Ana Sayfa Blog Sayfa 26

Alcatraz’dan Kaçış – Escape from Alcatraz

0

Alcatraz’dan Kaçış (Escape from Alcatraz) Don Siegel’in yönetmenliğini yaptığı ve Clint Eastwood’un başrolde yer aldığı, gerçek olaylara dayanan 1979 ABD yapımı bir hapishane filmidir. Amerikan hapishane tarihinin en ünlü kaçış hikayesini anlatan film J. Campbell Bruce’un 1963 tarihli kitabından beyazperdeye uyarlanmıştır.  Yönetmenliğini Donald Siegel’in üstlendiği filmin senaryosu ise Richard Tuggle’a aittir. Filmin başrollerini Clint Eastwood, Patrick  McGoohan ve Roberts Blossom üstlenmiştir. Paul Benjamin, Fred Ward ve Jack Thibeau de kadroda yer almaktadır.

Alcatraz’dan Kaçış – Afiş

Film, daha önce de defalarca kaçış denemelerinin olduğu hapishaneden kaçış ve mahkumların maceraları üzerine kurgulanmıştır. Ünlü Alcatraz Adası üzerinde bulunan ve daha sonra müzeye dönüştürülen yüksek güvenlikli hapishaneden kaçış denemesi üzerine sinemaya yansıyan filmlerden en ünlüsüdür. Alcatraz’dan Kaçış filmi, kendisinden sonra çekilen birçok filme olduğu gibi ünlü Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) filmine de ilham kaynağı olmuştur.

Alcatraz Cezaevi
Alcatraz’dan Kaçış Hikayesi

Uzun metrajlı Escape from Alcatraz, firar edilmesi neredeyse imkansız olan Alcatraz Ada Hapishanesi’nden 1962 yılında kaçmayı başaran üç hükümlünün gerçek öyküsünü başarılı bir şekilde yansıtmaktadır.

Alcatraz, kaçmayı imkansız kılmak için tasarlanmış bir hapishanedir. En azılı mahkumların sürgün edildiği ıssız Alcatraz Hapishanesi’nde yatan ve dosyasında  IQ’su yüksek yazan banka soyguncusu Frank Morris, adadan kaçmayı kafasına koymuş; hapishaneye gelir gelmez gözlem yapmaya ve kaçma fikrine kafa yormaya başlamıştır. Morris, kötü karakterli ceberrut bir hapishane müdürüne rağmen, iki arkadaşını,  John ve Clarence Anglin kardeşler de yanına alarak, aylarca süren, son derece detaylı, soğukkanlı, cesur ve zekice bir kaçış planı ile özgürlük için ilk adımı atmıştır.

Alcatraz’dan Kaçış filmi J. Campbell Bruce’un gerçek öyküsüne sadık kalmıştır. Hapishaneden kaçmayı başaran mahkumların akıbeti hakkında bir bilgi verilmemiş, gerçek olayda olduğu gibi izleyici merak içinde bırakılmıştır.

Filmde, hapishanedeki olaylar hızla gelişmekte, merak utandırıcı bir akıcılık bulunmaktadır. Filmdeki birçok sahne ve sinematografik ses ve görsel hikayenin yaşandığı adayı sürekli hatırlatmaktadır. Filmin çekimleri olayların yaşandığı orijinal mekanlarda yapılmıştır. Alcatraz’da hapis yatmış olan Al Capone karakterine de filmde yer verilmiştir.

FBI, mahkumların San Fransisco Körfezi’nin soğuk sularında boğulmuş olabileceklerini açıklamış anacak bir kanıt yada ceset bulamamıştır. Kaçıştan sonra kullanılan bot bulunmuş ancak cesetlere dair bir ize rastlanmamıştır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Toplum kurallarına karşı gelirsen hapishaneye gönderilirsin. Hapishane kurallarına karşı gelirsen Alcatraz’a gönderilirsin.[/box]

Alcatraz’dan Kaçış Film Künyesi

Yönetmen
Don mühür
Yapımcı
Don mühür
Yazar
Richard Tuggle
Uyarlama
Alcatraz’dan Kaçış
-J. Campbell Bruce
Oyuncular
Clint Eastwood, Patrick McGoohan
Fred Ward, Jack Th ibeau, Fred Ward, Patrick McGoohan, Larry Hankin, Paul Benjamin, Frank Ronzio, Roberts Blossom, Bruce M.Fischer, Danny Glover, Don Michaelian
Müzik
Jerry Fielding
Görüntü yönetmeni
Bruce Surtees(Nevin)
Kurgu
Joel Cox
Stüdyo
Malpaso Şirketi
Dağıtıcı
Paramount Resimleri
Çıkış tarih(ler)i
22 Haziran 1979
Süre
112 dakika.
Ülke
ABD
Dil
İngilizce
Bütçe
8 milyon $
Hasılat
43,000,000 $

1988 yılında 29 kişinin Metris Askerî Cezaevi’nden firar edişine ilişkin gazete haberi

Senih Özay

0
İzmir Havagazı Fabrikasında düzenlediğimiz imza gününde coşkusunu gizleyemediği konuşma sırasında

Avukat Senih Özay,1951 yılında Manisa Salihli’de doğmuş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Ankara Barosu ve İzmir Barosunda avukatlık yapmıştır. İzmir Barosunun 1988-1990 döneminde Sabri Kurt başkanlığındaki yönetim kurulunda üye olarak yer almıştır.  Özay, 1980’lerden günümüze toplu dava aktivizmi, geçmişle hesaplaşma, siyasi ayrımcılık, çevre koruma, türcülükle mücadele alanlarında sayısız dava ve kampanya yürütmüş, pek çok sivil girişimin kurulmasına önayak olmuştur.

Sınır Tanımayan Avukatlar ( STAD) Kurucu Üyesidir. STAD, sahadaki insan hakları avukatlarına ve savunucularına destek vermek, kişisel veya mesleki bütün hayat alanlarında insan hakları odaklı yaklaşım geliştirmek isteyen gençleri yetiştirmek, bununla sınırlı olmadan herkeste, hayatın her alanında insan hakları duyarlılığı geliştirmek ve örselenebilir kesimlere mensup bireyleri ve insan hakları ihlallerinin mağdurlarını korumak ve savunmak amacıyla kurulmuş bir dernektir.

Özerk bireyi esas alan STAD, Avrupa İnsan Hakları Savunucuları İlkeleri’ni (“European Guidelines on Human Rights Defenders”) benimsemektedir.  İnsanları birleştiren davalar için bir araya gelen STAD avukatlar, hiçbir siyasal gündemin insan haklarına saygı prensibinden vazgeçmeyi haklı çıkarmayacağını savunmaktadır.

Avukat Senih Özay, Yeşiller Partisi Kurucu Üyeliği, İnsan Hakları Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, Savaş Karşıtları Derneği, Sosyal Araştırmalar Vakfı, Kuzey Kafkasya Kültür Derneği, Düşünce Suçu Müzesine Doğru Hareketi, Kuşaklararası Dayanışma Hareketi yönetici ve üyeliği yapmıştır. Senih Özay, hukuk ve çevre alanında yoğun çalışmalarla dolu bir yaşam sürmektedir. Çevre politikaları, lobicilik, çevre koruma aktivizmi, kuşaklar arası dayanışma, stratejik ve taktik davalama, baskı grupları konularıyla ilgilenmektedir. İzmir Çevre Hareketi Avukatları ve Çetelere Karşı Mücadele Avukatları adlı iki örgütün ve Barış ve Sivil Anayasa Girişimi’nin üyesidir. Yeşiller Partisi’nin kurucuları arasında iken partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından İzmir Barosu’ndan bir grup avukatla çevre hareketini oluşturmuştur.

Avukat Senih Özay’ın “İnsanlığın Ortak Orospusu Altın” ve “Anılarım… Ağzımı Hayır’a Açtığım Davalarım” isimli yayınlanmış kitapları bulunmaktadır. “Yalan Dünya” dizi filminde canlandırdığı “Nurhayat Karakaş” karakteri ve senaryosunu yazıp oynadığı Deliha sinema filmi ile adını duyuran yönetmen ve oyuncu Gupse Özay ile Kış Uykusu’nun hukuk müşaviri Osman Betal Özay’ın babasıdır.

Senih Özay, Karaburun Yeni Liman’da denize sıfır noktada doğa ortamında bulunan özel karavanında yaşamakta, sosyal medyadaki ve internetteki takipçilerine yönelik şiir, sanat, felsefe, doğa ve insana dair paylaşımları büyük ilgi görmektedir. Özay, toplumsal mücadelenin yükseldiği yıllarda genç olması kadar Çerkes kökenli oluşunun da siyasi kimliğini belirlediğini söylemiştir.

Senih Özay öncülüğündeki 4 kişilik duyarlı yurttaş grubu her geçen gün daha fazla insanın ölmesini engellemek için Suriye savaşı sonucunda mülteci durumuna düşen insanların durumunu Lahey’de bulunan Uluslararası Adalet Divanı‘na taşımış ve 194 ülke hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.

Avukat Senih Özay, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı 12 Eylül Darbe yargılamalarında Avukat Ömer Kavili ile birlikte yoğun mücadele vermiş, darbecilerin ve darbe döneminde suç işleyen özellikle işkence suçu işlemiş gerçek faillerin yargılanması için uzun süren yargı aşamalarını takip etmiş, İstanbul Üniversitesi’ne dava açarak Kenan Evren’e verilen hukuk doktoru unvanının geri alınmasını talep etmiştir. Özay, Kenan Evren’in maaşının kesilmesi, adının cadde ve okullardan silinmesi, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün geri alınması için de davalar açmıştır.

İnsanlığın Ortak Orospusu ALTIN

Üniversitelerin aksi yöndeki birçok raporuna rağmen Yamanlar’da çöp bertaraf tesisi kurmak için proje geliştiren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine avukat arkadaşları ile birlikte İdare Mahkemesi’ne dava açmış ve tüm Karşıyakalıları, Yamanlar’daki bu mücadeleye destek olmaya çağırmıştır. İdare mahkemesi tarafından atanan bilirkişi heyetlerinin de proje aleyhine raporlar vermesi ve davanın belediye aleyhine sonuçlanacağının anlaşılması üzerine belediye başkanı tarafından yanına gidilerek yalvarıldığı konusunda medyada haberler çıkmıştır.

Avukat Senih Özay aracılığıyla 1992 yılında  başlattığı hukuk mücadelesi ile Bergama-Ovacık’ta siyanürlü maden aranmasını önüne geçmeye çalışmış ve “siyanüre hayır” diyerek Bergama altın madeninin kapatılması için dava açmıştır. Bergama davalarının devam ettiği dönemde ve hukuki süreçlerde Senih Özay da soruşturmaya uğramış, hakkında dava açılmış ve İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi 2009 yılında “Muhtelif tarihlerde gerçeğe aykırı basın açıklaması yaptığı” gerekçesiyle 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmış ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Avukat Senih Özay “Biz bugüne kadar çok şikayet edildik. Barolara, Sermaye Piyasası Kurulu’na, savcılıklara. Bunlar doğaldır. Benim Alman ajanı olduğum dahi iddia edilmişti. Bundan da beraat ettiğim hatırlanmalıdır. Bu yargı kararına itiraz edeceğim, hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne bu kararı taşıyacağım” demiştir. Devam eden dava süreçleri sonunda köylüler adına açılan davaların sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Bergama köylüleri lehine tazminata hükmedilmiştir. Yargılama sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları  Sözleşmesinin 6. maddesi olan Adil yargılama ilkesinin ve 8. maddesi olan Özel ve aile yaşamı maddelerinin ihlal edildiğine karar vererek Türkiye’nin davacılara tazminat ödemesine karar vermiştir.

Anılarım / Senih Özay

Bergamalı köylülerin avukatı Senih Özay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı doğrultusunda köylülere ödenen tazminatın 1998 yılından bu yana Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı, bakanları ve diğer sorumlularından tahsil edilmesi için Başbakanlığa, Maliye ve Dışişleri bakanlıklarına başvuruda bulunmuştur.

Avukat Senih Özay’ın hem hukuk yoluyla hem de sivil toplum çalışmaları ve sivil itaatsizlikle engel olmaya çalıştığı Bergama Maden sahasındaki çalışmaların halk sağlığı bakımından zararlı olduğu uzun yıllar sonra ortaya çıkmaya başlamış, Bergama’da siyanür yöntemi ile altın çıkarıldığını, bunun da insan sağlığını olumsuz yönde etkilediğini iddia eden doğa savunucusu avukat Senih Özay, İzmir Valiliği ve İzmir İl Sağlık Müdürlüğü nezdinde girişimlerde bulunarak Çamköy, Ovacık ve Narlıca köylerinde kanser taraması yapılması için idari başvurularda bulunmuş, bölgede artmakta olan kanser hastalığının bilimsel çevrelerce ve idari kurumlarca araştırılmasını ve soruşturulmasını talep etmiştir.

“Anılarım… Ağzımı Hayır’a Açtığım Davalarım” isimli kitabın takdimi şu şekildedir: “Senih Özay, tartışmalı davaların inatçı ama kibar savunucusu, doğa ve insan dostu avukat-yazar… ‘Türkiye’de avukatlar ne hikmetse anılarını yazmıyorlar. Ben yazdım’ diyen Özay’ın anıları hukuk öğrencilerine bir ders niteliğinde… ‘Ben başkasının yapabileceği şeyleri yapmamalıyım. Dışımdakilerin çok şey yapabileceklerine, yapmaları gerektiğine inanmalıyım. Bana yine de çok önemli işler kalacaktır’ diyecek kadar mütevazı. Çevre hakları ve insan hakları birbirinden ayrılır mı? Ayrılmaz. Anayasalarda gelecek nesillerin hakları da kapsama dahil edilmelidir. Hiçbir politikacı gelecek nesiller için karar verememelidir. Çünkü sadece oy verebilen kitleler tarafından seçilmiştir. Hayvanlar, çocuklar, ağaçlar, doğmamış çocuklar oy veremezler. Onların hakları ise mahkeme kararı ile korunur. Avukatlar, çevre hareketleri, insan hakları duyarlıları, böcekler, kuşlar, incir, zeytin, fesleğenler ve kadınlar için..”

http://www.sabah.com.tr/egeli/2014/10/26/davalarin-adami

http://www.hurriyet.com.tr/gupse-ozayin-babasi-senih-ozaydan-the-interview-filminin-turkiye-gosterimi-icin-dilekce-27828364

https://www.haberler.com/senih-ozay/

https://www.haberler.com/cesme-icin-korkutan-lady-tuna-raporu-9547535-haberi/ 

http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/suriye-sorununda-sorumlu-193-ulke-uluslararasi-adalet-divanina-sikayet-edildi-1101443/

http://arsiv.dha.com.tr/en-son-haber-suriye-sorununda-sorumlu-193-ulke-uluslararasi-adalet-divanina-skayet-edildi-son-dakika-haberleri_1143969.html

https://www.evrensel.net/haber/173539/agzini-hayir-a-acan-br-nbsp-nbsp-nbsp-avukat-senih-ozay

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR)

0
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), II. Dünya Savaşı sonrasında evlerinden kaçan veya evlerini kaybetmiş milyonlarca Avrupalıya yardım etmek amacıyla 1950 yılında kurulmuştur.

UNHCR, iki defa Nobel Barış Ödülünü kazanmıştır.

UNHCR, mültecileri korumak ve mültecilerin sorunlarına çözüm bulmak amacıyla yürütülen uluslararası müdahaleye liderlik etme ve bu müdahalenin koordinasyonunu sağlama yetkisiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kurulmuştur.

Temel amacı, mültecilerin haklarını ve refahını korumaktır. Bir noktada evlerine gönüllü dönüş, yerel entegrasyon ve üçüncü bir ülkeye yerleştirme seçenekleriyle, her bireyin sığınma talebinde bulunma hakkını kullanabilmesini ve başka bir ülkede mülteci olarak güvenli bir şekilde barınabilmesini sağlamak için mücadele etmektedir. UNHCR’nin yetki alanı içerisinde vatansız kişilere yardım etmek de bulunmaktadır. 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), dünya genelinde mültecileri korumayı ve onlara yardım etmeyi amaçlamaktadır.

UNHCR’nin şu anda 10.800’den fazla personeli bulunmaktadır. Toplamda 128 ülkede faaliyet göstermekte ve kurulduğu ilk yılda 300.000 ABD doları olan bütçe 2016 yılında 6,54 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. UNHCR, faaliyet gösterdiği süre boyunca 50 milyondan fazla mültecinin başarılı bir şekilde hayata tekrar adım atmalarına yardımcı olmuştur.

UNHCR, Avrupa’da çığır açan çalışmaları sebebiyle 1954 yılında Nobel Barış Ödülünü kazanmıştır.

Bu ödülün üzerinden fazla zaman geçmeden acil ve büyük bir olayla karşılaşmış, 1956 yılında Macar Devrimi sırasında 200.000 kişi komşu ülke olan Avusturya’ya kaçmıştır. Komşu ülkeye kaçan Macarları  mülteci statüsünde kabul eden UNHCR, onların üçüncü ülkeye yerleştirilmesine yönelik çalışmalara liderlik etmiştir. Bu ayaklanma ve sonrasındaki olaylar sonraki yıllarda insani yardım kuruluşlarının mülteci krizlerine müdahale etme yöntemini şekillendirmiş ve geliştirmiştir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 1960’lı yıllar boyunca, Afrika’nın sömürgeden kurtulup bağımsızlığını kazanma sürecinde tanık olunan birçok mülteci krizinde rol sahibi olmuştur. UNHCR Asya ve Latin Amerika’da yerinden edilmiş kişilere de yardım etmiş, ırk, renk ve din ayrımı yapmaksızın tüm mültecilere yardımda en önemli rolü oynamıştır.

UNHCR, dünya genelindeki mültecilere sağlanan yardımlar sebebiyle, 1981 yılında ikinci defa Nobel Barış Ödülüne layık görülmüştür.

UNHCR, 21. yüzyılın başlarında Afrika, Ortadoğu ve Asya’da yaşanan büyük mülteci krizlerinde yardım sağlamıştır. Aynı zamanda çatışma nedeniyle ülke içinde yerinden edilmiş kişilere yardım etmek için uzmanlığını kullanması istendiğinde UNHCR vatansız kişilere yardım etmek suretiyle rol oynadığı alanları genişletmiştir. Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin 1951 Sözleşmesi, Afrika ve Latin Amerika gibi dünyanın bazı yerlerinde kabul edilen ek bölgesel ve yasal belgelerle güçlendirilmiştir.

Günümüzdeki çatışmaların sayısı, karmaşıklığı ve uzun süreye yayılması, zorla yerinden edilmenin Birleşmiş Milletler’in kuruluşundan bu yana görülmemiş bir düzeye ulaştığını göstermektedir. Halihazırda dünyada 65 milyondan fazla insan zulüm, çatışma, yaygın şiddet ya da insan hakları ihlalleri sebebiyle yerlerinden edilmiş durumdadır. Türkiye dünyada en yüksek sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke olmayı sürdürmektedir. 

UNHCR Türkiye Ofisi

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Türk makamlarına doğrudan operasyonel destek, kapasite geliştirme ve teknik tavsiye sağlamaktadır. UNHCR, mülteci örgütü olarak aynı zamanda Türkiye’nin mülteci müdahalelerini desteklemek ve yardım alanında boşluklar olmasını engellemek amacıyla BM örgütlerinin ve ortaklarının çabalarını koordine etmektedir. UNHCR Türkiye’nin merkez ofisi Ankara’da bulunmaktadır. Danışma Hattı, Pazartesi ve Perşembe günleri 09:00-17:00, Cuma günleri ise 09:00-16:00 saatleri arasında Arapça, Farsça, İngilizce ve Türkçe dillerinde hizmet sunmaktadır. Danışma Hattı’na, e-posta ile unhcr-asam.line@sgdd-asam.org  adresinden de ulaşılabilmektedir.

UNHCR Türkiye Ofisi, bağışçı ülkeler olan Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Japonya, Kanada, Fransa, Finlandiya, İsveç, Hollanda, Norveç, Danimarka, Avustralya ve İsviçre’nin yardımları ve katkılarıyla finanse edilmektedir.

1960’dan bu yana, BM Mülteci Örgütü (UNHCR) sığınma ve mülteci konularında Türkiye ile yakın işbirliği içerisinde çalışmaktadır. Türkiye ve UNHCR mevcut işbirliğine resmiyet kazandıran ve sağlamlaştıran Ev Sahibi Ülke Anlaşması’nı 1 Eylül 2016’da imzalamıştır. UNHCR’nin Türkiye operasyonu, Ankara’daki merkez ofisinin yanı sıra İstanbul, İzmir, Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa ve Van’daki saha varlığıyla dünyadaki en büyük operasyonlarından biridir. 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Türkiye Raporları 

UNHCR Global Report 1999 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2000 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2001 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2002 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2003 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2004 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2005 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2006 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2007 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2008 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2009 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2010 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2011 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2012 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2013 Türkiye için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2014 Avrupa için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2015 Avrupa için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2016 Avrupa için tıklayınız.

UNHCR Global Report 2017 Avrupa için tıklayınız.

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu

0
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu

Kabul Tarihi: 5.12.1951
Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 13.12.1951/7931

Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun
Kabul Tarihi ve Sayısı: 1.11.1983/2936
Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 3.11.1983/18210

Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun
Kabul Tarihi ve Sayısı: 7.6.1995/4110
Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 12.6.1995/22311

Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun
Kabul Tarihi ve Sayısı: 21.2.2001/4630
Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 3.3.2001/24335 (mükerrer)

Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Kabul Tarihi ve Sayısı: 3.3.2004/5101
Resmi Gazete Tarih ve Sayısı: 12.3.2004/25400

Birinci Bölüm – Fikir ve Sanat Eserleri

A) Amaç

Madde 1- (Değişik: 21.2.2001-4630/1) Bu Kanunun amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir.

Kapsam

Madde 1a- (Ek: 21.2.2001-4630/2) Bu Kanun, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını, bu haklara ilişkin tasarruf esas ve usullerini, yargı yollarını ve yaptırımları ile Kültür Bakanlığının görev, yetki ve sorumluluğunu kapsamaktadır.”

Tanımlar

Madde 1b-

(Ek: 21.2.2001-4630/2) Bu Kanunda geçen tanımlardan;

a) Eser: Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini;

b) Eser sahibi: Eseri meydana getiren kişiyi;

c) İşlenme eser: Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat mahsullerini;

d) Derleme eser: Özgün eser üzerindeki haklar saklı kalmak kaydıyla, ansiklopediler ve antolojiler gibi muhtevası seçme ve düzenlemelerden oluşan ve bir düşünce yaratıcılığı sonucu olan eseri;

e) Tespit: Seslerin veya ses temsillerinin veya ses ve görüntülerin anlaşılabilecek, çoğaltılabilecek veya iletilebilecek şekilde bir araca kaydedilmesi işlemini;

f) Fonogram: Sinema eseri gibi görsel-işitsel eserler içindeki ses tespitleri hariç olmak üzere, bir icrada yeralan seslerin veya diğer seslerin veya ses temsillerinin tespit edildiği ses taşıyıcısı fiziki ortamı;

g) Bilgisayar programı: Bir bilgisayar sisteminin özel bir işlem veya görev yapmasını sağlayacak bir şekilde düzene konulmuş bilgisayar emir dizgesini ve bu emir dizgesinin oluşum ve gelişimini sağlayacak hazırlık çalışmalarını;

h) Arayüz: Bilgisayarın donanım ve yazılım unsurları arasında karşılıklı etkilenme ve bağlantıyı oluşturan program bölümlerini;

ı) Araişlerlik: Bilgisayar program bölümlerinin fonksiyonel olarak birlikte çalışması ve karşılıklı etkilenmesi ve alışverişi yapılan bilginin karşılıklı kullanım yeteneğini;

j) Bağlantılı haklar: Eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemek kaydıyla komşu hak sahipleri ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcılarının sahip oldukları hakları,

k) Komşu haklar: Eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemek kaydıyla ve eser sahibinin izniyle bir eseri özgün bir biçimde yorumlayan, tanıtan, anlatan, söyleyen, çalan ve çeşitli biçimlerde icra eden sanatçıların, bir icra ürünü olan veya sair sesleri ilk defa tespit eden fonogram yapımcıları ile radyo-televizyon kuruluşlarının sahip oldukları hakları,

B) Fikir ve Sanat Eserlerinin Çeşitleri

I- İlim ve Edebiyat Eserleri

Madde 2- İlim ve edebiyat eserleri şunlardır:

  1. (Değişik:7.6.1995-4110/1) Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları;
  2. (Değişik:1.11.1983-2936/1) Her nevi rakıslar, yazılı koreografi eserleri, Pandomimalar ve buna benzer sözsüz sahne eserleri;
  3. (Değişik:7.61995-4110/1) Bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafya’ya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri.

Ara yüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeleri de içine almak üzere, bir bilgisayar programının herhangi bir öğesine temel oluşturan düşünce ve ilkeler eser sayılmazlar.

II- Musiki Eserleri

Madde 3-Musiki eserleri, her nevi sözlü ve sözsüz bestelerdir..

III- Güzel Sanat Eserleri

Madde 4- (Değişik:7.6.1995-4110/2) Güzel sanat eserleri, estetik değere sahip olan;

  1. Yağlı ve sulu boya tablolar, her türlü resimler, desenler, pasteller, gravürler, güzel yazılar ve tezhipler, kazıma, oyma, kakma veya benzeri usullerle maden, taş ağaç veya diğer maddelerle çizilen veya tespit edilen eserler kaligrafi, serigrafi.
  2. Heykeller, kabartmalar ve oymalar.
  3. Mimarlık eserleri.
  4. El işleri ve küçük sanat eserleri, minyatürler ve süsleme sanatı ürünleri ile tekstil, moda tasarımları.
  5. Fotografik eserler ve slaytlar,
  6. Grafik eserler,
  7. Karikatür eserleri,
  8. Her türlü tiplemelerdir.

Krokiler, resimler, maketler, tasarımlar ve benzeri eserlerin endüstriyel model ve resim olarak kullanılması, düşünce ve sanat eserleri olmak sıfatlarını etkilemez.

IV. Sinema Eserleri

Madde 5- (Değişik: 21.2.2001-4630/3) Sinema eserleri, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir.

C) İşlenmeler ve Derlemeler

Madde 6- Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu eserlere nispetle müstakil olmayan ve aşağıda başlıcaları yazılı fikir ve sanat mahsulleri işlenmedir;

  1. Tercümeler;
  2. Roman, hikaye, şiir ve tiyatro piyesi gibi eserlerden birinin bu sayılan nevilerden bir başkasına çevrilmesi;
  3. Musiki, güzel sanatlar, ilim ve edebiyat eserlerinin film haline sokulması veya filme alınmaya ve radyo ve televizyon ile yayıma müsait bir şekle sokulması;
  4. Musiki aranjman ve tertipleri;
  5. Güzel sanat eserlerinin bir şekilden diğer şekillere sokulması;
  6. Bir eser sahibinin bütün veya aynı cinsten olan eserlerinin külliyat haline konulması;
  7. Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde seçme ve toplama eserler tertibi.
  8. Henüz yayımlanmamış olan bir eserin ilmi araştırma ve çalışma neticesinde yayımlanmaya elverişli hala getirilmesi (ilmi bir araştırma ve çalışma mahsulü olmayan alelade transkripsiyonlarla faksimileler bundan müstesnadır.);
  9. Başkasına ait bir eserin izah veya şerhi yahut kısaltılması.
  10. (Ek:7.6.1995-4110/3) Bir bilgisayar programının uyarlanması, düzenlenmesi veya her hangi bir değişim yapılması.
  11. (Ek:7.6.1995-4110/3) Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde verilerin ve materyallerin seçilip derlenmesi sonucu ortaya çıkan (Ek: 21.2.2001-4630/4) ve bir araç ile okunabilir veya diğer biçimdeki veri tabanları. (Ancak, burada sağlanan koruma, veri tabanı içinde bulunan veri ve materyalin korunması için genişletilemez)

(Değişik: 21.2.2001-4630/) İstifade edilen eserin sahibinin haklarına zarar getirmemek şartıyla oluşturulan ve işleyenin hususiyetini taşıyan işlenmeler, bu Kanuna göre eser sayılır.

Ç) Alenileşmiş ve Yayınlanmış Eserler:

Madde 7- Hak sahibinin rızasıyla umuma arz edilen bir eser alenileşmiş sayılır.

Bir eserin aslından çoğaltmayla elde edilen nüshaları hak sahibinin rızasıyla satışa çıkarılma veya dağıtılma yahut diğer bir şekilde ticaret mevkiine konulma suretiyle umuma arz edilirse o eser yayımlanmış sayılır.

5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası hükmü mahfuzdur.

İkinci Bölüm – Eser Sahibi

A) Tarif

I-Genel Olarak

Madde 8- (Değişik: 21.2.2001-4630/5) Bir eserin sahibi onu meydana getirendir.

Bir işlenmenin ve derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir.

Sinema eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Canlandırma tekniğiyle yapılmış sinema eserlerinde; animatör de eserin birlikte sahipleri arasındadır.

II- Eser Sahiplerinin Birden Fazla Oluşu

Madde 9- Birden fazla kimselerin birlikte vücuda getirdikleri eserin kısımlara ayrılması mümkünse, bunlardan her biri vücuda getirdiği kısmın sahibi sayılır.

Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, eseri birlikte vücuda getirenlerden her biri bütün eserin değiştirilmesi veya yayımlanması için diğerlerinin iştirakini isteye bilir. Diğer taraf muhik bir sebep olmaksızın iştirak etmezse, mahkemece müsaade verilebilir. Aynı hüküm mali hakların kullanılmasında da uygulanır.

III- Eser Sahipleri Arasındaki Birlik

Madde 10- Birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen eser ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa, eserin sahibi onu vücuda getirenlerin birliğidir.

Birliğe adi şirket hakkındaki hükümler uygulanır. Eser sahiplerinden biri, birlikte yapılacak bir muameleye muhik bir sebep olmaksızın müsaade etmezse, bu müsaade mahkemece verilebilir. Eser sahiplerinden her biri, birlik menfaatlerine tecavüz edildiği takdirde tek başına hareket edebilir.

Bir eserin vücuda getirilmesinde yapılan teknik hizmetler veya teferruata ait yardımlar, iştirake esas teşkil etmez.

(Ek: 21.2.2001-4630/6) Birden fazla kimsenin iştiraki ile vücuda getirilen eser, ayrılmaz bir bütün teşkil ediyorsa bir sözleşmede veya hizmet şartlarında veya eser meydana getirildiğinde yürürlükte olan herhangi bir yasada aksi öngörülmediği takdirde birlikte eser üzerindeki haklar eser sahiplerini bir araya getiren gerçek veya tüzel kişi tarafından kullanılır. Sinema eseri ile ilgili haklar saklıdır.

B) Eser Sahipleri Hakkında Karineler

I- Sahibinin Adı Belirtilen Eserlerde

Madde 11- Yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanat eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır.

(Değişik:7.6.1995-4110/5) Umumi yerlerde veya radyo-televizyon aracılığı ile verilen konferans ve temsillerde, mutat şekilde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin sahibi sayılır; meğer ki, birinci fıkradaki karine yoluyla diğer bir kimse eser sahibi sayılsın.

II- Sahibinin Adı Belirtilmeyen Eserlerde

Madde 12- Yayımlanmış olan bir eserin sahibi 11 inci maddeye göre belli olmadıkça, yayımlayan ve o da belli değilse çoğaltan, eser sahibine ait hak ve salahiyetleri kendi namına kullanabilir.

Bu salahiyetler, 11 inci maddenin ikinci fıkrasındaki karine ile eser sahibi belli olmadığı hallerde konferansı verene veya temsili icra ettirene aittir.

Bu maddeye göre salahiyetli kimselerle asıl hak sahipleri arasındaki münasebetlere, aksi kararlaştırılmamışsa, adi vekalet hükümleri uygulanır.

Üçüncü Bölüm – Fikri Haklar

A) Eser Sahibinin Hakları

I- Genel olarak

Madde 13- Fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin mali ve manevi menfaatleri bu Kanun dairesinde himaye görür.

Eser sahibine tanınan hak ve salahiyetler eserin bütününe ve parçalarına şamildir.

(Değişik: 3.3.2004 – 5101/10) Filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcıları ile seslerin ilk tespitini gerçekleştiren fonogram yapımcıları, hak ihdas etmek amacı taşımaksızın, sahip oldukları hakların ihlâl edilmemesi, hak sahipliklerinin belirlenmesinde ispat kolaylığı sağlanması ve malî haklara ilişkin yararlanma yetkilerinin takip edilmesi maksadıyla, sinema ve müzik eserlerini içeren yapımlarının kayıt ve tescilini yaptırırlar. Aynı maksatla, eser sahiplerinin talebi üzerine, bu Kanun kapsamında korunan tüm eserlerin kayıt ve tescili yapılabilir, malî haklara ilişkin yararlanma yetkileri de kayıt altına alınabilir. Beyana müstenit yapılan bu işlemlerden Bakanlık sorumlu tutulamaz. Ancak, kayıt ve tescil işlemlerine esas teşkil edecek işlemlerde, mevcut olmadığını bildiği veya bilmesi icap ettiği veya kendisine ait olmayan malî ve manevî haklara ilişkin yanlış beyanda bulunanlar, bu Kanunda öngörülen hukukî ve cezaî müeyyidelere tâbidirler. Bu Kanun kapsamında yapılan tüm kayıt ve tescil işlemlerine ilişkin ücretler Bakanlık tarafından belirlenir. Kayıt ve tescilin usul ve esasları, ücretlerinin belirlenmesi ile diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

II- Manevi Haklar
1. Umuma Arz Salahiyeti

Madde 14- Bir eserin umuma arz edilip edilmemesini yayımlanma zamanını ve tarzını münhasıran eser sahibi tayin eder.

Bütünü veya esaslı bir kısmı alenileşmemiş olan, yahut ana hatları her hangi bir suretle henüz umuma tanıtılmayan bir eserin muhtevası hakkında ancak o eserin sahibi malumat verebilir.

(Değişik: 21.2.2001-4630/8) Eserin umuma arz edilmesi veya yayımlanma tarzı, sahibinin şeref ve itibarını zedeleyecek mahiyette ise eser sahibi, başkasına yazılı izin vermiş olsa bile eserin gerek aslının gerek işlenmiş şeklinin umuma tanıtılması veya yayımlanmasını menedebilir. Menetme yetkisinden sözleşme ile vazgeçmek hükümsüzdür. Diğer tarafın tazminat hakkı saklıdır.

2. Adın Belirtilmesi Salahiyeti

Madde 15- Eseri, sahibinin adı veya müstear adı ile yahut adsız olarak, umuma arzetme veya yayımlama hususuna karar vermek salahiyeti münhasıran eser sahibine aittir.

Bir güzel sanat eserinden çoğaltma ile elde edilen kopyalarla bir işlenmenin aslı veya çoğaltılmış nüshaları üzerinde asıl eser sahibinin ad veya alametinin, kararlaştırılan veya adet olan şekilde belirtilmesi ve vücuda getirilen eserin bir kopya veya işlenme olduğunun açıkça gösterilmesi şarttır.

Bir eserin kimin tarafından vücuda getirildiği ihtilaflı ise, yahut herhangi bir kimse eserin sahibi olduğunu iddia etmekte ise, hakiki sahibi, hakkının tespitini mahkemeden isteyebilir.

(Ek :7.6.1995-4110/6) Eser niteliğindeki mimari yapılarda, yazılı istem üzerine eserin görülen bir yerine, eser sahibinin uygun göreceği malzeme ile silinmeyecek biçimde eser sahibinin adı yazılır.

3. Eserde Değişiklik Yapılmasını Menetmek

Madde 16- Eser sahibinin izni olmadıkça eserde veyahut eser sahibinin adında kısaltmalar, ekleme ve başka değiştirmeler yapılamaz.

Kanunun veya eser sahibinin müsaadesiyle bir eseri işleyen, umuma arzeden, çoğaltan, yayımlayan, temsil eden veya başka bir suretle yayan kimse; işleme, çoğaltma, temsil ve yayım tekniği icabı zaruri görülen değiştirmeleri eser sahibinin hususi bir izni olmaksızın da yapabilir.

(Değişik: 21.2.2001-4630/9) Eser sahibi, kayıtsız ve şartsız olarak yazılı izin vermiş olsa bile şeref ve itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü değiştirilmeleri menedebilir. Menetme yetkisinden bu hususta sözleşme yapılmış olsa bile vazgeçmek hükümsüzdür.

4. Eser Sahibinin Zilyed ve Malike Karşı Hakları

Madde 17- (Değişik: 21.2.2001-4630/10) Eser sahibi, gerekli durumlarda, aslın maliki ve zilyedinden, koruma şartlarını yerine getirmek kaydıyla, 4 üncü maddenin 1 inci ve 2 nci bendlerinde sayılan güzel sanat eserlerinin ve 2 nci maddenin 1 inci bendinde ve 3 üncü maddede sayılıp da yazarlarla bestecilerin el yazısıyla yazılmış eserlerinin asıllarından geçici bir süre için yararlanmayı talep etme hakkına sahiptir. Eser sahibinin bu hakkı, bu eserlerin ticaretini yapanlar tarafından eseri satın alan veya elde eden kişilere müzayede ve satış kataloğu veya ilgili belgeler ile açıklanır.

(Değişik:7.6.1995-4110/7) Aslın maliki, eser sahibi ile yapmış olduğu sözleşme şartlarına göre eser üzerinde tasarruf edebilir. Ancak eseri bozamaz ve yok edemez ve eser sahibinin haklarına zarar veremez.

(Ek :7.6.1995-4110/7) Eserin tek ve özgün olması durumunda eser sahibi, kendisine ait tüm dönemleri kapsayan çalışma ve sergilerde kullanmak amacıyla, koruma şartlarını yerine getirerek iade edilmek üzere eseri isteyebilir.

III- Hakların Kullanılması
a) Genel Olarak

Madde 18- (Değişik: 21.2.2001-4630/11) Mali hakları kullanma yetkisi münhasıran eser sahibine aittir.

Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça; memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserler üzerindeki haklar bunları çalıştıran veya tayin edenlerce kullanılır. Tüzel kişilerin uzuvları hakkında da bu kural uygulanır.

Bir eserin yapımcısı veya yayımcısı, ancak eserin sahibi ile yapacağı sözleşmeye göre mali hakları kullanabilir.

b) Hakları Kullanabilecek Kimseler

Madde 19- Eser sahibi 14 ve 15 inci maddelerin birinci fıkralarıyla kendisine tanınan salahiyetlerin kullanılış tarzlarını tespit etmemişse yahut bu hususu her hangi bir kimseye bırakmamışsa bu salahiyetlerin ölümünden sonra kullanılması, vasiyeti tenfiz memuruna, bu tayin edilmemişse sırayla sağ kalan eşi ile çocuklarına ve mensup mirasçılarına, ana-babasına, kardeşlerine aittir.

(Değişik: 21.2.2001-4630/12) Eser sahibinin ölümünden sonra yukarıdaki fıkrada sayılan kimseler eser sahibine 14, 15 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları eser sahibinin ölümünden itibaren 70 yıl kendi namlarına kullanabilirler.

Eser sahibi veya birinci ve ikinci fıkralara göre salahiyetli olanlar, salahiyetlerini kullanmazlarsa, eser sahibinden veya halefinden mali bir hak iktisap eden kimse meşru bir menfaatı bulunduğunu ispat şartıyla, eser sahibine 14, 15 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları kendi namına kullanabilir.

Salahiyetli kimseler birden fazla olup müdahale hususunda birleşemezlerse, mahkeme, eser sahibinin muhtemel arzusuna en uygun bir şekilde basit yargılama usulü ile ihtilafı halleder.

(Değişik:1.11.1983-2936/2) 18 inci madde ile yukarıdaki fıkralarda sayılan salahiyetli kimselerden hiç biri bulunmaz veya bulunup da salahiyetlerini kullanmazlarsa yahut ikinci fıkrada belirlenen süreler bitmişse eser memleketin kültürü bakımından önemli görüldüğü takdirde Kültür Bakanlığı 14, 15, 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında eser sahibine tanınan hakları kendi namına kullanabilir.

IV- Mali Haklar
1. Genel Olarak

Madde 20- (Değişik: 1.11.1983-2936/ 3) Henüz alenileşmemiş bir eserden her ne şekil ve tarzda olursa olsun faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir. Alenileşmiş bir eserden, eser sahibine münhasıran tanınan faydalanma hakkı, bu Kanunda mali hak olarak gösterilenlerden ibarettir. Mali haklar birbirine bağlı değildir. Bunlardan birinin tasarrufu ve kullanılması diğerine tesir etmez

(3.3.2004-5101/28) İkinci fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.

(3.3.2004-5101/28) Üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.

Bir işlemenin sahibi, kendisine bu sıfatla tanınan mali hakları, işleme hususunun serbest olduğu haller dışında, asıl eser sahibinin müsaade ettiği nispette kullanabilir.

2. Çeşitleri
a) İşleme Hakkı

Madde 21- Bir eserden, onu işleme suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

b) Çoğaltma Hakkı

Madde 22- (Değişik: 21.2.2001-4630/13) Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

Eserlerin aslında ikinci bir kopyasının çıkarılması ya da eserin işaret, ses ve görüntü nakil ve tekrarına yarayan, bilinen ya da ileride geliştirilecek olan her türlü araca kayıt edilmesi, her türlü ses ve müzik kayıtları ile mimarlık eserlerine ait plan, proje krokilerin uygulanması da çoğaltma sayılır. Aynı kural, kabartma ve delikli kalıplar hakkında da geçerlidir.

Çoğaltma hakkı, bilgisayar programının geçici çoğaltılmasını gerektirdiği ölçüde, programın yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanması fiillerini de kapsar.

c) Yayma Hakkı

Madde 23- (Değişik: 21.2.2001-4630/14) Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

Eser sahibinin izniyle yurt dışında çoğaltılmış nüshaların yurt içine getirilmesi ve bunlardan yayma yoluyla faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir. Yurt dışında çoğaltılmış nüshalar her ne surette olursa olsun eser sahibinin ve/veya eser sahibinin iznini haiz yayma hakkı sahibinin izni olmaksızın ithal edilemez. Kiralama ve kamuya ödünç verme yetkisi eser sahibinde kalmak kaydıyla, belirli nüshaların hak sahibinin yayma hakkını kullanması sonucu mülkiyeti devredilerek ülke sınırları içinde ilk satışı veya dağıtımı yapıldıktan sonra bunların yeniden satışı eser sahibine tanınan yayma hakkını ihlal etmez.

Bir eserin veya çoğaltılmış nüshalarının kiralanması veya ödünç verilmesi şeklinde yayımı, eser sahibinin çoğaltma hakkına zarar verecek şekilde, eserin yaygın kopyalanmasına yol açamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kültür Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.

ç) Temsil Hakkı

Madde 24- Bir eserden , doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline yarayan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

Temsilin umuma arz edilmek üzere vuku bulduğu mahalden başka bir yere teknik vasıta ile nakli de eser sahibine aittir.

(Ek :1.11.1983-2936/4) Temsil hakkı; eser sahibinin veya meslek birliğine üye olması halinde, yetki belgesinde belirttiği yetkiler çerçevesinde meslek birliğinin yazılı izni olmadan, diğer gerçek ve tüzel kişilerce kullanılamaz. Ancak, 33 üncü ve 43 üncü maddelerdeki hükümler saklıdır.

d) İşaret, Ses ve/veya Görüntü Nakline Yarayan Araçlarla Umuma İletim Hakkı

Madde 25- (Değişik: 21.2.2001-4630/15) Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması ve yayınlanan eserlerin bu kuruluşların yayınlarından alınarak başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayınlanması suretiyle umuma iletilmesi hakkı münhasıran eser sahibine aittir.

Eser sahibi, eserinin aslı ya da çoğaltılmış nüshalarının telli veya telsiz araçlarla satışı veya diğer biçimlerde umuma dağıtılmasına veya sunulmasına ve gerçek kişilerin seçtikleri yer ve zamanda eserine erişimini sağlamak suretiyle umuma iletimine izin vermek veya yasaklamak hakkına da sahiptir.

Bu madde ile düzenlenen umuma iletim yoluyla eserlerin dağıtım ve sunumu eser sahibinin yayma hakkını ihlal etmez.

3. Süreler
a) Genel Olarak

Madde 26- Eser sahibine tanınan mali haklar zamanla mukayyettir. 46 ve 47 nci maddelerdeki haller dışında koruma süresinin bitiminden sonra herkes, eser sahibine tanınan mali haklardan faydalanabilir.

Bir eserin aslı veya işlenmeleri için tanınan koruma süreleri birbirine tabi değildir.

Bu hüküm 9 uncu maddenin birinci fıkrasındaki eserler hakkında da uygulanır. Koruma süresi, eserin alenileşmesinden önce cereyana başlamaz.

Forma veya fasikül halinde yayımlanan eserlerde son forma veya fasikülün yayımlandığı tarih, eserin aleniyeti tarihi sayılır. Fasıla ile yayımlanan müteaddit ciltlerden müteşekkil eserlerin her bir cildi ile bülten, risale, mevkute ve yıllıklar gibi eserlerde aleniyet tarihi bunlardan her birinin yayımlanma tarihidir.

Aleniyet tarihinden başlayan süreler eserin ilk defa aleniyetleştiği veya dördüncü fıkraya göre alenileşmiş sayıldığı yıldan sonraki senenin ilk gününden itibaren hesap olunur.

Eser sahibinin ölümünden itibaren başlayan sürelerin hesabında eser sahibinin öldüğü seneyi takip eden yılın ilk günü başlangıç tarihi sayılır. 10 uncu Maddenin birinci fıkrasında zikredilen hallerde süre, eser sahiplerinden son sağ kalanın ölüm tarihinden sonra başlar.

b) Sürelerin Devamı

Madde 27- (Değişik:7.6.1995-4110/10) Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. (Ek: 21.2.2001-4630/16) Bu süre, eser sahibinin birden fazla olması durumunda, hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren 70 yıl geçmekle son bulur.

Sahibinin ölümünden sonra alenileşen eserlerde koruma süresi ölüm tarihinden sonra 70 yıldır.

12 nci maddenin birinci fıkrasındaki hallerde koruma süresi, eserin aleniyet tarihinden sonra 70 yıldır; meğer ki eser sahibi bu sürenin bitmesinden önce adını açıklamış bulunsun.

İlk eser sahibi tüzel kişi ise, koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır.

c) Türkçe Tercüme Hususunda Koruma Süresi:

Madde 28- (Yürürlükten kaldırılmıştır: 21.2.2001-4630/36-b)

ç) El İşleri, Küçük Sanat Eserleri, Fotoğraf ve Sinema Eserlerinde Süre

Madde 29- (Yürürlükten kaldırılmıştır: 21.2.2001-4630/36-c)

B) Tahditler

I- Amme İntizamı Mülahazasıyla

Madde 30- Eser sahibine tanınan haklar, eserin ispatı maksadıyla mahkeme ve diğer resmi makamlar huzurunda ve alelıtlak zabıta ve ceza işlerinde bir muameleye konu teşkil etmek üzere kullanılmasına mani değildir. Fotoğraflar, umumi emniyet mülahazasıyla veya adli maksatlar için sahibinin rızası alınmaksızın, resmi makamlar veya bunların emriyle başkaları tarafından her şekilde çoğaltılabilir ve yayılabilir.

Eserin herhangi bir suretle ticaret mevkiine konmasını, temsilini veya diğer şekillerde kullanılmasını men eden yahut müsaade veya kontrole bağlı tutan kamu hukuku hükümleri mahfuzdur.

II- Genel Menfaat Mülahazasıyla
1. Mevzuat ve İçtihatlar

Madde 31- Resmen yayımlanan veya ilan olunan, kanun tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve kazai kararların çoğaltılması, yayılması, işlenmesi veya her hangi bir suretle bunlardan faydalanma serbesttir.

2. Nutuklar

Madde 32- Büyük Millet Meclisinde ve diğer resmi meclis ve kongrelerde, mahkemelerde, umumi toplantılarda söylenen söz ve nutukların haber ve malumat verme maksadıyla çoğaltılması, umumi mahallerde okunması veya radyo vasıtasıyla ve başka suretle yayımı serbesttir.

Hadisenin mahiyeti ve vaziyetin icabı gerektirmediği hallerde söz ve nutuk sahiplerinin adı zikredilmeyebilir.

Bu söz ve nutukları birinci fıkrada zikredilenden başka bir maksatla çoğaltmak veya diğer bir suretle yaymak eser sahibine aittir.

3. Temsil Serbestisi

Madde 33- (Değişik: 21.2.2001-4630/17) Yayımlanmış bir eserin, tüm eğitim ve öğretim kurumlarında, yüzyüze eğitim ve öğretim maksadıyla doğrudan veya dolaylı kâr amacı gütmeksizin temsili, eser sahibinin ve eserin adının mutad şekilde açıklanması şartıyla serbesttir.

4. Eğitim ve Öğretim İçin Seçme ve Toplama Eserler

Madde 34- (Değişik:7.6.1995-4110/13) Yayımlanmış musiki, ilim ve edebiyat eserlerinden ve alenileşmiş güzel sanat eserlerinden, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde iktibaslar yapılmak suretiyle, hal ve vaziyetinden eğitim ve öğretim gayesine tahsis edildiği anlaşılan seçme ve toplama eserler vücuda getirilmesi serbesttir. 2inci maddenin üçüncü bendinde ve 4 üncü maddenin birinci fıkrasının birinci ve beşinci bentlerinde gösterilen neviden eserler, ancak seçme ve toplama eserin münderecatını aydınlatmak üzere iktibas edilebilir. Ancak bu serbestlik, hak sahibinin meşru menfaatlerine haklı bir sebep olmadan zarar verir veya eserden normal yararlanma ile çelişir şekilde kullanılamaz.

Münhasıran okullara mahsus olarak hazırlanan ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onanan (okul-radyo) yayımları için de birinci fıkra hükümleri uygulanır.

(Değişik: 21.2.2001-4630/18) Yayımlanmış musiki, ilim ve edebiyat eserlerinden ve alenileşmiş güzel sanat eserlerinden, iktibaslar yapılmak suretiyle eğitim ve öğretim gayesi dışında seçme ve toplama eserler vücuda getirilmesi ancak eser sahibinin izniyle mümkündür.

Bütün bu hallerde eser ve eser sahibinin adı mutat şekilde zikredilmek icap eder.

5. İktibas Serbestisi

Madde 35- Bir eserden aşağıdaki hallerde iktibas yapılması caizdir:

  1. Alenileşmiş bir eserin bazı cümle ve fıkralarının müstakil bir ilim ve edebiyat eserine alınması:
  2. Yayımlanmış bir bestenin en çok tema, motif, pasaj ve fikir nevinden parçalarının müstakil bir musiki eserine alınması;
  3. Alenileşmiş güzel sanat eserlerinin ve yayımlanmış diğer eserlerin, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla bir ilim eserine konulması;
  4. Alenileşmiş güzel sanat eserlerinin ilmi konferans veya derslerde konuyu aydınlatmak için projeksiyon ve buna benzer vasıtalarla gösterilmesi.
  5. İktibasın belli olacak şekilde yapılması lazımdır. İlim eserlerinde iktibas hususunda kullanılan eserin ve eser sahibinin adından başka bu kısmın alındığı yer belirtilir.
6. Gazete Münderecatı

Madde 36- Basın Kanununun 15 inci maddesi hükmü mahfuz kalmak üzere basın veya radyo tarafından umuma yayılmış bulunan günlük havadisler ve haberler serbestçe iktibas olunabilir.

Gazete veya dergilerde çıkan içtimai, siyasi veya iktisadi günlük meseleler müteallik makale ve fıkraların iktibas hakkı sarahaten mahfuz tutulmamışsa aynen veya işlenmiş şekilde diğer gazete ve dergiler tarafından alınması ve radyo vasıtasıyla ve diğer bir suretle yayılması serbesttir. İktibas hakkı mahfuz tutulsa bile sözü geçen makale ve fıkraların kısaltılarak basın özetleri şeklinde alınması, radyo vasıtasıyla veya diğer bir suretle yayılması caizdir.

Bütün bu hallerde, iktibas edilen gazete, dergi ve ajansın ve eğer bunlar da başka bir kaynaktan alınmışlarsa o kaynağın adı ve sayısından başka makale sahiplerinin adı, müstear adı veya alameti zikredilmek icap eder.

7. Haber

Madde 37- (Değişik: 21.2.2001-4630/19) Haber mahiyetinde olmak ve bilgilendirme kapsamını aşmamak kaydıyla, günlük hadiselere bağlı olarak fikir ve sanat eserlerinden bazı parçaların işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan vasıtalara alınması mümkündür. Bu şekilde alınmış parçaların çoğaltılması, yayılması, temsil edilmesi veya radyo ve televizyon gibi araçlarla yayınlanması serbesttir. Bu serbestlik, hak sahibinin hukuki menfaatlerine zarar verecek şekilde veya eserden normal yararlanmaya aykırı biçimde kullanılamaz.

III- Hususi Menfaat Mülahazasıyla
1. Şahsen Kullanma:

Madde 38- (Değişik:7.6.1995-4110/14) Bütün fikir ve sanat eserlerinin, kar amacı güdülmeksizin şahsen kullanmaya mahsus çoğaltılması mümkündür. Ancak, bu çoğaltma hak sahibinin meşru menfaatlerine haklı bir sebep olmadan zarar veremez ya da eserden normal yararlanmaya aykırı olamaz.

2 nci fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. (21.2.2001-4630/36-d)

Sözleşmede belirleyici hükümlerin yokluğu durumunda, hata düzeltme de dahil, bilgisayar programının düşünüldüğü amaca uygun kullanımı için gerekli olduğu durumda, bilgisayar programının onu hukuki yollardan edinen kişi tarafından çoğaltılması ve işlenmesi serbesttir.

Bilgisayar programını yasal yollardan edinen kişinin programı yüklemesi, çalıştırması ve hataları düzeltmesi sözleşme ile önlenemez. Bilgisayar programının kullanımı için gerekli olduğu sürece, bilgisayar programını kullanma hakkına sahip kişinin bir adet yedekleme kopyası yapması sözleşme ile önlenemez

Bilgisayar programının kullanım hakkına sahip kişinin yapmaya hak kazandığı bilgisayar programının yüklenmesi, görüntülenmesi çalıştırılması, iletilmesi veya depolanması fiillerini ifa ettiği sırada, bilgisayar programının herhangi bir öğesi altında yatan düşünce ve ilkeleri belirlemek amacı ile, programın işleyişini gözlemlemesi, tetkik etmesi ve sınaması serbesttir.

Bağımsız yaratılmış bir bilgisayar programı ile diğer programların ara işlerliğini gerçekleştirmek üzere gerekli bilgileri elde etmek için, bilgisayar programının çoğaltılması ve işlenmesi anlamında kod’un çağaltılmasının ve kod formunun çevirisinin de zorunlu olduğu durumlarda, bu fiillerin ifası aşağıdaki şartların karşılanması halinde serbesttir: 1. Bu fiillerin, ruhsat sahibi veya bir bilgisayar programının kopyasını kullanma hakkı sahibi diğer bir bilgisayar sahibi diğer bir kişi tarafından veya onların adına bunu yapmaya yetkili kişi tarafından ifa edilmesi, 2. Ara işlerliği gerçekleştirmek için gerekli bilginin, (1) numaralı bentte belirtilen kişilerin kullanımlarına sunulmaması, 3. Bu fiillerin, ara işlerliği gerçekleştirmek için gereken program parçaları ile sınırlı olması.

Yukarıdaki fıkra hükümleri, onun uygulanması ile elde edilen bilgilerin; 1. Bağımsız yaratılmış bilgisayar programının ara işlerliğini gerçekleştirmenin dışında diğer amaçlar için kullanılmasına, 2. Bağımsız yaratılmış bilgisayar programının ara işlerliği için gerekli olduğu durumlar dışında başkalarına verilmesine, 3. İfade ediliş bakımından esastan benzer bir bilgisayar programının geliştirilmesi, üretilmesi veya pazarlanması veya fikri hakları ihlal eden herhangi diğer bir fiil için kullanılmasına, izin vermez.

Altıncı ve Yedinci fıkra hükümleri, programdan normal yararlanma ile çelişir veya hak sahibinin meşru yararlarına makul olmayan müdahale eder şekilde kullanılmasına izin verecek tarzda yorumlanamaz.

2. Bestekarlara Tanınan Haklar

Madde 39- (Yürürlükten kaldırılmıştır: 21.2.2001-4630/36-e)

3. Kopya ve Teşhir

Madde 40- Umumi yollar, caddeler ve meydanlara, temelli kalmak üzere konulan güzel sanat eserlerini; resim, grafik, fotoğraf vesaire ile çoğaltma, yayma, umumi mahallerde projeksiyonla gösterme, radyo ve benzeri vasıtalarla yayımlama caizdir. Bu salahiyet mimarlık eserlerinde yalnız dış şekle münhasırdır.

Üzerlerine, sahibi tarafından sarahaten men edici bir kayıt konulmuş olmadıkça güzel sanat eserleri, malikleri veya bunların muvafakatıyla başkaları tarafından umumi mahallerde teşhir edilebilir.

Açık artırma ile satılacak eserler umuma teşhir olunabilir. Umumi mahallerde teşhir edilen veya açık arttırmaya konulan bir eseri sergi veya arttırmayı tertip eden kimseler tarafından bu maksatlarda çıkarılacak katalog, kılavuz veya bunlara benzer matbualar vasıtasıyla çoğaltma ve yayma caizdir.

Bu hallerde, aksine yerleşmiş adet yoksa, eser sahibinin adının zikrinden vazgeçilebilir.

4. Umuma açık mahallerde eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanılması ve/veya iletilmesine ilişkin esaslar:

Madde 41. – (Değişik: 3.3.2004-5101/11) Girişi ücretli veya ücretsiz umuma açık mahaller; eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanım ve/veya iletimine ilişkin 52 nci maddeye uygun sözleşme yaparak hak sahiplerinden veya üyesi oldukları meslek birliklerinden izin alır ve sözleşmelerde yazılı malî hak ödemelerini bu madde hükümlerine göre yaparlar.

Eser, icra, fonogram, yapım ve yayınları kullanan ve/veya ileten umuma açık mahaller; mahallin bulunduğu bölgenin özelliği, mahallin nitelik ve niceliği, fikrî mülkiyete konu eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların mahalde sunulan ürün veya hizmetin ayrılmaz bir parçası ve ürün veya hizmete katkısı olup olmadığı ve benzeri hususlar dikkate alınmak suretiyle sınıflandırılır veya sınıflandırma dışı bırakılır.

Faaliyet gösterdikleri sektörlerde; eser sahipleri ve/veya bağlantılı hak sahipleri meslek birlikleri, yapılan sınıflandırmaya bağlı olarak eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanımından ve/veya iletiminden kaynaklanan ödemelere ilişkin tarifeleri tespit ederler. Meslek birlikleri ile umuma açık mahaller arasındaki sözleşmeler, bu tarife bedelleri veya taraflarca yapılabilecek müzakereler sonucu belirlenecek bedeller üzerinden yapılır.

Tarifelere ilişkin sözleşmelerde takvim yılı esas alınır ve bu tarifeler takvim yılı başından itibaren geçerli olur.

Bu madde hükümlerinin uygulanmasını teminen: 1. Meslek birlikleri temsil ettikleri eser, icra, fonogram ve yapımlar ile üyelerine ilişkin bilgileri, Bakanlığa bildirmek zorundadırlar. Bu bildirimler her üç ayda bir güncellenir ve Bakanlıkça oluşturulan ortak bir veri tabanı üzerinden ilgili taraflara açılır. 2. Eser sahipleri alanında kurulmuş meslek birlikleri veya bağlantılı hak sahipleri alanında kurulmuş meslek birlikleri veya aynı sektörlerde faaliyet gösteren meslek birlikleri, biraraya gelerek protokole bağlamak suretiyle ortak tarifeler belirleyebilirler. Ortak tarifeler protokole taraf meslek birlikleri açısından bağlayıcıdır.

Meslek birlikleri, tarifeler veya ortak tarifeleri her takvim yılının dokuzuncu ayında kullanıcıları temsil eden ve kanunla kurulmuş kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile Bakanlığa bildirirler ve kamuoyuna duyururlar. Umuma açık mahaller, müzakere ve sözleşme yapılmasına ilişkin verecekleri bağlayıcı nitelikteki yetki belgeleri ile üye oldukları meslek kuruluşları aracılığıyla da tarifeleri veya ortak tarifeleri müzakere edebilir ve sözleşme yapabilirler. Ancak, tarifelerin götürü usulde tespit edilmesi halinde umuma açık mahaller sadece meslek kuruluşları aracılığı ile müzakere edebilir ve sözleşme yapabilirler.

Onuncu ayda umuma açık mahaller veya meslek kuruluşları ile meslek birlikleri arasında tarifeler veya ortak tarifeler üzerinde uzlaşma sağlanamaması ve sözleşme yapılamaması halinde, en geç bu ayın sonuna kadar, meslek birlikleri ve/veya meslek kuruluşları tarafından bu tarifelerin Bakanlıkça oluşturulacak uzlaştırma komisyonunda müzakere edilmesi talep edilebilir.

Uzlaştırma komisyonu, taraflardan birinin talebi ve Bakanlığın uygun görmesi halinde, tarifeleri müzakere etmek üzere, Bakanlık tarafından talep tarihinden itibaren onbeş gün içinde oluşturulur. Komisyon Bakanlıktan bir, Rekabet Kurumundan iki temsilci ve ilgili meslek birlikleri ile kullanıcıları temsil eden meslek kuruluşlarının birer temsilcisinden oluşur. Bakanlık temsilcisi aynı zamanda komisyon başkanıdır. Aynı usulle, komisyon üye sayısı kadar yedek üye seçilir. Komisyonun sekretarya hizmetleri Bakanlık ilgili birimi tarafından yürütülür.

Komisyon, oluşturulduğu tarihten itibaren onbeş gün içinde, raporunu hazırlayarak, Bakanlığa ve taraflara bildirir. Umuma açık mahaller ve meslek birlikleri, Komisyon raporunun açıklandığı tarihten itibaren onbeş gün içinde, meslek birliklerinin açıklamış oldukları tarifeleri veya müzakereler neticesinde mutabakata vardıkları tarifeleri sözleşmeye bağlayabilirler.

Meslek birliklerince belirlenen tarife veya ortak tarifeler üzerinden sözleşmenin yapılmaması halinde, taraflar yargı yoluna başvurabilirler. Yargılama sürecinde, bir önceki yıl sözleşme yapmış olan mahaller, ilgili meslek birlikleri aksini bildirmedikçe, dava konusu tarifenin 1/4’ünü dava sonuçlanıncaya kadar her üç ayda bir meslek birlikleri adına açılmış banka hesabına yatırmak suretiyle eser, icra, fonogram, yapım ve yayınları kullanabilir ve/veya iletebilirler. Bir önceki yıl sözleşme yapmamış umuma açık mahaller ile ilk defa sözleşme yapacak umuma açık mahallerin bu fıkrada öngörüldüğü şekilde eser, icra, fonogram, yapım ve yayınları kullanabilmeleri ve/veya iletebilmeleri ise ilgili meslek birliklerinin iznine bağlıdır. Dava sonuçlanıncaya kadar bu şekilde ödenen miktar, mahkeme kararıyla tespit edilen tarife bedelinden mahsup edilir.

Tarifelerin tespit edilmesinde ve uzlaşmazlıkların hallinde, bu Kanunun 42/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, tarife tespitine ilişkin esaslar dikkate alınır.

Mahallerde kullanılan ve/veya iletimi yapılan eser, icra, fonogram, yapım ve yayınlar üzerinde hak sahibi olan gerçek veya tüzel kişiler, bunların kullanımına ve/veya iletimine ilişkin ödemelerin yapılmasını ancak yetki verdikleri meslek birlikleri aracılığı ile talep edebilirler. Sinema eserleri bakımından bu fıkranın uygulanması zorunlu değildir.

Sınıflandırma, uzlaştırma komisyonuna başvuru halinde Bakanlıkça alınacak ücretler ve uzlaştırma komisyonunun çalışması ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.

IV- Hükümete Tanınan Yetkiler 1. Meslek Birliklerinin Kurulması

Madde 42- (Değişik: 21.2.2001-4630/21) Eser sahipleri ve eser sahiplerinin hakları ile bağlantılı hak sahipleri (Ek: 3.3.2004-5110/12) ile bu Kanunun 52 nci maddesine uygun biçimde düzenlenmiş sözleşmelerle eser veya hak sahibinden malî hakları kullanma yetkilerini devralarak bu Kanunun 10 uncu maddesine göre ilim-edebiyat eserleri üzerindeki hakları kullanarak, süreli olmayan yayınları çoğaltan ve yayanlar, üyelerinin ortak çıkarlarını korumak ve bu Kanun ile tanınmış hakların idaresini ve takibini, alınacak ücretlerin tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımını sağlamak üzere, Kültür Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca onaylanan tüzük ve tip statülere uygun olarak tespit edilecek alanlarda birden fazla meslek birliği kurabilirler. Eser sahipleri veya icracı sanatçılar bakımından zorunlu organlarının asıl üye sayısının dört katı kadar ; yapımcılar veya radyo-televizyon kuruluşları bakımından bu organların asıl üye sayısının iki katı kadar üye olma niteliklerini taşıyan gerçek veya tüzel kişiler meslek birliği olarak faaliyet gösterebilmek için izin almak üzere Bakanlığa başvurmak zorundadırlar. Meslek birlikleri bu izni aldıktan sonra kuruldukları alanda faaliyet gösterirler.

(Değişik: 21.2.2001-4630/21) Aynı alanda, başka bir meslek birliğinin kurulabilmesi için, yukarıda zikredilen kurucu üye sayılarından az olmamak kaydıyla o alanda kurulmuş en fazla üyesi olan meslek birliğinin üye tam sayısının 1/3 ü kadar üye olma niteliklerini taşıyan gerçek veya tüzel kişiler faaliyet izni almak üzere Bakanlığa başvururlar. Bakanlığın bu başvuruyu uygun bularak izin vermesi halinde faaliyet gösterirler. Her birlik ihtiyaçlar doğrultusunda şubeler açarak çalışabilir. Aynı alanda kurulmuş en az iki meslek birliği, Bakanlıkça hazırlanan tüzük ve tip statülerin belirlediği usul ve esaslar çerçevesinde federasyon kurabilir. Aynı alanda birden fazla federasyon kurulamaz.

Meslek birlikleri ve federasyonu özel hukuka tabi tüzel kişilerdir. Üyeleri sermaye koymak, kar ve zarara, hukuki mesuliyete iştirak etmekle yükümlü tutulamazlar.

Meslek birlikleri ve federasyonu tip statülerinde genel kurul, yönetim kurulu, denetleme kurulu, teknik-bilim kurulu ve haysiyet kurulu mecburi organ olarak düzenlenir. Bu birliklerin ve federasyonun kurulması, kontrolü, denetlenmesi ile ilk genel kurullarını toplayabilmeleri için gerekli en az üye sayısı diğer ihtiyari organları, kurullarının teşekkül tarzı, üye sayısı ve görevleri, üyeliğe girme, çıkma ve çıkarılma şartları, şubelerini kurabilecekleri bölgelerin tespiti, yurt içi ve yurt dışındaki kamu kurum ve kuruluşları, gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri ile olan ilişkileri, bu ilişkilerdeki hak ve yetkileri, üyeleriyle olan mali ilişkileri, elde edilen telif ücreti ve tazminatların dağıtımı ve diğer usul ve esaslara ilişkin hususlar, ilgili kuruluşların görüşleri alındıktan sonra Kültür Bakanlığınca hazırlanacak tüzük ile belirlenir.

6/10/1983 tarihli ve 2908 sayılı Dernekler Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası, 30, 37, 40, 42, 43, 44, 45, 48, 65, 66, 67, 68, 69, 70 ve 90 ıncı maddeleri, bu maddeye göre kurulacak meslek bilgileri ve federasyon için de ceza hükümleriyle birlikte uygulanır.

(Değişik: 21.2.2001-4630/21) Eser sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerinin bu Kanunla tanınmış hakları, ülke içinde bu maddeye göre kurulan meslek birlikleri dışında; başka birlik, dernek ve benzeri kuruluşlar tarafından takip edilemez. Bu maddede geçen üyelik, kurucu üye sayısı ve üye tam sayısı gibi hususlar bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş meslek birlikleri için de aranır. Bütün meslek birlikleri bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 6 ay içerisinde bu maddede getirilen esaslara uygun hale gelmek mecburiyetindedirler. Bu süre içinde bu şartı yerine getirmeyen meslek birlikleri 6 ay sonunda kendiliğinden dağılmış sayılır.

2. Meslek birliklerinin yükümlülükleri ve tarife tespitine ilişkin esaslar:

MADDE 42/A – (Ek: 3.3.2004-5101/13) Bu Kanunun 42 nci maddesinde öngörülen amaçlarla hakların idaresini sağlamak üzere kurulan meslek birlikleri; 1. Temsil ettikleri eser, icra, fonogram ve yapımlar ile üyelerine ilişkin tüm bilgileri Bakanlığa bildirmek ve ilgili kişilere açık bu bildirimi her üç ayda bir güncellemekle, 2. Üyesi olan hak sahiplerinin faaliyetlerinden kaynaklanan haklarının idaresini hakkaniyete uygun koşullarda sağlamakla, 3. Üyelerinin haklarının idaresine ilişkin faaliyetlerinden elde ettikleri gelirleri, dağıtım plânlarına uygun olarak hak sahiplerine dağıtmakla, 4. Yazılı talepte bulunan ilgili kişilere, temsil ettikleri eser, icra, fonogram ve yapımlar ile ilgili bilgileri vermekle, 5. Sözleşme yapılırken idare ettikleri haklara ilişkin olarak hakkaniyete uygun davranmakla, kendi maddî ve/veya manevî menfaatleri bakımından gerekli gördükleri indirim veya ödeme kolaylıklarını sağlamakla, 6. Sözleşme yapılabilmesi için idaresini sağladıkları haklara ilişkin ücret tarifelerini süresinde belirlemek ve belirlenen tarifeleri ve bu tarifelerdeki her türlü değişikliği süresinde duyurmakla, 7. Hesaplarını yeminli malî müşavirlere onaylatmakla, yükümlüdürler.

Yukarıdaki fıkranın radyo-televizyon kuruluşlarının yayınları bakımından uygulanmasında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu kayıtları esas alınır.

Tarifelerin tespit edilmesinde; tarifelerin uluslararası uygulamaların ülkenin ekonomik ve toplumsal koşullarına uyarlanabilirliği göz önünde bulundurularak makul seviyede belirlenmesi ile teknolojik alandaki değişimlerin yanı sıra eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların yaratıldığı ve kullanıldığı sektörlerin yapısını tahrip edici, üretimi ve kullanımı engelleyici ve genel kabul görmüş uygulamalara zarar verici bir etki yaratılmaması, rekabeti bozucu şartlar oluşturulmaması, yapılan sınıflandırma, ilgili sektörlerdeki ürün fiyatları ve bu sektörlerin gayrisafi millî hâsıladaki payı, eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanım ve/veya iletim sıklığı, birim fiyat veya götürü usulü ödeme, ödeme plânı ve benzeri hususlar esas alınır.

Aynı alanda ve/veya sektörde faaliyet gösteren birlikler, tarife tespitinde, sözleşme yapılmasında ve bu Kanunun uygulanması ile ilgili diğer iş ve işlemlerde birlikte hareket edebilirler.

Ortak tarife yapılmış olması halinde, aynı alanda faaliyet gösteren meslek birlikleri, tarifelere esas olmak üzere her takvim yılının başında, alandaki temsil kabiliyetleri ile temsil ettikleri eser, icra, fonogram, yapım ve yayınlara ilişkin kullanım oranlarını tespit ederek Bakanlığa bildirmek zorundadırlar. Bu oranların tespitinde anlaşma sağlanamaması ve/veya bu oranların Bakanlığa bildirilmemesi halinde, Bakanlıkça oluşturulacak bir komisyon bu tespiti yapar. Bu tespit yapılıncaya kadar, sözleşme yapmış kullanıcılar, ödemeleri gereken meblağı, Bakanlığın talebi üzerine mahkemece belirlenmiş tevdi mahalline yatırırlar. Burada toplanan meblağ, komisyon çalışma giderleri mahsup edildikten sonra, ilgili meslek birlikleri arasında, komisyonca tespit edilen orana ya da herhangi bir aşamada, birliklerin aralarında anlaşmaları halinde, mutabakata vardıkları kullanım oranına göre paylaştırılır. Komisyon Bakanlık, Rekabet Kurumu ve ilgili meslek birliklerini temsilen birer kişiden oluşur. Bakanlık temsilcisi aynı zamanda komisyon başkanıdır. Komisyon kararlarına yargı yolu açık olup, görevli mahkeme ilgili ihtisas mahkemesidir.

Bu maddede belirtilen esaslar çerçevesinde yapılması gereken bildirimlere ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği belirlenen meslek birliklerinin dağıtıma ilişkin hesabına Bakanlıkça, mahkemeden yükümlülüklerini yerine getirinceye kadar tedbir konulması istenebilir.

Meslek birliğine üye eser veya bağlantılı hak sahiplerinin alenileşmiş veya yayımlanmış tüm eser, icra, fonogram, yapım ve yayınlarına ilişkin haklarının takibi meslek birliğine verilecek yetki belgesine göre yapılır. Yetki belgesine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

3. Meslek birliklerinin denetimi:

MADDE 42/B – (Ek: 3.3.2004-5101/13) Meslek birlikleri, idarî ve malî açıdan Bakanlığın denetimine tâbidir. Bakanlık, meslek birliklerinin bu Kanunla belirlenmiş görev ve yükümlülükleri yerine getirip getirmediklerini her zaman kendisi denetleyebileceği gibi bu denetimin bağımsız denetim kuruluşlarına yaptırılmasını meslek birliklerinden de isteyebilir. Bu kuruluşlarca yapılan denetimlere ilişkin raporların bir örneği Bakanlığa gönderilir.

Denetimler sırasında, denetim yapmakla görevlendirilenler tarafından istenecek her türlü defter, belge ve bilgilerin ibraz edilmesi veya verilmesi, kasa veya veznenin kontrol ettirilmesi, yönetim yerleri, şubeler ve eklentilerine girme gibi taleplerin yerine getirilmesi zorunludur.

Meslek birlikleri tarafından; 1. Bu Kanunun 42 ve 42/A maddeleri ile bu maddede belirlenen görev ve yükümlülüklerin yerine getirilmediği, 2. Sözleşmelere uygun tahsilat veya dağıtımın yapılmadığı ya da yanlış ve haksız dağıtım yapıldığı, 3. Tarifelerin bu Kanunun 42/A maddesinin üçüncü fıkrasında belirlenen esaslara göre düzenlenmediği, tespit edildiği takdirde, bu birlikler Bakanlıkça yazılı olarak bir defa uyarılır, uyarının tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde kusurun giderilmemesi halinde, meslek birliği ikinci kez uyarılır.

Yukarıdaki fıkrada bahsi geçen kusurların ikinci uyarıyı takip eden otuz gün içinde de giderilmemesi veya yapılan denetimlerde, birlik kayıtlarında ve diğer iş ve işlemlerinde mevzuata aykırılık tespit edilmesi halinde, Bakanlık en geç üç ay içinde olağanüstü genel kurul yapmak üzere üyeleri davet eder. Olağanüstü genel kurul yapılıncaya kadar, birliğin iş ve işlemlerinde suiistimali görülenler tedbiren işten el çektirilir, Bakanlıkça yerine atama yapılır veya sırası gelen yedek üye göreve çağrılır.

Bu Kanunun 42 ve 42/A maddeleri ile bu madde hükümleri, 42 nci madde çerçevesinde kurulacak federasyonlar için de uygulanır.

4. Eser, icra, fonogram ve yapımların yayınlanmasına ve/veya iletilmesine ilişkin esaslar:

Madde 43. – (Ek: 3.3.2004-5101/14) Radyo-televizyon kuruluşları, uydu ve kablolu yayın kuruluşları ile mevcut veya ileride bulunacak teknik imkânlardan yararlanarak yayın ve/veya iletim yapacak kuruluşlar, yayınlarında yararlanacakları opera, bale, tiyatro ve benzeri sahneye konmuş eserlerle ilgili olarak hak sahiplerinden önceden izin almak zorundadırlar.

Bu kuruluşlar sahneye konmuş eserler dışında kalan eser, icra, fonogram ve yapımlar için ilgili alan meslek birlikleri ile 52 nci maddeye uygun sözleşme yaparak izin almak, söz konusu yayın ve/veya iletimlere ilişkin ödemeleri bu birliklere yapmak ve kullandıkları eser, icra, fonogram ve yapımlara ilişkin listeleri bu birliklere bildirmek zorundadırlar.

3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun çerçevesinde faaliyet gösteren radyo-televizyon kuruluşları Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından, anılan Kanun dışında kalan ve yayın ve/veya iletim yapan diğer kuruluşlar ise Bakanlık tarafından sınıflandırılır.

Faaliyet gösterdikleri sektörlerde eser sahipleri ve/veya bağlantılı hak sahipleri meslek birlikleri, yapılan sınıflandırmaya bağlı olarak eser, icra, fonogram ve yapımların yayın ve/veya iletiminden kaynaklanan ödemelere ilişkin tarifeleri tespit ederler. Meslek birlikleri ile kuruluşlar arasındaki sözleşmeler, bu tarife bedelleri veya taraflarca yapılan müzakereler sonucu belirlenecek bedeller üzerinden yapılır.

Meslek birliklerinin temsil ettikleri eser, icra, fonogram ve yapımlar ile üyelerine ilişkin bildirim zorunluluğu, tarifelerin belirlenmesi, duyurulması, müzakere edilmesi, sözleşme yapılması, uzlaşmazlıkların halli ve diğer hususlarda bu Kanunun 41 inci maddesinin dört ilâ onüçüncü fıkraları uygulanır. Ancak yayın ve/veya iletim yapan kuruluşlar bakımından 41 inci maddenin altıncı fıkrasının son cümlesinin uygulanması zorunlu değildir.

Ayrıca, 41 inci maddenin 10 uncu fıkrasının uygulanması bakımından, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, yayınlarında yer verdiği eser, icra, fonogram ve yapımları her üç ayda bir meslek birliklerince belirlenen yıllık tarifenin 1/4’ünü yatırmak suretiyle kullanabilir.

5. Fikir ve Sanat Eserlerinin İşaretlenmesi

Madde 44- (Değişik: 3.3.2004-5101/15) Fikrî mülkiyet haklarının korunması ve etkin bir şekilde takibinin sağlanması amacıyla, fikir ve sanat eserlerinin tespit edilmesi ve çoğaltılmasına ilişkin materyalleri üreten ve/veya bu materyallerin dolum, çoğaltım ve satışını yapan veya herhangi bir şekilde yayan ve umuma arz eden yerler, Bakanlıkça ücret mukabili sertifikalandırılır. Bakanlıkça belirlenen yerler, Bakanlıkça onaylanmış bir yazılım ile Bakanlıkça belirlenecek kriterlere uygun bir donanımı bulundurmak, gerekli alt yapıyı oluşturmak ve gerçekleştirdikleri işlemleri her takvim yılı itibarıyla Bakanlığa bildirmek zorundadır. Bu yerler ve malî hak sahipleri ayrıca, Bakanlıkça gerekli görülecek işaret ve seri numaraları ile uluslararası standartlara uygun kodları, taşıyıcı materyaller üzerinde bulundurmakla müştereken yükümlüdürler.

(Değişik: 21.2.2001-4630/23) Her türlü boş video kaseti, ses kaseti, bilgisayar disketi, CD, DVD gibi taşıyıcı materyaller ile, fikir ve sanat eserlerinin çoğaltılmasına yarayan her türlü teknik cihazı ticari amaçlı imal veya ithal eden gerçek ve tüzel kişiler, imalat veya ithalat bedeli üzerinden yüzde üçü geçmemek üzere Bakanlar Kurulu Kararıyla belirlenecek orandaki miktarı keserek, ay içinde topladıkları meblağı, sonraki ayın en geç yarısına kadar Kültür Bakanlığı adına bir ulusal bankada açılacak özel hesaba yatırmakla yükümlüdürler.

(Değişik: 21.2.2001-4630/23) Bakanlık bu hesapta toplanan miktarı fikri mülkiyet sisteminin güçlendirilmesi ile yurt içindeki ve yurt dışındaki kültür mirasının korunmasına ve devam ettirilmesine yönelik faaliyetlerde kullanır. Bu miktarın dağıtım ve kullanımına ilişkin usul ve esaslar Kültür Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

(Değişik: 3.3.2004-5101/15) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile alınacak ücretler Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

6. Güzel Sanat Eserlerinin Satış Bedellerinden Pay Verilmesi

Madde 45-(Değişik: 3.3.2004-5101/16) Mimarî eserler hariç olmak üzere, bu Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan güzel sanat eserlerinin asılları ile eser sahibinin kendisinin sınırlı sayıda meydana getirdiği veya eser sahibinin kontrolünde ve izniyle meydana getirilmiş ve eser sahibi tarafından imzalanmış veya başka bir şekilde işaretlenmiş olmaları nedeniyle özgün eser olduğu kabul edilen kopyaları, 2 nci maddenin (1) numaralı bendinde ve 3 üncü maddede sayılıp da yazarlarla bestecilerin el yazısıyla yazılmış eserlerinin asıllarından biri, eser sahibi veya mirasçıları tarafından bir defa satıldıktan sonra, koruma süresi içinde, bir sergide veya açık artırmada yahut bu gibi eşyayı satan bir mağazada veya başka şekillerde satış konusu olarak el değiştirdikçe, bu satış bedeli ile bir önceki satış bedeli arasında açık bir nispetsizlik bulunması halinde, her satışta, satışı gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişi, bedel farkından münasip bir payı eser sahibine, o ölmüşse miras hükümlerine göre ikinci dereceye kadar (ve bu derece dahil) yasal mirasçılarına ve eşine, bunlar da yoksa ilgili alan meslek birliğine Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir kararname ile belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ödemekle yükümlüdür.

Kararnamede: 1. Bedel farkının yüzde onunu geçmemek şartıyla farkın nispetine göre tespit edilecek bir pay tarifesi; 2. Bedeli kararnamede tespit edilecek miktarı aşmayan satışların pay vermek borcundan muaf tutulacağı; 3. Eser nevileri itibarıyla mesleki birliğin hangi kolunun ilgili sayılabileceği; gösterilir.

Satışın vuku bulduğu müessese sahibi satıcı ile birlikte müteselsilen mesuldür.

Cebri satış hallerinde pay ancak diğer alacaklar tamamen ödendikten sonra ödenir.

Pay verme borcunun zamanaşımı, bu borcun doğumunu intaç eden satıştan itibaren beş yıldır.

7. Devletin Faydalanma Salahiyeti

Madde 46- (Değişik:1.11.1983-2936/10 md.) Çoğaltma ve yayımı eser sahibi tarafından açıkça menedilmemiş olan ve umumi kütüphane, müze ve benzeri müesseselerde saklı bulunan henüz yayımlanmamış veya alenileşmemiş eserler, mali haklarla ilgili koruma süresi dolmuş olmak şartıyla, bulunduğu kamu kurum ve kuruluşlarına ait olur. Bunlardan kamu kurum ve kuruluşları ile bilimsel vesair amaçla yararlanmak isteyen kişi ve kuruluşların izin alacakları merci ve bunlardan alınacak ücretlerle bu ücretlerin hangi kültürel gayelerde sarf edileceği ve diğer hususlar, ilgili kuruluşların görüşü alındıktan sonra Kültür Bakanlığınca hazırlanacak tüzükle belirlenir.

8. Kamuya Maletme

Madde 47- Bir kararname ile memleket kültürü için önemi haiz görülen bir eser üzerindeki mali haklardan faydalanma salahiyeti, hak sahiplerine münasip bir bedel ödenmesi suretiyle koruma süresinin bitiminden önce kamuya maledilebilir.

(Değişik: 21.2.2001-4630/24) Bu hususta karar verilebilmesi için eserin Türkiye’de veya Türkiye dışında Türk vatandaşları tarafından vücuda getirilmiş olması ve aynı zamanda yayımlanmış eser nüshalarının iki yıldan beri tükenmiş bulunması ve hak sahibinin uygun bir süre içinde eserin yeni baskısını yapmayacağının tespit edilmesi gerekir.

  1. Bu kararnamede:
  2. Eser ve sahibinin adı;
  3. Müktesep hakları ihlal edilen kimselere ödenecek bedel;
  4. Mali hakları kullanacak makam ve müessese;
  5. Verilen bedelin itfasından sonra elde edilecek safi karın hangi kültürel gayelere tahsis edileceği; yazılır.

Dördüncü Bölüm – Sözleşme ve Tasarruflar

A) Hayattaki Vaki Tasarruflar

I-Asli İktisap

Madde 48- Eser sahibi veya mirasçıları kendilerine kanunen tanınan mali hakları süre, yer ve muhteva itibarıyla mahdut veya gayri mahdut, karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredebilir.

Mali hakları sadece kullanma salahiyeti de diğer bir kimseye bırakılabilir. (Ruhsat)

Yukarıdaki fıkralarda sayılan tasarruf muameleleri henüz vücuda getirilmemiş veya tamamlanacak olan bir esere taaluk etmekte ise batıldır.

II-Devren İktisap

Madde 49- Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak bunların yazılı muvafakiyetiyle bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine devredebilir.

İşleme hakkının devrinde, devren iktisap eden kimse hakkında da eser sahibi veya mirasçılarının aynı suretle muvafakatı şarttır.

III-Sözleşmeler
1. Vücuda Getirilecek Eserler

Madde 50- 48 ve 49’uncu maddelerde sayılan tasarruf muamelelerine dair taahhütler eser henüz vücuda getirilmeden önce yapılmış olsa dahi muteberdir.

Eser sahibinin ileride vücuda getireceği eserlerin bütününe veya muayyen bir nevine taalluk eden bu kabil taahhütleri taraflardan her biri ihbar tarihinden bir yıl sonra hüküm ifade etmek üzere fesh edebilir.

Eser tamamlanmadan önce, eser sahibi ölür veya tamamlama kabiliyetini zayi eder, yahut kusuru olmaksızın eserin tamamlanması imkansız hale gelirse zikri geçen taahhütler kendiliğinden münfesih olur. Diğer taraftan iflas etmesi veya sözleşme uyarınca devraldığı mali hakları kullanmaktan aciz duruma düşmesi yahut kusuru olmaksızın kullanmanın imkansız hale gelmesi hallerinde de aynı hüküm caridir.

2. İleride faydalanma imkanları

Madde 51- İleride çıkarılacak mevzuatın eser sahibini tanınması muhtemel mali hakların devrine veya bunların başkaları tarafından kullanılmasına mütaallik sözleşmeler batıldır.

İleride çıkarılacak mevzuatla mali hakların şümulünün genişletilmesi veya koruma süresinin uzatılmasından doğacak salahiyetlerden vazgeçmeyi yahut bunların devrini ihtiva eden sözleşmeler hakkında aynı hüküm caridir.

IV-Şekil

Madde 52- Mali hakları dahil sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır.

V-Tekeffül
1. Hakkın Mevcut Olmaması

Madde 53- Mali bir hakkı başkasına devreden veya kullanma ruhsatını veren kimse iktisab edene karşı hakkın mevcudiyetini Borçlar Kanununun 169 ve 171inci maddeleri hükmünce zamindir.

Haksız fiillerden ve sebepsiz mal iktisabından doğan talepler mahfuzdur.

2. Salahiyetin Mevcut Olmaması

Madde 54- Mali bir hakkı yahut kullanma ruhsatını devre salahiyetli olmayan kimseden iktisab eden hüsnüniyet sahibi olsa bile himaye göremez.

Salahiyet olmaksızın mali bir hakkı başkasına devreden veya kullanma ruhsatını veren kimse; salahiyeti bulunmadığına diğer tarafın vakıf olduğunu veya vakıf olması lazım geldiğini ispat etmedikçe tasarrufun hükümsüz kalmasından doğan zararı tazminle mükellefdir. Kusur halinde mahkeme; hakkaniyet gerektiriyorsa daha geniş bir tazminata hükmedebilir.

Haksız fiillerden ve sebepsiz mal iktisabından doğan talepler mahfuzdur.

VI-Yorum Kaideleri
1. Şümul

Madde 55-Aksi kararlaştırılmış olmadıkça mali bir hakkın devri veya bir ruhsatın verilmesi eserin tercüme veya sair işlenmelerine şamil değildir.

2. Ruhsat

Madde 56- Ruhsat; mali hak sahibinin başkalarına da aynı ruhsatı vermesine mani değilse (basit ruhsat), yalnız bir kimseye mahsus olduğu takdirde (tam ruhsattır).

Kanun veya sözleşmeden aksi anlaşılmadıkça her ruhsat basit sayılır.

Basit ruhsatlar hakkında hasılat kirasına, tam ruhsatlar hakkında intifa hakkına dair hükümler uygulanır.

3. Mülkiyetin intikali

Madde 57- Asıl veya çoğaltılmış nüshalar üzerindeki mülkiyet hakkının devri, aksi kararlaştırılmış olmadıkça fikri hakların devrini ihtiva etmez.

Bir güzel sanat eseri üzerinde çoğaltma hakkını haiz olan bir kimse kalıp, vesair çoğaltma aletlerinin zilyedliğini iktisap eden kimse aksi kararlaştırılamamışsa çoğaltma hakkını da iktisap etmiş sayılır.

Son fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. (21.2.2001-4630/36-f)

VII-Cayma Hakkı

Madde 58- Mali bir hak ve ruhsat iktisap eden kimse; kararlaştırılan süre içinde ve eğer bir süre tayin edilmemişse icabi hale göre münasip bir zaman hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanmaz ve bu yüzden eser sahibinin menfaatleri esaslı surette ihmal edilirse eser sahibi sözleşmeden cayabilir.

Cayma hakkını kullanmak isteyen eser sahibi sözleşmedeki hakların kullanılması için noter vasıtasıyla diğer tarafa münasip bir mehil vermeye mecburdur. Hakkın kullanılması, iktisap eden kimse için imkansız olur veya tarafından reddedilir yahut bir mehil verilmesi halinde eser sahibinin menfaatleri esaslı surette tehlikeye düşmekte ise mehil tayinine lüzum yoktur.

Verilen mehil neticesiz geçerse veya mehil tayinine lüzum yoksa noter vasıtasıyla yapılacak ihbar ile cayma tamam olur. Cayma ihbarının tebliğinden itibaren 4 hafta geçtikten sonra caymaya karşı itiraz davası açılamaz.

İktisap edenin mali hakkı kullanmamakta kusuru yoksa veya eser sahibinin kusuru daha ağır ise hakkaniyet gerektiği hallerde iktisap eden, münasip bir tazminat isteyebilir.

Cayma hakkından önceden vazgeçme caiz olmadığı gibi bu hakkın dermeyanını iki yıldan fazla bir süre için meneden takyitler de hükümsüzdür.

VIII-Hakkın Eser Sahibine Avdeti

Madde 59- Eser sahibi veya mirasçıları mali bir hakkı muayyen bir gaye zımnında yahut muayyen bir süre için devretmişlerse gayenin ortadan kalkması veya sürenin geçmesiyle ilgili hak, sahibine avdet eder. Bu hüküm, başkasına devrine sözleşme ile müsaade edilmemiş olan mali bir hakkı iktisap eden kimsenin ölümü yahut iflası halinde cari değildir; meğer ki, işin mahiyeti icabı, hakkın kullanılması, iktisap edenin sahsına bağlı bulunsun.

Muayyen bir gaye zımnında veya muayyen bir süre için verilen ruhsatlar birinci fıkrada sayılan hallerde son bulur.

B) Vazgeçme

Madde 60- Eser sahibi yahut mirasçıları, kendilerine kanunen tanınan mali haklardan, önceden vakı tasarruflarını ihlal etmemek şartıyla bir resmi senet tanzimi ve bu hususun Resmi Gazetede ilanı suretiyle vazgeçebilirler.

Vazgeçme, ilan tarihinden başlayarak koruma süresinin bitmesi halindeki hukuki neticeleri doğurur.

C) Haciz ve Rehin I-Caiz Olmayan Haller

Madde 61- İcra ve iflas kanunun 24 ve 30 uncu maddelerinin hükümleri mahfuz kalmak şartıyla; 1. Eser sahibinin veya mirasçılarından birinin mülkiyeti altında bulunan henüz alenileşmemiş bir eserin müsvedde veya asıları; 2. Sinema eserleri hariç olmak üzere 1inci bentde zikredilen eserler üzerindeki mali haklar; 3. Eser sahibinin, mali haklara dair hukuki muamelelerden doğan paradan gayrı alacakları; kanuni veya akdi bir rehin hakkının, cebri icranın veya hapis hakkının konusu olamaz.

II-Caiz Olan Haller

Madde 62- Aşağıdaki hükümler dairesinde; 1. Alenileşmiş bir eserin müsveddesi veya aslı; 2. Yayımlanmış bir eserin çoğaltılmış nüshaları; 3. Eser sahibinin korunmaya layık olan manevi menfaatlerini ihlal etmemek şartıyla alenileşmiş bir eser üzerindeki mali hakları; 4. Eser sahibinin mali haklara dair hukuki muamelelerden doğan para alacakları; kanuni veya akdi bir rehin hakkının, cebri icranın yahut hapis hakkının konusunu teşkil edebilir.

Birinci fıkrada sayılan konulara dair rehin sözleşmesinin muteber olması için yazılı şekilde yapılması lazımdır. Sözleşmede rehin olarak verilenler ayrı ayrı gösterilmelidir.

Güzel sanat eserlerine ait kalıplar vesair çoğaltma vasıtaları birinci fıkranın üçüncü bendinde yazılı mali haklar üzerinde cebri icra tatbiki için lüzumlu görüldüğü nispette zilyet olan kimselerden geçici olarak alınabilir.

Mimarlık eserleri hariç olmak üzere güzel sanat eserlerinin asılları ve eser sahibine yahut mirasçılarına ait musiki ilim ve edebiyat eserlerinin müsveddeleri, birinci fıkranın üçüncü bendin de yazılı mali haklar üzerinde cebri icra tatbiki için lüzumlu görüldüğü nispette zilyet olan kimselerden geçici olarak alınabilir.

C) Miras

I-Genel Olarak

Madde 63- Bu Kanunun tanıdığı mali haklar miras yolu ile intikal eder. Mali haklar üzerinde ölüme bağlı tasarruflar yapılması caizdir.

II-Müşterek Eser Sahiplerinden Birinin Ölümü

Madde 64- Eseri birlikte vücuda getirenlerden biri, eserin tamamlanmasından yahut alenileşmesinden önce ölürse hissesi, diğerleri arasında taksime uğrar bunlar, ölenin mirasçılarına münasip bir bedel ödemekle mükelleftirler. Miktar üzerinde uzlaşamazlarsa bunu mahkeme tayin eder.

Eseri birlikte vücuda getirenlerden biri eserin alenileşmesinden sonra ölürse diğerleri, ölenin mirasçılarıyla birliği devam ettirip ettirmekte serbesttirler.

Devama karar vermeleri halinde sağ kalan eser sahipleri mirasçılardan birliğe karşı haklarının kullanılması hususunda bir temsilci tayini talep edebilirler.

Devama karar verilmediği takdirde birinci fıkra hükümleri uygulanır.

III-Mirasçıların Birden Fazla Oluşu

Madde 65- Eser sahibinin terekesinde bu Kanunun tanıdığı mali haklar mevcut olup da Medeni Kanunun 581 inci maddesi uyarınca bir temsilci tayin edilmişse temsilci bu haklar üzerinde yapacağı muameleler için mirasçıların kararını almaya mecburdur.

Beşinci Bölüm – Hukuk ve Ceza Davaları

A ) Hukuk davaları

I-Tecavüzün ref’i davası
1. Genel olarak

Madde 66-Manevi ve mali hakları tecavüze uğrayan kimse tecavüz edene karşı tecavüzün ref’ini dava edebilir.

Tecavüz, hizmetlerini ifa ettikleri sırada bir işletmenin temsilcisi veya müstahdemleri tarafından yapılmışsa işletme sahibi hakkında da dava açılabilir.

Tecavüz edenin veya ikinci fıkrada yazılı kimselerin kusuru şart değildir.

Mahkeme, eser sahibinin manevi ve mali haklarını, tecavüzün şümulünü, kusurun olup olmadığını, varsa ağırlığını ve tecavüzün ret’i halinde tecavüz edenin düçar olması muhtemel zararları takdir ederek halin icabına göre tecavüzün ref’i için lüzumlu göreceği tedbirlerin tatbikatına karar verir.

(Ek:7. 6. 1995-4110/19) Eser sahibi, ikamet ettiği yerde de tecavüzün ref’i ve men davası açabilir.

2. Manevi Haklara Tecavüz Halinde

Madde 67- Henüz alenileşmemiş bir eser sahibinin rızası olmaksızın veya arzusuna aykırı olarak umuma arz edildiği takdirde tecavüzün ref’i davası, ancak umuma arz keyfiyetinin çoğaltılmış nüshaların yayımlanması suretiyle vaki olması halinde açılabilir. Aynı hüküm, esere sahibinin arzusuna aykırı olarak adının konulduğu hallerde de caridir.

Eser üzerinde sahibinin adı hiç konulmamış veya yanlış konulmuş yahut konulan ad iltibasa meydan verecek mahiyette olup da eser sahibi 15 inci maddede zikredilen tespit davasından başka tecavüzün ref’ini talep etmişse, tecavüz eden gerek aslına, gerek tedavülde bulunan çoğaltılmış nüshalar üzerine eser sahibinin adını derç etmeye mecburdur. Masrafı tecavüz edene ait olmak üzere, hükmen en fazla 3 gazetede ilan talep edilebilir.

32, 33, 34, 35, 36, 39 ve 40 ıncı maddelerde sayılan hallerde yanlış veya kifayetsiz kaynak tasrih edilmiş veyahut hiç kaynak gösterilmemişse ikinci fıkra hükmü uygulanır.

Eser haksız olarak değiştirilmiş ise hak sahibi aşağıdaki taleplerde bulunabilir: 1) Eser sahibi, eserin değiştirilmiş şekilde çoğaltılmasının, yayım ve temsilinin, radyo ile yayımının men edilmesini ve tecavüz edenin, tedavülde bulunan çoğaltılmış nüshalardaki değişikliklerin düzeltmesini veya bunların eski haline getirilmesini talep edebilir. Değişiklik, eserin, gazete, dergi veya radyo ile yayımı sırasında yapılmışsa eser sahibi, masrafı tecavüz edene ait olmak üzere, eseri değiştirilmiş şekilde yayımlamış olan bütün gazete, dergi ve radyo idarelerinde değişikliğin ilan yolu ile düzeltilmesini talep edebilir; 2) (Değişik:7.6.1995-4110/20) Güzel sanat eserlerinde, eser sahibi asıldaki değişikliğin kendisi tarafından yapılmadığını veya eserdeki adının kaldırılmasını yahut değiştirilmesini talep edebilir. Eski halin iadesi mümkün ise değişikliğin izalesi ammenin veya malikin menfaatlerini esaslı surette haleldar etmiyorsa eser sahibi eseri eski hale getirebilir.

3. Mali Haklara Tecavüz Halinde

Madde 68- (Değişik: 21.2.2001-4630/25) Eser, eser sahibinin izni olmadan çevrilmiş, sözleşme dışı veya sözleşmede belirtilen sayıdan fazla basılmış, diğer biçimde işlenmiş veya radyo-televizyon gibi araçlarla yayınlanmış veya temsil edilmiş ise; izni alınmamış eser sahibi, sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya emsal veya rayiç bedel itibarıyla uğradığı zararın en çok üç kat fazlasını isteyebilir. Bu bedelin tespitinde öncelikle ilgili meslek birliklerinin görüşü esas alınır.

Bir eserden izinsiz çoğaltma yolu ile yarar sağlanıyorsa ve çoğaltılan kopyaları satışa çıkarılmamışsa, eser sahibi;çoğaltılmış kopyaların, çoğaltmaya yarayan film, kalıp ve benzeri araçların imhasını veya maliyet fiyatını aşmamak üzere çoğaltılmış kopyaların ve çoğaltmaya yarayan film, kalıp ve benzeri gereçlerin uygun bir bedel karşılığında kendisine verilmesini ya da sözleşme olması durumunda isteyebileceği miktarın üç kat fazlasını talep edebilir. Bu husus, izinsiz çoğaltma yoluna giden kişinin yasal sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bir eserin izinsiz çoğaltılan kopyaları satışa çıkarılmışsa veya satış haksız bir tecavüz oluşturuyorsa , eser sahibi tecavüz edenin elinde bulunan nüshalar hakkında ikinci fıkrada yazılı şıklardan birini seçebilir.

Bedel talebinde bulunan kişi, tecavüz edene karşı onunla bir sözleşme yapmış olması halinde haiz olabileceği bütün hak ve yetkileri ileri sürebilir.

II-Tecavüzün Men’i Davası

Madde 69- Mali veya manevi haklarında tecavüz tehlikesine maruz kalan eser sahibi muhtemel tecavüzün önlenmesini dava edebilir. Vaki olan tecavüzün devam veya tekrarı muhtemel görülen hallerdede aynı hüküm caridir.

66 ncı maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının hükümleri burada da uygulanır.

III-Tazminat Davası

Madde 70-(Değişik: 7. 6. 1995-4110/22) Manevi hakları haleldar edilen kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat ödenmesi için dava açabilir. Mahkeme, bu para yerine veya bunlara ek olarak başka bir manevi tazminat şekline de hükmedebilir.

Mali hakları haleldar edilen kimse, tecavüz edenin kusuru varsa haksız fiillere müteallik hükümler dairesinde tazminat talep edebilir.

Birinci ve ikinci fıkralardaki hallerde, tecavüze uğrayan kimse tazminattan başka temin edilen karın kendisine verilmesini de isteyebilir.

Bu halde 68 inci madde uyarınca talep edilen bedel indirilir.

B) Ceza Davaları

1. Manevi Haklara Tecavüz

Madde 71- (Değişik:1. 11. 1983-2936/11)

Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak kasten: 1. Alenileşmiş olsun veya olmasın, eser sahibi veya halefinin yazılı izni olmadan bir eseri umuma arz eden veya yayımlayan, 2.Sahip veya halefinin yazılı izni olmadan, bir esere veya çoğaltılmış nüshalarına ad koyan, 3. Başkasının eserini kendi eseri veya kendisinin eserini başkasının eseri olarak gösteren veya 15’nci maddenin ikinci fıkrası hükmüne aykırı hareket eden, 4. 32, 33, 34, 35, 36, 37, 39 ve 40 ıncı maddelerdeki hallerde kaynak göstermeyen veya yanlış yahut kifayetsiz veya aldatıcı kaynak gösteren, 5. (Ek: 21.2.2001-4630/26) Eser sahibinin yazılı izni olmaksızın bir eseri değiştiren,

(Değişik: 3.3.2004-5101/17) Kişiler hakkında, iki yıldan dört yıla kadar hapis veya ellimilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden hükmolunur.

3. Mali Haklara Tecavüz

Madde 72. – (Değişik: 3.3.2004-5101/18) Bu Kanuna aykırı olarak kasten; 1. Aralarında mevcut bir sözleşme olmasına rağmen bu sözleşme hükümlerine aykırı olarak bir eser veya işlenmelerinin kendi tarafından çoğaltılmış nüshalarını satan veya dağıtan kişiler hakkında, üç aydan iki yıla kadar hapis veya onmilyar liradan ellimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden, 2. Hak sahibinin izni olmaksızın bir eseri ve çoğaltılmış nüshalarını, bu Kanunun 81 inci maddesinin yedinci fıkrasında sayılan yerlerde satan kişiler hakkında üç aydan iki yıla kadar hapis veya beşmilyar liradan ellimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden, 3. Hak sahibinin izni olmaksızın; a) Bir eseri herhangi bir şekilde işleyen, b) Bir eseri herhangi bir şekilde çoğaltan, c) Bir eseri herhangi bir şekilde yayan, d) Bir eserin nüshalarını yasal veya yasal olmayan yollardan ülkeye sokan ve her ne şekilde olursa olsun ticaret konusu yapan, e) Bir eseri topluma açık yerlerde gösteren veya temsil eden, bu gösterimi düzenleyen veya dijital iletim de dahil olmak üzere her nevi işaret, ses ve/veya görüntü iletimine yarayan araçlarla yayan veya yayımına aracılık eden, Kişiler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis veya ellimilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden hükmolunur.

3. Diğer Suçlar

Madde 73 – (Değişik: 3.3.2004-5101/19) Bu Kanunun 71, 72, 80 ve 81 inci maddelerinde belirtilen suçlar dışında kalan diğer suçlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır: 1. Kasten; a) Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak çoğaltıldığını bildiği veya bilmesi icap ettiği bir eserin nüshalarını ticarî amaçla elinde bulunduran, b) Mevcut olmadığını veya üzerinde tasarruf selahiyeti bulunmadığını bildiği veya bilmesi icap ettiği malî hakkı veya ruhsatı başkasına devreden veya veren yahut rehneden veyahut herhangi bir tasarrufun konusu yapan, c) Yegâne amacı bir bilgisayar programını korumak için uygulanan bir teknik aygıtın geçersiz kılınmasına veya izinsiz ortadan kaldırılmasına yarayan herhangi bir teknik aracı, ticarî amaç için elinde bulunduran veya dağıtan, Kişiler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis veya ellimilyar liradan yüzellimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden, 2. Kasten; bu Kanunun hükümlerine uygun olarak çoğaltılmış ve yayılmış eser nüshalarının, yapımların ve fonogramların, çoğaltma ve yayma hakkı sahiplerinin ayırt edici unvan, marka ve künye bilgileriyle birlikte tıpkı basım ve yapım yoluyla, işaret, yazı, ses, hareketli veya hareketsiz görüntü ya da veri tekrarına yarayan alet veya yöntemlerle çoğaltan veya bu şekilde çoğaltılmış nüshaları yayan, kişiler hakkında üç yıldan altı yıla kadar hapis veya yirmimilyar liradan ikiyüzmilyar liraya kadar ağır para cezasına veya zararın ağırlığı dikkate alınarak her ikisine birden, hükmolunur.

II-Fail

Madde 74- (Değişik: 3.3.2004-5101/20) 71, 72, 73 ve 80 inci maddelerde sayılan suçlar, hizmetlerini ifa ettikleri sırada bir işletmenin temsilcisi veya müstahdemleri tarafından işlenmiş ise, suçun işlenmesine mani olmayan işletme sahibi veya müdürü yahut herhangi bir nam ve sıfatla olsun işletmeyi fiilen idare eden kimse de fail gibi cezalandırılır. Cezayı mucip fiil işletme sahibi veya müdürü yahut işletmeyi fiilen idare eden kimse tarafından emredilmiş ise bunlar fail gibi;temsilci veya müstahdem ise, yardımcı gibi cezalandırılır.

Temsil edilmesinin kanuna aykırılığını bildiği bir eserin umuma gösterilmesi için karşılıklı veya karşılıksız olarak bir mahalli tahsis eden veya böyle bir eserin temsilinde vazife veya rol alan kimse, yardımcı olarak cezalandırılır.

(Değişik: 3.3.2004-5101/20) 71, 72, 73 ve 80 inci maddelerde sayılan suçlardan biri işlenirse masraf veya para cezasından tüzel kişi diğer suçlularla birlikte müteselsilen mesuldür.

Ceza Kanununun 64, 65, 66 ve 67 nci maddelerinin hükümleri mahfuzdur.

III- Kovuşturma ve Tekerrür

Madde 75- (Değişik: 3.3.2004-5101/21) 71, 72, 73 ve 80 inci maddelerde sayılan suçlardan dolayı soruşturma şikâyete bağlıdır. Şikâyet üzerine hak sahiplerinin haklarını kanıtlayan belge ve/veya nüshaları Cumhuriyet savcılığına sunmaları halinde kamu davası açılır. Altı ay içinde bu belge ve/veya nüshaların sunulmaması halinde takipsizlik kararı verilir, bu Kanunun 76 ncı madde hükümleri saklıdır. Bu madde hükümlerinin uygulanmasında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 344 üncü maddesinin birinci fıkrasının (8) numaralı bendi uygulanmaz.

Hakları tecavüze uğrayan kimseden başka şikayete selahiyetli olanlar şunlardır: 1.71 inci maddenin dört numaralı bendinde belirtilen hallerde 35 inci madde gereğince kaynak gösterme mükellefiyetine aykırı fiiller söz konusu ise, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıkları, 2.71 inci maddenin dört numaralı bendinde belirtilen hallerde 36 ncı madde gereğince kaynak gösterme mükellefiyetine aykırı fiiller söz konusu ise, Kültür Bakanlığı ile Basın-Yayın Genel Müdürlüğü ve Türk Basınını temsil eden kurumlar, 3. 19 uncu maddenin son fıkrası çerçevesinde 14 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında belirtilen hallerde Kültür Bakanlığı, 4.Faaliyet gösterdikleri alanlarda meslek birlikleri.

(Değişik: 3.3.2004-5101/21) Eser sahiplerinin, eser sahiplerinin hakları ile bağlantılı hak sahiplerinin veya diğer hak sahiplerinin haklarının ihlâli halinde, şikâyete selahiyeti olanların başvurması üzerine, tecavüzün gerçekleştiği veya sonuçlarının meydana geldiği yerin Cumhuriyet savcısı, yetkili mahkemeden usulsüz çoğaltılmış nüsha veya yayınlara el konulmasını, bunların imha edilmesini, bu konuda kullanılan teknik araçların mühürlenmesini, satışını ve usulsüz çoğaltımın gerçekleştirildiği yerin kapatılmasını talep edebilir.

(Ek: 3.3.2004-5101/21) Nüsha ve süreli olmayan yayınların el konulduğu tarihten itibaren onbeş gün içerisinde, eser veya hak sahipleri tarafından yetkili mahkemeye herhangi bir şikâyet veya başvuruda bulunulmaz ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine yetkili mahkeme, davaya esas olacak sayıda nüshanın muhafaza edilerek, diğerlerinin imhasına veya bunların hammadde olarak yeniden kullanımlarına dair imkânların olması halinde, mevcut halleriyle veya bir daha kullanılmayacak derecede vasıfları bozulmak suretiyle, hammadde olarak satışına karar verir. Belirtilen süre içinde eser veya hak sahipleri tarafından bir şikâyet veya başvuru yapılması halinde bu Kanunun 68 inci maddesi hükümleri uygulanır. El konulan nüsha ve süreli olmayan yayınların imhasına, bunların hammadde olarak yeniden kullanımlarına ve hammadde olarak satışına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı üç gün içinde yetkili mahkemeye sunulmak üzere el koyma ve mühürleme kararını res’en verebilir.

Hak sahipleri, haklarını kanıtlayan belgelerle birlikte, suçun dava zamanaşımı süresi içinde kalmak koşuluyla tecavüzü ve faili öğrendikleri tarihten itibaren 6 ay içinde Cumhuriyet Başsavcılığına başvurabilirler. Bu suç ile ilgili olarak, 3005 Sayılı Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanununun 1 inci maddesinin (A) bendindeki mahal ve 4 üncü maddesindeki yazılı zaman kaydına bakılmaksızın, aynı Kanundaki muhakeme usulü uygulanır.

Bu Kanunda yazılı suçlardan dolayı hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olan kişi, iki yıl içinde aynı suçu bir defa daha işler ise yeni suçtan dolayı verilecek ceza bir kat artırılır. (Ek: 3.3.2004-5101/21) Tekerrür üzerine verilen hapis cezası ertelenemez ve para cezasına veya tedbire çevrilemez. Bu Kanunda belirtilen suçlara, unsurlarını taşıması halinde 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

C) Çeşitli Hükümler

I-Görev ve İspat

Madde 76- (Değişik: 21.2.2001-4630/30) Bu Kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalarda, dava konusunun miktarına ve Kanunda gösterilen cezanın derecesine bakılmaksızın, görevli mahkeme Adalet Bakanlığı tarafından kurulacak İhtisas Mahkemeleridir. İhtisas Mahkemeleri kurulup yargılama faaliyetlerine başlayıncaya kadar, Asliye Hukuk ve Asliye Ceza mahkemelerinden hangilerinin İhtisas Mahkemesi olarak görevlendirileceği ve bu mahkemelerin yargı çevreleri Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.

Şahsi dava açılmışsa Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununun 358 inci maddesi uygulanır. Ceza davasıyla birlikte şahsi hak da talep edilmişse beraat halinde, bu cihetlerin halli için evrak hukuk mahkemesine re’sen havale olunur.

(Ek: 21.2.2001-4630/30) Bu Kanun kapsamında açılacak davalarda mahkeme, davacının iddianın doğruluğu hakkında kuvvetli kanaat oluşturmaya yeter miktar delil sunması halinde, korunmakta olan eserler, fonogramlar, icralar, filmler ve yayınları kullananların, bu Kanunda öngörülen izin ve yetkileri aldıklarına dair belgeleri ve/veya tüm yararlanılan eser, fonogram, icra, film ve yayınların listelerini sunmasını isteyebilir. Belirtilen belge ve/veya listelerin sunulamaması tüm eser, fonogram, icra, film ve yayınların haksız kullanılmakta olduğuna karine teşkil eder .

II- İhtiyati Tedbirler ve Gümrüklerde Geçici Olarak El Koyma

Madde 77- (Değişik: 21.2.2001-4630/31) Esaslı bir zararın veya ani bir tehlikenin veya emrivakilerin önlenmesi için veya diğer herhangi bir sebepten dolayı zaruri ve bu hususta ileri sürülen iddialar kuvvetle muhtemel görülürse mahkeme, bu Kanunla tanınmış olan hakları ihlal veya tehdide maruz kalanların veya şikayete selahiyetli olanların talebi üzerine, davanın açılmasından önce veya sonra diğer tarafa bir işin yapılmasını veya yapılmamasını, işin yapıldığı yerin kapatılmasını veya açılmasını emredebileceği gibi, bir eserin çoğaltılmış nüshalarının veya hasren onu imale yarayan kalıp ve buna benzer sair çoğaltma vasıtalarının ihtiyati tedbir yolu ile geçici olarak zaptına karar verebilir. Kararda emre muhalefetin İcra ve İflas Kanununun 343 üncü maddesindeki cezai neticeleri doğuracağı tasrih edilir.

(Değişik: 3.3.2004-5101/22) Haklara tecavüz oluşturulması ihtimali halinde yaptırım gerektiren nüshaların ithalat veya ihracatı sırasında, 4458 sayılı Gümrük Kanununun 57 nci maddesi ile 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

Bu nüshalara gümrük idareleri tarafından el konulmasına ilişkin işlemler Gümrük Yönetmeliğinin ilgili hükümlerine göre yürütülür.

III- Hükmün İlanı

Madde 78- 67 nci maddenin ikinci fıkrasında yazılı halden maada, haklı olan taraf, muhik bir sebep veya menfaati varsa, masrafı diğer tarafa ait olmak üzere, kesinleşmiş olan kararın gazete veya buna benzer vasıtalarla tamamen veya hulasa olarak ilan edilmesini talep etmek hakkına haizdir.

İlanın şekil ve muhtevası kararda tespit edilir.

İlan hakkı, hükmün kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde kullanılmazsa düşer.

IV- Zabıt, Müsadere ve İmha

Madde 79- Bu Kanun hükümlerine göre imali veya yayımı cezayı mucip olan çoğaltılmış nüshalarla bunları çoğaltmaya yarayan kalıp ve buna benzer vasıtaların zabıt, müsadere ve imhasında Ceza Kanununun 36 ncı maddesi hükümleriyle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 392, 393 ve 394 üncü maddeleri uygulanır.

Avrupa Birliği Tarihçesi

0
Avrupa Birliği Hukuku

Avrupa Birliği; Avrupa’nın politik, ekonomik, toplumsal, kültürel alandaki birliğidir. Avrupa’nın birleştirilmesi düşüncesi Avrupa tarihi kadar eskidir. Avrupa Birleşik Devletleri hümanist ve barışçı bir hayalin parçasıydı. Avrupa yüzyıllarca, sık sık yaşanan kanlı savaşlara sahne oldu. 1870-1945 yılları arasında Fransa ve Almanya üç kez savaştılar. Bu savaşlarda birçok insan yaşamını kaybetti. Bu felaketler üzerine bazı Avrupalı lider ve düşünürleri, barışın sürdürülebilmesinin tek yolunun, ülkelerinin ekonomik ve siyasi yönlerden birleşmesi olduğu fikrine vardılar. Avrupa’da ulusal uzlaşmazlıkları aşabilecek bir örgütlenmenin kuruluşu İkinci Dünya Savaşı sırasında totaliter yönetimlere karşı savaşan direniş hareketlerinden kaynaklandı.

Schuman Planı

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT)İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Avrupalı devlet adamlarının Avrupa’da kalıcı bir barış oluşturma çabaları hız kazandı. Robert Schuman (Fransa Dışişleri Bakanı), Eski Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri Jean Monnet’in tasarısına dayanarak, 9 Mayıs 1950 tarihinde, Avrupa Devletlerini, kömür ve çelik üretiminde alınan kararları bağımsız ve uluslarüstü bir kuruma devretmeye davet etti. Schuman Planına göre, Avrupa’da bir barışın kurulabilmesi için Fransa ve Almanya arasında yüzyıllardır süregelen çekişmenin son bulması gerekiyordu. Bunun yolu ise, söz konusu kurumun gözetiminde, ortak kömür ve çelik üretimini sağlamak ve bu örgütlenmeyi tüm Avrupa devletlerinin katılımına açık tutmaktı.

 Schuman Deklarasyonunun bir sonucu olarak, 1951 yılında, Belçika, Federal Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda’dan oluşan 6 üye ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) kuruldu. Söz konusu Topluluğun Yüksek Otoritesi’nin ilk başkanı ise, Schuman Deklarasyonu’na ilham veren bu fikrin sahibi Jean Monnet oldu. Böylece, savaşın ham maddeleri olan kömür ve çelik, barışın araçları oluyor; dünya tarihinde ilk defa devletler kendi iradeleri ile egemenliklerinin bir kısmını ulusüstü bir kuruma devrediyordu.

Roma Antlaşması ve Avrupa Ekonomik Topluluğu

Altı üye devlet, 1957’de, işgücü ile mal ve hizmetlerin serbest dolaşımına dayanan bir ekonomik topluluk kurmaya karar verdiler. Böylece, kömür ve çeliğin yanısıra diğer sektörlerde de ekonomik birliği kurmak amacıyla, 1957’de Roma Antlaşması imzalanarak Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kuruldu. AET’nin amacı, malların, işgücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaştığı bir ortak pazarın kurulması, ve en nihayetinde siyasi bütünlüğe gidilmesiydi.

Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM)

Avrupa Ekonomik Topluluğu gibi, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) da 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe giren Roma Antlaşması ile kuruldu. Topluluğun amacı, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla ve güvenli biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla üye devletlerin araştırma programlarını koordine etmek olarak belirlendi.

Füzyon Antlaşması ve Avrupa Toplulukları

1965 yılında imzalan Füzyon Antlaşması (Birleşme Anlaşması) ile, yukarıda adı geçen üç topluluk (Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu) için tek bir Konsey ve tek bir Komisyon oluşturularak, bu Topluluklar, Avrupa Toplulukları adı altında anılmaya başlandı.

Gümrük Birliği

Mamul mallarda gümrük vergileri, planlanandan önce 1 Temmuz 1968’de kaldırıldı; özellikle tarım ve ticaret politikaları olmak üzere ortak politikalar 60’ların sonunda yerli yerine oturmuştu.

İlk Genişleme Dalgası

Altılar’ın başarısı Birleşik Krallık, Danimarka ve İrlanda’yı Topluluk üyeliğine başvurmaya yöneltti. General de Gaulle yönetimindeki Fransa’nın 1963’de ve 1967’de İngiltere’nin üyeliğine karşı iki kez veto yetkisini kullandığı çetin bir pazarlık dönemini takiben, bu üç ülke 1973’te üye oldular.

1980’ler: Topluluk Güneye Doğru Genişliyor

Topluluk 1981’de Yunanistan’ın, 1986’da da İspanya ve Portekiz’in katılmalarıyla güneye doğru genişledi. Böylece, üye sayısı 12’ye ulaştı.

Avrupa Tek Senedi

Dünyadaki durgunluk ve mali yükün paylaşımı konusundaki iç çekişmeler 1980 başlarında bir “Avrupa karamsarlığı” havasının doğmasına neden oldu. Ancak, 1984’ten sonra bunun yerini Topluluğun canlandırılması konusunda daha umutlu beklentiler aldı. Jacques Delors başkanlığındaki Komisyonun 1985’te hazırladığı Beyaz Kitaba dayanarak Topluluk 1 Ocak 1993’e kadar tek pazar oluşturmayı kendisine hedef edindi. Avrupa Tek Senedi, 17 Şubat 1986’da Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, Lüksemburg ve Portekiz tarafından, 28 Şubat 1986’da ise Danimarka, İtalya ve Yunanistan tarafından imzalandı.

1987 yılında yürürlüğe giren Avrupa Tek Senedi ile Avrupa Topluluklarını kuran Antlaşmalar kapsamlı bir biçimde değişikliğe uğradı.

Maastricht Antlaşması ve Avrupa Birliği

Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından 3 Kasım 1990’da iki Almanya’nın birleşmesi, Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin Sovyet denetiminden kurtulmaları ve demokratikleşmeleri, Aralık 1991’de de Sovyetler Birliği’nin çözülmesi Avrupa’nın siyasi yapısını baştan aşağı değiştirdi. Üye Devletler bağlarını güçlendirme kararlılığıyla, temel özellikleri 9-10 Aralık 1991’de Maastricht’te toplanan Avrupa Birliği Zirvesi’nde kararlaştırılan yeni bir Antlaşmanın müzakerelerine başladılar. Maastricht Antlaşması, diğer adıyla Avrupa Birliği Antlaşması, 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu antlaşma ile 1999’a kadar parasal birliğin tamamlanmasına, Avrupa vatandaşlığının oluşturulmasına ve ortak dış ve güvenlik ile adalet ve içişlerinde işbirliği politikalarının meydana getirilmesine karar verildi.

Maastricht Antlaşması ile üç sütunlu Avrupa Birliği yapısı oluşturuldu. Bu yapının ilk sütununu Avrupa Toplulukları (AKÇT, AET ve EURATOM), ikinci sütununu “Ortak Dışişleri Güvenlik Politikası”, üçüncü sütununu ise “Adalet ve İçişleri” oluşturuyordu.

Yeni Bir Genişleme: Avusturya, Finlandiya, İsveç

1995 yılında, Avusturya, Finlandiya İsveç’in katılımıyla, Avrupa Birliği’nin üye sayısı 15’e yükseldi.

Ekonomik ve Parasal Birlik

Avrupa ortak para birimi olan Euro, 1 Ocak 2002 tarihinde resmen tedavüle girerek, 12 ülkede kullanılmaya başlandı.

Son Genişleme Dalgaları

2004 yılında, Avrupa Birliği’nin tarihindeki en büyük genişleme dalgası gerçekleşti ve 10 yeni ülke (Çek Cumhuriyeti, Estonya, GKRY, Letonya, Litvanya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya) Avrupa Birliği’ne katıldı. 2007 yılında, Bulgaristan ve Romanya’nın katılımıyla AB’nin üye sayısı 27’ye yükseldi. 2013 yılında Hırvatistan’ın katılımıyla Avrupa Birliği Üye Devlet sayısı 28’e ulaştı.

Lizbon Antlaşması

Avrupa Birliği’nin derinleşme sürecindeki son önemli aşama, 2007 yılında imzalanan ve 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile gerçekleşti. Bu antlaşma ile, temel olarak, AB’nin karar alma mekanizmalarındaki tıkanıklıkların giderilmesi ve Birliğin daha demokratik ve etkili işleyen bir yapıya kavuşması hedeflendi. Bu hedef doğrultusunda kapsamlı değişikliklere gidilerek, Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşmanın adı “Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma” olarak değiştirildi.

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol

0

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol, 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5 Temmuz 1971’de kabul edilmiş, 22 Temmuz 1971 tarihinde Cumhuriyet Senatosu’nda onaylanmış, 3 Ağustos 1971 tarihinde resmi gazetede yayınlanan 1448 sayılı Kanun gereğince 1 Ocak 1973’te yürürlüğe girmiştir.

Türkiye ile AB arasında daha önce Ankara Antlaşması adıyla imzalanmış olan ortaklık anlaşmasının uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri içermekte; malların, sermayenin, hizmetlerin ve kişilerin serbest dolaşımını nihai hedef olarak belirlemektedir. Ankara Anlaşmasının 4. maddesine dayanılarak hazırlanan Katma Protokol, uygulamayı gösteren bir antlaşma olup tam üyelik öncesi dönemi düzenleyen Geçici Anlaşma niteliğindedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Katma Protokol, Katma Protokol, Geçiş Dönemi’nin uygulanmasına ilişkin şartları, usulleri, sıra ve süreleri belirlemektedir. Taraflar arasında karşılıklı ve dengeli yükümlülüklerin esas alınması, gümrük birliğinin uygulamaya sokulması, tarafların ekonomik program ve politikalarının yakınlaştırılarak ortak iktisadi faaliyetlerin geliştirilmesi Katma Protokolün amaçlarındandır. Protokol ile öngörülen Gümrük Birliği 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği Antlaşmasına kadar uygulamaya girememiştir.

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol Kapsamı ve Hedefleri 

Türkiye ile AET arasında Gümrük Birliği hedefine dayanan ve 64 maddeden oluşan Katma Protokol, malların, kişilerin, hizmetlerin, sermayenin serbest dolaşımını öngörmekte, ulaştırma, rekabet, vergilendirme konularında mevzuatın uyumlaştırılmasını, iktisadi politikaların eşgüdüm içinde yürütülmesini kapsamaktadır. Ekonomik, sosyal ve siyasi niteliği Ankara Anlaşmasının devamı ve tamamlayıcı bir ekini olduğunu göstermektedir. Malların Serbest Dolaşımı; Gümrük Birliğini, Türkiye ile AET arasında vergilerinin kaldırılmasını, ortak gümrük tarifesinin Türkiye tarafından uygulanmasını, taraflar arasında  miktar kısıtlamasının kaldırılmasını ve ortak tarım politikalarının yürürlüğe konulmasını gerektirmektedir. Kişilerin ve Hizmetlerin Serbest Dolaşımı ise, işçilerin ve tüm yurttaşların birlik içinde serbest dolaşımını, yerleşme ve ikamet hakkını öngörmekte ancak bu dolaşımın mevcut kısıtlamaların kademeli olarak kaldırılması sonucunda gerçekleşmesini hedeflemektedir. Bu kısıtlamaların kaldırılması için uygulanacak yöntem, sıra ve süreler Ortaklık Konseyince saptanacaktır. Topluluğa katılmak isteyen Türkiye, AET tarım politikasına uyum sağlayacak, Türk tarımının çıkarları gözetilecek ve tarafların tarım politikaları birbirine yaklaştırılacaktır. Katma Protokol, nihai olarak ekonomik bütünleşme amacıyla imzalanmıştır. Sermaye, işgücü ve hizmetler bakımından bağlayıcı olmayan hedefler konulmuş, geleceğe ilişkin bir perspektif konulmuştur.

