hayvanlarıyla yapılacak araştırmalarda araştırma ekibinin içinde bir veteriner hekimin bulunması zorunludur. Bu durumda veteriner hekimin deney hayvanları kullanım sertifikası bulunması gerekli değildir.

ç) HADYEK; deney hayvanı üretilmesi ve yetiştirilmesi ile sorumlu personelin asgari olarak bilgilendirilmesi ve uyulması gereken usul ve esasları içeren bir meslek içi eğitim programı hazırlar ve periyodik olarak uygulanmasını denetler.

d) HADYEK onayına sunulan çalışmada, deney hayvanı kullanan kişinin kullanım sertifikası olmaması halinde bu çalışmaya onay verilmez.

e) Bir araştırıcı, kendi sertifikası olmaması halinde araştırma yürütücüsü olarak başka kişilerle ortak çalışma yapmak amacıyla HADYEK’e başvurabilir. Kendisinin katıldığı, ancak doğrudan deney hayvanlarıyla prosedür uygulamayan araştırmacılar, sertifikalı deney hayvanı kullanıcılarının yardımıyla deneylerini sürdürebilirler.

f) Deney hayvanları kullanım sertifikası programlarının içeriği HADMEK tarafından alınacak kararla belirlenerek tüm HADYEK’lere bildirilir.

g) HADMEK gerektiğinde sertifika programlarını güncelleyebilir.

ğ) Deney hayvanları kullanım sertifika programlarında derslerin %80’ine devam etmek zorunludur.

h) Kursiyerlerin sertifika alabilmeleri için kurs sonunda yapılacak olan sınavda 100 üzerinden en az 70 puan almaları gereklidir.

ı) Sertifika eğitim programlarının nasıl yürütüleceği HADYEK tarafından belirlenir.

i) Bu Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenen deney hayvanları kullanım sertifika programlarına kayıt yaptırarak devam ve başarı şartlarını yerine getiren kursiyerlere “Deney Hayvanları Kullanım Sertifikası” verilir. Deney hayvanları kullanım sertifikası, ilgili HADYEK başkanı ve üniversitelerde rektör, diğer kurum ve kuruluşlarda ise en üst düzey yönetici tarafından imzalanır.

j) HADYEK’ler düzenleyecekleri sertifika eğitim programlarını otuz gün önce HADMEK’e bildirmekle yükümlüdür.

k) HADYEK’ler düzenledikleri sertifika eğitim programları sonunda başarılı olarak sertifika alan kursiyerler ile bilgileri HADMEK’e bildirmekle yükümlüdür.

l) Bu Yönetmelik hükümleri haricinde başka kurumlardan alınmış olan deney hayvanları kullanım sertifikaları ya da benzerlerinin bu Yönetmelik hükümlerine göre eşdeğer olup olmadıklarına HADMEK karar verir.

m) Lisans veya yüksek lisans düzeyinde deney hayvanı kullanımı ile ilgili alınmış olan eğitimlerin sertifika programına eşdeğer olup olmadığına HADYEK karar verir, uygun olduğuna karar verilen eğitim programlarını tamamlayanlara HADYEK tarafından sertifika verilir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Kayıt ve deney hayvanlarının kimliklendirilmesi

MADDE 19 – (1) Deney hayvanlarının kayıt altına alınması ve kimliklendirilmesi, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca 13/12/2011 tarihli ve 28141 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Deneysel ve Diğer Bilimsel Amaçlar İçin Kullanılan Hayvanların Refah ve Korunmasına Dair Yönetmeliğin 34, 35 ve 36 ncı maddelerine göre yapılır. Kayıtlar HADMEK kararı doğrultusunda Bakanlıkça istenilen istatistik formlarında belirlenen bilgileri kapsar.

Denetim ve denetleme

MADDE 20 – (1) 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun 17 nci maddesine istinaden bu Yönetmelik hükümlerinin tamamı HADMEK’in vereceği görüş doğrultusunda Bakanlık denetimine tabidir. Denetimler Bakanlıkça haber verilmeksizin yapılabilir.

Cezalar

MADDE 21 – (1) Bu Yönetmelikte belirtilen hususlara uymayanlara ve yetkisi olmadığı halde hayvan deneyi yapanlara 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi gereğince idari para cezası uygulanır.

(2) HADMEK tarafından yapılan denetimler sonucunda, bu Yönetmeliğe aykırı hareket eden HADYEK’lere eksikliklerini bir ay sürede tamamlamaları ile ilgili yazılı uyarıda bulunulur ve HADYEK çalışmaları düzenlemeler yapılıncaya kadar bir ay askıya alınır, eğer gerekli düzenlemeler yapılmaz ise HADYEK çalışmaları altı ay durdurulur. Altı ay içerisinde belirtilen eksiklikleri düzeltmeyen HADYEK’in yönergesi feshedilir.

Gizlilik

MADDE 22 – (1) Yerel etik kurullarının yazışmaları gizli olup, bu Yönetmelikte belirtilen yetkili kurumlar dışında üçüncü şahıslara bilgi verilmez.

(2) Bakanlık bu Yönetmeliğin uygulaması ile ilgili bilgileri, gerek gördüğünde ülkemizin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler kapsamında kurum ve kuruluşlarla paylaşır.

(3) Canlı hayvanların kullanıldığı projelerin, mülkiyet haklarını ihlal etmemek ve gizli bilgileri açığa vurmamak kaydıyla halkın bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla objektif bilgiler verilir.

Yürürlükten kaldırılan yönetmelik

MADDE 23 – (1) 6/7/2006 tarihli ve 26220 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Hayvan Deneyleri Etik Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.

Geçiş hükümleri

MADDE 24 – (1) Yeniden HADMEK oluşturuluncaya kadar mevcut HADMEK görevine devam eder.

(2) Yönergeleri onaylı HADYEK’lerin yönergelerinin bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde bu Yönetmeliğe uyumlu hale getirilmesi zorunludur.

Yürürlük

MADDE 25 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 26 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Orman ve Su İşleri Bakanı yürütür.

Danıştay Ayasofya Kararı

0
Ayasofya

Danıştay Ayasofya Kararı, 10’uncu Dairesi tarafından 2 Temmuz 2020 tarihinde verilmiş, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı iptal edilmiştir. Danıştay 10. Dairesi Bakanlar Kurulu Kararının iptaline, kararın tebliğ tarihini izleyen otuz gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere karar vermiştir.

Dava, Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği tarafından, Ayasofya’nın müzeye çevrilmesine ilişkin 24/11/1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulunun kararının iptali için 31.08.2016 tarihinde Başbakanlığa karşı açılmıştır. Başbakanlığa bağlı olan Vakıflar Genel Müdürlüğünün, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kurulmasından sonra Cumhurbaşkanlığına bağlanması nedeniyle davalı sıfatı değişmiştir.

Danıştay kararının ardından 10 Temmuz 2020’de imzalanan 2729 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Ayasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’na devri ve ibadete açılması kararlaştırılmıştır.

Kararnamede; “İstanbul İli, Fatih İlçesinde Bulunan Ayasofya Camii’nin Müzeye Çevrilmesi Hakkındaki 24/11/1934 Tarihli ve 2/1589 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, Danıştay 10. Dairesi’nin 2/7/2020 Tarihli Ve E: 2016/16015, K: 2020/2595 Sayılı Kararı ile İptal Edildiğinden, Ayasofya Camiinin Yönetiminin 22/6/1965 Tarihli Ve 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 35 inci Maddesi Gereğince Diyanet İşleri Başkanlığına devredilerek ibadete açılmasına karar verilmiştir.” denilmiştir.

AYASOFYA

Ayasofya, 537 – 1054 yıllarında katedral, 1054 – 1204 yıllarında Ortodoks Katedrali, 1204 – 1261 Katolik Katedrali, 1261 – 1453 Ortodoks Katedrali, 1453 – 1934 yılları arasında cami, 1934 – 10 Temmuz 2020 arasında ise müze olarak hizmet verdi. 10 Temmuz 2020 tarihinden itibaren de camiye dönüştü. Ayasofya Kilisesi’nin inşasına, ilk Bizans imparatoru I.Konstantin tarafından başlandı. 337 ile 361 yılları arasında tahtta olan Büyük Konstantin’in oğlu II. Constantius tarafından binanın inşaatı tamamlandı. Kilisenin açılışı 15 Şubat 360’ta gerçekleştirildi. Socrates Scholasticus’e göre ahşap mimariye dayalı ilk Ayasofya Artemis Tapınağı üzerine inşa edildi. 20 Haziran 404’te Konstantinopolis Patriği Aziz İoannis Hrisostomos’un İmparator Arcadius’un eşi İmparatoriçe Aelia Eudoksia ile çatışmasından dolayı sürgüne gönderilmesinin ardından çıkan isyanlar sırasında bu ilk ahşap kilise yakılarak büyük ölçüde tahrip oldu ve inşasından 44 yıl sonra yıkıldı. İmparator II. Theodosios tarafından mimar Ruffinos’a yeniden yaptırılan Ayasofya, 10 Ekim 415’te yeniden ibadete açıldı. 1453’te kiliseden camiye çevrildi. Ayasofya, Sevr Antlaşmasının da imzalandığı 1920 Paris Konferansı sırasında büyük tartışmalara konu oldu. 24 Kasım 1934 Ayasofya Camisinin müze olması, Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edildi. 2 Şubat 1935 Ayasofya Müzesi halka açıldı ve tarihin ortak mirası olarak koruma altına alındı. Danıştay 10’uncu Dairesi, 10 Temmuz 2020’de aldığı kararla, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. 24 Temmuz 2020’de cami olarak tahsis edildi. 10 Temmuz 2020’de imzalanan 2729 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Ayasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’na devri ve ibadete açılması kararlaştırılmıştır. 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Danıştay Ayasofya Kararı

TC DANIŞTAY 
ONUNCU DAİRE
ESAS NO     : 2016/16015
KARAR NO : 2020/2595
DAVACI                                        : Sürekli Vakıflar, Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği
VEKİLİ                                          : Av. Selami Karaman
DAVALI                                        : Cumhurbaşkanlığı (Başbakanlık) / ANKARA
VEKİLİ                                          : Hukuk Müşaviri Zeynep Gökçe Zengin / aynı yerde

DAVANIN KONUSU                     : Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması amacıyla Başbakanlığa yapılan 31/08/2016 tarihli başvurunun Başbakanlığın bağlı kuruluşu olan Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğünce reddine yönelik 19/10/2016 tarih ve 27882 sayılı işlemin dayanağı olan Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesine ilişkin 24/11/1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI               : Davacı tarafından, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararındaki imzaların gerçekliğinin grafolojik yönden incelenmesi gerektiği, 1924 Anayasası’nın 52. maddesi gereğince kararnamelerin Resmî Gazete’de yayımlanması ve Danıştay’ın incelemesinden geçirilmesi gerekirken bu şartlara uyulmadığı, Kararda imzaları bulunan bazı bakanların karar tarihinde Ankara dışında olduklarının Meclis tutanakları ile sabit olduğu, Ayasofya’nın tapu kaydında “müze” değil, “cami” ifadesinin yer aldığı ve UNESCO’nun resmi internet sitesinde müze olarak tanımlanmadığı, vakıf malı olan Ayasofya’nın vakfiyesine uygun bir şekilde cami olarak kullanılması gerektiği, vakfedenin iradesine aykırı hareket edildiği, Ayasofya’nın Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsisine yönelik alınmış bir karar bulunmadığı ileri sürülerek, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının iptali istenilmektedir.

DAVALI İDARENİN SAVUNMASI: Davalı (Kapatılan) Başbakanlık tarafından, 1934 yılında yürürlüğe konulan Bakanlar Kurulu Kararına karşı yıllar sonra dava açılamayacağı, davanın süresinde olmadığı; davacının Başbakanlığa ve diğer kurumlara Ayasofya ile ilgili olarak zaman zaman başvurularda bulunduğu, davaya esas başvuru içeriğinin bir öncekinden farksız olduğu, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının iptali hususunda muhtelif davalar açıldığı, yine aynı işleme karşı davacı tarafından daha önce açılan davanın reddedildiği ve bu kararın kesinleştiği, işlem hakkında kesin hüküm bulunduğu; Ayasofya Camii’nin 1470 tarihli Mehmed Han-ı Sanî Bin Murad Han-ı Sanî Vakfı vakfiyesinden olup tapunun 57 pafta, 57 ada, 7 parselinde “türbe, akaret, muvakkithane ve medreseyi müştemil Ayasofya’yı Kebir Camii Şerifi” olarak kayıtlı olduğu, söz konusu Vakfın tüzel kişiliğe sahip bir mazbut vakıf olduğu ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce temsil ve idare edildiği; Devlet idaresinin en yüksek karar organı olan Bakanlar Kurulunun idare alanında genel karar organı olduğu, Anayasa ve kanunlarla kendisine ayrıca ve açıkça yetki verilmemiş olsa bile, idare alanında “kanuna dayanmak” ve “Anayasaya ve kanunlara aykırı olmamak” şartıyla istediği her işlemi yapmak konusunda yetkili olduğu; Ayasofya’nın tahsis ve kullanım şeklinin değiştirilmesinin yürütmenin takdirinde olduğu, ulusal ve uluslararası koşullar ile iç hukukumuz çerçevesinde Bakanlar Kurulunca bu konuda her zaman karar alınabileceği, Bakanlar Kurulu Kararında yer alan imzaların sahte olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığı öne sürülerek, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : Uğur Yasin Yolal

DÜŞÜNCESİ                                : Dava konusu işlemin iptal edilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI                    : Aytaç Kurt

DÜŞÜNCESİ                                : Davacı tarafından, Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesine ilişkin 24/11/1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının üzerindeki Atatürk imzasının kriminoloji laboratuvarında incelettirilmesi ve iptali istenilmektedir.

Bakılan davanın açılmasından önce, aynı istemle açılan davanın Danıştay Onuncu Dairesinin 31/03/2008 tarih ve E:2005/127, K:2008/1858 sayılı kararıyla esas yönünden incelenerek reddedildiği, anılan kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 10/12/2012 tarih ve E:2008/1775, K:2012/2639 sayılı kararıyla değişik gerekçeyle onandığı, davacının karar düzeltme isteminin de 06/04/2015 tarih ve E:2013/3803, K:2015/1193 sayılı kararla reddedildiği anlaşılmaktadır.

İşin esasına gelince;

Dosyanın incelenmesinden, türbe, akaret, muvakkıthane ve medreseyi de kapsayan Ayasofya Camiinin bulunduğu İstanbul İli, Eminönü İlçesi, Cankurtaran Mahallesi Bab-ı Hümayun Sokağı, 57 pafta, 57 ada, 7 sayılı parselde bulunan 2 hektar 6644 m²’ den ibaret taşınmazın 19.11.1936 tarihinde Fatih Sultan Mehmet Vakfı adına tapuya tescil edildiği, eşsiz bir mimarlık ve sanat abidesi olan Ayasofya Camiinin, müzeye çevrilmesi konusunda o dönemde vakıflardan sorumlu olan Maarif Vekaletinin (Milli Eğitim Bakanlığı) 4.11.1934 tarih ve 94041 sayılı yazısıyla, Ayasofya Camiinin çevresindeki evkafa ait dükkanların yıktırılması, diğerlerinin de evkafça istimlak edilmesi suretiyle güzelleştirilmesi ve tamiri ve daimi muhafazası masraflarına karşılık da evkafça bu sene ve gelecek sene bütçelerinden muayyen bir para ayrılması hakkında bir karar alınması suretiyle Ayasofya Camiinin müzeye çevrilmesinin istenildiği, Evkaf Umum Müdürlüğü’nün (Vakıflar Genel Müdürlüğü) 7.11.1934 tarih ve 153197/107 sayılı yazısıyla da, vakfın durumunun parasal olarak değerlendirilmesi üzerine, 24.11.1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla; Ayasofya Camiinin çevresindeki evkafa ait binaların Evkaf Umum Müdürlüğü’nce yıktırılarak temizlettirilmesi ve diğer binaların istimlak, yıkma ve binanın tamir ve muhafaza masrafları da Maarif Vekilliğince verilmek suretiyle Ayasofya Camiinin müzeye çevrilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Bu Sözleşmenin başlangıç bölümünde; kültürel mirasın ve doğal mirasın sadece geleneksel bozulma nedenleriyle değil, fakat sosyal ve ekonomik şartların değişmesiyle bu durumu vahimleştiren daha da tehlikeli çürüme ve tahrip olgusuyla gittikçe artan bir şekilde yok olma tehdidi altında olduğu, kültürel ve doğal mirasın herhangi bir parçasının bozulmasının veya yok olmasının, bütün dünya milletlerinin mirası için zararlı bir yoksullaşma teşkil ettiği, bu mirasın ulusal düzeyde korunmasının, korumanın gerekli kıldığı kaynakların genişliği ve kültürel varlığın toprakları üstünde bulunduğu ülkenin ekonomik, bilimsel ve teknik kaynaklarının yetersizliği nedeniyle çoğu kez tamamlanmamış olarak kaldığı, örgüt yasasının, dünya mirasının muhafaza ve korunmasını sağlamak ve ilgili milletlere gerekli uluslararası sözleşmeleri tavsiye etmek suretiyle bilgi muhafazasını arttırmayı ve yaymayı öngördüğü, kültürel ve doğal varlıklara ilişkin mevcut uluslararası sözleşme, tavsiye ve kararların hangi halka ait olursa olsun bu eşsiz ve yeri doldurulmaz kültür varlıklarının korunmasının dünyanın bütün halkları için önemini gösterdiği, kültürel ve doğal mirasın parçalarının istisnaî bir öneme sahip olduğu ve bu nedenle tüm insanlığın dünya mirasının bir parçası olarak muhafazasının gerektiği, kültürel ve doğal varlıkları tehdit eden yeni tehlikelerin vüsat ve ciddiyeti karşısında, ilgili devletin faaliyetinin yerini almamakla beraber bunu müessir bir şekilde tamamlayacak kolektif yardımda bulunarak, istisnaî evrensel değerdeki kültürel ve doğal mirasın korunmasına iştirakin, bütün milletlerarası camianın ödevi olduğu, bu amaçla, daimi bir temel üzerine ve modern bilimsel yöntemlere uygun olarak, istisnaî değerdeki kültürel ve doğal mirasın kolektif korunmasına matuf etkin bir sistemi kuran yeni hükümleri, bir sözleşme biçiminde kabulünün zorunlu olduğu hususlarına yer verilerek bu sözleşmenin kabul edildiği vurgulanmaktadır.

Söz konusu Sözleşme hükümlerinin bir gereği olarak oluşturulan Dünya Miras Listesi, UNESCO’ya bağlı Dünya Miras Komitesi tarafından belirlenerek bulundukları ülkenin devleti tarafından korunması garanti edilmiş doğal ve kültürel varlıkları göstermektedir. Böyle bir liste oluşturmadaki amaç, tüm insanlığın malı olan değerlerin korunmasında uluslar arası işbirliğini mümkün kılmaktır. Düzenli olarak yenilenen listede 2008 yılı itibariyle 141 ülkeye ait 851 varlık bulunmaktadır. Bunların 660’ı kültürel, 166’sı doğal, 25’i ise kültürel ve doğal varlıktır. Kültürel bir miras niteliği taşıyan İstanbul’un tarihi alanları 6.12.1985 tarihinde Dünya Miras Listesine dahil edilmiştir.

İstanbul’un tarihi alanlarının en önemli parçalarından biri olan ve ortak miras olarak kabul edilen evrensel değerlere sahip Ayasofya’nın, müze olarak kullanılması idarenin takdir yetkisi kapsamındadır ve dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Davacı tarafından, Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesine ilişkin 24/11/1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının üzerindeki Atatürk imzasının kriminoloji laboratuvarında incelettirilmesi istenilmektedir. Dosyanın incelenmesinden, T.C. Başvekalet Kararlar Müdürlüğünce 14/11/1934 tarih ve 94041 sayılı Tezkere uyarınca İcra Vekilleri Heyetince kararnamenin hazırlandığı ve onaya sunulduğu, Cumhurbaşkanınca Kararnamenin imzalandığı, Müzenin 01/02/1935 tarihinde faaliyete geçtiği göz önüne alındığında Cumhurbaşkanının iradesinin oluşmadığından söz edilemeyeceğinden iddianın incelenmesi istemi yerinde görülmemiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, duruşma için önceden taraflara bildirilen 02/07/2020 tarihinde davacı Derneği temsilen İsmail Kandemir ile davacı Dernek vekili Av. Selami Karaman’ın, Cumhurbaşkanlığını temsilen Hukuk Müşaviri Zeynep Gökçe Zengin’in geldikleri, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle açık duruşmaya başlandı, taraflara iddia ve savunmalarını açıklamaları için usûlüne uygun söz verilip, Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan ve tarafların Savcı düşüncesine yönelik beyanları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.

Davacının, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararında yer alan imzaların gerçeği yansıtmadığı, Kararda imzaları bulunan bazı bakanların karar tarihinde Ankara dışında olduklarının Meclis tutanakları ile sabit olması nedeniyle imzalarının geçersiz olduğu ve grafolojik yönden incelenmesi gerektiği iddiaları yönünden, dosyada konu ile ilgili inceleme yapılmasını gerektirecek yeterli emare bulunmadığı kanaatine ulaşıldığından söz konusu imzaların gerçekliğiyle ilgili inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

Davalı idarenin davada süre aşımı olduğu iddiası yönünden;

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinin birinci fıkrasında; dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu, dördüncü fıkrasında ise, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri hükme bağlanmış, aynı Kanun’un 10. maddesinde de; ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri hüküm altına alınmıştır.

Dava konusu olayda, davacı Dernek tarafından 31/08/2016 tarihinde Başbakanlık genel evrak kaydına giren dilekçe ile “Ayasofya Camii’nin müze olmasının hukuken ve vakfen mümkün olmadığı, 7044 sayılı Aslında Vakıf Olan Tarihi ve Mimari Kıymeti Haiz Eski Eserlerin Vakıflar Umum Müdürlüğüne Devrine Dair Kanun’un, Bakanlar Kurulu Kararından önce uyulması gereken bir hukuk normu olduğu, Türkiye Cumhuriyetinde hukukun Anayasa’nın teminatı altında olduğu” ileri sürülerek hak, hukuk ve vakıf senedine göre Ayasofya Camii’nin ibadete açılması talep edilmiştir. Anılan başvuruya, Başbakanlık bağlı kuruluşu Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğünün 19/10/2016 tarih ve 27882 sayılı yazısıyla “Ayasofya Camii mülkiyetinin Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olmakla birlikte, dava konusu 24.11.1934 tarih ve 2/1589 sayılı İcra Vekilleri Heyetince müzeye çevrilmiş olup, halen Kültür ve Turizm Bakanlığının sorumluluğunda müze olarak devam ettiği” belirtilerek cevap verilmiş ve bu suretle söz konusu talep reddedilmiş bulunmaktadır.

Davacı Derneğin başvurusunun reddedilmesine dair işlem, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı dayanak alınmak suretiyle tesis edilmiştir. Dolayısıyla davacı, hakkında idari davaya konu olabilecek bireysel işlemin tesis edilmesi üzerine hem bu işlem, hem de dayanak işleme veya bunlardan herhangi birine karşı dava açabilecek olup, uyuşmazlıkta da, bireysel ret işleminin dayanağını oluşturan Bakanlar Kurulu Kararına karşı söz konusu işlemin tebliği üzerine yasal süresi içinde dava açılmıştır. Bu nedenle, davalı idarenin süre aşımı itirazı yerinde görülmemiştir.

Davalı idarenin, tarafları ve konusu aynı olan önceki bir davada Dairemizce verilen kesin bir hüküm bulunduğu iddiasına gelince;

Söz konusu kesin hüküm iddiasına ilişkin karar; Dairemizin 31/03/2008 tarih ve E:2005/127, K:2008/1858 sayılı davanın reddine ilişkin kararının değişik gerekçe ile onanmasına dair İdari Dava Daireleri Kurulunun 10/12/2012 tarih ve E:2008/1775, K:2012/2639 sayılı kararıdır.

Anılan Kararda, “… Dünya Miras Listesine dahil edilerek tüm insanlığın ortak değeri kabul edilen Ayasofya’nın da, anılan sözleşme hükümleri gereğince, bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından korunacağı ve yaşatılacağı açıktır. Koruma ve yaşatma ilkesine uygun olmak şartıyla, Ayasofya’nın kullanım şeklinin ise iç hukukumuza göre belirlenmesi önünde anılan Sözleşmede engel bir kural bulunmamaktadır.

Davalı idare tarafından, Ayasofya’nın tarihi, mimari ve kültürel nitelikleri nedeniyle ve korunması amacıyla diğer camilerden farklı değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, bu zorunluluklar nedeniyle ve 1934 yılındaki ulusal ve uluslararası koşullar dahilinde, dava konusu işlemle kullanım şeklinin müze olarak belirlendiği belirtilmektedir.

Bahse konu kararda, Ayasofya’nın kullanım şeklinin iç hukukumuza göre belirlenmesi önünde Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’de engel bir hükmün bulunmadığı belirtildikten sonra, Ayasofya’nın müze vasfından başka bir amaca tahsisinin idarenin takdirinde olduğuna hükmedilmiştir. Ancak, söz konusu dava içeriğinde; Ayasofya’nın mülkiyeti, vakıf niteliği ve tapusunda yer alan vasfı itibarıyla vakıf senedinde tahsis edildiği amaç dışında kullanımının hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddialar yönünden esasa ilişkin herhangi bir inceleme ve değerlendirme bulunmadığı gibi, buna dair herhangi bir gerekçe ve hüküm de yer almamıştır.

Bu itibarla, davacı Derneğin daha önceki davalar kapsamında yargılama konusu yapılmayan, hakkında herhangi bir gerekçe ve hüküm bulunmayan dava sebepleri yönünden 2577 sayılı Kanun’un 10. maddesi gereğince yaptığı yeni ve farklı bir başvuru sonucu tesis edilen işlem üzerine ortaya çıkan uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekmekte olup, belirtilen konular hakkında kesinleşen bir hükümden söz edilemeyeceğinden, davalı idarenin usûle ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin esasına geçilerek gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ:

1470 tarihli Mehmed Han-ı Sanî Bin Murad Han-ı Sanî Vakfı’nın vakfiyesinde “cami” olarak gösterilen ve 19/11/1936 tarihli tapu senedi uyarınca İstanbul İli, Eminönü İlçesi (hâlen Fatih İlçesi), Cankurtaran Mahallesi, Babı Hümayun Sokak, 57. Pafta, 57. Ada, 7 numaralı Parselde “türbe, akaret, muvakkithane ve medreseyi müştemil Ayasofyayı Kebir Camii Şerifi” vasfı ile “Ebulfetih Sultan Mehmet Vakfı” adına kayıtlı Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması talebiyle davacı Dernek yetkilisi tarafından 31/08/2016 tarihli dilekçe ile (kapatılan) Başbakanlığa başvurulmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE :
a)  İlgili Mevzuat:

Mülga 864 sayılı Kanunu Medeninin Sureti Meriyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun’un 1. maddesinde “Kanunu medeninin meri olmağa başladığı tarihten evvelki hâdiselerin hukukî hükümleri, mezkûr hâdiselerin hangi kanun meri iken vaki olmuş ise yine o kanuna tâbi kalır.

