Ana Sayfa Blog Sayfa 25

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kurallar

0
Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kuralllar

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kurallar; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere, Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşması ve Cezaevi Mevcudu Enflasyonu Hakkındaki R (99) 22 sayılı Tavsiye Kararı adıyla Bakanlar Delegeleri Komitesinin 30 Eylül 1999 Tarihli 681’ci Sayılı Bakanlar Komitesince kabul edilmiştir.

Avrupa Konseyi

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşmasına Dair Kurallar; Avrupa Cezaevi Kuralları olarak bilinen ve 11 Ocak 2006 tarihinde Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ’NİN ÜYE DEVLETLERE AVRUPA CEZAEVİ KURALLARI HAKKINDA REC (2006) 2 SAYILI TAVSİYE KARARI‘nın oluşturulmasında referans alınan metinlerdendir.

Bakanlar Konseyi Avrupa Konseyi Statüsünün 15. b maddesi uyarınca Cezaevlerindeki kalabalıklaşmanın ve cezaevi mevcudundaki artışın bir bütün olarak hem insan hakları hem de ceza infaz kurumlarından, cezaevi idarelerine ve ceza adaleti sistemin önemli bir sorun yarattığını dikkate alarak,

Cezaevi topluluğunun etkin yönetiminin, tüm suç türleri, suçu önlemede öncelikler, kanun külliyatlarındaki cezaların dağılımı, hükmedilen cezaların ağırlığı, kamusal ceza ve tedbirlerin uygulanma sıklığı, yargılama öncesi tutukluluğun uygulanışı, adli ceza dairelerin etkinliği ve yeterliliği, diğerlerinden önemsiz olmaksızın halkın suç ve cezaya karşı yaklaşımı gibi konularla bağlantılı olduğunu olduğunu düşünerek,

Cezaevinin aşırı kalabalıklığı ile mücadele eden ve cezaevi mevcudunun azaltılmasını amaçlayan tedbirlerin; suç ve suça yönelmenin önlenmesini etkin yasa uygulamasını , kamu güvenliği ve bunun korunmasını, ceza ve tedbirlerin bireyselleştirilmesini ve mahkumların yeniden topluma kazandırılmasını amaçlayan tutarlı ve rasyonel bir suç politikasına yönelik olması gerektiğini onaylayarak,

Bu tür tedbirlerin, hukukun üstünlüğü ile yönetilen demokratik devletlerin temel prensipleriyle uyumlu olmasını ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Sözleşmenin uygulanmasında görevli organların içtihatlarına uygun olarak, insan haklarının garanti altına alınması yüksek hedefine tabi olması gerektiğini göz önünde bulundurarak,

Ayrıca cezanın işlevleri, özgürlüğü bağlayıcı ve bağlayıcı olmayan ceza tedbirlerin göreceli etkinliği ve cezaevleri gerçeğine ilişkin dengeli bilgi sağlamanın yanı sıra; siyasi ve idari yöneticiler, hâkimler, savcılar ve genel toplum tarafından bu tür tedbirler için gerekli desteğin sağlanmasının gerektiğini kabul ederek,

“İşkencenin Önlenmesi. İnsanlık Dışı ve Küçültücü Muamele veya Cezanın Önlenmesi Hakkındaki Avrupa Sözleşmesi”ni akılda tutarak,

Yargılama Bekleyenlerin Hapsedilmesi hakkındaki 80/11 nolu tavsiye kararının, Avrupa Cezaevi Kuralları hakkındaki 87/3 nolu Tavsiye Kararının, Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi’ne ilişkin 87/18 nolu tavsiye kararının, Kamusal Ceza ve Tedbirlere İlişkin Avrupa Kuralları hakkındaki 92/16 nolu Tavsiye Kararının ve Ceza Vermede Tutarlılık hakkındaki 92/17 nolu Tavsiye Kararlarının önemini kabul ederek,

Üye devletlerin hükümetlerine;

Cezaevindeki aşırı kalabalıklaşmaya ve cezaevi nüfusundaki şişkinliğe ilişkin mevzuatlarını ve uygulamalarını gözden geçirirken uygun olan tüm önlemleri almalarını ve bu tavsiye kararının ekinde açıklanan ilkeleri uygulamalarını,

Suç sorunlarına ilişkin Avrupa Komitesi tarafından cezaevinin aşırı kalabalıklaşması ve cezaevi nüfusunun artışı hakkında yayınlanan raporların ve alınan tavsiye kararının en geniş ölçüde yayılmasını teşvik etmelerini tavsiye eder.

Üye devletlerin hükümetlerine;

Cezaevindeki aşırı kalabalıklaşmaya ve cezaevi nüfusundaki şişkinliğe ilişkin mevzuatlarını ve uygulamalarını gözden geçirirken uygun olan tüm önlemleri almalarını ve bu tavsiye kararının ekinde açıklanan ilkeleri uygulamalarını;

Suç sorunlarına ilişkin Avrupa Komitesi tarafından cezaevinin aşırı kalabalıklaşması ve cezaevi nüfusunun artışı hakkında yayınlanan raporların ve alınan tavsiye kararının en geniş ölçüde yayılmasını teşvik etmelerini tavsiye eder.

Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşması ve Cezaevi Mevcudu Enflasyonu Hakkındaki R (99) 22 sayılı Tavsiye Kararına Ek
I. Temel İlkeler

1. Özgürlükten mahrumiyet bir ceza veya tedbir önlemi olarak en son başvuru yeri olarak düşünülmeli ve bu nedenle yalnızca suçun ağırlığının başka bir tedbir veya cezayı açıkça yetersiz hale getirdiği durumlarda kullanılmalıdır.

2. Genellikle cezaevi sayısının artırılmasının, aşırı kalabalıklaşma sorununa kalıcı bir çözüm sunacağı düşünülmediğinden, daha ziyade istisnai bir önlem olmalıdır. Cezaevlerinin ortalama kapasitesi bakımından yeterli olabilen, ancak iç ihtiyaçları karşılamakta yetersiz olan ülkeler, cezaevi kapasitelerinin dağılımının daha rasyonel bir şekilde yapılmasını başarmaya çalışmalıdır.

3.Kamusal ceza ve tedbirlerin mümkün olabilecek ağırlıklarına göre, uygun bir tertibe sokulması için düzenlemeler yapılmalı; hâkim ve savcılar mümkün olan en geniş ölçülerde onları kullanmaya özen göstermelidir.

4.Üye devletler belirli suç türlerinin suç olmaktan çıkarılması veya özgürlüğü; bağlayıcı cezayı gerektirmeyecek şekilde yeniden sınıflandırılması olasılığını güz önüne almalıdır.

5.Cezaevlerinin aşırı kalabalıklaşması ve cezaevi nüfusu enflasyonuna karşı doğru bir stratejinin belirlenebilmesi için; soruna katkıda bulunan temel unsurların ayrıntılı analizi yapılmalı, bu özellikle, uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaları gerektiren suç tiplerine, suçun kontrol edilmesindeki önceliklere, toplumun tutum ve endişeleri ile mevcut cezalandırma uygulamalarına yönelik olmalıdır.

II. Cezaevlerindeki Yer Sıkıntısıyla Başa Çıkma

6.Aşırı kalabalıklaşma sınırlarının aşılmasını önlemek için ceza infaz kurumlan için maksimum bir kapasite belirlenmelidir.

7.Aşırı kalabalıklaşma koşullarının oluştuğu yerlerde; insan onuruna saygı, cezaevi idaresinin insani ve olumlu iyileştirme uygulama kararı, cezaevi personelinin rolünün ve etkili modern yönetim yaklaşımlarının tamamen tanınmasına özel önem verilmelidir.

Avrupa Cezaevi Kuralları ile uyumlu olarak mahkumlara sağlanan kullanılabilir boş alanın miktarına, sağlık bilgisi ve hijyen kurallarına, yeterli uygun şekilde hazırlanan ve sunulan yiyeceğe ilişkin düzenlemelere, mahkum, sağlık bakımlarına ve açık havada faaliyet fırsatları tanınmasına özel önem verilmelidir.

8.Cezaevinin aşırı kalabalıklaşmasının bazı olum için, mahkumların aileleri ile ilişkileri mümkün olduğu ölçüde kolaylaştırmalı ve toplumun maksimum seviyede desteği sağlanmalıdır.

9.Yarı özgürlük, açık rejimler, cezaevinden ayrıl bir yere yerleştirme gibi özgürlüğü bağlayıcı cezaların infazı için özel usuller; mahkumların iyileştirilmesi ve yeniden toplumla bütünleşmelerine, aile ve toplumsal bağlarını muhafaza etmelerine ve ceza infaz kurumlarındaki tansiyonun azaltılmasına katkı sağlanması için mümkün olabildiği ölçülerde kullanılmalıdır.

III. Yargılama Safhası Öncesi Döneme İlişki Ceza Usul İşlemlerinden Kaçınılması,
Yargı Tutukluluk Sürecinin Azaltılması

10.Ceza Adaletinin Sadeleştirilmesi’ne ilişkin öngörülen ilkelerin tamamen uygulanması amaç özellikle üye devletlerin, kendi anayasal ilkelerini veya hukuksal geleneklerini hesaba katarken, ihtiyari soruşturma (veya aynı amaca hizmet tedbirler) ilkelerine sık sık başvurmayı ve basitleştirilmiş yöntemler amacıyla, uygun davalarda soruşturmaya alternatif olarak mahkeme dışı anlaşmaların kullanılmasını içermelidir.

11. Duruşma öncesi tutukluluk uygulaması ve bunun süresi adaletle elde edilmek istenen amaca uygun olarak en aza indirilmelidir. Bu amaç için üye devletler, hukuk ve uygulamalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili hükümlerine ve denetim organlarının içtihatlarına uyumlu olmasını sağlamalı ve Duruşma Süresince Devam Eden Hürriyetinden Yoksun Kalınma’ya ilişkin 80/11 nolu Tavsiye Kararında ifade olunan ilkeleri; özellikle duruşma öncesi tutuklanma kararı verilebilecek hallere ilişkin ilkeleri, rehber edinmelidir.

12. Zanlı suçlunun belirli bir adreste ikamet etmesi zorunluluğu, izin almadan belirli bir yerden ayrılmasının veya o yere girmenin kısıtlanması, kefaletle salıverilme veya adli organlarca tayin edilen bir birim tarafından denetlenme ve yardım gibi tutuklamaya alternatif uygulamalar mümkün olabilen en geniş ölçüde kullanılmalıdır. Bu bağlamda, belirli bir yerde tutarak, elektronik izleme aletleriyle, gözetleme ihtiyacına da dikkat çekilmelidir.

13. Duruşma öncesi tutukluluğun etkin ve insani kullanımına yardımcı olmak için; elverişli mali kaynak ve insan kaynakları sağlanmalı ve uygun prosedür araçla yönetsel teknikler gerektiği gibi geliştirilmelidir.

IV. Duruşma Safhasına İlişkin Önlemler Cezalar/Tedbirler Sistemi / Ceza Süresinin Uzunluğu

14. Cezaevi sistemi üzerinde ağır bir yük olarak yer alan uzun süreli hürriyeti bağlayıcı cezaları içeren mahkumiyetlere başvurunun azaltılması ve kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaların kamusal ceza ve tedbirlerle ikame edilmesi için çaba harcanmalıdır.

15.Özgürlükten mahrumiyet yerine kullanılabilecek kamusal ceza ve tedbirlerin ihdas edilmesinde aşağıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurulmalıdır.

  • Yüklenen koşullar ile birlikte hapis cezasının infazının ertelenmesi,
  • Bir hapis cezasına hükmedilmeksizin müstakil bir yaptırım olarak “probation’a (sanığın denetimli özgüllük altında tutulması) hükmedilmesi,
  • Yüksek yoğunluklu denetim,
  • Kamusal hizmet (yani kamu yararına ücretsiz çalışma)
  • İyileştirme emirleri / belirli suçlu kategorileri için sözleşmeyle iyileştirmenin uygulanması.
  • Mağdur-sanık uzlaşması / mağdurun tazmin edilmesi,
  • Hareket özgürlüğünün sokağa çıkma yasağı veya elektronik izleme gibi araçlarla kısıtlanması.

16.Kamusal cezalar ve tedbirler sadece Kamusal Cezalar ve Tedbirlere İlişkin Avrupa Kuralların’da öngörülen garantilere ve koşullara uygunluk içerisinde hükmetmiş olunabilir.

17. Hürriyeti bağlayıcı ve hürriyeti bağlayıcı olmayan ceza ve tedbirlerin birleşimi; tecil edilmemiş hürriyeti bağlayıcı cezaları müteakiben kamusal hizmet, toplumda yoğun denetim, evde infazın elektronik izlenmesi veya uygun durumlarda iyileştirmeye katlanma yükümlülüğü şeklinde yasa ve uygulamaların içine sokulmalıdır.

Mahkumiyet, savcı ve hâkimlerin rolü

18.Savcı ve hâkimler, kanunu tatbik ederken, özellikle cezaevi kapasitesi yönünden elde edilebilir kaynakları göz önünde bulundurmaya çalışmalıdırlar. Bu bağlamda, mevcut cezalandırma yapıları ile planlanan cezalandırma politikalarına cezaevi nüfusunun artması üzerindeki etkilerini değerlendirmeye sürekli bir özen gösterilmelidir.

19.Savcı ve hâkimlerin desteklerini sağlamak ve verimli olmayan mahkumiyet uygulamalarından kaçınmak amacıyla; cezaevinin aşırı kalabalıklığı ve cezaevi nüfusunun artışına ilişkin ceza politikalarının planlanması sürecine katılmaları sağlanmalıdır.

20.Cezalandırmanın mantıklı temelleri, kanun koyucu veya diğer yetkili otoriteler tarafından, hapis edilmenin azaltılması, kamusal ceza ve tedbirlerin alanının genişletilmesi ve arabuluculuk veya mağdurun tazmin edilmesi gibi değişik tedbirlerin kullanılması amacıyla hazırlanmalıdır.

21.Cezanın uygun miktarının belirlenmesi üzerinde eski mahkumiyetlerin oynadığı rolün yanında, cezayı ağırlaştıran ve hafifleten faktörlere de özel bir dikkat gösterilmelidir.

V. Yargılama Sonrası Döneme İlişkin Önlemler Kamusal Ceza ve Tedbirlerin Ugulanması-Özgürlüğü Bağlayıcı Cezanın İnfazı

22.Kamusal ceza ve tedbirlerin kısa süreli hapis cezalarına güvenebilir bir alternatif olabilmesi için etkin uygulama özellikle;

  • Hâkim ve savcılara etkinlikleri konusunda güvence vermek için bir tür kamusal cezaların infazı ve izlenmesi bakımından, en az olmayan alt yapısal düzenlemeler ile;
  • Toplumun korunması ve güvenliğinin sağlanması için suçlunun yeniden suç işleme riskini tanımlamak amacıyla gözetim stratejileri tahmini ve risk yönetiminin geliştirilmesi ve kullanılması aracılığıyla sağlanmalıdır.

23.Bireyselleştirilmiş tedbirler tercih edilmek suretiyle, çekilmekte olan asıl cezanın süresini azaltacak olan erken şartlı tahliye ve cezaevi kalabalığının yönetimi için toplu tedbirler (aflar, toplu indirimler) gibi tedbirlerin geliştirilmesi teşvik edilmelidir.

24.Af sadece mahkûmiyet süresini azaltan değil; aynı zamanda suçlunun topluma planlı dönüşüne önemli katkı sağlayan en etkin ve yapıcı tedbirlerden biri olarak düşünülmelidir.

25.Yetkili adli ve idari organların bu tedbiri değerli ve güvene layık bir seçenek olarak teşvik etmesi amacından az olmayacak şekilde; affın kullanımının artırılması ve genişletilmesi için toplumda suçluyu destekleyecek, yardım edecek ve denetleyecek en iyi koşullar yaratılmalıdır.

26.Hapishane sürecindeki iyileştirmenin ve tahliye sonrası iyileştirme ve gözetimleri bakımından; suçluların toplumla bütünleştirmelerini kolaylaştıracak, tekrar suç işlemeyi azaltacak, kamu güvenliğini ve korunmasını sağlayacak hakim ve savcılara; tedbirlerin amacının çekilmesi gereken asıl cezanın süresini azaltmak olduğunu ve kamusal ceza ve tedbirlerin yapıcı etkin programlar planlanmalı ve yürütülmelidir.

Daniş Tunalıgil

0

Büyükelçi Daniş Tunalıgil 1915 yılında Ankara’da doğdu.

1633 yılında Galatasaray Lisesi’nden, 1936 yılında da İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Tunalıgil, askerlik görevini tamamladıktan sonra 1939 yılında Dışişleri Bakanlığında Protokol Dairesi Genel Müdürlüğünde göreve başladı. 1940 yılında Birinci Daire Genel Müdürlüğünde 3. Kâtip oldu.

1941 yılında Milano Başkonsolosluğu kançılarlığına atandı. (Kançılar: Elçiliklerde, konsolosluklarda yazı ve evrak işlerini yürüten görevli) Bu görevi sırasında İtalyanca öğrendi.

1944 yılında Bern Büyükelçiliği 2. Kâtipliğine yükseldi. 1945 yılında Dışişleri Bakanlığı merkez teşkilatına döndü. Üç yıl kadar Birinci Siyasi daire Genel Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak görev yaptı.

1948 yılında Roma Büyükelçiliği Başkâtipliğine atanan Tunalıgil, kısa bir süre sonra Elçilik Müsteşarlığına yükseldi. Müteakiben 1953 yılında Moskova Büyükelçiliği Müsteşarlığına atandı. Dört yıl bu görevde kaldıktan sonra Birinci Daire Genel Müdürü olarak Merkez’e döndü. Çok genç yaşta, 45 yaşında 1960’da Amman’a Büyükelçi olarak atandı. 1964 yılında Belgrad Büyükelçiliğine, daha sonra 1970 yılında Lahey Büyükelçiliğine atandı. 

Tunalıgil,1973 yılında son görev yeri olan Viyana Büyükelçiliğine atanmıştı.

Fransızca ve İtalyanca bilen Tunalıgil, Ferzane Tunaligil ile evliydi.

Dışişleri Bakanlığı ve Viyana Büyükelçiliği, her yıl Tunalıgil’i anma törenleri gerçekleştirmekte, hatırasını canlı tutmaktadır.  Ankara, Pursaklar’da “Şehit Büyükelçi Daniş Tunalıgil Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi” onun adını yaşatmaktadır. 

Teröre Kurban Verilen İlk Büyükelçi: Daniş Tunalıgil

Tunalıgil, 22 Ekim 1975 günü, büyükelçilik makamında Türkiye’yi temsilen görevinin başındayken makineli tüfekli üç terörist tarafından öldürüldü.

Daniş Tunalıgil, Türkiye Cumhuriyeti’nin terör kurbanı ilk büyükelçisidir.

Avusturya’nın başkenti Viyana‘daki Büyükelçilik önünde görevli güvenlik görevlisini öldürerek büyükelçinin ofisine giren teröristler, Tunalıgil’e büyükelçinin kim olduğunu sormuş,  kendisinin büyükelçi olduğunu söylemesi üzerine  otomatik silahlarıyla Büyükelçinin üzerine ateş açmışlardır. Tunalıgil, olay yerinde yaşamını yitirmiş, teröristler ise bir araca binerek büyükelçilikten kaçmışlardır. Katiller yakalanamamış, kimlikleri belirlenememiş ve cezalandırılmamışlardır. Saldırının, Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları (ESAK) – Justice Commandos of the Armenian Genocide (JCAG) örgütüne mensup üç militan tarafından düzenlendiği bilinmektedir.  

Tunalıgil için Viyana’da, 25 Ekim 1975 günü yapılan cenaze töreninin ardından naaşı aynı gün Ankara’ya getirilmiştir. 27 Ekim günü Dışişleri Bakanlığı binasında başlayan cenaze merasimi, Maltepe Camii’nde kılınan öğle namazıyla sona ermiş, Etimesgut havaalanından İstanbul’a taşınan cenaze, 28 Ekim 1975 günü Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir. 

Diplomatlara Yapılan Sonraki Terör Saldırıları 

Bu saldırıdan iki gün sonra 24 Ekim 1975 tarihinde örgüt tarafından Fransa’da yeni bir suikast eylemi gerçekleştirilmiş, Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Erez ve şoförü öldürülmüştür. 1984 yılına kadar 20 diplomat ve ailelerine yapılan saldırılar devam etmiştir.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü

0

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü(Le Dernier Jour Du’n Condamme), Victor Hugo tarafından yazılmış ve Türkçe’ye çevrilerek Hasan Âli Yücel Klasikleri arasında basılmıştır.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü

İdam cezasına çarptırıldığını öğrenen bir mahkûm, infazından önce yaşadıklarını ölümsüzleştirebilmek için günlük tutmaya başlamıştır. Bu kısa günlükte hayatının önemli anlarından sahnelere, son günlerinde başından geçenlere, hayata tutunmak için gösterdiği umutsuzca çabalara ve kendisini artık tanıyamayan küçük kızıyla son görüşmelerine de yer vermektedir. Bir yanda halka açık infazları izlemeye gelen coşkulu kalabalığı, öte yanda tıkır tıkır işleyen adalet mekanizmasını infazını bekleyen bir mahkûmun gözünden anlatan bu eser, idam cezasına edebi bir karşı çıkış olarak nitelenmiştir.

Victor Hugo

Victor Hugo (1802-1885): Fransız edebiyatının en ünlü yazarlarından biri olan sanatçı, edebi ününü şiirleri ve oyunları ile kazandı. Romantik akımın en tanınmış adları arasında yer aldı. Toplumsal sorunlar ve politikayla yakından ilgilendi, 1848 ayaklanmalarının ardından Kurucu Meclis’e katıldı, daha sonra milletvekilliği yaptı. ’Evénement adlı bir gazete çıkardı. 1852’de Louis Bonaparte’ın imparatorluğunu ilan ettiği hükümet darbesine karşı çıktığı için sürgün edildi. Cezası 1859’da sona erdi, fakat imparatorluk yıkılana kadar gönüllü olarak sürgünde kaldı, 1870’de Fransa’ya döndü. 1871’de Paris Komünü’nü desteklemese de komüncüleri savundu.

Victor Hugo 1829 yılında yayımladığı Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı romanıyla idam cezasına taviz vermez bir tavırla karşı çıktı. Çocukluk arkadaşlarından birisinin idam cezasına çarptırılmasının ardından, bir tutuklunun son gününü sahneye koymaya karar verdi. 1829’da, insanlık ve toplumla ilgili kaygılarının da sergilendiği Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’nü yayınladı. Hugo bu eseriyle geriye, idam cezasının kaldırılması için sert bir tanıklık, ileride dile getireceği siyasi söylemlerinin birçoğunun haberini çok önceden veren gerçek bir yurttaş iddianamesi bıraktı. Klasik edebiyatın şaheserleri arasında yer alan Notre-Dame’ın Kamburu ve Sefiller adlı romanlarıyla dünya edebiyat tarihine geçti.

Victor Hugo, Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’nü yazdığında 26 yaşındaydı. Ölüme mahkûm bir insanın son gününü büyük bir ustalıkla anlatarak kamu vicdanını etkilemeyi ve idam cezasına karşı bir protesto hareketi başlatmayı amaçlamıştı ve başarılı da oldu. Bugün dünyanın birçok ülkesinde idam cezasının yürürlükten kaldırılmasında etkili oldu. Hem trajik hem de insanlık dışı yanları olan idam cezasını XIX. yüzyılın ilk yarısında gözler önüne serdi ve insanlık tarihinde önemli bir yer edindi.

İş Bankası Kültür Yayınlarından basılan kitabın çevirmen Volkan Yalçıntoklu 1961’de doğdu. Saint-Joseph lisesinde okudu. 9 Eylül Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik bölümünü bitirdi. Uzun yıllar kitapçılık yaptı. Fransızca ve İngilizceden çeviriler yapıyor. Eserlerini çevirdiği yazarlar arasında Jules Verne, Helene DeWitt, Alan Snow, Richard Maltby Jr., Lyman Frank Baum, Charles Perrault yer alıyor.

Kitabın Önsözünden 

Bu kitabın yazarın isminin yer almadığı ilk baskılarında aşağıdaki satırlar mevcut değildi:

“Bu kitabın kaleme alınış nedeni iki türlü anlaşılabilir. Söz konusu olan ya bir bahtsızın son düşüncelerini karaladığı irili ufaklı bir tomar sarı kâğıdın bulunup kaydedilmesi ya da bu talihsize rastlayan bir adamın, bir filozofun, bir şairin zihninde takıntı halini alan, bütün benliğine hâkim olan, daha doğrusu bütün benliğine hâkim olmasına izin verdiği idam düşüncesinden onu ancak kitaba dönüştürerek kurtulmasıdır.”

Kitabın Can Yayınlarından yapılan baskısına yazılan Önsöz:

Hayatının beş yılını darbe ile başa gelen Louis Bonaparte’ye karşı çıktığı için sürgünde geçiren Victor Hugo’nun başkaldırı güncesi. Modern edebiyatın ilk monoloğu sayılan romanda Hugo, idam cezasının trajikomik yanını da gözler önüne seriyor. İdama mahkûm bir adamın altı haftaya yayılan güncesini okurken asıl suçlunun kim olduğuna karar veremeyeceksiniz. Cinayeti işleyen katil mi, idamı bir şölen gibi izlemek için can atan toplum mu?

“Giyotin en acısız ölüm şekliymiş. Oysa bedensel acı, ruhsal acının yanında hiç kalır. Belki günü geldiğinde, zavallı bir insanın bu son sözleri, payına düşeni yapacaktır.”

“Tanrım bir kaçabilsem! Lütfen bana bir şans ver! Kaçmam gerek! Hem de hemen! Kapılardan, pencerelerden, çatıdan! Nereden olursa olsun!”

 Eserin Tiyatroda Sahnelenmesi 

Victor Hugo’nun ölümsüz eseri Bir İdam Mahkumunun Son Günü, Türkiye’de ve dünyada birçok tiyatro eserine konu olmuş, sesli kitap ve radyo tiyatrosu olarak da işlenmiştir. Eser, bir mahkûmun yargılanmasını ve idama gidiş sürecini anlatmaktadır. İdam cezasına çarptırılan bir mahkûmun, cezasını beş hafta önce öğrenmesi üzerine yaşadığı dram üzerinden bir insanlık sorgulaması yapılıyor seyirci sorguluyor. Oyun, geçmişte birçok ülkede ve bugün halen bazı ülkelerde idam infazlarının bir eğlence gibi görülmesini, adalet, ceza hukuku, ölüm cezaları gibi konular üzerinde düşünmeye sevk ediyor.

https://www.youtube.com/watch?v=tBCRkoKWhqo

Victor Hugo’nun aynı adlı romanında sahneye taşınan oyun 22.02.2020 tarihinde Makü Konferans ve Sergi Salonunda sahnelenmişti. 

“İnsanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkûmdurlar.”

“Ölüm cezası! İşte beş haftadan beri beni varlığıyla donduran, ağırlığıyla ezen bu tek düşünceyle yaşıyorum!”

“Delirmenin insanı yaşattığı söylenir; en azından bilinç kaybolduğu için daha az acı çekilir.”

“Manevi acının yanında fiziki acının ne önemi var?”

“Tıpkı uyurken rüya görenler gibi her şeyi oluruna bıraktım.”

“Herkes tarafından bu şekilde yüzüstü bırakılmışken içimde hissettiğim şiddetli ve bilinmeyen sarsıntıları neden kendi kendime anlatmayı denemeyeceğim ki?”

“Yüksek sesle bizi haksız bulup, alçak sesle hak vermişlerdi.”

Argumentum Ad Hominem – Ad Hominem

0
Argumentatum Ad Hominem - Ad Hominem

Argumentum Ad Hominem (Ad Hominem); bir argümana cevap verirken argümanı eleştirmekten ziyade argümanı ileri süren kişiye saldırarak argümanı etkisiz kılmaya çalışmaktır. (/æd ˈhɒmənəm -ˌnɛm, ɑd‐), Argumentum ad hominem ya da insan karalama safsatası olarak bilinen Ad hominem kalıplaşmış bir Latince deyimdir. Bir argümana karşı gösterilen tepki ve reaksiyon, muhatabın görüşünü karşılamaktan uzak şekilde görüş sahibinin şahsını hedef almakta, esas konudan uzaklaşılmaktadır.

Bir argümanı eleştirmek yerine, argümanı ortaya atan kişiyi hedefe koyarak onun fikirlerini önemsizleştirmeye ve çürütmeye çalışılmakta, etik dışı bir davranış olarak öne çıkmaktadır. Tartışılan fikir yerine, fikir  sahibi kişi ön plana çıkarılarak iddialar geri plana atılmaktadır. Ad hominem mantıksal bir safsata olarak tanımlanmaktadır.

Akıldan uzak bir yöntem olan ve mantıksal hata olarak tanımlanan safsata, temelden yoksun yanlış bir düşünme ve düşüncesini ileri sürme biçimidir.

Argumentatum Ad Hominem – Ad Hominem, serbest safsatadır ve etik dışıdır.

İleri sürülen mantıklı bir argümana karşı cevap olarak argümanla hiç ilgisi olmayan kişisel özelliklere saldırı gerçekleştirilir. Kimi zaman argüman sahibinin karakterine ve içinde bulunduğu durumlara veya davranışlarına saldırılmakta,; yapılan bu etik dışı saldırı, karşıdakinin argümanına karşı yeni bir argümanmış gibi sunulmaya çalışılmakta, bağlamdan çıkılmaktadır. Mantıklı argümanın mantıksız ve geçersiz bir yolla geçersiz kılınması amaçlanır. Bu yöntem kendi içinde tutarsız olduğu gibi ahlaki temelden ve bilimsellikten uzaktır.

Argumentum ad hominem, yeterli donanımı, bilimsel alt yapısı ve argümana karşı ileri sürecek fikri alt yapısı olmayan kişilerin tercih ettiği bir yöntem olarak bilinmektedir.

Gettysburg Konuşması – Abraham Lincoln

0

Gettysburg Konuşması(Gettysburg address), Hukukçu ve ABD’nin 16. başkanı olan Abraham Lincoln tarafından 19 kasım 1863 tarihinde gerçekleştirilen tarihi hitaptır.

Konuşma; Amerikan İç Savaşı’da, Gettysburg Muhabere’sini Birlik Ordusu’nun kazanmasından sonra Abraham Lincoln’ün 1863 yılında seferberlik çağrısında bulunması ile birlikte New York Eyaleti’nde hükümete karşı başlayan isyanı bastırmak üzere yapılmıştır.

Abraham Lincoln, halkı sakinleştirmiş, birliği sağlamış, ABD’de kölelik sistemini kaldırmış, dünya tarihinde dönüm noktası olarak kabul edilen bu devrim, tüm dünyada köleliğin tamamen kaldırılması yönündeki çalışmalara rehber olmuştur.

   

“87 yıl önce atalarımız bu kıtada, özgürlük içinde bütün insanların eşit yaratıldıkları ilkesine inanarak yeni bir ulus yarattılar. Şimdi bizler böyle bir temel üzerine kurulmuş herhangi bir ulusun ayakta kalıp kalamayacağını test eden büyük bir iç savaşın içindeyiz. Şu anda büyük bir çarpışmanın gerçekleştiği bir alanda bulunuyoruz. Biz buraya, bu alanın bir parçasını, bu ulusun yaşayabilmesi için canlarını verenlere son bir istirahatgâh yeri olarak armağan etmeye geldik. Bir diğer taraftan, bu toprağı kutsamamız, kutlu kılmamız mümkün değildir. Burada çarpışarak hayatını feda etmiş insanlar, burasını öylesine kutlu kılmışlardır ki ona bir şey eklemek ya da ondan bir şey eksiltmek bizim gücümüzün üstündedir. Dünya burada söylediklerimize az önem verse de, umursamasa da, o insanların burada yaptıklarını hiçbir zaman unutmayacaktır.

Burada bundan böyle kendini esas adaması gerekenler hayatta kalmış olanlardır. Bu bitmemiş görevi, bu cesur insanların bu kadar ilerlettiği noktadan alıp daha ileriye taşımalıyız. Biz hayatta kalanlar, işte bu görevi sırtlanıp, burada hayatını vermiş olanların fedakarlığından aldığımız kuvvetle daha çok ilerlemek zorundayız ki bu insanların bir hiç uğruna ölmediğini ispatlayalım. Tanrı’nın şahitliğindeki bu ülkenin yeni bir özgürlük doğuşu yaşamasını sağlayalım ve halkın, halk tarafından halk için yönetimi olduğu bu devlet yeryüzünden silinmesin.”

Gettysburg address

“Four score and seven years ago our fathers brought forth upon this continent, a new nation, conceived in Liberty, and dedicated to the proposition that all men are created equal.

Now we are engaged in a great civil war, testing whether that nation, or any nation so conceived and so dedicated, can long endure. We are met on a great battle-field of that war. We have come to dedicate a portion of that field, as a final resting place for those who here gave their lives that that nation might live. It is altogether fitting and proper that we should do this.

But, in a larger sense, we can not dedicate—we can not consecrate—we can not hallow—this ground. The brave men, living and dead, who struggled here, have consecrated it, far above our poor power to add or detract. The world will little note, nor long remember what we say here, but it can never forget what they did here. It is for us the living, rather, to be dedicated here to the unfinished work which they who fought here have thus far so nobly advanced. It is rather for us to be here dedicated to the great task remaining before us—that from these honored dead we take increased devotion to that cause for which they gave the last full measure of devotion—that we here highly resolve that these dead shall not have died in vain—that this nation, under God, shall have a new birth of freedom—and that government of the people, by the people, for the people, shall not perish from the earth.”

Abraham Lincoln

 

Gettysburg Konuşması – Kitap

Gettysburg Konuşması Kitap Açıklaması Tarihin en büyük hatiplerinden Abraham Lincoln’ın önemli konuşmalarından oluşan bu derleme, efsanevi Gettysburg Konuşması’nın yanı sıra, Lincoln’ın kölelik karşıtı fikirlerini ve bu konudaki tutkusunu, insanlık onuruna olan inancını, özgürlüğün galip geleceği yeni bir çağa yönelik umudunu ve hitabet yeteneğini ortaya koyan diğer pek çok etkili konuşmasını da içeriyor. Tarih boyunca bazı kitaplar dünyayı değiştirdi. Bununla kalmayıp; bizleri ve birbirimizi görme biçimimizi etkiledi. O kitaplar ki tartışmalara, muhalif fikirlere, savaş ve devrimlere esin kaynağı oldular. Aydınlattılar, harekete geçirdiler, kışkırttılar, teselli ettiler. Yaşamımızı zenginleştirdiler ve bizleri ayrı ayrı kendi yaşamlarımızı sorgulamaya yönelttiler. Şimdi Kafka Kitap sizlere uygarlığı sarsan, insanlık tarihine yön veren ve kendimizi keşfetmemize yardım eden fikirleriyle; büyük düşünürlerin, çığır açanların, radikallerin ve ileriyi görenlerin eserlerini sunuyor.

6 Ocak – Hukuk Takvimi

0
6 Ocak – Hukuk Takvimi
1850
Alman sosyal demokrat teorisyen ve politikacı Eduard Bernstein doğdu. (Ölümü: 18 Aralık 1932) Reformizm ve sosyalist revizyonizmin kurucusudur. Marksizmi revize ve modernize etmek için çalışmalarda bulundu. İngiliz Fabianizminden ve Kant’ın felsefesinden etkilendi. Sınıf savaşının mevcut olmadığını savundu ve sosyalizme barışçıl bir şeklide geçmenin mümkün olduğunu belirten ampirik bir eleştiri geliştirdi. Genellikle modern sosyal demokrasinin kurucu figürlerinden biri olarak tanımlandı.
1852
Fransız eğitimci ve mucit Louis Braille yaşamını yitirdi. (Doğumu: 4 Ocak 1809) Görme engelli olan Louis Braille, görme engelliler için dünya çapında okuma ve yazmada kullanılan “körler alfabesi” sistemini icat etti. Braille alfabesi, 1’den 6’ya kadar belli bir düzen içinde sıralanmış kabartmalı noktaları parmaklarla üstünden geçerek okunan bir alfabedir. Özel karakterler içeren Asya dilleri dışında hemen her dile uyarlandı.
1862
ABD Başkanı Abraham Lincoln, Minnesota’daki Sioux isyanına katılarak tutuklanan 303 Kızılderiliden, 39’unun asılmasına karar verdi, idamlar 26 Aralık’ta infaz edildi.
1874
Hukukçu ve siyasetçi Robert Emmett Bledsoe Baylor yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Mayıs 1793) Amcası Jesse Bledsoe’nun yanında hukuk okudu ve Kentucky’de avukatlık yaptı. İstifa edip Alabama’ya taşındı ve orada avukatlık yaparken siyasi kariyerinede devam etti. 1824’te Alabama Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Din bilimi okudu, vaaz için yetkilendirildi ve törenle papaz unvanı verildi. Teksas’a taşındı ve Teksas’ın yüksek mahkemesine hakim olarak seçildi. 1845’te tasarlanan Teksas Eyalet anayasasının kurultay üyeliğinde bulundu. 25 yıl bölge yargıçlığı yaptı. Baylor Üniversitesi’nin kurucu ortağı oldu.
1883
Lübnan kökenli Amerikalı felsefi denemeci, şair ve ressam Halil Cibran doğdu.
1912
Fransız filozof ve sosyolog Jacques Ellul dünyaya geldi. (6 Ocak 1912 – 19 Mayıs 1994) Bordeaux Üniversitesi’nde kıdemli tarih ve kurum sosyolojisi profesörlüğü yapmıştır. Kariyeri boyunca 60’tan fazla kitap ve 600’dan fazla makale yayınlamıştır. Eserlerinin çoğu propaganda, teknolojinin toplum üzerindeki etkisi ve din ile politikanın etkileşimini konu almaktadır.
1919
Mahmut Şerafettin Dikerdem, 6 Ocak 1916 tarihinde İstanbul’da doğdu ve 3 Ekim 1993’te yine İstanbul’da yaşamını yitirdi. Gazeteci ve yazar Mehmet Ali Birand’ın dayısıdır. Dikerdem, 1935 yılında Galatasaray Lisesinden ve 1938 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1942 yılında Cenevre’de devletler hukuku alanında doktorasını tamamladı.
1919
ABD’nin 26. Başkanı Theodore Roosevelt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Ekim 1858) Hukuk öğrenimi görmek üzere Columbia Üniversitesi’ne girdi ama ilgisini çekmediği için bir süre sonra okulu bıraktı. 1881’de, 23 yaşındayken, New York Eyalet Meclisi’ne Cumhuriyetçi Üye olarak girdi. ABD Kamu Hizmetleri Komisyonu üyeliğinde bulundu. New York Kenti Polis Memurları Kurulu’nun başkanlığını yaptı. Küba’nın bağımsızlığını kazanmasında İspanya’ya karşı savaşta rol aldı. 14 Eylül 1901 yılında henüz 42 yaşında iken başkanlığa geldi ve Amerikan tarihinin o döneme kadarki en genç devlet başkanı oldu. 1906’da Rus-Japon Savaşı’na arabuluculuk yaparak son verdirdiği için Nobel Barış Ödülü aldı.
1922
İrlanda, İngiliz-İrlanda Antlaşması’dan bir yıl sonra, 6 Ocak 1922’de Birleşik Krallık’tan tam bağımsızlığa kavuştu.
1924
Yazar Hafız İbrahim Efendi İstiklal Mahkemesi tarafından bir sene hapse mahkum edildi. Hafız İbrahim Efendi İslamiyette Ahlak ve Kadınlarda Tesettür adlı broşürde irtica propagandası yapmakla suçlandı.
1926
Türkiye’nin ilk iç ve dış istihbarat örgütü, Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti kuruldu. Teşkilat daha önce Teşkîlât-ı Mahsûsa (1911-1918), Karakol Cemiyeti (1919-1920) ve Mim Mim Grubu (1920-1923) olarak faaliyet gösterdi. 1926 – 1965 arasına Millî Emniyet Hizmeti Riyâseti olarak faaliyet gösterdikten sonra MİT Müsteşarlığı olarak bugünkü kurumsal yapısına kavuştu.
1927
İstanbul liman şirketi ile mavnacılar arasındaki anlaşmazlığa polis müdahale etti. Polislerden dördü yaralandı. Gözaltına alınan 300 mavnacıdan 34’ü tutuklandı.
1929
Hukukçu ve Afganistan’ın üçüncü devlet başkanı Babrak Karmal doğdu. (Ölümü: 3 Aralık 1996) Kabil Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1951’de üniversitenin öğrenci birliğinde eylemci oldu. Marksist siyasal faaliyetlere karışması nedeniyle beş yıl boyunca hapis yattı. 1965’te yapılan bir kongrede yirmi sekiz kurucu üye arasındaydı ve Kabil’de Afganistan Demokratik Halk Partisi’ni kurdu. Partinin genel sekreterliğine getirildi. 1965’ten 1973’e kadar bu partiye hizmet etti. Prag’a büyükelçi olarak atandı. Sovyetler tarafından Afgan hükümetinin yeni lideri olarak yerleştirildi.
1929
Yugoslavya Kralı I. Aleksandar, parlamentoyu feshetti ve ülkede askeri diktatörlük kurdu.
1937
Türkiye, 1927’de imzalanan Türkiye-Suriye iyi komşuluk sözleşmesini feshetti.
1938
Fransa ve Almanya dostluk anlaşması imzaladı.
1950
Birleşik Krallık, Çin’in Komünist Hükûmetini tanıdı.
1961
Milli Birlik Komitesi, 147 öğretim üyesinin üniversiteye dönmesi ile ilgili tasarıyı gündeminden çıkardı.
1961
Kurucu Meclis ilk toplantısını yaptı.
1964
Kölelik, Köle Ticareti, Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına dair Ek Sözleşme, Türkiye tarafından 6 Ocak 1964 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 27 Aralık 1963 tarihinde kabul edilen 361 numaralı kanun ile kabul edildi. Birleşmiş Milletler tarafından 7 Eylül 1956 tarihinde kabul edildi.
1969
Hukukçu, avukat, siyaset adamı, Bilal Uçar doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. İstanbul’da bulunduğu yıllarda basın yayın alanında çalıştı. 1997 yılından sonra Denizli’de serbest avukatlık yaptı. 2001 yılında AK Parti’nin kuruluş çalışmalarında aktif şekilde yer aldı. Parti kuruluşundan 2007 yılına kadar AK Parti Denizli İl yönetiminde Başkan Yardımcılığı, 2007-2011 yılları arasında İl Başkanlığı görevini yürüttü. Adalet Komisyonu Üyeliği, haberleşme özgürlüğüne ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine ilişkin tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyeliği ve Türkiye-Malta Parlamentolararası Dostluk Grubu Kurucu Başkanlığı görevlerinde bulundu. 7 Ocak 2016 tarihinde Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcılığı görevine atandı.
1969
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ni (ODTÜ) ziyaret eden Amerikan Büyükelçisi Robert Komer’in makam otomobili öğrenciler tarafından yakıldı.
1971
Hindistan, Pakistan’dan bağımsızlığını ilan eden Bangladeş Demokratik Cumhuriyeti’ni tanıdığını açıkladı. Pakistan Hindistan’la bütün diplomatik ilişkilerini kesti.
1977
Dev-Genç İstanbul Başkanı Paşa Güven yakalandı. İstanbul Yurtsever Devrimci Gençlik  Derneği kapatıldı ve 39 kişi gözaltına alındı.
1977
Polonyalı avukat, eğitimci ve insan hakları aktivisti Adam Piotr Bodnar dünyaya geldi. 15 Nisan 2021’de Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla görevden alınana kadar 2015’ten itibaren Polonya Vatandaş Hakları Ombudsmanı olarak görev yaptı.
1980
Türkiye Emekçi Partisi (TEP) Genel Başkanı Mihri Belli tutuklandı.
1980
Adam öldürmekten hükümlü 3 “ülkücü” mahkûm Yozgat Cezaevi’nden firar etti.
1981
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) davasında, gözaltında tutulan ve aralarında Genel Başkan Kemal Nebioğlu’nun da bulunduğu 39 kişiden 15’i tutuklandı.
1982
TBB Başkan Yardımcısı Avukat Gülçin Çaylıgil ve bir avukatın 46 sanığı temsilen katıldığı DİSK Davası’nda, duruşma savcısını red ve yargıç Süleyman Takkeci’nin çekilmesi taleplerini içeren dilekçeler reddedildi.
1983
MGK yönetimi sona erdi. Konsey, çıkardığı son yasayla “Kendi dönemlerini kötüleyen ya da küçük düşüren her türlü yazılı ve sözlü beyanı” yasakladı.
1983
10 kişi Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarıldı. Vatandaşlıktan çıkarılanların arasında Yılmaz Güney ve Cem Karaca da vardı.
1983
Bölücülük iddiasıyla yargılanan Yazar Osman Şahin’in 1,5 yıllık hapis cezası Yargıtay’ca onaylandı.
1983
Aralarında Yılmaz Güney ve Cem Karaca’nın da olduğu 10 yurttaş Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlıktan çıkarıldı.
1984
Adalet bakanlığı cezaevlerinde 74.946 tutuklu ve hükümlü olduğunu açıkladı.
1984
Türk Parasını Koruma Kanunu‘nda yapılan değişiklikle, döviz taşımak suç olmaktan çıkarıldı.
1994
İnterstar televizyonunun siyasi reklam yasağına uymayacağını açıklaması üzerine Yüksek Seçim Kurulu, İnterstar televizyonunun yayınını 5 gün süreyle durdurdu.
1997
Tarikat kisvesi altında bazı kadınlarla evlilik dışı ilişki kurduğu iddia edilen Ali Kalkancı, Fadime Şahin adlı kadının ihbarı üzerine gözaltına alındı.
1998
Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’in yerine Ahmet Necdet Sezer seçildi. 28 Eylül 1998 tarihine kadar görevde kaldı.
2000
Dört kişiye ait ölüm cezasının yerine getirilmesine dair iki ayrı Başbakanlık tezkeresi TBMM Başkanlığı’na sunuldu. TBMM’de bekleyen idam dosyalarının sayısı 39’a, idam hükümlülerinin sayısı ise 57’ye yükseldi.
2001
Fazilet Partisi (FP) Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, Sincan F Tipi Cezaevi gözlemlerini İnsan Hakları Komisyonu’na sundu ve alt komisyon üyeliğinden çekildi. Rapor;  mahkumların hemen hepsinde darp izi mevcut olduğunu tespit etti. Mahkumlar, bu yaraların operasyonlarda, nakillerde ve cezaevinde gördükleri işkence sonucu olduğunu ifade ettiler.
2005
ABD’de siyah karşıtı ırkçı örgüt Klu Klux Klan üyesi Edgar Ray Killen 41 yıl önce üç siyah genç siyah hakları savunucusunun öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle tutuklandı. 1964’te siyah seçmenleri oy kullanmaya teşvik eden üç genç Klu Klux Klan üyelerince dövülerek öldürülmüş, olay daha sonra “Missisippi Burning” (Mississippi Yanıyor) filmine konu olmuştu.
2007
Bir grup aydın, F tipi cezaevlerinde tecridin kaldırılması için girdiği ölüm orucunun 278.gününde Avukat Behiç Aşçı’yı ziyaret etti.
2012
Genelkurmay Eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, örgüt yöneticiliği ile cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçlarından tutuklandı. Başbuğ, tutuklanan ilk Genelkurmay Başkanı oldu.
2012
Atanamayan Öğretmenler Platformu kurucularından Şafak Bay, kanser nedeniyle hayatını kaybettikten beş ay sonra, katıldığı bir basın açıklaması nedeniyle  ’Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet ettiği’ gerekçesiyle Elazığ 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nce 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Şafak Bay’ın ağabeyi Deniz Bay, kardeşinin ölümünün ardından hapis cezası almasının zoruna gittiğini ve tüm aileyi çok üzdüğünü söyledi. Anne Meryem Bay, “Mahkemeden gelen bu hapis cezası bizi ikinci kez yıktı. Şafak’tan geriye bana bir tek mezarı kaldı. Şimdi hapis cezası verenler ne yapacaklar? Gelsinler mezarını ablukaya alsınlar. Ben de 2.5 sene gitmem. Uzaktan izlerim oğlumun mezarını” diye konuştu.
2014
Genelkurmay Askeri Savcılığı, Roboski katliamını “kaçınılamayacak bir hata” olarak değerlendirerek dosya hakkında “Takipsizlik” kararı verdi.
2014
Sincan’dan Aliağa Şakran Cezaevi’ne nakledilen çocuk mahkumların, darp ve bir dizi işkenceye maruz kaldıkları açıklandı.
2017
Venezuelalı avukat ve siyasetçi Octavio Lepage yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Kasım 1923) Venezuela Merkez Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü.
2018
Hukukçu ve Maryland’den ABD kongresine seçilen ilk Cumhuriyetçi kadın Marjorie Sewell Holt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Eylül 1920) Florida Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu. 1949’da Florida barosuna, 1962’de Maryland barosuna kabul edildi. Başkan Ronald Reagan tarafından Silah Kontrolü ve Silahsızlanma Genel Danışma Komitesi üyeliğine aday gösterildi. 3 Ocak 1973’ten 3 Ocak 1987’ye kadar Maryland’in 4. kongre bölgesini temsil etti.
2020
Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Michael G. Fitzpatrick yaşamını yitirdi. (Doğumu: 28 Haziran 1963) St. Thomas Üniversitesi ve Dickinson Hukuk Yüksek Okulu‘nda eğitim gördü. Dickinson Uluslararası Hukuk Dergisi’ne işletme müdürü olarak atandı. Pennsylvania ve New Jersey’de hukuk pratiğine kabul edildi. Amerika Birleşik Devletleri Cumhuriyetçi Parti üyesi olarak 2005- 2007 ve 2011 – 2017 yıllarında Pensilvanya 8. Bölgeyi temsilen Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nde delege olarak görev aldı.
2021
Amerika Birleşik Devletleri’nde 46. başkan Joe Biden’in başkanlığının tescilleneceği gün kongre binasında kaos çıktı, 4 kişi hayatını kaybetti. Eski Başkan Trump tarafından kışkırtılan bir kalabalık ABD kongre binasını bastı. 231 yıllık tarihinde ABD kongresi ilk kez bir iç ayaklanmadan dolayı saldırıya uğradı. Cumhuriyetçilerin itirazına rağmen Demokratlar tarafından hazırlanan, 6 Ocak Kongre baskınının soruşturulması amacıyla özel komite kurulmasını öngören yasa tasarısı, Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nda oylandı.
2023
Tayvanlı hukukçu ve diplomat Shen Lyu-shun yaşamını yitirdi. (12 Kasım 1949 – 6 Ocak 2023),

6 Ocak – Hukuk Takvimi

Kurucu Meclis

0
Kurucu Meclis

Kurucu Meclis, bir devletin, eyaletin ya da siyasal birliğin anayasasını hazırlamak veya mevcut anayasasını esaslı surette tadil etmek amacıyla, yasama organından farklı ve genellikle münhasıran bu görev için ihdas edilen; demokratik meşruiyetini halkın doğrudan veya dolaylı iradesinden yahut hukuki ve/veya siyasi uzlaşı süreçlerinden temin eden özel bir temsil organıdır. Kurucu meclisin üyeleri seçim, atama, kura veya bu usullerin bir arada uygulanması suretiyle belirlenebilmektedir. Meclisin yetkileri, görev süresi ve çalışma usulleri, kurucu iradenin niteliği ile içinde bulunulan siyasal bağlama göre değişiklik arz edebilmektedir. Dünyadaki örnekleri farklılıklar arz etmektedir ve tek tip bir uygulama bulunmamaktadır. Kurucu meclis, geniş katılımlı bir toplumsal mutabakat zemininde anayasal düzenin temel çerçevesini oluşturmak amacıyla hareket etmekte ve görevini tamamladıktan sonra prensip olarak kendiliğinden feshedilmektedir. Türkiye’de ve dünyada, yeni anayasa yapmak yahut mevcut anayasalarda köklü değişiklikler yapmak için kurucu meclis oluşturulması gerekip gerekmediği sıklıkla tartışılmaktadır. Ancak prensip olarak anayasa değişikliklerinin   mevcut anayasaların belirlemiş olduğu esaslara göre yapılacağı açıktır.

Kurucu Meclis Örnekleri 

Türkiye’de 1960 darbesi sonrası kurulan ve Temsilciler Meclisi ile Milli Birlik Komitesi’nden oluşan Kurucu Meclis, 1961 Anayasası’nı hazırlamış, hazırlanan 1961 Anayasası referandumdan kabul oyu çıkması üzerine uygulamaya geçmiştir. 12 Eylül Askeri Darbesinin ardından kurulan dikta rejimi tarafından Kurucu Meclis Hakkında Kanun 29 Haziran 1981’de düzenlenerek Resmi Gazetede yayınlanmış, yeni 1982 Anayasası bu kurul tarafından hazırlanmıştır. Ancak her iki darbe sonrası kurulan bu heyetlerin demokratik olup olmadıkları ve Kurucu Meclis olarak kabul edilip edilemeyeceği halen tartışmalıdır. 1921, 1924 Anayasaları ise doğrudan görevdeki parlamento tarafından hazırlanmıştır.

  • Avustralya: 1891, 1897, 1973 ve 1998 yıllarında dört anayasa konvansiyonu toplanmıştır.

  • Bangladeş: 1972’de bağımsızlık sonrası toplanarak anayasayı bir yıldan kısa sürede hazırlamıştır.

  • Şili: 2021’de seçilen 155 üyeli meclis, cinsiyet eşitliği ve yerli temsil kotasıyla yeni anayasa taslağı hazırlamıştır.

  • Kosta Rika: 1948 iç savaşının ardından seçilen meclis mevcut anayasayı hazırlamıştır. Anayasa, sağlıklı ve doğal bir çevrede yaşama hakkını kabul etmiştir. 

  • Danimarka: Kurucu Meclis 1848’de toplanarak 1849’da mutlak monarşiden anayasal monarşiye geçişi sağlayan anayasayı hazırlamıştır. Meclisteki 158 sandalyeden 114’ü seçimle göreve gelmiş, 44’ü ise Kral tarafından atanmıştır.

  • Avrupa Birliği: 2001’de Avrupa Anayasası taslağını hazırlayan Avrupa Konvansiyonu, üye ülkelerde reddedilince uygulanamamıştır. AB Anayasa taslağı kamuya açık bir şekilde oldukça geniş katılımlı bir şekilde Şubat 2002-Temmuz 2003 tarihleri arasında tartışılmış, 29 Ekim 2004 tarihinde üye ülkeler tarafından imzalanmıştır

  • Fransa: 1789’da Ulusal Kurucu Meclis, devrim döneminde yeni anayasayı hazırlamıştır.

  • Almanya: 1948’de Batı Almanya Ulusal Kurucu Meclisi, Federal Cumhuriyet’in Temel Yasası’nı hazırlamıştır.

  • İzlanda: 2010’da seçilen anayasa meclisi, referandumda kabul gören ancak parlamento tarafından onaylanmayan taslağı hazırlamıştır.

  • İrlanda: 2011’de anayasa değişikliklerini değerlendirmek üzere özel meclis kurulmuştur.

  • Hindistan: 1946’da seçilen kurucu meclis, 1949’da kabul edilen ve 1950’de yürürlüğe giren anayasayı yapmıştır. Hindistan Kurucu Meclisi, Hindistan Anayasası’nı oluşturmak üzere kısmen seçilmiş, kısmen de atanmış bir organdır.

  • Endonezya: 1955’te seçilen anayasa meclisi, 1959’da uzlaşma sağlanamadan feshedilmiştir.

  • İtalya: 1946’da monarşiden cumhuriyete geçişle birlikte seçilen meclis 1947’de anayasayı kabul etmiştir. 

  • Meksika: 19. ve 20. yüzyıllarda çeşitli dönemlerde toplanan kurucu kongreler, 1824, 1857 ve 1917 anayasalarını hazırlamıştır.

  • Nepal: İki kez seçilen kurucu meclis, son olarak 2015’te federal sistemi getiren anayasayı kabul etmiştir.

  • Polonya: 1788–1792 arasındaki Büyük Sejm, 3 Mayıs 1791 Anayasası’nı hazırlamıştır.

  • Filipinler: 1898, 1935, 1971 ve 1986’da farklı anayasalar hazırlayan kurucu kongreler toplanmıştır.

  • Rusya: 1917 Ekim Devrimi sonrası kurulan meclis, Bolşevikler tarafından kısa sürede dağıtılmıştır.

  • Sri Lanka: 2016’da parlamentonun onayıyla yeni anayasa taslağı hazırlamak üzere anayasa meclisi kurulmuştur. 

1961 kurucu Meclise ilişkin gazete haberi

Türkiye Adalet Akademisi

1
Türkiye Adalet Akademisi

23/7/2003 tarihli ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanunu ile kurulan Türkiye Adalet Akademisi 703 sayılı KHK ile 2018 yılında kapatılmıştır. Türkiye Adalet Akademisi, 34 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yeniden kurulmuştur.

Türkiye Adalet Akademisi, Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılım süreci çerçevesinde üye ülkelerdeki mevzuata ve uygulamalara uyumu sağlamak üzere, adalet alanında eğitim ve diğer bazı görevleri yerine getirmek üzere kurulmuştur.

Türkiye Adalet Akademisi, 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanununun 23.07.2003 tarihinde kabul edilmesi ile kurulmuştur. Kurum, tüzel kişiliğe sahiptir ve bilimsel, idari ve mali özerklik prensibi ile çalışmaktadır. 

Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi ise, 15.06.1985 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile kurulmuştur.  Merkez, adli ve idari yargı hakim ve savcı adaylarının yetiştirilmelerini sağlamak üzere Ankara’da Adalet Bakanlığına bağlı olarak kurulmuş; 4954 sayılı Kanun ile Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi, Türkiye Adalet Akademisi bünyesinde Eğitim Merkezine dönüştürülmüştür.

Akademinin Amacı ve Misyonu 

Kurum, amacını hukuk ve adalet alanında uygulayıcılara verdiği eğitimle ulusal ve uluslararası düzeyde model alınan, özgün, saygın ve yenilikçi bir kurum olarak; hukuka ve insan haklarına bağlı, tarafsız, bağımsız, hür vicdanıyla karar veren, meslek etik ilkelerini benimseyen ve uygulayan, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebilecek nitelikte hakim ve savcılar yetiştirmek olarak açıklamaktadır.

Hukuk ve adalet eğitimi alanında ulusal ve uluslararası gelişmeleri takip etmek, bilimsel araştırma ve çalışmalar yapmak, eğitim faaliyetlerinin standart ve kalitesinin artırılmasına yönelik stratejik hedefler belirlemek, bu amaçla kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde projeler ve uygulamalar geliştirmek kurumun diğer amaçlarıdır. Bu çerçevede çok sayıda kitap ve dergiyi yayına hazırlamaktadır.

Türkiye Adalet Akademisinin İlke ve Değerleri
  • İnsan haklarına ve temel hürriyetlere saygılı olmak.
  • Evrensel değerlere ve farklılıklara saygılı olmak.
  • Toplumsal değerler ile ihtiyaçların farkında olmak.
  • Etik değerlere bağlı olmak.
  • Akademik özgürlük anlayışı ile araştırma ve geliştirme faaliyetlerine önem vermek.
  • Katılımcı, etkin, kaliteli ve çözüm odaklı hizmet sunmak.
  • Kaynakları etkin ve verimli kullanmak, liyakate önem vermek.
  • Şeffaf, ulaşılabilir ve hesap verebilir olmak.

Adalet Akademisi Kurumsal Şeması

Türkiye Adalet Akademisi Faaliyetleri 

Akademi, eğitim faaliyetleri, danışmanlık ve yardım hizmetleri, inceleme, araştırma ve yayın hizmetleri, dokümantasyon hizmetleri, meslek öncesi ve staj gibi alanlarda faaliyetler yürütmekte; Türk ve İslam dünyası  ile ilişkiler geliştirmekte; Ortadoğu ve Afrika’daki ülkelerle diyalog kurmakta; İslam ülkelerinde görev yapan hakim ve savcılara Türkiye’de uygulanan UYAP sisteminin aktarılması çalışmaları yapmaktadır.

Adalet Akademisi, yüksek lisans ve doktora eğitimi yaptırabilecek fonksiyona ulaşmayı hedeflemekte, Hakim ve Cumhuriyet Savcıları ile adaylarının yabancı dil eğitimlerini vermekte, yargı mensuplarına uzmanlık eğitimleri vermekte ve kişisel gelişim eğitimleri düzenlemektedir.

Adalet Akademisi Kütüphanesi

Adalet Akademisi Kütüphanesi 

Türkiye Adalet Akademisi Kütüphanesinde kitap mevcudu 22.000’in üzerindedir. Bu kitaplardan 13.000 adedi hukuk kitapları, 9.000 adedi ise kamu yönetimi, iktisat,  felsefe, sosyoloji,  tarih, iletişim ve kişisel gelişim alanındaki kitaplardır.

Raoul Wallenberg İnsan Hakları Enstitüsü tarafından kütüphaneye insan hakları ile ilgili 5.000 adet kitap bağışı yapılacağı açıklanmıştır. Ayrıca, elektronik kütüphane uygulamasına geçilmesi için çalışmalar devam etmektedir.

Adalet Akademisi Tarafından Çıkarılan Yayınlar 

Law and Justice Review 14. Sayı

Law and Justice Review

Law and Justice Review yılda iki kez yayımlanan uluslararası hakemli bir dergidir. Dergide Almanca, Fransızca ve İngilizce makaleler yayımlanmaktadır. Dergi, ASOS, EBSCO ve ULAKBİM veri tabanlarında taranmaktadır. Yayımlandığı aylar Haziran ve Aralık aylarıdır.

Akademi Dergisi 11. Sayı

Türkiye Adalet Akademisi Dergisi

Türkiye Adalet Akademisi Dergisi Hakemli bir dergidir ve dergide Türkçe ulusal hakemli makaleler yayımlanmaktadır. Dergiye gönderilen yazıların daha önce bir başka yayın organında yayımlanmamış veya yayımlanmak üzere gönderilmemiş olması gerekmektedir. Hukuk ve adalet alanını ilgilendiren konularda, üç ayda bir basılı ve elektronik ortamda yayımlanan dergi ULAKBİM, EBSCO ve ASOS veri tabanlarında taranmaktadır. Derginin yayımlandığı aylar, Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarıdır. Akademi Dergisi Mayıs 2018 tarihine kadar 33 sayıya ulaşmıştır.

Akademi & Kürsü Dergisi

Akademi & Kürsü Dergisi

Akademi & Kürsü Dergisi Ocak 2018 itibari ile 3. Sayısını basmış süreli yayındır. Akademi & Kültür Dergisi, Türkiye Adalet Akademisi tarafından yılda iki kez yayınlanmaktadır. Dergide mesleki konulara yer verilmektedir. Dergiye gönderilen yazı ve görseller için herhangi bir telif ücreti ödenmemektedir.

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisi

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisi

Küresel Bakış Çeviri Hukuk Dergisinde hukuk, adalet, adli bilimler, yargı, yönetim, devlet ve sosyal bilimler konularında yabancı dilde yazılmış hakemli ve hakemsiz makaleler ile yüksek mahkeme kararları ve mevzuat hükümlerinin çevirilerine yer verilmektedir. Dergiye gönderilen çevirilerin daha önce bir başka yayın organında yayımlanmamış veya yayımlanmak üzere gönderilmemiş olması gerekir. Yabancı dillerden Türkçeye çevrilen mahkeme kararları ve hukuk alanındaki makalelerin yer aldığı dergi üç ayda bir, basılı ve elektronik ortamda yayımlanmaktadır. Derginin yayımlandığı aylar Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarıdır.

Human Rights Review 13. Sayı

Human Rights Review

Human Rights Review yılda iki kez yayımlanan uluslararası hakemli bir dergidir. İnsan hakları alanında İngilizce, Fransızca, Almanca ve diğer yabancı dillerde yazılan makalelerin yer aldığı, altı ayda bir basılı ve elektronik ortamda yayımlanan, hakemli dergi; ASOS ve EBSCO veri tabanlarında taranmaktadır. Yayımlandığı aylar Haziran ve Aralık aylarıdır.

Adres: Ahlatlıbel Mah., Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Bulvarı, 06095, Çankaya/ANKARA

Telefon: 0 (312) 489 81 80 (Santral)

Faks: 0 (312) 489 81 01 (İdarî Bina)

Faks: 0 (312) 489 81 18 (Eğitim Merkezi)

E-posta: taa@taa.gov.tr 

Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü

0

Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü, Yazar Alper Kaya tarafından kaleme alınarak 2024 yılında Karakarga Yayınları tarafından okuyucuya sunulmuştur. 

Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü: Kitabın Tanıtım Yazısı

Scotland Yard’ın aslında bir birimin değil; Büyük Londra’daki bütün polislik faaliyetlerinden sorumlu olan Metropolitan Police Service teşkilatının karargâhının ismi olduğunu hiç duymuş muydunuz?

Popüler kurgu eserlerinde karşılaştığımızın aksine, Interpol memurlarının suç soruşturmalarında aktif bir görev alamayacağını biliyor muydunuz?

Peki hangi ülkede bir savcının öldürülmesinin ardından istihbarat birimi kapatılmış ve yeni bir istihbarat birimi kurulmuştur?

Bu ve bunlara benzer pek çok bilginin yanı sıra beyaz yaka suçları, bilişim suçları, kilitli oda polisiyeleri ve mali suçlar gibi suç edebiyatının alt türlerine derinlemesine bir yolculuğa hazır mısınız? Suç Edebiyatı Terimleri Sözlüğü; en çok kullanılan zehir türlerinden 550’yi aşkın kitaptan oluşan dev bir okuma listesine kadar hem yazarlara hem de meraklı okurlara rehberlik edecek. Bu sözlük, suç edebiyatını yeniden keşfetmek isteyen herkesin başucu kitabı olmaya aday!

Yazar Alper Kaya Hakkında 

1990 yılında Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema Bölümü’nü animasyon sinemasında filmsel zaman kurgusu üzerine yazdığı lisans teziyle başarıyla bitirdi.

2010 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden “Yılın Spor Köşe Yazısı Övgü Ödülü”ne layık görüldü Böylece, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ödüle layık gördüğü en genç gazeteci oldu.

On dört romanı, sinema ve polisiye üzerine üç araştırma kitabı yayımlandı; on dört kolektif kitapta yer aldı. Türkiye’nin yapay zekâ destekli ilk çizgi romanına ve ilk müzik albümüne imza attı.

Halen, 2024 yılında yayın hayatına başlayan SUÇÜSTÜ Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yapmaktadır.

Yazar, kendisi gibi yazar olan eşi Gizem Şimşek Kaya, iki kaplumbağaları ve altı kedileri ile birlikte İstanbul’da yaşamaktadır.

Arusha Deklarasyonu

0
Arusha Deklarasyonu(WCO Revised Arusha Declaration), Dünya Gümrük Örgütü tarafından 1993 yılında kabul edilmiş ve 2003 yılında revize edilmiştir.
Arusha Deklarasyonu‘nda kabul edilen, yolsuzlukların ve diğer etik olmayan uygulamaların azaltılması konusundaki temel prensipler, ilgili herkes tarafından uyulması beklenen temel kurallardır.
Arusha Bildirgesi, Gümrük idarelerinin dürüstlükle ilgili diğer uluslararası yükümlülüklere uyumunu sağlamayı amaçlamakta, yolsuzluğu yok etmeyi ve dürüstlüğü ön plana çıkarmayı hedeflemektedir. Yolsuzluğa karşı mücadeleyi bir reform politikası olarak benimsemekte ve bunu bir öncelik olarak kabul etmektedir.

Arusha Deklarasyonu

1. Liderlik ve Sorumluluk
Yolsuzluğun önlenmesinde asıl sorumluluk gümrüklerin başındakiler ve yetkili yönetim takımına aittir.
2. Düzenleyici Çerçeve
Gümrük hukuku, düzenlemeler, idari yönergeler ve prosedürlerin ahenkleştirmeli ve basitleştirilmeli böylece gümrük formaliteleri kanunsuzluklar olmadan yürütülmeli.
3. Şeffaflık
 Gümrük alıcıları en yüksek seviyede tahmin edilebilirlik ve kesinliği hak  etmektedir. Gümrük hukuku, düzenlemeleri, prosedürleri ve idari yönergeleri açık olmalı, aynı zamanda bunlar ulaşılabilir ve standart uygulanabilir olmalıdır
4. Otomasyon
 Gümrük fonksiyonlarının otomasyonu ve bilgisayara uyarlaması  etkinliği ve verimliliği artıracak aynı zamanda çok sayıda yolsuzluk fırsatını ortadan kaldıracaktır.
5. Reform ve Modernleşme
Yolsuzluk çağdışı ve verimsiz uygulamalarla birlikte  olmaktadır. Kolaylaştırıcı ödemeler ve rüşvette böyle ortamlarda ortaya çıkmaktadır.
6. Denetleme ve Soruşturma
Gümrüklerde yolsuzlukların önlemesi ve kontrolü uygun  gözlemleme, iç kontrol programları, iç ve dış denetleme ve soruşturma programları ile adli kavuşturma sistemiyle mümkündür.
7. Yürütme Kodu
Etkili bir dürüstlük programı gümrük personelini beklenen  davranışlara hazırlama üzerine olmalıdır
8. Moral ve Kurumsal Kültür: Yolsuzluk genellikle moral değerlerin düşük olduğu ve  çalışanların kurumlarıyla övünç duymadıkları ortamlarda meydana gelmektedir.
9. İnsan Kaynakları Yönetimi
Gümrüklerde İKY uygulaması, politikası ve prosedürleri  yolsuzlukların önlenmesi konusunda temel bir rol oynamaktadır.
10. Özel Sektörle İlişkiler
Gümrük yönetimleri özel sektörle şeffaf ve verimli ilişkiler  geliştirmelidir. İstemci gruplar problemin tanımlanması ve çözümü konusunda her seviyede teşvik edilmelidir.

Prof. Dr. Mehmet İlhan Ulusan

0
Prof. Dr. Mehmet İlhan Ulusan

Prof. Dr. Mehmet İlhan Ulusan, 1946 yılında İstanbul’da doğmuş, 1965 yılında Alman Lisesi’ni, 1969 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiştir.

20.12.1969 tarihinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Medeni Hukuk Asistanı olarak atanmış, 1976 yılında “Medeni Hukukta Fedakârlığın Denkleştirilmesi İlkesi ve Uygulama Alanı” adlı doktora tezinin kabulü ile “Hukuk Doktoru” unvanını kazanmıştır.

1982 yılı Mart ayında “İyiniyetli Sebepsiz Zenginleşenin İade Borcunun Sınırlanması Sorunu” adlı doçentlik tezini tamamlamış ve 05.11.1982 tarihinde doçent olmuş; 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalında profesör unvanını elde etmiştir.

Ulusan, 1973–1974 yıllarında Federal Almanya’da Bonn Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, 1979–1980 yıllarında Avusturya’da Viyana Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim ve öğretim faaliyetleri ile bilimsel inceleme ve araştırmalarda bulunuştur.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesinde dersler vermiştir.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2000 yılında emekli olan ULUSAN, aynı yıl İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesinde kurucu öğretim üyesi olarak yer almış, Özel Hukuk Bölüm Başkanlığı, Fakülte ve Üniversite Yönetim Kurulu Üyeliği, Üniversite Senato Üyeliği görevlerini uzun yıllar sürdürmüştür.

2005-2009 tarihleri arasında İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı olarak görev yapmıştır. 2012 yılından itibaren Fikri Haklar Uygulama ve Araştırma Merkezi (FİHAMER) Müdürlüğü görevini üstlenmiştir.

Aldığı Ödüller, Eserleri ve Sivil Toplum Çalışmaları 

Prof. Dr. ULUSAN 1970 yılında, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Seminer Yarışması ikincilik ödülü almıştır. 15.03.2013 tarihinde ise “Avusturya Cumhuriyeti Birinci Derece Bilim ve Sanat Nişanı (Ehrenkreuz für Wissenschaft und Kunst erster Klasse) kendisine törenle takdim edilmiştir.

İstanbul Barosuna kayıtlı avukattır.

Türkiye İş Bankası İstanbul Bölge Hukuk Müşavirliğinde görev yapmış, iki yıl süreyle “Türk Ekonomik Hukuk Araştırmaları Vakfı”nda başkan olarak çalışmıştır.

“Uluslararası Karşılaştırmalı Hukuk Akademisi (International Academy of Comparative Law)”, ”Türk Alman Hukukçular Derneği” ve “Alman Liseliler Kültür ve Eğitim Vakfı (ALKEV) üyesidir.

Türkçe ve Almanca yazılmış ve basılmış çok sayıda eseri vardır. Bu eserlerin hemen tamamına atıfta bulunulmuştur. Uzun yıllar boyunca yürüttüğü idari ve eğitim-öğretim faaliyetleri çerçevesinde yaptığı bilimsel yayınların yanı sıra çok sayıda doktora ve yüksek lisans tez danışmanlıklarını yürütmüş, organize ettiği ulusal ve uluslar arası yayınların editörlüğünü yapmıştır.

1980 yılından itibaren başta İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi olmak üzere Viyana Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile belirli aralıklarla düzenlenen Hukuk Haftalarının gerçekleştirilmesinde, yürütülmesinde ve sürdürülmesinde düzenleyici olarak etkin görevler üstlenmiştir.

Prof. Dr. M. İlhan Ulusan’a Armağan Cilt III

Medeni Hukukta Fedakarlığın Denkleştirilmesi İlkesi ve Uygulama Alanı
Sorumluluk Hukuku, medeni Hukukun en canlı alanlarından birini oluşturmaktadır. Hızlı endüstrileşme evrimi, çağımızı sarsabilecek denli geniş boyutlara ulaşan çevre sorunları bu canlılığı ve gelişmeyi sağlayan etkenlerden sadece bir kaçıdır. Bu ve benzer etmenler hukuk uygulamasını ve öğretisini yeni arayışlara yöneltmiş ve sonuç olarak yeni sorumluluk ilkeleri doğmuş, eskilerinde de önemli değişiklikler ve gelişmeler meydana gelmiştir.

İşte doktora tezi olarak ele alınan bu araştırmanın konusunu oluşturan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi de doğan yeni gereksinimleri karşılamak, zaman içinde gittikçe karmaşık bir görünüm kazanan çıkar çatışmalarına düzenlemek amacıyla, söz konusu yeni arayışların ürünü olarak doğmuş ve yaygın bir uygulama alanına kavuşabilmiştir.

Kitabın Konu Başlıkları
Tarihçe ve Çeşitli Ülke Topluluklarına Toplu Bakış
Fedakarlığın Denkleştirilmesi İsteminin Yasal Görünüm Biçimleri
Medeni Hukukta Fedakarlığın Denkleştirilmesi İsteminin Genişletilmesi
Medeni Hukukta Fedakarlığın Denkleştirilmesi İlkesinin Zaman İçinde Gelişimine İlişkin Bazı Kısa Bilgiler

Sinema Sektörü Meslek Birlikleri

0

Sinema Sektörü Meslek Birlikleri, Sinema Eserleri Sahipleri alanında faaliyet göstermektedir. Türkiye’de 2018 yılı itibari ile kurulmuş 10 meslek birliği bu alanda faaliyette bulunmaktadır.

1. BSB (BSB Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

Belgesel Sinemacılar Birliği (BSB), 1997 yılı Mart ayında yapılan Ulusal Konferans ile örgütlenme sürecine girmiş, Sivil bir platform olarak yola çıkmış Kültür Bakanlığı tarafından onaylanmış meslek birliğidir. Üniversite öğretim üyeleri; TRT ve özel televizyonların belgeselcileri; şirket sahibi olarak belgesel çalışmalar gerçekleştirenler; piyasada serbest olarak çalışanlar ve ilgili fakültelerin öğrencilerinden oluşan geniş bir üye ve gönüllü yelpazesi bulunmaktadır. Türkiye’de Belgesel Sinema’nın kuramsal altyapısını oluşturmak ve bu konudaki çalışmaları desteklemek- çoğaltmak, uygulama ile teori arasındaki bağı güçlendirmek amacıyla, “Belgesel Sinema” adlı yıllık dergiyi yayınlamaktadır.

Kuruluş Tarihi:29.12.1999
Adresi : Ergenekon Cad. N:10 Ahmet Bey Plaza K:7
Pangaltı Şişli İSTANBUL
Telefon :0 212 245 89 58 – 0 212 245 90 96
Faks:0 212 245 89 58
Web Adresi: www.bsb.org.tr

 

2. SESAM (Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği merkezi İstanbul’da olmak üzere  kurulmuştur.  Üyeleri arasında önde gelen birçok sinema şirketi ve yapımcı bulunmaktadır. Amacı “ görsel” , görsel- işitsel “  sunumlar taşıyan filmler, sinematografik eserler, Sinema, Video, TV Filmleri, bilgisayar ve internet ortamı filmleri, dizi filmler, öğretici, teknik,bilimsel,tanıtım, eğlence, canlandırma mahiyetli filmler, kısa ve uzun metrajlı filmler, sinematografik eser mahiyetindeki reklam filmleri ve/ veya klipler, güncel filmler, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri ve sair araçlarla gösterilebilen veya izlenebilen, hülasa, film şeridi, video bant, disk, disket, video cd, lazer disk, dijital kayıt, bilgisayar ortamı, (v.b.)  hangi taşıyıcı  ortama  ve kayıt formatına tespit  edilmiş veya edilecek olursa olsun ve hangi tekniklerle sunulursa sunulsun , yasaya göre “ sinema eseri “  veya sinematografik eser” sayılacak her türlü eserin eser sahipleri ve / veya  mali hak sahiplerinin ortak çıkarlarını korumak, kollamak, haklarını  izlemek, haklarının idaresini, alınacak tazminat ve telif ücretlerinin tahsili ile hak sahiplerine  dağıtımını sağlamaktır.

Kuruluş Tarihi:08.05.1986
Adresi    :Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza No: 10 Pangaltı/İstanbul
Telefon :0.212.247 57 08
Faks: 0.212.247 57 03
Web Adresi: www.se-sam.org

 

3. SETEM (Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

SETEM-Sinema ve Televizyon Eseri sahipleri Meslek Birliği 16 Nisan 2003 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının izni ile kurulmuş meslek birliğidir.

Kuruluş Tarihi : 16.04.2003
Adresi : Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza No: 10 Kat:5/6/7/8 Pangaltı/İstanbul
Telefon : 0.212.230 15 08 – 0 212 230 15 95
Fax: 0 212 230 15 95
Web Adresi: www.setem.org.tr

 

4. SİNEBİR (Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

Meslek Birliği, ”Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük’ün 7 inci maddesi uyarınca “sinema eserleri” alanında faaliyet göstermektedir. Birlik idari ve mali yönden Bakanlığın denetimine tabidir.

Kuruluş Tarihi : 30.10.2006
Adresi : Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza No: 10 Pangaltı/İstanbul
Telefon: 0554 380 57 77
Faks :0 212 247 39 12
Web Adresi: www.sinebir.org.tr

 

5. FİYAB (Film Yapımcıları Meslek Birliği)

FİYAB, 23 Ağustos 2005 tarihinde 28 kurucu üye ile kurulmuştur. FİYAB çalışmalarını Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak yürütmektedir. Amacı Türkiye’deki film yapımcılarını bir araya getirmek ve bu birliktelik sayesinde Türk sinema sektörünün gelişimini ve uluslararası platformda üst düzeye taşınmasını sağlamak olarak açıklanmıştır. Birlik, film yapımcılarının ortak çıkarlarını korumak, haklarını izlemek, kanunla tanınmış hakların idaresini ve takibini, alınacak ücretlerin tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımını sağlamak, film yapımcılarının gelişmesini ve kamuoyu tarafından tanınmasını sağlamak ve yapım tekniklerini geliştirmek için faaliyet göstermektedir. FİYAB 400 civarında üyeye sahiptir. .

Kuruluş Tarihi : 19.08.2005
Adresi : Atatürk Bulvarı Ata Apt. No.231/10 Kavaklıdere / ANKARA
Telefon : 0.312. 467 43 14 (pbx)
Faks: 0 312 467 43 37
Web Adresi: www.fiyab.org.tr

 

6. SE-YAP (Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği)

SE-YAP (Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği), filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcılarının ortak çıkarlarını korumak,  kollamak, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunuyla tanınmış hakların idaresini ve takibini yürütmek, alınacak tazminat ve telif ücretlerinin tahsiliyle hak sahiplerine dağıtımını sağlamak amacıyla 2007 yılında kurulmuştur. SE-YAP, yapımcılık mesleğinin kamuoyu tarafından tanınması ve gelişmesi hedefi doğrultusunda faaliyetlerde bulunmaktadır. SE-YAP (Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği) AGICOA ve FIAPF üyesidir. SE-YAP hem AGICOA vasıtasıyla Avrupa ve Amerika’daki yeniden iletim teliflerinin toplanmasında hem de yurt içinde oteller, kablo, uydu ve dijital yayın platformlarında yeniden iletim teliflerinin toplanmasında çalışmalar yapmaktadır.

Kuruluş Tarihi : 25.05.2007
Adresi : Sinema Meslek Birlikleri Merkezi Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza
No:10 Kat: 6 Harbiye Şişli İstanbul
Telefon: 0 212 246 33 22
Faks: 0 212 246 33 28
Web Adresi:www.se-yap.org.tr

 

7. TESİYAP (Televizyon ve Sinema Filmi Yapımcıları Derneği)

TESİYAP 2003 yılında kurulmuştur. Yapımcı meslek birlikleri arasında kurulmuş olan ilk yapımcı meslek birliğidir. Televizyon ve Sinema Filmi Yapımcıları Birliği, ülke televizyon endüstrisi film üretiminin yüzde yüze yakınını üreten ve 15.000 bölümün üzerinde sinematografik televizyon ürünü repertuvarı olan bir üye portföyüne sahiptir. Televizyon ve film endüstrisine katkıda bulunan toplulukların haklarını desteklemek amacıyla kurulan birlik, film endüstrisi içinde mesleki stratejiler belirlemek, vizyon koymak ve fikri mülkiyet hukuku sistemini güçlendirmek için akademik ve sektörel çalışmalar yapmaktadır.