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Katma Protokol

BAŞLANGIÇ
Bir yandan,
Türkiye Cumhurbaşkanı,
Öte yandan,
Majeste Belçika Kralı,
Federal Almanya Cumhurbaşkanı,
Fransa Cumhurbaşkanı,
İtalya Cumhurbaşkanı,
Altes Ruayal Lüksemburg Büyük Dükü,
Majeste Hollanda Kraliçesi,
ve Avrupa Toplulukları Konseyi,

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma’nın ortaklığın hazırlık döneminden sonra bir geçiş dönemi öngördüğünü göz önünde bulundurarak,

Ortaklık Anlaşması hedeflerine uygun olarak, Hazırlık döneminin Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında genellikle ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesine ve özellikle ticari alışverişlerin gelişmesine büyük ölçüde katkıda bulunduğunu kaydederek,

Hazırlık döneminden geçiş dönemine intikal için şartların bir araya geldiği kanısına vararak,

Söz konusu geçiş döneminin gerçekleşme şartları, usulleri, sıra ve süreleri ile ilgili hükümlerini bir katma protokol ile tespit etmeye, azmederek,

Geçiş dönemi süresince Akit Taraflar’ın, karşılıklı ve dengeli yükümler esası üzerinden Türkiye ile Topluluk arasında bir gümrük birliğinin gitgide yerleşmesini ve ortaklığın iyi işlemesini sağlamak amacıyla, Türkiye’nin ekonomik politikalarının Topluluğunkilere yaklaştırılmasını ve bunun için gerekli ortak eylemlerin geliştirilmesini sağlayacaklarını gözönünde tutarak,

TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı Bay İhsan Sabri Çağlayangil’i,
MAJESTE BELÇİKA KRALI:
Dışişleri Bakanı Bay Pierre Harmel’i,
FEDERAL ALMANYA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı Bay Walter Scheel’i,
FRANSA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanı May Maurice Schumann’ı
İTALYA CUMHURBAŞKANI:
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Bay Mario Pedini’yi,
ALTES RUAYAL LÜKSEMBURG BÜYÜK DÜKÜ:
Dışişleri Bakanı Bay Gaston Thorn’u,
MAJESTE HOLLANDA KRALİÇESİ:
Dışişleri Bakanı Bay J.M.A.H. Luns’u,
AVRUPA TOPLULUKLARI KONSEYİ:
Avrupa Toplulukları Konseyi Dönem Başkanı Bay Walter Scheel’i,
Avrupa Toplulukları Komisyonu Başkanı Bay Franco Maria Malfatti’yi,

Tam yetki ile atamışlardır. Adları geçenler, yetki belgelerinin karşılıklı olarak verilmesinden ve bunların usul ve şekil bakımından uygunluklarının anlaşılmasından sonra,

Ortaklık Anlaşması’na eklenen aşağıdaki hükümler üzerinde uyuşmuşlardır:

MADDE – 1

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın 4. maddesinde belirtilen Geçiş Dönemi’nin gerçekleşme şartları, usulleri, sıra ve süreleri, bu protokol ile tespit edilmiştir.

KISIM: I
Malların Serbest Dolaşımı
MADDE – 2

1. Bu kısmın I. bölümünün I. kesimi ile II. bölümü hükümleri:

a) Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunan üçüncü ülkeler çıkışlı maddelerden tamamen veya kısmen elde edilenler de dahil olmak üzere, Türkiye veya Topluluk’ta üretilen mallara,

b) Türkiye ve Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunan üçüncü ülkeler çıkışlı mallara,

uygulanır.

2. Türkiye veya Topluluk’ta ithal işlemleri tamamlanmış, gerekli Gümrük Vergisi ve eş etkili vergi veya resimleri tahsil edilmiş ve bu vergi veya resimleri tam veya kısmi bir iadeden yararlanmamış olan üçüncü ülkeler çıkışlı mallar, Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda sayılır.

3. Kaynağı veya çıkış nedeni ile özel bir gümrük rejiminden yararlanarak üçüncü ülkelerden Türkiye veya Topluluğa ithal edilmiş mallar, diğer Akit Taraf’a tekrar ihraç edildiğinde serbest dolaşım durumunda sayılamaz. Bununla beraber, Ortaklık Konseyi, tespit edeceği şartlar içinde, bu kurala sapmalar getirebilir.

4. 1. ve 2. fıkraların hükümleri bu Protokol’ün imzası tarihinden itibaren Türkiye veya Topluluk’tan ihraç edilen mallara uygulanır.

MADDE – 3

1. Bu kısmın I. bölümünün I. kesimi ile II. bölümü hükümleri, Türkiye veya Topluluk’ta elde edilen ve imaline Türkiye veya Topluluk’ta serbest dolaşım durumunda bulunmayan üçüncü ülkeler çıkışlı maddeler giren mallara da uygulanır. Bununla beraber, söz konusu malların bu hükümlerden yararlanabilmesi, imallerine giren, söz konusu malların bu hükümlerden yararlanabilmesi, imallerine giren üçüncü ülkeler maddeleri için Ortak Gümrük Tarifesi’nde öngörülen vergi hadlerinin belli bir yüzdesine eşit bir fark giderici verginin ihracatçı devlette tahsiline bağlıdır. Ortaklık Konseyi’nin belirteceği her dönem için tespit edeceği bu oran, İthalatçı Devlet tarafından bu mallara tanınan tarife indirimine bağlı olarak değişir. Ortaklık Konseyi, üye Devletler arasındaki alış verişlerde 1 Temmuz 1968 tarihinden önce bu konuda yürürlükte olan kuralları gözönünde tutarak, fark giderici verginin tahsil usullerini de tespit eder.

2. Bununla beraber, bu maddede belirtilen şartlar içinde elde edilmiş olan malların Türkiye ve Topluluk tarafından ihracı sırasında, bu Protokolle tespit edilmiş bulunan değişik gümrük indirimi sıra ve sürelerine göre diğer Akit Taraf’a ithal edilen malların çoğunluğu için Gümrük Vergileri indirim oranı %20’yi aşmadıkça, fark giderici vergi alınmaz.

MADDE – 4

Ortaklık Konseyi, 2. ve 3. maddelerin uygulanması için gerekli idari işbirliği usullerini, Üye Devletler arasındaki mal alışverişleri konusunda Toplulukça kararlaştırılan usulleri gözönünde tutarak, tespit eder.

MADDE – 5

1. Gerek Gümrük Vergileri, gerek miktar kısıtlamaları, gerekse ithalattaki bütün eş etkili tedbirlerin diğer herhangi bir ticaret politikası tedbirinin uygulanmasından meydana gelen uyarsızlıkların alışverişlerde yön değişmelerine yol açmak veya ülkesinde ekonomik güçlüklere sebep olmak tehlikesini doğurduğu kanısına varan her Akit Taraf Ortaklık Konseyi’ne başvurabilir ve Konsey, gerektiğinde, bu uyarsızlıklardan doğabilecek zararları önleyecek nitelikte usulleri tavsiye eder.

2. Alış verişlerde yön değişmeleri veya ekonomik güçlükler ortaya çıktığında bunların ivedi bir eylemi gerektirdiği kanısına varan ilgili Taraf gerekli korunma tedbirlerini kendisi alabilir, ve bunları Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirir; Ortaklık Konseyi ilgili Tarafın bu tedbirleri değiştirmesi veya kaldırması gerekip gerekmediği hususunda karar verebilir.

3. Bu tedbirlerin seçiminde, ortaklığın işleyişini ve özellikle alış verişlerin normal gelişmesini en az bozacak olanlara öncelik verilmelidir.

MADDE – 6

Geçiş Dönemi süresinde Akit Taraflar, Topluluk üyesi devletlerce daha önce yapılmış yaklaştırmaları da gözönünde tutarak, gümrüklerin ilgili kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerini, Ortaklığın iyi işlemesinin gerektirdiği ölçüde, yaklaştırma yoluna giderler.

BÖLÜM: I

GÜMRÜK BİRLİĞİ

KISIM – I

Türkiye ve Topluluk arasında Gümrük Vergilerinin kaldırılması

MADDE – 7

1. Akit Taraflar, aralarında ithalat ve ihracata yeni Gümrük Vergileri veya eş etkili vergi veya resimler koymakta ve bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinde karşılıklı ticari ilişkilerinde uyguladıkları gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri artırmaktan sakınırlar.

2. Bununla beraber, Anlaşma sonuçlarının gerçekleşmesi için gerekli olduğunda, Ortaklık Konseyi Akit Taraflar’ı ihracata yeni gümrük vergileri veya eş etkili vergi veya resimler koymaya yetkili kılabilir.

MADDE – 8

Türkiye ve Topluluk arasında yürürlükte olan ithalat gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimler, bu Protokolün 9 ila 11. maddelerinde öngörülen şartlar içinde, gitgide kaldırılır.

MADDE – 9

Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde, Türkiye çıkışı ithalata uyguladığı Gümrük Vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri kaldırır.

MADDE – 10

1. Her madde için Türkiye’nin yapacağı birbirini izleyecek indirimlerin uygulanacağı temel vergi, Protokol’ün imzası tarihinde Topluluğa karşı fiilen uygulanan vergidir.

2. Türkiye tarafından yapılacak indirimlerin sıra ve süreleri aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir: İlk indirim bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde uygulanır. İkinci ve üçüncü indirimler sırasıyla üç yıl ve beş yıl sonra yapılır. Dördüncü ve daha sonraki indirimler ise, son indirim Geçiş Döneminin sonunda gerçekleştirilecek şekilde, her yıl uygulanır.

3. Her indirim, her maddenin temel vergisi %10 azaltılarak yapılır.

MADDE – 11

10. maddenin 2. ve 3. fıkraları hükümlerinden sapma olarak, Türkiye, 3 sayılı ekte yer alan maddeler için, Topluluğa uyguladığı temel vergileri, yirmi iki yıllık bir dönemde, aşağıdaki sıra ve sürelerle, gitgide kaldırır: Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde her vergi üzerinden %5 indirim yapılır. %5 oranındaki diğer üç indirim sırasıyla üç, altı ve on yıl sonra uygulanır. %10 oranındaki diğer sekiz indirimin her biri, sırasıyla bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden oniki, onüç, onbeş, onyedi, onsekiz, yirmi, yirmibir ve yirmiiki yıl sonra yapılır.

MADDE – 12

1. Bu Protokol yürürlüğe girdiği sırada Türkiye’de olmayan yeni bir işleme sanayiinin kurulup gelişmesini korumak veya mevcut bir işleme sanayiinin o sırada uygulanmakta olan Türk Kalkınma Planı’nda öngörülen gelişmesini sağlamak amacıyla Türkiye, Geçiş Döneminin ilk sekiz yılında, aşağıdaki şartlarla, 3 sayılı ekte gerekli değişiklikleri yapabilir:

– Bu değişikliklerin tümü, 1967 yılına ait Topluluk çıkışlı toplam ithalat değerinin %10’unu aşmamalıdır,

– 3 sayılı ekte yer alan tüm maddelerin, yine 1967 yılı rakamlarına göre hesaplanan Topluluk çıkışlı ithalat değeri artmamalıdır.

3 sayılı eke alınan maddelere, 11. madde hükümlerine göre hesaplanmış olan vergiler derhal uygulanabilir; bu ekten çıkarılanlara 10. madde hükümlerine göre hesaplanmış olan vergiler derhal uygulanır.

2. Türkiye, yukarıdaki hükümler uyarınca almayı tasarladığı tedbirleri Ortaklık Konseyi’ne bildirir.

3. Yukarıdaki 1. fıkrada belirtilen amaçla ve 1967 yılında Topluluk çıkışlı ithalatın %10’u ile sınırlı kalmak üzere, Geçiş Dönemi süresince Ortaklık Konseyi, Türkiye’yi 10. madde hükmüne giren maddelerin ithalatında, kaldırılan Gümrük Vergilerini yeniden koymak, olanları artırmak veya yeni vergiler koymaya yetkili kılabilir.

Bu tarife tedbirleri, etkilediği tarife pozisyonlarının her birinde, Topluluk çıkışlı ithalata uygulanan vergileri, ad valorem %25’in üstünde bir orana çıkaramaz.

4. Ortaklık Konseyi 1. ve 3. fıkralar hükümlerinin dışına çıkabilir.

MADDE – 13

1. 9 ila 11. maddeler hükümlerine bağlı olmaksızın, Akit Taraflar – özellikle ekonomik kalkınmasını teşvik için gerekli bazı malların ithalatını kolaylaştırmak amacıyla Türkiye – birbirlerinden ithal ettikleri maddelere uygulanan vergilerin tahsili, karşı tarafa bildirmek suretiyle tamamen veya kısmen durdurabilirler.

2. Akit Taraflar, genel ekonomik durumları ve ilgili sektörün durumu elverdiği takdirde, diğer tarafa karşı gümrük vergilerini 9 ila 11. maddelerde öngörülenden daha hızlı bir sıra ve süre içinde indirmeye hazır olduklarını bildirirler. Ortaklık Konseyi bu amaçla tavsiyelerde bulunur.

MADDE – 14

Türkiye’nin ortaklık dışı bir ülkeye karşı, gümrük vergilerine eş etkili bir vergi veya resmi, 10. ve 11. maddelerde öngörülenden daha hızlı bir sıra ve süre ile kaldırma yoluna gitmesi halinde, aynı sıra ve süre, bu vergi veya resmin Topluluğa karşı kaldırılması için de uygulanacaktır.

MADDE – 15

7. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, Akit Taraflar, bu protokolün yürürlüğe girişinden en geç dört yıl sonra, aralarındaki ihracat gümrük vergileri ile eş etkili vergi veya resimleri kaldırırlar.

MADDE – 16

1. 7. maddenin 1. fıkrasıyla 8 ila 15. (dahil) maddeler hükümleri mali nitelikteki gümrük vergilerine de uygulanır.

2. Türkiye ve Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, mali nitelikteki gümrük vergilerini Ortaklık Konseyi’ne bildirirler.

3. Türkiye, bu mali nitelikteki gümrük vergileri yerine 44. madde hükümlerine uygun bir iç vergi veya resim koymak hakkını saklı tutar.

4. Ortaklık Konseyi, Türkiye’de mali nitelikteki bir gümrük vergisi yerine bir iç vergi veya resim konulmasının ciddi güçlükler yaratacağını tespit ettiği takdirde, en geç geçiş dönemi sonunda kaldırılmak şartıyla, Türkiye’ye bu vergiyi yürürlükte bırakmak yetkisini tanır. Yetki, bu Protokolün yürürlüğe girişinden itibaren oniki ay içinde istenmelidir.

Türkiye, Ortaklık Konseyi tarafından bir karar verilinceye kadar, söz konusu vergileri geçici olarak yürürlükte bırakabilir.

KISIM – II
Ortak Gümrük Tarifesi’nin Türkiye tarafından kabulü
MADDE – 17.

Türk Gümrük Tarifesi’nin Ortak Gümrük Tarifesi’ne uyumu, bu Protokol’ün imzası tarihinde Türkiye’nin üçüncü ülkelere fiilen uyguladığı vergilerden hareket edilerek, Geçiş Dönemi içinde, aşağıdaki usullerle yapılır:

1. Yukarıda belirtilen tarihte Türkiye tarafından fiilen uygulanan vergi hadleri, Ortak Gümrük Tarifesi hadlerine göre, fazla veya eksik olarak, %15’i aşan bir farklılık göstermeyen maddelere, 10. maddede öngörülen ikinci indirimden bir yıl sonra, Ortak Gümrük Tarifesi hadleri uygulanır.

2. Diğer hallerde Türkiye, 10. maddede öngörülen ikinci indirimden bir yıl sonra, bu Protokolün imzası tarihinde fiilen uyguladığı gümrük haddi ile Ortak Gümrük Tarifesi haddi arasındaki farkı %20 oranında azaltan Gümrük Vergisi hadleri uygulanır.

3. Bu fark, 10. maddede öngörülen beşinci ve yedinci Gümrük Vergisi indirimleri sırasında, yeniden %20 oranında azaltılır.

4. Ortak Gümrük Tarifesi, 10. maddede öngörülen onuncu gümrük vergisi indirimi ile birlikte tam olarak uygulanır.

MADDE – 18

17. madde hükmünden sapma olarak ve 3 sayılı ekte yer alan maddeler için Türkiye, yirmiiki yıllık bir süre içinde, aşağıdaki usullere göre, tarifesinin uyumu yoluna gider:

1. Bu protokolün imzası tarihinde Türkiye tarafından fiilen uygulanan vergi hadleri; ortak gümrük tarifesi hadlerine göre, fazla veya eksik olarak %15’i aşan bir farklılık göstermeyen maddelere, 11. maddede öngörülen dördüncü vergi indirimi sırasında, ortak gümrük tarifesi hadleri uygulanır.

2. Diğer hallerde, Türkiye, 11. maddede öngörülen dördüncü vergi indirimi sırasında, bu protokolün imzası tarihinde fiilen uyguladığı gümrük haddi ile ortak gümrük tarifesi haddi arasındaki farkı %20 oranında azaltan gümrük vergisi hadleri uygular.

3. Bu fark, 11. maddede öngörülen yedinci ve dokuzuncu indirimler yapılırken, sırasıyla, %30 ve %20 oranında yeniden azaltılır.

4. Ortak gümrük tarifesi yirmiikinci yılın sonunda tam olarak uygulanır.

MADDE – 19

1. 1967 yılı toplam ithalatının değer olarak %10’unu aşmayan bir kısım maddeler için, Türkiye, Ortaklık Konseyi’nde danışmadan sonra, 17. ve 18. maddeler uyarınca üçüncü ülkelere yapacağı gümrük vergisi indirimlerini, bu protokolün yürürlüğe girişini izleyen yirmiikinci yılın sonuna kadar ertelemeye yetkilidir.

2. 1967 yılı toplam ithalatının değer olarak % 5 ini aşmayan bir kısım maddeler için Türkiye, ortaklık konseyinde danışmadan sonra, üçüncü ülkelere yirmi iki yıllık sürenin ötesinde de ortak gümrük tarifesi hadleri üstünde vergi uygulamaya yetkilidir.

3. Bununla beraber, yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının ortaklık içinde malların serbest dolaşımına zarar vermemesi gerekir ve bu uygulama Türkiye’nin 5 inci madde hükümlerine başvurmasına yol açamaz.

4. Gümrük tarifesinin ortak gümrük tarifesine uyumunu hızlandırması halinde, Türkiye bu bölümde öngörülen uygulamalardan doğana eş bir tercihi topluluğa saklı tutar.

Ortaklık konseyinin ön müsaadesi olmadıkça, 3 sayılı ekte yer alan maddeler için geçiş döneminin sonundan önce bu hızlandırma yapılamaz.

5. 16. maddenin 4 üncü fıkrasının 1 inci bendinde öngörülen yetki talebine konu olan veya 16. maddenin 4 üncü fıkrasının 2. bendi uyarınca geçici olarak yürürlükte bırakabileceği Gümrük Vergileri için Türkiye, 17. ve 18. maddeler hükümlerini uygulamakla yükümlü değildir. Yetki süresinin bitiminde Türkiye bu maddelerin uygulanmasıyla ulaşılmış olacak vergi hadlerine uygular.

MADDE – 20

1. Türkiye’nin ikili ticaret anlaşmalarının işlemesi, bu protokol hükümleri veya bu protokolün uygulanması yolunda alınan tedbirler dolayısıyla hissedilir şekilde aksarsa, Türkiye, söz konusu anlaşmalarla bağlı bulunduğu ülkeler çıkışlı bazı maddelerin ithalini kolaylaştırmak için, ortaklık konseyinin ön müsaadesi ile sıfır veya indirilmiş Gümrük Vergili tarife kontenjanları açmaya yetkilidir.

2. 1 inci fıkrada belirtilen tarife kontenjanlarının aşağıdaki şartlara uymaları halinde, bu müsaade verilmiş sayılır:

a) Bu kontenjanların yıllık toplam değeri istatistik verilerin bulunduğu son üç yıl içinde Türkiye’nin üçüncü ülkeler çıkışlı ithalatında, 4 sayılı ekte belirtilen kaynaklarla gerçekleştirilen ithalat çıkarıldıktan sonra bulunacak ortalama değerin %10’unu aşmamalıdır. %10 tutarındaki bu miktardan 4 sayılı ek çerçevesinde üçüncü ülkelerden gümrük vergilerinden muaf olarak yapılan ithalatın miktarı düşülür.

b) Her madde için, tarife kontenjanları çerçevesinde öngörülen ithalat değeri, Türkiye’nin, istatistik verileri bulunan son üç yıl için üçüncü ülkeler çıkışlı ithalat değeri ortalamasının üçte birini geçmemelidir.

3. Türkiye, 2. fıkra hükümlerine uygun olarak almayı düşündüğü tedbirleri Ortaklık Konseyi’ne bildirir.

Ortaklık Konseyi, geçiş döneminin sonunda, 2. fıkra hükümlerinin kaldırılmasının veya değiştirilmesinin gerekip gerekmediğine karar verebilir.

4. Bir tarife kontenjanı çerçevesinde uygulanan vergi, hiçbir halde, Türkiye tarafından Topluluk çıkışlı ithalatta fiilen uygulanan vergiden düşük olamaz.

BÖLÜM – II
Akit Taraflar arasında miktar kısıtlamalarının kaldırılması
MADDE – 21

Aşağıdaki hükümler saklı kalmak üzere, Akit Taraflar arasında ithalat miktar kısıtlamaları ve eş etkili bütün tedbirler yasaklanmıştır.

MADDE – 22

1. Akit Taraflar, aralarında, ithalata yeni miktar kısıtlamaları ve eş etkili tedbirler koymaktan sakınırlar.

2. Bununla beraber, bu protokolün yürürlüğe girişinde, Türkiye yönünden bu yüküm, 1967 yılında Topluluk çıkışlı özel ithalatının ancak %35’i için uygulanır. Bu protokolün yürürlüğe girişinden üç, sekiz, on üç ve on sekiz yıl sonra bu oran, sırasıyla %40, 45, 60 ve 80’e yükseltilir.

3. Son üç vadenin her birinden altı ay önce, Ortaklık Konseyi, liberasyon oranının yükseltilmesinin Türkiye’nin ekonomik kalkınması üzerinde yapacağı etkileri inceler ve gerektiğinde, Türk ekonomisinin hızlı kalkınmasını sağlamak için, vadenin, tespit edeceği bir süre kadar ertelenmesini kararlaştırır.

Bir karar alınmadığı takdirde, söz konusu vade bir yıl ertelenmiş olur. İnceleme işlemi, bu sürenin son bulmasından altı ay önce yeniden başlar. Ortaklık Konseyi yine bir karar almadığı takdirde, bir yıllık ikinci bir erteleme daha yapılır.

Bu ikinci sürenin sonunda, Ortaklık Konseyi’nin aksine kararı olmadıkça, liberasyon oranı artırımı Türkiye tarafından uygulanır.

4. Türkiye’ye ithali libere edilen Topluluk çıkışlı maddelerin listesi, bu protokolün imzası sırasında Topluluğa bildirilir. Bu liste Topluluğa konsolide edilir. 2. fıkrada belirtilen vadelerin her birinde libere edilen maddelerin listeleri Topluluğa bildirilir ve konsolide edilir.

5. Türkiye, libere olmakla beraber bu madde uyarınca konsolide edilmemiş bulunan maddeler ithalatına, kısıtlama koyduğu tarihten önceki son üç yıllık Topluluk çıkışlı ithalat ortalamasının en az %75’ine eşit miktarda Topluluk lehine kontenjanlar açmak şartıyla, yeniden miktar kısıtlamaları koyabilir. Bu kontenjanlara 25. maddenin 4. fıkrası hükümleri uygulanır.

6. Türkiye Topluluğa, her halükârda üçüncü ülkelerden daha az elverişli bir işlem uygulamaz.

MADDE – 23

Akit Taraflar, 22. maddenin 5. fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, karşılıklı alışverişlerinde bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinde mevcut ithalat miktar kısıtlamalarını ve eş etkili tedbirleri daha kısıtlayıcı hale getirmekten sakınırlar.

MADDE – 24

Topluluk, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinde, Türkiye çıkışlı ithalata uyguladığı bütün miktar kısıtlamalarını kaldırır. Bu liberasyon Türkiye’ye konsolide edilir.

MADDE – 25

1. Türkiye, aşağıdaki fıkralarda belirtilen şartlar içinde, Topluluk çıkışlı ithalata uyguladığı miktar kısıtlamalarını gitgide kaldırır.

2. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra, Türkiye’de libere olmayan her maddenin ithalatında Topluluk lehine kontenjanlar açılır. Bu kontenjanlar, istatistik verileri bulunan son üç yılda gerçekleştirilen Topluluk çıkışlı ithalattan:

a) Belirli yatırım projelerine bağlı özel yardım kaynaklarıyla,

b) Bedelsiz ithalat yoluyla,

c) Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu çerçevesinde,

Gerçekleştirilen ithalat düşüldükten sonra bulunacak ortalamaya eşit bir miktarda tespit edilir.

3. Libere edilmemiş bir maddenin Topluluk çıkışlı ithalatı, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki ilk yılda o maddenin toplam ithalatının %7’sini bulmadığı takdirde, bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra, söz konusu toplam ithalatın %7’sine eşit bir kontenjan açılır.

4. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden üç yıl sonra, Türkiye, bu suretle tespit edilmiş bütün kontenjanları, bir yıl öncesine göre, toplam değer olarak en az %10 ve her madde ile ilgili kontenjanın değerinde de en az %5 oranında bir genişleme gerçekleştirilecek şekilde artırır. Bu değerler, her iki yılda bir, önceki döneme göre aynı oranlarda artırılır.

5. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinin onüçüncü yılından başlayarak, iki yılda bir, her kontenjan, önceki döneme göre en az %20 oranında artırılır.

6. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki ilk yılda, libere edilmemiş bir madde için, Türkiye’de hiçbir ithalat gerçekleştirilmemiş ise, bir kontenjanın açılması ve genişletilmesi usulleri Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilir.

7. Ortaklık Konseyi, libere edilmemiş bir maddenin ithalatının, birbirini izleyen iki yıl içinde, açılmış olan kontenjanın hissedilir şekilde altında kaldığı kanısına varırsa, bu kontenjan, Topluluğa açılacak kontenjanların toplam değeri hesaplanırken göz önüne alınamaz. Bu durumda Türkiye, Topluluğa bu maddedeki kontenjan kısıtlamasını kaldırır.

8. Türkiye’de uygulanan bütün ithalat miktar kısıtlamalarının bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden en geç yirmiiki yıl sonra kaldırılması gereklidir.

MADDE – 26

1. Akit Taraflar, aralarında uyguladıkları ithalat miktar kısıtlamalarına eş etkili bütün tedbirleri en geç yirmiiki yıllık bir dönem sonunda kaldırırlar. Ortaklık Konseyi, Topluluk içinde alınmış olan kararları da göz önünde bulundurarak, bu dönemde kademeli olarak yapılacak uyumlar hususunda tavsiyede bulunur.

2. Özellikle, Türkiye, Topluluk çıkışlı malların ithalatında, ithalatçılar tarafından yatırılması gerekli teminatları, 10. ve 11. maddelerde öngörülen sıra ve sürelere göre gitgide kaldırır.

Ayrıca, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, Topluluk’tan ithal edilen, Türk Gümrük Tarifesi’nin 87.06 pozisyonundaki Topluluk çıkışlı motorlu kara nakil vasıtalarının aksam, parça ve teferruatında, bu malların gümrük değerinin %140 ını ve diğer Topluluk çıkışlı mallarda da aynı değerin %120 sini aşan ithalat teminatları bu oranlar seviyesine indirilir.

MADDE – 27

1. Akit Taraflar arasında ihracat miktar kısıtlamaları ve bütün eş etkili tedbirler yasaklanmıştır.

Türkiye ve Topluluk, en geç Geçiş Döneminin sonunda, aralarındaki ihracat miktar kısıtlamalarını ve bütün eş etkili tedbirleri kaldırırlar.

2. Yukarıdaki fıkra hükmünden sapma olarak, Türkiye ve Topluluk, Ortaklık Konseyi’ne danıştıktan sonra, ekonomilerinin bazı faaliyet dallarının gelişmesini teşvik veya temel maddelerde muhtemel bir kıtlığa karşı konulması için gerekli olduğu ölçüde, bu maddeler ihracatındaki mevcut kısıtlamaları muhafaza edebilir veya yeni kısıtlamalar koyabilirler.

Bu durumda, ilgili Taraf, diğeri lehine, bir yandan istatistik verileri bulunan son üç yıllık ihracatın ortalamasını, öte yandan da gitgide gerçekleşecek Gümrük Birliği içinde alışverişlerin normal gelişmesini göz önünde bulundurarak bir kontenjan açar.

MADDE – 28

Türkiye, genel ekonomik durumu ve ilgili sektörün durumu elverdiği takdirde, ithalat ve ihracat miktar kısıtlamalarını Topluluğa karşı yukarıdaki maddelerde öngörülenden daha hızlı sıra ve sürelerde kaldırmaya hazır olduğunu beyan eder. Ortaklık Konseyi bu konuda Türkiye’ye tavsiyelerde bulunur.

MADDE – 29

21 ila 27. (dahil) maddeler hükümleri, kamu ahlakı, kamu düzeni, kamu güvenliği, insan ve hayvanların hayat ve sağlıklarının veya bitkiler ile sanat, tarih veya arkeoloji değeri olan milli servetlerin veya ticari ve sınai mülkiyetin korunması nedenlerinin haklı kıldığı ithalat, ihracat veya transit yasaklamaları veya kısıtlamaları konulmasına engel teşkil etmez. Bununla beraber, bu yasaklama veya kısıtlamalar, ne bir keyfi ayırım aracı, ne de Akit Taraflar arasındaki ticarette örtülü bir kısıtlama niteliği taşımalıdır.

MADDE – 30

1. Akit Taraflar ticari nitelik taşıyan milli tekellerini, tedarik ve sürüm şartları bakımından, Türkiye ve Topluluk üyesi Devletler uyrukluları arasındaki her türlü farklılığın yirmi iki yıllık bir süre sonunda kalkmasını sağlayacak şekilde, gitgide düzenlerler.

Bu madde hükümleri, Türkiye’nin veya bir üye devletin Türkiye ile Topluluk arasındaki ihracat veya ithalatı dolaylı veya dolaysız, hukuken veya fiilen kontrol ettiği, yönettiği veya hissedilir şekilde etkilediği bütün kuruluşlara uygulanır. Bu hükümler, idaresi devredilmiş Devlet tekellerine de uygulanır.

2. Akit Taraflar, 1. fıkrada yer alan ilkelere aykırı veya aralarındaki gümrük vergilerinin ve miktar kısıtlamalarının kaldırılması ile ilgili maddelerin hükümlerinin kapsamını daraltan her türlü yeni tedbir almaktan sakınırlar.

3. Bu maddede belirtilen Türk tekellerinin uyumu ve Türkiye ile Topluluk arasındaki alışveriş engellerinin azaltılmasıyla ilgili usul, sıra ve süreler, bu protokolün yürürlüğe girişinden en geç altı yıl sonra, Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilir.

Yukarıdaki bentte öngörülen Ortaklık Konseyi kararına kadar, Akit Taraflar, diğer tarafta tekel konusu olan maddelere en çok kayrılan üçüncü ülkenin aynı mallarına uygulanana en azından eşit bir işlem uygularlar.

4. Akit Tarafların yükümlülükleri, mevcut milletlerarası anlaşmalarla bağdaştığı ölçüde geçerlidir.

BÖLÜM – III

Ortak tarım politikasının uygulama alanına konulması sonucu olarak Topluluğa ithali özel düzene bağlı ürünler

MADDE – 31

Tarım ürünleri için IV. bölümde belirtilen rejim, ortak tarım politikasının uygulama alanına konulması sonucu olarak Topluluğa ithali özel bir düzene bağlı ürünlere uygulanır.

BÖLÜM – IV
TARIM
MADDE – 32

Bu Protokol’ün hükümleri, 33 ila 35 inci maddelerde öngörülen aykırı hükümler saklı kalmak üzere, tarım ürünlerine uygulanır.

MADDE – 33

1. Yirmiiki yıllık dönem içinde, Türkiye, tarım ürünlerinin Türkiye ile Topluluk arasında serbest dolaşımı için Türkiye’de uygulanması gerekli ortak tarım politikası tedbirlerini bu dönemin sonunda alabilmek amacıyla, kendi tarım politikasının uyumu yoluna gider.

2. 1. fıkrada belirtilen sürede Topluluk, tarım politikasının tespiti veya ilerideki gelişmesi sırasında Türk tarımının çıkarlarını göz önünde tutar. Türkiye, bu amaca yararlı bütün unsurları Topluluğa bildirir.

3. Topluluk, Ortak Tarım Politikası’nın tespiti veya gelişmesi ile ilgili Komisyon tekliflerini, bu tekliflere ilişkin görüşleri ve alınan kararları Türkiye’ye bildirir.

4. Tarım alanında Türkiye tarafından Topluluğa bildirilmesi gereken hususları Ortaklık Konseyi kararlaştırır.

5. 3. fıkrada belirtilen Komisyon teklifleri ve 1. fıkra uyarınca Türkiye’nin tarım alanında almayı öngördüğü tedbirlerle ilgili olarak, Ortaklık Konseyi çerçevesinde, danışmalar yapılabilir.

MADDE – 34

1. Yirmiiki yıllık dönemin sonunda Ortaklık Konseyi, Türkiye’nin 33. maddenin 1. fıkrasında belirtilen Ortak Tarım Politikası tedbirlerini aldığını tespit ettikten sonra, tarım ürünlerinin Türkiye ve Topluluk arasında serbest dolaşımının gerçekleşmesi için gerekli hükümleri tespit eder.

2. 1. fıkrada belirtilen hükümler, bu Protokol’de öngörülen kurallardan gerekli her türlü sapmayı kapsayabilir.

3. Ortaklık Konseyi 1. fıkrada belirtilen tarihi değiştirebilir.

MADDE – 35

1. 34. maddede öngörülen hükümlerin tespit edilmesine kadar ve 7 ila 11, 15 ila 18. maddeler, 19. maddenin 1. ve 5. fıkraları, 21 ila 27 ve 30. maddeler hükümlerinden sapma olarak, Türkiye ve Topluluk, birbirlerine, tarım ürünleri alışverişleri için, genişliği ve usulleri Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilecek olan tercihli bir rejim tanırlar.

2. Bununla beraber, geçiş döneminin başından itibaren uygulanacak rejim 6 sayılı ekte tespit edilmiştir.

3. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden bir yıl sonra ve bundan sonra da iki yılda bir, Ortaklık Konseyi, iki Taraftan birinin isteği üzerine tarım ürünlerine uygulanan tercihli rejimin sonuçlarını inceler. Ortaklık Konseyi, Ortaklık Anlaşmasının amaçlarının gitgide gerçekleşmesini sağlamak üzere, gerekli olabilecek iyileştirmeleri kararlaştırabilir.

4. 34. maddenin 2. fıkrası hükümleri bu madde için de geçerlidir.

KISIM – II
Kişilerin ve hizmetlerin dolaşımı
BÖLÜM – 1
İşçiler
MADDE – 36

Türkiye ile Topluluk üyesi Devletler arasında işçilerin serbest dolaşımı, Ortaklık Anlaşması’nın 12. maddesinde yer alan ilkelere uygun şekilde, Anlaşma’nın yürürlüğe girişinden sonraki onikinci yılın sonu ile yirmiikinci yılın sonu arasında kademeli olarak gerçekleştirilecektir.

Ortaklık Konseyi bu konuda gerekli usulleri kararlaştıracaktır.

MADDE – 37

Her Üye Devlet, Topluluk’ta çalışan Türk uyruklu işçilere, çalışma şartları ve ücret bakımından, Topluluk üyesi diğer devletler uyruklu işçilere göre uyrukluktan ötürü herhangi bir farklı işleme yer vermeyen bir rejim tanır.

MADDE – 38

Türkiye ile Topluluk Üyesi Devletler arasında işçilerin serbest dolaşımının kademeli olarak gerçekleşmesine değin, Ortaklık Konseyi, Türk uyruklu işçilerin her üye devlette çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyla, bu işçilerin serbestçe meslek ve yer değiştirmelerinden ortaya çıkan bütün sorunları ve özellikle çalışma ve oturma izinlerinin uzatılmasını inceleyebilir.

Bu amaçla, Ortaklık Konseyi Üye Devletlere tavsiyelerde bulunabilir.

MADDE – 39

1. Bu Protokol’ün yürürlüğe girişinin birinci yılının bitiminden önce, Ortaklık Konseyi, sosyal güvenlik alanında, Topluluk içinde yer değiştiren Türk uyruklu işçiler ve bunların Topluluk’ta oturan aileleri yararına hükümler tespit eder.

2. Bu hükümler, tespit edilecek usullere göre, Türk uyruklu işçilere yaşlılık, ölüm ve sakatlık gelir ve aylıkları ile işçi ve Topluluk içinde oturan ailesine sağlanan sağlık hizmetleri yönünden, çeşitli üye Devletlerde geçen sigorta veya çalışma sürelerinin birleştirilmesine imkan verecektir. Bu hükümler, Topluluk Üyesi Devletler için, Türkiye’de geçmiş süreleri göz önünde tutmak zorunluluğu yaratmaz.

3. Yukarıda belirtilen hükümler, işçinin ailesinin Topluluk içinde oturmaması halinde, aile yardımlarının ödenmesini sağlayacak nitelikte olmalıdır.

4. 2. fıkranın uygulanması sonucu kararlaştırılan hükümler uyarınca hak kazanılan yaşlılık, ölüm ve sakatlık gelir ve aylıkları Türkiye’ye gönderilebilecektir.

5. Bu maddede belirtilen hükümler, Türkiye ile Topluluk Üyesi Devletler arasındaki ikili anlaşmalardan doğan hak ve yükümleri, bunlar Türk uyruklular yararına daha elverişli bir rejim öngördükleri ölçüde değiştirmez.

MADDE – 40

Ortaklık Konseyi, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 50. maddesinin Üye Devletler’ce uygulama alanına konması sonucu alınan tedbirlerden esinlenerek, aralarında genç işçi değişimini kolaylaştırmak üzere, Türkiye ve diğer devletlere tavsiyelerde bulunabilir.

BÖLÜM – II
Yerleşme hakkı, hizmetler ve ulaştırma
MADDE – 41

1. Akit Taraflar, aralarında, yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edimine yeni kısıtlamalar koymaktan sakınırlar.

2. Ortaklık Konseyi, Ortaklık Anlaşması’nın 13. ve 14. maddelerinde yer alan ilkelere uygun olarak, Akit Taraflar’ın yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest edimindeki kısıtlamaları aralarında gitgide kaldırmalarında uygulanacak sıra, süre ve usulleri tespit eder.

Ortaklık Konseyi, söz konusu sıra, süre ve usulleri, çeşitli faaliyet dalları için bu alanlarda Topluluğun daha önce koyduğu hükümleri ve Türkiye’nin ekonomik ve sosyal alanlardaki özel durumunu göz önüne alarak, tespit eder. Üretim ve alışverişlerin gelişmesine özellikle katkıda bulunan faaliyetlere öncelik verilir.

MADDE – 42

1. Ortaklık Konseyi, özellikle-Türkiye’nin coğrafi durumunu da göz önünde bulundurarak, tespit edeceği usullere göre, Topluluğu kuran Antlaşma’nın ulaştırma ile ilgili hükümlerini Türkiye’ye teşmil eder. Ortaklık Konseyi, bu hükümlerin demiryolu, karayolu ve su yolu ulaştırmalarına uygulanması amacıyla Topluluk tarafından alınmış olan kararları Türkiye’ye, aynı şartlar içinde, teşmil edebilir.

2. Topluluğu kuran Antlaşma’nın 84. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Topluluk, deniz ve hava ulaştırmasına ilişkin hükümler tespit ettiği takdirde, Ortaklık Konseyi, Türk deniz ve hava ulaştırması için hangi ölçüde ve hangi usule göre hükümler tespit edilebileceğini kararlaştırır.

KISIM – III
Ekonomi politikalarının yaklaştırılması
BÖLÜM – I
Rekabet, vergileme ve mevzuatın yaklaştırılması
MADDE – 43

1. Ortaklık Konseyi, bu Protokol’ün yürülüğe girişinden sonra altı yıllık bir süre içinde, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 85, 86, 90 ve 92. maddelerinde belirtilen ilkelerin uygulama şartlarını ve usullerini tespit eder.

2. Geçiş döneminde Türkiye, Topluluğu kuran Antlaşma’nın 92. maddesinin 3 (a) fıkrasında öngörülen durumda sayılabilir. Bu bakımdan Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının kolaylaştırılmasına yönelen yardımlar, alışveriş şartlarını Akit Taraflar’ın ortak çıkarına aykırı düşecek ölçüde değiştirmedikçe, ortaklığın iyi işlemesi ile bağdaşır kabul edilir.

Geçiş döneminin sonunda, Ortaklık Konseyi, Türkiye’nin o tarihteki ekonomik durumunu gözönünde bulundurarak, yukarıdaki bentte öngörülen hükmün uygulanma süresinin uzatılmasının gerekip gerekmeyeceğini kararlaştırır.

MADDE – 44

1. Hiçbir Akit Taraf, diğer tarafın mallarına, benzeri milli mallara dolaylı veya dolaysız şekilde uyguladıklarından, hangi nitelikte olursa olsun, dolaylı veya dolaysız daha yüksek bir iç vergi uygulayamaz.

Hiçbir Akit Taraf, diğer tarafın mallarına, başka üretimleri dolaylı olarak koruyacak nitelikte bir iç vergi uygulayamaz.

Akit Taraflar, imza tarihinde mevcut olan ve yukarıdaki kurallara aykırı bulunan hükümleri en geç bu Protokol’ün yürürlüğe girişinden sonraki üçüncü yılın başında kaldırırlar.

2. Türkiye ile Topluluk arasındaki mal alışverişlerinde, ihraç edilen mallar, dolaylı veya dolaysız olarak bu mallara uygulanan vergilerden daha yüksek bir iç vergi iadesinden yararlanamaz.

3. Muamele Vergisi kademeli toplu vergi sistemine göre olmuyorsa, ithal mallarına uygulanan iç vergiler veya ihraç mallarına tanınan iadeler için yukarıdaki fıkralarda yer alan ilkelere dokunmamak şartıyla, mallar veya mal grupları itibariyle ortalama hadler tespit olunabilir.

4. Ortaklık Konseyi, Topluluğun bu maddede belirtilen alandaki tecrübesini gözönünde bulundurarak, yukarıdaki hükümlerin uygulanmasını gözetir.

MADDE – 45

Muamele vergileri, tüketim vergileri ve diğer dolaylı vergiler dışındaki vergilendirmelerde, Türkiye ile Topluluk arasındaki mal alışverişlerinde, muafiyet tanınması ve ihracatta vergi iadesi yapılması ile ithalatta fark giderici vergi veya resimler konulması, ancak alınması tasarlanan bu tedbirlerin, Ortaklık Konseyi’nce, sınırlı bir süre için, önceden onaylanmış olmasına bağlıdır.

MADDE – 46

Akit Taraflar, Ortaklık Konseyi’nin 43. maddenin 1. fıkrasında belirtilen şart ve usulleri tespit eden bir karar almamış olmasından ve bu kararların veya 44. ve 45. maddelerde öngörülen hükümlerin uygulanmamasından doğacak güçlükleri gidermek için gerekli gördükleri korunma tedbirlerini alabilirler.

MADDE – 47

1. Yirmiiki yıllık bir dönem içinde Ortaklık Konseyi, Akit Taraflar’dan birinin istemi üzerine, Türkiye ile Topluluk arasındaki ilişkilerde damping uygulamaları bulunduğunu tespit ederse, dampinge sebep olanlara bu uygulamaya son vermeleri amacıyla tavsiyelerde bulunur.

2. Zarar gören Taraf:

a) Ortaklık Konseyi’nin, 1. fıkra uyarınca, istemin yapıldığı tarihten başlayarak üç aylık bir süre içinde hiçbir karar almaması,

b) 1. fıkrada öngörülen tavsiyelerin yapılmasına rağmen damping uygulamalarının devam etmesi,

hallerinde, Ortaklık Konseyi’ne haber verdikten sonra, uygun gördüğü korunma tedbirlerini alabilir.

Ayrıca, zarar gören tarafın çıkarı derhal bir eylemi gerektiriyorsa, bu taraf, çıkarını korumak amacıyla, Ortaklık Konseyine haber verdikten sonra, dampinge karşı konulacak vergiler de dahil olmak üzere, koruyucu nitelikte geçici tedbirler alabilir. Bu tedbirlerin uygulama süresi, istemin yapıldığı veya zarar gören tarafın yukarıdaki bendin (b) hükmü uyarınca korunma tedbirlerini aldığı tarihten başlayarak üç ayı geçemez.

3. 2. fıkranın 1. bendinin (a) hükmü veya 2. bendinde belirtilen hallerde korunma tedbirleri alındığı takdirde, Ortaklık Konseyi, 1. fıkrada öngörülen tavsiyeler yapılıncaya kadar bu korunma tedbirlerinin geriye bırakılmasını her an kararlaştırabilir.

2. fıkranın 1. bendinin (b) hükmünde belirtilen halde korunma tedbirleri alındığı takdirde, Ortaklık Konseyi, bu korunma tedbirlerinin kaldırılmasını veya değiştirilmesini tavsiye edebilir.

4. Akit Taraflar’dan biri kaynaklı veya o Akit Taraf ülkesinde serbest dolaşım durumunda bulunan ve diğer Akit tarafa ihraç edilen mallar, birinci Akit Taraf ülkesine tekrar ithal edildiğinde, hiçbir gümrük vergisi, miktar kısıtlaması veya eş etkili tedbir uygulanmaksızın kabul olunur.

Ortaklık Konseyi, bu fıkra hükümlerinin uygulanması amacıyla, bu alanda Topluluğun edindiği tecrübeden esinlenerek, her türlü yararlı tavsiyelerde bulunabilir.

MADDE – 48

Bu Protokol hükümlerinin kapsamına girmemekle beraber ortaklığın işlemesini doğrudan doğruya etkileyen veya bu hükümler kapsamına girdiği halde bunlarla ilgili herhangi bir özel usul öngörülmemiş olan alanlarda Ortaklık Konseyi, Akit Taraflardan her birine, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerinin yaklaştırılmasına yönelen tedbirler almalarını tavsiye edebilir.

BÖLÜM: II
Ekonomi Politikası
MADDE – 49

Ortaklık Anlaşması’nın 17. maddesinde yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak amacıyla, Akit Taraflar, ekonomi politikalarını koordine etmek için, Ortaklık Konseyi’nde, düzenli olarak danışmada bulunurlar.

Ortaklık Konseyi, gerektiğinde, duruma uygun tedbirler tavsiye eder.

MADDE – 50

1. Akit Taraflar, genellikle ekonomik durumları ve özellikle ödemeler dengelerinin durumu elverdiği ölçüde, ödemelerini, Ortaklık Anlaşması’nın 19. maddesinde öngörülenden daha fazla serbestleştirme yoluna gitmeye hazır olduklarını bildirirler.

2. Mal ve hizmet alışverişleri ile sermaye hareketleri sadece bunlara ait ödemelerin kısıtlanmasıyla sınırlandırıldığı ölçüde; bu kısıtlamaların gitgide kaldırılması amacıyla, miktar kısıtlamalarının kaldırılmasına hizmet edimi ve sermaye hareketleriyle ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

3. Akit Taraflar, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Antlaşma’nın III sayılı ekinde yer alan görünmeyen işlemlere ilişkin transferlere uygulamakta bulundukları rejimi, Ortaklık Konseyi’nin ön müsaadesi olmadıkça, daha kısıtlayıcı bir hale getirmemeyi üstlenirler.

4. Ortaklık Anlaşması’nın 19. maddesi ile bu maddede belirtilen ödemelerin ve transferlerin gerçekleştirilmesini sağlamak için alınacak tedbirler konusunda Akit Taraflar, gerektiğinde, birbirlerine danışırlar.

MADDE – 51

Ortaklık Anlaşması’nın 20. maddesinde yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesi amacıyla, Türkiye, bu Protokol’ün yürürlüğe girişiyle birlikte, Topluluk’tan gelen ve ekonomik kalkınmasına katkıda bulunabilecek özel sermayeye tanıdığı rejimi iyileştirmek için çaba gösterir.

MADDE – 52

Akit taraflar, aralarındaki sermaye hareketlerine ve bu hareketlere ilişkin cari ödemelere zarar verecek yeni kısıtlamalar koymamaya ve mevcut rejimi daha kısıtlayıcı hale getirmemeye çaba gösterirler.

Akit Taraflar, sermaye işlem ve sermaye transferlerinin yapılmasında veya yürütülmesinde uygulanan izin ve kontrol işlemlerini mümkün olan ölçüde basitleştirirler ve gerektiğinde, bu basitleştirme için birbirlerine danışırlar.

BÖLÜM: III
Ticaret Politikası
MADDE – 53

1. Akit Taraflar, geçiş dönemi süresince, ticaret politikalarının, özellikle Topluluğu kuran Antlaşma’nın 113. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen alanlarda, üçüncü ülkelere karşı koordinasyonunu sağlamak için, Ortaklık Konseyi’ne danışmada bulunurlar.

Bu amaçla her Akit Taraf, diğerinin istemi üzerine, akdettiği tarife veya ticari hükümleri kapsayan anlaşmalarla dış alışverişler rejiminde yaptığı değişiklikler hakkında yararlı bütün bilgileri verir.

Bu anlaşmaların veya değişikliklerin Ortaklığın işleyişi üzerinde doğrudan doğruya ve özel bir etkisi olması halinde, Akit Taraflar’ın çıkarlarını gözetmek amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.

2. Geçiş döneminin sonunda, Akit Taraflar, eş biçimde ilkeler üzerine kurulmuş bir ticaret politikasına erişmek amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde, ticaret politikalarının koordinasyonunu güçlendirirler.

MADDE – 54

1. Topluluk, Ortaklığın işleyişi üzerinde doğrudan doğruya ve özel bir etkisi olan bir ortaklık anlaşması veya bir tercihli anlaşma akdettiği takdirde, Türkiye ile Topluluk arasındaki Ortaklık Anlaşmasında belirtilen karşılıklı çıkarların Topluluk’ca dikkate alınmasını sağlamak üzere, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.

2. Ortaklık içinde malların dolaşımında karşılaşılan engellerin kaldırılması için gerekli olduğu takdirde, Türkiye, Topluluğa bir ortaklık anlaşması veya bir tercihli anlaşma ile bağlı ülkelerle olan alışverişlerinin ortaya çıkarabileceği pratik meselelerin çözümünü kolaylaştırmak amacıyla yararlı bütün tedbirleri almak için çaba gösterir.

Bu tedbirlerin alınmamış olması halinde, Ortaklığın iyi işlemesini sağlamak için Ortaklık Konseyi gerekli hükümleri tespit edebilir.

MADDE – 55

“Kalkınma için Bölgesel İşbirliğinin (RCD)” uygulanması konusunda Ortaklık Konseyi’nde danışmalar yapılacaktır.

Ortaklık Konseyi, icabında gerekli hükümleri kararlaştırabilir. Bu hükümler ortaklığın iyi işlemesini engellememelidir.

MADDE – 56

Bir üçüncü devletin Topluluğa katılması halinde, Türkiye ve Topluluğun Ortaklık Anlaşması’nda belirtilen karşılıklı çıkarlarının dikkate alınmasını sağlamak amacıyla, Ortaklık Konseyi’nde duruma uygun danışmalar yapılacaktır.

KISIM – IV
Genel ve son hükümler
MADDE – 57

Akit Taraflar, kamu idareleri veya teşebbüsleri ile kendilerine özel veya münhasır haklar tanınmış olan özel teşebbüsler tarafından girişilecek satınalmalara katılma şartlarını, birbirlerinin ülkelerinde yerleşmiş Türk ve üye devletler uyrukluları arasında fark gözeten bütün işlemleri yirmiiki yıllık bir sürenin sonunda kaldıracak şekilde gitgide düzenlerler.

Ortaklık Konseyi bu düzenlemenin sıra, süre ve usullerin bu alanda Topluluk’ta kabul edilmiş çözüm yollarından esinlenerek tespit eder.

MADDE – 58

Bu Protokol’ün kapsamına giren alanlarda;

– Türkiye tarafından, Topluluğa uygulanan rejim, üye devletler ile bunların uyrukları veya ortaklıkları arasında hiçbir farklı işleme meydan veremez;

– Topluluk tarafından, Türkiye’ye uygulanan rejim, Türk uyrukluları veya Türk ortaklıkları arasında hiçbir farklı işleme meydan veremez.

MADDE – 59

Bu Protokol’ün kapsamına giren alanlarda, Türkiye üye devletlerin, Topluluğu kuran Antlaşma uyarınca birbirlerine tanıdıklarından daha elverişli bir işlemden yararlanamaz.

MADDE – 60

1. Türk ekonomisinin bir faaliyet sektörünü veya dış mali istikrarını tehlikeye düşürecek ciddi bozukluklar ortaya çıkar veya Türkiye’nin bir bölgesinin ekonomik durumunun bozulması şeklinde güçlükler belirirse, Türkiye gerekli korunma tedbirlerini alabilir.

Bu tedbirler ve bunların uygulama usulleri Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirilir.

2. Topluluğun, bir veya birkaç üye devletin bir ekonomik faaliyet sektörünü; bir veya birkaç üye devletin dış mali istikrarını tehlikeye düşüren ciddi bozukluklar ortaya çıkar veya Topluluğun bir bölgesinin ekonomik durumunun bozulması şeklinde güçlükler belirirse; Topluluk, gerekli korunma tedbirlerini alabilir veya ilgili üye devlet veya devletleri bu tedbirleri almakla yetkili kılabilir.

Bu tedbirler ve bunların uygulama usulleri Ortaklık Konseyi’ne geciktirmeksizin bildirilir.

3. 1. ve 2. fıkralar hükümlerinin uygulanmasında, ortaklığın işleyişini en az aksatacak tedbirlerin öncelikle seçilmesi gereklidir. Bu tedbirler, ortaya çıkan güçlüklerin giderilmesi için gerekli ölçüyü hiçbir şekilde aşmamalıdır.

4. 1. ve 2. fıkraların uygulanması sonucu alınan tedbirler üzerinde Ortaklık Konseyi’nde danışmalar yapılabilir.

MADDE – 61

Geçiş döneminin süresi, bu Protokol’ün özel hükümleri saklı kalmak üzere, oniki yıldır.

MADDE – 62

Bu Protokol ve ekleri, Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın ayrılmaz parçalarıdır.

MADDE – 63

1. Bu Protokol, imza eden devletlerin kendi anayasa, usullerine uyularak onaylanır ve Topluluk yönünden Konsey’ce, Topluluğu kuran, Antlaşma hükümleri uyarınca bir karar alınması ve bu kararın Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık yaratan Anlaşma’nın Akit Tarafları’na tebliği ile geçerli bir şekilde aktedilmiş olur.

Yukarıda belirtilen aktin onaylama ve tebliğ belgeleri Brüksel’de karşılıklı olarak verilir.

2. Bu Protokol, 1. fıkrada belirtilen onaylama ve tebliğ belgelerinin karşılıklı olarak verilmesi tarihini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Bu Protokol’ün yürürlüğe giriş tarihinin takvim yılı başına rastlamaması halinde, Ortaklık Konseyi, bu Protokol’de öngörülen süreleri, özellikle malların serbest dolaşımının gerçekleştirilmesi bakımından, takvim yılı ile birlikte son bulacak şekilde kısaltabilir veya uzatabilir.

MADDE – 64

Bu Protokol, her metin eşit olarak geçerli olmak üzere, Türk, Alman, Fransız, İtalyan, Hollanda dillerinde ikişer nüsha olarak yazılmıştır.

Bunun belgesi olarak, aşağıda adları yazılı tam yetkili temsilciler bu Katma Protokol’ün altına imzalarını atmışlardır.

Zu Urkund Dessen haben die unterzeichneten Bevollmächtigten ihre Unterschriften unter dieses Zusatzprotokoll gesetzt.
En foi de Quoi, les plénipotentiaires soussignés ont aposé leurs signatures au bas du présent Protokole additionnel.
In Fede Di Che, i plenipotenziari sottoscritti hanno apposto le loro firme in calce al presente Protocollo addizionale.
Ten Blıjke Waarhvan de ondergetekende gevolmachtigden hun handtekening onder dit Aanvullend Protocol hebben gesteld.
Brüksel’de, yirmiüç Kasım bindokuzyüzyetmiş gününde yapılmıştır.
Gescheben zu Brüssel am deriundzwanzigsten November neunzehnhundertsiebzig.
Fait à Bruxelles, le vingt-trois novembre mil neuf cent soixantedix.
Fatto a Bruxelles, addi’ ventitre novembrè millenovecentosettants.
Gedaan te Brussel, de drieëtwintigste november negentienhonderd zeventig.
Türkiye Cumhurbaşkanı adına,
İhsan Sabri Çağlayangil.
Pour sa Majesté le Roi des Belges,
Voor Zijne Majesteit de Koning der Belgen,
Pierre Harmel.
Für den Präsidente der Bundesrepublik Deutschland,
Walter Schell.
Pour le Président de la République Française,
Maurice Schuman.
Per il Presidente della Republica Italiana,
Mario Pedini.
Pour Son Altesse Royale le Grand Due de Luxembourg,
Gaston Thorn.
Voor Hare Majesteit de Koningin der Nederlanden,
J. M. A. H. Luna.
In Namen des Rates der Europäischen Gemeinschaften,
Pour le Conseil des Communautés Européennes,
Per il Consiglio delle Communità Europee,
Voor de Raad der Suropese Gemeenschappen,
Walter Schell Franco Maria Maifatti

Ulusal Azınlıkların Dil Haklarına İlişkin Oslo Tavsiyeleri

0

Ulusal Azınlıkların Dil Haklarına İlişkin Oslo Tavsiyeleri, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (The Organization for Security and Co-operation in Europe (OSCE) tarafından 1 Şubat 1998 tarihinde kabul edilmiştir. Oslo Tavsiyeleri, ulusal azınlıklara ilişkin genel uygulanabilir dil haklarının içeriğini sade bir dille açıklığa kavuşturma girişimidir.

ULUSAL AZINLIKLARIN DİL HAKLARINA İLİŞKİN OSLO TAVSİYELERİ ve AÇIKLAYICI NOT

Oslo Tavsiyeleri

GİRİŞ

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Temmuz 1992 tarihinde aldığı Helsinki Kararları ile “mümkün olan en erken aşamada çatışmaları önlemenin bir aracı” olarak Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği pozisyonunu kurdu. Bu yetki ve sorumluluk büyük ölçüde eski Yugoslavya’daki duruma tepki olarak ve buna benzer olayların Avrupa’nın başka yerlerinde, özellikle de demokrasiye geçmekte olan ülkelerde tekrarlanması endişesiyle, 1990 yılı Kasım ayında kabul edilen Yeni bir Avrupa için Paris Şartı’nda öngörülen barış ve refahın sağlanması yönündeki taahhütleri zedeleyebileceği korkusuyla Devlet ve Hükümet başkanları tarafından oluşturuldu.

1 Ocak 1993’te Max Van der Stoel, ilk AGİT Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiseri (UAYK) olarak göreve başladı. Hollanda Parlamentosu üyeliği, Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği ve uzun süre insan hakları savunuculuğu yapmış, biri olarak hatırı sayılır bir kişisel deneyime sahip olan Van der Stoel, dikkatini özellikle, Avrupanın bir çok yerinde azınlıklarla, merkezi otoriteler arasında tırmanma potansiyeli olduğunu düşündüğü anlaşmazlıklar üzerine yoğunlaştırdı. Diplomatik yollarla sessizce faaliyetlerini yürüten UAYK, Arnavutluk, Hırvatistan, Estonya, Macaristan, Kazakistan, Kırgızistan, Latviya, eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya, Romanya, Slovakya ve Ukrayna’nın dahil olduğu bir düzineyi aşkın ülkeyle ilgilendi. Müdahaleleri öncelikle, bir Devletin sınırları içinde sayısal çoğunluğu oluştururken diğer bir yandan başka bir Devlette sayısal azınlığı oluşturan ulusal/etnik gruplara mensup bireylerin dahil olduğu ve dolayısıyla her iki Devletin hükümet yetkililerini ilgilendiren ve devletlerarası gerilimlere, eğer henüz bir çatışma haline gelmemişse, potansiyel kaynak oluşturan durumlar üzerinde yoğunlaşmıştır. Zira bu tür gerginlikler Avrupa kıtasının tarihinin büyük kısmını belirlemiştir.

UAYK ulusal azınlıkların dahil olduğu gerilimlerin özüne değinirken, bu sorunlara bağımsız, tarafsız ve işbirliğinden yana bir aktör olarak yaklaşmaktadır. UAYK denetleyici bir mekanizma olmamakla beraber; analizlerinin temel çerçevesi ve özel tavsiyelerinin dayanağı her bir Devletin kabul etmiş olduğu uluslararası standartlardır. Bu bağlamda, tüm AGİT katılımcısı Devletlerin üstlenmiş oldukları yükümlülükleri, özellikle de, IV. Bölümü’nde Devletlerin ulusal azınlıklarla ilgili yükümlülüklerinin ayrıntılı olarak belirtildiği 1990 tarihli İnsani Boyut Konferansı Kopenhag Belgesi’ni kabul eden Devletlerin üstlenmiş oldukları yükümlükleri hatırlamak önemlidir.

Ayrıca, AGİT üyesi bütün Devletler, azınlık hakları da dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler’in insan haklarıyla ilgili taahhütlerini yerine getirmekle ve yine AGİT üyesi Devletlerin büyük bir çoğunluğu Avrupa Konseyi standartlarına uymakla yükümlüdürler. Yaklaşık 5 yıllık yoğun bir faaliyet sürecinden sonra, UAYK, ilgilendiği birçok Devlette dikkatini çeken ve tekrarlanmakta olan bazı sorunları ve konuları tespit etmiştir. Ulusal azınlıkların dil hakları; yani ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dillerini özel ve kamusal alanda kullanma hakkı, bunlardan sorunlardan birisidir. Uluslararası insan hakları belgeleri birçok farklı bağlamda bu hakka işaret eder. Dil bir yandan, kimlikle yakından ilgili kişisel bir konudur. Diğer yandan, birçok durumda kamu çıkarına konu olan toplumsal örgütlenmenin önemli bir aracıdır. Doğal olarak, dilin kullanımı birçok açıdan Devletin işlevselliği ile doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla, insan haklarına uymayı taahhüt eden demokratik bir Devlette, mevcut farlılıklar arasında uyum sağlama, siyaset ve hukukun önemli bir konusu haline gelmektedir. Bu farklılıklar arasında doğru bir denge kurulamaması etnik gruplar arası gerilimlere kaynak olabilmektedir.

UAYK bu düşünceyle 1996 yazında, AGİT üyesi Devletlerde ulusal azınlıklara mensup kişilerin dil haklarının uygun ve tutarlı bir şekilde uygulanması konusunda tavsiyelerini almak üzere, Etnik Gruplar Arası İlişkiler Vakfı’ndan, uluslararası düzeyde tanınmış bir grup uzmana danışmasını talep etti.

UAYK’nin daha önceki benzer bir talebi sonucunda Ulusal Azınlıkların Eğitim Haklarına İlişkin Lahey Tavsiyeleri ve Açıklayıcı Not ortaya çıkmıştır. Lahey Tavsiyeleri’nde ulusal azınlık dili veya dillerinin eğitim alanında kullanılması kapsamlı olarak ele alındığından bu konunun uzmanların değerlendirmesi dışında tutulmasına karar verildi.

Etnik Gruplar Arası İlişkiler Vakfı (UAYK’ni destekleyici uzmanlık faaliyetlerinde bulunmak üzere 1993 yılında kurulan bir sivil toplum örgütü) Oslo’da düzenlenen iki toplantı ve Lahey’de düzenlenen bir toplantı da dahil olmak üzere, konuyla ilgili çeşitli bilim dallarından uzmanlarla bir dizi görüşmelerde bulundu. Görüşülen uzmanlar arasında, uluslararası hukukta uzman hukukçular, dilbilimciler, azınlık sorunları ve gereksinimleri alanında uzman avukatlar ve politika analistleri vardı.

Bu uzmanlar şunlardı:
Prof. Gudmundur Alfredsson, eş-Direktör,
Raoul Wallenberg Enstitüsü (İsveç);
Prof. Asbjørn Eide, Kıdemli Üye,
Norveç İnsan Hakları Enstitüsü (Norveç);
Angelita Kamenska, Kıdemli Araştırmacı, Latviya
İnsan Hakları ve Etnik Araştırmalar Merkezi (Latviya);
Dónall Ó Riágain, Genel Sekreter, Az Konuşulan Diller Avrupa Bürosu (İrlanda);
Beate Slydal, Danışman, Norveç İfade Özgürlüğü Forumu (Norveç);
Dr. Miquel Strubell, Direktör, Katalan Sosyolinguistik Enstitüsü, Katalonya Hükümeti (İspanya);
Prof. György Szepe, Janus Panonius Üniversitesi Dil Bilimleri Bölümü (Macaristan);
Prof. Patrick Thornberry, Keele Üniversitesi Hukuk Bölümü (Birleşik Krallık);
Dr. Fernand de Varennes, İnsan Hakları ve Etnik Çatışmaları Önleme Asya-Pasifik Merkezi
Direktörü (Avustralya);
Prof. Bruno de Witte, Maastricht Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Hollanda);
Jean-Marie Woehrling, Yerel AlsacienMoellan Hukuk Enstitüsü (Fransa).

Mevcut azınlık hakları standartları insan haklarının bir parçası olduğundan, uluslararası uzmanlarla yapılan görüşmelerin başlama noktası, Devletlerin, eşitlik, ayrım gözetmeme, ifade özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere insan hakları ile ilgili diğer tüm yükümlülükleriyle birlikte azınlıklara mensup kişilerin hakları ve özgürlüklerine de ilişkin taahhütlerine de uyduğunu varsaymak olacaktı.

Ayrıca, bütün insan haklarının temel hedefinin, birey kişiliğinin eşit koşullarda tam ve özgür gelişimini sağlamak olduğu varsayıldı. Sonuç olarak, sivil toplumun açık ve esnek olması ve böylece ulusal azınlıklara mensup kişiler de dahil herkesi kapsaması gerektiği varsayıldı. Ayrıca, dilin kullanımı özünde
iletişimle ilgili bir konu olduğundan, bu alandaki deneyimlerin sosyal boyutunun önemi ayrıca dikkate alındı.

Sonuçta ortaya çıkan Ulusal Azınlıkların Dil Haklarına İlişkin Oslo Tavsiyeleri, UAYK’nin ilgilendiği sorunlarda, azınlıklara ilişkin genel uygulanabilir dil haklarının içeriğini göreceli olarak sade bir dille açıklığa kavuşturma girişimidir. Buna ek olarak, standartlar, bu hakların bir bütünlük içerisinde uygulanabilirliğini sağlayacak şekilde yorumlanmıştır. Tavsiyeler, dille ilgili pratikte ortaya çıkan sorunlara cevap verecek şekilde alt başlıklara ayrılmıştır.

Tavsiyelerin daha ayrıntılı açıklaması, ilgili uluslararası standartlara işaret eden Açıklayıcı Not’da yer almaktadır. Her tavsiyenin Açıklayıcı Not’da yer alan ilgili paragraf ile birlikte okunması amaçlanmıştır. Tavsiyelerin, ulusal azınlıklara mensup kişilerin dil haklarının özellikle kamusal alanda etkin bir şekilde hayata geçirilmesine katkı sunacak Devlet politikalarının ve yasalarının geliştirilmesi açısından yararlı bir başvuru kaynağı olacağı umulmaktadır.

Bu Tavsiyeler ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dillerini kullanma haklarıyla ilgili olmakla birlikte, Tavsiyelerin kapsamı ile onlara kaynaklık eden uluslararası belgelerin içeriğinin diğer tür azınlıklara da uygulanabilme potansiyeli taşıdığına dikkat edilmelidir. Aşağıda yer alan Tavsiyeler, mevcut haklara açıklık getirmeyi amaçlamaktadır. Herhangi bir kişi veya grubun insan haklarını sınırlandırma amacı yoktur.

İSİMLER

1) Ulusal azınlıklara mensup kişiler, kişisel isimlerini geleneklerine ve dilbilimsel sistemlerine uygun olarak kendi dillerinde kullanma hakkına sahiptirler. Bu isimler resmi olarak tanınmalı ve kamu makamları tarafından kullanılmalıdır.

2) Benzer şekilde, azınlık mensubu kişiler tarafından kurulan kültürel dernekler ve ticari şirketler gibi özel oluşumlar da isim konusunda aynı haktan yararlanmalıdırlar.

3) Kamu makamları, ulusal bir azınlığa mensup kişilerin önemli sayıda ikamet ettiği bölgelerde ve eğer bu yönde yeterli bir talep varsa, kamuya yönelik yerel isimlerin, sokak isimlerinin ve diğer topoğrafik işaretlerin azınlık dilinde de gösterilmesine ilişkin düzenlemeler yapmalıdırlar.

DİN

4) Herkes, kendi dinini bireysel olarak veya toplu halde diğerleriyle birlikte ifade ederken ve ibadet ederken, tercih ettiği dil(ler)i kullanma hakkına sahip olacaktır.

5) Devlet, medeni statü ile ilgili ve söz konusu Devlet içinde hukuksal sonucu olan dinsel törenler veya faaliyetlerle ilgili olarak, bu statülere ilişkin sertifika ve belgelerin Devletin resmi dili veya dillerinde de düzenlenmesini isteyebilir. Devlet, dini makamlarca medeni statüye ilişkin tutulan kayıtların, Devletin resmi dili veya dillerinde de tutulmasını isteyebilir.

TOPLULUK YAŞAMI VE STÖ’ler

6) Ulusal azınlıklara mensup kişiler de dahil, herkes, kendi sivil toplum örgütlerini, derneklerini ve kurumlarını kurma hakkına sahiptir. Bu oluşumlar kendi tercih ettikleri dil(ler)i kullanabilirler. Devlet bu kuruluşlara dil temelinde ayrımcı davranamaz ve bu kuruluşların Devlet bütçesinden, uluslararası kaynaklardan veya özel sektörden mali kaynak arayışlarını haksız yere kısıtlamamalıdır.

7) Devlet, eğer diğer faaliyet alanlarının yanı sıra, sosyal, kültürel ve sportif alanlardaki faaliyetleri aktif olarak destekliyorsa, bu alana ayrılan toplam kaynaktan uygun oranda bir pay ulusal azınlıklara mensup kişilerce yürütülen benzer faaliyetleri desteklemek üzere de kullanılmalıdır. Devletin ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dil(ler)inde yürüttükleri bu tür faaliyet alanlarına mali desteği ayrım gözetmeksizin sağlanmalıdır.

MEDYA

8) Ulusal azınlıklara mensup kişiler, kendi dillerinde medya organları kurma ve sürdürme hakkına sahiptirler. Radyo televizyon yayıncılığı alanındaki Devlet yönetmelikleri tarafsızlık ve ayrım gözetmeme kriterlerine dayanacak ve azınlık haklarını sınırlama amacıyla kullanılmayacaktır.

9) Devletin mali kaynak sağladığı medya organlarında, ulusal azınlıklara mensup kişilere kendi dillerinde yayın yapmaları için bir zaman ayrılmalıdır. Ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde azınlık
dilinde yayına ayrılan süre ve bu sürenin niteliği, söz konusu ulusal azınlığın sayısal büyüklüğüne ve yoğunluğuna göre belirlenmeli ve bu azınlığın durumu ile ihtiyaçlarına uygun olmalıdır.

10) Azınlık dil(ler)indeki kamusal ve özel medya programlarının bağımsız niteliği korunmalıdır. Programların içeriğini ve yönelimlerini denetleyen kamu medyası yayın kurulları bağımsız olmalı ve bu kurullarda bağımsız mevkileriyle hizmet veren ulusal azınlık mensubu kişiler de olmalıdır.

11) Yurt dışından yayın yapan medyaya erişim gereksiz ölçüde kısıtlanmamalıdır. Bu tür medyaya erişim olanağı, azınlıkların yaşadığı Devletin kamu kaynaklarıyla desteklenen medyada azınlık dilinde yayın için ayrılan sürenin kısaltılmasına gerekçe gösterilmemelidir.

EKONOMİK HAYAT

12) Ulusal azınlık mensubu kişiler de dahil, herkes, özel ticari faaliyetlerini yürütmede kendi tercih ettiği dil veya dilleri kullanma hakkına sahiptir. Devlet, ancak işçilerin veya tüketicinin korunmasına ilişkin çıkarlar gibi meşru kamu çıkarlarının ortaya konabildiği durumlarda veya hükümet yetkilileri ile özel teşebbüs arasındaki ticari ilişkilerde, Devletin resmi dili veya dillerinin de kullanılmasını talep edebilir.

İDARİ MAKAMLAR VE KAMU HİZMETLERİ

13) Ulusal bir azınlığa mensup kişilerin önemli sayıda bulunduğu bölge ve mahallerde ve bu yönde bir isteğin ifade edilmiş olması durumunda, bu ulusal azınlığa mensup kişilerin bölgesel ve/veya yerel kamu
kurumlarından vatandaşlıkla ilgili belge ve sertifikaları hem Devletin resmi dil veya dillerinde hem de söz konusu azınlığın kendi dilinde elde etme hakları olmalıdır. Benzer şekilde, bölgesel ve/veya yerel kamu kurumları vatandaşlıkla ilgili kayıtları ulusal azınlık dilinde de bulundurmalıdır.

14) Ulusal azınlıklara mensup kişiler, özellikle bu yönde bir isteği ifade ettikleri ve söz konusu azınlığın sayıca önemli oranlarda bulunduğu bölge ve mahallerde idari makamlarla iletişimde kendi dillerini kullanmalarını sağlayacak yeterli olanaklara sahip olmalıdırlar. Benzer şekilde, idari makamlar, mümkün olan her yerde, kamu hizmetlerinin ulusal azınlığın dilinde de sağlanmasını güvence altına almalıdır.. Bu amaçla, uygun işe alma ve/veya hizmet içi eğitim politika ve programları benimsemelidirler.

15) Ulusal bir azınlığa mensup kişilerin sayıca önemli bir oranda bulunduğu bölge ve mahallerde Devlet, bölgesel ve yerel hükümet organlarına seçilmiş kişilerin bu organlarla ilgili faaliyetlerinde söz
konusu ulusal azınlığın dilini kullanabilmelerini sağlayacak önlemler
almalıdır.

BAĞIMSIZ ULUSAL KURUMLAR

16) Ulusal azınlıklara mensup kişilerin yaşadığı Devletler, bu kişilerin dil haklarının ihlal edildiğini düşündükleri durumlarda, uygun yargı yollarına başvurmalarını sağlamanın yanı sıra Ombudsman veya insan hakları komisyonları gibi bağımsız ulusal kurumlara başvurabilmelerini de güvence altına almalıdırlar.

YARGI MAKAMLARI

17) Ulusal bir azınlığa mensup kişiler de dahil, herkes, gözaltına alınma ve/veya tutuklanma nedenleri ve kendisine yöneltilen suçlama konusunda anladığı bir dilde hemen bilgilendirilme ve kendisini bu dilde savunma, gerekli görüldüğü takdirde yargılama öncesi, yargılama süresince ve temyiz aşamasında bir çevirmenin ücretsiz yardımını alma hakkına sahiptir.

18) Ulusal bir azınlığa mensup kişilerin sayıca önemli bir oranda olduğu bölge ve mahallerde ve bu yönde bir isteğin ifade edilmiş olması halinde, bu azınlığa mensup kişilerin hukuksal süreçlerde kendilerini bu dilde ifade etme ve gerekiyorsa ücretsiz olarak bir çevirmenin
yardımını alma hakkı olmalıdır.

19) Ulusal bir azınlığa mensup kişilerin sayıca önemli bir oranda olduğu bölge ve mahallerde ve bu yönde bir isteğin ifade edilmiş olması halinde, Devlet, bu kişileri etkileyen tüm yargılama süreçlerinin o
azınlığın dilinde gerçekleştirilmesi olanaklarını dikkate almalıdır.

ÖZGÜRLÜKTEN MAHRUMİYET

20) Bir cezai kurumun yöneticisi ve diğer personelinin, tutukluların büyük çoğunluğunun konuştuğu dil veya dilleri ya da bu kişilerin büyük çoğunluğunun anladığı bir dili konuşabilmeleri gerekir. İşe alma ve/veya hizmet içi eğitim programları bu amaca yönlendirilmelidir. Gerektiğinde bir çevirmenin yardımına başvurulmalıdır.

21) Gözaltına alınan ulusal azınlıklara mensup kişiler, gözaltındaki kişilerle ve başkalarıyla, tercih ettikleri bir dilde iletişim kurma hakkına sahip olacaklardır. Yetkililer, hukukun öngördüğü sınırlamalar dahilinde, mümkün olan her yerde, tutukluların hem sözlü olarak hem de kişisel yazışmalarında kendi dillerinde iletişim kurmalarını sağlayacak tedbirler alacaklardır. Bu bağlamda, gözaltına alınmış veya tutuklanmış bir kişi, genellikle her zaman ikamet ettiği yere yakın bir gözaltı biriminde veya cezaevinde tutulmalıdır.

ULUSAL AZINLIKLARIN DİL HAKLARINA İLİŞKİN OSLO TAVSİYELERİ AÇIKLAYICI NOTU

GENEL GİRİŞ

Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 1. Maddesi, tüm insan hakları standartlarının temel kavramı olarak her insanın doğuştan sahip olduğu onura işaret eder. Bildirge’nin 1. Maddesi “her insan özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğar…” demektedir. Bu Madde tahmin edildiğinden daha önemlidir. Sadece genel anlamda insan haklarıyla ilgili olmayıp aynı zamanda ulusal azınlıklara mensup kişilerin dil haklarının temellerinden birini oluşturmaktadır. Onur ve haklar bakımından eşitlik, bir insan olarak birey kimliğine saygı göstermeyi gerektirir. Dil, kimliğin en temel unsurlarından birisidir. Dolayısıyla, kişinin onuruna saygı, kişinin kimliğine ve sonuç olarak diline saygı göstermekle doğrudan ilişkilidir.

Bu bağlamda Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi hatırı sayılır bir öneme sahiptir. Sözleşme’nin 2. Maddesi, Devletlere, kendi topraklarında bulunan ve yargı yetkisi altındaki herkesin insan haklarını “örneğin … dil… gibi herhangi bir ayrım gözetmeksizin” güvenceye alma ve bu haklara saygı gösterme yükümlülüğünü getirmektedir. Sözleşmenin 19. Maddesi ifade özgürlüğünü garanti etmektedir; sadece ülke sınırları gözetilmeksizin her türlü haber ve düşünce verme veya alma hakkını değil, ayrıca kişinin kendi tercih ettiği bir araçla veya dille bu haktan yararlanmasını da garanti etmektedir.

Haber verme ve alma hakkı insanların birlikte hareket etmeleri anlamına da gelir. Bu açıdan, Sözleşme’nin barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü garanti eden 21 ve 22. Maddeleri, bu haklarla özellikle ilişkilidir. Benzer şekilde Avrupa ölçeğinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 10. Maddesi ile hüküm altına alınan ifade özgürlüğü, aynı Sözleşmenin 14. Maddesi’ne göre “… dil,.. gibi herhangi bir temelde ayrım gözetmeksizin güvence altına alınacaktır.” Hem Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi hem de Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’ne gönderme yapan Avrupa Konseyi’nin İfade ve Haber Alma Özgürlüğü Bildirgesi “ifade ve haber alma özgürlüğü, her insanın sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal gelişimi açısından gereklidir ve bu özgürlük, sosyal ve kültürel grupların, ulusların ve uluslararası toplumun uyumlu bir şekilde gelişmesinin koşuludur” demektedir. Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 11. Maddesi’nde garanti edilen barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlükleri bu açıdan önemlidir.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) kapsamında ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü konusunda aynı temel düşünceler, İnsani Boyut Konferansı Kopenhag Toplantısı Belgesi’nin 9.1-9.3 Paragraflarında tek tek sıralanmaktadır.

Yeni bir Avrupa için Paris Şartı’nda, AGİT katılımcısı Devletlerin Devlet ve hükümet başkanları “ayrım gözetmeksizin, her bireyin: ifade özgürlüğü, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlüğüne hakkı …. olduğunu teyit ederler.”

Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 27. Maddesi, ulusal azınlıkların dil haklarıyla doğrudan ilgili bir diğer önemli Maddedir. Bu Madde “ …azınlıklara mensup kişilerin kendi gruplarındaki diğer üyelerle birlikte, … kendi dillerini kullanma hakları engellenemez” demektedir. Benzer şekilde, BM Ulusal veya Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Hakları Bildirgesi’nin 2(1) Maddesi ulusal azınlıklara mensup kişilerin “kendi dillerini özel ve kamusal alanda özgürce ve müdahale edilmeksizin veya herhangi bir ayrım gözetilmeksizin kullanma” hakkı olduğunu ifade eder. Avrupa Konseyi, Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 10(1) Maddesi, Devletlerin, ulusal azınlıklara mensup kişilere “kendi dilini özel ve kamusal alanda sözlü ve yazılı olarak, özgürce ve müdahale edilmeksizin kullanma hakkı” tanımasını gerektirmektedir.

Bu belgeler azınlık dillerinin özel ve kamusal alanda kullanımına işaret etmekle birlikte, “özel” alanına karşılık “kamusal” alan sınırını net olarak belirtmemektedirler. Aslında bu alanlar birbirini kapsayabilmektedir. Örneğin bireylerin yalnız veya başkalarıyla birlikte hareket ederek kendi özel medyalarını veya okullarını açmaya çalışmaları halinde böyle bir durum söz konusudur. Özel girişim olarak başlayan bir şey meşru kamu çıkarının konusu haline gelebilir. Bu durumda, bazı kamusal düzenlemelere gidilmesi gerekebilir. Azınlık dillerinin ulusal azınlık mensubu kişilerce “kamusal ve özel alanda” kullanımı eğitim konusuna değinmeden değerlendirilemez. Ulusal azınlıkların dilleriyle ilgili eğitim sorunları, hem uluslararası insan hakları alanında hem de eğitim alanında uluslararası üne sahip uzmanların işbirliği ile AGİT Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği yararına Etnik Gruplar Arası İlişkiler Vakfı tarafından geliştirilen Lahey Tavsiyeleri’nde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Lahey Tavsiyeleri, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kimliklerinin korunması ve geliştirilmesinin yaşamsal bir önemde olduğu AGİT bölgesinde ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarıyla ilgili uluslararası standartların daha açık bir şekilde anlaşılmasını sağlama amacıyla geliştirildi.

Uluslararası insan hakları belgeleri, insan haklarının evrensel olduğunu ve bu haklardan eşit bir şekilde ve ayrım gözetmeksizin yararlanılması gerektiğini şart koşar. Bununla birlikte hakların çoğu sınırsız değildir. Bu belgeler, sınırlı sayıda durumlarda Devletlerin belirli hakların kullanımını kısıtlayabileceğini
öngörmektedir. Uluslararası insan hakları hukukunun izin verdiği kısıtlamalara, insan yaşamını tehdit eden acil durumlarda ve başkalarının hak ve özgürlüklerini tehdit edici durumlar ortaya çıktığında veya demokratik bir toplumda kamu ahlakını, sağlığını, ulusal güvenliği ve genel refahı tehdit edici durumlarda başvurulabilir.

Ulusal Azınlıkların Dil Haklarına İlişkin Oslo Tavsiyeleri’nde düzenlenen ve ayrıntılı olarak ele alınan ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dil(ler)ini kamusal ve özel alanda kullanma hakkı, daha geniş topluma dengeli bir tam katılımın sağlanması çerçevesinde değerlendirilmelidir. Tavsiyeler dış dünyaya
kapalı bir yaklaşım önermemektedir, daha çok ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi kimliklerini, kültürlerini ve dillerini koruma ve geliştirme hakları ile bu kişilerin daha geniş topluma tam ve eşit birer üye olarak entegre olmalarını sağlama gereği arasında bir denge kurulmasını teşvik etmektedir. Bu bakış açısıyla, Devletin resmi dil(ler)ini iyi bilmeden bu entegrasyonun sağlanması mümkün değildir. Böyle bir eğitimin nasıl olacağı, eğitimin bir hak olduğunu ifade eden ve Devletlere eğitimi zorunlu kılma yükümlülüğü getiren Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 13. ve 14. Maddeleri ile Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 28. ve 29. Maddelerinde belirtilmektedir. Aynı zamanda, Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 14(3) Maddesinde azınlık dilinin öğretilmesi “resmi dilin öğrenilmesine veya bu dildeki eğitime zarar vermeden ve de ön yargılı olmadan uygulanacaktır” ifadesi yer almaktadır.

İSİMLER

1) Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 11(1) Maddesi, ulusal azınlıklara mensup kişilerin azınlık dilindeki ad ve soyadlarını kullanma hakkı olduğunu şart koşar. Birey kimliği açısından temel olan bu haktan yararlanma, her Devletin kendi özgün koşulları ışığında sağlanmalıdır. Örneğin, kamu görevlilerinin Devletin resmi dili veya dillerindeki alfabeyi kullanarak ulusal azınlıklara mensup kişilerin adlarını azınlık dili fonetik formuna uygun bir şekilde kaydetme hakkı vardır. Bununla birlikte, bu tür kayıt, söz konusu ulusal azınlığın dil sistemine ve geleneklerine uygun olarak yapılmalıdır. Kişilerin dili ve kimliğiyle yakından ilgili bu temel hak kapsamında, kamu makamları tarafından kendi özgün ad veya soy ad(lar)ından vazgeçmeye zorlanmış ya da kendi iradesi dışında ad(lar)ı değiştirilmiş kişilere, herhangi bir harcama yapmak zorunda kalmadan bu isimleri tekrar edinme hakkı tanınmalıdır.

2) İsimler, özellikle “toplulukla birlikte” hareket eden ulusal azınlıklara mensup kişilerin kolektif kimliği açısından da önemli bir unsurdur.BM Ulusal veya Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Hakları Bildirgesi’nin 2(1) Maddesi, ulusal azınlıklara mensup kişilerin “kendi dilini özel ve kamusal alanda, özgürce ve müdahale edilmeden veya herhangi bir ayrım gözetilmeksizin” kullanma hakkı olduğunu ifade etmektedir. Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 10(1) Maddesi, Devletlerin, ulusal azınlıklara mensup kişilere “azınlık dilini özel ya da kamusal alanda, sözlü ve yazılı olarak özgürce ve müdahale edilmeden kullanma hakkı” tanıyacağını şart koşar. Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 27. Maddesi, “…azınlıklara mensup kişilerin kendi grubundaki diğer üyelerle birlikte…. kendi dillerini kullanma hakları engellenemez” demektedir. Bir kimsenin kendi dilini
kamusal alanda, diğerleriyle birlikte ve hiçbir müdahale olmadan ve ayrımcılığın hiçbir biçimine maruz kalmadan kullanma hakkı, ulusal azınlıklara mensup kişiler tarafından kurulan ve işletilen kurumlar, dernekler, örgütler veya ticari kuruluşlar gibi yasal oluşumların kendi azınlık dillerinde tercih ettikleri bir isim alma hakkını kullanabileceklerinin güçlü bir göstergesidir. Böylesi bir tüzel isim kamu makamları tarafından tanınmalı ve söz konusu toplumun dil sistemi ve geleneklerine göre kullanılmalıdır.

3) Çerçeve Sözleşmesi’nin 11(3) Maddesi “ulusal bir azınlığa mensup önemli sayıda kişinin geleneksel olarak yaşadığı bölgelerde, Taraf Devletler, … bu tür işaretlerin azınlık dilinde olması yönünde yeterli bir talep olması durumunda, geleneksel yerel adların, sokak adlarının ve kamuya yönelik diğer topoğrafik işaretlerin azınlık dilinde kullanımına … çaba göstereceklerdir.” demektedir. Bu tür tarihsel adları tanımayı reddetmek, tarihi değiştirme ve azınlıkları asimile etme girişimi halini alabilir ve dolayısıyla azınlık mensubu kişilerin kimliklerine yönelik ciddi bir tehdit oluşturabilir.

DİN

4) Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 27. Maddesi, “Etnik, dinsel ya da dilsel azınlıkların bulunduğu Devletlerde, bu azınlıklara mensup kişilerin kendi gruplarındaki diğer üyelerle birlikte … kendi dinlerini açıkça ifade etme ve uygulama veya kendi dillerini kullanma hakları engellenemez” demektedir. BM Ulusal veya Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Hakları Bildirgesi’nin 3(1) Maddesi, “Azınlık mensubu kişiler, …haklarından bireysel olarak veya mensubu oldukları grubun diğer üyeleriyle birlikte, herhangi bir ayrım gözetmeksizin yararlanabilirler” demektedir.

Dinsel inanç ve bu inancın gereklerini “toplulukla birlikte” yerine getirme, ulusal azınlıklara mensup birçok kişi için önemli bir alandır. Bu bağlamda, bir kimsenin hangi dine inanacağı konusundaki serbestiliğinin sınırsız bir hak olduğunu ve bu hakkın Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 18(1) Maddesi ile Avrupa İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin
9(1) Maddesinde garanti altına alındığını belirtmek gerekir. Bununla birlikte, halka açık ibadet de dahil olmak üzere, bir kimsenin kendi dinini ve inancını açıklama özgürlüğü, aynı Maddelerin alt Paragraflarında listelenen çok sayıda sınırlamaya tabidir. Bu sınırlamalar yasalarca düzenlenmeli ve kamu güvenliği, düzeni, sağlığı, ahlakı ve başkalarının hak ve özgürlükleriyle ilgili olmalıdır.

Bu sınırlamalar amaçlanan hedefe ulaşmada makul ve oranlı olmalıdır. Devletler, ulusal azınlıklara mensup kişilerin manevi, dilsel veya kültürel alandaki meşru isteklerini bastırmak amacıyla bu sınırlamalara başvurmamalıdırlar

Azınlıklar açısından ise, dinin gereklerini yerine getirme genellikle kültürel ve dilsel kimliğin korunması ile yakından ilişkilidir. Bir azınlık dilini halka açık ibadette kullanma hakkı, dinsel kurumlarını kurma ve halka açık ibadet hakkı kadar doğal bir haktır. Bu nedenle, kamu makamları, ne halka açık ibadet konusunda ne de, ister söz konusu ulusal azınlığın dili olsun ister o toplumun kullandığı ayin dili olsun, herhangi bir dilin kullanımı konusunda gereksiz kısıtlamalara gitmemelidirler.

5) Düğün veya cenaze törenleri gibi dinsel eylemler de, bazı ülkelerde, medeni durumu belirleyen hukuksal işlemler olabilirler. Bu tür durumlarda, kamu yararının gözetilmesi gerekir. İdari değerlendirmelerin insan haklarından yararlanmayı engellememesi gerektiğini dikkate alarak, kamu makamları dinsel topluluklara herhangi bir şekilde dilsel kısıtlamalar getirmemelidirler. Bu, dinsel toplulukların üstlendiği ve sivil idare ile iç içe geçebilen her türlü idari işlemde eşit olarak uygulanmalıdır. Bununla birlikte, Devlet, yasal düzenlemelerini ve idari görevlerini yerine getirebilmek için, dinsel topluluktan yetkisi dahilindeki hukuksal işlemleri Devletin resmi dili veya dillerinde de kaydetmesini isteyebilir.

TOPLULUK YAŞAMI VE STÖ’ler

6) Ulusal azınlıklara mensup kişilerin kolektif yaşamı, uluslararası belgelerde ifade edildiği gibi “toplulukla birlikte” hareket etmeleri, pek çok faaliyet ve çalışma alanında ifadesini bulur. Varlıkları azınlık kimliğinin korunması ve geliştirilmesi açısından yaşamsal öneme sahip olan sivil toplum örgütlerinin, derneklerin ve kurumların yaşaması önemlidir ve bu tür oluşumların varlığı sivil toplumun ve Devletin demokratik değerlerinin gelişmesine yarayan faydalı oluşumlar olarak görülürler.

Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 21 ve 22. Maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin 11. Maddesi kişilerin barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüğünü garanti eder. Kişilerin grubunun diğer üyeleriyle “birlikte” hareket etme hakkı -kendi sivil toplum örgütlerini, derneklerini ve kurumlarını kurma ve yönetme hakkı- açık ve demokratik bir toplumun niteliğini belirleyen unsurlardan birisidir.

Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 27. Maddesi “…. azınlıklara mensup kişilerin kendi gruplarındaki diğer üyelerle birlikte, … kendi dillerini kullanma hakları engellenemez.” demektedir. Bu nedenle kural olarak, kamu makamları “toplulukla birlikte hareket eden” bu tür oluşumların içişlerine karışmamalı ve uluslararası hukuk kapsamında izin verilen durumlar dışında bu oluşumlara herhangi bir kısıtlama getirmemelidirler. Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 17(2) Maddesi de benzer şekilde Devletlerin “ulusal azınlıklara mensup kişilerin sivil toplu örgütlerinin faaliyetlerine hem ulusal hem de uluslararası düzeyde katılma hakkına müdahale etmeyeceği”ni ifade etmektedir.

Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 2(1) Maddesi, Devletlere “kendi ülkesinde bulunan ve yargı yetkisine tabi olan herkese, … örneğin dil gibi, herhangi bir ayrım gözetmeksizin bu Sözleşme’de tanınan hakları sağlanacaktır” yükümlülüğü getirmektedir. Bu standart doğrultusunda, Devletler, hükümet dışı örgütlere dil temelinde ayrımcı davranamaz ve dil konusunda gereksiz taleplerde bulunamaz. Bu noktadan hareketle, kamu makamları, kamu kuruluşları ile yüz yüze gelmeyi gerektiren hallerde Devletin resmi dil(ler)ini kullanmasını istemek de dahil, bu tür örgütlerin, derneklerin ve kuruluşların meşru kamu çıkarları temelinde iç hukukun gerektirdiklerini yerine getirmesini isteyebilir. Bu tür kurumların kaynak bulması konusunda, Kopenhag Belgesi’nin 32.2 Paragrafı, ulusal azınlıklara mensup kişilerin “ulusal mevzuata uygun olarak kamu yardımının yanı sıra gönüllü mali veya diğer tür katkıları alabilecekleri eğitimle ilgili, kültürel ve dinsel kurumlarını, örgütlerini ve derneklerini kurma ve sürdürme” hakkı olduğunu ifade eder. Buna göre, Devletler, bu tür oluşumların Devlet bütçesinden, kamusal uluslararası kaynaklardan ve özel sektörden mali kaynak bulmasını engellememelidirler.

7) Devletin, diğer faaliyet alanlarının yanında, sosyal, kültürel ve sportif alanlardaki hükümet dışı faaliyetleri finanse etmesi konusunda, eşitlik ve ayrım gözetmeme prensiplerinin uygulanması, kamu makamlarının, Devletin sınırları içerisinde yaşayan ulusal azınlıkların kendi dilinde yürüttükleri benzer faaliyetlere uygun oranda bir mali kaynak ayırmasını gerektirir. Bu bağlamda, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 2(1) Maddesi kişilere muamelede dil temelinde fark gözetilmeyeceğine vurgu yapmakla kalmayıp 2(2) Maddesinde, Devletlerin “ … Sözleşme’de tanınan haklara işlerlik kazandırmak için gerekli olabilecek yasal ve diğer tedbirleri alması” koşulu getirmektedir. Daha da ötesi, Irksal Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (ırk, renk, soy veya ulusal ya da etnik köken temelinde her türlü ayrım, dışlama, kısıtlama ya da tercih durumunu ortadan kaldırmayı amaçlayan), 2(2) Maddesi, “Taraf Devletler, koşullar çok gerekli kılıyorsa, sosyal, ekonomik, kültürel ve diğer alanlarda, belirli ırksal grupların veya bu gruplara mensup kişilerin bütün insan hakları ve temel özgürlüklerden tam ve eşit olarak yararlanmalarını garanti etmek amacıyla ve bu kişi ve grupların yeterli
düzeyde gelişmesini ve korunmasını sağlamak üzere özel ve somut tedbirler alacaklardır” koşulu getirmektedir. Dil çoğu zaman yukarıda sözü edilen Sözleşmece korunan etnik grubu tanımlayan bir kriter  olduğundan, dilsel azınlıklara da bu tür “özel ve somut tedbirler”den yararlanma hakkı tanınabilir.

Avrupa düzeyinde, Kopenhag Belgesi’nin 31. Paragrafı “Devletler, gerekirse, ulusal azınlıklara mensup kişilerin insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanma ve bu hakları kullanmada diğer yurttaşlarla tam eşitliğini güvence altına almak amacıyla özel önlemler alacaklardır” ifadesi yer almaktadır. Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 4. Maddesinin 2.Paragrafı, Taraf Devletlere “gerektiğinde, bir ulusal azınlığa mensup kişilerle çoğunluk mensubu kişiler arasında ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yaşamın tüm alanlarında tam ve etkin bir eşitlik geliştirmek üzere yeterli tedbirleri alacaklardır” yükümlülüğü getirmektedir; aynı Maddenin 3. Paragrafı “2. Paragrafa göre alınan tedbirler, ayrımcı bir davranış olarak değerlendirilmeyecektir” demektedir. Bunun da ötesinde, Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nın 7(2) Maddesi “bölgesel diller ve azınlık dilleri lehine ve bu dilleri konuşanlarla toplumun geri kalanı arasında eşitliği geliştirmeyi amaçlayan veya bu dillerin özgün koşullarını dikkate alan özel tedbirlerin benimsenmesi, daha fazla kullanılan dilleri konuşanlara karşı ayrımcı bir davranış olarak değerlendirilmez” demektedir. Bu nedenle, kamu makamları, diğer alanların yanı sıra, ulusal azınlıklara mensup kişilerin sosyal, kültürel ve sportif alanlardaki faaliyetlerine de Devlet bütçesinden yeterli bir pay ayırmalıdırlar. Sübvansiyonlar, kamu yardımları ve vergi muafiyetleri
ile bu tür bir destek sağlanabilir.

MEDYA

8) Görüş edinme ve bu görüşleri ifade etme hakkını garanti eden Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19. Maddesi, medyanın demokratik toplumlardaki rolü ve yeri konusunda temel referans noktasıdır. Sözleşme’nin 19(1) Maddesi, “herkesin her hangi bir engelleme olmaksızın görüş edinme hakkı vardır” derken 19(2) Maddesi daha da ileri giderek, herkesin “ülke sınırları dikkate alınmaksızın, sözlü, yazılı veya basılı olarak, sanatsal formda veya tercih edeceği bir başka araçla her türlü bilgiyi ve düşünceyi araştırma, edinme ve yayma” hakkını garanti etmektedir. Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin 10. Maddesi, ifade özgürlüğünü benzer şekilde garanti etmektedir. Avrupa Konseyi’ne üye Devletler, İfade ve Haber Alma Özgürlüğüne İlişkin Bildirge’nin I. Maddesinde “demokratik ve çoğulcu toplumun temel unsuru olan ifade ve haber alma özgürlüğü ilkelerine kesin bir şekilde bağlı kalacaklarını” tekrarlamaktadırlar. Bu temelde, aynı belgede, Devletlerin “haber alma ve kitle iletişim alanında … fikir ve görüşlerin yansımasına izin veren geniş bir çeşitlilikte bağımsız ve özerk bir medyanın var olmasını … başarmanın yollarını araştıracakları” ifade edilmektedir.

Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 9(1) Maddesi, ulusal azınlıklara mensup kişilerin “kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları dikkate alınmaksızın azınlık dilinde görüş edinme, haber ve fikir alma ve verme” açısından özgür olduklarını açıkça ifade etmektedir. Aynı Madde, Devletlere “kendi yasal sistemleri çerçevesinde, ulusal bir azınlığa mensup kişilerin kitle iletişim araçlarına erişimlerinde ayrım gözetilmemesini güvence altına alma” yükümlülüğü getirmektedir. Çerçeve Sözleşme’nin 9(3) Maddesi, Devletler “ulusal azınlıklara mensup kişilerin yazılı kitle iletişim araçları kurmalarını ve kullanmalarını engellemeyecek” demektedir. Aynı Madde, “radyo ve televizyon yayıncılığının yasal çerçevesi kapsamında, [Devletlerin] mümkün olduğunca, ulusal azınlıklara mensup kişilere kendi iletişim araçlarını kurma ve kullanma olanakları sağlamalarını” gerektirmektedir. Ayrıca, Kopenhag Belgesi’nin, ulusal azınlıklara mensup kişilere “eğitimle ilgili, kültürel ve dinsel kurumlarını, örgütlerini veya derneklerini … kurma ve sürdürme” hakkı sağlayan 32.2 Paragrafında öngörüldüğü üzere, bu tür oluşumların da kitle iletişim araçları olarak anılabileceğini belirtmek gerekir. Bu standartta açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen, kitle iletişim araçları çoğu kez dilin, kültürün ve kimliğin korunmasında ve geliştirilmesinde temel bir rol oynamaktadır.

Ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi özel iletişim araçlarını kurma ve sürdürme hakkı olduğuna şüphe yoktur. Ancak bu hakkın uluslararası hukukun getirdiği sınırlamalar ile Devletin medyanın düzenlenmesine ilişkin meşru gereklilikleri çerçevesinde getirdiği sınırlamalara tabi olduğu da bir gerçektir. Çerçeve Sözleşmesi’nin 9(2) Maddesi, aynı Sözleşme’nin 9(1) Maddesinde belirtilen ifade özgürlüğünün “Taraf Devletlerin, ayrım gözetmeksizin ve nesnel kriterlere dayanarak, radyo ve televizyon yayıncılığı veya sinema işletmeciliği konusunda izin talep etmelerini engellemeyeceği” vurgusuyla konuya açıklık getirmektedir. Haklılığı ortaya konduğu ve gerekli görüldüğü sürece, düzenlemeye ilişkin gereklilikler, bu hakkın kullanımına zarar vermez.

9) Devlet yardımı sağlanan kitle iletişim araçlarına erişim konusu ifade özgürlüğü kavramıyla yakından ilişkilidir. Çerçeve Sözleşme’nin 9(1) Maddesi, ulusal azınlıklara mensup kişilerin ifade özgürlüğünün, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın azınlık dilinde haberleri ve fikir verme özgürlüğünü de kapsadığını belirtmekte ve “azınlık üyelerine kitle iletişim araçlarına erişimde ayrımcı davranılmayacaktır” demektedir. Çerçeve Sözleşmesi’nin 9(4) Maddesi, “Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kitle iletişim araçlarına erişimini sağlamak için yeterli önlemler alacaklardır” koşulu getirmektedir. Bu, dikkate değer sayıda mensubu bulunan bir ulusal azınlığa, kamu eliyle yürütülen radyo ve/veya televizyon yayınında, söz konusu azınlığın sayısal büyüklüğü oranında adil bir yayın zamanı tanınması gerektiğine işaret etmektedir.

Bununla birlikte, herhangi bir ulusal azınlığa tahsis edilen yayın zamanının belirlenmesinde sayısal büyüklük ve yoğunluk tek ölçüt olarak görülemez. Daha küçük azınlık topluluklarının söz konusu olması durumunda, bu azınlıkların kitle iletişim araçlarından yararlanmasının anlamlı olmayacağı gibi bir değerlendirmeye gidilmeksizin bu tür bir yayın için asgari zaman ve kaynak ayrılması dikkate alınmalıdır.

Bunun da ötesinde, azınlık programlarına tahsis edilen zamanın niteliği, makul bir şekilde ve ayrım gözetmeksizin ele alınması gereken bir konudur. Azınlık dilinde programlara ayrılan zaman dilimi, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dillerindeki programdan hoşnut kalmasını sağlayacak şekilde olmalıdır. Bu nedenle, kamu makamları, bu programların günün makul bir zamanında yayınlanmasını güvence altına almalıdırlar.

10) Açık ve demokratik bir toplumda, medya programlarının içeriğine kamu makamlarınca gereksiz ölçülerde sansür uygulanmamalıdır.

Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19(1) Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin 10(1) Maddesi’nde garanti altına alınan ifade özgürlüğü bu açıdan önemlidir. Kamu makamlarınca getirilen herhangi bir kısıtlama, Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 19(3) Maddesinde belirtildiği gibi “ancak, a) başkalarının hakları ve itibarı, b) ulusal güvenliğin veya kamu düzeninin ya da kamu sağlığı ve ahlakının korunması amacıyla yasalarca düzenlenmiş olan ve gerekli görülen” kısıtlamalar olabilir.

Avrupa İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin 10(2) Maddesi de, kamu makamlarının ifade özgürlüğüne yönelik herhangi bir müdahalesi konusunda hemen hemen aynı kısıtlamaları öngörmektedir.

Devlet yayıncılığında, ulusal azınlıklarca veya onlar adına yapılan medya programlarının topluluk üyelerinin ilgi ve isteklerini yansıtacak ve söz konusu topluluk üyelerinin bu programların bağımsız olduğuna inanmalarını sağlayacak mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bu bağlamda, ulusal azınlıklara mensup kişilerin editörlük sürecine katılımı (kişisel yeteneklerine göre), kitle iletişim araçlarının bağımsız özelliğinin korunmasını güvence altına almakta ileri bir adım olacak ve hizmet sunulan topluluğun ihtiyaçlarına cevap verecektir.

Kamu kurumları, eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleri doğrultusunda ve hizmet sunulacak toplumu yansıtacak şekilde oluşturulmalıdır. Bu, kamusal iletişim araçları için de geçerlidir. Çerçeve Sözleşmesi’nin 15. Maddesi Devletlere “ulusal azınlıklara mensup kişilerin kültürel, sosyal ve ekonomik hayata ve özellikle onları ilgilendiren kamusal işlere etkin katılımlarını sağlayacak gerekli koşulları yaratmaları” yükümlülüğü getirmektedir. Uluslararası İş Örgütü’nün (İLO) İstihdam ve Mesleki Alanda Ayrımcılığa İlişkin 111. No’lu Sözleşmesi’nin 2. Maddesi, Devletlere “bu yönde herhangi bir ayrımcı muamaleyi önlemek üzere, istihdam ve meslek açısından fırsat eşitliği ve eşit muamelenin … geliştirilmesi için tasarlanan bir ulusal politika yürütmeleri” konusunda daha açık hükümler getirmektedir. Ulusal azınlıklara mensup kişilerin ayrım gözetmeksizin kitle iletişim araçlarında çalışmak üzere işe alınması medyanın temsiline ve tarafsızlığına katkı sağlar.

11) Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19(2) Maddesi ile Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 9(1) Maddesi’nin ve ayrım gözetmeme ilkesinin özünden hareketle, ulusal bir azınlığa mensup kişilerin başka bir Devletten veya söz konusu azınlık dilini resmi olarak konuşulduğu Devlet’ten yapılan yayına erişimi, bu azınlığa mensup kişilerin yaşadığı Devlette, kamu eliyle yürütülen yayında bu azınlığa ayrılan program süresinin azaltılmasının gerekçesi olmamalıdır.

Artan teknolojik ilerlemeler bağlamında sınır ötesi bilgiye ve kitle iletişim ağlarına erişim, giderek önemi artan haber alma hakkının temel unsurudur. Sonuç olarak, kablolu yayın izni söz konusu olduğunda, örneğin, ilgili ulusal azınlık tarafından verici istasyonlara erişim isteği açıkça dile getirildiğinde, Devletin, söz konusu azınlık dilini resmi olarak konuşulduğu bir ülkede bulunan televizyon veya radyo istasyonlarının izin talebini reddetmesi meşru değildir. Bu hak sadece kablolu iletişim araçları için değil, ulusal azınlığın diliyle gerçekleştirilen elektronik bilgi iletişim ağları için de geçerlidir.

Avrupa Konseyi üyesi Devletler, İfade ve Haber Alma Özgürlüğüne İlişkin Bildirge’nin III (c) Maddesi ile genel anlamda “bilginin serbest akışını geliştirmek, böylece uluslararası anlayışa, inanç ve gelenekler hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaya, fikirlerin çeşitliliğine saygı göstermeye ve farklı kültürlerin karşılıklı olarak zenginleşmesine katkı sağlayacaktır” sonucuna varmıştır. Devletler, sınır ötesi medya iletişimine ilişkin politikalarını bu Maddenin özüne uygun hale getirmelidirler.

EKONOMİK HAYAT

12) Uluslararası belgeler, ulusal azınlığa mensup kişilerin ekonomik faaliyet alanına ilişkin haklara pek az değinmektedir. Bununla birlikte bu belgeler ulusal azınlığa mensup kişilerin kendi dillerini kamusal ve özel alanda özgürce ve herhangi bir ayrım gözetmeksizin, sözlü ve yazılı olarak, bireysel ve başkalarıyla birlikte, kullanma hakkına işaret etmektedir. Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19(2) Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 10(1) Maddesi, sadece başkalarına iletilebilecek (örneğin içeriği bakımından) fikir ve görüşler açısından değil, aynı zamanda iletişim aracı olan dil bakımından da ifade özgürlüğünü garanti etmektedir. Eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleriyle güçlendirilen bu haklar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi ticari işlerini tercih edecekleri dilde sürdürme hakkına işaret etmektedir. Özel girişimcilerin müşterileriyle etkin bir iletişim kurabilmeleri ve işlerini adil koşullarda yürütebilmelerinin önemi dikkate alınarak, bu tür özel girişimcilerin özgür tercihleriyle seçtikleri dil konusunda gereksiz kısıtlamalara tabi tutulmamalıdırlar.

Çerçeve Sözleşmesi’nin 11(2) Maddesi, “bir ulusal azınlığa mensup herkes, kamunun görebileceği tabela, yazı ve özel nitelikli diğer açıklamalarında kendi azınlık dilini kullanma hakkına sahiptir” demektedir. Çerçeve Sözleşmesi’deki “özel nitelikli” ifadesi resmi olmayan her şeye işaret etmektedir. Bu nedenle, Devlet, özel ticari girişimlerin idaresinde tercih edilen dil konusunda herhangi bir kısıtlama koymamalıdır.

Bununla birlikte Devlet, başkalarının haklardan yararlanmasını etkileyen veya kamu organlarıyla alışveriş ve iletişim gerektiren ekonomik faaliyet sektörlerinde resmi dil veya dillerin kullanılmasını isteyebilir. Bu, Uluslararası Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19(3) Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi’nin 10(2) Maddesinde belirtilen ifade özgürlüğüne ilişkin izin verilebilir kısıtlamalardan kaynaklanmaktadır.

Yukarıdaki Maddelerde belirtilen izin verilebilir kısıtlamalar sadece iletişimin içeriğine yönelik kısıtlamaları haklı kılabilir, iletişim aracı olarak bir dilin kullanılmasına getirilen kısıtlamaları hiçbir zaman haklı kılmaz. Ancak, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması ve kamu idaresince yerine getirilmesi istenen sınırlı bazı talepler gereği, Devletin resmi dil veya dillerinin de kullanılmasına ilişkin düzenlemelere gidilmesini haklı kılar. Bu, koşullara bağlı olarak çalışma yeri sağlığı ve güvenliği, tüketiciyi koruma, çalışan ilişkileri, vergilendirme, mali rapor hazırlama, Devlet sağlık ve işsizlik sigortası ve ulaşım gibi faaliyet sektörlerinde uygulanır. Devlet, meşru kamu çıkarları temelinde, kamuya yönelik işaretleme ve etiketleme gibi ekonomik faaliyetlerde herhangi başka bir dilin kullanımına ek olarak Devletin resmi dili veya dillerinin de kullanılmasını -Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşmesi Hakkında Açıklayıcı Rapor’un 60. Paragrafında açıkça ifade edildiği gibiisteyebilir. Kısacası, Devlet hiçbir zaman bir dilin kullanımını yasaklayamaz, ancak, meşru kamu çıkarları temelinde Devletin resmi dili veya dillerinin de kullanılmasına ilişkin düzenlemelere gidebilir.

Meşru kamu çıkarı mantığını akılda tutarak, dilin kullanımına ilişkin Devletçe öne sürülebilir gereklilik (ler), gözetilen kamu çıkarıyla orantılı olmak zorundadır. Herhangi bir talebin oransallığı ne derece gerekli olduğu dikkate alınarak belirlenmelidir. Buna göre örneğin, çalışma yeri sağlığı ve güvenliği konusunda kamu çıkarı gözetilirken, Devlet, özel fabrikaların güvenlikle ilgili uyarı işaretlerinin, işletmenin seçtiği dil(ler)in yanı sıra Devletin resmi dil veya dillerinde de olmasını şart koşabilir. Benzer şekilde, vergilendirmeye ilişkin kamu idaresi çıkarları söz konusu olduğunda Devlet, idari formların Devletin resmi dili veya dillerinde düzenlenmesini ve kamu makamlarının denetim yapması halinde bu alanla ilgili kayıtların da Devletin resmi dili veya dillerinde sunulmasını; kayıtların denetlenmesi, özel teşebbüsün tüm kayıtlarını Devletin resmi dili veya dillerinde tutmasını gerektirmez ancak bir çeviri gereksinimi olması halinde bunu özel teşebbüs üstlenir. Bu, Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 10(2) Maddesinde öngörülen, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dil(ler)ini idari makamlarla iletişimde kullanma hakkını engellemez.

İDARİ MAKAMLAR VE KAMU HİZMETLERİ

13/14/15) AGİT katılımcısı Devletler, sadece ulusal azınlıklara mensup kişilerin kimliklerini (dilleri dahil olmak üzere) sürdürmelerini değil, aynı zamanda bu kimliğin gelişmesi ve desteklenmesini sağlamaya yönelik dinamik bir ortam yaratmaya katkı sunacak önlemler almakla da yükümlüdürler. Dolayısıyla, bu Devletler, Kopenhag Belgesi’nin 35. Paragrafında belirlenen “ulusal azınlıklara mensup kişilerin kamusal
işlere etkin katılım hakkı”na saygı göstermeyi üstlenmiş olmaktadırlar. Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 10(2) Maddesi Devletlerden açıkça “idari makamlarla ilişkilerde azınlık dillerinin kullanımını mümkün” kılmalarını istemektedir. Kopenhag Belgesi’nin 35. Paragrafı da, “söz konusu Devletin politikalarına uygun olarak, azınlıkların özgün tarihsel ve bölgesel koşullarına cevap verecek uygun yerel veya özerk idarelerin” kurulması suretiyle ulusal azınlıkların kamusal işlere kendi dillerinde katılımını sağlayacak bir ortam yaratma olanağına işaret etmektedir.

Çerçeve Sözleşmesi’nin 15. Maddesi, Devletlere “ulusal azınlıklara mensup kişilerin kültürel, sosyal ve ekonomik hayata ve özellikle onları ilgilendiren kamusal işlere, etkin katılımlarını sağlayacak gerekli koşulları yaratmaları” yükümlülüğü getirmektedir. Bu hükümler, kamu makamlarına, ulusal azınlıklara mensup kişilerin yerel yetkililerle ilişkilerini kendi dillerinde yürütme ve resmi belge ve sertifikaları kendi dillerinde edinme hakkı tanıma imkanını vermektedir. Bu hükümler, eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleri doğrultusunda, azınlık dilinin yerel siyasi yaşamda ve kamu hizmetlerinin sağlanması süreci de dahil, yurttaşlarla kamu makamlarının yüz yüze ilişkilerinde tam bir iletişim aracı olabileceği dinamik katılımcı ilişkiler kurmak açısından da geçerlidir.

Halka hizmet sunmak üzere planlanmış idari kurum ve kuruluşlarda etnik temsiliyet, çoğu kez çoğulcu, açık ve ayrımcı olmayan bir toplumun göstergesidir. Uluslararası İş Örgütü’nün (İLO) İstihdam ve Mesleki Ayrımcılığa İlişkin 111. No’lu Sözleşmesi’nin 2.Maddesi, sistemin geçmişteki veya mevcut ayrımcı etkilerinin giderilmesi amacıyla Devletlerin “herhangi bir ayrımcı muameleyi önlemek üzere, istihdam ve meslek açısından fırsat eşitliği ve eşit muamelenin geliştirilmesi için tasarlanan bir ulusal politika yürütmeleri”ni talep etmektedir.

Kamuya hizmet amaçlı program ve hizmetlerin planlanması ve yürütülmesinde yukarıda sözü edilen ilkeleri yerine getirmeyi taahhüt eden hükümetlerin, ulusal azınlıklara mensup kişilerin bu yönde bir isteği ifade etmiş olmalarını ve sayısal büyüklük ilkesini dikkate almasını beklemek doğaldır. Bu tür bir talebin dile getirilmesi ve talep eden sayısının önemli bir büyüklüğe ulaşması halinde, ulusal azınlıklara mensup vergi mükelleflerinin hizmetlere kendi dillerinde de ulaşması hakkaniyete uygundur. Bu, insanların yaşam kalitesini doğrudan ve temelden etkileyen sağlık ve sosyal hizmet alanlarında özellikle geçerlidir.

İdari makamların, eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleri doğrultusunda, ulusal azınlıklara mensup kişilere eşitlikçi ve kapsayıcı bir şekilde davranması beklenir. Devletler, yetki alanı dahilindeki bölgelerin demografik gerçeğini dikkate almalıdırlar. Her şeyin ötesinde, Devletler, bir bölgenin demografik gerçeğini değiştirerek yükümlülüklerinden kaçma yoluna gitmemelidirler. Çerçeve Sözleşmesi’nin özellikle 16. Maddesi, Devletlerin, ulusal azınlıklara mensup kişilerin bulunduğu bölgelerde bu azınlıkların haklarını kısıtlama amacıyla nüfus oranlarını keyfi olarak değiştirecek düzenlemelere gitmekten kaçınmasını öngörmektedir. Keyfi kamulaştırma, boşaltma ve sürgünlerin yanı sıra idari sınırların keyfi olarak yeniden belirlenmesi ve nüfus sayımıyla ilgili manipülasyonlar bu tür düzenlemeler arasındadır.

BAĞIMSIZ ULUSAL KURUMLAR

16) Kamu makamları, uluslararası sözleşmeler ve bildirgelerce veya iç mevzuata göre garanti edilen hakların etkin bir şekilde gerçekleştirilmesini ve korunmasını sağlayacak mekanizmalar yarattığında, insan hakları amaçlanan hedefine ulaşmış olur. Hukuksal prosedürlerin tamamlayıcısı niteliğindeki bağımsız ulusal kurumların varlığı genellikle daha hızlı ve daha ucuz başvuru yolları sağlar ve bu kurumlardan yararlanmayı daha kolaydır.

Irksal Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nde sözü edilen ayrımcılık, katı bir şekilde ırkla ilgili bir kritere göre tanımlanmamıştır. Sözleşme’nin 1(1) Maddesi’nde, ırksal ayrımcılık kavramı “ırk, renk, soy veya ulusal ya da etnik köken temelinde ve politik, ekonomik, sosyal, kültürel veya kamusal yaşamın herhangi bir alanında insan hakları ve temel özgürlüklerin eşitlik temelinde tanınmasını, bu haklardan yararlanılması veya kullanımını ortadan kaldırmak veya zayıflatmak amacında olan veya bu yönde etki eden her türlü ayrım, dışlama, kısıtlama veya tercih” olarak tanımlanmaktadır. Sözleşme’nin 6. Maddesi, “Taraf Devletler, yetkili ulusal mahkemeler ve diğer Devlet kurumları aracılığıyla, kendi yetkisi alanındaki herkese, bu Sözleşme’ye aykırı olacak şekilde insan hakları ve temel özgürlükleri ihlal eden her türlü ırksal ayrımcılık fiillerine karşı etkin koruma ve hak arama yolları sağlayacaktır” demektedir.

Bu bağlamda, ombudsman veya insan hakları komisyonu gibi, zararın telafisi ve tazmini işlevi görecek mekanizmalar oluşturulması amacıyla Devletler tarafından kurulan bağımsız ulusal kurumlar, bir Devletin demokratik ve çoğulcu niteliğinin ölçüsüdür. Buna göre ve Birleşmiş Milletler’in 48/134 sayılı 20 Aralık 1993 tarihli Kararı’na gönderme yapan Avrupa Konseyi, Bakanlar Komitesi’nin R(97)14 sayılı ve 30 Eylül 1997 tarihli Tavsiye Kararı’nda, “insan hakları kurumlarının, özellikle üye profili çeşitlilik gösteren insan hakları komisyonlarının ve ombudsman veya buna karşılık gelecek kurumların” kurulmasını teşvik etmiştir. Bu tür zararı telafi etme mekanizmaları, dilsel ve diğer haklarının ihlal edildiğini düşünen ulusal azınlıklara mensup kişilere de açık olmalıdır.

YARGI MAKAMLARI

17/18) Uluslararası hukuk, kamu makamlarının, tutuklanan, suçlanan ve yargılanan herkesin kendilerine yöneltilen suç ve diğer tüm süreçler hakkında anladığı bir dilde bilgilendirilmesini sağlamayı gerektirir.

Gerekiyorsa ücretsiz bir çevirmen sağlanmalıdır. Hukuksal süreçte bu standardın uygulanması evrenseldir ve ulusal azınlıkların dil hakları ile ilgili değildir. Üzerinde durulan, daha çok hukuk önünde eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleridir. Bu ilkelere saygı gösterilmesi, özellikle cezai yargılamalarda ve süreçlerde yaşamsal önemdedir.

Sonuç olarak, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14(3)(a) Maddesi’ne göre, cezai bir suç işlemekle yargılanan herkesin “hakkındaki suçlamanın niteliği ve nedeni hakkında anladığı bir dilde hemen ve ayrıntılı olarak bilgilendirilme”si gerekir. Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 6(3)(a) Maddesi aynı gerekliliği hemen hemen aynı dille ifade eder. Bunun yanı sıra, bu Sözleşme’nin 5(2) Maddesi, tutuklama ile ilgili olarak aynı gereklilikleri ortaya koyar. Daha da ötesi, Sivil ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 14(3) (e) Maddesi, herkesin “tam bir eşitlikle” “aleyhindeki tanıkları sorgulamak veya sorgulatmak ve kendisi için tanıklık edenlerin kendi aleyhine tanıklık edenlerle aynı koşullarda hazır bulunması ve sorgulanmasını sağlamak” hakkına sahip olduğunu ifade etmektedir. Bu bağlamda, Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14(3)(f) Maddesi ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 6(3)(e) Maddesi, herkesin “mahkemede konuşulan dili anlamıyor veya konuşamıyorsa bir çevirmenin ücretsiz yardımını alma” hakkını garanti etmektedir. Özellikle cezai prosedüre ilişkin ve açıkça dilin kullanımı ile ilgili olan bu güvenceler, her türlü hukuksal sürecin, koşulların tam eşitliğini sağlayacak ölçüde ve adil bir biçimde olması gerektiğini ifade eden Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14(1) Maddesinin ilk cümlesinde belirtildiği gibi, mahkemeler önünde eşitlik sağlayan temel güvenceden kaynaklanmaktadır. Hukuksal süreçlerin tümünde dil tercihi açısından eşit biçimde uygulanan bu hüküm, eşit ve etkin bir adalet yönetimiyle ilgili politikalar geliştirmekte Devletlere rehber olmalıdır.

Bölgesel ve Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nın 7(1) Maddesi daha genel olarak, Devletlerin politikalarını, mevzuatlarını ve uygulamalarını “bölgesel veya azınlık dilinin tanınması kültürel zenginliğin bir ifadesidir…” ve “bu dillerin korunması, bölgesel veya azınlık dillerinin gelişmesini sağlayacak cesur eylemler gerektirir” gibi amaç ve ilkelere dayandıracaklarını belirtmektedir. Avrupa Şartı’nın 7(4) Maddesi, “Taraflar, bölgesel ve azınlık dilleriyle ilgili politikalarını belirlerken, …, bu dilleri konuşan grupların ihtiyaç ve isteklerini dikkate alacaklardır.” koşulu getirmektedir. Bunun da ötesinde, Çerçeve Sözleşmesi’nin 15. Maddesi, Devletlere “ulusal azınlıklara mensup kişilerin kültürel, sosyal ve ekonomik hayata ve özellikle onları ilgilendiren kamusal işlere, etkin katılımlarını sağlayacak gerekli koşulları yaratmaları” yükümlülüğü getirmektedir.

Yukarıda sözü edilen standartlar demokratik toplumlarda adalet hizmetlerinden yararlanabilmenin önemi dikkate alınarak değerlendirildiğinde, başkalarının haklarına saygı gösteren ve temyiz başvuruları da dahil hukuksal süreçlerin bütünselliğini sağlayan Devletlerin, bu hukuki süreçlerin (cezai, medeni veya idari yargılama) mümkün olduğunca bütün aşamalarında ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendilerini kendi dillerinde ifade etme hakkını güvence altına almasını beklemek makuldür.

19) İnsan haklarından yararlanmada adalet hizmetlerinden yararlanabilmek hayati bir değer taşıdığından, kişinin mevcut prosedürlere doğrudan ve kolayca ne derece ulaşabildiği, bu haklardan yaralanma düzeyini belirleyen önemli bir ölçüttür. Bu nedenle, ulusal azınlıklara mensup kişilerin dil(ler)inin kullanıldığı hukuksal süreçler, bu kişilerin yargıdan daha doğrudan yararlanabilmesini sağlar.

Bu temelde, Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nın 9.Maddesi, bütün hukuksal süreçlerin elverdiği ölçüde ve etkilenen taraflardan birinin talebi gereğince, bölgesel veya azınlık dilinde yürütülmesi gerektiğini ifade etmektedir. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, 1201 sayılı Tavsiye Kararı’nın 7(3) Maddesinde “Ulusal bir azınlığın önemli sayıda yerleşik olduğu bölgelerde, ulusal bir azınlığa mensup kişilerin idari makamlarla ilişkilerinde ve mahkemeler veya hukuksal makamlar karşısındaki yargılama süreçlerinde kendi ana dillerini kullanma hakkı vardır” diyerek aynı sonuca varmıştır. Buna göre, Devletler, yargı açısından uygun işe alma ve hizmet içi eğitim politikaları benimsemelidirler.

ÖZGÜRLÜKTEN MAHRUMİYET

20) Birlemiş Milletler Tutuklulara Muamele Hakkında Minimum Standart Kuralları’nın Kural 51, 1 ve 2. Paragrafları ile Avrupa Konseyi, Cezaevi Avrupa Kuralları’nın Kural 60, 1 ve 2. Paragrafları, tutuklunun cezaevi yönetimince anlaşılma hakkına ve ayrıca tutukluların da cezaevi idaresini anlamasının önemine vurgu yapar. Bu Maddeler, azınlık haklarıyla ilgili değildir. Bununla birlikte, ilgili nüfusun ifade etmiş olduğu taleplerinin yanı sıra, sayısal büyüklük ile eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleri dikkate alınarak, yukarıdaki hükümlerin ulusal azınlıklara mensup kişilerin önemli sayıda bulunduğu bölge veya mahallerde uygulanması daha da zorunlu hale gelmektedir.

21) Birleşmiş Milletler Tutuklara Muamele Hakkında Minimum Standart Kuralları’ndan Kural 37 ile Avrupa Konseyi, Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 43(1) Maddesi, tutukluların aileleri, yakın arkadaşları ve kurumlardan kişiler veya bu kurumların temsilcileriyle iletişim kurma hakkı olduğunu ifade eder. İfade özgürlüğü hakkı ve kişinin kendi dilini özel ve kamusal yaşamda kullanma hakkı gibi, insan haklarının önemi ışığında, yetkililer bu haklara cezaevlerinde dahi, yasalarca belirlenen sınırlar çerçevesinde saygı göstermekle yükümlüdürler. Kural olarak, tutukluların kendi dillerinde diğer tutuklular ve ziyaretçilerle ve ayrıca kişisel yazışmalarında, hem sözlü hem de yazılı olarak iletişim kurabilmeleri gerekir. Bununla birlikte, cezai eylemleri nedeniyle tutuklanmış kişilerin belirli hak ve özgürlükleri uluslararası belgelerle düzenlenen kısıtlamalara uygun bir şekilde meşru olarak kısıtlanabilir veya askıya alınabilir. Tutuklanan
kişilerin dil haklarından yararlanması en iyi şekilde, bu dilin genel olarak konuşulduğu bir yerde tutulmaları ile sağlanabilir.

Çek Cumhuriyeti Anayasası

0
Çek Cumhuriyeti Anayasası

Çek Cumhuriyeti Anayasası Türkiye Barolar Birliği önceki başkanı Vedat Ahsen Coşar tarafından 1999 yılında Türkçeye tercüme edilmiş ve Barolar Birliği tarafından Faruk Erem‘e Armağan kitabının bir bölümü olarak yayınlanmıştır.

Çek Cumhuriyeti Anayasası, 01 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Çek Cumhuriyetinin anayasal düzeni; Birleşmiş Milletler Temel Hak ve Özgürlükler Bildirgesini, bu Anayasa’ya uygun duruma ge­tirilen temel yapılanma yasalarını, 06 Haziran 1992’den itibaren uygulanan Çekoslovak Cumhuriyeti Milli Meclisi, Çekoslovak Sos­yalist Cumhuriyeti Federal Meclisi ve Çek Cumhuriyetinin devlet sı­nırlarını tanımlayan Çek Milli Konseyi’nin temel yapılanma yasa­larını kapsamaktadır. Anayasa, Çekoslovak Federasyonu’nun Temel Yapı­lanma Yasası ile bunları değiştiren yasalar, Çek Cumhuriyeti sembolleri ile ilgili Çek Milli Konseyinin 67/1990 sayılı Yasalar Külliyesi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu Anayasanın yürürlüğe gireceği güne kadar, diğer yasa­lar Çek Cumhuriyeti sınırları içinde yürürlükte kalmıştır.