Binaenaleyh 4 teşrinievvel 1926 tarihinden evvel vukubulmuş olan muamelelerin hukukan lâzimülifa olup olmamaları ve neticeleri, mezkûr tarihten sonra dahi, vukuları zamanında meri olan kanunlara tevfikan tayin olunur. …” hükmüne, 8. maddesinde ise “Kanunu medeninin meriyete vazından mukaddem vücuda getirilen evkaf hakkında ayrıca bir tatbikat kanunu neşrolunur.” hükmüne yer verilmiştir.

Benzer şekilde, 864 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldıran 03/12/2001 tarih ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 1. maddesinde “Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olayların hukukî sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o kanun hükümleri uygulanır.

Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan işlemlerin hukuken bağlayıcı olup olmadıkları ve sonuçları, bu tarihten sonra dahi, yapıldıkları sırada yürürlükte bulunan kanunlara göre belirlenir. …” hükmüne, 8. maddesinde ise “Türk Kanunu Medenîsinin yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş bulunan vakıflar hakkında yürürlükte olan özel hükümler saklı kalmaya devam eder. ” hükmüne yer verilmiştir.

05/06/1935 tarih ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 10. maddesinde “Tahsis edildikleri maksada göre kullanılmaları kanuna veya amme intizamına uygun olmayan veyahud işe yaramaz bir hale gelen hayrat vakıflar, idare meclisinin teklifi ve Bakanlar Heyetinin kararı ile mümkün mertebe gayece ayni olan diğer hayrata tahsis edilebileceği gibi bu kabîl hayrat ayın veya para ile değiştirilerek elde edilecek ayın veya para dahi ayni suretle diğer hayrata tahsis olunabilir.

Mimarî veya tarihî değeri olan eserler satılamaz.” hükmü yer almaktadır.

maddesinde “Vakıfların hayrat taşınmazları haczedilemez, rehnedilemez, bu taşınmazlarda mülkiyet ve irtifak hakkı için kazandırıcı zamanaşımı işlemez.

Genel Müdürlüğe, mazbut ve mülhak vakıflara ait olup, tahsis edildikleri amaca göre kullanılmaları kanunlara veya kamu düzenine aykırı yahut tahsis amacına uygunluğunu kaybetmiş, kısmen veya tamamen hayrat olarak kullanılması mümkün olmayan taşınmazlar; mazbut vakıflarda Meclis kararı ile mülhak vakıflarda vakıf yöneticisinin talebi üzerine Meclis kararı ile gayece aynı veya en yakın başka bir hayrata dönüştürülebilir, akara devredilebilir veya paraya çevrilebilir. Bu paralar aynı surette diğer bir hayrata tahsis olunur. Aynı vakıf içerisindeki dönüştürme veya devirlerde bedel ödenmez.” hükmüne, 16. maddesinde de, “Mazbut vakıflara ait hayrat taşınmazlara, Genel Müdürlük tarafından öncelikle vakfiyeleri doğrultusunda işlev verilir. Genel Müdürlükçe değerlendirilemeyen veya işlev verilemeyen hayrat taşınmazlar; fiilen asli niteliğine uygun olarak kullanılıncaya kadar kiraya verilebilir.

Bu hayrat taşınmazlar; Genel Müdürlükçe işlev verilmek amacıyla, vakfiyesinde yazılı hizmetlerde kullanılmak üzere Genel Müdürlüğün denetiminde onarım ve restorasyon karşılığı kamu kurum ve kuruluşlarına, benzer amaçlı vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere tahsis edilebilir. ” hükmüne yer verilmiştir.

b)  Vakıf Müessesesi

Anayasa Mahkemesinin 04/12/1969 tarih ve E:1969/35, K:1969/70, 26/12/2013 tarih ve E:2013/70, K:2013/166 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, kökü İslâm hukukuna dayanan, temelinde vakfedenlerin iradesi bulunan ve bir sosyal yardım kurumu olan vakıflar, bir mülkün menfaatlerinin sosyal ve kültürel hizmetlere tahsis edilmek üzere özel mülkiyetten çıkarılarak temlik ve temellükten yasaklanmak suretiyle kamu yararına özgülenmesini ifade etmektedir.

22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 101. maddesinde vakıflar, “gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları” olarak tanımlanmıştır.

Günümüzde vakıf kurulabilmesi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre mümkün olmakla birlikte, anılan Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce kurulmuş olan vakıfların, tarihten gelen özellikleri, kuruluş irade ve amaçları ile vakıf senetlerindeki şartlar gereği korunmaları ve sürekliliklerinin sağlanması hususları gözetilerek, “mazbut vakıflar”, “mülhak vakıflar”, “yeni vakıflar”, “cemaat vakıfları” ve “esnaf vakıfları”nın yönetimi, faaliyetleri ve denetimi, yurt içi ve yurt dışındaki taşınır ve taşınmaz vakıf kültür varlıklarının tescili, muhafazası, onarımı ve yaşatılması, vakıf varlıklarının ekonomik şekilde işletilmesi ve değerlendirilmesinin sağlanmasına ilişkin usûl ve esaslar 20/02/2008 tarih ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nda düzenlenmiştir.

Vakıf amaç ve faaliyetlerinin yerine getirilmesi için gelir getirici şekilde değerlendirilmesi zorunlu olan taşınır ve taşınmazlara “akar”, vakıfların doğrudan toplumun istifadesine bedelsiz olarak sundukları mal ve hizmetlere “hayrat” adı verilmektedir.

c)  Eski Vakıflar Hakkında Uygulanacak Hukuk Kuralları

17/02/1926 tarih ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi 04/04/1926 tarih ve 339 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış ve yürürlük tarihinin düzenlendiği 936. maddesi hükmü gereği yayımı tarihinden altı ay sonra 04/10/1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

19/06/1926 tarih ve 864 sayılı Kanunu Medeninin Sureti Meriyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun’un “Umumî hükümler, Kanunun makabline şümulü” başlıklı 1. maddesinde “Kanunu medeninin meri olmağa başladığı tarihten evvelki hâdiselerin hukukî hükümleri, mezkûr hadiselerin  hangi  kanun  meri  iken  vaki  olmuş  ise  yine  o  kanuna  tâbi  kalır.  Binaenaleyh 4 teşrinievvel 1926 tarihinden evvel vukubulmuş olan muamelelerin hukukan lâzimülifa olup olmamaları ve neticeleri, mezkûr tarihten sonra dahi, vukuları zamanında meri olan kanunlara tevfikan tayin olunur. …” kuralına, “Kanunu medeniden evvel müesses evkaf, tesisler” başlıklı 8. maddesinde ise “Kanunu medeninin meriyete vazından mukaddem vücuda getirilen evkaf hakkında ayrıca bir tatbikat kanunu neşrolunur. Kanunu medeninin meriyete vazından sonra vücuda getirilecek tesisler, kanunu medenî ahkâmına tâbidir.” kuralına yer verilerek, 743 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 4 Ekim 1926 tarihinden önce kurulan eski vakıfların yeni Kanun hükümlerine tabi olması uygun görülmediğinden, 864 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflara dair ayrı bir kanuni düzenleme yapılacağı belirtilmiş ve bu kapsamda 05/06/1935 tarih ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu yürürlüğe konulmuştur.

Benzer şekilde, 1 Ocak 2002 tarihinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, 864 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldıran 03/12/2001 tarih ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8. maddesinde de, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflar için yürürlükte olan özel kurallar saklı tutularak 4 Ekim 1926 tarihinden önce kurulmuş olan vakıfların hukuki statülerinin muhafazasına karar verilmiştir.

Buna göre, kanun koyucu, eski vakıfları kuranların iradelerine ve sözleşme hürriyetine olabildiğince saygı göstererek, 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nda eski vakıfları düzenlerken vakıf kurumunun ve ondan doğan ilişkilerin hukuki niteliğinde ve bu arada vakıf mallarının özel mülkiyet konusu mallar olmasında, herhangi bir değişiklik yapmamış, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlüğe girdiği 04/10/1926 tarihinden önce kurulan vakıfların hukuki statüleri 2762 sayılı Vakıflar Kanunu (hâlen 5737 sayılı Vakıflar Kanunu) hükümleri çerçevesinde korunmaya devam edilmiştir.

ç) Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Eski Vakıflarla İlgili Değerlendirmeleri

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30/05/2007 tarih ve E:2007/18-293, K:2007/310 sayılı Kararında vakıflarla ilgili olarak yapılan genel değerlendirme şu şekildedir:

“… Dava konusu vakıf, Osmanlı dönemine ait bir vakıftır. Bu nedenle davayı Osmanlı Vakıf Hukuku düzenlemelerine göre incelemek gerekir. Osmanlı tatbikatında vakıf; bir malı mülkiyetten çıkarıp menfaatlerini belli şartlarla, ebedi olarak bir hayır cihetine tahsis etmek demektir. Vakıf, kamu veya özel nitelikte kurulsa dahi hukuki bir tasarruf olduğunda şüphe yoktur. Ancak, hukuki tasarruflar, tek taraflı ve iki taraflı irade beyanı çeşitlerine ayrılmaktadır. O halde vakıf, hangi tür irade beyanına göre kurulmaktadır. Osmanlı hukukçularına göre; ister kamuya, isterse özel cihetlere tahsis edilsin veya birinci derecede vakıftan yararlanacak belli şahıslar bulunsun veya bulunmasın vakıf tek taraflı bir hukuki muameledir. Vakfedenin (vâkıf) icabıyla (irade beyanıyla) kurulur. Vakıf muamelesinin bağlayıcılık kazanması için hakimin yargılama sonucunda vakfın lüzumuna karar vermesi gerekir. Osmanlı tatbikatında buna tescil denilmektedir. Bir vakıf muamelesinin hem sahih hem de lâzım olabilmesi için tescili şart koşulmuştur. Tescil ile, vakfiyet ile verilen hükümler tarafları ve bütün hükmi şahısları bağlar. Artık hiçbir kimse vakıf mal aleyhinde mülkiyet ve istihkak iddiasıyla dava açamaz. … Vâkıfa ait mülk, vakfedildikten sonra kimin olacaktır. Osmanlı hukukçuları vakıf malların mülkiyetinin ‘…. Allahın mülkü hükmünde …’ diyerek hükmi bir şahsiyete intikal ettiğini açıkça söylemektedirler. Vakfın hukuki sonucu vakfedilen malın aslının hapsi ve menfaatinin Allahın kullarına ait olmasıdır. (Ebu-Üla Mardin, Ahkam-ı Evkaf, Ömer Hilmi Karinabadizade Ahkamül Evkaf) Vakıf muamelesiyle vakfedilen mal, bir çeşit manevi dokunulmazlık kazanır. Artık vakıf mal üzerinde, mülkiyet konusu bir malmış gibitasarruf olunamaz. … Yukarıda yapılan açıklamalardan hareketle Osmanlı tatbikatında vakıf; tek taraflı irade beyanıyla kurulan, yargılama sonucunda lüzumuna karar verilen, tescille hüküm ifade eden; konusu malum, muayyen ve dayanıklı bir malın, vakfedenin mülkiyetinden çıkarılıp özel ve tüzel kişilerin yararına, gayesine uygun bir biçimde mütevellilerince idare edilen hukuki müesseselerdir.

d)  Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun Kariye Camii’ne Dair Kararı

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi‘nin yürürlüğe girdiği 04/10/1926 tarihinden önce kurulmuş, mazbut vakıf hayratı statüsünde bulunan, İstanbul İli, Fatih İlçesindeki Kariye Camii’nin müze ve müze deposu olarak kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığına tahsisine ilişkin 29/08/1945 tarih ve 3/3054 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle Dairemizde açılan davada, 12/03/2014 tarih ve E:2010/14612, K:2014/1474 sayılı kararımızla, “… Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Konferansınca 16 Kasım 1972 tarihinde ‘Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’nin kabul edildiği, 14/04/1982 tarih ve 2658 sayılı Kanunla katılmamız uygun bulunan bu Sözleşme’nin, 23/05/1982 tarih ve 8/4788 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanarak, 14/02/1983 tarih ve 17959 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandığı, … Söz konusu Sözleşme hükümlerinin bir gereği olarak oluşturulan Dünya Miras Listesi, UNESCO’ya bağlı Dünya Miras Komitesi tarafından belirlenerek bulundukları ülkenin devleti tarafından korunması garanti edilmiş doğal ve kültürel varlıkları gösterdiği, böyle bir liste oluşturmadaki amacın tüm insanlığın malı olan değerlerin korunmasında uluslar arası işbirliğini mümkün kıldığı düzenli olarak yenilenen listede 2008 yılı itibariyle 141 ülkeye ait 851 varlık bulunduğu bunların 660’ı kültürel, 166’sı doğal, 25’i ise kültürel ve doğal varlık olduğu, kültürel bir miras niteliği taşıyan İstanbul’un tarihi alanlarının 06/12/1985 tarihinde Dünya Miras Listesine dahil edildiği, İstanbul’un tarihi alanlarının önemli parçalarından biri olan ve ortak miras olarak kabul edilen evrensel değerlere sahip Kariye Müzesinin, inşa edildiği yüz yıllar öncesinden günümüze kadar uzanan süreçte tarihe tanıklık etmesi, belli bir zaman diliminde veya kültürel mekanda, mimarinin veya teknolojinin, anıtsal sanatların gelişiminde, şehirlerin planlanmasında veya peyzajların yaratılmasında, insani değerler arasındaki önemli etkileşimi göstermesi, insanlık tarihinin bir veya birden fazla anlamlı dönemini temsil eden yapı tipinin ya da mimari veya teknolojik veya peyzaj topluluğunun değerli bir örneğini sunması ve bir veya birden fazla kültürü temsil eden önemli bir örnek olması nedeniyle tüm dünyaya tanıtılma işlevinin gereği gibi yerine getirilebilmesi amacıyla müze olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı ” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dairemizin anılan kararının temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/04/2017 tarih ve E:2014/4645, K:2017/1860 sayılı kararıyla temyize konu karar hukuka ve usûle uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiş ise de davacı tarafından, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen 26/04/2017 tarihli onama kararının düzeltilmesinin istenilmesi üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, karar düzeltme dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun’un 54. maddesi hükmüne uygun bulunarak, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/04/2017 tarih ve E:2014/4645, K:2017/1860 sayılı kararı kaldırılarak temyiz istemi yeniden görüşülmüş olup, 19/06/2019 tarih ve E:2018/142, K:2019/3130 sayılı karar ile;

“Kariye Camii Şerifi, Osmanlı Devleti döneminde özel hukuk hükümlerine göre vakfedilmiş, mazbut Fatih Sultan Mehmet Vakfına ait hayrat taşınmazlardandır. Hayrat taşınmazlar; ibadethane, hastahane ve aşhane gibi doğrudan doğruya hayır hizmetlerinin ifası için kurulmuş olan vakıfların taşınmazlarıdır ki; bu taşınmazlar gerek mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu, gerekse halen yürürlükte olan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümleri uyarınca kamu malı niteliğindedirler. Dolayısıyla, bunlar hakkında, esas itibariyle, özel mülkiyet hükümleri tatbik olunamaz. Hayrat malları satılamaz, rehin edilemez, haciz olunamazlar, bunlar için ne mülkiyete, ne de irtifak haklarına ilişkin kazandırıcı zamanaşımı hükümleri uygulanamaz. Zira, bu mallar hiç bir kişinin özel mülkiyetinde olmayıp, kamunun kullanımına ve istifadesine tahsis edilmişlerdir. Hayrat taşınmazlar, mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 10. maddesi ile halen yürürlükte olan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 15 ve 16. maddelerinde öngörülen hükümler hariç olmak üzere vakfın belirlediği kullanım şekli dışında bir kullanım amacına tahsis edilemez.

Hayrat vakıflarının temel özelliği bunların amaç dışı kullanımlara karşı üçüncü kişiler yanında, bizzat Devlet’e karşı da korunmuş olmasıdır. Bu vakıfların Devlet’in koruması altında olması, Devlet’in istediği zaman ve istediği şekilde vakıf malları üzerinde tasarrufta bulunması anlamına gelmez. Devlet, sadece vakıf malların amacı doğrultusunda kullanılmasını teminen, kendisine emanet edildiği varlık konumundadır. Bir düzenleme ile olsa bile hayrat vakıfların, başka bir amaca özgülenmesi, hukuka aykırı olacaktır.

Öte yandan, Bakanlar Kurulu Kararı alınırken işlem tarihinde yürürlükte olan 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun öngördüğü şartlara uyulmamıştır. Yukarıda sözü edilen mülga 864 sayılı Kanun hükümleri bulunmasa bile, işlem tarihinde yürürlükte bulunan mevzuatın öngördüğü şartlar, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı alınırken; 05/06/1935 tarihinde çıkarılan 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 10. maddesinde yer alan; ‘Tahsis edildikleri maksada göre kullanılmaları kanuna veya amme intizamına uygun olmayan veyahut işe yaramaz bir hale gelen hayrat vakıflar, idare meclisinin teklifi ve Bakanlar Heyetinin kararı ile mümkün mertebe gayece aynı olan diğer hayrata tahsis edilebileceği gibi bu kabil hayrat ayın veya para ile değiştirilerek elde edilecek ayın veya para dahi aynı suretle diğer hayrata tahsis olunabilir.’ hükmüne, uygun hareket edilmemiştir. Aynı hüküm halen yürürlükte olan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 15. ve 16. maddelerinde yinelenmiştir.

Dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ise; Kanunda öngörülen şartlardan hiç birisi gerçekleşmeden alınmış, gerekli şekil şartlarına da uyulmamıştır. Zira; Kariye Camiinin, cami olarak kullanılmasında kanuna ve kamu düzenine aykırılıktan söz edilemeyeceği gibi, Bakanlar Kurulu kararına altlık oluşturmak üzere, Vakıflar Genel Müdürlüğü İdare Meclisinin herhangi bir teklifi bulunmamaktadır. Öte yandan yapılan tahsis; bir ibadethanenin depo ve müze olarak kullanılması amacına matuf olup, yukarıdaki şartlar var olsa bile, dava konusu işlemi maksat yönünden açıkça sakatlamaktadır.

Belirtilen nedenlerle, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı, yetki, şekil, sebep, maksat yönlerinden hukuka aykırıdır.” gerekçelerine yer verilerek, Dairemizin 12/03/2014 tarih ve E:2010/14612, K:2014/1474 sayılı kararı bozulmuş olup, anılan bozma kararı uyarınca verilen Dairemizin 11/11/2019 tarih ve E:2019/11776, K:2019/7680 sayılı kararı ile de ilgili Bakanlar Kurulu Kararının Kariye Camii’ne ilişkin kısmı iptal edilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin 30/01/1969 tarih ve E:1967/47, K:1969/9 sayılı Kararına göre vakıf mallarının maliki hiçbir zaman Devlet değil, vakıfların kendileridir: “İslâm hukukuna göre kurulmuş olan ve varlıkları 2762 sayılı, 5/6/1935 günlü Vakıflar Kanunu ile tanınan vakıfların taşınmaz mallarının bu vakıfların mülkiyeti altında olduğu, gerek islâm hukukunun, gerekse o hukukun bu konudaki hükümlerini saklı tutan Vakıflar Kanununun hükümleri gereğidir. Demek ki vakıf mallarının maliki, hiçbir zaman Devlet değil, vakıfların kendileridir.”

Yargıtay içtihatlarına göre de vakıf mallarının sahibi Devlet değildir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 26/05/1935 tarih ve E:1935/78, K:1935/6 sayılı Kararında da 864 sayılı Kanunu Medeninin Sureti Meriyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun’un 8. maddesi gereğince “Kanunu Medeninin meriyete vaz’ından evvel vücuda getirilen bu gibi evkaf hakkında esasatı sabıkanın tatbiki lazım gelmesine”, “mal-ı vakfın emval-i Devletten olmadığının kabuliyle” ifadeleri kullanılarak, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlüğe girdiği tarihten önce kurulmuş olan vakıflar hakkında anılan Kanun’dan önceki hukuk kurallarının uygulanacağı ve vakıf mallarının Devlet malı hükmünde olmadığı karara bağlanmıştır.

f)  04/10/1926 Tarihinden Önce Kurulan Vakıflarla İlgili Genel Değerlendirme

Yukarıda alıntılanan kanun hükümleri, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay kararlarının birlikte değerlendirilmesinden 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlüğe girdiği 04/10/1926 tarihinden önce kurulmuş olan vakıflarla ilgili olarak;

(i)    Vakfiye ya da vakıf senedinin, vakfın kurucu belgesi olduğu, bu belgelerin, vakfın konusuna, amacına ve organlarına dair vakfedenin iradesini yansıtan düzenlemeler içerdiği,

(ii)   Vakfiye ya da vakıf senedi hükümlerinin, hukuk kuralı etki, değer ve gücünde olduğu; vakıf kurma işlemi tamamlandıktan sonra bu kuralların, “vakfedeni”, “vakfı idare edenleri”, “vakıftan faydalanacakları” ve “üçüncü kişileri” bağladığı gibi “Devleti” de bağladığı, bu nedenle, kurucu iradeyi yansıtan vakfiye ya da vakıf senetlerini hiç kimsenin değiştiremeyeceği,

(iii)  Vakıf varlıklarının, vakfedenin iradesine uygun olarak kullanılmasının zorunlu olduğu, sonucuna varılmaktadır.

Bir özel hukuk işlemi olan vakıf kurma iradesinin kanunla belirlenen yönteme uygun olarak açıklanması sonrasında, özel hukuk tüzel kişiliği kazanan mal topluluğunun, mülkiyetine geçen mal ve haklar üzerindeki tasarruf yetkisi, kuşkusuz Anayasa’nın mülkiyet hakkına, tüzel kişiliğin varlığını sürdürmesi de örgütlenme hürriyetine ilişkin kurallarının güvencesi altındadır. Dolayısıyla, vakıf özel hukuk tüzel kişiliğine yönelik düzenlemelerin, vakıf kurumunun bu aslî niteliğine uygun olması ve vakıflara yönelik olarak tesis edilecek işlemlerde, vakfı kuranın iradesine, Anayasa’nın mülkiyet hakkı ve örgütlenme hürriyetine ilişkin kurallarında öngörülenler dışında karışılmaması gerekir.

Aksi hâlde, vakfedenin vakfı oluştururken ortaya koyduğu kurucu iradeye bağlı kalmaksızın, vakfedenin amacı dışına çıkılması ve vakfın amacının ya da mallarının değiştirilmesi hâlinde, vakfın özel hukuk tüzel kişiliği olarak nitelendirilmesine imkân kalmayacak ve bu durum, Anayasa’nın 2. maddesinde yer verilen hukuk devleti niteliğinin gereği olan hukuk güvenliği ilkesiyle, Anayasa’nın örgütlenme hürriyeti ve mülkiyet hakkına ilişkin 33. ve 35. maddelerindeki kurallarla bağdaşmayacaktır.

Nitekim, kanun koyucu da 04/10/1926 tarihinden önce kurulan vakıflarla ilgili yukarıda özetlediğimiz ilkelerden hareketle, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun geçici 7. maddesi ile cemaat vakıflarının; 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup, tasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazlar ile 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde, mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da vasiyet edenler veya bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan taşınmazların, tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde müracaat edilmesi hâlinde, Vakıflar Meclisinin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescillerinin yapılmasını öngörmüştür.

Benzer şekilde 22/08/2011 tarih ve 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 17. maddesiyle 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na eklenen geçici 11. madde ile, cemaat vakıflarının, 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup; malik hanesi açık olan taşınmazları, kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazları, kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri, tapu kayıtlarındaki hak ve mükellefiyetleri ile birlikte anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren oniki ay içinde müracaat edilmesi hâlinde, Vakıflar Meclisinin olumlu kararından sonra, ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil edilmesi; cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde, mal edinememe gerekçesiyle Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tapuda kayıt edilen taşınmazlardan üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların ise Maliye Bakanlığınca tespit edilen rayiç değerinin Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ödenmesi kurala bağlanmıştır.

g)  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin Vakıf Müessesesine Bakışı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan haklar arasında “vakıf kurma hakkı” açıkça yer almamakla birlikte AİHM, Sözleşme’nin 11. maddesinde sadece “birlik kurma hakkı”ndan bahsedilmesine rağmen, bu maddeyi “vakıf kurma hakkını” da kapsayacak şekilde geniş yorumlamakta (Sidiropoulos ve diğerleri/Yunanistan, no. 26695/95, 10/07/1998, § 40; Mihr Vakfı/Türkiye, no. 10815/07, 07/05/2019, § 40), vakıf kurma hakkını Sözleşme’nin 9. maddesindeki din ve vicdan hürriyeti ile 10. maddesindeki ifade hürriyetiyle yakın ilişkili olarak görmektedir (Young, James and Webster/Birleşik Krallık, no. 7601/76; 7806/77, § 57, 13/08/1981).

AİHM, kimi vakıfların yaptığı bireysel başvurularda, Sözleşme’nin eki 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında mülkiyetin korunması hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiaları incelemekte ve bu vakıflara ait mal ve hakların tescil ve iadesi ya da maddi tazminat ödenmesi yönünde kararlar vermektedir. Bu vakıflardan biri olan 1832 yılında Osmanlı döneminde Padişah fermanıyla kurulan ve vakıf statüsü korunan Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi, Mektebi ve Mezarlığı Vakfının yaptığı başvuru üzerine AİHM, korunan vakıf statüsü ve söz konusu taşınmazların uzun süre vakfa tescilli olduğunu gözeterek taşınmazların vakıf adına yeniden tesciline, tescil yapılmaması hâlinde maddi tazminat ödenmesine karar vermiştir (Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi, Mektebi ve Mezarlığı Vakfı Yönetim Kurulu/Türkiye, no. 1480/03, 16/12/2008).