Kuruluş Tarihi : 23.06.2003
Adresi :Sinema Meslek Birlikleri Merkezi Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza
No:10 Kat: 5-6-7-8 Harbiye Şişli İstanbul
Telefon: 0 212 247 36 02 – 0 212 247 39 02
Faks :0 212 247 39 12
Web Adresi: www.tesiyap.com

 

8. BİROY (Sinema Oyuncuları Meslek Birliği)

BIROY Sinema ve Dizi Oyuncuları Meslek Birliği, görsel ve işitsel alanlarda oyuncuların telif hakkini takip etmek, toplamak ve dağıtmak üzere 2009 yılında kurulmuş olan meslek birliğidir. BİROY’un amaçları; her türden Sinema, Video, TV,  Dizi, Bilgisayar ve İnternet ortamı filmleri, Reklam, kısa veya uzun metrajlı filmler, her nevi bedii, ilmi, öğretici, teknik ve bilimsel filmler ve bunlarla sınırlı olmaksızın, formatına, süresine ve tekniğine bakılmaksızın her türden sinematografik sinema eserleri ve/veya yapımlarında yer alan Oyuncuların ortak çıkarlarını korumak, kollamak, 5846 sayılı Kanun ile tanınmış hakların idaresini ve takibini, alınacak tazminat ve telif ücretlerinin tahsili ile hak sahiplerine dağıtımını sağlamaktır.

Kuruluş Tarihi : 07.10.2009
Adresi: Ergenekon Cad. Ahmetbey Plaza No: 10 Kat:5/6/7/8 Pangaltı/İstanbul
Telefon :0212 343 1680
Faks : 0212 343 1679
Web Adresi: www.biroy.org

 

9. ASİTEM (Anadolu Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

ASİTEM “Anadolu Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği”, Fikir ve Sanat Eseri Sahipleri ile Bağlantılı Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonları Hakkında Tüzük”ün 7 nci maddesi uyarınca Sinema Eserleri Sahipleri alanında faaliyet göstermektedir.

Kuruluş Tarihi : 29.02.2012
Adresi : 1594/1 Sokak Kızılata Sitesi No:17 Kat:4 D:10 Bayraklı /İZMİR
Telefon: 0232 348 48 98
Fax No: 0 232 332 05 08
Web Adresi: http://www.asitem.org.tr/

 

10. SENARİSTBİR (Senaryo ve Diyalog Yazarı Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği)

Eser sahibi meslek birliklerinin senaristlerin haklarını savunacak alt yapıda ve donanımda bir birlik kurma iddiasıyla kurulan birlik, senaryo ve diyalog yazarlarının kendi meslek birliklerini oluşturmuştur. Senaryo ve Diyalog Yazarı Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliğinin kısa adı SENARİSTBİR’dir. Senaryo ve diyalog yazarlarının, yasal zorluklar nedeniyle sendikalaşmaları mümkün olmadığından bu meslek birliği kurulmuştur. Birlik, çalışma koşulları, tip sözleşmeler ve taban ücretlerinin belirlenmesi; üretim sonrası hak edilen telif bedellerinin alınabilmesi; bunların takibi, tahsili ve dağıtımı için mesleki örgütlenme yapmaktadır.ye ihtiyaç vardı. Senaristbir işte bu yüzden kuruldu.

Adresi: Ergenekon Cad. Ahmet Bey Plaza No:10 Kat:7 Pangaltı-Şişli/İstanbul
Telefon : 0212 232 53 85
Faks : 0212 232 53 86
Web Adresi: https://www.senaristbir.com/

 

İlk Dilekçe Kanunu

0
Dilekçe Hakkı
Dilekçe Hakkı

İlk Dilekçe Kanunu, “Türk vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine dilekçeyle başvurmaları ve dilekçelerin incelenmesi ile karara bağlanmasının düzenlenmesine dair Kanun” adıyla 26 Aralık 1962 tarihinde kabul edilmiş ve Resmî Gazetenin 5 Ocak 1963  tarihli sayısında yayınlanmıştır. Kanun, Dilekçe Hakkını düzenleyen ilk yasal düzenlemedir.

1961 Anayasası döneminde çıkarılan bu kanunun ardından, 1984 yılında Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun düzenlenmiş ve dilekçe hakkını garanti altına alan kanunun geleneğini devam ettirmiştir.

İlk Dilekçe Kanunu

MADDE 1

Türk vatandaşlarının Millet Meclisi Başkanlığına tek başlarına veya toplu halde gönderdikleri dilekçeler, Türkiye Büyük Millet Mecüisi Dilekçe Karma Komisyonunda incelenir. Bu Karma Komisyon, her toplantı yılı başınla, Cumhuriyet Senatosunca kendi üyeleri arasından seçilecek yedi üye ile Millet Meclisince milletvekilleri arasından seçilecek onsekiz üyeden kuruludur.

Karma Komisyona her Meclisteki siyasi parti gruplarından ve siyasi parti grupu mensubu olmıyanlardan seçilecek olanların teshitinde, bunların o Meclisteki sayılarının yüzde onarı esastır.

Bu esasa göre, her Mecliste hangi siyasi parti gruplarından ve siyasi parti grupu üyesi olmıyanlardan ne kadar aday gösterileceği, önceden, o Meclisin İçtüzüğüne göre yetkili organ tarafından aynı İçtüzükte gösterilen komisyonların seçimine dair kuralların uygulanması suretiyle yapılır.

Bu Karma Komisyon üyeliği, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosunun diğer karma komisyon ve komisyonları üyeliğiyle bağdaşamaz; geçici nitelikteki komisyonları üyeliğiyle bağdaşabilir.

Dilekçelerin Kaydedilmesi 

Anayasanın 82. Maddesi uyarınca, vatandaşların gerek şahıslarına ve gerek kamuya aidolarak, kanunlara ve tüzüklere aykırı gördükleri hususlar ile bir hakkın hak sahibine tanınmaması veya ihmale uğraması hakkında gönderiılen dilekçeler ve dilekçe mahiyetindeki telgraflar, Dilekçe Karma Komisyonu Müdürlüğünce, üzerlerine bir sayı konup özel bir deftere kaydedilir ve dilekçe sahibi veya sahiplerine bir alındı varakası gönderilir.

Dilekçelerin kabul şartlan
MADDE 3

Dilekçelerde, sahibi veya sahiplerinin imzası bulunmak, iş ve unvanı gösterilmek ve sahiplerinden en az birinin ikametgâhı belirtilmek gerekir.

Dilekçelerin bir Cumhuriyet Senatosu üyesi veya milletvekili eliyle verilmesi de mümkündür.

Bu takdirde, o üye, dilekçenin kendi vasıtasiyle verildiğini dilekçeye kaydedederek bu kaydın altını imzalar.

Başkanlık Divanı
MADDE 4

Dilekçe Karma Komisyonu Başkanlık Divanı, bir başkan, bir başkanvekili, iki sözcü ile iki kâtipten kurulur. Başkan ve başkanvekili, Karma Komisyona aynı Meclis tarafından seçilmiş olan üyeler arasından seçilemezler. îki sözcüden biri ile iki kâtipten biri, Karma Komisyona Cumhuriyet Senatosu tarafından seçilmiş olan üyeler arasından seçilirler. Başkanlık Divanı seçimi, Karma Komisyon üye tamsayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla yapılır.

Dilekçelerin Başkanlık Divanınca incelenmesi
MADDE 5

Dilekçe Karma Komisyonu Başkanlık Divanı, Karma Komisyona gelen dilekçeleri, icabında ilgili bakanlığın da görüşünü almak veya bir temsilcisini çağırmak suretiyle inceliyerek

I – Dilekçe,

a) Adlî, idari veya askerî kaza mercilerinden birinin veya Uyuşmazlık Mabkemesinin veyahut Anayasa Mahkemesinin kararına konu olan; veya

b) Yukardaki (a) fıkrasında bahis konusu kaza mercilerinden birinde incelenmekte olan; veya

c) Halli, yukardaki (a) fıkrasında zikredilen kaza mercilerinden birinin kararına bağlı bulunan hususlardan şikâyete dairse; veya

d) Kanun teklif veya tasarısına konu olmayı gerektiriyorsa, dilekçenin görüşülemiyeceğini;

II – Dilekçe, son kararı almaya yetkili – Yüksek Hakimler Kurulu dâhil olmak üzere – bir idari merci tarafından henüz kesin bir karara bağlanmamış bir hususa aitse, dilekçe sahibi veya sahiplerine, Karma Komisyonca yapılabilecek bir işlem olmadığı ve yetkili idari mercie başvurması lüzumunun bildirilmesi gerektiğini karara bağlar.

III – Karma Komisyon Başkanlık Divanı, bu maddede bahis konusu kararlarını, dilekçenin sahip ve sahiplerini, iş ve unvanlariyle ikametgâhlarını, tarihini, kayıt tarihi ve sayısını ve konusunu gösteren bir cetvele geçirerek her hafta başında Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine dağıtır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden birinin, bu cetvelde gösterilen Başkanlık Divanı kararma cetvelin dağıtım tarihinden itibaren on gün içinde yazıyla itiraz etmemesi takdirinde, Başkanlık Divanı karan kesinlesir ve dilekçe sahip veya sahiplerine yazıyla bildirilir.

Dilekçelerin Karma Komisyonca incelenmesi
MADDE 6

Karma Komisyon Başkanlık Divanının 5 nci maddenin I ve II nci bendleri dışında gördüğü dilekçeler ile aynı maddenin zikri geçen bendleri gereğince karara bağladığı dilekçelerden süresi içinde itiraza uğrayanlar, Karma Komisyon Genel Kuruluna sevk edilir.

Karma Komisyon Genel Kurulu, kendisine sevk edilen dilekçeleri^ ilk önce, karar konusu olup olamayacakları noktasından 5 nci maddenin I ve II nci bendleri gereğince inceliyerek bu hususu karara bağlar.

Karma Komisyon Genel Kurulu, karar konusu olabileceğini kararlaştırdığı dilekçeleri, lüzum gördüğü takdirde, ilgili bakanlıktan gereken bilgiyi aldıktan sonra, esas bakımından inceliyerek karara bağlar. Bu kararın birer sureti ilgili bakanlığa veya bakanlıklara, birer sureti de dilekçe sahip veya sahiplerine ve dilekçe bir Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi eliyle verilmişse, o üyeye gönderilir.

T. B. M.M. üyelerine dilekçeler hakkında dağıtılan cetvel
MADDE 7

Karma Komisyon Başkanlık D vanı, her hafta, Karma Komisyon Genel Kurulunca alman kararları, 5 nci maddenin III ncü bendinde bahis konusu cetveldeki bilgilerin yer aldığı bir cetvel halinde bütün Cumhuriyet Sena’osu üyeleriyle milletvekillerinle ve bakanlara dağıtır. Bu cetvelde, Karma Komisyon Genel Kurulunun kararının ve gerekirse, gerekçesinin tam metni yayınlama

Bakanlıkların temsili
MADDE 8.

Dilekçe Karma Komisyonu Genel Kurulunda, Karma Komisyonca lüzum görülürse, görüşülen dilekçe ile ilgili bakanlık veya bakanlıklar temsilcileri hazır bulunur.

Karma Komisyon Genel Kurulu kararlarına itiraz
MADDE 9

Türkiye Büyük Millet Meclisinin her üyesi, 6 nci maddede bahis konusu cetvelin dağıtılması gününden itibaren otuz gün içinde, Dilekçe Karma Komisyonu Genel Kurulunun kararına, gerekçe göstererek yazıyla itiraz edebilir. Bu itirazlar, Dilekçe Karma Komisyonu Başkanlığına verilir. Bu süre içinde itirazda bulunulmamışsa, dilekçe hakkındaki karar kesinleşir.

Karma Komisyon Genel Kurulu, o dilekçe için, itiraz tarihinden itibaren otuz gün içinde bir rapor düzenliyerek Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına sunar,

Cumhuriyet Senatosunun alacağı karar, yenilen Karma Komisyon Genel Kurulunda görüşülür ve Karıma Komisyon, bu konudaki raporunu, Cumhuriyet Senatosunun kararı tarihinden itibaren yedi gün içinde, Millet Meclisi Başkanlığına sunar. Millet Meclisinin kararı kesindir.

Karma Komisyon, raporunu, Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi Genel kurullarında kendisi savunur. Raporun savunulmasında uygulanan kurallar, ilgili Meclisin İçtüzüğünün koyduğu kurallardır. Rapor, Meclisler Genel Kurullarında sadece bir defa görüşülür. Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi Genel Kurullarında bu konuda karar verilmeden önce, ilgili bakan veya bakanlar veyahut gönderecekleri yüksek dereceli memurlar dinlenir, Bu raporlar, itiraz sahibinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sıfatı kalkmış veya Millet Meclisi dönemi sona ermiş olsa bile, Yasama Meclislerinde görüşülür; ancak, Millet Meclisi döneminin sona ermiş bulunması takdirinde, Karma Komisyonun yeni bir rapor hazırlaması gereklidir.

Bu madde hükümleri gereğince kesinleşen kararlar, 6 nci maddenin 3 ncü fıkrası uyarınca, ilgililere ve ilgili bakanlık veya bakanlıklara bildirilir.

Sürelerin işlememesi hali
MADDE 10

Yasama Meclislerinin tatili veya ara vermesi sırasında, 5 ve 9 ncu maddelerde bahis konusu süreler işlemez; ancak, tatil veya ara verme sırasında Dilekçe Karma Komisyon çalışmaktaysa, 5 nci maddedeki süre işlemeye devam eder.

Kaza mercilerinde -incelenen ve bu mercilerde harar konusu olan dilekçeler
MADDE 11

Dilekçe Karma Komisyonuna gelmesinden sonra hakkında inceleme ve görüşmelerin devam ettiği bir dilekçenin konusu, bu devre sırasında adlî, idari veya askerî kasa mercilerine, Uyuşmazlık Mahkemesine veya Anayasa Mahkemesine aksetmişse, bu dilekçe hakkındaki işlemler derhal durdurulur ve durum 6 nci maddenin 3 ncü fıkrası uyarınca ilgililere ve ilgili bakanlık veya bakanlıklara bildirilir.

Konuları, adlî, idari veya askerî mahkemelerce, Uyuşmazlık Mahkemesince veya Anayasa Mahkemesince karara bağlanan dilekçeler hakkındaki işlemler derhal durdurulur ve dimim 1 nci fıkrada gösterilen şekilde ilgililere bildirilir.

Dilekçeler hakkındaki kesin kararların sonucu
MADDE 12

Bakanlar, 9 ncu madde gereğince kesinleşen kararlar hakkında yaptıkları işlemi, aynı maddenin son fıkrası uyarınca kendilerine yapılan bildiri tarihinden itibaren altmış gün içinde, Karma Komisyon Başkanlığına yazıyla bildirirler. Bu bildiriler, 7 nci maddede bahis konusu cetvelde ayrı bir kısımda yayınlanmakla beraber, Karma Komisyon Genel Kurulu, bunlardan gerekli gördüklerinin Yasama Meclislerinde görüşülmesini istiyebilir. Bu takdirde, Karma Komisyon, kendi görüşünü belirten bir rapor hazırlıyarak Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına sunar.

Karma Komisyonun bu istekte bulunması takdirinde, 9 ncu maddenin 3, 4 ve 5 nci fıkraları hükümleri uygulanır.

İlgili bakanlık 1 nci fıkra uyarınca yapması gereken bildiriyi yapmadığı takdirde de, aynı fıkra hükümleri uygulanır.

Özel af dilekçeleri
MADDE 13

Kesinleşmiş cezalann hafifletilmesi veya kaldırılması hakkındaki dilekçeler, ancak hükümlülerin kendileri, dördüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) kan ve sıhrî hısımları, kanuni mümessilleri veya vekilleri tarafından verilebilir. Vekilin avukat olması şart değildir.

Bir özel af dilekçesinin Karma Komisyonca dikkate alınacak değerde görülmesi takdirinde, Karma Komisyon, bir özel af kanunu tasarısı hazırlıyarak Mîllet Meclisi Başkanlığına sunar. Bu tasarı Anayasanın 92 nci maddesi gereğince muamele görür.

Millet Meclisi Başkanının yetkileri
MADDE 14

Millet Meclisi Başkanı ve Başkanlık Divanı, Millet Meclisi İçtüzüğü gereğince komisyonlarla ilgili olarak haiz olduğu yetkileri, Dilekçe Karma Komisyonu için de haizdir.

İlga edilen komisyonlar ve geçici İçtüzük maddeleri
MADDE 15

Anayasanın 3 ncü geçici maddesi gereğince Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisinde uygulanan Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Kasım 1956 tarihli Dahilî Nizamnamesi uyarınca her iki Mecliste kurulmuş olan Dilekçe komisyonları kaldırılmıştır.

Zikri geçen İçtüzüğün 50, 51, 52, 58, 54, 55, 56, 57, 58 ve 59 ncu maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.

İlk Karma Komisyonun seçimi
GEÇİCİ MADDE

Bu kanunun yayımı tarihinden itibaren onbeş gün içinde birinci maddede derpiş edilen Karma Komisyonun seçimi her iki Yasama Meclisinde tamamlanır.

Bu kanunun yayımı Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatil zamanına rastlarsa, seçim, tatilin sona ermesinden itibaren aynı süre içinde yapılır.

Bu kanunun yürürlüğe girmesi

MADDE 16

Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Bu kanunun yürütülmesi
MADDE 17

Bu kanun Türkiye Büyük Millet Meclisince yürütülür,
4 Ocak 1963

5 Ocak – Hukuk Takvimi

0

5 Ocak – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar

1548

İspanyol Cizvit rahibi, filozof ve teolog Francisco Suárez doğdu. (Ölümü: 25 Eylül 1617) 13 yaşındayken  hukuk eğitimi almak üzere Salamanca Üniversitesi’ne girdi. 1565 ve 1570 yıllarında Salamanca Üniversitesi’nde felsefe ve ilahiyat eğitimi aldı. 1571 yılında Segovia Üniversitesi’nde profesör ünvanı aldı. Segovia, Valladolid Üniversitesi, Roma Üniversitesi ve Salamanca Üniversitesi’nde profesörlük yaptı. Doğal hukuk ile devletin hukuku arasındaki gözle görülür farkları ortaya koydu. Devletin hukukunun ihtiyaçlar doğrultusunda değiştirilebilir olduğunu savundu. “Devletin hukuku, insanlar belli topraklara bölünse de belli bir bütünlük var olduğundan dolayı vardır. İnsanlar doğaları gereği iletişim kurmadan veya yardımlaşmadan yaşayamazlar. Bu sebepledir ki insan ilişkilerini düzenleyen bir devlet ve devleti düzenleyen bir hukuk sistemine mecburiyet vardır” dedi.

1735

Venedikli devlet adamı ve diplomat Carlo Ruzzini öldü. (d. 11 Kasim 1653 – 5 Ocak 1735) Çok sayıda diplomatik misyona liderlik yaptı ve Osmanlı Devleti ile yapılan Karlofça Antlaşmasında da Venedik’i temsil etti. Çok sayıda ülkede elçilik yaptı ve uluslararası tecrübesi sayesinde Venedik’te aranan bir kişi olarak önemli roller oynadı. 4 Haziran 1732 – 5 Ocak 1735 döneminde Venedik Cumhuriyeti’ne “Doçe” unvanı ile devlet başkanlığı yaptı.

1767

Fransız felsefeci ve ekonomist Jean-Baptiste Say dünyaya geldi. (5 Ocak 1767 – ö. 15 Kasım 1832) Say Kanunu ya da Mahreçler Kanunu olarak bilinen teorisi ile tarihe geçti.

1809

Osmanlı-İngiliz Savaşı’nı sona erdiren Kale-i Sultaniye Antlaşması(Çanakkale Antlaşması) imzalandı. Antlaşmaya Osmanlı tarafını temsilen nişancı Mehmet Emin Vahat Efendi, Birleşik Krallık tarafını temsilen Robert Adair imza koydu. On iki maddeden oluşan bu antlaşmaya göre Birleşik Krallık’ın işgal etmiş olduğu Osmanlı toprakları Osmanlı İmparatorluğu’na geri verildi.

1846

Modern insanın, değişmez değerleri tanımadan kendini bulamayacağını savunan Alman felsefeci Rudolf Christoph Eucken dünyaya geldi. (5 Ocak 1846 – 14 Eylül 1926)

1851

Hukukçu ve bürokrat Böcüzade Süleyman Sami doğdu. (Ölümü: 30 Mayıs 1932) İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirdi. hakimlik icazeti aldı. 18 yaşında kâtip oldu. Isparta’ya gitti ve orada belediye başkanlığı görevinde bulundu. II. Meşrutiyet’in ilanı ile Isparta mebusu seçilerek Meclis-i Mebûsan’a girdi. 1899’da İzmir Hizmet gazetesinde yayımlatmış olduğu Isparta Tarihi’ni yeniden elden geçirerek 1000 sayfaya yakın bir kaynak kitap haline getirdi.

1867

Yunanistan Başbakanı Dimitrios Gunaris doğdu. (Ölümü: 15 Kasım 1922) Küçük Asya Faciası’ndan sonra Yunanistan’da düzenlenen Altılar davası olarak bilinen duruşma sonrası, idama mahkûm edildi. Duruşmalardan hemen sonra Atina’da bir aşağılama şekli olarak sandalyeye ters oturtulmuş şekilde sırtından kurşuna dizilerek idam edildi.

Dimitrios Gunaris

1876

İkinci Dünya Savaşı sonrası modern ve demokratik Almanya’nın mimarı olarak sayılan hukukçu ve Alman Şansölyesi, Konrad Hermann Josef Adenauer doğdu. (Ölümü: 19 Nisan 1967) Freiburg, Münih  ve Bonn’da Hukuk ve Ekonomi Politikası tahsili gördü. Daha sonra Köln’de stajyer hakim olarak çalıştı. Köln Eyalet mahkemesinde yardımcı hakim olarak görev aldı.  1906’da Köln Belediye Meclisi üyesi oldu. 1917’de Köln Belediye Başkanlığına seçildi. 1918’de ömür boyu Prusya Senatosu’nun üyesi oldu. İşçi ve Asker Kurulu tarafından disiplin görevlisi olarak atandı. 1946’da yeni kurulan CDU’nun ilk başkanı seçildi ve 1966 yılına kadar da bu görevde kaldı. 1949’da Alman Federal Meclisi üyesi oldu ve 1966 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 15 Eylül 1949 – 16 Ekim 1963 tarihlerinde Almanya Şansölyesi olarak görev yaptı. Batılı devletlerle diplomatik ilişkileri yeniden kurma ve uluslararası organizasyonlara üye olma hakkı tanıyan Petersberg anlaşmasını imzaladı. 1963’te De Gaulle ile Paris’te Alman-Fransız İşbirliği Antlaşmasını imzaladı. 1963 sonbaharında Federal Şansölyelikten istifa etti. Köln Üniversitesi’nin kurulmasına olan katkılarından dolayı, Politika, Tıp, Hukuk ve Felsefe alanlarında Köln Üniversitesi fahri doktorluğuna layık görüldü. Son yurtdışı ziyaretini 1967 yılında İspanya’ya yaptı. 19 Nisan 1967 tarihinde Bonn yakınlarındaki Rhöndorf’ta 91 yaşında iken yaşamını yitirdi.

1895

Dreyfus Davasında, casusluk suçlamasıyla yargılanan Yüzbaşı Alfred Dreyfus ömür boyu hapse mahkûm oldu ve rütbeleri söküldü. Dreyfus’un haksız yere casusluk suçuyla yargılandığı dava, 22 Aralık 1894’te Fransa’da başladı. Dava, Alman Askeri Ataşesi’nin çöp sepetinde bulunan ve Dreyfus’ün el yazısıyla yazıldığı iddia edilen belgeye dayanarak açıldı. Dosyada başka delil bulunmamasına ve Dreyfus’un kağıttaki el yazısının kendisinin eli ürünü olmadığını ifade etmesine rağmen, bu belgenin Dreyfus’a ait olup olmadığı araştırılmak yerine Fransız İstihbaratının hazırlamış rapora göre mahkumiyet verildi. Emil Zola’nın ünlü “suçluyorum”u kamuoyunu harekete geçirdi ve Dreyfus’un yeniden yargılanarak aklanmasını sağladı.

Dreyfus Davası – Sami Selçuk

1928

Türkiye – Meksika Dostluk Antlaşmasının, onaylanmasına ilişkin kanun mecliste 5 Ocak 1928’de kabul edildi. Antlaşma 25 Mayıs 1927 tarihinde, Roma’da imzalandı, 12 Temmuz 1928’de yürürlüğe girdi.

1928

Hukukçu ve Pakistan Eski Devlet Başkanı Zülfikar Ali Butto, Sind eyaletinde doğdu. (5 Ocak 1928 – 4 Nisan 1979) Kaliforniya Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi’nde eğitim gördü. Lincoln’s Inn’de avukatlık eğitimi aldı. Başkan İskender Mirza’nın kabine üyelerinden biri olarak siyasete girdi. 1973’ten 1977’ye kadar Pakistan’ın dokuzuncu Başbakanı, 1971’den 1973’e kadar Pakistan’ın dördüncü Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Aynı zamanda Pakistan Halk Partisi’nin (PPP) kurucusudur. 1979’da idam edilinceye kadar partinin başkanlığını yürüttü. 1979 yılında idam edildi. 

1928

Hukukçu ve siyasetçi Walter Frederick Mondale doğdu. (Ölümü: 19 Nisan 2021) Minnesota Üniversitesi‘nde hukuk bölümünü bitirdi. Bir süre Minnesota Yüksek Mahkemesi’nde kâtip olarak çalıştıktan sonra, 1960’ta Minnesota valisi tarafından eyalet başsavcılığına atandı ve 1964’e kadar görev yaptı. 1966 ve 1972’de olmak üzere iki kez Minnesota senatörü seçildi. 1976’da başkanlık seçimini kazanan Jimmy Carter’ın başkan yardımcısı oldu. 1984’te Cumhuriyetçi Parti Amerika Birleşik Devletleri Başkan Adayı oldu. Bill Clinton’ın başkanlığı döneminde Japonya’ya büyükelçi olarak atandı ve 1993–1996 arasında görev yaptı. George H. W. Bush’un ölümünden sonra hayatta olan en yaşlı ABD Başkan Yardımcısı unvanını kazandı.

1929

Anadolu-Bağdat ve Mersin-Tarsus Demiryolları ile Haydarpaşa Garı devletleştirildi.

1933

Amerika Birleşik Devletleri’nin 30. başkanı olarak görev yapan hukukçu Calvin Coolidge yaşamını yitirdi. (4 Temmuz 1872 – 5 Ocak 1933)

1960

Kim Dergisi sorumlu yazı işleri müdürü Şahap Balcıoğlu hakkında kesinleşen 16 aylık cezayı çekmek üzere günü cezaevine girdi.

1961

6-7 Eylül Katliamı davası sonuçlandı. Sanıklardan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve eski İzmir valisi Kemal Hadımlı mahkûm oldu. Aynı gün Fuad Köprülü ve Fahrettin Kerim Gökay Yassıada’dan tahliye edildi.

1963

İlk Dilekçe Kanunu, “Türk vatandaşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine dilekçeyle başvurmaları ve dilekçelerin incelenmesi ile karara bağlanmasının düzenlenmesine dair Kanun” adıyla 26 Aralık 1962 tarihinde kabul edildi ve Resmî Gazetenin 5 Ocak 1963  tarihli sayısında yayınlandı. Kanun, Dilekçe Hakkını düzenleyen ilk yasal düzenlemedir.

1963

Bağımsız Milletvekili Celal Kargılı’nın öncülüğünde Deniz- Yusuf-Hüseyin’in de yargılandığı “politik suçlarda idam cezasının kaldırılması” kampanyasında-aralarında Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz’ün de bulunduğu 1.790 kişinin imzaladığı metin Cumhurbaşkanlığı, Meclis ve Senato’ya sunuldu.

1963

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) Yönetim Kurulu üyesi Emin Galip Sandalcı beraat etti. Emin Galip Sandalcı 4,5 aydır tutukluydu.

1973

İrlanda Anayasası‘nda yapılan değişikliklerle, oy verme yaşını 21’den 18’e düşürüldü,

1976

Demokratik Kamboçya Anayasası, Milli Kongre tarafından 14 Aralık 1975 tarihinde kabul edilmiş ve 5 Ocak 1976 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

1978

Kurucuları arasında oyuncular Fahrettin Cüreklibatur (Cüneyt Arkın) ve Semra Özdamar’ın da bulunduğu DİSK’e bağlı “Sinema Emekçileri Sendikası” SİNE-SEN) kuruldu.

1979

DİSK’in çağrısıyla Türkiye çapında 5 dakika iş bırakma eylemi (Faşizmi Lanetleme Eylemi) yapıldı.

1980

Adalet Bakanlığı, siyasal suçlara ilişkin ceza artırımını öngören Türk Ceza Kanunu (TCK) değişiklik tasarısını yılında Başbakanlığa sundu.

1981

UNESCO Atatürk Yılı, Kenan Evren’in TBMM’de yaptığı konuşmayla kutlamalara açıldı. UNESCO’nun 27 Kasım 1978’de Paris’te düzenlediği 20. Genel Kurul toplantısında UNESCO’nun 27 Kasım 1978’de Paris’te düzenlediği 20. Genel Kurul toplantısında 1981 yılının, doğumunun yüzüncü yılı olması nedeniyle, Atatürk Yılı olarak kutlanmasına karar verilmişti. “Atatürk uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, UNESCO’nun yetki alanlarında yenilikler gerçekleştirmiş bir inkılapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önderlerden biri, insan haklarına saygılı, insanları ortak anlayışa ve devletleri dünya barışına teşvik eden, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, din, ırk ayırımı gözetmeyen, eşi olmayan devlet adamı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur.”

1982

Kıbrıslı Türk hukukçu, siyasetçi ve diplomat Ahmet Zaim yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1927) İngiltere’de hukuk eğitimi gördü. 1947-1955 yılları arasında Mağusa’da avukatlık yaptı. 1959-1960 yıllarında geçici Kıbrıs hükûmetinde savunma bakanlığı müsteşarı olarak görev yaptı. 25 Kasım 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Bonn büyükelçiliğine atanan ilk büyükelçisi oldu. 28 Ağustos 1964’te bu görevinden azledildi. 28 Ekim 1964’te Türkiye büyükelçisi olarak atandı ve bu görevi 12 yıl boyunca sürdürdü.

1982

Seri katil William Bonin, 5 Ocak 1982’de, 10 genç erkeğe tecavüz etmek ve öldürmek suçundan idam cezasına mahkûm edildi. Hiçbir pişmanlık belirtisi göstermedi. 21 kişiyi öldürdüğü tahmin edilmekte olan Bonin, 23 Şubat 1996’da Kaliforniya’da zehirli iğne ile infaz edildi.

1983

Türkiye Yazarlar Sendikası’nın 17 yöneticisi ve bir üyesi hakkında açılan davaya, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başlandı. 1985’te sona eren davada Aziz Nesin, Bekir Yıldız ve Asım Bezirci gibi yazarlar yargılandı.

1983

YÖK, öğretim üyeleri ve öğrenciler için yeni bir “kılık-kıyafet genelgesi” yayınladı.

1984

İsviçre Medenî Kanununda değişiklik yapıldı. Eşlerin mal rejimini düzenleyen İsviçre Medenî Kanununun altıncı bölümü (Sechster Titel) 1 Ocak 1988 tarihinde  yürürlüğe  giren  5 Ocak 1984 tarihli bir  Kanunla yeniden düzenlenerek mal birliği yerine “Edinilmiş Mallara Katılma” (Errungenschaftsbeteiligung) olarak kabul edildi. Medeni Kanun bakımından İsviçre’yi örnek alan Türkiye ise 2002 yılında aynı değişikliği uyguladı.

1992

“Komünist Manifesto” çevirisinden yargılanması sürerken darbe sonrası 1981’de İsviçre’ye giden, 1985’de kesinleşen 7.5 yıl hapis cezası üzerine iltica başvurusu yapıp İsviçre’ye yerleşen Nur Deriş, 141-142’den mahkumiyet davaları düşürüldükten sonra Türkiye’ye geldi.

1993

Kabardey-Balkarya Cumhuriyeti ilan edildi.

1993

ABD’de 1965’ten sonra ilk kez asılarak idam gerçekleştirildi. Seri katil Westley Allan Dodd Washington’da asıldı.

1994

Doç. Dr. Fikret Başkaya, Paradigmanın İflası adlı kitabından dolayı 20 ay hapis cezasına çarptırıldı.

1996

Üsküdar E Tipi (Ümraniye) cezaevi operasyonunda öldürülen 3 mahpus için Sultanahmet Adliyesi’ne yapılan suç duyurusuna polis müdahale etti: 100 gözaltı.

1997

Sabancı suikastı sanıklarından Mustafa Duyar, Şam’da Türk Büyükelçiliği’ne teslim oldu.

1998

Metin Göktepe’nin 8 Ocak 1996’da polislerce dövülerek öldürüldüğü Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda olaydan 2 yıl sonra tanıklar ve sanık polislerle birlikte keşif yapıldı. Baret giyen gazeteciler ve Göktepe ailesi Eyüp Adliyesi önünde toplanıp spor salonunun önüne yürüdü.

1999

Adalet Bakanlığı, bir genelgeyle bekaret kontrolünü yasakladı.

2011

Yabancıların İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun’dan ”çingene” tabirinin çıkarılmasına ilişkin yasa değişikliği, TBMM’de kabul edildi.

2016

Kanadalı hukukçu, liberal siyasetçi ve gazeteci Jean-Paul L’Allier yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ağustos 1938)  Ottawa Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Ottawa ve Outaouais’da avukatlık yaptı.  1980’lerde Le Devoir gazetesi için çalıştı. Deux-Montagnes bölgesindeki Quebec Ulusal Meclisi’ne aday oldu.  1970 yılından 1975 yılına kadar  Kültür Bakanı olarak 1975 den 1976 yılına kadar da Haberleşme Bakanı olarak görev yaptı. 1989’da şehrin 38. Belediye Başkanı olarak yemin etti. 1993 ve 1997 yıllarında yeniden seçildi.

2014

Seri katil Ali Kaya (Bebek Yüzlü Katil) hapishaneden ikinci kez firar etti. Gaziantep Hapishanesi’nden ziyaretçi kalabalığından faydalanarak kaçtığı anlaşıldı. Yokluğu akşam saatlerinde mahkûmların kontrolü sırasında fark edildi. Jandarma ekiplerince şiddetli bir çatışmanın ardından tekrar yakalandı.

2017

İzmir Adliyesi’ne bomba yüklü araç ile saldırı düzenlendi. Saldırıda Saldırıda polis memuru Fethi Sekin ile bir adliye çalışanı yaşamını yitirdi, saldırıyı düzenleyenlerden 2 kişi öldürüldü. Üçü polis, 7 kişi yaralandı.

2020

İspanyol asıllı Andorralı hukukçu, diplomat, bürokrat ve yazar Antoni Morell Mora yaşamını yitirdi. (Doğumu: 14 Aralık 1941) Universidad de Zaragoza ve Universitat de Barcelona’da hukuk eğitimi gördü.  1970’li yıllardan itibaren yerel yönetim görevlerinde bulundu. 1981’den 1984’e kadar  Birinci  Andorra Hükümeti Genel Sekreterliğini yaptı. 2005-2010 yılları arasında Andorra Büyükelçisi olarak görev aldı. Prenslik Yazarlar Derneği’nin Başkanıydı. Sosyoloji, coğrafya, tarih ve hukuk disiplinleri üzerine çok sayıda makale yazdı. Edebi faaliyetleri nedeniyle birçok ulusal ve uluslararası ödül kazandı.

2021

Brezilyalı siyasetçi, hukuk akademisyeni ve gazeteci, Bonifácio José Tamm de Andrada öldü. (Mayıs 1930 – Ocak 2021)

2023

Güney Koreli hukukçu, Kim Deok-ju öldü. (29 Eylül 1933 – 5 Ocak 2023) 29 Eylül 1933’te Güney ChungcheongGüney Kore‘de doğdu. Seul Ulusal Üniversitesi‘nden mezun oldu. 1990 ile 1993 yılları arasında Kore Yüksek Mahkemesi Başkanı olarak görev aldı. 5 Ocak 2023’te Seul, Güney Kore‘de 89 yaşında vefat etti.

2023

Güney Koreli hukukçu, Kim Deok-ju öldü. (29 Eylül 1933 – 5 Ocak 2023) 29 Eylül 1933’te Güney ChungcheongGüney Kore‘de doğdu. Seul Ulusal Üniversitesi‘nden mezun oldu. 1990 ile 1993 yılları arasında Kore Yüksek Mahkemesi Başkanı olarak görev aldı. 5 Ocak 2023’te Seul, Güney Kore‘de 89 yaşında vefat etti.

2025

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “Bolu Belediye Başkanı Özcan hakkında Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığını açıkladı. Özcan ise “Suriyelilerin işyeri ruhsatlarını hukuksuz şekilde iptal ettim” sözlerinden ötürü “Pişman değilim” açıklaması yaptı.

2026

ABD özel kuvvetlerinin düzenlediği operasyonla kaçırılan ve New York’ta gözaltında bulunan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro Maduro ve eşi Cilia Flores, ifadeleri alınmak üzere mahkemeye götürüldü. Maduro’ya “uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, ABD’ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma” suçlamalarının yöneltiliyor. 

İsviçre Federal Konseyi, ABD’nin alıkoyduğu Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve onunla bağlantılı kişilerin ülkedeki tüm mal varlıklarını dondurma kararı aldı.

2026

İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri, “basın ve yayın yoluyla terör propagandası yapmak” ve “basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgi yaymak” suçlamalarıyla yargılandıkları davanın üçüncü duruşmasının ilk gününde İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Duruşmayı, 83 farklı ülkenin hukukçularını temsil eden 30 baro ile 17 uluslararası hukuk birliğinin, aralarında çok sayıda baro başkanı ve üst düzey yöneticinin de bulunduğu temsilcileri bizzat gözlemci olarak takip etti. Silivri’deki Marmara Cezaevi Yerleşkesi’nde bulunan 1 no’lu salonda görülen ve bir hafta sürecek duruşmaların ilk gününde esas hakkında mütalaaya karşı beyanlar sunuldu. Savcılık, esas hakkındaki mütalaasını yineleyerek sanıkların terör propagandası suçundan cezalandırılmasını talep etti.

Mississippi Yanıyor

0

Mississippi Yanıyor (orijinal adıyla Mississippi Burning), 1988 yapımı bir Amerikan suç drama filmidir. Film, gerçek bir olaya dayanmakta ve 1964 yılında Mississippi’de meydana gelen ırkçı şiddeti ve sivil haklar hareketini konu almaktadır.

Filmin yönetmenliğini Alan Parker yapmıştır, başrollerde ise Gene Hackman ve Willem Dafoe gibi ünlü oyuncular yer almaktadır.

Mississippi Yanıyor, iki FBI ajanının (Hackman ve Dafoe) üç sivil haklar savunucusunun kaybolmasını araştırmaları etrafında gelişmektedir. Bu kaybolma olayının, siyah Amerikalılara karşı ayrımcılık ve Ku Klux Klan’ın vahşi eylemleriyle bağlantılı olduğu tespit edilmiştir.

Mississippi Yanıyor filminin konusu 

Film, özellikle ırkçılık, adalet ve insan hakları üzerine sert mesajlar vermekte ve dönemin Amerika’sındaki toplumsal gerilimleri ele almaktadır. Dönemin atmosferini yansıtan sahneler, filmi unutulmaz kılmıştır.

Irkçı geçmişiyle tanınan, ABD’nin güney eyaleti Mississipi’de, 60’lı yıllarda bir zenci için yaşam hiç de kolay değildir. Bunu değiştirmek için çalışan 3 insan hakları eylemcisinin ortadan kaybolması iki FBI ajanının bölgeye gelmesiyle sonuçlanır.

Kendisi de bir Güneyli olan tecrübeli ajan Anderson, oralılarla nasıl iletişim kurulacağını gayet iyi bilmektedir ve soruşturmayı kendine has yöntemlerle yürütür. Genç Ajan Ward ise daha çok idealisttir ve delilleri ince eleyip sık dokumaktadır. İki ajanın yanı sıra valiyi, şerifin bürosunu, Ku Klux Klan’ı ve göründüğünden daha fazlasını barındıran esrar perdesini kaldırmak kolay olmayacaktır.

Film, En İyi Film kategorisi dahil olmak üzere 7 dalda Oscar’a aday gösterilmiştir.

Eleştirmenlerden olumlu yorumlar alan film, özellikle oyunculuk performansları, atmosferi ve sinematografisi ile beğeni toplamıştır. Ancak, tarihsel olayları yeniden canlandırma şekli bazı kesimlerden eleştiriler almıştır. Çünkü olaylar FBI’ın kahramanlığına odaklanarak sunulmuş, sivil haklar hareketinin kendi iç dinamikleri ve aktivistlerin katkılarının geri planda bırakıldığı düşünülmüştür.

Yönetmen Alan Parker
Yapımcı Frederick Zollo
Robert F. Colesberry
Yazar Chris Gerolmo
Oyuncular

Gene Hackman

Willem Dafoe

Müzik Trevor Jones
Görüntü yönetmeni Peter Biziou
Kurgu Gerald Hambling
Dağıtıcı Orion Pictures
Çıkış tarih(ler)i 2 Aralık 1988 (Washington)
9 Aralık 1988 (ABD)
Süre 128 dakika
Menşei Ülke ABD
Dil İngilizce
Bütçe 15 milyon $
Hasılat 34,6 milyon $ (ABD)
Filme Dönük Eleştiriler ve Sinematografi 

Mississippi Yanıyor filmi, Amerikan sinemasında toplumsal meseleleri güçlü bir şekilde ele alan yapımlar arasında yer almaktadır.

Tarihsel bir olayı dramatize etmesine rağmen, film önemli eleştiriler almıştır. Eleştirmenler, gerçek olayların yakın tarihte geçtiğine vurgu yaparak hikayenin abartılı ve değiştirilmiş yönlerine dikkat çekmiştir. Gerçek olayda kaybolan üç sivil haklar savunucusundan ikisi beyaz, biri ise siyah Amerikalıdır (James Chaney, Andrew Goodman, Michael Schwerner). Ancak film, bu olayın çözümünde FBI’ın katkısını vurgularken, sivil haklar hareketinin yerel halk üzerindeki etkisini ve aktivistlerin rolünü arka plana atmakla eleştirilmiştir.

Filmdeki karakter dinamikleri de dikkat çekicidir. Gene Hackman’ın canlandırdığı tecrübeli ve sert FBI ajanı ile Willem Dafoe’nun oynadığı idealist ve kuralcı genç ajan arasındaki çatışma, gerilimi artırmıştır. Hackman’ın karakteri şiddet ve tehditlerle mücadelede sert yöntemler kullanırken, Dafoe’nun karakteri kanunlara bağlı kalmayı tercih etmektedir. Bu durum, adaletin nasıl sağlanması gerektiğine dair derin bir ahlaki tartışma yaratmaktadır.

Sinematografi ve müzik de filmin güçlü yanları arasındadır. Güney’in kasvetli atmosferi, izleyiciye gerilim ve tehdit duygusunu hissettirirken Trevor Jones’un müzikleri, sahnelerin duygusal yoğunluğunu artırarak filmin etkileyiciliğini güçlendirmektedir.

Martin Luther King: Bir hayalim var

Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları Örgütü Etik İlkeleri

0

Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları Örgütü Etik İlkeleri; Sermaye Piyasası Kurulunun 1988 yılından beri üye olduğu Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları tarafından kabul edilmiştir.

International Organization of Securities Commissions-IOSCO); sermaye piyasaları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sermaye piyasalarını düzenleyici otoritelerinin uluslararası alanda koordinasyon ve işbirliğini geliştirmek ¸zere oluşturdukları bir kuruluştur.

1990 yılı başlarında IOSCO Teknik Komitesi (Komite) sermaye piyasaları alanında t¸m ¸lkelere yol gˆsterici nitelikte olacak uluslararası ìEtik Davranışî ilkelerinin belirlenmesi amacıyla bir Áalışma grubu oluşturmuştur. Etik davranış kavramını kullanırken Komitenin amacı piyasanın b¸t¸nl¸ğ¸n¸ ve m¸şterileri Áıkarlarının ˆnceliğini korumak ¸zere oluşturulacak ve finansal aracılara
uygulanacak kuralların oluşturulması olmuştur.

«alışma grubunun hazırladığı raporda yer alan ˆnemli hususlara aşağıda ˆzet olarak değinilmektedir. İş ahlakı kurallarının uluslararası d¸zeyde ˆnem kazanmasının temel nedeninin 1970ílerden bug¸ne finansal piyasalarda meydana gelen değişimle birlikte ortaya Áıkan uluslarasılaşma olgusu olduğu ifade edilmekte, uluslarasılaşma olgusuna paralel bir başka değişim olarak da kurumsal yatırımcıların piyasalardaki payında ˆnemli artışlar ve bunların uluslararası d¸zeyde yatırımda bulunması belirtilmektedir.

«alışma grubu esas olarak finansal hizmet sunanlara yˆnelik ilkeler belirlemiştir. Bu ilkeler piyasanın g¸venliğini sağlamaya yˆnelik finansal yeterlilik ilkelerinden ayrı olmakla beraber yatırımcıların g¸veninin ve piyasanın işleyişinin geliştirilmesinde birbirini tamamlamaktadır. ÷nerilen ilkeler menkul kıymetler ile t¸m t¸rev araÁların alım satımı ile uğraşan ve bunlara yˆnelik tavsiyelerde bulunan
firmalara, bu firmaların Áalışanlarına ve temsilcilerine uygulanacaktır.

«alışma Grubuínun ˆnerileri 1990 yılının Kasım ayında bir IOSCO ÷nergeísi şeklinde IOSCO Başkanlar Komitesiínde kabul edilmiştir. Eyl¸l 2000 itibarıyla 58 IOSCO ¸yesi sˆzkonusu ˆnergeyi kabul etmiş olup T¸rkiyeíyi temsilen Kurulumuz bu 58 ¸ye arasında yer almamaktadır. ÷nergeíde yer alan ilkeler aşağıda verilmektedir;

1. Dürüst ve Adil Davranma

Firma faaliyetlerini yürütürken müşterilerinin çıkarlarını ve piyasaların  bütünlüğünü göz önünde tutacak şekilde dürüst ve adil bir şekilde davranmalıdır.

2. Özen

Firma faaliyetlerinin yürütülmesinde müşterinin en fazla yararına olabilecek ve piyasanın dürüst biçimde işlemesini sağlayacak şekilde gereken ˆzen , titizlik ve dikkati göstermelidir.

3. Yetenek (Capabilities)

Firma faaliyetlerinde başarılı olabilmesi için gerekli olan prosedür ve kaynakları etkin olarak kullanabilme yeteneğine sahip olmalıdır.

4. Müşterilere İlişkin Bilgi

Firma, müşterilere verilen hizmetlere ilişkin olarak müşterilerinin yatırım ama.ları, yatırım deneyimleri ve mali durumları hakkındaki bilgileri araştırmalı ve söz konusu bilgileri müşterilerden temin etmelidir.

5. Müşteriler İçin Bilgi

Firma, müşterileri ile olan ilişkilerinde ilgili belgelere ilişkin yeterli açıklamada bulunmalıdır.

6. Çıkar  Çatışması

Firma, müşterileri ile çıkar çatışmasından uzak durmaya çalışmalı ve eğer çıkar çatışması ile karşı karşıya kalınır ise müşterilerine adil davranmalıdır.

7. Uyum

Firmanın, müşterilerin çıkarlarını en iyi şekilde korumak ve piyasanın dürüst şekilde işlemesini sağlamak için tüm mesleki davranış kurallarına uyum konusunda gerekli ˆzeni göstermesi gerekmektedir

Türkiye’de İlk Banka Soygunu

0
Türkiye’de İlk Banka Soygunu

Türkiye’de ilk banka soygunu 1961 yılında gerçekleşti.

Necdet Elmas, 7 Temmuz 1961’de İstanbul Çemberlitaş’taki Buğday Bankası şubesine girerek “Kimse kıpırdamasın! Bu bir soygundur” diyerek Türkiye’deki ilk banka soygununu gerçekleştiren isimdir. Bankadan yaklaşık 2,900 lira (o dönemdeki değerine göre önemli bir meblağ) çaldı ve 1959 model Chevrolet marka arabasıyla olay yerinden kaçarak izini kaybettirdi. Ahlak anlayışıyla dikkat çeken bir anı olarak, bankada soygun sırasında işçi olduğunu söyleyen bir müşteriye “Ben işçinin parasını almam” diyerek parasını iade etmiştir. Bu davranışı onu halk nezdinde bir “Robin Hood” figürüne dönüştürmüştür.

İlk soygundan 12 gün sonra, 18 Ağustos 1961’de Kazlıçeşme’de bir İş Bankası şubesi soyuldu ve bu soygunu da Necdet Elmas gerçekleştirdi. Çaldığı tutar ise farklı kaynaklara göre 165,850 lira olarak geçmektedir.

Bankayı soyan Necdet Elmas arkadaşı olan Muzaffer Balçık’ın ihbarıyla 30 Ağustosta Darıca’da yakalandı. Mahkemede “Suç bir kir, ceza ise bir banyodur…” gibi çarpıcı savunmalar yaptı, duygu yüklü beyanlarda bulundu. 20 yıl hapse mahkûm edildi ve cezaevinde saygın biri haline geldi. Kütüphane kurdurdu, kitaplarla ilgilendi, sosyal işlerde görev aldı ve mahkumlar arasında arabuluculuk yaptı. 1974 yılında çıkan genel af ile serbest bırakıldı.

Serbest kaldıktan sonra Beşiktaş Belediyesi tarafından verilen büfeyi işletti. Ardından memleketi Konya’ya dönerek sessiz bir yaşam sürdürdü. 15 Ocak 2017’de Antalya’da vefat etti.

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak 9 Ocak 1935′t3e Konya‘da doğan Necdet Elmas 12 yaşında evden kaçmış, çeşitli işlere girerek para kazanmaya çalışmıştı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni ikinci sınıfta bırakmış, bir süre memurluk yapmış, yedi yaşındaki çocuğunu kanser nedeniyle kaybettikten sonra yaşa dışı işlere yönelmişti.

Necdet Elmas

Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi

0
ILO 158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi

Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi, 2 Haziran 1982  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde 3999  sayılı yasa ile onaylanmış, Resmi Gazetenin 12 Ekim 1994 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

ILO 158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi

ILO Kabul Tarihi: 2 Haziran 1982 
Kanun Tarih ve Sayısı: 9 Haziran 1994 / 3999 
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 18 Haziran 1994 / 21964 
Bakanlar Kurulu Kararı Tarih ve Sayısı: 10 Ağustos 1994 / 94-5971 
Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 12 Ekim 1994 / 22079 
Türkiye’de Yürürlüğe Girdiği Tarih: 4 Ocak 1995

Uluslararası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı Çalışma Bürosu Yönetim Kurulunca 2 Haziran 1982 tarihinde Cenevre’de Toplanmaya çağrılmış ve düzenlediği 68 inci oturumunda,

Hizmet İlişkisinin Sona Ermesi Hakkında Tavsiyede (1963) mevcut uluslararası normları not ederek,

Hizmet ilişkisinin sona ermesi hakkında tavsiyenin (1963) kabulünden sonra bir çok üye devletin mevzuatında ve uygulamasında alınan Tavsiye’de sözü edilen sorunlarla ilgili olarak meydana gelen önemli gelişmeleri not ederek,

Bu konuda özellikle şu son yıllarda bir çok ülkede meydana gelen ekonomik güçlükler ve teknolojik değişiklikler sonucunda bu alanda karşılaşılan sorunlar çerçevesinde yeni uluslararası normları kabul etmenin uygun olacağına dikkate alarak,

Oturum gündeminde beşinci maddeyi teşkil eden “işverenin girişimiyle hizmet ilişkisinin sona ermesine” ilişkin çeşitli önerilerin kabulüne karar verdikten sonra,

Bu önerilerin uluslararası bir sözleşme şeklini almasına karar vererek,

Aşağıda Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Hakkında Sözleşme (1982) olarak adlandırılacak olan bu sözleşmeyi 1982 yılı Haziran ayının 22 nci gününde kabul etmiştir.

BÖLÜM I 

UYGULAMA METODLARI 

UYGULAMA ALANLARI VE TANIMLAR 

MADDE 1

Bu sözleşme hükümlerinin, toplu iş sözleşmeleri, hakem kararları veya mahkeme kararları ile veya ulusal uygulamaya uygun başka bir yöntemle geçerlik kazanmadığı hallerde, yürürlüğe girmesi ulusal mevzuatla sağlanır.

MADDE 2

Bu sözleşme tüm ekonomik faaliyet alanlarına ve hizmet sözleşmesi ile istihdam olunanlara uygulanır.

Bir üye devlet hizmet ilişkisi içinde çalışanlardan aşağıdaki kategorilerde bulunanları iş bu sözleşme hükümlerinin tamamının veya bir kısmını uygulama alanı dışında bırakabilir

Belirli süreli veya belirli bir işin tamamlanması ile ilgili hizmet sözleşmesiyle çalıştırılan işçiler,

Süresi önceden ve makul olarak belirlenmiş deneme süreli hizmet sözleşmesi ile çalışan işçilerden deneme süresi içinde bulunanlar,

Süreksiz hizmet ilişkisi içinde çalışan işçiler.

Bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli hizmet sözleşmeleri yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınmalıdır.

Kendilerine en az bu sözleşmedekilere eşit güvenceler sağlayan özel bir istihdam rejiminin kurallarına tabi olarak çalışanların, gerektiğinde bu sözleşmenin tamamının veya bazı hükümlerinin kapsamı dışında bırakılması bir ülkedeki yetkili makamca veya uygun bir mekanizma aracılığıyla varsa işçi ve işveren kuruluşlarına danışıldıktan sonra kararlaştırılabilir.

İşçilerin özel istihdam şartları bakımından veya istihdam eden işletmenin büyüklüğü veya niteliği açısından esaslı sorunlar bulunan durumlarda hizmet sözleşmesiyle istihdam olunanlardan sınırlı bir kategori, gerektiği taktirde, bir ülkedeki yetkili makam veya uygun bir kuruluşça, varsa, işçi ve işveren kuruluşlarına danışıldıktan sonra bu Sözleşme hükümlerinin tamamı veya bazı hükümlerinin kapsamı dışında bırakabilir.

Bu Sözleşmeyi onaylayan her üye devlet, Uluslararası Çalışma Teşkilatı Anayasasının 22 nci maddesi uyarınca, Sözleşmenin uygulanması üzerinde vereceği ilk raporunda, bu maddenin 4 üncü ve 5 inci bentleri çerçevesinde kapsamdışı bırakılan işçi kategorilerini gerekçe göstererek belirtir ve sonraki raporlarında bunları kapsam dışı bırakan mevzuat hükümleri ve uygulama hakkında, bu Sözleşmenin bu işçi kategorilerini de kapsaması için ne ölçüde etkili olduğunu veya etkili olmada ne gibi önerilerde bulunulduğunu belirterek, bilgi verir.

MADDE 3

Bu sözleşmenin uygulanmasında, “son verme” ve “hizmet ilişkisine son verme” deyimleri hizmet ilişkisine işveren tarafından son verilmesi anlamına gelir.

BÖLÜM II. 

GENEL UYGULAMA STANDARTLARI 

KESİM A. 

SON VERMENİN HAKLI NEDENE DAYANDIRILMASI 

MADDE 4

İşçinin kapasitesine veya işin yürütümüne veya işyeri gereklerine dayalı geçerli bir son verme nedeni olmadıkça hizmet ilişkisine son verilemez.

MADDE 5

Özellikle aşağıdaki hususlar son verme için geçerli bir neden teşkil etmezler:

Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızasıyla çalışma saatlerinde sendikal faaliyetlere katılma,

İşçi temsilciliği yapmış olmak, yapmak veya işçi temsilciliğine talip olmak,

İşvereni şikayet etmek veya işveren aleyhine mevzuata aykırılık iddiasıyla başlatılmış sürece katılım veya işveren aleyhine idari makamlar nezdinde müracaatta bulunmak,

Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile sorumlulukları, hamilelik, din, siyasi görüş, etnik veya sosyal köken,

Doğum izni esnasında işe gelmeme,

MADDE 6

Hastalık veya kaza nedeniyle geçici devamsızlık işten çıkarma için geçerli neden değildir.

Hangi hallerin geçici olarak işe gelmeme sayılacağı hangi hallerde tıbbi raporun gerekli olacağı ve bu maddenin 1 inci bendinin uygulanmasına getirilebilecek sınırlamalar, sözleşme’nin 1 inci maddesinde belirtilen uygulama yöntemlerine göre belirlenir.

KESİM B. 

SON VERMEDEN ÖNCE VEYA SON VERME 

SIRASINDA İZLENECEK USÜLLER 

MADDE 7

İşveren den makul ölçülere göre beklenemeyecek haller hariç, hakkındaki iddialara karşı savunma fırsatı verilmeden bir işçinin hizmet ilişkisi, o işçinin tutumu ve verimi ile ilgili nedenlerle sona erdirilemez.

KESİM C. 

SON VERMEYE KARŞI İTİRAZ USULU 

MADDE 8

Hizmet ilişkisine haksız olarak son verildiği kanısında olan bir işçinin mahkeme, iş mahkemesi, hakemlik kurulu veya hakem gibi tarafsız bir merci nezdinde itirazda bulunma hakkı vardır.

Son verme işlemine yetkili merci tarafından izin verilmesi halinde, bu maddenin 1 inci bendi, ulusal mevzuat veya uygulamaya göre değişik şekillerde uygulanabilir.

Bir işçi hizmet ilişkisine son verme işlemine karşı makul bir süre içinde itirazda bulunmamışsa bu hakkını kullanmaktan vazgeçmiş sayılır.

MADDE 9

8 inci maddede belirtilen merciler, son verme nedenlerini ve davayla ilgili diğer vakaları incelemeye ve son vermenin haklı olup olmadığına dair bir karar vermeye yetkili kılınacaklardır.

İşçinin, son verme işlemine ilişkin ispat yükünü tek başına üstlenmemesi için, bu sözleşmenin 1 inci maddesinde belirtilen uygulama yöntemleri aşağıdaki olanaklardan birini veya her ikisini sağlamalıdır.

Bu Sözleşme’nin 4 üncü maddesinde tanımlandığı üzere, geçerli bir nedeninin bulunduğunu ispat yükü işverene ait olmalıdır.

Bu Sözleşmenin, 8 inci maddesinde belirtilen merciler, taraflarca getirilen kanıtlar ve ulusal mevzuat ve uygulamaların öngördüğü usuller çerçevesinde son verme nedeni üzerinde bir sonuca varmaya yetkili kılınmalıdırlar.

Son verme işleminin, işletmenin, işyerinin veya hizmetin yürütümü gereklerine dayandığının ileri sürülmesi halinde, bu Sözleşmenin 8 inci maddesinde belirtilen merciler son vermenin gerçekten bu nedenlere bağlı olup olmadığını belirlemeye yetkilidirler, bununla beraber bu sebeplerin söz konusu sona erdirmeyi haklı kılıp kılmadığına karar vermeye ne ölçüde yetkili kılınacakları işbu Sözleşmenin 1 inci maddesindeki uygulama yöntemlerine göre belirlenecektir.

MADDE 10

Bu sözleşme’nin 8 inci maddesinde belirtilen merciler son verme işlemini haksız bulurlarsa ve son verme işlemini iptale veya işçinin işe iadesini öngörmeye ya da önermeye ulusal mevzuat ve uygulamalara göre yetkili değillerse veya bunları uygulanabilir bulmazlarsa yeterli bir tazminat veya uygun addolunan bir diğer telafi biçimini kararlaştırmaya yetkili kılınacaklardır.

KESİM D. 

BİLDİRİM SURESİ 

MADDE 11

Hizmet ilişkisine son verilecek bir işçi,ciddi bir hizmet kusuru yani işverenin kendisini bildirim süresi zarfında çalıştırmaya devam etmesini istemenin makul sayılamayacağı türden bir hizmet kusuru atfedilmedikçe, makul bir bildirim süresine veya onun yerine bir tazminata hak kazanacaktır.

KESİM E. 

KIDEM TAZMİNATI VE GELİRİN KORUNMASINA 

İLİŞKİN DİGER ŞEKİLLER 

MADDE 12

Hizmet ilişkisine son verilen bir işçi, ulusal mevzuat ve uygulamaya uygun olarak aşağıdaki haklardan yararlanır;

Miktarı, diğer unsurların yanısıra, hizmet süresine ve ücret seviyesine göre belirlenecek ve doğrudan işveren tarafından veya işverenlerin katkısıyla oluşturulmuş bir fondan ödenecek bir kıdem tazminatı veya işten ayrılma nedeniyle doğan başka haklar, veya

Tabi oldukları koşullar çerçevesinde, işsizlik sigortası veya yardımından doğan haklar veya yaşlılık yahut malüllük gibi diğer sosyal güvenlik türleri yahut,

Bu tazminat ve ödeneklerin birleşimi.

Genel kapsamlı bir rejimde, bir işçi işsizlik sigortasından veya yardımlarından yararlanmak için aranan koşulları taşımıyor ise salt 1 inci bendin (b) alt bendinde işsizlik haklarından yararlanamaması nedeniyle aynı bendin (a) alt bendindeki tazminat ve hakların ödenmesi gerekmez.

Ciddi hizmet kusuru nedeniyle hizmet ilişkisine son verilme durumunda bu maddeııin 1 inci bendinin (a) alt bendinde bahsedilen tazminat veya haklardan yoksun kalınması bu sözleşmenin 1 inci maddesindeki uygulama yöntemleri ile öngörülebilir.

BÖLÜM III. 

EKONOMİK, TEKNOLOJİK, YAPISAL VEYA BENZER NEDENLERLE 

HİZMET İLİŞKİLERİNE SON VERME HAKKINDA EK HÜKÜMLER 

KESİM A. 

İŞÇİ TEMSİLCİLERİNE DANIŞMA 

MADDE 13

Ekonomik, teknolojik, yapısal veya benzer nedenlerle hizmet ilişkilerine son vermeyi düşünen işveren:

İlgili işçi temsilcilerine, düşünülen son verme işlemlerinin nedenleri, bu işlemden etkilenecek işçi sayısı ve grupları ve son verme işlemlerinin ne kadarlık bir zaman diliminde gerçekleştirileceği de dahil olmak üzere gerekli tüm bilgileri zamanında sağlar.

İlgili işçi temsilcilerine, ulusal mevzuat ve uygulamaya uygun olarak, mümkün olduğunca önceden, ilgili işçiler için her nevi son verme işlemini önlemek veya asgariye indirmek amacıyla alınacak önlemleri ve bu işlemlerin işçiler üzerindeki olumsuz etkilerini, başka iş bulmak gibi önlemlerle hafifletmek amacıyla alınacak önlemleri danışma fırsatı tanır.

Bu maddenin 1 inci bendinin uygulanması, bu Sözleşmenin 1 inci maddesinde belirtilen uygulama yöntemleriyle, hizmet ilişkisine son verilmesi düşünülen işçi sayısının, en azından belirli bir sayıya veya personel sayısının belirli bir yüzdesine ulaştığı hallerde sınırlandırılabilir.

Bu maddenin uygulanmasında “İLGİLİ İŞÇİ TEMSİLCİLERİ” deyimi, işçi Temsilcileri Hakkında 1971 tarihli Sözleşmeye uygun olarak ulusal mevzuat ve uygulamada benimsendiği şekliyle işçi temsilcileri anlamına gelir.

KESİM B. 

YETKİLİ MAKAMA BİLDİRİM 

MADDE 14

İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzer nedenlerle hizmet ilişkilerine son vermeyi düşündüğünde, ulusal mevzuat ve uygulamaya uygun olarak, son verme işlemlerini mümkün Olduğu kadar önceden yetkili makama bildirir ve bildirimde söz konusu son verme işlemlerinin yazılı gerekçeleri dahil bu işlemlerden etkilenecek işçi sayısı ve kategorileri ve son vermenin uygulanacağı süre hakkında bilgiler verir.

Ulusal mevzuat, bu maddenin 1 inci bendinin uygulanmasını, hizmet ilişkisine son verilmesi düşünülen işçi sayısının en azından belirli bir sayıya veya personel sayısının belirli bir yüzdesine ulaştığı hallerde sınırlandıralabilir.

İşveren, yetkili makamı, bu maddenin 1 inci bendinde belirtilen son vermelerden, son verme işlemlerine başlanmadan ve ulusal mevzuatla belirlenecek asgari bir süre öncesinden haberdar eder.

KISIM IV. 

SON HÜKÜMLER 

MADDE 15

Bu sözleşme’nin kesin onama belgeleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilir ve onun tarafından kaydedilir.

MADDE 16

Bu Sözleşme, ancak onama belgeleri Genel Müdür tarafından kaydedilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütü üyelerini bağlar.

Bu Sözleşme, iki üyenin onama belgesi Genel Müdür tarafından kaydedildiği tarihten oniki ay sonra yürürlüğe girer.

Daha sonra bu Sözleşme onu onaylayan her üye için, onama belgesi kaydedildiği tarihten oniki ay sonra yürürlüğe girer.

MADDE 17

Bu Sözleşmeyi onayan her üye onu ilk yürürlüğe girdiği tarihinden itibaren on yıllık bir süre sonunda Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Müdürün kaydedeceği bir belge ile feshedebilir. Fesih, kayıt tarihinden ancak bir yıl sonra geçerli olur.

Bu Sözleşmeyi onaylamış olup da, onu bundan önceki fıkrada sözü edilen on yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl süresince bu madde gereğince feshetme seçeneğini kullanmayan her üye yeniden on yıllık bir süre için bağlanmış olur ve bundan sonra bu sözleşmeyi, her on yıllık süre bitince, bu maddenin içerdiği koşullar içinde feshedebilir.

MADDE 18

Uluslararası Çalışma Bürosu Müdürü, Örgüt üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onama ve fesihlerin kaydedildiğini Uluslararası Çalışma Örgütünün bütün üyelerine duyurur.

Genel Müdür, kendisine gönderilen Sözleşme’nin ikinci onama belgesinin kaydedildiğini teşkilat üyelerine duyururken bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında Örgüt üyelerinin dikkatini çeker.

MADDE 19

Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, yukarıdaki maddeler gereğince, kaydetmiş olduğu bütün onama ve fesihlere ilişkin tam bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102 nci maddesi uyarınca tescil edilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştırır.

MADDE 20

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, gerekli gördüğü zaman bu Sözleşmenin, uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunar ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi konusunun konferans gündemine alınması gereği hakkında karar verir.

MADDE 21

Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir Sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni sözleşme aksini öngörmediği takdirde;

Değiştirici yeni sözleşme’nin bir üye tarafından onanması durumu, yukarıdaki 16 ncı madde dikkate alınmaksızın ve değiştirici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartı ile, bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini gerektirecektir.

Değiştirici yeni sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren bu sözleşme üyelerin onamasına artık açık bulundurulamaz.

Bu sözleşme, onu onayıp da değiştirici sözleşme’yi onamamış bulunan üyeler için, herhalde şimdiki şekil ve içerliğiyle geçerli olmakta devam eder.

MADDE 22

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı derecede geçerlidir.

4 Ocak – Hukuk Takvimi

0
4 Ocak – Hukuk Takvimi
1643 İngiliz matematikçi ve modern fiziğin kurucusu Isaac Newton, doğdu. (Ölümü: 1727) evrensel kütleçekimini ve hareketin üç kanununu ortaya koydu ve sonraki üç yüzyıl boyunca bu bakış açısı bilim dünyasına egemen oldu.
1786

‘Yahudi Aydınlanması’ olan Haskala’ın temel fikirlerini yaratan Yahudi filozof, Moses Mendelssohn yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Eylül 1729)

809 Fransız eğitimci ve mucit Louis Braille doğdu. (Ölümü: 6 Ocak 1852) Görme engelli olan Louis Braille, görme engelliler için dünya çapında okuma ve yazmada kullanılan “körler alfabesi” sistemini icat etti. Braille alfabesi, 1’den 6’ya kadar belli bir düzen içinde sıralanmış kabartmalı noktaları parmaklarla üstünden geçerek okunan bir alfabedir. Özel karakterler içeren Asya dilleri dışında hemen her dile uyarlandı.
1873 Eğitimci, tarihçi ve siyasetçi Avram Galanti Bodrumlu doğdu. (Ölümü: 8 Ağustos 1961) 1915 ile 1933 yılları arasında Darülfünun’da eğitimci ve profesör olarak çalıştı. 1944-46 yıllarında Niğde milletvekilliği yaptı. Cumhuriyetle birlikte kültürel devamlılığı savundu. Harf ve Dil Devrimlerine karşı çıktığı için üniversite kadrosunun dışında kaldı. Yabancı dilde eğitime karşı çıkanların öncüsü oldu. Galanti, bu konuda yazdıkları bağlamında yabancı dilde eğitimi ilk eleştiren ve karşı çıkan kişi olarak bilindi. Döneminde önemli fikir ayrılıklarından biri de Latin harflerine muhalif olmasıydı. Üç Sami Kanun Koyucu, Asur Kanunları, Hitit Kanunu ve Hamurabi Kanunu gibi hukuk tarihine ilişkin çalışmalarının dışında 50’ye yakın eser bıraktı.
1891 Belçikalı hukukçu ve politikacı Pierre de Decker yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Ocak 1812) Paris’te hukuk okudu. Revue de Bruxelles’in editörlerinden biri oldu 1839’dan 1866’ya kadar parlamento üyeliği yaptı. 1855’te İçişleri Bakanlığı görevinde bulundu. Belçika’nın onuncu Başbakanı oldu ve  1830 devriminden bu yana hükûmetin ilk lideri konumuna geldi.  Katolik ve Liberal partilerin ılımlı unsurlarını birleştirdi. Belçika’nın eğitim ve diğer sorularını çözmek için çaba harcadı.
1892 Dil bilgini, mütercim, sözlük yazarı, Sir James William Redhouse, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 30 Aralık 1811, Londra) Ülkesinden ayrıldıktan sonra, İstanbul’da Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun(Deniz Mühendishanesi)’da teknik ressam olarak çalıştı. İstanbul’da kaldığı 8 yıllık sürede Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. Ünlü Redhouse Sözlüğü’nü yazdı.
1896 Utah, Amerika Birleşik Devletleri’nin 45. eyaleti oldu.
1910 Yeni Güney Galler’in altıncı Yüksek Yargıcı Frederick Matthew Darley yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Eylül 1830) Trinity College‘de hukuk eğitimi gördü. 1862’de NSW Barosuna kabul edildi ve 1878’de Queens Counsel (QC) olarak atandı. 1868’de Yeni Güney Galler Yasama Konseyi’ne atandı. 1881’de, üçüncü Henry Parkes bakanlığında Yürütme Konseyinin Başkan Yardımcısı  ve Yasama Konseyinde Hükümetin Temsilcisi oldu. Darley parlamentoda eşitlik yasasını, kadına kocası ile aynı hakları veren bir boşanma yasasını ve ölen eşin kız kardeşiyle evlenmeye izin veren yasayı tanıttı. 7 Aralık 1886’da yargıç oldu. 1891’de Sir Alfred Stephen’ın emekli olması üzerine, New South Wales Valisi olarak atandı.
1918 Rusya, Finlandiya’nın bağımsızlığını tanıdı.
1918 Fransız hukukçu ve senatör Étienne Dailly doğdu. (Ölümü: 24 Aralık 1996) Paris Bayındırlık, Konut ve Endüstri Yüksek Okulundan mezun oldu. İş hukuku alanında yükseköğrenimini tamamladı ve bu alanda uzmanlaştı. Çeşitli kurum ve kuruluşlarda yöneticilik yaptı. 1957-1965 yıllarında Montcourt-Fromonville ve 1965-1977 yılları arasında Nemours belediye başkanlığı yaptı. 1959-1995 yılları arasında Seine-et-Marne senatörü oldu ve 1967-1979 yıllarında da Seine et-Marne genel konseyi başkanlığı görevini yürüttü. 1968-1995 yılları arasında Senato başkanvekilliği yaptı. 1995 yılında Senato Başkanı René Monory tarafından Anayasa Konseyi üyeliğine atandı.
1919 Felsefe Profesörü ve eski Alman Şansölyesi, Georg Friedrich Karl Freiherr von Hertling, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 31 Ağustos 1843) Münih Üniversitesi’nde felsefe profesörü oldu ve Aristoteles ve Albertus Magnus üzerine kitaplar yayınladı. 1 Kasım 1917 – 30 Eylül 1918 arasında Şansölye olarak görev yaptı.
1932 Hindistan’da Mahatma Gandhi tutuklandı.
1941 Hukukçu Johan Wilhelm (Jukka) Rangell, Finlandiya Başbakanlığına seçildi. Rangell, 25 Ekim 1894’te, Hauho’da doğdu. (Ölümü: 12 Mart 1982, Helsinki) Helsinki Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Hâkim Yardımcısı olarak görev aldı. 1922-1925 yıllarında avukatlık yaptı. Finlandiya Bankasında önce yönetim kurulu üyesi sonra da yönetim kurulu başkanı oldu. 4 Ocak 1941 – 5 Mart 1943 tarihlerinde başbakan olarak görev yaptı.
1941 Fransız filozof, Henri-Louis Bergson yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Ekim 1859, Paris)
1948 İngiliz Sömürgesi Burma(Myanmar Birliği Cumhuriyeti-Birmanya), Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı. 4 Ocak, Myanmar Bağımsızlık Günü olarak kutlanmaktadır.
1954 Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Kayseri’de Türkiye’nin ilk İşçi Bankasını açtı.
1960 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Fransız filozof Albert Camus, yaşamını yitirdi. (Doğumu:7 Kasım 1913)
1969 Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, 4 Ocak 1969 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 21 Aralık 1965 tarihli kararıyla kabul edildi. Türkiye, Sözleşme’yi 13 Ekim 1972 tarihinde imzaladı, sözleşmenin onaylanmasını uygun bulan 3 Nisan 2002 tarih ve 4750 sayılı Kanun, 9 Nisan 2002 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
1984 Kenan Evren, Bakanlar Kurulu toplantısında konuştu: “Memleketimiz için komünizm ne kadar tehlikeli ise faşizm ve dine dayalı veya onlara taviz veren rejimler de o kadar zararlıdır.”
1995 ILO 158 No’lu Hizmet İlişkisine Son Verilmesi Sözleşmesi, Türkiye’de 4 Ocak 1995’te yürürlüğe girdi. Sözleşme, 2 Haziran 1982  tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Türkiye tarafından 9 Haziran 1994 tarihinde 3999  sayılı yasa ile onaylandı.
1996 Ümraniye E-Tipi Cezaevi’nde çıkan olaylara askerlerin müdahalesi sonucu 3 kişi öldü, 67 kişi yaralandı.
2000 Hukukçu ve Yunanistan eski başbakanı Spyros Markezinis yaşamını yitirdi.(Doğumu:22 Nisan 1909)  Atina Üniversitesinde, hukuk ve siyaset bilim eğitimi aldı. 8 Ekim 1973 – 25 Kasım 1973 tarihlerinde başbakanlık yapmış ve cunta rejimine karşı demokrasi mücadelesi vermiş, cunta yönetimi altında görev üstlenmesi tartışma konusu olmuştu. Yaşamının son kısmını, anılarını ve çağdaş Yunanistan siyasi tarihini yazarak geçirdi.
2004 Afganistan’da büyük meclis Loya Jirga, yeni anayasayı kabul etti.
2004 Gürcistan’da “Kadife Devrim” öncülerinden Mihail Saakaşvili, devlet başkanı seçildi.
2006 İsrail Başbakanı Ariel Şaron beyin kanaması geçirerek komaya girdi. Yeni parti Kadima’nın 28 Mart’taki seçim zaferinden sonra hukukçu ve Felsefeci Ehud Olmert, İşçi Partisi lideri Amir Peretz ile yeni hükûmeti kurdu ve başbakan oldu.
2018

Amerikalı hukukçu ve politikacı Brendan Thomas Byrne yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Nisan 1924) 1951 yılında Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden hukuk diploması almaya hak kazandı. Hukuk  kariyerine serbest avukat olarak başladı. Kamu hizmetine girmeden önce, özel hukuk şirketlerinde çalıştı. Uzun bir süre savcı ve yargıç olarak görev yaptı. Valiliğe aday olmak için hukuk kariyerini bıraktı. 1974’ten 1982’ye kadar, iki dönem, New Jersey’nin 47. valisi olarak görev yaptı. Yüksek etik standartlara sahip olması ile bilinen Byrne, 2011 yılında, eyalete yaptığı hizmetlerden dolayı New Jersey Onur Listesi’ne girdi.

Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme

4 Ocak – Hukuk Takvimi

Drakon Kanunları

1

Drakon Kanunları, Atina’nın ilk kanun koyucusu olarak kabul edilen ve Atina’da M.Ö. VII. yüzyılda altı yargıçtan (arhon) biri olarak kabul edilen Drakon (Δράκων) tarafından yazılmıştır.

Batı dillerinde aşırı katı bir kural veya tedbiri nitelemek için kullanılan “draconian/draconien” sıfatı aracılığıyla ününü korumuştur.  Daha önce, Atina’da yazılı kanunlar bulunmadığından soylular, eski töre ve gelenekleri kendi çıkarlarına göre uygulamakta ve keyfi davranmaktaydı. Bu nedenle Drakon, toplumsal düzeni sağlayacak sistemli kurallar ve kanunlar oluşturmakla görevlendirilmiştir. Drakon, kan davalarını sona erdirmek için önlemler almış, çok sert ve şiddetli cezalar içeren bir ceza kanunu oluşturmuştur. Ancak toprakların ve idarenin çoğunu elinde tutan soyluların haklarını gözeten ve diğer sınıflara eşit şekilde uygulanması mümkün olmayan, küçük suç işleyenlere dahi ölüm cezası öngören bu kanunlar halkın diğer kesimlerini hoşnut etmemiş ve eleştirilmiştir. Drakon Kanunları, alt tabakaya çok ağır cezalar getirmesi ve soyluları koruması ile belleklere kazınmıştır.

Drakon kanunları esas itibariyle ceza alanını ilgilendirmektedir. Sadece kasten cinayet için değil, düşük önemdeki hırsızlık suçları için dahi idam cezası öngörülmektedir. Plutarkhos (Πλούταρχος) Yunanlıların Drakon’un kanunlarını mürekkeple değil kanla yazdığını söylediklerini nakletmektedir. Bununla birlikte bu kanunlar -bilhassa taammüden cinayet, kasten öldürme ve taksirle öldürme arasında ayrıma gitmeleri sebebiyle- ailevî intikama dayalı önceki hukuka nazaran bir iyileştirme getirmekteydiler. Dahası alenen ilân edilen bir yazılı hukuk olması sayesinde tüm Atinalılar kanunu bilebilecek duruma gelmekteydiler. Soylu bir aileden gelen Atinalı yasa koyucu Drakon atalardan kalma töresel yasaları kaldırarak işlenen suç karşılığında para ödeyerek kurtulma yöntemini uygulamadan kaldırmış, irade dışında adam öldürme ile bile bile adam öldürme ayrımını getirerek, kişisel sorumluluk kavramını yürürlüğe sokmuş, modern yasalarda da yer alan kasıt ve kusur kavramlarına tarihsel bir kapı aralamıştır. Drakon kanunları cezaî hükümlerin yanı sıra özel hukuk kuralları da içermekle beraber bunların somut içeriği belirsiz ve tartışmalıdır.

Drakon kanunlarının yerini M.Ö. VI. yüzyıl başlarında Solon Kanunları almıştır. Solon’un hazırladığı kanunlar Drakon kanunlarından daha esnek ve yumuşak olmakla bilinmektedir. Solon, köylülerin bütün borçlarını silmiş, borçlarını ödeyemedikleri için köle durumuna düşmüş kişileri bu durumdan kurtararak bu yöntemle kölelik uygulaması yapılmasını kaldırmış, doğuştan gelen soyluluğa son vermiş ancak sınıf ayrımını ortadan kaldırmayarak gelir durumuna göre halk sınıflandırması yapmış, halkı gelir düzeyine göre ”Dörtyüzler Meclisi” veya “Halk Meclisleri”’nde yönetime katılmaya hak sahibi kılmıştır.

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir

0
Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: URKIYEDE-YARGI-BAGIMSIZ-VE-TARAFSIZDIR-1024x378.jpg

Etik Kavramı, Yargı Etiği İlkeleri ve Bu İlkelerin Yaşama Geçirilmesi Üzerine Bir Çalışma

“Yargı Etiği konusunda Türkiye olarak bizim keşfedeceğimiz veya keşfedebileceğimiz herhangi bir şey yoktur. Yoktur, çünkü bu ilkelerin hemen hepsi vazedilmiştir ve bellidir. O halde, bu konuda bizim yapacağımız şey, sadece ve sadece bu ilkeleri hayata geçirmekten ibarettir.”

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -1 

Etik Kavramı, Yargı Etiği İlkeleri ve Bu İlkelerin Yaşama Geçirilmesi Üzerine Bir Çalışma

İbralaşmayı Yoksayan Etik İlişki – Yozlaşan Gerekçe

“Etik bir ilişki olarak yargılamanın meşru sayılabilmesi için, yargının etik değerlerini hatırda tutması, bu değerlere sadık kalması ve bu değerler üzerinde ayaklanarak hukuk ya da adalete yürümesi gerekir.”

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -2

İbralaşmayı Yoksayan Etik İlişki – Yozlaşan Gerekçe

Yargı Etiği: Adı Var, Kendisi Yok (mu?)

“Kuvvetler ayrılığı ilkesi koşulsuz biçimde uygulanmalı; yargının bağımsı ve tarafsız olması sağlanmalıdır. Adalet Bakanının Hakimler ve Savcılar Kurulunun başkanı olması uygulamasına son verilmeli, bu uygulamadan vazgeçilemiyorsa oy hakkı kaldırılanıdır. HSK kararlarının tamamına karşı yargı yolunun açılması gerekir.”

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -3

Yargı Etiği: Adı Var, Kendisi Yok (mu?)

Yargı etiği mi o da ne?

“Yargı Etiği İlkelerini Nasıl Yaşama Geçirebiliriz?” sorunu, daha doğrusu sorunsalı bana hayli zorlayıcı geldi. Nasıl olmasın ki, yaklaşık 45 yılını yargıya vermiş biri olarak, çalıştığım süre boyunca yargı etiğinin, bırakın gerektiği gibi uygulanmasını, asgari düzeyde bile bunun gerçekleştiğini hatırlamıyorum.

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -4

Yargı etiği mi o da ne?

Yargı Etiği İlkeleri: Samimiyete ve Liyakate Davet

Yargı Etiği İlkeleri olarak ilan edilen değerlerin hayata geçmesi için öncelikle samimi ve liyakati önceleyen bir irade olması gerekir. Liyakati gözetmediği sürece etik kurallar sadece kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur.

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -5

Yargı Etiği İlkeleri: Samimiyete ve Liyakate Davet

Avukatlıkta Meslek Etiği

“Henüz demokrasimizi kurumlaştıramadık, eksiklerimizi gideremedik. Erkler ayrımını yerleştirip, içselleştiremedik. Gerçek demokrasiye ulaşamayınca “hukuk devleti” de olamadık. Hukuk devletini oluşturamayınca yargımız bağımsız ve tarafsız olamadı ve böyle bir yargı organı içinde savunmamız da bağımsız değil.”