Önsöz

Bohemya, Moravya ve Silezya’daki Çek Cumhuriyetinin va­tandaşı olan biz,

Bağımsız bir Çek Devletinin yeniden kurulması sürecinde,

Tarihi Çek Krallığı ile Çekoslovak Devleti birlikteliğinin kurul­duğu topraklardaki, bütün iyi geleneklere bağlı olarak,

İnsan özgürlüğünün ve onurunun inkar edilmez değerlerinin ruhuna bağlı Çek Cumhuriyetimi kurmak, korumak ve geliştirmek kararı ile,

Başkalarına karşı görevlerinin ve herkese karşı sorumlulukla­rının bilincinde olan, kendi yurdunda eşit ve özgür vatandaşlar olarak,

Sivil toplum ilkeleri ile insan haklarına saygılı özgür ve de­mokratik bir devlet olarak,

Dünya demokrasisinin ve Avrupa ailesinin bir parçası olarak,

Maddi ve manevi, doğal ve kültürel refahın mirasında, birlikte korunmak ve gelişmek kararlığıyla,

Her koşulda, hukuka saygılı bir devletin ilkelerine bağlı kal­mak kararlılığı içinde,

İçimizden serbestçe seçilmiş temsilcilerimiz, bu Anayasayı uy­gularlar.

Birinci Bölüm – Temel Hükümler
Madde 1

Çek Cumhuriyeti, bireyin ve vatandaşın haklarına ve özgür­lüklerine saygılı bağımsız, birleşik ve demokratik bir hukuk devletidir

Madde 2
  1. Devlet erkinin kaynağı halktır; halk bu erkini yasama, yü­rütme ve yargı organları eliyle kullanır.
  2. Anayasa hukuku, halkın devlet erkini doğrudan kullanabi­leceği koşulları belirler.
  3. Devlet erki, halkın tamamına hizmet eder, bu erk sadece hukukun düzenlediği koşullarda ve alanda ve hukuki çerçevede kullanılabi­lir.
  4. Yasa ile yasaklanmadığı sürece, her vatandaş dilediğini yap­makta serbesttir. Yasal bir zorunluluk olmadıkça, hiç kimse, hiçbir şeyi yapmaya zorlanamaz.
Madde 3

Temel Hak ve Özgürlükler Bildirgesi, Çek Cumhuriyeti anaya­sal düzeninin bir parçasıdır.

Madde 4

Temel hak ve özgürlükler, yargının koruması altındadır.

Madde 5

Siyasal sistem; temel demokratik ilkelere saygılı, çıkarları için güç kullanmayı reddeden siyasi partilerin, serbest ve gönüllü biçimde kurulmalarına ve serbest rekabetlerine dayanır.

 Madde 6

Siyasal kararlar, serbest oylama sonucu ortaya çıkan çoğunlu­ğun iradesine dayanır.

Kararların alınmasında, azınlıklar çoğunluk tarafından koru­nur.

Madde 7

Devlet, doğal kaynakların ekonomik kullanılmasını ve doğal zenginliklerin korunmasını gözetir.

Madde 8

Bölgesel yerinden yönetim birimlerinin özerklikleri güvence al­tındadır.

Madde 9
  1. Anayasa, ancak anayasa ile değiştirilebilir veya ortadan kaldırılabilir.
  2. Demokratik hukuk devletinin temel niteliklerini değiştir­meye yönelik hiçbir değişiklik kabul edilemez.
  3. Yasa normları, demokratik devletin esaslarını tehlikeye atacak veya değiştirecek biçimde yorumlanamaz.
Madde 10

Çek Cumhuriyetinin kendisini hasrettiği, insan hakları ve te­mel özgürlükler ile ilgili olarak onaylanmış ve yayınlanmış ulus­lararası düzenlemeler, yasaların üstündedir ve bunlar Çek Cumhuriye­tini öncelikle  bağlar.

Madde 11

Çek Cumhuriyeti ülkesinin sınırları, sadece anayasal yasama organı tarafından değiştirilebilen, bölünmez bir bütündür.

Madde 12
  1. Çek vatandaşlığının kazanılmasına ve yitirilmesine ilişkin usuller yasa ile düzenlenir.
  2. Hiç kimse, kendi isteği dışında vatandaşlıktan çıkarılamaz.
Madde 13

Çek Cumhuriyetinin başkenti, Prag’dır.

Madde 14
  1. Büyük ve küçük devlet amblemleri, devletin renkleri, dev­letin bayrağı, Cumhurbaşkanlığı sancağı, devletin marşı, devletin mührü; Çek Cumhuriyeti’nin sembolleridir.
  2. Devletin sembolleri ile bunların kullanılmaları yasa ile dü­zenlenir.

İkinci Bölüm – Yasama Erki

Madde 15
  1. Çek Cumhuriyetinde yasama yetkisi, Parlamento tarafın­dan kullanılır.
  2. Parlamento, Millet Meclisi ve Senato olmak üzere, iki mec­listen oluşur.
Madde 16
  1. Millet Meclisi, dört yıllık dönem için seçilmiş 200 vekilden oluşur.
  2. Senato, altı yıllık dönem için seçilmiş 81 senatörden oluşur. Senatörlerin üçte biri, her iki yılda bir yenilenir,
Madde 17
  1. Her iki meclisin seçimleri, seçim döneminin sona ermesin­den önceki otuzuncu gün ile seçimlerin sona erdiği gün arasında­ki süreyi kapsar.
  2. Millet Meclisi’nin fesih olunması durumunda, seçimler fesih tarihinden itibaren altmış gün içinde yapılır,
Madde 18
  1. Millet Meclisi seçimleri; nispi temsil ilkelerine göre ve ge­nel, eşit, doğrudan, gizli oy verme esaslarına uygun olarak yapılır.
  2. Senato seçimleri; çoğunluk sistemine göre ve genel, eşit, doğrudan, gizli oy verme esaslarına uygun olarak yapılır.
  3. 18 yaşına ulaşan her Çek Cumhuriyeti vatandaşı, oy kul­lanma hakkına sahiptir.
Madde 19
  1. Seçilme yeterliliğine sahip ve 21 yaşma ulaşmış olan her Çek Cumhuriyeti vatandaşı, Millet Meclisi vekilliğine seçilebilir.
  2. Seçilme yeterliliğine sahip ve 40 yaşına ulaşmış olan her vatandaş, senatör seçilebilir,
  3. Milletvekili ve senatörlerin görev ve yetkileri, kendi seçilme alanı üzerinde etkilidir.
Madde 20

Oy verme, seçimlerin yürütülmesi ve yargının denetim alanı ile ilgili ek koşullar, yasa ile düzenlenir.

Madde 21

Hiç kimse, aynı zamanda, Parlamento’nun her iki meclisinde birden üye olamaz.

Madde 22
  1. Cumhurbaşkanlığı ve yargıçlık görevleri ile yasada belirti­len diğer görevler, senatörlük ve milletvekilliği görevleri ile bağ­daşmaz.
  2. Senatörlük veya milletvekilliği görevleri, bu kişilerin Cum­hurbaşkanı veya yargıç seçildikleri ya da milletvekilliği veya sena­törlük ile bağdaşmayan bir başka göreve atandıkları tarihte sona erer.
Madde 23
  1. Milletvekili, Millet Meclisinde hazır bulunduğu ilk oturum­da yemin eder.
  2. Senatör, Senatoda hazır bulunduğu ilk oturumda yemin eder.
  3. Milletvekili ve senatörlük yemini aşağıdaki gibidir; “Çek Cumhuriyeti’ne sadık kalmaya söz veriyorum. Onun Anayasasını ve yasalarını her şeyin üstünde tutmaya söz veriyorum. Vekillik gö­revimi, halkın yararına, inançla ve vicdanıma uygun olarak yap­maya şerefim üzerine söz veriyorum.”
Madde 24

Milletvekili veya senatör, görevinden feragat ettiğini, üyesi olduğu meclisin oturumunda bizzat açıklar. Önemli bir mazereti ne­deni ile bunu yapamadığı takdirde, yasada düzenlenen şekilde görevinden feragat edebilir.

Madde 25
Milletvekili ve senatörlük görevleri;
  1. Yemin etmekten kaçınılması veya ihtiraz-i kayıtla yemin edilmesi,
  2. Görev süresinin sona ermesi,
  3. Vekillikten feragat edilmesi,
  4. Seçilme yeterliliğinin yitirilmesi,
  5. Millet Meclisi’nin fesih olunması,
  6. Milletvekilliği ve senatörlük ile bağdaşmayan, 22.maddede belirtilen görevlerin üstlenilmesi durumlarında sona erer.
Madde 26

Milletvekilleri ve senatörler, görevlerini yeminlerine uygun biçimde ve tarafsız olarak yaparlar.

Madde 27
  1. Milletvekili veya senatörler hakkında, gruplarında ya da Millet Meclisinde veya Senato’da kullandıkları oylardan dolayı ko­vuşturma yapılamaz.
  2. Milletvekili veya senatörler haklarında, gruplarında ya da Millet Meclisi veya Senato’da yaptıkları açıklamalardan dolayı kovuşturma yapılamaz. Milletvekili veya senatörler, sadece üyesi oldukları meclisin disiplin otoritesine karşı sorumludurlar.
  3. Yasada aksine bir düzenleme yok ise, milletvekili veya senatörler, kabahatlerinden dolayı, yalnızca üyesi oldukları meclisin disiplin otoritesine karşı sorumludurlar.
  4. Bir milletvekili veya senatör aleyhinde, üyesi olduğu mecli­sin onayı olmadan ceza kovuşturması yapılamaz. Üyesi olduğu meclis onay vermediği takdirde, milletvekili veya senatör hakkın­da sonsuza kadar ceza kovuşturması yapılamaz.
  5. Bir milletvekili veya senatör, ancak suçüstü veya suçtan hemen sonra yakalandığı takdirde, gözaltına alınabilir. Sorumlu organ, gözaltına alınan vekilin/senatörün bağlı olduğu meclisin başkanına  durumu derhal bildirmek zorundadır. İlgili meclisin başkanı 24 saat içinde gözaltına alman vekilin/senatörün, mahke­meye sevkine onayı olduğunu bildirmediği takdirde, sorumlu or­gan vekili/senatörü serbest bırakmak zorundadır. Bunu izleyen ilk oturumunda meclis, kovuşturmanın yürütülüp yürütülmeyeceğini kesin olarak karara bağlar.
Madde 28

Milletvekili veya senatör, görevi nedeni ile öğrendiği konular hakkında, milletvekili veya senatörlük görevi sona erdikten sonra dahi tanıklık yapamaz.

Madde 29
  1. Millet Meclisi, kendi başkanını ve vekilini seçer ve azleder.
  2. Senato, kendi başkanını ve vekilini seçer ve azleder.
Madde 30
  1. Millet Meclisi, milletvekillerinin en az 1/5’inin teklifi ile, araştırılmasında kamu yararı olan konular hakkında, araştırma komisyonu kurabilir.
  2. Komisyonun çalışma usulleri yasa ile düzenlenir.
Madde 31
  1. Meclisler, kendi organları olarak, kurullar ve komisyonlar kurabilirler.
  2. Kurulların ve komisyonların faaliyetleri yasa ile düzenle­nir.
Madde 32

Hükümet üyesi olan milletvekili veya senatör, Millet Meclisi’ne veya Senato’ya, başkan veya başkan vekili olamayacağı gibi, Par­lamento kurullarında, araştırma komisyonu veya komisyonlarında üye olamaz.

Madde 33
  1. Millet Meclisi fesih olunduğunda; Senato, ertelenemez nite­likteki konular ile ihtiyaç duyulan bir yasanın kabulü konusunda, gerekli yasama tedbirlerini almakla yükümlüdür.
  2. Bununla birlikte Senato; Anayasal konular, devlet bütçesi, devletin yıllık hesapları, seçim yasası ve 10.maddeye göre kabul edilmiş olan uluslararası anlaşmalar hakkında, yasama tedbirleri alamaz.
  3. Sadece Hükümet, Senatoya yasama tedbirleri ile ilgili ola­rak teklif sunabilir.
  4. Senato’nun yasama tedbirleri; Senato Başkanı, Cumhur­başkanı ve Başbakan tarafından imzalanır ve yasalar gibi yayım­lanır.
  5. Senato’nun aldığı yasama tedbirlerinin, ilk oturumunda Millet Meclisi’nin onayına sunulması zorunludur. Millet Meclisi ta­rafından onaylanmayan yasama tedbirleri, geleceğe etkili olarak hükümsüzdür.
Madde 34
  1. Meclisler, sürekli olarak oturum halindedir. Millet Meclisi, seçim gününü izleyen otuzuncu günü geçmeyecek şekilde toplan­mak üzere, Cumhurbaşkanı tarafından toplantıya çağrılır. Cum­hurbaşkanı çağrıda bulunmasa dahi, Millet Meclisi seçim gününü izleyen otuzuncu günde toplanır,
  2. Meclislerin oturumu, karar alınarak ertelenebilir. Oturum­lar, bir yıl içinde toplam 120 günden fazla ertelenemez.
  3. Erteleme döneminde, Millet Meclisi veya Senato Başkanı, meclislerini toplantı için belirlenen günden önce toplantıya çağıra­bilir, Toplantı isteği, Cumhurbaşkanı, Hükümet veya ilgili meclis üyelerinin 1/5’inden geldiği takdirde, başkanlar toplantı için, çağrı­da bulunmak zorundadırlar.
  4. Millet Meclisi oturumları, seçilme döneminin sona ermesi veya Millet Meclisi’nin feshi ile sona erer.
Madde 35

1-) Cumhurbaşkanı, Millet Meclisini aşağıdaki hallerde feshe­der;

a-Millet Meclisi Başkanının önerisi üzerine, Cumhurbaşka­nınca atanmış bir Başbakan tarafından kurulmuş olan yeni Hükü­metin, güvenoyu alamaması durumunda,

b-Hükümet bütçesinin, üç ay içinde Millet Meclisi tarafından incelenip kararlaştırılamamış olmasının, Hükümet tarafından gü­ven sorununa bağlanması durumunda,

c-Millet Meclisi oturumlarının, kabul edilebilir süreden daha fazla süre ile ertelenmesi durumunda,

d-Millet Meclisi’nin; oturumlarının ertelenmemiş veya yeni­den çağrıda bulunulmuş olunmasına rağmen, üç aydan daha fazla bir süre ile toplanamaması durumlarında,

2-) Seçim döneminin sona ermesine üç aylık bir süre olması durumunda, Millet Meclisi fesih olunamaz.

Madde 36

Her iki meclisin oturumları halka açıktır. Halkın, oturumları izlemesi ancak yasa ile yasaklanabilir.

Madde 37
  1. Her iki meclis, Millet Meclisi Başkanının çağrısı üzerine, birlikte toplanır.
  2. Birleşik oturumda, Millet Meclisi oturumlarına ait usul hü­kümleri uygulanır.
Madde 38
  1. Hükümet üyesi, her iki meclisin oturumları ile kurul ve ko­misyon toplantılarında, istediği zaman hazır bulunma hakkına sa­hiptir.
  2. Hükümet üyesi, kendisi ile ilgili bir önerge olması duru­munda, Millet Meclisi oturumunda bizzat hazır bulunmak zorun­dadır. Bu kural, kurul, komisyon veya araştırma komisyonu top­lantılarında da uygulanır. Şu kadar ki, bizzat hazır olmasının iste­nilmemesi   Hükümet üyesinin kendisini bir milletve­kili veya kabinenin diğer bir üyesi ile temsil ettirmesi mümkün­dür.
Madde 39
  1. Meclis oturumları, üye tam sayılarının en az üçte birinin hazır bulunmaları halinde açılır.
  2. Anayasada aksine bir hüküm olmadığı takdirde, kararlar, il­gili meclisin hazır bulunan üyelerinin salt çoğunluğunun kabul oyu ile alınır.
  3. Savaş ilanı ve başka bir ülkenin askerlerinin Çek toprakla­rında bulunmasına izin verilmesi ile ilgili kararların alınması, mil­letvekili ve senatörlerin üye tam sayısının salt çoğunluğunun ka­bul oyunu gerektirir,
  4. Anayasa değişikliği ile maddede öngörülen uluslararası anlaşmaların onaylanması, hazır bulunan, milletvekili ve senatör­lerin tamamının, beşte üçünün kabul oyunu gerektirir.
Madde 40

Seçim yasası, müzakere esasları, her iki meclisin birbirleri ile olan ilişkileri ve dış ilişkileri hakkındaki yasal düzenlemeler ve Se­nato’nun çalışma usulleri ile ilgili yasaların kabulü, her iki mecli­sin de onayını gerektirir.

Madde 41
  1. Yasa taslakları, Millet Meclisi’ne
  2. Yasa taslakları; milletvekilleri, milletvekilleri grubu, Sena­to, Hükümet ile daha yüksek bölge yerinden yönetim kuruluşlarının  temsilcileri tarafından sunulabilir.
Madde 42
  1. Devlet bütçesi ve devletin yıllık hesapları ile ilgili yasa tas­lakları, Hükümet tarafından sunulur.
  2. Bu taslak teklifler, yalnızca Millet Meclisi’nin halka acık oturumlarında tartışılır ve karara bağlanır.
Madde 43
  1. Parlamento, Çek Cumhuriyeti saldırıya uğradığında veya uluslararası anlaşmaların saldırıya karşı birlikte savunma yapıl­masını zorunlu kıldığı durumlarda savaş ilan eder.
  2. Silahlı kuvvetler, ancak her iki meclisin onayı ile Çek Cum­huriyeti sınırları dışına gönderilebilir.
Madde 44
  1. Hükümet, tüm yasa taslakları ile ilgili olarak görüş bildir­mek yetkisine sahiptir.
  2. Hükümetin, yasa taslağı ile ilgili olarak otuz gün içinde gö­rüşünü bildirmemesi, taslağı kabul ettiği anlamındadır,
  3. Hükümetin, kendi hazırladığı bir yasa taslağının, sunuldu­ğu tarihten itibaren üç ay içinde incelenmesinin tamamlanmasını Millet Meclisi’nden istemeye ve bunu güvenoyu isteğine bağlama­ya hakkı vardır.
Madde 45

Millet Meclisi, kabul ettiği yasa taslağının, gecikmeksizin ona­yı için Senato’ya süre verebilir.

Madde 46
  1. Senato, kendisine tanınan otuz günlük süre içinde yasa tas­lağını inceler ve karara bağlar.
  2. Senato, yasa taslağını onaylayabilir, geri çevirebilir veya değişiklik teklifi ile birlikte Millet Meclisi’ne geri gönderebilir ve­ya taslakla ilgilenmediğini
  3. Senato (1) nolu paragrafta belirtilen süre içinde bir karar vermez ise, yasa taslağını kabul etmiş sayılır.
Madde 47
  1. Senatomun reddettiği yasa taslağı, Millet Meclisi’nde yeni­den oylanır. Üye tam sayısının salt çoğunluğunun kabul oyu ile taslak yasalaşır.
  2. Senato’nun, yasa taslağını değişiklik önergesi ile birlikte Millet Meclisi’ne göndermesi durumunda, Millet Meclisi taslağı Senato’da kabul gören şekli ile oylar, kabul edildiği takdirde taslak yasalaşır.
  3. Millet Meclisi, Senato’nun değişiklik teklifini kabul etmedi­ği takdirde, taslak, Senato’nun değiştirdiği şekli ile bir kez daha oylanır. Üye tam sayısının salt çoğunluğunun kabul oyu ile taslak yasalaşır.
  4. Reddedilmiş veya geri çevrilmiş yasa taslağının, Millet Meclisi’nde incelenmesi aşamasında, taslakta değişiklik yapılma­sına ilişkin önergeler kabul edilmez.
Madde 48

Senato, yasa taslağının kendi ilgi alanına girmediğini açıkladı­ğı takdirde, taslak bu kararla yasalaşmış sayılır.

Madde 49
  1. Parlamentonun onayını gerektiren uluslararası düzenle­meler, yasa taslaklarının Parlamento’dan geçmesine ilişkin usullere tabidir.
  2. İnsan hakları ve temel özgürlükler ile ilgili düzenlemeler, genel nitelikteki siyasi anlaşmalar ile ekonomik anlaşmalar, anlaşmaların uygulanmasına ilişkin yasalar gibi, Parlamento’nun onayını
Madde 50
  1. Anayasa hariç olmak üzere, Cumhurbaşkanı, kendisine ta­nınan on beş günlük süre içinde, gerekçe göstererek, Parlamen­tonun kabul ettiği bir yasayı veto edebilir.
  2. Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen yasa, Millet Mecli­si’nde bir kez daha oylanır. Bu aşamada değişiklik yapılmasına ilişkin önergeler kabul edilmez. Veto edilen yasa, üye tam sayısı­nın salt çoğunluğunun oyu ile yeniden kabul edilirse yasalaşır ve yayınlanır. Aksi halde yasa kabul edilmemiş sayılır.
Madde 51

Kabul edilen yasalar, Millet Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından imzalanır.

Madde 52

Yasa, yayınlandıktan sonra yürürlüğe girer. Yayınlanma usu­lü yasa ile düzenlenir. Bu kural, Parlamento’nun onayladığı ulus­lararası anlaşmalar için de aynı biçimde uygulanır.

Madde 53
  1. Her milletvekilinin, Hükümet veya herhangi bir üyesi hak­kında gensoru vermek hakkı vardır.
  2. Gensoruya muhatap olan Hükümet üyesi, gensorunun ken­disine tebliğinden itibaren otuz gün içinde, gensoruya cevap ver­mek zorundadır.

Üçüncü Bölüm – Yürütme Erki

Cumhurbaşkanı
Madde 54
  1. Cumhurbaşkanı, devletin başıdır,
  2. Cumhurbaşkanı, Parlamentomun her iki meclisinin birleşik toplantısında seçilir,
  3. Cumhurbaşkanı, görevinden dolayı sorumsuzdur.
Madde 55

Cumhurbaşkanı, yemin ettikten sonra görevine başlar, Cumhur- başkanı’nın görev süresi yemin ettiği tarihten itibaren beş senedir.

Madde 56

Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin sona ermesine otuz gün kala, yeni Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılır. Cumhurbaşkanlığı makamının, herhangi bir nedenle boşalması durumunda, otuz gün içinde seçim yapılır.

Madde 57
  1. Senatör seçilme yeterliliğine sahip olan herhangi bir vatan­daş, Cumhurbaşkanı seçilmeye de
  2. Bir kişi, arka arkaya iki dönemden daha fazla, Cumhurbaş­kanı seçilemez.
Madde 58
  1. On veya daha fazla senatör, Cumhurbaşkanlığı için aday önerebilir.
  2. Milletvekili ve senatörlerin, üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. :
  3. Adaylardan hiçbirisi tüm milletvekili ve senatörlerin salt çoğunluğunun oyunu alamaz ise, on dört gün içinde ikinci tur se­çim yapılır.
  4. İlk turda. Millet Meclisi’nin ve Senato’nun ayrı ayrı en faz­la oyunu alan iki aday ikinci tura katılır.
  5. Millet Meclisi’nde ve Senato’da, birden fazla aday aynı oranda oy alırsa, bunlardan her iki meclisin toplam oyunun en fazlasını alan aday ikinci tura katılır.
  6. İkinci turda, hazır bulunan milletvekili ve senatörlerin her ikisinin de en fazla oyunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilir.
  7. Cumhurbaşkanı, ikinci turda da seçilemez ise, on dört gün içinde, ikinci turda yarışan adaylar arasında, üçüncü tur seçimler yapılır.
  8. Cumhurbaşkanı, üçüncü turda da seçilemez ise, yeni seçim­lere gidilir.
Madde 59
  1. Cumhurbaşkanı, her iki meclisin birleşik oturumunda, Mil­let Meclis Başkanı’nın önünde yemin eder.
  2. Cumhurbaşkanının yemini aşağıdaki gibidir;

“Çek Cumhuriyetine sadık kalacağıma söz veriyorum.. Omun Anayasasını ve yasalarını, her şeyin üstünde tutacağıma söz veriyorum. Görevimi halkın yararı için vicdanıma ve inançlarıma göre yapacağıma şerefim üzerine söz veriyorum.”

Madde 60

Cumhurbaşkanı, yemin etmekten kaçınır veya ihtiraz-i kayıtla yemin eder ise, seçilmemiş sayılır.

Madde 61

Cumhurbaşkanı’na, Millet Meclisi Başkanı vekalet eder.

Madde 62
Cumhurbaşkanı;
  1. Başbakan ve Hükümet üyelerini atar, azleder, istifalarını kabul eder; Hükümeti görevden alır, Hükümetin istifasını kabul eder,
  2. Millet Meclisi’ni toplantıya çağırır,
  3. Millet Meclisi’ni fesheder,
  4. İstifasını kabul ettiği veya görevden aldığı Hükümetten, ye­ni Hükümet kuruluncaya kadar görevine devam etmesini ister,
  5. Anayasa Mahkemesinin, başkanı ile başkan vekilini ve üyelerini atar,
  6. Yargıçlar arasından, Yüksek Mahkemenin başkanı ile veki­lini atar,
  7. Ceza mahkemeleri tarafından verilen cezaları affeder, hafif­letir, ceza kovuşturmasına başlamamasınıı, başlanılmış ise devam edilmemesini ve önceden verilen hükümlerin ortadan kaldırıl­masını emreder,
  8. Anayasa hariç olmak üzere, Parlamentomun kabul ettiği ya­saları veto eder,
  9. Yasaları imzalar,
  10. Yüksek Denetleme Kurulu’nun başkan ve üyelerini atar,
  11. Çek Milli Bankası Banka Konseyi üyelerini atar,
Madde 63
Cumhurbaşkanı ayrıca;

a-Devleti dış işlerde temsil eder,

b-Uluslararası anlaşmaları görüşür ve onaylar; uluslararası anlaşmaların görüşülmesi yetkisini, Hükümete veya Hükümetin onayı ile onun üyelerine intikal ettirebilir.

c-Silahlı Kuvvetlere Başkomutanlık eder,

d-Diplomatik misyon şeflerini kabul eder,

e-Diplomatik misyon şeflerini onaylar veya geri çağırır,

f-Millet Meclisi ve Senato seçimlerine çağrıda bulunur,

g-Generallerin atama ve terfilerini yapar,

h-Başka bir organa yetki vermediği takdirde, devlet nişanları­nı verir,

i-Yargıçları atar,

j-Genel af çıkarır

2-) Cumhurbaşkanının; Anayasada açıkça düzenlenmemiş, ancak yasalarda düzenlenmiş olan diğer yetkileri saklıdır.

3-)Yukarıda (1) ve (2) nolu paragraflarda düzenlenmiş olan Cum- hurbaşkanı’nın kararları, Başbakan’ın veya onun yetki verdi­ği bir Hükümet üyesinin imzalamasından sonra yürürlüğe girer.

4-) Başbakan veya onun yetki verdiği Hükümet üyesi, tarafın­dan imza edilen Cumhurbaşkanının kararlarından dolayı, Hükü­met sorumludur.

Madde 64
  1. Cumhurbaşkanı, Parlamento’nun her iki meclisinin veya bunların komisyon ve kurullarının toplantılarına dilediği zaman katılma hakkına sahiptir.
  2. Cumhurbaşkanı’nın, Hükümetin toplantılarına katılmak, Hükümetten veya üyelerinden rapor istemek, Hükümetin veya üyelerinin yetkisindeki işlerin sonuçlarını incelemek hakkı vardır.
Madde 65
  1. Cumhurbaşkanı; gözaltına alınamaz, hakkında ceza kovuş­turması yapılamaz, kabahatinden veya idari bir suçtan dolayı kovuşturulamaz.
  2. Cumhurbaşkanı, Senato tarafından hazırlanan iddianame­ye dayalı olarak ve sadece vatana ihanetten dolayı Anayasa Mah­kemesi’nce yargı1anır, Mahkum olması durumunda, seçilebilme ni­teliğini yitirir ve görevi sona erer.
  3. Cumhurbaşkanı hakkında, görevi nedeni ile işlediği suçlar­dan dolayı, sonsuza kadar ceza kovuşturması yapılamaz.
Madde 66

Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması ve yeni bir Cumhur­başkanının seçilmemiş olması veya seçilenin henüz yemin etmemiş bulunması ya da ciddi nedenler ile görevini yapamayacağına Mil­let Meclisi ve Senato’nun kararı vermesi durumlarında; 83.mad­denin (1) nolu paragrafının (a,h,c,d,e,h,i,j) fıkraları ile 83.madde­nin (2) nolu paragrafındaki yetkiler, Başbakan tarafından kullanılır. Başbakan’ın, Cumhurbaşkanına ait olan özel yetkileri kullana­maması durumunda, Cumhurbaşkanına ait olan 62. maddenin (a,b,c,d ve k) fıkralarındaki yetkiler Millet Meclis Başkanı, Millet Meclisi de feshedilmiş durumda ise, Senato Başkanı tarafından kullanılır.

Hükümet

Madde 67
  1. Hükümet, yürütmenin en üst organıdır.
  2. Hükümet, Başbakan, Başbakan Vekili ile Bakanlardan olu­şur.
Madde 68
  1. Hükümet, Millet Meclisine karşı sorumludur.
  2. Cumhurbaşkanı, Başbakanı, onun teklifi üzerine. Hüküme­tin diğer üyelerini atar. Bakanlıklar ile diğer organların yönetimi­ni onlara emanet eder,
  3. Hükümet, atanma tarihinden itibaren otuz gün içinde, Mil­let Meclisi’nden güvenoyu ister,
  4. Yeni atanmış olan Hükümet, Millet Meclisi’nden güvenoyu alamaz ise, (2) ve (3) nolu paragraflarda yer alan prosedür yeniden işler. Bu suretle atanan yeni Hükümet de güvenoyu alamaz ise, Cumhurbaşkanı; Başbakanı, Millet Meclisi Başkanı’nın teklifi üze­rine atar.
  5. Diğer durumlarda. Cumhurbaşkanı Başbakanın teklifi üze­rine, diğer kabine üyelerini atar veya azleder ve Bakanlıklar ile di­ğer organların yönetimini onlara emanet eder.
Madde 69
  1. Hükümet üyesi, Cumhurbaşkanı’nın huzurunda yemin eder.
  2. Hükümet üyesinin andı aşağıdaki gibidir; Çek Cumhuri­yetine sadık kalacağıma söz veriyorum. Onun Anayasasını ve ya­salarını her şeyin üstünde tutacağıma ve onları yaşama geçireceği­me söz Görevimi vicdanıma uygun olarak yapacağıma ve görevimi kötüye kullanmayacağıma şerefim üzerine söz ve­riyorum.”
Madde 70

Hükümet üyesi, görevi ile bağdaşmayan işleri takip edemez. Diğer hususlar yasa ile düzenlenir.

Madde 71

Hükümetin, Millet Meclisi’nden güvenoyu istemeye yetkisi vardır.

Madde 72
  1. Millet Meclisi, Hükümet hakkında güvensizlik oyu verebi­lir.
  2. Elliden daha az olmayan sayıdaki milletvekilinin yazılı tek­lifi üzerine Millet Meclisi, Hükümet hakkındaki güvensizlik oyu is­temini karara bağlar. Teklifin kabulü, tüm milletvekillerinin salt çoğunluğunun kabul oyunu gerektirir.
Madde 73
  1. Başbakan istifasını, Cumhurbaşkanı’na Diğer üyeler istifalarını, Başbakan aracılığıyla Cumhurbaşkanı’na sunarlar.
  2. Hükümet, güvenoyu isteğinin Millet Meclisi tarafından red­dedilmesi veya kendisine güvensizlik oyu verilmesi durumlarında istifa eder. Hükümet daima, yeni seçilen Millet Meclisi’ne, Meclis’in ilk oturumunda istifasını verir.
  3. Hükümetin, (2) nolu paragrafa göre sunduğu istifası Cum­hurbaşkanı tarafından kabul
Madde 74

Cumhurbaşkanı, Başbakanın teklifi üzerine, bir Hükümet üye­sini görevinden azleder.

Madde 75

Cumhurbaşkanı, istifası gerektiği halde istifa etmeyen Hükü­meti görevinden alır.

Madde 76
  1. Hükümet, kararlarını kurul olarak verir.
  2. Hükümetin kararları, tüm üyelerinin salt çoğunluğunun kabul oyunu
Madde 77
  1. Başbakan; Hükümetin faaliyetlerini düzenler, toplantıları­na başkanlık ve onun adına hareket eder, Anayasa ve diğer yasa­lar ile kendisine verilen başkaca görevleri
  2. Başbakanı, Başbakan Vekili veya yetkili kılınan bir başka Hükümet üyesi temsil
Madde 78

Hükümetin, yasanın yürütülmesini sağlamak amacıyla ve be­lirlenen sınırlar içinde kalmak koşulu ile kararname çıkartmak yetkisi vardır. Kararnameler, Başbakan ve ilgili Hükümet üyesi ta­rafından imza edilir.

Madde 79
  1. Bakanlıklar ile diğer idari organlar, sadece yasa ile kurulur ve yetkileri yasa ile
  2. Bakanlıklar ile diğer idari kurumlarda, devletçe istihdam edileceklerin hukuki durumları yasa ile düzenlenir,
  3. Bakanlıklar, diğer idari kuruluşlar ve bölgesel yerinden yö­netim organları, yasa ile yetki verilmiş olması durumunda, yasaya dayanarak ve yasanın sınırları içinde kalarak, hukuki düzenleme­lerde bulunabilirler.
Madde 80
  1. Savcılık makamı, ceza kovuşturmasında kamuyu temsil eder ve yanı sıra yasa ile düzenlenmiş olan diğer görevleri yapar.
  2. Savcılık makamının, statüsü ile yetki alanı yasa ile düzen­lenir.

Dördüncü Bolüm – Yargı Erki

Madde 81

Yargı yetkisi, bağımsız mahkemeler tarafından, Cumhuriyetin yararları doğrultusunda kullanılır.

Madde 82

  • Yargıçlar, görevlerini yerine getirmede bağımsızdırlar. Yar­gıçların tarafsızlığı, hiçbir kişi tarafından tehdit edilemez.
  • Yargıç, kendi isteği dışında görevinden alınamaz ve bir baş­ka mahkemeye atanamaz. Disiplin ile ilgili istisnai durumlar yasa ile düzenlenir.
  • Yargıcın görevinden azli, Cumhurbaşkanı, parlamento üye­si ya da diğer kamu yöneticilerininkine Yargıcın göre­vinden azli ile bağdaşmayan hususlar yasa ile düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi

Madde 83

Anayasa Mahkemesi, anayasaya uygunluğu korumakla görev­li, bir yargı organıdır.

Madde 84
  1. Anayasa Mahkemesi, on yıl sure ile görev yapmak üzere se­çilmiş on beş yargıçtan oluşur.
  2. Anayasa Mahkemesi yargıçları, Senatonun onayıyla Cum­hurbaşkanı tarafından atanır.
  3. Senatör seçilebilme niteliğine sahip olan, Hukuk Fakülte­sinden mezun ve en az on yıl süreli mesleki deneyimi bulunan her vatandaş. Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanabilir.
Madde 85
  • Anayasa Mahkemesi yargıcı, Cumhurbaşkanının huzurun­da yemin ettikten sonra görevine başlar.
  • Anayasa Mahkemesi, yargıcının andı aşağıdaki gibidir; “Bi­reylerin doğal haklarını ve vatandaşların haklarını koruyacağıma, Anayasaya bağlı kalacağıma, vicdanıma göre, tarafsız ve bağımsız olarak karar vereceğime, şerefim ve vicdanım üzerine söz veririm.”
  • Yemin etmekten kaçınan veya ihtiraz-i kayıtla yemin eden yargıç, atanmamış kabul edilir.
Madde 86
  1. Senato’nun onayı olmadan. Anayasa Mahkemesi yargıcı hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz. Senato’nun onay verme­mesi durumunda, ceza kovuşturması sonsuza kadar yapılamaz.
  2. Anayasa Mahkemesi yargıcı, ancak suçüstü veya suçu işle­dikten hemen sonra yakalanmış ise gözaltına alınabilir. İlgili ma­kam, tutuklamayı derhal Senato Başkanı’na bildirmek zorundadır. 24 saat içinde Senato Başkanı, gözaltındaki yargıcın mahkemeye sevkine onay vermez ise, ilgili makam yargıcı serbest bırakmak zo­rundadır. Senato ilk oturumunda, ceza kovuşturmasına onay ve­rilip verilmeyeceğine kesin olarak karar verir.
  3. Anayasa Mahkemesi yargıcının, görevi nedeni ile öğrendiği hususlar hakkında, Anayasa Mahkemesi yargıçlığı sona erdikten sonra dahi tanıklık etmeyi reddetmek hakkı vardır.
Madde 87
1-) Anayasa Mahkemesi;

a-Anayasaya veya 10.maddede öngörülen uluslararası anlaş­malara aykırı olan yasaların veya ilgili hükümlerinin geçersizliği­ni,

b-Anayasaya, yasamaya veya 10.maddede öngörülen uluslara­rası anlaşmalara aykırı olan diğer hukuki düzenlemelerin veya bunların ilgili maddesinin geçersizliğini,

c-Bölgesel yerinden yönetim organlarının, devletin hukuk dışı müdahalesine yönelik anayasal şikayetlerini,

d-Kamu gücü kullanan organların, Anayasa ile korunan temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahaleleri ile otorite kararlarına karşı yapılan anayasal şikayetleri,

e-Senatör ve milletvekili seçimlerini onaylayan kararlara yö­nelik itirazların hukuki çözümünü,

f-Senatör ve milletvekili seçilebilme niteliğinin yitirilmesi ile ilgili ihtilafları ve maddeye göre milletvekili veya senatörlük gö­revlerinin sona ermesinin uygunluğu ile ilgili ihtilafları,

g-Cumhurbaşkanı hakkında, 65.maddenin 2.paragrafına gö­re, Senato tarafından hazırlanan anayasal iddianameyi,

h-maddeye göre Millet Meclisi ve Senato tarafından alman kararın iptali isteğine ilişkin Cumhurbaşkanı’nı  başvurusunu,

i-Başka türlü uygulanması olanaksız ve Çek Cumhuriyetini bağlayacak olan bir uluslararası mahkeme kararının uygulanması ile ilgili tedbirleri,

j) Bir siyasal partinin kapatılmasını veya bir siyasal partinin eylemlerinin anayasa ile diğer yasalara uygun olup olmadığını,

k) Yasaya göre yargılama yetkisi bir diğer organa ait değil ise, Devlet organları ile bölgesel yerinden yönetim organları arasındaki, yetki alanı ile ilgili olarak doğan ihtilafları karara bağlar,

2- ) Yasa, Anayasa Mahkemesinin yerine Yüksek İdare Mahke­mesini yetkili kıldığı takdirde, bu mahkeme;

a-Yasaya aykırı olan hukuki düzenlemelerin veya bunların özel hükümlerinin iptalini,

b-Yasaya göre yargılama yetkisi bir başka organa ait değil ise, Devlet organları ile bölgesel yerinden yönetim organları arasında­ki. yetki alanı ile ilgili olarak doğan ihtilafları.

karara bağlar.

Madde 88
  1. Anayasa Mahkemesinde, kimlerin, hangi koşullarda dava açabileceklerine ve yargılama usullerine ilişkin kurallar yasa ile düzenlenir,
  2. Anayasa Mahkemesi yargıçları karar verirken, sadece Ana­yasanın maddesinde belirtilen uluslararası anlaşmalar ve (I) nolu pa­ragrafta sözü edilen yasalarla bağlıdır.
Madde 89
  1. Anayasa Mahkemesi kararı, yürürlüğe girmesi konusunda mahkemenin aksine bir kararı olmadığı takdirde, yasada öngörülen biçimde yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer.
  2. Yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi kararları, bütün kişi ve kuruluşları bağlar.

Mahkemeler

Madde 90

Mahkemelerin, yasada belirlenen şekilde hakların korunmasının sağlanmasına ilişkin görevi her şeyin üzerindedir. Suçluluğa ve cezaya, sadece mahkeme karar verebilir.

Madde 91
  1. Yargı; Yüksek Mahkemeden, Yüksek İdare Mahkemesinden, yüksek, bölge, ilçe mahkemelerinden oluşur. Diğer husus­lar yasa ile düzenlenir.
  2. Mahkemelerin, yargılama yetkileri ve örgütlenmeleri ya­sa ile düzenlenir.
Madde 92

Anayasa Mahkemesi ve Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanına giren konular dışında kalan ve genel mahkemelerin yetki­si içinde olan konularda, Yüksek Mahkeme en yüksek yargı orga­nıdır.

Madde 98
  1. Yargıçlar, sınırsız süre ile görev yapmak üzere, Cumhurbaşkanı tarafından atanırlar. Yargıçlar, görevlerine yemin ettikten sonra başlarlar.
  2. Hukuk Fakültesi mezunu olan her dürüst vatandaş, yargıç olarak atanabilir, Diğer usul ve gereklilikler yasa ile düzenlenir.
Madde 94
  1. Yargıçların, heyet olarak bakacakları davalar ile mahkeme heyetinin, oluşumu yasayla düzenlenir. Yasada belirtilenlerin dı­şında kalan davalar, tek yargıç tarafından karara bağlanır.
  2. Vatandaşların; hangi davalarda ve ne şekilde, yargıçlarla birlikte mahkeme kararlarının verilmesine katılacakları hususu yasa ile düzenlenir.
Madde 95
  1. Yargıçlar, karar verirken yasa ile bağlıdırlar. Yargıçlar, ya­sada yer alan hukuki düzenlemelere uygun şekilde yargılama yap­makla yükümlüdürler.
  2. Mahkeme, kararın verilmesinde uygulayacağı yasa madde­sinin Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna vardığı takdirde, konuyu Anayasa Mahkemesine intikal ettirir.
Madde 96
  • Taraflar, mahkeme önünde eşit hukuki haklara sahiptirler.
  • Yasada belirlenen istisnalar dışında, yargılama sözlü ve halka açıktır. Mahkeme kararlan, halka daima açıklanır.

Beşinci Bölüm – Yüksek Denetleme Dairesi

Madde 97
  1. Yüksek Denetleme Dairesi, bağımsız bir organdır. Bu or­gan, devlet mallarının yönetimi ve devlet bütçesinin uygulanması ile ilgili olarak denetleme görevini yapar.
  2. Yüksek Denetleme Dairesi’nin başkan ve yardımcısı, Millet Meclisi’nin önerisi üzerine, Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
  3. Yüksek Denetleme Dairesinin statüsü, yetki alanı, örgüt­lenme yapısı ile diğer hususlar yasa ile düzenlenir.

Altıncı Bölüm – Çek Milli Bankası

Madde 98
  1. Çek Milli Bankası, devletin merkez bankasıdır. Bankanın temel işlevi, nakit istikrarını sağlamaktır; bankanın, hukuka uygun biçimde müdahalede bulunma hakkı vardır.
  2. Bankanın; statüsü, yetkileri ve diğer hususlar yasa ile düzenlenir.

Yedinci Bölüm – Bölgesel Yerinden Yönetim

Madde 99

Çek Cumhuriyeti, bölgesel yerinden yönetimin temel birimleri olan yerel belediyelere bölünmüştür. Yöre veya bölgeler, daha yük­sek bölge yerinden yönetimleridir.

Madde 100
  1. Bölgesel yerinden yönetim birimleri, yerinden yönetim hak­kına sahip olan bölge vatandaşlar topluluğudur. Bunların, ne zaman idari ilçeler olacağı yasa ile düzenlenir.
  2. Belediye, daima yüksek bölgesel yerinden yönetim birimi­nin bir parçasıdır.
  3. Daha yüksek bölge yerinden yönetim birimi, ancak Anaya­sa ile kurulabilir veya fesih olunabilir.
Madde 101
  1. Belediye, temsilciler kurulu tarafından bağımsız olarak yö­netilir.
  2. Daha yüksek bölge yerinden yönetim birimi, temsilciler ku­rulu tarafından bağımsız olarak yönetilir.
  3. Bölgesel yerinden yönetim birimleri, kendi malvarlıkları olan ve kendilerine ait bütçe ile yönetilen kamu tüzel kişilikleridir.
  4. Devlet, sadece hukuku korumak gerektiğinde ve ancak ya­sada belirlenen şekilde bölgesel yerinden yönetim organına müda­hale edebilir.
Madde 102
  1. Temsilciler kurulu üyeleri, genel, eşit, doğrudan oy verme esasına göre ve gizli oy ile seçilirler.
  2. Temsilciler kurulunun, görev süresi 4 yıldır. Görev sürelerinin sona ermesinden önce, yeni temsilciler kurulu seçiminin, han­gi koşullarda yapılacağı hususu yasa ile düzenlenir.
Madde 103

Daha yüksek bölge yerinden yönetim organının ismi, kendi temsilciler kurulunca kararlaştırılır.

Madde 104
  1. Temsilciler kurulunun yetkileri, ancak yasa ile düzenlenir.
  2. Yasa ile daha yüksek bölge yerinden yönetim temsilciler ku­ruluna yetki verilmediği takdirde, yerinden yönetimin sorunları kendi temsilciler kurulu tarafından çözümlenir.
  3. Temsilciler kurulu, kendi yetki sınırları içinde olmak koşu­lu ile genel olarak bağlayıcı nitelikte kararnameler çıkartabilir.
Madde 105

Devlet işlerinin yürütülmesi, ancak yasada düzenlendiği tak­dirde yerinden yönetim organına bırakılabilir.

Sekizinci Bölüm – Geçici ve Son Hükümler

Madde 106
  1. Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği gün, seçilme süresi 06 Ha­ziran 1996 tarihinde sona erecek olan Çek Milli Konseyi, Millet Meclisi statüsünü kazanır.
  2. Bu Anayasa’ya göre Senato oluşuncaya kadar, Senato’nun işlevleri Geçici Senato tarafından yerine getirilir, Geçici Senato, Anayasal kurallara uygun şekilde yapılanır. Anayasa yürürlüğe girinceye kadar Millet Meclisi, Senato’nun işlevlerini yerine geti­rir.
  3. Millet Meclisi, paragrafa göre Senato’nun işlevlerini yeri­ne getirdiği sürece fesih olunamaz.
  4. Meclislerin çalışma usullerine ilişkin yasalar yürürlüğe gi­rinceye kadar, Çek Milli Konseyi’nin çalışmasına ilişkin usullerin uygulanmasına devam edilir,
Madde 107
  1. Seçim dönemleri iki yıl olan senatörlerin 1/3’ünün, dört yıl olanların 1/3’ünüıı seçilmesine ilişkin usul, ilk senato seçimlerinde uygulanmak üzere seçim yasasında düzenlenir.
  2. Cumhurbaşkanı, Senato seçimlerinden itibaren 13 gün için­de Senato’yu toplantıya çağırır. Cumhurbaşkanı’nın çağrıda bulun­maması durumunda Senato, seçim gününden sonraki otuzuncu günde kendiliğinden toplanır,
Madde 108

1992 seçimlerinden sonra göreve atanan Hükümet, bu Anayasanın yürürlüğe gireceği tarihe kadar görevini, bu Anayasa’ya gö­re atanmış Hükümet gibi sürdürür.

Madde 109

Devlet Savcılar Dairesi kuruluncaya kadar, ona ait yetkiler Çek Cumhuriyeti Savcılar Dairesi tarafından kullanılır.

Madde 110

31 Aralık 1993’e kadar yargı, askeri mahkemeleri de kapsar.

Madde 111

Çek Cumhuriyeti mahkemelerinin bütün yargıçları, bu Anaya­samın yürürlüğe gireceği güne kadar görevlerini, Çek Cumhuriye­tinin bu Anayasasına göre atanmış yargıçları gibi yaparlar.

Madde 112
  1. Çek Cumhuriyetinin anayasal düzeni; bu Anayasayı, Temel Hak ve Özgürlükler Bildirgesini, bu Anayasa’ya uygun duruma ge­tirilen temel yapılanma yasalarını, 06 Haziran 1992’den itibaren uygulanan Çekoslovak Cumhuriyeti Milli Meclisi, Çekoslovak Sos­yalist Cumhuriyeti Federal Meclisi, Çek Cumhuriyetinin devlet sı­nırlarını tanımlayan Çek Milli Konseyi’nin temel yapılanma yasa­larını kapsar.
  2. Mevcut Anayasa, Çekoslovak Federasyonu’nun Temel Yapı­lanma Yasası ile bunları değiştiren yasalar, Çek Cumhuriyeti sembolleri ile ilgili Çek Milli Konseyinin 67/1990 sayılı Yasalar Külliyesi yürürlükten kaldırılmıştır.
  3. Bu Anayasanın yürürlüğe gireceği güne kadar, diğer yasa­lar Çek Cumhuriyeti sınırları içinde yürürlüktedir.
Madde 113

Bu Anayasa, 01 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe girer.

Faruk Erem Armağanı

Çek Cumhuriyeti Anayasası Türkiye Barolar Birliği önceki başkanı Vedat Ahsen Coşar tarafından Türkçeye tercüme edilmiş ve Barolar Birliği tarafından Faruk Erem‘e Armağan ismi ile 1999 yılında yayınlanan eserde yayınlanmıştır. Hukuk Ansiklopedisi Dünya Anayasaları listesine eklemiş olduğu Çek Cumhuriyeti Anayasasını Türk hukukçuların istifadesine sunan Sayın Vedat Ahsen Coşar’a teşekkür etmektedir.

Vedat Ahsen Coşar

Türk Medeni Kanunu Gerekçesi

0

Türk Medeni Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 22 Kasım 2001’de kabul edilen ve 1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı kanundur. Yeni kanun 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi‘ni yürürlükten kaldırmıştır. Başlangıç hükümleri dışında, kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku, eşya hukuku ve borçlar hukuku olmak üzere beş kitap ve 1030 maddeden oluşmaktadır.

Türk Medeni Kanunu Gerekçesi

Türk hukuk devriminin temel taşlarının en büyüğü olarak nitelendirilebilecek olan “Türk Kanunu Medenîsi”, Türkiye Büyük Millet   Meclisi tarafından 17 Şubat 1926  tarihinde  kabul  edilmiş,   4 Nisan 1926 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış ve Borçlar Kanunu ile birlikte 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türk Kanunu Medenisinin ve onun yerini alacak olan Yeni Türk Medeni Kanununun amacını ve işlevini iyice kavrayabilmek, özellikle Türk Ulusu için arzettiği önemi belirtmek üzere, dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt imzasını taşıyan ve o günün diliyle ve mükemmel bir üslupla kaleme alınmış olan gerekçenin yeni kuşakların anlayabileceği şekilde sadeleştirilmiş hâlinden özetle aşağıya alınmıştır.

“Günümüzde Türkiye Cumhuriyetinin tevdin edilmiş bir Medenî Kanunu yoktur. Yalnız, sözleşmelerin küçük bir kısmına değinebilen Mecelle vardır. 1851 maddedir. 20 Nisan 1869 tarihinde yazılmaya başlanmış ve 16 Ağustos 1876 tarihinde tamamlanarak yürürlüğe konulmuştur. Denilebilir ki: bu kanunun günümüz ihtiyaçlarına uyan ancak 300 maddesidir. Geriye kalanı Ülkemizin ihtiyaçlarını ifade edemeyecek kadar ilkel bir takım kurallardan oluştuğundan uygulanamamaktadır….

Ulusal toplum yaşamının düzenleyicisi olan ve yalnız ondan esinlenilmesi gereken tedvin edilmiş bir medenî kanundan Türkiye Cumhuriyeti’nin yoksun kalması ne yüzyılımızın uygarlığının gerekleriyle ne de Türk devriminin hedeflediği anlam ve kavramla bağdaştırılabilir. Yüzyılımızın devletini ilkel siyasal kuruluşlardan ayıran niteliklerin birisi de, toplumun kaderine uygulanan kanunların akılcı bir zihniyetle hazırlanıp tedvin edilerek konulmasıdır. Göçebe dönemlerde hükümler tedvin edilmiş değildir. Hâkim gelenek ve göreneklere dayanarak hüküm verir. Mecelle’nin anılan 300 maddesi bir yana bırakılmak koşulu ile Medenî Kanun içine giren sorunları çözmek için Türkiye Cumhuriyeti Hâkimleri derme çatma eski hukuk kitaplarından ve din esaslarından çıkartılan bilgilerle yargı işini görmektedirler. Türk Hâkimi hükümlerinde belli bir içtihat, bir söz ve bir esasla bağlı değildir. Bundan dolayı herhangi bir sorunu çözmek için Ülkemizin bir yerinde verilen bir hüküm ile aynı koşullar altında doğan aynı sorunda diğer bir yerde verilen hükümler ekseriya birbirinden farklı ve çelişkili bulunmaktadır. Sonuç olarak Türkiye halkı, adaletin uygulanmasında kuralsızlık ve sürekli kargaşa karşısındadır. Halkın kaderi belli ve yerleşmiş bir adalet esasına değil, rastlantı ve talihe bağlı, birbiriyle çelişkili ortaçağ fıkıh kurallarına bağlı bulunmaktadır. Cumhuriyet, Türk  adaletinin bu karışıklıktan,  yokluktan ve pek ilkel durumdan kurtarılmasını devrimin ve yüzyılımız uygarlığının gereklerine uyan yeni bir Türk Medenî Kanununun hızla vücuda getirilmesini ve uygulamaya konulmasını zorunlu kılmıştır. Bu amaçla hazırlanan Türk Medenî Kanunu, medenî kanunlar içinde en yeni, en eksiksiz ve halkçı olan İsviçre Medenî Kanunundan alınmıştır. Bu görevi Adalet Bakanlığı tarafından verilen direktifler içinde Ülkemizin seçkin uzman hukukçularından oluşan özel bir komisyon yerine getirmiştir.

Yüzyılımızın uygarlık ailesine mensup olan ulusların ihtiyaçları arasında esaslı bir fark yoktur. Toplumsal ve ekonomik sürekli ilişkiler insanlığın büyük bir uygar bölümünü bir aile durumuna getirmiştir ve getirmektedir. İlkeleri yabancı bir ülkeden alınmış olan Türk Medenî Kanunu Tasarısının yürürlüğe konulmasından sonra yurdumuzun ihtiyaçları ile bağdaşmayacağı savı geçerli görülmemiştir. Özellikle İsviçre Devleti’nin çeşitli tarih ve geleneklere mensup Alman, Fransız ve İtalyan ırklarını içerdiği bilinmektedir. Bu kadar, hattâ kültür bakımından bile birbirinden farklı bir ortamda uygulanma esnekliğini gösteren bir kanunun Türkiye Cumhuriyeti gibi yüzde doksanı bakımından aynı ırka sahip bir devlette uygulanma yeteneğini bulabilmesi kuşkusuz görülmüştür. Bundan başka, uygar bir ulusun gelişmiş, ileri bir kanunun Türkiye Cumhuriyetinde uygulanma ortamı bulamayacağı düşüncesi sakat görülmüştür. Bu tez, Türk ulusunun uygarlık yeteneğine sahip bulunmadığını belirten bir mantık dizisine varılmasıyla sonuçlanabilir. Halbuki olayların gerçeği, durum ve tarih bu savın tamamen tersidir. Türk yenileşme tarihi tanık tutularak denilebilir ki: Türk ulusu yüzyılımızın gereklerine uygun olarak vücuda getirilen kabul edilebilir ve sağlam ve akıl ve zekâ ile yoğrulmuş yeniliklerden hiçbirine karşı çıkmamıştır. Bütün bir yenileşme tarihimiz sürecinde kamunun yararı düşüncesiyle vücuda getirilen yeniliklerle yalnız çıkarları bozulmuş olan gruplar mücadele etmek durumunda kalmışlar ve halkı din adına, yanlış ve geçersiz inançlar adına kandırıp düzensizliğe sürüklemişlerdir. Unutmamak gerektir ki Türk ulusunun kararı çağdaş uygarlığı kayıtsız ve koşulsuz bütün ilkeleri ile kabul etmektir. Bunun en açık ve canlı kanıtı devrimimizin kendisidir. Çağdaş uygarlığın Türk toplumu ile bağdaşmayan noktaları görülüyorsa bu, Türk ulusunun beceri ve yeteneğindeki eksiklikten değil, onu gereksiz bir biçimde sarıp sarmalamış ortaçağ örgütü ve dinsel bazı düzenlemeler ve kurumlardandır.

Gerçekten çağdaş uygarlıkla Mecelle hükümleri kuşkusuz bağdaşamaz. Fakat Mecelle ve buna benzer diğer düzenlemeler ile Türk yaşamının uyuşmadığı da açıktır. Adalet Bakanlığı en yeni ve en gelişmiş olan İsviçre Medenî Kanununu ulusumuzun şimdiye kadar bağlı kalan geniş zekâ ve yeteneğini doyuracak ve ona gerçek bir yarış yeri ve alan olabilecek bir uygarlık yapıtı olarak görmektedir. Bu Kanunda ulusumuzun duygularına ters düşecek hiç bir nokta düşünmemektedir.

Şu yanı da belirtmek gerektir ki: çağdaş uygarlığı almak ve benimsemek kararıyla yürüyen Türk ulusu, çağdaş uygarlığı kendisine değil, kendisi çağdaş uygarlığın gereklerine her neye mal olursa olsun ayak uydurmak zorundadır. Yaşamak kararında olan bir ulus için bu şarttır. Hazırlanan Tasarı bu gereklerin önemli bölümlerini içermektedir. Gelenek ve göreneklere kesin olarak bağlı kalmak davası, insanlığın en ilkel durumundan bir adım dahi ileri götüremeyecek kadar tehlikeli bir kuramdır. Hiç bir uygar ulus böyle bir inanç çevresinde kalmamış ve yaşamın gereklerine uygun hareketle zaman zaman kendini bağlayan gelenek ve görenekleri yıkmakta duraklamamıştır. (Gerçekler karşısında babalardan ve atalardan gelen inançlara her ne olursa olsun bağlı kalmak akıl ve zekâ gereklerinden değildir). Aslında devrimler bu konuda en etkili bir araç olarak kullanılmışlardır….

Yüzyılımızın uygar uluslara tanıdığı bütün hukuku uygarlık dünyasından kayıtsız koşulsuz isterken, bu hukukun yerine getirilmesi gereken uygarlık görevlerini de Türk ulusu kendi eliyle kendisine yüklemiş bulunuyor. Bu kanun tasarısının anlamlarından birisi de budur.

Türk ulusunun yüksek temsilcisi olan büyük Meclis’in uygun bulunmasına ve onayına sunulan Türk Medenî Kanunu Tasarısı yürürlüğe konulduğu gün ulusumuz on üç yüzyılın kendisini çeviren hastalıklı inançlarından ve kargaşadan kurtulmuş, eski uygarlığın kapılarını kapayarak yaşam ve verimlilik getiren çağdaş uygarlığın içine girmiş bulunacaktır.”

İşte bu gerekçe ile kabul edilmiş olan ve Türk hukuk hayatında fevkalâde önemli bir yeri ve işlevi olan Türk Kanunu Medenîsi -kısaca Medenî Kanun- yürürlükte bulunduğu 74 yıllık uygulama sürecinde, ilki 1938 yılında olmak üzere çeşitli tarihlerde pek çok değişiklikler geçirmiştir.

Canlı varlıkların, organizmaların zamanla yaşlanması ve beklenen  performansı göstermekten yavaş yavaş uzaklaşması gibi, sosyal varlıklar olan kanunlar da zamanla yaşlanmakta ve günün ihtiyaçlarına gereği gibi cevap vermekte zorlanmaktadırlar. Bu sebepledir ki kanunların, özellikle Medenî Kanun, Ceza Kanunu, Ticaret Kanunu ve Usul  Kanunları gibi temel kanunların belli bir süre geçtikten sonra baştan aşağıya yeniden gözden geçirilmesi ve yaşanan çağın ve gelişen teknolojinin ihtiyaçlarına cevap  verebilir hâle getirilmesi kaçınılmazdır. Nitekim son yıllarda Almanya ve İsviçre’de bu yola gidilmiş, Alman Medenî Kanunu (BGB) ve Medenî Kanunumuzun kaynağını oluşturan İsviçre Medenî Kanununda (ZGB) yapılan köklü değişikliklerle bazı kurumlar geliştirilerek yeni sosyal görüşlere ve ihtiyaçlara cevap verebilir duruma getirilmişlerdir.

Türk Medenî Kanununun bu gelişmelerden uzak kalması düşünülemeyeceğinden, Adalet Bakanlığı, yürürlükteki Kanunu baştan sona gözden geçirmek ve günümüzün ihtiyaçlarına cevap verecek yeni  bir tasarı hazırlamak üzere bilim adamları ve uygulayıcılardan oluşan bir “Medenî Kanun Komisyonu”nun kurulmasına karar vermiştir.

Oluşturulan Medeni Kanun Komisyonu, 4 yıl gibi oldukça uzun sayılabilecek bir sürede hazırladığı “Türk Medenî Kanunu Tasarısı”nda yürürlükteki Türk Kanunu Medenîsinin genel yapısını ve sistematiğinin bozulmamasına gayret göstermiş ve böylece, bazı küçük değişiklikler dışında mevcut yapı ve sistematik  aynen korunmuştur.

Gerçekten Tasarı, aynen yürürlükteki Kanunda olduğu üzere, “Başlangıç” ile “Kişiler Hukuku” başlığını taşıyan Birinci Kitap, “Aile Hukuku” başlığını taşıyan İkinci Kitap, “Miras Hukuku” başlığını taşıyan Üçüncü Kitap ve “Eşya Hukuku” başlığını taşıyan Dördüncü Kitap olmak üzere dört kitaptan oluşmaktadır. Kitaplar “kısımlara”, kısımlar “bölümlere”, bölümler de “ayırımlara” ayrılmıştır. Kitapların olduğu gibi, bölümlerin ve ayırımların da başlıkları vardır. Ancak, bölümlere numara verilirken yürürlükteki Kanundan farklı bir yol izlenmiştir. Yürürlükteki Kanun bölümlerin numaralarını her kısım içinde ayrı ayrı vermemiş, sonuna kadar devam ettirmiş, böylece de “yirmibeş” bölümden (Bab’tan) oluşmuştur. Oysa Tasarıda her kısıma ait bölümlere yeni baştan numara verilmiş, böylece o kısmın kaç bölümden oluştuğu belirtilmek istenmiştir. Örneğin Aile Hukuku Kitabının Birinci Kısmı olan “Evlilik Hukuku” dört bölümden oluşmuş, onu izleyen ve “Hısımlık” başlığını taşıyan İkinci Kısmın ilk bölümü “Beşinci Bölüm” şeklinde değil fakat “Birinci Bölüm” olarak isimlendirilmiştir. Oysa aynı bölüm yürürlükteki Kanunda “Yedinci Bab (Bölüm) olarak numaralandırılmıştır. Her kısmın ilk bölümünün baştan beri gelen numarayı izleyeceği yerde, tekrar birden başlayarak numaralandırılması, sistematiğe daha uygun görülmüştür. Böylece her kısma ait bölümler bir bütün olarak ele alınmış olmaktadır.

Alışılmış olması bakımından yürürlükteki Kanunun madde numaralarının aynen korunması, yeni maddelere a, b, c gibi harfler verilmesi düşünülmüş ise de, zorunluluk karşısında bu düşüncenin gerçekleştirilmesi maalesef mümkün olamamıştır. Böylece madde numaralarında da yürürlükteki Kanundan ayrılınmak zorunda kalınmıştır. Çünkü yürürlükteki Kanun 937 maddeden oluştuğu hâlde, Tasarı 1027 esas madde ile yürürlüğe ait 3 maddeden oluşmaktadır. Tasarıya eklenen yeni maddeler o kadar çoktur ki, neredeyse alfabenin harfleri bunları belirtmeye yetmeyecektir. Kaldı ki, yürürlükteki Kanunun pek çok maddesi Tasarıya alınmayarak yürürlükten kaldırıldığı için, metinde bir hayli boş madde kalmaktadır. Bu sakıncalar dikkate alınarak madde numaralarının yeni baştan birbirini izler biçimde düzenlenmesi yoluna gitmek zorunlu olmuştur.

Komisyonu bu yolu seçmeye yönelten bir diğer sebep de, Tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesindeki yöntemle ilgilidir. Tasarı yürürlükteki Kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesi, Kanuna bazı yeni maddeler eklenmesi şeklinde düzenlenecek olursa, Tasarının tamamının görüşülerek oylanması mümkün olmayacak, her madde tek tek görüşülerek oya sunulacaktır. Bu ise yapılacak çeşitli değişiklik önerileriyle Tasarının bütünlüğünü ve sistematiğini bozabilecektir.

Maddelerin  konu ve kenar başlıkları yürürlükteki Kanunda olduğu gibi aynen korunmuştur. Ancak madde metinleri kaynak İsviçre Medenî Kanununa uydurulmak ve ifadeler günümüzde geçerli Türkçeye uygun şekilde arılaştırılmak suretiyle maddelerin daha kolay anlaşılır hâle gelmesi sağlanmıştır.

Tasarı hazırlanırken Adalet Bakanlığının daha önce oluşturduğu komisyonlar tarafından hazırlanarak Bakanlıkça 1971 ve 1984 tarihlerinde yayımlanmış bulunan iki Öntasarı ile kaynak İsviçre Medenî Kanunu, Alman Medenî Kanunu, Fransız Medenî Kanunu ve kısmen de İtalyan Medenî Kanunundan yararlanılmıştır. Ayrıca gerek İsviçre gerek Türk doktrin ve yargı içtihatlarında ileri sürülen görüşler ile sayılan ülkelerdeki gelişmeler de gözden geçirilmiş ve bunlar olanak bulunduğu ölçüde maddelere yansıtılmıştır. Böylece yürürlükteki Kanundan farklı pek çok yeni hükümleri içeren, özellikle kadın-erkek eşitliğine her alanda yer veren çağdaş bir Tasarı ortaya çıkarılmıştır.

I- ŞEKLE VE İFADEYE İLİŞKİN YENİLİKLER

Yukarıda da açıklandığı üzere Tasarıda yürürlükteki Kanunun bölüm ve madde numaralarından ayrılınmış, bölüm ve maddelere birbirini izleyen yeni numaralar verilmiştir.

Tasarıda kullanılan dil oldukça arılaştırılmış, yürürlükteki Kanunun günümüzde geçerli olan dile oranla eskimiş olan ifadeleri kolay anlaşılabilir bir ifadeye dönüştürülmüştür. Daha önceki Öntasarıda olduğu gibi bu Tasarıda da genellikle Anayasada kullanılan dil esas alınmıştır.

Tasarıda kullanılan kavram, deyim ve terimler olanak bulunduğu ölçüde arılaştırılmış ve Tasarının tümünde “terim birliği”nin sağlanmasına büyük çaba harcanmıştır. Bir çok kavram, deyim ve terim günümüzde yerleşmiş olan yeni karşılıkları ile değiştirilmiştir. Ancak, bütün uğraşılara karşın bazı kavram, deyim ve terimlere uygun arı Türkçe karşılık bulunamamış, bunları aynen kullanmak zorunda kalınmıştır.

A) Yenileştirilen kavram, deyim ve terimler

Hüsnüniyet (objektif)=Dürüst davranma; Hüsnüniyet (sübjektif) =İyiniyet, Beyyine külfeti=İspat yükü; Nısfet= Hakkaniyet; Şahıs=Kişi; Şahsiyet=Kişilik; Şahsın Hukuku=Kişiler Hukuku; Medenî haklardan istifade=Hak ehliyeti; Medenî hakları kullanma=Fiil ehliyeti; Temyiz kudreti=Ayırt etme gücü; Rüşt= Erginlik; Reşit=Ergin; Kazaî rüşt=Ergin kılınma; Mahcur=Kısıtlı; Hacir=Kısıtlama; İvazsız iktisap=Karşılıksız kazanma; Şahsa merbut haklar=Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar;   Kanunî   mümessil  = Yasal   temsilci; Usul=Üstsoy; Füru  = Altsoy;  Usul-füru hısımlığı=Üstsoy-Altsoy hısımlığı; Civar hısımlığı=Yan soy hısımlığı; Sıhrî Hısımlık=Kayın hısımlığı; İkametgâh=Yerleşimyeri; Mesken=Konut; Tecavüz=Saldırı; Ahvali şahsiye sicilleri=Kişisel durum sicili; Şahsî hâl=Kişisel durum; Hükmî şahıs=Tüzel kişi; Cemiyet=Dernek; Nizamname=Tüzük; İstifa=Çıkma; İhraç=Çıkarılma; Hata=Yanılma; Hile=Aldatma; Tehdit=Korkutma; Müşterek ev=Aile konutu; Evlenme mukavelesi=Mal rejimi sözleşmesi; Nesep=Soybağı; Kanunî mirasçı =Yasal mirasçı; Mahfuz hisse=Saklı pay; Tasarruf nisabı=Tasarruf edilebilir kısım; Mirasçı nasbı=Mirasçı atama; Teberru=Karşılıksız kazandırma; Mirastan ıskat=Mirasçılıktan çıkarma; Alalâde ikame=Yedek mirasçı atama; Fevkalâde ikame= Artmirasçı atama; Muayyen mal vasiyeti= Belli mal bırakma; Vasiyeti tenfiz memuru= Vasiyeti yerine getirme görevlisi; Mirasta iade= Mirasta denkleştirme; Mirastan Mahrumiyet= Mirastan yoksunluk; Taksim= Paylaşma; Gayrimenkul =Taşınmaz; Menkul= Taşınır; Mütemmim cüz= Bütünleyici parça; Teferruat= Eklenti; Müşterek mülkiyet= Paylı mülkiyet; İştirak hâlinde mülkiyet= Elbirliği mülkiyeti; Tabiî semere= Doğal ürün;  Lükata= Bulunmuş eşya; İştira hakkı= Alım hakkı; Şuf’a hakkı=Önalım hakkı; Vefa hakkı= Geri alım hakkı; Hukukî  tağyir= İşleme; Gayrimenkul mükellefiyeti= Taşınmaz yükü; Sükna hakkı= Oturma hakkı; temettü=kâr payı gibi.

B) Aynen korunması zorunda kalınan kavram ve terimler

Aşağıdaki kavram, deyim ve terimlerin arı Türkçe tam karşılığı bulunamadığından aynen korunması zorunda kalınmıştır:

Ehliyet, velâyet, veli, vasi, kayyım, nafaka, tazminat, vakıf, irat, tasfiye, ret, miras, tereke, vasiyet, vasiyetname, mirastan feragat, iptal, tenkis, miras sebebiyle istihkak davası, aynî hak, mülkiyet, istihkak davası, define, zilyetlik, irtifak, intifa hakkı, üst hakkı, mecra, rehin, ipotek, ipotekli borç senedi, irat senedi, hapis hakkı, tescil, şerh, beyan, terkin, ihraz.

C) Arı Türkçe olarak karşılığı bulunamayan sözcükler

Feragat, temlik, tevdi, tasarruf, intifa, muacceliyet, gaip, menfaat, takyit, müteselsil, miktar, ıslah, usul, ihbar, halefiyet, zanaatkâr, ibraz, rücu, mahsup, gasp, fer’i, fiilî hâkimiyet, ihtar, tahsil, tebliğ, takip, emtia, gibi.

II- ESASA İLİŞKİN YENİLİKLER

Tasarıda yürürlükteki Kanuna oranla çeşitli kurumlarda oldukça önemli ve köklü değişiklikler yapılmıştır. Bunlardan bir kısmı, günümüzde ortaya çıkan bir takım yeni ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla; diğer bir kısım ise, yabancı hukuk sistemlerinde, özellikle İsviçre ve Alman hukuklarında gerçekleşen değişiklikler ve gelişmelerden esinlenmek suretiyle yapılmıştır.

Değişikliklerin önemli ve oldukça büyük bir kısmı aile hukuku alanında ve özellikle kadın-erkek eşitliğini zedelediği iddia edilen hükümlerde yapılmış, böylece bütün modern hukuk sistemlerinde benimsenmiş olan ve yürürlükteki Kanunda da büyük ölçüde yer verilmiş bulunan “eşitlik ilkesi”, yeni düzenlemeyle daha da pekiştirilmiş, bu ilkeye ters düşen düzenlemelerin hepsi değiştirilmiştir. Aşağıda bu değişiklikler yeri geldikçe açıklanacaktır.

A) BAŞLANGIÇ

Yürürlükteki Kanunda “Başlangıç” başlığını taşıyan kısımda yedi madde hâlinde düzenlenen konular, Tasarıda da aynen korunmuştur. Bu kısımda “Medenî hukukun kaynakları ve uygulanması”; “hakların kullanılması ve yükümlerin yerine getirilmesinde uyulması gereken davranış biçimi” (objektif hüsnüniyet); “hakların kazanılmasında aranılan iyiniyet (sübjektif hüsnüniyet)”;  “hâkimin takdir yetkisi”; “Borçlar Kanununun genel hükümlerinin medenî hukukun diğer alanlarında da uygulanması şartları”; “ispat yükü” ile “resmî sicil ve senetlerin ispat işlevi” düzenlenmektedir.

Bu konularda önemli değişiklikler yapılmıştır. Öncelikle birinci maddenin kenar başlığı ile içeriği uyumlu hâle getirilmiş “Kanunu medenînin tatbiki” biçimindeki başlık, maddenin içeriğini yansıtır şekilde “Hukukun uygulanması ve kaynakları” olarak değiştirilmiştir.

İkinci ve üçüncü maddelerde geçen “Hüsnüniyet” terimi karışıklığa yol açtığından farklı konulara ilişkin olmaları dikkate alınarak “Dürüstlük kurallarına uymak” ve “İyiniyet” terimlerine dönüştürülmüştür.

Dördüncü maddedeki “hak ve nısfetle” deyimi “hukuka ve hakkaniyete” şekline dönüştürülmüştür.

Beşinci maddenin ifade biçimi değiştirilerek Medenî Kanun ile Borçlar Kanununun genel nitelikteki hükümlerinin uygun düştükleri ölçüde “tüm özel hukuk ilişkilerine” uygulanacağı hükme bağlanmış, böylece maddenin uygulama alanı genişletilmiştir.

B) KİŞİLER HUKUKU

Yürürlükteki Kanunda olduğu gibi Tasarıda da birinci kitap “Kişiler Hukuku”nu oluşturmaktadır. Bu kitap iki bölüme ayrılmış olup birinci bölümde “Gerçek Kişiler”, ikinci bölümde “Tüzel Kişiler” düzenlenmiştir.

1) Gerçek Kişiler Bölümü

Bu bölüm biri “Kişilik”, diğeri “Kişisel Durum Sicili” başlığını taşıyan iki ayırımdan oluşmaktadır.

“Kişilik” başlığını taşıyan birinci ayırımda kişilere tanınan hak ve fiil ehliyetleri, hısımlık, yerleşimyeri, kişiliğin korunması, kişiliğin başlangıcı ve sonu gibi konular düzenlenmiştir.

Bu ayırımda yer alan hükümlerde terim, deyim ve ifadenin arılaştırılmasından başka esasa ilişkin önemli değişiklikler yapılmıştır.

Hak ehliyetini düzenleyen 8 inci maddenin birinci fıkrasındaki “Her şahıs..” deyimi “Her insan..” şeklinde değiştirilerek bu maddede düzenlenen ehliyetin gerçek kişilerle ilgili olduğu vurgulanmıştır.

Ergin kılınmayı düzenleyen 12 nci maddede vasinin dinlenmesi şartına yer verilmemiştir. Tasarının 463 üncü maddesi uyarınca, vesayet altındaki küçüğün ergin kılınmasında vesayet ve denetim makamlarının izni gerekli olduğundan, ayrıca vasinin dinlenmesine gerek görülmemiştir.

Yürürlükteki Kanunun ikametgâhı düzenleyen 21 inci maddesinin “Kanunî ikametgâh” biçimindeki kenar başlığı arılaştırılarak “Yasal yerleşimyeri” şeklinde değiştirilmiş, ancak kadın-erkek eşitliğinin sağlanması amacıyla “Kocanın ikametgâhı karının ikametgâhı addolunur” hükmü Tasarıya alınmamıştır.

Kişilerin kısmen bile olsa vazgeçemeyecekleri hususun haklar değil, hak ve fiil ehliyetleri olduğu 23 üncü maddenin birinci fıkrasında açıklığa kavuşturulmuştur.

Saldırının hukuka aykırılık niteliğini ortadan kaldıran sebeplerden bazıları 24 üncü maddenin ikinci fıkrasında örnek olarak belirtilmiş, bütün sebeplerin sayılması yoluna gidilmemiştir.

Yürürlükteki Kanunun gaiplik kararının verilmesinde yetkili mahkemeyi düzenleyen 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında geçen “pederinin mukayyet olduğu mahal” deyimi, kadın-erkek eşitliğini sağlayacak şekilde “anasının veya babasının kayıtlı olduğu yer” biçiminde değiştirilmiştir.

“Kişisel Durum Sicili” başlığı altında düzenlenen ikinci ayırımda sicillerin tutulmasından doğan zararlardan doğrudan doğruya görevli memurların sorumlu olacağını öngören Yürürlükteki Kanunun 37 nci maddesi hükmünün Anayasanın 129 uncu maddesindeki ilkeyle çeliştiği dikkate alınarak, maddeye sorumluluk konusunda “Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla Devletçe tazmin edilir.” hükmü konulmuş, böylece medenî hukukta sorumluluk konusunda vesayet organları ve tapu memurları ile nüfus memurları arasındaki farklılık da ortadan kaldırılmıştır.

Yürürlükteki Kanunun 29 uncu maddesine sonradan 3444 sayılı Kanunla eklenen ve cinsiyet değişikliği konusunu düzenleyen hükmün yerine Tasarıya 40 ıncı madde olarak yeni bir madde eklenmiş ve bu önemli konu yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile cinsiyet değiştirebilme bazı şartlara bağlanmıştır. Bunlar, on sekiz yaşını tamamlamış olma, bekâr olma, transseksüel yapıda olup cinsiyet değiştirmenin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli olarak yoksunluğunu uzmanlardan oluşan resmî sağlık kurulu raporuyla belgeleme ve mahkemece izin verilmiş olma şartlarıdır.

2) Tüzel Kişiler Bölümü

Bu bölüm üç ayırımdan oluşmaktadır. Bunlar “Genel Hükümler”, “Dernekler” ve “Vakıflar” başlıklarını taşıyan bölümlerdir.

Birinci ayırımda tüzel kişilerle ilgili genel kurallara yer verilmiştir. Bu ayırımda yapılan önemli değişiklik, tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda tasfiyenin “terekenin resmî tasfiyesi” hükümlerine göre yürütüleceğidir. Bu değişiklik yürürlükteki Kanunun tasfiyeyi tabî tuttuğu hükümlerin dernek ve vakıflara uygulanmasının isabetli olmaması gerekçesiyle yapılmıştır.

Yürürlükteki Kanunun ikinci ayırımda derneklere ilişkin hükümler, ayrıntılı biçimde düzenlenmemektedir. Buna karşılık vakıflar oldukça ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu durum dikkate alınarak Tasarıda derneklerle ilgili hükümler daha ayrıntılı şekilde düzenlenmiş böylece de düzenleme bakımından dernekler ile vakıflar arasında bir denge sağlanmıştır.

Tasarının 80 inci maddesinin ikinci fıkrasında genel kurulun diğer organları haklı sebeplerle her zaman görevden alabileceği hükme bağlanmıştır. Pek tabiîdir ki, haklı sebeple olsa bile görevden alınan diğer organların, sözleşmeden doğan hakları saklı olacaktır. Tabiî olan bu durumun fıkrada ayrıca ifade edilmesine gerek görülmemiştir.

89 uncu madde uyarınca, amacı kanuna ve ahlâka aykırı hâle gelen bir derneğin feshi, Cumhuriyet savcısı tarafından resen veya bir ilgilinin ihbarı üzerine açılacak bir dava ile istenebileceği gibi, bir ilgilinin de doğrudan doğruya açacağı bir dava ile istenebilecektir.

Vakıflara ayrılmış bulunan üçüncü ayırımda vakfa özgülenecek olan malların ve hakların “yeterli” olması şartı eklenerek açıklık sağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunda Vakıflar Genel Müdürlüğüne tanınan temyiz süresi iki aydan bir aya indirilmiştir. Ayrıca eklenen yeni bir maddeyle Vakıflar Genel Müdürlüğüne ve diğer ilgililere, vakfın kurulmasını engelleyen sebepleri göstermek suretiyle iptal davası açma hakkı tanınmıştır. Tasarının 110 uncu maddesinin kenar başlığı yürürlükteki Kanunda yeralan “istihdam edilenler” ifadesi “çalıştırılanlar” şeklinde değiştirilmiştir.

Tasarıya yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan bir hüküm 115 inci madde olarak konulmuştur. Bu hüküm vakfın geçici olarak faaliyetten alıkonulmasını düzenlemektedir. Madde vakıf kurma özgürlüğüyle yakından ilgili olduğundan, Anayasanın 23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı Kanunla değişik 33 üncü maddesinin dördüncü ve sonuncu fıkraları esas alınmak suretiyle kaleme alınmıştır.

C) AİLE HUKUKU

Yürürlükteki Kanunda olduğu gibi Tasarıda da ikinci kitap “Aile Hukuku”nu düzenlemektedir. Bu kitap “Evlilik Hukuku”, “Hısımlık” ve “Vesayet” başlıklarını taşıyan üç kısıma ayrılmıştır.

1) EVLİLİK HUKUKU KISMI

Tasarı bu kısımda önemli ve köklü değişiklikler getirmektedir. Bu değişiklikler her şeyden önce, günümüzde modern hukuk sistemlerinin istisnasız hepsinde temel ilke olarak kabul edilen “kadın-erkek eşitliği” ilkesinin hukukumuzda da eskiden olduğu gibi sürdürülmesi, bu eşitliğe ters düşen hükümlerin kanundan çıkarılması veya eşitliği sağlayacak şekilde düzenlenmesi düşüncesine dayanmaktadır.

Evlilik Hukuku Kısmı “Evlenme”,”Boşanma”,”Evliliğin Genel Hükümleri” ve “Eşler Arasındaki Mal Rejimi” başlıklarını taşıyan dört bölümden oluşmaktadır.

a) Evlenme Bölümü

Evlilik Hukuku Kısmının birinci bölümü olan “Evlenme” bölümü dört ayırımdan oluşmaktadır. Bunlar “Nişanlılık”, “Evlenme Ehliyeti ve Engelleri”,”Evlenme Başvurusu ve Töreni” ile “Batıl olan evlenmeler”den ibarettir.

“Nişanlılık” başlığını taşıyan birinci ayırımda 123 üncü maddede yürürlükteki Kanunda kullanılan “nişanlanmaktan mütevellit davalar” ifadesi yerine “nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları” ifadesi tercih edilmiştir. Böylece madde, nişanlılığın sadece bozulması hâlini değil, fakat ölüm ve gaiplik gibi diğer sona erme sebeplerini de kapsayacak biçimde kaleme alınmıştır. Ayrıca manevî tazminatı düzenleyen 121 inci madde de, tazminatın “uygun bir miktar para” olarak ödenmesi şeklinde kaleme alınarak açıklığa kavuşturulmuştur.

“Evlenme Ehliyeti ve Engelleri” başlığını taşıyan ikinci ayırımda yapılan en önemli değişiklik, evlenme yaşının hem erkek hem kadın bakımından yükseltilmesidir. Gerçekten, 1984 tarihli Öntasarıda kabul edilmeyen yaşları yükseltme konusu, Komisyonca küçük yaştaki kişilerin, özellikle kızların evlenmesine imkân tanınmış olmasının gerek biyolojik, gerek psikolojik açıdan olumsuz etkiler gösterdiği gerekçesiyle kabul edilmiştir. Bu değişiklikle normal evlenme yaşı kadın-erkek farkı da kaldırılarak on yedi yaşın doldurulması, yani on sekizinci yaşa girilmiş olması biçiminde düzenlenmiştir. Olağanüstü evlenme yaşı ise, aynı şekilde kadın-erkek farkı kaldırılarak on altı yaşın doldurulması, yani on yedinci yaşa girilmiş olması biçiminde düzenlenmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki “Akıl hastalıklarından birine müptelâ olan kimse asla evlenemez” hükmü metinden çıkarılmış, daha sonra 133 üncü madde olarak düzenlenen yeni maddeyle “Akıl hastaları evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemez.” hükmü getirilmiştir. Bu değişiklikle evlenmeleri tıbbî açıdan sakınca doğurmayacak olan bazı önemsiz akıl hastalarının evlenmelerine imkân tanınmıştır.

Bu değişiklik, Komisyona davet edilen adlî tıp uzmanı öğretim üyelerinin akıl hastalıkları konusunda yaptıkları açıklamalara dayanmaktadır. Bu açıklamalarda bazı akıl hastalarının tedavi sonucunda iyileşebilecekleri, bu gibi akıl hastalıklarının hepsinin aynı mahiyette olmadığı, bunların bu sebeple aynı düzenlemeye tâbi tutulmasının isabetli olmayacağı sonucu ortaya çıkmıştır.

Tasarıya yasal temsilcilerin izni konusunda yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan yeni bir madde (m.128) konulmuştur. Bununla yasal temsilcilerin, evlenme yaşına erişmiş olan kişilerin evlenmelerine hiç de haklı olmayan sebeplerle engel olmaya kalkmaları hâlinde, özellikle kız kaçırma ve kocaya kaçma gibi olaylar yüzünden aileler arasında kavgalara sebebiyet verecek sonuçların doğmasını önlemek amacıyla hâkimin evlenmeye izin verebilmesi imkânı getirilmiştir.

“Evlenme Başvurusu ve Töreni” başlığını taşıyan üçüncü ayırımda 134 üncü maddeyle birbiriyle evlenecek erkek ve kadının içlerinden birinin oturduğu yerdeki evlendirme memuruna birlikte başvurabilmeleri imkânı getirilmiştir. Yürürlükteki Kanunun 98 inci maddesi ise başvurunun evlenecek erkeğin ikametgâhındaki evlendirme memuruna yapılması gerektiğini öngörmektedir. Bu değişiklikle de kadın-erkek eşitliği sağlanmış olmaktadır.

“Batıl olan evlenmeler” başlığını taşıyan dördüncü ayırımda evlenmenin mutlak butlanı yanı sıra nisbî butlanı da düzenlenmektedir. Yürürlükteki Kanunun evlenmenin nisbî butlanını düzenleyen 115, 116, 117 ve 118 inci maddelerinde geçen “evlenmenin feshini” deyimi, Tasarıda doğru olarak “evlenmenin iptalini” şekline dönüştürülmüştür. Çünkü bu maddelerde, geçerli olarak doğmamış olan bir evliliğin iptal yoluyla ortadan kaldırılması düzenlenmektedir. Fesih ise baştan geçerli olan bir evliliğin sonradan belli bir sebebe dayanılarak ortadan kaldırılması yoludur. Bunun en güzel örneği de Tasarının 119 uncu (yürürlükteki Kanunun 94 üncü) maddesinde düzenlenmiş olan gaiplik hâlinde evliliğin feshidir.

Yürürlükteki Kanunun 119 uncu maddesi fesih (doğru olarak iptal) davasının altı ay ve beş yıllık sürelerin geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını düzenlemektedir. Doktrin ve yargısal içtihatlarda öne sürülen görüşlere göre, yenilik doğuran hak olan iptal davası açma hakkına ilişkin süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir. Bu sebeple Tasarının bu maddeyi karşılayan 152 nci maddesinin kenar başlığı ve metni bu şekilde düzeltilerek kaleme alınmıştır.

b) Boşanma Bölümü

“Boşanma” başlığını taşıyan ikinci bölümde boşanma sebepleri ve boşanmanın sonuçlarıyla ilgili bazı değişiklikler yapılmıştır.

Komisyon çalışmaları sırasında Medenî Kanunda ayrı ayrı özel boşanma sebeplerine yer verilmeyerek bunların yerine Alman Medenî Kanununda (BGB) olduğu gibi, genel bir sebep olarak sadece “temelden sarsılma” ilkesine dayanan bir boşanma sebebinin kabul edilip edilmemesi konusu uzunca süre tartışılmış, ancak yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesinde 3444 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin genel bir boşanma sebebi olarak Alman Medenî Kanununun 1555 ve 1567 nci maddelerine benzer bir hüküm içerdiği, bu genel boşanma sebebi dışında Tasarının 161 ilâ 165 inci maddelerinde öngörülen özel boşanma sebeplerinin uygulamada bugüne kadar herhangi bir sorun yaratmamış olmaları ve özellikle “zina”nın özel bir boşanma sebebi olmaktan  çıkartılıp genel boşanma sebebi olarak “evlilik birliğinin temelden sarsılması” sebebi içinde değerlendirilmesinin Türk toplumunda yanlış yorumlara yol açabileceği düşüncesiyle, mevcut durumun aynen korunması görüşü ağırlık kazanmıştır.

Böylece boşanma sebepleri konusunda yürürlükteki Kanunda mevcut düzenlemeden farklı bir düzenlemeye gidilmemiş, sadece kaynak Kanun olan İsviçre Medenî Kanununun 138 inci maddesinde öngörülmüş iken yürürlükteki Kanunumuza her nedense alınmamış olan “onur kırıcı davranış”  (Ehrenkraenkung)  sebebi,  Tasarının 162 nci maddesinde mevcut “hayata kast” ve “pek kötü davranış” sebeplerine üçüncü bir sebep olarak eklenmek suretiyle doktrin ve yargısal içtihatlarda ortaya atılan görüşlere yer verilmiş olmaktadır.

Tasarının 163 üncü maddesinde düzenlenen “suç işleme” sebebiyle boşanmaya “çekilmezlik şartı” eklenmiş, böylece aynı madde içinde düzenlenen “haysiyetsiz hayat sürme” sebebi ile uyum sağlanarak her iki sebep  “nisbî” boşanma sebebi hâline getirilmiştir.

Tasarının 164 üncü maddesinde düzenlenen “terk” sebebiyle boşanmada yürürlükteki Kanunun öngördüğü üç aylık terk süresi altı aya çıkarılmıştır. Sürenin uzatılmasının dayandığı düşünce, eşlerin barışma ve bir araya gelme ihtimalinin daha uzunca bir sürede gerçekleşebileceğidir. Terkeden eşe dördüncü ayın sonunda ihtarda bulunularak iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği hususunda uyarılacaktır.

Yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesinde 3444 sayılı Kanunla yeniden düzenlenmiş olan “evlilik birliğinin sarsılması” adlı genel boşanma sebebi aynen korunmuştur.

Boşanma davalarında yetki konusunu düzenleyen 168 inci madde yeniden kaleme alınmış ve yetkili mahkemenin, eşlerden birinin yerleşimyeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri oturdukları yer mahkemesi olması uygun görülmüştür.

Boşanan kadının kişisel durumuyla ilgili olarak yürürlükteki Kanundan ayrılınmak suretiyle Tasarının 173 üncü maddesi, boşanan kadının “evlenmeden önceki soyadını yeniden alabilmesi”ne imkân verecek şekilde kaleme alınmıştır. Çünkü yürürlükteki Kanunun aynı maddeyi karşılayan 141 inci maddesinde öngörülen “bekârlık soyadını yeniden alması” hükmünün çoğu kez boşanan kadının menfaatine ters düşeceği kabul edilmiştir.

Boşanmada maddî tazminatı düzenleyen 174 üncü madde yürürlükteki maddeden farklı olarak daha az kusurlu tarafın da dava açabilmesi imkânını getirmiştir. Yoksulluk nafakasını düzenleyen 175 inci madde yeniden kaleme alınmış ve yürürlükteki Kanunun 144 üncü maddesinde öngörülen “Ancak, erkeğin kadından yoksulluk nafakası isteyebilmesi için, kadının hâli refahta bulunması gerekir.” hükmü kadın-erkek eşitliği ilkesini zedelediği için metinden çıkartılmıştır.

Tasarıyla yeni getirilen 178 inci madde, boşanma sebebiyle açılacak davaların boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını hükme bağlamıştır. Yürürlükteki Kanunda böyle bir hüküm mevcut değildir. Aynı şekilde yeni getirilen 177 nci maddeyle de boşanmadan sonra açılacak davalarda yetkili mahkemenin, nafaka alacaklısının yerleşimyeri mahkemesi olduğu hükme bağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunda bu konuda da bir hüküm mevcut değildir.

Tasarıyla yeni getirilen 181 inci maddenin ikinci fıkrası, boşanma davası devam ederken davacı eşin ölümü hâlinde diğer eşin mirasçı olup olamayacağının şartını düzenlemektedir. Buna göre, mirasçılardan herhangi birinin davayı devam ettirmesi ve davalı eşin kusurlu olduğunun sabit olması hâlinde, davalı eş ölmüş olan davacı eşe mirasçı olamayacaktır. Bu durumda mirasçıların devam ettirdikleri dava, artık boşanmaya yönelik olmayacak (zira ölümle evlilik zaten sona ermiştir), bu davada davalının boşanmada kusurlu olup olmadığı karara bağlanacaktır. Başka bir deyişle, bu durumda devam eden dava, boşanmada hangi eşin kusurlu olduğunun saptanmasına yönelik olacaktır.

c) Evliliğin Genel Hükümleri Bölümü

“Evliliğin Genel Hükümleri” başlığını taşıyan üçüncü bölümde yapılan değişikliklerin büyük bir çoğunluğu kadın-erkek eşitliğinin sağlanması amacına yöneliktir.

Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma konularını düzenleyen 186 ncı maddeyle yürürlükteki Kanunun konutun seçimini kocaya tanıyan hükmü değiştirilmiş ve eşlerin beraberce oturacakları ortak konutu birlikte seçmeleri ilkesi getirilmiştir. Böylece konutun seçiminde kadına nazaran üstün konuma getirilmiş bulunan kocanın tek başına konutu seçmesi imkânı ortadan kaldırılmıştır. Aynı şekilde, eşitliği sağlamak amacıyla yürürlükteki Kanunun “koca birliğin reisidir” hükmü kaldırılmış, böylece konut seçiminde olduğu gibi evlilik birliğinin yönetiminde de eşlere eşit söz hakkı tanınmış, eşlerin evlilik birliğini beraberce yönetmeleri ilkesi kabul edilmiştir.

Aynı maddenin üçüncü fıkrasında, eşlerin evlilik birliğinin giderlerine  katılmaları  konusunda  da  eşitlik ilkesine yer verilmiştir. “Karı ve çocukların infak ve iaşesinin” kocaya ait olduğuna ilişkin hüküm değiştirilerek, bu konuda her iki eşin de giderlere katılma zorunluluğu kabul edilmiş, fakat giderlere katılmada ölçü olarak eşlerin malî güçleri, emek ve malvarlıkları esas alınmıştır.

Kadının soyadı konusunda yürürlükteki Kanunun 153 üncü maddesinde 4248 sayılı Kanunla yapılan ve kadının kocasının soyadının önünde “önceki” soyadını da taşımasına imkân sağlayan değişiklik, tasarının 187 nci maddesinde aynen korunmuştur.

Evlilik birliğinin temsilinde de kadın-erkek eşitliğini sağlayacak biçimde esaslı değişiklik yapılmıştır. Buna göre 188 inci madde uyarınca eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil etme yetkisine sahip olacaklardır. Eşler aynı zamanda birliğin temsili yetkisini kullandıkları hâllerde, üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu tutulacaklardır. 189 uncu maddede düzenlenen bu hükümle, bu tür borçlardan sadece kocanın şahsen sorumlu olmasını öngören ilke değişmiş olmakta ve sonuçta kadın-erkek eşitliği sağlanmaktadır.

Temsil yetkisinin kaldırılması, sınırlanması ve kaldırılan yetkinin geri verilmesi konularında da kadın-erkek eşitliğini sağlayan yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Yürürlükteki Kanunun “Karının meslek veya san’atı” kenar başlığını taşıyan 159 uncu maddesi, eşitlik ilkesine aykırı bulunarak Anayasa Mahkemesi tarafından 29.11.1990 tarih ve 30/31 sayılı kararla iptal edilmiştir. Komisyon bu maddeyi kadın-erkek eşitliğine uygun şekilde yeniden kaleme alarak Tasarıya 192 nci madde olarak dahil etmiştir. Bu maddeyle eşlerden her birinin meslek veya iş seçiminde diğerinin iznine bağlı olmadığı, dilediği meslek ve işi seçmekte ve yürütmekte tamamiyle özgür olduğu açıkça dile getirilmiştir.

Tasarıya konulan yeni 194 üncü maddeye göre, aile konutuyla ilgili hukukî işlemler söz konusu olduğunda, örneğin konutla ilgili kira sözleşmesinin feshedilmesi, konutun devredilmesi veya konut üzerindeki hakların tamamen veya kısmen sınırlandırılması gibi işlemlerde eşlerden her biri, diğerinin açık rızasına muhtaç olacaktır. Rıza verilmedikçe bu işlemler yapılamayacaktır. Bu hüküm, bir önceki maddede kabul edilen “eşlerden her birinin diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilme” ilkesine getirilmiş bir istisnadır. Aynı maddeyle, aile konutu olarak özgülenen taşınmazın   maliki olmayan eşe, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini  isteme  hakkı tanınmaktadır. Eğer bu taşınmaz, eşlerden biri tarafından kira yoluyla sağlanmışsa, kira sözleşmesinin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle taraf haline gelecek, konut da bu bildirimle aile konutu niteliğini kazanacaktır. Bu hükümlerle eşlerin menfaatini koruma amacı güdüldüğü açıktır.

“Birlikte yaşamaya ara verilmesi” kenar başlığını taşıyan yeni 197 nci madde, ortak yaşam nedeniyle eşlerden birinin kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru tehlikeye düştüğü sürece, o eşe ayrı yaşama hakkı tanımaktadır. Bu hükmün düzenlenmesinde kaynak Kanunun 175 inci maddesinden esinlenilmiştir.

Tasarının 199 uncu maddesiyle İsviçre Medenî Kanununun 178 inci maddesine uygun olarak özel bir önlem mahiyetinde olmak üzere hâkime eşlerden birinin tasarruf yetkisinin sınırlanmasına karar verme yetkisini tanımaktadır. Bu hükümle, boşanmaya kararlı olan kocanın sırf kadına nafaka veya tazminat ödememek için mevcut mallarını başkalarına devretme imkânı önlenmekte ve bu yolla kadın korunmuş olmaktadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında, hâkimin eşlerden birinin taşınmazlarıyla ilgili olarak tasarruf yetkisini kaldırması hâlinde, tasarruf yetkisinin kaldırılmasına ilişkin önlemin tapuya şerh edilmesine re’sen karar vermesi imkânı getirilmekte ve böylece eşlerin birbirlerinden mal kaçırmaları yolu da kapatılmış olmaktadır.

Yürürlükteki Kanunun karı koca arasında cebrî icra yasağını ve karının koca lehine yapacağı bazı işlemlerin geçerliliğini hâkimin onayına tâbi tutan  167, 168 ve 169 uncu maddeleri kadın-erkek eşitliğine aykırı görüldüğü  ve aynı zamanda günümüz şartlarında hiç de gerekli bulunmadığından Tasarıya alınmamıştır.

d) Eşler Arasındaki Mal Rejimi Bölümü

Dördüncü Bölüm “Eşler Arasındaki Mal Rejimi” başlığı altında ve beş ayırım hâlinde eşler arasındaki mal rejimlerini düzenlemektedir.

Yürürlükteki Kanuna göre eşler, evlenmeden önce veya evlilik devam ederken Kanunda belirlenen mal rejimlerinden birini evlenme mukavelesi yapmak suretiyle seçebilirler. Eşler bu konuda bir seçim yapmazlarsa, aralarında Kanundan ötürü “mal ayrılığı” rejimi geçerli olacaktır. Kanun “yasal rejim” olan bu rejimin yanında “akdî rejim” olarak “mal ortaklığı” ve “mal birliği” rejimlerini de düzenlemiştir.

Kaynak Kanun olan İsviçre Medenî Kanunu yasal rejim olarak  “mal birliği” rejimini benimsemiş idi. Ancak, İsviçre’de Medenî Kanununun eşlerin mal rejimini düzenleyen altıncı bölümü (Sechster Titel) 1 Ocak 1988 tarihinde  yürürlüğe  giren  5 Ocak 1984 tarihli bir  Kanunla yeni baştan düzenlenmiş, mal birliği olarak geçerli olan yasal mal rejimi bu değişiklikte “Edinilmiş Mallara Katılma” (Errungenschaftsbeteiligung) olarak kabul edilmiştir.

Uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurduğu gözden kaçırılmayarak Ülkemizde geçerli olan “mal ayrılığı” rejiminin değiştirilmesi cihetine gidilerek bunun yerine Tasarıda “Edinilmiş Mallara Katılma” rejimi yasal rejim olarak kabul edilmiştir. Bunun yanında eşler dilerlerse akdî rejim olarak “Mal Ayrılığı”, “Paylaşmalı Mal Ayrılığı” ve “Mal Ortaklığı” rejimlerinden birini seçebileceklerdir. Bunun için yapacakları tek şey, 205 inci madde uyarınca noterde bir mal rejimi sözleşmesi yapmaktan veya aralarında yapacakları yazılı sözleşmeyi notere onaylatmaktan ibarettir.

Edinilmiş Mallara Katılma rejimi 24 madde halinde ayrıntılı biçimde İkinci Ayırımda düzenlenmiştir.

Bu rejimde iki türlü mal vardır :Eşlerin kişisel malları ve edinilmiş mallar.

Kişisel malların nelerden oluştuğu 220 nci maddede bentler halinde sayılmıştır. Bu mallar kanundan ötürü kişisel mal sayılır. Ayrıca eşler mal rejimi sözleşmesiyle bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerini kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. Tasarının 221 inci maddesi eşlere bu imkânı tanımaktadır.

Edinilmiş malların nelerden oluştuğu ise, 219 uncu maddede beş bent halinde sayılmaktadır. Aynı maddeye göre edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Böylece bir eşin çalışmasının karşılığı olan edinimleri, çalışma gücünü kaybetmesi sebebiyle kendisine ödenen tazminatlar, kişisel mallarının gelirleri, sosyal güvenlik ve sosyal yardım kurumlarının, sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler ve nihayet edinilmiş malların yerine geçen değerler, bir eşin edinilmiş malı sayılacaktır. Bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilecek, eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar, onların paylı mülkiyetinde sayılacaktır. (m. 222)

Tasarının 223 üncü maddesine göre, her eş yasal sınırlar içinde kişisel malları ile edinilmiş malları yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Ancak bir eş diğerinin rızası olmadıkça paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz.

Tasarının 224 üncü maddesi eşlerden her birinin kendi borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı bütün malvarlığıyla sorumlu olmasını öngörmektedir.

Tasarının 225 ve devamı maddelerinde rejimin sona ermesi halleri ile bu durumda tasfiyenin nasıl yapılacağı, eşlerin paylarının nasıl hesaplanacağı, eklenecek değerler, kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme, artık değer ve artık değerin paylaştırılması, aile konutu ve ev eşyası üzerinde sağ kalan eşe tanınan haklar düzenlenmektedir.

Edinilmiş mallara katılma rejiminin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Medenî Kanununun 196 ilâ 220 nci maddeleri hükümlerinden geniş ölçüde yararlanılmıştır. Hatta birkaç istisna dışında bu hükümlerin tamamen adı geçen Kanundan alındığı da söylenebilir.

Yürürlükteki Kanunda yasal mal rejimi olarak kabul edilen “mal ayrılığı” rejimi, Tasarıda akdî rejim olarak üçüncü ayırımda düzenlenmiştir.

Dördüncü ayırımı oluşturan paylaşmalı mal ayrılığı rejimi mal ayrılığı rejiminin sakıncalarını gidermek amacıyla kısmen edinilmiş mallara katılma rejimine benzeyen yeni bir rejim olarak düzenlenmiştir.

Paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde, eşlerden her biri yasal sınırlar içinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf hakkına sahiptir. Bu husus 244 üncü maddede gayet açık bir ifadeyle dile getirilmiştir. 246 ncı madde uyarınca eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla bizzat sorumlu olacaktır.

Paylaşmalı mal rejimi, eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejiminin kabulü, mahkemece evliliğin iptaline, boşanmaya veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde sona erecektir. Bu durumda rejimin tasfiyesine geçilecektir.

Tasarının 250 nci maddesi uyarınca, eşlerden biri tarafından bu rejimin kurulmasından sonra edinilmiş olup da ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş olan mallar ile ailenin geleceğini güvence altına alma amacıyla yapılan yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler, mal rejiminin sona ermesi hâlinde eşler arasında eşit olarak paylaşılacaktır. Ancak, manevî tazminat alacakları ve miras yoluyla edinilen mallar ile karşılıksız kazandırmada bulunanın iradesinden açıkça anlaşılmadıkça, sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla edinilen mallar eşler arasında paylaşılmayacaktır.

Getirilen 251 inci madde, eşlerden birinin diğer eşin payını azaltmak kastıyla paylaşmadan önce bir malı karşılıksız olarak elden çıkarması hâlinde hâkime, diğer eşin alacağı denkleştirme bedelini hakkaniyete uygun biçimde belirleme yetkisi vermektedir.

Paylaşmanın açıkça hakkaniyete aykırı olduğunun veya istemde bulunan eşin mirasçılıktan çıkarılmasını (ıskatını) gerektirecek davranışlarda bulunduğunun anlaşılması hâlinde hâkim, 252 nci madde uyarınca paylaştırma istemini reddedecektir.

Paylaştırma yöntemi 253 üncü maddede; “Paylaştırmanın aynen yapılmasına olanak yoksa, malın maliki eş diğer  eşin  payını  parayla  ödeyebileceği gibi malı ona vererek kendi payına düşen bedelin parayla ödenmesini isteyebilir. Paylaştırmada, paylaşım konusu olan malın edinilmesinden doğan borçlar indirilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Tasarı eşlerden birinin katkısından doğan hakkını da düzenlemektedir. Buna göre, eşlerden biri diğerine ait olup paylaştırma dışı kalan bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, mal rejiminin sona ermesi hâlinde, katkısı oranında hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilecektir.

Tasarı, paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, eşlerden her birine, paylı mülkiyetteki bir malın kendisine özgülenmesinde üstün yararı olduğunu ispat ederek eşine karşılığını ödemek suretiyle bu malın kendisine özgülenmesini isteme hakkı tanımaktadır.

Tasarının 254 üncü maddesinde ekonomik ve sosyal açıdan korunması gereken eşi koruma amacını taşıyan bir hüküm getirilmektedir. Buna göre, evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi hâlinde, taraflardan birine ait olmakla beraber paylaşım konusu olan konutta paylaşmadan sonra da hangisinin kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya devam edeceği konusunda  tarafların anlaşmaları mümkündür. Eğer taraflar bu konuda  anlaşamazlarsa, hâkim hakkaniyet gerektiriyorsa iptal veya boşanma kararıyla birlikte bu hakka hangisinin sahip olacağına kendiliğinden, yani bir istem olmaksızın karar verecektir. Hâkim karar verirken, olayın özelliklerini, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz önünde bulunduracaktır.

Anlaşma sonucunda bu hakkı elde eden eş veya anlaşmazlık hâlinde karar veren hâkim, bu hakkın şerh edilmesini sağlamak üzere tapu idaresine bildirimde bulunacaklardır. Şerh süresinin sonunda bu hak kendiliğinden sona erecektir.

Aile konutunda kalmaya  ve  ev eşyasını kullanmaya devam etmesine mahkemece karar verilmiş olan tarafın durumunda değişiklik olması, örneğin ekonomik durumunun iyileşmiş veya bu arada kendisine miras yoluyla yeterince mal varlığı değeri kalmış olması durumunda, diğer taraf hâkimden kararını yeniden gözden geçirmesini isteyebilecektir. Hâkim, şartlar gerektiriyorsa, kararını değiştirebilecektir.

Eşlerden birinin ölümü hâlinde, tereke malları arasında ev eşyası veya birlikte yaşanmış konut varsa, sağ kalan eş bunlar üzerinde kendisine, miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edilmek ve yetmezse bir  bedel eklenmek  suretiyle mülkiyet hakkı  tanınmasını 255 inci maddenin birinci fıkrasına dayanarak isteyebilecektir. Bu hüküm sayesinde  sağ kalan eşin birlikte yaşadıkları ve acı tatlı hatıralarla dolu olan aile konutunda yaşantısını sürdürmesi mümkün olacaktır.

Beşinci bölümde düzenlenen “mal ortaklığı”na ilişkin hükümler büyük ölçüde İsviçre  Medenî Kanununun 221 ilâ 246 ncı maddelerinden yararlanılarak kaleme alınmıştır.

2) HISIMLIK KISMI

Yürürlükteki Kanunda aile hukuku kitabının ikinci kısmının başlığı “Hısımlar” biçimindedir. Bu kısımda hısımlardan çok hısımlığın nasıl doğacağı veya kurulacağı ve hısımlık ilişkisinin hukukî sonuçları düzenlenmekte olduğundan, başlık kaynak Kanuna da uygun olarak “Hısımlık” şeklinde değiştirilmiştir.

Yürürlükteki Kanunun bu kısmı, “Nesebi Sahih Çocuklar”, “Nesebi Sahih Olmayan Çocuk” ve  “Aile” başlıklarını taşıyan üç bölümden (babtan) oluşmakta iken, Tasarıda iki bölüm hâlinde düzenlenmiştir. Zira bu sistematik aynen İsviçre’de 1 Ocak 1978 tarihinde gerçekleşen değişiklikle uyumlu olarak “sahih nesep”, “sahih olmayan nesep” ayrılığına son vermektedir. Bu itibarla birinci bölümün başlığı “Nesebi Sahih Çocuklar” yerine “Soybağının Kurulması” şeklinde değiştirilmiştir. Nesep terimi çok eskimiş olduğu ve çoğu kez “mezhep” terimiyle karışıklığa sebep  olduğu  için, Tasarıda arı Türkçe bir sözcük olan “soybağı” şekline dönüştürülmüştür. İkinci bölüm “Aile” başlığını taşımaktadır.

a) Soybağının Kurulması Bölümü

Bu  bölüm “Genel Hükümler”, “Kocanın Babalığı”, “Tanıma ve Babalık Hükmü”, “Evlât Edinme”, “Soybağının Hükümleri”, “Velâyet” ve “Çocuk Malları” olmak üzere yedi ayırım şeklinde düzenlenmiştir.

“Genel  Hükümler” başlığını taşıyan ve yürürlükteki Kanunda olmayan birinci  ayırımda çocuk ile ana ve çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasına ilişkin genel kurallara yer verilmiştir.

Bu ayırımda 282 nci maddenin birinci fıkrası, aslında doğal ve hukukî bir gerçeği dile getirmekle birlikte, Medenî  Kanunun  soybağını düzenleyen hükümlerinde çocuk ile baba arasında olduğu gibi, çocuk ile ana arasındaki soybağının da nasıl kurulduğunu açıklayan bir hükmün bulunması gereğini yerine getirmektedir. İkinci fıkrada, çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasını sağlayan hukukî  olaylar sayılmaktadır. Buna göre, çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasına kaynaklık eden hukukî olaylar, seçenek olarak  evlilik, tanıma veya hâkim kararıdır. Üçüncü fıkrada da soybağının kurulmasını sağlayan “evlât edinme” belirtilmektedir.

Yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan 282 nci madde kaleme  alınırken kaynak İsviçre Medenî Kanununda yapılan ve 1978 yılı başında yürürlüğe giren değişiklik örnek alınmıştır.

İkinci ayırım “Kocanın Babalığı” başlığını taşımaktadır. Bu ayırımda evliliğe dayalı “babalık karinesi” ile bunun sonuçları düzenlendikten hemen sonra, “sonradan evlenme” sayesinde evlilik içinde  doğan  çocuklara  ilişkin  hükümlere  kendiliğinden  tâbi olma, yani koca ile çocuk arasında soybağının kurulması, kocanın babalığının bu sayede hukuken kabullenilmesi olanağı da yer almakta ve yürürlükteki Kanunun ikinci fasılında olduğu gibi “Nesebin Tashihi” şeklinde bir başlık altında bağımsız bir ayırıma yer verilmemektedir.

Bu ayırımın başlığı, çocuk ile soybağı ilişkisi kurulan kişinin, çocuğu doğuran kadın ile evli olan kişi olması hâline işaret etmek üzere “Kocanın Babalığı”  şeklinde belirlenmiştir. Bu ayırımda çocuğu doğuran kadın ile evli olan veya evliliği sona ermiş bulunan kişinin çocuk ile olan soybağı düzenlenmektedir.

Soybağının reddi konusunu düzenleyen 286 ncı maddenin ikinci fıkrasında, ilgili olan çocuğa da dava hakkının tanınması gerektiği görüşü benimsenmiştir.

Tasarının 288 inci maddesinin birinci fıkrasında, yürürlükteki metinden farklı olarak “yüz seksen günlük süre” bir ölçü olarak zikredilmemiş, sadece “evlenmeden önce…ana rahmine düşmüşse” deyimi kullanılmıştır. Çünkü evlilik içinde ana rahmine düşmüş olma olgusunun hangi durumda kabul edileceği, yüz seksen günlük süre ölçüsü de zikredilmek suretiyle zaten bir önceki maddede düzenlenmiştir ki, o maddenin zıt anlamı, evlenmeden önce ana rahmine düşmenin ne zaman söz konusu olacağını da ortaya koymaktadır.

Tasarının 289 uncu maddesiyle yürürlükteki Kanunda öngörülen bir aylık dava açma süresi bir ve beş yıllık süreler hâline getirilmiştir.

“Karinelerin çakışması” kenar başlığını taşıyan 290 ıncı madde ile yürürlükteki Kanunda düzenlenmemiş olan önemli bir konu hükme bağlanmaktadır. Kaynak Kanundan esinlenerek kaleme alınan bu maddeye göre, çocuk evliliğin  sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmeden önce doğmuş ve ana da bu arada, yani çocuk doğmadan  önce  yeniden evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılacaktır. Ancak bu karine âdi bir karine mahiyetindedir, yani aksi ispatlanarak çürütülebilir. Bu durumda ise, sona eren birinci evlilikteki koca baba sayılacaktır.

Diğer ilgililerin dava hakkının düzenlendiği 291 inci maddenin ikinci fıkrasıyla, ergin olmayan çocuğun dava hakkı hükme bağlanmaktadır. Davayı çocuk adına kayyım açacaktır. Kayyım, atanma kararının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabilecektir.

292, 293 ve 294 üncü maddeler yürürlükteki Kanunun “Nesebin Tashihi” başlığını taşıyan 247 ve devamı maddelerini karşılamaktadır. Madde sonradan evlenme yoluyla çocuk ile koca arasında soybağı kurabilme imkânını düzenlemektedir. Bu durumda çocuk kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olacaktır.

Üçüncü ayırım “Tanıma ve Babalık Hükmü” başlığı altında çocuk ile babası arasındaki soybağının “tanıma” ve “babalığa mahkemece karar verilmesi” yoluyla  kurulmasını düzenlemektedir. Tasarıda  “sahih  nesep -sahih olmayan nesep”  farklılığı kaldırıldığı için tanıma ve babalık hükmü, yürürlükteki Kanunun sistematiğinden farklı olarak, soybağının hükümlerinden önce düzenlenmiştir. Tanıma ve babalık hükmü çocuk ile baba arasında “sahih olmayan (gayri sahih)  nesep” değil, normal bir soybağı kurmaktadır.

Tanımanın koşullarını ve şeklini düzenleyen 295 inci maddede, şartları varsa tanımanın babanın babası tarafından da yapılmasına imkân tanıyan yürürlükteki hükme yer verilmemiştir. Şekil konusunda yürürlükteki Kanundan farklı olarak, tanımanın resmî senet veya vasiyetname ile yapılabilmesi yanında, nüfus memuruna   veya mahkemeye yazılı başvuruda bulunmak suretiyle de yapılmasına imkân sağlanmıştır.

Dördüncü ayırımda “Evlât Edinme” düzenlenmektedir. Tasarıyla getirilen yeni düzenleme, evlât edinme konusunda büyük değişiklikleri içermektedir. Bu değişiklikler aşağıda ilgili maddelerde açıklanacaktır.

Küçüklerin, yani henüz ergin olmamış bulunan kişilerin evlât edinilmesi, onların evlât edinen tarafından iki yıl  süreyle bakılmış ve eğitilmiş  olmaları  koşuluna  bağlanmıştır. (m.305)  Bir sonraki 306  ncı madde uyarınca, evli olmayanların birlikte evlât edinmeleri mümkün olmayacak, ancak eşler birlikte evlât edinebileceklerdir. Ancak eşlerden biri en az iki yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğer eşin önceki evliliğinden olan çocuğunu evlât edinebilecektir. Bu hüküm, birinci fıkra hükmünün istisnasını oluşturmaktadır.

Eşlerin bir kimseyi birlikte evlât edinebilmeleri için, en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekecektir.  Böylece yürürlükteki Kanunun öngördüğü yaş, otuz beşten “otuza” indirilmiş olmaktadır. Yapılan bu yeni düzenlemeyle örneğin iki yıldan beri evli olmakla birlikte otuz yaşını doldurmuş bulunan eşler evlât edinebilecekleri gibi, henüz otuz yaşını doldurmamış olmakla beraber en az beş yıldır evli olan eşler de evlât edinebileceklerdir.

Tek başına evlât edinmenin   düzenlendiği 307 nci maddeye göre, evli olmayan bir kimse otuz yaşını doldurmuş olduğu takdirde tek başına evlât edinebilecektir.

Aynı madde uyarınca, otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunluğunu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da iki yıldan beri mahkeme kararıyla eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlât edinmesinin mümkün olmadığını ispat ederse, tek başına evlât edinebilecektir. Bu hüküm bir önceki maddeyle getirilen “eşlerin ancak birlikte evlât edinebilecekleri” kuralının istisnasını oluşturmaktadır.

Tasarıyla yeni getirilen 312 nci maddenin birinci fıkrası, küçüklerin evlât edinilmek amacıyla bu işlerle görevli bir kuruma yerleştirilmesi ve ana ve babadan birinin rızasının bulunmaması hâlinde, kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce, evlât edinen veya evlât edinmeye aracılık yapan kurumun istemi üzerine, hâkimin bu rızanın aranıp aranmamasına karar verebilmesini  düzenlemektedir. Üçüncü fıkra ise, ana ve babadan birinin küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmemesi sebebiyle rızasının aranmaması kararının kendisine yazılı olarak bildirilebileceğini hükme bağlamaktadır.

Tasarı, küçüklerin evlât edinilmesinde yürürlükteki Kanundan ayrılarak, evlât edinenin “nesebi sahih füruunun bulunmaması” şartını benimsememiş, böylece altsoyu bulunsa dahi bir kimsenin  bir veya birden fazla küçüğü evlât edinebilmesine olanak tanımıştır. Oysa Tasarıda erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmesi, evlât edinenin altsoyunun bulunmaması koşuluna bağlanmıştır. Böylece küçükler ile erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmelerinde farklı bir yol izlenmiştir. Erginlerin ve kısıtlıların evlât edinebilmeleri 313 üncü maddede üç bent hâlinde şu hâllere indirgenmiştir:

  1. Bedensel veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlât edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise,
  2. Evlât edinen tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş ise,
  3. Diğer haklı sebepler mevcut ve evlât edinilen, en az beş yıldan beri evlât edinen ile aile halinde birlikte yaşamakta ise.

Evlât edinme kararının, evlât edinenin oturmayeri; birlikte evlât edinmede  eşlerden  birinin  oturmayeri  mahkemesince  verileceği 315 inci maddeyle öngörülmüştür. Bunu izleyen maddede, evlât edinmeye  ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verileceği vurgulanmaktadır. Bu aşamada, evlât edinenin altsoyu varsa onların evlât edinmeyle ilgili tavır ve düşüncelerinin de değerlendirilmesi gerekecektir.

Tasarının 320 nci maddesi yürürlükteki Kanunda düzenlenmemiş olan “evlâtlık işlemlerinde aracılık” kurumunu hükme bağlamaktadır. Uygulamada çoğu kişiler evlât edinmeyi, bir çok aileler de kendi çocuklarının evlât edinilmesini arzuladıkları hâlde, bunları bir araya getiren kurumlar ve bu kurumların yasal statülerini düzenleyen hükümler mevcut olmadığı için, Ülkemizde evlât edinme işlemleri sağlıklı ve etkin biçimde gerçekleştirilememektedir. Yeni getirilen  bu madde, Ülkemizde bu alanda mevcut olan söz konusu  eksikliği gidermek amacını taşımaktadır. Bu yeni hükme göre, evlât edinme işlemlerinde aracılık sadece Devletin kendi yetkili kurumları tarafından yapılabilecek, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri bu faaliyetleri yürütemeyeceklerdir.

Küçüklerin evlât edinilebilmeleri için, ayırt etme gücüne sahip bulunan  küçüğün rızası gerekli olduğu gibi, ana ve babasının rızası da gerekecektir. Rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanmak suretiyle tutanağa geçirilecektir (m.309). Ancak, rıza küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verilemeyecektir. Ana ve babaya, verdikleri rızayı bir defa geri alabilmeleri imkânı tanınmıştır. Ancak, geri almadan sonra verilecek rıza kesin rıza sayılacaktır (m.310).

Beşinci ayırım “Soybağının Hükümleri” başlığını taşımakta ve yürürlükteki Kanunun 259 ilâ 261 inci maddelerinin yer aldığı “Nesep Sıhhatinin Umumî Hükümleri” başlıklı dördüncü faslını karşılamaktadır.

Çocuğun soyadı konusunun düzenlendiği 321 inci maddeye göre çocuk, ana ve baba evliyse ailenin soyadını taşıyacaktır. Eğer ana ve baba evli değilse, yani çocuk yasal olmayan bir birleşme sonucunda  dünyaya gelmişse, ananın soyadını taşıyacaktır. Ancak, ana  önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı taşımakta ise, o zaman çocuk onun bekârlık (kızlık) soyadını taşıyacaktır.

Tasarıyla yeni getirilen 323 üncü madde ana ve babanın, kendi velâyetleri altında bulunmayan, örneğin ana ve babadan alınarak başka bir kimsenin koruma ve gözetimine bırakılmış olan çocuk ile uygun bir biçimde kişisel ilişki kurulmasını isteme haklarını düzenlemektedir. Bir sonraki 324 üncü madde ise, ana ve babanın bir önceki madde uyarınca çocuk ile kurabilecekleri kişisel ilişkinin sınırlarını belirlemektedir. Buna göre, ana ve babadan herbiri diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesini ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmak zorundadırlar. İkinci fıkrada belirlenen hâllerde kişisel ilişki kurma hakkının reddedilmesi veya onlardan geri alınması söz konusu olacaktır.

Yeni getirilen 325 inci madde ise olağanüstü hâllerin mevcut olması durumunda çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkının diğer kişilere, özellikle hısımlara da tanınabilmesini  hükme bağlamaktadır. Bu ilişkilerin kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi yetkili kılınmıştır. (m.326) Ancak, aynı madde uyarınca, çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velâyet hakkına sahip veya çocuk kendisine bırakılmış olan kimsenin rızası dışında  kişisel ilişki uygulanması mümkün olmayacaktır. Örneğin çocuğun korunması ve gözetimi bir başka kimseye bırakılmışsa, mahkemece düzenleme yapılıncaya kadar ana ve baba, çocuğun kendisine bırakıldığı bu kimsenin rızası olmadıkça çocukları ile kişisel ilişki kuramayacaklardır.

Çocuğun bakımıyla ilgili olarak getirilen yeni 328 inci madde, ana ve babanın bakım borcunun çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceğini, ancak çocuk ergin olmuş olsa bile bakım borcunun çocuğun eğitiminin sona ermesine kadar ana ve babadan durum ve koşullara göre beklenebilecek ölçüde olmak üzere devam edeceğini hükme bağlamaktadır.

Tasarının 329 uncu maddesi yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan “nafaka davası açma hakkı”nı düzenlemektedir. Buna göre, küçüğe fiilen bakan ana veya baba diğerine karşı doğrudan doğruya kendi  adına nafaka davası açabilecektir. Küçük de ayırt etme gücüne sahip ise nafaka davası açabilecek, sahip değilse onun adına bu davayı atanacak kayyım veya vasi açabilecektir. Nafaka miktarı çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenecek ve her ay peşin olarak ödenecektir. Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirleyecek veya kaldıracaktır.

Babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve hâkim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa, hükümden önce çocuğun  ihtiyaçları  için uygun bir nafakaya karar verebilecektir. Soybağı tespit edilirse davalı uygun nafaka  miktarını  depo  etmeye veya geçici olarak  ödemeye mahkûm edilebilecektir.

Yürürlükteki Kanunda bulunmayan yeni bir maddede (m.334) ana ve babanın nafaka yükümlülüklerini ileride de yerine getirmeyeceklerine  dair veri oluşturan bazı hâller sayılmakta ve bunların varlığı hâlinde hâkimin, ana ve babayı uygun bir güvence sağlamaya mahkûm edebileceği yahut başka önlemlerin alınmasına karar verebileceği hükme bağlanmaktadır.

Altıncı ayırım “Velâyet” konusunu düzenlemektedir. Bu ayırım yürürlükteki Kanunun yedinci babının beşinci faslını karşılamaktadır. Bu ayırımda yer alan maddelerin bazıları İsviçre Medenî Kanununun 1976 tarihli değişikliğinden esinlenilerek düzenlenmiş, bazıları yürürlükteki Kanundan, bazıları ise 1984 tarihli Öntasarıdan alınmıştır.

Tasarının 335 inci maddesinde ergin olmayan çocuklar üzerinde velâyet hakkının ana ve babaya ait olduğu kuralı tekrarlandıktan sonra, 336 ncı maddede evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın velâyeti birlikte kullanacakları vurgulanmaktadır. Yürürlükteki Kanunun velâyetin yürütülmesinde ana ve babanın anlaşamamaları hâlinde babanın oyuna üstünlük tanıyan 263 üncü maddesindeki hüküm, kadın-erkek eşitliğini bozmakta olduğundan Tasarının bu maddesine alınmamıştır.

Tasarıya yeni konulan 337 nci maddeyle, ana ve baba evli değilse velâyetin anaya ait olduğu hükme bağlanmıştır. Ancak, aynı maddede ananın küçük, kısıtlı veya ölmüş olması ya da velâyetin kendisinden alınmış olması durumunda, hâkimin çocuğun menfaatine göre çocuğa vasi atama ya da velâyeti babaya verme konusunda yetkili olduğu açıklanmaktadır.

Yürürlükteki Kanunda düzenlenmemiş olan bir başka konu da yeni 338 inci maddeyle hükme bağlanmıştır. Buna göre, eşler ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler. Bir eş, kendi çocuğu üzerinde velâyeti kullanan eşine uygun bir şekilde yardımcı olacak, hatta durum ve koşullar zorunlu kılarsa çocuğun ihtiyaçları için onu temsil edecektir. Bu madde hükmü, bir sosyal ahlâk gerekliliğini, Medenî Kanunda yer alan bir özel hukuk kuralı düzeyine çıkarmaktadır.

“Çocuk Malları” başlığını taşıyan yedinci ayırımda düzenlenen maddelerde yürürlükteki Kanuna nazaran büyük ve önemli değişiklik olmamıştır.

Değişiklik getiren bir hüküm 354 üncü maddededir. Yürürlükteki Kanun çocuk malları üzerinde istifade (yararlanma) hakkı tanırken, Tasarı daha sınırlı bir anlamı olan “kullanma” deyimini tercih etmiş, böylece de çocuğu korumak amacıyla, ana ve babanın çocuk mallarını sadece kullanabilecekleri, onlardan yararlanamayacakları hükme bağlanmıştır.

355 inci maddeyle getirilen değişiklik, çocuk mallarının gelirlerinin çocuğa sarfedilmesinden sonra artan kısmın aile ihtiyacına sarfedileceği, kalanın ise çocuğun mallarına katılacağı şeklindedir.

Kısmen kaynak Kanunun 320 nci maddesinden alınan yeni 356 ncı maddede, çocuğa yapılan sermaye biçimindeki ödemelerin, tazminat ödemelerinin  ve maddî değeri olan benzeri edimlerin, olağan ihtiyaçlar gerektirdiği ölçüde çocuğun bakımı için kısmen kullanılabileceği hükme bağlanmaktadır. İkinci fıkra, çocuğun bakımı, eğitimi ve yetiştirilmesi için zorunluluk varsa, hâkimin ana ve babaya, belirlediği miktarlarda çocuğun diğer mallarına da başvurma yetkisi tanıyabileceğini belirtmektedir.