Dolayısıyla AİHM’nin de Osmanlı döneminde kurulanlar dâhil olmak üzere, vakıfların korunan statülerinin bir sonucu olarak sahip oldukları taşınmaz ve haklarının mülkiyet hakkı kapsamında korunmasını garanti altına aldığı görülmektedir.

ğ) Dava Konusu İşlemin İncelenmesi: 
1)  Kararname İçeriği

Millî Eğitim Bakanlığının (Maarif Vekaleti) 04/11/1934 tarih ve 94041 sayılı yazısı ile Vakıflar Genel Müdürlüğünün (Evkaf Umum Müdürlüğü) 07/11/1934 tarih ve 153197/107 sayılı yazısına istinaden yürürlüğe konulan dava konusu 24/11/1934 tarih ve 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında, Millî Eğitim Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün anılan yazılarına özetle yer verildikten sonra, “Bu iş İcra Vekilleri Heyetince 24/11/934 te görüşülerek, caminin çevresindeki evkafa ait binaların Evkaf Umum müdürlüğünce yıktırılarak temizlettirilmesi ve diger binaların istimlak, yıkma ve binanın tamir ve muhafazası masrafları da Maarif Vekilliğince verilmek suretile Ayasofya camiinin müzeye çevrilmesi tasvip ve kabul olunmuştur.” ifadelerine yer verilerek Ayasofya Camii müzeye çevrilmiştir.

2)  Vakıf Senedi

1470 tarihli Mehmed Han-ı Sanî Bin Murad Han-ı Sanî Vakfı’na ait vakfiyede, vakfedilen hayrattan birinin de daha önce kilise iken camiye çevrilen Ayasofya Camii olduğu, “vakıf mallarının hiçbir surette temlik ya da temellük edilemeyeceği” şartının iptal edilemeyeceği kesin bir şekilde ifade edilmiştir.

3)  Tapu Senedi

Ayasofya, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı yürürlüğe konulduktan sonra, 19/11/1936 tarihli tapu senedi uyarınca, İstanbul İli, Eminönü İlçesi (hâlen Fatih İlçesi), Cankurtaran Mahallesi, Babı Hümayun Sokak, 57. Pafta, 57. Ada, 7 numaralı Parselde “türbe, akaret, muvakkithane ve medreseyi müştemil Ayasofyayı Kebir Camii Şerifi” vasfı ile “Ebulfetih Sultan Mehmet Vakfı” (günümüzde Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı) adına kaydedilmiştir. Ayasofya Camii, Osmanlı Devleti döneminde özel hukuk hükümlerine göre vakfedilmiş, mazbut Mehmed Han-ı Sanî Bin Murad Han-ı Sanî Vakfı’na ait hayrat taşınmazlardandır.

4)  Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme

Ayasofya, 14/04/1982 tarih ve 2658 sayılı Kanun’la katılmamız uygun bulunan ve 23/05/1982 tarih ve 8/4788 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanarak, 14/02/1983 tarih ve 17959 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” kuralları çerçevesinde, 06/12/1985 tarihinde kullanım durumuna ilişkin herhangi bir niteleme yapılmaksızın “İstanbul’un Tarihi Alanları” başlığı altında Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camii, Sultan Ahmet Camii, Şehzade Mehmet Camii, Zeyrek Camii, Tarihi Surlar gibi eserlerin bulunduğu tarihi yarımada içerisinde Dünya Mirası Listesine dâhil edilmiştir. Anılan Sözleşme hükümlerinin bir gereği olarak oluşturulan Dünya Mirası Listesi, UNESCO’ya bağlı Dünya Mirası Komitesi tarafından belirlenerek, bulundukları ülkenin devleti tarafından korunması garanti edilmiş doğal ve kültürel varlıkları göstermektedir.

Anılan Sözleşme’nin 6. maddesinde “Bu Sözleşmeye taraf olan Devletler, 1. ve 2. maddelerde sözü edilen kültürel ve doğal mirasın toprakları üzerinde bulunduğu devletlerin egemenliğine tam olarak saygı göstererek ve ulusal yasaların sağladığı mülkiyet haklarına zarar vermeden, bu tür mirasın, bütün uluslararası toplum tarafından işbirliği ile korunması gereken evrensel bir miras olduğunu kabul ederler.” hükmü yer almaktadır.

5)  Değerlendirme(i)  Uluslararası Hukuk Yönünden

Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’nin 6. maddesi hükmü bağlamında, Sözleşmeye taraf devletlerin, Ayasofya kültürel ve doğal mirasının, toprakları üzerinde bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenliğine tam olarak saygı göstererek ve ulusal yasalarının sağladığı mülkiyet haklarına zarar vermeden, uluslararası toplum tarafından işbirliği ile korunması gereken evrensel bir miras olduğunu kabul ettikleri açıktır.

Sözleşme’nin asıl amacı Dünya Mirası Listesine alınan doğal veya kültürel mirasın korunması olup, kültürel mirasın kullanım alanı, kültürel mirasın bulunduğu ülkenin iç hukukuna göre tayin edilecektir. Nitekim, Dünya Mirası Listesinde yer verilen ve ülkemizde bulunan miras alanlarından, Ayasofya’nın da içinde yer aldığı “İstanbul’un Tarihi Alanları” ile diğer miras alanlarında, Selimiye Camii, Divriği Ulu Camii, Süleymaniye Camii, Sultan Ahmet Camii, Şehzade Mehmet Camii ve Zeyrek Camii gibi hâlen cami olarak kullanılan çok sayıda tarihi eser de bulunmaktadır.

(ii)  Ulusal Hukuk Yönünden Hayrat taşınmazlar;

ibadethane, hastahane ve aşhane gibi doğrudan doğruya hayır hizmetlerinin ifası için kurulmuş olan vakıfların taşınmazlarıdır. Bu taşınmazlar, gerek mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gerekse hâlen yürürlükte olan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümleri uyarınca “ammenin istifadesine” terk edilmiştir.

Dolayısıyla, bu taşınmazlar hakkında, esas itibarıyla özel mülkiyet hükümleri tatbik olunamaz; hayrat taşınmazlar satılamaz, rehnedilemez, haczolunamaz; bunlar için ne mülkiyete, ne de irtifak haklarına ilişkin kazandırıcı zamanaşımı hükümleri uygulanamaz.

Zira bu mallar hiçbir kişinin özel mülkiyetinde olmayıp, kamunun kullanımına ve istifadesine tahsis edilmiştir. Hayrat taşınmazlar, mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 10. maddesi ile 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 15. ve 16. maddelerinde öngörülen hükümler hariç olmak üzere, vakfın belirlediği kullanım şekli dışında bir kullanım amacına tahsis edilemez. Belirtilen istisna hükümlere göre de, hayrat taşınmazlar mümkün mertebe gayece aynı diğer hayrata tahsis edilmek zorundadır.

Düzenleyici işlemlerle vakıf hayrat taşınmazların, başka bir amaca özgülenmesi mevzuata ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı olacaktır.

Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlüğe girmesinden önce kurulan vakıflar hakkında uygulanacak mevzuatı belirleyen, 864 sayılı Kanun’un 1. maddesinde “Kanunu medeninin meri olmağa başladığı tarihten evvelki hâdiselerin hukukî hükümleri, mezkûr hadiselerin hangi kanun meri iken vaki olmuş ise yine o kanuna tâbi kalır.” ve 8. maddesinde ise “Kanunu medeninin meriyete vazından mukaddem vücuda getirilen evkaf hakkında ayrıca bir tatbikat kanunu neşrolunur.” şeklinde son derece sarih hükümlerle;

(i)      vakfın kurucu belgesi olan vakfiyede yer alan kayıtların, vakıf kurma işlemi tamamlandıktan sonra, vakfedeni, vakfı idare edenleri, vakıftan faydalanacakları, üçüncü kişileri ve Devleti bağladığı,

(ii)    vakfiye ile düzenlenen hususların hiçbir şekilde değiştirilemeyeceği,

(iii) vakıf varlıklarının, vakfedenin iradesine uygun olarak kullanılmasının zorunlu olduğu, şeklinde formüle edilebilecek “eski vakıf statüsü” açıkça korunmuş olmasına rağmen, dava

konusu Bakanlar Kurulu Kararı incelendiğinde, tapu kaydına göre mazbut bir vakıf olan Ebulfetih Sultan Mehmet Vakfına (günümüzde Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı) ait ve vakfiyesi gereğince cami olarak kullanılması gereken hayrat taşınmaz niteliğindeki Ayasofya Camii’nin müzeye dönüştürüldüğü görülmektedir.

Ayasofya Camii ve Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlüğe girdiği 4 Ekim 1926 tarihinden önce kurulan diğer vakıfların 864 sayılı Kanun’un 1. ve 8. maddeleri ile açıkça koruma altına alınmış olan eski vakıf statüsü, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının yürürlüğe konulduğu tarihten sonra yürürlüğe giren 05/06/1935 tarih ve 2762 sayılı (mülga) Vakıflar Kanunu, 03/12/2001 tarih ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun ve 20/02/2008 tarih ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nda aynı esaslar çerçevesinde korunmaya devam edilmiştir. Buna göre, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı, yukarıda alıntılanan ve vakıf senedi hangi tarihte düzenlenmişse o tarihteki mevzuatın uygulanacağını hükme bağlayan 864 sayılı Kanun’un 1. maddesine açıkça aykırıdır.

Dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı, yukarıda yer verilen mevzuat, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve AİHM kararları kapsamında değerlendirildiğinde;

Ayasofya’nın, statüsü muhafaza edilerek hukuk düzenimizle güvence altına alınan, özel hukuk tüzel kişiliğini haiz mazbut vakıf niteliğindeki Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’nın mülkiyetinde olduğu,

Vakıf senedinin, hukuk kuralı etki, değer ve gücünde olduğu, vakfedilen taşınmazın vakıf senedindeki niteliğinin ve kullanım amacının değiştirilemeyeceği, bu hususun tüm gerçek ve tüzel kişilerle birlikte davalı idare için de bağlayıcı olduğu,

Devletin, vakıf varlığının, vakfedenin iradesine uygun olarak kullanılmasını sağlama yönünde pozitif yükümlülüğü, vakıf mal ve hakları ile ilgili olarak vakfedenin iradesini ortadan kaldıracak şekilde müdahalede bulunmama yönünde de negatif yükümlülüğünün bulunduğu kuşkusuzdur.

Bu durumda, Türk hukuk sisteminde kadimden beri korunarak yaşatılan Vakfa ait taşınmaz ve hakların vakfiyesi doğrultusunda istifadesine bırakıldığı toplum tarafından kullanılmasına engel olunamayacağı, vakıf senedinde sürekli olarak tahsis edildiği cami vasfı dışında kullanımının ve başka bir amaca özgülenmesinin hukuken mümkün olmadığı sonucuna varıldığından, bu hususlar dikkate alınmaksızın Ayasofya’nın cami olarak kullanımının sonlandırılarak müzeye çevrilmesi yönünde tesis edilen dava konusu Bakanlar Kurulu Kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle;

  1. Dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının İPTALİNE,
  2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 788,00 TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
  3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 4.950,00 TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
  4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 02/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan: Yılmaz AKÇİL
Üye: Ömer CİVRİ
Üye: Abdullah AYGÜN
Üye: Lütfiye AKBULUT

Uluslararası Zoralım Mahkemesi – Uluslararası Ganaim Mahkemesi

0

Uluslararası Zoralım Mahkemesi(Uluslararası Ganaim Mahkemesi), 1907 tarihli İkinci La Haye Konferansı Sözleşmeleri arasında yer alan “XII Nolu Uluslararası Zoralım Mahkemesi Kurulmasına Dair Sözleşme (the Convention Relative to the Creation of an International Prize Court)” ile kurulmasına karar verilen uluslararası bir mahkemedir. Sözleşme, “Bir Uluslararası Ganaim Divanının Tesisine İlişkin Sözleşme” olarak da adlandırılmaktadır.

1907 sözleşmesinin yargı yetkisini Yüksek Mahkemeye vermesi nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri Anayasası ile çeliştiğinin ileri sürülmesi ve Birleşik Krallığın da aynı gerekçelerle karşı çıkması üzerine 1908 ve 1909’da Londra’daki Deniz Konferansı’nda toplanan delegeler tarafından ABD’nin önerdiği değişiklikler görüşülmüş; Uluslararası Zoralım Mahkemesi’nin Kurulmasına Dair Sözleşme’ye Ek 19 Eylül 1910 tarihli Protokol(Additional Protocol to the Convention relative to the Establishment of an International Prize Court) La Haye’de imzalanmıştır. Kurulmasına karar verilen Uluslararası Zoralım Mahkemesi fiilen hayata geçememiştir.

Protokol; Arjantin, Belçika, Bolivya, Bulgaristan, Şili, Kolombiya, Küba, Danimarka, El Salvador, Fransa, Almanya, Guatemala, Haiti, İran İslam Cumhuriyeti, Meksika, Hollanda, Norveç, Panama, Peru, İsveç, Tayland, Amerika Birleşik Devletleri ve Uruguay tarafından imzalanmıştır. Osmanlı Devleti La Haye Sözleşmelerini imzalamamış ve onaylamamıştır. Sözleşme ve protokol sadece Nikaragua tarafından onaylanmıştır.

Tarihte bir uluslararası antlaşma aracılığı ile kurulması planlanan ilk uluslararası mahkeme ‘Uluslararası Zoralım Mahkemesidir.  Mahkemenin kurulması için dayanak olan ‘’Uluslararası Zoralım Mahkemesi Sözleşmesi’’ ve sonradan imzalanan protokol yürürlüğe girmediğinden mahkeme faaliyet gösterememiştir.

’Milletler Arası Daimi Adalet Divanı’ Milletler Cemiyeti bünyesinde kurularak 15 Şubat 1922 tarihinde faaliyete başlamış ve 18 Nisan 1946 tarihinde faaliyetine son verilmiştir. Milletlerarası Daimi Adalet Divanının faaliyetine son verilmesiyle bu mahkemenin yerini Birleşmiş Milletler antlaşmasıyla kurulan ‘Uluslararası Adalet Divanı’ almıştır.

Uluslararası Adalet Divanı

0
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü

Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler’in (BM) başlıca yargı organı olan ve problemleri çözmede kullanılan uluslararası bir mahkemedir. Görevi, devletler arasındaki anlaşmazlıkları çözüme kavuşturmak ve birleşmiş Milletler ve ona bağlı özel teşkilatlara hukuk müşavirliği hizmeti vermektir. Birleşmiş Milletlere üye olan devletlere açık olan Uluslararası Adalet Divanı kişi ve uluslararası örgütlere açık değildir. Lahey Divanı olarak bilinen divan, 1946 yılında kurulmuştur.

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, BM Antlaşmasının (BM Şartı) ayrılmaz bir parçasıdır ve Adalet Divanının çalışma esaslarını belirlemektedir. ’Milletler Arası Daimi Adalet Divanı’ Milletler Cemiyeti bünyesinde kurularak 15 Şubat 1922 tarihinde faaliyete başlamıştır. Günümüzdeki Divan’ın temelleri 1922’de atılmıştır.

Uluslararası Adalet Divanının Faaliyet Alanı

Divanın yetki alanı, uluslararası uyuşmazlıklarda taraf olan ülkelerin çözülmesi için kendisine getirdikleri davalardan oluşur. BM Antlaşmasında ya da yürürlükteki uluslararası antlaşmalarda öngörülmüş konular divanın görev alanına girmektedir. Mahkemenin görevi BM tarafından tanınan ülkeler arasında, uluslararası hukuka aykırı sorunları çözmek ve BM organları tarafından çözülemeyen problemlere çözüm önerileri getirmektir.

Uluslararası Adalet Divanı (UAD), ceza mahkemesi değildir. Sivil bir mahkeme olan UAD, hükumetler arasındaki çatışmalar üzerinde yoğunlaşmakta, bireysel suçluların üzerinde hiçbir yetkisi bulunmamaktadır. Divan, kara ve  deniz sınırları ve bölgesel özerklik gibi konulara barışçıl çözümler getirerek, anlaşmazlıkların tırmanmasını önlemektedir. Uluslararası Adalet Divanı, savaş suçlularını yada insanlığa karşı suçlar gibi bireyler üzerinden yürütülen konuları yargılayamaz. Bireylerin yargılandığı mahkeme Birleşmiş Milletler tarafından kurulan özel ceza mahkemelerinin görev alanına girmektedir.

Divan, uygulamada, ekonomik haklar, geçiş hakları, devletler arası ilişkilerde güç kullanılmaması, ülkelerin iç işlerine karışılmaması, diplomatik ilişkiler, rehine sorunları, sığınma ve vatandaşlık konuları gibi uluslararası konuları ele almıştır. Divan’a başvurulan davaların sayısında son yıllarda belirgin bir artış olmuştur.

Divan, taraf devlet tarafından sunulan kanıtları inceledikten sonra devletler arasındaki çatışmayı anlamaya ve çözmeye çalışmakta; ihtiyaç halinde Birleşmiş Milletlerin diğer birimlerine başvurmakta, Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulun görüşleri doğrultusunda hareket edebilmektedir.

Divan, Birleşmiş Milletler üyeliğine kabul, Birleşmiş Milletler’in hizmetinde iken meydana gelen kazaların tazminatı, barış gücü operasyonlarının harcamaları ve BM insan hakları raportörlerinin statüsü ile ilgilenmiş, nükleer silahların kullanılması ya da tehdidin yasallığıyla ilgili olarak kararlar alınmıştır.

Uluslararası Adalet Divanının merkezi Hollanda’nın Lahey kentindedir. Divan, Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi’nden seçilen 15 yargıçtan oluşmakta; yargıçlar değişik ülkelerden seçilmekte, dünyadaki farklı hukuk sistemlerinin temsil edilmesi sağlanmaktadır.

Taraf devletler imzaladıkları anlaşmalar ile Adalet Divanı kararlarının bağlayıcı olduğunu kabul etmektedir. Ancak, devletler divan kararlarının bağlayıcılığını kabul ederken çekincelerini anlaşmaya ekleyebilirler.

Adalet Divanı, anlaşmazlıkları çözerken, aralarında ihtilaf bulunan devletler tarafından kabul edilen uluslararası anlaşmaları, genel kabul görmüş uluslararası uygulamaları, ülkeler tarafından kabul gören genel kanun hükümlerini ve bilim insanlarının öğreti ve içtihatlarını  rehber edinmektedir.

Divanda aynı ülkeden iki yargıç bulunmamakta, divan yargıçları, Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi tarafından bağımsız oylama ile seçilmekte, dokuz yıllık süre ile görev almakta, ikinci kez seçilebilmekte ve görevleri boyunca başka bir işle ilgilenememektedir.

Uluslararası Adalet Divanının Baktığı Bazı Davalar

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 1971 yılında, Güney Afrika’nın Nambiya’daki varlığının yasal olmadığı ve Güney Afrika’nın geri çekilerek işgale son vermesi gerektiğini iddia etmiş; Divan kararı sonucunda Nambiya 1990 yılında özgürlüğüne kavuşmuştur.

Uluslararası Adalet Divanı, 2002 yılında Kamerun ve Nijerya arasındaki petrol bölgesi Bakassi yarım adasındaki kara ve deniz sınırlarına ilişkin anlaşmazlığı ele almış; bölgesel konularla ilgili tipik bir örnek teşkil edecek karar vermiştir. Divan, barışçıl yoldan sorunu çözmüştür.

Divan, 2002 yılında Endonezya ve Malezya arasında Celebes Denizi’ndeki iki ada ile ilgili anlaşmazlığı çözmüş ve adaları Malezya’ya vermiştir.

Divan, 2001 yılında  Katar ve Bahreyn arasında ilişkileri bozan deniz sınırı ve özerklik konularıyla ilgili karar vermiş ve sorunu çözmüştür.

Divan, 1999 yılında, Botswana ve Namibya arasındaki kara sınırı anlaşmazlığını her iki ülke tarafından da kabul edilen bir kural ile çözmüştür.

Divan, 1992 yılında El Salvador ve Honduras arasında devam eden ve 1969 yılında kanlı bir savaşa sebep olan bir anlaşmazlığı karara bağlamıştır.

Libya ve Çad 1994 yılında divana başvurmuşlar, verilen karar sonucunda Libya, Çad ile olan güney sınırından güçlerini geri çekmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri, 1980 yılında Tahran’daki elçiliğine el koyulması ve çalışanlarının tutuklanmasından ortaya çıkan bir durumu Divan’a getirmiş; Divan, İran’ın tutukluları serbest bırakması, elçiliği geri vermesi ve onarımını sağlaması gerektiğine karar vermiş; dava iki ülkenin anlaşması sonunda geri çekilmiştir.

 İran, 1989 yılında, İran Havayollarına ait bir uçağın Amerika Birleşik Devletleri savaş gemisi tarafından vurulması nedeniyle tazminat talebiyle divana başvurmuş; dava, taraflar arasında bir tazminat anlaşmasının yapılmasından sonra 1996 yılında kapanmıştır.

Nikaragua 1986 yılında, “kontralara” verdiği destekle ilgili olarak Amerika Birleşik Devletlerine dava açmış; Amerika Birleşik Devletlerinin tazminat ödemesine karar verilmiş, Nikaragua daha sonra davayı geri çekmiştir.

Libya ile İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri  arasındaki 1992 tarihli dava; Pan Amerikan Havayolları’nın 103 sefer sayılı uçuşunun İskoçya’nın Lockerbie kenti üzerinde 1988 yılında düşmesi ile ilgilidir. 21 Aralık 1988 Çarşamba günü, Londra Heathrow Havalimanı’ndan New York John F. Kennedy Uluslararası Havaalanı’na sefer yapan Pan Am Havayolları’na ait Boeing 747-121 tipi uçağın bombalanması veya patlayıcı bir aygıtın infilak etmesiyle uçakta bulunan 243 yolcu ve 16 mürettebatın tümü yaşamını yitirmiş, İskoçya polisi ve Amerika Birleşik Devletleri Federal Soruşturma Bürosu’nun üç yıl ortaklaşa yürüttüğü soruşturmanın ardından, Kasım 1991’de iki Libya vatandaşı hakkında cinayetten tutuklama emri çıkarılmış, Birleşmiş Milletler yaptırımları sonrasında Libya lideri Albay Muammer Kaddafi, 1999’da iki vatandaşını Lahey’de yargılanmak üzere teslim etmiş, Kaddafi, 2003 yılında Libya’nın Lockerbie faciasıyla ilgili sorumluluğunu kabul etmiş, kurbanların ailelerine tazminat ödemiş, saldırı emrini kendisinin vermediğini iddia etmiş, Eylül 2003’de taraflar arasında anlaşmaya varılmasından sonra davalar, Divan’ın gündeminden çıkarılmıştır.

Bosna ve Hersek 1993 yılında Yugoslavya Federal Cumhuriyeti‘ne (Sırbistan Karabağ) karşı, Soykırımın Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin uygulanmasına dair dava açmış, Uluslararası Adalet Divanı 26 Şubat 2007 tarihli kararında Sırbistan’ın Bosna savaşı sırasında soykırım eyleminde bulunmadığına hükmetmiş[5] ancak Sırbistan’ı 1995 Srebrenitza soykırımına engel olamamakla suçlamış, taraflara soykırımın ve anlaşmazlığın büyümesini engellemeleri çağrısı yapmıştır.

Divan 1996 yılında, Amerika Birleşik Devletleri savaş gemilerinin İran petrol platformlarını tahrip etmesiyle ilgili 1992 yılına ait bir davaya ait kararına yapılan itirazları reddetmiş; Amerika Birleşik Devletleri’nin davranışlarının uygun olarak nitelendirilemeyeceğini belirtmiş, fakat bu davranışların ticaret özgürlüğünü ihlal etmediğinden, İran’ın tazminat talebini reddetmiştir. Divan aynı konuyla ilgili olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin karşı davasını da reddetmiştir.

1995 yılında, Kanada ve Avrupa Birliği arasında balıkçılık üzerine bir anlaşmazlıktan kaynaklanan bir davanın görüldüğü bir sırada; Kanada’nın karasularında avlanan bir İspanyol balıkçı gemisine el koyması üzerine İspanya, Kanada’ya karşı bir dava açmıştır.

Lichtenstein, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın el koyduğu bazı mal varlıkları ile ilgili olarak dava açmıştır.

Macaristan ve Slovakya tarafından, Tuna Nehri üzerinde 1997 yılında bir baraj sisteminin kurulmasını öngören anlaşmanın geçerliliğiyle ilgili olarak dava açılmıştır. 1997 yılında Divan, tarafların her ikisinin de kuralları bozduğunu ve aralarındaki anlaşmaya uymaları gerektiğini beyan etmiştir.

Uluslararası Adalet Divanı Binası

Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Adalet Divanı Statüsü Antlaşması aşağıda sunulmaktadır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Demokrat Parti Kapatma Kararı – 1994

0

Demokrat Parti Kapatma Kararı, 13 Eylül 1994 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından alınmış ve 15 Şubat 1995 tarihinde gerekçeli kararı yayınlanmıştır. Aynı isimle başka bir parti bulunması ve isminin düzeltilmesi ihtarına uymaması nedeniyle kapatılmış ve malvarlığının Hazine’ye geçmesine oybirliği ile karar verilmiştir.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

 Esas Sayısı:1994/1 (Siyasî Parti – Kapatma)
Karar Sayısı:1994/3
Karar Günü:13.9.1994
R.G. Tarih-Sayı:15.02.1995-22203
 DAVACI : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
DAVALI : Demokrat Parti

DAVANIN KONUSU : 14.6.1993 günlü, 1993/1-1 sayılı ihtar kararına konu olan aykırılığı gidermeyen Demokrat Parti’nin 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 104. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kapatılması istemidir.

I- CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NIN İDDİANAMESİ ve ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ
A- Kapatma İsteminin Gerekçesi

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 10.3.1994 günlü SP.47.Hz.1993/23 sayılı İddianame’si aynen şöyledir:

“19.6.1992 gün ve 3821 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra;

7.1.1946 günü kurulup, Ankara 4. Asliye Hukuk Hâkimliği’nin 29.9.1960 gün ve 1960/570 Esas, 1960/784 karar sayılı ilâmı ile kapatılan Demokrat Parti’nin 29.11.1992 tarihinde,

22.1.1975 günü, 23.12.1974 gün ve 1834 sayılı Yasa uyarınca kurulup, 16.10.1981 gün ve 2533 sayılı Yasa ile kapatılan Demokrat Parti’nin ise 12.12.1992 tarihinde,

Kongrelerini yaparak aynı adı taşıyan birbirinden farklı iki siyasî partinin yeniden açılıp tüzel kişilik kazandıkları parti sicil dosyalarına intikal eden belgelerin incelenmesinden anlaşılmış,

2820 sayılı Siyasî Partiler Yasasının 9. maddesi uyarınca davalı siyasî partiye, önce 12.1.1993 gün ve 1993/7 sayılı yazı gönderilmiş, 3.2.1993 gün ve sayısız karşılık yazıları dikkate alınarak bu kez 11.2.1993 gün ve 199/7 sayılı yazı ile, aynı adı taşıyan diğer siyasî partiden ayırt edilmelerine olanak verecek biçimde parti adının düzenlenmesi ve yazımızın tebliğinden itibaren 30 gün içinde sonucundan bilgi verilmesi istenmiş, istemin öngörülen sürede yerine getirilmemesi halinde bu konuda Anayasa Mahkemesi’ne ihtar davası açılacağı da ifade edilmişti.