“Güçlü ve bağımsız savunma mesleği; hukukun üstünlüğünün, hukuksal uzlaşmanın, adil yargılanma duygusunun ve toplumsal barışın güvencesidir.“

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -6

Avukatlıkta Meslek Etiği

Türk Yargısı ve Etik Değerler: Kaf Dağının Ardı

“Cumhuriyet tarihimiz olağanüstü yargı uygulamaları ile geçmiştir ve bu durum halen devam etmektedir.”

“Türk yargısı kahir ekseriyetiyle hukukun evrensel değerlerini bugün dahil hiçbir şekilde içselleştirememiştir.”

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -7

Türk Yargısı ve Etik Değerler: Kaf Dağının Ardı

Bangalore Yargı Etiği İlkelerinde İlkelilik Değeri Üzerine Mülahazalar

Adalete yönelmiş yargı etiği ilkeleri çerçevesinde ortaya konulan bu “neredeyse kusursuz davranış biçimi” bir hedef olarak alınırsa, her bir hâkimin sorumluluğunun farkında olması, sorumluluğunu bildiği halde göz ardı etmemesi, sorumluluğu için çabalaması ve eyleme geçmesi hem toplumun hem de yargı sisteminin ihyası ve inkişafı için elzemdir. Sorumluluktan verilen her tavizin sadece yargı sistemini değil; aynı zamanda kaderdaşlığımıza işaret eden ve birbirimize kulak verme, birbirimizi önemseme irademizin ürünü olan toplumu da yozlaştırdığı unutulmamalıdır.

#YargıEtiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir -8

Bangalore Yargı Etiği İlkelerinde İlkelilik Değeri Üzerine Mülahazalar

Uzlaşı Hukuku ve Etik 

“Yargıç, savcı, avukat ilişkilerini eşit ve saygın bir düzeye getirmeden tam anlamıyla yargı etiğinden; yargı etiği olmadan adaletten; adalet olmadan hukuktan, uzlaşıdan, barıştan söz edemeyiz.”

“Yargının sorunları çözülmeden diğer ekonomik, sosyal, siyasal sorunların da layıkıyla çözülemeyeceğini biliyoruz.”

“Sadece yargıç, savcı ve avukatın değil adalet hizmetinde olan tüm görevlilerin birbiriyle iletişim kurmaya ve birlikte fikir ve emek üretmeye ihtiyaçları var.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir-9

Uzlaşı Hukuku ve Etik

Yargı Etiği Konusunda Türkiye’deki Güncel Gelişmeler Üzerine Bir Değerlendirme

“Hukuk devleti ilkesinin bile tam oturmadığı Orta Doğu ya da Doğu Avrupa coğrafyasında yargı etiği ilkelerine daha sıkı ve daha güçlü bağlarla hukuk sisteminin içinde yer verilmesi yerinde olacaktır.”
“Yargı etiği ilkeleri ve yargı etiğinin sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi, eylemlerin değere yönelebilmesi için başta hukuk uygulayıcıları arasında bu konuda farkındalık yaratılması, değer yargılarından arınmış bağımsız yargı organı mensuplarının yetiştirilmesi önemlidir.”
“Her bireyin öğretim hayatı başlar başlamaz etik disiplini ile tanıştırılması gerekmektedir.”
“Etik kültürü oturan bir toplumun içinden yetişen yargı mensupları elbette değere yönelerek etik değeri temel alan kararlara imza atacaklardır.”
“Türk hukuk zihniyetinin geçmişi ve günümüzdeki yargılama refleksi göz önüne alındığında, yargıyı geliştirme ve hukuk uygulayıcılarında farkındalık oturtmak için hangi düzenlemeler yapılırsa yapılsın, bu düzenleme ve reformların kağıt üstünde kaldığı gerçeği değişmemektedir.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir-10

Yargı Etiği Konusunda Türkiye’deki Güncel Gelişmeler Üzerine Bir Değerlendirme

Ülkemizde Yargı Etiği Sorunları ve Çözüm Yolları 

“Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmadığı, hukukun evrensel kurallarına saygı gösterilmediği ve adaletli bir düzenin gerçekleşmediği ortamda hukuk devletinden söz edilemez.”

“Anayasalarında hukukun üstünlüğü ilkesi yer alan devletlerin karşılaşabileceği en problemli konu devlet yöneticilerinin kendilerini söz konusu kuralların üzerinde görmesi ve bu kuralların kendilerini sınırlayamayacağı düşüncesinde olmalarıdır”

“Köklü bir demokrasi ve hukuk kültürünü haiz olmayan yeni demokrasilerde, yargı bağımsızlığının korunması bakımından en iyi model, hakimlerin yasama ve yürütmemeden ayrışmış tam bağımsız bir kurul tarafından atanmaları ve özlük haklarının bu kurulca yerine getirilmesidir. Bu kurulun üyelerinin tamamı hakimlerden oluşmalıdır.”

“Yargı Bağımsızlığı ve Hakimlik Teminatı; hâkimin üstünlüğünü ve ayrıcalığını sağlamak için değildir. Bu ilkeler, egemen olan iktidar gücüne, devlete, sermayeye ve başkaca güçlere karşı hak arama özgürlüğünün sigortasıdır.”

“Mahkemeden adil bir karar çıkmasının ön koşulu hâkimin ekonomik, coğrafi ve mesleki güvencesinin varlığı hakimlik teminatı ile doğru orantılıdır.”

“Eğer liyakat ve yeterlik ilkeleri dışında başka etkilerle bir hâkim o göreve gelmişse burada bir bağımsızlıktan ve hukuk devletinden asla söz edilemez.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir-11

YARGI ETİĞİ İLKELERİ, ÜLKEMİZDE YARGI ETİĞİ SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI

Yargı Etiği ya da Yargıda Etik: Yargı Nasıl Etik Olur?

“Yargı, etik olmadan yargı olamaz”

“Etik olmak yargının önkoşuludur”

“İnsan onurunu göz ardı eden ya da çiğneyen kararlardan ancak etik bir yargılama yaparak uzak durabiliriz.”

“Olması gereken adil yargılamanın kahramanlık gerektiren bir etkinlik değil, normal insanların, normal davranışla başarabilecekleri bir etkinlik olmasıdır.”

“Totaliter yönetimlerin kuvvetler ayrılığı veya yargı bağımsızlığı gibi bir sorunu yoktur.” “Demokrasilerin, anayasal veya siyasal demokrasilerin yargıya bakışı ise tümüyle farklıdır.”

“Amacına uygun işleyen, özerk ve bağımsız olan, adil olan bir yargı yürütmenin başarısının –işini amacına uygun yapabilmesinin- teminatıdır.”

“Yargının devletten ya da yurttaştan yana olması, ikisinden birini seçmesi değildir yapması gereken. Kimin haklı kimin haksız olduğunu bulmak, adil kararlar vererek ülkede adaletin tesisini sağlamasıdır. Yargının işini yapması devletin varlık amacına uygun bir kurum olarak işlemesini de sağlayacaktır.”

“Adil yargılama öncelikle adil olma isteğine sahip olmayı gerektirir. Yargıcın böyle bir iradesi, doğru karar verme ya da adil olma iradesi varsa ve bunun için gerekeni yapmaya hazırsa bu durumda aşılması gereken başka aşamalar vardır.”

“Genel olarak ilkeler bize değerlerin nasıl hayata geçirileceğini, değerlere uygun bir işleyişin nasıl olacağını söylerler.”

“Etik davranış ilkeleri geliştirilip meslek mensupları “normlara uygun davranmaya zorlanabilirler, ama etik eylemde bulunmaya zorlanamazlar. Bu, her kişinin ancak kendi hesabına öğrenebileceği bir şeydir”

“Normlar, Kuçuradi’nin dediği gibi, sadece negatif belirlemelerde bulunabilirler, yargıca ne yapmaması gerektiğini, nasıl karar vermemesi gerektiğini söylerler, nasıl doğru karar vereceğini bulmak yargıca kalmaktadır.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 12

Yargı Nasıl Etik Olur?

Türkiye’de Hukuk ve Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakâr Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi? 

“Ülkemizde demokrasi, ağırlıklı olarak toplumsal kesimlerden birinin sadece kendi egemenliği için talep ettiği, kendisine layık gördüğü demokrasiden ibarettir.”

“Türkiye’de dar bir azınlık dışında demokratik hukuk devletini samimi olarak isteme arzusu bulunmuyor.”

“Türkiye’de cumhuriyetçi siyasi rejimden yana olanların azımsanmayacak bir oranının bakış açısının sırtını özgürlüğe değil devlete dayaması önemli bir sorundur.”

“Karşı karşıya olduğumuz sorun saf siyasi bir sorundur.”

“Hep beraber nasıl bir toplum içinde yaşamak istiyoruz?” sorusu asgari değerleri tespit açısından daha birleştirici bir sorudur.”

“Sağ muhafazakâr kesimin dışında kalanları bir bütün olarak “sol” ya da demokrat olarak kabul etmek mümkün değil. Bu kesimlerin tüm farklılıklarına rağmen insan haklarına dayalı bir hukuk üzerinde anlaşması nispeten daha kolay. Yine de bu kesimin henüz laiklik konusunda bile ortak bir görüşü olmadığını ifade etmeliyim.”

“Yasalar hukuki değerlere dayanır, hukuki değerler ise toplumsal değerler üzerinde şekillenir.”

“Toplumumuzda tasavvur dünyasının kontrolünü elinde tutan muhafazakâr zihniyetin belirlediği hukuki değer hiyerarşisi; insan hak ve özgürlükleri alanında evrensel kazanımları kendi içine dâhil etme yerine, buna karşı ciddi direnç göstermekte hatta set örmektedir.”

“…hukukun ve yargının demokratikleşmesi; seküler dünya anlayışından beslenen iktidar bloğu kesimleri ile iktidar dışında kalan muhafazakarların iç muhasebe yapmalarını gerektirmektedir.”

“Türkiye’nin %70 sini temsil ettiği söylenen ve şu an bir kısmının ülkeyi yönettiği muhafazakâr kesimin önünde büyük bir siyasi-ahlaki-vicdani muhasebe durmaktadır.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 13

Türkiye’de Hukuk ve Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakar Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi?

Ahlâksız Hukuk: Ahlâki Anomi, Amoral Bireycilik ve Siyâsi Otoriter Zihniyet Karşısında Yargı Etiği İlkeleri Hayata Geçebilir mi?  

“Türk toplumu ahlâken çocuk toplumdur. Topluma hâkim olan otoriter zihniyet de bu özellikleri destekler. Toplumdaki otoriter eğilim ve ahlâki yapı, olduğu gibi Türkiye’nin siyasi rejimine, hukuk sistemine, meslek örgütlenmelerine yansımıştır.”

“Yürütmeye bağımlı hale getirilen yargının bağımsızlık ilkesinden bahsetmek hukuksal oksimorondur. Türk Yargısı, dün askeri otoritenin önünde esas duruşa geçerken, bugün yürütmenin başıyla çay toplama partisi yapmaktadır. Yargı Etiği İlkeleri, daha ilk maddesinde inandırıcılığını ve uygulanabilirliğini yitirmiş durumdadır.”

“Kuvvetler ayrılığı yoksa hürriyet de yoktur (…) Kuvvetler ayrılığı yoksa Anayasa da yoktur.”  “Bunlar yoksa yargı etiği ilkeleri de yaşaması mümkün olmayan kâğıttan ilkelerdir.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 14

Ahlâksız Hukuk: Ahlâki Anomi, Amoral Bireycilik ve Siyâsi Otoriter Zihniyet Karşısında Yargı Etiği İlkeleri Hayata Geçebilir mi?

Yargıda Yapay Zekanın Kullanımı ve Etik Değerler

Yargının Geleceği: Yapay Zekâ, Adil Yargılanma ve Etik Değerler İlişkisi

Hukuk dünyası, yapay zekâ devriminin etkisi altında! Yargıda yapay zekanın kullanımı, daha hızlı, adil ve etkili kararlar alınmasına yardımcı olabilir mi? Yeni etik sorunlar doğar mı? Adaletin geleceği nasıl şekillenecek? İnsan ve yapay zekâ iş birliği ile neler başarılabilir?

“Yapay zekanın yargı sistemindeki kullanımı etik ve yasal sorunları beraberinde getirebilir ve bu nedenle dünya genelinde dikkatle incelenmektedir.”

“Yapay zekanın yargı alanındaki kullanımı, olumlu ve olumsuz yönleri, hukuk sistemlerinin dijitalleşme sürecinde ortaya çıkan zorluklar ve fırsatlar dikkatlice ele alınmalıdır.”

“Yapay zekâ, benzer olayların yaşandığı veya kararların verildiği davalara dayalı olarak mahkeme kararlarını da önceden tahmin edebilir. Yapay zekâ, bir suçlu için uygun cezanın hesaplanmasına yardımcı olabilir. Ceza hesaplamalarında tarafsızlığı ve adilliği artırabilir.”

“Hakimler de karar verirken bu tür yazılımlardan faydalanabilir veya yazılımlar robothakim olarak görev yapabilir. Zira geliştirilen algoritmalar, artık davaları hem yasal hem ahlaki boyutlarıyla inceleyebilir hale gelmiştir.”

“Yapay zekâ kullanılarak yargılama süreçlerinin adil, bağımsız ve güvenilir olmasını sağlamak için, yapay zekanın kötüye kullanımını ve olumsuz sonuçlarını önlemek, temel insan haklarına saygı göstermek, ayrımcılığı engellemek, veri işleme yöntemlerini şeffaf, tarafsız ve anlaşılır hale getirmek ve denetlenebilir kılmak gereklidir. Bu önlemler alındığında, yargı sistemi içinde güvenilir bir yapay zekâ geliştirilebilir.”

“Yapay zekâ, bir suçlu için uygun cezanın hesaplanmasına yardımcı olabilir. Ceza hesaplamalarında tarafsızlığı ve adilliği artırabilir.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir – 15

Yargıda Yapay Zekanın Kullanımı ve Etik Değerler

Yargıcın Davranış İlkeleri / Dr. Enver Kumbasar, Yargıç

“Adaleti sağlamak için evrensel ilkelere uygun bir hukuk düzeninin kurulması, yargı bağımsızlığı ve yargıçların (mahkemelerin) tarafsızlığının sağlanması ön koşuldur.”
“Yargıda etik ilkeler, avukatlık ve savcılık mesleğini de kapsar biçimde iddia ve savunmanın etik ilkeleri ile bir bütün olarak değerlendirilmelidir ve bu ilkelerin yaşama geçirilmesi yargıç, avukat ve savcının ortaklaşa çalışması ve mücadelesi ile olanaklı olabilir”
“Mecelle’de Yargıç: Bilgin, zeki, doğru, güvenilir, vakar sahibi ve sağlam”
“Yargıda korunması gereken temel değerler: Bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük, mesleğe yaraşırlık, eşitlik, ehliyet ve özen”
“Hukuk fakültelerinde “Yargı Etiği İlkeleri” dersi, hiç değilse seçimlik ders olarak okutulması gerekir.”
“Yargıç adayları, yargıda etik ilkeleri içselleştirmekten uzak, adeta bürokratik hiyerarşik yapının bir parçası gibi yetiştirilmektedir.”
“Adalet, toplumsal barış ve huzurun da temelidir. Dürüst yargıç, adil davranan yargıçtır.”
“Kanun önünde eşitliği bir yargıç, hukuk önünde eşitlik olarak değerlendirmelidir. Hukuktaki evrensel gelişmeler ve insanlığın ulaştığı yeni değerler eşitlik ilkesinin uygulanmasında yargıca yol göstermelidir.”
“Hukuk canlı bir varlık gibi sürekli değişme ve gelişme göstermektedir. Yargıç, bütün bu süreçleri yakından takip etmelidir.”
“Yargı etiği ilkelerinin yaşama geçirilebilmesi için, yargının bütün öznelerinin, dahası bütün toplumsal güçlerin örgütlü ortak mücadelesi kaçınılmaz gözükmektedir.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 16

Yargıcın Davranış İlkeleri

HER ŞEYİN BAŞI: ETİK  / Av. Murat Fatih Ülkü

“Yakındığımız konuların hepsi geliyor, sonunda etiğe dayanıyor; zaten orada da bitiyor, kalıyor, tıkanıyor:”“Yargı etiği ilkelerini uygulayacak yargı ögelerinin, özellikle de yargıçların temel ve asgari bir erdemlilikle donatılmadıkça, yargı etiği ilkelerinin yaşama geçirilmesini beklemek boşuna olacaktır.”

“Kötü kanun iyi uygulayıcının elinde en iyi kanun, iyi kanun kötü uygulayıcının elinde en kötü kanun haline gelebilir”

“Yinelene yinelene sıradanlaşmış, yasak savmak için söylenir hale gelmiş, böyle olduğu her halinden belli olduğu için değerini oldukça yitirmiş bir klişe artık bu söz: Yargının üç sacayağı vardır, bunlardan biri de avukatlıktır.”

“Avukatlara verilmek istenen bir duygu var hep: Dışlanmışlık.”

“Belki de artık klişe “sacayağı” söyleminden uzaklaşıp, avukatlığı sacayağının bir parçası olmaktan çıkarıp ayrı bir yerde tanımlamamız daha doğru olacak.”

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 17

Her Şeyin Başı Etik

GRECO: Türk Yargı Etiği İlkelerine Uluslararası Bir Bakış ve HSK Açmazı / Av. Dr. Ersoy Zırhlıoğlu

“Adalette atalet baş gösterirse, yalnızca yukarıda saydıklarımızın hiçbiri gerçekleşmemekle kalmaz; aynı zamanda hukuk sistemine gölge düşer, yargıya dair ümitler ve umutlar tükenir. Adalet, adalet saraylarında aranmaktan çıkar ve ihkak-ı hak, hak olarak algılanmaya başlanılır. Toplumdaki adalet ahlakı ile adaletteki ahlaka dair inanış; dolayısıyla topyekûn ahlak sükût eder.”

“Hukuken, bir insan bir başkasının haklarını ihlal ettiğinde suçludur. Etik konusunda ise sadece bunu yapmayı düşünüyorsa dahi suçludur.”

“Etik bir yargılama sürecinde ne hâkimin ne de avukatın, bir üste yahut asta ihtiyacı olmamalıdır; yargılamanın bütün tarafları eşit güçler ile donatılmış olmalıdır.”

“İnsanı insan yapan yahut tam ve iyi, erdemli bir insan yapan, onun etik değerleri ve bu değerlere bağlılığıdır.”

“Etik kurallar, hâkimlerin bağımsızlığını, tarafsızlığını, dürüstlüğünü ve adaletin gerçekleşmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur.”

“Sistemik bozukluklar giderilmeden, bireysel etik değerlere uyumun arttırılması ancak bir noktaya kadar etkili olacaktır. Düzgün sistem, bozuk elemanını ayıklamayı ve düzeltmeyi becerme kuvvetine haizdir.”

“Hâkimler ve Savcılar Kurulu (“HSK”), tıpkı hâkimler ve savcıların yargılamalarda yan yana oturmasında olduğu gibi, halen adalet sistemimizin yan yana bulunması hatalı olan yapılarından birisidir”

“HSK varlığını sürdürdüğü ve hâkimlik ile savcılık arasındaki ayrım netleşmediği sürece, yargı etiğinin ülkemizdeki esaslarından bahsetmek hayaldir.”

“Bütün adalet sistemimizin HSK ile vedalaşma vakti gelmiştir.”

Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 18

Greco: Türk Yargı Etiği İlkelerine Uluslararası Bir Bakış ve HSK Açmazı

YAPAY ZEKA ve YARGI ETİĞİ İLİŞKİSİ / Av. Gizem Yılmaz

“Yapay zekânın insanlığa hizmet edebileceği en önemli alanlardan biri, adaletin sağlanması için gerçekleştirilen yargılama faaliyeti olarak kendini göstermektedir.”

“Hukuk dünyası açısından Yapay Zeka alanındaki en önemli gelişme, Avrupa Birliği tarafından 2018 yılında kabul edilen “Yapay Zekânın Yargı Sisteminde Kullanılmasına Dair Avrupa Etik Şartı”dır.”

“Yapay zekâ hizmetlerinin Türkiye’de yargı sistemlerinde güvenle kullanılabilmesi için, öncelikle “insan odaklı etik” anlayışıyla hareket edilmesi gerekmektedir.”

“Dijital mühendisler ve hukukçular birlikte çalışarak yargı sistemini ileri taşıyacak ve hatta dünyaya örnek oluşturacak atılımlar yapabilir.”

“Yapay zekâ teknolojilerinin etik kurallar çerçevesinde kontrol altında tutulması gerekmektedir.”

“Yapay zekâ yazılımlarının amacı, insanın yeteneklerini ve potansiyelini artırmak olmalıdır”

“Yapay zekânın etik kullanımı konusunda insanlar denetimi ve kontrolü elden bırakmayacak, insan haklarına ve değerlerine saygılı, şeffaf, güvenilir ve hesap verebilir bir sistem oluşturma hedefinde olunacaktır.”

“Teknoloji çağının sunduğu imkânlardan en üst seviyede faydalanabilmek için riskleri en aza indirmek gerektiği açıktır.”

“Adil ve bağımsız bir yargı için güvenilir yapay zekâ uygulamalarının kullanılmasına bir an önce başlanması gerekliliği de ortadadır.”

#YargıEtiği #HukukFelsefesi #Bangalore #YargıSistemi #Adalet #MeslekKuralları #BağımsızYargı #Tarafsızlık #Dürüstlük #Eşitlik #Ehliyet #Liyakat #Özen #HukukEğitimi #OnarıcıAdalet #SosyalAdalet #YapayZeka

Yargı Etiği İlkeleri Nasıl Yaşama Geçirilebilir? – 19

Yapay Zeka ve Yargı Etiği İlişkisi

AVUKATLIK MESLEĞİ VE MESLEK ETİĞİ

#YargıEtiği #HukukFelsefesi #Bangalore #YargıSistemi #Adalet #MeslekKuralları #BağımsızYargı #Tarafsızlık #Dürüstlük #Eşitlik #Ehliyet #Liyakat #Özen #HukukEğitimi #Avukat #Hakim #Savcılık #Uzlaştırma #Arabuluculuk #Bilirkişi #Hakem #Uzlaşma  #OnarıcıAdalet #SosyalAdalet #YapayZeka

Murat Sevinç

0

Doç. Dr. Murat Sevinç, 1970 yılında İstanbul’da dünyaya geldi.

1988 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanarak lisans eğitimini burada tamamladı.

Mülkiye’den mezun olmasının ardından dil eğitimi için Londra’ya gitti. Üniversite yıllarında, yaz tatillerinde çeşitli işlerde ve Beyoğlu Sineması’nın büfesinde çalıştı.

Londra’da iken garsonluk yaptı. Yurda döndükten akademik faaliyetlere yoğunlaştı.  Yüksek lisans eğitimini aynı fakültede tamamladı.

Akademik Çalışmaları

Sevinç, 1995 Aralık ayı sonunda Anayasa Hukuku Kürsüsüne asistan oldu. Prof. Dr. Cem Eroğul’un asistanı olarak görev yaptı.

Doktora eğitiminden sonra da siyaset bilimi ve anayasa hukuku alanında çalışmalarına devam ederek doçent unvanını kazandı.

Türkiye’nin Anayasal Düzeni, Anayasa Hukuku, Anayasa Tarihi, Anayasa Hukukuna Giriş ve Çağdaş Devlet Düzenleri derslerini verdi.

Mülkiye’de vermiş olduğu derslerin yanı sıra Boğaziçi Üniversitesi’nde de Anayasa Hukukuna Giriş derslerini yürüttü.

Öğrencileri tarafından hukukçu kimliği yanında sanata, edebiyata, şiire sinemaya ve tiyatroya değer veren bir akademisyen olarak tanımlanmaktadır.

Doç. Dr. Murat Sevinç, Siyasal Bilgiler Fakültesi(Mülkiye) Anayasa Hukuku kürsüsünde öğretim üyesi olarak görev tapmakta iken 7 Şubat 2017 tarihli ve 29972 mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayınlanan 686 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyle üniversitedeki akademisyenlik görevinden ihraç edilmiştir. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki son dersine Skype aracılığıyla katılmış, öğrencileri tarafından alkışlarla uğurlanmıştır. Sevinç, “Gün gelecek bize bu haksızlıkları yapanların hakkını da biz savunacağız” demiştir.

Mahatma Gandi’nin Tuz Yürüyüşü ile kıyaslanan ve 2017 yılında Ankara’dan İstanbul’a kadar devam eden Adalet Yürüyüşü’ne katılmıştır.

Üniversiteden ihraç edildikten sonra çok sayıda sivil toplum kuruluşunda Anayasa Hukuku dersleri vermiştir. Ankara 22. İdare Mahkemesi tarafından görevine iade kararı verilmiştir.

İnsan Hakları Okulu programında Anayasa Tarihi atölyesini yürütmüştür.

Açık Radyo’da ve birçok medya kuruluşunda röportajları ve yazıları yayınlanmıştır.

Kadıköy Moda Sahnesinde, halka açık Anayasa Tarihi dersleri vermektedir.

Akademik dünyada ve medyada açıkladığı görüşleriyle dikkat çekmiştir.

Sabahattin Ali‘yi hapislerde çürüten ülke Sevinç’in de saçlarını ağartmıştır.

Eserleri ve Makaleleri 

Doç. Dr. Murat Sevinç, Gazete Duvar, Diken, Radikal, Toplum ve Bilim, Birikim Dergisi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi ile birçok dergi ve gazetede makale ve yazıları yayınlanmıştır.

Mümtaz Soysal’a Armağan kitabının hazırlanmasına katkıda bulunarak “Prof. Mümtaz Soysal’ın Dinamik Anayasa Anlayışı ve Kuruluş Anayasalarını Yeniden Okumak” isimli bölümü yazmıştır.

Gazete Duvar için yazdığı yazıların bir kısmını “Hey Garson!” adı altında kitaplaştırmıştır.

“Kuruluşun İhmal Edilmiş İstisnası 1921 Anayasası ve Tutanakları”; “Türkiye’nin Anayasa İmtihanı, Cumhurbaşkanlığı – Başkanlık Tartışması”; “Türkiye’de Milletvekillerinin Dokunulmazlıkları” ve “Anayasa Yazıları” başlıkları ile kitapları vardır.
Kuruluşun İhmal Edilmiş İstisnası 1921 Anayasası ve Tutanakları – Kitabın Sunumu

“Murat Sevinç ve Dinçer Demirkent’in etraflı bir yorum ve analizle sundukları 1921 Anayasası deneyimi, sadece ürünü olan belgeyle değil, asıl, müzakereleriyle dikkate değer. Bu müzakereler, anayasa ilkeleri ve kavramları hakkında, canlı ve zengin bir tartışma ortamını ortaya koyuyor. Aslında bütün temel politik meseleler hakkında – ve hâlâ canlılığını koruyan bir tartışma…

Kuruluşun İhmal Edilmiş İstisnası – İlk Bölüm

“Ne kadar daire küçülürse o kadar büyük salâhiyet veriniz, korkmayınız. Bahusus bu millet; kardaşlarım bu millet Türklük itibariyle asırlardanberi minelevvel demokratlıktan ruhunu almış ve islâmiyetin inzimamiyle bütün diğer anasırı muhtelife (çeşitli unsurlar) etrafına toplanarak bu dünyada demokratlığı, müsavatı (eşitliği) tesis etmiş bir millettir. Bundan hiç korkmayınız. Yalnız kardaşlarım asırlardanberi bu milletin hukuku şahsiyesi, hukuku milliyesi, hukuku umumiyesi istibdadın, kahrın altında zebun oldu, inledi, bitti. Arkadaşlar; bunun hukuki dairesi büyüdükçe emin olunuz kendi tarafından idare edilemez…”

Türkiye’nin Anayasa İmtihanı / Cumhurbaşkanlığı – Başkanlık Tartışması : Kitabın Sunumu

“Üretken anayasa hukukçusu Murat Sevinç, anayasa değişikliği teklifinin etraflı bir analizini yapıyor. Başkanlık, yarı başkanlık ve parlamenter sistem modellerinin hiçbirine uymayan bu “Cumhurbaşkanlığı sistemi”nin kendi içindeki analiziyle yetinmiyor. Bu modeli, içinden çıkıp geldiği anayasa tartışmaları ve Türkiye sağının “millî iradeci” arayışı içinde konumlandırıyor.

Hiçbir anayasa boşlukta durmaz. Ait olduğu ülkenin toprağından çıkar ve o toprağın niteliklerini barındırır. Yeşerdiği ülkede hangi sınıfın hâkim olduğu ve diğerleriyle ilişkisi, o ülkenin siyasal kültürü, tarihi, ekonomik ve kültürel gelişmişlik seviyesi, yaygın inanç ya da inançlar, anayasanın sözcükleri ve onların yorumlanması üzerinde belirleyici olur. (…) Buradan evrensel hukuk kural ve ilkeleri olmadığı, olamayacağı sonucu çıkmaz elbet. Birkaç bin yıldır tarih içinde oluşan ve çeşitli isimlerle adlandırılmış hukuk ekollerinin eleğinden geçip genel kabul görmüş temel ilkeler, evrensel kurallar var. Yüzyıllar içinde, çeşitli mücadeleler sonucunda ortaya çıkmış yönetim ilkeleri, hükümet biçimleri olduğu gibi.

2017 Nisan’ında halkoyuna sunulan Anayasa değişikliği teklifi, Türkiye’nin yönetim sisteminde köklü değişiklikler getiriyor. “Rejim değişikliği” ölçeğinde tartışmalara veya tehdit algılamalarına zemin oluşturan bir değişim…

Üretken anayasa hukukçusu Murat Sevinç, bu anayasa değişikliği teklifinin etraflı bir analizini yapıyor. Başkanlık, yarı başkanlık ve parlamenter sistem modellerinin hiçbirine uymayan bu “Cumhurbaşkanlığı sistemi”nin kendi içindeki analiziyle yetinmiyor. Bu modeli, içinden çıkıp geldiği anayasa tartışmaları ve Türkiye sağının “millî iradeci” arayışı içinde konumlandırıyor. Ülkenin 150 yıla yaklaşan modern anayasa tarihinin serüvenini, öncelikle 2017 değişiklik teklifinin merkezinde yer alan cumhurbaşkanlığının konumuna odaklanarak, yeniden hatırlamamızı ve değerlendirmemizi sağlıyor. Sahici bir tartışmanın pek mümkün olamadığı bir ortamda, eleştirel tutumunu, sakin, serinkanlı, bilimsel olma sorumluluğuyla bağdaştıran bir çalışma.

Kitabında ‘partili cumhurbaşkanlığı’nı esas alan anayasa değişikliği teklifini analiz eden Sevinç, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve hükümetin ‘Türkiye’ye özgü’ diye nitelediği yeni sistemin hangi anayasa tartışmaları içinden çıktığı ve sağın ‘milli iradeci’ arayışında nereye oturduğu sorularının yanıtını arıyor. Sevinç, giriş bölümünde kitabı yazma amacını “Gürültüden duyulmayan seslerden biri daha olmak” diye açıklıyor.”

Anayasa Yazıları – Kitabın Önsözü

“Anayasa Yazıları, 1920-2011 arası anayasal kurumların anlatıldığı kısım dışında, geçmiş yıllarda kaleme alınmış ve çoğu A.Ü. SBF Dergisi’nde olmak üzere yayımlanmış makalelerden oluşuyor. Makalelerin tümünü gözden geçirip gerektiğince güncelleştirmeye çalıştım. SBF Dergisi dışında bir yazı Birikim’de, bir diğeri AKP Kitabı’nda yayımlanmıştı.

Yazıların seçilmesinde birkaç ölçüt göz önünde bulundurmaya çalıştım. Bu derleme, öncelikle öğrencilerden derste okumalarını talep ettiğim makalelerden oluşuyor. Aralarında bir seçim yapıp güncel siyasi tartışmaları yakından ilgilendiren anayasa konuları hakkında yazılmış olanları; anayasanın sistematiğini göz önünde bulundurarak bir araya getirdim.

İlk yazı Kurtuluş Savaşı’ndan bugüne anayasal gelişmeleri içeriyor. Bu zaman zarfında yürürlüğe giren anayasaları çok kısa da olsa; temel ekonomik tercihler, başta asker-sivil olmak üzere hakim toplumsal katmanlar arasındaki ilişkiler bağlamında anlatmaya ve ayrıca her dönemin sonunda milletvekili genel seçim sonuçları ile seçim sistemindeki bazı değişiklikleri aktarmaya çalıştım. Sonraki yazıları, anayasanın sistematiği doğrultusunda; temel haklar, yasama, yürütme ve yargı organlarını göz önünde bulundurularak seçtim. Açlık grevleri, bayrağa saygısızlık ve vicdani retçilik gibi konular başta olmak üzere seçilen makalelerin ortak özelliği, Türkiye’de canlı siyasi tartışma ve kimi zaman yoğun duygusal tepkilere neden olmuş sorunların, anayasal açıdan, soğukkanlılıkla ele alınma çabasına ilişkin olmalarıdır. Öğrencilere olduğu kadar, söz konusu anayasal sorunlarla ilgilenen okuyucuya da hitap etmesini umduğum derlemenin içeriği anayasal gelişmelere bağlı olarak değişecektir.

Okuyacağınız makalelerin yazılması uzun yıllara yayıldı. Her birinde, burada isimleri anılması mümkün olmayan çok sayıda kişinin katkısı var. Ancak katkıda bulunanlardan ikisinin adını anmadan geçmem olanaksız. İlki, yitirdiğimiz Hocam Prof. Dr. Yavuz Sabuncu. İki Kürsü hocamdan biri olan Yavuz Sabuncu’nun benim ve Mülkiye’nin üzerinde emeği çoktur; nur içinde yatsın. Diğer Kürsü Hocam emekliye ayrılan Prof. Dr. Cem Eroğul. Hocamın, buradaki yazılarda, tezlerimde ve derslerde sarf ettiğim her sözcükte anlatılmaz emeği var. Üstelik yalnızca benim için değil, kendisinden akademik destek talep eden herkes için aynı özveriyi göstermiştir. Prof. Eroğul, gerek benim gerekse Mülkiye için, emektir. Kendisine kuru bir teşekkürden fazlasını borçluyum.” Murat Sevinç

Murat Sevinç’in Bazı Makaleleri

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ RESMİ GAZETE’DE YAYIMI İLE BAĞLAYICILIĞI ARASINDAKİ İLİŞKİ

TÜRKİYE’DE BAYRAĞA SAYGISIZLIK KONUSU

KRONİK / Öncesi ve Sonrasıyla 29 Mart 2009 Yerel Seçimi

TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ KAPATMA DAVASI VE DEVLET YARDIMINDAN MAHRUM BIRAKMA YAPTIRIMI

Kronik: Devletin Siyasal Partilerle Sınavı: AKP’nin Kapatılması Davası

1995 ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİN SİYASAL PARTİLER TÜZEMİZE ETKİLERİ

2010 Anayasa Değişiklikleri: Yöntem ve İçerik Eleştirisi

Kronik: Hrant Dink Cinayetinin Düşündürdükleri

22. YASAMA DÖNEMİ’NİN (2002-2007) ARDINDAN, YASAMA BAĞIŞIKLIKLARI KONUSU

Kitap İncelemesi: Fazıl Sağlam, Siyasal Partiler Hukukunun Güncel Sorunları

Bir İnsan Hakları Olarak: Açlık Grevi

Güncel Gelişmelerin Işığında, 1982 Anayasasına Göre Cumhurbaşkanı

Kitap İncelemesi: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Önerisi

AMERİKAN YÜCE MAHKEMESİ

Prof. Mümtaz Soysal’ın Dinamik Anayasa Anlayışı ve Kuruluş Anayasalarını Yeniden Okumak

Gizem Yılmaz

0

Avukat Gizem Yılmaz, Bursa’da dünyaya geldi. Lise eğitimi sırasında “1982 Anayasası’nın 14.Maddesi” hakkında 2007 yılında yapılan makale yarışmasında yazdığı makale ile Bursa Atatürk Anadolu Lisesi’nde okul birincisi oldu. 2008 yılında Yahya Kemal Beyatlı’yı Anma şiir yarışmasında Bursa birincisi oldu.

2013 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.

Marmara Üniversitesi Avrupa Araştırmaları Enstitüsü’nde Avrupa Birliği Hukuku üzerine yüksek lisansını tamamladı. “Avrupa Birliği Ortak Pazarında Miktar Kısıtlamalarına Eş Etkili Önlemler” başlıklı yüksek lisans teziyle Avrupa Birliği Antlaşmasına yeni bir taslak madde önerisi sundu. Tezi, kitap haline getirildikten sonra T.C. Ticaret Bakanlığı’na sunuldu ve Avrupa Komisyonu’nun konuyla ilgili hazırlık aşamasında olduğu yeni Tüzük hakkında devlet kurumları bilgilendirildi. Yılmaz, akademik kariyerine Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesindeki özel hukuk programında doktora yaparak devam etmekte ve “Milletlerarası İnşaat Sözleşmelerinde Çok Taraflı ve Birden Fazla Sözleşmeyle İlişkili (Kompleks) Tahkim” başlıklı tezini tamamlama  aşamasındadır. Eş zamanlı olarak Londra Queen Mary Üniversitesi Ticari Araştırmalar Merkezi bünyesindeki Uluslararası Tahkim Merkezinde ziyaretçi doktora araştırmacısı pozisyonuyla akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Mesleki Faaliyetleri, Sivil Toplum Çalışmaları, Projeleri ve Ödülleri  

İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat olan Yılmaz arabuluculuk ve bilirkişilik faaliyetleri de yapmaktadır. Uluslararası sözleşmeler hukuku, inşaat ve gayrimenkul hukuku, tahkim ve uyuşmazlık çözümleri, milletlerarası özel hukuk, ticaret hukuku, borçlar hukuku, eşya hukuku, yabancılar ve aile hukuku, miras hukuku, alanlarında faaliyet mesleki faaliyet göstermektedir.

İstanbul Tahkim Derneği’nin (İSTA) ve İstanbul Barosu Tahkim Merkezi’nin üyesidir.

Avrupa Birliği’ne “Domestic Violence Suffered by Women Migrants Living Abroad” konulu bir proje yazarak aldığı fon ile Almanya’daki göçmen ailelerin yaşadığı sorunları incelemek ve raporlamak üzere yurt dışında proje gerçekleştirmiştir. Altı ay süren bu çalışmada, Avrupa’daki göçmenlerin yoğun olarak bulunduğu bölgelerden biri olan Almanya’da, kadın haklarının hukuki ve dini boyutu, göçmenlik statüsü, göçmenlerin yaşadığı problemlerin aile hayatına yansıması, asimilasyon ve entegrasyon süreçleri değerlendirilmiş, çeşitli toplumsal gruplar, uzmanlar ve halk ile söyleşiler, röportajlar ve paneller gerçekleştirilmiş, projenin sonuçları üzerine nihai bir rapor oluşturularak AB Bakanlığı ile Türkiye’deki Ulusal Ajans’a sunulmuştur.

NATO, Navarino Network ve Kadir Has Üniversitesi iş birliğiyle Yunanistan’da gerçekleştirilen “Türk – Yunan Genç Liderler” çalışmasına katılmış, farklı disiplinlerde çalışan genç uzmanların bir araya getirildiği bu projede iki ülkenin geleceğine ışık tutacak çalışmalar geliştirilmesi hedeflenmiştir.

2021 yılında, Avrupa Konseyi Siyaset Okulu üyesi olarak Strazburg’da gerçekleştirilen Demokrasi Forumu’na katıldı ve AİHM ziyaretinde bulundu. TRT Radyo-1’de Prof. Dr. Murat Topuz’un sunduğu “Hukuk ve Hayat” konulu programın daimi konukları arasında yer almaktadır.

2024’te Delhi’de gerçekleştirilecek LexTalk World Conference serisinin “Lex -Falcon Global Awards” Hukuk Ödüllerine, ilk on yıllık kıdem kategorisinde yılın tahkim hukukçusu olarak aday gösterilmiştir.

Lisanslı yüzücü olarak katıldığı müsabakalarda kazandığı sekiz adet altın madalyası bulunmaktadır.

Avukat Gizem Yılmaz’ın Eserleri

Yılmaz’ın iki kitabı, çeşitli kitap bölümleri, tebliğleri ve hakemli dergilerde yayınlanmış bilimsel makaleleri bulunmaktadır.

Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi Çerçevesinde Aile İçi Çocuk Kaçırma: Uygulanması – Güncel Sorunlar ve İlgili Mevzuat” başlıklı kitabı, 2021 yılı Kasım ayında Seçkin Yayınlarından basılmıştır.

Milletlerarası Özel Hukuk Sözleşmelerinin Anayasa Madde 90 Uyarınca Türk Hukukunda Uygulanması Sırasında Karşılaşılan Sorunlar başlıklı kitap bölümü ile Milletlerarası Özel Hukukta Yetki Sözleşmeleri başlıklı kitap bölümünün yazarıdır.

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre Ticaret Ortaklıklarında Bölünme Süreci”; “Hukuk Muhakemeleri Kanunu Kapsamında Hakem Kararlarının İptali Sebepleri ve Hâkimin Karara Müdahalesi”; “Yargıtay Kararları Işığında İş Sözleşmesinin Performans Düşüklüğü Nedeniyle Feshi”; “Haksız Fiil Sorumluluğunun Metodolojik Serüveni; Kanunlar İhtilafı ve AB Roma II Tüzüğü Kapsamında Haksız Fiil Sorumluluğuna Uygulanacak Hukuk”; “AB Hukuk Düzleminde Irk Ayrımcılığı ve Ayrımcılık Yasağı”; “Özgür Basın Ütopyası – 4. Erk Olarak Basın” başlıklı hakemli makaleleri bulunmakta, ayrıca Anonim Şirketler, Avrupa Birliği Hukuku ve İngiltere Tahkim Hukukuna ilişkin çeşitli araştırma ve inceleme yazıları yayınlamaktadır. Gelişmekte olan yapay zekâ hukuku ve etik konularında da mikro seviyede akademik çalışmalar yürütmekte olan Yılmaz’ın, “Yapay Zekâ ve Robotların Sebep Olduğu Zararlardan Doğan Sorumluluğun Kusursuz Sorumluluk Hükümleri Çerçevesinde İncelenmesi” ve “Yapay Zekanın Yargı Sistemlerinde Kullanılmasına İlişkin Avrupa Etik Şartı” başlıklı çalışmaları da makale olarak yayımlanmıştır.

Mobbing Hukuku

0

Mobbing, kelime anlamı olarak, psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme, bezdirme ve sıkıntı verme anlamlarına gelmektedir. Günümüzde mobbing kavramı, iş hayatında yaygın olarak kullanılmakta, yıldırma ve iş yerinde psikolojik baskılama anlamında kullanılmaktadır. Hiyerarşik düzenin hakim olduğu kurum ve iş yerlerinde özellikle daha güçlü olanların zayıf olanları yıldırmak, psikolojik olarak baskı altına almak ve sistematik baskı uygulaması mobbing olarak tanımlanmaktadır.

Mobbing, genellikle çalışanların şerefine, doğruluğuna, güvenilirliğine ve mesleki yeterliliğine yapılan saldırı olarak gerçekleşmekte; mobbing uygulayan amirlere en büyük desteği nevrotik, korkak ve iktidar hırsı olan kişiler vermektedir. İletişim dili, negatif, küçük düşürücü, taciz edici ve baskı kurucu olup çoğunlukla aynı anda birden fazla kişi tarafından uygulanmaktadır.

Mobbing, öncelikle psikologlar tarafından bilimsel incelemelere tabi tutulmuş, ardından hukuki bir kavram olarak kullanılmaya başlanmış, yargı kararlarına konu olmaya başlamıştır. Türkiy’de mobbinge uğrayan kişilerin korumaya alınmasının yolu 2011 tarihide kabul edilen yeni Türk Borçlar Kanunu ve 2016 yılında kabul edilen Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu ile açılmıştır. 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasındaki Mobbing Yasağı ile İlişkili Maddeler

Anayasa 125. madde: “İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır…”

Anayasa 129. madde: “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.”

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunundaki Mobbing Yasağı ile İlişkili Maddeler

Türk Ceza Kanunu 94. madde: “Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur…. Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.”

2011 Yılında Çıkarılan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunundaki Mobbing Yasağı ile İlişkili Maddeler

Türk Borçlar Kanunu 417.madde: “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.”

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunundaki Mobbing Yasağı ile İlişkili Maddeler

Devlet Memurları Kanunu 10. madde: “…Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır. Amirlik yetkisini kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslar içinde kullanır…”

Devlet Memurları Kanunu 11. madde: “Devlet memurları kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslara uymakla ve amirler tarafından verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü ve görevlerinin iyi ve doğru yürütülmesinden amirlerine karşı sorumludurlar.”

Devlet Memurları Kanunu 17. madde: “Devlet memurları, bu kanun ve bu kanuna dayanılarak yayınlanan tüzük ve yönetmeliklere göre tayin ve tespit olunup yürürlükte bulunan hükümlerin kendileri hakkında aynen uygulanmasını istemek hakkına sahiptirler.”

Devlet Memurları Kanunu 21. madde: “Devlet memurları kurumlarıyla ilgili resmi ve şahsi işlerinden dolayı müracaat; amirleri veya kurumları tarafından kendilerine uygulanan idari eylem ve işlemlerden dolayı şikayet ve dava açma hakkına sahiptirler.”

Mobbing Hukuku Kitabı 

Mobbing Hukuku – Dr. Ferhat Uslu, Prof. Dr. Hasan Tutar

Mobbing Hukuku isimli eser Dr. Ferhat Uslu ve Hasan Tutar tarafından yazılmış, Adalet Yayınevi tarafından 2018 yılında basılmıştır. Eser, Mobbing ve Mobbing Hukuku alanında yazılmış istisnai eserlerdendir.

Mobbing Hukuku Kitabının tanıtım yazısı şu şekildedir:

“Örgütlenmenin olduğu her yerde mobbing olgusu her zaman vardı; ancak mobbing konusunda bilinç veya farkındalık “mobbing” kavramının tanımlandığı ve çerçevesinin çizildiği 1980’li yıllara gelinceye kadar bulunmamaktaydı. Bu yüzden mobbing, eski dönemlerden beri bir olgu olarak mevcudiyetini korumakla birlikte, 1980’li yıllardan önce kavram olarak ortaya çıkmamıştı. Mobbing olgusunun kavramsallaştırılması önce örgüt psikologlarının, sonra da hukukçuların çabalarıyla mümkün olmuştur.

Mobbingin çerçevesinin ortaya çıkıncaya kadar neyin mobbing neyin kötü muamele, neyin haksızlık olduğunun ayırımına varılamaması bu alanda önemli karmaşalara neden olmaktaydı. Önce Batıda daha sonra Türkiye’de ve dünyanın özellikle endüstri ilişkilerinin ve iş hukukun gelişmiş olduğu ülkelerinde mobbing olgusu üzerinde, teorik ve hukuksal düzeyde önemli somut gelişmeler yaşanmaya başlandı. Günümüzde mobbing hukuksal düzenlemelerin konusunu oluşturduğu gibi, ayrıca yargı organlarının kararlarında da kendisine sıklıkla yer bulmaktadır. Mobbingle mücadele için uluslararası ve ulusal hukuk düzeyinde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Ülkemizde bu konuda en önemli adım, 11.01.2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 06.04.2016 tarih ve 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun kabul edilmesiyle atılmıştır.

Son zamanlarda sıklıkla gerek ilk derece mahkemeleri gerekse de istinaf ve yüksek yargı kararlarına konu olan mobbing, kamu-özel, kadın-erkek, yüksek eğitimli-ilk ya da orta eğitimli olmasına bakılmaksızın her yerde ve herkesin yaşayabileceği bir örgütsel sorun sarmalı olarak devam etmektedir. Ne var ki mobbingle ilgili, kimi bireysel, kurumsal ve hukuksal mücadele yolları da yok değildir. Bu çalışma mobbing olgusuyla hukuksal açıdan mücadele etmek amacıyla ele alınmıştır. Esas olan hukuksal yollara başvurmadan önleyici mekanizmalarla mobbingin önlenmesidir; ancak her şeye rağmen mobbing devam ediyor ise hukuksal başvuru yollarının var olduğunu unutmamak gerekir. “Mobbing Hukuku” adlı bu çalışmamızın, mobbingten kaynaklanan sorunların çözümünde yararlı olmasını dileriz.”

Mobbing Hukuku Kitabının Yazarı Dr. Ferhat Uslu

Dr. Ferhat Uslu

Ferhat Uslu, 27 Eylül 1979 Tarihinde Bursa ili, İnegöl ilçesi, Gündüzlü (Muzal) Köyü’nde dünyaya gelmiş, 1990 yılında Gündüzlü Köyü İlkokulu’ndan; 1993 yılında İnegöl Sinanbey Ortaokulu’ndan; 1996 yılında İnegöl Ticaret Meslek Lisesi’nden; 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Meslek Yüksekokulu’ndan; 2004 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur.

Anayasa Hukuku akademisyeni olan Uslu, 2008 yılında Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Hukuk Anabilim Dalı, Kamu Hukuku Bilim Dalı Tezli Yüksek Lisans Programı’nı, “Anayasa Yargısının Meşruluğu Sorunu Işığında Türk Anayasa Mahkemesi” adlı yüksek lisans teziyle; 2013 yılında İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı Doktora Programı’nı “Anayasa Yargısının Sınırları Sorunu” adlı doktora teziyle tamamlamıştır.

Dr. Ferhat Uslu, 2007-2009 ve 2012-2014 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalında ve 2009-2012 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalında Araştırma Görevlisi olarak görev yapmıştır.

Uslu, 18 Ağustos 2014 tarihinde Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’na Yardımcı Doçent Doktor unvanıyla Öğretim Üyesi olarak atanmıştır.

Uslu, Mayıs-Ağustos 2016 tarihleri arasında Harvard Law School’da (ABD-Boston-Massachusetts) bilimsel araştırmalarda bulunmuştur.

Ferhat USLU, halen Sakarya Üniversitesi’nin çeşitli fakültelerinde Hukuka Giriş, Anayasa Hukuku Genel Esaslar, Anayasa Yargısı, Türk Anayasa Hukuku, Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru, Siyasi Partiler Hukuku, İnsan Hakları Hukuku, Genel Kamu Hukuku ve Spor Hukuku dersleri vermektedir.

Uslu, İngilizce bilmektedir.

49’lar Davası

0

49’lar Davası, İleri Yurt gazetesini çıkaran Musa Anter, Canip Yıldırım ve Yusuf Azizoğlu’nun yayımladığı Kürtçe şiiri Qimil/Kımıl sebebiyle 1961 yılında açılan davadır. Sanıkların 16’sı hukukçulardan oluşmaktadır.

Musa Anter’e destek veren 50 kişi gözaltına alınmış, 22 eylül 1959’da tutuklamalar başlamıştır. Gözaltına alınanlardan Mehmet Emin Batu mide kanamasından ölünce geriye 49 kişi kalmış ve dava bu sayıyla anılır olmuştur. Sanıklar 14 ay tutuklu kalıp mahkemeye çıkarılmayı bekmiş, bu sırada 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiş ve 3 Ocak 1961 tarihinde yargılama başlamıştır.

Cumhuriyet Savcılığı, 49 sanığın 24 ‘ü hakkında TCK’nun 125. maddesinin “Türkiye Cumhuriyeti topraklarının tamamını veya bir kısmını bir ecnebi devlet idaresine geçirmeğe veya devletin istiklalini tenkise veyahut memleketin bir parçasını hükümet idaresinden çıkarmağa teşebbüs eden kimse idama mahkum olur.” hükmüne göre yargılanması istemiştir.  Yargılananlardan; Şevket Turan, Naci Kutlay, Ali Karahan, Koço Elbistan, Yavuz Çamlıbel, Mehmet Ali Dinler, Yusuf Kaçar, Ziya Nami Şerefhanoğlu, Medet Serhat, Hasan Akkuş, Örfi Akkoyunlu, Selim Kılıçoğlu, Şahabettin Septioğlu, Sait Elçi, Sait Kırmızıtoprak, Yaşar Kaya, Faik Savaş, Haydar Aksu, Ziya Acar, Fadıl Budak, Halil Demirel, Necati Siyahkan, A. Efem Dolak, Musa Anter, Canip Yıldırım ve Mehmet Bilgin’in idamı talep edilmiştir.

14 ay tutuklu kaldıktan sonra sanıklar mahkemeye çıkarılmayı beklerken 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiş, Bağımsız bir Kürt devleti kurmayı amaçlamakla suçlanan 49 kişinin yargılanmasına Ankara’da, 3 Ocak 1961 tarihinde başlamıştır.

49’lar Davasında yargılanan kişiler şu isimlerden oluşmaktadır:

  1. Şevket Turan, (Mardin – Gülhane Tıp Akademisi Maliye Şube müdürü ve levazım binbaşısı)
  2. Naci Kutlay, (Kars – Çamlıdere Devlet Hastanesi’nde uzman doktor)
  3. Ali Karahan, (Siverek – Avukat)
  4. Koço Elbistan, (Hassa – Kırıkhan’da ilçe doktoru)
  5. Yavuz Çamlıbel, (Doğubayazıt – Yedek topçu asteğmen)
  6. Mehmet Ali Dinler, (Cizre – Ankara Hukuk Fakültesi birinci sınıf öğrencisi)
  7. Yusuf Kaçar, (Dersim, Nazimiye – Birinci İnşaat Tekniker Okulu öğrencisi)
  8. Nurettin Yılmaz, (Cizre – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  9. Ziya Nami Şerefhanoğlu, (Bitlis – Avukat)
  10. Medet Serhat, (Iğdır – İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi)
  11. Hasan Akkuş, (Urfa – İktisat Fakültesi öğrencisi)
  12. Örfi Akkoyunlu, (Pötürge – Madeni eşya fabrikatörü)
  13. Selim Kılıçoğlu, (Varto – Kıdemli üsteğmen)
  14. Şahabettin Septioğlu, (Palu – Yüksek Ziraat Mühendisi, Levazım Asteğmeni)
  15. Said Elçi, (Bingöl – Muhasebeci)
  16. Sait Kırmızıtoprak, (Dersim, Nazımiye – İstanbul Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  17. Yaşar Kaya, (Iğdır – İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi)
  18. Faik Savaş, (Genç – İstanbul Hukuk Fakültesi Öğrencisi)
  19. Haydar Aksu, (Kiğı – Stajyer Avukat)
  20. Ziya Acar, (Kulp – İstanbul Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi
  21. Fadıl Budak, (Diyarbakır – İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  22. Halil Demirel, (Islahiye – Yardımcı topçu asteğmen)
  23. Ferit Bilen, (Diyarbakır – Kundura mağazası sahibi)
  24. Esat Cemiloğlu, (Diyarbakır – Yüksek Ziraat Mühendisi)
  25. Mustafa Nuri Direkçigil, (Diyarbakır – Sağlık Müfettişi)
  26. Fevzi Avşar, (Kars – İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi)
  27. Necati Siyahkan, (Siverek – İstanbul Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi)
  28. Hasan Ulus, (Erzurum)
  29. Nazmi Balkaş, (Lice – İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisi)
  30. Hüseyin Oğuz Üçok, (Diyarbakır – İstanbul Tıp Fakültesi Diş Hekimliği öğrencisi)
  31. Mehmet Nazım Çiğdem, (Ankara – Boya ve inşaat işleri ustası)
  32. Fevzi Kartal, (Van – Yedek asteğmen)
  33. Mehmet Aydemir, (Siverek – İstanbul Tıp Fakültesi öğrencisi)
  34. Abdurrahman Efem Dolak, (Diyarbakır – İleri Yurt Gazetesinin sahibi ve Güven Gazetesinin ortağı)
  35. Musa Anter, (Nusaybin)
  36. Canip Yıldırım, (Diyarbakır – Avukat)
  37. Emin Kotan, (Muş – Elektrik Muhasibi)
  38. Ökkeş Karadağ, (Maraş)
  39. Muhsin Şavata, (Malatya – Hayvan Tüccarı)
  40. Turgut Akın, (Ergani – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi üçüncü sınıf örgencisi)
  41. Sıtkı Elbistan, (Hassa – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi)
  42. Şerafettin Elçi, (Cizre – Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi)
  43. Mustafa Ramanlı, (Beşiri – Ankara Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  44. Mehmet Özer, (Siverek – Ankara Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi)
  45. Feyzullah Demirtaş, (Palu – Ziraat teknisyeni)
  46. Cezmi Balkaş, (Lice – Orman Fakültesi öğrencisi)
  47. Halis Yokuş, (Kars – İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi öğrencisi)
  48. İsmet Balkaş, (Lice – Tıp Fakültesi öğrencisi)
  49. Sait Bingöl, (Bingöl – İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi)

49’lar Davasında idamla yargılanan 25 sanıktan 10’u beraat etmiş, 15’i ise 1965 yılında TCK’nun 141 ve 142. maddelerinden 16 ay hapis, 5 ay 10 gün sürgün cezası almıştır.

İdam hükmü öngören TCK maddesi 2004 yılında AB düzenlemeleri kapsamında müebbet hapis öngören düzenleme ile değiştirilmiştir.

Sanıklardan Ali Karahan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 1956’da kısa süreliğine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yardımcılığı yapıştır. Hakkari ve ilçelerinde hakimlik yaptıktan sonra 1959’da 49’lar Davası‘nda en yaşlı sanık olarak tutuklanmıştır. 

Sanıklardan hukukçu da olan Şerafettin Elçi, TKDP kurucusudur ve daha sonra Bayındırlık Bakanlığı yapmıştır. 

Davada yargılananlardan Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı kurucu üyesi Avukat Medet Serhat’ 12 Kasım 1994 yılında İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmiştir.

Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’ın Seyrantepe mahallesinde uğradığı silahlı saldırıda sol bacağına iki, kalbi ve kafasına birer kurşun sıkılarak öldürülmüştür. Ölümü, TRT 6 ekranlarında yayınlanan JAN (Sızı) dizisine konu edilmiştir.

Kırkdokuzlar Olayı ya da 49’lar Davası olarak tarihe geçen yargılamalar,  Yavuz Çamlıbel  tarafından bir kitap incelemesine konu edilmiş, “49’lar Davası: Bir garip ülkenin idamlık Kürtleri” isimli kitap Algı Yayıncılık tarafından 2007 yılında yayınlanmıştır.

Olayın tarihçesi, TRT6 televizyon kanalında Fetullah Kaya tarafından belgesel formatında yayınlanmış, Askeri Mahkemenin tüm iddianame, ifade ve kararlarına ulaşılmış, geniş bir arşiv taraması yapılmış, davanın son yaşayan mahkumları ile yapılan röportajlara yer verilmiştir.

Yargılananlardan, Avukat Medet Serhat Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) kurucu üyesidir ve 12 Kasım 1994 tarihinde İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmiştir. 

 

“Diyorum ki; kamera şöyle bir kare ile başlasa! Ülke, istibdada hâlâ meyilli birilerinin “Artık yeter. Söz milletin” sloganına güvenip oy vererek yeni bir sürece girmiştir. Bolluk, refah ve hürriyet vaadi vardır söylemlerde. Bir gün gelmiştir ki; bu vaatleri paylaşanlar imtina etmişlerdir sözlerinden. Bu kez kamera kerli felli bir adamın dudaklarından dökülen kelimelere takılı kalmıştır: Üstelik zat ülkenin cumhurbaşkanıdır; “Kürtlerden bin tanesini Taksim Meydanında sallandıralım ki diğerlerine ibret-i âlem olsun” demektedir. Yetmemiştir muhterem zatın söyledikleri, ülkenin Başbakanı da teyit etmektedir: “Sallandıralım. Ama dış kamuoyuna da Komünist Kürtçü bir hareket olarak yansıtalım ki ekonomik anlamda bunu bir avantaja dönüştürelim”. Ve sonra kurulur tezgâh. 50 kişilik onay alınır. İsimlerin yazılacağı yerler boş bırakılıp sonra doldurulmak kaydıyla. Toparlanır 50 Kürt şahsiyeti. Mekân, İstanbul Harbiye Merkez Kumandanlığı olarak seçilir. Hücre sayısı 40 kişilik olduğundan 10 kişi duruşmalara dışarıdan katılır. Ve ülke 1959 senesinde Kürt şahsiyetler hakkında savcının idam istemiyle gündem tutar. Çok acı çeker içerdekiler. Biri ölür. İçerdekilerin yakınları perişan olur. Dört yıl sonra tümü beraat eder. Ama olayın yaşandığı tarihten tam 50 yıl sonra biri, Yavuz Çamlıbel çıkar ve bir kez daha 49’lar dosyasını, kendi tanıklığında yeniden açar.”

Mehmet Emin Artuk

0
Yazar Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, 1948 yılında İstanbul’da Aksaray semtinde doğmuş, orta ve lise eğitimini Saint-Benoit Fransız Erkek Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırarak hukuk kariyerine başlamıştır. Artuk’un babası, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun olan tarihçi, İslami Nümizmat, Epigraf İbrahim ARTUK, annesi ise Ankara Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesinde okuyan Türkiye’nin ilk arkeologlarından Cevriye ARTUK’dur. Artuk’un ilk çocukluk yılları anne ve babasının görevlerinden ötürü İstanbul’da geçmiş, akabinde Ankara’da bulunmuştur.

Emin Artuk:  “Bir fakültenin kütüphanesi o fakültenin kalbidir.”

Akademik Kariyeri

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra 1972 yılında Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Doktora öğrenimine başlamış, doktora tezini Prof. Dr. Dietrich Oehier’in akademik danışmanlığında hazırlamıştır. “Sinn und Zweck der Strafe und die Massnahmen zur Sicherung und Besserung im türkischen Strafrecht” (Cezanın Anlam ve Gayesi ve Türk Ceza Hukukunda Emniyet Tedbirleri) adıyla hazırladığı doktora tezi Magna Cum Laude (Pekiyi) derecesiyle 20.12.1977 tarihinde kabul edilmiş ve Hukuk Doktoru unvanını kazanmıştır. 

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk’un doktora tezi Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından “Neue Kölner Rechtswissenschaftliche Abhandlungen” adlı bilimsel seriye alınarak yayınlanmıştır.
.
Türkiye’de ceza hukukunun duayenlerinden kabul edilen Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, 1978-1979 yıllarında Köln Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Ceza Hukuku Enstitüsünde çalışmalarını sürdürmüş, Türkiye’ye dönerek 7.1.1980 tarihinde İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Siyasal Bilgiler Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Öğretim görevliliğine atanmıştır.
Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, 19 Ekim 1982’de yardımcı doçent olarak görevine devam etmiş, 1984 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyeliği görevine başlamıştır. Uzun yıllar boyunca Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde akademik faaliyet yürütmüş, bir çok idari ve bilimsel görev üstlenmiş, binlerce öğrenci yetiştirmiştir.  Artuk, 1984-85 ders yılında rotasyonla gönderildiği Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Ceza Hukuku Genel ve Özel Hükümler derslerini yürütmüş, buradaki çalışması takdirname ile ödüllendirilmiştir.

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk-İstanbul Barosunun düzenlemiş olduğu bir sempozyumda

Artuk, 02 Kasım 1987 tarihinde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “Mukayeseli Çocuk Muhakemesi Hukuku” adlı çalışmasıyla doçentliğe atanmış, Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Doçenti unvanını kazanmış, 21 Eylül 1993 tarihinde Hukuk Profesörü olmuştur.
Bilimsel ve İdari Görevleri 
İyi derecede Almanca ve Fransızca bilen Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki Lisans derslerini yürütürken bir yandan da Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yüksek Lisans ve Doktora dersleri vermiştir.
Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Şehir Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ceza hukuku dersleri vermiştir.
Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, hukuk fakültelerinde vermiş olduğu dersler yanında, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi Bölümü, Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü, Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Marmara Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü, Şükrü Balcı Polis Meslek Yüksekokulu, Adile Sadullah Mermerci Polis Meslek Yüksekokulu, Etiler Polis Eğitim Merkezi gibi kurumlarda ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora derslerine katılmış, yüksek lisans ve doktora tez jürilerinde görev almıştır.

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığını yürütmüş, 2008 ile 2015 yılları arasında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuştur.

Artuk, birçok ceza hukuku öğretim üyesine hocalık yapmış, ceza kanun taslaklarının hazırlandığı komisyonlarda görev yapmıştır. 1997 ve 2000 Ceza Kanunu tasarılarını hazırlayan bilimsel komisyonun üyeleri arasında yer almıştır. Emin Artuk, avukatlık yapmamıştır.

Ceza Hukuku alanında yazmış olduğu birçok eseri hukuk fakültesinde kaynak olarak kullanılan Artuk’un Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Baro dergileri ve diğer dergilerde yayınlanmış birçok bilimsel makalesi bulunmaktadır. Sayısız konferans ve panele katılan Artuk, Ceza Hukuku Dergisinin düzenlediği makale yarışmalarında jüri üyeliği yapmıştır.

Mehmet Emin Artuk-Medipost Röportajı

Ceza Hukuku Anlayışı ve Eserleri

Medipol Üniversitesi Dergisi Medipost’a vermiş olduğu bir röportajda Artuk, hukuk okumasının tamamen bir tesadüf olduğunu, babasından ötürü tarihe olan ilgisi sebebiyle üniversite sınavında tercihini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü olarak yaptığını; tarih okumak için kayda gittiğinde askerlik şubesinden evrak istenmesi üzerine Hukuk Fakültesine kayıt yaptırdığını ifade etmiştir.

Türk Ceza Kanununun iktibas edildiği İtalyan Ceza Kanununda ölüm cezası olmamasını da dikkate alarak ölüm cezasına karşı olan Artuk, Türk Hukukunda, Prof. Dr. Faruk Erem‘in yaşamı boyunca savunduğu hümanist doktrinin yaşayan temsilcisidir.

Cesare Beccaria Bonesana, Artuk’un referans verdiği önemli hukukçulardandır.

Artuk, popüler olma gayesi gütmeyen, kitaplarının arasında yaşamını devam ettiren ve eserleri ile ön plana çıkan bir hukukçu olması yanında öğrencileri tarafından Einstein’a benzetilen bir teorisyendir.

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk’un Eserleri

Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk’un eserleri sade ve yalındır. Kitaplarını sade dilde yazmasının nedenini ”Bir çok hukuk kitaplarının dili oldukça ağır, önemli olan burada hukuk öğrencisinin dersi anlaması ve kavramasıdır. Bazı yazarlar, kitaplarının ağdalı bir dille yazılmış olmasını marifet sanırlar bu doğru değildir.” şeklinde açıklamıştır.

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü

0
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü

Uluslararası Adalet Divanı(The International Court of Justice), Birleşmiş Milletler’in (BM) başlıca yargı organı olan ve problemleri çözmede kullanılan uluslararası bir mahkemedir. Görevi, devletler arasındaki anlaşmazlıkları çözüme kavuşturmak ve birleşmiş Milletler ve ona bağlı özel teşkilatlara hukuk müşavirliği hizmeti vermektir. Birleşmiş Milletlere üye olan devletlere açık olan Uluslararası Adalet Divanı kişi ve uluslararası örgütlere açık değildir.

Lahey Divanı olarak bilinen divanın kuruluşu, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının ayrılmaz parçası olan Statü’nün 26 Haziran 1945 tarihinde San Francisco’da imzalanması ve 24 Ekim 1945’de yürürlüğe girmesi ile gerçekleşmiştir. Türkiye Antlaşmayı, BM Kuruluş Antlaşması ile birlikte 15 Ağustos 1945 tarihinde onaylamıştır. Antlaşmanın kabulüne dair onay kanunu 24 Ağustos 1945 tarihli ve 6902 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

Uluslararası Adalet Divanının Faaliyet Alanı Divanın yetki alanı, uluslararası uyuşmazlıklarda taraf olan ülkelerin çözülmesi için kendisine getirdikleri davalardan oluşur. BM Antlaşmasında ya da yürürlükteki uluslararası antlaşmalarda öngörülmüş konular divanın görev alanına girmektedir. Mahkemenin görevi BM tarafından tanınan ülkeler arasında, uluslararası hukuka aykırı sorunları çözmek ve BM organları tarafından çözülemeyen problemlere çözüm önerileri getirmektir. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), ceza mahkemesi değildir.

Uluslararası Adalet Divanı’nın merkezi Hollanda’nın Lahey kentindedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden seçilen 15 yargıçtan oluşmaktadır. Yargıçlar değişik ülkelerden seçilmekte, böylece dünyadaki değişik hukuk sistemlerinin temsil edilmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, BM Antlaşması’nın (BM Şartı) ayrılmaz bir parçasıdır ve Adalet Divanı’nın çalışma esaslarını belirler.

Uluslararası Adalet Divanı

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü
1. Madde

Birleşmiş Milletler Antlaşması ile, Birleşmiş Milletler’in başlıca adli organı olarak kurulan Uluslararası Adalet Divanı, işbu Statü hükümleri uyarınca oluşturulacak ve işlev görecektir.

I. BÖLÜM: 
Divan’ın Kuruluşu
2. Madde

Divan, yüksek ahlaki karaktere sahip, kendi ülkelerinde en yüksek adli görevlerin yerine getirilmesi için gerekli koşulları benliklerinde toplayan ya da uluslararası hukuk alanında yetkileri herkesçe kabul edilmiş birer hukukçu niteliğinde olan kişiler arasından uyruklarına bakılmaksızın seçilen bağımsız yargıçlardan oluşan bir kuruldur.

3. Madde

Divan 15 üyeden oluşur. Aynı devletin birden çok uyruğu aynı zamanda Divan’da yargıç olamaz. Divan’a üyelik açısından, birden fazla devletin uyruğu olarak kabul edilebilecek bir kişi kamusal ve siyasal haklarını olağan olarak hangi devlette kullanıyorsa, o devletin uyruğu sayılacaktır.

4. Madde

1. Divan üyeleri, Sürekli Hakemlik Mahkemesi ulusal hükümlerinin aday gösterdiği kişiler listesinden Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi tarafından, aşağıdaki hükümler uyarınca seçilir.

2. Sürekli Hakemlik Mahkemesi’nde temsil edilmeyen Birleşmiş Milletler üyelerinin durumunda ise, adaylar, uluslararası uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözümlenmesine ilişkin 1907 La Haye Sözleşmesi’nin 44. Madde’sinde öngörülen koşullar aynen uygulanarak, hükümetlerince bu amaçla atanmış ulusal kümeler tarafından gösterilecektir.

3. İşbu Statü’ye taraf olup da Birleşmiş Milletler üyesi olmayan bir devletin Divan üyelerinin seçimine hangi koşullar altında katılabileceği, bu konuda özel bir anla manın bulunmaması durumunda, Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından belirlenir.

5. Madde

1. Seçim tarihinden en az üç ay önce, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, işbu Statü’ye taraf olan devletlerin Sürekli Hakemlik Mahkemesi’ndeki üyelerini ve 4. Maddenin 2. fıkrası uyarınca atanmış olan ulusal küme üyelerini, ulusal kümeler halinde, Divan üyeliği görevini kabul edebilecek durumda olan kişileri belirli bir süre içinde aday göstermeye yazılı olarak çağırabilir.

2. Hiçbir küme, en çok ikisi kendi uyrukluğunda olmak üzere dörtten çok aday gösteremez. Hiçbir durumda, doldurulacak yer sayısının iki katından çok aday gösterilemez.

6. Madde

Bu aday gösterme işlemine geçilmeden önce her ulusal kümenin, ülkesindeki en yüksek mahkemeye, hukuk fakülte ve okullarına, hukukun incelenmesi ile uğraşan ulusal akademilerle uluslararası akademilerin ulusal kollarına danışması tavsiye edilir.

7. Madde

1. Genel Sekreter, böylece saptanmış tüm adayların alfabe sırasına göre bir listesini hazırlar; 12. Maddenin 2. fıkrasında öngörülen durum dışında, yalnızca bu kişiler seçilebilir.

2. Genel Sekreter bu listeyi Genel Kurul’a ve Güvenlik Konseyi’ne sunar.

8. Madde

Genel Kurul ile Güvenlik Konseyi, Divan üyelerinin seçimini birbirlerinden bağımsız olarak yürütürler.

9. Madde

Her seçimde seçmenler Divan’a seçilecek kişilerin yalnızca istenen koşulları benliklerinde toplamış olmalarını değil, aynı zamanda kurul olarak belli başlı uygarlık biçimlerini ve dünyanın başlıca hukuk sistemlerini temsil etmelerini de göz önünde bulunduracaktır.

10. Madde

1. Genel Kurul’da ve Güvenlik Konseyi’nde oyların salt çoğunluğunu elde etmiş olan adaylar seçilmiş olurlar.

2. Gerek yargıçların seçimi, gerekse aşağıdaki 12. Madde’de öngörülen komisyon üyelerinin atanması konusunda Güvenlik Konseyi’nde yapılacak oylamada, Güvenlik Konseyi’nin sürekli olmayan üyeleri arasında hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.

3. Aynı devletin birden çok uyruğunun hem Genel Kurul’un hem de Güvenlik Konseyi’nin oylarının salt çoğunluğunu elde etmesi durumunda, bunlardan yalnızca en yaşlısı seçilmiş sayılır.

11 . Madde

İlk seçim oturumu sonucunda bir ya da daha çok üyelik boş kalırsa, ikinci ve gerekirse üçüncü bir oturum yapılır.

12. Madde

1. Üçüncü seçim oturumundan sonra, yine boş üyelikler kalırsa, ya Genel Kurul’un ya da Güvenlik Konseyi’nin isteği üzerine, her boş üyelik için salt çoğunlukla bir ad seçip Genel Kurul’un ve Güvenlik Konseyi’nin ayrı ayrı kabullerine sunmak üzere, üçü Genel Kurul’ca üçü de Güvenlik Konseyi’nce atanan altı üyeli bir arabulma komisyonu her zaman kurulabilir.

2. Arabulma komisyonu, aranan koşulları yerine getiren bir kişi üzerinde oybirliğine varırsa, 7. Madde’de öngörülen aday listesinde yer almamı olsa bile, o kişinin adını listeye koyabilir.

3. Arabulma komisyonu, seçimi başaramayacağı yolunda kesin bir kanıya varırsa, Divan’ın önceden seçilmiş üyeleri, Güvenlik Konseyi’nce saptanacak bir süre içinde, ister Genel Kurul’da, isterse Güvenlik Konseyi’nde oy almış adaylar arasında bir seçme yaparak boş üyelikleri doldururlar.

4. Yargıçlar arasında oyların eşit bölünmesi durumunda en yaşlı yargıcın oyu üstün sayılır.

13. Madde

1. Divan üyeleri dokuz yıl için seçilirler ve yeniden seçilebilirler; bununla birlikte, ilk seçimde seçilen yargıçlardan beşinin görev süreleri üç yıl, beşininki ise altı yıl sonunda bitecektir.

2. Yukarıda belirtilen üç ve altı yıllık başlangıç dönemlerinin sonunda görev süreleri bitecek olan yargıçlar, ilk seçimin tamamlanmasından hemen sonra Genel Sekreter tarafından ad çekme yöntemi ile belirlenecektir.

3. Divan üyeleri yerlerine yenileri gelinceye dek görev başında kalırlar. Yerlerine yenileri seçilse dahi, ellerindeki işlere bakmayı sürdürürler.

4. Divan üyelerinden birinin görevden çekilmesi durumunda, çekilme mektubu, Genel Sekreter’e iletilmek üzere Divan Başkanı’na verilecektir. Bu son bildirimle birlikte üyelik makamı boşalmış olur.

14. Madde

Boşalan üyelikler ilk seçimde izlenen yönteme göre doldurulur; ancak, aşağıdaki hüküm saklıdır : üyeliğin boşalmasından sonra bir ay içinde Genel Sekreter, 5. Madde’de öngörülen çağrıyı yapacak, seçim tarihi de Güvenlik Konseyi’nce saptanacaktır.

15. Madde

Görev süresi bitmemi bir üyenin yerini doldurmak üzere seçilen bir Divan üyesi, öncekinin süresini tamamlar.

16. Madde

1. Divan üyeleri, siyasal ve idari herhangi bir görev yapamayacakları gibi, mesleki nitelikte herhangi bir başka işle de uğraşamazlar.

2. Bu konuda herhangi bir kuşku doğması durumunda, Divan karar verir.

17. Madde

1. Divan üyeleri hiçbir işte temsilcilik, danışmanlık ya da avukatlık yapamazlar.

2. Divan üyeleri, daha önce taraflardan birinin temsilcisi, danışmanı ya da avukatı, ulusal ya da uluslararası bir mahkemenin veya bir uluslararası soruşturma komisyonunun üyesi olarak ya da her hangi bir başka sıfatla karışmış oldukları hiç bir işin çözümüne katılamazlar.

3. Bu konuda herhangi bir kuşku doğması durumunda, Divan karar verir.

18. Madde

1. İstenen koşulları artık taşımadıklarına öteki üyeler tarafından oybirliğiyle hükmedilmedikçe, Divan üyeleri görevden alınamazlar.

2. Böyle bir görevden alma durumu Divan Yazmanı tarafından Genel Sekreter’e bildirilir.

3. Bu bildirimle birlikte üyelik makamı boşalmış olur.

19. Madde

Divan’ın üyeleri, görevlerini yaptıkları sırada diplomatik ayrıcalık, bağışıklık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

20. Madde

Divan’ın her üyesi, görevine başlamadan önce, açık celsede yetkilerini tam bir tarafsızlık ve vicdan bütünlüğü içinde kullanacağını resmen bildirir.

21. Madde

1. Divan kendisine üç yıl için bir Başkan, bir de Başkan Yardımcısı seçer; bu kişiler yeniden bu görevlere seçilebilirler.

2. Divan, Yazmanı’nı atar ve gerekli olabilecek başka memurların atamasını yapabilir.

22. Madde

1. Divan’ın merkezi Lahey olarak saptanmıştır. Bununla birlikte Divan, uygun gördüğü takdirde başka bir yerde toplanarak görevini yapabilir.

2. Başkan ve Yazman, Divan’ın merkezinde otururlar.

23. Madde

1. Divan, tarih ve süreleri kendisince saptanacak olan adli tatiller dışında, sürekli olarak görev halinde bulunur.

2. Divan üyelerinin belirli dönemlerde izne çıkma hakkı vardır; bunun tarih ve süreleri, her yargıcın eviyle Lahey arasındaki uzaklık gözönüne alınarak Divan’ca saptanır.

3. Divan üyeleri, izinde olmadıkça ya da hastalık veya Başkan’a gereğince açıklanan başka ciddi nedenler yüzünden mazeretli olmadıkça, her an Divan’ın hizmetine hazır olmakla yükümlüdürler.

24. Madde

1. Divan üyelerinden biri, özel bir neden dolayısıyla belirli bir işin karara bağlanmasına katılmaması gerektiği görüşüne varırsa, bunun Başkan’a bildirir.

2. Başkan, Divan üyelerinden birinin özel bir neden dolayısıyla belirli bir davanın görülmesinde bulunmaması gerektiği görüşüne varırsa, durumu üyeye duyurur.

3. Bu gibi durumlarda divan üyesi ile Başkan arasında görüş ayrılığı olursa, bunu Divan karara bağlar.

25. Madde

1. Divan, işbu Statü’de açıkça aksi öngörülmedikçe, toplantılarını genel kurul halinde yapar.

2. Divan oluşturmak için hazır bulunacak yargıç sayısının onbirin altına düşmemesi koşuluyla, Divan içtüzüğü, duruma göre ve sırayla, bir ya da birkaç yargıcın oturumda bulunma zorunluluğundan affedilebileceğini öngörmektedir.

3. Divan’ın oluşması için yetersayı dokuzdur.

26. Madde

1. Divan, zaman zaman, belirli türde işlere, örneğin çalışmaya ilişkin işlere ya da transit ve ulaştırma işlerine bakmak için, Divan’ın kendi kararına göre üç ya da daha çok yargıçtan oluşan bir ya da daha çok daire kurabilir.

2. Divan, her zaman, belirli bir işe bakmak üzere bir daire kurabilir. Bu dairenin yargıç sayısı, tarafların onayı ile, Divan tarafından saptanır.

3. Bu Madde’de öngörülen daireler, taraflar isterse yargılayıp hüküm verebilirler.

27. Madde

26 ve 29. Madde’lerde öngörülen dairelerce verilen her hüküm, Divan’ca verilmiş kabul edilecektir.

28. Madde

26. ve 29. Madde’lerde öngörülen daireler, tarafların uygun görmesi ile, Lahey’den başka bir yerde de toplanarak görevlerini yapabilirler.

29. Madde

Divan, işlerin çabuk bitirilmesi için her yıl, taraflar istediği takdirde basit yargılama yapacak beş yargıçlı daireler kurar. Yargılamaya katılmalarının olanaksızlığını ileri sürecek yargıçların yerini doldurmak üzere ayrıca iki yargıç daha atanır.
30. Madde

1. Divan, yetkilerini ne yolda kullanacağını bir içtüzükle belirler. Divan, özellikle, izleyeceği yargılama usulünü düzenler.

2. Divan içtüzüğü Divan’da ya da dairelerinden herhangi birinde, oy hakkı olmaksızın oturumlara katılacak yardımcı yargıçlar bulunmasını öngörebilir.

31. Madde

1. Taraflardan her birinin uyrukluğunda bulunan yargıçlar, Divan önüne getirilen davanın görülmesine katılma hakkını korurlar.

2. Divan’da taraflardan birinin uyrukluğunda bir yargıç bulunuyorsa, herhangi bir başka taraf, yargıç sıfatıyla oturuma katılmak üzere dilediği kişiyi atayabilir.

3. Divan’da taraflardan hiçbirinin uyrukluğunda yargıç yoksa, taraflardan her biri, bu maddenin 2. fıkrasında öngörülen usul gereğince bir yargıç atayabilir.

4. İş bu madde, 26. ve 29. Madde’lerdeki duruma da uygulanır. Bu gibi durumlarda Başkan, daireyi oluşturan Divan üyelerinden birinden ya da gerektiğinde ikisinden, yerlerini ilgili tarafların uyrukluğunda bulunan Divan üyelerine, böylesi yoksa ya da bu üyelerin hazır bulunmaları olanaksızsa, taraflarca özel olarak atanmış yargıçlara bırakmalarını ister.

5. Aynı davada ortak hareket eden birkaç taraf varsa, bunlar yukarıdaki hükümlerin uygulanması bakımından tek bir taraf sayılırlar. Bu konuda herhangi bir kuşku doğması durumunda, Divan karar verir.

6. İş bu maddenin 2, 3 ve 4. fıkralarında gösterilen biçimde atanan yargıçlar, işbu Statü’nün 2. Madde’sinde, 17. Madde’sinin 2. fıkrasında, 20 ve 24. Madde’lerinde öngörülen koşulları yerine getirmelidirler. Bu yargıçlar karara, öteki meslektaşlarıyla tam eşitlik koşullarında katılırlar.