Tasarının 359 uncu maddesinde yürürlükte olan Kanundaki “küçüğün kazancının, yanlarında yaşadığı sürece, ana ve babaya ait olduğuna” ilişkin hükme yer verilmemiş, ancak ana ve baba ile birlikte yaşayan çocuğun kendi bakımı için uygun bir katkıda bulunması esası getirilmiştir. Bir önceki 358 inci maddede de yeni bir hüküm olarak ölüme bağlı tasarruf yoluyla çocuğun saklı payının ana ve babanın yönetimi dışında bırakılabileceği hükme bağlanmıştır.

Çocuk mallarının geri verilmesinde ana ve babanın sorumluluğu yürürlükteki Kanundan farklı biçimde düzenlenmiştir. Yürürlükteki Kanun onların intifa hakkı sahibi gibi sorumlu olacaklarını öngörmüş iken, Tasarı onları “vekil” gibi sorumlu tutmaktadır.

b) Aile Bölümü

Bu bölüm “Nafaka Yükümlülüğü”, “Ev Düzeni” ve “Aile Malları” başlıklarını taşıyan üç ayırımdan oluşmaktadır.

Ayırımın başlığında yer alan “Nafaka” terimi eski bir terim olmakla beraber, uygulamada geniş ölçüde alışılmış ve anlamı herkes tarafından bilinmekte olduğundan, değiştirilmesi yoluna gidilmeyerek aynen korunmuştur.

Birinci ayırımda 364 üncü maddeye eklenen üçüncü fıkrayla eşin ve ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu vurgulanmıştır.

Kaynak Kanundan esinlenerek kaleme  alınan yeni 366 ncı madde, korunmaya muhtaç kişilerin bakımının bununla yükümlü kurumlar tarafından sağlanacağını öngörmektedir. Esasında bu hükümle korunmaya muhtaç kişilere ilişkin özel kanunlara yollama yapılmaktadır. Maddede özellikle “korunmaya muhtaç çocuklardan” değil, fakat “korunmaya muhtaç kişilerden” söz edilmektedir. Bu kurumlar, söz konusu kişiler için yaptıkları giderleri nafaka yükümlüsü hısımlarından isteyebileceklerdir.

İkinci ayırımda “Ev Hakimiyeti” düzenlenmektedir.

367 nci madde, sadece “aynı çatı altında” sözcüklerinin çıkarılması suretiyle, yürürlükteki Kanundan aynen alınmıştır. 368 inci maddede yapılan tek değişiklik, ev başkanının göstermesi gereken özenle ilgilidir. Yürürlükteki metinde bu özen, ev başkanının kendi eşyasına göstereceği özen ile aynı iken, maddede bu ölçüden ayrılınmış ve somut olayın özelliğine göre gösterilmesi gereken objektif bir özen aranmıştır.

Ev  başkanının sorumluluğunu düzenleyen 369 uncu maddeye, yürürlükteki Kanunun 320 nci maddesindeki hükme ilâveten, “bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini” deyimi konulmuş, böylece ev başkanının Borçlar Kanununun  55 ve 56 ncı maddelerinde olduğu gibi sorumluluktan kurtulabilmesi olanağı kabul edilmiştir.

Tasarıya konulan yeni 370 ve 371 inci maddeler uyarınca talep edilebilecek denkleştirme bedelinin istenmesi zamanı düzenlenmektedir.

“Aile Malları” başlığını taşıyan üçüncü ayırımda yer alan hükümlerde esasa ilişkin önemli değişiklik yapılmamış, sadece bazı deyim ve terimler arılaştırılmıştır. “Aile şirketi emvali” eskimiş bir terim olduğundan “Aile malları ortaklığı” şeklinde; “Hissei temettü şartiyle şirket” terimi ise “Kazanç paylı aile malları ortaklığı” şeklinde değiştirilmiştir.

3) VESAYET KISMI

Aile hukuku kitabının üçüncü kısmında düzenlenen vesayet, “Vesayet Düzeni”, “Vesayetin Yürütülmesi” ve “Vesayetin Sona Ermesi” başlıklarını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.

Vesayet kısmında düzenlenmekte olan kurumlarda ve bunlara ilişkin hükümlerde önemli ve esaslı değişiklikler söz konusu değildir. Daha çok şekle ilişkin olarak bazı terim ve deyimler arılaştırılmış, bu suretle maddelerin içerikleri ile uyum sağlanmış ve hükümlerin daha kolay anlaşılması mümkün hâle getirilmiştir. Örneğin alışılmış olmaları sebebiyle vesayet, vasi, vesayet makamı, aile meclisi ve kayyım terimleri aynen korunurken, “kanunî müşavir” yerine “yasal danışman” terimi tercih edilmiştir. Aynı şekilde “vesayet teşkilâtı” yerine “veyaset düzeni”; “vesayet uzuvları” yerine “vesayet organları”  terimlerine yer verilmiştir.

a) Vesayet Düzeni Bölümü

Özel vesayetin kurulmasında istemde bulunacakları belirleyen 399 uncu maddeye, yürürlükteki metinde geçen “vesayet altındaki kimsenin yakın kan veya sıhrî hısımlarından iki reşidin” deyimi yerine, “vesayet altına alınan kişinin fiil ehliyetine sahip iki yakın hısımının” deyiminin konulması tercih edilmiştir.

“Vesayeti Gerektiren Hâller” başlığını taşıyan ikinci ayırımda istek  üzerine kısıtlanmayı düzenleyen 408 inci maddede sayılan hâllere “ağır hastalık” hâli de eklenmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 356 ncı maddesini karşılayan 406 ncı maddenin kenar başlığı arılaştırılmış, ayrıca hem kenar başlığında, hem de  madde metninde  “ayyaşlık” yerine “alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı” deyiminin kullanılması uygun görülmüştür. Bu suretle ayyaşlığın sadece alkol bağımlılığını ifade etmediği vurgulanmıştır.

409 uncu maddede akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık kurulu raporu üzerine karar verilebileceği hükmü getirilmiş, bu suretle herhangi bir hekimin raporuyla karar verme imkânı ortadan kaldırılmıştır.

“Vasinin atanması” başlıklı dördüncü ayırımda vasiliği kabul yükümlülüğünü düzenleyen maddede yapılan değişiklikle, bu yükümlülüğün sadece erkekler için değil, fakat kadınlar için de öngörüldüğünü vurgulamak üzere yürürlükteki Kanunda yer alan “erkekler”  sözcüğü “vasiliğe atananlar” şekline dönüştürülmüştür. Böylece erkekler aleyhine bozulan eşitlik de giderilmiş olmaktadır.

Vasilikten kaçınma sebeplerini düzenleyen 417 nci maddeye yürürlükteki metinde sayılanlardan başka Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu üyeleri, hâkimlik ve savcılık mesleği mensupları da eklenmiş, böylece kaçınabileceklerin alanı bir ölçüde genişletilmiştir.

Beşinci ayırımın başlığı yürürlükteki Kanunda “Kayyımlık” iken Tasarıda bu başlığa “Yasal Danışmanlık” da eklenmiştir. Zira bu ayırımda aynı zamanda yasal danışmanlık da düzenlenmektedir.

429 uncu maddenin kenar başlığı yürürlükteki Kanunda “Mahdut ehliyet” tir. Oysa bu  maddede ehliyet konusu değil, “yasal danışmanlık” düzenlenmektedir. Bu sebeple başlık “Yasal danışmanlık” olarak değiştirilmiştir. Ayrıca madde içerisinde de “reyi alınmak üzere müşavir” yerine “yasal danışmanı” deyimi kullanılmıştır. Maddenin birinci bendinde  “husumet”  deyimiyle kastedilen, “dava açma”dır. Bu sebeple “dava açma” şeklinde terim değişikliği yapılmıştır.

Yürürlükteki Kanunda beş ayırımdan (fasıldan) oluşan birinci bölüm (bab), Tasarıda “Koruma Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması” başlıklı yeni bir ayırımın eklenmesiyle altı ayırımdan oluşur duruma gelmiştir.

Yürürlükteki Kanunda ve 1984 tarihli Öntasarıda mevcut olmayan bu altıncı ayırım, İsviçre Medenî Kanununda 1 Ocak 1981 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan yeni düzenlemeden esinlenerek ve aynı düzenlemenin Ülkemiz için de gerekli ve yararlı olduğu düşünce ve inancıyla  Tasarıya alınmıştır. Nitekim aynı ihtiyaç Anayasamızın 19 uncu maddesinde de açıkça ifade edilmiştir.

432 nci madde ve  onu izleyen maddelerde, kişinin korunması amacıyla özgürlüğünün kısıtlanması söz konusu olup, bu denli önemli bir konunun koşulları, hüküm ve sonuçları, bir takım özel hükümlerin konulmasını gerektirmiştir.

432 nci maddede  kişinin bir kuruma yerleştirilmesi veya alıkonulması belli sebeplere bağlanmıştır. Bunlar toplum için tehlike oluşturan akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalık veya serserilik hâlleridir. Ağır tehlike arzeden hastalıkların neler olduğunun belirlenmesi tıp biliminin işi olmakla beraber, buraya AIDS, ilerlemiş verem, kolera ve veba gibi bulaşıcı hastalıkların gireceği düşünülebilir. Madde sadece ergin kişilerin bir kuruma yerleştirilmesini veya kurumda alıkonulmasını öngörmektedir. Ergin olmayan kişiler, yani küçükler bu maddenin kapsamına girmemektedir. Bu kişilere ilişkin koruma önlemleri daha önceki maddelerde hükme bağlanmıştır. Ergin kişinin bu madde uyarınca bir kuruma yerleştirilmesi veya kurumda alıkonulması için, kısıtlı olup olmaması önemli değildir. Kısıtlı olmamasına karşın eğer maddede sayılan sebeplerden biri söz konusu ise, yani kişi toplum için bir tehlike oluşturuyor ise, bu kişi bir kuruma yerleştirilebilecek ya da kurumda alıkonulmaya devam edilecektir.

433 ve devamı maddelerde bu konuda karar vermeye yetkili vesayet makamı, bildirim yükümlülüğü, itiraz, usul ve yargılama usulü konuları düzenlenmektedir.

b) Vesayetin Yürütülmesi Bölümü

Bu bölüm “Vasinin Görevleri”, “Kayyımın Görevleri”, “Vesayet Dairelerinin  Görevleri” ve “Vesayet Organlarının Sorumluluğu” başlıklarını taşıyan dört ayırımdan oluşmaktadır.

Birinci ve daha sonraki ayırımlarda esasa ilişkin olarak büyük ve  önemli değişiklik yapılmamış, bazı küçük değişikliklerle yetinilmiştir. Örneğin yürürlükteki Kanunun 392 nci maddesinde vasinin bağış yapamayacağı öngörülmüş iken, Tasarının bu maddeyi karşılayan 449 uncu maddesinde yapılması yasak olan bağışın “önemli” olması şartı getirilmektedir.

454 üncü maddenin kenar  başlığı “malların idaresi” yerine “malvarlığının yönetilmesi” şeklinde değiştirilmiştir. Çünkü burada mallar değil, malvarlığının kül hâlinde yönetilmesi söz konusudur. Aynı şekilde 451 inci maddenin kenar başlığı da içeriğiyle uyumlu olmak üzere “vesayet altındaki kişinin yapabileceği işler” şeklinde kaleme alınmıştır. Yürürlükteki maddenin kenar başlığı ise “Küçüğün tasarrufu” şeklindedir.

Vasilik süresi yürürlükteki Kanunda dört yıl iken, yeni düzenlemede bu süre kaynak Kanuna da uygun olarak iki yıla indirilmiştir.

Vesayet organlarının sorumluluğunun düzenlendiği dördüncü ayırımda, vesayet ve denetim makamı gibi organlarda görevli olanların haksız  fiilleriyle verdikleri zararlardan dolayı Devlet’in doğrudan doğruya sorumlu olması esası getirilmiştir. Aynı maddede Devlet, vasi, kayyım ve  yasal danışmanların verdikleri zararlardan da sorumlu tutulmuştur. Ancak, burada Devletin sorumluluğu, bu kişilerin zararı ödeyememeleri hâlinde ikinci derecede bir sorumluluk olarak düzenlenmiştir.

c) Vesayetin Sona Ermesi Bölümü

Bu bölüm “Vesayeti Gerektiren Hâllerin Sona Ermesi”, “Vasilik Görevinin Sona Ermesi” ve “Vesayetin Sona Ermesinin Sonuçları” olmak üzere üç ayırımdan oluşmaktadır.

Bu ayırımlarda esasa ilişkin önemli değişiklik yapılmamıştır. Değişiklikler daha çok şekil ve ifadenin arılaştırılması yönünde olmuştur.

Esasa ilişkin bir değişiklik, yürürlükteki Kanunun 429 uncu maddesinde hafif yolsuzlukta sulh mahkemesi tarafından vasiye verilmesi  öngörülen yirmi beş liralık para cezasının, bu maddeyi karşılayan 485 inci maddeden kaldırılması olmuştur. Zira Medenî Kanunda para cezasına ilişkin bir hükmün yer alması söz konusu olmamak gerekir.

D) MİRAS HUKUKU

Tasarının “Miras Hukuku” başlığını taşıyan üçüncü kitabı iki kısımdan oluşmaktadır. Bunlar “Mirasçılar” ve “Mirasın Geçmesi” başlıkları altında düzenlenmektedir.

1) MİRASÇILAR KISMI

Bu kısım biri “Yasal Mirasçılar” diğeri “Ölüme Bağlı Tasarruflar” olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır.

a) Yasal Mirasçılar Bölümü

Tasarının 497 nci maddesine eklenen yeni bir hükümle, büyük analar ve büyük babaların kendi çocukları yani mirasbırakanın amcası, halası, dayısı veya teyzesi hayatta iseler, mirasbırakandan önce ölmüş olan büyük analar ve büyük babalara düşen miras paylarının onların çocuklarına, yani yukarıda sayılan kişilere geçmesi imkânı sağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunun 441 inci maddesinde 14.11.1990 tarihli ve 3678 sayılı Kanunla yapılmış olan değişiklik, söz konusu miras paylarının bu kişilere geçmesini önlemektedir. Bu ise, Türk toplumunun aile yapısı ve amca, hala, dayı ve teyze ile yeğenleri arasındaki aile bağlarına ters düşmektedir. Bu sebeple, yapılan değişiklik sayesinde sağ kalan eş varsa, büyük analar ve büyük babalardan birinin mirasbırakandan önce ölmüş olması hâlinde, ona düşen pay kendi çocuğuna, yani mirasbırakanın amca, hala, dayı veya teyzesine geçecektir.

500 üncü maddede, yürürlükteki 447 nci maddede geçen “kendisini evlât edinen kimseye, nesebi sahih füruu gibi mirasçı olurlar” ifadesi tamamen çıkarılmış, bunun yerine evlâtlığın “evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar” ifadesi konulmuştur. Zira yeni düzenlemeyle sahih- sahih olmayan nesep ayırımı kaldırılmış bulunmaktadır.

501 inci maddeye, bunu karşılayan 448 inci maddede “Hazine” sözcüğü yerine daha doğru olan “Devlet” sözcüğü konulmuştur. Zira mirasçı olan Devlettir.

b) Ölüme Bağlı Tasarruflar Bölümü

Bu bölüm “Tasarruf Ehliyeti”, “Tasarruf Özgürlüğü”,  “Ölüme Bağlı Tasarrufların Çeşitleri”, “Ölüme Bağlı Tasarrufların Şekilleri”, “Vasiyeti Yerine Getirme Görevlisi”, “Ölüme Bağlı Tasarrufların İptali ve Tenkisi”  ve “Miras Sözleşmesinden Doğan Davalar” başlıklarını taşıyan yedi ayırımdan oluşmaktadır.

Birinci ayırımda yer alan ve yürürlükteki Kanunun 450 nci maddesini karşılayan 503 üncü maddeye, miras sözleşmesi yapabilmek için, tasarrufta bulunanın “kısıtlı olmaması” koşulu da eklenmiş, böylece bilimsel ve yargısal içtihatlardaki görüşlerle uyum sağlanmıştır.

Yürürlükteki 451 inci maddenin “Batıl tasarruflar” şeklindeki kenar başlığı, bunu karşılayan 504 üncü maddede doğru ve içeriğine uygun olarak “İrade sakatlığı”na dönüştürülmüştür. Zira maddede bu konu düzenlenmektedir.

“Tasarruf Özgürlüğü” başlığını taşıyan ikinci ayırımın saklı payları düzenleyen 506 ncı maddesinde, mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünün genişletilmesi yönündeki eğilimler göz önünde tutularak saklı pay oranları yeniden belirlenmiştir. Saklı paylı mirasçılarda değişiklik yapılmamış, sadece onların alacakları saklı payların azaltılması yoluna gidilmiştir. Maddenin dördüncü bendinde sağ kalan eşin saklı payı belli miktarda artırılmıştır. Yürürlükteki Kanunun 453 üncü maddesinin ikinci fıkrası, indirilmiş saklı pay oranlarıyla ilgilidir. Sağ kalan eş dışındaki saklı pay sahibi mirasçıların saklı pay oranları oldukça düşürülmüş olduğundan, bu fıkra hükmü yeni düzenlemede maddeye alınmamıştır.

Yürürlükteki Kanunun 457 nci maddesinde mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak “ağır bir cürüm” öngörülmüş iken, Tasarının bunu karşılayan 510 uncu maddesinde bunun yerine “ağır bir suç” deyimi kullanılmıştır. Kaynak Kanun da “cürüm” yerine “suç” sözcüğünü kullanmaktadır.

Tasarının 513 üncü maddesinde yürürlükteki metinde geçen “keenlemyekün” sözcüğü yerine “iptal olunur” deyimi kullanılmıştır. Bu suretle genel ilkeye uygun olarak mirasçılıktan çıkarma tasarrufunun kendiliğinden hükümsüz kalması yerine, iptal edilmesi gereği kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak buradaki iptal davası da ölüme bağlı tasarrufların iptaline ilişkin 557 nci madde hükümlerine tâbi tutulmuştur.

Üçüncü ayırımda ölüme bağlı tasarrufların çeşitleri düzenlenmektedir. Yürürlükteki Kanunun 464 üncü maddesinin kenar başlığı “Muayyen bir malda tasarruf” şeklindedir. Bunun yerine 517 nci maddenin kenar başlığında “belirli mal bırakma” deyimi kullanılmış, böylece konunun daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. Mirasbırakanın belli bir malını bir başkasına bırakması, bu hükme göre o kimsenin mirasbırakan tarafından mirasçı olarak atandığı anlamına gelmez.

520 nci maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 467 nci maddedeki “Alelâde ikame” yerine “Yedek mirasçı atama”; 468 inci maddenin kenar başlığı olan “Fevkalâde ikame” yerine de 521 inci maddenin kenar başlığı “Ardmirasçı atama” şekline dönüştürülmüştür.

Yürürlükteki Kanunun 473 üncü maddesini karşılayan 526 ncı maddeye eklenen ikinci fıkrayla, ölüme bağlı tasarrufla kurulması öngörülen vakfın, mirasın açılması anında değil, ancak bundan sonraki yasal koşulların gerçekleşmesiyle tüzel kişilik kazanacağı vurgulanmıştır.

Dördüncü ayırımda ölüme bağlı tasarrufların şekilleri düzenlenmektedir.

Yürürlükteki Kanunun 482 nci maddesinde geçen “okuyamama  veya imza edememe” yerine bu maddeyi karşılayan 535 inci maddede  “bizzat okumaz veya okuyamazsa ve bizzat imzalamaz veya imzalayamazsa” ifadesi kullanılmıştır. Zira bu madde sadece okuyup yazamayan kişilerin vasiyetnamesini düzenlememektedir. Burada okuyup yazma bildiği hâlde, bedensel bir özrü nedeniyle imza yeteneğine sahip olmayan kişilerin vasiyeti de söz konusudur.

536 ncı maddenin kenar başlığı maddenin içeriğine uygun olarak “Düzenlemeye katılma yasağı” şeklinde değiştirilmiştir. Maddeye kaynak Kanunun 503 üncü maddesinin ikinci fıkrasına paralel olarak ikinci fıkra eklenmiş, böylece  bize alınmamış olan ikinci fıkranın yarattığı tereddütler de giderilmeye çalışılmıştır.

El yazılı vasiyetnamenin düzenlendiği 538 inci maddede “yer” koşulu metinden çıkarılmıştır. Yer koşulu Fransız Medenî Kanununda da bulunmadığı gibi, daha önce hazırlanan 1971 ve 1984 tarihli Öntasarılar da yer koşulunu metne almamışlardır.

Sözlü vasiyetin düzenlendiği 539 uncu maddede, yürürlükteki metinde geçen “salgın hastalık” yerine sadece “hastalık” deyimine yer verilmiş, böylece sadece hastalık durumu, sözlü vasiyet için yeterli görülmüştür. Üçüncü fıkrada, tanıkların okur yazar olması şartı   aranmamıştır.  540  ıncı  maddeye  eklenen yeni üçüncü fıkra ile ülke dışında seyreden bir ulaşım aracında yapılan sözlü vasiyetin sorumlu yöneticiye; sağlık kurumlarında tedavi edilmekte olanların vasiyetinin sağlık kurumunun en yetkili yöneticisine tevdi edilmesi imkânı getirilmiştir.

546 ncı maddenin ikinci fıkrasında, mirasbırakanın miras sözleşmesinden tek taraflı olarak dönebilmesi için öngörülen davranışların, miras sözleşmesinin yapılmasından sonra olması koşuluna yer verilmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 495 inci maddesi, ölenin mirasçılarının ölüm tarihinde elde kalan miktarı geri vermekle yükümlü olduklarını öngörmüştür. Bu hüküm haksızlıklara yol açtığından yeni düzenlemede 548 inci maddede  “ölüm tarihindeki zenginleşmeyi geri isteyebilirler” şeklinde düzeltilmiştir.

“Vasiyeti Yerine Getirme Görevlisi” başlıklı beşinci ayırımda bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu ayırımda yer alan yürürlükteki hükümlerin yetersizliği bilimsel içtihatlarda eleştiri konusu olmuştur. Bu eleştiriler dikkate alınarak Alman Medenî Kanununun 2197 ilâ 2228 inci maddeleri ile İtalyan Medenî Kanununun 700 ilâ 711 inci maddeleri göz önünde tutularak bu ayırıma yedi madde tahsis edilmiştir.

Bu maddelerde birden çok atanma hâlinde uyulacak esaslar, vasiyeti yerine getirme görevlisinin görev ve yetkileri, tereke malları üzerinde hangi koşullarda tasarrufta bulunabileceği, görevinin sona ermesi, denetlenmesi, sorumluluğu gibi konular düzenlenmektedir.

Altıncı ayırım “Ölüme Bağlı Tasarrufların İptali ve Tenkisi” başlığını taşımaktadır. Yürürlükteki 499 uncu maddede yer alan ilk üç bentte değişiklik yapılmamış, bu maddeyi karşılayan 557 nci maddeye eklenen yeni dördüncü bentle şekle aykırılığın da iptal sebebi oluşturduğu hükme bağlanmıştır. 558 inci maddenin üçüncü fıkrasında yürürlükteki 500 üncü maddeden farklı olarak “vasiyetnamenin tanzimine iştirak edenlere veya aileleri efradından  birine” ifadesi yerine “ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına” ifadesi kullanılmıştır.

Yürürlükteki 501 inci madde iptal davaları için belirtilen süreleri zamanaşımı olarak öngörmektedir. Oysa bu sürelerin zamanaşımı değil, hak düşümü süresi olduğu görüşü ağır basmaktadır. Bu sebeple süreler 559 uncu maddede hak düşümü süresi olarak düzenlenmiştir. Yürürlükteki maddede öngörülen otuz yıllık süre 713 üncü maddede olduğu gibi kaynak Kanundan ayrılmak suretiyle iki madde arasında paralellik sağlamak amacıyla 559 uncu maddede yirmi yıla indirilmiştir.

Yürürlükteki 506 ncı maddenin “Muayyen bir şeyin vasiyeti” şeklindeki kenar başlığı 564 üncü maddenin kenar başlığında “Bölünmez mal vasiyetinde” şeklinde değiştirilmiştir. Yürürlükteki madde bu konuyu ölüme bağlı tasarruf açısından düzenlemekte ise de, Yargıtay içtihatları bunun belirli mala ilişkin sağlararası kazandırmaların tenkisinde de uygulanmasını kabul etmektedir. İşin mahiyetine uygun olan bu çözüm kabul edilerek maddeye yeni ikinci fıkra eklenmiştir.

Yürürlükteki 511 inci maddede geçen “batıldır” sözcüğü bu maddeyi karşılayan 569 uncu maddeye alınmamıştır. Burada butlan değil, tasarrufun tenkisi söz konusudur. Madde buna uygun olarak kaleme alınmıştır.

513 üncü maddede öngörülen süreler zamanaşımı süresi olarak düzenlenmiştir. Oysa bilimsel görüşler ve İsviçre Federal Mahkemesi bu sürenin hak düşümü süresi olduğunu kabul etmektedir. Bu sebeple bunu karşılayan 571 inci madde hem kenar başlığı, hem de içeriği itibarıyla değiştirilerek, bu sürenin hak düşürücü süre olduğu hükme bağlanmıştır.

“Miras Sözleşmesinden Doğan Davalar” başlığını taşıyan yedinci ayırımda düzenlenen 572 nci madde kaynak Kanuna uygun olarak üç fıkra hâline getirilmiş, yürürlükteki metinde geçen “mallarını teslim eylediği” sözcüğü yeni düzenlemede “malvarlığını miras sözleşmesiyle atadığı mirasçıya devretmişse” olarak kaleme alınmıştır.

Yürürlükteki 515 inci maddenin kenar başlığı “B. Tenkis I. Geri verme”dir. Bu başlık isabetli değildir. Zira bu madde mirastan feragat  durumunda tenkis; bunu izleyen 516 ncı madde ise geri verme konularını düzenlediğinden, kenar başlıklar bu maddeleri karşılayan 573 ve 574 üncü maddelerde düzeltilmiştir. Ayrıca 515 inci maddede geçen “mallar” sözcüğü yerine, daha üst ve geniş bir kavram olarak kaynak Kanunun 535 inci maddesinde de kullanılan “edimler” deyimine 573 üncü maddede yer verilmiştir.

Yürürlükteki 516 ncı maddenin “Muhayyerlik” şeklindeki kenar başlığı, bu maddeyi karşılayan 574 üncü maddenin kenar başlığında “Geri verme” şekline dönüştürülmüştür.

2) MİRASIN GEÇMESİ KISMI

Bu kısım “Mirasın Açılması”, “Mirasın Geçmesinin Sonuçları” ve “Mirasın Paylaşılması” başlıklarını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.

a) Mirasın Açılması Bölümü

Bu bölümdeki hükümlerde de bir takım değişiklikler yapılmıştır.

Yürürlükteki 517 nci maddenin kenar başlığı “A. Açılma sebebi” şeklindedir. Oysa burada mirasın hangi anda açıldığı ve terekenin hangi andaki değerinin esas alınacağı hususları düzenlenmekte olduğundan, bu maddeyi karşılayan 575 inci maddenin kenar başlığı “Açılma ve değerlendirme anı” şeklinde değiştirilmiştir.

576 ncı maddenin birinci fıkrasında, miras malları nerede bulunursa bulunsun miras işlerinin tek elden, yani aynı mahkeme tarafından yürütülmesinin uygun olacağı düşüncesiyle, mirasın malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılacağı düzenlenmiş, yürürlükteki metinde yer alan “mahkeme” sözcüğü yeni metne alınmamıştır. Çünkü mahkeme sözcüğü, mirasın mutlaka  bir dava veya mahkemeye yapılacak bir başvuru ile açılacağı izlenimini yaratmaktadır.

Yürürlükteki 519 uncu maddenin “Ehliyet” şeklindeki konu başlığı bu kez 577 nci maddenin konu başlığında “Mirasa ehliyet” şeklinde ifade edilmiştir. Zira burada söz konusu olan, genel anlamda fiil ehliyeti değil, mirasçı olabilme ehliyetidir.

581 inci maddenin ikinci fıkrasının yeni düzenlemesinde, mirasbırakandan önce ölmüş olan vasiyet alacaklısının vasiyet alacağı hakkının mirasçılarına geçmeyeceği hükme bağlanarak, mirasçının haklarının kendi mirasçılarına geçeceğine ilişkin hükmün aksine bir hüküm getirilmiş olmaktadır. Bu durumda vasiyet alacağı vasiyet alacaklısının mirasçılarına geçmeyecek, vasiyeti yerine getirmekle yükümlü olan mirasçılar lehine ortadan kalkacaktır. Ancak, bu düzenleme emredici nitelikte değildir, mirasbırakan dilerse aksini kararlaştırabilir.

b) Mirasın Geçmesinin Sonuçları Bölümü

“Mirasın Geçmesinin Sonuçları”nın düzenlendiği bu bölüm, “Koruma Önlemleri”, “Mirasın Kazanılması”, “Resmî Defter Tutma”, “Resmî Tasfiye” ve “Miras Sebebiyle İstihkak Davası” ayırımlarından oluşmaktadır.

Birinci ayırımın “İhtiyatî Tedbirler” şeklindeki başlığı yeni düzenlemede “Koruma Önlemleri” şeklinde değiştirilmiştir.

589 uncu maddeye yeni eklenen bir fıkrayla, koruma önlemleriyle ilgili giderlerin, ileride terekeden alınmak üzere, istemde bulunan kişi tarafından; eğer önleme hâkim re’sen karar vermişse Devlet tarafından karşılanması esası  kabul edilmiştir.

598 inci maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 538 inci maddenin “Malların itası” şeklindeki kenar başlığının içeriğiyle uyumlu olmaması sebebiyle “Mirasçılık belgesi” şeklinde ifade edilmiştir. Yürürlükteki madde sadece atanmış mirasçılara mirasçılık   belgesi verilmesini öngörmektedir. Oysa yasal mirasçıların da böyle bir belgeye ihtiyaç duyduklarına şüphe yoktur. Bu sebeple yeni düzenlemede yasal mirasçılara da yer verilmiştir.

İkinci ayırımda mirasın kazanılması düzenlenmektedir.

Yürürlükteki Kanunun 549 uncu maddesini karşılayan 609 uncu maddeye eklenen yeni iki fıkra ile reddin şekli ve ret iradesinin açıklanması üzerine yapılacak işlemlere açıklık getirilmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 553 üncü maddesini karşılayan 613 üncü madde yeniden kaleme alınarak altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payının sağ kalan eşe kalacağı hükme bağlanmış ve böylece sağ kalan eş daha fazla korunmuştur.

Üçüncü ayırımın başlığı “Resmî Defter Tutma” şeklinde değiştirilmiştir. Bu ayırımda yer alan maddelerde esasa ilişkin önemli değişiklik yapılmamıştır.

Dördüncü ayırımda “Resmî Tasfiye” başlığı altında terekenin resmen tasfiyesi düzenlenmektedir. Bu ayırımda yer alan hükümlerde de esasa ilişkin değişiklik yapılmamıştır.

Beşinci ayırımda “Miras Sebebiyle İstihkak Davası” düzenlenmektedir. Bu davanın adının 1971 tarihli Öntasarıda önerildiği gibi “Mirasçılık Davası” şeklinde arılaştırılması düşünülmüş ise de, bu terimin söz konusu davayı tam anlamıyla ifade etmediği ve ayrıca hâlen kullanılmakta olan terimin uygulamada yerleşmiş olduğu dikkate alınarak değiştirme yoluna gidilmemiştir.

637 nci maddeye eklenen yeni bir fıkra ile, miras sebebiyle istihkak davası vesilesiyle mirasçılık sıfatı tartışmalı ise, hâkimin bunu da çözmesi hükme bağlanmıştır.

Yürürlükteki Kanunun 579 uncu maddesinde zamanaşımı iyiniyetli olmayanlara karşı otuz yıldır. Mülkiyetin olağanüstü zamanaşımıyla kazanılmasına ilişkin yirmi yıllık süre ile miras sebebiyle istihkak davası arasında paralellik sağlamak üzere bu süre Tasarının 639 uncu maddesinde yirmi yıla indirilmiştir.

c) Mirasın Paylaşılması Bölümü

Bu bölüm “Paylaşımdan Önce Miras Ortaklığı”, “Paylaşmanın Nasıl Yapılacağı”, “Mirasta Denkleştirme” ve “Paylaşmanın Tamamlanması ve Sonucu” başlıklarını taşıyan dört ayırımdan oluşmaktadır.

Birinci ayırımda “Paylaşımdan Önceki Miras Ortaklığı” düzenlenmektedir.

Yürürlükteki Kanunun 581 inci maddesini karşılayan 640 ıncı maddeye eklenen yeni bir fıkra ile, mirasçılardan her birinin hakkını korumak için tek başına dava açmasına imkân sağlanmıştır.

641 inci maddenin ikinci fıkrasında yapılan yeni düzenlemeyle, maddede belirtilen çocuklar ile torunlara verilecek uygun tazminat, terekenin paylaşılmasından önce hak sahiplerine ödenecek, bundan sonra geri kalan tereke değerleri mirasçılar arasında paylaşılacaktır.

Mirasbırakanın ölümünde onunla birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin geçim masraflarının terekeden sağlanması süresi, yürürlükteki Kanunda bir ay iken 645 inci maddede Ülkenin koşulları da göz önünde bulundurularak üç aya çıkarılmıştır.

İkinci ayırımda “Paylaşmanın Nasıl Yapılacağı” hükme bağlanmıştır.

652 nci maddedeki yeni hüküm, sağ kalan eşin korunması amacıyla getirilmiştir. Bu hükmün kaleme alınmasında İsviçre Medenî Kanununa 1984 yılında eklenen 612 a maddesinden esinlenilmiştir. Getirilen yeni hüküm, eşler arasındaki mal rejimiyle ilgili 240 ıncı maddeyle aynı yöndedir. Burada, sağ kalan eşe konut ve ev eşyasıyla ilgili olarak mülkiyet ya da haklı sebeplerin varlığı hâlinde talep üzerine intifa veya oturma (sükna) hakkının tanınması olanağı getirilmektedir.

656 ncı maddenin yürürlükteki Kanunda karşılığı yoktur. Bu yeni madde, mirasın paylaşılması sırasında, taşınmazların bölünmelerine kısıtlama getiren özel kanunların dikkate alınacağını vurgulamak için konulmuştur.

Tarımsal işletmelerin varlık ve bütünlüğünü korumaya yönelik olan 662 nci madde hükmü Tasarıya yeni konulmuş bir hükümdür. Bu hükmün Ülkemiz açısından yararlı olacağı düşünülmüştür.

Yeni getirilen 663 üncü maddeyle, mirasçılar arasında ergin olmayan, fakat ayırt etme gücüne sahip bulunan altsoy hısımların bulunması hâlinde, bunların ergin olmalarına kadar paylaşmanın ertelenmesi kabul edilmiştir.

667 nci maddenin ikinci fıkrasında tarımsal işletmenin gelir değeriyle, sınaî işletmenin ise sürüm değeriyle özgüleneceği ilkesi kabul edilerek, yine tarımsal işletmenin varlığının korunması amaçlanmıştır. Maddenin kenar başlığı da içeriğine uygun olarak “Yan sınaî işletme” şeklinde kaleme alınmıştır.

668 inci maddenin yürürlükteki Kanunda karşılığı yoktur. Bu yeni madde İsviçre Medenî Kanununa eklenen 625 bis maddesinden alınmıştır. Burada, işletmenin bir bütün olarak özgülenmesini mirasçılardan hiç birisi istemez ya da böyle bir istekte bulunmasına karşın bu istek reddedilirse, mirasçılardan her birinin işletmenin bir bütün hâlinde satılmasını isteyebileceği kabul edilerek, işletmenin varlığının ve bütünlüğünün korunması amaçlanmıştır.

Üçüncü ayırım “Mirasta Denkleştirme”  başlığını taşımaktadır. Bu ayırımın başlığı yürürlükteki Kanunda “Mirasta İade” şeklindedir. Bu başlık, düzenlenen kurumu daha iyi açıklaması bakımından “Mirasta Denkleştirme” şeklinde değiştirilmiştir. Zira burada, alınanı fiilen geri verme anlamında bir “iade” değil, terekeye geri verilmiş gibi kâğıt üzerinde değerinin terekenin hesabında göz önünde tutulması ve paylaşma sonucu mirasçıya düşecek paydan indirilmesi söz konusudur. Bu ise “iade” değil, bir “denkleştirme”dir.

669 uncu maddenin ikinci fıkrasına yürürlükteki Kanunda bulunmayan, fakat İsviçre Medenî Kanununun 626 ncı maddesinde yer alan “bir malvarlığını devretme” hususu da karşılıksız kazandırmalar arasına eklenmiştir.

673 üncü maddenin kenar başlığı kaynak Kanuna uygun olarak “Denkleştirme değeri” şeklinde değiştirilmiştir. İkinci fıkrayla getirilen yeni hüküm, maddenin amacına uygun olarak yarar ve zarar ile gelir ve giderler hakkında mirasçılar arasında sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre işlem yapılacağını düzenlemektedir. Oysa yürürlükteki madde mirasçıların sorumluluğu konusunda “zilyedin haklarına” ilişkin hükümlere yollama  yapmaktadır.

Dördüncü ayırım “Paylaşmanın Tamamlanması ve Sonucu”nu düzenlemektedir.

Yeniden kaleme alınan 676 ncı maddenin ikinci fıkrasıyla, paylaşmanın tereke mallarının tamamını kapsamasının zorunlu olmadığı ifade edilmiştir. Mirasçılar, tereke mallarının tamamı  veya bir kısmıyla ilgili olarak elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini kabul edebilirler. Böylece paylaşmanın paylı mülkiyete dönüşüm şeklinde gerçekleşmesine de olanak sağlanmış olmaktadır.

677 nci maddenin  birinci fıkrasına, miras payının devrinin terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde olabileceği hükmü eklenmiştir. Böylece doktrinde ve yargı kararlarında kabul edilen, payın devrinin terekenin tamamı üzerindeki payı kapsamasının zorunlu olmadığı yolundaki görüşe yasal dayanak sağlanmak istenmiştir.

E) EŞYA HUKUKU

Medenî Kanunun dördüncü kitabını oluşturan “Eşya Hukuku”, “Mülkiyet”, “Sınırlı Aynî Haklar”, “Zilyetlik ve Tapu Sicili” başlıklarını taşıyan üç kısımdan oluşmaktadır.

1- MÜLKİYET KISMI

Bu kısım, “Genel Hükümler”, “Taşınmaz Mülkiyeti” ve “Taşınır Mülkiyeti” bölümlerini içermektedir.

a) Genel Hükümler Bölümü

Yürürlükteki 621 inci maddeyi karşılayan 686 ncı maddenin birinci fıkrasında, yürürlükteki metinde geçen “temlikî tasarruflar” deyimi taahhüt işlemlerini hariç bıraktığından sadece “tasarruflar” şekline getirilmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 623 üncü maddesinin “Birden ziyade kimselerin bir şey üzerinde mülkiyeti” ve “Müşterek mülkiyet” şeklindeki konu ve kenar başlığı, bu maddeyi karşılayan 688 inci maddede “Birlikte mülkiyet” ve “Paylı mülkiyet” şeklinde değiştirilmiştir. Konu başlığı olarak seçilen “Birlikte Mülkiyet” terimi her iki tür mülkiyeti de daha iyi şekilde ifade etmektedir. Doktrin ve  uygulamada da “müşterek mülkiyet” yerine “paylı mülkiyet” terimi kullanılmaktadır. İsviçre Medenî Kanununun paylı mülkiyete ilişkin hükümleri 1965 yılında yürürlüğe giren kanunla esaslı bir değişikliğe uğramıştır. Yeni düzenlememizde İsviçre’deki bu değişiklikler de göz önünde tutularak bu mülkiyet türü günün şartlarına uygun hâle getirilmiştir. Paylı mülkiyet yeni bir düzenlemeye tâbi tutulduğu için, yürürlükteki maddenin “1. Hissedarlar arasındaki münasebetler” biçimindeki kenar başlığı, “l. Genel kurallar” şeklinde değiştirilmiştir.

Yeni getirilen 689 uncu maddeyle, paydaşların kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak  yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin olarak kanun hükümlerinden farklı düzenleme yapmalarına imkân tanınmıştır.

Tasarının 693 üncü maddesini tamamen karşılayan bir hüküm yürürlükteki kanunda mevcut değildir. Yeniden düzenlenen bu madde, paylı mala ilişkin yararlanma, kullanma ve koruma esaslarını belirlemektedir.

695 inci madde kaynak Kanunun 647 nci maddesinden alınmıştır. Paydaşların yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararlar ile mahkemece verilen kararların, sonradan paydaş olanları veya pay üzerinde aynî hak kazananları bağlayacağı, bunun için taşınmazlarda, yararlanmaya, kullanmaya ve yönetime ilişkin kararların tapu kütüğüne şerh edilmesi gerektiği esası getirilmiştir.

 Yürürlükteki Kanunun 627 nci maddesini karşılayan 698 inci maddenin ikinci fıkrası ile, taşınmazlarda paylı mülkiyetin devamına  ilişkin sözleşmelerin resmî şekilde yapılması ve bunun tapu kütüğüne şerh  edilebilmesi  öngörülmüştür.  Böylece, söz konusu sözleşmelerin sonraki paydaşlara etkili olmasının nasıl sağlanacağı hususunda yürürlükteki Kanun döneminde ortaya çıkan tereddütlere son verilmek istenmiştir.

Yürürlükteki Kanunda Tasarının 700 üncü maddesini karşılayan bir madde yoktur. Yeni getirilen bu madde, bir pay üzerinde intifa hakkı kurulması hâlinde, diğer paydaşlardan biri üç ay içinde paylaşma isteminde  bulunursa, satış yoluyla yapılacak paylaşmada pay üzerinde intifa hakkı bulunmaksızın satışın yapılması ve intifa hakkının söz konusu paya düşen bedel üzerinde devam etmesi esasını öngörmektedir. Üç ay geçtikten sonra yapılacak paylaşma istemleri ise, intifa hakkını etkilemeyecektir.

701 inci maddenin kenar başlığı yürürlükteki maddede kullanılan “İştirak hâlinde mülkiyet” yerine “Elbirliği mülkiyeti” şeklinde değiştirilmiştir.

702  nci maddeye eklenen dördüncü fıkra ile, ortaklardan her birinin, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği, bu korumadan da bütün ortakların yararlanacağı öngörülmüştür.

b) Taşınmaz Mülkiyeti Bölümü

Bu bölüm, “Taşınmaz Mülkiyetin Konusu, Kazanılması ve Kaybı” ve “Taşınmaz Mülkiyetinin İçeriği ve Kısıtlamaları” başlıklarını taşıyan iki ayırımdan oluşmaktadır.

Birinci ayırımda 704 üncü maddeye üçüncü bent olarak “kat mülkiyeti  kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler” eklenmiş, yürürlükteki üçüncü bentte yer alan “madenler” maddeye alınmamıştır.

706 ncı maddenin kenar başlığı “Mülkiyeti nakleden akitler” yerine “Hukukî işlem” şeklinde kaleme alınmıştır. Çünkü devir tek taraflı işlemle, örneğin vasiyet yoluyla da gerçekleşmektedir.

Yeni arazi oluşmasını düzenleyen 708 inci maddeye eklenen bir fıkra ile, yeni oluşan ve Devlete ait olan arazinin, kamusal bir sakınca bulunmayan hâllerde öncelikle arazisi kayba uğrayan veya bu araziyle bitişik olan arazi sahibine devredilebilmesine olanak sağlanmıştır. Üçüncü fıkra, yeni arazi oluşumunda toprak parçalarının kendi arazisinden koptuğunu kanıtlayan kişiye, bunu öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her durumda bu arazi oluşumunun gerçekleşmesinden itibaren on yıl içinde geri alabilme olanağını vermektedir.

710 uncu madde İsviçre Medenî Kanununun 660 a maddesinden alınan yeni bir maddedir. Ülkemizde sık sık karşılaşılan heyelân (akı) olayları göz önünde tutularak bu hükmün bizde de büyük bir ihtiyacı karşılayacağı kabul edilmiştir. Bu hükümle, arazi kaymasının sınır değişikliğine yol açmayacağı ilkesinin, yetkili makamlar tarafından heyelân bölgesi olduğu belirlenen yörelerde uygulanmayacağı kabul edilmiştir. Üçüncü fıkra ile bir yörenin heyelân yöresi olduğu hususunun o taşınmazın kayıtlı bulunduğu tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi zorunluluğu getirilmiş ve böylece tapuya güven ilkesi korunmak istenmiştir.

Yeni 711 inci madde ile bir sınırın arazi kayması sebebiyle artık gerçeği yansıtmaması durumunda, ilgili taşınmazın maliklerinin sınırın yeniden belirlenmesini isteyebilecekleri hükme bağlanmıştır.

Yürürlükteki 638 inci maddede geçen “nizasız” deyimi, bu maddeyi karşılayan 712 nci maddede “davasız” şeklinde ifade edilmiştir. Bu suretle taraflar arasında her türlü niza değil, ancak dava şeklindeki nizaların kazanmayı engelleyeceği vurgulanmıştır. Dava dışı nizalar mülkiyeti kazanacak kişinin iyiniyetini ortadan kaldırmayacaktır.

Yürürlükteki Kanunun “Fevkalâde müruruzaman” başlığını taşıyan  639 uncu  maddesi, Tasarının  bu  maddeyi karşılayan 713 üncü maddesinde kısmen hüküm değişikliği yapılmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Birinci fıkrada belirtilen yolla kazanmanın taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerinde de olabileceği kabul edilmiştir. Doktrinde kazanmanın taşınmazın bir parçası üzerinde de olabileceği savunularak yürürlükteki madde eleştirilmektedir. Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, tescil davasında sadece Hazine ve ilgili kamu tüzel kişilerinin değil, varsa tapuda malik görünen kişinin mirasçılarının da davalı (hasım) gösterilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Üç kez gazeteyle ilân koşulu, bir kez ilân şeklinde değiştirilmiş, buna karşılık gazete dışında uygun araçlarla ilânda üç kez ilân koşulu değiştirilmemiştir. Beşinci fıkrayla doktrinde ve uygulamada uzun süredir tartışmalı olan bir konu açıklığa kavuşturulmuştur. Gerçekten, mülkiyet hakkının hangi anda kazanılmış olacağı sorusunu cevaplayan bu yeni hükme göre, mülkiyet birinci fıkrada öngörülmüş olan bütün şartların gerçekleştiği anda kazanılmış olacak, yani hâkimin vereceği tescil kararı geriye dönük (makable şamil) sonuç doğuracaktır. Yedinci fıkrası, ilgili taşınmazın “uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisinin eklenmesi” koşulunu getirmektedir.

714 üncü maddede yapılan değişiklikle, sürelerle ilgili olarak Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümlerinin kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmiştir.

İkinci ayırımın başlığı yürürlükteki Kanunda “Gayrimenkul Mülkiyetinin Hükümleri” şeklindedir. Bu başlık Tasarıda ayırımın içeriğine ve kaynak Kanuna uygun olarak “Taşınmaz Mülkiyetin İçeriği ve Kısıtlamaları” şeklinde değiştirilmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 650 nci maddesini karşılayan 724 üncü maddede yapılan değişiklikle malzeme sahibine yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının verilebileceği  kabul edilmiş, böylece uygulamada kısmî devrin mümkün olup olmayacağı konusundaki tereddüt ortadan kaldırılmıştır.

725 inci maddede yapılan değişiklikle, bir irtifak hakkına dayanarak yapılan taşkın yapılar ile böyle bir irtifaka dayanmadan yapılanlar ayrı fıkralarda düzenlenerek konuya açıklık getirilmiştir.

Taşınmaz malikinin sorumluluğunu düzenleyen 730 uncu maddeye eklenen yeni bir fıkra ile, iki koşulun bir arada bulunması hâlinde, taşınmaz malikinin taşkınlıklardan doğan sorumluluğunda çatışan yararların denkleştirilmesine olanak sağlanmıştır. Aranan koşullardan birincisi taşkınlığın “yerel âdete uygun olması”, ikincisi bu taşkınlığın “kaçınılmaz olması”dır. Böylece bu maddede mevcut olan bir boşluk doldurulmuştur.

Önalım (şufa) hakkının düzenlediği maddeleri karşılayan İsviçre Medenî Kanununun 681 ilâ 683 üncü maddelerinde Ocak 1965’de yürürlüğe giren Kanunla esaslı ve önemli değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikler göz önünde tutulmak suretiyle Tasarının bu kısmında gerekli değişikliklere yer verilmiş, bu amaçla iki yeni madde (733 ve 734) kaleme alınmıştır.

732 nci maddede, paylı mülkiyette herhangi bir paydaşın kendi payını ister tamamen,  ister kısmen bir başkasına satması hâlinde, diğer paydaşların önalım haklarını kulanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Böylece önalım hakkının, üçüncü kişiye payın tamamen veya kısmen satılması hâlinde de kullanılabileceği kanuna konulmuştur.

Yeni 733 üncü maddenin birinci fıkrasında, önalım hakkının paylı mülkiyetteki payın cebri icrayla satışında kullanılmayacağı belirtilmiştir. İkinci fıkrada, önalım hakkından feragatın resmî şekilde yapılması ve tapuya şerh verilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Buna karşılık, böyle bir haktan feragatı içermeyen, sadece belirli bir satışta önalım hakkını kullanmaktan vazgeçmenin yazılı şekilde yapılabileceği, bu vazgeçmenin satıştan önce veya sonra verilebileceği kabul edilmiştir. Üçüncü fıkra, satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesini, dördüncü fıkra ise önalım hakkının satışın hak sahibine bildirildiği tarihten itibaren bir ay ve her hâlde satıştan itibaren beş yıl geçmekle düşeceğini hükme bağlamaktadır. Bu son fıkrada yürürlükteki maddede öngörülen on yıllık süre oldukça uzun görülerek beş yıla indirilmiştir.

Yürürlükteki Kanunda karşılığı olmayan yeni 734 üncü maddeyle, önalım hakkının dava açılması suretiyle kullanılması esası getirilmiştir. Yürürlükteki hükümler uyarınca önalım hakkının dava dışı bir beyanla (açıklamayla) kullanılabilmesi mümkündür. Ancak buna karşın sonuçta bu beyan ile istenilen sonucun elde edilebilmesi bir dava açılmasını gerektirmektedir. Bu sebeple bu durum bir kanun hükmü hâline getirilmiştir. Maddenin ikinci fıkrası, önalım bedelinin  depo edilmesi konusunda uygulamada kabul edilen esası, kanun hükmü hâline getirmektedir.

748 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, yürürlükteki Kanunda mevcut değildir. Bu fıkralarda zorunlu geçit dışında kalan geçici nitelikteki geçitler ile kırsal alanlarda ihtiyaç duyulan diğer geçitlerin özel kanunla düzenleneceği, özel kanun hükmü yoksa yerel âdetin uygulanacağı belirtilmiştir. Yürürlükteki Kanunun 672 nci maddesini karşılayan, fakat yeniden kaleme alınan üçüncü fıkra ile, doğrudan doğruya kanundan kaynaklanan geçit haklarının tescilsiz olarak doğduğu kabul edilmiş, bunlar arasında sürekli nitelikte olanların ise tapu kütüğünün beyanlar sütununda gösterilmesi öngörülmüştür.

Tasarının 754 üncü maddesinin karşılığı yürürlükteki Kanunda mevcut değildir. Medenî Kanunun İsviçre’den alınması sırasında bir unutkanlık eseri olarak alınmadığı kabul edilen kaynak Kanunun  702 nci maddesi göz önünde tutularak bu yeni madde kaleme alınmıştır. Bu maddede sayılan kısıtlamaların özel kanun kurallarına tâbi olduğu vurgulanmıştır. Nitekim eski eserlere ilişkin olmak üzere bazı kanunlarımız mevcuttur.

Tasarının 760 ıncı maddesini karşılayan bir hüküm yürürlükteki Kanunda mevcut değildir. Madde 1984 tarihli Öntasarıdaki düzenleme de göz önünde tutularak kaleme alınmıştır. Maddede özel mülkiyete tâbi  arazide bulunan kaynak, kuyu veya derelerden komşuların ve diğerlerinin yararlanmalarının özel kanun hükümlerine tâbi olduğu, özel kanun hükmü yoksa yerel âdetin uygulanacağı belirtilmektedir.

c) Taşınır Mülkiyeti Bölümü

767 nci maddenin konu başlığında kullanılan “ihraz” terimi aynen korunmuştur.

769 uncu maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 693 üncü maddenin kenar başlığında kullanılan “Lükata” teriminin eskiliği ve herkes tarafından kolaylıkla anlaşılamayacak olması sebebiyle arılaştırılarak “Bulunmuş eşya” şekline dönüştürülmüştür. Yürürlükteki maddede geçen “zabıta memurları”  yerine    “kolluk    kuvvetleri” deyimi kullanıldığı gibi, bildirimin köylerde “muhtara” da yapılabileceği birinci fıkrada düzenlenmiştir. İkinci fıkrada, bulunan şeyin önemli ölçüde değerli olması hâlinde, bildirme kanunî bir zorunluluk durumuna getirilmiştir. Yürürlükteki maddenin üçüncü fıkrasında öngörülmüş olan “bir liralık” değer yerine konulacak miktar ölçüsünün her zaman sübjektif olabileceği ve zaman içinde değersiz hâle gelebileceği düşünülerek miktar belirtme yerine, “önemli ölçüde değerli olma” ölçüsü getirilmiştir.

773 üncü maddede, bilimsel değeri olan eşya Ülkemizde bu alanda çıkarılan, örneğin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gibi, özel kanunlarla korunduğundan, özel hükümlere yollama yapılmıştır.

2) SINIRLI AYNÎ HAKLAR KISMI

Bu kısım “İrtifak Hakları ve Taşınmaz Yükü”, “Taşınmaz Rehni” ve “Taşınır Rehni” başlıklarını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.

a) İrtifak Hakları ve Taşınmaz Yükü Bölümü

Bu bölüm “Taşınmaz Lehine İrtifak Hak”, “İntifa Hakkı ve Diğer İrtifak Hakları” ile “Taşınmaz Yükü” ayırımlarından oluşmaktadır.

Birinci ayırımda 790 ıncı maddenin birinci fıkrasında, kaynak Kanun göz önünde tutulmak suretiyle, irtifak hakkının kullanılması için gerekli tesislerin bakımının kime ait olacağı düzenlenmiştir.

İkinci ayırımda yer alan ve intifa hakkının sona ermesini düzenleyen 796 ncı madde, Tasarıda kanunî intifa hakkına yer verilmediği göz önünde tutularak yeniden yazılmış ve yürürlükteki 720 nci maddenin son fıkrası aynı gerekçeyle bu maddeye alınmamıştır.

814 üncü maddenin kenar başlığı içeriğine uygun hâle getirilmek amacıyla “Bir mamelekin borçlarının faizi” yerine “Malvarlığı intifaında borçların faizi” şeklinde ifade edilmiştir.

Ormanlar üzerindeki intifa hakkının düzenlendiği ve yürürlükteki Kanunun 742 nci maddesini karşılayan 818 inci  maddede intifa hakkı sahibinin ormandan yararlanabilmesinin ancak özel kanun hükümlerine uygun bir işletme plânı çerçevesinde mümkün olabileceği esası vurgulanmıştır.

Üçüncü ayırımda düzenlenen “Taşınmaz Yükü”ne ilişkin maddelerde hüküm değişikliği yapılmamıştır.

b) Taşınmaz Rehni Bölümü

Bu bölüm, “Genel Hükümler”, “İpotek”, “İpotekli Borç Senedi ve İrat Senedi” ile “Taşınmaz Rehni ile Güvence Altına Alınan Ödünç Senetleri” başlıklarını taşıyan dört ayırımdan oluşmaktadır.

Birinci ayırımda 857 nci maddeye yeni bir fıkra eklenmiş ve bu yeni hükümle, bir veya bir kaç pay üzerine rehin kurulduktan sonra, o taşınmazın tümü üzerinde rehin kurulması yasaklanmıştır.

İkinci ayırımda düzenlenen “İpotek” konusunda, üçüncü ayırımda düzenlenen “İpotekli Borç Senedi ve İrat Senedi” konusunda yürürlükteki Kanunun hükümleri esas alınmış, kaynak Kanunun hükümleri dikkate alınarak bazı düzeltme ve değişikliklere yer verilmiştir.

Dördüncü ayırımın başlığı “Taşınmaz Rehni ile Güvence Altına Alınan Ödünç Senetleri” şeklinde kaleme alınmıştır. Yürürlükteki başlık ise “Gayrimenkul Karşılık Gösterilerek Senet İhracı”dır.

c) Taşınır Rehni Bölümü

Bu bölüm, “Teslime Bağlı Rehin ve Hapis Hakkı”, “Alacaklar ve Diğer Haklar Üzerinde Rehin”, “Rehin Karşılığında Ödünç Verme İşi ile Uğraşanlar” ve “Rehinli Tahvil” ayırımlarından oluşmaktadır.

Bu ayırımlarda yürürlükteki Kanunun hükümleri esas alınmış,  kaynak İsviçre Medenî Kanununun ilgili hükümleri göz önünde bulundurularak bazı değiştirme ve düzeltmeler yapılmıştır.

3) ZİLYETLİK VE TAPU SİCİLİ KISMI

Bu kısım biri “Zilyetlik”, diğeri “Tapu Sicili” olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır.

a) Zilyetlik Bölümü

Yürürlükteki Kanunda ve İsviçre Medenî Kanununda karşılığı olmayan yeni 975 inci madde ile, “dolaylı ve dolaysız zilyetlik” tanımları yapılmaktadır.

Gasp ve saldırıdan doğan dava hakkının, zilyedin fiili ve failini öğrendiği tarihten itibaren iki ay geçmekle düşeceği, yürürlükteki Kanundan farklı olarak 984 üncü maddede düzenlenmiştir.

Yürürlükteki Kanunun 901 inci maddesini karşılayan 988 inci maddenin kenar başlığında “istihkak davası” terimi yerine “taşınır davası” terimine yer verilmiştir. Zaten bu davaya doktrinde “menkul davası” adı verilmektedir.

Bu bölümde yer alan maddelerde değişiklik yapılmamıştır.

b) Tapu Sicili Bölümü

Yürürlükteki Kanunun 910 uncu maddesini karşılayan 997 nci maddenin yeni ikinci fıkrası, tapu sicilinin unsurlarını düzenlemektedir. Bu unsurlar arasında kat mülkiyeti kütüğü de yer almaktadır.

Tapu siciline taşınmaz olarak kaydedilecek taşınmazların belirtildiği 998 inci maddede esaslı değişiklik yapılmıştır. Bir defa, madenler madde metnine alınmamıştır. Zira madenler 3213 sayılı Maden Kanunu ile özel mülkiyet konusu olmaktan çıkarılmıştır. Buna karşılık maddeye “kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümler” alınmıştır. Üçüncü fıkrada, bağımsız ve sürekli hakların taşınmaz olarak kaydedilmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması koşulu getirilmiştir.

1000 inci maddenin konu ve kenar başlığı “3. Sicilin unsurları” “a.Tapu kütüğü” şeklinde kaleme alınmış, birinci fıkrada yürürlükteki Kanunda yer verilmeyen, tapu sicili sisteminin temelini oluşturan ve taşınmaza sayfa açılması ilkesini belirleyen hükme yer verilmiştir. Maddede ayrıca kütüğün her sayfasındaki özel sütunlara nelerin tescil edileceği belirtilmiştir.

Yürürlükteki Kanunda karşılığı olmayan yeni 1001 inci maddede “kat mülkiyeti kütüğü”ne yazılacaklar düzenlenmiştir.

Yürürlükteki Kanunda karşılığı bulunmayan yeni 1002 ve 1003 üncü maddelerde yevmiye defteri ve belgeler ile plân düzenlenmektedir.

Yürürlükteki Kanunun 919 uncu maddesini karşılayan 1009 uncu maddede şerh verilebilecek haklar arasına “taşınmaz satış vaadi sözleşmesi” ile “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi” de eklenmiştir.

1010 uncu maddenin (1) numaralı bendinde, yürürlükteki Kanunun bu maddeyi karşılayan 920 nci maddesindeki “icraî iddia zımnında müttehaz resmî kararlar” deyimi yerine “çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları” ifadesine yer verilmiştir.

Son üç maddede 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin yürürlükten kaldırıldığı, yeni kanunun yürürlük tarihi ve kanunu yürütecek makam belirtilmiştir.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği

0

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), 2006 yılında kurulmuştur. Dernek, yayın ve etkinliklerin yanı sıra kapatılma/hapishaneler alanında çalışanlara kaynak sunmayı hedeflemektedir. Hapishane Çalışmaları Kütüphanesi, bu alanda çalışacak olanlara önemli bir zemin oluşturmuştur. Derneğin 0 216 450 50 04 numaralı Hapishane Danışma Hattı bulunmaktadır.

Kuruluş Amacı

Dernek, insan hakları ihlalleri anlamında en riskli mekânlardan biri olan hapishanelerde, mahpusların hak ve özgürlüklerini korumak; haklar, koşullar ve uygulamalar bağlamında hapishanelerin uluslararası insan hakları standartlarına ve insan onuruna uygun hale getirilmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur.

Derneğin Politika Belgeleri 

CISST, kuruluş amaçları ve faaliyet alanları ile ilgili çok sayıda politika belgesi oluşturmuştur.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği-CİSST

Yürütmekte olduğu projeler kapsamında, amaçlarına ulaşabilmek için raporlar, broşürler, kitaplar, el kitapları gibi yayınlar yapmakta ve toplantı, seminer, konferans tarzı etkinlikler düzenlemektedir.

Derneğin mahpus yakınlarının yetkili kamu kurumlarına erişimini kolaylaştırmak üzere hazırladığı Başvuru Rehberi çalışması bulunmaktadır.

Türkiye Hapishaneler Enformasyon Ağı” adını taşıyan ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu  ve Açık Toplum Vakfı tarafından desteklenen projeleri bulunmaktadır.

Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi – (Turkey’s Center for Prison Studies – TCPS)

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) ve hapishaneler üzerine tez yazmakta olan master ve doktora öğrencilerinin 2012 yılında bir araya gelmesiyle oluşturmuş olduğu Hapishaneler Çalışma Grubu’nun birikim ve deneyimleri ışığında kurulmuştur. Türkiye Hapishane Çalışmaları Merkezi (Turkey’s Center for Prison Studies – TCPS) hapishaneleri akademinin araştırma alanlarından biri haline getirmek ve üreteceği, üretimini destekleyeceği yayınlar, raporlar, araştırmalar aracılığıyla üçüncü sayfa haberlerinin ötesinde gündeme getirebilmek iddiasını taşımaktadır.

Dernek; Hapiste Engelli, Yabancı, LGBTİ Olmak, Türkiye Hapishaneler Enformasyon Ağı, Hapiste Sağlık, Hapishaneler, Sivil Toplum ve Üniversitelerin Rolü Projesi, Mahpus Hakları El Kitabı, Özel İhtiyaçları Olan Mahpuslar Projesi, Eğitim Hakkı Önündeki Engellerin Kaldırılması, Onarıcı Adalet Seminerleri ve F Tipi, Sorunlar ve Çözüm Önerileri benzeri projeler yürütmüştür.

Derneğin Amaçları

    • Mahpusların haklarının ve özgürlüklerinin korunması, bu hak ve özgürlüklerin insan onuruyla ve evrensel değerlerle bağdaşır duruma gelebilmesinin sağlanması;
    • Türkiye’de hapishanelerin şartlarının uluslararası insan hakları standartlarına ve insan onuruna olabildiğince uygun olması için yerel ve uluslararası sivil toplumun katkısının mobilize edilmesi;
    • Hapishanelerin şeffaflaştırılması, sivil toplumla bağlarının güçlendirilmesi;
    • LGBTİ, engelli, yaşlı, yabancı uyruklu, kadın, çocuk, ağırlaştırılmış müebbet, hasta, Roman, işçi, öğrenci gibi “dezavantajlı”, “hassas” veya “kırılgan” olarak da adlandırılan “özel ihtiyaçları olan” mahpus gruplarına ilişkin farkındalığın arttırılmasının yanı sıra bu mahpus gruplarının haklarının korunması ve ihtiyaçlarının karşılanması için özel çalışmalar yürütülmesi;
    • Ceza infaz sistemi üzerine akademik veya profesyonel faaliyet gösterecek/gösteren kişilerin deneyimlerini arttırmak için yerel ve uluslararası gönüllülerle birlikte çalışılması;
    • Yazılı ve görsel medya ile sosyal medyanın ve internetin etkin kullanımı yoluyla hapishaneler konusunda farkındalık ve hassasiyet yaratılması;
    • Hapishanelere ilişkin uluslararası standartları içeren belge ve kaynakların Türkçeye çevrilerek basılmasının sağlanması ve bu yolla hapishaneler alanında çalışan kişi, kurum ve kuruluşlara kaynak yaratılması;
    • Mağdurların da durumunu dikkate alarak hapsetmeye alternatif, onarıcı, sosyal entegrasyonu teşvik eden yaptırımların uygulanmasına katkıda bulunulması, suçu önleyici çalışmaların yaygınlaştırılması ve bu sayede hapishanelerin kullanımının azaltılabilmesi için destek olunmasıdır.

Derneğin İlkeleri

    • Tüm çalışmalarında insan haklarını ve insan onurunu temel alır ve hak temelli mücadeleye katkıda bulunmayı hedefler.
    • Her türlü şiddeti ve ayrımcılığı reddeder.
    • İnsan haklarının bütüncül olduğunu savunur ve haklar arasında hiyerarşi kurmaz.
    • Ceza infaz sistemi ile ilgili sorunların toplumun sorunları olduğunu kabul eder ve toplumun bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerektiğine inanır.
    • Tarafsız ve kapsayıcıdır. Gerek çalışmalarındaki partnerlerini belirlerken ve mahpus gruplarıyla ilgilenirken gerekse de çalışmaları esnasında taraf gözetmez.
    • Mahpusların sadece “suçlu” olarak kodlanmasını ve nesneleştirilmesini reddeder ve onları hak özneleri olarak görür.
    • Şeffaftır. Çalışmalarını raporlar ve çıktılar aracılığıyla kamuoyuyla paylaşır.
    • Enternasyonalisttir. Uluslararası çalışmalar gerçekleştirilmesi gerektiğine inanır ve uluslararası çalışmalar yürütür, bu çalışmaları destekler.
    • Kolektiviteye ve demokrasiye inanır. Çalışmaların ekip içerisinde demokratik ve şeffaf olarak yürütülmesini destekler.
    • Zarar vermeme ve gizlilik açısından sorumluluk ilkelerini benimser. Yaptığı çalışmaların mahpuslara olumsuz geri dönüşleri olmamasına dikkat eder. Bulgulara ilişkin raporlarını kamuoyuyla paylaşırken mahpusların özel hayatlarını deşifre etmez.
    • Bağımsızdır. Devlet veya fon veren herhangi bir kuruluşla bağımsızlığını zedeleyecek bir ilişki geliştirmez. Çalışmalarını destekleyen kuruluşların çalışmaların içeriğine ve çıktılarına müdahalesini reddeder.
Derneğin Adresi ve İletişim Bilgileri

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST)
Caferağa Mahallesi, General Asım Gündüz Caddesi, 34710, No 68/9
Kadıköy/ İstanbul / Türkiye

Telefon: +90 216 450 50 05
Faks: +90 216 519 45 05
info@cisst.org.tr

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun

0
calendar sheet May 2017, Saturday and Sunday the weekend of the red color, vector easy to edit

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun, 5837 kanun numarası ile 9 Ağustos 1951 tarihinde mecliste kabul edilmiş, 15 Ağustos 1951’de resmi gazetede yayınlanarak 1 Mart 1952 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun öncesinde çıkan bir gazete haberi

Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kabul edilen ve Türkiye tarafından onaylanan sözleşmeler çerçevesine kabul edilen kanun, İşçi Hakları alanında tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Kanun gereğince, işçilerin hafta sonu tatil günlerinde çalışmaları halinde % 50daha fazla ücret almaları esası getirilmiştir. İşçilerine hafta tatili ve genel tatil günleri ücretini vaktinde ödemeyen veya ödememek için ücretlerde indirime giden işveren veya işveren vekillerine, ödemedikleri hafta tatili ve genel tatil günleri ücretleri miktarının iki katı ceza ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. Kanun ile, 21 Ocak 1924 tarihli Hafta Tatili Hakkında Kanun esaslı değişikliğe uğramıştır.

İşçilere Hafta Tatili ve Genel Tatil Günlerinde Ücret Ödenmesi Hakkında Kanun

Madde 1

İ ş Kanununu n uygulanmakta olduğu İşyerlerinde haftanın tatilden evvelki günlerinde devamlı olarak çalışmış olan işçilere çalışılmıyan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın yarım gündelik ücret ödenir.

Madde 2

Birinci maddedeki ücretli hafta tatilin e ha k kazanmak için iş müddetleri il e alâkalı nizamnamelerde kabul edilen günlük iş müddetlerine uygun olarak haftanın altı gününde muntazaman çalışmış olmak şarttır.

Şu kadar ki:

A ) Çalışılmadığı halde kanunen iş müddetinden sayılan zamanlarla günlük ücret ödenen veya ödenmiyen kanuni tatil günleri; evlenme halinde üç güne kadar; ana veya babanın, karı veya kocanın, kardeş veya çocukların ölümü halinde iki güne kadar verilmiş izin müddetleri ile işveren tarafından verilen diğer izinler filen çalışılmış günler gibi hesaba katılır.

B ) Mücbir ve İktisadi bir sebep olmada n işyerindeki çalışmanın haftanın bir veya bir kaç gününde işveren tarafından tatil edilmesi halinde, haftanın çalışılmıyan bu günleri ücretli hafta tatiline hak kazanmak için çalışılması gereken altı günün hesaplanmasında nazara alınır.

C ) Bir işyerinde işin bir haftadan fazla bir müddetle tatil edilmesini gerektiren mücbir sebepler hadis olduğu takdirde İş Kanununun 15inci maddesinin III numaralı bendi mucibince mücbir sebeplerden ötürü çalışılmıyan günler için işçilere ödenen yarım ücret hafta tatili günü için dahi ödenir.

Madde 3

İş Kanununa tabi olan işyerlerinde çalışan İşçilere, 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Kanunu ile bu kanuna ek 3466 sayılı kanunda yazılı bulunan genel tatil günlerinde çalışmadıkları takdirde bir iş karşılığı olmaksızın o güne ait ücretleri yarım olarak, tatil yapmıyarak çalıştıkları takdirde ise çalıştıkları bu günlere ait ücretleri % 50 fazlasiyle ödenir.

Madde 4

Devletin idare ve murakabesi altında bulunan veya Devlet nam ve hesabına işleyipte Millî Savunma ile alâkadar olan müesseselerde Hafta Tatili Kanununun 7nci maddesine göre yılda 15 hafta müddetle hafta tatilinden istisna edilen işçiler de çalıştıkları hafta tatili günü için % 50 nispetinde fazla ücret alırlar.

Madde 5

Hafta Tatili Kanununu n 4, 5 v e 6nci maddeleri gereğince hafta tatili günü çalışan işçilere de hafta arasında verilecek tatil günü için yarım gündelik ücretleri bir iş karşılığı olmaksızın ödenir.

Madde 6

İş kazalariyle meslek hastalıkları ve hastalık ve analık sigortaları kanunları hükümlerine göre İşçi Sigortaları Kurumunca ödenek verilmekte olan sigortalı işçilere, i ş göremezlik süresine dâhil olan hafta tatili günlerine ait ödenekleri aynı ölçülere göre kurum tarafından verilir.

Madde 7

Saat veya parça hesabiyle veya götürü olarak çalışılan işlerde hafta tatili günü için ödenecek ücret, o haftanın altı gününe tekabül edecek ücret yekûnunun on ikide biridir. Hafta, on beş gün veya ay hesabiyle ücret alarak çalışan işçilere hafta tatilleri için ödenecek ücret beher çalışma gününe tekabül eden ücretin yarısıdır.

Madde 8

Aylık ücret alan işçilere hafta tatili günü çalıştıkları takdirde tatil günlerine alt ücretleri ayrıca verilir.

Madde 9

Fazla mesai karşılığı olarak alman ücretler ve primlerle işyerinin asil işçisi olarak normal çalışma saatleri dışında hazırlama, tamamlama, temizleme işlerinde çalışan işçilerin bu işlerden dolayı aldıkları ücretler hafta tatili için verilen ücretlerin hesabında nazara alınmaz.

Madde 10

394 sayılı Hafta Tatili Kanununun 3 üncü maddesiyle adı geçen kanunun şümul sahası dışında bırakılmış olan işlerde çalışanlara bu kanun uygulanmaz. .

Madde 11

İş mukavelelerine bu kanuna aykırı olarak konulacak hükümler bâtıldır.

Madde 12

Bu kanunla işçilere bir hak olarak tanınan hafta tatili ve genel tatil günleri ücretini tamamen veya kısmen ödememek gayesiyle işçilere ödenmekte olan ücretler üzerinde bir indirme yapılamaz.

Bu kanunun hiç bir hükmü, işçilere hafta tatili ve genel tatillerde ücret verilmesi hakkında daha elverişli hak ve menfaatler sağlıyan kanun, mukavele, teamül veya âdetlerden doğan müktesep haklara halel getirmez .

Madde 13

Bu kanun hükümlerine uygun olarak işçilerine hafta tatili ve genel tatil günleri ücretini vaktinde ödemiyen veya ödememek maksadiyle ücretlerde indirme yapan işveren veya işveren vekilleri, ödemedikleri hafta tatili ve genel tatil günleri ücretleri yekûnunun iki misli miktarında ağır para cezasına çarptırılırlar. Bu maddenin tatbiki ile ilgili dâvalar a sulh ceza mahkemelerince bakılır.

Madde 14

Bu kanun 1 Mart 1952 tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 15

Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

10/8/1951

Soyadı Kanunu

1
Oy Verme Düzeni, Süresi, Oy Verme Sırası ve Kimlik Tespiti, 298 Sayılı Seçim Yasası ile belirlenmiş, 135 sayılı Genelge ile detaylıca izah edilmiştir.

Soyadı Kanunu, 21 Haziran 1934 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiştir.

Soyadı Kanunu Cumhuriyet Devrimlerinin önemli bir parçasıdır. Çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her vatandaşın öz adından başka bir de soyadı taşıması zorunlu kılınmıştır. Kanuna göre soyadları Türkçe olacak, rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak kullanılmayacaktır.

Mustafa Kemal’e Atatürk soyasının verilmesi hakkında gazete haberi

Soyadı kanununun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 yılında 2258 Sayılı Kanunla, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk soyadını vermiştir. Atatürk soyadının başkaları tarafından kullanılması yasaklanmıştır.

26 Kasım 1934 tarihinde kabul edilen diğer bir kanunla; “Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Paşa” gibi, eski toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırılmıştır. Aynı kanunla yurt savunmasında, Milli Mücadelede gösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da yasaklanmıştır.

Soyadı Kanunu

Kanun Numarası : 2525
Kabul Tarihi : 21/6/1934
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 2/7/1934 Sayı : 2741
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 15 Sayfa : 506

Madde 1 – Her Türk öz adından başka soy adını da taşımağa mecburdur.

Madde 2 – Söyleyişte, yazışta, imzada öz ad önde, soy adı sonda kullanılır.

Madde 3 – Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi edeplere uygun olmıyan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz.

Madde 4 – Soy adı seçme vazifesi ve hakkı evlilik birliğinin reisi olan kocaya aittir.

(İptal birinci cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 8/12/2011 tarihli ve E.: 2010/119, K.: 2011/165 sayılı Kararı ile.) Koca ölmüş ve karısı evlenmemiş olursa veyahut koca akıl hastalığı ve akıl zaifliği sebebiyle vesayet altında bulunuyor ve evlilik de devam ediyorsa bu hak ve vazife karınındır. Kocanın vefatiyle karı evlenmiş veya koca evvelki fıkrada zikredilen sebeplerle vesayet altına alınmış ve evlilik de zeval bulmuş ise bu hak ve vazife çocuğun baba cihetinden olan kan hısımlarından en yakın erkeğe ve bunların en yaşlısına yok ise vasiye aittir.

Madde 5 – Mümeyyiz olan reşit soy adını seçmekte serbesttir. Akıl hastalığı ve akıl zaifliği dolayısiyle vesayet altına alınmış olan reşidin adını babası, yok ise anası, bu da yok ise vasisi seçer.

Madde 6 – En büyük mülkiye memurunun vereceği müzekkere üzerine Cumhuriyet Müddeiumumisi, 3 üncü maddedeki memnuiyete uygun olmıyarak soy adı kullananların bu adı değiştirmelerini ve tarihte ün almış olanlara ilişik anlatan adların, hilafını iddia ile, kullanılmamasını mahkemeden istiyebilir.
Kanunla taayyün eden unvanlar mahfuzdur.

Madde 7 – Bu kanunun neşri tarihinden itibaren iki yıl içinde gerek soy adı olmıyanlar ve gerekse soy adlarını değiştirmek istiyenler taşıyacakları adı Hükümetin tayin edeceği şekilde nüfus kütüklerine geçirilmek üzere bildirirler. Bu iş için verilecek her nevi evrak pul resminden muaftır.

Lakap ve Unvanların Kaldırılması Hakkında Kanun

Kanun No : 2590

Madde 1- Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hanımefendi, ve Hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. Erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adlarıyla anılırlar.

Madde 2- Sivil rütbe ve nişanlar ve madalyalar kaldırılmıştır ve bu nişan ve madalyaların kullanılması yasaktır. Harp madalyaları bundan müstesnadır. Türkler, yabancı devlet nişanları da taşıyamazlar.

Madde 3- Askeri rütbelerden adın başına gelmek üzere, kara ve havacılarda müşirlere mareşal, birinci ferik, ferik ve livalara general, denizcilerde, birinci ferik, ferik ve livalara amiral denir. General ve amirallerin derecelerini gösteren unvanlarla, deniz müşirleri unvanlarının ve diğer askeri rütbelerin karşılıkları Yüksek Askeri Şura kararı ve İcra Vekilleri Heyetinin tasdiki ile konulur.

Madde 4- Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 5- Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

İbrahim Hamdi Yasaman

0
Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman

Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman 02 Ocak 1947 tarihinde İstanbul’da doğmuş, 1968 yılında Galatasaray Lisesinden ve 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur.

Yasaman, 1973 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Kürsüsüne asistan olarak atanarak akademik kariyerine başlamıştır. “İsviçre ve Fransız Hukuklarında Yatırım Fonları ve Türk Hukukunda Uygulanma İmkanları” başlıklı tezi ile doktorasını tamamlayarak hukuk doktoru olmuş, 1982 yılında yardımcı doçent olarak göreve atanmıştır.

Anonim Ortaklıkların Birleşmesi” başlıklı tezi ile 1985 yılında doçent ve “Menkul Kıymetler Borsası Hukuku” tezi ile 1992 yılında profesör unvanını kazanmış, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 26 yıl akademisyen olarak görev yapmıştır.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki bilimsel çalışmalarının ardından 1998 yılında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne geçerek Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı olarak görev almış, 2004-2005 yılları arasında bu fakültede dekanlık görevini yürütmüştür.

Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmıştır.

İbrahim Hamdi Yasaman
Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman ve Sivil Toplum

Yasaman, Galatasaray Spor Kulübü Divan Kurulu Üyeliği ve Galatasaray Voleybol Takımında oyunculuk yapmış, AIG Pay Satışı ve Goldman Sachs Yapılandırma Komisyonu Üyeliği görevlerini üstlenmiştir. 2014 yılında Galatasaray Spor Kulübü yönetim kuruluna seçilmiş ve kulübün ikinci başkanlığını yürütmüştür.

Yasaman Hukuk Bürosu’nun kurucusu Mahmut Ekrem Yasaman, 1909 tarihinde doğmuş, 1931 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş, 24 yıl hakimlik yaptıktan sonra, emekliliğini takiben 1956 yılından 1981’de vefatına kadar İstanbul Barosuna bağlı olarak avukatlık mesleğini icra etmiştir.

Yasaman’ın babası Mahmut Ekrem Yasaman, Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine yaptığı ziyaret sırasında orada bulunan öğrenciler arasındadır.

Eserleri

Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman, şirketler hukuku, ticari işletme hukuku, kıymetli evrak hukuku, sermaye piyasası hukuku, banka hukuku ve fikri ve sınaî mülkiyet hukuku alanında birçok eser yayımlamış, bildiriler sunmuş, bilirkişi raporları ve hukuki mütalaalar hazırlamış, makaleler yazmıştır.

TİCARİ İŞLETME HUKUKU, İSVİÇRE BORÇLAR KANUNU’NUN İKTİBASININ 80. YILINDA İSVİÇRE BORÇLAR HUKUKU’NUN TÜRK TİCARET HUKUKU’NA ETKİLERİ, ŞİRKETLER HUKUKU ve SERMAYE PİYASASI HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları II, ŞİRKETLER HUKUKU ve SERMAYE PİYASASI HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları I, ANONİM ORTAKLIKLARIN BİRLEŞMESİ, ŞİRKETLER HUKUKU ve SERMAYE PİYASASI HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları II, BANKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları II, ŞİRKETLER HUKUKU ve SERMAYE PİYASASI HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları I, BANKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Mütalaalar, Bilirkişi Raporları I, MENKUL KIYMETLER BORSASI HUKUKU, İSVİÇRE ve FRANSIZ HUKUKUNDA YATIRIM FONLARI ve TÜRK HUKUKUNDA UYGULANMA İMKÂNLARIMARKA HUKUKU 556 Sayılı KHK Şerhi I – II , MARKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları IV, MARKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları III,  MARKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları II, MARKA HUKUKU ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları I, FİKRİ VE SINAÎ MÜLKİYET HUKUKU – Fikir ve Sanat Eserleri, Endüstriyel Tasarımlar, Patentler ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları II ve FİKRİ VE SINAÎ MÜLKİYET HUKUKU– Fikir ve Sanat Eserleri, Endüstriyel Tasarımlar, Patentler ile ilgili Makaleler, Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları isimli yayınlanmış eserleri bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler Faaliyetleri

1

Birleşmiş Milletler faaliyetleri, korkunç bir savaş sonrasında uluslararası ilişkileri istikrara kavuşturmaya yardım etmek ve barış için daha güvenli bir temel oluşturmak üzere kurgulanmıştır.

Nükleer savaş tehdidi ve hiç bitmeyecekmiş gibi gözüken bölgesel ihtilafların ortasında,barışı korumak Birleşmiş Milletler’in öncelikli konusu olmuştur ve BM Barış Gücü’nün faaliyetleri daha göz önünde olmuştur.

Fakat Birleşmiş Milletler sadece barışı koruyan bir kurumdan daha ötedir. Birleşmiş Milletler, ihtilafların çözüldüğü bir forumdur aynı zamanda. Çoğu zaman dikkati çekmeden, Birleşmiş Milletler ve kuruluşları dünyadaki insanların hayatlarını iyileştirecek çok çeşitli çalışmalarda bulunmaktadırlar.

Çocukların hayatta kalması ve gelişmeleri. Çevrenin korunması. İnsan hakları. Sağlık ve tıbbi araştırmalar. Yoksulluğun azaltılması ve ekonomik kalkınma. Tarımsal kalkınma ve balıkçılık. Eğitim. Kadınların toplumsal ilerlemesi. Acil durum ve afetlerde yardım. Hava ve deniz ulaşımı. Atom enerjisinin barışçıl kullanılması. Çalışanların hakları ve bu liste daha devam etmektedir.

Bu sayfada Birleşmiş Milletler ve kuruluşlarının Teşkilat’ın kurulduğu 1945 yılından bu yana başardıklarının örnekleri 70 madde halinde yer almaktadır.

peace-and-security(3)

 BARIŞ VE GÜVENLİK

1-BM Barış ve Güvenliği Sağlar 
Kuruluşundan bu yana geçen 70’i aşkın yılda, dünyanın sorunlu bölgelerine 69 barış gücü ve gözlemci heyeti gönderen Birleşmiş Milletler (BM), çoğu ülkenin savaştan kurtulmasını sağlamış, huzuru tesis etmiştir. Günümüzde 120 ülkeden yaklaşık 125,000 cesur kadın ve erkek tarafından başkalarının gidemediği veya gitmek istemediği bölgelerde 16 barış gücü harekâtı yürütülmektedir.

2-BM Uzlaşı Sağlar

Gerek BM arabuluculuğuyla gerekse BM’nin desteğiyle hareket eden üçüncü tarafların çabaları sonucu 1990’dan bu yana çoğu çatışma, sona erdirilmiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz; El Salvador, Guatemala, Namibya, Kamboçya, Mozambik, Afganistan, Sierra Leone, Burundi ve Sudan’daki kuzey-güney ihtilafı. Araştırmalar, 1990’lardan bu yana dünya genelinde çatışmalardaki yüzde 40’lık düşüşün arkasındaki en önemli faktör olarak BM’nin barışı sağlamak, korumak ve çatışmayı engellemek amacıyla yürüttüğü faaliyetleri göstermektedir. Birleşmiş Milletlerin başta önleyici diplomasi olmak üzere yürüttüğü çeşitli barış girişimleri birçok olası çatışmayı önlemiştir. Buna ek olarak, BM barış gücü görev bölgesinde çatışma sonrası durum değerlendirmesi yapmakta ve barışın inşasına yönelik önlemleri hayata geçirmektedir.

3-Barışın Bütün Unsurlarını Biraraya Getirir 

Birleşmiş Milletler Barışı İnşa Etme Komisyonu ihtilaf durumundan çıkan ülkelerdeki barış çabalarını destekler. Uluslararası donörler, finans kuruluşları, hükümetler ve barış gücü askeri sağlayan ülkeleri bir araya getirerek kaynakların düzenlenmesine yardımcı olur, barışın inşa edilmesi ve ihtilaftan çıkan ülkenin iyileşmesi için yapılabilecekleri önerir. Birleşmiş Milletler Barışı İnşa Etme Fonu 22 ülkede 222 projeyi hızlı ve esnek fonlar sağlayarak desteklemektedir.

4-BM Nükleer Silahlanmayı Engeller
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) 50 yıldır dünyanın nükleer denetçisi olarak görev yapmaktadır. UAEK uzmanları kontrol altındaki nükleer maddelerin sadece barışçıl amaçlar doğrultusunda kullanılmasını sağlamak için çalışmaktadır. Günümüzde, kurumun 180’den fazla ülke ile güvenlik tedbirleri antlaşması bulunmaktadır.

5- BM Dünyanın Kara Mayınlarından Arındırılması için Çalışır 
Birleşmiş Milletler, Afganistan, Kolombiya,Kongo Demoratik Cumhuriyeti, Libya ve Sudan’ın da aralarında olduğu yaklaşık 30 ülke veya bölgede mayın temizleme çabalarını sürdürmektedir. Kara mayınları her yıl binlerce sivili öldürmekte ya da sakatlamaktadır. BM insanlara tehlikeden nasıl uzak duracaklarını öğretir, mayın kurbanlarının kendi kendilerine yeterli hale gelmelerine yardımcı olur, ülkelerin stoklarındaki kara mayınlarının imhası konusunda destek sağlar ve kara mayınları ile ilgili antlaşmalara uluslararası tam katılımı destekler.

6- BM Silahsızlanmayı Destekler

Birleşmiş Milletler’e göre küresel olarak silahsızlanma ve silah kısıtlaması barış ve güvenlik için şarttır. Nükleer silahları azaltmak ve nihayetinde yok etmek, kimyasal silahları yok etmek, biyolojik silahların yasaklanmasını sağlamak ve kara mayınları, küçük ve hafif silahların yaygın kullanımını durdurmak için çalışır.  BM Anlaşmaları silahsızlanma çabalarının temelini oluşturur. Kimyasal Silah Konvansiyonu 190, Mayınların Yasaklanması Konvansiyonu 162 ve Silah Ticareti Konvansiyonu 69 ülke tarafından onaylanmıştır.  Yerel düzeyde de BM Barış Gücü misyonları savaşan taraflar arasında silahsızlanma anlaşmalarının imzalanması için çaba gösterir. Bu tür çalışmalar El Salvador, Sierra Leone, Liberya gibi ülkelerde muharebe kuvvetlerinin dağılmasına ve barış anlaşmaları uyarınca silahlarını yok etmelerini sağlamıştır.

7- BM Terörizmle Mücadele Eder 

Üye devletler terörle mücadele çabalarını BM aracılığıyla koordine eder. BM, 2006’da bütün devletlerin terörle mücadelede kapsamında birleştiği ortak yaklaşım olan küresel terörle mücadele stratejisinin kabulüyle birlikte, teröre karşı uluslararası işbirliğini teşvik etmekte ve gerektiğinde yardımda bulunarak ülkelerin bu ortak stratejiyi uygulamaya koymasına destek olmaktadır. BM terörle mücadelede ayrıca yasal çerçeveyi de yürürlüğe koymuştur. BM’nin desteğiyle, rehin alma, hava korsanlığı, bombalı terörist saldırılar, bunlara mali destek sağlanması ve en güncel olarak nükleer terörizm konularını içeren 14 küresel yasal konu müzakere edilmektedir.

8- Soykırımları Önler

Soykırımla mücadele etmeyi amaçlayan ilk anlaşmayı Birleşmiş Milletler gündeme getirmiştir. 1948 Soykırım Konvansiyonu 146 ülke tarafından onaylanmış, konvansiyonu onaylayan ülkeler savaşta ve barışta soykırım eylemlerini önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt etmişlerdir.  Yugoslayva ve Ruanda BM Uluslararası Ceza Mahkemeleri ve BM tarafından Kamboçya’da desteklenen mahkemeler soykırım faili olabilecekleri bu çeşit suçların asla tolere edilmeyeceği konusunda uyarırlar. Birleşmiş Milletler’in Holokost programı gelecekte başka soykırım olayları yaşanmaması için Yahudi Soykırımından alınan dersleri Dünya ile paylaşır. BM Genel Sekreter’inin Soykırımın Önlenmesi Özel Danışmanı tehlikeli olabilecek durumları izler ve gerekli durumları Genel Sekreter ve Güvenlik Konseyi’nin dikkatine sunarak, ne yapıması gerektiği konusunda tavsiyede bulunur.

9- İhtilaflar Sırasında Cinsel Şiddet ile Mücadele Eder

Tecavüz artarak bir savaş silahı olarak kullanılıyor. Sierra Leone iç savaşı sırasında (1991-2002) 60 bin, eski Yugoslavya’da 1992-1995 yılları arasında 60 bin, 1994 yılında yaşanan Ruanda Soykırımında 250 bin, 1989-2003 yılları arasında Libarya’da 40 bin ve 1998 yılından bu yana Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde en az 200 bin kadına tecavüz edildi. Cinsel şiddete Afganistan’dan Irak’a, Somali’den Suriye’ye yaşanan ihtilaflarda rastlanıyor. Genel Sekreterin İhtilaflarda Cinsel Şiddet Özel Temsilcisi savaş zamanında meydana gelen tecavüz vakalarının cezalandırılması, faillerin cezasız kalmasının önüne geçilmesi için ülkeleri yasalar geliştirmeleri  ve uygulamaları için destekliyor, aynı zamanda tecavüz kurbanlarının yeniden hayatlarını kurabilmeleri için programlar geliştiriyor. Polis memurları, savcılar ve hakimler için böylesi suçlar karşısında daha donanımlı olmaları için eğitimler düzenliyor ve savaş zamanı tecavüz iddialarının araştırılması için uzmanlaşmış kadın polis memurları birimlerinin oluşturulmasını destekliyor.

economic-developmentEKONOMİK KALKINMA

10BM Kalkınmayı Destekler 

Birleşmiş Milletlerin, dünyanın dört bir yanında insanların yaşam koşullarını yükseltmeye, yaratıcılık ve becerilerini artırmaya adadığı kaynak ve çalışmalar 2000 yılından bu yana, Binyıl Kalkınma Hedefleri adı altında yürütülmektedir. Birleşmiş Milletler kalkınmayı destekleme fonlarının hemen hemen tamamı, üye ülkeler tarafından yapılan bağışlardan oluşmaktadır. Örneğin, 170 ülkedeki personeli ve 4800’ün üzerindeki projesi ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) yoksullukla mücadele, iyi yönetişimi teşvik etme, krizle mücadele ve çevreyi koruma projelerini desteklemektedir. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) öncelikli olarak çocukların korunması, aşılanması, kız çocuklarının eğitimi ve HIV/AIDS ile mücadele edilmesi konusunda 150 ülkede faaliyet göstermektedir. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) gelişmekte olan ülkelerin ticaret imkânlarından en iyi şekilde yararlanmalarına yardımcı olmaktadır. 1947’den bu yana  12,000’den fazla kalkınma projesini desteklemiş olan Dünya Bankası gelişmekte olan ülkelere hibe yardımı ve kredi sağlamaktadır.

11- BM Gelişmekte Olan Ülkelerde Kırsal Kesimdeki Yoksulluğun Azaltılmasına Yardımcı Olur

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD), kırsal kesimde yaşayan çok yoksul insanlara düşük faizle kredi sağlamakta ve bağışta bulunmaktadır. IFAD, 1978’den bu yana 430 milyondan fazla kadın ve erkeğin gelirlerini artırmak suretiyle ailelerini geçindirmelerini sağlamış, bu alanda yaptığı yatırımların miktarı  15 milyar doları aşmıştır. Bugün IFAD gelişmekte olan 147 ülkede 240’dan fazla program ve projeyi desteklemektedir.

12-BM Afrika’nın Kalkınmasına Yardım Eder
Afrika, Birleşmiş Milletler için büyük öncelik olmaya devam etmektedir. 2001 yılında, Afrikalı Devlet Başkanları Afrika’nın Kalkınması için Yeni Ortaklık Planı adı altında bir program oluşturdu. BM Genel Kurulu da 2002 yılında aldığı bir karar ile uluslararası yardımın Afrika’ya bu plan çerçevesinde aktarılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletlerin kalkınmaya yönelik mali yardımının yüzde 38’sini Afrika almaktadır. Bu da Afrika’yı en fazla BM mali yardımı alan kıta yapmaktadır. Bütün BM kuruluşlarının Afrika’ya yönelik özel programları bulunmaktadır.

13-BM Kadınların Refahının Artırılmasını Destekler
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların konumlarının güçlendirilmesi için çalışan BM’nin kadın kuruluşu UN WOMEN kadın ve kız çocukları için küresel bir şampiyon olarak, onların ihtiyaçlarını karşılama konusunda ilerleme sağlanmasını hızlandırmak için çalışır. UN WOMEN toplumsal cinsiyet eşitliği sağlamada küresel standartlar koyma çalışmalarında ülkeleri destekler, bu standartları uygulamak için gerekli yasalar, politikalar, programlar ve hizmetlerin tasarlanması için hükümetler ve sivil toplumla birlikte çalışır. Hayatın bütün yönlerinde kadınların katılımının olması için kadınların arkasında durur, kadınların liderlik ve katılımının artırılmasına odaklanır, kadınlara karşı şiddetin sonlanması, kadınların barış ve güvenliğin her aşamasında bulunması, kadınların ekonomik olarak güçlenmelerinin sağlanması ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin ulusal kalkınma planları ve bütçelerinin merkezinde yer alması için çalışır.

14-BM Çalışma Hayatını Kolaylaştırıcı Önlemler Alır 
BM iş dünyasına yararlı katkılarda bulunur. BM, istatistik, ticaret hukuku, gümrük yöntemleri, fikri mülkiyet, hayvancılık, gemicilik, iletişim, ekonomik faaliyetlerin kolaylaştırılması ve işlem maliyetlerinin azaltılması gibi çok çeşitli alanlarda standartları belirleyerek küresel ekonomi için şeffaf bir altyapı oluşturur. Ayrıca, siyasi istikrarı, iyi yönetimi, yolsuzlukla mücadeleyi, gerekli iktisadi politikaları ve ticari hayatı kolaylaştıracak hukuki düzenlemeleri destekleyerek, gelişmekte olan ülkelerde yatırım için uygun ortam yaratır.

15-BM Gelişmekte Olan Ülkelerde Sanayiyi Destekler
BM Sınayi Kalkınma Örgütü (UNIDO) Kuzey-Güney ve Güney-Güney endüstriyel işbirliği, girişimciliğin desteklenmesi, yatırım, teknoloji transferi ve uygun maliyetli, sürdürülebilir kalkınma konularında arabulucu rolü üstlenmektedir. Ülkelerin küreselleşme sürecine rahatça geçmelerine ve yoksulluğu azaltmalarına yardımcı olmaktadır.

16- BM Açlıkla Mücadele Eder 
BM Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) açlıkla mücadele konusundaki uzun vadeli küresel çabalara öncülük etmektedir. İnsanların her yerde yüksek kaliteli gıdaya ve sağlıklı yaşama erişmesi amacıyla yürütülen evrensel gıda güvenliğinin sağlanması çalışmalarının merkezinde FAO vardır. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelere hizmet veren FAO, tüm ülkelerin eşit ortaklar olarak katıldıkları toplantılarda uluslararası anlaşmaların ve politikaların oluşması için tarafsız bir platform oluşturmaktadır. Ayrıca, FAO doğal kaynakları koruyarak ve beslenmeyi geliştirerek gelişmekte olan ülkelerin tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörlerinin modernleştirilmesine yardım etmektedir.

17- BM Küresel Ticari İlişkileri Geliştirir 
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) yaptığı ticaret anlaşmalarıyla kalkınmakta olan ülkelerin ürettikleri malların uygun fiyattan satışına yardım eder, ticari alt yapılarının verimliliğini artırarak bu ülkelerin ürettikleri mallara çeşitlilik kazandırır ve küresel ekonomiye uyum sağlamalarını destekler.

18- BM Ekonomik Reformları Destekler 
Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) pek çok ülkeye ekonomi yönetimlerinin geliştirilmesi konusunda yardımcı olmakta, ödemeler dengesindeki bozuklukları gidermek üzere geçici mali destek ve devlet memurlarına eğitim imkânı sağlamaktadır.

19- BM Sivil Havacılığı Destekler

BM kuruluşları hava ve deniz yolculuğu için güvenlik standartlarını belirlemektedir. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) sayesinde hava seyahati en güvenli taşımacılık aracı haline gelmiştir. ICAO hava seyahatinin güvenliği, güvenilirliği, etkinliği ve çevreye duyarlılığı ile ilgili standartları ve yönergeleri belirler. 1947 yılında havayolculuğu yapan 21 milyon kişiden sadece 590’ı uçak kazası sonucu hayatını kaybetmiştir. 2013 yılında havayolu seyahati yapan kişi sayısı 3,1 milyara çıkarken kazalarda ölenlerin sayısı 173’e düşmüştür.

20. Deniz Taşımacılığını Geliştirir

Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) denizleri daha temiz, deniz yolculuğunu da daha sağlam ve güvenli hale getirmek için çalışır. İstatistiklere göre küresel ticaretin yüzde 90’ı deniz yoluyla yapılmaktadır. IMO tarafından alınan önlemler gemilerin dizaynından,  yapımına, kullanıma ve imhasına kadar uluslararası deniz taşımacılığının tüm açılarını kapsar.  IMO’nun çalışmaları sayesinde gemi kayıpları azalmış, ölümlü kazaların sayısı düşmüş, denizlerdeki yağ, hava ve kanalizasyon kaynaklı kirlilik sorunları azalmış, deniz yoluyla taşınan kargo miktarı artmıştır. Bu gelişmeler deniz üzerinden taşınan kargoların miktarı artmasına rağmen devam etmektedir. 2013 yılında gemi ile taşınan malların toplamı 9.6 milyar tona ulaşmıştır.

21- BM Çocuklara Karşı Olan Sorumluluk Bilincinin Dünya Genelinde Artırılması için Çalışır 

Afganistan’dan Lübnan’a, Sudan’dan eski Yugoslavya’ya kadar uzanan bir coğrafyada “ateşkes günleri”nin yerleşmesine öncülük eden, “barış koridorları” açan Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) savaşlarda iki ateş arasında kalan çocuklara aşı ve gerekli yardım maddelerini ulaştırmaktadır. Çocuk Hakları konulu anlaşma, 192 ülke tarafından onaylanmıştır. BM’de 2002 yılında çocuklar ile ilgili olarak düzenlenen özel oturumundan sonra, 190 hükümet ve devlet başkanı sağlık, eğitim, çocukların istismardan korunması, sömürü, şiddet ve HIV/AIDS’e karşı mücadele konusunda belli bir süre içerisinde gerçekleştirilmesi öngörülen hedefleri belirlemiştir.

22- BM Gecekondu Mahallelerini İnsana Yakışır Yerleşimlere Dönüştürmek İçin Çalışır 
Günümüzde dünya nüfusunun yarısının yaşadığı şehirler hem ulusal üretimin ve tüketimin hem de ekonomik ve sosyal gelişimin merkezidir. Aynı zamanda, hastalıkların, suçun, kirliliğin ve yoksulluğun da yaşandığı yerlerdir. Gelişmekte olan ülkelerde gecekonduda yaşayan kesim, nüfusun yüzde 50’sinden fazlasını oluşturmaktadır ve bu kişilerin barınacakları bir yere, içme suyuna ve sağlık hizmetlerine erişme imkanları yok denecek kadar azdır. BM İnsan Yerleşimleri Programı (UN-HABITAT) 150’yi aşkın teknik program ve projeleriyle, yaklaşık 70 ülkede, hükümetler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği halinde şehirlerdeki gecekondu soruna çözüm bulmak için çalışmaktadır. Yoksullar açısından sırasıyla temel hizmetler ve barınmaya yönelik yatırımlar için hızlı adımlar atılması ve şehirde yaşayan yoksullara mülkiyet güvencesi sağlaması ana hedeflerdir.

23-BM Küresel Ağa Yerel Erişimi Sağlar
Evrensel Posta Birliği (UPU), güncel posta hizmet ve ürünleriyle şirketler ve insanlar arasında ticari, kültürel ve sosyal iletişimi geliştirir ve uluslararası posta değişimini kolaylaştırır. Dünya genelinde yaklaşık 660 bin postane ile dünyadaki en yaygın ağı oluşturur.  Böylelikle, bilgi, mal ve paranın transferini kolaylaştırır. İnternet ve yeni teknolojiler, özellikle, siparişler sanal olarak verilmesine rağmen elektronik olarak gönderilemediğinden e-ticaret alanında posta servisi için yeni fırsatlar ortaya çıkarmıştır. Posta, günlük ticari, dijital ve finansal işlemler arasında önemli bir köprü durumundadır ve küresel kalkınmanın ana unsurlarından biri olmaya devam etmektedir.

24-BM Küresel Haberleşmenin Geliştirilmesi için Çalışır
Uluslararası Telekomünikasyon Birliği, hükümetleri ve sanayiyi bir araya getirerek küresel telekomünikasyon ağlarını ve hizmetlerini düzenlemekte  ve geliştirmektedir. Bu kuruluş, radyo dalgalarının ortak kullanım şartlarını belirlemekte, uydu yörüngelerinin tahsis edilmesinde uluslararası işbirliğini sağlamakta, gelişmekte olan dünyada telekomünikasyon altyapısını güçlendirmekte ve iletişim araçlarının birbirlerine kesintisiz bağlanması için dünya çapında standartlar oluşturmaktadır. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği, geniş bantlı internetten son çıkan kablosuz teknolojilere, havacılık faaliyetlerinden gemi seferlerindeki teknolojik gelişmelere, astronomiden uydu tabanlı meteorolojik araştırmalara, telefon ve faks hizmetlerinden televizyon yayıncılığıyla tüm dünyayı birbiri ile bağlamaya kendini adamıştır. Birliğin çalışmaları sonucu telekomünikasyon bugün 2,1 trilyon dolarlık küresel bir sektör haline gelmiştir.

25-Turizmi geliştirir 

2014 yılında uluslararası turizm 1,1 milyar sayısına ulaşırken, turizm 1,5 tirlyon dolar ihtacat kazancı sağladı. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (WTO) sürdürülebilir, sorumluluk sahibi ve evrensel olarak erişilebilir turizmin geliştirilmesi için çalışır.  WTO piyasa bilgisi toplar, rekabetçi ve sürdürülebilir turizm politikaları geliştirir, turizm eğitim ve öğretimini destekler ve 100’den fazla ülkede turizmi bir kalkınma aracı yapmak için çaba gösterir. WTO’nun Turizm Küresel Etik Kuralları turizmin olumsuz etkisini en aza indirerek, faydalarını maksimize etmeyi hedefler.

26. Kalkınma ve Barış için Gönüllüleri Seferber Eder

Birleşmiş Milletler Gönüllüleri (UNV) programı tüm dünyada barış ve kalkınmayı desteklemek üzere gönüllülüğü teşvik eder. Gönüllülük kalkınmanın gidişatını ve yapısını dönüştürebileceği gibi hem topluma hem de bireysel olarak gönüllüye fayda sağlar.  UNV her yıl 160 farklı milletten 8 bin deneyimli BM Gönüllüsünü seferber eder. 130’dan fazla ülkede çalışan bu gönüllüler kalkınma projelerini destekler ve varışı koruma ve insani yardım operasyonlarında çalıırlar.  Gönüülülerin yüzde 75’ten fazlası kalkınmakta olan ülkelerden gelirken, üçte biri kendi ülkelerinde BM gönüllüsü olarak çalışırlar.

27. Küresel bir Düşünce Kuruluşu olarak Hareket Eder

Birleşmiş Milletler küresel sorunlara çözüm bulma arayışında en başta gelir. BM Nüfus Dairesi küresel nüfus eğilimleri, demografik tahminler ve projeksiyonlar konusunda başta gelen bir bilgi ve araştırma kaynağıdır.  BM İstatistik Dairesi ise küresel istatistik sisteminin merkezidir. Ekonomik, demografik, toplumsal, cinsiyet, çevre ve enerji istatistiklerini toplar ve dağıtır.  BM Kalkınma Programı’nın her yıl yayınladığı İnsani Kalkınma Raporu, alanında çığır açan İnsani Kalkınma Endeksi de dahil olmak üzere başlıca kalkınma konuları, eğilimleri ve politikaları konusunda bağımsız ve deneylere dayalı analizler sağlar. Birleşmiş Milletler Dünya Ekonomik ve Sosyal Araştırması, Dünya Bankası’nın yayınladığı Dünya Kalkınma Raporu, Uluslararası Para Fonu’nun yayınladığı Dünya Ekonomik Görünümü ve benzer başka çalışmalar politika yapıcıların bilgilendirilmiş kararlar vermesine yardımcı olur.

TOPLUMSAL KALKINMA

28- BM Gelişmekte Olan Ülkelerde Okur-Yazar Sayısını ve Eğitim Seviyesini Artırmaya Çalışır
Gelişmekte olan ülkelerde günümüzde yetişkinlerin yüzde 84’ü okuma-yazma bilmekte ve çocukların yüzde 91’i ilkokula devam etmektedir.  Kadınların gelişimini ve eğitimini teşvik edici programlar sayesinde, gelişmekte olan ülkelerde kadın okuma-yazma oranını 1970’lerde yüzde 36 oranında iken  2007 yılında yüzde 79,9’a yükselmiştir. Bir sonraki hedef ise  bütün kız çocuklarının temel eğitimi tamamlamalarını sağlamaktır.

29- BM Tarihi, Kültürel, Mimari ve Doğal Alanları Korur 
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 137 ülkeye eski anıtların, tarihi, kültürel ve doğal alanların korunmasında yardımcı olmaktadır. Kültürel çeşitliliğin, varlığın, seçkin doğal ve kültürel alanların korunması için uluslararası antlaşmalar yapmaktadır. Bu bağlamda binden fazla alanın olağanüstü evrensel değere sahip olduğu belirlenmiştir.

30- BM Akademik ve Kültürel Değişimi Mümkün Kılar 
BM, UNESCO ve Birleşmiş Milletler Üniversitesi aracılığıyla, bilimsel işbirliğinin sağlanmasını, yüksek eğitim kurumları arasında bilgi ağının oluşmasını ve azınlıklar ve yerli halklar da dâhil herkesin kültürel zenginliklerini yansıtmasını teşvik eder.

31. Küresel Sorunları Ele Alır

Birleşmiş Milletler Üniversitesi küresel bir düşünce kuruluşu ve 12 ülkede 13 araştırma ve eğitim enstitüsüne sahip lisans üstü eğitim kurumudur.  BM Üniversitesi, sürdürülebilir kalkınma, kalkınma yönetişimi, bilim, teknoloji, inovasyon ve toplumsal konularda Dünya’daki belli başlı üniversiteler ve araştırma kurumları ile birlikte çalışr. Lisans üstü eğitim faaliyetleri kalkınmakta olan ülkelerde kapasite arttırımı çalışmalarına katkı sağlar.

32. Küresel Konularda Liderlik Yapar 

1972 yılında Stockholm’de yapılan çevre konusundaki ilk BM Konferansı gezegenimizin karşı karşıya olduğu tehlikeler hakkında dünyanın bilgilenmesini sağlamış, ülkelerin harekete geçmesini tetiklemiştir. 1085 yılında Meksika’da yapılan kadın konulu ilk dünya konferansı sayesinde kadınların hakları, eşitliği ve ilerlemeleri konuları küresel gündeme dahil edilmiştir. 1968 yılında Tahran’da toplanan ilk İnsan Hakları Konferansı, 1974 yılında Bükreş’te toplanan ilk Dünya Nüfus Konferansı, 1979 yılında Cenevre’de toplanan ilk Dünya İklim Konferansı da kürese konularda dönüm noktası sayılan toplantılardır.  Bu toplantılar uzmanlar ve politika yapıcıların yanında tüm dünyadan aktivistleri de bir araya getirmiş, sürdürülebilir küresel eyleme geçilmesini sağlamışlardır.

İNSAN HAKLARI

33- BM İnsan Haklarının Gelişmesini Destekler 
BM, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin Genel Kurul’da kabul edildiği 1948 yılından bu yana, siyasi, medeni, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar alanında düzinelerce geniş kapsamlı antlaşmayı hayata geçirmiştir. BM İnsan Hakları kuruluşları, bireysel şikâyetlerin araştırılması sonucunda dünyanın dikkatini işkence, keyfi gözaltına alma ve diğer insan hakları ihlalleri üzerine çekerek hükümetlerin insan hakları konusunda daha duyarlı olmalarını sağlamaktadır.

34- BM Demokrasiyi Destekler 
Birleşmiş Milletler, çoğu ülkede insanların özgür ve adil bir biçimde seçimlere katılmasına yardımcı olması dâhil dünya genelinde demokratik kurumları ve uygulamaları desteklemektedir. Birleşmiş Milletler, Kamboçya, El Salvador, Mozambik, Güney Afrika, Doğu Timor, Afganistan, Irak, Burundi, Kongo ve Nepal Demokratik Cumhuriyeti gibi 100’den fazla ülkeye, tarihlerinde bir dönüm noktası olan siyasi seçimlerde gözlemci olarak yardım ve destek sağlamaktadır.

35-BM Ülkelerin Bağımsızlıklarına ve Kendi Geleceklerini Tayin Etmelerine Yardımcı Olur
BM, 1945 yılında kurulduğunda, 750 milyon insan, sömürgeci güçlerin idaresinde yaşıyordu. BM, 80’den fazla ülkenin bağımsızlığını kazanmasına yardımcı olmuştur.

36- BM Güney Afrika’da Irkçı Rejimin Sona Erdirilmesine Yardımcı Oldu 
BM, silah ambargosundan, ayrımcı spor karşılaşmalarının önlenmesine kadar çeşitli girişimleriyle ırkçı rejimin sona erdirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. 1994’de yapılan seçimlere Güney Afrikalıların eşit şartlarda katılmasına imkân sağlanması sonucu siyahların da yer aldığı bir hükümet kurulmuştur.

37- BM Kadın Haklarını Destekler
Kadınların yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve kendi hayatları üzerinde daha fazla söz sahibi olabilmeleri için konumlarının güçlendirilmesi BM’nin uzun vadeli amaçlarından biridir. Birleşmiş Milletler kadınlar üzerine ilk Dünya Konferansı’nı 1975’te Meksika’da düzenlemiştir. Bu konferansla birlikte, Beijing Dünya Konferansı (1995) ve Dünya Kadınlar 10 Yılı (1976-1985) sırasında iki Dünya Konferansı’nda kadın haklarını geliştirme ve cinsiyet eşitliğini teşvik etme gündeme alınmıştır. 1979 yılında, 186 ülke tarafından onaylanan, BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, dünya çapında kadın haklarının gelişmesine yardımcı olmaktadır.

38- Kadına Karşı Şiddet ile Mücadele Eder

Dünyada kadınlar ve kız çocuklarını yüzde 35’i fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalıyor. Yaklaşık 603 milyon kadın hane içi şiddetin suç olmadığı ülkelerde yaşıyor. Her dört kadından biri hamileliği sırasında fiziksel ya da cinsel şiddete uğruyor. Hane içi şiddete hala pek çok toplumda göz yumuluyor.  Bu sorunlara çözüm bulmak için BM Kadın Birimi erkekler ve erkek çocuklarını çalışmalarına dahil ediyor, yerel ortaklarla çalışıyor aile içi ve cinsel şiddete karşı yasaların benimsenmesi için çalışıyor. Kadına karşı şideetin önlenmesi fonu 136 ülkede, 393 projeye 103 milyon Dolar kaynak sağlamış bulunuyor. Küresel olarak sürdürülen Kadına Karşı Şiddete Karşı Birleşin (UNITE) kampanyası da konu hakkında farkındalık yaratıyor ve kadına karşı şiddeti sonlandırmak için siyasi irade ve kaynakları artırmayı hedefliyor.

39- BM İnsan Onuruna Uygun Çalışma Ortamını Geliştirir 
Uluslararası Çalışma Örgütü, iş hayatında toplu sözleşme hakkı, zorla insan çalıştırılmasının ve çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılması, işyerinde ayrımcılığın engellenmesi gibi temel hak ve ilkeler ve bu alanlarda standartlar getirmiştir. Herkes için terfi imkânı ve sosyal güvenlik hakkının sağlanması ve işverenler, çalışanlar ve hükümetler arasında güçlü bir sosyal diyalog kurulması Çalışma Örgütünün faaliyetlerinin özünü oluşturmaktadır.

40- BM Basın ve İfade Özgürlüğünü Savunur 
UNESCO, tüm insanların sansürden uzak ve kültürel açıdan çeşitlilik arz eden bilgi edinmesini sağlamak için medyanın gelişimine yardımcı olmakta, bağımsız gazeteleri ve yayıncıları desteklemektedir. Örgüt gazetecilerin maruz kaldıkları cinayet ve gözaltına alma gibi ciddi ihlalleri açıkça kınayarak basın özgürlüğünün koruyuculuğunu da yapmaktadır.

41- BM Özürlülerin Haklarını Savunur 
BM, bedensel özürleri bulunan insanların eşit şartlarda sosyal, ekonomik ve politik hayata katılımlarının sağlanması için yürütülen çalışmalara öncülük etmektedir. BM, bedensel özürlü kişilerin toplum için bir kaynak olduğunu ortaya koyan ve onların dünya çapında hak ve itibarlarını artıracak ilk antlaşmayı kaleme almıştır. 2006 tarihli Engelli Kişilerin Hakları Sözleşmesi 97 ülke tarafından onaylanmıştır.

42- BM Yerli Halkların Yaşam Koşullarını İyileştirmek İçin Çalışır 
Dünya çapında 90 ülkede yaşayan ve dünya nüfusunun en mağdur insanları arasında yer alan 370 milyon ile 500 milyon arasında değişen yerliye yapılan haksızlıkları gün ışığına çıkaran BM’dir. 2000’de kurulan ve 16 üyeden oluşan Yerel Halklar için Daimi Forum, kalkınma, kültür, insan hakları, çevre, eğitim ve sağlık konularında çalışmalar yapmakta, bu halkların konumunu küresel seviyede iyileştirmeye çalışmaktadır.

glacier-smallÇEVRE

43-BM İklim Değişikliğine Küresel Çözüm Arar
İklim değişikliği küresel çözüm gerektiren küresel bir sorundur. Birleşmiş Milletler bilimsel çalışma ve siyasi çözüm oluşturmada en önde gelen kuruluştur. İklim değişikliği alanında önde gelen  2000 bilim adamını bir araya getiren Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli her 5 veya 6 yılda bir kapsamlı bilimsel değerlendirmeleri ele alır: 2007 yılındaki panelde, iklim değişikliğinin meydana geldiği ve bunun ana nedeninin de insani faaliyetler olduğu kesin olarak kabul edilmiştir. Paris İklim Değişikliği ile Mücadele Anlaşması 12 Aralık 2015 tarihinde BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)’ne taraf 196 ülke ve bölgesel kuruluş tarafından oybirliği ile kabul edildi. Paris Anlaşması küresel ısınmayı 2 santrigrad derecenin altında tutmayı amaçlıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)ve diğer BM kuruluşları iklim değişikliği konusunda farkındalık yaratılması konusunda en ön sırada geliyorlar.

44- İklim Değişikliği ile Mücadelede Ülkelere Yardımcı Olur
Birleşmiş Milletler, gelişmekte olan ülkelere küresel iklim değişikliğinin getirdiği zorluklarla mücadele etmede yardımcı olur. Sorun ile geniş kapsamlı olarak mücadele etmek üzere 39 BM kuruluşu ortaklık kurmuştur. Örneğin, BM Kalkınma Programı, BM Çevre Programı ve Dünya Bankası gibi 10 BM kuruluşunu bir araya getiren Küresel Çevre Fonu, gelişmekte olan ülkelerdeki projeleri finanse eder. İklim Anlaşması’nın finansal mekanizması olarak bu fon, enerji yeterliliği, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir taşıma alanındaki projelere yılda 550 milyon dolar ayırır.

45- BM Çevreyi Korumaya Yardımcı Olur 
BM küresel çevre sorunlarına çare bulmak için çalışır. Anlaşmaları müzakere etmek ve ortak görüş belirlemek için bir platform olan BM, iklim değişikliği, ozon taba-kasının delinmesi, toksik atıklar, ormanların ve canlı türlerinin yok olması, hava ve su kirliliği gibi küresel sorunlara çözüm bulmak amacıyla çalışır. Bu sorunlar dile getirilmediği sürece, çevresel kayıplar, gelişmenin ve insan yaşamının dayanağı olan doğal “sermayeyi” tüketecek, uzun vadede pazarlar ve ekonomiler sürdürülebilirliklerini kaybedecektir.

46- BM Ozon Tabakasını Korumak Üzere Çalışmalar Yapar
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Dünya Meteoroloji Örgütü, tüm dünyanın dikkatini ozon tabakasına verilen zararın yarattığı tehlikeye çekmektedir. Montreal Protokol’ü olarak bilinen anlaşmanın sonucu olarak, dünya hükümetleri, ozon tabakasının delinmesine neden olan kimyasal maddelerin üretimini durdurmaya ve bu maddelerin yerine daha güvenli maddeleri kullanmaya başladı. Böylece, milyonlarca insan aşırı ultraviyole ışınına maruz kalmaktan kaynaklanan deri kanserinden korunmuş oldu.

47-BM Temiz İçme Suyu Sağlar
BM’nin su konusundaki çalışmalarının ilk on yılı içinde (1981-1990) 1 milyardan fazla insan, hayatlarında ilk kez temiz içme suyuna kavuştu. Buna ilaveten, 2002 yılı itibarıyla 1,1 milyar ilave insan daha temiz içme suyuna ulaştı. Uluslararası Tatlı Su Yılı olan 2003 yılında, çok değerli su kaynaklarının önemi ve korunmasına yönelik toplumsal duyarlılık artırıldı. İkinci Uluslararası Tatlı Su On yılı (2005-2015) kapsamında temiz içme suyuna ve kaynaklarına erişimi olmayan insan sayısının yarıya indirilmesi hedeflemektedir.

48- BM Balık Stokunun Azalmasını Önlemeye Çalışır  
Dünyanın başlıca ticari balık stoklarının yüzde 70’i dayanılır sınırlarının da ötesinde sömürülmektedir. FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) küresel balık üretimini ve doğadaki balık stoklarını denetler ve balıkçılık yönetimini geliştirmek, yasa dışı avlanmayı ortadan kaldırmak, uluslararası sorumlu balık ticaretini teşvik etmek, zayıf türlerin ve çevrenin korunması için ülkelerle iş birliği içinde çalışmaktadır.

49- BM Zehirli Maddeleri Yasaklar 
BM, Dünya’yı şimdiye kadar üretilmiş en tehlikeli kimyasal maddelerin etkilerinden koruma amacıyla Sürekli Organik Kirleticiler Stokholm Sözleşmesini hazırlamıştır. 179 ülkenin kabul ettiği Sözleşme ile insanların ölümüne, sinir ve bağışıklık sisteminde tahribata, kansere ve üreme bozukluklarına neden olan ve çocuk gelişimine zarar veren 23 tehlikeli böcek ilacı ve endüstriyel kimyasal maddenin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. BM ayrıca biyolojik çeşitliliğin korunmasına, iklim değişikliğine çözüm bulunmasına, soyu tehlikede olan türlerin korunmasına, çölleşme ile mücadeleye, bölgesel denizlerin temizlenmesine, tehlikeli atıkların sınır ötesi geçişlerinin engellemesine yardımcı olmaktadır.

peace-palace-smallULUSLARARASI HUKUK

50- BM Savaş Suçlularını Yargılar
Yugoslavya ve Ruanda için kurulan BM mahkemeleri, savaş suçlularını adalet önüne çıkararak soykırımla ve diğer uluslararası hukuk ihlalleriyle ilgili uluslararası insani ve uluslararası suç hukukunun geliştirilmesine yardımcı olmuştur. Her iki mahkeme de, görev alanlarına giren ülke ve bölgede barış ve adaleti temin etmede büyük katkılar sağlamıştır. Ulusal otoriteler isteksiz veya yapamayacak durumdaysa, Uluslararası Ceza Mahkemesi çok ciddi uluslararası suçlarla, soykırımla, insanlığa karşı işlenen suçlarla, savaş suçuyla suçlanan kişilerin soruşturulması ve yargılanmasını sağlayan daimi ve bağımsız bir mahkemedir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde, kuzey Uganda’da, Sudan’ın Darfur bölgesinde ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki durumlar uluslararası ceza adaleti sisteminin temelini oluşturan Uluslararası Ceza Mahkemesine sunulmuştur. Sierra Leone ve Kamboçya’daki BM destekli mahkemeler ise toplu katliamlar ve savaş suçları dahil ciddi uluslar arası hukuk ihlallerinden sorumlu kişileri yargılamaktadır.

51- BM Uluslararası Hukukun Güçlendirilmesine Yardımcı Olur
Birleşmiş Milletlerin çabaları sonucu, insan hakları, terörizm, küresel suçlar, silahsızlanma, ticaret, emtialar ve açık denizlerle ilgili ve diğer birçok konuda 510’dan fazla çok taraflı antlaşma müzakere edilmiş ve karara bağlanmıştır.

52- BM Büyük Uluslararası Sorunlara Hukuki Çözümler Sağlar 
Uluslararası Adalet Divanı, sınır anlaşmazlıkları, deniz sınırları, diplomatik ilişkiler, devlet sorumluluğu, yabancılara muamele ve güç kullanımı gibi tüm uluslararası anlaşmazlıklara çözüm bulunması amacıyla görüş ve tavsiye bildirerek katkıda bulunur.

53- BM Açık Denizlerde İstikrar ve Düzeni Sağlar 
Açık denizlerin kullanımının tek bir anlaşma etrafında düzenlenmesine yönelik uluslararası çabaların önderi BM’dir. 1982’de düzenlenen ve neredeyse evrensel kabul görmüş Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi okyanuslar ve denizlerdeki tüm faaliyetler için hukuksal bir çerçeve sunmaktadır. Bu anlaşma, deniz sınırlarının çizilmesine, denizcilik bakımından denize kıyısı olan ve olmayan devletlerin hak ve görevlerine, deniz ortamının korunmasına, bilimsel deniz araştırmasına ve deniz canlı kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korumasına ilişkin kuralları oluşturmaktadır. Antlaşma ayrıca, anlaşmazlıkları çözüme kavuşturma mekanizmalarını da kapsamaktadır.

54- BM Uluslararası Suçla Mücadele Eder 
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Ofisi (UNODC) yolsuzluk, rüşvet, para aklama, uyuşturucu kaçakçılığı, göçmen kaçakçılığı gibi uluslararası organize suçlarla mücadele etmek için örgütlere ve ülkelere yasal ve teknik destek sağlar, ceza hukuku sistemlerini güçlendirir. Ülkelere terörizmi önlemede yardımcı olur ve insan ticaretine karşı mücadelede dünyada öncüdür. Aynı zamanda dünya bankasıyla birlikte yolsuzluklarla mücadele amacıyla üye ülkelere yardımcı olmaktadır. BM Yolsuzlukla Mücadele ve BM Uluslararası Organize Suçla Mücadele Sözleşmeleri gibi birbiriyle ilintili antlaşmaları uygulamada da en büyük rolü oynamaktadır.

55-BM Dünyanın Uyuşturucu Sorununa Çözüm Arar
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Ofisi (UNODC) yasadışı uyuşturucu arz ve talebini azaltmak için uyuşturucu kontrolü üzerine üç BM sözleşmesi temelinde çalışmalarını yürütmektedir. Büro, ilaç suistimalini kontrol etmek ve engellemek yoluyla kamu güvenliğini ve sağlığını geliştirmek için üye ülkelerle birlikte çaba sarf etmektedir. Küresel uyuşturucu sorunuyla mücadele 25 yıldır güçlenerek  devam etmektedir ancak neredeyse kontrolden çıkma noktasına gelen ilaçların istismar edilmesi  kötüye kullanımını sağlanan başarıyı tersine çevirmektedir. Birçok ülke veya bölge ise uyuşturucu üretimi ve ticaretinin sebep olduğu istikrarsızlık ortamına sürüklenebilmektedir.UNODC, bu yüzden özellikle Afganistan’da, Andean ülkelerinde, Orta Asya’da Birmanya ve Batı Afrika’da uyuşturucu kontrolünü sağlamaya çalışmaktadır.

56- BM Yaratıcılığı ve Yeniliği Teşvik Eder
Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Örgütü (WIPO), fikri mülkiyet haklarının korunmasını teşvik eder ve ülkelerin etkili bir fikri mülkiyet sisteminden verimli bir şekilde faydalanacak bir konuma gelmelerini sağlar. Özünde kamunun ilgisini de güvenceye alarak mucit ve yaratıcıları ödüllendirme ve tanıma mekanizması olan fikri mülkiyet, kalkınmayı ve sermaye yaratmayı teşvik eder. Fikri mülkiyet sistemine dâhil edilen güdüler, bilim ve teknolojinin sınırlarını ilerleterek ve edebiyat ile sanat dünyasını geliştirerek insanın yaratıcılığına destek görevi görür.

humanitarianİNSANİ YARDIM

57- BM Mültecilere İnsani Yardım Sağlar
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), savaş, salgın hastalık veya zulümden kaçan mültecilere 1951 yılından bu yana diğer BM kuruluşlarının da katkılarıyla yardımda bulunmaktadır. UNHCR mültecilerin sorunlarına uzun vadeli veya sürekli çözümler bulmayı, onların anavatanlarına dönmelerini sağlamayı, sığındıkları ülkelere uyum sağlamalarına yardımcı olmayı veya onları üçüncü bir ülkeye yerleştirmeyi amaçlamaktadır. Çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu sığınma hakkı arayan ve yerlerinden edilmiş 26 milyonun üzerindeki mülteci, yemek, sığınak, tıbbi yardım, eğitim ve kendi vatanlarına geri dönme konularında BM’den yardım almaktadır.

58- BM Filistinli Mültecilere Yardım Eder
Uluslararası toplum, Filistin-İsrail sorununa kalıcı bir çözüm ararken, bir insani yardım ve kalkınma kuruluşu olan BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA), Filistinli mültecilere dört nesildir sağlık, eğitim, sosyal hizmet, mikro finans ve acil yardım desteği vermektedir. Bugün, Orta-doğu’da 5 milyon mülteci bu kuruluştan hizmet almaktadır.