Yazımız 18.2.1993 günü davalı siyasî partiye tebliğ edilmesine rağmen öngörülen sürede gereğinin yerine getirilmemesi üzerine bu kez Cumhuriyet Başsavcılığımızca;

A- Siyasî Partilerin, Anayasa ve yasalara uygun olarak, milletvekili ve mahallî idareler seçimleri yolu ile tüzük ve prog­ ramlarında belirtilen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile millî iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir devlet ve toplum düzeni için ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan, amaçlarına ulaşmak için de birbirleri ile yarış içinde olan kuruluşlar olduğu;

Bu siyasî kuruluşların, Anayasa ve yasalara uygun tarzda kurulup teşkilatlanmaları ve faaliyette bulunmalarının denetim ve gözetiminin, Anayasanın 69. ve Siyasî Partiler Yasasının 9. maddeleri uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığımıza verildiği,

Anayasa ve Siyasî Partiler Yasasının Cumhuriyet Başsavcılığımıza yüklediği bu görevin yerine getirilmesi için de Siyasî Partiler Yasasının 10. maddesinde öngörülen parti sicil dosyaları oluşturulduğu ve bu dosyalardaki bilgi ve belgelerden yararlanılmak sureti ile siyasî partilerin ülke genelinde denetim ve gözetimlerinin sağlandığı,

Sicil dosyalarının oluşturulmaları ve siyasî partilerin denetim ve faaliyetlerinin takibi sırasında, aynı adı taşıdıkları için birbirinden ayırt edilemeyen bu iki siyasî partiyle ilgili işlemlerin karıştırılması ve bunun sonucu olarak giderilmesi mümkün olmayan aksaklıkların çıkması, hatta yasal olmayan sonuçların doğmasının kaçınılmaz olduğu,

Aynı düşünce ile, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Milletvekili ve Mahallî İdareler Seçimi Hakkındaki yasaların benimsediği ilke ve esasların uygulanması, seçimlerin hatasız yürütülerek sonuçlarının tesbit ve ilânı sırasında meydana gelebilecek karışıkların da gözardı edilemiyeceği,

B- 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasasının 3821 sayılı Yasa ile değişik 96. maddesi,

“Anayasa Mahkemesi’nce temelli kapatılan veya siyasî parti siciline kayıtlı bulunan siyasî partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretleri başka bir siyasî partice kullanılamayacağı gibi, daha önce kurulmuş Türk devletlerine ait topluma mal olmuş bayrak, amblem ve flâmalar da siyasî partilerce kullanılamaz.

Kurulacak siyasî partiler, Anayasa Mahkemesi’nce kapatılan siyasî partilerin devamı olduklarını beyan edemez ve böylece bir iddiada bulunamazlar.” hükmünü,

3821 sayılı Yasa’nın 6. maddesinin birinci fıkrası da,

“Kapatılan siyasî partilerin devamına karar verilmesi durumunda, bu siyasî partilere ait ad, rumuz, amblem, rozet ve benzeri işaretler kullanılarak başka bir siyasî parti kurulamaz…” hükmünü içerdikleri;

7.1.1946 günü kurulan Demokrat Parti’nin, davalı Parti’den önce kurulup, 3821 sayılı Yasa uyarınca 29.11.1992 günü kongresini yaparak yine davalı Parti’den önce partinin devamına karar aldığı, 3821 sayılı Yasa’nın genel esaslarının Anayasa Mahkemesi dışında başka mahkeme veya kurullarca kapatılan siyasî partilerin devamına karar alınması halinde ilk kuruluşlarından itibaren tüzel kişiliklerinin devam edeceği yolunda olduğu, davalı partinin hem ilk kuruluşunu, hem de 3821 sayılı Yasa uyarınca yeniden açılışını, diğer Demokrat Parti’den sonra yapıp aynı adı almakla, daha önce siyasî parti siciline kayıtlı bulunan, aynı zamanda da kapatılmışken devamına karar alınan siyasî partinin adını kullanmakta, dolayısı ile de 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 96. ve 3821 sayılı yasanın 6. maddesini ihlal ettiği,

ifade edilerek,

5.4.1993 gün ve SP.47.Hz.1993/23 sayı ile davalı siyasî partiye Siyasî Partiler Kanunu’nun 104. maddesi uyarınca parti adının düzenlenmesi hususunda ihtar kararı verilmesi istenilmiş; Yüce Mahkemenizin 14.6.1993 gün ve 1993/1-1 (Siyasî Parti İhtar) sayılı kararı ile yasaya aykırılığın giderilmesi için, davalı Demokrat Parti’ye İhtarda bulunulmuş, karar 26.7.1993 günü adı geçen partiye usulen tebliğ edilmiştir.

Tebliğ tarihinden itibaren 2820 sayılı Yasa’nın 104. maddesinin ikinci fıkrasındaki 6 aylık sürenin geçmesine rağmen, davalı siyasî partice ihtar konusu aykırılığın giderildiği bildirilmemiş,

Bir kez daha davalı partiye 14.2.1994 gün ve SP.Muh.1994/68 sayılı yazımızla ihtar konusu aykırılığın giderilip, giderilmediğinin yazımızın tebliğinden itibaren 10 gün içinde bildirilmesi istenilmiş, yazımız 15.2.1994 günü tebliğ edildiği halde tanınan sürede yanıt alınamamış ve ihtar konusu aykırılığın sürdürüldüğü saptanmıştır.

Sonuç :

Anayasa Mahkemesi’nin 14.6.1993 gün ve 1993/1-1 sayılı kararı ile 3821 sayılı Yasa’nın 1., 2., 4. ve 6. maddelerine aykırı durumun düzeltilmesi için, Siyasî Partiler Yasasının 104/2. maddesinde kendisine tanınan sürede ihtar konusu aykırılığı gidermeyerek sürdüren, 12.12.1992 günü yeniden açılarak tüzel kişiliğinin devamına karar alan Demokrat Parti’nin, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasasının 104. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kapatılmasına karar verilmesi arz ve talep olunur.”

B- Esas Hakkındaki Görüş

Cumhuriyet Başsavcılığı 18.5.1994 günlü, Esas Hakkındaki Görüş’ünde: İddianame’ye uygun biçimde önce dava konusuyla ilgili yasal düzenlemelerin neler olduğu üzerinde durduktan sonra, yasal düzenlemeler karşısında davalı Siyasî Parti’nin konumunu ele almış; yapılan ihtara rağmen, öngörülen sürede aykırılığı gidermediğini ve Ön Savunma’sının yasal dayanaktan yoksun olduğunu belirterek Demokrat Parti’nin 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 104. maddesi ikinci fıkrası uyarınca kapatılması istemini yinelemiştir.

II- DAVANIN EVRELERİ

Anayasa Mahkemesi davayla ilgili olarak 29.3.1994 gününde yaptığı toplantıda şu kararları almıştır:

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen, Demokrat Parti’nin kapatılması istemli 10.3.1994 günlü, SP.47.Hz.1993/23 sayılı İddianame’nin onanlı bir örneğinin almalarından başlayarak otuz günlük bir süre içinde, gerekli görülürse dosyayı da inceleyip hazırlayacakları ön savunmayı yazılı olarak Anayasa Mahkemesi’ne göndermeleri için adı geçen Parti Genel Başkanlığı’na tebliğine,

2- Verilen süre içinde ön savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmak istememiş sayılacaklarının yazılacak tezkerede belirtilmesine,

3- Ön savunma geldiğinde esas hakkında düşüncelerini bildirmek üzere onanlı bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,

4- Esas hakkındaki düşüncenin onanlı bir örneğinin, ilgili Parti’ye tebliğiyle yine otuz gün içinde inceleyip hazırlayacakları savunmalarının istenmesine,

5- Verilen süre içinde savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmak istememiş sayılacaklarının yazılacak tezkerede belirtilmesine,

6- Anılan Parti’ye gerekli tebliğ işlemlerinin yaptırılması için karar örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

III- DAVALI PARTİNİN SAVUNMASI

Davalı Parti’nin 2.5.1994 günlü savunması aynen şöyledir:

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ nın Demokrat Parti adını değiştirmemiz hususundaki yazısına süresi içinde Avukatımız M. Ali Bulut tarafından cevap verilmesine rağmen itirazlarımız dikkate alınmayarak partimize ihtar verdirtilmiştir.

Demokrat Parti’nin adının yeniden düzenlenmesinin istenmesi, Hukukun genel hükümlerine, Anayasaya, Usul ve Yasaya aykırı olduğundan yerine getirilmesi mümkün değildir.

Şöyle ki:

1- 7/1/1946 tarihinde kurulan Demokrat Parti, 29/9/1960 tarihinde kapatılmıştır. 23/12/1974 tarih ve 1834 sayılı Yasa ile Demokrat Parti ad ve ambleminin yeniden kullanabilmesine müsaade edilmesi üzerine Demokrat Parti üye ve delegelerinden bir grup Neja­ti Turgut Başkanlığında bir araya gelerek 22/Ocak/1975 tarihinde, aynı amblem, ad ve rumuzla yeniden DEMOKRAT PARTİ kurulmuştur.

2- 16/10/1981 tarihinde 2533 sayılı Yasa ile Demokrat Parti ikinci defa kapatılmıştır. Kapatıldığı tarihe kadar faaliyetlerini yasalar çerçevesinde sürdürmüş, büyük kongresini yapmış ve hiç bir merci, şahıs veya kurumdan itirazla karşılaşmamıştır. Tam 6 yıl 9 ay Demokrat Parti adıyla faaliyet göstermiştir.

3- 19/6/1992 tarihinde 3821 sayılı Yasa’yla, Çankaya ilçe seçim kuruluna müracaat ederek yeniden Nejati Turgut Başkanlığında kurulmuş ve 12/12/1994 tarihinde yaptığı kongreyle Demokrat Parti’nin devamına karar verilmiştir.

4- Demokrat Parti adıyla 3821 sayılı Yasa’dan istifade ederek yeniden parti kurmak Nejati Turgut ve arkadaşları tarafından kurulan partinin üye ve delegelerinin mükteseb hakkı olup başkaları tarafından kullanılamaz. Bu hak 23/12/1974’li 1834 sayılı kanundan yararlanmak suretiyle kurulan ve 1981’de kapatılıncaya kadar bir itirazla karşılaşmayan Demokrat Parti’nindir. Nejati Turgut ve arkadaşlarının, 7/1/1946’da kurulup 29/9/1960’ta kapatılan Demokrat Parti’nin devamı olma, ad, amblem ve alâmetlerini kullanma hakkı HAKKI MÜKTESEB olmuştur. Mükteseb Hak: Herhangi bir kurum ve kuruluşça geri alınamadığı gibi kanunla dahi alınamaz. Demokratik Hukuk Devleti ilkeleri bunu zorunlu kılar.

5- Aslında 3821 sayılı yasa açık olarak Demokrat Parti’yi yeniden kurma hakkına sadece Nejati Turgut ve arkadaşlarına vermiştir. 3821 sayılı Yasa’nın 3. maddesi:… Feshedilen Siyasî Parti’nin son merkez karar ve yönetim kurulu veya Genel İdare Kurulu üyeleri… ile bir toplantı yürütme kurulu oluşturulur. Bu kurul, Siyasî Parti’nin 16/10/1981 tarihinde geçerli olan tüzük ve yönetmelikleri ile son büyük kongre veya kurultay üyelerinin adlarını, soyadlarını…. gösterir bir üye listesini düzenleyerek Çankaya 1 numaralı ilçe seçim kurulu Başkanına verir” hükmünü getirmiştir. Bizim dışımızda kurulan ve şu anda Demokrat Parti adıyla devam eden diğer Parti’nin Çankaya İlçe Seçim Kurulu’na verebileceği 16/10/1981 tarihinde geçerli bir tüzük ve programı yoktur. Dolayısıyla adı geçen Parti’nin yeniden kuruluş için müracaatlarında eksik evrak olduğundan kabul edilmeleri mümkün olmaması gerekir.

6- Eksik evrak vererek kuruluşu kabul edilen bir partinin kuruluşu yasal olmadığından genel kongresini bizden önce yapmış olması Demokrat Parti adının onlar tarafından kullanılması hakkını vermez. Bu hak kanun tarafından bize yani Nejati Turgut ve arkadaşları tarafından kurulan Demokrat Parti’ye âittir. Kapatılması gereken Demokrat Parti ise Hayrettin Erkmen ve arkadaşları tarafından kurulan ve şu anda Aydın Menderes’in Genel Başkanlığını yaptığı Demokrat Parti’dir.

Sonuç: Arz ve izah edilen sebepler karşısında:

1- Demokrat Parti adını, amblemini, rumuz ve alâmetlerini kullanma hakkı,

Nejati Turgut ve Arkadaşlarına yani bize aittir. Bu isimle başka kişilere yetki verilmesi kanunsuz bir işlemdir. Dolayısıyla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adımızın değiştirilmesi istemi haksız olup, Partimizin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesine dava açılması da yanlıştır.

2- Şu anda Aydın Menderes’in Genel Başkanlığını yapmakta olduğu Demokrat Partinin kuruluşu yasal olmadığı gibi faaliyetleri de yasal değildir. Kapatılması gereken Demokrat Parti de bu Demokrat Parti olup kapatma davasının onlar aleyhine açılması gerekmektedir.

Gereğini arz ve talep ederiz.”

Davalı partiye son savunması için gerekli tebliğat yapılmasına karşın Parti bir savunmada bulunmamıştır.

IV- İLGİLİ YASA METİNLERİ

1- 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 3821 sayılı Yasa ile değişik 96. maddesi:

“Anayasa Mahkemesi’nce temelli kapatılan veya siyasî parti siciline kayıtlı bulunan siyasî partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzer işaretleri başka bir siyasî partice kullanılamayacağı gibi, daha önce kurulmuş Türk devletlerine ait topluma mal olmuş bayrak, amblem ve flâmalar da siyasî partilerce kullanılamaz.

Kurulacak siyasî partiler, Anayasa Mahkemesi’nce kapatılan siyasî partilerin devamı olduklarını beyan edemez ve böyle bir iddiada bulunamazlar.”

2- 3821 sayılı Yasa’nın 6. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kapatılan siyasî partilerin devamına karar verilmesi durumunda, bu siyasî partilere ait ad, rumuz, amblem, rozet ve benzeri işaretler kullanılarak başka bir siyasî parti kurulamaz.”

3- Yine 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 104. maddesi şöyledir:

“Bir siyasî partinin, bu kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasî partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne Cumhuriyet Başsavcılığı’nca resen yazı ile başvurulur.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. Bu karar, o siyasî parti genel başkanlığına yazılı olarak bildirilir. Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesi’ne bu siyasî Parti’nin kapatılması için resen dâvâ açar”

V- İNCELEME

19.6.1992 günlü, 3281 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6. maddeleri gereğince sözü edilen Demokrat Parti adı “1946 da kurulup 1960 yılında mahkeme kararı ile kapatılan Demokrat Parti” tarafından kullanılabileceğinden, “22.1.1975 de kurulup 16.10.1981 günlü, 2533 sayılı Kanun’la feshedilen ve 3821 sayılı Kanun uyarınca 12.12.1992 de kongresini yaparak yeniden açılan Demokrat Parti” tarafından kullanılamayacağı Anayasa Mahkemesi’nin 14.6.1993 günlü, 1993/1-1 sayılı kararı ile Siyasî Partiler Yasası’nın 104. maddesi gereğince adı geçen Parti’ye ihtar edilmiştir.

Bu ihtar kararı 26.7.1993 gününde Cumhuriyet Başsavcılığı’nca tebliğ edildiği halde, aradan geçen altı ay içinde davalı Parti ihtar gereklerini yerine getirip “Demokrat Parti” adını değiştirmemiştir.

Cumhuriyet Başsavcılığı, ihtar kararının tebliğine karşın, süresi içerisinde yasaya aykırılığı gedirmediğinden, adı geçen Parti’nin 2820 sayılı Yasa’nın 104. maddesi uyarınca kapatılmasını istemiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 13.9.1994 gün ve Esas 1994/5, Karar 1994/6 sayılı ihtar kararı davalı Parti’ye 26.7.1993 günü tebliğ edilmiş, ancak 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 104/2. maddesinde öngörülen altı aylık süre içinde aykırılığın giderilmediği saptanmıştır.

Bu nedenlerle, 14.6.1993 günlü, 1993/1-1 sayılı ihtar kararının tebliğine karşın, yasada öngörülen süre içinde aykırılığı gidermeyen davalı Parti’nin 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 104/2. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesi gerekir.

VI- SONUÇ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 10.3.1994 günlü, SP.47 Hz.1993/23 sayılı İddianamesi’nde 19.6.1992 günlü, 3821 sayılı Yasa’nın 1., 2., 4. ve 6. maddeleri gereğince “Demokrat Parti” ismi 1946 yılında kurulan ve 1960 yılında mahkeme kararı ile kapatılan Demokrat Parti tarafından kullanılabileceğinden, 1975 yılında kurulup 16.10.1981 günlü, 2533 sayılı Yasa ile feshedilen Parti tarafından bu ismin kullanılması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nce verilen ihtara rağmen, Yasa’ya aykırı durumunun düzeltilmesi için 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 104/2. maddesi gereğince kendisine tanınan sürede ihtar konusu aykırılığı gidermeyerek sürdüren bu Parti’nin kapatılmasına karar verilmesi istenmekle gereği görüşülüp düşünüldü:

  1. Davalı Parti’nin 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın

104/2. maddesi gereğince KAPATILMASINA,

  1. Davalı Parti’nin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesi gereğince Hazine’ye geçmesine,
  2. Gereğinin Bakanlar Kurulu’nca yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesine göre Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,

13.9.1994 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Yekta Güngör ÖZDEN

Başkanvekili

Güven DİNÇER

Üye

İhsan PEKEL

Üye

Selçuk TÜZÜN

Üye

Ahmet N. SEZER

Üye

Samia AKBULUT

Üye

Haşim KILIÇ

Üye

Yalçın ACARGÜN

Üye

Mustafa BUMİN

Üye

Sacit ADALI

Üye

Ali HÜNER

Küba Cumhuriyeti Anayasası

0
Küba Cumhuriyeti Anayasası

Küba Cumhuriyeti Anayasası, 1976 yılında halk oylaması ile kabul edilmiş, halkın %97.7 ‘sinin anayasa lehine oy kullanması sonucunda uygulamaya geçmiştir. Küba Cumhuriyeti Anayasası, dünya anayasaları içinde sosyalist bir Anayasadır.

Küba Cumhuriyeti

Küba Cumhuriyeti Anayasası, Küba Devriminden sonra 1959 yılının Şubat ayında “Temel Kanun” adıyla bir anayasa kabul edilmiş ve bu anayasada 1940 Anayasasının temel özellikleri muhafaza edilmiştir. 1975 yılında yeni bir cumhuriyet anayasası hazırlanmış 15 Şubat 1976’da anayasa oylaması için referanduma gidilmiştir. 24 Şubat 1976’da, batı yarımkürenin sosyalist karakterli ilk anayasası olan yeni anayasa ilan edilmiştir. Küba, sosyalist işçi devletidir, siyasi özgürlük, sosyal adalet, bireysel ve kolektif refah ve insani dayanışma adına herkesin katılımı ile ve herkesin iyiliği için örgütlenen birleşmiş ve demokratik bir cumhuriyet olarak kurulmuştur.

Küba tarihinde,10 Nisan 1869 tarihli Guáimaro Anayasası, 15 Mart 1878 tarihli Baraguá Anayasası, 16 Eylül 1895 tarihli Jimaguayú Anayasası, 21 Ekim 1897 tarihli Yaya Anayasası, 21 Şubat 1901 tarihli anayasa ve 01 Temmuz 1940 tarihli anayasalar yürürlükte kalmıştır.

Küba Cumhuriyetinin kurulu olduğu ada, Kristof Kolomb’un 1492 yılında adaya gelmesinden itibaren 1898’de biten İspanya-Amerika Savaşına kadar İspanya’ya ait bir toprak parçası olarak kalmıştır. Küba, 1902 yılında Birleşik Devletler’den bağımsızlık kazanmıştır.

Küba Cumhuriyeti Haritası

Küba Anayasasında 2018 Yılında Yapılan Değişiklikler Hakkında

Küba’da ve dünyada yaşanan değişimlerle beraber 1976 Anayasası üzerinde yapılan değişikliklerden daha kapsamlı bir anayasal reforma ihtiyaç olduğu tartışılmış, 6. Küba Komünist Partisi Kongresinde kabul edilen “İktisadi ve Sosyal Politika için Kılavuz” metni ve metnin hükümleri doğrultusunda hayata geçirilen düzenlemeler, Birinci Parti Konferansında belirlenen hedefler ve 7. Kongrede alınan kararlar yeni bir anayasanın üzerinde çalışılmasını hızlandırmıştır.  

Küba Devriminin üzerinde yükseldiği ülke geleneklerini ve Marksist-Leninist prensipleri bir kenara koymadan, geçerliliğini yitirmiş düşünce biçimlerinin yükünden kurtulmak ve dönüştürme iradesiyle hareket ederek Anayasada çeşitli değişiklikler yapılmış ve onaya sunulmuştur.  

Yapılan değişiklikler; giriş, 11 ana başlık, 24 bölüm ve 16 kısma dağılmış 224 maddeden oluşan yeni anayasa taslağı Küba’nın siyasi, ekonomik ve toplumsal sisteminin sosyalist karakterinin yanısıra toplumun ve devletin öncü yönetici gücü olarak Küba Komünist Partisi’nin başat rolünü teyit etmektedir.  

Yeni anayasada, uluslararası hukuka ve devletler arası çok kutupluluğa saygının güçlendirilmesi amaçlanmış, terörün tüm biçimleri, özellikle de devlet terörü, nükleer silahların ve kitle imha silahlarının artışı ve kullanımı reddedilmiştir. Doğanın korunması, küresel ısınmaya karşı mücadele, siber alemin demokratikleşmesi gibi unsurlar yer almaktadır. Devlet işletmeleri ulusal ekonomide önemini korumakta, ülke ekonomisinin gelişimi için yabancı yatırıma önem verilmektedir. Yeni anayasada cinsiyet ayrımcılığı, etnik ayrımcılık ve engellilere dönük ayrımcılık yasaklanmaktadır.

Devlet başkanlığı ve devlet başkan yardımcılığı makamları getirilmekte, devlet başkanının Halk İktidarı Ulusal Meclisi tarafından 5 yıllığına ve ancak iki sefer seçilebilmesi usulü getirilmektedir. Bakanlar Kurulunun başkanı yeni anayasa ile yaratılan başbakan olacaktır. 

Küba Cumhuriyeti Anayasası

BİRİNCİ BÖLÜM
DEVLETİN SİYASİ, SOSYAL VE İKTİSADİ İLKELERİ

MADDE 1. Küba bağımsız ve egemen bir sosyalist işçi devletidir; siyasi özgürlük, sosyal adalet, bireysel ve kolektif refah ve insani dayanışma adına herkesin katılımı ile ve herkesin iyiliği için örgütlenen birleşmiş ve demokratik bir cumhuriyet olarak kurulmuştur.

MADDE 2. Küba devletinin ismi Küba Cumhuriyetedir. Resmi dili İspanyolca’dır ve başkenti Havana’dır.

MADDE 3. Küba Cumhuriyeti’nde egemenlik halkındır ve devletin tim gücü halktan, doğar. Bu güç, doğrudan veya Halk iktidarı meclisleri ve bu meclislerin Anayasa ve kanunların öngördüğü biçimler ve kurallara göre yetki verdiği diğer devlet kurumları eliyle kullanılır.

Başka bir yol kalmadığında, tüm vatandaşlar bu Anayasa’da belirtilen siyasi, sosyal ve iktisadi düzeni devirmeye çalışan herhangi bir kimseye karşı silahlı mücadele dahil olmak üzere her türlü araçla mücadele hakkına sahiptirler.

Sosyalizm, bu Anayasa tarafından kurulan devrimci politik ve toplumsal sistem, bugüne kadar var olmuş en güçlü emperyalist devletin hükümetleri tarafından sürdürülen her türden saldırganlık ve ekonomik savaşa karşı verilen kahramanca direniş yılları boyunca çelikleşmiştir; ulusu dönüştürmek ve bütünüyle yeni ve adil bir toplum yaratmak konusundaki yeteneğini ispatlamış olan sosyalizm geri alınamaz: Küba asla kapitalizme geri dönmeyecektir.

MADDE 4. Küba’nın ulusal sembolleri bir asırdan fazla bir süredir Küba’nın bağımsızlık mücadelelerine, halkın verdiği kavgaya ve kaydettiği toplumsal ilerlemeye tanıklık eden tek yıldızlı bayrak, Bayamo marşı ve kraliyet palmiyesi armasından oluşur.

MADDE 5. Marksizm-Leninizm ve Marti’nin fikirlerinin takipçisi ve Küba ulusunun örgütlü öncüsü olan Küba Komünist Partisi, toplumun ve devletin en yüksek liderliğini temsil eder. Parti, sosyalizmin inşası ve komünist topluma doğru ilerleme hedeflerine yönelik ortak girişimleri örgütler ve yönlendirir.

MADDE 6. Küba’nın öncü gençliğinin örgütü Komünist Gençler Birliği, sosyalizmi kurma ve gençliği toplum yararına sürekli olarak daha büyük sorumluluklarını yerine getirebilecek vicdan sahibi yurttaşlar olmaya hazırlama görevleri için devlet tarafından tanınır ve teşvik edilir.

MADDE 7. Küba sosyalist devleti, halkımızın verdiği mücadelelerin tarihsel sürecinden doğan toplumsal ve kitlesel örgütleri tanır ve onları teşvik eder. Bu örgütler toplumun farklı kesimlerini içlerinde barındırırlar, bu kesimlerin özgül çıkarlarını temsil eder ve bu çıkarları sosyalist toplumun geliştirilmesi, güçlendirilmesi ve savunulması görevlerine uyumlu hale getirirler.