32. Madde

1. Divan üyeleri yıllık maaş alırlar.

2. Başkan yıllık özel bir ödenek alır.

3. Başkan Yardımcısı, Başkanlık görevi yaptığı her gün için özel bir ödenek alır.

4. Divan üyesi olmayıp, 31. Madde uyarınca atanan yargıçlar, görev yaptıkları her gün için ödence alır.

5. Bu maaş, ödenek ve ödenceler Genel Kurul’ca saptanır. Görevin devamı süresince bunlarda bir azaltma yapılamaz.

6. Yazman’ın maaşı, Divan’ın önerisi üzerine Genel Kurul’ca saptanır.

7. Divan üyeleri ile Yazman’a emekli maaşlarının hangi koşullar altında bağlanacağı ve Divan üyeleri ile Yazman’ı yolluklarının ödenme koşulları, Genel Kurul’ca kabul edilen bir tüzükle saptanır.

8. Sözügeçen maaş, ödenek ve ödenceler her türlü vergiden bağışıktır.

33. Madde

Divan’ın giderleri, Genel Kurul’un kararlaştıracağı biçimde Birleşmiş Milletler tarafından karşılanır.

II. BÖLÜM:
Divan’ın Yetkileri
34. Madde

1. Divan önündeki davalarda yalnız devletler taraf olabilirler.

2. Divan, önüne getirilen işlere ilişkin olarak, uluslararası kamu kuruluşlarından, kendi içtüzüğünün öngördüğü koşullar içinde bilgi isteyebilecek, ayrıca bu kuruluşların kendi girişimleriyle sunacakları bu gibi bilgileri kabul edecektir.

3. Bir uluslararası kamu kurulu unun kurucu belgesinin ya da bu belge uyarınca kabul edilen bir uluslararası sözle menin yorumlanması, Divan’a sunulmuş bir davada sözkonusu olursa, Yazman, bu uluslararası kamu kuruluşuna durumu bildirir ve tüm yazılı işlemleri ona iletir.

35. Madde

1. Divan, işbu Statü’ye taraf olan devletlere açıktır.

2. Divan’ın hangi koşullarda öteki devletlere de açık olacağı, yürürlükteki antlaşmaların özel hükümleri saklı kalmak üzere Güvenlik Konseyi’nce belirlenir; ancak bu koşullar hiçbir durumda tarafları Divan önünde eşitsiz bir konuma sokmayacaktır.

3. Birleşmiş Milletler üyesi olmayan bir devlet, bir davada taraf ise, bu tarafın Divan
giderlerine katılma payını Divan saptar. Ancak, bu devlet Divan giderlerine katılıyorsa bu hüküm uygulanmaz.

36. Madde

1. Divan’ın yetki alanı tarafların kendisine sunacağı bütün işlerle Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda ya da yürürlükteki antlaşma ve sözleşmelerde özel olarak öngörülmüş bütün durumları kapsar.

2. İş bu Statü’ye taraf olan devletler, herhangi bir anda, aynı yükümlülüğü kabul eden herhangi bir başka devlete karşı, konusu hepsine ilişkin olarak Divan’ın yargı yetkisini fiilen ve özel anlaşma olmaksızın zorunlu olarak tanıdıklarını bildirirler :

a. bir antlaşmanın yorumlanması;
b. uluslararası hukuka ilişkin her konu;
c. saptandığı takdirde, uluslararası bir yükümlülüğe aykırılık oluşturabilecek her olayın gerçekliği;
d. uluslararası bir yükümlülüğe aykırı bir davranışın gerektirdiği zarar giderimin niteliği ya da kapsamı.

3. Yukarıda sözü edilen bildirimler hiçbir koşula bağlı olmadan yapılabileceği gibi, birkaç devlet ya da belirli devletler bakımından karşılıklı olma koşuluna bağlı olarak, ya da belirli bir süre için yapılabilir.

4. Bu bildirimler Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne tevdi edilir, o da bunların birer örneğini işbu Statü’nün taraflarına ve Divan Yazmanı’na iletir.

5. Uluslararası Sürekli Adalet Divan Statüsü’nün 36. Madde’si uyarınca yapılmış ve  süresi henüz bitmemiş bildirimler, işbu Statü’nün tarafları arasındaki ilişkilerde, sözkonusu bildirimlere göre geri kalan süre için ve bu bildirimlerin koşulları uyarınca Uluslararası Adalet Divanı’nın zorunlu yargısının kabulünü içerir sayılacaklardır.

6. Divan’ın yetkili olup olmadığı konusunda bir uyuşmazlık çıkması durumunda, Divan karar verir.

37. Madde

Yürürlükte bulunan bir antlaşma ya da sözleşme bir davanın Milletler Cemiyeti tarafından kurulmuş olması gereken bir mahkemeye ya da Uluslararası Sürekli Adalet Divanı’na gönderilmesini öngörmekteyse, işbu Statü’nün tarafları arasında söz konusu davanın bakılacağı yargı organı Uluslararası Adalet Divanı olacaktır.

38. Madde

1. Kendisine sunulan uyuşmazlıkları uluslararası hukuka uygun olarak çözmekle görevli olan Divan:

a. uyuşmazlık durumundaki devletlerce açık seçik kabul edilmiş kurallar koyan, gerek genel gerekse özel uluslararası antlaşmaları;
b. hukuk olarak kabul edilmiş genel bir uygulamanın kanıtı olarak uluslararası yapılagelmiş kurallarını;
c. uygar uluslarca kabul edilen genel hukuk ilkelerini;
d. 59. Madde hükmü saklı kalmak üzere, hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı araç olarak adli kararları ve çeşitli ulusların en yetkin yazarlarının öğretilerini uygular.

2. Bu hüküm, tarafların görü birliğine varmaları halinde, Divan’ın hakça ve eşitçe karar verme yetkisini zedelemez.

III. BÖLÜM: 
Divan’ın Kuruluşu
39. Madde

1. Divan’ın resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Taraflar tüm yargılama usulünün Fransızca yürütülmesi konusunda görüş birliğine varmışlarsa, hüküm bu dilde verilecektir. Taraflar tüm yargılama usulünün İngilizce yürütülmesi konusunda görü birliğine varmışlarsa, hüküm bu dilde bildirilecektir.

2. Hangi dilin kullanılacağı konusunda bir anlaşma yoksa taraflar savunmalarında bu iki dilden hangisini yeğliyorlarsa onu kullanabilecekler, Divan’ın kararı da Fransızca ve İngilizce olarak bildirilecektir. Bu durumda, Divan ayrıca iki metinden hangisinin geçerli olacağını da belirleyecektir.

3. Divan, taraflardan herhangi birinin dileği üzerine, bu tarafın Fransızca ya da İngilizce’den başka bir dil kullanılmasına izin verecektir.

40. Madde

1. Davaların Divan önüne getirilmesi, duruma göre, ya varılan özel anlaşmanın bildirilmesi ile ya da Yazman’a yapılacak yazılı bir başvuru ile olur. Her iki durumda da uyuşmazlığın konusu ile taraflar gösterilmiş olmalıdır.

2. Yazman başvuruyu hemen bütün ilgililere iletir.

3. Yazman, Genel Sekreter aracılığıyla durumu Birleşmiş Milletler üyelerine ve Divan önünde dava açabileceği kabul edilen öteki devletlere de bildirir.

41 . Madde

1. Divan durumun gerektirdiğine hükmederse, tarafların her birinin haklarını korumak için hangi geçici önlemlerin alınması gerektiğini belirtme yetkisine sahiptir.

2. Öngörülen bu önlemler, kesin karardan önce hemen taraflara ve Güvenlik Konseyi’ne bildirilir.

42. Madde

1. Taraflar, temsilcileri aracılığı ile temsil edilirler.

2. Taraflar, Divan önünde danışman ya da avukatların yardımından da yararlanabilirler.

3. Divan önündeki tarafların temsilcileri, danışmanları ve avukatları, görevlerini bağımsız bir biçimde yerine getirmeleri için gerekli ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

43. Madde

1. Yargılama usulü iki evreden oluşur : yazılı ve sözlü evreler.

2. Yargılama usulünün yazılı evresi muhtıraların, karşı-muhtıraların, gerekiyorsa, yanıtların ve ayrıca savları destekleyecek her türlü evrak ve belgenin Divan’a ve taraflara iletilmesini kapsar.

3. Bu iletme işlemi, Divan’ca saptanan sıra ve süre içinde Yazman arcılığıyla yapılır.

4. Taraflardan birinin ileri sürdüğü her belgenin onaylanmış örneği öteki tarafa iletilecektir.

5. Yargılama usulünün sözlü evresi, Divan’ın tanıkları, bilirkişileri, temsilcileri, danışmanları ve avukatları dinlemesini kapsar.

44. Madde

1. Temsilciler, danışmanlar ve avukatlar dışında kalan kişilere yapılacak her bildirim için Divan, bu bildirim hangi devletin ülkesinde sonuç doğuracaksa o ülkenin devletine doğrudan başvurur.

2. Kanıtların yerinde saptanması gerektiği zaman da aynı hüküm uygulanacaktır.

45. Madde

Duruşmalar Başkan tarafından, Başkan’ın yokluğunda Başkan Yardımcısı tarafından yönetilir; her ikisinin de başkanlık edememesi durumunda yargıçların en kıdemlisi başkanlık eder.

46. Madde

Divan aksine karar vermedikçe ya da taraflar dinleyici alınmasını istemedikçe oturum açık olur.

47. Madde

1. Her oturumda bir tutanak tutulur ve bu, Yazman ile Başkan tarafından imzalanır.

2. Yalnızca bu tutanak resmi nitelik taşır.

48. Madde

Divan, davanın yönetilmesi ve tarafların savlarını hangi biçim ve sürede ortaya koyacaklarını belirlemek için kararlar çıkarır; kanıtların ortaya konması için gerekli tüm önlemleri alır.

49. Madde

Divan, duruşmaların başlamasından önce de temsilcilerden herhangi bir belgenin verilmesini ya da herhangi bir açıklama yapılmasını isteyebilir. Reddedilmesi halinde bunu resmen kayda geçirir.

50. Madde

Divan, her zaman seçeceği herhangi bir kişiyi, kurulu, büroyu, komisyonu ya da kuruluşu, bir soruşturmayı yürütmekle ya da bilirkişilik yapmakla görevlendirebilir.

51. Madde

30. maddede öngörülen içtüzükte Divan’ın saptayacağı koşullara göre, duruşmalar sırasında tanıklarla bilirkişilere yararlı görülecek her türlü soru yöneltilebilir.

52. Madde

Divan, kendisince saptanan süreler içinde kanıtları elde ettikten ve tanıkları dinledikten sonra, taraflardan birinin kendisine, öteki tarafın onayı olmaksızın, sunmak isteyebileceği sözlü ya da yazılı tüm yeni kanıtları reddedebilir.

53. Madde

1. Taraflardan biri Divan önüne çıkmaz ya da davasını savunmaktan kaçınırsa, öteki taraf Divan’dan kendi savları doğrultusunda karara varmasını isteyebilir.

2. Divan, bu isteği yerine getirmeden önce, yalnızca 36 ve 37. maddeler uyarınca yetkili olduğuna değil, aynı zamanda savların fiilen ve hukuken sağlam esaslara dayandığından emin olmalıdır.

54. Madde

1. Temsilciler, danışmanlar ve avukatlar Divan’ın denetimi altında savlarını sunmayı tamamladıktan sonra, Başkan duruşmaların bittiğini bildirir.

2. Divan, hükmü görüşmek üzere odasına çekilir.

3. Divanın görüşmeleri gizlidir ve gizli kalır.

55. Madde

1. Divan kararları, hazır bulunan yargıçların oyçokluğu ile alınır.

2. Oyların eşit bölünmesi durumunda Başkan’ın ya da onun yerini dolduran yargıcın oyu üstün sayılır.

56. Madde

1. Hüküm gerekçelidir.

2. Hükümde, ona katılan yargıçların adları belirtilir.

57. Madde

Hüküm, tümüyle ya da bir bölümü bakımından yargıçların oybirliğini yansıtmıyorsa, yargıçlardan her birinin hükme kişisel görüşünü ekleme hakkı vardır.

58. Madde

Hüküm, Başkan ve Yazman tarafından imzalanır. Temsilcilere yöntemine uygun olarak bildirildikten sonra, açık olarak yapılan oturumda okunur.
59. Madde

Divan’ın kararı ancak uyuşmazlığın tarafları bakımından ve karar verilen dava için bağlayıcıdır.

60. Madde

Hüküm kesindir ve buna karşı başvurma yolu yoktur. Hükmün anlam ya da kapsamı üzerinde uyuşmazlık çıkması durumunda, taraflardan herhangi birinin isteği üzerine Divan hükmü yorumlar.

61. Madde

1. Hükmün yenilenmesi isteği ile Divan’a başvurulması ancak, kesin bir etki yapabilecek nitelikte olup hükmün açıklanmasından önce Divan’ca ve hükmün yenilenmesini isteyen taraflarca bilinmeyen bir olayın keşfedilmiş olması nedeniyle ve olayın bilinmemesi anılan tarafın kusurundan ileri gelmemişse mümkündür.

2. Hükmün yenilenmesi usulü, yeni olayın varlığını açıkça ortaya koyan, bu olayın yenilenmeyi gerekli kılan nitelikleri bulunduğunu kabul eden ve yenilenme isteğinin bu nedenle kabul edilebilir olduğunu bildiren bir Divan kararı ile başlar.

3. Divan, hükmün yenilenmesi yöntemine geçmeden önce, hükmün koşullarına uyulmasını isteyebilir.

4. Yenileme istemi, yeni olayın keşfedilmesinden başlayarak en geç altı ay içinde yapılır.

5. Hüküm tarihinden başlayarak en geç on yıllık bir sürenin geçmesinden sonra hiçbir yenileme isteminde bulunulamaz.

62. Madde

1. Bir devlet, bir uyuşmazlıkta kendisi bakımından hukuksal nitelikte bir çıkarın söz konusu olduğunu görürse, davaya katılmak amacıyla Divan’a başvurabilir.

2. Bu istemi karara bağlamak Divan’a düşer.

63. Madde

1. Uyuşmazlığın taraflardan başka devletlerin de katıldığı bir antlaşmanın yorumlanması sözkonusu olduğu zaman, Yazman bu devletlere hemen durumu bildirir.

2. Kendisine duyuruda bulunulan her devlet yargı sürecine katılma hakkına sahiptir; ancak bu hakkı kullanırsa, yargının varacağı hüküm o devlet için de aynı ölçüde bağlayıcı olur.

64. Madde

Divan başka türlü karar vermemişse, taraflardan her biri mahkeme giderlerini kendisi karşılar

IV. BÖLÜM:
Danışma
65. Madde

1. Divan, Birleşmiş Milletler Antlaşması gereğince ya da bu Antlaşma hükümlerine uygun olarak görü istemeye yetkili kılınmış her organ ya da kuruluşun isteği üzerine her türlü hukuksal sorun konusunda görüş verebilir.

2. Divan’dan görüş istenen sorunlar, görüş verilmesi istenen sorunu açık ve kesin bir dille belirten yazılı bir dilekçe ile Divan’a sunulur. Bu dilekçeye sorunu aydınlatabilecek tüm belgeler eklenir.

66. Madde

1. Yazman, görüş istemini, Divan önünde dava açma hakkına sahip olan bütün devletlere hemen bildirir.

2. Ayrıca, Divan önünde dava açma hakkına sahip olan devletlerden ve uluslararası örgütlerden hangilerinin sorunla ilgili bilgi verebileceği, Divan tarafından ya da Divan toplantı halinde değilse Başkan tarafından düşünülüyorsa, bu devlet ve örgütlere Yazman özel olarak ve doğrudan doğruya saptanacak bir süre içinde yazılı açıklamaları dinlemeye hazır olduğunu bildirir.

3. Bu devletlerden biri, işbu Madde’nin 2. fıkrasında öngörülen özel bildirimi almamış olur ya da yazılı açıklama sunma ya da Divan tarafından dinletilmesi isteğini belirtirse, bu konuda Divan karar verir.

4. Yazılı ya da sözlü açıklamalarda bulunmuş olan devletlerin ya da örgütlerin, başka devletlerle örgütler tarafından yapılmış açıklamalar konusunda görüş bildirmelerine, ele alınan her soruna göre, Divan tarafından ya da Divan toplantı halinde değilse Başkan tarafından saptanacak biçim, ölçü ve süreler içinde izin verilir. Bu amaçla Yazman, yazılı açıklamaları, kendileri de böyle açıklamalarda bulunmuş olan devletlere ve örgütlere zamanında iletir.

67. Madde

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne Birleşmiş Milletler üyelerinin temsilcilerine ve doğrudan doğruya ilgili öteki devletlerle uluslararası örgütlerin temsilcilerine bildirim yapıldıktan sonra Divan, danışma görüşlerini açık olarak yapacağı oturumda bildirir.

68. Madde

Divan, danışma görevlerinin yerine getirilmesi, uygulanabilir gördüğü ölçüde, işbu Statü’nün hukuksal uyuşmazlıklara uygulanan hükümlerinden de esinlenecektir.

V. BÖLÜM: 
Değişiklikler
69. Madde

İş bu Statü’de yapılacak değişiklikler, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda yapılacak değişiklikler için öngörülen yönteme göre gerçekleştirilir; şu kadar ki, Divan Statüsü’ne taraf olmakla birlikte Birleşmiş Milletler üyesi olmayan devletlerin bu yönteme katılmalarını sağlamak için Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine Genel Kurul’un kabul edeceği hükümler saklıdır.

70. Madde

Divan, işbu Statü’de gerekli gördüğü değişiklikleri 69. Madde hükümlerine uygun olarak incelemek üzere, Genel Sekreter’e yazılı bildirim yoluyla önerme yetkisine sahiptir.

Birleşmiş Milletler Antlaşmasını ve Uluslararası Adalet-Divanı Staütüsü Antlaşması PDF versiyonu

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Birleşmiş Milletler Antlaşması

0

Birleşmiş Milletler Antlaşması, 26 Haziran 1945 tarihinde San Francisco’da, Çince, Fransızca, Rusça, İngilizce ve İspanyolca dillerinde imzalanmış ve 110. maddeye uygun olarak 24 Ekim 1945’de yürürlüğe girmiştir. Yürürlüğe giriş tarihi anı zamanda Bileşmiş Milletler’in kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir.

Türkiye Antlaşmayı, Milletlerarası Adalet Divanı Statüsüyle birlikte 15 Ağustos 1945 tarihinde onaylamıştır. Antlaşmanın kabulüne dair onay kanunu 24 Ağustos 1945 tarihli ve 6902 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. 

Sözleşmenin yürürlüğe girdiği 24 Ekim tarihi, her yıl Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanmaktadır.

Milletlerarası Adalet Divanı Statüsü, Birleşmiş Milletler Antlaşmasın ayrılmaz parçasıdır.

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü

Antlaşmanın 23., 27. ve 61. maddelerinde 17 Aralık 1963 tarihinde değişiklik yapılmış ve bu değişiklikler 31 Ağustos 1965 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 23. maddede yapılan değişiklik ile Güvenlik Konseyi’nin üye sayısı on birden on beşe çıkarmıştır. 61. maddede 20 Aralık 1971 tarihinde yeniden değiştirilmiş, 24 Aralık 1973’de yürürlüğe girmiş, 109. maddede yapılan değişiklik ise 20 Aralık 1965 tarihinde kabul edilerek 12 Haziran 1968’de yürürlüğe girmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Birleşmiş Milletler Antlaşması

Bir insan ömrü içinde iki kere beşeriyete tarif olunmaz acılar yükleyen harb belâsından, geleceğin nesillerini korumaya, insanın ana haklarına, şahsın haysiyet ve değerine, erkek ve kadınlar için olduğu gibi büyük ve küçük milletler için de hak eşitliğine olan imanımızı yeniden ilân etmeğe,

Adaletin muhafazası ve andlaşmalarla devletlerarası hukukunun diğer kaynaklarından doğan vecibelere saygı gösterilmesi için gerekli şartları yaratmağa,

Sosyal ilerlemeyi kolaylaştırmağa ve daha büyük bir serbestlik içinde daha iyi yaşama şartları ihdas etmeğe,

Ve bu maksatla,

Tesamühle hareket etmeğe, iyi komşuluk zihniyeti içinde birbirimizle barışık yaşamağa,

Milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için kuvvetlerimizi birleştirmeğe,

Müşterek menfaatin icapları dışında, silâh kuvvetinin kullanılmamasını sağlayan prensipleri kabule ve usulleri tesise,

Bütün milletlerin ekonomik ve sosyal ilerlemesini kolaylaştırmak için milletlerarası müesseselere başvurmağa,

Azmetmiş olan, biz, Birleşmiş Milletler Halkı,

Bu amaçları gerçekleştirmek için, gayretlerimizi beraberce sarfetmeğe karar verdik.

Buna binaen, Sanfransisko şehrinde toplanıp, usulüne uygun görülen yetki mektuplarını hâmil bulunan temsilcileri vasıtasiyle, metbu Hükümetlerimiz, işbu Birleşmiş Milletler Andlaşmasını kabul etmişler ve aşağıdaki vesikalarla Birleşmiş Milletler adını alacak olan Milletlerarası bir Teşkilât kurmuşlardır

BOLÜM  I
Amaçlar ve Prensipler
Madde 1

Birleşmiş Milletlerin amaçları şunlardır:

1. Milletlerarası barış ve güvenliği muhafaza etmek, ve bu maksatla : Barışın uğrayacağı tehditleri önlemek ve uzaklaştırmak ve her türlü saldırma fiilini veya barışın başka suretle bozulması halini ortadan kaldırmak üzere, müessir müşterek tedbirleri almak; barışın bozulmasını intaç edebilecek milletlerarası mahiyette uyuşmazlıkların veya durumların düzeltilmesini veya çözülmesini, adalet ve devletlerarası hukuku prensiplerine uygun olarak barış yollariyle gerçekleştirmek;

2. Milletlerarasında, milletlerin hak eşitliği prensibine ve kendi mukadderatlarını kendilerinin tâyin hakkına saygı üzerine kurulmuş dostane münasebetler geliştirmek ve dünya barışının sağlamlaştırılması için elverişli her türlü diğer tedbirleri almak;

3. Ekonomik, sosyal, fikrî ve insani mahiyetteki milletlerarası dâvaları çözerek ve, ırk, cins, dil veya dm farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve ana hürriyetlerine karşı saygıyı geliştirerek ve teşvik ederek, milletlerarası işbirliğini gerçekleştirmek,

4. Milletlerin bu müşterek amaçlara doğru sarfettikleri gayretlerin ahenkleştiği bir merkez olmak.

Madde 2

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı ve Üyeleri, birinci maddede beyan edilen amaçlara ulaşmak için aşağıdaki prensiplere uyarak hareket edeceklerdir;

1. Teşkilât bütün Üyelerinin egemen eşitliği prensibi üzerine kurulmuştur.

2. Teşkilâtın Üyeleri, üyelik sıfatından doğan hak ve menfaatlerden her birinin faydalanmasını sağlamak için, işbu Andlaşma müfadı gereğince üzerlerine aldıkları bütün vecibeleri iyi niyetle yerine getireceklerdir.

3. Teşkilâtın Üyeleri, milletlerarası mahiyetteki uyuşmazlıklarım, milletlerarası barış ve güvenliği ve adaleti tehlikeye koymayacak şekilde barış yollan ile çözerler.

4. Teşkilâtın Üyeleri, milletlerarası münasebetlerinde gerek herhangi bir başka Devletin toprak bütünlüğüne veya siyasî bağımsızlığına karşı, gerekse Birleşmiş Milletlerin amaçları ile telif edilemeyecek herhangi bir surette, tehdide veya kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.

5. Teşkilâtın Üyeleri, işbu Andlaşma hükümleri gereğince, Teşkilâtın giriştiği herhangi bir teşebbüse her türlü yardımda bulunurlar ve Teşkilâtça aleyhinde önleyici veya zorlayıcı tedbir alınan Devlete yardım etmekten kaçınırlar.

6. Teşkilât, Birleşmiş Milletler Üyesi olmayan Devletlerin, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasının icabettirdiği ölçüde, işbu esaslara uygun olarak hareket etmesini sağlar.

7. İşbu Andlaşmanın hiçbir hükmü, ne özü itibariyle bir Devletin millî yetkisi içinde bulunan işlere, Birleşmiş Milletlerin karışmasına cevaz verir, ve ne de Üyeleri, bu gibi işleri, işbu Andlaşma gereğince bir çözme tarzına bağlamaya İcbar eder; bununla beraber, VII nci bölümde derpiş edilen zorlama tedbirlerinin uygulanmasına bu prensip hiçbir suretle halel getirmez.

BÖLÜM : II
Üyeler
Madde 3

Milletlerarası Teşkilâtı kurmak İçin Sanfransisko’da toplanan Birleşmiş Milletler Konferansına iştirak etmiş veya 1 Ocak 1942 tarihli Birleşmiş Milletler Demecini önceden imzalamış bulunan ve işbu Andlaşmayı imzalayarak 110 uncu madde gereğince onayan Devletler, Birleşmiş Milletlerin aslî Üyeleridir.

Madde 4

1. işbu Andlaşma vecibelerini kabul edip bunları yerine getirmeğe muktedir ve istekli olduklarına Teşkilâtça hükmedilen bütün diğer barışsever Devletler Birleşmiş Milletler Üyesi olabilirler. 2. işbu şartları haiz olan her Devletin, Birleşmiş Milletler Üyeliğine kabulü, Güvenlik Meclisinin tavsiyesi üzerine, Genel Kurul kararıyla olur.

Madde 5

Güvenlik Meclisi tarafından aleyhinde önleyici veya zorlayıcı bir teşebbüse girişen bir Teşkilât Üyesi, Güvenlik Meclisinin tavsiyesi üzerine Üyelik sıfatından doğan hak ve imtiyazları kullanmaktan, Genel Kurulca men edilebilir. İşbu hak ve imtiyazların yeniden kullanılmasına Güvenlik Meclisi müsaade edebilir.

Madde 6

Bir Teşkilât Üyesi işbu Andlaşma’da beyan olunan prensipleri devamlı şekilde ihlâl etmekte ısrar ederse, Güvenlik Meclisinin tavsiyesi üzerine, Genel Kurulca Teşkilattan ihraç edilebilir.

BÖLÜM : III
Uzuvlar
Madde 7

1. Birleşmiş Milletler Teşkilâtının başlıca uzuvları olarak : Bir Genel Kurul, bir Güvenlik Meclisi, bir Ekonomik ve Sosyal Meclis, bir Vesayet Meclisi, bir Milletlerarası Adalet Divanı ve bir Sekreterlik ihdas edilmiştir.

2. Gerekli görülebilecek tâli uzuvlar işbu Andlaşmaya uygun olarak ihdas edilebilecektir.

Madde 8

Teşkilâtın başlıca ve tâli uzuvlarında, erkeklerin ve kadınların bütün görevlere, eşit şartlar İçinde, seçilebilmelerine, Teşkilâtça hiçbir kayıtlama konmayacaktır.

BÖLÜM : IV
Genel Kurul
Terekküp Tarat
Madde 9

1. Genel Kurul Birleşmiş Milletlerin bütün Üyelerinden terekküp eder.
2. Her Üyenin Genel Kurul’da en çok beş temsilcisi bulunur.

Görevler ve Yetkiler
Madde _ 10

Genel Kurul, işbu Andlaşma çerçevesine giren veya işbu Andlaşmada derpiş edilen uzuvlardan herhangi birinin yetki ve görevlerini ilgilendiren, her türlü mesele veya işleri görüşebilir ve 12 nci madde hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, işbu mesele veya işler hakkında, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Üyelerine, Güvenlik Meclisine veya Teşkilât Üyeleri ile beraber Güvenlik Meclisine tavsiyelerde bulunabilir.

Madde _ 11

1. Genel Kurul, silahsızlanmada ve silahlanmanın düzenlenmesinde hâkim olan prensipler dâhil olmak üzere, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası hususundaki işbirliğinin genel prensiplerini tetkik ve bu prensipler hakkında ya Teşkilât Üyelerine, ya Güvenlik Meclisine veya Teşkilât Üyeleri ile beraber Güvenlik Meclisine tavsiyelerde bulunabilir.

2. Genel Kurul, Birleşmiş Milletlerden her hangi biri, veya Güvenlik Meclisi veyahut Teşkilât Üyesi olmayan bir Devlet tarafından, 35 inci maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre kendisine sunulan ve milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını ilgilendiren her türlü meseleleri görüşebilir ve 12 nci madde hükmü mahfuz kalmak üzere, bu gibi her türlü meseleler hakkında ya ilgili Devlet veya Devletlere, ya Güvenlik Meclisine veyahut da Devletler ile beraber Güvenlik Meclisine tavsiyelerde bulunabilir. Bir teşebbüse lüzum gösteren bu neviden her mesele Genel Kurul tarafından görüşülmezden önce veya görüşüldükten sonra, Güvenlik Meclisine havale edilir

3. Genel Kurul, milletlerarası barış ve güvenliği tehlikeye koyacak gibi görünen durumlara, Güvenlik Meclisinin dikkatini çekebilir.

4. Genel Kurulun, işbu maddede sayılan yetkileri 10 uncu maddenin şümulünü tahdit etmez.

Madde 12

1. Güvenlik Meclisi, bir uyuşmazlık veya herhangi bir durum karşısında, işbu Andlaşmanın kendisine yüklediği görevleri yaptığı müddetçe, Genel Kurul bu uyuşmazlık veya durum hakkında hiçbir tavsiyede bulunmamalıdır, meğerki, Güvenlik Meclisi bunu ondan isteye..

2. Genel Sekreter, Güvenlik Meclisinin rızası ile her devrede, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasına müteallik olup, Güvenlik Meclisinin meşgul bulunduğu işleri Genel Kurulun ıttılaına sunar, keza Güvenlik Meclisi sözü geçen işlerle meşgul olmayı bıraktığı anda, Sekreterlik bundan Genel Kurulu veya, Genel Kurul toplantı halinde değilse, Teşkilât Üyelerini haberdar eder.

Madde _ 13

1. Genel Kurul;

a) Siyasî sahada milletlerarası iş birliğini geliştirmek ve devletlerarası hukukunun tedricî gelişmesi ile takninıni teşvik etmek

b) Ekonomik, sosyal alanlar ile fikrî kültür ve eğitim ve sağlık alanlarında milletlerarası işbirliğini geliştirmek ve ırk, cins, dil veya din farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarından ve ana hürriyetlerden faydalanmasını kolaylaştırmak için tetkiklere yol açar ve tavsiyelerde bulunur.

2, Genel Kurulun, yukarıdaki 1 b fıkrasında sözü geçen meselelerle ilgili diğer sorum, görev ve yetkileri IX ve X uncu bölümlerde beyan edilmiştir.

Madde — 14

12 ncı madde hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, Birleşmiş Milletlerin amaç ve prensiplerini beyan eden işbu Andlaşma’ hükümlerinin İhlâlinden doğan durumlar da dâhil olmak üzere, Genel Kurulca umumun
iyiliğine zarar verecek veya milletler arasındaki dostane •münasebetleri tehlikeye koyacak mahiyette görülen, menşei ne olursa olsun, herhangi bir durumun, barış yoluyla düzeltilmesini temin edebilecek tedbirler tavsiye olunabilir.

Madde _ 15

1. Genel Kurul, Güvenlik Meclisinin yıllık raporları ile mahsus raporlarını kabul eder ve inceler, bu raporlar Güvenlik Meclisinin milletlerarası barış ve güvenliği muhafaza için kararlaştırdığı veya aldığı tedbirler hakkında malûmat ve izahat ihtiva eder.

2. Genel Kurul, Teşkilâtın diğer uzuvlarının raporlarım kabul eder ve inceler.

Madde _ 16

Genel Kurul, milletlerarası Vesayet rejimi hususunda, XII ve XIII üncü bölümler gereğince kendisine düşen görevleri yerine getirir; ezcümle, stratejik bölge olarak gösterilmemiş bulunan bölgelere müteallik Vesayet anlaşmalarını tasvip eder.

Madde _ 17

1. Genel Kurul, Teşkilâtın bütçesini inceler ve tasvip eder.

2. Teşkilâtın giderlerini, Genel Kurulun yaptığı taksim gereğince Üyeler üzerlerine alırlar.

3. Genel Kurul, 57 nci maddede bahis mevzuu olan ihtisas müesseseleri ile yapılan bütün malî ve bütçeye müteallik anlaşmaları inceler ve tasvip eder ve anılan müesseselerin idarî bütçelerini, kendilerine tavsiyelerde bulunmak üzere, inceler.

Oy
Madde _ 18

1. Genel Kurulun her Üyesi bir oya sahiptir.

2. önemli meseleler hakkında Genel Kurul, hazır bulunan ve oy veren üyelerin üçte iki çoğunluğu ile karar verir.

Önemli sayılan meseleler şunlardır: Milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasına taallûk eden tavsiyeler, Güvenlik Meclisinin süresiz üyelerinin seçimi, Ekonomik ve Sosyal Meclis Üyelerinin seçimi, 86 ncı maddenin l c fıkrası gereğince,

Vesayet Meclisi Üyelerinin seçilmesi, Teşkilata yeni Üyeler kabulü, Üyelerin hak ve imtiyazlarının taliki,

Üyelerin ihracı, Vesayet rejiminin işlemesine müteallik meseleler ve bütçe meseleleri.

3. Üçte iki çoğunlukla! çözülecek yem mesele nevilerinin tespiti de dâhil olmak üzere, başka meseleler hakkındaki kararlar, hazır bulunan ve oy veren üyelerin çoğunluğu ile alınır.

Madde _ 19

Teşkilât giderlerine iştirak hissesinin ödenmesinde geciken bir Birleşmiş Milletler Üyesi, gecikmiş ödemelerinin tutarı, geçen tam iki senelik hissesine eşit veya bundan fazla ise, Genel Kurulda oya iştirak edemez.

Bununla beraber Genel Kurul, bu gecikmenin Üyenin iradesi dışında olan durumlardan ilen geldiğini görürse, bu Üyenin oya iştirakine müsaade edebilir.

Usûl
Madde _ 20

Genel Kurul yılda bir olağan toplantı ve durum icabettirince, olağanüstü toplantılar yapar. Olağanüstü toplantılar, Güvenlik Meclisinin veya Birleşmiş Milletler Üyelerinin çoğunluğunun isteği üzerine Genel Sekreterin daveti İle yapar.

Madde 21

Genel Kurul İçtüzüğünü kendi tesbit eder. Her toplantı için Başkanını seçer.

Madde _ 22

Genel Kurul görevlerinin yapılması için gerekli gördüğü tâli uzuvları vücuda getirebilir.

BÖLÜM: V
Güvenlik Meclisli
Terekküp Tarzı
Madde __ 23

1. Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletlerin onbeş üyesinden oluşur. Çin Cumhuriyeti, Fransa, Rusya Federasyonu, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Krallığı ve Amerika Birleşik Devletleri Güvenlik Konseyinin sürekli üyeleridir. Genel Kurul, her şeyden önce Birleşmiş Milletler üyelerinin uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ve örgütün öteki amaçlara katkılarını, aynı zamanda da hakça bir coğrafi dağılımı gözönünde tutarak, Birleşmiş Milletlerin öteki on üyesini de Güvenlik Konseyinin geçici üyeleri olarak seçer.

2. Güvenlik Konseyinin geçici üyeleri iki yıllık bir dönem için seçilirler. Güvenlik Konseyi üyelerinin sayısı onbirden onbeşe çıkarıldıktan sonra geçici üyeler için yapılacak ilk seçimde, dört yeni üyeden ikisi bir yıllık dönem için seçilecektir. Süresi biten bir üye hemen yeniden seçilemez.

3. Güvenlik Konseyinin her üyesinin Konsey’de bir temsilcisi vardır.

Görevler ve Yetkiler
Madde _ 24

1. Teşkilâta çabuk ve tesirli hareketinin temini için, Üyeleri, Milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasının başlıça sorumunu Güvenlik Meclisine verirler ve Güvenlik Meclisinin, bu sorumun kendisine yüklediği görevleri yerine getirirken, kendi adlarına hareket ettiğini kabul
ederler.

2. Bu görevlerin yapılmasında, Güvenlik Meclisi, Birleşmiş Milletler amaç ve prensiplerine uygun olarak hareket eder. Güvenlik Meclisine işbu görevleri yerine getirebilmesi için verilen muayyen ve mahsus yetkiler VI, VII, VIII, ve XII nci bölümlerde gösterilmiştir.

3. Güvenlik Meclisi, Genel Kurulun incelemesine yıllık raporlar ve İcabı halinde mahsus raporlar sunar.

Madde 25

Teşkilât Üyeleri işbu Andlaşma gereğince, Güvenlik Meclisinin kararlarım kabul etmek ve uygulamak hususunda mutabıktırlar.

Madde _ 26

Dünya insan ve ekonomi kaynaklarının yalnız en küçük kısmım silahlanmaya ayırarak, milletlerarası barış ve güvenliğin kurulmasını ve muhafazasını kolaylaştırmak için, Güvenlik Meclisi 47 nci maddede derpiş edilen Kurmay Komitesinin yardımıyla bir silahlanmayı tanzim sistemi kurmak üzere Teşkilât Üyelerine sunulacak plânları hazırlamakla mükelleftir.

Oy
Madde _ 27
  1. Güvenlik Konseyinin her üyesinin bir oyu vardır.
  2. Güvenlik Konseyinin usule ilişkin konulardaki kararları dokuz üyesinin olumlu oyu ile alınır.

3. Güvenlik Konseyinin yöntem sorunlarındaki kararları dokuz üyenin olumlu oyu ile alınır; ancak, VI. Bölüm ile 52. maddenin 3. fıkrası hükümleri uyarınca alınan kararlarda bir uyuşmazlığa taraf olan oylamaya katılamaz

Usul
Madde _ 28

1. Güvenlik Meclisi, görevlerini süreli olarak yerine getirebilecek surette teşkilatlandırılmıştır. Bu maksatla, Güvenlik Meclisinin her Üyesi Teşkilâta makarrında her zaman bir temsilci bulundurmalıdır.

2. Güvenlik Meclisi, muayyen zamanlarda, her bir Üyesinin, dilerse, kendisini Hükümetinin bir Üyesi veya bilhassa tâyin edilen başka bir temsilci tarafından temsil ettirebileceği toplantılar yapar.

3. Güvenlik Meclisi, Teşkilâtın makarrından başka, ödevini kolaylaştırmak için en elverişli gördüğü herhangi bir yerde toplantılar yapabilir.

Madde _ 29

Güvenlik Meclisi görevlerinin yapılabilmesi için gerekli gördüğü tâli uzuvları vücuda getirebilir.

Madde _ 30

Güvenlik Meclisi Başkanının seçim şeklini de tâyin eden içtüzüğünü kendi tesbit eder.

Madde _ 31

Güvenlik Meclisi Üyesi olmayan her Teşkilat Üyesi, Güvenlik Meclisine sunulan ve işbu Üyenin menfaatlerine hassaten dokunduğu Meclisçe mütalâa olunan her meselenin görüşülmesine, oy sahibi olmaksızın, iştirak edebilir.

Madde _ 32

Güvenlik Meclisi Üyesi olmayan her hangi bir Birleşmiş Milletler Üyesi veya Birleşmiş Milletler Üyesi olmayan her hangi bir Devlet, Güvenlik Meclisince incelenen bir uyuşmazlıkta taraf olduğu takdirde, işbu uyuşmazlığın görüşülmesine oy sahibi olmaksızın iştirake davet edilir.

Güvenlik Meclisi Teşkilât Üyesi olmayan bir Devletin iştirakine koymayı uygun bulduğu şartları tâyin eder,

BÖLÜM : VI
Uyuşmazlıkların Barış Yolu ile Çözülmesi
Madde _33

1. Uzaması, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını tehdit edebilecek mahiyette bir uyuşmazlıkta taraf olanlar, bu uyuşmazlığın çözülmesini her şeyden önce görüşme, soruşturma, ara bulma, uzlaşma, tahkim ve yargı yollarıyla veya bölge teşkil veya anlaşmalarına başvurarak veyahut kendi seçecekleri başka barış yollarıyla aramalıdırlar.

2. Güvenlik üyelisi, gerekli görürse tarafları, aralarındaki uyuşmazlığı bu gibi yollarla çözmeğe davet eder.

Madde _ 34

Güvenlik Meclisi, her hangi bir uyuşmazlık veya milletler arasına bir anlaşmazlıkla neticelenebilecek veya uyuşmazlık doğurabilecek durum hakkında; bu uyuşmazlığın veya durumun uzamasının milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını tehdit etmek istidadında olup olmadığını tesbit için soruşturmada bulunabilir.

Madde _ 35

1. Her Teşkilât Üyesi 34 üncü maddede kastolunan mahiyette bir uyuşmazlık veya durum üzerine Güvenlik Meclisinin veya Genel Kurulun dikkatini çekebilir.

2. Teşkilât Üyesi olmayan bir Devlet, taraf olduğu her hangi bir uyuşmazlık üzerine, Andlaşmada derpiş edilen barış yoluyla çözme mükellefiyetini, bu uyuşmazlık için önceden kabul etmek şartıyla, Güvenlik Meclisinin veya Genel Kurulun dikkatini çekebilir.

3. İşbu madde gereğince dikkatine sunulan meseleler hakkında Genel Kurulun hareketleri 11 ve 12 ncı maddeler hükümlerine tabıdır.

Madde 36

1. Güvenlik Meclisi, 33 üncü maddede zikredilen mahiyette bir uyuşmazlığın veya buna benzer durumun gelişmesinin her hangi bir safhasında, uygun düşen düzeltme usul veya tarzlarını tavsiye edebilir.

2. Güvenlik Meclisi, bu uyuşmazlığın çözülmesi için taraflarca önceden kabul edilmiş olan bütün usulleri gözönünde tutacaktır.

3. İşbu maddede derpiş edilen tavsiyelerde bulunurken, Güvenlik Meclisi, hukukî mahiyette uyuşmazlıkların umumiyet itibariyle taraflarca Milletlerarası Adalet Divanı Statüsü hükümlerine göre Divana sunulması lâzım geldiğini de nazara alacaktır.

Madde 37

1. 33 üncü maddede zikredilen mahiyette bir uyuşmazlıkta taraf olanlar onu, anılan maddede gösterilen yollarla çözmeğe muvaffak olamazlarsa, Güvenlik Meclisine sunarlar.

2. Güvenlik Meclisi bir uyuşmazlığın uzamasının filhakika, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını tehdit eder göründüğüne hükmederse, 36 ncı madde gereğince mi hareket edeceğine yoksa uygun gördüğü başka çözme şekilleri mi tavsiye edeceğine karar verir.

Madde _ 38

33 ilâ 37 nci maddeler hükümlerine halel gelmemek üzere, Güvenlik Meclisi, bir uyuşmazlıkta taraf olanların hepsi arzu ettikleri takdirde, işbu uyuşmazlığın barış yolu Ue çözülmesi için taraflara tavsiyelerde bulunabilir.

BÖLÜM : VII
Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırma Fiili Halinde
Yapılacak Hareket
Madde _ 39

Güvenlik Meclisi, bansın tehdit edildiğini, bozulduğunu veya bir saldırma fiilinin vuku bulduğunu tesbit eder ve milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası veya yeniden tesisi için tavsiyelerde bulunur veya
41 ve 42 nci maddeler gereğince hangi tedbirler alınacağını kararlaştırır.

Madde 40

Durumun vahimleşmesine mâni olmak üzere, Güvenlik Meclisi, 39 uncu madde gereğince tavsiyelerde bulunmazdan veya alınacak tedbirleri kararlaştırmazdan evvel, ilgili tarafları, gerekli veya temenniye değer gördüğü geçici tedbirlere riayete davet edebilir. Bu geçici tedbirler her hangi bir şekilde, ilgili tarafların haklarına, iddialarına veya durumlarına halel getirmez, işbu geçici tedbirlerin yerine getirilmemesi halinde, Güvenlik Meclisi bu noksanı gereği gibi nazara alacaktır.

Madde 41

Güvenlik Meclisi, kararlarını yürütmek için silahlı kuvvet kullanılmasını gerektirmeyen ne gibi tedbirlerin alınması lâzım geleceğini tesbit ve Birleşmiş Milletler Üyelerini bu tedbirleri uygulamağa davet edebilir.

Bu tedbirlere, ekonomik münasebetlerin ve demiryolu, deniz, hava, posta, telgraf, radyo ve diğer ulaştırma vasıtalarının tamamen veya kısmen kesilmesi ile siyasi münasebetlerin kat’ı da dâhil olabilir.

Madde _ 42

Güvenlik Meclisi 41 nci maddede derpiş olunan tedbirlerin uygun olmayacaklarına veya uygun olmadıklarının sabit olduğuna hükmederse, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası veya yeniden tesisi için, hava, deniz veya kara kuvvetleri vasıtasıyla gerekli addettiği her türlü teşebbüse geçebilir. Bu teşebbüse, nümayişler, abluka tedbirleri ve Birleşmiş Milletler Üyelerinin hava, deniz veya kara kuvvetleri tarafından yapılacak başka hareketler dâhil olabilir.

Madde _ 43

1. Birleşmiş Milletlerin bütün Üyeleri milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını desteklemek üzere, Güvenlik Meclisinin daveti ile ve mahsus bir anlaşma veya mahsus anlaşmalar gereğince, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için Kurulun emrine gerekli silahlı kuvvetleri vermeği ve geçit hakkı da dâhil olmak üzere yardım ve kolaylıklarda bulunmayı taahhüt ederler.

2. Yukarda kastolunan anlaşma veya anlaşmalar bu kuvvetlerin miktar ve mahiyetini, hazırlık derecelerini ve genel mevkileri ile gösterilecek kolaylık ve yardımın mahiyetini tesbit edecektir.

3. Anlaşma veya anlaşmalar Güvenlik Meclisinin teşebbüsü üzerine, kabil olur olmaz müzakere edilecektir. Bu anlaşmalar, Güvenlik Meclisi ile Teşkilat Üyeleri veya Güvenlik Meclisi ile Teşkilât Üyelerinden mürekkep guruplar arasında aktedilecek ve İmzalayan Devletler tarafından, her birinin anayasası usûlleri gereğince onanacaktır.

Madde 44

Güvenlik Meclisi kuvvete başvurmağa karar verınee, Mecliste temsil edilmeyen bir Üyeyi 43 ncü madde gereğince kabul edilen taahhütlerin yerine getirilmesi için Silâhlı kuvvet vermeğe davet etmezden once,
işbu Üyeyi silâhlı kuvvetlerine mensup birliklerin kullanılması hususundaki Güvenlik Meclisinin kararlarına, isterse, iştirake davet edecektir

Madde — 45

Teşkilatın süratle askerî mahiyette tedbirler alabilmesini mümkün kılmak üzere Birleşmiş Milletler Üyeleri milletlerarası zorlayıcı bir hareketin müşterek olarak yapılabilmesi için derhal kullanılabilecek millî hava kuvvetleri birlikleri bulunduracaklardır. 43 ncü maddede zikredilen mahsus anlaşma veya mahsus anlaşmalarla çizilen hadler içinde Güvenlik Meclisi, Kurmay Komitesinin yardımı ile, bu birliklerin kuvvetini ve hazırlık derecelerini tâyin ve bunların müşterek hareketlerini derpiş eden plânları tesbit eder.

Madde _ 46

Silâh kuvvetinin kullanılması için plânları Kurmay Komitesinin yardımı ile, Güvenlik Meclisi tesbit eder.

Madde 47

1. Milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası, Güvenlik Meclisinin emrine verilen kuvvetlerin kullanılması ve komutası, silahlanmanın düzenlenmesi ve muhtemel silahsızlanma için Meclisin muhtaç olduğu askerî vasıtalarla ilgili her hususta Meclise tavsiyelerde bulunacak ve onu destekleyecek bir Kurmay Komitesi kurulmuştur.

2. Kurmay Komitesi, Güvenlik Meclisinin süreli Üyelerinin Kurmay Başkanlarından veya bunların temsilcilerinden terekküp eder. Komitede süreli olarak temsil edilmeyen herhangi bir Birleşmiş Milletler Üyesinin iştiraki, Komitenin ödevini iyi yapabilmesi hususunda çalışmaları için lüzumlu olduğu zaman Komite işbu Üyeyi kendisine katılmağa davet eder.

3. Kurmay Komitesi, Güvenlik Meclisinin emrine verilen bütün silahlı kuvvetlerin strateji bakımından idaresinden, işbu Meclise tabi olarak sorumludur. İşbu kuvvetlerin komutasına ait meseleler sonradan çözülecektir.

4. Kurmay Komitesi tarafından, Güvenlik Meclisinin izni ile ve ilgili bölge teşkillerine danıştıktan sonra tâli bölge komiteleri vücuda getirilebilir.

Madde _ 48

1. Güvenlik Meclisinin milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası hususundaki kararlarının yürütülmesi için gerekli tedbirler, Meclisin takdirine göre Birleşmiş Milletlerin bütün Üyeleri veya bunlardan bazdan tarafımdan alınır.

2. İşbu kararlar, Birleşmiş Milletler Üyeleri tarafından doğrudan doğruya ve iştirak ettikleri milletlerarası teşkillerdeki hareketleri ile yürütülür.

Madde _ 49

Birleşmiş Milletler Üyeleri, Güvenlik Meclisi tarafından kararlaştırılan tedbirlerin yürütülmesinde karşılıklı olarak destekleşmek üzere birbirlerine katılırlar.

Madde __ 50

Bir Devlet, Güvenlik Meclisi tarafından alman önleyici veya zorlayıcı tedbirlerin mevzuu olursa, başka herhangi bir Devletin, Birleşmiş Milletler Üyesi olsun veya olmasın, işbu tedbirlerin yürütülmesi yüzünden özel ekonomik zorluklar karşısında kaldığı takdirde, bu zorlukların çözülmesi için Güvenlik Meclisine danışmaya hakkı olacaktır.

Madde 51

İşbu Andlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler Üyelerinden birinin silahlı bir saldırmaya hedef olması halinde, Güvenlik Meclisi milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için lüzumlu tedbirleri alıncaya kadar, tabu olan münferit veya müşterek meşru müdafaa hakkına halel getirmez. Bu meşru müdafaa hakkım kullanarak Üyelerin aldığı tedbirler derhal Güvenlik Meclisine bil dirilir ve Meclisin, işbu Andlaşmaya dayanarak milletlerarası barış ve güvenliğin muhafaza veya iadesi için lüzumlu göreceği şekilde her an hareket etmek yetki ve ödevine hiçbir veçhile tesir etmez.

BÖLÜM : VIII
Bölge Anlaşmaları
Madde 52

1. İşbu Andlaşmanın hiçbir hükmü, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasına müteallik olup, mevziî mahiyette bir harekete müsait bulunan işlerin çözülmesi amacım güden bölge anlaşma veya teşkillerinin mevcudiyetine mâni değildir; yeter ki işbu anlaşma veya teşkillerin ve bunların faaliyetinin Birleşmiş Milletler amaç ve prensipleri ile telifi kabil olsun.

2. Bu Anlaşmaları akdeden veya bu teşkilleri vücuda getiren Birleşmiş Milletler Üyeleri, mevzii mahiyette uyuşmazlıkları, Güvenlik Meclisine arzetmeden önce, işbu Anlaşma veya teşkiller vasıtasıyla, barış yoluyla çözmek hususunda bütün gayretlerini sarfetmelidir.

3. Güvenlik Meclisi, mevzu mahiyette uyuşmazlıkların, bu bölge anlaşmaları veya teşkilleri vasıtasıyla, barış yolu ile çözülmesinin gelişmesini, ister ilgili Devletlerin teşebbüsü, ister Meclisin havalesi üzerine,  teşvik eder.

4. İşbu madde, 34 ve 35 nolu maddelerin uygulanmasına hiçbir veçhile halel vermez.

Madde _ 53

1. Güvenlik Meclisi, icabederse, kendi yetkisi altında alman zorlayıcı tedbirlerin uygulanması için bölge anlaşmalarım veya teşkillerini kullanır. Bununla beraber, Güvenlik Meclisinin müsaadesi olmaksızın, bölge anlaşmaları gereğince veya bölge teşkilleri tarafından hiçbir zorlayıcı harekete teşebbüs edilmeyecektir; işbu maddenin ikinci fıkrasındaki tarife göre düşman Devlet sayılanlara karşı, 107 nci madde gereğince alman veya böyle bir Devlet tarafından yeniden saldırma siyasetine başlanmasına karşı tevcih olunan bölge anlaşmalarında derpiş edilen tedbirler, ilgili Hükümetlerin isteği üzerine, böyle bir Devlet tarafından yapılacak yeni bir saldırmayı önlemek ödevinin Teşkilâta verilmesi kabil oluncaya kadar, bundan müstesnadır.

2. İşbu maddenin birinci fıkrasında kullanılan «düşman Devlet» tâbiri, ikinci Dünya Harbinde, işbu Andlaşmayı imza edenlerden herhangi birinin düşmanı bulunan her Devlete şâmildir

Madde 54

Güvenlik Meclisi, her zaman milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için bölge anlaşmaları gereğince veya bölge teşkilleri tarafından girişilen veya tasarlanan her hareketten tamamıyla haberli bulundurulmalıdır.

BÖLÜM : IX
Milletlerarası Ekonomik ve Sosyal İşbirliği
Madde 55

Milletler arasında hak eşitliği prensibine ve her milletin kendi mukadderatını kendisinin tayin etmesi hakkına saygı gösterilmesine dayanan barış ve dostluk münasebetlerini sağlamak için lüzumlu istikrar ve refah şartlarını yaratmak üzere, Birleşmiş Milletler:

a) Hayat seviyelerinin yükselmesini, tam çalıştırmayı ve ekonomik ve sosyal alanda ilerleme ve gelişme şartlarım;

b) Ekonomik, sosyal alanlarla sağlık alanındaki milletlerarası dâvaların ve bunlara bağlı başka dâvaların çözülmesini; fikrî kültürle eğitim alanında milletlerarası işbirliğini;

c) Irk, cins, dil veya din farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve ana hürriyetlerine bütün dünyada bilfiil saygı gösterilmesini, kolaylaştıracaktır.

Madde 56

Üyeler, 55 nci maddede beyan olunan amaçlara erişmek için gerek beraberce gerek tek başlarına, Teşkilâtla işbirliği halinde hareket eylemeyi taahhüt ederler.

Madde 57

1. Hükümetlerarası anlaşmalarla kurulan ve statüleri hükümleri gereğince ekonomik, sosyal, fikrî kültür ve eğitim, sağlık ve sair bunlara bağlı alanlarda milletlerarası geniş yetkileri bulunan muhtelif ihtisas müesseseleri 63 üncü madde gereğince Teşkilâta bağlanmıştır.

2. Teşkilâta bu suretle bağlanan müesseseler aşağıda «ihtisas müesseseleri» diye anılacaklardır.

Madde 58

Teşkilât, ihtisas müesseselerinin programlarıyla faaliyetlerini ahenkleştirmek için tavsiyelerde bulunur

Madde 59

Teşkilât, 55 mci maddede beyan edilen amaçlara varmak üzere gerekli her türlü yeni ihtisas müesseselerinin kurulması için, icap edince, ilgili Devletler arasında görüşmeler yapılmasına önayak olur.

Madde _ 60

Genel Kurul ve ona tabı olarak, X ncu bölüm hükümleriyle kendisine bahşedilen yetkilere malik bulunan Ekonomik ve Sosyal Meclis, Teşkilâtın işbu bölümde beyan edilen görevlerim yerme getirmekle mükelleftir.

BÖLÜM X
Ekonomik ve Sosyal Meclis
Terekküp Tarzı
Madde 61

1. Ekonomik ve Sosyal Konsey, Genel Kurul’ca seçilen ellidört Birleşmiş Milletler üyesinden oluşur.

2. 3. fıkra hükümleri saklı kalmak üzere, her yıl Ekonomik ve Sosyal Konsey’inn ellidört üyesi bir yıllık bir süre için seçilir. Süresi biten üye hemen yeniden seçilebilir.

3. Ekonomik ve Sosyal Konsey ¸yelerinin sayısı yirmi yediden ellidörde çıkarıldıktan sonra yapılacak ilk seçimde, görev süreleri o yılın sonunda bitecek olan dokuz üyenin yerine yirmiyedi yeni üye seçilecektir. Genel Kurul’ca yapılan düzenlemelere uygun olarak, bu yirmiyedi yeni üyeden, bu şekilde seçilmiş dokuz tanesinin görev süresi bir yılın sonunda, öteki dokuz üyenin görev süresi de iki yılın sonunda sona erecektir.

4. Ekonomik ve Sosyal Konsey’in her üyesinin Konsey’de bir temsilcisi vardır.

Görevler ve Yetkiler
Madde 62

1. Ekonomik ve Sosyal Meclis, ekonomik, sosyal, fikrî kültür ve eğitim, sağlık ve diğer bunlara bağlı alanlarda milletlerarası meseleler üzerinde incelemeler ve raporlar yapabilir veya yaptırabilir ve bütün bu meseleler hakkında Genel Kurula, Teşkilât Üyelerine ve ilgili ihtisas müesseselerine tavsiyelerde bulunabilir.

2. Meclis, herkesin insan haklarına ve ana hürriyetlerine bilfiil saygı gösterilmesini sağlamak üzere tavsiyelerde bulunabilir.

3. Meclis, yetkisine giren meseleler hakkında Genel Kurula sunulmak üzere anlaşma projeleri hazırlayabilir.

4. Meclis, Teşkilât tarafından konulan kaidelere uygun olarak yetkisine giren meseleler hakkında milletlerarası konferanslar toplayabilir.

Madde _ 63

1. Ekonomik ve Sosyal Meclis, 57 nci maddede kastedilen müesseselerin herhangi birisi ile, işbu müessesenin Teşkilâta hangi şartlarla bağlanacağını tesbit edecek anlaşmalar yapabilir, işbu anlaşmalar Genel Kurulun tasvibine sunulur.

2. Ekonomik ve Sosyal Meclis, ihtisas müesseselerine danışarak, onlara tavsiyelerde bulunarak ve Genel Kurulla Birleşmiş Milletler Üyelerine tavsiyeler yaparak işbu müesseselerin çalışmalarını ahenkleştirebilir.

Madde 64

1. Ekonomik ve Sosyal Meclis, ihtisas müesseselerinden muntazam raporlar alabilmek için her türlü faydalı tedbirlere başvurabilir. Ekonomik ve Sosyal Meclis, kendi yaptığı tavsiyeler ve işbu Meclisin yetkisine giren konular hakkında Genel Kurul tarafından yapılan tavsiyeleri yürütmek üzere başvurulan tedbirler hususunda raporlar almak için Teşkilât Üyeleri ile ve ihtisas müesseseleri ile anlaşabilir.

2. Meclis, işbu raporlar hakkındaki mülâhazalarım Genel Kurula bildirebilir.

Madde 65

Ekonomik ve-Sosyal Meclis, Güvenlik Meclisine malûmat verebilecek ve bunun isteği üzerine kendisine yardım edecektir.

Madde — 66

1. Ekonomik ve Sosyal Meclis, Genel Kurulun tavsiyelerini yürütmek hususunda yetkisine giren bütün görevleri yerine getirir.

2. Meclis, Genel Kurulun tasvibi ile Teşkilât Üyelerinin veya ihtisas müesseselerinin kendisinden isteyecekleri hizmetleri yapabilir.

3. Meclis işbu Andlaşmanın diğer kısımlarında kendisine gösterilen veya Genel Kurulca kendisine verilebilecek olan ödevleri yerine getirir.

Oy
Madde — 67

1. Ekonomik ve Sosyal Meclisin her Üyesi bir oya sahiptir.

2. Ekonomik ve Sosyal Meclisin kararları, hazır bulunan ve oy veren Üyelerin çoğunluğu ile alınır.

Usul
Madde — 68

Ekonomik ve Sosyal Meclis, ekonomik ve sosyal meseleler ve insan haklarının gelişmesi için komisyonlar ile görevlerinin yapılmasına yarayacak her türlü başka komisyonlar kurabilir.

Madde — 69

Ekonomik ve Sosyal Meclis, Teşkilâtın bir Üyesini önemle ilgilendiren bir meseleyi incelerken, işbu Üyeyi oy hakkı olmaksızın görüşmelerine iştirake davet eder.

Madde — 70

Ekonomik ve Sosyal Meclis, ihtisas müesseseleri temsilcilerinin oy hakkı olmaksızın, Meclisin ve ihdas ettiği komisyonların görüşmelerine iştirak etmeleri, kendi temsilcilerinin de ihtisas müesseselerinin görüşmelerine iştirak etmeleri için bütün tedbirleri alabilir.

Madde — 71

Ekonomik ve Sosyal Meclis, yetkisine giren meselelerle uğraşan Hükümet dışı teşkillere danışmağa yarayan bütün tedbirleri alabilir. İşbu hükümler milletlerarası teşkillere ve, gereği halinde Teşkilâtın ilgili Üyesine danışıldıktan sonra, millî teşkillere tatbik edilebilir.

Madde — 72

1. Ekonomik ve Sosyal Meclis, Başkanının tâyin şeklini de tesbit eden içtüzüğünü kabul eder.

2. Meclis, tüzüğü uyarınca ihtiyaca göre toplanır; tüzükte, Meclisin, Üyelerinin çoğunluğunun isteği üzerine, toplanmasını derpiş eden hükümler bulunacaktır.

Bölüm : XI
Muhtar Olmayan Ülkeler hakkında Demeç
Madde — 73

Halkının kendi kendini henüz tamamen idare etmediği ülkeleri idare etmekle sorumlu olan veya bu sorumu yüklenen Birleşmiş Milletler Üyeleri, işbu ülkeler ahalisinin menfaatlerinin başta gelmesi prensibini tanırlar.

Birleşmiş Milletler Üyeleri bu ahalinin, işbu Andlaşma ile kurulan milletlerarası barış ve güvenlik sisteminin çerçevesi içinde, refahını imkânın son haddine kadar kolaylaştırmak mükellefiyetini kutsal bir ödev bilirler ve bu amaçla:

a) Sözü geçen ahalinin kültürüne saygı göstererek siyasî, ekonomik ve sosyal ilerlemesi ile eğitiminin gelişmesini sağlamağı, bu ahaliye hakkaniyetle muamele etmeyi ve onu suiistimallere karşı korumağı;

b) Her ülkenin ve ahalisinin ve bunun gelişmesindeki muhtelif derecelerin özel şartlarına uyar ölçüde, bu ahalinin kendi kendini idare edebilmek kabiliyetini geliştirmeyi, siyası emellerini göz önünde tutmayı ve hür siyasî müesseselerinin tedrici gelişmesine yardım etmeyi,

c) Milletlerarası barış ve güvenliği kuvvetlendirmeyi;

d) işbu maddede beyan edilen sosyal, ekonomik ve ilmî amaçlara bilfiil erişmek üzere yapıcı gelişme tedbirlerini kolaylaştırmayı, ilmî araştırmaları teşvik etmeyi, kendi aralarında ve şartlar müsaüt oldukça, Milletlerarası ihtisas müesseseleri ile işbirliği yapmayı,

e) Güvenlik icapları ve anayasalara müteallik mülâhazalar mahfuz kalmak üzere, sorumlu bulundukları ülkelerin ekonomik, sosyal ve eğitim şartları hakkında, XII ve XIII ncü bölümlerin mevzuu olanlardan gayri istatistik vesair teknik mahiyetteki malûmatı, bilgi İçin muntazaman Genel Sekretere vermeyi;

kabul ederler.

Madde — 74

Teşkilât Üyeleri, ana vatan ülkelerinde olduğu kadar işbu bolumun mevzuu olan ülkelerde de siyasetlerinin, dünyanın diğer kısımlarının menfaatleri ve refahı göz önünde tutulmak şartıyla, sosyal, ekonomik ve ticarî alanlarda iyi komşuluk genel prensibi üzerine kurulmuş olması gerektiği hususunda dahi mutabıktırlar.

BÖLÜM : XII
Milletlerarası Vesayet Rejimi
Madde _ 75

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, kendi yetkisi altında muahhar özel anlaşmalar gereğince Vesayet Rejimine tabi kılınabilecek ülkelerin idare ve murakabesi için, milletlerarası bir Vesayet Rejimi tesis edecektir. Bu gibi ülkeler aşağıda «Vesayet altında ülke» tabiri ile gösterilmiştir.

Madde _ 76

Vesayet rejiminin öz gayeleri, işbu Andlaşmanın birinci maddesinde beyan edilen Birleşmiş Milletler amaçlarına uygun olarak şunlardır:

a) Milletlerarası barış ve güvenliği kuvvetlendirmek;

b) Vesayet altındaki ülkeler halkının siyasi, ekonomik ve sosyal ilerlemesini ve eğitiminin gelişmesini kolaylaştırmak, her ülke ve ahalisine has şartları, ilgili ahalinin serbestçe izhar edilen emellerini ve her Vesayet anlaşmasında derpiş edilebilecek hükümleri de göz önünde tutmak şartıyla, işbu ülkeler halkının kendi kendilerini idare kabiliyetine veya bağımsızlığa doğru tedrici gelişmelerim de kolaylaştırmak;

c) Irk, cins, dil veya din farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve ana hürriyetlerine saygı gösterilmesini teşvik etmek ve dünya milletlerinin birbirlerine bağlı oldukları duygusunu geliştirmek;

d) Sosyal, ekonomik ve ticarî alanda bütün Teşkilât Üyeleri ile uyruklarına, eşit muamele yapılmasını sağlamak ve İşbu uyruklara adaletin tevziinde de, yukarda beyan edilen amaçların gerçekleştirilmesine halel gelmemek ve 80 inci madde hükümleri mahfuz kalmak şartıyla, keza eşit muamele yapılmasını sağlamak.

Madde _ 77

1. Vesayet rejimi aşağıdaki nevilerden olup, Vesayet anlaşmaları gereğince bu rejime tabi kılınabilecek olan ülkelere tatbik edilecektir:

a) Halen manda altında bulunan ülkeler;
b) ikinci Dünya Harbi neticesinde düşman Devletlerden ayrılabilecek ülkeler;
c) idarelerinden sorumlu Devletlerce, isteyerek bu rejime tabi kılınan ülkeler.

2. Yukarda zikredilen nevilere giren hangi ülkelerin hangi şartlar altmda vesayet rejimine tabi kılınacağını sonradan yapılacak bir anlaşma tesbit edecektir.

Madde _ 78

Birleşmiş Milletler Üyesi olan memleketlere, bunlar arasındaki münasebetlerin temeli eşit egemenlik prensibine saygı olmak gerektiğine göre, Vesayet rejimi tatbik edilmeyecektir.

Madde 79

Vesayet rejimine tâbi kılınacak her ülke için, işbu rejimin hükümleri ve bu rejimde yapılabilecek değişiklikler ve tashihler Birleşmiş Milletlerin bir Üyesinin mandasına tabi ülkelerde, manda sahibi Devlet de dâhil olmak şartıyla, doğrudan doğruya ilgili Devletler arasında yapılacak bir anlaşmaya mevzu olacak ve 83 ve 85 inci maddeler gereğince onanacaktır.

Madde _ 80

1. 77, 79 ve 81 inci maddelere uygun olarak yapılacak ve ülkelerden her birini Vesayet rejimi altına koyacak olan özel Vesayet anlaşmaları ile tesbit edilebilecek hususlar dışında ve sözü geçen anlaşmalar yapılıncaya kadar, işbu bölümün hiçbir hükmü, her hangi bir devletin veya herhangi bir milletin haklarını, yahut yürürlükte olup bazı Teşkilât Üyelerinin taraf bulunabilecekleri milletlerarası akitlerin hükümlerini herhangi
bir şekilde doğrudan doğruya veya dolayısıyla değiştirir gibi yorumlanmayacaktır.

2. işbu maddenin birinci fıkrası, 77 nci maddede derpiş edildiği üzere, manda altındaki ülkeleri veya başka ülkeleri Vesayet rejimi altına koymağa matuf anlaşmaların görüşülmesinin ve akdinin gecikmesini veya talikim haklı gösterecek şekilde yorumlanmamalıdır.

Madde _ 81

Vesayet anlaşması, herhalde, Vesayet altındaki ülkenin hangi şartlarla idare edileceğini ihtiva eder ve idareyi üzerine alacak makamı gösterir. Aşağıda «idare ile görevlendirilmiş makam» tabiri ile anılacak olan işbu makam bir veya birkaç devlet veya bizzat Teşkilât olabilir.

Madde _ 82

43 üncü maddeye uygun olarak akdedilen herhangi bir mahsus anlaşmaya veya mahsus anlaşmalara halel vermeksizin bir Vesayet anlaşmasının, tatbik edildiği Vesayet altındaki ülkenin tamamına veya bir kısmına şâmil, bir veya birkaç stratejik bölgeyi işbu anlaşma gösterebilir.

Madde 83

1. Stratejik bölgeler hususunda, Teşkilâta verilen bütün görevler, Vesayet anlaşmaları hükümlerinin tasvibi ve bunların muhtemel değişmeleri veya tashihleri de dahil olmak üzere, Güvenlik Meclisince görülür.

2. 76 nci maddede beyan edilen öz amaçlarını her stratejik bölge ahalisi için de tatbiki kabildir.

3. Güvenlik Meclisi, Vesayet anlaşmaları hükümleri hususunda ve güvenlik icapları mahfuz kalmak şartıyla, stratejik bölgelerde Teşkilâtın, Vesayet rejimi bakımından yüklendiği siyası, ekonomik ve sosyal mahiyette ve eğitime müteallik görevlerinin ifasında Vesayet Meclisinin yardımına başvuracaktır.

Madde 84

İdare ile görevlendirilmiş makam, Vesayet altındaki ülkenin milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasına iştirak etmesine itina etmekle mükelleftir. Bu maksatla, Güvenlik Meclisine karşı giriştiği taahhütleri yerine getirmek ve mahallî müdafaayı ve ülke dâhilinde asayişin muhafazasını sağlamak için, işbu ülkeden gönüllü birlikler, kolaylıklar ve yardım temin edebilir.

Madde _ 85

1. Stratejik bölge olarak gösterilmemiş olan bütün bölgeler hakkındaki Vesayet anlaşmaları hususunda, Vesayet Anlaşmaları hükümlerinin tasvibi ve bunların değiştirilmesiyle tashihi de dâhil olmak üzere, Teşkilâtım görevlerini Genel Kurul yapar.
2. Genel Kurulun yetkisi altında hareket eden Vesayet Meclisi görevlerinin yapılmasında Genel Kurula yardım eder

BÖLÜM : XIII
Vesayet Meclisi
Terekküp Tarzı
Madde _ 86

1. Vesayet Meclisi Birleşmiş Milletlerin aşağıdaki Üyelerinden terekküp eder:

a) Vesayet altındaki ülkelerin idaresiyle görevlendirilmiş Üyeler,
b) 23 üncü maddede adları ile anılmış olupta Vesayet altında ülke idare etmeyen Üyeler,
c) Vesayet Meclisinin, eşit sayıda Vesayet altında ülke idare eden ve etmeyen Birleşmiş Milletler Üyelerinden müteşekkil olmasını sağlamak üzere, Genel Kurulca üç yıl için seçilecek gereken sayıda başka Üyeler,

2. Vesayet Meclisi Üyelerinden her biri kendisini Mecliste temsil etmek üzere özel ehliyette bir şahsı tâyin eder.

Görevler ve Yetkiler
Madde _ 87

Genel’ Kurul ve, onun yetkisi altında, Vesayet Meclisi görevlerini yerine getirirlerken:

a) İdare ile görevlendirilmiş makamın sunduğu raporları tetkik;
b) Dilekçeleri kabul ve bunları anılan makamla-danışarak tetkik;
c) Anılan makamca idare edilen ülkelerde, işbu makamla tesbit edilecek tarihlerde, zaman zaman teftişler tertip;
d) Vesayet anlaşmaları hükümleri gereğince işbu tedbirleri veya başka tedbirleri ittihaz, edebilir.

Madde _ 88

Vesayet Meclisi, Vesayet altındaki her ülke ahalisinin siyasi, ekonomik, ve sosyal alanlarla eğitim alanındaki ilerlemeleri hakkında bir soru
cetveli tanzim eder; Genel Kurulun yetkısme tabı Vesayet altındaki her
hangi bir ülkenin idaresiyle görevlendirilmiş makam, Genel Kurula, yukarıda zikredilen soru cetvelini esas tutan bir yıllık rapor sunar.

Oy
Madde _ 89

1. Vesayet Meclisinin her Üyesi bir oya sahiptir;

2. Vesayet Meclisinin kararları hazır bulunan ve oy veren Üyelerin çoğunluğu ile alınır.

Usul
Madde 90

1. Vesayet Meclisi, Başkanının tâyin şeklini de tesbit eden, içtüzüğünü kabul eder.

2. Meclis, İhtiyaca göre tüzüğü gereğince toplanır; tüzükte, Üyelerinin çoğunluğunun isteği üzerine Meclisin toplanmasını derpiş eden hükümler vardır.

Madde _ 91

Vesayet Meclisi, icabında, her birinin yetkisi* İçinde bulunan meselelerde, Ekonomik ve Sosyal Meclisle ihtisas müesseselerinin yardımına başvurur.

BÖLÜM : XIV
Milletlerarası Adalet Divanı
Madde _ 92

Milletlerarası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletlerin başlıca adalet uzvu olacaktır Divan, Milletlerarası Daimî Adalet Divanının Statüsü esasına dayanan ve ayrılmaz bir cüzü olduğu işbu Andlaşmaya ekli bulunan bir Statüye göre çalışır.

Madde _ 93

1. Bütün Birleşmiş Milletler Üyeleri, ipso facto, Milletlerarası Adalet Divanı Statüsüne taraftırlar.

2. Teşkilât Üyesi olmayan Devletlerin Milletlerarası Adalet Divanı Statüsüne taraf olabilmeleri şartları, her bir halde, Güvenlik Meclisinin tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından tâyin edilir.

Madde _ 94

1 Birleşmiş Milletlerin her Üyesi, taraf olduğu bütün uyuşmazlıklarda, Milletlerarası Adalet Divanının kararma uymağı taahhüt eder.

2. Bir uyuşmazlıkta taraf olan Devletlerden biri, Divanın verdiği bir hükme göre kendisine düşen vecibeleri yerine getirmezse, öbür taraf, Güvenlik Meclisine başvurabilir ve işbu Meclis, lüzum gördüğü takdirde hükmün yerine getirilmesi İçin tavsiyelerde bulunabilir veya alınacak tedbirleri kararlaştırabilir.

Madde __ 95

işbu Andlaşmanın hiçbir hükmü, Teşkilât Üyelerinin, uyuşmazlıklarının çözülmesini, zaten mevcut olan veya İleride akdedilebilecek olan anlaşmalar gereğince, başka mahkemelere tevdi etmelerine mâni değildir.

Madde 96

1. Genel Kurul veya Güvenlik Meclisi, Milletlerarası Adalet Divanından hukukî her hangi bir mesele hakkında iştişari rey isteyebilir.

2. Genel Kurulca bu hususta her hangi bir anda yetkili kılınabilecek olan Teşkilâtın bütün diğer uzuvları ve ihtisas müesseseleri, çalışmaları alanında karşılarına çıkacak hukuki meseleler hakkında keza Divandan iştişari rey isteyebilirler,

BÖLÜM : XV
Sekreterlik
Madde 97

Sekreterlik bir Genel Sekreter ile Teşkilâtın icabettirebileceği memurları ihtiva eder. Genel Sekreter Güvenlik Meclisinin tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından tâyin edilir. Genel Sekreter Teşkilâtın en yüksek memurudur.

Madde_ 98

Genel Sekreter, Genel Kurulun, Güvenlik Meclisinin, Ekonomik ve Sosyal Meclisin, ve Vesayet Meclisinin bütün toplantılarında işbu sıfatla hareket eder. Bu uzuvlar tarafından kendisine yükletilen görevleri yapar. Teşkilâtın çalışması hakkında Genel Kurula bir yıllık rapor sunar.

Madde 99

Genel Sekreter, fikrince milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazasını tehlikeye koyabilecek her hususa Güvenlik Meclisinin dikkatini çekebilir.

Madde _ 100

1. Genel Sekreter ve sekreterlik memurları ödevlerinin görülmesinde her hangi bir Hükümetten veya Teşkilât dışında, her hangi bir makamdan ne talimat isterler ve ne de kabul ederler. Milletlerarası memurlukları durumu ile telif edilemeyecek her hareketten kaçınırlar ve yalnız Teşkilâta karşı sorumlu olurlar.

2. Teşkilâtın her Üyesi, Genel Sekreterin ve memurların görevlerinin milletlerarası mahiyetine saygı göstermeği ve kendilerine, ödevlerinin yerine getirilmesinde tesir etmeğe çalışmamağı taahhüt eder.

Madde _ 101

1 Memurlar, Genel Kurulca tesbit edilen kaidelere göre Genel Sekreter tarafından tâyin edilirler.

2. Ekonomik ve Sosyal Meclise, Vesayet Meclisine ve gerekiyorsa, Teşkilatın başka uzuvlarına süreli olarak mahsus memurlar verilir. İşbu memurlar Sekreterlik kadrosuna dâhildir.

3 Memurların alınmasında ve kullanılma şartlarının tespitinde hâkim mülâhaza, Teşkilâta en yüksek çalışma, ehliyet ve dürüstlük vasıflarını haiz kimselerin hizmetini sağlamak lüzumu olmalıdır. Memur alınırken mümkün olduğu kadar geniş bıu coğrafi taksim esasına uyulmasının önemi, gereği gibi göz önünde bulundurulacaktır

BÖLÜM : XVI
Çeşitli Hükümler
Madde 102

1 İşbu Andlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra Birleşmiş Milletlerin bir Üyesi tarafından akdedilen her milletlerarası andlaşma veya anlaşma, mümkün olan en kısa zamanda Sekreterlikte tescil edilecek ve Sekreterlikçe neşredilecektir.

2. İşbu maddenin birinci fıkrası hükümlerine uygun olarak tescil edilmemiş olan bir milletlerarası andlaşma veya anlaşmanın taraflarından hiçbiri, Teşkilâtın bir uzvu önünde anılan andlaşma veya anlaşmayı ilen süremez.

Madde _ 103

Birleşmiş Milletler Üyelerinin işbu Andlaşmadan doğan vecibeleri ile başka her hangi bir milletlerarası anlaşmadan doğan vecibelerinin çatışması halinde Andlaşma vecibeleri üstün gelecektir.

Madde _ 104

Teşkilât, Üyelerinden her birinin ülkesinde, görevlerini yerme getirmesi ve amaçlarına erişmesi için gerekli hukuki ehliyeti haizdir

Madde _ 105

1. Teşkilât, Üyelerinden her birinin ülkesinde amaçlarına erişmek için gerekli olan imtiyaz ve dokunulmazlıklardan faydalanır.

2. Birleşmiş Milletler Üyelerinin temsilcileri ve Teşkilâtın memurları Teşkilât ile ilgili görevlerini tam bağımsızlık içinde yapabilmek için gerekli imtiyaz ve masuniyetlerden faydalanır.

3. Genel Kurul, işbu maddenin birinci ve ikinci fıkralarının uygulanması teferruatının tesbiti için tavsiyeler yapabilir veya Birleşmiş Milletler Üyelerine bu maksatla anlaşmalar teklif edebilir.

BÖLÜM • XVII
Güvenliğe müteallik Geçici Hükümler
Madde _ 106

Güvenlik Meclisine, kanaatince, 42 ncı maddeye göre kendisine düşen sorumları yüklenmeğe başlamak imkânını verecek olan ve 43 üncü maddede anılan mahsus anlaşmaların yürürlüğe girmesine deyin, 30 Ekim 1943 tarihinde Moskova’da imzalanan Dört Millet Demeci akitleri ile Fransa, aralarında ve gerekirse başka Teşkilât Üyeleri ile işbu Demecin 5 nci fıkrası hükümlerime uygun olarak Birleşmiş Milletler adına, milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için gerekli her türlü hareketin birlikte yapılması zımnında danışacaklardır.

Madde _ 107

İşbu Andlaşmanın hiçbir hükmü, Andlaşmayı imzalayan her hangi bir Devletin ikinci Dünya Harbinde düşmanı bulunmuş olan bir Devlete karşı, bu husustaki sorumluluğu haiz olan Hükümetler tarafından, bu harbin bir neticesi olarak girişilmiş veya tecviz edilmiş bir harekete ne tesir eder, ne de mâni olur.

BÖLÜM : XVIII
Değişiklikler
Madde _ 108

İşbu Andlaşmada yapılacak değişiklikler, Genel Kurul Üyelerinin üçte iki çoğunluğu ile kabul edilir ve Güvenlik Meclisi süreli Üyelerinin hepsi dâhil olmak üzere, Teşkilât Üyelerinin üçte ikisi tarafından her birinin anayasası hükümleri gereğince onandığı zaman, bütün Birleşmiş Milletler Üyeleri için yürürlüğe girer.

Madde 109
  1. İşbu Antlaşma’nın gözden geçirilmesi amacıyla, Genel Kurul’un üçte iki çoğunluğunun ve Güvenlik Konseyi’nin herhangi dokuz üyesinin oylarıyla saptanacak yer ve tarihte Birleşmiş Milletler üyelerinin bir Genel Konferansı düzenlenebilecektir. Konferansta Birleşmiş Milletler’in her üyesinin bir oyu olacaktır.

2. Konferansta üçte iki çoğunluk tarafından işbu Antlaşma’da yapılması tavsiye edilen her değişiklik, Güvenlik Konseyi’nin sürekli üyelerinin tümünü kapsamak üzere Birleşmiş Milletler üyelerinin üçte ikisi tarafından her birinin anayasa kuralları gereğince onaylandığında geçerlilik kazanacaktır.

3. Genel Kurul’un, işbu Antlaşma’nın yürürlüğe girmesini izleyen onuncu yıllık toplantısından önce bu konferans henüz yapılmamışsa, sözkonusu toplantının gündemine bu konferansın toplanması konusunda bir öneri konacak ve Genel Kurul çoğunluğunun ve Güvenlik Konseyi’nin herhangi yedi üyesinin oyuyla kararlaştırılırsa konferans yapılacaktır.

BÖLÜM . XIX
Onanma ve imza
Madde — 110

1. İşbu Andlaşma, imza eden Devletler tarafından her birinin anayasa kaideleri gereğince onanacaktır

2. Tasdiknameler, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti nezdine tevdi edilecek ve her tevdi işbu Hükümetçe bütün imza eden Devletlere ve tâyin edildiği zaman, Teşkilât Genel Sekreterine bildirilecektir.