59- BM Afetzedelere Yardım Eder 
BM, doğal afetlerde ve diğer buhranlarda afetzedelere yapılacak yardım çalışmalarını koordine eder ve uygular. BM, uluslararası Kızılay, uluslararası Kızılhaç gibi kurumlarla, büyük yardım kuruluşları ve hayırseverlerle birlikte çalışarak afetzedelere en çok ihtiyaç duydukları alanlarda insani yardım sağlar. BM’nin acil yardım için yıllık topladığı bağış birkaç milyar dolar civarındadır.

60- BM Doğal Afetlerin Etkilerini Azaltır
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) milyonlarca insanı doğal ve insan kaynaklı afetlerin korkunç etkilerinden korumaktadır. WMO binlerce gözlem istasyonu ve uyduya sahip erken uyası sistemi sayesinde, meteorolojik nedenlere bağlı afetler büyük bir doğruluk payı ile tahmin edilebilmekte, petrol, kimyasal madde ve nükleer sızıntılar ile mücadelede teknik bilgi aktarımı yapılabilmektedir. Ayrıca uzun süreli kuraklık dönemleri önceden tahmin edilebilip kuraklıktan etkilenmiş bölgelere verimli bir şekilde yiyecek yardımı sağlanabilmektedir.

61- BM En Fazla İhtiyacı Olanlara Gıda Yardımı Yapar 

Dünya’nın en büyük insani yardım kuruluşu olan Dünya Gıda Programı (WFP), her yıl 80 ülkede mültecilere ve yerinden edilmiş kişilere yardım etmektedir ve açlık çeken yaklaşık 80 milyon insana gıda yardımı ulaştırmaktadır. Dünya Gıda Programı’nın yiyecek yardımı, özellikle açlıktan kolay etkilenebilen kadın ve çocukların çoğunluğu oluşturduğu aç insanların özel ihtiyaçlarını giderecek şekilde düzenlenir. WFP, en yoksul ve en kötü beslenen kişilere ulaşarak açlık döngüsünü kökünden çözmeye çalışır. 2014 yılında WFP 17 milyon çocuğa okul yemeği sağlamıştır. WFP artan biçimde nakit temelli yardımlar programlayarak insanların gıdaları kendilerinin almalarını sağlamaktadır. Bu şekilde 2014 yılında 9 milyon kişiye ulaşılmıştır. WFP aynı zamanda tüm insani yardım topluluğuna lojistik, telekomünikasyon ve havacılık konularında önemli desteklerde bulunur.

health-small(2)SAĞLIK

62- BM Üreme ve Ana Sağlığı Konularında Çalışır
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), gönüllü aile planlaması projeleriyle bireylerin ne zaman ve kaç çocuk sahibi olacaklarına kendilerinin karar verme haklarını desteklemekte ve ailelere, özellikle de kadınlara, kendi hayatlarını kontrol edebilmeleri yönünde olanaklar sağlamaktadır. Bu çalışmaların sonucu olarak, gelişmekte olan ülkelerde kadınlar daha az çocuk sahibi olmayı (1960’ta ortalama 6 çocuk iken günümüzde 3 çocuk seviyesine gelmiştir) tercih etmektedir.  Böylece dünya nüfus artış hızı yavaşlamaktadır. Bu durum daha az istenmeyen gebelik yani daha az anne ölümü ve daha az tehlikeli düşük anlamına gelmektedir. UNFPA’nın faaliyete geçtiği 1969 yılında, dünya genelinde aile planlaması uygulayan aile sayısı yüzde 20’nin altındaydı. Bugün ise yüzde 63 civarındadır. Ayrıca UNFPA ve ortak çalışmalar yaptığı bir çok kuruluş, anne adaylarının doğum sırasında vasıflı kişilerden tıbbi yardım almasını sağlamakta, gebelikle bağlantılı hayati tehlike arz eden rahatsızlıklarda doğum uzmanlarına erişimi mümkün kılmaktadır. UNFPA yaklaşık 90 ülkede güvenli annelik girişimlerini desteklemektedir.

63- BM HIV/AIDS ile Mücadele Eder
Dünya üzerinde 33 milyona yakın kişiyi etkileyen HIV/AIDS hastalığına karşı verilen küresel savaşın koordinasyonu BM HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) tarafından yürütülmektedir. BM 80’den fazla ülkede HIV/AIDS hastalığının yayılmasının engellenmesi ve tedavi hizmetlerinin herkese ulaşması için çalışmakta, hastalığın bireyleri ve toplumları daha az etkilemesini sağlamak için önlemler almakta, bireylerin ve toplumların bu hastalığa karşı bilinçlenmesi için çaba harcamaktadır. 11 BM kuruluşu, tecrübe ve bilgi birikimlerini UNAIDS çatısı altında bir araya getirmiştir.

64- Çocuk Felcini BM Ortadan Kaldırdı
Bugüne kadar düzenlenmiş en büyük uluslararası halk sağlığı kampanyası olan Küresel Çocuk Felcini Yok Etme Girişimi sonucunda, çocuk felci 4 ülke dışında yok edilmiştir. Bu ülkeler Afganistan, Hindistan, Nijerya ve Pakistan’dır. Bu teşebbüsün başını çeken BM Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF, Uluslararası Rotary Kulübü, Amerika Birleşik Devletleri Hastalık Kontrolü ve Engellenmesi Merkezi’nin girişimleri sonucunda, en az 10 milyon çocuğun hastalığa kapılarak sakat kalması önlendi. Bir zamanlar 125 ülkede çocukları sakat bırakan bu hastalık, günümüz itibari ile yok edilmenin eşiğindedir.

65- Çiçek Hastalığını BM Ortadan Kaldırdı
Dünya Sağlık Örgütü’nün 13 yıl süren çabaları sonucu çiçek hastalığının dünyadan silindiği 1980 yılında resmen açıklandı. Hastalığın yok olması, aşılama ve izleme faaliyetlerinde yaklaşık bir milyar dolarlık tasarruf sağladı. Bu rakam, söz konusu öldürücü hastalığın yok edilmesi için harcanan paranın yaklaşık üç katıdır.

66- BM Tropik Hastalıklarla Mücadele Eder
Dünya Sağlık Örgütü Programı 25 milyon hektarlık verimli araziyi tarıma açarak 10 Batı Afrika ülkesinde nehir körlüğü (onkoserkoz) ) hastalığını gidermiştir. Günümüzde Afrika Onkoserkoz Kontrolü Programı çerçevesinde hastalık 19 ülkede daha kontrol altına alınmıştır. 1991’de BM’nin kuzey Afrika’daki kuruluşlarının çabaları, insan ve hayvan etinden beslenen bir parazit olan sivri kurdu yok etmiştir. Gine kurdu hastalığı (drankunkuliyaz) yok olmanın eşiğindedir. Diğer yandan 122 ülkede yaygın olup 119’unda yok edilen cüzzam hastalığı gibi ihmal edilen lenfatik, filaryaz, sistozomyas ve uyku hastalıkları (Afrika tripanozmoz) günümüzde kontrol altına alınmıştır.

67- BM Aşıyı Herkes İçin Ulaşılır Kılar
Aşılama her yıl 2 milyon hayat kurtarmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün, UNICEF’in, diğer kurumların ve hükümetlerin çabaları sonucunda, günümüzde dünya çocuklarının yüzde 79’una difteri, boğmaca, tetanos aşısı yapılmaktadır, bu oran 1980’lerde yüzde 59 civarındayken, 2000-2012 yılları arasında kızamıktan ölüm küresel olarak yüzde 78 azalmıştır. Yeni aşıların önündeki engellerin yavaş yavaş ortadan kaldırılmasıyla birlikte açılan kapılar sayesinde sıtmaya karşı koruma sağlamak üzere haşere ilaçlı cibinlikler ve kötü beslenmeyi engellemek için A vitamini gibi ek hayat kurtarıcı yardımlar ihtiyaç sahiplerine daha etkin bir şekilde sunulmaktadır.

68- BM Çocuk Ölümlerini Azaltmak İçin Çalışır
1990’larda her 10 çocuktan 1’i 5 yaşına gelmeden hayatını kaybetmekteydi. BM durumlarının aldığı, hidroterapi, temiz su, temizlik, diğer sağlık ve beslenme önlemleri neticesinde, gelişmekte olan ülkelerdeki çocuk ölümlerinin oranı 2009 yılına kadar 13 çocukta 1’kadar düştü. BM 2015 yılı itibariyle çocuk ölümlerini 1990 rakamlarına göre üçte iki oranında azaltmayı öngörmektedir.

69- BM Salgın Hastalıklarla Mücadele Eder
Dünya Sağlık Örgütü SARS hastalığının engellenmesine yardımcı olmuştur. Mart 2003’te küresel alarm ve acil seyahat danışması sistemi oluşturmuş, böylece dünya genelinde bir salgın olma potansiyeline sahip bu yeni hastalığın yayılması engellenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü her yıl 15-20’si uluslararası müdahale gerektiren 200 den fazla salgın ile mücadele etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün küresel müdahalede öncü olduğu bazı belirgin hastalıklar menenjit, sarıhumma, kolera ve H1N1 türünün de dahil olduğu gribi kapsamaktadır.

70- BM Tüketici Sağlığını Korur 
FAO ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), üye ülkelerle beraber çalışarak yiyecek güvenliğini sağlamak amacıyla 200’den fazla gıda maddesi ve 3200’den fazla gıda kontamine edici için standartlar, gıdaların kutulanma, şişelenme, işlenme, taşınma ve paketlenme yöntemlerine yönelik güvenlik kuralları geliştirmiştir. Etiketlemeye ve tanımlamaya yönelik standartlar tüketicilerin doğru bilgilendirilmesini garanti altına almayı amaçlamaktadır. BM, Dünya’da daha önce görülmemiş oranlara çıkan gıda ithalatı ve ihracatının güvenli bir şekilde yapılması için çalışmaktadır.

Birleşmiş Milletlerin Nobel Barış Ödülünü kazandığı yıllar

2007 – İklim Değişikliği Üzerine Hükümetlerarası Panel
2005 – Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve Kurum Başkanı  Mohamed ElBaradei
2001 – Birleşmiş Milletler ve Genel Sekreter Kofi Annan
1988 – Birleşmiş Milletler Barışgücü
1981 – Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği
1969 – Uluslararası Çalışma Örgütü
1965 – UNICEF
1961 – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld
1954 – Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği
1950 – Birleşmiş Milletler Vesayet Meclisi Başkanı Ralph Bunche

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER INTERNET SİTELERİ
Birleşmiş Milletler: www.un.org
Birleşmiş Milletler Sistemi: www.unsystem.org

Birleşmiş Milletler Programları ve Büroları

Uluslararası Ticaret Merkezi (UNCTAD/WTO): www.intracen.org
Birleşmiş Milletler HIV/AIDS’ le Mücadele Ortak Programı: www.unaids.org
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF): www.unicef.org
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD): www.unctad.org
Birleşmiş Milletler Kadınların Kalkınma Fonu( UNIFEM): www.unifem.org
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP): www.undp.org
Birleşmiş Milletler Çevre Programı(UNEP): www.unep.org
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği: www.ohchr.org
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR): www.unhcr.org
Birleşmiş Milletler HABITAT: (UN-HABITAT): www.unhabitat.org
Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Araştırmaları Enstitüsü (UNIDIR): www.unidir.org
Birleşmiş Milletler Eğitim ve Araştırma Kurumu (UNITAR): www.unitar.org
Birleşmiş Milletler Kadının İlerlemesi İçin Uluslararası Araştırma ve Eğitim Enstitüsü (INSTRAW):www.un-instraw.org
Birleşmiş Milletler Bölgeler Arası Suç ve Adalet Araştırmaları Enstitüsü(UNICRI): www.unicri.it
Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Bürosu (UNOPS): www.unops.org
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Bürosu (UNODC): www.unodc.org
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu(UNFPA): www.unfpa.org
Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kurumu (UNRWA): www.unrwa.org
Birleşmiş Milletler Sosyal Kalkınma ve Araştırma Enstitüsü (UNRISD): www.unrisd.org
Birleşmiş Milletler Sistemi Harp Akademisi (UNSSC): www.unssc.org
Birleşmiş Milletler Üniversitesi (UNU): www.unu.edu
Birleşmiş Milletler Gönüllüleri ( UNV): www.unv.org
Dünya Gıda Programı (WFP): www.wfp.org

Birleşmiş Milletler Bölge Komisyonları
Afrika Ekonomik Komisyonu (ECA): www.uneca.org
Asya ve Pasifik Ekonomik Komisyonu (ESCAP): www.escap.org
Avrupa Ekonomik Komisyonu (ECE): www.unece.org
Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu (ECLAC): www.eclac.org
Batı Asya Ekonomik Komisyonu (ESCWA): www.escwa.org.lb

Birleşmiş Milletler İhtisas Teşkilatları
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO): www.fao.org
Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO): www.icao.org
Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD): www.ifad.org
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO): www.ilo.org
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO): www.imo.org
Uluslararası Para Fonu (IMF): www.imf.org
Uluslararası Telekomünikasyon  Birliği (ITU): www.itu.int
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO): www.unesco.org
Birleşmiş Milletler Endüstriyel Kalkınma Örgütü (UNIDO): www.unido.org
Evrensel Posta Birliği (UPU): www.upu.int
Dünya Bankası: www.worldbank.org
Dünya Sağlık Örgütü (WHO): www.who.int
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO): www.wipo.int
Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO): www.wmo.ch
Dünya Turizm Örgütü (WTO): www.world-tourism.org

Bağlı  Kuruluşlar
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA): www.iaea.org
Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW): www.opcw.org
Nükleer Denemeleri Kapsamlı Yasaklama Anlaşması Örgütü (CTBTO): www.ctbto.org
Dünya Ticaret Örgütü (WTO): www.wto.org

Kopenhag Kriterleri

0
Kopenhag Kriterleri

Kopenhag Kriterleri, Avrupa Konseyinin 22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde kabul edilmiş olan kriterlerdir.

Avrupa Konseyi, bu zirvede Avrupa Topluluğunun genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce yerine getirmesi gereken kriterleri belirlemiştir. Belirlenen bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç temel grupta toplanmıştır. Topluluk, Avrupa’nın entegrasyonunu hedeflerken aynı zaman da yeni üyelerin kapasite ve uyum bakımından birlik hedeflerine uyum sağlamasını amaçlamaktadır.

Avrupa Topluluğu, 1 Ocak 1995’ten itibaren Avrupa Birliği(AB) olarak anılmaya başlanmış, aynı yıl Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in katılımıyla 15 üyeli hale gelmiş, sonraki dönemde meydana gelen genişlemeler sonucunda 28 üyeye ulaşmıştır. Bosna Hersek’in üyelik başvurusu 2016 yılında kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Zirvesi – 1993
Siyasi Kriterler 
  • İstikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması,
  • Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü,
  • İnsan haklarına saygı,
  • Azınlıkların korunması

Aday ülkenin çok partili bir demokratik sistemle yönetiliyor olması, hukukun üstünlüğüne saygı, idam cezasının olmaması, azınlıklara ilişkin herhangi bir ayrımcılığın bulunmaması, ırk ayrımcılığının olmaması, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın yasaklanmış olması gereklidir.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesinin tüm maddeleri ile çekincesiz kabul edilmiş olması, Avrupa Konseyi Çocuk Hakları Sözleşmesinin kabul edilmiş olması gibi özellikler dikkate alınmaktadır. Bu ilkelerin varlığı tek başına yeterli olmamakta, aynı zamanda kesintisiz olarak uygulanması gerekmektedir.

Ekonomik Kriterler
  • İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığını ve Birlik içinde piyasa güçleri ve rekabetçi baskı ile baş edebilecek kapasiteyi garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olmalıdır.
  • Merkez bankasının bağımsızlığı, ekonomik politikaların koordinasyonu, İstikrar ve Büyüme Paktına katılım, merkez bankasının kamu sektörü açıklarını finanse etmesinin yasaklanması gibi konularda üye ülkelerin aldıkları kararlara katılmak gerekmektedir.
  •  Gümrük Birliği, malların serbest dolaşımı, sermayenin serbest dolaşımı gibi ortaklık anlaşmalarında belirtilen şartlara uyum sağlanmalıdır.
  • İstikrarlı piyasa ekonomisinin mevcudiyeti gereklidir.
  • AB ve dış dünya rekabetine dayanma kapasitesi gerekmektedir.
  • Üyelik, aday ülkenin siyasal, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine katılma da dahil olmak üzere üyelik yükümlülüğünü üstlenme yeteneğine sahip olmasını da öngörmektedir.
  • Arz talep dengesi piyasa güçlerinin bağımsız bir şekilde karşılıklı etkileşimi ile kurulmuş olmalıdır.
  • Ticaret kadar fiyatların da liberal olması, piyasaya giriş ve çıkış için engellerin bulunmaması gereklidir.
  • Mülkiyet haklarına ilişkin düzenlemeler yasal güvence altına olmalı ve bu yasal sistem işlerlik arz etmelidir.
  • Fiyat istikrarını içeren bir ekonomik gelişmişliğe ulaşılmış olması ve sürdürülebilir dış dengenin varlığı gereklidir.
  • Topluluk Ekonomik politikaların uygulanmasında geniş bir fikir birliği olması gerekmektedir.
  • Mali sektörün, tasarrufları üretim yatırımlarına yönlendirebilecek kadar gelişmiş olması gerekmektedir.
  • Öngörülebilir ve istikrarlı bir ortamda karar alabilen ekonomik kurumların makro ekonomik istikrarının olması ve bununla beraber işlevsel bir piyasa ekonomisinin varlığı şarttır.
  • Alt yapı, eğitim ve araştırmayı içeren yeterli miktarda fiziki ve beşeri sermaye olmalıdır.
  • Firmaların teknolojiye uyum sağlama kapasitesinin bulunması gerekmektedir.
  • Bu çerçevede rekabet edebilme derecesinin göstergeleri olarak, birliğe girişten önce birlik ile o ülke arasında belirli bir ticaret ortaklığının olması ve ülke ekonomisinde küçük firmaların oranı sayılmaktadır.
Topluluk Mevzuatının Benimsenmesi Kriterleri 
  • Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine bağlı kalmak üzere üyelik için gerekli yükümlülükleri yerine getirebilme kapasitesine sahip olmak gerekmektedir.
  • Topluluğun tarım, iletişim ve bilgi teknolojileri, çevre, ulaşım, enerji, taşımacılık, tüketici hakları, adalet ve içişleri, iş gücü ve sosyal haklar, eğitim ve gençlik, vergilendirme, istatistik, bölgesel politikalar, genel dış ve güvenlik politikası gibi alanlardaki her türlü düzenlemesine uyum sağlanmalıdır.
  • Siyasi Birlik ile Ekonomik ve Parasal Birlik de dahil olmak üzere, AB müktesebatına uyum kapasitesi olmalıdır.
  • Avrupa Birliğinin siyasi birlik ile ekonomik ve parasal birlik hedeflerini kabul etmek gerekmektedir.
  • Birliğin ortak dış politika ve güvenlik politikasına etkin bir katılım için aday ülkelerin buna hazır olması gerekmektedir.
  • Tek pazara geçişi gerektiren Topluluk müktesebatına uyum sağlanmalıdır.
Avrupa Birliği Liderler Zirvesi – 1997 – Amsterdam

2 Ocak- Hukuk Takvimi

0
2 Ocak Hukuk Takvimi; geçmişten günümüze hukuk tarihine ışık tutan önemli olaylar, yasal düzenlemeler, tarihte bugün ilan edilen bildirgeler, uluslararası sözleşmeler ve diplomatik adımların kronolojik dizini. bu gün doğan ve vefat eden hukukçular, görülen önemli davalar, alınan kararlar, yapılan tutuklamalar, infazlar ve hukuk dünyasını etkileyen eylemler. Tarihte bugün hukuk alanında yaşanan gelişmeler, takip ederek kolektif hukuki hafızanızı güçlendirin.

2 Ocak- Hukuk Takvimi

1891 İngiliz hukukçu, devlet adamı ve tarihçi Alexander William Kinglake yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Ağustos 1809) Cambridge Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1837’de Baro’ya çağrıldı ve hukuk pratiğini geliştirdi. Özellikle uluslararası politika alanında görev aldı. 1837 yılında Londra’da yerel yönetici oldu. 1856’da kendisini edebiyata ve kamu yaşamına adadı. Yedi ciltlik eseri The invasion of the Crimea ile ünlendi.  

1895 İsveçli insan hakları savunucusu ve diplomat Folke Bernadotte doğdu (Ölümü 17 Eylül 1948) Alman toplama kamplarından yaklaşık 20 bin kişiyi kurtararak saygınlık kazandı. 20 Mayıs 1948’de BM Güvenlik Konseyi’nce Filistin’de arabuluculuk görevine atandı. Arap ülkeleri  ile İsrail’in, 11 Haziran’da yürürlüğe giren BM ateşkes kararını kabul etmesini sağladı. Birleşmiş Milletler adına arabuluculuk yaptığı sırada öldürüldü.

1896 Belçikalı hukukçu ve eski Başbakan Walthère Frère-Orban yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Nisan 1812) Liège Üniversitesi ve State University of Leuven’da hukuk eğitimi gördü. Serbest avukat olarak çalıştı. Liberal partiye katıldı ve Katolik din adamları ile yapılan tartışmalarda öne çıktı. 1846’da liberal bir siyasi parti tüzüğü olarak kabul edilen programı yazdı. 1847’de Bayındırlık Bakanı oldu. 1848’den 1852’ye kadar Maliye Bakanlığı yaptı. Belçika ulusal bankasını kurdu, posta ücretini düşürdü, gazete vergisini kaldırdı ve serbest ticaretin güçlü bir savunucusu oldu. Muhafazakârlara karşı yöneltilen La mainmorte et la charité  adlı eseri Belçika’daki partilerin konumu üzerinde büyük bir etki yarattı. 3 Ocak 1868-2 Temmuz 1870 ve 19 Haziran 1878-16 Haziran 1884 arasında Belçika Başbakanı olarak görev yaptı. 

1897 Fransız hukukçu ve siyasetçi Gaston Monnerville doğdu. (Ölümü: 7 Kasım 1991) Toulouse Üniversitesi’nde hukuk ve edebiyat eğitimi gördü. 1918’de Toulouse Barosu’na kaydoldu ve avukatlık yapmaya başladı. Radikallerden milletvekili seçildi ve 2 hükûmette görev aldı. II. Dünya Savaşı süresince Vichy hükûmetine karşı direnişçiler arasında bulundu. Vichy Hükûmetinden sonraki geçiş dönemi hükûmetinde Sömürgelerden sorumlu Devlet Sekreteri olarak çalıştı. 1946 yılında Cumhuriyet Konseyi’nin(Senato) başkanlığına getirildi. 1958 yılından 1968 yılına kadar Senato Başkanlığı yaptı. Demokratik Sol Grubun üyesi olarak 1946-1974 yıllarında Senatörlük yaptı. 1974 yılında Senato Başkanı Alain Poher tarafından Anayasa Konseyi’ne üye olarak atandı ve 1983 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 1983 yılında Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından kendisine Légion d’honneur ödülü verildi. 1991 yılında kanser nedeniyle yaşamını yitirdi.

1919 Lord Curzon’un, “Doğu Trakya’daki Türkler ile Batı Anadolu’daki Rumlar mübadele edilmelidir” yönündeki muhtırası açıklandı. Bu  açıklamadan 4 yıl sonra, “Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi Anlaşması”, 30 Ocak 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde imzalandı.
1922

Ankara Hükümeti ile Ukrayna Hükümeti arasında dostluk antlaşması imzalandı. 1993 tarihli anlaşma ile dostluk anlaşması yenilendi.

1922 Fransız hukukçu ve siyasetçi Maurice Faure doğdu. (Ölümü: 6 Mart 2014) Toulouse Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nde Tarih ve Coğrafya eğitimi aldı. Doktorasını hukuk üzerine tamamladı. 1947’de Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. 1951-1983 yılları arasında milletvekili oldu ve 1983-1988 yıllarında senatörlük görevini yürüttü. 1956-57 yıllarında Dışişleri Bakanı, 1958 yılında kısa bir süre İçişleri Bakanı ve aynı yıl yine kısa bir süre Avrupa Kurumları Bakanı oldu. 1956 yılında, Ortak Pazar ve Euratom için yapılan hükümetlerarası konferansta Fransız heyetinin başkanı idi. 1962-1967 arasında Demokratik Birlik Meclis Grubu başkanlığı yaptı. 10 Mayıs 1988 – 22 Şubat 1989 arasında Devlet Bakanı, 22 Mayıs 1981 – 23 Haziran 1981 arasında, Pierre Mauroy hükûmetinde Adalet Bakanlığı yaptı. Mitterand tarafından, Anayasa Konseyi üyeliğine atandı ve 1 Mart 1989 – 1 Mart 1998 arasında bu görevi yürüttü. Radikal Sol Parti’nin onursal başkanı seçildi.

1924 Hafta Tatili Hakkında Kanun kabul edildi. Bu tarihe kadar, hafta tatili zorunluluğu bulunmuyordu.
1924

İstanbul İstiklal Mahkemesi, İstanbul Barosu Başkanı Lütfi Fikri Bey hakkında, Hıyanet-i Vataniye Kanunu‘na aykırı davranmakla suçlandığı davada, 5 yıl kürek hapsine hükmetti. Aynı mahkemede yargılanan gazeteciler ise beraat etti. Lütfü Fikri Bey, meşruti yönetimi ve hilâfeti savunuyordu. Lütfi Fikri Bey, 1920-1925 yıllarında İstanbul Barosu Başkanlığı yapmıştı.

1935 Soyadı Kanunu yürürlüğe girdi.
1947

Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1985 yılında doçent, 1992 yılında profesör unvanını kazandı. Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı olarak görev aldı ve 2004-2005 yılları arasında bu fakültede dekanlık görevini yürüttü.

Prof. Dr. İbrahim Hamdi Yasaman
1948

İnsan Hakları Derneği‘nin başkanlığını yapan hak savunucusu Akın Birdal, Niğde’de doğdu. Birdal daha sonra bağımsız milletvekilliği yaptı. Demokratik Toplum Partisi’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından kurulan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) adına Diyarbakır 23. dönem milletvekilliği yaptı.

1951 Türkiye, Hollanda ve Brezilya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Geçici üyeliğine seçildi.
1959 Devrimin ardından, hukukçu Fidel Castro, Küba lideri oldu.
1985

Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü‘nden (UNESCO) çekildi.

1990 Devrimci-Sol hareketin kurucularından Sinan Kukul, Metris Cezaevi’nden firar etti. Kukul, 1980’de tutuklanmış ve Devrimci Sol ana davasında yargılanmıştı.
1995

Eski İstanbul Su ve Kanalizasyon İşletmesi (İSKİ) Genel Müdürü Ergun Göknel’in 8,5 yıllık hapis cezası kesinleşti.

2001

İstanbul 1 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi, Egebank soruşturması kapsamında İnterbank’ın eski sahibi Cavit Çağlar hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Türk İnterpolü, 5 Ocak’ta Çağlar hakkında kırmızı bülten çıkardı.

2003

Kopenhag Kriterleri ile Anayasal düzenlemelere uyum yasaları çerçevesinde bazı yasalarda değişiklik öngören tasarı TBMM’de kabul edildi. Yasa ile; siyasi partilerin kapatılması davalarında 5/3 çoğunluk aranması, bazı durumlarda parti kapatma yerine siyasi partinin devlet yardımından yoksun bırakma cezasının verilmesi, işkence ve kötü muamele suçlarından verilen cezaların para cezasına çevrilememesi, cemaat vakıflarının mülk edinebilmesi ve gazetecilerin haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamaması gibi düzenlemeler getirildi.

Kopenhag Zirvesi 1993
2013

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’ın baro merkezinde kullandığı makam odası kurşunlandı. Dışarıdan ateş edilen bir silahtan çıkan mermi Kocasakal’ın makamının bulunduğu 7. kattaki odasının tavanını delerek masasına isabet etti, masadan seken mermi koltuğa saplandı.

2018 İtalyan hukukçu, aktivist ve siyasetçi Ferdinando Imposimato yaşamını yitirdi (Doğumu: 9 Nisan 1936) University of Naples Federico II da hukuk eğitimi gördü. Bir yıl Hazine Bakanlığı memuru olarak çalıştı. İki defa İtalyan Senatosu’na delege olarak seçildi. 1964’te yargıç olarak atandı. Aralarında önemli kişi ve olayların bulunduğu Aldo Moro cinayeti Mehmet Ali Ağca‘nın gerçekleştirdiği Papa II. John Paul suikastı, banker Michele Sindona davası ve mafya davalarına baktı. İtalyan Yüksek Mahkemesi üyesi ve onursal başkanı oldu. 
2020 Bangladeşli kadın hukukçu ve siyasetçi Fazilatunesa Bappy yaşamını yitirdi. (Doğumu: 31 Aralık 1970) Öğrencilik hayatı boyunca Bangladeş Awami Ligi siyasetiyle ilgilendi. Bangladeş’te kurulan Uluslararası Suçlar Mahkemesi’nde(International Crimes Tribunal) başsavcı yardımcısı olarak görev yaptı. 2011 yılında Bangladeş Ulusal Parlamentosu olan Jatiya Sangsad’a seçildi. 2018 yılına kadar iki dönem meclis üyesi olarak görev yaptı.
2020 Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Nicholas Stuyvesant Fish yaşamını yitirdi. (Doğumu: 30 Eylül 1958) Harvard Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Massachusetts Kongre Üyesi Barney Frank için yasama yardımcısı olarak çalıştı. 1986’da Northeastern Üniversitesi’nden hukuk diploması aldı. New York City ve Portland, Oregon’da avukatlık yaptı. Manhattan Community Board Five’a atandı ve iki yıl başkanlık yaptı. Times Meydanı’nın yenilenmesi üzerine 1997’de Rudy Bruner Kentsel Mükemmellik Ödülü’nü aldı. Amerika Birleşik Devletleri Demokratik Partisi üyesi olarak 2008’den 2020’de ölümüne kadar Portland, Oregon’da komisyon üyesi olarak görev yaptı. 
2021 İspanyol hukukçu, siyasetçi, yazar ve ekonomist Arsenio Lope Huerta yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Kasım 1943) Madrid Complutense Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. ICADE’de İşletme Bilimleri ve Paris Yüksek Okulu’nda İktisadi ve Ticari Bilimleri okudu.  Madrid il milletvekili, Alcalá de Henares belediye başkanı, Kültür Bakanlığı Kültürel İşbirliği genel müdürü, Leon sivil valisi ve hükümet delegesi olarak görev yaptı. Çeşitli konferanslara konuşmacı ve moderatör olarak katıldı ve tarihi-kültürel açıdan çok sayıda konferans verdi. Miguel de Cervan tes’in El colloquio de los perros adlı romanının tiyatro versiyonunun prömiyerini yaptı.
2025 Zimbabve hükümeti, Devlet Başkanı Emmerson Mnangagwa’nın idam cezasının kaldırılmasına ilişkin yasa tasarısını imzaladığını açıkladı. En son idam cezasının 2005’te infaz edildiği ülkede 60 idam mahkumunun cezaları hapse çevrildi.
2025

Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, ülkeye uyuşturucu sokmaya çalıştıkları gerekçesiyle 6 İranlının idam edildiğini duyurdu. Açıklamada, “Casım Muhammed Şabani, Abdurrıza Yunus Tenkasiri, Halil Şehid Samri, Muhammed Cevat Abdulcelil, Mehdi Kenan Ganımi ve Hür Muhammed Şabani adlı İran vatandaşları ülkeye uyuşturucu sokmaya çalışmışlardır” ifadelerine yer verildi.

2025 Kocaeli Adliyesi’nde Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan eski öğrencisini ziyaret eden avukat ve profesör S.D., hediye verdiği Dubai çikolatası poşetinin içinden 2 bin 500 dolar çıkınca “rüşvet” iddiasıyla tutuklandı. Suçlamaları kabul etmeyen şahıs uzun yıllar çeşitli üniversitelerde dersler verdiğini ifade ederek, “Birçok TV kanallarına aktif olarak çıkmaktayım. Bunları söylememin sebebi bu tarz işlere tenezzül etmeyeceğimi anlatmak içindir” dedi.

2 Ocak- Hukuk Takvimi

1 Ocak – Hukuk Takvimi

0
1 Ocak – Hukuk Takvimi

1 Ocak – Hukuk Takvimi

M.Ö. 45

Jülyen takvimi ilk kez kullanılmaya başlandı, 16. yüzyıla kadar kullanıldıktan sonra yerini Gregoryen takvime bıraktı.

404

Telemachus, Kolezyum’daki bir gladyatör dövüşünü ayırmak isteyince taşlanarak öldürüldü. Honorius ise onun anısına dövüşleri yasakladı. Bu dövüş son gladyatör dövüşü olarak tarihe geçti.

1515

1498 – 1515 arasında hüküm süren Fransa kralı XII. Louis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Haziran 1462) İngiltere’de VII. Henry’nin yaptığı düzenlemelere benzer şekilde hukuk, vergi ve devlet yönetimi alanında reformlar yaptı. Mahkeme hakimlerinin güçlerini artırarak yolsuzluğun önüne geçmeye çalıştı.

1788

Fransız hukukçu felsefeci, ütopik sosyalist ve kuramcı Étienne Cabet doğdu. (Ölümü: 9 Kasım 1856) Hukuk eğitimi alarak avukatlık yaptı. Bir süre öğretmenlik görevinde de bulundu fakat devletin o dönemlerdeki baskıcı ve denetimci yönetimine karşı çıkarak öğretmenlik görevinden ayrıldı. Bastia kentine başsavcı olarak atandı, cumhuriyetçi görüş ve düşüncelerinden ötürü Mayıs 1831 yılında görevinden alındı. 1833 yılında Popularie Gazetesi’ni kurdu. 1834 yılında basın suçu işlemekten ötürü iki yıl hapis cezasına mahkûm edildi.

Hukukçu ve filozof Étienne Cabet
1808

Amerika Birleşik Devletleri’ne köle girişi yasaklandı. Kölelik, 1862 yılında ABD’de tamamen yasaklandı. Köleliğin yasaklanmasına ilişkin ilk kanunlar İngiltere’de ve ABD’de 19. yüzyılın ilk çeyreğinde, 1807 yılında çıkarıldı ve daha sonra diğer Avrupa devletleri onları izledi.

1884

Yunan hukukçu ve iki kez başbakanlık görevinde bulunmuş Yunan politikacı, Konstandinos Çaldaris, İskenderiye’de doğdu. (Ölümü: 15 Kasım 1970, Atina) Atina Üniversitesinde hukuk okudu. 1926’da, Özgür Düşünenler Partisi ile Argolidokorinthia eyaletinden milletvekili seçildi. 1933-1935 yılları arasında Panagis Çaldaris’in ikinci hükûmetine Ulaştırma Bakan Yardımcısı olarak girdi ve Başbakan Vekili olarak devam etti. 1946 seçimlerine, sağcı “Birleşik Yurtsever Parti” koalisyonunun lideri olarak katıldı ve seçimi kazandı. Ocak 1947’ye kadar Yunanistan başbakanlığı görevini yürüttü. 1947-1949 yıllarında BM Genel Kurulunda Yunaninstan’ı temsil eden heyete başkanlık yaptı.

Hukuk ve Yunanistan eski devlet başbakanı Konstandinos Çaldaris
1891

Penaltı, Birleşik Krallık’taki Stoke City-Notts maçındaki tartışmalar üzerine futbol kuralları kitabına dahil edildi.

1895

Hukukçu ve FBA kurucusu John Edgar Hoover doğdu. (Ölümü 2 Mayıs 1972) George Washington Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı ve 1916 yılında master derecesi kazandı. 1917’de Adalet Bakanlığı’na girdi, iki yıl sonra Başsavcı A. Mitchell Palmer’ın yardımcılığına getirildi. 1924’te Federal Soruşturma Bürosu’nun(FBI) başkan yardımcılığına atandı, yedi ay sonra başkan oldu ve ölümüne kadar bu görevi yürüttü. Harding yönetimindeki skandallardan dolayı saygınlığı sarsılan kuruluşun personel seçimi ve eğitimi konusunda etkili yöntemler geliştirdi. Dünyanın en büyük parmak izi kataloğunu yarattı. Bilimsel bir suç araştırma laboratuvarı ile FBI Ulusal Akademisi’ni kurdu. ABD’de gangsterlerin dünya çapında ün kazandığı 1930’ların başında, ünlü suçluları izleyip ele geçirerek FBI’ın başarılarını geniş bir biçimde kamuoyuna duyurdu. Yaşamını anlatan biyografi türündeki J. Edgar isimli film, Clint Eastwood yönetmenliğinde ve 2011 yılında vizyona girdi.

1901 Avustralya’daki Britanya kolonileri federasyonlaşarak tek bir çatı altında birleşti.
1911

Hukukçu ve diplomat İsmail Necdet Kent doğdu. (Ölümü 20 Eylül 2002) Yüksek öğrenimini New York Üniversitesi Kamu Hukuku bölümünde tamamladı. 1937 yılında Dışişleri Bakanlığına girdi. 1944 yılına kadar Marsilya Başkonsolosluğundaki görevinde kaldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında birçok Yahudi’ye Türk pasaportu vererek hayatlarını kurtardı. Aynı zamanda güney Fransa’da yaşayan veya oraya kaçan, geçerli Türk pasaportu olmayan birçok Türk Musevi’ye Türk kimliği sağladı. ‘Üstün Hizmet Madalyası’ ile ödüllendirildi. Muhtar Kent’in babasıdır.

İsmail Necdet Kent
1921

Hukukçu Theobald von Bethmann Hollweg yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Kasım 1856) Leipzig ve  Berlin’de hukuk öğrenimi gördükten sonra devlet hizmetine girdi. 1905’te Prusya içişleri bakanlığına 1907’de de imparatorluk içişleri bakanlığına atandı. 14 Temmuz 1909’da istifa eden Prens Bernhard von Bülow’un yerine şansölye oldu ve Alman bürokrasisinde idari kademelerinden şansölyeliğe atanan ilk kişi unvanını aldı.

1923 Türkiye’nin ilk Futbol Federasyonu olan Türk İdman Cemiyetleri İttifakı kuruldu.
1924

ILO 11 No’lu Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesinin birinci maddesi hükümleri imzacı devletler tarafından uygulanmaya başlandı.

1926

Uluslararası Takvim ve Saat kullanılmaya başlandı. Uluslararası saat ve takvimin kullanımına ilişkin “Takvimde Tarih Mebdeinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun” TBMM’de 1925 yılında kabul edilmişti. Türkiye, bir kanunla Gregoryen takvime geçti. Hicri ve Rumi takvimler yerine Miladi takvim kabul edilerek 1 Ocak 1926’dan itibaren de kullanılmaya başlandı.

1929

Millet Mektepleri açıldı. Millet Mektebi Talimatnamesi, İcra Vekilleri Heyetinin (Bakanlar Kurulu) 11 Kasım 1928 tarihli toplantısında uygun bulunarak kabul edilmiş ve Yönetmelik 24 Kasım 1928 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmişti.

1929

Avukat, siyasetçi ve öğretmen Mustafa Necati yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1894) İstanbul Hukuk Mektebi’nden mezun oldu. I. Dünya Savaşı yıllarında İzmir’de avukatlık, eğitimcilik, gazetecilik yaptı. 1915 yılında arkadaşı Hüseyin Vasıf Bey ile Özel Şark İdadisi adlı bir okul kurdu ve bu okulda müdürlük ile beraber edebiyat öğretmenliği yaptı. Savaştan sonra itilaf devletlerince işlerine son verilen demiryolu işçilerinin haklarını savunmak, savaştan dönen işsiz yedek-subayların sıkıntılarını gidermek için çalışmalar yaptı. TBMM 1. Dönem Saruhan milletvekilliği sırasında önce Sivas İstiklal Mahkemesi üyesi olarak görevlendirildi. Daha sonra Kastamonu İstiklal Mahkemesi Başkanlığı ve Amasya İstiklal Mahkemesi Başkanlığı yaptı. Kastamonu’da görevli olduğu bir yıl içinde Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) ve Kastamonu İlim Cemiyeti’nin kurulmasına öncülük etti. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti(Kızılay), Gençler Mahfeli (Derneği) ve Muallimler Derneği’nin çalışmalarına destek verdi. Tüm bu çalışmalarından ötürü belediye tarafından fahri hemşehrilik unvanı verildi. Mübadele esnasında Bayındırlık ve İskan Bakanlığı yaptı. 1924 Anayasası’nın yürürlüğe konulduğu sırada Adalet Bakanlığı yaptı. Tevhidi Tedrisat sürecinde ve Harf Devrimi esnasında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı yaptı. Necatibey Eğitim Fakültesi’ne adı verildi.

Mustafa Necati Bey ve Mustafa Kemal Atatürk bir arada
Mustafa Necati Bey ve Mustafa Kemal Atatürk bir arada
1929 Anadolu demiryolu hattı ile Haydarpaşa Limanı millileştirildi.
1934 Ölçüler Kanunu yürürlüğe girdi.
1934

Alcatraz adası, Amerika Birleşik Devletleri’nin bir hapishanesi haline dönüştürüldü. Ada hakkında daha sonra birçok film çekildi.

1934 Fransa, Birleşmiş Milletler Cemiyeti’ne(Cemiyet-i Akvam) kabul edildi.
1935 İstanbul Ruhtım Şirketi Devletçe satın alındı.
1940

1935 yılında kabul edilen “Tunceli vilâyetinin idaresi hakkında kanun” yürürlükten kaldırıldı.

1942

26 ülkenin Mihver Devletleri’ne karşı birleşme ve savaşı sürdürme kararlarını içeren Birleşmiş Milletler Bildirisi (Declaration by United Nations) ilan edildi. ABD Başkanı F. D. Roosevelt tarafından ortaya atılan ve müttefik ülkeler için kullanılan “Birleşmiş Milletler” terimi, resmi olarak ilk kez kullanıldı. Birleşmiş Milletler Demeci olarak da bilinen bildiri, Atlantik Bildirisindeki ilkeleri aynen kabul etti. BM, savaştan sonra 1945’te kuruldu.

1946 İşçi Sigortaları Kanunu yürürlüğe girdi.
1948

İtalya Cumhuriyeti Anayasası geçici devlet başkanı tarafından resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. İtalyan Kurucu Meclisi, 22 Aralık 1947 tarihli oturumunda İtalyan Cumhuriyeti Anayasasını onaylamış ve Geçici Devlet Başkanı olarak belirlenen Enrico Roberto De Nicola, İtalya Cumhuriyeti Anayasasını ilan etmişti. İtalya Cumhuriyeti Anayasası, İtalya Resmi Gazetesinin 27 Aralık 1947 tarihli sayısında yayınlandı ve 1 Ocak 1948 tarihinde yürürlüğe girdi.

1950 Gelir Vergisi Kanunu yürürlüğe girdi.
1951

İzmir Barosu eski yönetim kurulu üyesi ve çevreci Avukat Senih Özay doğdu.

Avukat ve Yazar Senih Özay
1951

Birleşmiş Milletlere bağlı ilk Mülteciler Yüksek Komiseri ilk kez göreve başladı. İlk komiser Hollanda asıllı Gerrit Jan van Heuven Goedhart oldu ve 3 yıllığına seçildi.

1952 Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yürürlüğe girdi.
1952

Haşimi Ürdün Krallığı Anayasası, 1 Ocak 1952 tarihinde kabul edildi. Anayasa, 8 Ocak 1952 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak; Birleşik Krallıktan(İngiltere) bağımsızlığın kazanıldığı 25 Mayıs 1946 tarihinden hemen sonra düzenlenen 7 Aralık 1946 tarihli Ürdün Anayasasını yürürlükten kaldırdı.

1952

Türkiye, Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesinin 1948 yılında tadil edilmiş metnine katılma kararı aldı.

1955

Hukuk profesörü ve siyasetçi Burhan Kuzu doğdu. (Ölümü: 1 Kasım 2020) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okudu. Üniversiteden mezun olduktan sonra hakimlik ve kaymakamlık sınavını kazandı. Tekirdağ’da kaymakamlık stajına başladı. 1976 yılında üniversitede asistan kadrosuna alınınca akademisyen olmayı tercih etti. Yüksek lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde tamamladı. Anayasa hukuku alanında çalıştı. 1980-1982 yılları arasında Paris Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Avrupa Konseyi bursuyla araştırmalar yaptı. 1998 yılında profesör unvanı aldı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyeliği ve başkanlığı görevlerini yürüttü. Hukuk alanında makale ve kitaplar yayımladı. Uzun süre Polis Okulları’nda ders verdi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında üyelik ve yöneticilik yaptı. Bir süre Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde öğretim üyeliği yaptı. Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesinde misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. Milletvekilliği ve Adalet Komisyonu başkanlığı yaptı. Zindaşti suç örgütü ve başkaca oluşumlarla ilgili olarak nüfuz ticareti ve adli yargıyı etkileme suçundan hakkında soruşturma yapılmakta iken 1 Kasım 2020 tarihinde COVID-19 ‘a bağlı olarak hayatını kaybetti.

Burhan Kuzu
1956

Sudan bağımsız bir cumhuriyet olduğunu ilan etti. 1 Ocak Sudan Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaya başlandı.

1958 Roma Antlaşmasının kabulü sonucunda Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu.
1958

Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe giren Roma Antlaşması ile kuruldu. Topluluğun amacı, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla ve güvenli biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla üye devletlerin araştırma programlarını koordine etmek olarak belirlendi.

1959

Küba Devrimi sonuçlandı. Bütün Küba‘da işçiler ve köylüler Fidel Castro‘nun çağrısına uyarak genel greve başladı. Batista kovuldu ve Küba’nın kontrolü Fidel Castro, Che Guevara ve Raul Castro liderliğinde yeni yönetimin elinde geçti. 1 Ocak Küba Milli Günü (Küba Devrimi’nin Yıldönümü) olarak kutlanmaya başlandı. Küba Cumhuriyeti Anayasası, Devrim’den sonra 1959 yılının Şubat ayında “Temel Kanun” adıyla kabul edildi. 1976’da yeniden düzenlendi, 2019 yılında yeni Anayasa kabul edildi. 

1960 Kamerun, BM kararı gereğince bağımsızlığını kazandı.
1964

Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan, 01 Ocak 1964 tarihinde Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğdu. 1987’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu. 2007 yılında ise profesör unvanını aldı ve 2015’te AYM başkanlığına seçildi.

Prof. Dr. Zühtü Arslan
Prof. Dr. Zühtü Arslan
1971 Amerika Birleşik Devletleri’nde, televizyonlara sigara reklamı yapılması yasaklandı.
1973

Avrupa Son Senedi ve Türkiye ile imzalanan Katma Protokol yürürlüğe girdi. Senedin yürürlüğü 31 Mayıs 1963 tarih 244 sayılı Kanun uyarınca Bakanlar Kurulunun 21 Aralık 1973 tarihli kararı ile onaylanmıştı. («Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık Yaratan Anlaşma» ya ekli «Geçici Protokol»ün birinci maddesi uyarınca 23 Kasım 1970 tarihinde Brüksel’de imzalanmış olan Katma Protokol ve Ekleri ile Malî Protokol, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu yetki alanına giren maddelerle ilgili Anlaşma ve Son Senet’in onaylanmasının uygun bulunduğuna dair Kanun)

Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokole Ek Geçici Protokol imza töreni – Protokole, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil imza koymuştu – 23 Kasım 1970
1973

Birleşik Krallık, İrlanda ve Danimarka, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) üyesi oldu. Birleşik Krallık, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 50. maddesi ile tüm üye ülkelere tanınan hakkını kullanarak 2020 yılında birlikten ayrıldı.

1979

Çin Halk Cumhuriyet ve Amerika Birleşik Devletleri arasında diplomatik ilişkiler başladı.

1981 Yunanistan, Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeliğine kabul edildi.
1984 Brunei Sultanlığı, Birleşik Krallık ‘tan bağımsızlığını kazandı.
1985

Katma Değer Vergisi Kanunu yürürlüğe girerek uygulanmaya başladı. TBMM tarafından 25 Ekim 1984’te kabul edilen Katma Değer Vergisi kanunu 2 Aralık’ta Resmi Gazetede yayınlandı ve 1 Ocak’ta yürürlüğe girdi.

1985

İsviçre Medenî Kanunu’nun, eşlerin mal rejimini düzenleyen altıncı bölümünde (Sechster Titel) yapılan 5 Ocak 1984 tarihli değişiklik 1 Ocak 1988 tarihinde yürürlüğe girdi. Mal birliği olarak geçerli olan yasal mal rejim bu değişiklikte “Edinilmiş Mallara Katılma” (Errungenschaftsbeteiligung) olarak kabul edildi.

1990

İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 8 nolu Protokol Türkiye bakımından yürürlüğe girdi. Türkiye, Protokol’ü 4 Şubat 1986 tarihinde imzaladı, 12 Nisan 1989 tarih ve 3526 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 20 Nisan 1989 tarih ve 20145 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Protokol’ün onaylanmasını kararlaştıran 23 Haziran 1989 tarih ve 89/14295 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Protokol’ün resmi Türkçe çevirisi, 29 Ağustos 1989 tarih ve 20267 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Onay belgeleri 19 Eylül 1989 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne tevdi edildi.

1992

Schengen Antlaşması yürürlüğe girdi. Birinci Schengen Anlaşması Lüksemburg’un Schengen şehrinde 14 Haziran 1985 tarihinde imzalanmıştı.

1993

Çekoslovakya dağıldı. Slovakya ve Çek Cumhuriyeti kuruldu. Çek Cumhuriyeti Anayasası, 01 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe girdi. Anayasa, Türkiye Barolar Birliği önceki başkanı Vedat Ahsen Coşar tarafından Türkçeye tercüme edilmiş ve Barolar Birliği tarafından Faruk Erem‘e Armağan ismi ile 1999 yılında basılan eserde yayınlandı.

1993

Max van der Stoel (1924–2011), 1992’de ilk AGİT Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiseri olarak atandı. 2001’e kadar, sekiz buçuk yıl görev yaptı.

Max van der Stoel, Hırvatistan'da
Max van der Stoel, Hırvatistan’da
1994 NAFTA (Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması) yürürlüğe girdi.
1995 Dünya Ticaret Örgütü kuruldu.
1995

İsveç, Avusturya ve Finlandiya, Avrupa Birliği üyeliğine kabul edildi, birlik 15 üyeye ulaştı. Avrupa Topluluğu, 1 Ocak 1995’ten itibaren Avrupa Birliği(AB) olarak anılmaya başlandı ve gerçek bir birlik olma yönünde yeniden yapılandırıldı.

1996

Gümrük Birliği Anlaşması Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Anlaşma, Türkiye ile o günkü 15 Avrupa ülkesi arasında geçerli oldu. Türkiye, Avrupa Birliği sanayi mallarına uygulanan gümrük vergilerini kaldırdı.

1997 Zaire, Dünya Ticaret Örgütü üyesi oldu.
1998 Almanya’da, Belediye ve köyler, katma değer vergisinden pay almaya başladı.
1998 Avrupa Merkez Bankası kuruldu.
1999

1960 tarihli “Tıbbi Deontoloji Tüzüğü” yapılan çalışmalar sonunda 1998 Ekim ayında Ankara’da toplanan TTB 47. Olağanüstü Genel Kurulu’nda görüşüldükten sonra son şeklini aldı ve yasa gereği TTB’nin Tıp Dünyası adlı 15 günlük gazetesinin 1 Ocak 1999 tarihli nüshasında Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları adıyla yayınlanarak yürürlüğe girdi.

2001

İsviçreli Hukukçu Moritz Leuenberger, devlet başkanlığına seçildi. 1 Ocak 2001– 31 Aralık 2001 ve 1 Ocak 2006 – 31 Aralık 2006 tarihlerinde iki kez İsviçre Devlet Başkanlığı görevi yaptı

2002

Hollanda’da ötanaziyi yasallaştıran karar yürürlüğe girdi. Hollanda, ölümcül durumdaki hastalara hayatlarını sona erdirme hakkı veren ilk ülke oldu.

2002

3721 Sayılı Yeni Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi ve 7 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi yürürlükten kaldırıldı. Kanun 22 Kasım 2001’de kabul edilmişti.

2002

Avrupa ortak para birimi olan Euro, 1 Ocak 2002 tarihinde resmen tedavüle girerek, 12 ülkede kullanılmaya başlandı.

2005 Türk Lirasından (TL) 6 sıfır atıldı. Yeni Türk Lirası (YTL) tedavüle girdi.
2007 Bulgaristan ve Romanya, resmen AB üyesi oldular. Slovenya Euro bölgesine dahil oldu.
2007

Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri, Kofi Atta Annan, 10 yıllık bir hizmetten sonra 1 Ocak 2007’de görevini Güney Koreli Ban Ki-moon’a devretti. Annan, 8 Nisan 1938’de, Gana’da doğdu ve 18 Ağustos 2018’de yaşamını yitirdi. Birleşmiş Milletler, 2001 yılında Kofi Annan sekreterliğinde Nobel Barış ödülü kazanmıştı.

Kofi Atta Annan ve Ban Ki-moon bir arada
2007

Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya, Litvanya, Slovakya, Slovenya, Malta ve Letonya Schengen bölgesine dahil oldu.

2008

Malta, Kıbrıs Cumhuriyeti(Güney Kıbrıs), Agrotur ve Dikelya, Euro para birimini kullanmaya başladı.

2009

Avusturya, Japonya, Meksika, Türkiye ve Uganda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine geçici üye oldu.

2010 İspanya, Avrupa Birliği Konseyi Başkanlığını İsveç’ten devraldı.
2011 Macaristan, AB Dönem Başkanlığını devraldı.
2011

Brezilya’nın ilk kadın Devlet Başkanı Dilma Vana Rousseff, göreve başladı. 31 Ağustos 2016’ya kadar iki dönem görev yaptı. Yolsuzluk suçlamaları nedeniyle Brezilya Senatosu tarafından görevinden alındı.

Dilma Vana Rousseff ve ABD Başkanı Obama bir arada Beyazsaray’da
2015

Lübnanlı hukukçu ve siyasetçi Ömer Karami yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Eylül 1934) Kahire Üniversitesi’nden hukuk diploması aldı ve hem avukat hem de iş insanı olarak çalıştı. 1989 yılında eğitim bakanı, 24 Aralık 1990’da başbakan oldu. 1991 yılında Trablus’un Parlamento temsilcisi olarak seçildi. 1992 yılında Lübnan sterlininin ABD doları karşısındaki çöküşünün sokak ayaklanmalarına yol açması nedeniyle istifa etti. Ekim 2004’ten Nisan 2005’e kadar tekrar Başbakan oldu.

2015

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği-CİSST, 1 Ocak 2015 tarihinde, “Türkiye Hapishaneler Enformasyon Ağı” adını taşıyan ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu  ve Açık Toplum Vakfı tarafından desteklenen projesi kapsamında kuruldu.

2016

Avukat ve yazar Yiğit Okur yaşamını yitirdi. (Doğumu, 1934) 1950’li yıllarda Varlık, Yenilik, Mavi dergilerinde şiirleri yayınlandı ve çeşitli roman, oyun çevirileri yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde başladığı hukuk öğrenimini tamamlamak için 1958 yılında İsviçre’deki Cenevre Üniversitesi’ne gitti. 1965 yılında yurda döndü ve avukatlık yapmaya başladı. 40 yıllık bir aradan sonra Hulki Bey ve Arkadaşları romanıyla yazın dünyasına geri döndü. Haldun Taner Öykü Ödülü ve Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı. Çok sayıda eser bıraktı. 

Hukukçu, yazar Yiğit Okur
2017 Halil Cin tarafından yazılan Türk Hukuk Tarihi isimli eser yayımlandı.
2018

Azerbaycan’da 1 Ocak 2018 tarihi itibariyle Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu ve Avukatlar ve Avukatlık Faaliyetleri Hakkında Kanunda (Law № 853-VQD; Law № 854-VQD;Law № 855-VQD) yapılan değişiklikler yürürlüğe girdi. Bu değişiklikle Azerbaycan Barosu’na(ABA) kayıtlı olmayan avukatlar ile stajyerlerin, avukatlık mesleğini ifa etmelerine kısıtlama getirildi.

2018

İspanyol avukat ve akademisyen Manuel Olivencia Ruiz yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Temmuz 1929) Bologna Üniversitesi’nden cum laude derecesiyle mezun oldu. Madrid Complutense Üniversitesi’nde ticari hukuk profesörü oldu. 1960’ta Sevilla Üniversitesi’nde ticaret hukuku profesörlüğü yaptı. Aynı üniversitede, 1968-1971 yılları arasında hukuk fakültesi dekanı ve 1971-1975 yılları arasında ekonomi fakültesi dekanı oldu. Ülkesi İspanya’nın demokrasi yönetimine geçmesiyle Eğitim ve Bilim Müsteşarı, İspanya Bankası danışmanı ve RTVE yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 1984-1991 yılları arasında Sevilla Expo Fuarı ’92 Komiseri olarak görev yaptı.

2021

Amerikalı hukukçu, çiftçi ve siyasetçi Ben Chafin (Doğumu: 18 Mayıs 1960) Doğu Tennessee Üniversitesi ve Richmond Üniversitesi’nde hukuk öğrenim gördü. 1986’da Virginia’da Chafin Hukuk Bürosu’nu kurdu. 2014 yılında Virginia Temsilciler Meclisi’ne delege olarak girdi. 2014’ten 2021’deki ölümüne kadar Virginia Eyalet Senatosu üyeliği yaptı.  Eyalet senatosunda Eğitim, Sağlık, Yargı, Ayrıcalıklar, Seçimler, Rehabilitasyon ve Sosyal Hizmetler komitelerinde görev yaptı.

2022

21 Aralık 2022 tarihinde yayınlanan Harçlar Kanunu Genel Tebliği (Seri No: 89) göre, Yargı Harçları, Noter Harçları, Tapu Harçları, Trafik Harçları, Sürücü Belgesi- Pasaport-Kimlik-Ruhsat Harçları, Okul Harçları, Marka ve Patent Başvuru Haçları, Gemi ve Liman Harçları, Konsolosluk-Vize-İkamet Tezkeresi ve Yurtdışı Çıkış Harcı güncellendi. 1 Ocak 2022’den itibaren özel iletişim vergisi, çevre temizlik vergisi, damga vergisi, harçlar, Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamındaki cezalar yüzde 36,2 oranında artırıldı. Emlak vergisi ise yüzde 18,10 oranında zamlandı. Motorlu Taşıtlar Vergisine (MTV) de yüzde 25 oranında zam yapıldı.

1 Ocak – Hukuk Takvimi

Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi

0

Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi, 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)  tarafından kabul edilmiştir.

Türkiye sözleşmeyi 24 Ekim 1960 tarihinde 110 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 28.10.1960 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme, kadınların maden ocaklarında yeraltı işlerinde çalıştırılmasını yasaklamıştır.

1 No’lu Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi

ILO Kabul tarihi: 25 Ekim 1921

Kanun Tarih ve Sayısı: 24.10.1960 / 110

Resmi Gazete Yayım Tarih ve Sayısı: 28.10.1960 / 10641

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından vaki davet üzerine 25 Ekim 1921 tarihinde Cenevre’de 3 üncü toplantısını yapan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı, toplantı gündeminin 4 üncü maddesine dahil bulunan Tarım İşçilerinin Dernek Kurma ve Birleşme Haklarına mütallik tekliflerin kabulüne ve,

Bu tekliflerin Milletlerarası bir sözleşme şeklini almasına karar verdikten sonra,

Milletlerarası Çalışma Teşkilatının üyeleri tarafından, Milletlerarası Çalışma Teşkilatının statüsü hükümleri gereğince onanmak üzere, (Tarımda) dernek kurma hakkkına müteallik 1921 Sayılı Sözleşmesi adını taşıyacak olan aşağıdaki sözleşmeyi kabul eder.

ILO 11 No’lu Örgütlenme Özgürlüğü (Tarım) Sözleşmesi Maddeleri :
MADDE 1

Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bu Sözleşmeyi onayan her üyesi, tarımda çalışan bilumum şahıslara, sanayi işçilerinde olduğu gibi, dernek kurma ve birleşme haklarını aynen sağlamayı tarım işçileri bakımından bu hakları tahdidedici kanuni veya sair hükümleri ilga etmeyi taaahhüt eder.

MADDE 2

Bu Sözleşmenin, Milletlerarası Çalışma Teşkilatının statüsünde belirtilen şartlar dahilindeki kesin onama belgeleri Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

MADDE 3

Bu Sözleşme Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerinden ikisinin onama belgelerinin Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihte mer’iyete girecektir.

Sözleşme ancak onma belgeleri Milletlerarası Çalışma Bürosunca, tescil edilmiş üyeleri bağlayacaktır.

Bundan sonra bu Sözleşme, her bir üye hakkında, kendisinin onama belgesinin Milletlerarası Çalışma Bürosunca tescil edildiği tarihte mer’iyete girecektir.

MADDE 4

Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerinden ikisinin onam belgelerinin tescili akabinde, Milletlerarası Çalışma Bürosunca Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü keyfiyeti Milletlerarası Çalışma Teşkilatının bütün üyelerine tebliğ edecektir. Teşkilatın diğer üyeleri tarafından daha sonra gönderilecek onama belgelerinin tescil edildiğini de onlara tebliğ edecektir.

MADDE 5

Bu Sözleşmeyi onayan her üye 3 üncü madde hükümleri mahfuz kalmak şartıyla, 1 inci madde hükümlerini en geç 1 Ocak 1924 tarihinden itibaren tatbik etmeyi ve bu hükümleri muassır kılmak için gerekli olan tedbirleri almayı taahhüt eder.

MADDE 6

BU Sözleşmeyi onayan Milletlerarası Çalışma Teşkilatının her üyesi Sözleşmeyi müstemlekelerinde, idaresi ve himayesi altındaki ülkelerde Milletlerarası çalışma Teşkilatının Statüsünün 35 inci maddesine uygun olarak tatbik etmeyi taahhüt eder.

MADDE 7

Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu ilk yürürlüğe giriş tarihinden itibaren on yıllık bir devre sonunda; Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Genel Müdürce tescil edilecek bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih, keyfiyetin Milletlerarssı Çalışma Bürosu tarafından tescil tarihinden itibaren bir sene sonra muteber olacaktır.

MADDE 8

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu en az on senede bir bu Sözleşmenin tatbikatı hakkında genel konferansa bir rapor sunacak onun yeniden gözden geçirilmesi veya tadili meselesinin konferans gündemine konulması lüzumu hakkında karar verecektir.

MADDE 9

BU Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede muteberdir.

Russell-Einstein Manifestosu

0

Russell-Einstein Manifestosu, Bertrand Arthur William Russelll tarafından, 9 Temmuz 1955 tarihinde, Londra’da okunmuştur. Bildiri, “Franck Bildirisi” olarak da bilinmektedir.

Franck Bildirisi, nükleer silahların dünya için büyük bir tehlike olduğunu Amerika Birleşik Devletleri ve SSCB’ye anlatmak amacıyla ilan edilmiş ancak etkisi sınırlı kalmıştır.

Manifesto; ölümünden kısa bir süre önce imza koyan Albert Einstein’ın yanı sıra, Max Doğdu, Percy W. Bridgman, Leopold Infeld, Frédéric Joliot-Curie, Hermann J. Muller, Linus Pauling, Cecil F. Powell, Joseph Rotblat ve Hideki Yukava dahil olmak üzere, çoğunluğu Nobel ödüllü bilim insanları tarafından deklare edilmiştir.

Bertrand Russell ve Albert Einstein liderliğindeki önde gelen aydınların yayınladığı bildirinin bir benzeri İklim Krizine karşı devletleri uyarmak için Noam Chomsky önderliğinde 15.000 kişi tarafından imzalanmıştır.

Russell-Einstein Manifestosu

“İnsanlığın karşı karşıya kaldığı bu trajik durumda, bilim insanlarının kitle imha silahlarının geliştirilmesi sonucunda ortaya çıkan tehlikeleri değerlendirmek üzere bir konferansta bir araya gelmesi ve ekteki taslağın ruhuna uygun bir kararı tartışması gerektiğini düşündük.

Biz burada bugün; o veya bu ulusun, kıtanın veya inancın üyeleri olarak değil, birer insan olarak, varlığının devamı şüpheye düşen İnsan türünün üyeleri olarak konuşuyoruz. Dünya çatışmalarla dolu ve tüm küçük çatışmaların üzerinde Komünizm ile Komünizm karşıtları arasındaki o büyük mücadele var.

Siyasi bir bilinci olan hemen herkes bu konuların biri veya daha fazlası hakkında kuvvetli fikirlere sahiptir; ancak sizden, yapabilirseniz şayet, söz konusu düşünceleri bir kenara koyup kendinizi dikkate değer bir geçmişi bulunan ve yok oluşunu hiç birimizin arzu etmeyeceği biyolojik türün üyeleri olarak düşünmenizi istiyoruz.

Herhangi bir tarafı kayıracak tek bir söz bile söylememeye çalışacağız. Hepsi, aynı oranda tehlike içerisindeler ve şayet bu tehlike anlaşılabilirse bunu işbirliğiyle önlemek için umut olabilir.

Yeni bir şekilde düşünmeyi öğrenmemiz lazım. Kendimize, hangi grubu tercih edersek edelim askeri zaferi sağlayacak hangi adımların atılması gerektiğini değil, tarafların tümü için yıkıcı olabilecek bir askeri mücadeleyi önlemek için hangi adımların atılması gerektiğini sormayı öğrenmek zorundayız.

Kamuoyunda ve hatta yönetimde çeşitli kademelerde bulunan insanlar bile nükleer bombalarla gerçekleştirilecek bir savaşın neler getireceğinin farkında değil. Kamuoyu hâlâ sadece basitçe şehirlerin yok edileceğini düşünüyor. Yeni bombaların eskisinden daha güçlü olduğunu ve bir Atom bombasının Hiroşima’yı yok edebildiğini düşünürsek, Hidrojen bombasının Londra, New York ve Moskova gibi en büyük şehirleri yok edebileceği anlaşılıyor.

Hidrojen bombalarıyla yapılacak bir savaşta büyük şehirlerin yok edileceğine şüphe yok. Ancak bu karşı karşıya kalınacak felaketlerin en küçüğü olacaktır. Londra, New York ve Moskova’daki herkes ortadan kaldırılırsa dünya kendini birkaç yüzyılda toparlayabilir. Ancak, özellikle Bikini testinden beri artık biliyoruz ki bu nükleer bombalar, yıkımı öngörülen bölgenin dışına, daha geniş bir alana aşamalı olarak yaymaktadır.

Bir yetkilinin belirttiğine göre yeni nesil bir bomba Hiroşima’yı yıkan bombadan 2,500 kat daha güçlü bir şekilde üretilebilmektedir. Böyle bir bomba yerde veya su altında patlatıldığında üst hava katmanlarına radyoaktif parçacıklar göndermektedir. Daha sonra yavaş yavaş çökerek dünyanın yüzeyine öldürücü toz ve yağmurlar olarak inmektedirler. Japon balıkçıları ve yakaladıkları balıkları zehirleyen işte bu tozdur.

Böyle öldürücü radyoaktif parçacıkların ne kadar geniş bir alana yayılacağını kimse bilmiyor ancak saygın yetkililerin tümü Hidrojen bombalarının kullanılacağı bir savaşın insanlığın sonunu getirebileceği konusunda hemfikirler. Birçok Hidrojen bombasının kullanılmasının, küçük bir azınlık için mutlak ve ani bir ölüm, çoğunluk içinse hastalıklar ve çürümeyle gelen yavaş bir azap olacağından korkuluyor.

Seçkin bilim adamları ve askeri strateji alanındaki yetkililer tarafından birçok uyarıda bulunuldu. Hiç biri en kötü sonuçların kesin olduğunu söylemiyor. Söyledikleri bu sonuçların mümkün olduğu ve hiç kimse bunların gerçekleşmeyeceğinden emin değil. Uzmanların bu soruyla ilgili görüşlerinin kendi siyasi görüşleri veya ön yargılarıyla herhangi bir düzeyde ilgisi olup olmadığını bilmiyoruz. Şimdiye kadar yürüttüğümüz araştırmalara göre görüşler o belirli uzmanın bilgisiyle sınırlıdır. En çok bilenlerin en ümitsiz olanlar olduğunu anladık..

Şimdi size sunacağımız soru kati, ürkütücü ve kaçınılmazdır: İnsan ırkının sonunu mu getireceğiz? Yoksa insan ırkı savaşmaktan vazgeçecek mi? İnsanlar bu alternatifle yüzleşemez çünkü savaşmaktan vazgeçmek çok zordur.

Savaşmaktan vazgeçmek ulusal hakimiyet üzerinde tatsız sınırlamalar gerektirir. Ancak durumun anlaşılmasını her şeyden daha çok engelleyecek olan, “insan türü” ifadesindeki belirsizlik ve soyutluktur. İnsanlar sadece belli belirsiz tarif edilmiş insanlığın değil kendilerinin ve çocuklarının ve torunlarının da tehlikede olduğunun ancak farkına vardılar. Kendilerinin ve sevdiklerinin ıstıraplı bir ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğu fikrini ancak idrak edebiliyorlar. Bu sebeple, modern silahların yasaklanması şartıyla belki savaşların devam etmesine izin verilebileceğini umuyorlar.

Bu umut yanıltıcıdır. Barış zamanında hidrojen bombalarının kullanılmayacağına dair hangi anlaşma yapılırsa yapılsın savaş zamanında bunların hiç bir bağlayıcılığı olmaz ve savaş patlak verir vermez her iki taraf da Hidrojen bombası üretmeye girişir; bir taraf bombayı üretir diğer taraf üretmezse bombayı üreten taraf kaçınılmaz olarak galip gelecektir.

Genel olarak silahların azaltılması kapsamında nükleer silahlardan vazgeçmek için yapılacak bir anlaşma kesin çözüm sunmasa da bazı önemli amaçlara hizmet edebilir. İlk olarak Doğu ile Batı arasında yapılacak herhangi bir anlaşma gerilimi azaltacağı için iyidir. İkinci olarak termonükleer silahlardan vazgeçilmesi, taraflar birbirlerinin samimi olduğuna inanırsa, Pearl Harbour tarzı ani bir saldırı olacağı korkusunu azaltacaktır ki, halihazırda bu durum her iki tarafı da gergin bir bekleyiş durumunda tutmaktadır. Bu nedenle böyle bir anlaşmayı ancak bir ilk adım olarak hoş karşılanabilir.

Birçoğumuz duygularımız söz konusu olduğunda tarafsız olamayız ancak birer insan evladı olarak unutmamalıyız ki Doğu ile Batı arasındaki sorunlar; Komünistlere veya Komünizm karşıtlarına, Asyalılara veya Avrupalılara veya Amerikalılara, Beyazlara veya Siyahlara; herhangi birine olası herhangi bir tatmin sağlayacak şekilde çözülecekse bu sorunlar savaşla çözülmemelidir. Bunun hem Doğu’da hem de Batı’da anlaşılmasını umut ediyoruz.

Önümüzde; seçmemiz durumunda mutluluk, bilim ve ilimde sürekli gelişim yatıyor. Kavgalarımızı unutamadığımız için bunun yerine ölümü mü seçeceğiz? Biz birer insan olarak insanlığa sesleniyoruz: İnsanlığınızı hatırlayın ve gerisini unutun. Bunu yapabilirseniz önümüzde yeni cennete uzanan bir yol açılacak; yapamazsanız önümüzde evrenin ölümü riski duracak.

Sonuç

Kongreyi ve aracılığıyla dünyadaki bilim adamlarını ve kamuoyunu aşağıdaki kararın altına imza atmaya çağırıyoruz:

“Gelecekte yapılacak herhangi bir savaşta nükleer silahların kesinlikle kullanılması ve söz konusu silahların insanlığın devamını tehdit ettiği gerçeği karşısında, dünya hükümetlerinden, amaçlarını bir dünya savaşıyla gerçekleştiremeyeceklerini anlamalarını ve kabul etmelerini ve sonuç olarak tüm ihtilafların çözümü için barışçıl yöntemler bulmalarını talep ediyoruz.”

30 Aralık – Hukuk Takvimi

0
30 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler
30 Aralık - Hukuk Takvimi

30 Aralık – Hukuk Takvimi 

39 Roma’daki kamu alanlarında yaptığı düzenlemelerle bilinen imparator  Titus Flavius Vespasianus doğdu.(Öümü: 13 Eylül 81) 79 yılında babasının halefi olarak İmparator oldu. Vatana ihanet yargılamalarını durdurdu, Muhbirleri cezalandırdı. Beş İyi İmparator tarafından bir model olarak kullanıldı.
1490 Osmanlı Devletinde şeriat hukuku alanında önemli kararlara imza atan, din ve devlet görevlisi Ebussuud Efendi doğdu. Kızılbaşlar hakkında verdiği fetvalarıyla anıldı.  Yunus Emre‘yi kafir ilan etti ve şiirlerini okuyanların öldürülmesi gerektiğini savundu. (Ölümü:1574) Mezarı Eyüp’te Daru’l Hadis’in yanında Ebussuud Haziresindedir.
1886 Finlandiya Yüksek İdare Mahkemesi(Danıştay) eski başkanı Urho Castrén, Jyväskylä’da doğdu (Ölümü 1965) Jyväskylä Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği hukuk fakültesinden 1907’de diploma aldı. 1910’da hukuk yüksek lisansını ve 1912’de doktorasını tamamladı. 1918-1927 yıllarında üniversitelerde ders verdi.  1925-1926 yıllarında Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Çeşitli mahkemelerde yargıç olarak çalıştıktan sonra, 1929 yılında Yüksek İdare Mahkemesi başkanlığına seçildi ve 1956’ya kadar bu görevi yürüttü. 21 Eylül 1944 – 17 Kasım 1944 tarihleri arasında kısa bir süre için Finlandiya Başbakanı olarak görev yaptı.
1911 Çin’in seçimle işbaşına gelen ilk Başkanı ve filozof Sun Yat-sen görevine başladı.
1920 İkinci Yozgat Ayaklanması 30 Aralık 1920 tarihinde sonlandırıldı. Yozgat isyanını bastırmakla görevlendirilen Çerkez Ethem kuvvetleri (Kuvayi Seyyare) Yozgat’a girdi ve isyan elebaşlarından bir çoğunu idam ederek ayaklanmaya son verdi.
1922 Vladimir İlyiç Lenin, Sovyetler Birliği’nin kurulduğunu deklare etti. 10.Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi’nde Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya ve Transkafkasya delegeleri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni kurdu.
1931 İklim değişikliği alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli bilimsel değerlendirme çalışma grubu başkanlığı da yapan fizikçi John Theodore Houghton dünyaya geldi. (Ölüm: 15 Nisan 2020)
1946 Demokrat Parti’yi komünistlikle suçlayan Yozgat Valisi Sadri Aka mahkûm oldu. Aka, aynı zamanda hukuk fakültesi mezunu idi. Yozgat Valiliği görevi sırasında DP’nin Ruslar tarafından kurulduğunu, komünist olduğunu iddia etmiş ilgili makamlarca tahkikat açılarak 30 Aralık 1946’da yapılan mahkeme neticesi 3 gün hapis ve 1 TL para cezası verilmiş ancak cezası tecil edilmişti. Aka, daha sonrasında ise aynı partinin faşist olduğu şeklinde sözler sarf etmişti.
1947 İngiliz matematikçi ve filozof Alfred North Whitehead yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Şubat 1861 – 30 Aralık 1947) Birleşik Krallık’ta doğdu, Cambridge, Massachusetts’ta öldü. 1880–1910 arasında matematik üzerinde çalıştı. 1910–1924 arasında fizik, bilim felsefesi, eğitim pratik ve teoriği üzerine araştırmalarda bulundu. 1924–47 arasında Harvard Üniversitesi’nde felsefe profesörü olarak görev yaptı. Bertrand Russell‘la beraber Principia Mathematica kitabını yazdı.
1950 Türkiye’nin 25 Temmuz’da Kore’ye asker gönderme kararı alması üzerine Türk Barışseverler Cemiyeti, Kore’ye asker gönderilmesini protesto eden Behice Boran ve Adnan Cemgil dahil 7 kişi 3 yıl 9’ar ay hapse mahkum edildi. 2 celse evvel tahliye edilmiş olan sanıklar tekrar tutuklandı. Kore’ye asker gönderilmesine karşı bildiri dağıtıp Meclise ve Başbakan Adnan Menderes’e mektup gönderen Cemiyet başkanı Behice Boran ve arkadaşları Ankara Garnizon Komutanlığına bağlı askeri mahkemenin verdiği kararda “Dernek tüzüğünde siyasetle ilgilenilmeyeceği belirtilmesine karşın, siyasal amaçla Türkiye’nin ABD ile dostluğunun bozulmaya ve halkın hükümete olan güveninin sarsılmaya çalışıldığı” belirtildi. Dernek kurucuları on beşer yıl hapse mahkûm edildi ancak  suç, barış zamanına işlendiği için ceza 3 yıl 9 aya düşürüldü.

Behice Boran
1959 Sigorta Murakabe Kanunu Resmi Gazetede yayınlandı.
1968 1946’dan 1952’ye kadar Birleşmiş Milletler’in ilk Genel Sekreteri olarak görev yapan Doğumu: 16 Temmuz 1896) Trygve Halvdan Lie 30 Aralık 1968’de yaşamını yitirdi.  1919’da Oslo Üniversitesi Hukuk fakültesini bitirdi. İkinci dünya savaşı sırasında 1941’den 1946’y kadar sürgündeki Norveç hükümetinin Dışişleri Bakanı görev yaptı. Savaşın ardından 1946’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki Norveç delegasyonunun lideri olarak çalıştı. İlk Genel Kurulun Başkanlığına aday oldu ancak Belçikalı Paul-Henri Spaak‘a yenildi. Güvenlik Konseyi’nde oybirliğiyle genel sekreter olarak seçildi. Rusya ile Batı arasındaki arabuluculuk girişimlerinde yer aldı. İsrail ve Endonezya’nn bağımsızlığını destekledi. Kore savaşı sırasında genel sekreterdi. 1952’de görevinden istifa etti. Aralarında BM’deki yıllarını anlatan “Barış Davası: Birleşmiş Milletlerle Yedi Yıl” isimli eserin de bulunduğu çok sayıda kitap yazdı. ABD ve Avrupa’daki üniversiteler tarafından çok sayıda fahri doktora unvanı verildi. Birçok madalya aldı. 30 Aralık 1968’de Norveç’in Geilo kentinde kalp krizinden öldüğünde 72 yaşındaydı. Oslo’da Trygve Lie Meydanı’nda 1994 yılında dikilen Trygve Lie’nin bronz heykeli yer almaktadır.
1963 Harvard Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alan ve Harvard Law Review adlı derginin yayın yönetmenliğini de yapan Avukat Michael Richard Pompeo, doğdu. Amerika Birleşik Devletleri dışişleri bakanlığı ve CIA başkanlığı yapan hukukçulardan biri oldu.
1968 İşçi-Çiftçi Partisi’nin Kapatılmasına Dair Anayasa Mahkemesi Kararı, resmi gazetenin 30 Aralık 1968 tarihli sayısında yayınlandı. İşçi-Çiftçi Partisi Kapatma Davası, 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesi tarafından görülen ilk parti kapatma davalarından biri olmuş ve 15 Ekim 1968 tarihinde karara bağlanmıştı.
1971 14 Nisan 1965’ten 22 Kasım 1966’ya kadar Hollanda Başbakanı olarak görev yapan hukukçu Jozef Maria Laurens Theo “Jo” Cals yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Temmuz 1914) Cals, Radboud Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı ve yüksek Lisans derecesi elde etti. Kasım 1940’tan Ağustos 1948’e kadar Nijmegen’de avukat ve savcı olarak çalıştı, Şubat 1941’den Mayıs 1949’a kadar mezun olduğu okulda araştırmacı olarak çalıştı. 1948’de siyasete atıldı. Çeşitli bakanlıklar ve kamu görevlerinin ardından 1965 yılına Başbakan oldu. Kısa süren görevinin ardından aktif siyasetten çekildi, 1967’den itibaren Anayasa değişikliği Ulusal Danışma Komitesi’nin başkanlığını yaptı ve özel sektörde çalıştı. 57 yaşındayken beyin tümöründen öldü.
1972 Yargıtay, Çetin Altan’ın Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “Sovyet İhtilalinin 50.Yılı” başlıklı yazısından aldığı 1.5 yıl hapis ve 4 ay sürgün cezalarını onadı.
1981 DİSK duruşmasında mahkeme heyeti ile tartışan İçişleri eski Bakanı Av. Hasan Fehmi Güneş ve İstanbul Barosu Eski Başkanı Av. Turgut Kazan salondan çıkarıldı. 46 sanığın savunmasını üstlenen 23 avukat da, savunma hakkının engellendiğine dair dilekçeleri mahkeme heyetince okunmayınca salonu terk etti.
1981 Ali Özgentürk “DİSK’in eğitim çalışmalarına yardım ettiği” iddiasıyla Sıkıyönetim Komutanlığı’nca tutuklandı. Özgentürk’ün montaj çalışmalarını yaparken gözaltına alınması üzerine yarım kalan son filmi “At” Cannes, Berlin ve Hong Kong film festivallerine çağrılmıştı.
1987 Papa suikastıyla ilgili ikinci davaya adı karışan ülkücü Samet Aslan’ın, tutuklu bulunduğu Ağrı Cezaevi’nde intihar ettiği açıklandı.
1990 Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı, İnsan Hakları Derneği (IHD) ve 32 insan hakları savunucusu tarafından kuruldu.
1993 Şeriat üzerine kurulu iki devlet olan İsrail ve Vatikan karşılıklı olarak birbirlerini tanıma kararı aldı.
1995 İlk kez 27 Mayıs 1995’de oturma eylemlerine başlayan Cumartesi Anneleri, 31 haftadır sürdürdükleri eylemlerine kayıplar bulunana kadar 1996 yılında da her hafta devam edeceklerini açıkladılar.
1999 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, idama mahkum edilen  Abdullah Öcalan’ın karar düzeltme istemini reddetti. Davada, iç hukuk yollarının tamamlanmasıyla, dosya Adalet Bakanlığına gönderildi.
2002 Türkmenistan Devlet Başkanı Sefermurat Türkmenbaşı’na 25 Kasım’daki suikast girişimi ile ilgili tutuklanan eski Dışişleri Bakanı Boris Şıhmuradov ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
2002 Cezaevinde bulunan Fadıl Akgündüz hakkında SPK mevzuatına aykırı işlemden dolayı verilen 2 yıl hapis ve para cezası kararı Yargıtay’ca onandı. Akgündüz’ün yenilenecek Siirt seçimlerinde milletvekili adayı olma ve tekrar seçilerek dokunulmazlık kazanma imkanı kalmadı.
1993 İhsan Sabri Çağlayangil yaşamını yitirdi. Çağlayangil, 1965-1971 ve 1975-1977 arasında Dışişleri Bakanlığı, 1979-1980’de Cumhuriyet Senatosu başkanlığı ve Cumhurbaşkanı vekilliği yaptı. Çerkes kolu olan Ubıh kökenliydi ve 1932’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirmişti.

İhsan Sabri Çağlayangil
İhsan Sabri Çağlayangil
2006 Saddam Hüseyin, 30 Aralık 2006 tarihinde Kurban Bayramı’nın ilk gününde yerel saatle 04;45’te asılarak idam edildi. Son sözleri; “Allah büyüktür. Halk muzaffer olacak. Filistin Arap’tır” oldu. Şiilerle Kürtler idamı kutlarken, Sünniler yas tuttu.  asılarak idam edildi. İdamından kısa bir süre önce Amerikalılar tarafından yakalanarak Iraklılara teslim edilen Saddam Hüseyin’in idam cezası, Bağdat’ın kuzey mahallelerinden Kazımiye’de bulunan bir askeri üste yerel saatle sabah 06:00’da infaz edildi. 16 Mart 1988’de, tarihe Halepçe Katliamı olarak geçen Kürtlere karşı kimyasal silah kullanımı nedeniyle başta insanlığa karşı suçlar olmak üzere cinayet, işkence ve yasa dışı tutuklama gibi bir çok suçtan yargılanan Hüseyin, gençliğinde Suriye’ye, oradan da Mısır’a kaçarak sürgünde olduğu dönemde Kahire Üniversitesi’nde hukuk öğrenimi almış (1962-63), Baasçıların iktidarı ele geçirdiği 1963’te Bağdat’a dönerek hukuk eğitimini sürdürmüştü.

Hukukçu ve Irak Eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin
2008 Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununda, 30 Aralık 2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5827 sayılı Kanunla değişiklik yapıldı
2008 Hukukçu ve diplomat Kyriakos Amiridis öldürüldü. (Modern Yunanca: Κυριάκος Αμοιρίδης, 30 Eylül 1957, Karaferye – 30 Aralık 2016, Rio de Janeiro), Amiridis 30 Eylül 1957 tarihinde Yunanistan’ın Karaferye şehrinde doğdu. Selanik Aristoteles Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Daha sonra Paris Üniversitesi uluslararası ceza hukuku alanında yüksek lisans derecesini tamamladı. Yunan diplomat, 1988 yılında katip pozisyonundaki ilk yurtdışı görevi Yunanistan’ın Yugoslavya Büyükelçiliği oldu. 1993’te Yunanistan’ın Avrupa Birliği Daimî Temsilciliği’nde görev aldı. 1997 yılında Yunanistan’a geri döndü Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki Avrupa Dışişleri biriminde çalıştı. 2000 yılında, Yunanistan’ın Rio de Janeiro Fahri Başkonsolosu olarak görevlendirildi ve Brezilya’ya taşındı. 2003’te Rotterdam Başkonsolosu olarak Hollanda’ya gönderildi. 2008’de Atina’ya geri döndü 2012-2016 yılları arasında Yunanistan’ın Libya büyükelçisi olarak görev yaptı. 25 Mayıs 2016’dan 30 Aralık 2016’ya kadar Yunanistan’ın Brezilya büyükelçisi olarak görev aldı. Brezilya polisi 29 Aralık 2016’da Amiridis’in kiraladığı araç ile birlikte cesedini yanmış olarak buldu. yapılan soruşturmada cinayetin Amiridis’in eşi Oliveir ve polis memuru sevgilisi Sergio Gomez Moreira tarafından işlendiği tespit edildi. Suçlarını itiraf eden katillerin, Amiridis’i bıçaklayarak öldürdükten sonra cesedi otomobile taşıyıp birkaç kilometre uzakta ateşe verdiği açıklandı.
2013 Mısır’da Ramses Meydanı’nda darbe karşıtı eylemlere katılan 138 kişi, ikişer yıl hapis cezasına çarptırıldı.
2023 Aynı zamanda Arnavutluk’un en büyük muhalefet partisi DP’nin lideri olan eski cumhurbaşkanı ve başbakan Sali Berisha, ‘yolsuzluk’ iddiasıyla ev hapsine alındı ve hakkında  yurtdışına çıkış yasağı konuldu.
2023 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, T24’ün kısıtlama karar verilen “Sinan Ateş cinayeti soruşturmasına ilişkin” yaptığı haberle ilgili soruşturma başlattı. Savcılık açıklamasında “adli soruşturmanın gizliliği kuralına ve kısıtlama kararına aykırı olarak; soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek, delillerin karartılmasına ve/veya maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli, ayrıca masumiyet karinesini zedelemeye neden olacak değerlendirmelere sebebiyet veren bir haber” yayımlandığı ve gizliliği ihlal eden kişi/kişiler hakkında soruşturma başlatıldığı belirtildi.
2023

Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de işlediği fiillerle 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi‘ni ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanında (ICJ) dava açtı.

30 Aralık – Hukuk Takvimi

Romalıların Yükselişi ve Çöküşü

0

Romalıların Yükselişi ve Çöküşü 1734 yılında Montesquieu tarafından yazılmıştır.

Montesquieu

Montesquieu’ya göre Roma, yükselişini önce kralların kişisel değerlerine sonra da imparatorluğun ve cumhuriyetin erdemlerine borçludur. Bu değerler, disiplin, kanunlara saygı, yurdunu sevme, eşitlik duygusu, senatonun ölçülü davranması ve sözünü geçirmeyi bilmektir.

Roma’nın çöküşü; imparatorluğun gelişigüzel bir şekilde büyümesinin, uzak ülkelerde yapılan savaşların, imparatorluğun savunmasında barbarlara güvenilmesinin ve törenlerin bozulmasının bir sonucudur.

Montesquieu’nun kitabı yazdığı dönemin koşulları göz önünde bulundurulduğunda, aydınlanma düşüncesinin sahip olduğu genellemeci ve yer yer ortaya çıkan indirgemeci yaklaşımlar ön plandadır.

Montesquieu’nun diğer kitaplarında olduğu gibi Romalıların Yükselişi ve Çöküşü isimli eserinde de Türkler ve doğu toplumlarıyla ilgili değerlendirmelerinde oryantalist bakış açısının izleri görülmektedir.

Romalıların Yükselişi ve Çöküşü, batı düşünce tarihi içerisinde önemli yer tutan Montesguieu’nun Kanunların Ruhu Üzerine ve İran Mektupları isimli eserleri ile birlikte en önemli kitaplarından birisidir.

Montesquieu Fransız aydınlanmasının en önde gelen  aydınlarındandır. 1689 yılında Fransa’nın güney batısındaki Brede şatosunda aristokrat sınıfından bir ailede doğmuş ve 1755 yılında ölmüştür.  Katolik Juilly kolejinde okuduktan sonra Bordo Parlamentosunda görev aldı. Hukuk felsefesi alanında döneminin en önemli şahsiyetidir. İlk eseri 1721 yılında kaleme aldığı İran Mektupları’dır. 1734 yılında Romalıların Yükselişi ve Çöküşü‘nü yazmıştır.

1748 yılına gelindiğinde ise tüm dünyada bilinen ve hukukçuların, felsefecilerin siyaset bilimcilerin ve sosyologların başyapıt olarak kabul ettiği  Kanunların Ruhu Üzerine isimli eserini yayımlandı.  Bu eser Fransa’da tüm kesimler tarafından eleştirildi ve Katolik kilisesi tarafından yasaklandı.

Montesquieu, anayasaların somut özelliklerine ve güçler ayrılığı ilkesine özel bir önem vermiştir. Bu ilke kendi ülkesinde derhal uygulanmasa da dünyanın diğer ülkelerinde ciddiye alınmış ve dünya hukuk sistemlerini derin şekilde etkilemiştir. Montesquieu’nun fikirleri ölümünden sonra daha etkili olmuştur.

1791 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde özgürlükle ilgili görüşleri belirleyici olmuş ve siyasal tarihin akışında önemli katkısı olmuştur.

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi

0
Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Amerika Birleşik Devletlerinin kuzeydoğu kıyısında, New England bölgesindeki Massachusetts eyaletine bağlı  Boston’a komşu olan ve 110.000 civarında nüfusu olan Cambridge kentinde bulunmaktadır. Fakülte, 1817 yılında kurulmuştur ve ülkedeki en eski sürekli hukuk okuludur. Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Yale, Stanford ve Chicago Hukuk Fakülteleri ile birlikte Amerika Birleşik Devletlerinin en prestijli hukuk fakültelerinden birisi olarak kabul edilmekte, dünyanın en iyi hukuk fakülteleri sıralamasında da ilk sıralarda yer almaktadır. Fakülte, QS World University Rankings tarafından her yıl düzenlenen dünyanın en iyi hukuk fakülteleri sıralamasında birinci sıradadır.

Okul,  Harvard Law veya HLS olarak bilinmektedir. Kurucuları, Joseph Story ve Simon Greenleaf olan fakültenin 2017 yılı itibariyle 1.990 öğrencisi bulunmaktadır. Okulun büyük imkanları, kampüsü ve mezunlarının yargı, hükumet ve iş dünyasında kendilerine seçkin yerler bulmaları saygınlığını artırmaktadır.

Mezunlar, bileşik devletlerde Baro ve mahkemelerde en yüksek oranda başarı sağlamakta, yüksek mahkemelerde önemli oranda Harvard mezunu bulunmakta, özel sektör ve kamuda kurumlarında iş bulma oranı % 90 a ulaşmaktadır.

Harvard Hukuk Fakültesinin 1 Temmuz 2017’de göreve gelen dekanı John F. Manning’dir ve fakültede çoğunluğu profesör olmak üzere 328 öğretim üyesi kadrolu olarak akademik faaliyet yürütmektedir. Fakülte öğrenciler arasındaki yoğun rekabet ortamından ötürü rekabetçi kültürün temsilcisi olarak bilinmektedir. Öğrenim ücreti yıllık olarak yaklaşık 60.000 USD’dir.

Harvard Hukuk Fakültesi kampüsünde 90’dan fazla öğrenci organizasyonu bulunmakta, fakülte ve öğrencileri tarafından birçok bilimsel dergi çıkarılmaktadır. Harvard Law Review, Irk ve Etnik Adalet Üzerine Harvard Dergisi, Harvard Çevre Hukuku Dergisi, Harvard İnsan Hakları Dergisi, Harvard Uluslararası Hukuk Dergisi, Harvard Hukuk ve Cinsiyet Dergisi(Kadın Hukuku Dergisi), Harvard Hukuk ve Kamu Politikası Dergisi, Harvard Hukuk ve Teknoloji Dergisi, Harvard Spor ve Eğlence Hukuku Dergisi, Harvard Mevzuat Dergisi, Harvard Latino Law Review, Harvard Ulusal Güvenlik Dergisi, Harvard Müzakere Hukuku Dergisi ve Harvard İş Hukuku Dergisi bu dergilerden bazılarıdır.

Fakülte, dünyanın en büyük akademik hukuk kütüphanesine sahiptir.

Türkiye’deki Bahçeşehir Üniverstesi Hukuk Fakültesi ile Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi birçok alanda ortak çalışma yürütmektedir. İki üniversitenin hukuk fakülteleri arasında ortak araştırma, öğrenci değişimi, misafir akademisyen çalışmaları da bulunmaktadır. Harvard Law Review dergisinin bütün sayıları Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinde mevcuttur.

Harvard Hukuk mezunları olan Barack ve Michelle Obama

Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi, ABD ve dünyanın sosyal, ekonomik ve politik hayatında önemli yer tutan mezunlar vermiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin 19. başkanı Rutherford B. Hayes , 44. başkanı Barack Obama, Obama’nın karısı Michelle Obama, Michael Dukakis , Ralph Nader ve Mitt Romney, Ted Cruz, Mike Crapo, Tim Kaine, Jack Reed, Chuck Schumer, Tom Cotton, Mark Warner, Robert Zoellick, Navanethem ve İrlanda eski başkanı Mary Robinson Harvard Hukuk’tan mezundur. Goldman Sachs başkanı Lloyd Blankfein, Reddit CEO’su Ellen Pao, TIAA-CREF başkanı Roger W. Ferguson, Toys R Us başkanı Gerald L. Storch, Delta Air Lines CEO’su Gerald Grinstein okuldan mezundur.

Hukuk bilimciler, Payam Akhavan, William P. Alford, Rachel Barkow, Yochai Benkler, Alexander Bickel, Erwin Chemerinsky, Amy Chua, Sujit Choudhry, Robert C. Clark, I. Glenn Cohen, Ronald Dworkin, Christopher Edley, Jr. , Melvin A. Eisenberg, Susan Estrich, Jody Freeman, Gerald Gunther, Andrew T. Guzman, Louis Henkin, Harold Koh, Richard J. Lazarus, Arthur R. Miller, Gerald L. Neuman, Eric Posner, Richard Posner, John Mark Ramseyer, Jed Rubenfeld, Lewis Sargentich, John Sexton, Jeannie Suk, Kathleen Sullivan, Cass Sunstein, C. Raj Kumar ve daha birçok büyük hukuku Harvard hukuk okulundan mezundur. Ünlü hukuk felsefecisi Lon Luvois Fuller Harvard’da uzun yıllar ders vermiştir.

İşçi-Çiftçi Partisi’nin Kapatılmasına Dair Anayasa Mahkemesi Kararı

0

İşçi-Çiftçi Partisi Kapatma Davası, 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesi tarafından görülen ilk parti kapatma davalarındandır.  İşçi-Çiftçi Partisi’nin Kapatılmasına Dair Anayasa Mahkemesi Kararı, 15 Ekim 1968 tarihinde alınmış resmi gazetenin 30 Aralık 1968 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Anayasa Mahkemesi Kararı

Esas No:1968/31
Karar No:1968/44
Karar Tarihi:15/10/1968
Resmi Gazete tarih/sayı:30.12.1968/13088

Davacı: Kamu Hukuku Dâvâlı: İşçi-Çiftçi Partisi geçici 5. maddesinde öngörülen sekiz aylık süre içinde tüzük ve program ile yönetmeliklerini ve diğer parti mevzuatını, merkez karar organlarının karariyle, sözü geçen kanun hükümlerine uydurmadığını ve bu konuda Anayasa Mahkemesince 648 sayılı kanunun 113 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince yapılan ihtar gereğini de yerine getirmediğini ileri sürerek İşçi-Çiftçi Partisinin anılan kanunun 108. ve 113. maddeleri uyarınca kapatılmasına karar verilmesini istemiştir.

Anayasa Mahkemesi duruşma salonunda Cumhuriyet Başsavcısı Hikmet Gündüz ve tutanakta imzaları bulunan kâtipler hazır oldukları halde İşçi-Çiftçi Partisi Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun kısmen yüzüne karşı kısmen de gıyabında yapılan açık duruşma sonunda gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıda yazılı karar verildi:

Parti sicil dosyasındaki bilgi ve belgelere ve İşçi-Çiftçi Partisi Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun duruşmadaki beyanına göre: İşçi – Çiftçi Partisi, 17/6/1946 gününde merkezi İstanbul’da olmak üzere kurulmuştur.

Partinin, ilk genel kongresi 15/4/1951 gününde toplanmış bundan sonra da hiç toplanmamıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığınca, İşçi-Çiftçi Partisinin, yönetim organlarının tüzüklerine göre kurulmasına imkân kalmadığının anlaşılması nedeniyle Medenî Kanunun, Siyasî Partiler Kanununa aykırı bulunmayan, 70. maddesi uyarınca kendiliğinden infisah etmiş olduğunun kaydına işaret edilmesi gerektiği İçişleri Bakanlığına ve Mahkememize bildirilmiş ise de, Mahkememizce; İşçi-Çiftçi Partisinin, hukukî varlığını kaybetmemiş olduğuna 1/3 siyasî partiler siciline geçirilmesine 3/5/1967 gününde karar verilmiş ve bu karar anılan parti başkanlığına 18/5/1967 gününde bildirilmiştir.

Bu kez, Cumhuriyet Başsavcılığı, 22/5/1967 günlü ve S.P. 259 sayılı yazı ile Mahkememize başvurarak, İşçi-Çiftçi Partisinin siyasî partilerle ilgili kanunların emredici hükümlerine aykırılık halinde olduğunun açıkça anlaşılması sebebiyle, aykırılığın giderilmesi için Siyasî Partiler Kanununun 113. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükümlerine göre parti genel başkanlığına gerekli ihtarda bulunulmasını istemiştir. Bu istek, Mahkememizce incelenmiş, genel kongresini yapması ve siyasî Partiler Kanununun geçici 5. maddesi hükümlerini yerine getirmesi için, aynı kanunun 113. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, İşçi Çiftçi Partisine ihtarda bulunulmasına 10/11/1957 gününde karar verilmiş ve bu karar da parti başkanlığına 22/11/1967 gününde tebliğ edilmiştir.

Siyasî Partiler Kanununun 113 üncü maddesinde öngörülen süre geçtiği halde, adı geçen kanunun emredici hükümlerine aykırılığın giderilmediği parti genel başkanının duruşmadaki sözlerinden de açıkça anlaşılmıştır.

Her ne kadar, İşçi-Çiftçi Partisi Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu, tüzüklerinin kanuna aykırı bir yönü bulunmadığını, İdarenin partilerini münfesih sayması üzerine kongrelerini yapmakta ve Anayasa Mahkemesinin ihtar konularını yerine getirmekte tereddüde düştüklerini söylemiş ve Danıştay’da İdare aleyhine açtıkları dâva ile ilgili dosyanın getirtilerek incelenmesini istemişse de, siyasî partilerin kapatılması konusunda yalnızca Mahkememizi yetkili kılan Anayasa’nın 57. ve 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 108. maddeleri hükümleri, dosyadaki belgeler ve Mahkememizin yukarıda sözü edilen kararları ve işlemleri karşısında bu savunma ve istem kabule değer nitelikte görülmiyerek reddedilmiştir. Üyelerden Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen ve Avni Givda partinin münfesih sayılması gerçekleştiği takdirde kapatılmasının söz konusu edilemeyeceğini Heri sürerek red kararına muhalif kalmışlardır.

Hüküm : .648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 113 üncü maddesine aykırı davranışı dosyadaki belgeler ve Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun duruşmadaki sözleri ile sabit olan İşçi-Çiftçi Partisinin, aynı maddenin son fıkrası uyarınca kapatılmasına Cumhuriyet Başsavcısı hazır bulunduğu halde partinin Genel Başkanı Suavi Raşitoğlu’nun gıyabında Cumhuriyet Başsavcısının İstemine uygun ve kesin olarak karar verildi.

Başkanvekili
Lütfi Ömerbaş
Üye
İhsan Keçecioğlu
Üye
Salim Başol
Üye
Feyzullah Uslu
Üye
A. Şeref Hocaoğlu
Üye
Fazlı Öztan
Üye
Celalettin Kuralmen
Üye
Hakkı Ketenoğlu
Üye
Sait Koçak
Üye
Avni Givda
Üye
Muhittin Taylan
Üye
Recai Seçkin
Üye
Ahmet Akar
Üye
Halit Zarbun
Üye
Muhittin Gürün

İhsan Sabri Çağlayangil

0
İhsan Sabri Çağlayangil
İhsan Sabri Çağlayangil

İhsan Sabri Çağlayangil, 1908 yılında İstanbul’da doğmuş, 1931 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde mezun olmuş, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Koleji ve Yüksek Polis Enstitüsünde öğretmenlik yapmıştır.

Emniyet Genel Müdür Muavinliği görevinden sonra, sırasıyla Yozgat, Antalya, Çanakkale, Sivas, ve Bursa Valilikleri görevlerinde bulunmuştur.

1947 yılında İsviçre’de toplanan Uluslararası Pasaport ve Hudut Formaliteleri Konferansına Türk Heyeti Başkanı olarak katılmıştır.

Süleyman Demirel, Sabri Çağlayangil ve Bülent Ecevit

Yunanistan, İtalya, İsviçre, Fransa Hükümetlerinin zabıta teşkilatlarında resmi araştırmalar yapmış, 1956 da Amerika ICA teşkilatının davetlisi olarak 2 ay süreyle Birleşik Amerika’da 16 eyalette çeşitli sahalarda araştırmalarda bulundu. Münih Uluslararası İpekçilik Kongresine Türk Heyeti Başkanı olarak katılmıştır.

İhsan Sabri Çağlayangil, 1960 yılından sonra mülki yöneticilik mesleğinden ayrılarak siyasi hayata girmiştir. 1961 yılında Bursa Senatörlüğüne, Cumhuriyet Senatosu Adalet Partisi Grup Başkanlığı ve Genel Kurul Üyeliğine seçilmiştir. 4. Koalisyon Hükümetinde Çalışma Bakanı olarak görev almış, 1965 yılında Demirel Kabinesinde Dışişleri Bakanı olmuştur.

Çağlayangil,  1975 ve 1977 yıllarında Dışişleri Bakanı olarak atanmış, 1979 yılında ise Cumhuriyet Senatosu Başkanı olmuştur. 06.04.1980-12.09.1980 tarihleri arasında Cumhurbaşkanına Senato Başkanı olarak vekalet etmiştir.

1983 de Büyük Türkiye Partisinin Kurucu üyesi olmuş, Parti kapatılınca bir süre Zincirbozan’da gözaltında tutulmuş, 30 Eylül 1983’te serbest bırakılmıştır. Daha sonra DYP’ye katılmış ve 1990’da aktif politikadan ayrılmış ve 30 Aralık 1993 tarihinde Ankara’da vefat etmiştir. Çağlayangil’in bir kızı bulunmaktadır.

Fransızca, İngilizce ve Rusça bilen Çalayangil’in; Arşiv İlmi, Polis Psikolojisi ve Anılarım adlı üç eseri bulunmaktadır. Kendisine Afgan Krallığı ve Mısır Cumhuriyeti tarafından nişan verilmiştir.

Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Arasında Ortaklık İlişkisi Kurulmasına Dair Anlaşmaya Katma Protokol ve Ekleri 23 Kasım 1970 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de İhsan Sabri Çağlayangil tarafından imzalanmıştır.

Çağlayangil’ in Anıları – Kader Bizi Una Değil, Üne İtti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargı Etiği Kuralları

0
European Convention on Human Rights

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargı Etiği Kuralları, mahkemenin genel kurulu tarafından 23 Haziran 2008 tarihinde kabul edilmiştir. Mahkeme tarafından güncellenen etik kodlar(Resolution on Judicial Ethics) 1 Eylül 2021 tarihinde yürürlüğe girmek üzere 21 Haziran 2021 tarihinde kabul edilerek mahkemenin web sayfasında yayınlanmıştır.

Mahkeme, güncellenen kararında, görevdeki yargıçlar ile birlikte eski yargıçları da etik kurallardan sorumlu tutmaktadır. Mahkeme dışı faaliyetler ve alınan ödül ve hediyeler de  etik kuralların gözlemi altındadır. Yargı görevinin doğasında bulunan yükümlülükler daha şeffaf şekilde denetlenmesi ve halkın mahkemeye olan güvenini arttırmak etik kuralların temel amaçlarındadır. Etik kuralların eski versiyonu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Yargı Etiği Bürosu tarafından 2020 yılında Türkçeye kazandırılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargı Etiği Kuralları – 21 Haziran 2021 tarihinde güncellenen metin 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,

Yargı görevine ilişkin kriterleri belirleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 21. maddesini dikkate alarak;

Bu kriterleri geliştiren Mahkeme İçtüzüğü‘nün 3, 4 ve 28. kurallarını dikkate alarak;

Yukarıda belirtilen hükümlerin yorumlanması veya uygulanmasına halel getirmeksizin, açıklık ve şeffaflık adına, bu kriterlerin temelini oluşturan ilkeleri açıkça ifade etmenin uygun olduğunu değerlendirerek;

Bu metinde ortaya konan ilkelere bağlılığın kamuoyunun Mahkemeye olan güvenini sürdürdüğünü ve artırdığını dikkate alarak;

Mahkeme Genel Kurulu tarafından 23 Haziran 2008 tarihinde kabul edilen yargı etiğine ilişkin ilkeleri inceledikten sonra işbu kararı kabul etmiştir:

1. Dürüstlük

Hâkimlerin davranışları, yargı görevi için bir ölçüt olan yüksek ahlaki karaktere uygun olmalıdır. Mahkeme’nin içinde ve dışında, gerekli dürüstlük ve ayrıca Mahkeme’nin otoritesi ve itibarının doğasında bulunan sadakat, haysiyet ve sağduyu ile hareket etme görevlerinin her zaman farkında olmalıdırlar. Hâkimler, sürmekte olan davalarla ilgili taraflarla ve diğer kişilerle olan tüm temaslarında özel dikkat göstermelidirler.

2. Bağımsızlık

Hâkimler, adli görevlerini yerine getirirken, herhangi bir ulusal veya uluslararası kamu kurumundan, organından veya makamından veya herhangi bir özel kuruluştan bağımsız olacaklardır. Kendilerini dahili veya harici, doğrudan veya dolaylı her türlü uygunsuz etkiden uzak tutacaklardır. Her türlü faaliyetten, ifadeden ve ilişkilendirmeden kaçınmalı, talimata uymayı reddetmeli, yargı görevine engel olacağı ve bağımsızlığına olan toplumsal inancı olumsuz yönde etkileyeceği düşünülebilecek her türlü durumdan kaçınmalıdırlar.

3. Tarafsızlık

Hâkimler görevlerini tarafsız bir şekilde yerine getirmeli ve tarafsız bir görüntü sergilemelidir. Mahkeme içinde ve dışında çıkar çatışmasına yol açacak şekilde algılanabilecek durumlardan ve çıkar çatışmalarından kaçınmaya özen göstermelidirler. Hâkimler, kişisel çıkarlarının olduğu bir davaya müdahil olmamalıdır. Tarafsızlıklarına yönelik kamu inancını olumsuz yönde etkileyebileceği düşünülen her türlü faaliyet, ifade ve ortaklıktan kaçınmalıdırlar.

4. Çalışkanlık ve Yeterlilik

Hâkimler, görevlerini özenle ve saygılı bir şekilde yerine getirirler. Yargı görevleri diğer tüm faaliyetlerden önceliklidir ve çok önemli ve istisnai nedenler dışında hâkimler, yargı görevlerini yerine getirmek ve tüm toplantılara katılmak için hazır bulunmalıdırlar. Yüksek düzeyde yeterliliklerini sürdürmek üzere hâkimler mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmeye çalışmalıdır.

5. İhtiyat ve Gizlilik

Hâkimler, adli görevlerini yerine getirirken ihtiyatlı davranmalıdır. Müzakerelerin gizliliğine saygı göstereceklerdir. Hâkimler, Mahkeme önündeki işlemlerle ilgili veya gizli bilgilerle ilgili olarak ihtiyatlı
davranmalıdır.

6. İfade ve Bağlantılar

Hâkimler, ifade hürriyetlerini, görevlerinin haysiyeti ve Mahkeme kurumuna sadakatleri ile bağdaşacak şekilde kullanırlar. Mahkeme’nin otoritesini ve itibarını zedeleyecek veya bağımsızlıkları veya tarafsızlıkları konusunda makul şüpheye yol açacak şekilde, kendilerini ifade etmekten kaçınacaklardır. Bu, yargı işlevinin yerine getirilmesi, Mahkeme’nin temsili ve Mahkeme dışındaki akademik veya diğer kamu veya özel faaliyetler için eşit şekilde geçerlidir. Sosyal medyayı kullanırken son derece dikkatli hareket edeceklerdir.

7. Ek Aktivite

Hâkimler, bağımsızlık, tarafsızlık ve tam zamanlı görevlerinin gereklilikleriyle bağdaşmadığı sürece herhangi bir ek faaliyette bulunamazlar. Mahkeme İçtüzüğü’nün 4. maddesinde öngörüldüğü üzere, herhangi bir ek faaliyeti Mahkeme Başkanına bildireceklerdir. Sadece öğretim, araştırma ve yayım faaliyetleri ücretlendirilebilir. Adli veya diğer görevler için izin talepleri Mahkeme Başkanına sunulmalıdır.

8. Hediye ve Avantajlar

Hâkimler, adli makamlarının prestijini herhangi bir kişisel kazanç için kullanmamalıdır. Hâkimler, görevleri veya görevleri ile ilgili olarak kendileri veya herhangi bir aile ferdi için hediye, iltimas veya menfaat kabul edemezler. Bu mütevazi değerden daha fazla takdir ve misafirperverlik göstergeleri için de aynı derecede geçerlidir, ancak bunlarla sınırlı değildir.

9. Nişan ve Onurlar

Hâkimler, Mahkeme yargıçları olarak görev yaptıkları süre boyunca herhangi bir nişan veya unvan
kabul edemezler.

10. Ad Hoc Yargıçlar

Bu Kararın maddeleri, ilgili olduğu ölçüde, ad hoc hâkimler, için geçerli olacaktır.

11. Eski Yargıçlar

Madde V ve ilgili olduğu ölçüde, Madde VI eski Hâkimler için geçerli olacaktır. Eski Hâkimler İçtüzük uyarınca, görevden ayrıldıkları tarihten önce yapılan bir başvuruyla ilgili olarak veya daha sonra yapılan başvurularla ilgili olarak, görevden ayrıldıktan sonraki iki yıl boyunca Mahkeme önünde herhangi bir tarafı temsil edemezler.

12. Uygulama

Belirli bir durumda bu ilkelerin uygulanmasına ilişkin şüphe olması durumunda, bir hâkim Mahkeme Başkanının tavsiyesine başvurabilir. Başkan gerektiğinde Büroya danışabilir. Başkan, bu ilkelerin uygulanması hakkında Mahkeme Genel Kuruluna yıllık olarak rapor verir.

13. Yürürlük

Bu düzenleme 1 Eylül 2021 tarihinde yürürlüğe girer.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 23 Haziran 2008 Tarihli Yargı Etiği Kuralları

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yargı görevine ilişkin ölçütleri belirleyen 21. maddesini göz önünde bulundurarak;

Mahkeme iç tüzüğünün, bu ölçütleri geliştiren 3., 4. ve 28. maddelerini göz önünde tutarak;

Yukarıda atıfta bulunulan hükümlerin yorumlanışına ya da uygulanışına zarar vermeden, bu ölçütlere temel oluşturan ilkelerin, açıklık ve şeffaflık adına, ifade edilmesinin uygun olacağını değerlendirerek;

Bu metinde belirlenen ilkelerin, insan haklarının korunmasını amaçlayan uluslararası bir mahkeme konumundaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kamuoyunun duyacağı güveni artıracağını düşünerek;

Bu yargı etiği tavsiye kararını kabul eder.

I. Bağımsızlık

Hâkimler, yargı görevlerini yerine getirirlerken, her türlü dış kaynaklı merci ve etkiden bağımsızdırlar. Bağımsızlıklarına duyulan güveni etkileyebilecek her türlü faaliyete katılmaktan, derneğe üye olmaktan ve durumdan kaçınırlar.

II. Tarafsızlık

Hâkimler görevlerini tarafsız şekilde yerine getirirler ve tarafsızlıklarının görünürlüğünü de temin ederler. Çıkar çatışmalarından ve çıkar çatışmasının doğduğu algısını yaratabilecek durumlardan kaçınırlar.

III. Doğruluk

Hâkimlerin davranışları, yargı görevinin bir kıstası olan yüksek ahlâki karakter ile tutarlı olmalıdır. Hâkimler, Mahkemenin duruşunu ve itibarını koruyup sürdürme görevlerinin daima bilincinde olmalıdırlar.

IV. Özen ve Yetkinlik

Hâkimler, mevkilerinin gerektirdiği görevleri özenle yerine getirirler. Üst düzeydeki yetkinliklerini sürdürebilmek için, mesleki becerilerini geliştirmeye devam ederler.

V. Ketumluk

Hâkimler, mahkemede görülen davalara ilişkin sırlar veya gizli bilgiler hususunda azami şekilde ketum davranırlar ve müzakerelerin gizliliğine saygı duyarlar.

VI. İfade Özgürlüğü

Hâkimler ifade özgürlüklerini, bulundukları mevkiin gerektirdiği meslek haysiyetiyle bağdaşır şekilde kullanırlar. Mahkemenin otoritesine zarar verebilecek ya da tarafsızlıkları hususunda şüphe uyandırabilecek kamuoyu açıklamalarından ve görüş bildirmekten kaçınırlar.

VII. Ek Faaliyetler

Hâkimler, bağımsızlık, tarafsızlık ilkeleri ile ve tam zamanlı görevlerinin gereklilikleri ile bağdaşmadığı sürece, hiçbir ek faaliyette bulunamazlar. Mahkeme iç tüzüğünün 4. kuralı gereği, gerçekleştirmek istedikleri bir ek faaliyeti, Mahkeme Başkanına bildirirler.

VIII. Ödüller ve Avantajlar

Hâkimler, bağımsızlıklarının ya da tarafsızlıklarının sorgulanmasına sebebiyet verebilecek hiçbir hediyeyi, ödülü ya da avantajı kabul edemezler.

IX. Nişan ve Onur Belgeleri

Hâkimler, kendilerine sunulan nişan ve onur belgelerini, ancak böyle bir kabulün onların bağımsızlığına ve tarafsızlığına dair şüpheler uyandırmaması durumunda kabul edebilirler. Mahkeme başkanına önceden bilgi vermelidirler.

X. Tavsiye Kararının Kapsamı

Yukarıda belirlenen ilkeler, Mahkeme üyelerini ve ilgili bazı durumlarda eski üyeler ile geçici hâkimleri kapsar.

Son Hükümler

Belirli bir durumda bu ilkelerin uygulanışına dair şüphe duyan hâkim, Mahkeme Başkanından tavsiye isteyebilir. Başkan, gerektiğinde büroya danışabilir. Başkan, bu ilkelerin uygulanışına ilişkin bir raporu Genel kurula sunabilir.

Süreyya Ağaoğlu

0
Avukat Süreyya Ağaoğlu

Süreyya Ağaoğlu, Türkiye’nin ilk kadın avukatıdır. 1903 yılında Dağlık Karabağ’a bağlı Şuşa kentinde doğmuş, 29 Aralık 1989’da İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.

Atatürk ile

Süreyya Ağaoğlu’nun babası olan Hukuk Profesörü Ahmet Ağaoğlu, görevleri ve konumu itibari ile Ankara’ya göç etmek durumunda kalmıştır. Atatürk ve silah arkadaşları ile samimi olan ve aydın kesim arasında sevilen bir kişi olan Ahmet Ağaoğlu Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü konumuna geçmiştir. Babasının konumu ve teşviklerini de başarılı bir şekilde değerlendirerek İstanbul Kız Lisesi’nde okuma hayatını devam ettirmiştir. Lise yıllarında sınıfta cumhuriyet devrimlerinden söz ettiğinde, arkadaşlarının gavur olarak çağırdığı Süreyya Ağaoğlu, avukat olmayı hedeflemiş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne kaydını yaptırmak istediğinde engellerle karşılaşmış, o yıllarda fakültede kız öğrenci olmadığından, üniversitenin rektörüne başvurmuştur.

Dönemin kadınlarının henüz çarşafla dolaştığı bir zamanda başını bile kapatmadan rektörle görüşmeye giden Ağaoğlu, Selahattin Bey’e fakülteye girmek istediğini söylediğinde, odanın içinde kahkahalar yükselmiş, ancak Ağaoğlu, bu direnişin ardından kendisi gibi avukat olmak isteyen 3 arkadaşını daha götürünce fakülte kaydı gerçekleşmiş ve 1921 yılında ilk kez bir kız öğrencinin hukuk fakültesinde eğitim alması mümkün olmuştur.

Avukat Ağaoğlu 176-1978 yılları arasında Türk Hukukçu Kadınlar Derneği başkanlığı yapmıştır.

Süreyya Ağaoğlu başarılı eğitim dönemi sonrasında 1925 yılında o günkü adıyla Darülfünun hukuk fakültesinden mezun olmuştur. Rockfeller Foundation tarafından Paris Uluslararası Enstitüsü’nde 3 aylık burs imkanı sağlanmış ancak yasal düzenlemeler ve izinler sağlanamadığı için bu fırsatı kaçırarak gidememiştir.

Fakülteden mezun olduktan sonra babasının da desteği ile Ankara’da Şurayı Devlet(Danıştay) Tanzimat Dairesinde iş hayatına başlamıştır. Burada çalıştığı ikinci yılın sonrasında (1927 yılında) Ankara Barosu’na başvurunu yapmış, 1928 yılında  serbest avukatlık ruhsatını almıştır. Resmi anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın avukatı olarak tarihe geçmiştir. İlerleyen yıllarda Ankara Barosu’nda bulunan sicil kaydını İstanbul Barosu’na 1936 yılında nakletmiştir. İlk ruhsat kaydı İstanbul Barosunda görünmekte ve 1379 Baro sicil numarası ile kayıtlı bulunmaktadır. Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra ölene kadar avukatlık yapmıştır. Avukatlık mesleğini icra ederken aynı zamana kadın hakları savunuculuğunu da yürütmüştür.

Süreyya Ağaoğlu’nun Sivil Toplum Çalışmaları

Süreyya Ağaoğlu, Londra’da bulunduğu sürede bir çok inceleme yapmış ve Kadın Hakları üzerinde görüşmeleri ve konuşmaları Colombia Radyosu’nda yayınlanmıştır. İlerleyen yıllarda Amerikan Kadın Hukukçular Birliği‘ne üye olmuş, Türkiye’de yaşanan kadın hakları problemlerine ve bu problemlerin çözümüne yönelik çalışmalar yapçocumıştır.

Türkiye’nin ilk kadın avukatı olarak tarihe geçmesi yanında kadınların sosyal alanda yer alabilmeleri için de mücadele vermiş, kadınların tıpkı erkekler gibi bir restoranda yemek yiyebilmesine Latife Hanım ile birlikte öncülük etmiştir.

Ağaoğlu, Hür Fikirleri Yayma Derneği, Türk-Amerikan Üniversiteler Derneği ve  Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği’nin kurucu üyesi olarak çalışmalarda bulunmuştur. 1948 yılında Berlin, Milletlerarası Hukukçular Komisyonu Üyesi olmuştur.

1960 ihtilalinin ardından Yassıada Davaları‘nda babası Ahmet Ağaoğlu‘nun avukatlığını üstlenmiştir.

Avukat Ağaoğlu 176-1978 yılları arasında Türk Hukukçu Kadınlar Derneği başkanlığı yapmış, 1980-1982 döneminde ise derneğin işbirliği içinde olduğu ULUSLARARASI KADIN HUKUKÇULAR FEDERASYONU 2. Başkanı seçilmiştir

Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği

1949 yılında Amerika seyahatine gidip döndükten sonra kendi deyimiyle “Taksim parkındaki kimsesiz çocuklar” için Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği’ni kurmuştur.

Londra’da Gördüklerim ve Bir Hayat Şöyle Geçti adlı kitapları yazmış ve birçok hukuki makale yazmıştır.

Ağaoğlu, İstanbul’da katıldığı “Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma” konulu panelden ayrılırken düşerek beyin kanaması geçirerek yaşamını yitirmiş; ölümü, yaşamı boyunca sürdürdüğü kadın hakları mücadelesinin özeti gibi olmuştur.

Ankara Barosunun Hukuk Gündemi/Atatürk Özel Sayısı 2013/1 sayısında Ağaoğlu’nun yaşamı Av. Soner ALPER ve Av. Gülşah YILDIRIM tarafından detaylıca yazılmıştır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN VE ANKARA BAROSUNUN İLK KADIN AVUKATI AĞAOĞLU
 

İklim Değişikliği Mainau Deklarasyonu – 2015

0

İklim Değişikliği Mainau Deklarasyonu, 3 Temmuz 2015 tarihinde, 65. Lindau Nobel Ödüllü Kişiler Toplantısında, Mainau Adası’nda(Almanya) ilan edilmiştir. İklim değişikliğinin kötü sonuçları hakkında sert bir uyarı olan Deklarasyon’a, ilk etapta, konferansa katılan 36 Nobel Ödülü sahibi imza atmış, imzacı sayısı daha sonra 71’e yükselmiştir.

Deklarasyona; Hiroshi Amano, J.M. Bishop, David Baltimore, Elizabeth Blackburn, Aaron Ciechanover, Martin Chalfie, Elias Corey, Steven Chu, Robert Curl, Claude Cohen-Tannoudji, Johann Deisenhofer, James W. Cronin, Sheldon Glashow, Peter Doherty, Robert Grubbs, Gerhard Ertl, Leland Hartwell, Edmond Fischer, Dudley Herschbach, Walter Gilbert, Roald Hoffmann, Roy Glauber, Wolfgang Ketterle, David Gross, Walter Kohn, John L. Hall, Yuan T. Lee, Serge Haroche, Michael Levitt, Stefan Hell, John Mather, Jules H. Hoffmann, Arthur B. McDonald, Klaus von Klitzing, Edvard Moser, Harold Kroto, May-Britt Moser, William Moerner, Ryoji Noyori, Ferid Murad, Paul Nurse, Ei-ichi Negishi, John O’Keefe, Saul Perlmutter, Douglas Osheroff, William Phillips, Arno Penzias, Richard Roberts, Carlo Rubbia, Kailash Satyarthi, Oliver Smithies, Brian Schmidt, Jack Steinberger, Hamilton O. Smith, Thomas Steitz, George Smoot, Horst Störmer, Jack Szostak, Thomas Südhof, Roger Y. Tsien, John Sulston, Harold Varmus, Joseph H. Taylor, J. Robin Warren, Carl Wieman, Arieh Warshel, David Wineland, Torsten Wiesel ve Robert Wilson imza koymuştur.

Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli(IPCC-Intergovernmental Panel on Climate Change) raporları bildiriye esas teşkil etmiştir. Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli, Birleşmiş Milletlerin iki örgütü Dünya Meteoroloji Örgütü ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından 1988 yılında insan faaliyetlerinin neden olduğu iklim değişikliğinin risklerini değerlendirmek üzere kurulmuştur.

İklim Değişikliği Mainau Deklarasyonu

“Nobel Ödüllerine layık görülen aşağıda imzası bulunan bilim adamları olarak bizler, bizim gibi dünyanın her yerinden gelen gelecek vaat eden genç araştırmacılarla bulgularımızı paylaşmak için Konstanz Gölü’ne geldik. Neredeyse 60 yıl önce, Nobel Ödülü kazananların benzer bir toplantısı burada Mainau adasında gerçekleşti. Yeni keşfedilen nükleer silah teknolojisinin tehlikeleri hakkında bir bildiri yayınladılar – temel araştırmalardaki ilerlemelerden ortaya çıkan bir teknoloji. Şimdiye kadar, tehdit hala orada olmasına rağmen, nükleer savaştan kaçınmayı başardık.

Sonraki nesil bilim adamları, dünyanın daha müreffeh olmasına yardımcı oldu. Bu refah, dünya çapında hızla artan hammadde tüketimi pahasına elde edildi. Buna karşı koymazsak, dünya artık insanlığın ihtiyaçlarını karşılayamayacak ve sürekli artan gıda, su ve enerji talebimizi karşılayamayacaktır. Ve bu, tam bir insanlık trajedisine yol açacak. İklim araştırmacıları, insan faaliyetlerinin olumsuz etkilerini şimdiden gözlemliyorlar.

İnsan kaynaklı iklim değişikliği olasılığına yanıt olarak Birleşmiş Milletler, dünya hükümetlerine ilgili bilimsel bilginin mevcut durumuna genel bir bakış sağlamak için Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli IPCC‘yi oluşturdu. Mükemmel olmaktan çok uzak olsa da, IPCC’nin en son Beşinci Değerlendirme Raporu’na yol açan çabaların günümüzün iklim değişikliği bilgisi hakkında en iyi bilgi kaynaklarından birini ürettiğine inanıyoruz. Bunu iklim değişikliği alanında uzmanlar olarak değil, bilimsel sürecin bütünlüğüne saygı duyan ve derinlemesine anlayan çeşitli bilim adamları grubu olarak iddia ediyoruz.

İklim değişikliğinin kesin kapsamı hakkında hala belirsizlik olsa da, en son IPCC raporunda yer alan bilim camiasının sonuçları endişe vericidir – özellikle de küresel ortalama sıcaklıkta bir artış karşısında insan refahını sürdürmenin söz konusu riskleriyle bağlantılı olarak. 2 ° C’den fazla Rapor, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının mevcut küresel ısınmanın olası nedeni olduğu sonucuna varıyor. İklim modellerini kullanan tahminler, önümüzdeki on yıllarda insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının büyük ölçüde azaltılmaması koşuluyla, bu ısınmanın önümüzdeki yüzyılda büyük olasılıkla sanayi öncesi seviyenin 2 ° C üzerinde bir sıcaklığa yol açacağını gösteriyor.

IPCC değerlendirmesine göre, iklim değişikliğinin başlıca risklerini en aza indirmek için dünyanın mevcut ve gelecekteki sera gazı emisyonlarını azaltmada hızlı ilerleme kaydetmesi gerekiyor. Dünya uluslarının Aralık 2015’te Paris’te düzenlenen BM iklim konferansı fırsatını yakalaması ve dünya çapında gelecekteki emisyonları sınırlamak için kararlı bir şekilde hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu hedef, gelişmiş veya gelişmekte olan tüm ulusların işbirliğini gerektirecek ve mevcut bilimsel değerlendirmelere göre gelecekte de sürdürülmelidir. Hareketsizlik, gelecek nesil insanlığı mantıksız bir riske atmak anlamına gelir.

Mainau Adası, Almanya 3 Temmuz 2015 “

Katharine Dexter McCormick

0

Katharine Dexter McCormick, ABD’nin Michigan eyaletinde, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak 27 Ağustos 1875 tarihinde dedesi Yargıç Samuel W. Dexter’den kalma tarihi bina Gordon Hall‘da dünyaya geldi. Ünlü bir avukat ve Chicago Barosu Eski Başkanı olan babası Wirt Dexter’ı 14 yaşında iken kaybetti,  annesi Josephine ile birlikte 1890’da Boston’a taşındı.

İyi bir eğitim aldı. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde eğitim alan ilk kadınlardan biri oldu. 1904 yılında Massachusetts Institute of Technology’de biyoloji alanında lisans derecesini elde etti ve aynı yıl kocası Stanley McCormick ile evlendi. Tıp fakültesine gitmeyi planladı ancak evliliği buna engel oldu.