MADDE 8. Devlet din özgürlüğünü tanır, saygı gösterir ve güvence altına alır.

Küba Cumhuriyeti’nde dini kurumlar devletten ayrılır.

Farklı inançlar ve dinler aynı saygıyı görürler.

MADDE 9.

Devlet
a)    Çalışan halkın iradesini gerçekleştirir ve

— Ulusun sosyalizmin inşasına yönelik çabalarına yön verir;
—Ülkenin bütünlüğünü ve egemenliğini muhafaza eder ve savunur;
—İnsanoğlunun özgürlüğünü ve bütün saygınlığını, haklarından yararlanabilmesini, görevlerini yürütme ve başarabilmesini ve kişiliğinin bütünsel gelişimini güvence altına alır;
—İnsanın insan tarafından sömürüsünden kurtarılmış bir topluma uygun olan birlikte yaşamın kurallarını ve ilkelerini ve toplumun ideolojisini güçlendirir;
—Halkın yaratıcı emeğini ve sosyalist ulusun varlıklarını ve zenginliklerini korur;
— Ulusal ekonomiyi planlı bir şekilde yönlendirir;
—Ülkenin eğitim, bilim, teknik ve kültür alanlarında ilerlemesini güvence altına alır;

b)    Halk için halk iktidarı olarak,

—Çalışabilir durumdaki her erkeğin ve kadının toplumun iyiliğine katkıda bulunabilecek ve bireysel ihtiyaçları karşılayabilecek bir iş olanağına sahip olmasını;
—Hiçbir engelli insanın yeterli geçim kaynaklarından mahrum bırakılmamasını;
— Hiçbir hasta insanın sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılmamasını;
— Hiçbir çocuğun okul,  yiyecek ve giysi ihtiyaçlarından mahrum bırakılmamasını;
— Hiçbir gencin eğitim olanağından mahrum bırakılmamasını;
ve hiçbir insanın eğitim, kültür ve spor etkinliklerinden mahrum bırakılmamasını güvence altına alır;

c) Hiçbir ailenin rahatlık içinde yaşayacak bir konuttan mahrum kalmamasını başarmak için çalışır.

MADDE 10. Bütün devlet kurumlan, bu kurumların liderleri, yetkilileri ve çalışanları kendi yetki alanlarının sınırları içinde faaliyet gösterirler ve sosyalist meşruiyeti sıkı sıkıya gözetme ve bu meşruiyetin saygınlığını toplumun bütünü bağlamında koruma yükümlülüğü altındadırlar.

MADDE 11. Devlet egemenliğini;

a)    Küba adası, Gençlik Adası ve diğer tüm bitişik ada ve koyları kapsayan ulusal toprakların tamamının üzerinde; iç sularda; hukuk tarafından belirtilen karasularında ve yukarıda belirtilen alanların üzerindeki hava sahasında;
b)    Ülkenin çevresel ve doğal kaynakları üzerinde;
c)    Okyanus ve uluslararası uygulamalara uygun olarak yasalarca belirlenmiş Cumhuriyet’in denizcilik ekonomi alanı içerisindeki suların zemininin üzerinde ve altında bulunan madensel, bitkisel ve hayvansal kaynaklar üzerinde uygular.

Küba Cumhuriyeti, eşitsiz koşullarda imzalanmış veya Küba Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü yok sayan veya eksilten anlaşmaları yasa dışı ve hükümsüz sayar.

Diğer devletlerle ekonomik, diplomatik ve politik ilişkiler asla bir yabancı gücün saldırı, tehdit ya da baskısı altında müzakere edilmeyecektir.

MADDE 12. Küba Cumhuriyeti anti-emperyalizm ve enternasyonalizm prensiplerini benimser ve
a)    Küçük veya büyük, zayıf veya güçlü tüm devletler için halkların bağımsızlığı, egemenliği ve kendi kaderlerini tayin hakkı ilkelerine saygı göstermeye dayanan geçerli, hakiki ve onurlu bir barış hedefini onaylar;
b)    Uluslararası ilişkilerini hakların eşitliği, halkların kendi kaderlerini tayin hakları, toprak bütünlüğü, devletlerin bağımsızlığı, karşılıklı ve adil yarar ve çıkarlar temelinde uluslararası işbirliği, anlaşmazlıkların eşit bir zeminde ve saygıya dayalı barışçıl çözümü ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve Küba’nın taraf olduğu diğer uluslararası anlaşmalarda belirtilen ilkelere bağlı olarak düzenler;
c)    Latin Amerika ve Karayıp ülkeleri ile bütünleşme ve işbirliği arzusunu tekrar teyit eder; bu ülkelerin ortak kimlikleri ve gerçek bağımsızlığı elde etmek için iktisadi ve politik bütünleşme yolunda birlikte ilerlemeye olan tarihsel ihtiyaçları bizim dünyada hak ettiğimiz yere ulaşmamızı sağlayacaktır.
d)    Halklarımızın egemenliğini kısıtlama ve bastırma amacı güden ve azgelişmiş ülkelerin iktisadi durumlarını daha fazla sömürü ve baskı ile perçinleyen yeni-sömürgeci ve emperyalist politikalar karşısında tüm Üçüncü Dünya ülkelerinin birliğini savunur; e)    Tüm faşist, sömürgeci, yeni-sömürgeci ve ırkçı yansımaları ile saldırganlığın ve savaşın ana gücü ve halkların en büyük düşmanı emperyalizmi kınar;
f)   Herhangi bir ülkenin iç ve dış işlerine yönelik doğrudan veya dolaylı müdahaleyi reddeder ve bu nedenle başka ülkelerde yaşayan halklara karşı silahlı saldırganlık, iktisadi abluka ve diğer tüm iktisadi ve siyasi zorlamaları ve fiziksel şiddet uygulamalarını veya ülkelerin bütünlüğüne ve ulusların siyasi, iktisadi ve kültürel değerlerine yönelik her tür müdahaleyi veya saldırganlığı da reddeder;
g) Her devletin devredilmez ve egemen bir hakkı olan kendi topraklarında telekomünikasyonun kullanışını ve faydalarını evrensel uygulamalara ve taraf oldukları uluslararası anlaşmalara bağlı olarak düzenleme haklarının ihlal edilmesine karşı durur;
h) Saldırgan ve fetihçi savaşları uluslararası suç sayar; ulusal bağımsızlık mücadelelerinin ve işgale karşı silahlı direnişin meşruiyetini tanır ve saldırı altında olan, bağımsızlık ve kendi kaderlerini tayin haklan için mücadele eden halklarla dayanışmayı enternasyonalist görevleri arasında sayar;
i) Sosyalizmi kurmakta olan ülkelerle ilişkilerini, ortak gaye olan yeni bir toplumun inşası temelinde kardeşçe dostluk, işbirliği ve karşılıklı yardımlaşmaya dayandırır.
j) Farklı siyasi, sosyal ve iktisadi sistemleri olsa da ülkemizin egemenliğine saygılı, devletlerin bir arada yaşaması kurallarını ve karşılıklı çıkar prensiplerini gözeten, ülkemizle karşılıklılık ilkesi çerçevesinde ilişki kuran ülkelerle dostça ilişkileri muhafaza eder.

MADDE 13. Küba Cumhuriyeti fikirleri veya demokratik hakları için emperyalizme, faşizme, sömürgeciliğe ve yeni-sömürgeciliğe karşı; ayrımcılık ve ırkçılığa karşı; ulusal bağımsızlık için; işçi, köylü ve öğrencilerin hakları ve sorunlarının çözümü için; ilerici siyasi, bilimsel, sanatsal ve edebi faaliyetleri için ve sosyalizm ve barış için mücadele eden kişilere sığınma hakkı tanır.

MADDE 14. Küba Cumhuriyeti, temel üretim araçlarının halkın sosyalist mülkiyetinde olduğu ve insanın insanı sömürmesinin ortadan kaldırılmasına dayanan sosyalist ekonomik sistem ile yönetilir.
Ayrıca, Küba, “herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre” ne dayanan sosyalist bölüşüm ilkesi ile yönetilir. Bu ilkenin etkili şekilde uygulanmasını garanti altına alacak önlemler yasalarca tesis edilir.

MADDE 15. Tüm halkın mülkiyeti olan sosyalist devletin mülkiyeti,

a)    Küçük çiftçilere veya bu çiftçilerin kurduğu kooperatiflere ait olmayan topraklar, toprak altı zenginlikler, madenler, mineraller, Cumhuriyet’in denizcilik ekonomik alanındaki bitkisel ve hayvansal kaynaklar, ormanlar, sular ve iletişim araçları;
b)    Şeker tesisleri, fabrikalar, ana ulaşım araçları ve emperyalistler, toprak sahipleri ve burjuvazinin elinden alınıp kamulaştırılan şirketler, bankalar ve tesisler ile devlet tarafından kurulan, geliştirilen veya satın alınan ve gelecekte devlet tarafından inşa edilecek, geliştirilecek veya satın alınacak fabrikalar, şirketler, iktisadi tesisler ve bilimsel, sosyal, kültürel ve spor merkezlerini kapsar.

Devletin siyasi, sosyal ve iktisadi temellerini etkilemeyecek bir şekilde ve öncesinde Bakanlar Konseyi veya Bakanlar Konseyi’nin Yürütme Komitesi’nden onay almak suretiyle, ülkenin kalkınması için, bir ekonomik hedefin kısmen ya da bütünüyle devredildiği istisnai durumlar dışında, mülkiyet sahipliği, gerçek ya da tüzel kişilere devredilemez.

Diğer mülkiyet haklarının devlet kurumlarına ve bu hedefi gerçekleştirme yetkisi olan kurumlara devri yasalarca düzenlenir.

MADDE 16. Devlet, ulusun iktisadi yaşamını ülkenin programlı bir şekilde kalkınmasını garanti edecek bir plana göre ve sosyalist sistemi güçlendirmek, toplumun ve vatandaşların maddi ve kültürel ihtiyaçlarını gittikçe daha çok karşılamak, insanların kendilerini geliştirmelerini ve haysiyetli bir yaşam sürmelerini desteklemek ve ülkenin ilerlemesi ve korunmasına hizmet etmek için örgütler, yönlendirir ve denetler.
Ekonominin bütün dallarında ve sosyal hayatın diğer alanlarında bulunan işçiler üretim ve kalkınma planlarının geliştirilmesi ve hayata geçirilmesinde etkin ve bilinçli bir katılım sergilerler.

MADDE 17. Devlet halkın tümünün sosyalist mülkiyeti olan malları doğrudan yönetir veya bu malların yönetimi için yapıları yetkileri işlevleri ve ilişki sistemleri yasalarca düzenlenen işletmeler kurabilir örgütleyebilir.

Bu işletmeler ve kurumlar borçlarını yasalarca belirtilmiş sınırlar içinde sadece kendi finansal kaynaklarından karşılayabilirler. Devlet bu işletmeler, kurumlar ve diğer tüzel kişiliklerce yapılmış borçları karşılamaz ve keza devletin borçları da bu kurumlar tarafından karşılanamaz.

MADDE 18. Devlet dış ticareti kontrol eder ve yönlendirir.
-Dış ticaret işletmeleri kurabilecek;
-İthalat ve ihracat işlemlerini standartlaştırıp düzenleyecek ve
-Bu ithalat ve ihracat işlemlerini gerçekleştirecek ve ticaret anlaşmaları imzalayabilecek gerçek ve tüzel kişilere karar verecek devlet kurumları ve yetkilileri yasalarca belirlenir.

MADDE 19. Devlet, yasalarla belirlenen çerçevede küçük çiftçilerin toprakları, diğer gayrimenkulleri ve topraklarını işleyebilmeleri için gerekli diğer kişisel mülkleri üzerindeki yasal mülkiyet hakkını tanır.

Küçük çiftçiler kendi topraklarını sadece tarımsal üretim kooperatiflerinde ve yetkili devlet kurumundan izin aldıktan ve diğer yasal gerekleri yerine getirdikten sonra birleştirebilirler. Ayrıca topraklarını devlete ve tarımsal üretim kooperatiflerine veya yasaların düzenlediği şekiller ve koşullar altında ve devletin adil bir fiyata toprağı satın alma konusundaki imtiyazına zarar vermeden diğer küçük üreticilere satabilir, onlarla değiş tokuş edebilir ya da başka bir tapu ile takas edebilirler.

Toprağın kiralanması, uzun vadeli satışı ve toprağın ipotek altına alınmasını gerektiren diğer uygulamalar ile küçük üreticilerin toprakları üzerindeki haklarının özel kişilere devredilmesi yasaktır.

Devlet küçük çiftçilerin ulusal ekonomiye katkıda bulunan kişisel üretimlerini destekler.

MADDE 20. Küçük çiftçilerin yasalarca belirtilen şekillerde tarımsal üretim, devletten borçlanma ve kamu hizmetlerine erişme amacıyla örgütlenme hakları vardır.

Yasaların belirttiği durumlarda ve koşullarda tarımsal üretim kooperatifleri kurulabilir. Sosyalist üretimin ileri ve etkili bir biçimi olan kooperatiflerin mülkiyeti devlet tarafından tanınır.

Tarımsal üretim kooperatifleri sahip oldukları malları yasaların ve yönetmeliklerin düzenlediği şekillerde yönetebilir, kullanabilir ve satabilirler.

Devlet bu çeşit tarımsal üretime mümkün olan her türlü desteği sağlar.

MADDE 21. Devlet kişinin kendi işi sonucu elde ettiği kazancı ve birikimleri üzerindeki kişisel mülkiyetini, yasal tapusuna sahip olduğu konutu ve kişinin maddi ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli diğer mal ve nesneler üzerindeki haklarını teminat altına alır.

Benzer şekilde, devlet vatandaşların kişisel veya ailevi çalışma araç gereçleri üzerindeki haklarını güvence altına alır. Bu araç ve gereçler başkalarının emeğini sömürerek gelir elde etmek için kullanılamaz.

Bir kişinin sahip olduğu malların ne kadarına el konabileceği yasayla düzenlenir.

MADDE 22. Devlet siyasi, kitlesel ve sosyal örgütlerin hedeflerini gerçekleştirmek için sahip oldukları mallar üzerindeki haklarını tanır.

MADDE 23. Devlet yasalar uyarınca kurulmuş ortak girişimlerin, şirketlerin ve iktisadi birliklerin yasal mülkiyet haklarını tanır.

Yukarıda belirtilen kurumların sahip oldukları malların kullanımı ve idaresi yasalar çerçevesinde kendi tüzük ve yönetmeliklerince düzenlenir.
 
MADDE 24. Devlet, vatandaşların konut ve diğer kişisel eşya ve menkulleri miras olarak alma hakkını tanır.

Küçük çiftçilerin mülkiyetindeki toprak ve üretime bağlı diğer mallar miras bırakılabilir ve yasalarca belirlenen istisnai durumlar dışında sadece toprağı işleten vârislere intikal ettirilir.

Kooperatif mülkü malların hangi durumlarda, hangi koşullarda ve hangi yollarla intikal ettirilebileceği yasalarca belirlenir.

MADDE 25. Kamu yararı veya toplumsal fayda nedeniyle ve hak edilen tazminat verilmek suretiyle mülk istimlâkine izin verilir.

Yasalar istimlâk yöntemini, bu eylemin hangi temellerde gerekçelendirilip kullanılabileceğini ve tazminatın şeklini, mülkiyeti istimlâk edilen kişinin menfaatini ve iktisadi ve sosyal ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak belirler.

MADDE 26. Kamusal görevini yerine getirmekte olan bir devlet görevlisi veya çalışanı tarafından haksız olarak zarara uğratılan herkes yasalar tarafından düzenlenen şekilde tazminat talep etme ve alma hakkına sahiptir.

MADDE 27. Devlet çevreyi ve ülkenin doğal kaynaklarını korur, insan hayatının daha akılcı hale getirilmesi ve şimdiki ve gelecek kuşakların yaşamlarını sürdürmeleri, refahları ve güvenliklerinin sağlanması için, çevre ve doğal kaynakların sürdürülebilir iktisadi ve toplumsal kalkınma ile yakın bağlarının bilinciyle hareket eder. Bu politika yetkili kurumlar eliyle uygulanır.

Suların ve atmosferin korunması ile toprağın, bitkilerin, hayvanların ve doğanın tüm zenginlik potansiyelinin korunmasına katkıda bulunmak vatandaşların görevidir.

İKİNCİ BÖLÜM
VATANDAŞLIK

MADDE 28. Küba vatandaşlığı doğum veya yurttaşlığa kabul ile edinilir.

MADDE 29. Doğuştan Küba vatandaşları:
a) hükümetleri veya uluslararası kuruluşların hizmetindeki yabancılar dışında, ulusal sınırlar içinde doğanlar. Ülkede geçici olarak ikamet eden yabancıların çocukları için koşullar ve usuller yasalarca belirlenir;
b) ebeveynlerinden en az biri Kübalı olup resmi bir görevde bulunması nedeniyle yurtdışında doğmuş olanlar;
c) ebeveynlerinden en az birinin Kübalı olması ve yasaların öngördüğü işlemleri yerine getirmesi koşuluyla yurtdışında doğmuş olanlar;
d) yasaların öngördüğü prosedürlere göre başvuru yaptığı durumda, ulusal sınırların dışında doğan ve ebeveynlerinden en az biri Kübalı olmakla birlikte Küba vatandaşlığını kaybetmiş olanlar;
e) Küba’nın bağımsızlığı için verilen mücadelede gösterdikleri olağanüstü liyakat nedeniyle doğuştan Küba vatandaşı sayılan yabancılardır.

MADDE 30.   Başvuru yoluyla vatandaşlığı kabul edilen Küba vatandaşları:
a) yasalarca öngörülen düzenlemelere göre Küba vatandaşlığı kazanan yabancılar;
b) 1 Ocak 1959 tarihinde devrilen tiranlığa karşı silahlı mücadeleye katkıda bulunmuş olup bu katkıyı yasanın öngördüğü biçimde ispat edenler;
c) köken yurttaşlıklarından keyfi olarak mahrum bırakılmış olup, Devlet Konseyi’nin mutabakat beyanı yoluyla Küba vatandaşlığı kazanmış olanlardır
.
MADDE 31.   Evlilik veya evliliğin bozulması,  ne eşlerin ne de çocuklarının vatandaşlık statülerini etkilemez.

MADDE 32.   Kübalılar,     geçerli     yasal     nedenler     dışında vatandaşlıklarından mahrum bırakılamazlar.

Çifte vatandaşlık tanınmaz.   Bu nedenle,  yabancı bir ülkenin vatandaşlığı alındığında Küba vatandaşlığı kaybedilir.

Vatandaşlığın kaybedilmesi usulleri ve bu konuda karar verme yetkisine sahip makam yasa tarafından belirlenir.

MADDE 33. Küba Vatandaşlığı yasa ile tanımlanan durumlarda ve yollarla yeniden kazanılabilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
YABANCI UYRUKLULAR

MADDE 34. Cumhuriyet’in topraklarında ikamet eden yabancılar aşağıdaki konularda Kübalılara eşittir;
– şahsiyetin ve mülkiyetin korunması;.
– yasa tarafından belirtilen koşul ve sınırlamalar içerisinde, bu
Anayasa’da tanınan haklardan yararlanma ve görevlen” yerine
getirme;
-Anayasa ve yasalara uyma yükümlülüğü;
– yasa tarafından belirtilen şekil ve miktarda kamu harcamalarına katkıda bulunma yükümlülüğü;
– Cumhuriyet’in adalet kurumlarının ve yetkililerinin yargılarına ve kararlarına uyma yükümlülüğü.
Yabancıların ulusal sınırlardan ihraç edilecekleri durumlar, bunun yolları ve bu konuda karar verme yetkisine sahip makam yasa tarafından belirlenir.

Çocukların görevleri ise ebeveynlerine saygı göstermek ve yardım etmektir.

AİLE

MADDE 35. Devlet aileyi, anneliği ve evliliği korur.

Devlet aileyi toplumun ana çekirdeği olarak kabul eder ve aileye yeni kuşakların eğitimi ve şekillenmesinde önemli sorumluluklar ve işlevler yükler.

MADDE 36. Evlilik, yasal olarak evlenme ehliyeti olan erkek ve kadın arasında birlikte yaşamak için gönüllü olarak kurulan birliktir. Evlilik eşler için haklar ve görevlerin tam eşitliği temeline dayanır.

Eşler evin geçimi ve çocukların kapsamlı eğitimi konularında birbirilerinin sosyal çalışmalarına uygun olarak ortak bir çaba yürütür.

Yasa evlilik işlemlerini, onay sürecini ve evliliğin sona erdirilmesini ve bu eylemlerden doğan hak ve yükümlülükleri belirler.

MADDE 37. Meşru veya gayri meşru doğan bütün çocuklar aynı haklara sahiptir.

Evlatlığın mahiyetine dair her tür kayıt alma işlemi yasaklanmıştır.

Çocuğun doğum kayıtlarında ya da ebeveynleriyle ilgili herhangi bir belgede, ne doğumdaki farklılığa ne de ebeveynlerin medeni durumlarına dair bir ibare yer alamaz.

Devlet, uygun yasal yollar ile, ebeveynliğin belirlenmesi ve tanınmasını garanti eder
.
MADDE 38. Ebeveynlerin çocuklarının beslenmesini sağlama; meşru menfaatlerini savunma ve adil özlemlerini gerçekleştirmede onlara yardımcı olma; ve eğitimleri ve sosyalist bir toplumda hayata iyi hazırlanmış ve yararlı vatandaşlar olarak bütünlüklü gelişimlerine etkin bir biçimde destek olma görevleri vardır.

BEŞİNCİ BÖLÜM
EĞİTİM VE KÜLTÜR

MADDE 39. Devlet, eğitim, kültür ve bilimi tüm görünümleriyle yönlendirir, destekler ve teşvik eder.
Devletin eğitim ve kültür politikası aşağıdaki ilkelere dayanır:

a) Devlet, eğitim ve kültür politikasını bilim ve teknolojideki ilerlemeler, Marx ve Marti’nin ideolojisi ile evrensel ve Küba ilerici pedagoji geleneğine dayandırır;
b) eğitim devletin bir hizmetidir ve ücretsizdir. Eğitim, bilimin sonuçlan ve katkıları ile öğrenim ve yaşam, iş ve üretim arasındaki yakın ilişkiye dayanır.
Devlet öğrenciler için geniş çaplı burs sistemi sunar ve işçilere eğitim almaları ve en yüksek seviyede bilgi ve beceriye sahip olmaları için çoklu eğitim olanakları sağlar.
Yasa ulusal eğitim sisteminin bütünlüğünü ve yapısını, zorunlu eğitimin süresini düzenler ve her bir vatandaşın alması gereken asgari genel eğitim seviyesini belirler.
c) devlet yeni kuşakların yurtsever ve komünist öğretimini ve çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin sosyal hayata uyum sağlamalarına yönelik eğitimlerini destekler.

Bu ilkeyi hayata geçirmek için, genel öğretim ve ihtisaslaşmış bilimsel, teknik veya sanatsal öğretim iş, kalkınma amaçlı araştırmalar, beden eğitimi, spor, siyasi ve sosyal faaliyetlere katılım ve askeri eğitim ile birleştirilir.

d) içeriği Devrim karşıtı olmadığı, sürece sanatsal yaratım özgürlüğü vardır. Sanatsal ifade özgürlüğü de vardır;
e) halkın kültür seviyesini yükseltmek İçin, devlet sanat öğretimini, çocukların yaratıcı potansiyelinin geliştirilmesini;  sanatın  yeşertilmesi ve değerinin takdir edilmesini teşvik eder;
f) bilimde yaratma ve araştırma özgürlüğü vardır. Devlet araştırmayı özendirir ve kolaylaştırır ve toplumun çıkarları ve halkın refahı ile1 ilgili sorunların çözümünü amaçlayan araştırmalara öncelik tanır;
g) devlet işçilerin bilimsel çalışmalara katılmalarını ve bilimin gelişmesine katkı sağlamalarını mümkün kılar;
h) devlet beden eğitimi ve sporun bütün dallarını, bir eğitim aracı ve vatandaşların bütünlüklü gelişimlerinin desteği olarak teşvik eder, özendirir ve geliştirir;
i) devlet Küba’nın kültürel kimliğini korur ve ulusun kültürel mirası ile sanatsal ve tarihsel değerlerinin korunmasını sağlar. Devlet ulusal anıtları ve doğal güzellikleri veya sanatsal veya tarihsel değerleriyle tanınan alanları korur;
j) devlet, eğitim ve kültür politikalarının geliştirilmesinde vatandaş katılımını ülkenin toplumsal ve kitlesel örgütleri aracılığıyla teşvik eder.

MADDE 40. Devlet ve toplum çocuklara ve gençlere özel koruma sağlar.

Çocukların ve gençlerin bütünlüklü gelişimlerine özel özen göstermek, ailenin, okulların, devlet organlarının ve toplumsal örgütlenmeler ile kitle örgütlerinin görevidir.

ALTINCI BÖLÜM
EŞİTLİK

MADDE 41. Tüm vatandaşlar eşit haklara sahiptir ve eşit yükümlülüklere tabidir.

MADDE 42. Irk, renk, cinsiyet, ulusal köken, dini inanç ayrımcılığı ve insanlık onuruna zarar veren diğer bütün ayrımcılık biçimleri yasaktır ve yasalar uyarınca cezalandırılacaktır.
Devletin kurumları herkesi mümkün olan en erken yaştan itibaren insanların eşitliği ilkesine göre eğitir.

MADDE 43. Devlet vatandaşların Devrim tarafından kazanılmış olan aşağıdaki haklarını ırk, renk, cinsiyet, dini inanç, ulusal köken ve insanlık onuruna zarar verebilecek herhangi bir duruma göre ayrım yapmaksızın takdis eder.

Tüm yurttaşlar:
-meziyet ve yetenekleriyle uyumlu olarak, bütün devlet, kamu yönetimi ve üretim hizmetlerindeki mevkilere ve görevlere erişebilirler;
-meziyet ve yetenekleriyle uyumlu olarak, Devrimci Silahlı Kuvvetler’de, Güvenlik ve iç işlerinde tüm rütbelere yükselebilirler;
-eşit işe karşılık eşit ücret alırlar;
-herkes için eşit olan ilkokullardan üniversitelere kadar bütün ulusal eğitim kurumlarında -eğitim görme hakkına sahiptirler.
– bütün sağlık kurumlarında sağlık hizmeti alırlar.
-bütün bölgelerde, mahallelerde ye alanlarda yaşayabilir, bütün otellerde konaklayabilirler.
-bütün lokantalardan ve diğer kamu hizmeti kuruluşlarından hizmet alabilirler.
-herhangi bir ayrım olmadan her türlü deniz, kara ve hava ulaşım aracını kullanabilirler.
-aynı mesire yeri, plajlar, parklar, sosyal merkezler ve diğer kültür, spor, eğlence ve dinlenme tesislerinden faydalanırlar.

MADDE 44. Kadınlar ve erkekler ailenin yanı sıra iktisadi, siyasi, kültürel ve toplumsal alanlarda da eşit haklara sahiptir.

Kadınların ülkenin kalkınmasına tam katılımını başarmak için, devlet kadınların erkeklerle aynı fırsat ve olanaklara sahip olmasını garanti eder.

Devlet, çocuklar için gündüz bakımevleri, kısmi-yatılı ve yatılı okullar ile yaşlılar için huzurevleri ve çalışan ailelerin sorumluluklarını yerine getirmelerini kolaylaştırıcı hizmetleri örgütler.

Devlet, kadınların ve çocuklarının sağlığı ile ilgilenir, çalışan kadınlara doğum öncesi ve sonrasında ücretli doğum izni verir ve annelik faaliyetlerini yerine getirmeleri için uygun geçici iş seçenekleri sağlar.

Devlet, eşitlik ilkesinin hayata geçirilmesine yardımcı olacak tüm koşulların yaratılması için çalışır.

YEDİNCİ BÖLÜM
TEMEL HAKLAR, YÜKÜMLÜLÜKLER VE TEMİNATLAR

MADDE 45. Sosyalist toplumda çalışma her yurttaş için bir hak, bir görev ve bir gurur kaynağıdır.

İşin karşılığı nitelik ve niceliğine bakılarak verilir; bu süreçte, ekonominin ve toplumun ihtiyaçları, işçinin tercihi ve yetenekleri ve becerisi göz önüne alınır; bu toplumsal ve iktisadi kalkınmayı krizler olmadan sağlayan sosyalist iktisadi sistem tarafından teminat altına alınır ve böylece işsizlik ve “ölü mevsim” ortadan kalkmış olur.

Tüm toplumun faydası için sınai, zirai, teknik, sanatsal faaliyetlerde ve hizmet sektöründe gerçekleştirilen ücretlendirilmemiş, gönüllü çalışmaya, halkımızın komünist bilincinin oluşumunda önemli bir rol atfedilir.

Her işçi işinde kendine düşen görevleri bağlılıkla yerine getirmekle yükümlüdür.

MADDE 46. Tüm çalışanlar sekiz saatlik işgünü, haftalık tatiller ve yıllık ücretli izinler tarafından teminat altına alınmış olan dinlenme hakkına sahiptir. Devlet, tatil planlarının ve tesislerinin geliştirilmesine destek olur.

MADDE 47. Devlet, yaş, hastalık ya da sakatlık sebebiyle çalışamaz durumda olan her işçiye Sosyal Güvenlik Sistemi eliyle yeterli koruma sağlamakla yükümlüdür.

İşçinin ölümü halinde bu koruma aileyi kapsayacak şekilde genişletilecektir.

MADDE 48. Devlet, sosyal yardımlar eliyle yeterli mali kaynağı olmayan ya da kendileriyle ilgilenecek’ ya da bakacak kimsesi olmayan yaşlı vatandaşları ve çalışamaz durumda olup kendisine yardım edecek akrabası bulunmayanları koruma altına alır.

MADDE 49. Devlet, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesine yönelik yeterli önlemleri almak yoluyla çalışma sırasında korunma, güvenlik ve hijyen hakkını teminat altına alır.

İş kazasına uğrayan ya da meslek hastalığından muzdarip herkes tedavi için sağlık hizmeti alma veya geçici ya da kalıcı iş yapamazlık durumlarında emekli olma hakkına sahiptir.

MADDE 50. Herkes tıbbi koruma ve bakım hakkına sahiptir. Devlet, bu hakkı;

Kırsal tıbbi servisler, sağlık hizmeti ağları, poliklinikler, hastaneler, koruyucu ve uzmanlaşmış tedavi merkezlerinin kurulması suretiyle ücretsiz tıbbi bakım ve hastane bakımı sağlayarak,
ücretsiz diş bakımı sağlayarak;

Halka dönük sağlık tanıtım kampanyaları, sağlık eğitimi, düzenli muayeneler, genel aşılama ve salgınların ortaya çıkmasını önleyici diğer tedbirleri alarak temin eder. Nüfusun tamamı tüm bu faaliyetlere ve planlara toplumsal ve kitlesel örgütlenmeler vasıtasıyla iştirak eder.

MADDE 51. Herkes eğitim hakkına sahiptir. Bu hak, ücretsiz ve yaygın okullar, kısmi-yatılı ve yatılı okullar sistemi ve eğitimin bütün düzeylerinde sağlanan her tür burs sayesinde teminat altına alınır. Zira, bütün eğitim araçlarının ücretsiz sağlanması ailelerinin iktisadi durumlarından bağımsız olarak tüm çocuklara ve gençlere yetenekleri, toplumun talepleri ve sosyo-ekonomik kalkınma ihtiyaçları doğrultusunda eğitim alma imkânı sağlar.

Yetişkinlerin de bu hakkı teminat altındadır; erişkin eğitimi ücretsizdir ve ilgili faaliyetler yasa ile düzenlenir; bu hak yetişkin eğitim programları, teknik ve mesleki eğitim, devlet kurumları ve işletmelerinde eğitim kursları ve işçiler için ileri düzeyde kurslar vasıtasıyla hayata geçirilir.

MADDE 52. Herkes beden eğitimi, spor ve eğlenme hakkına sahiptir.

Bu hakkın kullanılması beden eğitimi ve spor dallarının öğretilmesi ve uygulanmasının ulusal eğitim sisteminin müfredatlarında yer alması ve spor ve eğlencenin kitleselleşmesini mümkün kılan halkın hizmetindeki eğitim olanaklarının ve araçların yaygın niteliği aracılığıyla sağlanır.

MADDE 53. Vatandaşlar, sosyalist toplumun hedefleri ile uyumlu olarak ifade ve basın özgürlüğüne sahiptir. Bu hakkın hayata geçirilmesi için gerekli maddi koşullar basın, radyo, televizyon, sinema ve diğer kitle iletişim araçlarının kamu mülkiyeti ya da toplumsal mülkiyet altında olması ve asla özel mülk olamaması ile sağlanır. Bu koşullar söz konusu hakların emekçi halkın kullanımına açık olmasını ve toplumun çıkarlarına hizmet etmesini sağlar.

Bu özgürlüklerin hayata geçme biçimi yasa tarafından düzenlenir.

MADDE 54. Toplanma, gösteri yapma ve örgütlenme özgürlükleri hem kafa hem kol işçileri, köylüler, kadınlar, öğrenciler ve emekçi halkın diğer kesimleri tarafından kullanılır ve bunun için gerekli araçlar sağlanır. Toplumsal ve kitlesel örgütlenmeler, üyelerinin sınırlandırılmamış inisiyatif geliştirme ve eleştiri hakkı temeline yaslanan düşünce ve ifade özgürlüğünü tam anlamıyla kullanacakları faaliyetler için gerekli olanaklara sahip olurlar.

MADDE 55. Din ve vicdan özgürlüğünü tanıyan, bu özgürlüğe saygı duyan ve bu özgürlüğü güvence altına alan devlet, aynı zamanda her bir yurttaşın din değiştirme ya da dini inanca sahip olmama ve yasalar çerçevesinde dini inançlarını beyan etmeme özgürlüğünü tanır, bu özgürlüğe saygıyla yaklaşır ve bu özgürlüğü güvence altına alır.
Devletin dini kurumlar ile ilişkileri yasa tarafından düzenlenir.

MADDE 56. Ev, dokunulmazdır. Hiç kimse, yasayla öngörülen haller dışında, bir başkasının evine o kişinin rızası olmadan giremez.

MADDE 57. Mektup, dokunulmazdır. Mektuba el konulması, açılması ve incelenmesi yalnızca yasal zorunluluklar durumunda mümkündür. Mahremiyet, incelemeye mahal veren durumlar dışında korunur. Aynı ilke, telgraf ve telefon haberleşmesi için de geçerlidir.

MADDE 58. Ülkede yaşayan herkes için özgürlük ve bireysel dokunulmazlık sağlanır.

Hiç kimse, yasayla öngörülen haller dışında; yasayla öngörülen usuller tatbik edilmeden ve güvenceler verilmeden tutuklanamaz.

Tutuklu ya da hükümlülerin kişisel bütünlükleri dokunulmazdır.

MADDE 59. Hiç kimse, suçtan önce yürürlükte olan yasaların yetki verdiği yetkili mahkemelerin dışında ve yasaların öngördüğü usuller ve teminatlar olmaksızın yargılanamaz ve mahkûm edilemez.

Suçlamaya maruz kalan herkes savunma hakkına sahiptir.

İnsanlara tanıklık etmeye zorlamak amacıyla hiçbir zor ya da baskı uygulanamaz.

Yukarıdaki ilkeyi ihlal eder biçimde alınan tüm ifadeler hükümsüzdür ve bu ihlalin sorumluları yasada belirtildiği biçimde cezalandırılacaktır.

MADDE 60. Mülke el konulması yalnızca yasayla belirtilen durumlarda ve biçimlerde bir ceza olarak uygulanır.

MADDE 61. Suçlanan ya da hüküm giymiş kişilerin lehine olduğu durumlarda ceza yasası geriye dönük işletilir. Toplumsal çıkarlar ya da kamu yararı aksini gerektirmedikçe diğer yasalar geriye doğru işletilemez.

MADDE 62. Vatandaşlara tanınan özgürlüklerin hiçbiri Anayasa ve yasaların hükümlerine ya da sosyalist devletin varlık ve amaçlarına ya da Küba halkının sosyalizm ve komünizmi inşa etme kararına aykırı biçimde hayata geçirilemez. Bu ilkenin ihlali yasa tarafından cezalandırılabilir.

MADDE 63. Her vatandaş yasalar uyarınca şikâyette bulunma ve yetkililere dilekçe gönderme ve makul bir süre içinde uygun bir yanıt alma ya da ilgilenilme hakkına sahiptir.

MADDE 64. Her vatandaş kamu ya da toplumsal mülkiyeti korumak, iş disiplinini gözetmek, başkalarının haklarına saygı göstermek, sosyalist yaşamın standartlarını gözetmek ve vatandaşlık ve toplumsal görevlerini yerine getirmekle yükümlüdür.

MADDE 65. Sosyalist anavatanın savunulması en büyük onur ve her Kübalı vatandaşın en yüce görevidir.
Kübalıların yapmak zorunda oldukları askerlik hizmeti yasa tarafından düzenlenir.
Bir kimsenin ülkesine karşı işlediği vatana ihanet suçu en büyük suçtur; bu suçu işleyenler en ağır biçimde cezalandırılır.

MADDE 66. Anayasa’nın ve yasaların harfiyen uygulanması herkesin en hayati yükümlülüğüdür.

SEKİZİNCİ BÖLÜM
OLAĞANÜSTÜ HAL

MADDE 67. Bir doğal felaket, afet ya da niteliği, büyüklüğü ya da önemi itibariyle kamu düzenini, ülkenin güvenliğini ya da devletin istikrarını etkileyen başka herhangi bir olayın çok yakın ya da yaşanmakta olduğu durumlarda, Devlet Konseyi Başkanı tüm ulusal sınırlar dâhilinde ya da onun bir parçasında olağanüstü hal ilan edebilir ve olağanüstü hal sırasında halka seferberlik çağrısında bulunabilir.

Olağanüstü halin ilanı, kapsamı ve sona erdirilmesi usulleri yasa tarafından düzenlenir. Anayasa tarafından tanınan temel hak ve yükümlülüklerin olağanüstü halin yürürlükte olduğu sırada farklı uygulama biçimleri yine yasa tarafından belirlenir.

DOKUZUNCU BÖLÜM
DEVLET KURUMLARININ ÖRGÜTLENME İLKELERİ VE İŞLEYİŞİ

MADDE 68. Devlet kurumları, faaliyetlerini aşağıdaki düzenlemelerde belirtilen sosyalist demokrasi ilkeleri temelinde sürdürmek üzere kurulmuşlardır:
a) devlet iktidarının tüm üyeleri ya da temsilci organları seçilirler ve geri çağırma ilkesine tabidirler;
b) kitleler devlet kurumlan, vekilleri, temsilcileri ve memurlarının faaliyetlerini denetler;
c) seçilmişler icraatlarının hesabını vermek zorundadırlar ve her an geri çağırtabilirler;
d) her devlet organı uzun-vadeli biçimde, yetkisi dâhilinde yerel düzeyde var olan kaynak ve olanakları değerlendirmek ve kitlesel ve toplumsal örgütlenmeleri faaliyetlerine dâhil etmek amacıyla inisiyatifler geliştirir;
e) üst düzey devlet organlarının kararları daha alt kademedekiler için bağlayıcıdır;
f) alt düzeydeki devlet organları üst düzeydekilere karşı sorumludur ve icraatlarının hesabını bu mercilere vermek zorundadırlar.
g) tartışma, her biri eşit hakka sahip üyelerin oluşturduğu heyetlerle idare edilen devlet organlarında tartışma, eleştiri ve özeleştiri özgürlüğü ile azınlığın çoğunluğa tabiyeti ilkeleri geçerlidir.

ONUNCU BÖLÜM
HALK İKTİDARININ YÜKSEK ORGANLARI

MADDE 69. Halk iktidarı Ulusal Meclisi devlet iktidarının en üst organıdır ve tüm halkın egemen iradesini temsil ve ifade eder.

MADDE 70. Halk İktidarı Ulusal Meclisi Cumhuriyet’in anayasayı değiştirme ve yasama yetkisi ile donatılmış tek organdır.

MADDE 71. Halk iktidarı Ulusal Meclisi serbest, doğrudan ve gizli oyla nispi oy esasına ve yasada belirtilen usule göre seçilen milletvekillerinden oluşur.

MADDE 72. Halk iktidarı Ulusal Meclisi beş yıllık bir dönem için seçilir.
Bu dönem sadece savaş hali ya da seçimlerin normal seyrinde yapılmasını engelleyecek istisnai durumlarda Meclis’in bir kararnamesiyle ve bu şartlar geçerli iken uzatılabilir.

MADDE 73. Halk İktidarı Ulusal Meclisi, yeni bir yasama döneminin ilk toplantısında, milletvekilleri arasından meclis başkanını, başkan yardımcısını ve sekreteri seçer. Meclis’in nasıl kurulacağı ve bu seçimin nasıl yapılacağına ilişkin usul ve yöntemler yasa tarafından belirlenir.

MADDE 74. Halk İktidarı Ulusal Meclisi, milletvekilleri arasından bir başkan, bir başkan yardımcısı, bir sekreter ve 23 diğer üyeden oluşan Devlet Konseyi’ni seçer.

Devlet Konseyi’nin başkanı, aynı zamanda, devletin ve hükümetin de başıdır.

Devlet Konseyi icraatlarından ötürü Halk İktidarı Ulusal Meclisi’ne karşı sorumludur ve Meclis’e tüm icraatlarının hesabını verir.

MADDE 75. Halk İktidarı Ulusal Meclisi şu yetkililerle donatılmıştır:

a) MADDE 137’ye göre Anayasa’da yapılacak reformlara karar vermek;
b) gündemdeki yasanın niteliklerinden ‘ ötürü gerekli görüldüğü durumlarda halka danışmak suretiyle yasaları onamak, değiştirmek ve feshetmek;
c) yasaların, yasa hükmünde kararnamelerin, kararnamelerin ve diğer tüm yasal hükümlerinin anayasaya uygunluğuna karar vermek;
d) Devlet Konseyi tarafından çıkarılan kanun hükmünde kararnameleri tümden ya da kısmen yürürlükten kaldırmak;
e) ekonomik ve toplumsal kalkınma için ulusal planları görüşmek ve onamak;
f) devlet bütçesini görüşmek ve onamak;
g) ulusal ekonominin yönetimi ve planlama sisteminin ilkelerini onaylamak;
h)   para ve kredi sistemini onamak;
i)    dış ve iç politikanın ana hatlarını onaylamak;
j) askeri saldırı durumunda savaş hali ilan etmek ve barış antlaşmalarını onaylamak;
k) MADDE 102’ye uyumlu bir biçimde ülkenin siyasi-idari bölümlenişini belirlemek ve değiştirmek;
I) Ulusal Meclis’in başkan, başkan yardımcısı ve sekreterini seçmek;
m) Devlet Konseyi’nin başkanını, birinci başkan yardımcısını, diğer başkan yardımcılarını, sekreterini ve Devlet Konseyi’nin diğer üyelerini seçmek;
n) Devlet Konseyi başkanının inisiyatifindeki Bakanlar Konseyi’nin birinci başkan yardımcısını, başkan yardımcılarını ve diğer üyelerini onaylamak;
o) Yüksek Halk Mahkemesi’nin başkanını, başkan yardımcılarını ve diğer yargıçlarını seçmek;
p) Cumhuriyet’in başsavcısını ve başsavcı yardımcılarını seçmek;
q)   daimi ya da geçici komisyonlar atamak;
r) kendisi tarafından atanmış ya da seçilmiş kişilerin seçimlerini ya da atamalarını iptal etmek;
s) devlet ve hükümet organları üzerinde en üst düzeyde denetleme yapmak;
t) Devlet Konseyi, Bakanlar Konseyi, Yüksek Halk Mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığı ve Halk İktidarı Eyalet Meclisleri tarafından sunulan hesapların tasdik edilmesi hakkındaki raporlar ile ilgili bilgi almak, incelemek ve kararlar vermek;
u) Anayasa’ya ya da yasalara aykırı olduğu tespit edilen Devlet Konseyi kararları ya da kanun hükmünde kararnameleri ile Bakanlar Konseyi kararname ve kararlarını iptal etmek;
v) Halk İktidarı’nın yerel organlarının Anayasa’yı, yasaları, kanun hükmünde kararnameleri, kararnameleri ve daha üst düzey bir organ tarafından alınmış diğer kararları çiğneyen ya da diğer yerelliklerin ya da ulusun genel çıkarlarına zarar veren karar ve hükümlerini iptal etmek ya da değiştirmek;
w) genel af ilan etmek;
x) Anayasa’da öngörülen durumlarda ve Meclis’in uygun gördüğü hallerde referandum yapılması İçin çağrıda bulunmak;
y)    Meclis’in kural ve tüzüklerini belirlemek;
z)   Bu Anayasa tarafından verilen tüm diğer yetkiler.

MADDE 76. Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin Anayasa’da yapılacak reformlarla ilgili olanlar dışındaki tüm yasa ve kararları basit çoğunluk oyuyla kabul edilir.

MADDE 77. Halk iktidarı Ulusal Meclisi’nce onaylanan tüm yasalar, bu yasalarda belirtilen tarihte yürürlüğe girer.
Yasalar, kanun hükmünde kararnameler, kararnameler ve ulusal devlet organlarının kararları, düzenlemeleri ve diğer genel hükümler Cumhuriyet Resmi Gazetesi’nde yayımlanır.

MADDE 78. Halk İktidarı Ulusal Meclisi yılda iki olağan oturum ve üyelerin üçte birinin talebi ya da Devlet Konseyi’nin çağrısı üzerine bir özel oturum düzenler.

MADDE 79. Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin oturumu için vekillerin yarıdan fazlasının mevcut olması gereklidir.

MADDE 80. Halk iktidarı Ulusal Meclisi’nin tüm oturumları, Meclis’in devlet çıkarları gereğince kapalı oturum kararı alması dışında, halka açıktır.

MADDE 81. Halk İktidarı Ulusal Meclisi Başkanı şu yetkilerle donatılmıştır:
a) Ulusal Meclis oturumlarına başkanlık etmek ve oturumlarda gerekli düzenlemelerin işlemesini sağlamak;
b) Ulusal Meclisi olağan oturumlar için toplanmaya çağırmak;
c) Ulusal Meclis’in oturumlarının taslak gündemini önermek;
d) Ulusal Meclis’in onayladığı yasa ve kararların Cumhuriyet Resmi Gazetesi’nde yayımlanması için imza ve talimat vermek;
e) Ulusal Meclis’in uluslararası ilişkilerini düzenlemek;
f) Ulusal Meclis tarafından atanmış daimi ya da geçici komisyonların çalışmalarını düzenlemek ve idare etmek;
g)   Devlet Konseyi toplantılarına katılmak;
h)   Anayasa ya da Halk iktidarı Ulusal Meclisi tarafından kendisine verilmiş tüm diğer yetkileri kullanmak.

MADDE 82. Milletvekilliği mevkii, hiçbir kişisel ayrıcalığa ya da ekonomik çıkara yol açmaz.

Milletvekilleri faaliyette bulundukları dönem boyunca, çalıştıkları yerlerdeki maaşlarının aynısını almaya devam ederler ve her anlamıyla işleri ile ilişkilerini korurlar.

MADDE 83. Yüz kızartıcı suçlar haricinde, Meclis’in ya da -Meclis’in oturumda bulunmadığı durumlarda- Devlet Konseyi’nin onayı olmaksızın hiçbir Halk İktidarı Ulusal Meclisi milletvekili tutuklanamaz ya da yargılanamaz.

MADDE 84. Görevlerini halkın çıkarları doğrultusunda yerine getirmek, seçmenleri ile teması sürdürmek, seçmenlerin sorunlarını, önerilerini ve eleştirilerini dinlemek ve onlara devlet politikasını açıklamak Halk İktidarı Ulusal Meclisi milletvekillerinin görevidir. Ayrıca, yasada belirtildiği üzere, milletvekilleri seçmenlerine faaliyetlerinin hesabını verecektir.

MADDE 85. Halk İktidarı Ulusal Meclisi milletvekillerinin vekalet yetkileri kanunda belirtilen yollarla ve nedenlerle iptal edilebilir.

MADDE 86. Halk İktidarı Ulusal Meclisi Milletvekilleri, Devlet Konseyi’ne, Bakanlar Konseyi’ne ya da bu konseylerin üyelerine soru yöneltme ve sorularına aynı oturum sürecinde ya da müteakip oturumda yanıt alma hakkına sahiptir.

MADDE 87. Milletvekillerinin görevlerini yerine getirmeleri sürecinde tüm devlet organları ve işletmeleri milletvekilleriyle tam bir işbirliği göstermekle yükümlüdür.

MADDE 88. Yasa teklif etmek aşağıdakilerin sorumluluğudur:

a)   Halk iktidarı Ulusal Meclisi milletvekilleri;
b)   Devlet Konseyi;
c) Bakanlar Konseyi;
d) Halk iktidarı Ulusal Meclisi komisyonları;
e) Küba Sendikaları Merkezi örgütü ve diğer toplumsal ve kitlesel örgütlerin ulusal yönetimleri;
f) Yargı yönetimiyle ilgili hususlarda Yüksek Halk Mahkemesi;
g) Yargılama yetkisiyle ilgili hususlarda Cumhuriyet Başsavcılığı;
h) Vatandaşlar. Bu durumda, taslağın seçme yeterliliğine sahip en az 10 bin vatandaş tarafından sunulması zorunlu bir ön koşuldur.

MADDE 89. Devlet Konseyi, Halk iktidarı Ulusal Meclisi’nin oturumları arasındaki dönemde onu temsil eden organıdır; kararları yürürlüğe koyar ve Anayasa tarafından verilen diğer yükümlülüklere riayet eder.

Devlet Konseyi üyelerinin her biri eşit haklara sahip bir heyettir ve hem ulusal hem de uluslararası amaçlar için Küba Devleti’nin en üst düzey temsilcisidir.

MADDE 90. Devlet Konseyi şu yetkilerle donatılmıştır:

a) Halk İktidarı Ulusal Meclisi’ni özel oturumlara çağırmak;
b) Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin dönemsel yenilenmesi için seçim gününü belirlemek;
c) Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin iki oturumu arasında kanun hükmünde kararnameler çıkarmak;
d) gerektiğinde yürürlükteki yasalar hakkında genel ve zorunlu içtihatta bulunmak;
e) yasama inisiyatifini icra etmek;
f) Halk İktidarı Ulusal Meclisi tarafından ilan edilen referandumların yapılması için gerekli tüm düzenlemeleri yapmak;
g) Meclisin oturumlarına ara verdiği dönemlerde, güvenlik ve aciliyet sebebiyle toplantıya çağırılma olanağı olmadığı durumlarda -Anayasa tarafından Halk iktidarı Ulusal Meclisi’ne verilen görevler olan- ülke savunması gerektirdiği zamanlarda genel seferberlik ilan etmek ve bir saldırı durumunda savaş ilan etme yetkisini üstlenmek ya da barış anlaşmalarını onaylamak;
h) Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin iki oturumu arası dönemde, başkanının inisiyatifiyle Bakanlar Konseyi’nin üyelerini değiştirmek;
i) Yüksek Halk Mahkemesi Yönetim Konseyi aracılığıyla mahkemelere yönelik genel yönergeler yayınlamak;
j)    Cumhuriyet Başsavcılığına yönelik yönergeler yayınlamak;
k) Başkanı’nın inisiyatifiyle, Küba’nın diğer devletlerdeki diplomatik temsilcilerini atamak ve geri çağırmak;
I)    nişan ve onur unvanları vermek;
m) komisyonları tayin etmek;
n)   af kararları vermek;
o) uluslararası anlaşmaları onaylamak ya da geçersiz ilan etmek;
p) diğer devletlerin diplomatik temsilcilerini tanımak ya da reddetmek;
q) Bakanlar Konseyi’nin verdiği hükümlerin ve Halk iktidarı Yerel Meclisleri’nin aldığı kararlar ve verdiği hükümlerin Anayasa’ya ya da yasalara aykırı olmaları, ya da ülkenin genel çıkarları ile çelişmeleri durumunda bu karar ve hükümleri iptal etmek’ ve bu işleme ilişkin Halk iktidarı Ulusal Meclisi’ni işlemin yapıldığı tarihten sonraki ilk toplantısında bilgilendirmek;
r)    Halk İktidarı’nın yerel organlarının aldığı kararların ve kararnamelere, kararnamelere ve daha üst organlarca verilen diğer kararlara aykırı olmaları ya da diğer yerelliklerin ya da ulusun genelinin çıkarlarına zararlı oldukları durumlarda bu kararlan iptal etmek;
s)   kendi kural ve düzenlemelerini onaylamak;
t) Devlet Konseyi ayrıca Anayasa ve yasalarca verilen ya da Halk iktidarı Ulusal Meclisi’nce tanınmış diğer tüm yetkilerle donatılmıştır.

MADDE 91. Devlet Konseyi’nin bütün kararları üyelerinin basit çoğunluğu ile alınır.

MADDE 92. Halk İktidarı Ulusal Meclisi tarafından Devlet Konseyi’ne verilen yetki, dönemsel yenilenmeden dolayı seçilen yeni Devlet Konseyi iktidarı aldığında sona erer.

MADDE 93. Devlet Konseyi’nin başkanı, hükümetin de başkanıdır ve aşağıdaki yetkilere sahiptir:

a) devleti ve hükümeti temsil etmek ve genel politikalarını yürütmek;
b) Devlet Konseyi ve Bakanlar Konseyi’nin çalışmalarını yürütmek, düzenlemek, oturum toplamak için çağrı yapmak ve oturumlarına başkanlık etmek;
c) bakanlıkların ve diğer merkezi idare kurumlarının çalışmalarını denetlemek ve onlara kılavuzluk etmek;
d) herhangi bir bakanlığın ya da merkezi idare kurumunun liderliğini üstlenmek;
e) Halk İktidarı Ulusal Meclisi tarafından seçildikten sonra, Meclis’e Bakanlar Konseyi üyelerini önermek;
f) Bakanlar Konseyi üyelerinin istifalarını kabul etmek ya da Halk İktidarı Ulusal Meclisi’ne veya Devlet Konseyi’ne bu üyelerden birinin değiştirilmesini önermek, ve her iki durumda da mevcudun yerini alacak kişiyi önermek;
g) yabancı diplomatik görevlilerin itimatnamelerini kabul etmek. Bu yetki Devlet Konseyi başkan yardımcılarından birine devredilebilir;
h) tüm askeri kurumların en üst komutasını yürütmek ve silahlı kuvvetlerin genel örgütlenmesini belirlemek;
i)    Ulusal Güvenlik Konseyi’ne başkanlık etmek;
j) bu Anayasa’da belirtilen durumlarda olağanüstü hal ilan etmek, koşullar izin verir vermez Halk iktidarı Ulusal Meclisi’ne, eğer Meclis toplanamıyorsa yasa uyarınca Devlet Konseyi’ne kararını bildirmek;
k) Devlet Konseyi’nin kanun hükmünde kararname ve diğer kararları ile Bakanlar Konseyi’ ya da onun Yürütme Komitesi’nce kabul edilmiş yasal hükümlerini imzalamak ve bunların Cumhuriyet Resmi Gazetesi’nde yayınlanmasını sağlamak;
I) Anayasa ya da yasaların verdiği tüm diğer görevleri üstlenmek.

MADDE 94. Devlet Konseyi Başkanı’nın yokluğu, hastalığı veya ölümü durumunda, birinci yardımcısı başkanın görevlerini üstlenir.

MADDE 95. Bakanlar Konseyi, en üst yürütme ve idare organı olup Cumhuriyet’in hükümetini oluşturur.
Bakanlar Konseyi’ni oluşturan bakanlıkların ve merkezi kurumların sayısı, adlandırılması ve işlevleri yasa ile belirlenir.

MADDE 96. Bakanlar Konseyi, devletin ve hükümetin başı olan başkan, birinci yardımcı, başkan yardımcıları, bakanlar, müsteşar ve yasanın belirlediği diğer üyelerden oluşur
.
MADDE 97. Başkan, birinci başkan yardımcısı, başkan yardımcıları ve başkanın belirlediği diğer Bakanlar Konseyi üyeleri Yürütme Komitesi’ni oluşturur.

Bakanlar Konseyi toplantıları arasındaki dönemlerde Yürütme Komitesi, Bakanlar Konseyi’nin yetkisindeki konularda kararlar alabilir.

MADDE 98. Bakanlar Konseyi aşağıdaki yetkilere sahiptir:

a) politika, ekonomi, kültür, toplum ve savunma alanlarında Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin belirlediği çalışmaları örgütlemek ve yürütmek;
b) sosyo-ekonomik kalkınma için Halk İktidarı Ulusal Meclisi’ne taslak planlar önermek ve kabul edilmeleri durumunda uygulanmalarını örgütlemek, yürütmek ve yönetmek;
c) Cumhuriyet’in dış politikasını ve diğer hükümetlerle ilişkilerini yürütmek;
d) uluslararası anlaşmaları kabul etmek ve Devlet Konseyi’nin onayına sunmak;
e) dış ticareti yönetmek ve denetlemek;
f) devlet bütçesinin taslağını oluşturmak ve Halk İktidarı Ulusal Medisi’nce onaylandıktan sonra uygulanmasını sağlamak;
g) para ve kredi sistemini güçlendirecek tedbirler almak;
h) kanun teklifleri oluşturmak ve Halk iktidarı Ulusal Meclisi veya Devlet Konseyi’nin değerlendirmesine sunmak;
i) doğal afet durumlarında, ulusal savunma, ülke içi düzenin ve güvenliğin sağlanması, vatandaşların haklarının korunması, can ve mal varlıklarının korunması konularını gözetmek;
j) devletin idaresini yürütmek ve merkezi ve yerel yönetim kurumlarının etkinliklerini birleştirmek, eşgüdümünü sağlamak ve yönlendirmek;
k) Halk iktidarı Ulusal Meclisi’nin yasa ve kararları ile Devlet Konseyi’nin kanun hükmünde kararname ve hükümlerini uygulamak ve gerekli olduğu durumlarda bunlar için gerekli yönetmelikleri çıkarmak;
1) yürürlükteki yasalar temelinde ve onlara uygun olarak kararname ve kararlar çıkarmak ve uygulanmalarını yönetmek;
m) Halk İktidarı Eyalet veya Belediye Meclisleri’ne bağlı idarelerce alınan ya da merkezi devlet idarelerince kendilerine devredilen yetkiyle onaylanan kararların daha üst seviyedeki bir kurumca yayımlanan ve yerine getirilmesi zorunlu olan yönergelere aykırılığı durumlarında, bu kararları iptal etmek;
n) Halk iktidarı Eyalet ve Belediye Meclisleri’ne kendilerine bağlı eyalet ve belediye yönetimlerinin kendilerine has çalışmaları sırasında kabul ettikleri hükümlerin merkezi idare kurumlarının kendi işlevleriyle ilgili yönergeleriyle uyuşmazlık göstermesi durumunda, bu hükümlerin iptal edilmesini önermek;
o) merkezi yönetimin başkanları tarafından verilmiş hükümlerin daha üst seviyedeki ve yerine getirilmesi zorunlu yönergelere aykırılığı durumlarında, bu hükümleri iptal etmek;
p) Halk İktidarı’nın yerel meclisleri tarafından kabul edilen karar ve hükümlerin yürürlükteki yasaları ve diğer hükümleri ihlal etmeleri veya başka toplulukların veya ulusun çıkarlarına zarar vermeleri durumunda, Halk İktidarı Ulusal Meclisi’ne ya da Devlet Konseyi’ne bu karar ve hükümlerin iptalini önermek;
q) görevleri arasında yer alan çalışmaları yerine getirmeleri için komisyonlar oluşturmak;
r) yasanın tanıdığı yetkilerle memurlar atamak ve görevden almak;
s) Halk iktidarı Ulusal Meclisi’nin ya da Devlet Konseyi’nin verdiği görevleri üstlenmek.
Bakanlar Konseyi’nin örgütlenmesi ve işleyişi yasalarca düzenlenir.

MADDE 99. Bakanlar Konseyi Halk iktidarı Ulusal Meclisi’ne karşı sorumludur ve dönemsel olarak sorumlulukları hakkında hesap verir.

MADDE 100. Bakanlar Konseyi üyeleri aşağıdaki yetkilere sahiptir:
a) kendisine bağlı bakanlık ya da kurumun işlerini ve görevlerini yerine getirmek, gerekli kararları almak ve hükümleri vermek;
b) başka bir devlet organının hususi görevi olmayan durumlarda, ilgili yasa ve kanun hükmünde kararnamelerin uygulanmasına dönük yönetmelikleri çıkarmak;
c) Bakanlar Konseyi toplantılarına konuşma ve oy hakkı ile katılmak ve Konsey’e, yasa tasarısı, kanun hükmünde kararname, kararname, karar ya da uygun göreceği diğer bir öneriyi sunmak;
d) yasa uyarınca, ilgili memurları atamak;
e) Bakanlar Konseyi üyeleri ayrıca, Anayasa’nın ve yasaların tanıdığı diğer yetkilere sahiptir.

MADDE 101. Ulusal Savunma Konseyi, ülkeye savaş durumunda, savaş sırasında, seferberlik dönemlerinde ya da acil durumlarda önderlik etmek üzere, barış zamanında oluşturulur ve hazırlanır. Örgütlenmesi ve etkinlikleri yasa ile düzenlenir.

ONBİRİNCİ BÖLÜM
SİYASİ – İDARİ BÖLÜMLENME

MADDE 102. Siyasi-idari amaçlarla, ülke eyalet ve belediyelere ayrılmıştır; bunların sayıları, sınırları ve adları yasa ile belirlenir.

Yasa ayrıca başka bölümlerde oluşturabilir.

Eyalet, tüm yasal etkileriyle tüzel kişiliğe sahip bir yerel topluluktur. Siyasi olarak merkezi ve yerel yönetimler arasında bağ oluşturacak biçimde yasa ile oluşturulur, sınırları içerisindeki belediyelere denk düşen toprak parçasını kapsar. Yetkisi dahilindeki devlete ait ve idari sorumluluk ve işlevlerini yerine getirir ve temel görevi kendi sınırları içerisinde ekonomik ve sosyal kalkınmayı geliştirmektir. Bunun için, üst devlet organlarınca oluşturulmuş politika, plan ve programların yerine getirilmesinin, belediyelerin desteğini alarak ve çıkarlarını gözeterek, eşgüdümünü sağlar ve denetler.

Belediye, tüm yasal etkileriyle tüzel kişiliğe sahip bir yerel topluluktur. Sahip olduğu nüfusun gerektirdiği ekonomik ve sosyal ilişkileri kapsayacak yüzey alanına ve asgari yerel gereksinimleri karşılayacak kapasiteye sahip olacak biçimde yasa ile siyasi olarak örgütlenmiştir.

Eyalet ve belediyeler, kendi işlevlerini yerine getirmenin yanı sıra, devletin amaçlarının gerçekleştirilmesine de katkıda bulunurlar.

ONİKİNCİ BÖLÜM
HALK İKTİDARININ YEREL ORGANLARI

MADDE 103. Ülkenin ayrıldığı siyasi-idari bölümlerde kurulu bulunan Halk İktidarı Meclisleri, devlet iktidarının en üst seviyedeki yerel örgütleridir. Bu nedenle bu kurumlar, ilgili sınırlar içerisindeki devlet işlevlerini yerine getirmek üzere en üst düzeyde yetkiye sahiptir. Buna göre, Halk İktidarı’nın yerel organları kendi yetki alanları içinde ve kanun kapsamında hükümet ederler.

Halk İktidarı’nın yerel organları, kanun tarafından öngörüldüğü üzere, bölgesinde bulunup kendisine tabi olmayan birimlerin faaliyetlerinin geliştirilmesine ve planlarının yerine getirilmesine de yardımcı olur.

Bu Meclisler tarafından kurulan yerel idareler, her birinin sınırları içerisinde ve yetki alanındaki kolektifin ekonomik ihtiyaçları ve sağlık, destek, eğitim, kültür, spor ve dinlence hizmetleri gereksinimlerini karşılamak amacıyla kurulan, yerel olarak kendilerine bağlı bulunan iktisadi varlıklar ile üretim ve hizmet kuruluşlarını yönetir.

Halk İktidarı’nın yerel meclisleri işlevlerini yerine getirmek için Halk Konseyleri’nden ve halkın inisiyatifi ve geniş katılımından destek alır ve toplumsal ve kitlesel örgütlerle yakın bir işbirliği içerisinde hareket eder.

MADDE 104. Halk Konseyleri şehirlerde, kasabalarda, mahallelerde ve kırsal alanlarda kurulur;

Konseyler işlevlerini yerine getirmek üzere en üst düzeyde yetkiye sahiptir; işlevlerini yerine getirdikleri sınırları ve Halk İktidarı’nın yerel, eyalet ve ulusal kurumlarını da temsil ederler.

I İnik Konseyleri, halkın ve yerel inisiyatiflerin kendi sorunlarının çözümüne en geniş anlamda katılımını teşvik ederek, üretim ve hizmet faaliyetlerinin geliştirilmesinde etkinliği saklamak ve halkın iktisadi ihtiyaçlarını ve sağlık, eğitim, kültür ve toplumsal faaliyetlerle ilgili gereksinimlerini karşılamak üzere faal bir biçimde çalışır.

Konseyler faaliyet alanlarında bulunan işletmelerin çalışmalarının eşgüdümünü sağlar; bu işletmeler arasında işbirliğini teşvik eder ve faaliyetlerini denetler.

Halk Konseyleri, mahallelerde seçilen delegelerden oluşur ve başkanlarını kendi aralarından seçmek zorundadırlar. Kitle örgütlerinin ve söz konusu bölgede bulunan en önemli kurumların temsilcileri de Konseylerde yer alabilir.

Halk Konseyleri’nin örgütlenişi ve işlevleri yasayla düzenlenir.

MADDE 105. Halk İktidarı Eyalet Meclisleri, kendi sınırları içerisinde aşağıdaki yetkilere sahiptir:

a) yasalara ve devletin daha üst organları tarafından kabul edilen diğer düzenlemelere uymak ve bunların icrasına yardımcı olmak;
b) yetkili ulusal kurumlar tarafından kabul edilen politikalar uyarınca eyaletin gelir ve harcama bütçe ve planını onaylamak ve bunların gerçekleştirilmesini denetlemek;
c) Eyalet Meclisi’nin başkan ve başkan yardımcısını seçmek veya geri çağırmak;

d) Eyalet Meclisi sekreterini tayin etmek veya değiştirmek;
e) yasa tarafından öngörüldüğü üzere, kendi bölgesinde bulunan başka organlara bağlı kuruluşlara karşılık gelen devlet bütçesinin ve teknik-iktisadi planın hazırlanmasına ve idaresine katılmak;
f) çalışma komisyonları vasıtasıyla eyalet idaresi örgütünün faaliyetlerini denetlemek ve idare etmek;
g) Başkan’ın önerisiyle eyalet idaresi örgütünün üyelerini tayin etmek veya değiştirmek;
h) Bakanlar Konseyi’nce belirlenen ilkeler uyarınca, eyalet idaresi örgütüne bağlı olan iktisadi faaliyetleri; üretim ve hizmetler, sağlık, kültür, spor, çevrenin korunması ve dinlence ile ilgili faaliyetleri yürütmekle görevli kuruluşların örgütlenişini, işleyişini ve görevlerini belirlemek;
i) Bölgesinde idari meselelerle ilgili ve merkezi devlet idaresinin ya da belediye örgütlerinin genel yetki alanına girmeyen anlaşmalara dair karar almak;
j) Halk iktidarı Belediye Meclisleri’nin önerisiyle Halk Konseyleri’nin oluşturulmasını ve örgütlenmesini onaylamak;
k) eyalet idaresi kurumları tarafından kabul edilen kendi yetki alanı çerçevesindeki kararlan yürürlükten kaldırmak veya bu kararlar, eyalet idaresi örgütüne merkezi devlet idaresi kurumları tarafından verilen yetkiler uyarınca alınmışsa, kararların yürürlükten kaldırılması için Bakanlar Konseyi’ne öneride bulunmak;
I) Kendisine bağlı idari örgütlerin ve Halk İktidarı Meclisleri’nin sunduğu mali raporları incelemek ve değerlendirmek ve bu raporlarda yer alan uygun kararları benimsemek;
m) çalışma komisyonları oluşturmak veya bunları lağvetmek;
n) üst düzey devlet organları tarafından hazırlanan kadro politikalarının uygulanmasıyla ilgili bütün konularla ilgilenmek;
o) yasallık ilkesini, kamu düzenini ve ülkenin savunma yeteneğini güçlendirmek;
p) Anayasa ve yasalar tarafından belirlenen diğer bütün görevleri yerine getirmek.

MADDE 106. Halk İktidarı Belediye Meclisleri kendi yetki alanlarının Sınırları içerisinde aşağıdaki yetkilere sahiptir;

 a) yasalara ve devletin daha üst organları tarafından kabul edilen diğer düzenlemelere uymak ve bunların icrasına yardımcı olmak;
b) Belediye Meclisi’nin başkanını ve başkan yardımcısını seçmek veya geri çağırmak;
c) Belediye Meclisi’nin sekreterini tayin etmek veya değiştirmek;
d) çalışma komisyonlarının desteğiyle belediyeye bağlı kuruluşları denetlemek ve idare etmek;
e) Kendisine bağlı olan örgüt veya makamların Anayasa’ya, kanunlara, kanun hükmünde kararnamelere, kararnamelere, üst düzey devlet organları tarafından alınan kararlara aykırı olan ya da başka bölgelerde bulunan toplulukların çıkarlarını veya ülkenin genel çıkarlarını etkileyen karar ve tedbirlerini iptal etmek ya da değiştirmek; bu makamlar kendilerine merkezi devlet idaresi tarafından tevdi edilen yetkiler uyarınca hareket ediyorsa, bu karar ya da tedbirlerin iptali için Bakanlar Konseyi’ne öneride bulunmak;
f) Anayasa ve yürürlükteki yasalar çerçevesinde, belediyelerin çıkarlarıyla ilgili anlaşmaları kabul etmek ve tedbirleri yürürlüğe koymak ve bunların uygulanışını denetlemek;
g) Başkan’ın önerisiyle idari kurumların üyelerini tayin etmek veya değiştirmek;
h) Bakanlar Konseyi tarafından belirlenmiş ilkeler uyarınca, idari kurumlara bağlı olarak iktisadi faaliyetlerden, üretim ve hizmet ve sağlık faaliyetlerinden ve yardım, eğitim, kültür, spor, çevre koruma ve dinlence gibi başka faaliyetlerden sorumlu kuruluşların örgütlenişini, işleyişini ve görevlerini belirlemek;
i) Yasalar tarafından öngörüldüğü üzere Halk Konseyleri’nin oluşturulması ve örgütlenmesi için öneride, bulunmak;
j)    çalışma komisyonları oluşturmak ve bunları lağvetmek;
k) merkezi devlet idaresine bağlı yetkili kurumların belediyelerin sosyo-ekonomik plan ve bütçelerine ilişkin hazırladıkları politika doğrultusunda belediyenin sosyo¬ekonomik plan ve bütçesini onaylamak ve yürütülmesini denetlemek;
I) bölgesinde bulunan, kendisine bağlı olmayan kuruluşların -bu kuruluşlar belediyeye bağlı çalışma komisyonlarından ve idari örgütten destek alabileceği için- faaliyetlerini yürütmesine ve üretim ve hizmet planlarını gerçekleştirmesine yardım etmek;
m) İdari kurumların sunduğu mali raporları -incelenmek ve değerlendirmek ve bu raporlarda yer alan uygun kararları benimsemek;
n) üst düzey devlet organları tarafından hazırlanan kadro politikalarının uygulanmasıyla ilgili bütün konularla ilgilenmek;
q) yasalık ilkesini, kamu düzenini ve ülkenin savunma yeteneğini güçlendirmek;
o) Anayasa ve yasalar tarafından belirlenen diğer bütün görevleri yerine getirmek.

MADDE 107. Halk İktidarı Yerel Meclisleri’nin olağan ve özel oturumları, devletle ilgili nedenler veya kişilerin haysiyetiyle ilişkili meselelere atıfta bulunulması dolayısıyla oturumların kapalı yapılmasına karar verilmesi dışında, kamuya açık olarak gerçekleştirilir.

MADDE 108. Halk iktidarı Yerel Meclisleri’nde kabul edilen anlaşmaların geçerli olabilmesi için toplam üye sayısının yarısından fazla üyenin mevcut bulunması gerekir. Anlaşmalar basit çoğunlukla kabul edilir.

MADDE 109. Belirli amaçları yerine getirmek amacıyla, yerel ihtiyaçları karşılamak üzere örgütlenen kurumlar yasalar, kanun hükmünde kararnameler ve kararnamelerle; Bakanlar Konseyi tarafından kabul edilen anlaşmalarla; yetki alanları kapsamında olup genel çıkara dayanan ve ulusal düzeyde düzenlenmesi gereken konulara ilişkin merkezi devlet idaresi kurumlarının başkanlarınca çıkartılan yönetmeliklere ve bağlı oldukları yerel örgütlerce kabul edilen anlaşmalar ile yönetilir.

MADDE 110. Kalıcı çalışma komisyonları, yerelliklerin belirli ihtiyaçlarını karşılamak, Meclis faaliyetlerine yardımcı olmak ve özellikle Meclise bağlı yerel kuruluşları ve kendi bölgelerinde bulunan başka düzeylerde tabiyet içerisinde bulunan kuruluşları denetlemek ve idare etmek üzere Halk İktidarı Eyalet ve Belediye Meclisleri tarafından oluşturulur.
Geçici komisyonlar belirlenen zaman sınırları içerisinde kendilerine tayin edilen belirli görevleri yerine getirir.

MADDE 111. Halk iktidarı Eyalet Meclisleri, delegelerin hizmet süresi olan beş yılda bir yenilenir.
Halk İktidarı Belediye Meclisleri delegelerin hizmet süresi olan iki yılda bir yenilenir.

Söz konusu hizmet süreleri, MADDE 72’de belirtilen durumlarda yalnızca Halk İktidarı Ulusal Meclisi kararıyla uzatılabilir.

MADDE 112. Yerel Meclislere atanan delegelerin görevlerine herhangi bir anda son verilebilir. Göreve son vermenin biçimi, bunu gerektirecek durumlar ve bunun yöntemleri yasalarla belirlenir.

MADDE 113. Delegeler seçmenlerinin emirlerini, toplumun bütününün çıkarlarına uygun olacak şekilde yerine getirir; bu nedenle işlevleriyle olağan sorumluluk ve görevleri arasında eşgüdüm sağlamak zorundadırlar. Bu işlevlerin ne biçimde yerine

MADDE 114. Halk iktidarı Belediye Meclisi delegeleri Anayasa ve yasalar tarafından verilen haklara ve ödevlere sahiptirler ve özellikle;

a) seçmenleri tarafından dile getirilen fikirleri, ihtiyaçları ve sorunları Meclis’e ve yerel idareye taşımak;
b) Meclis’in politikaları ve halkın işaret ettiği sorunları çözmeye yönelik aldığı tedbirler hakkında seçmenlerini bilgilendirmek veya bu sorunların çözülememesinin nedenlerini ana hatlarıyla belirtmek;
c) Faaliyetleri hakkında seçmenlerine düzenli olarak hesap vermek ve istenildiğinde Meclis’e veya bağlı oldukları komisyona kendilerine verilen görevlerin yerine getirilip getirilmediğiyle ilgili bildirimde bulunmakla sorumludurlar.

MADDE 115. Halk İktidarı Eyalet Meclisleri delegeleri eylemlerini kolektifin yararına yürütmekle ve yasayla düzenlenmiş yollara göre kişisel olarak aldıkları tedbirleri rapor etmekle görevlidir.

MADDE 116. Halk İktidarı Eyalet ve Belediye Meclisleri başkanını ve başkan yardımcısını kendi delegeleri arasından seçer.

MADDE 117. Halk iktidarı Eyalet ve Belediye Meclislerinin başkanları aynı zamanda ilgili idari örgütlerin de başkanıdır ve bölgelerinde devleti temsil ederler. Başkanların işlevleri kanunlarla belirlenmiştir.

MADDE 118. Halk İktidarı Eyalet ve Belediye Meclislerini oluşturan idari örgütler üyeleri eşit haklara sahip kurullar olarak çalışır ve içerikleri, bileşimleri, işlevleri ve görevleri yasalar tarafından düzenlenir.

MADDE 119. Eyalet ve Belediye Savunma Konseyleri ve Savunma Bölgesi Konseyleri kendi bölgelerinin işlerini yürütmek üzere barış zamanında kurulur ve örgütlenir; savaş halinde, savaş süresince, genel seferberlik koşullarında veya olağanüstü hallerde genel savunma planı ve ordunun askeri konseyleri temelinde bu koşullara uygun rol ve sorumlulukları yerine getirir. Konseylerin örgütlenişini ve işlevlerini Ulusal Savunum Konseyi kanunlar uyarınca belirler.

ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
MAHKEMELER VE BAŞSAVCILIK

MADDE 120. Adaleti uygulama işlevi halktan doğar ve halk adına Yüksek Halk Mahkemesi ve yasayla tespit edilen diğer mahkemeler tarafından yürütülür.
Yargı faaliyetinin ana amaçları yasayla belirlenir ve mahkemelerin organizasyonu, bu mahkemelerin yargılama yetki ve becerilerinin kapsamı, yetkileri ve bunları uygulama biçimleri, hâkimlerin uyması gereken standartlar, ne şekilde seçilmeleri gerektiği ve görevden alınma veya görevlerine son verme sebep ve yöntemleri yasayla düzenlenir.

MADDE 121. Mahkemeler, tüm diğer sistemlerden işlevsel olarak bağımsız şekilde kurulmuş olan bir kamu kurumları sistemi oluşturur ve yalnızca Halk iktidarı Ulusal Meclisi ile Devlet Konseyi’ne tabidirler.

Yüksek Halk Mahkemesi, en önemli yargı makamıdır ve bu alandaki kararları nihaidir.

Kendi Yönetim Konseyi aracılığıyla yönetmelikler teklifi verebilir ve çıkartabilir; uygulanması tüm mahkemeler için zorunlu olan kararlar alır ve kurallar koyar ve deneyimlerine dayanarak, hukukun yorumlanmasında ve uygulanmasında bir örnek yargı uygulamalarının tesis edilmesi için bağlayıcı talimatlar yayınlar.

MADDE 122. Hâkimler, adaleti uygulama görevlerinde bağımsızdırlar ve yalnızca yasaya itaat etmekle yükümlüdürler.

MADDE 123. Mahkemelerin yargı yetkisi sınırları dâhilinde ilan veya kabul edilen cezalar ile diğer mahkeme kararlarına kamu kurumları, iktisadi kurumlar, toplum kuruluşları ve vatandaşlar tarafından, bunlardan doğrudan etkilenen veya uygulanmasıyla doğrudan ilişkisi bulunmayan fakat tek sorumluluğu bunlara katılmak olanlar tarafından uyulmalı ve hu ceza ve kararlar uygulanmalıdır.

MADDE 124. Adaletin işlemesi için, bütün mahkemeler üyeleri birbirleriyle eşit haklara sahip kurullar halinde görev yaparlar ve profesyonel olan ve olmayan hakimler bu kurullara eşit hak ve ödevlerle katılırlar.

Meslekten olmayan hâkimlere verilen yargı görevleri, taşıdıkları toplumsal önem dolayısıyla söz konusu hâkimlerin asıl mesleki görevlerine göre öncelik taşır.

MADDE 125. Mahkemeler, kanunla tespit edilen biçim ve dönemlerde, yaptıkları işle ilgili hesap verirler.

MADDE 126. Hâkimler yalnızca, onları seçen kurumlar tarafından görevden alınabilirler.

MADDE 127. Cumhuriyet Başsavcılığı, temel amacı itibariyle devlet kurumlarının, iktisadi ve sosyal kurumların ve vatandaşların Anayasa, yasalar ve diğer yasal düzenlemelere katı bir biçimde uymalarını temin ederek ve kamu davalarının açılması ve uygulanması sürecinde devleti temsil ederek yasallığın denetim ve korunması konusunda yetki sahibi olan devlet kurumudur.
Başsavcılığın diğer amaç ve işlevleri ile yetkilerini kullanması sürecinin biçim, süre ve gerekçeleri yasa tarafından belirlenir.

MADDE 128. Cumhuriyet Başsavcılığı, yalnızca Halk İktidarı Ulusal Meclisi ile Devlet Konseyi’ne tabi olan organik bir birim oluşturmaktadır.
Cumhuriyet Başsavcısı talimatlarını doğrudan Devlet Konseyi’nden alır.
Cumhuriyet Başsavcısı, makamınca ülkenin her yanında yürütülen tüm işlerin yönetim ve denetimiyle ilgilenir.
Başsavcılığa bağlı kurumlar ülkenin her yanında dikey bir biçimde örgütlenir. Bunlar yalnızca Cumhuriyet Başsavcılığına bağlıdırlar ve tüm yerel kurumlardan bağımsızdırlar.

MADDE 129. Cumhuriyet Başsavcısı ile yardımcı savcılar Halk İktidarı Ulusal Meclisi tarafından seçilir ve görevden alınırlar.

MADDE 130. Cumhuriyet Başsavcısı yaptığı işle ilgili olarak Halk iktidarı Ulusal Meclisi’ne, yasayla belirlenen biçim ve sıklıkta hesap verir.

Bu durum gerçekleşmediği veya bazı makamlar dolmadığı takdirde izlenecek olan usul yasayla belirlenir.

SEÇİM SİSTEMİ

MADDE 131 – Yasal yeterliliğe sahip tüm vatandaşlar, doğrudan veya Halk İktidarı’nın kurumlarına seçtikleri temsilcileri aracılığıyla devletin liderliğinde yer alma ve bu amaç doğrultusunda ve yasanın emrettiği şekilde düzenli aralıklarla gerçekleştirilen seçimlere ve halk referandumlarına özgür, eşit ve gizli oyla katılma hakkına sahiptir. Her seçmenin yalnızca bir oyu bulunur.

MADDE 132 – Aşağıdakiler dışında, 16 yaşından büyük her Kübalı erkek ve aynı şekilde kadın oy kullanma hakkına sahiptir:

a) zihinsel engelli oldukları mahkemece beyan edilen zihinsel engelliler;
b) suç işlemiş ve bu sebeple oy kullanma hakkını kaybetmiş olanlar.

MADDE 133 – Tüm siyasi haklara sahip olan her Kübalı erkek ve aynı şekilde kadın seçilebilir.

Eğer seçim, Halk İktidarı Ulusal Meclisi’ne milletvekili yollamak amacıyla yapılıyorsa 18 yaşından büyük olmaları gerekir.

MADDE 134 – Devrimci Silahlı Güçler ile ulusun diğer askeri kurumlarının üyelerinin de tıpkı diğer vatandaşlar gibi seçme ve seçilme hakları bulunmaktadır.

MADDE 135 – Eyalet ve Belediye Meclisleri’ni oluşturan delegelerin sayıları ülkenin seçim amaçlı olarak bölündüğü bölgelerin her birinde oturan insanların sayısıyla orantılı şekilde yasayla belirlenir.

Eyalet ve Belediye Meclisleri’nin delegeleri, seçmenler tarafından özgür, doğrudan ve gizli oyla seçilir. Ayrıca, bu delegelerin seçim usulü yasayla düzenlenir.

MADDE 136 Milletvekili veya delegelerin seçilmiş olmaları için, seçim bölgelerinde kullanılan geçerli oyların yarısından fazlasını almış olmaları gerekir.

ONBEŞİNCİ BÖLÜM
ANAYASAL REFORMLAR

MADDE 137 -Birinci Bölümü’nün 3. MADDEsi’nin tesis ettiği geri döndürülemez nitelikteki politik, toplumsal ve ekonomik sistem hakkındaki hükümler ya da yabancı bir gücün saldırısı, tehdidi veya baskısı altında müzakereyi yasaklayan 11. MADDE’nin hükümleri hariç tutulmak koşuluyla, bu Anayasa’nın hükümleri ancak, Halk iktidarı Ulusal Meclisi’nin üyelerinin toplam sayısının en az üçte ikisini oluşturan bir çoğunluk tarafından ve yoklama oylamasıyla kabul edilecek kararlarla tamamen veya kısmen değiştirilebilir. Eğer değişiklik Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nin veya Devlet Konseyi’nin bütünlük ve yetkileriyle veya Anayasa’da yer alan hak ve ödevlerin bütünüyle ilgili ise, Meclis tarafından bu amaçla düzenlenecek olan referandumda oy kullanma hakkı bulunan vatandaşların çoğunluğunun değişikliğe onay vermesi gereklidir.

ÖZEL HÜKÜM

2002 yılı Haziran ayının 15’i ile 18’i arasında, Küba halkının hemen hemen tamamı, bütün kitle örgütlerinin aynı ayın 10’unda toplanan ulusal düzeydeki Olağanüstü Genel Kurulları tarafından teklif edilen Anayasa değişikliklerine koşulsuz desteklerini ortaya koydular. Bu destek Cumhuriyet’in Anayasası’nın bütününü ve Anayasa’nın sosyalist niteliği ile içerdiği politik ve toplumsal sistemin geri döndürülemezliğini onayladı. Bu, Birleşik Devletler’in emperyalist yönetiminin 20 Mayıs 2002’de yönelttiği talepler ve tehditlere karşı layığınca ve kategorik bir yanıttı. Teklif, Beşinci Yasama’nın 24 ve 26 Haziran 2002 tarihleri arasında toplanan Olağanüstü Oturumunda oybirliği ile kabul edilen V-74 sayılı Karar ile onaylandı.

24 Şubat 1976 tarihinde ilan edilmiş olan bu Anayasa, 3. Yasama Meclisi’nin 10, 11 ve 12 Temmuz 1992 tarihlerinde gerçekleştirilen 11. Olağan Oturumu’nda Halk İktidarı Ulusal Meclisi tarafından onaylanan reformları içermektedir.

İNİSİYATİF DİLEKÇESİNİN METNİ:
BİR ANAYASAL DEĞİŞİKLİK İÇİN İNİSİYATİF

En güzel emsallerine ulusal kimliğimizi biçimlendiren asil insanlarda rastlanan ulusal özgürlük, bağımsızlık ve egemenlik için verilen şanlı mücadele geleneklerinin meşru varisi ve taşıyıcısı,

1868 ve 1895 kurtuluş savaşlarında İspanyol sömürgeciliğine karşı bağımsızlık için savaşan fakat zaferleri ABD’nin askeri müdahalesi ile ellerinden çalınan yurtseverler,

zulme, Yanki’nin emperyalist tahakkümüne, siyasi ve idari yolsuzluğa, vatandaşlık hak ve hürriyetlerinin yokluğuna, ırkçılığa, ırksal ayrımcılığa, adaletsizliğe, eşitsizliğe ve vahşi baskılara karşı elli yılı aşkın süre mücadele eden erkek ve kadınlar,

Bağımsızlığın nihai olarak kazanıldığı 1 Ocak 1959’a kadar, Moncada’da, dağlarda ve kentlerde halkımız için adil, insani ve onurlu bir gelecek uğruna hayatlarını verenler,
bu kırk üç yıl boyunca Sosyalist Devrimin ve onun ilkelerinin savunmasında hayatını feda edenler olarak

KÜBA HALKI
ŞUNUN FARKINDADIR Kİ:

Devletin egemenliği Küba Halkı’nın ellerindedir; dolayısıyla ulusun anayasal iktidarı halka bağlıdır. Bu, orijinal taslağı kendilerine sunulan metne ilişkin fikirlerini söyleyen ve değişiklik önerilerinde bulunan milyonlarca insan tarafından tartışılmış ve analiz, edilmiş mevcut Anayasa’da ifade edilmiştir; bu Anayasa referandumda seçmenlerin serbest, doğrudan ve gizli oylarıyla % 97.7 oranında onaylanmış ve 24 Şubat 1976’da ilan edilmiştir;

Sosyalist Devrim Küba’yı aşağılayıcı bir emperyalist tahakkümden kurtarmıştır ve onu Küba ulusunun gücüne, hükümetine ve iktidarına vücut veren cesur ve kahraman kadın ve erkeklerin oluşturduğu bilge ve isyankâr bir halkın sıkı birliği, beraberliği ve uzlaşısı üzerine kurulmuş özgür ve bağımsız bir ulusa dönüştürmüştür. Aynı insanlar yetenekleri ve fikirleriyle insanlık tarihinin gördüğü en güçlü imparatorluğun saldırganlığı ile yüzleşti ve buna karşı kendini savundu;

Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin halkımızı boğmak ve aşağılamak için empoze ettiği sıkı abluka ve ekonomik savaşa rağmen, Küba ulusu Devrim’in görkemli yıllarında yüksek eğitim, kültürel ve sosyal göstergelerdeki başarıları ile meydan okumuştur. Okuma yazma bilmeyenlerin oranının %0.2’ye düşmesi, ilköğretimdeki okullaşma oranının %100’e, orta öğretimdeki okullaşma oranının %99,7’ye ulaşması, bebek ölümü oranının her bin doğumda 6.2’ye gerilemesi, her yüz bin kişiye 590 doktor, 743 hemşire ve 630.6 hastane yatağı düşmesi ve ortalama yaşam süresinin 76 yıla çıkması bu başarılardan bazılarıdır. Diğer pek çok temel başarı ile birlikte bunlar her vatandaşa sağlıklı, vakur ve adil bir hayat sağlamaktadır;
Devrim’in zaferinden sonra toplumumuzda yaşanan dönüşümler, halkımıza toplumun gerçek önderliği ile işbirliği için yeni ve daima büyüyen öncü roller üstlendikleri beklenmedik yollar açmıştır. Bu temeller üzerinde Cumhuriyet’in Anayasası’nda belirtilen yeni kurumlar ve yeni seçim sistemi ortaya çıkmıştır. Bu yenilikler, temsilcilerini seçme, tayin etme, oy verme, kontrol etme ve geri çağırma hakkına yalnızca halkın sahip olduğunu kabul ederek halkın aktif katılımının demokratik içeriğinin güvencesidir. Ayrıca bu yenilikler insanlarımızın parçası oldukları Halk Konseyleri; sosyal örgütlenmeler ve kitle örgütleri kanallarıyla, ülkeyi etkileyen temel sorunlar üzerine tartışma ve kararlar almayı kapsayan katılımcı bir kültürün geliştirilmesine katkıda bulunmuştur. Seçimlere halkın kitlesel katılımının, %95’i bulması devrimin benimsenmesinin ve ona destek verilmesinin ifadesidir;

Miami terörist çetesi tarafından yüreklendirilen Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George W. Bush, özgürlüğü Kübalılardan çalan emperyalist savaşın bir sonucu olarak ortaya çıkan Yanki yeni-sömürge cumhuriyetinin 100. kuruluş yıldönümünde, Küba’nın siyasi sistemini alaşağı edip Devrimin eserini yok edeceklerini ortaya koyarak, sert önlemlerle saldırganlığı arttıracaklarını ilan etmiştir.

ÖTE YANDAN

Küba Halkı Kurulu ekonomik, sosyal ve siyasi düzenini savunmak için Anayasa’nın 3. Maddesinde belirtilen egemen gücünü kullanma hakkına sahiptir. Cumhuriyet Anayasası’nın 63. Maddesinde her vatandaş otoritelere dilekçe verme temel hakkını kullanır;

DİLEKÇELER

Halkımızın egemen iradesini temsil ve ifade eden Halk İktidarı Ulusal Meclisi, Devlet iktidarının en yüksek örgütü:

BİR: Cumhuriyet Anayasası’nın üzerinde yükseldiği her bir ilkeyle özellikle de Birinci Bölüm’ün hasredildiği Ekonomik, Sosyal ve Siyasi Temellerle, “Küba bağımsız ve egemen bir sosyalist işçi devletidir; siyasi özgürlük, sosyal adalet, bireysel ve kolektif refah ve insani dayanışma adına herkesin katılımı ile ve herkesin iyiliği için örgütlenen birleşmiş ve demokratik bir cumhuriyet olarak’ kurulmuştur” ifadesinin altını çizerek halkımızın özdeşleşmesini onaylamakla;

İKİ: Halkın Cumhuriyet’in Anayasası’nda ortaya konan ekonomik, siyasi ve sosyal sistemin dokunulmazlığı konusundaki iradesini açıkça beyan etmekle;

ÜÇ: Başka herhangi bir Devletle geliştirilen ekonomik, siyasi ve diplomatik ilişkilerin asla yabancı bir gücün saldırganlığı, tehdidi ve baskısı altında müzakere edilmeyeceğini onaylamakla görevlidir.

DÖRT: Yukarıda bahsedilen istekler bir kez ilgili yasal prosedürle onaylandıktan sonra Cumhuriyet’in Anayasası’nda kurallar dizisinin bir parçası olarak ve bunlarla çelişki veya karşıtlık içinde olan herhangi önceki bir hükmün iptal edileceğine açıklık getirilerek içirilmelidir.

Küba Cumhuriyeti Haritası

Küba Cumhuriyeti Anayasası, 1976 yılında halk oylaması ile kabul edilmiş, halkın %97.7 ‘sinin anayasa lehine oy kullanması sonucunda uygulamaya geçmiştir. Küba Devriminden sonra 1959 yılının Şubat ayında “Temel Kanun” adıyla bir anayasa kabul edilmiş ve bu anayasada 1940 Anayasasının temel özellikleri muhafaza edilmiştir. 1975 yılında yeni bir cumhuriyet anayasası hazırlanmış 15 Şubat 1976’da anayasa oylaması için referanduma gidilmiştir. 24 Şubat 1976’da, batı yarımkürenin sosyalist karakterli ilk anayasası olan yeni anayasa ilan edilmiştir. Küba, sosyalist işçi devletidir, siyasi özgürlük, sosyal adalet, bireysel ve kolektif refah ve insani dayanışma adına herkesin katılımı ile ve herkesin iyiliği için örgütlenen birleşmiş ve demokratik bir cumhuriyet olarak kurulmuştur.

Küba tarihinde,10 Nisan 1869 tarihli Guáimaro Anayasası, 15 Mart 1878 tarihli Baraguá Anayasası, 16 Eylül 1895 tarihli Jimaguayú Anayasası, 21 Ekim 1897 tarihli Yaya Anayasası, 21 Şubat 1901 tarihli anayasa ve 01 Temmuz 1940 tarihli anayasalar yürürlükte kalmıştır. 

Küba Cumhuriyetinin kurulu olduğu ada, Kristof Kolomb’un 1492 yılında adaya gelmesinden itibaren 1898’de biten İspanya-Amerika Savaşına kadar İspanya’ya ait bir toprak parçası olarak kalmıştır. Küba, 1902 yılında Birleşik Devletler’den bağımsızlık kazanmıştır. 

Küba Anayasasında 2018 Yılında Yapılan Değişiklikler Hakkında

Küba’da ve dünyada yaşanan değişimlerle beraber 1976 Anayasası üzerinde yapılan değişikliklerden daha kapsamlı bir anayasal reforma ihtiyaç olduğu tartışılmış, 6. Küba Komünist Partisi Kongresinde kabul edilen “İktisadi ve Sosyal Politika için Kılavuz” metni ve metnin hükümleri doğrultusunda hayata geçirilen düzenlemeler, Birinci Parti Konferansında belirlenen hedefler ve 7. Kongrede alınan kararlar yeni bir anayasanın üzerinde çalışılmasını hızlandırmıştır.  

Küba Devriminin üzerinde yükseldiği ülke geleneklerini ve Marksist-Leninist prensipleri bir kenara koymadan, geçerliliğini yitirmiş düşünce biçimlerinin yükünden kurtulmak ve dönüştürme iradesiyle hareket ederek Anayasada çeşitli değişiklikler yapılmış ve onaya sunulmuştur.  

Yapılan değişiklikler; giriş, 11 ana başlık, 24 bölüm ve 16 kısma dağılmış 224 maddeden oluşan yeni anayasa taslağı Küba’nın siyasi, ekonomik ve toplumsal sisteminin sosyalist karakterinin yanısıra toplumun ve devletin öncü yönetici gücü olarak Küba Komünist Partisi’nin başat rolünü teyit etmektedir.  

Yeni anayasada, uluslararası hukuka ve devletler arası çok kutupluluğa saygının güçlendirilmesi amaçlanmış, terörün tüm biçimleri, özellikle de devlet terörü, nükleer silahların ve kitle imha silahlarının artışı ve kullanımı reddedilmiştir. Doğanın korunması, küresel ısınmaya karşı mücadele, siber alemin demokratikleşmesi gibi unsurlar yer almaktadır. Devlet işletmeleri ulusal ekonomide önemini korumakta, ülke ekonomisinin gelişimi için yabancı yatırıma önem verilmektedir. Yeni anayasada cinsiyet ayrımcılığı, etnik ayrımcılık ve engellilere dönük ayrımcılık yasaklanmaktadır.

Devlet başkanlığı ve devlet başkan yardımcılığı makamları getirilmekte, devlet başkanının Halk İktidarı Ulusal Meclisi tarafından 5 yıllığına ve ancak iki sefer seçilebilmesi usulü getirilmektedir. Bakanlar Kurulunun başkanı yeni anayasa ile yaratılan başbakan olacaktır. 

Küba Cumhuriyeti Bayrağı

Sokrates’in Savunması

0

Sokrates’in Savunması, Sokrates’in ölümünden kısa bir süre sonra Platon tarafından kaleme alınmıştır. Sokrates’in Savunması, Sokrates felsefesinin misyonu ve temellendirilmesi hakkında önemli bilgiler vermekte, Antik Yunan’da mahkemelerin yapısı ve işleyişi hakkında önemli bilgiler içermektedir. 

Eserin orijinal adı Apología Sokrátus’tur. Sokrates’in Savunması, dinsizlik suçu işlediği gerekçesiyle mahkemeye verilmesini ve Sokrates’in yaptığı savunmayı içermektedir.

Sokrates hakkında verilen ölüm kararının infazına dek geçen zamanı ve Sokrates’i ölüme götüren olaylar dizisini anlatmaktadır.

Tarihin en önemli savunmalarından birisi olan bu Savunma’yı konu edinen başka eserler olsa da Platon’un kaleme aldığı Savunma pek çok yönden tarihsel gerçeklere en uygun eser olarak kabul edilmektedir.

Suçlamalar ve Savunma

Sokrates’in Savunması çok sayıda yayınevi tarafından Türkçe olarak da basılmıştır. 

Felsefe yapan Sokrates; soruları ile ezberleri bozan bir anlayışa sahip olmuş, Atina’nın önde gelenlerine eleştiriler yöneltmiş ve sonuç olarak çok sayıda düşman kazanmıştır. Sokrates, dönemin Atinalıları tarafından tanrılara inanmaması ve gençlerin ahlakını bozması gerekçesiyle suçlanmış, Atina demokrasisi tarafından yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Meletos adlı bir genç tarafından “gençlerin ahlakını bozmak ve dinsizlik” suçlamalarıyla açılan dava sonucunda, 500’ler Meclisi kararıyla 70 yaşında iken MÖ 399’da ölüme mahkum edilmiştir. Uzmanlara göre mahkeme sonucunda karar verici 500’ler  meclisinin oy oranı 281’e 220’dir ve Sokrates 361 oya karşılık 140 oy oranı ile ölüm cezasına mahkum olmuştur.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Sokrates, kendisini suçlayanları, mahkemede suçlayanlar ve eskiler olarak ikiye ayırmaktadır. İlk bölümde kendi savunmasını yapmaktadır. Sokrates’e göre Atina’da adının çıkmasının sebebi bilgeliğidir. Bu bilgelik kendini beğenmişlik değildir ve bir olgudur. Hiçbir şey bilmediği halde kendini bilge sanan insanlardan tek farkını “hiçbir şey bilmediğini bilmesi” olarak açıklamaktadır. Sokrates; Atinalıların kendisine haksız şekilde saldırdığını ifade etmiş ve suçlayıcılara karşı felsefi temeli olan bir savunma vermiş, insanların hiçbir kötülüğü bilerek yapmadıklarını ifade etmiştir. Gençleri yoldan çıkarttığı iddialarına karşı, yoldan çıkarılanları ya da onların yakınlarını mahkemede göremediğini ileri sürerek savunma yapmış, kendisine yakışmayacak onursuz bir savunma yapmayacağını ve af talep etmediğini, felsefeden yoksun şekilde veya sürgünde bir yaşam geçirmektense ölmeyi tercih edeceğini bildirmiştir. Sokrates lehte ve aleyhte oy verenler hakkındaki konuşmaları ile savunmasını sonlandırmaktadır.

Mahkeme Kararı ve Sokrates’in İnfazı
Ölüm cezası verilmesinden sonra Sokrates’in infazı 30 gün gecikmiş, bu süreçte bazı nüfuzlu kişilerin yardımıyla kaçabilme şansı olmasına karşın Sokrates kaçmayı reddetmiş ve yasalara uymuş, kendi düşünce ve değerlerine uygun davranmış, baldıran zehrini içerek hayatına son vermiştir. Mahkeme kayıtları günümüze ulaşmamıştır. Sokrates’in konuşması Platon ve Xenophon tarafından günümüze ulaştırılmıştır. Platon’un yazmış olduğu metin mahkeme tutanağı değildir.
Platon ve Sokrates’in Savunması
M.Ö. 428 ile M.Ö. 348 yılları arasında yaşayan Platon, bugünkü üniversitenin atası sayılan Akademia’nın kurucusu ve hocası olan Sokrates‘i konuşturduğu diyaloglarla felsefeyi yazıya en iyi aktarmış ustalardan biridir. Bu kitapta birbirini tamamlayan dört diyalog yer almaktadır. İlk diyalog olan Euthyphron’da yargılanışının öncesi anlatılmakta ve dinsizlikle suçlanan Sokrates‘in inançları hakkında bilgi verilmektedir. Sokrates’in Savunması’nda ise yargı süreci anlatılmaktadır. Kriton’da hüküm sonrası anlatılmakta, bir yurttaşın saygı duyması gereken ilkeler tartışılmaktadır. Platon’un en şiirsel eserlerinden biri olan Phaidon’da ise Sokrates’in son günü anlatılmakta ve ruh hakkındaki düşünceleri yansıtılmaktadır.
Platon, düşünce tarihinin en önemli ve etkili filozoflarından biridir. Felsefenin kurumsallaşmasına ve felsefede yazılı geleneğin oluşmasına katkıda bulunmuş, iki dünyalı metafiziğiyle bütün bir Ortaçağ düşüncesini belirleyecek olan idealist felsefe geleneğinin başlatıcısı olmuştur. Hıristiyan Ortaçağ felsefesine ve İslam düşüncesine etkisi bakımından da ayrıca önem taşıyan Platon, düşünce tarihi boyunca tartışılan tüm problemleri yüzlerce yıl öncesinden ele almış ve ilk büyük felsefi sistemi inşa etmiştir. Platon’un, mahkemede fiili olarak bulunduğuna dair yaptığı göndermeler Sokrates’in Savunması’ndaki aktarımların birinci elden olduğuna dair bir kanaat oluşmasını sağlamaktadır.

Sokrates’in Savunması

Sokrates’in Biyografisi (M.Ö. 470 – 399)

470: Bir Attike mıntıkası (demos) olan Alopeke’de heykeltıraş (belki de taş yontucusu veya mermer ustası) Sofroniskos ile ebe Fenarete’nin oğlu olarak dünyaya geldi. Sokrates başlangıçta babasının mesleğini icra etmiş görünmektedir.

441: Sokrates Perikles’in yakın çevresine dahil olur. Alkibiades, Kritias, Harmides gibi genç aristokratlarla yakınlık kurar.

432: Trakya’da Potidea kuşatmasına katılır. Platon’un Simposion (Şölen) adlı eserinde Alkibiades kuşatmayı anlatırken Sokrates’in olağanüstü fiziki dayanaklılığını nakleder.

424: Delion’da Thebai’liler tarafından bozguna uğratılan Atina ordularında yer alır. Geri çekilme sırasında büyük bir cesaret gösterir ve Alkibiades’i yaralı şekilde terk etmeyerek hayatını kurtarır.

422: Trakya’da Amfipolis seferine katılır. Şayet sefer bu tarihte gerçekleştiyse belirli söylencelerin iddia ettiği gibi Ksenofanes’in hayatının Sokrates tarafından kurtarılmış olması imkansızdır. Lakin sefer 414 yılında gerçekleşmiş de olabilir.

Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi

0
Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi

Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi; dünya basınını izlemek ve incelemek, ülke içinde gazeteler yayınlatmak, fikri ve psikolojik birliği sağlamak ve ülke sorunları hakkında herkes tarafından kolayca anlaşılabilir yayınlar hazırlayarak her tarafta muhabirler bulundurmak amacıyla kurulmuştur. Kuruluş ilk etapta, İstanbul, Zonguldak, İnebolu, Trabzon, Antalya, Kars, Adana, İzmit ve Aydın’da (Söke ve Kuşadası) birer istihbarat şubesi açmıştır. Anadolu gazetelerinin kâğıt, harf ve diğer ihtiyaçlarına katkıda bulunan kurum, Anadolu Ajansını da 7 Haziran 1920 tarihinde bünyesine almıştır.

TBMM Başkanı ile Başbakana bağlı olan kurum 8. Ağustos 1984 tarih ve 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü adını almış, 10 Temmuz 2018 tarihinde kapatılarak görev ve yetkilerinin yanı sıra tüm mal varlığı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na devredilmiştir.