3 İşbu Andlaşma, Çın Cumhuriyeti, Fransa, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Kıratlığı Amerika Birleşik Devletleri ve imza eden diğer Devletlerin çoğunluğu tarafından tasdiknamelerin tevdiinden sonra yürürlüğe girecektir. Bundan sonra, Amerika Birleşik Devletleri Hükümetince tasdiknamelerin tevdiine dair bir mazbata tanzim edilerek bunun birer örneği bütün imza eden Devletlere verilecektir.

4 İşbu Andlaşmayı imzalamış olup yürürlüğe girmesinden sonra onayacak olan Devletler, her birinin tasdiknamesinin tevdii tarihinden itibaren Birleşmiş Milletler aslî Üyesi olacaklardır.

Madde — 111

Çince, Fransızca, Rusça, İngilizce ve İspanyolca metinleri aynı derecede muteber sayılacak olan işbu Andlaşma, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arşivine tevdi edilecektir, işbu Hükümetçe, bütün diğer imza eden Devletler Hükümetlerine aslına uygunluğu usulünce tasdik edilmiş nüshalar verilecektir.

Yukarıdaki hükümleri tasdiken Birleşmiş Milletler Hükümetleri temsilcileri işbu Andlaşmayı imzalamışlardır.

Sanfransısko’da yirmi altı Haziran bin dokuzyüz kırkbeşte yapılmıştır

Türkiye’de Hukuk ve Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakar Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi?

0

Türkiye’de Hukuk ve Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakar Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi?  /  Haluk İnanıcı (Avukat – Yazar) 

Yargı Etiği, Haluk İnanıcı’nın Hukuk Ansiklopedisi için kaleme aldığı “Türkiye’de Hukuk ve Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakar Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi?” başlıklı makalesi Açık Radyo’da yayınlanan Hukuk Güvenliği programının 21 Eylül 2023 günü yapılan yayınına konu oldu. Programa yapımcı Bahri Bayram Belen ve Ümit Altaş da yorumlarıyla katkıda bulundu. 

Program linki: https://acikradyo.com.tr/podcast/240879

Haluk İnanıcı’nın “Türkiye’de Yargı’nın Demokratikleşmesinde Muhafazakar Çoğunluğun Rolü: Mesele Etik mi? Siyasi mi?” başlığıyla yayımlanan makaleden seçtiği bölümlerle ilgili yaptığı; İstanbul Barosu’nun tarihinde 9.12.2023 tarihinde düzenlemiş olduğu “Yargılama Etiği” başlıklı panelde söyleşisinin video kaydını bu linkten izleyebilirsiniz. 

 

Yargı ve hukuk sorunlarının çözümü etik değil, saf siyasi bir meseledir. Bir diğer deyişle sorunların çözüm yeri hukuk aktörleri değil toplumdur. Unutmamak gerekiyor, yargı devletin baskı aygıtıdır ve hukuk egemen ideolojiye göre şekillenir. Durmadan etik kurallar uygulanmalıdır diye tekrar etmek, sorunun nedenlerini gizler. Ayrıca meslek kuralı yerine etik kelimesini kullanmak “kavramsal” olarak doğru değildir.

Haluk İnanıcı

Giriş

Türkiye’nin hukuk-yargı alanı Cumhuriyet kurulduğu günden beri sorunlu bir alandır. İlk dönem Cumhuriyet’in kuruluşu nedeniyle, eski hukukun ve eski hukuk aktörlerinin tasfiyesi ve yeni bir sistem kurulmasının zorluklarıyla geçti. 1924 yılında Muhamat Yasası’yla özellikle İstanbul’da işgalcilerle işbirliği yaptığı ileri sürülen oldukça fazla sayıda avukat tasfiye edildi[1]. 1925 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi açıldı. Fakültenin açılış nutkunda[2] Mustafa Kemal yapılan devrimin bir olup-bitti olduğunu, yeni bir hukuk sistemi kurulduğunu ve hukukçuların Cumhuriyet’in bu yeni hukukunu kuracağını ve koruyacağını belirtiyordu.

Ankara Hukuk Fakültesi Açılışında Atatürk’ün Yaptığı Konuşma

İlk dönemde, tıpkı Tanzimat Dönemi’nde olduğu gibi, başta Medeni Kanun olmak üzere temel kanunlar batıdan iktibas suretiyle iç hukuka katıldı. Şu halde kuruluş döneminde hukukun ve yargının politik dönüşüme eşlik ettiğini, yukarıdan aşağıda Jacoben tarzda Batılı bir toplum ve cumhuriyetin inşa edilmeye çalışıldığını, onu güvence altına almayı hedeflediğini söyleyebiliriz. Kuruluş döneminin felsefesi demokratik olmaktan, hukuk devleti kurmaktan ziyade devrimi ve cumhuriyeti korumaya yöneliktir.

İstiklal Mahkemeleri Kanunu

Cumhuriyetin ilk dönemi ayaklanmalar ve bu ayaklanmaların şiddetle bastırılmasına sahne olur.[3] Bu dönemde olağanüstü yargı rejimi benimsenir. Devlet, bölücü ve irticai sıfatlarla tanımladığı iki önemli tehlikeyi ortadan kaldırmak üzere örgütlenir. Haliyle, kuruluş dönemi olağanüstü hukuk ve yargı rejimi altında geçer. İstiklal Mahkemeleri’ni ve akabinde kurulan olağanüstü mahkemeleri bugünün deyişiyle adil yargılanma yerleri olarak kabul etmek elbette mümkün değildi[4]. Özetle Cumhuriyetin kuruluş döneminde demokratik bir yargı-hukuk sisteminin kurulması ön planda değildi.

Muhamat Kanunu 

Devletin yukarıdan aşağıya inşa edilmesi ve siyasi elit tarafında yönetilen 1930-Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) deneyi; Şerif Mardin’in diliyle, “Osmanlı-cumhuriyet tecrübesi elinde siyasi, idari ve kültürel gücün tutan merkezle yerel kültür, heterodoksi ve eşrafın güncünü simgeleyen çevre arasında sürekli[5]” mücadele; ekonomik ve siyasi haklar temelinde ikincileri lehine büyük bir hareketlilik yaratmıştır. Milli Mücadele’ye karşı tavır alanların, CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) tarafından dışlanmış kesimlerin, CHF’den siyasi nedenlerle kendileri ayrılanların bu partide yer alması[6] karşısında, CHF paniğe kapılmış, SCF kapatılmış ve (sonradan yapılan yakıştırma ile) gerici halkın[7] henüz demokratik kıvama erişmediği yaklaşımıyla otoriter tek parti rejimine devam edilmiştir. Cumhuriyet’in kurucu kadrosuna ve elit ideolojisine karşı oluşan muhalefet muhafazakar kesimden oluşmakta ve fakat bu kesim özgürlük ve siyasi haklardan bahsetmektedir. SCF, hangi saiklerle kimin tarafından kurulduğundan bağımsız olarak; aynı zamanda muhafazakar kesimin Cumhuriyet döneminde, (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası) TeCF’den sonra ikinci kez ortaya çıkışıydı. Muhafazakar kesimin ciddi bir çoğunluğu SCF’ye desteklemişti. SCF’nin kısa süre yaşanıp kapatılması deneyi bize ayrıca hukukun hâlâ siyasetin gölgesinde yaşadığını; Tek-parti iktidarının “değil bir hukuk devleti, basit bir kanun devleti dahi olamadığını göstermektedir[8].”

Demokrat Parti

“SCF bir anlamda 1945-1950 döneminin (Demokrat Parti’sinin) habercisidir.[9]” 1946 yılında kurulan Demokrat Parti’nin kuruluş ideolojisi, iktidarın halka verilmesi, anti demokratik yasaların ortadan kaldırılması, parti başkanlığı ve cumhurbaşkanlığının birbirinden ayrılması, seçim kanunun değişmesi gibi taleplerde şekillenen 1947 tarihli “Hürriyet Misakına dayanır[10]. Demokrat Parti 1950 yılına kadar siyasi rejime egemen olan tek parti anlayışına karşı özgürlükçü söylemi, CHP devletçiliğine karşı serbest ekonomi anlayışını kullanır. DP’nin inanılmaz bir farkla kazandığı 1950 yılı seçimlerinin en ilginç sonucu; CHP’nin ülkenin kalkınmış batı bölgesinde hiçbir yerde seçimini kazanamaması, oylarını Ankara’nın doğusunda almasıdır. Buna rağmen DP’nin önemli oy miktarı kırsal kesimden geliyordu. 1954 seçimlerinden sonra DP’nin başlangıçtaki özgürlükçü dilinin yerini baskıcı ve otoriter söylem ve uygulamaya bıraktığını görülür[11]. DP iktidara gelir gelmez ele geçirdiği devlet aygıtlarını bu kez muhataplarını sindirmek için kullanır. Öyle ki baskı ve şiddet yaygınlaştırılmaya, basın, siyaset alanında faaliyetleri sindirmeye hatta, iş İnönü’nün gezilerinde taşlı sopalı saldırılara kadar vardırılır. 6-7 Eylül olayları yaşanır. Vatan Cephesi ve Meclis Tahkikat Komisyonları kurulur. Özetle siyasi hayatına “Hürriyet Misakı” ile başlayan Demokrat Parti son döneminde Otorite-Baskı-Şiddet Misakına sarılır. Bir başka boyuttan bakarsak, kurucu kadronun seçkin-elit görüşü karşısında muhafazakar anlayışı temsil eden DP iktidara gelinceye kadar kullandığı özgürlükçü söylemi terk ederek, kuruluş döneminin otoriter zihniyetini ve devletin baskı aygıtlarını kullanmakta bir beis görmemişti. İktidara gelirken anti demokratik yasalardan kurtulmayı dile getiren DP iktidara kavuştuktan sonra kendisi anti demokratik yasa koyucusu ve uygulayıcısı haline dönüştü. DP’nin de yargı ve hukukun demokratikleştirilmesini hedeflemediği bu aygıtlara sadece araç gözüyle baktığı ortaya çıkmıştı.

1960 Geçici Anayasası – Milli Birlik Komitesinin Kuruluşu

27 Mayıs Darbesi ve Yeni Anayasa

Ordunun yönettiği elit kesimin darbesi ile gelen 1961 Anayasası bugüne kadar görebildiğimiz en demokratik anayasaydı. Ancak muhafazakar kesimin temsilcisi Demirel’e göre bu anayasa ülkeye bol gelmişti. Anayasa’nın yürürlüğe girmesini takip eden dönemde, ülke Demirel ve diğer parti liderlerinin anayasadan memnun olmadığını ifade ederek ona karşı mücadele vermesine, Anayasa’nın hak ve özgürlükler yönünden budanmaya çalışılmasına sahne oldu. Bu tartışmada sadece Türkiye İşçi Partisi demokrasiden, insan haklarından yana tavır koydu. Nitekim, 1971 ve 1980 yılında yaşanan iki darbe ile bu anayasanın getirdiği bütün hukuki güvenceler bir bir ortadan kaldırılmış hukuk sistemi yine otoriter bir hukuki veçhe kazanmıştır. Bu süreç bize bir toplumun gelişmiş bir anayasa ile değişmesinin bir diğer deyişle hukuk yoluyla toplumun demokratikleştirilmesinin mümkün olmadığını göstermiştir.

Esasen Türkiye’de uzun süreler olağanüstü yargı rejimleri altında geçmiştir. Olağanüstü yargı rejimlerini zaten hukukun denetimsiz askıya alındığı, idarenin hukuka aykırı işlemlerinin fiilen denetlenemediği dönemler olarak da düşünebiliriz: i) 1920-1931 Sıkıyönetim Evresi, ii) 1940-1947 Sıkıyönetim Evresi, iii)1955-1960 Sıkıyönetim Evresi, iv)1984-1987 evresi.

De facto sıkıyönetimleri: i) 27 Mayıs 1960 de facto sıkıyönetimi, ii) 12 Mart Muhtırası, iii) 12 Eylül 1980 de facto sıkıyönetimi.

12 Eylül Darbe Bildirisi

Ardından olağanüstü hal rejimi dönemleri: i)1984-1991 ANAP İktidar dönemi, ii)1992-1994 DYP-SHP İktidar Dönemi[12]. Bir diğer deyişle Cumhuriyet döneminin büyük bir bölümü olağanüstü yargı rejimi altında geçmiştir[13].

Şekli olarak olağan yargı rejiminin cari olduğu kısa dönemlerde de ülke hukuk krizleri-kriz hukuklarıyla yönetilir olmuştu. Ülkemizde hukuk devleti ilkelerinin (devlet kimin elinde olursa olsun) devlet (iktidar) tarafından hiçbir zaman benimsenmediğini söylersek sanırım yanlış olmayacaktır.

Toplumun ve Muhafazakar İktidarın Kaçırdığı Büyük Fırsat: AKP İktidarının Birinci Dönemi

AB’ye giriş çalışmalarının yoğunlaştığı muhafazakar AKP iktidarının kuruluşunda ve ilk döneminde de DP’nin kuruluşunda olduğu gibi insan haklarına dayanan özgürlükçü bir söylem benimsenerek hukukun demokratikleşmesi doğrultusunda çok önemli adımlar atılmıştır. Bir anlamda Türkiye’nin önemli vesayet kurumlarına karşı mücadele ederken zorunlu bir uğraktı bu aşama. Sadece ikisinden bahsetmekle yetinelim[14]. Yeni Türk Ceza Kanunumuzda devrim yapılarak ceza kanununun “insanları cezalandırmak” için değil, “hak ve özgürlükleri korumak” için var olduğu belirtildi. Bu amaç kanunların gerekçesine yazıldı[15]. Yine Ceza Muhakemesi Kanunu’nun gerekçesi Avrupa standardına yükseldiğimizi müjdeliyordu[16]. Bu düzenlemelerle insan haklarına dayalı hukukun iki ölçütünün benimsendiği belirtiliyordu: “Hürriyeti kısıtlayıcı tedbirlere ancak çok zorunlu hâllerde başvurmak ve kesin ihtiyaç ölçüsünde kısıtlama yapmak;” ve “bu yetkilerin ancak sonuncu bir çare olarak kullanılmasını benimsemek ve bunun koşullarını belirlemek.” Her iki yasada birçok antidemokratik hüküm bulunsa da bu gerekçe ve içinde ifadesini bulan özgürlükçü anlayışın ceza mevzuatına girmesi başlı başına önemli bir olaydır.

Bu süreçte devlet insan haklarına dayalı demokratik bir hukuk toplumunun kurulması hedefini yargı reformu strateji belgeleri kapsamına aldı[17]. İnsan haklarına dayalı demokratik bir hukuk toplumu için önümüzde duran engeller bir bir kaldırılacaktı. 10 yıla yayılan süreçte yapılan düzenlemeler ve kullanılan dil kolaycılıkla yapılan takiye suçlaması sınırlarını bir hayli aşacak genişlik ve düzeydi.

Özbudun Anayasa Taslağı

Gelişmeler Batı’nın Hıristiyan demokrat hareketlerine benzer bir muhafazakar demokrat hareketi yaşanabileceği izlenimi uyandırmıştı. Kendi ifadeleri de bu doğrultudaydı. Ancak süreç AKP’nin kapatılma davası ve 2007 Ergenekon davasıyla başlayan dönemde rotadan çıkmaya başlamıştı. Başlangıçta meşru gerekçelere dayanan yargı soruşturma ve kovuşturmalarda giderek adil yargılanma ilkesinden bir diğer deyişle demokratikleşmeden uzaklaşıyor, ucu açık iddianameler ve davalar siyasi tasfiyeye zemin hazırlıyordu. Özgürlükçü söylem sönmeye yüz tutmuştu. Özellikle 2013 Gezi Olaylarından sonra ve 2016 darbe girişiminden sonra yargı-hukuk sistemi, bıraktık AB standartlarına erişmeyi, kalan demokratik unsurlar da hızla kaybolmaya başladı. Olağanüstü rejim olağan hale geldi. Başlangıçta devletçi anlayışa karşı özgürlükçü bir anlayışı benimsediğini açıkça ifade eden, bunu uygulayan AKP ikinci döneminden itibaren ve devleti tamamen kontrolü altına almasını takiben tedrici olarak özgürlükçü anlayışı terk etti.

Ara Sonuç: Ülkemizde Neden Sürekliliği Olan Demokratik Bir Refleks Yok?

Özetle, gerek Tek Parti İktidarı döneminde gerekse ardından gelen bugünkü dahil tüm muhafazakar iktidar dönemlerinde demokratik hukuk devleti[18] ilkesini hedeflemekten çok uzak biçimde, hukukun ve yargının iktidarı ele geçirenlerce, bir zümrenin zenginleşmesi ve/veya siyasi tasfiye için araç olarak kullanıldığını görüyoruz. Muhafazakar iktidarlar tarafından iktidara gelmeden özgürlük söyleminin benimsenmesi, iktidara gelince bunun terk edilerek otoriter bir yönetim anlayışına geçilmesi de Türk siyasetinin bir rutinine dönüşmüş durumda. Her muhafazakar iktidar döneminde burjuva sınıfı ve tekelci sermaye büyümüş ve semirmiş ve her muhafazakar iktidar kendi zenginlerini yaratmıştır aynı zamanda. Cumhuriyet tarihinin her döneminde devletin bekası gerekçesiyle, insan haklarına dayalı hukuk yerine hep otoriter-devletçi anlayış savunuldu ve yargı-hukuk mekanizması bu amacın aracı olarak görüldü. Altını çizmek istediğimiz husus, Cumhuriyet’in ilk dönemindeki otoriterleşme eğilimi ile muhafazakar kesimin her iktidara gelişindeki otoriterleşme eğilimleri arasında, hedefler farklı gibi görünse de büyük benzerlik göze çarpar. Her iki dönemde amaçlara ulaşmak için yargı ve hukukun “araç olarak” kullanılma biçimleri benzerdir. Siyasi rejim aynı devletçi anlayışı kullanıyordu. Sadece kuruluş ve muhafazakar parti dönemlerinde toplumu konsolide etmek için yaratılan “düşman”ın cinsi değişiyordu. Ülkemizde demokrasi, ağırlıklı olarak toplumsal kesimlerden birinin sadece kendi egemenliği için talep ettiği, kendisine layık gördüğü demokrasiden ibarettir.

Bugünkü muhafazakar kesimin hukuk ve yargıyı kullanma biçimi kuruluş dönemi ya da kendinden önce iktidar olmuş muhafazakar blokların hukuk ve yargısından farklı değildir. Türk toplumunun, hukuk ve yargı sisteminin demokratikleşememesinde, bu olumsuz ortak paydanın önemine dikkat çekmek istiyorum.

Toplumun insan haklarına, demokrasiye sanki kendi dışında bir şeymiş gibi bakmasına neden olanın, vatandaşı özgürlük konusunda refleksiz hale getirenin, reayadan vatandaşlığa terfi edememeyle ilgili olduğunu; ister iktidar isterse muhalefette olsun toplumun büyük çoğunluğunun hukuk ve yargıyı araç olarak görmesiyle, demokrasiyi gerçek anlamıyla istememesiyle ilgili olduğunu söylüyorum. Türkiye’de dar bir azınlık dışında demokratik hukuk devletini samimi olarak isteme arzusu bulunmuyor. Kuruluş döneminde de devlet vatandaşa muhtemel suç işleyecek güvenilmez kişi olarak bakıyordu, şimdi de muhafazakar iktidar vatandaşa ele geçirdiği devletin eski bakış açısıyla ama farklı yönden bakıyor. Sadece korunacak menfaatler ve düşmanın kimliği değişmiş durumda… Bu iki damar da amacını gerçekleştirmek için devleti kullanıyor ve devletçi bir ideolojiyi benimsiyor. Bu iki ana damar dışında demokrasiyi gerçekten isteyen sosyalistlerin de içinde bulunduğu demokratik kanat ise zayıf bir dönemini yaşıyor[19]. Türkiye’de cumhuriyetçi siyasi rejimden yana olanların azımsanmayacak bir oranının bakış açısının sırtını özgürlüğe değil devlete dayaması önemli bir sorundur.

Devletçi bakış kuruluş ideolojisinden beslenerek, irtica, bölücü hareketler, komünizm, anarşist hareketler gibi düşmanlar yaratarak otoriterleşmeye gerekçe yaratmak istiyor ve vatandaşa güvenmeyen bir anlayış sergiliyordu. Şimdi de muhafazakar iktidar aynı yöntemle düşmanlar yaratarak otoriterleşmeye gerekçe yaratmak istiyor, hem devletçi ideolojiyi hem de devlet araçlarını aynı doğrultuda kullanıyor.

O zaman bir tespit daha yapmanın zamanı geldi. Bu ortak paydayı yani düşmanlaştırma gerekçesiyle hak ve özgürlükleri baskı altına alma pratiğinin, hukuk-yargının hangi siyasi eğilimin kontrolünde olursa olsun iktidar elinde basit bir cezalandırma aygıtına dönüştürme pratiğinin bizatihi kendisinin ortadan kaldırılması gerekliliğini gösteriyor bize. Her iktidar bloğunda yer alan muhafazakar çoğunluk ve dışında kalan azınlık ancak bu ortak olumsuz paydayı kaldırmayı hedeflerse, en azından çoğunluğu temsil eden muhafazakar dünya kendi içinde bu çabaya girişirse hak ve özgürlükler rejiminden, demokrasiden bahsetmek mümkün olacaktır. Bir başka açıdan, etiğin önemini küçümsememekle birlikte; bugün hukuk-yargı sorunları “etik”[20] alanının (bireysel alanın) dar kalıplarıyla ne anlaşılabilir ne de değiştirilebilir. Karşı karşıya olduğumuz sorun saf siyasi bir sorundur… Peki bugünün kutuplaşması içinde demokratik-özgürlükçü dönüşüm hala mümkün müdür?

Yargı Reformu Strateji Belgesi

Toplum ve Adalet Tasavvuru

Yargı ve hukuk sorunları öncelikle bir “toplum tasavvuru” ile ilgilidir. Bu konunun iki ayağı vardır. İlki nasıl bir toplum üzerinde yaşıyoruz diğeri nasıl bir toplum üzerinde yaşamak istiyoruz? sorusuyla ilgilidir. Bu cumhuriyetçiler[21], demokratlar, sosyalistler için de böyledir, muhafazakar kesim için de… En azından bugüne kadar muhafazakar partiler (TeCP, SCF, DP, AP vd.) dine bakış açısından bir yumuşatma için çabaladılarsa da Cumhuriyetin kuruluş değerlerine açıkça karşı çıkmadılar. Hatta Çoban Sülü’nün seçkin elit karşısında başbakan, cumhurbaşkanı olabilmesi Cumhuriyetin fazileti olarak anlatılır olmuştu. Bu kesimler isterlerse birbirleriyle de aynı konuda ortak bir zemin kurmayı başarabilir. “Hep beraber nasıl bir toplum içinde yaşamak istiyoruz?” sorusu asgari değerleri tespit açısından daha birleştirici bir sorudur. Müslümanıyla, demokratlarıyla, Hıristiyan vatandaşlarıyla, sağcısıyla, solcusuyla hep beraber nasıl yaşayacağız sorusu… Bu soruyu yeni baştan sormak için hâlâ zamanımız vardır.

Bugünün kapitalizmi insanlara artı değere sistematik el koyarken demokratik bir dünyada veya vahşi kapitalist bir form üzerinde otoriter bir dünyada veya bunların sentezi üzerinde de yaşama seçenekleri sunuyor. Bir diğer deyişle otoriter veya demokratik rejimler aynı kapitalist sistem üzerinde yaşayabilme imkanına sahiptir. Farklılıkların gerekçeleri toplumların geçmiş tarihlerindeki sınıf savaşının niteliği ve kapsamında saklıdır. İnsanların fikirleri ne olursa olsun birbirlerine saygı duyarak, birbirlerini düşmanlaştırmayarak, geçmişi gelecek için suçlama konusu yapmayarak, geleceği ve insan hak ve özgürlüklerini ön plana çıkarak aynı toplum içinde birlikte yaşama ihtimali her zaman mevcuttur. Böyle toplumlara demokratik toplumlar deniliyor. Yani reaya mensubu olmaktan çıkıp birer vatandaş gibi haklarını arayan, soran, verdiği vergileri, devleti denetleyen, özgürlüklerinin peşine düşen vatandaş kimliğinin ön plana çıktığı toplumlar… Böyle beraberce adil bir toplum içinde yaşama hedefinin ön plana çıkarılması adalet talebinin kapsamını değiştireceği gibi hukuk-yargı sisteminin azınlığın veya çoğunluğun elinde bir araç olmasının önünü de kapatıcı rol oynayacaktır. Bir diğer deyişle mesele bir etik meselesi değil, siyasal tasavvur meselesidir.

Kapitalizmin günümüz neoliberal saldırısına karşı koyabilmek ve doğaya-çevreye-insana zarar verici faaliyetleri engelleyebilmek de ancak belirttiğimiz müşterek siyasal tasavvur alanının oluşturulması oranında gerçekleşebilir.

Türkiye’nin Muhafazakar Dünyası ve Handikapları

Muhafazakarlık genel itibariyle “bir politik doktrin bir ideoloji ya da her ikisine nüfuz etmiş biçim ve Mannheim’ın kastettiği anlamda bir ‘düşünce üslubu’ olarak belirlenebileceği gibi, her türlü doktrine ya da ideolojiye eklemlenen bir ‘tavır’, ‘ruh hali’ olarak da anlaşılabilir.[22]Muhafazakarlık daha ziyade modernliğe karşı geleneği savunan reaksiyoner bir harekettir. Buna rağmen modernlik düşmanı olduğu da söylenemez. Modernlikle uyuşmaya da hazırdır aslında. Her ülkenin muhafazakar düşüncesi kendi tarihi birikimine göre şekillenir. Tüm muhafazakar düşünce formlarının İslamcıların “Asrı Saadeti” gibi geçmişlerinde bir “Altın Çağ”ları vardır.

Tanıl Bora’nın tasviriyle, milliyetçilik, muhafazakarlık ve İslamcılık Türk Sağının birbirine dönüşebilir oluş biçimleridir[23]. Bir diğer deyişle “Muhafazakarlık bir düşünce akımı olmaktan ziyade, bu vasfıyla Türk Sağı’nın, milliyetçiliğin ve İslamcılığın esansı olmuş, geniş bir asgari müşterek zemininin oluşumuna da katkıda bulunmuştur[24].”

Türk muhafazakarlığı Modern Cumhuriyet’in doğuşuna paralel gelişmiştir. Muhafazakarlığın önemli formu “İslamcılığın kendisini reaksiyoner bir retoriğe teslim ettiği zamanlarda bile ‘gericileşmediği’ var olanı korumaya ya da sürdürmeye bağlanmış bir muhafazakarlık değil geçmişi kutsamaya ya da en imkansızından bugüne aktarmaya yönelik bir tarih-dışılıkla mukayyed olduğu[25]” görülür. Ya da bir başka ifadeyle, Cumhuriyet sonrası muhafazakar düşüncenin temsilcisi Terakkiperver Fırkasında görüldüğü gibi; “Bu bağlamda muhafazakar, evrimci değişme ve demokrasi taraftarlarını içeren, bağımsızlık hareketinin mutedil kanadını resmeden bir terimdir[26].”

Bugün İslamcı muhafazakar kesimde bir grup, ilk Meclis’i savunmakta olup ikinci meclisle birlikte İslamcı harekete büyük haksızlık yapıldığı kanısındadır. Bir diğer deyişle Cumhuriyet’e değil, kadroya ve devrim hareketinden dışlanmalarına, tek adam rejimine karşıdırlar.

Türk toplumunun en az yüzde 70’inin sağ görüşlü ya da muhafazakar partilere oy verdiği söylenir. Bugün iktidarda olan AKP ve ona destek veren MHP ve diğer küçük partiler muhafazakar partilerdir. Ama iktidar dışında da muhafazakar partiler, kesimler vardır. Şu halde muhafazakar düşüncenin temsilcilerinin iki kanadından biri iktidarda, çeşitli partilerle temsil edilen diğeri iktidar dışındadır. İktidar’da olan kanat İslami duruşu ön plana çıkarmakta fakat ikinci kanat, bazı konularda çekinceleri olmakla birlikte “insan haklarına dayalı” hukuktan yana durmaktadır.

Muhafazakar duruş karşı çıkışı yukarıda değindiğimiz üzere Cumhuriyet’e değil, Tek Parti Rejimi’e, kadroya, CHP’ye, tek adam rejimine, İslamcılara yapılan büyük haksızlığa karşı çıkışı ile var olmuş sürekli gelişim, değişim, bölünmeler geçirmiş, terkibi dönem dönem değişmiştir. Son 20 yılda AKP iktidarıyla toplum üzerinde muhafazakar bir hegemonya kurulmuştur. Özellikle ikinci döneminden itibaren (2010) AKP İslamcı bir muhafazakar partiye[27] evrilmeye başlamıştır. 

AKP iktidarının ikinci döneminde özellikle son yıllarında başta içki, sokak halleri olmak üzere insan hayatına müdahale edildiğini, neredeyse tüm okulların imam hatip okullarına dönüştürülmeye çalışıldığını, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Şeyhülislam gibi fetva vermeye, seküler hayatın düzenlenmesiyle ilgili taleplerde bulunmaya başladığını görüyoruz. Bugünkü haliyle bu tür uygulamaların muhalif kesimi paralize etmek, ayrıştırmak, muhalefeti kendi gündemine tabi kılmak, muhalif partiler arasında uzlaşmazlıklar çıkarmak vb. amaçlarıyla kullanıldığı görülüyor. Anlaşılan odur ki, AKP’nin oy oranının düşmesi ve radikal İslamcı ideolojiye kayış arasında bir ilişki vardır.

Milliyetçi muhafazakar parti MHP, başlangıçta AKP hegemonyasının dışında dururken, en ağır eleştirileri yöneltirken ani bir kararla 2015 seçimlerinden sonra, tüm eleştirilerine son vermiş ve iktidar blokunun içine girmiş, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Referandumu’nın yapılmasına imkan vermiştir. Muhafazakarlık bugün sağın diğer iki haliyle, milliyetçilik ve İslamcılıkla birleşmiş durumdadır.

Muhafazakar Değerler Dünyası ve Batı

İslamcı muhafazakar anlayış bir yandan Batı’dan tam kopamıyor diğer yandan da Batı’nın materyalist olduğunu, oysa insanın ve onun manevi dünyasının daha önemli olduğunu belirterek cisimleşiyor.Yukarıda değindiğimiz AKP’nin ilk iktidar döneminde Batı’ya hızlı eklemlenme çabasını ya da bugünlerde AB’ye girmek istiyormuş görüntüsünü yani düşüncedeki eklektizmi bir kenara koyalım. Hatta Osmanlı’dan geçmiş bir “Altın Çağ” çıkarma eklektizmini, halife padişahları Batıcı uygulamalarını, Tanzimat’la birlikte Batılılaşma çabasının Osmanlının son iki yüzyılında başladığını bir kenara koyalım. İktidar blokunun Batı değerler sistemine karşı zaman zaman ciddi karşı çıkışları olduğunu görüyoruz. Bu bazen idam konusu oluyor, bazen AİHM mahkemesinin bir kararı oluyor, bazen insan hakları konusunda Türkiye ile ilgili bir rapor veya işlem oluyor, kimi zaman İstanbul Sözleşmesi, kadın-çocuk konusu oluyor. Buna rağmen zaman zaman da Batı’ya dahil olmak istiyormuş görüntüsü çiziliyor.

Batı kendi değerler sistemini, özellikle 2 dünya savaşından sonra kurduğu ve çoğuna bizim de üyesi olduğumuz uluslararası sözleşmeler ve kurumlar aracılığıyla var etmeye, korumaya çalışıyor. Değerler sistemini bu sözleşmelerde ortaya koyuyor. Günümüzde bu sözleşmeler temelinde “İnsan Haklarına Dayalı Hukuk Anlayışı” gelişiyor. Ayrıca dünyanın her yerinde insan hakları alanlarında aktif eylemler, mücadeleler devam ediyor. Batı değerler sistemi bu mücadeleleri koruyor. Kişisel haklar, sosyal haklar, siyasi haklar giderek gelişiyor. Materyalistlikle suçlanan Batı’daki bu mücadelelerin amacı, insanların kendi manevi varlığını geliştirebilmesi ve yaşadığımız doğa-çevrenin korunması esasına dayanıyor. Kadının kendi bedeninin sahibi olması (köle olmama hakkı), mazlum yararına pozitif ayrımcılık gibi kavramlar gelişiyor. Kapitalizmin sistematik sömürüsüne rağmen Batı’da insan hakları anlayışının geliştiğini görüyoruz.

Hukukun Evrensel İlkeleri

İslam muhafazakarlığı tarafından maddiyatçılıkla suçlanan Batı tam tersine insanın manevi varlığını geliştirmekten, refah toplumundan bahsediyor. Maneviyatçı olduğunu ileri süren muhafazakar dünya ise görüntüdeki sahte dünyası ardında maddi dünyaya, toplumun diğer kesimlerinden kaynak transferine; üretmeden, çalışmadan hak sahibi olmaya (maddiyata) daha fazla önem veriyor. Üstünlerin hukukundan, hukukun üstünlüğüne diye yola çıkan iktidar bugün yeni bir üstünler hukuku yaratıyor.

Muhafazakar dünyanın eklektik düşünce ve uygulama örnekleri burada saymakla bitmez. Bu konuda AKP’nin son 10 yılda söylediklerini eleştirmek için, ilk 10 yılda söylediklerini cevap olarak vermek yeterlidir. Bugün muhafazakarların çoğunluğu, ülkeyi muhafazakar bir iktidar yönettiği için memnun görünmektedirler. Oysa AKP iktidarının ülkeyi 3Y dediği yolsuzluk, yoksulluk, yasaklardan temizleyeceğiz diye yola çıktığı siyasi serüvende, 20 yıl sonra sanki iktidarda başka bir parti varmış gibi ülkeyi 3Y’den kurtaracağız demektedir… Üstelik yukarıda bazılarına değindiğimiz Batı’nın insan hakları yaklaşımının çok gerisindeki “toplumsal tahayyülleri”yle ve uygulamalarıyla, geçmişte ve bugün yapılan haksızlıklarla, adaletsizliklerle bir sorunları bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Fahiş Yargı ve Hukuk Sorunları

Hukukun anti-demokratik muhtevası bir yana uygulanmasında da sorunlar vardır. Hukuk iktidar yanlılarına başka, iktidar bloku dışında kalanlara başka türlü uygulanmaktadır. Anayasa kuralları uygulanmamaktadır. Yargı bağımsızlığına herkes şüpheyle bakmaktadır. Hakimler karar vermek üzereyken görevden alınmakta, savcılar bir soruşturmanın tam ortasındayken tayin edilmektedir. Hukuka uygun kararlar vermeye çalışan veya vereceği anlaşılan hakimler çeşitli nedenlerle başka yerlere atanmaktadır. Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri ve sulh ceza mahkemeleri hukuka uygun davranmamaktadır. Basın hakları, toplantı gösteri hakları, grev hakları gibi teme hak ve özgürlükler kullanılamamaktadır. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları uygulanmamakta, üstelik bu kararlara uymayan yargıçlar terfien daha üst görevlere atanmaktadır. Böyle saymaya devam edersek, insan haklarına dayalı hukuk açısından bir kitap olabilecek kapsamda hukuki ayıp listesi ortaya çıkacaktır. Bu nedenle, küçük araları saymazsak son 70 yıldır iktidarda olan Muhafazakar görüşün yukarıda bir kısmına değindiğimiz eklektik dünyasının, yargı ve hukuk alanındaki sorunlarını tek tek saymak yerine genel bir fotoğrafını göstermek, yukarıda anlattıklarımız ile tablodakiler arasındaki ideolojik bağlantıyı da görme imkanı sunacaktır.

Bugün Egemen Muhafazakar Kültürün Yarattığı Hukuk ve Yargı Çarkı[28]

Kötü Tablodan Çıkış İmkanı

Bir ülkenin güçlü olması ve yaşayabilmesi için ortada tüm vatandaşların ortak çıkarlarını hedefleyen adil ve eşitlikçi bir politik-adalet-hukuki yapı olması gereklidir. İktidar bloğu dışında önemli bir kesim “İnsan Haklarına Dayanan Hukuk”u önemsemektedir. Zaten kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyi Statüsüne bağlı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi girişinde demokratik toplum olmanın ölçütü olarak; “İnsan hakları ile temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi inancını taşıyan siyasal gelenekler, idealler, özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü konularında ortak bir mirası paylaşmak” ilkesi gösterilmemiş midir? Evrensel İnsan Hakları Bildirisine[29] göre, medeni ve siyasi özgürlükleri ve korku ve yoksulluktan kurtulma özgürlüğünü kullanan özgür insan idealinin, ancak, her kişinin medeni ve siyasi haklarının yanı sıra ekonomik, sosyal ve kültürel haklarından yararlanacağı koşulların yaratılması halinde gerçekleştirilebileceğini ve bu topraklar üzerinde yaşayan herkese karşı sorumlu olduğumuz ifadesi ne anlama gelmektedir? Peki, böyle bir ortak zemin yaratabilmek için muhafazakar kesimde hiç mi olumlu, umut verici çabalar yoktur?

İstanbul Barosu başkanlık seçimlerinde, Bağımsız Avukatlar Grubu’nun başörtülü başkan adayı Gülden Sönmez bir insan hakları aktivisti olarak görüyordu kendini. Kendine açıkça sorulduğunda insan haklarını, dini hassasiyetlerin önünde tuttuğunu açıkça söylemekte bir çekince duymamıştı[30]. IMAG, Milliyetçi Avukatlar Grubu Başkan Adayı Hakan Çatak da hukuki hassasiyeti, milliyetçi hassasiyetlerin önünde tuttuğunu belirtmişti[31]. Muhafazakar dünyanın iki kanadının barodaki temsilcilerinin hukuktan yana tavır koymaları küçümsenecek bir olgu değildir. Yine İstanbul, Ankara ve İzmir’de iktidara yakın (2) numaralı barolar kurmak amacıyla yasal düzenlemeler yapılmasına rağmen bu barolar uzun süre sayıyı tutturamadıkları için kurulamadılar. Ve yukarıda bahsettiğim iki harekete mensup avukatlar bu iktidar yanlısı barolara itibar etmediler.

Yine bazı muhafazakar isimler insanda umut uyandırıyor. Mehmet Bekaroğlu, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Hüda Kaya gibi birçok milletvekili insan haklarını ön planda tutan muhafazakar siyasi aktörler. İnsan haklarından yana tavır koyan birçok muhafazakar oluşum, yayın organı var. İhsan Eliaçık gibi yukarıda değindiğimiz muhafazakar tutarsızlıkları teşhir eden, gündelik politika aracı olarak kullanılan dini söylemlerdeki İslam’a aykırılıkları ortaya koyan teolojik önderler konuşmaktan sakınmıyor. Bu kısa açıklamalarımla iktidarda olan muhafazakar ittifakın dışında kalan ve insan haklarına dayalı hukuktan yana tavır koyabilecek önemli bir damarın varlığı hissediliyor. Seküler hukukla arasında sorunu olmayan muhafazakar kesim azımsanmayacak orandadır.

Muhafazakar kesimin bugüne kadar tutarlı olduğu önemli bir konunun da altını çizmek gerekmektedir: Muhafazakar iktidarlar bugüne kadar dini kuralları temel hak ve hürriyetler alanında referans göstermemiştir. Bu siyasi dünyamızda hâlâ önemini muhafaza eden bir nirengi noktasıdır.

Muhafazakar Dünya Dışında Kalanlar

Muhafazakar tanımını daha literatürde olduğu gibi sağ kesim için kullandım. Sağ muhafazakar kesimin dışında kalanları bir bütün olarak “sol” ya da demokrat olarak kabul etmek mümkün değil. Sol olarak sayılan CHP’nin son dönemde sağ kesimin oylarını almak için sadece söylemde değil, sağ liderlerle işbirliği yaparak daha da sağa kaydığını söylemek sanırım yanlış olmaz. CHP’nin müzmin muhafazakarlığı da ayrı bir konu. Yeşil Sol Parti özgül bir yapıya sahip. Sosyalist sol hala pratik ve teorik güç olarak etkin konumda değil. Bu kesimlerin tüm farklılıklarına rağmen insan haklarına dayalı bir hukuk üzerinde anlaşması nispeten daha kolay. Yine de bu kesimin henüz laiklik konusunda bile ortak bir görüşü olmadığını ifade etmeliyim. 

Muhafazakar kesim karşısında olduğunu varsayan ana muhalefet partisi CHP’de temsil edilen önemli bir laikçi damar göze çarpar. Laikçi terimi, Dini kontrol altına, resmi devlet dini yaratma amacıyla laiklik ilkesinden uzaklaşmasına rağmen kendini ‘laik’ olarak tanımlayanlar”ı ifade amacıyla kullanıyorum. “Laikçi zihniyetin evrensel değerler karşısında verdiği sınav da aynı ölçüde başarısız olmuştur. Laikçi zihniyetin, evrensel insan haklarından kaynaklanan değerlerin, Cumhuriyet’i kuran kadronun kurucu değerleri yerine ikame edilmesini sağlayamamasının; gerçekten laikliğe terfi edememesinin bugünkü kaotik ortamdaki payının büyük olduğunu düşünürüm. Laikçi zihniyet ile muhafazakâr zihniyetin karşılıklı rövanş ataklarının, siyasi zenginlik yaratmayan, tam tersine gelişimin önünü tıkayan, toplumsal aklın gelişmesini önleyen yanları ve sonuçları görülmeden estetik ve kültür yoksulluğunun (hukuk ve yargıda demokratik refleks yokluğunun) anlaşılması mümkün değildir[32].” Bahsettiğim nedenle geçmişte türban konusunda tutarlı bir görüş bile geliştirilememiştir.

İktidar bloğu dışında kalan siyasi dünya, hâlâ insan haklarına dayalı bir hukuk anlayışı üzerinde bir manifesto hazırlayamasa da Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem adıyla ortak bir metin üzerinde anlaşmaları bile önemli bir adımdır[33]. Ancak 6 lider bu metin çerçevesinde seçimi kazanmaya yetebilecek ortak bir hegemonya dili oluşturamamıştır. İktidar bloku dışında en önemli siyasi hareketlerden biri de HDP-Yeşil Sol Parti’nin ise siyasette oyun kurucu-oyun bozucu etki doğurucu gücü hâlâ devam ediyor.

Ancak yazının amacı yönünden sadece büyük kısmı iktidarda olan %70’lik muhafazakar kesim üzerinde durdum. Nedeni de siyasi alanda çoğunluğu temsil eden, toplum üzerinde hegemonya kuran ve yasa çıkarma gücü olan bu %70’lik kesimdir. Bu %70’in içinde olan İyi Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Deva Partisi’nin önümüzdeki günlerde nasıl bir duruş sergileyeceği belli değildir. Yine de altını çizmek gerekir ki; hukukun ve yargının demokratikleşmesi; seküler dünya anlayışından beslenen iktidar bloğu kesimleri ile iktidar dışında kalan muhafazakarların iç muhasebe yapmalarını gerektirmektedir[34].

Seçim yenilgisinden sonra, iktidar dışı partilerin tüm yönetici kadrolarının istifa etmesi tüm partiden delegeler dahil, en küçük seçim bölgesinden en büyüğüne doğru yeniden örgütlenme ve parti görüşlerinin tartışmaya açılması, yeni bir sinerji yeni bir ruh haline geçilmesi gerekmektedir. Aksi halde iktidar dışı partiler arasında çatışma yaratıcı iktidar projeleri hızla yürürlüğe girecektir.

Yeni dönemde bunlardan ilki türban konusundaki anayasa değişikliği önerisinin önümüzdeki günlerde AKP tarafından Parlamento’ya getirilmesidir. Bütün muhalefet partilerinin kıyafet konusu anayasa ile düzenlenemez ilkesi etrafında bir araya gelip gelemeyeceğini bu vesile ile görmüş olacağız.

Muhalif kesimin, iktidarın kullandığı düşmanlaştırıcı dilin tuzağına düşmemek, muhafazakar kesimi komple gerici[35], yobaz diye adlandırmaktan kaçınması gerekmektedir. Ben muhafazakar kesimin içinde yer alan cumhuriyetçi kesimin radikal İslamcı anlayış ve unsurlardan temizleyecek güce sahip olduğuna inanmak isteyenlerdenim.

Değer-Hukuki Değer

Yukarıda belirttiğimiz toplumun %70’ini teşkil eden muhafazakarların eklektik değer sisteminin; geleneksel değerleri esas alan gündelik çıkarlarını gözeten kendileri dışındakileri önemsemeyen, çarpık bir değer sistemi olduğunu belirttim. Toplumumuzda tasavvur dünyasının kontrolünü elinde tutan muhafazakâr zihniyetin belirlediği hukuki değer hiyerarşisi; insan hak ve özgürlükleri alanında evrensel kazanımları kendi içine dâhil etme yerine, buna karşı ciddi direnç göstermekte hatta set örmektedir. İçişleri bakanı olan bir zat, polislere, bir hukuk devletinde suç kesinleşse bile söylenemeyecek bir ifadeyle, şüpheliler için “kırın ayaklarını” diye hitap edebilmektedir.

Yasalar hukuki değerlere dayanır, hukuki değerler ise toplumsal değerler üzerinde şekillenir. Hukuki değer, bir hukuk normunun koruma altına aldığı hukuki yararı[36] ifade ettiğine göre; bu değerlerde çarpıklık tabiri hukuki yararın “meşruiyeti”nde sorun olması anlamına gelmektedir. Şu halde tüm toplumu kapsayan adil-eşitlikçi bir insan hakları perspektifinde mutabakat sağlamanın önemi ortaya çıkmaktadır. Aksi halde meşruiyet ortadan kalkar. O zaman çoğunluğun meclisten çıkardığına yine kanun denir ama o kanun meşru bir kanun olarak nitelenmez.

Meşruiyet konusu kanımca muhafazakar dünyanın azımsanmayacak bir kısmı için hala geçerli bir kavramdır. Bu aşamada ve kısıtlı ortamda bazı muhalif yayın organlarının iç muhasebe anlamında itirazlarını dile getirmesi çok önemlidir. Böyle bir ortamda isteyen Hatemi gibi İlahi Hikmet’ten isteyen seküler görüşten ve ondan doğan değerlerden beslensin; insan haklarına dayalı bir hukuk üzerinde mutabakat sağlanması ihtiyacı üzerinde durulmalıdır. İktidar bloğu dışında kalan muhalefet partilerinin seçim öncesinde hazırladığı Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi programı bu anlamda önemlidir.

[toggle title=” HÜSEYİN HATEMİ – İlahi Hikmetin İnsan Hakları Öğretisi / Haluk İnanıcı” state=”close”]

HÜSEYİN HATEMİ / İlahi Hikmetin İnsan Hakları Öğretisi

Haluk İnanıcı tarafından açıklayıcı bir not olarak 22.01.2024 tarihinde kaleme alınmıştır. 

Hüseyin Hatemi’nin temel tezi, bugün insan hakları ve hukuku diye anılan şeyin İlahi Hikmetten (İslam) doğduğu varsayımıdır(i). Gerek “İnsan Hakları Öğretisi” gerekse “Hukuk Devleti Öğretisi” isimli kitaplarında işlediği bu teze göre; “İnsan Hakları, Yaratıcı’nın hiçbir istisna söz konusu olmaksızın ve tam bir eşitlikle insanlık ailesinin her bireyine tanıdığı insanlık onuruna (değerine) bağlı olan haklardır. İnsanlık onurunda din, dil, cins, renk, ırk ve millet farkı gözetilmediği gibi, insanlık onuruna sıkıca bağlı olan ve yararlanılabilmesi için ‘insan” bireyi olmaktan başka şart aranmayan dar ve gerçek anlamda insan haklarında hiç bir farklılık ve ayrıcalık söz konusu olamaz.”

Ona göre, Kant, Marx, Sartre gibi Batılı düşünürler; Herakletios, Pisagor, Platon gibi İlahi Hikmetten yararlanan filozofların gerisine düşmüştür. Aslında tarih boyunca insan haklarından kısımlar içeren belgelerin hepsi bu meyanda Batı’da siyasi ve hukuki metinlerde boy gösteren insan hakları, tabii hukuk veya benzer isimlerle ilahi öğretiden beslenir(ii). Fransız İhtilali ile insan haklarının İlahi Hikmet ile ilişkisi kesildiyse de II.Dünya Savaşı’ndan sonra “İnsan Hakları Genel Bildirisi” (1948) ile bu ilişki yeniden kurulmuştur(iii.)”

Değişmez Değerler ve Adalet Devleti

Hüseyin Hatemi’ye göre İlahi Hikmetten (değerlerden) kaynaklanan ilkeler değişmeziv. “Adalet de insanlar arasındaki ilişkilere uygulanması gereken ilk ölçüt ve adalete uyma gereği Allah’dan insanlara bu ilişkiler düzeyinde verilen ilk buyruktur.. Hukuk devletinin temel kavramı da adalettir”. Şu halde “Yaratıcı’dan ‘adalet’ emrini alan kimse, herkese hakkını ve istihkakını verirken herkesin ne gibi ‘hak’ka sahip olduğunu Yaratıcı’ya sormalıdırv.” Hukuk devleti terimi yerine “Adalet Devleti” terimini kullanmak daha doğrudur.

Marksist materyalizme gelince bu öğretinin elinde değişmez değerler dizisi yoktur. Materyalizme göre adalet kavramı görelidir(vi). Bireyi değil sınıfı esas alması bu sonuca yol açar(vii). Bu nedenle Adalet devletinden söz edemez(viii). İlahi Hikmetten uzaklaşma insan haklarından uzaklaşmadır, bir anlamda bozulmadır. İlahi Hikmetten kaynaklanan değerler dizisinin değeri ve öneminin bilincine varılmamışsa, kavram, terim ve değerler kargaşasına sürüklenmiş ise.. çıkar grupları ortalığa hakim olur(ix).

Hatemi Eleştirisi

Hatemi’nin neredeyse tüm Batı düşünürlerini küçümsemesi, içinde İlahi Hikmet kırıntıları olanları, bir anlamda monist düşünürleri makbul görmesi Batı düşünce tarihinin gelişimini tam olarak idrak edememesinden kaynaklanıyor. Örneğin bu yaklaşım içinde bilimin neden İlahi Hikmetin egemen olduğu Doğu’da değil de Batı’da geliştiğini açıklamak mümkün değildir. Özellikle Marks’ı küçümsemesi Marksist tarihi gelişim teorisini anlamamasından kaynaklanmaktadır. Hatta İlahi Hikmetten bahsettiğini sandığını (logos) Herakletios’un değişim kavramını, diyalektik düşüncenin bu ilk biçiminin önemini de ihmal ediyor görünmektedir. Herakletios aynı zamanda Hatemi’nin bozulma dediği değişimin ilkelerini bulmaya çalışan ilk düşünürler arasındadır. Bu anlamıyla Marks Herakletios’un ardılıdır.

Marks’ın Hatemi’nin İlahi Hikmetten uzaklaşma “bozulma” dediği şeye toplumsal değişim diyerek; bu değişimin maddi yasalarını bulmaya çalışmış bir düşünürdür öncelikle. Bir diğer deyişle Hatemi’nin birkaç cümle ile İlahi Hikmetten uzaklaşılırsa ortalığı çıkar gurupları ele geçirir diye bahsettiği konuyla; onun çıkar grupları dediğine sınıf diyerek sınıfların üretim tarzından tarzına değişiklik göstermesiyle, yani insanlığın gelişiminin toplumsal yasalarıyla uğraşmıştır. Toplumsal değer değişimlerinin üretim tarzlarındaki devrimlere bağlı olduğunu ispat etmiştir. Hatemi’nin bir düşünce serdetmediği bu konuda onlarca kitap, makale yazmanın ötesinde; bilimsel ve eylemsel bir devrimin kurucusudur. Kendisini yüzlerce düşünür, milyonlarca insan takip etmiştir. Bugün eserleri üniversitelerde ders kaynakları arasında gösterilmektedir.

Hatemi için insanlığın “bozulma” halinden kurtulmasının tek çaresi İlahi Hikmete inanmasıdır. Arada adaletsizliğe karşı durmaktan bahsetse de bu karşı duruşun nasıl olacağı konusunda bir düşünce modeli bulunmamaktadır. Bozulma karşısında insanların İlahi Hikmet bilincinin nasıl yükseleceğine ilişkin de bir önerisi yoktur. Bir anlamda onun teorisi “kadere razı” olma teorisidir. Oysa Marks önce bir inceleme yöntemi, soyutlama tarzı sonra da insanın değişiminin insan ilişkilerinin değişimine onun da maddi yasalara, sınıf mücadelesine tabi olduğunu ortaya koyar. Ardından insana değil, insan ilişkilerine, örgütlü mücadeleye dayanan bir eylem teorisi (praksis) koyar ortaya. İnsanların da ancak bu mücadele ilişkisi içinde bilinçleneceğini belirtir.

Hatemi’nin Önemi

Hatemi’nin geliştirmeye çalıştığı İlahi Hikmete dayalı İnsan Hakları ve Adalet Devleti öğretisi eleştirdiği Batı düşüncesine karşı çok zayıfsa da, İlahi Hikmet-İnsan Hakları ilişkisini kurması; İlahi Hikmeti, uygulamadaki modern dünya ile bağdaşmayan dini pratiklerden ayıklama çabası; tüm insan haklarının İlahi Hikmetten doğduğu iddiası; doğru olmamakla birlikte küçümsenmemesi gerekli bir çabadır. Çünkü farklı düşünce-inanç referansları olan insanları-toplumsal kesimleri insan haklarına dayanan hukuk temelinde bir araya getirme, uzlaşma imkanı içermektedir. Tabii, bu imkan İlahi Hikmetin insan haklarının geldiği seviyede, “Yaratıcı’ya sorma” ilkesi çerçevesinde insan haklarını budama çabasına da dönebilir. Ama tüm bunlar denenmeden bilinemez. Bu nedenle makalemizde Hatemi düşüncesine bir imkan olarak değindik.

i Hatemi, İnsan Hakları Öğretisi, s.196, İşaret Yayınları, 1988.
ii Hatemi, “ins..”, s.187; 196.
iii Hatemi, “ins..”, s.212,216.
iv Hatemi, Hukuk Devleti Öğretisi, s.9, İşaret Yayınları, 1989.
v Hatemi, “Huk…”, s.9.
vi Hatemi, “Huk..”, s.65. vii Hatemi, “Huk..”, s.116.
viiiHatemi, “Huk..”, s.34.
ix Hatemi, “Huk..”, s.106.

[/toggle]

İlahi Hikmetin İnsan Hakları Öğretisi / Haluk İnanıcı

Sonuç Yerine: Türkiye’nin demokratikleşmesinin ön koşulu.

Türkiye’nin %70 sini temsil ettiği söylenen ve şu an bir kısmının ülkeyi yönettiği muhafazakar kesimin önünde büyük bir siyasi-ahlaki-vicdani muhasebe durmaktadır. Bu muhasebe diğer kesimleri de içine dahil ederek; tüm vatandaşların tüm farklılıklarıyla birlikte yaşama hakkı olduğu, herkese eşit-adil davranıldığı, kimsenin yaşam güvencesinden yoksun olmadığı adil bir toplumu nasıl kuracağız sorusunu soran ve Batı’ya körü körüne karşı olmak yerine Batı’nın uygarlığa armağan ettiği insani kazanımları içine katmaya çalışan, kendisiyle yüzleşebilen muhafazakar iç muhasebeyi gerekli kırılıyor. Samimi bir muhasebeyi…

Prof. Dr. Bakır Çağlar, “İnsan haklarının yeni ideolojisinin formülü, mağdurların, hukuka ulaşmasını, hukuk barınağına girebilmelerini sağlama, hukuk tüketicilerini de hukuk üreticisi yapma, hukukun üretilmesine katılmalarını sağlama formülüdür,” diyordu.[37]

Bir diğer deyişle, toplumun çoğunluğunu teşkil eden muhafazakar kesimin önce kendi içinde; toplumsal değerler, muhafazakar ahlak, siyasi gelecekle ilgili olarak nasıl bir toplumda yaşamak istiyoruz sorusuyla başlayan, kendi eklektik yapısıyla ve görünür dünyadaki insan hakları karşıtı söylemle hesaplaşması ve tabandan başlayarak hukuk üretme çabasına girmesi, bu çabaya kendi dışındaki toplumsal kesimleri de dahil etmesi gerçekleşmeksizin hukukun-yargının demokratikleşmesini beklemek biraz zor görünüyor.

O halde tüm vatandaşların bu tartışmaya katılması, hukukun üretilmesinin aktörleri olması gerekiyor. Hukuk sanıldığı gibi hukukçuların yaptığı bir etkinlik ya da performans gösterisi değildir. Müşterek üretim alanıdır.

Etik Sorumluluk

Muhafazakar kesimin yapması gereken iç muhasebe, her bir muhafazakar için aynı zamanda bir etik sorumluluk gereğidir aynı zamanda. Bugün muhafazakar kesim yukarıda belirttiğim tahayyül dünyasının eklektik yapısıyla birlikte, bu yapının içinde yer alan bireyler olarak kendi ahlaki konumlarını da değerlendirmek durumundadırlar. Kendi hırsızına, ahlaksızına, çocuk tecavüzcüsüne, yetim hakkı yiyene, yolsuzluk yapanına, liyakatsiz atamalara, bilimden uzaklaşmaya, eğitimin kalitesinin düşmesine, hakimin hukuk-vicdan dışındaki gerekçelere göre karar vermesine, yol-su-elektrik-eğitim-sağlık-adalet vd. tüm kamu hizmetlerinin parayla satılır hale gelmesine, kamu kaynaklarının denetlenemez biçimde yok edilmesine, yoksulluğun derinleşmesine, çevre-doğa katliamına, ülke yapısını bozacak göç olgusuna ses çıkarmayıp, bunlar daha önce de oluyordu demek, öncelikle etik sorumluluk açısından değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Ayrıca muhafazakar dünyanın böyle vasat bir tutarsızlığa ihtiyacı da bulunmamaktadır.

Evet korku veya çıkar kaybı endişesi böyle bir etik muhasebeyi engelliyor olabilir. Ama belirtelim, sürekli karşısındakinin ayıbına bakan, kendi ayıplarını, topluma yayılan kötülükleri görmezden gelen inançlı muhafazakar birey Hüseyin Hatemi’nin Asrı Saadet dediği döneme biçilen ilahi değerler sistemi açısından da sorumludur. Fırat’ın kuzeyinde kaybolan koyundan; sahibinin Müslüman mı, Hıristiyan mı olduğuna bakmaksızın kendini sorumlu tutan Hz. Ömer Adaleti karşısında da sorumludur. Elbette ayın etik sorumluluk muhafazakar kesim dışında yer alan bireyler açısından mevcuttur. Bireylerin etik sorumluluğu doğması, bu doğrultuda hareket etmesi için, önce ister cumhuriyetçi, muhafazakar ister demokrat, sosyalist olsun her vatandaşın taleplerini dile getirmesi onun için mücadele etmesi, bu talepler doğrultusunda örgütlenmesi, hukuk üretmesi kolektif ses haline dönüşmesi gerekir. Aksi halde toplumu bir arada tutan harç çözülmeye yüz tutacaktır. Tekrar pahasına belirtelim ki, bu durumda da en büyük sorumluluk, çoğunluğu temsil eden muhafazakar kesimde olacaktır.

Kaynakça ve İnternet Bağlantıları:
[1] Anılan Kanun uyarınca Adliye Vekilince tayin edilen kişilerden oluşan “Tefrik Meclisi” kurulmuş; bu meclis gerekli incelemeyi yapacak ve gerekli şartları taşımayanları “levha” dan silmiştir. Nitekim İstanbul Dava Vekilleri Cemiyeti çevresinde kurulan komisyon 960 dava vekilinden 473 ünü “levha” dan silmiştir. (Ali Haydar Özkent Avukatın Kitabı, s.115, 1940. Dava vekillerinin aşağı yukarı yarısının levhadan silinmesi “Milli Devletin” kurulması aşamasında avukat tasfiyesinin boyutlarını göstermektedir. Bu konuda bir yazı için bkz.: Haluk İnanıcı, Cumhuriyet Türkiye’sinde Bir Meslek: Avukatlık, İstanbul Barosu Dergisinin 2000/3 Sayısında Yayınlanmıştır
[2] Mustafa Kemal, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Açılış nutku; http://www.law.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/190/2019/10/Atat%C3%BCrk%C3%BCn-konusmas%C4%B1.pdf
[3] Hıdır Göktaş, Kürtler, İsyan-Tenkil, Alan Yayıncılık, 1991.
[4] Haluk İnanıcı, “Örfi İdare Yargısından Yeni Devlet Güvenlik Mahkemesine Sanık Hakları”, s.13; Haluk İnanıcı (der.) Parçalanmış Adalet, İletişim Yayınları, 2011.
[5] Aktaran, Cem Emrence, Serbest Cumhuriyet Fırkası, s.196, İletişim Yayınları, 2006,
[6] Cemil Koçak, İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, s.598, İletişim Yayınları, 2006.
[7] Oysa belgeler CHF’nin dahi SCF kurucu ve üyelerinin gerici olabileceklerine ilişkin hiçbir ifade kullanmamıştır. Ayrıca üyeler üzerinde yapılan araştırma da sonradan uydurulan bu gerekçenin doğru olmadığını göstermektedir: Koçak, s.609,
[8] Koçak, s.619.
[9] Koçak, s.686.
[10] Cem Eroğul, Demokrat Parti, s.51, İmge Yayınevi,1998.
[11] Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, s.334, İletişim Yayınları, 1995.
[12] Sıkıyönetim süreleri konusunda, Zafer Üskül’ün çalışmasında küçük farklılıklar vardır. Bkz. Prof. Dr. Zafer Üskül, Türkiye’de Sıkıyönetim Uygulamaları, Toplum ve Bilim Dergisi, Sy.42,: Üskül’e göre 19.7.1987 tarihine kadar, Cumhuriyet döneminin toplam sıkıyönetim süresi; 25 yıl, 9 ay, 11 gündür. Buna 1987-2002 yılları arasında 15 yıl süren olağanüstü hal durumunu da eklersek, toplam sure Cumhuriyet’in yaşının yarısına yakındır.
[13] Daha detaylı bilgi için bkz.; Haluk İnanıcı, “Örfi İdare..” s.13.
[14] Haluk İnanıcı, Buhran Günlerinde Hukuk ve Yargı Dünyasının Haysiyeti, Birikim Dergisi, sayı 323, 2016.
[15] Örneğin, Yeni Ceza Kanunu’nun gerekçesinde, “Bireyin sahip bulunduğu hukukî değerlerle, hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması, tasarı metninde ceza kanununun amacı olarak belirlenmiştir. Böylece kanunun özgürlükçü karakteri vurgulanmıştır. Bireyin bir hukuk toplumunda yaşama hakkının gereği olarak, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi, ceza kanununun temel amaçları arasında sayılmıştır.”
[16] “Adil, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı”na saygılı olmak ve bunun gerektirdiği usul hükümlerine Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yer vermek, söz konusu dengenin, bireyin hak ve özgürlüklerine ilişkin kısmını karşılamaktadır: Kişinin, kanunun belirlediği, açıkça tanımladığı usullere göre itham edilebilmesi; güvencelere saygı göstererek yakalanabilmesi, gözaltında tutulabilmesi, tutuklanabilmesi; şüpheli veya sanığın aleyhindeki ithamları önceden bilmesi, savunmanın gerektirdiği bütün olanakların davanın tüm evre ve aşamalarında tanınması (sanık veya avukatın savunmasını hazırlamak için zorunlu vasıtalara ve zamana sahip kılınması, avukatın, müvekkili ile temas etmek ve dosyaya ulaşmak olanağının her evrede kabul edilmesi, sanık olmadan duruşma yapılıp hüküm verilememesi, susma hakkı kullanıldığında bunun şüpheli veya sanık aleyhinde sonuç meydana getirememesi, adlî işlemlere katılmak olanağı, zorunlu avukatlık ilkesinin mümkün olduğunca genişletilmesi ve diğerleri); silâhların eşitliğinin gerekli hükümlerle saptanması; suçsuzluk karinesi, susma hakkı, davanın bağımsız ve tarafsız, kanunla kurulmuş mahkemelerde alenen görülmesi ve makul bir süre içinde bitirilmesi; yakalama, adlî kontrol, tutuklama gibi önleyici tedbirlerin ancak çok sıkı koşullar altında ve itiraz hakları kabul edilerek uygulanabilmesi; tutuklamaya seçenek olarak adlî kontrolün kabulü; hukuka aykırı olarak elde edilen delil, iz, eser ve emarelerin hükümsüz sayılması, hazırlık evresinden kovuşturma evresine geçilirken bir orta evrenin kabulü ve diğerleri …” Kanunun gerekçesinde yazılı bu hususların, kanunu çıkaran iktidar partisinin uygulamalarıyla mukayese etmek ve bu ilkelerin pratik görünümünü düşünmek yargı ve hukukun serencamını ortaya çıkarmaya yeterlidir.
[17] Yargı Reformu Strateji Belgesi 2009 tarihinde hazırlandı. Bilgi için bkz.: https://yargireformu.adalet.gov.tr/Sayfa/bir-bakista-yargi-reformu-stratejisi66 2019 versiyonuna da belirtilen adresten erişilebilir: https://yargireformu.adalet.gov.tr/Resimler/yrs.pdf
[18] Hukuk devleti tanımı için Bkz.:Mithat Sancar, Devlet Aklı kıskacında Hukuk Devleti, İletişim Yayınları, 2000, s.35: “Devlet Erkini, içerik açısından bağlayan/sınırlayan değerlerin merkezinde ise, özgürlük ve insan onuru ya da (bu ikisini kapsayacak şekilde) insan hakları yer alır. Bu bakış açısından hukuk devleti kısaca hukuk aracılığıyla özgürlüğü koruyan devlet olarak tanımlanır.”
[19] Bugün toplumsal kesimleri kitabi deyimlerle tanımlamak mümkün çok mümkün değil. Muhafazakar kesimin bir kısmı iktidara tabi olmuş durumda bir kısmı dışında duruyor. Muhafazakar kesim içinde de cumhuriyetçilerden, liberallerden, şeriat isteyenlere kadar geniş bir yelpaze var. Ayrıca iktidar bloğu dışında kalanlar da cumhuriyetçi, liberal, demokrat, sosyalist birçok kesimden oluşuyor.
[20] Haluk İnanıcı, Avukatlık Mesleğinde Ahlak, Etik, Meslek Kuralları ve Etik Bir Deneme; İstanbul Barosu tarafından düzenlenen 1995 Antalya Sempozyumu’nda tebliğ olarak sunulmuştur. İstanbul Barosu tarafından yayınlanan Sempozyum kitabında yer almıştır. (Avukatlık Mesleği, 1996, İstanbul): “Pratik felsefe anlamında etik; iyiyi, güzeli, mutluluğu bulmayı hedefler, ahlak sistemleri ile bu anlamda hesaplaşır. Etik; amacın kendisini ve sonra da bu amaca ulaşmak için gereken araçların kullanılışını belirlemeyi hedefler. Bu anlamda etik bir seçimdir. İnsanın İnsani sorumluluğuna özgür kişi olarak üstlendiği sorumlulukların ilave olduğu alandır.” Bu tanıma göre, meslek etiği, meslek ahlakı gibi terimler yerine Faruk Erem’in tercih ettiği meslek ilke ve kuralları tanımını ya da yabancı terim olarak deontoloji tanımını kullanmak teknik olarak da kavramsal olarak da daha doğrudur.
[21] Cumhuriyetçi tanımını, kuruluş değerlerine, devlete önem verme, ulus-devlet anlayışına sahip olma, hak ve özgürlüklere mesafeli olma, tehlikeli olanların tahakküm altına alınması, demokratik katılıma önemli bir değer atfedilmeme yönlerinden benzer olduğu için kullandım.
[22] Ahmet Çiğdem, Taşra Epiği, s.36, Birikim Yayınları, 2001.
[23] Tanıl Bora, Türk Sağı’nın Üç Hali, s.8, Birikim Yayınları,1998.
[24] Tanıl Bora, “Muhafazakarlık”, Tanıl Bora, Cereyanlar, İletişim Yayınları, s.342, 2017.
[25] Çiğdem, s.56.
[26] Erik Van Zürcher, “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Siyasal Muhafazakarlık”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, 5. Cilt, Muhafazakarlık, s.53.
[27] Muhafazakar kesim bugünkü siyasi biçimini ilk defa 1950 den sonra almıştır. Özellikle belirtilmesi gereken bir husus da “İslamcı anlayış 1972 yılında MSP’nin (1970’te kurulan MNP kapatılmıştı) kurulması ve aynı dönemde MTTB’nin İslamcı gençlerin eline geçmesiyle birlikte milliyetçi hareketten bağımsızlaşıp ayrı bir siyasi akım haline gelebilmiştir; bkz.: Osman Tiftikçi, Türkiye’de Muhafazakar Milliyetçi Blokun Tarihsel Oluşumu, https://www.gazeteduvar.com.tr/turkiyede-muhafazakar-milliyetci-blokun-tarihsel-olusumu-haber-1631778
[28] Haluk İnanıcı (Der.) “Türk Yargı Kültürü ve Hukuk Estetiği,”, Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek, İletişim Yayınları,2015, s.159 içinde yer alan tablonun revize edilmiş halidir.
[29] Sol görüş içinde insan hakları anlayışına itibar etmeyen radikal bir görüş mevcuttur. Ancak solun insan haklarıyla bir sorunu olmadığına, tam tersine sahip çıkmasıyla ilgili konuyu bir başka yazımda ele alacağım.
[30] https://www.hukukpolitik.com.tr/2022/10/03/istanbul-barosu-2022-secimleri-bagimsiz-avukatlar-grubu-baskan-adayi-gulden-sonmez/
[31] https://www.hukukpolitik.com.tr/2022/10/06/istanbul-barosu-2022-secimleri-imag-istanbul-milliyetci-avukatlar-grubu-baskan-adayi-hakan-catak/
[32] İnanıcı, “Türk Yar.. ”, s.155. 
[33] Altı muhalefet partisinin üzerinde anlaştığı, 28 Şubat 2023 tarihli Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem metninde sadece AİHM gibi insan hakları kurumları geçmesine rağmen, tek bir yerde insan haklarına dayalı hukuk anlayışından bahsedilmemesi, sadece anayasalardaki ifadesi ile temel hak ve hürriyetlerden bahsedilmesi ilginçtir: Yine de, Çoğulcu ve özgürlükçü demokrasi anlayışı, ifade, basın özgürlüğü ve diğer haklar temelinde mutabakat sağlanması küçümsenmemelidir. https://im.haberturk.com/images/others/2022/03/02/A4.pdf
[34] Seçim sonrası konuşmalara bakıldığında iktidar bloğu dışında kalan muhafazakar kesimin ciddi bir ses çıkarmadığını görülüyor. Bir iç muhasebeden uzak durumdalar. Seçim sonrası CHP sayesinde aldıkları milletvekili sayısından mutlu olmaları, zaten oylarının yüksek olduğu gibi gerçek dışı yorumlar insanın umudunu kırıyor
[35] İlerici-gerici kutuplaşması, tarafların birbirini anlamayı da zorlaştırmaktadır. Ayrıca ilerici, gerici gibi tanımlar an içinde değil, ancak tarihi süreçler içinde anlaşılır. Kendini ilerici zanneden çok sayıda gerici bulmak da mümkündür çoğu zaman.
[36] Çeşitli hukuk okullarının, hukuki değer tanımlarıyla ilgili bkz.: Prof. Dr. Yener Ünver; Ceza Hukukuyla Korunması Amaçlanan Hukuki Değer, Seçkin Yayıncılık, 2003, s. 67-68. Konumuz açısından ışık tutucu mahiyette sadece iki görüşe değinmekle yetineceğiz. Pozitivist ve Marksist yaklaşımlar. İlkine göre; hukuki değer kanunla doğar. Bir diğer deyişle gücü elinde bulunduranın çıkarlarını “norm” haline dönüştürme aracıdır kanun. Oysa ikinci görüşe göre, kanun, hukuki değeri açıklamakta yetersizdir. Örneğin sosyalist ceza hukukunca korunan hukuki değer, “bireyin gelişimine hizmet eden sosyalist toplum ilişkileri”dir. Bkz. Yener Ünver, age, s.95. Tarihin geldiği aşama itibariyle hukuki değer üreten ve ulus devletlerin egemenlik haklarını sınırlayan başka bir alan da “İnsan Hak ve Özgürlükleri” alanıdır. İnsan hakları, kişi onurunu ve kişiyi koruyan haklardır. Yener Ünver, age.s.925
[37] Prof.Dr.Bakır Çağlar, Bir Anayasacının Seyir Defteri, Su Yayınları, 2000, s.13

Enis Coşkun

0
Enis Coşkun

Avukat ve yazar Enis Coşkun, 1940 yılında dünyaya geldi İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirdi. Avukatlık stajının ardından İstanbul Barosu’na bağlı serbest avukat olarak çalışmaya başladı. İşçi ve Memur Sendikalarının ve Konfederasyonlarının (DİSK) Hukuk Dairelerinde uzman, Akşam ve Cumhuriyet Gazetelerinde hukuk müşaviri ve avukat olarak çalıştı.

1968 Gençlik olaylarında, 15-16 Haziran Genel İşçi Direnişinde, 12 Mart Sıkıyönetim Mahkemelerinde yargılanan gençleri, işçileri, sendikacıları ve aydınları savunan avukatlar arasında yer aldı.

Akşam, Cumhuriyet, Finansal Forum ve Radikal gibi günlük ulusal gazetelerde, l’Humanité ve Recherches İnternationales gibi Fransızca gazete ve akademik dergilerinde, ANT, Açık Sayfa, Güncel Hukuk ve Glosbus gibi dergilerde köşe yazıları, araştırma ve yazı dizileri yayımlandı, Cumhuriyet’in 75.’inci yılı için YKB tarafından yayımlanan Cumhuriyet Ansiklopedisine yazılarıyla katkıda bulundu.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa Konseyi, Dünya Barış Konseyi, Uluslararası Demokratik Hukukçular Birliği, Uluslararası Af Örgütü Kongre ve Konferanslarında tebliğler ve raporlar sundu.

Avrupa Birliği Türkiye Temsilciliğinin Çeşitli Şehirlerimizdeki Ticaret ve Sanayi Odalarıyla birlikte düzenlediği toplantılarda konferanslar verdi.

İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi Kurucu Başkanıdır. 

12 Eylül Askeri Darbesi’nin kapattığı Türkiye Barış Komitesi Derneği Kurucu Genel Sekreterliğini yapmıştır.  12 Eylül sonrası birçok aydının yargılandığı Barış Derneği Davası sanıklarındandır. Bir dönem Türkiye Avrupa Vakfı Yönetim Kurulu üyesi ve ve Başkan Vekili olarak görev alan Av. Atilla Coşkun’un ağabeyidir. Aynı vakfın danışma kurulu üyeliğini yapmıştır.

Enis Coşkun’un Kitap Olarak Yayınlanmış Eserleri 

  • Açıklamalı ve Notlu Askeri Yargılama Usulü YasasıArarat Yayınevi, İstanbul, 1972
  • Gizli Dinleme, May Yayınları, İstanbul,1974
  • Türkiye’deki Askersel Rejimin Anayasa Taslağı Üzerine Bir İncelemeTürkiye İle DayanışmaBülteni Yayını, (Türkçeden Almanca, İngilizce ve Fransızcaya çevrili) Paris, 1982
  • Küresel Gözaltı,  Ümit Yayıncılık, Ankara, 2000
  • Bütünleşme Sürecinde Avrupa Birliği ve Türkiye, Cem Yayınları, İstanbul, 2001
  • Türkiye Avrupa Bütünleşmesinin 100 Yıllık Seyir Defteri, Cem Yayınları, İstanbul, 2002
  • Avrupa Birliği’nde Hizmetlerin Serbest Dolaşımı ve Türkiye, Türkiye Avrupa Vakfı Yayını, İstanbul, 2005
  • Anayasa Değişikliğinin İçeriği ve Anlamı – 2017 Referandumu, Belge Yayınları, İstanbul, 2017

Barış Derneği Davası'nda yargılanan 9 aydının Büyükada'daki buluşması - 2021
Barış Derneği Davası’nda yargılanan 9 aydının Büyükada’daki buluşması – 2021

Uluslararası idare mahkemeleri

0

Uluslararası idare mahkemeleri(International Administrative Courts) uluslararası örgütler ile memurları arasındaki ihtilâfların hukuk çerçevesinde hallini sağlayan bağımsız ve tarafsız yargı mercileri olarak yapılandırılmıştır. Temel olarak uluslararası örgütlerde çalışan memurların özlük haklarının korunmasına hizmet eden organlardır. Bu itibarla uluslararası örgütlerin verimli ve etkili işleyişi bakımından önemli bir rol oynamaktadırlar.

Uluslararası İdare Mahkemelerinin ortaya çıkışı Milletler Cemiyetine dayanmaktadır. Bu yargı mercileri İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası örgütlerin sayısının artmasına paralel olarak niceliksel ve yapısal düzlemlerde büyük bir gelişim göstermiştir. Bu bağlamda uluslararası idare mahkemelerinin bağımsızlığını ve profesyonelliğini güçlendiren, işleyişlerini daha süratli ve şeffaf kılmayı hedefleyen düzenlemeler benimsenmiştir.

Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütler, memurlarıyla aralarındaki istihdam ilişkisinden kaynaklanan hukukî ihtilâfların kesin sûrette halliyle görevli özel organlar tesis etmişlerdir. Pratikte münferiden muhtelif şekillerde adlandırılabilen bu merciler genel olarak uluslararası idâre mahkemeleri tabiriyle anılmaktadırlar. Uluslararası idare mahkemeleri arasında en önemlisi olan Birleşmiş Milletler İdari Mahkemesi (UNAT), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1950 yılında, Birleşmiş Milletler Sekreterliği’nde çalışan tüm personelin iş sözleşmelerine ve diğer bağlayıcı düzenlemelere uymadığı iddiaları hakkında nihai hakem olmak üzere kurulmuştur. Bu mahkemenin görevi 30 Haziran 2009 itibarıyla sona ermiştir. Yeni sistem, Birleşmiş Milletler İhtilaf Mahkemesi  ve Birleşmiş Milletler Temyiz Mahkemesi(UNAT) şeklinde yapılandırılmış ve 1 Temmuz 2009 itibariyle yürürlüğe girmiştir.

Anılarım-Ernst Eduard Hirsch

0
Ernst Eduard Hirsch - Anılarım
Ernst Eduard Hirsch - Anılarım

“Anılarım: Kayzer Dönemi, Weimar Cumhuriyeti, Atatürk Ülkesi” isimli eser Nazi Almanya’sından kaçarak Türkiye’ye gelen Ernst E. Hirş tarafından 1982 yılında Almanca olarak yazılmıştır. Kitap 2017 yılı itibariyle 13. baskısını yapmıştır. Eser, Almanca’dan Türkçe’ye Fatma Suphi tarafından çevrilmiş, Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Nuşin Ayiter ve Prof. Dr. İlhan Akipek katkıda bulunmuş ve kitabın sunuş yazısını Prof. Dr. Yaşar Karayalçın yazmıştır. Kitabın Türkçe baskısı ilk olarak 1997 yılı nisan ayında TÜBİTAK tarafından yapılmıştır.

Anılarım – Ernst Eduard Hirsch

Ord. Prof. Dr. Ernst Eduard Hirsch,1933 yılında Almanya’dan ayrılarak 1933-1943 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde, 1943-1952 yıllarında ise Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde  Türkiye Cumhuriyeti’nin davetlisi olarak öğretim üyesi sıfatıyla çalışmıştır. Anılarım’da yer alan Weimar Cumhuriyeti’nin çöküş yılları, Hitler’in iktidara gelişi ve hukukçuların tutumu, Atatürk Türkiyesi’nin ilk otuz yılıyla ilgili görüşler ve gözlemler, hukukçu olsun olmasın yakın tarihle, toplum ve siyaset hayatı ile ilgilenen herkesin ilgisini çekecek niteliktedir. Kitap, hukuk tarihi ve üniversite hayatının gidişatı hakkında fikir edinmek isteyenler için önemli bir başvuru kaynağıdır.

Anılarım Kitabının Konu Başlıkları 

Kitap, üç bölümden oluşmakta; “Geldiğin Yeri Unutma Sakın” ve “Çalışan Kazanır” isimli ilk iki bölümü, Hirsch’in Türkiye’ye gelmeden önceki çocukluk ve gençlik yıllarını anlatmaktadır. Doğduğu ev, lise yılları, üniversite yaşamı, hakimlik mesleğine başlaması ve diğer detaylar bu bölümdedir.  Kitabın üçüncü bölümü ise Atatürk’ün Ülkesinde Bir Hukuk Hocası başlığını taşımakta ve Hirsch’in Türkiye ile ilgili hatıraları içermektedir.

Ernst Eduard Hirsch

İstanbul’da On Yıl başlığı le İstanbul’a ilikşin hatıralarını anlatmakta, Türkiye’den gelen daveti kabul etmesini, Türkiye’ye gelişini, üniversite ve topluma dair gözlemlerini yazmaktadır.  Hirsch, Türkiye’ye gelen diğer Alman akademisyenlere nazaran Türkçeyi kısa bir zamanda nasıl öğrendiğini, genç Türkiye Cumhuriyeti hakkındaki görüşlerini, özel hayatı, Türkiye’de yaptığı gezileri de anı kitabında açıklamaktadır. Bir anı kitabı olmasına nazaran Türkiye’nin o yıllardaki sosyal hayatı, sanat anlayışı, mimarisi, kültür durumu ve akademik yaşamın niteliği hakkında önemli detaylar içermektedir.

Anılarım kitabında Hirch Ankara ve İstanbul’da geçirdiği yılları, Türk vatandaşlığına geçiş hikayesini de anlatmaktadır. Türk Ticaret Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Marka Kanunu gibi konulardaki kodifikasyon çalışmalarına katkısı kitapta geniş bir şekilde yer almaktadır.

 

Ernst Eduard Hirsch

“Ve iş ben, kendi Alman vatanında Yahudi olduğu için hor görülen, “aşağılık” ırka mensup olduğu için işgal ettiği mevkilerden kovulan, evini yurdunu terk edip, yabancı ülkelere kaçmak zorunda bırakılan ben, “dünyanın bir ucundaki Türkiye’de, nice billurlarla, mermerler, somaki taşı, su mermeri, paha biçilmez kakma işlerinin ihtişamıyla parıldayan, nice değerli mobilyayla, halıyla, resimle süslü, bir zamanların taht salonu olan bu mekanda, ülkenin ilk bin seçkininden sayılan, saygıdeğer bir Alman profesör sıfatıyla hazır bulunmaktaydım.”