Kadın hakları ve cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmalara üniversitede iken başladı. Kendini kadın haklarına, kadınların oy hakkı mücadelesine, doğum kontrol hakkı elde etmesine ve sivil aktivizme adadı. Ağır hastalıklar geçiren kocasının ölümüne kadar sağlığı ile yakından ilgilendi. Yaşadığı dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nde yasal olmayan doğum kontrolü hakkının elde edilmesinde rol oynadı. 1920’lerin başında, ülkenin ilk doğum kontrol kliniği New York City’de açıldı.

1909’ yılında, Massachusetts’te kadınlara oy hakkı için yapılan ilk açık hava mitinginde konuşma yaptı. Kadınlqrın oy hakkı için çalışan derneğin yönetiminde yer aldı. Kadınların seçme ve seçilme hakkı için sürekli mücadele etti.

McCormick ve mücadele arkadaşları sayesinde 192o yılında ABD’de tüm eyaletlerde kadınlara oy hakkı tanındı.

1922’de Avrupa seyahatine çıktı, Roma ve Paris gibi şehirleri ziyaret etti. Kadınlar için doğum kontrol amacıyla kullanılan diyaframları yasa dışı yollarla Avrupa’dan ABD’ye getirmeyi başardı. BU kaçakçılığa 1925’e kadar devam etti. Sonraki yıllarda kocasının hastalığına zaman ayırmak zorunda kaldı. 1950’li yıllarda, doğum kontrolü mücadelesine yeniden döndü ve bu amaçla büyük bir fon topladı. İlk doğum kontrol hapını geliştirmek için araştırmaları finanse etti .

National American Woman Suffrage Association’ın başkan yardımcısı ve saymanı oldu. Derneğin Woman’s Journal yayınını finanse etti.

Kocasının şizofreni hastası olması nedeniyle bu hastalığın tedavi yollarını bulmak için çalışmalar yürüttü. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi ile birlikte Nöroendokrin Araştırma Vakfı’nı kurdu ve Endocrinology Dergisinin yayınlanmasına maddi destek sağladı Kocasının ölümünden sonra ailesinin servetinin önemli bir kısmının varisi oldu ve doğum kontrol hapını geliştirmek için yapılan araştırmaların çoğunu finanse etti.

28 Aralık 1967 tarihinde Massachusetts’te 92 yaşında iken yaşamını yitirdi. Ailesinden kalan milyonlarca dolarlık mirası çeşitli vakıflara bağışladı.

Yaşamı, 1998 yılında T. Coraghessan Boyle tarafından yazılan  Riven Rock isimli romana konu oldu.

Katharine Dexter McCormick’un doğduğu ev, dedesi Yargıç Samuel W. Dexter ve babası Avukat Wirt Dexter’ten miras kalan bina Gordon Hall’

Sivil İtaatsizlik / Kitap / Hayrettin Ökçesiz

0
Sivil İtaatsizlik - Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz
Sivil İtaatsizlik isimli kitap Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz tarafından yazılarak 2011 yılında Legal Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.
Kitabın Konu Başlıkları 

Sivil İtaatsizliğin Öncülerinin Düşünceleri ve Eylemleri

Hukuk Devletinde Sivil İtaatsizlik Olayları

Hukuk Devletinde Sivil İtaatsizlik Kavramının Belirlenmesi

Hukuk Devletinde Sivil İtaatsizlik Olgusunun Meşruluğu Sorunu

Kitap, önsözde şu şekilde tanıtılmaktadır: 

“‘Kamusal alan’ın içerisinde yer alan ve onun zorunlu bir ürünü sayabileceğimiz “resmi alan’ın ya da devlet alanının normatif temel ilkelerinde kurgulanmasını, uygulanmasını ve gelecekteki uygun gelişimini sağlamak; en önemlisi de, resmi alanın kamusal yaşamı totaliter bir nitelikle, ayrıkotu gibi bütünüyle sarmasını, terörize etmesini engellemek amacıyla bu kamusal alanın yetkin ve etkili direktifler verme görevinde üstün bir başarı derecesi göstermesi zorunludur.

Kamusal alanın çoğunluk kararlan ve konsensüs içerikleri olarak ürettiği bu direktiflerin, bir ‘özel alan’da köklerini bulması ve bunların orada aranması, kitle sapkınlığının önüne geçilmesi için önemli bir ölçüt oluşturacaktır. Evrensel hukuk kültürünün bir ürünü ve hukuk düzenlerinde normatif bir öge olarak karşımızda bulunan temel insan haklan ve özgürlükleri katalogu başka bir bakışla, burada aranan olgusal ölçüt dizgesi olarak da anlaşılabilir: İnsan bireyinin kamusal ve resmi alana temel oluşturan dirimsel, tinsel ve duyunçsal bütünlük alanlarının yetkinleşme araçları siyasal ve hukuksal çerçeveye özgürlük, güvenlik ve eşitlik üstün–değerleri olarak yansıtılmakla resmi ve kamusal alandaki yozlaşmalann oluşumuna set çekilmektedir. Geriye bu sosyal hedeflere uygun karar üretme tarzlarının ve bu kararların üretimi kalmaktadır.

İşte ‘Sivil İtaatsizlik’ bu yolda ve bu çerçevede önemli bir yöntem olmak özelliği taşımaktadır. Öte yandan, hukuka ve yetkeye itaat borçluyuz. Ama bu itaatin anlamlı ve değerli olabilmesi için her bir yurttaşın yeri geldiğinde ‘sivil itaatsizliğe’ bilincinin ve cesaretinin bulunması gerekir. Sivil bir itaat için bu zorunludur.

Küreyi saran her türlü terör ve şiddet fırtınası karşısında bireyin son çare olarak kullanabileceği tek siyasal yöntem bu ‘sivil itaatsizlik’tir. Diğerlerine itibar etmenin bu fırtınayı daha da güçlendireceğini unutmamalıdır. Hukuk Devleti yurttaşları olarak biz yasalara ancak sivil bir itaat ya da başka bir deyişle sivil itaatsizlikler borçluyuz.”(Önsözden)

Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, 1953 yılında Aksaray’da doğmuş, Aksaray Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmıştır. Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Adalet Bakanlığının burslu öğrencisi olarak Federal Almanya Cumhuriyetindeki Göttingen Üniversitesi’nde sorumluluk hukuku alanında doktora yapmıştır.
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, Almanya’da doktorasını tamamladıktan sonra 1984 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalında yardımcı doçent olarak göreve başlamış, 1993 yılında doçent, 6 yıl sonra da profesör olmuştur. 1999 yılında Akdeniz Üniversitesine geçerek çalışmalarına devam etmiş, profesör olarak bu üniversiteden emekli olmuştur. Ökçesiz 2013 yılı eylül ayında emekli olduktan sonra Aydın Üniversitesinde görev yapmıştır.

Ökçesiz, 2005 yılından 2015 yılında kapatılmasına kadar Cumhuriyet Gazetesi “Bilim Teknoloji” haftalık ekinde “Hukuk Politikası” adlı köşe yazıları yazmıştır. Güncel Hukuk Dergisi danışma kurulu üyesidir.

Hukuk felsefesi ve sosyolojisi alanlarında telif ve çeviri çalışmalar yapmış, “Argumentum Aylık Hukuk Dergisi”nin 28. Sayısına kadar yazı işleri sorumluluğunu yürütmüştür.

Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, İstanbul Barosu Yayınları tarafından düzenli olarak çıkarılan ‘Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi- HSFA‘nın kurucusudur.

Ökçesiz, Sivil İtaatsizlik ve Pasif Direniş uzmanıdır. Sivil İtaatsizlik isimli eserinde; sivil itaatsizliğin öncülerinin düşünceleri ve eylemleri, hukuk devletlerinde sivil itaatsizlik olayları, hukuk devletinde sivil itaatsizlik kavramının belirlenmesi ve hukuk devletinde sivil itaatsizlik olgusunun meşruluğu sorununu incelemiştir.

Ökçesiz, İstanbul Barosu Dergisinin yanı sıra birçok hukuk dergisine makaleler yazmış, hukuk ve felsefe dergilerinde görev almış, bilimsel toplantılara ve yayınlara öncülük etmiştir. Halen, yaşamakta olduğu Almanya’da, Goethe Universität Frankfurt’ta Hukuk Felsefesi Enstitüsünde konuk profesör olarak çalışmakta, akademisyenlik yanında sanatla iç içe yaşamakta, resim sergileri düzenlemekte yada sergilere eserleri ile katılmakta, Türkiye’deki dergilere makaleler yazmaya devam etmektedir.

Sivil İtaatsizlik Kavramı

Sivil İtaatsizlik, devlet otoritesinin açık bir şekilde, görülebilir ve anlaşılabilir derecede, haksız olarak tanımlanabilecek eylem ve işlemine karşı yürütülen, şiddete ve kaba güce başvurmadan, toplumun ve devletin bilgisi dahilinde gerçekleştirilen, yasaya aykırı ama hukuka uygun protesto türüdür.  Siyasi ve ahlaki temelde yükselen sivil itaatsizlik, bir hukuk kuralını ihlal etmekte ve bu ihlalin sonuçlarına katlanmayı kabullenmiş bireyler tarafından gerçekleştirilmektedir.

Bergama köylülerinin eylemleri Türkiye’de sivil itaatsizlik türünün en önemli örneklerindendir

Demokratik kuralların uygulandığı ülkelerde ortaya çıkan ciddi haksızlıklara karşı, yasal imkanlar elverişli vasıtalar olmaktan çıktığında başvurulan sivil itaatsizlik, modern anayasalarda yer alan temel hak ve hürriyetlerin savunulması uğruna ortak adalet anlayışına uygun olarak yürütülmekte, şiddeti reddetmekte, toplumdaki başkaca bireylerin haklarını çiğnememekte ancak barışçıl amacın gerçekleşmesi için pozitif hukukun bir normunu ihlal etmektedir. Sivil itaatsizlik, hukuk devletinin ve evrensel değerlerin korunarak ileriye taşınması için etkin ve barışçıl bir protesto biçimidir.

Meşru ve barışçıl olarak tanımlanan sivil itaatsizlik eylemini gerçekleştirenler, yaptıkları eylemin yasaya aykırı olduğunu bilmekte, haksız uygulamalara karşı bütün yasal yolları denedikten sonra tanımlanan bu yöntemi kamuya açık şekilde kullanmaktadır.

Sivil İtaatsizlik, şeffaf bir şekilde gerçekleşmekte, toplumda yaşayan bireylerin vicdanlarına seslenmekte, çıkarcılıktan uzak bir şekilde ortak yaşam için pasif bir direniş yürütülmektedir. Yapılacak eylemin şekli, içeriği ve sonuçları önceden öngörülmekte, şiddet içeren davranışlar sergilenmemekte, başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar verilmemekte, zararsız bir eylem olarak tanımlanmaktadır.

Barış Hakkı Bildirgesi

0

Barış Hakkı Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 19 Aralık 2016 tarihinde kabul edilmiştir. 

Barış Hakkı Bildirgesi

Genel Kurul,

Başta İnsan Hakları Konseyi’nin 20/15 sayılı, 5 Temmuz 2012 tarihli kararı olmak üzere; Genel Kurul, İnsan Hakları Komisyonu ve İnsan Hakları Konseyi tarafından kabul edilen, herkesin tüm insan haklarından eksiksiz bir şekilde faydalanılabilmesinin vazgeçilmez şartı olan barış hakkının ve barışın savunulmasına ilişkin geçmiş bütün kararları anımsatarak,

Barışın herkes için bütün insan haklarının savunulması ve korunması bakımından hayati bir şart olduğunu vurgulayarak,

İnsan Hakları Konseyi’nin 32/28 sayılı, 1 Temmuz 2016 tarihli Barış Hakkı Bildirgesi kararını kabul etmesini memnuniyetle karşılayarak,

  1. İşbu kararın ekinde bulunan Barış Hakkı Bildirgesi’ni kabul etmekte;
  2. Hükümetleri, Birleşmiş Milletler sistemi dahilindeki ajansları ve örgütleri, hükümetlerarası örgütler ile sivil toplum örgütlerini Bildirge’yi yaygınlaştırmaya ve Bildirge’ye ilişkin evrensel bir saygı ve anlayış geliştirmeye davet etmekte;
  3. Barış hakkının savunulması hususunu 73. oturumunda “insan haklarının savunulması ve korunması” başlığı altında değerlendirmeyi sürdürmeye karar vermektedir.
  4. Genel Toplantı

19 Aralık 2016

EK – Barış Hakkı Bildirgesi

Genel Kurul,

Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan amaçlar ve ilkeler doğrultusunda,

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi,4 Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Viyana Deklarasyonu ve Eylem Planı’nı anımsatarak,

Ayrıca Kalkınma Hakkına Dair Bildirge, Birleşmiş Milletler Binyıl Bildirgesi, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri de dahil olmak üzere Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi ve 2005 Dünya Zirvesi Sonuç Bildirgesi’ni anımsatarak,

Ayrıca Toplumların Barış İçinde Yaşama Hazırlanması Bildirgesi, Halkların Barış Hakkı Bildirgesi, Barış Kültürü Bildirgesi ve Eylem Planı ile işbu Bildirge’nin konusuyla ilgili diğer uluslararası araçları anımsatarak,

Sömürge Yönetimi Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesine İlişkin Bildiri’yi de anımsatarak,

Ayrıca Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca Devletlerarası Dostane İlişkiler ve İşbirliği’ne dair Uluslararası Hukuk İlkelerine İlişkin Bildirge’nin, Devletlerin uluslararası ilişkilerinde başka herhangi bir Devletin toprak bütünlüğünü veya siyasi bağımsızlığını tehdit etmekten veya güç kullanmaktan veya Birleşmiş Milletler’in amaçlarından herhangi biriyle çelişen hareketlerden kaçınması gerektiği ilkesini resmi olarak ilan ettiğini; Devletlerin uluslararası anlaşmazlıklarını uluslararası barışı, güvenliği ve adaleti tehlikeye atmaksızın barışçıl yollarla çözmeleri gerektiği ilkesini; Şart uyarınca herhangi bir Devletin yerel yargı yetkisi dahilindeki meselelere müdahale etmeme ödevi bulunduğunu; Şart uyarınca Devletlerin birbiriyle işbirliği yapma ödevi bulunduğunu; eşit haklar ilkesini ve halkların kendi kaderini tayin etme [hakkını]; Devletlerin egemen eşitliği ilkesini; ve Şart uyarınca Devletlerin kendilerine verilen yükümlülükleri iyi niyetle yerine getirmeleri gerektiği ilkesini anımsatarak;

Şart’ta belirtildiği üzere bütün Üye Devletlerin uluslararası ilişkilerinde başka herhangi bir Devletin toprak bütünlüğünü veya siyasi bağımsızlığını tehdit etmekten veya güç kullanmaktan veya Birleşmiş Milletler’in amaçlarından herhangi biriyle çelişen hareketlerden kaçınma ve uluslararası anlaşmazlıklarını uluslararası barışı, güvenliği ve adaleti tehlikeye atmaksızın barışçıl yollarla çözmeleri gerektiğine dair yükümlülükleri bulunduğunu bir kez daha teyit ederek,

Barış kültürünün daha kapsamlı bir şekilde geliştirilebilmesinin, bütüncül olarak Şart’ta ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinin yanı sıra Genel Kurul’un 1514 (XV) sayılı ve 14 Aralık 1960 tarihli kararında yer alan Sömürge Yönetimi Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesine İlişkin Bildiri’de de düzenlendiği gibi, sömürge veya başka yabancı egemenliği biçimleri veya dış işgal altında yaşayan halklar da dahil olmak üzere, bütün halkların kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesiyle ilişkili olduğunu tanıyarak,

Bir Devletin ya da ülkenin ulusal birliği ve toprak bütünlüğü veya siyasi bağımsızlığının kısmen veya tamamen bozulmasına yönelik bütün girişimlerin, Genel Kurul’un 2625 (XXV) sayılı ve 24 Ekim 1970 tarihli kararında yer alan Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca Devletlerarası Dostane İlişkiler ve İşbirliğine ilişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Bildirgesi’nde belirtildiği üzere, Şart’ın amaçları ve ilkeleriyle çeliştiğinden emin olarak,

Anlaşmazlıkların veya çatışmaların barışçıl yollarla çözülmesinin önemini teslim ederek,

Uluslararası Terörizmi Ortadan Kaldırmak İçin Alınacak Önlemlere İlişkin Bildirge’de terör eylemleri, yöntemleri ve uygulamalarının Birleşmiş Milletler’in amaçları ve ilkelerini ağır bir şekilde ihlal ettiğinin ve uluslararası barış ve güvenliği tehdit edebileceğinin, Devletlerarası dostane ilişkileri tehlikeye atabileceğinin, Devletlerin toprak bütünlüğü ile güvenliklerini tehdit edebileceğinin, uluslararası işbirliğini engelleyebileceğinin ve insan hakları, temel özgürlükler ve toplumun demokratik temellerini ortadan kaldırmayı hedefleyebileceğinin ilan edilmiş olduğunu anımsatıp, bütün terör eylemlerini son derece esefle karşılayarak ve bütün terör eylemlerinin nedenlerine, ne zaman ve nerede işlendiklerine bakılmaksızın suç teşkil ettiklerini ve haklı görülemeyeceklerini bir kez daha teyit ederek,

Terörle mücadelede alınan bütün önlemlerin, Şart’ta düzenlenenlerin yanısıra, uluslararası insan hakları, mülteci hukuku ve insancıl hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukuk uyarınca Devletlerin yükümlülükleriyle uyumlu olması gerektiğini vurgulayarak,

Henüz terörizmle ilgili uluslararası araçlara taraf olmayan bütün devletleri öncelikli olarak bunlara taraf olmayı değerlendirmeye teşvik ederek,

Herkes için insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün savunulması ve korunmasının terörle mücadelede elzem olduğunu bir kez daha teyit ederek ve etkili terörle mücadele önlemleri ile insan haklarının korunmasının birbiriyle çelişen hedefler değil, birbirini tamamlayan ve karşılıklı olarak birbirini güçlendiren hedefler olduğunu tanıyarak,

Şart’ın Giriş bölümünde dile getirildiği üzere, Birleşmiş Milletler halkların gelecek nesillerini savaş felaketinden korumasına ve temel insan haklarına olan inancı, toplumsal gelişmeyi ve daha fazla özgürlükle daha iyi hayat standartlarını savunma ve hoşgörülü davranarak birbiriyle barış içinde iyi komşular olarak yaşama kararlığını da bir kez daha teyit ederek,

Barış ve güvenliğin, kalkınma ve insan haklarının Birleşmiş Milletler sisteminin dayanakları ve kolektif güvenlik ve refahın temelleri olduğunu anımsatarak ve gelişme, barış ve güvenlik ile insan haklarının birbiriyle bağlantılı olduklarını ve birbirlerini karşılıklı olarak güçlendirdiklerini tanıyarak,

Barışın yalnızca çatışma yokluğu olmadığını, aynı zamanda diyaloğun teşvik edildiği, çatışmaların karşılıklı anlayış ve işbirliği ruhuyla çözümlendiği ve sosyoekonomik gelişmenin sağlandığı olumlu ve dinamik bir katılım süreci olduğunu tanıyarak,

İnsanlık ailesinin tüm üyelerinin doğuştan varlıklarına özgü bulunan haysiyetle birlikte eşit ve devredilemez haklara sahip olmalarının tanınmasının dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu anımsatarak ve barışın bütün insanların doğuştan gelen haysiyetlerine dayanan bütün devredilemez haklarını eksiksiz bir şekilde kullanmaları yoluyla savunulabileceğini tanıyarak,

Ayrıca herkesin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan hakların ve özgürlüklerin eksiksiz bir şekilde hayata geçirilebileceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı olduğunu anımsatarak,

Ayrıca dünyanın herkes için yoksulluğun ortadan kaldırılması ve sürdürülebilir ekonomik büyüme, sürdürülebilir kalkınma ve küresel refahın savunulmasına olan bağlılığını ve ülke içinde ve ülkelerarası eşitsizliklerin azaltılması gereksinimini anımsatarak,

Şart’ın amaçları ve ilkeleri uyarınca silahlı çatışmaların önlenmesinin ve dünya çapında halkların karşı karşıya olduğu birbiriyle bağlantılı güvenlik ve kalkınma zorluklarıyla etkili bir şekilde başa çıkma yolu olarak bir silahlı çatışmaların önlenmesine yönelik bir kültürün savunulmasına bağlılığın önemini anımsatarak,

Ayrıca bir ülkenin tam ve eksiksiz kalkınmasının, dünya refahının ve barış davasının kadınların her alanda erkeklerle eşit şartlarda maksimum katılımını şart koştuğunu anımsatarak,

Savaşlar insanların zihninde başladığı için barış savunusunun yapılacağı yerin de insan zihni olduğunu bir kez daha teyit ederek, anlaşmazlıkların veya çatışmaların barışçıl yollarla çözülmesinin önemini anımsatarak,

İnsan hakları ile dinlerin ve inançların çeşitliliğine saygıya dayalı bir hoşgörü ve barış kültürünün her seviyede geliştirilmesi için küresel diyaloğun teşvik edilmesine yönelik daha güçlü uluslararası çaba gösterilmesi gerektiğini anımsatarak,

Çatışma sonrası durumlarda ulusal mülkiyet ilkesine dayalı kalkınma desteği ve kapasite geliştirme çalışmalarının, barışı rehabilitasyon, yeniden entegrasyon ve uzlaşma yoluyla yeniden tesis etmesi gerektiğini de anımsatarak;

Birleşmiş Milletler’in küresel barış ve güvenlik arayışıyla gerçekleştirdiği barış yapma, barışı koruma ve barış inşası faaliyetlerinin önemini tanıyarak,

Ayrıca barış kültürü ile insanlığın adalet, özgürlük ve barış eğitiminin insan onurunun ayrılmaz bir parçası olduğunu ve bunların bütün ulusların karşılıklı yardım ve ortaklık ruhuyla yerine getirmesi gereken bir ödev olduğunu anımsatarak,

Barış kültürünün, Bir Barış Kültürü Bildirgesi’nde tanımlandığı gibi bir dizi değer, tavır, gelenek ve davranış biçimi olduğunu ve bütün bunların barış için elverişli bir ulusal ve uluslararası ortamla teşvik edilmesi gerektiğini bir kez daha teyit ederek,

İtidal ve hoşgörünün, barış ve güvenliğin savunulmasına katkıda bulunan değerler olarak önemini tanıyarak,

Sivil toplum örgütlerinin barış inşası ve barışın korunması ile barış kültürünün güçlendirilmesine yapabilecekleri önemli katkıları da tanıyarak,

Devletlerin, Birleşmiş Milletler sisteminin ve diğer ilgili uluslararası kuruluşların, eğitim ve öğretim yoluyla barış kültürünü güçlendirmeyi ve insan hakları farkındalığını desteklemeyi amaçlayan programlara kaynak ayırmaları gerektiğini vurgulayarak,

Birleşmiş Miletler İnsan Hakları Eğitimi Bildirgesi’nin barış kültürünün teşvik edilmesine katkısının önemini de vurgulayarak,

Karşılıklı güven ve anlayış ortamında kültürlerin çeşitliliğine, hoşgörüye, diyaloğa ve işbirliğine saygının, uluslararası barış ve güvenliğin en iyi güvencelerinden olduğunu anımsatarak,

Ayrıca hoşgörünün dünyamızdaki zengin kültür çeşitliliğine, ifade biçimlerimize ve insan olma hallerimize saygı, bunları kabul ve takdir etme ile barışı mümkün kılan bir erdem olmasının yanı sıra barış kültürünün savunulmasına katkıda bulunduğunu anımsatarak,

Ayrıca ulusal veya etnik, dinsel ve dilsel azınlıklara mensup olan kişilerin haklarının toplumun bir bütün halinde kalkınmasının asli unsuru olarak hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir çerçevede kesintisiz bir şekilde savunulması ve hayata geçirilmesi, halklar ve Devletler arasındaki dostluğun, işbirliğinin ve barışın güçlendirilmesine katkıda bulunacağını anımsatarak,

Bütün ırkçılık, ırk ayrımcılığı, yabancı düşmanlığı ve ilgili hoşgörüsüzlük [biçimlerinin] mağdurlarının; medeni, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının geliştirilmesi için özel ve olumlu önlemler içerebilecek stratejilerin, programların, politikaların ve uygun yasal düzenlemelerin ulusal, bölgesel ve uluslararası seviyelerde tasarlanması, teşvik edilmesi ve uygulanması gereksinimini vurgulayarak,

Irkçılık, ırk ayrımcılığı, yabancı düşmanlığı ile ırkçılık ve ırk ayrımcılığına varan diğer ilgili hoşgörüsüzlük [biçimlerinin], halklar ve uluslar arasındaki dostane ve barışçıl ilişkiler önünde engel teşkil ettiğini ve silahlı çatışmalar da dahil olmak üzere pek çok ülke içi ve uluslararası çatışmanın temel nedenlerinden olduğunu tanıyarak,

Bütün paydaşları barışı savunmanın bir aracı olarak dünyadaki bütün insanlar, halklar ve uluslar arasında hoşgörü, diyalog, işbirliği ve dayanışmanın yüksek önemini tanıyarak faaliyetlerini bu hatlarda yürütmeye resmen davet ederek ve bu amaçla bugünkü nesillerin gelecek nesilleri savaş felaketinden esirgemeye yönelik derin bir istekle birlikte hem kendilerinin hem de gelecek nesillerin barış içinde yaşamayı öğrenmelerini güvence altına almaları gerekmektedir,

İlan olunur:

Madde 1

Herkesin barıştan yararlanma hakkı vardır ki bu şekilde bütün insan hakları savunulabilir ve korunabilir, gelişme eksiksiz bir şekilde hayata geçirilebilir.

Madde 2

Devletlerin eşitliğe ve ayrımcılık yapmamaya, adalete ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermeleri, hayata geçirmeleri ve teşvik etmeleri; korku ve yokluktan azade [bir şekilde yaşamayı]  toplumlar içinde ve arasında barış inşası yolu olarak güvence altına almaları gerekmektedir.

Madde 3

Devletler ve başta Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı [UNESCO] olmak üzere Birleşmiş Milletler ve özel ajansların işbu Bildirge’yi hayata geçirmek üzere uygun sürdürülebilir önlemleri alması gerekmektedir. Uluslararası, bölgesel, ulusal ve yerel örgütler ile sivil toplum işbu Bildirge’yi desteklemeye ve hayata geçirilmesine yardımcı olmaya teşvik edilmektedir.

Madde 4

Uluslararası ve ulusal barış eğitimi kurumları, bütün insanlar arasında hoşgörü, diyalog, işbirliği ve dayanışma ruhunun güçlendirilmesi için teşvik edilmelidir. Bu amaçla Barış Üniversitesi; öğretim, araştırma, lisansüstü eğitim ve bilginin yayılması için çalışarak barış için eğitime yönelik büyük evrensel göreve katkıda bulunmalıdır.

Madde 5

İşbu Bildirge’deki hiçbir husus Birleşmiş Milletler’in amaçları ve ilkelerine aykırı olarak yorumlanmamalıdır. İşbu Bildirge’ye dahil olan hükümlerin Birleşmiş Milletler Şartı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi3 ve Devletler tarafından onaylanan ilgili uluslararası ve bölgesel araçlar doğrultusunda anlaşılması gerekmektedir.

Mevzuat ve İçtihat Siteleri

1
Mevzuat ve İçtihat Siteleri

Mevzuat ve İçtihat Siteleri

 

https://www.karartek.com.tr
TBB İçtihat Bilgi Bankası
www.kazanci.com 
İçtihat Bilgi Bankası
https://www.lexpera.com.tr
İçtihat ve Mevzuat
https://emsal.yargitay.gov.tr
Yargıtay İçtihatları
http://www.hukukturk.com
İçtihat ve Mevzuat
https://www.corpus.com.tr
İçtihat ve Mevzuat
www.sinerjimevzuat.com.tr
İçtihat ve Mevzuat
www.lebibyalkin.com.tr
İçtihat ve Mevzuat
http://www.emlakmevzuati.com
Emlak Mevzuatı
https://www.kanunum.com
İçtihat ve Mevzuat
https://www.emsal.co
İçtihat Bilgi Bankası
www.kararara.com
İçtihat Bilgi Bankası
www.mevzuat.adalet.gov.tr
Mevzuat Bilgi Bankası
http://www.meseyazilim.com
İçtihat Bilgi Bankası
www.hukukmedeniyeti.org
İçtihat ve Mevzuat
http://dialogprestige.com
İnteraktif Mevzuat Koleksiyonu
http://mevdata.net
İçtihat ve Mevzuat
http://www.neohukuk.net
İçtihat ve Dilekçe
http://www.kazancihukuk.com
İçtihat ve Mevzuat
http://www.e-uyar.com
İçtihat ve Mevzuat
http://www.dinamikhukuk.com
Hukuk Bilgi Bankası
http://www.hukukyazilimlari.com
İçtihat ve Mevzuat
https://legalbank.net
Hukuk Bilgi Bankası
https://jurix.com.tr
Hukuk Dergileri
https://www.yargidunyasi.com
Hukuk Bilgi Bankası
www.resmigazete.gov.tr
Mevzuat 
www.e-hukukrehberi.com
Hukuk Rehberi
http://www.cdmy.com.tr
İçtihat ve Mevzuat
http://www.palmiyeyazilim.com.tr/
İçtihat ve Mevzuat
www.danistay.gov.tr
Danıştay İçtihatları
http://www.forumadalet.net
İçtihat ve Forum
http://www.ictihatlar.info
İçtihat
www.anayasa.gov.tr
AYM İçtihatları
http://www.msb.gov.tr
Askeri Yargıtay İçtihatları
https://hudoc.echr.coe.int/tur
AİHM İçtihatları
http://iskanunu.com
İş Hukuku Mevzuatı
http://www.alomaliye.com
Mevzuat
www.yargitaydergisi.gov.tr
Yargıtay İçihatları
https://www.sayistay.gov.tr
Sayıştay Kararları
http://www.msb.gov.tr
AYİM Kararları
https://eur-lex.europa.eu/
Avrupa Birliği Mevzuat Bilgi Sistemi
https://www.govinfo.gov/
ABD Devlet Bilgi Sistemi
https://www.legifrance.gouv.fr/
Fransız Mevzuat Bilgi Sistemi
https://www.legislation.gov.uk/browse/uk
Birleşik Krallık Mevzuat Bilgi Sistemi
https://karararama.yargitay.gov.tr/
Yargitay Karar Arama
http://www.msb.gov.tr
AYİM Kararları
https://www.fullegal.com/
İçtihat ve Hukuk Programları

 

Mevzuat ve İçtihat Siteleri, mevzatı ve yargı kurumlarının vermiş olduğu kararları sistematik olarak yayınlayan internet siteleridir. Özel şirketlerin yapmış oldukları çalışmalar sonucunda, yargı kararları ve mevzuata son kullanıcı açısından erişim ve kullanım daha kolay hale gelmektedir.

TBMM tarafından çıkarılan tüm kanunlar, Kanun Hükmünde Kararnameler, Tüzük ve Yönetmelikler http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/ adresinden yayınlanmaktadır. Ayrıca, tüm mevzuat devletin resmi yayın organı olan www.resmigazete.gov.tr adresinden yayınlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.

İşverenin İflası Durumunda Çalışanların Korunmasına İlişkin Avrupa Birliği Direktifi

0

İşverenin İflası Durumunda Çalışanların Korunmasına İlişkin Avrupa Birliği Direktifi, Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosu direktifi olarak 22 Ekim 2008 tarihinde ve 2008/94/AT Sayılı karar ile kabul edilmiştir. Direktif, Strazburg’da düzenlenmiş, Avrupa parlamentosu Adına Başkan H.G.PÖTTERING ve Avrupa Konseyi Adına Başkan J.P.JOUYET imzalanarak Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayınlanmıştır.

İşverenin İflası Durumunda Çalışanların Korunmasına İlişkin Avrupa Birliği Direktifi

(Kodifiye Edilmiştir)
(EEA ile İlgili AET Metni)

AVRUPA PARLAMENTOSU ve AVRUPA HÜKÜMET ve DEVLET BAŞKANLARI KONSEYİ,

Avrupa Topluluğu Kurucu Antlaşması ve özellikle madde 137(2)’yi göz önünde tutarak,

Komisyon’un önerisini göz önünde tutarak,

Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi’nin görüşünü göz önünde tutarak,

Bölgeler Komitesi ile istişareden sonra, Antlaşma’nın 251. maddesi ile belirtilen usul uyarınca hareket ederek,

Aşağıdaki gerekçelerle:
(1) İşverenin iflas etmesi durumunda çalışanların korunmasına ilişkin (3) 20 Ekim 1980 tarihli 80/987/AET sayılı Konsey Direktif’i birçok kere değiştirilmiştir. Açıklık ve akılcılık açılarından adı geçen Direktif kodifiye
edilmelidir.
(2) 9 Aralık 1989 tarihli İşçilerin Temel Sosyal Haklarına ilişkin Topluluk şartında, 7. bentte, iç piyasanın tamamlanması Topluluktaki işçilerin yaşama ve çalışma koşullarında iyileşmeye yol açmalı ve gelişme gerektiğinde istihdam düzenlemelerinin kimilerinde, örneğin toplu işten çıkarmalarda ve iflas ile ilgili usullerde gelişme alanlarını kapsamalıdır.
(3) İşverenin iflas etmesi durumunda çalışanların korunmasını sağlamak ve asgari bir seviyede, özellikle kalan alacaklarının ödenmesini garanti etmek, öte yandan Topluluğun dengeli ekonomik ve sosyal kalkınmasını dikkate alarak garanti altına almak gerekmektedir. Bu sebeple, Üye Devletler ilgili çalışanların kalan alacaklarının ödenmesini garanti altına alacak bir kurum kurmalıdır.
(4) İlgili çalışanlar için eşitlikçi bir koruma sağlayabilmek için, acz hali Üye Devletlerdeki yasal eğilimlerin ışığında tanımlanmalı ve ayrıca bu kavram tasfiye dışında da aciz usullerini içermelidir. Bu bağlamda, Üye Devletler teminat kurumunun yükümlülüklerini belirleyebilmek için bir iflas hali ortaya çıkıp birden çok iflas usulleri ile sonuçlanınca bu halin tek bir iflas usulü olarak muamele göreceği kuralını koymalıdır.
(5) UNICE, CEEP ve ETUC (5) tarafından hazırlanan Yarı Zamanlı Çalışma hakkındaki Çerçeve Anlaşma çalışma ile ilgili 15 Aralık 1997 tarihli 97/81/AT sayılı Konsey Direktifi; ETUC, UNICE ve CEEP (6) tarafından hazırlanan Sabit Süreli İş Hakkındaki Çerçeve Anlaşma ile ilgili 28 Haziran 1999 tarihli 1999/70/AT sayılı Konsey Direktifi ve Sabit Süreli veya Geçici Süreli İstihdam İlişkisinde Olan Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirmeyi Teşvik Eden Ek Tedbirler ile ilgili 25 Haziran 1991 tarihli 91/383/AET sayılı Konsey
Direktiflerinde belirtilen çalışanların bu Direktif kapsamı dışında tutulmaması sağlanmalıdır.
(6) Birden fazla Üye Devlet’te faaliyet gösteren teşebbüslerin iflasları durumunda çalışanların yasal durumlarının netleşmesini sağlamak ve ayrıca çalışanların haklarını Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın yerleşmiş içtihadı doğrultusunda güçlendirmek için; bu durumlarda ödeme talepleri konusunda hangi kurumun ivedilikle sorumlu olacağına ve Üye Devlet’in yetkili idari makamları arasında çalışanların alacaklarının erken aşamada çözülmesine dönük iş birliğine dair hükümler belirlenmelidir. Ayrıca Üye Devletlerin yetkili idari makamları arasında dayanışma konulu hükümleri hazırlayarak, düzenlemelerin düzgün bir şekilde uygulanması temin edilmelidir.
(7) Üye Devletler, teminat kurumlarının sorumluluklarına sınırlamalar getirebilir. Bu sınırlamalar Direktif’in sosyal amacı ile uyuşmalı ve farklı talep seviyelerini dikkate almalıdır.
(8) İflas usullerini tanımlamayı kolaylaştırmak için özellikle sınır ötesi boyutu olan durumlarda Üye Devletlerin, Komisyon’u ve diğer Üye Devletleri teminat kurumunun müdahalesine sebep olan aciz usulleri konusunda bilgilendirilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
(9) Eylemin amacı; Üye Devletler tarafından yeterince yerine getirilemeyeceği ve dolayısıyla Topluluk seviyesinde daha iyi elde edilebileceği için Topluluk, Antlaşma’nın 5. maddesinde belirtilen katmanlı yetki ilkesi uyarınca tedbirler alabilir. Bu Antlaşmada belirtilen orantılılık ilkesi gereğince, bu Direktif bu amaca ulaşmanın gereklerini yerine getirmenin ötesine geçemez.
(10) Komisyon, Avrupa Parlamentosu’na ve Konsey’e bu Direktif’in hayata geçirilmesi ve uygulanmasına yönelik özellikle de Üye Devletler’de yeni çıkan istihdam şekilleri hakkında bir rapor sunmalıdır.
(11) Bu Direktif, Üye Devletler’in yerine getirmekle yükümlü olduğu ulusal mevzuata aktarma ve Ek I, Kısım C’deki Direktifler’in uygulanması ile ilgili zaman kısıtlamalarına halel getirmez,
İŞBU DİREKTİFİ KABUL ETMİŞTİR:
BÖLÜM 1
KAPSAM VE TANIMLAR
Madde 1

1. Bu Direktif, çalışanların istihdam sözleşmeleri veya istihdam ilişkilerinden doğan ve madde 2(1). anlamında acz halinde olan işverenlerine karşı taleplerine uygulanacaktır.

2. Üye Devletler, istisnai olarak, bazı çalışan kategorilerini başka teminat türlerinin, ilgili kişilere Direktifle sağlanan koruma seviyesine eşdeğer koruma vermesi sebebiyle, bu Direktif’in kapsamı dışında tutabilirler.

3. Böyle düzenlemeler, ulusal mevzuatta halihazırda uygulamadaysa, Üye Devletler bu Direktif’in kapsamından:

(a) gerçek kişiler tarafından istihdam edilen hizmetçileri;
(b) hisse paylı balıkçılar’ı hariç tutabilirler.

Madde 2

1. Bu Direktifin amaçları doğrultusunda, bir Üye Devletin kanunları, düzenlemeleri ve idari kuralları uyarınca bir işverenin, iflas etmesine bağlı olarak toplu işlemlerin başlamasına ve işverenin mallarının hepsinin veya bir kısmının tasfiye edilmesine ya da benzer bir görevi yapacak bir kişi veya yetkili kurumun tayin edilmesine yönelik bir talep yapılmış ise ve yetkili kurum aşağıdakileri gerçekleştirirse

(a) ya dava açmaya karar verir veya;

(b) işverenin teşebbüsü veya işletmesinin kesin bir şekilde kapandığını ve mevcut varlıklarının kovuşturmanın açılmasını başlatmaya yetersiz olduğunu saptarsa işveren iflas etmiş sayılır.

2. Bu Direktif; ‘işveren’, ‘çalışan’, ‘ödeme’, ‘ivedi hak etme hakkı’, ‘gelecekte hak etme hakkı‘ gibi terimlerin tanımlanmasında ulusal düzenlemelere halel getirmez.

Ancak Üye Devletler bu Direktif’in kapsamından aşağıdaki kategorileri hariç tutamazlar

(a) 97/81/AT sayılı Direktif’in tanımladığı anlamda yarı zamanlı çalışanlar;

(b) 1999/70/AT sayılı Direktif’in tanımladığı anlamda sabit süreli sözleşmeyle çalışanlar;

(c) 91/383/AET sayılı Direktif’in madde 1(2). kapsamında geçici süreli istihdam ilişkisinde olanlar.

3. Üye Devletler, çalışanlarının bu Direktif uyarınca hak taleplerinde bulunabilmeleri için istihdam sözleşmesi veya istihdam ilişkilerinde asgari süre koyamazlar.

4. Bu Direktif, Üye Devletlerin, çalışan korumasını diğer iflas durumlarını kapsayacak şekilde genişletmeye mani değildir. Örneğin; 1. Fıkrada geçenlerden farklı davaların ve ulusal hukukun öngördüğü gibi, ödemelerin kalıcı bir süre de facto (fiili) olarak durdurulması. Buna rağmen bu usuller diğer Üye Devletler’in kurumları için dördüncü bölümde belirtilen durumlarda teminat yükümlülüğü oluşturmaz.

BÖLÜM 2
TEMİNAT KURUMLARI İLE İLGİLİ HÜKÜMLER
Madde 3

Üye Devletler 4. madde uyarınca, ulusal düzenlemelerin desteklediği durumlarda istihdam ilişkisinin bitmesi durumunda kıdem tazminatı vermeyi de içeren, çalışanların istihdam sözleşmelerinden veya istihdam ilişkilerinden doğan muallak hasar ödemelerinin teminat kurumları tarafından yapıldığını teminat altına almak için gerekli tedbirleri alır.

Teminat kurumu tarafından devralınan talepler bir dönemden önce muallak hasar ödemeleri ile ilgili talepler ve/veya uygulanabildiğinde Üye Devletler tarafından belirlenmiş belli bir dönemden sonra olacaktır.

Madde 4

1. Üye Devletler, 3. maddede belirtilen, teminat kurumlarının yükümlülüklerini sınırlama seçeneğine sahiptirler.

2. Üye Devletler, 1. fıkrada belirtilen seçeneği kullanırlarsa, teminat kurumları tarafından karşılanacak muallak hasar ödemelerinin ne kadar süre için olacağını belirteceklerdir. Ancak bu, 3. maddenin ikinci paragrafında belirtilen tarihten önce veya sonra olan istihdam ilişkisinin en son üç ayının istihkakının ödenmesinden daha kısa bir süre olamaz. Üye Devletler bu asgari üç aylık süreye altı aydan az olmayan bir referans dönemini ekleyebilirler. 18 aydan az olmayan referans dönemi olan Üye Devletler, teminat kurumu tarafından karşılanacak muallak hasar ödeme talepleri süresini sekiz hafta ile sınırlandırabilirler. Bu durumda, belirtilen dönemler çalışan tarafından asgari dönemin hesaplanması için en uygun dönemdir.

3. Üye Devletler teminat kurumları tarafından yapılan ödemelere üst sınırlar getirebilir. Bu üst sınırlar Direktif’in sosyal amacına uygun olan bir seviyenin altına düşmemelidir. Üye Devletler bu seçeneği uygularlarsa, üst sınırı koymak için kullanılan yöntemleri Komisyon’a bildireceklerdir.

Madde 5

Üye Devletler teminat kurumlarının teşkilatlanması, finansmanı ve işleyişi hakkında özellikle şu ilkelere uyan detaylı kurallar düzenleyeceklerdir:

(a) Kurumların varlıkları işverenlerin yatırım sermayesinden bağımsız ve acz usullerine erişilmez olacaktır.

(b) İşverenler, tamamen kamu kurumları tarafından karşılanmadığı sürece finansmana katkıda bulunacaklardır.

(c) Kurumların sorumlulukları finansmana katkı sağlama yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmemesine bağlı olmamalıdır.

BÖLÜM 3
SOSYAL GÜVENLİKLE İLGİLİ HÜKÜMLER
Madde 6

Üye Devletler, 3., 4. ve 5. Maddelerin ulusal sosyal güvenlik programları veya ulusal sosyal güvenlik programları dışında yer alan ek mesleki emeklilik programları altındaki katkı paylarına uygulanmamasını şart koşabilir.

Madde 7

Üye Devletler, işverenin ödemek zorunda olduğu katkıları iflasının başlangıcından önce ulusal sosyal güvenlik düzeni uyarınca teminat kurumlarına ödememesinin, çalışanların katkılarının istihkak ödemelerinin kaynağından düşülmesinden dolayı, çalışanların yardım alma haklarını ters etkilememesi için gerekli tedbirleri almalıdır.

Madde 8

Üye Devletler, işverenin iflasının başladığı tarihte işverenin işletmesini veya şirketini çoktan terk etmiş olan çalışanların ve kişilerin, ulusal sosyal güvenlik programları dışında kalan ek mesleki veya meslekler arası emeklilik programlari kapsamında geride kalan hak sahiplerinin odeneklerini de iceren yaslilik ayliklarina hemen veya gelecekte dogacak hak sahipliklerini etkilememesi icin gerekli tedbirlerin alınmasını veya sağlayacaktır.

BÖLÜM 4
ULUSLARARASI DURUMLARLA İLGİLİ HÜKÜMLER
Madde 9

1. En az iki Üye Devlet alanında faaliyetlerini gösteren bir teşebbüs madde 2(1). anlamında acz halinde ise, çalışanların muallak hasar ödemelerini karşılamakla yükümlü kurum çalışanın çalıştığı veya mutat olarak çalıştığı alandaki Üye Devlet’in kurumudur.

2. Çalışanların haklarının kapsamı yetkili teminat kurumunu yöneten düzenleme tarafından düzenlenecektir.

3. Üye Devletler, bu fıkranın birinci paragrafında değinilen, ve ikinci maddenin birinci paragrafında bahsedilen aciz usulleri bağlamında alınan kararların işverenin bu Direktif bağlamında acz halinin tespiti yapılırken dikkate alınması için gerekli tedbirleri almalıdırlar.

Madde 10

1. Üye Devletler, 9. maddenin amaçlarını uygulamaya koymak amacıyla yetkili kurumları arasında ilgili bilgilerin paylaşımını ve/veya 3. maddenin birinci paragrafında belirtilen yetkili kurumların bilgilerini sağlamak, böylece de özellikle çalışanın muallak haklarını ödemekle yükümlü teminat kurumunun bilgilendirilmesini sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapacaklardır.

2. Üye Devletler yetkili idari kurumlar ve/ veya teminat kurumlarının iletişim detaylarını Komisyon’a bildireceklerdir. Komisyon bu bilgileri kamunun erişimine sunacaktır.

BÖLÜM 5
GENEL VE NİHAİ HÜKÜMLER
Madde 11

Bu Direktif, Üye Devletlerin çalışanları için daha faydalı kanun, ikincil düzenleme ve idari kurallar getirme seçeneğini etkilemeyecektir.

Bu Direktif’in uygulanması hiç bir koşul altında kapsadığı alanlarda, Üye Devletler’in çalışanların genel korunma seviyesindeki mevcut durumu gerilemeye yol açmasına yeterli sebep oluşturmaz.

Madde 12

Bu Direktif Üye Devletler’in şu seçeneklerini etkilemez:

(a) suistimallerden kaçınmak için gerekli tedbirler alınması;

(b) 3. maddenin ilk paragrafında belirtilen sorumluluğu veya 7. maddede belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmesi çalışan ve işveren arasındaki ortak çıkarlar arasında ihtilaf çıkaracağı için yükümlülüğün yerine getirilmesi yersiz ise teminat yükümlülüğünün reddedilmesi veya azaltılması;

(c) 3. maddenin ilk paragrafında belirtilen sorumluluğun veya 7. maddede atıfta bulunulan ve işverenin kendi inisiyatifiyle ya da yakın akrabalarıyla birlikte işletme veya isin önemli bir kısminin sahibi olduğu ya da işletmenin faaliyetlerinde ciddi bir etkisinin olduğu durumlarda söz konusu olan garanti yükümlülüğünü reddetmesi veya azaltması

Madde 13

Üye Devletler, Komisyon’a ve diğer Üye Devletler’e bu Direktif’in kapsamına giren acz usullerinin türlerini ve onlarla ilgili her türlü değişikliği bildirecektir. Komisyon bu bilgileri Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlayacaktır.

Madde 14

Üye Devletler, bu Direktif’in uygulanması ile ilgili kabul ettikleri kanun, ikincil düzenleme ve idari kurallarını Komisyon’a bildirirler.

Madde 15

En geç, 8 Ekim 2010 tarihinde Komisyon, Avrupa Parlamentosu’na ve Konsey’e, Üye Devletler’de 1.’den 4.’ye kadar, 9. ve 10. maddelerin, 11. maddenin ikinci paragrafının, 12. maddenin c bendinin ve 13. ile 14. maddelerinin yürürlüğe girmesi ve uygulaması ile ilgili bir rapor sunacaktır.

Madde 16

Ek I’de sıralanan kanunlarca tadil edilmiş olan 80/987/AET sayılı Direktif; Üye Devletlerin ulusal hukuka aktarım için süre kısıtlarıyla ilgili yükümlülüklerine ve Ek I Kısım C’de belirtilen Direktiflerin uygulanmasına halel getirmeksizin, değiştirilmiştir.

Değiştirilen Direktif’e yapılan atıflar, işbu Direktif’e yapılmış olarak addedilecek ve Ek II’de yer alan korelasyon tablosuna göre okunacaktır.

Madde 17

Bu Direktif Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasını takip eden 20. gün yürürlüğe girer.

Madde 18

Bu Direktif’in muhatabı Üye Devletlerdir. 22 Ekim 2008’de Strazburg’da düzenlenmiştir.

Avrupa parlamentosu Adına
Başkan H.G.PÖTTERING
Konsey Adına
Başkan J.P.JOUYET
EK 1
KISIM A

Daha sonra gelen değişiklikler ile yürürlükten kaldırılan Direktif (16. maddede belirtilmiştir)

80/987/AET sayılı Konsey Direktifi (O) L 283, 28.10.1980 23. s

87/164/AET sayılı Konsey Direktifi (O) L 66, 11.3.1987, 11.s

2002/74/AET sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi (O) L 270, 8.10.2002, 10.s

KISIM B

Yürürlükten kaldırılmayan düzenleyici tasarruf

(16. maddede belirtilmiştir)

KISIM C

Ulusal mevzuata aktarım ve yürürlüğe giriş için zaman kısıtlamaları
(16. maddede belirtilmiştir)

Geri Göndermeme İlkesi Hakkında Tutum Belgesi – Mülteci Hakları Koordinasyonu

0
Geri Göndermeme İlkesi Hakkında Tutum Belgesi, Mülteci Hakları Koordinasyonu tarafından 31 Temmuz 2019 tarihinde ilan edilmiştir.

Mülteci Hakları Koordinasyonu, İnsan Hakları Derneği (İHD), İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD) KAOS Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği (Kaos GL), Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der) ve Yurttaşlık Derneği (YD) tarafından 15 Mart 2010 tarihinde kurulmuştur Koordinasyon; yaşadıkları ülkelerden zulüm ve savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan mülteci durumundaki kişilere Türkiye’nin uluslararası hukuktan gelen yükümlülüklerine uygun bir şekilde koruma sağlanması için çalışmalar yürüten insan hakları örgütlerinden oluşmaktadır. Kamuoyu ve karar vericiler nezdinde farkındalık oluşturmak, göç ve iltica alanındaki politika oluşturma süreçlerine insan hakları perspektifiyle müdahil olmak koordinasyonun temel amaçlarındandır.

6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair 03.10.2016 tarih 676 sayılı KHK, aynen değişik 01.02.2018 Tarih 7070 Sayılı Kanun değişikliği hakkında 
Mülteci Hakları Koordinasyonu
Geri Göndermeme İlkesi Hakkında Tutum Belgesi

TALEP: Anayasa Mahkemesi’nin tespiti doğrultusunda, Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası sözleşmeler ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun lafzına, özüne ve ruhuna aykırı olarak 676 sayılı KHK ile getirilen değişiklik hükümlerinin acil olarak yasadan çıkartılması ile geri gönderme yasağının istisnasız şekilde uygulanmasının önündeki engellerin ortadan kaldıracak politikaların geliştirilmesini talep ederiz.

Anayasa Mahkemesi, 30/05/2019 tarihli kararında özetle, 676 sayılı KHK ile Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliklerin, kötü muamele yasağıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ihlal ettiğine karar verilmiş; bu ihlalin KHK ile değişik kanun maddeleri nedeniyle yapısal sorundan kaynaklandığı tespit edilmiş ve pilot karar usulü uygulanarak anılı Kanunda değişiklik yapılması amacıyla keyfiyetin yasama organına bildirilmesine karar verilmiştir. (AYM, Y.T. Başvurusu. Başvuru No: 2016/22418, K.T.: 30/05/2019)

04.04.2013 Tarihli 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, iltica-göç alanında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve temel insan hakları prensipleri çerçevesinde sahip olduğu ilk iç hukuk yasa düzenlemesidir.

Yasa ile kurulan, İçişler Bakanlığı’na bağlı “Göç İdaresi Genel Müdürlüğü” Türkiye iltica sisteminin sivilleşmesinde önemli bir adımdır. Yasa öncesinde Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı “Yabancılar, Hudut, İltica Daire Başkanlığı” tarafından yürütülen uluslararası koruma prosedürü sivil ve 81 ilde teşkilatlanmış Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne devredilmiştir.

Sivilleşme ve insan hakları temelli bakış açısı ile hareket etme iddiasındaki kurum Mülteci Hakları Koordinasyonu birleşenleri ve uluslararası koruma ihtiyaç sahipleri açısından önemli ve yenilik doğurucu bir adımdır.

Yasa ile Türkiye’nin taraf olduğu “1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne Dair Uluslararası Sözleşme” temel ilke ve prensipleri eksiklikleri olmakla birlikte korunmuştur.

Mülteciler ve Uluslararası Koruma ihtiyaç sahipleri açısından en temel koruma 51 Sözleşmesinin 33. Maddesi ile düzenlenen “Geri göndermeme “ilkesidir. “Hiçbir taraf devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade (refouler) etmeyecektir.”

Sözleşmenin ve uluslararası hukukun yapı taşı olarak kabul edilen “ geri göndermeme ilkesi” Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda da yerini almış 4. Madde ile kapsamı daha da genişletilerek “Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu ilke en kapsayıcı şekilde tüm mültecileri, ülkemizde şartı mülteci ve geçici korunanları korumakla birlikte, geri gönderileceği ülkesinde; işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacak tüm yabancıları koruma altına almaktadır.

Türkiye 51 Sözleşmesinin yanı sıra 1984 tarihli İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin de imzacısıdır, anılı sözleşme Madde 3/1 uyarınca, “Hiçbir taraf devlet bir şahsı, işkenceye tabi tutulacağı tehlikesinde olduğuna dair esaslı sebeplerin bulunduğu kanaatini uyandıran başka devlete geri göndermeyecek, sınır dışı etmeyecek veya iade etmeyecektir”.

İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 1(1) maddesine göre işkence, “bir kimseye karşı, kendisinden itiraf almak veya üçüncü kişi hakkında bilgi edinmek, kendisinin veya üçüncü kişinin yaptığı veya yaptığından kuşkulanılan bir eylem nedeniyle cezalandırmak veya kendisini veya üçüncü kişiyi korkutmak veya zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayanan herhangi bir sebeple, bir kamu görevlisi veya resmi sıfatla hareket eden bir başka kişi tarafından veya bu görevlinin veya kişinin teşviki veya rızası veya muvafakatiyle işlenen ve işlendiği kimseye fiziksel veya ruhsal olarak aşırı acı veya ıstırap veren her hangi bir fiildir. Kanuni yaptırımlardan kaynaklanan veya yaptırımın doğasında bulunan veya bu yaptırımlarla rastlaşan acı veya ıstırap, işkence sayılmaz” şeklinde tanımlanmaktadır, yabancının işkence riski altında olduğu ülkeye sınır dışı edilmesi geri göndermeme yasağının ihlalinin yanı sıra işkence yasağının da ihlali anlamına gelmektedir.

1966 tarihli  Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 31 7. maddesi, “İşkence yasağı” başlığı altında, “Hiç kimse işkenceye veya zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz” hükmünü düzenlemekte ve yine aynı Sözleşme’nin 2/1 maddesi, taraf devletlerin “Sözleşmede tanınan hakları ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya diğer bir fikir, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğum veya diğer bir statü gibi her hangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaksızın, kendi ülkesinde bulunan ve egemenlik yetkisine tabi olan bütün bireyler için güvence altına almayı bu ve haklara saygı göstermeyi taahhüt” ettiğini belirtir. İlgili hükümler, geri göndermeme ilkesinin kabulü anlamına gelmektedir.

İstanbul’da imzalanması nedeniyle İstanbul Sözleşmesi olarak anılan 11.05.2011 tarihli “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” Uluslararası hukuk açısından iltica nedenlerini ve geri göndermeme ilkesini daha da spesifikleştirmiş, sadece kadın olmak değil cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini de içerecek şekilde toplumsal cinsiyete dayalı/ belli bir toplumsal gruba mensubiyetten kaynaklanan iltica nedenlerini ve bunlara bağlı geri göndermeme ilkesini açıkça hükme bağlamıştır.

Madde 60 – Toplumsal cinsiyete dayalı iltica talepleri, Taraflar kadına yönelik, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi 1A(2) Maddesi anlamında zulüm olarak ve tamamlayıcı/ ikincil korumayı gerektiren ciddi bir hasar biçimi olarak tanınabilmesini temin etmek üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır. Taraflar, Sözleşme’de tanımlanan tüm gerekçelerin toplumsal cinsiyete duyarlı bir şekilde yorumlanmasını ve bu gerekçelerden herhangi biri veya bir kaçı nedeniyle zulüm görme tehlikesi söz konusuysa, başvuru sahiplerine, yürürlükteki ilgili hukuki vasıtalara göre mülteci statüsünün tanınmasını temin edeceklerdir. Taraflar iltica başvurusu yapanlar için toplumsal cinsiyete duyarlı ülkeye kabul usullerinin ve destek hizmetlerinin yanı sıra, toplumsal cinsiyet yönergelerini ve mülteci statüsünün belirlenmesi ve uluslararası koruma için başvuruyu da kapsayan, toplumsal cinsiyete duyarlı sığınma usullerini oluşturmak için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.
Madde 61 – Geri göndermeme, Taraflar, uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülükleri uyarınca geri göndermeme ilkesinin tanınması için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaktır. Taraflar statüsü ve ikamet durumuna bakılmaksızın, korumaya muhtaç, kadına yönelik şiddet mağdurlarının hayatlarının risk altında olabileceği veya işkenceye veya insanlık dışı muameleye veya cezalandırılmaya maruz kalabilecekleri hiçbir ülkeye hiçbir durum altında iade edilmeyeceklerini güvence altına almak üzere gerekli yasal veya diğer önlemleri alacaklardır.

Yine taraf olduğumuz çatı uluslararası sözleşmelerden AİHS 3. madde açıkça işkence yasağını düzenlemektedir. “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.” Yabancıların işkence görebileceği ülkelere sınır dışı edilmeleri AİHS 3. maddenin açıkça ihlali niteliğindedir. Pek çok AİHM kararında sınır dışı etme ve sonrasında yaşananlar AİHM 3. madde ihlali şeklinde yorumlanmıştır.

Geri göndermeme ilkesi, daha geniş bir yorumu ile “sınırda reddi” geri göndermeme ilkesinin ihlali sayar ve kendisine sığınacak yurt arayan mülteciler için sınırda reddin uluslararası korumaya erişim için bir ön koşul olduğunun kabulü ile geri göndermeme ilkesi Türkiye ve tüm devletler açısından juscogens kuralı olarak kabul edilir

6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda [YUKK] Geri Göndermeme Yasağı

YUKK 4. madde Geri Gönderme Yasağı, “Kanun kapsamındaki hiç kimsenin, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tâbi tutulacağı veya ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasî fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemeyeceği” düzenlenmiştir.

“İkincil Koruma” YUKK’un 63. maddesinde, mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde, ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddî tehditle karşılaşacak olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yaralanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü tanınacağı belirtilmiştir. YUKK’un ilgili düzenlemesi, mülteci ya da şartlı mülteci statüsüne girmeyenler bakımından ikincil koruma sağlanabilmesini düzenlemektedir.

Bir diğer önemli koruma YUKK’un 55. maddesinin 1/a bendinde, sınır dışı etme ile doğrudan ilgili olarak düzenlenmiş, sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddî emareler bulunanlar hakkında sınır dışı etme kararı alınamayacağı belirtilmiştir.

Geri göndermeme ilkesini düzenleyen, uluslararası ve ulusal yasal düzenlemelere rağmen iç hukukumuzda son yıllarda yapılan değişiklikler ilkenin lafzına ve ruhuna açıkça aykırı düzenlemeler getirmektedir.

İç Hukukta Yapılan Değişiklikler

Olağanüstü hal yasasının yürürlükte olduğu dönemde çıkartılan 03.10.2016 Tarih 676 Sayılı KHK ile henüz yeni olarak nitelendirilebilecek Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda değişikliğe gidilmiştir. Bu değişikliklerle yasanın özü, ruhu ve uluslararası hukukta juscogens kuralı olarak kabul edilen geri göndermeme ilkesi ihlal edilmiştir.

03.10.2016 Tarih 676 Sayılı KHK ile;

Madde 35- 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 53’üncü maddesinin üçüncü fıkrasına “hâlinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “54’üncü maddenin birinci fıkrasının (b), (d) ve (k) bentleri ile ikinci fıkrası kapsamındakiler hariç,” ibaresi eklenmiştir.

Madde 36- 6458 sayılı Kanunun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

k) Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu
değerlendirilenler.

(2) Bu maddenin birinci fıkrasının (b), (d) ve (k) bentleri kapsamında oldukları değerlendirilen uluslararası koruma başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler hakkında uluslararası koruma işlemlerinin her aşamasında sınır dışı etme kararı alınabilir.” düzenlemesi getirilmiştir.

Olağanüstü hal koşullarının kalkması ile yürürlükten kalkacağını düşündüğümüz KHK düzenlemesi 01.02.2018 Tarih 7070 Sayılı Kanun ile kalıcı hale getirilmiş ve 6458 Sayılı Kanun yukarıda getirilen değişiklik hükümleri ile değiştirilmiştir.

İlgili değişiklikler 54. Maddenin b,d,k bentleri kapsamında oldukları değerlendirilenler (değerlendirme idarenin takdirindedir) açısından uluslararası korumanın hangi aşamasında olurlarsa olsunlar sınır dışı kararı alınabileceği ve açılacak iptal davasının işlemleri durduramayacağı anlamına gelmektedir.

YUKK 54. madde b, d, k bentleri: Aşağıda sayılan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır:

b) Terör örgütü yöneticisi, üyesi, destekleyicisi veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar.
d) Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar.
k)Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler.

Uygulamadan değişiklik konusu bentler, idarece; keyfi ve sonuçları ile orantısız şekilde yorumlanmaktadır. İşleme karşı dava açmanın bile tek başına hukuki yarar sağlamadığı yasal düzenlemeler ile sınır dışı ve ardından gönderildiği ülkede savaş, ölüm, işkence, insanlık dışı onur kırıcı ve kötü muamele ile sonuçlanabilecek vakalar yaşanmaktadır.

Kamu düzeni ve güvenliği kavramı son derece geniş yorumlanmakta, adli vakaya konu olmuş olmakla birlikte takipsizlik, beraat gibi kişinin aklanması sürecine varacak durumlarda yabancılar yargılama süreci dahi başlamadan sınır dışı edilmektedir. Geri göndermeme ilkesinin yanı sıra, kişilerin adil yargılanma, kendini savunma ve aklanma hakları da engellenmektedir.

Mülteci Hakları Koordinasyonu birleşenleri olarak Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası sözleşmeler ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun lafzına, özüne ve ruhuna aykırı olarak 01.02.2018 Tarih 7070 Sayılı Kanun’la getirilen değişiklik hükümlerinin acil olarak yasadan çıkartılması gerekmektedir.

Türkiye’nin sorumlu olduğu geri göndermeme ilkesi ve temel insan hakları prensiplerine bağlı iltica politikasının korunması ve yürütülebilmesi öncelikle yasal korumanın sağlanması ile mümkün olabilecektir.

Anayasa Mahkemesi’nin 30.05.2019 tarihli kararı ve tespitleri doğrultusunda, yapısal sorun doğuran mevzuatın ilgili hükümlerinin, imzacısı olduğumuz uluslararası sözleşmelere ve bunların getirdiği taahhütlerimiz ile Anayasa’nın amir hükümlerine ivedilikle uygun hale getirilmesi çağrısında bulunuyoruz.

Mülteci Hakları Koordinasyonu, yaşadıkları ülkelerden zulüm ve savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan mülteci durumunda kişilere Türkiye’nin uluslararası hukuktan gelen yükümlülüklerine uygun bir şekilde koruma sağlanması için çalışmalar yürüten insan hakları örgütleri tarafından 15 Mart 2010 tarihinde kuruldu. Koordinasyon, beş örgütün mülteci hakları alanında kendi bünyelerinde yürüttüğü çalışmalara ek olarak, kamuoyu ve karar vericiler nezdinde farkındalık oluşturmak, göç ve iltica alanındaki politika oluşturma süreçlerine insan hakları perspektifiyle müdahil olmak amaçlarına yönelik “birlikte hareket etme” iradelerini temsil etmektedir.

27 Aralık – Hukuk Takvimi

0
27 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler

27 Aralık – Hukuk Takvimi

1794
Danimarka’nın hukukçu başkanlarından Christian Albrecht Bluhme (27 Aralık 1794-6 Kasım 1866) dünyaya geldi. University of Copenhagen’da eğitim aldı. Avukatlık, denetçilik ve icra memurluğu yaptı. 1938’de yargıç oldu. 1844’te yüksek mahkemeye atandı. Üst düzey görevleri sayesinde tanınmaya başladı. 1848’de Ticaret Bakanı olarak hükümete girdi. 1849’da kraliyet tarafından Kurucu Meclis’te üye seçildi. Akabinde geçici kabine sekreteri oldu ve bu pozisyonda kral nezdinde önemli bir siyasi nüfuz kazandı. Rusya, Prusya ve Almanya ile müzakere yürüten heyetlerde yer aldı. Danimarka’nın ikinci Başbakanı oldu. 1852’den 1853’e Başbakan unvanıyla, 1864’ten 1865’e konsey başkanı unvanıyla devleti yönetti.
1861
Fransız anarşist ve aktivist Auguste Vaillant, doğdu.(27 Aralık 1861- 5 Şubat 1894) 3 Şubat 1894’te idam cezasına çarptırıldı ve hızlıca infaz edildi.
1867
Hukukçu, avukat ve Belçika’nın ilk devlet başbakanı Léon Delacroix, () dünyaya geldi. Ailesi Brüksel burjuvazisindendi. Université libre de Bruxelles’de hukuk okudu. 1889’da Brüksel barosuna kaydoldu. 1917 yılları arasında baro başkanlığı görevini yürüttü. tarihleri arasında Başbakan olarak göre yaptı.
1928
Harf Devrimi sonrası İstanbul Belediyesi, süresi içinde levhalarını yeni harflerle değiştirmeyen esnafa ceza kesmeye başladı.
1933
T.B.M.M,, Menemen’de gericiler tarafından öldürülen Kubilay’ın annesine maaş bağlayan  2364 sayılı kanunu kabul etti. Kanuna göre, “Menemen hadisesinde şehit edilen Kubilay merhumun annesi Zeynep Hanıma yaşadıkça vatanî hizmet mukabili olarak maktuan otuz lira aylık bağlanmasına” karar verildi.
1936
Daha önce hakkında hapis kararları verilen Şair Nâzım Hikmet yeniden gözaltına alındı.
1937
Denizbank Kuruluş Kanunu kabul edildi.
1944
Çapakçur bölgesinin adı Bingöl olarak değiştirildi.
1945
28 devlet anlaşma imzalayarak Dünya Bankası kuruldu. Türkiye Dünya Bankasına 1947 yılında üye oldu.
1947
İtalya Cumhuriyeti Anayasası, İtalya Resmi Gazetesinin 27 Aralık 1947 tarihli sayısında yayınlandı. Kurucu Meclis, 22 Aralık 1947 tarihli oturumunda İtalyan Cumhuriyeti Anayasasını onaylamış, ve Geçici Devlet Başkanı İtalya Cumhuriyeti Anayasasını ilan etmişti.
1949
300 yıl süren Hollanda egemenliğinden sonra Kraliçe Juliana, Endonezya’nın bağımsızlığını tanıdı.
1949
Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri arasında Eğitim Komisyonu Kurulması kararlaştırıldı ve Kültür Antlaşması imzalandı.
1967
Kıbrıs Türk toplumu, Ada’da “Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi”ni kurdu. Başkanlığa Fazıl Küçük getirildi.
1968
13 Aralık’ta kabul edilen 1072 Sayılı Rulet, Tilt, langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun, Resmi Gazetede yayınlandı.
1977
Ceza Kovuşturmalarının Aktarılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin Onaylanması Hakkındaki Bakanları Kurulu Kararı yayınlandı.
1978
İspanya, 40 yıl süren diktatörlük rejiminin ardından demokrasiye geçti. Francisco Franco, 26 yıl ülkeyi yönetmiş ve 20 Kasım 1975’te ölmüştü.
1979
Kenan Evren liderliğindeki Türk Silahlı Kuvvetleri Komuta Kademesi, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e uyarı mektubu verdi.
1980
İstanbul’da DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve Genel Sekreter Fehmi Işıklar’la beraber 68 sendikalı tutuklandı.
1981
Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden akademisyen, çevirmen ve yazar Doç. Dr. Bedrettin Cömert‘in katil sanığı Rıfat Yıldırım, Berlin’de yakalandı.
1989
Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesine Ek Protokol’ün Onaylanmasi Hakkında Karar Bakanlar Kurulunda kabul edildi.
1990
Türkiye’de ilk özel limanın yapımına başlandı.
1995
Türkmenistan Anayasası’nda değişiklik yapıldı.
1996
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin Onaylanması Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı, Resmi Gazetede yayınlandı.
1999
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi türbanın yükseköğretim kurumlarında serbest sayılan kıyafet kapsamında düşünülemeyeceğine karar verdi.
1999
Almanya’da partiye yapılan bağışları gizli hesaplara aktardığını itiraf eden Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) onur başkanı ve eski başbakan Helmut Kohl hakkında emniyeti suiistimal suçlamalarıyla soruşturma açılması kararı alındı.
2007
Oxford Üniversitesinde Uluslararası Hukuk ve Diplomasi dallarında yüksek lisans eğitimi görmüş olan Pakistan eski başbakanlarından Benazir Butto suikasta uğrayarak öldürüldü. Kendisi gibi hukukçu olan eski Pakistan devlet başkanı ve başbakanı Zülfikar Ali Butto ise 1979 yılında idam edilmişti.
2016
Alman Hukukçu, diplomat ve siyasetçi, Guido Westerwelle doğdu. (27 Aralık 1961, Bad Honnef, 18 Mart 2016, Köln) Bonn Üniversitesi’nde hukuk öğrenimini tamamladı. 1994’te hukuk doktorasını Hagen Açıköğrenim Üniversitesi’nde Parti hukûku ve politik gençlik örgütleri (Das Parteienrecht und die politischen Jugendorganisationen) adlı tezle tamamladı. 1991’de avukat olarak çalışmaya başladı. Anne ve babası da avukattı. 2009-2013 yılları arasında 2. Merkel Kabinesi’nde başbakan yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı görevlerinde bulundu. Ayrıca, 1996-2013 yılları arasında Almanya Federal Meclisi üyeliği ve 2001-2011 arasında Hür Demokratik Parti (FDP) başkanlığı görevlerini yürüttü. 18 Mart 2016’da, 54 yaşında lösemi nedeniyle yaşamını yitirdi. Federal Almanya’da eşcinselliği açıktan yaşayan ilk ünlü politikacıdır.
2020
Faslı hukukçu, diplomat ve siyasetçi Mohamed Louafa yaşamını yitirdi. (1948 – 27 Aralık 2020) Paris Hukuk Fakültesi’nde yüksek lisans ve Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik Kalkınma Çalışması Enstitüsü’nde doktora yaptı. 1976 yılında Rabat Hukuk Fakültesi’nde akademisyen oldu. 1977 seçimlerinde Hamid Chabat’ın İstiklâl Partisi’nden milletvekili seçildi ve 1997 yılında kadar milletvekilliği yaptı, 1983-1992 yıllarında Marakeş belediyesini yönetti. 2000-2004 yıllarında Hindistan ve Nepal Büyükelçisi, 2006-2009 yıllarında İran ve Tacikistan Büyükelçisi, 2009-2011 yılları arasında ise Brezilya, Paraguay, Surinam ve Guyana Büyükelçisi olarak görev yaptı. 2012 yılında Millî Eğitim Bakanı oldu. 2013’te Yönetim ve Genel İşlerden sorumlu Bakan oldu, Nisan 2017’te kadar bu görevi yürüttü. 72 yaşındayken Fas’ta, COVID-19 salgını nedeniyle vefat etti.
2023
YouTube kanalındaki yayınında, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” suçu işlediği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçlarını Soruşturma Bürosu’nda ifade veren Can Ataklı ifadesinin ardından sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği’nde “karakolda imza atmak ve yurt dışına çıkış yasağı” şeklindeki adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
2023
Motokurye Göçer’in ölümüne neden olan Somali Cumhurbaşkanı hakkında açılan davanın ilk duruşma günü belli oldu. Muhammed Hasan Şeyh Mahmud’un yargılanmasına 16 Ocak’ta başlanacağı açıklandı.
2023
TİP, 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Can Atalay dosyasında karar verilene kadar Çağlayan Adliyesi önünde oturma eylemi yapma kararı aldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, akşam saatlerinde verdiği karar ile dosyayı yeniden Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne yeniden gönderme kararı verdi. AYM kararında, dosyanın Yargıtay’a gönderilemeyeceğinin belirtilmesine karşılık, “İhlale konu başvuru Yargıtay kararına karşı yapılmıştır. Atalay, mahkememizde milletvekili seçilmeden önce yargılanmış, temyiz aşamasında vekil seçilmiştir. Bu nedenle yetki Yargıtay’dadır” denildi.
2023
Hakeme yumruk atan Faruk Koca, tutuklu bulunduğu cezaevinden tahliye edildi. Koca, 11 Aralık’ta Çaykur Rizespor maçının ardından sahaya inerek hakeme yumruk atmış, Koca’nın beraberindeki iki kişi yere düşen hakemin kafasını tekmelemiş, olayın ardından her üç kişi tutuklanmış, Koca, özür dileyerek başkanlıktan istifa etmişti. Koca’ya ayrıca ömür boyu futboldan men cezası verilmişti.
2023
Erzurum’da terör örgütü propagandası yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınan ve tutuklama talebiyle Hınıs Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen kadın, sevk edildiği mahkemenin verdiği “sosyal medya hesaplarından bir ay boyunca Türk bayrağı paylaşma” kararı sonrası adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Zanlı, mahkemenin kararının ardından sosyal medya hesaplarından ay yıldızlı bayrağı paylaşmaya başladı. Cumhuriyet Başsavcılığı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılma kararına itiraz etti.
2023
Adnan Oktar Örgütü davasında bazı sanıklar bakımından verilen tahliye kararında imzası buluna hakimlerin görevden el çektirilmesi ve yurt dışına çıkış yasağı için konulması için HSK’ya başvurulduğu bildirildi.
2024
TBMM Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca, “Biz şeriatçıyız, ne işimiz var bu düzenle, bu rejimle” diyen Ahmet Mahmut Ünlü hakkında  “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” iddiasıyla Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu
2024
Yenidoğan çetesi davasında hakkında yakalama kararı bulunan Güney Hastanesi mesul müdürü doktor Ali Dirik sahte kimlikle İstanbul’da yakalandı
2024
İzmir’de sazan sarmalı yöntemi ile ev satışı dolandırıcılığı yapan 7 şüpheli tutuklandı.
27 Aralık – Hukuk Takvimi

Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararının Uygulanmaması Nedeniyle Bireysel Başvuru Hakkının İhlal Edilmesi

0

Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararının Uygulanmaması Nedeniyle Bireysel Başvuru Hakkının İhlal Edilmesi

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 21/12/2023 tarihinde, Şerafettin Can Atalay (3) (B. No: 2023/99744) başvurusunda Anayasa’nın 148. maddesinde güvence altına alınan bireysel başvuru hakkı ile Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ve Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesinin İhlal Kararının Uygulanmaması Nedeniyle Bireysel Başvuru Hakkının İhlal Edilmesi – GEREKÇELİ KARAR TAM METİN 
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

 

Olaylar

Kamuoyunda Gezi Parkı Davası olarak bilinen ceza davasının sanıklarından olan başvurucu, milletvekili seçilmesi nedeniyle yasama dokunulmazlığına sahip olduğunu belirterek Yargıtaydan durma kararı verilmesini ve tahliye edilmesini talep etmiştir. Başvurucunun bu talebi, işin esası bilahare incelenmek üzere reddedilmiştir. Başvurucunun bireysel başvuruda bulunması üzerine Anayasa Mahkemesi, başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. İhlal kararı kendisine gönderilen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (ilk derece mahkemesi), kararına ilişkin herhangi bir kanun yolu zikretmeyerek başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararının Yargıtayca onanmasını gerekçe göstermek suretiyle dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesine göndermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay 3. Ceza Dairesine başvurucunun yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı yolunda bir mütalaa vermiş; söz konusu mütalaa başvurucuya tebliğ edilmemiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi “Anayasa Mahkemesi kararına uyulmamasına” şeklinde Türk hukukunda bulunmayan bir karar vermiştir. Başvurucunun bu karara yönelik itirazını inceleyen ilgili daire ise karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir.

İddialar

Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle bireysel başvuru hakkı ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının; mahkûmiyet hükmünün infazına devam edilmesi nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Somut olayda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereği yerine getirilmemiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarının yerine getirilmemesi, Anayasa’nın 153. maddesinin altıncı fıkrasında Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı hükmü ile çatışan bir durumdur. Kararlarının bağlayıcılığına ilişkin bu hüküm Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru kapsamında ihlal edildiğine karar verilen anayasal hak ve özgürlükler için de geçerli olan ek bir güvencedir. Öte yandan yeniden yargılama dosyası görevi ve yetkisi olmayan bir mahkemece görülerek Anayasa’nın 142. maddesinin amir hükmüne ve Anayasa’nın 37. maddesinde yer alan tabii hâkim ilkesine açıkça aykırı hareket edilmiştir.

Anayasa’nın 148. maddesinde, şartlarını yerine getiren herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkı verilmiştir. Hiç kuşkusuz Anayasa Mahkemesi kararlarının etkili bir şekilde uygulanması bireysel başvuru hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararların ihlal kararında tespit edildiği şekliyle icra edilmemesi de etkili başvuru hakkının özel bir türü olan bireysel başvuru hakkının açık ve ağır bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir. Bireysel başvuru kararlarının uygulanmaması Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmayı anlamsız hâle getirecektir. Nitekim tam da bu sebeplerle Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarına herhangi bir takdir yetkisi tanınmamış veya bu konuda bir istisnaya da yer verilmemiştir.

Öte yandan somut başvuruya konu yargılamada Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesini ilgili mahkeme olarak belirlediği için Yargıtayın 6216 sayılı Kanun kapsamında yeniden yargılama yetki ve görevi bulunmamaktadır. İhlal kararının gönderildiği ilk derece mahkemesi ise Anayasa Mahkemesinin kararı uyarınca önüne gelen dosyada yeniden yargılamayla ilgili görevini yerine getirmemiş; başvurucunun anayasal haklarını da gözeten bir yargılama yapmamıştır.

Kamu gücünün eylem, işlem ve ihmallerinin Anayasa’ya uygunluğunu kesin ve bağlayıcı olarak karara bağlama yetkisi münhasıran Anayasa Mahkemesine aittir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yoluyla bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiğine karar verdiğinde herhangi bir merciin bu kararın Anayasa’ya veya kanuna uygun olup olmadığını inceleme ve denetleme yetkisi bulunmamaktadır.

Anayasa ve kanunlar Anayasa Mahkemesi kararını yerine getirme yükümlülüğü altında olan kamu makamlarına ve somut olayda ilk derece mahkemesine dosyayı farklı bir yargı merciine gönderme yetkisi vermediği gibi herhangi bir yargısal makamı da Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını tartışma konusunda yetkilendirmemiştir. Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcılığı, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenleri kapsadığı gibi ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak merciin belirlenmesini de kapsar. Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasının reddedilmesi ve hukukun emrettiği yöntemler izlenerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmaması Anayasa’nın 153. maddesinin sözüyle açıkça çelişen, anayasa koyucunun iradesine aykırı bir yorum ve uygulama olmuştur.

Sonuç olarak ilk derece mahkemesinin yetkisi dâhilindeki bir dosyayı Yargıtaya göndermesiyle başlayan, Yargıtayın da Anayasa hükümlerini gözardı ederek verdiği bir kararla şekillenen süreç Anayasa’nın sözüne açıkça aykırılık oluşturmuş ve neticede başvurucunun bireysel başvuru hakkı, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline yol açmıştır.

Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi

0

Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi(Yayaların korunmasına ilişkin KARAR ve Avrupa Yaya Hakları Şartı), Avrupa Komisyonu Çevre, Halk Sağlığı ve Gıda Güvenliği Komitesi tarafından hazırlanarak 12 Ekim 1988 tarihinde (The European Charter of Pedestrians’ Rights) Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilmiştir. Bildirge, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nin 14 Kasım 1988 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Bildirgenin yaptırım gücü bulunmamaktadır. Yaya hakları, kent hakkının bir parçası olarak kabul görmektedir. .

Yerel yönetimler ve yaya hakları alanında çalışanlar için referans olan uluslararası bir belgedir. Bildirge metni Türkçe’ye  Doç. Dr. İbrahim Alper Arısoy ve Nuray Önoğlu tarafından kazandırılmıştır.

Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi

1. Yaya, sağlıklı bir çevrede yaşama; bedensel ve ruhsal sağlığını layıkıyla korumaya elverişli koşullar altında kamusal alanlarının nimetlerinden özgürce yararlanma hakkına sahiptir.

2. Yaya, motorlu taşıtların değil; insanların gereksinimlerine göre düzenlenmiş kent veya köylerde yaşama; günlük ihtiyaçlarını yürüyerek veya bisikletle giderebilme hakkına sahiptir.

3. Çocuklar, yaşlılar ve engelliler, kentlerin toplumsal ilişkileri kolaylaştıran, mevcut zaaflarını daha da kötüleştirmeyen yerler olmasını bekleme hakkına sahiptir.

4. Engellilerin, mimariden kaynaklanan ve hareket imkânlarını kısıtlayan unsurların kaldırılması, toplu taşıma araçlarının uygun ekipmanla donatılması gibi hareket imkânlarını azami düzeye çıkaracak tedbirleri belirleme hakları vardır.

5. Yayanın, özellikle yaya kullanımı için tasarlanmış; mümkün olduğunca geniş ölçekli, yalıtılmış “yaya bölgeleri” halinde sınırlanmamış ve kentin genel düzeniyle uyumlu bir şekilde planlanmış kentsel alanlara sahip olma hakkı vardır.

6. Yayaların aşağıdakileri beklemeye özellikle hakları vardır:

a) Motorlu taşıtların, bilim insanlarının tolere edilebilir düzeyde kabul ettikleri kimyasal emisyon ve gürültü düzeyi standartlarına uygun olması;

b) Hava veya gürültü kirliliğine neden olmayan taşıtların toplu taşıma sistemlerinin tamamında yaygın bir şekilde kullanımı;

c) Kentsel alanlarda ağaç dikimiyle “yeşil akciğerler” oluşturulması;

d) Yol ve kavşakların yeniden düzenlenmesiyle (örneğin güvenlik adalarının işin içine katılmasıyla) hız sınırlarının denetimini; böylece motorlu taşıt sürücülerinin hızlarını yaya ve bisikletlilerin güvenliğini gözetecek şekilde ayarlamaları;

e) Motorlu taşıtların uygunsuz ve tehlikeli kullanımını teşvik edici (özendirici) reklamların engellenmesi;

f) Görme ve duyma engellilerin gereksinimlerini de dikkate alan etkili bir işaretleme sistemi,

g) Yol ve kaldırımlarda araç ve yaya trafiğinin erişimini kolaylaştıracak, sırasıyla yollar ve kaldırımlarda hareket özgürlüğünü ve durma imkânlarını sağlayacak özel önlemlerin (örneğin kaymaz kaldırım yüzeyleri, kaldırım taşları ile yol arasındaki seviye farkını giderecek rampalar, trafik yüküne uygun genişlikte yollar, inşaat durumunda özel düzenlemeler, motorlu araç trafiğini gözetmek için kentsel sokak altyapısının uygun hale getirilmesi, araç parkına uygun alanlar ile yaya alt ve üst geçitlerinin sağlanması gibi) benimsenmesi;

h) Risk yaratanların ortaya çıkan risklerin mali sonuçlardan sorumlu olacağı bir risk yükümlülüğü sisteminin kurulması (1985 itibariyle Fransa’da olduğu gibi);

7. Yaya, ulaşım araçlarının entegrasyonu aracılığıyla elde edilebilecek tam ve engelsiz hareket hakkına sahiptir. Yaya özellikle aşağıdakileri bekleme hakkına sahiptir;

a) Engelli-engelsiz tüm yurttaşların gereksinimini karşılayacak ölçüde yaygın ve donanımlı bir toplu taşıma sistemi;

b) Kentsel alanlarda bisiklet yollarının sağlanması;

c) Otopark alanlarının yayaların hareketini ve mimari eserlere erişimini engellemeyecek şekilde düzenlenmesi;

8. Her üye ülke, yaya haklarına ilişkin kapsamlı bilgilerin en uygun kanallar aracılığıyla duyurulmasını ve ilköğretimden itibaren çocukların yaya haklarını öğrenmesini güvence altına almalıdır.

Çölleşme İle Mücadele Sözleşmesi

0

Çölleşme İle Mücadele Sözleşmesi (The United Nations Convention to Combat Desertification (UNCCD), Birleşmiş Milletler tarafından 17 Haziran 1994’te düzenlenerek Paris’te imzalanmış ve 26 Aralık 1996’da resmen yürürlüğe girmiştir.

Dünyadaki neredeyse tüm ülkeler sözleşmeye taraf olmuştur. Sözleşme öncelikli olarak Afrika’daki çölleşmeye maruz kalan ülkeler için oluşturulmuştur. Sözleşme gereği Taraf ülkeler Ulusal Eylem Planlarını hazırlamakla yükümlü olup çekince konulamamaktadır. Çekilmek ise mümkündür.

Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından düzenlendiği 17 Haziran günü, 1994 yılından itibaren Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kutlanmaya başlanmıştır. 

Küresel ölçekte çölleşmenin durumunu ortaya koymak, ülkeleri çölleşme ile mücadele konusunda çalışmalar yapmaya zorlamak ve yapılan iyi uygulamaları yaygınlaştırmak, çölleşmeden etkilenen ülkelerde sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına katkıda bulunmak ve çölleşme ile mücadele konusunda işbirliğini geliştirerek bu alandaki çalışmaları desteklemek için ulusal ve küresel fonları harekete geçirmek sözleşmenin temel amaçlarındandır.

Türkiye’nin Sözleşmeye Yaklaşımı

Türkiye, sözleşmeyi 15 Ekim 1994 tarihinde Paris’te imzalamış; sözleşmeye 16 Mayıs 1998 tarihli Resmi Gazetede yayınlamış, 31 Ağustos 1998 tarihinde resmen taraf olmuştur.

2015 yılı toplantısı Ankara’da yapılmış, Ekim 2015’ten itibaren iki yıllık dönem için sürecin başkanlığını Türkiye üstlenmiştir.

Sözleşme’nin uygulanmasını güçlendirmek için “Ankara Girişimi” başlatılmıştır. Sözleşme’nin Kuzey Akdeniz Bölgesi Koordinasyon Birimi’nin İstanbul’da kurulması için BMÇMS Sekretaryasıyla Anlaşma imzalanmış ve birimin resmi açılışı Ocak 2017’de gerçekleştirilmiştir.

ÖZELLİKLE AFRİKA’DA CİDDİ KURAKLIK VE/VEYA ÇÖLLEŞMEYE MARUZ ÜLKELERDE ÇÖLLEŞMEYLE MÜCADELE İÇİN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMESİ

Önsöz

Bu sözleşmenin tarafları,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarının merkezinde etkilenen veya tehdit altında olan alanlardaki insanların olduğunu doğrulayarak,

Devletler ve uluslararası örgütler de dahil olmak üzere uluslararası topluluğun çölleşme ve kuraklığın olumsuz etkileri konusundaki acil duyarlılığını yansıtarak,

Kurak, yarı-kurak ve az yağışlı alanlar toplamının, yeryüzündeki arazi yüzölçümünün büyük bir oranını oluşturduğunu ve bu alanların da dünya nüfusunun büyük bir kesiminin yaşam çevresi ve geçim kaynağı olduğunu bilerek,

Çölleşme ve kuraklık sorunlarının küresel bir nitelik taşıdığını, dünyanın bütün bölgelerini etkilediğini ve çölleşmeyle mücadele ve/veya kuraklığın etkilerinin hafifletilmesi için uluslararası topluluğun ortak eyleminin gerektiğini kabul ederek,

Ciddi kuraklık ve/veya çölleşme sorunlarına maruz ülkeler arasında, başta en az gelişmiş ülkeler olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin ağırlıkla yer aldığını ve bu olguların özellikle Afrika’daki trajik sonuçlarını dikkate alarak,

Çölleşmenin fiziksel, biyolojik, politik, sosyal, kültürel ve ekonomik faktörlerin karmaşık etkileşimleri sonucunda ortaya çıktığını da dikkate alarak,

Etkilenen ülkelerin çölleşme ile yeterince mücadele kabiliyetinin ticaretten ve uluslararası ekonomik ilişkilerin ilgili yönlerinden etkilenmesini göz önüne alarak,

Sürdürülebilir ekonomik büyüme, sosyal gelişme ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasının, özellikle Afrika’da, etkilenen gelişmekte olan ülkelerin önceliklerini oluşturduğunun ve bunun sürdürülebilirlik hedeflerini karşılamanın temel şartı olduğunun bilincinde olarak,

Çölleşme ve kuraklığın, yoksulluk, kötü sağlık ve beslenme şartları, gıda güvencesinden yoksunluk gibi önemli sosyal sorunlarla ve göç, zorunlu göç ve demografik dinamiklerden kaynaklanan sorunlarla etkileşimleri sonucunda sürdürülebilir kalkınmayı etkilediğini akılda tutarak,

Devletlerin ve uluslararası örgütlerin çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme konusundaki ve özellikle de 1977 yılında düzenlenen Birleşmiş Milletler Çölleşme Konferansı’nda kabul edilen Çölleşmeyle Mücadele Eylem Planına ilişkin uygulamalardaki geçmiş çaba ve deneyimlerinin önemini takdir ederek,

Geçmişteki tüm çabalara karşın, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme konusunda istenilen ilerlemenin sağlanamamış olduğunu ve sürdürülebilir kalkınma kapsamında her düzeyde yeni ve daha etkin bir yaklaşım gerektiğini idrak ederek,

Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda alınan ve çölleşmeyle mücadelede temel oluşturan kararların, özellikle de Gündem 21 ve onun 12. Bölümünün geçerliliğini ve uygunluğunu kabul ederek,

Gelişmiş ülkelerin Gündem 21’in 33. Bölümünün 13. Paragrafında mevcut taahhütlerini bunun ışığında teyit ederek,

47/188 sayılı Genel Kurul Kararı’nı ve özellikle bu kararda Afrika için öngörülen önceliği, çölleşme ve kuraklık konusunda ilgili tüm diğer Birleşmiş Milletler karar ve programlarını ve gerek Afrika ülkelerinin gerekse diğer bölgelerdeki ülkelerin ilgili deklarasyonlarını hatırlayarak,

Birleşmiş Milletler sözleşmesi ve uluslararası hukuk prensipleri çerçevesinde, Devletlerin sahip oldukları kaynakları kendi çevre ve kalkınma politikaları doğrultusunda egemen olarak kullanma hakları bulunduğunu ve kendi yetki ve kontrol sınırları dahilindeki faaliyetlerinin diğer devletlerde ve ulusal yetki sınırlarının dışındaki alanlarda çevreye zarar vermemesini sağlama sorumlulukları bulunduğunu 2. İlkesinde belirtilen Çevre ve Kalkınma konulu Rio Deklarasyonunu teyit ederek,

Ulusal hükümetlerin çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmekte kritik bir rol oynadıklarını ve bu alandaki ilerlemenin etkilenen bölgelerde eylem programlarının yerel olarak uygulanmasına bağlı olduğunu kabul ederek,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmekte uluslararası işbirliği ve ortaklıkların önemini ve gerekliliğini de kabul ederek,

Başta Afrika olmak üzere gelişmekte olan ülkelere, eksiklikleri halinde bu sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmelerini güçleştirecek olan ve yeni ve ek fonlar da dahil olmak üzere hatırı sayılı mali kaynakları ve teknolojiye de erişimi içeren etkin araçlar sağlanmasının önemini de ayrıca kabul ederek,

Çölleşme ve kuraklığın Orta Asya ve Kafkas ülkeleri üzerindeki etkisi hakkında endişelerini belirterek,

Özellikle gelişmekte olan ülkelerin kırsal kesimlerindeki çölleşme ve/veya kuraklıktan etkilenen bölgelerde kadınların oynadığı önemli rolü ve çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme programlarının her düzeyinde gerek kadın gerekse erkeklerin tam katılımını sağlamanın önemini vurgulayarak,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme programlarında sivil toplum kuruluşlarının ve diğer önemli grupların özel rolünü vurgulayarak,

Uluslararası ve ulusal toplulukların karşı karşıya oldukları küresel ölçekteki diğer çevre sorunları ile çölleşme arasındaki ilişkiyi akılda tutarak,

Çölleşmeyle mücadelenin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve diğer ilgili çevre sözleşmelerinin hedeflerinin gerçekleştirilmesine sağlayabileceği katkıları da akılda tutarak,

Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme stratejilerinin, sağlam sistematik gözlemlere ve derin bilimsel bilgilere dayandırıldıkları ve sürekli değerlendirmeye tabi tutuldukları takdirde en etkin olacaklarına inanarak,

Ulusal plan ve önceliklerin uygulanmasını kolaylaştırmak için, uluslararası işbirliğinin etkinlik ve koordinasyonunun iyileştirilmesine acil ihtiyaç duyulduğunu kabul ederek,

Şimdiki ve gelecekteki kuşaklar yararına çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için gereken eylemlere girişilmesinde kararlı olarak,

Aşağıdaki hususları kararlaştırmışlardır.

KISIM I- Giriş
Madde 1-Kullanılan Terimler

Bu sözleşmenin amaçları açısından;

a. “Çölleşme”, kurak, yarı-kurak ve az yağışlı alanlarda, iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden kaynaklanan toprak bozulmasını ifade eder;
b. “Çölleşmeyle Mücadele”, kurak, yarı-kurak ve az yağışlı alanlarda sürdürülebilir kalkınma için arazinin entegre olarak geliştirilmesinin bir parçası olan ve

i.arazi bozulmasını önlemeye ve/veya azaltmaya,
ii.kısmen bozulmuş arazinin rehabilitasyonuna, ve
iii.çölleşmiş arazinin geri kazanılmasına yönelik faaliyetleri içerir;

c. “Kuraklık” , yağışların kaydedilen normal düzeylerin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu arazi ve kaynak üretim sistemlerini olumsuz olarak etkileyen ve ciddi hidrolojik dengesizliklere yol açan doğal olayı ifade eder;
d. “Kuraklığın etkilerini hafifletme”, çölleşmeyle mücadeleyle ilgili olarak toplumun ve doğal sistemlerin kuraklığa karşı hassasiyetlerini azaltmak için kuraklığın önceden tahminine ilişkin faaliyetleri içerir;
e. “Arazi”, toprak, bitki örtüsü ve diğer canlıları kapsayan biyo-üretken karasal sistemi ve sistem içinde işleyen ekolojik ve hidrolojik proseslerini ifade eder;
f. “Arazi bozulması”, kurak, yarı-kurak ve yarı-nemli:

i. rüzgar ve/veya suyun etkisiyle oluşan toprak erozyonu,
ii. toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik veya ekonomik özelliklerinin bozulması; ve
iii. bitki örtüsünün uzun süreli kaybı;

gibi insan faaliyetlerinden ve yaşam çevresi biçimlerinden kaynaklanan prosesler de dahil olmak üzere bir prosesin veya prosesler bileşiminin veya arazi kullanımının neden olduğu, yağmurla beslenen ekili alanlarda, sulama yapılan ekili alanlarda veya otlak, mera, orman ve ağaçlık alanlarda biyolojik ve ekonomik verim ve çeşitlilik azalmasını ve kaybını ifade eder;
g. “Kurak, yarı-kurak ve yarı nemli alanlar”, kutup ve kutup altı bölgelerinin dışında kalan ve yıllık yağış miktarının evapotranspirasyon potansiyeline oranı 0.05 ile 0.65 arasında olan alanları ifade eder.
h. “Etkilenen alanlar”, çölleşmeden etkilenen veya çölleşme tehdidi altında bulunan kurak, yarı-kurak ve/veya yarı nemli alanları ifade eder;
i. “Etkilenen ülkeler”, topraklarının bir kısmı veya tümü etkilenen alanlardan oluşan ülkeleri ifade eder;
j. “Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü”, belli bir bölgedeki bağımsız devletler tarafından oluşturulan ve bu sözleşme ile düzenlenen konularda yetkili olan ve kendi usulleri uyarınca bu sözleşmeyi imzalamaya, onaylamaya, kabul etmeye ve uygun görmeye veya sözleşmeye katılmaya yetkilendirilmiş olan bir örgütü ifade eder;
k. “Gelişmiş ülke Taraflar”, gelişmiş ülke Tarafları ve gelişmiş ülkelerce oluşturulan bölgesel ekonomik entegrasyon örgütlerini ifade eder.

Madde 2- Amaç

1. Bu sözleşmenin amacı, etkilenen ülkelerde sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına katkıda bulunmak üzere Gündem 21 ile uyumlu entegre bir yaklaşım çerçevesinde uluslararası işbirliği ve ortaklık düzenlemeleri ile desteklenen her düzeyde etkin eylemler yoluyla, özellikle Afrika’da olmak üzere ciddi kuraklık ve/veya çölleşmeye maruz ülkelerde, çölleşmeyle mücadele etmek ve kuraklığın etkilerini hafifletmektir.

2. Bu amaca ulaşmak için, etkilenen alanlarda, aynı anda hem arazinin verimliliğini iyileştirerek, hem de arazi ve su kaynaklarının rehabilitasyonunu, korunmasını ve sürdürülebilir yönetimini sağlayarak özellikle yerel topluluklar düzeyinde hayat şartlarının iyileştirilmesi üzerinde odaklaşan uzun dönemli stratejilerin uygulanması gerekecektir.

Madde 3- İlkeler

Bu sözleşmenin amacının gerçekleştirilmesi ve hükümlerinin uygulanmasında Tarafları, diğer Hususların yanı sıra, aşağıdaki ilkeler yönlendirecektir.

1. Taraflar, çölleşmeyle mücadele ve/veya kuraklığın etkilerini hafifletme programlarının tasarlanmasında ve uygulanmasında kararlara halkın ve yerel toplulukların katılımını sağlamalı, ulusal ve yerel düzeylerdeki eylemleri kolaylaştırmak üzere daha üst düzeylerde yapabilir kılan bir ortamın yaratılmasına çalışmalıdırlar;

2. Taraflar, uluslararası bir dayanışma ve ortaklık ruhu içinde alt-bölge ve bölge düzeylerinde ve uluslararası düzeyde işbirliği ve koordinasyonu iyileştirmeli, mali, beşeri, örgütsel ve teknik kaynakları ihtiyaç duyulan yerlere daha iyi yönlendirmelidirler;

3. Taraflar, her düzeyde hükümet, topluluk, sivil toplum kuruluşu ve arazi sahipleri arasındaki işbirliğini bir ortaklık ruhu içerisinde geliştirerek, etkilenen bölgelerde arazinin ve kıt su kaynaklarının niteliğinin ve değerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamalı ve bunların sürdürülebilir kullanımı için çalışmalıdırlar; ve,

4. Taraflar, başta en az gelişmiş ülkeler olmak üzere, etkilenen gelişmekte olan ülke, Tarafların özel gereksinim ve şartlarını göz önüne almalıdırlar.

Kısım II- Genel Hükümler
Madde 4- Genel Yükümlülükler

1. Taraflar bu sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini münferiden veya mevcut yada öngörülen iki taraflı ve çok taraflı düzenlemeler veya bunların bileşimi kapsamında müştereken yerine getirecekler ve her düzeyde çabaların koordinasyonuna ve tutarlı uzun dönemli stratejilerin geliştirilmesine gereken önemi vereceklerdir.

2. Bu sözleşmenin amacına ulaşmak için Taraflar;

a. çölleşme ve kuraklık süreçlerinin fiziksel, biyolojik ve sosyo-ekonomik yönlerine eğilen entegre bir yaklaşımı benimseyecek;
b. sürdürülebilir kalkınmayı destekleyici nitelikte, yapabilir kılan bir uluslararası ekonomik ortamın yaratılmasını sağlamak amacıyla, uluslararası ticaret, pazarlama düzenlemeleri ve borçlar açısından etkilenen gelişmekte olan Taraf Ülkelerin durumlarına ilgili uluslararası ve bölgesel kuruluşlarda gereken ilgiyi gösterecek;
c. yoksulluğu giderme stratejilerini, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabaları ile bütünleştirecek;
d. çölleşme ve kuraklık sorunu ile ilişkili olarak gerek çevre koruma gerekse toprak ve su kaynaklarının korunması konularında etkilenen Taraf Ülkeler arasında işbirliği yapılmasını destekleyecek; alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası işbirliğini güçlendirecek;
e. ilgili hükümetler arası kuruluşlar çerçevesinde işbirliği yapacak;
f. tekrarın önlenmesi gereğini göz önünde tutarak, gerekirse kurumsal mekanizmaları kararlaştıracak; ve
g. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme amacıyla önemli finansman kaynaklarının harekete geçirilerek etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara yönlendirilmesinde, mevcut iki taraflı ve çok taraflı mali mekanizma ve düzenlemelerin kullanılmasını destekleyeceklerdir.

3. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, Sözleşmenin uygulanmasında yardımdan yararlanabilirler.

Madde 5- Etkilenen Taraf Ülkelerin Yükümlülükleri

Etkilenen ülke Taraflar, 4’üncü maddedeki yükümlülüklerine ek olarak;

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme konusuna gereken önceliği vermeyi, kendi şart ve imkanları çerçevesinde yeterli kaynakları ayırmayı;
b. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için, sürdürülebilir kalkınma plan ve/veya politikaları çerçevesinde strateji ve öncelikleri belirlemeyi;
c. çölleşmenin temelindeki nedenlere eğilerek, çölleşme sürecine katkıda bulunan sosyo-ekonomik faktörlere özel bir önem vermeyi;
d. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarında, sivil toplum kuruluşlarının da desteği ile yerel halkın ve özellikle kadınların ve gençlerin bilincini geliştirmeyi ve katılımını sağlamayı; ve
e. mevcut yasaları güçlendirerek veya böyle yasalar yoksa yenilerini çıkararak ve uzun dönemli politika ve eylem programları geliştirerek yapabilir kılan bir ortamı yaratmayı üstlenirler.

Madde 6-Gelişmiş Taraf Ülkelerin Yükümlülükleri

Gelişmiş ülke taraflar, 4’üncü maddedeki genel yükümlülüklerine ek olarak;

a. başta Afrika’daki ülkeler ve en az gelişmiş ülkeler olmak üzere, gelişmekte olan ülke tarafların çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarını kararlaştırıldığı gibi aktif olarak münferiden veya müştereken desteklemeyi;
b. başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere, gelişmekte olan ülke tarafların çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye yönelik kendi uzun dönemli plan ve stratejilerini etkin bir biçimde geliştirip uygulamalarına yardımcı olacak önemli mali kaynak ve diğer destek biçimlerini sağlamayı;
c. 20’nci maddenin 2 (b) paragrafı uyarınca yeni ve ek kaynakların harekete geçirilmesini desteklemeyi;
d. özel sektör ve diğer hükümet dışı kaynaklardan finansman sağlanmasını teşvik etmeyi; ve
e. başta gelişmekte olan ülke Taraflar olmak üzere, etkilenen ülke tarafların uygun teknoloji, bilgi ve ustalığa erişimlerini kolaylaştırmayı ve desteklemeyi üstlenirler.

Madde 7-Afrika İçin Öncelik

Bu sözleşmenin uygulanmasında Taraflar, diğer bölgelerdeki gelişmekte olan ülke tarafları ihmal etmeden, Afrika’da hüküm süren özel durum nedeniyle, bu bölgedeki etkilenen ülke Taraflara öncelik tanıyacaklardır.

Madde 8-Diğer Sözleşmelerle İlişkisi

1. Her bir anlaşma çerçevesindeki faaliyetlerden azami yarar sağlamak ve tekrarlardan kaçınmak için Taraflar, bu sözleşme ve eğer Taraf iseler ilgili diğer uluslararası anlaşmalar ve özellikle de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve sözleşmesi ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamındaki faaliyetlerin koordinasyonunu teşvik edeceklerdir. Taraflar, özellikle araştırma, eğitim, sistematik gözlem, bilgi toplama ve bilgi alışverişi alanlarında, ilgili anlaşmaların amaçlarına ulaşmasında bu faaliyetlerin katkısı bulunduğu oranda müşterek programlar yürütülmesini teşvik edeceklerdir.

2. Bu Sözleşmenin hükümleri, herhangi bir Tarafın bu Sözleşmenin kendisi için yürürlüğe girmesinden önce taraf olduğu iki taraflı, bölgesel veya uluslararası bir anlaşmadan doğan hak ve yükümlülüklerini etkilemeyecektir.

KISIM III -Eylem Programları, Bilimsel Ve Teknik İşbirliği Ve Destekleyici Önlemler
Bölüm 1-Eylem Programları
Madde 9-Temel Yaklaşım

1. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar ile bölgesel uygulama eki çerçevesinde olsun olmasın ulusal bir eylem programı hazırlama niyetini Daimi Sekretarya’ya yazılı olarak bildirmiş olan diğer etkilenen ülke Taraflar, 5’inci maddeden doğan yükümlülüklerini yerine getirirlerken, çölleşme ile mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme stratejisinin merkezi unsuru olarak konuyla ilgili mevcut başarılı plan ve programlar ile alt-bölgesel ve bölgesel eylem programlarını mümkün olduğunca kullanarak ve bunları esas alarak ulusal eylem programlarını hazırlayacak, açıklayacak ve uygulayacaklardır. Bu nevi programlar, saha faaliyetlerinden çıkarılan derslere ve araştırma sonuçlarına dayanarak sürekli bir katılımcı süreç içerisinde güncelleştirilecektir. Ulusal eylem programlarının hazırlanması, sürdürülebilir kalkınmaya yönelik ulusal politikaların formülasyonu için gösterilen diğer çabalarla karşılıklı olarak yakından ilişkilendirilecektir.

2. 6’ncı madde uyarınca gelişmiş ülke Taraflarca çeşitli biçimlerde yardım sağlanmasında, başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel eylem programlarının doğrudan veya ilgili çok taraflı örgütler kanalıyla veya her iki şekilde kararlaştırıldığı üzere desteklenmesine öncelik tanınacaktır.

3. Taraflar, eylem programlarının detaylandırılmalarının, uygulanmalarının ve izlenmelerinin Birleşmiş Milletler sistemindeki organ, fon ve programlar ile kendi yetki ve imkanları dahilinde diğer ilgili hükümetler arası örgütler, akademik kurumlar, bilimsel çevreler ve sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenmesini teşvik
edeceklerdir.

Madde 10- Ulusal Eylem Programları

1. Ulusal eylem programlarının amacı, çölleşmeye katkıda bulunan faktörleri ve çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için gereken pratik önlemleri tanımlamaktır.

2. Ulusal eylem programları hükümetin, yerel toplulukların ve arazi kullanıcılarının rollerini belirleyecek, mevcut ve gereken kaynakları belirtecektir. Bu programlar, diğer hususların yanısıra; çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye yönelik uzun dönemli stratejileri içerecek, uygulamaya ağırlık verecek ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik ulusal politikalarla entegre edilecek;

a. değişen şartları yanıtlayacak düzenlemelere izin verecek ve yerel düzeyde farklı sosyo-ekonomik, biyolojik ve jeofiziksel şartlarla başa çıkabilecek kadar esnek olacak;
b. henüz bozulmamış veya çok az bozulmuş arazilerde koruyucu önlemlerin uygulanmasına özel bir özen gösterecek;
c. ulusal klimatolojik, meteorolojik, ve hidrolojik imkanları ve kuraklığa ilişkin erken uyarı imkanlarını güçlendirecek;
d. verici topluluk, her düzeyde hükümetler, yerel halk ve topluluk grupları arasında ortaklık ruhu içerisinde işbirliği ve koordinasyonu geliştiren politikaları destekleyerek kurumsal çerçeveleri güçlendirecek ve yerel halkın gereken bilgi ve teknolojiye erişimini kolaylaştıracak;
e. sivil toplum kuruluşlarının ve kadınlı erkekli tüm yerel halkın, özellikle de çiftçi ve hayvancılar ile onları temsil eden örgütler de dahil olmak üzere kaynakların kullanıcılarının, ulusal eylem programlarına ilişkin politika planlama, karar verme, uygulama ve gözden geçirme süreçlerine yerel, ulusal ve bölgesel düzeylerde etkin bir biçimde katılımını sağlayacak; ve
f. uygulamaya ilişkin düzenli izleme ve gelişme raporları isteyeceklerdir.

3. Ulusal eylem programları, kuraklığa karşı hazırlanmak ve kuraklığın etkilerini hafifletmek için, diğer hususların yanısıra aşağıdaki önlemlerin bazılarını veya tümünü içerebilir:

a. yerel ve ulusal tesisler ile alt-bölge ve bölge düzeylerinde müşterek sistemler de dahil olmak üzere erken uyarı sistemlerinin ve çevresel nedenlerle yerinden olan kişilere yardım mekanizmalarının yerine göre kurulması ve/veya güçlendirilmesi;
b. kuraklığa karşı hazırlıkların ve kuraklık yönetiminin, mevsimlere ve yıllara göre iklim tahminlerini de dikkate alan kuraklık kriz planlarını da içerecek biçimde, yerel, ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel düzeylerde güçlendirilmesi;
c. özellikle kırsal alanlarda, depolama ve pazarlama tesisleri de dahil olmak üzere gıda güvence sistemlerinin yerine göre kurulması ve/veya güçlendirilmesi;
d. kuraklığa yatkın alanlarda gelir sağlayıcı alternatif geçim projelerinin geliştirilmesi; ve
e. gerek tarım gerekse hayvancılık için sürdürülebilir sulama projelerinin geliştirilmesi.

4. Ulusal eylem programları, etkilenen taraf ülkelerin her birine özgü şart ve ihtiyaçlar dikkate alınarak, çölleşmeyle mücadeleye ve kuraklığın etkilenen alanlarda ve halkın üzerinde etkisini hafifletmeye yönelik başka önlemlerin yanısıra, aşağıdaki öncelik alanlarının bir bölümüne veya hepsine ilişkin önlemleri de içerirler;

Yoksulluğun giderilmesini ve gıda güvencesi sağlanmasını amaçlayan programları güçlendirmek için alternatif geçim kaynaklarının desteklenmesi ve ulusal ekonomik ortamların iyileştirilmesi; demografik dinamikler; doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi; sürdürülebilir tarımsal uygulamalar; çeşitli enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve verimli kullanımı; kurumsal ve yasal çerçeveler; hidroloji ve meteoroloji hizmetlerini de içerecek biçimde değerlendirme ve sistematik gözlem yeteneklerinin güçlendirilmesi, kapasitelerin oluşturulması, eğitim, kamu duyarlılığının arttırılması.

MADDE 11-Alt-Bölgesel Ve Bölgesel Eylem Programları

Etkilenen Taraf ülkeler, ulusal programlarını uyumlulaştıracak, tamamlayacak ve verimliliğini arttıracak alt-bölgesel ve/veya bölgesel eylem programlarının ilgili bölgesel uygulama eklerine uygun olarak hazırlanmasında istişare ve işbirliği yapacaklardır. 10’uncu madde hükümleri, gereken değişikliklerle alt-bölgesel ve bölgesel programlara uygulanacaktır. Bu işbirliği, sınırlar ötesi doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi, bilimsel ve teknik işbirliği ve ilgili kurumların güçlendirilmesi için üzerinde mutabık kalınmış müşterek programları da içerebilir.

Madde 12-Uluslararası İşbirliği

Etkilenen Taraf ülkeler, diğer taraflar ve uluslararası toplulukla birlikte, bu Sözleşmenin uygulanması açısından yapabilir kılan bir uluslararası ortamın geliştirilmesini sağlamak üzere işbirliği yapmalıdırlar. Bu işbirliği, bilimsel araştırma ve geliştirme, bilginin toplanması ve yayılması ve mali kaynakların yanısıra, teknoloji transferi alanlarını da kapsamalıdır.

Madde 13-Eylem Programlarının Geliştirilmesi Ve Uygulanması İçin Destek

1. 9’uncu madde uyarınca eylem programlarının desteklenmesine ilişkin önlemler arasında, diğer hususların yanı sıra;

a. gereken uzun dönemli planlamaya imkan vermek üzere, eylem programlarında önceden kestirilebilirliği sağlayacak mali işbirliği;
b. başarılı pilot program faaliyetlerinin gerekirse başka yerlerde tekrarlanabilirliğini sağlamak üzere, sivil toplum kuruluşlarının eylemleri de dahil olmak üzere, yerel düzeyde daha iyi destek sağlanmasını mümkün kılan işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesi ve kullanılması;
c. yerel topluluk düzeyinde katılımcı eylemler için öngörülen deneysel ve tekrara dayalı yaklaşımla uyumlu olacak biçimde projelerin tasarım, finansman ve uygulamalarında daha fazla esneklik; ve
d. işbirliği ve destek programlarının etkinliğini arttıracak idari ve mali usuller; bulunmalıdır.

2. Etkilenen gelişmekte olan Taraf ülkelere bu tür destekler sağlanırken, Afrika ülkesi Taraflara ve en az gelişmiş ülke Taraflara öncelik tanınacaktır.

Madde 14-Eylem Programlarının Geliştirilmesinde Ve Uygulanmasında Koordinasyon

1. Taraflar, eylem programlarının geliştirilmesinde ve uygulanmasında, doğrudan veya ilgili hükümetler arası örgütler vasıtasıyla, birbirleri ile yakın mesai yapacaklardır.

2. Tekrarların önlenmesi, müdahale ve yaklaşımlar arasında uyum sağlanması ve yardımın etkisinin maksimize edilmesi için gelişmiş ülke Taraflar, gelişmekte olan ülke Taraflar, ilgili hükümetler arası örgütler ve sivil toplum kuruluşları arasında mümkün olan en eksiksiz koordinasyonu sağlamak amacıyla, Taraflar özellikle ulusal düzeyde ve saha düzeyinde operasyonel mekanizmalar geliştireceklerdir. Etkilenen gelişmekte olan ülkelerde, kaynakların verimli kullanımının maksimize edilmesi, ihtiyaçlara cevap veren yardımlar sağlaması ve bu Sözleşme çerçevesindeki ulusal eylem program ve önceliklerinin uygulanması için, uluslararası işbirliğine ilişkin faaliyetlerinin koordinasyonuna öncelik verilecektir.

Madde 15-Bölgesel Uygulama Ekleri

Eylem programlarına dahil edilecek unsurlar, etkilenen Taraf ülkeler veya bölgeler için geçerli olan sosyo-ekonomik, coğrafi ve iklimsel faktörlerin yanısıra ekonomik gelişme düzeylerine göre seçilip uyarlanacaktır. Belli alt-bölgeler ve bölgeler için eylem programlarının hazırlanmasına, bunların hangi konulara ağırlık vereceklerine ve içeriklerine ilişkin rehber ilkeler bölgesel uygulama eklerinde verilmektedir.

Bölüm 2-Bilimsel Ve Teknik İşbirliği
Madde 16-Bilgi Toplama, Analiz Ve Değişim

Taraflar, etkilenen alanlarda toprak bozulmasının sistematik olarak gözlemlenmesini, kuraklık ve çölleşmenin süreç ve etkilerinin daha iyi anlaşılmasını ve değerlendirilmesini sağlamak üzere, konuyla ilgili kısa ve uzun dönemli veri ve bilgilerin toplanmasını, analizini ve değişimini, her biri kendi imkanları dahilinde koordine ve entegre etme konusunda görüş birliğine varmışlardır. Böylece, diğer hususların yanısıra, olumsuz iklim değişimi dönemlerinde başta yerel halk olmak üzere her düzeyde kullanıcıların pratik bir biçimde yararlanabileceği erken uyarı ve önceden planlamalar mümkün olacaktır. Bu amaçla Taraflar, yerine göre;

a. her düzeyde bilginin toplanmasına, analizine, değişimine ve sistematik gözlemlerin yapılmasına hizmet eden ve diğer hususların yanısıra;

i. birbiriyle uyumlu standart ve sistemlerin kullanılmasını hedefleyen;
ii. uzak alanlarda dahil olmak üzere ilgili verileri ve istasyonları kapsayan;
iii. arazi bozulmasına ilişkin verilerin toplanması, iletimi ve değerlendirilmesinde modern teknolojiyi kullanan ve yayan; ve
iv. ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel düzeylerdeki veri ve bilgi merkezlerini küresel bilgi kaynakları ile daha yakından ilişkilendiren

b. küresel bir kurumlar ve tesisler ağının işlerliğini sağlayacak ve güçlendirecek;

c. somut sorunların çözülebilmesi açısından, bilginin toplanma, analiz ve değişiminin yerel toplulukların ve karar vericilerin ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte olmasını ve yerel toplulukların bu faaliyetlere katılmalarını sağlayacak;
d. diğer hususların yanısıra entegre fiziksel, biyolojik, sosyal ve ekolojik dizilerini de içeren bilgi ve verilerin toplanma, analiz ve değişimini tanımlamaya, yürütmeye, değerlendirmeye ve finanse etmeye yönelik iki taraflı ve çok taraflı program ve projeleri destekleyecek ve yenilerini geliştirecek;

e. özellikle de değişik bölgelerdeki hedef gruplar arasında bilgi ve deneyim değişimini sağlamak üzere yetkili hükümetler arası örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının uzmanlığından tam olarak yararlanacak;

f. sosyo-ekonomik verilerin toplanmasına, analizine ve değişimine ve bunların fiziksel ve biyolojik veriler ile entegrasyonuna ağırlık verecek;

g. halka açık tüm kaynaklardan sağlanan çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme ile ilgili bilgilerin değişimini ve bunların tamamının açık ve hemen kullanılabilir durumda olmasını sağlayacak; ve

h. her birinin kendi ulusal mevzuat ve/veya politikaları çerçevesinde yerel ve geleneksel bilgilerin değişimini sağlayacak, bu bilgiyi yeterli biçimde koruyacak önlemleri alacak, yerel halklara hakkaniyetli ve karşılıklı anlaşmaya dayanan şartlar çerçevesinde bu bilgiden sağlanan yararlara eşdeğer bir karşılık sağlayacaklardır.

Madde 17-Araştırma Ve Geliştirme

1. Taraflar,her birinin kendi imkanları ölçüsünde, uygun ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme alanlarında teknik ve bilimsel işbirliğini desteklemeyi taahhüt ederler. Bu amaçla Taraflar;

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek, kaynakların hem daha yüksek verimliliğini hem de sürdürülebilir kullanım ve yönetimini sağlamak amacıyla, gerek çölleşme ve kuraklığa yol açan süreçler gerekse doğal ve beşeri nedensel faktörlerin etkileri ve birbirinden farları hakkındaki bilgilerin artmasına katkıda bulunan;
b. iyi tanımlanmış amaçlara hizmet eden, yerel halkın somut ihtiyaçlarına eğilen ve etkilenen alanlardaki halkın hayat standartlarını iyileştirecek çözümlerin saptanarak uygulanması sonucunu doğuran;
c. geleneksel ve yerel bilgilerin sahiplerinin, bu bilgilerin ticari olarak kullanılmasından veya bu bilgilerden elde edilen teknolojik gelişmelerden hakkaniyetli bir şekilde ve karşılıklı anlaşmaya dayanan şartlar çerçevesinde doğrudan yararlanmalarını kendi ulusal mevzuat ve/veya politikaları çerçevesinde sağlamak suretiyle, geleneksel ve yerel bilgi, ustalık ve uygulamaları koruyan bütünleştiren, zenginleştiren ve geçerli kılan;
d. disiplinler-arası ve katılıma dayalı sosyo-ekonomik araştırmalara özel önem verilerek özellikle araştırma temeli zayıf olan ülkelerdeki yerel becerilerin geliştirilmesi ve gereken kapasitelerin güçlendirilmesi için başta Afrika’da olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflarda ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel araştırma kabiliyetini geliştiren ve güçlendiren;
e. konuyla ilgili olarak yoksulluk, çevre faktörlerinden kaynaklanan göç ve çölleşme olguları arasındaki ilişkileri göz önüne alan;
f. yerel halk ve toplulukların etkin katılımı ile sürdürülebilir kalkınmaya yönelik iyileştirilmiş, makul fiyatlı ve erişilebilir teknolojilerin geliştirilmesi amacıyla ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası düzeylerde kamu ve özel sektör araştırma kuruluşları arasında ortak araştırma programlarının yürütülmesini destekleyen; ve
g. etkilenen alanlarda, diğer hususların yanısıra yağmur bulutlarını tohumlayarak, su kaynaklarının kullanılabilirliğini arttıran; araştırma faaliyetlerini destekleyeceklerdir.

2. Belli bölge ve alt-bölgeler için yerel şartları yansıtan araştırma öncelikleri eylem planlarına dahil edilmelidir. Taraflar Meclisi, Bilim ve Teknoloji Komitesinin tavsiyesi ile araştırma önceliklerini periyodik olarak gözden geçirecektir.

Madde 18-Teknolojinin Transferi, Edinimi, Uyarlanması Ve Geliştirilmesi

1. Taraflar, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına katkıda bulunmak için, etkilenen alanlarda çölleşmeyle mücadeleye ve/veya kuraklığın etkilerinin hafifletilmesine yönelik çevresel açıdan duyarlı, ekonomik açıdan gerçekleştirilebilir ve sosyal yönden kabul edilebilir teknolojilerin transferini, edinimini, uyarlanmasını ve geliştirilmesini desteklemeyi, finansmanını sağlamayı ve/veya finansmanını kolaylaştırmayı karşılıklı olarak anlaşmaya varıldığı gibi ve her birinin ulusal mevzuat ve/veya politikalarına uygun olarak taahhüt ederler. Bu tür işbirlikleri yerine göre iki taraflı veya çok taraflı olarak ve hükümetler arası kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının uzmanlıklarından tam olarak yararlanılarak gerçekleştirilecektir.

Taraflar, özellikle;

a. kullanılabilir teknolojiler ile bunların kaynakları, çevresel riskleri ve edinilebilecekleri genel şartlara ilişkin bilgilerin yayılması için ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası düzeylerdeki ilgili bilgi sistem ve bankalarından yararlanacak;
b. özellikle etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların, yerel halkların somut ihtiyaçları için pratik uygulamaya yatkın teknolojilerden, bu teknolojilerin sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel etkilerine özel bir dikkat göstererek, ayrıcalıklı ve tercihli şartlar da dahil olmak üzere karşılıklı anlaşma ile sağlanacak uygun şartlarla, fikri mülkiyet haklarının korunması gereğini de dikkate alarak, yararlanmasını kolaylaştıracak;
c. etkilenen ülke Taraflar arasında teknoloji işbirliğini mali yardım ve diğer uygun araçlarla geliştirecek;
d. etkilenen gelişmekte olan Taraflar ile teknoloji işbirliğini, özellikle de alternatif hayat biçimlerine elverişli sektörlerde ortak girişimler (iş ortaklıkları) oluşturulmasını da içerecek biçimde yaygınlaştıracak; ve
e. uygun teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların geliştirilmesine, transferine, edinilmesine ve uyarlanmasına uygun iç piyasa şartlarını ve teşviklerini yaratmak için, fikri mülkiyet haklarının etkin ve yeterli düzeyde korunmasına ilişkin önlemler de dahil olmak üzere, gereken mali ve diğer önlemleri alacaklardır.

2. Taraflar, her birinin kendi imkanları ölçüsünde ve ulusal mevzuat ve/veya politikaları çerçevesinde geleneksel ve yerel teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaları özellikle koruyacak, destekleyecek ve kullanacaklardır, Taraflar, bu amaçla;

a. yerel halkla birlikte bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların envanterini çıkararak potansiyel kullanım alanlarını belirlemeyi ve gereğinde ilgili hükümetler arası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarının da işbirliği ile bu bilgilerin yayılmasını sağlamayı;
b. bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların yeterli bir şekilde korunmasını ve bunların ticari olarak kullanımından veya bunlara dayanarak gerçekleştirilen teknolojik gelişmelerden yerel halkın hakkaniyet esasına ve karşılıklı mutabakata göre yararlanmasını sağlamayı;
c. bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların veya bunlara dayanarak geliştirilen yeni teknolojilerin iyileştirilmesini ve yayılmasını teşvik etmeyi ve aktif olarak desteklemeyi; ve
d. bu tür teknoloji, bilgi, ustalık ve uygulamaların daha geniş kullanımı için uyarlanmasını ve gerektiğinde modern teknoloji ile bütünleştirilmesini kolaylaştırmayı; üstlenirler.

Bölüm 3-Destekleyici Önlemler

Madde 19-Kapasite Oluşturma, Eğitim Ve Kamu Bilinci

1. Taraflar, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme çabalarında kapasite oluşturulmasının, yani kurumlaşma, eğitim ve yerel ve ulusal kapasitelerin geliştirilmesinin öneminin bilincindedirler ve yerine göre;

a. yerel örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ile yerel halkın özellikle de kadın ve gençlerin başta yerel düzeyde olmak üzere her düzeyde tam katılımını sağlayarak;

b. çölleşme ve kuraklık alanındaki eğitim ve araştırma kapasitelerini ulusal düzeyde güçlendirerek;

c. ilgili teknoloji, yöntem ve tekniklerin daha etkin yayılmasını sağlamak üzere destek ve yaygınlaştırma hizmetlerini kurarak ve/veya güçlendirerek ve kırsal kuruluş üyeleri ile saha elemanlarını doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına ve korunmasına yönelik katılımcı yaklaşımlar konusunda eğiterek;

d. yerel halkın bilgi, ustalık ve uygulamalarının kullanılmasını ve yayılmasını mümkün olan her yerde teknik işbirliği programları ile hızlandırarak;

e. çevresel açıdan duyarlı teknolojileri ve geleneksel tarım ve hayvancılık yöntemlerini gerektiğinde modern sosyo-ekonomik şartlara uyarlayarak;

f. yakıt olarak oduna bağımlılığı azaltmak üzere başta yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere alternatif enerji kaynaklarının kullanımına uygun eğitim ve teknolojiyi sağlayarak;

g. etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların 16’ncı madde uyarınca bilgi toplama, analiz ve değişim alanlarındaki kapasitelerini güçlendirmek üzere, karşılıklı anlaşmaya göre işbirliği yoluyla programlar geliştirerek ve uygulayarak;

h. yeni beceriler geliştirecek eğitimin sağlanması da dahil olmak üzere, alternatif hayat biçimlerini yenilikçi yöntemlerle destekleyerek;

i. kuraklık şartları ve gıda üretimi konusunda erken uyarı bilgilerinin yayılmasına ve kullanılmasına yönelik verilerin toplanması ve analizinden sorumlu personel, yönetici ve karar vericileri eğiterek;

j. mevcut ulusal kurumların ve yasal çerçevelerin daha etkin işletilmesi ve gereğinde yenilerinin oluşturulmasının yanı sıra stratejik planlama ve yönetimi güçlendirerek; ve

k. etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların kapasite oluşturma faaliyetlerini kültürel değişim programları yoluyla ve uzun dönemli bir etkileşimli öğrenim ve araştırma süreci çerçevesinde güçlendirerek, kapasite oluşumunu teşvik
edeceklerdir.

2. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, diğer Tarafların ve yetkin hükümetler arası örgütler ile ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle yerel ve ulusal düzeylerde mevcut kapasite ve tesislerin disiplinler arası bir irdelemesini yapacak ve bunların güçlendirilme potansiyellerini araştıracaklardır.