Aydın Sefa Akay Kararı – AİHM

0
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 12/9/2019 tarihinde, Aydın Sefa Akay (B. No: 2016/24562) başvurusunda Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı üzerine Akay, AİHM’ye başvurmuştur.

Aydın Sefa Akay Kararı – AYM

AİHM’nin ihlal kararı 23 Nisan 2024 tarihinde açıklanmıştır.

Aydın Sefa Akay Kararı 

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

AYDIN SEFA AKAY/TÜRKİYE

(Başvuru no. 59/17)

KARAR
Madde 5 § 1
  • Kanunla öngörülen usul
  • Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizmasında görev yapan bir hâkimin Mekanizma Statüsü’nün kendisine tanıdığı diplomatik bağışıklığa rağmen yakalanması ve tutuklanması
  • Mahkemenin ulusal yargının bağımsızlığına ilişkin içtihatlarında belirtilen ilkelerin, uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), uluslararası hâkim ve mahkemelere uygulanması
  • Yerel mahkemelerin başvuranın diplomatik bağışıklığının geçerliliğini değerlendirmede gecikmesinin 5. maddenin 1. fıkrasıyla bağdaşmaması ve bu bağışıklık sayesinde başvurana sağlanan korumayı boşa çıkarması
  • Yerel mahkemelerin bağışıklığa ilişkin yorumunun ne öngörülebilir ne de 5. maddenin 1. fıkrasının hukuki güvenlik gerekliliklerine uygun olması
  • Uluslararası mahkeme hâkimlerinin BM organına üye bir Devletin temsilcisi olmaması
  • Başvuranın, kişisel dokunulmazlık ve görev süresi boyunca ve uzaktan çalışırken herhangi bir yakalama veya tutuklamaya tabi olmama da dâhil olmak üzere tam diplomatik bağışıklığa sahip olması
  • Ayrıcalıkların ve bağışıklığın nihai amacının hâkimlerin ve dolayısıyla Mekanizma mahkemesinin herhangi bir Devlet karşısındaki bağımsızlığını korumak olması

Madde 8  Özel hayat ve konut

  • Başvuranın şahsının ve evinin aranmasının “kanunla öngörülmüş” olmaması
  • Başvuranın ikamet ettiği yerin, Mekanizma için uzaktan çalıştığı göz önünde bulundurulduğunda, ofise benzer bir konumda olması
  • İkametgahın, Mahkemenin 8. maddeye ilişkin içtihatları uyarınca bir avukatın bürosunun aranmasına sağlanan korumaya benzer bir korumaya tabi olması
  • Yerel mahkemelerin başvuranın bağışıklığının bu yönünü incelememesi
  • Ele geçirilen bazı eşyaların daha sonra kendisine karşı açılan ceza davasında kullanılması
  • BM Genel Sekreteri’nin bağışıklığı kaldırmaması ya da BM veya başvuranın geriye dönük (ex post facto) rızasının olmaması
*Madde 15
  • Olağanüstü hallerde derogasyon
Madde 5 § 1  • Madde 8
  • Davalı Devletin “uluslararası hukuk kapsamındaki diğer yükümlülükleri” ile uyumlu olmayan tedbirler

[/box]

STRAZBURG

23 Nisan 2024

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Aydın Sefa Akay/Türkiye davasında,

Başkan

Arnfinn Bårdsen,

Hâkimler

Jovan Ilievski,

Pauliine Koskelo,

Saadet Yüksel,

Lorraine Schembri Orland,

Frédéric Krenc,

Diana Sârcu,

ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),

Türk vatandaşı olan Aydın Sefa Akay’ın (“başvuran”), 21 Aralık 2016 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 59/17),

Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını,

Tarafların beyanlarını dikkate alarak,

26 Mart 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,

Aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

GİRİŞ

1.Başvuru, esas olarak, Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizmasında görev yapan bir hâkim olarak diplomatik bağışıklığa sahip olan başvuranın yakalanması ve tutuklanmasının, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında “kanunla öngörülen usule uygun” olup olmadığı sorusuyla ilgilidir.

2.Dahası söz konusu başvuru, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi kapsamında, ağırlıklı olarak ByLock akıllı telefon uygulamasını kullanmasına dayanan başvuranın tutukluluğunu gerektirecek herhangi bir makul şüphenin bulunmadığı iddiası ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamında, yerel mahkemelerin, başvuranın tutukluluğuna karşı itirazlarını incelerken diplomatik bağışıklığına ilişkin argümanlarını dikkate almadıkları iddiasıyla ilgilidir. Son olarak, başvuru, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, diplomatik bağışıklığı dikkate alınmaksızın başvuranın evinin ve üstünün hukuka aykırı olarak arandığı iddiasıyla ilgilidir.

OLAYLAR VE OLGULAR

3.Başvuran, 1950 doğumlu olup Rize’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna kayıtlı Avukat Dr. K. Altıparmak tarafından temsil edilmiştir.

4.Hükümet, kendi görevlisi Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.

5.Dava konusu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.

  1. Başvuranın Mesleki Kariyeri

6.Başvuran, 1987 yılında Türkiye Dışişleri Bakanlığında hukuk müşaviri olarak çalışmaya başlamış ve 1989-2012 yılları arasında Türkiye Birleşmiş Milletler (“BM”) Daimi Temsilciliği, Mahkeme önünde Türkiye’yi temsil ettiği Avrupa Konseyi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” Lefkoşa’daki Türkiye Büyükelçiliği, Türkiye UNESCO Daimi Temsilciliği ve Ankara’daki Dışişleri Bakanlığı da dâhil olmak üzere farklı yerlerde görev yapmıştır. Başvuran, 2012 ve 2014 yılları arasında Türkiye’nin Burkina Faso Büyükelçisi olarak görev yapmış ve 2015 yılında emekli olmuştur.

7.Başvuran, 2003-2012 yıllarında Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesinde (“URCM”) hâkim olarak görev yapmıştır. 20 Aralık 2011 tarihinde BM Genel Kurulu, 87. toplantısı sırasında, başvuranı, görev süresi 1 Temmuz 2012 tarihinde başlamak üzere dört yıllığına BM Uluslararası Ceza Mahkemeleri Rezidüel Mekanizması (“Mekanizma”) hâkimi olarak seçmiştir. BM Genel Sekreteri, 24 Haziran 2016 tarihinde, başvuranın görev süresini, 1 Temmuz 2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere iki yıllığına uzatmıştır. BM Genel Sekreteri, Haziran 2018’de başvuranı tekrar atamamış, böylece başvuranın görev süresi 30 Haziran 2018 tarihinde sona ermiştir.

8.Mekanizma Başyargıcı Hâkim Theodor Meron, 25 Temmuz 2016 tarihinde, Augustin Ngirabatware’in davasına ilişkin olarak Mekanizma İstinaf Dairesi tarafından 18 Aralık 2014 tarihinde verilen kararla (Savcı/Augustin Ngirabatware)[1] ilgili olarak 8 Temmuz 2016 tarihinde sunduğu gözden geçirme başvurusunu değerlendirmek üzere, biri başvuran olmak üzere beş hâkimden oluşan bir heyet görevlendirmiştir. Mevcut başvuruya neden olan olaylar sırasında başvuran, Mekanizma Statüsü’nün 8. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Mekanizma hâkimleri için yaygın olduğu üzere, kendi ülkesi olan Türkiye’den uzaktan dava üzerinde çalışmaktaydı (bk. aşağıdaki 81. paragraf).

  1. 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Girişimi ve Olağanüstü Hal İlanı

9.15 Temmuz 2016 tarihinde gece, Türk Silahlı Kuvvetlerinde bulunan ve kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak adlandırılan bir grup, demokratik yollarla seçilen Meclisi, Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını devirme amacıyla askeri bir darbe girişiminde bulunmuştur.

10.Darbe teşebbüsü sırasında, azmettiricilerinin kontrolü altındaki askerler, Meclis binası ve Cumhurbaşkanlığı da dâhil olmak üzere çeşitli stratejik Devlet binalarını bombalamış; Cumhurbaşkanının kaldığı otele saldırıda bulunmuş; Genel Kurmay Başkanını rehin almış ve televizyon kanallarına saldırarak göstericilere ateş etmişlerdir. Bu şiddet dolu gecede, 300’den fazla kişi öldürülmüş, 2.500’den fazla kişi ise yaralanmıştır.

11.Askeri darbe girişiminden sonra, ulusal makamlar Pensilvanya’da (Amerika Birleşik Devletleri) yaşayan bir Türk vatandaşı olan ve Türk Makamları tarafından FETÖ/PDY (“Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”) olarak adlandırılan terör örgütünün lideri olarak değerlendirilen Fetullah Gülen’i suçlamışlardır. Darbe girişimi sırasında ve sonrasında, Hükümet içine sızmayı ve Hükümete yönelik süregelen tehdidi ortadan kaldırmak amacıyla, Türkiye’nin her yerindeki Cumhuriyet savcılıkları, darbe girişimine doğrudan karışmış olanların yanı sıra, doğrudan karışmamış olmakla birlikte FETÖ/PDY’nin çeşitli kamu, sağlık, eğitim, ticaret ve medya kurumlarındaki yapısal örgütlenmesinin bir parçası olduğundan şüphelenilen kişiler hakkında da ceza kovuşturmaları başlatmıştır. Bu ceza soruşturmaları sırasında çok sayıda kişi yakalanmış ve akabinde tutuklanmıştır.

12.Hükümet, 20 Temmuz 2016 tarihinde, 21 Temmuz 2016’da başlamak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan etmiştir. Bu süre daha sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından doksanar günlük sürelerle uzatılmıştır.

13.Türk makamları, 21 Temmuz 2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterini bilgilendirerek Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca derogasyon bildirimi ilan edildiğini bildirmişlerdir.

14.Olağanüstü hal 18 Temmuz 2018 tarihinde kaldırılmıştır.
  1. Başvuran Hakkındaki Ceza Yargılamaları
    1. Başvuranın yakalanması, tutuklanması ve konutunda ve üstünde arama yapılması

15.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, darbe girişiminden kısa bir süre sonra, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne karıştıklarından şüphelenilen Dışişleri Bakanlığı çalışanları hakkında ceza soruşturması başlatmıştır. Soruşturmadan sorumlu Cumhuriyet savcısı, (i) başvuranın yakalanmasını ve (ii) konutunun, üstünün ve aracının aranmasını ve FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair kuvvetli şüphe ve deliller ışığında bulunan her türlü malzeme ve eşyaya el konulmasını emreden bir yazıyı polise göndermiştir. Cumhuriyet savcısı dahası, söz konusu davada yüzlerce şüphelinin Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından soruşturulduğunu belirterek, başvuranın Ankara’ya nakledilmesini emretmiştir.

16.Başvuran, 21 Eylül 2016 tarihinde İstanbul, Büyükada’daki evinde yakalanmış ve soruşturma sırasında gözaltına alınmıştır. Büyükada polis karakolunda üstü aranmış ve saatine, gözlüğüne, alyansına, cüzdanına, kemerine ve ilaçlarına el konulmuştur. Daha sonra Cumhuriyet savcısının talimatıyla Ankara’ya nakledilmiştir.

17.Başvuranın yakalandığı gün polis ayrıca İstanbul’daki evini aramış ve dört bilgisayar, üç cep telefonu, iki flash bellek, üç disket, bir video kaset ve FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen tarafından yazılan Örnekleri Kendinden Bir Hareket ve aynı örgütün üst düzey bir üyesi olduğu iddia edilen E.D. Tarafından yazılan Medya: Makasların Gölgesinden İlkelerin Hareketi adlı iki kitaba el koymuştur. Ertesi gün Adalar Sulh Ceza Hâkimliği, başvuranın evinin aranması sırasında toplanan eşyalara el konulmasını onaylamıştır.

18.26 Eylül 2016 tarihinde polis, Ankara Emniyet Müdürlüğünde avukatının huzurunda başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran, kendisine isnat edilen suçları, yani silahlı terör örgütüne üye olma, bu örgüt adına anayasal düzeni güç kullanarak yıkmaya teşebbüs etme, adam öldürme, yaralama, mala zarar verme ve askeri darbeye teşebbüs etme gibi eylem ve faaliyetlerde bulunma suçlarını reddetmiştir. Başvuran, FETÖ/PDY veya başka bir terör örgütü ile herhangi bir ilişkisi olmadığını belirtmiştir. Başvuran dahası, diğerlerinin yanı sıra, Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası üyesi olduğunu ifade etmiştir. Başvuran, ByLock mobil uygulamasını kullanıp kullanmadığı, nasıl indirdiği, ne amaçla kullandığı ve kimlerle iletişime geçtiği gibi çeşitli sorulara şu şekilde cevap vermiştir:

“Programı Burkina Faso eski Dışişleri Bakanı [D.B.]nin isteği üzerine 2015 yılı Aralık ayında Google Play Store’dan indirmiştim ve üç dört ay boyunca kendisi ve [H.Z.] ile masonik konular hakkında görüştüm…

Bu programı sadece Google Play Store’dan herhangi bir şifreleme kullanmadan indirdim ve kullandım. Şifreleme yok. Şifrelemeyi ilk defa burada duyuyorum… [D.B. ve H.Z.] dışında başka kimseyle konuşmadım. …”

Başvuran, evinde el konulan iki kitap hakkında şu cevabı vermiştir:

“Kütüphanemde her konuda 2.000’den fazla kitap var. Bunların suç teşkil etmediğinden eminim. Ayrıca ben de kitap yazıyorum, akademik araştırmalar yapıyorum ve konferanslar/seminerler düzenliyorum. Kütüphanemde farklı yazarlara ait kitapların olması doğal.”

19.Başvuran, 28 Eylül 2016 tarihinde altı kişiyle birlikte Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği önüne çıkarılmıştır. Başvuran şahsen ifade vermiş ve aşağıdaki hususları belirtmiştir:

“… Bylock programını aydınlatmak istiyorum. Bu programı zannedersem 2015 yılı Aralık ayında telefonuma indirdim. Afrika’da bulunan arkadaşlarımla masonik konularda görüşmek için Google Play Store’dan indirmiştim. Görüştüğüm kişi benim daha önce büyükelçilik yaptığım Burkinafaso eski Dışişleri Bakanı idi. Bende masonum, ayrıca görüştüğüm kişi bu kuruluşun üstadlarındandı. Daha sonra kullanması zor olduğu için kaldırdım. Benim geçmişim, çevrem, yaşam tarzım incelendiğinde zaten bu örgüt ile hiçbir ilgim olmadığı anlaşılacaktır. Kitap okumayı seven biriyim. Evimde 2500 civarında kitap vardır. Bunlardan 2 tanesi nedeniyle suçlanmış olabilirim. Belirttiğim üzere ben her türlü kitabı okurum. Benim yaşım 66’dır, şeker ve tansiyon rahatsızlıklarım vardır. Ulusal ve uluslararasında saygın bir kişiliğim vardır. Halen Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemeleri Reziduel Mekanizması Hâkimliği görevim devam etmektedir. Benim diplomatik pasaportum vardır. 1 hafta önce yurtdışına gidip geldim. Bu suçlamayı kendime kesinlikle yakıştırmıyorum. Bu nedenlerle kaçma ihtimalim yoktur. Serbest bırakılmamı talep ediyorum, aksi kanaat hasıl olursa uygun bir adli kontrol hükmünün uygulanmasını talep ederim.”

20.Aynı gün Hâkimlik, Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı bir terör örgütüne üye olduğu gerekçesiyle başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Diğer altı şüpheli de tutuklanmıştır. Başvuranla ilgili olarak aşağıdaki gerekçe gösterilmiştir:

“… isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, dosyada mevcut tutanaklar, arama ve el koyma tutanakları, Bylock tutanağı ve tüm dosya kapsamı ile üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, üzerlerine atılı suçun Ceza Muhakemeleri Kanunu 100. maddesinde öngörülen katalog suçlardan olması, yasada öngörülen ceza miktarı nedeni ile verilen tutuklama kararının ölçülü oluşu, kaçma ve delilleri karartma ihtimaline binaen adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin Ceza Muhakemeleri Kanunu 100. ve devamı maddeleri gereğince tutuklanmasına, [karar verildi].”

  1. Başvuranın tutukluluğunu uzatan ve itirazlarını reddeden kararlar

21.Başvuranın avukatı, 4 Ekim 2016 tarihinde, başvuranın suçlandığı suçun manevi unsurunun karşılanmadığını ileri sürerek tutukluluk kararına itiraz etmiştir. Başvuranın ByLock kullanmasının FETÖ/PDY ile herhangi bir bağlantısı yoktur, zira başvuran, ByLock’u örgütle herhangi bir bağı olmayan Burkina Faso eski Dışişleri Bakanı ile masonik konuları tartışmak için kullanmıştır. Avukat, sadece ByLock kullanımının silahlı terör örgütüne üyelik suçunu oluşturmak için yeterli olmadığını ve ByLock’un herkes tarafından Google Play Store’dan indirilip kullanılabileceğini ileri sürmüştür. Diğer bir ifadeyle, ByLock uygulamasına erişmek için FETÖ/PDY üyesi olmak gerekmiyordu. Her hâlükârda, başvuranın avukatı, başvuranın uygulamayı kullandığını inkâr etmemesi nedeniyle, ilk kullanmaya başladığı tarihi, iletişim kurduğu kişileri ve iletişiminin tarih ve içeriğini belirlemek için gerekli soruşturmaları yürütmenin yetkili makamların görevi olduğunu ifade etmiştir. Avukat, başvuranın yaşına, hastalıklarına, mesleki kariyerine ve profiline atıfta bulunarak ve niyeti bu olsaydı ülkeden serbestçe kaçabileceğine işaret ederek, başvuranın uygun adli denetim tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmasını talep etmiştir.

22.Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği, 10 Ekim 2016 tarihinde, aralarında başvuranın da bulunduğu dört şüphelinin tutukluluk kararına yaptıkları itirazı incelemiş ve reddetmiştir. Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği, (i) kararların bozulmasını gerektirecek herhangi bir delil sunulmadığına ve (ii) Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 28 Eylül 2016 tarihli kararında sunduğu gerekçenin usul ve yasaya uygun olduğuna hükmederek şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.

23.Başvuranın avukatı, 24 Ekim 2016 tarihinde, başvuranın, Güvenlik Konseyi’nin 1966 (2010) sayılı kararıyla kabul edilen ve BM’nin tüm üye Devletleri için bağlayıcı olan Mekanizma Statüsü’nün 29. maddesi uyarınca Mekanizmada görevli bir hâkim olarak diplomatik ayrıcalık ve bağışıklıklara sahip olduğunu ileri sürerek serbest bırakılmasını talep etmiştir (aşağıdaki 81. paragraf). Talebe ekli belgelerden biri, Mekanizma Başyargıcı’nın başvuranın statüsünü ve bağışıklığını belirten 30 Eylül 2016 tarihli bir yazısıdır.

24.Birleşmiş Milletler Hukuk İşleri Bürosu, 25 Ekim 2016 tarihinde, Türkiye’nin BM Daimi Temsilciğine bir sözlü nota (note verbale) vermiş ve başvuranın Mekanizma Statüsü’nün 29. maddesi uyarınca diplomatik bağışıklığı olduğunu vurgulamıştır. Söz konusu büro başvuranın derhal serbest bırakılmasını ve başvuran hakkındaki hukuki sürecin durdurulmasını talep etmiştir.

Kararın Devamı İçin PDF Dokümana tıklayınız.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Sextus Roscius Davası

0

Sextus Roscius Davası, milattan önce 80 yılında Roma’da gerçekleşen ve hikayesi ile günümüze kadar ulaşan tarihi bir davadır. Roscius vakasını meydana getiren olgulara ilişkin tüm bilinenler Cicero’nun bu davada verdiği Pro Sexto Roscio Amerino (“Ameria’lı Sextus Roscius İçin”) adlı nutkuna dayanmaktadır.

Roscius Davası, Lucius Cornelius Sulla Felix ve Quintus Caecilius Metellus Pius’un consul’lükleri döneminde, Roma’nın geniş ölçekli ilk iç savaşının (M.Ö. 88-82) neden olduğu toplumsal kargaşanın etkilerinin sürdüğü bir ortamda görülmüştür. Sulla rejiminin getirdiği siyasi, kurumsal ve sosyal dönüşümlerin yarattığı zemine oturan bu dava cumhuriyetin krizine ve Roma ceza yargılamasının gelişimine ışık tutması nedeniyle önem taşımaktadır.

Sextus Roscius Davası ile ilgili en kapsamlı çalışma Prof. Dr. Halide Gökçe TÜRKOĞLU ve Dr. Fehmi Kerem BİLGİN tarafından; “CICERO’NUN İLK MÜDÂFİLİĞİ: PRO SEXTO ROSCIO AMERINO” (Cicero’s First Criminal Defence: Pro Sexto Roscio Amerino) adıyla yapılmıştır. Tarihi olayı tüm yönleriyle açıklayan ortak hakemli makale Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi‘nde 2020 yılında yayınlanmıştır.

Roma Capitoline Müzesi’nde bulunan Cicero’nun büstü

Sextus Roscius Davasının Konusu 

Romalı hatip Marcus Tullius Cicero (M.Ö. 106–M.Ö. 43) babasının katili olmakla itham edilen Ameria’lı Sextus Roscius’un savunmasını üstlenmiş; henüz yirmi yedi yaşındayken ilk defa bir ceza davasında görev almıştır. (M.Ö. 80). Cicero’nun senatörlerden oluşan bir jüri ihtiva eden daimî bir mahkeme (quaestio perpetua) önünde görülen bu ilk kamu davası (causa publica) gayrı insani bir idamla cezalandırılabilecek parricidium suçuna ilişkin olmanın ötesinde siyasi açıdan da önemlidir. Cicero, dönemin siyasi koşulları sebebiyle pek çok tecrübeli hatibin görev almaktan çekindikleri hassas bir davada Sextus Roscius’un müdafiliğini üstlenerek büyük bir cesaret örneği göstermiştir.

Sextus Roscius Davası, taşra eşrafından bir şahsın öldürülmesi ile malvarlığının haksız surette iktisap edilmesinin eklemlendiği karmaşık bir olay örgüsünü konu almakta ve dönemin siyasal koşullarında hassasiyet arz etmektedir. Dönemin siyasi ve toplumsal koşullarıyla irtibatlı meseleler davayı adi bir suça ilişkin yapılacak alelâde bir yargılama olmanın ötesine taşımıştır.

Baba katili olmakla suçlanan sanık Sextus Roscius, davadaki tüm deliller aleyhine olmasına ve babasının arazilerine diktatör Sulla’nın el koymasına rağmen, Cicero’nun sıra dışı  ve etkili savunması ile beraat etmiştir. Cicero, sanık olaylar yaşanırken sanığın orada olmadığını, katil olmak için hiçbir geçerli sebebinin olmadığını, bu olaydan kimin çıkarı varsa şüphelerin onun üzerinde yoğunlaşması gerektiğini savunmuştur. Suçlayanlar, Chrysogonus’un nüfuzu karşısında kimsenin Sextus’u savunmaya cesaret edemeyeceğini ve mülklerin satışı ile suç ortaklığı hakkında herhangi bir tartışma yapılmayacağını hesaplamışlar ancak gerçeği çıkarmayı başaran yargılama bu planı alt üst etmiştir. Günümüze kadar ulaşan Latince deyimlerden olan ve ‘kimin faydasına’ anlamına gelen “cui bono” kavramını kullanan Cicero, “Kim Fayda Sağladı?” ve “Cinayet kime yarar?” sorularını tartışmaya açarak müvekkilini haklı çıkarmıştır.

Yargılama Safhası ve Cicero’nun Rolü

İsnat edilen suç ve adlî soruşturma yönünden geleneksel; yasaklama uygulaması ve yargı mercii yönünden yeni unsurlardan oluşan bir hukukî çerçeve davayı şekillendirmiştir. Cicero’nun yaptığı savunma; olaya iddianamenin dar çerçevesini aşan bir yorum getirmiş, olgusal ve hukukî argümanlardan hareketle ithamı dayanaksız bırakmanın yanı sıra, sanıktan ziyade suçlayan tarafta yer alanların suçluluğunun daha muhtemel olduğunu ortaya koymaya yönelmiştir. Bu savunma ile, itham edilmekteyken itham eden durumuna gelmiş ve maktul baba Roscius’un arazilerine el koyanları şüpheli ilan etmiştir. Müvekkilinin beraat etmesini sağlayan Cicero;  kendisine büyük itibar ve şöhret kazandıran bu dava neticesinde her türlü dava için yetkin addedilir olmuş ve büyük şöhret kazanmıştır.

Cicero müvekkilinin babasını öldürmesi için hiçbir sebebi olmadığını anlattıktan sonra, suçun işlenmesinde bundan kimin fayda sağladığı konusuna dikkatleri çekmiş; şüpheleri Magnus ve Capito;’ya yönlendirmiştir. Davayı açtıranların nüfuzlarını kullandıklarına özel vurgu yapmış; babasının
öldürülmesinden sonra fakir halde yaşayan Sextus Roscius ile cinayetin sonuçlarından faydalanarak maktul babanın malvarlığını elinde tutanları hatiplinin gücü ile mahkemeye resmetmiş, hiç kimsenin bir kazanç ummadan suç işlemeye girişmeyeceğini savunmuştur.

Cicero’nun, eski bir yargıç olan Lucius Cassius Longinus Ravilla‘ya atıf yaparak mahkemede kullandığı “cui bono” kavramı ve ortaya attığı ve “Cinayet kime yarar?” sorusu ile başlattığı tartışma, şüpheli durumlarda cinayetleri çözmede kullanılan yaygın bir tekniğe dönüşmüştür. Günümüzde de cinayetleri çözmede ilk akla gelen sorulardandır.

Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması (Gümrü)

0
Türkiye - Ermenistan Barış Antlaşması

Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması(Gümrü Antlaşması), 2 Aralık 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında Ermenistan’a bağlı Gümrü’de (Alexandropol) imzalanmıştır. Gümrü Antlaşması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin bir yabancı devlet ile yaptığı ilk uluslararası antlaşma olmasına karşın bu antlaşma onaylanmadığı için yürürlüğe girememiş, 16 Mart 1921 tarihinde Moskova’da imzalanan yeni Antlaşma, Gümrü Antlaşmasının yerini almıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve Misak-ı Milli‘yi ilk tanıyan devlet Ermenistan olmuştur.

Antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra Ermenistan Kızıl Ordu tarafından işgal edilmiş ve Erivan bölgesinde Sovyet Ermeni Cumhuriyeti kurulmuş; yeni hükümetin kurulmasıyla Gümrü antlaşmasının onayı askıya alınmış, yürürlüğe girmemiştir. Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921 tarihinde Moskova Antlaşması ve 13 Ekim 1921 tarihinde Kars antlaşması imzalanmış, Türkiye – Ermenistan sınırı bu antlaşmalarla belirlenmiştir.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

ATATÜRK’ÜN NUTUK’TA GÜMRÜ ANTLAŞMASI HAKKINDA SÖYLEDİKLERİ

Efendiler, Gümrü Antlaşması, Millî Hükûmet’in yaptığı ilk antlaşmadır. Bu antlaşma ile, düşmanlarımızın hayallerinde ta Harşit vadisine kadar uzanan Türk ülkelerini kendisine bağışlamış oldukları Ermenistan, Osmanlı Devleti’nin 1877 seferiyle kaybetmiş olduğu yerleri, bize, Millî Hükûmet’e terk ederek aradan çıkarılmıştır. Doğudaki durumlarda önemli değişiklikler olması yüzünden, bu antlaşma yerine, daha sonra yapılan 16 Mart 1921 tarihli Moskova ve 13 Kasım 1921 tarihli Kars Antlaşmaları geçerli olmuştur.

Efendiler, o bölgenin genel durumu ve sınırlarımız bakımından temas halinde bulunduğumuz Gürcistan ile olan ilişkilerimiz ve aramızda geçen olaylar hakkında da kısaca bilgi vereyim:1920 yılının Temmuzunda, Batum, İngilizler tarafından boşaltılınca, Gürcüler hemen işgal ettiler. Bu durum Brest – Litowsk ve Trabzon Antlaşmalarına aykırı olduğundan, 25 Temmuz 1920’de tarafımızdan protesto edilmişti.8 Şubat 1921’de Ankara’da itimatnamesini sunmuş olan Gürcü elçisiyle de, Türkiye – Gürcistan antlaşması için görüşmeler başlamıştı. Nihayet 23 Şubat 1921’de verdiğimiz kesin bir ültimatom üzerine Ardahan, Artvin ve Batum’un bize bırakılmasına razı olundu. Batum’un işgali bu tarihten on beş gün sonra gerçekleşmiştir. Bu yerlere, Türkiye’ye katılmayı sabırsızlıkla bekleyen halkın alkışları içinde girildi. Daha sonra, Moskova Antlaşması gereğince Batum boşaltıldı; fakat işgal etmiş olduğumuz öteki yerlerin anavatan sınırları içinde kalması pekiştirildi. [/box]

Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması

Gümrü (Alexandropol), 2 Aralık 1920

Bir yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, öte yandan Ermenistan Cumhuriyeti, aralarındaki savaş durumuna son vermek ve sürekli bir barış yaratmak amacıyla, aşağıda adları yazılı yetkili Temsilcileri, görüşmeler yapmak için, görevlendirmişlerdir:

Türkiye Hükümetince:

Doğu Cephesi Komutanı Ferit Kazım Kara Bekir Paşa,
Erzurum Valisi Hamid Bey,
Erzurum Milletvekili Süleyman Necati Bey;

Ermenistan Cumhuriyetince:

Eski Başbakan Mösyü Aleksander Hatisiyan,
Eski Maliye Bakanı Mösyü Avram Gülhandaniyan,
İçişleri Bakan Yardımcısı Mösyü İstepan Gorganiyan.

Adı geçen yetkili Temsilciler, barış görüşmeleri için Gümrü’de toplanıp yöntemine uygun görülen yetki belgelerinin verişimi üzerine, aşağıdaki Maddeleri kararlaştırmışlardır:
1. Türkiye ile Ermenistan arasında savaş durumuna son verilmiştir.
2. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır, ilişik krokide gösterildiği üzere, (aşağı Karasunun döküldüğü yerden başlayarak, Aras ırmağı Kekaç kuzeyine dek Arpaçayı, daha sonra Karahan Deresi – Tiğnis batısı – Büyük Kımlı doğusu – Kızıltaş – Büyük Akbaba Dağı) çizgisinden oluşur. Sınır çizgisinin kesin biçimde belirlenmesi işi, bu Andlaşmanın imzası gününden iki hafta sonra, Karma bir Komisyonca yerinde yapılacaktır.
Kuki Dağı 10282-8022-Gamasur Dağı 8160-Kurdkulak Köyü-Saat Dağı 7868-Arpaçay Evleri 3080-Kemurlu Dağı 6930-Saraybulak 8071-Ararat İstasyonu – Aras ırmağı üzerinde Aşağı Karasu’nun döküldüğü yerden geçen çizginin güneyindeki (Nahçivan, Şahtahtı, Şarur) bölgesinde daha sonra bir plebisitle saptanacak yönetim biçimine ve bu
yönetimin kapsayacağı topraklara Ermenistan karışmayacak ve işbu bölgede şimdilik Türkiye koruyuculuğunda bir yerel yönetim kurulacaktır.
3. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, ikinci Maddede sözügeçen sınır ile Osmanlı sınırı arasında bulunup işbu Andlaşma uyarınca Türkiye’de kalacak olan ve üzerine Türkiye’nin tarihsel, etnik ve hukuksal ilişkisi inkar edilemez toprakların hukuksal durumu konusunda, Ermenistan Cumhuriyeti istediği takdirde, asıl halkının tümüyle geri dönmesinin gerçekleşebilmesi için, Andlaşmanın onaylanmasından sonra üç yıl geçince plebisite başvurmayı kabul eder. Bir Alt Komisyon bunun biçimini belirleyecektir.
4. Emperyalist Devletlerin kışkırtma ve özendirmeleri sonucu olarak, düzen ve güvenliği bozucu durum ve eylemlere bundan böyle olanak bırakılmaması yolundaki iyiniyeti nedeniyle, Erivan (Ermenistan) Cumhuriyeti iç güvenliği korumağa yetecek düzeyde, hafif silahlı jandarma kuvveti ve ülkeyi savunmaya ayrılan sekiz dağ ya da sahra topu ile yirmi makineli tüfeğe sahip ücretle tutulacak bin beşyüz askerden oluşan bir birlikten fazla bir askersel kuruluşa izin vermemeği yükümlenir. Ermenistan’da zorunlu askerlik hizmeti olmayacaktır. Ülkeyi dış düşmanlara karşı savunmak için tahkimat yapmak ve bu tahkimata istediği sayıda ağır toplar yerleştirmekte Ermenistan Cumhuriyeti özgürdür. Bu ağır toplar arasında, hareket halindeki Orduda kullanılabilecek onbeş santimetrelik obüsler ile onbeş santimetrelik uzun toplar ve daha küçük çapta her türlü ağır ateşli silahlar bulunmayacaktır.
5. Barışın yapılmasından sonra Erivan’da yerleşecek Türkiye’nin siyasal Temsilcisi ya da Büyükelçisinin yukarıda sözü edilen konularda her zaman denetleme ve soruşturma yapmasına Erivan Hükümeti izin vermeği işbu Andlaşma ile kabul etmiştir. Buna karşılık, Ermenistan Cumhuriyeti istemde bulunursa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Ermenistan’a silahlı yardımda bulunmağı yükümlenir.
6. Bağıtlı Taraflar, Büyük Savaş sırasında düşman ordularına katılarak kendi devletine karşı silah kullanmış ya da işgal altındaki topraklar üzerinde toptan kırımlara katılmış olanları dışındaki göçmenlerin eski sınır içindeki yurtlarına dönmelerine izin verir. Böylece, ülkelerine döneceklerin en uygar ülkelerdeki azınlıkların yararlandıkları haklardan bütünüyle yararlanmalarını, karşılıklı olarak yükümlenirler.
7. Altıncı Maddede sözü geçen göçmenlerden işbu Andlaşmanın onayı ve onay belgelerinin verişimi gününden sonra bir yıllık süre içinde yurtlarına dönmeyenler o Maddenin verdiği olanaktan yararlanamayacakları gibi, tasarruf haklarına ilişkin savları da geçerli olmayacaktır.
8. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, iki yıldan beri silah altında tutmak zorunda kaldığı Ordunun büyük harcamalar gerektirmiş olmasına karşın, Ermenistan’a karşı girişmek zorunluluğunda kaldığı savaş nedeniyle hakkı olan zarar gideriminden, benimsenip açıklanan insancıl ve hukuksal ilkelere uymak isteğiyle, vazgeçmiştir. Bundan başka, Taraflar Büyük savaş sırasında ortaya çıkan zararlar ve tasarruf haklarındaki değişikliklerin gerektirdiği zarar gideriminden de aklanmışlardır.
9. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Erivan Cumhuriyetine, İkinci Maddede belirlenen sınır içinde, egemenliğini bütünüyle geliştirmek ve güçlendirmek üzere, içtenlikle yardımda bulunmağı yükümlenir.
10. Erivan Hükümeti, Türkiye Büyük Milletince kesinlikle reddedilmiş olan (Sevr) Andlaşmasını hükümsüz sayıp bunu ve kimi emperyalist hükümet ve siyasal çevreler elinde bir kışkırtma aracı olan Avrupa ve Amerika’daki Temsilci Heyetlerini geri çağırmayı, bundan böyle iki ülke arasında her türlü yanlış düşünceleri ortadan kaldırmak iyiniyetiyle yükümlendiğini açıklar. Ermenistan Cumhuriyeti barış ve esenlik içinde gelişmesini sağlama ve Türkiye’nin komşuluk haklarına saygılı olma doğrultusundaki iyiniyetlerinin bir kanıtı olmak üzere, emperyalist amaçlar güderek, iki ulusun barış ve esenliğini tehlikeye sokan haris, savaşçı kişileri hükümet yönetiminden uzak tutmağı yükümlenir.
11. Ermenistan Cumhuriyetinin toprakları üzerinde yaşayan Müslüman halkın haklarını korumak ve onların dinsel ve kültürel özellikleri içinde gelişmelerini sağlamak için, toplumsal biçimde örgütlenmelerini, Müftülerin doğrudan doğruya Müslüman toplumunca seçilmesini ve yerel müftülerin seçecekleri Başmüftü’nün memurluk görevinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Şer’iye Vekaletince onaylanmasını kabul ederek yükümlenir.
12. Bağıtlı Taraflardan her biri, karşı Tarafa ilintili kişi ve malların kendi demiryolları ve genellikle tüm ulaşım yolları üzerinden özgürce geçmelerini ve öteki Tarafın denize ya da herhangi bir ülkeye transitini, hiç bir biçimde, engellememeği yükümlenir. Türkiye Hükümeti, Şerur, Nahçivan, Şahtahtı ve Culfa yoluyla İran, Maktu ve Ermenistan arasında transit işlerinin serbestliğini sağlar. Ermenistan Hükümeti, Azerbaycan, İran, Gürcistan ve Türkiye arasında eşya, araba, vagon ve tüm transit işlerinden vergi almamağı yükümlenir.
Türkiye Devleti, varlık ve yaşamına Emperyalistler tarafından girişilmesi kesinlikle beklenen yıkıcı kışkırtmalara karşı koymak zorunluğunda bulunduğundan, genel barışın gerçekleşmesine değin, ulaşım serbestliğini bozmamak koşulu ile, Dördüncü Maddede sözü edilen sayıdan fazla silah sokulmasını önlemek için, Erivan Cumhuriyeti içindeki demiryolları ve ulaşım yollarını denetim ve gözetim altında bulunduracaktır. Emperyalist devletlere ilintili resmi olmayan heyetlerin bu ülkeye girme ve sızmalarına Taraflar engel olacaklardır.
13. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Devletin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü tehdit edebilecek saldırılara karşı, işbu Andlaşmanın Erivan Cumhuriyetine sağladığı haklara zarar gelmemek koşulu ile Ermenistan içinde geçici olarak askersel önlemler alabilir.
14. Erivan Cumhuriyetince her hangi bir Devletle yapılmış olan tüm Andlaşmaların Türkiye’yi ilgilendiren, ya da Türkiye’nin çıkarlarına zararlı hükümlerini geçersiz saymayı bu Cumhuriyet kabul eder ye yükümlenir.
15. Bağıtlı Taraflar arasında Andlaşmanın imzasından sonra ticaret ilişkileri başlayacak ve Taraflar Büyükelçi ve Konsolos atayabilecektir.
16 Telgraf, posta, telefon, konsolosluk ve ticarete ilişkin bağıtlar Alt – Komisyonlarca işbu Andlaşma hükümleri uyarınca yapılacaktır. Bununla birlikte, komşu ülke ve işgal altındaki topraklar ile Ermenistan arasında demiryolu, telgraf ve posta ulaşımının, bu Andlaşma imza edilir edilmez, başlamasına Türkiye Hükümetince izin verilecektir.
17. Bu Andlaşma gereğince Ermenistan’ın olup Türk Ordusu işgali altında bulunan toprakların boşaltılması ve tutsakların geri verilmesi ve değiştirilmesi, Andlaşmada Ermenistan Hükümetine ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmesinden sonra gerçekleştirilecektir. Alıkonulan siviller ve Devlet ileri gelenleri geri verilecektir. Tutukluların geri verilmesi işi Alt – Komisyonca yerine getirilecektir.
18. İşbu Andlaşma bir ay içinde onaylanarak, onaylanmış örnekleri Ankara’da verişilecektir.
Bu hükümlere olan inançla, yukarıda adları yazılı yetkili Temsilciler işbu Barış ve Dostluk Andlaşmasını imza etmişlerdir. Andlaşma iki örnek olarak 2 Aralık 1920 günü Gümrü (Aleksandropol)’de düzenlenmiştir. Anlaşmazlık çıkınca, Türkçe metnine başvurularak çözümlenecektir.

KAZIM KARABEKİR
HAMİD
SÜLEYMAN NECATİ ALEKSANDER HATİSİYAN
AVRAM GÜLHANDANİYAN
ISTEPAN GORDANIYAN

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

3 Ocak – Hukuk Takvimi

0
Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler

3 Ocak – Hukuk Takvimi

M.Ö. 106 Romalı hukukçu, filozof ve hatip Marcus Tullius Cicero doğdu. (Ölümü M.Ö. 43) Yoğun bir hukuk öğrenimi gördü. Mahkemelere başkanlık yaptı, ünlü ve başarılı bir hukukçu oldu. Edebiyat ve felsefeyle daha çok ilgilendi. Bilgi kuramı açısından, kesinliğe bağlanmak yerine olasılıkların yolunu izlemeyi tercih etti. Ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergiledi. Dinsel açıdan agnostik fikirlere sahip oldu. Latincenin felsefe dili olarak gelişmesine katkı sağladı. Soylu sınıftan gelmemesine rağmen senatoya girdi. MÖ 44 yılında Caesar’ın öldürülmesinin ardından Maccus Antonius ile birlikte en güçlü figürlerden biri haline geldi. Bir süre sonra devlet düşmanı ilân edilerek yakalandı ve 7 Aralık (M.Ö) 43 yılında başı kesilerek idam edildi. Cesedi halka teşhir edildi, elleri ise Senato binasının kapısına çivilendi. Hitabeti ile yönetici sınıfları ve kitleleri etkileyen Cicero’nun 58 konuşması günümüze ulaşabildi.
1431

Jeanne d’Arc, Piskopos Pierre Cauchon başkanlığındaki bir engizisyon mahkemesine teslim edildi. Mahkeme onu “erkek giysileri giyip savaşan ve gaipten sesler duyan bir kâfir” olduğu gerekçesiyle, 30 Mayıs 1431 tarihinde Rouen kentinde 10.000 kişinin toplandığı Vieux-Marchè meydanında diri diri yaktı. İdam edildiğinde 19 yaşındaydı. Katledişinden, 490 yıl sonra öldürme kararını veren aynı kilise tarafından azize ilan edildi. Hakkında birçok kitap yazılı ve yaşamı sinemaya aktarıldı.  

1521

Dinde reform isteyen Martin Luther, Roma Katolik Kilisesi(Papa X. Leo) tarafından aforoz edildi. 15 Haziran 1520’de Papa, Luther’i, aforoz edilebileceği konusunda uyarmış ancak eleştirel fikirlerden geri adım attıramamışı. Teolog ve üniversite profesörü olan Luther, Protestanlığın kurucusu olarak tarihe geçti.

1794

Hukukçu ve Belçika’nın ikinci Başbakanı Jean Louis Joseph Lebeau 3 Ocak 1794’re doğdu. (Ölümü 19 Mart 1865)  Liège Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı ve 1819’da avukat oldu. 1824’te Liège’de Mathieu Laensbergh’i kurdu. Katolik Partisi’nin Liberallerle kabinedeki muhalefetinde birleşmesine yardım etti. 1831’de Érasme-Louis Surlet de Chokier’in geçici rejimi sırasında dışişleri bakanlığına getirildi. Londra Antlaşması’na karşı çıktığı için Belçika çıkarlarına ihanetle suçlandı. 1833’te milletvekili seçildi ve 1848 yılına kadar görevde kaldı. Namur Eyaleti Valisi ve Frankfurt büyükelçisi görevlerini ifa etti.

1872 Litvanyalı avukat, siyasetçi ve diplomat Jonas Vileišis doğdu (Ölümü 1942) Saint Petersburg Üniversitesi’nde fizik ve matematik alanında eğitim gördü. Daha sonra hukuk  okumaya karar verdi ve 1898 yılında hukuk fakültesinden mezun oldu. Litvanya’ya döndükten sonra avukatlık yapmaya başladı. 1917’den 1920’ye kadar Litvanya Konseyi’nin çalışmalarına katıldı. Litvanya’nın Almanya’nın uydusu olmayı vaat ettiği 11 Aralık 1917 Bağımsızlık Bildirgesi’ne karşı çıkan tek üye oldu. 1918’de Litvanya’nın İkinci Kabinesinde İçişleri Bakanı oldu. Bakan olarak çalışırken belediyeleri örgütledi, Litvanya’nın her ilçesine doktorlar atadı, kooperatifleri ve orduya asker alımını yöneten yasalar yayınladı. 1921’den 1931 yılına kadar belediye başkanı olarak görev yaptı. Vytautas Magnus Üniversitesi’nde profesörlük yaptı. 1933’te Litvanya Devlet Konseyi’ne atandı ve Litvanya Medeni Kanunları üzerinde çalıştı.
1875

Fransız ansiklopedi ve sözlük yazarı, Pierre Larousse yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1817)

1875

Hukukçu ve eski İngiltere Başbakanı Clement Attlee doğdu. (Ölümü 8 Ekim 1967) Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okudu. Bağımsız İşçi Partisi’ne katıldı. Avukatlık yapmayarak hukuk kariyerinden vazgeçti ve London School of Economics’te ders vermeye başladı. I. Dünya Savaşında Osmanlı devletine karşı Çanakkale’de savaştı. 1919’da Stepney belediye başkanı oldu. 1945 yılında Winston Churchill’in yerine Başbakan oldu ve 6 yıl bu görevi sürdürdü.

1875

Hukukçu ve devlet başkanı, Alexandros Diomidis yaşamını yitirdi. 3 Ocak 1875’te doğdu. Atina Üniversitesinde  hukuk ve ekonomi okudu. Berlin Üniversitesi’nden doktora unvanı aldı. 1905 yılında Atina Ulusal ve Kapodistrian Üniversitesi’nde profesör oldu. Atina Bilim Akademisi üyeliğine seçildi. 1909’da Attika ve Boeotia Eyaletinin valisi oldu. 1910’da Liberal Parti’den Yunan Meclisi’ne seçildi. 1912-1915 yılları arasında ve 1922’de Maliye Bakanlığı yaptı. 1923’te Yunanistan Merkez Bankası Başkanlığı görevinde bulundu. 1949 yılında Themistoklis Sophoulis’in ölümünden sonra Yunanistan başbakanı seçildi. Görev yaptığı kısa dönemde (28 Haziran 1949 – 6 Ocak 1950) Yunan İç Savaşı sona erdi. Ulaşım Bakanı Hatzipanos’un adının geçtiği bir skandaldan sonra istifa etmek zorunda kaldı. Aynı yıl, 11 Kasım 1950’de yaşamını yitirdi.

Aleksandros Diomidis
1901

Vietnamlı hukukçu ve devlet başkanı Ngô Đình Diệm doğdu. (Ölümü: 2 Kasım 1963) 1918’de Vietnam’da bürokrat yetiştiren bir Fransız okulu olan Kamu Yönetimi ve Hukuk Okuluna girdi. 28 yaşında 300 köyden sorumlu olduğu tuần phủ pozisyonuna getirildi. 1929’da Bình Thuận ilinin valisi oldu ve komünistlerce organize edilen köylü isyanlarının bastırılmasında Fransız güçlerine yardım etti. 1933 yılında içişleri bakanı olarak görev yaptı. Fransız yönetimi Vietnam’da parlamento kurulması da dahil olmak üzere sunduğu siyasi reform önerilerini reddedince göreve gelişinden üç ay sonra istifa etti. Daha sonra ülkeden kaçma zorunda kaldı.1954’te Güney Vietnam’da ABD desteğinde kurulan hükûmetin başına geçmek üzere sürgünden döndü. 26 Kasım 1955 – 2 Kasım 1963 tarihlerinde Güney Vietnam devlet başkanlığını yürüttü. 1 Kasım 1963’te gerçekleştirilen ve ABD’nin de gizlice desteklediği darbeden bir gün sonra öldürüldü.

Ngo Dinh Diem, 4 Nisan 1955 tarihinde Time Dergisi kapağına konu olmuştu.
1920 Ankara Hükümeti ile Ermenistan arasında barış anlaşması yapıldı.
1925 Türkiye Cumhuriyeti ile Letonya arasında dostluk antlaşması (Varşova) yapıldı.
1925 İtalya’da faşizmin kurucusu Benito Mussolini, 3 Ocak 1925’te bütün yetkileri elinde topladı
1933
1934 Cumhuriyetin ilanının ardından ilk kez yapılan geniş katılımlı Türkiye Avukatlar Birliği toplantısı İzmir’de gerçekleştirildi. TBB’nin kurulması ilk kez 1934 yılında gündeme gelmesine karşın, 27 Haziran 1938 de kabul edilerek 1 Aralık 1938′ de yürürlüğe giren ve günün koşullarına göre pek çok ileri yeni hüküm içeren 3499 sayılı Avukatlık Kanunu‘nda Barolar Birliğine yer verilmemişti. TBB’nin kuruluşu, Prof. Dr. Faruk Erem’in öncülüğünde, 1979 yılında gerçekleşebildi.
1936 Belçikalı hukukçu, avukat, kültür eleştirmeni ve sosyalist politikacı Jules Destrée yaşamını yitirdi. (Doğumu: .Belçika Kralı I. Albert’e yazdığı Valonya ve Flaman Bölgesinin Ayrılmasına Dair Krala Mektup” başlıklı bildirisi ile meşhurdur. Valon ve Flaman Bölgelerinin özerkleşmesini savundu. Belçika Krallığı’nın federal bir devlete dönüşmesinde önemli bir referans kaynağıdır.
1943 Avukat ve TBMM eski başkanı Köksal Toptan doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1963-1966 yılları arasında İstanbul’da Adalet Partisi’nin gençlik kollarında başkanlık ve yönetim kurulu üyeliği yaptı. Aynı zamanda Milli Türk Talebe Birliği çalışmalarına katıldı. Zonguldak’ta maden fakültesi kurulması ve ihtiyaçlarının karşılanması için çalışacak bir dernek başta olmak üzere pek çok sivil toplum kuruluşunun başkan, kuruculuk ve yöneticilik görevlerini yaptı. Pek çok davada Süleyman Demirel’in avukatlığını üstlendi ve bu davaların tamamı beraatle sonuçlandı. 28 Eylül 1986 tarihinde yapılan ara seçimlerde Doğru Yol Partisi’nden (DYP) Zonguldak 2. Bölge milletvekili seçildi. 2002’de  TBMM Adalet Komisyonu Başkanı oldu. 20 Haziran 2017 tarihinde Resim Gazete’de yayımlanan bakanlar kurulu kararnamesi ile Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanı olarak atandı.
1945 Türkiye Cumhuriyeti, Japonya ile diplomatik ilişkilerini 3 Ocak 1945’te kesti. Yeni kurulacak olan Birleşmiş Milletlere yalnızca 1 Mart 1945 tarihine kadar Almanya’ya savaş açmış ülkelerin katılacağının kararlaştırılması üzerine, 23 Şubat 1945’te Japonya ve Almanya’ya savaş ilan etti. 
1946 İkinci Dünya Savaşı sırasında Birleşik Krallık’ta Nazi yanlısı yayınlar yapan William Joyce, vatana ihanet suçundan Londra’da idam edildi.
1951 Türk-Amerikan Kadınlar Derneği (TAD), Türkiye ve A.B.D. arasında yapılan ikili anlaşma sonucunda  kuruldu.
1959 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Eisenhower, Alaska’nın 49. eyalet olarak Birleşik Devletler’e katıldığını açıkladı. Alaska, Rus İmparatorluğu’ndan 30 Mart 1867’de 7,2 milyon dolar karşılığında satın alındı. ABD’nin yüzölçümü en büyük, nüfus yoğunluğu ise en az olan eyaletidir.
1961 Küba’nın, büyükelçilik personelinin ülkeyi terk etmesini istemesi üzerine Amerika Birleşik Devletleri, Küba ile tüm diplomatik ilişkilerini kestiğini açıkladı.2 yıl önce, 1 Ocak 1959’da Küba’da, Fidel Castro liderliğinde devrim gerçekleşmişti.
1961 Bağımsız bir Kürt devleti kurmak istemekle suçlanan 49 kişinin yargılanmasına Ankara’da başlandı. 49’lar Davası olarak olayda 22 eylül 1959’da tutuklamalar başlamış, İleri Yurt gazetesi yazarı Musa Anter’e yayımladığı Kürtçe şiiri Qimil/Kımıl sebebiyle dava açılmıştı. Musa Anter’e destek veren 50 kişi gözaltına alınmış, gözaltına alınanlardan Mehmet Emin Batu mide kanamasından ölünce geriye 49 kişi kalmış ve dava bu sayıyla anılır olmuştu. 14 ay tutuklu kaldıktan sonra sanıklar mahkemeye çıkarılmayı beklerlerken 27 Mayıs Darbesi gerçekleşmiş, yargılamalar 3 Ocak 1961 tarihinde başlamıştı.
1962 Papa, Fidel Castro’yu aforoz etti. Papa XXIII. Ioannes, Küba’da Katolik rahiplerin dini eylemlerine engel olunduğu, bazılarının hapsedildiği gerekçesiyle Castro ve sorumlu mevkideki yöneticilerin aforoz edildiğini açıkladı.
1963 Ataç dergisinde çıkan bir çevirisi nedeniyle Adnan Bend ve derginin yazı işleri müdürü Afşar Timuçin tutuklandı.
1973 Türkiye’de polis elektrikli cop kullanmaya başladı.
1976 Uluslararası Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi yürürlüğe girdi. Sözleşme, 16 Aralık 1966 tarihli, 2200A (XXI) sayılı Genel Kurul kararıyla kabul edilmişti. Türkiye, sözleşmeyi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzaladı.
1976 Hindistan tarihinin tek kadın başbakanı İndira Gandhi, Kongre Partisinden çıkarıldı.
1977 İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrenciler arasında çıkan silahlı çatışmada dokuz öğrenci yaralandı.
1977 Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER), işçiler ve alevi yurttaşlar aleyhine ayrımcı/ aşağılayıcı ifadeler bulunan, Ahlak, Felsefe ve Sosyoloji ders kitaplarının müfredattan çıkarılması Danıştay’da dava açtı.
1978 Başbakan Bülent Ecevit, kontrgerilla adında resmi bir kolluk kuvveti bulunmadığını açıkladı.
1980 İstanbul’da dur ihtarına uymayan bir fransız turist öldürüldü.
1988 Hukukçu Margaret Thatcher, 20. yüzyılda Birleşik Krallık’ın en uzun süre görevde kalan Başbakanı unvanını kazandı. 4 Mayıs 1979’da başladığı görevi 28 Kasım 1990’da son buldu.
1989 Uluslararası Af Örgütü’nün yayınladığı “Türkiye: İnsan Haklarının Şiddetle ve Sistemli Olarak İhlali” başlıklı 73 sayfalık raporda ”12 Eylül 1980 darbesinden bu yana 229 kişinin gözaltında ya da tutuklu iken öldüğünü ve devlet yetkililerinin 144 ölümü izah edemediğini” açıkladı.
1989 Devrik Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega, Panama City’de sığındığı Vatikan Elçiliği’nde, Amerika Birleşik Devletleri güçlerine teslim oldu.
1990 Romanya Sosyalist Cumhuriyeti Devlet Başkanı ve eşinin kurşuna dizilmelerini protesto ederek; “Çavuşeskular ölümsüzdür” ve “Devrimci Sol Güçler” yazılı pankartlarla Beyoğlu’nda korsan gösteri yapanken gözaltına alınan 14 kişi Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı.
1990 Kanserden ölen Devrimci Yol davası hükümlüsü İnkılap Dal’ın Akhisar’daki cenaze törenine katılıp slogan attıkları ve görevli polislere karşı geldikleri gerekçesiyle 42 kişi hakkında “örgüt üyesi oldukları” iddiasıyla 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Hapisteyken ilik kanserine yakalanan İnkılap Dal 1988’de cezaevinden çıktıktan sonra ilik nakli için yurtdışına çıkması gerekirken tüm başvurulara rağmen pasaport verilmemiş, 1 yıl sonra pasaportunu aldıktan sonra 11 Ağustos 1989’da Fransa’ya gitmiş ve 22 Ağustos’ta yaşamını yitirmiştir.
1990 2 Ocak’ta Metris cezaevinden firar eden Sinan Kukul’un kaçmasına yardım eden Yeni Çözüm dergisi Gebze muhabiri Veysel Kukul “Öneri Sinan’dan geldi, pişman değilim” dedi. Sinan Kukul’un 3 yakını ile 10 cezaevi görevlisi gözaltına alındı.
1991 Ceyhan Özel Tip Cezaevi önünde açık görüş kısıtlamasına karşı slogan atarken gözaltına alınan 17 mahpus yakınından 8’i “Kürtçülük propagandası yaptıkları” iddiasıyla tutuklandı.
1991 Türkiye genelinde yüz binlerce işçi, 1 günlük işe gitmeme eylemi yaptı. Devlet Güvenlik Mahkemesi  eylem hakkında soruşturma başlattı.
1993 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George H. W. Bush ve Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, stratejik nükleer silahlarda indirimi öngören START-2 anlaşmasını imzaladı.
1995 Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi kuruldu. Fakülte 1997-1998 döneminde öğrenci alarak eğitim vermeye başladı.
1995 Yazar Metin Kaçan ve spiker Alp Buğdaycı işkenceyle tecavüz suçlamasıyla tutuklandı.
1998 Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanındaki 138.buluşmalarında, 4 yıl önce gözaltına alınıp haber alınamayan inşaat mühendisi Ali Efeoğlu’nun akıbetini devlet görevlilerine sordu.
2002 Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan kadınların “streç, kot ve benzeri” dışında pantolon giyebilmelerine izin verildi. Kadın memurlar 7 Aralık 2001’de pantolon giyebilmek için ülke genelinde eylemler yapmıştı.
2006 Daha önce iç savaş sırasında Cezayir’de uygulanan ve göçmen isyanını bastırmak için 1955’den beri ilk defa Fransa’da yürürlüğe konulan olağanüstü hal yasası kaldırıldı.
2014 Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi, BDP‘nin tutuklu milletvekilleri Gülser Yıldırım ve İbrahim Ayhan’ın tahliye edilmesine karar verdi.
2017 Reina Gece Kulübüne yapılan saldırı sonrası yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle KKTC’den sınır dışı edilen ve Türkiye’ye getirilen modacı Barbaros Şansal, savcılık sorgusunun ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Şansal’a, kolluk kuvvetlerinin gözetimindeki havalimanında linç girişiminde bulunulmuştu. 
2018 ABD’de devam eden Halkbank Eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın davasında karar verildi. Jüri üyeleri, Hakan Atilla’ya yöneltilen 6 suçtan 5’inde Atilla’yı suçlu buldu. 27 kasım 2017’de başlayan ve Rıza Sarraf’ın  tanık olarak aleyhte ifade verdiği ambargo davası kamuoyunu meşgul etmişti.
2019 Güncel Hukuk Dergisi, Ocak – Şubat 2019 tarihli 175. sayısıyla okurlarına veda edeceğini duyurdu.
2021
2021 Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencileri eyleme başladı. #KayyımRektörİstemiyroruz başlığı ile yapılan açıklamada, “Boğaziçi öğrencileri olarak demokratik süreçleri tanımadan atanan yandaş rektörleri kabul etmiyoruz. Melih Bulu bizim rektörümüz değildir” denildi.
2021 George Orwell’ın eserlerinin büyük çoğunluğunun, 70 yıl süren telif hakkı 1 Ocak 2021 itibarıyla sona erdi.
2022 Eskişehir 1. İdare Mahkemesi, Merkezi Hekim Randevu Sistemi’ndeki randevu aralığının beş dakikaya düşürülmesine ilişkin olarak Eskişehir Tabip Odası’nın açtığı davada, yürütmenin durdurulmasına hükmetti. Kararın, 9 Aralık 2021’de alındığı açıklandı.
2022- Festus Okey, Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Amirliğinde görevli polislerce 20 Ağustos 2007’de gözaltına alınmış, götürüldüğü şubedeki görüşme odasında tek kurşunla vurularak öldürülmüştü. Olayın izini süren Burak Delier’in ”Tarihin Küçük Odası” başlıklı sergisinin 6 Ocak’ta açılarak 21 Ocak’a kadar ziyaret edilebileceği açıklandı.
2022 Hollanda’da, Mark Rutte başbakanlığında kurulan yeni hükümette yer alacak 28 bakanın 14 kadın, 14 erkek üyeden oluşacağı ve bakanlardan ikisinin Türk olduğu açıklandı.
2022 Avrupa Parlamentosu Milletvekilleri Demirel, Villanueva Ruiz, Köster ve Nienass, tutuklu Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin derhal serbest bırakılmasını talep etti.
2022 TEMA Vakfı, 2021’in öne çıkan iyi ve kötü çevre olaylarını değerlendirdiği yazılı bir açıklama yayımladı. Vakıf, Türkiye’nin yeni iklim taahhütlerini, taş ocağı ve termik santrallere karşı nöbetleri, madenlere karşı alınan yürütmeyi durdurma kararlarını “umut yeşerten çevre haberleri” olarak nitelendirdi. Açıklamada; müsilaj, orman yangınları, atık barajı kazaları, kuraklık, seller ve Türkiye’de maden ruhsatı sahalarının büyüklüğü olumsuz çevre haberleri zikredildi.
2022 Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), dernek üyesi avukatların yargılandığı davanın 5-6-7 Ocak’ta Silivri Hapishane Kampüsü Duruşma Salonunda, İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek duruşmasına çağrı yaptı.

2026

İtalya’da tutuklu bulunan Barış Boyun’un elebaşı olduğu suç örgütüne ilişkin İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve 305 sanığın yargılandığı “Barış Boyun–Daltonlar Suç Örgütü” davasının karar duruşması sırasında izinsiz ses ve görüntü kaydı aldığı belirlenen 3 avukattan biri, silahlı suç örgütüne üye olmak suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi. Savcılık, üç avukat hakkında “ses veya görüntülerin kayda alınması” ile “örgüte üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlarından gözaltı kararı vermişti. Duruşma sırasında sanıklar ile jandarma arasında arbede yaşanmış, olaylar yaklaşık yarım saat sürmüş ve Türk yargılama tarihinde, duruşma salonunda ilk kez jandarma tarafından biber gazı kullanılmıştı.

Türkiye – Ermenistan Barış Antlaşması (Gümrü)

Sextus Roscius Davası

BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi

3 Ocak – Hukuk Takvimi

Tahsin Bekir Balta

0
Tahsin Bekir Balta

Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta (diğer adıyla Hasan Tahsin Balta), 1902 yılında Rize’nin Pazar ilçesinde, emekli Mal Müdürü Bekir Sıtkı Bey ile Gülsüm Hanım’ın çocuğu olarak dünyaya geldi. Pazar’ın köklü ailelerinden Baltazadelere mensuptur. TBMM arşivlerinde ismi Hasan Tahsin Balta olarak geçmektedir.

İlk ve orta öğreniminin ardından Trabzon Lisesi’ne kaydoldu. Lise öğrenimi sırasında Mustafa Suphi’yi Trabzon’da karşılayan gençler arasında yer aldı. Çalışkan bir öğrenci olarak dikkat çeken Tahsin Bekir Bey, okul arkadaşı olan Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun deyimiyle her kitabı okur ve Fransızca çalışırdı. 1924’te Trabzon Lisesi’nden mezun oldu.

Üniversite ve Yükseköğrenim

İstanbul Darülfünun Hukuk Fakültesi’ne(İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi) kaydoldu. Dönemin ünlü hukukçuları Ebül’ula Mardin ve Hacı Adil Arda gibi hukukçulardan ders aldı. Yükseköğrenimini 1927 yılında tamamladı. Bu süreçte Darülfünun Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti Başkanlığı görevini yürüttü. İbrahim Öktem’le birlikte Milli Türk Talebe Birliği’nin yeniden canlandırılmasına katkı sundu ve başkanlığını yaptı.

Hukuk Fakültesi’nde öğrenimini sürdürdüğü sırada, 30 Eylül 1925’te İstanbul Asliye Mahkemesi’nde zabit katipliğine atandı. 11 Kasım 1927’de de İstanbul Muhtelit Hakem Mahkemeleri Türkiye Umumi Ajanlığı’nda kâtip ve mütercim olarak göreve başladı.

Almanya’daki Doktora Dönemi ve Yurda Dönüşü

Mezuniyetinden sonra Adliye Vekaleti tarafından açılan sınavı kazanarak 31 Ekim 1928’de hukuk eğitimi için Berlin’e gönderilmiştir. 1937 yılında Berlin Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora eğitimini tamamladı.  Doktora tezi, Almanca olarak yayımlanan “Die Kollisionerechtiche Behandlung der Zusammen Haengenden Frugen bei einer Auslaendischen Anknüpfung” başlıklı çalışmasıdır. Berlin Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördüğü yıllarda Hatay meselesiyle yakından ilgilendi.

Türkiye’ye döndükten sonra dönemin 31 Temmuz 1937’de Siyasal Bilgiler Okulu’nda Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi olarak akademisyenliğe ilk adımını attı. Zorunlu askerlik hizmetini tamamladıktan sonra mesleğine devam etti ve Adalet Bakanlığı denetiminde hazırlanan Türk Hukuk Kamusu’nun hazırlanmasında Siyasal Bilgiler Okulu’nu temsilen katılım sağladı.

30 Aralık 1940 tarihi itibariyle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde İdare Hukuku Profesörü olarak Teşkilat-ı Esasiye hukuku, amme hukuku ve idare hukuku alanlarında ders vermeye başladı. Ayrıca, Polis Enstitüsü’nde de idare hukuku dersleri verdi.

Siyasi Yaşamı

1943 yılında siyasete atıldı ve akademik yaşamına ara verdi. Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi üyesi oldu. 1943 yılının Şubat ayında gerçekleştirilen seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Rize adayları arasında yer aldı ve 28 Şubat 1943’te Rize Milletvekili seçildi. Yedinci ve sekizinci dönemlerde (1943–1950) TBMM’de görev yaptı. 31 Ekim 1945’te Parti Grubu İdare Kurulu Üyeliği’ne seçildi. Recep Peker Hükümeti’nde (15. Hükümet – 1946 yılı) Ekonomi Bakanlığını üstlendi. Bu dönemde İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerini hafifletmeye yönelik çalışmalar yaptı. Truman Doktrini çerçevesinde ABD’den sağlanacak mali desteği olumlu buldu ve ABD- Türkiye Yardım Antlaşması onun döneminde imzalandı. 5 Eylül 1947’de kabine içerisinde yapılan revizyon kapsamında Ekonomi Bakanlığı’ndan ayrılarak Çalışma Bakanı olarak aynı kabinede tekrar görevlendirildi. 10 Haziran 1948’de oluşturulan ikinci Hasan Saka Hükümeti’nde Çalışma Bakanı oldu.

Türkiye’deki ilk Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Hastanesi, İstanbul Nişantaşı’nda, 5 Şubat 1949’da gerçekleştirilen törenle hizmete girdi. Türkiye, onun döneminde, Milletlerarası Çalışma Teşkilatı İdare Meclisi’ne dahil oldu. Ayrıca 30.01.1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’na dair taslağı ve maluliyet, yaşlılık ve ölüm sigortalarını içeren 02.06.1949 tarih ve 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanunu’na dair taslağı hazırladı. Kısa dönemlerle Adalet Bakanı’na ve Dışişleri Bakanı’na vekalet etti. 14 Ocak 1949’da Hasan Saka Kabinesi’nin istifasıyla görevinden ayrıldı.

Çalışma Bakanlığı sonrasında TBMM Bütçe Komisyonu Üyeliği ve Anayasa Komisyonu Üyeliği görevlerini yürüttü, Milletlerarası Çalışma Konferansı’nda Türkiye’yi temsil etmeyi sürdürdü.

1949 Ağustos’unda Türkiye adına Avrupa Konseyi İstişare Meclisi’ne katılacak heyete seçildi.

Avrupa Konseyi İstişare Meclisi’nde Türkiye’yi temsil etti. 1950 seçimleri öncesinde yapılan parti içi aday yoklamasında 106 oy alarak 3. sıradan CHP’nin Rize Milletvekili Adayı oldu ancak seçilemedi. Milletvekilliği sona erdikten sonra da siyasi faaliyetlerine devam etti, 1956 Mayıs’ındaki CHP 12. Kurultayında Parti Meclisi Üyesi seçildi, 1957 Eylül’ündeki kurultayda Yüksek Haysiyet Divanı Üyeliğine getirildi. 27 Mayıs Darbesi sonrasında parti içerisinde yeniden Parti Meclisi Üyesi olarak görev yapan Balta, bu görevini vefatına değin kesintisiz olarak sürdürdü.

Akademik Kariyerinde İkinci Dönem

1950 seçimlerinden sonra Bakanlar Kurulu’nun 21 Haziran 1951 tarihli kararıyla Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İdare Hukuku Profesörü olarak akademiye geri döndü. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde İdare Hukuku Kürsü Başkanı ve İdari İlimler Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kamu Hukuku ve Siyasal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Şubat 1952’de kurulan Türk Devrim Ocakları’nın kurucu üyeleri arasında yer aldı.

1960 darbesinden sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 5 Temmuz 1954 tarih ve 6435 sayılı Bağlı bulundukları teşkilât emrine alınmak suretiyle vazifeden uzaklaştırılacaklar hakkında Kanun’a istinaden Ord. Prof. Aziz Kansu, Prof. Dr. Bülent Nuri Esen ve Prof. Dr. Yavuz Abadan’la birlikte üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldı. Prof. Dr. Hüseyin Nail Kubalı’yla birlikte 1957’de Chicago’da Batıda Hukuk Egemenliği konusunda düzenlenen uluslararası yuvarlak masa toplantısına katıldı ve Türkiye’de Hukuk Devleti Kavramı başlıklı bir rapor sundu.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde (TODAİE) Bilim Kurulu ve İdare Heyeti üyeliği yaptı ve burada uzun yıllar ders verdi. Ayrıca merkezi Brüksel’de bulunan Milletlerarası İdari İlimler Enstitüsü’nde uzun süre Türkiye’yi temsil etti, yönetim kurulu üyeliğine seçildi ve ikinci başkanlık görevini yürüttü.

Avrupa İnsan Hakları Komisyonu Görevi

1963 yılında Avrupa İnsan Hakları Komisyonu üyeliğine getirildi ve 1969’a kadar bu görevini sürdürdü. 1969’da insan haklarına aykırı davranışları nedeniyle Yunanistan’daki cunta aleyhinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılan davanın ön soruşturmasını yapan komisyonda da yer aldı.

Ölümü ve Hatırası 

Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta, 24 Temmuz 1970’te Londra’da kaldığı otelde kalp krizi geçirdi ve kaldırıldığı West Norwich Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. 29 Temmuz akşamı Ankara’ya getirildi, ertesi gün kılınan cenaze namazı kılındı, görev yaptığı fakültelerin önünde düzenlenen törenlerin ardından Cebeci Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Almanca, Fransızca, İngilizce, Latince ve İtalyanca dillerini biliyordu. Türkiye’nin hukuk alanındaki otoritelerinden biriydi. Türk İdare Hukuku’na ciddi katkılar sunu. Hüseyin Nail Kubalı ve Suat Hayri Ürgüplü gibi isimlerle fakülte arkadaşıydı. Hukukçu ve gazeteci Uğur Mumcu, 1965 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Balta’nın asistanlığını yapmıştır. Rize, Pazar’daki evinin onarılarak müze haline getirilmesi için talepler bulunmaktadır.

Tahsin Bekir Balta’nın Başlıca Eserleri
  • İdare Hukukuna Giriş, TODAİE, Ankara, 1970.

  • İdare Hukuku I, A.Ü. SBF, Ankara, 1970.
  • İdare İlmi Sahasındaki İncelemeler, TODAİE Yay. No. 83, Ankara, 1965.
  • Kısa İdare Hukuku I, TODAİE Yay. No. 74, Ankara, 1964.
  • Türkiye’de Yürütme Kudreti, A.Ü. SBF Yay. No. 35, 1960.
  • Türkiye ve Orta Doğu Memleketlerinde Siyasi ve Hukuki Müesseseler, TODAİE, Ankara, 1955.
  • Die Kollisionerechtiche Behandlung der Zusammen Haengenden Frugen bei einer Auslaendischen Anknüpfung, Berlin, 1937.
  • “İdare Hukuku ve İdare Bilimi”, SBF Dergisi, Cilt 22, 1967, s. 61-65.
  • “Turkish Administrative Law”, içinde: Introduction to Turkish Law, (Ed. Ansay ve Wallace), 1966, s. 51 vd.
  • “L’Administration et le Droit Administratif en Turquie”, Bulletin International des Sciences Sociales, IX, No. 1, UNESCO, 1957, s. 39-51.
  • Rapports du Législatif et de l’Exécutif en Turquie (ortak yayın), Ankara: Yeni Matbaa, 1958.
  • İncelemeler (ortak yayın), Ankara: Siyasal Bilgiler Fakültesi, 1960.
  • T.C. Devlet Teşkilatı Rehberi (ortak yayın), Ankara: Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, 1963.
  • Administrative Law, in Introduction to Turkish Administrative Law, Ankara: Güzel İstanbul Matbaası,1966.
  • Organization and Functions of the Central Government of Turkey (ortak yayın), Ankara: TODAİE, 1966.

Atıf

0
atıf

Atıf (citation / reference)  bilimsel, akademik veya entelektüel bir çalışma aşamasında kullanılan bilgi, düşünce, veri ya da ifadelerin ilk kaynağının belirtilmesinde kullanılan tanımdır.  Bilimsel çalışmaların güvenilirliğini artıran en önemli bir mekanizmalardan biridir.

Atıf, bir yazarın kendi görüşlerini başkalarının çalışmalarından ayırt etmesine, bilimsel dürüstlüğü korumasına ve kullanılan bilginin doğruluğunun denetlenebilmesine imkân tanımakta, bilimsel araştırmaların güvenilirliğini denetleyen önemli bir mekanizma olarak işlev görmektedir.

Atıf sayesinde; bilimsel ve entelektüel çalışmada kullanılan fikirlerin kökeni izlenebilmekte, bilimsel birikimin kuşaklar arasında aktarımı sağlanmakta, intihal (plagiarism) engellenmekte, akademik iletişim ve bilgi üretim halkası süreklilik kazanmaktadır.

Yargıçlar Sendikasının Yargı Bağımsızlığına ilişkin Görüş ve Önerileri

0

Yargıçlar Sendikası tarafından düzenlenen Yargı Bağımsızlığına ilişkin Görüş ve Öneriler, 2023 yılı  Haziran ayında hazırlanarak; Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, İyi Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Halkların Demokratik Partisi genel başkanlıkları ile TBMM Anayasa Komisyonu ve TBMM Adalet Komisyonu ve Türkiye Barolar Birliği Başkanlıklarına gönderilmiştir.

Yargıçlar Sendikasının Yargı Bağımsızlığına ilişkin Görüş ve Önerileri; Anayasa’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ilişkin Öneriler, 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ilişkin Öneriler ve 3087 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ilişkin Öneriler’den oluşmaktadır.  Görüş ve önerilerin ekindeki taslak metinler bir manifesto eşliğinde ilan edilerek ilgili kurumlara gönderilmiştir.

Yargıçlar Sendikasının Yargı Bağımsızlığına ilişkin Görüş ve Önerileri

Genç Cumhuriyetimiz 100. yaşına ulaştı. Cumhuriyet Devrimiyle birlikte; ulusal egemenliğimizi kurmak ve sürdürmek için,  büyük toplumsal dönüşümler yaşadık. Aynı zamanda, bir aydınlanma devrimi olan Cumhuriyet ile ulusumuz derin kültürel zenginliklerinin verdiği özgüvenle uygar toplumlar arasında saygın yerine kavuştu. Oligarşik ve vesayetçi  devlet anlayışının halkın egemenliğine yönelik güç odaklı müdahalelerinin, kaynağı ve amacı ne olursa olsun demokrasimize zarar verdiğini gördük. En son 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşadığımız darbe girişimi;  siyasetin kuralları değiştirerek ve anayasal kurumları  ele geçirerek iktidarını sürdürme arayışlarının çok tehlikeli sonuçları olduğunu ve her zaman demokrasimize zarar verdiğini bize açıkça gösterdi.

Anayasal demokrasimiz; açık, çoğulcu ve katılımcı bir demokratik toplumu öngörüyor.  2012 yılından bu yana sendikamız, demokratik toplum düzeninin anılan gerekleri yanında; hukuk devleti anlayışının olmazsa olmazı,  güçler ayrılığı ilkesinin savunucusu olmaktan asla ödün vermiyor. Yargıçlar Sendikası olarak; anayasal iktidarı paylaşan yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki ilişkinin birbirleri arasında üstünlük üzerine değil, bu organlar arasında medeni bir işbölümü üzerine kurulması gerektirdiğine inanıyoruz. Yasama ve yürütme organlarının; yargı bağımsızlığının gerektirdiği özen ve duyarlılığı her zaman göstermesini bekliyoruz.

Yargı Etiği Belgeleri

Ülkemiz; Cumhuriyetimiz 100. Yılında, yasama organının temsilcilerini ve yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanı’nın belirleneceği bir seçime gidiyor. Halkımız seçimini yapacak, yasama organına, temsilcilerini gönderecek ve  yürütme görevini adaylar arasından layık gördüğüne verecektir. Geldiğimiz aşamada; seçimlere bu olağan sonuçları dışında olağanüstü anlam ve sonuçlar yüklenmesinden endişe duyuyoruz. Halkımızın; kutuplaşarak ayrışmak yerine, uzlaşarak bütünleşmesi gerektiğine inanıyoruz. Uzlaşma kültürü için; toplumun salt siyasal partiler aracılıyla ve seçimlerle değil; sürekli ve her durumda örgütlü sivil toplum olarak demokratik kitle örgütleri aracılığıyla yönetime katılması ve kamuoyu denetimi yoluyla yasama, yürütme ve yargı organlarını denetime tabi tutması gerektiğini düşünüyoruz.

Sendikamız bugüne kadar; ülkemizde özgürlükler, toplumsal eşitlik, hukukun üstünlüğü, yargıç ve savcıların sadece mesleki liyakat esas alınarak seçimi ve kariyer yapması, yargının toplumsal saygınlık ve güvenilirliğinin sağlanması, mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıçlık güvencesinin korunması için evrensel değerlerden aldığı güçle örgütlü mücadelesini sürdürdü. Gücünü; tarafsız, bağımsız ve güvenilir yargının toplumun adalet gereksinimini tatmin etmesinin sağlayacağı üstün toplumsal yarara olan inancından aldı. Artık; tamamen sivil bir iradeyle, başkaca bir gücün desteğine ihtiyaç duymadan, siyasetin gölgesinde kalmadan, yargıç ve savcılar olarak yalnızca  mesleki özgüvenimiz ve toplumun adalet gereksiniminin bağımsız ve güvenilir yargı eliyle tatmin edilebileceğine olan inancımız ile kurduğumuz sendikal örgütlenmemizin; yargıç ve savcıların katılımı ile niceliksel olarak güçlenmesinin ve yargı kamuoyundaki temsil yeteneğini arttırmasının zamanının geldiğini düşünüyoruz.

Her bir meslektaşımızı; mutlak saygı duyulması gereken kişisel inançları, kimlikleri, değerleri üzerinden ayrıştırılmak yerine onlardan  bağışıklanarak; mesleki onurumuz, tarafsızlık ve bağımsızlık değerlerimiz etrafında sendikamıza katılmaya çağırıyoruz.

Örgütlü gücümüz ile toplumla dayanışma içinde, yasama ve yürütme ile medeni bir işbölümü anlayışıyla ama tarafsızlık ve bağımsızlık değerlerimizden asla ödün vermeden; sağduyu içinde yargıya olan güveni azaltan, saygınlığımızı gölgeleyen her türlü uygulamaya direneceğiz.

Savunduğumuz bu ilkeler ışığında;

✓ Tarafsızlığımızın gereği olarak, siyasal iktidarların etki ve yönlendirmesine açık yargı bürokrasisinin oluşmasını REDDEDİYORUZ.

✓  Yargıç ve savcıların iradesi ile ekli önerimizde belirttiğimiz demokratik ilkeleri görmezden gelen kurallara dayalı biçimde oluşturulmuş Hakimler ve Savcılar Kurulu yapılanmalarını REDDEDİYORUZ.

✓  Yine yürürlükte bulunan Anayasa gereği TBMM’nin nitelikli çoğunluğunun uzlaşması ile belirlenecek temsilciler yerine siyasal partilerin kendi aralarındaki paylaşmaya  göre belirlenen temsilcilerden oluşmuş Hakimler ve Savcılar Kurulu yapılanmalarını da REDDEDİYORUZ.

✓  Bağımsızlığımızı gölgeleyen, kıdem ve  liyakat gibi kolay uygulanıp, denetlenebilecek ilkelere aykırı, kayırmacı ve dışlayıcı görüntü veren mesleki seçim ve atamaları REDDEDİYORUZ.

✓  Eşit ve nesnel değerlendirme ilkeleri ile bağdaşmayan, kamuoyu ve yargı denetimine olanak tanımayan mesleğe alım yöntemlerini REDDEDİYORUZ.

✓ Mesleki özgüvenimizi zedeleyen, yargıçlık güvenceleri ile asla uyuşmayan, mesleki saygınlığımız, değerlerimiz ve yargının kabul edilmiş  etik ilkeleriyle ilişkilendirilmemiş  siyasal tasfiye ve/veya kadrolaşma görüntüsü veren uygulamaları REDDEDİYORUZ.

✓ Diğer yargıç ve savcıların adil ve tarafsız karar verme motivasyonunu engelleyecek biçimde, evrensel hukuk ilkeleri dışına çıkılarak politik saiklerle yapılan soruşturma ve disiplin uygulamalarını REDDEDİYORUZ.

✓  Yargının verimliliğini, meslektaşlarımızın çalışma isteğini azaltan yargı içinde çalışma uyumunu bozan, kıdem ve liyakat ilkeleri ile açıklanamayan unvanlı atamaları ve yer değiştirme atamalarını REDDEDİYORUZ.

✓  Adil yargılanma hakkını, mahkemeye erişim hakkını kısıtlayıcı sonuçlara neden olan iş yükü, yargılama  süreleri (hedef süre vb.) gibi düzenlemeleri REDDEDİYORUZ.

✓  Yargıçlar arasında mesleki eşitlik ilkesini bozan, özlük haklarındaki nesnellikten uzak farklılaşmaları REDDEDİYORUZ.

✓  Meslektaşlarımızın kariyeri, toplumsal saygınlığı ve temsil ettiği değerlerin gerekleri ile bağdaşmayan düşük ücret  politikalarını REDDEDİYORUZ.

✓ Adalet hizmetini sağlamak için birlikte çalıştığımız özverili adalet personelinin yoksulluk sınırının altında ücrete mahkum eden uygulamaları REDDEDİYORUZ.

Değindiğimiz temel sorunları örgütlü sendikal mücadelemizin odağı olarak ele aldık ve almaya devam edeceğiz.

Tüm bu sorunları; demokratik bir kitle örgütü olarak, barolar ve diğer yargı örgütleri ile dayanışma içinde kalmak suretiyle, yasama – yürütme ile işbirliği yaparak ve sağlıklı iletişim kurarak, sağduyuyla, çözüm odaklı bir yaklaşım içinde ve meslektaşlarımızın kitleselleşmemize verdikleri ve verecekleri destekten gücümüzü alarak çözeceğiz ya da çözümüne katkıda bulunacağız.

-Bu hedefte uzun çalışmalar sonucu hazırladığımız, yargıya ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile 3087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu metinlerinde yapılması gereken değişikliklere ilişkin önerilerimizi, dikkate alınması temennisi ile tüm Siyasal Parti Başkanlıklarına, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na, TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu Başkanlıklarına sunuyoruz .

Demokratik bir ülkede barış içinde, eşit, güvende ve  hakça bir yaşam için adalet, adalet için tarafsız ve bağımsız bir yargı istiyoruz. Hukuk devletine olan inancımızı, ulusumuza ve Cumhuriyetimizin laik, demokratik, sosyal devlet niteliklerine  olan bağlılığımızı  saygı ile  kamuoyuna duyuruyoruz.

                                                                                                                                              YARGIÇLAR SENDİKASI

                6087 SAYILI HAKİMLER VE SAVCILAR KURULU KANUNU DEĞİŞİKLİK   ÖNERİLERİ;

Madde. 1

6087 Sayılı Kanunda geçen Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunun adı Adalet Yüksek Kurulu olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe :

Kurul sadece hakim ve savcılar ile ilgili işlem yapmamakta olup hakim ve savcılık adaylığına kabul ile birlikte staj bitiminde mesleğe kabul kararı veren kurul olarak görev yapması öngörüldüğünden, henüz hakim, savcı olmayan kişilerle ilgili olarak karar veren kurul olması nedeniyle adalet kurulu olarak adlandırılmıştır.

Madde. 2

6087 Sayılı Kanun da geçen Hakimler ve Savcılar Kurulu ibaresi Adalet Yüksek Kurulu olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Bu kanunun birinci maddesiyle uyumlu olmasının sağlanması için değiştirilmiştir.

Madde. 3

6087 sayılı kanunun 5.maddesinin 3.fıkrası kaldırılmıştır.

Gerekçe: Adalet Bakanının yargı bağımsızlığı ilkesinin zedelenmemesi için hakim üzerinde gözetim yapma yetkisi veren düzenleme kaldırılmıştır.

Madde. 4

6087 sayılı Kanunda geçen daire ibaresi 1,2, ve 3. Daire olarak, Daire Başkanı ibaresi 1. ,2. ve 3. Daire Başkanları ibaresi olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulu’nun üç daire olarak çalışması öngörüldüğünden bu değişiklik yapılmıştır.

Madde. 5

6087 Sayılı Kanunun 3. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir

Adalet Yüksek Kurulu 19 kişiden oluşur;

Genel Kurul ile biri adlî yargı hâkimlerinin, biri adlî yargı ve idari yargı savcılarının, biri idarî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu üç daire halinde çalışır.

Kurul üyelerinin üçü Yargıtay, üçü Danıştay Başkan ve üyelerinin; üçü Yargıtay ve Danıştay Savcılarının; kendi aralarında ve gizli oyla yapacağı seçimle belirlenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, en az biri hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Eşgüdüm Kurulunun üniversite öğretim üyeleri arasından; üç üyeyi Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunun/Yönetim Kurulunun avukatlar arasından göstereceği üç katı kadar aday içinden, iki üyeyi Adli Yargı ilk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi hakimleri, iki üyeyi İdari Yargı İlk Derece Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi hakimleri ve savcıları arasından seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı bu seçimden önce, adaylar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan her siyasal partinin eşit sayıda temsil edileceği bir komisyon tarafından dinlenir. Bu komisyon, her bir adayın başvuru dosyasını inceleyerek hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimini üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla ve gizli oyla yapar.

Adalet Yüksek Kurulu üyelerinin görev süresi altı yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilemez. Kurul üyeleri, görevlerinin devamı süresince kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar veya kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemezler.

Adalet Yüksek Kurulunun, adlî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu dairesinde, Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece adliye mahkemelerinden seçilen 5 hâkim üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi; adlî yargı savcılarının özlük işlerinden sorumlu dairesinde Yargıtay, Danıştay bölge adliye ve mahkemeleri ve ilk derece adliye mahkemelerinden seçilen 3 savcı üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi; idarî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu dairesinde, Danıştay, bölge idare mahkemeleri ve ilk derece idare mahkemelerinden seçilen 5 hâkim üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi görev yapar.

Adalet Yüksek Kurulu içindeki her bir dairenin üyeleri, gizli oyla ve salt çoğunlukla daire başkanlarını seçerler. Daire başkanlarının katılımıyla Adalet Yüksek Kurulunun genel yönetiminden sorumlu bir Başkanlık Kurulu oluşturulur. Başkanlık Kurulu üyesi daire başkanlarından her biri, Adalet Yüksek Kurulunu temsil etmek üzere iki yıl için başkanlık görevini üstlenirler.

Adalet Yüksek Kurulunun kendisine bağlı bir Genel Sekreterliği ve Teftiş Kurulu bulunur. Genel Sekreter ile Teftiş Kurulu Başkanı ve Teftiş Kurulunda görev yapacak hâkim müfettişler Genel Kurulun teklifi üzerine Başkanlık Kurulu tarafından atanır.

Adalet Bakanı, Kurulun daveti ya da kendi istemi üzerine, gerekli gördüğü açıklamaları yapmak ya da bilgileri paylaşmak amacıyla Adalet Yüksek Kurulu toplantılarına katılabilir.

Adalet Yüksek Kurulu çalışma usulü, Dairelerin ve Genel Kurulun görev ve yetkileri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usulleri ile Genel Sekreterlik ve Teftiş Kurulunun oluşum biçimi ve görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esaslar kanun ve yönetmelikle düzenlenir.

Gerekçe: Bağımsız ve tarafsız yargının hukuk devletinin olmazsa olmazı olması nedeniyle yürütme erkinden olan Adalet Bakanının ve Bakan Yardımcısının kurulda bulunmaması ve yargının her kademeden temsili gerekmektedir. Bağımsız yargı, yönetilenlerin yasama ve yürütme organları karşısındaki en temel güvencesidir. Bu güvence nedeniyle ki, kuvvetler ayrılığına dayalı hukuk devletinin kurumsallaşarak yaşama geçmesini sağlar. Anayasamızın 6. maddesi, yargı egemenliği de dahil bütün egemenliğin Türk milletine ait olduğunu ve milletin bu egemenliği yetkili organlar eliyle kullanacağını düzenler. Bu yüzden mahkeme kararlarının başında daima “Yüce Türk Milleti Adına” ifadesi geçer. Ayrıca anayasa koyucu “mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138.maddede objektif bağımsızlığa, “hâkimlik ve savcılık teminatı” başlıklı 139. maddede kişisel bağımsızlığa vurgu yapmıştır.

Ancak yargı bağımsızlığının tam olarak gerçekleştirilmesi ve kurumsallaşması için “hâkimlik teminatı”nın sağlanmasının yanında, yargının yönetim ve denetiminin nasıl yapıldığı büyük bir öneme sahiptir. Yargının yönetimi ve denetimi yetkisi, bağımsız yargısal idari kurullara verilmesi yargıç teminatı için en temel koşuldur. Kurulun bağımsızlık, objektiflik, tarafsızlık ve şeffaflık temelinde uluslararası standartlar ve karşılaştırmalı hukuk verileri ışığında geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması gerekmiştir. Bu tartışmanın en önemli boyutlarından biri hâkimlerin hangi organ tarafından seçildiği ve atandığıdır. Karşılaştırmalı hukukta hâkimlerin seçimi ve atanması konusunda beş farklı yöntemin varlığı göze çarpmaktadır. Bunlar;

1. Halk tarafından seçim ve atanma,

2.Yasama Organı tarafından seçim ve atanma,

3, Yürütme Organı tarafından seçim ve atanma,

4. Bizzat Hâkimler tarafından seçim ve atanma,

5. Bağımsız yargısal idari kurullar tarafından seçim ve atanma.

Bu yöntemlerin her birinin yararlı ve sakıncalı yanları vardır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri gibi bazı ülkelerde hâkimler halk tarafından seçilebilmekte ve yine halk tarafından görevden alınabilmektedir(Recall). Bu durum kuvvetler ayrılığının doğal bir sonucu olarak görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 38 eyalette hâkimler halk tarafından seçilmektedir.

Bu uygulama yasama ve yürütme egemenliği gibi yargı egemenliğinin de sahibinin halk olduğuna duyulan inancı göstermektedir. Öyle ki bazı davalarda halk jüri sistemi vasıtasıyla bizzat yargılamaya da katılmaktadır. Böylece halk, yargı erkini kullanma yetkisini sadece mahkemelere devretmemekte, bazı hallerde doğrudan kendisi kullanabilmektedir. Ancak bu düzenlemeler, son zamanlarda, uygulandığı ülke olan ABD’de bile haklı olarak yoğun eleştirilere uğramaktadır. Özellikle hâkimlerin halk tarafından seçilmesi beklenen yararı sağlamadığı gibi, yargının siyasallaşmasını artırmakta ve hâkim seçiminde halkın o anki siyasal sorunların etkisinde kalarak oy kullanma olasılığı nedeniyle nitelik arka planda kalabilmektedir.

Yargının yönetimi ve denetimini yapmak üzere kurulan bağımsız yargısal kurullar, son yıllarda ülke sınırlarını aşarak uluslararası bir nitelik kazanmaya başlamıştır. HSYK benzeri yargı kurullarına sahip olan Fransa, İtalya, Belçika, İspanya, Portekiz, İrlanda, Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Slovakya ve Romanya gibi bazı Avrupa ülkelerinin uygulamalarına bakıldığında, bu ülkelerdeki yargı kurullarının kurumsallaşmalarını tamamlamak üzere oldukları görülmektedir. Bu bağlamda 2002 yılında kurulan ve HSYK’nın da 2005 yılından bu yana gözlemci sıfatıyla üye olduğu, Avrupa Yargı Kurulları Ağı,4 Avrupa’daki tüm yargı kurullarını, ortak bazı standartlara ulaştırmaya çalışmaktadır. Bu süreçte çeşitli ülkeler kendi sistemlerini diğerleriyle kıyaslayarak gözden geçirme fırsatına sahip olmuşlardır. Bu çabalar ile yargı organının her türlü baskı ve etkiden uzak bir şekilde yönetilebilmesi ve denetlenebilmesi hedeflenmektedir. Günümüzde giderek artan tartışmalar, ülkemizde yargının yönetimi ve denetimi konusunda bazı yaşamsal sorunların olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda siyasal parti başkanı olabilen Cumhurbaşkanının bizzat seçtiği kişilerin HSK üyesi olarak görev yapması ve Adalet Bakanı ve Bakan Yardımcısının üyeliği ve yetkileri, Kurulun siyasetin etkisinde görev yaptığı algısına neden olacağından kuruldaki görevlerine son verilmiş ve seçim usulü değiştirilmiştir. Adli ve idari yargı ile adli yargı ve idari yargı cumhuriyet savcılarının görevleri ve yetkileri farklılık arz ettiğinden Adalet Yüksek Kurulunun üç daire şeklinde yapılandırılması gerekmiştir.

Madde. 6

6087 Sayılı Kanunun 4. Maddesi b bendi” hakim ve savcıların adaylığa kabul edilecek olanlar ile hakim ve savcılık mesleğine kabul edilecek olanlar” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Siyasetin etkisi ile verilecek adaylığa kabul kararı ile staja başlayan kişilerin ileride hakim ve savcı mesleğini icra etmeleri nedeniyle siyasetten bağımsız bir görüntü vermenin yargıda en temel kurallarının başında gelen “adil olmak kadar adil görünmek de gerekir” kuralına uygun olarak getirilmiştir.

Madde. 7

6087 Sayılı Kanunun 6.maddesinin 1. Fıkrası kurul başkan ve başkan vekillerinden oluşur şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adalet yüksek Kurulunun üç daire şeklinde çalışması öngörüldüğünden bu değişiklik yapılmıştır.

Madde. 8

6087 sayılı. Kanunun aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir

Adalet kurulu 3 daire şeklinde görev yapar.

a. 1. Daire Adli Yargı Hakimlerinin özlük işlerinden sorumlu olup Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi yargıçlarından iki üye, Yargıtay üyelerinden 3 üye, Yüksek Öğrenim Kurumlarından bir üye ve avukat bir üyeden oluşur.

b. 2. Daire İdari Yargıda görev yapan hakimlerin özlük işlerinden sorumlu olup İdari Yargı İlk Dereceve Bölge İdare Mahkemesinde görev yapan hakimler arasından iki üye, Danıştay dan 3 üye, Yüksek Öğretim Kurumlarından seçilen bir üye, avukatlardan seçilen bir üyeden oluşur.

c. 3. Daire Adli ve İdari Yargı Savcılarının özlük işlerinden sorumlu olup Yargıtay Cumhuriyet Savcılığından seçilen 3 üye, avukatlardan seçilen bir üye, akademisyenlerden seçilen bir üyeden oluşur.

Gerekçe: Adalet hizmetlerinin yürütülmesinde farklı kurallara tabi olan yargı birimlerinde çalışan hakim ve savcıların çalışma usullerinin farklılığı, sorunların çözümünde daha isabetli kararlar alınmasının sağlanması için Adalet Yüksek Kurulunun Adli, idari yargı hakimleri ile savcılarla ilgili işlem yapma görev ve yetkisi adli yargı hakimlerinin özlük işlerinden sorumlu daire, idari yargı hakimlerinin özlük işlerinden sorumlu daire ve savcılarının özlük işlerinden sorumlu daire olarak çalışması öngörülmüştür.

Madde. 9

6087 sayılı kanunun 9.maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Birinci Dairenin görevleri şunlardır:

1) Adli yargıda görevli Hâkimler ile ilgili olarak yetki verme,

2) Kadro dağıtma,

3) Müstemir yetkileri düzenleme,

4) Yıllık ve mazeret izinleri dışında her türlü izin verme,

5) Eğitim programlarına katılmaya ilişkin izin verme işlemlerini yapmak.

6) Hâkimlerin görevlerini; kanun ve diğer mevzuata (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarına ilişkin denetleme işlemlerini Teftiş Kuruluna yaptırmak.

7) Hâkim hakkındaki ihbar ve şikâyetleri inceleyip gereğini yapmak.

8) Hâkimlerin görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını Kurul müfettişleri veya müfettiş yetkilerini haiz kıdemli hâkim eliyle araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri ile inceleme ve soruşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin işlemler için teklifte bulunmak.

9) İlgili kanunlarda verilen görevlerin yerine getirilmesi bakımından en yakın mahkeme veya hâkimlikleri belirlemek.

10) Meslek öncesi eğitimde staj mahkemelerini belirlemek.

11)Bölge adliye ve bölge idare mahkemesi daireleri arasındaki iş bölümü ile ilk derece mahkemeleri arasındaki iş dağılımını karara bağlamak.

12) Genel Kurul tarafından verilen diğer işleri yapmak.

(2) İkinci Dairenin görevleri şunlardır:

İdari yargıda görevli Hâkimlerin

1) Her türlü yükselme ve birinci sınıfa ayırma işlemlerini yapmak,

2) Görevlerinden dolayı veya görevleri sırasındaki suç soruşturması ile disiplin soruşturma ve kovuşturması sonucu hakkında karar vermek

3) Disiplin veya suç soruşturma ve kovuşturması nedeniyle geçici yetkiyle yer değiştirmesine veya görevden uzaklaştırılmasına karar vermek,

4) Meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar vermek,

5) Diğer kurumların geçici görevlendirme ve nakil taleplerine ilişkin izin işlemlerini yürütmek.

6)Hâkim adaylarını mesleğe kabul etmek.

7) Hâkimlik ve savcılık görevine tekrar atanma ile diğer hizmetlerden mesleğe atanma talepleri hakkında karar vermek.

8) Meslekten çekilme, çekilmiş sayılma ve görevin sona ermesi hakkında karar vermek.

9) Genel Kurul tarafından verilen diğer işleri yapmak.

10) hakim ve savcı adaylığına kabul kararını vermek

3. Daire Adlive idari yargı savcılarının her türlü özlük işlerini yapmakla görevlidir.

Adli ve idari yargıda görevli savcılarla ile ilgili olarak;

1) Atama

2) Yetki verme,

3) Kadro dağıtma,

4) Müstemir yetkileri düzenleme,

5) Yıllık ve mazeret izinleri dışında her türlü izin verme,

6) Eğitim programlarına katılmaya ilişkin izin verme, işlemlerini yapmak.

7)Görevlerini; kanun ve diğer mevzuata uygun olarak yapıp yapmadıklarına ilişkin denetleme işlemlerini Teftiş Kuruluna yaptırmak.

8)Savcı hakkındaki ihbar ve şikâyetleri inceleyip gereğini yapmak.

9) Savcıların görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını Kurul müfettişleri veya müfettiş yetkilerini haiz kıdemli savcı eliyle araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri ile inceleme ve soruşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin işlemler için teklifte bulunmak.

10) Meslek öncesi staj yapılacak yerleri belirlemek

11) Genel Kurul tarafından verilen diğer işleri yapmak.

12) Savcılık mesleğine alım kararı vermek

Gerekçe: Her dairenin ilgili hakim ve savcının özlük işleri takip görev ve yetkisi adli yargı, idari yargı ve savcılık olarak belirlendiğinden bu şekilde bir görev dağılımı gerekliliği doğmuştur.

Madde. 10

6087 sayılı kanunun 15. Maddesinin 2.fıkrası bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Kurul müfettişleri, hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az beş yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile Kurul müfettişliği hizmetinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından muvafakatleri alınarak Genel Kurul tarafından atanır. Kurul müfettişleri, hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az 10 yıl görev yapmış ve görevi içerisinde 1. Bölgede en az iki yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile Kurul müfettişliği hizmetinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından muvafakatleri alınarak Genel Kurul tarafından atanır.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kuruluna bağlı olarak görev yapacak, hakim ve savcıların yaptığı işleri denetleyecek teftiş kurulunda görev alacak müfettişlerin teftişin doğasından kaynaklı olarak bizatihi denetleyeceği işi bilen, bilebilecek durumunda olan hakim ve savcılardan seçilmesi gerekliliği ve meslekteki kıdemi önem arz ettiğinden bu şekilde süre ve yer koşuluna bağlanmıştır.

Madde. 11

6087 sayılı Kanunun 18.maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Kurul üyelerinin üçü Yargıtay başkan ve üyelerinin, üçü Danıştay Başkan ve üyelerinin; üçü Yargıtay ve Danıştay Cumhuriyet Savcılarının; kendi aralarında ve gizli oyla yapacağı seçimle belirlenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, en az biri hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Eşgüdüm Kurulunun üniversite öğretim üyeleri arasından; üç üyeyi Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunun/Yönetim Kurulunun avukatlar arasından göstereceği üç katı kadar aday içinden, iki üyeyi Adli Yargı ilk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi hakimleri, iki üyeyi İdari Yargı İlk Derece Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi hakimleri ve savcıları arasından seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı bu seçimden önce, adaylar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan her siyasal partinin eşit sayıda temsil edileceği bir komisyon tarafından dinlenir. Bu komisyon, her bir adayın başvuru dosyasını inceleyerek hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimini üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla ve gizli oyla seçer.

Ancak öğretim üyeleri ile avukatlar arasından seçilen üyelerden, en az birinin öğretim üyesi ve en az birinin de avukat olması zorunludur.

Süresi biten üyeler bir kez daha seçilebilirler.

Kurul üyelerinin görev sürelerinin tamamlanmasından en geç iki ay önce; ilgisine göre Yargıtay, Danıştay, Yargıtay Başsavcılığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bu husus bildirilir.

Gerekçe: Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması ve Türk Milleti adına karar verme yetkisine sahip Hakim ve Savcıların teminatlı olabilmesi için onlarla ilgili her türlü karar alma yetki ve görevine sahip olan Adalet Yüksek Kurulunun bağımsız ve tarafsız bir kurul olarak yapılandırılması adalet hizmetinin verildiği her katmanda temsili öngörülmüştür.

Madde. 12

6087 sayılı kanunun 27.maddesi şu şekilde değiştirilmiştir

Kurul üyeliğinin ölüm, emeklilik, istifa ve benzeri nedenlerle boşalması hâlinde durum, ilgisine göre Yargıtay, Danıştay Başkanlığı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına veya Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına derhal bildirilir ve boşalmayı takip eden otuz gün içinde, yeni üye seçimi yapılır.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulu üyeliği seçimine ilişkin düzenlenen maddelerle uyumlu olması için bu değişikliğin yapılması gerekmiştir.

Madde. 13

6087 sayılı kanunun 28.maddesinde belirtilen yaş 67 olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşam süresinin uzaması ve meslekteki kıdemin adalet hizmetinin sunulmasında azami seviyede katkısının sağlanması için bu düzenleme yapılmıştır.

Madde. 14

6087 sayılı kanunun 36.maddesinde geçen salt çoğunluk ibaresi nitelikli çoğunluk olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Hakim ve Savcılarla ilgili her türlü kararı alan Adalet Yüksek Kurulu ilgili dairesinin mümkün olduğunca çoğunlukla karar alabilmesinin sağlanması için bu düzenleme yapılmıştır.

Madde. 15

6087 sayılı kanunun 33.maddesi şu şekilde değiştirilmiştir.

Genel Kurulun ilk defa aldığı kararlara karşı, Başkan veya ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunabilir; yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararlara karşı yargı yolu açıktır.

(2) Dairelerin kararlarına karşı, Başkan veya ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, kararı veren daireden yeniden inceleme talebinde bulunabilir.

(3) Dairelerin yeniden inceleme talebi üzerine verdiği kararlara karşı, Başkan veya ilgililer tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kurula itiraz edebilir. İtiraz üzerine verilen Kararlara karşı ilgisini göre Yargıtay veya Danıştaya ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargı yoluna başvurulabilir

(4) Disipline ilişkin kararlara karşı da şikâyetçilerin de yeniden inceleme ve itiraz hakları vardır.

(5) Genel Kurulun veya dairelerin, tüm kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabilir;

Meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davaları ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülür. Bu davalar, acele işlerden sayılır.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulunun vermiş olduğu tüm kararlar idari karar mahiyetinde olduğundan hak arama özgürlüğünün en yüksek halde korunması ve kollanması gerektiğinden Adalet Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolu açılmıştır.

2802 SAYILI HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİ

Madde 1.

2802 sayılı kanunda geçen Hakimler ve Savcılar Kurulu ibaresi Adalet Yüksek Kurulu olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe:

Anayasa ve Hakimler ve savcılar kanunu ile uyum sağlaması için değişiklik yapılması gerekmiştir.

Madde 2.

2802 sayılı kanunun 8. Maddesinin k bendi “Avukatlık mesleğinden adaylığa geçmek isteyenler için; yukarıdaki (ı) bendi hariç diğer şartları taşımakla birlikte, mesleklerinde fiilen en az 5 yıl çalışmış, giriş sınavının yapıldığı yılın ocak ayının birinci günü itibariyle kırk  beş yaşını doldurmamış ve kendi aralarında yapılacak olan yazılı yarışma sınavında ve mülâkatta başarılı olmak” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe:

Avukatlık mesleğinden geçiş yapmak isteyenlerde avukatlık mesleğinde geçecek sürenin azami fayda sağlaması için üç yıllık sürede edinilen mesleki tecrübenin yetersiz olduğu , bu sürenin en az beş yıl olması ve bu sürede kazanılacak tecrübenin hakimlik ve savcılık mesleğine katkı sağlayacağı öngörülmüştür.

Madde 3. 

2802 sayılı Kanun’un 8. maddesinin K bendinden sonra gelmek üzere “Hakim ve savcı adaylığına başvurmadan önce herhangi bir siyasi partinin il, ilçe ve merkez teşkilatında görev almamış olmak” ifadesi eklenmiştir.

Gerekçe: Hakimlik ve savcılık mesleğinin tarafsızlık içinde icra edilmesi, tarafsızlığın görüntü itibariyle de sağlanması gerektiğinden siyasi partilerin yönetim kadrosunda çalışmamış olanların her siyasal görüşe eşit mesafede durduklarına olan inancı kuvvetlendireceğinden bu değişikliğin yapılması gerekmiştir.

Madde 4.

2802 sayılı kanunun9.maddesi “Her yıl alınacak aday sayısı, avukatlık mesleğinden alınacaklarla birlikte Adalet Yüksek Kurulunun ve Türkiye Adalet Akademisinin görüşü alınmak suretiyle, kadro ve ihtiyaç durumuna göre Adalet Bakanlığınca tespit edilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe:

Hakim ve savcıların tüm sicil dosyalarının Adalet yüksek kurulunda tutulması nedeniyle ihtiyaçların belirlenmesinde görüş bildirmesi işin özelliğine uygun olacağında bu değişikliğin yapılması gerekmiştir.

Madde 5. 

2802 sayılı kanunun 9/A maddesi “Mülâkat Kurulu; Adalet Yüksek Kurulunun belirleyeceği YÖK’nın, Sosyoloji, Psikoloji bölümlerinde görevli akademisyenlerden birer kişi ile hukuk fakültelerinde hukuk felsefesi öğrenimi vermekle görevli bir akademisyen, Yargıtay’dan bir üye, Danıştay’dan bir üye, Anayasa mahkemesinden bir üye, Adalet Yüksek Kurulu Teftiş Kurulundan bir üye olmak üzere 7 kişiden oluşur.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adaletin dağıtılması için toplumun adalet beklentisi, kanunun oluşturulma süreci, yasa maddesine ihtiyacın neden kaynaklandığı, mahkeme kararının kişiler ve toplum üzerindeki etkisi sosyal ve psikolojik etkilerinin dikkate alınması ile hukukçudan beklenenin bilimsel konularda uzman olması olmayıp, bilimsel bilginin nasıl üretildiği, metodolojisi ve bir değer sistemi olan bilginin diğer değer sistemleri üzerindeki etkisinin diyalektik düşünme yöntem felsefi açıdan değerlendirilmesi, yargılamanın bir iletişim süreci olduğu, mesleki yetkinlik derecesinin takdir ve değerlendirilmesinin de Yargıtay, Danıştay üyelerinden birer kişi ile teftiş kurulu baş müfettişlerinden belirlenen bir kişinin katılımı ile oluşturulacak, siyasetin etkisinin olamayacağı bir mülakat kurulunun oluşturulmasının yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması için olması gereken olarak değerlendirilmiş ve değişiklik yapılması gerekmiştir.

Madde 6.

2802 sayılı kanunun 9/A maddesinin 10.fıkrası “Mülâkat sonucu en yüksek puan alandan başlamak üzere sıraya konularak mülâkat başarı listesi hazırlanır ve bu listenin altı Mülâkat Kurulu tarafından imzalanarak Adalet Yüksek Kuruluna teslim edilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Hakim ve Savcılık adaylığına kabul kararının Adalet Yüksek Kurulu tarafından verilmesi gerektiği kabul edilerek listenin de yeterliliklerin saptanması ve son karar merci olması nedeniyle Adalet Yüksek Kuruluna verilmesi gerektiği için bu değişiklik yapılmıştır.

Madde 7.

2802 sayılı kanunun 9/A maddesinin 7.fıkrasından sonra gelmek üzere “Mülakat görsel ve sözlü kayıt altına alınır .” fıkrası eklenmiştir.

Gerekçe: Hakimlik ve Savcılık mülakat sınavı sonuçlarına yapılacak itiraz ve dava sürecinde denetlenebilmesi için görsel ve sözlü kayıt altına alınma zorunluluğu bulunduğundan bu değişikliğin yapılması gerekmiştir.

Madde 8. 

2802 sayılı kanunun12 maddesi “Adayın;

a) Adaylığa atanma niteliklerinden herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması,

b) Adaylığa alındıktan sonra bu niteliklerden herhangi birini yitirmesi,

c) Adaylık süresi içindeki davranışlarında hakimlikle bağdaşmayacak tutumları, göreve devamsızlığı, bilgi ve iş yapma kabiliyeti bakımından yeterli olmadığının tespit edilmesi,

Hallerinde adaylığına Adalet Yüksek Kurulu tarafından son verilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Hakim ve Savcı adaylığına kabul kararının Adalet Yüksek Kurulu tarafından verilmesi gerektiğinden hakimlikle bağdaşmayacak tutumları, göreve devamsızlığı, bilgi ve iş yapma kabiliyeti bakımından yeterli olmadığının tespit edilmesi, hallerinde de adaylığına Adalet Yüksek Kurulu tarafından son verilme kararının verilmesi gerektiğinden bu değişikliğin yapılması gerekmiştir.

Madde 9.

2802 sayılı kanunun 47. maddesinin 3. fıkrasındaki “Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, hizmetin aksamaması için Adalet Bakanı, kadro durumu müsait bulunan bir yargı çevresindeki hakim veya savcıyı ihtiyaç duyulan başka bir yargı çevresinde görev yapmak üzere geçici olarak yetkili kılabilir.” düzenlemesindeki Adalet Bakanı ibaresi Adalet Yüksek Kurulu başkanı olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulunun hakim ve savcılarla ilgili karar veren kurul olması nedeniyle bu geçici yetkilendirme kararının da kurul başkanına verilmesinin, siyaseten yetkilendirmelerin önüne geçilmesinin sağlanması için bu değişiklik gerekmiştir.

Madde 10.

2802 sayılı kanunun 48. Maddesinin 3. Fıkrası “Hakim ve Savcılar, Adalet Yüksek Kurulunun izin vermesi koşuluyla adalet yüksekokulları ile hizmet öncesi, hizmet içi ve bir üst göreve hazırlama kurslarında meslek ile ilgili konularda ders ve konferans verebilirler.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulunun Hakim ve Savcılarla ilgili her türlü kararı vermekle yetkili olması, tüm özlük dosyasının burada tutulması nedeniyle yetkinliklerine göre bu şekilde eğitim, öğretim faaliyetlerine katılması kararını veren kurul olması gerektiğinden bu değişiklik yapılmıştır.

Madde 11.

2802 sayılı kanunun 49.maddesinin 1.fıkrası “Bilgi ve görgülerini artırmak, meslekleriyle ilgili staj ve araştırma yapmak, kurs, eğitim ve öğrenim görmek üzere seçilen ya da iç veya dış burstan yararlanan Hâkim ve Savcılar iki yılı; doktora yapmak üzere görevlendirilenler ise üç yılı aşmamak üzere Adalet Yüksek Kurulunca yurtdışına gönderilebilir. Bu süreler, gerekirse en çok bir katına kadar uzatılabilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Adalet Yüksek Kurulunun Hakim ve Savcılarla ilgili her türlü kararı vermekle yetkili olması, tüm özlük dosyasının burada tutulması nedeniyle yetkinliklerine ve mahkemelerin ihtiyaç durumunu bilebilecek durumda olması nedeniyle bu şekilde eğitim, öğretim faaliyetlerine katılması kararını veren kurul olması gerektiğinden bu değişiklik yapılmıştır.

Madde 12.

2802 sayılı kanunun 51. Maddesinin 1.fıkrası “Hakim ve Savcılar, Adalet Yüksek Kuruluna yazılı olarak başvurmak suretiyle mesleklerinden çekilme isteğinde bulunabilirler.” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Hakim ve Savcı adaylığına kabul, mesleğe kabul kararını veren Adalet Yüksek Kuruluna meslekten çekilme talebinin yapılması gerekliliği bulunduğundan bu değişiklik yapılmıştır.

Madde 13.

2802 sayılı kanunu 62. Maddesi “Hakim ve Savcılara; sıfat ve görevleri gereklerine uymayan hal ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca aşağıda yazılı disiplin cezalarından biri verilir:

a) Uyarma,

b) Kınama,

c) Kademe ilerlemesini durdurma,

ç) Derece yükselmesini durdurma,

d) Meslekten çıkarma

Gerekçe: Anayasanın 139.Maddesi “Hakimler ve savcılar azlolunamazlar, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” hükmü gereğince Hakimler ve Savcıların hiçbir şekilde özlük haklarından mahrum bırakılmayacağına dair hükmü bulunduğundan aylıktan kesme cezasının verilmesi Anayasanın hükmünü ihlal eder mahiyette olması nedeniyle kaldırılmıştır. Yer değiştirme cezası da Hakim ve Savcı ile birlikte ceza nedeniyle atandığı yeni görev yerinde hak arayan kişiler üzerinde olumsuz bir etki yapacağı, bir nevi cezanın yeni görev yerinde yaşayanlara verilmiş bir ceza olarak nitelendirilmesi sonucunu doğuracağından yer değiştirme cezası kaldırılmıştır.

Madde 14.

2802 sayılı kanunun 64. Maddesi Yürürlükten kaldırılmıştır.

Gerekçe: Aylıktan kesme cezası kaldırıldığından aylıktan kesme cezasının nasıl uygulanacağına dair belirlemeye ilişkin olması nedeniyle bu madde kaldırılmıştır.

Madde 15.

2802 sayılı kanunun 68.maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Gerekçe: Yer değiştirme cezası kaldırıldığından bu maddedeki düzenlemeye ihtiyaç kalmaması nedeniyle kaldırılmıştır.

Madde 16.

2802 sayılı kanunun 67 maddesi fıkrasından sonra gelmek üzere;

c) Kusurlu veya uygunsuz hareket ve ilişkileriyle mesleğin şeref ve nüfuzunu veya şahsi onur ve saygınlığını yitirmek,

d) Yaptıkları işler veya davranışlarıyla görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanısını uyandırmak,

e) Hatır ve gönüle bakarak veya kişisel duygulara kapılarak görev yaptığı kanısını uyandırmak,

f) Göreve dokunacak surette ve kendi kusurlarındın dolayı meslektaşlarıyla geçimsiz ve dirliksiz olmak,

g) Madde tayin ve deliller elde edilmemiş olsa bile, rüşvet aldığı veya irtikapta bulunduğu kanısını uyandırmak,

ğ) Doğrudan doğruya veya aracı eliyle hediye istemek ve görev sırasında olmasa dahi çıkar sağlamak amacı ile verilen hediyeyi kabul veya iş sahiplerinden borç istemek veya almak, hallerinde uygulanır.

Gerekçe: Yer değiştirme cezası kaldırıldığından derece ilerlemesinin durdurulması cezası verilmesini gerektiren eylem ve işlemler içerisine alınmıştır.

Madde 17.

“2802 sayılı kanunun 69. maddesinin 2 fıkrası ” 68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun üç defa derece ilerlemesinin durdurulması cezası veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüz seksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir. ” şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Yer değiştirme cezasının disiplin cezası olarak verilmesi düzenlemesi kaldırıldığından bu düzenleme yapma ihtiyacı doğmuştur.

Madde 18.

“2802 sayılı kanunun 68.maddesinin 3. fıkrası “Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir. “ şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Yer değiştirme cezasının disiplin cezası olarak verilmesi düzenlemesi kaldırıldığından bu düzenleme yapma ihtiyacı doğmuştur

Madde 19.

2802 sayılı kanunun 78. maddesinin 2. fıkrası”  meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylemler hariç olmak üzere, bu Kanuna göre disiplin soruşturmasını gerektiren eylemlerin işlenmesinden itibaren üç yıl geçmiş ise disiplin soruşturması açılamaz. Disiplin cezasını gerektiren eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez “ şeklinde değiştirilmiştir.

Gerekçe: Yer değiştirme cezasının disiplin cezası olarak verilmesi düzenlemesi kaldırıldığından bu düzenleme yapma ihtiyacı doğmuştur.

Madde 20.

2802 sayılı kanunun 73.maddesi 5.fıkrası itiraz üzerine verilen kararlara karşı yargı yolu açıktır. İlk derece mahkemesi sıfatıyla görmek üzere ilgilinin görevine göre Yargıtay veya Danıştay bu davalara bakmakla görevlidir.

Gerekçe: Hak aramanın önünde engel olan tamamen idari karar mahiyetinde olan Adalet Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargı yolu açılması gerektiğinden bu değişiklik yapılmıştır.

Madde 21.

2802 sayılı kanunun 78. Maddesinde geçen Adalet Bakanlığı ibaresi Adalet Yüksek Kurulu olarak değiştirilmiştir.

Gerekçe: Hakim ve savcılar hakkındaki özlük dosyalarının Adalet Yüksek Kurulunda tutulması ve her türlü kararın Adalet Yüksek Kurulu tarafından verilmesi nedeniyle Adalet Bakanlığı ibaresi Adalet Yüksek Kurulu olarak değiştirilmiştir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : YARGI
GENEL HÜKÜMLER
MAHKEMELERİN TARAFSIZLIĞI VE BAĞIMSIZLIĞI

Hâkimler, görevlerinde tarafsız ve bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ile idare, her türlü mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. Bu konudaki yaptırımlar kanunla ayrıntılı olarak düzenlenir.

HAKİMLİK MESLEĞİ VE HAKİMLİK TEMİNATI

Hâkimler, görevlerini, mahkemelerin bağımsızlığı ve mutlak hâkimlik teminatı esaslarına göre, yargısal etik kurallarına uygun olarak yerine getirirler.

Hâkimler, kanunda belirtilenlerden başka, resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.

Hâkimlerin nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

Hâkimler azlolunamaz, kendileri istemedikçe yetmiş iki yaşından önce emekliye ayrılamaz; coğrafi teminatlarından mahrum bırakılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.

Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.

SAVCILIK MESLEĞİ VE SAVCILIK TEMİNATI

Savcılar, görevlerini, mahkemelerin bağımsızlığı ve savcılık teminatı esaslarına göre, yargısal etik kurallarına uygun olarak yerine getirirler.

Savcılar, kanunda belirtilenlerden başka, resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.

Savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve savcılık teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

İl ve ilçelerde savcıya bağlı olarak görev yapan adli kolluğun kuruluşuna ve çalışma usullerine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.

Savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe yetmiş iki yaşından önce emekliye ayrılamaz; coğrafi teminatlarından mahrum bırakılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.

Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.

HAKİMLİK VE SAVCILIK MESLEKLERİ ARASINDA GEÇİŞ

Yargı örgütünün gereksinimleri ya da görevin gerekleri dolayısıyla bir hâkimin savcılığa ya da bir savcının hâkimliğe atanması ancak ilgilinin rızası ile olur.

SAVUNMA MESLEĞİ VE BAROLAR

Savunma bağımsızdır ve yargının kurucu öğelerindendir.

Avukatlık, kamu hizmeti niteliğinde bir serbest meslektir.

Barolar ve Türkiye Barolar Birliği, kamu kurumu niteliğinde bağımsız meslek kuruluşlarıdır. Avukatlık mesleğine kabul, mesleğe hazırlama, mesleğin yerine getirilme koşulları ve disiplin konularında barolar ve Türkiye Barolar Birliği yetkilidir.

Baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin bağımsızlığını zedeleyecek malî ve idarî denetim yapılamaz; bu kuruluşların kararları sadece yargı denetimine tabidir.

Baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin oluşumu ve çalışma usulleri, savunmanın bağımsızlığı esası gözetilerek kanunla düzenlenir. Kanun, Türkiye Barolar Birliğinin oluşumuna baroların temsil ettikleri üye sayısıyla orantılı biçimde katılmalarını teminat altına alır.

KARARLARIN GEREKÇELİ VE KAMUYA AÇIK OLMASI

Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Ancak çocukların menfaatlerinin korunmasının veya davaya katılanların özel hayatlarının gizliliğinin gerektirdiği durumlarda veya aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği hallerde, duruşmaların kısmen veya tamamen basına ve dinleyicilere kapatılması söz konusu olabilir. Bu tür bir istisnaî tedbir, davayı gören mahkemenin bunun kaçınılmaz olduğu sonucuna ulaşması şartıyla ve ölçülülük kuralına uygun olarak verilebilir.

Bütün mahkemelerin her türlü kararı gerekçeli olarak yazılır.

Mahkeme kararları kamuya açıktır. Kesinleşmiş bütün yargı kararları, üçüncü kişilere ilişkin bilgilerin korunması kaydıyla ilgili mahkemenin internet sitesinde yayımlanır.

YÜKSEK YARGI
ANAYASA MAHKEMESİ
ANAYASA MAHKEMESİNİN YAPISI

Anayasa Mahkemesi genel kurul ve iki daire halinde çalışmak üzere on sekiz üyeden oluşur.

Anayasa Mahkemesinin üyeleri şu şekilde seçilir:

(a) Cumhurbaşkanı, avukatlar ve üst kademe kamu görevlisi olarak çalışanlar arasından üye yapısındaki dengeyi gözeterek üç üye atar.

(b) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu beş üye seçer. Bu seçim, her boş kadro için gösterilecek üç aday arasından yapılır. Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu,  avukatlar arasından; Üniversitelerarası Genel Kurul, anayasa veya genel kamu hukuku alanlarında çalışan öğretim üyeleri arasından; il genel meclislerinin üyelerinden oluşan genişletilmiş meclis, avukatlar veya hukuk alanında çalışan öğretim üyeleri arasından üçer aday gösterir.

(c) Yargıtay Genel Kurulu, dört üyeyi; Danıştay Genel Kurulu, dört üyeyi; Sayıştay Genel Kurulu, bir üyeyi kendi başkan ve üyeleri arasından seçer. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, bir üyeyi; en az beş yıldan beri görev yapmış olan raportörler arasından seçer.

Bütün seçimler, söz konusu genel kurulların üye tam sayısının üçte ikisinin gizli oyuyla gerçekleştirilir. Üye seçim süreci, eski üyenin görev süresi dolmadan önceki 60 gün içinde yapılır. Üyelik kontenjanının herhangi bir nedenle boşalası halinde, boşalmadan itibaren 60 gün içinde yeni seçim tamamlanır. Yeni bir üye seçilene kadar eski üye görevine devam eder.

Seçimlerin eşitlik ve saydamlık ilkeleri ışığında yapılması için bir Ön Eleme Komisyonu kurulur.

Anayasa Mahkemesi üyeliği için öngörülen üyelik kontenjanlarına, üç seçim üst üste aynı cinsiyette kişi seçilemez.

Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usulleri kanunla; Mahkemenin çalışma tarzı ve üyeleri arasındaki işbölümü kendi yapacağı İçtüzükle düzenlenir.

ANAYASA MAHKEMESİ’NE ÜYELİK ŞARTLARI

Anayasa Mahkemesi’ne üye seçilmek için hukuk fakültesi mezunu olmak, 40 yaşını doldurmuş olmak ve Anayasa Mahkemesi üyesi olmanın gerektirdiği niteliklere sahip olmak gerekmektedir.

Avukat, öğretim üyesi, üst kademe kamu görevlisi ve yargıç kontenjanından seçilecek kişilerin, 15 yıllık mesleki tecrübeye sahip olması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi yedi yıldır. Yeniden seçilmek mümkün değildir. (Anayasa Mahkemesi üyelerinin üçte biri, üç yılda bir yenilenir.)

Üniversite öğretim üyeliği dışında başka bir iş Anayasa Mahkemesi üyeliği bağdaşmaz

Anayasa Mahkemesi üyeliği; bir üyenin yargıçlık mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymesi halinde kendiliğinden, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anlaşılması halinde ise Anayasa Mahkemesinin üye tam sayısının salt çoğunlunun kararı ile son bulur.

ANAYASA MAHKEMESİ ÖNÜNDE GÖRÜLEBİLECEK DAVALAR
ÖN DENETİM DAVASI

Cumhurbaşkanı, mecliste üyesi bulunan bütün siyasi partiler, uluslararası antlaşmaların ve bunların uygun bulunmasına ilişkin kanunların, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veren kanunların ve meclis üyelerinin özlük işlerine ilişkin kanunların Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla, kanunun kabul tarihinden itibaren 7 gün içinde Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, 10 gün içinde kararını verir.

İPTAL DAVASI

Anayasa değişikliklerin, kanunların, parlamento karlarının ve meclis içtüzüğü değişikliklerinin, kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açılabilir.

Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açmaya yetkili kişi ve organlar şunlardır:

  1. Cumhurbaşkanı,

  2. Toplam oy sayıları, son milletvekili genel seçimlerindeki geçerli oy sayısının en az yüzde beşini geçen siyasi partiler,

  3. Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsilcisi bulunan siyasi partiler veya bunların meclis grupları,

  4. TBMM üye tam sayısının en az yirmide biri kadar üyesi,

  5. Kendi varlık, görev ve yetkilerini ilgilendiren alanlarda Anayasada düzenlenen tüm organ, kurum ve kurullar ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve yerel yönetimler,

  6. Kamu baş denetçisi,

  7. Çevre ile ilgili konularda, Ekonomik, Sosyal Haklar ve Çevre Konseyi veya menfaatinin ihlal edildiği iddiasındaki kişiler.

İptal davası açma yetkisi, dava konusu düzenlemenin Resmi Gazetede yayımlanmasından sonra 90 gün sonra düşer.

İptal davası açıldığı derhal Meclise bildirilir. Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri on gün içinde cevap hakkını kullanabilir.

İTİRAZ DAVASI

Mahkeme veya yargısal faaliyet gösteren bir kurul, yükümlü oldukları uyuşmazlığın herhangi bir aşamasında uygulayacakları kanun veya kanun hükmünde kararname hükmünün Anayasaya aykırı olduğu kanısına varır ya da tarafların bu konuda ileri sürdükleri iddiayı ciddi bulursa, bu sorunun çözümü için Anayasa Mahkemesine başvurur.

Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelmesinden başlamak üzere altı ay içinde kararını verir ve açıklar. Uyuşmazlık çözümü, bu süre içinde geri bırakılır. Altı aylık sürenin sonunda hala bir karar verilmemişse, uyuşmazlığı çözmekle yükümlü mahkeme veya kurul, Anayasa’ya aykırılık iddiasını kendi kanısına göre çözer. Anayasa Mahkemesinin, somut uyuşmazlığa ilişkin karar kesinleşmeden önce karar vermesi halinde bu karara uyulması zorunludur.

ANAYASA ŞİKAYETİ DAVASI

Herkes Anayasa’daki temel hak ve özgürlüklerinden herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine anayasa şikâyetinde bulunma hakkına sahiptir. Bu fıkrada geçen kamu gücü kavramı, yasama, yürütme ve yargı erklerinin istisnasız bütün eylem, işlem ve ihmallerini kapsar.

Ağır bir temel hak ihlalin söz konusu olduğu hallerde, kamu baş denetçisi de doğrudan anayasa şikâyetinde bulunabilir.

Anayasa şikâyeti yapabilmesi için etkili ve olağan yargı yollarının tüketilmesi şarttır. Sonradan düzeltilemeyecek ağır sakıncaların ortaya çıkacağı hallerde ya da anayasa şikâyetinin önemli bir soruna ışık tutacak olması hallerinde; Anayasa Mahkemesi, diğer başvuru yollarının tüketilmesi koşulunu aramayabilir.

Anayasa şikâyeti davasının sonuçlarından etkilenecek gerçek ve tüzel kişiler davaya görüş sunabilirler. Anayasa Mahkemesi, davanın etkili bir şekilde sonuçlanması için tüm özel ve kamu kişilerinden görüş isteyebilir.

İHMAL YOLUYLA ANAYASA’YA AYKIRILIK

Anayasa Mahkemesi, cumhurbaşkanının istemi üzerine, yasama erkinin Anayasa hükümlerinin uygulanması için zorunlu yasal düzenlemeleri yapmadığını tespit edebilir. Yasama erkinin ihmalinden kaynaklanan anayasaya aykırılık parlamentolara yazıyla bildirilir.

ORGAN DAVASI

Bir anayasal organ, bir başka anayasal organın Anayasa’da düzenlenen kurallara uygun hareket etmediği iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın konuyla ilgili hükmünü yorumlayarak uyuşmazlığı çözüme bağlar. Bu konudaki ayrıntılar kanunla düzenlenir.

ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARLARI

Anayasa Mahkemesi, anayasa değişikliklerinin, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, parlamento kararlarının ve Meclis İçtüzüğünün Anayasa’ya uygunluğunu biçim ve esas yönünden denetler. İlan kararları yalnız biçim yönünden denetlenir.

Anayasa Mahkemesi, yaptığı inceleme sonucunda anayasaya aykırılık tespit ederse iptal veya yokluk kararı verir. Esas yönünden iptaline veya yokluğuna karar verilen bir norm, hiçbir değişiklik yapılmadan yeniden çıkartılamaz.

Anayasa Mahkemesi, hukuki güvenlik ilkesine uymak şartıyla, iptal kararının zaman bakımından etkisini bizzat belirler. Bu kapsamda, iptal kararının yürürlüğü en çok bir yıl ertelenebilir. İptal kararının yürürlüğünün ertelenmesi halinde, erteleme süresinin bitmesinden bir ay önce yasama organlarına yeniden çağrı yapılır.

Dava konusu normun Anayasaya uygun yorumlanma olanağı varsa bu yorum, kararın hüküm kısmında açıkça belirtilmek şartıyla başvurunun reddine karar verilebilir.

Anayasa Mahkemesi, talep üzerine veya kendiliğinden geçici tedbir kararı verebilir. Geçici tedbir kararı verilmesi durumunda bir ay içinde kararını verir ve yayımlar. Aksi takdirde, tedbir kararı kendiliğinden kalkar.

Anayasa şikâyeti davalarında, temel hak ve özgürlüklerden birinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılması durumunda, mağdurun ihlalden önceki duruma dönmesini sağlayacak ve kamuoyunun konuyla ilgili olarak hakikati öğrenme hakkına saygı gösterilecek şekilde karar verilir. Bu amaçla verilebilecek karar türleri sınırlı sayıda değildir. Ayrıntılar, kanunla düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi kararları, Resmi Gazetede en geç bir hafta içinde gerekçeli olarak yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organları, idare makamları ile bütün gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Anayasal gerekliliklerden dolayı olayla sınırlı ve yalnızca taraflar için bağlayıcı karar verilebilmesi mümkündür. İlke kararı niteliği taşımayan anayasa şikâyeti kararları, ara kararlar, kabul edilmezlik kararları ile geçici tedbir talebinin reddine ilişkin kararların Resmi Gazetede yayımlanmamasına karar verilebilir. Bu kararlar, resmi internet sitesinde yayımlanır.

Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu herhangi bir kararın Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası bir sözleşmeye aykırılığının tespit edilmesi, yargılamanın yenilenmesi nedenidir.

Burada ifade edilenler dışında, yeni karar türleri kanunla düzenlenebilir.

YÜCE DİVAN SIFATIYLA YARGILAMA YETKİSİ

Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı, Başbakan, Bakan, Anayasa Mahkemesi başkanı veya üyesi, Yargıtay Başkanı veya üyesi veya başsavcısı, Danıştay başkanı veya üyesi veya başsavcısı, Sayıştay Başkanı veya üyesi veya başsavcısı,  Hâkimler Yüksek Kurulu başkanı veya üyesi, Genel Kurmay Başkanı,  Kuvvet Komutanı sıfatlarından biri veya birden fazlasını taşımış veya taşımakta olan ve bu sıfatlardan birini taşırken göreviyle ilgili suç işlemiş kişiler, bu suçlarından dolayı Yargıtay önünde yargılanırlar.

Yargıtay, yürürlükteki ceza ve ceza usul hukuku hükümlerine dayanarak  gerçekleştireceği bu yargılamayı “Yüce Divan” sıfatıyla yapar. Yüce Divan sıfatıyla yapılacak yargılamada, Yargıtay Ceza Dairelerinin Başkanları görev alır. Bu yargılamada savcılık görevini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yerine getirir.

Suçun iştirak halinde işlenmesi halinde, diğer kişiler de Yüce Divan önünde yargılanırlar.

ANAYASA MAHKEMESİNİN DİĞER GÖREV VE YETKİLERİ

Anayasa Mahkemesi, siyasal partileri denetler, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına, TBMM üyeliğinin düşmesine karşı açılan davalara bakar.

Anayasa Mahkemesi, siyasi partilerin mali denetiminde Sayıştay’dan yardım alabilir.

Anayasa Mahkemesi’ne kanunla başkaca yetkiler tanınabilir.

YARGITAY

Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adlî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adlî yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından Adalet Yüksek Kurulunca seçilir.

Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcı Vekili, kendi üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla yedi yıl için seçilirler; süresi bitenler yeniden seçilemez.

Yargıtay’ın kuruluşu, işleyişi, Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin nitelikleri ve seçim usulleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

DANIŞTAY

Danıştay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında görüşünü bildirmek, tüzük tasarılarını ve kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini incelemek, idarî uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir.

Danıştay üyelerinin dörtte üçü, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları (ile bu meslekten sayılanlar) arasından Adalet Yüksek Kurulu; dörtte biri, nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilir.

Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanları, kendi üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla dört yıl için seçilirler. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Danıştayın, kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ile üyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idarî yargının özelliği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir. Ulusal ve uluslararası çevre mevzuatının uygulanacağı davalara bakmak üzere özel bir daire kurulur.

ADALET YÜKSEK KURULU
KURULUŞ

Adalet Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

Adalet Yüksek Kurulu on beş oluşur; Genel Kurul ile biri adlî yargı hâkimlerinin, biri adlî yargı savcılarının, biri idarî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu üç daire halinde çalışır.

Kurul üyelerinin üçü Yargıtay, üçü Danıştay Başkan ve üyelerinin; üçü Yargıtay Cumhuriyet Savcılarının; kendi aralarında ve gizli oyla yapacağı seçimle belirlenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, en az biri hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Eşgüdüm Kurulunun üniversite öğretim üyeleri arasından; üç üyeyi Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulunun/Yönetim Kurulunun avukatlar arasından göstereceği üç katı kadar aday içinden seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı bu seçimden önce, adaylar, Mecliste grubu bulunan her siyasal partinin eşit sayıda temsil edileceği bir komisyon tarafından dinlenir. Bu komisyon, her bir adayın başvuru dosyasını inceleyerek hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunar. Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimini üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla ve gizli oyla yapar.

Adalet Yüksek Kurulu üyelerinin görev süresi altı yıldır. Süresi biten üye yeniden seçilemez. Kurul üyeleri, görevlerinin devamı süresince kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar veya Kurul tarafından başka bir göreve atanamaz ve seçilemezler.

Adalet Yüksek Kurulunun, adlî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu dairesinde, Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece adliye mahkemelerinden seçilen yedi hâkim üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi; adlî yargı savcılarının özlük işlerinden sorumlu dairesinde Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece adliye mahkemelerinden seçilen yedi savcı üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi; idarî yargı hâkimlerinin özlük işlerinden sorumlu dairesinde, Danıştay, bölge idare mahkemeleri ve ilk derece idare mahkemelerinden seçilen yedi hâkim üye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen bir avukat ve bir öğretim üyesi görev yapar.

Adalet Yüksek Kurulu içindeki her bir dairenin üyeleri, gizli oyla ve salt çoğunlukla daire başkanlarını seçerler. Daire başkanlarının katılımıyla Adalet Yüksek Kurulunun genel yönetiminden sorumlu bir Başkanlık Kurulu oluşturulur. Başkanlık Kurulu üyesi daire başkanlarından her biri, Adalet Yüksek Kurulunu temsil etmek üzere iki yıl için başkanlık görevini üstlenirler.

Adalet Yüksek Kurulunun kendisine bağlı bir Genel Sekreterliği ve Teftiş Kurulu bulunur. Genel Sekreter ile Teftiş Kurulu Başkanı ve Teftiş Kurulunda görev yapacak hâkim müfettişler Genel Kurulun teklifi üzerine Başkanlık Kurulu tarafından atanır.

Adalet Bakanı, Kurulun daveti ya da kendi istemi üzerine, gerekli gördüğü açıklamaları yapmak ya da bilgileri paylaşmak amacıyla Adalet Yüksek Kurulu toplantılarına katılabilir.

Adalet Yüksek Kurulunun kuruluşu, dairelerin ve Genel Kurulun görev ve yetkileri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usulleri ile Genel Sekreterlik ve Teftiş Kurulunun oluşum biçimi ve görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

GÖREV VE YETKİLERİ

Adalet Yüksek Kurulu, yargının yönetim ve denetimi ile adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarının özlük işlerinden sorumludur.

Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; meslek öncesi ve meslek içi eğitim işlerini planlar ve yürütür; yargıya ait bütçe taslağını hazırlar ve bütçenin uygulanmasını gözetir; mahkemelerin çalışmalarını denetler ve değerlendirir; yargıyla ilgili kanun taslakları hazırlar ve hazırlanan taslaklar hakkında görüş bildirir; kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren konularda Anayasa Mahkemesinde iptal davası açabilir; Anayasa ve kanunlarla kendisine verilen diğer görevleri yerine getirir.

ÇALIŞMA USULLERİ

Adalet Yüksek Kurulunun çalışmalarında ve kararlarında açıklık esastır. Kurulun toplantı gündemi, tutanakları ve kararları internet sayfasında yayımlanır.

Adalet Yüksek Kurulu, her yıl, kendi çalışmaları, yargının durumu, gereksinimleri ve Kurulun bu konudaki görüş ve önerilerine ilişkin olarak hazırlayacağı raporu kamuya sunar.

Kurulun bütün kararlarına karşı yargı yolu açıktır.

Leuven Bildirgesi

0

Leuven Bildirgesi, Bologna Sürecini değerlendirmek üzere, Belçika’nın Louvain-la-Neuve kentinde, 28-29 Nisan 2009 tarihlerinde toplanan, Avrupa Yükseköğretimden Sorumlu Bakanlar Konferansındaki “Yeni On Yılda Avrupa Yükseköğretim Alanı” başlıklı toplantıda kabul edilmiştir.

Leuven Bildirgesi- Avrupa Yükseköğretimden Sorumlu Bakanlar Konferansı Bildirgesi​

46 Bologna Süreci üye ülkeleri yükseköğretimden sorumlu Bakanları olarak, Bologna Sürecinde günümüze kadarki gelişmeleri değerlendirmek ve önümüzdeki on yıl için Avrupa Yükseköğretim Alanı için öncelikleri belirlemek üzere 28-29 Nisan 2009 tarihlerinde Leuven’de bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Giriş

1. 2020’ye kadarki on yılda Avrupa yükseköğretimi, yaratıcı ve yenilikçi, bilgiye dayalı Avrupa hedefinin gerçekleştirilmesinde büyük katkılar sağlayacaktır. Yaşlanan Avrupa nüfusu bu amaca, vatandaşlarının beceri ve kabiliyetlerini en üst seviyeye çıkararak, hayat boyu öğrenimi uygulayarak ve yükseköğretime girişi genişleterek ulaşabilecektir.

2. Avrupa yükseköğretimi aynı zamanda küreselleşme, yüksek hızda gerçekleşen teknolojik gelişmeler ve yeni öğrenci ve öğrenme yollarının ortaya çıkmasıyla da karşı karşıyadır. Öğrenci merkezli eğitim ve hareketlilik öğrencilerin bu değişen iş piyasasında bilgi ve becerilerini geliştirmelerini ve aktif ve sorumluluk sahibi vatandaşlar olmalarını sağlayacaktır.

3. Bu günlerde toplumlarımız küresel ekonomik krizin etkileriyle yüz yüzedir. Sürdürülebilir ekonomik iyileşme ve gelişmeyi sağlamak için dinamik ve her düzeyde eğitim ve araştırma arasındaki bütünleşme temelinde yenilikler getirmek için çalışacaktır. Toplumlarımızda kültürel ve sosyal gelişmeleri desteklemek ve yüz yüze kaldığımız sorunları başarı ile atlatmak istiyorsak, bunları gerçekleştirmede yükseköğretimin kilit bir rol oynadığını kabul etmeliyiz. Bu nedenle, yükseköğretimde kamu yatırımının çok önemli olduğunu düşünmekteyiz.

4. Yükseköğretimin bir kamu sorumluluğu olduğu ve tüm yükseköğretim kurumlarının misyonları ve çeşitlilikleriyle toplumun ihtiyaçlarına cevap vermeye hazır olduğu Avrupa Yükseköğretim Alanı amaçları yönündeki sorumluluklarımızı taahhüt etmekteyiz. Buradaki amaç, tüm yükseköğretim kurumlarının öğrencilerini demokratik toplumun aktif katılımcıları olarak hazırlamak, öğrencilerin ileriki kariyerlerini şekillendirebilmelerine ve kişisel gelişimlerini tamamlamalarına yardımcı olmaya yönelik üst seviye bilgiye dayalı araştırma ve icatlar geliştirecek kurumlar olmalarını temin etmektir. Yükseköğretim alanındaki halihazırda devam eden reformlar, yüksek Avrupa değerleri olan kurumsal özerklik, akademik özgürlük, sosyal eşitlik gözetilerek devam edecek ve öğrenci ve öğretim elemanlarının tam katılımı istenecektir.

I. Kazançlar

5. Geçen on yılda Avrupa entelektüel bilimsel ve kültürel mirası temelinde ve hükümetler, yükseköğretim kurumları, öğrenciler, öğretim elemanları, işverenler ve diğer paydaşlar arası sürekli işbirliğini gözeten Avrupa Yükseköğretim Alanı oluşturduk. Avrupa kurum ve organizasyonlarının bu sürece vermiş oldukları destek de yadsınamaz büyüklüktedir.

6. Bologna Süreci yükseköğretim sistemleri arasında bir uyum ve karşılaştırılabilirlik getirmekte, öğrencilerin daha hareketli olmasını ve diğer ülkelerden öğrenci ve akademisyenlerin yükseköğretim kurumlarına akışını da kolaylaştırmaktadır. Yükseköğretim, ulusal sistemde ara derecelerin birinci derece ile ilişkilendirilmesini de içeren üç aşamalı sistemin uygulanması, kalite güvencesinde Avrupa Standart ve İlkelerinin uygulanması ile modernleştirilmiştir. Bunların yanında, kalite güvencesi için Avrupa Kayıt Ajansı’nın (EQAR) kurulduğunu ve Avrupa Yeterlikler Çerçevesi ile uyumlu olarak öğrenme çıktıları ve iş yükü esasına dayalı ulusal yeterlikler çerçevesinin oluşturulduğunu görmekteyiz. Ayrıca, Bologna Süreci, Diploma Eki ve Avrupa Kredi Transfer Sisteminin uygulamalarını yükseköğretimde şeffaflık ve tanımayı artırmayı özendirmiştir.

7. Bologna Deklarasyonu ile belirlenen hedefler ve geliştirilmiş olan politikalar günümüzde halen geçerliliğini korumaktadır. Tüm hedeflere ulaşılamadığından, bu hedeflerde Avrupa, ulusal ve kurumsal temelde tam uygulamanın başlatılabilmesi, 2010’dan sonra da artan bir ivme ile çalışmalara devam edilmesini gerektirmektedir.

II. Gelecek için öğrenmek: önümüzdeki on yıl için yükseköğretim öncelikleri

8. Yükseköğretimin her alanında mükemmeliyet için mücadelede yeni dönem sorunlarının giderilmesi, kalite konusuna sürekli odaklanmayı gerektirmektedir. Bunun yanısıra, yükseköğretim sistemlerimizin çeşitliliğinin muhafaza edilmesi ile kamu politikaları, yükseköğretim kurumlarının öğretim ve araştırmadan, sosyal uyum ve kültürel gelişim alanında sorumluluklarına ve kamu yararına yaptıkları hizmetlere kadar değişen görevlerinin değerini tam anlamıyla tanıyacaktır. Tüm öğrenciler ve yükseköğretim kurumları personeli, hızla değişen toplumun ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde bilgi donanımına sahip olmalıdır.

Sosyal Boyut: Eşit Erişim

9. Yükseköğretimdeki öğrenci kitlesi Avrupa nüfusunun çeşitliliğini yansıtmalıdır. Dolayısıyla, yükseköğretimin sosyal niteliğinin önemini vurguluyor ve kaliteli eğitime erişimde fırsat eşitliğinin sağlanmasını hedefliyoruz. Temsil edilmeyen gruplara ait öğrencilerin imkanlarının teşvik edilmesi ve eğitimlerini tamamlamaları için elverişli koşulların sağlanması yolu ile yükseköğretime erişim genişletilmelidir. Bu da, öğrenme çevrelerinin iyileştirilmesi, eğitimin önündeki tüm engellerin kaldırılması ve öğrencilerin her seviyede eğitim imkanlarından faydalanabilmesi için uygun ekonomik koşulların sağlanması ile mümkün olacaktır. Her katılımcı ülke, yükseköğretime katılımın genişletilmesi ve temsil edilmeyen gruplara ait öğrencilerin yükseköğretime katılımlarının arttırılması için önümüzdeki on yılın sonunda gerçekleşecek ölçülebilir hedefler belirleyeceklerdir. Yükseköğretimde eşitliğin sağlanması için harcanan çabalar, eğitim sisteminin diğer alanlarında gerçekleştirilecek eylemler ile de desteklenmelidir.

Yaşam Boyu Öğrenme

10. Katılımın genişletilmesi eğitim sistemlerimizin tamamlayıcı bir parçası olan Yaşam Boyu Öğrenme yolu ile de gerçekleştirilmelidir. Yaşam Boyu Öğrenme kamu sorumluluğunun bir parçasıdır. Erişilebilirlik, kalite güvencesi ve bilginin şeffaflığı sağlanmalıdır. Hayat Boyu Öğrenim, niteliklerin edinilmesini, bilgi birikiminin arttırılmasını, kişisel gelişimin sağlanması için yeni beceri ve yetkinliklerin kazanılmasını içermektedir. Yaşam Boyu Öğrenme, yarı zamanlı eğitim ve meslekte edinilen bilgileri içeren esnek eğitim yolları ile edinilen yeterlilikler anlamına gelmektedir.

11. Yaşam Boyu Öğrenme politikalarının uygulaması, kamu otoriteleri, yükseköğretim kurumları, öğrenciler, iş verenler ve çalışanlar arasında güçlü bir ortaklık gerektirmektedir. Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA) tarafından geliştirilen Yaşam Boyu Öğrenmede Avrupa Üniversiteleri Sözleşmesi (European Universities’ Charter on Lifelong Learning) bu tür ortaklıkların temininde faydalı veriler içermektedir. Yaşam Boyu Öğrenme alanında getirilecek olan başarılı politikalar, bilgi, beceri ve yetkinliklerin, örgün (formal), yaygın (non-formal) ve sargın eğitim (informal) yollarından hangisiyle kazanılmış olduğuna bakılmaksızın, önceki eğitimin (prior learning) öğrenim çıktıları temelinde tanınması için temel ilke ve yöntemleri içerecektir. Yaşam Boyu Öğrenme, uygun örgütsel yapılar ve finansal kaynakla desteklenecektir. Ulusal politikalarla desteklenen Yaşam Boyu Öğrenme, yükseköğretim kurumlarının çalışmalarını bilgilendirilmelidir.

12. Yaşam Boyu Öğrenmenin uygulanması doğrultusunda, ulusal yeterlikler çerçevesinin geliştirilmesi önemli bir adımdır. Ulusal çerçevelerin, Avrupa Yükseköğretim Alanı için Yeterlikler Çerçevesi ile uyumluluğunun belgelendirilmesi (self-certification) sürecinin 2012 yılına kadar tamamlanmasını amaçlıyoruz. Bu da, Avrupa Yükseköğretim Alanı ile Yaşam Boyu Öğrenme için Avrupa Yeterlikler Çerçevesi’nin devamlı bir koordinasyonunu gerektirmektedir. Ulusal alanda, birinci dereceye dahil olan ara derecelerin tanınması da yükseköğretime erişimi arttıracak bir araç olabilir.

İstihdam Edilebilirlik

13. İş piyasası giderek yüksek beceri düzeyi ve yeterliklere sahip elemanlara ihtiyaç duymaktadır. Bu sebeple yükseköğretim, öğrencileri, mesleki hayatları boyunca ihtiyaç duyacakları ileri düzeyde bilgi, beceri ve yetkinliklerle donatmalıdır. İstihdam edilebilirlik, bireye değişen iş piyasasındaki fırsatları tümüyle yakalama gücü verir. Bizler, kazanılan ilk yeterlikleri arttırmanın yanı sıra, hükümetlerin, yükseköğretim kurumlarının, sosyal ortakların ve öğrencilerin birbirleriyle yakın işbirliği içerisinde, vasıflı işgücünü korumayı ve yenilemeyi de hedefliyoruz. Böylelikle kurumlar iş piyasasının ihtiyaçlarına daha fazla cevap verebilir durumda olacak, işverenler de eğitime dayalı bakış açısını anlayabileceklerdir. Yükseköğretim kurumları, hükümetler, hükümet ajansları ve işverenlerle birlikte, öğrencilerin ve mezunların kariyerleri ile ilgili rehberlik hizmetlerinin sağlanmasını geliştirmelidirler.

Öğrenci-merkezli Öğrenme ve Yükseköğretim Kurumunun Öğretme Görevi

14. Yükseköğretim kurumlarının öğretimle ilgili misyonlarının ve öğrenim çıktılarının gelişimine yönelik olarak düzenlenen müfredat değişiminin gerekliliğinin önemini yeniden vurguluyoruz. Öğrenci merkezli öğrenme, bireysel öğrenmenin güçlendirilmesini, öğrenme ve öğretme ile ilgili yeni yaklaşımları, etkili destek ve rehberlik yapılarıyla ve her üç düzeyde öğrenene daha net odaklanan bir müfredatı gerektirmektedir. Böylelikle müfredat reformu, yüksek kalite, esneklik ve daha fazla bireyselliğe uyarlanmış bir süreç olacaktır. Akademisyenler, öğrenciler ve işveren temsilcileriyle yakın işbirliği içinde giderek artan sayıdaki konu alanları için uluslararası referans noktaları ve öğrenme çıktıları geliştirmeye devam edeceklerdir. Yükseköğretim kurumlarından tüm seviyelerdeki programlarında öğretim kalitesinin artırılmasına büyük önem vermelerini talep ediyoruz. Bu husus kalite güvencesi için Avrupa Standart ve İlkelerinin daha ileri uygulamalarında bir öncelik oluşturmalıdır.

Eğitim, Araştırma ve Yenilik

15. Yükseköğretim, toplumda yeniliğin ve yaratıcılığın gelişebilmesi için, her düzeyde sanatsal araştırma ve gelişim temelli olmalıdır. Uygulamalı bilimler temelli olan eğitim programları da dahil olmak üzere potansiyel yükseköğretim programlarını, yenilik geliştirmeleri açısından tanımaktayız. Sonuç olarak, araştırma yetkinliğine sahip kişilerin sayısı artmalıdır. Doktora programları, yüksek kalitede disipliner araştırma ve bunu tamamlayıcı şekilde de disiplinler ve sektörler arası programlar sağlamalıdır. Ayrıca, kamusal otoriteler ve yükseköğretim kurumları başlangıç aşamasındaki araştırmacıların kariyer gelişimlerini daha cazip hale getirmelidir.

Uluslararası Açıklık

16. Avrupa yükseköğretim kurumlarına, faaliyetlerini daha fazla uluslararası hale getirme ve sürdürülebilir kalkınma için küresel işbirliğine dahil olmalarına yönelik çağrıda bulunuyoruz. Avrupa yükseköğretim alanının cazibesi ve açıklığı, ortak Avrupa eylemleriyle vurgulanacaktır. Küresel düzeyde rekabet, çeşitli paydaşların katılacağı Bologna Politika Forumları ve dünyanın farklı bölgeleriyle işbirliği temelli ortaklıklarla ve geliştirilmiş politika diyaloglarıyla tamamlanacaktır.

17. Ulus aşırı eğitim, kalite güvencesi için Avrupa İlke ve Standartlarına uygun olarak yürütülmelidir ve böyle programlar aynı zamanda UNESCO/OECD’nin “Yükseköğretimde Sınır Ötesi Eğitimde Kalite Rehberi” ile de uyumlu olmalıdır.

Hareketlilik

18. Öğrencilerin, başlangıç aşamasındaki araştırmacıların ve personelin hareketliliğinin, programların kalitesini ve araştırmada mükemmelliği arttıracağına inanıyoruz. Böylelikle Avrupa yükseköğretim alanı akademik ve kültürel anlamda daha uluslararası bir düzeye ulaşacaktır. Hareketlilik, kişisel gelişim ve istihdam edilebilirlik için önemlidir. Çeşitliliğe saygıyı duyma ve diğer kültürlerle iletişim kurma kapasitesinin gelişmesine yardım eder. Dilsel çoğulculuğu teşvik eder, böylece Avrupa yükseköğretim alanının çok dilli geleneğini destekler ve yüksek öğretim kurumları arasında işbirliği ve rekabeti arttırır. Her ülkeye hareketliliği arttırma, hareketliliğin yüksek kalitesini koruma ve şekil ve alanlarını çeşitlendirme çağrısı yapmaktayız. 2020’de, Avrupa yükseköğretim alanına dahil olan ülkelerdeki mezunların en az %20’si yurtdışında bir süre eğitim veya staj amaçlı bulunmuş olmalıdır.

19. Her üç derece içinde (lisans, yüksek lisans, doktora) hareketlilik fırsatları derece programlarının yapısında yer almalıdır. Ortak dereceler ve programların yanında hareketlilik pencereleri de daha fazla uygulanmalıdır. Ayrıca, hareketlilik politikaları hareketliliğin finansmanı, tanınma, mevcut altyapı, vize ve çalışma izinleri gibi bir dizi uygulamaya yönelik eylemlerle uyum içerisinde olmalıdır. Bunun için gerekli olan şeyler; esnek çalışma yolları, aktif bilgi politikaları, öğrenim kazanımlarının tam olarak tanınması ve öğrenim desteği ve kazanılan burs ve kredilerin taşınabilirliğinin sağlanmasıdır. Hareketlilik aynı zamanda Avrupa yüksek öğretim alanında dengeli bir öğrenci akışını sağlamalıdır. Çeşitli öğrenci gruplarından daha fazla katılımı hedefliyoruz.

20. Yükseköğretim kurumlarına yüksek kaliteli öğretmen ve araştırmacıları daha fazla çekebilmek için çekici çalışma koşulları, kariyer yolları ve bunlara ek olarak açık uluslararası işe alımlar gereklidir. Öğretmenlerin kilit rol oynadıkları göz önüne alındığında, öğretmenlerin, ilk aşama araştırmacılarının ve diğer personelin hareketliliğini kolaylaştıracak kariyer yapıları düzenlenmelidir. Çerçeve koşullar, mevcut yasal çerçevelerin en iyi şekilde kullanımını sağlayarak, sosyal güvenlik sistemine girebilecek ve hareketli personel için emeklilik ve ek emeklilik haklarının kullanımını kolaylaştıracak şekilde oluşturulacaktır.

Veri Toplama

21. Geliştirilmiş ve zenginleştirilmiş bir veri koleksiyonu, sosyal boyut, istihdam, hareketlilik ve bunlara ek olarak diğer politika alanlarının gündemlerindeki hedeflere ulaşmadaki ilerlemeyi izlemeye yardımcı olacağı gibi, durum değerlendirmesi ve kıyaslaması için de bir temel olarak kullanılabilecektir.

Çok Boyutlu Şeffaflık Araçları

22. Avrupa Yükseköğretim Alanındaki yükseköğretim kurumlarının çeşitliliğinin daha şeffaf olması için bu yükseköğretim kurumları hakkında daha detaylı bilgi sağlanması adına mekanizmalar geliştirilmesine yönelik çeşitli girişimler mevcuttur. Göreceli güçlerini tanımlama ve karşılaştırma konularında yükseköğretim sistemlerine ve kurumlarına yardım edenlerini de kapsayan bu tür mekanizmaların, kilit paydaşlar ile yakın işbirliği içerisinde geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu şeffaflık araçları Bologna Süreci ilkelerinden ve öncelik alanlarımız olan kalite güvencesi ve tanıma ilkeleri ile yakından ilişkili olmalı ve yükseköğretim kurumları ve programlarının çeşitlilik gösteren profilini yansıtması açısından karşılaştırılabilir bilgi ve uygun göstergeler temeline dayanmalıdır.

Finansman

23. Yükseköğretim kurumları, sosyal ihtiyaçlara cevap verebilme ve hesap verebilir olma ile ilgili artan beklentilerle birlikte daha fazla özerklik kazanmışlardır. Kamusal sorumluluk çerçevesinde, özerk yükseköğretim kurumlarının sürdürülebilir gelişimi ve eşit erişimin garantilenmesi için devlet kaynaklı finansmanın ana öncelik olmayı sürdürdüğünü teyit ediyoruz. Yeni ve çeşitli finansman kaynakları ve yöntemleri bulmak için daha fazla dikkat sarf edilmelidir.

III. Örgütsel Yapı ve İzleme

24. Hükümetler, temsilci yapılarıyla akademik topluluklar ve diğer paydaşlar arasında şekillenmiş olan Bologna Süreci’nin mevcut örgütsel işbirliği, amacına uygun olarak kabul edilmektedir. Bologna Süreci gelecekte AB dönem başkanı ve bir de AB üyesi olmayan bir ülke tarafından eş-başkanlık yöntemiyle yürütülecektir.

25. Diğer politika alanlarıyla da etkileşimde olmak için BFUG araştırma, göç, sosyal politika ve istihdam gibi diğer alanlardan da uzmanlarla ve karar alıcılarla da irtibat kuracaktır.

26. Bu belgede belirtilen önceliklerimize ve Bakanlar Konferansı’na sunulan raporlardaki tavsiyelere ulaşabilmek için BFUG’un 2012’ye kadar, Bologna Sürecinin bağımsız değerlendirmesinin çıktılarının ileriki dönemlerde entegrasyonuna/ bütünleşmesine izin veren bir çalışma planı oluşturacağına inanmaktayız.

BFUG’dan özel olarak talep edilen hususlar:

· hareketlilik ve sosyal boyut alanında ölçme ve izleme için belirleyicilerin (indicator) veri toplama ile bağlantılı şekilde tanımlanması;

· Avrupa Yükseköğretim Alanı içerisinde ne kadar dengeli bir hareketliliğin sağlanabileceğinin göz önüne alınması;

· Şeffaflık mekanizmalarındaki gelişmelerin izlenmesi ve 2012 Bakanlar Konferansı’nda rapor edilmesi;

· Bologna Süreci’nin Avrupa Yükseköğretim Alanı dışında daha iyi anlaşılması ve teşvik edilmesi için, mevcut yapıları en iyi şekilde kullanarak, bir ağ oluşturulması;

· Tanıma alanındaki ulusal eylem planlarının analiz edilmesine dair tavsiyelerin izlenmesi.

27. Bologna Süreci uygulamalarının raporlama süreci koordineli bir şekilde gerçekleştirilecektir.

· Durum değerlendirmesi, (Stocktaking) kanıta dayalı metodolojiyi daha da sadeleştirecektir.

· Eurostat, Eurostudent ile beraber ve Eurydice ile işbirliği içerisinde ilgili veri toplama konusuna katkıda bulunacaktır.

· Raporlama çalışmaları BFUG tarafından yürütülecek/denetlenecek ve 2012 Bakanlar Konferansı için yukarıda belirtilen kaynakları da içerecek bir rapor hazırlayacaktır.

28. E4 grubunun (ENQA, EUA, EURASHE, ESU) genel olarak kalite güvencesi ve özel olarak da Avrupa Kalite Güvencesi Kayıt Ajansı’nın (EQAR) tüm paydaşların görüşlerini de dikkate alacak şekilde dış değerlendirme yapmalarını sağlamaya yönelik işbirliklerini devam ettirmelerini bekliyoruz.

29. Bologna yıl dönümü vesilesi ile 11-12 Mart 2010 tarihinde Avusturya ve Macaristan’ın ortaklaşa olarak düzenleyecekleri toplantıda buluşacağız. Bir sonraki Bakanlar Konferansı Romanya tarafından Bükreş’te Nisan 2012’de düzenlenecektir. Takip eden konferanslar 1015, 2018 ve 2020 yıllarında gerçekleştirilecektir.

Leuven Bildirgesi’nin orijinal metnine ulaşmak ve konferansla ilgili ayrıntılı bilgi edinmek için bkz:
 http://www.ond.vlaanderen.be/hogeronderwijs/Bologna/conference/index.htm

Tutuklanacaklar Listesi

0

Tutuklanacaklar Listesi, Avukat-Yazar Yiğit Okur tarafından yazılmış, 2007 yılı Ekim ayında Can Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur.

Kitabın Tanıtım Yazısı

“Yaşadıklarımın üstünden o kadar zaman geçti ki, yazdıklarımın ne kadarı gerçek, ne kadarı düşsel, bilemez oldum. Gerçeklerden düşler yaptım; düşlerimi gerçek sanmaya başladım.’ Beş uzun ve bir kısa öyküden oluşan bu yapıtındaki üslup da, bundan önceki roman ve öykülerindeki gibi, koşan, koşuşturan, kısa cümleler örgüsü, yüksek tempolu diyaloglar, denizlerin gel-gitleri gibi coşup kıyıya vuran, çekilip yatışan duygular yumağı, erotik dokunuşlarla, geriye doğru anlatımlarla güldüren, gülümseten, gizli bir hüzün taşıyan, mizah yüklü yalın bir anlatım.

Altı romanından Deniz Taşları’yla 2006 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü ve O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları adlı 2003 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü alan Yiğit Okur’un Tutuklanacaklar Listesi, ikinci öykü kitabı.

Yiğit Okur’un önsöz niteliğinde kaleme aldığı satırlar şöyle:

“Yaşadıklarımın üstünden o kadar zaman geçti ki, yazdıklarımın ne kadarı gerçek, ne kadarı düşsel, bilemez oldum. Gerçeklerden düşler yaptım; düşlerimi gerçek sanmaya başladım.” Beş uzun ve bir kısa öyküden oluşan bu yapıtındaki üslup da, bundan önceki roman ve öykülerindeki gibi, koşan, koşuşturan, kısa cümleler örgüsü, yüksek tempolu diyaloglar, denizlerin gel-gitleri gibi coşup kıyıya vuran, çekilip yatışan duygular yumağı, erotik dokunuşlarla, geriye doğru anlatımlarla güldüren, gülümseten, gizli bir hüzün taşıyan, mizah yüklü yalın bir anlatım.

“Cenevre’de geçen sekiz yılımın sonuna gelmiştim. Öğrenimden çok, bir gençlik serüveniydi. Akıp gitmişti sekiz yıl. Üç diploma, bir ödül… Bitmiyordu ki… Daha dönüş vardı. Dönüş. Vatan. Tekrar sınavlar. Denklikler. Sonra askerlik, staj, ruhsat. Sonra küheylanların birbirine çifte atıp kişnediği at pazarında, sıpalık… Bir oda, bir masa, bir kasa… Babamdan kalma. Tırmanırken mesleğin insaf tanımaz yokuşlarını, birkaç yıl da öyle geçti. Bir gün çat kapı, postacı. Elinde bir kartpostal. Uzattı. Baktım. Monica’nın el yazısı. Yüreğim hop etti. “Birkaç gün sonra İstanbul’dayım.” Yüreğim bir daha hop etti. ‘Birkaç gün sonra?.’