3. Taraflar birbirleri ile işbirliği yaparak hükümetler arası örgütler ve sivil toplum kuruluşları kanalıyla hem etkilenen hem de gerekirse etkilenmeyen ülke Taraflarda, çölleşme ve kuraklığın neden ve etkilerinin ve bu Sözleşmenin amacına ulaşmasının öneminin daha iyi kavranmasını sağlamak için kamu duyarlılığının arttırılmasına ve halkın eğitimine yönelik programlar geliştirecek ve destekleyeceklerdir. Bu amaçla;

a. halka yönelik bilinçlendirme kampanyaları düzenleyecek;
b. halkın ilgili bilgilere erişimini, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerine yaygın halk katılımını daimi bir temelde teşvik edecek;
c. halkın duyarlılığının artmasına katkıda bulunan derneklerin kurulmasını destekleyecek;
d. mümkünse yerel dilde olmak üzere eğitsel ve kamu duyarlılığını arttırmaya yönelik materyallerin geliştirilmesini ve değişimini sağlayacak, etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflarda eğitim ve bilinçlendirme programlarını uygulayan personelin eğitilmeleri için uzmanlar görevlendirecek ve uzman değişimleri yapacak ve yetkin uluslararası kuruluşların bünyesinde mevcut ilgili eğitim materyallerinden yararlanacak;
e. etkilenen alanlardaki doğal kaynakların saptanmasına, korunmasına, sürdürülebilir kullanım ve yönetimine ilişkin olarak etkilenen alanlardaki eğitim ihtiyaçlarını belirleyecek, okullardaki müfredat programlarını geliştirecek, başta kızlar ve kadınlar için olmak üzere herkese açık eğitim ve yetişkinler için okuma yazma program ve fırsatlarını ihtiyaca göre yaygınlaştıracak; ve
f. çölleşme ve kuraklığa karşı bilinçlenme konusunu gerek eğitim sistemleriyle gerekse derecesiz, yetişkinler için açık veya uygulamalı eğitim programlarıyla bütünleştirmek üzere disiplinler arası katılımcı programlar geliştireceklerdir.

4. Taraflar Meclisi, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek amacıyla bölgesel eğitim ve öğretim merkezi ağlarını kuracak ve/veya güçlendirecektir. Söz konusu ağlar, bu amaçla kurulmuş veya güçlendirilmiş bir kurum tarafından koordine edilecek ve gelişmekte olan etkilenen ülke Taraflar arasındaki programların uyumlu olması ve deneyim alışverişi yapabilmesi amacıyla bu ülkelerdeki bilimsel, teknik ve idari personeli eğitecek, eğitim ve öğretimden sorumlu mevcut kurumları güçlendirecektir. Bu ağların ilgili hükümetler arası örgütler ve sivil toplum kuruluşları ile yakın işbirliği yapması sağlanarak, çalışmalarda tekrarlardan kaçınılacaktır.

Madde 20-Mali Kaynaklar

1. Sözleşmenin amacına ulaşmasında finansman konusunun hayati önemi göz önüne alınarak, Taraflar, çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye yönelik programlara yeterli kaynakların tahsisi konusunda imkanları çerçevesinde her türlü çabayı göstereceklerdir.

2. Bu bağlamda gelişmiş ülke Taraflar, 7’nci madde uyarınca, diğer bölgelerdeki gelişmekte olan etkilenen ülke Tarafları ihmal etmeden, etkilenen Afrika ülkesi Taraflara öncelik verecek; ve

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletme programlarının uygulanmasını desteklemek üzere hibe ve ayrıcalıklı şartlarla borç sağlanması da dahil olmak üzere büyük mali kaynakları harekete geçirecek;
b. Küresel Çevre Kolaylığı (GEF) kuruluş Senedinin ilgili hükümlerine uygun olarak dört odak alanına ilişkin çölleşme ile ilgili faaliyetlerin mutabık kılınan maliyet artışlarını karşılayacak yeni ve ek kaynakların GEF’den sağlanması da dahil olmak üzere, yeterli ve öngörülebilir nitelikte mali kaynakların zamanında harekete geçirilmesini destekleyecek;
c. Uluslararası işbirliği çerçevesinde teknoloji, bilgi ve ustalık transferini kolaylaştıracak; ve
d. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar ile işbirliği içerisinde vakıflar, sivil toplum örgütleri ve diğer sektör kuruluşlarından sağlanabilecekler de dahil olmak üzere kaynakların harekete geçirilmesi ve kanalize edilmesini sağlayacak yenilikçi yöntem ve teşvikleri ve bu çerçevede başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların dış borç yükünü azaltmak suretiyle finansman imkanlarını arttıracak borç takası ve diğer yenilikçi yaklaşımları da araştıracaklardır.

3. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, ulusal eylem programlarını uygulamak üzere imkanları ölçüsünde yeterli kaynakları harekete geçirmeyi taahhüt ederler.

4. Taraflar mali kaynakları harekete geçirirlerken tüm ulusal, iki taraflı ve çok taraflı fon, kaynak ve mekanizmalarından tam olarak yararlanacak ve bunların kalitatif olarak iyileştirilmesine çalışacak ve bu çerçevede konsorsiyum, ortak program ve paralel finansman imkanlarını kullanacak, sivil toplum kuruluşları da dahil olmak üzere özel sektörün finansman kaynak ve mekanizmalarından yararlanmaya çalışacaklardır. Bu amaçla Taraflar, 14’üncü madde uyarınca geliştirilen operasyonel mekanizmaları tam olarak kullanacaklardır.

5. Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmek amacıyla etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların ihtiyaç duyduğu mali kaynakların harekete geçirilmesi için Taraflar;

a. çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye tahsis edilmiş olan kaynakları daha etkin ve verimli olarak kullanarak, başarılı ve aksayan yönlerini belirleyerek, etkin kullanımlarını engelleyen faktörleri ortadan kaldırarak ve gerekirse programları bu Sözleşmenin uzun dönemli entegre yaklaşımı çerçevesinde yeniden yönlendirerek, söz konusu kaynakların yönetimini rasyonelleştirecek ve güçlendirecek;
b. bölgesel kalkınma bankaları ve fonları da dahil olmak üzere çok taraflı finansman kuruluş ve fonlarının yönetim organlarında başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların bu Sözleşmenin uygulanmasına hizmet eden faaliyetlerinin ve özellikle bölgesel uygulama ekleri çerçevesinde ele alınan eylem programlarının desteklenmesine öncelik ve önem verecek; ve,
c. bölge ve alt-bölge düzeylerindeki işbirliğini, ulusal düzeydeki çabaları desteklemek üzere güçlendirmenin yollarını araştıracaklardır.

6. Diğer Tarafların, çölleşmeyle ilgili bilgi, ustalık ve teknikleri ve/veya mali kaynakları etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara gönüllü olarak sağlamaları teşvik edilmektedir.
7. Gelişmiş ülke Tarafların başta mali kaynaklar ve teknoloji transferine ilişkin yükümlülükleri olmak üzere, Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri, başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Tarafların Sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmelerine yardımcı olacaktır. Gelişmiş ülke Taraflar bu yükümlülüklerini yerine getirirlerken ekonomik ve sosyal gelişme ve yoksullukla mücadelenin başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan Tarafların en öncelikli konuları olduğunu dikkate alacaklardır.

Madde 21-Mali Mekanizmalar

1. Taraflar Meclisi, başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere gelişmekte olan ülke tarafların bu Sözleşmeyi uygulamalarına yönelik fonların maksimize edilmesi için mali mekanizmaların geliştirilmesini teşvik edecektir. Bu amaçla Taraflar Meclisi, diğer hususların yanısıra;

a. Sözleşmenin ilgili hükümleri uyarınca yürütülen faaliyetler için gerekli fonların ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve küresel düzeylerde sağlanmasını kolaylaştıran;
b. 20’nci madde çerçevesinde çok kaynaklı finansman, yaklaşım, mekanizma ve düzenlemelerini ve bunların değerlendirilmesini destekleyen;
c. ilgilenen Taraflara, ilgili hükümetler arası kuruluşlara ve sivil toplum kuruluşlarına, bunlar arasındaki koordinasyonu kolaylaştırmak amacıyla, mevcut fon kaynakları ve finansman biçimleri hakkında düzenli bilgiler sağlayan;
d. finansman kaynaklarının etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflarda yerel düzeye etkin ve hızlı bir biçimde kanalize edilmesi için, sivil toplum kuruluşlarının katılımını gerektirenler de dahil olmak üzere, ulusal çölleşme ile mücadele fonları gibi mekanizmaların oluşturulmasını kolaylaştıran; ve
e. Sözleşmenin daha etkin uygulanmasını desteklemek üzere başta Afrika olmak üzere bölge ve alt-bölge düzeylerinde mevcut fonları ve mali mekanizmaları güçlendiren; yaklaşım ve politikaları ele alarak benimseyeceklerdir.

2. Taraflar Meclisi, ayrıca, Birleşmiş Milletler Sistemi içerisindeki çeşitli mekanizmalar ve çok taraflı mali kuruluşlar vasıtasıyla, gelişmekte olan ülke Tarafların Sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmelerine yönelik faaliyetlerine ulusal, alt-bölgesel ve bölgesel düzeylerde destek sağlanmasını teşvik edeceklerdir.

3. Etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflar, mevcut tüm mali kaynakların etkin kullanımını sağlayacak olan ulusal kalkınma programlarıyla bütünleştirilmiş eşgüdüm mekanizmalarını kullanacak, gerekirse bunları kuracak ve/veya güçlendireceklerdir.

Ayrıca yeni mali kaynaklar bulmak, programlar geliştirerek uygulamak ve yerel düzeydeki grupların mali kaynaklara erişebilirliğini sağlamak üzere sivil toplum kuruluşlarını, yerel grupları ve özel sektörü de içeren katılımcı süreçlerden yararlanacaklardır. Bu eylemler, yardımı sağlayanlar tarafından yürütülecek geliştirilmiş bir koordinasyon ve esnek programlama ile güçlendirilebilir.

4. Mevcut mali mekanizmaların etkinlik ve verimliliğini arttırmak için, teknoloji transferi de dahil olmak üzere hibe ve/veya ayrıcalıklı ve diğer şartlarla önemli miktarda mali kaynakların harekete geçirilerek etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara kanalize edilmesini sağlayacak eylemleri desteklemek üzere, bu Sözleşmeyle bir Küresel Mekanizma oluşturulmuştur. Söz konusu Küresel Mekanizma, Taraflar Meclisi’nin yetki ve yönlendirmesi altında işleyecek ve ona karşı sorumlu olacaktır.

5. Taraflar Meclisi, ilk olağan toplantısında Küresel Mekanizmayı barındıracak bir örgütü belirleyecektir. Taraflar meclisi ve belirlemiş olduğu örgüt, bu Küresel Mekanizma tarafından, diğer hususların yanısıra;

a. Sözleşmenin uygulanması amacıyla kullanılabilecek iki taraflı veya çok taraflı işbirliği programlarının tanımlanarak envanterinin çıkarılmasını;
b. yenilikçi finansman yöntemleri, mali yardım kaynakları ve ulusal düzeyde işbirliği faaliyetlerinde koordinasyonun iyileştirilmesi konularında istek üzerine Taraflara tavsiyelerde bulunulmasını;
c. ilgilenen Taraflara, ilgili hükümetler arası kuruluşlara ve sivil toplum kuruluşlarına, aralarında koordinasyonun kolaylaştırılması amacıyla mevcut fon kaynakları ve finansman biçimleri konusunda bilgi sağlanmasını; ve,
d. Taraflar Meclisi’ne ikinci olağan toplantısından başlayarak faaliyetleri hakkında bilgi verilmesini;

Sağlamak üzere, Küresel Mekanizmanın çalışma usulleri üzerinde anlaşmaya varacaklardır.

6. Taraflar Meclisi ilk toplantısında, mümkün olduğu ölçüde mevcut bütçe ve insan gücü kaynakları çerçevesinde kalmak suretiyle, Küresel Mekanizmanın idari işlemlerine ilişkin gerekli düzenlemeleri, söz konusu Mekanizmayı barındırmak üzere saptamış olduğu örgütle birlikte yapacaktır.

7. Taraflar Meclisi 4’üncü paragraf uyarınca kendisine karşı sorumlu olan Küresel Mekanizmanın politikalarını, uygulamaya yönelik usullerini ve faaliyetlerini 7’nci madde hükümlerini de dikkate alarak üçüncü olağan toplantısında değerlendirecek ve bu değerlendirme sonucunda gerekli gördüğü önlemleri alacaktır.

KISIM IV-Kurumlar
Madde 22-Taraflar Meclisi

1. İşbu Sözleşme ile bir Taraflar Meclisi kurulmuştur.
2. Taraflar Meclisi, Sözleşmenin en üst organıdır. Görev kapsamı çerçevesinde etkin uygulama için gerekli kararları alacaktır. Özellikle de;

a. ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası düzeyde edinilen deneyimler ışığında ve bilimsel ve teknolojik bilgilerdeki gelişmelere dayanarak, Sözleşmenin uygulanmasını ve kurumsal düzenlemelerinin işlerliğini düzenli aralıklarla değerlendirecek;
b. Taraflarca benimsenen önlemlere ilişkin bilgi değişimini destekleyecek ve kolaylaştıracak, 26’ncı madde uyarınca sunulacak bilginin iletileceği biçim ve takvimi kararlaştıracak, raporları değerlendirecek ve bunlara göre tavsiyelerde bulunacak;
c. Sözleşmenin uygulanması için gerekli gördüğü bağlı kuruluşları oluşturacak;
d. Bağlı kuruluşlarınca sunulan raporları değerlendirecek ve bu kuruluşlara rehberlik edecek;
e. Gerek kendisinin gerekse bağlı kuruluşlarının iç tüzük ve mali kurallarını oybirliğiyle kararlaştırarak kabul edecek;
f. 30 ‘uncu ve 31’inci maddeler uyarınca Sözleşme değişikliklerini kabul edecek;
g. bağlı kuruluşları da dahil olmak üzere faaliyet programını ve bütçesini onaylayacak ve bunların finansmanı için gerekli olan düzenlemeleri yapacak;
h. gerektiğinde yetkin ulusal, uluslararası ve hükümetler arası kuruluşların ve sivil toplum kuruluşlarının bilgi ve hizmetlerinden yararlanacak ve onlarla işbirliği yapacak;
i. tekrarı önlemek kaydıyla, ilgili diğer Sözleşmelerle ilişkileri destekleyecek ve güçlendirecek; ve
j. Sözleşmenin amacına ulaşması için gereken diğer işlevleri yerine getirecektir.

3. Taraflar Meclisi, Sözleşmede öngörülen karar verme usulleri dışında kalan konulardaki karar verme usullerini kapsayan kendi iç tüzüğünü ilk toplantısında kabul edecektir. Bu tüzük belli karaların kabulü için gerekli çoğunluk oylarının belirlenmesini de içerebilir.

4. Taraflar Meclisinin ilk toplantı çağrısı 35’inci maddede belirtilen geçici Sekreterya tarafından yapılacak ve Taraflar Meclisi Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra en geç bir yıl içerisinde toplanacaktır. Taraflar Meclisince aksine kararlar alınmadığı takdirde ikinci, üçüncü ve dördüncü olağan toplantılar yılda bir yapılacak, dördüncüden sonraki olağan toplantılar ise iki yılda bir düzenlenecektir.

5. Taraflar Meclisinin olağanüstü toplantıları ya Taraflar Meclisinin olağan toplantısında kararlaştırılacak yada herhangi bir Tarafın yazılı talebi üzerine, talebin Daimi Sekreterya tarafından Taraflara duyurulmasını izleyen üç ay içerisinde Tarafların en az üçte birince desteklenmesi halinde yapılabilecektir.

6. Taraflar Meclisinin her olağan toplantısında bir Başkanlık Divanı seçilecektir. Başkanlık Divanının yapısı ve işlevleri iç tüzükle belirlenecektir. Başkanlık Divanı üyelerinin seçiminde, eşit coğrafi dağılım unsuruna ve başta Afrika olmak üzere etkilenen ülke Tarafların yeterli düzeyde temsiline dikkat edilecektir.

7. Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletlerin ihtisas kuruluşları ve Sözleşmede Taraf olmayan Birleşmiş Milletler üyesi Devletler ve nezdindeki gözlemciler, Taraflar Meclisinin toplantılarında gözlemci sıfatı ile temsil edilebilirler. Ulusal veya uluslararası olsun ya da hükümet veya sivil toplum kuruluşu olsun, Sözleşme ile kapsanan konularda vasıf sahibi herhangi bir kuruluş, Taraflar Meclisinin bir toplantısında gözlemci olarak temsil edilme talebini Daimi Sekretaryaya bildirdiği takdirde, Tarafların en az üçte birince itiraz edilmedikçe toplantıya kabul edilebilir. Gözlemcilerin kabul ve katılımları Taraflar Meclisince kabul edilen iç tüzüğe tabi olacaktır.

8. Taraflar Meclisi, 16’ncı maddenin (g) paragrafı, 17’nci maddenin 1 (c) paragrafı ve 18’inci maddenin 2 (b) paragrafı ile ilgili bilgileri, bu konularda uzmanlığı bulunan yetkin ulusal veya uluslararası kuruluşlardan isteyebilir.

Madde 23-Daimi Sekretarya

1. İşbu Sözleşme ile bir Daimi Sekreterya kurulmuştur.
2. Daimi Sekretaryanın görevleri;

a. Sözleşme uyarınca kurulan Taraflar Meclisinin ve bağlı kuruluşlarının toplantıları için gerekli düzenlemeleri yapmak ve gereken hizmetleri sunmak;
b. kendisine sunulan raporları toplamak ve iletmek;
c. başta Afrika’daki ülkeler olmak üzere etkilenen gelişmekte olan ülke Taraflara, talepleri halinde, Sözleşmeye göre istenilen bilgilerin toplanmasında ve iletilmesinde yardım sağlanmasını kolaylaştırmak;
d. diğer uluslararası kuruluş ve sözleşmelerin sekretaryalarıyla kendi faaliyetleri arasında koordinasyon kurmak;
e. Taraflar Meclisinin yönlendiriciliğinde, görevlerinin etkin bir biçimde yerine getirilmesi için gerekli olan idari işlem ve akitleri yapmak;
f. bu Sözleşme çerçevesindeki görevlerinin yürütülmesine ilişkin raporları hazırlayarak Taraflar Meclisine sunmak; ve
g. Taraflar Meclisince kararlaştırılan diğer Sekreterya işlevlerini yerine getirmektir.

3. Taraflar Meclisi, ilk toplantısında bir Daimi Sekreterya atayacak ve çalışması için gerekli düzenlemeleri yapacaktır.

Madde 24-Bilim Ve Teknoloji Komitesi

1. Çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeye ilişkin bilimsel ve teknolojik konularda Taraflar Meclisine bilgi sağlamak ve tavsiyelerde bulunmak üzere, işbu Sözleşme ile Taraflar Meclisinin bağlı kuruluşu statüsünde bir Bilim ve Teknoloji Komitesi kurulmuştur. Komite, Taraflar Meclisinin olağan toplantıları ile aynı zamanda toplanacak, disiplinler arası bir niteliğe sahip olacak, ve tüm Tarafların katılımına açık olacaktır. Komite, ilgili uzmanlık alanlarında yetkin olan hükümet temsilcilerinden oluşacaktır. Taraflar Meclisi ilk toplantısında komitenin görev tanımına karar verecektir.

2. Taraflar Meclisi ilgili konularda uzmanlık ve deneyim sahibi bağımsız uzmanların bir listesini tutacak ve güncelleştirecektir. Liste, disiplinler arası bir yaklaşım ve geniş coğrafi temsil ihtiyaçlarının göz önüne alınarak Taraflarca yazılı olarak gösterilen adaylara dayandırılacaktır.

3. Taraflar Meclisi, bilim ve teknoloji alanlarındaki çölleşmeyle mücadele ve kuraklığın etkilerini hafifletmeyle ilgili en son duruma ilişkin belli konularda Komite kanalıyla kendisine bilgi sunmak ve tavsiyelerde bulunmak üzere, gerektiğinde özel görev panelleri oluşturabilir. Bu paneller, yukarıda belirtilen listeden disiplinler arası yaklaşım ve geniş coğrafi temsil esasları gözetilerek seçilen uzmanlardan oluşur. Bilimsel niteliğe ve uygulama deneyimine sahip olan bu uzmanlar, Komitenin önerisi üzerine Taraflar Meclisince atanırlar. Taraflar Meclisi, söz konusu panellerin görev tanımını ve çalışma usullerini belirler.

Madde 25-Kurum Ve Kuruluşlar Arasında
İlişkiler Ağı

1. Bilim ve Teknoloji Komitesi, Taraflar Meclisinin gözetiminde, mevcut ilişki ağları ile ağın birimlerini oluşturmaya hazır kurum ve kuruluşların belirlenmesine ilişkin bir araştırma ve değerlendirme yapacaktır. Böyle bir ilişkiler ağı, Sözleşmenin uygulanmasına destek sağlayacaktır.

2. 1’inci paragrafta sözü edilen bu araştırma ve değerlendirme sonucunda Bilim ve Teknoloji Komitesi, 16-19’uncu maddelerde belirtilen konuların etkin bir biçimde ele alınmasını sağlamak üzere yerel, ulusal ve diğer düzeylerdeki birimler arasında bir ağ oluşturulmasına ve güçlendirilmesine ilişkin yöntemler konusunda Taraflar Meclisine tavsiyelerde bulunacaktır.

3. Bu tavsiyeleri göz önüne alarak Taraflar Meclisi;

a. ağ için en uygun ulusal, alt-bölgesel, bölgesel ve uluslararası birimleri tanımlayarak, uygulamaya dönük işlemler ve zamanlama konusunda tavsiyelerde bulunacak; ve
b. böyle bir ağı her düzeyde güçlendirmeye ve kolaylaştırmaya en uygun olan birimleri tanımlayacaktır.

Kısım V-Usuller
Madde 26-Bilgi İletişimi

1. Taraflardan her biri, Taraflar Meclisinin olağan toplantısında görüşülmek üzere, Sözleşmeyi uygulamak için aldığı önlemler konusunda bir raporu Daimi Sekreterya vasıtasıyla Taraflar Meclisine iletecektir. Taraflar Meclisi, bu raporların sunulma takvim ve biçimini belirleyecektir.
2. Etkilenen ülke Taraflar 5’inci madde uyarınca saptanan stratejilere ve bunların uygulanmasına ilişkin bir açıklama sunacaklardır.
3. 9-15’inci maddeler uyarınca ulusal eylem programları uygulayan etkilenen ülke Taraflar, programlarına ve bunların uygulanmalarına ilişkin ayrıntılı bir açıklama sunacaklardır.
4. Herhangi bir etkilenen ülke Taraflar grubu, eylem programları çerçevesinde alt-bölge ve/veya bölge düzeyinde alınan önlemlerle ilgili ortak bir bildiri hazırlayabilir.
5. Gelişmiş ülke Taraflar, Sözleşme çerçevesinde sağladıkları veya sağlamakta oldukları mali kaynaklarla ilgili bilgiler de dahil olmak üzere, eylem programlarının hazırlanmasına ve uygulanmasına yardımcı olmak için aldıkları önlemler hakkında bilgi vereceklerdir.

6. 1-4’üncü paragraflar uyarınca sunulan bilgiler, Daimi Sekreterya tarafından en kısa süre içerisinde Taraflar meclisine ve ilgili bağlı kuruluşlarına iletilecektir.

7. Taraflar Meclisi, Afrika’daki ülkeler başta olmak üzere etkilenen ülke Tarafların talebi üzerine, gerek bu madde uyarınca bilgi toplanması ve iletilmesi gerekse eylem programlarının teknik ve mali ihtiyaçlarının belirlenmesi amacıyla teknik ve mali destek sağlanmasını kolaylaştıracaktır.

Madde 27-Uygulama Sorunlarının Çözümü İçin Önlemler

Taraflar Meclisi, Sözleşmenin uygulanmasında ortaya çıkabilecek sorunların çözümü için gerekli olan işlemleri ve kurumsal mekanizmaları görüşerek, kabul edecektir.

Madde 28-Uyuşmazlıkların Çözümlenmesi

1. Taraflar, Sözleşmenin uygulanmasına veya yorumlanmasına ilişkin uyuşmazlıkları aralarında görüşmeler yoluyla veya kendi seçecekleri diğer barışçı yöntemlerle çözeceklerdir.

2. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü olmayan bir Taraf, Sözleşmeyi onaylama, kabul etme, uygun görme veya Sözleşmeye katılma aşamasında veya daha sonra herhangi bir zamanda, Yediemine sunulacak yazılı bir senet ile Sözleşmenin uygulanması ve yorumlanması konusunda herhangi bir uyuşmazlık halinde, aynı yükümlülüğü kabul eden bir Taraf ile ilgili olarak;

a. Taraflar Meclisince en kısa zamanda bir ekte tespit edilecek usullere göre tahkim ve/veya,
b. uyuşmazlığın Uluslararası Adalet Divanına götürülmesi yollarından birini veya her ikisini birden uyuşmazlığın çözümlenme yöntemi olarak kabul ettiğini bildirebilir.

3. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü olan bir Taraf, 2 (a) paragrafında belirtilen usuller çerçevesinde tahkim için benzer bir bildirimde bulunabilir.

4. Paragraf 2 uyarınca yapılan bir bildirim, süresinin bitimine kadar veya feshine ilişkin yazılı ihbarın Yediemine verilmesinden üç ay sonraya kadar yürürlükte kalacaktır.

5. Uyuşmayan Taraflar aksine bir anlaşmaya varmadıkça, bir bildirimin süresinin sona ermesi, fesih ihbarı veya yeni bir bildirimin yapılması hakem kuruluna veya Uluslararası Adalet Divanına intikal etmiş bir davayı herhangi bir şekilde etkilemez.

6. Eğer bir uyuşmazlığın Tarafları paragraf 2 uyarınca aynı usulü veya herhangi bir usulü kabul etmemişlerse ve bir Tarafın diğerine aralarında bir uyuşmazlık olduğuna dair yazılı ihbarından itibaren on iki ay içerisinde uyuşmazlığı çözememişlerse, Taraflardan birinin talebi üzerine uyuşmazlık, Taraflar Meclisinin en kısa sürede bir ekte tespit edeceği usullere göre uzlaşmaya götürülecektir.

Madde 29-Eklerin Statüsü

1. Ekler Sözleşmenin ayrılmaz bir parçasıdır ve aksi açıkça belirtilmediği sürece Sözleşmeye yapılan göndermeler eklerine de yapılmış sayılırlar.

2. Taraflar eklerin hükümlerini, bu Sözleşme maddeleri çerçevesindeki hak ve yükümlülüklerine uygun bir biçimde yorumlayacaklardır.

Madde 30-Sözleşme Değişiklikleri

1. Herhangi bir Taraf, Sözleşmede değişiklik yapılmasını önerebilir.

2. Sözleşme değişiklikleri, Taraflar Meclisinin olağan toplantısında kabul edilirler. Önerilen değişiklik metni, kabulüne sunulacağı toplantı tarihinden en az altı ay önce Daimi Sekreterya tarafından Taraflara iletilir. Daimi Sekreterya değişiklik önerilerini Sözleşmeyi imza edenlere de iletecektir.

3. Taraflar, Sözleşmedeki herhangi bir değişiklik önerisi karşısında oy birliği ile karara varmak üzere her çabayı göstereceklerdir. Oy birliğinin sağlanması için bütün çabalara rağmen mutabakat sağlanamamışsa, son çare olarak değişiklik toplantıda hazır bulunan ve oy veren Tarafların üçte iki çoğunluğu ile kararlaştırılacaktır.

Kararlaştırılan değişiklik Daimi Sekreterya tarafından Yediemine iletilecek ve Tarafların onay, kabul, uygun görüş ve katılmasına sunulmak üzere Yediemince dağıtımı yapılacaktır.

4. Bir değişikliğe ilişkin onay, kabul, uygun görüş ve katılma senetleri Yediemine tevdi edilirler. 3’üncü paragraf uyarınca kararlaştırılan bir değişiklik, kabul eden Taraflar için, kararlaştırıldığı tarihteki Sözleşme Taraflarının en az üçte ikisinin onay, kabul, uygun görüş ve katılma senetlerinin Yediemince alındığı tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

5. Değişiklik, diğer herhangi bir Taraf için, bu Tarafın Yediemine sözkonusu değişikliğe ilişkin onay, kabul, uygun görüş ve katılma senedini verdiği tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

6. Bu madde ve 31’inci madde de geçen “hazır bulunan ve oy veren Taraflar” deyimi, hazır bulunan ve olumlu veya olumsuz oy kullanan Tarafları ifade etmektedir.

Madde 31-Eklerin Kabulü Ve Değiştirilmesi

1. Sözleşmeye ek ilaveleri ve eklerdeki değişiklikler, Sözleşmede değişiklik yapılmasına dair 30’uncu maddede öngörülen usule uygun olarak önerilir ve kabul edilirler. Sözleşmeye bölgesel uygulama eki ilavesi veya bölgesel uygulama eklerinde değişiklik yapılmasıyla ilgili olarak yukarıdaki maddede belirtilen çoğunluk hükmü, ilgili bölgeden hazır bulunan ve oy veren Tarafların üçte iki çoğunluğunu da içerecektir. Bir ekin kabulü veya değiştirilmesi, Yediemin tarafından tüm Taraflara iletilecektir.

2. Sözleşmeye bölgesel uygulama eki ilavesi veya bölgesel uygulama eklerinde değişiklik yapılması dışında kalan ve 1’inci paragrafa uygun olarak kabul edilen ekler veya eklerdeki değişiklikler, Sözleşmenin tüm Tarafları için Yedieminin söz konusu ek veya değişikliğin kabulünü Taraflara bildirdiği tarihten altı ay sonra yürürlüğe girecektir.; ancak, bu süre içinde Yediemine yazılı olarak söz konusu ek veya değişikliği kabul etmediğini bildirmiş olan Taraflar müstesnadır. Bu ek veya değişiklikler, kabul etmediklerine ilişkin bildirimlerini geri alan Taraflar için, bu geri alma bildiriminin Yediemine ulaştığı tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

3. 1’inci paragrafa uygun olarak kabul edilmiş olan ilave bir bölgesel uygulama eki veya herhangi bir bölgesel uygulama ekinde yapılan değişiklikler, aşağıda belirtilen istisnalar dışında, bu ek veya değişikliğin kabulünün Yediemin tarafından Taraflara bildirdiği tarihten altı ay sonra Sözleşmenin tüm Tarafları için yürürlüğe girecektir. Söz konusu istisnalar şunlardır.

a. Yukarıda belirtilen altı ay içerisinde Yediemine yazılı olarak o bölgesel uygulama ekinin ilavesini veya o bölgesel uygulama ekinde yapılan değişikliği kabul etmediğini bildirmiş olan Taraflar. Kabul etmeme bildirimini geri alan Taraflar için söz konusu ek veya değişiklikler, kabul etmeme bildiriminin geri alındığına dair bildirimin Yediemine ulaşma tarihini izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

b. Bölgesel uygulama eki ilavesi veya bunlardaki bir değişiklik için 34’üncü maddenin 4’üncü paragrafına göre beyanda bulunmuş olan herhangi bir Taraf için söz konusu ek veya değişiklik, buna ilişkin onay, kabul, uygun görme veya katılma bildiriminin Yediemine tevdi tarihini izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

4. Bir ekin veya ekte yapılan değişikliğin kabulünün Sözleşmede değişiklik gerektirmesi halinde, bu ek veya ekte yapılan değişiklik Sözleşmedeki değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce geçerli olmayacaktır.

Madde 32-Oy Hakkı

1. 2’nci paragrafta belirtilen durum dışında, Sözleşme Taraflarından her birinin bir oyu bulunacaktır.
2. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütleri kendi ehliyetleri dahilindeki konularda, Sözleşmeye Taraf olan üye Devletlerin sayısı kadar oy hakkına sahiptirler. Bu tür bir örgütün üyesi olan herhangi bir Devlet oy hakkını kullanmışsa örgütün oy hakkı ortadan kalkar, keza örgüt oy hakkını kullanırsa üyelerin oy kullanma hakkı kalmaz.

Kısım VI-Son Hükümler
Madde 33-İmza

Bu Sözleşme 14-15 Ekim 1994 tarihlerinde Paris’te Birleşmiş Milletler’e veya Birleşmiş Milletler’in herhangi bir uzman kuruluşuna üye veya Uluslararası Adalet Divanı Statüsüne Taraf olan Devletlerin ve bölgesel ekonomik entegrasyon örgütlerinin imzasına açılacaktır. Bu tarihten sonra 13 Ekim 1995’e kadar Birleşmiş Milletler’in New York’taki merkezinde imzaya açık tutulacaktır.

Madde 34-Onay, Kabul, Uygun Görme Ve Katılma

1. Sözleşme, Devletlerin ve bölgesel ekonomik entegrasyon örgütlerinin onay, kabul, uygun görme ve katılmalarına tabidir. Sözleşme, imzadan kaldırılmasının ertesi gününden itibaren katılıma açık tutulacaktır. Onay, kabul, uygun görme ve katılma bildirimleri Yediemine teslim edilecektir.

2. Üye Devletlerinin hiç biri sözleşmeye Taraf olmayan bir bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü Sözleşmeye Taraf olduğu takdirde, Sözleşmeden doğan tüm yükümlülüklerden sorumlu tutulacaktır. Bu tür bir örgüte üye bir veya birkaç Devletin de Sözleşmeye Taraf olması durumunda ise, örgüt ve üye Devletler Sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmesinde her birinin sorumluluğunun ne olduğuna karar vereceklerdir. Böyle durumlarda örgüt ile üye Devletler, Sözleşmeden doğan haklarını aynı anda kullanamazlar.

3. Bölgesel ekonomik entegrasyon örgütleri onay, kabul, uygun görme ve katılma senetlerinde, Sözleşmeyle düzenlenen konularda ne derece yetkili olduklarını belirtmek zorundadırlar. Bu yetkilerde önemli bir değişiklik olması halinde, durumun Taraflara duyurulması için Yediemini derhal bilgilendireceklerdir.

4. Herhangi bir Taraf onay, kabul, uygun görme ve katılma senedinde, ilave edilecek herhangi bir bölgesel uygulama ekinin veya herhangi bir bölgesel uygulama ekinde yapılacak değişikliklerin, ancak buna ilişkin bir onay, kabul, uygun görme ve katılma senedinin tevdi edilmesinden sonra kendisi açısından yürürlüğe girebileceğini beyan edebilir.

Madde 35-Ara Düzenlemeler

23’üncü maddede belirtilen Sekreterya fonksiyonları, Taraflar Meclisinin ilk toplantısı tamamlanıncaya kadar Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 22 Aralık 1992 tarihli ve 47/188 sayılı kararı ile geçici olarak oluşturulan Sekreterya tarafından yürütülecektir.

Madde 36-Yürürlüğe Giriş

1. Sözleşme ellinci onay, kabul, uygun görme veya katılma senedinin tevdi tarihini izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

2. Ellinci onay, kabul, uygun görme ve katılma senedinin tevdi edilmesinden sonra Sözleşmeyi onaylayan, kabul eden, uygun gören veya Sözleşmeye katılan her bir Devlet veya bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü için Sözleşme, bu Devlet veya bölgesel ekonomik entegrasyon örgütünün onay, kabul, uygun görme ve katılma senedini tevdi ettiği tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.

3. 1’inci ve 2’nci paragrafların amacı açısından, bir bölgesel ekonomik entegrasyon örgütü tarafından tevdi edilen bir senet, bu örgütün üyesi olan Devletler tarafından tevdi edilmiş olan senetlere ilave olarak sayılmayacaktır.

Madde 37-Çekinceler

Bu Sözleşmeye çekince konulamaz.

Madde 38-Çekilme

1. Herhangi bir Taraf, Sözleşmenin kendisi açısından yürürlüğe girişinden itibaren üç yıl geçtikten sonra herhangi bir zamanda, Yediemine yazılı bildirimde bulunarak Sözleşmeden çekilebilir.

2. Böyle bir çekilme, bildirimin Yeddiemine ulaşma tarihinden itibaren bir yıl dolduktan sonra veya bu tarihten daha geç ise çekilme bildiriminde belirtilen tarihte geçerli olacaktır.

Madde 39-Yeddiemin

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Sözleşmenin Yedieminidir.

Madde 40- Asıl Metinler

Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerinin her biri eşit olarak asıl olan bu Sözleşmenin orijinali, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

ŞAHADET MAKAMINDA, usulü dairesinde yetkilendirilen aşağıdaki imza sahipleri işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

İŞBU SÖZLEŞME bin dokuz yüz doksan dört yılı Haziran ayının 17’nci günü Paris’te düzenlenmiştir.

26 Aralık – Hukuk Takvimi

0
26 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar, yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

26 Aralık – Hukuk Takvimi

1196
Yaptığı hukuk reformları ile bilinen Roma İmparatoru II. Friedrich dünyaya geldi.  (Ölümü: 13 Aralık 1250) 1212-1220  arasında Almanya krallığı yaptı. 22 Kasım 1220’de Kutsal Roma Germen İmparatoru oldu ve Papa III. Honorius tarafından törenle imparatorluk tacı giydirildi. Büyük babası II. Rugerro’nin 1140’ta başlattığı “Ariano Assis” adı verilen seri hukuk reformu sürecini devam ettirerek  hukuk sistemini güçlü temellere oturttu. II. Friedrich’in pekiştirdiği bu hukuk reformunun ilk kısmı 1220’de imparatorluk tacını giymesinden hemen sonra hazırlanan “Capua Assisleri” adli kanunlar ile başladı ve en gelişmiş meyvesini 1231’de kanunlaştırılan “Malfi Esas Kanunu” veya diğer adı ile “Liber Augustalıs” kanunu ile aldı. Ülkenin kanunlarının hep birlikte yazılıp toplanması ile ortaya çıkan hukuk sistemi  ve külliyat Orta Çağ için çok ileri bir hukuk anlayışını doğurarak etkilerini günümüze kadar sürdürdü. Bu hukuk sistemini ortaya çıkaran kanunlar Avrupa hukuku ve kanunları için bir örnek teşkil etti. Bu kanunlarla Sicilya Krallığı bir mutlak monarşi olmaya devam etti ancak devletin kanun ve kuralları açık bir şekilde ilan edildi. “Malfi Esas Kanunu” küçük değişikliklerle 1819’a kadar Sicilya hukukunun temelini oluşturmaya devam etti.
1862
Minnesota’daki Sioux isyanına katıldığı için tutuklanan 303 Kızılderililerden 39’unun infazları gerçekleşti. ABD Başkanı Abraham Lincoln, 6 Aralık 1862’de infazlara onay vermişti.  Olay insanlık tarihi için kara bir gün olarak kayda geçti.
1876
İbrahim Ethem Paşa 26 Aralık 1876’da Danıştay (Şuray-ı Devlet) başkanı oldu. Bu görevi bittiğinde Sadrazam oldu.,

1918
Hukukçu Georgios Ioannou Rallis(Yorgo Rallis) dünyaya geldi. (Ölümü: 15 Mart 2006) Atina Üniversitesi‘nde hukuk ve siyaset eğitimi gördü. 1940’da yaşanan İtalyan işgaline karşı direnişe katıldı. 1950 yılında Yunan Meclisi’ne Halk Partisi’nden seçildi. Aleksandros Papagos’un hükûmetinde 1954 yılında bakan oldu. Daha sonra Konstantin Karamanlis’in önderlik ettiği Ulusal Radikal Birlik’e katılarak Karamanlis hükûmetlerinde bakan oldu. 1967 yılında yapılan darbe sonrası demokrasiyi savunması tutuklanıp Kasos Adası’na sürgün edildi. Demokrasiye geçiş sonucu kurulan hükûmette Eğitim Bakanı oldu ve bu dönemde birçok reform yaptı. 1978 yılında Dışişleri Bakanı oldu ve Sovyetler Birliği’ni ziyaret eden ilk Yunan Dışişleri Bakanı olarak tarihe geçti. Bu devirde Bulgaristan ile Yugoslavya ilişkilerini yeniden canlandırmaya çalışırken bir yandan da ülkesinin Avrupa Birliği’ne girmesi için elinden geleni yaptı. 1980’de Yunanistan Cumhuriyeti’nin 84. başbakanı olarak görev yaptı.

Georgios Ioannou Rallis
1923
Cumhuriyet’in kuruluşundan kısa süre sonra ikinci genel af yasası çıkarıldı. Kanun “Zafer ve Barış Şerefine” çıkarıldı ve “Zafer ve Barış Şerefine” kimi suçlar dışında “Aff-ı Umumi Kanunu” adıyla T.B.M.M.’nde kabul edildi. Söz konusu düzenlemeyle 29 Ekim 1923 tarihine kadar işlenmiş suçlara verilen cezaların yarısı affa tabi tutuldu. Yasayla af kapsamına gireceklerin üç ay içinde teslim olmaları koşulu getirildi.
1923
Alman hukukçu ve politikacı Dietrich Eckart yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Mart 1868) Erlangen’de hukuk eğitimi gördü. Daha sonra Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde tıp okudu. 1891’de şair, oyun yazarı ve gazeteci olmaya karar verdi. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NSDAP) ilk üyelerinden birisi oldu. Hitler’in 3.000 Nazi ile Marienplatz’a darbe yapmak amacı ile yürürken polis ateşine maruz kalıp yaralandığı, 8-9 Kasım 1923 tarihli başarısızlıkla sonuçlanan Birahane Darbesi’nin katılımcılarından biriydi. Bu darbe teşebbüsünden sonra tutuklandı ve Hitler ve diğer parti yetkilileri ile birlikte Landsberg Hapishanesi’ne atıldı. Alkolizm ve morfin bağımlılığıyla birleşen kalp krizi sonucu 26 Aralık 1923’te Berchtesgaden’de öldü. Adolf Hitler, Kavgam isimli kitabının ikinci cildini kendisinden 21 yaş büyük olan Eckart’a ithaf etti. Antisemitist olmadan önce, en çok hayran olduğu iki kişi, her ikisi de Yahudi olan şair Heinrich Heine ve Otto Weininger’dı.

Hukukçu ve Alman Faşizminin kurucusu Hitler’in sıkı bir taraftarı olan Dietrich Eckart
1925
1933
FM radyo’nun patenti alındı
1941
Depremde yararı görülen mahkumlar için af kanunu çıkarıldı 
1942
Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununu değiştiren 4328 sayılı Kanun Resmi Gazetede yayınlandı
1957
Dokuz subayın, isyan kışkırtıcılığı yapmak ve fesat çıkarmaktan tutuklandıkları açıklandı. Demokrat Parti iktidarını devirmek için bir cunta yapılanması oluşturduğu iddia edilen; Albay İlhami Barut, Yüzbaşı Kazım Özfırat, Yarbay Faruk Güventürk, Binbaşı Ata Tan, Binbaşı Asım Ural, Albay Naci Aşkun, Yüzbaşı Hasan Sabuncu, Piyade Binbaşı Ahmet Dalkılıç ve emekli Subay Cemal Yıldırıman hakkında 26 Mayıs 1958’de başlayan yargılamalar sonucunda, Dokuz Subay Davası sanıklarından olan ve “Orduda isyan hazırlığı var diyerek orduyu ihbar eden” Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu, 2 yıl hapis ve ordudan tart cezasına çarptırıldı, diğer sanık  subaylar beraat ederek yeniden görevlerine döndü.
Başarısız darbe girişiminin ardından Celal Bayar,  “Mesele ciddidir. Bu iş, 9 subayın işi değil. Bütün memlekette ordu içinde cuntalar kök salmıştır. Bunların üzerine ciddiyetle gidin, teşkilatı meydana çıkarın” demiş, sonraki yıllarda gazeteci Cüneyt Arcayürek’e konuşan dönemin Cumhurbaşkanı Bayar “9 Subay olayı iyi değerlendirilse 27 Mayıs olmazdı” şeklinde konuşmuştur.
1962
Türk Vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine Dilekçe ile Başvurmaları ve Dilekçelerin İncelenmesi ile Karara Bağlanmasının Düzenlenmesine Dair Kanun mecliste kabul edildi. İlk Dilekçe Kanunu olarak, 26 Aralık 1962 tarihinde kabul edildi ve Resmî Gazetenin 5 Ocak 1963  tarihli sayısında yayınlandı.
1967
20 Mayıs 1963 gecesi başlayıp gece bastırılan 21 Mayıs Darbesi faillerinin affına dair kanun çıkarıldı.
1972
  • Gizli örgüt kurmak iddiasıyla yargılanmakta olan Yazar Fakir Baykurt ve 7 arkadaşı, sekizer yıl onar ay hapse mahkûm oldu.
  • Yaygın şiddet hareketleri ve Anayasa’nın 124 üncü maddesindeki koşulların varlığı nedeniyle; Adana, Ankara, Bingöl, Elâzığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, Kahramanmaraş, Kars, Malatya, Sivas, Urfa, Adıyaman, Hakkâri, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Tunceli, İzmir, Hatay, Ağrı illerinde sıkıyönetim ilan edildi. 1402 Sayılı kanun ile Sıkıyönetim Askeri Mahkemeleri kuruldu.
1978
Ankara Cumhuriyet Savcısı iken 24 Mart 1978 tarihinde suikasta uğrayan Doğan Öz‘ü öldürmekle suçlanan sanıklar hakkında Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde açıldı  Dava daha sonra Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesine gönderildi. İbrahim Çiftçi ve diğer sanıklara idam cezası verildi. Karar daha sonra bozuldu.

Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz
1981
Hukukçu, ticaret mahkemesi yargıcı, siyasetçi ve devlet adamı Suat Hayri Ürgüplü Şam’da yaşamını yitirdi. (Doğumu: 13 Ağustos 1903)  Galatasaray Lisesi’nden sonra 1926 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Türkiye-Yunanistan 1924 Nüfus Mübadelesi mahkemelerinde çalıştı. Galatasaray Spor Kulübü’nde atletizm yaptı. 1929-1932 yılları arasında İstanbul Ticaret Mahkemesi yargıçlığı görevinde bulundu. 1939 ve 1943 yıllarında Kayseri Milletvekili seçildi. İkinci Şükrü Saraçoğlu kabinesinde Gümrük ve Tekel Bakanı oldu. 1952 yılına kadar Demokrat Parti Kayseri Milletvekilliği yaptı. Avrupa İstişari Meclisi’nde başkan yardımcılığı görevinde bulundu. 1955 yılında Londra, 1959 yılında Washington, DC ve 1960 yılında Madrid Büyükelçiliğine atandı. 26 Aralık 1981 tarihinde, kalp hastalığından ötürü hayata veda etti.

1991
Yıkılan SSCB’den sonra Rusya Federasyonu ilan edildi
1994
37 aydının Madımak Oteli’nde yakılmasıyla ilgili Sivas Davası sonuçlandı. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, 22 sanığa verilen idam cezasını on beşer yıl ağır hapis cezasına çevirdi. Mahkeme, Aziz Nesin’in halkı tahrik ettiğini ve olayların çıkmasına yol açtığını öne sürdü.
1996
17 Haziran 1994’te düzenlenerek Paris’te imzalanan Birleşmiş Milletler Çölleşme İle Mücadele Sözleşmesi (The United Nations Convention to Combat Desertification (UNCCD), 26 Aralık 1996’da resmen yürürlüğe girdi. Sözleşme öncelikli olarak Afrika’daki çölleşmeye maruz kalan ülkeler için oluşturulmuştur. Taraf ülkeler Ulusal Eylem Planlarını hazırlamakla yükümlü olup çekince konulamamaktadır. Çekilmek ise mümkündür.
 1997
Yunan asıllı Fransız hukukçu, filozof ve aktivist Cornelius Castoriadis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Mart 1922 ) Hukuk, felsefe ve ekonomi eğitimi gördü. Claude Lefort ve Jean-François Lyotard ile birlikte “Ya Sosyalizm Ya Barbarlık” dergisini kurdu. Tabiata, İnsana ve Hayata Dair başlığıyla yazılarını topladığı kitabında, “Marksist olmak ile devrimci olmak arasında tercih yapmak zorunda kaldığında devrimi tercih ettiği”ni söyledi. Psikanalize yöneldi ve uzun yıllar analizci olarak etkinlik gösterdi. 1980’lerden itibaren, Fransa‘da araştırma görevlisi olarak dersler verdi.
 2006
Hukukçu ve ABD’nin 38. başkanı Gerald Rudolph Ford öldü. Ford, Michigan Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.Ford, 1974-1977 yılları arasında başkanlık yapmıştı.

Gerald Rudolph Ford
 2012
Hukukçu, Fransız diplomat ve üst düzey devlet görevlisi, Étienne Burin des Roziers yaşamını yitirdi. (Doğumu: 11 Ağustos 1913), Hukuk eğitiminden sonra diplomat oldu. Charles de Gaulle’ün yakın ekibinde yer aldı. Öğretim üyeliği yaptı. 1958 yılında Varşova büyükelçisi olarak atandı. 1962-1967 yıllarında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olarak Gaulle’ün yakın çalışma arkadaşı odu. 1967-1972 yıllarında Roma büyükelçisi, 1972-1975 yıllarında Avrupa Topluluğu nezdinde daimi temsilci olarak görev yaptı. 1975 yılında Fransız Danıştayında üyeliğe atandı ve 1985 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Savaş Nişanı, Direniş Madalyası, Ulusal Liyakat Nişanı ve Légion d’honneur sahibidir. 26 Aralık 2012’de 99 yaşında hayata veda etti.
2013
Aralarında Bilal Erdoğan’ın da bulunduğu 96 kişi hakkında yürütülen 25 Aralık soruşturma dosyasında Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş dosyadan el çektirildi. Dosyada Cumhuriyet savcıları İrfan Fidan, Fuzuli Aydoğdu ve İsmail Uçar görevlendirildi.
 2017
BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek Bireysel Başvuru Usulüne İlişkin İhtiyari Protokol Kapsamındaki Usul Kuralları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 19 Aralık 2011 tarihli ve 66/138 sayılı kararıyla kabul edilmiş, 14 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girmişti. Türkiye, İhtiyari Protokol’ünü onayladığına dair belgeleri 26 Aralık 2017 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne tevdi etti. İhtiyari Protokol, Türkiye bakımından 26 Mart 2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
26 Aralık – Hukuk Takvimi

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Kuruluş Bildirgesi

0

Bildirge

SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ’NİN KURULUŞU HAKKINDA

Sovyet cumhuriyetlerinin kuruluşundan bu yana, dünya devletleri iki kampa ayrılmıştır: Kapitalizm kampı ve sosyalizm kampı.

Orada, yani kapitalizm kampında, ulusal düşmanlık ve eşitsizlik, sömürgeci kölelik ve şovenizm, ulusal baskı ve pogromlar, emperyalist zulümler ve savaşlar vardır.

Burada, yani sosyalizm kampında, karşılıklı güven ve barış, ulusal özgürlük ve eşitlik, barışçıl birlikte yaşama ve halkların kardeşliğe dayalı işbirliği vardır.

On yıllar boyunca kapitalist dünyanın halkların özgür gelişimini kapsayan milliyet meselesini çözme girişimleri, insanın insan tarafından sömürülmesi sistemiyle birleştirerek sonuçsuz kaldı. Aksine, ulusal çelişkilerin kargaşası giderek büyüdü ve kapitalizmin varlığını tehdit etmektedir. Burjuvazi halklar arasında işbirliği yapma konusunda güçsüzdü.

Sadece Sovyetler kampında, sadece nüfusun çoğunluğunu altında birleşen proletarya diktatörlüğü koşullarında, ulusal baskı tamamen yok edildi, karşılıklı güven ortamı yaratıldı ve halklar arasında kardeşliğe dayanan işbirliğinin temellerini atmak mümkün oldu. Sadece bu koşullar sayesinde Sovyet cumhuriyetleri tüm dünyanın emperyalistlerinin iç ve dış saldırılarını geri püskürtmeyi başardılar. Ancak bu koşullar sayesinde iç savaşı başarılı bir şekilde ortadan kaldırabildiler, kendi kendine var olmalarını sağladılar ve barışçıl ekonomik yapıya başlayabildiler.

Ancak savaş yılları iz bırakmadan geçmedi. Yıkılan alanlar, durdurulan hasatlar, yıkılan üretici güçler ve savaştan miras kalan tükenmiş ekonomik kaynaklar, her cumhuriyetin ekonomik inşaat konusundaki ayrı çabalarını yetersiz kılmaktadır. Cumhuriyetlerin ayrı varlığı ile ulusal ekonominin restorasyonu imkânsızdır.

Öte yandan, uluslararası durumun istikrarsızlığı ve yeni saldırılara dair tehlike, kapitalist kuşatma karşısında Sovyet cumhuriyetlerinin birleşik bir cephesinin oluşturulmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Son olarak, sınıf doğasında uluslararası bir yapı olan Sovyet iktidarının yapısı, Sovyet cumhuriyetlerinin emekçi kitlelerini tek bir sosyalist çatıda birleştirmeye itiyor.

Tüm bu koşullar, Sovyet cumhuriyetlerinin dış güvenliği, iç ekonomik refahı ve halkların ulusal kalkınma özgürlüğünü sağlayabilecek bir birlik devletinde birleştirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Sovyet kongrelerinde yakın zamanda toplanan ve oybirliğiyle “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği”ni kurmaya karar veren Sovyet cumhuriyetlerinin iradeleri, bu birliğin her cumhuriyet için gönüllü bir eşit halk birleşimi olmasını garanti eder. Birlikten özgürce ayrılma hakkının birliğe katılma konusunda gerek mevcut gerekse gelecekte ortaya çıkması gereken tüm sosyalist Sovyet cumhuriyetlerine açık olması, yeni birlik devletinin Ekim 1917’de atılan barışçıl birlikte yaşama ve kardeşlik işbirliğinin temellerinin değerli bir tacı olmasına ve dünya kapitalizmine karşı gerçek bir kale olarak tüm ülkelerin emekçi halkını Dünya Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti’nde birleştirme yolundaki yeni ve kararlı bir adıma hizmet edecektir.

Biz, bu cumhuriyetlerin delegeleri, bütün bunları tüm dünyaya ilan ederek ve bize yetki veren Sovyet sosyalist cumhuriyetlerinin anayasalarında ifadelerini bulan Sovyet gücünün temellerinin dokunulmazlığını duyurarak, bir Kuruluş anlaşması imzalamaya karar veriyoruz:

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği

 

25 Aralık – Hukuk Takvimi

0
25 Aralık Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.

25 Aralık – Hukuk Takvimi

336
İlk Noel kutlaması, Roma’da yapıldı. Noel, nüfusunun çoğunluğu Hristiyan olan ülkelerin yanı sıra, Hindistan ve Malezya gibi Hristiyanların azınlıkta olduğu birçok ülkede de resmî tatil olarak kabul edilmektedir.
1683
II. Viyana Kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması üzerine, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa boğularak idam edildi. Osmanlı Devleti’nin en kudretli sadrazamlarından olan paşanın idamı ile Avrupa’daki “Fetih Dönemi” de kapandı.
1876
Hukukçu, Pakistan Bağımsızlık Hareketinin lideri ve ülkenin ilk devlet başkanı Muhammed Ali Cinnah, Karaçi’de  doğdu. (Ölümü: 11 Eylül 1948) İlk ve ortaöğrenimini Karaçi ve Bombay’da tamamladı. Londra’ya gitti ve Hukuk eğitimi aldı. İngiliz politikasını yakından takip etti ve Avam Kamarası’nın toplantılarını izledi. Hukuk Fakültesini iki yıl içinde bitirdi ve 19 yaşında en genç Hintli avukat unvanını aldı. 1896’da ülkesine döndü, Bombay’a giderek avukatlığa başladı. Bir süre sulh mahkemesi yargıçlığı yaptı. 1910’da Imperial Legislative Council’e Bombay’dan üye seçildi. Kısa sürede tanınmış bir politikacı oldu. 1920’de, Gandhi ile olan siyasî anlaşmazlıkları nedeniyle bütün görevlerinden ve siyasî kuruluşlardan ayrıldı ancak 1923 yılında Imperial Legistative Council’e yeniden seçildi. Hindu- Müslüman ayrışmasının artması üzerine 1930’da Londra’ya gitti, bir süre Privy Council’de çalıştı.

Muhammed Ali Cinnah
1918
Mısır’ın Nobel Ödüllü, üçüncü Cumhurbaşkanı.Muhammed Enver Sedat doğdu. (Ölümü: 6 Ekim 1981) Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter öncülüğünde, 12 gün süren gizli görüşmeler sonunda, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ve İsrail Başbakanı Menahem Begin, Camp David Barış Anlaşmasını imzalamıştır. Camp David  Antlaşmasına göre, İsrail, Sina Yarımadasından tamamen çekilmeyi üstlenmiş, BM Güvenlik Konseyinin 242 ve 338 sayılı kararları esas alınarak, Kudüs hariç Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilere özerklik verilmesi ve beş yıllık geçici yerel yönetim kurulması öngörülmüş ayrıca İsrail, ilk kez bir Arap devleti tarafından tanınmıştı. Sedat, İsrail-Mısır Barış Antlaşmasını imzalaması nedeniyle Menahem Begin ile birlikte Nobel Barış Ödülünü kazanmıştı.

Jimmy Carter, Enver Sedat ve Menahem Begin
1922
Edebiyat kariyeri boyunca, insan haklarını savunan, adaletsizlik ve zulümle mücadeleye adanmış bir hayat süren, Ukrayna’lı hümanist yazar Vladimir Korolenko, yaşamını yitirdi.(Doğumu: 27 Temmuz 1853)

Vladimir Korolenko adına 1953 yılında SSCB tarafından bastırılan bir posta pulu
1933
Dava Vekili (Avukat) ve Cumhuriyet döneminde Yozgat’ın ilk parlamenterlerinden olan Ahmet Hamdi Altıok, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1878, Yozgat) Rüştiye Mektebini bitirdikten sonra medreseden mezun oldu. Diyanet Katipliği, Akdağmadeni Mahkemesi Başkatipliği, Yozgat Mahkemesi Zabıt Katipliği, Sivas, Zara, Zile Müstantikliği, Yozgat Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkez Üyeliği, Yozgat Belediye Meclisi ve Meclisi Umumi Üyeliği yaptı. TBMM’de, II. Dönem Bozok, III. ve IV. Dönem Yozgat Milletvekilliği yaptı. Evli ve üç çocuk babasıdır.

Ahmet Hamdi Altıok
1952
Said-i Nursi hakkında açılan dava yargılanma başladı.
1963
Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kuruldu.
1973
Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı, Mustafa İsmet İnönü, Ankara’da yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 24 Eylül 1884, İzmir)
1979
Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül, 25 Aralık 1979 gecesi, Tunceli ilinde kaldığı lojmanda öldürüldü. Gül için; Kahramanmaraş adliyesinde faaliyette bulunan Adli Görüşme odalarına “Şehit Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül Adli Görüşme Odası” adı verilmiştir.

Savcı Mustafa Gül
1979
Maraş Katliamını protesto eden 2439 kişi gözaltına alındı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1343 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi. 9 kişi tutuklandı. Diğer kişiler hakkında soruşturmaya devam edildi.
1979
DİSK, Türk Tabipleri Birliği, TYS, TGS, TÜMOD, TÜMAS, İstanbul Barosu, Petrol İş’in aralarında bulunduğu örgütlerce imzalanan bildiri ile “Asıl kaynak bir yana bırakılarak terörün kaynağı olarak temel hak ve özgürlükler gösteriliyor, bu hedef şaşırtmasıdır” denildi.
1981
Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER)’in faaliyetlerini durdurdu. Savcılık, TÖB-DER’in “Marksist-Leninist bir düzeni amaçladığını” iddia etti.
1985
Türkiye’nin ilk hayalî ihracat davası sonuçlandı: Yahya Murat Demirel 23 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.
 1985
Memurların disiplin cezalarının affı yasalaştı.
1989
Romanya Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku ve başkan yardımcısı olarak da görev yapan eşi Elena Çavuşesku idam edildi. Çavuşesku çifti olağanüstü bir mahkemede yargılanmışlardı. Elena, Romanya devleti tarafından idam edilen tek kadın oldu.

Kurşuna Dizilerek Öldürülen Romanya’nın Eski Diktatörü Nikolay Çavuşesku
1993
Rusya Federasyonu Anayasası, (Konstitutsiya Rossiyskoy Federatsii) 12 Aralık 1993 tarihinde yapılan referandum sonucunda kabul edildikten sonra 25 Aralık 1993 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girdi. Prof. Dr. Ali Asker tarafından Türkçeye çevrildi.
1995
Varoluşçuluk, etik ve ontoloji ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Litvanya kökenli Fransız filozof, Emmanuel Levinas, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ocak 1906, Kovno ) Yahudi kökenli Levinas, Litvanya’da doğdu. Orta öğrenimini Litvanya ve Rusya’da tamamladı. 1923-30 arası Fransa, Strasbourg’ta felsefe öğrenimi gördü. 1928-29’da Almanya, Fribourg’da Husserl ve Heidegger’in derslerine katıldı. 1930’da Fransız vatandaşlığına geçti. École Normale İsraélite Orientale’de yöneticilik ve Poitiers (1964), Paris-Nanterre (1967), Sorbonne (1973) üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı. Türkçe’ye tercümesi yapılan çok sayıda eseri bulunmaktadır.

Emmanuel Levinas
2000
Rusya Başkanı Vladimir Putin, Sovyetler Birliği Marşı’nın üzerine Aleksandr Aleksandrov tarafından yeni yazılan sözlerle hazırlanan yeni Rusya Ulusal Marşı’nın kabulü üzerine yasayı imzaladı.
2000
12-13 Aralık 2000 tarihlerinde İtalya’nın Palermo kentinde düzenlenen İnsan Ticaretinin Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Protokolü Birleşmiş Milletler konferansında kabul edilerek, 25 Aralık 2003 tarihinde yürürlüğe girdi. (Sınır aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol)
2008
Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası’nda değişiklik yapıldı
2010
Hukukçu ve Venezuela’nın 43. devlet başkanı Carlos Andres Perez, Miami’deki Mercy Hastanesi’nde tedavi gördüğü sırada kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Ekim 1922) Perez, 12 Mart 1974-12 Mart 1979 ve 2 Şubat 1989-21 Mayıs 1993 tarihlerinde iki defa görev yapmıştı.
2012
Hukukçu ve Katılımcı Demokrasi Partisi kurucu genel başkanı Şerafettin Elçi, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Mart 1938)  5 Ocak 1978 – 12 Kasım 1979 tarihlerinde Bayındırlık Bakanı olarak görev yapmıştı. Avukat Elçi, 1961 yılında, hukuk fakültesi ikinci sınıf öğrencisi iken, Kürtçe şiir okunması nedeniyle açılan 49’lar Davasından da yargılanmıştı.

Şerafettin Elçi
2016
Yardım meleği Dr. Liza lakabıyla anılan insan hakları savunucusu ve doktor Yelizaveta Glinka, Soçi’den havalandıktan sonra Karadeniz’e düşen askeri uçakta, 54 iken yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Şubat 1962, Moskova) Kurmuş olduğu Adil Yardım fonu ile hasta çocuklara ve savaş mağduru insanlara yardım etti. Çalışmalarından ötürü Rusya devlet başkanı Vladimir Putin tarafından kendisine madalya verildi.

Yelizaveta Glinka ve Putin bir arada
 2019
2019
Çek oyuncu, yazar, televizyon sunucusu, siyasetçi ve insan hakları aktivisti, Taťana Fischerová yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Haziran 1947, Prag) 2002’den 2006’ya kadar Çek Cumhuriyeti Parlamentosu üyesi olarak görev yaptı. Çek Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday oldu ancak seçilemedi.

İnsan Hakları savunucusu Táňa Fischerová
2024
İpek Kıraç, iş insanı babası İnan Kıraç hakkında, manevi ve maddi olarak korunması amacıyla kısıtlanması ve kendisine vasi atanması talebiyle İstanbul Anadolu Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurduğunu açıkladı.
2024
Kanal İstanbul Projesi’ne ilişkin alınan rezerv alan ilanı ve çevre düzeni planı değişikliği kararları, İstanbul 5. İdare Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edildi. Rezerv alan kararına dayandırılarak yapılan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği de iptal edildi. Mahkeme, bu planın şehircilik ilkelerine ve kamu yararına aykırı olduğunu vurguladı. Karar oyçokluğu ile alındı.
2024
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, mezuniyet töreninde ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ sloganı atan ve kılıçlı yemin eden teğmenlerin soruşturmasında avukatlık görevini üstlendi.
2024
Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, arazi tapusu konusunda 71 yıl önce açılan davada karar verildi. Salihli Kadastro Mahkemesi’nde görülen ve kadastro çalışmaları sırasında yapılan bir hatadan dolayı 1953 yılında açılan davanın ilk avukatı Mustafa Yıldırım dosyaya 55 yıl çalıştıktan sonra 9 Eylül 2021’de vefat etti ve kararı göremedi, dosyada 30 kez hakim değişti. Mahkeme, Hüseyin Uzan’ın dava konusu olan 22 dönüm arazisini Uzan’ın mirasçıları adına tescil etti.

25 Aralık – Hukuk Takvimi

Öldürülen Hukukçular

0

Öldürülen Hukukçular

Cumhuriyet Savcısı Nihat Gerçek

Tokat’ın Niksar ilçesinin Cumhuriyet Savcısı Nihat Gerçek, 8 Nisan 1980 günü evinden Adliyesine giderken yol üstünde öldürüldü. 12 Eylül’den sonra yapılan yargılamalarda Seyfettin Top ve Abdullah Adakan isimli 2 sanık suçlu bulunarak idama mahkûm edildi.

Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül

Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül

Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül, 25 Aralık 1979 gecesi, Tunceli ilinde kaldığı lojmanda öldürüldü. Gül için; Kahramanmaraş adliyesinde faaliyette bulunan Adli Görüşme odalarına “Şehit Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül Adli Görüşme Odası” adı verilmiştir.

Cumhuriyet Savcısı İlhan Aktaş

Tokat/Artova Cumhuriyet Savcısı İlhan Aktaş, devlet hastanesinden çıkarken açılan ateş sonucunda hayatını kaybetti.

Gümüşhane Baro Başkanı, Ali Günday : 25 Temmuz 1995

Avukat Ali Günday

Gümüşhane Barosu başkanıyken, duruşmalara türbanla girmek isteyen 2 kadın avukatın baro üyeliğini yasalara aykırı olduğu için düşüren ve o dönemde Akit gazetesi tarafından hedef gösterilen Ali Günday, 25 Temmuz 1995 tarihinde katledildi.

Avukat Cengiz Göral

Avukat Cengiz Göral

Avukat Cengiz Göral, adaletten yana oldu, hep hukuku savundu. 3 Temmuz 1979 tarihinde sağ eylemciler tarafından kurşunlanarak öldürüldü. Katiller belirlendi, yakalandı ve yargılanarak ölüm cezasına çarptırıldı ancak 1989’dan sonra çıkarılan af yasasından yararlandı ve tahliye edildi. Anısına her yıl makale yarışması düzenlendi.

Avukat Cengiz Göral Makale Yarışması

Bursa Barosu, 1979 yılında Bursa’da teröre kurban giden Av. Cengiz Göral adına makale yarışması başlattı. Göral’ın, avukatlığın yanı sıra Gem Körfez Gazetesi’nde makale yazmasından yola çıkılarak düzenlenen yarışmanın konusu “özgürlük, demokrasi ve adalet” oldu.

Danıştay Üyesi, Mustafa Yücel Özbilgin :17 Mayıs 2006

Danıştay binasında 17 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleşen Danıştay Saldırısında Alparslan Arslan’ın silahından çıkan kurşunlar sonucunda Danıştay yargıçlarından Mustafa Birden, Mustafa Yücel Özbilgin, Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu yaralanmış; saldırıda ağır şekilde yaralanan Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin, tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaşamını yitirmiştir.

Cumhuriyet Savcısı, Doğan Öz : 24 Mart 1978

Savcı Doğan Öz, Ankara Cumhuriyet Savcısı iken 24 Mart 1978 tarihinde, evinden çıkarak Anadol marka otomobiline bindiği sırada aracın ön tarafında beliren suikastçı tarafından açılan 6 el ateş sonucunda öldürülmüştür. Savcı Doğan Öz’ün, 1978 yılında başlattığı Kontrgerilla soruşturması kapsamında hazırladığı iki sayfalık raporun kopyası öldürüldükten sonra çekmecesinden çıkmıştır. Eşi Sezen Öz, savcının bu sebeple öldürüldüğüne kanaat getirerek raporun kopyasını dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e ulaştırmıştır.

Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz

Avukat Medet Serhat

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi iken 1959’da başlayan 49’lar Davası sanıklarındandır. Avukat Medet Serhat Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) kurucu üyesidir ve 12 Kasım 1994 tarihinde İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmiştir. 

Anna Lindh

Hukukçu ve İsveçli sosyal demokrat politikacı Anna Lindh, 10 Eylül 2003’te bir alışveriş merkezinde uğradığı bıçaklı saldırı sonucunda 11 Eylül 2023’te yaşamını yitirmiştir. (Doğumu: 19 Haziran 1957,Stokholm) Uppsala Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirmiş, Sosyal Demokratlar’dan milletvekili olmuş ve 7 Ekim 1994–22 Mart 1996 arasında İsveç Çevre bakanlığı yapmıştır. 7 Ekim 1998’den öldürüldüğü tarihe kadar İsveç Dışişleri Bakanlığı’nı yürütmüştür. Hatırasını yaşatmak için Anna Lindh Vakfı kurulmuştur.

1951- Hukukçu Başbakana Suikast

Hukukçu ve  Pakistan’ın ilk başbakanı Liyakat Ali Han, (1 Ekim 1895, Karnal, Hindistan – 16 Ekim 1951, Ravalpindi, Pakistan), Hindistan’la ülkesi arasındaki anlaşmazlıkları barışçı yollardan çözme yolundaki politikasına karşı çıkan fanatik çevreler tarafından 15 Ekim 1951’de Ravalpindi’de bir suikast sonucu öldürüldü. Oxford mezunudur.

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Liyakat-Ali-Han.jpg

Yaşar Günaydın

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) Başsavcısı Yaşar Günaydın, koruması ve şoförü silahlı saldırı sonucunda, 6 Şubat 1992 günü öldürüldü. Günaydın, Fatih, Aksaray’daki evinden sabah işe gitmek için çıktığında terörist bir saldırıya maruz kaldı. Saldırıda, Günaydın’ın yanı sıra ile koruma görevlisi Şaban Ceylan ve makam şoförü Halit Balta da yaşamını yitirdi.

Murat Gök

Savcı Murat Gök, 2009 yılında atandığı İzmir Adliyesi’nde iki yıl boyunca Özel Yetkiyle görev yapmış, belediyeler de dahil, kamu kurumlarındaki suç örgütlerine yönelik operasyonlarla adını duyurmuş ve Süper Savcı lakabıyla anılmaya başlamıştır. Cumhuriyet Savcısı Murat Gök, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca özel yetkileri alınarak düz savcı olarak 2009 yılında Samsun’a atanmış, Samsun’daki Adliye Lojmanları’ndaki evinde 12 Nisan 2013’te 41 yaşında ölü olarak bulunmuştur. İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi’nin otopsi raporuna göre Savcı Murat Gök’ün ölümüyle ilgili “olayın oluş şekli, olay yeri inceleme bulguları, soruşturma evrakı ve mevcut bilgiler doğrultusunda ölüm nedeninin ‘doğal yoldan’ olduğu ve zehirlenme ile toksikolojik etkiye maruz kalmadığı” tespit edilmiştir. Ailesi tarafından, faili meçhul bir cinayete kurban gittiği iddia edilmektedir.

Diyarbakır Baro Başkanı, Tahir Elçi : 28 Kasım 2015

Avukat Tahir Elçi

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz : 31 Mart 2015

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz

Muammer Aksoy : 31 Ocak 1990

Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990 tarihinde Ankara Bahçelievler’deki evinin önünde terörist bir eylem sonucunda kurşunlanarak öldürülmüştür. Cenazesi 3 Şubat 1990 tarihinde Ankara Maltepe Camii’den kaldırılarak Cebeci Asrî Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir. Ankara’da yapılan cenaze töreninde, tabutunun önünde fotoğrafını daha sonra kendisi de bir cinayete kurban giden gazeteci-yazar Uğur Mumcu taşımıştır.

Muammer-Aksoy, Türk-Hukuk-Kurumu eski başkanlarındandır.

Avukat Şevket Epözdemir

Avukat Şevket Epözdemir’

Avukat Şevket Epözdemir 25 Kasım 1993’te Tatvan’da evinin önünden kaçırıldı ve bedeni ertesi gün Bitlis-Güroymak  yolunun kenarında, Jandarma karakolunun yakınında bulundu. Yapılan otopside, yüzünden vurulmuş olduğu, kurşunun başının arkasından çıkmış olduğu tespit edildi.

Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı 6 Aralık 1993’te yetkisizlik kararı vererek soruşturma dosyasını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığına gönderdi. 5 Haziran 2003’te avukat Epözdemir’in yakınları Tatvan ve Van savcılıklarına yeniden başvurdu. Van DGM savcılığı soruşturmanın halen devam ettiğini bildirdi. 2010 ve 2011 yıllarında yapılan olay yeri incelemesi ve keşif sonucunda da hiçbir kanıt bulunamadı. 1005’te İçişleri Bakanlığı yetkilileri hakkında yapılan suç duyurusuna ilişkin hukuki süreç de 2005 yılında tamamlandı ve iç hukuk yolları tüketildi. Ailesi, öldürülmeden önceki zaman diliminde sürekli tehdit alındığını açıkladı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)’ne başvurdu. Mahkeme, 1 Aralık 2015 günü kararını açıklayarak, “yaşam hakkı ihlali olmadığına” karar verdi. Başından vurularak öldürülmüş olarak bulunan Epözdemir’in ailesinin yetkililerce korunmadığına ilişkin iddialarına karşın AİHM, bir şikayet olmadıkça yetkililerin tehditten önceden haberdar olmasının mümkün olmadığını açıkladı.

İstanbul Barosu Avukatlarından, Kudbettin Kaya, 31 Ekim 2017

Avukat Kudbettin Kaya

İstanbul Barosu Avukatlarından, Çevreci, Cihan Eren 22 Temmuz 2005

Avukat Cihan Eren, Kazım Koyuncu ve Volkan Konak çevreyi savunanlar bir arada

Cihan Eren (1948-2005) İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat Cihan Eren. memleketi olan Rize ilinin Fındıklı ilçesinden geçmesi planlanan D 010 Karadeniz Sahil Yoluna karşı yaptığı çevreci mücadelesiyle bilinmektedir. 1998 yılında; Rize’nin Fındıklı İlçesinde yer alan ve sit alanı olarak ilan edilmiş bulunan Aksu Mahallesinden geçmesi planlanan Karadeniz Sahil Yoluna karşı hukuk alanında mücadele başlatmış ve yöre halkının desteğiyle eylemler düzenlemiştir. Dava için, 20 Nisan 2005 tarihinde yapılacak olan keşif için Rize’nin fındıklı ilçesine gelen Eren, keşiften 2 gün önce 18 Nisan 2005 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralanmış, Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi yoğun bakımında 95 gün kaldıktan sonra, 22 Temmuz 2005 tarihinde Trabzon’da yaşamını yitirmiştir. Katili 25 yaşındaki Serhat Karadeniz’dir.

Avukat Ahmet Albay

3 Mayıs 1980’de öldürüldü. CHP Adana İl Başkanı Avukat Ahmet Albay, Maraş Katliamı davasının müdahil avukatlarındandı. Bürosunda çıktığında tam otomobiline binecekken arkasından kurşunlandı ve ağır yaralandı. Ankara’ya götürüldü ve bir ay kadar yaşam mücadelesi verdi. Öldüğünde 33 yaşındaydı. Katili Muhsin Kehya müebbet hapis cezası aldı. Ancak 2012’de 3’üncü Yargı Paketi kapsamında serbest bırakıldı.

Avukat Ceyhun Can 

Türkiye İşçi Partisi Adana eski İl Başkanı Avukat Ceyhun Can 10 Eylül 1979 günü yazıhanesinde öldürüldü. Ceyhun Can İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde yüksek öğrenimini tamamladı. Türkiye İşçi Partisi’nin 1972 sonrası kurucularındandı. TİP’in Adana İl Başkanlığını yaptı. Maraş katliamı davasının müdahil avukatları arasında yer aldı. 

Halil Sıtkı Güllüoğlu

3 Şubat 1980 tarihinde öldürüldü. Halil Sıtkı Güllüoğlu’nun öldürülmesi davası 12 Eylül 1980’den sonra MHP ana davasıyla birlikte açıldı. Dava Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görüldü. Sonra Adana olayları davadan ayrılarak ayrı bir dava olarak görüldü ve sonuçlandı. Olayın failleri ceza aldı.

Kısa adı Töb-Der olan Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği Giresun Bölge Avukatı Alaattin Aydemir: 6 Temmuz 1979

Faili meçhul bir cinayete kurban giden Avukat Alaattin Aydemir, Espiye’de evinin önünde kurulan pusu sonucunda 5 Temmuz 1979 günü akşam saat 22.00 sıralarında kurşunlanarak öldürülmüştür. Giresun Devlet Hastanesine yetişemeden yolda ölmüştür. Eve birlikte geldiği arkadaşına son sözleri “Beni faşistler vurdu. Kendini koru” dediği rivayet edilmektedir.  Failleri bulunamamıştır. İlk ve ortaokulu Görele’de Lise’yi ise Trabzon bitirmiş, üniversite öğrenimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlamıştır. Hakimlik sınavlarına girmiş ancak avukatlık yapmaya karar vermiştir. Avukatlığa önce Görele’de başlamış, daha sonra Espiye’de sürdürmüştür. Ezilenlerin yoksulların, adalete ihtiyacı olanların hak arama kavgasını Karadeniz Bölgesinde yürütmüştür. Askerliğini yedek subay olarak Tuzla Piyade Okulunda yapmıştır. Ecevit ile birlikte CHP’de politika yapmış, Espiye CHP yönetim kurulu üyeliği ve ilçe sekreterliği yapmıştır. 1976 yılında Espiye’de kurulan TÖB-DER şubesinin avukatlığını yürütmüş, 6 Temmuz 1979’da öldürülmüştür.

Avukat Servet Bakırtaş – 6 Temmuz 2022

Daha önce yaralama suçundan cezaevinde yatan ve henüz tahliye olan Abdullah Türkoğlu tarafından müvekkili Öznur Tufan ile birlikte silahla öldürülmüştür. Cinayetin, kendisine açılan tazminat davasını geri çekmemeleri nedeniyle işlendiği iddia edilmiştir. Olay, tüm Türkiye’de büyük bir tepki ile karşılanmış, bir çok baro yaptıkları eylemle cinayeti protesto ederek kamuoyunu ve hükümeti bu tip olaylara karşı tedbir almaya davet etmiştir.  İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, Türkiye’de bütün adliyelerde saat 11.00’de, aynı anda okunan olan bildiriyi okumuştur. Durakoğlu, “Dün Bakırköy’de bir meslektaşımızı alçakça sıkılan kurşunlara kurban verdik. Avukat Servet Bakırtaş sadece ve yalnız avukatlık yaptığı için öldürüldü. Avukatı, müvekkiliyle özdeşleştiren sapkın zihniyet, silahtan aldığı güç ile ölüm kustu. Bir mesleğin ölümü göze alarak sürdürülmesi, sürdürenler için ne denli onur vesilesi olsa da bu toplumun bir kesimi için utançtır. Artık bildiriler yazmak, yaslar tutmaktan bıktık.” şeklinde açıklama yapmıştır.

Mehmed Mustafa Subhi

Hukukçu ve Türkiye Komünist Partisinin ilk Merkez Komitesi Başkanı Mehmed Mustafa Subhi 28 Ocak 1921 tarihinde öldürüldü. (Doğumu: 4 Ağustos 1882) İstanbul Hukuk Mektebi‘nden mezun oldu. 1905 yılında İstanbul Hukuk Mektebi‘nden mezun olduktan sonra Paris’te Siyasal Bilgiler Okulu’nu kazandı. Tanin, Servet-i Fünûn ve Hak gazetelerine yazılar yazdı. Ticaret Mekteb-i Alisi’nde, Darülmuallimin-i Aliye ve Mekteb-i Sultani’de hukuk ve iktisat dersleri verdi. 1912 yılında Ahmet Ferit’in başkanlığında kurulan Millî Meşrutiyet Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı. Sinop’a sürgün edildi ve buradan Rusya’ya kaçtı. 1915 yılında Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi (Bolşevik) üyesi oldu. 1921’de 14 yoldaşı ile birlikte Trabzon’dan Sovyetler’e geri gönderilmek için bindirildikleri teknede Kayıkçılar Kahyası Yahya Kahya tarafından öldürüldü.

Zaida Catalán

Zaida Catalánİsveçli hukukçu ve siyasetçi Zaida Catalán 6 Ekim 1980’de dünyaya geldi.  Stockholm Üniversitesi’nde hukuk okudu ve yüksek lisans  derecesi kazandı. 2001-2005 yılları arasında İsveç Genç Yeşiller Partisi başkanlığı görevini yaptı. Hayvan hakları, insan eşitliği ve cinsiyet özgürlüğü konusundaki sosyal çalışmalarda bulundu. Birleşmiş Milletler tarafından görevle gittiği Afrika ülkesi Kongo’nun Kinşasa kentinde 27 Mart 2017’de öldürüldü.

Avukat Hüseyin Yama

8 Temmuz 2019 tarihinde Ümraniye’de silahlı saldırıya uğrayarak başından vurulan ve ağır yaralanan İstanbul Barosu’na bağlı 38 yaşındaki Avukat Hüseyin Yama kaldırıldığı Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki tüm müdahalelere rağmen 11 Temmuz 2019’da yaşamını yitirdi. Yama avukatlıktan önce icra memuru ve mahkeme zabıt katibi olarak görev yapmıştı. Yama için İstanbul Barosu tarafından Anadolu Adliyesi’nde tören düzenlendi, cenazesi cuma namazının ardından Ataşehir Esatpaşa Mahallesi Merkez Camii’nden kaldırılarak Ihlamurkuyu Mezarlığında defnedildi. Olayın ardından tutuklanan müteahhit Mehmet Sabri K. hakkında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis istemiyle dava açıldı. İstanbul Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mayıs 2021 tarihli celsede sanık Mehmet Sabri Kılıç’ı, tarafı olduğu hukuki uyuşmazlıkla ilgili olarak uzlaşacağı gerekçesiyle Avukat Hüseyin Yama’yı işyerine çağırdıktan sonra silahıyla öldürmesi nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edildi.

Şükrü Beleyid (Chokri Belaid)

Şükrü Beleyid (Chokri Belaid)Tunuslu avukat, Demokrat Yurtseverler Partisi ile Tunus’ta laik ve solcu muhalefetin liderlerinden olan Şükrü Beleyid (Chokri Belaid) 6 Şubat 2013’te evinin önünde uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitirdi. Aynı zamanda bir şairdi,  evliydi ve iki kızı vardı.

Rusya Federasyonu Anayasası

1
Rusya Federasyonu Anayasası

Rusya Federasyonu Anayasası, Doç. Dr. Ali Asker tarafından Türkçeye çevrilmiştir.(1) Rusya Federasyonu Anayasası(Konstitutsiya Rossiyskoy Federatsii) 12 Aralık 1993 tarihinde yapılan referandum sonucunda kabul edilmiş ve 25 Aralık 1993 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Rusya Federasyonu Anayasası

Rusya Federasyonu Anayasası ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyet sistemi kaldırılmıştır. Rusya Federasyonu Anayasası için 12 Aralık 1993 tarihinde anayasa referandumu yapılmıştır. Rusya Federasyonu Anayasası kabulünden sonra çeşitli değişikliklere uğramıştır. Yapılan değişiklikler Doç. Dr. Ali Asker tarafından Türkçe’ye çevrildikten sonra Rusya Federasyonu Anayasası tercümesi güncellenerek Dünya Anayasaları listesine eklenecektir.

Rusya Bayrağı

Rusya Federasyonu Anayasası

Biz, kendi toprakları üzerinde ortak bir kaderde birleşmiş Rusya Federasyonun çok uluslu halkı,

İnsan hak ve özgürlüklerini, toplumsal barışı ve anlaşmasını doğrulayarak,

Devletin tarih boyu oluşmuş birliğini koruyarak, halkların eşitliği ve kendi kaderini belirleme haklarının evrensel ilkelerinden yola çıkarak,

Bizlere, Vatana sevgi ve saygıyı, adaleti ve iyiliğe inancı aşılamış atalarımızın anısına saygı duyarak,

Rusya’nın egemen devletçiliğini ihya ederek ve onun demokratik temellerinin dokunulmazlığını doğrulayarak,

Rusya’nın refahını ve gelişmesini sağlamağa can atarak,

Bugünkü ve gelecek nesiller karşısında Vatanımız için sorumluluk duygusundan yola çıkarak,

Dünya topluluğunun bir parçası olduğumuzun bilincine vararak,

RUSYA FEDERASYONU ANAYASASINI  kabul ederiz.

I. KISIM
BİRİNCİ BÖLÜM
ANAYASAL DÜZENİNİN ESASLARI
Madde 1
  1. Rusya Federasyonu – Rusya, hükümet şekli cumhuriyet olan demokratik federatif hukuk devletidir.
  2. “Rusya Federasyonu” ve “Rusya” isimleri eşanlamlıdır.
Madde 2

İnsan, onun hak ve özgürlükleri yüce değerlerdir. İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini tanımak, uymak ve korumak devletin görevidir.

 Madde 3
  1. Rusya Federasyonunda egemenliğin taşıyıcısı ve hakimiyetin tek kaynağı onun çok uluslu halkıdır.
  2. Halk, kendi hakimiyetini doğrudan, ayrıca devlet hakimiyet organları ve yerel yönetim organları aracılığıyla gerçekleştirir.
  3. Halk hakimiyetinin doğrudan yüksek ifadesi, referandum ve serbest seçimlerdir.
  4. Rusya Federasyonunda hiç kimse hakimiyete el koyamaz. Hakimiyetin gasp edilmesi veya hakimiyet yetkisine el koyma federal kanunla cezalandırılır.
Madde 4

Rusya Federasyonunun egemenliği onun tüm ülkesini kapsar.

Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanunlar Rusya Federasyonu genelinde egemendir.

Rusya Federasyonu kendi ülkesinin bütünlüğü ve dokunulmazlığını sağlar.

Madde 5
  1. Rusya Federasyonu, Rusya Federasyonunun eşit haklara sahip unsurları olan  cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayetler ve özerk alanlardan oluşur.
  2. Cumhuriyet (devlet) kendi Anayasası ve mevzuatına sahiptir. Toprak, vilayet, federal şehir, özerk vilayet ve özerk alanlar kendi Tüzüklerine ve mevzuatına sahiptirler.
  3. Rusya Federasyonunun federatif düzeni; devlet bütünlüğüne, devlet hakimiyetinin bütünlüğüne, Rusya Federasyonu devlet hakimiyet organları ve Rusya Federasyonu unsurlarının devlet hakimiyet organları arasında yönetim konularının ve yetkilerinin ayrılmasına, Rusya Federasyonunda halkların hak eşitliği ve kendi kaderini belirlenmesine dayanır.
  4. Rusya Federasyonunun tüm unsurları, federal devlet hakimiyet organlarıyla olan karşılıklı ilişkilerinde ve kendi aralarında eşit haklara sahiptirler.
 Madde 6

Rusya Federasyonu vatandaşlığı federal kanunla edinir ve sona erer. Edinme esasına bakılmaksızın tek ve eşittir.

Rusya Federasyonunun her vatandaşı kendi ülkesinde Rusya Federasyonu Anayasasıyla öngörülmüş tüm hak ve özgürlüklere sahiptir ve eşit ödevler taşır.

Rusya Federasyonu vatandaşları kendi vatandaşlığından veya onu değiştirme hakkından yoksun bırakılamaz.

Madde 7
  1. Rusya Federasyonu; politikası, insanın onurlu yaşamını ve özgürce gelişmesini sağlayan ortam oluşturmaya yönelmiş sosyal devlettir.
  2. Rusya Federasyonunda insanların çalışma ve sağlığı korunur, güvence altına alınmış asgari ücret belirlenir, ailenin, anneliğin, babalığın ve çocukluğun, sakatların ve yaşlı vatandaşların devlet tarafından korunması sağlanır, sosyal hizmetler sistemi geliştirilir, devlet emekli aylığı, yardımı ve sosyal güvenliğin diğer güvenceleri belirlenir.
Madde 8
  1. Rusya Federasyonunda ekonomik alanın bütünlüğü, malların, hizmetlerin ve mali kaynakların serbest dolaşımı, rekabetin desteklenmesi, ekonomik faaliyetlerin serbestliği güvence altına alınır.
  2. Rusya Federasyonunda özel, devlet, belediye ve diğer mülkiyet şekilleri kabul edilir ve eşit şekilde korunur.
Madde 9
  1. Rusya Federasyonunda toprak ve diğer doğal zenginlikler, ilgili bölgede yaşayan halkların yaşam ve faaliyet temeli olarak kullanılır ve korunur.
  2. Toprak ve diğer doğal zenginlikler özel, devlet, belediye ve diğer mülkiyet şekillerinde olabilir.
Madde 10

Rusya Federasyonunda devlet hakimiyeti; yasama, yürütme ve yargı ayrılığı esasında gerçekleştirilir. Yasama, yürütme ve yargı hakimiyet organları serbesttir.

Madde 11
  1. Rusya Federasyonunda devlet hakimiyeti; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Federal Meclisi (Federasyon Konseyi ve Devlet Duması), Rusya Federasyonu Hükümeti ve Rusya Federasyonu mahkemeleri tarafından gerçekleştirilir.
  2. Rusya Federasyonu unsurlarında devlet hakimiyeti bu unsurlar tarafından oluşturulan devlet organlarınca gerçekleştirilir.
  3. Rusya Federasyonunun devlet hakimiyet organları ile Rusya Federasyonu unsurlarının devlet hakimiyet organları arasında yönetim konuları ve yetkilerin ayrılması, bu Anayasayla, yönetim konuları ve yetkilerin ayrılmasına ilişkin federal ve diğer antlaşmalarla gerçekleştirilir.
Madde 12

Rusya Federasyonunda yerel yönetim tanınır  ve güvence altına alınır. Yerel yönetimler kendi yetkileri çerçevesinde serbesttir. Yerel yönetim organları devlet hakimiyet organları sistemine dahil değildir.

Madde  13
  1. Rusya Federasyonunda ideolojik çoğulculuk kabul edilir.
  2. Hiçbir ideoloji, devlet ideolojisi veya zorunlu ideoloji olarak belirlenemez.
  3. Rusya Federasyonunda siyasal çoğulculuk, çok partililik tanınır.
  4. Toplumsal birlikler kanun önünde eşittir.
  5. Amaç ve faaliyetleri; Rusya Federasyonunun anayasal düzeninin temellerini zorla değiştirmeye ve ülke bütünlüğünü ihlal etmeye, devlet güvenliğini sarsmaya, silahlı oluşumlar oluşturmaya, sosyal, ırki, milli ve dini ayrımcılığı körüklemeye yönelik toplumsal birliklerin oluşturulması ve faaliyeti yasaktır.
Madde 14
  1. Rusya Federasyonu dünyevi devlettir. Hiçbir din, devlet dini veya zorunlu din olarak belirlenemez.
  2. Dini birlikler devletten ayrılmıştır ve kanunlar önünde eşittir.
Madde 15
  1. Rusya Federasyonu Anayasası, Rusya Federasyonu genelinde yüksek hukuki güce, doğrudan yürürlüğe sahiptir ve uygulanır. Rusya Federasyonunda uygulanan kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri, Rusya Federasyonu Anayasasına aykırı olmamalıdır.
  2. Devlet hakimiyet organları, yerel yönetim organları, yetkili kişiler, vatandaşlar ve onların birlikleri Rusya Federasyonu Anayasasına ve kanunlara uymakla yükümlüdürler.
  3. Kanunlar resmi şekilde yayımlanır. Yayımlanmayan kanunlar uygulanmaz. İnsan hak, özgürlük ve ödevlerini ilgilendiren normatif hukuk düzenlemeleri herkesin bilgilendirilmesi için resmi şekilde yayımlanmamışsa uygulanamaz.
  4. Uluslararası hukukun evrensel ilke ve normları ve Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmaları, Rusya Federasyonunun hukuk sisteminin bir parçasıdır. Eğer; Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmasıyla, kanunla öngörüldüğünden farklı bir hüküm öngörülmüşse, uluslararası antlaşmanın hükmü uygulanır.
Madde 16
  1. Anayasanın bu bölümünün hükümleri Rusya Federasyonunun anayasal düzeninin temellerini oluşturur ve bu Anayasada belirlendiğinden farklı bir şekilde değiştirilemez.
  2. Bu Anayasanın hiçbir hükmü, Rusya Federasyonunun anayasal düzeninin temellerine aykırı olamaz.
İKİNCİ BÖLÜM
İNSAN VE VATANDAŞ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ
Madde 17
  1. Rusya Federasyonunda, uluslararası hukukun evrensel ilke ve normları doğrultusunda ve bu Anayasaya uygun olarak, insan ve vatandaş hak ve özgürlükleri tanınır ve güvence altına alınır.
  2. İnsanın temel hak ve özgürlükleri ayrılmaz ve doğuştandır.
  3. İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin gerçekleştirilmesi diğer kişilerin hak ve özgürlüklerini ihlal edemez.
Madde 18

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlükleri doğrudan yürürlüktedir. Bunlar kanunların ruhunu, sözünü ve uygulanmasını, yasama ve yürütme hakimiyetini ve yerel yönetimlerin faaliyetini belirler ve yargı tarafından güvence altına alınır.

Madde 19
  1. Herkes kanun ve mahkeme önünde eşittir.
  2. Devlet; cinsiyet, ırk, milliyet, dil, köken, malvarlığı ve makam, ikamet yeri, dini tutum, görüş, toplumsal birliklere mensubiyet, ayrıca diğer durumlarına bakmaksızın insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin eşitliğini güvence altına alır. Sosyal, ırki, milli, dil veya dini mensubiyet niteliğine göre, vatandaşların haklarının her hangi bir şekilde sınırlandırılması yasaktır.
  3. Erkek ve kadın eşit hak ve özgürlüklere, onların kullanılmasında eşit imkanlara sahiptirler.
Madde 20
  1. Herkes yaşam hakkına sahiptir.
  2. Ölüm cezası; bu ceza kaldırılıncaya kadar sanığa, davasının jürinin katılımıyla gerçekleştirilen mahkemede görüşülmesi hakkının tanınması şartıyla, insan yaşamına yönelik en ağır suçlara göre, müstesna ceza olarak federal kanunla belirlenebilir.
Madde 21
  1. Kişinin onuru devlet tarafından korunur. Hiç bir şey bu hakkın kısıtlanması için esas olamaz.
  2. Hiç kimse; işkenceye, şiddete ve zalimce veya insan onurunu aşağılayıcı diğer muameleye  veya cezaya maruz bırakılamaz. Hiç kimse; kendi rızası olmaksızın tıbbi, bilimsel ve diğer deneylere maruz bırakılamaz.
Madde 22
  1. Herkes, özgürlük ve kişisel dokunulmazlık hakkına sahiptir.
  2. Tutuklamaya, göz altına almaya ve göz altında tutmaya, sadece mahkeme kararıyla izin verilir. Mahkeme kararına kadar kişinin tutukluluk hali 48 saatten fazla süremez.
Madde 23
  1. Herkes, özel yaşamın, kişisel ve ailevi sırrın dokunulmazlığı, kendi şeref ve haysiyetinin korunması hakkına sahiptir.
  2. Herkes, yazışma, telefon görüşmeleri, posta, telgraf ve diğer iletişim gizliliği hakkına sahiptir. Bu hakkın sınırlandırılmasına sadece mahkeme kararına dayanılarak izin verilir.
Madde 24
  1. Kişinin onayı olmaksızın özel hayatıyla ilgili bilgi toplama, saklama, kullanma ve yaymaya izin verilmez.
  2. Devlet hakimiyet organları ve yerel yönetim organları, yetkili kişileri, aksi kanunla öngörülmedikçe, herkese kendi hak ve özgürlüklerini doğrudan ilgilendiren belge ve dosyaları inceleme olanağını sağlamakla yükümlüdürler.
 Madde 25

Konut dokunulmazdır. Hiç kimse, federal kanunda düzenlenen durumlar veya mahkeme kararına dayanılan haller hariç, oturanların iradesi dışında konuta giremez.

Madde 26
  1. Herkes kendi milli kökenini belirleme ve bildirme hakkına sahiptir. Hiç kimse kendi milli kökenini belirlemeye veya bildirmeye zorlanamaz.
  2. Herkes ana dilini kullanma, iletişim, eğitim, öğrenim ve yaratıcılık dilini serbestçe seçme hakkına sahiptir.
Madde 27
  1. Yasal yollarla Rusya Federasyonu sınırları dahilinde bulunan herkes; serbestçe seyahat etme, bulunma ve ikametgah yerini seçme hakkına sahiptir.
  2. Herkes, serbestçe Rusya Federasyonu sınırları dışına çıkabilir. Rusya Federasyonu vatandaşı hiçbir engelle karşılaşmadan Rusya Federasyonuna dönme hakkına sahiptir.
Madde 28

Herkesin vicdan özgürlüğü, tek başına veya başkalarıyla birlikte her hangi bir dine inanma veya hiçbirine inanmama hakkı dahil, ibadet özgürlüğü, dini ve diğer görüşleri serbestçe seçme, onlara sahip olma, yayma ve onlara uygun şekilde hareket etme özgürlüğü güvence altına alınır.

Madde 29

Her kesin düşünce ve ifade özgürlüğü güvence altına alınır.

Sosyal, ırki, milli veya dini kin ve düşmanlığı uyandıracak propaganda yapma veya teşvik etme yasaktır. Sosyal, ırk, milliyet, din veya dil üstünlüğünün propagandası yasaktır.

Hiç kimse görüş ve inançlarını açıklamaya veya onlardan vazgeçmeye zorlanamaz.

Herkes; her türlü yasal yöntemle bilgiyi serbestçe arama, edinme, aktarma, ürütme ve yayma hakkına sahiptir. Devlet sırrını oluşturan bilgilerin listesi federal kanunla belirlenir.

Kitlesel iletişim özgürlüğü temin edilir. Sansür yasaktır.

 Madde 30

Herkes kendi çıkarlarını korumak için sendikalar oluşturma hakkı dahil örgütlenme hakkına sahiptir. Toplumsal birliklerin faaliyet özgürlüğü güvence altına alınır.

Hiç kimse her hangi bir birliğe girmeye ve orada bulunmaya zorlanamaz.

Madde 31

Rusya Federasyonu vatandaşları barışçıl, silahsız toplanma, toplantı, miting, gösteri ve yürüyüş yapma hakkına sahiptir.

Madde 32

Rusya Federasyonu vatandaşları doğrudan veya kendi temsilcileri aracılığıyla devlet yönetimine katılma hakkına sahiptirler.

Rusya Federasyonu vatandaşları devlet hakimiyeti organları ve yerel yönetim organlarına seçme ve seçilme, ayrıca referanduma katılma hakkına sahiptirler.

Fiil ehliyetine sahip olmadığı mahkemce belirlenmiş, ayrıca mahkeme hükmüyle ceza infaz yerlerinde bulunan vatandaşlar seçme ve seçilme hakkına sahip değildir.

Rusya Federasyonu vatandaşları devlet memuriyetine eşit şartlarla girebilirler.

Rusya Federasyonu vatandaşları yargılama sürecine katılma hakkına sahiptirler.

Madde 33

Rusya Federasyonu vatandaşları devlet organları ve yerel yönetim organlarına bizzat başvuru, ayrıca bireysel ve toplu başvuruda bulunma hakkına sahiptirler.

Madde 34
  1. Herkes kendi yeteneğini ve malvarlığını, girişimcilik ve kanunla yasaklanmayan diğer faaliyetler için serbestçe kullanma hakkına sahiptir.
  2. Tekelleşmeye ve haksız rekabete yönelen ekonomik faaliyet yasaktır.
Madde 35
  1. Özel mülkiyet hakkı kanunla korunur.
  2. Herkes malvarlığına sahip olabilir, tek başına veya başkalarıyla birlikte bu konuda sahiplik, zilyetlik ve intifa haklarını gerçekleştirebilir.

Hiç kimse, mahkemenin kararı olmaksızın kendi malvarlığından yoksun bırakılamaz. Malvarlığının devlet ihtiyaçları için zorunlu kamulaştırılması sadece önceden ve eşdeğerde tazmin edilmesi şartıyla yapılabilir.

Miras hakkı güvence altına alınır.

Madde 36

Vatandaşlar ve onların birlikleri özel mülkiyetlerinde toprak bulundurabilirler.

Toprak ve diğer doğal kaynaklar üzerinde sahiplik, zilyet ve intifa hakkı, çevreye zarar vermemek ve diğer kişilerin hak ve yasal çıkarlarını ihlal etmemek şartıyla, toprak üzerinde mülkiyet hakkına sahip olanlar tarafından serbestçe kullanılır.

Toprakların kullanılmasının şartları ve şekli federal kanunla belirlenir.

Madde 37

Çalışma serbesttir. Herkes serbestçe kendi çalışma yeteneği üzerinde karar verme, faaliyet türü ve meslek seçme hakkına sahiptir.

Zorla çalıştırma yasaktır.

Herkes güvenli ve hijyenik koşullara uygun çalışma hakkına, her hangi bir engel olmaksızın ve çalışma ücretinin federal kanunla belirlenmiş asgari düzeyinden aşağı olmayan maaş alma hakkına, ayrıca işsizlikten korunma hakkına sahiptir.

Grev hakkı dahil, federal kanunla belirlenmiş yollarla çözülen bireysel ve toplu iş uyuşmazlıkları hakkı tanınır.

Her kes dinlenme hakkına sahiptir. İş sözleşmesiyle çalışanlar için  federal kanunla belirlenmiş çalışma süresi, tatil ve bayram günleri, ücretli yıllık izin güvence altına alınır.

Madde 38

Annelik, çocukluk ve aile devletin koruması altındadır.

Çocuklara bakma, onların eğitimi ebeveynlerin eşit hak ve ödevleridir.

18 yaşına ulaşmış çalışabilen evlatlar çalışamayan ebeveynlerine bakmakla yükümlüdürler.

Madde 39

Herkese yaş, sakatlık, hastalık, ailenin geçimini sağlayanın kaybı, çocukların eğitimi için ve kanunla belirlenen diğer durumlarda sosyal güvenlik hakkı sağlanır.

Devlet emeklilik maaşları ve sosyal yardımlar kanunlarla belirlenir.

 İsteğe bağlı sosyal sigorta, sosyal güvenliğin diğer şekillerinin oluşturulması ve hayır işleri teşvik edilir.

Madde 40

Herkes konut hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak konutundan yoksun bırakılamaz.

Devlet hakimiyet organları ve yerel yönetim organları konut inşaatını teşvik eder, konut hakkının sağlanması için ortam oluşturur.

Konut ihtiyacı olan fakir ve kanunla belirlenmiş diğer vatandaşlara devlet, belediye ve diğer konut fonlarından kanunla belirlenmiş normda ücretsiz ve uygun fiyatla konut temin edilir.

 Madde 41
  1. Herkes sağlığının korunması ve tıbbi yardım almak hakkına sahiptir. Devlet ve belediye sağlık kurumlarında vatandaşlara tıbbi yardım ilgili bütçe kaynakları, sigorta primleri ve diğer gelirlerden karşılanarak hesabına ücretsiz yapılır.
  2. Rusya Federasyonunda toplum sağlığının korunması ve güçlendirilmesiyle ilgili federal programlar finanse edilir; devlet, belediye ve özel sağlık hizmetleri sisteminin geliştiriltmesi yönünde önlemler alınır; insan sağlığının güçlendirilmesine, beden eğitimi ve sporun geliştirilmesine, ekolojik ve hıfzı sıhha konusundaki  faaliyetleri teşvik edilir.
  3. İnsanın yaşam ve sağlığı için tehlike oluşturan gerçeklik ve durumların yetkili kişiler tarafından saklanması federal kanunlar uyarınca sorumluluk altına alınmasını gerektirir.
 Madde 42

Herkes sağlıklı çevrede yaşama, onun durumuyla ilgili  doğru bilgileri alma ve çevre hukukunun ihlali sonucu kendisinin sağlığına veya malvarlığına verilen zararın tazminatını alma hakkına sahiptir.

Madde 43

Herkes eğitim hakkına sahiptir.

Devlet veya belediyenin eğitim kurumları ve işletmelerde okul öncesi, temel genel ilk öğretim ve meslek öğreniminin parasız olması ve herkes için ulaşılabilirliği güvence altına alınır.

Herkes sınav esasında devlet veya belediyenin eğitim kurumları ve işletmelerde yüksek eğitim alma hakkına sahiptir.

Temel genel ilk öğretim zorunludur. Ebeveyniler veya onların yerinde olan kişiler çocukların genel ilk öğretim düzeyinde eğitim almasını sağlarlar.

Rusya Federasyonu, devlet federal eğitim standartlarını belirler, eğitimin ve kendi kendine eğitimin çeşitli şekillerini destekler.

Madde 44

Herkesin edebi, sanatsal, bilimsel, teknik ve diğer yaratıcılık ve eğitim verme özgürlüğü güvence  altına alınır. Fikri mülkiyet kanunla korunur.

Herkes kültürel yaşama katılma ve kültür kurumlarından yararlanma, kültür değerlerine ulaşma hakkına sahiptir.

Herkes tarihi ve kültürel mirasın korunmasına özen göstermekle yükümlüdür.

Madde 45

Rusya Federasyonunda insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin devlet tarafından korunması güvence altına alınır.

Herkes kendi hak ve özgürlüklerini kanunla yasaklanmayan şekilde savunma hakkına sahiptir.

Madde 46

Herkesin hak ve özgürlüklerinin yargısal korunması güvence altına alınır.

Devlet hakimiyet organları, yerel hakimiyet organları, toplumsal birlikler ve yetkili kişilerin karar ve eylemlerinden (eylemsizliklerinden) mahkemeye şikayette bulunabilir.

Herkes, devletin mevcut iç hukuksal savunma araçlarını kullandıktan sonra, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarına uygun olarak insan hak ve özgürlüklerinin korunmasına ilişkin uluslararası organlara başvururda bulunabilir.

 Madde 47

Hiç kimse, davasının kanunla belirlenen mahkeme ve hakimlerce görüşülmesi hakkından yoksun bırakılamaz.

Suç işlemekle itham edilen kişi federal kanunla öngörülen durumlarda davasının jürinin katılımıyla yapılan mahkemede görüşülmesi hakkına sahiptir.

Madde 48

Herkesin yüksek düzeyde hukuk yardımı alma hakkı güvence altına alınır. Kanunla öngörülen durumlarda hukuk yardımı ücretsiz yapılır.

Tutuklanan, göz altında bulunan, suç işlemekle itham edilen kişi tutuklandığı, göz altına alındığı veya itham ileri sürüldüğü andan itibaren avukat (savunucu) yardımından yararlanma hakkına sahiptir.

Madde 49

Suç işlemekle itham edilen bir kişi, suçluluğu federal kanunla öngörülen şekilde ispat edilmediği ve mahkemenin kesin hükmüyle yürürlüğe girmediği sürece suçsuz sayılır.

Sanık kendi suçsuzluğunu ispat etmekle yükümlü değildir.

Suçluluğa ilişkin esaslı şüpheler sanığın lehine yorumlanır.

Madde 50

Hiç kimse aynı suçtan dolayı iki defa mahkum edilemez.

Yargı işlemlerinin yürütülmesi sırasında federal kanunu ihlal ederek elde edilmiş deliller geçersizdir.

Her mahkumun, federal kanunla öngörülmüş şekilde hükmün üst mahkemece yeniden incelenmesini, ayrıca cezanın affını veya hafifletilmesini isteme hakkı vardır.

 Madde 51

Hiç kimse kendisi, eşi ve federal kanunla belirlenmiş diğer akrabaları aleyhine tanıklık etmekle yükümlü değildir.

Federal kanunla tanıklık etmekten muaf tutan diğer durumlar da belirlenebilir.

Madde 52

Suçlardan ve hakimiyetin kötüye kullanılmasından zarar görenlerin hakları kanunla korunur. Devlet, zarar görenlerin yargıya ulaşmasını ve verilen zararın tazmin edilmesini sağlar.

Madde 53

Herkes devlet organları veya onların yetkili kişilerinin eylemleri (veya eylemsizlikleri) dolayısıyla verilen zarara göre devletten tazminat alma hakkına sahiptir.

Madde 54

Sorumluluk belirleyen veya ağırlaştıran kanunlar geriye yürümez.

Hiç kimse işlediği anda hukuk ihlali sayılmayan eylemden dolayı sorumluluk taşımaz. Hukuk ihlali yapıldıktan sonra onunla ilgili sorumluluk kaldırılmış veya hafifletilmişse, yeni kanun uygulanır.

Madde 55

Rusya Federasyonu Anayasasında temel hak ve özgürlüklerin yer alması diğer evrensel insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin reddi veya küçümsenmesi gibi yorumlanamaz.

Rusya Federasyonunda insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran veya kısıtlayan kanunlar çıkarılamaz.

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlükleri yalnız anayasal düzenin temelleri, ahlak, sağlık, diğer kişilerin hak ve yasal çıkarlarının koruması, ülke savunması ve devlet güvenliği amacıyla federal kanunla sınırlandırılabilir.

Madde 56

Olağanüstü hal durumunda vatandaşların güvenliğinin sağlanması ve anayasal düzenin korunması için federal anayasal kanun uyarınca sınırları ve yürürlülük süresi belirtilerek hak ve özgürlüklere belirli sınırlamalar getirilebilir.

Rusya Federasyonunu genelinde ve ayrı ayrı bölgelerinde olağanüstü hal, federal anayasal kanunla belirlenmiş durum ve şekillerde uygulanabilir.

Rusya Federasyonu Anayasasının 20.,  21., 23.(1. fıkra), 24., 28., 34. (1.fıkra), 40 (1. fıkra), 46.-54. maddelerinde öngörülen hak ve özgürlükler sınırlandırılamaz.

Madde 57

Herkes kanunla belirlenen vergi ve resimleri ödemekle yükümlüdür. Yeni vergiler belirleyen veya vergi mükelleflerinin durumunu ağırlaştıran kanunların geriye yürümez.

Madde 58

Herkes doğayı ve çevreyi korumakla, doğal zenginliklere özen göstermekle  yükümlüdür.

 Madde 59

Vatanı savunma her Rusya Federasyonu vatandaşının görevi ve yükümlülüğüdür.

Rusya Federasyonu vatandaşı federal kanuna uygun olarak askeri hizmet yapar.

Rusya Federasyonu vatandaşının görüşü veya dini itikadı askeri hizmetin yapılmasına aykırıysa, ayrıca federal kanunla belirlenen diğer durumlarda alternatif sivil hizmet  yapma hakkı vardır.

Madde 60

Rusya Federasyonu vatandaşı 18 yaştan itibaren kendi hak ve ödevlerini serbestçe ve tam olarak kullanabilir.

Madde 61

Rusya Federasyonu vatandaşı Rusya Federasyonu sınırları dışına sürülemez veya diğer devlete verilemez.

 Rusya Federasyonu tüm vatandaşlarının korunmasını ve himayesini güvence  altına alır.

Madde 62

Rusya Federasyonu vatandaşı, Rusya Federasyonunun federal kanununa veya uluslararası antlaşmasına dayanarak yabancı ülke vatandaşlığı (ikili vatandaşlık) edinebilir.

Rusya Federasyonu vatandaşının yabancı ülke vatandaşlığının olması, eğer Rusya Federasyonunun federal kanununda veya uluslararası antlaşmasında aksi öngörülmemişse, onun hak ve özgürlüklerini sınırlandırmaz ve Rusya vatandaşlığından doğan ödevlerden muaf tutmaz.

Yabancılar ve vatandaşlığı olmayan kişiler Rusya Federasyonunun federal kanunu veya uluslararası antlaşmasıyla belirlenmiş durumlar dışında Rusya Federasyonu vatandaşlarıyla eşit haklardan yararlanır ve eşit ödevler taşır.

Madde 63

Rusya Federasyonu yabancılara ve vatandaşlığı olmayan kişilere uluslararası hukukun evrensel normlarına uygun olarak siyasi sığınma hakkı verir.

Siyasi görüşleri, ayrıca Rusya Federasyonunda suç sayılmayan eylemler (hareket veya hareketsizlik) nedeniyle takip edilen kişilerin başka devletlere verilmesine izin verilmez. Suç işlemekle itham edilen kişilerin, ayrıca mahkumların cezasını infaz ettirmek için başka devletlere verilmesi Rusya Federasyonunun federal kanunu veya uluslararası antlaşması gereğince gerçekleştirilir.

Madde 64

Bu bölümdeki hükümler Rusya Federasyonunda kişinin hukuki statüsünün temellerini oluşturur ve bu Anayasayla belirlenen şekilde değiştirilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
FEDERAL DÜZEN
Madde 65
  1. Rusya Federasyonunda aşağıdaki Rusya Federasyonu unsurları bulunur:

Adıgey Cumhuriyeti (Adıgeya), Altay Cumhuriyeti, Başkurdistan Cumhuriyeti, Buryatiya Cumhuriyeti, Dağıstan Cumhuriyeti, İnguşetiya Cumhuriyeti, Kabardin-Balkar Cumhuriyeti, Kalmıkya Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti, Karel Cumhuriyeti, Komi Cumhuriyeti, Mariy El Cumhuriyeti, Mordov Cumhuriyeti, Saha (Yakutya) Cumhuriyeti, Kuzey Osetya Cumhuriyeti (Alanya), Tataristan Cumhuriyeti (Tataristan), Tıva Cumhuriyeti, Udmurt Cumhuriyeti, Hakas Cumhuriyeti, Çeçen Cumhuriyeti, Çuvaş Cumhuriyeti (Çavaş Cumhuriyeti),

Altay Toprağı, Krasnodar Toprağı, Krasnoyarsk Toprağı, Primorsk Toprağı, Stavrapol Toprağı, Habarovsk Toprağı,

Amur vilayeti, Arhangelsk vilayeti, Astrahan vilayeti, Belgorod vilayeti, Bryansk vilayeti, Vladimir vilayeti, Volgograd vilayeti, Vologod vilayeti, Voronej vilayeti, İvanov vilayeti, İrkutsk vilayeti, Kaliningrad vilayeti, Kaluga vilayeti, Kam­çatka vilayeti, Kemerovo vilayeti, Kirov vilayeti, Kostroma­ vila­yeti, Kurgan vilayeti, Kursk vilayeti, Leningrad vilayeti, Lipetsk vilayeti, Magadan vilayeti, Moskova vilayeti, Murmansk vilayeti, Nijegorod vilayeti, Novgorod vilayeti, Novosibirsk vilayeti, Omsk vilayeti, Orenburg vilayeti, Orlov vilayeti, Penza vilayeti, Perm  vilayeti, Pskov vilayeti, Rostov vilayeti, Ryazan vilayeti, Samara vilayeti, Saratov vilayeti, Sahalin vilayeti, Sverdlov vilayeti, Smolensk vilayeti, Tambov vilayeti, Tver vilayeti, Tomsk vilayeti, Tula vilayeti, Tümen vilayeti, Ulyanovsk vilayeti, Çelyabinsk vilayeti, Çita vilayeti, Yaroslavl vilayeti.

Moskva,  Sankt-Petersburg federal şehirlerdir.

Yahudi Özerk Vilayeti,

Agin-Buryat Özerk Alanı, Komi-Permyak Özerk Alanı, Koryaksk Özerk Alanı, Nen Özerk Alanı, Taymır (Dolgano-Nen) Özerk Alanı, Ust-Ordınsk Buryat Özerk Alanı, Hantı-Mansiysk Özerk Alanı, Çukot Özerk Alanı, Evenkiy Özerk, Yamalo-Nen Özerk Alanı.

  1. Rusya Federasyonuna yeni unsurların kabulü ve içinde yeni unsurların oluşturulması federal anayasal kanunla belirlenmiş şekilde gerçekleştirilir.
Madde 66
Cumhuriyet statüsü Rusya Federasyonu Anayasası ve cumhuriyetlerin anayasalarıyla belirlenir.

Toprakların, vilayetlerin, federal şehirlerin, özerk vilayetlerin, özerk alanların statüsü, Rusya Federasyonu Anayasası ve toprağın, vilayetin, federal şehrin, özerk vilayetlerin, özerk alanların ilgili Rusya Federasyonu unsurunun yasama (temsili) organı tarafından kabul edilmiş Tüzükle belirlenir.

Özerk vilayetlerin ve özerk alanların yasama ve yürütme organlarının önerisi üzerine özerk vilayet ve özerk alan hakkında federal kanun kabul edilir.

Toprağın veya vilayetin sınırları içindeki özerk alanlar arasındaki ilişkiler federal kanun ve özerk alanın devlet organları ile ilgili toprak veya vilayetin devlet hakimiyet organları arasında yapılan antlaşmalarla düzenlenebilir.

Rusya Federasyonu unsurunun statüsü; Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurunun karşılıklı rızası ile federal anayasal kanuna uygun olarak değiştirilebilir.

Madde 67

Rusya Federasyonu ülkesi; unsurlarının ülkelerini, dahili suları ve ülke denizlerini, bunlar üzerindeki hava sahasını kapsar.

Rusya Federasyonu; federal kanun ve uluslararası hukuk normları ile belirlenen şekilde kıta sahanlığı ve Rusya Federasyonunun münhasıran ekonomik bölgesinde egemen haklara sahiptir ve yetkilerini kullanır.

Rusya Federasyonu unsurları arasındaki sınırlar, onların karşılıklı rızasıyla değiştirilebilir.

Madde 68
Rusya Federasyonu genelinde devlet dili Rusçadır.

Cumhuriyetler kendi devlet dillerini belirleyebilirler. Bu diller Cumhuriyetlerin devlet hakimiyeti organlarında, yerel yönetim organlarında, devlet kurumlarında Rusya Federasyonunun devlet dili ile bir arada kullanılır.

Rusya Federasyonu, tüm halklarına ana dillerini muhafaza etmeleri, öğrenmeleri ve geliştirmeleri için ortamın oluşturulması hakkını güvence altına alır.

Madde 69

Rusya Federasyonu; milli azınlıkların haklarını, uluslararası hukukun evrensel ilke ve normlarına ve Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarına uygun olarak güvence altına alır.

Madde 70

Rusya Federasyonunun Devlet Bayrağı, Devlet Arması ve Milli Marşı,  onların tasviri ve resmi kullanım şekli federal anayasal kanunla belirlenir.

Rusya Federasyonunun başkenti Moskova şehridir. Başkentin statüsü federal kanunla belirlenir.

 Madde 71
Rusya Federasyonunun yetkileri şunlardır:

Rusya Federasyonu Anayasasının ve federal kanunların kabulü ve değiştirilmesi, kanunlara uyulması üzerinde denetim,

 Rusya Federasyonunun federal düzeni ve ülkesi,

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin düzenlenmesi ve korunması; Rusya Federasyonunda vatandaşlık; milli azınlıkların haklarının düzenlenmesi ve korunması,

Yasama, yürütme ve yargı hakimiyetinin federal organları sisteminin teşk ve faaliyet biçiminin belirlenmesi; federal devlet organlarının oluşturulması,

Federal devlet mülkiyeti ve onun yönetilmesi,

 Rusya Federasyonunun devlet yönetimiyle ilgili, iktisadi, ekolojik, sosyal, kültürel ve milli gelişim alanlarındaki federal politikanın ve federal programların temellerinin belirlenmesi,

Ortak pazarın hukuki temellerinin belirlenmesi; Mali, döviz, kredi ve gümrük düzenlemesi, para dolaşımı, fiyat politikasının temelleri; federal bankalar dahil federal ekonomik hizmetler,

Federal bütçe; federal vergi ve resimler; federal bölgesel kalkınma fonları,

Federal enerji sistemleri, nükleer enerji, füzyonlanabilir maddeler, federal ulaşım, ulaştırma, haberleşme ve iletişim; uzay faaliyetleri,

Rusya Federasyonunun dış politikası ve uluslararası  ilişkileri, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmaları; savaş ve barış konuları,

Rusya Federasyonunun dış ekonomik ilişkileri,

Savunma ve güvenlik; savunma sanayi; silah, mühimmat, askeri donanım ve diğer ekipmanların alım-satım şeklinin belirlenmesi, zehirli maddelerin, uyuşturucu maddelerinların üretimi ve onların kullanım şekli,

Rusya Federasyonunun devlet sınırlarının, kara sularının, hava sahasının, münhasır ekonomik bölgsinin ve kıta sahanlığının statüsünün belirlenmesi ve korunması,

 Mahkeme teşkilatı; savcılık; ceza, ceza usul ve ceza infaz mevzuatı; genel ve özel af; medeni, medeni usul, tahkim usulü mevzuatı; fikri mülkiyetle ilgili hukuk düzenlenmeleri,

Federal uyuşmazlık hukuku,

Meteorolojik hizmetler; standartlar, numuneler, metrik sistem ve  zaman ölçümlenmesi; jeodezi ve haritacılık; coğrafi yerlerin isimleri; devlet istatistiği ve muhasebesi,

Rusya Federasyonunun devlet ödülleri ve onursal unvanları,

Federal devlet memuriyeti.

 Madde 72
Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetkileri şunlardır:

Cumhuriyetlerin Anayasalarının ve kanunlarının, toprakların, vilayetlerin, federal şehirlerin, özerk vilayetin ve özerk alanların Tüzüklerinin, kanunlarının ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanunlara uygunluğunun sağlanması,

İnsan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin korunması; milli azınlıkların haklarının korunması; kanuniliğin, hukuk düzeninin ve kamu güvenliğinin sağlanması; sınır bölgeleri rejimi,

Toprak, toprağın altı, su  ve diğer doğal kaynaklar üzerinde sahiplik, zilyetlik ve intifa konuları,

Devlet mülkiyetinin sınırlarının belirlenmesi,

Doğal kaynakların işletilmesi; çevrenin muhafazası ve ekolojik güvenliğin sağlanması; özel korunması gereken doğal bölgeler; tarihi ve kültürel anıtların muhafazası,

Eğitim, öğrenim, bilim, kültür, beden eğitimi ve spor ile ilgili genel konular,

Sağlık konularının koordine edilmesi; ailenin, anneliğin, babalığın ve çocukluğun korunması; sosyal güvenlik dahil sosyal güvence,

Felaketler, doğal afetler, salgın hastalıklarla mücadele önlemlerinin alınması ve bunların sonuçlarının ortadan kaldırılması,

Rusya Federasyonunda vergilendirmenin ve resimlerin genel ilkelerinin belirlenmesi,

İdari, idari usul, iş, aile, konut, toprak, su, orman mevzuatı, toprak altı ve çevre muhafazası mevzuatı,

Yargı ve hukuk muhafaza organlarının kadroları; barolar ve noterler,

Nüfus sayısı az olan etnik grupların tarihi yaşam yerleri ve geleneksel yaşam biçimlerinin korunması,

Devlet hakimiyeti ve yerel yönetim organları sisteminin oluşturulmasının genel ilkelerinin belirlenmesi,

Rusya Federasyonu unsurlarının uluslararası ve dış ekonomik ilişkilerinin koordine edilmesi, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarının yerine getirilmesi.

  1. Bu maddenin hükümleri, Cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayet ve özerk alanlarda eşit düzeyde uygulanır.
Madde 73

Rusya Federasyonunun yetki alanı dışında kalan Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetki konuları hakkında, Rusya Federasyonu unsurları tam devlet hakimiyetine sahiptirler.

 Madde 74

Rusya Federasyonu ülkesinde malların, hizmetlerin ve mali kaynakların serbest dolaşımı için, gümrük sınırlarının, gümrük vergi ve resimlerinin ve diğer engellerin konulması yasaktır.

Malların ve hizmetlerin dolaşımıyla ilgili sınırlamalar, sadece insanların  güvenliğinin, yaşam ve sağlığının korunması, doğanın ve kültürel değerlerin muhafazası için gereken durumlarda federal kanuna uygun olarak konulabilir.

Madde 75

Rusya Federasyonunun para birimi Rubl’dur. Para basımı münhasıran Rusya Federasyonu Merkez Bankası tarafından gerçekleştirilir. Rusya Federasyonunda diğer para birimlerinin basımına ve dolaşımına izin verilmez.

Rubl’un istikrarının sağlanması ve korunması, Rusya Federasyonu Merkez Bankasının temel işlevidir ve bu işlevini diğer devlet hakimiyet organlarından bağımsız olarak gerçekleştirir.

Rusya Federasyonunda federal bütçe için alınan vergiler sistemi ile vergilendirme ve resimlerin genel ilkeleri federal kanunla düzenlenir.

Devlet borçlanması, federal kanunla belirlenen şekilde ve gönüllülük ilkesine dayanarak gerçekleştirilir.

Madde 76

Rusya Federasyonunun yetki alanındaki konular hakkında, Rusya Federasyonunun genelinde doğrudan uygulanan federal anayasal kanunlar ve federal kanunlar kabul edilir.

Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetki alanına giren konular hakkında federal kanunlar ve onların esasında Rusya Federasyonu unsurlarınca kabul edilen kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri çıkarılır.

Federal kanunlar, federal anayasal kanunlara aykırı olamaz.

Rusya Federasyonu yetki alanı ve Rusya Federasyonu ile Rusya Federasyonu unsurlarının ortak yetki alanları dışındaki konularda; Cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayet ve özerk alanlar, kanunların ve diğer normatif hukuk düzenlemelerinin kabulü dahil kendi hukuk tasarruflarını gerçekleştirirler.

Rusya Federasyonu unsurlarının kanunları ve diğer normatif hukuk düzenlemeleri, bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarına uygun olarak kabul edilmiş  federal kanunlara aykırı olamaz. Rusya Federasyonunda çıkarılmış federal kanun ve diğer düzenlemeler arasında çelişki durumunda federal kanun uygulanır.

Federal kanun ile Rusya Federasyonu unsurlarının bu maddenin dördüncü fıkrasına uygun olarak çıkarılmış normatif hukuk düzenlemeleri arasında çelişki olması durumunda Rusya Federasyonu unsurunun normatif hukuk düzenlemesi uygulanır.

Madde 77

Cumhuriyetlerin, toprakların, vilayetlerin, federal şehirlerin, özerk vilayetin, özerk alanların, devlet hakimiyeti organları sistemi; Rusya Federasyonu anayasal düzeninin temellerine ve devlet hakimiyetinin temsili ve yürütme organlarının federal kanunla belirlenen genel ilkelerine uygun olarak, Rusya Federasyonu federe unsurlarınca serbest şekilde belirlenir.

Rusya Federasyonu yeki alanı ve Rusya Federasyonu devlet hakimiyeti sınırlarında; Rusya Federasyonu ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının, ortak yetki alanına dahil konular hakkında Rusya Federasyonunun federal yürütme organları ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının yürütme organları, Rusya Federasyonunun tek bir yürütme hakimiyeti sistemini oluştururlar.

Madde 78

Federal yürütme organları, kendi yetkilerini gerçekleştirmek için kendi bölgesel organlarını oluşturabilir ve ilgili yetkili kişileri atayabilirler.

Federal yürütme organları, Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlarına aykırı olmamak koşuluyla, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yürütme organlarıyla anlaşarak, kendi yetkilerinin bir kısmını onların kullanımına devreder.

Rusya Federasyonu federe unsurlarının yürütme organları, federal yürütme organlarıyla anlaşarak, kendi yetkilerinin bir kısmının kullanılmasını onlara devredebilirler.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı ve Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu Anayasasına uygun olarak, Rusya Federasyonu genelinde federal devlet hakimiyeti yetkisinin kullanılmasını sağlarlar.

 Madde 79

Rusya Federasyonu insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerini sınırlandırmamak ve Rusya Federasyonu anayasal düzeninin temelleriyle çelişmemek kaydıyla, devletlerarası birliklere katılabilir ve yetkilerinin bir kısmını uluslararası antlaşmalara uygun olarak onlara devredebilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
RUSYA FEDERASYONU CUMHURBAŞKANI
Madde 80

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Devletin başıdır.

 Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; Rusya Federasyonu Anayasasının, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin güvencesidir. Rusya Federasyonu Anayasasının belirlediği şekilde Rusya Federasyonu egemenliğinin, bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün korunması için önlemeler alır, devlet organlarının uyumlu işleyişini ve karşılıklı işbirliğini sağlar.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlara uygun olarak devletin iç ve dış politikasının temel yönlerini belirler.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, devletin başı olarak Rusya Federasyonunu ülke içinde ve uluslararası ilişkilerde temsil eder.

Madde 81

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, genel eşit ve doğrudan seçim hakkına dayanarak, gizli oylamayla Rusya Federasyonu vatandaşları tarafından dört yıl süre ile seçilir.

Yaşı 35’ten az olmayan, Rusya Federasyonunda en az 10 yıl daimi ikamet eden, Rusya Federasyonu vatandaşı Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı seçilebilir.

Aynı kişi, arka arkaya iki dönemden fazla Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı görevinde bulunamaz.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı seçimlerinin yapılma şekli federal kanunla belirlenir.

 Madde 82
Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı görevine başlarken halk karşısında aşağıdaki şekilde yemin eder:

 “Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı yetkilerini kullanırken, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerine saygı göstereceğime ve koruyacağıma, Rusya Federasyonu Anayasasına uyacağıma ve savunacağıma, devletin egemenliği ve bağımsızlığını, güvenliğini ve bütünlüğünü savunacağıma, halka sadakatle hizmet edeceğime yemin ederim.”

Yemin, Rusya Federasyonu  Federasyon Konseyi üyeleri, Devlet Duması milletvekilleri ve Anayasa Mahkemesi hakimlerinin hazır bulunduğu resmi ortamda yapılır.

Madde 83

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Devlet Dumasının rızasıyla Rusya Federasyonun Hükümet Başkanını göreve atar,

Rusya Federasyonu Hükümetinin oturumlarına başkanlık yapma hakkına sahiptir,

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının istifasıyla ilgili karar alır,

Rusya Federasyonu Merkez Bankası Başkanlığı görevine atanması için Devlet Dumasına aday önerir; Rusya Federasyonu Merkez Bankası Başkanının görevinden alınması konusunu Devlet Duması gündemine getirir,

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının teklifiyle Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının yardımcılarını, federal bakanları göreve atar ve görevden alır,

Göreve atanmaları için; Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi hakimlerinin adaylıklarını, ayrıca Rusya Federasyonu Başsavcısının adaylığını Federasyon Konseyine önerir; Rusya Federasyonu Başsavcısının görevden alınması için Federasyon Konseyine teklif sunar; diğer federal mahkemelerin hakimlerini göreve atar,

Statüsü federal kanunla belirtilen, Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyini kurar ve yönetir,

Rusya Federasyonunun askeri stratejisini onaylar,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının Sekreterliğini oluşturur,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının yetkili temsilcilerini göreve atar ve görevden alır,

Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin yüksek komuta heyetini göreve atar ve görevden alır,

Federal Meclis kamaralarının ilgili komite ve komisyonlarına danışarak, Rusya Federasyonunun yabancı devletler ve uluslararası kuruluşlardaki temsilcilerini göreve atar ve geri çağırır.

Madde 84

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanuna uygun olarak Devlet Duması seçimlerini belirler,

Rusya Federasyonu Anayasasında öngörülen durum ve şekillerde Devlet Dumasını fesheder,

Federal anayasal kanunla düzenlenen  şekilde referandum belirler,

Devlet Dumasına kanun tasarıları sunar,

Federal kanunları imzalar ve yayımlar,

Ülkedeki durumla, devletin iç ve dış politikasının temel yönleriyle ilgili Federal Meclise yıllık mesaj sunar.

Madde 85
  1. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu devlet organları ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organları arasında, ayrıca Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet hakimiyet organlarının aralarındaki uyuşmazlıkları çözmek için uzlaşma prosedürlerini kullanabilir. Uzlaşma kararının alınamaması durumunda Cumhurbaşkanı, sorunu çözmek için konuyu ilgili mahkemeye devredebilir.
  2. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu federe unsurları yürütme organları düzenlemelerinin yürürlüğünü, bu düzenlemeler Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlarına, Rusya Federasyonunun uluslararası yükümlülüklerine aykırı olduğunda veya sorun ilgili mahkemede çözümlenmeden, insan ve vatandaş hak ve özgürlüklerinin ihlali durumunda  durdurabilir.
Madde 86

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Rusya Federasyonu dış politikasını yönetir,

Görüşmeler yapar, Rusya Federasyonunun uluslararası antlaşmalarını imzalar,

Onay belgelerini imzalar,

Akredite olunmuş diplomatik temsilciliklerin güven mektuplarını ve avdetnamelerini kabul eder.

Madde 87

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin Yüksek Başkomutanıdır.

Rusya Federasyonuna saldırı ve yakın saldırı tehdidi durumlarında, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; Rusya Federasyonu genelinde veya ayrı ayrı bölgelerinde, Federasyon Konseyi ve Devlet Dumasına bu konuda derhal bilgi sunarak sıkıyönetim uygular.

Sıkıyönetimin rejimi federal anayasal kanunla belirlenir.

Madde 88

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; federal anayasal kanunlarda öngörülen durumlarda ve şekilde, Rusya Federasyonu genelinde veya onun ayrı ayrı bölgelerinde Federasyon Konseyi ve Devlet Dumasına bu konuda derhal bilgi sunarak olağanüstü hal uygular.

Madde 89

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı:

Rusya Federasyonu vatandaşlığı ve siyasi sığınma verilmesi konularını karara bağlar,

Rusya Federasyonunun devlet ödülleriyle ödüllendirir, Rusya Federasyonunun onursal rütbelerini, yüksek askeri ve yüksek özel rütbelerini verir,

Suçluları af eder.

Madde 90

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı kararname çıkarır ve emirler verir.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararname ve emirleri Rusya Federasyonu genelinde bağlayıcıdır.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararname ve emirleri Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlara aykırı olamaz.

Madde 91

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı dokunulmazlık hakkına sahiptir.

Madde 92

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, yemin ettiği andan itibaren yetkilerini kullanmaya başlar ve yeni seçilen Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanın yemin ettiği andan itibaren, görev süresinin sona ermesiyle yetkilerini kullanmaya son verir.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, istifası, sağlık durumuyla ilgili olarak kendi yetkilerini uzun süre kullanamaması veya görevden uzaklaştırılması durumunda, zamanından önce yetkilerini kullanmaya son verir. Bu durumda Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanlığı seçimleri Cumhurbaşkanı yetkilerinin zamanından önce sona erdiğinde itibaren üç ay içinde yapılır.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kendi görevlerini yerine getiremediği tüm durumlarda, bu görevler Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı tarafından yerine getirilir. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı görevlerini vekaleten yerine getiren kişi, Devlet Dumasını feshetme, referandum belirleme, ayrıca Rusya Federasyonu Anayasasına ilave ve değişikliler yapılmasını teklif etme hakkına sahip değildir.

Madde 93
  1. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, sadece Devlet Duması tarafından ileri sürülen devlete ihanet veya diğer ağır suç işlemesi konusundaki ithama dayanarak ve Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının eylemlerinde suç unsurlarının varlığına ilişkin Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesinin görüşü üzerine ve itham usullerine uyulduğuna ilişkin Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesinin görüşüne dayanarak, Federasyon Konseyince görevinden uzaklaştırılabilir.
  2. İthamın ileri sürüldüğüne ilişkin Devlet Dumasının kararı ve Federasyon Konseyinin Cumhurbaşkanını görevden alma kararı, Devlet Duması milletvekillerinin en az üçte birinin teşebbüsü ve Devlet Dumasınca oluşturulan özel komisyonun görüşü doğrultusunda, her kamaranın üye tam sayısının üçte iki oyu ile kabul edilmelidir.
  3. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevden alınmasına ilişkin Federasyon Konseyinin kararı, Devlet Duması tarafından Devlet Başkanına karşı ithamın ileri sürüldüğü andan itibaren en geç üç ay içinde kabul edilmelidir. Eğer bu süre içinde Federasyon Konseyinin kararı kabul edilmezse, Devlet Başkanına karşı ileri sürülmüş itham reddedilmiş sayılır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
FEDERAL MECLİS
Madde 94

 Federal Meclis – Rusya Federasyonu parlamentosu,  Rusya Federasyonunun temsili ve yasama organıdır.

Madde 95

Federal Meclis iki kamaradan, Federasyon Konseyinden ve Devlet Dumasından oluşur.

Federasyon Konseyine, Rusya Federasyonun her federe unsurunun temsili ve yürütme organlarından birer temsilci olmak kaydıyla ikişer temsilci girer.

Devlet Duması 450 milletvekilinden oluşur.

Madde 96

1.Devlet Duması dört yıl süre için seçilir.

  1. Federasyon Konseyinin oluşum şekli ve Devlet Dumasının seçim şekli federal kanunla belirlenir.
Madde 97

21 yaşına ulaşmış ve seçimlere katılma hakkına sahip her Rusya Federasyonu vatandaşı Devlet Dumasının milletvekili seçilebilir.

Bir kişi aynı anda Fedesyon Konseyi üyesi ve Devlet Duması milletvekili olamaz. Devlet Duması milletvekili, diğer temsili devlet hakimiyet organlarının milletvekili ve yerel yönetimlerin halk vekili olamaz.

Devlet Duması milletvekilleri devamlı şekilde çalışırlar. Devlet Duması milletvekilleri devlet memuriyetinde bulunamaz, öğretim, bilimsel ve diğer yaratıcı faaliyetler dışında her hangi bir ücretli faaliyetle uğraşamaz.

 Madde 98

Federasyon Konseyi üyeleri ve Devlet Duması milletvekilleri görev süreleri boyunca dokunulmazlık hakkına sahiptirler; Suçüstü yakalanma durumları hariç tutuklanamaz, hapsedilemez, aranamaz, ayrıca, diğer insanların güvenliğinin sağlanması için federal kanunla öngörülmüş durumlar hariç kişisel aramaya tabi tutulamazlar.

Dokunulmazlık hakkından yoksun bırakılmasına ilişkin konu, Rusya Federasyonu Başsavcısının önerisiyle Federal Meclisin ilgili kamarası tarafından karara bağlanır.

Madde 99

Federal Meclis daimi çalışan organdır.

Devlet Duması seçimden sonraki otuzuncu gün ilk oturum için toplanır. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Devlet Dumasını bu süreden önce oturuma çağırabilir.

Devlet Duması ilk oturumu en yaşlı milletvekili tarafından açılır.

Yeni seçilmiş Devlet Dumasının çalışmaya başlamasıyla, önceki Devlet Dumasının yetkileri sona erer.

Madde 100

Federasyon Konseyi ve Devlet Dumasının oturumları ayrı ayrı yapılır.

Federasyon Konseyi ve Devlet Duması oturumları açık yapılır. Kamaraların içtüzüklerinin öngördüğü durumlarda kapalı oturumlar yapılabilir.

Kamaralar; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının mesajlarını, Rusya Federasyonu Anayasa Mahkeme Başkanının mesajlarını, yabancı devlet başkanlarının konuşmalarını dinlemek amacıyla birlikte toplanabilirler.

Madde 101

Federasyon Konseyi kendi içinden Federasyon Konseyi Başkanını ve yardımcılarını seçer. Devlet Duması kendi üyeleri içinden Devlet Duması Başkanını ve yardımcılarını seçer.

Federasyon Konseyi Başkanı ve yardımcıları, Devlet Duması Başkanı ve yardımcıları oturumları yönetir ve kamaraların iç düzenini sağlar.

Federasyon Konseyi ve Devlet Duması, komite ve komisyonlar oluşturur, kendi  yetki alanlarındaki konularda parlamento dinlemeleri gerçekleştir.

Kamaraların her biri; kendi iç tüzüğünü kabul eder ve kendi iç düzenine ilişkin konuları çözüme bağlar.

Federal bütçenin uygulanmasına ilişkin denetimin gerçekleştirilmesi için, Federasyon Konseyi ve Devlet Duması, oluşumu ve  faaliyet  şekli federal kanunla düzenlenen Sayıştayı oluşturur.

 Madde 102
Federasyon Konseyinin yetkileri şunlardır:

Rusya Federasyonu federe unsurları arasında, sınır değişikliklerinin onaylanması,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, sıkıyönetim ilan edilmesine ilişkin kararnamesinin onaylanması,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, olağanüstü hal ilan edilmesine ilişkin kararnamesinin onaylanması,

Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetlerinin, Rusya Federasyonu sınırları dışında kullanılmasına izin verilmesi,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin belirlenmesi,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevinden uzaklaştırılması,

Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi hakimlerinin göreve atanması,

Rusya Federasyonu Başsavcısının göreve atanması ve görevden alınması,

Sayıştay Başkan ve üyelerinin yarısının göreve atanması ve görevden alınması,

Federasyon Konseyi, Rusya Federasyonu Anayasasıyla yetki alanına aid edilen konularda karar alır.

Rusya Federasyonu Anayasasıyla başka bir usul öngörülmemişse, Federasyon Konseyinin kararları Federasyon Konseyi üye tam sayısının çoğunluk oyu ile kabul edilir.

Madde 103
  1. Devlet Dumasının yetkileri şunlardır:

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanın atanması için Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına onay vermek,

Rusya Federasyonu Hükümetine güvenoyu vermek,

Rusya Federasyonu Merkez Bankası Başkanını göreve atama ve görevden alma,

Sayıştay Başkanını ve üyelerinin yarısını göreve atama ve görevden alma,

Federal anayasal kanun doğrultusunda faaliyet gösteren İnsan Hakları Yetkilisini göreve atamak ve görevden almak,

Genel af ilan etmek,

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevinden uzaklaştırılması için suçlamada bulunmak,

  1. Devlet Duması, Rusya Federasyonu Anayasasıyla yetki alanına dahil edilen konularda karar alır.
  2. Rusya Federasyonu Anayasasında başka bir usul öngörülmemişse, Devlet Duması kararları Devlet Duması üye tam sayısının çoğunluğunun oyu ile kabul edilir.
Madde 104

Yasama teşebbüsü hakkı, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına, Federasyon Konseyine, Federasyon Konseyi üyelerine, Devlet Duması milletvekillerine, Rusya Federasyonu Hükümetine, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama (temsili) organlarına aittir. Yasama teşebbüsü hakkı ayrıca yetki alanlarıyla ilgili konularda Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesine, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesine, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesine aittir.

Yasa tasarıları Devlet Dumasına sunulur.

Vergilerin uygulanması veya kaldırılmasına, ödenmesinden muaf tutulmasına, devlet borçlanması yapılmasına, devletin mali yükümlülüklerinin değiştirilmesine ilişkin kanun tasarıları ve federal bütçeden karşılanan harcamaları öngören diğer kanun tasarıları, sadece Rusya Federasyonu Hükümetinin görüşü alınarak sunulabilir.

Madde 105

Federal kanunlar Devlet Duması tarafından kabul edilir.

Federal kanunlar, Rusya Federasyonu Anayasasında başka bir usul öngörülmemişse,  Devlet Duması üye tam sayısının çoğunluk oylarıyla kabul edilir.

Devlet Duması tarafından kabul edilmiş federal kanunlar beş gün içinde Federasyon Konseyinin görüşüne sunulur.

Federal kanun, Federasyon Konseyi tarafından, kamaranın üye tam sayısının çoğunluğunun lehte oy kullanmasıyla, yahut on dört gün içinde Federasyon Konseyi tarafından görüşülmemişse kabul edilmiş sayılır. Federasyon Konseyi tarafından federal kanunun geri çevrilmesi durumunda ortaya çıkan uyuşmazlığın aşılması için kamaralar uzlaşma komisyonu oluşturabilirler ve bundan sonra federal kanun Devlet Dumasında tekrar görüşülür.

Federasyon Konseyi kararı Devlet Duması tarafından onaylanmazsa, ikinci oylamada Devlet Duması üye tam sayısının en az üçte ikisinin lehte oy kullanmasıyla federal kanun kabul edilmiş sayılır.

Madde 106

Devlet Dumasının aşağıdaki konularda kabul ettiği federal kanunların Federasyon Konseyi tarafından görüşülmesi zorunludur:

Federal bütçe,

Federal vergiler ve resimler,

Mali, döviz, kredi, gümrük düzenlemesi, para dolaşımı,

Rusya Federasyonu uluslararası antlaşmalarının onaylanması ve iptali,

Rusya Federasyonunun Devlet sınırlarının statüsü ve korunması,

Savaş ve barış.

Madde 107

Kabul edilen federal kanun, imzalanması ve yayımlanması için, beş gün içinde Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına  sunulur.

 Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı on dört gün içinde federal kanunu imzalar ve ilan eder.

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, federal kanunun kabul edildiği andan itibaren  on dört gün üçünde geri çevirirse; Devlet Duması ve Federasyon Konseyi, Rusya Federasyonu Anayasasında belirlenen şekilde söz konusu kanunu yeniden görüşür. İkinci görüşme sırasında federal kanun eski şekliyle Federasyon Konseyi ve Devlet Duması üye tam sayısının üçte iki oy çoğunluğuyla kabul edilirse, yedi gün içinde Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve yayımlanır.

 Madde 108

Federal anayasal kanunlar, Rusya Federasyonu Anayasasıyla öngörülen konularda kabul edilir.

Federal anayasal kanunlar Federasyon Konseyi üye tam sayısının en az dörtte üçünün ve Devlet Duması milletvekillerinin üye tam sayısının en az üçte ikisinin oy çoğunluğuyla onaylanmışsa, kabul edilmiş sayılır. Federal anayasal kanun on dört gün içinde Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve yayımlanır.

Madde 109

Devlet Duması Rusya Federasyonu Anayasasının 111. ve 117. maddelerinde öngörülen durumlarda Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından feshedilebilir.

Devlet Dumasının feshi durumunda, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı; yeni seçilecek Devlet Dumasının, fesihten sonra en geç dört ay içinde, toplanmasını sağlayabilecek yeni seçim tarihini belirler.

Devlet Duması, seçildikten sonraki bir yıl içinde Rusya Federasyonu Anayasasının 117. maddesinde öngörülen gerekçeyle feshedilemez.

Devlet Duması, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına karşı bir suçlamada bulunduğu andan itibaren, Federasyon Konseyinin bu konudaki kararının kabul edilmesine kadar feshedilemez.

Devlet Duması, Rusya Federasyonu genelinde sıkıyönetim veya olağanüstü hal uygulandığı sırada, ayrıca Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının yetki süresinin sona ermesinin son altı ayı içinde feshedilemez.

ALTINCI BÖLÜM
RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ
Madde 110

Rusya Federasyonunda yürütme hakimiyeti Rusya Federasyonu Hükümeti tarafından kullanılır.

Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı, Rusya Federasyonu Hükümeti Başkanı yardımcıları ve federal bakanlardan oluşur.

Madde 111
  1. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı, Devlet Dumasının rızasıyla Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından atanır.

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanının adaylığına ilişkin teklif yeni seçilen Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının göreve başlamasından veya Rusya Federasyonu Hükümetinin istifasından sonra en geç iki hafta içinde, yahut Devlet Duması tarafından adaylığının geri çevrilmesinden sonraki bir hafta içinde gündeme alınır.

Devlet Duması, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanınca önerilen Rusya Federasyonu Hükümeti Başkanının adaylığını, bu konudaki teklifin gündeme alınmasından sonraki bir hafta içine görüşür.

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı adaylıklarının Rusya Federasyonu Devlet Duması tarafından üç kez geri çevrilmesi durumunda, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Hükümet Başkanını göreve atar, Devlet Dumasını fesheder ve yeni seçimlerin yapılmasına karar verir.

Madde 112
  1. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı; atanmasından sonraki bir haftalık süre içinde, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına federal yürütme organlarının yapısına ilişkin teklifte bulunur.
  2. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına, Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı yardımcılık görevine ve federal bakanlıklara  adaylıklar önerir.
Madde 113

Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı; Rusya Federasyonu Anayasasına, federal kanunlara ve Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararnamelerine uygun olarak, Rusya Federasyonu Hükümet faaliyetlerinin temel yönlerini belirler ve çalışmasını organize eder.

Madde 114
  1. Rusya Federasyonu Hükümeti:

Federal bütçeyi hazırlar ve Devlet Dumasına sunar ve uygulanmasını sağlar; federal bütçenin uygulanmasına ilişkin Devlet Dumasına rapor sunar;

Rusya Federasyonunda tek bir maliye, kredi ve para politikasının gerçekleşmesini yönlendirir;

Rusya Federasyonunda kültür, bilim, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, ekoloji alanlarında tek bir devlet politikasının yürütülmesini sağlar;

Federal mülkiyetin yönetimini gerçekleştirir;

Ülke savunması, devlet güvenliği, Rusya Federasyonunun dış politikasının yürütülmesi yönünde önlemler alır;

Kanuniliğin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin sağlanması, mülkiyetin ve kamu düzeninin korunması, suçlulukla mücadele için önlemler alır;

Rusya Federasyonu Anayasası, federal kanunlar, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararnameleriyle verilen diğer yetkileri kullanır.

  1. Rusya Federasyonu Hükümetinin faaliyet şekli, federal anayasal kanunla belirlenir.
Madde 115

Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu Anayasasına, federal kanunlara, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının normatif kararnamelerine dayanarak ve onların yerine getirilmesi için karar ve emirler verir ve bunların yerine getirilmesini sağlar.

Rusya Federasyonu Hükümetinin karar ve emirleri Rusya Federasyonunda bağlayıcıdır.

Rusya Federasyonu Hükümetinin karar ve emirleri Rusya Federasyonu Anayasasına, federal kanunlara, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının kararnamelerine aykırı olduğu durumlarda, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanını tarafından iptal edilebilir.

Madde 116

Rusya Federasyonu Hükümeti, yeni seçilmiş Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanına kendi yetkilerini iade eder.

Madde 117
  1. Rusya Federasyonu Hükümeti istifada bulunabilir ve bu istifa Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilir veya geri çevrilir.
  2. Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Rusya Federasyonu Hükümetinin istifası konusunda karar alır.
  3. Devlet Duması, Rusya Federasyonu Hükümetine güvensizlik oyu verebilir. Rusya Federasyonu Hükümetine güvensizlik oyu verilmesine ilişkin karar, Devlet Duması üye tam sayısının çoğunluğuyla kabul edilir. Devlet Duması tarafından Rusya Federasyonu Hükümetine güvensizlik oyu verilmesinden sonra; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Rusya Federasyonu Hükümetinin istifasını ilan edebilir veya Devlet Dumasının kararını onaylamayabilir. Eğer üç ay içinde Devlet Duması, Rusya Federasyonu Hükümetine tekrar güvensizlik oyu verirse, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Hükümetin istifasını ilan eder veya Devlet Dumasını fesheder.
  4. Rusya Federasyonu Hükümet Başkanı, Devlet Duması karşısında Rusya Federasyonu Hükümetine güven oyu isteğinde bulunabilir. Eğer Devlet Duması güven oyu vermezse, Cumhurbaşkanı yedi gün içinde Rusya Federasyonu Hükümetinin istifası veya Devlet Dumasının feshi ve yeni seçimlerin yapılması konusunda karar alır.
  5. Rusya Federasyonu Hükümeti istifası veya yetkilerini iade etmesi durumunda Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının görevlendirmesiyle, yeni Rusya Federasyonu Hükümetinin oluşmasına kadar görevine devam eder.
YEDİNCİ BÖLÜM
YARGI HAKİMİYETİ
Madde 118

Rusya Federasyonunda yargı yetkisi sadece mahkemelerce kullanılır.

Yargı yetkisi anayasal, sivil, idari ve cezai yargı işlemleriyle gerçekleştirilir.

Rusya Federasyonunun yargı sistemi, Rusya Federasyonu Anayasası ve federal anayasal kanunlarla belirlenir. Olağanüstü mahkemelerin kurulmasına izin verilmez.

Madde 119

25 yaşına ulaşmış, hukuk alanında yüksek öğrenim görmüş ve hukuk alanında en az beş yıl deneyime sahip Rusya Federasyonu vatandaşları hakim olabilirler. Federal kanunla Rusya Federasyonu hakimlerinde aranan ilave özellikler belirlenebilir.

Madde 120

Hakimler bağımsızdırlar ve sadece Rusya Federasyonu Anayasasına ve federal kanunlara tabidirler.

Mahkeme, davayı incelerken devlet organının veya diğer organların düzenlemesinin kanunlara aykırı olduğunu belirlerse, kanuna uygun karar alır.

 Madde 121

  1. Hakimler değiştirilemez.
  2. Hakimlerin yetkileri federal kanunla belirlenen usul ve esaslar dışında sona erdirilemez veya durdurulamaz.
Madde 122

Hakimler dokunulmazdır.

Hakimler hakkında federal kanunla belirlenen şekil dışında  ceza kovuşturulması yapılamaz.

 Madde 123

Tüm mahkemelerde davaların görüşülmesi açık yürütülür. Davanın kapalı duruşmada görüşülmesine, sadece federal kanunla belirlenen durumlarda izin verilir.

Federal kanunla öngörülen durumlar dışında, ceza davalarının mahkemelerde gıyabi görüşülmesine izin verilmez.

Yargılama tarafların çekişmesi ve eşitliği esasında gerçekleştirilir.

Yargılama işlemleri federal kanunla öngörülen durumlarda, jürinin katılımıyla gerçekleştirilir.

Madde 124

Mahkemelerin finansmanı, sadece federal bütçeden sağlanır ve yargının federal kanunlara uygun olarak tam ve bağımsız şeklide yürütülmesini temin etmelidir.

Madde 125
  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi 19 hakimden oluşur.
  2. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, Federasyon Konseyinin, Devlet Dumasının, Federasyon Konseyi üyelerinin veya Devlet Duması milletvekillerinin beşte birinin, Rusya Federasyonu Hükümetinin, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi ve Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesinin, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama ve yürütme organlarının başvurusu üzerine, aşağıdakilerin Rusya Federasyonu Anayasasına uygunluğu konusundaki davaları çözer:

Federal kanunların, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, Federasyon Konseyinin, Devlet Dumasının, Rusya Federasyonu Hükümetinin normatif düzenlemelerinin,

Cumhuriyetlerin Anayasalarının, Rusya Federasyonu federe unsurlarının Tüzüklerinin, ayrıca, Rusya Federasyonu devlet organlarının yetki alanına dahil konular ve Rusya Federasyonu devlet organlarıyla Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organlarının ortak yetki alanına dahil konularda çıkarılan kanunlarının ve diğer normatif düzenlemelerinin,

Rusya Federasyonu devlet organları ile Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organları arasında, Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organlarının kendi aralarında yapılmış anlaşmaların,

Rusya Federasyonunun yürürlüğe girmemiş uluslararası antlaşmalarının.

  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi aşağıdaki organlar arasındaki yetki ihtilaflarından doğan uyuşmazlıkları çözer:

Federal devlet organları arasında,

Rusya Federasyonu devlet organları ile Rusya Federasyonu federe unsurlarının hakimiyet organları arasında;

Rusya Federasyonunun federe unsurlarının yüksek devlet organlarının kendi aralarında,

  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; vatandaşların anayasal hak ve özgürlüklerinin ihlaline ilişkin şikayetler ve mahkemelerin başvurusu üzerine somut davada uygulanan veya uygulanmaya konan kanunun anayasallığını federal kanunla öngörülmüş şekilde denetler.

Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının, Federasyon Konseyinin, Devlet Dumasının, Rusya Federasyonu Hükümetinin, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama organlarının başvurusu üzerine Rusya Federasyonu Anayasasını yorumlar.

Anayasaya aykırı olarak tanımlanan düzenlemeler veya onların değişik hükümleri yürürlükten kalkar; Rusya Federasyonunun Rusya Federasyonu Anayasasına aykırı uluslararası antlaşmaları yürürlüğe konamaz ve uygulanamaz.

Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi; Federasyon Konseyinin başvurusu üzerine, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının devlete ihanet veya diğer ağır suç işlediğine ilişkin ithamın kanunlara uygun bir şekilde ileri sürüldüğü konusunda görüş bildirir.

Madde 126

Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi medeni, cezai, idari ve diğer davalara ilişkin ve genel mahkemeler üzerinde üst yargı organı olup, federal kanunla öngörülen usulde onların faaliyeti hakkında yargı denetimini gerçekleştirir ve mahkeme pratiğine ilişkin açıklamalar yapar.

Madde 127

Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi, hakem mahkemelerince incelenmiş ekonomik uyuşmazlıklar ve diğer davaların çözümüne ilişkin yüksek yargı organı olup, federal kanunla öngörülen usulde onların faaliyeti hakkında yargı denetimini gerçekleştirir ve mahkeme pratiğine ilişkin açıklamalar yapar.

Madde 128
  1. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi hakimleri, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının önerisiyle Federasyon Konseyi tarafından atanır.
  2. Diğer federal mahkemelerin hakimleri, federal kanunla belirlenmiş şekilde, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından atanır.
  3. Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi, Rusya Federasyonu Yüksek Hakem Mahkemesi ve diğer federal mahkemelerin yetkileri, oluşum ve faaliyet şekli federal anayasal kanunla düzenlenir.
Madde 129

Rusya Federasyonu Savcılığı, alt kademe savcıların üst kademe savcılarına ve Rusya Federasyonu Başsavcısına tabi olduğu merkezleştirilmiş tek sistemden oluşur.

Rusya Federasyonu Başsavcısı Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanın önerisiyle Federasyon Konseyi tarafından göreve atanır ve görevden alınır.

Rusya Federasyonu federe unsurlarının savcıları, federe unsurların onayıyla Rusya Federasyonu Başsavcısı tarafından atanır.

Diğer savcılar Rusya Federasyonu Başsavcısı tarafından atanır.

Rusya Federasyonu Savcılığının yetkileri, oluşum ve faaliyet şekli federal anayasal kanunla belirlenir.

SEKİZİNCİ BÖLÜM
YEREL YÖNETİM
 Madde 130

Rusya Federasyonunda yerel yönetimler, halk tarafından yerel önem taşıyan konuların serbestçe çözümünü, belediye mülkiyeti üzerinde sahiplik, zilyetlik ve intifa haklarının kullanılmasını sağlar.

Yerel yönetimler referandum, seçimler ve iradenin doğrudan ifadesinin diğer şekilleriyle, yerel yönetimlerin seçilmiş ve diğer organlarıyla gerçekleştirilir.

Madde 131

Yerel yönetimler şehir, köy yerleşim bilimlerinde ve tarihi ve yerel gelenekleri dikkate alarak diğer bölgelerde oluşturulur. Yerel yönetim organlarının yapısı halk tarafından serbestçe belirlenir.

Yerel yönetimlerin sınırlarını değiştirmeye, ilgili bölge halkının görüşü dikkate alınarak izin verilir.

 Madde 132

Yerel yönetim organları belediye mülkiyetini serbestçe yönetir, yerel bütçeyi oluşturur, onaylar ve uygular, yerel vergi ve resimleri belirler, kamu düzeninin korunmasını sağlar, ayrıca yerel öneme sahip diğer konuları çözer.

Yerel yönetim organları kanunla, gerçekleştirilmeleri için gereken maddi ve mali kaynakların verilmesi şartıyla ayrı ayrı devlet yetkileri ile donatılabilirler. Verilen yetkilerin kullanılması devlet denetimi altındadır.

Madde 133

Rusya Federasyonunda yerel yönetimler, yargısal korunma, devlet organları kararları sonucunda ortaya çıkmış ek giderlerin tazmini, yerel yönetimin Rusya Federasyonu Anayasası ve federal kanunlarla belirlenmiş haklarının sınırlandırılmasının yasaklanmasıyla güvence altına alınır.

DOKUZUNCU BÖLÜM
ANAYASADA DÜZELTMELER VE ANAYASANIN
DEĞİŞTİRİLMESİ
Madde 134

Rusya Federasyonu Anayasasında düzeltmeler yapılması ve hükümlerinin değiştirilmesine ilişkin teklif, Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, Federasyon Konseyi, Devlet Duması, Rusya Federasyonu Hükümeti, Rusya Federasyonu federe unsurlarının yasama (temsili) organları, ayrıca Federasyon Konseyi üyeleri ve Devlet Duması milletvekillerinin beşte birinden az olmayan grupları tarafından ileri sürülebilir.

Madde 135

Rusya Federasyonu Anayasasının 1., 2., ve 9. bölümlerinin hükümleri Federasyon Konseyince değiştirilemez.

Rusya Federasyonu Anayasasının 1., 2., ve 9. bölümlerinin hükümlerinin değiştirilmesine  ilişkin teklif Federasyon Konseyi üye tam sayısının ve Devlet Duması milletvekili tam sayısının beşte üçü tarafından desteklenirse, federal anayasal kanun gereğince Anayasal Meclis toplanır.

Anayasal Meclis; ya Rusya Federasyonu Anayasasının değiştirilemezliğini on\aylar, ya da Anayasal Meclisin üye tam sayısının üçte ikisi tarafından kabul edilen veya tüm-halk oylamasına çıkarılan Rusya Federasyonunu yeni Anayasa tasarısını hazırlar. Halk oylaması yapılırsa oylamaya seçmenlerin yarıdan fazlası katıldığında ve oylamaya katılanların yarıdan çoğu lehte oy kullandığı takdirde Rusya Federasyonu Anayasası kabul edilmiş sayılır.

Madde 136

Rusya Federasyonu Anayasasının 3.-8. bölümlerinde düzeltmeler, federal anayasal kanununun kabul edilmesi için öngörülen şekilde kabul edilir ve Rusya Federasyonu federe unsurlarının en az üçte ikisinin yasama organlarında kabul edildikten sonra yürürlüğe girer.

Madde 137

Rusya Federasyonu Anayasasının Rusya Federasyonunun yapısını belirleyen 65. maddesinde değişiklikler, Rusya Federasyonuna yeni federe unsurların kabulü ve Rusya Federasyonu yapısında yeni federe unsurların oluşturulması, Rusya Federasyonu federe unsurlarının anayasal hukuki statüsünün değiştirilmesi hakkında federal anayasal kanun gereğince yapılır.

Cumhuriyetin, toprağın, vilayetin, federal şehrin, özerk vilayetin, özerk alanın adında değişiklik yapılması durumunda Rusya Federasyonu federe unsurunun yeni ismi Rusya Federasyonu Anayasasının 65. maddesine ilave edilir.

II.KISIM
NİHAİ VE GEÇİCİ HÜKÜMLER
  1. Rusya Federasyonu Anayasası, genel halk oylamasının sonuçlarına göre resmi olarak yayımlandığı gün yürürlüğe girer.

Genel halk oylamasının yapıldığı  12 Aralık 1993 tarihi, Rusya Federasyonu Anayasasının kabul günü sayılır.

Aynı anda 12 Nisan 1978 yılında kabul edilmiş Rusya Federasyonu Anayasasının (Temel Kanun) sonradan yapılan değişiklikler ve ilavelerle birlikte yürürlüğü sona erer.

Rusya Federasyonu Anayasasının hükümleriyle Federal Anlaşmanın – Rusya Federasyonu Federal Devlet Organları ile Rusya Federasyonu Egemen Cumhuriyetlerinin Devlet Organları Arasında Yetki Konularının ve Hakimiyetin Ayrılması hakkında Anlaşmanın, Rusya Federasyonu Federal Devlet Hakimiyeti Organları  ile Toprakların, Vilayetlerin, Moskova ve Sank Petersburg Şehirlerinin Devlet Hakimiyet Organları Arasında Yetki Konularının ve Hakimiyetin Ayrılması hakkında Anlaşmanın, Rusya Federasyonu Federal Devlet Organları  ile Rusya Federasyonuna Dahil Özerk vilayetin ve Özerk Alanların Devlet Organları Arasında Yetki Konularının ve Hakimiyetin Ayrılması hakkında Anlaşmanın, ayrıca Rusya Federasyonu federal devlet organları ile  Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organları arasındaki diğer antlaşmaların, Rusya Federasyonu federe unsurlarının devlet organlarının kendi aralarındaki antlaşmaların hükümlerinin çelişmesi durumunda, Rusya  Federasyonu Anayasasının hükümleri uygulanır.

  1. Rusya Federasyonu sınırları içinde bu Anayasanın yürürlüğe girmesine kadar yürürlükte olan kanunlar ve diğer hukuk düzenlemeleri Rusya Federasyonu Anayasasına aykırı olmadıkça uygulanırlar.
  2. Rusya Federasyonunun – Rusya’nın Anayasasına (Temel Kanun) uygun olarak seçilen Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı, yeni Anayasanın yürürlüğe girdiği günden itibaren, seçildiği sürenin sonuna kadar bu Anayasanın belirlediği yetkilerini kullanır.
  3. Bakanlar Kurulu – Rusya  Federasyonu Hükümeti, bu Anayasanın yürürlüğe girdiği günden itibaren bu Anayasayla Rusya Federasyonu Hükümetine tanınan hak, görev ve sorumlulukları kazanır ve bundan sonra Rusya Federasyonu Hükümeti adını alır.
  4. Rusya Federasyonunda mahkemeler yargılamayı, bu Anayasayla belirlenmiş yetkilerine uygun olarak yürütür. Anayasanın yürürlüğe girmesinden sonra Rusya Federasyonunun tüm mahkemelerinin hakimleri, seçildikleri süre için kendi yetkilerini devam ettirirler. Boşalmış makamlar Anayasayla belirlenmiş şekilde doldurulur.
  5. Mahkemelerde jürinin katılımıyla davalara bakılma usulünü belirleyen federal kanunun yürürlüğe girmesine kadar ilgili davalar hakkında eski yargı usulü uygulanır.  Rusya Federasyonunun ceza usul mevzuatının bu Anayasanın hükümlerine uygun bir şekle getirilmesine kadar, sanığın hapsi, göz altına alınması ve tutuklanmasıyla ilgili önceki usuller uygulanır.
  6. İlk seçilen Federasyon Konseyi ve ilk seçilen Devlet Duması iki yıl süre için seçilir.
  7. Federasyon Konseyi seçildikten sonraki otuzuncu gün ilk oturumu için toplanır. Federasyon Konseyinin ilk oturumu Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı tarafından açılır.
  8. İlk seçilen Devlet Dumasının milletvekili aynı anda Rusya Federasyonu Hükümetinin üyesi de olabilir. Bu Anayasanın milletvekillerinin dokunulmazlığına ilişkin hükümleri, aynı anda Rusya  Federasyonu Hükümeti üyesi olan Devlet Duması milletvekillerine, kendi görevlerini yerine getirmesiyle bağlı yaptığı eylemler (eylemsizlik) dolayısıyla sorumluluk konusunda uygulanmaz.

İlk seçilen Federasyon Konseyi milletvekillerinin yetkileri devamlı görev esasına dayanmaz.

Rusya Haritası

Rusya Federasyonu

Eski Rus Devleti olan Kiev Rus’unun (9-12. yüzyıl) dağılmasından sonra ortaya çıkan knyazlıklar (prenslikler) 13.-15. yüzyılda Moğol-Tatar egemenliğinde  kalmışlardır. 14. yüzyıldan başlayarak Moskva prensliğinin yükselişi güçlü bir merkezi devletin kurulmasıyla sonuçlanmıştır. 16. yüzyılın sonlarından başlayan bir ekonomik gerileme ve karışıklık dönemi, siyasi bunalıma yol açmış, bu gelişme sonucu, 1613’te Zemskiy Sobor adı verilen genel meclis Mihail Fyodroviç Romanov’u Çar olarak seçmiştir. 18.yüzyıldan itibaren Rusya’da  yeni bir tarihi süreç başlamıştır. 1700-1721 Kuzey Savaşında zafer kazanmayı başaran Rusya, 1721 yılında Büyük Petro (1682-1725) tarafından İmparatorluk olarak ilan edilmiştir. Yayılmacılık politikası yürüten Rusya İmparatorluğu,  19. yüzyılın sonlarına kadar kendi sınırlarını bir hayli genişletmiştir.

İmparator I. Aleksandr’ın döneminde (1801-1825) Rusya İmparatorluğu’nda bir dizi liberal reformlar yapılmıştır. Bazı kurumlar modernleştirilmiş, merkezi yönetimde reformlar yapılmıştır (1802’den itibaren bakanlıkların örgütlenmesi ve 1810’da Danıştayın kurulması gibi). 1832’de tüm mevzuat bir araya getirilerek Kanunlar Külliyatı oluşturulmuştur.

Rusya’da bazı subaylar Aralık 1825 tarihinde bir Anayasa ilan etmek amacıyla darbe girişiminde bulunmuşlarsa da başarısız olmuşlardır. 1.Aleksandr döneminde (1855-1881) yapılan bir dizi reform, bireysel özgürlükler ve kanun önünde eşitlik rejimine geçiş sürecini başlatmış ve bu süreç Rusya’da kapitalizmin gelişimini hızlandırmıştır.

Rus-Japon (1904-1905) savaşındaki yenilgi, 1900-1903 dünya ekonomik krizinden yeni çıkmış ülkenin durumunu daha da kötüleştirmiş ve  1905 İhtilaline yol açmıştır. İhtilal, İmparatoru bir dizi reform yapmaya zorlamıştır. Bu çerçevede, Çar tarafından imzalanan 17 Ekim Manifestosu, medeni haklar ve özgürlüklerle birlikte parlamenter kurumları vadeden bir bildiri olmuştur. Manifestoca tanınan dernek kurma özgürlüğü uyarınca, bir çok yasal parti kurulmuştur.

Birinci Dünya Savası ve Sonrasında Rusya

Birinci Dünya Savaşının başlaması ve Rusya’nın büyük kayıplara uğraması ve ekonomide yaşanan zorluklar, halk kitlelerinin hoşnutsuzluğunu had safhaya çıkarmıştır. 23-28 Şubat (yeni tarihle 8-13 Mart) 1917’de Petrograd’da gerçekleşen ayaklanmanın askerlerce de desteklenmesi sonucu, İmparator II. Nikola tahttan indirilmiş ve mutlakiyet rejimine son verilmiştir. Kerenski’nin önderliğinde bir Geçici Hükümet kurulmuştur. Ancak, tarihte “Şubat Devrimi” olarak bilinen bu devrim başarılı olamamış, kısa bir süre sonra, 24 Ekim 1917 yılında, gerçekleştirilen “Ekim İhtilali”ile, Rusya’da sosyalizm ku­rulmuş ve yeni bir anayasal sistem oluşturulmuştur.

25-27 Ekim (yeni tarihle 8-10 Kasım) tarihleri arasında toplanan ikinci Sovyetler Kongresinde iki önemli kararname kabul edilmiştir. “Barış Dekreti” olarak isimlendirilen birinci kararname ile, bütün savaşan halklara ve onların hükümetlerine, adil ve kalıcı bir barışın kurulması amacıyla, görüşmelerin başlatılması çağrısında bulunulmuştur. “Toprak Dekreti” adıyla bilinen ikinci kararnameyle de, soyluların bütün toprak mülkiyeti lağvedilerek, toprakların devletleştirilmesi öngörülmüştür. Kongrede ayrıca, yürütme organı olarak Lenin başkanlığında ve Bolşeviklerden oluşan bir Halk Komiserliği (Sovnarkom) seçilmiştir. Rusya’da yasal hükümeti oluşturacak olan Kurucu Meclis için 26-28 Kasım 1918 tarihinde yapılan seçimlerde Bolşevikler çoğunluğu elde edemeyince, 5 (18) Ocak 1918 yılında Lenin tarafından Meclis feshedilmiştir.

Sovyet döneminin ilk Anayasası olan Rusya Sovyet Sosyalist Federatif Cum­huriyeti Anayasası (Temel Kanun) 10 Temmuz 1918 tarihinde V. Tüm-Rusya Sovyetler Kongresinde kabul edilmiştir.Sovyet dönemindeki diğer Rus anayasaları, 1925 RSFSC Anayasası (11 Mayıs 1925), 21 Ocak 1937ve 12 Nisan 1978 tarihli anayasalardır.

Sovyetler Birliğinin Dağılması

Rusya Federasyonunda Sovyetler Birliğinin dağılmasından önce iç içe geçmiş çok kademeli bir federal yapı şu şekildeydi: 16 Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, 5 özerk vilayet, 6 toprak, 49 vilayet, 10 özerk alan.

12 Haziran 1991’de Rusya’da ilk defa yapılan devlet başkanlığı seçimlerinde Yeltsin, oyların %57,3’nü alarak Rusya Federasyonunun ilk Cumhurbaşkanı olmuştur.

Yeni Anayasanın yapımında 20 Mayıs 1993 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesi önemli rol oynamıştır. Bu kararnameye göre, çok geniş tabanlı bir Anayasa komisyonunun oluşturulması öngörülüyordu. Bu komisyonun oluşturulmasında önce 1991 yılında yasama organı olan Halk Vekilleri Kongresi yeni Rusya Anayasası tasarısının hazırlanması konusunda karar almıştır. Ancak bu kararla yeni bir anayasanın yapımı sağlanamamış, buna karşın 1978 Anayasasında önemli değişiklikler (300’den fazla) gerçekleştirilmiştir.

Anayasanın Hazırlanması ve Kabulü

1993 yılında toplanan Anayasa Komisyonu 250 üyeden oluşmakta ve 5 ayrı grup halinde çalışmaktaydı: Federal hakimiyet organlarını temsil eden üyeler, federe unsurları temsil eden üyeler,  yerel yönetimleri temsil eden üyeler, siyasi parti, toplumsal örgütler, sendikalar ve dini kurumların temsilcileri, işletmeler ve özel sektör temsilcileri.

Haziran – Ekim 1993 tarihleri arasında yapılan çalışmalar sonucu yeni anayasa tasarısı hazır hale getirilmiştir. Yeni Anayasa, 12 Aralık 1993 tarihinde halk oyuna sunulmuş, referanduma toplam seçmen sayısının %54.8 katılmış, katılanların %58.4’i anayasanın kabulü yönünde oy kullanmıştır. Referanduma düşük katılımın nedeni olarak, o dönemde Rusya’da yaşanan siyasi karışıklıklar gösterilmiştir.

1993 Anayasasında, Rusya Federasyonunun  hükümet şekli cumhuriyet olan demokratik federatif hukuk devleti olarak nitelenmiştir. Anayasaya göre, Rusya Federasyonu, Rusya Federasyonunun eşit haklara sahip unsurları olan  cumhuriyetler, topraklar, vilayetler, federal şehirler, özerk vilayetler ve özerk alanlardan oluşmaktadır. Federasyon içindeki her bir federe cumhuriyet kendi anayasasına, ayrıca her bir toprak, vilayet, federal şehir, özerk vilayet ve özerk alanlar ise kendi Tüzüklerine sahiptirler.

 Rusya’nın federatif devlet niteliği Sovyetlerden kal­ma çok kademeli bir özelliği sahiptir ve federasyon 81 federe unsu­r­dan; 21 Cumhuriyet, 6 toprak, 49 vilayet, 2 federe kent (Moskova ve St. Petersburg), bir özerk vila­yet, on özerk alandan oluşmaktadır.

Doç Dr. Ali Asker

Doç. Dr. Ali Asker

(1.) Doç Dr. Ali Asker 1968 doğumludur. 1986-1993 yılları Azerbaycan Teknik Üniversitesinde Radyoteknik Fakültesinde lisans ve yüksek lisans (bileşik)eğitim almış, aynı dönemde Sovyetler Birliği Silahlı Kuvvetlerinde, 1992 yılında Azerbaycan Milli Ordusunda askerlik hizmetini yapmıştır. Ali Asker, 1993-1997 yıllarında Bakü Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim aldıktan sonra 1998-2000 yıllarında Marmara Üniversitesi SBE Kamu Hukuku Anabilim dalında yüksek lisans yapmıştır. 2007 yılında Ankara SBE Kamu Hukuku Anabilim dalı doktora programından “Eski Sosyalist Ülkelerde Siyasi Rejim Değişmeleri” tezini savunarak mezun olmuştur. Doktora sonrası dönemde Azerbaycan’ın Ayna ve Zerkalo gazetelerinin Türkiye temsilciliğini yapmıştır.  Ali Asker, değişik düşünce kuruluşlarında Kafkasya, Rus-Slav, Orta Asya ve Türk Dünyası üzerine çalışmalar yapmıştır Rusya ve Avrasya coğrafyası ülkeleriyle ilgili bölge çalışmaları, hukuk ve tarih üzerine çalışmaları bulunmaktadır. 2011 yılından Karabük Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır. Halen aynı fakültenin Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanı görevini yürütmektedir. Doç Dr. Ali Asker’in yayınlanmış birçok eseri bulunmaktadır. 

Yazdığı Kitap Bölümleri 
Azerbaycan Milliyetçiliği. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 552-563)
Mehmet Emin Resulzade. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 749-768)
Ali Asker, Ahmet Bey Ağaoğlu. İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 784-797).
Ali Bey Hüseyinzade (Turan). İçinde: Milliyetçilik (Editör: Tevfik Erdem), Otorite Yay., İstanbul 2020 (ss. 806-822).
Azerbaycan’da Milli Kimlik İnşasının Sosyo-Ekonomik ve Fikri Temelleri (19. Yüzyılın Ortaları- 20. Yüzyılın Başları). İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Kâmil Veli Nerimanoğlu, Ali Asker, Milli Kimlik İnşasında Dil Unsuru ve Dil Politikası, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Üç Dönem Kesitinde Azerbaycan Tiyatrosu: Aydınlanma, Bağımsızlık ve Sosyalizm Evrelerine Bir Bakış, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Geleneksel Toplumdan Cumhuriyete Yönetim ve Hukuk Sisteminin Tarihi Gelişimi, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020
Azerbaycan Türklerinin Düşünce Hayatında Üzeyir Bey Hacıbeyli’nin Rolü, İçinde: Azerbaycan Düşünce Tarihi Evreler, Olaylar ve Şahsiyetler (19. Yüzyılın Ortaları-20. Yüzyıl Başları), (Editör: Ali Asker), Ankara 2020

Avrupa Birliği Adalet Divanı

0

Avrupa Birliği Adalet Divanı, (European Court of Justice) Avrupa Toplulukları Adalet Divanı olarak da tanımlanmaktadır. Avrupa Birliği üyesi ülkeleri arasında ve Avrupa Birliği hukukunu ilgilendiren konularda son sözü söyleyen kurum ve en yüksek mahkemedir.

Avrupa Adalet Divanı, 1952 tarihinde kurulmuş olup 2.000’in üzerinde personelle ve 350 milyon EURO’nun üzerinde bir bütçe ile çalışmaktadır. Lahey’de bulunan Uluslararası Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile karıştırılmamalıdır. 

Divan, Lüksemburg’da kurulmuştur ve her Avrupa Birliği Hukukunun uygulandığı üye ülkelerin her birinden bir yargıç seçilmek sureti ile oluşmaktadır. Yargıçlar, üye devlet hükumetlerinin mutabakatı ile altı yıl için atanırlar ve yeniden atanmaları mümkündür.

Divan yargıçları, aralarından birini tekrar seçilebilmek üzere 3 yıllığına Divan Başkanı olarak seçmektedir. Her davada daire üyelerinden biri Raportör olarak görev almakta, dava bir ülke ile ilgiliyse o ülke adına divanda bulunan yargıç raportör olarak görev yapamamaktadır.

Avrupa Birliği Adalet Divanı Dava Süreci

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Divan yargıçlarının bağımsızlıkları güvence altına alınmıştır. Müzakereler gizlidir ve açıklanmaz, kararlar çoğunluk oyuna göre oluşmaktadır. Avrupa Birliği Adalet Divanı çok dilli bir kurumdur ve üye devletlerin dilini ve kendi özel hukuk sistemlerini gözetmektedir.

Avrupa Birliği Adalet Divanının temel amacı, Avrupa Birliği hukukunun Avrupa Birliği içerisinde her yerde aynı şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlamaktır.

Divan, Birlik hukukunun yorumlanmasında ve uygulanmasında hukuka saygıyı sağlama, ulusal hukuk düzenleri ile AB hukuk düzeni arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi, hukuki denetim, yorum, uyuşmazlık çözme, hukuk yaratma ve boşluk doldurma işlevlerini yerine getirmektedir.

Avrupa Adalet Divanı, üye ülkelerle ya da Avrupa Birliği kurumlarıyla ilgili davalarla ve üye ülke mahkemelerinin bir üst kuruma sevk ettiği uyuşmazlıklara bakmakta, ilk derece mahkemelerinde alınan kararlar için Adalet Divanı’na başvurulabilmektedir.

Adalet Divanı’na başvuru hakkı sadece yerel mahkemelere tanınmış olup, yerel mahkemelerde davayı açan kişilerin veya davalıların Adalet Divanı’na başvurma hakları yoktur. Yerel mahkeme gerekli gördüğü takdirde taraflar istemeseler bile, bir davada dava konusu uyuşmazlığın çözümü için meseleyi bekletici sorun yaparak ön-karar prosedürü gereği Adalet Divanı’na götürebilmektedir.

Avrupa Birliğindeki davaların çoğu bu prosedür içinde sonuçlandırılmaktadır. Bu süreç birlik hukukunun temel nitelikleri arasında yer alan Avrupa Birliği hukuk kurallarının doğrudan etkili olması ilkesinin oluşmasını sağlayan yasal bir araç olmakta ve yerel merci ve mahkemeler aracılığıyla iç uygulamada birlik hukukunun homojenliğini sağlamaktadır.

Avrupa Birliği Adalet Divanı içerisinde Genel Mahkeme, üye devletler, Avrupa Birliği kurumları veya Avrupa Merkez Bankasının davacı olarak yer aldığı davalara, ilk derece mahkemesi olarak bakmaya yetkilidir. Genel mahkeme tarafından verilen kararlar, hukuki meselelerle sınırlı olmak kaydıyla Statü’de öngörülen sınırlamalar ve şartlar dahilinde Adalet Divanında temyiz edilebilir.

Genel Mahkeme, ihtisas mahkemelerinin kararlarına karşı açılan davalara bakmaya yetkilidir. Genel Mahkeme tarafından bu kapsamda verilen kararlar, Birlik hukukunun birliğinin ve uyumunun ciddi bir şekilde etkilenme riskinin bulunması halinde, Statü’de öngörülen şartlar ve sınırlamalar dahilinde, istisnai olarak Adalet Divanı tarafından yeniden incelenebilir.

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Avrupa Birliği kurumlarının eylemlerinin yasallığını ve üye devletlerin antlaşmalar kapsamındaki yükümlülüklere uyup uymadıklarını denetleyerek Avrupa Birliği hukukunun yorumlanması işini yapmaktadır. Adalet Divanı aynı zamanda AB hukukunu uygulayan ulusal mahkemeler ile de bağlantılı olarak çalışmakta, AB hukukuyla bir şekilde ilgisi olan bir uyuşmazlık üzerinde karar vermesi istenen herhangi bir ulusal mahkeme ön hukuki kararlar için Adalet Divanına sorular yöneltebilmektedir.

Divan AB hukukunun bir hükmünün hukukiliğini gözden geçirmekte ya da yorumlamaktadır. AB mevzuatının vatandaşlara günlük hayatlarının değişik alanlarında tanımış olduğu hakları korumak suretiyle, Avrupa yurttaşlarına hukuka uygun bir yaşam alanı oluşturulması konusunda Divan içtihatlar geliştirmektedir.

Barış Hakkının Desteklenmesi Hakkında Karar

0

Barış Hakkının Desteklenmesi Hakkında Karar,  Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından 22 Haziran 2017 tarihinde kabul edilmiştir. (Promotion of the right to peace)

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 15 Mart 2006 tarihinde 60/251 sayılı kararıyla kurumsal statü kazanmıştır. BMİHK, daha önce 60 yıl boyunca görev yapmış olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun işlevlerini üstlenmiştir.

İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler sistemi içinde yer alan ve dünya genelinde tüm insan haklarının geliştirilmesi ve korunmasından sorumlu 47 devletten oluşan hükümetler arası bir organdır. Yıl boyunca dikkatini gerektiren tüm tematik insan hakları konularını ve durumlarını tartışma yeteneğine sahiptir.. Merkezi, Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi’dir.

.[/box]

Barış Hakkının Desteklenmesi

İnsan Hakları Konseyi,

Başta İnsan Hakları Konseyi’nin 32/28 sayılı, 1 Temmuz 2016 tarihli kararı olmak üzere; Genel Kurul, İnsan Hakları Komisyonu ve İnsan Hakları Konseyi tarafından kabul edilen, tüm insan haklarının herkesçe eksiksiz bir şekilde kullanılabilmesinin vazgeçilmez şartı olan barış hakkının ve barışın desteklenmesine ilişkin geçmiş bütün kararları anımsatarak,

Genel Kurul’un 71/189 sayılı, 19 Aralık 2016 tarihli kararıyla Barış Hakkı Bildirgesi’ni kabul etmesini memnuniyetle karşılayarak,

Devletler ve başta Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı [UNESCO] olmak üzere Birleşmiş Milletler ve özel ajansların Bildirge’yi hayata geçirmek üzere uygun sürdürülebilir önlemleri alması gerektiğini anımsatarak,

  1. Herkesin barıştan yararlanma hakkı olduğunu ve bu şekilde bütün insan haklarının savunulabilir ve korunabilir, kalkınmanın eksiksiz bir şekilde hayata geçirilebilir olduğunu anımsatır,
  2. Devletlerin eşitliğe ve ayrımcılık yapmamaya, adalete ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermeleri, hayata geçirmeleri ve teşvik etmeleri; korku ve yokluktan azade [bir şekilde yaşamayı] toplumlar içinde ve arasında barış inşası yolu olarak güvence altına almaları gerektiğini vurgular,
  3. Barışın yalnızca çatışma yokluğu değil aynı zamanda diyaloğun teşvik edildiği ve çatışmaların karşılıklı bir anlayış ve işbirliği ruhuyla çözüldüğü ve sosyoekonomik gelişmenin güvence altına alındığı olumlu, dinamik ve katılımcı bir süreç olduğunu tanır,
  4. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin desteğiyle İnsan Hakları Konseyi’nin 37. ve 38. oturumları arasındaki dönemde, Barış Hakkı Bildirgesi’nin hayata geçirilmesini görüşmek üzere barış hakkına ilişkin yarım günlük bir oturumlararası bir atölye düzenlemeye karar verir,
  5. Yüksek Komiser’den İnsan Hakları Konseyi’ne 39. oturumunda atölyeye ilişkin özet formunda bir rapor sunmasını talep eder,
  6. Görüşmeler sırasında dünya çapında bir temsiliyet sağlanabilmesi amacıyla bütün Üye Ülkeleri, özel ajansları ve sivil toplumu atölye tartışmalarına katılmaya teşvik eder,
  7. Konuyla ilgili tüm yetkinin kendisinde kalmasına karar verir.

The Client- Müvekkil

0

The Client (Müvekkil), John Grisham‘ın kitabından aynı isimli kitabından senaryolaştırılarak uyarlanan bir filmdir. Film, oyuncu performansları ile göz dolduran heyecanlı ve gerilimli bir yapımdır. Oscar‘a aday gösterilmiştir.

Brad Renfro, 1994, (c) Warner Brothers

 

Yapım Yılı       :1994 – ABD
Tür                  :Dram ,  Gerilim ,  Gizem
Süre               :119 Dak.
Yönetmen      :Joel Schumacher
Oyuncular      :Tommy Lee Jones ,  Susan Sarandon ,  Mary-Louise Parker ,  William H. Macy ,  Anthony LaPaglia
Senaryo          :Akiva Goldsman ,  Robert Getchell
Yapımcı           :Arnon Milchan ,  Steven Reuther

Joel Schmuacher ‘in yönettiği filmde başrolleri en iyi kadın oyuncu oscar ödülü sahibi (1996) Susan Sarandon ve en iyi yardımcı erkek oyuncu oscar ödülü sahibi (1993) Tommy Lee Jones paylaşmıştır.

The Client(Müvekkil), ormanın yakınında kardeşi ile birlikte oynayan 11 yaşındaki Mark’ın (Brad Renfro) bir intihara tanık olmasıyla başlamaktadır. İntihar eden kişi mafya avukatıdır. Cesedi bulan polis ve FBI, avukatın intihar etmeden önce Mark ile konuştuğundan şüphelenmiş ve olayı çözmek için Mark’ı yakın markaya almıştır. Hükumet adına çalışan Roy Foltrigg (Tommy Lee Jones) olayı aydınlatmakta kararlıdır. Ancak mafya Mark’ı tehdit etmektedir. Eğer Mark konuşursa ailesi ve kendisi öldürülecektir. Mark, onu temsil etmeyi kabul eden “Reggie” ile tanışır. Avukat, davayı siyasi hırsları için bir sıçrama tahtası olarak kullanan biridir. Mark ve Reggie, New Orleans’a gider. Reggie, Foltrigg ile anlaşma yapmak ve aileyi tanık koruma programına yerleştirmeyi planlamaktadır.

Sistem eleştirisi yapılan filmde, The Client isimli kitabın konusuna bağlı kalınarak 11 yaşındaki bir çocuğun sırf bir intihara şahit olduğu için FBI ve soruşturma savcıları tarafından nasıl hırpalandığı da gözler önüne serilmektedir.

Sağlıklı Şehirler Atina Deklarasyonu

0

Sağlıklı Şehirler Atina Deklarasyonu(Athens Declaration for Healthy Cities), 22-25 Ekim 2014 tarihinde Yunanistan’da düzenlenen konferansta kabul edilmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü(World Health Organization-WHO) Avrupa Bölgesi Ofisi tarafından organize edilen ve Atina’da toplanan Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında; “Sağlık ve Şehir: 21. yüzyılda kentlerde yaşam Kendisini sağlık ve esenliğin geliştirilmesine adamış şehirlerin vizyonları ve en iyi çözümleri” başlığı altında yapılan toplantı, kent yaşamını daha kaliteli ve sağlıklı bir zemine taşıma amacı ile düzenlenmiştir.

Sağlıklı Şehirler Atina Deklarasyonu

6. Fazda DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı ve Avrupa Ulusal Sağlıklı Şehirler Ağları için Politik Bildiri ve Eylemlere Yönelik Taahhütler

Herkes için sağlık, sağlık alanında eşitlik ve esenlik için yerel liderliğin güçlendirilmesi

Politik bildiri

Bizler, Sağlıklı Şehirler hareketinin belediye başkanları ve üst düzey politik temsilcileri olarak, Sağlıklı Şehirler hareketinin değer ve prensiplerine olan taahhüdümüzü yinelemek için Yunanistan’ın Atina kentinde gerçekleştirilen 2014 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında bir araya geldik.

Gittikçe kentleşen ve birbirine bağımlı hale gelen bir dünyada, şehirlerimizi daha sağlıklı, güvenli, adil, içermeci, dayanıklı ve sürdürülebilir bir hale getirmek amacıyla hem bireysel hem de toplu olarak liderliğimizi ortaya koyacağız.

Aşağıdakileri kabul ediyoruz:

  • Vatandaşlarımızın esenliği, sağlık ve mutluluğu, sağlığın yaşamın tümü üzerindeki belirleyicileri hakkında alacağımız politik kararlara bağlıdır;
  • Kent yaşamının kalitesini etkileyen iklim değişikliği ile mücadele etmek için derhal eyleme geçmemiz gerekiyor; ve
  • Canlı topluluklar için hayati öneme sahip olan sosyal farklılıklar ve güven, sadece sosyal ayrımcılıkları ve sağlık alanındaki eşitsizlikleri artıran politikalarla mücadele edersek gerçekleşebilir. Bu nedenle şehirlere ve insanlara yatırımı güçlü bir şekilde destekleyeceğiz ve hem şehirlerimiz arasında hem de birçok başka paydaş ile yapılacak şehir diplomasisi gücümüzü büyük ölçüde derecede artıracağız. Özellikle de Birleşmiş Milletler gündemini (worldwewant2015.org) geliştirme ve uygulama konusunda güçlü bir şekilde çalışacağız.

Aşağıdakileri taahhüt ediyoruz:

  • Şehirlerimizle ve mahallelerimizle ilişkili planlama, tasarım, bakım, iyileştirme ve yönetim konularına sağlık ve sürdürülebilir kalkınmayı dahil edeceğiz ve yeni teknolojileri kullanacağız;
  • Karar vericileri, sağlık alanındaki eşitsizlikleri artıran, insanların temel hizmetlere erişimini engelleyen ve fiziksel ve ruhsal sağlık ve esenliklerini zedeleyen zorunlu tasarruf önlemleri gibi politikaların riskleri konusunda uyarmak için kamusal platformlarımızı ve ağlarımızı kullanacağız;
  • Sağlığın belirleyicileri ile ilişkili devletin ve toplumun tüm katmalarını içerisine alan yaklaşıma olan ihtiyaç konusunda bilinci artıracağız; tüm ilgili paydaşları bir araya getirmek, işin içerisine dahil etmek ve isteklendirmek için gücümüzü kullanacağız; ve tüm sektörlerin, politikalarında sağlık ile ilgili konuları da dikkate almaları için gücümüzü kullanacağız;
  • Sağlık, sağlık alanında eşitlik ve esenlik konularının, fakirliğin azaltılması, sosyal içermeciliğin artırılması ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması için sosyal ve ekonomik kalkınma ve gelişmenin her seviyesinin bir barometresi (sonuç ölçütü) olarak kullanılmasını destekleyeceğiz.
  • Kolaylaştırıcılık, sosyal yenilikler ve arabuluculuk, yerel, ulusal ve uluslararası alanlarda sağlık yatırımlarını savunma konusunda sahip olduğumuz özgün liderlik rollerimizi kucaklayacağız.
  • Yeni ortaya çıkan veya sürmekte olan sağlık sorunları hakkındaki daha etkin ve verimli politika ve yönetişim yaklaşımları hakkındaki yeni bilgileri paylaşmaya devam edeceğiz.

Sağlık, ulusal, bölgesel ve küresel gündemlerde daha da önemli bir rol oynayacak ve ayrıca şehirlerden oluşan ağlar küresel sağlık, çevre ve kalkınma hedef ve politikalarının oluşturulmasında daha belirleyici bir role sahip olacaktır. Bu nedenle bizler, küresel olarak ulusal hükümetleri ve uluslararası kurumları aşağıdakileri gerçekleştirmeye davet ediyoruz:

  • Ulusal ve uluslararası sağlık politikalarının hazırlanmasında ve uygulanmasında yerel ve kentsel boyutun önemini anlamak;
  • Sağlık alanında eşitliği, sosyal içermeyi ve sürdürülebilir kalkınma politikalarını desteklemek için mümkün olduğunda ilave kaynakları ve yasal enstrümanları devreye sokmak;
  • Ulusal ve uluslararası sağlık stratejileri için bilgi almak ve yerel yönetimlerin temsilcilerinin uluslararası forumlara katılımını teşvik etmek üzere yerel sağlık koşullarının analizinde ve hakkındaki çalışmalarda sektörler arası ve katılımcı yaklaşımlarla şehirlerin deneyim ve bilgilerini kullanmak;
  • Ulusal sağlıklı şehirler ağlarını koordinasyon, kapasite geliştirme ve diplomasi rolleri açısından desteklemek.

Şehir ve sağlık sektöründeki liderleri ve şehirlerde yaşayan herkesi, daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek üzere bu amaçlar altında bize katılmaya davet ediyoruz.

DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı ve Avrupa Ulusal Ağlarının 6. Fazda için Eylem Taahhütleri

Avrupa şehirlerinin belediye başkanları ve üst düzey politik temsilcileri olarak, 25 Ekim
2014 tarihinde, Atina’da gerçekleştirilen 2014 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında, sağlıklı şehirler hareketi içerisinde önümüzdeki beş sene yapacağımız çalışmalara ilham verecek ve yol gösterecek olan altıncı fazın başlangıcında bir araya gelen bizler aşağıdakileri taahhüt ediyoruz:

1. Eşitlik, halkın güçlendirilmesi, ortaklıklar, dayanışma ve sürdürülebilir kalkınma (Sağlıklı şehirlerin prensip ve değerleri) alanlarında, DSÖ Tüzüğü ve Evrensel İnsan Hakları Beyannamesine dayanarak oluşturulan ve aşağıdakileri ifade eden sağlıklı şehir prensip ve değerlerine olan taahhüdümüzü yineliyoruz: “Ulaşılabilir en yüksek sağlık standardına erişmek, ırk, din, politik inanç, ekonomik ve sosyal koşullarından bağımsız olarak her insanın temel hakkıdır.”

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlıklı şehirlerin prensip ve değerleri

Eşitlik: Sağlık alanında eşitsizliklerle mücadele etmek, zarar görebilir ve sosyal açıdan dezavantajlı olan kişilerin ihtiyaçlarını gözetmek (eşitsizlik, sağlık alanındaki adaletsizlikler ve kötü sağlığın engellenebilir nedenleri anlamına gelmektedir). Sağlık hakkı, cinsiyet, ırk, dini inanç, cinsel eğilim, yaş, engellilik veya sosyoekonomik imkanlardan bağımsız olarak herkes için geçerlidir.

Katılımcılık ve Yetkilendirme: İnsanların sağlıklarını, sağlık hizmetlerini ve esenliklerini etkileyen kararlara toplu ve bireysel olarak katılma hakkını elde etmelerini sağlamak. İnsanların kendi kendine yetebilir hale gelmesini sağlamak için fırsatlara erişim ve becerilerini geliştirmelerine imkan vermek.

Ortaklıklar halinde çalışmak: Entegre yaklaşımların uygulanması ve sağlık alanında sürdürülebilir gelişim için sivil toplum ve diğer devlet harici aktörler dahil olmak üzere etkin çok sektörlü stratejik ortaklıklar geliştirmek.

Dayanışma ve dostluk: Ağlar içerisinde barış, dostluk ve dayanışma ruhu ile çalışmak ve sağlıklı şehirler hareketindeki şehirlerin sosyal ve kültürel çeşitliliğine saygı duymak ve takdir etmek.

Sürdürülebilir kalkınma: Çevre açısından ve sosyal açıdan sürdürülebilir olan ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi için çalışmak (ve ulaşım sistemleri dahil olmak üzere tüm altyapısı için çalışmak): günün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerine zarar vermemek.[/box]

Sağlıklı şehirlerin prensip ve değerleri
    • Eşitlik: Sağlık alanında eşitsizliklerle mücadele etmek, zarar görebilir ve sosyal açıdan dezavantajlı olan kişilerin ihtiyaçlarını gözetmek (eşitsizlik, sağlık alanındaki adaletsizlikler ve kötü sağlığın engellenebilir nedenleri anlamına gelmektedir). Sağlık hakkı, cinsiyet, ırk, dini inanç, cinsel eğilim, yaş, engellilik veya sosyoekonomik imkanlardan bağımsız olarak herkes için geçerlidir.
    • Katılımcılık ve Yetkilendirme: İnsanların sağlıklarını, sağlık hizmetlerini ve esenliklerini etkileyen kararlara toplu ve bireysel olarak katılma hakkını elde etmelerini sağlamak. İnsanların kendi kendine yetebilir hale gelmesini sağlamak için fırsatlara erişim ve becerilerini geliştirmelerine imkan vermek.
    • Ortaklıklar halinde çalışmak: Entegre yaklaşımların uygulanması ve sağlık alanında sürdürülebilir gelişim için sivil toplum ve diğer devlet harici aktörler dahil olmak üzere etkin çok sektörlü stratejik ortaklıklar geliştirmek.
    • Dayanışma ve dostluk: Ağlar içerisinde barış, dostluk ve dayanışma ruhu ile çalışmak ve sağlıklı şehirler hareketindeki şehirlerin sosyal ve kültürel çeşitliliğine saygı duymak ve takdir etmek.
    • Sürdürülebilir kalkınma: Çevre açısından ve sosyal açıdan sürdürülebilir olan ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi için çalışmak (ve ulaşım sistemleri dahil olmak üzere tüm altyapısı için çalışmak): günün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerine zarar vermemek.

2. Yerel, ulusal ve uluslararası alanda insanların sağlık ve esenliğini savunan ve bunun için en yüksek derecede politik taahhütte bulunan ve tüm vatandaşların durumlarını iyileştirmek ve korumak için sahip olduğumuz özel liderlik rolümüzü kabul ediyor ve bunu kullanacağımızı belirtiyoruz.

3. Politikaların geliştirilmesi konusunda sorumlu olduğumuz tüm vatandaşların çıkarlarını şeffaf bir şekilde temsil ediyoruz ve tümünün politika oluşturma sürecine katılımını sağlayacağız.

4. Diğerlerini işin içerisine dahil etmek için kamusal platformlarımızı ve ağlarımızı kullanacağız ve bunun için: kentsel alanlarda kötü sağlığın temel sebepleri konusundaki bilinci artıracağız; sağlık alanında çalışmak üzere tüm ilgili paydaşları bir araya getirmek ve harekete geçirmek için tüm imkanlarımızı kullanacağız; ve tüm sektörlerin politikalarında sağlık konularını dahil etmeleri için gücümüzü kullanacağız.

5. Bilgi ve uzmanlıkların paylaşıldığı dinamik platformlar ve kriz yönetimi ve toplu şehir sağlığı diplomasisi için hayati öneme sahip araçlar olarak sağlıklı şehir ağlarını destekleyeceğiz.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlıklı şehirlerin stratejik yaklaşımları

Sağlığı şehirlerin sosyal ve politik gündemlerinin en üst sıralarını yerleştirmek için eylemlerde bulunmak

Sağlık ve sürdürülebilir kalkınma hedefli yerel seviyedeki ve sağlığın belirleyicileri, sağlık alanında eşitlik ve Herkes için Sağlık ve tüm politikalarda sağlık prensiplerine dayanan politika ve eylemleri geliştirmek

Sağlık, tüm yerel politikalarda sağlık ve eşitlik ve sağlık için entegre planlama amacıyla sektörler arası ve katılımcı yönetişimi desteklemek

Avrupa Bölgesindeki tüm şehirlerde sağlığı iyileştirmek için kullanılan politika ve uygulama uzmanlığını, kanıtları, bilgi ve yöntemleri geliştirmek

Avrupa şehirleri ve yerel yönetimlerin ağları arasında dayanışma, işbirliği ve bağlantılı çalışmayı ve kentsel konularda çalışan ortaklıklar ile yerel yönetimler arasındaki işbirliklerini geliştirmek

Sağlıklı şehirler ağlarının tüm DSÖ bölgelerindeki tüm Üye Devletlerin ağlarına erişim imkanlarını geliştirmek[/box]

6. Sağlıklı şehirler ile ilişkili önceki deklarasyonları ve politik beyanları (1986-2014) hatırlayacak, söz konusu düzenleme ve taahhütlerin gerçekleştirmesi için çalışacak ve bu kapsamda sağlığın geliştirilmesi, bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesi, eşitlik, sağlıklı şehir politikaları ve çevre sağlığı hakkındaki ilgili DSÖ, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği konvansiyonları, deklarasyonları, şartları, stratejileri ve eylem planlarını yerelde destekleyeceğiz (EK 1)

7. Aşağıdakiler dahil olmak üzere etkin ve verimli eylemler için yeni fırsat ve kanıtlardan yararlanacağız:

  • Yakın geçmişte meydana gelen ve ömür beklentisini, sağlığı, tanı ve tedavi imkanlarını, bilgi toplamayı, dağıtmayı, dijital erişim ve bağlantıları önemli derecede iyileştiren yeni teknolojiler (bilimsel, eczacılığa ait ve iletişim tabanlı)
  • Sağlığın sosyal belirleyicileri hakkındaki yeni araştırmalara dayanan bilgiler ve sağlığı geliştiren veya sağlık alanındaki eşitsizlikleri azaltan kaynakların dağıtımı ve toplulukların kendi kaderini tayin etme yeteneği ile ilişkili mekanizmalar
  • Sağlık ve ekonomik performansın birbiriyle olan bağlantıları hakkındaki ve yerel, ulusal ve uluslararası sağlık sistemlerinin insanlar, fikirler ve ürünler için yenilikçi, işveren, arazi sahibi, kurucu, tüketici ve rekabetçi olarak ekonomiler üzerindeki etkileri hakkındaki yeni bilgiler
  • Belediye başkanlarının, diğer politikacıların ve halk sağlığı savunucularının daha iyi işbirliğine imkan sağlamak ve topluluklar, devlet ve özel sektör temsilcileri dahil olmak üzere devletin ve toplumun tüm katmanları yaklaşımlarını uygulamak amacıyla farklı oyuncuları, koalisyonları ve ağları bir araya getirerek yönetişim yapılarını ve mekanizmalarını nasıl değiştirdiği hakkında yeni kanıtlar,
  • Günümüzün değişen politik ortamında belediye başkanlarının ve diğer karar vericiler ile halk sağlığı kurumlarının yararlı bir şekilde benimseyebileceği yeni roller

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Belediye başkanları ve diğer kamu görevlileri için yeni roller

Belediye başkanları ve diğer üst düzey memurlar sağlık ve esenliği aşağıdaki yollarla iyileştirebilir:

Tüm politikaların sağlık üzerindeki etkilerini de dikkate alan daha kapsamlı bir anlayışı benimsemek;

Tüm sektörlere, kullanılabileceği durumlarda, çok sayıda paydaşın müdahil olması ve merkezi olmayan karar verme süreçlerinin daha iyi kullanılması konusunda çağrıda bulunmak;

Sektörler arası güven ve anlayışın oluşturulması için kaynaklar atamak ve en önemlisi zaman ayırmak;

Birbirine bağlı olan hedefleri farklı sektör ve topluluklarda yer alan ortaklarla birlikte tanımlamayı kolaylaştırmak ve desteklemek ve ağdaki ortaklara karşı saygı göstererek bir ağ yöneticisi rolü üstlenmek;

Sağlık, sağlık konusunda eşitlik ve esenliğin temel bileşenler haline gelmesinin gerektiği sosyal değer ve hedefler konusunda yerel, ulusal, bölgesel ve küresel diyaloğu desteklemek;

Şehirlerin küresel ve yerel zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olacak pratik girişimler oluşturabilmek için yeni, işbirliğine dayanan fırsatları desteklemek;

ve Yapay çevrenin ve yeni teknolojilerin vatandaşların sağlığını nasıl etkileyebileceği ve daha akıllı şehirler oluşturmada nasıl kullanılabileceği konusunda yeni bilgileri kullanmak.(Bir şehrin akıllı olarak tanımlanabilmesi için doğal kaynakların akıllı yönetimi ve katılımcı yaklaşım ile insan ve sosyal sermayeye yapılan yatırımın ve geleneksel ve modern bilgi ve iletişim teknolojileri altyapısının sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı ve yüksek yaşam kalitesini desteklemesi gerekmektedir.)[/box]

8. İnsanların sağlık ve esenliği ile ilişkili yeni ortaya çıkan, geçmişten gelen endişe ve sorunlarla mücadele edeceğiz; bunlara şunlar da dahildir: Sağlık alanındaki eşitsizliklerin azaltılmasına duyulan ihtiyaç, bulaşıcı olmayan ve ruh sağlığı sorunları dahil olmak üzere kronik hastalıkların artan yükü, sakatlanmalar ve şiddet, yeni ve tekrar ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklar, iklim değişikliği ve süren ekonomik krizler.

Sağlık 2020 – şimdi bizim zamanımız

9. Devlet ve toplum nezdinde sağlık ve esenliğe yönelik eylemleri destekleyen Avrupa politik çerçevesi Sağlık 2020’yi benimsiyor ve kendimizi Sağlık 2020’nin ortak hedeflerine yönelik çalışmaya adıyoruz

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlık 2020 hedefleri

1. DSÖ Avrupa Bölgesinde 2020 yılına kadar erken ölümleri azaltmak

2. DSÖ Avrupa Bölgesinde sağlıklı ömür beklentisini artırmak

3. DSÖ Avrupa Bölgesinde sağlık alanındaki eşitsizlikleri azaltmak

4. DSÖ Avrupa Bölgesinde insanların esenliğini artırmak

5. Evrensel kapsam ve ulaşılabilir en yüksek sağlık seviyesine ulaşılmasını sağlamak

6. Üye devletlerde sağlık alanında ulusal hedefler ve amaçlar belirlemek Üye Devletler tarafından kabul edilen göstergeler bu hedefleri destekleyecektir.[/box]

10. DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı ve ulusal sağlıklı şehirler ağları şehirlerinin Sağlık 2020’nin uygulanmasında temel araçlar olduğunu ve bizim etkimizi kullanacağını kabul ediyor ve bunu desteklemek için çalışmayı taahhüt ediyoruz.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Sağlıklı şehirlerin sağlık, esenlik ve eşitlik üzerindeki etkisi Mevzuat. Şehirler, arazi kullanımı, bina standartları, su ve hıfzıssıhha sistemlerini etkileyebilecek ve tütün kullanımı ve meslek sağlık ve güvenliği konusunda sınırlandırmalar oluşturabilecek konumdadırlar.

Entegrasyon. Yerel hükümetler sağlığın geliştirilmesi konusunda entegre stratejiler geliştirme ve uygulama yeteneğine sahiptir

Sektörler arası ortaklıklar. Şehirlerin demokratik sorumlulukları, güçlerini ortaklıklar üzerinden paylaşmayı ve birçok sektörden katkının sağlanmasını desteklemeyi gerektirmektedir.

Vatandaşların katılımı. Yerel yönetimler her gün vatandaşlarla iletişim halindedir ve vatandaşların endişe ve önceliklerine en yakın konumdadır. Özel ve kar amacı gütmeyen sektörler, sivil toplum ve vatandaş grupları ile birlikte çalışma konusunda önemli fırsatlar sunmaktadır.

Eşitlik odağı. Yerel yönetimler, fakir insanlar ve hassas gruplara daha fazla fırsat oluşturmak için yerel kaynakları harekete geçirme ve şehirdeki tüm vatandaşların haklarını destekleme kapasitesine sahiptir.[/box]

11. Sağlık 2020’yi, DSÖ Avrupa Sağlıklı şehirler Ağının 6. Fazında iyi bir zamanlama ile gelmiş ve güçlü bir birleştirici çerçeve olarak kullanacağız.

DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının Taahhütleri ve Temaları

12. Uygulamanın temelinde politik taahhüt olduğunu beyan ediyoruz.

13. Sağlık hedefli şehir planlama kavramının geçerli ve istenilen bir şey olduğunu kabul ediyoruz ve tüm politikalarda sağlık konusundaki çalışmalara yeni bir odak alanı olan toplumsal dayanıklılık ve sağlık okuryazarlığına ile devam edeceğiz.

14. 6. Fazın, Sağlık 2020’nin şehirlerde uygulanması sırasında şehirleri destekleyeceğini ve anahtar paydaşların bir araya gelmesi ile güçlerini sağlık ve esenliğe odaklamasına, sosyal inovasyon ve değişim potansiyelinden yararlanmalarına ve yerel halk sağlığı sorunlarıyla mücadeleye yönelik çalışmalarında destekleyeceğini anlıyoruz.

15. Her şehrin özgün olduğunu kabul ediyoruz ve bu kapsamda 6. Faz’ın genel ve ana hedeflerini, kendi yerel durumumuza uygun bir şekilde takip edecek ve yerel vatandaşların sağlıklarına en yüksek pozitif etkiyi yapacak öncelikli eylem planlarını tanımlayacağız.

16. Farklı giriş noktaları ve yaklaşımlar kullanacağız fakat 6. Fazın genel ve ana hedeflerine ulaşma konusunda birlikte çalışmaya devam edeceğiz.

17. 6. Faz’ı şehir, ulusal ve ulusaltı seviyelerde birlikte öğrenme, uzmanlık ve deneyimlerin öğrenilmesi ve paylaşılması konusu özgün bir platform olarak kullanacağız.

18. Genel ve ana konular üzerinde çalışırken yeni kanıt ve bilgileri kullanacak ve 5. ve 6. Faz’ın ve temalarından yararlanacağız.

Ana konular ve temalar

19. Kendimizi 6. Faz’ın genel çerçevesini belirleyen Sağlık 2020’nin aşağıdaki iki stratejik hedefi üzerinde çalışmaya adayacağız:

  • Herkesin sağlığını iyileştirmek ve sağlık alanındaki eşitsizlikleri azaltmak; ve
  • Sağlık alanında liderlik ve katılımcı yönetişimi iyileştirmek.

20. Sağlık alanındaki eşitsizliklerle mücadele etmek için, yerel yönetimin tüm katmanları yaklaşımı, güçlü politik destek ve değişim için kapasite geliştirme kavramları üzerinden sistematik eylemleri destekleyeceğiz.

21. Sağlık ve esenlik alanında etkin liderlik için politik adanmışlık, vizyon ve stratejik yaklaşım, destekleyici kurumsal yapılar, ağ çalışmaları ve benzeri hedefler üzerinde çalışan diğer insanlarla bir araya gelmenin gerekli olduğunu anlıyoruz.

22. Sağlık alanında yerel liderliğin şu anlama geldiğini biliyoruz: Sağlığa ait bir vizyon ve anlayışın sosyal ve ekonomik kalkınma için önemi; yeni ortaklıklar ve birliktelikler oluşturmak için taahhüt ve adanmışlık; resmi ve resmi olmayan yerel aktörler ile sağlık konusunda hesap verilebilirliğin geliştirilmesi: Yerel eylemleri ulusal, Avrupa ve küresel politikalarla bir araya getirmek; değişiklikleri önceden görmek ve planlamalar yapmak; tüm vatandaşların mümkün olan en yüksek sağlık seviyesine çıkmasını sağlamak için bir koruyucu, kolaylaştırıcı, katalizör, arabulucu, avukat ve savunucu olarak eylemlerde
bulunmak.

23. Gerekli olduğunda, çocukların sağlığı ve erken yaşlarda gelişim; istihdamın, çalışma koşullarının ve yaşam boyu öğrenimin iyileştirilmesi; yaşlı insanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi; sosyal korumanın iyileştirilmesi ve fakirliğin azaltılması; toplumsal dayanıklılık hakkında çalışma; sosyal içerme ve uyumun iyileştirilmesi; cinsiyet, etnik yapı veya cinsel eğilimlerden bağımsız olarak hakların ve eşitliğin savunulması dahil olmak üzere yaşam seyri yaklaşımını kullanarak politikalar ve müdahaleler geliştireceğiz.

24. Şehir sağlık diplomasisi kavramını 6. Fazda keşfedilecek ve şehirlerin uluslararası alanda birlikte çalışmasına yönelik fırsatları yansıtan ve aynı zamanda ulusal ve küresel halk sağlığı gündemleri ile bağlantılar kuran yeni bir tema olarak kabul ediyoruz.

25. 6. Fazdaki ana konuların, Sağlık 2020’nin dört politik önceliğinin yerelde uygulanmasına dayandığını kabul ediyoruz:

  •  Tüm yaşam boyunca sağlığa yatırım yapmak ve insanları güçlü kılmak;
  • Avrupa Bölgesi’ndeki bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan ana sağlık sorunları ile mücadele etmek;
  • İnsan odaklı sistemleri, halk sağlığı kapasitesini, acil durumlara hazırlıklı olmayı ve tehlikelerin izlenmesini desteklemek; ve
  • Dayanıklı toplumlar ve destekleyici ortamlar oluşturmak.

26. Bu dört temanın birbirinden ayrı eylem alanları olmadığını, birbirine bağımlı ve birbirini destekleyici olduğunu kabul ediyoruz. Yaşamın tamamına odaklanan bir yaklaşımın ve insanların güçlü hale getirilmesinin hastalıklarla mücadeleyi ve halk sağlığının güçlendirilmesini destekleyeceğini biliyoruz. Şehirler, eşitsizlikleri azaltmaya odaklandıklarında ve politikalarını, yatırım ve hizmetlerini birleştirdiklerinde sağlık alanında daha fazla fayda elde edeceklerdir.

27. DSÖ ve işbirliği merkezleri tarafından desteklenen DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın ana temalarına odaklanacak, elde ettiğimiz bilgileri Avrupa ve ötesindeki tüm şehirlerin yararına sunacağız.

İşbirliği ve ortaklık

30. Şehirlerin, DSÖ Avrupa Bölgesinde, yalnız bir şekilde hareket edemeyeceğini ve ulusal ve bölgesel yönetimlerin ve ayrıca Avrupa Birliği ile DSÖ Avrupa Bölge Ofisinin de önemli bir role sahip olacağını kabul ediyoruz.

31. DSÖ Avrupa Bölge Ofisine aşağıdakiler konusunda çağrıda bulunuyoruz:

  • DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı 6. Fazının (2014–2019) hedeflerine yönelik stratejik liderlik ve eylemler için teknik destek sunmak;
  • Özellikle de şimdiye kadar Sağlıklı Şehirler hareketinde yer almamış olanlar dahil olmak üzere Avrupa Bölgesindeki tüm Üye Şehirlerde sağlıklı şehirler için kapasite geliştirme ve ağ çalışmalarını desteklemek, kolaylaştırmak ve koordine etmek,
  • Yerel eylem bileşenlerinin geliştirilmesi ve geliştirilmesinin teşvik edilmesi ve DSÖ’nün ilgili stratejik hedeflerinde ve teknik alanlarında yerel yönetimlerin rolünün dikkate alınması; ve
  • Sağlıklı şehirler gündemine diğer mesleklerin ve disiplinlerin daha fazla dahil olmasını desteklemek ve sağlık ve esenliğe olan kritik katkılarını kabul etmek.
Sonuç

Bizler, Avrupa Şehirlerinin belediye başkanları ve şehirlerin üst düzey politik temsilcileri olarak Yunanistan’ın Atina kentinde gerçekleştirilen 2014 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında bir araya geldik ve Avrupa ve ötesinde, kentlerimizde yaşayan bugün ve gelecekteki kuşakların refahının, sağlığı ve esenliği geliştirme konusundaki yeni fırsatları kullanma istek ve imkanlarımıza bağlı olduğuna kanaat getirdik.

William Paterson

0
William Paterson

William Paterson (24 Aralık 1745, İrlanda – 9 Eylül 1806, New York), New Jersey’li hukukçu, senatör, vali, yargıç ve devlet adamıdır. Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın hazırlayıcılarından ve imzacı Kurucu Babalarındandır.

Paterson, 1747’de ailesiyle birlikte İrlanda’dan Kuzey Amerika İngiliz kolonilerine göç etti. 14 yaşında New Jersey Kolejine(Princeton Üniversitesi) başladı. Princeton’dan mezun olduktan sonra hukuk eğitimi aldı ve hukuk lisansı kazandı ve 1768 yılında baroya kabul edildi.

Eyalet kongresinde 1775-76 yıllarında iki kez görev yaptı. 1776 yılında New Jersey Eyalet Anayasasını hazırlayan anayasa konvansiyonunda delegelik yaptı.

ABD’nin bağımsızlığından sonra, New Jersey’nin ilk Başsavcısı olarak atandı ve 1776-1783 yıllarında bu görevi yürüttü. 1787 yılında, Philadelphia’daki Federal Anayasa Konvansiyonu’nda New Jersey delegasyonunun önemli bir üyesi olarak görev yaptı. Tüm eyaletler için eşit oyu savunan ve daha sonra ‘Paterson Planı’ olarak anılan öneriyi sundu. Her eyalet için eşit oy hakkı talep etti. İki meclisli Kongre’de somutlaşan uzlaşma sonucunda, Temsilciler Meclisi’nde nüfus oranında temsil ve Senato’da eyaletlerin eşitliği ilkesi kabul edildi. 1787 Philadelphia Anayasa Konvansiyonu’nda ABD Anayasası’nı imzalayan delegelerden biri oldu.

1789’dan 1790’a kadar ABD senatörü olarak görev yaptı. ABD’de vatandaşlık kazanmanın yasal çerçevesini belirleyen ilk yasaların hazırlanmasında aktif rol aldı.

ABD yargı sisteminin kurulmasına katkıda bulundu ve 1789 tarihli Judiciary Act (Mahkeme Teşkilatı Yasası)’nın ilk dokuz bölümünü el yazısıyla kaleme aldı.

Vali olmak için  ABD Senatosu’ndan istifa eden ilk kişi oldu. New Jersey valisi olarak 1790-1793 arasında çalıştı. ABD Başkanı George Washington tarafından 1793’te Yüksek Mahkeme Yargıçlığına atandı. 4 Mart  1793 ile 9 Eylül 1806 tarihleri arasında ABD Yüksek Mahkeme Yargıcı olarak görev yaptı ve 60 yaşında iken at arabası kazası sonucunda yaşamını yitirene kadar bu görevi yürüttü.

William Paterson’un ABD ve Anayasa Tarihindeki Özel Yeri

Paterson, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kurucu Babaları (Founding Fathers) arasında sayılmaktadır. Özellikle New Jersey Planı (Paterson Planı) nedeniyle Anayasa tarihindeki önemi büyüktür. New Jersey eyalet tarihinde özel bir konumu bulunmaktadır. Paterson, hem eyaletin ilk başsavcısı, hem senatörü, hem valisi hem de Yüksek Mahkeme yargıcı olarak görev yapmıştır. Bu dört önemli makamı yürütmüş az sayıdaki devlet adamından biridir. Mezun olduğu Princeton Üniversitesi’nde bir yurt binası hâlen “Paterson Hall” olarak anılmakta ve hatırası yaşatılmaktadır.

William Paterson University of New Jersey

1855’te kurulan ve günümüzde New Jersey’de faaliyet gösteren William Paterson devlet üniversitesi, adını William Paterson’dan almaktadır. Üniversite, Paterson’un eyalet ve ülke tarihinde oynadığı kurucu rol nedeniyle onun onuruna isimlendirilmiştir. Bugün hâlen New Jersey’nin en köklü yükseköğretim kurumlarından biridir ve 370 dönümlük kampüsünde yaklaşık 10.000 öğrenciye eğitim vermektedir.

ABD Yüksek Mahkemesi yargıcı William Paterson
William Paterson

Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Karar

0
Yargıtay Önceki Başkanları

Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Karar taslağı, hakkında gelen görüşler, Kurul’un 2018 yılındaki toplantılarında müzakere edilerek değerlendirilmiş ve metne son hali verilerek yayınlanmıştır. Kararın, 24 Aralık 2018 tarihinden itibaren uygulanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’ni kabul ettiği 8 Aralık 2017 tarihinden önceki davranış veya işlemler, Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun görevi dışında bırakılmıştır. 

YARGI ETİĞİ DANIŞMA KURULU ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA KARAR TASLAĞI”NA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ HAKKINDA GEREKÇE

Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Karar

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
MADDE 1

(1) Bu Kararın amacı, hâkimlerin ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının davranışlarının ve muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu hakkında, önerilerde bulunmak üzere kurulan Kurul’un çalışma usul ve esaslarını belirlemektir.

Kapsam
MADDE 2

(1) Bu karar, Kurul’un yapısını, üyelerinin niteliklerini, görev ve sorumluluklarını, çalışma yöntemini, hâkimlerin ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının yapacakları başvuruların değerlendirilmesini ve bu konuda verilecek kararların niteliğini kapsar.

Yargıtay personeli ile hâkim ve Cumhuriyet savcısı adayları hakkında bu karar uygulanmaz.

Dayanak
MADDE 3

(1) Bu Karar, 8.12.2017 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından oybirliği ile kabul edilen Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’nin “KISIM III”, “IV. Yargı Etiği Danışma Kurulu” başlıklı maddenin 2’nci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

(2) Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrası uyarınca Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile insan haklarına ilişkin evrensel ilkeler de Kurul’un çalışmalarının dayanağını oluşturur.

Tanımlar
MADDE 4

(1) Bu Karar’da geçen;

a) Hâkim: Yargıtay Birinci Başkanı, başkan vekilleri, daire başkanları, üyeler ve tetkik hâkimlerini,
b) Yargıtay Cumhuriyet savcısı: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Vekili ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarını,
c) Kurul: Yargı Etiği Danışma Kurulu’nu,
d) Başkan: Yargı Etiği Danışma Kurulu Başkanı’nı,
e) Başkan Vekili: Yargı Etiği Danışma Kurulu Başkan Vekili’ni,
f) Üye: Yargı Etiği Danışma Kurulu üyesini,
g) Sekretarya: Yargı Etiği Danışma Kurulu Sekreteryası’nı,

ifade eder.

KİNCİ BÖLÜM
Kurul’un Yapısı, Üyelerin Nitelikleri, Seçimi, Görev Süresi ve Bağımsızlığı
Kurul’un yapısı
MADDE 5

(1) Kurul, yedi Yargıtay üyesi, iki tetkik hâkimi, bir Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve bir öğretim üyesinden oluşur.

(2) Başkan, en kıdemli Yargıtay üyesidir. Üyelerden birinin daire başkanı olması halinde daire başkanı; birden fazla daire başkanı olması halinde ise en kıdemli daire başkanı Kurul’a başkanlık eder. Kıdemin belirlenmesinde, Yargıtay’da uygulanan kıdem sistemi esas alınır.

(3) Başkan Vekilliğini, Başkan’dan sonra gelen en kıdemli daire başkanı, daire başkanı olmaması halinde en kıdemli Yargıtay üyesi yürütür.

(4) Sekretarya görevi, Yargıtay genel sekreter yardımcısı tarafından yerine getirilir.

Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı üyelerin nitelikleri
MADDE 6 

(1) Kurul’da görev alan yedi Yargıtay üyesinden en az ikisinin kadın olması zorunludur. Yargıtay daire başkanları da Yargıtay üyesi kontenjanından Kurul’a üye olarak seçilebilirler.
(2) Yargıtay tetkik hâkimleri, Yargıtay kıdemi en fazla olan yirmi tetkik hâkimi arasından seçilir.
(3) Yargıtay Cumhuriyet savcısı, Yargıtay Cumhuriyet savcılığı kıdemi en fazla olan on Cumhuriyet savcısı arasından seçilir.

Kurul’a seçilecek öğretim üyesinin nitelikleri
MADDE 7 

(1) Kurul’a seçilecek öğretim üyesinin, etik alanında bilimsel nitelikte eser yazmış ve üniversitelerin etik kurullarında daha önce görev almış olması zorunludur. Herhangi bir yükseköğretim kurumunda öğretim üyesi olarak görev yapmayanlar, Kurul üyeliğine aday olamazlar.
(2)Bilimsel eser kapsamına, doktora tezi, uluslararası ve ulusal alan endekslerinde taranan dergilerde yayımlanmış hakemli makale, bilimsel kitaplar ile benzeri akademik özelliği olan kitap bölümleri dahildir. Diğer makaleler, editöre mektup, kitap kritiği, deneme, hikâye, anı, roman, internetteki blog yazıları gibi çalışmalar “etik alanında bilimsel nitelikte eser” olarak kabul edilmez.
(3) Öğretim üyesinin etik alanında yazdığı bilimsel nitelikte eser veya eserler ile üniversitelerin etik kurullarında daha önce görev yaptığına dair belgeler Sekretarya tarafından arşivlenir.

Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı üyelerin seçimi
MADDE 8 

(1) Yargıtay üyeleri, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından Yargıtay daire başkanlarının seçimindeki usule göre seçilir.
(2) Tetkik hâkimleri, Birinci Başkanlık Kurulu tarafından Yargıtay kıdemi en fazla olan yirmi tetkik hâkimi arasından seçilir.
(3) Yargıtay Cumhuriyet savcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Yargıtay Cumhuriyet savcılığı kıdemi en fazla olan on Cumhuriyet savcısı arasından seçilir.
(4) Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı üyelerin, üyelik şartlarını taşıdığını gösteren belgeler Sekretarya tarafından arşivlenir.
(5) Üye olmak için gerekli nitelikleri taşımadığı halde seçilenler, Kurul tarafından seçimi yapan makama bildirilir. Böyle bir kararın alındığı toplantıya, hakkında bildirim yapılan üye katılamaz.

Öğretim üyesinin seçimi
MADDE 9 

(1) Seçimin, liyakat, şeffaflık ve topluma karşı hesap verilebilirlik ilkelerine uygun şekilde yapılması esastır.
(2) Öğretim üyesinin görevinin sona ermesinden bir ay önce öğretim üyesinin seçim süreci başlatılır.
(3) Adayların özgeçmişleri ile üyelik için gerekli koşulları taşıdığına dair belgeleri Sekretarya’ya ulaştırmaları için Yargıtay kurumsal internet sitesinde ilan yapılır. İlanın bir örneği, üniversite rektörlüklerine ve hukuk fakültelerinin dekanlıklarına seçimden en az otuz gün önce gönderilir. Seçimin daha geniş bir çevrede duyurulması için yararlı olacağı anlaşılan başka yerlere de ilan metni gönderilebilir.
(4) Adayların özgeçmişleri ile seçim için gerekli tüm koşulları taşıdıklarına dair ibraz edilen belgeler, Sekretarya tarafından toplantıdan bir hafta önce üyelere dağıtılır.
(5) Kurul’un ilk toplantısında Sekretarya, tüm adaylar hakkında sunum yapar. Öncelikle, adaylık için gerekli koşulları taşımayanlar hakkında karar verilir. Gerekli koşulları taşıyan adayların, eserleri, kıdemleri, görev aldıkları projeler, çalıştıkları kurumlar, yabancı dilde yazılmış eserlere ulaşma kabiliyetleri ile Kurul çalışmalarına sağlayacakları diğer katkılar dikkate alınarak oy kullanılır. Adaylar hakkında yapılan müzakere tamamlandıktan sonra üyeler açık oylamayla ve salt çoğunlukla öğretim üyesini belirler. İlk oylamada seçilememesi halinde, ikinci oylamada en çok oy alan iki aday arasında seçim yapılır. Oyların eşitliği halinde Başkan’ın oyunu almış aday seçilir.
(6) Seçime ilişkin Kurul kararı, seçilen öğretim üyesine tebliğ edilir ve ayrıca görev yaptığı üniversitenin ilgili birimine bilgi verilir. Öğretim üyesinin seçimine ilişkin karar, gerekçeli olarak yazılır ve Yargıtay internet sitesinin etik ile ilgili sayfasına konulur. Adaylık başvurusunda bulunan diğer adaylara da seçim sonucu hakkında bilgi verilir.
(7) Öğretim üyesinin seçimine ilişkin diğer hususlar Kurul’un hazırlayacağı, Öğretim Üyesinin Seçimi Hakkında Yönerge’de düzenlenir.

Üyelerin görev süresi
MADDE 10 

(1) Üyelerin görev süresi iki yıldır. Süresi dolanlar, görev veya unvanları değişse dahi yeniden seçilemezler.
(2) Üyelerin görev süreleri, öğretim üyesinin seçilmesiyle Kurul’un oluştuğu tarihte başlar.
(3) Üyelerin görevlerinin sona ermesinden bir ay önce, yeni üyelerin seçimi için ilgili kurul ve makamlara Başkan tarafından bildirimde bulunulur.
(4) Yeni seçilen Kurul üyeleri görevlerine başlayana kadar, önceki Kurul üyelerinin görevleri devam eder.

Üyelerin görevlerinin sona ermesi
MADDE 11 

(1) Üyelerin görevleri aşağıdaki hallerde sona erer:
a) Üyelerin görev süresinin tamamlanması üzerine, yeni seçilen üyelerin göreve başlaması,
b) Üye seçilmek için gerekli niteliklerin kaybedilmesi,
c) Üyenin istifa etmesi.
(2) Üyelerde eksilme olması halinde, durum derhal ayrılan üyeyi seçen kurul veya makama bildirilir. Ayrılan üyenin seçildiği yöntemle belirlenen yeni üye, yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlar.

Üyelerin bağımsızlığı
MADDE 12 

(1) Üyeler kendilerini seçen kurul ya da makamdan bağımsız olarak görev yaparlar.

Sekretarya
MADDE 13

(1) Sekretarya görevini, Yargıtay Başkanının görevlendireceği bir Yargıtay genel sekreter yardımcısı yürütür. Görevlendirme yapılırken, Kurul’un yaptığı görevin önemi ve niteliği dikkate alınarak liyakat ilkesi gözetilir. Bu görev, Yargıtay genel sekreter yardımcısının gözetiminde olsa dahi başka bir hâkime veya personele verilemez.
(2) Görevlendirilen Yargıtay genel sekreter yardımcısının geçici görev, yıllık veya hastalık izni gibi yasal bir mazeretinin bulunması halinde, işbölümüne göre onun işlerine bakan Yargıtay genel sekreter yardımcısı sekretarya görevini geçici olarak yürütür.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kurul’un Görev, Yetki ve Sorumlulukları
Kurul’un görevi
MADDE 14

(1) Kurul’un görevi, hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının davranışlarının veya muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu hakkında karar vermektir.

Kurul’un yetkisi
MADDE 15

(1) Kurul, görevlerini etkin ve verimli bir şekilde yerine getirmek üzere ilgili kurumlarla yazışma yapabilir, bilgi ve belge isteyebilir ve diğer faaliyetlerde bulunabilir.
(2) Kurul, gerekli görmesi halinde bilgi ve deneyiminden yararlanmak istediği kişileri toplantıya davet edebilir.

Kurul’un ve üyelerin sorumlulukları
MADDE 16

(1) Kurul, çalışmalarında bağımsız olup, kurum içi ve kurum dışı şeffaflık ve topluma karşı hesap verilebilirlik ilkelerine göre faaliyetlerini yürütür.
(2) Kurul çalışmalarında gizlilik ilkesine uyulur.
(3) Kitle iletişim araçları ile sosyal medyada Kurul’da görüşülen konular hakkında açıklama yapılamaz ve bilgi paylaşılamaz.
(4) Kurul’a intikal eden konularla ilgili olarak Yargıtay Yargı Etiği İlkelerinin 2.7 ve Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Etik Davranış İlkelerinin 3.2 maddelerinde öngörülen hallerde üyeler toplantılara katılamaz.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Başkan ve Başkan Vekili, Üyeler ve Sekretarya’nın Görevleri ile Kurulun Çalışma Yöntemi
Başkan’ın görevi
MADDE 17 

(1) Başkan;

a) Kurul’u temsil eder,
b) Kurul’un toplantılarına başkanlık eder,
c) Kurul’a ilişkin yazışmaları imzalar,
d) Toplantı gündemini belirler,
e) Gerekli hallerde, üyeleri komisyon şeklinde çalışmak üzere görevlendirir,
f) Kurul kararlarının taslaklarına ilişkin değişiklik önerilerini değerlendirerek sonuçlandırır,
g) Kurul’un düzenli ve verimli çalışmasını sağlamak için gerekli önlemleri alır.

Başkanvekili’nin görevi
MADDE 18

(1) Başkan Vekili, yasal mazereti nedeniyle görevlerini kısmen veya tamamen yerine getirememesi halinde Başkan’a ait görevleri yerine getirir.

Üyenin görevi
MADDE 19 

(1) Üye;

a) Kurul toplantılarına katılır,
b) Kurul’un görev, yetki ve sorumlulukları içindeki işleri yapar,
c) Kurul’un ahenkli, verimli ve düzenli çalışmasının sağlanmasında ve işlerin gecikmeksizin incelenip karara bağlanmasında Başkan’a yardım eder.

Sekretarya’nın görevi
MADDE 20 

(1) Sekretarya;
a) Gündemi üyelere toplantıdan önce iletir,
b) Kurul kararlarının taslaklarını hazırlar,
c) Kurul’un araştırma, inceleme ve benzeri nitelikteki diğer taleplerini karşılar,
d) Kurul’un yazışmalarının düzenli bir şekilde yapılmasını sağlar,
e) Kurul’un arşivinin düzenli tutulması için gerekli önlemleri alır,
f) Başkan’ın vereceği diğer görevleri yapar.

Kurul’un çalışma yöntemi
MADDE 21 

(1) Kurul’un, tüm üyelerinin katılımı ile toplanması ve çalışması esas olup en az yedi üyenin katılımı ile de toplanabilir.
(2) Toplantıda, önceden belirlenen gündemdeki konular sırayla görüşülür. Ancak, gündemdeki konular görüşülmeye başlanmadan önce, üyelerden birinin teklifi üzerine gündeme yeni maddelerin eklenmesine ya da maddelerin görüşülme sırasının değiştirilmesine, toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verilebilir.
(3) Gerekli görülen hallerde üyeler, Başkan’ın görevlendirmesiyle bir veya birden fazla komisyon oluşturarak da çalışabilirler. Ancak tüm kararlar Kurul olarak verilir.
(4) Kurul, adli tatil dışında her ay en az bir kez olmak üzere toplanır. Başkan’ın daveti veya üyelerin salt çoğunluğunun isteği üzerine gecikmeksizin de toplanabilir.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Başvuru Yapılması, Başvurunun İncelenmesi ve Karar
Hâkim ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının Kurul’a başvurması
MADDE 22 

(1) Hâkimler ve Yargıtay Cumhuriyet savcıları davranışlarının veya muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu konusunda Kurul’dan görüş isteyebilirler.
(2) Başvurucu, adını ve soyadını, görev yeri ve adresini, iletişim bilgilerini, görüş istediği konunun ayrıntılarını içeren özlü ve imzalı dilekçesini, varsa ilgili belgeleri ile birlikte Sekretarya’ya sunarak başvurusunu yapar. Başvuru tarihi, dilekçenin Sekretarya’ya ulaştığı tarihtir.

Görüş talep edilemeyecek haller
Madde 23 

(1) Aşağıdaki hallerde Kurul’dan görüş istenemez:

a) Soyut, genel, güncelliğini kaybetmiş geçmiş olaylar ile soruyu soran kişi dışında başka bir kişinin davranışına ilişkin konular,
b) Yargı etiğinin amaç ve kapsamı dışında kalan davranış veya işlemler,
c) Ceza veya disiplin soruşturması yapılmış ya da yapılmakta olan davranış veya işlemler,
d) Yargı etiği ile ilgili olmayan Anayasa, kanun, tüzük veya yönetmelik gibi normlara bağlı yapılan işlemlerin yorumu,
e) Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri’ni kabul ettiği 8 Aralık 2017 tarihinden önceki davranış veya işlemler.

Başvuruların incelenmesi
MADDE 24 

(1)Başvurular Sekretarya tarafından ön incelemeye tabi tutulur. Başvuruların yapılmasına ve incelenmesine ilişkin hususlar ile ön incelemenin usul ve esasları, Kurul’un hazırlayacağı Ön İnceleme Yönergesinde düzenlenir.
(2) Toplantıdan en az üç gün önce gündem ile birlikte başvuruda bulunan kişinin adı ve soyadı ile başvurunun konusunu içeren liste üyelere dağıtılır.
(3) Üyeler, ihtiyaç duymaları halinde başvuruyla ilgili her türlü belgeyi Sekretarya’dan talep edebilir.

Başvuruların müzakere edilmesi
MADDE 25

(1) Başvurular Kurul’a Sekretarya tarafından sunulur. Gerekli görülmesi halinde Başkan sunum yapmak üzere bir üyeyi de görevlendirebilir.
(2) Başvurular öncelikle usul, sonra da esas bakımından incelenir.
(3) Başvuruların sonucu, listenin ilgili sütununa yazılır, Başkan ve Sekretarya tarafından imzalanır.

Başvuru üzerine karar verilmesi ve kararın niteliği
MADDE 26

 (1) Kararlar, tüm kurul üyelerinin salt çoğunluğu ile alınır.
(2) Kurul’un görevine girmeyen konulardaki taleplerin reddine dair gerekçeli karar ilgilisine bildirilir. Kurul, uygun gördüğü hallerde liste usulü red kararı verebilir.
(3) Başka bir kurum veya makamın görev alanına giren hallerde evrak ilgili makama gönderilmeyip, sadece red kararı yazılır.
(4) Kurul, başvurunun özelliklerine göre makul bir süre içinde kararını verir. Bu sürenin başvuru tarihinden itibaren iki ayı aşacak olması durumunda, başvuru sahibine, değerlendirmenin gecikmesine neden olan hususlar açıklanarak bildirim yapılır.
(5) Kurul’un görüşü bağlayıcı değildir, tavsiye niteliğindedir.

Kurul kararının yazılması
MADDE 27

(1) Kurul kararının taslağı Sekretarya tarafından hazırlanır. Başkan gerekli gördüğü hallerde bu görevi üyelerden birine verebilir.

2) Esas hakkında verilen kararlarda;

a) Somut vakalar,
b) Karara dayanak olan kurallar ve içtihatlar,
c) Yargıtay Etik İlkeleri, Bangalor Yargı Etiği İlkeleri, Budapeşte İlkeleri,
d) Diğer kurumların etik ilkeleri, görüş ve kararları,
e) Birleşmiş Milletler ile Avrupa Konseyi’nin konuyla ilgili kural, görüş ve standartları,
f) Karşılaştırmalı hukuktaki diğer etik ilke, kural ve içtihatlar ile görüşler, dikkate alınır.

(3) Karar, verildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde yazılır.
(4) Karar, başvurucuya Kurul tarafından uygun görülen iletişim araçlarından biri ile yazılı olarak tebliğ edilir.

Kurul kararının yayımlanması
MADDE 28

(1) Kurul kararının kişisel verilerden arındırılmış bir nüshası Yargıtay kurum içi ağında (intranet) yayımlanır.

(2) Kurul, çalışmalarına ilişkin faaliyet raporu ile kararlara dair istatistiki bilgileri Yargıtay’ın internet sitesinde yayımlar.

ALTINCI BÖLÜM
Yürürlük ve Yürütme
Yürürlük
MADDE 29

(1) Bu karar, 24/12/2018 tarihinden itibaren uygulanır.

Yürütme
MADDE 30

(1) Bu karar Kurul tarafından yürütülür.

Genç Avukatlar Çalıştayı Sonuç Bildirisi

0

Genç Avukatlar Çalıştayı Sonuç Bildirisi 26 Haziran 2022 tarihinde açıklanmıştır. 

İstanbul Barosu Genç Avukatlar Merkezi’nce, Türkiye’nin değişik barolarının Genç Avukatlar Meclisi, Merkezi ve Komisyonu temsilcisi genç avukatların katılımıyla, 25-26 Haziran 2022 tarihinde İstanbul Barosu Konferans Salonunda Genç Avukatlar Çalıştayı gerçekleştirilmiş ve çalıştay sonunda Sonuç Bildirisi açıklanmıştır. 

Genç Avukatlar Çalıştayı Sonuç Bildirisi

-İstanbul Barosu Genç Avukatlar Merkezi Hukuk Mesleklerine giriş sınavlarına ek olarak Avukatlık Mesleğine giriş sınavı olmalı ve bu sınav Türkiye Barolar Birliği tarafından yapılmalıdır. 

-Hukuk fakültesi kontenjanlarının azaltılması, taban puanının ve başarı sırasının yükseltilmesi için gerekli adımların atılması sağlanmalıdır.

 -Hukuk Fakülteleri için yeterlilik skalaları belirlenmeli, yeterli Kütüphane, akademisyen, pratik alanları ve kaynak sağlayamayan hukuk fakülteleri kapatılmalıdır. Üniversiteler arasında müfredat birliği sağlanmalı ve özellikle zorunlu derslerin içerikleri bir olmalıdır.

 -Hukuk Fakültelerinde Avukatlık Klinikleri kurularak hukuk öğrencilerinin pratiğe yönelik çalışmaları arttırılmalı, Hukuk Eğitiminin süresi uzatılmalı; Avukatlık Hukuku fakültelerde zorunlu ders olmalı ve barolar tarafından yetkilendirilecek Avukatlar tarafından verilmelidir.

 -Stajyer Avukatlardan ‘staja başlama keseneği’ adı altında alınan ücretler alınmamalı, ilk 6 aylık stajda hakim ve savcılara verilen ücretlerin aynısı Devlet tarafından zorunlu staj yaptırılan stajyere verilmeli; sigortası devlet tarafından karşılanmalıdır.

 -Stajyer avukatların ikinci 6 aylık stajları için asgari ücret belirlenmeli ve bu yayımlanan AAÜT’ye eklenmelidir.

– Stajyer avukatın ikinci altı ay staj süresinde avukat yanında çalışması halinde bu süre boyunca yanında çalıştığı avukat tarafından sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmelidir.

– Uygulanan genç girişimci desteğinin vergi ve Bağkur prim muafiyeti süreleri uzatılmalıdır.

 –  Avukatlık Ruhsatı başvurusu yapılırken alınan vergiler kaldırılmalıdır.

 – Bağlı çalışan avukatların asgari ücreti de AAÜT’ye eklenmelidir. Denetimi, barolar tarafından sıkı sıkıya yapılmalıdır.

 – Baroların her yıl yayımladığı AAÜT tavsiye niteliğinden çıkarılmalıdır.

 

– CMK ve adli yardım ücretlerindeki KDV %1’e indirilmeli, ücretler Asgari Ücret Tarifesi’nin altında olmamalıdır. CMK ve adli yardım ödemelerinin ödemeye ilişkin belgelerin teslimini takip eden ay içinde yapılmalıdır.

– Tapu, Vatandaşlık, Arabuluculuk, Uzlaştırma işlerinde taraf vekilliği zorunlu hale getirilmelidir. 

 -Uzlaştırmacılık, sadece Avukatlara özgülenmelidir. Bu kapsamda TBB’nin ve baroların ortak hareket etmesi sağlanmalıdır.

 – Arabuluculukta 5 yıl kıdem şartı kaldırılmalıdır.

 – Baro organlarının seçimlerinde kıdem şartı kaldırılmalıdır.

 -Numaralı barolar kapatılmalıdır.

 – Avukatların toplatmalardaki ve haciz mahallerindeki can güvenliğinin tesisi için; olay mahalline en yakın karakolda 5 kişilik hazır ekip bulundurulması ve buna ek olarak her haciz arabasında en az 3 (üç) polis/jandarma bulundurma zorunluluğu getirilmelidir.

 – Reklam Yasağı Yönetmeliği güncellenerek çağımıza uygun hale getirilmeli, sıkı sıkıya uygulanmalı ve baroların Yönetmelik uygulamalarının denetiminde daha aktif olması sağlanmalıdır.  

-Yeşil pasaport alım süresi hakim ve savcılarla eşitlenerek 5 (beş) yıl olarak güncellenmelidir.

 – Adliyeler dahil avukatların çalışma sahalarında yaşadıkları zorluklar(kalemlere girememek, savcı ile görüşememek, kurumlardan bilgi ve belge alamamak vb.) giderilmeli ve avukatların çalışma sahalarında iyileştirmeler yapılmalıdır.

Afyonkarahisar Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Aksaray Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Amasya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Ankara Barosu Genç Avukatlar Kurulu

Antalya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Aydın Barosu Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Bilecik Barosu

Burdur Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Bursa Barosu Genç Avukatlar Merkezi

Çanakkale Barosu Gençlik Meclisi

Çankırı Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Çorum Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Denizli Barosu Gençlik Meclisi

Diyarbakır Barosu Genç Avukatlar Merkezi

Edirne Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Eskişehir Barosu Gençlik Meclisi

Gaziantep Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Hatay Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Isparta Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

İstanbul Barosu Genç Avukatlar Merkezi

İzmir Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Kahramanmaraş Barosu Gençlik Meclisi

Kayseri Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Kırklareli Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Kocaeli Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Konya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Malatya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Mardin Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Mersin Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Muğla Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Niğde Barosu Genç Avukatlar  Komisyonu

Osmaniye  Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Sakarya Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Samsun Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Şırnak Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Tekirdağ Barosu Genç Avukatlar Meclisi

Tokat Barosu Genç Avukatlar Komisyonu

Van Barosu Genç Avukatlar Meclisi

 

 

 

24 Aralık – Hukuk Takvimi

0
24 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

24 Aralık – Hukuk Takvimi

1745

1215- Magna Carta sözleşmesini imzalayan İngiltere Kralı Yurtsuz John doğdu. (Ölümü:19 Ekim 1216) Magna Carta, Latincede ‘Büyük Sözleşme, Büyük Ferman’ anlamına gelmekte ve Orta Çağ’ın en önemli hukuki belgesi sayılmaktadır. Anlaşma, feodallerin kral karşısındaki haklarını garanti eden ve Hukukun üstünlüğüne vurgu yapan ilk belgedir. Günümüzdeki demokrasinin temel referans belgelerinden addedilmektedir.

1923

New Jersey’li hukukçu, senatör, vali, yargıç ve devlet adamı, Birleşik Devletler Anayasası‘nın hazırlayıcılarından William Paterson, İrlanda’da doğdu.(Ölümü:9 Eylül 1806) Paterson, 1747’de ailesiyle birlikte İrlanda’dan Kuzey Amerika İngiliz kolonilerine göç etti. 14 yaşında New Jersey Kolejine(Princeton Üniversitesi) başladı ve buradan mezun olduktan sonra hukuk fakültesine girdi ve hukuk lisandı aldı. 1768 yılında baroya kabul edildi. Eyalet kongresinde 1775-76 yıllarında iki kez görev yaptı. 1776 yılında New Jersey Eyalet Anayasasını hazırlayan anayasa konvansiyonunda delegelik yaptı. ABD’nin bağımsızlığından sonra, New Jersey’nin ilk Başsavcısı olarak atandı ve 1776-1783 yıllarında bu görevi yürüttü. 1787 yılında, New Jersey delegasyonu federal Anayasa Konvansiyonu’na başkanlık etti. ‘da New York’ta yaşamını yitirdi.

William Paterson
1923 Arnavutluk’ta Cumhuriyet ilan edildi.
1929

Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel tarafından çıkarılan aylık edebiyat ve magazin dergisi Resimli Ay’ın sorumlu müdürü Behçet Bey tutuklandı.

 1934

“Kemal Öz Adlı Türkiye Cumhur Reisine Verilen “ATATÜRK” Adının veya Bunun Başına ve Sonuna Söz Konarak Yapılan Adların Hiç Bir Kimse Tarafından Alınamayacağını Buyuran Kanun” Resmi Gazetede yayınlandı. 

 1947

Gerilla lideri Markos Vafiadis önderliğindeki komünizm yanlısı yaklaşık 20 bin kişi, Yunanistan’ın kuzeyinde Serbest Yunan Hükümeti ilan etti

 1951

 Libya, Fransa ve Birleşik Krallık(İngiltere)’tan bağımsızlığını ilan etti.

 1956

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında imzalanan “Atom Enerjisinin sivil sahada istimali hususunda iş birliğine dair Anlaşma”, resmi gazetede yayınlandı. Atom Enerjisi Anlaşması, 10 Haziran 1955 tarihinde Vaşington’da imzalanmış ve 14 Aralık 1956’da TBMM’de kabul edilmişti.

 1956

Bangladeşli hukukçu Irene Khan, Dakka’da doğdu. Manchester Üniversitesi’nde ve Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesinde hukuk eğitimi aldı. Uluslararası kamu hukuku ve insan hakları alanında uzmanlaştı. Yoksulluk ve eşitsizlikle mücadelelere katıldı. 1980 yılında Birleşmiş Milletler’de çalışmaya başladı ve 20 yıl Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde (UNHCR) çalıştı. 1995’te UNHCR Hindistan’ın Misyon Şefi olarak atandı ve en genç ülke temsilcisi oldu. 1999 yılında, Kosova krizi sırasında UNHCR Makedonya ekibini üç ay süreyle yönetti. Uluslararası Af Örgütü’ne 2001 yılında Genel Sekreter oldu ve bu görevine 2009 yılına kadar devam etti. 2012-2019 yılları arasında Uluslararası Kalkınma Hukuku Örgütü (The International Development Law Organization-IDLO) Genel Direktörü olarak çalıştı. 2020 yılı Ağustos ayı itibariyle Birleşmiş Milletler İfade ve Düşünce Özgürlüğü Özel Raportörü olarak atandı.

1960

12 Eylül 1931 tarihinde verilen kararla Cumhuriyet tarihinde, TBMM kararıyla idam edilen ilk kadın olan Ispartalı Fatmana’dan 30 yıl sonra bir kadının idamına karar verildi. Dudu Sarıkaya idam edildi. Türkiye Cumhuriyeti yargı tarihinde toplam 712 idamdan 15’ini kadınlar oluşturuyor.

 1963 359 sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Kanunu kabul edildi
1968

Avrupa’da ekonomik entegrasyon öngören ve 1857’de Roma Antlaşması ile kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na(AET) karşı “Ortak Pazar’a Hayır” haftası adıyla kampanya başlatıldı.

1971

Hukuki veya Ticari Mevzularda Adli ve Mahkeme Dışı Gayri Adli Evrakın Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme kabul edilerek 24 Aralık 1971 tarih ve 14052 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.

 1979

Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği’nin (TÖB-DER), Maraş katliamının yıl dönümünde, Türkiye çapında düzenlediği direniş ve protesto eylemlerinde kolluk kuvvetlerinin de müdahalesi ile 4 kişi öldü, 4.000 kişi gözaltına alındı. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, Maraş katliamının birinci yılında iş bırakma eylemi de düzenleyen TÖB-DER’in faaliyetlerini durdurdu Dernek, 12 Eylül 1980’den sonra, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından, TCK 141. ve 142. maddelerine göre, yasa dışı faaliyette bulunduğu gerekçesiyle tamamen kapatıldı. Yöneticilerine 1 ile 8 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi. 650 şubesi ve 160 bin üyesi bulunuyordu.

1993

Özgür Gündem Gazetesi 2 ay süreyle kapatıldı; yazı işleri müdürü 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Gazete, 683 günlük yayın hayatı süresince; üç kez 30 gün, on beş kez 15 gün, iki kez 10 gün olmak üzere toplam 335 gün kapatılmıştı. 2011’de yeniden yayına başlasa da 16 Ağustos 2016’a yeniden kapatıldı.

1994 Cumhuriyet Halk Partisi ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti birleşme kararı aldı.
1995

24 Aralık 1995 Milletvekili Genel Seçimlerinde 158 milletvekilliği kazanan Refah Partisi, Türkiye’nin birinci parti oldu. Necmettin Erbakan, Başbakan oldu. Parti daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Bu partinin kapatılmasından sonra Fazilet Partisi kuruldu ve onunda kapatılmasının ardından Saadet Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu.

1995

Anayasa Hukuku profesörü Mümtaz Soysal, Zonguldak milletvekili seçildi.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal
 1995

Hukukçu ve eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK, 24 Aralık 1995’te parlamentoya girdi.  Türk, Temmuz 1997-Aralık 1998 arasında İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı; Haziran 1999-Ağustos 2002 arasında da  Adalet Bakanı olarak görev yaptı.

 1997

Çakal Carlos lakaplı Venezuelalı uluslararası eylemci Ilich Ramirez Sanchez, ömür boyu hapse mahkûm edildi. 1994’te tutuklama kararı veren Fransız mahkemesi, yapılan yargılama sonucunda, 1975 yılında iki Fransız müfettiş ve bir Lübnanlının öldürülmesiyle ilgili olarak Sanchez’i suçlu bulmuştu. Hakkında birçok kitap yazıldı ve filmlere konu oldu. Hapiste iken başkaca olaylarla ilgili olarak yargılandı, itiraflarda bulundu ve ceza aldı.

 1998

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Sivas Katliamı Davası’nda 33 kişi hakkındaki idam kararlarını, usul eksiklikleri nedeniyle bozdu. 16 Haziran 2000’de Ankara 1 Numaralı DGM, Yargıtay’ın yerel mahkeme kararını iki kez bozduğu davanın üçüncü yargılamasında 33 sanık hakkında idam cezası verdi. 10 Mayıs 2001’de Yargıtay, 31 kişinin idam cezasını onadı. 2 kişi hakkındaki karar bozuldu.

1998

İzmir DGM’de açılan davada, daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan HADEP Denizli Gençlik Komisyonu Başkanı Hayri Ateş; yaptığı bir konuşmasında “bölücülük propagandası” yaptığı gerekçesiyle ve Terörle Mücadele Kanununun 8/1 inci maddesine göre 20 ay hapis ve para cezasına çarptırıldı.

1999

HADEP Kars İl Başkanı Şemistan Ağbaba., Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin 24 Aralık 1999 tarihli ve 360-385 numaralı kararıyla silahlı çetenin hareketlerini kolaylaştırmak suçundan Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca neticeten 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına mahkûm edildi. Karar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 31 Ekim 2000 tarihli kararıyla onanarak kesinleşti.

2003

HADEP Kars İl Başkanı Şemistan Ağbaba, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin 24 Aralık 1999 tarihli ve 360-385 numaralı kararıyla silahlı çetenin hareketlerini kolaylaştırmak suçundan Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca neticeten 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına mahkûm edildi. Karar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 31 Ekim 2000 tarihli kararıyla onanarak kesinleşti.

 2008 Mozambik, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşmeyi imzaladı.
 2008 Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu‘nun bazı hükümleri ilga edildi, bazı hükümlerde değişiklikler yapıldı. Kanuna uymayanlara verilen cezalar artırıldı.
 2019

30988 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan BAZI KANUNLARDA VE 375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN’ un 61. Maddesi ile 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa eklenen  geçici 11. maddesinde değişiklik yapıldı ve nüfus müdürlüklerine mahkeme kararı olmaksızın bazı düzeltmeleri yapma yetkisi tanındı.

24 Aralık – Hukuk Takvimi