Önce saate baktım. Üçü geçiyor. Bilinçaltı dürtüyle bakmış olmalıyım. “Birkaç gün sonra” cümlesine kesinlik kazandırabilmek için en kolay yöntem, o an için, masa saatine bakmak olmuştu. Ama Monica’nın geleceği günü, saate bakmakla kestiremeyeceğimi anlayınca, kartpostalın puluna, damgasına baktım. Pul, baştan başa yırtık. Sadece minik bir benek halinde göbeği kalmış. Renkli bir nokta. Öpüşürken ağzıma uzattığı, çilek kırmızısı dilinin, belli ki, sadece ucunu dokundurmuş pula. Yanı yöresi yapışmamış pul, posta kutuları, postaneler, kurşun mühürlü, branda bezinden üretilmiş posta torbaları, uçaklar, kargolar, tekrar postaneler derken, bunca elden geçtikten sonra, zamkının tek damlasıyla karta tutunamazdı. Yırtılıp gitmişti. Pula basılan damga da pulla birlikte yitip gidince, damgadan kartta kalan bir çimdik siyahlıktı. Ne ülke, ne tarih yansıtmayan bir leke. Çevirdim kartın yüzünü. Resme bakıp ülkeyi keşfedeceğim. Bir alan, bir yapı, bilinen bir heykel? Hayır! Van Gogh. Kulağının biri kesik. Hırsımdan kartı bir ucundan ısırdım…”

“Şu minicik kahvede Türk, Yunan, kardeş kardeş oturup eğleniyoruz. İdareyi uluslara bıraksalar hiç sorun kalmaz. İşi bok eden siyasiler.”

“Beni saldılar, şiirleri tutukladılar.”

“Yargı, çok kanatlı görkemli bir çarktı. ince hassas çarklardı kanatları çeviren. minik titret titrek kımıldamalarla öylesine yavaş dönüyorlardı ki, bu görkemli çarklar yargının önüne düşenleri yaşadıklarına pişman ediyordu.”

“Cenevre’ de geçen o sekiz yılımın sekiz yazını tekrar yaşamak için ya­şam süremden bir şey ödemem gerekirse, onu da duraksamadan öder, takası hemen kabullenirim.”

Yiğit Tahsin Okur Hakkında:

Avukat, yazar Yiğit Okur 30 Ağustos 1934 tarihinde, Emine Hanım ile hukukçu Hasan Tahsin Bey’in oğlu olarak Erzincan’da doğdu 1939 Erzincan Depreminde enkaz altında kaldı ve bir mahkûm tarafından kurtarıldı. 1940’ta ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. Orta ve lise öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı.  Galatasaray Lisesi, Fransızcayla, şiirle ve tiyatroyla tanışmasını sağladı. İlk şiiri Yeni Erzincan gazetesinde yayımlandı. Lise yıllarında Galatasaray Dergisinde şiir yayınlamaya devam etti. 50’li yıllardan itibaren yazıları ve şiirleri, Varlık, Yenilik, Mavi dergilerinde yayınlandı. Ugo Betti, Jean Cocteau, Herman Wook, André Maurois’dan roman, oyun çevirileri yaptı. Sabah, Vatan gazetelerinde tiyatro eleştirileri yayınlandı. Cep Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer aldı. Bir süre sahneye çıktı.

Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okumaya hak kazandı. ‘Yenilik Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Eğitim yaşamına devam ederken. çevirileri yapaya ve Küçük Parmakkapı’daki Cep Tiyatrosu’na sahneye çıkmaya devam etti. Yeni Sabah Gazetesi’nde Anadolu sayfasını hazırladı. İstanbul Hukuk Fakültesinde başladığı hukuk eğitimine 1958’de Cenevre’ye giderek devam etti.

Hukuk Fakültesi’ni birincilikle bitirdi. Aynı fakültede tamamladığı doktora tezi, Cenevre Üniversitesi Hukuk Ödülü’ne layık görüldü. İsviçre Federal Mahkemesi, 93 yıl sürmüş jüriprüdansını, Okur’un tezindeki görüş yönünde değiştirdi.

1965’te yurda dönen Okur, aile geleneğini sürdürerek avukatlığa başladı ve babasının kurduğu hukuk bürosunu devam ettirdi. Avukatlığa devam ettiği süreçte çeşitli gazete ve dergilerde, söyleşi ve mesleki makaleler yayınladı. Yiğit Okur, “Hulki bey ve arkadaşları’ adlı romanıyla 199 yılında yeniden yazın dünyasına döndü. O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları adlı romanı 2003 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’nü aldı. Deniz Taşları romanı ise 2006 Yunus Nadi Roman Ödülü’ne layık görüldü. Yaşamını yitirdiği 1 Ocak 2016 tarihine kadar 16 eser üretti. İstanbul’da haya gözlerini yumdu. 04 Ocak 2016 Pazartesi günü, Teşvikiye Camii’nde kılınan öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Galatasaray Lisesi’ne bağışladığı on bine yakın kitapla bir kütüphane yaptırdı. Yiğit Okur Kütüphanesi, 1996 yılında hizmete açıldı. Koleksiyonunu da liseye bağışladı.

GSL Gazete’yi çıkardı. Galatasaray Üniversitesinin kuruluşunda da büyük rol oynadı. eserlerinin tamamı Can Yayınlarından basıldı.

Eserleri: Hulki Bey ve Arkadaşları (1999), Güvercinler (2000), Topal Viktor’un Anıları (2001), O Zaman Kim Söyleyecek Şarkıları (2002), Piyano (2003), Tutuklanacaklar Listesi (2007), Büyücü (2007), Deniz Taşları (2008), Piç Osman’ın Pabuçları (2010), Sıfırlamak (2010), Tır Kamyonları (2011), Yazamadığım Romanın Öyküsü (2011), Buralardan Geçerken (2015)

Çekişmeli Yargılama İlkesi

0

Çekişmeli Yargılama İlkesi, [cmh] adil yargılama, yargılamaların çekişmeli olarak gerçekleşmesini talep hakkını içerir. Çekişmeli yargılama hakkı; ilke olarak, bir ceza veya hukuk davasının taraflarına, her kimden gelirse gelsin mahkeme kararını etkilemeye özgülenen tüm deliller, hazırlanan mütalaalar hakkında bilgi sahibi olma ve onları yorumlama fırsatı verilmesini gerektirir.

  • Çekişmeli yargılama hakkı; tatmin edici koşullar altında tarafların, mahkeme önündeki delillere aşina olmalarını, kanıtların gerçek ve doğruluğu ile muhteviyatı hakkında uygun yer, zaman ve şekilde yorum yapmalarına olanak ve kolaylık tanımayı içerir.
  • Taraflar, iddialarının başarısı için gerekli unsurları açıklama hakkına sahip olmalıdır. Temyize başvuru hakkının düştüğüne karar verilmesi ve kanun yolu mahkemelerinin gerekçe değişikliğine gitmesi halinde dahi bu ilkenin gereklerine riayet edilmelidir.
  • Diğer tarafın sunduğu bir kanıtın, tanıklarca ibraz olunan belgelerin yorum gerektirip gerektirmediğine karar vermek uyuşmazlığın taraflarına tanınan bir haktır. Bu hak, içine davanın tarafı olmayanları alacak şekilde genişletilemez. Tarafların adaletin işleyişine olan güvenleri; mahkemenin resen elde ettiği belgeler dahil dosyadaki tüm bilgi, belgelere ulaşma, bunlar hakkında bilgi edinme, bilgiyi etkin ve verimli şekilde kullanma olanağına sahip olduklarını bilmeleriyle sağlanır.
  • Yargılanan taraf ve nesnelere ilişkin bilgiler, davanın geçmişiyle ilgili ayrıntı ve tavsiye içeren adli tıp ve sosyal hizmet kurumu raporları, taraf olsun ya da olmasın görev ve yetkileri dahilinde mahkemenin kararını etkileyen Cumhuriyet savcısı mütalaası ile dayanağı deliller, ortaya yeni gerçek veya iddia koymasa da alt derece mahkemesinin, temyiz mahkemesine kararını etkilemek amacıyla gönderdiği notun taraflarla paylaşılması gerekir.
  • Zamandan tasarruf etme ve yargılamaların hızlandırılması isteği, temel ilke olan çekişmeli yargılama hakkının göz ardı edilmesini haklı kılamaz. Kişinin bilgi edinme ve yorumlama için duruşmaları ertelemesini talep hakkı vardır.

Çekişmeli yargılama hakkı mutlak değildir. Kapsamı, davanın niteliklerine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. İlke, mahkemeye sunulmamış olan belgelerle, davanın neticesini etkileme ihtimali olmayan bir dilekçenin davanın taraflarıyla paylaşılmasını garanti etmez. [Yargıç Hilmi Şeker tarafında kaleme alınmıştır.]

Fikret İlkiz

0
avukat Fikret İlkiz

Avukat Fikret İlkiz, 1950 yılında Eskişehir’de dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Avukatlık stajını tamamladıktan sonra İstanbul Barosu’na kayıt oldu ve serbest avukat olarak çalışmaya başladı.

Kariyeri, basın hürriyeti, ifade özgürlüğü ve insan hakları alanında şekillendi. 1982 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde hukuk danışmanı ve avukat olarak görev aldı. Bu görevini 2004 yılına kadar sürdürdü. 1997-2002 yılları arasında Cumhuriyet Gazetesi’nin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olarak görev yaptı.

Mesleki Çalışmaları, Baro ve STK’lardaki Görevleri 

1992-2003 arasında İstanbul Barosu Dergisi Yayın Kurulu üyeliğini yürüttü. İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi’nin (SEM) kuruluşuna katkı sağladı, kurucu üyesidir.  olarak Yürütme Kurulu’nda yer aldı. 1996-2002 yılları arasında SEM bünyesinde “AİHS ve Bireysel Başvuru” bölüm başkanlığı yaptı. 2002-2005 arasında Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Yürütme Kurulu’nda görev aldı.  1992-1996 yıllarında Basın Konseyi’nin hukuk danışmanlığını ve Genel Sekreter Vekilliğini üstlendi. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi ile İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde medya ve hukuk alanında dersleri verdi.

Mart 2016’dan itibaren Güncel Hukuk Dergisi’nin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü oldu ve derginin Genel Yayın Koordinatörlüğünü üstlendi. 2018 yılında Bahri Belen, Haluk İnanıcı ve Can Atalay gibi isimlerin yer aldığı liste ile İstanbul Barosu başkanlığına aday oldu ancak seçilemedi.

Sivil Topluma Katkıları

Basın Konseyi Dayanışma Vakfı ve Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı’nın kurucu üyeleri arasında yer aldı. Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliğini üstlendi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Onursal Üye ilan edildi. 2009-2011 yılları arasında Türk Ceza Hukuku Derneği’nin Genel Sekreteri oldu, 2012 yılından itibaren ise Dernek Başkanı olarak görev yapmaya başladı.

Ödülleri

1998 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Basın Özgürlüğü Ödülü’ne layık görüldü. 2013 yılında Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından İfade Özgürlüğü Onur Ödülü verildi.

Yayınları

Fikret İlkiz’in ifade özgürlüğü ve ceza hukuku alanlarında yayımlanmış çok sayıda yazısı ve kitap bölümü bulunmaktadır. Öne çıkan eserleri şunlardır: Parçalanmış Adalet / Türkiye’de Özel Ceza Yargısı – İletişim Yayınları, 2011 İfade Özgürlüğü: İlkeler ve Türkiye – İletişim Yayınları, 2007 Demokratik Anayasa – Görüş ve Öneriler – Metis Yayınları, 2012 İfade Özgürlüğünün On Yılı 2001–2011 – IPS Yayınları (BİA), 2012 Türkiye’de Hukuku Yeniden Düşünmek – İletişim Yayınları, 2015 Ayrıca Güncel Hukuk, Ceza Hukuku Dergileri ile Bianet.org ve T24 başta olmak üzere birçok mecrada makaleleri yayımlanmıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

 

Hak Düşürücü Süre

0

Hak Düşürücü Süre (hak düşürücü mühlet) : Kanunen belirlenen hakların kanunda belirtilen süre içerisinde kullanılmaması durumunda hakkın ortadan kalkmasına neden olan süredir. (final term, latest term, strict time limit)

Sürenin dolması ile birlikte hakkın dava edilebilirliği ile birlikte hakkın kendisi de sona ermektedir. Hak düşürücü sürelerde, sürelerin durması ya da kesilmesi söz konusu değildir.

Süre sona erdiğinde hakkın kendisi ve kullanma süresi sona ermektedir.

Kanunlarla istisnai olarak belirlenen hak düşürücü süreler genellikle zamanaşımı sürelerine göre daha kısa tutulmuştur. Sınırlı sayıda belirlenmiş olma durumu Roma Hukuku‘ndan gelen Numerus Clausus ilkesi ile açıklanmaktadır.

Zamanaşımı süresi, kanunlarda aksine bir hüküm bulunmadığı sürece 10 yıl olarak belirlenmiştir. Hak düşürücü süre için ise öngörülmüş genel bir süre bulunmamaktadır.

Zamanaşımı, davalı ya da borçlu tarafından ileri sürülmedikçe, yargıç tarafından re’sen dikkate alınamaz ve bir sonuç yaratmaz iken hak düşürücü mühlet, yargıç tarafından doğrudan ve kendiliğinden göz önüne alınmak zorundadır.

Hak Düşürücü Mühletlere Örnekler 

İcra ve İflas Kanunu 134. maddesinde ihalenin feshini isteme süresi olarak düzenlenen yedi günlük ve bir yıllık süreler

  • İş Hukuku alanındaki Hizmet Tespit Davalarında beş yıllık Hak Düşürücü Süre
  • İşe iade davası açmak için öngörülen bir aylık süre
  • Danıştay’da ve İdare Mahkemelerinde dava açmak için öngörülen altmış günlük süre
  • Vergi Mahkemelerinde dava açmak için öngörülen otuz günlük süre
  • Çeşitli kanunlarda istinaf ve temyiz haklarının kullanılması için belirlenmiş süreler 
  • Bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunmak için belirlenen iki haftalık süre
  • İtirazın alacaklıya tebliğinden başlayarak bir yıl içinde açılması gereken itirazın iptali davasına ilişkin süre
  • İç hukuk yollarının tüketilmesinden başlayarak AİHM ve AYM’ye açılacak davalardaki süre.
  • İcra takibinde ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş ve yedi günlük itiraz süreleri
  • İhalenin feshi davası açabilmek için kanunun öngördüğü kesin süreler

 

 

 

Sivil Toplum Kuruluşu

0
Sivil Toplum Kuruluşları

Sivil Toplum Kuruluşu veya Sivil Toplum Örgütü, siyasi, ekonomik, sosyal, çevresel, kültürel, hukuki ve benzeri alanlarda faaliyet gösteren, resmi kurum statüsü taşımayan, bağımsız olarak çalışan, gönüllülük esasına dayalı, kar amacı taşımayan kuruluştur. Gelirleri üyelerinden aldığı aidatlar ile topladığı bağışlardan oluşur.

Dar anlamda vakıf ve dernekleri kapsayan Sivil Toplum Örgütleri geniş anlamda oda, sendika,  meslek örgütü ve diğer kuruluşları da içine alır ve topluma, bireylere ve üyelerine yararlı faaliyetler yürütür. Sivil toplum kuruluşunun ilgi alanına duyarlı bireylerin bir araya gelerek eğitim, sağlık, çevre, kültür, insan hakları, bilim ve teknoloji gibi toplumun temel sorunlarına çözüm bulmak amaçlanır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
Demokratik toplumlarda tüm ihtiyaçların devlet tarafından tek başına karşılanamaması nedeniyle Kamuya Yararlı Dernekler de bulunmakta ve bu dernekler devlet tarafından desteklenmektedir.

Sivil toplum örgütlerinin en önemli özelliği hizmetin para karşılığında değil de gönüllü olarak yapılmasıdır. Sivil Toplum Örgütlerinin tek amacı topluma hizmet etmek, toplumun sorunlarına çözüm bulmak ve hizmetlerinin karşılığında ücret almamaktır. Dayanışma prensibi ile çalışan bu kuruluşlar örgütlenmelerini ve faaliyetlerini devletin koyduğu yasalar çerçevesinde gerçekleştirir ve devletin yetersiz kaldığı hizmetlerde halkın yararına çalışırlar.

Doktora

0
doktora

Doktor unvanı, akademik bir seviyeyi ve akademideki çalışmaların getirmiş olduğu saygınlığı ifade etmektedir. Doktor kelimesi, Türkçe’ye Avrupa kökenli dillerden girmiştir. Uzmanlık ve doktora çalışmalarını tamamlamış kişiler bu unvanı kazanır ve kullanabilir.

Fransadaki ilk üniversitelerden bu yana, bin yılı aşkın bir süredir, akademik bir unvan olarak kullanılmıştır. Kelime aslı itibarıyla Latince kökenlidir ve aynı şekilde okunan docēre kelimesinden gelmektedir ve anlamı öğretmektir. Üniversitedeki kullanılan anlamı, üniversitede öğreten kişidir. Kısaca Dr. olarak isimlerin önünde de kullanılabilir. Amerika kıtasındaki kolonilerin yayılması ile ve geç dönem Avrupa etkisi ile Dr. olarak kısaltılmış hali, kişi isimlerinin önünde unvan olarak kullanılmaya başlamıştır.

Özellikle rönesans hareketi ile akademik hayatta, Avrupa ve daha sonraları Amerika kıtalarının hakimiyeti ile, dünya üzerindeki pek çok ülkede doktora derecesi almış kişilere verilen unvandır. Latince kökeninde de öğreten kişi anlamının taşıdığı gibi, üniversitelerde uzun süreli çalışmalar sırasında, kişilerin yapmış olduğu eğitim faaliyetlerinin kazandırdığı bir unvandır. Orta Çağ Avrupasındaki anlamıyla, hayatını öğrenmeye, öğretmeye ve hikmeti yaymaya adamış kişi anlamındadır.

Avrupa ve amerikan ekolünde kullanılan doktor unvanını günümüzde de Ph.D. (philosophy of doctorate) yada Doctor of Philosophy yani felsefe’nin doktoru kullanmaktadırlar.  Bu unvan ilk kez 19. yüzyılda, Berlindeki Friedrich Wilheliıotiıizm University tarafından verilmiştir. Doktor kelimesinin felsefe üzerine kurgulanmasının sebebi, ilk dönem üniversitelerinin genel yapılanması 3 ana alan üzerinden kurgulanmış olmasıdır. Buna göre üniversitedeki bir kişi, hukuk, din (teoloji) veya ilaç alanlarında çalışabilirdi ve bu üç alan da o zamanlar felsefenin çalışma alanları olarak kabul ediliyordu. Günümüzde ise unvanın taşıdığı anlam yapılan işin felsefesine uzmanlık alanına hakim olmaktır.

Venedik Taciri

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar

Venedik Taciri  / Av. Vedat Ahsen COŞAR

Tanrı bilgeleri şaşırtmak için dünyanın aptalca şeylerini seçmiştir ve Tanrı güçlü olanları şaşırtmak için dünyanın zayıf şeylerini seçmiştir ve dünyanın aşağılık şeyleri ve hor görülmüş şeyleri Tanrı tarafından seçilmişlerdir ve olmayan şeyler, olan şeylere yokluğu getirmek için seçilmişlerdir.” Korintoslululara yazılan 1. Mektup: 27-28

Ben bir Yahudi’yim. Bir Yahudi’nin gözleri yok mudur? Bir Yahudi’nin elleri yok mudur? Organlar? Duyular? Bizi yaraladığınız zaman, biz kanamıyor muyuz? Her anlamda size benziyorsak, intikam almada neden farklı olalım?

Bu sözler Shakespeare’in önemli eserlerinden birisi olan “Venedik Taciri” isimli hem komik, hem de trajik tiyatro oyununun kötü adamı tefeci Shylock’a ait. Yahudi olan Shylock’un, kendisine yönelik düşmanlığa karşı gösterdiği tepkiyi ifade eden bu konuşma, edebi eserler içinde ırkçılık karşıtlığı konusunda yazılmış en iyi tiratlardan biridir. İnsana ait olan ama insani olmayan intikam sözcüğünü, Shylock’un tiradının içinden söküp bir kenara atarsak eğer, bu tiradın hem gerçekçi, hem insani, hem duygusal, hem de eğitici olduğunu çok daya iyi anlayabiliriz.

Sanırım Shakespeare, Shylock’a söylettirdiği bu sözleri, sevgi dolu, iyilik dolu, ahlaklı insanlar kadar, onun bunun canını acıtan, içinde biriktirdiği nefreti intikam olarak kusan kötü insanların da yer aldığı dünyamızda, kötü insanların yaptıklarını, herhangi bir ırkla ya da bir dinle ilişkilendirmeyelim diye yazmış olsa gerek.

Esere yönelik bir kısım eleştirilerde, her ne kadar eserin ve yazarı Shakespeare’in antisemitik olduğu iddiaları yer almakta ise de, bu iddia ve eleştiriler bana ve edebiyat eleştirmenlerine göre doğru ve haklı değildir. Aksine, bu yazdıklarıyla Shakespeare, üç kağıtçı bir tefecinin ağzından hepimize ırkçılığın, nefretin, intikam alma duygusunun, kötü bir şey olduğunu, insani bir şey olmadığını anlatmak ister.

Michael Radford tarafından yönetilen 2004 yapımı “Venedik Taciri” adlı sinema eserinde Shylock rolünü oynayan, çok iyi bir Shakespeare okuyucusu olan Al Pacino, Lawrence Grobel tarafından yazılan, Merve Namlı’nın Türkçe’ye çevirdiği biyografisinde, Venedik Taciri’nin, antisemitik ögeler içermekle birlikte, özünde antisemitik olmadığını ifade etmekte, bu görüşünü bu yazının en başında verdiğim Shylock’un tiradına dayandırmaktadır.

Shylock önce insan, sonra Yahudi…Yahudi doğmuş bir adam, dini bu. Onun yaptıklarını yapmayan Yahudiler de var.” diyen Al Pacino, Shylock’un dramını içinde yaşadığı toplumun üzerindeki baskısına, ilişki içerisinde olduğu insanların kendisine yaptıklarına bağlar ve sözlerine şöyle devam eder; “Benim Shylock’um kötü muamele görmüş, sömürülmüş ve öfkesiyle kendi kazdığı kuyuya düşmüş biridir…Shylock eşini kaybetmiş olanve Venedik’te Hıristiyanların baskısı altında yaşayan depresif bir adamdır. Varoşlarda yaşayan bir insandır. O, birçok insanın gücünün yettiği sosyal olanaklardan yoksundur. Zira o zamanlar Yahudiler bu durumdadırlar… Onun deneyimlediği derin öfkeden de bir şeyler anlamak mümkündür. Shylock, bir yıl önce ölen eşinin kaybından, ırkçı tacizden ve ona göre kızını çalmalarından dolayı depresyondadır. Kızı, bir Hıristiyan ile evlenmek için onu terk etmiştir. Bütün bunlar ona intikam alma hakkı olduğu hissini verir. O, mutlu bir adam değildir ama onuru, yüreği ve cesareti olan bir adamdır…

Tiyatrosunu, filmini seyredenlerin, eseri okuyanların çok iyi hatırlayacağı üzere, Shakespeare’in önemli eserlerinden birisi olan “Venedik Taciri”, geleneklerin, dinsel ve toplumsal ahlak kurallarının sorgulandığı bir oyundur. Hepsi hayata ve insana dair olan, aşk, intikam, ekonomik, dini ve ırksal ayrımcılık temaları üzerine kurulu bulunan oyunun kötü adamı Shylock’tur. Yahudi bir tefeci olan Shylock, Shakespeare’in yarattığı en tartışmalı karakterlerden birisidir.

Eserin son derece basit bir olay örgüsü, olayların yaşandığı yüzyıla egemen olan anlayışa uygun bir kurgusu vardır. Bununla birlikte Shakespeare, okurlarını, ırkçılık gibi, dindarlık gibi, adalet duygusu gibi, kanun önünde eşitlik ilkesi gibi, ayrımcılık gibi, intikam alma isteği gibi, nefret, lanet ve bağışlama gibi, evrensel olan, insanlık tarihinin bütün zamanlarında var olan duygu, düşünce, inanç, değer ve zaaflar ile insana ait arızalar üzerine düşünmeye sevk ve davet eder.

Gemicilik yapan, varlıklı bir adam olan ama nakit sıkıntısı çeken ve o nedenle çaresiz durumda kalan Antonio, bir zamanlar aşağıladığı, yüzüne tükürdüğü, hakaretler yağdırdığı Yahudi tefeci Shylock’tan borç para alır. Shylock ile Antonio arasında borcun teminatı ve kanıtı olarak bir senet düzenlenir. Senet de, Antonio’nun borcu ödeyememesi halinde, vücudunun neresinden isterse, o kısımdan yaklaşık 450 grama tekabül eden bir pound tutarında et kesileceği ve alacaklıya verileceği yazılıdır.

Shylock’un senede böyle bir şart koymasının nedeni, pazarda yüzüne tüküren, bu tükürüğün sadece kendisine karşı değil, kendi şahsında tüm Yahudilere ve Yahudiliğe karşı yapıldığını düşünmesi, o nedenle Antonio’dan ve diğer Hıristiyanlardan intikam almak istemesidir. Kendisinden ve borcunu ödeyeceğinden emin olan Antonio için senetteki bu şartın önemi yoktur, o nedenle, Antonio senedi çekincesiz olarak imzalar.

Ne var ki, gemileri batan, o nedenle mali durumu daha da bozulan soylu tüccar Antonio borcunu ödemez, daha doğrusu ödeyemez. Karısının ölümü, onu takiben kızının bir Hıristiyan ile evlenmesinden dolayı depresyona giren ve esasen o güne kadar uğradığı haksızlıklar, kendisine ve diğer Yahudilere karşı yapılan hakaretler nedeniyle Antonio’ya ve onun şahsında bütün Hıristiyanlara karşı nefret içinde olan Shylock, Venedik sokaklarında “alacağımı isterim, hakkımı isterim, senette ne yazıyorsa onu isterim” diye bağırmaya ve intikam yeminleri etmeye başlar.

Shylock ile Antonio arasındaki ihtilaf Venedik mahkemesine intikal eder. Shylock’un saldırgan sözleri ve eylemleri nedeniyle hemen her duruşma olaylı ve gerilimli geçer. Antonio’nun avukatı, “senette sadece et yazılı olduğunu, kan yazılo olmadığını, Shylock’un kan dökmeden senette yazılı olan ve o nedenle hakkı sayılan eti alması gerektiğini, müvekkilinin de bunu vereceğini” savunur.

On altıncı yüzyılda Hıristiyan egemenliğindeki Venedik’de yürürlükte olan yasaya göre, “kan aktığı ve akan bu kanın Hıristiyan’ın kanı olduğu takdirde Shylock’un bütün malının ve mülkünün müsadere edilmesi” gerektiğinden, malını ve mülkünü korumak için Shylock, senette yazılı olan et hakkından vazgeçmek zorunda kalır. Ancak bu vazgeçme, Shylock’u malını, mülkünü kaybetmekten yine de kurtarmaz, kanunda bulunan “bir Hıristiyan’ın canına dolaylı yoldan kastetmek” suçunu işlediği için mahkemece bütün mallarına el konur.

Shylock’un el konulan malını ve mülkünü kurtarması, ancak ve ancak Antonio’nun onu bağışlaması, yani ona merhamet etmesi durumunda mümkündür. Antonio, Shylock’u Hıristiyan olması şartıyla bağışlayacağını ifade eder. Dinini değiştirmekle mali yönden ölümü arasında bir seçim yapmak zorunda kalan Shylock, Hıristiyan olmayı kabul eder, yani hayatı seçer, Hıristiyan olduktan sonra “mesudum” der ve Shylock ile Antonio arasındaki ihtilaf bu şekilde sona erer.

Al Pacino’nun yorumuna göre, Shylock’un Hıristiyan olduktan sonra “mesudum” demesi, gerçekten mesut olmasından dolayı değil, yaşamak istemesinden, ölmek istememesinden dolayıdır. Son derece ironik olan bu yanıt aslında, hayatta kalan bir insanın matemidir. Adaletsizliğe karşı olan öfkesi nedeniyle büyük sıkıntılar yaşayan, dinini değiştirmek zorunda kalan Shylock bütün bu yaptıklarının cezasını yaşayarak çekecek, neden bunlara neden oldum diye belki kendisine kızacak, bunların cevabını ise yaşarken bulacaktır.

Shakespeare’in ustaca kurguladığı oyun, gücün ve güçlü olanın zaman zaman yer değiştirdiği bir güç oyunudur aslında. Bu oyunun sonunda kazanan, haklı olan Shylock değil, güçlü olan Antonio’dur. Antonio’nun gücü soyluluğundan, Hıristiyan olmasından gelir. Shylock kaybetmiştir, çünkü o, Hıristiyan egemen bir toplumda tarih boyunca itilen, kakılan, ezilen, ötekileştiren bir dinin mensubudur, yani Yahudi’dir.

Shakespeare, bu oyunu ile bize, dinsel bir çatışmadan daha ziyade, paranın gücüne dayanan sömürü düzeninin çarpıklığını, toplumsal sınıflar arasındaki ekonomik eşitsizliğin, hukuk önündeki eşitsizliğin yarattığı adaletsiz sonuçları anlatır.

Bir şeyi daha anlatır: nefretin insana ait bir duygu olmakla birlikte, insani bir duygu olmadığını, insanlar ve dinler arasındaki barışın, yani toplumsal barışın, ancak bağışlamayla sağlanabileceğini, yani bağışlamanın iyileştirici gücünü anlatır.

Yani bu oyun bize şunu demek ister, insan olarak birbirinizi bağışlamaz iseniz eğer, başka insanların malına, canına göz dikerseniz eğer, uygar, medeni bir toplum değil, duygusuz bir caniler topluluğu olursunuz.

İnsanlık tarihinde, insanlığın rezil olduğu yıllar ve olaylar vardır. Savaşlar mesela. Hiroşima mesela. Holocaust mesela. Gulag mesela. Şimdilerde yaşadığımız İŞİD terörü ve İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırım mesela. Türkiye bağlamında ve yerel düzeyde; binlerce insanımızı yitirdiğimiz terör belası mesela; Gar katliamı mesela; Madımak Oteli’nin kundaklanması ve insanların orada diri diri yakılması mesela.

Bunları düşününce insanın aklına Amin Maalouf’un şu sözleri geliyor: “Seçmek durumunda bırakılıyorlar, zorlanıyorlar dedim. Kim tarafından mı? Sadece her çeşidinden fanatikler ve yabancı düşmanları değil, sizin ve benim tarafımdan da, aramızdaki herkes tarafından. Gerçekten de hepimizin içinde kök salmış bu düşünce ve ifade alışkanlıkları yüzünden, bütün bir kimliği, öfkeyle ilan edilen tek bir aidiyete indirgeyen o dar, o sığ, o yobaz kolaycı yaklaşım yüzünden. İçimden katiller böyle imal ediliyor diye haykırmak geliyor.

Peki, insanlığın rezil olduğu bütün bu olanlardan ve olaylardan kim ya da kimler sorumludur? Onu da Dostoyevski söylüyor: “Biz hepimiz her şeyden sorumluyuz; ve her şeyden önce tüm insanlardan sorumluyuz ve başkalarından daha çok kendimizden sorumluyuz.

Evet, biz sorumluyuz, çünkü insan varoluşunun en başta gelen ve tarih boyunca değişmeyen niteliği “başkalarıyla birlikte olmak, başkalarıyla birlikte barış içinde yaşamaktır.’ Bu ise en başta ve hatta tek başına, sorumluluk demektir.

Bu sorumluluk, ötekine, yani bizim gibi olmayana, bize göre farklı olana, Shylock’un söylediği gibi bizim gibi gözleri, elleri, organları, duyuları olana, yaralandığı zaman kanayana, yani insana karşı duyduğumuz, duymamız gereken sorumluluktur. Bu sorumluluk koşulsuz bir sorumluluktur. Nesnesinin ve öznesinin; kimliğinden, ırkından, dininden, yaşam tarzından, siyasal görüş ve tercihlerinden uzak ve bağımsız olan bir sorumluluktur. İnsan olmanın sorumluluğudur. Beni, benim gibi olmayana, yani ötekine bağlayan bu sorumluluktur.

Bu sorumluluğun merkezinde yer alan en önemli duygu, beni başkalarına, hatta hiç tanımadığım insanlara – salt insan oldukları için – bağlayan yakınlık duygusudur. Zira ahlaki ve etik davranışın temelini, ötekine olan yakınlık oluşturur. Esasen yakınlık sorumluluk, sorumluluk da yakınlık demektir. Yakınlığa son vermek için sorumluluğa, sorumluluktan kurtulmak için de yakınlığa son vermek gerekir. Kötü insanların yaptıkları da bu değil midir? Yani sorumsuzluk, sorumluluktan kurtulmak için yakınlığa son vermek, insanlık camiasından uzaklaşarak caniler topluluğuna katılmak değil midir?

Benimle öteki arasındaki bu bağ, yani insan olmaktan kaynaklanan yakınlık ve sorumluluk bağı, ötekinin filozofu olan Emmanuel Levinas’ın ifadesiyle; “…kabul de edilse, ret de edilse; nasıl üstlenileceği bilinse de, bilinmese de; öteki için somut bir şeyler yapılabilse de, yapılamasa da vardır. Bu ‘Me Voici/İşte Ben’ diyebilmektir. Öteki için bir şey yapmaktır. Vermektir, insan ruhuna sahip olmaktır, hepsi bu…Ben insanlar arası ilişkiyi, öteki ile yakınlıkta beni ona yardım etmeye yazgılı kılan – diğer insan hakkında kendi oluşturduğum imajın ötesinde – onun yüzüymüş, yani ötekinin ifadesiymiş gibi çözümlüyorum… Çünkü biz aslında, ötekinin, bendeki öteki düşüncesini aşarak kendini tanıtma biçimine yüz diyoruz. Bu tarz, bakışım altındaki tema veya bir imgeyi oluşturan nitelikler topluluğu gibi art arda sıralanmaktan ibaret değildir. Ötekinin yüzü, bu yüzün bende bıraktığı görsel izlenim, benim ölçülerimle bana uygun olan düşünceyi sürekli olarak yıpratır ve aşar. …Yakınımın yüzü beni yoksunluğa davet eder. Bana bakar, her şeyiyle bana bakar, ben onun hiçbir şeyine kayıtsız kalamam. Yüz bana emreder ve beni yazgılı kılar. Onun anlamı, görüntüyle iletilen emirdir. Daha doğrusu, yüz benim açımdan bir emir gösteriyorsa bu, sıradan bir işaretin ileteceği şeyi iletmesi şeklinde değildir, bu emir özellikle yüzün ifade edici oluşundandır…Yüz karşısındakini sorumluluğa davet eder. Onun için yüzü öldürmek imkansızdır.

Romantizm ve lirizmden çok, akılcılığa yakın olan Jean-Paul Sartre, “varoluş, özden önce gelir” ilkesine dayandırdığı varoluşçu felsefenin ilkelerini açıkladığı “Varlık ve Hiçlik” isimli kitabında: “Öteki benim için, kah varlığımı benden çalan, kah bana ait bir varlık olduğunu ortaya çıkarandır.” diye yazar. Gerçekten, öteki ile karşılaşma, karşılaşılan her iki kişiye de yalnız olmama durumunu hatırlatır. Zira öteki bakış değil, yüzdür. Öteki, beğeni veya hayranlığın hizmetine sunulmuş plastik bir figür, taştan veya bronzdan yapılmış bir heykel, ruhsal hareketlerin sabırla deşifre edilmek üzere yazıldığı ve sergilendiği bir metin değil, yüzdür.

Yahudi katliamı sırasında Sobibor’da ve Treblinka’da komutanlık yapan Nazi subayı Franz Stangl, gazeteci Gitta Sereny’ye şunları söylüyor: “Anlıyor musunuz, onları nadiren birer insan olarak gördüm. Onlar her zaman için devasa bir kitleydiler. Kimi zaman duvarın üstünde ayakta duruyorlardı ve onları avluda seyrediyordum. Nasıl anlatmalı bilmem ki, çıplaktılar… Kamçılarla yönetilerek koşturulan devasa bir yığındılar.

Gitta Sereny, Franz Stangl’un söylediklerini şöyle okuyor: “İnsanlar soyunma barakalarındayken, yani çıplakken Franz Stagl veya aynı konumdaki başkası için artık insan değildirler. İnsanların çıplak olarak istiflenmesiyle, gruplaştırılmasıyla, her birinin diğerinin yerine geçebildiği, homojen ve benzer bir yığın oluşur. Böyle yapılmak suretiyle, yüzünün insana atfettiği gizemli ayrıcalık elinden alınır. Bedenler bir yerde çıplak olarak toplandığında sınırlar ortadan kaldırılır, birey kitle içinde boğulur, yüz artık vücudun geri kalanından ayrı değildir. Yüz, yüz olmaktan çıkmıştır. Nazilerin öldürmeye hazırlandıkları insanları giysilerinden arındırmalarının neden işte budur. Yani onları görünmez hale getirmek ve yüzü yok etmektir.

Yüzü yok etmek! Peki neden? Yüz insanı, ona yakın ve aşina olanları ama en çok canileri rahatsız eder de ondan. Ama yüzü, insanın yüzünü yok etmek mümkün değildir. Bunu da en iyi, bir caniler, bir de yakınının yüzünü yok etmeye çalışanlar bilir…!

Teorik Çerçevede Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı

0

Teorik Çerçevede Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı, Doç. Dr. Peri URAN MURPHY tarafından kaleme alınmış, 2019 yılı Nisan ayında Yetkin Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur.

Anayasa hukuku literatüründe büyük öneme sahip olan yargı bağımsızlığı konusunun ele alındığı eserde; yargı bağımsızlığının anayasal ilke ve kurumlarla ilişkisi, uluslararası belgelerde ne şekilde düzenlendiği ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin söz konusu kuruma ilişkin karar ve değerlendirmeleri incelenerek yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının önemine odaklanılmıştır. Çalışma, yargı bağımsızlığının 1982 Anayasasından önceki anayasalarda nasıl düzenlendiğini ele alınmış ve son 1982 Anayasası döneminde yargı bağımsızlığına ilişkin olarak mevzuatta yapılan yeni düzenlemeler ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Son yıllarda yoğun bir biçimde gündemde yer alan yargı bağımsızlığına ilişkin tartışmalara da yer verilerek anayasa değişiklikleri ışığında irdelenmiştir.
KİTABIN ÖNSÖZÜ 

Bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması adına iktidarın sınırlandırılması düşüncesi, anayasacılık hareketlerinin özünü oluşturmaktadır.  Demokrasinin özgürlük, eşitlik, adalet, katılım, gibi birtakım kavramları içine alan bir değerler sistemi olduğu dikkate alındığında, bu dengenin bozulmaması, süreklilik gösterebilmesi ve demokrasinin çoğunluk baskısına dönüşmemesi için, çoğunluğun hukukla sınırlandırılması bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Hukuk devleti ise kendisini ancak bağımsız bir yargı mekanizmasıyla koruyabilir. Bu nedenle yargı bağımsızlığının güvence altına alınmamış olduğu bir devletin tam anlamıyla bir hukuk devleti olduğundan söz edilemez.

Anayasa hukuku literatüründe büyük öneme sahip olan yargı bağımsızlığı konusu her daim güncelliğini korumaktadır. Özellikle, son yıllarda yapılan anayasa değişiklikleri ile yargı bağımsızlığı konusu daha da tartışılır hale gelmiştir. Bu eserle, konuya ilişkin güncel akademik tartışmalar irdelenmeye, literatürdeki mevcut yaklaşım ve görüşlere ilişkin eleştiri ve değerlendirmeler son gelişmeler ışığında ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

Yargı bağımsızlığının ele alındığı bu çalışmanın ilk bölümünde, söz konusu kurum, bu konudaki mevcut çalışmalardan farklı olarak, teorik çerçevede ele alınmış ve ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin söz konusu kuruma ilişkin karar ve değerlendirmelerine yer verilmiştir. Söz konusu bölümde ayrıca yargı bağımsızlığının anayasal ilke ve kurumlarla ilişkisi, uluslararası belgelerde ne şekilde düzenlendiği ve önemi ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde yargı bağımsızlığının 1982 Anayasası’ndan önceki anayasalarda ve 1982 Anayasası’nda nasıl düzenlendiği ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Anayasa Hukuku alanındaki en tartışmalı konulardan biri olan Hakimler ve Savcılar Kurulu, son anayasa değişiklikleri ve akademik tartışmalar ışığında incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, yargı mensuplarının özlük işlerinin yürütülmesi, sorumluluğu ve denetlenmesi konuları ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise, yargı bağımsızlığı konusunun önemi bir kez daha vurgulandıktan sonra, konuyla ilgili güncel tartışmalara ilişkin değerlendirme ve öneriler ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Dileğimiz, eksikliklerine karşın çalışmamızın yargı bağımsızlığına ilişkin literatüre bir katkı sağlayabilmesidir.

Bu uzun soluklu çalışma sürecinde teşekkür borçlu olduğum bazı kişiler var. Öncelikle varlıklarından güç bulduğum, sevgili annem         Av. Işık Uran, sevgili babam Prof. Dr. Necati Uran ve sevgili kardeşim Doç. Dr. Pınar Uran’a ne kadar teşekkür etsem azdır. Sevgileri, sabırları ve özverileriyle bu yoğun süreçte en büyük desteği kendilerinden gördüm.

Çalışmalarım sırasında bana gösterdiği anlayış için sevgili eşim Av. David Michael Murphy’e ve sağladıkları motivasyon için sevgili Mary Murphy ve Michael Murphy’e de teşekkür borçluyum.

Bu çalışmanın bir kısmı Yükseköğretim Kurulu’nun doktora sonrası araştırma desteği ile Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan New York Üniversitesi’nde yürütülmüştür. Bu süreçte derin bilgi ve tecrübesinden istifade ettiğim ve birlikte akademik çalışmalar yürüttüğüm değerli Prof. Dr. Pasquale Pasquino’ya da müteşekkirim.

Bu kitabın gerek Eylül/2016 tarihli ilk baskısını, gerekse son anayasa değişiklikleri ışığında güncellenmiş ve genişletilmiş 2019 tarihli ikinci baskısını yayına hazırlayan Yetkin Basım, Yayım ve Dağıtım A.Ş sahipleri Sayın Muharrem Başer ve Sayın Y. Ziya Gülkök’e de ayrıca teşekkür etmek isterim. Yrd. Doç. Dr. Peri URAN MURPHY İstanbul, Şubat 2019.”

 

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR

BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL OLARAK YARGI BAĞIMSIZLIĞI

I. Yargı Fonksiyonunun Mahiyeti ve Niteliği

II. Teorik Çerçevede Yargı Bağımsızlığı

III. Bir Kavram Olarak Yargı Bağımsızlığı ve Yargı Tarafsızlığı ile İlişkisi

IV. Yargı Bağımsızlığının Önemi ve Anayasal İlke ve Kurumlarla İlişkisi

1.Kuvvetler Ayrılığı ve Yargı Bağımsızlığı

2.Hukuk Devleti ve Yargı Bağımsızlığı

3.Demokrasi ve Yargı Bağımsızlığı

V. Yargı Bağımsızlığına İlişkin Evrensel İlkeler ve Uluslararası Düzenlemeler

VI. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kararları’nda Yargı Bağımsızlığı

İKİNCİ BÖLÜM
YARGI BAĞIMSIZLIĞININ UNSURLARI ve YARGININ SAHİP OLDUĞU GÜVENCELER

I. 1982 Anayasası’ndan Önceki Anayasalarda Yargı Bağımsızlığı

1.1876 Anayasası 

2.1921 Anayasası

3.1924 Anayasası

4.1961 Anayasası

II. 1982 Anayasası’nda Yargı Bağımsızlığı

1.Genel Olarak

2.Yasamaya Karşı Bağımsızlık

3.Yürütmeye Karşı Bağımsızlık

4.Yargıya Karşı Bağımsızlık

5.Basın Karşısında Bağımsızlık

6.Uyuşmazlığın Tarafları Karşısında Bağımsızlık

7.Üçüncü Kişiler Karşısında Bağımsızlık

III. Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığının Korunmasına Yönelik Tedbirler ve Yargı Mensuplarının Sahip Olduğu Güvenceler

1.Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığının Korunmasına Yönelik Tedbirler

a. Yargılamayı Etkilemenin Suç Olarak Düzenlenmesi

b. Başkaca Bir Görev Yapamama

c. Hakimin Davadan Çekilmesi ve Reddi141

d. Duruşmaların Aleni, Kararların Gerekçeli Olması

e. Yüksek Mahkeme Üyelerinin Yargılamalarının Ayrı Olması

f. Tabii Hakim ilkesi

 

2. Hakimlik ve Savcılık Teminatı

a. Genel Olarak

b. Hakimlik ve Savcılık Teminatının Unsurları

1.Azledilemezlik Teminatı

2.Coğrafi Teminat1

3.Emekliye Sevkedilmeme Teminatı

4.Maaş ve Ödenekten Yoksun Bırakılmama Teminatı1

5.İsteği Dışında İdari Göreve Atanmama Teminatı1

6.Savcılık Sınıfına Atanmama Teminatı1

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
BİR YARGISAL ÜST KURUL OLARAK HAKİMLER ve SAVCILAR KURULU (HSK)

I. Genel Olarak Yargı Alanındaki Üst Kurullar

II. Türkiye’de Yargısal Üst Kurulların Tarihsel Gelişimine Kısa Bir Bakış

III.1982 Anayasası’nda Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK)

1.2010 Anayasa Değişikliği Öncesinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) Kuruluşu, İşleyişi ve Kurul’a İlişkin Temel Sorunlar1

2.2010 Anayasa Değişikliği Sonrası Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)

a. Kurulun Üye Kompozisyonu

b. Üyelerin Seçimi

c. HSYK’nın Teşkilatı

d. Kurul’un Toplantı ve Karar Alma Usulü

 e. Kurul’un Kararlarının Yargısal Denetimi

3.2017 Anayasa Değişikliği Sonrası Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
YARGI MENSUPLARININ ÖZLÜK İŞLERİNİN YÜRÜTÜLMESİNDE YARGI BAĞIMSIZLIĞI

I. Yargı Mensuplarının Seçilmesi ve Atanması

1. Genel Olarak

2. Ülkemizde Yargı Mensuplarının Seçilmesi ve Atanması

II. Yargı Mensuplarının Tayinleri

III. Yargı Mensuplarının Terfileri

IV. Yargı Mensuplarının Sorumluluğu ve Denetlenmesi

 

SONUÇ –  247

KAYNAKÇA  –  259

Doç. Dr. Peri Uran Murphy Hakkında

Doç. Dr. Peri Uran Murphy, 2006-2007 yılları arasında TÜBİTAK Yurt Dışı Araştırma Bursiyeri olarak Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora tez çalışmasını yürütmüş, 2008 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Doktora Programı’nı tamamlayarak Anayasa Hukuku alanında doktora derecesini elde etmiştir.

9 Aralık 2009 tarihinde Türk Sosyal Bilimler Derneği tarafından düzenlenen Genç Sosyal Bilimciler Yarışması’nda “Yasama İşlevinin Yerine Getirilmesinde Çift Meclis Sistemi ve Türk Siyasal Tarihindeki Yeri” başlıklı doktora tezi ile 2009 Yılı Genç Sosyal Bilimci Birincilik Ödülü’nü almıştır.

Doktora tezi daha sonra Yetkin Yayınevi tarafından kitap olarak basılmıştır.

2009-2010 yılları arasında Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne, 2012-2013 yılları arasında New York Üniversitesi (NYU) Siyaset Bilimi Bölümü’ne, 2013-2014 yılları arasında City University of New York, Graduate School’a tam burslu Doktora Sonrası Araştırmacı olarak kabul edilmiştir.

2019 yılında Anayasa Hukuku alanında doçent unvanını almıştır.

Hacettepe Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’nde görev yapmıştır. Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi yayın kurulu üyeliğini ve editörlüğünü yürütmüştür.

Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren World Council of Peoples for the United Nations isimli Sivil Toplum Örgütü’nün (New York) Hukuk Danışmanlığı’nı yürütmektedr.  Örgütün yılda bir kez yayınladığı “Centerpoint Now” adlı derginin “Medeniyetler İttifakı” temalı 2011 Sayısında (9. sayı) Uran’ın “Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Anayasal Gelişim Süreci” adlı çalışması da yer almıştır. 

2023 yılı itibariyle Trinity College Dublin Hukuk Fakültesi ve Max Planck Institute for Comparative Public Law and International Law Merkezi’nde çalışmalarını sürdürmektedir.

Eserleri, Kitap Bölümleri ve Makaleleri

Teorik Çerçevede Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı (Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş 2. Baskı), Yetkin Yayınevi, Ankara, 2019
“Yasama İşlevinin Yerine Getirilmesinde Çift Meclis Sistemi ve Türk Siyasal Tarihindeki Yeri”, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2008

“Egemenliğin Nihai Taşıyıcısı Olarak Milli Güvenlik Kurulu”, Hukuk ve Adalet Eleştirel Hukuk Dergisi, Sayı 6-7, Ekim 2005; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yorumları Işığında 1982 Anayasası ile Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin Karşılaştırmalı İncelemesi“, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl 13, Sayı 26, Güz 2014/2; Turkey’s Hasty Constitutional Amendment Devoid of Rational Basis: From a Political Crisis to a Governmental Sytem Change” Journal of Politics and Law, Cilt 3, Sayı 1, Mart 2010; “Anayasaların Başlangıç Kısımları” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Sayı 1, Yıl 2015; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi’nin Basın Özgürlüğü’ne Yaklaşımı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 120, 2015; “The Guardian of the Turkish Constitution: A Special Court”, The Journal of Politics and Law, Cilt 8, Sayı 2, 2015; “Anayasa Yargısında Karşıoy’un Rolü ve Önemi Üzerine Bir İnceleme” Legal Hukuk Dergisi, Vol.17, No. 195, 2019; “Hayvanların Anayasal Çerçevede Korunması”, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Vol. 7, No. 88, 2019; “Long Lasting State of Emergency in Turkey and the Recent Constitutional Amendments Under Its Shade”, International Journal of Human Rights and Constitutional Studies, DOI: 10.1504/IJHRCS.2022.10045866 yayımlanmış makalele ve kirap bölümlerinden bazılarıdır.

Bir Hayalim Var – Avukat Ergin Cinmen / Hukukçular Diyor ki!

0

Bir hayalim var!  – Avukat Ergin Cinmen 

”Hukuk Ansiklopedisi’nde yayınlanmak üzere bir manifesto yazar mısın?” denildiğinde açık söyleyeyim, Hukukbook’tan haberim yoktu. Okuduğumda ise utandığımı itiraf edeyim. Müthiş bir çalışma yürütülüyor. Demek ki İstanbul’dan uzak kalmak ister istemez güncelden de uzak tutuyor insanı.

Ansiklopedi önce hayal edilmiş ve sonra da bu eser yaratılmış. Uzun sürmesini, yani kurumsallaşmasını çok istiyorum.

Sorunların çözümü için analiz yeteneğinin bulunması şart. Bu yetenek de bilgiyi gerektirir.

Avukatlık mesleğimizin sorunları varsa önce bu sorunların ortaya konması ve sonra da bunların analizi gerekmektedir. Analiz için de önce geçmişin değerlendirilmesi elzem. İşte Ansiklopedi bunu yapıyor. Hukukun Takvimi kategorisi ile de hukukun tarihini yazıyor.

Ve Hayal Etmek her şeyin ilk adımını oluşturuyor. Hayalinizi kurarsanız, bunu bilgiyle bezerseniz, başarı için ilk ve sağlam adımı atmış oluyorsunuz.

Martin Luther King, ABD’de “Bir hayalim var” başlıklı manifestosunu haykırırken “Afro Amerikalı” yoktu, “Zenci” vardı ve otobüslerdeki, lokantalardaki yerleri de beyazlardan ayrıydı. Her ne kadar Eric Garner’in son iki kelimesi olan “Nefes Alamıyorum!”; bu gün ırkçılık karşıtı slogan halini almışsa da ABD Başkanı Barak Obama’nın yarım, eşi Michelle Obama’nın ise tam Afro Amerikalı oluşunu da gözden uzak tutmamak gerekiyor. Zamanında ne kadar hayal kurarsa kursun Martin Luther King’in bir Afro Amerikalının ABD Başkanı olabilmesini hayal etmesinin mümkün olamayacağını kabul etmek gerekir.

Bu girişi neden yazdım?

Türkiye, tarihinin en karanlık döneminden geçiyor. Bu tespitim kırk yılı geçen avukatlıktan edindiğim bilgiden kaynaklanıyor.

Popülizm ve Post throuth(izm) kıskacındaki Yalanlar Dünyasında ve fazladan totalitarizmin Türkiye’sinde “Nasıl bir avukatlık!” tartışmasının yapılabilmesi için çok gerilerde olduğumuz açıktır. Ama bu durum hayal kurmamıza da engel değildir.

Şartlar ne kadar kötü olursa olsun eğer hayallerimizden vazgeçersek işte o zaman yenilmişiz ve imkânsızlık dünyasındaki yerimizi almışızdır. Nasıl ki tüm canlıların yaşaması için oksijen ve su şartsa; biz avukatların da yaşaması ve mesleğini doğru dürüst idame ettirebilmesi için demokrasiye ihtiyacı vardır. “Öyle radikal falan değil, bildiğimiz demokrasi yoksa bağımsız yargı da yoktur. Bağımsız yargı yoksa avukatlığı nereye kadar yapacaksınız; demokrasinin gerçekleşmesi siyasetin işidir, biz avukatlar bunun için ne yapabiliriz ki?” sorusunu sorduğumuzda ise bilin ki kaybetmişizdir.

Evet! Her şey çok kötü ama şu Çoklu Baro adlı tuhaf sistemin kelimenin tam anlamıyla “foss” çıkması ve Sayın Erinç Sağkan’ın TBB başkanlığına seçilmesi çok fazla şey ifade etmektedir. Hangi ideolojiden olursa olsun, avukatlar, sıra baro seçimlerine geldiğinde, yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü savunan anlayışı tercih ediyorsa; biz avukatların Baroları vasıtasıyla ve doğru enstrümanları kullanmaları halinde çok şey başarabileceğine inanıyorum.

Bu bir hayal ise evet hayal kuruyorum. Hayal kurmak tekeli yalnızca Martin Luther King’e mi aittir? İster misiniz 2022 yılı hayallerimizi paylaştığımız yıl olsun. Ne dersiniz? Belki de 2023’e daha fazla gülümseyerek girebiliriz.

 

Ergin Cinmen Kimdir?

İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1975 yılında mezun oldu. Askerlik görevini yaptıktan sonra 1979’da İstanbul Barosu’na kaydoldu. Baro’nun çeşitli komisyonlarında görev aldı. 1990-1992 döneminde, Turgut Kazan başkanlığındaki yönetim kurulunda yer aldı ancak eleştirerek istifa etti. Avukat kimliğinin yanında aktivist kimliğiyle öne çıktı. Çeşitli sivil toplum yapılanmalarında ve derneklerde yöneticilik yaptı. 3 Kasım 1996’da meydana gelen Susurluk olayından sonra tüm Türkiye’de ses getiren, “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık” eyleminin sözcüsü ve mucidi olarak bilindi. 2000 yılında düzenlenen “Hapishaneler Gerçeği Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Kurultayı”na katılmış, kurultay sonrasında hazırlanan aynı isimli derleme kitabın bölüm yazarlığını yaptı. Akın Atalay yönetmenliğinde, 1997 yılında yayına başlayan “Açık Sayfa” isimli aylık aktüel hukuk dergisinin yayın kurulu üyeliğini yürüttü. Kamuoyunca bilinen birçok davada avukat ve müdahil olarak bulundu. 2000 yılında yapılan İstanbul Barosu seçimleri öncesinde, Çağdaş Avukatlar Grubu önce seçimlerinde, Yücel Sayman‘a karşı aday oldu ancak kazanamadı. Yüzlerce panel ve konferansta organizatör ve konuşmacı olarak yer aldı. Uzun yıllar İstanbul’da serbest avukat olarak çalıştıktan sonra 2012 yılında Bodrum’a yerleşti. Avukat Ahmet Dindar ile birlikte 2015 yılında kaleme aldıkları, “Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararları- Notlu Konu Esaslı Sistematik Derleme” isimli eseri bulunmaktadır. Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi olan Cinmen; yazı ve makalelerini Serbestiyet.com internet sitesinde yayınlamakta, Avukat Ahmet Dindar ile birlikte bireyselbasvurukararlari.com adlı internet sitesini yönetmektedir.

Millet Mektebi Talimatnamesi

0

Millet Mektebi Talimatnamesi, İcra Vekilleri Heyetinin(Bakanlar Kurulu) 11 Kasım 1928 tarihli toplantısında uygun bulunarak kabul edilmiştir. Yönetmelik 24 Kasım 1928 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Amacı yeni Türk Alfabesini halka öğretmek olan ilk Millet Mektepleri 1 Ocak 1929’da açılmıştır.

Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun

Türkiye’de yeni Türk harf sisteminin kabul edilmesi sonrasında halkın bu yeni harfleri öğrenmesini sağlamak ve okuryazarlığı artırmak için “Millet Mektebi” adı verilen bir eğitim teşkilatının oluşturulması öngörülmüş, bu teşkilatın nasıl çalışacağı, hangi bölgelerde ve kimlere hizmet edeceği, finansmanının nasıl sağlayacağı ve eğitim felsefesi detaylı bir şekilde belirlenmiştir. Eğitim faaliyetlerini yürütecek olan Millet Mektebi’nin yanı sıra hapishaneler, fabrikalar ve diğer kamu ve özel kurumlar aracılığıyla okuma ve yazma öğretme sorumluluğu da ele alınmış, yeni harf sisteminin halk arasında yaygınlaştırılması ve okuryazarlık seviyesinin artırılması amaçlamıştır.

Yönetmeliğin dördüncü maddesi ; “Bu teşkilatın Genel Başkanlığını ve Millet Mektebinin Baş Öğretmenliğini Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Hazretleri kabul buyurmuşlardır.” şeklindedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün başöğretmenliği kabul ettiği 24 Kasım tarihi, Türkiye’de Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

UNESCO’nun kabul ettiği Öğretmenlerin Statüsü ve Hakları‘na ilişkin tavsiye kararına göre ise, dünyada 100’den fazla ülkede 5 Ekim tarihi Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

Millet Mektebi Talimatnamesi

(Gaye)
Madde 1

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türk dilinin ferdî ve umumî, hususî ve resmî bilcümle muharreratta Türk harfleriyle tespiti kanunen kabul edilmiş olmasından bu kanuna müsteniden tatbikinde vuzuh ve vücuha iraesi için yani Türk harflerinin kısa bir zamanda ve kolay surette her ferde okuyup yazabilmek imkânını bahşeden mahiyetten Türk milleti azami surette istifade ettirmek ve büyük halk kitlelerini süratle okuryazar bir hale getirmek maksadıyla Millet Mektebi Teşkilatı yapılmıştır.

Madde 2

Millet Mektebi Teşkilatı iki türlüdür:

A) Tahsil çağını geçirmiş olup ne eski Arap ve ne de Türk harflerini bilmeyen vatandaşların Türk harfleriyle okuyup yazmayı öğrenmelerine mahsus olmak üzere dört aylık bir devreyi ihtiva eder.

B) Eski Arap harfleriyle okuyup yazan ancak Türk harflerini bilmeyen vatandaşların Türk harfleriyle okuyup yazmayı öğrenmelerine mahsus olmak üzere iki aylık bir devreyi muhtevidir.

Madde 3

Her Türk kadın ve erkek vatandaşı bu teşkilatın azasıdır.

Madde 4

Bu teşkilatın reis-i umumisi ve Millet Mektebinin Başmuallimi Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal hazretleridir.

Madde 5

Büyük Millet Meclisi Reisi, Başvekil ve İcra Vekilleri Heyeti ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi, Halk Fırkası Kâtib-i Umumisi bu teşkilatın reisleridir. Umum vekâletler müfettişleri aynı zamanda bu teşkilatın da müfettişleridir. Bu müfettişler gittikleri yerlerde “Millet Mektebi” Teşkilatını teftiş ve murakabe ederek gördükleri noksanları ve muvaffakiyetleri her ay nihayetinde birer raporla doğruca teşkilat merkezine bildirirler.

Madde 6

(Millet Mektebi)ʼnin umumi teşkilatına ait veçheler devlet merkezinde Maarif Vekilinin riyaseti altında M. T. T. Reisi ve azalarından mürekkep olarak teşkil eden heyet tarafından verilir.

Her üç ay nihayetinde Maarif Vekili reis-i umumiye bir rapor verir.

Madde 7

Bu teşkilatın altıncı maddesinde zikredilen heyet tarafından verilen veçheler dâhilinde faaliyeti Maarif Vekâleti İlk Tedrisat Umumi Müdürlüğü tarafından ve Halk Terbiyesi Şubesi marifetiyle tedvir olunur.

Madde 8

Türkiye Millet Mektebi teşkilatı itibarıyla maarif eminlik mıntıkasına tabiidir.

Madde 9

Bu mıntıkalarda (Millet Mektebinin) tedris faaliyeti itibarıyla veçhelerini (6)ʼncı maddede zikredilen heyetten alacak olan maarif eminleri bu veçhelerin tarz-ı icra ve suret-i takiplerini mıntıkası dâhilinde tespit tanzim ve tamim eder.

Madde 10

“Millet Mektebi” teşkilatının ihzarî ve idari faaliyet itibarıyla cüz ü tamlarını vilayetler teşkil ederler.

Bu cüz ü tamın emr-i idaresi her vilayette valinin riyaseti altında müddeiumumi, defterdar, başmühendis, sıhhiye müdürü, jandarma kumandanı, muhasebe-i hususiye müdürü ve encümen-i vilayetten müntahap bir aza, polis müdürü, belediye reisi, Halk Fırkası mutemedinden ve maarif müdüründen terekküp eden heyete mevdudur. Bu vilayet heyetinin kâtib-i umumiliğini maarif müdürü tedvir eder.

Madde 11

(Millet Mektebi Vilayet Heyeti) kendi icra hududu dâhilinde aynı zamanda teftiş ve murakabe vazifesiyle muvazzaftır. Bu heyete mensup her aza kendi idaresi altında bulunan memur ve mensuplarına gayenin husulü hususunda müfit görecekleri vezaifi heyet kararıyla tevdi etmekle mükelleftirler.

Madde 12

Millet Mektebi Teşkilatının kaza heyeti kaymakamın riyaseti altında müddeiumumi, mal müdürü, jandarma kumandanı, polis komiseri, belediye reisi, Halk Fırkası mutemedinden terekküp eder. Bu heyetin kâtib-i umumiliğini kaza maarif memuru tedvir eder. Bu heyetler de kendi kazaları hudutları dâhilinde aynen vilayet heyetlerinin vazifeleriyle muvazzaf ve salahiyetleriyle mücehhez olup vilayet heyetlerine merbutturlar.

Madde 13

Bu teşkilatın nahiye heyetleri, nahiye müdürüyle, mektep başmualliminden ve mevcut ise jandarma karakol kumandanı ve belediye reisi ve Halk Fırkası nahiye mutemedinden terekküp eder.

Madde 14

Köylerde ihtiyar heyetleri teşkilatının ilk faaliyet nüvelerini temsil edip idari vezaifin icrasını tekeffül ederler.

İhzarî ve İdari Teşkilat Heyetlerinin Vazifeleri
Madde 15

Her vilayet, kaza, nahiye, ve köy millet mektebi idare heyetleri aşağıdaki vazifelerin ifasıyla mükelleftirler:

A) Millet mektebi dershanelerine yer ihzar etmek (bu yerlerin ihzarı için mektepler, camiler, hükûmet salonları, kulüpler, salonlar, kahveler ilh… gibi mahallinde mevcut olup da içtimaa müsait bulunan her mahal)
B) Bu dershanelerin tenvir ve teshin, tathir hususatını temin etmek.
C) Künye kayıt ve yoklama defterleriyle yazı tahtası, tebeşir gibi umumi; defter; kalem, kitap gibi hususi ders malzemesini tedarik etmek.
D) Mahallinin içtimai, iktisadi ve sıhhi şeraiti nazarıdikkate alarak gerek mektebin ve gerekse derslerin başlama ve bitme zamanlarını tespit etmek. (Hiçbir ders bir saatten aşağı olamaz.)
E) Polis, jandarma, belediye memurları, muhtar yer ve esnaf teşkilatından istifade ederek Millet Mektebi talebesinin derse muntazaman devamlarını temin eylemek.
F) Millet Mektebi muallimlerine verilecek olan devre ücreti ile masarif-i zaruriye, harcırah ve yevmiyeden kanunen verilmesi icap edenlerin temini. İki aylık devre ücreti 30 ve dört aylık devre ücreti 50 liradır.
G) Seyyar muallim teşkilatının faaliyetini teshil edecek istihzaratı yapmak.

(Tedrisat)
Madde 16

Millet Mektebi tedrisat, teşkilat itibarıyla Maarif teşkilatına muvazi olarak tesis eder. Yani ilk mektep bulunan her mahalde mektep muallimi adedince Millet Mektebi dershaneleri açılır. Bu suretle maarif müdürleri ilk tedrisat müfettişleri, ilk mektep müdür, başmuallim ve muallimleri sırasıyla bu sahada tedrisat ve teftişat icrasıyla mükelleftirler.

Madde 17

Maarif müdürleri gerek asli vazifeleri ve gerek millet mektebi idare heyetlerindeki umumi kâtiplikleri dolayısıyla (Millet Mektebi) dershanelerinin,

A) Muallimlerinin tayinini ve tedrisat yapacakları mahallerin tespitini,
B) Tedrisatın verilecek müfredat ve usuller dâhilinde cereyanının teminini,
C) Millet Mektebi müdavimlerinin yoklamaları neticesinde muallimlerden alacağı malumata göre Millet Mektebi İdare Heyetiyle biʼl-müzakere devamın teminini.
D) Tedris faaliyetini sektedar edecek noksanların Millet Mektebi idare heyetleriyle müştereken izalesi esbabının istikmalini,
E) Teftiş neticelerine göre başmuallim ve muallimlere icap eden veçhe ve talimatın itasını,
F) İkmal-i tahsil edenlerin vakt ü zamanında imtihanlarının icrasını temin eylemek vazifesiyle mükelleftirler.
G) Her ayda bir verilmesi icap eden ihsaî malumatın muayyen vakitlerinde eminliğe irsalini,
H) İkmal-i tahsil edenlerin vakit ve zamanında imtihanlarının icrasını temin eylemek vazifesiyle mükelleftirler.

İlk Tedrisat Müfettişlerinin Vazifeleri
Madde 18

İlk tedrisat müfettişleri mıntıkalarındaki (Millet Mektep)lerinin

A) Küşat ve devam faaliyetlerinden,
B) İzdiham bulunan dershanelerde talebenin daha az talebe mevcut diğer mektep dershanelerine nakil ve tevzininden,
C) Muallimlerin devamının kontrol ve temininden,
D) Tedrisatın verilen veçhe ve usuller dâhilinde idaresinin temininden,
E) Devam etmeyen talebenin adlarının tespitiyle devamlarının kaza idare heyeti marifetiyle temininden,
F) Her ayda bir verilmesi lazım gelen ihsaî malumatın cem ve cetvellerinin tanzimiyle Maarif Müdürlüğüne takdiminden birinci derecede mesuldürler.

Başmuallim ve Muallimler
Madde 19

Mektebinde (Millet Mektebi) dershanesi açılan her ilk mektep müdür ve başmuallimi bu dershanelerin muallim ve müdavimlerinin muntazaman devamını ve programın hüsn-i tatbikini temin ile mükelleftirler.

Madde 20

Her muallim bulunduğu mahalde (30-50) vatandaştan mürekkep bir millet mektebi dershanesinin tedrisatını ifa ile mükelleftirler. Bu mükellefiyeti ifa ederken gerek talebenin devamından ve gerek vesaitinin ve diğer levazımın noksanından dolayı bir müşkülata uğrarsa derhal mıntıkasının müfettişini haberdar ederek devamı temin ve noksanını izale ettirmeye mecburdur.

Madde 21

Resmi ve hususi Türk mektepleri muallimleri gibi ecnebi ve ekalliyet hususi mekteplerinin Türkçe, Tarih ve Coğrafya muallimleri de (20)ʼnci maddede zikredildiği vecihle Millet Mekteplerinde tedrisat vazifesiyle mükelleftirler.

Madde 22

Bir mahalde okuyup yazmak isteyenlerin adedi o mahalde mevcut muallimlerin okutabilecekleri miktardan fazla olursa mahallinde mevcut diğer münevverlerden de şu suretle istifade edilecektir. Muallim olmayan münevverlere Millet Mektebi vilayet veya kaza idare heyetinin kararıyla ve idare heyeti reisinin huzuruyla mahalli maarif müdürü veya memuru ile bir ilk tedrisat müfettişinden ve bir de Millet Mektebi dershanesi idare etmiş bir muallimden mürekkep bir mümeyyizler heyeti tarafından bu münevverlere millet mektebi muallimi unvan ve vesikası verilerek kendileri mektep muallimi olarak tavzif edilirler. Bu muallimler yalnız iki aylık devreli mekteplerin muallimliğini yaparlar.

Madde 23

Maarif mıntıka eminleri lüzum gördükleri herhangi bir mahalde mevcut orta dereceli mekteplerin binalarından dershanelerinden istifade edebilecekleri gibi bu müessesatın muallimlerine de vazife zamanları haricinde (Millet Mektebi) dershanelerinde müfettişlik ve muallimlik vezaifini tevcih ederler.

Madde 24

Maarif mıntıka eminleri mahallinde mevcut yüksek dereceli müessesat ve mektep binalarından bu müessesat ve mektep muallimlerinden Millet Mektebi dershaneleri için ancak Maarif Vekâletinden hususi müsaade aldıktan sonra istifade edebilirler.

Madde 25

Maarif Vekâleti müfettişleri vekâletten alacakları direktifler dâhilinde her nevi Millet Mektebi teşkilatının her nevi faaliyetini teftiş, tetkik ve tahkik ederler.

Millet Mektebi) Dershanelerinin Nevileri ve Devam Şartları
Madde 26

Talimatname maksadını tespit eden maddesinde zikredilen dershaneler mahallinin ihtiyaçları ve devam eden vatandaşların miktarı nazarıdikkate alınarak şu suretle teşkil edilir:

A) Ne eski ve ne de yeni harflerle okuyup yazma bilmeyenler için bir mahalde:

a) Tahsil çağını geçirenlerden on altı – otuz yaşına kadar olanlar (bu mekteplerin erkek, kadın dershanelerine ayrılacakları gibi muhtelit de olabilirler.)
b- Yine bunlardan otuzdan yukarı olanlar için mikdar-ı kâfi dershaneler küşat olunur.

B) Arap harfleriyle okuyup yazma bilip de Türk harfleriyle okuyup yazma bilmeyenler için bu maddenin (A) fıkrasının a, b kısımlarında gösterildiği şekilde dershane açılır. Bu yaş taksimatı mecburi olmayıp taliplerin fazlalığı halinde kolaylık ve tecanüsü temin için yapılmıştır. Mahalli idareler icabına göre dershaneleri tevhit ve taaddüt ettirebilirler.

Madde 27

“Millet Mektebi”ne devam eden vatandaşlar kolaylık olmak için teşkilatın vatandaşların ayağına götürülmesi lazımdır. Bunun için de bu dershaneler büyükşehir ve kasabaların müsait mahallerinde ve muhtelif semtlerde tesis edilirler.

Halkın Millet Mekteplerine Devamlarının Temini
Madde 28

Büyükşehir ve kasabalarda (Millet Mektebi) teşkilatı muhtelif semtlere ayrıldığı takdirde her semtte bir merkez ittihaz edilerek o semte tabi mahallelerde ikamet edenlerden on altı yaşından kırk yaşına kadar olan hiçbir mektebe devam etmeyenlerin isimlerini, aile lakaplarını, yaşlarını, mesleklerini ve eski harflerle okuyup yazma bilip bilmediklerini gösterir bir defter mahalle ihtiyar heyetlerince ihzar edilerek Millet Mektebi İdare Heyetine verilir. İdare heyeti bu defter muhteviyatı semte tahsis ettiği muallim ve dershane adedine göre (ellişer üzerinden) tefrik ederek ait oldukları muallimlere tevdi eder. Bir taraftan heyet-i ihtiyariye vasıtasıyla keyfiyeti ilan ederler. Yeni harfleri tamamen öğrendiğini iddia edenlere, en yakın mektepte imtihan edildikten sonra vesika verilecek ve bunlar Millet Mektepleri dershanelerine devamdan muaf tutulacaklardır. Yeni Türk harfleriyle tedrisat icrasına liyakati olan aile reisleri kendi aileleri efradından okuyup yazma bilmeyenlerin tedrisini taahhüt ettikleri takdirde bunlar millet dershanelerine devam etmeyebilirler.

Ancak civardaki dershanenin ilk devresi nihayetinde dershane müdavimleri ile birlikte imtihana girerek öğrendiklerini ispat eylemeleri şarttır.

Madde 29

Her muallim kendi dershanesinde okumaları lazım gelenlerin yoklamalarını 20ʼnci maddede zikredildiği vecihle yapar devam etmeyenlerin isimlerini mıntıka ilk tedrisat müfettişlerine tevdi eyler.

Derslere Başlangıç ve İkmal Merasimi
Madde 30

Her Millet Mektebinin ilk küşat günü muallim okuyup yazma ve harfler hakkında bir mukaddime yapar. Gramofon tedarik edilebildiği takdirde reisicumhur hazretlerinin yeni harfler hakkındaki hitabelerini ihtiva eden plağı çalar ve bunu müteakip derse başlar. Tedrisat müfredat programları ve usul-i tedris kavaidine tevfikan devam eder.

Madde 31

Her iki nevi dershanede tahsil müddetlerini ikmal edenler devre nihayetinde bir imtihana tabi tutulurlar. Muvaffakiyetle ikmal edenlere şehadetname verilir. Diğerleri ikinci bir ikmal kursuna sevk olunurlar.

Madde 32

“Millet Mektebi” dershanelerinde yeni harflerle okuyup yazmak öğrenenler 28 Mayıs 1928 tarihli Halk Dershaneleri Nizamnamesi’ne tevfikan halka muhtaç olduğu mesleki ve fenni bilgileri vermek, icap eden tatbikatı yaptırmak ve bu suretle halkın istihsal kudretini arttırmak maksadıyla, açılacak, lisan, ticaret ve sanat ikmal halk dershanelerine devam ederler. “Millet Mektebi” dershanesini ikmal etmeyenler halk dershanesine kabul olunmazlar.

Millet Mektebi Dershaneleri İçin Sarf Edilecek Paranın Suret-i Temini
Madde 33

Her vilayet ve kazada Millet Mektebi teşkilatı varidat ve masarifatı için Millet Mektebi İdare Heyeti tarafından bir bütçe tanzim ve Maarif Vekâletine tasdik ettirilir. Bu teşkilat için ber vech-i zir menabiden
istifade olunur.

A) Hususi bütçelerden tefrik ve nakil olunacak miktar (Bu sene için tasarrufattan nakil suretiyle temin edilir.),
B) Mahalli ticaret ve ziraat odalarından tahsis edilecek muavenet,
C) Mahalli belediyelerden yapılacak muavenet (Bu sene için tasarrufattan nakil suretiyle temin edilir.),
D) Hususi teberrular,
E) “Gazi hitabesi” plağından hasıl olacak varidatın hasılat-ı safiyesi,

Madde 34

Tasdik edilen varidat ve masarif idare-i hususiye bütçesinin varidat ve masraf sütunlarına ayrı bir kısım halinde aynen nakledildikten sonra Millet Mektebi idare heyetlerinin kararı, vali veya kaza kaymakamının ita emriyle münhasıran millet mektebi dershanelerinin 15ʼnci maddede zikredilen ihtiyaçlarına sarf olunur.

Hapishanelerle Hususi Müesseseler, Fabrikalar
Madde 35

Hapishanelerde bulunan vatandaşlar okutulup yazdırılacaktır. Altı aydan fazla mahkûmiyeti olanları hakkıyla okuyup yazdırmadan çıkaran hapishane müdürleri mensup oldukları vekâletçe mesul edilecektir. Hapishane müdürleri muhtaç oldukları muallimleri Millet Mektebi İdare Heyetinden talep ederler. Hapishaneler dâhilinde tesis edilecek bu mektepler teşkilatı da aynen diğerleri gibi idare ve teftişata tabiidirler.

Madde 36

Daimi asgari yirmi memur, amele veyahut rençber çalıştıran müessese, fabrika, müteahhitler, çiftlik sahipleri maarif teşkilatına dair kanunun altıncı maddesi mucibince istihdam ettikleri anasıra yeni harflerle okuyup yazmayı öğretmek vazifesiyle mükelleftirler.

Madde 37

Bu vazifeyi kendi anasırıyla yapamayanlar bulundukları mahal idare heyetine müracaat ederek muallim temin ederler bu müessese ve müteşebbisler açacakları mekteplerin 15ʼnci maddede zikredilen ihtiyaçlarını temin ve muallimin ücret ve harcırahını tediye ederler.

Madde 38

Devlet müesseseleriyle şehremanetleri ve belediyelerde, inhisar müdüriyetlerinde, bankalarda, demiryolu ve liman idareleriyle nısfından fazla sermayesi devlet tarafından verilen bilumum şirketlerdeki mevcut daimi memur ve müstahdemlerle hamallar, ameleler 36ʼncı maddede zikredildiği vecihle okutulacaktır.

Bu memurlar, müstahdem ve amele ve hamal 1929 senesi Haziranına kadar bir Millet Mektebine devam edecekler ve kendilerinden devam vesikası aranılacaktır.

Seyyar Talim Heyetleri
Madde 39

Maarif Vekâletinin resmi teşkilatının henüz tesis edemediği yerlerdeki vatandaşlara okuyup yazma öğretmek üzere seyyar muallim teşkilatı yapılacaktır.

Madde 40

Seyyar Muallimler Teşkilatının üssüʼl-harekesi nahiye merkezleridir.

Madde 41

Sırasıyla bütün idare heyetleri bu teşkilatla yakından alakadar olarak seyyar muallimlerin lüzum gösterecekleri hususatın sürat-i temin ve icrasına çalışırlar.

Madde 42

Seyyar talim heyetlerinin vezaifi ve tarz-ı mesaileri aşağıdadır:

A) Seyyar talim heyetleri mektebi olmayan küçük köylere giderek köy halkını muayyen zamanlarda köyün en münasip bir mahalline toplayarak tedrisat yaparlar. Köy haricinden gelmiş olanlar da bu derslere kabul olunur.

B) Tedrisatın zaman-ı icrası ve müddeti alakadar köyler ihtiyar heyetleriyle biʼl-müşavere tespit olunur. Fakat bu müddet bir buçuk aydan ve haftada altı saatten aşağı olamaz.

C) Gerek seyyar talim ve gerek Millet Mektebi idare heyetleri tedrisatın zaman-ı icrasının köylünün zirai ve iktisadi faaliyetine katiyen sekte getirmeyecek zamanlarda yapılmasına riayet edeceklerdir.

D) Şehirlerde kahve ve gazino gibi umumi mahallerde dersler verirler.

Madde 43

Seyyar talim heyetleri gidecekleri yerlere tebeşir, kağıt, kalem, defter ve kitap ve siyah mat muşamba veyahut buna müşabih portatif kara tahta gibi malzemeyi beraberlerinde götürürler.
(Propaganda Teşkilatı)

Madde 44

İdare heyeti tarafından halkın yeni harflere karşı alaka ve incizabını cezp ve temin için propaganda heyetleri teşkil olunur. Bu heyetler ber vech-i âti mahal ve fırsatlardan istifade ederler.

A) Sinema, tiyatrolarda numaralar arasında okuyup yazmanın fevaidine ait münasip propaganda numaraları tertip etmek.
B) Kahvehane, gazino gibi umumi mahallerde konferanslar vermek.
C) Kasaba ve köylerde panayır, pazar, güreş, koşu, sergi gibi halk izdihamını celp eden mahallerde konferanslar vermek, tedris levhaları asmak, alaka celp edecek nümayişler tertip etmek.
D) Mecmua, gazete, risale gibi matbualar tertip şehirlerde ve köylerde umumi alakayı calip mevzular duvar gazeteleri ve levhalar tahrir ve talik etmek.
E) Vesaiti bulunan mahallerde radyo hitabeleri tertip ve caddelere meydanlara hoparlörler vazedilerek halkı tenvir eylemek propaganda faaliyeti ve vesaiti ancak lüzumu kadar istimal edildikleri takdirde müfit olurlar bunun için itidale riayet şart olup halkı taciz etmemek lazımdır.

Dershane Mezunlarına Verilecek Vesika
Madde 45

Mahiyetleri ikinci maddede zikredilen (Millet Mektebi) dershanelerini ikmal edenlere bir sureti talimatnameye merbut şehadetname verilecektir.

Madde 46

Her dershaneyi muvaffakiyetle ikmal edenlerden imtihanda en iyi numara alanlardan üç vatandaşa Gazi hazretlerinin imzalarıyla müzeyyen birer nüsha Teşkilat-ı Esasiye Kanunu hediye edilir.

Madde 47

Her iki dershaneyi muvaffakiyetle ikmal etmiş ve şehadetname almış olan vatandaşlar:

A- Ziraat, ticaret ve sanayi kurslarına tercihen alınırlar.

B- Millet Mektebi idare heyetleri tarafından kendilerine münasip hediyeler verilir.

C- Bu vatandaşlar Maarif Vekâleti halk neşriyatından meccanen istifade ederler.

Menfaatler
Madde 48

Bir devreyi muvaffakiyetle ikmal eden muallimlere ücretlerinden başka biri devre ortasında diğeri de nihayetinde maarif müdürünün teklifi ile maarif emini tarafından birer takdirname verilir.

Madde 49

Köyünde yeni harflerle okuyup yazma bilmeyen her ferdi okutmuş ve bu suretle ümmiliği kaldırmış olan muallimler ayrıca mükafat-ı nakdiye ile taltif olunurlar.

Madde 50

Muallim olmayıp da Millet Mektebi muallimi vesikası alarak bu mekteplerde hüsn-i hizmeti sebk eden memurlar mahalli idare heyetinin teklifi ile mensup oldukları devair tarafından takdir ve taltif edilirler.

Madde 51

Bu talimatname neşri tarihinden itibaren muteberdir.

Madde 52

Bu talimatname ahkâmının icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur