Ana Sayfa Blog Sayfa 28

Avrupa Anayasaları

0

Avrupa Anayasaları listesinde; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye’nin de garantör olduğu 1960 Kıbrıs Anayasası, Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası, Fransa Anayasası, İtalya Cumhuriyeti Anayasası, Danimarka Krallığı Anayasası, İrlanda Anayasası, İspanya Anayasası, Portekiz Cumhuriyeti Anayasası, Hollanda Krallığı Anayasası, Çek Cumhuriyeti Anayasası, Belçika Anayasası, Avusturya Federal Anayasası ve Rusya Federasyonu Anayasası ile Kosova Cumhuriyeti Anayasası bulunmaktadır. İngiltere’nin yazılı anayasası bulunmamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasası
Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Anayasası
Fransa Anayasası
İtalya Cumhuriyeti Anayasası
İrlanda Anayasası
İspanya Anayasası
Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası
Portekiz Cumhuriyeti Anayasası
Rusya Federasyonu Anayasası
Belçika Anayasası
Danimarka Kraliyet Anayasası 
Danimarka Kraliyet Anayasası
Polonya Cumhuriyeti Anayasası

Çek Cumhuriyeti Anayasası

Çek Cumhuriyeti Anayasası Türkiye Barolar Birliği önceki başkanı Vedat Ahsen Coşar tarafından Türkçeye tercüme edilmiş ve Barolar Birliği tarafından Faruk Erem‘e Armağan ismi ile 1999 yılında yayınlanan eserde yayınlanmıştır.

Çek Cumhuriyeti Anayasası, 01 Ocak 1993 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Çek Cumhuriyetinin anayasal düzeni; Birleşmiş Milletler Temel Hak ve Özgürlükler Bildirgesini, bu Anayasa’ya uygun duruma ge­tirilen temel yapılanma yasalarını, 06 Haziran 1992’den itibaren uygulanan Çekoslovak Cumhuriyeti Milli Meclisi, Çekoslovak Sos­yalist Cumhuriyeti Federal Meclisi ve Çek Cumhuriyetinin devlet sı­nırlarını tanımlayan Çek Milli Konseyi’nin temel yapılanma yasa­larını kapsamaktadır.

Hollanda Krallığı Anayasası
Avusturya Federal Anayasası
Kosova Cumhuriyeti Anayasası

Avrupa Anayasaları

Mülteci Hukukunda Çocukların Statüsü

0

Mülteci Hukukunda Çocukların Statüsü isimli eser, Gedik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Nurşin Küçükyazıcı tarafından yayına hazırlanarak Adalet Yayınevi tarafından 2020 yılı Şubat ayında okuyucu ile buluşturulmuştur.

Mülteci Hukukunda Çocukların Statüsü – Nurşin Küçükyazıcı
Mülteci Hukukunun tarihsel gelişimi paralelinde mültecilik ve sığınmanın üst başlık olarak sunulduğu eserde öncelikle mülteciliğin ortaya çıkış öyküsü anlatılmış ve kavram detaylı şekilde izah edilmiştir.
Mülteci kavramının tanımlandığı ve düzenlendiği uluslararası belgeler kitapta sıralanmış, kavramın ortaya çıktığı Milletler Cemiyeti döneminden Birleşmiş Milletler dönemine geçiş ve sonraki düzenlemeler kronolojik olarak sıralanmıştır.

Birleşmiş Milletler sonrası imzalanan 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme’den önceki dönem özetlenmiş, sözleşmenin getirdiği yeni statü tanımlanmıştır. 1967 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsü ile İlgili Protokol ve Birleşmiş Milletler Ülkesel Sığınma Bildirisi kitapta yer alan temel metinlerdendir.

Afrika Birliği Örgütü’nün mülteci tanımı, Cartagena Mülteciler Deklarasyonu, Arap Ülkelerindeki Mültecilerin Durumunu Düzenleyen Arap Birliği Sözleşmesi,  Avrupa Birliği (AB) Hukukundaki Düzenlemeler ve Ulusal Mevzuat kitabın inceleme alanlarındandır.

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ndan Önceki Düzenlemeler, İskan Kanunu, 1994 Tarihli İltica ve Sığınma Yönetmeliği, Ulusal Eylem Planı Çerçevesinde Hedeflenen Düzenlemeler, 2006 Tarihli İçişleri Bakanlığı Talimatı, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ve Geçici Koruma Yönetmeliği kitapta detaylı şekilde incelenmiştir.

Mülteci Tanımı, Şartlı Mülteci Tanımı, İkincil Koruma, Geçici Koruma kavramları bilimsel analize tabi tutulmuştur.

Yazar Nurşin Küçükyazıcı’nın Kitap Hakkındaki Sunumu 
Yazar Nurşin Küçükyazıcı

“Bu çalışma, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı İnsan Hakları Hukuku Tezli Yüksek Lisans Programı’ndaki öğrenimim sonunda hazırladığım ve oybirliği ile kabul edilen “Mülteci Çocukların Hukuki Statüsü” başlıklı yüksek lisans tezimin kitap haline getirilmesi fikrinden doğmuştur. Sığınma arayan çocuklar konusu, Uluslararası Hukuk literatüründe her daim güncelliğini muhafaza eden konulardan biridir. Dolayısıyla tez çalışmamın kitap olarak yayınlanması fikri de başlı başına bu konuyla ilgili hukuki sorunların ortaya konulmasına hizmet etmeyi amaçlamaktadır.

Bununla birlikte tez konumla ilgili kaynak taraması yaptığım dönemde, ülkemizde mülteci ve sığınmacıları ilgilendiren konuların daha çok uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi ve kamu yönetimi gibi disiplinlerce ele alındığı, maalesef ki hukuk alanında yapılan çalışmaların sayısının oldukça az olduğu görülmüştür. Kaldı ki bu süreçte, mülteci mevzuatı içerisinde sığınma arayan çocukların statülerini değerlendiren yalnızca birkaç çalışmaya rastlanıldığı söylenebilir.

Halbuki çocuklar, sığınma arayışları s ırasında ve varış ülkelerinde azımsanmayacak sayıda hak ihlallerine maruz kalabilmektedirler. Bu yüzdendir ki tüm bu sorunlara hukukçuların daha fazla eğilmesi gerektiği kanaatine vardım. Söz konusu eksikliği bir nebze de olsa giderebilmek adına bir adım atma isteğim böyle bir çalışmanın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Elbette ki bu fikrin bu kadar çabuk filizlenmesi, tezimin böyle bir amacı karşılayacağını söyleyerek beni onurlandıran çok kıymetli hocalarım sayesindedir.”

ÇOCUKLARA İLİŞKİN HUKUKİ STANDARTLARI BELİRLEYEN
DÜZENLEMELERDE MÜLTECİ ÇOCUKLAR
I. ÇOCUK KAVRAMI……………………………………………………………………………69
II. MÜLTECİ ÇOCUKLARA İLİŞKİN HUKUKİ STANDARTLARI BELİRLEYEN
DÜZENLEMELER……………………………………………………………………………..72
A. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ……………………………. 74
1. Genel Çerçeve………………………………………………………………………… 74
2. Hükümleri ……………………………………………………………………………… 76
3. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi …………………………………. 82
a) Genel Çerçeve ………………………………………………………………….. 82
b) Çocuk Hakları Komitesi’nin Yapısı ……………………………………….. 83
c) Raporlama Süreci ve Çocuk Hakları Komitesi’nce
Raporların İncelenmesi ……………………………………………………… 84
4. Türkiye ve Çocuk Hakları Sözleşmesi …………………………………………. 86
B. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve
Çocuk Pornografisi Hakkında Seçmeli Protokolü……………………………….. 88
C. Silahlı Çatışmalarda Çocuğun Durumunu Ele Alan Uluslararası
Düzenlemeler ………………………………………………………………………………. 89
1. Cenevre İnsancıl Hukuk Sözleşmeleri ………………………………………… 90
2. Olağanüstü Durumlarda ve Silahlı Çatışma Hallerinde
Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri ………………………. 91
3. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin Çocukların Silahlı Çatışmalarda
Yer Alması Hakkında Seçmeli Protokolü …………………………………….. 92
İçindekiler 11
D. Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi…………………. 94
E. Çocuk Hakları ve Esenliği Hakkında Afrika Şartı…………………………………. 95
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
MÜLTECİ HUKUKUNDA
ÇOCUKLARIN STATÜLERİNİN BELİRLENMESİ
I. ÇOCUKLARIN MÜLTECİLİK STATÜSÜNÜN TESPİTİ …………………………………99
A. Mülteci Statüsünün Kazanılması Nedenleri…………………………………….. 103
1. Yabancı Olma Koşulu (Tabiiyetini Taşıdığı Ülkenin Dışında
Bulunmak)……………………………………………………………………………. 103
2. Korku, Baskı-Zulüm Unsurları………………………………………………….. 106
a) Korku …………………………………………………………………………….. 106
b) Baskı ve Zulüm………………………………………………………………… 108
3. Baskı ve Zulme Temel Teşkil Eden Nedenler……………………………… 111
a) Irk …………………………………………………………………………………. 111
b) Din ………………………………………………………………………………… 112
c) Milliyete Dayalı Zulüm……………………………………………………… 113
d) Belirli Bir Sosyal Gruba Mensubiyet …………………………………… 115
e) Siyasal Düşünce………………………………………………………………. 116
B. Çocukların Mültecilik Statüsünün Sona Ermesi ……………………………….. 117
1. Vatandaşı Olduğu Ülkenin Korumasından Kendi İsteği İle
Yeniden Yararlanma………………………………………………………………. 118
2. Vatandaşlığı Kendi İsteğiyle Kazanma………………………………………. 119
3. Yeni Bir Vatandaşlık Kazanmış Ve Korunmasından Yararlanıyorsa….. 120
4. Zulme Uğramaktan Korktuğu Ülkeye Kendi İsteği İle Yeniden
Dönmesi ………………………………………………………………………………. 120
5. Vatandaşı Olduğu Ülke Koşulları Değiştiği İçin Ülkesinin Himayesini
Reddedemeyecekler ile Mültecilerle İlgili Koşulların Ortadan
Kalkması Nedeniyle Daimi İkamet Ülkesine Geri Dönme Durumu….. 121
C. Çocuğun Mültecilik Statüsünün İptali…………………………………………….. 122
D. Çocukların Mültecilik Statüsü Kazanmasını Engelleyen Nedenler ………. 122
1. BM Tarafından Yardım ve Koruma Görenler……………………………… 123
2. Uluslararası Himayeye İhtiyacı Olmadığı Düşünülenler ………………. 124
3. Uluslararası Korumaya Layık Olmayanlar………………………………….. 125
E. Çocukların Statü Dışı Bırakılmasının Sonuçları…………………………………. 125
12 İçindekiler
II. MÜLTECİLİK STATÜSÜNÜN KAZANILMASINDA ÖZEL DURUMLAR ………….126
A. Grup Belirlemesi …………………………………………………………………………. 126
B. Aile Bireylerinin İddialarına Dayanarak Belirleme ……………………………. 127
C. Çocuğun Bireysel Talebi ile Belirleme…………………………………………….. 128
III. ÇOCUKLARA GEÇİCİ HUKUKİ KORUMA STATÜSÜNÜN VERİLMESİ ………….132
A. Geçici Koruma Statüsünün Kazanılmasına Yönelik Ölçütler ………………. 133
1. Kitlesel Akınla veya Kitlesel Akın Döneminde Bireysel Olarak
Gelmek………………………………………………………………………………… 133
2. Geçici Korunanların Bireysel Korumadan Yararlanamaması………… 134
B. Geçici Korumanın Sona Ermesi……………………………………………………… 134
1. Geçici Korumanın Bireysel Olarak Sona Ermesi …………………………. 134
2. Geçici Korumanın Tanınamayacağı Kişiler ile Geçici Koruma
Statüsü İptal Edilecek Kişiler …………………………………………………… 135
3. Geçici Korumanın Cumhurbaşkanı Kararıyla Sona Ermesi…………… 137
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
6458 SAYILI YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU
KAPSAMINDA TÜRK HUKUKUNDA ÇOCUKLARIN İLTİCA USULÜ
I. İÇ HUKUKUMUZDA ÇOCUKLARIN SIĞINMA PROSEDÜRÜ……………………..139
A. Başvuru ve Kayıt İşlemleri…………………………………………………………….. 140
B. Mülakatın Yapılması …………………………………………………………………… 143
C. Karar …………………………………………………………………………………………. 144
D. Kabul Edilemez Başvurular …………………………………………………………… 145
E. Hızlandırılmış Değerlendirme ……………………………………………………….. 146
F. BMMYK ile İş Birliği……………………………………………………………………… 147
G. İdari Gözetim ……………………………………………………………………………… 148
H. İtiraz ve Yargı Yolu ……………………………………………………………………….

Eraslan Özkaya

0
Eraslan Özkaya
Eraslan Özkaya

Eraslan ÖZKAYA, 19.06.2002 ile 01.12.2004 yılları arasında Yargıtay Başkanlığı görevini yürütmüştür.

Özkaya, 1939 yılında Hacıbektaş’ta doğmuş, Ankara Gazi Lisesini bitirmiştir. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1962 yılında mezun olduktan sonra, askerliğini Hadimköy’de yedek subay olarak yapmıştır.

Ankara hakim adayı olarak mesleğe başlamış; sırasıyla Hınıs Cumhuriyet Savcılığı, Tuzluca ve Pazarcık Hakim Yardımcılığı, Pazarcık ve Haymana Hukuk Hakimliği, Ankara Tapulama, Sulh Hukuk ve Asliye Hukuk Hakimliği görevlerinde bulunmuştur.

27.5.1986 tarihinde Yargıtay Üyeliğine atanan Eraslan Özkaya, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 15.9.1994 tarihinde ilk kez, 22.9.1998 tarihinde ikinci kez Yargıtay Birinci Hukuk Dairesi Başkanlığına seçilmiştir.

Sami Selçuk‘un yaş haddi nedeniyle emekli olması üzerine 19.6.2002 tarihinde Büyük Genel Kurulca Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiş, bu görevde iken 01.12.2004 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılmıştır.

Eraslan Özkaya’dan sonra Osman Arslan Yargıtay Başkanı olmuştur.

Eraslan ÖZKAYA’nın Kitapları

Fransızca bilen Özkaya’nın; 3 ciltten oluşan Elatmanın Önlenmesi Davaları, Muvazaa Davaları, İmar Hukuku ve Mevzuatı, Vekalet Sözleşmesi ve Kötüye Kullanılması, İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Hata, Hile, İkrah Davaları, Gabin Davaları, Eski Vakıf Hukuku, Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler, İmar Kanunu Şerhi ve Mevzuat ve Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi adlı eserleri ve mesleki konularda yayımlanmış çeşitli makaleleri bulunmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

Eraslan Özkaya -İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları
Kitabın İçeriği ve Konu Başlıkları

Eserde, üçüncü kişilerin açtıkları muvazaa davalarında Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku, Sosyal Sigortalar Hukuku alanında yapılan muvazaalı sözleşmelere ilişkin daha geniş açıklamalar yapılarak örnek içtihatlar konulmuş, kitap bu yönde daha da genişletilmiş, yazara ulaşan soruların cevaplandırılması hedeflenmiştir.
Değişen ve yeni çıkan içtihatlar hakkında yazar görüş ve düşüncelerini açıklamış, son çıkan içtihatlar gözden geçirilerek emsal nitelikte olanlar kitaba eklenmiştir.
Konu Başlıkları
İnançlı İşlem
Muvazaa
Taraf Muvazaası
Üçüncü Kişinin Açtığı Muvazaa Davaları
Muris Muvazaası
Nam–ı Müstear (Takma Ad)
Kanuna Karşı Hile (Kanundan Kaçma)
Sözleşmenin İptali
İcra İflas Kanununa Göre Sözleşmenin İptali Davaları
6183 Sayılı Kanuna Göre Sözleşmenin İptali Davaları
Davaların Birbirleri ile İlişkileri

Eraslan Özkaya – Yanılma – Aldatma – Korkutma Davaları
Konu İçeriği ve Konu Başlıkları

Kitabın birinci baskısından sonra Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu, Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu gibi temel kanunlar yürürlükten kaldırılarak yenileri kabul edilmiş, öteki kanunlarda da önemli değişiklikler yapılmıştır.

Borçlar Kanunu’nun irade bozukluklarına “rızadaki fesat’a” ilişkin hükümlerinde de önemli değişiklikler yapılmış yanılma “hata”, aldatma “hile”, korkutma “ikrah” hukuki müesseseleri isimleri dahil önemli değişikliklere uğramışlardır.

Tüm bu değişiklikler eserin yeniden ele alınıp yeni baştan yazılmasını zorunlu kılmıştır. Bu arada yeni içtihatlar çıkmış, kanunlardaki değişikliklere paralel olarak içtihatlarda bazı değişiklikler olmuştur.

Tüm bu nedenlerle kitap dördüncü baskıda adeta yeniden yazılmış, konular daha da genişletilip, derinleştirilerek incelenmiş, emsal niteliğindeki önemli içtihatlar kitabın bünyesine alınmış, eser konusunda gerek bilimsel, gerekse uygulama yönünde tüm ihtiyaçlara cevap verecek bir kapasiteye ulaştırılmaya çalışılmıştır.

İrade Bozuklukları (Rızadaki Fesat)
Yanılma “Hata”
Aldatma “Hile”
Korkutma “İkrah”
İrade Bozukluğunun Giderilmesi
Eraslan Özkaya – Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler
Kitabın İçeriği ve Konu Başlıkları

Gerek maddi gerekse usul hukukumuzda sürelerin büyük önemi ve yeri bulunmaktadır. Her dava veya hukuki işlemin kanunlarımızda yer alan süre çeşitlerinden bir veya birkaçı ile ilgisinin olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür.Ne yazık ki, nitelikleri, koşulları hüküm ve sonuçları tamamen farklı olan süreler hakkında kanunlarımız yeterli açıklıktan yoksundur.Bu husus hakların, davaların kaybedilmesine, asgariden sürüncemede kalmasına sebebiyet vermektedir.

Bu nedenle kanunlarımızda yer alan, kazandırıcı, kaybettirici zamanaşımı süreleri ile hak düşürücü süreler, hakka bağlı süreler, düzenleyici süreler, usuli süreler, kabul edilme nedenleri, nitelikleri, koşulları, hesap edilmeleri, durma ve kesilme sebepleri, hüküm ve sonuçları birbirlerine benzer ve farklı yönleriyle topluca şematik ve sistematik olarak bütün boyutları ile incelenmiş, bu yöndeki bilimsel görüşlere ve seçme içtihatlara yer verilmiş, bu suretle tüm ilgililere, hukukçulara, hak sahiplerine faydalı olmaya çalışılmıştır.

Kazandırıcı Zamanaşımı Süreleri
Kaybettirici Zamanaşımı Süreleri
Düzenleyici Süreler
Hakka Bağlı Süreler
Usuli Süreler
Hak Düşürücü Süreler
Sürelerin Koşulları
Sürelerin Hesaplanması
Sürelerin Durması
Sürelerin Kesilmesi
Ek Süreler
Uzatılmış Süreler
Konularla ilgili Emsal İçtihatlar
Eraslan Özkaya – Vekâlet Sözleşmesi ve Kötüye Kullanılması
Kitabın İçeriği ve Konu Başlıkları

Başta Türk Borçlar Kanunu olmak üzere Türk Ticaret Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu gibi ana kanunlar ile öteki kanunlarda yapılan değişiklikler ve kabul edilen yeni kanun hükümleri göz önünde tutularak eserin yeni baştan hazırlanması gerekmiştir.

Kitap yeniden yazılırken eski ve yeni Borçlar Kanunu’nun hükümleri karşılaştırılmış, yapılan değişikliklere işaret olunmuş, bilimsel görüşlere ve yeni içtihatlara da yer verilerek vekâlet sözleşmesine ilişkin özel hükümler hakkında detaylı açıklamalarda bulunulmuştur.

Ayrıca Borçlar Kanunu’nun vekâlet sözleşmesini düzenleyen özel hükümlerini bütün boyutları ile açıklayabilmek için vekâlet sözleşmesinin özel türleri olarak kabul edilen ve Borçlar Kanunu’nun Vekâlet İşleri ile ilgili dokuzuncu bölümünde vekâlet sözleşmesi ile birlikte yer alan Kredi Mektubu, Kredi Emri ve Simsarlık Sözleşmeleri ikinci bölümde incelenmiş, ayrıca vekâletsiz iş görme hakkında yeterli açıklamalarda bulunulmuş vekâlet sözleşmesinin öteki iş görme sözleşmeleri ile benzer ve farklı yönlerine üçüncü bölüm ayrılarak derinliğine işlenmiştir.

Önceki baskıdan sonra çıkan içtihatlarla kitabın içtihatlar bölümü daha da zenginleştirilmeye çalışılmıştır.

Vekalet Ücreti
İşin Üçüncü Kişiye Gördürülmesi Halinde Sorumluluk
Edinilen Hakların Vekalet Verene Geçişi
Birlikte Vekalet Verenlerin ve Birlikte Vekillerin Sorumluluğu
Ölüm, Ehliyetin Kaybedilmesi, İflas
Özel Vekalet Çeşitleri
Vekaletsiz İş Görme

Eraslan Özkaya – Aşırı Yararlanma (Gabin) Davaları 

Kitabın İçeriği ve Konu Başlıkları

Yürürlükten kalkmış olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Gabine” ilişkin 21. maddesini karşılayan 6098 sayılı yeni Borçlar Kanunu’nun 28. maddesinde metin dilinin arılaştırılması dışında aşırı yararlanmanın “gabinin hüküm ve sonuçlarında değişiklik yapıldığı gibi tabi olduğu süreler yönünden de önemli yeni hükümler getirilmiştir. Aşırı yararlanma “gabin” hakkında yapılan bu değişiklik üzerine müessesenin yeni baştan incelenmesi zorunluluğu hasıl olmuş, eser üçüncü baskıya hazırlanırken yeniden titizlikle gözden geçirilmiş, bazı konular daha derinleştirilip, genişletilmiş, uygulamadaki bazı duraksamalara açıklık getirilmiştir. Yazarın iştirak etmediği bazı kararlar hakkındaki görüşleri de dipnot olarak açıklanmıştır.

Kavram ve Tanım
Aşırı Yararlanma (Gabin) Davaları
Aşırı Yararlanmanın “Gabin’in” Unsurları
Aşırı Yararlanmanın “Gabin’in” Hüküm ve Sonuçları
Eraslan Özkaya – Eski Vakıf Hukuku
Kitabın İçeriği ve Konu Başlıkları

Vakıflar ve Vakıf hukuku eski medeniyetlerden itibaren, özellikle İslam devletleri ve Osmanlı İmparatorluğunda tarihi perspektif içerisinde sıhhatli kaynaklara ilmi görüşlere ve içtihatlara dayanılarak geniş boyutları ile incelenmiş, hukukevler arasındaki görüş ayrılıkları ve nedenleri açıklanmış, günümüz tatbikatında dahi geniş yer tutan ve önemini koruyan vakıf davaları hakkında detaylı bilgiler verilmiş vakıf davaları ile ilgili seçilmiş içtihatlar kitap bünyesinde yer almıştır.

Vakfın Tarifi Tanımı, Hukuki Mahiyeti Önemi
Vakfın Kurulması ve Geçerlilik Koşulları
Vakfın Eski Medeniyetlerde, islam Devletlerinde ve Osmanlı İmparatorluğundaki Tarihi Gelişimi
Vakfın Unsurları ve Koşulları
Vakfın Çeşitleri
Vakıfların İdaresi Ehliyet ve Tevliyet
Gedik ve Çeşitleri
Vakıflarla ilgili Seçilmiş içtihatlar

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme

0
Bandırma Kuş Cenneti

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme, 19.03.1902′ de Paris’ te imzalanan Ziraata Faydalı Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşmenin(International Convention for the Protection of Birds Useful to Agriculture) değiştirilmesi suretiyle 18.10.1950’de Paris’ te düzenlenerek imzalanmıştır.

Kırşehir’deki Seyfe Gölü

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme, 01.12.1966 tarihli ve 797 sayılı Kanunla onaylanmış, Resmî Gazetenin 17.12.1966 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bandırma Kuş Cenneti
Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme

Bazı kuş nevilerini tehdit eden yok olma tehlikesini müdrik olan ve bazı kuş nevilerinin de, bilhassa muhacir kuşların adet itibariyle azalmasından endişe duyan,

İlim noktai nazarından, tabiat ve her milletin kendi ekonomisini himaye bakımlarından prensip olarak bütün kuşların korunması gerektiğini nazarı itibara alan,

İşbu Sözleşmenin mümzi hükümetleri 19.03.1902’de Paris’te imzalanan Ziraata Faydalı Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşmenin tâdili zaruretini kabul ederek aşağıdaki hükümler üzerinde mutabık kalmışlardır.
Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Madde 1.- İşbu Sözleşme yabani halde yaşayan kuşların himayesi hakkındadır.

Madde 2.- İşbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerinde derpiş olunan istisnalar hariç olmak üzere:

a) Bütün kuşların hiç olmazsa üreme devrelerinde, bundan maadâ muhacir kuşların yuvalarının bulunduğu mahallere, avdetleri sırasında bilhassa Mart, Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında,

b) İlmî bir fayda arz eden veya ortadan kalkma tehlikesine mâruz bulunan nevilerin bütün sene zarfında, korunmaları mecburidir.

Madde 3.- İşbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerine de derpiş olunan istisnalar hariç olmak üzere, nevin himayesi devresinde canlı veya ölü bütün kuşların veya işbu Sözleşme hilâfına yakalanan veya öldürülen bir kuşun herhangi bir kısmının ithali, ihracı, nakli, satışı, satışa arzı, satın alınması, verilmesi veya elde tutulması yasaktır.

Van’ın Özalp İlçesinde Bulunan Akgöl

Madde 4.- İşbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerinde yazılı istisnalar hariç olmak üzere, muayyen bir nevin himaye devresinde bilhassa,

Tekessür zamanı devamınca, içinde kuş bulunan veya inşa halinde olan yuvalarını tahrip etmek veya kaldırmak, almak veya zedelemek, nakletmek, ithal etmek, ihraç etmek, satmak, satışa arz etmek, satın almak veyahut serbest halde yaşayan kuşların kuluçka yavrularını, bunların yumurtalarını veya yumurta kabuklarını tahrip etmek yasaktır.

Bu memnuniyetler bir yandan gayri meşru surette elde edilmiş ve kuluçka veya ilmî maksatlara tahsis edildikleri veya kafeste tutulan kuşlara ait oldukları bir sertifika ile belirtilen yumurtalara, diğer taraftan, evvelce kabul edilmiş mahallî sebeplere müsteniden, sadece Hollanda’ya mahsus kızkuşu yumurtalarına tatbik edilmez.

Madde 5.- Yüksek Akit Taraflar; işbu Sözleşmenin 6 ve 7nci maddelerinde derpiş olunan istisnalar hariç, kuşların kitle halinde imhasını veya yakalanmasını intaç etmeye veya bunlara lüzumsuz eziyetler çektirmeye müsâit olan aşağıda sayılı usulleri menetmeyi taahhüt ederler.

Manyas Kuş Cenneti
Bununla beraber, Yüksek Akit Taraflar halen bu gibi usullerin tatbikine kanunen müsaade edilen memleketlerin mevzuatına tedrici olarak bu usullerin men’ i veya tatbikatının daraltılması tedbirlerinin vazedilmesini taahhüt ederler.

a) Tasmalar, ökseler, kapanlar, olta iğneleri, ağlar, zehirli yemler, uyuşturucu maddeler, körleştirilmiş çığırtkanlar,

b) Ağlı ördek havuzları,

c) Aynalar, meşaleler ve diğer suni ışıklar,

d) Sularda yaşayan kuşları yakalamak için balıkçılık takımları ve ağları,

e) İki fişekten daha fazlasını ihtiva eden mükerrer ateşli ve otomatik av tüfekleri,

f) Umumiyetle omuzda taşınanlardan gayri bütün ateşli silâhlar,

g) İç sularda ve 1 Marttan – 1 Ekime kadar sahillerde ve karasularında motorlu deniz vasıtalarıyla kuşların kovalanması ve bunlara ateş edilmesi,

h) Kuşları vurmaya veya bir tarafa sıkıştırmaya yarayan motorlu vasıtalar veya havacılık âletlerinin kullanılması,

i) Kuşların tutulması veya imhası için mükâfatlar ihdası,

j) Ateş etmek suretiyle veya ağlarla bütün sene serbestçe avlanma imtiyazları nizama bağlanacak, üreme devresinde denizde, nehir boylarınca ve sahillerde talik olunacak,

k) Kuşların kitle halinde imhası veya yakalanmasına dair diğer bütün usuller.

Madde 6.-

Muayyen bir bölgede bir kuş nevi; tarlalara, bağlara, bahçelere, meyveliklere, ormanlara, av hayvanlarına ve balıklara ika edeceği zararlarla bazı zirai ve hayvani mahsullerin istikbalini tehlikeye düşürür veya muhafazası arzu olunan bir veya birçok nevileri imha veya sadece azaltmakla tehdit eylerse, salâhiyetli makamlar şahsi müsaadelerle bu nevilere mütedair 2-5inci maddelerde ifade olunan yasakları kaldırabilirler. Bununla beraber bu tarzda öldürülen kuşları satın almak veya satmak öldürdükleri mıntıka dışına çıkarmak yasaktır. Millî mevzuatta bazı kuş nevileri tarafından ika olunan zararları, bu nevilerin idamesini garanti eden şartlar içinde, tahdit etmeye elverişli başkaca hükümler mevcutsa bu hükümler Yüksek Akit Taraflarca muhafaza olunabilirler.

İsveç, Norveç, Finlandiya, Faroe adalarının iktisadi şartları hususi bir ehemmiyet taşıdığından bu memleketlerin salâhiyetli makamları bazı istisnalarla bu Sözleşme hükümleri hilâfına harekete müsaade edebilirler. İzlanda bu Sözleşmeyi kabul ettiği takdirde talebi üzerine bu kayıttan istifade edebilir.

Muayyen bir memlekette bu maddede bahis mevzuu yerli veya muhacir nevilerin tamamen imhasını intaç edecek hiç bir tedbire tevessül olunmaz.

Madde 7.- Hal ve keyfiyetlere göre suiistimalleri önleyecek lüzumlu tedbirlerin alınması suretiyle; ilim, eğitim, yeniden kuşlandırma, av hayvanlarının tekrisi ve şahincilik nefine olmak üzere salâhiyetli makamlarca bu Sözleşme hükümlerinde istisnalar yapılabilir.

3 ve 4üncü maddelerde derpiş olunan nakil keyfiyetleri ile alâkalı hükümler Birleşik Krallığa tatbik olunmaz.

3üncü maddede sayılı yasaklar herhangi bir memlekette öldürülmesine cevaz verilen kuş nevilerinin tüylerine şamil değildir.

Madde 8.- Yüksek Akit Taraflar, bu Sözleşmede zikrolunan şartlar dairesinde ülkelerinde öldürülmesi veya yakalanması caiz olan kuşların bir listesini tanzim etmeyi taahhüt ederler.

Madde 9.- Her Akit Taraf, hususi surette muhafaza olunabilecek yerli ve muhacir kuş nevilerine ait listeleri tanzim etmek salâhiyetini haiz olacak ve müsaade edilecek yakalama metotları ile kuşların nakil edilebilme veya alıkonulma şartlarını tâyin eyleyecektir.

Her Akit Taraf bu Sözleşme ile himaye olunan kuşların ticaretini tanzim eyleyecek ve bunun gerçekleşmesini tahdit edecek lüzumlu bütün tedbirleri alacaktır.

Madde 10.- Yüksek Akit Taraflar, hidrokarbürler ve sair saiklarla suların telvisi, farlar, elektrik kabloları, haşere ilâçları, zehir ve diğer bütün sebeplerle kuşların telef olmasını önlemeye mütedair hususi tedbirleri tetkik ve vazetmeyi deruhte ederler.

Akit Taraflar, kuşların himaye ve muhafazalarının zaruri bulunduğu hususunda çocukları ve umumi efkârı irşat eylemeye gayret ederler.

Madde 11.– Yüksek Akit Taraflar, kuşların tekessür etmesine müsait yerlerin insanlar tarafından süratle yok edilmeleri neticelerinin hafifletilmesi maksadıyla onların yuva yapabilmesine ve yavrularını emniyet içinde büyütebilmesine, muhacir kuşların da istirahat edebilmesine ve rahatça gıdalarını bulabilmesine elverişli vaziyet ve vüsatte yerler meydana getirilmesini süratle teşvik etmek ve geliştirmek hususunda mümkün olan bütün tedbirleri ittihaz etmeyi kabul ederler.

İşbu Sözleşme tasdik olunacak ve tasdik vesikaları Fransa Cumhuriyeti Hariciye Nezaretine tevdi olunacaktır. Mezkûr Nezaret bu tevdi keyfiyetinden mümzi ve iltihak eden devletleri haberdar eyleyecektir.

Bu Sözleşmeyi imzalamamış olan Devletler buna iltihak edebileceklerdir. İltihaklar Fransa Cumhuriyeti Hariciye Nezaretine bildirilecek, o da mümzi ve iltihak eden Devletleri bundan haberdar eyleyecektir.

Bu Sözleşme altıncı tasdik veya iltihak vesikasının tevdiini takip eden 90ncı gün meriyete girecektir. Bu tarihten sonra Sözleşmeyi tasdik edecek veya buna iltihak edecek her devlet için Sözleşme bu devletçe tasdik veya iltihak vesikasını tevdi tarihini takip eden 90ncı günde mer’ i olacaktır.

Bu Sözleşme gayrı mahdut bir müddet için akdolunmuştur.Fakat Akit Taraflar, işbu maddede tespit edildiği üzere; Sözleşme mer’ iyete girdikten 5 sene sonra bunun her an feshini isteyebilirler. Ancak buna dair işar, Fransa Hariciye Nezaretine tebliği tarihinden bir sene sonra hüküm ifade edecektir.

Bu Sözleşme tasdik veya iltihak eden memleketler arasında 1902 Milletlerarası Sözleşmesinin yerine kaim olur.

Yukarıdaki hükümleri tasdik etmek üzere Hükümetlerince usulünce tevfikan salâhiyetli kılınan delegeler bu Sözleşmeyi imza ettiler

Göçmen Kuşlar

1 Aralık – Hukuk Takvimi

0
1 Aralık Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler
1 Aralık – Hukuk Takvimi

1640

Bizanslı prenses, felsefeci, hekim, hastane yöneticisi ve tarihçi Anna Komnini(Anna Comnena) dünyaya geldi. (1 Aralık 1083 – 1153) 11. yüzyılın sonu ile 12. yüzyılın başı arasında Bizans siyasi tarihinin ana kaynağı olan Aleksiad adlı eserin yazarıdır. 

1640

Portekiz, İspanya’dan bağımsızlığını ilan etti.

1821

José Núñez de Cáceres, Dominik Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını kazandı. Yeni bölgeyi İspanyol Haiti Cumhuriyeti olarak adlandırdı.

1824

Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerinde hiçbir aday seçimde toplam seçim oylarının çoğunluğunu alamadığından, Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisine, Amerika Birleşik Devletleri Anayasasının On İkinci maddesi Değişikliği uyarınca kazananı belirleme görevi verildi.

1834

1833 Köleliğin Kaldırılması Yasası uyarınca Cape Colony’de kölelik, kaldırıldı.

1865

Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyinde ilk siyahi üniversitesi olan Shaw Üniversitesi, 1 Aralık 1865 yılında Kuzey Carolina, Raleigh’de kuruldu.

1900

Nikaragua yönetimi, kanal haklarını ABD hükümetine 5 milyon dolara sattı. Kanal anlaşması Mart 1901’de başarısız oldu. Büyük Britanya, değiştirilen anlaşmayı reddetti.

1918

 İzlanda, bağlı olduğu Danimarka krallığından egemenliğini ilan etti

1919

Lady Astor; Birleşik Krallık, Avam Kamarası’nda yerini alan ilk kadın parlamento üyesi oldu.

1920

Fransız politikacı Pierre Poujade doğdu. (Ölümü: 27 Ağustos 2003) Sıradan bir vatandaşken 1953 yılında yaptığı vergi grevi kısa zamanda geniş kitlelerde yankı buldu ve  yaptığı bu grevle ekonomi literatürüne geçti. Poujade hareketi, o dönemde Fransa’da, fakir bir halde bulunan ve birçoğu iflas etme eşiğinde olan esnaflar üzerine, Devlet’in bazı mali yükümlülükler yüklemesi sivil itaatsizlik olarak değerlendirilebilecek olayların vuku bulmasına sebebiyet verdi. Esnaf kesiminin üzerindeki vergi baskısı arttı, kontrollerin sıkı olması vergi kaçırmayı da zorlaştırdı. Sonuç olarak Pierre Poujade  kasabaya gelen vergi kontrol görevlilerine direnilmesinde öncülük etti. Görevliler görevlerini yerine getiremeden dönmek mecburiyetinde kaldı. Daha sonra bu hareket Poujade önderliğinde büyüyerek Devletten esnafın durumunun iyileştirilmesini ve diğer kesimlere tanınan hakların esnaflara da tanınmasını talep etmeye başladı. Zamanla bu hareket bir siyasi parti halini aldı. Yapılan eylemler kamuya açık yapıldı ve çok büyük destek gördüğü için Devlet’in müeyyide uygulama imkânı kalmadı.

1921

Yabancı firmaların ellerinde bulunan demiryolu işletmeciliği millileştirildi ve Anadolu Demiryolları Müdüriyet-i Umumiyesi adlı kurum oluşturuldu.

   

1924

Türkiye–Estonya arasında Dostluk, Siyasal İşbirliği, İttifak ve Tarafsızlık Antlaşması (Münakit Muhadenet Muahedenâmesi) imzalandı. 

1925

Locarno Antlaşması, Fransa, Almanya, Birleşik Krallık,  İtalya, Polonya, Belçika ve  Çekoslovakya arasında İsviçre’nin Locarno şehrindeki konferansın ardından Londra’da imzalandı.

1926

Türkiye ve Yunanistan arasında Ahali Müdalesi kapsamında el konan taşınmazların karşılıklı olarak değiştirilmesine yönelik antlaşma imzalandı.

1928

  • Kolombiyalı avukat, siyasetçi ve yazar José Eustasio Rivera hayatını kaybetti. (Doğumu: 19 Şubat 1888 ) Kolombiya Ulusal Üniversitesi Hukuk Okulu’nda okudu. Bir süre devlet memuru olarak çalıştı. Venezuela ile yapılan sınır görüşmelerine temsilci olarak katıldı. Brezilya‘ya giderek zamanın ünlü yazarlarından Euclides da Cunha‘nın da aralarında bulunduğu aydınlarla tanıştı. Kolombiya kırsalındaki yaşama ve Amazon ormanındaki kauçuğun yok oluşuna tanıklık eden Rivera edindiği yaşam deneyimini La vorágine (1924) adlı kitabında yazdı.  Bu kitabı Latin Amerika yazın kuramının en değerli yapıtlarından biri olarak kabul edildi. 1925 yılında Dış İlişkiler ve Kolonileşme Araştırma Kurulu üyeliğine seçilmiştir. Kolombiya gazetelerinde köşe yazıları yayımlanan Rivera devlet ihalelerinde yaşanan yolsuzlukları eleştirdi ve ülke çapındaki kauçuk alanlarının terk edilmesini alay konusu haline getirdi.

  • Osmanlı borçlarının tasfiyesine ilişkin anlaşma, TBMM’de onaylandı.

  • Gazeteler, mecmualar, levha, tabela ve ilanlar yeni latin harflerle basılmaya başladı.

1931

30 Kasım 1931 tarihinde kabul edilen İktisadi Buhran Vergisi Kanunu 1 Aralık 1931 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girdi. 

1937

Ziraat ve Maliye Bakanlıkları tarafından müştereken hazırlanarak 7762 Kararname numarasıyla 8 Kasım 1937’de kabul edilen Orman İşletme Talimatnamesi 1 Aralık 1937’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Talimatnamenin dayanağı, Orman Kanunu, Orman Koruma Teşkilât Kanunu ve Orman Umum Müdürlüğü Teşkilât Kanunu’dur.

1938

27 Haziran 1938 de kabul edilen 3499 sayılı Avukatlık Kanunu 1 Aralık 1938′ de yürürlüğe girdi.  Bu kanun 19 Mart 1969’da kabul edilen 1136  Sayılı Avukatlık Kanunu ile yürürlükten kaldırıldı.  

1943

Roosevelt, Churchill ve Stalin’in katıldığı Tahran Konferansı sona erdi.

1951

Birleşmiş Milletler Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme  1 Aralık 1951 tarihinde imzalandı. 

   

1954

Ulus Gazetesi başyazarı Gazeteci Hüseyin Cahit Yalçın, Demokrat Parti yönetimine karşı bir yazısından dolayı 79 yaşında tutuklanarak hapse girdi. Kısa süre sonra Cumhurbaşkanı tarafından affedildi. Hapishaneden çıktıktan sonra da yazı yazmayı ve iktidarı eleştirmeyi sürdürdü.  

1955

Montgomery, Alabama’da (ABD) Rosa Parks adında zenci bir kadın, otobüste yerini beyaz bir adama vermediği için tutuklandı. Ayrıca şehrin ırk ayrımcılığına dayanan yasalarını ihlal ettiği için suçlandı. Bu durum şehirde otobüs boykotuna yol açtı. Parks 14 $ para cezasına çarptırıldı, dava temyize götürüldü. 40 bin siyah 381 gün boyunca “otobüsleri boykot” eylemi yaptı, ırkçı yasa iptal edildi.

1958

1 Aralık 1958’de yandaş radyo yayınlarına tepki olarak İstanbul’da RADYOLARDA PARTİZAN YAYINLARI DİNLEMEK İSTEMEYENLER DERNEĞİ kuruldu. Kurucularına 6 Aralık 1958’de dava açıldı. Dernek, 13 Kasım 1959’da feshedildi.

1959

Antarktika Antlaşması,  1 Aralık 1959’da Washington’da imzalanmış, 23 Haziran 1961’de yürürlüğe girmiştir. 2024 yılı itibarıyla antlaşmaya taraf 57 ülke bulunmaktadır.

1964

Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında ortaklık kurulmasını öngören, 12 Eylül 1963’te imzalanan Ankara Antlaşması yürürlüğe girdi. Türkiye-AB Ortaklık Konseyi, ilk toplantısı 1 Aralık 1964 tarihinde gerçekleştirdi. Antlaşmanın nihai amacı Türkiye’nin Avrupa Topluluğuna tam üye olmasıdır. 

1966

Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme, 19 Mart 1902′ de Paris’ te imzalanan Ziraata Faydalı Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşmenin (International Convention for the Protection of Birds Useful to Agriculture) değiştirilmesi suretiyle 18 Ekim 1950’de Paris’ te düzenlenerek imzalandı. Sözleşme, 1 Aralık 1966 tarihli ve 797 sayılı Kanunla onaylandı, Resmî Gazetenin 17.12.1966 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi.

1972

İtalyan hukukçu ve politikacı Antonio Segni yaşamını yitirdi. (Doğumu:  2 Şubat 1891-Ölümü: 1 Aralık 1972) Sassari Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. İtalyan Halk Partisi’ne katıldı ve 1923’ten 1924’e kadar ÜFE’nin ulusal meclis üyeliğinde bulundu.  1920’da medeni usul hukuku alanında profesör oldu. Perugia ve Roma dahil olmak üzere çeşitli üniversitelerde ders verdi. 1942’de Hıristiyan Demokratların kurucularından biri oldu. 1944’ten 1946’ya kadar Ziraat Müsteşarlığı görevinde bulundu. 1946’da Kurucu Meclis’e milletvekili seçildi. 1946’dan  1951’e kadar Tarım ve Orman Bakanlığı ve 1951’den  1953’e kadar  Eğitim Bakanlığı yaptı. 1958 yılında İtalya Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı ve Savunma Bakanı oldu.  1960 yılında  Dışişleri Bakanı olarak çalıştı. 11 Mayıs 1962 – 6 Aralık 1964 tarihleri arasında Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Antonio-Segni.jpg

1973

Papua Yeni Gine, Avustralya’dan özerkliğini 16 Eylül 1975’te de bağımsızlığını ilan etti.

1973

İsrail’in ilk başbakanı ve İsrail Devleti’nin kurucusu David Ben-Gurion  yaşamını yitirdi. (Doğumu: 16 Ekim 1886) 1912 yılında 8 ayda Türkçe öğrendikten sonra İstanbul’a taşındı ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde öğrenim gördü. Sosyalist Siyonizmin önde gelen siyasi önderlerindendi. 14 Mayıs 1948’de Tel Aviv’de İsrail Bağımsızlık Bildirgesi‘ni okudu. Bildiride yeni kurulan ülkenin vatandaşlarının ırk, din, cinsiyet ayrımı yapılmadan eşit sosyal ve siyasi haklara sahip olacağını vadetti.  1948 Arap-İsrail Savaşı’nda ülkenin liderliğini yaptı. 1942 yılında New York’ta düzenlenen Biltmore Konferansı’nın programını hazırlayan kişi oldu.  Hükûmetteki görevinden  ayrıldıktan sonra Ulusun Atası payesi ile onurlandırıldı.

1977

SBF-DER Başkanı Hakan Yurdakuler’i 8 Nisan 1976’da öldürmekten sanık ülkücü Davut Haskırış 20 yıl hapse mahkum edildi.

1982

Sıkıyönetim idaresi, Günaydın gazetesinin yayımını durdurdu.

1982

12 Eylül Darbesinden sonra oluşturulan Danışma Meclisi’nin görevi, 6 Kasım 1983 genel seçimlerinden sonra yeni parlamentonun göreve başlamasıyla sona erdi.

1984

  • Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, TRT’de “yurttaş, yurt, ozan, yaşam, özveri, olanak, koşul, bilimsel, toplumsal, tarihsel, sırdaş” gibi sözcüklerin kullanılması yasaklandı.

  • Kıyılara ilişkin ilk temel kanun 27 Kasım 1984 tarihinde, 3086 Sayılı Kıyı Kanunu adıyla kabul edilerek Resmi Gazete’de 01 Aralık 1984 günü yayınlandı. Bu Kanun, Halkçı Parti’nin başvurusu üzerine “Kıyı kenar çizgisi” ve “kıyı” tanımlarının Anayasa’ya aykırı olması gerekçe gösterilerek iptal edilmiştir. Kanun’un öteki hükümlerinin uygulanma kabiliyeti kalmaması nedeniyle  Anayasa Mahkemesi’nin 25.02.1986 tarihli ve E:1985/1, K:1986/4 sayılı kararı ile Kanun’un tümünün iptaline oybirliğiyle karar verilmiştir.

1986

Yazar Demir Özlü, hakkında açılan davaya katılmaması gerekçesiyle vatandaşlıktan çıkarıldı.

1987

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Dünya AIDS Günü’nü ilan etti.   

1987

15 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan İlginç Özkeskin ve Hasan Askeri duruşmada tek tip elbiselerini yırttıkları için “Mahkemeye hakaret”ten 5’er ay hapis cezası aldı. İstanbul DGM’de aynı sebepten 7 mahpus, 1 – 5 ay arası ceza aldı. 

1988

Cumhurbaşkanı Kenan Evren öğrenci af yasasını veto etti. Yasa üniversitelerde kılık kıyafete serbestlik tanıyordu.

1989

Vatikan’da Papa 2.Jean Paul ile görüşen Gorbaçov, SSCB’nin Vatikan’la diplomatik ilişki kurmayı kabul ettiğini duyurarak Papa’yı SSCB’ye davet etti. Papa Gorbaçov’u, ailesini ve tüm Sovyet halkını takdis etti, Katoliklere din özgürlüğü yasasının çıkarılmasını istedi..

1991

Nursultan Nazarbayev, oyların %98,7’sini alarak Kazakistan’ın halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu.

1995

Yaşar Kemal, Der Spiegell’deki “Zulmün Artsın” başlıklı yazısında “bölücülük yaptığı” suçlamasıyla yargılandığı davada, TMY’nın 8.maddesinde yapılan değişiklikliğin dikkate alınması sonucunda beraat etti.

1997

İsviçre’den Türkiye’ye giriş yaptığı sırada gözaltına alınan şair-yazar Nihat Behram serbest bırakıldı.

2000

Şili’nin eski diktatörü Augusto Pinochet’nin, iktidarı dönemindeki cinayet ve insan kaçırma suçlarından dolayı tutuklanmasına karar verildi.

2002

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Filistinli intihar komandolarını “savaş suçlusu” olarak niteledi. Filistin yönetimi 160 sayfalık rapora sert tepki gösterdi. Filistin lideri Yaser Arafat’ın Yardımcısı Ebu Rudeyna, raporda İsrail’in sorumluluğuna değinilmemesini eleştirdi.

2003

BM Genel Kurulu, ilk kez yolsuzluklarla mücadeleyi öngören uluslararası sözleşmeyi kabul etti. Sözleşme rüşvet, zimmete para geçirme, karapara aklamayı suç sayıyor ve bu yolla elde edilen malvarlıklarına el konulmasını öngörüyor. ABD, özel sektör ve sanayi sektöründe verilebilecek rüşvetlerin kapsam dışında bırakılmasını sağladı.

2003

İsmail Rüştü Cirit başkanlığındaki Üsküdar 2.Ağır Ceza Mahkemesi, Akbil Davası’nda 37 kişiden 29’u hakkında beraat kararı verdi, Başbakan Erdoğan ve 3 AKP milletvekilinin yargılanması dokunulmazlık kapsamında durduruldu.

2004

Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, 1 Aralık 2004 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. Özkaya, 1939 yılında Hacıbektaş’ta doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1962 yılında mezun oldu. Ankara hakim adayı olarak mesleğe başladı. Sırasıyla Hınıs Cumhuriyet Savcılığı, Tuzluca ve Pazarcık Hakim Yardımcılığı, Pazarcık ve Haymana Hukuk Hakimliği, Ankara Tapulama, Sulh Hukuk ve Asliye Hukuk Hakimliği görevlerinde bulundu. 27.5.1986 tarihinde Yargıtay Üyeliğine atandı.  Yargıtay Büyük Genel Kurulunca 15.9.1994 tarihinde ilk kez, 22.9.1998 tarihinde ikinci kez Yargıtay Birinci Hukuk Dairesi Başkanlığına seçildi.

   

2005

Kırgısiztan’da yedi cezaevinde isyan çıktı.17 bin mahkumun kaldığı 35 cezaevinde olağanüstü hal ilan edildi. Güvenlik güçlerinin yaptığı baskınlarda 21 mahkum öldü.

2005

Britanya’da vatandaş olmak isteyenlerin “Britanya’da Yaşam” adlı 45 dakikalık sınava tabi tutulmasına karar verildi. The Independent gazetesi “sadece yabancılar geçmeli, yerliler cehaletin tadını çıkarabilir” başlığını attı.

2006

Türkiye’nin ilk Sümerologlarından 92 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılamak”tan yargılandığı davada beraat etti. Çığ “Vatandaşlık Tepkilerim” adlı kitabında suç işlediği gerekçesiyle yargılanıyordu.

2008

Afrika ülkelerinden Liberya’da, ülkenin tek yüksek güvenlikli cezaevinden 100’ü aşkın mahkum firar etti.

2010

DİSK genel başkanlarından Kemal Türkler’in öldürülmesine ilişkin Ünal Osmanağaoğlu’nun yargılandığı dava, zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü. 

2011

YÖK Genel Kurulu, üniversiteye giriş sınavında yerleştirme puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayı uygulamasını kaldırdı.

   

2014

Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında cezai konularda karşılıklı adli yardımlaşma ve suçluların iadesi anlaşması imzalandı. Anlaşma, 15 Şubat 2017 tarihinde TBMM’de kabul edildi ve 01 Mart 2017 tarihinde resmi gazetede yayınlandı. 

2017

  • Hint hukukçu ve avukat Adarsh Sein Anand yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1 Kasım 1936) Lucknow Üniversitesi ve University College Londonda hukuk eğitimi gördü. Ceza Hukuku, Anayasa Hukuku, Seçim Hukuku alanlarında çalıştı. Pencap ve Haryana Yüksek Mahkemesine hakim olarak atandı. 1985 yılında  Keşmir Yüksek Mahkemesine transfer oldu.  1991’de Hindistan Yüksek Mahkemesi Yargıcı olarak atandı. 17 Şubat 2003’te Ulusal İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı’nı devraldı. 2010’da Kerala’daki Mullaperiyar Barajı’nın güvenlik yönlerini incelemek üzere kurulan beş üyeli bir komitenin başkanlığına atandı. Oybirliğiyle  İnsan Hakları Derneği’nin Uluslararası Enstitüsü Başkanı seçildi.

  • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında, Reza Zarrab ve 22 yakınının mal varlıklarına el konuldu. 

2020

Bangladeşli filozof ve kadın hakları savunucusu Hasna Begum hayatını kaybetti. (Doğumu: 24 Şubat 1935) Dakka Üniversitesi’nde felsefe bölümü profesörlüğü yaptı. 1991-1994 yılları arasında Dakka Üniversitesi Felsefe bölümü başkanı oldu. 2010 yılında Bangladeş’in Rokeya Üniversitesi Öğrenim Komisyonu’na (UGC) atandı. 1997-2005 yılları arasında Uluslararası Biyoetik Derneği’nin (IAB) yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ayrıca “Biyoetik” adlı derginin editörü ve yönetim kurulu üyeliğinde bulundu.

2022

Kıbrıslı hukukçu ve politikacı Kipros Hrisostomidis(Kypros Chrysostomides )  (5 Temmuz 1942-1 Aralık 2022) yaşamını yitirdi. Hrisostomidis, Yunan hükûmetinin verdiği bursla Atina Üniversitesi’nde Hukuk okudu ardından yine burslu olarak Lüksemburg Hukuk Fakültesi’nde devam etti ve burada Karşılaştırmalı Hukuk okudu. Bonn Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimini ve doktorasını tamamladı. İş Hukuk uzmanı oldu. 1969-1973 yıllarında Strazburg’ta Avrupa Konseyi Avrupa İnsan Hakları Komisyonunda çalıştı. 1973’te Kıbrıs’a döndü ve 1974’teki Darbe ve Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan kısa bir süre önce Lefkoşa’da avukatlık yapmaya başladı. Aynı yıl avukat Eleni G. Polyviou ile evlendi. 2003 yılına kadar avukatlık yaptı. Türkiye’nin Ada’ya yaptığı müdahalenin ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Rumlar tarafından açılan davaları üstlendi. 2003’te hükümet sözcüsü oldu. 2006’da milletvekili seçildi. 2008’de Adalet ve Kamu Bakanı olarak atandı. Kıbrıs Merkez Hapishanesi’nden bir hükümlünün firar etmesinin ardından, 2008 yılının Aralık ayında, siyasi sorumluluk üstlenerek bu görevinden istifa etti. 2020 yılında Kıbrıs Ticaret ve Sanayi Odası tarafından ödülü layık görüldü. Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stephanopoulos tarafından kendisine Phoenix Nişanı verildi. 

2024

  • Hırsızlık suçundan kesinleşmiş toplam 291 yıl 7 ay hapis cezası bulunan Ceylan Ç.  yakalandı. 

  • Ankara’da yurttaşları, ‘İsminiz terör soruşturmasında geçiyor’ diyerek 8 milyon lira dolandıran çete çökertildi, üç kişi tutuklandı.

  • Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Recep Tayyip Erdoğan’ın erken seçim kararı alınması halinde Anayasa’ya göre bir kez daha aday olabileceğini açıkladı. 

1 Aralık – Hukuk Takvimi

Antarktika Antlaşması

0

Antarktika Antlaşması,  1 Aralık 1959’da Washington’da imzalanmış, 23 Haziran 1961’de yürürlüğe girmiştir. 2024 yılı itibarıyla antlaşmaya taraf 57 ülke bulunmaktadır.

Antlaşmanın(The Antarctic Treaty) kurucu imzacıları, imza tarihinde Antarktika’da faaliyet gösteren 12 ülkedir. Bu ülkeler, Arjantin, Avustralya, Belçika, Şili, Fransa, Japonya, Yeni Zelanda, Norveç, Güney Afrika, Sovyetler Birliği , Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Antarktika Antlaşması’yla birlikte, Antarktika’ya ilişkin üç ilave anlaşma, Antarktika Antlaşmalar Sistemi’ni (AAS) oluşturmaktadır. Bu antlaşmalar şu şekildedir;

1972 tarihli “Antarktik Ayı Balıklarını Koruma Sözleşmesi” (CCAS)

1980 tarihli “Deniz Canlı Kaynaklarının Korunması Hususunda Sözleşme” (CCAMLR)

1991 tarihli “Antarktika Antlaşması Çevre Koruma Protokolü (Madrid Protokolü)

 Madrid Protokolü’nün, altı eki bulunmakta ve Antarktika’nın tabi olduğu ayrıntılı düzenlemeleri içermektedir.

Antarktika, yüzölçümü itibariyle dünyanın en büyük beşinci kıtadır ve yerli insan nüfusu bulunmamaktadır. Soğuk Savaş sırasında oluşturulan ilk silah kontrol anlaşması ile kıta bilimsel koruma alanı olarak belirlenmiştir. Antlaşma, Antarktika’yı barış ve bilime adanmış doğal koruma alanı olarak güvence altına almıştır.

Türkiye’nin Antlaşmaya Katılması

Türk bilim insanları 1960’lardan itibaren Antarktika konusunda çalışmalar yürütmüşlerdir. Ancak, Türkiye, 1995 yılında antlaşmaya taraf olmuştur.

Türkiye’nin Antlaşmaya katılması, Dışişleri Bakanlığı’nın 31/7/1995 tarihli ve PUGY-3372 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü ve 5 inci maddelerine göre, Bakanlar Kurulu’nca 3/8/1995 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Antlaşmanın uygun bulunduğuna dair kanun Resmi Gazete’nin  18 Eylül 1995 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Madrid Protokolü’nün onay işlemlerini 27 Mayıs 2017 tarihinde tamamlamıştır. Katılım belgesi 27 Eylül 2017 tarihinde, Sekretarya’ya iletililmiştir.

İstanbul Teknik Üniversitesi ve TÜBİTAK’ın Antarktika bağlamındaki çalışmaları devam etmektedir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca “Ulusal Kutup Bilim Programını (2018-2022)” hazırlanmıştır.

Antarktika Antlaşması Sistemi

Antarktika Antlaşması, bağlı protokoller ile birlikte Antarktika Antlaşması Sistemi (ATS ) olarak tanımlanmaktadır. 2004 yılından itibaren, antlaşma ve protokolleri uygulamak üzere  Antarktika Antlaşması Sekreterliği bulunmaktadır. Merkezi, Buenos Aires’tedir.

  • Barışçıl Kullanım: Antarktika sadece barışçıl amaçlarla kullanılabilir. Her türlü askeri faaliyet yasaklanmıştır.
  • Bilimsel İşbirliği: Bilimsel araştırma önceliklidir ve Antarktika’daki bilimsel veriler serbestçe paylaşılmalıdır.
  • Egemenlik Talepleri: Antarktika üzerindeki egemenlik talepleri dondurulmuş durumdadır. Antlaşma, bu talepleri askıya almakta ve yeni taleplerin yapılmasını engellemektedir.
  • Nükleer Silahların Yasaklanması: Kıtada nükleer silahların test edilmesi ve kullanılması yasaktır. Kıtada, nükleer atıkların bertarafı da yasaklanmıştır.

Antarktika Antlaşması Metni

Arjantin, Avustralya, Belçika, Şili, Fransa Cumhuriyeti, Japonya, Yeni Zelanda, Norveç, Güney Afrika Birliği, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümetleri,

Antarktika’dan sonsuza dek salt barışçıl amaçlarla yararlanılmasının sürdürülmesi ve uluslararası çatışma alanı ya da konusu olmamasının tüm insanlığın çıkarma olacağım benimseyerek;

Antarktika’da bilimsel incelemeler alanında sürdürülen uluslararası işbirliği bulgularının, bilimsel bilgi birikimine somut katkılarını dikkate alarak;

Böyle bir işbirliğinin, Uluslararası Jeofizik Yılı’nda yapıldığı gibi, Antarktika’da bilimsel inceleme özgürlüğüne dayalı biçimde sürdürülmesi ve geliştirilmesini sağlayacak sağlam temel oluşturulmasının, bilimsel çıkarlar ve tüm insanlığın gelişimiyle uyarlı olduğuna inanarak;

Antarktika’nın salt barışçıl amaçlarla kullanılmasını ve Antarktika’da uluslararası uyumun sürekliliğini güvenceye alacak bir antlaşmanın Birleşmiş Milletler Anayasası’nın amaç ve ilkelerini daha ileri götüreceğinden de emin olarak;

İzleyen noktalar üzerinde anlaşmışlardır :

Madde I

1. Antarktika salt barışçıl amaçlar için kullanılacaktır. Her tür silahın denenmesi, üs ve tahkimat yapılması, manevra ve benzeri askeri nitelikli her önlem yasaklanacaktır.

2. İşbu Antlaşma askeri personel ya da donanımın bilimsel araştırma veya öteki barışçıl amaçlarla kullanılmasına engel teşkil etmeyecektir.

Madde II

Antarktika’da bilimsel inceleme özgürlüğü ve bu amaca yönelik işbirliği, Uluslararası Jeofizik Yılı’nda uygulandığı gibi işbu Antlaşma’nın hükümleri saklı kalmak koşulu ile sürdürülecektir.

Madde III

1. Taraflar, İşbu Antlaşma’nın İkinci Maddesi’nde öngörüldüğü üzere, Antarktika’da bilimsel inceleme alanında uluslararası işbirliğini geliştirmek amacıyla, yapılabilir ve uygulanabilir olduğu ölçüde, aşağıdaki uzlaşıyı sağlamışlardır:

(a) Antarktika’da yürütülecek çalışmaların olabildiğince ekonomik ve verimli olmasını sağlamak üzere bilimsel program planlarına ilişkin bilgi alışverişi sağlanacaktır.
(b) Antarktika’da araştırma seferlerine katılan ve istasyonlarda çalışan bilimsel personel arasında değişim yapılacaktır.
(c) Antarktika’da bilimsel gözlem ve sonuçlan değişimi yapılacak ve bulgulardan özgürce yararlanılabilecektir.

2. Bu Madde’nin uygulanması sırasında, Birleşmiş Milletler’in Uzmanlaşmış Kuruluşları’nın, Antarktika’da bilimsel veya teknik çıkan bulunan öteki uluslararası kuruluşlarla
işbirliğine yönelik çalışma ilişkileri kurmaları, olabildiğince özendirilecektir.

Madde IV

1. İşbu Antlaşma’nın hiçbir noktası,

(a) Taraflardan herhangi birinin Antarktika’da önceden kazanılmış haklan ve toprak egemenliğinden vazgeçtiği;
(b) Taraflardan herhangi birinin, Antarktika’da kendi ya da vatandaşı etkinlikleri sonucu edindiği toprak egemenliğine dayalı iddialarından tümü ile ya da kısmen vazgeçtiği;
(c) Taraflardan herhangi birinin, ötekilerden biri tarafından Antarktika’da toprak egemenliğine ilişkin olarak öne sürülen hak ve iddiaları ya da bunlara temel oluşturan gerekçeleri tanıması ya da tanımamasına ilişkin tutumunu etkileyebileceği;
biçiminde yorumlanmayacaktır.

2. İşbu Antlaşma yürürlükte kaldığı sürece hiçbir eylem ya da etkinlik, Antarktika’da toprak egemenliğine yönelik iddiaların savunulması, desteklenmesi ya da reddedilmesi veya başka tür egemenlik hakkı öne sürülmesi için gerekçe oluşturmayacaktır. İşbu Antlaşma yürürlükte olduğu sürece, Antarktika’da toprak egemenliği amaçlı hiçbir yeni talep öne sürülmeyecek, var olan taleplerin kapsamının genişletilmesine olanak tanınmayacaktır.

Madde V

1. Antarktika’da nükleer patlama yapılması ve yörenin radyasyon atıkların atıldığı yer olarak kullanılması yasaklanacaktır.

2. Temsilcileri, Dokuzuncu Madde uyarınca düzenlenecek toplantılara katılma hakkına sahip kılman tüm Tarafların ayrıca taraf olduğu, nükleer enerjinin patlamalar ve radyoaktif atıkların yok edilmesini de içerecek biçimde kullanımına ilişkin uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girmesi durumunda, söz konusu anlaşmalarla belirlenen kurallar Antarktika’da uygulanacaktır.

Madde VI

İşbu Antlaşma’nın hükümleri, buz tabakaları dahil, 60. Güney Paraleli’nin güneyinde kalan bütün alanlar için geçerli olacak, ancak herhangi bir Devlet’in bölgedeki açık denizlerde uluslararası hukukça tanınmış haklarını ya da hakların kullanımını hiçbir biçimde etkilemeyecektir.

Madde VII

1. İşbu Antlaşma’nın amaçlarını tanıtmak ve hükümlerinin uygulanmasını sağlamak amacıyla, temsilcileri Dokuzuncu Madde’de değinilen toplantılara katılma hakkına sahip kılınan Taraflar, bu maddede öngörülen denetlemeleri gerçekleştirmek üzere gözlemci atama hakkına sahip olacaklardır. Gözlemciler, atayan Tarafların uyruğunu taşıyacaklardır. Gözlemcilerin kimlikleri gözlemci atama hakkına sahip Taraflardan her birine bildirilecek, aynı şekilde atamalarının sona erişinde de duyuruda bulunulacaktır.

2. Bu Madde’nin birinci paragrafında yer alan hükümler uyarınca atanan her gözlemci, Antarktika’nın tüm alanlarına her an girebilme yönünden tam özgürlüğe sahip olacaktır.

3. Antarktika’nın tüm alanları, üzerlerinde istasyon, tesis ve donanım bulunanları da içermek üzere, kargo ya da personel yükleme/boşaltma noktalarındaki tüm gemi ve uçaklarla birlikte bu Madde’nin birinci paragrafı uyarınca atanan gözlemcilerin denetlemelerine açık olacaktır.

4. Gözlemci atama hakkına sahip Taraflardan herhangi biri tarafından Antarktika’nın tümü ya da belli alanları üzerinde her an hava gözetimi yapılabilecektir.

5. Taraflardan herbiri, işbu Antlaşma kendisi bakımından yürürlüğe girdiğinde öteki Taraflara durumu bildirecek, ayrıca;

(a) Antarktika’ya yönelik ve Antarktika içinde gemileri ya da vatandaşlarınca düzenlenen tüm seferlerle, Antarktika’ya ülkesinde planlanmış ve oradan başlatılacak tüm seferler;
(b) Antarktika’da, kendi vatandaşlarının konuşlandığı tüm istasyonlar;
(c) İşbu Antlaşmanın Birinci Maddesi’nin ikinci paragrafında tanımlanan koşullar

çerçevesinde Antarktika’ya göndermeyi amaçladığı askeri personel ve getireceği donanıma ilişkin olarak;
önceden duyuruda bulunacaktır.

Madde VIII

1. İşbu Antlaşma gereğince görevlerinin yürütülmesini kolaylaştırmak amacıyla ve Tarafların Antarktika’da bulunan tüm personele uygulanacak yasalara ilişkin tutumlarını etkilemeksizin Yedinci Madde’nin birinci paragrafı uyarınca atanan gözlemciler ile Üçüncü Madde’nin birinci paragrafının (b) fıkrası uyarınca değişimi sağlanan bilimsel ve yardımcı personel, Antarktika’da bulundukları sıradaki eylem veya kusurları dolayısıyla ancak vatandaşı bulundukları Tarafın yargılama erkine bağlı olacaklardır.

2. Bu Madde’nin birinci paragrafında yer alan hükümleri etkilemeksizin, ve Dokuzuncu Madde’nin birinci paragrafının (e) fıkrasının uygulanmasına ilişkin önlemlerin benimsenmesine değin, Antarktika’da yargılama erkinin uygulanmasına ilişkin tüm uyuşmazlıklarda, Taraflar, ortaklaşa kabul edilebilir çözüme ulaşmak amacıyla vakit geçirmeden danışmada bulunacaklardır.

Madde IX

1. İşbu Antlaşma’nın giriş paragrafında belirtilen Tarafların temsilcileri, Antlaşma’nın yürürlüğünü izleyen iki ay içinde Kanberra’da, sonra da uygun aralık ve yörelerde, bilgi değişimi ve Antarktika’ya ilişkin ortak çıkar konularında toplu danışmalarda bulunmak, Antlaşma’nın ilke ve hedeflerinin ileri götürülmesi önlemlerini tasarlayıp kotardıktan sonra Hükümetlere, aşağıdaki noktalar üzerindeki önlemlerle birlikte sunmak üzere toplanacaklardır :

(a) Antarktika’nın salt barışçıl amaçlarla kullanılması;
(b) Antarktika’da bilimsel araştırmaların kolaylaştırılması;
(c) Antarktika’da uluslararası bilimsel işbirliğinin kolaylaştırılması;
(d) Antlaşma’nın Yedinci Maddesi’nde öngörülen denetleme hakkının kullanılmasının kolaylaştırılması;
(e) Antarktika’da yargı erkinin kullanılmasını ilgilendiren sorunlar;
(f) Antarktika’daki yaşam kaynaklarının korunması ve (bozulmadan) saklanması.

2. Antlaşmaya, Onüçüncü Madde uyarınca Taraf sıfatı kazananlar, Antarktika’da bilimsel istasyon kurulması ya da bilimsel sefer düzenlenmesi gibi kapsamlı araştırma çalışmalarıyla ilgilerini kanıtlarlarsa, bu Madde’nin birinci paragrafında söz konusu toplantılara katılmak üzere temsilci atama yetkisine sahip olacaklardır.

3. İşbu Antlaşma’nın Yedinci Maddesi’nde söz konusu gözlemcilerce hazırlanacak raporlar, bu Madde’nin birinci paragrafında değinilen toplantılara katılan Tarafların temsilcilerine iletilecektir.

4. Bu Madde’nin birinci paragrafında değinilen önlemler, temsilcileri bu önlemleri incelemek üzere düzenlenen toplantılara katılmaya yetkili Tarafların tümü tarafından onaylandıklarında yürürlüğe gireceklerdir.

5. İşbu Antlaşma ile sağlanan haklar bireysel ya da bütün olarak, bu Madde uyarınca uygulamalarını kolaylaştırıcı önlemler önerilmiş, incelenmiş ve onaylanmış olsun olmasın, Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten geçerli olmak üzere uygulanabileceklerdir.

Madde X

Taraflardan her biri, kimsenin Antarktika’da, işbu Antlaşma’nın ilke ve amaçlan ile bağdaşmayan etkinliklere girişmemesi amacıyla, Birleşmiş Milletler Anayasası doğrultusunda sonuna dek özel çaba gösterme yükümünü üstlenecektir.

Madde XI

1. İşbu Antlaşma’nın yorumlanması ya da uygulanması konusunda iki ya da daha fazla Taraf arasında herhangi bir anlaşmazlık çıkması durumunda, anılan Taraflar, görüşme, soruşturma, aracılık, uzlaşı, hakemlik, yargı ya da seçecekleri öteki barışçıl yollardan biri ile giderilmesi amacıyla aralarında danışmalarda bulunacaklardır.

2. Böylelikle çözüme kavuşturulamayan söz konusu nitelikteki her uyuşmazlık, Tarafların olurlarıyla çözüm için Uluslararası Adalet Divanı’na götürülecek; Uluslararası Adalet Divanı’na başvuru konusunda anlaşmaya varılamaması Tarafların bu Madde’nin birinci paragrafında değinilen barışçıl metodlardan herhangi biri ile çözüm arayışını sürdürme sorumluluklarını sona erdirmeyecektir.

Madde XII

1.

(a) İşbu Antlaşma, temsilcileri Dokuzuncu Madde’de değinilen toplantılara katılmaya yetkili Taraflar’ın oybirliğine dayalı uzlaşısıyla istenilen zamanda değiştirilebilecek ya da eklemeler yapılabilecektir. Bu değişiklik ve eklemeler, tüm Taraflar’ın onay belgelerinin depoziter Hükümet’ce alınmasından sonra yürürlüğe girecektir.
(b) Bu değişiklik ve eklemeler, Taraflar’dan herbiri açısından, onay belgesinin depoziter ülke Hükümeti’nce alındığı anda yürürlüğe girecektir. Onay belgesi, değişiklik ya da eklemelerin bu Madde’nin birinci paragrafı (a) fıkrası hükmü uyarınca yürürlüğe girdiği tarihi izleyen iki yıl içinde alınmayan Taraflar’dan herbiri, sürenin bitiminde, İşbu Antlaşma’dan çekilmiş sayılacaklardır.

2.

(a) İşbu Antlaşma’nın yürürlüğe girişinden otuz yıl sonra, temsilcileri Dokuzuncu Madde’de sözkonusu toplantılara katılmaya yetkili Taraflar’dan herbiri, depoziter Hükümeti’ne yazılı başvuruda bulunursa, Antlaşma’nın işlerliğinin gözden geçirilmesi amacıyla Taraflar Konferansı olabilecek en kısa zamanda toplanacaktır.
(b) Böyle bir Konferans’ta, temsilcileri Dokuzuncu Madde’de değinilen toplantılara katılmaya yetkili olanları da içermek üzere, Taraflar’ın çoğunluğunca onaylanan değişiklik ya da eklemeler, depoziter ülke Hükümeti’nce Konferans’ın bitiminin hemen ardından tüm Taraflara duyurulacak ve bu Madde’nin birinci paragrafında yer alan hükümler uyarınca yürürlüğe girecektir.
(c) Söz konusu değişiklik ya da eklemeler bu Madde’nin birinci paragrafı (a) fıkrası hükmü uyarınca tüm Taraflara duyurulduğu tarihi izleyen iki yıl içinde yürürlüğe girmezse, Taraflardan her biri süre dolduktan soma dilediği zaman depoziter Hükümet’e Antlaşmadan çekileceğini yazılı bildirebilecek; çekilme bildirimin depoziter Hükümetçe alınmasından iki yıl soma yürürlüğe girecektir.

Madde XIII

1. İşbu Antlaşma imzacı Devletlerin onayını gerektirmektedir. Birleşmiş Milletler üyesi bütün Devletler’in ya da temsilcileri Antlaşma’nın Dokuzuncu Maddesi nde sözkonusu toplantılara katılmaya yetkili tüm Taraflar’ın oluru üzerine çağrıda bulunulan herhangi bir Devlet’in katılımına açıktır.

2. İşbu Antlaşma’nın onaylanması ya da yeni katılım formaliteleri her ülkenin anayasal sürecine göre tamamlanacaktır.

3. Onay ve katılım belgeleri depoziter Hükümet olarak atanan Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’ne teslim edilecektir.

4. Depoziter Hükümet, her onay ve katılım belgesinin tarihi ile Antlaşma’nın ve değişiklik ya da eklemelerin yürürlüğe giriş tarihlerini tüm imzacı ve katılımcı Devletler’e bildirecektir.

5. İşbu Antlaşma, tüm imzacı Devletler’in onay belgelerinin teslimi üzerine anılan Devletler ve katılım belgelerini sunan Devletler açısından yürürlüğe girecektir. Ardından katılmak isteyecek Devletler yönünden yürürlük, katılım belgelerinin sunulmasıyla başlayacaktır.

6. İşbu Atdlaşma Birleşmiş Milletler Anayasası’nın 102. Maddesi uyarınca depoziter Hükümet tarafından kayda geçirtilecektir.

Madde XIV

İşbu Antlaşma, her biri asıl nüsha düzeyinde geçerli İngiliz, Fransız, Rus ve İspanyol dillerinde yazılmış olup; onaylanmış örneklerini imzacı ve katılımcı ülke Hükümetlerine iletecek olan Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arşivlerinde saklanacaktır.

Türk Tabipleri Birliği: Biz TTB’yiz, Görevimizin Başındayız

0

TTB Davası Sonuçlandı, Merkez Konseyi’nin Haksız ve Hukuksuz Biçimde Görevden Alınmasına Karar Verildi: Biz TTB’yiz, Görevimizin Başındayız!

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi’nin haksız ve hukuksuz bir biçimde görevden alınması talebiyle açılan davanın yedinci duruşması 30 Kasım 2023 günü Ankara Dışkapı Adliyesi’nde görüldü.

Duruşma öncesi adliye önünde bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya Türkiye Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve seçili kurulların üyeleri, tabip odalarının yönetici ve üyeleri ile hekim ve hak örgütlerinin, emek-meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin temsilcileri ve milletvekilleri katıldı. Açıklamada “Susmuyoruz, korkmuyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz”, “Direne direne kazanacağız”, “TTB susmadı, susmayacak”, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz” sloganları atıldı.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın basın açıklamasını okumasının ardından kurum temsilcileri tarafından kısa konuşmalar yapıldı.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) adına Fikri Kalender; gelirde ve vergide adaletsizliğin sürdüğü, emekçilerin yoksullukta eşitlendiği, baskı ve zulmün tırmandığı, yargı kararlarının bir kişinin iki dudağı arasında olduğu koşularda mücadele ve dayanışmanın kaçınılmaz olduğunu söyledi ve TTB ile omuz omuza olmayı sürdüreceklerini ifade etti.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Sekreteri Şenol Köksal; TTB’nin sadece TTB olmadığını, aynı zamanda DİSK, KESK, TMMOB, demokratik kitle örgütleri ve topyekun toplumsal muhalefet olduğunu belirtti. Köksal, bu hukuksuzluk karşısında milyonlar olduklarına dikkat çekerek doğru bildiklerini söylemeye devam edeceklerini kaydetti.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Genel Sekreteri Dersim Gül; halkın afetlere karşı korumasız bırakılmasına, rantsal dönüşüm ile kamusal varlıkların heba edilmesine, sağlığın özelleştirilmesine ve tüm bu yağma düzenine rağmen toplumun biat etmesinin amaçlandığını dile getirdi. Toplumsal muhalefetin köklü mücadele geleneğine atıf yapan Gül, davanın bir an önce düşürülmesi talebini yineledi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar; “amaç dışı faaliyet” iddiasına karşın yaşam hakkını savunan, iyi hekimlik değerlerine sahip çıkan, barış ve demokrasi mücadelesi veren TTB’nin tam da amacına göre hareket ettiğinin altını çizdi. TTB’nin sesi gür çıktığı için hedef alındığına dikkat çeken Sancar, dayanışmanın ötesinde ortak bir mücadele hattı örülmesi gerektiğini vurguladı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Dr. Zeliha Aksaz Şahbaz; “Biz hekimler olarak meslek ilkelerini örgütümüzden öğrendik. Örgütümüzle birlikte yol yürümeye; yaşam hakkını, demokrasiyi, barışı, toplum sağlığını önceleyen kamucu politikaları savunmaya devam edeceğiz. Bizi susturamayacaklar” diye konuştu.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık; bu siyasi davanın tek sebebinin, TTB’nin “Saray rejiminin bir halk sağlığı sorunu olduğu” tespitine dayandığını belirtti. Şık, ortak dayanışma ve mücadeleyi her düzlemde sürdüreceklerini sözlerine ekledi.

Basın açıklamasının ardından Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne geçildi.

Duruşmada ilk sözü alan TTB Hukuk Bürosu avukatları, hakimin tahkikat aşamasını bildirmesi üzerine beyanlarına başladı. Davaya gerekçe yapılan maddenin Anayasa’ya aykırı olduğunu, dolayısıyla bu usulsüz yargılamanın durdurularak dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi gerektiğini belirten avukatlar; TTB’nin bir meslek örgütü olarak kendi içinde yaptırım yapma hakkına sahip olduğunu, davanamenin meslek örgütü özerkliğini zedelediğini ifade etti. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ifadesi alınmadan davanamenin açılmasına tepki gösteren avukatlar; Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasının ölçülük ve seçme-seçilme ilkelerini zedeleyeceğini dile getirdi. Avukatlar ayrıca TTB’nin Dünya Tabipleri Birliği kurucu üyelerinden biri olarak tutum belgeleri doğrultusunda hareket ettiğini de sözlerine ekledi.

Dr. Şebnem Korur Fincancı da TTB’nin pandemiden şubat depremlerine toplum sağlığı için yürüttüğü çalışmalardan örnekler verdi. Mesleki sorumluluklarına sahip çıkan bir hekim ve bir adli tıp uzmanı olarak bilimsel bilgi paylaşmasının “kişisel görüş” denilerek kırılamayacağının altını çizen Korur Fincancı, davanamedeki usulsüzlüklere de dikkat çekerek “Bu örgütün hakkını teslim etmek, davanın esastan reddedilmesidir” dedi.

Duruşmaya verilen kısa aranın ardından kararını açıklayan mahkeme, TTB Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına karar verdi.

Duruşma öncesi TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından okunan açıklama ise şöyle:

Biz TTB’yiz, Görevimizin Başındayız!

Hukuki temelden yoksun bir siyasi davanın yeni bir duruşması için tekrar Dışkapı Adliyesi önündeyiz.

Seçilmişleri yargıyı kullanarak görevden almaya çalışmak, meslek örgütleri ve demokratik kamuoyu temsilcilerini susturmak iktidarın siyasi ajandasında önemli bir yer tutuyor, bunu biliyoruz.

Anayasa’yı tanımayan ve hukukun üstünlüğü ilkesini rafa kaldırmış olan iktidar hukuksuzlaştırmayı anayasasızlaştırma ile taçlandırmakta, her bir kurum ve birey için hayati olan anayasal hakların ilga edilmesine uğraşmaktadır.

Aynı zihniyet, bugün yine benzer yollarla TTB Merkez Konseyi’ni “amaç dışı faaliyet gösterme” gerekçesiyle görevden almaya çalışmaktadır. Amaç dışı faaliyet gösteren TTB değil, Anayasa’yı ve adaleti korumakla görevli olan kurumlardır.

  • TTB’nin amacı; meslektaşlarının güvenli çalışma ortamlarında çalışmasını sağlamaktır.
  • TTB’nin amacı; koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesidir.
  • TTB’nin amacı; akademik özgürlüklerin tesisi ve nitelikli tıp eğitimi için mücadele etmektir.
  • TTB’nin amacı; nükleere karşı yaşamı savunmaktır.
  • TTB’nin amacı; pandemide toplumdan gizlenenlerin açığa çıkarmaktır.
  • TTB’nin amacı; deprem bölgesinde dayanışmayı örgütlemek, yıkılan bir kentin çocuklarının sağlıklı büyümelerini sağlamaktır.
  • TTB’nin amacı; kadın sağlığını koruyup geliştirilmektir.
  • TTB’nin amacı; savaşa karşı barışı savunmak, sağlık emekçilerinin ve kurumlarının dokunulmazlığını sağlamaktır.
  • TTB’nin amacı; Kaz Dağları’nı, Cudi’yi, Akbelen ormanlarını yaşatmaktır.
  • TTB’nin amacı; toplum sağlığını bütüncül olarak ele almak ve geliştirmektir.
  • TTB’nin amacı; hekimlerin mesleki bağımsızlığını korumaktır.

Topluma kendi söylediğini tekrarlatmak dışında bir amaç gütmeyenler için TTB’nin faaliyetleri amaç dışı gibi görünebilir.

Aldırmıyoruz!

Biz görevimizin başındayız.

TTB Merkez Konseyi tüm baskılara rağmen bilimsel bilginin kılavuzluğundan, hekimlik mesleğinin etik ilkelerinden taviz vermeden; toplum sağlığı, meslektaşları ve tüm sağlık emekçilerinin hakları için mücadele etmeye devam edecektir.

Verilecek karar ne olursa olsun; hekimlik mesleğinin toplumsal sorumluluğunu yürekten hisseden TTB dün susmadı, bugün de susmayacaktır!

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Kadınların Şiddete Karşı Korunması

0

Kadınların Şiddete Karşı Korunması hakkındaki tavsiye kararı Avrupa Konseyi tarafından 30 Nisan 2002’de kabul edilmiştir. Bakanlar Komitesi’nin üye devletlere kadınların şiddete karşı korunmasına ilişkin Tavsiye Kararı Rec(2002)5 ve İzahat Belgesi tüm üye devletlere bu konuda yol haritaları önermektedir. (Recommendation Rec(2002)5 of the Committee of Ministers to member states on the protection of women against violence)

Avrupa Konseyi ve Kadın-Erkek Eşitliği

Temel insan haklarından biri sayılan kadın erkek eşitliği konusu, Kadın-Erkek Eşitliğini İzleme Komitesi’nin (CDEG) sorumluluğundadır. Komite’yi oluşturan (ve her biri bir ülkeyi temsil eden) uzmanlar hem ulusal düzeyde, hem de Avrupa Konseyi nezdinde etkin biçimde kadın erkek eşitliğinin sağlanması için girişimleri teşvik etmekle görevlendirilmişlerdir. CDEG bu amaçla tahlil, araştırma ve değerlendirmeler yapar, strateji ve siyasi önlemler saptar ve gerektiğinde uygun hukuki araçların çerçevesini çizmektedir.

AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ
Bakanlar Komitesi’nin üye ülkelere kadınların şiddete karşı korunmasına ilişkin Tavsiye Kararı Rec(2002)5

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b maddesi uyarınca,

Kadınlara karşı şiddetin erkeklerle kadınlar arasındaki güç dengesizliğinden kaynaklandığını ve kadın cinsine karşı hem toplumda, hem aile içinde ciddi ayrımcılığa yol açtığını teyit ederek;

Kadınlara karşı şiddetin, kadınların insan hakları ve temel özgürlüklerini ihlal ettiğini ve zarar verdiğini
ya da bu hak ve özgürlüklerden yararlanma olanağını yok ettiğini öne sürerek;

Kadınlara karşı şiddetin, kadınların fiziksel, psikolojik ve/veya cinsel bütünlüklerine halel getirdiğini görerek;

Kadınların, insan hakları ve temel özgürlüklerle tutarlı olmayan geleneksel ya da töresel uygulamaların kurbanı olmaları hali de dahil, sık sık cinsiyetleri temelinde olduğu kadar kökenleri itibariyle de çok yönlü ayrımcılığa maruz kaldıklarını endişeyle görerek;

Kadınlara karşı şiddetin, Avrupa’da vatandaşların güvenliği ve demokrasiye önemli bir engel oluşturduğunu ve barış ve eşitliğin egemen kılınmasının aksine işlediğini göz önüne alarak;

Kadınlara karşı şiddetin, aile içinde -aile hangi biçimi alırsa alsın- ve toplumun bütün katmanlarında yaygınlığını endişeyle görerek;

Bütün Avrupa toplumlarını etkileyen ve bütün üyeleri ilgilendiren bu olguyla mücadelenin aciliyetini göz önüne alarak;

İkinci Avrupa Zirvesi’nde (Strasbourg, 1997) kabul edilen, üye ülke devlet ve hükümet başkanlarının, kadınlara karşı şiddetle ve kadınların cinsel sömürüsünün bütün biçimleriyle mücadelede kararlılıklarını teyid ettikleri Sonuç Bildirgesi’ni anımsatarak;

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (1950) hükümlerini ve Sözleşme organlarının, inter alia yaşam hakkı, işkence ve insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele ya da cezaya maruz bırakılmama hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı ve adil yargılanma hakkını koruyan içtihadını akılda tutarak;

Avrupa Sosyal Şartı (1961) ile Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nı (1996) ve özellikle bu şartın kadınlarla erkekler arasında istihdam konusunda eşitliği ilgilendiren hükümlerini olduğu kadar, Avrupa Sosyal Şartı’na kolektif şikayet sistemi getiren Ek Protokol’ü göz önünde tutarak;

Bakanlar Komitesi’nin Avrupa Konseyi’ne üye ülkelere aşağıda sayılan tavsiye kararlarını hatırlayarak;

Çocukların kötü muameleye karşı korunmasına ilişkin R (79) 17 sayılı Tavsiye Kararı,

Aile içi şiddete ilişkin R(85) 4 sayılı Tavsiye Kararı,

Ceza yasaları ve usulü çerçevesinde kurbanın konumuna ilişkin R(85) 11 sayılı Tavsiye Kararı,

Kurbanlara yardım ve kurban konumuna itilmenin önlenmesine ilişkin R(87) 21 sayılı Tavsiye Kararı,

Aile içi şiddete ilişkin sosyal önlemler hakkında R (90) 2 sayılı Tavsiye Kararı,

Cinsel sömürü, pornografi, çocuk ve gençlerin fuhuşu ve ticaretine ilişkin R (91) 11 sayılı Tavsiye Kararı,

çocukları istismarın tıbbi ve sosyal yönlerine ilişkin R (93) 2 sayılı Tavsiye Kararı,

Cinsel sömürü amacıyla insan ticaretine karşı eyleme ilişkin R (2000) 11 sayılı Tavsiye Kararı,

ve Çocukların cinsel sömürüye karşı korunmasına ilişkin R (2001) 16 sayılı Tavsiye Kararı.

Avrupa Konseyi’nin düzenlediği Kadın-Erkek Eşitliği konulu 3. Avrupa Bakanlar Konferansı’nda (Roma,
1993) kabul edilen Deklarasyon ve Kararları da hatırlatarak;

Kadınlara Karşı Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Deklarasyonu (1993), Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (1979), Uluslarötesi Organize Suçlara karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve bu sözleşmeye ek, İnsan ve özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesi, Yasaklanması ve Cezalandırılmasına ilişkin Protokol (2000), Dördüncü Dünya Kadınlar Konferansı’nda (Pekin, 1995) kabul edilen Eylem Platformu, Pekin Deklarasyonu’nun ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen Eylem Platformu’nun (23.olağanüstü oturum, New York, 5-9 Haziran 2000) uygulamaya konması için İlave Eylem ve Girişimlere ilişkin Karar’ı akılda tutarak;

Birleşmiş Miletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni (1989) ve çocuk satışı, fuhuşu ve pornografisi ile ilgili bu sözleşmeye ek İhtiyari Protokol’ü (2000) akılda tutarak;

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Çocuk Emeğinin En Kötü Biçimlerinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılması için Acil Eyleme ilişkin 182 sayılı Sözleşmesi’ni (1999) ve Çocuk Emeğinin En Kötü Biçimlerine ilişkin R 190 sayılı Tavsiye Kararını da hatırlayarak;

Uluslararası insani yardım hukukunun temel ilkelerini ve özellikle savaş zamanında sivillerin korunmasına ilişkin 4. Cenevre Konvansiyonu’nu (1949) ve bu sözleşmenin 1. ve 2. Ek Protokollerini hatırlatarak;

Uluslararası Ceza Mahkemesi İç Tüzüğü’ne (Roma, 17 Temmuz 1998) cinsiyetle bağlantılı suçlar ve
cinsel şiddetin dahil edildiğini hatırlatarak;

Üye ülke hükümetlerine aşağıdaki tavsiyelerde bulunur:

I. Mevzuat ve politikalarını aşağıda sayılan amaçlarla gözden geçirmek:

1. kadınlara insan hakları ve temel özgürlüklerinin tanınması, bunları kullanma, bunlardan yararlanma ve bu hakların korunmasını teminat altına almak;

2. gerektiğinde, kadınların ekonomik ve sosyal haklarını özgür ve etkin bir şekilde kullanmalarını sağlayacak önlemleri almak;

3. bütün önlemlerin ülke çapında eşgüdümlenmesini, kurbanların ihtiyaçlarına odaklanmasını ve ilgili devlet kurumlarıyla sivil toplum örgütlerinin, özellikle bu tavsiye kararında belirtilen gerekli önlemlerin kararlaştırılıp uygulanmasıyla bağlantılandırılmasını sağlamak;

4. kadınlara karşı şiddetle mücadele eden sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını her düzeyde teşvik etmek ve uygun lojistik ve maddi destek verilmesi dahil, bu örgütlerle aktif işbirliğini sağlamak.

II. Devletlerin şiddet fiillerini, bu fiiller ister devlet tarafından ister tekil kişilerce gerçekleştirilmiş olsun, engelleme, soruşturma ve cezalandırma konusunda gerekli ihtimamı gösterme ve kurbanları korumakla yükümlü olduklarını kabul etmek.

III. Kadınlara karşı erkek şiddetinin, kadınlarla erkekler arasında eşitsiz güç ilişkilerinden kaynaklanan temel bir yapısal ve toplumsal sorun olduğunu kabul etmek ve bu nedenle erkeklerin, kadınlara karşı uygulanan şiddetle mücadeleyi hedefleyen eylemlere katılımını teşvik etmek.

IV. Kadınlara karşı şiddetle mücadele eden bütün kurumları (polis, tıp ve sosyal yardım meslekleri) şiddetin önlenmesi ve kurbanların korunması için faaliyet sunan orta ve uzun dönemli eşgüdümlü eylem planları oluşturmaya teşvik etmek;

V. Ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma, veri toplama ve ağ kurulmasını desteklemek;

VI. Kadınlara karşı şiddet başta olmak üzere eşitlik konusuyla ilgili, üniversite düzeyi dahil, yüksek öğrenim programları ve araştırma merkezleri kurulmasını desteklemek.

VII. Bilimle uğraşanlar, alan çalışması yapan sivil toplum örgütleri, siyasi karar alma konumundakiler, yasama, sağlık, eğitim kurumları, sosyal ve polis kurumları arasındaki karşılıklı etkileşimi geliştirmek.

VIII. Bu tavsiye kararının ekinde tarif edilen önlemleri, ulusal koşullar ve tercihler ışığında en uygun biçimde kabul etmek ve uygulamak ve bu amaçla kadınlara karşı şiddetle mücadele için bir eylem planı oluşturmayı gündeme almak.

IX. Avrupa Konseyi’ni bu tavsiye kararının hükümlerinin ulusal düzeyde takibinden haberdar etmek.

Rec(2002)5 sayılı Tavsiye Kararı’na Ek

Tanım

1. Bu tavsiye kararı çerçevesinde, ‘kadınlara karşı şiddet’ ifadesi, cinsiyete dayalı, kadınlara fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar veya sıkıntı veren ya da vermeye yol açabilecek her türlü şiddet fiilini ya da tehdidini ifade eder. Kamusal alanda ya da özel hayatta karşılaşılan baskı veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakmayı da içeren bu ifade aşağıda sayılanları kapsamakla birlikte, bunlarla sınırlı değildir:

a. inter alia fiziksel ve ruhsal saldırganlık, duygusal ya da psikolojik istismar, ırza geçme ve cinsel istismar, ensest, evlilik içi veya evlilik dışı çiftler arası tecavüz, töre adına işlenen suçlar, kadın cinsel organlarının mütilasyonu ve zorla evlilik gibi kadınlara zarar veren başka töresel uygulamalar dahil, aile içinde ya da hanede karşılaşılan şiddet;
b. inter alia ırza geçme, cinsel istismar, işyerinde, kurumlarda veya başka alanlarda cinsel taciz ve gözdağı dahil, genel olarak toplumda, kurumlarda ya da başka alanlarda karşılaşılan şiddet, cinsel ve ekonomik sömürü amacıyla kadın ticareti ve seks turizmi;
c. devlet ya da devlet görevlileri tarafından işlenen veya göz yumulan şiddet;
d. silahlı çatışma ve özellikle rehin alma, zorla iskan, sistematik ırza geçme, cinsel kölelik, zorla gebe bırakma ve cinsel ve ekonomik sömürü amacıyla insan ticareti durumlarında kadınların insan haklarının ihlali.

Kadınlara karşı şiddetle ilgili genel önlemler

2. Kadınların herhangi biri tarafından herhangi bir şiddete maruz bırakılmama hakkını teminat altına almak, devletlerin sorumluluğunda ve çıkarınadır ve milli politikalarında önceliğe sahiptir. Bu meyanda, devletler bu yükümlülükten kaçınmak için töre, gelenek ya da dini öne süremezler.

3. Üye devletler aşağıda sayılan unsurlara dayalı şiddet uygulamalarına karşı milli politikalar oluşturmalı, geliştirmeli ve/veya gerektiğinde var olanları iyileştirmelidir:

a. kurbanların azami güvenliği korunması;
b. kurban konumuna itilen kadınlara, yeniden bu konuma düşmelerini engelleyecek en uygun destek ve yardım yapıları sunularak güçlenmelerinin sağlanması;
c. ceza hukuku ve medeni hukukun, muhakeme usulü dahil, uyarlanması;
d. kamuoyunda bu konuda duyarlılığın artırılması; çocuk ve gençlerin eğitimi;
e. kadınlara karşı şiddet olgusuyla karşılaşan çeşitli meslek sahiplerine özel eğitim verilmesinin sağlanması;
f. ilgili bütün alanlarda önleyicilik.

4. Bu çerçevede, mümkün olan her durumda, ulusal düzeyde ve gerektiğinde bölgesel ve/veya yerel yetkililerle işbirliği içerisinde, sivil toplum örgütlerinin yanı sıra akademik ve diğer kurumlara danışarak, kadınlara karşı şiddetle mücadele için önlemler almakla ve yasal reformların ya da eylem alanında herhangi bir yeni müdahale biçiminin değerlendirmesi ve düzenli olarak izlenmesinden sorumlu bir resmi eşgüdüm kurumu ya da organı kurmak gerekecektir.
5. Özellikle aşağıdaki alanlarda ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma, veri toplama ve ağlar
geliştirilmelidir:
a. kadınlara karşı şiddetin ölçeğini daha iyi değerlendirebilmek için cinsiyet temelli istatistikler, entegre istatistikler ve ortak göstergeler hazırlanması;
b. saldırıların kurbanlar üzerindeki orta ve uzun vadeli etkileri;
c. şiddetin, aile içi şiddet dahil, tanıklar üzerinde yaptığı etkiler;
d. kadınlara karşı şiddetin sağlık, toplumsal ve ekonomik maliyeti;
e. kadınlara karşı şiddetle mücadelede hukuki ve yasal sistemlerin etkinliğini değerlendirme;
f. kadınlara karşı şiddetin nedenleri, yani erkekleri şiddete ve toplumu böyle bir şiddete göz yummaya iten nedenler;
g. şiddet konusunda ölçü alınacak kıstaslar geliştirme.

Bilgi, kamu duyarlılığı, eğitim ve meslek içi eğitim

Üye devletler,

6. değişik şiddet türleri ve bunların kurbanlar açısından sonuçları ile ilgili entegre istatistikler dahil uygun bilgileri, mevcut bütün medya organlarını (basın, radyo ve televizyon vb) kullanarak derlemeli ve halka sunmalı;

7. toplumun sorunun farkına varması, kurbanlar ve genel olarak toplum üzerindeki yıkıcı etkisini anlaması ve bu sayede kadınlara karşı şiddet konusunu açıkça, önyargı veya peşin hükümlü fikirlere kapılmadan tartışabilmesi için bilgilendirme kampanyaları ve destek konferansları düzenleyerek kamuoyunu harekete geçirmeli;

8. aile içi şiddetin yanısıra kadınları etkileyen bütün diğer şiddet türlerinin de ele alınmasında kullanılacak unsurları, polis ve yargı mensupları ile tıp alanında ve sosyal alanda çalışanların temel eğitimine dahil etmeli;

9. bu çalışanların mesleki eğitim programlarına, kurbanların kabulünü, sunulan dinleme ve danışmanlık tarzını iyileştirmek ve kriz durumlarını teşhis edip yönetmeye yarayacak gerekli araçları sağlayabilmek için bilgi ve eğitim vermeli;

10. bu personelin özel eğitim programlarına katılımını teşvik etmek ve bu amaçla personeli bir ödüllendirme planına dahil etmeli;

11. kadınlara karşı şiddet konusunun yargıçların eğitimine dahil edilmesini teşvik etmeli;

12. örneğin terapistler gibi özdenetimli meslek çalışanlarının yetkili konumlardaki kişilerce işlenebilecek cinsel istismara karşı stratejiler geliştirmelerini teşvik etmeli;

13. erkeklerin, eylemlerinden sorumlu olmaları gerektiğini vurgulayarak ve erkekleri şiddet mekanizmalarını tahlil edip çözmeye ve farklı bir davranış tarzı benimsemeye teşvik ederek, kadınlara yönelik erkek şiddeti konusunda duyarlılık artırıcı kampanyalar düzenlemeli;

14. insan hakları konulu eğitim programlarına cinsiyet bakış açısını sokmalı ya da güçlendirmeli ve cinsler arası eşitliğe ve karşılıklı saygıya özel önem veren cinsel eğitim programlarını güçlendirmeli;

15. kız ve erkek çocukların, sosyal ve kültürel örüntü, önyargı ve basmakalıp cinsiyet rollerinden kaçınan ve özgüvenlerinin geliştirilmesine yönelik eğitim içeren bir temel eğitim almalarını, okulda zorluk çeken gençlere özel dikkat hasrederek sağlamalı; eğitimle bağlantılı mesleklerin tüm üyelerini cinsiyet eşitliği kavramını eğitimlerine dahil edecek şekilde eğitmeli;

16. okul müfredatına çocuk hakları, yardım telefon hatları, çocukların yardım isteyebilecekleri kurumlar ve güvenebilecekleri kişilerle ilgili özel bilgileri dahil etmelidir.

Medya

Üye devletler,

17. medyayı, basmakalıp olmayan, insana ve insanlık onuruna saygı temelinde kurulmuş kadın ve erkek imajlarını öne çıkarmaya ve şiddetle cinselliği bağlantılandıran programlardan kaçınmaya teşvik etmeli; bu kıstasları mümkün olduğunca yeni bilgi teknolojileri alanında da göz önüne almalı;

18. medyayı, kamuoyunu kadınlara karşı şiddet konusunda uyanık kılmak için bilgilendirme kampanyalarına katılmaya teşvik etmeli;

19. medya çalışanlarını bilgilendirmek ve şiddetle cinselliği bağlantılandıran programların olası sonuçları konusunda uyarmak için meslek içi eğitimi teşvik etmeli;

20. medya çalışanları için, kadınlara yönelik şiddet konusunu gözönüne alan ve mevcut ya da gelecekte kurulacak medya denetim kurumlarının temel ilkeleri arasında kadınlara karşı şiddet ve cinsiyetçilik konularının yer almasını teşvik eden davranış yönergeleri geliştirilmesini teşvik etmelidir.

Yerel, bölgesel ve kentsel planlama

Üye devletler,

21. yerel ve bölgesel planlama ile kent planlamasında karar alma konumundaki kişileri, kamuya açık yerlerde şiddet içeren fiilleri önleme ve kadınların güvenliğini takviye etme ihtiyacını hesaba katmaya teşvik etmeli;

22. özellikle çevre aydınlatması, kamu taşıt araçları ve taksi hizmetlerinin düzenlenmesi, otomobil park yerleri ile ikamete mahsus binaların tasarım ve planlamasıyla ilgili gerekli her türlü önlemi mümkün olduğunca almalıdır.

Kurbanların Korunması ve Yardım (kabul, tedavi ve danışmanlık)

Üye devletler,

23. kurbanların, şikayet etmiş olsunlar ya da olmasınlar, herhangi bir ayrımcılık yapılmaksızın çokdisiplinli, eşgüdümlü profesyonel kadroların sağladığı acil ve kapsamlı yardımdan yararlanmasını sağlamalı; bu yardıma tıbbi muayene, adli tıp muayenesi, tedavi ve travma sonrası psikolojik, sosyal destek ve hukuki yardım dahil olup, yardım gizlilik esası temelinde, ücretsiz ve 24 saat ulaşılabilir olmalı;

24. özellikle, ev içi şiddet kurbanlarına sunulan her türlü hizmet ve hukuki yolun, talep üzerine göçmen kadınlara da sunulmasını sağlamalı;

25. adli tıp kanıtları ve bilgi toplama işlemlerinin standart protokol ve formlarla yapılmasını sağlayacak bütün önlemleri almalı;

26. kurbanların ihtiyaçlarına göre hazırlanmış, kurbanları açık ve anlaşılabilir bir dille hakları, yararlandıkları hizmetler ve öngörebilecekleri ya da başvurabilecekleri eylemler konusunda bilgilendiren dokümantasyonu, kurban şikayette bulunsun ya da bulunmasın, psikolojik, tıbbi ve sosyal destek ve hukuki yardım almaya devam etsin ya da etmesin, sunmalı;

27. bu tür eşgüdümlü eylemleri olanaklı kılacak şekilde polis, sağlık ve sosyal hizmet kurumları ve hukuki sistem arasında işbirliğini geliştirmeli, sivil toplum örgütleri arasında işbirliği ağı kurulmasını teşvik etmeli ve desteklemeli;

28. şiddet kurbanları ve/veya şiddetle ya da şiddet tehdidiyle karşı karşıya kalan kişiler için anonim, ücretsiz telefon yardım hatları gibi acil durum servislerinin kurulmasını teşvik etmeli; düzenli olarak telefon konuşmalarını izlemeli ve veri korumaya ilişkin standartlara saygı gösterme koşuluyla, sunulan yardım sırasında toplanan verileri değerlendirmeli;

29. polis ve diğer asayiş kurumlarının kurbanları kabul edip, tedavi ve danışmanlık sunarken, insana ve insanlık onuruna saygı temelinde uygun bir tavırla yaklaşmalarını, şikayetleri gizlilik esasına göre ele almalarını, kurbanların, polis görevlisiyle kurban arasında bir güven ilişkisi oluşturacak şekilde tasarlanmış yerlerde özel eğitimli personel tarafından gecikme olmaksızın dinlenmelerini ve olabildiğince, şiddet kurbanlarının isterlerse bir kadın görevli tarafından dinlenmelerini sağlamalı;

30. bu amaçla, bütün sorumluluk düzeylerinde çalışan kadın polis görevlisi sayısını artırmak için adım atmalı;

31. çocuklara her aşamada (ilk kabul, polis, savcılık, mahkemeler) uzman personel tarafından anlayışlı bir tutumla yaklaşılmasını, bakılmasını ve verilen yardımın çocuğun ihtiyaçlarına uygun olmasını sağlamalı;

32. şiddet kurbanı çocuklara gerekli psikolojik ve moral desteği sağlamak için, uygun yapılar oluşturarak ve çocukları ilk görüşmeden iyileşme anına kadar izleyecek eğitimli personel sağlayarak adımlar atmalı; bu hizmetler ücretsiz sunulmalı;

33. kurbanların, yardım hizmetini sunan polis, sağlık ve sosyal hizmet personeli tarafından cinsiyete duyarsız tutumlarla karşılaşmamaları ve yeniden kurban konumuna düşmemeleri için gerekli bütün önlemleri almalıdır.

Ceza hukuku, medeni hukuk ve yargılama usulü
Ceza hukuku

Üye devletler,

34. ceza hukukunda kişiye karşı şiddet kullanmanın ve özellikle fiziksel veya cinsel şiddet kullanımının, sadece ahlak, onur veya terbiyenin ihlali olmayıp, kişinin fiziksel, psikolojik ve/veya cinsel özgürlüğü ve bütünlüğünün ihlalini teşkil ettiğini belirten hükümler içermesini sağlamalı;

35. milli mevzuatta, şiddet kullananlara karşı derhal ve etkin girişime olduğu kadar, şiddet kurbanı kadınlara yapılan haksızlığı telafiye de olanak veren uygun önlem ve yaptırımlar sunmalıdır.

Ulusal yasalar özellikle

• evlilik içi ya da dışı eşler arasında cinsel şiddet ve tecavüzü cezalandırmalı;
• direnç belirtisi göstermeseler bile, kişilere karşı onayları olmadan herhangi bir cinsel fiilde bulunmayı cezalandırmalı;
• kişinin onayını almadan, türü ve aracı ne olursa olsun, cinsel duhulü cezalandırmalı;
• gebe, korumasız, hasta, fiziksel veya akli özürlü veya bakıma muhtaç kişilerin durumunun her türlü istismarını cezalandırmalı;
• failin konumunu istismar etmesini, özellikle çocuklar karşısında yetişkin konumunun istismarını cezalandırmalıdır.

Medeni hukuk

Üye devletler,

36. şiddet kullanıldığı kanıtlandığında, kurbanlara, olayın ciddiyeti ile orantılı olarak, maruz kaldıkları parasal, fiziksel, psikolojik, ahlaki ve sosyal zararı karşılayacak uygun tazminatın, adli masraflar dahil, verilmesini sağlamalı;

37. kurbanlara tazminat verebilmek için finansman sistemleri oluşturmayı gündeme almalıdır.

Yargılama usulü

Üye devletler,

38. bütün şiddet kurbanlarının ve duruma göre, onları savunan tüzel kişiliği haiz kamu kurumu veya özel örgütlerin kurbanla birlikte ya da kurban adına dava açabilmesini sağlamalı;

39. cumhuriyet savcılarının ceza davası açmasını sağlayacak hükümleri koymalı;

40. savcıları, kamu adına dava açıp açmama kararı alırken, kadınlara ve çocuklara karşı kullanılan şiddeti ağırlaştırıcı veya belirleyici öğe saymaya teşvik etmeli;

41. davanın bütün aşamalarında kurbanların fiziksel ve psikolojik durumunun göz önüne alınmasını ve tıbbi ve psikolojik bakım görmelerini sağayacak bütün önlemleri almalı;

42. şiddet kurbanı veya tanığı olan kişiler dinlenirken, tekrar tekrar ifade vermelerinden kaçınmak ve yargılama usulünün travma yaratıcı etkilerini azaltmak için özel koşullar oluşturulmasını gündeme almalı;

43. kurumların iç tüzüklerinin, şiddet kurbanı ya da tanıklarının maruz kaldıkları travmayı göz önüne alarak ve bu travmanın tekrarlanmaması için, mazeretsiz ve/veya aşağılayıcı sorulara maruz kalmalarını engelleyecek şekilde düzenlenmesini sağlamalı;

44. gerektiğinde, kurbanları tehdit ve olası intikam girişimlerine karşı etkin biçimde korumak için önlemler alınmasını sağlamalı;

45. çocuk haklarının yargılama süresince korunması için özel önlemler almalı;

46. çocuklara bütün duruşmalarda, mahkeme gerekçeli bir kararla karşı çıkmadığı takdirde ya yasal temsilcileri ya da tercih ettikleri bir yetişkin tarafından eşlik edilmesini sağlamalı;

47. çocukların, yasal temsilcileri aracılığıyla veya tercih ettikleri ve bir kamu kurumu, özel örgüt veya yargı yetkilisinin onayladığı herhangi bir yetişkin aracılığıyla dava açabilmelerini ve gerekirse ücretsiz adli yardım alabilmelerini sağlamalı;

48. cinsel kabahat ve suçlar için kabul edilecek bir süre sınırlamasının, ancak kurban rüştünü ispat ettikten sonra başlamasını sağlayacak hükümleri koymalı;

49. gizlilik koşullarında edinilmiş bilgi ya da muayene sonucu, işleri gereği cinsel şiddete maruz kalmış çocuk vakalarıyla karşılaşan kişilerle ilgili, istisnai bir durum olarak, mesleki gizlilik şartından feragat edilmesine olanak vermeli.

Şiddet failleri için Müdahale Programları

Üye devletler,

50. şiddet faillerinin, eylemlerinin bilincine varmalarına ve sorumluluklarını anlamalarına yardımcı olarak, şiddetten arınmış bir davranış tarzını benimsemelerini teşvik edecek müdahale programları teşekkül etmeli;

51. faillere müdahale programlarına katılma fırsatını, mahkumiyete bir alternatif olarak değil, şiddeti önlemek için ilave bir önlem olarak sunmalı; bu tür programlara katılmak gönüllülük esasına dayanmalı;

52. mevcut kaynaklar izin verdiği ölçüde, şiddet kullanmaya yatkın erkekler için devletin onayından geçmiş merkezler ve sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde kurulmuş yardım ve destek merkezleri kurmayı düşünmeli;

53. erkeklere yönelik müdahale programlarıyla kadınların korunmasına yönelik programların işbirliği ve eşgüdüm içinde yürümesini sağlamalıdır.

Cinsel şiddetle ilgili ek önlemler
Genetik veri bankası

Üye devletler,

54. ulusal düzeyde ve Avrupa düzeyinde, suçluları yakalamak ve yeniden suç işlemelerine engel olmak için etkin bir politika oluşturabilmek amacıyla ve bu alanda milli mevzuat ve Avrupa Konseyi tarafından konan standartları hesaba katarak, teşhis edilmiş ya da edilmemiş cinsel şiddet faillerinin genetik profilini kapsayan veri bankaları oluşturmayı gündeme almalıdır.

Aile içi şiddetle ilgili ek önlemler

Üye devletler,

55. her türlü aile içi şiddeti cezai suç olarak sınıflandırmalı;

56. aile içinde taammüden işlenen müessir fiil için, hangi aile bireyi işlemiş olursa olsun, uygulanacak cezaları gözden geçirmeli ve/veya artırmalı;

57. zinanın aile içi şiddete bahane olarak öne sürülmesine meydan vermemeli;

58. aşağıda sayılanları olanaklı kılmak için önlemler alma ihtimalini gündeme almalı:

a. polis güçlerinin tehlikede olan bir kişinin evine girmesini, faili yakalamasını ve failin hakim önüne çıkarılmasını mümkün kılmak;

b. yargının kurbanların korunmasını hedefleyen ihtiyati tedbir olarak, bir failin kurbanla bağlantı ve iletişim kurma veya ona yaklaşmasını, belirli alanlara girmesini ya da böyle alanlarda ikamet etmesini yasaklamasına olanak vermek;

c. polis, tıp ve sosyal hizmet kurumlarının aynı prosedürü izlemesi için bir zorunlu işleyiş protokolü oluşturmak;

d. polise bir rapor ulaşır ulaşmaz kurbanla bağlantıya girme inisiyatifini gösterecek pro-aktif kurban koruma servislerini geliştirmek;

e. kurbanın yardıma ulaşabilmek ve faile karşı -belli süre sınırlamaları dahilinde ve faille istenmeyen herhangi bir bağlantı kurmak zorunda kalmadan- girişimde bulunabilmek için bütün yasal ve pratik önlemleri almasına olanak vermek amacıyla, polis yetkilileri, mahkemeler, kurban koruma servisleri vb ilgili bütün kurumların uyumlu işbirliğini sağlamak;

f. yetkililerin faili uymaya zorladıkları önlemlerin her türden ihlalini cezalandırmak.

59. aile içi şiddet kurbanı olan/olmuş göçmen kadınlara, evsahibi ülkeyi terk etmek zorunda kalmadan, şiddet kullanan eşlerinden ayrılabilmeleri için, gerektiğinde eşten ayrı oturum hakkı vermeyi gündeme almalıdır.

Cinsel tacizle ilgili ek önlemler

Üye devletler,

60. iş arkadaşlarının ve üstlerin davranışları dahil, işyerinde kadınların haysiyetini etkileyen cinsel nitelikli her türlü davranışı veya cinsellik temelinde başka tutumları – komşuluk ilişkileri, öğrenci ve öğretmenler arası ilişkiler, telefonla taciz vb dahil, nerede olursa olsun, failin otorite konumunu kullandığı cinsel nitelikli bütün davranışlar bunlara dahildir ve bu durumlar kişi onurunun ihlalini teşkil eder – yasaklamak için adımlar atmalı;

61. işyerinde veya işle ilgili ya da nerede gerçekleşirse gerçekleşsin cinsel taciz konusunda duyarlılık yaratmak, bilgi vermek ve önlemeyi teşvik etmek ve kadın ve erkekleri bu tür davranışlardan korumak için, gerekli önlemleri almalıdır.

Genital mütilasyona ilişkin Ek Önlemler

Üye devletler,

62. kadın ya da kızların genital organlarının, onayları alınarak ya da alınmadan, mütilasyonunu cezalandırmalıdır; genital mütilasyondan klitorisin dikilmesi, kesilmesi, kısmen veya tamamen çıkarılması veya koparılması anlaşılır;

63. bilerek ve isteyerek, kişinin onayı alınarak ya da alınmadan, herhangi bir genital mütilasyonun gerçekleştirilmesine katılan, yardımcı olan veya teşvik eden herkesin cezalandırılmasını sağlamalı; bu tür fiiller, kısmi olarak gerçekleştirilmiş de olsalar, cezalandırılmalı;

64. ilgili nüfus katmanlarına, özellikle göçmen ve mültecilere yönelik, bu fiillerin kurban açısından taşıdığı sağlık riskleri, failler açısından da cezai müeyyideleri konusunda bilgilendirme ve önleme kampanyaları düzenlemeli;

65. tıp mesleklerinde çalışanları, özellikle doğum öncesi ve sonrası muayeneleri yapmakla ve çocukların sağlığını denetlemekle yükümlü doktorları uyarmalı;

66. kadınların genital mütilasyonunu yasaklamak ve önlemek ve failleri kovuşturmakla ilgili ikili anlaşmaların imzalanması ya da güçlendirilmesini sağlamalı;

67. cinsiyete dayalı gerekçelerle tehdit altında bir grup olarak bu kadınlara özel koruma imkanı sunmayı gündeme almalıdır.

Çatışma halleri ve çatışma sonrası durumlarla ilgili ek önlemler

Üye ülkeler,

68. çatışma durumlarında kadın ve çocuklara karşı her türlü şiddet uygulamasını, bu uygulama aşağılama, işkence, cinsel kölelik veya bu eylemlerden kaynaklanan ölüm biçimlerinden hangisini alırsa alsın cezalandırmalı;

69. ırza geçme, cinsel kölelik, zorla gebe bırakma, zorla kısırlaştırma ya da benzer vahamette başka her türlü cinsel şiddeti insan haklarının kabul edilemez bir ihlali, insanlığa karşı işlenmiş suç olarak ve silahlı çatışma halinde işlenmişse, savaş suçu olarak cezalandırmalı;

70. soykırım, insanlığa karşı işlenmiş suç ve savaş suçlarını yargılayan ulusal ya da uluslararası ceza mahkemelerine ifade veren tanıkların korunmasını temin etmeli ve tanıklara en azından dava süresince yasal oturum sağlamalı;

71. soykırım, insanlığa karşı işlenmiş suç ve savaş suçlarını yargılayan ulusal ya da uluslararası ceza mahkemelerine tanık olarak çağrılan herkesin sosyal ve adli yardım almasını sağlamalı;

72. çatışmalarda şiddet kurbanı olan kadınlara insani gerekçelerle oturum vermek ve/veya cinsiyete dayalı zulüm gerekçesiyle mülteci statüsü veya başka ilave koruma hakları vermeyi mütalaa etmeli;

73. çatışma sırasında ve sonrasında şiddet kurbanlarına yardım ve danışmanlık sağlayan sivil toplum örgütlerine destek olmalı ve fon sağlamalı;

74. çatışma sonrası durumlarda kadınlara özgü konuların, çatışmadan etkilenmiş bölgelerdeki yeniden inşa ve siyasal yenilenme sürecine dahil edilmesini teşvik etmeli;

75. ulusal ve uluslararası düzeyde, çatışmalardan etkilenen bölgelerdeki bütün müdahalelerin cinsiyete duyarlılık eğitimi almış personelce gerçekleştirilmesini sağlamalı;

76. çatışma kurbanlarına yardım sunma ve çatışma sonrasında yeniden inşa ve yöreye dönüş çabalarına katkıda bulunma konusunda cinsiyete duyarlı bir yaklaşım izleyen programları desteklemeli ve fon sağlamalıdır.

Kurumsal ortamda şiddetle ilgili ek önlemler

Üye devletler,

77. devlet ya da devlet görevlileri tarafından uygulanan ya da göz yumulan her türlü fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddeti, görüldüğü her yerde ve özellikle ceza ya da tutukevleri, psikiyatrik kurumlar ve benzerlerinde cezalandırmalı;

78. devletin veya üçüncü kişilerin sorumluluğuna atfedilebilecek durumlarda, örneğin yatılı okullarda, huzurevlerinde ve başka kurumlarda uygulanan ya da göz yumulan her türlü fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddeti cezalandırmalıdır.

Üremeye değgin özgür seçim hakkına uyulmamasıyla ilgili ek önlemler

Üye devletler,

79. zorla kısırlaştırma ya da kürtaj, zor ya da baskı yoluyla kabul ettirilmiş doğum kontrolü ve doğum öncesi cinsiyet belirlemeyi yasaklamalı ve bu amaçla gereken her türlü önlemi almalıdır.

Töre adına işlenen cinayetlerle ilgili ek önlemler

Üye devletler,

80. ‘töre adına işlenen cinayet’ geleneğine uygun olarak kadın ve çocuklara karşı şiddet uygulanmasının bütün biçimlerini cezalandırmalı;

81. ‘töre adına işlenen cinayet’leri engellemek için, çeşitli halk kesimlerine ve başta hakimler ve adli personel olmak üzere, ilgili meslek gruplarına hitap eden bilgilendirme kampanyaları dahil, gerekli bütün önlemleri almalı;

82. ‘töre adına işlenen cinayet’e katılmış, yardımcı olmuş ya da teşvik etmiş herkesi cezalandırmalı;

83. bu uygulamalarla mücadele eden sivil toplum örgütlerini ve diğer grupları desteklemelidir.

Erken evliliklerle ilgili ek önlemler

Üye devletler,

84. kişilerin onayı alınmadan zorla gerçekleştirilen evlilikleri yasaklamalı;

85. çocuk satışıyla bağlantılı faaliyetleri engellemek ve durdurmak için gerekli önlemleri almalıdırlar.

Avrupa Konseyi

Avrupa Konseyi 5 Mayıs 1949 tarihinde 10 Avrupa devleti tarafından, aralarındaki birliği güçlendirmek amacıyla kurulmuş siyasi bir örgüttür. 2024 yılı itibariye 47 devleti kapsamaktadır. Örgütün temel hedefi demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü desteklemek, üye ülkelerin karşı karşıya kaldığı siyasi, toplumsal, kültürel ve yasal sorunlara ortak yanıt geliştirebilmektir. 1989’dan bu yana orta ve doğu Avrupa’nın birçok ülkesini bünyesine alan örgüt, bu ülkelerin siyasi, yasal ve idari reformları uygulama ve kalıcılaştırma çabalarına destek olmuştur. Avrupa Konseyi’nin daimi merkezi Strasbourg’dadır. Konsey, statüsü gereği, üye ülkelerin Dışişleri Bakanları’nın oluşturduğu Bakanlar Komitesi ve ulusal meclisin gönderdiği delegasyonları kapsayan Parlamenterler Meclisinden oluşmaktadır. Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, üye ülkelerdeki yerel ve bölgesel özyönetim kurumlarını temsil etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir devlete karşı bireylerin, derneklerin veya başka sözleşmeci tarafların, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiği gerekçesiyle ileri sürdüğü şikayetleri karara bağlama yetkisini haiz hukuki organdır.

Kadınların İlerlemesi İçin Eylem Planı – İKÖ

0

Kadınların İlerlemesi İçin Eylem Planı (Kadınlar için Kahire Eylem Planı), 24-25 Kasım 2008  tarihinde Kahire’de düzenlenen konferansta ilan edilmiştir. Taslak metin (İslam İşbirliği Teşkilatı) İKÖ ÜLKELERİNİN GELİŞİMİNDE KADININ ROLÜ başlıklı ikinci bakanlar konferansına sunularak kabul edilmiştir. Örgüt’ün 2016 yılında İstanbul’da yapılan toplantısında yeni bir eylem planı hazırlanmıştır. 

Kadınlar için Kahire Eylem Planı – Kadınların İlerlemesi İçin Eylem Planı – İKÖ

Giriş

1. 2005 yılında Sanaa’da gerçekleştirilen Dışişleri Bakanları İslam Konferansı’nın 32. Oturumunda “Müslüman Kadınlar ve İslam Toplumunun Kalkınmasında Sahip Oldukları Roller” ile ilgili bir karar kabul edilmiştir. (Eylem Planında geçen “Müslüman kadınlar” ifadelerinin “İKÖ üye devletlerindeki kadınlar” ifadesiyle değiştirilmesi toplantının başlangıcında kabul edilmiş ve gerekli redaksiyonların Sekretarya tarafından yapılacağı belirtilmiştir.) Söz konusu karar kadınlarla ilgili hususları tartışmak ve Müslüman toplumların kalkınmasında kadınların yer alabilmeleri için fırsat yaratma yolları ve yöntemleri üzerinde çalışmak amacıyla bir Bakanlar Konferansı düzenlemeye çağırmaktadır. Karar ayrıca, Kadın Konulu Bakanlar Konferansı’na, kadınların İKÖ Üye Devletlerinde toplumun her alanında aktif rol alma kapasitelerini arttırmak için bir İKÖ Eylem Planı taslağı hazırlama görevi vermiştir. 3. Olağanüstü Zirve’de söz konusu Bakanlar Konferansına ev sahipliği yapma teklifini sunan Türkiye Cumhuriyeti takdirle karşılanmış ve müteakip Uluslararası Dışişleri Bakanlar Konferansı kararlarında yapmış oldukları çalışmaları memnuniyetle karşılanmıştır. Anılan Bakanlar Konferansı 20-21 Kasım 2006 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilmiştir.

2. İKÖ Üye Devletleri, ülkelerindeki kadınların koşullarının geliştirilmesini taahhüt etmiştir. Üye ülkeler, aynı zamanda, İstanbul Konferansı’nın İKÖ Üye Devletlerindeki kadınlar için bir yol haritası çizilmesine katkı sağladığını kabul etmişlerdir. Bu, İKÖ’nün, üye ülkelerdeki kadınların durumunu güçlendirmekteki kararlılığını göstermektedir.

3. Tarih boyunca kadınlar sosyal hayata, nesillerin yetişmesine ve medeniyet inşasına katkıda bulunmuştur. Bu önemli katkıların yanında, bugün kadınlar sosyal hayatta marjinalleşme ve dışlanma problemiyle karşılaşmakta ve sosyal yaşam ile diğer alanlara katılımlarını engelleyen problemlerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bunlar, İslami olmayan kural ve uygulamalar ile dinin yanlış yorumundan kaynaklanmaktadır. Bu yanlış anlamayı gidermek için çaba sarf edilmelidir.

4. Kadınların bilgi ile güçlendirilmesi ve okumaz-yazmalıkları ile mücadele önemlidir. Eşitlik, kalkınma ve barış için gerekli bir araç olan kaliteli eğitime erişim tüm insanlar için temel bir haktır. Cinsiyete bakılmaksızın bilgi edinmek her Müslüman’ın görevidir. Ayrımcı olmayan eğitim, hem kadınlar ve kız çocuklarının hem de erkekler ve erkek çocuklarının yararınadır ve hayatın çeşitli alanlarında birbirleriyle daha dengeli ilişki ve işbirliği şekli sağlar. Ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı sürekli ve sağlıklı aile sistemini de garanti eder.

5. Kadınların Gelişimi için İKÖ Eylem Planı (OPAAW), İstanbul’da gerçekleştirilen “İKÖ Üye Devletlerinin Kalkınmasında Kadının Rolü” konulu 1. Bakanlar Konferansı’nda alınan tavsiye kararlarına dayanmaktadır. OPAAW, Üye Devletlerde kadınların karşı karşıya kaldıkları çeşitli zorlukları dile getirme taahhüdünü açıkça ortaya koymaktadır. İKÖ, kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlikleri gidermek üzere, kadınlara yönelik her türlü ayrımcılık hareketinin önlenmesi için önlem almayı taahhüt etmektedir. Ayrıca, OPAAW kadınların statülerini güçlendirmek için İKÖ’nün öngörülü ve kapsamlı stratejisine işaret etmektedir.

6. OPAAW, İKÖ Üye Devletlerindeki kadınların koşullarını ve statülerini; kadınlar ve erkeklerle, STK’larla, topluluklarla ve özel sektörle ortaklık yoluyla geliştirme yönünde bir İKÖ yaklaşımıdır. İslamiyet’in kadınlara
verdiği hakların farkında olarak; kadınların toplumun ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel alanlarına aktif katılımları için fırsatları arttırmak amacıyla özel önlemlerin alınması gerekmektedir.

7. İKÖ Üye Devletleri, OPAAW’ın kabul edilmesi ve uygulanmasının Müslüman kadınların koşullarının iyileştirilmesine katkı sağlayacağına inanmaktadır. Bu hedefe ulaşabilmek için, kadınların, İKÖ üye devlerinde, sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel ve diğer alanlara aktif ve özgür katılımlarının; mevzuat, adalet ve yasaların uygulanmasında sorumlu kurumlar dâhil olmak üzere uygun kanallar yoluyla sağlanması gerekmektedir.

8. İKÖ Üye Devletlerinin uluslararası sözleşme ve araçlar, özelikle Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu (Dördüncü Kadın Konferansı), “Kadın 2000; 21. Yüzyıl için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış” başlıklı Birleşmiş Milletler (BM) 23. Özel Oturumu (Pekin+5) bağlamındaki yükümlülüklerini akılda tutarak, İslam’ın adalet ve eşitlik değerleri ile İstanbul’da gerçekleştirilen kadın konulu Birinci İKÖ Bakanlar Konferansı doğrultusunda BM Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) hükümlerine sıkı sıkıya bağlı olarak OPAAW, kadınların koşullarını iyileştirmek ve statülerini güçlendirmek için kadınları eşitsizliğe ve her türlü ayrımcılığa karşı korumak üzere yol ve araçlar bulmak için bir araç görevi görecektir.

I. İKÖ Üye Devletlerindeki Kadınlara Yönelik Vizyon

1. İKÖ Üye Devletleri, toplumsal cinsiyet adaletini yaşamın tüm alanlarında tatbik etmek için, On yıllık Eylem Planı çerçevesinde ve 60/27-P sayılı Karar ile Kahire İslam’da İnsan Hakları Deklarasyonu doğrultusunda, “İslam’da Kadın Hakları Sözleşmesi”nin taslağını oluşturmak için çalışmaktadırlar.

2. Kadınların gelişmesine ilişkin İKÖ vizyonu, İstanbul Konferansı’nda öngörüldüğü gibi, İslam’ın yüce öğretileri rehberliğinde sosyal adalet, kadınlara gereken saygı(nın)/önem(in) (gösterilmesi), kadınların eğitimi ve sağlığı ile kadınların ekonomik aktivitelere katılımını geliştirme konularına dayanmaktadır.

3. Bu, kadınların hayatın tüm alanlarına etkin biçimde katılımını sağlamak üzere özel düzenlemeler geliştirmek için harekete geçmek yoluyla başarılacaktır.

II. Kadınların Gelişimi için Eylem Planı’nın (OPAAW) Hedefleri

1. Yoksulluğun azaltılması, sürdürülebilir kalkınmaya ulaşılması, yeterli destek ve kaynakların sağlanması; tüm sektörlerde ve her düzeyde toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşmak ve kadınları güçlendirmek için gerekli bileşenledir.

2. Kadınların karar alma mekanizmalarına katılımını yerel düzeyden ulusal düzeye kadar artırmak.

3. Kadınlara; kaliteli eğitime ve sağlık hizmetlerine erişim ile yükseltilmiş/geliştirilmiş katılım yoluyla eşit imkânlar sağlamak.

4. Kadınlara yönelik şiddet dâhil kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırmak.

III. Hedeflerin Uygulanmasına Yönelik Önlemler ve Araçlar

İKÖ Üye Devletleri, aşağıda yer alan araçlar yoluyla, kadınların statülerini yükseltecek ve OPAAW’ın hedeflerine ulaşacaktır:

1. Yoksulluğun azaltılması, sürdürülebilir kalkınmaya ulaşılması, yeterli destek ve kaynakların sağlanması; tüm sektörlerde ve her düzeyde toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşmak ve kadınları güçlendirmek için gerekli bileşenlerdir.

a) İKÖ Üye Devletlerinde kamu sektöründen başlayarak kadınlara ödenen ücretler ve istihdam alanlarında hakkaniyeti sağlama girişimleri ile kadınların gelirlerini arttırmak.
b) Profesyonel yaşam ile aile hayatını dengelemek üzere, özellikle ekonomik/düşük maliyetli çocuk, yaşlı ve diğer bağımlılar için bakım hizmetleri sağlayarak aile dostu politikalar geliştirmek ve kadınlara uygun ulaşım-güvenlik içeren ve işyerinde ayrımcı olmayan bir çevre sağlamak.
c) İKÖ Üye Devletlerinde ücretli ve ücretsiz işgücünde özellikle genç kadınların, yaşlı kadınların ve özürlü kadınların artan önemini kabul eden stratejiler uygulamak.
d) Ulusal sosyal yardım politikalarına uygun biçimde düşük gelirli aileler, özellikle kadın başlı aileler için ek destek sağlamak.
e) Pek çok İKÖ Üye Devletinin ekonomisini ve kadınların statülerini yükselttiği kanıtlanan Mikro-kredileri kadınlara sağlamak.
f) Finansal planlama danışmanlığına erişimlerini artırmak yoluyla kadınların kapasite ve yeteneklerini geliştirmek.
g) Kadınların emeklilik yatırım cetvellerinde artış sağlamak.
h) Kız çocukları ve yetişkin kadın öğrencilerin kredi başvurularını ve bunların ödenmesini kolaylaştırmak.
i) Daha fazla kadının kalkınma fonlarından yararlanmasını teşvik ederek ve iş geliştirebilmeleri için yeni fırsatlar yaratarak girişimcilikte başarılarını arttırmak.
j) Ulusal mekanizmaları, toplumsal cinsiyete dayalı veri toplama ve bunları analiz etmek üzere geliştirmek ve güçlendirmek.
k) Makro ekonomik politikaların kadın ve erkek istihdamı üzerindeki etkilerini araştırmak ve incelemek.
l) Kadınların ekonomideki rollerini daha güçlendirmek amacıyla daha etkili toplumsal cinsiyet planlaması yapmak için toplumsal cinsiyet odaklı araştırma yapmak/geliştirmek.
m) Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme girişimlerini kurmak ve hem ulusal hem de yerel düzeyde daha etkin yoksullukla mücadele stratejileri izlemek.
n) Ekonomiye ilişkin karar alma pozisyonlarında daha fazla kadın temsili ve katılımını artırmak.
o) Kadınların, diğer şeylerle birlikte, toprak, finans, piyasa, bilgi, bilgi iletişim teknolojileri eğitimi ve ağına erişimleri ile bunlara ilişkin fırsatlarını geliştirerek kadın girişimciliğini artırmak ve finansal kurumları kadınların ihtiyaçlarına uymaları konusunda teşvik etmek.
p) Kadınların aile ve toplum ekonomisine katkılarını öne çıkarmak için kadınların özel sektördeki ve kamudaki performanslarına ilişkin araştırmaları ve bu konuda veri toplanmasını teşvik etmek.
q) Sağlık ve eğitim hizmetleri, ekonomik fırsatlar ve yasal yardım dâhil, özellikle kırsal alanda, devlet hizmetlerinin koordinasyon ve provizyonunu kadınlar açısından geliştirmek.

2. Kadınların karar alma mekanizmalarına katılımını yerel düzeyden ulusal düzeye kadar artırmak:

a) Siyasal sürece tam olarak katılımlarını sağlamak dâhil, kadınların tüm karar alma mekanizmalarında yüksek katılımlarını sağlamak.
b) Kadın yoksulluğu ile mücadele için daha etkili önlemler getirmek, onların tam insani potansiyellerini fark ederek yaşam şartlarını geliştirmek ve karar almaya eşit katılımlarını ve ilerlemelerini sağlamak.
c) Karar alma mekanizmalarına katılımlarını sağlamak ve gerekli bilgi ile beceri kazandırmak üzere kadınların yaygın ve örgün eğitime eşit erişimlerini sağlamak.

3. Kadınlara; kaliteli eğitime ve sağlık hizmetlerine erişim ile yükseltilmiş/geliştirilmiş katılım yoluyla eşit imkânlar sağlamak:

a) İKÖ Üye Devletleri hükümetleri; okuma programlarına kadınlar ve kız çocukları için kolay ve ücretsiz erişim geliştirmek, kız ve erkek çocuklarının temel eğitime ücretsiz, zorunlu ve eşit erişimlerini sağlamak ve bu alanda olabilecek engelleri ortadan kaldırmak için gerekli politika ve programları benimsemeli ve kadınların karar alma ve kalkınma süreçlerindeki rollerini geliştirmek üzere, onların bilgi-iletişim teknolojileri dahil ileri teknolojilere erişimlerini mevzuat yoluyla teşvik etmek.
b) Eğitimi yaygınlaştırmak, okumaz-yazmazlığı bitirmek, kız ve erkek çocuklarının okul terklerini engellemek ve eğitimi başarıya dönüştürmek için koşulları iyileştirmek amacıyla, özellikle kırsal alandaki aileler ile fakir aileler için teşvik sağlamak dahil tüm çabalar sarf edilmelidir.
c) Değişik iş sektörlerinde kadınlar için özel mesleki ve teknik eğitim kursları geliştirmek.
d) Diğer şeylere ek olarak kapasite geliştirme yoluyla kadın eğitici sayısını artırmak.
e) Hızla değişen işgücü piyasasına uyum sağlamak için kadınların yaşam boyu eğitime yüksek erişimlerini sağlamak.
f) Tüm düzeylerdeki öğretmenleri eşitlik değerleri ve ayrımcılık yapmama hususunda eğitmek ve ebeveynleri toplumsal cinsiyete duyarlı eğitim metotları faaliyetlerine dahil etmek.

4. Kadına yönelik şiddetle mücadele dâhil kadına yönelik her türlü ayrımcılığı önlenmek:
a) Aile içi şiddeti engellemek ve kadına yönelik suçları azaltmak üzere ulusal önlemler, stratejiler ve yasal düzenlemeler uygulayarak kadınlar ve çocuklara yönelik şiddet olaylarını ve etkilerini azaltmak için üye ülkeleri teşvik etmek.
b) Mümkün olan tüm yollarla erken yaşta ve zorla evlilikleri engellemek.
c) Kötü muameleye maruz kalmış ve şiddet mağduru kadınlara yönelik hizmetlerin arttırılmasını desteklemek.
d) Kadınlara yönelik sağlık hizmetlerini niteliksel ve niceliksel açıdan geliştirmek-desteklemek ve tüm araçlarla bilinç uyandırarak koruma özelliğine vurgu yapmakla birlikte (sağlık hizmetlerinde) elverişlilik ve her bölümden, özellikle üreme sağlığı, cinsel sağlık ve ruh sağlığı bölümlerinden, kolay erişim sağlamak.
e) İKÖ Üye Devletleri, kadınlara daha iyi imkanlar sağlamak için kadınları güçlendiren ve toplumları değişik alanlarda geliştirmede daha çok rol almalarını sağlayan kanunlar çıkarmalı, bu kanunları takviye etmeli ve
uygulamalıdır. Hassas grup olarak kadınlar, İKÖ Üye Devletlerinde ulusal kalkınma stratejilerinde kendileri için geliştirilen politikalarda özel önem hak etmektedirler.
f) İKÖ Üye Devletleri; yabancı işgali, silahlı çatışmalar ve doğal afet durumlarında barışın tesisi, sürdürülmesi ve inşası dahil tüm sektörlerde ve her düzeyde daha yüksek bir toplumsal cinsiyet dengesine ulaşmalı ve kadınların karar almaya katılımlarını artırmalıdır.
g) Kız çocukları ve kadınlara pozitif ve kalıplaşmış olmayan imaj sağlamak üzere kız ve erkek çocuklarına eğitim ve kültürde eşitlik sağlamak, ayrımcılıkla mücadele etmek ve uygun olan yerlerde yeni pedagojik materyaller uygulamak.
h) Toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve her türlü tezahürüyle, özellikle aile içi şiddet, insan (özellikle kadın ve kız çocuğu) ticareti, zararlı geleneksel uygulamalar ve göçmen kadınlara yönelik şiddetle; araştırma, erkek ve erkek çocuklarını içeren bilinç uyandırma, eğitim ve medya kampanyaları, ücretsiz acil yardım hatları, kurumsal ağlar, İKÖ ülkelerinin tecrübe, görüş ve iyi uygulamalarının alış verişi yoluyla mücadele etmek.
i) İKÖ Üye Devletleri, kadın ve erkek aile üyeleri arasında karşılıklı saygının geliştirilmesi için aile birliği müessesesi ile ailenin rolünü konsolide etmek amacıyla ve kadınlara karşı ayrımcı olmayan bir kültür geliştirmek üzere uygun araçlar benimsemelidir.

IV. Veri Geliştirme ve Eyleme Yönelik Çalışmalar

1. İKÖ Üye Devletlerinde kadınların koşullarının iyileştirilmesi konusuna İKÖ On Yıllık Eylem Programı’nda (POA) büyük önem verildiği için bu konuda geçtiğimiz yıllarda çok önemli gelişmeler sağlanmıştır. Bu alanda POA aşağıda yer alan maddelere vurgu yapar:

2. İslamiyet’in adalet ve eşitlik değerleri ile doğru orantılı olarak, İKÖ Üye Devletlerdeki kadınları ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi alanlarda güçlendirmek üzere yasaları güçlendirmek; yine İslamiyet’in adalet ve eşitlik değerleri ile doğru orantılı olarak ve CEDAW’ın hükümlerine bağlı kalarak kadınları her türlü şiddet ve ayrımcılıktan korumayı amaçlayan yasaları güçlendirmek.

3. Bununla beraber, kadınların kamu sektörü ile özel sektör – formel ve enformel sektörlere katılımlarını ve buralardaki rollerini izlemek üzere ulusal veriler ve aynı zamanda İKÖ verilerini geliştirmek amacıyla ekonomik, siyasal ve sosyal veriler üzerine kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır.

4. Böyle bir araştırma mevcut olmamasına rağmen, aşağıda yer alan sonuçlara ulaşılabilmektedir:

a) Kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlikler hala sürmektedir, özellikle istihdamda ve karar alma düzeyinde ve değişik kadın grupları arasında. b) Çoğu kadın, erkeklerden daha az para kazanmakta; ailelerde ve toplumda gereksinim duyulan ücretsiz işlerin birçoğunun sorumluluğunu da halen üzerlerinde taşımaktadır. Kadınlar hala kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için temel kaynaklar ve hizmetlere ulaşmakta zorluklarla karşılaşmaktadır.
c) Birçok kadın, özgürlüğü, güvenliği, emniyeti ve sağlığı ile ilgili büyük risklerle karşılaşmaktadır.
d) Pek çok kadın haklarına tam erişim noktasında hala engellemelerle karşılaşmaktadır.
e) Kırsal bölgelerde yaşayan kadınlar, özürlü kadınlar ve yaşlı kadınlar kalkınma ve ekonomik güvenliklerine tam katılımlarını engelleyen manilerle karşılaşmaya devam etmektedirler.
f) Toplumsal cinsiyet kaynaklı şiddet hala hâkimdir ve kadınların insan haklarını kullanmalarına engel teşkil etmektedir.

5. OPAAW, toplumun tüm üyeleri arasındaki bağlantıların ve ilişkilerin öneminin farkında olan kapsamlı bir dokümandır. OPAAW, kadın ve erkeklerin aileler açısından ve birey olarak önceliklerinin, seçimlerinin ve ihtiyaçlarının farklı olduğunu kabul eder. Bu düşünceleri akılda tutarak, OPAAW eşitsizlikleri azaltmak ve kadınlar için çıktıları arttırmak amacına hizmet etmelidir.

6. İKÖ Üye Devletlerinin hükümetleri, aşağıda belirtilen alanlarda kadınlar için çıktıları geliştirmek için adım atmayı taahhüt ederler:

i. Eğitim, kaliteli eğitim için eşit imkan ve erişim sağlamak ve kadın okumaz-yazmalığını azaltmak için okumaz-yazmazlıkla mücadele programları geliştirmek.
ii. Sağlık, kadınların sağlığını iyileştirmek ve temel sağlık hizmetlerine tam erişimlerini sağlamak.
iii. Siyasal Katılım, sürdürülebilir kalkınmaya ulaşabilmek için kadın temsilini sağlamak amacıyla kadınların karar alma mekanizmalarına her düzeyde katılımlarını sağlamak.
iv. Ekonomik Sürdürülebilirlik, Üye Devletlerin ekonomilerine katkıda bulunmak amacıyla kadınların ekonomik özgürlüklerini arttırmak ve yeteneklerini geliştirmek (kadınların finansal kaynaklarını artırmaya yarayacak iyi gelir seviyesine, yetenek ve bilgiye, erişimi sağlamak).
v. Sosyal Adalet ve Refah, toplumun gelişimine ve sağlıklı ve anlamlı aile sistemine katkıda bulunmak amacıyla kadınların sosyal ihtiyaçlarını, güvenliğini ve eşitliğini geliştirmek ve temin etmek. Eski gelenek ve
göreneklerden kaynaklanan kadınlara yönelik ayrımcı kalıp yargıların değişmesini sağlamak.
vi. İş-yaşam dengesi, Daha yüksek iş-aile yaşamı dengesine ulaşmak için kadınları uygun sosyal destek mekanizmaları ile desteklemek.

V. Eylem Planının Uygulanması ve Değerlendirilmesi

1. İKÖ Üye Devletleri, İKÖ Genel Sekreterliği bünyesinde yer alan Kültürel ve Sosyal İşler Departmanı ile yakın işbirliği içinde, verilerini geliştirmeli, toplumsal cinsiyet analizlerini kullanmalı ve OPAAW’ı uygulamak üzere eyleme yönelik planlar benimsemeli ve kadınların gelişimine ulaşmalıdır.

2. İKÖ Üye Devletleri İKÖ Genel Sekreterliği ile birlikte OPAAW’ın izlenmesi yapılan uygulama çerçevesinde elde edilen gelişmeyi, İKÖ Üye Devletleri tarafından belirlenecek veriler temelinde, periyodik olarak değerlendirmelidir.

3. Kültürel ve Sosyal İşler Departmanı OPAAW’ın uygulanmasına aktif olarak dahil olacaktır. Departman, İKÖ Üye Devleti hükümetleriyle doğrudan çalışmaya, davet üzerine, OPAAW’ın amaçlarına ulaşmayı hedefleyen politikalar geliştirmeye ve uygulamasını sağlamaya devam edecektir.

4. İKÖ Genel Sekreterliği bünyesinde yer alan Kültürel ve Sosyal İşler Departmanı’nı, Departmanın yardımcı organları ile özel ve bağlı kurumlarını, kendi yetkileri bağlamında ve aynı zamanda BM’nin ilgili birimlerini, OPAAW’ın uygulanması noktasında İKÖ Üye Devletlerine yardımcı olmaya davet eder.

VI. Tavsiye Kararları

1. Aralık 2005’te Mekke’de gerçekleştirilen Üçüncü Olağandışı İslam Konferansı Zirvesi’nde alınan, İKÖ Genel Sekreterliği yapısı içinde kadınların güçlendirilmesini sağlamak üzere aile işlerinden sorumlu bir birimin kurulmasına yönelik kararı daha fazla ertelemeden uygulamak.

2. İKÖ bünyesinde, İKÖ Üye Devletlerindeki kadınlara ilişkin meseleleri tartışmak ve izlemek üzere, toplumsal cinsiyet temelinde oluşturulacak bir hükümet uzmanları grubu kurulmalıdır.

3. İKÖ üye devletleri, kadınlarla ilgili konuları görüşmek ve değişik alanlara göre pozisyon belirlemek amacıyla düzenli konferans, seminer ve sempozyumlar düzenlemek için girişimde bulunmalıdır. Bilinç artırma çalıştay ve kampanyaları; İKÖ Üye Devletlerindeki kadınların doğru imajı ile gayesini bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde yansıtmak için oldukça yapıcı bir rol oynayabilir.

4. Kadın konulu Bakanlar Konferansı iki yılda bir düzenlenmelidir. Bu bağlamda, kadın konulu üçüncü Bakanlar Konferansı 2010 yılından geç olmamak üzere yapılmalıdır.

5. Kadın okuryazarlığına, İKÖ Üye Devletlerinde eğitime ilişkin stratejilerin geliştirilmesinde eğitilmiş ve güçlendirilmiş kadınların aktif olarak yer alması için büyük önem verilmelidir. Kız çocukları ve genç kadınlar için her seviyedeki eğitim imkânlarını geliştirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla, İKÖ Üye Devletleri arasında öğrenci değişim programları dâhil, somut önlemler alınmalıdır.

6. Global bir perspektiften bakıldığında, iş kadınlarının gelişimlerini sağlamak amacıyla sahip olunan uzmanlık ve enerjiler arasında bir sinerjinin yaratılmasına ihtiyaç vardır. Kadın girişimcilerin ilgili oldukları işler doğrultusunda yönetim, pazarlama ve teknik becerilerini geliştirmek için teknik destek sağlamak amacıyla İKÖ Üye Devletleri arasında ağ oluşturulması adına bir forum düzenlenmelidir.

7. İKÖ Üye Ülkelerindeki kadınlar, karar almada ve OPAAW’ın uygulamasında eşit partnerler olarak kabul edilmeli ve görüşlerine, kendi çıkarlarına uygun olarak hak ettiği olumlu karşılık verilmelidir.

8. İKÖ Üye Devletlerindeki kadınlar, diğer alanların yanı sıra toplumlarla ülkelerin kalkınmasına ilişkin tüm karar alma süreçleri dahil yaşamın ve toplumun her alanında eşit partnerler ve aktif katılımcılar olarak görülmelidir.

9. Kadınlara, gençlerden yaşlılara kadar, yaşam alanlarında ve seçtikleri kariyerlerinde, ister anne veya ev kadını isterse ücretli işgücünde olsun, güvende ve rahat olabilecekleri bir çevre sağlanmalıdır. Böylece, ailelerine ve topluma pozitif liderlik yapabilsinler.

Avrupa Yerel Yaşamda Kadın-Erkek Eşitlik Şartı

0

Avrupa Yerel Yaşamda Kadın-Erkek Eşitlik Şartı, 2006’da Innsbruck’da düzenlenen Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR) genel kurulunda kabul edilmiştir. Metin, Kadın erkek eşitliği 5. Topluluk Eylem Programı çerçevesinde hazırlanmıştır. (The European Charter for Equality of Women and Men in Local Life)

Şart, Avrupa’daki yerel ve bölgesel yönetimlerin yetkilerini kullanmak ve ortaklıklar oluşturmak suretiyle vatandaşları için daha fazla eşitliği hayata geçirme görevini edinmeleri amacıyla hazırlanmıştır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

CEMR ve Gözlem Ajansı Hakkında

Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR), Avrupa’daki en geniş kapsamlı yerel ve bölgesel yönetimler birliğidir. Üyeleri, 40 Avrupa ülkesinden yerel ve bölgesel yönetimlerin oluşturduğu 60’ı aşkın ulusal birlikten oluşmaktadır. Bu birlikler hep birlikte 100.000 yerel ve bölgesel yönetimi temsil etmektedir. CEMR’nin; yerel ve bölgesel yönetimler adına Avrupa mevzuatını şekillendirmek ve üye dernekler ile seçilmiş görevlileri ve uzmanları arasında değişim platformu sağlamak üzere iki temel amacı bulunmaktadır. CEMR, uluslararası alanda, dünyada yerel yönetimleri temsil eden Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı’nın (UCLG) Avrupa ayağını oluşturmaktadır. CEMR, Şart’ı uygulama ve toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirme çabalarında Şart’ın imzacı taraflarını desteklemek üzere 2012 yılında Avrupa Eşitlik Şartı Gözlem Ajansı’nı oluşturdu. Bu çevrim içi platform, iyi uygulamaları ve başarılı yerel toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının örneklerini paylaşmakta ve imzacı taraflar arasında karşılıklı bilgi alışverişini kolaylaştırmaktadır. Aynı zamanda, eşitlik eylem planının nasıl geliştirileceğine dair rehberlik sağlamakta ve iletişim bilgileri ve imzacı tarafların toplumsal cinsiyet eşitliği eylem planlarına bağlantılar sağlayan bir veri tabanı (“Atlas”) içermektedir. İzleme Ajansı’nın çalışmaları, CEMR Eşitlik Daimî Komitesi ve CEMR üye derneklerinden ulusal koordinatörlerden/toplumsal cinsiyet odak noktalarından oluşan bir uzman grubu iş birliğiyle CEMR Sekreterliği tarafından koordine edilmektedir.

[/box]

Avrupa Yerel Yaşamda Kadın-Erkek Eşitlik Şartı ve Türkiye 

Council of European Municipalities and Regions (CEMR), Avrupa’da yerel ve bölgesel düzeyde toplumun tüm kesimlerinin hizmetlerden eşit bir şekilde faydalanmaları amacıyla, 2006 yılında, hem siyasi bir belge hem de pratik bir araç niteliğinde olan “Avrupa Yerel Yaşamda Kadın-Erkek Eşitliği Şartı”nı geliştirmiştir.

2024 yılı itibariyle Türkiye’den 77 belediye Şart’ı imzalamıştır. 

CEMR EŞİTLİK ŞARTI’NI İMZALAYAN BELEDİYELER

No.
Belediye Adı
CEMR Şartı İmza Tarihi
1.
Bornova Belediyesi
7.02.2013
2.
Denizli Büyükşehir Belediyesi
19.06.2013
3.
Trabzon Büyükşehir Belediyesi
11.06.2013
4.
Kars Belediyesi
14.05.2013
5.
Bursa Büyükşehir Belediyesi
2.05.2013
6.
Muratpaşa Belediyesi
3.06.2013
7.
Nevşehir Belediyesi
23.06.2013
8.
İzmir Büyükşehir Belediyesi
14.06.2013
9.
Adana Büyükşehir Belediyesi
12.09.2013
10.
Tarsus Belediyesi
18.12.2013
11.
Çankaya Belediyesi
11.11.2013
12.
Antalya Büyükşehir Belediyesi
13.01.2014
13.
Büyükçekmece Belediyesi
14.01.2014
14.
Ortahisar Belediyesi
5.05.2014
15.
Giresun Belediyesi
13.02.2014
16.
Ordu Büyükşehir Belediyesi
25.06.2014
17.
Osmangazi Belediyesi
11.12.2014
18.
Akdeniz Belediyesi
4.12.2015
19.
Beylikdüzü Belediyesi
2.06.2015
20.
Şişli Belediyesi
6.10.2015
21.
Kadıköy Belediyesi
6.04.2016
22.
Süleymanpaşa Belediyesi
4.08.2017
23.
Urla Belediyesi
11.09.2017
24.
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi
5.09.2018
25.
Karabağlar Belediyesi
6.12.2018
26.
Toroslar Belediyesi
8.09.2019
27.
Karşıyaka Belediyesi
27.12.2019
28.
Bodrum Belediyesi
8.03.2020
29.
Avcılar Belediyesi
21.09.2020
30.
Çiğli Belediyesi
25.01.2021
31.
Nilüfer Belediyesi
04.03.2021
32.
Mezitli Belediyesi
24.05.2021
33.
Tunceli Belediyesi
28.05.2021
34.
Bayraklı Belediyesi
05.11.2021
35.
Yenişehir Belediyesi
18.11.2021
36.
Ahmetbey Belediyesi
18.11.2021
37.
Adalar Belediyesi
18.11.2021
38.
Ardahan Belediyesi
18.11.2021
39.
Çine Belediyesi
18.11.2021
40.
İzmit Belediyesi
18.11.2021
41.
Kırklareli Belediyesi
18.11.2021
42.
Burdur Belediyesi
18.11.2021
43.
Çukurova Belediyesi
18.11.2021
44.
Ovacık Belediyesi
18.11.2021
45.
Tuzlukçu Belediyesi
18.11.2021
46.
Atakum Belediyesi
1.12.2021
47.
Odunpazarı Belediyesi
6.12.2021
48.
Edremit Belediyesi
08.12.2021
49.
Kartal Belediyesi
24.12.2021
50.
Yenimahalle Belediyesi
27.12.2021
51.
Selçuk Belediyesi
08.03.2022
52.
Menteşe Belediyesi
08.03.2022
53.
Seyhan Belediyesi
15.04.2022
54.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi
03.10.2022
55.
Dazkırı Belediyesi
11.10.2022
56.
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi
12.10.2022
57.
Merzifon Belediyesi
14.10.2022
   58.
Balçova Belediyesi
25.10.2022
59.
Kuşadası Belediyesi
01.11.2022
60.
Tepebaşı Belediyesi
03.11.2022
61.
Amasra Belediyesi
18.11.2022
62.
Edirne Belediyesi
06.01.2023
63.
Buca Belediyesi
04.05.2023
64.
Gaziemir Belediyesi
01.06.2023
65.
Narlıdere Belediyesi
01.06.2023
66.
Fındıklı Belediyesi
02.01.2024
67.
Beşiktaş Belediyesi
08.03.2024
68.
Diyarbakır Yenişehir Belediyesi
12.07.2024
69.
Muğla Büyükşehir Belediyesi
29.07.2024
70.
Konak Belediyesi
02.09.2024
71.
Yüreğir Belediyesi
03.09.2024
72.
Bağlar Belediyesi
01.10.2024
73.
Bismil Belediyesi
01.10.2024
74.
Silvan Belediyesi
01.10.2024
75.
Maltepe Belediyesi
16.10.2024
76.
Sur Belediyesi
21.10.2024

77.

Didim Belediyesi

31.10.2024

Şart, belediye hizmetlerinin planlanması, uygulanması ve izlenmesi süreçlerinde vatandaşların katılımını desteklemektedir. Farklı kesimlerin farklı ihtiyaçları olabileceğini ve belediyenin buna göre hizmetlerini şekillendirmesi gerektiğine vurgu yaparak bunu insan hakları temelinde değerlendirir. Şart üç bölümden, 8 alt başlıktan ve 30 maddeden oluşmaktadır. oluşmaktadır. Birinci bölümde imzacı tarafların çalışmalarında benimseyeceği temel ilkeler yer almaktadır. İkinci bölümde imzacı taraflardan Şart’ın hükümlerinin uygulanması amacıyla gerçekleştirmesi beklenen adımlar bulunmaktadır. Üçüncü bölüm ise, yerelde kadın-erkek eşitliğinin sağlanması konusunda somut taahhütleri içermektedir.  İmzacı taraf, farklı ihtiyaçlara sahip kadınların, politik ve kamusal karar alma mekanizmalarının tüm aşamalarına dahil edilmesini, dengeli katılımlarını ve eşit temsillerini taahhüt etmektedir.

AVRUPA KADIN – ERKEK EŞİTLİĞİ ŞARTI (YEREL YAŞAMDA)

İşbu Şart, Avrupa’daki yerel ve bölgesel yönetimlerin yetkilerini kullanmak ve ortaklıklar oluşturmak suretiyle vatandaşları için daha fazla eşitliği hayata geçirme görevini edinmeleri amacıyla hazırlanmıştır.

Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi ve ortakları tarafından geliştirilmiştir.

GİRİŞ

Yerel Yaşamda Avrupa Kadın Erkek Eşitliği Şartı Avrupa’daki yerel ve bölgesel yönetimlere hitaben hazırlanmıştır. Söz konusu yönetimler bu şarta imza koymaya, kadın – erkek eşitliği ilkesini hayata geçirmeyi kamusal bir görev kabul etmeye ve kendi yetki alanları dahilinde Şart’ta öne sürülen taahhütleri uygulamaya çağrılmaktadır.

İmzacı tarafların her biri, söz konusu taahhütlerin uygulanmasını desteklemek maksadıyla, Eşitlik Eylem Planı geliştirmek üzere çalışmalar yürütecektir. Bu Eylem Planları amaca uygun öncelikleri, eylemleri ve kaynakları içermektedir. Ayrıca; imzacı tarafların her biri, uygulamada gerçek eşitliğin hayata geçirilmesi için, kendi bölgesindeki tüm kurumlar ve kuruluşlarla etkileşime geçme taahhüdünde bulunmaktadır.

İşbu Şart Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi’nin aşağıda listesi verilmiş olan bir çok ortakla beraber yürütmüş olduğu bir proje (2005-2006) çerçevesinde hazırlanmıştır. Proje; kadın-erkek eşitliği 5. Topluluk Eylem Programı kapsamında, Avrupa Komisyonu tarafından desteklenmiştir.

Kadın – erkek eşitliği herkes için temel bir hak ve demokrasi için gerekli bir değer niteliğindedir. Bu
hakkın hayata geçirilmesi için kanunen tanınmasının yanı sıra yaşamın her alanında – politik, ekonomik, sosyal ve kültürel – etkili uygulanmasına ihtiyaç vardır.

Bu hakkın resmen tanındığı sayısız örneğe ve kaydedilen ilerlemeye rağmen günlük yaşamda kadın
erkek eşitliği halen gerçekleşmemiştir. Kadınlar ve erkekler uygulamada aynı haklardan yararlanamamaktadır. Sosyal, politik, ekonomik ve kültürel eşitsizlikler devam etmekte, örneğin ücret eşitsizliği ve politik hayatta yetersiz temsil varlığını korumaktadır.

Söz konusu eşitsizlikler ailede, eğitimde, kültürde, medyada, iş dünyasında ve toplumsal örgütlenmede mevcut stereotiplerin üzerine inşa edilmiş olan sosyal kurguların sonucudur. Yeni bir
yaklaşım benimsemek ve yapısal değişiklikler gerçekleştirmek suretiyle harekete geçilebilecek pek çok alan mevcuttur.

İnsanlara en yakın yönetişim katmanı olan yerel ve bölgesel yönetimler eşitsizliklerin devamlılığı ve çoğalmalarına karşı mücadelede ve de gerçek manada eşitlikçi bir toplumun geliştirilmesinde en uygun noktayı temsil etmektedirler. Bu yönetim yapıları, sahip oldukları yetkinlikler ve farklı aktörlerle kuracakları işbirliği çalışmalarıyla, kadın erkek eşitliği lehine somut eylemler gerçekleştirebilirler.

Ayrıca; yerindenlik ilkesi kadınların ve erkeklerin eşitlik haklarının uygulanmasında özel bir önem taşımaktadır. Söz konusu ilke tüm yönetişim seviyelerinde -Avrupa düzeyi, ulusal, bölgesel ve yerel-
geçerlidir. Avrupa’daki bölgesel ve yerel yönetimlerin çok farklı alanlarda sorumlulukları mevcuttur ve bu sorumlulukların her biri hizmet götürdükleri nüfusun günlük yaşamını eşitliğin geliştirilmesi anlamında uygulamada etkileyecek olumlu bir rol üstlenebilir ve üstlenmelidir.

Yerel ve bölgesel özerklik ilkeleri ise yerindenlik ilkesiyle yakından bağlantılıdır. Avrupa Konseyi’nin 1985 tarihli Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Avrupa devletlerinin büyük çoğunluğu tarafından imzalanmış ve onanmıştır. Bu Şart’ta aşağıdaki hususlara vurgu yapılmaktadır: “özerk yerel yönetim
kavramı yerel makamların, kanunlarla belirtilen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı anlamını taşır.” Eşitlik hakkının uygulanması ve geliştirilmesi de yerel yönetimlerin özerkliği kavramının temelinde yer almalıdır.

Yerel veya bölgesel demokrasi günlük yaşamın en somut alanlarında; toplu konut, güvenlik, toplu taşıma, iş dünyası ya da sağlık gibi; en uygun tercihlerin yapılabilmesine imkan vermelidir. Ayrıca; kadınların yerel ve bölgesel politikaların geliştirilmesi ve uygulanmasına tam katılımları onların yaşam deneyimlerinin, becerilerinin ve yaratıcılıklarının da dikkate alınması anlamına gelecektir.

Eşitliğe dayalı bir toplumda yaşamak istiyorsak yerel ve bölgesel yönetimlerin toplumsal cinsiyet boyutunu politikalarında, örgüt yapılarında ve uygulamalarında tam olarak dikkate almaları temel önem taşımaktadır. Gerçek kadın-erkek eşitliği bugünün ve yarının dünyasında ekonomik ve toplumsal başarımız için temel bir meseledir. Bu gereklilik sadece Avrupa düzeyinde veya ulusal düzeyde değil, kendi bölgelerimiz, kentlerimiz ve yerel topluluklarımız için de geçerlidir.

Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi ve bağlı kadınlar komitesi yerel ve bölgesel yönetimlerden temsilciler seçerek, uzun yıllardan beri kadın -erkek eşitliğinin yerel ve bölgesel düzeyde geliştirilmesi maksadıyla faal çalışmalar yürütmüştür. 2005 yılında CEMR tarafından Avrupa yerel ve bölgesel yönetimleri için somut bir araç hayata geçirilmiştir: eşitlikçi kent. “Eşitlikçi kent” projesi, belirli Avrupa kentlerindeki ve belediyelerindeki iyi uygulamaları saptamak suretiyle yerel ve bölgesel düzeyde kadın-erkek eşitliği politikalarının uygulanması için bir metodoloji ortaya koymaktadır. Elinizdeki bu Şart söz konusu çalışma üzerine inşa edilmiştir.

Yerel ve bölgesel yönetimlerin toplumsal cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesinde oynayabilecekleri etkin rol Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği (IULA) tarafından 1998 yılında kabul edilen “Kadın ve Yerel Yönetimler” bildirisinde de vurgulanmıştır. Dünya Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı da kadın – erkek eşitliğini temel amaçlarından biri olarak belirlemiştir.

BAŞLANGIÇ

Avrupa Topluluğu ve Birliği’nin, kadın-erkek eşitliğinin geliştirilmesi de dahil olacak şekilde, temel hak ve özgürlükler baz alınarak kurulduğunu ve Avrupa mevzuatının, Avrupa’da bu alanda kaydedilen ilerlemenin temelini teşkil ettiğini hatırlayarak;

Birleşmiş Milletler uluslararası insan hakları yasal çerçevesini ve bilhassa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni ve 1979 yılında kabul edilen Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni hatırlayarak;

Avrupa Konseyi’nin kadın-erkek eşitliğinin ve yerel yönetimler özerkliğinin geliştirilmesindeki temel
katkısının altını çizerek;

Kadın-erkek eşitliğinin hayata geçirilebilmesinin üç tamamlayıcı alanda eylem gerektirdiğini – doğrudan eşitsizliklerin tasfiyesi, dolaylı eşitsizliklerin ortadan kaldırılması ve eşitlikçi bir demokrasinin proaktif/ileriye etkili biçimde geliştirilmesini destekleyecek politik, yasal ve sosyal ortamın oluşturulması- dikkate alarak;

Eşitlik hakkının hukuki tanınırlığı ile reel ve etkili uygulanması arasındaki süregelen çelişkilerin varlığından esef duyarak;

Avrupa’da yerel ve bölgesel yönetimlerin vatandaşları ve sakinleri için tüm sorumluluk alanları dahilinde eşitlik hakkının uygulanmasında, bilhassa kadın – erkek eşitliği, çok önemli bir rol oynadığını ve oynaması gerektiğini dikkate alarak;

Karar alma süreçleri ve liderlik mevkilerinde kadınların ve erkeklerin dengeli katılımlarının ve temsillerinin demokrasi için temel teşkil ettiğini dikkate alarak;

Bilhassa; 1979 tarihli Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, 1995 tarihli Birleşmiş Milletler Pekin Bildirgesi ve Eylem Platformu, 2000 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 23. Özel Oturum İlke Kararları (Pekin + 5), Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı, Aralık 1996 tarihli ve kadınların ve erkeklerin karar alma süreçlerine dengeli katılımları konulu Konsey Tavsiye Kararı ve 1998 tarihli Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği ‘Kadın ve Yerel Yönetimler Bildirgesi’nden çalışmalarımız için ilham alarak;

Eylül 1981 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 25. yıldönümünü anarak;

Yerel Yaşamda Avrupa Kadın Erkek Eşitliği Şartı’nı hazırlamıştır ve Avrupa yerel ve bölgesel yönetimlerini işbu Şart’ı imzalamaya ve uygulamaya çağırmaktadır.

BÖLÜM I
İLKELER

Yerel Yaşamda Avrupa Kadın Erkek Eşitliği Şartı’na imza koyan taraflar aşağıdaki hususların çalışmalarımızın temel ilkelerini oluşturduğunu tanırlar:

1. Kadın – erkek eşitliği temel bir haktır

Yerel ve bölgesel yönetimler söz konusu hakkı tüm sorumluluk alanları dahilinde, her türlü
ayrımcılığı – doğrudan veya dolaylı – önleme sorumluluğu da dahil, uygulamakla yükümlüdürler.

2. Kadın – erkek eşitliği, çoklu ayrımcılık ve dezavantajlar hususlarının gerektiği biçimde ele alınmasını temin etmek

Toplumsal cinsiyetin yanı sıra ırk, ten rengi, etnik ve sosyal köken, genetik özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya diğer görüşler, ulusal azınlık mensubu olma, mülkiyet, doğum, engellilik, yaş, cinsel yönelim veya sosyo-ekonomik statüye dayalı çoklu ayrımcılık ve dezavantajların kadın-erkek eşitliği konusu çerçevesinde dikkate alınması gerekmektedir.

3. Kadınların ve erkeklerin karar alma süreçlerine dengeli katılımları demokratik bir toplum için ön koşuldur

Kadın-erkek eşitliği hakkı gereği yerel ve bölgesel yönetimler, uygun tüm tedbirleri almak ve gerekli tüm stratejileri uygulamak suretiyle, karar alma süreçlerinin tüm aşamalarında kadınların ve erkeklerin dengeli katılımını ve temsilini sağlamakla yükümlüdürler.

4. Toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının tasfiyesi kadın – erkek eşitliğinin sağlanmasında temel önem taşımaktadır

Yerel ve bölgesel yönetimler, kadınların statüleri ve yaşam koşullarına dair eşitsizliklerin temelinde yer alan ve de kadınların ve erkeklerin politik, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamdaki rollerinin eşitsiz değerlendirilmesine yol açan kalıp yargıların ve engellerin tasfiyesi yönünde çalışmalıdırlar.

5. Yerel ve bölgesel yönetimlerin tüm faaliyetlerine toplumsal cinsiyet bakış açısının yerleştirilmesi kadın – erkek eşitliğinin ilerletilmesi için gereklidir

Yerel nüfusun yaşamını etkileyen politikaların, yöntemlerin ve araçların geliştirilmesi aşamalarında toplumsal cinsiyet bakış açısı dikkate alınmalıdır.

“Toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana plan ve politikalara yerleştirilmesi” (1. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana plan ve politikalara yerleştirilmesi: Temmuz 1997 tarihinde Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi bu kavramı aşağıdaki şekilde tanımlamıştır: “Mevzuat, politikalar veya programlar ve her alan ve düzeyde planlanan tüm eylemlerin kadınlar ve erkekler üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi süreci. Tüm politik, ekonomik ve sosyal alanlardaki tüm politikaların ve programların tasarım, uygulama, izleme ve değerlendirme aşamalarında kadınların ve erkeklerin endişelerini ve deneyimlerini sürecin bütünleşik bir parçası kılmak. Kadınların ve erkeklerin, bu sayede, hizmetlerden eşit faydalanmalarını sağlamak ve eşitsizliklerin devam etmesini önlemek. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana plan ve politikacılara yerleştirilmesinde nihai amaç toplumsal cinsiyet eşitliğini hayata geçirmektedir.)

” ve “toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme” (2.”Bu kavram toplumsal cinsiyet eşitliğinin ana plan ve politikalara yerleştirilmesi kavramının bütçe süreçlerine uygulanmasıdır. Bütçelerin toplumsal cinsiyete dayalı değerlendirilmesini, bütçe sürecinin tüm aşamalarına toplumsal cinsiyet bakış açısının dahil edilmesini ve gelir ve giderlerin toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirecek biçimde yeniden yapılandırılmasını kapsar.”)

tekniklerini uygulanması bu anlamda verilebilecek örneklerdir. Bu amaçla; kadınların yerel yaşam deneyimleri, hayat ve çalışma koşulları dahil, çözümlenmeli ve dikkate alınmalıdır.

6. Eylem planları ve programları için gerekli kaynağın tahsisi kadın – erkek eşitliğinin ilerletilmesi için gereklidir

Yerel ve bölgesel yönetimler eşitlik eylem planları ve programlarını hazırlamalıdır, bunların
uygulanması için mali ve insan gücü kaynağının tahsis edilmelidir.

Bu ilkeler bu belgenin temelini teşkil eder ve aşağıdaki bölüm üçte içerik detaylandırılmıştır.

BÖLÜM 2
ŞARTIN UYGULANMASI VE İLGİLİ TAAHHÜTLER

İmzacı taraflar, işbu Şart’ın hükümlerinin yerine getirilmesi maksadıyla, aşağıdaki belirli adımları gerçekleştirmeyi üstlenirler:

(1) Bu Şart’a imza koyan her taraf, imzayı takip eden makul bir sürede (iki yılı geçmemek kaydıyla), Eşitlik Eylem Planı’nı geliştirir, kabul ve tasdik ederek uygular.

(2) Eşitlik Eylem Planı, imzacı tarafın Şart’ı ve ilgili taahhütlerini yürürlüğe koyabilmesi için gereken amaçlarını ve önceliklerini, planlanan tedbirlerini ve tahsis edeceği kaynakları ortaya koyar. Plan, aynı zamanda, uygulama noktasında önerilen zaman dilimlerine dair bilgiler içerir. İmzacı tarafın halihazırda bir Eşitlik Eylem Planı’na sahip olduğu hallerde ise söz konusu Plan gözden geçirilmek suretiyle içeriğinin işbu Şart’ta yer alan tüm konuları kapsaması temin edilir.

(3) Her imzacı taraf Eşitlik Eylem Planı’nı kabul ve tasdik etmeden önce geniş katılımlı bir istişare süreci yürütür ve kabul sonrası Planı’nın ilgili tüm taraflara dağıtımını sağlar. Aynı şekilde, Plan’ın uygulanmasına dair kaydedilen ilerlemeyi kamuoyuna düzenli olarak rapor eder.

(4) Her imzacı taraf, şartlar gerektirdiğinde, Eşitlik Eylem Planı’nı gözden geçirir ve takip eden her
dönem için ilave bir Plan hazırlar.

(5) Her imzacı taraf, işbu Şart’ın uygulanmasında kaydedilen ilerlemenin değerlendirilmesine imkan verecek uygun bir değerlendirme sistemiyle işbirliği yapmayı ve de Avrupa genelindeki yerel ve bölgesel yönetimlerle daha fazla kadın -erkek eşitliği sağlama noktasında etkili yollar konusunda karşılıklı bilgi alışverişine girmeyi taahhüt eder. Bu kapsamda, Eşitlik Eylem Planı’nı ve ilgili diğer kamu materyallerini paylaşır.

(6) Her imzacı taraf Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi’ni, yazılı olarak, ilgili tarihte Şart’ı imzaladığı hususunda bilgilendirir ve Şart’la ilgili gelecekte yürütülecek işbirliği için belirlediği irtibat noktasını belirtir.

BÖLÜM 3
DEMOKRATİK HESAP VEREBİLİRLİK

Madde 1

(1) Kadınların ve erkeklerin eşit olma hakkının demokrasinin temel bir ön koşulu olduğu ve demokratik bir toplumun kadınların becerilerini, bilgilerini, deneyimlerini ve yaratıcılıklarını görmezden gelemeyeceği İmzacı tarafça kabul edilir. Bu amaçla; imzacı taraf, eşitlik temelinde, farklı ardalanlardan ve yaş gruplarından kadınların politik ve kamusal karar alma süreçlerinin her aşamasına dahiliyetlerini, katılımlarını ve temsillerini temin eder.

(2) İmzacı taraf; hizmet götürdüğü nüfusun ve yerleşimin refahını geliştirme sorumluluğuyla demokratik yollardan seçilmiş organ olarak; faaliyet alanları dahilinde söz konusu hakkın uygulanması ve geliştirilmesi için gerekli tüm çabayı sarfeder. Yerel topluluğun demokratik lideri, hizmet sağlayıcısı ve görevlisi, planlamacı ve düzenleyici organı ve işvereni olarak bu alanda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir.

Madde 2 — Siyasi Temsil

(1) İmzacı taraf kadınların ve erkeklerin eşit oy kullanma, aday olma ve seçilme haklarını tanır ve kabul eder.

(2) Politikaların oluşturulması ve uygulanması, kamu makamında bulunma ve yönetimin tüm seviyelerinde kamu görevlerini yerine getirme noktalarında kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olduklarını tanır ve kabul eder.

(3) İmzacı taraf, seçimle iş başına gelinen ve kamusal tüm karar alma organlarında dengeli katılım ilkesini tanır ve kabul eder.

(4) İmzacı taraf, yukarıda bahsi geçen haklar ve ilkeleri desteklemek üzere aşağıdakiler de dahil tüm makul tedbirleri almayı taahhüt eder:

• Kadınları seçme ve seçilme haklarını kullanma noktasında teşvik etme
• Siyasi partileri ve grupları kadınların ve erkeklerin dengeli temsilleri ilkesini benimseme ve uygulama noktalarında teşvik etme
• Bu amaçla; siyasi partileri ve grupları tüm hukuki yollara başvurarak, uygun olduğu hallerde kota koymak suretiyle, aday olan ve seçilen kadın sayısını artıracak çalışmalar yapmaya teşvik etmek
• Kendi meslek kuralları standartlarını ve usullerini düzenlemek suretiyle muhtemel adayların ve seçilmiş temsilcilerin kalıplaşmış davranış ve dilden veya tacizden cesaretlerinin kırılmasını önlemek
• Seçilmiş temsilcilerin özel, mesleki ve kamusal yaşamlarını dengeleyebilecekleri tedbirler hayata geçirmek. Örneğin; çalışma saatlerinin ve yöntemlerinin düzenlenmesi ve bakmakla yükümlü olunan kişiler için bakım hizmetlerinin elverişli olması gibi seçilmiş temsilcilerin tam katılımlarını sağlayacak tedbirler.

(5) İmzacı taraf dengeli temsil ilkesini kendi karar alma ve istişari organlarına ve dış organlara yapılan atamalara tatbik edeceğini ve bu ilkeyi geliştirmek üzere çalışacağını taahhüt eder. Ancak; ilgili yönetimin mevcut durumda kadınların ve erkeklerin dengeli temsili ilkesini hayata geçiremediği hallerde yukarıdaki hüküm azınlıktaki cinsiyet grubu için mevcut toplumsal cinsiyet dengesinden daha aleyhte bir durum yaratmayacak biçimde uygulanır.

(6) İmzacı taraf, ayrıca, temsilci atadığı veya seçtiği hiç bir kamusal veya siyasi makamı kalıp yargısal tutumlar nedeniyle, gerek prensipte gerekse uygulamada, tek bir cinsiyete kısıtlamamayı veya tek bir cinsiyetin normal rolüymüş gibi algılamamayı taahhüt eder.

Madde 3 — Siyasi ve Medeni Hayata Katılım

(1) İmzacı taraf vatandaşların kamu işlerinin yürütülmesine katılımlarının temel bir demokratik ilke olduğunu ve de kadınların ve erkeklerin bölgelerindeki, belediyelerindeki ve yerel topluluklarındaki yönetişim süreçlerine ve kamusal yaşama eşit katılım hakkına sahip olduklarını tanır ve kabul eder.

(2) İmzacı taraf; danışma komiteleri, mahalle konseyleri, e-katılım veya katılımcı planlama süreçleri benzeri yollarla; kadınların ve erkeklerin kamusal yaşama uygulamada eşit katılımlarını sağlamayı taahhüt eder. Mevcut katılım yollarının bu şekilde bir eşitliği sağlamadığı hallerde imzacı taraf yeni yöntemler geliştirme ve denemekle yükümlüdür.

(3) İmzacı taraf, politik ve medeni yaşamda toplumun tüm kesimlerinden kadınların ve erkeklerin, bilhassa aksi takdirde dışlanmış olabilecek azınlık gruplarına mensup kadınlar ve erkekler, faal katılımlarını geliştirmekle yükümlüdür.

Madde 4 — Eşitlik için Kamusal Taahhüt

(1) İmzacı taraf, topluluğu ve yerleşim bölgesinin demokratik lideri ve temsilcisi olarak, yerel yaşamda kadın erkek eşitliğinin hayata geçirilmesi için kamuoyu nezdinde resmi bir taahhütte bulunmalı, aşağıdaki hususları üstlenmelidir:

• İşbu Şart’ın imzacı tarafça, en üst düzey temsilciler organı tarafından görüşülüp kabul edildikten sonra, imzalandığının duyurulması
• Şart kapsamındaki taahhütlerini yerine getireceği sorumluluğunun üstlenilmesi ve düzenli olarak Eşitlik Eylem Planı’nın uygulanmasında kaydedilen ilerlemenin kamuoyuna rapor edilmesi
• Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda iyi davranış standartlarına bağlı kalınacağı ve destekleneceği hususunda imzacı tarafın ve temsilcilerinin taahhütte bulunması.

(2) İmzacı taraf, demokratik yetkilerini kullanmak suretiyle diğer siyasi ve kamu kurumlarını ve de özel kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarını uygulamada kadın -erkek eşitliğini temin edecek eylemler gerçekleştirmeye teşvik edecektir.

Madde 5 — Eşitliği Geliştirmek için Ortaklarla Çalışma

(1) İmzacı taraf, kamu ve özel sektördeki ve de sivil toplumdaki tüm ortaklarıyla işbirliğine giderek sorumluluk alanındaki tüm noktalarda daha fazla kadın – erkek eşitliği geliştirmek için çalışmayı taahhüt eder. Bu amaçla bilhassa sosyal ortaklarıyla işbirliği yolları araştırır ve uygular.

(2) İmzacı taraf, ortak olduğu organlar ve kuruluşlara – sosyal ortakları da dahil – Eşitlik Eylem Planları’nı geliştirme hususunda ve eşitlikle alakalı diğer önemli konularda danışır.

Madde 6 — Kalıp Yargılarla Mücadele

(1) İmzacı taraf; cinsiyetlerden birinin üstünlüğü ya da aşağılığı fikrine dayalı önyargılarla, uygulamaları ve dil ve görüntü kullanımıyla ve de kadın ve erkeğin kalıplaşmış rolleriyle mücadele etmeyi ve mümkün olduğu derecede önlemeyi taahhüt eder.

(2) Bu amaçla, imzacı taraf kamusal ve iç iletişim faaliyetlerinin söz konusu taahhütle uyumlu olmasını ve olumlu toplumsal cinsiyet imajlarını ve örneklerinin ön plana çıkarılmasını temin edecektir.

(3) İmzacı taraf, ayrıca, eğitim ve benzeri vasıtalarla personeline kalıp yargısal tutumların ve davranışların saptanması ve tasfiyesinde yardımcı olacak, bu bağlamda davranış standartları düzenleyecektir.

(4) İmzacı taraf toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının kadın – erkek eşitliğinin gerçekleştirilmesinde yarattığı zararlı etkiye dair farkındalık yaratma faaliyetleri ve kampanyaları yürütecektir.

Madde 7 — İyi İdare ve İstişare

(1) İmzacı taraf kadınların ve erkeklerin sorunlarının eşit, tarafsız, hakkaniyetli ve makul sürede ele alınması hususunda eşit haklara sahip olduklarını tanır ve kabul eder. Bu bağlamda aşağıdaki hususları dikkate alır:

• Bireyleri olumsuz etkileyebilecek bireysel bir karar öncesinde dinlenme haklarının kullandırılması
• Yönetimin kararlarıyla ilgili nedenlerini belirtme görevi
• Bireyleri etkileyen hususlarda ilgili bilgilere erişim hakkının tanınması.

(2) İmzacı taraf, tüm görevleri çerçevesinde, politikalarının ve karar alma süreçlerinin niteliğinin etkilenen tüm taraflarla, oluşum aşamasında, istişare yapmak suretiyle iyileşebileceğini ve de kadınların ve erkeklerin, uygulamada, ilgili bilgilere eşit erişim hakkına ve eşit yanıtlama fırsatına sahip olmalarının temel önem taşıdığını kabul eder.

(3) İmzacı taraf, dolayısıyla, aşağıdaki adımları hayata geçirmeyi taahhüt eder:

• Bilgi edindirme düzenlemelerinin kadınların ve erkeklerin ihtiyaçlarını, bilgiye ve iletişim teknolojilerine erişim anlamında, dikkate almasının temini
• İstişarenin gerçekleştiği ortamlarda bu sürecin aksi halinde görüşlerini en az duyurabilecek tarafların istişare sürecine eşit katılımlarının sağlanması ve bunun gerçekleşmesi için kanuni pozitif ayrımcılık eylemlerinin gerçekleştirilmesi
• Uygun olduğu hallerde kadınlar için ayrı istişare faaliyetlerinin yürütülmesi.

EŞİTLİK İÇİN GENEL ÇERÇEVE
Madde 8 — Genel Taahhüt

(1) İmzacı taraf, tüm görevleriyle alakalı olarak, kadın erkek eşitliğiyle ilgili hakları ve prensipleri tanıyacak, saygı duyacak ve geliştirecektir. Toplumsal cinsiyetle alakalı dezavantajlı durumlar ve ayrımcılıkla mücadele edecektir.

(2) Bu Bölüm’de ifade edilen taahhütler veya ilgili hususlar ancak yasal yetkileri dahilinde olması halinde İmzacı taraf için geçerlidir.

Madde 9 — Toplumsal Cinsiyet Değerlendirmesi

(1) İmzacı taraf, görev alanındaki her konuda, bu Madde’de belirtildiği üzere toplumsal cinsiyet değerlendirmesi yürütmeyi taahhüt eder.

(2) Bu amaçla; imzacı taraf, öncelikleri, kaynakları ve çalışma takvimi doğrultusunda, toplumsal cinsiyet değerlendirmelerinin uygulanması için bir program hazırlamayı ve de söz konusu programı Eşitlik Eylem Planı’nda dikkate almayı taahhüt eder.

(3) Toplumsal cinsiyet değerlendirmesi aşağıdaki adımları kapsar:

• Mevcut politikaları, usulleri, uygulamaları, örüntüleri ve kullanım hacimlerini gözden geçirmek suretiyle yukarıda sayılanların adaletsiz ayrımcılık uygulamaları barındırıp barındırmadığını; toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına dayanıp dayanmadığını ve kadınların ve erkeklerin herhangi bir spesifik ihtiyaçlarını dikkate alıp almadıklarını değerlendirmek
• Mali ve diğer kaynakların yukarıdaki amaçlar için ne şekilde tahsis edildiğini gözden geçirmek
• Söz konusu gözden geçirmeler neticesinde ortaya çıkabilecek konuları çözümlemek amacıyla öncelikleri ve uygun hedefleri belirlemek ve de hizmet sunumunda tanımlanabilir iyileştirmeler gerçekleştirmek
• Yeni veya tadil edilecek politikalara, usullere ve kaynak tahsisindeki değişikliklere dair tüm önemli tekliflerin başlangıç aşamasında değerlendirilmesi suretiyle kadınlar ve erkekler üzerindeki muhtemel etkilerinin belirlenmesi ve nihai kararların değerlendirmeler neticesinde alınması
• Çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durum mağduru bireylerin ihtiyaçları veya menfaatlerinin dikkate alınması.

Madde 10 — Çoklu Ayrımcılık veya Dezavantajlı Durum

(1) İmzacı taraf; cinsiyetin yanısıra ırk, etnik ve sosyal köken, genetik özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya diğer görüşler, ulusal azınlık mensubu olma, mülkiyet, doğum, engellilik, yaş veya cinsel yönelime dayalı her türlü ayrımcılığın yasaklandığını kabul eder.

(2) Ayrıca; söz konusu yasaklara rağmen bir çok kadın ve erkeğin çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durum mağduru olduğunu, sosyo-ekonomik dezavantajlar gibi, ve söz konusu mağduriyetlerin bireylerin işbu Şart’ta belirtilen veya atıfta bulunulan diğer haklarını kullanmalarını doğrudan etkilediğini kabul eder.

(3) İmzacı taraf, görevleri dahilinde, çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durumlarla mücadele etmek amacıyla tüm makul tedbirleri almayı taahhüt eder. Bu bağlamda alınacak tedbirler arasında aşağıdaki hususlar da yer almaktadır:

• Çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durumlara dair hususların Eşitlik Eylem Planı’nda ve toplumsal cinsiyet değerlendirmelerinde ele alınmasının temini
• İşbu Şart kapsamındaki diğer maddeler doğrultusunda yapılan çalışmalar ve alınan tedbirlerde çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durumlardan kaynaklanan sorunların dikkate alınmasının temini
• Kalıp yargılarla mücadele ve çoklu ayrımcılık veya dezavantajlı durum mağduru olabilecek kadınlar ve erkekler için eşit muamelenin geliştirilmesi maksadıyla kamuoyu bilgilendirme kampanyalarının yürütülmesi
• Göçmen kadınların ve erkeklerin belirli ihtiyaçlarının karşılanması için özel tedbirlerin alınması.

İŞVEREN ROLÜ
Madde 11

(1) İmzacı taraf, işveren rolü çerçevesinde, çalışma yaşamının örgütlenmesi ve çalışma koşulları da dahil kadınların ve erkeklerin istihdamın her alanında eşit haklara sahip olduklarını kabul eder.

(2) İmzacı taraf profesyonel, sosyal ve özel yaşamın dengelenmesi hakkını ve de işyerinde insanlık onuru ve güvenliğin temini hakkını tanır ve kabul eder.

(3) İmzacı taraf yukarıda bahsi geçen hakların desteklenmesi için yasal yetkileri kapsamında olumlu ayrımcılık da dahil olmak üzere gerekli tüm tedbirleri almayı taahhüt eder.

(4) (3). Maddede atıfta bulunulan tedbirler aşağıdakileri de kapsar:

(a) Yönetim örgütlenmesi dahilindeki istihdamla alakalı ilgili politikaların ve usullerin gözden geçirilmesi ve de makul bir zaman diliminde eşitsizliklerin çözümü için Eşitlik Eylem Planı’nda istihdam bölümünün geliştirilmesi ve uygulanması. Bu bağlamda, diğerlerine ilaveten, dikkate alınacak hususlar şu şekildedir:

• Eşit ücret, eşit değerdeki çalışma için eşit ücret de dahil olmak üzere
• Ücretlendirme, hizmet bedeli, ödeme sistemleri ve emeklilik haklarının gözden geçirilmesi için düzenlemelerin yapılması
• Adil ve şeffaf terfi ve kariyer geliştirme fırsatlarının temini için gerekli tedbirlerin alınması
• Bilhassa üst düzey yönetim kademelerindeki muhtemel dengesiz dağılımla mücadele için kadınların ve erkeklerin her düzeyde dengeli temsillerinin sağlanması için tedbirlerin alınması
• Her türlü mesleki ayrımcılıkla mücadele etmek ve çalışanların geleneksel olmayan istihdam yollarını tercih etmeleri için cesaretlendirilmelerini sağlayacak tedbirler almak
• Adil işe alınma usullerini temin edecek tedbirler almak
• Uygun, sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları temin etmek
• Her türlü istişare veya toplu sözleşme organında kadınların ve erkeklerin dengeli katılımlarını temin için çalışanlar ve sendikalarıyla istişarede bulunmak.

(b) İş yerinde cinsel tacizin kabul edilemez olduğunu açıkça beyan eden düzenlemelerle, mağdurları desteklemek ve faillerle ilgili şeffaf politikalar geliştirmek ve uygulamak suretiyle ve de konuya ilişkin farkındalık yaratarak bu davranışa karşı mücadele etmek;

(c) Yerel nüfusun sosyal, ekonomik ve kültürel çeşitliliğini yansıtan bir işgücünün yönetim yapısının her düzeyinde oluşturulması;

(d) Aşağıdaki tedbirler vasıtasıyla profesyonel, sosyal ve özel yaşamın dengelenmesi:

• Çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve bakmakla yükümlü olunan kişiler için bakım hizmetlerinin elverişli olması gibi politikaların, uygun olduğu hallerde, hayata geçirilmesi
• Erkekleri, bakmakla yükümlü olunan kişilerle ilgili izin haklarını kullanmaya teşvik etmek.

KAMU İHALELERİ VE SÖZLEŞMELERİ
Madde 12

(1) İmzacı taraf, kamu ihalelerine dair görevlerinin ve yükümlülüklerinin ifasında – ürün tedariki, hizmet sunumu veya bayındırlık işlerinin yürütülmesi de dahil – kadın erkek eşitliğini geliştirme sorumluluğunu taşıdığını kabul eder.

(2) İmzacı taraf, kamu için önemli bir hizmetin, kanunen imzacı tarafın sorumluluğu olan, başka bir tüzel kişiliğe ihale edilmesinin teklif edildiği hallerde söz konusu sorumluluğun daha da önem kazandığını kabul eder. Bu durumlarda ihaleyi kazanan tüzel kişiliğin (mülkiyet biçimine bakılmaksızın) kadın erkek eşitliğini temin etme ve geliştirme sorumluluğu, tıpkı hizmetin doğrudan imzacı tarafça sunulması halinde olacağı şekilde, garanti edilmelidir.

(3) İmzacı taraf, bu bağlamda, aşağıdaki adımları hayata geçirmeyi taahhüt eder:

(a) Yapılacak her türlü büyük ölçekli sözleşmede sürecin toplumsal cinsiyet bağlamında çıkarımları yapılmalı ve eşitliğin kanunlara uygun biçimde geliştirilmesi için fırsatların varlığı değerlendirilmelidir;
(b) Şartnamenin sözleşmesel toplumsal cinsiyet amaçlarını dikkate aldığı temin edilmelidir;
(c) İlgili sözleşmedeki diğer hükümlerin ve koşulların söz konusu amaçları yansıtması ve dikkate alması temin edilmelidir;
(d) Avrupa Birliği kamu ihale mevzuatının verdiği yetkiler kullanılarak sosyal hususlara dair performans şartları koşulmalıdır;
(e) Personelin veya danışmanların kamu ihaleleriyle ilgili görevlerde sorumluluk almalarının ve görevlerinin toplumsal cinsiyet boyutunun ayırdında olarak, bu amaçla eğitim de vermek suretiyle, sözleşmeleri onaylamalarının temini;
(f) Ana sözleşmelerdeki hükümlerin taşeronların da toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirme konusundaki ilgili yükümlülüğü taşıdıkları hususunu içermesi.

HİZMET SUNUM ROLÜ
Madde 13 — Eğitim ve Yaşam Boyu Öğrenme

(1) İmzacı taraf herkesin eğitim alma hakkını tanır ve herkesin mesleki ve sürekli eğitime erişim hakkını kabul eder. İmzacı taraf eğitimin; yaşamın her aşamasında; gerçek fırsat eşitliği yaratma, temel yaşam ve istihdam becerilerini kazandırma ve profesyonel ve mesleki gelişim için yeni imkanlar sunma noktalarındaki hayati önemini kabul eder.

(2) İmzacı taraf, görevleri dahilinde, kadınların ve erkeklerin ve de erkek ve kız çocuklarının eğitime ve mesleki ve sürekli öğretime eşit erişimlerini temin etmeyi ve geliştirmeyi taahhüt eder.

(3) İmzacı taraf her tür eğitim faaliyetinde kadınların ve erkeklerin rollerine dair kalıplaşmış kavramların ortadan kaldırılması gerekliliğini kabul eder. Bu doğrultuda aşağıdaki hususları, uygun olduğu hallerde, gerçekleştirmeyi ve geliştirmeyi taahhüt eder:

• Eğitim materyallerinin, okul ve diğer eğitsel programların ve öğretim metotlarının gözden geçirilerek kalıplaşmış tutumlar ve uygulamalarla mücadelenin temini
• Gelenekselleşmemiş kariyer seçeneklerini cesaretlendirmek maksadıyla özel eylemlerin gerçekleştirilmesi
• Medeni eğitim ve vatandaşlık eğitimi derslerine kadınların ve erkeklerin demokratik süreçlere eşit katılımlarıyla ilgili hususların bilhassa dahil edilmesi.

(4) İmzacı taraf okulların ve diğer eğitim kurumlarının idare ediliş biçimlerinin çocuklar ve gençler için önemli modeller simgelediğini kabul eder. Dolayısıyla; okul idaresi ve yönetişiminin her kademesinde kadınların ve erkeklerin dengeli temsilini geliştirmeyi taahhüt eder.

Madde 14 — Sağlık

(1) İmzacı taraf tüm bireylerin yüksek standartlarda fiziksel ve ruhsal sağlığa sahip olma hakkını tanır ve nitelikli sağlık hizmetlerine ve tıbbi tedaviye ve de önleyici sağlık hizmetlerine erişimin kadınlar ve erkekler için bu hakkı kullanma noktasında temel önem arz ettiğini kabul eder.

(2) İmzacı taraf, kadınların ve erkeklerin sağlıklı olabilmeleri için eşit fırsatları güvenceye alırken, tıbbi ve sağlık hizmetlerinin kadınların ve erkeklerin farklı ihtiyaçlarını dikkate alması gerektiğini kabul eder. Ayrıca; söz konusu ihtiyaçların sadece biyolojik farklardan kaynaklanmadığını, aynı zamanda yaşam ve çalışma koşullarındaki farklardan ve de kalıp yargılaşmış tutumlardan ve varsayımlardan kaynaklandığını kabul eder.

(3) İmzacı taraf, sorumlulukları dahilinde, vatandaşlarının en üst düzey sağlık koşullarına sahip olmalarını temin ve geliştirmek için makul tüm eylemleri hayata geçirmeyi taahhüt eder. Bu amaçla; imzacı taraf aşağıdaki hususları, uygun olduğu hallerde, gerçekleştirmeyi ve geliştirmeyi taahhüt eder:

• Sağlık ve tıbbi hizmetlerin planlanması, bütçelendirilmesi ve sunumunda toplumsal cinsiyete dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi
• Sağlık geliştirme faaliyetlerinin, sağlıklı beslenme ve egzersiz yapmanın önemini anlatan programlar dahil, kadınların ve erkeklerin farklı ihtiyaçlarını ve tutumlarını dikkate almasını sağlamak
• Sağlık çalışanlarının, sağlık geliştirme alanında çalışanlar dahil, toplumsal cinsiyetin sağlık ve tıbbi bakım hizmetlerini nasıl etkilediğini anlamalarını sağlamak ve de kadınların ve erkeklerin bu hizmetlere dair farklı deneyimlerini dikkate almalarını temin etmek
• Kadınların ve erkeklerin uygun sağlık bilgisine erişimlerini sağlamak.

Madde 15 — Sosyal Bakım ve Hizmetler

(1) İmzacı taraf her bireyin gerekli sosyal hizmetlere erişim ve ihtiyaç halinde sosyal yardımlardan yararlanma hakkına sahip olduğunu tanır ve kabul eder.

(2) İmzacı taraf, kadınların ve erkeklerin; sosyal ve ekonomik koşullarındaki farklardan ve diğer etmenlerden ötürü; farklı ihtiyaçlara sahip olabileceklerini kabul eder. Bu bağlamda; kadınların ve erkeklerin sosyal bakım ve sosyal hizmetlere eşit erişimlerini sağlamak maksadıyla imzacı taraf gerekli tüm tedbirleri alacaktır. Bu tedbirler aşağıdaki amaçlan kapsamaktadır:

• Sosyal bakım ve sosyal hizmetlerin planlanması, bütçelendirilmesi ve sunumunda toplumsal cinsiyete dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi
• Sosyal çalışmacıların, toplumsal cinsiyetin bakım ve sosyal hizmetleri nasıl etkilediğini anlamalarını sağlamak ve de kadınların ve erkeklerin bu hizmetlere dair farklı deneyimlerini dikkate almalarını temin etmek.

Madde 16 — Çocuk Bakımı

(1) İmzacı taraf; nitelikli ve düşük maliyetli ve de mali durumları ne olursa olsun tüm ebeveynler ve bakıcılar için erişilebilir olan çocuk bakım hizmetlerinin kadın erkek eşitliğini geliştirmede taşıdığı önemi ve kadınların ve erkeklerin iş, kamusal ve özel yaşamlarını dengelemelerine yardımcı olduğunu tanır ve kabul eder. Ayrıca; yukarıda tanımlanan çocuk bakım hizmetlerinin ekonomik ve sosyal yaşama ve de yerel topluluğun ve genel toplumun dokusuna katkılarını tanır ve kabul eder.

(2) İmzacı taraf bu tarz bir çocuk bakımı hizmet yapısının sunumunu ve geliştirilmesini, doğrudan veya diğer hizmet sunucular vasıtasıyla, görev kabul eder. İmzacı taraf, ayrıca, diğerlerinin de bu çocuk bakım hizmetlerini sunmalarını, yerel çalışanların çocuk bakım hizmeti sunması veya desteklemesi dahil, cesaretlendirmek için üzerine düşeni gerçekleştirir.

(3) İmzacı taraf çocuk yetiştirmenin kadınlar ve erkekler arasında ve genel olarak toplumda sorumluluk paylaşımını gerektirdiğini kabul ederek çocuk bakımını esas olarak kadınların görevi olarak nitelendiren toplumsal cinsiyet kalıp yargılarıyla mücadele etmeyi taahhüt eder.

Madde 17 — Bakmakla Yükümlü Olunan Diğer Bireyler için Bakım Hizmetleri

(1) İmzacı taraf kadınların ve erkeklerin, çocukların yanı sıra, bakmakla yükümlü oldukları başka kişilere karşı sorumluluk taşıdıklarını ve de söz konusu sorumluluğun ekonomik ve sosyal yaşamdaki rollerini tam olarak üstlenmelerini etkileyebileceğini kabul eder.

(2) İmzacı taraf, ayrıca, söz konusu bakım sorumluluklarının orantısız biçimde kadınların üzerine bırakıldığını ve dolayısıyla kadın erkek eşitliği önünde bir engel teşkil ettiğini kabul eder.

(3) İmzacı taraf aşağıdaki tedbirler vasıtasıyla söz konusu eşitsizliklerle mücadele etmeyi taahhüt eder:

• Bakmakla yükümlü olunan bireyler için nitelikli ve düşük maliyetli bakım hizmetlerinin, doğrudan veya diğer hizmet sunucular vasıtasıyla, sunumunu ve geliştirilmesini öncelikleri arasına almak
• Bakım sorumlulukları nedeniyle sosyal tecrit mağduru olan bireylere destek sunumu ve fırsatların yaratılması
• Bakmakla yükümlü olunan kişilerin öncelikle kadınların sorumluluğu olduğuna dair kalıp yargılara karşı kampanyalar yürütmek.

Madde 18 — Sosyal İçerme

(1) İmzacı taraf her bireyin yoksulluktan ve sosyal dışlanmışlıktan korunma hakkına sahip olduğunu kabul eder ve kadınların, genel olarak, kaynaklara, mallara, hizmetlere ve fırsatlara erkeklere göre erişimlerinin daha az olması nedeniyle sosyal dışlanma mağduru olma ihtimallerinin daha yüksek olduğunun farkındadır.

(2) İmzacı taraf, dolayısıyla, sunduğu hizmetler ve faaliyetleri vasıtasıyla ve sosyal ortaklarıyla beraber çalışarak aşağıdaki eşgüdümlü tedbirleri almayı taahhüt eder:

• Sosyal dışlanmışlık veya yoksulluk koşullarında yaşayan veya riski altında olan tüm bireylerin istihdam, konut, eğitim – öğretim, kültürel faaliyetler, bilgi ve iletişim teknolojileri ve de sosyal ve tıbbi yardıma erişimlerinin sağlanması
• Sosyal dışlanmışlık mağduru kadınların özel ihtiyaçlarının ve durumlarının farkında olarak hareket etmek
• Göçmen kadınların ve erkeklerin, özel ihtiyaçlarını dikkate almak suretiyle, toplumsal yaşamla bütünleşmelerinin sağlanması.

Madde 19 — Barınma/Konut

(1) İmzacı taraf konut edinme hakkını tanıyarak nitelikli barınma hizmetlerine erişimin temel insani ihtiyaçlardan biri olduğunu ve bireylerin ve ailelerinin refahı için hayati önem taşıdığını kabul eder.

(2) İmzacı taraf barınma hizmetleri alanında kadınların ve erkeklerin özel ve farklı ihtiyaçları olduğunu ve aşağıdaki boyutlar dahil olmak üzere bu farkların dikkate alınması gerektiğini kabul eder:

(a) Kadınlar, ortalama olarak, erkeklere kıyasla daha az gelir elde etmekte ve kaynaklara erişebilmektedir. Bu nedenden ötürü düşük maliyetli barınma hizmetleri onlar için önem taşımaktadır;
(b) Bir çok tek ebeveynli ailede hane reisi kadınlardır ve sosyal konut hizmetlerine erişimde bununla bağlantılı özel ihtiyaçları mevcuttur;
(c) Savunmasız ve yardıma muhtaç erkekler genellikle evsizler arasında aşırı temsil edilmektedir.

(3) İmzacı taraf, yukarıda bahsi geçen hususlar ışığında, aşağıdakileri gerçekleştirmeyi taahhüt eder:

(a) Yeterli büyüklük ve standartlarda olan ve de temiz bir çevrede ve hizmetlere erişebilir bir konumda olan konutlara herkesin erişiminin sağlanması ve geliştirilmesi;
(b) Evsizlik sorununun önlenmesi ve bilhassa evsizlere; ihtiyaç, korunmasızlık ve ayrımcılık yapmama temelinde; yardım sunumu;
(c) Yetkileri dahilinde konut fiyatlarının yeterli kaynaklara sahip olmayan bireyler için erişilebilir hale getirilmesine destek olmak.

(4) İmzacı taraf, ayrıca, kadınların ve erkeklerin eşit haklar çerçevesinde kiracı, ev sahibi veya başka türlü mülk sahibi olabilmelerini temin etmeyi ve de bu amaçla yetkilerini ve nüfuzunu kullanmak suretiyle kadınların ipotekli konut edinme hizmetlerine ve diğer mali yardım ve de kredi imkanlarına eşit erişimlerini sağlamayı taahhüt eder.

Madde 20 — Kültür, Spor ve Rekreasyon

(1) İmzacı taraf tüm bireylerin kültürel yaşama katılma ve sanattan istifade etme hakkını tanır ve kabul eder.
(2) İmzacı taraf, ayrıca, sporun toplumun yaşamına ve 14. maddede dile getirilen sağlığa erişim hakkına katkılarını tanır ve kabul eder. İmzacı taraf kadınların ve erkeklerin kültürel, rekreasyonel ve sportif faaliyetlere ve tesislere eşit erişim hakkına sahip olduklarını tanır ve kabul eder.

(3) İmzacı taraf kadınların ve erkeklerin kültür, spor ve rekreasyon alanlarında farklı deneyimlere ve ilgi alanlarına sahip olduklarını ve söz konusu farklılıkların toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının ve tutumlarının bir sonucu olabileceğini kabul ederek aşağıdakiler dahil olmak üzere özel tedbirler almayı taahhüt eder:

• Kadınların ve erkeklerin, erkek ve kız çocuklarının sportif, rekreasyonel ve kültürel tesislere ve faaliyetlere eşit erişimlerinin sağlanması ve bu alandaki hizmetlerin eşit sunumu
• Kadınları ve erkekleri, erkek ve kız çocuklarını sportif ve kültürel faaliyetlere eşit katılıma, sadece “erkek” veya “kadın” faaliyeti olarak nitelendirilenler de dahil, teşvik etmek
• Sanatçıları ve kültürel ve sportif dernekleri ve yapıları kadınlar ve erkeklere dair kalıplaşmış görüşlere meydan okuyan sportif ve kültürel faaliyetler yürütmeye cesaretlendirmek
• Halk kütüphanelerini arşivlerindeki kitaplar ve diğer promosyon materyallerinde toplumsal cinsiyet kalıp yargılarıyla mücadele eden eserler bulundurmaya teşvik etmek.

Madde 21 — Emniyet ve Güvenlik

(1) İmzacı taraf her kadın ve erkeğin kişisel güvenlik ve hareket serbestliği haklarına sahip olduğunu ve kadınların veya erkeklerin güvende veya emniyette olmamaları/bu şekilde hissetmemeleri halinde bu hakların özgürce ya da eşit kullanılamayacağını, kamusal ve özel alanda, tanır ve kabul eder.

(2) İmzacı taraf, ayrıca, kadınların ve erkeklerin, kısmen farklı yükümlülükler veya yaşam tarzları nedeniyle, güvenlik ve emniyet alanlarında farklı sorunlar yaşadıklarını ve bu sorunların çözülmesi gerekliliğini tanır ve kabul eder.

(3) Bu bağlamda imzacı taraf aşağıdaki hususların gerçekleştirilmesini taahhüt eder:

(a) Toplumsal cinsiyet bakış açısıyla kadınların ve erkeklerin güvenliğini ve emniyetini etkileyen suç oranlarını ve örüntülerini çözümlemek (bireylere karşı ciddi suçlar da dahil) ve de suç mağduru olma korkusunun ve diğer güvensizlik nedenlerinin, uygun görüldüğü takdirde, derecesini ve doğasını ölçmek;
(b) Yerel çevrenin durumu ve tasarımına dair (örneğin: toplu taşımada aktarmalar, park yerleri, sokak aydınlatmaları) belirli iyileştirmeler de dahil olmak üzere ilgili alanlarda ve kolluk hizmetlerinde stratejiler, politikalar ve eylemler geliştirmek ve uygulamak; kadınların ve erkeklerin günlük yaşamdaki güvenliklerini ve emniyetlerini geliştirmek ve de ayrı ayrı güvensizlik ve emniyetsizliğe dair algılarını giderecek yollar bulmak;

Madde 22 — Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet

1) İmzacı taraf kadınları oransız olarak etkileyen toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin temel insan haklarının ihlali ve insanların onuruna ve fiziksel ve ruhsal bütünlüklerine bir saldırı niteliği taşıdığını tanır ve kabul eder.

(2) İmzacı taraf, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin faillerin bakış açısından bir cinsiyetin diğer cinsiyete üstünlüğü fikrinden ve eşitsiz iktidar ilişkileri bağlamında ortaya çıktığını tanır ve kabul eder.

(3) İmzacı taraf toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı politika ve eylemlerini tesis etmek ve güçlendirmek üzere aşağıdaki tedbirleri almayı taahhüt eder:

• Mağdurlar için özel destek yapılarının oluşturulması
• Esas olarak kullanılan tüm yerel dillerde o bölgede var olan hizmetlere dair kamuoyu bilgilendirme çalışmalarının yürütülmesi
• Mağdurların saptanması ve desteklenmesi noktalarında profesyonel personelin gerekli eğitimi almalarının sağlanması
• Polis, sağlık ve konut makamları gibi ilgili hizmetler arasında etkili eşgüdümün temini
• Muhtemel ve gerçek mağdurlara ve faillere yönelik farkındalık yaratma kampanyalarının ve eğitim programlarının düzenlenmesi.

Madde 23 — İnsan Kaçakçılığı

(1) İmzacı taraf kadınları oransız olarak etkileyen insan kaçakçılığı suçunun temel insan haklarının ihlali ve insanların onuruna ve fiziksel ve ruhsal bütünlüklerine bir saldırı niteliği taşıdığını tanır ve kabul eder.

(2) İmzacı taraf insan kaçakçılığını önlemek için politika ve eylemlerini tesis etmek ve güçlendirmek üzere aşağıdaki tedbirleri almayı taahhüt eder:

• Bilgilendirme ve farkındalık yaratma kampanyaları
• Mağdurların saptanması ve desteklenmesi noktalarında profesyonel personelin gerekli eğitimi almalarının sağlanması
• Talebi yıldıracak tedbirler almak
• Tıbbi tedaviye, uygun ve güvenli konutlara ve tercüme hizmetlerine erişim de dahil olmak üzere mağdurlara yardım hizmetlerinin sunumu.

PLANLAMA VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA
Madde 24 — Sürdürülebilir Kalkınma

(1) İmzacı taraf, hizmet sunduğu bölgenin geleceğine yönelik planlama ve strateji geliştirme çalışmalarında, sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin tam olarak benimsenmesi; ekonomik, sosyal, çevresel ve kültürel boyutların dengeli entegrasyonu ve bilhassa kadın erkek eşitliğini sağlama ve geliştirme de dahil olmak üzere; gerekliliğini tanır ve kabul eder.

(2) İmzacı taraf, bu bağlamda, hizmet bölgesindeki tüm planlama veya strateji geliştirme çalışmalarında kadın erkek eşitliği ilkesini temel bir boyut olarak dikkate almayı taahhüt eder.

Madde 25 — Kentsel ve Yerel Planlama

(1) İmzacı taraf mekansal, ulaşım, ekonomik kalkınma ve arazi kullanım politika ve planlarının yerel yaşamda kadın erkek eşitliği hakkının tam olarak gerçekleştirilmesine imkan tanıyacak koşulların oluşturulmasında taşıdıkları önemi tanır ve kabul eder.

(2) İmzacı taraf bu tarz plan ve politikaların hazırlanması, yürürlüğe sokulması ve uygulanması konularında gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder:

• Yerel yaşamın her alanında eşitliğin etkili biçimde hayata geçirilmesi gerekliliğinin dikkate alınması
• İstihdam, hizmetlere ve kültürel yaşama erişim, eğitim ve ailesel sorumluluklar benzeri alanlarda kadınlar ve erkeklerin spesifik ihtiyaçlarının ilgili veriler, imzacı tarafın kendi toplumsal cinsiyet değerlendirme çalışmaları da dahil, ışığında dikkate alınması
• Kadınların ve erkeklerin ihtiyaçlarını dikkate alan yüksek nitelikli tasarım çözümlerinin uygulanması.

Madde 26 — Mobilite ve Ulaşım

(1) İmzacı taraf mobilite ve ulaşım imkanlarına erişimin kadınlar ve erkekler için haklarını kullanma, görev ve faaliyetlerini sürdürme – iş, eğitim, kültür ve temel hizmetlere erişim dahil – noktasında temel koşullar olduğunu tanır ve kabul eder. Ayrıca, bir belediye veya bölgesel yönetimin sürdürülebilirliği ve başarısının önemli oranda etkili ve yüksek nitelikli ulaşım altyapısı ve toplu taşımacılık hizmetleri tesisine dayandığını kabul eder.

(2) İmzacı taraf, ayrıca, kadınların ve erkeklerin genellikle uygulamada farklı ihtiyaçlarının ve mobilite ve ulaşım konularında farklı hizmet kullanım örüntülerinin olduğunu; gelir, bakım sorumlulukları ve çalışma saatleri gibi etmenlere bağlı olarak; kabul eder ve neticede kadınların erkeklere oranla toplu taşımacılığı daha fazla kullandığı gerçeğine göre hareket eder.

(3) İmzacı taraf aşağıdaki hususların gerçekleştirilmesini taahhüt eder:

(a) Kentsel ve kırsal alandaki kadınların ve erkeklerin, ayrı ayrı, mobilite ihtiyaçlarını ve ulaşım kullanım örüntülerini dikkate almak;
(b) Yetki alanında vatandaşlara sunulan ulaşım hizmetlerinin kadınların ve erkeklerin özel ve ortak ihtiyaçlarına yanıt vermesini ve yerel yaşamda kadın – erkek eşitliğinin sağlanmasına destek olmasını temin etmek.

(4) İmzacı taraf hizmet bölgesindeki toplu taşımacılık hizmetlerinin, çok türlü taşımacılık bağlantıları da dahil, geliştirilerek kadınların ve erkeklerin ortak ve özel ihtiyaçlarını karşılamasını ve de düşük maliyetli, güvenli, erişilebilir ve sürdürülebilir kalkınma süreçlerine katkıda bulunan bir yapıya dönüştürülmesini taahhüt eder.

Madde 27 — Ekonomik Kalkınma

(1) İmzacı taraf dengeli ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın başarılı bir belediye ve bölge yönetimi için hayati önem taşıdığını ve bu alanda yapılacak faaliyetlerin ve hizmetlerin kadın erkek eşitliğinin geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağını tanır ve kabul eder.

(2) İmzacı taraf kadın istihdamının oranını ve niteliğini artırma ihtiyacını ve de uzun dönem işsizlik ve ücretsiz çalışmayla bağlantılı yoksulluk riskinin kadınlarda özellikle yüksek olduğunu tanır ve kabul eder.

(3) İmzacı taraf, ekonomik kalkınma alanında yürüttüğü faaliyetler ve hizmetlere ilişkin olarak, kadınların ve erkeklerin ihtiyaçlarını ve menfaatlerini tam olarak dikkate almayı, eşitliği ilerletecek fırsatlar yaratmayı ve bu amaçla gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder. Bu eylemler aşağıdaki hususları da kapsayabilir:

• Kadın girişimcilere destek olmak
• İşletmelere sunulan mali destek ve diğer yardımların toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirici nitelikte olması
• Geleneksel olarak erkeklerin yapacağı iş olarak görülen alanlarda becerilerini geliştirmeleri ve nitelik kazanmaları için kadın kursiyerlerin teşvik edilmesi, bunun tam tersi de yapılacak biçimde
• Kadın çırak ve kursiyerleri geleneksel olarak erkeklerin yapacağı iş olarak görülen alanlarda işe almaları için işverenlerin teşvik edilmesi, bunun tam tersi de yapılacak biçimde.

Madde 28 — Çevre

(1) İmzacı taraf görev bölgesindeki çevrenin iyileştirilmesi ve üst düzey korunması için sorumluluğunun ayırdında olarak atık, gürültü, hava kalitesi, biyolojik çeşitlilik ve iklim değişikliğine etkiler gibi alanlarda gerekli çalışmaları yürütür. İmzacı taraf çevreyle ilgili bu hizmetlerden ve politikalardan kadınların ve erkeklerin eşit yararlanma hakkına sahip olduklarını tanır ve kabul eder.

(2) İmzacı taraf bir çok yerde kadınların ve erkeklerin yaşam tarzlarının farklı olduğunu ve de kadınların ve erkeklerin yerel hizmetleri ve kamusal veya açık alanları kullanmada farklı eğilimlere sahip olabileceklerini ya da farklı çevresel sorunlarla yüzleşebileceklerini tanır ve kabul eder.

(3) İmzacı taraf, bu doğrultuda, çevresel politikalarını ve hizmetlerini iyileştirmeyi, kadınların ve erkeklerin özel ihtiyaçlarını ve yaşam tarzlarını ayrı ayrı dikkate almayı ve kuşaklar arası dayanışma ilkesine uygun hareket etmeyi taahhüt eder.

DÜZENLEME ROLÜ
Madde 29 — Düzenleme Organı olarak Yerel Yönetim

(1) İmzacı taraf, hizmet bölgesindeki ilgili faaliyetlerin düzenleme organı olarak görevlerinin ifası sırasında, etkili düzenlemenin ve tüketici koruma tedbirlerinin yerel nüfusun güvenliğinin ve esenliğinin temininde taşıdıkları önemin farkında olarak ilgili düzenleme faaliyetlerinden kadınların ve erkeklerin farklı şekillerde etkilenebileceklerini kabul eder.

(2) İmzacı taraf, düzenleme görevlerinin ifası esnasında, kadınların ve erkeklerin özel ihtiyaçlarını, menfaatlerini ve koşullarını dikkate almayı taahhüt eder.

EŞLEŞTİRME VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ
Madde 30

(1) İmzacı taraf, yerel ve bölgesel yönetimlerin yürüttüğü eşleştirme faaliyetlerinin ve de Avrupa ve diğer uluslararası işbirliği çalışmalarının vatandaşları birbirlerine yaklaştırmada ve ulusal sınırlar ötesinde karşılıklı öğrenme ve anlayış imkanı yaratmada taşıdığı değerin farkındadır.

(2) İmzacı taraf, eşleştirme faaliyetleri ve de Avrupa ve diğer uluslararası işbirliği çalışmaları alanında, aşağıdaki hususları gerçekleştirmeyi taahhüt eder:

• Farklı ardalanlardan gelen kadınları ve erkekleri eşitlik temelinde bu faaliyetlere dahil etmek
• Eşleştirme bağlantılarını ve Avrupa ve uluslararası işbirliği ortaklıklarını kadın erkek eşitliği konularında deneyim paylaşımı ve karşılıklı öğrenme platformu olarak kullanmak
• Ademi merkeziyetçi işbirliği eylemlerine toplumsal cinsiyet boyutunu dahil etmek.

Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR) Avrupa’daki en geniş kapsamlı yerel ve bölgesel yönetimler birliğidir.

Üyelerini otuzu aşkın Avrupa ülkesinden yerel ve bölgesel yönetimlerin ulusal birlikleri oluşturmaktadır.

CEMR’in ana amacı yerel ve bölgesel özerklik ve demokrasi temelinde güçlü ve birleşik ve de kararların, yerindenlik ilkesi uyarınca, vatandaşlara mümkün olduğunca yakın biçimde alındığı bir Avrupa’dır.

CEMR’in çalışmaları çok farklı alanları ve temaları içermektedir; kamu hizmetleri, ulaşım, bölgesel politikalar, çevre ve fırsat eşitliği gibi.

CEMR, aynı zamanda, uluslararası alanda da faal çalışmalar yürütmektedir. CEMR, Dünya Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı’nın Avrupa ayağını oluşturmaktadır.

YEREL YAŞAMDA KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ AVRUPA ŞARTI

Avrupa yerel ve bölgesel yönetimlerinin yetkilerini ve ortaklıklarını vatandaşları için daha fazla eşitlik yaratmak üzere kullanma taahhütleri işbu Şart’ın amacıdır.

Aşağıda imzası bulunan ………………………………………………………………………… (imzacı tarafın adı), …………………………………………………………………………………………………………… görevi kapsamında (makamı), ………………………………………………………………………………………………………….. „da (yerel/bölgesel yönetimin adı) attığım bu imza ile yukarıda bahsi geçen makamın Yerel Yaşamda Kadın Erkek Eşitliği Avrupa Şart’ına uyma ve hükümlerini yerine getirme hususunda resmen mutabık olduğunu teyit ederim. Şahsım, idare adına bu konuda gerekenlerin yapılmasında tam yetkilidir.

İmza
Tarih

Bu formun imzalı ve doldurulmuş bir kopyasını aşağıdaki adreste bulunan ve işbu Şart’ın düzenleyicisi olan Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi’ne göndermeyi kabul ederim.

Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi Genel Sekreterliği 15 rue de Richelieu F-75001 Paris – Fransa

İktisadi Buhran Vergisi Kanunu

0

İktısadî buhran vergisi kanunu, 30 Kasım 1931 tarihinde kabul edilmiş ve 1 Aralık 1931 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

İktisadi Buhran Vergisi Kanunu 

Reamî Gazete İle neşir ve ilâm: 1/XII/İ931 – Sayı : 1964
No. Kabul tarihi
1890 30 – XI – 1931

BİRİNCİ MADDE

“Umumî, hususî ve mülhak bütçeler ve belediye bütçelerile idare edilen daire ve müesseseler ve hakikî veya hükmî şahıslar nezdinde veya onlara merbut olarak maaş, tahsisat, ücret, yevmiye, hakkı huzur, aidat ve ihtisas zammı ve bilûmum ikramiyeler veya her hangi bir nam ile olursa olsun bir bedel veya ayın mukabilinde çalıdan şahısların istihkakları ve şirket ve müesseselerin esas mukavelenameleri, nizamnameleri veya heyeti umumiye kararlan mucibince meclisi idarelerinde bulunanlara verilen temettü ile ikramiyeler ve hizmet mukabili verilecek tazminat ve ihbariye A e ayni mahiyetteki tediyeler bu kanun mucibince vergiye tâbidir.

İKİNCİ MADDE

Bu verginin istisnaları şunlardır:

A) 8 haziran 1930 tarih ve 1683 numaralı askerî \e mülkî tekaüt kanunundan evvelki kanun ve hükümlere göre kendilerine maaş tahsis olunan mütekait, yetim ve dullar,

E) Harp malüllerine Devlet bütçesinden yapılan tediyat,

C) Hidematı vataniye tertibinden maaş alanlar,

D) Bir ay zarfında maaş, ücret, yevmiye namı]e aldıkları mebaliğ 30 lira ve ondan aşağı olanlar (Ankara şehri için bu had 60 liradır),

E) Ziraî işlerde müstahdem işçiler ve rençperler,

F) Bir yere merbut ol umara k çalışan serbest işçiler,

(T) Harcırah ve harcırah yevmiyelerinin tamamile mesken bedellerinin 30 liraya kadar olan kısmi (mesken bedelleri, bu kanunun neşrinden evvel 193] senesinde mevcut olan bedellerdir),

H) Kamın ve nizamlara göre veya her hangi bir \v/.\ un sakatlanmasına mukabil veyahut mahkeme; kararile verilen tazminatlar.

ÜÇÜNCÜ MADDE

Yergi, aşağıda yazılı nisbetler üzerinden alınır:

150 liraya kadar yüzde 10
151 liradan 350 liraya kadar olan kısım için
351 liradan 600 liraya kadar olan kısım için
601 liradan yukarı ulan kısım için

DÖRDÜNCÜ M,ADDE

Bu vergiye tâbi istihkakları 150 liraya kadar ( 150 lira dahil) olan şahısların aldıkları mebaliğden yalnız 30 lirası tenzil edildikten sonra mütebakisi üzerinden yüzde 10 vergi alınır ( Ankara şehri hakkında dahi hüküm böyledir)

Bir tahakkuk bordrosile yapılan tediyelerde vergi nisbeti – istihkaklar muhtelif unvanlarla olsa da – tediye yekûnu üzerinden hesap olunur.

Muhtelif cihetlerden istihkakı olupta yekûnu 150 liradan aşağı olan mebaliğin valnız birisi 30 liralık tenzilât haddinden istifade eder. Muhtelif istihkakların beheri 30 liradan aşağı olupta mecmuu 30 lirayı tecavüz ederse bu tenzilât yekûn üzerinden yapılır. İstihkakları mecmuu 150 lirayı geçen şahısların aldıkları mebaliğden tenzilât yapılmaz. Maaş, tahsisat, ücret ve yevmiyelerin vergisi tediye tarzına bakılmaksızın aylık olarak ve ikramiye, tazminat ve temettü gibi istihkakların vergisi de tediyeleri zamanında ayrıca yekûnları üzerinden tahakkuk ettirilir.

Ayniyat ve ecnebi parasüe yapılan tedivat yedinci maddedeki tediye gününün piyasa rayicine göre kıymetlendirilir.

BEŞİNCİ MADDE

Bu kanun mucibince hizmet erbabına tarhedilecek vergiler, mülhak ve hususî bütçelerle belediye bütçelerinde, masarif meyanında gösterilemez.

Tediye edilmiş sermayesinin en az nısfı Devlete ait olan müesseselerle sermayeye verilecek faiz; \eya temettüü Devletin teminatı altında bulunan bilûmum müesseseler, müntesipleri için bu vergiye mukabil verecekleri mebaliği, umum masrafları meyanına ithal edemezler.

ALTINCl MADDE

İstihkaklarım umumî bütçeden alanlara ait vergi tevkifatı muhasebe! umumiye kanununun 43 üncü maddesi mucibince toptan icra edilir. Munzam hizmetleri dolayısile istihkakları olanların bu istihkakları ile maaşı aslilerine tekabül eden vergi farkı bu kanundaki nisbetlere göre mahallerinee tahakkuk ettirilip tahsil olunur.

Mülhak ve hususî bütçelerden \e belediye bütçelerinden tedi\e olunan istihkaklara ait vergi, bu idareler muhasebeeileıi tarafından tevkif ve bir hafta zarfında mal sandığına teslim olunur.

Tevkifatı muayen olan zamanlarda yapmıyan veya vergiyi zamanında mal .sandıklarına teslim etmiyen âmiri italarla muhasiplerden müştereken vergi yüzde 10 zam ile tahsil olunur ve haklarında ayrıca kanunî takibat yapılır.

YEDİNCİ MADDE

Altıncı madde yapmıyan veya yergiyi zamanında mal edenler tarafından taallûk ettiği aydan sonra gelen ayın on beşinci günü akşamın kadar esamiyi muhtevi bir bordro ile mahallinin varidat tahakkuk idaresine bildirilir ve mukabilinde pulsuz bir makbuz verilir.

Bu bordrolarda vergiye tâbi olan veya olmıyan bilûmum istihkaklar gösterilir.

Şu kadar ki meskenlerde aileler hizmetinde bulunanlar için istihdam edenler tarafından bordro verilmesi mecburî değildir. Bu müstahdemlerden mükellef olanlar şahsan ve pulsuz bir beyanname verirler. Bu suretle bildirilen tahakkukat yekûnunun ayın yirmi beşinci günü akşamına kadar tedivesi mecburidir.

İkramiye, tazminat ve temettü gibi istihkakların vergisi tediye zamanında tevkif ve on gün içinde ödenir. Bordroyu vaktinde vermiş olupta tediyatı vaktinde ifa etmiyenlerin tediyeye mecbur oldukları miktarlar yüzde on zam ile tahsil olunur.

SEKİZİNCİ MADDE

Aylık bordroları vaktinde vermiyenlerin istihdam ettikleri şahıslara ve beyauname vermiyenlere ait istihkaklar ve bunlara isabet eden vergi miktarları resen takdir ve tarh ve bir misil zam ile ve tekerrür halinde iki misil zam ile tahsil olunur.

DOKUZUNCU MADDE

Aylık bordrolarda veya beyannamelerde istihkaklar noksan gösterilir veya ketmedilirse vergi resen takdir ve tarh ve üç misil zam ile
tahsil olunur. Tekerrür halinde başkaca > irmi beş liradan aşağı olmamak üzere
istihdam edene ağır para cezası hükmolunur.

ONUNCU MADDE

7, 8 ve 9 uncu maddelerde yazılı bordro vermekle mükellef eşhasa ait zamlar istihdam edenlere ait olup bunların istihdam edilenlere rücu
hakkı yoktur.

ON BİRİNCİ MADDE

Bu kanun mucibince icra olunacak resen takdir ve tarhlarda ve buna karşı kanunî yollara müracaatta ve verginin ve zamların tahsilinde ve sair meskut bırakılan hususlarda kazanç vergisi kanununun hükümleri dairesinde muamele olunur.

ON ÎKİNCÎ MADDE

Bu kanun 1 kânunuevvel 1931 tarihinden muteberdir.

MUVAKKAT MADDE

Bu kanunun meriyete girdiği tarihten evvel tahakkuk ettiği halde tesviyesi bu tarihten sonra ya]ulan maaş, ücret ve yevmiyeler vergiye tâbi değildir.

İkramiye, tazminat temettü ve saire gibi mukannen olmıyan istihkaklardan meriyet tarihinden sonra tediye edilenler – bu tarihten evvel tahakkuk etmiş olsalar dahi – vergiye tabidirler.

ON ÜÇÜNCÜ MADDE

13u kanunun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

30 teşrinisani 1931 Cumhuriyet Reisliğine yazılan tezkerenin tarih ve numarası : 30 – XI – 1931 ve 1/174

Bu kanunun neşir ve ilânının Başvekilliğe bildirildiğine dair Cumhuriyet Reisliğinden gelen teskerenin tarih ve numarası : 30 – XI – 1931 ve 1/623

Bu kanunun müzakerelerini gösteren zabıtların Cilt Sayfa cilt ve sayfa numaraları : 4 21,52,79:97

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Vakıflar Yönetmeliği

0

VAKIFLAR YÖNETMELİĞİ

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

 BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (Değişik:RG-10/11/2013-28817)

(1) Bu Yönetmelik; yeni vakıfların kuruluşu, vakıfların yönetimi, faaliyetleri, denetimlerine ilişkin usul ve esaslar ile Vakıflar Meclisi, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, Vakıf Uzmanlığı ve Uzman Yardımcılığı, Hukuk Müşavirliği ve Avukatlık ile ilgili görev, yetki ve sorumlulukların düzenlenmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Dayanak  

MADDE 2 – (Değişik:RG-10/11/2013-28817)

(1) Bu Yönetmelik 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Ek 41 inci maddesi ve 18/3/2002 tarihli ve 2002/3975 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmeliğin Ek 6 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;

  1. a) Akar: Vakıf amaç ve faaliyetlerinin yerine getirilmesi için gelir getirici şekilde değerlendirilmesi zorunlu olan taşınır ve taşınmazları,
  2. b) Baştabiplik: Bezm-i Âlem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi Baştabipliğini,
  3. c) 1936 Beyannamesi: Cemaat vakıflarının mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince verdikleri beyannameyi,

ç) Bölge Müdürlüğü: Vakıflar Bölge Müdürlüklerini,

  1. d) Cemaat vakfı: Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış, mensupları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkiye’deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfları,
  2. e) Esnaf vakfı: Mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanununun yürürlüğünden önce kurulmuş ve esnafın seçtiği yönetim kurulu tarafından yönetilen vakıfları,
  3. f) Galle fazlası: Mazbut ve mülhak vakıflarda, hayrat ve akarlarının onarımından ve vakfiyelerindeki hayrat hizmetlerin ifasından sonra kalan miktarı,
  4. g) Garip: Hayatta kimsesi olmayan ve aynı zamanda fakir olan kişiyi,

ğ) Genel Müdür: Vakıflar Genel Müdürünü,

  1. h) Genel Müdürlük veya Denetim Makamı: Vakıflar Genel Müdürlüğünü,

ı) Hastane: Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı sağlık kuruluşlarını,

  1. i) Hayrat: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıfların, doğrudan toplumun istifadesine bedelsiz olarak sundukları mal veya hizmetleri,
  2. j) İcareteynli vakıf: Değerine yakın peşin ücret ve ayrıca yıllık kira alınmak suretiyle süresiz olarak kiralanan vakıf taşınmazlarını,
  3. k) İhtiyat akçesi: Vakfın akar ve hayratlarının onarımı için brüt gelirinden ayrılan payı,
  4. l) İntifa hakkı: Mazbut ve mülhak vakıflarda, vakfiyelerindeki şartlara göre ilgililere bırakılmış galle fazlaları ve hakları,
  5. m) Kanun: 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununu,
  6. n) Mazbut vakıf: Kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve mülga 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıfları,
  7. o) Meclis: Vakıflar Meclisini,

ö) Mukataalı vakıf: Zemini vakfa, üzerindeki yapı ve ağaçlar tasarruf edene ait olan ve kirası yıllık olarak alınan vakıf taşınmazlarını,

  1. p) Müfettiş: Vakıflar Genel Müdürlüğünde görev yapan başmüfettiş, müfettiş ve yetkili müfettiş yardımcılarını,
  2. r) Mülhak vakıf: Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilmiş vakıfları,
  3. s) Şube: Vakıf faaliyetlerinin yürütülebilmesi için yeni vakfa bağlı olarak açılan, tüzel kişiliği olmayan ve bünyesinde organları bulunan alt birimi,

ş) Taviz bedeli: Mukataalı ve icareteynli taşınmazların serbest tasarrufa terki için alınan bedeli,

  1. t) Temsilcilik: Vakıf faaliyetlerinin yürütülebilmesi için yeni vakfa bağlı olarak açılan, tüzel kişiliği ve bünyesinde organları bulunmayan alt birimi,
  2. u) Vakfiye: Mazbut, mülhak ve cemaat vakıflarının malvarlığını, vakıf şartlarını ve vakfedenin isteklerini içeren belgeleri,

ü) Vakıflar: Mazbut, mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıfları,

  1. v) Vakıf kültür varlığı: 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 3 üncü maddesinde kültür varlıkları olarak tanımlanan varlıklardan Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği vakıflara ait olanları,
  2. y) Vakıf senedi: Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıfların, adını, amacını, bu amaca özgülenen mal ve hakları, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yerini içeren belgeyi,
  3. z) Vakıf yöneticisi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili kişi veya yetkili organlarda görev alan kişileri,
  4. aa) Vakıf yönetimi: Mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda; vakfiye, 1936 Beyannamesi, vakıf senedi, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve Kanuna göre vakfı yönetmeye ve temsile yetkili organı,
  5. bb) Yeni vakıf: Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıfları,

ifade eder.

İKİNCİ KISIM

Vakıflarla İlgili Düzenlemeler

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Yeni Vakıfların Kuruluşu, Yönetimi ve Diğer Düzenlemeler

Yeni vakıfların kuruluşu

MADDE 4 – (1) Yeni vakıf kurma iradesi, noterde düzenleme şeklinde hazırlanan resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.

Resmi senetle kuruluş

MADDE 5 – (1) Gerçek veya tüzel kişilerin vakıf kurma iradesi, noterde düzenleme şeklinde hazırlanan resmi senetle açıklanır. Noter, resmi senedin bir örneğini yedi gün içinde Genel Müdürlüğe gönderir.

(2) Mahkemeye başvurma, resmi senedin düzenlenmesinden sonra vakfeden tarafından yapılır. Resmi senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığıyla yapılması halinde, temsil yetkisinin noter tarafından düzenlenmiş temsilcilik belgesi ile verilmiş olması, bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmesi zorunludur. Kurucular arasında tüzel kişi bulunması halinde; bu tüzel kişinin vakıf kurabileceğine ve vakfa mal varlığı tahsis edebileceğine dair hüküm bulunan kuruluş statüsünü veya yetkili organ kararını da vakıf senedi ile mahkemeye verirler.

(3) Resmi senetle kurulan vakıflarda vakfedenin ölmesi halinde mirasçılardan birisi tarafından tescil talebinde bulunulabilir. Vakıf senedinin düzenlenmesini takip eden üç ay içinde vakfedenin veya ölümü halinde mirasçılardan birisi tarafından tescil talebinde bulunulmamış veya vakfeden tüzel kişiliği haiz olup ta bu süre içinde sona ermiş ise vakfın tescili hususundaki başvurma Genel Müdürlük tarafından yapılır. Yetkili mahkemeye başvurulması üzerine, yapılacak harcamalar, ilgili vakıftan alınmak kaydıyla Genel Müdürlükçe karşılanır.

Ölüme bağlı tasarruf ile kuruluş

MADDE 6 – (1) Ölüme bağlı tasarruf yoluyla vakıf, vakfedenin ölümünden sonra tescil edilmek üzere kurulabilir. Bu yolla kurulan vakıflarda sulh hâkimi vakıf kurulmasına esas belgenin bir örneğini yedi gün içinde Genel Müdürlüğe gönderir.

(2) Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakıflarda mahkemeye başvuru, ilgililerin veya sulh hâkiminin bildirimi üzerine ya da Genel Müdürlükçe resen yapılır. Yetkili mahkemeye başvurulması üzerine, yapılacak harcamalar ilgili vakıftan alınmak kaydıyla Genel Müdürlükçe karşılanır.

(3) Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakfın miras bırakanın borçlarından sorumluluğu, özgülenen mal ve haklarla sınırlıdır. Vakfedenin mirasçıları ile alacaklılarının, bağışlamaya ve ölüme bağlı tasarruflara ilişkin hükümler uyarınca dava hakları saklıdır.

Tescil ve mahkeme işlemleri

MADDE 7 – (1) Mahkeme, dosya üzerinde Genel Müdürlüğün görüşünü almak, gerekirse vakfedeni dinlemek ve bilirkişi incelemesi yaptırmak suretiyle vakfın tesciline karar verir.

(2) Mahkeme, mal ve hakların korunması için gerekli önlemleri resen alır.

(3) Mahkeme, tescile veya tescil isteminin reddine ilişkin olarak verdiği kararı, resmi senetle birlikte Genel Müdürlüğe resen tebliğ eder.

(4) Tüzel kişilik kazanan vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan, vakfeden ile vakıf adının, yerleşim yerinin, organlarının, amaç ve bu amaca özgülenen mal ve haklarının gösterildiği sicil defterine tescil edilir.

(5) Tescil kararı, başka bir mahkemece verilmiş ise ilgili belgelerle birlikte tescil için vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderilir.

Temyiz ve iptal

MADDE 8 – (1) Mahkemenin vakfın tesciline veya tescil isteminin reddine ilişkin kararlarına karşı, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran ya da Genel Müdürlük tarafından temyiz yoluna gidilebilir.

 (2) Genel Müdürlük veya ilgililer, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı halinde iptal davası açabilirler.

Merkezi sicile tescil ve ilan

MADDE 9 – (1) Vakıf, yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine Genel Müdürlükte tutulan merkezi sicile kaydolunur.

(2) Merkezi sicile kaydedilen vakıf, Resmî Gazete’de ilan edilir. İlanda; vakfedenin ve vakfın adı, yerleşim yeri, amacı, mal ve haklarının neler olduğu, varsa taşınmazlarının tapu bilgileri, vakfın organları ile kuruluş senedinin tarih ve sayısı, tescil kararının tarih ve sayısı ile hangi mahkemece verildiği belirtilir. İlan için yapılacak harcamalar vakıftan alınmak üzere Genel Müdürlük tarafından karşılanır.

Noksanlıklar

MADDE 10 – (1) Vakıf senedinde vakfın amacı ile bu amaca özgülenen mal ve haklar yeterince belirlenmiş ise, diğer noksanlıklar vakfın tüzel kişilik kazanması için yapılan başvurunun reddini gerektirmez.

(2) Bu tür noksanlıklar, tescil kararı verilmeden önce mahkemece tamamlattırılabileceği gibi kuruluştan sonra denetim makamının başvurusu üzerine, imkan varsa vakfedenin görüşü de alınarak, vakfın yerleşim yeri mahkemesi tarafından tamamlattırılır.

(3) Tescili istenen vakfa ölüme bağlı tasarrufla özgülenen mal ve haklar amacın gerçekleşmesine yeterli değilse; vakfeden aksine bir irade açıklamasında bulunmuş olmadıkça bu mal ve haklar, denetim makamının görüşü alınarak hakim tarafından benzer amaçlı bir vakfa özgülenir.

Özgülenen mal ve hakların vakfa geçmesi

MADDE 11 – (1) Vakfa özgülenen malların mülkiyeti ile haklar tüzel kişiliğin kazanılmasıyla vakfa geçer.

Taşınmazların tapuya tescili

MADDE 12 – (1) Tescile karar veren mahkeme, vakıf senedinin bir örneğini de ekleyerek vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği adına tescil edilmesini tapu idaresine bildirir.

(2) Tapu idaresi bu bildirim üzerine, vakıf adına tescili yapar. Bu tescil işleminden de vakıf yöneticileri sorumludur.

Yeni vakıfların yönetimi

MADDE 13 – (1) Yeni vakıfların yönetim organı vakıf senedine göre oluşturulur. Yöneticilerin çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması zorunludur.

(2) Bu vakıfların organlarında ölüm, istifa ya da herhangi bir nedenle eksilme olduğu takdirde vakıf senedindeki hükümlere göre eksiklik tamamlanır. Vakıf senedinde hüküm bulunmaması halinde; öncelikle senet değişikliği yapılmak suretiyle eksiklik giderilir. Ancak;

  1. a) Vakıf senedi değişikliğine yetkili organında eksilmeler nedeniyle karar yeter sayısının sağlanamaması halinde vakıf senedi değişikliğine yetkili organın karar yeter sayısı gözetilmeden aldığı karar,
  2. b) Vakıf senedi değişikliğine yetkili organın bulunmaması veya hiçbir üyesinin kalmaması halinde ise icraya yetkili organın kararı,
  3. c) İcraya yetkili organdaki eksilmeler nedeniyle karar yeter sayısının sağlanamaması halinde ise karar yeter sayısı gözetilmeden alınan karar,

ile mahkemeye başvurulur. Mahkemece, Genel Müdürlüğün yazılı görüşü alınarak organlardaki eksiklik tamamlanır.

(3) Mahkeme kararını müteakip, organlardaki eksilmelerin tamamlanması hususunda gerekli senet değişikliği yapılır.

İdare şeklinin değiştirilmesi

MADDE 14 – (1) Haklı sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya Genel Müdürlüğün istemi üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü, yönetimini ve işleyişini değiştirebilir.

(2) İstihdam edilenlere ve işçilere yardım vakıflarında, vakıf senedinin, faydalananların vakıftan faydalanma şartlarına ve idareye iştiraklerine dair hükümlerinde yapılacak değişikliklerin vakıf senedinde bu hususta yetkili olduğu belirtilen organın kararı üzerine, Genel Müdürlüğün yazılı düşüncesi alındıktan sonra mahkeme tarafından kararlaştırılır.

(3) Türk Ticaret Kanununun 468 inci maddesi gereğince kurulan vakıflardan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi hükümlerine tabi olanların vakıf senetlerinde yapılacak değişiklik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının uygun görüşünden sonra, Genel Müdürlüğün yazılı görüşü alınarak yerleşim yeri mahkemesi tarafından kararlaştırılır.

Adres ve vakıf yöneticilerinin değişikliği

MADDE 15 – (1) Senet değişikliğini gerektirmeyen aynı yerleşim yeri içerisinde yapılacak adres değişikliğinin değişiklik tarihinden itibaren; yönetim organına seçilenlerin isimleri ile tebligata esas adreslerinin ise seçim tarihinden itibaren 15 gün içinde ilgili bölge müdürlüğüne bildirilmesi gerekir.

Vakıf varlıklarının değerlendirilmesi

MADDE 16 – (1) Vakıflar, varlıklarını, ekonomik kural ve riskleri gözetmek suretiyle değerlendirirler, paralarını Türkiye’de kurulu bankalara yatırırlar.

Yeni vakıfların şube ve temsilcilik açması

MADDE 17 – (1) Yeni vakıflar, vakıf senedinde hüküm bulunmak kaydıyla amaçlarını gerçekleştirmek üzere şube veya temsilcilik açabilirler. Bu vakıflar, yetkili organlarınca alınacak kararı müteakip şube ve temsilciliği açmadan önce Ek-1’deki beyannameyi vakıf merkezinin bulunduğu bölge müdürlüğüne vermek ve elektronik ortamda göndermek zorundadırlar. Vakıf tarafından şube veya temsilciliğin kapatılması durumunda da 30 gün içinde aynı usulle bölge müdürlüğüne beyanda bulunulur.

(2) Şube ve temsilciliklerde görev alan yöneticilerin, Kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olmaması ve çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması zorunludur.

Şube ve temsilciliklerin vakfı temsili ve çalışma usulleri

MADDE 18 – (1) Şube ve temsilcilikler, faaliyetlerini vakıf adına yürütürler ve bulundukları yerde vakfı temsil ederler.

(2) Şube ve temsilciliklerin çalışma usul ve esasları vakıf merkezince düzenlenir.

(3) Şube ve temsilcilikler;

  1. a) Vakfın amacına katkı sağlamak üzere vakıf senedine ve mevzuata uygun faaliyette bulunurlar.
  2. b) Genel Müdürlük ile yazışmalarını merkezleri aracılığıyla yaparlar.

Vakfın sona ermesi

MADDE 19 – (1) Amacının gerçekleşmesi imkânsız hale gelen ve değiştirilmesinde de olanak bulunmadığı takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer. Vakfın yönetim organı veya Genel Müdürlük vakfın amacının gerçekleşmesinin imkânsız hale geldiği kanısına varırsa dilekçe ile mahkemeye başvurarak durumun mahkeme siciline tescilini ister. Mahkeme, gereğine göre Genel Müdürlüğün veya vakfın yönetim organının yazılı düşüncesini alarak vakfın dağılması ve tasfiye kurulu oluşumu istemini karara bağlar ve mahkeme dağılma kararını sicile tescil eder. Sona eren vakfın kişiliği, ehliyeti tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere tasfiye sırasında da devam eder.

Vakfın dağıtılması

MADDE 20 – (1) Vakfın amacı, Türk Medeni Kanununun 101 inci maddesinin son fıkrası hükmüne girdiği takdirde Genel Müdürlükçe vakfın dağıtılması için yetkili asliye hukuk mahkemesine başvurulur.

Vakfın sona ermesinin ilanı

MADDE 21 – (1) Vakfın sona ermesi merkezi sicile kaydedilir ve Genel Müdürlük tarafından Resmî Gazete’de ilan olunur.

Sona eren veya dağıtılan yeni vakıfların mal ve hakları

MADDE 22 – (1) Sona eren yeni vakıfların borçlarının tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar, vakıf senedinde yazılı hükümlere göre, senetlerinde özel bir hüküm bulunmayanlarda ise Genel Müdürlüğün ve devredilecek vakfın görüşü alınarak mahkeme kararıyla benzer amaçlı bir vakfa; dağıtılan yeni vakıfların borçlarının tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar ise Genel Müdürlüğe devredilir.

İKİNCİ BÖLÜM

Mülhak Vakıf Yöneticiliği ve Sorumlulukları

Mülhak vakıf yöneticiliği

MADDE 23 – (1) Mülhak vakıflar, vakfiye şartlarına göre Meclis tarafından atanacak yönetici eliyle yönetilir ve temsil edilir. Vakfiyedeki şartları taşımamaları nedeniyle kendilerine yöneticilik verilemeyenler bu şartları elde edinceye, küçükler ile kısıtlılar fiil ehliyetlerini kazanıncaya veya boş kalan yöneticilik yenisine verilinceye kadar, vakıf işleri Genel Müdürlükçe temsilen yürütülür.

Yöneticide aranacak şartlar

MADDE 24 – (1) Yönetici olarak atanacak kişide aşağıdaki şartlar aranır:

  1. a) Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmak,
  2. b) En az ilkokulu mezunu olmak,
  3. c) Kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen suçlardan birinden mahkûm olmamak.

Yönetici atamasında istenen belgeler ve başvuru

MADDE 25 – (1) Yöneticiliğe atanmak isteyenler, dilekçe ekinde aşağıda belirtilen belgelerle birlikte ilgili bölge müdürlüğüne başvurur.

  1. a) Vakfiye şartlarına göre yönetici olabileceğine dair yetkili asliye hukuk mahkemesinden alınan kesinleşmiş mahkeme kararı,
  2. b) Öğrenim belgesi,
  3. c)(Değişik:RG-14/8/2010-27672)Sabıka kaydı olmadığına dair yazılı beyanı,

ç) (Değişik:RG-14/8/2010-27672) Sağlıkla ilgili olarak görevini devamlı olarak yapmaya engel bir durumu olmadığına dair yazılı beyanı.

(2) Bölge müdürlüğü, başvuru dilekçesi ve eklerini Genel Müdürlüğe gönderir. Genel Müdürlükçe gerekli inceleme yapılarak oluşturulan dosya, atama yapılmak üzere Meclise sunulur.

(3) Birden çok yöneticilik talebi olması halinde Meclis; öncelikle vakfiye şartlarını dikkate alarak, batın tertibi, vakfın iş ve işlem kapasitesi, atanacak kişinin öğrenim durumu, adayların yerleşim yeri gibi hususları dikkate alarak karar verir.

Yönetici yardımcısında aranacak şartlar

MADDE 26 – (1) Yöneticiler, kendilerine aşağıdaki şartları haiz yardımcı tayin edebilirler ve Genel Müdürlüğe iletilmek üzere bölge müdürlüğüne bildirirler.

  1. a) Türkiye’de yerleşik olmak,
  2. b) Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmak,
  3. c) En az lise mezunu olmak,

ç) Kanunun 9 uncu maddesinde belirtilen suçlardan birinden mahkûm olmamak.

Yöneticilerin görev ve sorumlulukları

MADDE 27 – (1) Yöneticiler; Kanunun 10 uncu maddesinde belirtilen sorumluluklarının yanında;

  1. a) Öncelikle vakıf kültür varlıkları olmak üzere vakfa ait akar ve hayratı gözetmek, onarılması gerekenleri onarmak,
  2. b) Fiilen ve hukuken yerine getirilmesine imkân kalmayan vakfiye şartlarının değiştirilmesi teklifinde bulunmak,
  3. c) Vakfın gelirlerinde değişiklik olması durumunda hayır şartlarındaki parasal değerleri güncel vakıf gelirlerine uyarlamak için teklifte bulunmak,

zorundadır.

Mülhak vakıflarda hasım gösterilme

MADDE 28 – (1) Mülhak vakıflarda mülkiyet ve intifa hakkı iddiasına ait vakfa karşı açılan davalarda, vakıf yönetimi ile Genel Müdürlük birlikte hasım gösterilir.

(2) Bu tür davalarda yargılama giderleri vakıf tarafından karşılanır.

(Mülga:RG-19/1/2013-28533)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Seçim çevresi

MADDE 29 – (Mülga:RG-19/1/2013-28533)

Yönetim kurulunun oluşturulması ve seçim süresi

MADDE 30 – (Mülga:RG-19/1/2013-28533)

Seçmenlik şartları

MADDE 31 – (Mülga:RG-19/1/2013-28533)

Seçileceklerde aranılan şartlar

MADDE 32 – (Mülga:RG-19/1/2013-28533)

Seçim usulleri

MADDE 33 – (Mülga:RG-19/1/2013-28533)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Vakıflarda Beyanname ve Bildirim

Beyanname verme yükümlülüğü

MADDE 34 – (1) Vakıf yöneticileri, Ek-2’deki beyannameyi eksiksiz doldurup her takvim yılının ilk altı ayı içerisinde bölge müdürlüğüne vermek ve elektronik ortamda göndermek zorundadırlar.

(2) Yeni vakıflar; şubelerinin muhasebe hesap planının vakıf merkezinin hesap planına uygun olmasını, yıl içindeki gelir ve giderlerini, yeni yıla devredecek makbuz bilgilerini ve mevcut paralarını gösteren yılsonu hesap durumlarını her yıl vakıf merkezine gönderilmesini, yıl sonunda şubenin mali tabloları ile vakıf merkezinin mali tablolarının konsolide edilmesini sağlarlar.

Bağış ve yardımlar

MADDE 35 – (1) Vakıflar; yurtdışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan alacakları nakdi bağış ve yardımlar ile yurtdışındaki benzer amaçlı vakıf ve derneklere yapacakları nakdi bağış ve yardımları banka aracılığı ile yaparak bir ay içerisinde bölge müdürlüğüne bildirirler.

(2) Yurtdışından bağış ve yardım alan vakıflar Ek-3’teki formu, yurtdışına bağış ve yardım yapan vakıflar ise Ek-4’deki formu iki nüsha olarak doldurup bir ay içerisinde ilgili bölge müdürlüğüne verirler.

(3) Bildirim formuna yetkili organın karar örneği, varsa bu konuda düzenlenen protokol, sözleşme ve benzeri belgelerin örnekleri de eklenir.

(4) Bildirimin bölge müdürlüğü tarafından onaylı bir örneği ilgili bankaya verilmek üzere başvuru sahibine verilir.

(5) (Mülga:RG-19/1/2013-28533).

Taşınmaz mal bildirimleri

MADDE 36 – (1) Vakıflar, iktisap ettikleri veya değiştirdikleri taşınmazlarla ilgili bilgileri tapuya tescilden itibaren bir ay içerisinde Ek-5’deki formu doldurarak bölge müdürlüğüne vermekle yükümlüdürler.

İktisadi işletme ve şirket kurulması

MADDE 37 – (1) İktisadi işletme ya da şirket kuran veya kurulmuş herhangi bir şirkete iştirak eden vakıflar, Ek-6’daki formu doldurarak bir ay içerisinde ilgili bölge müdürlüğüne gönderirler. Herhangi bir şirket hissesini satan ve şirket ortaklığından ayrılan veya şirketini tasfiye eden vakıflar, bölge müdürlüğüne bildirimde bulunurlar.

Beyanname ve bildirimlerin incelenmesi

MADDE 38 – (1) Yapılan tebligata rağmen, vakıflardan istenen beyanname ve bildirimlerin verilmemesi veya eksik verilmesi hallerinde Kanunun 11 inci maddesi gereğince idari para cezası uygulanır. (Mülga cümle:RG-19/1/2013-28533) (…)

BEŞİNCİ BÖLÜM

Vakıflarda Denetim

Vakıfların denetimi

MADDE 39 – (1) Vakıf yöneticileri, yıl sonundan itibaren altı ay içerisinde yapılacak iç denetim rapor ve sonuçlarını Ek-7’deki forma uygun olarak düzenleyerek rapor tarihini takip eden iki ay içerisinde ilgili bölge müdürlüğüne göndermekle yükümlüdürler.

(2) Yeni vakıflar şube ve temsilciliklerini de denetleyerek her yıl verecekleri raporlarda bu alt birimlerle ilgili bilgilere yer verirler.

(3) Vakıfların, şube ve temsilciliklerinin amaca ve yasalara uygunluk denetimi ile iktisadî işletme ve iştiraklerinin faaliyet ve mevzuata uygunluk denetimi Genel Müdürlükçe yapılır. Genel Müdürlük Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca vakıfların;

  1. a) Vakfiye ve vakıf senedinde yazılı amaç doğrultusunda faaliyette bulunup bulunmadıkları,
  2. b) Yürürlükteki mevzuata uygun yönetilip yönetilmedikleri,
  3. c) Mallarını ve gelirlerini vakfiye, 1936 beyannamesi ve vakıf senedindeki şartlara uygun kullanıp kullanmadıkları,

ç) Vakıf iktisadi işletmeleri ile iştiraklerinin iş ve işlemleri ile gerektiğinde vakıflara ait diğer iştiraklerinin iş ve işlemleri,

denetlenir.

Şube ve temsilciliklerin denetimi

MADDE 40 – (1) Şube ve temsilciliklerce yürütülen faaliyetlerden vakıf yönetimi ile birlikte şube yönetimi ve temsilci de sorumludur.

(2) Şube ve temsilciliklerin denetimi sonucunda; vakıf amacının gerçekleştirilmesine yeterince katkı sağlamadığı, vakıf senedine aykırı işlem yaptığı tespit edilenler ile beyanda bulunulmadan şube ve temsilciliğin faaliyete geçirilmesi halinde şube ve temsilciliğin kapatılması vakıf merkezine bildirilir.

İç denetimin amacı

MADDE 41 – (1) İç denetim, vakıf faaliyetlerinin mevzuata ve vakfın stratejik planına uygun olarak yürütülmesini; kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasını; bilgilerin güvenilirliğini, bütünlüğünü ve zamanında elde edilebilirliğini sağlamayı amaçlar.

(2) İç denetim vakfın risk yönetim ve kontrol süreçlerinin etkinliğini değerlendirerek sistemli ve disiplinli bir yaklaşımla vakfın amaçlarına ulaşmasına yardımcı olur.

İç denetimin kapsamı

MADDE 42 – (1) Vakfın tüm iş ve işlemleri iç denetim kapsamındadır.

(2) İç denetim faaliyeti;

  1. a) Vakfın vakfiye, 1936 Beyannamesi ve vakıf senedinde yazılı şartlara ve yürürlükteki mevzuata uygun yönetilip yönetilmediği,
  2. b) Vakfın mallarının ve gelirlerinin vakfiye, 1936 Beyannamesi ve vakıf senedinde belirtilen şartlara uygun bir şekilde etkin ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığı,
  3. c) İşletme ve iştiraklere sahip olan vakıflarda bu işletme ve iştiraklerin sınai, iktisadi ve ticari esas ve gereklere uygun tarzda idare edilip edilmedikleri, rasyonel bir şekilde işletilip işletilmedikleri,

ç) Vakfın denetime tabi tüm birimlerinin işlem, hesap ve mali tablolarının genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ile Genel Müdürlükçe belirlenen usul ve esaslara uygun olup olmadığı,

hususları dikkate alınarak defter, kayıt ve belgeleri üzerinden ve gerektiğinde işlem yapılan üçüncü şahıslarla hesap mutabakatı sağlanarak yürütülür.

İç denetimi yapabilecekler

MADDE 43 – (1) Vakıf senetlerinde denetim organına yer veren vakıflarda iç denetim bizzat bu organları eliyle yapılabileceği gibi bağımsız denetim kuruluşlarına da yaptırılabilir.

(2) (1) Vakfın yetkili organı ya da bağımsız denetim kuruluşu, iç denetimi, ancak denetçi sertifikasına sahip kişiler marifetiyle yapar veya yaptırabilir.

Sertifika alabilme şartları

MADDE 44 (1)  (1) Denetçi sertifikası alabilmek için; 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre serbest muhasebeci mali müşavirlik veya yeminli mali müşavirlik ruhsatına sahip olanlar ile Genel Müdürlükte avukatlık, müdürlük ve şube müdürlüğü görevlerinde en az 5 yıl çalışmış olanların Genel Müdürlükçe yapılacak sertifika eğitimi sonunda düzenlenecek sınavda başarılı olmaları şarttır.

(2) Ayrıca Genel Müdürlükte; Müfettiş, İç Denetçi, Vakıf Uzmanı, Hukuk Müşaviri, Daire Başkanı ve Bölge Müdürü kadrolarında en az 5 yıl görev yapmış olanlar ile süreye bağlı olmaksızın Genel Müdür, Vakıflar Meclisi Üyesi, Genel Müdür Yardımcısı, Rehberlik ve Teftiş Başkanı, I. Hukuk Müşaviri kadrolarında görev yapmış olanlara talepleri halinde sınav şartına bağlı olmaksızın denetçi sertifikası verilir.

Bağımsız denetim kuruluşundan hizmet alımı

MADDE 45 – (1) Denetimi yapacak bağımsız denetim kuruluşu denetlenen vakfın yetkili karar organlarınca seçilir.

İç denetim raporu

MADDE 46 – (1) İç denetim raporu, denetim sonucunda denetçinin de görüşünün açıklandığı metindir. Bu raporun ekinde mali tablolar da yer alır.

(2) Rapor, Ek-7’deki forma uygun olarak denetimi yapan organ ya da bağımsız denetim kuruluşunu temsil ve ilzama yetkili olanların imzasını taşıyan bir yazı ekinde vakıf yönetimine sunulur.

(3) Rapor; doğruluk, açıklık, ölçülebilirlik, yapıcılık, uygunluk, tamlık ve kararlılık temel ilkeleri çerçevesinde;

  1. a) Denetçi kanaatini taşıyacak,
  2. b) Doğru, tarafsız, açık, özlü ifadelere yer verilecek,
  3. c) Daha önce rapor edilmiş tespit ve önerileri kapsayacak,

ç) Yapılan denetimler esnasında tespit edilen iyi uygulama örneklerini gösterecek,

şekilde düzenlenir.

(4) Denetçi kanaatinin oluşmasına dayanak teşkil eden belgeleri rapora ekler.

(5) (1) İşletme esasına göre defter tutan vakıfların denetimlerinin sertifikalı denetçiler tarafından yapılması zorunlu değildir. Ancak yapılacak denetim neticesinde düzenlenecek raporun Ek-7’deki rapor formuna uygun olması zorunludur.

İç denetimin geçerliliği

MADDE 47 – (1) Yapılan denetimin geçerli olabilmesi için; bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslar ile genel kabul görmüş denetim standartlarına uygun olarak yapılması zorunlu olup, Genel Müdürlüğün denetim ve inceleme yetkisi saklıdır.

Bağımsız denetçi sertifika sınavı

MADDE 48 (1) – (1) Denetçi sertifika eğitiminin içeriği, sınavının başvuru ve uygulama şekli ve esasları Genel Müdürlükçe belirlenerek resmi internet sitesinde duyurulur.

Uygulanacak diğer hükümler

MADDE 49 – (1) Yapılacak bağımsız denetimlerde, bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, vakıflar mevzuatına aykırı olmamak üzere, bağımsız denetime ilişkin mevzuat hükümleri ile uluslararası denetim standartları uygulanır.

ALTINCI BÖLÜM

Vakıfların Muhasebesi

Vakıfların muhasebesi

MADDE 50 – (1) Yeni vakıflar ile mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları, muhasebe kayıtlarını Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde yayımlanacak Vakıflar Tek Düzen Hesap Planına uygun olarak tutarlar, bilânço ve gelir tablolarını da bu plan ekindeki örnek tablolara göre düzenlerler.

(2) Yıllık brüt geliri 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 inci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan ve her yıl Maliye Bakanlığınca belirlenen tutarının üzerinde bulunan vakıflar ile vergi muafiyeti, işletmesi, iştiraki, şube ve temsilciliği olan vakıfların bilanço esasına göre defter tutmaları zorunludur.

(3) Bilanço esasına göre defter tutmayı gerektirmeyen vakıflar, işletme esasına göre defter tutabilirler.

(4) Vakıflar muhasebe kayıtlarını ve belgelerinin tevsikini 213 sayılı Vergi Usul Kanununda belirtilen hükümlere uygun olarak yaparlar.

(5) Mülhak vakıflar, ayrıca Ek-8’deki yıllık hesap cetvellerini düzenleyerek her takvim yılının ilk altı ayı içerisinde bölge müdürlüğüne vermek zorundadırlar. Mülhak vakıf yöneticisinin ibraz ettiği belgeler ve vakfiyede belirtilen hayır şartları esas alınarak, kesin hesap bölge müdürlüğünce kontrol edildikten sonra onaylanmak üzere Genel Müdürlüğe gönderilir.

Tutulacak defterler

MADDE 51 – (1) Vakıflar;

  1. a) İşletme hesabı esasında; karar defteri, işletme hesabı defteri ile bağış makbuzu kayıt defterini,
  2. b) Bilanço esasında ise; karar defteri, yevmiye defteri, büyük defter, envanter defteri ile bağış makbuzu kayıt defterini,

tutmak zorundadırlar.

Belgelerin saklanma süresi ve bağış makbuzları

MADDE 52 – (1) Vakıflar tarafından tutulması gereken defterler ile kullanılan bağış makbuzları, harcama belgeleri ve diğer belgeler özel kanunlarda belirtilen süreler saklı kalmak üzere, ilgili bulundukları mali yılı takip eden takvim yılından başlayarak 10 yıl süreyle saklanır.

(2) Vakıflar, kullanacakları bağış makbuzları ile gerekli görülen belgeleri Genel Müdürlükten temin ederler.

YEDİNCİ BÖLÜM

Mazbut ve Mülhak Vakıflarda Galle Fazlası

Başvuru şekli        

MADDE 53 – (1) Vakıf evlatları veya ilgilileri dilekçe ile vakfiye şartı gereği vakıf evladı veya ilgilisi olduğunu ve galle fazlası almaya hak kazandığını gösteren mahkeme kararıyla;

  1. a) Vakıf evladı veya ilgilisi olduğu mülhak vakıf yöneticisine,
  2. b)(Değişik:RG-14/8/2010-27672)Vakfiyesinde galle fazlası ödenmesine ilişkin şart bulunan mazbut vakıflarda, ilgili bölge müdürlüğüne veya Genel Müdürlüğün internet sitesindeki online başvurular kısmında yer alan galle fazlası talep formunun doldurulması şekli ile; Genel Müdürlükçe temsilen yönetilen mülhak vakıflarda ise ilgili bölge müdürlüğüne,

başvuru yaparlar.

(2) (Mülga:RG-19/1/2013-28533)

(3) Vakfiyede batın tertibi veya bunun gibi herhangi bir şart mevcut ise, bu şartın mahkeme kararı ile ispatı gerekir.

Galle fazlasının hesabı

MADDE 54 – (1) Mahkeme kararı ile galle fazlası almaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan vakıflarda; % 15 ihtiyat akçesi, hayır şartı giderleri, yönetim ve temsil payı, tevliyet ücreti ile vakıf için yapılan diğer giderler, vakfın gerçekleşen gayri safi gelirinden düşüldükten sonra vakıf evlatlarına veya ilgililerine ödenecek galle fazlasının miktarı belirlenir.

(2) Galle fazlasının hesaplanmasında o yıla ait gelirin tamamı dikkate alınır.

(3) Vakfın onarıma ihtiyacı olan taşınmazı varsa, o yıl için gerçekleşen gayri safi gelirinden yönetim ve temsil payı veya tevliyet ücreti ile kanuni giderler ayrıldıktan sonra kalan miktar onarıma ayrılır.

(4) (Ek:RG-19/1/2013-28533) Temsilen yönetilen mülhak vakıflarda ayrıca tevliyet ücreti kesilmez.

Galle fazlasının ödenmesi

MADDE 55 – (1) Vakıf evladı veya ilgililerinin galle fazlasını almaya hak kazandıkları tarih ilk derece mahkemesi karar tarihi olup, galle fazlasına ilişkin ödeme mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra yapılır.

(2) Galle fazlası, mazbut vakıflarda Genel Müdürlük onayından, mülhak vakıflarda ise kesin hesabın tasdikinden sonra 15 gün içerisinde yıllık olarak ödenir.

(3) İntifa hakkı ödemeleri yapıldıktan sonra ilk defa başvuranlara o yıl ödeme yapılmaz. Ancak hak kazandığı yılın veya yılların evlat hissesi, mahkeme kararının kesinleşmesini müteakip ödenir.

Galle fazlasının izleneceği hesaplar               

MADDE 56 – (1) Galle fazlasına ilişkin ilk derece mahkemesi kararının ilgili bölge müdürlüğüne ya da mülhak vakıf yöneticiliğine tebliğ edilmesi halinde, galle fazlası karar tarihinden itibaren ilgililerine ödeninceye kadar emanet hesaplarda izlenir.

(2) Vakfın; yıllık gayri safi gelirinden kesilen ihtiyat akçesi, vakfa ait ayrı bir hesapta izlenir.

(3) İhtiyat akçesi oranı Meclis kararıyla değiştirilebilir.

(4) (Ek:RG-30/11/2011-28128) İhtiyat akçesi hesabında biriken ve kullanılmayan paralar ile vakfı adına yeni gayrimenkul satın alınabilir.

Galle fazlasının talep edilmemesi

MADDE 57 – (1) Emanet hesabına alınan galle fazlaları, alacağın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içerisinde talep edilmemesi halinde vakfının hesabına gelir kaydedilir.

ÜÇÜNCÜ KISIM

Hayrat Taşınmazların Tahsisi ve Hayır Hizmetleri

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Hayrat Taşınmazların Tahsisi

Tahsisi yapılabilecek hayrat taşınmazlar

MADDE 58 – (Değişik:RG-19/1/2013-28533)

(1) Medrese, sıbyan mektebi, darüşşifa, bimarhane, imaret, kütüphane gibi hayrat binalar, üzerindeki kültür varlığı çeşitli nedenlerle yıkılarak arsa haline gelmiş taşınmazlar ile arsa halindeki taşınmazlar ve üzerine yapılan binalar tahsis edilebilir.

Hayrat taşınmazların tahsisi

MADDE 59 – (1) Hayrat taşınmazların tahsisine Meclis yetkilidir.

(2) Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait hayrat taşınmazlara öncelikle Genel Müdürlükçe vakfiyeleri doğrultusunda işlev verilir.

(3) Bu taşınmazlar vakfiyeleri doğrultusundaki işlevlerde kullanılmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarına, benzer amaçlı vakıflara veya kamu yararına çalışan derneklere tahsis edilebilir.

(4) Onarım ve restorasyon ihtiyacı varsa tahsis onarım ve restorasyon karşılığı yapılır.

(5) Genel Müdürlükçe değerlendirilemeyen veya işlev verilemeyen hayrat taşınmazlar fiilen asli niteliğine uygun olarak kullanılıncaya kadar geçici süreyle kiraya verilebilir.

(6) Üzerindeki kültür varlığı çeşitli nedenlerle yıkılarak arsa haline gelmiş taşınmazlar imar durumları dikkate alınarak vakfiye doğrultusunda ihya edilmek üzere tahsis edilebilir.

Tahsis süresi

MADDE 60 – (1) Hayrat taşınmazların tahsis süresi taşınmazın onarım ve restorasyona ihtiyacının olup olmadığı ve tahsis amacı dikkate alınarak Genel Müdürlük tarafından belirlenir.

Tahsis talebi ve yapılacak işlemler

MADDE 61 – (1) Tahsis talepleri taşınmazın bulunduğu bölge müdürlüğüne yapılır. Başvuru üzerine tahsisi talep edilen taşınmazın, tapu kayıtları, vakıf kütük kayıtları, halihazır durumu, onarıma ihtiyacının bulunup bulunmadığı, vakıf kültür varlığı olup olmadığı tespit edilerek, taşınmazın son durumunu gösterir içten ve dıştan çeşitli açılardan çekilmiş fotoğrafları ile birlikte krokisi ve teknik elemanlarca hazırlanacak ayrıntılı rapor Genel Müdürlüğe gönderilir.

(2) Genel Müdürlükçe tahsis talebi, vakfiye şartları açısından değerlendirilir. Talebin uygun görülmesi halinde tahsis işlemleri başlatılır.

Tahsis işlemleri ve kullanım bedeli

MADDE 62 – (1) Tahsis işlemleri aşağıdaki şekilde yapılır.

  1. a) Taşınmazın onarımı ve restorasyonu için bölge müdürlüğünce tahmini bir keşif bedeli tespit edilir veya ettirilir.
  2. b)(Değişik:RG-30/6/2016-29758)Taşınmazın bulunduğu bölge, konum, kullanım amacı göz önünde bulundurulmak suretiyle bölge müdürlüklerince oluşturulacak komisyonca kullanım bedeli tespit edilir. Bedel tespitinde yapılacak onarım ve restorasyon giderleri göz önünde bulundurulur.
  3. c) Kamu kurum ve kuruluşlarına tahsis edilen ve vakfiyesinde yer alan amaca uygun kullanılan hayrat taşınmazlardan kullanım bedeli alınmayabilir.

ç) Tahsis kararının alınmasını müteakip; restorasyon projelerinin en geç altı ay içerisinde hazırlanacağı ve bir yıl içerisinde kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kuruluna onaylatılacağı, tahsis tarihinden itibaren üç yıl içerisinde onarım veya restorasyonunun tamamlanacağı hususu ile diğer usul ve esasları içeren protokol, talep sahibi kurum ve kuruluş ile birlikte imza edilerek Genel Müdürlüğe gönderilir.

  1. d) Taraflarca imzalanan protokol, gerekli karar alınmak üzere Meclise sunulur.
  2. e) Meclisçe tahsis kararı alındıktan sonra, güvenlik sisteminin kurulmasını ve sigortasının yaptırılmasını müteakip taşınmaz bir tutanak ile ilgili kurum ve kuruluşa teslim edilir.

Tahsis edilen taşınmazların kullanımı

MADDE 63 – (1) Taşınmazlar tahsis amacı dışında kullanılamaz.

(2) Genel Müdürlüğün yazılı onayı olmaksızın;

  1. a) Tahsise konu taşınmazlarda proje dışı onarım ve ilave yapılamaz.
  2. b) Taşınmazın bütünü veya bir bölümü başkalarına devredilemez, kullandırılamaz.

(3) (Ek:RG-19/1/2013-28533) Genel Müdürlükten izin alınmak kaydıyla taşınmazın bir bölümü veya bütününde vakfın iktisadi işletmesi veya kamu kurumlarının sahibi ve ortağı olduğu iktisadi teşekküller tarafından amacın tahakkukuna matuf iktisadi faaliyet gösterilebilir.

Taşınmazın tahliyesi

MADDE 64 – (1) Tahsis edilen taşınmazla ilgili olarak;

  1. a) Tahsisten vazgeçildiği veya tahsis süresi sona erdiği halde kullanıma devam edildiğinin,
  2. b) 63 üncü maddede belirtilen hususlardan herhangi birinin,
  3. c) Protokolde belirtilen yükümlülüklerin süresinde yerine getirilmediğinin,

tespit edilmesi ve taşınmazda yürütülen faaliyetin mahkemece yasaklanması halinde bölge müdürlüğünün talebi üzerine mülki amirlikçe taşınmazın tahliyesi sağlanır.

Tahsis edilen taşınmazların takibi

MADDE 65 – (1) Tahsis edilen hayrat taşınmazlar bölge müdürlüğünce sürekli kontrol edilerek, her dört ayda bir tahsis şartlarına uyulup uyulmadığının tespitine ilişkin rapor düzenlenir ve taşınmazın dosyasında muhafaza edilir.

İKİNCİ BÖLÜM

Aşevi Hizmeti

Aşevi açılması

MADDE 66 – (1) Vakfiyelerde yazılı hayır şartlarını yerine getirmek üzere Genel Müdürlükçe sıcak yemek ve kuru gıda verilecek muhtaç sayısı belirlenerek, bunların dağıtımı gerekli yerlerde aşevleri açılır.

Aşevinden yararlanacaklar

MADDE 67 – (1) Sosyal güvencesi bulunmayan veya geliri net asgari ücret miktarından fazla olmayanlar aşevinden yararlanabilirler.

(2) 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun gereğince aylık alanlar da aşevi hizmetinden yararlanabilirler.

Başvuru

MADDE 68 – (1) (Değişik:RG-14/8/2010-27672) Aşevi veya kuru gıda hizmetinden yararlanmak isteyen muhtaç kişiler Ek-9’da yer alan formu doldurmak suretiyle Bölge Müdürlüklerine şahsen, posta yoluyla veya Genel Müdürlüğün internet sitesi üzerinden başvuru yapabilirler. Bölge Müdürlüğünce yapılan değerlendirmede durumu uygun olanlar aşevi veya kuru gıda hizmetinden yararlandırılır.

(2) Kontenjanın dolmaması halinde, engelli çocuklar için açılmış eğitim kurumlarındaki çocuklara da kurum yönetiminin vereceği liste dikkate alınarak aşevi hizmeti verilebilir.

Muhtaçlığın izlenmesi

MADDE 69 – (1) Bölge müdürlüğünce aşevinden faydalananların gelirleri ve mal varlığı hakkında, gerçek ve tüzel kişilerden bilgi istenebilir. Yapılan araştırma sonucunda yararlanma şartlarını taşımadığı tespit edilenler aşevi hizmetinden faydalanamaz.

Yoklama

MADDE 70 – (1) Aşevi hizmetinden yararlananlar her yılın Kasım ayında Ek-10’daki yoklama belgesini doldurarak, aşevi görevlilerine vermek zorundadır.

(2) Yoklama belgesini 15 gün içerisinde vermeyenlere aşevi hizmeti verilmez.

Aşevi hizmetinin sona ermesi

MADDE 71 – (1) Aşevinden yararlananların;

  1. a) Ölümü,
  2. b) Muhtaçlığının ortadan kalkması veya bakım altına alınması,
  3. c) Bilgi verilmeksizin kesintisiz 10 gün yemek alınmaması,

halinde bu kişilere verilen hizmet son bulur.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Muhtaç Aylığı

Muhtaç aylığı

MADDE 72 – (1) Vakfiyelerde yer alan hayır şartlarının yerine getirilmesi amacıyla muhtaç durumda bulunan engelliler ile yetimlere aylık bağlanır.

Muhtaç aylığından yararlanacaklar

MADDE 73 – (1) Annesi ya da babası olmayan muhtaç çocuklar ile % 40 ve üzeri engelli olan muhtaçlara; sosyal güvencesi olmaması, herhangi bir gelir veya aylığı bulunmaması, mahkeme kararı veya kanunla bakım altına alınmamış olması, gelir getirici taşınır ve taşınmaz malı mevcut olmaması veya olup da bunlardan elde edeceği aylık ortalama gelirinin bu Yönetmelikle belirlenen muhtaç aylığı miktarını geçmemesi halinde aylık bağlanabilir.

(2) 18 yaşından küçük engelli çocuklara, kendilerine bakmakla yükümlü anne ve babalarının bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartları taşıdığı takdirde aylık bağlanır.

(3) Aynı aileden sadece bir kişiye aylık bağlanabilir.

Başvuru

MADDE 74 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-14/8/2010-27672)

(1) Kendisine aylık bağlanması için başvuracaklar Ek-11’de yer alan formu doldurarak yerleşim yeri Bölge Müdürlüklerine şahsen, posta yoluyla veya Genel Müdürlüğün internet sitesi üzerinden başvuru yapabilirler. Muhtaç engellilerin özrünü belirten sağlık kurulu raporu forma eklenir.

Sağlık kurulu raporu

MADDE 75 – (1) Sağlık kurulu raporunda istek sahiplerinin çalışarak hayatını kazanıp kazanamayacağı ile organ yokluğu ve bozukluğunun yüzde kaç olduğu belirtilir.

Başvuruların değerlendirilmesi

MADDE 76 – (1) (Mülga:RG-14/8/2010-27672)

(2) Bölge müdürlüğünce müracaat belgeleri üzerindeki beyanları doğrulandıktan sonra, Ek-12’de belirtilen kriterlere göre puanlama yapılarak dosya tamamlanır. İllerin boş muhtaç kadrosu dikkate alınarak Ek-13’deki forma göre hazırlanacak onay Genel Müdürlüğe gönderilir.

Ödenecek aylık miktarı

MADDE 77 – (1) Ödenecek aylık miktarı 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda belirtilen ve memur taban aylıklarına uygulanan taban aylığı katsayısının (400) dörtyüz gösterge rakamı ile çarpımından elde edilecek miktardır.

(2) Muhtaç aylığı bağlanacakların sayısı Genel Müdürlükçe belirlenir.

Aylıkların ödenmesi ve muhtaçlığın izlenmesi

MADDE 78 – (1) Aylıklar, Genel Müdürlük onayını takip eden aybaşından itibaren peşin olarak hak sahiplerine veya yetkili vekil ya da vasilerine ödenir.

(2) Bölge müdürlükleri tarafından aylık bağlananlara, banka hesap numaraları ile birlikte tebligat yapılır ve aylıklar banka hesaplarına yatırılır.

(3) İkametleri değişenlerin aylıkları devam eder. Boş kontenjan bulunması halinde ilgili bölge müdürlüğüne nakilleri yapılabilir.

(4) Yapılan araştırma sonucunda durumları 73 üncü madde kapsamına girmediği tespit edilenlerin aylıkları kesilir.

Yoklama

MADDE 79 – (1) Aylık sahipleri her yılın kasım ayında Ek-14’deki yoklama belgesini doldurarak aylık aldıkları bölge müdürlüğüne teslim ederler.

(2) Yoklama belgesini vermeyenlerin aylıkları dondurulur, yoklama belgelerini üç ay içerisinde getirmeleri halinde verilmeyen aylıkları toptan ödenir.

Aylıkların kesilmesi

MADDE 80 – (1) Aylık alanların;

  1. a) Ölümü,
  2. b) Muhtaçlığının kalkması veya bakım altına alınması,
  3. c) Yetim erkek çocuğun 18, yüksek öğrenimde ise 25 yaşını tamamlaması,

ç) Aylıkların aralıksız üç ay alınmaması,

halinin tespitini takip eden ay başından itibaren aylıkları kesilir.

Bildirim yükümlülüğü

MADDE 81 – (1) Muhtaçlar, aylıklarının kesilmesini gerektiren halleri bölge müdürlüklerine en geç bir ay içinde yazılı olarak bildirmek zorundadırlar.

(2) Aylık bağlanmasını gerektiren şartların ortadan kalktığı tarihten itibaren yapılan fazla ödemeler genel hükümlere göre ilgililerden tahsil edilir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Eğitim Yardımı

Eğitim yardımı

MADDE 82 – (1) Vakfiyelerde yer alan hayır şartlarının yerine getirilmesi amacıyla, ailelerinin maddi durumu yeterli olmayan ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine eğitim yardımı yapılabilir.

(2) Aynı aileden sadece bir öğrenciye eğitim yardımı verilir.

(3) Genel Müdürlükten muhtaç aylığı alanlar ile kamu kurum ve kuruluşlarınca bakım altına alınan ya da burs alan öğrencilere eğitim yardımı yapılmaz.

(4) Eğitim yardımı verilecek öğrenci sayısı, miktarı, yıllık artış oranı, ödeme zamanı ve illere göre dağılımı Genel Müdürlükçe belirlenir.

Başvuru

MADDE 83 – (1) (Değişik:RG-14/8/2010-27672) Eğitim yardımından faydalanmak isteyen öğrenciler ilköğretim ve ortaöğretim okullarının öğretim yılının başladığı tarihten itibaren bir ay içerisinde Bölge Müdürlüklerinde oluşturulacak müracaat kabul merkezlerine, şahsen, posta yoluyla veya Genel Müdürlüğün internet sitesi üzerinden başvuru yapabilirler. Postadaki gecikmelerden dolayı kurum sorumlu tutulamaz.

(2) Boş kontenjan bulunması halinde ise bölge müdürlüklerince duyuru yapılarak başvurular alınır.

İstenen belgeler

MADDE 84 – (Değişik:RG-14/8/2010-27672)

(1) Başvurular Ek-15’de yer alan formun doldurulması suretiyle yapılır.

Başvuruların değerlendirilmesi

MADDE 85 – (1) Öğrencilerin başvuru forumlarındaki bilgiler ek-16’daki kriterlere göre bölge müdürlüğünce değerlendirilerek, puan sıralaması yapılıp asıl ve yedek isim listeleri çıkarılır. Bu listeler Genel Müdürlükçe onaylandıktan sonra başvuru sahibi öğrencilere bölge müdürlükleri tarafından öğrenciler adına açtırılan banka hesap numaraları da belirtilerek tebligat yapılır ve eğitim yardımı verilmeye başlanır. Asıl listede boşalma olduğu takdirde yedek listedeki sıraya göre yardım verilir.

Eğitim yardımı verilme süresi

MADDE 86 – (1) Eğitim yardımı almaya hak kazanan öğrenciye, öğrencilik halinin devamı ve eğitim yardımı almasına engel bir durumun olmaması koşuluyla öğrenim süresince verilir. Öğrencinin başka bir okula naklini yaptırması halinde eğitim yardımı aynı bölge müdürlüğünce ödenmeye devam edilir.

Öğrenciliğin takibi ve eğitim yardımının kesilmesi

MADDE 87 – (1) Bölge müdürlükleri, eğitim yardımı alan öğrencinin öğrencilik halinin devam edip etmediğini her yıl tespit eder.

(2) Öğrenciliğin sona ermesi ve başarısız olması halinde eğitim yardımı kesilir. Ancak, sağlık sebebiyle öğrenim süresinin uzadığına ilişkin rapor ibrazı halinde eğitim yardımı devam eder.

Özel eğitim yardımı

MADDE 88 – (1) Bu Yönetmelik uyarınca verilen yıllık eğitim yardımı miktarının beş katını geçmemek kaydıyla muhtaç öğrencilere bir defaya mahsus olmak üzere özel eğitim yardımı yapılabilir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Fakir ve Garip Hastalara Tedavi Yardımı

Sunulacak hizmetler

MADDE 89 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-14/8/2010-27672)

 (1) Sağlık güvencesi bulunmayan, fakir ve garip olduğu tespit edilen hastaların tedavileri vakfiye şartları doğrultusunda hastane imkânları ile sınırlı olarak ve diğer hastalarla aynı kalitede ücretsiz yapılır. Zorunlu hallerde hastanede bulunmayan her türlü tıbbi malzeme dışarıdan temin edilir.

Fakir ve garip hasta haklarından yararlanacaklar

MADDE 90 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-14/8/2010-27672)

(1) Fakir ve garip hasta haklarından yararlanacak olanlar aşağıda belirtilmiştir.

  1. a) Genel Müdürlükten muhtaç aylığı alanlar,
  2. b) 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna göre maaş alanlar,
  3. c) 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu gereğince, korunmaya muhtaç çocuklar hakkında mahkemece verilmiş ilamı olanlar,

ç) Vakıf aşevi hizmetinden faydalananlar,

  1. d) Şehit aileleri ve gaziler.

Hasta kabulü

MADDE 91 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-14/8/2010-27672)

(1) Fakir ve garip hastalar hastane baştabipliğince belirlenmiş büroya müracaat ederler. Hastanın beyanı doğrultusunda Ek-17’de yer alan form düzenlenir.

(2) Ek-17’de yer alan formda belirtilen bilgiler hastane baştabipliğince tetkik edilerek değerlendirilir.

Tedavi işlemleri

MADDE 92 – (Başlığı ile birlikte değişik:RG-14/8/2010-27672)

(1) Acil olarak hastaneye müracaat eden fakir ve garip hastaların beyanlarına itibar edilerek tıbbi işlemleri yapılır.

(2) Ayaktan ve yatarak tedavi için hastaneye müracaat eden fakir ve garip hastaların beyanı doğrultusunda Ek-17’de yer alan form düzenlenerek tıbbi işlemleri başlatılır. İlgili polikliniğe sevk edilir.

Gerçeğe aykırı beyanda bulunma

MADDE 93 – (Değişik:RG-14/8/2010-27672)

 (1) Gerçeğe aykırı beyanda bulunan ve sağlık güvencesi olduğu tespit edilen hastaların tedavi, ilaç ve tıbbi malzeme giderleri Sosyal Güvenlik Kurumundan tahsil edilir.

Fakir ve garip hastalara yapılacak diğer yardımlar

MADDE 94 – (1) Fakir ve garip hastaların gerektiğinde yol, cenaze ve benzeri giderleri karşılanabilir.

Yabancı uyruklu fakir kişilerin tedavisi

MADDE 95 – (1) Türkiye’de yaşayan yabancı uyruklu fakir kişilerin muayene ve tedavileri ücretsiz olarak yapılabilir.

DÖRDÜNCÜ KISIM

(Değişik kısım başlığı:RG-10/11/2013-28817)

Vakıflar Meclisi, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, Vakıf Uzmanlığı, Hukuk Müşavirliği ve Avukatlık 

BİRİNCİ BÖLÜM

Vakıflar Meclisi

Meclisin oluşumu

MADDE 96 – (1) Meclis, Genel Müdürlüğün en üst karar organıdır.

(2) Meclis; Genel Müdür, üç Genel Müdür Yardımcısı ve I. Hukuk Müşaviri olmak üzere beş, vakıf konusunda bilgi ve deneyim sahibi yükseköğrenim mezunları arasından Başbakanın teklifi üzerine ortak kararname ile atanacak beş, yeni vakıflarca seçilecek üç, mülhak ve cemaat vakıflarınca seçilecek birer üye olmak üzere toplam onbeş üyeden oluşur. Ayrıca yeni vakıflar üç, mülhak ve cemaat vakıfları ise birer yedek üye seçer.

(3) Genel Müdür aynı zamanda Meclisin de başkanıdır.

(4) Genel Müdürün çeşitli nedenlerle görevinde bulunmadığı durumlarda Genel Müdüre vekâlet eden Meclis Başkanlığına da vekâlet eder.

(5) Genel Müdür Yardımcıları ve I.Hukuk Müşavirinin çeşitli nedenlerle görevinde bulunmadığı durumlarda yerlerine vekâlet edenler Meclis toplantılarına katılırlar.

Meclis Üyeliğine seçilme şartları

MADDE 97 – (1) Yeni vakıflar, mülhak ve cemaat vakıflarınca Meclis Üyeliğine seçilebilmek için aşağıdaki şartlar aranır.

  1. a) Devlet Memurları Kanununda belirlenen memur olma şartlarını taşımak,
  2. b) Yükseköğrenim mezunu olmak,
  3. c) Kesinleşmiş mahkeme kararıyla vakıf yöneticiliği görevinden alınmış olmamak,

ç) (Değişik:RG-18/9/2014-29123) Mülhak vakıflarda vakıf evladı olmak,

(2) (Ek:RG-30/11/2011-28128) (Değişik:RG-18/9/2014-29123) Genel Müdürlükte 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi kadrolu veya sözleşmeli olarak çalışan personel; meclis üyeliğine aday olamaz, Genel Müdürlükçe temsilen yönetilen mülhak vakıflar dışında hiçbir vakıf adına temsilen veya vekaleten oy kullanamaz.

Seçim kurulu ve görevi

MADDE 98 – (1) Seçimlere ilişkin işlemleri yürütmek ve seçimi sonuçlandırmak üzere personel arasından belirlenecek yeterli sayıda üyeden seçim kurulu oluşturulur.

(2) Seçim Kurulu; seçimlerin yürütülmesi ve oyların tasnifi ile görevli olup, bu görevini seçim ve tasnif işleri bitinceye kadar aralıksız olarak sürdürür.

Seçim zamanı ve yeri

MADDE 99 – (1) Meclis Üyesi seçimleri ile ilgili çalışmalar, seçilmiş beş üyenin görev sürelerinin bitiminden üç ay önce başlar.

(2) Seçimler Ankara’da yapılır.

(3) Seçimin yapılacağı adres, tarihi ve saati ile temsilci seçimine ilişkin hususlar Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde ilan edilir. Ayrıca yeni vakıflar, mülhak ve cemaat vakıflarına temsilci belirlemeleri için biri seçimden en az iki ay önce olmak üzere Türkiye genelinde yayımlanan tirajı en yüksek ilk beş gazetenin birinde iki defa duyuru yapılır.

Temsilci seçimi ve bildirimi

MADDE 100 – (1) Vakıf temsilcisi;

  1. a) Yeni vakıflarda, vakfı yönetmeye ve temsile yetkili organın,
  2. b) Cemaat ve esnaf vakıflarında, yönetim kurullarının,
  3. c) Mülhak vakıflarda ise vakıf yöneticisinin,

kararı ile belirlenir.

(2) Her vakıf bir temsilci belirleyebilir. Bir kişi birden fazla vakfın temsilcisi olabilir, temsil edilen her vakfın bir oy hakkı vardır.

(3) Vakıflar; vakıf temsilcisine ilişkin ek-19’daki formu doldurarak seçim gününden en az bir ay önce bölge müdürlüğüne teslim ederler. Bölge müdürlüğünce vakıf temsilcisine Ek-20’deki temsilci belgesi verilir.

Meclis Üyesi adaylarının belirlenmesi

MADDE 101 – (1) Adaylar; seçim kuruluna iletilmek üzere, ek-21’deki formu doldurarak seçim tarihinden en az on beş gün önce Genel Müdürlükte olacak şekilde gönderirler veya bizzat teslim ederler.

Temsilci ve Meclis Üyesi adaylarının ilanı

MADDE 102 – (1) Bölge müdürlükleri tarafından gönderilecek verilere dayanılarak oluşturulan temsilci listesi ile Meclis Üyesi seçilme şartlarını taşıyan adayların listesi, seçim tarihinden en az yedi gün önce Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde ve Türkiye genelinde yayımlanan tirajı en yüksek ilk beş gazetenin birinde ilan edilir.

(2) Listelere ilan tarihinden itibaren üç gün içerisinde Genel Müdürlüğe itiraz edilebilir. İtirazlar hakkında itirazı takip eden günde karar verilir.

(3) İtiraz edilmeyen veya itiraz sonucu verilen karara göre, listeler soyadına göre alfabetik sıralama yapılarak oluşturulur.

Seçim usul ve esasları

MADDE 103 – (1) Seçim, seçim kurulu gözetiminde yeni vakıflar, mülhak vakıflar ve cemaat vakıfları için aynı gün ayrı sandıklarda, gizli oy ve açık tasnif esaslarına göre yapılır.

(2) Seçimde kullanılacak araç ve gereçlerin temini ile seçim kurulunun sekreterya hizmetleri Vakıf Hizmetleri Daire Başkanlığınca yürütülür.

(3) Seçim kurulunca her sandıkta görevli bulundurulur.

Oy verme işlemi

MADDE 104 – (1) Temsilci listelerinde adı yazılı olmayanlar oy kullanamazlar. Oylar, oy verenin kimliği ile temsilci belgesinin ibrazı ve listedeki isminin karşısındaki yerin imzalanmasından sonra kullanılır. Temsilciler oy kullanmak üzere bir başkasına vekâlet veremez.

(2) (Değişik:RG-18/9/2014-29123) Seçim günü saat 09.00-16.00 arası oy verme süresidir. Ancak saat 16.00’ya geldiği halde sandık başında oylarını vermek üzere bekleyen temsilciler, seçim kurulu tarafından sayıldıktan sonra sıra ile oylarını kullanırlar. Bu husustaki değişiklikler seçim ilanında belirtilmek şartıyla seçim kurulunca tespit edilebilir.

(3) Oylar ilan edilen gün ve saatte sandığa atılmak suretiyle kullanılır.

(4) Oy verme işleminde seçim kurulunca verilen mühürlü zarfın kullanılması zorunludur.

(5) Vakıf temsilcilerinin oy pusulasını gizli olarak yazmaları veya hazır ve basılı oy pusulasını zarfa koymaları için, kendilerine kapalı oy verme yeri gösterilir. (Ek cümle:RG-30/11/2011-28128) Vakıf temsilcileri;  en fazla kanunda sayılan asil üye sayısı kadar farklı adayın ad ve soyadını oy pusulasına yazarlar. Oy pusulasının kapalı yerde zarfa konulması mecburidir.

(6) Vakıf temsilcisinin oy hakkını sınırlayıcı hiçbir tedbir alınamayacağı gibi, mükellefiyet de yüklenemez.

(7) Adaylar sandık başında hiçbir temsilciye müdahale, telkin veya tavsiyede bulunamaz ve hiçbir temsilci oy kullandıktan sonra sandık başında kalamaz.

Sandıkların açılması ve oyların tasnifi

MADDE 105 – (1) Seçim sonunda sandıklar, seçim kurulu üyeleri tarafından oy verme yerinde bulunanların huzurunda açılır ve çıkan zarflar sayılarak tutanağa yazılır.

(2) Sandıktan çıkan bütün zarflar, tek tek kontrol edilir. Bunun sonucunda, üzerinde herhangi bir imza veya işaret taşıyan zarflar geçersiz sayılarak ayrılır. Kalan zarfların sayısı, oy veren vakıf temsilcisi sayısıyla karşılaştırılır. Zarfların sayısı oy veren temsilci sayısından fazla çıktığı takdirde, seçim kurulu başkanı, kalan zarflar arasından fazlalığı gelişigüzel çekerek ayırır.

(3) Ayrılan fazla zarflar açılmadan sayısı tutanağa geçirilerek derhal imha edilir. Bundan sonra geçerli zarflar sayılarak sandığa konur ve ara verilmeksizin açıkça tasnife başlanır.

(4) Oyların sayımı ve dökümü aralıksız devam eder. Yapılacak itirazlar seçim sürecini durdurmaz.

(5) Tasnif işinin düzeni ve idaresi seçim kurulu başkanına veya onun bulunmaması halinde görevlendireceği seçim kurulu üyesine aittir. Tasnif neticesinde oy pusulalarının zarf sayısına uygunluğu kontrol edilir ve keyfiyet tutanağa geçirilir.

(6) Adayların aldıkları oylar belirlendikten sonra, en yüksek oy alandan aşağıya doğru sıralanır ve seçilecek asıl ve yedek üyeler en yüksek oy alandan başlamak üzere belirlenir.

(7) Listelerde tespit edilen adaylar arasında eşit sayıda oy almış olanlar bulunduğu takdirde, seçim kurulu huzurunda seçim kurulu başkanı tarafından kura çekilerek sıralama yapılır.

(8) Asıl ve yedek üyelerin sıralanması bu surette ayrı ayrı belirlenir ve tutanağa asıl ve yedek üyelerin adları yazılır.

Geçersiz oy pusulaları

MADDE 106 – (1) Tasnif yapılırken;

  1. a) Verilen mühürlü zarftan başka zarfa konulan,
  2. b) Herhangi bir belirti veya işaret taşıyan,
  3. c) Okunamayan,

ç) Aynı zarfta muhtelif adlarda birden fazla olan,

  1. d) İlan edilen adaylardan başka bir isim yazılı olan,
  2. e) Bir zarftan birisi dışında birden fazla aynı adı taşıyan,

oy pusulaları geçersiz sayılır.

(2) Geçersiz sayılan oy pusulaları derhal bir tutanakla imha edilir.

Tutanak

MADDE 107 – (1) Seçim sonucunda düzenlenecek tutanağa;

  1. a) Seçimlerin yapıldığı tarih ile oy sandıklarının açıldığı saat,
  2. b) Listedeki temsilci sayısı,
  3. c) Oy kullanan temsilcilerin sayısı,

ç) Sandıktan çıkan geçerli ve geçersiz zarf sayısı ile imha edilen zarf sayısı,

  1. d) Geçerli sayılan oy pusulalarının sayısı,
  2. e) Oy pusulalarının kaç adedinin hangi sebeplerden dolayı geçersiz sayıldığı,
  3. f) İtiraz edilmiş fakat geçerli sayılmış oy pusulalarının adedi,
  4. g) Adaylar ile Meclise asıl ve yedek üye olarak seçilenlerin aldıkları oy sayısına göre ad ve soyadları ile oy miktarları,

ğ) Tasnif sonucunun hazır bulunanlara duyurulduğu,

  1. h) Eşit oy alan adaylar arasında kurayla seçim yapılmışsa bu husus ve adayın ismi,

ı) Oy verme işlemlerinin Kanuna ve bu Yönetmeliğe aykırı olduğuna dair itiraz ve şikâyetler,

yazılır.

(2) Beş nüsha olarak düzenlenen tutanak seçim kurulu tarafından imzalanır. Tutanakların birer örneği seçim yerinde bir tam iş günü asılmak suretiyle ve Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde yayınlanmak suretiyle geçici seçim sonuçları ilan edilir. Bu ilan ayrıca bir tutanağa bağlanır.

(3) Kullanılan oylar ve diğer belgeler, tutanakların birer örneği ile birlikte üç ay süreyle Meclis bürosunda saklanmak kaydıyla Genel Müdürlüğe verilir.

İtirazlar ve incelenmesi

MADDE 108 – (1) Oy kullanan temsilciler ile adaylar geçici seçim sonuçlarına ilişkin itirazlarını, ilan süresinin bitiminden itibaren bir gün içerisinde yazılı olarak seçim kuruluna yaparlar. İtirazlar aynı gün incelenir ve karara bağlanır. İtiraz üzerine verilen kararlar idari işlemler bakımından kesindir. İtirazların karara bağlanmasından hemen sonra, itiraz olmaması halinde ise geçici seçim sonuçlarının ilanından bir tam gün sonra kesin sonuçlar Genel Müdürlük binasında bir tam iş günü asılmak ve Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde yayınlanmak suretiyle ilan edilir.

(2) Vakıf tarafından seçilen temsilcinin seçimde oy kullanmaması itiraza konu edilemez.

Bildirim

MADDE 109 – (1) Seçim kurulu, Meclis Üyeliği kesinleşenlere derhal yazılı bildirim de yapar.

Seçimlerin iptali

MADDE 110 – (1) Seçim kurulu tarafından seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya mevzuata aykırı uygulama sebebiyle seçimlerin iptaline karar verildiği takdirde, iptaline karar verilen seçimle ilgili olarak süresi bir haftadan az, bir aydan fazla olmamak üzere seçimin yenileneceği gün tespit edilerek ilgililere bildirilir.

(2) Aynı temsilci ve adaylarla seçim yenilenir.

(3) Seçimler yenileninceye kadar geçen sürede, mevcut Meclis Üyeleri görevlerini sürdürürler.

Meclisin görevleri

MADDE 111 – (1) Genel Müdürlükçe teklif edilen;

  1. a) Genel Müdürlüğe, mazbut ve mülhak vakıflara ait akar ve hayrat taşınmazların tahsis, satış ve trampasına yönelik tasarruflarla, kamulaştırmalarda kamu yararını,
  2. b) Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait akar mallar ile hakların daha yararlı olanları ile değiştirilmesini, paraya çevrilmesini veya değerlendirilmesini,
  3. c) Genel Müdürlüğe, mazbut ve mülhak vakıflara ait olup, tahsis edildikleri amaca göre kullanılmaları kanunlara veya kamu düzenine aykırı yahut tahsis amacına uygunluğunu kaybetmiş, kısmen veya tamamen hayrat olarak kullanılması mümkün olmayan taşınmazların mazbut vakıflarda Genel Müdürlüğün, mülhak vakıflarda vakıf yöneticisinin talebi üzerine gayece aynı veya en yakın başka bir hayrata dönüştürülmesini, akara devredilmesini veya paraya çevrilmesini,

ç) Kısmen veya tamamen hayrat olarak kullanılmayan cemaat vakıflarına ait taşınmazları, vakıf yönetiminin talebi halinde aynı cemaate ait başka bir vakfa tahsisini veya vakfın akarına dönüştürmeyi,

  1. d) Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait taşınmazların onarım veya inşa karşılığı kiralamalarında yirmi yıldan kırk dokuz yıla kadar kira süresini,
  2. e) Yeterli geliri bulunmayan mazbut vakıflara ait vakıf kültür varlığı niteliğindeki taşınmazların, benzer amaçlı mazbut vakıfların gelirleriyle korunması ve yaşatılmasını,
  3. f) Mazbut vakıflara ait taşınmazların satışından elde edilecek gelirler ile taviz bedellerinin gelir getirici yatırımlarda, yurt içi ve yurt dışında bulunan ve geliri kalmayan vakıflara ait vakıf kültür varlıklarının bakım ve onarımlarında kullanılmasını,
  4. g) Vakıfların, vakfiyelerindeki şartların yerine getirilmesine fiilen veya hukuken imkan kalmaması halinde; vakfedenin iradesine aykırı olmamak kaydıyla mazbut vakıflarda Genel Müdürlüğün; mülhak, cemaat ve esnaf vakıflarında, vakıf yöneticilerinin teklifi üzerine bu şartların değiştirilmesi ile hayır şartlarındaki parasal değerlerin güncel vakıf gelirlerine uyarlanmasını,

ğ) Her yıl yeni vakıfların kuruluşunda amaçlarına göre özgülenecek asgarî mal varlığı miktarını,

  1. h) Mülhak vakıflara Anayasaya aykırılık teşkil etmeyen vakfiye şartlarına göre yönetici atanmasını,

ı) Kanunun 10 uncu maddesi doğrultusunda vakıf yöneticilerinin görevlerinden alınması için dava açılmasını, telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek hallerde bu davalar sonuçlanıncaya kadar, vakıf yönetiminin geçici olarak görevden uzaklaştırılması ve kayyımca yönetilmesinin mahkemeden talep edilmesini,

  1. i) Seçilmiş Meclis üyelerinin göreve engel bir hastalık veya sakatlık nedeniyle iş görememeleri, üyelik şartlarını kaybetmeleri veya mazereti olmaksızın üst üste üç veya yılda toplam on toplantıya katılmamaları durumunda görevlerinin sona ermesini,
  2. j) Kanunun 78 inci maddesine göre ve Meclisçe belirlenecek esaslar dahilinde hukukî ihtilafların anlaşma veya sözleşme değişikliği ile neticelendirilmesini, dava ve icra takiplerinden vazgeçilmesini, bir hakkın tanınmasını ve menfaatin terkinini,
  3. k) Sözleşmeli olarak Genel Müdürlükte fiilen çalışan personele ödenecek aylık brüt sözleşme ücreti miktarlarını,
  4. l) Kanunun 72 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına göre yapılacak ödemelerin usul, esas ve oranlarını,
  5. m) Genel Müdürlük ve işletme müdürlüklerinin bütçelerini,
  6. n) Vakfiyelerinde; intifa hakları hayır şartlarından fazla olan mülhak vakıfların, yöneticilerinin ve ilgililerinin istekleri halinde, Türk Medeni Kanununun 372 nci maddesinde belirtilen aile vakfına dönüştürülmesi için dava açılmasını,
  7. o) Genel Müdürlük ve vakıflarla ilgili tüzük ve yönetmelik taslaklarını,

ö) Genel Müdürlükçe gerek görülen hususları,

karara bağlamak.

Toplantı zamanı

MADDE 112 – (1) Meclis, başkanın çağrısı üzerine ayda en az iki defa bunun dışında lüzum görüldüğü takdirde başkanın çağrısı üzerine zamanı ve gündemi bildirilerek toplanır.

Toplantı gündemi ve çağrı usulü

MADDE 113 – (1) Toplantıların gündemi başkan veya başkanın yetki verdiği bir üye tarafından tespit edilir. Toplantının günü, yeri, saati ve gündemi toplantının yapılacağı günden en az beş gün önce üyelere bildirilir. Beş günün hesabında duyuru günü ile toplantı günü hesaba katılmaz. Acil hallerde bu süre bir güne indirilebilir. Meclis üyelerine bildirim; kendilerince bildirilen elektronik posta, adrese taahhütlü posta yöntemlerinden biri veya imza karşılığı gündemin teslimi ile yapılır.

 (2) Gündemde bulunmayan konular, başkanın veya üyelerin teklifi üzerine üyelerin salt çoğunluğunun kararı ile toplantı sırasında gündeme alınabilir.

Toplantı ve karar nisabı

MADDE 114 – (1) Meclis üye tam sayısının üçte ikisi ile toplanır, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar alır. Toplantı yeter sayısının sağlanamaması halinde ikinci toplantı üç gün sonra yapılır. Bu husus ilk toplantıya ait tebligatta belirtilir.

(2) Meclis üyeleri, kendilerini ve üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ile evlatlıklarını ilgilendiren toplantı ve oylamaya katılamazlar. Bu durumda toplantı ve karar yeter sayısının tespitinde toplantıya katılacak olan üye sayısı esas alınır.

Toplantı ve oylama usulü

MADDE 115 – (1) Meclise, Genel Müdür başkanlık eder. Toplantı yeter sayısının olduğu anlaşıldığı takdirde toplantı başkan tarafından açılarak gündemin görüşülmesine başlanır.

(2) Başkan veya vekili toplantılarda bulunmadığı takdirde üyelerden en kıdemlisi, üyelik kıdeminde birlik halinde kamu hizmetinde en kıdemlisi ve bunda da birlik halinde üyelerin en yaşlısı başkanlık eder.

(3) Gündem konuları sırasıyla Genel Müdür tarafından görevlendirilecek vakıf uzmanınca sunulur. Gerekli görülmesi halinde ilgili daire başkanı ve diğer görevliler konu ile ilgili açıklama yapmak üzere toplantıya çağrılabilir.

(4) Vakıflar, kendilerini ilgilendiren toplantılarda oy hakkı olmaksızın bir yetkili ile temsil edilebilir. Bu vakıflara Meclis bürosunca toplantı günü önceden bildirilir.

(5) Gündem maddeleri tek tek açık olarak oylanır. Meclis üyeleri çekimser oy kullanamaz. Muhalif olan üye muhalefet gerekçesini kararda belirtir. Meclis üyeleri oy ve kararlarından sorumludur.

Kararların yazılması ve bildirimi

MADDE 116 – (1) (Değişik:RG-19/1/2013-28533) Toplantıda alınan kararlar üyelerce imzalanarak, bir yazı ekinde Genel Müdürlüğe gönderilir.

Meclis bürosu

MADDE 117 – (1) Meclisin büro hizmetleri bir müdür ve yeteri kadar personel tarafından yürütülür.

Meclis bürosunun görevleri

MADDE 118 – (1) Meclis bürosunun görevleri şunlardır:

  1. a) Meclise gelen ve giden evrakın kaydını yapmak,
  2. b) Meclis toplantıları ile ilgili tebligatları yapmak,
  3. c) Meclis kararlarının yazılmasını ve ilgili birimlere gönderilmesini sağlamak,

ç) Personelle ilgili yazışmaları yürütmek,

  1. d) Başkan tarafından verilen diğer benzer görevleri yapmak.

(2) Büro görevlileri görevleri süresince edindikleri gizli bilgi ve belgeleri kanunen yetkili kılındıkları mercilerden başkasına açıklayamaz, hiçbir şekilde kullanamaz.

İmza yetkisi

MADDE 119 – (1) Meclis tarafından ilgili birimlere gönderilen yazılar başkan veya yetki verdiği bir üye tarafından imzalanır.

İzinler

MADDE 120 – (1) Ortak kararnameyle Meclis üyeliğine atananlar yıllık izinlerini toplantı ve çalışmaları aksatmayacak şekilde kullanırlar.

İKİNCİ BÖLÜM

Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı

Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının görev merkezi ve çalışma grubu

MADDE 121 – (1) Başkanlık, bir başkanla yeteri kadar başmüfettiş, müfettiş, müfettiş yardımcıları ve büro personelinden oluşur. Başkanlığın ve müfettişlerin görev merkezi Ankara’dır.

(2) Başkanlık, doğrudan Genel Müdüre bağlıdır. Müfettişler görevlerini Genel Müdür adına yaparlar.

(3) Başkanlığın yazı, hesap, arşiv ve benzeri işleri, başkanlığa bağlı bir büro tarafından yürütülür. Büroda görevlendirilecek personelin atanmasında denetim hizmetlerinin gerekleri de dikkate alınarak Başkanlığın uygun görüşü alınır.

(4) Teftiş, inceleme ve soruşturma çalışmalarının devamlılığını sağlamak amacıyla denetime tabi birimin yoğunluğu dikkate alınarak diğer illerde çalışma grubu oluşturulabilir. Söz konusu gruplarda görevlendirilecek müfettişler Başkanlığın teklifi ve Genel Müdürün onayı ile belirlenir. Müfettişlerin grup merkezlerinin değiştirilmesi de aynı yolla yapılır.

(5) Bu çalışma gruplarında, Başkanlıkça verilen görevlerin yerine getirilmesi, büro hizmetlerinin yürütülmesi, müfettişlerin büroyla ilişkilerinin düzenlenmesi konularında o merkezdeki kıdemli müfettişlerden biri Başkan tarafından görevlendirilir.

Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının görevleri

MADDE 122 – (1) Başkanlık, Genel Müdürün emri veya onayı üzerine, Genel Müdürlüğün merkez ve taşra kuruluşları, bağlı işletmeleri ve personeli ile ilgili olarak Genel Müdür adına teftiş, inceleme, ön inceleme ve soruşturma işlerini yürütür. Ayrıca;

  1. a) Genel Müdürlüğün merkez ve taşra teşkilatı ile vakıfların etkin ve verimli hizmet vermelerini sağlamak ve muhtemel hataların önlenmesi amacıyla bilgilendirici, yol gösterici konferans, seminer, panel gibi çalışmalar düzenlemek veya yayınlar yoluyla rehberlik yapmak,
  2. b) Teftiş, inceleme ve soruşturmaların etkin bir şekilde yürütülmesi hususunda genel prensipleri tespit etmek ve personelin verimli çalışmasını teşvik etmek, rehberlik ve teftiş sistemini geliştirmek, müfettişlerin bu yöndeki çalışmalarını düzenlemek ve denetlemek, müfettiş yardımcılarının meslekte yetişmelerini sağlamak,
  3. c) Vakıfların, şube ve temsilciliklerinin, vakfiye ve vakıf senedinde yazılı şartlara, yürürlükteki mevzuata uygun yönetilip yönetilmediği, amacı doğrultusunda faaliyette bulunup bulunmadığı, mallarının ve gelirlerinin vakfiye, 1936 Beyannamesi ve vakıf senedindeki şartlara uygun kullanılıp kullanılmadığı hususlarını incelemek ve denetlemek,

ç) Müfettişlerin teftiş, inceleme, araştırma, ön inceleme ve soruşturma sonucu düzenleyecekleri raporları Başkanlık görüşü ile birlikte Genel Müdürlük makamına sunmak,

  1. d)(Değişik:RG-19/1/2013-28533)Vakıfların iktisadi işletmelerini denetlemek, tüm iştiraklerini mali tabloları üzerinden değerlendirmek, vakfın hissesinin %50’den fazla olanları ayrı bir Genel Müdürlük onayı ile incelemek,
  2. e) Vakıfların iç denetim raporlarını değerlendirmek ve gerekli işlemleri yürütmek,
  3. f) Yapılan tebligata rağmen istenen beyanname, bilgi ve belgeleri zamanında vermeyen, organların vakfiye veya vakıf senedine aykırı olarak toplanmasına sebebiyet veren veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan vakıf yönetimi hakkında idari para cezası teklif etmek,
  4. g) Genel Müdürlüğün amaçlarını daha iyi gerçekleştirmek, mevzuata, plan ve programa uygun çalışmasını sağlamak amacıyla Başkanlık çalışmalarında gerekliliği tespit edilen önerileri içerir genel durum raporu ile yıllık denetim ve çalışma programını hazırlayıp Genel Müdüre sunmak,

ğ) Birden fazla kamu kurum ve kuruluşlarını ilgilendiren soruşturmalarda görevlendirilecek müfettişleri Genel Müdür onayına sunmak,

  1. h) Genel Müdür tarafından verilecek benzeri görevlerle, yürürlükteki mevzuat ile belirlenen diğer görevleri yapmak,

Başkanlığın görev ve sorumluluğu içerisindedir.

(2) Başkan, müfettiş sıfat ve yetkisine haiz olup, mevzuat çerçevesinde verilen görevlerin yerine getirilmesinden sorumludur. Bu görevleri bizzat veya müfettişler aracılığıyla yerine getirir.

(3) Başkan, kendisine yardımcı olmak üzere gereği kadar müfettişi Başkanlık merkezinde görevlendirebileceği gibi, yeteri sayıda başmüfettişi Genel Müdürün Onayı ile Başkan Yardımcısı olarak da görevlendirebilir.

(4) Başkanlık; çalışmaların yürütülmesinde, raporlama ve diğer konularda uygulama birliğini sağlamak amacıyla hazırlanacak Başkanlık Çalışma Esasları ve Rehberi ile Başkanlık Talimatını Makam onayına sunmak ve uygulamakla görevlidir.

Müfettişlerin görev ve yetkileri

MADDE 123 – (1) Müfettişler doğrudan Genel Müdürlüğe bağlı olup, Genel Müdür adına;

  1. a) Vakıfların, şube ve temsilciliklerinin, vakfiye ve vakıf senedinde yazılı şartlara, yürürlükteki mevzuata uygun yönetilip yönetilmediği, amacı doğrultusunda faaliyette bulunup bulunmadığı, mallarının ve gelirlerinin vakfiye, 1936 Beyannamesi ve vakıf senedindeki şartlara uygun kullanılıp kullanılmadığı hususlarında rehberlik yapmak, incelemek ve denetlemek,
  2. b)(Değişik:RG-19/1/2013-28533)Genel Müdürlüğün merkez ve taşra teşkilatı ile işletmelerin personeli hakkında her türlü teftiş, inceleme ve soruşturma yapmak; Genel Müdürlüğün denetimine tabi vakıfların iktisadi işletmelerini denetlemek, tüm iştiraklerini mali tabloları üzerinden değerlendirmek, vakıfların yurtiçi, yurtdışı şube ve kuruluşları ile personeli hakkında teftiş ve inceleme yapmak ayrıca vakfın hissesinin %50’den fazla olanları ayrı bir Genel Müdürlük onayı ile incelemek,
  3. c) Teftiş sırasında bilgilendirme toplantısı yapmak,

ç) Teftiş, araştırma ve inceleme sırasında görev emrinin dışında öğrenmiş oldukları yolsuzluklar için sorumlular hakkında tabi oldukları soruşturma usulüne uygun olarak gecikmeden olaylara el koymak ve onay alınmak üzere durumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığına iletmek,

  1. d) Teftiş, araştırma ve inceleme sonunda gördükleri yanlışlık ve eksiklikleri tespit ederek işlerin daha verimli yürütülmesi ve görevlilerin çalışmalarından daha çok yararlanılması için alınması gerekli önlemleri Başkanlığa bildirmek,
  2. e) 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümlerine göre kurulmuş Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının teftişi sırasında yolsuzlukları saptanan memur statüsündeki mütevelli heyet üyeleri hakkında yetkili idari yerlere, memur olsun veya olmasın diğer personel hakkında Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmasını sağlamak amacıyla düzenlenen raporu Başkanlığa teslim etmek,
  3. f) Görevlendirildikleri çeşitli konularda yurtiçi ve yurtdışında araştırmalar yapmak; komisyon, kurs, seminer ve toplantılara katılmak,
  4. g) Refakatlerinde çalışan müfettiş yardımcılarının meslekte yetişmelerini sağlamak, refakat döneminin bitimini takip eden bir hafta içinde Başkanlıkça belirlenen formata uygun olarak değerlendirme raporu vermek,

ğ) Genel Müdürlüğü ilgilendiren mevzuatın hazırlanması ve uygulanması ile ilgili çalışmalara katılmak, önerilerde bulunmak,

  1. h) Genel Müdürlükçe yapılan tebligata rağmen, bu Kanun uyarınca istenen beyanname, bilgi ve belgeleri zamanında vermeyen, organların vakfiye veya vakıf senedine aykırı olarak toplanmasına sebebiyet veren veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan vakıf yönetimine idari para cezası teklif etmek,

ı) Kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen ve Genel Müdür tarafından verilen diğer benzeri görevleri yapmak,

ile görevli ve yetkilidirler.

Denetim programı ve uygulanması

MADDE 124 – (1) Yıllık denetim programları, teftiş edilecek birimlerin adet ve iş kapasiteleri, önceki teftiş programları göz önünde bulundurulmak suretiyle Başkanlıkça düzenlenir ve her yıl ocak ayında Genel Müdürün onayına sunulur.

(2) Müfettişlerin kıdem durumu, grup çalışmaları ile görev mahalli ve görevin özellikleri göz önünde tutularak denetime tabi birimlerin hangi müfettişlerce teftiş edileceği ve teftişe hangi tarihte başlanacağı Başkanlıkça belirlenir ve teftişin başlayacağı tarihten en az 15 gün önce müfettişlere duyurulmak suretiyle denetim programları uygulamaya konulur. Başkanlıkça program uygulanırken teftiş esasları talimatla belirtilir.

Düzenlenecek raporlar

MADDE 125 – (1) Müfettişler çalışmaları sonunda işin özelliğine göre;

  1. a) Denetim raporu,
  2. b)(Mülga:RG-30/11/2011-28128)
  3. c) Ön İnceleme raporu,

ç) Soruşturma raporu,

  1. d) İnceleme raporu,
  2. e)(Mülga:RG-30/11/2011-28128)
  3. f)(Değişik:RG-30/11/2011-28128)Yıllık çalışma raporu,

düzenlerler.

Raporlar üzerinde yapılacak işlemler

MADDE 126 – (1) Müfettişler tarafından düzenlenen raporlar, Başkanlık tarafından incelendikten sonra Genel Müdürün onayına sunulur.

(2) Raporun, Başkanlık tarafından incelenmesi sonucunda;

  1. a) Raporda eksik inceleme veya maddi hata varsa bunların giderilmesi, Başkanlıkça raporu düzenleyen müfettişten yazılı olarak istenir. Rapordaki inceleme eksikliği veya maddi hata Başkanlığın talebi üzerine ilgili müfettişçe giderilir.
  2. b) Müfettiş tarafından düzenlenen rapordaki görüşlere Başkanlık tarafından katılınmaması veya birden fazla müfettiş tarafından düzenlenen raporlarda, raporun sonuçları ile ilgili olarak müfettişler arasında görüş ayrılıkları bulunması halinde, müfettişin görüşü veya müfettişlerin farklı görüşleri ile birlikte Başkanlık görüşünün de belirtildiği onay Genel Müdürün takdirine sunulur.

(3) Genel Müdür onayı ile birlikte rapor ve ekleri ilgili birimlere gönderilir.

(4) Cezai ve hukuki yönden işlem gerektiren ön inceleme raporu ve soruşturma raporları Başkanlığa bilgi verilmek üzere Hukuk Müşavirliğine ve İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına gönderilir.

(5) (Mülga:RG-19/1/2013-28533)

(6) (Mülga:RG-19/1/2013-28533)

Müfettişlerin bilgi ve belge isteme yetkileri

MADDE 127 – (1) Müfettişler görevlerini yaparken elektronik ortamdaki kayıtlar da dâhil olmak üzere gerekli gördükleri her türlü bilgileri, defter ve belgeleri, para ve para hükmündeki kıymetleri denetime tabi birimlerden istemek, görmek, bunların onaylı örneklerini, bir yolsuzluğun kanıtını oluşturanların asıllarını almak, kasa, depo ve ambarları incelemek ve saymak, bunları mühürlemek, inceleme ve sayma işlerinde yardım isteminde bulunmak, gerektiğinde diğer kamu kurum ve kuruluşları, bankalar ile gerçek ve tüzel kişilerden bilgi ve belge istemek yetkisine sahiptirler.

(2) Asılları alınan belgelerin, müfettişlerin mühür ve imzasıyla onanmış örnekleri, dosyasında saklanmak üzere alındığı yerin yetkililerine verilir.

(3) Bilirkişi incelemesini gerektiren hallerde müfettişler tarafından yaptırılacak çalışmaların bedeli denetim, inceleme veya soruşturma yapılan birim ya da vakıf tarafından karşılanır.

Müfettişlerin görevden uzaklaştırma yetkileri

MADDE 128 – (1) Müfettişler teftiş, inceleme, ön inceleme ve soruşturma sırasında kamu hizmetlerinin gerektirdiği hallerde, görevi başında kalmasında sakınca görülen Devlet Memurları Kanununa tabi personeli geçici önlem niteliğinde görevden uzaklaştırabilirler.

(2) Ayrıca Kanunun 10 uncu maddesi doğrultusunda vakıf yöneticilerinin mahkemece geçici olarak görevden uzaklaştırılmaları ile ilgili olarak Başkanlık aracılığı ile Genel Müdürlüğe öneride bulunabilirler.

Denetlenenlerin yükümlülük ve sorumlulukları

MADDE 129 – (1) Genel Müdürlük merkez ve taşra teşkilatı ile vakıf ve bunlarla ilgili diğer birimlerde görevli bulunanlar denetim konusu ile ilgili olarak;

  1. a) İstendiğinde bütün belge, dosya, evrak, para ve para hükmündeki evrak ve senetleri, mal ve eşyayı müfettişlere göstermek,
  2. b) Müfettişlerin gerekli gördüğü her türlü evrak ve senetlerin tasdikli suretlerini veya müfettişlik mührü ile onaylanmış suretleri alıkonmak şartıyla asıllarını vermek,
  3. c) Teftiş hizmetlerinin yürütülebilmesi için müfettişlere denetimleri süresince uygun bir çalışma ortamı sağlamak,

ç) Görev yaptıkları birimin faaliyetlerini, iş akışını, arşiv ve kayıt sistemini denetlemeye uygun şekilde organize etmek,

  1. d) Müfettişlerin sorularını geciktirmeden cevaplandırmak,

zorundadırlar.

Müfettişlerin uyacakları hususlar

MADDE 130 – (1) Müfettişler;

  1. a) Mesleğin gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak davranışlarda bulunamazlar,
  2. b) Üyesi veya yönetiminde bulundukları vakıfların denetimini yapamazlar,
  3. c) İcraya karışamazlar,

ç) İnceledikleri defter ve belgelerde, denetimin yapıldığını belirten tarih ve imza dışında açıklama, düzeltme ve ilave yapamazlar,

  1. d) Görev için gidecekleri yerleri, yapacakları işleri ve öğrendikleri sırları açıklayamazlar,
  2. e) Sosyal ilişkilerin gerektirdiği hususlar dışında, denetimle ilgili kişilerin doğrudan veya dolaylı hizmet ve ikramlarını kabul edemezler, alışveriş yapamazlar ve borç alıp veremezler.

Müfettiş yardımcılığına giriş koşulları, sınav yeri ve ilanları

MADDE 131 – (1) Genel Müdürlük müfettişliğine, müfettiş yardımcısı olarak girilir. Müfettiş yardımcılığına atanabilmek için, 18/3/2002 tarihli ve 2002/3975 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe giren Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmeliğe göre (A) grubu kadrolar için yapılacak Kamu Personeli Seçme Sınavında (KPSS) belirlenen puan türü ile asgari taban puanı ve yabancı dil sınavı cevaplama düzeyini sağlamış olanlar arasında yapılacak sınavı kazanmak şarttır.

(2) Müfettiş yardımcılığı yarışma sınavı, yazılı ve sözlü olmak üzere iki bölümden oluşur ve her iki bölümü de Ankara’da yapılır.

(3) Yarışma sınavına katılacaklarda aranacak genel ve özel koşullar, atama izni alınmış kadro sayısı, KPSS yabancı dil test sınavı asgari doğru cevap sayısı, KPSS puan türü ve taban puanlar, puan sıralamasına göre atama izni alınmış kadro kontenjanının yirmi katından fazla olmamak üzere kaç adayın çağrılacağı, sınava son başvuru tarihi ve yeri, istenecek belgeler, sınavın yeri, zamanı, içeriği başvuru süresinin bitiminden en az 15 gün önce Resmî Gazete’de, Türkiye genelinde yayın yapan tirajı en yüksek ilk beş gazetenin birinde en az bir kez olmak üzere ilan vermek suretiyle ve Genel Müdürlük resmi internet sitesinde duyurulur.

(4) Adayların başvuru ve kayıt süresi sınavların başlama tarihinden en az 10 gün önce bitecek şekilde tespit edilir.

Sınav kurulu

MADDE 132 – (1) Yarışma sınavını yapacak kurul; Rehberlik ve Teftiş Başkanının başkanlığında, Başkanın önerisi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirilecek dört müfettiş dahil olmak üzere beş kişiden oluşur. Ayrıca, aynı usulle üç yedek üye tespit edilir.

(2) Adayların mesleki bilgilerinin değerlendirilmesi amacıyla Genel Müdürlük birimleri, kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelerin uzmanlarından yararlanabilir.

Sınava giriş şartları

MADDE 133 – (1) Müfettiş yardımcılığı yarışma sınavına katılabilmek için,

  1. a) Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan şartlara sahip olmak,
  2. b) Üniversitelerin dört yıllık eğitim veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve idarî bilimler, mimarlık, mühendislik fakülteleri mezunu olmak veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilmiş yurt içi ve yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak,
  3. c) Yarışma sınavının yapıldığı tarihte otuz yaşını doldurmamış olmak,

ç) Görev yapmasına engel bir halin olmadığına dair ilgilinin yazılı beyanı,

gerekir.

(2) Mimarlık ve mühendislik fakültelerinden, hangi bölüm mezunlarına, ne kadar sayıda ihtiyaç olduğu Başkanın önerisi ve Genel Müdürün onayıyla belirlenir ve duyuruda belirtilir.

Sınava giriş için istenilen belgeler

MADDE 134 – (1) Sınava girmek isteyenler, aşağıdaki belgeler ile Ek-22’deki formu doldurarak başvururlar.

  1. a) T.C. Kimlik numarası beyanı,
  2. b) 4 adet vesikalık fotoğraf,
  3. c) Mezuniyet belgesinin aslı veya Genel Müdürlükçe onaylı örneği,

ç) KPSS sonuç belgesinin aslı veya Genel Müdürlükçe onaylı örneği.

(2) Başvuru formu ile belgelerde yer alan bilgilerde gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu ve girme şartlarını taşımadığı halde sınava girdiği anlaşılanlar, sınava ilişkin haklarını kaybederler.

Sınav adaylık belgesi

MADDE 135 – (1) Başkanlıkça, müfettiş yardımcılığı yarışma sınavına katılacak adaylara fotoğraflı sınava giriş belgesi verilir. Sınav giriş belgesi olmayan aday sınava alınmaz.

Sınav konuları

MADDE 136 – (1) Müfettiş yardımcılığı yarışma sınavı;

  1. a) Hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme ve iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunları için; muhasebe, iktisat, maliye ve hukuk,
  2. b) Mimarlık ve mühendislik fakültesi mezunları için; sınav duyurusunda belirtilen bölümlerin alan bilgisi,
  3. c) Kompozisyon,

konularından seçilmek suretiyle yapılır.

Yazılı sınav sorularının hazırlanması ve sınav süreci

MADDE 137 – (1) Yazılı sınav soruları ve her soruya verilecek puanlar sınav kurulu tarafından konularına göre ayrı ayrı hazırlanır. Soru kâğıtları sınav kurulu tarafından imzalanır. Bu kâğıtlarda, verilecek puanlar ile sınavların ne kadar süreceği ayrıca gösterilir.

(2) Soru kâğıtları mühürlü zarflar içinde sınav kurulu başkanına teslim edilir.

(3) Sınav duyurulan saatte başlar. İçerisinde sınav soruları bulunan mühürlü zarf sınava katılanların huzurunda açılarak, adaylara dağıtılır veya yazdırılır. Sınavda sınav kurulu başkanınca yeterli sayıda personel gözcü olarak görevlendirilir.

(4) Adaylar cevaplarını mühürlü sınav kâğıtlarına yazarlar.

(5) Sınav bitiminde, soru zarflarının usulünce açıldığını ve sınavın başlama ve bitiş saatini, sınava girenlerin sayısını, kaç kâğıt kullandıklarını gösteren bir tutanak düzenlenir.

(6) Düzenlenen tutanak ve toplanan sınav kağıtları, zarf içine konulup kapatıldıktan ve mühürlendikten sonra Kurul Başkanına tutanakla teslim edilir.

(7) Sınav sürecinde;

  1. a) Soru zarfları açıldıktan sonra gelenler sınava alınmazlar.
  2. b) Sınava girenler, yanlarında hiçbir kâğıt, not, kitap, mobil telefon ve elektronik cihaz bulunduramazlar.
  3. c) Cevap kağıtlarından başka kağıda cevap yazılamaz. Adaylar cevap kâğıtlarındaki kimliklerini açık bırakamazlar veya kâğıt üzerine kimliği belli edecek yazı, işaret ve benzeri semboller koyamazlar. Aksi takdirde sınav kâğıtları iptal edilerek, adayın sınavı geçersiz sayılır.

ç) Sınav sırasında sınav disiplin ve düzenini bozanlar, kopya çekenler veya başkasının yerine sınava girenler sınavdan çıkarılır. Bu hususlar, sınav kurulu tarafından tutanağa bağlanır. Sınavdan çıkartılan adaylar bir daha müfettiş yardımcılığı yarışma sınavına alınmazlar.

(8) Sınav gerektiğinde bir protokol çerçevesinde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezine veya üniversitelere yaptırılabilir.

Yazılı sınavın değerlendirilmesi ve sonucunun duyurulması

MADDE 138 – (1) Sınav kurulunca yazılı sınavın yapılması halinde cevap kâğıtları bu kurul tarafından değerlendirilir.

(2) Yazılı sınavda başarılı sayılabilmek için 100 tam puan üzerinden, grupların her birinden en az 60 puan alınması ve not ortalamasının ise asgari 65 olması gerekir.

(3) Yazılı giriş sınavını kazananların listesi aday numaralarına göre hazırlanarak duyurulur ve kazananlar bir yazı ile sözlü sınava davet edilir.

Sözlü sınav süreci, değerlendirilmesi ve sonuçların tutanağa bağlanması

MADDE 139 – (1) Sözlü sınavlar, yazılı sınav gruplarına giren konularda yapılır. Ayrıca bu sınavlarda adayların temsil ve ifade kabiliyeti, tavır ve davranışları gibi kişisel nitelikleri göz önünde bulundurulur.

(2) Sözlü sınavda grupların tümü için adaylara sınav kurulu üyelerinin her biri tarafından 100 tam puan üzerinden not verilir. Verilen bu notların ortalaması sözlü sınav puanını teşkil eder. Sözlü sınavda başarılı sayılmak için sözlü sınav puanının en az 65 olması şarttır.

(3) Sınav kurulu yazılı ve sözlü sınav sonuçlarını ayrı ayrı bir tutanağa bağlar.

Yarışma sınavı notu ve sonucunun duyurulması

MADDE 140 – (1) Yarışma sınavı notu, yazılı ve sözlü sınav notlarının ortalamasıdır.

(2) Yarışma sınavını kazananların durumu, sınav kurulu tarafından en yüksek puandan başlamak üzere sıralanarak bir tutanağa bağlanır. Başarı derecesinin eşitliği halinde yazılı sınav notu, bu halde de eşitlik bozulmadığı takdirde yabancı dil düzeyi esas alınır.

(3) Başarı puan sıralamasına göre, atama yapılacak kadro sayısı kadar asıl ve yedek aday olarak açıklanır.

(4) Kazanan adaylara yazılı tebligat yapılır. Ayrıca kazananların listesi Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde de duyurulur.

Müfettiş yardımcılığına atanma

MADDE 141 – (1) Müfettiş yardımcılığına atamalar başarı puan sıralamasına göre yapılır.

(2) Asıl adaylardan atama için gelmeyen veya ataması yapılıp da göreve başlamayan ya da göreve başlayıp da ayrılanların yerine sınav tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde başarı puan sıralamasına göre yedek adaylar çağrılır.

Müfettiş yardımcılarının yetiştirilmesi

MADDE 142 – (1) Müfettiş yardımcılarının yetiştirilmesinde şu esaslara uyulur.

  1. a) Yetki alanına giren mevzuat ile uluslar arası denetim standartları ve yöntemleri konularında bilgi, deneyim ve uzmanlık kazanmalarını sağlamak,
  2. b) Bilimsel çalışma ve araştırmalarla, mesleki, sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmalarını özendirmek,
  3. c) Raporlama usul ve teknikleri konusunda yetişmelerini sağlamak,

ç) Yabancı dil bilgilerinin gelişmesine imkân sağlamak.

(2) Müfettiş yardımcıları, üç yıllık yardımcılık döneminde aşağıdaki programa göre yetiştirilir.

  1. a) Birinci aşamada, mevzuatın öğretilmesi ve denetim uygulamaları hakkında bilgi sahibi olmaları için hizmet içi eğitim verilir.
  2. b) İkinci aşamada, müfettiş yardımcıları müfettişlerin refakatinde teftiş, inceleme, araştırma ve soruşturma çalışmalarında görevlendirilmek suretiyle yetiştirilir. Müfettişler, refakatinde çalışan müfettiş yardımcılarının kaydettikleri gelişmeler ile genel tutum ve davranışları hakkında bir rapor düzenlerler. İkinci aşamayı tamamlayamayan ve yetki verilmeyen müfettiş yardımcıları tek başına denetim görevi yapamazlar. Müfettişler, müfettiş yardımcılarının en iyi şekilde yetişmelerinden sorumludur.
  3. c) Üçüncü aşamada, araştırma yeteneğini geliştirme ve belli bir konuda detaylı bilgi sahibi olmaları için müfettiş yardımcılarına başkanlıkça belirlenecek konularda tez hazırlattırılır. Tezlerin yetişme döneminin bitiminden iki ay önce Başkanlığa verilmesi gerekir. Tezler, Başkan ve iki müfettişten oluşan komisyon tarafından değerlendirilir ve komisyon huzurunda müfettiş yardımcıları tarafından savunulur. Tezler 100 tam puan üzerinden değerlendirilir. Müfettiş yardımcısına tezini savunacağı tarihten önceki 2 ay boyunca başka bir görev verilemez.

Yetki verilmesi

MADDE 143 – (1) Müfettiş yardımcılarına, refakatinde çalıştıkları müfettişlerin refakat dönemi bitiminde düzenledikleri değerlendirme raporları da dikkate alınarak, ikinci aşamanın sonunda Başkanın teklifi, Genel Müdürün onayı ile re’sen teftiş, inceleme, ön inceleme, araştırma ve soruşturma yetkisi verilebilir.

Yeterlik sınavından önce çıkarılma

MADDE 144 – (1) Müfettiş Yardımcılığı döneminde başarı gösteremeyeceği veya müfettişlik vasıflarıyla bağdaşmayacak tutum, yasak fiil ve davranışları tespit olunanlar, yeterlik sınavı beklenmeksizin Müfettişlik dışında öğrenim durumları ve kadro derecelerine uygun başka bir göreve atanırlar.

Yeterlik sınav kurulu, sınavın şekli ve konuları

MADDE 145 – (1) Yeterlik sınavını yapacak kurul, Rehberlik ve Teftiş Başkanının başkanlığında; Başkanın önerisi ve Genel Müdürün onayı ile görevlendirilecek dört müfettiş olmak üzere beş üyeden oluşur. Ayrıca üç yedek üye tespit edilir.

(2) Müfettiş yardımcılarının görev alanını ilgilendiren mevzuat ve uygulaması ile denetleme, inceleme, soruşturma ve araştırma yöntemlerini öğrenip öğrenmediklerini, mesleğin gerektirdiği bilgi ve davranışları kazanıp kazanmadıklarını belirlemek üzere yeterlik sınavı yapılır.

(3) Yeterlik sınavı yazılı ve sözlü olmak üzere iki aşamada yapılır. Yazılı sınavı kazanan adaylar sözlü sınava katılırlar.

(4) Yeterlik sınavına girecek müfettiş yardımcılarına, sınav tarihi ile saati ve yeri, sınav tarihinden itibaren en az 2 ay önce bildirilir.

Yazılı sınav sorularının hazırlanması, sonuçların değerlendirilmesi

MADDE 146 – (1) Yazılı sınavın yapılması ve sonuçlarının değerlendirilmesi, 138 inci maddedeki düzenlemeye göre yapılır.

(2) Yeterlik sınavına girecek adaylardan hastalık, bir yakınının ölümü ve benzeri geçerli bir nedenle sınava katılamayanlar olduğunda, durumun resmi belgeyle tevsiki halinde sınav kurulu, geçerli mazereti olan adayların sınavının ileri bir tarihte yapılmasına karar verebilir. Bu hal tutanakla tespit edilir ve yeni sınav tarihi ile yeri adaylara yazıyla bildirilir.

(3) Bütün kâğıtlar okunup değerlendirildikten sonra en yüksek not alandan başlamak üzere tutanak düzenlenir.

Sözlü sınav ve değerlendirilmesi

MADDE 147 – (1) Yeterlik yazılı sınav sonuçları liste halinde duyurulur ve ayrıca sınava katılanlara yazılı olarak bildirilir. Başarı gösteren müfettiş yardımcılarına yapılan bildirimde sözlü sınavın günü, saati ve yeri belirtilir.

(2) Sözlü sınav yazılı sınav sonuçlarının duyurulmasından sonra 15 gün içerisinde yapılır.

(3) Sözlü sınav bildirilen gün ve saatte başlar. Müfettiş yardımcıları yazılı sınavı kazanma sırasına göre sözlü sınava alınırlar.

(4) Sözlü sınavda yazılı sınav konuları ile genel kültür, muhakeme, kavrayış, ifade, temsil kabiliyeti ve davranışları değerlendirilir.

(5) Sözlü sınavda, sınav kurulu başkan ve üyelerinin her biri 100 tam puan üzerinden not verir. Verilen notların ortalaması alınır. Sözlü sınavda başarılı sayılmak için not ortalamasının 70 ten aşağı olmaması gerekir.

(6) Sonuçlar başarı sıralamasına göre bir tutanağa bağlanır.

Yeterlik sınav notu ve başarı sırası, sonuçların duyurulması

MADDE 148 – (1) Müfettişlik yeterlik sınav notu, yazılı ve sözlü sınav notlarının ortalamasıdır. En yüksek sınav notu ortalamasından başlamak üzere yeterlik sınavı başarı listesi düzenlenerek sınav kurulunca imzalanır.

(2) Yeterlik sınav notu ortalamasının eşitliği halinde sıralamada müfettiş yardımcılığı kıdemi dikkate alınır.

(3) Sınav sonuçları yazılı olarak bildirilir.

(4) Başkanlık, atamaya esas sınav sonuçlarını ve belgelerini Genel Müdür onayı ile ilgili birime intikal ettirir.

Sınava girmeyenler ile başarı gösteremeyenler

MADDE 149 – (1) Müfettişlik yeterlik sınavında başarı gösteremeyenlere sınavdan itibaren altı ay içinde bir hak daha verilir.

(2) Bu süre sonunda da yeterlik sınavında başarı gösteremeyenler ile belgelenmiş ve geçerli nedeni bulunmaksızın sınava girmeyenler, Genel Müdürlükte öğrenim durumları ve kadro derecelerine uygun başka bir göreve atanırlar.

Müfettişliğe atanma

MADDE 150 – (1) Yeterlik sınavında başarı gösteren müfettiş yardımcıları, boş olan müfettiş kadrolarına başarı sırasına göre atanırlar ve bu sıra müfettişlik kıdemine esas oluşturur.

(2) Müfettişlik sıfatını kazandıktan sonra isteği ile veya naklen görevlerinden ayrılanlar, müracaatları halinde Başkanın görüşü alınarak müfettişlik kadrolarına yeniden atanabilirler.

Yükselme

MADDE 151 – (1) Müfettişlerin başmüfettişliğe yükselmesinde, mesleki yetenek ve kıdemi esas alınır.

(2) Başmüfettişliğe yükselmelerde adayların müfettiş yardımcılığı dönemi hariç yedi yıl müfettişlik yapmaları gerekir.

(3) Yükselmelerde Başkanın yazılı görüşüne başvurulur.

Müfettişlerin kıdemi

MADDE 152 – (1) (Değişik:RG-30/11/2011-28128) Müfettişlik kıdemine esas süre, müfettiş yardımcılığında, müfettişlikte, müfettişlik sıfat ve kadrosu muhafaza edilmek şartıyla idari görevlerde, ücretli izinlerde ve doğum nedeniyle alınan ücretsiz izinlerde geçirilen süredir. Askerlik, hastalık, yurtiçi ve yurtdışındaki eğitim çalışmaları gibi geçici ayrılmalar bu süreye dahildir.

(2) Müfettişlik kıdemine esas süreleri aynı olanlar için kıdem; müfettiş yardımcıları için yarışma sınavındaki, müfettişler için ise yeterlik sınavındaki başarı derecelerine göre tespit edilir.

(3) Başmüfettişler arasındaki kıdem sırasının tespitinde başmüfettişliğe atanma tarihi, aynı tarihte atananlar için müfettişlik kıdemi, müfettişlik kıdemi de aynı olanlar için ise yeterlik sınavındaki başarı derecesi esas alınır.

(4) Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı yaptıktan sonra müfettişliğe dönenler dönemlerinin en kıdemlisi sayılırlar. Aynı dönemde bu durumda birden fazla müfettiş olması halinde, müfettişlik kıdemi esas alınır.

(5) Aynı tarihte yapılan giriş sınavı ile Başkanlıkta göreve başlayan müfettiş yardımcılarından, müfettişliğe geç atananların kıdemleri, kendi dönemlerinden olan müfettişlerden sonra gelir.

(6) Müfettiş sıfatını kazandıktan sonra görevden ayrılanlardan Müfettişliğe dönenler kıdem bakımından dönemlerinin sonuna alınırlar. Başkanlıktaki görevinden veya kamu hizmetinden ayrıldıktan sonra geri dönenlerin kıdemlerinin belirlenmesinde Başkanlıktaki fiili hizmet süreleri esas alınır.

Rehberlik ve Teftiş Başkanlığına atanma

MADDE 153 – (1) Rehberlik ve Teftiş Başkanı, Genel Müdürlükte en az 5 yıl Başmüfettiş olarak görev yapanlar arasından Genel Müdürün teklifi ile Başbakan veya görevlendirdiği Devlet Bakanının onayı ile atanır.

Müfettişlik güvencesi ve idari kademelerde geçici görevlendirme

MADDE 154 – (1) Müfettişler, kendi istekleri olmadıkça veya denetim hizmetlerinin gerekleriyle bağdaşmayan sıhhi, ahlaki veya mesleki yetersizlikleri tespit edilmedikçe görevlerinden alınamaz, diğer idari görevlere atanamazlar. Yetersizlik halleri ancak yargı kararı, sağlık raporu veya biri kıdemli olmak üzere en az iki müfettişten oluşan komisyonca hazırlanacak rapor gibi belgelerle tevsik edilir.

(2) Müfettişler, Müfettişlik hakları saklı kalmak kaydıyla diğer idari kademelerde geçici olarak görevlendirilebilirler.

Müfettiş kimlik belgesi ve mühür

MADDE 155 – (1) Müfettiş ve müfettiş yardımcılarına yetkilerini, unvanını, kimlik bilgilerini gösteren, Genel Müdür tarafından imzalanmış bir kimlik belgesi verilir.

 (2) Müfettiş ve yetkili müfettiş yardımcısına beratı ile birlikte mühür verilir. Bu berat ve mührün başkalarının eline geçmeyecek şekilde muhafazası, kaybedilmesi durumunda Başkanlığa bilgi verilmesi zorunludur.

 (3) Görevinden ayrılan müfettiş ve müfettiş yardımcıları zimmetlerindeki resmi mühür ve beratı ile kimlik belgesini Başkanlığa teslim etmek zorundadır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Vakıf Uzmanlığı ve Uzman Yardımcılığı

Uzman Yardımcılığı

MADDE 156 – (1) Vakıf Uzmanlığına uzman yardımcısı olarak girilir. Uzman yardımcılığına atanabilmek için; KPSS’de (A) grubu kadrolar için yapılan sınavda Genel Müdürlükçe belirlenen puan türünde tespit edilen asgari puanı almış olanlar arasında yapılan yarışma sınavında başarılı olmak şarttır.

Yarışma sınavı

MADDE 157 – (1) Uzman Yardımcılığı yarışma sınavları kadro ve ihtiyaç durumuna göre, Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmelik hükümleri çerçevesinde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılan KPSS sonuçlarına göre sınav ilanında belirtilen asgari taban puan esas alınarak, atama izni alınmış kadro kontenjanının yirmi katından fazla olmamak üzere belirlenen sayıda aday arasından yazılı ve sözlü sınav yapılarak seçilir.

Aranılan şartlar

MADDE 158 – (1) Yarışma sınavına katılabilmek için,

  1. a) Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan şartları taşımak,
  2. b) KPSS puan türlerinden yarışma sınavı duyurusunda ilan edilen asgari puanı almak,
  3. c) KPDS seviye tespit sınavında Genel Müdürlükçe belirlenen dillerin birinden en az (B) düzeyinde başarılı olmak,

ç) Sınavın yapıldığı tarihte otuz yaşını doldurmamış olmak,

  1. d) En az dört yıllık eğitim veren yurt içi veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış yurt dışındaki fakülte veya yüksek okullardan mezun olmak,

şartları aranır.

Yarışma sınavına başvuru ve başvuru belgeleri

MADDE 159 – (1) Yarışma sınavına katılmak isteyen adaylar, Genel Müdürlükten temin edecekleri başvuru formuna aşağıdaki belgeleri eklerler:

  1. a) T.C. Kimlik numarası beyanı,
  2. b) 4 adet vesikalık fotoğraf,
  3. c) Mezuniyet belgesinin aslı veya Genel Müdürlükçe onaylı örneği,

ç) KPSS sonuç belgesinin aslı veya Genel Müdürlükçe onaylı örneği,

  1. d) KPDS sınav sonuç belgesi aslı veya Genel Müdürlükçe onaylı örneği.

(2) Birinci fıkrada sayılan ve sınav ilanı ile istenebilecek diğer belgelerin Genel Müdürlük İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına son başvuru tarihi mesai saati bitimine kadar elden teslim edilmesi gerekir. Posta ile yapılan başvurularda, birinci fıkrada belirtilen belgelerin Genel Müdürlük genel evrakına en geç yarışma sınavı duyurusunda belirtilen son başvuru tarihine kadar ulaşmış olması şarttır. Postadaki gecikmeler dikkate alınmaz.

(3) Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilen adaylar yarışma sınavına alınmazlar, bunlardan sınava girmiş olanların sınavları geçersiz sayılarak atamaları yapılmaz. Atamaları yapılmış olsa dahi iptal edilir. Bunlar hakkında yasal işlem yapılmak üzere Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulur.

Sınav hazırlıkları ve sınava giriş belgesi

MADDE 160 – (1) İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı, yarışma sınavı hazırlık çalışmalarını yapar, yarışma sınavı başvurularını inceler ve aranılan şartların adaylarda mevcut olup olmadığını tespit eder.

(2) Gerekli şartları taşımayan adayların belgeleri istemeleri halinde iade edilir.

(3) İnsan Kaynakları Daire Başkanlığınca, sınava girme hakkı kazanan adaylara fotoğraflı sınava giriş belgesi verilir. Sınav giriş belgesinde kimlik bilgileri, sınav yeri ve tarihi yer alır. Sınav giriş belgesi olmayan aday sınava alınmaz.

Sınav kurulu

MADDE 161 – (1) Sınav kurulu Genel Müdür onayı ile İnsan Kaynakları Daire Başkanlığının bağlı bulunduğu Genel Müdür Yardımcısının başkanlığında, daire başkanları, birim müdürleri, vakıf uzmanları veya konusunda uzman kurum personeli arasından belirlenecek, başkan dahil beş asil ve üç yedek üyeden oluşur. İhtiyaç duyulması halinde üniversite öğretim üyeleri arasından en fazla iki kişi sınav kurulu asil üyesi olarak görevlendirilebilir.

Yarışma sınavı duyurusu    

MADDE 162 – (1) Açıktan atama izni alınmış kadro sayısı, sınıf, unvan ve dereceleri, öğrenim dalları ve kontenjanları, yarışma sınavına katılma şartları, KPSS puan türleri ve asgari puanları ile puan sıralamasına göre çağırılacak aday sayısı, son başvuru tarihi ve başvuru yeri, başvuruda istenilecek belgeler, sınavın yeri, zamanı, içeriği ve değerlendirme yöntemi ile atama sırasında istenecek belgeler, başvuru süresinin bitiminden en az 15 gün önce Resmî Gazete’de, Türkiye genelinde yayın yapan tirajı en yüksek ilk beş gazetenin birinde en az bir kez olmak üzere ilan vermek suretiyle ve Genel Müdürlük resmi internet sitesinde duyurulur.

(2) Yeterlik sınavında, Osmanlıca el yazması ve matbu belgeleri okuyup günümüz Türkçesine çevirebilecek düzeyde yeterliliğe sahip olup olmadıklarına yönelik değerlendirmeye tabi tutulacak uzman yardımcıları, sınav ilanında açıkça belirtilir.

(3) Yarışma sınavına öğrenim dallarının herbiri itibariyle alınacak uzman yardımcısı kadro kontenjanı için Genel Müdürlükçe öngörülen sayıda başvurunun olmaması halinde kadro ve ihtiyaç durumuna göre öğrenim dallarında Genel Müdürlükçe değişiklik yapılabilir.

(4) Sınav konuları, yazılı ve sözlü sınavın yapılış şekli ve değerlendirilmesine ilişkin hususlar sınavdan önce duyurulur. Sınavı kazanan adaylardan aşağıdaki belgeler istenir.

  1. a) Mezuniyet belgesi veya Genel Müdürlükçe onaylı sureti,
  2. b)(Değişik:RG-11/8/2011-28022)Adli sicil beyanı,
  3. c)(Değişik:RG-11/8/2011-28022)Askerlik durum beyanı,

ç) Görevini devamlı olarak yapmaya engel bir durumu olmadığına dair beyan,

  1. d) 4 adet fotoğraf.

Yarışma sınav notu ve sonucun duyurulması

MADDE 163 – (1) Yarışma sınavı başarı notu, her biri 100 üzerinden 65 puan alınması kaydıyla yazılı ve sözlü sınav notunun aritmetik ortalamasından oluşur.

(2) Sınav kurulu, öğrenim dalları itibariyle yarışma sınavı başarı listesini ve uzman yardımcısı aday listesini sözlü sınavın bittiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde Genel Müdürlüğe teslim eder. Kazanan adaylara yazılı tebligat yapılır. Ayrıca kazananların listesi Genel Müdürlüğün resmi internet sitesinde de duyurulur.

Uzman Yardımcılığı süresi, atama ve görevlendirilme

MADDE 164 – (1) Adayların uzman yardımcılığına atanmaları başarı derecesine göre yapılır. Uzman yardımcılığı süresi en az üç yıldır.

Tez konusunun belirlenmesi

MADDE 165 – (1) Uzman yardımcısı; olumlu sicil almak kaydıyla adaylıkta geçen iki yıllık süreyi tamamladıktan sonra Genel Müdürlüğün görev alanı ile ilgili bir tez konusunu 1 ay içerisinde belirleyerek İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına bildirir. Tez konusu Genel Müdürlük onayı ile kesinleşir ve ilgiliye duyurulur.

(2) İki yıllık süreye ücretsiz izin süresiyle askerlikte geçen süreler dahil değildir.

Tezin hazırlanmasına ilişkin esaslar

MADDE 166 – (1) Uzmanlık tezi, tez konusunun ilgiliye tebliğ tarihini takip eden bir yıl içinde hazırlanır. Bu sürenin son üç ayında uzman yardımcılarına başka görev verilmemesi esastır. Tezde yabancı dilde hazırlanmış özet bölümünün bulunması şarttır.

(2) Tezin hazırlanmasında, konunun başka bir kurum ve kuruluşta uzmanlık, yüksek lisans, doktora tezi veya başka bir ad altında içerik ve sonuçları açısından aynı şekilde incelenip savunulmamış olması esastır. Uzman yardımcısının hazırlayacağı tezin kendi görüş ve değerlendirmelerini içermesi ve bilimsel çalışma etiğine uygun olması gereklidir.

(3) Genel Müdürlük tarafından uzman yardımcılarına, vakıf uzmanı veya 158 inci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen nitelikleri taşıyan bir tez danışmanı belirlenir. Tez danışmanı, uzman yardımcısına tez çalışmalarında nezaret eder.

Yeterlik sınav komisyonu

MADDE 167 – (1) Yeterlik Sınav Komisyonu, İnsan Kaynakları Daire Başkanlığının bağlı olduğu Genel Müdür Yardımcısı başkanlığında, beş asil ve üç yedek üyeden Genel Müdür onayı ile oluşur. Gerektiğinde üniversite öğretim üyelerinden iki kişi komisyona dahil edilebilir.

(2) Komisyon üye tam sayısı ile toplanır, kararlar oy çokluğu ile alınır ve çekimser oy kullanılamaz.

Tezin teslimi

MADDE 168 – (1) Uzman yardımcısı hazırladığı tezi İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına teslim eder. İlgili daire tezin bir örneğini tez danışmanına verir. Tez danışmanı on beş gün içinde tez ile ilgili raporunu hazırlar ve ilgili daireye gönderir. İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı tezi, raporla birlikte değerlendirilmek üzere komisyon üyelerine dağıtır.

(2) Mazereti sebebiyle tezini zamanında teslim edemeyen uzman yardımcısına, talebi üzerine Genel Müdürlük onayı ile zorunlu halin gerektirdiği kadar ek süre verilebilir.

Tezin değerlendirilmesi

MADDE 169 – (1) Genel Müdürlükçe tespit edilecek değerlendirme gününde, uzman yardımcısı tezini sözlü olarak savunur ve üyelerin sorularını cevaplandırır. Değerlendirme günü uzman yardımcısına en az bir ay önceden İnsan Kaynakları Daire Başkanlığınca bildirilir.

(2) Komisyon, tezi değerlendirerek, tezin başarılı veya başarısız olduğuna oy çokluğu ile karar verir. Başarısız kabul edilen tezlerin eksiklikleri, nedenleri ile birlikte gerekçede belirtilir.

(3) Tezi başarısız görülen uzman yardımcısına komisyonca bir hak daha tanınır. Uzman yardımcısı ikinci hakkını, sonuçların ilanından itibaren üç ay içinde, daha önceden hazırlamış olduğu tezi düzelterek kullanır, düzeltilen tez aynı usulle yeniden değerlendirilir.

 (4) Tezi ikinci defa başarısız görülen uzman yardımcısı, yeterlik sınavına girme hakkını tamamen kaybeder. Genel Müdürlükte öğrenim durumları ve kadro derecelerine uygun başka bir göreve atanırlar.

Yeterlik sınav duyurusu

MADDE 170 – (1) Yeterlik sınav tarihi, sınav komisyonunca belirlenerek sınavın yapılmasından bir ay önce duyurulur.

(2) Yeterlik sınavı, tezin başarılı bulunmasının tebliğinden itibaren en geç bir ay içerisinde Genel Müdürlükçe yapılır.

Yeterlik sınavına girebilme şartları

MADDE 171 – (1) Yeterlik sınavına girebilmek için, uzman yardımcısının üç yıl çalışmış olması, tezinin başarılı kabul edilmesi ve sicil notunun olumlu olması şarttır.

Yeterlik sınavı ve değerlendirme

MADDE 172 – (1) Tezi yeterli görülen uzman yardımcısı;

  1. a) Mesleki bilgi,
  2. b) Genel Müdürlüğün görev alanına giren mevzuat,

konularında sözlü sınava tabi tutulur.

(2) Sözlü sınavda; her adaya sınav kurulu üyelerince 100 tam puan üzerinden ayrı ayrı not verilir ve bunların aritmetik ortalaması sınav notunu belirler.

(3) Sözlü sınavda başarılı sayılmak için notun en az 70 olması gerekir.

(4) Ayrıca, 162 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında alınan uzman yardımcıları için Osmanlıcalarının yeterli düzeyde olup olmadığının ölçülmesine yönelik ayrı bir oturumda yazılı sınav yapılır. Yapılacak sınavda 100 tam puan üzerinden en az 70 alınması gerekir.

Yeterlik sınav sonucunun tebliği

MADDE 173 – (1) Komisyon tarafından sonuç listesi sözlü sınavın bittiği tarihi takip eden 5 iş günü içinde Genel Müdürlük onayına sunulur, sonuç ilgililere tebliğ edilir.

Uzmanlığa atama

MADDE 174 – (1) Yeterlik sınavında başarılı bulunan Uzman Yardımcısı, uzmanlık için aranan diğer şartları da taşıması kaydıyla Genel Müdürlük tarafından Vakıf Uzmanı olarak atanır. Ataması yapılanlar birden fazla ise aralarındaki başarı sıralaması, uzman yardımcılığı dönemindeki çalışmaları ve tez değerlendirme sonuçları birlikte değerlendirilerek Genel Müdürlükçe belirlenir.

Sınava girmeyenler ile başarı gösteremeyenler

MADDE 175 – (1) Uzman yardımcılığı yeterlik sınavında başarı gösteremeyenlere sınavdan itibaren altı ay içinde bir hak daha verilir.

(2) Bu süre sonunda da yeterlik sınavında başarı gösteremeyenler ile belgelenmiş veya geçerli nedeni bulunmaksızın sınava girmeyenler, Genel Müdürlükte öğrenim durumları ve kadro derecelerine uygun başka bir göreve atanırlar.

Uzman yardımcılarının görevleri

MADDE 176 – (1) Vakıf Uzman yardımcıları;

  1. a) İlgili mevzuatta belirtilen görevleri yapmak,
  2. b) Vakıf uzmanları ile birlikte Genel Müdürlüğün görev alanlarında araştırma ve inceleme yapmak,
  3. c) Genel Müdürlükçe verilen diğer görevleri yerine getirmekle

görevli ve yükümlüdürler.

Uzmanların görevleri

MADDE 177 – (1) Vakıf Uzmanları;

  1. a) İlgili mevzuatta belirtilen görevleri yapmak,
  2. b) Genel Müdürlüğün görev ve amaçları kapsamında, araştırma ve inceleme yapmak, proje üretmek ve geliştirmek,
  3. c) Genel Müdürlüğün faaliyet alanına giren konulardaki mevzuat çalışmalarına yardımcı olmak,

ç) Genel Müdürlükçe verilen diğer görevleri yerine getirmekle

görevli ve yükümlüdürler.

(Ek bölüm:RG-10/11/2013-28817)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Hukuk Müşavirliği ve Avukatlık Sınavı ve Atamaya İlişkin Usul ve Esaslar

Giriş sınavı

MADDE 177/A – (1) Hukuk Müşaviri ve Avukat kadrolarına Genel Müdürlüğün boş kadro ve ihtiyaç durumuna göre KPSS (B) grubu KPSSP3 puan sıralaması esas alınarak yapılacak yazılı ve/veya sözlü sınavı sonundaki başarı sıralamasına göre atama yapılır.

Giriş sınavının duyurulması

MADDE 177/B – (1) Giriş sınavının şekli, katılma şartları, sınav konuları, istenecek belgeler, ilk ve son başvuru tarihi, başvuru yeri ve şekli, başvuru evrakının temin edileceği yerler, sınavın yeri ve zamanı, KPSSP3 asgari puanı, atama yapılması planlanan azami kadro sayısı, kadronun sınıfı ve derecesi ile gerekli görülen diğer hususlar son başvuru tarihinden en az bir ay önce Resmî Gazete’de, Türkiye genelinde yayımlanan tirajı en yüksek ilk beş gazetenin en az birinde ve Genel Müdürlük internet sitesinde yayımlanmak suretiyle duyurulur.

Giriş sınavına başvuru şartları

MADDE 177/C − (1) Giriş sınavına başvurmak isteyenlerin aşağıda belirtilen şartları taşımaları gerekir:

  1. a) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde yer alan genel şartları taşımak.
  2. b) En az dört yıllık lisans eğitimi veren hukuk fakülteleri veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurtdışındaki fakülte veya yüksekokullardan mezun olmak.
  3. c) Avukatlık sınavı için başvuru işlemlerinin son günü itibariyle avukatlık ruhsatını haiz olmak.

ç) Son başvuru tarihi itibariyle geçerlilik süresi dolmamış KPSSP3 puan türünden, giriş sınavı ilanında belirtilmiş olan asgari puanı almış olmak.

Giriş sınavına başvuru ve istenecek belgeler

MADDE 177/Ç – (1) Sınava başvuru, şahsen, elden veya posta yoluyla ilanda belirtilen adrese ya da ilanda belirtildiği takdirde internet üzerinden yapılabilir.

(2) Sınava katılmak isteyen adaylar, Genel Müdürlükten veya Genel Müdürlük internet adresinden temin edecekleri sınav başvuru formunu doldurarak aşağıdaki belgeleri eklerler:

  1. a) 4 adet vesikalık fotoğraf.
  2. b) Yükseköğrenim diplomasının veya çıkış belgesinin aslı ya da belgenin verildiği yer yükseköğrenim kurumunca onaylı örneği (eğitimini yurt dışında tamamlamış olanların diploma denklik belgesinin aslı veya onaylı örneği).
  3. c) KPSS sonuç belgesinin bilgisayar çıktısı.

ç) Avukatlık ruhsatnamesinin aslı veya onaylı örneği.

  1. d) El yazısı ile yazılmış özgeçmiş.

(3) İkinci fıkrada sayılan ve sınav ilanı ile istenebilecek diğer belgelerin Genel Müdürlük İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına son başvuru tarihi mesai bitimine kadar teslim edilmesi gerekir. Bu belgelerin aslı ibraz edilmek kaydıyla suretleri Genel Müdürlükçe tasdik edilebilir. Posta ile yapılan başvurularda belgelerin son başvuru tarihine kadar Genel Müdürlüğe ulaşmış olması şarttır. Postadaki gecikmeler ile eksik belge ve bilgiyle yapılan başvurular dikkate alınmaz.

(4) Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilen adaylar yarışma sınavına alınmazlar.

(5) Aranılan şartları taşıyan adaylar, ilanda belirtilen KPSSP3 puan türünden en yüksek puanı alan adaydan başlamak ve atama yapılması planlanan kadro sayısının beş katını geçmemek üzere bir sıralamaya tabi tutulur.  KPSSP3 puan türü itibariyle en son adayın aldığı puanla aynı puana sahip adaylar da giriş sınavına çağrılır.

(6) Sınava girmeye hak kazanan adayların isimleri ile söz konusu adayların nerede sınava gireceklerine ilişkin listeler Genel Müdürlük internet sitesinde yayımlanmak suretiyle duyurulur.

Sınav Kurulu

MADDE 177/D – (1) Sınav Kurulu, Genel Müdür onayı ile İnsan Kaynakları Daire Başkanlığının bağlı bulunduğu Genel Müdür Yardımcısının başkanlığında, 1. Hukuk Müşaviri, İnsan Kaynakları Daire Başkanı ile daire başkanları ve konusunda uzman kurum personeli arasından belirlenecek, başkan dâhil beş asıl ve üç yedek üyeden oluşur. İhtiyaç duyulması halinde üniversite öğretim üyeleri arasından en fazla iki kişi Sınav Kurulu asıl üyesi olarak görevlendirilebilir.

(2) Sınav Kurulu üye tam sayısı ile toplanır ve oy çokluğuyla karar alır.  Oylama sırasında çekimser oy kullanılamaz. Karara katılmayanlar karşı oylarını gerekçeleriyle birlikte belirtmek zorundadır.

(3) Sınav Kurulu başkan ve üyeleri; kendilerinin, boşanmış olsalar dahi eşlerinin, ikinci dereceye kadar (bu derece dâhil) kan ve kayın hısımlarının veya evlatlıklarının katıldığı sınavlarda görev alamaz.

(4) Sınav Kurulu, başvuruların incelenerek adayların başvuru şartlarını taşıyıp taşımadıklarının tespit edilmesi, sınavın yapılması, sonuçların ilan edilmesi, itirazların incelenerek karara bağlanması ile sınavla ilgili diğer işlemlerin yürütülmesinde görevli ve yetkilidir.

Giriş sınavının yapılış biçimi

MADDE 177/E – (1) Sınav yazılı ve/veya sözlü olarak yapılabilir. Yazılı sınav klasik ve/veya test usulünde Genel Müdürlük veya diğer kamu kurum ve kuruluşları ile üniversiteler tarafından yapılır.

(2) Yazılı sınavın Genel Müdürlük tarafından yapılması halinde, sınav soruları Sınav Kurulu tarafından hazırlanır veya hazırlattırılır.

(3) Sınavın başka kurum veya kuruluşlara yaptırılması halinde, yazılı sınava ilişkin hususlar Genel Müdürlük ile anılan kurum veya kuruluş arasında yapılacak protokolle belirlenir.

Sınav konuları

MADDE 177/F – (1) Yazılı sınav konuları şunlardır:

  1. a) Anayasa Hukuku.
  2. b) İdare Hukuku.
  3. c) İdari Yargılama Hukuku.

ç) Medeni Hukuk.

  1. d) Medeni Usul Hukuku.
  2. e) Borçlar Hukuku.
  3. f) Ticaret Hukuku.
  4. g) İş Hukuku.

ğ) İcra ve İflas Hukuku.

  1. h) Ceza Hukuku.

ı) Ceza Usul Hukuku.

(2) Genel Müdürlük gerek görmesi halinde, giriş sınavı duyurusunda yer vermek şartıyla ilave konular da belirleyebilir.

Sınavın değerlendirilmesi

MADDE 177/G – (1) Sınav, yüz tam puan üzerinden değerlendirilir ve sınavda başarılı sayılabilmek için en az yetmiş puan almak gerekir. Sadece yazılı sınav sonucuna göre atama yapılması halinde, bu sınavda en yüksek puan alandan başlamak üzere duyurulan azami boş kadro sayısı kadar atama yapılır.

(2) Sınavın yazılı ve sözlü yapılması halinde, yazılı sınavda başarılı olanlar sözlü sınava alınırlar. Sözlü sınavdan başarılı sayılabilmek için en az yetmiş puan almak şarttır. Yazılı ve sözlü sınav notları aritmetik ortalaması alınarak başarı notu bulunur. Başarı sıralaması en yüksek not alandan başlamak üzere belirlenir.

(3) Sınavın sadece sözlü yapılması halinde, başarı sıralaması, sözlü sınavda en yüksek not alan adaydan başlanarak belirlenir.

(4) Sınav notlarındaki herhangi bir eşitlik durumunda KPSSP3 puanı yüksek olan aday sıralamada üstte yer alır.

(5) Sınav sonuçları ve sözlü sınava girmeye hak kazanan adaylar ile sözlü sınavın yeri ve tarihine ilişkin listeler Genel Müdürlük internet sitesinde yayımlanmak suretiyle ilan edilir. Adaylara ayrıca yazılı bildirim yapılmaz.

(6) Sözlü sınavda adaylar;

  1. a)  177/F inci maddede yer alan sınav konularına ilişkin bilgi düzeyi,
  2. b) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü,
  3. c) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu,

ç) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,

  1. d) Genel yetenek ve genel kültürü,
  2. e) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı,

yönlerinden ayrı ayrı puan verilmek suretiyle değerlendirilirler. Adaylar, Sınav Kurulu tarafından (a) bendi için elli puan, diğer bentlerde yazılı özelliklerin her biri için onar puan üzerinden değerlendirilir ve verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Sözlü sınavda başarılı sayılmak için, Sınav Kurulu üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması şarttır.

Sınav sonuçlarının ilanı ve itiraz

MADDE 177/Ğ – (1) Giriş sınavı sonuçları, Sınav Kurulunca, puanı en yüksek adaydan başlamak suretiyle başarı derecesine göre sıraya konulup, atama yapılacak kadro sayısı kadar asıl aday ve bunların yarısı kadar yedek aday tespit edilerek bir liste halinde tutanağa bağlanır.

(2) Giriş sınavında başarılı olan adaylara ilişkin asıl ve yedek listeler Genel Müdürlük internet sitesinde yayımlanarak duyurulur. Ayrıca, asıl ve yedek listelerde yer alan adaylara sonuç yazı ile bildirilir.

(3) Asıl ve yedek listelerinde sıralama yapılırken, adayların giriş sınavı puanının eşit olması halinde, KPSSP3 puanı yüksek olan adaya öncelik tanınır.

(4) Yedek listede yer alan adayların hakları müteakip yazılı sınav tarihine kadar geçerli olup, daha sonraki sınavlar için müktesep hak veya herhangi bir öncelik teşkil etmez.

(5) Giriş sınavından yetmiş ve üzerinde puan almış olmak asıl ve yedek listesindeki sıralamaya giremeyen adaylar için müktesep hak teşkil etmez.

(6) Duyuru tarihinden itibaren beş gün içerisinde sınav sonuçlarına itiraz edilebilir. Yapılan itirazlar Sınav Kurulunca varsa sözlü sınav tarihinden önce ve her halde en geç on beş gün içinde sonuçlandırılır.

Hukuk Müşaviri ve Avukat kadrosuna atama

MADDE 177/H – (1) Hukuk Müşavirliği ve Avukatlık giriş sınavında başarılı olan adaylardan atamalarının yapılması için aşağıdaki belgeler istenir:

  1. a) Erkek adayların askerlikle ilişiği olmadığına dair yazılı beyanı.
  2. b) Adli sicil kaydına ilişkin yazılı beyanı.
  3. c) Sağlık açısından görevini devamlı olarak yapmaya engel bir durumu bulunmadığına dair yazılı beyanı.

ç) Dört adet vesikalık fotoğraf.

  1. d) Mal bildirimine dair yazılı beyanı.

(2) Giriş sınavında başarılı olup, asıl listede yer alanlardan, kendilerine yapılacak bildirimde belirtilen süre içinde istenen belgeleri ibraz edenler Hukuk Müşaviri ve Avukat kadrolarına atanırlar.

(3) Gerekli şartları taşımadığı sonradan anlaşılanların atama işlemleri yapılmaz. Atamaları yapılmış ise bu atamalar iptal edilir. Atama yapılması için kendilerine bildirilen süre içinde mazeretsiz olarak başvurmayan veya ataması yapıldığı halde süresi içinde göreve mazeretsiz başlamayan adaylar atama işleminden feragat etmiş sayılırlar ve sınav sonuçları kazanılmış hak sayılmaz.

(4) Atama işleminden feragat edenler, göreve başlamayanlar veya atamaları iptal edilenlerin yerlerine, yedek listeden başarı sırasına göre atama yapılabilir.

Gerçeğe aykırı beyan

MADDE 177/I – (1) Giriş sınavında başarılı olanlardan, gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenlerin, sınavları geçersiz sayılarak atamaları yapılmayacağı gibi, bu şekilde atamaları yapılmış olsa dahi bu atamalar iptal edilir ve bunlar hiçbir hak talep edemezler.

(2) Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenler hakkında Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur.

BEŞİNCİ  BÖLÜM (2)

Çeşitli ve Son Hükümler

 

Vakıf kültür varlıklarının devri       

MADDE 178 – (1) Vakıf yoluyla meydana gelip de her ne suretle olursa olsun Hazine, belediye, özel idarelerin veya köy tüzel kişiliğinin mülkiyetine geçmiş vakıf kültür varlıkları tapu sicil müdürlüğünce mazbut vakıfları adına tescil edilir.

(2) Vakıf yolu ile meydana gelen kültür varlıklarının tespiti; vakfiyeler, vakıf veya tapu kütüklerindeki kayıtlar, kadastro tespit evrakı, fermanlar, beratlar, atik senetler, yoklama kayıtları, kitabeler, tarihi kayıtlar, müze kayıtları, tescil kayıtları ile mülkname, temessük, tefviz, hazine-i hassa, mütevelli, mültezim, sipahi senetleri gibi belgelerden biri veya birkaçı ile yapılır.

(3) Eserin vakıf yoluyla meydana gelmiş vakıf kültür varlığı olduğunun ikinci fıkrada belirtilen belgelerle tespiti halinde bölge müdürlüğünün talebi üzerine mazbut vakıfları adına tescili yapılır.

Vakıf kültür varlığının tahliyesi

MADDE 179 – (1) Devralınan vakıf kültür varlığı herhangi bir suretle kiralanmışsa veya işgal edilmiş ise kiracılar veya işgalciler bu yerleri mütemmim cüz’ü ve teferruatı ile birlikte ve hiçbir değişikliğe tabi tutulmadan talep tarihinden itibaren otuz gün içerisinde tahliye ederek, Genel Müdürlüğe teslim etmek mecburiyetindedirler.

(2) Bu süre içinde boşaltılmadığı takdirde, bölge müdürlüğünün talebi üzerine bulunduğu yer mülki amirince en geç 15 gün içinde taşınmazın tahliyesi sağlanır.

Vakıf kültür varlıklarının korunması ve imar uygulamalarının bildirilmesi

MADDE 180 – (1) Kamu kurum ve kuruluşları, koruma imar planlarını düzenlerken vakıf kültür varlıklarıyla ilgili hususlarda Genel Müdürlüğün olumlu görüşünü almak zorundadırlar.

(2) Koruma imar planı, uygulama imar planı ve parselasyon planı çalışmaları bölge müdürlüklerince düzenli olarak takip edilir.

(3) Mazbut vakıflara ait taşınmazlarda akar niteliğini koruyacak şekilde imar düzenlemesi yapılır. Akar nitelikli vakıf taşınmazlara, imar planlarında yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, cami, karakol, okul, resmi hizmet alanı, belediye hizmet alanı gibi akar niteliği olmayan fonksiyonlar verilemez. Bu taşınmazlarda akar niteliğini koruyacak şekilde imar düzenlemesi yapılmadığının tespit edilmesi halinde, taşınmazın akar niteliğine uygun imar planı tadilatının yapılması ilgili kurumdan istenir. İlgili kurum talep doğrultusunda gerekli düzeltmeleri yapar. İmar tadilatı sonuçlanıncaya kadar işlemler bölge müdürlüğünce takip edilir.

Taviz bedeli

MADDE 181 – (1) Vakıf şerhi bulunan taşınmazlara dair işlemler bölge müdürlüklerince yürütülür.

(2) Vakıf şerhi bulunan taşınmazların, miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenleri ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlardan olup olmadığı tespit edilir. Bu tespit çalışması Kültür ve Tescil Daire Başkanlığı bünyesinde oluşturulan uzman kişilerin görev alacağı bir komisyon marifetiyle yürütülür.

(3) Komisyonca tespiti yapılan bu taşınmazlar taviz bedeli alınmaksızın serbest tasarrufa terk edilir.

Genel Müdürlüğü temsil

MADDE 182 – (1) Bölge müdürü; mahkemelerde, diğer kurul ve makamlarda Genel Müdürlüğü temsil edebileceği gibi bu sıfatla başka memurları da vekil tayin edebilir. Bölge müdürü veya vekil tayin edilen memur inşa, tamir, kiralama, kiraya verme, alım, satım, şerh ve ihale işlerinde de aynı suretle Genel Müdürlük namına hareket eder.

Yürürlükten kaldırılan yönetmelikler

MADDE 183 – (1) 28/12/1989 tarihli ve 20386 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Muhtaç Aylığı ve Vakıf İmaret Yönetmeliği, 5/9/1993 tarihli ve 21689 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vakıflar Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Yönetmeliği, 4/6/1998 tarihli ve 23362 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vakıf Hayrat Taşınmazların Tahsisi Hakkında Yönetmelik, 20/3/2001 tarihli ve 24348 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Bezm-i Âlem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi Fakir ve Garip Hastaların Teşhis ve Tedavisinde Uygulanacak Usul ve Esaslara Ait Yönetmelik, 28/7/2001 tarihli ve 24476 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yeni Vakıflar Birim Yönetmeliği, 24/1/2003 tarihli ve 25003 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri, Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları Altında Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına Tescil Edilmesi Hakkında Yönetmelik, 8/9/2006 tarihli ve 26283 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vakıflar Genel Müdürlüğü Burs Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.

Meclis Üyeliği için yapılacak ilk seçim

GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç bir ay içerisinde Kanun ve bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara uygun olarak Meclis üyeliği için yapılacak seçim süreci başlar.

Mevcut yönetim kurulu üyeleri

GEÇİCİ MADDE 2 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan cemaat vakfı yönetim kurulu üyelerinden Kanunun 9 uncu maddesine aykırı olmayanların görevleri yeni seçimlere kadar devam eder.

İç denetim raporları

GEÇİCİ MADDE 3(1) – (1) Vakıflara ait 2008 yılı iç denetim raporlarının sertifikalı denetçiler tarafından düzenlenmesi zorunlu değildir. Ancak söz konusu raporların bu Yönetmelikte yer alan usul ve esaslara göre düzenlenmesi ve gönderilmesi zorunludur.

Yürürlük

MADDE 184 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 185 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakan yürütür.

__________

(1) Danıştay Onuncu Dairesinin 2/10/2012 tarihli ve Esas No. 2008/11347 Karar No. 2012/4555 sayılı ve 18/6/2014 tarihli ve Esas No. 2009/11943 Karar No. 2014/4092 sayılı Kararları ile bu Yönetmeliğin 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 44 üncü maddesi, 46 ncı maddesinin beşinci fıkrası, 48 inci maddesi ve Geçici 3 üncü maddesi iptal edilmiştir.

 

(2) 10/11/2013 tarihli ve 28817 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik değişikliği ile madde 177 den sonra gelmek üzere Dördüncü bölüm eklenmiş, Dördüncü Kısım Dördüncü Bölüm, Beşinci Bölüm olarak teselsül ettirilmiştir.

Yönetmeliğin Yayımlandığı Resmî Gazete’nin
Tarihi Sayısı
27/9/2008 27010
Yönetmelikte Değişiklik Yapan Yönetmeliklerin Yayımlandığı Resmî Gazetelerin
Tarihi Sayısı
1. 14/8/2010 27672
2. 11/8/2011 28022
3. 30/11/2011 28128
4. 19/1/2013 28533
5. 10/11/2013 28817
6. 18/9/2014 29123
7. 30/6/2016 29758

Medyada Cinsel Şiddet ve Tacizi Önleyici Politika Belgesi

0
Medyada Cinsel Şiddet ve Tacizi Önleyici Politika Belgesi

Medyada Cinsel Şiddet ve Tacizi Önleyici Politika Belgesi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Kadın Gazeteciler Komisyonu tarafından hazırlanmış ve 2025 yılı 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde ilan edilmiştir. Bildirge, medyada cinsel şiddet ve tacizin önlenmesine yönelik kapsamlı bir politika belgesidir. 

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Kadın Gazeteciler Komisyonu, medyada cinsel taciz ve istismar vakalarının ifşa edilmesi ve bu sorunların önlenmesine yönelik 21 Ağustos 2025’te yeni bir politika geliştirme çalışmasına başlamıştır. Üyeleri arasında Ayşegül Aydoğan Atakan, Ayten Serin İnsel, Çiğdem Yılmaz, İrem Barutçu, Mesude Demir, Semra Kardeşoğlu Kanar, Şükran Pakkan ve Zehra Güngör’ün bulunduğu Komisyonun bu girişimi, fotoğraf ve sinema sektörlerinden sonra medya alanını da kapsayarak, cinsel taciz ifşalarını değerlendirmeyi ve bu sorunların önlenmesine yönelik adımlar atmayı amaçlamıştır. Hazırlanan Belge, TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda 24 Kasım 2025 Pazartesi günü düzenlenen “Medyada Cinsel Şiddet ile Cinsel Tacizin Önlenmesi ve İşverene Düşen Sorumluluklar” başlıklı toplantıda tanıtılarak kamuoyunun dikkatine sunulmuştur.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

TÜRKİYE GAZETECİLER CEMİYETİ
MEDYADA CİNSEL ŞİDDET VE TACİZİ ÖNLEYİCİ POLİTİKA BELGESİ
(25 Kasım 2025)

Bu politika belgesi, sektördeki çeşitli ulusal ve uluslararası kurumların cinsel taciz politikalarına dayanarak hazırlanmıştır; bunların arasında ILO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) Örnek Cinsel Taciz Politikası ve Norveç medya şirketi VG’nin cinsel taciz prosedürleri bulunmaktadır.

AMAÇ:

Bu politika belgesi, sektörde faaliyet gösteren medya kuruluşlarının cinsel istismar ve taciz
politikalarını belirlemek ve çalışanların güvenli bir ortamda çalışabilmelerini güvence altına almak üzere hazırlanmıştır. Taraflar, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz de dâhil olmak üzere, çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesi ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması için çerçeve sunan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi (ILO C190) ve 206 sayılı Tavsiye Kararı, BM Kadına Yönelik Her Türlü̈ Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), İstanbul Sözleşmesi ve diğer uluslararası sözleşmeler ile Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri referans alarak şiddet ve tacizden arındırılmış bir çalışma ortamının bir parçası olmayı kabul ederler.

MADDE 1: TARAFLAR

Bu Politika Belgesinde müştereken taraflar; ……….. adresinde faaliyet gösteren ……… şirketi ile kurumda …. pozisyonunda çalışacak / çalışmakta olan ……………. arasındadır.

MADDE 2: TAAHHÜT

Taraflar, işyerindeki tüm çalışanlar için cinsel tacize karşı sıfır tolerans politikasını benimsediğini ve güvenli bir çalışma ortamı sağlama konusundaki kararlılığını, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve tacizin kadına yönelik ayrımcılık ve kadının insan haklarının ihlali olduğunu kabul ve taahhüt ederler. Taraflar, cinsiyet, cinsiyet kimliği veya cinsel yönelimine, statüsüne bakılmaksızın tüm çalışanlar için insan onuruna yakışır çalışma ortamı hazırlamak adına bu politika metnini imza altına alırlar. Bu politika belgesi aşağıda imzası bulunan kişi ve çalıştığı kurum açısından bağlayıcıdır. Bu belge ile işyerinde tüm şiddet ve cinsel taciz şikâyetlerinin, kişilik hakları gözetilerek saygı, güven ve gizlilik esasları çerçevesinde ciddiyetle ele alınacağı ve kurumun belirlediği yaptırım politikalarının devreye alınacağı taahhüt altına alınmıştır. İşbu politika metni çalışan ve işyeri açısından olumsuz sonuçların ortadan kaldırılması için yapılacak çalışmaların bütününü kapsar.

MADDE 3: TANIMLAMALAR:

Politika Belgesi metni içinde;

a) Bu Politika Belgesinde şiddete maruz kalan kişi “ŞİKAYETÇİ” sıfatıyla anılacaktır,
b) Bu Politika Belgesinde ……. şirketi “İŞVEREN” sıfatıyla anılacaktır,
c) Bu Politika Belgesinde taraf olan ŞİKAYETÇİ ile İŞVEREN müştereken “TARAFLAR”
sıfatıyla anılacaktır,
d) İşverenin, tarafların imzaladığı ve iş sözleşmesinde belirtilen adreslerinde kurulu işyerleri ile kanun çerçevesinde işin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı yerler ve dinlenme, bebek emzirme, yuva/kreş, yemek, uyku, yıkanma, muayene, bakım, bedeni veya mesleki eğitim yerleri gibi eklentiler ve araçlar ile uluslararası sözleşmeler ve yasalar uyarınca işyeri sayılan yerler “İŞYERİ” diye,
f) Bu Çalışma Yaşamında Şiddet Ve Tacizi Önlemeye Yönelik Politika Belgesi “POLİTİKA
BELGESİ” diye,

adlandırılmıştır.

Ayrıca bu Politika Metni içinde;

1) TOPLUMSAL CİNSİYET: Kadınlık ve erkeklik cinsiyet rollerinin toplumsal olarak inşa edildiğini, farklı cinsiyetlere atfedilen, hiyerarşi ve güç içeren rol ve sorumlulukların mevcut tarihsel, toplumsal ve coğrafi koşulların bir ürünü olduğunu ifade eder.
2) TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ: Cinsiyetler için eşit koşullar, eşit muamele, eşit fırsatlar, eşit değer, kaynakların eşit paylaşımı ve özgürlük, farklılık ve çeşitlilik demektir.
3) TOPLUMSAL CİNSİYET TEMELLİ ŞİDDET: Bir kişinin veya bir grubun cinsiyet, cinsiyet kimliği ve/veya cinsel yönelimine yönelik sözlü veya fiziksel saldırı ve ayrımcılıktır. Kişinin cinsiyetinden ötürü maruz kaldığı hakaret, küfür, tehdit, aşağılama, kötü muamele bu tanıma dahildir.
4) KADINA YÖNELİK ŞİDDET: Kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan (ve 6284 sayılı Kanunda şiddet olarak tanımlanan) her türlü tutum ve davranışı ifade eder.
5) CİNSEL ŞİDDET: Cinsel nitelikli olan ve kişinin rızası olmadan gerçekleşen her türlü girişim veya tehdit içeren eylemdir. Cinsel şiddet şunları kapsar: Tecavüz, cinsel istismar ve cinsel taciz, sömürü ve zorla alıkoyarak fuhuşa zorlamak vb.
6) CİNSEL TACİZ: Sözle, beden diliyle veya iletişim araçları kullanılarak, kişinin rızasına dayanmayan, cinsel özgürlüğünü hedef alan ve fiziksel temas içermeyen cinsel içerikli davranışların tümüdür.
7) CİNSEL SALDIRI: Kişiye rızası olmaksızın temas ederek kişinin beden ve cinsel dokunulmazlığını ihlal eden davranışlardır.
8) FLÖRT ŞİDDETİ: Evlilik, sevgililik veya partnerlik ilişkisi içerisinde bir tarafın diğeri üzerinde egemenlik kurması, onu kontrol etmesi veya ona güç uygulamasıdır. İlişkiye hâkim olan fiziksel, cinsel, psikolojik veya dijital şiddet içeren davranışlardır.
9) DİJİTAL ŞİDDET: İnternet ve sosyal medya araçlarıyla rahatsız edici veya istenmeyen, ayrımcılık veya şiddet içeren davranışlardır. İzinsiz olarak kişinin fotoğraflarını paylaşmak, fotoğraf ya da video üretmek veya bununla tehdit etmek, cinsel içerikli fotoğraf veya mesaj göndermek, sosyal medya hesaplarını kontrol etmek, sosyal medya aracılığıyla kişi üzerinde güç kullanmak örnekler arasındadır.
10) ISRARLI TAKİP: Kişinin güvende hissetmesini engelleyecek ölçüde izlenmesi ve takip edilmesi durumudur. Israrlı takip, yoluna çıkmak vb. fiziksel olabileceği gibi sosyal medya araçlarıyla veya telefonla sürekli rahatsız etmek, huzursuz etmek ve peşinde olmak biçiminde de olabilir. 6284 Sayılı Kanun ısrarlı takipten korunmayı da içerir.

11) CİNSİYETÇİLİK: Bir cinsiyeti aşağılayıcı, hor görücü, ikincilleştirici ifade ve davranışlardır. Cinsiyetçi şakalar, küfürler, cinsiyetçi sözcükler, hitaplar gündelik dilde sık karşılaşılan örneklerdendir. Adam gibi, kız gibi vb. kullanımlar en sık kullanılan cinsiyetçi kalıplardır.
12) MİSİLLEME: İntikam almak veya mağdurun tekrar belirli bir şekilde davranmasını önlemek için çeşitli şekillerde onu taciz etmektir. Kişinin cinsel veya duygusal amaçlı girişim ve teklifleri reddetmesi ya da tacize uğradığını düşünerek şikâyet etme yoluna gitmek istemesi/gitmesi nedeniyle, açıkça veya örtülü olarak çalışma koşullarının intikam amacıyla zorlaştırılmasıdır. İşten çıkarma ya da işten çıkarma tehdidi, istenmeyen işlerde görevlendirme, maaştan kesme gibi örnekler kişiyi sessizliğe mahkûm etmeyi hedefleyen misilleme örnekleridir.
13) CİNSEL RÜŞVET/GÖZDAĞI TACİZİ (QUİD PRO QUO): İşveren veya amir konumundaki bir kişinin yetkisini/otoritesini kullanarak ast konumundaki bir işçinin işini veya işiyle ilgili bazı kazanımları elde etmesini veya elde tutmasını, cinsel talepleri kabul etmesi koşuluna bağlaması veya bu taleplere boyun eğmeyen işçinin bir zarara uğratılmasıdır.
14) MOBBİNG: Çalışanı işyerinde huzursuz etme, dışlama veya ihraç etme amacıyla uygulanan psikolojik baskılar olarak tanımlanır. Kişinin işini sabote etmek, hakkında dedikodu veya yanlış bilgiler yaymak, o yokmuş gibi davranmak, onu gruptan izole etmek vb. davranışlar mobbing davranışları arasındadır.
15) EKONOMİK ŞİDDET: Bir kişinin mali kaynaklarını o kişinin rızası olmadan kontrol etmek
veya kaynaklarının kötüye kullanılmasıdır. Bireye ekonomik zarar veren eylem ve davranışlardır.
16) ŞİDDETE MARUZ KALAN: Kurban veya mağdur gibi, yaşanan eylem sonucu kişiyi güçsüzlük pozisyonuna sabitleyen bir tanım yerine “maruz kalan” tanımı önerilmektedir. Şiddet başvurularında, şikâyetçi, başvuran gibi tanımlar da kullanılabilir.
17) ŞİDDET UYGULAYAN, FAİL: Bu tanım kişiyi işaret ederken, konu olanın şiddet uygulaması olduğunu vurgular. Cahil, sapık, öfke kontrol sorunu olan vb. tanımlar şiddetin sebebi olamayacağı için kullanılması doğru değildir.
18) İHBAR EDEN: Şiddet, taciz ve benzeri fiilden kendisi doğrudan etkilenmemiş ya da bu fiile kendisi maruz kalmamış olmakla birlikte bu fiili bildiren kişi.
19) TANIK MÜDAHALESİ: Şiddet, taciz ve benzeri fiile tanık olduktan sonra failin durması veya faile gerekli yaptırımın sağlanması için müdahalede bulunmaya denir. (*)

MADDE 4: KAPSAM

Bu politika belgesi, sözleşmesindeki statülerine bakılmaksızın tüm işçiler ile stajyerler, iş sözleşmesi fesih sürecinde olanlar, iş başvuru süreçlerindekiler, işe alım ve işverenin yetki, görev ve sorumluluklarını kullanan kişiler de dahil, çalışma yaşamındaki tüm diğer kişileri kapsar. Bu önlemler, mesai süresi ve işyeriyle sınırlı olmaksızın çalışma sırasında meydana gelen ya da işle bağlantılı olan ya da işten kaynaklanan, üçüncü taraflardan gelebilecek olanlar da dahil olmak üzere her türlü şiddet ve tacizin önlenmesini ve ortadan kaldırılmasını amaçlar.

Şirketin şiddet ve tacizi önlemeye yönelik taahhüttü, şirketin Disiplin Politikası, Satın Alma Politikası, İSG Politikasında gerekli değişiklikleri yapmayı ve uygulamayı kapsar.

İşveren, çalışma yaşamında (üçüncü şahıs şiddeti de dahil) şiddet ve tacize ya da ev içi şiddete uğradığını beyan eden kişiye, çalışma yaşamında kolaylık gösterir. Şikayet süresince işe devamı veya performansının düşmesi durumunda aleyhine hiçbir işlem yapmayacağını kabul eder. İhtiyacı ve isteği durumunda ücretli izin desteği verir. Kişinin ihtiyaç duyduğu desteklere erişmesi için çaba gösterilir. Taraflar, kişinin gereksinim duyması halinde, harici kuruluşlara ve kamusal destek tedbirlerine yönlendirme yapar. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un öngördüğü doğrultuda iş ve işyeri değişikliği yapar.

MADDE 5: DAYANDIĞI MEVZUAT

● Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi (ILO C 190) ve 206 sayılı Tavsiye Kararı,
● Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)
● Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İSTANBUL SÖZLEŞMESİ)
● Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
● Türk Ceza Kanunu
● 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun

● 4857 Sayılı İş Kanunu
● 6098 Türk Borçlar Kanunu ve ilgili yönetmelikler ve Yargıtay kararları,
● Varsa taraflarca imzalanan Toplu İş Sözleşmesinin “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” Bölümünde yer alan “Ayrımcılık Yasağı” “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” “İşe Alım Politikası” “Toplumsal Cinsiyet Temelli İşçi Sağlığı” maddeleri başta olmak üzere ilgili toplu iş sözleşmesi maddeleri esas alınmıştır.

İşveren ve tüm çalışanlar, yukarıdaki sıralanan mevzuat çerçevesinde hareket edecektir.

MADDE 6: DAVRANIŞLAR

İşveren, yöneticiler ve çalışanlar, işyerinde ve dışarıda herkese insan onuruna yakışır bir şekilde muamele etmeyi kabul eder. Tüm çalışanlar, işyeri ortamında ve iş ile ilgili tüm alanlarda kendisine ya da bir başkasına yönelik şiddet ve taciz davranışlarını bildirmekle, Toplumsal cinsiyet eşitliği, ayrımcılık, şiddet ve taciz konulu eğitimlere katılmayı, işbu Politika Metnini okumayı ve gizliliği gözetmeyi kabul ederler.

A) Fiziksel Şiddet, Cinsel Saldırı ve Cinsel Taciz

● Bağırmak, vurmak, itelemek, bir nesne fırlatmak, duvara ya da masaya öfkeyle vurmak, eşyalara zarar vermek
● Laf atmak, dokunmak, okşamak, öpmek, istenmeyen cinsel ilişki ve zorlama
● Cinsel içerikli şaka, ayrımcı ifadeler, argo sözcükler
● Cinsel içerikli istenmeyen yazışmalar, telefon aramaları
● Aşağılayıcı lakap takma
● Flört etmek için ısrarcı davranmak
● Gözle takip etmek, bakmak
● Pornografik materyal (e-mail, poster asmak)
● Uygunsuz cinsel hareketler yapmak
● Kişinin cinsel yaşamıyla veya cinsiyet kimliğiyle ilgili açıklama yapmaya zorlamak veya dedikodu yapmak
● Cinsiyet, cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelim nedeniyle düşmanca, ayrımcı ve nefret dili kullanmak
● Tehdit, şantaj, rüşvet ya da hakaretle kişiyi kontrol etmeye çalışmak
● Çalışanın görevi, terfi potansiyeli, maaş durumu ile cinsel tacize, ilişkiye izin vermesi arasında bir bağlantıyı ima eden, ilişkilendiren veya mantıken böyle bir imaya yol açacak şekilde yapılan beyanlar veya tehditler
● Benzeri davranışlar

B) Psikolojik Şiddet ve Mobbing (Sistematik) Davranışları

● İşini sabote etmek, hakkında dedikodu yaymak, tehdit etmek, bilgi saklamak,
● Fiziksel olarak ağır işler yapmaya zorlamak, aşağılama amaçlı iş değişiklikleri yapmak,
yapılan işi sürekli eleştirmek gibi davranışlarla kişinin fiziksel ve duygusal sağlığına zarar vermek
● Diğer çalışanlarla iletişimi kesmek, başkalarıyla konuşmayı engellemek, izole bir işe ya da
işyerine atamak gibi sosyal ilişkilere saldırılar
● Yokmuş gibi davranmak, küsmek, surat asmak, cezalandırmak, duygusal baskı kurmak, bağırmak
● Alay etmek, isim takmak, dalga geçmek, süreklileştirmek, utandırmak
● Kararlara katılımını engellemek, ciddiye almamak, dini veya etnik kökeni ile dalga geçmek, görüşlerini, çalışmalarını küçümsemek, değersizleştirmek
● Bazen göklere çıkarmak bazen yerin dibine sokmak, konuşmasını engellemek
● Sistematik olarak devam eden benzeri davranışlar

C) Dijital Şiddet

● E-mail, cep telefonu, sosyal medya hesaplarını talep etmek, kontrol etmek, kiminle arkadaş olabileceğine karar vermek
● Rahatsızlık veren resim ya da video göndermek,
● Kişisel verileri ele geçirmek, yaymak, istenmeyen dijital içerikler üretmek ya da bunlarla tehdit etmek
● Cep telefonu ile denetlemek
● Sürekli mesaj atmak
● Cinsel içerikli fotoğraf çekmek, bunları yaymakla tehdit etmek
● İnternet üzerinden farklı bir hesap ile iletişim kurmaya çalışmak
● Benzeri davranışlar

D) Israrlı Takip

● Korku uyandırmak, güvencesiz hissettirmek, telefonla rahatsız etmek, huzursuz etmek
● Her an her yerde karşısına çıkmak
● Rahat bırak uyarılarına aldırmamak
● Haber vermeden ya da davet edilmeden evine, okuluna, işine gittiği yerlerde karşısına çıkmak
● İstenmediği halde sürekli hediye ya da çiçek göndermek
● Eski sevgilinin arkadaşının çevresiyle iletişim kurmak, bilgi almaya çalışmak
● Eski sevgilinin eşyalarına zarar vermek
● Benzeri davranışlar

E) Ekonomik Şiddet

● Cinsel talep yerine gelmeyince işten çıkarmak
● Cinsiyetçi ve ayrımcı nedenlerle terfi ettirmemek
● Zamdan ve ücret kapsamındaki diğer haklardan faydalandırmamak

F) EK OLARAK

● Bir kişinin ırkı, cinsiyeti, uyruğu, cinsel yönelimi, dini, engelli olma hali, sağlığı, medeni
hali, sosyal ya da etnik kökeni ya da herhangi bir başka özelliğine ilişkin kişisel görüntüsü,
vücudu veya yaşam tarzı hakkındaki yorumlar

● Kadınlardan işe alım ve çalıştıkları süre içinde gebelik sorulması veya gebelik testi istenmesi
● Bireyin iyi niyetinin kötü amaçlı kullanılması, suiistimal edilmesi
● Çalışanların temel ihtiyaçlarının (tuvalet, su, tıbbi yardım vb.) karşılanması için zaman ve olanak sağlamamak ve benzeri davranışlar da şiddet ve taciz kapsamındadır.

Yukarıda örnekleri verilen şiddet ve taciz davranışlarına çalışma dönemi içinde, işe alım ve işten çıkarma sırasında; işyeri, işe gidiş geliş, işverenin sağladığı konaklama mekânları, iletişimler, işle ilgili sosyal etkinlikler, seyahat ve eğitimler sırasında kesinlikle tolerans gösterilmez.

MADDE 7: YAPTIRIMLAR

Şiddete maruz kalan kişi, sözlü taciz, fiziksel şiddet, mobbing ve benzeri bir ya da birden çok
şiddete uğradığını işyerindeki Soruşturma Komitesi’ne bildirmeli, şikayetini birden çok kişiye
anlatmak zorunda kalmamalıdır. Şikayet konusu ve içerik, komite tarafından şirketin tayin edeceği yetkili kişiye ve varsa sendika temsilcisine bildirilebilir.

Şikayet sonrası çoğunluğun kadınlardan oluştuğu bir “Soruşturma Komitesi” kurulur. Soruşturma komitesinin şikayet konusunu gizlilik içinde ele alması ve soruşturması esastır ve taahhüt altına alınmalıdır. Soruşturma Komitesi, kapsam içi ve kapsam dışı çalışanların birlikte soruşturulması gereken durumlarda işveren vekilleri ile birlikte ivedilikle kurulur.

Şiddet ve tacize yönelik şikâyetler ile ilgili “Soruşturma Komitesi” tarafından derhal soruşturma başlatılır.

Soruşturma sırasında şiddet failinin savunması alınır. Konu, Soruşturma Komitesi’nin önerisi ile birlikte şirket tarafından belirlenecek bir yetkili aracılığıyla yaptırım yetkisi olan birime (Disiplin Kurulu, İnsan Kaynakları vb.) intikal ettirilir. İlgili birimin kararı doğrultusunda aşağıdaki yaptırımlardan biri uygulanır.

Faile Yönelik Cezalar:

– Sözlü ihtar
– Yazılı ihtar
– Bölüm değiştirme
– Disiplin cezası (Disiplin yönetmeliğinde belirtilen)
– İş akdi feshi

Soruşturma süresince maruz kalan kişiye ihtiyaç halinde çalışma yeri ve koşullarında değişiklik, ücretli izin, tıbbi yardım, psikolojik yardım ve hukuki yardım gibi destekler sağlanır. Olası faile soruşturma süresince bölüm değişikliği, işten uzaklaştırma vb. tedbirler uygulanır.

Süreç şu ilkeler doğrultusunda yürütülür:

Gizlilik İlkesi: Şikayet sürecinin tüm aşamalarında (bilgilerin toplanması, dernek sistemine işlenmesi, saklanması, üçüncü kişilerle paylaşılmaması ve güvenliğinin sağlanması) başvuru sahibi, şikâyet edilen kişi ve olay hakkında gizlilik ilkesine uygun davranılır. Süreçte şikayet konusu olay dışındaki konular ele alınmaz, görüşmeler veya ilgili başka bilgiler, yasal zorunluluk olması durumları hariç, başka kişilerle paylaşılmaz.

Özen Gösterme İlkesi: Şikâyet sürecinde yeni mağduriyetler üretebilecek ve insan onurunu zedeleyebilecek her türlü̈ davranıştan kaçınmak ve bu tür davranışların ortaya çıkmasını önlemek hususlarında dikkat ve özen gösterilir.

Güven İlkesi: Gizlilik ve özen gösterme ilkelerine uyularak, tarafların güven duygusunu zedelemeyecek şekilde davranılır.

Dengeli Yaklaşım İlkesi: Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet şikâyetlerini inceleme sürecinde hem şiddet eyleminin niteliği hem maruz kalanın olaydan etkilenme düzeyi, psikolojik ve fiziksel sağlık durumu ve taraflar arasındaki güç ilişkileri göz önünde bulundurulur.

İvedilik İlkesi: Şikâyet veya başvuru alındıktan sonra vakit geçirmeden harekete geçilmesine dikkat edilir.

Başvuranın Beyanı İncelemeye Esastır ilkesi: Şikâyet alındıktan sonra, değerlendirme sürecine başlarken “kadının (başvuranın) beyanı esastır” ilkesinden hareket edilir. Beyan, başka maddi delil olmama ihtimali olan cinsel taciz ve saldırı vb. vakaları için bir delildir.

Yargılamaksızın Destek İlkesi: Şikâyet sahibinin, sürecin her aşamasında ve talebi doğrultusunda psikolojik, tıbbi ve hukuki desteğe yönlendirilmesi esastır. Bu politikanın amacı, başvuru sahibini ve hakkında şikâyet olanı belirli bir ahlak yargısı temelinde yargılamak değil, başvuruya konu olan söylem ve eyleme karşı destek mekanizmasını devreye sokmaktır.

MADDE 8: EĞİTİM

Taraflar; toplumsal cinsiyet, ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetin sona erdirilmesi için yapılacak farkındalık çalışmalarının ve eğitimin öneminin farkındadır. Bu kapsamda, işveren; İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yıllık Eğitim Planına toplumsal cinsiyet, ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve taciz eğitimlerini ekler. Bu eğitimlerin uygulanmasında ihtiyaç halinde işveren uzmanlardan destek alır.

İşveren “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” ve “8 Mart Dünya  Emekçi Kadınlar Günü” gibi günleri, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile ortaklaşa düzenlenecek şiddet ve taciz ile kadın hakları konusundaki farkındalığı artıracak etkinlikler için vesile kabul eder ve değerlendirir.

MADDE 9: RAPORLAMA

İşveren, çalışanlardan ya da üçüncü şahıslardan gelen, çalışanları ilgilendiren tüm şiddet, cinsel taciz şikâyetlerini dikkate alarak soruşturma konusu yapar. Şikâyetler ve işletilen tüm süreç, ilgili birimler tarafından raporlanır ve dosyasında muhafaza edilir.

Tüm çalışanlar şiddet veya cinsel taciz olaylarını derhal şikâyet kanallarını kullanarak iletir. Tüm belgelerin gizli tutulması ve şikâyetlerin gizlilik esasına uygun şekilde soruşturulması işveren tarafından güvence altına alınır, aksi yönde tutum sergileyenler için önceden tanımlanan yaptırımlar uygulanır.

MADDE 10: ŞİKÂYET MEKANİZMALARI

Şiddete maruz kalan kişi, sözlü tacize ve fiziksel şiddete ve mobbinge uğradığını işyeri yöneticilerine, İşyeri Soruşturma Komisyonu’na, TGC kadın komisyonuna, varsa bağlı bulunduğu sendikanın işyeri temsilcisine veya İnsan Kaynakları yönetimine bildirebilir.

İşyerinde başvurulacak kişiler: İşyerindeki yöneticiler şiddet ve tacizi önleme prosedürünün bir parçasıdır. Çalışanlar, yüz yüze, yazılı veya mesai saatleri dışında telefonla da kendilerine ulaşarak sorunlarını paylaşabilirler. Yöneticiler, böyle bir durumda aldıkları tüm bilgileri gizlilik kuralına bağlı kalmak kaydıyla işverene/yönetime iletir.

İşyeri Soruşturma Komisyonu: Çoğunluğu kadın çalışanlar tarafından oluşan ve sayıları 3 ile 7 arasında değişen bir komisyondur. Komisyonda işyeri insan kaynakları temsilcisinin yanı sıra, çalışanların kendi aralarından seçtikleri bir temsilci ile varsa sendika temsilcisi ve talebe bağlı olarak TGC Kadın Komisyonundan bir kişi yer alır. Komisyona gelen şikâyetler, yaptırımlarla ilgili 7. Maddede ve bu belgede belirtilen kurallar ve atıf yapılan mevzuata uygun olarak yürütülür.

Birim Yöneticileri: Şikâyet mekanizmalarındaki sorumluluklarının bilincinde ve iletişime açık olmalıdır. Birim yöneticileri aldıkları tüm bilgileri gizlilik kuralına bağlı kalmak kaydıyla Soruşturma Komisyonu’na ve İşverenin tayin ettiği yetkili kişiye havale ederek titiz bir çalışma yapılmasını sağlar. İnsan Kaynakları ya da uygun görülecek birim komisyonun hazırlayacağı rapor doğrultusunda, komisyonun önerdiği yaptırımı uygulamakla yükümlüdür.

Dilek & Öneri & Şikâyet Kutuları: Çalışanlar, şiddet ve tacize maruz kalmaları halinde; mahremiyeti garanti altına alınmış yerlerde bulunan (Tuvaletler, soyunma odaları vb.), yönetim tarafından gizliliği esas alınmış dilek, öneri ve şikâyet kutularına başvuru yapabilirler. Dilek, öneri ve şikâyet kutuları en az haftada bir olmak koşuluyla düzenli aralıklarla İşyeri Soruşturma Komisyonu, İnsan Kaynakları ve İşyeri Sendika Temsilcisi tarafından birlikte açılır. Talepler geneli ilgilendiriyorsa duyuru panoları vasıtasıyla alınacak aksiyonlar çalışanlara duyurulur. Bireysel talepler için başvuru sahibi gizli tutularak ve misilleme yapılmayacağı garanti edilerek gereken inceleme yapılır. Şikâyet, yöneticiler ve İşyeri Soruşturma Komisyonu ile birlikte ele alınır ve çözümlenir.

Açık Kapı Politikası: İşveren çalışanlarıyla sürekli iletişim halindedir. İyi niyet ve saygı çerçevesinde çalışanlar, işyerinde yaşadıkları olumlu veya olumsuz her türlü durumu işverene yüz yüze anlatabilir. Çalışanlar ihtiyaç duydukları takdirde yanlarında iş arkadaşlarını bulundurabilir.

İşveren gerekli notları alır ve konunun incelenmesi için soruşturma süreci başlatır.

MADDE 11: PROSEDÜR

● Çalışma yaşamında toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz fiilleri, disiplin suçu olarak değerlendirilir. Bu şikâyetlerde soruşturma şiddet ve tacize maruz kalanın beyanı ile başlatılır. Karşı taraf aksini ispat etmekle yükümlüdür.
● Soruşturma boyunca ikincil mağduriyetler (terfi, zam, önemli görev, işini koruma gibi istihdam faydaları karşılığında cinsel tacize boyun eğmek zorunda bırakılmak, tacize direnince işten çıkarılmak, görevden almak, görev vermemek vb.) yaratılmaması için gerekli her türlü önlem alınmalıdır.
● Konuyla doğrudan ilgisi olmadığı sürece şikâyetçinin geçmiş cinsel yaşamı, cinsel davranış
ve tutumları sorgulama konusu yapılamaz. Konu ile ilgisi bulunmayan özel yaşama dair detaylar irdelenemez.
● Tüm süreçler yazılı olarak yürütülür.
● Bu yöndeki şikâyetleri değerlendirmek, bilgi ve belgeleri toplamak için Madde 10’un alt başlığında yer alan İşyeri Soruşturma Komisyonu oluşturulur ve şikâyetler bu komisyona yapılır. Komite üyeleri soruşturma yürütebilecek nitelikte ve gerekli tüm eğitimleri almış kişilerden oluşur. Gerektiğinde tarafsız birimlerden uzman desteği talep edebilir.

● Soruşturma komitesi, maruz kalanın şikâyetini yazılı olarak aldıktan sonra, failden 5 gün içinde yazılı savunmasını, şahitlerini ve delillerini sunmasını ister.
● Soruşturma sırasında ve sonrasında şiddet ve tacize maruz bırakılan kişinin korunması ilkesi
esas alınır, kimliğini ve yaşadıklarını isteği dışında kimseyle paylaşmaz, gizlilik ve
mahremiyetini korur.
● Suçlanan kişi (şikâyetçi kişinin gizlilik haklarını ihlal etmeden) hakkındaki iddiayı öğrenme hakkına sahiptir.
● Soruşturma adil ve tutarlı biçimde, tüm tarafların haklarına saygı gözetilerek ele alınır.
● Tüm belgeleri toplayan Soruşturma Komisyonu şikâyeti aldıktan sonra bir ay içinde soruşturmasını sonuçlandırır. Olağanüstü durumlarda bu süre 2 aya kadar uzayabilir. Kurul topladığı bilgi ve belgeleri, değerlendirme raporu ve ceza önerisiyle birlikte Sendika Temsilcisi aracılığıyla Disiplin Kurulu’na iletir. Fail hakkında iş akdinin feshi dahil olmak üzere Madde 7’deki belirlenmiş cezalardan biri uygulanır.
● Taraflar, resmi şikâyet süreci sonucundan memnun değillerse işyerinin belirleyeceği birime itiraz edebilirler.

MADDE 12: DESTEK KURUMLARI

Acil telefon hatları

KADES (İçişleri Bakanlığı mobil telefona kadınların kimlik numarası ile indirebilecekleri acil yardım uygulaması)
ALO 183 Aile, Kadın Çocuk Ve Engelli Sosyal Hizmet Danışma Hattı
ALO 155 Polis İmdat
ALO 156 Jandarma İmdat
AlLO112 Acil Ambulans Hizmeti
ALO 170 Çalışma Hayatı İletişim Hattı

Diğer Destek Kurumları

Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlükleri
ŞÖNİM (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi)
Baroların Kadın Hakları Merkezleri
İBB 7/24 Kadın Destek Hattı 444 80 86
Belediye Kadın Danışma Merkezleri
İllerdeki Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezleri
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı (212) 292 52 32
Türkiye Kadın Federasyonu Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı (0212) 656 96 96 ve (0549) 656 96 96

MADDE 13: HUKUKİ İŞLEMLER

Şikâyete konu iddianın yargıya intikal etmesi ihtimalini de göz önünde bulundurarak, gerekli
kayıtlar itina ile tutulur. Bu kayıtlarda başvuru tarihi, tacizin ya da kötü muamelenin gerçekleştiği tarih ve olayın ayrıntıları, eğer bildirilmişse maruz kalanın ve taciz ettiği iddia edilen kişilerin adları, araştırmanın yapıldığı tarih ve araştırmanın yapılış yöntemi, bulgular, varsa tanık ifadeleri, kamera kayıtları, sosyal medya kayıtları ve bu konuda inceleme sonucu verilen karar, karar tarihi ve kararı verenin adı disiplin cezası verildiyse tarihi ve içeriği, bunun kişilere tebliğ tarihi, şikâyette bulunana araştırmanın sonucundan ve karardan haber verildiğine dair belgeleri içerir. Bu konuda disiplin yönetmeliğinde belirtilen hükümlerin yanı sıra konunun çalışma yasaları ve ceza yasalarını ilgilendirmesi durumunda kanuni otoritelere başvuru yapılır.

MADDE 14: İLETİŞİM ve UYGULAMA

Taraflar, çalışanlar arasında etkili iletişim kanallarının kurulabilmesi için gerekli eğitim programlarını düzenler ve çalışanlarını bu programlara dahil olması konusunda cesaretlendirir.

Bunun için de ‘Toplumsal Cinsiyete Dayalı Şiddet ve Tacizi, Önleme’ politikası, oryantasyon
eğitiminin bir parçası haline getirilir ve çalışanların ihtiyaç duyması halinde okumaları için duyuru panolarına da asılır.

Başta yeni işe alma/oryantasyon eğitimi olmak üzere yılda en az bir kere yöneticilere konu ile ilgili eğitim, yılda en az bir kere işçi gruplarına yönelik eğitim toplantılarının yapılması sağlanır.

MADDE 15: YÜRÜTME VE YÜRÜRLÜK

Bu Politika Belgesi …/…./…… tarihi itibari ile yürürlüğe girer ve çalışanlar tarafından işyeri sözleşmesinin yanı sıra ayrı bir taahhüt belgesi olarak imzalanır. İmzalı belgenin bir örneği çalışana verilir. Politika belgesine imza atan çalışanlar, bu belgedeki kurallara uymakla mükellef olduklarını taahhüt eder. Bu Politika Belgesini taraflar yürütür.

(*) Kavramların detaylı açılımlarını buradan inceleyebilirsiniz.

Ülkesinde Yerinden Edilmiş Kişilere İlişkin Kılavuz İlkeler

0

Ülkesinde Yerinden Edilmiş Kişilere İlişkin Kılavuz İlkeler, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı(UNDP) tarafından hazırlanarak, 30 madde halinde ve 1998 yılında, BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nin kararıyla kabul edilmiştir.

Kişilerin zorla yerinden edilmekten korunması, yerinden edildikten sonra bu kişilere korunma ve destek sağlanması ve bu kişilerin geri dönüşü, yeniden yerleştirme ve toplu entegrasyon, başlıkları altında devletlere yol gösterecek ilkeler belirlenmiştir.  Metin, Türkçe’ye Doç. Dr. Kerem Altıparmak tarafından kazandırılmıştır.

İlkelerin amaçlarından en önemlisi, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler için gerekli yasal ve kurumsal çerçeveleri geliştirmektir. Yol Gösterici İlkeler, hükümetlere, yetkili makamlara, hükümetlerarası kuruluşlara ve STK’lara ülke içinde yerinden edilmiş kişilerle ilgili uygulama ve çalışmalarda pratik önerilerde bulunmakta, sahadaki sorunların yasal çerçeveye oturtulmasını önermektedir. Kılavuz İlkelerin uygulamasındaki en önemli zorluk, bu ilkeleri uygulayacak olan devletlerin, yerinden etme uygulamalarını gerçekleştiren devletler olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yönüyle ilkeler, tavsiye ve nasihat niteliği taşımaktadır.

Yerinden edilmiş kişiler, çoğunlukla; hak kayıpları yaşamakta, kendileri için kalıcı çözümlere ihtiyaç duymakta, eğitim hizmetlerinden yoksun kalmakta, psikososyal tahribat yaşamakta ve arazi anlaşmazlıkları yaşamaktadır. Şiddet, yoksunluk, ekonomik zorluk ve ayrımcılığa maruz kalma sonucunda yerinden olan kişilerin yardım ve korunma ihtiyaçları için bir yönlendirme ve izleme çerçevesi sağlamaktadır.

BM tarafından 1994’te başlatılan olan Yerinden Olma Projesi, uluslararası topluluğun yerinden olma konusundaki küresel krize müdahalesini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Proje kapsamında, İlkeler’in yaygınlaştırılması için bölgesel ve ülke toplantıları düzenlenmekte, bilimsel çalışmalar yapılmakta ve kampanyalar düzenlenmektedir. Projenin ilerlemesi için Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi ile koordineli biçimde çalışılmaktadır.

Koruma Sorumluluğu (Responsibility to Protect, R2P), kavramsal olarak ilk kez bağımsız bir komisyon olan Müdahale ve Devlet Egemenliği Uluslararası Komisyonu (ICISS) tarafından 2001’de ortaya konmuş ve 2004’te dönemin Genel Sekteri Kofi Annan tarafından Birleşmiş Milletler (BM) gündemine taşınmıştır.

ÜLKE İÇİNDE YERİNDEN OLMA KONUSUNDA YOL GÖSTERİCİ İLKELER

GİRİŞ
KAPSAM VE AMAÇ

1- Bu yol gösterici ilkeler, tüm dünyada, ülke sınırları içinde yerinden olmuş kimselerin özgül gereksinimlerini karşılamaya yöneliktir. Bu ilkeler, kişilerin zorla yerlerinden olmaktan korunmasına, bu kişilerin yerlerinden olmaları ile geri dönüş, yeniden yerleştirme ve entegrasyon süreçlerinde sağlanacak koruma ve desteğe ilişkin hakları ve güvenceleri tanımlar.

2- Bu ilkelerin amaçları açısından, ülke içinde yerinden olmuş kişiler; zorla ya da zorunda kalarak evlerinden veya sürekli yaşamakta oldukları yerlerden, özellikle silahlı çatışmaların, yaygın şiddet hareketlerinin, insan hakları ihlallerinin veya doğal ya da insan kaynaklı felaketlerin sonucunda veya bunların etkilerinden kaçınmak için, uluslararası düzeyde kabul görmüş hiçbir devlet sınırını geçmeksizin kaçan ya da bu yerleri terk eden kişiler ya da kişi gruplarıdır.

3- Bu ilkeler, uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuku yansıtmakta ve bu kurallarla uyumlu bulunmaktadırlar. Bu ilkeler:

a) Görevlerini yerine getirmesinde Genel Sekreterin ülke içinde yerinden olmuş kişiler hakkındaki özel temsilcisine;

b) Ülke içinde yerinden olma olgusu ile karşı karşıya kaldıklarında devletlere;

c) Ülke içinde yerinden olmuş kişiler ile ilişki içinde olan tüm diğer yetkililere, grup ve kişilere,

ve

d) Ülke içinde yerinden olma konusuyla ilgili tüm hükümetlerarası ve hükümet dışı kuruluşlara yol gösterir.

4- Bu yol gösterici ilkeler mümkün oldukça yaygın bir biçimde dağıtılmalı ve uygulanmalıdır.

BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL İLKELER
1. İlke

1- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, bulundukları ülkede iç hukuk ve uluslararası hukukun diğer kişilere tanıdığı hak ve özgürlüklerden bu kişilerle eşit biçimde faydalandırılırlar. Bu kişiler ülke içinde yerlerinden oldukları gerekçesiyle hak ve özgürlüklerini kullanmalarında ayrımcılığa maruz bırakılamazlar.

2- Bu ilkeler, özellikle soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarına ilişkin uluslararası hukukça öngörülen bireysel cezai sorumluluk durumları saklı kalmak üzere uygulanır.

2. İlke

1. Bu ilkelere, hukuki statüleri ne olursa olsun bütün yetkililer, gruplar ve kişiler tarafından uyulur ve ilkeler aleyhe ayırım yapılmaksızın uygulanır. Bu ilkelere uygun davranılması ilgili herhangi bir yetkili, grup veya kişinin hukuki statüsünü etkilemez.

2. Bu ilkeler, uluslararası insan hakları ve insancıl hukuk belgelerinin hükümlerini veya iç hukukça kişilere tanınmış olan hakları kısıtlayacak, değiştirecek veya zayıflatacak biçimde yorumlanamazlar. Bu ilkeler, özellikle, başka ülkelerden sığınma talebinde bulunmaya ve bu ülkelerde sığınma hakkından yararlanmaya engel olmaz.

3. İlke

1. Ulusal yetkililer, kendi yetki alanları dahilinde yerlerinden olmuş kişilerin korunmasını sağlamak ve onlara insani yardımda bulunmak konusunda öncelikli olarak görev ve sorumluluk sahibidirler.

2. Ülke içinde yerinden olmuş kişiler bu yetkililerden korunma ve insani yardım talep etme ve edinme hakkına sahiptirler. Bu kişiler böyle bir talepte bulundukları için eziyete tabi tutulamaz ve cezalandırılamazlar.

4. İlke

1. Bu ilkeler, ırk, renk, cinsiyet, dil, din veya inanç, siyasi veya başka görüşler, milli, etnik veya toplumsal köken, hukuki veya sosyal statü, yaş, özürlülük, mülkiyet, doğum gibi bir neden veya benzeri başka bir ölçüt nedeniyle herhangi bir ayrımcılık yapılmaksızın uygulanır.

2. Çocuklar, özellikle yalnız başlarına olan küçükler, hamileler, küçük çocuklu anneler, aile reisi kadınlar, özürlüler ve yaşlılar gibi ülke içinde yerinden olmuş belirli kişiler, durumlarının gerektirdiği koruma ve yardımdan faydalanma ve özel gereksinimlerini dikkate alan bir muameleye tabi olma hakkına sahiptirler.

İKİNCİ BÖLÜM
ÜLKE İÇİNDE YERİNDEN OLMAKTAN KORUNMAYA İLİŞKİN İLKELER
5. İlke

Tüm yetkililer ve uluslararası aktörler, kişilerin yerlerinden olmasına neden olabilecek durumları önlemek ve bu durumların önüne geçmek amacıyla, insan hakları ve insancıl hukuk dahil olmak üzere uluslararası hukuk kapsamındaki bütün yükümlülüklerine, her koşul altında saygı gösterecek ve bu yükümlülüklere saygı gösterilmesini sağlayacaktır.

6. İlke

1- Her insan, keyfi olarak evinden veya düzenli olarak yaşamakta olduğu yerden çıkarılmaya karşı korunma hakkına sahiptir.

2- Keyfi yerinden etme yasağı

a) Apartheid, etnik temizlik siyasetlerine veya yerinden olmadan etkilenen nüfusun etnik, dinsel veya ırksal temellerini değiştirmeyi amaçlayan veya bunlara neden olan benzer eylemlere dayanan,

b) Sivillerin güvenliğinin tehdit altında olmadığı veya zorunlu askeri koşulların gerektirmediği silahlı çatışma durumlarındaki,

c) Kamu yararının zorunlu ve baskın olması gerekçeleriyle meşrulaştırılamayan büyük ölçekli bayındırlık projelerindeki,

d) Etkilenenlerin güvenliği ve sağlığının bölgenin boşaltılmasını gerektirmediği felaket hallerindeki, ve

e) Toplu bir cezalandırma aracı olarak kullanılması halindeki, yerinden etme durumlarını kapsar.

3- Yerinden olma, koşulların gerektirdiğinden daha uzun süremez.

7. İlke

1- Kişilerin yerinden edilmelerini gerektirecek herhangi bir karardan önce, ilgili makamlar, yerinden olmanın tümüyle önlenebilmesi için mümkün olan bütün uygun seçeneklerin incelenmesini sağlar. Hiçbir seçeneğin bulunmadığı durumlarda, yerinden etmenin ve bunun olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi için gereken bütün önlemler alınır.

2- Bu tür bir yerinden etmeyi gerçekleştiren makamlar, mümkün olan en iyi şekilde, yerinden olan kişilere kalacak uygun bir yer temin edilmesini, bu tür yerinden etmelerin yeterli düzeyde güvenlik, gıda, sağlık ve temizlik koşulları sağlanarak ve aynı ailenin fertlerini birbirinden ayırmaksızın uygulanmasını sağlarlar.

3- Yerinden etmenin silahlı çatışma ve felaket hallerinin acil safhaları dışındaki durumlarda gerçekleşmesi halinde aşağıdaki güvencelere uygun şekilde davranılır:

a) Hukuken bu tip önlemleri almaya yetkili kılınmış bir devlet makamı tarafından bu önleme özgü bir karar alınır,

b) Yerinden olanlara, yerinden ettirilme gerekçeleri ve usulleri, ve uygun durumlarda verilecek tazminat ve yeniden yerleştirilmelerine ilişkin tüm bilgilerin verilmesini güvence altına alacak gerekli önlemler alınır;

c) Yerinden olanlar durum hakkında bilgilendirildikten sonra özgürce verilmiş onayları aranır;

d) İlgili makamlar, yeniden yerleştirmenin planlanması ve idaresinde, bu durumdan etkilenen kişilerin, özellikle kadınlar başta olmak üzere, katılımına çaba gösterir,

e) Gerektiğinde, cebri icra vasıtaları yetkili yasal makamlar tarafından kullanılır, ve

f) İlgili kararların yetkili yargı makamları tarafından incelenmesi dahil olmak üzere, etkili hukuk yollarına başvurma hakkına saygı gösterilir.

8. İlke

Yerinden etme, bu durumdan etkilenenlerin yaşam, onur, özgürlük ve güvenlik haklarını ihlal edecek biçimde uygulanamaz.

9. İlke

Devletler, yerli halklar, azınlıklar, köylüler, göçerler gibi topraklarına özel bağımlılıkları ve bağlılıkları olan grupların yerlerinden edilmekten korunmaları konusunda özel bir sorumluluk altındadırlar.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
YERİNDEN OLMA SIRASINDA KORUMAYA İLİŞKİN İLKELER
10. İlke

1- Her insan doğumundan itibaren yasalarca korunan yaşama hakkına sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak yaşama hakkından yoksun bırakılamaz. Ülke içinde yerinden olan kimseler, özellikle

a) Soykırım;

b) Adam Öldürme;

c) Yargısız ve keyfi infaz;

d) Kaçırma ve kayıt dışı gözaltılar da dahil, ölüm tehdidi içeren veya ölümle sonuçlanan zorla kaybetme durumlarına karşı korunurlar.

Yukarıda sözü edilen eylemleri yapmaya yönelik her türlü tehdit ve tahrik yasaktır.

2- Çatışmalara katılmamış veya artık katılmayan ülke içinde yerinden olan kimselere karşı saldırılar ve diğer şiddet eylemleri her koşul altında yasaktır. Ülke içinde yerinden olan kişiler özellikle:

a) sivillere yapılan saldırılara izin verilen alanların yaratılması da dahil, doğrudan veya ayrım gözetilmeksizin yapılan saldırı ve şiddet eylemlerine,

b) bir çatışma yöntemi olarak açlıktan ölüme terk edilmeye,

c) askeri hedefleri saldırılardan korumak amacıyla, veya askeri operasyonları korumak, kolaylaştırmak veya engellemek amacıyla kullanılmaya,

d) kendi kamplarına veya yerleşim yerlerine yapılan saldırılara, ve

e) anti-personel mayın kullanılmasına karşı korunurlar.

11. İlke

1- Her insan onur ve maddi, manevi ve ahlaki bütünlük hakkına sahiptir.

2 – Ülke içinde yerinden olmuş kimseler, özgürlükleri kısıtlanmış olsun veya olmasın, özellikle:

a) ırza geçme, uzuv kesme, işkence, zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezalandırmaya ve belli bir cinse yönelik şiddet, zorunlu fahişelik ve her türlü gayri ahlaki saldırı gibi diğer haysiyete karşı yapılan saldırılara,

b) kölelik veya evlilik için satılma, cinsel sömürü veya çocuk emeği gibi köleliliğin herhangi bir çağdaş biçimine, ve

c) ülke içinde yerinden olmuş insanlara korku yaymayı hedefleyen şiddet eylemlerine karşı korunurlar.

Yukarıda sözü edilen eylemleri yapmaya yönelik her türlü tehdit ve tahrik yasaktır.

12. İlke

1- Her insanın kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz veya tutuklanamaz.

2- Bu hakları ülke içinde yerinden olmuş kişiler açısından hayata geçirebilmek amacıyla, bu kişiler kamplarda tutulamaz veya kapatılamazlar. Eğer çok özel koşullarda bu şekilde tutulmaları ve kapatılmaları mutlak bir şekilde gerekliyse, bu durum koşulların gerektirdiğinden daha uzun sürmemelidir.

3- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, yerinden olmaları sonucunda gerçekleşecek ayrımcı yakalama ve tutuklamalara karşı korunurlar.

4- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler hiç bir şart altında rehin alınamazlar.

13. İlke

1- Ülke içinde yerinden olmuş çocuklar hiçbir şart altında silah altına alınamaz, çatışmalara katılmaları istenemez ve bu çatışmalara katılmalarına izin verilemez.

2- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, yerinden olmaları sonucunda ordu ya da herhangi bir silahlı gruba alınmaları konusunda ayrımcı muamelelere maruz bırakılmaya karşı korunurlar.

Özellikle, silah altına almaya zorlayıcı ya da bu talebe uymamayı cezalandırıcı her türlü zalimane, insanlık dışı ve aşağılayıcı uygulama her şart altında yasaktır.

14. İlke

1- Ülke içinde yerinden olmuş her kişi dolaşım ve yaşayacağı yeri seçme özgürlüğüne sahiptir.

2- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, özellikle kampların ve diğer yerleşim yerlerinin içinde ve dışında özgürce hareket etme hakkına sahiptir.

15. İlke

Ülke içinde yerinden olmuş kişilerin

a) ülkenin başka bir yerinde emniyetli bir ortam aramaya,

b) ülkelerini terk etmeye,

c) başka bir ülkeden sığınma istemeye,

d) yaşamlarının, güvenliklerinin, özgürlüklerinin ve/veya sağlıklarının riske girebileceği herhangi bir yere zorla geri döndürülmeye veya yeniden yerleştirilmeye karşı korunmaya hakları vardır.

16. İlke

1- Ülke içinde yerinden olmuş bütün kişilerin, kayıp akrabalarının nerede ve ne durumda olduğunu öğrenme hakları vardır.

2- İlgili makamlar, kayıp oldukları bildirilen ülke içinde yerinden olmuş kişilerin nerede ve ne durumda olduğunu belirlemek konusunda çaba gösterir ve bu konuyla ilgilenen uluslararası örgütlerle işbirliği içinde çalışır. Bu makamlar, kayıp kişilerin yakınlarını soruşturmanın gelişimi hakkında bilgilendirir ve alınan her türlü sonucu bu kişilere bildirir.

3- İlgili makamlar, ölenlerin cesetlerini toplamak ve tanımlamak, yağmalanmasını ve parçalanmasını engellemek, cesetlerin yakınlarına iletilmesi veya saygın bir biçimde defnedilmesini kolaylaştırmak için gereken çabayı gösterir.

4- Ülke içinde yerinden olmuş kişilerin mezarlıkları her şart altında korunmalı ve bunlara saygı duyulmalıdır. Ülke içinde yerinden olmuş kişiler ölen yakınlarının mezarlarını ziyaret etme hakkına sahip olmalıdır.

17. İlke

1- Her insanın, aile yaşamına saygı gösterilmesi hakkı vardır.

2- Bu hakkı ülke içine yerinden olmuş kişiler açısından gerçekleştirmek amacıyla, bu kişiler arasından bir arada kalmak isteyen aile bireylerine bu olanak sağlanır.

3- Yerinden olma sonucu ayrılan aileler mümkün olan en kısa zamanda birleştirilir. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, bu tip ailelerin birleşmelerini hızlandırmak için gereken bütün adımlar atılır. Sorumlu makamlar aile fertleri tarafından yapılan araştırmaları kolaylaştırır, ve ailelerin birleştirilmesi konusunda çaba gösteren insani yardım kuruluşları ile işbirliği içinde hareket eder ve onları teşvik eder.

4- Ülke içinde yerinden olmuş aile fertlerinden kamplarda tutularak veya buralarda kapatılarak özgürlükleri kısıtlanmış olanların bir arada kalma hakları vardır.

18. İlke

1- Ülke içinde yerinden olmuş bütün kişiler yeterli yaşam düzeyi hakkına sahiptir.

2- Yetkili makamlar, koşullar ne olursa olsun, ayrım gözetmeksizin ülke içinde yerinden olmuş kişilere en azından

a) temel gıda ve içilebilir su;

b) temel barınak ve konut;

c) uygun kıyafet ve;

d) temel tıbbi yardım ve sıhhi temizlik temin eder ve bu imkanlara güvenli bir biçimde ulaşmalarını sağlar.

3- Bu temel ihtiyaçların planlanması ve dağıtılmasına kadınların tam katılımının sağlanması için özel çaba gösterilir.

19. İlke

1- Ülke içinde yerinden olmuş tüm yaralılar ve hastalarla, özürlülere mümkün olan en kapsamlı şekilde ve en az gecikmeyle, tıbbi gerekçeler dışında hiçbir ayırım gözetmeksizin, ihtiyaç duydukları tıbbi bakım ve ilgi sağlanır. Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, gerektiğinde psikolojik yardım ve sosyal hizmetlere ulaşma hakkına sahiptirler.

2- Kadınların, üreme sağlığı gibi, kadın sağlığı bakım ve hizmetleri ve cinsel ve diğer biçimlerde kötü muamele mağdurlarına uygun danışmanlık hizmetlerine ulaşmaları da dahil, sağlık gereksinimlerine özel bir itina gösterilmelidir.

3- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler arasında, AIDS de dahil olmak üzere salgın ve bulaşıcı hastalıkların engellenmesine de özel itina gösterilmelidir.

20. İlke

1- Herkes her yerde, kanun önünde kişi olarak tanınma hakkına sahiptir

2- Bu hakkı ülke içinde yerinden olmuş kişiler açısından etkin hale getirmek için ilgili makamlar, bu kişilerin yasal haklarını kullanmaları ve bu haklardan yararlanmaları için pasaport, kimlik, doğum ve evlilik belgeleri gibi gerekli tüm belgeleri sağlarlar. Bu makamlar, özellikle yerinden olması sırasında kaybolan belgelerin yenilenmesi veya yeni belgeler verilmesini, kişinin bu ve diğer gerekli belgeleri alması için yaşadığı yere geri dönmesi gerekliliği gibi makul olmayan talepleri şart koşmadan yerine getirir.

3- Kadın ve erkekler bu tür gerekli belgelerin sağlanması ve belgelerin kendi adlarına hazırlanması konusunda eşit haklara sahiptirler.

21. İlke

1- Hiç kimse mal ve mülkünden keyfi olarak yoksun bırakılamaz.

2- Ülke içinde yerinden olmuş kişilere ait mal ve mülkler her şart altında ve özellikle aşağıdaki eylemlere karşı korunur:

a) Yağma;

b) Doğrudan veya ayrım gözetilmeksizin yapılan saldırı veya diğer şiddet eylemleri,

c) Askeri operasyonlar sırasında kalkan veya hedef olarak kullanılma;

d) Misilleme eylemlerinin hedefi olma; ve

e) Toplu cezalandırma amacı ile imha edilme veya alıkonma. 3- Ülke içinde yerinden olmuş kişilerin geride kalan mal ve mülkleri yok edilmeye, keyfi ve yasadışı kamulaştırma, işgal veya kullanıma karşı korunma altına alınmalıdır.

22. İlke

1- Ülke içinde yerinden olmuş kişiler, kamplarda yaşıyor olsunlar veya olmasınlar, yerlerinden olmaları nedeni ile aşağıdaki belirtilen haklarını kullanırken ayrımcılığa tabi tutulamazlar:

a) Düşünce, vicdan, din ve inanç, görüş ve ifade özgürlüğü hakkı;

b) Özgürce iş arama ve ekonomik faaliyetlere katılma hakkı;

c) Özgür biçimde örgütlenme ve topluca yapılan faaliyetlere eşit biçimde katılma hakkı;

d) Oy verme, siyasi ve kamusal faaliyetlere katılma hakkı ile bu hakkın kullanımı için gerekli yollara ulaşma hakkı; ve

e) Anladıkları bir dilde iletişim kurma hakkı.

23. İlke

1- Her insanın eğitim hakkı vardır.

2- Bu hakkı ülke içinde yerinden olmuş insanlar açısından etkin hale getirebilmek için ilgili makamlar, başta yerlerinden olmuş çocuklar olmak üzere, bu kişilerin ücretsiz ve zorunlu ilk öğretim almalarını sağlarlar. Eğitim, bu kimselerin kültürel kimliklerine, dil ve dinlerine saygılı bir biçimde yürütülmelidir.

3- Kadınların ve kız çocuklarının eğitim programlarına tam ve eşit katılımlarının sağlanması için özel gayret gösterilmelidir.

4- Ülke içinde yerinden olmuş kimselere, özellikle gençlere ve kadınlara, kamplarda yaşıyor olsun ya da olmasınlar, imkanlar el verdiği anda eğitim ve öğretim imkanları sağlanmalıdır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
İNSANİ YARDIMLARA İLİŞKİN İLKELER
24. İlke

1- Tüm insani yardımlar insanlık ve tarafsızlık ilkelerine uygun olarak ve ayrımcılık yapılmaksızın yerine getirilir.

2- Ülke içinde yerinden olmuş kimselere yapılacak olan insani yardımlar özellikle askeri veya siyasi gerekçeler nedeniyle saptırılamaz.

25. İlke

1- Ülke içinde yerinden olmuş kimselere insani yardım sağlama ödev ve sorumluluğu öncelikle ulusal makamlara aittir.

2- Uluslararası insani yardım kuruluşları ve benzeri kuruluşların ülke içinde yerinden olmuş kimseleri desteklemek amacı ile hizmet sunma hakları vardır. Bu doğrultuda yapılan bir teklif, dostane olmayan bir davranış veya bir devletin iç işlerine müdahale olarak görülemez, bir iyi niyet girişimi olarak değerlendirilir. Bu yönde verilecek onay, özellikle ilgili makamların gereken insani yardımı sağlayabilecek durumda olmadıklarında veya sağlamayı istemediklerinde keyfi olarak geri çekilemez.

3- Bütün ilgili makamlar insani yardıma serbest geçiş izni vermeli, bu yardımı sağlayanların ülke içinde yerinden olmuş kimselere hızla ve engellenmeksizin ulaşmalarını sağlamalıdır.

26. İlke

İnsani yardım faaliyetinde çalışan kişiler, ulaşım araçları ve malzemelerine saygı gösterilir ve korunur. Bu kimseler saldırı ve diğer şiddet eylemlerine maruz bırakılamaz.

27. İlke

1- Yardım hizmetini sağlayan uluslararası insani yardım örgütleri ve diğer ilgili aktörler, yardımı ulaştırırken ülke içinde yerinden olmuş kimselerin gereksinimlerinin ve insan haklarının korunması için gereken dikkati göstermelidir. Bu örgüt ve aktörler bu doğrultuda hareket ederken ilgili uluslararası standart ve davranış kurallarına uygun davranmalıdırlar.

2- Bir önceki fıkra, devletler tarafından hizmetleri önerilen veya talep edilen uluslararası kuruluşların bu amaca yönelik koruma yükümlülükleri saklı kalacak biçimde uygulanır.

BEŞİNCİ BÖLÜM
GERİ DÖNÜŞ, YENİDEN YERLEŞTİRME ve YENİDEN ENTEGRASYON KONULARINA İLİŞKİN İLKELER
28. İlke

1- Yetkili makamlar, ülke içinde yerinden olmuş kimselerin kendi istekleri ile güvenlik ve saygınlık içerisinde evlerine veya sürekli yaşadıkları yerlere geri dönmeleri veya kendi istekleri ile ülkenin bir başka yerine yerleşmeleri koşullarını oluşturma ve bunun gerektirdiği yolları sağlamak konusunda öncelikli görev ve sorumluluk sahibidir. Bu makamlar ülke içinde yerinden olmuş kişilerden geri dönmüş ve yeniden yerleştirilmiş kişilerin yeniden entegrasyonunu kolaylaştırma konusunda çaba gösterir.

2- Ülke içinde yerinden olmuş kimselerin, geri dönüş, yeniden yerleşme ve yeniden entegrasyonlarının planlanması ve idare edilmesi konularına bütünüyle katılmalarının sağlanması için özel gayret gösterilmelidir.

29. İlke

1- Ülke içinde yerinden olmuş kimseler arasında evlerine veya sürekli yaşadıkları yerlere dönenler veya ülkenin başka bir yerine yerleşenlere karşı yerlerinden olmuş olmalarından dolayı ayrımcılık yapılamaz. Bu kişilerin kamu faaliyetlerine her düzeyde tam ve eşit olarak katılma ve kamu hizmetlerinden eşit olarak faydalanma hakları vardır.

2- Yetkili makamların, geri dönen veya yeniden yerleştirilen ülke içinde yerinden olmuş kimselerin geride bırakmış oldukları veya yerlerinden olmaları sırasında ellerinden alınmış olan mal ve mülkleri geri alma konusunda mümkün olduğunca yardımcı olmak konusunda görev ve sorumlulukları vardır. Bu mal ve mülkün yeniden elde edilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, yetkili makamlar, bu kimselere uygun tazminat veya benzeri başka adil giderim araçları sağlamalı veya bu yönde yardımcı olmalıdır.

30. İlke

Bütün ilgili makamlar, uluslararası insani yardım kuruluşlarının ve diğer ilgili aktörlerin kendi amaçları doğrultusunda derhal ve engellenmeksizin ülke içinde yerinden olmuş kimselerin geri dönüş, yeniden yerleştirme veya yeniden entegrasyonlarına yardım etmelerine izin vermeli ve kolaylıklar sağlamalıdır.

İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik

0

İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, 4 Mayıs 2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un uygulanmasını göstermek üzere 30 Kasım 2007 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak mevzuata dahil olmuş ve yürürlüğe girmiştir.

İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLENMESİNE DAİR USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Tanımlar ve İlkeler
Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; içerik sağlayıcıların, yer sağlayıcıların ve erişim sağlayıcıların yükümlülük ve sorumlulukları ile internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadeleye ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik; 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında;

a) Abone: Herhangi bir sözleşme ile erişim sağlayıcılarından internet ortamına bağlanma hizmeti alan gerçek veya tüzel kişileri,

b) Başkan: Telekomünikasyon İletişim Başkanını,

c) Başkanlık: Telekomünikasyon İletişim Başkanlığını,

ç) Bilgi: Verilerin anlam kazanmış biçimini,

d) Dosya bütünlük değeri: Bir bilgisayar dosyasının içindeki bütün verilerin matematiksel bir işlemden geçirilmesi sonucu elde edilen ve dosyanın içerisindeki verilerde bir değişiklik yapılıp yapılmadığını kontrol için kullanılan dosyanın özünü belirten değeri,

e) Erişim: Herhangi bir vasıtayla internet ortamına bağlanarak kullanım olanağı kazanılmasını,

f) Erişim sağlayıcı: İnternet toplu kullanım sağlayıcılarına ve abone olan kullanıcılarına internet ortamına erişim olanağı sağlayan işletmeciler ile gerçek veya tüzel kişileri,

g) Erişim sağlayıcı trafik bilgisi: İnternet ortamında yapılan her türlü erişime ilişkin olarak abonenin adı, kimlik bilgileri, adı ve soyadı, adresi, telefon numarası, sisteme bağlantı tarih ve saat bilgisi, sistemden çıkış tarih ve saat bilgisi, ilgili bağlantı için verilen IP adresi ve bağlantı noktaları gibi bilgileri,

ğ) Faaliyet belgesi: Erişim sağlayıcı veya yer sağlayıcı olarak faaliyette bulunabilmek için Kurum tarafından verilen Kanun kapsamındaki yetkilendirmeyi içeren belgeyi,

h) IP adresi: Belirli bir ağa bağlı cihazların birbirini tanımak, birbirleriyle iletişim kurmak ve birbirlerine veri yollamak için kullandıkları, İnternet Protokolü standartlarına göre verilen adresi,

ı) İçerik sağlayıcı: İnternet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişileri,

i) İnternet ortamı: Haberleşme ile kişisel veya kurumsal bilgisayar sistemleri dışında kalan ve kamuya açık olan internet üzerinde oluşturulan ortamı,

j) İzleme: İnternet ortamındaki verilere etki etmeksizin bilgi ve verilerin takip edilmesini,

k) Kanun: 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu,

l) Kullanıcı: Aboneliği olup olmamasına bakılmaksızın internet ortamından yararlanan gerçek veya tüzel kişileri,

m) Kurum: Telekomünikasyon Kurumunu,

n) Sabit IP adresi: Belirli bir ağa bağlı cihazların birbirini tanımak, birbirleriyle iletişim kurmak ve birbirlerine veri yollamak için kullandıkları, zamana, oturuma göre değişmeyen ve sistem yöneticisi tarafından belirlenip tanımlanan ve değiştirilebilen IP adresini,

o) Ticari amaçla internet toplu kullanım sağlayıcı: İnternet salonu ve benzeri umuma açık yerlerde belirli bir ücret karşılığı internet toplu kullanım sağlayıcılığı hizmeti veren veya bununla beraber bilgisayarlarda bilgi ve beceri artırıcı veya zekâ geliştirici nitelikteki oyunların oynatılmasına imkân sağlayan gerçek veya tüzel kişileri,

ö) Vekil sunucu trafik bilgisi: İnternet ortamında erişim sağlayıcı tarafından kullanılan vekil sunucu hizmetine ilişkin talebi yapan kaynak IP adresi ve port numarası, erişim talep edilen hedef IP adresi ve port numarası, protokol tipi, URL adresi, bağlantı tarih ve saati ile bağlantı kesilme tarih ve saati bilgisi gibi bilgileri,

p) Veri: Bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değeri,

r) Yayın: İnternet ortamında yapılan yayını,

s) Yer sağlayıcı: İnternet ortamında hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten gerçek veya tüzel kişileri,

ş) Yer sağlayıcı trafik bilgisi: İnternet ortamındaki her türlü yer sağlamaya ilişkin olarak; kaynak IP adresi, hedef IP adresi, bağlantı tarih ve saat bilgisi, istenen sayfa adresi, işlem bilgisi (GET, POST komut detayları) ve sonuç bilgileri gibi bilgileri,

ifade eder.

İlkeler

MADDE 4 – (1) Yayınlar;

a) İnsan onuruna, temel hak ve hürriyetlere saygılı olmalıdır.

b) Gençlerin ve çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimini zedeleyecek türden içeriklere yer vermemelidir.

c) Ailenin huzur ve refahını sağlayan hususlara zarar verecek nitelikte olmamalıdır.

ç) Kişileri, uyuşturucu madde bağımlılığı, fuhuş, müstehcenlik ve kumar gibi kötü alışkanlıklara teşvik edici olmamalıdır.

(2) Herkesin kendisine yönelik haklarını ihlal eden internet yayınlarının içeriklerinden dolayı cevap ve düzeltme hakkı olmalıdır.

İKİNCİ BÖLÜM
İçerik Sağlayıcıları, Yer Sağlayıcıları ile Erişim Sağlayıcılarının
Sorumluluk ve Yükümlülükleri
Bilgilendirme yükümlülüğü

MADDE 5 – (1) Ticari veya ekonomik amaçlı içerik sağlayıcıları, yer sağlayıcıları ve erişim sağlayıcıları, aşağıda belirtilen tanıtıcı bilgilerini, kendilerine ait internet ortamında, kullanıcıların ana sayfadan doğrudan ulaşabileceği şekilde ve iletişim başlığı altında, doğru, eksiksiz ve güncel olarak bulundurmakla yükümlüdür:

a) Gerçek kişi ise; adı ve soyadı, tüzel kişi ise; unvanı ve sorumlu kişiler, vergi kimlik numarası veya ticaret sicil numarası,

b) Yerleşim yeri, tüzel kişi ise merkezinin bulunduğu yer,

c) Elektronik iletişim adresi ve telefon numarası,

ç) Sunduğu hizmet, bir merciin iznine veya denetimine tabi bir faaliyet çerçevesinde yapılıyor ise, yetkili denetim merciine ilişkin bilgiler.

(2) Ticari veya ekonomik amaçlı içerik sağlayıcı, birinci fıkradaki bilgilerle birlikte, yer sağlayıcıya ilişkin tanıtıcı bilgileri, doğru, eksiksiz ve güncel olarak ana sayfasında bulundurmakla yükümlüdür.

İçerik sağlayıcının sorumluluğu

MADDE 6 – (1) İçerik sağlayıcı, internet ortamında kullanıma sunduğu her türlü içerikten sorumludur.

(2) İçerik sağlayıcı, bağlantı sağladığı başkasına ait içerikten sorumlu değildir. Ancak, sunuş biçiminden, bağlantı sağladığı içeriği benimsediği ve kullanıcının söz konusu içeriğe ulaşmasını amaçladığı açıkça belli ise, genel hükümlere göre sorumludur.

Yer sağlayıcının yükümlülükleri

MADDE 7 – (1) Yer sağlayıcı;

a) Yer sağladığı hukuka aykırı içerikten, ceza sorumluluğu ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla, Kanun ve ilgili mevzuat hükümlerine göre Başkanlık, adli makamlar veya hakları ihlal edilen kişiler tarafından haberdar edilmesi halinde ve teknik olarak engelleme imkânı bulunduğu ölçüde hukuka aykırı içeriği yayından kaldırmakla,

b) Sunucu barındırma hizmeti dâhil, yer sağlamakla ilgili hizmetlerinde (a) bendindeki hükümlere uymakla,

c) Yer sağlayıcı trafik bilgisini altı ay saklamakla, bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü oluşan verilerin dosya bütünlük değerlerini zaman damgası ile birlikte saklamak ve gizliliğini temin etmekle,

yükümlüdür.

(2) Yer sağlayıcı, yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir.

Erişim sağlayıcının yükümlülükleri

MADDE 8 – (1) Erişim sağlayıcı;

a) Herhangi bir kullanıcısının yayınladığı hukuka aykırı içerikten, Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre, Başkanlıkça haberdar edilmesi halinde ve teknik olarak en-gellemeimkânı bulunduğu ölçüde erişimi engellemekle,

b) Sağladığı hizmetlere ilişkin olarak, Başkanlığın Kanunla ve ilgili diğer mevzuatla verilen görevlerini yerine getirebilmesi için; erişim sağlayıcı trafik bilgisini bir yıl saklamakla, bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü oluşan verilerin dosya bütünlük değerlerini zaman damgası ile birlikte muhafaza etmek ve gizliliğini temin etmekle, internet trafik izlemesinde Başkanlığa gerekli yardım ve desteği sağlamakla, faaliyet belgesinde yer alan Başkanlığın uygun gördüğü bilgileri talep edildiğinde bildirmekle ve ticari amaçla internet toplu kullanım sağlayıcılar için belirli bir IP bloğundan sabit IP adres planlaması yapmakla ve bu bloktan IP adresi vermekle,

c) Faaliyetine son vereceği tarihten en az üç ay önce, durumu Kuruma, içerik sağlayıcılarına ve müşterilerine bildirmekle, Kuruma bildirilen kapanma tarihinden geriye doğru bir yıllık süredeki trafik bilgilerine ilişkin bütün kayıtları metin dosyası olarak,logformatlarını açıklamalarıyla birlikte, abone kütük bilgilerini Başkanlığa cd, dvd gibi optik medya ortamında teslim etmekle,

ç) Faaliyete başlamasından itibaren her ay düzenli olarak, her erişim yöntemine ilişkin kullanacağı erişim numaralarını ve toptan hizmet verdiği abonelere ilişkin bilgileri Başkanlığa göndermekle,

d) Başkanlık ile aralarındaki bağlantıdan erişimi engellenecek adreslere ilişkin gönderilecek bilgileri kendi sistemlerinde derhal uygulanabilmesi için, gerekli olan donanım ve yazılımı kurarak lazım olan düzenlemeleri yapmakla,

e) Kullanıcılarına vekil sunucu hizmeti sunuyor ise; vekil sunucu trafik bilgisini bir yıl saklamakla, bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü oluşan verilerin dosya bütünlük değerlerini zaman damgası ile birlikte muhafaza etmek ve gizliliğini temin etmekle,

yükümlüdür.

(2) Erişim sağlayıcı, verdiği hizmeti kullananlara ilişkin bilgilerin başkaları tarafından elde edilmesini ilgili mevzuatta belirlenen esas ve usullere uygun olarak engeller.

(3) Erişim sağlayıcı, kendisi aracılığıyla erişilen bilgilerin içeriklerinin hukuka aykırı olup olmadığını ve sorumluluğu gerektirip gerektirmediğini kontrol etmekle yükümlü değildir.

İdari para cezaları

MADDE 9 – (1) Bu Yönetmeliğin 5 inci maddesinde belirtilen yükümlülüğü yerine getirmeyen içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı veya erişim sağlayıcıya Başkanlık tarafından ikibin Yeni Türk Lirasından onbin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

(2) Bu Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde yer alan yükümlülüklerden birini yerine getirmeyen erişim sağlayıcısına, Başkanlık tarafından onbin Yeni Türk Lirasından ellibin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İçeriğin Yayından Çıkarılması ve Cevap Hakkı
İçeriğin yayından çıkarılması ve cevap hakkı

MADDE 10 – (1) İçerik nedeniyle hakları ihlâl edildiğini iddia eden kişi, içerik sağlayıcıya, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcıya, internet ortamından veya bizzat başvurarak, kendisine ilişkin içeriğin yayından çıkarılmasını ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere hazırladığı cevabın bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasını isteyebilir. İçerik veya yer sağlayıcı, kendisine ulaştığı tarihten itibaren iki gün içinde talebi yerine getirir. Bu süre zarfında talep yerine getirilmediği takdirde reddedilmiş sayılır.

(2) Talebin reddedilmiş sayılması halinde, kişi onbeş gün içinde yerleşim yeri sulh ceza mahkemesine başvurarak, içeriğin yayından çıkarılmasına ve yayındaki kapsamından fazla olmamak üzere, hazırladığı cevabın bir hafta süreyle internet ortamında yayımlanmasına karar verilmesini isteyebilir. Sulh ceza hâkimi bu talebi üç gün içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Sulh ceza hâkiminin kararına karşı 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.

(3) Sulh ceza hâkiminin kesinleşen kararının, birinci fıkraya göre yapılan başvuruyu yerine getirmeyen içerik sağlayıcıya veya yer sağlayıcıya tebliğinden itibaren iki gün içinde, içerik yayından çıkarılarak hazırlanan cevabın yayımlanmasına, kullanıcıların ana sayfadan doğrudan ulaşabileceği şekilde ve tekzip başlığı altında başlanır.

Cezai yaptırım

MADDE 11 – (1) Sulh ceza hâkiminin kararını, 10 uncu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İçerik veya yer sağlayıcının tüzel kişi olması halinde, bu fıkra hükmü yayın sorumlusu hakkında uygulanır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Erişimin Engellenmesi
Erişimin engellenmesi kararının konusunu oluşturan suçlar

MADDE 12 – (1) İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesine karar verilir:

a)26/9/2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

1) İntihara yönlendirme (madde 84),

2) Çocukların cinsel istismarı (madde 103, birinci fıkra),

3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190),

4) Sağlık için tehlikeli madde temini (madde 194),

5) Müstehcenlik (madde 226),

6) Fuhuş (madde 227),

7) Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228),

suçları.

b)25/7/1951tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda yer alan suçlar.

Koruma tedbiri olarak erişimin engellenmesi kararı

MADDE 13 – (1) Erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilir. Soruşturma evresinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından da erişimin engellenmesine karar verilebilir. Bu durumda Cumhuriyet savcısı kararını yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Bu süre içinde kararın onaylanmaması halinde tedbir, Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır.

(2) Koruma tedbiri olarak verilen erişimin engellenmesine ilişkin karara, Başkanlıkça ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre ilgililer tarafından itiraz edilebilir.

İdari tedbir olarak erişimin engellenmesi kararı

MADDE 14 – (1) İçeriği 12 nci maddede belirtilen suçları oluşturan yayınlarda, içerik sağlayıcının veya yer sağlayıcının yurt dışında bulunması halinde veya içerik sağlayıcı veya yer sağlayıcı yurt içinde bulunsa bile, içeriği Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan çocukların cinsel istismarı veya aynı Kanunun 226 ncı maddesinde yer alan müstehcenlik suçlarını oluşturan yayınlara ilişkin olarak erişimin engellenmesine Başkanlıkça re’sen karar verilir. Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan çocukların cinsel istismarı veya aynı Kanunun 226 ncı maddesinde yer alan müstehcenlik suçlarını oluşturan yayınlara ilişkin olarak içerik veya yer sağlayıcının yurt içinde bulunması durumunda bu karar, yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunulur ve hâkim kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Bu süre içinde kararın onaylanmaması halinde tedbir, Başkanlık tarafından derhal kaldırılır ve erişim sağlayıcılara bildirilerek gereğinin yerine getirilmesi istenir.

(2) Başkanlık tarafından verilen erişimin engellenmesi kararının konusunu oluşturan yayını yapanların kimliklerinin belirlenmesi halinde, Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur. Başkanlık, suç duyurusuna esas teşkil edecek verilerin elde edilebilmesi için kamu kurum ve kuruluşlarından bilgi ve belge talep edebilir.

Erişimin engellenmesi kararında belirtilmesi gerekli hususlar

MADDE 15 – (1) Koruma tedbiri olarak verilen erişimin engellenmesi kararında;

a) Kararı veren merciin adı,

b) Karar tarihi ile soruşturma numarası veya kovuşturmaya geçilmişse mahkeme esas numarası,

c) Tedbirin hangi suç için istendiği, bu suça ilişkin yeterli şüphe sebeplerinin neler olduğu,

ç) “URL adresi: http://www.abcd.com/abcdefgh.htm” şeklinde örneklenen, suça ilişkin bilgilerin bulunduğu tam web adresi,

d) “www.abcd.com” şeklinde örneklenen, hakkında tedbir uygulanacak internet yayınlarının alan adı,

e) Hakkında tedbir uygulanacak internet yayınlarının bulunduğu yer sağlayıcıya ait IP adresi,

f) Alan adı veya IP adresi olarak erişim engelleme yöntemi,

belirtilir.

Erişimin engellenmesi usulü

MADDE 16 – (1) Yönetmeliğin 13 üncü maddesi gereğince, hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı Başkanlığa gönderilir. Kararlar, doğrudan erişim sağlayıcılara gönderilemez. Başkanlık, kararlara ilişkin bilgileri gereği derhal yapılmak üzere elektronik ortamda erişim sağlayıcılara bildirir.

(2) Kişiler veya kurumlar tarafından Başkanlığın kurduğu bilgi ihbar merkezine yapılan ihbarlar, teknik ve hukuki incelemeye alınır. Söz konusu içerikte bu suçlardan birisinin oluştuğu konusunda yeterli şüphe sebebi tespit edildiği takdirde, 14 üncü maddeye göre işlem yapılır. Suça ilişkin yeterli şüphe sebebi tespit edilemediği takdirde işlem yapılmaz.

(3) 13 üncü ve 14 üncü maddeler kapsamındaki erişimin engellenmesi kararlarına ilişkin bilgiler, Başkanlıkça ilgili erişim sağlayıcılara elektronik ortamda bildirilir ve kararların gereği erişim sağlayıcılar tarafından derhal ve en geç kararın bildirilmesi anından itibaren yirmidört saat içinde yerine getirilir. 13 üncü maddeye göre erişimi engellenen yayınlar, Başkanlık tarafından hazırlanan ve mevcut sayfa yerine kararı veren merciin adı ile karar tarih ve sayısını belirten uyarı sayfasına yönlendirilir.

(4) Erişim sağlayıcılar, Başkanlık ile aralarındaki bağlantıdan aktarılacak erişimin engellenmesi kararlarının, kendi sistemlerinde derhal uygulanabilmesi için gerekli olan donanım ve yazılımı kurarak lazım olan düzenlemeleri yapar.

(5) Erişimin engellenmesi kararı kapsamında, erişimin engellenmesi kararına konu olan suçun oluştuğu konusunda yeterli şüphe sebebinin tespiti sürecinde, erişim engellenmeden önceki yayının durumu elektronik ortamda Başkanlıkça arşivlenir.

(6) Gerektiğinde Başkanlık, erişimin engellenmesi kararlarına konu olan içeriğin yayından kaldırılmasını, 7 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca yer sağlayıcıdan isteyebilir.

Erişimin engellenmesinin hükümsüz kalması

MADDE 17 – (1) Soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi halinde, erişimin engellenmesi kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu durumda Cumhuriyet savcısı, kovuşturmaya yer olmadığı kararının bir örneğini Başkanlığa gönderir. Başkanlık, karara ilişkin bilgileri gereği derhal yapılmak üzere elektronik ortamda erişim sağlayıcılara bildirir.

(2) Kovuşturma evresinde beraat kararı verilmesi halinde, erişimin engellenmesi kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu durumda mahkemece beraat kararının bir örneği Başkanlığa gönderilir. Başkanlık, karara ilişkin bilgileri gereği derhal yapılmak üzere elektronik ortamda erişim sağlayıcılara bildirir.

(3) Başkanlıkça resen verilen erişimin engellenmesi kararı, hâkim tarafından onaylanmadığı takdirde hükümsüz sayılır. Başkanlık, karara ilişkin bilgileri gereği derhal yapılmak üzere elektronik ortamda erişim sağlayıcılara bildirir.

Erişimin engellenmesinin kaldırılması

MADDE 18 – (1) Konusu bu Yönetmeliğin 12 nci maddesinde sayılan suçları oluşturan içeriğin yayından çıkarılması halinde; erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından kaldırılır. Bu kararın bir örneği Başkanlığa gönderilir. Başkanlık, karara ilişkin bilgileri gereği derhal yapılmak üzere elektronik ortamda erişim sağlayıcılara bildirir.

(2) Soruşturma evresinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından da erişimin engellenmesine karar verilebilir. Bu durumda Cumhuriyet savcısı kararını yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Bu süre içinde kararın onaylanmaması halinde tedbir, Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır. Bu kararın bir örneği Başkanlığa gönderilir. Başkanlık, karara ilişkin bilgileri gereği derhal yapılmak üzere elektronik ortamda erişim sağlayıcılara bildirir.

İdari ve cezai yaptırımlar

MADDE 19 – (1) İdarî tedbir olarak verilen erişimin engellenmesi kararının Başkanlıkça bildirilmesinden itibaren yirmidört saat içinde yerine getirilmemesi halinde, Başkanlık tarafından erişim sağlayıcısına, onbin Yeni Türk Lirasından yüzbin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezasının verildiği andan itibaren yirmidört saat içinde kararın yerine getirilmemesi halinde ise Başkanlığın talebi üzerine Kurum tarafından faaliyet belgesinin iptaline karar verilebilir.

(2) Soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde ise mahkeme; soruşturma evresinde gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından koruma tedbiri olarak verilen erişimin engellenmesi kararının gereğini Başkanlıkça bildirilmesinden itibaren yirmidört saat içinde yerine getirmeyen yer veya erişim sağlayıcılarının sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Kanun yolu

MADDE 20 – (1) Bu Yönetmelikte tanımlanan kabahatler dolayısıyla Başkanlık veya Kurum tarafından verilen idarî para cezalarına ilişkin kararlara karşı, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir.

Çalışma kurulları

MADDE 21 – (1) Başkanlık, Ulaştırma Bakanlığı, kolluk kuvvetleri, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile içerik, yer ve erişim sağlayıcılar ve ilgili sivil toplum kuruluşları arasında koordinasyon oluşturarak internet ortamında yapılan ve Kanun kapsamına giren suçları oluşturan içeriğe sahip faaliyet ve yayınları önlemeye yönelik çalışmalar yapmak amacıyla çalışma kurulları oluşturabilir. Çalışma kurulları, Başkanın görevlendireceği personelin başkanlığında çalışmalarını yürütür. Kurulların çalışma usul ve esasları Başkanlıkça belirlenir. Çalışma kurullarının her türlü giderleri Kurum tarafından karşılanır.

(2) Başkanlık bu Yönetmelikle verilen görevlerini yerine getirirken danışman kullanma, hizmet satın alma, tanıtma, kiralama gibi faaliyetlerde bulunabilir.

İşbirliği ve koordinasyon çalışmaları

MADDE 22 – (1) Başkanlık, bilişim ve internet alanındaki gelişmeleri izlemek amacıyla, uluslararası kurum ve kuruluşlarla, gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında, giderleri Kurum tarafından karşılanan işbirliği ve ortak çalışmalar yapar.

(2) Başkanlık, Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılan suçların, internet ortamında işlenmesini konu alan her türlü temsili görüntü, yazı veya sesleri içeren ürünlerin tanıtımı, ülkeye sokulması, bulundurulması, kiraya verilmesi veya satışının önlenmesini teminen yetkili ve görevli kolluk kuvvetleri ile soruşturma mercilerine, teknik imkânları dahilinde gereken her türlü yardımda bulunur veya koordinasyonu sağlar. Bu doğrultuda Başkanlık, soruşturma mercileri ile yetkili ve görevli kolluk kuvvetleri tarafından intikal ettirilen talepleri inceler, değerlendirir ve Kanunda öngörülen suçların önlenmesini teminen gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayabilir.

(3) Başkanlık, İnternet Kurulu ile gerekli işbirliği ve koordinasyonu sağlar; bu Kurulca izleme, filtreleme ve engelleme yapılacak içeriği haiz yayınların tespiti ve benzeri konularda yapılacak öneriler ile ilgili gerekli her türlü tedbir veya kararları alır. Başkanlık görevlerinin yerine getirilmesi amacıyla, Başkan veya görevlendireceği daire başkanı ile ilgili daire başkanları İnternet Kurulu toplantılarına katılır. İnternet Kurulu, Başkanlığın Kanundaki görevlerine ilişkin hususlarda Başkanlığın görüşünü alarak karar verir.

Yürürlük

MADDE 23 – (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 24 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Başbakan yürütür.

Türk Ceza Hukukçuları

0
Türk Ceza Hukukçuları

Türk Ceza Hukukçuları

Adem SÖZÜER, AHMET GÖKÇEN, ALİ KEMAL YILDIZ, AYHAN ÖNDER, AYŞE NUHOĞLU, Bahri ÖZTÜRK, CUMHUR ŞAHİN, ÇETİN ÖZEK, DOĞAN SOYASLAN, DURMUŞ TEZCAN, DUYGUN YARSUVAT, ERALP ÖZGEN, EROL CİHAN, Faruk Erem, Fatih Selami Mahmutoğlu, FERİDUN YENİSEY, FÜSUN SOKULLU AKINCI, HAMİDE ZAFER, KAYIHAN İÇEL, KÖKSAL BAYRAKTAR, M.Hakan Hakeri, Mehmet Emin Artuk, METİN FEYZİOĞLU, Mustafa Ruhan Erdem, NEVZAT TOROSLU, NUR CENTEL, Özlem YENERER ÇAKMUT, Sahir Erman, Sami Selçuk, SERAP KESKİN KİZİROĞLU, SULHİ DÖNMEZER, SÜHEYL DONAY, TAHİR TANER, TİMUR DEMİRBAŞ, UĞUR ALACAKAPTAN, ÜMİT KOCASAKAL, YENER ÜNVER

Adem SÖZÜER (1957- …)
AHMET GÖKÇEN (07.02.1960-…)
ALİ KEMAL YILDIZ
Ayhan ÖNDER
AYŞE NUHOĞLU (18.08.1965-…)
Bahri ÖZTÜRK
CUMHUR ŞAHİN (01.01.1959-…)
ÇETİN ÖZEK (1934 – 16 Temmuz 2008)

DOĞAN SOYASLAN
DURMUŞ TEZCAN (1947-…)
DUYGUN YARSUVAT (18.08.1937-…)
ERALP ÖZGEN (1936-17.04.2007)
EROL CİHAN
Faruk Erem(1913-15.11.1998)
Faruk Erem
Fatih Selami Mahmutoğlu
FERİDUN YENİSEY (17.09.1944 – … )
FÜSUN SOKULLU AKINCI (1945 – …)
HAMİDE ZAFER (02.08.1966 – …)
KAYIHAN İÇEL (1939 – …)
KÖKSAL BAYRAKTAR (1941 – …)
M.Hakan Hakeri (1966 – …)
Mehmet Emin Artuk( 1948 – …)
METİN FEYZİOĞLU (07.07.1969 – ….)
Mustafa Ruhan Erdem ( 22.04.1966 – …)
NEVZAT TOROSLU (12.07.1937 – …)
NUR MERKEZİ (1949 – …)
Özlem YENERER ÇAKMUT
Sahir Erman (12.09.1918 – 08.02.1996)
Sami Selçuk (1937 – …)
Sami Selçuk
SERAP KESKİN KİZİROĞLU (24.11.1964 – …)
SULHİ DÖNMEZER ( 10.02.1918 – 03.08.2004)
SÜHEYL DONAY (14.11.1938 – …)

Prof. Dr. Mehmet Tahir Taner

(D. 28 Mart 1883, Eskişehir – Ö. 12 Eylül 1962, İstanbul)

TİMUR DEMİRBAŞ(1954 – …)
UĞUR ALACAKAPTAN (1934 – …)
ÜMİT KOCASAKAL( 11.05.1966 – …)
YENER ÜNVER
Türk Ceza Hukukçuları: Adem SÖZÜER, AHMET GÖKÇEN, ALİ KEMAL YILDIZ, AYHAN ÖNDER, AYŞE NUHOĞLU, Bahri ÖZTÜRK, CUMHUR ŞAHİN, ÇETİN ÖZEK, DOĞAN SOYASLAN, DURMUŞ TEZCAN, DUYGUN YARSUVAT, ERALP ÖZGEN, EROL CİHAN, Faruk Erem, Fatih Selami Mahmutoğlu, FERİDUN YENİSEY, FÜSUN SOKULLU AKINCI, HAMİDE ZAFER, KAYIHAN İÇEL, KÖKSAL BAYRAKTAR, M.Hakan Hakeri, Mehmet Emin Artuk, METİN FEYZİOĞLU, Mustafa Ruhan Erdem, NEVZAT TOROSLU, NUR CENTEL, Özlem YENERER ÇAKMUT, Sahir Erman, Sami Selçuk, SERAP KESKİN KİZİROĞLU, SULHİ DÖNMEZER, SÜHEYL DONAY, TİMUR DEMİRBAŞ, UĞUR ALACAKAPTAN, ÜMİT KOCASAKAL, YENER ÜNVER

Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu

0

Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu, 30 Kasım 1925 tarihinde 677 Sayılı Kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 13 Aralık 1925 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Osmanlı toplum ve eğitim hayatında önemli bir yere sahip olan tekke ve zaviyeler zamanla yozlaşmış ve toplumsal alanda bölünme ve gruplaşmalara sebep olmuştur. Uygar ve ileri bir millet olma amacını takip eden Mustafa Kemal Atatürk, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanununu çıkararak toplum için uygarlık yolunda engel olarak gördüğü tekke, zaviye, türbe ve tarikat gibi kurumları ortadan kaldırmıştır.

Atatürk, Kastamonu’da 30 Ağustos 1925’te söylediği bir nutukta türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini vermiş; “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” demiştir.  

30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edilmiş ve birtakım unvanların kullanılması yasaklanmıştır. Kanun, bütün tarikatlarla birlikte, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır.

TEKKE VE ZAVİYELERLE TÜRBELERİN SEDDİNE VE
TÜRBEDARLIKLAR İLE BİR TAKIM UNVANLARIN
MEN VE İLGASINA DAİR KANUN (1)

(Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu)

Kanun Numarası : 677
Kabul Tarihi : 30/11/1925
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 13/12/1925 Sayı : 243
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 7 Sayfa : 113
Madde 1

Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhının tahtı tasarrufunda gerek suveri aharla tesis edilmiş bulunan bilümum tekkeler ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük ve tasarrufları baki kalmak üzere kamilen seddedilmiştir. Bunlardan usulü mevzuası dairesinde filhal cami veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilir. Alelümum tarikatlerle şehlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası memnudur.

Türkiye Cumhuriyeti dahilinde salatine ait veya bir tarika veyahut cerri menfaate müstenit olanlarla bilümum sair türbeler mesdut ve türbedarlıklar mülgadır. Seddedilmiş olan tekke veya zaviyeleri veya türbeleri açanlar veyahut bunları yeniden ihdas edenler veya ayını tarikat icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hidematı ifa veya kıyafet iktisa eyleyen kimseler üç aydan eksik olmamak üzere hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere cezayı nakdiile cezalandırılır.

(Ek: 10/6/1949 – 5438/1 md.)

Şeyhlik, Babalık ve Halifelik gibi mensupları arasında baş mevkiinde bulunanlar altı aydan az olmamak üzere hapis ve 500 liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasından başka bir yıldan aşağı olmamak üzere sürgün cezası ile cezalandırılırlar (1). (Ek: 1/3/1950 – 5566/1 md.; Değişik: 7/2/1990 – 3612/5 md.) Türbelerden Türk büyüklerine ait olanlarla büyük sanat değeri bulunanlar Kültür Bakanlığınca umuma açılabilir. Bunlara bakım için gerekli memur ve hizmetliler tayin edilir.

Madde 2

İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 3

İşbu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

(1) 13/7/1965 tarih ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesiyle sürgün cezası kaldırılmıştır.

 

677 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN
YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ GÖSTERİR LİSTE
______________________________________________________________
3612 — 16/2/1990
5438 — 16/6/1949
5566 — 4/3/1950

Teleke ve zaviyelerle türbelerin kapatılmasına ve türbedarlıklar ile bir takım unvanların men ve ilgasına dair olan 677 sayılı kanunun birimci maddesine bir fıkra eklenmesi hakkında Kanun

Kanun No: 5438

Kabul tarihi: 10/6/1949

Madde 1 — 30/11/1341 341 tarihli ve 677 sayılı kanunun birinci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir: Şeyhlik, Babalık ve Halifelik gibi mensupları arasında baş mevkiinde bulunanlar altı aydan az olmamak üzere hapis ve 500 liradan aşağı olmamak üzer e ağır para cezasından başka bir yıldan aşağı olmamak
üzere sürgü n cezası ile cezalandırılırlar.

Madde 2 — Bu kanun yayımı tarihinden yürürlüğe girer.

Madde 3 — Bu kanunu Adalet Bakan ı yürütür.

11/6/1949

 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

30 Kasım – Hukuk Takvimi

0
30 Kasım Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler

30 Kasım – Hukuk Takvimi

1882
Ahmet Arifi Paşa, ikinci kez Danıştay başkanlığına atandı.
1920
30 Kasım 1920‘de Madrit’de Posta Birliği(Dünya Posta Birliği (UPU))’ne dair sözleşme imzalandı. Antlaşma hükümleri 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye tarafından da kabul edildi.
1922
Mudanya Ateşkes Antlaşması uyarınca, Doğu Trakya’nın teslim işlemleri tamamlandı.
1923
Alman avukat, devlet adamı ve Merkez Partisi’nin lideri Wilhelm Marx, 30 Kasım 1923’te Alman Sansölyesi seçidi, Görevi 15 Ocak 1925’te sona erdi.
1925
Anayasa’nın 6. Maddesi’nde belirtilen “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir” hükmünün özünü oluşturan “Hakimiyet Milletindir” yazılı levha, 30 Kasım 1925’te Büyük Millet Meclisi kürsüsünün arkasına asıldı. I. Meclis Binasının duvarına asılan “Hakimiyet Milletindir” levhası Hattat Mehmed Hulusi Yazgan tarafından yazılmıştır.
1925
(Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu) Tekke ve Zaviyeler ile türbelerin kapatılmasına ve türbedarlar ile bazı unvanların men ve ilgasına dair kanun yürürlüğe girdi. Bütün tarikatlarla birlikte, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve muskacılık yasaklandı.
1925
Microsoft’un kurucusu Bill Gates’in babası olan Avukat William Henry Gates doğdu.  (Ölümü : 14 Eylül 2020)
1931
İktisadi Buhran Vergisi Kanunu kabul edildi. Kanun, 30 Kasım 1931 tarihinde kabul edildi ve 1 Aralık 1931 tarihinde Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1957
13 Aralık 1957 tarihinde Avrupa Konseyine üye devletler tarafından kabul edilen ve Paris’te imzalanan Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi‘nin imza sürecinde, Türkiye tarafından 30 Kasım 1957 tarihinde itiraz-i kayıt mektubu sunuldu. Sözleşme, 18 Kasım 1959 tarihli ve 7376 Sayılı Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesinin Tasdiki Hakkında Kanun ile kabul edilmiş, 26 Kasım 1959 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. .
1958
Fransız Ekvatoral Afrikası içinde yar alan, Çad, Orta Kongo (şimdiki Kongo Cumhuriyeti), Gabon, Orta Afrika Cumhuriyeti, Eylül 1958’te yapılan referandumda, Fransız Topluluğu içinde özerk olmak yönünde oy kullanmaları sonucunda federasyon dağıldı. Geçici Orta Afrika Cumhuriyetleri Birliği’ni oluşturan bu ülkeler, Ağustos 1960’ta bağımsız oldular.
 1965
“Yön” dergisinde yayınlanan 2 yazısında “devletin emniyetiyle ilgili sırları açıkladığı” gerekçesiyle Doğan Avcıoğlu’nun yargılanmasına başlandı.
1965
Mahkeme kararıyla sahneden kaldırılan “Eşeğin Gölgesi” oyununun yazarı Haldun Taner ile rejisör Çetin İpekkaya savcılıkta ifade verdi.
1966
Kemalist Gençlik Partisi, 30 Kasım 1966 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla kapatıldı. Parti, Tevfik Pars’ın genel başkanlığında 18 şubat 1961’de kurulmuştu.
1966
Barbados, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını ilan etti
 1967
Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti (Güney Yemen) kuruldu ve 22 Mayıs 1990’da Kuzey Yemen’le birleşerek Yemen Cumhuriyeti adını aldı
1972
Uçakların kanundışı yollarla ele geçirilmesinin önlenmesine dair 16 Aralık 1970 tarihli La Haye Sözleşmesinin onaylanmasının uygun bulunduğu hakkında Kanun” adıyla 30 Kasım 1972 tarihli ve 1634 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunmuş, 7 Aralık 1972 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir.
1981
BM, 30 Kasım 1981 tarihinde, her yıl Genel Kurul oturumlarının başlangıç günü olan Eylül ayının üçüncü Salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etti.  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 30 Kasım 1981 tarihindeki 57. birleşiminde, “BM Genel Kurul’unun açılış günü olan her eylülün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak kabul edilmiştir. “Dünya Barış Günü” sadece Türkiye ve KKTC tarafından 1 Eylül tarihinde kutlanmaktadır. Barışı ve insanlığın huzur içinde yaşamasını savunanlar için simge bir gündür.
1983
“Yeni Bir Cumhuriyet İçin” kitabından aldığı 8 yıl hapis cezası Yargıtay’da bozulup tahliye kararı verilen Doç.Dr.Yalçın Küçük hakkında, ”cezaevi revirinde devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek”ten 1-6 yıl arası hapis istemiyle yeni bir dava açıldı.
1988
Tek tip elbise giyilmesine karşı cezaevlerinde başlatılan açlık grevleri, beş cezaevinde anlaşmaya varılması üzerine sona erdi.

Tek tip elbise uygulaması
1990
Sporda Şiddet Konusunda Avrupa Sözleşmesi (Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterileri ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesi– European Convention on Spectator Violence and Misbehaviour at Sports Events and in particular at Football Matches), Türkiye tarafından, 25 Eylül 1986’da imzalanmış, 30 Kasım 1990’da onaylanmış ve 1 Ocak 1990’da yürürlüğe sokulmuştur. Sözleşme, 19.Ağustos 1985 tarihinde Strasbourg’da imzalanmıştı.
1992
Kimyasal Silahların Önlenmesi Sözleşmesi (CWC), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 30 Kasım 1992 tarihinde onaylandı. Kimyasal Silahların Önlenmesi Sözleşmesi (CWC), kimyasal silahların üretimini, stoklanmasını ve kullanımını yasaklayan bir silah kontrol ve denetim antlaşmasıdır. Türkiye, sözleşmeyi 2006 yılında onaylamıştır.
1993
Sosyalist Türkiye Partisi, 30 Kasım 1993 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı. Kapatma kararının gerekçesi 9 Temmuz 1994 tarihli resmi gazetede yayınlandı. Kapatma gerekçesi olarak; Sosyalist Türkiye Partisi programının, Anayasa ile Siyasî Partiler Yasası’na aykırı olması gösterildi. Partinin temelli kapatılarak tüm mallarının 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesi uyarınca Hazine’ye geçmesine karar verildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Sosyalist Türkiye Partisi yöneticilerinin başvurusu üzerine Türkiye’yi haksız buldu. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin örgütlenme hakkıyla ilgili 11. maddesinin ihlal edildiğine 12 Kasım 2003 tarihinde karar verdi.
1995
8 Eylül 1991’de İHD’nin toplantısında yaptıkları konuşmalar nedeniyle Atilay Ayçin’le birlikte TMY 8/1.md’deki ”devletin bütünlüğü aleyhine propaganda”dan ceza alan Eşber Yağmurdereli, TMY değişikliği nedeniyle yeniden duruşmaya çıktı. Yağmurdereli: ”Geçen 4 yıl düşüncelerimi doğruladı” ve ve hapis cezasıyla korkutulmaya çalışıldığını söyledi.
1996
Cumartesi Anneleri ve destekçilerinden oluşan yaklaşık 300 kişi Emniyet Genel Müdürü Alaattin Yüksel’in “Çocuklarını Galatasaray’da değil dağda arasınlar” sözünü protesto etti, gözaltında kaybedilenler için saygı duruşunda bulundu.
1999
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi PKK lideri Abdullah Öcalan için verilen idam cezasına karşı ihtiyati tedbir kararı aldı. Mahkemedeki yargılama sonuçlanana kadar infazın ertelenmesi gerektiğine karar verildi.
2004
Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’nin, Türkiye tarafından kabulüne dair kanun 30 Kasım 2004 tarih ve 25656 sayılı Resmi Gazetede 5261 kanun numarası ile yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2007
İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, 4 Mayıs 2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un uygulanmasını göstermek üzere 30 Kasım 2007 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak mevzuata dahil olmuş ve yürürlüğe girmiştir.
2012
Meksika’nın hukukçu başkanlarından Felipe de Jesús Calderón Hinojosa’nın devlet başkanlığı görevi sona erdi. Calderón, 18 ağustos 1962’de doğdu, Escuela Libre de Derecho’dan mezun oldu. Harvard’dan yüksek lisans derecesi aldı. 1 Aralık 2006 – 30 Kasım 2012 arasında devlet başkanlığı görevini yürüttü.
2012
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Sivas Katliamı’nın araştırılmasını talep eden Sivas’tan 114 örgütün başvurusu üzerine DDK’ya soruşturma emri verdi. Sivas Davası’nın avukatlarından Şenal Sarıhan: “Bu 114 örgüt arasında mağdurların üye olduğu tek bir dernek yok. Umutlu değiliz”.
2013
Cumartesi Anneleri 453.kez Galatasaray Meydanında toplanarak 30 Kasım 1994’de Midyat’ta gözaltında kaybolan Nihat Aydoğan’ın akıbetini devlete sordu.
2023
  • Van’ın Edremit ilçesinde 9 Mayıs 2022’de tutuklanan Makbule Özer, “örgüte yardım etmek” iddiasıyla mahkemenin verdiği 2 yıl 1 aylık hapis cezasının bir yıl ertelenmesi üzerine 7 Eylül 2022’de serbest bırakıldı. 81 yaşındaki Makbule Özer, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “Cezaevinde kalabilir” raporunun ardından tekrar cezaevine girmesi bekleniyor.
  • İslamabad Yüksek Mahkemesi, eski başbakan Navaz Şerif’in yolsuzluktan yargılandığı davada beraat kararı verdi. Avenfield Davası olarak bilinen yargılamada  Şerif ve ailesi, yolsuzluktan elde ettikleri paralarla Londra’da lüks daireler almakla suçlanmış, Temmuz 2018’de sonuçlanan davada, Şerif, 10 yıl hapis cezasına çarptırılmış ancak 2 ay sonra adil yargılanmadığı ve delillerin yeterli olmadığı gerekçesiyle yeniden yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Şerif, hakkındaki mahkeme kararlarını temyiz etmişti.
2023
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, TTB Merkez Konseyi ve Şebnem Korur Fincancı’nın kuruluş amaçlarına aykırı faaliyette bulundukları gerekçesiyle görevlerine son verilmesi ve yerlerine yenilerinin seçilmesi talebiyle davaname hazırlaması üzerine Ankara 31’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’nde devam eden yargılamanın 7 duruşmasında, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına karar verildi. Mahkeme, davanın TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı açısından pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı merkez konsey başkanlığı yönünden “mevcut konsey başkanı ve üyelerinin görevden alınmasına” karar verdi. Kararını açıklayan mahkeme, yeni merkez konseyi seçimlerini tamamlamak üzere beş kişilik bir heyet görevlendirdi. Karar temyiz aşamasında kesinleşinceye kadar mevcut yönetim görevine devam edecek.
2024
  • Datça’da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yapılması planlanan Datça Yat Limanı Projesi için Muğla 4. İdare Mahkemesi itiraz yolları kapalı olarak yürütmenin durdurulması kararı verdi. MUÇEP Derneği, Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Datça Belediyesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlıklarına dava açmıştı. 
  • Tunceli Belediyesi’ndeki görevinden alınmasının ardından knutu terk etmeme şeklinde adli  kontrol ile serbest bırakılan Birsen Orhan “Toplantı ve gösteri yürüyüş kanununa muhalefet” ve “Görevi yaptırmamak için direnme” iddialarıyla tutuklandı. 

30 Kasım – Hukuk Takvimi

Dünya Barış Günü

Avukat Muharrem Naci Orhan

0

Muharrem Naci Orhan, 1 Temmuz 1927 tarihinde Malatya Arguvan ilçesi, Kuyudere (Minayik) köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Mehmet Orhan Annesi Fatma Orhan’dır.

Doğduğu köyde okul olmadığından ötürü ilkokulun 1. sınıfını Ermişli köyünde, sonraki sınıfları ise Karahöyük köyünde, okumuştur. Arapkir Orta Okulunun ardından Malatya Lisesini bitirdikten sonra tahsiline 3 yıl ara vermiş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandıktan sonra Roma Hukuku kürsüsüne girmiştir.

1956 yılında evlenmiştir. Evli ve bir çocuk sahibi olduğu için üniversiteyi bırakarak avukatlık stajını tamamlayarak 1960 Eylülünde fiilen avukatlığa başlamıştır. 50 yıldan daha fazla avukatlık yapmıştır.

Saz çalmaya curayla 6-7 yaşlarında başlamıştır. Saz çalmaya başladığında okula henüz gitmediğini, 9-10 yaşlarına geldiğinde bağlama çalmaya başladığını belirtmektedir. Amcası Aşık Hasan Hüseyin Orhan’ı izleyerek, köyde saz çalanları izleyerek, bağlama çalmayı öğrenmiştir. Köyde bağlamayı herkesin pençeyle (elle) çalması sonucunda Aşık Muharrem Naci Orhan’da bağlamayı pençe (elle) tekniği ile öğrenmiştir.

Etkilendiği halk aşıkları : Hasan Hüseyin Orhan Hz. İmam Cafer Ocağı dedelerinden Ali Dede, Mehmet Ali Dede ve Arapkirin Hastek (Aluçlu) köyünden İmam Bakır Ocağı evlatlarından Zevnel Dede ve Oğlu Ali Özcan dededen gene Elbistan’ın Kantarma köyünden Abuzer dede ile İbrahim dedelerden gerek saz çalmada gerekse saz ve ses üzerindeki yorumlanndan etkilenmiştir. Fakat yazmış olduğu Nefesler, Koşmalar Duvaz İmamlar Taşlamalar gibi şiirlerinde hiç şüphe yok ki Fuzili Yemini – Virani- Kul Himmet – Pir Sultan- Şah Hatayi – Karacaoğlan – Cemali – Şem-i Tevz-i – Teslim Abdal Turabi – Kaygusuz – Mücrimi – Abdal Musa ve daha pek çok Halk Aşıklarının etkisiyle şiirlerini yazmıştır. Saz çalmayı cem toplantılarında ilerletmiş ve ilerleyen zamanlarda kendisi cem yürütmeye başlamıştır.

Muharrem Naci Orhan’ın mahlası İkrari mahlasıdır. Bir cemaat toplantısında saz çalınıp söylenirken, başta babası olmak üzere orada bulunan kişiler tarafından İkrari mahlası Muharrem Naci Orhan’a uygun görülmüştür. Kendisine ilk başlarda kendi kendine çalıp söyleyen Orhan, daha sonraları Usta malı eserlerin şiirlerinin yanı sıra İkrari mahlası ile şiirler yazmaya ve söylemeye başlamıştır.

Avukatlıktan emekli olduktan sonra yazmış olduğu şiirlerin yayınlanması, kitap çalışmaları, konferanslar ve söyleşilerle iştigal etmiştir.

4 çocuk sahibi Orhan, 25 Kasım 2010 Perşembe günü yaşamını yitirmiş, Karacaahmet Cemevi’nde kılınan ikindi namazını müteakip, Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

AIMR Etik Kurallar Kodu ve Mesleki Davranış İlkeleri

0

AIMR Etik Kurallar Kodu ve Mesleki Davranış İlkeleri; üyelerden ve Lisanslı Finansal Analist (CFA) adaylarından göstermelerini bekledikleri profesyonel davranış biçimlerini tanımlayan bir davranışlar silsilesidir. Kod, dürüst ve etik iş uygulamalarının oluşturulmasına yönelik bir rehber olan Mesleki Davranış Standartları ile bağlantılı olarak mütalaa edilmektedir.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] CFA Institute, yatırım uzmanlarına finans eğitimi sağlayan küresel, kar amacı gütmeyen bir profesyonel kuruluştur. Küresel yatırım endüstrisinde etik, eğitim ve profesyonel mükemmellik standartlarını teşvik etmeyi amaçlamaktadır. [/box]

AIMR tarafından 1999 yılı Mayıs ayında değiştirilerek yeniden düzenlenen Etik Kurallar Kodu uyarınca AIMR üyelerinin;

1. Kamu, müşteri, işveren, çalışan ve çalışma arkadaşları ile sürdürülen tüm ilişkilerinde dürüst ve haysiyetli olmaları, ahlaki değerlere uygun tutum ve davranışlarda bulunmaları,

2. Diğer üyelerin üzerinde ve mesleklerine güven yaratacak şekilde ahlaki kurallara uygun davranışlarda bulunmaları ve diğer çalışanları da aynı şekilde davranmaya teşvik etmeleri,

3. Hem kendilerinin hem de çalışma arkadaşlarının mesleki bilgi ve becerilerinin korunması ve geliştirilmesi için çaba göstermeleri,

4. İşleri ile ilgili konularda azami dikkati göstermeleri, bağımsız olarak karar verme yeteneğine sahip olmaları, gereklidir.

Yukarıda sayılan etik kuralların yanında tüm yeler, CFA’lar ve CFA adayları faaliyetlerini aşağıda özet olarak verilen ve ayrıntıları Ek/2’de açıklanan standartlara uygun olarak sürdürmek zorundadırlar.

Standart 1:
Temel Sorumluluklar

‹yelerin faaliyetleri ile ilgili tüm kanun, tüzük,  yönetmelik ve düzenlemeleri (İş Ahlakı Yönetmeliği ve Mesleki Davranış Standartları dahil) bilmeleri ve söz konusu yasal düzenlemelere bağlı kalmaları zorunludur.

Standart 2:
Mesleki Sorumluluklar

Üyeler, yanlış beyana dayalı, hileli, dürüst olmayan mesleki davranışlarda ya da dürüstlük, güvenilirlik veya mesleki yeteneklerine ters düşecek davranışlarda bulunamazlar.

Standart 3
İşverenle İlişkiler ve İşverene Karşı Sorumluluklar

Üyeler, direkt sorumlu oldukları üstlerini, Yönetmelik ve Standartlara uyum konusunda yükümlü bulundukları düzenlemeler ve söz konusu düzenlemelere aykırı davranmaları halinde disiplin cezalarına konu olabilecekleri hususlarında aydınlatmaları zorunludur.

Üyeler, üstlerinden ve bağımsız işlem yapacakları kurum veya kişilerden yazılı bir izin almadıkları sürece, üstleri ile rekabete girerek yarar sağlayabilecekleri bağımsız işlemlerde bulunamazlar. Çıkar çatışması meydana geldiğinde, üstleri tarafından getirilen yasaklamalara da uymak zorundadırlar. Ayrıca hizmetleri karşılığı aldıkları tüm parasal bedel, tazminat ve diğer yararları yazılı olarak üstlerine bildirmeleri zorunludur.

Amirlerin de kendilerine bağlı olarak çalışan astlarının Yönetmelik ve Standartların ihtiva ettiği hüküm ve düzenlemelere uygun davranmalarını sağlama sorumlulukları, görev ve yetkileri vardır.

Standart 4
Müşteriler ve Muhtemel Müşterilerle İlişkiler ve Bunlara Karşı Sorumluluklar

Üyeler;

– Mevcut ve potansiyel müşterilerine yatırım tavsiyelerinde bulunurken ve onlar adına yatırım yaparken, her türlü gayreti göstermeli, verecekleri yatırım tavsiyeleri ve yapacakları yatırımlar makul ve yeterli kriterlere, araştırmalara dayalı olmalıdır.

– Yatırım tavsiyelerinde yanlış beyan ve yanlış anlaşılmaların önlenmesi için gereken özeni göstermelidir.

– Verilen yatırım tavsiyelerinin ve yapacakları yatırımların nedenini kanıtlayacak ve destekleyecek tüm belgeleri saklamalıdır.

– Verecekleri yatırım tavsiyelerinde veya yapacakları yatırımlarda bağımsız ve objektif olmalı, gereken dikkat ve özeni göstererek karar vermeli ve adil ve tarafsız olmalıdırlar.

– Müşterilerinin çıkarlarını gözetmeli, müşteri çıkarlarını kendi çıkarlarının önünde tutmalı ve müşterileriyle olan güven ilişkisini asla zedelememelidir.

– Yatırım tavsiyelerinde bulunmadan önce müşterilerinin mali durumu, yatırım deneyimleri ve yatırım amaçları hususlarında gerekli araştırmaları yapmaları ve gerekli durumlarda söz konusu bilgileri güncelleştirmeleri gereklidir. Verecekleri tavsiyelerin müşterinin mali durumu, yatırım deneyimi ve yatırım amaçlarına uygun olduğundan emin olmadıkça, onlar adına yatırım kararı vermekten kaçınmalıdır.

– Bir portföy veya bir müşteri için yatırım tavsiyesinde bulunurken ya da bir portföy veya bir müşteri adına yatırım yaparken, yaptığı işlemin o portföy veya o müşterinin amaçlarına uygun olmasına dikkat etmelidir.

– Yatırım tavsiyelerinde bulunurken gerçekler (ellerindeki kesin bilgiler) ile kendi görüşleri arasında ayırım yapmalıdır.

– Müşterilerine menkul kıymetlerin seçimi, portföyün yapısı vb. ile ilgili çerçeve bilgileri ve genel prensipleri açıkça anlatmalı ve portföye dahil yatırım araçlarındaki değişikliklerden müşterileri haberdar etmelidir.

– Yatırım tavsiyelerinde bulunurken, daha önceden verilmiş olan tavsiyelerde değişiklik yaparken veya yatırım işlemlerinde bulunurken adil ve tarafsız olmalı, tarafsız ve objektif tavsiyeler vermelerini engelleyeceğini düşündükleri çıkabilecek tüm çıkar çatışmalarını müşterilerine açıklamalıdır.

– Mevcut ve potansiyel müşterileri ile işverenleri arasında gizli kalması gereken hiç bir bilgiyi, söz konusu kişilere ilişkin yasal olmayan eylemler hakkında elde edilen bilgiler dışında, kimseye açıklamamalıdır.

– Kendilerinin veya şirketlerinin özellikleri, müşterilere verdiği hizmetler ile mesleki ve akademik deneyim ve yeterlilikleri hakkında yanlış anlaşılmaya sebep olabilecek yazılı veya sözlü¸ açıklamalarda bulunmaktan ve yatırım yapılan araç ile ihracının yükümlülüklerine ilişkin kesin ve sürekli bilgi verilmesi haricinde, garanti niteliğini taşıyan herhangi bir sözlü veya yazılı açıklama yapmaktan kaçınmalıdır.

Standart 5
Kamu ile İlişkiler ve Kamuya Karşı Sorumluluklar

Üyelerin,

-Bir menkul kıymetin değerine ilişkin kamuya açık olmayan bir bilgiyi elde etmeleri, herhangi bir yükümlülüklerini ihlal ediyorsa veya kötüye kullanılmaya müsait bir ortam yaratıyorsa söz konusu bilgiyi kullanarak işlem yapmaları veya başkalarını bu yönde işlem yapmaya sevk etmeleri yasaktır.

-Kendilerinin ya da şirketlerinin gösterdiği veya göstermeyi bekledikleri performansın yanlış anlaşılmasına sebep olabilecek yazılı veya sözlü açıklamalarda bulunmaları yasaktır. Doğrudan veya dolaylı olarak mevcut veya potansiyel müşterilerine kendileri veya şirketlerinin performansı hakkında bilgi vermeleri halinde, söz konusu performansa ilişkin bilgilerin, ¸yenin veya şirketin performansını gerçekçi, tam ve doğru olarak yansıtmasına dikkat edilmesi gerekmektedir.

İstiklal Madalyası Kanunu

0

İstiklal Madalyası Kanunu, 66 kanun numarası ile 29 Kasım 1920 tarihinde kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 4 Nisan 1921 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 12 Aralık 1923 tarihli Ek Madde ile; TBMM, 15 Mayıs 1919 ile 1 Kasım 1923 arasında üstün hizmet gösterenlere İstiklal Madalyası verilmesini kararlaştırmıştır.

İstiklal Madalyası Kanunu

Madde 1 – (DeğiĢik: 4/12/1924 – 525/1 md.)

İstiklal madalyası bilfiil kıta başında, cephede veya dahili isyanları teskinde hamaset ve fedakarı asarı gösteren erkan, ümera ve zabitan ve efrat ve milli kahramanlara ve cephe gerisinde ulvi maksadın husulü için mesai ibraz edenlere ve istiklali milli uğrunda fedayı hayat eden şehitlerin büyük oğluna, yoksa büyük kızına, yoksa pederine, o da yoksa validesine, o da yoksa zevcesine verilir(1) (Bu madde ile ilgili olarak 1,2,4,5,6,7 ve 11 inci ek maddelere bakınız.)

Madde 2

Davayı muhik ve meşruumuzu ihzar ve bunu müdafaa eden Büyük Millet Meclisi azalarına birer madalya verilir.

Madde 3

Birinci madde mucibince madalya ahzine kesbi istihkak edenlerin esbabı mucibesini gösterir inhalar
Heyeti Vekiliye gönderilir. Heyetçe muvafık görüldükten sonra Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdikı halinde ita olunur(2) ) (Bu hükmün uygulanmasında ek 8 inci maddeye bakınız)

Madde 4

Büyük Millet Meclisinin munakit bulunduğu mahalde Meclis huzurunda ve Meclis Reisi tarafından taşralarda en büyük kumandan ve mülkiye memuru huzuriyle merasimi mahsusa ile madalyaya kesbi istihkak eden asker ise kumandan ve mülkiyeden ise mülkiye memuru tarafından talik olunur.

Madde 5

Büyük Millet Meclisi azalarına verilecek madalyanın şeridi yeşil ve cephede bulunanların kırmızı ve cephe gerisinde olanların beyaz olacak. Şu kadar ki mebus olup ta aynı zamanda cephede bilfiil hidematı mesbuk ve birinci madde mucibince de madalyaya kesbi istihkak edenlerin şeridi nısfı yeşil ve nısfı diğeri kırmızı olacaktır ve bu bapdaki teklifin Meclis Reisinin inhasiyle Büyük Millet Meclisince kabul ve tasdikı lazımdır.

Madde 6

(DeğiĢik: 8/4/1925 – 607.)

İşbu madalya sağ meme üzerine ve her gün talik edilebilir.

Madde 7

Hukuku medeniyeden ıskat ve cinayetle mahkum olanların hakkı taliki olamaz. Fakat madalya hatıra olarak veresesine intikal eder.

Madde 8

Yalnız bir nevi olan işbu madalyanın şekli ve şeritleri bir numaralı levhada gösterilmiştir.

Madde 9

Efrat ile zabitan ve küçük zabitan müstesna olmak üzere madalya harcı olarak üç lira alınır.

Madde 10

İşbu madalya ashabına memurini mülkiye ve askeriye ile bilumum zabıta ve saire tarafından hürmeti mahsusada bulunulacaktır.

Ek Madde 1

(12/12/1923 tarih ve 381 sayılı Kanunun numarasız maddesi olup ek maddeye çevrilerek teselsül için numaralandırılmıştır.) Hidematı fevkalede ve fedakaraneleri görülenlere verilecek olan İstiklal Madalyası, İstiklal mücadelat ve muharebatının mebdei olan 15 Mayıs 1335 ten seferberliğin tarihi hitamı olan 1 Teşrinisani 1339 tarihine kadar sebkeden hidemata mukabil ita kılınır.

Ek Madde 2

(4/12/1924 – 525 sayılı Kanunun 2 inci maddesi hükmü olup ek madde haline getirilmiĢtir.) İstiklal madalyasını hamil olanlardan vefat edenlerin istiklal madalyası erkek oğullarının en büyüğüne, erkek oğlu yoksa kız çocuklarının büyüğüne,yoksa pederine, o da yoksa validesine, o da yoksa zevcesine intikal eyler. Bunların vefatından yine bu suretle intikal eder. Bunlardan biri vefat edipte tertip dahilinde varis bulunmadığı halde diğer tabakada bulunanlara veya onların veresesine aynı suretle intikal eyler.

(Ek fıkra : 15/1/1927-958/1 md.) Muteveffanın madalyasının bu madde mucibince intikal edeceği mirasçısı, İstiklal Madalyası ile taltif olunmuş ise,madalya,bu maddedeki sıra mucibince İstiklal Madalyası olmıyan mirasçıya intikal eder.

Ek Madde 3

(4/12/1924 – 525) sayılı Kanunun 3 üncü maddesi hükmü olup ek madde haline getirilmiştir.) 17 Rebiyülevvel 1339 ve 29 Teşrınisani 1336 tarihli kanunun yedinci maddesindeki intikal dahi ikinci maddeye göre cereyan eder (1) (Bu maddede sözü edilen 2 nci madde ek madde 2 haline getirilmiştir.)

Ek Madde 4

(30/5/1926 tarih ve 869 sayılı Kanunun 2 nci maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek numarası teselsül ettirilmiştir.) 15 Mayıs 1335 tarihinden İzmir’in tarihi istirdadı olan 9 Eylül 1338 tarihine kadar milli orduda vazife almış berri, bahri, havai ve jandarma erkan,ümera ve zabitaniyle mensubin ve memurin ve efradı askeriyeden elyevm müstahdem bulunan veyahut tekaüt istifa veya terhis suretiyle ordudan infikak etmiş olanlardan şimdiye kadar İstiklal madalyası almamış bulunanlara ve şehadet veya vefat suretiyle üful eylemiş bulunanların ailelerine kırmızı şeritli İstiklal madalyası verilir.

(Değişik ikinci cümle: 26/2/2008-5742/1 md.) Millî istiklal uğrunda hayatını kaybeden şehitler ile madalyaya hak kazandığı halde madalya almadan vefat edenlerin erkek çocuklarının en büyüğüne, erkek çocuğu yoksa büyük kızına, yoksa babasına, o da yoksa annesine, o da yoksa eşine, o da yoksa sıralı mirasçıların belirtilen sırası dahilindeki çocuklarına, o da yoksa diğer tabakada bulunanlara veya onların sıralı mirasçılarına müracaatı dahilinde madalya verilir.

(Ek fıkra: 15/2/1934 – 2597/1 md.; DeğiĢik ikinci fıkra: 26/2/2008-5742/1 md.) Bu Kanun uyarınca madalyaların verilmesi ile mirasçısına intikal işlemleri Milli Savunma Bakanlığınca yapılır.

Ek Madde 5

(30/5/1926 tarih ve 869 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek numarası teselsül ettirilmiştir.)

İkinci maddede muharrer tarihler zarfında Anadoluya gelerek Milli Mücadeleye iştirak etmiş ve şimdiye kadar beyaz şeritli İstiklal madalyasiyle taltif edilmiş olan ordu mensubininin madalya şeritleri kırmızıya tahvil edilir(1)

Ek Madde 6 – (30/5/1926 tarih ve 869 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek numarası teselsül ettirilmiştir.) Bu kanun mucibince yapılacak teklifat Riyaseticumhurun tasdikından sonra İstiklal madalyaları vesaikı Müdafaai Milliye Vekaletince imla ve imza olunarak sahibine ita olunur.

Ek Madde 7

(30/5/1926 tarih ve 869 sayılı Kanunun 5 inci maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek
numarası teselsül ettirilmiştir.)

Hukuku medeniyeden iskat veya cinayetle mahkum olanlarla casusluk yapan ve ordudan firar edenler ve alelıtlak 25 Eylül 1339 tarihli kanunun birinci maddesine tevfikan nisbeti askeriyesi kat’edilenler, ikinci madde hükmünden istifade edemezler (1) (Bu madde metninde sözü edilen 2 nci madde teselsül nedeniyle ek madde 4 olmuştur.)
.
Ek Madde 8

(26/2/1927-977 sayılı ek Kanunun 1 inci maddesi hükmü olup, ek madde olarak numarası teselsül ettirilmiştir.)

İstiklal Madalyası Kanununun üçüncü maddesinde, musarrah inha ve istida ve müracaatlar makamatı aidesince 1 Teşrinisani 1926 tarihine kadar kabul olunur.

Ek Madde 9

(26/2/1927-977 sayılı ek Kanunun 2 nci maddesi hükmü olup, ek madde olarak numarası teselsül ettirilmiştir.)

Büyük Millet Meclisince yapılacak tetkikat zamana tabi değildir.

Ek Madde 10

(26/2/1927-977 sayılı ek Kanunun 3 üncü maddesi hükmü olup, ek madde olarak numarası teselsül ettirilmiştir.)

Milis efradından veyahut efradı ahaliden olup da ordu kadrosu haricinde istiklali milli uğrunda hayatını feda etmiş olanların ailelerine verilecek olan kırmızı şeritli İstiklal Madalyası muamelesini ifaya, 30 Mayıs 1926 tarih ve 869 numaralı kanun mucibince, Müdafaai Milliye Vekili mezundur. (2) (30 Mayıs 1926 tarih ve 869 sayılı Kanun, 66 sayılı kanunun 1 inci maddesini değiştiren 4/12/1924 tarih ve 525 sayılı kanuna ek olduğundan bu kanuna ek madde olarak eklenmiştir.)

Ek Madde 11

(26/1/1939 tarih ve 3579 sayılı Kanunun 1 inci maddesi hükmü olup, ek maddeye çevrilerek numarası teselsül ettirilmiştir.)

15 Mayıs 1335 tarihinden İzmir’in istirdat tarihi olan 9 Eylül 1338 tarihine kadar milli orduda vazife alan numara ve adları bağlı listede yazılı muhtelif sınıf alay sancaklarına birer istiklal madalyası verilir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Hatay Cumhuriyeti Anayasası

0
Hatay Cumhuriyeti Anayasası

Hatay Cumhuriyeti Anayasası, Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil tarafından hazırlanmıştır.

27 Ocak 1937 tarihinde Cenevre’de yapılan Milletler Cemiyeti toplantısında, Hatay’ın bağımsızlığı kabul edilmiştir.

Hatay Cumhuriyeti Anayasası, 25 maddeden oluşan kısa ve özlü bir Anayasadır. Türk Anayasa metinleri arasında kendine özgü ve dönemsel bir geçiş Anayasasıdır.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

Hatay mukadderatını tayin eden kararın Cemiyeti Akvam Konseyinden çıkması münasebetile REİSİCÜMHUR K. Atatürkle Başvekil İSMET İNÖNÜ arasında teati olunan telgraflar

Atatürk’ün telgrafı

Hatay’ın mukadderatını tayin eden kararın Konseyden çıkmış olduğunu Hariciye Vekilimizin şimdi aldığım telgrafnamesinden anladım. Başarılmış olan millî davada takib olunan medenî ve insanî usule, arsıulusal lâyık olduğu kıymetinin verileceğine şüphe yoktur. Bu eser, Cumhuriyet Hükümetinin millî meseleler üzerinde ne kadar şaşmaz bir dikkatle durduğunu ve onları en makul tarzlarda intaç için cesaret ve feragatle hareket ve faaliyete geçebilecek enerji ve kabiliyette bulunduğunu gösteren yeni bir örnek olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin bu siyaset kavrayışının dünyada sulh ve huzur istiyen ve bunun icabı tabiisi olan hakseverliği şiar edinmeyi fazilet bilen bütün dünya milletlerince takdirle karşılanacağına şüphe yoktur. Türkiye Cumhuriyeti haklı olduğuna kani bulunduğu davasını, büyük ve âdil hakem heyeti olmasını daima arzu ettiği ve bu sıfat ve salâhiyetinin daha çok çetin meseleler hallinde en yüksek kudret ve kuvveti haiz olmasını temenni eylediği Cemiyeti Akvam a bırakmakla insanlık namına isabetli bir harekette bulunmuştur. Bu suretle medeniyet namına da yüksek bir vazife ifa etmiş olmakla sadece takdir ve tebrike şayandır. İçten ve hakikaten bağlı olduğu dostlukları rencide etmeksizin millî meselenin hallini, Cemiyeti Akva m Konseyinde bir neticeye vardırmak hususunda gösterdiği yüksek kiyaset, dûrendişlik ve vekardan dolayı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ben de sureti mahsusada tebrik ederim. Bu tebrikime teşekkürlerimi de ilâve ederek, bütün İcra Vekilleri ve Büyük Erkânıharbiye Reisi arkadaşlarımıza tebliğ buyurmanızı rica ederim.

K.ATATÜRK

İsmet İnönü’nün cevabı

Atatürk’ün yüce huzuruna Yüksek iltifatınızı icra Vekillerine ve sayın Mareşala tebliğ ettim. Hepimizin minnet ve şükranımızı sunarım. Hatay davasında Hükümetin takib ettiği usul ve hareket Yüksek Şefimizin ilham ve telkini eseridir. Cemiyeti Akvamın kuvvetlenmesine hizmet etmek bizim kanaat mahsulü olan siyasetimizdir. Bu siyaseti takdir buyurmanız memleketimizin aynı usulü takib etmesi için teşvik ve karar ifade eden yeni bir teminattır. Millî davayı takib ederken, komşularımızı ve eski dostlarımızı incitmekten azamî derecede sakındık. Cumhuriyet Hükümeti vazifesini ifa esnasında münakaşa halinde bulunduğu muhatablanna itibarla hitab etmiş ve elde edilen neticeyi hakkın ve milletler arasında serbest münakaşanın mesud eseri sayarak, muvaffakiyet hissini umumî ve müşterek tutmuştur. Medenî milletler arasında iyi geçinme idealinin yorulmaz pişivası olan Yüce Şefimizin idare ve siyasetile Türk milletinin medenî âlemde itibarı daima yükseleceğine ve Türk siyasetinin beynelmilel âlemin en sağlam sulh temellerinden biri olduğu gittikçe daha iyi anlaşılacağına itimadımız vardır. Derin ve engin tazimlerimizi kabul buyurunuz Büyük Atatürk.

İSMET İNÖNÜ[/box]

Hatay Cumhuriyeti Anayasası

Fasıl 1
Esas Hükümler:
Madde 1

Hatay dahili işlerinde tam bir istiklali haiz Türk ekseriyetine müstenit ve cumhuriyet rejimi ile idare olunan ayrı ve müstakil varlık teşkil eden bir devlettir.

Madde 2

Hatay Devletinin merkezi Antakya’dır.

Madde 3

Hatay’ın bütün vatandaşları kanun müvacehesinde müsavi ve ırk, dil, din farkı gözetmeksizin aynı medeni ve siyasi haklara sahip ve bila istisna kanuna riayetle mükelleftirler.

Fasıl 2
Teşrii Kuvvet
Madde 4

Teşrii kuvvet Hatay halkı namına Hatay millet meclisi tarafından kullanılır. Hatay millet meclisi hazırlanacak mahsus kanuna tevfikan dört senelik bir müddet için intihap edilir, kırk azalık tek bir heyettir. Ancak meclisin tatil zamanından sonra meclisin tasvibine arz edilmek şartıyla hükümet muvakkat kanun yapmak salahiyetini haizdir.

Madde 5

Kanunlar vaz’ı için ilk teşebbüs Hatay millet meclisi azasına ve icra kuvvetine aittir. Mamafih masraflar ihtiyarını müstelzim olan yahut vergiler ihdasına, tadiline veya ipkasına müteallik bulunan kanunlar vaz’ı teşebbüsü yalnız icra kuvvetine aittir.

Madde 6

Bir kanuna müstenit olmadıkça hiçbir vergi ihdas veya tahsil olunamayacağı gibi bir iktikraz da akdolunamaz. İcra kuvveti her sene gelecek sene için bir bütçe kanunu projesiyle bir mali müvazene kanunu layihası tespit edilecektir. Meclis tarafından kabul ve tasdik edilmemiş olan hiçbir masraf sene içinde yapılamaz. Her sene maliyenin sonunda o senenin hesapları bir kanunla müteşekkil bir heyetçe tetkik edildikten sonra meclise arz olunur.

Madde 7

Kanunlar ve kararlar adi ekseriyetle kabul ve ittihaz olunur. Nisabı ekseriyet meclisi teşkil eden azanın yarısıdır.

Madde 8

Mebuslar Hatay Millet Meclisine katılış ettiklerinde şu şekilde tahlif olunurlar: Vatan ve milletin saadet ve selametine ve milletin saadet ve selametine ve milletin bilakaydü şart hakimiyetine mügayir bir gaye takip etmeyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakatten ayrılmayacağıma namusum
üzerine söz veririm.

Madde 9

Hiçbir mebus Millet meclisi dahilindeki rey ve mütaleasının ve beyanatının Meclis haricinde irad ve ihzarından dolayı mesul değildir. Gerek intihabından evvel ve gerek sonra aleyhine cürüm isnad olunan bir mebusun maznunen isticvabı veya teklifi ve yahut muhakemesinin icrası heyeti umumiyesinin kararına bağlıdır. Cinai cürüm –meşhud bundan müstesnadır-  ancak bu takdirde makamı aidi meclisi derhal haberdar etmekle mükelleftir. Bir mebusun intihabından evvel veya sonra aleyhine sadir olmuş cezai bir hüküm infazı mebusluk müddetinin hitamına talik olunur. Mebusluk müddeti esnasında müruru zaman cereyan etmez.

Madde 10

Tatil esnasında Hatay Devlet Reisi veya Millet Meclisi Reisi lüzum görürse Meclisi içtimaa davet edebilir. Millet Meclisi içtimaı senede dört aydan dun olamaz.

Madde 11

Meclis müzakeratı alenidir. Ve harfiyan neşrolunur. Fakat dahili nizamnamede münderiç şeraite tevfikan Meclis, hafi celseler dahi akdedebilir. Hafi celseler müzakeratının neşri, meclisin kararına bağlıdır.

Fasıl 3
İcra Kuvveti:
Madde 12

İcra kuvveti Hatay halkı namına Hatay Devlet Reisi ile bir icra meclisi tarafından kullanılır.

Madde 13

Hatay Devlet Reisi, Millet Meclisi tarafından beş sene müddetle intihab olunur. Devlet Reisi intihabı akabinde Meclis huzurunda şu suretle yemin eder: Devlet Reisi sıfatıyla müstakil Hatay Devletinin kanunlarına, cumhuriyet esaslarına riayet ve bunları müdafaa, Hatay vatandaşlarının saadetine sadıkane ve bütün kuvvetimle mesai sarf edeceğime ve Hatay halkının emniyetine teveccüh edecek her tehlikeyi kemali şiddetle men, Hatay’ın şan ve şerefine vikaya ve ilaya ve deruhde ettiğim vazifenin icabına nefsini hasretmekten ayrılmayacağımı namusum üzerine söz veririm.

Madde 14

Devlet Reisi kanunen musarrah hudud dahilinde af hakkını istimal eder. Affı umumi ancak bir kanun ile bahşolunur.

Madde 15

Hatay Millet Meclisince kabul edilen kanunların hepsi Devlet Reisi tarafından isdar olunur ve hiçbir kanun isdarından evvel meriyete geçemez. Hatay Millet Meclisi tarafından kabul olunan bir kanunun isdarını Hatay Devlet Reisi bu kabul tarihinden itibaren bir ay zarfında talik ve kanunun arzını faydalı gördüğü mülahazalarıyla beraber yeniden tetkik olunmasını Meclisten isteyebilir. Yeniden müzakerat ancak iade tarihinden bir ay sonra vuku bulabilir. Devlet Reisi kanunu bu ikinci müzakere esnasında kabul edilecek surette aynen isdara mecburdur.

Madde 16

Hatay Devlet Reisi icra meclisinin reyi üzerine Millet Meclisini feshedebilir. Böyle bir halde yeni intihabları bilaihmal icra ettirmeğe mecburdur.

Madde 17

Millet Meclisine karşı mesul bir icra meclisi teşkil olunur. Bu meclis bir reis ile seçeceği en çok dört azadan ibarettir. İcra meclisi reisi Hatay Devlet Reisi tarafından seçilir.

Madde 18

İcra kuvvetlerinin teşekkül suretleri ve vazife ve mesuliyetleri ayrıca bir kanunla tespit olunur.

Fasıl 4
Adli Kuvvet:
Madde 19

Adli kuvvet, kanunen müteşekkil mahkemeler tarafından Hatay halkı namına icra olunur. Azası Hatay Devlet Reisi tarafından mansub bir yüksek mahkeme bulunur. Bu aza, muayyen ahval ve suretle ancak Hatay Devlet Risi tarafından yüksek mahkemenin diğer hakimlerinin reyi alındıktan sonra
arz olunabilir.

Madde 20

Yüksek mahkeme Hatay’ın bütün mahkemelerinin kararlarına karşı yeniden tetkik hak ve salahiyetleriyle kanunun kendisine tefviz eylediği diğer vazifeleri de ifa eder. İcra meclisi yüksek mahkeme ile diğer mahkemelerin karar ve ilamlarını infaz ettirmekle mükelleftir. Adli kuvvetin kararları başka hiçbir kuvvet tarafından tetkik veya tadil olunamaz.

Madde 21

Yüksek mahkeme ile diğer mahkemeler kanunlarının anayasaya uygun olup olmadığının tedkikine salahiyetli değildir.

Fasıl 5
Müteferrik hükümler:
Madde 22

Hatay vatandaşlarının ecnebi memleketlere seyahati için bir Hatay pasaportu ihdas olunacaktır.

Madde 23

Hatay’ın nizam ve asayişinin muhafazasını temin için 1.500 kişiyi tecavüz etmeyecek polis ve jandarma kuvvetleri teşkil olunacaktır.

Madde 24

 Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.

Madde 25

Bu kanun hükümlerini icra meclisi yerine getirir.

Hatay Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tayfur Ata Sökmen

Kadınların Çalışmasını Kocalarının İznine Bağlayan Hükmün İptali

0

Kadınların Çalışmasını Kocalarının İznine Bağlayan Hükmün İptali, Hatice Albayrak’ın İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesinde açmış olduğu davada Eski Medeni Kanunun 159. maddesi konusunda tartışmalar olması üzerine yerel mahkeme, kanunun bu hükmünün iptali için norm denetimi başvrusu yapmış, Anayasa Mahkemesi ise bu başvuru üzerine 1990/30 Es, 31 K. sayılı dosyası ile 29 kasım 1990 günü yasa hükmünü iptal etmiştir. Gerekçeli karar, Resmi Gazete’nin 02 Temmuz 1992 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

23 Ağustos 1990: Evli kadınların çalışması için koca izni kaldırılsın

159. maddenin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılması üzerine, kadın örgütleri imza kampanyası başlatmış, toplanan 2500 imzalı dilekçe 16 Eylül 1990 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmiştir. Mahkemenin verdiği karar üzerine Albayrak, kocasının izni olmadan çalışma hakkını dava yoluyla elde eden ilk kadın olarak Türkiye tarihine geçmiştir. Dosyada vekilliğini Avukat Senih Özay yürütmüş; verilen karar kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği bakımından dönüm noktalarından biri olmuştur.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Esas Sayı: 1990/30
Karar Sayısı: 1990/31
Karar Günü: 29.11.1990
R.G. Tarih-Sayı :02.07.1992-21272

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesi.

İTİRAZIN KONUSU: İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 29.5. 1990 günlü, Esas: 1990/523 sayılı kararıyla, 743 sayılı “Türk Kanunu Medenisi”nin “Karının meslek veya sanatı” başlıklı 159. maddesinin Anayasa’nın 10., 59. ve 50. maddelerine aykırılığı savıyla iptaline karar verilmesi istemidir.

I- OLAY:

Davacı vekili, gerek dava dilekçesinde, gerekse 14.4.1990 günlü dilekçesinde; bayan müvekkilinin evli bulunduğunu, halk türküleri sanatçısı olarak çalıştığını, kocasının kendisini âdeta pazarlayıp sömürmekte olduğunu, bunu önlemek için açtığı boşanma davasının devam ettiğini, boşanma davası açınca daha önce izin vermiş olan, çalışmasına bir şey demeyen davalı kocanın sırf ızrar kastıyla çalışma izni vermediğini, eski izni geri aldığını, bu nedenle Medeni Kanun’un 159. maddesi gereğince dava açıp mahkemeden izin istediğini bildirmiş ve ayrıca, karının, kocasının açık veya dolaylı izni ile bir iş veya sanatla uğraşabileceğini ve kocanın izinden kaçınması durumunda … iznin hâkim tarafından verilebileceğini hükme bağlayan Medeni Kanun’un 159. maddesinin Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğunu, çünkü bu madde ile erkeğe ayrıcalık tanındığını, cinsiyeti dolayısıyla kadının kocaya köle yapıldığını ileri
sürmüştür. Mahkeme, bu savların ciddi olduğu kanısına vararak Medeni Kanunun 159. maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

III- YASA METİNLERİ:
A. İPTALİ İSTENEN YASA KURALI:

4 Nisan 1926 günü yayımlanıp 4 Ekim 1926 gününde yürürlüğe giren 17.2-1926 günlü, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 159. maddesi şöyledir:

c) Karının meslek veya sanatı
“Madde 159. – Karı koca mallarını idare için hangi usulü kabul etmiş olursa olsun karı, kocanın sarahaten veya zımnen müsaadesi ile bir iş veya sanatla iştigal edebilir.

Kocanın izinden imtinaı halinde karı, kendisinin bir iş veya bir sanat ile iştigal etmesi birliğin veya bütün ailenin menfaati icabı olduğunu ispat ederse, bu izin, hâkim tarafından verilebilir.

Koca, karısının bir iş veya sanat ile iştigalden men ettiği takdirde keyfiyet kâtibiâdil marifetiyle ilân edilmedikçe, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez.”

B. DAYANILAN ANAYASA KURALLARI:

1- “Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasİ düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.*

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

2- “Madde 49.- Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.

Devlet, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler alır.”

3- “Madde 50.- Kimse, yaşma, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartlan bakımından özel olarak korunurlar.
Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.
Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir.”

IV- İLK İNCELEME:

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 8. maddesi uyarınca, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Servet TÜZÜN, Mustafa GÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, Oğuz AKDOĞANLI, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU ve Güven DİNÇER’in katılmalarıyla 11.9.1990 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ :

İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, itiraz konusu yasa kuralıyla dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Eşitlik İlkesinin Medeni Yasalarda Aile Hukukuna Uygulanmasının Karşılaştırmalı Hukuk Yönünden İncelenmesi:

İsviçre’de l Ocak 1912’de yürürlüğe giren ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından alınarak 4 Ekim 1926’da yürürlüğe konulan Medeni Yasa, erkek ve kadın eşitliği konusunda çağının diğer medeni yasalarından, örneğin Alman ve Fransız Medeni yasalarından daha ileri hükümler getirmişti. Nitekim 1804 tarihli Fransız Medeni Kanununun 203. maddesi eşler arasındaki hukuksal eşitlik yerine, Roma hukukunun Patria Potestas’ına yani koca egemenliğine dayalı aile anlayışını benimsemiş ve karının kocasının sözünü dinlemekle yükümlü olduğu kuralını koymuştur. Bunun sonucu olarak, evleninceye kadar her türlü hukuki işlemi yapmaya ehil olan kadın, evlendikten sonra bu işlemler için kocasının iznini almak zorunda bırakılmıştır.

Alman Medeni Yasası, karıyı kocanın egemenliği altına sokmamış ve ancak kocaya evin yönetiminde tek başına karar verme ve karının üçüncü kişilerle yaptığı sözleşmeleri birliğin yararına görmezse feshetme yetkilerini tanımıştır. (BGB, S. 1354, 1358). İsviçre Medeni Yasası 1912 yılında yürürlüğe girdiği zaman, aile hukukunda kadının yerini dönemin diğer iki büyük yasasından farklı ve daha ilerici bir anlayışla düzenlemiştir. Bu yıllarda batıda kadın hakları tartışılmaya başlanmış ve bir anlayış kadın erkek eşitliğinin ayrıcalıksız olarak uygulanması yanlısı olurken; diğer bir tutucu anlayış erkeğin üstün haklarını savunmuştur. İsviçre yasa koyucusu ise ortalama bir yol izlemiştir. Nitekim İsviçre Medeni Yasası 11. maddesinin ikinci fıkrasında (Türk Medeni Yasası, madde 8, fıkra 2), medeni haklardan yararlanmada cinsler arasında eşitlik ilkesini getirirken, yasa dairesinde yararlanma sınırlamasını da koymuştur. Aile hukuku düzenlemesine de yansıtılan bu eşitlik ilkesinin istisnaları evlilik birliğinde karı ve kocanın karşılıklı hak ve borçlarında da bazı ayrımlar getirdi. Bu nedenle, 1912’lerde ilerici bir niteliği olmasına karşın, Medeni Yasa’nın evli kadın ve erkek arasında hakların ve yetkilerin paylaşımında tam bir eşitlik sağladığı söylenemez. Zira, evli kadın evlilik birliğinin daha sağlıklı olacağı gerekçesiyle bazı hallerde kocanın egemenliği altına konulmuştur. Gerçi, evli kadının kocayla eş-değerde vasiyet düzenleme, borçlandırıcı sözleşmeler yapma, dava açma haklarıyla, birliğin mutluluğunu ve çocukların yetiştirilmesini sağlama, eşine sadık olma gibi borçları vardır (İMK. md. 159/11, III; TMK. md. 151/11, III). Fakat yasakoyucu kocayı aile reisi saydığından İMK. md. 160; TMK. md. 152) ona evin seçimi hakkım tanımış; (İMK. md. 160/ II; TMK. md. 152/ II); karının kocanın aile ismini alması (İMK. md. 161; TMK. md. 153) yükümlülüğünü getirmiş; kocanın eşinin ve çocuklarının iaşesini sağlama borcu olduğundan (İMK. md. 160/ II, TMK. md. 152 / II) ailenin ortak mutluluğu için karıyı gücü yettiği kadar kocanın muavin ve müşaviri saymış ve evin bakımından kadını sorumlu tutmuştur (İMK. md. 163/11, TMK. md. 153/11). Bundan başka, evin sürekli gereksinimleri için koca gibi karıya da tanınan temsil yetkisi kötüye kullanılır ya da gereği gibi kullanılamazsa, kocaya bu yetkiyi kısma veya tamamen geri alma yetkisi verilmiş (İMK. md. 164; TMK. md. 156) ve kocanın izni olmadan kadının bu yetkiyi aşamayacağı belirtilmiştir (İMK. md. 166; TMK. md. 158).

Mal rejimlerinde de kocaya kimi ayrıcalıklı haklar tanınmıştır. Örneğin, mal ayrılığında karının, mallarının yönetimini kocaya bırakması durumunda evliliğin devamınca hesap sormaktan vazgeçtiğinin ve mallarının bütün gelirlerini ev masraflarına karşı kocasına bıraktığının varsayılması TMK. md. 186/11), mal birliği rejiminde birlik mallarının yönetiminin öncelikle kocaya ait olması (TMK. md. 196/ I), karısının şahsi mallarından yararlanma hakkı bulunması (TMK. md. 197), karının bir mirası kocasının izniyle reddedebilmesi (TMK. md. 200), mal ortaklığında da buna benzer hükümlerin yer alması (MK: md. 212. 214, 214/2),’yine karının şahsi mallarına veya mal ortaklığı rejimi kapsamındaki mallara ilişkin karı koca arasındaki hukuki tasarruflarla, koca yararına karı tarafından üçüncü kişilere karşı üstlenilen borçların sulh hukuk yargıcının onanıma bağlı tutulması, kadını koruma gerekçesiyle de olsa, hukuksal konumunun kocasına göre farklı kurallara bağlandığını göstermektedir (MK. md. 169). Velayet hakkının kullanımında ana babanın uyuşamaması üzerine babanın oyunun üstünlük taşıması da koca lehine, kadın aleyhine yaratılmış bir eşitsizliktir (MK. md. 263).

Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, Medeni Yasa, kocanın aile başkanı olduğunu kabul ederek karı ve kocanın aile hukukundan kaynaklanan hak ve borçlarını bu eksen üzerine oturtmuş; sonuçta kocaya, karınınkinden farklı ve üstün haklar tanımıştır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kadının sosyal ve ekonomik hayatta kazandığı yer, kadın erkek eşitliğinin yeni boyutlarda yorumunu gündeme getirdi. Batının büyük medeni yasaları koca egemenliğine dayalı aile modelini yeniden gözden geçirerek tüm eşitsizlikleri kaldırdı ve eşlerin hukuksal eşitliği üzerine kurulan yeni bir aile yapısı kurdu. Örneğin Fransız Medeni Yasası 13 Temmuz 1965 günlü yasayla değiştirildi ve karının kocasının izni gerekmeden mesleğini kullanabilmesi kuralı getirildi (CCFR. md. 223). Eşlerin her birinin evliliğin yükümlülüklerini paylaşma ve geri kalan kazancı üzerinde serbestçe tasarruf edebilme yetkisi tanındı (md. 224). Eşlerin her birine çocuklarının eğitilmesi, yetiştirilmesi ve evin gereksinimlerini karşılayacak sözleşmeleri yapma yetkisi verildi ve doğan borçlardan eşlerin ortak sorumluluğu kabul edildi (md. 220).

Fransız Medeni Yasası’nda yasal mal rejimi mal ortaklığıydı. Bu rejimde koca, karısının malları üzerinde mutlak tasarruf yetkisine sahipti. Karının tasarruf ehliyeti kaldırılmıştı (CCFR. md. 1400 vd.). 13 Temmuz 1965’de getirilen değişiklikle eşlerin evlendikten sonra her birinin veya ortak olarak meslekleriyle kazandıkları ekonomik değerler veya eşlerin kişisel mallarından elde ettikleri sermaye ve gelirler kazanç ortaklığını oluşturdu. Ancak, eşlerin bu tür gelir ve kazançlarının tamamını ortaklığa mutlaka koyma zorunluluğu da yoktur. Zira evin gereksinimleri için eşlerin yapacakları masraflar dışındaki tasarruflarım diledikleri gibi sarf yetkileri vardır.

Alman Anayasası’nın 3. maddesinin ikinci fıkrası: “Kadın ve erkek eşittir” kuralını koymakta, 117. maddesi de yasalardaki kadın erkek eşitliğine aykırı hükümlerin düzeltilmesini emretmektedir. Ancak, bu düzeltme çalışmaları için 3 Mart 1953’e kadar verilen sürede yasa koyucu gerekli yasal çalışmaları başaramadı. Alman Anayasa Mahkemesi 1954 yılında, “temel haklarla ilgili hükümlerin derhal uygulanması gerektiğine ve bu hakların uygulamasız bırakılmasının mümkün olamayacağına” karar verdi (Bundesgesetzblatt, 1954, s. 10).

Sonuçta 1.7.1957 günlü, kadın, erkek eşitliğini düzenleyen yasa yürürlüğe girdi (Gleichberechtiounnsgesetz). Bu yasa özellikle Alman Medeni Yasası’nın aile hukukundaki kadın erkek eşitliğine aykırı hükümlerini kaldırdı. Koca egemenliğine dayalı aile yerine eşlerin ortak sorumluluğunu ilke kabul eden aile modelini getirdi. (§ 1354). Kocanın karısının çalışmasını engelleme hakkı veren §. 1357’yi değiştirdi ve ev işleriyle bağdaştığı ölçüde kadına çalışma özgürlüğü getirdi. Çocuğun velayetini ana babanın anlaşarak yürütmeleri kuralını koydu (§. 1627). Mal rejimlerinde de kocanın ayrıcalıkları kaldırılarak kazanç ortaklığını yasal mal rejimi olarak kabul etti (§. 1363). Bu rejimde eşlerin evliliğe getirdikleri ve evlilik süresince kazandıkları ekonomik değerler bir bütün oluşturmayıp, her birinin mülkiyetinde kalmakta, (§.1363); eşler bu mal varlığından serbestçe yararlanabilmektedir (§. 1364). Ancak bir eş diğerinin rızası olmadan mal varlığının bütünü üzerinde taahhüt veya tasarruf işlemleri yapamaz (§. 1365,1369). Eşler, çalışmaları ve mal varlıklarıyla aileye düzenli olarak bakmakla yükümlüdürler (§.1360). Yasa, aile hukukunun eşler arasındaki eşitsizlik yaratan diğer öbür hükümlerini eşitlik kuralının gereklerine göre düzeltmiştir.

Türk Medeni Yasası’ndaki koca egemenliğine dayalı aile modeli günümüzde de yürürlüktedir. Ancak, 1984 yılında Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan ve yayımlanmış olan Türk Medeni Kanunu Öntasarısı eşler arasında eşitliği sağlayan çağdaş çözüm önerileri getirmektedir. Eşler aile gereksinimlerinin karşılanmasında güçleri oranında katkıda  bulunurlar, md. 149; eşler oturacakları evi birlikte seçerler, md. 148; eşlerden her biri ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil ederler, md.151; evlilik birliğinin temsil yetkisinin kullanıldığı hallerde eşler üçüncü kişilere karşı müteselsilen borçlu olurlar, md. 152; eşlerden her biri meslek ve sanat seçiminde ve bunların icrasında diğer eşin ve evlilik birliğinin menfaatlerini göz önünde tutarlar, (md. 155.)

Mal rejimlerinde de eşitlik kuralına uygun düzenlemeler yapılmış, mal ayrılığı rejiminde karının mal varlığının yönetimini kocaya bırakmak suretiyle hesap sormaktan vazgeçtiği varsayımı kaldırılarak her bir eşin kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanmak ve tasarruf haklarının olduğu kuralı getirilmiştir (ön tasarı, md. 177). Eğer bir eş, mallarının yönetimini diğer eşe bırakırsa, aksi kararlaştırılmadıkça, vekâlet hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir (ön tasarı, md. 175).

Özetlenen karşılaştırmalı hukuk düzenlemelerinden çıkan sonuca göre, çağdaş yasalar aile hukukunda yaptıkları reformlarla karı kocanın yeni hukuksal konumlarını kadın erkek eşitliği ilkesine dayandırmakta ve eski, koca egemenliğine göre getirilmiş çözümleri kaldırmaktadır. Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan Ön Tasarı’nın kadın erkek eşitliğini aile hukukuna yansıtan yeni hükümleri henüz yasalaşmamıştır. Anayasa Mahkemesi’nin Medeni Yasanın aile hukukunda eşler arasında eşitsizlik yaratan ve kocaya üstünlük kazandıran tüm hükümlerini kendiliğinden inceleme ve anayasaya uygunluk denetimi yaparak aykırı bulduklarını iptal etme yetkisi yoktur. Zira, Anayasa Mahkemesi, ancak iptal davası yada mahkemelerden itiraz yoluyla gelen yasaları veya bunların belirli hükümlerinin anayasaya aykırılığı savlarını inceleyebilir. İncelenen olayda İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesi, Medeni Yasa’nın 159. maddesinin Anayasa’nın 10, 49 ve 50. maddelerine aykırı olduğu savıyla başvurduğundan bu maddenin anayasaya uygunluk denetimi yapılmaktadır. Aile hukukundaki tüm eşitsizliklerin kaldırılarak eşlerin hukuksal konumlarının Anayasa’daki tam eşitlik kuralına oturtulması yasa koyucunun takdirine düşen bir görevdir.

B. Medeni Yasanın 159. Maddesinin Anayasanın 10., 49., ve 50. Maddelerine Aykırılık Savlarının Anayasa ve Uluslarüstü Sözleşmeler Yönünden İncelenmesi:
a) Anayasa’nın 10. Maddesine Aykırılık Yönünden İnceleme:

1- İtiraz eden mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ne başvuru kararında: “Anayasanın 10.maddesi (Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet … ayrımı gözetmeksizin kanun önünde eşittir) demektedir. Olayımızda da görüleceği üzere davacı kadın olduğu için eşitlik ilkesi onun aleyhine bozulmuş, kocaya erkek olduğu için üstünlük tanınmış kadının çalışması MK. 159.maddesi gereğince kocanın iznine bağlanmıştır. Bu durum Anayasanın yukarıda belirtilen 10.maddesindeki eşitlik ilkesine uymamaktadır” demektedir.

Anayasa’nın 10. maddesindeki “Herkes … cinsiyet … ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” hükmü bir program madde; yani teorik ve ideal bir düşünceyi yönlendiren bir madde değildir. Gerçi bu madde, Alman Anayasası’nın ikinci maddesinin ikinci fıkrasındaki: “Kadın ve erkek eşittir” tümcesi kadar açıklık taşımamaktadır. Bununla birlikte, 1961 Anayasası‘nın 12- maddesinde düzenlenmiş olan eşitlik kuralı, Anayasa Mahkemesi’nce çeşitli
iptal davalarında veya itiraz başvurularında içtihatlarını konusu olmuş ve bu kural 1982 Anayasası‘nın 10. maddesinde de yer almıştır. Anayasa Mahkemesi incelemelerinde de kavramı geliştirmeye devam etmiştir. Böylece eşitlik kavramı, soyuttan somuta indirgenmiş ve bir yasa hükmünün eşitlik kuralına aykırılığı savının çözümünde sık başvurulan bir norm niteliğini almıştır. Örneğin, Anayasa Mahkemesi 10.3.1964 günlü Resmi Gazete’de yayımlanmış olan  25.10.1963 günlü Esas: 1963/ 148 Karar: 1963/256 sayılı kararında: “Cinsiyet yasa önünde eşitliği engelleyen bir neden değildir” açıklamasıyla, kadın erkek eşitliğini belirgin duruma getirmiştir.

Kadın erkek eşitliği, kadının erkekle eşit konuma getirilmesi olarak yorumlanmalıdır. Bunun aksi, yani erkeğin, daha kısıtlı haklan olan kadınla eşit duruma getirilmesi eşitlik kuralını olumsuz yönde yorumlama ve uygulama anlamına gelir. Oysa, kadın-erkek eşitliğinin amacı, her iki cinsin benzer ancak eşit olmayan yönlerinin olumlu doğrultuda hukuksal olarak eşit duruma getirilmesidir. Kuşkusuz, benzemeyen yönleri için yapılan farklı hukuksal düzenlemeler -örneğin kadına doğum izni verilmesi gibi- bu eşitliği etkilemez. Zira kadın ve erkeğin benzemeyen yönlerine ilişkin hukuk kurallarının amacı, eşitliği sağlamak değil; her iki cinsin farklı özelliklerine hukuksal alanda çözüm getirmektir.

Kadınla erkeğin eşitliği, iki cins arasındaki eşitsizliği yaratan değer yargılarının değiştirilmesini gerektirir. Çağlar boyu toplumların büyük kesiminde erkeğin kadına üstünlüğü yerleşik bir değer yargısı durumuna getirilmiş ve bu yargının temelinde, kadının âciz, erkek tarafından korunmaya muhtaç bir varlık (inbeccillitas sexus) olduğu varsayımı yer almıştır. Örneğin, on birinci yüzyılda Çin felsefesi, kadının en aşağı bir mahlûk olduğunu, birlikte yaşadığı kişiler tarafından acı çektirilmesinin doğal bulunduğunu savunuyordu. Ortaçağ Avrupa’sında da kadının eziyet edilmeye kendisini alıştırması öğretiliyor; erkeğin karısını dövmesi kilise hukukunda haklı bulunuyordu. Kocasını tehdit eden, hırsızlık yapan, rahibe karşı çıkan kadın öldürülüyordu. Semavi dinlerin kadının özgürlüğünde ve haklarını kullanmada olumlu katkıları olmuşsa da, uygulamada kadın ve erkek eşitsizliği giderilememiştir. Kamu
hukuku alanında kadın aleyhine olan eşitsizlikler daha çabuk giderilerek kadınlar erkekle eş kamusal haklan elde etmişlerdir. Özel hukuk alanında ise, kadın erkek eşitsizliği özellikle aile ve miras hukukunda etkisini sürdürmüştür. Örneğin, 1804 tarihli Fransız Medeni Yasası’nın yapımını başlatan Napoleon Bonapart: “La nature a fait de nos femmes nos esclaves = Doğa, kadınlarımızdan kölelerimizi yaptı” diyebilmiştir. Bu düşünce biçimi Fransız Medeni Yasası’nda evli kadını, kocasının vesayetine konulmuş, tasarruf yetkileri önlenerek çocuklaştırılmış, malları kocanın tasarrufuna terkedilmiş, çalışma hakkı kocanın izin ve takdirine bırakılmış bir eş olması sonucunu getirmiştir.

1912 tarihli İsviçre Medeni Yasası, kadın erkek eşitliğine olumlu yaklaşan, çağının ilerici bir yasası sayılıyordu. Ancak, özellikle aile hukuku kitabında koca egemenliğine üstünlük tanıyan aile modelini seçti. Bu yüzden evli kadının aile hukukundan kaynaklanan kimi haklarına kısıtlamalar getirdi.

Türk Medeni Yasası 1926 yılında İsviçre Medeni Yasasından alındığı (iktibas edildiği) zaman, şeriat hükümlerine göre düzenlenmiş olan aile hukukundaki kadın erkek eşitsizliği kimi yönleriyle terkedilmiş oldu. Örneğin, kocanın karisini dövme hakkı, dört kadına kadar evlenebilmesi, velayet hakkına tek başına sahip olması, dilediği zaman eşini boşayabilmesi gibi ayrıcalıklara yalnız koca sahipti. Medeni Yasa, Türk aile hukukuna tek evlilik (monogami) kuralını getirdi ve eski hukuktaki erkeğe tanınan öbür üstünlükleri kaldırdı. Türk Medeni Yasası bu yönüyle ilericiydi. Ancak, İsviçre’de evli kadının statüsüne getirilen ve kocanın hukuksal konumuna göre iki cins arasındaki eşitliği bozan bazı kısıtlamalar, Medeni Yasa’nın kabulü ile Türk aile hukukuna da aynen getirilmiş oldu. Bu gün bu kısıtlamalar yönünden Medeni Yasa’nın karı kocanın hukuksal konumlarını düzenleyen kimi hükümleri, kadın erkek eşitliği kuralına ters düşmekte ve çağdışı sayılmaktadır.

Medeni Yasa’nın 159. maddesi de bugün modern aile hukukunun dayanağı sayılan “eşlerin eşit haklara sahip olmaları” ilkesi ve Anayasa’nın 10. maddesindeki kadın erkek eşitliği kuralıyla bağdaşmamaktadır. Zira, birinci fıkra: “Karı ve koca mallarını İdare için hangi usulü kabul etmiş olursa olsun, kan, kocanın sarahaten veya zımnen müsaadesi ile bir iş veya sanat ile uğraşabilir” demek suretiyle, kocaya, karısının işini görmesi veya mesleğiyle uğraşı için izin verme üstünlüğünü tanımıştır. Gerçi Medeni Yasa’ da mal ayrılığı yasal rejim olduğu için (MK. md. 170) kocanın yasaklamasına rağmen mesleğine veya işine başlayan karının üçüncü kişilerle yaptığı sözleşmeler ve hukuki tasarruflar geçerlidir. Ancak, karının bu yasağa karşı gelişi, yargıç tarafından haklı bulunmadıkça (MK. md. 159/11) şiddetli geçimsizliğe neden olduğu takdirde boşanma davasında kusurlu olduğuna ilişkin aleyhine fiili bir karine yaratmış olur (MK. md. 134). Eşler mal birliği veya mal ortaklığı rejimlerinden birini seçmişse karının meslek veya işini sürdürmesine izin vermeyen kocanın, yasaklamasını noter aracılığıyla üçüncü kişilere duyurması gerekir. Böyle davranmışsa, kadın üçüncü kişiyle yaptığı hukuki işlemlerinden doğan borçlarından birliğe giren tüm mallarıyla değil; yalnız mahfuz mallarının değeri oranında sorumlu olur. Koca ilân vermese de kötü niyetli üçüncü kişilere karşı da sonuç aynıdır (MK. md. 204/11, 217/11).

Anayasaya uygunluk denetimi bakımından önemli olan, karının mesleğini yürütebilmesi ve işini sürdürebilmesi için kocanın iznine muhtaç olmasıdır. Koca izin vermezse karının yine de çalışabilmesi; ancak bu davranışının bir boşanma nedeni sayılabilmesi ve mal rejimlerinin türüne göre üçüncü kişilere karşı karının mali sorumluluklarının değişik olması anayasal denetimin dışında bir sorundur. Kocanın, eşinin mesleğini veya işini yürütmesi için izin vermesi veya uygun görmezse izin vermemesi kadının kişilik haklarını ihlâl ettiği gibi Anayasa’nın 10. maddesindeki yerini bulan kadın erkek eşitliği ilkesine de aykırılık oluşturur.

2

aa) 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabul ve ilân olunan;
27.5.1949 günlü, 7217 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış bulunan (Düstur III, C. 30, S. 1020) İnsan Haklan Evrensel Bildirgesi‘nin Başlangıç kısmında: “Birleşmiş Milletler halklarının antlaşmada, insanların temel haklarına, insan kişiliğine, onur ve değerine olan inançlarını belirtmiş oldukları” açıklanmakta, 1. maddede “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, … ayrımı gözetilmeksizin bildirideki tüm haklardan ve özgürlüklerden yararlanabileceğini bildirmekte; yine 7. maddede “Herkes yasa önünde eşittir” denildikten sonra, 16. maddenin birinci fıkrasında “Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın ırk, uyrukluk ve din bakımından hiçbir kısıtlamaya uğramaksızın evlenmek ve aile kurmak hakkına sahiptir. Erkek ve kadın evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit haklara sahiptir” hükmü getirilmektedir. Anayasa’nın Başlangıcında Türkiye Cumhuriyetinin “Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip, şerefli bir üyesi” ve 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin “… insan haklarına saygılı … bir hukuk Devleti” olduğu; 12. maddesinde herkesin “kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu”, 10. maddesinde, “cinsiyet ayrımı yapılmaksızın herkesin kanun önünde eşit bulunduğu” vurgulanarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin “Başlangıç”ına, 1. ve 7. maddelerine yollama yapılmakla Bildirge
hükümleriyle Anayasa ve iç hukuk ilkelerinin uyumlu olması gereği belirtilmiş olmaktadır.

bb) Öbür yandan Roma’da 4 Kasım 1950’de T. C. Hükümeti’nin de katıldığı taraf devletlerce imzalanmış olan “İnsan Haklarının ve Ana Hürriyetlerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi” 3 Eylül 1953’de yürürlüğe girmiştir. T. C. Hükümeti 20 Mart 1952’de Paris’te “İnsan Haklarının ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesine Ek Protokolü” da imzalamıştır.

Belirtilen Sözleşme ve Protokol 10.3.1954 günlü 6366 sayılı “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ve buna ek Protokolün Tasdiki Hakkında Kanun”la onanmıştır. Bu Sözleşmenin “Başlangıç” kısmında: “Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi hükümetler, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948 de ilân edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni bu bildirinin metninde açıklanan hakların her yerde ve etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamayı hedef aldığını; Avrupa Konseyinin amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birlik kurmak olduğunu ve insan haklarıyla temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesinin bu amaca ulaşma yollarından birini oluşturduğunu; 14. maddesinde de sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanmada cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal ya da başka görüşler, ulusal veya sosyal köken, … veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrım gözetilmeden sağlanacağını” bildirmektedir. Bu suretle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İnsan Haklarının ve Temel Hürriyetlerin Korunmasına Dair Avrupa sözleşmesini kabul ederek 1948 Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirgesi’ndeki temel özgürlükleri ve insan haklarını iç hukukunda uygulayacağını bir kere daha açıklamış olmaktadır. Esasen, incelenmekte olan, kadın-erkek eşitliği ve herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez hak ve özgürlüklere sahip olduklarına ilişkin ilkeler, her iki sözleşmede yer alan düzenlemelere benzer biçimde, Anayasa’nın 10. ve 12. maddelerinde bulunmaktadır.

cc) Evli kadınla erkeğin eşit haklara sahip oldukları, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’ye (Ek) 7 nolu protokolün 5. maddesinde de ifadesini bulmuştur: “Eşler evlilikleri bakımından, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesi durumunda kendi aralarında ve çocukları ile olan ilişkilerinde medeni nitelikteki haklar ve sorumluluklar yönünden eşittirler.” Bu protokol Türkiye tarafından 14.3.1985’de imzalanmıştır.

dd) 3232 sayılı Yasayla katılmamız uygun bulunan, l Mart 1980’de imzaya açılan ve 3 Eylül 1981’de yürürlüğe giren “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine katılmamızın onaylanması, 31.5.1963 günlü 244 sayılı Yasa’nın 3. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 24.7.1985’de kararlaştırılmış ve bu sözleşme 14 Ekim 1985 günlü, 18898 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin 25. maddesinin 3. bendine göre: “İşbu sözleşme onaya bağlıdır. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilecektir”. 4. bendine göre de: “İşbu sözleşme bütün devletlerin katılmasına açıktır. Katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine tevdi edilmesiyle katılma gerçekleşecektir.” Dışişleri Bakanlığı’nın, Birleşmiş Milletler Nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliğine gönderdiği 5.12.1985 günlü, CTUK 721.701.30-220 sayılı yazıda: “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ ne katılmamız 24.7.1985 tarih ve 85/9722 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanmış olup, buna ilişkin katılma belgesi ilişikte sunulmuştur” denilmekte, bu suretle 25. maddenin 4. bendindeki koşul gerçekleşerek Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu sözleşmeye katılımı sağlanmış olmaktadır. Sözleşmenin önsözünde: “Taraf devletler Birleşmiş Milletler Yasası‘nın temel insan haklarına, insan itibar ve kıymetine ve erkeklerle kadınların eşit haklara sahip olmaları gereğine inancı tekrar teyit ettiklerini kaydeder, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin İnsanlara karşı ayrımcılığın kabul edilemezliği prensibini teyit ettiğini ve tüm insanların özgür doğduğunu ve eşit itibar ve haklara sahip olduklarını ve bu beyannamede böylece ileri sürülen tüm haklar ve hürriyetlerin, cinsiyete dayalı olanlar dahil, hiçbir ayrıma tâbi kılınmaksızın herkes tarafından kullanılabileceğini kaydederek, İnsan haklan sözleşmelerine taraf devletlerin, kadınlar ile erkeklerin tüm ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasi haklardan eşit olarak yararlanmalarını temin mükellefiyeti bulunduğunu kaydederek, Ancak, bu çeşitli belgelere rağmen kadınlara karşı ayrımcılığın hale devam etmekte oluşundan endişe duyarak, Kadınlara karşı ayrımcılığın, hak eşitliği ve insan şeref ve haysiyetine saygı ilkelerini ihlâl ettiğini, kadınların erkeklerle eşit olarak ülkelerinin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatlarına katılmalarını engellediğini, toplumun ve ailenin refahının artmasına engel teşkil ettiğini ve kadınların ülkeleri ve insanlık hizmetine de kullanabilecekleri olanaklarını geliştirmesini zorlaştıracağını kaydederek, Hakkaniyet ve adalete dayalı yeni uluslararası ekonomik düzenin kurulmasının kadınlarla erkekler arasındaki eşitliği sağlamak için önemli bir aşama teşkil edeceğine inanarak… Erkeklerle kadınlar arasında tam bir eşitliğin gerçekleşmesi için kadınlar ile erkeklerin toplumdaki geleneksel rollerinde bir değişiklik ihtiyacı bulunduğuna vâkıf olarak … aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır” denilmektedir.

Bu sözleşmenin 1. maddesi, kadın erkek eşitliğine dayalı olan medeni hakların ve diğer alanlardaki insan hakları ve özgürlüklerinin tanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını engelleyen, ortadan kaldıran veya bunu amaçlayan ve cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi bir ayrımı, yoksunluk ya da kısıtlama saymaktadır. 2. madde, kadınlara karşı her türlü ayrımı kınayarak, taraf devletlerin; (a) bendine göre kadın ile erkek eşitliği ilkesini kendi ulusal anayasalarına ve diğer ilgili yasalara, henüz girmemişse almayı ve yasalarla ve diğer uygun yollarla bu ilkenin uygulanmasını ve (c) bendinde kadın haklarının erkeklerle eşit olarak yasal korunmasını sağlamayı, (f) bendinde kadınlara karşı ayrımcılık oluşturan yasa, yönetmelik, âdet ve uygulamaları değiştirmek ya da kaldırmak için yasal düzenlemeler de dahil, gerekli bütün önlemleri almayı taahhüt ettiklerini açıklamaktadır.

Özellikle, inceleme konusu olan Medeni Yasa’nın 159. maddesiyle ilişkisi bulunan Sözleşme’nin 15. ve 16. maddelerinde şu hükümler yer almaktadır: Madde 15, bend 2: “Taraf devletler medeni haklar bakımından kadınlara erkeklerinkine benzer hukuki ehliyet ve bu ehliyeti kullanmak için eşit fırsat tanıyacaklardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin maddenin 3. bendine, Medeni Yasa’ nın 159. maddesini dikkate alarak, çekince koyduğu anlaşılmaktadır. Oysa Medeni Yasa’nın 159. maddesine göre kocanın, iş veya mesleğini sürdürmek isteyen karıya izin vermemesi, hukuki ehliyetini sınırlaması anlamına gelmemektedir. Kocanın yasaklamasına karşın, karı her türlü hukuki işlem yapma ehliyetine sahiptir. Evli kadının izinsiz çalışmasının hukuki sonuçları ayrıca yukarıda (b. l)’de incelenmiştir. Şu halde konulan çekince, Medeni Yasa’nın 159. maddesinin Sözleşme’ye aykırılığını dondurmaya elverişli değildir. Buna karşın, sözleşmenin 16. maddesinin l / g fıkrası: “Aile adı, meslek ve iş seçimi dahil, kan ve koca için eşit haklar sağlanacağını” açıklamaktadır. Karının, kocanın açık veya dolaylı izniyle bir iş veya sanatla uğraşabileceğini öngören Medeni Kanun’un  159. maddesi hükmü eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığından, sözleşmenin 16. maddesinin l/g fıkrasına açıkça ters düşmektedir. Türkiye, bu fıkraya 159. madde bakımından bir çekince de koymamıştır.

Anayasa’nın 10. maddesindeki “iki cinsin eşitliği” kuralı ile yukarıda ayrıntılı biçimde incelenmiş olan, gerek cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin kadın ve erkeğin kanun önünde eşit haklara sahip olduklarını, gerekse aile hukukunda karı ve kocanın eşit haklan olduğu kuralını vurgulayan İnsan Haklan Evrensel Bildirgesi’nin “Başlangıç” kısmıyla L, 7. ve 16. maddeleri; İnsan Haklarının ve Temel Hürriyetlerinin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin “Başlangıç” Kısmı; bu Sözleşme’nin eki olan Türkiye Cumhuriyeti’nce imzalanmış, ancak henüz onaylanmamış olan 7 nolu Protokolünün 5. maddesi; Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin “Önsözü”; ile 14. maddesi; 3232 sayılı Yasayla katılmamız uygun bulunan ve 3 Eylül 1981’de yürürlüğe giren “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin “Önsözü”; 1. ve 2. maddesinin (a), (c), (f) bentleri ile 16. maddenin l/ g fıkrasının uyum içinde olduklarında bir duraksama yoktur. Buna karşın, Medeni Yasa’nın 159. maddesinin kocanın, karının iş veya mesleğini yürütmesine izin vermesini öngören düzenlemesi; Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu, Türk iç hukuku bakımından kanun niteliği kazanmış olan uluslararası sözleşmelerde evrenselleşmiş “Kadın, erkek eşitliği” ve “karı ile kocanın eşit medeni haklara sahip oldukları” kuralına ve bu kurallarla uyum içinde olan Anayasa’nın 10. maddesine aykırıdır. Açıklanan nedenlerle Türk Medeni Kanunu’nun 159. maddesinin tümüyle iptali gerekir. b) Anayasa’nın 49. Maddesi Yönünden İnceleme:

İtiraz yoluna başvuran mahkeme, Medeni Yasa’nın 159. maddesinin Anayasa’nın 49. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık savının gerekçesinde : “20. yüzyıla girdiğimiz, her şeyin dev adımlarla ilerlediği şu dünyamızda kadınların çalışmasına daha fazla gerek duyulduğu kuşkusuzdur. Çalışma hayatında kadınlar daha fazla emek sarf etmekte, her alanda ön plânda yer almaktadır. Modern çalışma hayatında erkeğin ekonomiye katkısı ne ise, kadının da aynıdır. Bazı alanlarda daha fazladır …” demiştir.

Anayasa’nın 49. maddesinin birinci fıkrasında: “Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir” denilmektedir. Madde, Anayasa’nın “Temel haklar ve ödevler” başlığını taşıyan İkinci Kısmı’nın “Sosyal haklar ve ödevler” bölümünde yer almakta olup kişinin en önemli temel haklarından birini oluşturmaktadır.

Alman ve Fransız Medeni Yasalarındaki gibi Medeni Yasa’nın 159. maddesinin düzenlendiği 20. yüzyıl başlarında evli kadının görevleri ev işi, çocukların bakımı ve büyütülmesi, kocasına yardım olarak sınırlı düşünülmüş ve erkek otoritesine dayalı, ataerkil aile modeli seçilmiştir. Ancak, yüzyılın başından bu yana hızla gelişen sanayi, toplumların ekonomik, sosyal ve hukuksal yapılarında ve bireylerin düşüncelerinde derin değişiklikler yaptı. Bu değişiklikler insanların eşit doğdukları ve eşit haklara sahip oldukları inancını da asrın ortak sloganı haline getirdi. Cinslerin eşitliği ilkesi aile yapısını da etkileyerek karı kocanın hukuksal eşitliği; eşit haklara sahip oldukları görüşü üstünlük kazandı.

Evli kadın, aile birliğindeki görevleri yanında birlik yararına olacak mesleki faaliyet ve çalışma özgürlüğünü de elde etti. Kocanın iznini alma yerine, eşiyle anlaşarak çalışma olanağını sağladı. Evli kadını da içeren, kadın erkek eşitliği ile ilgili iki uluslararası sözleşmedeki konuyla ilgili maddeler de şöyledir: Türkiye Cumhuriyeti tarafından da 3232 sayılı Yasa’yla kabul edilmiş olan “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi”nin 11/1 maddesinde taraf Devletlerin, kadın erkek eşitliği esasına dayanarak erkeklerle eşit haklara sahip olmalarını sağlamak için aşağıda belirtilen konularda kadınlara karşı ayrımı önleyen bütün uygun tedbirleri almaları öngörülmüştür:

a) Bütün insanların vazgeçilmez hakkı olan çalışma hakkı,
b) istihdam konularında eşit seçim kıstasları uygulaması da dahil, erkeklerle eşit
istihdam imkânlarına sahip olma hakkı,
c) Serbest olarak meslek ve iş hakkı,
d) Sosyal yardımlar dahil, eşit ücret hakkı.”

11/2. maddede de, evlilik ve analık nedeniyle kadınlara karşı olan ayrımı önlemek ve etkin çalışma hakkını sağlamak üzere, taraf Devletler şu önlemleri almakla zorunlu tutulmuşlardır :

a) Hamilelik ve analık iznine veya evliliği bağlı olarak işten çıkarma ayrımını yasaklamak ve bu ayrımı yapanları cezalandırmak,
b) Önceki iş, kıdem ve sosyal haklar kaybedilmeksizin, ücretli olarak analık izni veya benzer sosyal içerikli tazminatlar vermek,
c) Özellikle çocuk bakımevi ağının tesisi ve geliştirilmesi yoluyla anne ve babanın aile yükümlülüklerini, görev sorumlulukları ve kamu hayatına katılma ile birleştirmeyi mümkün kılan destekleyici sosyal hizmetlerinin sağlanmasını teşvik etmek,
d) Hamilelik süresince zararlı olduğu kanıtlanan işlerde kadınlara özel koruma sağlamak.

3581 sayılı Yasa’yla katılmış olduğumuz Avrupa Sosyal Şartı‘nda evli kadının da statüsünün özellikleri gözetilerek konulan, çalışma hayatında kadın erkek eşitliği temeline dayalı hükümler bulunmaktadır.

Sözleşme’nin başlangıç kısmında: “Sosyal haklardan yararlanmanın ırk, renk, cinsiyet … ayrımı yapılmaksızın güvence altına alınması” gereği belirtilmekte; I. Bölümün 14. maddesi “Herkes sosyal refah hizmetlerinden faydalanma hakkına sahiptir”; 16. madde: “Toplumun temel birimi olan aile, tam gelişmesini sağlamak amacıyla, uygun sosyal hukuki ve iktisadi korunmaya hak sahibidir”, 17. madde: “Medeni hallerine ve aile ilişkilerine bakılmaksızın, anneler ve çocuklar, uygun bir sosyal ve ekonomik korunmaya hak sahibidir” hükmünü içermek suretiyle genelde kadının da erkekler gibi ve onlarla eşit düzeyde sosyal, ekonomik ve hukuksal korunmaya hakkı olduğu belirtilmekte ve II. Bölüm, 1. madde de çalışma hakkının etkin kullanımını sağlamak üzere taraf devletlerin, işçinin serbestçe girdiği bir meslekte hayatını kazanma, ücretsiz iş bulma hizmetlerini sağlamayı ve uygun mesleğe yöneltmeyi taahhüt ettiklerini açıklamakta; 4. maddenin 3. bendinde ise “kadın ve erkek işçilerin eşit iş için eşit ücrete hak sahibi oldukları” vurgulanmak suretiyle evli kadının da içinde bulunduğu çalışanlar için eşit koşullar getirilmesi amaçlanmaktadır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, taraf olduğumuz, l Ağustos 1975’de imzalanan Helsinki Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Son Senedi (AGİK) in VII. bendi; ile 21 Kasım 1990’da Paris’te imzalanmış bulunan “Yeni Bir Avrupa için Paris Yasası“nın, “Yeni Bir Demokrasi, Barış ve Birlik Dönemi”, “Gelecek için Rehber ilkeler” başlıklı bölümlerinde insanların renk, cins, dil, din … ayrımına bakılmaksızın eşit olduklarını ve insan haklarının, temel ve özgürlüklerin tüm insanların doğumlarıyla birlikte kazandıkları haklar olduğu vurgulanmıştır.

Bu durumda, kadının, tıpkı erkek gibi mesleğini ve İşini özgürce seçmekte, topluma yarar getiren etkinliklerde bulunmaya hakkı vardır. Anayasa’nın 12. maddesine göre kişiye bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez nitelikteki çalışma hak ye özgürlüğü, evli kadının da temel haklarından biridir. Kocanın sahip olduğu çalışma hak ve özgürlüğü ile aralarında hiçbir hukuksal fark ve ayrıcalık yoktur. Şüphesiz, eşler evlilik birliğinin korunması, çocukların yetişmesi için karşılıklı özveride bulunacak ve çalışma hak ve özgürlüklerini kullanmayı da karşılıklı uyum. ve anlaşma sağlayarak gerçekleştireceklerdir. Fakat çalışmak, mesleğini yürütmek, kişiliğini geliştirmek, ailesine ve topluma çalışmasıyla katkıda bulunmak isteyen kadına, Medeni Yasa’nın 159. maddesine dayanarak kocanın tek taraflı olarak izin vermemek suretiyle anlaşmazlık çıkarması ve bu yasaklamaya karşın çalışmasını sürdüren karısını kusurlu duruma düşürüp boşanma nedeni yaratmasına veya -itiraz yoluna başvurulan olayda görüldüğü gibi- sömürü aracı olarak çalıştırdığı karısının bu yüzden boşanma davası açması üzerine çalışması için verdiği izni geri almasına olanak veren Medeni Yasa’nın 159. maddesi, Anayasa’nın 49. maddesinde yerini bulan temel haklardan olan çalışma özgürlüğüne de aykırılık oluşturur. Bu nedenle Medeni Kanun’un 159. maddesinin iptali gerekir.

c) Anayasa’nın 50. Maddesi Yönünden İnceleme: Konunun, çalışma koşulları ve dinlenme hakkıyla doğrudan bir ilişkisi görülmemiştir.

Bu nedenle, iptali istenen yasa maddesinin Anayasa’nın 50. maddesine göre aykırılık savının değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

VI- SONUÇ:

17.2.1926 günlü, 743 sayılı “Türk Kanunu Medenisi”nin 159. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 29.11.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan
Necdet DARICIOĞLU
Başkanvekili
Yekta Güngör ÖZDEN
Üye
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
Üye
Yavuz NAZAROĞLU
Üye
Güven DİNÇER

İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC)

0
İstac İstanbul tahkim merkezi

İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC), Türkiye’deki ve yurtdışındaki ticari aktörler arasındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesi için tahkim ve arabuluculuk hizmeti sunan, bağımsız, tarafsız ve özerk bir kurumdur. İstanbul Tahkim Merkezi, herhangi bir üyelik şartı aramaksızın uyuşmazlık çözümü konusunda tüm taraflara hizmet vermektedir.

Modern tahkim ve arabuculuk kuralları gözetilerek hazırlanan İstanbul Tahkim Merkezi Tahkim ve Arabuluculuk Kuralları, 26 Ekim 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Çağdaş ve yenilikçi düzenlemeler barındıran Kurallar, tahkim ve arabuluculuk süreçlerinin güncel ihtiyaçlarına cevap verecek niteliktedir. Tahkim Kuralları, Seri Tahkim, Acil Durum Hakemi ve ad hoc tahkimlerde hakem atanmasına ilişkin modern düzenlemeler barındırmaktadır. İstanbul Tahkim Merkezi hakem kararları nihai ve bağlayıcı olup, dünyanın her yerinde icra edilme gücüne sahiptir.

İstanbul Tahkim Merkezi, Milli ve Milletlerarası Tahkim Divanları ile Sekretarya’dan oluşmaktadır. Tahkim Divanları, tahkim yargılamasının en etkin şekilde sürdürülebilmesini temin etmektedir. Milletlerarası Tahkim Divanı, çoğunluğu yabancı, dünya çapında üne sahip prestijli hukukçulardan oluşmaktadır. İstanbul Tahkim Merkezi Sekretaryası ise Kurallar’da belirtilen görevleri yerine getirmenin yanı sıra, taraflar, taraf vekilleri, hakemler ve yargılamaya katılan diğer kişilerin yargılama ile ilgili sorulara yanıt vermek üzere yapılanmıştır. İstanbul Tahkim Merkezi Kuralları uyarınca davaların, devlet mahkemelerine kıyasla çok daha kısa sürede ve çok daha az masrafla sonuçlandırılması amaçlanmaktadır.

ISTAC’ta bir toplantı salonu

Tahkim 

Tahkim, taraflar arasındaki uyuşmazlıkların devlet mahkemeleri yerine hakem adı verilen kimseler aracılığı ile nihai olarak çözümlenmesidir.

İstanbul Tahkim Merkezi, gerek Türkiye’deki gerekse yurtdışındaki ticari aktörler arasındaki uyuşmazlıkların kurumsal tahkim yoluyla bağlayıcı, nihai ve icra edilebilir olarak çözümlenmesi için yargılama hizmeti sunmaktadır. Tarafların, aralarındaki doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların İstanbul Tahkim Merkezi Tahkim Kuralları uyarınca tahkimde çözümleneceği hakkında anlaşmaları mümkündür.

İstanbul Tahkim Merkezi Tahkimi, uyuşmazlıkların devlet mahkemelerine göre daha hızlı ve etkin bir şekilde çözümlenmesini sağlamayı amaçlamakta, verilen hakem kararları, tıpkı mahkeme kararları gibi icra daireleri vasıtasıyla icra edilebilmektedir. Hakem kararlarının, temyize gidilmeksizin derhal icrası söz konusudur.

İstanbul Tahkim Merkezi Tahkimi, satım, dağıtım, inşaat, finans, şirketler hukuku gibi taraflar arasındaki uyuşmazlığın doğduğu alanda uzmanlaşmış, hakem adı verilen kişi veya kişilerce çözümlenmesini sağlamaktadır. Taraflar, uzman hakem veya hakemleri serbestçe seçebilirler.

İSTAC’ın düzenlemiş olduğu bir Geleceğin Tahkim Avukatı yarışması

İstanbul Tahkim Merkezi Tahkimi, devlet mahkemelerinden daha esnek bir yargılama hizmeti sunmaktadır. Tahkim usulü, taraflarca ve hakemlerce, uyuşmazlığın özelliğine göre, tarafların adil yargılanma hakkı ihlal edilmeden şekillendirilebilir. Böylelikle uyuşmazlığın çok daha ayrıntılı bir şekilde ele alınarak, çok daha iyi bir şekilde açıklığa kavuşturulması sağlanabilir. İstanbul Tahkim Merkezi Tahkim Kuralları usuli zaman çizelgesi sayesinde taraflara her aşaması öngörülebilen bir yargılama sunar.

İstanbul Tahkim Merkezi Tahkimi, devlet yargısından farklı olarak aleni değildir. Böylelikle tahkimle ilgisi olmayan kişilerin, uyuşmazlık ve uyuşmazlığın neticesi hakkında bilgi sahibi olmaları engellenebilir.

İstanbul Tahkim Merkezi Tahkimi, uyuşmazlıkların devlet mahkemelerine göre çok daha az masrafla çözümlenmesini sağlar. İstanbul Tahkim Merkezi Tahkim Kurallarına göre verilen hakem kararları, İstanbul Tahkim Merkezi Tahkim Divanı’nın onayına sunulmaz.

UNCITRAL Model Kanunu uyarınca hazırlanmış 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu ile 1958 tarihli New York Sözleşmesi ve 1961 tarihli Cenevre-Avrupa Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye, milletlerarası bir tahkim için gerekli tüm hukuki düzenlemelere sahiptir.

Arabuluculuk

Arabuluculuk, taraflar arasındaki uyuşmazlıkların dostane yollarla çözümlenmesini sağlayan alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur. İstanbul Tahkim Merkezi, Arabuluculuk Kuralları uyarınca Merkez nezdinde arabuluculuk hizmeti sunmaktadır. İstanbul Tahkim Merkezi Arabuluculuk Kuralları gerek Türkiye’deki gerekse yurtdışında tarafların, devlet mahkemeleri veya tahkimden önce aralarındaki uyuşmazlıkları etkili bir şekilde, dostane yollarla çözüme kavuşturmalarını sağlar. Böylelikle daha kısa sürede, çok daha az masrafla taraflar arasındaki uyuşmazlıkların anlaşmayla çözümlenmesi mümkündür. İstanbul Tahkim Merkezi nezdinde arabuluculuk hizmetinden faydalanacak taraflar arasında İstanbul Tahkim Merkezi Arabuluculuk Kuralları’na atıf yapan bir arabuluculuk sözleşmesi bulunabileceği gibi; tarafların gönüllü olarak da Merkez nezdinden arabuluculuk sürecini başlatmaları mümkündür.

ISTAC GENEL KURUL ÜYESİ KURUM VE KURULUŞLAR
TOBBTürkiye Odalar ve Borsalar Birliği Adalet BakanlçßçAdalet Bakanlığı Sermaye Piyasasç KuruluSermaye Piyasası Kurulu TÅrkiye Barolar BirlißiTürkiye Barolar Birliği Bankacçlçk Denetleme ve DÅzenleme KuruluBDDK
TÅrkiye Bankalar BirlißiTürkiye Bankalar Birliği TÅrkiye Katçlçm Bankalarç BirlißiTKBB YÅksekîßretim KurumuYükseköğretim Kurulu TÅrkiye Sermaye Piyasalarç BirlißiTürkiye Sermaye Piyasalar Birliği TÅrkiye òhracatáçlar MeclisiTİM
Borsa òstanbul A.û.Borsa İstanbul TESKTESK TòSKTİSK TÅrk-òüˇTürk İş

29 Kasım – Hukuk Takvimi

0
29 Kasım - Hukuk Takvimi
29 Kasım – Hukuk Takvimi
1815 Japon devlet adamı Naosuke Ii doğdu. (Ölümü: 24 Mart 1860) 1858 yılında ABD ile ilk ticaret antlaşmasını imzalayarak Japonya’nın batıya açılmasında önemli rol oynadı.
1864 Amerika Birleşik Devletleri’nde Kızılderili Savaşları sırasında Sand Creek Kızılderili Katliamı(Sand Creek Soykırımı-Sand Creek Genocide) gerçekleşti. Ölenlerin üçte ikisi kadın ve çocuklardan oluşuyordu. Katliam yeri günümüzde Sand Creek Massacre National Historic Site olarak yönetilmektedir.

Sand Creek Massacre National Historic Site
1918

Milli Kongre Cemiyeti Kuruldu. Cemiyet, Mondros Ateşkes Antlaşmasının ardından Milli Talim ve Terbiye Cemiyeti üyeleri tarafından İstanbul’da kurulmuş ve Kuvva-i Milliye deyimini ilk kez kullanmıştır.

1920 İstiklal Madalyası Kanunu kabul edildi.
1926 Tunuslu avukat ve politikacı El-Beci Kaid es-Sibsi doğdu. (Ölümü: 25 Temmuz 2019) Paris‘te hukuk okudu ve 1952 yılında avukat oldu. 1956 yılındaki Tunus’un bağımsızlığından sonra danışman olarak Başbakan Habib Burgiba‘ya katıldı. 5 Temmuz 1965 – 8 Eylül 1969 tarihleri arasında İçişleri Bakanı oldu. 7 Kasım 1969 – 12 Haziran 1970 tarihleri arasında Savunma Bakanlığı yaptı, daha sonra Paris büyükelçisi oldu. Ekim 1971 – Ocak 1972 tarihlerinde Tunus’ta daha büyük bir demokrasi olması gerektiğini savundu ve görevinden istifa ederek Tunus’a döndü. Nisan 1981’den Eylül 1986 tarihine kadar Dışişleri Bakanı olarak Muhammed Mizali başbakanlığındaki hükûmete geri döndü. 1987 yılında Batı Almanya‘ya Büyükelçi olarak atandı. 1990 ve 1991 yılları arasında Temsilciler Meclisi Başkanı oldu. Parlamento’daki görevi 1994 yılında sona erdi.
1934 Matbuat Cemiyeti’nin adını Basın Kurumu olarak değiştirildi. Cemiyet, ilk gazetecilik teşkilatı olarak 1908’de İstanbul’da kuruldu. İlk adı Matbuat-ı Osmaniye Cemiyetiydi. Cemiyetin adı 1919’da Türk Matbuat Cemiyeti oldu. 1934 yılında cemiyetin adı Basın Kurumu olarak değiştirildi. Basın Birliği, 13 Haziran 1946’da çıkarılan 4932 sayılı Basın Birliği Kanununun Kaldırılması Hakkında Kanun ile kaldırıldı, malvarlığı Cemiyetler Kanunu hükümlerine tasfiye edildi. Bunun üzerine İstanbul Şubesi üyesi gazeteciler, Gazeteciler Cemiyetini kurdu.

1936 Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, Devrim Tarihi dersleri başladı.
1937

Hatay’da bağımsız bir Cumhuriyet kuruldu. Hatay Cumhuriyeti Anayasası, Ali Fuat Başgil tarafından yazıldı.

Hatay sorununun çözümünden sonra bir gazete manşeti
1944 Arnavutluk Halk Cumhuriyeti kuruldu.
1945 Yugoslavya Federal Cumhuriyeti kuruldu.
1947

Birleşmiş Milletler, bağımsız bir İsrail devleti kurulmasını kararlaştırdı. 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail Bağımsızlık Bildirgesi açıklandı. İngiliz Mandasının sonlandığı günde, yeni bağımsız İsrail devleti resmi olarak ilan edildi. Bildirgeyi, Polonya’dan göç eden David Ben-Gurion okudu ve yeni ülkenin ilk başbakanı oldu.

1947

Alman Yeşil politikacı ve ekofeminist aktivist Petra Karin Kelly doğdu. (Ölümü: 1 Ekim 1992) Avrupa Komisyonu’nda çalışırken Almanya ve diğer ülkelerde çok sayıda barış ve çevre kampanyasına katıldı. Avrupa Komisyonu‘nda iki yıl çalıştıktan sonra, Ekonomik ve Sosyal Komite de kadın haklarını savunduğu bir idari göreve geçti. Hem Almanya’da hem de dünya çapında öne çıkan ilk Yeşil Parti  olan Alman Yeşiller Partisi’nin kurucu üyesidir. 1982’de ‘ekolojik kaygıları silahsızlanma, sosyal adalet ve insan haklarıyla birleştiren yeni bir vizyonu oluşturduğu ve uyguladığı’ için Doğru Geçim Ödülü’ne layık görüldü.

1957

Amerikalı avukat ve politikacı Janet Ann Napolitano doğdu. Santa Clara Üniversitesi‘nde siyaset bilimi okudu.  Mezun olduktan sonra, Birleşik Devletler Bütçe Senatosu Komitesi için analist olarak çalışmaya başladı. Daha sonra Virginia Hukuk Fakültesi’nden Juris Doctor’ını (J.D.) aldı. 1999’dan 2003’e kadar Arizona Başsavcısı olarak görev yaptı. Forbes  tarafından  2012’de dünyanın dokuzuncu en güçlü kadını seçildi. 2008’de New York Times tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk kadın başbakanı olma olasılığı en yüksek kadınlar arasında yer aldığı belirtildi.  Barack Obama’nın başkanlığında 2009’dan 2013’e kadar İç Güvenlik Bakanı olarak görev yaptı.  Eylül 2013’te görevi devralmasından bu yana Kaliforniya Üniversitesi’nde sistem başkanlığı yapmaktadır. Arizona Başsavcısı, İç Güvenlik Bakanı ve Kaliforniya Üniversitesi başkanı da dahil olmak üzere çeşitli makamlarda görev yapan ilk kadındır.

1964 Ordinaryüs profesör dil bilimci ve bilim insanı Reşit Rahmeti Arat yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Mayıs 1900) Berlin Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde felsefe okudu. Berlin Üniversitesi’nde ve Prusya İlimler Akademisi’nde öğretim üyeliği yaptı. 1933 yılında İstanbul Üniversitesi’ne davet edildi ve burada Eski Türk Dili Kürsüsü profesörü oldu. 26 Nisan 1958’de ordinaryüs profesör unvanı aldı. Karşılaştırmalı Türk dili araştırmalarının Türkiye’deki kurucusu ve uygulayıcısıdır. Türk edebiyatı açısından önemli birçok eser yanında Kutadgu Bilig’i günümüz Türkçesine çevirdi. Öğrencisi Muharrem Ergin “Ölümü yalnız memleketimiz için değil, Türkiyat ilmi için de dünya çapında büyük bir kayıptır.” dedi.
1972

Şair Can Yücel, Küba’da Sosyalizm ve İnsan isimi kitabı Türkçe’ye çevirdiği için verilen 7,5 yıl hapis cezasının infazı için cezaevine sevk edildi. Yücel, Şair olmasının yanında aynı zamanda çevirmendi. 12 Mart Muhtırası döneminde çeviri yaptığı kitaplardan dolayı 15 yıl hüküm giydi. Bu kitaplardan biri de, Türkçe’ye çevirdiği “Che Guevera’nın Günlüğü” idi. Genel Af Kanunu sonucunda, 15 yılı tamamlamadan cezaevinden çıktı.

1985

Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri, 26 Ağustos – 6 Eylül 1985 tarihleri arasında Milano’da yapılan BM Suçun Önlenmesi ve Suçluların Tedavisi Yedinci Kongresinde kabul edildi. Temel ilkeler, 29 Kasım 1985 tarih ve 40/32 sayılı ve 13 Aralık 1985 tarih ve 40/146 sayılı kararlarla BM Genel Kurulu tarafından onaylandı.

1985

Hukukçu Altay Ömer Egesel yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1913) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Ankara’nın Balâ ilçesinde sorgu yargıcı olarak göreve başladı. Daha sonraki yıllarda Yargıtay başsavcı yar­dımcılığı ve İzmir Cumhuriyet Savcılığı yaptı. 27 Mayıs 1960 İhtilalinden son­ra Yargıtay üyeliğine seçildi. Milli Birlik Komitesince Yüksek Soruşturma Kurulu üyeliğine, daha sonra da bu görevin bir devamı olarak Yüksek Adalet Divanı başsavcılığına getirildi. Divan’ın Yassıada’da yaptığı yargılamalarda Demokrat Parti (DP) iktidarı yetkililerinden 228 sanık hakkında idam cezası talebinde bu­lundu. Celâl Bayar hakkında üç, Adnan Menderes hakkında da yedi kez idam talep etti. Yassıada duruşmaları bittikten sonra Yargıtay Birinci Ceza Dairesi üyeliğine döndü ve bu görevde iken emekli oldu.

1985

Çocuk Ceza Adalet Sisteminde Asgari Standart Kurallar (Beijing Kuralları) Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 29 Kasım 1985 tarihinde ve 40/33 sayılı kararıyla kabul edildi.

1985

Suçtan Ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi, Birleşmiş Milletler tarafından 29 Kasım 1985 tarihinde kabul edildi.

1990

Kadınların çalışmasını kocalarının iznine bağlayan Medeni Kanun’un 159. maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildi. İptal kararı 2 Temmuz 1992 tarih ve 21272 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. devrim niteliğindeki kararın alınmasını sağlayan Avukat Senih Özay, müvekkili adına başvuruda bulunmuş ve kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürmüştü. 

Avukat Senih Özay ve kızı Gupse Özay bir arada
1993

Semt sakinlerinin ve meslek odalarının 9 yıl süren hukuk mücadelesi sonunda Taksim’de bulunan İstanbul Park Otel’in fazla katlarının yıkımına başlandı.

1996 Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi’nde, 1200 Bosnalı’nın öldürülmesine karışan bir Hırvat asker 10 yıl hapis cezasına mahkûm edildi.
2002

Endonezya’da bir mahkeme, Doğu Timor’un 1999’da Endonezya’dan ayrılması sırasındaki olaylarda insanlığa karşı suç işlemekle suçlanan iki eski komutan, bir polis şefi ve bir hükümet yetkilisini beraat ettirdi.

2006

Gümrük Birliği Ek Protokolü’ne rağmen limanları Kıbrıs Rumlarına açmayan Türkiye’ye AB yaptırımı getirildi. Avrupa Komisyonu 35 müzakere başlığından sekizinin açılmaması tavsiyesinde bulundu.

 2010

Türkiye’de oyuncuların kurmuş olduğu ilk sendika olan Oyuncular Sendikası için oyuncular 2000’li yıllarda Sinema İş Yasası İçin Oyuncular Platformunu oluşturdu. Daha sonra bu platform Oyuncular Sendikası Girişimine dönüştü. Girişim 29 Kasım 2010 tarihindeki “Oyuncular Büyük Buluşması” neticesinde Sahne, Perde Ekran ve Mikrofon Oyuncuları Sendikasına dönüştü.

2011

Anayasa hukuku profesörü Server Tanilli yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1931) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde ve Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda Uygarlık tarihi dersi verdi. 7 Nisan 1978 günü silahlı saldırıya uğrayıp, belden aşağısı felç oldu. Fransa’ya gidip uzun yıllar Strasbourg Üniversitesi’nde çalıştı. 2000 yılında Cumhuriyet gazetesinde köşe yazıları yazdı. 1980 sonrasında Uygarlık Tarihi, Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş kitaplarını yazdı. Çok sayıda dava ile muhatap oldu. 1076’da Uygarlık Tarihi dersinden dolayı hakkında 20 yıl hapis cezası istenen ve yargılanan Tanilli mahkemede yaptığı savunmasında ‘Bilim adamının mahkemelere karşı sorumluluğu var mıdır? Hayır. Bilim adamı bilimsel görevini yerine getirirken, mahkemelere karşı hesap vermez’ demişti.

Prof. Dr. Server Tanilli
2012

Filistin, Birleşmiş Milletler genel kurulunda yapılan oylamada 138 evet 9 hayır oyu ile Birleşmiş Milletler gözlemci üyesi oldu.

2014

20.11.2014 tarihinde 6570 sayılı kanun olarak kabul edilen İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu 29 Kasım 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Kanun gereğince kurulan İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC), Türkiye’deki ve yurtdışındaki ticari aktörler arasındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesi için tahkim ve arabuluculuk hizmeti sunan, bağımsız, tarafsız ve özerk bir kurumdur. İstanbul Tahkim Merkezi, herhangi bir üyelik şartı aramaksızın uyuşmazlık çözümü konusunda tüm taraflara hizmet vermektedir.

İstac İstanbul tahkim merkezi
2014

167 No’lu İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, 29 Kasım 2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 6571 sayılı Kanun ile Türkiye tarafından onaylandı. Sözleşme, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 20 Haziran 1988 tarihinde kabul edilmiş ve 11 Ocak 1991 tarihinde de yürürlüğe girmişti.

2014

İstanbul Sözleşmesi,29 Kasım 2011 tarihli ve 28127 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Türkiye, sözleşmeyi, 11 Mayıs 2011 tarihinde çekince koymaksızın imzalayan ilk ülke olmuş, sözleşme mecliste oybirliği ile kabul edilmiş ancak daha sonra Cumhurbaşkanlığı Kararı ile sözleşmeden çekilmiş, Anayasaya aykırı olduğu iddiası ile jarar hakkında birçok dava açılmıştı.

2021 Ankara 16’ncı Ağır Ceza Mahkemesi, ‘Silahlı terör örgütü üyeliği’ ve ‘askerî casusluk’ suçlarından toplam 23 yıl 4 ay hapis cezasına çaptırılan eski MİT mensubu Enver Altaylı hakkında verilen cezanın 136 sayfalık gerekçeli kararını açıkladı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitiren ve 1 Kasım 1944 doğumlu olan eski istihbaratçı Altaylı, Soyvetolog olarak biliniyordu.

Enver Altaylı
2021 Gelecek Partisi, “yıkımdan çıkış için 61 maddelik yol haritasını” açıkladı. Açıklamada “128 milyar dolarla ilgili soruşturma başlatılmalı ve siyaset ve bürokrasideki sorumlularının yargılanması sağlanmalıdır.” denildi.
2021 Siirt’te Molla Burhaneddin Medresesi olarak bilinen ve “Molla Burhaneddin” olarak tanınan Burhaneddin Mücahidi’ne bağlı olan Tillo Yatılı Kuran Kursu’nda, 15 yaşındaki çocuğun istismar edilmesine ilişkin dosyada beraat kararı verildi. Mahkeme, iddianame hazırlandıktan 1,5 ay sonra yapılan ilk duruşmada davayı sonuçlandırdı. Beraat kararı psikoloğun ve savcılığın aksi yöndeki görüşlerine rağmen verildi.
2021 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP‘nin kapatılması istemiyle açılan davada esas hakkındaki görüşünü Anayasa Mahkemesi‘ne sundu. Açıklamada, “Açık kimlik ve üyelik bilgileri ile partideki görevleri belirtilen kişilerin temelli kapatılmaya ilişkin kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibaren beş yıl süreyle bir başka siyasi partinin kurucusu, yöneticisi, deneticisi ve üyesi olamayacaklarına karar verilmesi istemlerini içeren esas hakkındaki görüşümüz Anayasa Mahkemesine sunulmuştur.” ifadeleri yer aldı.
2021

Adalet Bakanlığı, Veba Geceleri romanında Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle bir okurun suç duyurusunda bulunması sonrası Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk hakkında kamu davası açılması kararına karşı Yargıtay’a bozma başvurusunda bulundu. Orhan Pamuk, daha önce de Türklüğe Hakaret gerekçesiyle yargılanmıştı. “Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü. Benden başka kimse bundan bahsetmeye cesaret edemedi” açıklamasında bulunan yazar hakkında  TCK’nın 301. maddesinden ‘Türklüğe hakaret’ davası açılmış ancak daha sonra hükümet tarafından yapılan yasa değişikliği ile yargılamanın önüne geçilerek dava düşürülmüştü.

Orhan Pamuk
2021

Covit-19 nedeniyle ara verilen cezaevlerinde açık görüşlerin yeniden başlamasına karar verildi. Adalet Bakanlığı, ceza infaz kurumlarındaki hükümlü ve tutuklularla açık görüşlerin 1 Aralık’ta başlayacağını, görüşmelerin 30 dakikayla sınırlandırılacağını açıkladı.

2023 Tutuklu TİP Milletvekili Avukat Can Atalay hakkında hak ihlali kararı veren AYM üyeleri için suç duyurusunda bulunan ve AYM kararına uyulmamasına karar veren Yargıtay 3. Ceza Dairesine karşı CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın 13 Kasım 2023’te, Çağlayan Adliyesinde başlattığı Adalet Nöbeti sona erdi. Aradan geçen sürede  Yargıtay 4. Ceza Dairesinin itirazları reddetmesi dışında hukuki durumda herhangi bir değişiklik olmadı.
2023
  • İstanbul’da vali ve emniyet müdürünün imzasını taklit ederek, 1500 dolar karşılığında 10 kişiye  silah ruhsatı veren polis memuru ile ona yardımcı olan bir kişi tutuklandı.
  • Şanlıurfa Adliyesinde, kendisini Ankara savcısı olarak tanıtan ve sahte savcı kimliği ile yakalanan A.P. isimli şahıs sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği tarafından ‘Resmi belgede sahtecilik’ suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi.
2024
  • CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek hakkındaki sözleri nedeniyle ‘Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Alenen Hakaret’ ve ‘Terörle Mücadele Görev Almış Kişileri Hedef Göstermek’ suçlamalarıyla soruşturma başlatıldı.
  • CHP İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınması sırasındaki usulsüzlüklere ve para sayma makinası görüntülerine ilişkin çok sayıda parti yöneticisi ile İmamoğlu İnşaat Şirketi müdürünün yargılandığı davaya Çağlayan Adliyesinde devam edildi. Davanın üçünü duruşması 11 Nisan 2025’e bırakıldı.
  • Anayasa Mahkemesi, mali denetimde bulunduğu, Yükseliş Partisi ile Gelişim, Demokrasi Partisi, Devlet Partisi, Turan Hareketi Partisi ve Uyanış Partisi’nin hesaplarının kabul edilmesinin mümkün olmadığına oy birliğiyle karar vererek “hesap verilebilir şekilde kayıt ve belge düzeninin oluşturulmaması”, “hesabın dışında gelir ve gider gerçekleştirilmesi” ve “inceleme ve araştırmayı engellemeye yönelik eylemler” nedeniyle 5 siyasi parti hakkında yasal işlem için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.
  • İstanbul Beylikdüzü’nde, “çocuğa karşı cinsel taciz” suçundan aranan şahıs kaçak sigara operasyonunda yakalandı.

29 Kasım – Hukuk Takvimi

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı-AGİT

0
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı- AGİT
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı-AGİT, güvenliğin siyasi, askeri, ekonomi, çevre ve insani boyutlarında ilke, norm ve standartlar geliştiren uluslararası bir kuruluştur.
Helsinki’de 1973 yılında başlayan görüşmeler sonucunda Helsinki Nihai Senedi’nin 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından 1975 yılında imzalanmasıyla AGİK süreci başlamış, örgüt bugünkü kurumsal yapısına 1994 yılında kavuşmuştur. AGİT’in merkezi Viyana’dadır.
Örgüt, katılımcı devletlerin demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı alanlarındaki çabalarına destek ve yardım işlevi görmektedir.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Moskova İnsani Boyut Konferansı Belgesi; AGİT’in, güvenliğin siyasi, askeri, ekonomi, çevre ve insani boyutlarında geliştirilmiş ilke, norm ve standartlardan oluşmaktadır.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Katılımcısı Devletler 
ABD • İngiltere • Monako
Almanya • İrlanda • Norveç
Andorra • İspanya • Özbekistan
Arnavutluk • İsveç • Polonya
Avusturya • İsviçre • Portekiz
Azerbaycan • İtalya • Romanya
Belarus • İzlanda • Rusya
Belçika • Kanada • San Marino
Bosna-Hersek • Karadağ • Sırbistan
Bulgaristan • Kazakistan • Slovakya
Çek Cumhuriyeti • Kırgızistan • Slovenya
Danimarka • Letonya • Tacikistan
Ermenistan • Lihtenştayn • Türkiye
Estonya • Litvanya • Türkmenistan
Finlandiya • Lüksemburg • Ukrayna
Fransa • Macaristan • Vatikan
GKRY • Makedonya • Yunanistan
Gürcistan • Malta
Hırvatistan • Moğolistan
Hollanda • Moldova
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının Tarihçesi
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), dünyada iki kutuplu düzenin bulunduğu soğuk savaş döneminde diyalog kanalların açık tutmak, gerginlikler ve anlaşmazlıkları azaltarak Avrupa’da güvenliğin artırılmasını sağlamak amacıyla, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) adı altında konferanslar diplomasisi olarak 1970’li yıllarda ortaya çıkmıştır.
Helsinki’de 1973 yılında başlayan görüşmeler sonucunda Helsinki Nihai Senedi’nin 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından 1975 yılında imzalanmasıyla AGİK süreci başlamıştır.
Helsinki Nihai Senedi’nde güvenliğin birbiriyle irtibatlı üç farklı boyutu olduğu, siyasi-askeri, insani ve ekonomi-çevre boyutları dikkate alınmadan tam bir güvenliğin sağlanamayacağı belirtilmiştir. O dönemdeki adıyla AGİK, soğuk savaşın sona ermesine kadar geçen dönemde ağırlıklı olarak siyasi-askeri boyutta kalmıştır.
Sovyetler Birliği(SSCB)’nin 1990’ların başında dağılması ve iki kutupluluğun son bulmasıyla AGİK’in işlevi azalmış ancak bu dönemde yeni bir yapılanma gerçekleştirilmiştir. Yeni dönemde AGİK, demokratikleşme ve insan haklarının izlenmesi, erken uyarı, çatışmaların önlenmesi, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon alanlarına yoğunlaşmıştır.
1990 Sonrası Dönem: AGİK’ten AGİT’e Geçiş
Soğuk Savaş sonrası dönemin siyasi başlangıcını oluşturan ve Helsinki sürecinde önemli bir dönüm noktasını simgeleyen 1990 Paris Şartı’yla, AGİK’in siyasi danışma mekanizmaları ve bir dizi daimi organ aracılığıyla kurumsallaşması ihtiyacının ortaya çıktığına karar verilmiş, 1992 Helsinki Zirvesi’nde, bugün halen işlevsel olan kurum ve kuruluşlarının temeli atılmıştır. 1994 Budapeşte Zirvesi’nde ise AGİK bir uluslararası teşkilata dönüşerek, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı-AGİT adını almıştır.
AGİT, diğer uluslararası örgütlerden farklı olarak antlaşma veya sözleşme gibi hukuki bağlayıcılığı bulunan bir belgeye dayanmamaktadır. Kabul ettiği ilke ve normlar kadar, kendi idari ve örgütsel yapısı da siyasi düzeyde Bakanlar veya Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından alman kararlara göre şekillenmektedir. Kararlar oydaşmayla alınmaktadır.
Örgüt, özellikle Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından kapsamlı bir insan hakları müktesebatı geliştirmiş, insani boyuttaki yükümlülüklerin hayata geçirilmesinde katılımcı devletlere destek sunmak üzere AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi, Milli Azınlıklar Yüksek Komiseri ve Medya Özgürlüğü Temsilcisi kurumlarını oluşturmuştur.
Diğer yandan, AGİT ülkeleri arasındaki siyasi diyalogu parlamenterler düzeyine taşımayı amaçlayan AGİT Parlamenter Asamblesi (AGİT-PA) 1991 yılında kurulmuş olup, Türkiye, TBMM’nde oluşturulan AGİT PA Türk Grubu tarafından AGİTPA çalışmalarına katılım sağlamaktadır.
AGİT’i diğer uluslararası örgütlerden ayıran karşılaştırmalı üstünlüklerden birini de alan misyonları oluşturmaktadır. Halen Güneydoğu Avrupa’da Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ, Kosova ve Makedonya’da; Doğu Avrupa’da Moldova ve Ukrayna’da; Kafkaslarda Azerbaycan ve Ermenistan’da; Orta Asya’da Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’da faaliyet gösteren AGİT ofis ve misyonları, çatışmaların önlenmesi ve çözümü için siyasi süreçlerin kolaylaştırılması, sivil toplumun ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, demokrasinin geliştirilmesi, insan ve azınlık haklarının korunması işlevlerini yerine getirmektedirler.
21. yüzyılda karşılaşılan tehditlerin çok boyutlu ve karmaşık nitelik arzetmesi, AGİT’in bu tehditlerle mücadele imkan ve yeteneklerinin geliştirilmesine yönelik çabaların 2000’li yıllarda da sürdürülmesini gerektirmiştir. Bu itibarla, 2003 Maastricht Bakanlar Konseyinde “21. Yüzyılda Güvenlik ve İstikrara Yönelik Tehditlere Yönelik AGİT Stratejisi”ni kabul edilmiş, 2010 Astana Zirvesi’nde kabul edilen “Güvenlik Topluluğuna Doğru” başlıklı deklarasyonla ise, AGİT coğrafyasında güvenlik topluluğu inşa edilmesi hedefi dile getirilerek, kapsamlı ve işbirliğine dayalı güvenlik ile güvenliğin bölünmezliği ilkelerine dayalı bir vizyon öngörülmüştür. Astana Zirvesi’nden sonra, kadın, cinsiyet ve siber güvenlik gibi boyutlararası konular da önem kazanmış ve Örgütün gündeminde daha fazla yer teşkil etmeye başlamıştır.
Güvenlik topluluğunun inşasına yönelik “yapı taşlarının” oluşturulması için Helsinki Nihai Senedi’nin imzalanmasının 40. yıldönümüne rastlayan 2015 yılı hedef olarak saptanmış ve Helsinki+40 süreciyle, katılımcı devletler arasında ileriye dönük, yapıcı, sonuç odaklı ve gayrıresmi diyalog başlatılmıştır.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Türkiye 
AGİT’in kurucu üyeleri arasında yer alan Türkiye, Örgütün tüm boyutlarındaki (siyasi-askeri, ekonomi-çevre, insani boyut) çalışmalarda yer almaktadır. Türkiye, terörizm, polis faaliyetleri, sınır güvenliği ve yönetimi, ekonomi ve çevre konuları, hoşgörüsüzlük ve ayrımcılıkla mücadele, göç ve entegrasyon, insan ticaretiyle mücadele gibi alanlar başta olmak üzere AGİT çalışmalarına katılmaktadır.
Türkiye, AGİT’in kapsamlı güvenlik anlayışı çerçevesinde, ekonomi-çevre ve insani boyut konularında da Örgütün çalışmalarına aktif katkı sağlamaktadır. İnsani boyutta, Avrupa başta olmak üzere AGİT bölgesinde yaşayan vatandaş ve soydaşlarımızın maruz kaldıkları hoşgörüsüzlük, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, ırkçılık ve nefret saikli olayların seslendirilmesi temin ve teşvik edilmektedir.
Türkiye, 1999 yılında AGİT Zirvesi’ne evsahipliği yapmış, 18-19 Kasım 1999’da İstanbul’da yapılan Zirve’de kabul edilen belgeler örgüt müktesebatına katılmıştır. Zirve’de imzalanan Avrupa Güvenlik Şartı (İstanbul Şartı), 21. yüzyılda AGİT bölgesinin güvenlik, barış ve istikrarının güvence altına alınabilmesi için gerekli ilke ve yöntemleri belirlemiştir. İstanbul Şartı’nda, AGİT’in erken uyarı, çatışma önleme, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon alanlarındaki faaliyetlerini daha etkin hale getirmek için AGİT coğrafyasında faaliyet gösteren uluslararası ve bölgesel kuruluşlar arasında İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformu (Platform for Cooperative Security), Süratli Uzman Yardım ve İşbirliği Ekipleri (Rapid Expert Assistance Cooperation Teams/REACT) gibi mekanizmalar geliştirilmiştir.
Türkiye, AGİT hinterlandındaki Yukarı Karabağ, Abhazya, Güney Osetya ve Transdinyester ülkelerinin toprak bütünlüğü ve egemenlikleri çerçevesinde çözüm önermektedir. Türkiye, Yukarı Karabağ ihtilafının çözümüne yönelik Minsk Grubu’nun da bir üyesi olarak; Örgütün anılan ihtilafların çözüm süreçlerinde daha etkin ve sonuç alıcı bir rol üstlenmesini teşvik etmektedir.
Diğer Ülkelerle İlgili Sorunlar
Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı ve Ukrayna’nın doğusundaki çatışma ortamı sonucunda çıkan kriz sonrası AGİT’in kısa sürede Ukrayna Özel Gözlem Misyonu’nu (ÖGM) oluşturması, AGİT’i Ukrayna krizine çözüm bulunması çabalarında öncü konuma almıştır. Kuruluş amacı, görev yönergesinde, Ukrayna genelinde gerilimin azaltılması; bölgede huzur, barış, güvenlik ve istikrarın teşvik edilmesi ve AGİT ilke ve yükümlülüklerinin uygulanmasının desteklenmesi ve denetlenmesi olarak tarif edilen ÖGM’nun başkanlığını 2 Nisan 2014 tarihi itibarıyla bu göreve atanan Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı emekli Büyükelçi Ertuğrul Apakan üstlenmektedir. ÖGM, Minsk mutabakatları uyarınca ateşkesin gözlemlenmesi, ağır silahların geri çekilmesinin gözlemlenmesi ve doğrulanması ile Ukrayna-RF sınır güvenliğinin denetlenmesi görevlerini de yerine getirmektedir. Tüm tarafların güvenini kazanmış bir şekilde sahadaki faaliyetlerini sürdüren ÖGM’na, Türkiye tarafından personel ve bütçe desteği sağlanmaktadır.
Avrupa-Atlantik ve Avrasya güvenlik mimarisinde özgün bir yere sahip olan AGİT’in güvenlik kavramına kapsamlı yaklaşımı, katılımcı devletler arasında açıklık, şeffaflık ve işbirliğini teşvik ederek, güvenliğin arttırılmasını hedefleyen siyasi ve askeri konularla ilgili taahhüt ve mekanizmaları da içermektedir. Bu çerçevede, askeri faaliyetlerin takibine imkân tanıyan, erken uyarı ve kriz önleme hükümleri içeren Viyana Belgesi, AGİT bölgesinde istikrara ve güvenliğe katkıda bulunan önemli bir GGAÖ aracını oluşturmaktadır. 57 AGİT katılımcısının taraf olduğu, çeşitli güven ve güvenlik artırıcı tedbirleri içeren ve siyasi bağlayıcılığı olan Viyana Belgesi’nin bugüne kadar başarıyla uygulanabilmesinde en önemli etken, uluslararası gelişmelere göre uyarlanabilmesi ve yeni ihtiyaçları karşılayabilmesi olmuştur. Ahiren dört kez gözden geçirilmiş olan Viyana Belgesi’nin, 2016 yılında güncellenmesi öngörülmektedir.
1992 yılında yürürlüğe giren Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA), Avrupa konvansiyonel güvenlik mimarisinin üzerinde inşa edildiği temel uluslararası düzenlemedir. Avrupa sathında ve bölgesel düzeyde kuvvet düzeyleri, askeri dengeler, ülke içi ve dışı askeri konuşlandırma koşulları AKKA tarafından belirlenir. Rusya Federasyonu (RF), NATO genişlemesinden kaynaklanan güvenlik endişelerini gerekçe göstererek; AKKA yükümlülüklerini, tek taraflı bir kararla, 12 Aralık 2007 tarihi itibariyle askıya almıştır. Bu tarihten itibaren, Antlaşma, RF dışındaki diğer 29 Taraf Devlet tarafından uygulanmaktadır.
Açık Semalar Antlaşması(ASA) ise hukuki bağlayıcılığa sahip, taraf ülkelerin topraklarının, silahtan arındırılmış ve özel algılayıcılarla donatılmış uçaklarla havadan gözlenmedi bu suretle açıklığa ve şeffaflığa katkı sağlanmasını öngören bir askeri düzenlemedir. 34 ülkenin taraf olduğu Antlaşma, Avrupa’da silahsızlanma ve silahların kontrolü alanındaki çeşitli düzenlemeler bakımından tamamlayıcı bir denetim aracı olarak da kullanılmaktadır.

Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri

0
UIA - Uluslararası Avukatlar Birliği

Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri

Avukatlık Meslek Kurallarına Dair Turin İlkeleri, 27 Ekim 2002 tarihinde Sydney’de toplanan Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Genel Kurulunca kabul edilmiştir.

Gerekçeler

§ Büyük bir çeşitlilik gösteren siyasi, sosyal ve kültürel bağlamlarda avukatın rolü hakkında farklı görüşler mevcuttur.

§ Ekonomik gelişme ile iletişim ve bilgisayar teknolojisindeki ilerlemeler, ilgili alanlarda hizmet verenlerin birlikte çalışma ve işbirliği yapmalarında yeni yöntemler kullanmalarını zorunlu kılmışsa da, bu kişiler gerek kendi ülkelerinde gerekse uluslararası düzeyde müvekkillerine danışmanlık yapar ve onları savunurken yine temel ilkeleri gözetmek zorundadırlar.

§ Coğrafi ve ekonomik bağlamlar ne olursa olsun, avukatlar medeni, siyasi, ekonomik, sosyal veya kültürel nitelikteki insan haklarının savunulmasında temel bir rol oynamaya de­vam etmektedirler.

§ Bu rol sadece mahkemelerde değil, danışman sıfatıyla aşağıdaki durumlarda da üstlenilmektedir:

Modern hukuk sistemlerinin karmaşıklığına rağmen, hukuk kurallarının daha yaygın şekilde bilinmesinin ve böy­lece bu kurallara saygı gösterilmesinin ve uyulmasının sağlanması,

Anlaşmazlığa düşmüş tarafları mesnetsiz davalar açmaktan vazgeçirmek ve anlaşmazlıklarını önce arabuluculuk ve uzlaştırma yoluyla çözmeye yönlendirmek suretiyle mahkemelere yapılacak başvuruları azaltmak,

Kendi kendine kural koyma, kuralları kaldırma ve küreselleşme gibi akımların giderek güçlendiği bir ortamda hukuki ilişkilerde istikrarı korumak.

§ Yürütme, yasama ve yargı organlarından gelen baskılar karşısında dahi avukatların rolünün ve bu rolün daima önemli olduğunun kabul edilmesini sağlamak gerekmektedir.

§ Bu hedefe ulaşılabilmesi için, avukatlık mesleğinin temelinde yatan ve kültürler ve gelişmişlik seviyeleri arasındaki farklara rağmen, mesleğin temel niteliklerinin netleştirilmesini ve bunları koruyup idame ettirecek kuralların geliştirilmesini sağlayacak ilkelerin bütün devletlerce kabul edilmesi elzemdir.

§ Avukatlık mesleğinin temel ilkeleri Uluslararası Avukatlar Birliği’nin Tüzük ve Kurallarında ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca 1990 yılında kabul edilen Avukatların Rolüne Dair Temel İlkeler’de belirtilmiş olup, bu dokümanlara göre:

Avukat, dernek kurma ve katılma özgürlüğü, din özgürlüğü ve fikir ve ifade özgürlüklerini kapsamak ve fakat bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla; bireylerin müessir bir vekalet hizmeti ile önyargı ve ayırımcılık taşımayan bir savunma hizmetinden yararlanma hakkını tam bir bağımsızlık ve özgürlük çerçevesinde mutlak bir güvence altına almak suretiyle bireyleri mahkemelerde savunmada esas rol oynar;

Kanun hakimiyetinin yaygınlaşmasını sağlamak ve gelişimine katılmak Avukatın hem hakkı hem de görevidir;

Avukat mesleğini, özellikle avukat-müvekkil ilişkisinin ayrıcalığı söz konusu olduğunda; meslek ahlakı kurallarına ve mesleki sorumluluk kavramına uygun şekilde, hizmet ve hümanizm ruhuyla icra etmelidir;

Avukatlık meslek kuruluşlarının temel görevi avukatlık mesleğinin icra edilmesine ilişkin bütün standartlara ve normlara uyulmasını sağlamak, mensuplarını yersiz müdahale veya kısıtlamalara karşı savunmak, avukatlık hizmetlerinden herkesin serbestçe yararlanmasını sağlamak ve adaletin tecellisine hizmet eden diğer kurumlarla işbirliği yapmaktır.

§ Avukatın üstlendiği rolün ve sahip olduğu hakların doğal bir sonucu da, bu rol ve hakların gerektirdiği görevleri yerine getirme yükümlülüğüdür; zira söz konusu hak ve görevler gerek kamu menfaatinin gerekse bireylerin menfaatlerinin korunmasının temel şartlarındandır.

§ Meslek kurallarına dair bu ilkeler, avukatlık mesleği için geçerli yasalara ve meslek ahlakı kurallarına tabidir.

Uluslararası Avukatlar Birliği (Union Internationale Des Avocats) yukarıdaki gerekçelerden hareketle avukatlık meslek kurallarına dair aşağıdaki ilkeleri kabul etmiştir:

Avukatın Rolü

Avukatın rolü bütün kişilerin yasalar huzurunda korunmasını sağlamaktır.

Mesleklerini, bir yandan kendilerine emanet edilen menfaatleri korurken; bir yandan da yasaların bilinmesini, anlaşılmasını ve uygulanmasını gözetecek şekilde icra etmek avukatların hakkı ve görevidir.

Avukatın Rolünün Kabul Görmesi

Avukatların rolünün hem toplum hem de yasama, yürütme ve yargı organları tarafından kabul görmesi avukatlar için bir haktır; zira adaletin tecelli ettirilmesinde ve toplumun hayatının düzenlenmesinde bir araç olarak avukatın rolü elzemdir.

Bir yandan en üst ahlak standartlarına ve kültürel normlara göre hareket ederken; bir yandan da verdikleri hizmetlerde kalite ve hakkaniyeti korumak suretiyle bu kabulün idame ettirilmesini sağlamak için ellerinden gelen her şeyi yapmak avukatların görevidir.

Dolayısıyla, tüm yetkili makamlar ve devlet kuruluşları, avukatların kendilerine emanet edilen menfaatleri savunabilmeleri için; müvekkillerine ve ihtiyaç duyacakları belgelere ulaşmalarına her durumda olanak tanımalıdırlar.

Bağımsızlık

Avukatlar mesleklerini, türü ne olursa olsun hiçbir baskı veya ayırımcılığa maruz bırakılmadan serbestçe ve bağımsızca icra etme hakkına sahiptirler.

Müvekkillerinin menfaatleriyle çelişen başka menfaatlerin varlığı nedeniyle, yapacakları icraatın tarafsızlığına gölge düşürecek durumlara girmekten kaçınmak suretiyle bağımsızlıklarını korumak avukatların görevidir.

Dokunulmazlık ve Adil Yargılanma Hakkı

Avukatlar mesleklerini müdahale veya kısıtlamaya maruz bırakılmadan tam bir mesleki dokunulmazlık içinde icra etme hakkına sahiptirler. Avukatın bürosunda yasaya aykırı olarak arama yapılamaz.

Müvekkillerinin haklarının korunmasını ve müvekkillerinin herhangi bir mahkeme veya bir başka yetkili makam tarafından adilane şekilde yargılanmalarını sağlamak için ellerinden gelen her şeyi yapmak avukatların görevidir.

Yargıçlarla İlişkiler

Mahkemede hazır bulunmaları adilane bir yargılamanın güvencesi olan avukatların yargılama sürecindeki rollerinin öneminin Yargıçlar nezdinde kabul görmesi avukatlar için bir haktır.

Yargıçlarla ilişkilerinde onurlu ve vakur davranmak ve yargı makamının bağımsızlığı için mücadele etmek avukatların görevidir.

Müvekkil Seçme Özgürlüğü

Avukatlar herhangi bir müvekkilin vekaletini üstlenip üstlenmemeye kendi vicdanlarına göre serbestçe karar verme hakkına sahip olup; bir avukatın bir müvekkilin vekaletini üstlenmesi o avukatın fikren ve vicdanen o müvekkilin tarafını tuttuğu şeklinde yorumlanamaz.

Vekaletini mesleki ehliyetle, bağımsız bir şekilde ve ihmalkarlık etmeden yürütemeyeceklerini düşündükleri bir müvekkilin vekaletini üstlenmemek avukatların görevidir.

Avukat-Müvekkil İlişkisinin Ayrıcalığı

Yukarıda ifade edilenler bağlamında; yasalar veya herhangi bir yetkili makam huzurunda avukat-müvekkil ilişkisinin ayrıcalığının herkesçe tanınması ve bu ayrıcalığa saygı gösterilmesi avukatların hakkıdır. Bu ayrıcalık hukuk devletinde avukat ile müvekkil arasındaki ilişkinin temelini oluşturmak ve yurttaşların yasal haklarının korunmasını sağlamak amacıyla düşünülmüş kavramsal bir ilkedir.

Müvekkillerini temsil etmeleri vesilesiyle öğrendikleri her türlü gerçeği ve bilgiyi gizli tutmak avukatların görevidir.

Bilgi Açıklama Yükümlülüğünün Olmaması

Avukatlar mesleklerini icra ederken elde ettikleri bilgileri açıklamaya zorlanmamalıdır.

İnsan hayatı için tehlike arz edebilecek bir faaliyetten haberdar olan bir avukat; söz konusu hayatın korunması için avukat-müvekkil ilişkisinin ayrıcalığının izin verdiği ölçüde elinden gelen her türlü önlemi almalıdır.

Suçla ilgili veya yasa dışı bir faaliyetten haberdar olan bir Avukat, o faaliyete katılmayı haliyle reddetmelidir. Avukat o faaliyete katılmayı reddetse dahi, durumu yetkililere haber vermekle yükümlü olmamalı; ancak, zihninde söz konusu faaliyetin ardında yasa dışı eylemlerin gizlendiğine ve müvekkilinin söz konusu faaliyetten imtina etmeye niyetli olmadığına dair ciddi şüpheler uyandığında derhal o meseleden çekilmelidir.

Baroların Rolü ve Barolar Tarafından Temsil

Bir baroya veya avukatlar birliğine kaydolmak ve avukatları temsil eden ve kendisinin de mensubu olduğu bu kuruluşun koyduğu kuralların mesleği düzenlemesini ve bu kurallara riayet edilmesini sağlamak, bulunulan ülkeye göre, bir avukatın görevi veya hakkıdır.

Baronun, Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Avukatların Rolüne Dair Temel İlkeler’e uyması kaydıyla, baronun bu tür kurallar koyma hakkını kabul etmek ve davranışlarını kendi barolarının ve yetki alanında faaliyet gösterdikleri diğer baroların koyduğu kurallara uydurmak suretiyle söz konusu kurallara riayeti sağlamak avukatların görevidir.

Avukatlık mesleğini temsil edenler, yasa hazırlama, içtihat ve hukuk bilimine katkı sağlayabilmelidir.

Kural Koyma ve Avukatlık Mesleğinin İcrası

Avukatlar mesleklerini kendi ülkelerinin ve topraklarında hizmet verdikleri ülkenin yasaları uyarınca; en uygun gördükleri şekilde, tek başlarına veya ortaklık kurarak icra etme hakkına sahiptirler.

Bir kuruluş bünyesinde meslek icra etmekte olsalar dahi, üstlendikleri vekaletin kişisel ve sırf o vekalete özgü niteliklerini korumak, avukatların görevidir.

İnternet ve Diğer İletişim Teknolojileri

Bir Avukatın web sitesi, bürosunun bir parçasını teşkil eder.

Firmanın web sitesinin içeriği, avukatlık mesleğini dü­zenleyen temel prensipler gözetilmek kaydıyla serbestçe oluşturulabilir.

Avukatlar müvekkillerine daha iyi hizmet sunmak için makul ücretler karşılığında kullanılabilen iletişim teknolojilerinden yararlanmalıdırlar. Avukatlar bunu yaparken müvekkilleri ile yapacakları haberleşmenin gizliliğini korumaya özen göstermelidirler.

Ücretler

Verdiği hizmetler karşılığında hakça bir ücret almak avu­katın hakkıdır.

Avukatın ücreti sabit bir ücret olabileceği gibi, sağlanan hizmetlere göre de belirlenebilir. Müvekkil kabul ettiği takdirde, vekalet sonunda elde edilen netice de ücretin belirlenmesinde dikkate alınabilir.

Meslek kurallarına uygun şekilde, ekonomik veya mali düşüncelerin ön plana geçmesine izin vermeden, hizmet duygusuyla mesleğini icra etmek avukatların görevidir.

Ücretsiz Vekalet

Yoksul insanlara mümkün olan en iyi savunmayı sağlamak için çaba göstermek avukatların görevidir.

Bu hizmetin verilmesi için gereken fiziki ve mali kaynakların sağlanmasını yetkili makamlardan istemek avukatların görevidir. Kaliteli bir savunmanın yapılamamasına neden olan her şey, bireyin temel haklarının ihlali olarak görülmelidir.

İşbirliği

Avukatların rolünün kabul görmesini sağlamak, meslek ilkelerini ve meslek ahlak kurallarına riayeti güçlendirmek üzere ülke sınırlarını dikkate almaksızın diğer meslektaşlarıyla işbirliği yapmak avukatların hakkı ve bu amaçla diğer meslektaşlarıyla dayanışma içinde bulunmak ise görevleridir.

Avukatlar, Savunma Hakkının Teminat Altına Alınmasına Dair Uluslararası Sözleşme ve Uluslararası Avukatlar Birliği’nin kabul ettiği Savunma Kuralları’nda yer alan ilkeleri gözetmek suretiyle kendi ülkeleri dışındaki müvekkilleri de savunabilirler.

Avukatlık mesleği ile ilgili olarak herhangi bir devlette yürürlükte olan kurallar mesleğin icrası için daha iyi şartlar ve meslek için daha fazla saygınlık sağlıyorsa, söz konusu kurallar bu dokümanda yer alan Meslek Kurallarına Dair İlkeler’e ilave edilebilir.

27 Ekim 2002 tarihinde Sydney’de toplanan Uluslararası Avukatlar Birliği Genel Kurulu’nca kabul edilmiştir.

Augustus ve Leges Luliae

0

Augustus ve Leges Iuliae (M.Ö. 27-M.S. 14) Julian yasaları, Lex Iulia veya Leges Iuliae olarak bilinen Antik Roma Hukuku yasalarıdır.

İstikrarlı kurumlar oluşturarak Cumhuriyeti ıslah etmek isteyen ilk Roma İmparatoru Augustus hükümranlığı sırasında çok sayıda kanun vaz etmiştir. Bu kanunlar imparatorun aile adından hareketle Leges Iuliae olarak anılmaktadırlar.

Augustus döneminde , M.Ö 18–17’deki Leges Juliae , Roma’daki üst sınıfların hem ahlaklarını hem de sayılarını yükseltmek ve evliliği teşvik edip çocukları sahiplenerek nüfusu arttırmaya çalışmıştır.

Bu dönemde özel ve kamusal bir suç olarak zina düzenlenmiştir. Nüfus genişlemesini teşvik etmek için, Leges Juliae, evliliğe teşvikler getirmiş, üç erkek çocuk yapanlara yüksek saygıyı belirten “Üç oğlun yasasını” oluşturmuştur. Evlenme çağındaki bekarlar ve evlenmeyecek genç dullar miras almaktan ve halk oyunlarına katılmaktan yasaklanmıştır.

Julian yasaları

Kamu düzenini restore etmek için çıkarılan Lex Iulia de vi, Jül Sezar (Caius Iulius Caesar) döneminde kabul edilen ve aynı adı taşıyan bir kanunu güçlendirmiştir.

Daha sonra çeşitli imparatorlar tarafından Julian yasalarında güncellemeler yapılmıştır. Ancak yapılan tüm değişiklikler, Augustus’un yasalarının gerçek metnine dayandırılmış ve bu metinlerden alıntı yapmıştır.

Lex Iulia de Maritandis Ordinibus evliliği ve aileyi düzenlerken, bilhassa doğum oranını yükseltmeyi hedeflemiştir.

Lex Iulia de Adulteriis Coercendis ise zinanın sert biçimde cezalandırılmasına imkân tanıyan hükümler getirmiştir.

Augustus ayrıca yargı mercileri ve yargılamayı düzenleyen kanunlar yapmıştır.

Hukuku restore eden bu imparator modeli gerek Iustinianus (527-565) gerekse Napoléon Bonaparte (1804-1814) için bir ilham kaynağı olmuştur.

Augustan Leges Iuliae

  • Lex Iulia de Ambitu (İ.Ö. 18):  Rüşvet verme olaylarına ilişkin yasa
  • Lex Iulia de Maritandis Ordinibus (M.Ö. 18): Evlilik hakkındaki düzenlemeler
  • Lex Iulia de Adulteriis Coercendis (İ.Ö. 17):  Zina suçuna ilişkin düzenlemeler. Bu suçu işleyenler adalara gönderilmiş ve mallarının bir kısmına el konulmuştur. 
  • Lex Iulia de vicesima hereditatum : Miras vergilerini düzenlemiştir. 
  • Lex Papia Poppaea : Evliliği teşvik etmek ve güçlendirmek için çıkarılmıştır. 
  • Lex Iulia de Repetundis : Bu yasa, valilerin bir eyalette görev süresi boyunca alabileceği hediyeleri sınırlandırmıştır. 
  • Lex Iulia Municipalis: İtalyan belediyelerinin çalışma şeklini belirlemiştir. 

Hukuk Filmleri

3
Hukuk Filmleri

Hukuk Filmleri

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Hukuk-Filmleri.jpg

Hukuk Filmleri

Nuremberg Mahkemesi (Judgment At Nuremberg)
Adalet, Sizsiniz seçin
Agora (Hypatia-2009) 
The Dancer Upstairs – Yukarıdaki Dansçı
Mississippi Yanıyor  ( Mississippi Burning )
Alcatraz’dan Kaçış – Escape from Alcatraz
İtham Ediyorum 
Amistad 
Yargıç-The Judge
Hukuk Filmleri 
Cadı Kazanı 
Türkiye’yi Sarsan Davalar 
Öldürme Üzerine Kısa Bir Film – A Short Film About Killing (1988)
Rüzgarın Mirası (Inherit the Wind) 
Masumiyetin Bedeli (Trial by Jury) 
La Ley De Herodes-Herod’s Law (Herod’un Kanunu) 
12 (Dvenadtsat-)
İki Şafak Arasında
Çok Tuhaf Soruşturma 
Liar Liar-Yalancı Yalancı(1997) 
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört-1984 
Pardon 
Şeytanın Avukatı 
The Sweet Hereafter – Başka Bir Dünya 
İlk Canilik-Murder in The First 
Reis Bey 
Eşitlik Savaşçısı – On the Basis of Sex 
Güneşin Karanlığında – The Linkoln Lawyer 
Kelebekler Zamanında – In The Time of The Butterflies 
Celse Açılıyor – The Paradine Case 
Dr. Ölüm – You Don’t Know Jack 
Leviathan 
Hapishane Müdürü
Belle 
The Client- Müvekkil 
Bir Ceza Avukatının Anıları 
Bir Cinayetin Anatomisi (Anatomy of a Murder) 
The Firm(Şirket) 
Soraya’yı Taşlamak – The Stoning of Soraya M. 
A Separation (Bir Ayrılık) 
İlk Korku- Primal Fear 
Baskı (Compulsion) 
Bülbülü Öldürmek/To Kill a Mockingbird 
…And Justice For All/ …Ve Herkes İçin Adalet 
Suikast(The Conspirator) 
The Negotiator- Arabulucu 
Philadelphia(1993) 
The Rainmaker 
Deliberate Intent 
CONVICTION-(Mahkumiyet-2010)
The Star Chamber 
On İki Kızgın Adam-2 Angry Men 

Ve Herkes İçin Adalet :  Adalet sistemine getirdiği çarpıcı eleştirisi ile Hukuk Filmleri arasında öne çıkıyor.  
Hukuk Filmleri / Avukat Filmleri / Mahkeme Filmi / Adalet Temalı Filmler

Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterileri ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesi

0

Sporda Şiddet Konusunda Avrupa Sözleşmesi (Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterileri ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesi- European Convention on Spectator Violence and Misbehaviour at Sports Events and in particular at Football Matches, 19.Ağustos 1985 tarihinde Strasbourg’da imzalanmıştır. Türkiye sözleşmeyi, 25 Eylül 1986’da imzalamış, 30 Kasım 1990’da onaylamış ve 1 Ocak 1990’da yürürlüğe sokmuştur.

Sözleşme, çeşitli önlemle alarak; spor karşılaşmalarında ve özellikle futbol maçlarında şiddet ve taşkınlığın azaltılmasını ve sonlanmasını sağlamak, her ülkenin kendi yasal düzenlemelerini ve politikalarını bu çerçevede oluşturmasını teşvik etmek, spor organizatörleri, taraftarlar ve devletler arasındaki işbirliğini geliştirerek Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde sportif etkinliklere şiddetin bulaşmaması için önlemleri artırmak amacı ile düzenlenmiştir.

Avrupa Konseyi, spor etkinliklerinde şiddet ve taşkınlıkları önlemeye yönelik bir dizi tavsiye yayınlamıştır. Bu tavsiyeler, spor organizasyonlarının, kulüplerin ve devletlerin bu tür olayları önlemek ve cezalandırmak için alması gereken önlemleri içermektedir. Spor organizasyonlarında, güvenlik önlemleri alarak taraftarların şiddet ve taşkınlık potansiyelini azaltmak; güvenlik personeli, bariyerler, kamera izleme ve bilet satışı gibi konularda özenli olmak; şiddet gösteren taraftarlara cezai yaptırımlar getirmek; eğitim ve farkındalık yaratmak; spor kulüplerinin ve spor organizasyonlarının taraftarları eğitmesi ve bilinçlendirmesi için programlar düzenlemek;  polis ve güvenlik görevlileri ile kulüpler arasında işbirliği yapmak sözleşmede öne çıkan başlıca konulardır.

Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterileri ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesi

İşbu Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler ve Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf öteki Devletler, Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında daha geniş bir birlik oluşturmak olduğunu düşünerek;

Sportif karşılaşmalarda ve özellikle futbol maçlarında seyircilerin arasındaki şiddet ve taşkınlıklardan ve bunun sonuçlarından endişe duyarak;

Bu sorunun “Herkes için Spor Avrupa şartı” diye bilinen ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (76) 41 sayılı Kararında saptanmış olan ilkeleri tehlikeye düşürebileceğinin bilincinde olarak;

Sporun ve özellikle Avrupa Devletlerinin milli ve yerel takımları arasında sık sık yapılmalarından dolayı futbol maçlarının uluslararası anlayışa yaptıkları önemli katkıyı vurgulayarak;

Seyircilerin neden olduğu şiddet ve taşkınlıklârla mücadelede, gerek kamu makamlarının gerek bağımsız spor örgütlerinin birbirlerinden ayrı, ancak birbirini tamamlayıcı sorumluluklarının bulunduğunu, spor örgütlerinin ayrıca güvenlik konularında sorumluluk taşıdıklarını ve daha genel olarak, bunların düzenledikleri karşılaşmaların düzenli geçmelerini sağlamalarının gerektiğini düşünerek; ayrıca bu makamların ve örgütlerin uygun her düzeyde bu amaç için birlikte çalışmaları gerektiğini düşünerek;

Güncel bir sosyal olgu niteliği taşıyan ve geniş etkileri olan şiddet hareketlerinin genellikle spor dışından kaynaklandığını ve sporun sık sık şiddet hareketleri çıkmasına sahne olduğunu düşünerek;

Spor karşılaşmalarında seyircilerin şiddet ve taşkınlıklarını önlemek ve kontrol altına almak için ortak faaliyet göstermeye ve işbirliği yapmaya kararlı olarak;

Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

Madde 1 – Sözleşmenin amacı

1. Taraflar futbol maçlarında seyircilerin şiddet ve taşkınlıklarını önlemek ve kontrol altına almak amacıyla işbu Sözleşmenin hükümlerini geçerli kılmak için kendi anayasal hükümlerinin sınırları dahilinde gerekli önlemleri almayı taahhüt ederler.

2. Taraflar işbu Sözleşmenin hükümlerini, seyircilerin şiddet veya taşkınlık yapmalarından çekinilebilecek diğer sporlara ve spor karşılaşmalarına, bunların özel ihtiyaçlarını göz önünde tutarak, teşmil edeceklerdir.

Madde 2 – Dahili koordinasyon

Taraflar, gereken hallerde koordinasyon organları oluşturarak, seyircilerin şiddet ve taşkınlıklarına karşı devlet dairelerinin ve diğer kamu kuruluşlarının tutum ve faaliyetlerini koordene edeceklerdir.

Madde 3 – Önlemler

1. Taraflar, seyircilerin şiddet ve taşkınlıklarını önlemek ve kontrol altına almak için gerekli önlemleri belirlemeyi ve uygulamayı taahhüt ederler; bu önlemler özellikle aşağıdakileri ihtiva edecektir:

a – Gerek stadyumların içinde gerek yakın çevresinde ve seyircilerin kullandığı transit yollarında meydana gelebilecek şiddet olaylarının ve taşkınlıkların üstesinden gelebilmek için yeteri kadar asayiş kuvveti kullanılmasını temin etmek;
b – İlgili veya ilgili olabilecek değişik mahallerin polis kuvvetleri arasında yakın bir işbirliğini ve gerekli bilgi alışverişini kolaylaştırmak;
c  – Seyirci şiddet veya taşkınlıklarına ilişkin fiillerden suçlu bulunan kişilerin uygun cezalara veya duruma göre uygun idari tedbirlere çarptırılmasını sağlayacak mevzuatı uygulamak, gerekiyorsa bu mevzuatı oluşturmak.

2. Taraflar, taraftar kulüplerinin olumlu davranışlarını ve sorumlu bir biçimde örgütlenmelerini ve bu kulüplerin üyeleri arasından, maçlarda seyircilerin kontrolünü ve aydınlatılmasını kolaylaştıracak ve deplasmanda oynayan maçlara giden taraftar gruplarına refakat edecek görevlilerin tayin olunmasını teşvik etmeyi taahhüt ederler.

3. Taraflar, olay çıkarması muhtemel kişilerin maçlara gitmesini engellemek için, hukuken mümkün olduğu ölçüde kulüplerin, örgütlenmiş tarafların ve seyahat acentalarının işbirliği ile deplasmana çıkış noktasında seyahat düzenlemelerinin koordone edilmesini teşvik edeceklerdir.

4. Taraflar, şiddet patlamaları ve seyirci taşkınlıklarından çekinilen durumlarda, spor örgütleri ve kulüpleri ile birlikte uygun hallerde stadyum sahiplerinin ve resmi makamların dahili mevzuatın belirlediği sorumlulukları çerçevesinde stadyumların çevresinde ve içinde bu şiddet ve taşkınlıkları önlemek veya kontrol altında tutmak için pratik önlemler almalarını sağlamaya çalışacaklardır. Taraflar bu amaçla gerektiğinde, kurallara uymayanlara karşı uygulanabilecek yaptırımları kapsayacak uygun mevzuat gerektirecek veya uygun olabilecek tüm öteki yollara başvuracaklardır. Yukarıda değinilen pratik önlemler aşağıdakileri de ihtiva edecektir:

a – Stadyumların tasarımı ve fiziki yapısının, seyircilerin güvenliğini temin etmesini, aralarında şiddet olaylarının çıkmasını kolaylaştırmamasını, kalabalığın daha etkili bir kontrolüne olanak verilmesine yeterli engel ve çitleri ihtiva etmesini ve güvenlik ve polis kuvvetlerinin müdahalesine olanak vermesini sağlamak;
b – Misafir seyirci gruplarına, stadyuma alındıklarında, ayrı bölümler tahsis edilerek, rakip taraftar grupları etkin bir biçimde ayırmak;
c – Bu ayırımı, bilet satışlarını titizlikle kontrol ederek ve maçın hemen öncesinde özel önlemler alarak, pekiştirmek;
d – Olay çıkarması muhtemel kişiler ile alkol veya uyuşturucu madde etkisi altında olanları hukuken mümkün olduğu ölçüde stadyum ve maçlardan çıkartmak veya girişlerini yasaklamak;
e – Stadyumları etkili bir hoparlör sistemiyle teçhiz etmek, ve seyircilerin düzgün şekilde davranmasını teşvik etmek amacıyla, bu sistemin, maç programının ve diğer haberleşme olanaklarının tam olarak kullanılmasını sağlamak;
f – Seyircilerin stadyumlara alkollü içki sokmalarını yasaklamak; stadyumlarda alkollü içki satışını ve her türlü dağıtımını kısıtlamak ve tercihen yasaklamak ve tüm meşrubatların tehlikeli olmayan kapların içinde bulunmasını sağlamak;
g- Seyircilerin stadyumların içerisine şiddet olaylarında kullanılabilecek cisimleri, havai fişekleri veya benzeri aletleri sokmalarını engellemek üzere kontroller sağlamak;
h- Gerekli kuralların uyumlu bir şekilde uygulanabilmesi için, kalabalığın kontrolüne ilişkin düzenlemeler konusunda irtibat görevlilerinin maçlardan önce kamu makamları ile işbirliği yapmalarını sağlamak.

5 Taraflar, kitle iletişim araçlarının potansiyel önemini de göz önünde bulundurmak suretiyle, sporda ve spor karşılaşmalarında şiddet olaylarını önlemek amacıyla ve özellikle eğitici ve diğer kampanyalarla spor idealini yayarak, spora geniş şekilde aktif katılmayı teşvik ederek, seyircilerin ve sporcuların kendi aralarındaki karşılıklı saygıyı arttırmak için özellikle gençlerde centilmence mücadele kavramını geliştirerek, uygun sosyal ve eğitici önlemleri alacaklardır.

Madde 4 – Uluslararası İşbirliği

1. Taraflar bu Sözleşmenin çerçevesine giren konularda sıkı bir şekilde işbirliği yapacaklar ve ilgili ulusal spor makamları arasında uygun olacak benzer bir işbirliğini teşvik edeceklerdir.

2. Taraflar, uluslararası kulüp ve temsili maçlar veya turnuvalar öncesi, ülkenin yetkili makamlarını, özellikle spor teşkilatlarını, hangi maçlarda şiddet olaylarının ve seyirci taşkınlıklarının çıkabileceğini saptamaya davet edeceklerdir. Böyle bir maçın varlığı saptanınca, evsahibi ülkenin yetkili makamları, ilgililer arasında danışmada bulunulması için gerekli tertipleri alacaktır. Bu danışmalar maç için saptanan tarihten en geç iki hafta önce olmak üzere mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirilecek ve gerekli hallerde bu Sözleşmede öngörülenlere ek önlemler de dahil olmak üzere, maçtan ünce, maç sırasında ve maçtan sonra alınacak tertipleri, önlemleri ve ihtiyat önlemlerini kapsayacaktır.

Madde 5 – Olay çıkartanların teşhis edilmesi ve bunlara yapılacak muamele

1. Taraflar, mevcut hukuki usullere ve yargı yetkisinin bağımsız lığı ilkesine saygı çerçevesinde, şiddet eylemlerinde bulunan veya başka suç teşkil edecek fiilleri işleyen seyircilerin teşhis edilmelerini ve kanuna uygun olarak yargılanmalarını sağlamaya çalışacaklardır.

2. Taraflar, uygun hallerde, özellikle misafir seyirciler için ve uygulanabilir uluslararası anlaşmalara uygun olarak, aşağıdaki hususları inceleyeceklerdir:

a- Spor karşılaşmaları sırasında; şiddet eylemlerinde bulunan veya suç teşkil edecek diğer fiilleri işleyen kişilere karşı başlatılan hukuki işlemleri, bu kişilerin ikamet ettikleri ülkeye sevk etmek,
b- Spor karşılaşmaları sırasında şiddet eylemlerinde bulundukları veya suç teşkil edecek diğer fiilleri işledikleri sanılan kişilerin sınır dışı edilmesini sağlamak,
c- Spor karşılaşmaları sırasında şiddet eylemlerinde bulunmaktan veya suç teşkil edecek diğer fiilleri islemekten hüküm giyen kişileri, cezalarını çekmeleri için ilgili ülkeye sevk etmek.

Madde 6 – Ek önlemler

1.Taraflar, güvenliği arttırmak ve şiddeti engellemek için stadyumların fiziki yapılarındaki değişikliklerin planlanmasına ve uygulanmasına ve stadyumlara giriş-çıkışlar dahil, diğer gerekli değişikliklere ilişkin konularda, ulusal spor örgütleri ve kulüpleri ve uygun hallerde stadyum sahipleriyle yakın işbirliği sürdürmeyi taahhüt ederler.

2. Taraflar, gerektiğinde ve uygun durumlarda, özellikle büyük ve kontrolü güç kalabalıkları çekebilecek maçların oynandığı stadyumlar arasından, seyircilerin güvenliğini ve aralarında şiddet olayları çıkmasını önlemek amacını sağlayacak stadyumların saptanmasındaki kıstasları belirleyecek bir sistem geliştirmeyi taahhüt ederler.

3. Taraflar sporcuların veya taraftarların şiddet olayları çıkartmalarına yol açabilecek etkenleri kontrol etmek üzere yürürlükteki kurallarını sürekli olarak gözden geçirmeleri için ulusal spor örgütlerini teşvik etmeyi taahhüt ederler.

Madde 7 – Bilgi sağlanması

Her bir Taraf, futbol veya öteki sporlarla ilgili olarak bu Sözleşmenin hükümlerine uymak için almış olduğu hukuki ve öteki önlemlere ilişkin tüm bilgileri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine Avrupa Konseyi’nin resmi dillerinden birinde tevdi edecektir.

Madde 8 – Daimi Komite

1. Bu Sözleşmeyle ve bu Sözleşmenin amaçları doğrultusunda bir Daimi Komite kurulmuştur.

2. Her bir Taraf Daimi Komite’de bir veya birkaç temsilci ile temsil edilebilir. Her Tarafın tek bir oyu olacaktır.

3. Bu Sözleşmeye taraf olmamakla birlikte, Avrupa Konseyi üyesi veya Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf olan Devletler bu Komitede gözlemci olarak temsil edilebilirler.

4. Daimi Komite bu Sözleşmeye taraf olmayan Avrupa Konseyi üyeleri dışındaki herhangi bir Devleti ve ilgili herhangi bir spor örgütünü, bir veya birkaç toplantısında bir gözlemci tarafından temsil edilmek üzere oybirliği ile davet edebilir.

5. Daimi Komite Avrupa Konseyi Genel Sekreterinin daveti üzerine toplanır. ilk toplantısını Sözleşmenin yürürlüğe girmesini izleyen ilk yıl içinde yapacaktır. Bundan sonra her yıl en az iki kez toplanacaktır. Ayrıca, Tarafların çoğunluğunun istediği herhangi bir zamanda toplanacaktır.

6. Tarafların çoğunluğu Daimi Komitenin toplanması için yeterli sayıyı oluşturur.

7. Bu Sözleşmenin hükümleri çerçevesinde, Daimi Komite kendi İç Tüzüğünü hazırlayacak ve oybirliği ile kabul edecektir.

Madde 9

1. Daimi Komite bu Sözleşmenin uygulanmasını gözetim altında tutmaktan sorumlu olacaktır.

Bunun için özellikle:

a- İşbu Sözleşmenin hükümlerini gözden geçirebilir ve gerekli olabilecek değişiklikleri inceleyebilir;
b- İlgili spor örgütleriyle danışmalarda bulunabilir;
c- İşbu Sözleşmenin amaçları doğrultusunda alınacak önlemlere; ilişkin olarak Taraflara tavsiyelerde bulunabilir;
d- İşbu Sözleşme çerçevesinde yürütülen faaliyetlere ilişkin olarak kamuoyunun bilgi sahibi
kılınması için uygun önlemleri tavsiye edebilir;
e- Avrupa Konseyi üyesi olmayan Devletlerin işbu Sözleşmeye katılmaya davet edilmesi için Bakanlar Komitesi’ne tavsiyede bulunabilir;
f- İşbu Sözleşmenin etkinliğini geliştirecek her türlü öneriyi yapabilir.

2. Daimi Komite, görevlerini yerine getirmek için, kendi girişimi ile uzman grupları toplantıları düzenleyebilir.

Madde 10

Daimi Komite her toplantısından sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine kendi çalışmaları ve Sözleşmenin işleyişi konusunda bir rapor sunacaktır.

Madde 11 – Değişiklikler

1 Taraflardan biri, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi veya Daimi Komite, işbu Sözleşmede değişiklik yapılmasını önerebilir.

2 Her değişiklik önerisi Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından Avrupa Konseyi üyesi Devletlere, Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf Devletlere ve 14. Madde uyarınca işbu Sözleşmeye katılan veya katılmaya davet olunan Devletlere bildirilecektir.

3 Tarafların biri veya Bakanlar Komitesi tarafından yapılan her değişiklik önerisi, görüşüleceği toplantıdan en az iki ay önce Daimi Komiteye iletilir. Daimi Komite, gerekirse ilgili spor örgütleri ile danışmalardan sonra, önerilen değişikliğe ilişkin görüşünü Bakanlar Komitesine sunar.

4 Bakanlar Komitesi değişiklik önerisini ve Daimi Komitenin olabilecek görüşlerini inceler ve öneriyi uygun bulabilir.

5 İşbu Maddenin 4. paragrafı uyarınca Bakanlar Komitesince uygun bulunan her değişiklik önerisi metni, kabul edilmek üzere Taraflara iletilir.

6 İşbu Maddenin 4. paragrafı uyarınca uygun bulunan her değişiklik önerisi, Tarafların söz konusu öneriyi kabul ettiklerini,Gene1 Sekretere bildirmelerinden sonra geçecek bir aylık süreyi izleyecek ilk ayın birinci günü yürürlüğe girecektir.

Son Hükümler
Madde 12

1. İşbu Sözleşme Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin ve Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf diğer Devletlerin imzasına açık olacaktır. Devletler Sözleşme ile bağlı olduklarını aşağıdaki şekillerde izhar edebilirler:

a- Onay, kabul veya tasvip kaydı olmaksızın imza, veya

b- Onay, kabul veya tasvip kaydıyla imzadan sonra onay, kabul veya tasvip.

2. Onay, kabul ve tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

Madde 13

1. Sözleşme Avrupa Konseyi üyesi üç Devletin 12. Madde hükümleri uyarınca işbu Sözleşmeyle bağlı olacaklarını izhar etmelerinden sonra geçecek bir aylık süreyi izleyecek ilk ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

2. İşbu Sözleşmeyi imzalamış olup, Sözleşmeyle bağlı olma niyetini daha sonra izhar eden her Devlet için, Sözleşme, imzadan veya onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdiinden sonra geçecek bir aylık süreyi izleyen ilk ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 14

1. İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Sözleşmeye taraf olan Devletlerin görüşünü de alarak, Avrupa Konseyi. Statüsünün 20. d Maddesinde öngörülen çoğunluk kararı ile ve Bakanlar Komitesi’nde temsil hakkı olan Sözleşmeye taraf tüm Devletlerin oybirliği ile Avrupa Konseyine üye olmayan herhangi bir Devleti işbu Sözleşmeye taraf olmaya davet edebilir.

2. Sözleşmeye katılan her Devlet bakımından, Sözleşme, katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdiinden sonraki bir aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 15

1. Her Devlet, imza aşamasında veya onay, kabul, tasvip veya katılma belgesini tevdi ederken, işbu Sözleşmenin hangi toprak veya topraklara uygulanacağını belirleyebilir.

2. Herhangi bir Taraf Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine sonradan bir beyanda bulunarak, işbu Sözleşmenin geçerliliğini söz konusu beyanda belirlenen öteki herhangi bir toprağa da teşmil edebilir. İşbu Sözleşmenin bu topraklarda yürürlüğe girişi, beyanın Genel Sekretere yapılmasından sonraki bir aylık süreyi izleyen ayın ilk günü olacaktır.

3. Yukarıdaki iki paragraf çerçevesinde yapılan her beyan, bu beyanda sözü edilen topraklar için, Genel Sekretere yapılacak yeni bir beyan ile geri çekilebilir. Bu çekilme, çekilme beyanının Genel Sekretere yapılmasından sonra geçecek 6 aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 16

1. Herhangi bir Taraf Devlet, herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirimde bulunarak, Sözleşmeden çekilebilir.

2. Böyle bir çekilme, bildirimin Genel Sekretere tevdiinden sonraki 6 aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 17

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, tüm Konsey üyesi Devletlere, Avrupa Kültür Sözleşmesine taraf Devletlere ve işbu Sözleşmeye katılan Devletlere:

a- 12. Madde hükümlerine göre her imzayı; .
b- 12. ve 14. Madde hükümlerine göre tüm onay,kabul, tasvip veya katılma belgelerinin tevdiini;
c- İşbu Sözleşmenin 13. ve 14. Madde hükümlerine göre yeni taraf olan Devletler bakımından yürürlüğe giriş tarihlerini;
d- 7. Maddenin hükümlerinde öngörülen her türlü bilgi tevdiini;
e- 10. Madde hükümleri çerçevesinde hazırlanan her raporu;
f- Her değişiklik önerisini veya 11. Maddeye göre kabul edilen her değişikliği ve bu değişikliğin yürürlüğe giriş tarihini;
g- 15. Madde hükümlerine göre yapılan her beyanı;
h- 16. madde hükümlerine göre yapılan her bildirimi ve çekilmenin yürürlüğe giriş tarihini bildirecektir.

Yukarıdaki hükümleri kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak işbu Sözleşme, İngilizce ve Fransızca olarak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde 19 Ağustos 1985 tarihinde Strasbourg’da düzenlenmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Avrupa Konseyi üyesi ve. Avrupa Kültür Sözleşmesine Taraf olan her Devlete ve işbu Sözleşmeye katılmaya davet edilen herhangi bir Devlete bu Sözleşmenin aslına uygun örneklerini tevdi edecektir.

27 Kasım – Hukuk Takvimi

0
27 Kasım Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, önemli hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler
27 Kasım – Hukuk Takvimi
   
1870

1946’dan 1956’ya kadar Finlandiya’nın yedinci cumhurbaşkanı olarak görev yapan Juho Kusti Paasikivi (juho ˈkusti ˈpɑːsiˌkiʋi –

27 Kasım 1870-14 Aralık 1956)  Hukuk alanında doktorası bulunmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Finlandiya’nın dış politikasının başlıca mimarlarından biri olarak hatırlanmaktadır. 

1907

Türk savcı, yargıç ve hikâye, oyun, roman yazarı İlhan Tarus dünyaya geldi. (Ölümü: 1967)

1919

Paris Barış Konferansı’nda bir araya gelen galip devletler(İtilaf Devletleri), Bulgaristan ile azınlıkların temel hak ve hürriyetlerini tanımayı amaç edinmiş olan Neuilly Barış Antlaşması’nı 27 Kasım 1919 tarihinde imzaladı. 

1924

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Başkanlığına Kâzım Karabekir Paşa seçildi.

1932

Hukukçu, Filipinler senatörü ve Tarlac eyaletinin valisi olarak görev yapan politikacı Benigno Ninoy Simeon Aquino Jr. , (27 Kasım 1932 – 21 Ağustos, 1983), Ölüm yıldönümü ülkenin resmî tatilidir.

1933

Türkiye-Yugoslavya Dostluk, Saldırmazlık, Yargısal Çözüm, Hakemlik ve Uzlaştırma Antlaşması Belgrad’ta imzalandı. (Türkiye ile Yugoslavya arasında 27 ikinci teşrin 1933 te imzalanan dostluk, ademi tecavüz, hakem ve uzlaşma muahedesi)

1934

2587 Sayılı KEMAL ÖZ ADLI CÜMHUR REİSİMİZE VERİLEN SOY ADI HAKKINDA KANUN 27 Kasım 1934 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.

1936

Millet Meclisi, Hatay davasını Milletler Cemiyeti‘ne götürmeye karar verdi.

   

1954

Sovyetler Birliği için casusluk yapmakla suçlanan ve 25 Ocak 1950’de suçlu bulunarak beş yıl hapis cezasına çarptırılan Amerikalı avukat ve casus Alger Hiss, üç yıl sekiz ay hapis yattıktan sonra 27 Kasım 1954’te tahliye oldu. Hapis hayatından sonra barodan atıldı ve  bir kırtasiye firmasında satış elemanı olarak çalıştı. 

1961

İstanbul Polisi, bacağında “Moskova” yazılı kâğıt bulunan kargayı nezarete aldı.

1963

 Ankara’da çıkan Adalet gazetesi kapatıldı.

1067

Fransa Başbakanı General Charles de Gaulle, İngiltere’nin Ortak Pazara girmesini veto etti.

1970

Atatürk Kültür Merkezi (o zamanki adıyla İstanbul Kültür Sarayı), Arthur Miller’ın Cadı Kazanı adlı eseri sahnelenirken yandı. Kullanılamaz hale gelen bina tekrar açılacağı 1978 yılına kadar kapalı kaldı.

1976

CHP, Sosyalist Enternasyonal’e üye olacağını açıkladı.

1976

DİSK’in “Genel Yas ve DGM’ye Hayır” eylemi nedeniyle Genel Başkan Kemal Türkler dahil 7 yönetici hakkında en az 6 ay hapis istemiyle kamu davası açıldı.

1978

1981 yılı UNESCO tarafından Atatürk Yılı ilan edildi. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 27 Kasım 1978 tarihinde aldığı genel kurulu kararı ile Atatürk’ün doğumunun 100’üncü yılını dünyada, 1981 Atatürk Yılı olarak ilan etmiştir. Atatürk dışında başka hiçbir lider hakkında böyle bir uygulama yapılmamıştır. 

1978

Irk ve Irkçı Önyargılar Konusundaki, 27 Kasım 1978 tarihli UNESCO Bildirgesi yayınlandı. 

   

1984

Kıyılara ilişkin ilk temel kanun 27 Kasım 1984 tarihinde, 3086 Sayılı Kıyı Kanunu adıyla kabul edilerek Resmi Gazete’de 01 Aralık 1984 günü yayınlandı. Bu Kanun, Halkçı Parti’nin başvurusu üzerine “Kıyı kenar çizgisi” ve “kıyı” tanımlarının Anayasa’ya aykırı olması gerekçe gösterilerek iptal edilmiştir. Kanun’un öteki hükümlerinin uygulanma kabiliyeti kalmaması nedeniyle  Anayasa Mahkemesi’nin 25.02.1986 tarihli ve E:1985/1, K:1986/4 sayılı kararı ile Kanun’un tümünün iptaline oybirliğiyle karar verilmiştir.

1984

Askeri Mahkeme’de görülen 59 sanıklı “Aydınlar Dilekçesi” duruşmasında “imzacı tanıklar” dinlendi. Kartal Tibet “Demokratik bir ülkede dilekçenin suç olacağını düşünmedim.”; Fikret Hakan “Dilekçenin tamamını okumadan imzaladım”; Öztürk Serengil “Sosyal konut diye imzaladım”; Sami Hazinses “Okumadan imzaladım” şeklinde ifade verdi. 

1985

SHP Genel Başkanı Aydın Güven Gürkan, Erdal İnönü ile birlikte Bayrampaşa Cezaevi’ndeki Barış Derneği tutuklularını ziyaret etti.

1986

Yayıncı İlhan Erdost’un dövülerek öldürülmesi davasında Mahkeme, Yargıtay’ın 2.kez bozma kararına uyarak daha önce “kasıt bulunmaksızın müessir fiil ile ölüme göz yummak”tan 10 yıl 8 ay ağır hapse mahkum ettiği astsubay Şükrü Bağ’ı bu kez “görevi ihmal”den 3 yıl hapis cezasına çarptırdı.

1989

Francoist diktatörlüğün son yıllarında ve demokrasiye geçişin başlangıcında İspanya Başbakanlığı yapan Carlos Arias Navarro, 1. Arias Navarro Markisi yaşamını yitirdi. (11 Aralık 1908 – 27 Kasım 1989)  11 Aralık 1908’de Madrid’de doğdu. 1929’dan itibaren Malaga ve Madrid’de avukat olarak görev yaptı. Navarro, katı bir politikacıydı ve İspanya Cumhuriyeti’nin dağılması sırasında binlerce ölüm fermanı imzalayarak Beyaz Terör’e dahil oldu. Başbakanlığı sırasında daha ılımlı bir lider oldu.

1989

Türkiye-Avrupa Ortak Komisyonu’nda ”Türkiye’de Kürt sorunu var” dediği için 2 yıl süreyle SHP’den uzaklaştırılan Malatya Milletvekili İbrahim Aksoy dahil 8 Kürt Milletvekili için Ankara DGM’nin düzenlediği “dokunulmazlığın kaldırılması” fezlekeleri Adalet Bakanlığı’na gönderildi.

1989

Türkiye-Avrupa Ortak Komisyonu’nda ”Türkiye’de Kürt sorunu var” dediği için 2 yıl süreyle SHP’den uzaklaştırılan Malatya Milletvekili İbrahim Aksoy dahil 8 Kürt Milletvekili için Ankara DGM’nin düzenlediği “dokunulmazlığın kaldırılması” fezlekeleri Adalet Bakanlığı’na gönderildi.

1989

Türkiye-Avrupa Ortak Komisyonu’nda ”Türkiye’de Kürt sorunu var” dediği için 2 yıl süreyle SHP’den uzaklaştırılan Malatya Milletvekili İbrahim Aksoy dahil 8 Kürt Milletvekili için Ankara DGM’nin düzenlediği “dokunulmazlığın kaldırılması” fezlekeleri Adalet Bakanlığı’na gönderildi.

1991

Boşaltma kararı alınan Eskişehir Özel Tip Cezaevi’nden tutuklu ve hükümlülerin sevkleri sürüyor: 49’u Aydın, 34’ü Gaziantep Cezaevi’ne sevk edildi.

1994

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı kuruldu.

1995

12 Kasım 1995 yılında referandum yoluyla kabul edilen Azerbaycan Anayasası 27 Kasımda yürürlüğe girdi.

1996

Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller, seçim propagandası sırasında Refah partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ı eroin kaçakçılığı yapmakla suçlamıştı. Çiller, Erbakan’a 4 milyar lira manevi tazminat ödemeye mahkûm edildi.

1996

6 Eylül 1995’de Eğitime Katkı Payı’nı protesto ederken “polise mukavemet”ten dava açılan Eğitim-Sen 1 ve 2 No’lu Şube Başkanları ile 1 öğrencinin yargılanmasına başlandı. 24 öğretmen, eylemlerden aldıkları cezaların kaldırılması için Bölge İdare Mahkemesi’nde dava açtı.

1998

Aydınlık Türkiye Partisi, Tuğrul Türkeş liderliğinde kuruldu.

1998

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe veren İstanbul eski Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan‘ın hakkındaki 10 aylık hapis cezasının infazı 67 gün süreyle ertelendi.

1998

Londra’daki özel bir akıl ve ruh hastalıkları hastanesinde tutuklu bulunan Pinochet’in muayenesinde ”ruh sağlığının derin strese bağlı olarak bozulduğu, bu haliyle yargılama sürecine dayanamayacağı” yönünde rapor düzenlendi.

1999

30 Mart 1977 – 22 Mayıs 1981 yıllarında Fransa Adalet Bakanlığı yapan Alain Peyrefitte yaşamını yitirdi.. (26 Ağustos 1925, Najac (Aveyron) – Ölümü. 27 Kasım 1999, Paris)

2002

BM silah denetçileri, dört yıl aradan sonra Irak’ta yeniden denetimlerine başladı.

2003

Velayet Sorumluluğu Konuları ile Evliliğe İlişkin Konularda Kararların Tanınması, Tenfizi ve Yetkiye Dair 27 Kasım 2003 tarihli ve (EC) 2201/2003 sayılı Avrupa Konseyi Tüzüğü kabul edildi. 

2006

İtalyan hukukçu, eski meclis başkanı, başbakan ve cumhurbaşkanı Francesco Cossiga, kendisine verilen ömür boyu senatörlük görevinden 27 Kasım 2006’da istifa etti.

 

MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN(5718)   27 Kasım 2007 tarihinde mecliste kabul edildi, 12 Aralık 2007’de Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe girdi. 

2012

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda, belirli koşullarda öğrencilerin kılık kıyafetlerinin serbest olmasına ilişkin yönetmelik Resmi Gazete’de yayınlandı. 

2016

Yunan hukukçu, yüksek mahkeme başkanı ve siyasetçi Ioannis Grivas 93 yaşında hayata veda etti. (Doğumu: 23 Şubat 1923)  Grivas, 1923 yılında Lokris Bölgesi’nin Kato Titorea kentinde doğdu. Atina kentinde hukuk öğrenimi gördü ve 1954 yılında hakim olarak işe başladı. 1979 yılında Yunanistan Yüksek Mahkemesi üyeliğine atandı. Grivas, 1986 yılında bu mahkemenin başkan yardımcılığını; 1989 yılında ise başkanlığını üstlendi.1989 yılında kısa bir dönem Yunanistan Başbakanı olarak görev aldı.

2017

Halkbank Eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın ABD’de yargılandığı dava başladı. 

2017

“FETÖ’nün para kasası olduğu iddia edilen iş adamı Memduh Çıkmaz, MİT operasyonuyla Sudan’dan Türkiye’ye getirildi. 

   
   
   

2023

Yönetmen, oyuncu ve senarist Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney ve çocukları Yılmaz ve Güney Pütün adına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuran avukatları, hakim Sefa Mutlu’nun mezarının açılmasını talep etti. Yılmaz Güney, 13 Eylül 1974’te ‘Endişe’ filminin çekimi için gittiği Adana’nın Yumurtalık ilçesinde hakim Sefa Mutlu’yu öldürdüğü iddiasıyla 19 yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıştı. Fethi Kabir istemi, Güney’in eyleminde “Kasten İnsan Öldürmek” değil, “Kastın Aşılması Sonucu İnsan  Öldürmek” suçunun oluştuğu ihtimalinin tespit edilmesi ihtimaline dayanıyor. Cezasını tamamlamak için Isparta Yarı Açık Cezaevine gönderilen Güney 9 Ekim 1981’de cezaevinden izinli olarak çıktıktan sonra Fransa’ya gitti ve bir daha geri dönmedi. 1982’de vatandaşlıktan çıkarıldı ve 1984’te kanser hastalığı nedeniyle yaşamını kaybetti.

2023

  • Orhun Haber isimli sosyal medya hesabını yönettikleri iddiasıyla gözaltına alınan Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Mert Kerim Ejder ve kardeşi Servet Ejder tutuklandı.

  • Şişli’de tartıştığı eczacı kalfasını evinden silah aldıktan sonra geri dönüp öldürdüğü iddiasıyla yargılanan apartman görevlisi Kadir Keleş’e mahkeme 18 yıl hapis cezası verdi.

  • Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Necip Hablemitoğlu cinayeti davasına devam edildi. Duruşmaya, sanıklar Levent Göktaş, Aydın Köstem, Mehmet Narin, Fikret Emek, Ahmet Tarkan Mumcuoğlu ile eski istihbaratçı Enver Altaylı katıldı. Avukat ve tanık beyanlarının ardından duruşma sonraki güne ertelendi.

2023

Mehmet Ali Ağca yağma suçundan yargılanmaya başlandı. İstanbul’un Bahçelievler’de bir kişinin evini tehditle aldıkları iddiasıyla haklarında dava açılan Mehmet Ali Ağca’nın da aralarında bulunduğu 5 sanığın “yağma” suçundan yargılanıyor. Duruşmada Mehmet Ali Ağca’nın soyadını Aslan olarak değiştirdiği ortaya çıktı. Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuz sanıklar Mehmet Ali Aslan (Ağca), Gökhan Erdal, Muhittin Erdal ve Reyhan Erdal katıldı. Duruşmada müşteki Gökhan Soylu ile taraf avukatları da hazır bulundu. Mahkeme heyeti, sanık Ahmet Çetin hakkındaki yakalama emrinin infaz edilmediğini tutanağa geçirdi. Duruşmada savunma yapan sanık Mehmet Ali Aslan (Ağca), hakkındaki suçlamaları kabul etmeyerek, müştekiyi ve sanıkları tanımadığını öne sürdü. Mahkeme, bir sonraki celsede tanıkların dinlenilmesine karar vererek duruşmayı erteledi. Mehmet Ali Aslan (Ağca), Reyhan Erdal, Muhittin Erdal, Gökhan Erdal ve Ahmet Çetin’in “Birden fazla kişi tarafından birlikte yağma” suçundan ayrı ayrı 10 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

 

Batman Barosu avukatlarından Orhan Alphan’a yönelik 14 Nisan 2022 tarihinde adliye binası içerisinde yaşanan polis şiddetine ilişkin polis M.G. hakkında “Kasten yaralama” suçlamasıyla açılan dava, 20 Ocak 2023’te karara bağlandı. Batman 1’inci Asliye Ceza Mahkemesi, sanık M.G’ye alt sınırdan 8 ay 20 gün hapis cezası vererek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Batman Barosu, yerel mahkemenin kararına İstinaf mahkemesine başvurarak itiraz etti. Polise verilen hapis cezasını az bulan İstinaf, yerel mahkemenin kararını bozdu. Davanın Batman 1’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen 2’nci duruşmasına, Orhan Alphan, Batman, Siirt, Mardin ve Diyarbakır Barosu temsilcileri katıldı. Mahkeme, suçtan zarar gördüğü gerekçesiyle Türkiye Barolar Birliği, Batman, Diyarbakır, Siirt ve Mardin Barosu’nun katılma taleplerinin kabulüne karar verdi. İddia makamı, sanık polisin, TCK’nin “Kasten yaralama” fiilini düzenleyen 86/1 maddesi uyarınca 3 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Savcı, kişinin kamu görevlisi olması nedeniyle hapis cezasında artırıma gidilmesini istedi. Sanık avukatının mazeret bildirmesi nedeniyle mahkeme, duruşmayı 15 Aralık’a erteledi.

2023

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast hakkında, “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava dosyasının İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki 11 sanıklı davayla birleştirilmesine karar verildi. AA’nın haberine göre, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, aralarında Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’in de bulunduğu 11 sanığın yer aldığı dosya ile bu dava arasında fiili ve hukuki irtibat bulunduğu gerekçesiyle İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince dava dosyalarının birleştirilmesi talebini değerlendirdi. Yeni duruşma 6 Aralık’ta yapılacak.

2024

  • Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş ve bankanın eski Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Aydoğdu hakkında hazırlanan iddianame içerik yönünden eksik bulunarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına iade edildi.

  • 6 Şubat depremlerinde 105 kişinin yaşamını yitirdiği Bilge Sitesi davasında, kamu görevleri ikinci kez hakim karşısına çıktı. Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın duruşmasında, MHP’li eski Osmaniye Belediye Başkanı Kadir Kara ve eski belediye çalışanı Sevinç Ayşe Argun’un tutuklanmasına karar verildi. Kara ve Argun, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Binanın müteahhitleri Mustafa İpek ve Faruk Pilge ise tahliye edildi.

  • Cahit Çetin’in öldürülmesine dair dosyada sanık olarak yargılanan isimlerden  Sedat Peker dosyasında sanık olarak yargılanan ve Peker’in avukatlığını da yapan Ayhan Sağıroğlu hayatını kaybetti. Sağıroğlu’nun vefatını Sedat Peker de sosyal medya hesabından paylaşarak duyurdu. Ayhan Sağıroğlu, yargılandığı davanın mahkemesinde “Burada Sedat Peker organize suç örgütü üyesi olarak yargılanmaktan gurur duyuyorum. Sedat Peker ile ismimin her yerde geçmesi benim için bir şereftir” sözleriyle gündem olmuştu. Sağıroğlu, 2020 yılında silahların hedefi olmuş, uğradığı saldırıda bacağından 3 kurşunla yaralanmıştı.

   

 

27 KASIM – Hukuk Takvimi

Temâşâ Felsefe Dergisi

0

Temâşâ Felsefe Dergisi, Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü tarafından çıkarılan hakemli bir dergidir. Dergi, altı ayda bir Temmuz ve Ocak aylarında yayınlanmaktadır. Derginin imtiyaz sahibi ve editörü fakülte adına Prof. Dr. Arslan TOPAKKAYA’dır.

Temâşâ Dergisi, yayınlanmaya başladığı tarihten ve birinci sayıdan itibaren Philosopher’s Index tarafından taranmaya başlanmış olan akademik yayınlardandır.  Dergi, yayın dünyasına atıldığı günden itibaren kısa süre içerisinde felsefe dergileri arasında kendisine saygın bir yer edinmiştir.

Temâşâ Felsefe Dergisi 7. Sayı Kapağı

Derginin Danışma Kurulunda, Prof. Dr. Karsten Harries, Prof. Dr. Thomas Sheehan, Prof. Dr. Richard Polt, Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan, Prof. Dr. Harun Tepe, Prof. Dr. Veli Urhan, Prof. Dr. Celal Türer, Prof. Dr. Taşkıner Ketenci, Prof. Dr. Ahmet Cevizci, Prof. Dr. Hans-Helmuth Gander ve Doç. Dr. Ali Utku yer almaktadır.

Temâşâ Dergisinin Yayın Kurulu, Prof. Dr. Arslan TOPAKKAYA, Doç. Dr. Mehmet Kasım ÖZGEN, Dr. Öğr. Üyesi. Sinan KILIÇ, Dr. Öğr. Üyesi. E. Erman RUTLİ, Dr. Öğr. Üyesi Haluk AŞAR ve Dr. Sedat DOĞAN’dan oluşmaktadır.

Dergide Yayınlanacak Yazılar Hakkında İlkeler 

Hakemli bir dergi olan Temâşâ Felsefe Dergisi yılda iki sayı olarak yayımlanmakta ve gönderilen yazılar, daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış ve hâlihazırda yayımlanmak üzere sunulmamış olmak zorundadır. Dergiye gönderilen yazıların değerlendirme süreci hakemli dergilere özgü yöntemlerle belirlenmekte, yazılar şekil ve içerik yönünden dergi editöryası tarafından ön incelemeye tabi tutulmaktadır. Yazılar, alanında uzman iki hakeme gönderilmekte, hakem görüşlerinin çelişik olması durumunda üçüncü hakem görüşüne başvurulmaktadır. Hakemlerden gelen raporlar doğrultusunda çalışmalara ait karar, kısaca kabul, düzeltmesi sonrası kabul, düzeltme sonrası değerlendirme veya red şeklinde yazarlara bildirilmektedir.

Yayınlanan yazılar için yazarlara telif ücretine mukabil 2 adet dergi gönderilmekte, yayınlanmayan yazılar geri gönderilmemekte ve yazarlara bilgi verilmektedir. Yazılar, özgün makale, çeviri ve ya değerlendirme türünde olmak zorundadır.

Temâşâ Felsefe Dergisi Eski Sayıları
Sayı :1    Haziran 2014 Sayı :2    Ocak 2015 Sayı :3    Temmuz 2015 Sayı :4    Ocak 2016 Sayı :5    Temmuz 2016
Temâşâ Felsefe Dergisi İletişim Bilgileri 

Yazışma Adres: Erciyes Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Melikgazi, Kayseri

Eposta                  :temasa@gmail.com.tr

Tel                         :+90352 437 9342

Fax                        :+90352 437 9343

43 yıl haksız yere hapis yatan Kevin Strickland özgürlüğüne kavuştu

0
Kevin Strickland

Amerika Birleşik Devletlerinin Kansas kentinde, 1979 yılında işlemediği 3 cinayet yüzünden henüz 18 yaşındayken, 50 yıl şartlı tahliye şansı olmaksızın ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Kevin Strickland, 43 yıllık mahkumiyetin ardından, haksız yargılandığı anlaşılarak serbest bırakıldı ve özgürlüğüne kavuştu.

Kevin Strickland, 23 Kasım 2021 Salı sabahı Cameron’daki Western Missouri Cezaevi’nde televizyon izlemekte iken bir haber gördü. Haberde, 62 yaşındaki Strickland’ın yakında serbest bırakılacağı söyleniyordu.

Kevin Strickland, hapse ilk girdiği genç yıllarında

Alınan haberin ardından hapishanedeki diğer mahkumlar bağırarak tezahürat yapmaya başladı.

Strickland, avukatları kendisini tekerlekli sandalyeyle hapishaneden dışarı çıkarırken gazetecilere açıklamalarda bulundu. Hapishanenin dışında toplananlar arasında, Missouri hapishanelerinde yaklaşık 30 yıl geçirdikten sonra aklanan Robert Nelson da vardı. Strickland’i parmaklıklar ardında tanıdığını ve serbest bırakıldığı için mutlu olduğunu, ancak şimdi tekerlekli sandalye ile yaşamak zorunda olduğunu söyledi.

Hapiste geçirdiği 15 bin 487 günden sonra özgürlüğüne kavuşan Kevin Strickland, yanlışlıkla hüküm giymiş diğer mahkumlara asla pes etmemelerini tavsiye etti ve “Bu günün geleceğine inanamamıştım.” dedi.

Strickland, polis ve savcıları ise “İlk günden itibaren bu suçu işlemediğimi biliyorlardı” şeklinde ithamda bulundu. Ceza adaleti sistemi hakkında ne düşündüğü sorulan Strickland, “Yıkılıp yeniden yapılması gerektiğini”  söyledi ve “Çalışmıyor, yani, burada uzun vadede işe yarıyor ama buraya gelmesi 43 yıl sürdü.” dedi.

Kevin Strickland’ın avukatlarından biri “Elbette mutluyuz ancak kimse ona hapiste geçirdiği yıllarını geri veremez, üstelik tek bir kuruş tazminat bile alamayacak.” dedi. Missouri eyalet yasaları, masumiyeti yalnızca DNA testiyle kanıtlanan eski mahkumlara haksız yere hapis yattıkları süre için tazminat isteme hakkı tanıdığından Strickland’in tazminat alamayacağı belirtiliyor.

Kevin Strickland’ın Mahkumiyeti 

Kevin Strickland, 1979 yılında tamamı beyazlardan oluşan jüri tarafından 3 cinayet işlediğine hükmedilmiş ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır. Kurbanlar 22 yaşındaki Sherrie Black, 21 yaşındaki Larry Ingram ve 20 yaşındaki John Walker’dı. Strickland, söz konusu cinayetlerin işlendiği gece evinde olduğunu, tüm gece boyunca televizyon izlediğini, ertesi sabah polisin kendisini cinayetlerle suçlamaya başladığını söylemiş ancak mahkemeyi buna ikna edememişti.

2009’da Midwest Masumiyet Projesi’ne e-posta gönderen mahkeme  tanığı, “Yanlışlıkla suçlanan birine nasıl yardım edeceğime dair bilgi arıyorum. Tek görgü tanığıydım ve o zamanlar her şey net değildi, ama şimdi daha fazlasını biliyorum ve yapardım. Yapabilirsem bu kişiye yardım etmeyi seviyorum.” demiş, dosya yeniden incelenmeye başlanmıştı. Kevin Strickland hakkında 43 yılın sonrasında verilen karar ‘söz konusu cinayetleri işlediğine dair bir kanıt bulunmadığı’ şeklinde oldu.

Missouri Eyaleti Yüksek Mahkemesi yargıcı James Welsh, gerekçeli kararında, Strickland’in olay mahallinde cinayetleri işlediğine dair bir kanıt bulunmamasına ve aleyhinde tanıklık yapan bir kişinin sonradan ifadesini polis baskısı altında verdiğini iddia ederek geri çekmesine rağmen suçlu bulduğunu vurgulayarak kararın dayanağı olmadığına ve mahkumun derhal salıverilmesine karar verdi.

Missouri eyaletine bağlı Jackson County Savcısı Jean Peters Baker, daha önce yaptığı açıklamada , “Son aylarda kanıtları inceleyen herkes aynı fikirde, Kevin Strickland aklanmayı hak ediyor; bu, şimdi düzeltmemiz gereken derin bir hata. Son aylarda kanıtları inceleyen herkes aynı fikirde” demiş ve Strickland hapishaneden serbest bırakılması çağrısında bulunmuştu. Savcılık açıklamasında, “İkna edici ve aklayıcı kanıtları duymazdan gelen bir jüri kararıyla hapiste tutulmanın adil bir amaca hizmet etmediği” vurgulanmıştı.

Strickland, hakız mahkumiyeti sonucunda eyalet tarihinde en uzun süre hapishanede kalan kişi oldu. ABD tarihinde ise en uzun süre haksız yere hapiste yatan yedinci kişi oldu. Eyalet yasalarına göre talihsiz adam, herhangi bir tazminat talebinde bulunamayacağı yönünde görüşler bulunuyor. 

 Avukatlar Sendikası

0
Avukatlar Sendikası

Avukatlar Sendikası Av-Sen,  26 Kasım 2014 tarihinde İstanbul merkezli olarak kurulmuştur. Kuruluşunu Yargıçlar Sendikasına karşı açılan kapatma davasının duruşması olan 9 Aralık 2014 günü ilan etmiştir. Türkiye’nin ilk avukat sendikasıdır.

Sendikanın kurucuları, Sedef Ünal, Doğuşcan Aydın Aygün, Bedi Yarayıcı, Didem Varol, Tuğçe Sezen, Vural Ergül ve Deniz Okuyucu’dur. Kurucu başkanlığını Avukat Sedef Ünal üstlenmiştir.

Kurucu Başkan Avukat Sedef Ünal

Anayasanın 51. maddesinin, çalışanların önceden izin almaksızın sendika kurabileceğine ve sendikalara üye olabileceğine ilişkin hükümlerini dikkate alarak temel hak ve özgürlüklerini kullandıklarını açıklayan bir grup avukat sendikanın kuruluşuna öncülük etmiştir.

 Avukatlar Sendikasının Misyonu

Sendika, 2015 Mayıs ayında ilk genel kurulunu yaparak organlarını oluşturmuş; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 2015 yılı Kasım ayında dosya açılarak resmi ve fiili olarak faaliyete başlamıştır.

Avukatlar Sendikası, adliyelerde itibarı giderek yok edilmeye çalışılan avukatlara yönelik haksız ve saygısız uygulamalarla fiili ve örgütlü olarak mücadele edeceğini açıklamıştır.

Sendikanın kuruluş gerekçesi; Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşmeler ve ILO Sözleşmeleri içerisinde yer alan 87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi’ne göre “çalışan” sıfatı taşıyan herkesin bu hakka sahip olması ve avukatların da sendika kurma hakkı olduğu yönündedir.

Avukatlar Sendikası, yürürlükteki mevzuatın meslek sendikası kurulmasını yasaklaması nedeniyle 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu‘nun ekindeki tabloda yer alan “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” iş kolunda kurulmuştur.  Sendika, bağıtlı ve serbest çalışan meslektaşları kapsadığını ilan etmektedir. Fiili olarak işçi avukatların bulunduğunu ve bu avukatların haklarının sendikal faaliyetlerle korunması gerektiğini, tüm avukatlara eşit davranılması ve avukatlık mesleğine özgü bağımsızlık özelliğine sahip olması gerektiğini savunmaktadır.

Av-Sen, CMK uygulamasında avukatların asgari tarifenin altında çalıştırılmaması gerektiğini ve hukuk müşavirliği haricindeki kamu avukatlığının kaldırılarak kamuda çalışan avukatların baroya bağlı şekilde serbest çalışmasını, kamudaki avukatlık işlerinin serbest çalışan avukatlar arasında dağıtılmasını savunmaktadır.

Avukatlar Sendikasının Faaliyetleri 

İş mahkemeleri, avukatlar arasındaki  veya bir avukatla çalıştığı kurum arasındaki alacak davalarında işçinin  ücreti hakkındaki ihtilafta, emsal ücret araştırması için Avukatlar Sendikasına sormakta; avukatlık mesleğinin piyasasındaki ortalamalara, çalışanın kıdemi, okulu, yabancı dili, master seviyesi ve benzeri kriterleri baz alınarak sendika tarafından mahkemelere cevap verilmektedir.

Avukatlar Sendikası, Avukatlar için adliye kapısında arama yapılması uygulamasıyla ilgili Adalet Bakanlığına dava açmıştır.  Sendika, İstanbul Barosuna dava açarak avukatın avukatı şikayet etmesi halinde para alınmaya başlanması uygulamasının iptalini istemiştir.

Sendika,  kamuoyunda Ayşegül Terzi Davası olarak bilinen davada ve Akit Gazetesi yazarının Atatürk’e Hakaret Davasında müdahil olmuştur. Türkiye Barolar Birliğine açtığı dava ile, avukat kimlik kartlarının beş yıl süreli hale getirilerek, bu beş yılın sonunda fahiş bir ücretlerle yenilenmesine yönelik uygulamanın iptali için dava açmıştır. Başvuru üzerine TBB, “Avukatlar Sendikasının önerisi” olarak konuyu yönetim kurulunda görüşmüş ve kimlik kartlarındaki yenileme sürecini değiştirmiştir.

Avukatlar Sendikasının Amaç ve İlkeleri
(1) Sendika; hukuk devletinin varlığını, geliştirilmesini ve sürekliliğini amaç edinir. Bunun için hukukun üstünlüğü, etkinliği, egemenliği ve saygınlığının artırılmasını savunur; bunun için çalışır.
(2) Sendika; savunmanın bağımsızlığı ile avukatlık mesleğinin onurunu ve mesleğin kazanımlarını korumayı ve artırmayı amaç edinir.
(3) Sendika; hak arama özgürlüğünün ulusal, uluslararası ve ulusal üstü, her düzeyde, herkes için etkin biçimde sağlanması gerektiğini, her yurttaşın hukuki danışman edinme hakkına sahip olmasını, savunma hakkının evrenselliğini savunur.
(4) Sendika; kamusal ve bireysel özgürlükleri koruyan, daha ulaşılabilir adalet organlarını talep eder.
(5) Sendika; adil yargılanma koşul ve kurallarının etkin biçimde gerçekleştirilmesini, doğal yargıç ilkesinin uygulanmasını savunur; bunun için çalışır.
(6) Sendika; toplum ve iş barışının sağlanmasını, sosyal adaletin gerçekleşmesini, özgür
sendikacılık anlayışı içerisinde, üyelerinin ve çalışanların akademik, ekonomik, demokratik, sosyal, kültürel, hukuksal, mesleki hak ve çıkarlarının korunması ve geliştirilmesini savunur; bunun için çalışır.
(7) Sendika; hukukun üstünlüğü, etkinliği ve egemenliğini, bunların sağlanacağı ortamın da varlığı için, Cumhuriyet ilke ve değerlerini, laik, demokratik, milletiyle bölünmez, (en azından) sosyal bir hukuk devleti niteliklerine sahip olmasının vazgeçilmezliğini savunur.
(8) Sendika; insan hak ve özgürlüklerinden etkin olarak yararlanılmasına ve korunmasına yönelik her türlü ortamın yaratılmasını savunur; bunun için çalışır.
(9) Sendika; hukuk herkes içindir söyleminden hareketle, tüm çalışanlar ve emekçilerin hak ve özgürlükleri önündeki, hukuk devleti ve demokratik toplum gerekleri ile bağdaşmayan, sınırların ve engellerin kaldırılmasını, emeğin korunmasını amaçlar. Bu nedenle, temel hak ve özgürlüklerin, çalışma yaşamının, sendikal hakların, evrensel ölçütlere uygun düzeye taşınması ve o düzeyde yaşanması için mücadeleyi esas alır. Sendikalaşmanın, belirli tipte yapılması zorunluluğunun kaldırılmasını savunur.
(10) Sendika; hukuk devletinin gereği olarak, yargıç, savcı ve avukatlar ile bu üç mesleğin adaylarının ve de tüm çalışanların, temel hak ve özgürlükler bağlamında, idari ve mali vesayet de olmadan örgütlenmelerini, örgütlenmeleriyle ilgili her türlü kısıtlama ve sınırlandırmaların da kaldırılmasını, bunun tüm çalışanlar yönünden de gerçekleştirilmesi gerektiğini savunur.
(11) Sendika; yargı etiğinin gözetilmesini, yargı etiği kurallarının korunup geliştirilmesini;
her nereden gelirse gelsin, yargı organlarına, avukatlar, yargıçlar, savcılar, noterler, akademisyenler, adli personel ve hukukun üstünlüğüne yönelik, saldırılara ve tehlikelere karşı koymanın da, siyasi faaliyet olarak nitelendirilemeyeceğini savunur.
(12) Sendika; avukatların mesleklerini rahatça icra edebilmesi ve bağımsız kalabilmesi için maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanmasını, savunma hakkının ve imtiyazlarının genişletilmesini savunur; bunun için çalışır.
(13) Sendika; baroların ve avukatların bağımsızlığının korunması için çalışır. Avukatın bağımsızlığına ilişkin gelebilecek her türlü kısıtlamaya karşı çıkar. Bu bağlamda, bir işverene bağıtlı olarak çalışan avukat meslektaşların da bağımsızlığa, iş seçme özgürlüğüne sahip olduğunu savunarak, mesleğin onurunu korur. Yine bu kapsamda olmak üzere kamu avukatlığı müessesesine karşı çıkar; avukatın mesleğini bağımsızca ve mesleğin karakterine uygun şekilde icra edebilmesi için kamu avukatlığının kaldırılmasını, kamu kurum ve kuruluşlarınca alınacak hukuk hizmetlerinin serbest avukatlardan sağlanmasını savunur.
(14) Sendika, stajyer avukatların haklarını da korur; bu hakların geliştirilmesi için çalışır. Bu bağlamda örneğin, stajyerlik döneminde getirilen ücret ve sigorta kısıtlılıklarına karşı çıkar.
(15) Sendika; baroların alternatifi olmayıp, zorunlu üyelik sistemi bulunan baroların işlevlerini yerine getirirken aksayan yanları, eksiklikleri tespit ederek barolara bu konularda uyarılarda ve tavsiyelerde bulunan, hukukun üstünlüğünün ve meslektaşların haklarının korunması konusunda barolara yardımcı olan, kamuoyu oluşturma işlevi üstlenen örgütlenmiş bir güçtür.
(16) Sendika; eleştiri, öz eleştiri, ikna, tartışma süreçlerini de içeren, örgüt içi demokrasiyi esas alarak, tüzük ve mevzuat gereğince, demokratik toplum gerekleri çerçevesinde, aynı zamanda örgüt içi disiplinini de gözeterek faaliyette bulunmayı amaç edinir.

Sendika başkanı Sedef Ünal ile yapılan bir röportaj 

26 Kasım – Hukuk Takvimi

0
26 Ağustos Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar, yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, hukuk olayları ve diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuki düzenlemeler
26 Kasım – Hukuk Takvimi
1651 Avukat, diplomat ve asker Henry Ireton, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1611) Nottinghamshire yerlisi  asilzade bir ailenin en büyük oğlu olarak dünyaya geldi. Oxford Trinity Kolejin’de hukuk eğitimi gördü. Middle Temple olarak anılan adalet sarayında avukatlık mesleğine başladı. Cromwell tarafından Ely Adası vali yardımcısı görevine atandı. Toplumsal yapının kökenlerine zarar verdiği gerekçesiyle Cumhuriyetçi fikirleri reddetti. Bunun yerine kralın ve parlamentonun varlığını savundu. İngiltere iç savaşında Parlamento ordusunun önde gelen isimlerinden birisi olarak görev aldı. I. Charles’in teslim olmasından sonra da aşırı siyasi fikirleri desteklemeyi reddetti ve anayasal bir monarşiyi destekledi. Kralın yargılayan kurulda yer aldı ve ölüm fermanını imzalayanlardan biri oldu. Monarşinin yeniden güçlenmesinden sonra cesedi mezardan çıkarıldı ve bir kral katili olarak sergilendi.

Henry Ireton
1828 Fransız hukukçu ve  siyasetçi René Goblet doğdu. (Ölümü: 13 Eylül 1905) Hukuk eğitimi aldı. Amiens barosuna kaydoldu. Avukat olarak şehirde önemli bir yer edindi. Liberal ve demokratik bir kurum olan Somme İlerlemesinin kuruluşuna katıldı. 1860’ların sonlarına kadar hiç siyasete girmedi. 1870’de  Milli Savunma Hükümeti tarafından Amiens’e başsavcı olarak atandı.  1871 yılında meclise seçildi. 30 Ocak 1882 – 7 Ağustos 1882 tarihlerinde  Freycinet kabinesinde İçişleri Bakanı olarak görev yaptı. Eğitim ve güzel sanatlar  bakanlığı yaptığı sırada hükümetin eğitim önerilerini güçlü bir şekilde savunarak itibarını büyük ölçüde artırdı. 1886 yılında Charles de Freycinet kabinesi düşünce 11 Aralık 1886–17 Mayıs 1887 tarihlerinde başbakanlık görevin üstlendi. Başbakanlık görevinden ayrıldıktan sonra senatör olarak görevine devam etti. 1898  seçimlerinde milletvekili  seçilemeyince siyaseti bıraktı.

Fransız Hukukçu ve devlet adamı René Goblet
1883 Afro-Amerikan eylemci, kölelik karşıtı ve kadın hakları savunucusu Sojourner Truth yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1797) New York’taki bir köle kampından kaçarak özgürlüğüne kavuştu. 1828’de beyaz bir erkeğe karşı açtığı ebeveynlik davasını kazandı ve bu sonucu elde eden ilk siyahi kadın oldu.

Sojourner Truth
1918 Şilili avukat ve siyasetçi Patricio Aylwin Azócar doğdu. (Ölümü: 19 Nisan 2016) Şili Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Burada Usul Hukuku ve Medeni Hukuk kürsülerinde asistan olarak ve Hukuk Merkezi’nin Mástil dergisi editörü olarak çalıştı. Aynı zamanda Lex Korosu’nun kurucu üyesi ve kontrtenoruydu. 1944 yılında yemin ettikten sonra avukat olarak Baroya kaydoldu. Pedro Lira’nın hukuk firması olan Raúl Varela’da avukat olarak çalıştı. 1945 ve 1948 yılları arasında Yüksek Mahkeme Komisyonu sekreteri olarak hizmet etti. 1950 yılında idare hukuku kürsüsünde profesör oldu. 1953 ve 1957 yılları arasında ulusal danışman olarak görev yaptı. 1985 ve 1986 yılları arasında Baro Başkan Yardımcısı olarak Raúl Rettig’in yönetim kurulunda çalıştı. Şili İdare Hukuku Enstitüsü’nün onursal üyesi ve Moskova Bilimler Akademisi üyesiydi. 11 Ocak 1995’te Şili Üniversitesi’nden Fahri Profesör unvanı aldı. Patricio Aylwin, Şili’de darbe sonrası demokratik yollarla seçilen ilk başkan oldu ve 11 Mart 1990–11 Mart 1994 arasında devlet başkanlığı yaptı.

Patricio Aylwin
1923 Posta Kanunu kabul edildi. Kanun, 02.03.1950 tarihli Posta Kanununa kadar yürürlükle kaldı.
1929 Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında geçici ticaret antlaşması imzalandı.
1931 İspanyol kökenli, Arjantinli insan hakları savunucusu, Adolfo Pérez Esquivel Buenos Aires’de doğdu. Resim ve heykeltıraşlık eğitimi aldı. La Plata Ulusal Üniversitesi’nde eğitimini tamamladı. Akademisyen olarak 25 yıl boyunca profesörlük yaptı. 1974 yılında, şiddet içermeyen yollarla yoksulların kurtuluşunu teşvik eden Latin Amerika tabanlı toplulukların genel koordinatörlük görevini üstlendi. Arjantin’de 1976 yılında General Jorge Rafael Videla’nın sistematik baskı ile iktidara gelmesinin ardından insan haklarını savunmak ve kurbanların ailelerini desteklemek için halk tabanlı kuruluşların oluşumunu, aralarındaki iş birliğini ve finansman için gerekli kaynakların bulunmasını sağladı. 1975 yılında gözaltına alındı​​. Latin Amerika ve Kuzey Amerika piskoposları ile birlikte, 1976 yılında Ekvador’da hapse atıldı. 1977’de yeniden gözaltına alındı ve 14 ay süresince mahkemeye çıkartılmadan işkence görerek tutuklu kaldı. İnsan haklarını alanındaki çabalarından dolayı 1980 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Aldolfo Perez Esquivel, Nobel Barış Ödülü kabul konuşmasında “Hayatın ışıkları ve gölgeleri paylaşılmalı” demişti.
1934 26 Kasım 1934 tarihinde kabul edilen kanunla; ‘Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Paşa’ gibi, eski toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırılmıştır. Aynı kanunla yurt savunmasında, Milli Mücadelede gösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da yasaklanmıştır.
1934  İsmet Paşa “İnönü” soyadını aldı.
1954 Hukukçu ve siyasetçi Ayşe Nur Bahçekapılı doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Serbest avukat olarak çalıştı. 1988-1992 yılları arasında Turgut Kazan’ın başkanlığı döneminde İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri olarak görev yaptı. 1997-2005 yılları arasında Eralp Özgen ve Özdemir Özok’un başkanlıkları döneminde Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği görevinde bulundu. Sosyal Demokrat Halkçı Partisi İstanbul Kadın Kolları Başkanlığı yaptı. Türkiye-Küba Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanlığı görevinde bulundu. 2009-2013 yıllarında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilliği yaptı. Temmuz 2013-Haziran 2015 tarihlerinde TBMM Başkanvekilliği görevlerinde bulundu.
1960 Maliye Bakanı Hasan Polatkan hakkında açılan Vinileks ve Standart Şirketleri Yolsuzluğu Davasında karar açıklandı. 1960/11 Es. nolu dosyada, nüfuzunu kullanarak şirkete usulsüz kredi sağladığı ve rüşvet aldığı iddiasıyla eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan ile rüşvet vermek suçundan Ragıp Sipahi, Necati Dölay ve Hüseyin Altay yargılandı. 26 Kasım 1960 tarihinde Polatkan, yedi yıl ağır hapis cezasına çarptırılarak 550.000 lira para cezasını ödemeye mahkûm edildi. Aynı davada Menderes de suçlu bulunmuştur.
1960 28 Ekim 1960 tarihli 10641 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 114 sayılı Üniversiteler öğretim üyelerinden bazılarının vazifelerinden affına ye bazılarının diğer fakülte ve yüksekokullara nakline dair Kanun ile 147 öğretim üyesini akademiden ihraç eden Milli Birlik Komitesi, üniversitelere bir yazı göndererek işlerine son verilen öğretim üyeleri hakkında senatoların görüş bildirmesini istedi.
1968 Savaş Suçları Ve İnsanlığa Karşı Suçlar Bakımından Kanuni Sınırlamaların Uygulanmayacağına Dair Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 26 Kasım 1968 tarihli ve 2391 (XXIII) sayılı kararıyla kabul edildi ve imzaya, onaya, katılmaya açıldı. Sözleşme, 11 Kasım 1970 tarihinde yürürlüğe girdi.
1976 THKP-C davası duruşmasında Mahir Çayan’ın yargılanmasına devam edildi. Reddi hakim talepleri kabul edilmeyen diğer sanıklar savunma yapmadı.
1976 Halkların En Geniş Ölçekte Kültürel Yaşama Katılımı ve Katkılarına ilişkin Tavsiye Kararı, Nairobi’de düzenlenen UNESCO Genel Konferansının 19. Oturumunda, 26 Kasım 1976’da kabul edildi.
1979 Mehmet Ali Ağca’nın askeri cezaevinden kaçırılmasıyla ilgili olarak 2 subay, 1 astsubay ve 11 er tutuklandı.
1981 CHP Manisa İl Sekreteri Eczacı Neşe Gülersoy’un 27 Haziran 1979’da katledilmesi ve Manisa’da işlenen diğer iki cinayetin katil zanlıları olarak sıkıyönetim askeri mahkemesinde yargılanan 5 ülkücü hakkında toplam 192 yıl ağır hapis cezası istendi.
1981 Zeynel Abidin Ceylan’ın gözaltında işkenceyle ölümüne neden olmaktan yargılanan Ankara Emniyet Müdürlüğü 1.Şube’de görevli komiser muavini Mustafa Haskırış 14 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasına mahkum edildi.
1982 Prof Dr. Sadun Aren, İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesince Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) sanığı olarak tutuklandı. Aren, 2 gün önce yargılandığı “Makro Ekonomi Ders Notları” davasından beraat etmişti.
1982 “Dev-Yol Çrgütünün Kahramanmaraş/Andırın ilçe grubunu oluşturdukları” iddiasıyla Askeri Mahkeme’de yargılanan 9’u öğretmen 13 kişi beraat etti.
Şair Ahmet Telli, 11 Nisan 1978’de haftalık “Kurtuluş” gazetesinin “Devrimci Sanat” köşesindeki bir yazısında yayın yoluyla bölücülük yaptığı gerekçesiyle Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 1 yıl 3 ay hapse mahkum edildi.
1968 Kapatılan “Politika” gazetesinin Yazı İşleri Müdürü Aydın Şenesen, 10 Eylül 1977 tarihli gazetede yayınlanan bir yazıdan dolayı, komünizmi övdüğü gerekçesiyle 1.5 yıl hapse mahkum oldu.
1986

Eski Dışişleri Bakanı Ahmet Gündüz Ökçün

Hukukçu ve eski Dışişleri Bakanı Ahmet Gündüz Ökçün yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1936)Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Devletler Özel Hukuku branşında asistanlık yaptı. 1974 yılında profesör oldu. Konuk profesör olarak Columbia Üniversitesi’nde 1 yıl ders verdi. Uluslararası toplantılarda Türkiye’yi temsil etti. 1976-1977 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanlığı görevinde bulundu.  Eskişehir Milletvekili seçildi. 21 Haziran 1977 – 21 Temmuz 1977 ve 5 Ocak 1978 – 12 Kasım 1979 tarihleri arasında Dışişleri Bakanlığı görevini yürüttü. İngilizce ve Fransızca biliyordu.

1992 ILO 144 No’lu Üçlü Danışma (Uluslararası Çalışma Standartları) Sözleşmesi, Türkiye tarafından 26 Kasım 1992 tarihinde 3851 sayılı yasa ile onaylandı, Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, 2 Haziran 1976 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmişti.
1992 ILO 59 No’lu Asgari Yaş (Sanayi) Sözleşmesi (Revize), Türkiye tarafından 26 Kasım 1992 tarihinde 3849 sayılı yasa ile onaylandı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi. Sözleşme, 3 Haziran 1937 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş ve on beş yaşın altındaki çocukların kamu ve özel sektör sanayi işletmelerinde ya da bunların alt birimlerinde istihdam edilmelerini veya çalıştırılmalarını yasaklamıştı.
1993 Almanya, PKK’yı terör örgütü ilan ederek, bütün yan kuruluşlarıyla birlikte kapattı.
1996 Cezaevinde bulunan gazeteci Işık Yurtçu, Uluslararası Gazetecileri Koruma Örgütü’nün (CPJ) 1996 yılı “Basın Özgürlüğü Ödülü”ne Meksikalı, Hindistanlı ve Filistinli 3 gazeteciyle birlikte layık görüldü. New York’taki ödül törenine Işık Yurtçu katılamadı.
2000 Avrupa Güvenlik Ve İşbirliği Teşkilatı’nın (Agit-Organization for Security and Co-operation in Europe, OSCE) Yolsuzlukla Mücadele Uluslararası Çabalarına Katkıları Hakkında Rapor, 26 Kasım 2000 tarihinde yayınlandı.
2002 Yargıda Doğruluğun Güçlendirilmesine Yönelik Yargı Grubu tarafından kabul edilen 2001 Bangalore Yargı Etiği Taslak Belgesi, 25-26 Kasım 2002 tarihlerinde Lahey Barış Sarayı’nda düzenlenen Yüksek Mahkeme Başkanları Yuvarlak Masa Toplantısında revize edilerek Bangolore Yargı Etiği İlkeleri konusuna mutabakat sağlanmıştı. Bu ilkeler, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edildi.
2003 Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı İran’ı nükleer programı nedeniyle kınayan bir karar tasarısını kabul etti. Ancak, ABD’nin istediği gibi BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a yaptırım uygulaması yer almadı.
2008 Ankara Büyükşehir Belediyesinin ön ödemeli su sayacı ile ilgili uygulaması, Ankara 11. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi.
2012 Mayıs 2011’de İdil Kültür Merkezi baskınına direndikleri gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra haklarında dava açılan Grup Yorum üyeleri ilk kez hakim karşısına çıktı.
2013 Mersin’deki gezi eylemlerine katıldıkları için haklarında dava açılan 52 kişi dün ilk kez hâkim karşısına çıktı. Sanıklar arasında yer alan ve “Yaptıkları müzikle Gezicileri dinamik tutmak” ile suçlanan Praksis grubundan müzisyen Serdar Türkmen, duruşmaya girmeden önce saksafonuyla şarkılar çaldı.
2014 Avukatlar Sendikası Av-Sen,  26 Kasım 2014 tarihinde İstanbul merkezli olarak kuruldu. Kuruluşunu Yargıçlar Sendikasına karşı açılan kapatma davasının duruşması olan 9 Aralık 2014 günü ilan etti. Türkiye’nin ilk avukat sendikasıdır. Sendikanın kurucuları, Sedef Ünal, Doğuşcan Aydın Aygün, Bedi Yarayıcı, Didem Varol, Tuğçe Sezen, Vural Ergül ve Deniz Okuyucu’dur. Kurucu başkanlığını Avukat Sedef Ünal yapmaktadır.

2015 Kültürel Mirasın Yasa Dışı Ticareti ile Mücadele konulu rapor ve tavsiye kararı Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİÖ) tarafından 26 Kasım 2015 tarihinde Bükreş’te düzenlenen 46. genel kurul toplantısında kabul edildi.
2017 Kübalı hukukçu ve devrimci Armando Hart yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 13 Haziran 1930) Batista rejimi sırasında Havana Üniversitesinde hukuk okudu. Burada siyasetle tanışıp Fidel Castro ve arkadaşlarının mücadelesine dahil oldu. 26 Temmuz Hareketine katılarak  şehirdeki örgütlenmelerde görev aldı. Devrimin başarıya ulaşmasının ardından 1965 yılına kadar Eğitim Bakanı olarak, 1976-1997 yılları arasında ise Kültür Bakanı ve Küba Komünist Partisi Politbüro üyeliği görevlerinde bulundu. Devrime olan katkılarından dolayı 2010 yılında Jose Marti Nişanı ile onurlandırılmıştı. Çok sayıda eseri bulunmaktadır.

Armando Hart
2020 Mısırlı siyasetçi ve insan hakları aktivisti Hafız Ebu Saada yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1965) Mısır İnsan Hakları Örgütü’nün başkanlığı yaptı. Ulusal İnsan Hakları Konseyi üyeliğinde bulundu. Mısır’da işkence ve polis şiddetine karşı yürüttüğü kampanyalar ile tanındı. 26 Kasım 2020’de COVID-19 nedeniyle doğum yeri Kahire’de 55 yaşında hayata veda etti.

Hafız Ebu Saada
2021 Çarşı Davası ile birleştirilerek üçüncü kez açılan Gezi Parkı Eylemleri Davası’nın ikinci duruşması yapıldı. Mahkeme oy çokluğuyla iş insanı Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi. Bir sonraki duruşmanın 17 Ocak 2022’de yapılmasına karar verildi. Kararın ardından bir açıklama yayımlayan Uluslararası Af Örgütü, Avrupa Konseyi ülkelerinin başkanlarını, Salı günü Strasburg’da yapılacak toplantıda Türkiye’ye karşı ihlâl prosedürünü başlatmaya çağırdı.

Osman Kavala
2023 Hamas ile varılan geçici ateşkes sonucu İsrail hapishanesinde tutulan 33’ü çocuk, 6’sı kadın 39 Filistinli serbest bırakıldı.
2023
  • Batı Afrika ülkesi Sierre Leone’de bir grup silahlı kişinin Freetown’daki Wilberforce askeri kışlasına düzenlediği saldırının ardından çok sayıda kişinin başkentteki hapishaneden kaçtığı açıklandı. Ülkede sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
  • Daltonlar Çetesi olarak bilinen suç örgütüne yönelik olarak Kütahya ve İstanbul’da ‘Redkit’ operasyonu düzenlendi. Aranan şahıslardan olan bir kişi adliyenin çay ocağında yakalandı.
  • Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın hazırladığı Vergi Usul Kanunu Tebliği bugün Resmi Gazete’de yayımlandı. Tebliğle yeniden değerleme oranı 2023 yılı için yüzde 58,46 olarak belirlendi.
2024 30 yıldır cezaevinde olan şair İlhan Sami Çomak, İnfaz hakimliğinin tahliye kararını onaylaması sonrasında işlemleri tamamlanarak Marmara Cezaevi’nden (Silivri Cezaevi) tahliye edildi.

PEN Norveç Onursal Üyesi Şair İlhan Çomak, 1973 yılında Bingöl-Karlıova’da doğdu. 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nde öğrenciyken, tutuklanarak cezaevine kondu. DGM’de yargılandı ve idam cezasına mahkûm edildi. Türkiye’de idam cezası kaldırılınca cezası müebbet hapse çevrildi. Türkiye’deki yasal yolların tükenmesiyle yaptığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvurusu sonucunda, 10 Ekim 2006’de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yargılamamın yenilenmesine hükmedildi. Kararın üzerinden altı sene geçtikten sonra, 2013’te yargılama yeniden başladı. Önceki yargılamayı esas yeni dava 2016’da bitti ve Çomak’ın aleyhine sonuçlandı. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen müebbet hapis cezası Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından onandı.

26 Kasım – Hukuk Takvimi

Benim Umudum Var – İbrahim Aycan

0
İzmir Havagazı Fabrikasında düzenlediğimiz imza gününde coşkusunu gizleyemediği konuşma sırasında

Benim Umudum Var – İbrahim Aycan

Büyük Senih Özay ile tanışalı çok uzun yıllar olmadı. Ama yaşadıklarımız ve paylaştıklarımız onlarca yıllık bir dostluk kadar derin. Muhtemelen 2014 yılında Hukuk Kültürü Grubu çalışmaları sırasında dostum Dr. Fehmi Kerem Bilgin‘in muhterem ve merhum pederi Prof. Nuri Amca, Senih abi’ye demiş ki, “Bizim çocuklar İstanbul’da birtakım faaliyetler yürütüyor, onlara destek verir misin?”

Biz o dönemde hukuk, sanat, sinema gibi çelik çomak işleri ile uğraşırken Senih Özay dünyanın bin bir derdi ile uğraşıyordu tabii… Tıpkı bugün olduğu gibi büyük davaların, büyük çevre ve doğa mücadelelerinin içindeydi. Tabi ki çoluk çocukla ilgilenemezdi. Biz kendi yolumuzda ilerlerken o da kendi yolunda gitti. Nihayet yollarımız günün birinde kesişti. Türkiye’de yaşayıp da son yıllarda aynı hissi yaşamayan kaldı mı bilmiyorum; günün birinde yollar kesişiyor işte. Birden fazla yerde karşımıza çıkıyor üstelik aynı zihin dünyasının insanları.

Fıccın’da Tanıştık 

Senih abi ile Kallavi Sokak’ta Çerkes Lokantası Fıccın’da tanıştık. Tanışmaz olaydık. Onu keşfetme ve çözme maceramız da böyle başladı. Senih abi her zamanki gibi yüksek enerjisi ile KRT Televizyonu Aslı Astarı Programı canlı yayınından çıkmış, yine yüksek enerjili dostumuz İskender özturanlı ile oturacak bir yer ararken ben onlara hemen Cihangir’den Fıccın’ı işaret ettim ve yanlarında damladım. Onun tabiri ile Çerkes Cumhuriyetinde. Bütün bir sokağı ticari işletmeye dönüştürecek kadar başarılı Yozgatlı iki Çerkes kadının mekanında.

Celal Akgünlü, Senih Özay ve İbrahim Aycan Homeros Vadisinde

Ne yapmak istiyordu? Bu dünyanın saçma sapan insanlarından farklı bir davranış modeli ortaya koyarak ne demek istiyordu bütün dünyaya? Evet, canlı yayında bir saat dinlemiştim ama o kendi şovunu yapıp televizyondan inmişti ve bir sonraki durakta rakı masasında karşımdaydı. Birkaç yıldan beri takip ettiğim, izlediğim, nasıl birisi olduğu hakkında kanaatlere sahip olduğum insan canlı kanlı karşımdaydı artık!

Evet karşımdaydı ama kendine özgü bir tarz ve gizemle… Aramızda çizdiği ince çizgi ve büyük bir nezaketle kurduğu telepatik iletişim bir duvar örme isteğinin çok uzağındaydı. Sokakta yağmur altındaydık. İskender Özturanlı yağmur altında İlhan Berk’ten şiirler okuyordu. Senih Özay kendisini bir yandan sana sunmak istiyor bir yandan da mahcup edalarla iddialı yanlarını saklamak istiyor, senin keşfetmeni bekliyordu. Yüksek dozda bir ego ile mi karşı karşıyaydım, yoksa modern derviş kılıklı bir devrimci ile mi?

BENİM UMUDUM VAR kitabının hikayesi buradan başladı işte!

Hukuk Ansiklopedisi adına onu resmen sorguladık. Tüm yaşamını masaya yatırdık. Senih Özay felsefesini masaya yatırmaydı bu. Bir yandan da Türkiye’nin yakın tarih hikayesiydi. Dostumuz Celal Akgünlü de bu sorgulamaya tanıklık etti.
Ve kitabın adını Benim Umudum Var koyduk!
Bir efsane avukata, tüm toplum için çalışan gönüllü doğa savaşçısına saygılarımızı sunduk. Dürüst ve samimi çalışmaların toplum tarafından karşılıksız bırakılmadığını imza gününde gördük. Üzümünü, incirini, ekmeğini, şarabını alıp gelen okurlarımız İzmir Havagazı Kültür Merkezi önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Senih Özay adeta bir rock star gibiydi. Unutulmayacak bir gün yaşadık. Yaklaşık olarak 500 okura, bıkmadan usanmadan yorulmadan, herkese özel notları ile kitabımızı imzaladı. Böyle bir imza günü çok az yazara ve hukukçuya kısmet olur.
Fikir işçilerine selam olsun!

Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü

0
Avrupa'da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü

Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü (CHARTER OF CORE PRINCIPLES OF THE EUROPEAN LEGAL PROFESION) 25.11.2006 tarihli Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi(CCBE) Genel Kurulunda kabul edilmiştir.

Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü, avukatlık mesleği ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası uygulamalar bakımından ortak kabul görmüş ve uygulanmakta olan on temel ilke ve kuralı içermektedir. Tüzük, mesleki etik kuralları olarak kabul edilmemekte ancak bu kuralların Avrupa genelindeki bütün avukatlara uygulanması amaçlanmakta; avukatlar arasında, avukatlık mesleğinin toplum içindeki önemi konusundaki duyarlılığı artırmayı amaçlamakta ve bu çerçevede avukatları, karar organlarını ve kamuyu teşvik etmektedir.

Tüzüğün diğer amacı, bağımsızlığını kazanmak için uğraş veren baroların bağımsızlıklarını kazanmalarını desteklemektir.

Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü’nü kabul eden Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi(CCBE)’nin temel amacı; avukatlık mesleğinin icrası ile ilgili ortak menfaatlerin korunması ve hukukun gelişmesi ile hukukun üstünlüğüne dair uygulamaların yerleşmesidir. 

Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü

“Hukukun üstünlüğüne saygı esasına dayalı olarak kurulmuş bulunan bir toplumda avukat özel bir role sahip bulunmaktadır. Avukatın görevi, yasaların izin verdiği sınırlar içinde verilen talimatları yerine getirmekle başlayıp sona ermemektedir. Bir avukat, kendisine hak ve özgürlüklerinin savunulması ve sağlanması görevini verenlerin çıkarlarına ve adaletin sağlanmasına da hizmet etmek zorundadır ve bu bağlamda avukatın görevi sadece müvekkilinin davasını takip etmek olmayıp aynı zamanda müvekkiline danışmanlık hizmeti vermektir. Bir toplumda avukatın mesleki faaliyetine saygı göstermek o toplumda demokrasi ve hukukun üstünlüğünün varlığı için zorunlu bir koşuldur.”

Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü

CCBE Avrupa Avukatları için Meslek Kuralları Madde 1.1

Farklı yargı alanlarında çok az farkla ifade edilmiş olmalarına rağmen tüm Avrupalı avukatlar için geçerli olan, ortak temel ilkeler mevcuttur. Temel ilkeler, avukatların mesleki faaliyetlerinin tabi bulunduğu çeşitli ulusal ve uluslar arası yasaya, düzenlemeye dayanmaktadır.

Avrupalı avukatlar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca zorunlu bulunan ve yargının/adaletin kurallara uygun biçimde yönetimi, adil yargılanma hakkı ve adalete erişim için gerekli olan bu ilkelere bağlı bulunmaktadırlar. Barolar ve hukuk birlikleri, mahkemeler, kanun yapıcılar, hükümetler ve uluslar arası kuruluşlar kamu yararı için temel ilkeleri korumanın ve sürdürmenin yolunu bulmaya çalışmalıdır.

Bu temel ilkeler, özellikle:

a) Avukatın, müvekkilin davasını takip etmesi ve yürütmesi için gereken, bağımsızlığı ve özgürlüğü;
b) Avukatın, müvekkilinin davasını gizli tutma hak ve görevi ile meslek sırrı kavramına uyma ve saygı;
c) İki ayrı müvekkil arasındaki veya müvekkille avukat arasında ki çıkar çatışmalarından kaçınma;
d) Avukatlık mesleğinin itibar ve onuru ile avukatın kişisel dürüstlük ve saygınlığı;
e) Müvekkile sadakat;
f) Ücretlerle ilgili olarak müvekkillere adil davranmak;
g) Avukatın mesleki kabiliyet ve yeterliliği;
h) Meslektaşlar arası saygı;
i) Hukukun üstünlüğüne ve yargının adil yönetimine saygı; ve
j) Avukatlık mesleğinin kendi kendini denetlemesi;
Olarak belirtilmiştir.

CCBE toplantılarından bir kare

AVRUPADA AVUKATLIK MESLEĞİNE İLİŞKİN TEMEL İLKELER TÜZÜĞÜ’NE İLİŞKİN ŞERH

1- CCBE, 25 Kasım 2006 tarihinde, “Avrupalı avukatların tabi olduğu temel ilkeleri Tüzüğü”nü, oybirliği ile kabul etmiştir.

Söz konusu Tüzük, tüm Avrupa’da avukatlık mesleği için ortak on ilkeyi içermektedir. Bu ilkelere saygı, bir demokrasideki tüm diğer temel hakların esasını teşkil eden, yasal savunma hakkının temelini oluşturmaktadır.

2- Temel ilkeler, Avrupalı avukatların mesleki faaliyetlerine ilişkin icraatlarını düzenleyen ve tabi oldukları tüm ulusal ve uluslar arası kuralların temelini oluşturan ortak zemini açıklamaktadır.

3- Tüzük aşağıda yer alan esasları göz önüne almaktadır:

CCBE üyesi olmadığı halde Avrupa’da kabul görmüş meslek kurallarını benimseyen ülkeler dahil olmak üzere, bütün Avrupa devletlerinde geçerli olan ulusal meslek kurallarını
CCBE tarafından düzenlenmiş bulunan; Avrupalı Avukatların Tabi Olduğu Meslek Kurallarını,
Uluslararası Barolar Birliği(IBA)’nin Uluslararası Mesleki Etik Kurallarında yer alan Genel Uygulama İlkeleri’ni,
Avrupa Konseyi, Bakanlar Komitesi’nin, 25 Ekim 2000 tarih ve Rec(2000) 12 sayılı, avukatlık mesleğini icra etme özgürlüğüne ilişkin tavsiye kararını,
Birleşmiş Milletler’in, 27 Ağustos ila 7 Eylül 1990 tarihleri arasında, Havana, Küba’da gerçekleştirilen; Suçların Önlenmesi ve Suçlulara Karşı İyi Muamele Edilmesi Kongresinde kabul edilen Avukatların Rolüne ilişkin Temel İlkeleri,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Adalet Divanı’nın yerleşmiş içtihatları, ve özellikle, Avrupa Adalet Divanı’nın 19 Şubat 2002 tarih, C-309/99 sayılı
Wouters v. Algemene Raad van Nederlandsa Orde van Advocaten, Kararı’nı,
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi’ni,
Avrupa Parlamentosu’nun, avukatlık mesleği ve kamu yararı bakımından hukuk sistemlerinin işleyişine ilişkin 23 Mart 2006 tarihli kararını,

4- Bu Tüzük, CCBE’nin tam, yedek ve gözlemci üyeleri devletlerinin de ötesine ulaşmayı hedefleyen, pan- Avrupa anlamında bir doküman olarak fayda sağlamak üzere düzenlenmiştir. Tüzüğün, örneğin, Avrupa’nın yeni gelişen demokrasilerinde bağımsızlıklarını kabul ettirmek için mücadele veren Baro Birliklerine faydasının dokunması umut edilmektedir.

5- Bu Tüzüğün; avukatlar, karar mercileri ve halk arasında uzlaşmayı arttıracağı ve avukatların toplumdaki rolünün önemini vurgulaması ile bu önem ve rolün, avukatlık mesleğine ilişkin ilkelerle, desteklendiğini konusundaki mutabakatı artıracağı ümit edilmektedir.

6- Bir avukatın, tek başına veya ortaklık şeklinde veya kamu kesiminde faaliyet göstermesine bakılmaksızın çalışma şekli ne olursa olsun; müvekkili için güvenilir bir danışman ve temsilci, üçüncü kişiler tarafından saygı duyulan bir profesyonel ve adaletin adil bir şekilde gerçekleşmesine katkısı bakımından zorunlu bir kişidir. Anılan sıfatları taşıyan bir avukat, müvekkilinin hak ve menfaatlerini sadık bir şekilde korumak suretiyle hizmet etmenin yanında toplum içinde de avukatlık görevini; ihtilafları önleyerek ve engel olarak, ihtilafların yasalar çerçevesinde hallini sağlayarak, hukukun gelişimine katkıda bulunarak, özgürlük, adalet ve hukukun üstünlüğünü savunarak yerine getirmektedir.

7- CCBE; hâkimlerin, kanun yapıcıların, hükümetlerin ve uluslar arası kuruluşların, Baro Birlikleriyle beraber bu Tüzük’te yer alan ilkelerin uygulamasını için çaba harcayacaklarına inanmaktadır.

8- Bu Tüzük, Avrupalı Avukatların Tabi Olduğu Meslek Kuralları’nın giriş bölümünden alıntı yaparak; “Bir avukatın mesleki faaliyetine saygı göstermek, o toplumda demokrasi ve hukukun üstünlüğünün var olması için zorunlu bir koşuldur” şeklindeki ifadeyi de teyit eden önsözle başlamaktadır. Günümüzde Avrupa’da anlaşıldığı gibi, hukukun üstünlüğü demokrasi ile yakından alakalı bulunmaktadır.

9- Bu Tüzüğün giriş bölümünde yer alan paragraftaki ifade, Tüzük’te yer alan ilkelerin, Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi’nin öngördüğü gibi adaletin adil yönetimi, adalete  erişimin ve adil yargılanma hakkı için zorunlu olduğunu ileri sürmektedir. Gerek Avrupa’nın yeni gelişmekte demokrasileri, gerekse daha oturmuş demokrasilerinde icrai faaliyet gösteren avukatlar ve mensubu oldukları barolar, bu hakların tehdit altında olması durumunda, bu hakları en ön sırada savunmaya devam edeceklerdir.

İlke (A) – Avukatın bağımsızlığı ve müvekkilinin davasını takip etme özgürlüğü:

Bir avukatın, müvekkilini temsil etmesi ve danışmanlık hizmeti faaliyetlerini sürdürebilmesi için, politik açıdan, ekonomik bakımdan ve fikri anlamda özgür olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile avukat devletten ve diğer güçlü otorite kaynaklarından bağımsız olmalı ve bu bağımsızlıktan kendi iş ortaklarının uygunsuz baskısı ile ödün vermemelidir. Avukat, mahkemelerin ve üçüncü şahısların güvenini kazanmak istiyorsa, kendi müvekkilinden de bağımsız olmalıdır.

Şöyle ki; müvekkilinden bağımsız olmayan bir avukat işin kalitesini garanti edemez. Avukatın bir serbest meslek kuruluşuna üye olması ve bu üyelikten güç/yetki alması onun bağımsızlığının teminatını teşkil etmekte olup barolar da avukatın bağımsızlığını sağlama konusunda önemli bir role sahip olmalıdırlar. Mesleğin kendini denetlemesi, avukatın bireysel olarak bağımsız olması için büyük önem taşımaktadır. Bilineceği gibi bağımsızlığa sahip olmayan toplumlarda avukatlar özgürce müvekkillerinin davasını takip edemez ve hatta takip ettikleri davalar için hapis cezası ile cezalandırılabilmekte ve hatta ölmektedir.

İlke (B) – Avukatın müvekkilinin işini gizli tutma ve meslek sırrına saygı gösterme hak ve görevi:

Bir avukatın görevinin en önemli özelliği, müvekkilin başkalarına açıklamayacağı bilgileri avukatına sunması ve avukatın da bu bilgileri – özel kişisel bilgiler ve çok değerli ticari sırlar gibi- güven mahremiyet ve güven kavramı kapsamında taşımaktır. Gizlilikten emin olunmadıkça güvenden bahsedilemez.

Bu Tüzük, söz konusu prensibin iki yönünü de vurgulamaktadır: gizliliğe riayet sadece avukatın görevi olmayıp, müvekkilin de temel hakkıdır.

“Mesleki ayrıcalık” kuralları uyarınca; avukatla müvekkili arasındaki iletişimin müvekkil aleyhine kullanılmasını yasaklamaktadır. Bazı hukuki yetki alanlarında gizlilik hakkı sadece müvekkile ait bir hak olarak görülürken, diğerlerinde “meslek sırrı” bir avukatın karşı tarafın avukatı ile yaptığı iletişimi; kendi müvekkilinden mahremiyet kapsamında, gizli tutmasını gerekli kılabilmektedir.

Mesleki ayrıcalık, gizlilik/sır ve meslek sırrı kavramlarını kapsamaktadır. Avukatın müvekkile karşı bu borç ve görevi vekaletten ayrılsa da devam eder.

İlke (C) – farklı müvekkiller arasında veya avukatla müvekkil arasında çıkar çatışmalarının önlenmesi:

Bir avukatın mesleğin layıkıyla icra edilmesi için, çıkar çatışmalarını önlemesi gerekmektedir. Bu bağlamda, aralarında ihtilaf varsa veya ihtilaf çıkması olası ise, bir avukat aynı konuda iki ayrı müvekkile hizmet veremez. Benzer şekilde, bir avukat, önceki veya halen hizmet verdiği bir müvekkil vasıtası ile hakkında gizli bilgiler sahibi olduğu bir kişinin avukatlığını yapmaktan kaçınmalıdır.

Bir avukat, kendisi ile çıkar çatışması olan bir kişinin vekaletini üstlenmemelidir.  Bu çıkar çatışması avukatlık hizmetinin verildiği sırada ortaya çıkarsa, avukat vekaletten ayrılmalıdır.

Bu ilkenin; (a)(bağımsızlık), (b)(mahremiyet) ve (e)(sadakat) şıklarında düzenlenmiş bulunan ilkelerle bağlantılı olduğu açıkça görülmektedir.

İlke (D) – avukatlık mesleğinin şeref ve haysiyeti, avukatın saygınlığı ve dürüstlüğü:

Bir avukata, müvekkiller, üçüncü şahıslar, mahkemeler ve devlet tarafından güven duyulabilmesi için, o avukata bu değeri hak gösterilmelidir. Bu güvenin hak edilebilmesi için; avukat, saygın bir meslek örgütüne üye olmalı, kendisini ve mesleğin saygınlığını ile toplum tarafından mesleğe duyulan güveni sarsıcı davranışlarda bulunmamalıdır. Ancak, avukatın mükemmel bir birey olması beklenememekle beraber, avukatlık mesleğini yaparken veya başka iş ilişkilerinde ve hatta özel hayatında, mesleğin onur ve şerefini zedeleyecek, yüz kızartıcı davranışlarda bulunmaması anlaşılmaktadır.

Yüz kızartıcı fiiller, avukatın meslekten atılmasına kadar gidebilecek müeyyidelerle cezalandırılmasına sebep olabilir.

İlke (E) – Müvekkile sadakat:

Bir avukatın fonksiyonunun temelinde müvekkile sadakat yer almaktadır. Müvekkil avukatına danışman ve vekil olarak güven duymalıdır. Bir avukatın, müvekkiline sadık olması için bağımsız ((a) şıkkına bakınız), çıkar çatışmasını önleyebilir((c) şıkkına bakınız), müvekkilin sırrını saklayabilmesi((b) şıkkına bakınız) gerekmektedir.

Avukatlık mesleği bakımından hassasiyeti olan en önemli ihtilaflar avukatın müvekkile sadakati ilkesi ile daha kapsamlı görevlerine ilişkin ilkelerin çatışmasından kaynaklanmakta olup bu ilkeler; (d)(saygınlık ve dürüstlük), (h)(meslektaşlara saygı) ve özellikle (i)(hukukun üstünlüğüne ve adil yargılanma hakkına saygı) şıklarında düzenlenmiştir. Bu bağlamda, bir avukat şerefsiz bir davayı savunarak mahkemeye ve yargı yönetimine karşı olan görevlerinden taviz vermeyeceği hususunu müvekkiline açıkça söylemekle yükümlü bulunmaktadır.

İlke (F) – Ücretlerle ilgili olarak müvekkile adil davranmak:

Bir avukatın müvekkilinden talep edeceği ücret; açıkça beyan edilmeli, adil ve makul olmalı, hukuk ve meslek kurallarına uygun olmalıdır. Her ne kadar meslek kuralları ve bu Tüzüğün (c) bendinde yer alan ilke ile bir avukat ile müvekkili arasında çıkar çatışmasının önlenmesinin önemi vurgulanmakta ise de; avukatlık ücreti meselesi sözü edilen ihtilaf bakımından tehlike arz etmektedir.

Buna göre, meslek kurallarına ilişkin düzenleme avukatların müvekkillerinden aşırı ücret talep etmelerinin engellenmesi için mesleki denetimin gerekliliği bu ilke ile vurgulanmaktadır.

İlke (G) – Avukatın mesleki yeterliliği:

Bilindiği üzere bir avukatın yeterli ve uygun mesleki eğitimi yoksa bir müvekkili iyi temsil edemez ve etkin bir danışmanlık hizmeti veremez. Son zamanlarda hukuk fakültesinden mezun olunduktan sonraki eğitim ve öğrenim(sürekli mesleki gelişim) hukuk ve uygulama, teknolojik ve çevresel ekonomik değişiklikler nedeniyle önem kazanmış bulunmaktadır. Meslek kuralları bir avukatın uzman olmadığı konulara ilişkin dava almaması gerektiğini vurgulamaktadır.

İlke (H) – Meslektaşlara karşı saygılı olmak:

Bu ilke, avukatların müvekkilleri adına çok hassas ve basiret isteyen işler üstlenmeleri bakımından önem arz etmekte ise, saygının gerekli olduğu hususunu teyitten daha çok şey ifade etmektedir. Söz konusu ilke; bir aracı olarak avukatın rolüne vurgu yapmakta olup, onun güvenilir, doğruları söyleyen, meslek kurallarına riayet eden ve sözüne güvenilir bir kişi olduğu hususunu düzenlemektedir. Yargı ve adaletin iyi işlemesi bakımından avukatların karşılıklı olarak birbirlerine saygı göstermesi zorunlu bulunmaktadır. Aynı şekilde, avukatların birbirlerine iyi niyetle yaklaşması ve birbirlerini aldatmamaları kamu düzeni gereğidir.

Meslektaşlar arasındaki karşılıklı saygı adaletin düzgün yönetimini sağlar, ihtilafların sulh yoluyla halledilmesine yardım eder ve hepsinden öte müvekkilin menfaati de korunmuş olur.

İlke (İ) – Hukukun üstünlüğüne saygı ve adaletin adilane yönetimi:

Bir avukatın adaletin adil yönetimine katkısı ve bu konudaki rolünün bir kısmını belirlemiş bulunmaktayız. Bu görüş bazen avukatın “mahkeme memuru/mahkeme çalışanı” veya “adalet bakanı” gibi sıfatlarla ifade edilmektedir. Bir avukat mahkemeye asla bilerek yanlış veya yalan beyanda bulunmamalı, mesleki faaliyetleri kapsamında üçüncü şahıslara yalan söylememelidir. Bu yasaklamalar müvekkilin güncel çıkarlarına aykırı olabilir, ancak çok hassas bir sorun olan adaletin/yargının çıkarı ile müvekkilin çıkarı konusundaki çatışmalar avukatın aldığı eğitim sayesinde çözülecektir. Bu gibi konularda avukat baro veya hukuk birliğinden yardım talep edebilir. Son yapılan değerlendirmelere göre; bir avukat, ancak mahkemelerin ve üçüncü şahısların güvenini kazanmış ve adaletin/yargının adil bir şekilde yönetiminde kendisine aracı olarak güvenilirse, başarılı bir şekilde müvekkilini temsil edebilir.

İlke (J) – Avukatlık mesleğinin kendi kendisini düzenlemesi/denetlemesi:

Devletin, açık veya gizli bir şekilde avukatlık mesleğini ve avukatların faaliyetlerini denetlemesi bağımsız olmayan toplumların en belirgin özelliklerinden birisidir. Avrupa ülkelerinin pek çoğunda avukatlık mesleği kendi kendini denetleyen ve devlet tarafından denetimin yapıldığı bir uygulama sergilemektedir. Pek çok örnekte devletler temel
ilkelerin öneminin bilinci ile sır saklama, barolara kendi meslek kurallarını yapma yetkisi gibi hakları vermek suretiyle; yasal düzenlemelerle avukatlık mesleğini desteklemektedir.

CCBE; avukatların kendi kendini denetlemesi ve düzenlemesinin, devletten ve devlet karşısında bağımsız olması ile sağlanacağına inanmaktadır. Bağımsızlığı teminat altına alınmamış avukatların mesleki ve hukuki görevlerini gerçekleştirmeleri mümkün bulunmamaktadır.

AVRUPA AVUKATLIK MESLEK KURALLARI

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download [200.58 KB]

Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun

0

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun 8 Mart 2012 tarihinde 6284 nolu kanun numarası ile kabul edilerek 19.03.2012 tarihinde resmi gazetede yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Kanun, İstanbul Sözleşmesi çerçevesinde düzenlenmiştir.

KANUNUN GENEL GEREKÇESİ

Anayasanın 90 ıncı maddesinde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş mil­letlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşma­larla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı hüküm altına alınmıştır.

Türkiye tarafından 1985 yılında imzalanan ve 1986 yılında yürürlüğe gi­ren Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)’ne göre Sözleşmeye taraf devletler, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermekle yükümlü kılınmıştır. Birleşmiş Milletler CEDAW Ko­mitesinin 19 no.lu Genel Tavsiye Kararında kadınların insan hak ve temel öz­gürlüklerinden yararlanılmasını etkisizleştiren ya da ihlal eden cinsiyete dayalı şiddetin İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 inci maddesi anlamında ayrımcılık ol­duğu belirtilmiştir.

Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması Bildir­gesinde kadına yönelik şiddet, “ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik acı veya ıstırap veren ya da verebi­lecek olan cinsiyete dayalı bir eylem uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” şeklinde tanım­lanmaktadır.

Tüm bu uluslararası yükümlülüklerin ve insan haklarına saygılı, sosyal hukuk devleti olma konusundaki kararlılığın ilk sonucu olarak Anayasanın 10 uncu ve 41 inci maddelerinde değişiklikler yapılmıştır. Bu düzenlemelere göre devlet kadın-erkek eşitliğinin fiili olarak hayata geçirilebilmesi için her türlü tedbiri alacak, pozitif ayrımcılık yapabilecektir. Ayrıca çocuklar konusunda da uluslararası platformda taahhüt ettiği korumayı gerçekleştirecektir.

Son yıllarda başta kadınlar olmak üzere kişilere karşı işlenen şiddet olay­ları toplumumuzu sarsan boyutlara ulaşmıştır. Her geçen gün yaşanan dayak, işkence ve cinayet gibi şiddet olayları görsel ve yazılı basında izlenmektedir. Bu olaylara daha çok kadınlar ve çocuklar maruz kalmaktadırlar.

Kadına yönelik şiddet, en yoğun olarak aile içinde yaşanmaktadır. Şiddet; fiziksel, psikolojik, ekonomik açıdan mahrum bırakma ve cinsel şiddet dâhil, çok çeşitli şekillerde görülebilmektedir. Şiddet mağduru kadınlarda, özgüven eksikliği, kimlik sorunu, toplumsal yaşama katılımda ve kendini ifade etmede sorunlar yaşanmaktadır. Diğer yandan şiddet yetersiz beslenmeye, kronik has­talıkların artmasına, geçici ve kalıcı hastalıklara, kronik ağrılara, anne ölümle­rine ve intiharlara neden olmaktadır.

Şiddete tanık olan çocuklarda ruhsal davranış bozuklukları ve okulda ba­şarısızlık görülmekte ve ileriki yaşantılarında şiddet uygulamaya eğilimli bi­reyler olarak yetişerek şiddetten olumsuz etkilenmektedirler. Bu konu yalnızca kadınlar, erkekler ve çocuklar açısından değil aynı zamanda toplumumuzun geleceğinin sağlığı açısından da çok önemlidir.

Kişilere yönelik şiddet, bir insan hakkı ihlalidir. Bu nedenle günümüzde bu sorun özel alan sorunu olmaktan çıkarak toplumsal alanda tartışılmakta ve mücadelesi bir devlet politikası olarak kabul edilmektedir. Kadın-erkek eşitli­ğinin sağlanması, kadının insan haklarının teminat altına alınması devletlerin sorumluluğundadır.

Aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla hazırlanan ve 1998 yılında yürürlüğe giren 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanunun günümüzün ihtiyaçlarına cevap vermediği görüldüğünden kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin esas ve usulleri kapsayan ve düzenleyen bu Tasarı hazırlanmıştır.

Şiddet eylemlerine maruz kalan kişilere ve aile bireylerine koruma vaat eden bu Tasarının uygulanması aşamasında, şiddet mağdurunun ikinci bir mağ­duriyet daha yaşamaması adına, temel birtakım ilkelere uyulması zorunluluğu doğmaktadır. Bu bakımdan hizmetin sunulmasında insan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir usul izlenmesi, hakkında koruma tedbir kararı verilen kişi­lere hizmet sunulmasının insan onuruna yaraşır şekilde yerine getirilmesi, hiz­metin sunulması ve yürütülmesi sırasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yö­nünden ayrım yapılmaması, koruyucu tedbir kararı verilmesi ve uygulanması sırasında hakkında koruma tedbiri verilen kişilerin durumları dikkate alınarak özel ihtimam gösterilmesi, kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğin­deki meslek kuruluşları, üniversiteler, yerel yönetimler, vakıf, dernek ve diğer sivil toplum kuruluşları, gönüllü gerçek ve tüzel kişiler ile özel sektörün işbir­liği içinde çalışması ve bu konuda toplumsal sorumluluğun paylaşılmasının sağlanması ve son olarak bu Tasarı kapsamında verilen hizmetin ülke çapında eşit ve dengeli sunulması unsurları hem uluslararası hukuktan hem de Anaya­sadan kaynaklanan bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu Tasarı öncelikle en temel insan hakkı olan yaşam hakkının korunması, kadın cinayetlerinin son bulması amacıyla kurumların şiddetle mücadelenin her aşamasında aktif rol almasını sağlamayı hedeflemektedir. Yine bu Tasarıda Devletin şiddeti önlemesi, şiddete uğrayanı çok yönlü koruması ve şiddet uy­gulayan veya şiddet uygulama ihtimali bulunan kişinin, verilecek koruyucu tedbir kararları ile rehabilite edilmesi amaçlanmıştır.

Ayrıca, Tasarıda medya organlarına sorumluluk yükleyen yeni düzenle­melere yer verilmiştir. Zira modern medya araçları ve özellikle televizyonun, bireylerin bilgi, kanaat, tutum, duygu ve davranışları üzerinde büyük oranda şekillendirici ve belirleyici bir etkileme gücüne sahip olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Televizyon ile ilgili olarak gerçekleştirilen “içerik analiz­leri” ve “kanaat-davranış araştırmaları”, televizyon programlarının aile, eğitim, iş, yaş ve cinsiyet, doğum ve ölüm gibi birçok toplumsal gerçeklikler konu­sunda etkilerinin olduğunu, programlarda sergilenen mesajların bireyler üze­rinde etki yaptığını ortaya koymaktadır. Öte yandan, medyanın önemli bir bilgi yayma, geniş halk kitlelerini bilgilendirme aracı olma niteliği de bulunduğun­dan, bireyleri koruma, kuvvetlendirme ve dengeleme amaçları doğrultusunda da çok önemli hizmetler yerine getirebileceği, onların yaşam alanlarına, evle­rine kadar taşınan farklı mesajları çok sayıda insana iletebileceği kuşkusuzdur. Medyada defalarca yinelenerek verilen şiddet görüntülerinin, bireylerin beyin­lerinin ve kalplerinin derinliklerine işleyerek kalıcı izler bıraktığı özellikle de özdeşim kurma eğilim ve ihtiyacında olan bireyleri derinden etkilediği gözönüne alınmalıdır. Ayrıca toplumsal rollerle ilgili örnek davranış kalıpları ve hayatla ilgili örnek yaşam modellerinin bireylere sunularak yayın yapılması toplumumuzdaki bireylerin kişiliklerine olumlu etki yapacak ve toplumumuzun daha sağlıklı gelişmesine katkı sağlayacaktır.

HÜKÜMET GEREKÇESİ

Maddede Kanunun amacı ve kapsamı düzenlenmiştir. Buna göre şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, tüm çocukların, aile bireyleri ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarının Kanun hükümlerine göre ko­runmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.

ADALET KOMİSYONU DEĞİŞİKLİK GEREKÇESİ

Şiddet mağdurlarının şiddetten korunması için alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasların diğer taraftan da uygulama ve hizmetlerin sunulmasında esas alınacak temel ilkelerin düzenlenmesi amacıyla Tasarının 1’inci maddesine fıkra eklenmiş ve eklenen fıkra doğrultusunda da birinci bölümün ve maddenin başlığı Alt Komisyon tarafından değiştirilmiştir. Alt Komisyon tarafından ya­pılan değişiklikler Komisyonumuzca da uygun görülmüştür. Temel ilkeler bağlamında Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere atıf yapılmakla birlikte özellikle kadına yönelik şiddetin önlenmesi bağlamında Kadınlara Yö­nelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne özellikle atıf yapılması gerekliği nedeniyle, maddede bu yönde Komisyonumuzca değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişik­likler doğrultusunda Tasarının 1’inci maddesi kabul edilmiştir.

Kanun No: 6284  Tarihi: 8/3/2012

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Temel İlkeler ve Tanımlar

Amaç, kapsam ve temel ilkeler

MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

(2) Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında aşağıdaki temel ilkelere uyulur:

a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır.

b) Şiddet mağdurlarına verilecek destek ve hizmetlerin sunulmasında temel insan haklarına dayalı, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usul izlenir.

c) Şiddet mağduru ve şiddet uygulayan için alınan tedbir kararları insan onuruna yaraşır bir şekilde yerine getirilir.

ç) Bu Kanun kapsamında kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel tedbirler ayrımcılık olarak yorumlanamaz.

Tanımlar

MADDE 2 – (1) Bu Kanunda yer alan;

a) Bakanlık: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını,

b) Ev içi şiddet: Şiddet mağduru ve şiddet uygulayanla aynı haneyi paylaşmasa da aile veya hanede ya da aile mensubu sayılan diğer kişiler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddeti,

c) Hâkim: Aile mahkemesi hâkimini,

ç) Kadına yönelik şiddet: Kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranışı,

d) Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı,

e) Şiddet mağduru: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlara doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalan veya kalma tehlikesi bulunan kişiyi ve şiddetten etkilenen veya etkilenme tehlikesi bulunan kişileri,

f) Şiddet önleme ve izleme merkezleri: Şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik destek ve izleme hizmetlerinin verildiği, çalışmalarını yedi gün yirmidört saat esası ile yürüten merkezleri,

g) Şiddet uygulayan: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişileri,

ğ) Tedbir kararı: Bu Kanun kapsamında, şiddet mağdurları ve şiddet uygulayanlar hakkında hâkim, kolluk görevlileri ve mülkî amirler tarafından, istem üzerine veya resen verilecek tedbir kararlarını,

ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Koruyucu ve Önleyici Tedbirlere İlişkin Hükümler

Mülkî amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları

MADDE 3 – (1) Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere mülkî amir tarafından karar verilebilir:

a) Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması.

b) Diğer kanunlar kapsamında yapılacak yardımlar saklı kalmak üzere, geçici maddi yardım yapılması.

c) Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi.

ç) Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması.

d) Gerekli olması hâlinde, korunan kişinin çocukları varsa çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, kişinin çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak kaydıyla, on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının yarısını geçmemek ve belgelendirilmek kaydıyla Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak suretiyle kreş imkânının sağlanması.

(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a) ve (ç) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde mülkî amirin onayına sunar. Mülkî amir tarafından kırksekiz saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.

Hâkim tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları

MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki koruyucu tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

a) İşyerinin değiştirilmesi.

b) Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi.

c) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunundaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması.

ç) Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi.

Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları

MADDE 5 – (1) Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması.

b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi.

c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.

ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması.

d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.

e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.

f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.

g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.

ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.

h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması.

ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.

(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmidört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.

(3) Bu Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.

(4) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.

Suçlara ilişkin saklı tutulan hükümler

MADDE 6 – (1) Kişinin silah bulundurması, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmasının suç oluşturması dolayısıyla ya da fiilinin başka bir suç oluşturması nedeniyle;

a) Soruşturma ve kovuşturma evresinde koruma tedbirlerine veya denetimli serbestlik tedbirlerine,

b) Mahkûmiyet hâlinde ceza veya güvenlik tedbirlerinin infazına ve bu çerçevede uygulanabilecek olan denetimli serbestlik tedbirlerine,

ilişkin kanun hükümleri saklıdır.

İhbar

MADDE 7 – (1) Şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin varlığı hâlinde herkes bu durumu resmi makam veya mercilere ihbar edebilir. İhbarı alan kamu görevlileri bu Kanun kapsamındaki görevlerini gecikmeksizin yerine getirmek ve uygulanması gereken diğer tedbirlere ilişkin olarak yetkilileri haberdar etmekle yükümlüdür.

Tedbir kararının verilmesi, tebliği ve gizlilik

MADDE 8 – (1) Tedbir kararı, ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine verilir. Tedbir kararları en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hâkiminden, mülkî amirden ya da kolluk biriminden talep edilebilir.

(2) Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşıldığı hâllerde, resen, korunan kişinin ya da Bakanlık veya kolluk görevlilerinin talebi üzerine tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine, bu tedbirlerin kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilir.

(3) Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Bu kararın verilmesi, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez.

(4) Tedbir kararı, korunan kişiye ve şiddet uygulayana tefhim veya tebliğ edilir. Tedbir talebinin reddine ilişkin karar ise sadece korunan kişiye tebliğ edilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ilgili kolluk birimi tarafından verilen tedbir kararı şiddet uygulayana bir tutanakla derhâl tebliğ edilir.

(5) Tedbir kararının tefhim ve tebliğ işlemlerinde, tedbir kararına aykırılık hâlinde şiddet uygulayan hakkında zorlama hapsinin uygulanacağı ihtarı yapılır.

(6) Gerekli bulunması hâlinde, tedbir kararı ile birlikte talep üzerine veya resen, korunan kişi ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgileri veya kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgileri ve adresleri ile korumanın etkinliği bakımından önem taşıyan diğer bilgileri, tüm resmi kayıtlarda gizli tutulur. Yapılacak tebligatlara ilişkin ayrı bir adres tespit edilir. Bu bilgileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, ifşa eden veya açıklayan kişi hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

(7) Talep hâlinde ilgililere kişisel eşya ve belgelerinin kolluk marifetiyle teslimi sağlanır.

İtiraz

MADDE 9 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre verilen kararlara karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgililer tarafından aile mahkemesine itiraz edilebilir.

(2) Hâkim tarafından verilen tedbir kararlarına itiraz üzerine dosya, o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi hâkimi ile asliye hukuk mahkemesi hâkiminin aynı hâkim olması hâlinde ise en yakın asliye hukuk mahkemesine gecikmeksizin gönderilir.

(3) İtiraz mercii kararını bir hafta içinde verir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

Tedbir kararlarının bildirimi ve uygulanması

MADDE 10 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre alınan tedbir kararları, Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlükleri ile verilen kararın niteliğine göre Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluğa en seri vasıtalarla bildirilir.

(2) Bu Kanun kapsamında ilgili mercilere yapılan başvurular ile bu başvuruların kabul ya da reddine ilişkin kararlar, başvuru yapılan merci tarafından Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlüklerine derhâl bildirilir.

(3) Korunan kişinin geçici koruma altına alınmasına ilişkin koruyucu tedbir kararı ile şiddet uygulayan hakkında verilen önleyici tedbir kararlarının yerine getirilmesinden, hakkında koruyucu veya önleyici tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri veya bulunduğu ya da tedbirin uygulanacağı yer kolluk birimi görevli ve yetkilidir.

(4) Tedbir kararının, kolluk amirince verilip uygulandığı veya korunan kişinin kollukta bulunduğu hâllerde, kolluk birimleri tarafından kişi, Bakanlığın ilgili il veya ilçe müdürlüklerine ivedilikle ulaştırılır; bunun mümkün olmaması hâlinde giderleri Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak üzere kendisine ve beraberindekilere geçici olarak barınma imkânı sağlanır.

(5) Tedbir kararının ilgililere tefhim veya tebliğ edilmemesi, kararın uygulanmasına engel teşkil etmez.

(6) Hakkında barınma yeri sağlanmasına karar verilen kişiler, Bakanlığa ait veya Bakanlığın gözetim ve denetimi altında bulunan yerlere yerleştirilir. Barınma yerlerinin yetersiz kaldığı hâllerde korunan kişiler; mülkî amirin, acele hâllerde kolluğun veya Bakanlığın talebi üzerine kamu kurum ve kuruluşlarına ait sosyal tesis, yurt veya benzeri yerlerde geçici olarak barındırılabilir.

(7) İşyerinin değiştirilmesi yönündeki tedbir kararı, kişinin tabi olduğu ilgili mevzuat hükümlerine göre yetkili merci veya kişi tarafından yerine getirilir.

Kolluk görevleri

MADDE 11 – (1) Kolluk görevleri, kolluğun merkez ve taşra teşkilâtında bu Kanunda belirtilen hizmetlerle ilgili olarak, çocuk ve kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda eğitim almış ve ilgili kolluk birimlerince belirlenmiş olan yeteri kadar personel tarafından yerine getirilir.

Teknik yöntemlerle takip

MADDE 12 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre verilen tedbir kararlarının uygulanmasında hâkim kararı ile teknik araç ve yöntemler kullanılabilir. Ancak, bu suretle, kişilerin ses ve görüntüleri dinlenemez, izlenemez ve kayda alınamaz.

(2) Teknik araç ve yöntemlerle takibe ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.

Tedbir kararlarına aykırılık

MADDE 13 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur.

(2) Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi onbeş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.

(3) Zorlama hapsine ilişkin kararlar, Cumhuriyet başsavcılığınca yerine getirilir. Bu kararlar Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlüklerine bildirilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Merkezlerin Kurulması, Destek Hizmetleri ve

Kurumlararası Koordinasyon

Şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulması

MADDE 14 – (1) Bakanlık, gerekli uzman personelin görev yaptığı ve tercihen kadın personelin istihdam edildiği, şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik destek ve izleme hizmetlerinin verildiği, çalışmalarını yedi gün yirmidört saat esasına göre yürüten, çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenen, şiddet önleme ve izleme merkezlerini kurar.

(2) Kurulan merkezlerde şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik izleme çalışmaları yapılır ve destek hizmetleri verilir.

Destek hizmetleri

MADDE 15 – (1) Bu Kanun kapsamında şiddetin önlenmesi ve verilen tedbir kararlarının etkin olarak uygulanmasının izlenmesi bakımından şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri şunlardır:

a) Koruyucu ve önleyici tedbir kararları ile zorlama hapsinin verilmesine ve uygulanmasına ilişkin veri toplayarak bilgi bankası oluşturmak, tedbir kararlarının sicilini tutmak.

b) Korunan kişiye verilen barınma, geçici maddi yardım, sağlık, adlî yardım hizmetleri ve diğer hizmetleri koordine etmek.

c) Gerekli hâllerde tedbir kararlarının alınmasına ve uygulanmasına yönelik başvurularda bulunmak.

ç) Bu Kanun kapsamındaki şiddetin sonlandırılmasına yönelik bireysel ve toplumsal ölçekte programlar hazırlamak ve uygulamak.

d) Bakanlık bünyesinde kurulan çağrı merkezinin bu Kanunun amacına uygun olarak yaygınlaştırılması ve yapılan müracaatların izlenmesini sağlamak.

e) Bu Kanun kapsamındaki şiddetin sonlandırılması için çalışan ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmak.

(2) Korunan kişilerle ilgili olarak şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri şunlardır:

a) Kişiye hakları, destek alabilecekleri kurumlar, iş bulma ve benzeri konularda rehberlik etmek ve meslek edindirme kurslarına katılmasına yönelik faaliyetlerde bulunmak.

b) Verilen tedbir kararıyla ulaşılmak istenen amacın gerçekleşmesine yönelik önerilerde bulunmak ve yardımlar yapmak.

c) Tedbir kararlarının uygulanmasının sonuçlarını ve kişiler üzerindeki etkilerini izlemek.

ç) Psiko-sosyal ve ekonomik sorunların çözümünde yardım ve danışmanlık yapmak.

d) Hâkimin isteği üzerine; kişinin geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal, ekonomik ve psikolojik durumu hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunmak.

e) İlgili merci tarafından istenilmesi hâlinde, tedbirlerin uygulanmasının sonuçları ve ilgililer üzerindeki etkilerine dair rapor hazırlamak.

f) 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri uyarınca maddi destek sağlanması konusunda gerekli rehberliği yapmak.

(3) Şiddet uygulayanla ilgili olarak şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından verilecek destek hizmetleri şunlardır:

a) Hâkimin isteği üzerine; kişinin geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal, ekonomik ve psikolojik durumu ile diğer kişiler ve toplum açısından taşıdığı risk hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunmak.

b) İlgili makam veya merci tarafından istenilmesi hâlinde, tedbirlerin uygulanmasının sonuçları ve ilgililer üzerindeki etkilerine dair rapor hazırlamak.

c) Teşvik edici, aydınlatıcı ve yol gösterici mahiyette olmak üzere kişinin;

1) Öfke kontrolü, stresle başa çıkma, şiddeti önlemeye yönelik farkındalık sağlayarak tutum ve davranış değiştirmeyi hedefleyen eğitim ve rehabilitasyon programlarına katılmasına,

2) Alkol, uyuşturucu, uçucu veya uyarıcı madde bağımlılığının ya da ruhsal bozukluğunun olması hâlinde, bir sağlık kuruluşunda muayene veya tedavi olmasına,

3) Meslek edindirme kurslarına katılmasına,

yönelik faaliyetlerde bulunmak.

(4) Şiddet mağduru ile şiddet uygulayana yönelik hizmetler, zorunlu hâller dışında farklı birimlerde sunulur.

Kurumlararası koordinasyon ve eğitim

MADDE 16 – (1) Bu Kanun hükümlerinin yerine getirilmesinde kurumlararası koordinasyon Bakanlık tarafından gerçekleştirilir.

(2) Kamu kurum ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişiler, bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak kendi görev alanına giren konularda işbirliği ve yardımda bulunmak ve alınan tedbir kararlarını ivedilikle yerine getirmekle yükümlüdür. Gerçek ve tüzel kişiler, bu Kanun kapsamında Bakanlık çalışmalarını desteklemek ve ortak çalışmalar yapmak üzere teşvik edilir.

(3) Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşları ve radyolar, ayda en az doksan dakika kadınların çalışma yaşamına katılımı, özellikle kadın ve çocukla ilgili olmak üzere şiddetle mücadele mekanizmaları ve benzeri politikalar konusunda Bakanlık tarafından hazırlanan ya da hazırlattırılan bilgilendirme materyallerini yayınlamak zorundadır. Bu yayınlar, asgari otuz dakikası 17.00-22.00 saatleri arasında olmak üzere 08.00-22.00 saatleri arasında yapılır ve yayınların kopyaları her ay düzenli olarak Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna teslim edilir. Bu saatler dışında yapılan yayınlar aylık doksan dakikalık süreye dâhil edilmez. Bu süreler Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından denetlenir. Televizyon kuruluşları ve radyolarda yayınlanacak bilgilendirme materyalleri, Bakanlık birimleri tarafından üniversiteler, ilgili meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının da görüşleri alınarak hazırlanır.

(4) Bu Kanunda öngörülen görevlerin yerine getirilmesi sırasında kamu kurum ve kuruluşlarının personeli Bakanlık görevlilerine yardımcı olurlar.

(5) Tüm kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, personel ve üyelerinin bu Kanunun etkin bir biçimde uygulanması amacıyla Bakanlığın hazırlayıp koordine edeceği, kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda eğitim programlarına katılmasını sağlar.

(6) İlköğretim ve ortaöğretim müfredatına, kadının insan hakları ve kadın erkek eşitliği konusunda eğitime yönelik dersler konulur.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Mali Hükümler

Geçici maddi yardım yapılması

MADDE 17 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre geçici maddi yardım yapılmasına karar verilmesi hâlinde, onaltı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının otuzda birine kadar günlük ödeme yapılır. Korunan kişinin birden fazla olması hâlinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödeme yapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarının bir buçuk katını geçemez. Korunan kişilere barınma yeri sağlanması hâlinde bu fıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.

(2) Bu ödemeler, Bakanlık bütçesine, geçici maddi yardımlar için konulan ödenekten karşılanır. Yapılan ödemeler, şiddet uygulayandan tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde tahsil edilir. Bu şekilde tahsil edilemeyenler 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ilgili vergi dairesi tarafından takip ve tahsil edilir.

(3) Korunan kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun tespiti hâlinde yapılan yardımlar, bu kişiden 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

Nafaka

MADDE 18 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre nafakaya karar verilmesi hâlinde, kararın bir örneği, resen nafaka alacaklısının veya borçlusunun yerleşim yeri icra müdürlüğüne gönderilir.

(2) Nafaka ödemekle yükümlü kılınan kişinin Sosyal Güvenlik Kurumu ile bağlantısı olması durumunda, korunan kişinin başvurusu aranmaksızın nafaka, ilgilinin aylık, maaş ya da ücretinden icra müdürlüğü tarafından tahsil edilir. İcra müdürlüklerinin nafakanın tahsili işlemlerine ilişkin posta giderleri Cumhuriyet başsavcılığının suçüstü ödeneğinden karşılanır.

Sağlık giderleri

MADDE 19 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında koruyucu tedbir kararı verilen kişilerden genel sağlık sigortalısı olmayan ve genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi kapsamına da girmeyen veya genel sağlık sigortası prim borcu sebebiyle fiilen genel sağlık sigortasından yararlanamayan ya da diğer mevzuat hükümleri gereğince tedavi yardımından yararlanma hakkı bulunmayanlar; bu hâllerin devamı süresince, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında, gelir testine tabi tutulmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılır.

(2) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında önleyici tedbir kararı verilen kişinin aynı zamanda rehabilitasyonunun veya tedavi edilmesinin gerekli olduğuna karar verilmesi hâlinde, genel sağlık sigortası kapsamında karşılanmayan rehabilitasyon hizmetlerine yönelik giderler ile rehabilitasyon hizmetleri kapsamında verilmesi gereken diğer sağlık hizmetlerinin giderleri Bakanlık bütçesinin ilgili tertiplerinden karşılanır.

Harçlar ve masraflardan, vergilerden muafiyet ve davaya katılma

MADDE 20 – (1) Bu Kanun kapsamındaki başvurular ile verilen kararların icra ve infazı için yapılan işlemlerden yargılama giderleri, harç, posta gideri ve benzeri hiçbir ad altında masraf alınmaz. Bu Kanunun 17 ncimaddesi uyarınca yapılan ödemeler gelir vergisi ile veraset ve intikal vergisinden, bu ödemeler için düzenlenen kâğıtlar ise damga vergisinden müstesnadır.

(2) Bakanlık, gerekli görmesi hâlinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan idarî, cezaî, hukukî her tür davaya ve çekişmesiz yargıya katılabilir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

Kadrolar

MADDE 21 – (1) Ekli listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ait bölümüne eklenmiştir.

Yönetmelik

MADDE 22 – (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar altı ay içinde, Adalet, İçişleri, Maliye, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Bakanlık tarafından hazırlanan yönetmeliklerle düzenlenir.

Yürürlükten kaldırılan hükümler ve atıflar

MADDE 23 – (1) 14/1/1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

(2) Mevzuatta 4320 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu Kanuna yapılmış sayılır.

(3) Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce 4320 sayılı Kanun hükümlerine göre verilen kararların uygulanmasına devam olunur.

Şiddet önleme ve izleme merkezlerinin faaliyete geçmesi

GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Kanunun 14 üncü maddesinde kurulması öngörülen şiddet önleme ve izleme merkezleri, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde Bakanlık tarafından belirlenecek illerde pilot uygulama yapılmak üzere kurulur. Kuruluşları tamamlanıncaya kadar merkezlerin görevlerinin Bakanlığın hangi birimlerince yürütüleceği Bakanlık tarafından belirlenir.

Yürürlük

MADDE 24 – (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 25 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. 19/3/2012

Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü

0
Mirabel Kardeşler

Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü, her yılın 25 Kasım tarihi olarak belirlenmiştir. Dünya genelinde, kadına yönelik şiddeti durdurmak, duyarlılık ve farkındalık yaratarak kadına yönelik şiddeti sona erdirmek için farkındalık yaratmayı hedefleyen özel bir gündür. (International Day for the Elimination of Violence against Women) Her yıl için BM tarafından farklı bir tema belirlenmektedir. 

Bu gün, Mirabal Kardeşler’in Dominik Cumhuriyeti’ndeki diktatörlüğe karşı verdiği mücadeleyle sembolleşmiştir. 25 Kasım; 1960’da Dominik Cumhuriyeti‘nde faşist Trujillo Hükümeti’ne karşı ezilenlerin verdiği mücadelede sembol haline gelen Mirabel kardeşlerin tecavüz edilerek öldürüldüğü gündür. Bu gün, insanlığı geçmişte yaşadığı bir ayıbın ve utancın günüdür. Bu gün, kadına yönelik şiddetle mücadelenin ve farkındalığın artırılmasının simgesi haline gelmiştir.

25 Kasım 1960 tarihinde 3 kız kardeş, Patria, Minerva ve Maria Teresa Mirabel‘in, Trujillo diktatörlüğü tarafından tecavüz edilerek katledilmeleri ve cesetlerinin Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde bir uçurumun dibinde bulunması üzerine, Diktatörlük önce, bu ölümlerin nedeni olarak “trafik kazasını” göstermiş ancak asıl gerçeğin diktatörlük karşıtı Clandestina hareketinin kurucuları ve kadroları olan bu kadınların “tehlike” olarak görülerek tecavüz edilip katledildikleri ortaya çıkmıştır. Bu üç kadın diktatörlük karşıtı mücadelenin sembolü haline gelmişler, direniş hareketi bu sembollerle güçlenmiş ve bir yılın sonunda diktatörlük, Anti-Trujilo hareketi tarafından iktidardan düşürülmüştür.

Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Gününün Hikayesi

Birleşmiş Milletler, Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiriyi 1974 yılında kabul etmiş ve ve bu bildiride belirtilen ilkeleri uygulamaya yönelik adımlar atmıştır. Kadınlara Karşı Her Çeşit Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi 1979 yılında imzaya açılmış, Kadınlara karşı Şiddetin Tasfiye edilmesine dair Bildiri ise 1993 yılında ilan edilmiştir.

1981 yılında Kolombiya’nın Bogoto şehrinde bir araya gelen Latin Amerikalı ve Karaipli Kadınlar Kongresinde; Mirabel Kardeşlerin anısına 25 Kasım tarihi “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir.

Latin Amerika ilerici kadınlarının bu kararı, esas olarak faşist diktatörlüklerin şiddetine karşı kadınlar cephesinden bir mücadele ilanı anlamındadır.

Birleşmiş Milletler Kararı ve Mücadele Gününün Gündemleri 

Mücadele gününe ilişkin karar 17 Aralık 1999 tarihinde Birleşmiş Milletle Genel Kurulu tarafından alınmış ve A/RES/54/134 sayılı kararla ilan edilmiştir. 25 Kasım uluslararası düzeyde “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edilmiştir. Bu kararda, kadına yönelik şiddetin evrensel bir sorun olduğu, kadınların insan haklarının ihlal edilmesi anlamına geldiği ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için devletlerin sorumluluk alması gerektiği vurgulanmıştır. BM kararı, Latin Amerikalı kadın hakları savunucularının 1981 yılında başlattığı bu farkındalık gününü resmileştirerek küresel bir harekete dönüştürmüştür.

Kararda diğer uluslararası metinlerin yanı sıra Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi, Cezalandırılması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin İnter-Amerika Sözleşmesi‘ne de özel vurgu yapılmıştır.

BM Kararı; kadına yönelik şiddetin, tarihsel olarak erkeklerle kadınlar arasındaki eşitsiz güç ilişkilerinin bir tezahürü olduğunu, bunun erkeklerin kadınlar üzerinde baskı kurmasına ve ayrımcılık yapmasına neden olduğunu; kadına yönelik şiddetin, kadınları erkeklere göre ikincil pozisyonlara zorlayan temel sosyal mekanizmalardan biri olduğuna işaret etmiştir. 

Kadına Şiddetin Tanımı

Kadına yönelik şiddet “kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem, tehdit, zorlama, keyfi olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma” olarak tanımlanmaktadır. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi; töre cinayetleri, zorla evlendirme, cinsel istismar ve ayrımcılık gibi insan hakları ihlallerinin sona ermesini gerektirmektedir. Şiddet eylemleri kamu veya özel yaşamda gerçekleşebileceği gibi tehdit, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma durumlarını da içermektedir.

Devletlerin Sorumlulukları, kadınların şiddetten korunması için yasal ve sosyal düzenlemelerin yapılması, toplumda farkındalığın artırılması ve eğitimin desteklenmesidir. 

Küçük yaşta evlendirilme, çocuk doğurmaya zorlanma, erkeğe bağımlı yaşam, töre cinayetleri, evde ve iş yerinde zorla çalıştırılmak da kadına yönelik şiddet tanımı içindedir. Türkiye’de 2016 istatistiklerine göre, yanılma payları dikkate alınarak, çocuk yaşta evlilik oranının yüzde 15-20 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Azınlık gruplarına mensup kadınlar, yerli kadınlar, mülteci kadınlar, göçmen kadınlar, kırsal veya uzak bölgelerde yaşayan kadınlar, yoksul kadınlar, kurumlarda veya cezaevinde bulunan kadınlar, kız çocukları, engelli kadınlar, yaşlı kadınlar ve silahlı çatışma durumlarındaki kadınların şiddete karşı özellikle savunmasızdır.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı çalışmalar yapmak evrensel hukukun ve anayasanın devlete, kamu kurumlarına ve topluma yüklediği bir ödevdir.

Kadına yönelik şiddet, kadınların fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik yaşamlarını etkileyen küresel bir salgın halini almıştır. Kadınlar, insan haklarından ve temel özgürlüklerinden tam anlamıyla yararlanamamaktadır. Her üç kadından birinin fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığı tahmin edilmektedir. Her 10 dakikada bir kadın öldürülmektedir. 2023’te en az 51.100 kadın, cinsiyete dayalı şiddet döngüsü içinde eşleri ve aile üyeleri tarafından öldürülmüşlerdir. Birleşmiş Milletler’in “felaket” olarak tanımladığı şiddet döngüsü, işyerleri ve çevrimiçi ortamlar da dahil olmak üzere farklı alanlarda yoğunlaşmakta, iklim değişikliği nedeniyle daha da kötüleşmektedir.

Çözüm

  • Failleri cezasız bırakmamalıdır.
  • Şiddete karşı ulusal stratejiler geliştirilmelidir.
  • Kadın hakları hareketlerine daha fazla destek verilmelidir.
  • Kadına yönelik şiddetin, eşitlik, kalkınma ve barışın sağlanmasının önünde bir engel olduğu bilinci ile hareket edilmelidir. 
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği için bireyler, sivil toplum kuruluşları ve devletler el ele çalışmalıdır.
  • Kadına yönelik şiddeti sona erdirmek sadece kadınların değil, tüm toplumun sorumluluğu olduğu unutulmamalıdır.
  • Kadına yönelik şiddetin sosyal ve ekonomik yaşam üzerindeki olumsuz etkileri konusunda küresel ve ulusal sosyal bilinç yaratılmalıdır.
  • Toplumsal farkındalığın artması, kadın haklarının korunması ve bu konuda gerekli adımların atılması için hep birlikte çalışmak zorunludur.

Mirabel Kızkardeşler: Bir Mücadelenin Sembolü

Dominik Cumhuriyeti’nde ve Amerika’da çok satanlar listesinde olan yazar olan Julia Alvarez; Mirabel kız kardeşlerin hayatını anlattığı romanı olan “In the Time of The Butterflies” (Kelebekler Zamanı) yayımlamıştır. Bu kitap, Mirabel kız kardeşlerin kelebekler olarak tanınmasına neden olmuştur. 2000 yılı 25 Kasım’ında Mirabel Kardeşlerin cesetleri kadın  örgütleri tarafından doğdukları köye taşınmıştır. 2001 yılında “In the time of the butterflies-Kelebekler Zamanında” filmi çekilmiş ve büyük ilgi görmüştür.

Haklı Şiddet Yoktur

“Belki de bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor, haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz” (Maria Teresa Mirabel 1936)
“Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı; kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü” (Minerva Argentina Mirabel 1926)
“Çocuklarımızın, bu yoz ve zalim sistemde yetişmesine izin vermeyeceğiz. Bu sisteme karşı savaşmak zorundayız. Ben kendi adıma her şeyimi vermeye hazırım; gerekirse hayatımı da” (Patria Mercedes Mirabel 1924)

Lanzarote Sözleşmesi – Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması

0
Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi

Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi(Council of Europe Convention on the Protection of Children against Sexual Exploitation and Sexual Abuse) , Avrupa Konseyi üyesi ülkeler tarafından 25 Ekim .2007 tarihinde kabul edilerek Lanzarote’de imzalanmıştır.

Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilerek 25 Kasım 2010 tarihli ve 6084 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunmuş, Resmi Gazetenin 10.09.2011 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Çocukların cinsel şiddete karşı korunarak mağdurların ve ailelerin desteklenmesini öngören Sözleşme, hem Avrupa Konseyi ülkelerinin hem de konseye üye olmayan devletlerin imzasına açıktır.

Council of Europe Convention on the Protection of Children against Sexual Exploitation and Sexual Abuse (Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi)

Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi; çocukların, fail kim olursa olsun, cinsel sömürü ve istismara karşı korunmasını amaçlamakta; mağdur çocuklara etkin şekilde yardım edilmesini kararlaştırmaktadır.

Sözleşme, çocukların her türlü cinsel sömürü ve istismarına karşı; her devletin iç hukukunda önleyici, koruyucu ve ceza hukuku bakımından caydırıcı hukuki eve idari bir sistem kurmasını ve bu sistemin Avrupa Konseyi ve ilgili kuruluşlar tarafından denetimini hedeflemiştir.

Avrupa Konseyi Toplantısı – 2016

Sözleşmeye taraf olan devletler,mağdur çocukların kısa veya uzun süreçte, fiziksel ve psikososyal iyileşmelerine yardım etmek için gereken her türlü tedbiri almak; bu tedbirleri yürütürken çocuğun görüşleri, ihtiyaçları ve kaygılarını da dikkate almak dikkate almak zorundadır. Sözleşmenin temel amacı daha önce çocuk hakları ve çocukları korunması ile ilgili imzalanan uluslararası belgelerle inşa edilen korumayı güçlendirmek ve bu belgelerin öngördükleri standartları geliştirerek  tamamlamaktır.

Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi

Önsöz

Avrupa Konseyi Üye Devletleri ile diğer imza edenler;

Avrupa Konseyinin amacının üyeleri arasında daha sıkı birlik oluşturmak olduğunu göz önünde bulundurarak;

Her çocuğun küçük olma durumunun gerektirdiği ailesi, toplum ve Devlet tarafından koruma tedbirlerine hakkı olduğunu göz önünde bulundurarak;

Çocukların cinsel sömürüsünün, özellikle çocuk pornografisi ve fuhşunun ve çocukların her türlü cinsel istismarının, yurt dışında işlenen fiiller dahil olmak üzere, çocukların sağlık ve psikososyal gelişimi açısından yıkıcı olduğunu dikkate alarak;

Çocukların cinsel sömürüsünün ve istismarının hem ulusal hem de uluslararası düzeyde,  özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin (ICT) çocuklar ve failler tarafından artan kullanımı ile ilgili olarak endişe verici oranlara ulaştığı ve çocukların cinsel sömürüsü ve istismarını engellemek ve bununla mücadele etmek için uluslararası işbirliği gerektiği dikkate
alınarak;

Çocukların iyilik ve menfaatinin tüm üye Devletler tarafından paylaşılan temel değerler olduğunu ve hiçbir ayrım yapmadan geliştirilmesi gerektiğini göz önünde bulundurarak;

Resmi Gazete – Avrupa Konseyi Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi – İngilizce Metin İle Birlikte

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Çocukların cinsel sömürüsüne son verme tedbirlerinin detaylandınlması çağrısı yapan Devlet ve Hükümet Başkanları Avrupa Konseyi 3. Zirvesinde (Varşova, 16-17 Mayıs 2005) kabul edilen Eylem Planını hatırlayarak;

Çocukların ve genç yetişkinlerin cinsel sömürüsü, pornografisi ve fuhşu ile ticaretine ilişkin Bakanlar Komitesinin R (91) 11 Numaralı Tavsiye Kararını, çocukların cinsel sömürüye karşı korunması konusundaki Rec (2001) 16 Tavsiye Kararını,  Bilişim Suçlan Sözleşmesini (ETS No. 185), özellikle buradaki 9’uncu maddeyi, ve Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine karşı Eylem Sözleşmesini (CETS No. 197) Özellikle hatırlayarak;

İnsan Haklan ve Temel Özgürlükler Birleşmiş Milletler Sözleşmesini (1950, ETS No. 5), gözden geçirilmiş Avrupa Sosyal Haklan Sözleşmesini (1996, ETS No. 163) ve Avrupa Çocuk Haklarının Kullanımı Sözleşmesini (1996, ETS No. 160) akılda tutarak;

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, özellikle ilgili 34. maddesini, Çocukların Satışı, Çocuk ve Çocuk pornografisine İlişkin İhtiyari Protokol, Sınır aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin Özellikle Kadm ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandınlmasına Dair Protokol, Uluslararası Çalışma Örgütü Çok Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesini de akılda tutarak;

Çocukların Cinsel Sömürüsü ve Çocuk Pomografisiyle Mücadeleye İlişkin Avrupa Birliği Konseyi Çerçeve Kararını (2004/68/JHA), Mağdurların Cezai Takibatlardaki Durumu Hakkındaki Avrupa Birliği Konseyi Çerçeve Kararını (2001/220/JHA) ve İnsan Ticaretiyle Mücadeleye ilişkin Avrupa Birliği Konseyi Çerçeve Kararını (2002/629/JHA) akılda tutarak;

Bu alanda ilgili diğer uluslararası belgeleri ve programları, özellikle Çocuklann Ticari Amaçla Cinsel Sömürüsüne Karşı 1. Dünya Kongresinde (27-31 Ağustos 1996) kabul edilen Stockholm Beyannamesi ve Eylem Gündemini, Çocukların Ticari Amaçla Cinsel Sömürüsüne Karşı 2. Dünya Kongresinde (17-20 Aralık 2001) kabul edilen Yokohama Küresel Taahhüdünü, Çocukların Ticari Amaçla Cinsel Sömürüsüne karşı 2. Dünya Kongresine Hazırlık Konferansında (20-21 Kasım 2001) kabul edilen Budapeşte Taahhüdü ve Eylem Planını, 3. Zirveyi takiben kabul edilen ve Monako Konferansında (4-5 Nisan  2006) başlatılan “Çocuklara uygun bir dünya” Birleşmiş Milletler S-27/2 Genel Kurul Kararım ve “Çocuklar için ve çocuklarla bir Avrupa kurmak” adlı üç yıllık programını gerektiği gibi hesaba katarak;

Çocukları, fail kim olursa olsun, cinsel sömürü ve istismara karşı koruma ve mağdurlara yardım sağlama ortak amacına etkin şekilde katkıda bulunmaya kararlı olarak;

Her türlü cinsel sömürü ve istismara karşı mücadelenin önleyici, koruyucu ve ceza hukuku yönlerine odaklanan ve özel bir gözetim mekanizması kuran kapsamlı bir uluslararası belge hazırlama ihtiyacını göz önünde bulundurarak, aşağıdaki gibi anlaşmışlardır:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

1. Bolüm – Amaçlar, ayrımcılık yapmama ilkesi ve tanımlar
Madde 1- Amaçlar

1- Bu Sözleşmenin amaçları:

a – çocukların cinsel sömürüsü ve istismarını engellemek ve bunlarla mücadele etmek;

b – cinsel sömürü ve istismara maruz çocuk mağdurların haklarını korumak;

c – çocukların cinsel sömürü ve istismarına karşı ulusal ve uluslararası işbirliği geliştirmektir.

2- Bu Sözleşme Taraflarca hükümlerinin etkin uygulamasını temin etmek için özel bir gözetim mekanizması kurar.

Madde 2- Ayrımcılık yapmama ilkesi

Bu Sözleşme hükümlerinin Taraflarca uygulanması, özellikle mağdur haklarım koruma tedbirlerini kullanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diğer görüşler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlıkla bağlantı, mülk, doğum, cinsel eğilim, sağlık durumu, özürlülük veya diğer durumlar gibi hiçbir zeminde ayrımcılık yapılmamasını güvenceye
alır.

Madde 3- Tanımlar

Bu Sözleşme amacı için:

a- “Çocuk” 18 yaşın altındaki herhangi bir kişi anlamına gelir;

b- “Çocuğun cinsel sömürüsü ve istismarı” bu Sözleşmenin 18 ila 23’üncü maddelerde belirtilen davranışları içerir;

c- “Mağdur” cinsel sömürü veya istismara maruz kalan herhangi bir kişi anlamına gelir.

2. Bölüm – Önleyici tedbirler
Madde 4- İlkeler

Taraflardan her biri, çocukların cinsel sömürü ve istismarının her türünü engellemek ve çocukları korumak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 5- Çocuklarla ilişki içinde çalışan kişilerin işe alımı, eğitimi ve bilinçlendirilmesi

1- Taraflardan her biri eğitim, sağlık, sosyal koruma, adli ve emniyet sektörleri ve spor, kültür ve boş zaman aktiviteleri ile ilgili alanlarda, çocuklarla düzenli ilişki içinde olan kişiler arasında çocukların haklan ve korunması bilincini teşvik etmek için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

2- Taraflardan her biri, 1. fıkrada belirtilen kişilerin çocukların cinsel sömürüsü ve istismarı, bunları tespit etme ve 12. maddenin 1, fıkrasında belirtilen olasılık ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmalarım sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

3- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, çocuklarla düzenli ilişki gerektiren bu mesleklere girişte bu meslek adaylarının çocuklara cinsel sömürü veya istismar fiillerinden hüküm giymemiş olduğundan emin olmak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 6- Çocukların eğitimi

Taraflardan her biri, çocukların ilk ve orta öğretimde gelişen kapasitelerine uygun olarak, cinsel sömürü ve istismar risklerine ve kendilerini koruma yollarına ilişkin bilgi edinmelerini sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır. Anne babalarla işbirliği içinde sağlanan bu bilgi, uygun olduğu hallerde cinselliğe ilişkin daha genel bir bilgi kapsamında verilir ve risk durumlarına, özellikle yeni bilgi ve iletişim teknolojilerinin  kullanılmasını içeren durumlara dikkat çeker.

Madde 7- Önleyici müdahale programları veya tedbirleri Taraflardan her biri, Sözleşme uyarınca belirtilen suçlardan herhangi birini işleyebileceğinden çekinen kişilerin, uygun olduğu hallerde, işlenen suçun riskini değerlendirmek ve bu riski önlemek için tasarlanmış etkin müdahale programlarına veya tedbirlerine erişim sağlayabilmesini sağlar.

Madde 8- Kamusal tedbirler

1- Taraflardan her biri, çocukların cinsel sömürüsü’ve istismarı olgusu ve alınabilecek koruyucu tedbirler konusunda bilgi sağlayan kamuya yönelik bilinçlendirme kampanyaları geliştirir veya yürütür.

2- Taraflardan her biri, Sözleşme uyarınca belirlenen suçların reklamını yapan materyallerin yayımını önlemek veya yasaklamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 9- Çocukların, özel sektörün, medyanın ve sivil toplumun katılımı

1- Taraflardan her biri, gelişim kapasitelerine uygun olarak çocukların cinsel sömürü ve istismarı ile mücadeleye ilişkin devlet politikalarının, programlarının ve diğer girişimlerin geliştirilmesi ve uygulanmasına çocukların katılımını teşvik eder.

2- Taraflardan her biri, özellikle bilgi ve iletişim teknolojisi sektörü, turizm ve seyahat endüstrisi, banka ve fkıans sektörleri olmak üzere özel sektörü ve sivil toplumu çocukların cinsel sömürü ve istismarım önleme politikalarının detaylandınlmasuıa ve uygulanmasına katılmaya ve kendi kendine düzenleme veya ortak düzenleme yoluyla iç normlar uygulamaya teşvik eder.

3- Taraflardan her biri medyayı, medyanın bağımsızlığına ve basın özgürlüğüne saygı çerçevesinde, çocukların cinsel sömürü ve istismarının tüm yönlerine ilişkin uygun bilgi sağlanması için teşvik eder.

4- Taraflardan her biri, çocukları cinsel sömürü ve istismardan koruma ve bunları önleme amacıyla sivil toplum tarafından yürütülen, uygun olduğu hallerde fon kurma yolunu da içeren, proje ve programlarının finansmanım teşvik eder.

3. Bölüm – Uzman makamlar ve koordinasyon organları
Madde 10- Koordinasyon ve  işbirliği ulusal tedbirleri

1- Taraflardan her biri, özellikle eğitim sektörü, sağlık sektörü, sosyal hizmetler ve kolluk güçleri ve adli makamlar olmak üzere çocukların korunmasından, cinsel sömürü ve istismarlarının önlenmesinden ve buna karşı mücadeleden sorumlu farklı organların ulusal ve yerel düzeyde işbirliğini sağlamak için gereken tedbirleri alır.

2- Taraflardan her biri:

a kendilerine belirli kaynaklar ve sorumluluklar teinin edilmesini sağlayarak çocukların haklarının teşvik edilmesi ve korunması için bağımsız yetkili ulusal veya yerel kurumlan;

b kişisel verilerin korunmasına saygı göstererek, çocukların cinsel sömürüsü ve istismarı olgusunu gözlemleme ve değerlendirme amacıyla ulusal veya yerel seviyede ve sivil toplumla işbirliği içinde veri toplamak için mekanizmalar veya irtibat noktaları kurmak veya belirlemek için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.

3- Taraflardan her biri, çocukların cinsel sömürüsü ve istismarını daha iyi önlemek ve bunlarla daha iyi mücadele edebilmek için yetkili devlet makamları, sivil toplum ve özel sektör arasında işbirliğini teşvik eder.

4. Bolum – Koruyucu tedbirler ve mağdurlara yardım
Madde 11-İlkeler

1- Taraflardan her biri, mağdurlar, yakın akrabaları ve bakımlarından sorumlu kişiler için gereken desteği sağlamak amacıyla etkin sosyal programlar oluşturur ve multidisipliner yapılar kurar.

2- Taraflardan her biri mağdurun yaşı belirli değilse ve mağdurun bir çocuk olduğuna inanmak için nedenler varsa, yaşının tahkiki süresince mağdura çocuklar için sağlanan koruma ve yardım tedbirlerinin tanınmasını sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 12- Cinsel sömürü veya istismar şüphesinin rapor edilmesi

1- Taraflardan her biri, çocuklarla ilişki içinde çalışması istenilen belirli meslek sahiplerine İç hukuk tarafından getirilen gizlilik kuralının, bu meslek sahiplerinin, bir çocuğun cinsel sömürü veya istismar mağduru olduğuna inanmak için makul nedenlerin olduğu herhangi  bir durumu çocuk korumadan sorumlu servislere rapor etmeleri olasılığına engel teşkil etmemesini sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

2- Taraflardan her biri çocukların cinsel sömürüsü veya istismarı olduğunu bilen veya bu konuda, iyi niyetli şüphesi olan herhangi bir kişiyi bu durumu yetkili servislere bildirmesi için teşvik etmek üzere gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 13-Yardım hatları

Taraflardan her biri, gizlilik ve anonimliğe saygı içinde arayanlara danışma sağlamak üzere telefon veya İnternet yardım hatları gibi bilgi servisleri oluşturmayı teşvik etmek ve desteklemek için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 14- Mağdurlara yardım

1- Taraflardan her biri, mağdurların kısa veya uzun süreçte, fiziksel ve psikososyal iyileşmelerine yardım etmek için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır. Bu fıkra uyarınca alınan tedbirler çocuğun görüşleri, ihtiyaçları ve kaygılarım dikkate alır.

2- Taraflardan her biri, kendi iç hukukunun sağladığı şartlar altında, mağdurlara yardım etmekle uğraşan sivil toplum örgütleri, diğer ilgili örgütler veya sivil toplumun diğer unsurlarıyla işbirliği yapmak için tedbirler alır.

3- Çocuğun anne babası veya bakımından sorumlu kişi, çocuğun cinsel sömürüsü veya istismarına karışmış ise, 11. Maddenin 1. fıkrasının uygulanmasında ele alman müdahale usulleri aşağıdakileri içerir:

– varsayılan failin uzaklaştırılması ihtimali;
– mağdurun kendi aile ortamından çıkarılması olasılığını içerir. Bu çıkarılmanın şartlan ve süresi çocuğun yüksek menfaatine uygun şekilde belirlenir.

4- Taraflardan her biri, mağdura yakın olan kişilerin, uygun olan hallerde, tedavi amaçlı yardımlardan, özellikle acil psikolojik bakımdan, yararlanmalarını sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

5. Bölüm – Müdahale programları ve tedbirleri

Madde 15- Genel ilkeler

1- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, çocuklara karşı cinsel nitelikli mükerrer suç riskini önleme ve en aza düşürme amacıyla 16. Maddenin 1 ve 2. fıkralarında belirtilen kişiler için etkin müdahale programlan veya tedbirleri sağlar veya bunları geliştirir. Bu programlar ve tedbirler, iç hukukta belirlenen şartlara uygun olarak, dava sırasında, hapishane içinde ve dışında her daim erişilebilir olmalıdır.

2- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, yetkili makamlar, özellikle sağlık hizmetleri ve sosyal hizmetler, ile adli makamlar ve 16. Maddenin 1 ve 2. fıkralarında belirtilen kişileri takipten sorumlu diğer organlar arasında ortaklık veya diğer işbirliği türlerinin geliştirilmesini sağlar veya iyileştirir.

3- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, uygun programlar ve tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçların 16, Maddenin 1 ve 2. fıkralarında belirtilen kişiler tarafından muhtemel tekrarlanma riskleri ve tehlikeliliğinin bir değerlendirmesini öngörür.

4- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, uygulanan programlar ve tedbirlerin etkinliğinin değerlendirmesini öngörür.

Madde 16- Müdahale programlan ve tedbirlerinin alıcıları

1 – Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçlardan herhangi biri nedeniyle hakkında ceza davası bulunan kişilerin, savunma hakkına aykırı veya zarar verici olmayan şartlar altında ve adil ve tarafsız bir yargılamanın gerekliliklerine, özellikle masumiyet karinesi ilkesini düzenleyen kurallara saygı içinde, 15. Maddenin l fıkrasında belirtilen programlan veya tedbirleri kullanmalarını sağlar.
2- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçlardan herhangi birinden hüküm giyen kişilerin 15. Maddenin 1. fıkrasında belirtilen programlar veya tedbirlere katılabilmelerini sağlar.

3- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, cinsel davranış problemlerine çözüm bulmak amacıyla cezai sorumluluk yaşının altında olanlar dahil cinsel suç işleyen, çocukların gelişimsel ihtiyaçlarım karşılamak için müdahale programlan veya tedbirlerinin geliştirilmesini veya uyarlanmasını sağlar.

Madde 17- Bilgi ve rıza

1- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, 16. maddede belirtilen  kendilerine müdahale programlan veya tedbirleri Önerilen kişilerin, önerinin nedenleri hakkında tümüyle bilgilendirilmelerini ve program ve tedbir hakkında tam bilgi sahibi olarak rıza göstermelerini sağlar.

2- Taraflardan her biri, kendi iç hukukuna uygun olarak, kendilerine müdahale programlan veya tedbirleri önerilen kişilerin bunları reddedebilmelerini ve hüküm giymiş kişiler söz konusu olduğunda, bu reddin muhtemel sonuçlarının farkında olmalarını sağlar.

6. Bolüm – Maddi ceza hukuku
Madde 18- Cinsel istismar

l- Taraflardan her biri aşağıdaki kasti fiilin suç kapsamına girmesini sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır:

a – ulusal hukukun ilgili hükümlerine göre yasal olarak cinsel erginlik yaşına gelmemiş olan bir çocukla cinsel faaliyetlerde bulunmak;

b – bir çocukla aşağıdaki yollarla cinsel faaliyette bulunulması halinde:

– zor, güç veya tehdit kullanma; veya

– aile içi dahil, çocuk üzerinde güven, yetki veya etki gerektiren mevkii kullanarak istismar; veya

– özellikle bir zihinsel veya fiziksel özürlülük veya bağımlılığı sebebiyle, çocuğun özellikle savunmasız bir durumundan yararlanarak istismar.

2- Yukarıdaki 1. fıkra amacına uygun olarak, Taraflardan her biri bir çocukla cinsel faaliyette bulunmama yasak olduğu yaş alt sınırına karar verir.

3- La fıkrasının hükümleri, küçükler arasında rızaya dayalı cinsel faaliyetleri düzenlemeye yönelik değildir.

Madde 19- Çocuk fuhşuna ilişkin suçlar

1- Taraflardan her biri, aşağıdaki kasti davranışların suç kapsamına girmesini sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır:

a – bir çocuğu Muş için işe almak veya bir çocuğun fuhşa katılmasına neden olmak;

b – bir çocuğu fuhuş için zorlamak veya bu amaçla, bir çocuk üzerinden kazanç sağlamak veya çocuğu istismar etmek;

c – çocuk fuhşuna başvurmak.

2- Bu madde kapsamında, “çocuk fuhuşu” ifadesi; ödeme olarak para veya herhangi bir ücret ya da bedel verilmesi veya vaat edilmesi karşılığında, bu ödemenin, vaadin veya bedelin çocuğa mı yoksa üçüncü bir kişiye mi yapıldığına bakılmaksızın, bir çocuğu cinsel faaliyetler için kullanma eylemi anlamına gelir.

Madde 20- Çocuk pornografisine ilişkin suçlar

1- Taraflardan her biri aşağıdaki kasti davranışın, hakkı olmadan işlenmesi halinde, suç kapsamına girmesini sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır:

a – çocuk pornografisi üretimi;

b – çocuk pornografisi teklifi veya sağlanması;

c – çocuk pornografisi dağıtımı veya yayınlanması;

d – kendisi veya başkası için çocuk pornografisi temin etmek;

e – çocuk pornografisine sahip olmak;

f – bilgi ve iletişim teknolojileri yoluyla bilerek çocuk pornografisine erişim sağlamak.

2- Bu madde kapsamında, “çocuk pornografisi” ifadesi; görsel olarak bir çocuğun gerçek veya temsili açık cinsel ilişkiye girdiğini ortaya koyan veya bir çocuğun cinsel organlarının cinsel amaç öncelikli olarak her türlü gösterimini içeren herhangi bir materyali ifade eder.

3- Taraflardan her biri, aşağıda belirtilen pornografik materyallerin üretimi ve sahipliğine 1.a ve 1.e fıkralarını kısmen veya tamamen uygulamama hakkını saklı tutabilir:

– tamamen temsili sunumlardan veya var olmayan bir çocuğun görüntülerinden oluşan;

-18. Maddenin 2. fıkrasının uygulanmasında belirlenen yaşa ulaşmış ve bu görüntüleri kendi rızalarıyla ve sadece kendi özel kullanımları için üretip iyeliklerinde bulunduran çocukları içeren.

4- Taraflardan her biri, l.f. fıkrasını uygulamama hakkını, kısmen veya tamamen, saklı tutabilir koyabilir.

Madde 21- Bir çocuğun pornografik gösterilere katılımına ilişkin suçlar

1- Taraflardan her biri, aşağıdaki kasti fiilin suç kapsamına girmesini sağlamak için gereken  yasal ve diğer tedbirleri alır:

a – bir çocuğu pornografik gösterilere katılması için işe almak veya bir çocuğun böyle gösterilere katılımına neden olmak:

b – bir çocuğu pornografik gösterilere katılması için zorlamak veya bir çocuk üzerinden kazanç sağlamak veya bu amaçla çocuğu her türlü istismar etmek;

c – bilerek çocukların katılımını içeren pornografik gösterilere katılmak.

2- Taraflardan her biri, lc fıkrasının çocukların 1.a veya 1.b fıkralarına uygun olarak işe alındığı veya icbar edildiği durumlara uygulanmasını kısıtlama hakkım saklı tutabilir.

Madde 22- Çocukların suiistimali

Taraflardan her biri, cinsel amaçlarla, 18. Maddenin 2. fıkrasının uygulanmasında belirlenen yaşa ulaşmamış bir çocuğun katılım olmadan da olsa cinsel sömürü veya cinsel faaliyetlere tanık olmasına kasten neden olmanın suç olarak düzenlenmesi için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 23- Çocukların cinsel amaçlar için teşviki

Taraflardan her biri, 18. Maddenin 2. fıkrasının uygulanmasında belirlenen yaşa ulaşmamış bir çocuğa, bilgi ve iletişim teknolojileri yoluyla bir yetişkinin, 18. Maddenin la fıkrası veya 20. Maddenin la fıkrası uyarınca belirlenen suçlardan herhangi birini işlemek amacıyla kasten buluşma teklifinde bulunmasını, bu teklifi takiben söz konusu buluşmayla sonuçlanacak icra hareketlerinin gerçekleşmesi halinde, suç olarak düzenlemek için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 24- İştirak ve teşebbüs

1- Taraflardan her biri, bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçlardan herhangi birine yardım ve yataklığın kasten işlenmesinin suç olarak düzenlenmesi için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

2- Taraflardan her biri bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçlardan herhangi birine teşebbüsün kasten işlenmesinin suç olarak düzenlenmesi için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

3- Taraflardan her biri, 20. Maddenin 1.b, d, e ve f fıkraları, 21. Maddenin 1.c fıkrası, 22 ve 23. Maddeler uyarınca belirlenen suçlara ikinci fıkranın kısmen veya tamamen uygulanmaması hakkım saklı tutabilir.

Madde 25- Yargı yetkisi

1- Taraflardan her biri, bu Sözleşme uyarınca belirlenen herhangi bir suçun:

a – kendi ülkesinde; veya

b – o Tarafın bayrağım taşıyan bir gemi üzerinde; veya

c – o Tarafın kanunları altında kayıtlı bir hava taşıtının içinde; veya

d – kendi vatandaşlarından biri tarafından; veya

e – kendi ülkesinde sürekli ikamet adresi olan bir kişi tarafından işlenmesi halinde; bu suçlar üzerinde yargı yetkisi kurmak için gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.

2- Taraflardan her biri, suç kendi vatandaşlarından birine veya kendi topraklarında mutat ikametgahı olan bir bir kişiye karşı işlendiğinde, bu Sözleşme uyarınca belirlenen herhangi bir suç hakkında yargı yetkisi kurmak için gereken yasal ve diğer tedbirleri almaya çaba gösterir.

3- Taraflardan her biri, imza sırasında veya onay, kabul, tasdik veya katılım belgelerini tevdi ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yazılmış bir beyan yoluyla, bu maddenin 1.e fıkrasında düzenlenen yargılama yetkisi kurallarını uygulamama veya sadece belirli durum ve şartlarda uygulama hakkını saklı tuttuğunu beyan edebilir.

4- Taraflardan her biri, bu Sözleşmenin 18, 19. Maddeleri, 20 Maddesinin 1.a fikrası ve 21. Maddenin 1.a ve b fıkrası gereğince belirlenen suçların kovuşturulması amacıyla 1.d fıkrasının söz konusu olduğu durumlarda yargılama yetkisinin, fiillerin işlendikleri yerde de suç olarak düzenlenmiş olması şartına bağlı olmamasını sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

5- Taraflardan her biri, imza sırasında veya onay, kabul, tasdik veya katılım belgelerini tevdi ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine hitaben yazılmış bir beyan yoluyla, 18. Maddenin 1.b fıkrasının ikinci ve üçüncü alt paragrafları uyarınca belirlenen suçlara ilişkin bu maddenin 4. paragrafının uygulanmasını sınırlama hakkının vatandaşının mutat ikametgahının kendi topraklan üzerinde olduğu durumlarla saklı tuttuğunu açıklayabilir.

6- Taraflardan her biri, bu Sözleşmenin 18, 19. maddeleri, 20 maddesinin la fıkrası ve 21. maddesi gereğince belirlenen suçların kovuşturulması amacıyla 1.d ve e fıkraları söz konusu olduğunda yargılama yetkisinin ancak mağdurun bildirimi veya suçun işlendiği ülkenin şikayeti üzerine kovuşturma açılabileceği şartına bağlı olmamasını sağlamak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

7- Taraflardan her biri, varsayılan suçlunun kendi ülkesinde olduğu ve yalnızca uyruğu nedeniyle sanığı başka bir Tarafa iade etmediği hallerde, bu Sözleşme uyarınca belirlenen suçlar üzerinde yargılama yetkisini kurmak için gereken yasal ve diğer tedbirleri alır.

8- Bu Sözleşme uyarınca, birden çok Tarafın varsayılan bir suç üzerinde yargılama yetkisinin bulunduğunu iddia ettikleri hallerde, ilgili taraflar, uygun olduğu taktirde kovuşturma için en uygun yargı yetkisini belirlemek amacıyla görüşür.

9- Uluslararası hukukun genel kuralları saklı kalmak koşuluyla, bu Sözleşme kendi iç hukuku gereğince bir Taraf tarafından uygulanan herhangi bir cezai yargı yetkisini hariç tutmaz.

Madde 26- Tüzel Kişilerin Sorumluluğu

1- Taraflardan her biri, bu Sözleşme uyarınca öngörülen ve tüzel kişilik içinde aşağıda sayılanlara dayalı olarak lider pozisyonuna sahip herhangi bir gerçek kişi tarafından, tüzel kişilik çıkarına, gerek bireysel gerekse tüzel kişiliğin bir organının parçası sıfatıyla işlenen bir suçtan bir tüzel kişiliğin sorumlu tutulabilmesi için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alır:

a. Tüzel kişiliği temsil gücü

b. Tüzel kişilik adına karar alma yetkisi

c. Tüzel kişilik içerisinde kontrol yetkisi

2- Paragraf l’de daha önce öngörülen haller dışında, paragraf l’de bahsedilen gerçek kişinin denetim ve kontrolünün yokluğu, bu tüzel kişiliğin yararına olarak tüzel kişilik otoritesi altında hareket eden bir gerçek kişi tarafından bu Sözleşmeye göre suç sayılan bir eylemin işlenmesini mümkün kılıyorsa, taraflardan her biri tüzel kişiliğin sorumlu tutulabilmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

3- Tarafın hukuk kurallarına göre tüzel kişiliğin sorumluluğu cezai, hukuki ya da idari olabilir.

4- Bu tür bir sorumluluk, suçu işleyen gerçek kişilerin cezai sorumluluğuna halel getirmez.

Madde 27- Yaptırımlar ve Tedbirler

1- Taraflardan her biri, bu Sözleşmedeki suçların ciddiyeti göz önünde bulundurularak etkin, makul ve caydırıcı yaptıranlarla cezalandırılmasını sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır. Bu yaptırımlar, suçlu iadesine yol açabilecek hürriyeti bağlayıcı cezalan da içerir.

2- Taraflardan her biri, 26. madde uyarınca sorumlu görülen tüzel kişilere cezai ve cezai olmayan para cezaların ve özellikle aşağıda sıralanan tedbirler gibi başka tedbirleri de içeren etkin, orantılı ve caydırıcı yaptırımların uygulanmasını sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır:

a. Kamusal menfaatlerden ve yardımından men;

b. Ticari faaliyetlerden devamlı ya da geçici olarak men;

c. Adli denetim altına almak;

d. Tasfiye.

3- Taraflardan her biri;

a. -Bu Sözleşmedeki suçların işlenmesinde veya işlenmesine yardım için kullanılan mallar, belgeler ve diğer araçlara

-bu tür suçlardan elde edilen kazanca veya değeri bu tür kazanca denk gelen mal varlığına el koyma ve bunların müsaderesi için;

b. Bu Sözleşmedeki suçların işlenmesi için kullanılan her hangi bir müessesenin, iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarına halel getirmeksizin, geçici ya da daimi olarak kapatılmasını ya da suçlunun çocuklarla teması içeren ve icrası sırasında suçların işlendiği mesleki veya gönüllü faaliyetlerden men edilmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

4- Taraflardan her biri, faillerle ilgili olarak velayet hakkının kaldırılması ya da hükümlü kişilerin gözetimi veya denetimi gibi başka tedbirler benimseyebilir.

5- Taraflardan her biri, bu madde uyarınca müsadere edilen mal varlığı veya suçtan elde edilen kazancın, bu Sözleşme uyarınca öngörülen suçların mağdurları için önleme ve yardım programlarını finanse etmek üzere özel bir fona tahsis edilmesini sağlayabilir.

Madde 28- Ağırlaştırıcı durumlar

Taraflardan her biri, aşağıdaki durumların, suçu oluşturan unsurların bir parçası olmadıkları takdirde, iç hukukun ilgili hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşmedeki suçlara ilişkin yaptırımlara karar verilirken ağırlaştırıcı durum olarak değerlendirilmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır:

a. Suç mağdurun fiziksel ve akıl sağlığını ciddi olarak zarar vermişse;

b. Suçun öncesinde veya beraberinde işkence veya ciddi şiddet eylemleri olduysa;

c. Suç özel olarak savunmasız bir mağdura karşı işlenmişse;

d. Suç ailenin bir üyesi tarafından, çocukla beraber yaşayan bir şahıs ya da yetkisini kötüye kullanan bir kişi tarafından işlenmişse;

e. Suç beraber hareket eden birkaç kişi tarafından işlenmişse;

f. Suç bir suç örgütü çerçevesinde işlenmişse;

g. Fail daha önce aynı türden bir suçtan hüküm giymişse.

Madde 29- Önceki mahkumiyetler

Taraflardan her biri, yaptırımlara karar verirken bu Sözleşme uyarınca öngörülen suçlara ilişkin olarak başka bir Tarafça alınan nihai kararlan göz önüne alma imkanını sağlayıcı gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır

7. Bölüm- Soruşturma, Kovuşturma ve Usul Hukuku

Madde 30-İlkeler

1- Taraflardan her biri soruşturmanın ve ceza davasının çocukların yüksek menfaatlerine uygun ve haklarına saygı içinde yürütülmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

2- Taraflardan her biri, soruşturma ve ceza davasının çocuğun yaşadığı travmayı ağırlaştırmamasını ve uygun olduğunda cezai cevaba yardımın eşlik etmesini sağlayarak mağdurlara karşı koruyucu bir yaklaşım benimser.

3- Taraflardan her biri soruşturma ve ceza davalarının öncelikli olarak ele alınmasını ve haksız gecikmeler olmaksızın yerine getirilmesini sağlar.

4- Taraflardan her biri, bu bölüm altındaki tedbirlerin İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin 6. Maddesine uygun olarak adil ve tarafsız yargılamanın gerekleri ve savunma haklarına halel getirmemesini sağlar.

5- Taraflardan her biri, kendi iç hukukun temel kurallarına uygun olarak,

– Bu Sözleşme uyarınca öngörülen suçların mümkün olduğunda gizli operasyonlara da izin vererek etkin bir şekilde soruşturulması ve kovuşturulmasını sağlamak;

– Madde 20’deki suçların mağdurların, özellikle bilgi ve iletişim teknolojileri yoluyla yayınlanan veya iletilen fotoğraf ve görüntü kayıtlan gibi çocuk pornografisi materyallerini analiz ederek belirlemek için birimler ve soruşturma hizmetleri sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 31- Genel koruma tedbirleri

1- Taraflardan her biri, mağdurların özellikle tanık sıfatıyla hak ve çıkarlarım korumak için soruşturma ve cezai davalarını her aşamasında, özellikle aşağıda belirtilen yollarla gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır:

a. Mağdurları, ifade sırasındaki haklan ve kendilerine tahsis edilen hizmetler ve böyle bir bilgiyi istemediklerini ifade etmedikleri sürece şikayetleri konusundaki gelişmeler, ücretler, soruşturma ve davanın genel seyri ve bu aşamalardaki rolleri ile davaların sonuçlan hakkında bilgilendirmek;

b. En azından mağdurların ve ailelerinin tehlikede olabileceği durumlarda, yargılanan ya da hüküm giyen kişinin geçici ya da tamamen serbest bırakıldığı konusunda gerektiğinde bilgilendirilebilmelerini sağlamak;

e. İç hukukun usul kurallarına uygun şekilde, delillerden haberdar olmalarını, delil sağlamalarını ve görüşlerinin, ihtiyaçlarının ve endişelerinin doğrudan ya da bir aracı ile alınması ve değerlendirilmesi yöntemlerini seçmelerini sağlamak;

d. Hak ve çıkarlarının tam olarak temsil edilmesi ve dikkate alınması için uygun destek hizmetlerini sağlamak;

e. Mahremiyetlerini, kimliklerini ve görünüş şekillerini korumak ve iç hukuka uygun tedbirler alarak kimliklerinin tespit edilmesine yol açacak her türlü bilginin yayılmasını engellemek;

f. Kendilerinin, ailelerinin ve tanıklarının yıldırma, kısas ve çifte mağduriyetten korunmalarını sağlamak;

g. Yetkili makamlar, çocuğun yüksek çıkarları ya da soruşturma veya kovuşturmanın gerekleri için başka türlü karar vermedikçe mağdurların ve faillerin soruşturma ve mahkeme binalarında doğrudan temasta olmamalarını sağlamak;

2- Taraflardan her biri mağdurlara, yetkili makamlarla ilk temaslarından itibaren ilgili adli ve idari işlemler hakkında bilgi almalarını garanti eder.

3- Taraflardan her biri mağdurların, ceza davasında taraf sıfatı alabilecek konumda iseler; şartlarını haiz oldukları taktirde, ücretsiz olarak adli yardım almalarını sağlar.

4- Taraflardan her biri, iç hukuka göre mağdur bir ceza davasında taraf olabilecek durumdaysa ve velisi olan kişiler çocukla aralarındaki çıkar çatışmasının sonucu olarak bu davada çocuğu temsil etme yetkisinden yoksun bırakılmışsa; adli makamların mağdur için özel bir temsilci tayin etmesini sağlar.

5- Taraflardan her biri, yasal ya da diğer tedbirler yoluyla ve iç hukukunun öngördüğü şartlara uygun olarak; grup, vakıf, dernek veya devlete bağlı örgütler ya da sivil toplum örgütlerinin işbu Sözleşmedeki suçlarla ilgili cezai işlemler boyunca buna rıza gösteren mağdurlara yardım ve destek sağlamalarına imkan tanır.

6- Taraflardan her biri bu maddenin hükümlerine uygun olarak mağdurlara verilen bilginin yaşlarına ve olgunluklarına uygun şekilde ve anlayabildikleri dilde verilmesini sağlar.

Madde 32- İşlemlerin Başlatılması

Taraflardan her biri işbu Sözleşmedeki suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının mağdur tarafından yapılan bir açıklama ya da suçlamaya dayandırılmamasını ve mağdur ifadelerini geri alsa bile işlemlerin devam etmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 33- Zaman Aşımı

Taraflardan her biri, Madde 18, 19 paragraf 1.a ve b ile madde 21 paragraf 1.a ve b maddelerinde düzenlenen suçlar bağlamında başlatılacak takibat işlemleri için zamanaşımı süresinin, mağdur, reşit yaşa geldikten sonra ve söz konusu suçun ağırlığıyla orantılı olarak etkili takibat işlemlerinin başlatılmasına izin verilmesini sağlayacak yeterli sürenin verilmesini temin için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 34- Soruşturmalar

1- Taraflardan her biri, soruşturmalardan sorumlu kişilerin, birimlerin ya da servislerin çocukların cinsel sömürü ve istismarı ile mücadele alanında uzmanlaşmış olmaları ya da kişilerin bu amaçla eğitilmiş olmaları için gerekli tedbirleri kabul eder. Bu birim ve servisler yeterli mali kaynaklara sahip olmalıdırlar.

2- Taraflardan her biri mağdurun gerçek yaşıyla ilgili belirsizliğin cezai soruşturmanın başlatılmasına engel olmamasını sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

Madde 35- Çocuğun ifadesinin alınması

1- Taraflardan her biri aşağıdakileri sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır:

a. Çocukla yapılacak mülakatın, yetkili makamlara vak’alar bildirildikten sonra haksız bir gecikme olmaksızın gerçekleştirilmesi;

b. Çocukla yapılacak mülakatın” gerekli görülüyorsa, bu amaçla tasarlanmış ya da uygun hale getirilmiş binalarda gerçekleştirilmesi;

c. Çocukla yapılacak mülakatın bu amaçla eğitilmiş profesyoneller tarafından  gerçekleştirilmesi;

d. Mümkün ve uygunsa, çocukla yapılacak bütün mülakatların aynı kişiler tarafından gerçekleştirilmesi;

e. Çocukla yapılacak mülakatların cezai işlemlerin amacı için gerekli olan kadar ve mümkün olduğunca sınırlı tutulması;

f. Çocuğa, yasal temsilcisinin ya da uygun olduğu takdirde kendi seçeceği bir yetişkinin; bu kişiye yönelik aksi yönde bir karar alınmamışsa, eşlik etmesi.

2- Taraflardan her biri, mağdurla ya da çocuk tanıkla yapılan tüm mülakatların sesli görüntülü olarak kaydedilmesini ve bu kayıtların gerektiğinde iç hukuktaki kurallara uygun olarak mahkeme işlemlerinde delil olarak kabul edilmesini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

3- Mağdurun yaşı konusunda bir belirsizlik ve mağdurun çocuk olduğuna inanılacak sebepler var ise; yaşının doğrulanması beklenilirken paragraf 1 ve 2’deki tedbirler  uygulanır.

Madde 36- Ceza mahkemesi işlemleri

1- Taraflardan her biri, hukuki mesleklerin bağımsızlığım yöneten kurallara saygı içinde; çocuk haklan ve çocukların cinsel sömürü ve istismar konusunda eğitimlerin ceza mahkemesi işlemlerine katılan bütün kişiler; özellikle de hakim, savcı ve avukatlar için temin edilmesini sağlamak amacıyla gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

2- Taraflardan her biri, iç hukukundaki kurallara göre, aşağıdakilerin sağlanması için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır:

a. Hakimin duruşmayı kamuya kapalı olarak gerçekleştirebilmesi;

b. Mağdurun duruşma salonunda fiziksel olarak bulunmadan, özellikle uygun iletişim teknolojileri aracılığıyla, dinlenilebilmesi

8. Bolüm- Verilerin kaydedilmesi ve saklanması
Madde 37- Hüküm giymiş cinsel suç failleri hakkındaki ulusal verilerin kaydedilmesi ve saklanması

1- İşbu Sözleşmedeki suçların engellenmesi ve kovuşturulması için taraflardan her biri, iç hukuklarında kişisel verilerin korunması hakkındaki hükümlere ve diğer uygun kural ve garantilere uygun olarak, işbu Sözleşmedeki suçlardan birinden hüküm giymiş bir şahsın kimliği ve genetik profili (DNA) ile ilgili verinin toplanması ve saklanması için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

2- Taraflardan her biri, imza tarihinde ya da onay, kabul, tasdik veya katılım belgelerini teslim ederken, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine paragraf 1’deki amaç için sorumlu tek ulusal makamın ismini ve adresini verir.

3- Taraflardan her biri, paragraf l’de bahsedilen bilgilerin iç hukukunda ve ilgili uluslararası belgelerde belirlenen koşullara uygun olarak bir başka Tarafın yetkili makamına aktarılmasını sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

9. Bölüm- Uluslararası İşbirliği
Madde 38- Uluslararası işbirliği için genel ilke ve tedbirler

1- Taraflar işbu Sözleşmenin hükümleri uyarınca ve tek ya da iki taraflı mevzuat ve iç hukuklar temelinde mutabık kalınmış ilgili uygulanabilir uluslararası ve bölgesel belge ve düzenlemelerin uygulanması yoluyla, aşağıdaki amaçlar doğrultusunda mümkün olduğunca işbirliği yaparlar:

a. Çocuklara yönelik cinsel sömürü ve istismarı engelleme ve mücadele;

b. Mağdurları koruma ve yardım sağlıma;

c. İşbu Sözleşmedeki suçlara ilişkin soruşturma ve işlemler yürütme;

2- Taraflardan her biri bu Sözleşmedeki suçların ikamet ettikleri ülkenin dışında bir Tarafın topraklarındaki mağdurlarının ikamet ettikleri Devletin yetkili makamları önünde şikayette bulunabilmelerini sağlamak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.

3: Bir anlaşmanın varlığı şartıyla cezai konularda karşılıklı adli yardım ya da iade gerçekleştiren bir Taraf, bu tür bir anlaşma imzalamadığı bir Taraftan adli yardım ya da iade talebi alırsa, işbu Sözleşme kapsamındaki suçlar için bu Sözleşmeyi cezai konularda adli yardımlaşma ve iade için yasal temel olarak alabilir.

4- Taraflardan her biri, uygun olan hallerde, üçüncü ülkeler yararına düzenlenen gelişim için yardım programlan içine çocuklara yönelik cinsel sömürü ve istismarın önlenmesi ve bunlarla mücadeleyi entegre etmeye çalışır.

10. Bölüm- İzleme Mekanizması
Madde 39- Taraflar Komitesi

1- Taraflar Komitesi Sözleşme Taraflarının temsilcilerinden oluşur.

2- Taraflar Komitesi Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından toplanır; ilk toplantısı işbu Sözleşmenin onuncu imzayla yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl içerisinde gerçekleştirir. Daha sonra ise Genel Sekreterin ya da Tarafların en az üçte birinin talebi ile toplanır.

3- Taraflar Komitesi kendi iç usulünü benimser.

Madde 40- Diğer temsilciler

1- Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, İnsan Hakları Komiseri, Avrupa Suç Sorunları Komitesi (CDPC) ve bunların yanı sıra diğer ilgili Avrupa Konseyi hükümetlerarası komitelerinin her biri Taraflar Komitesine bir temsilci atar.

2- Bakanlar Komitesi, Taraflar Komitesine danıştıktan sonra Avrupa Konseyinin diğer organlarım bu sonuncuya bir temsilci tayin etmeye davet edebilir.

3- Sivil toplum temsilcileri, özellikle de sivil toplum örgütleri; Avrupa Konseyinin ilgili kurallarıyla oluşturulan usulleri takip ederek Taraflar Komitesine gözlemci olarak katılabilirler.

4- Paragraf 1-3 kapsamında atanan temsilciler Taraflar Komitesinin toplantılarına oy haklan olmadan katılırlar.

Madde 41- Taraflar Komitesinin görevleri

1- Taraflar Komitesi Sözleşmenin uygulanışını izler. Taraflar Komitesinin usul kuralları, Sözleşmenin uygulanışını değerlendirmekte kullanılan usulleri belirler.

2- Taraflar Komitesi, Devletlerin çocukların cinsel sömürü ve istismarını engelleme kapasitelerini geliştirmek için; aralarında bilgi, deneyim ve iyi uygulamaların değişimini, bunların toplanmasını ve analizini kolaylaştırır.

3- Taraflar Komitesi aynca uygun olduğunda;

a. İşbu Sözleşme altında yapılan çekinceler veya bildirgelerin etkisi ve problemlerin belirlenmesi dahil olmak üzere; işbu Sözleşmenin etkin olarak kullanımı ve uygulanmasını kolaylaştırır;

b. İşbu Sözleşmenin uygulanışına ilişkin her hangi bir sorunla ilgili görüş bildirir ve önemli hukuksal, politik veya teknolojik gelişmeler hakkında bilgi alışverişi sağlar.

4- Taraflar Komitesine işbu maddeden doğan görevlerini yerine getirmede Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği yardım eder.
5- Avrupa Suç Sorunları Komitesi (CDPC) bu maddenin 1, 2 ve 3. paragraflarında bahsedilen faaliyetlerden düzenli aralıklarla bilgilendirilir.

11. Bolüm- Diğer uluslararası belgelerle ilişki

Madde 42- Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Satışı, Çocuk Fuhşu ve Çocuk Pornografisi Ek Protokolü ile ilişki İşbu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklan Sözleşmesi ve Çocuk Satışı, Çocuk Fuhşu ve Çocuk Pornografisi Ek Protokolünden doğan hak ve yükümlülükleri etkilemez;

Sözleşmenin amacı bu belgelerle inşa edilen korumayı güçlendirmek ve içerdikleri standarttan geliştirmek ve tamamlamaktır.

Madde 43- Diğer uluslararası belgelerle ilişki

1- İşbu Sözleşme, Taraf ülkelerin taraf oldukları ya da olacakları ve işbu Sözleşme kapsamındaki konularda hüküm içeren ve cinsel istismar ve sömürünün çocuk mağdurları için daha geniş koruma ve yardım sağlayan diğer uluslararası belgelerin hükümlerinden doğan hak ve yükümlülükleri etkilemez,

2- İşbu Sözleşme Tarafları, bu Sözleşmenin ele aldığı konularla ilgili olarak, hükümlerini desteklemek ve güçlendirme ve içerdiği ilkelerin uygulanmasını kolaylaştırmak için kendi aralarında ikili ya da çoklu anlaşmalar imzalayabilirler.

3- Avrupa Birliği üyesi olan Taraflar, karşılıklı ilişkilerinde, işbu Sözleşmenin amaç ve hedeflerine ve diğer Taraflarla tam olarak uygulanışına halel getirmeden, belirli bir duruma ilişkin uygulanabilir ve konuyla ilgili Topluluk ve Avrupa Birliği kuralları varsa bu Topluluk ve Avrupa Birliği kurallarına uyarlar.

12. Bölüm- Sözleşmede yapılacak değişiklikler
Madde 44- Değişiklikler

4- Tarafların herhangi biri tarafından işbu Sözleşmede yapılacak değişiklik teklifleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirilmeli ve Sekreter tarafından Avrupa Konseyi Üye Devletlerine, imzalayan tüm Devletlere, taraf tüm devletlere, Avrupa Topluluğuna, 45’inci maddenin l’inci paragrafı uyarınca Sözleşmeyi imzalamaya çağrılan Devletler ve 46’ıncı maddenin l’inci paragrafı uyarınca işbu sözleşmeyi kabule çağrılan Devletlere iletilir.

5- Taraflardan birinin teklif ettiği değişiklik Avrupa Suç Sorunları Komitesi’ne (CDPC) iletilir ve bu Komite Bakanlar Komitesine teklif edilen bu değişiklik ile ilgili görüşünü sunar.

6- Bakanlar Komitesi, teklif edilen değişikliği ve CDPC tarafından sunulmuş görüşleri değerlendirir ve işbu Sözleşmeye taraf olan üye olmayan Devletlere danıştıktan sonra değişikliği onaylayabilir.

7- 3. Paragrafa uygun olarak Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen değişiklik metni Tarafların kabulüne sunulur.

8- 3. paragrafa uygun olarak Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen herhangi bir değişiklik, bütün Tarafların Genel Sekretere değişikliği kabul ettiklerini bildirdikleri tarihten sonra bir aylık sürenin geçmesini takiben gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

13. Bölüm- Nihai Hükümler
Madde 45- Sözleşmenin İmzalanması ve Yürürlüğe Girmesi

1- İşbu Sözleşme, Avrupa Konseyi Üye Devletlerinin, hazırlanışına katılan üye olmayan Devletlerin ve Avrupa Topluluğunun imzasına açıktır.

2- İşbu Sözleşme onay, kabul veya tasdike tabidir. Onay, kabul veya tasdik belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bildirilir.

3- işbu Sözleşme en az 3 Avrupa Konseyi üye Devleti dahil olmak üzere imzası bulunan 5  ülkenin 2. Paragraftaki hükümlere göre Sözleşmeye bağlı kalacağını bildirdiği tarihten sonra üç aylık sürenin bitmesini takiben gelen ayın ilk gönü yürürlüğe girer.

4- Paragraf 1 ‘de bahsedilen veya Avrupa Topluluğuna üye Sözleşmeye bağlı kalma rızası gösteren her hangi bir Devlet için Sözleşme, onay, kabul veya tasdik belgelerinin teslim tarihinden sonra üç aylık sürenin bitmesini takiben gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 46- Sözleşmeye Katılım

1- İşbu Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Taraflara danışarak ve onların oy birliğiyle rızalarını alarak, Sözleşmenin hazırlanışına katılmayan ve Avrupa Konseyi üyesi olmayan her hangi bir Devleti, Avrupa Konseyi Tüzüğünün 20. Maddesinin d bendinde belirtilen çoğunluk tarafından ve Bakanlar Komitesinde yer alma hakkı bulunan Tarafların temsilcilerinin oy birliği ile alman bir kararla Sözleşmeyi kabul etmeye davet eder.

2- Sözleşmeyi kabul eden her hangi bir Devlet için Sözleşme, katılım belgelerinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine iletildiği tarihten sonra üç aylık sürenin bitmesini takiben gelen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 47- Ülke Katılımı

1. Her Devlet veya Avrupa Topluluğu imza sırasında veya onay, kabul, tasdik ve katılım belgelerini verirken, işbu Sözleşmenin uygulanacağı topraklan belirleyebilir.

2. Her Devlet, daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bir bildirgeyle işbu Sözleşmenin bildirgede belirtilmiş başka topraklarda ve uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu ya da adına girişimde bulunabildiği başka topraklarda da uygulanacağını bildirebilir. Bu tür bir toprak için Sözleşme, Genel Sekreterliğin bu tür bir tebliği aldığı tarihten sonra üç aylık sürenin geçmesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Yukarıdaki iki paragrafta bahsi geçen her tür bildirge, bu tür bildirgelerde belirlenen toprak parçası açısından; Genel Sekretere gönderilecek bir tebliğ ile geri çekilebilir.

Bu geri çekme, Genel Sekreterin bu tebliği aldığı tarihten sonra; “üç aylık sürenin geçmesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 48- Çekinceler

Açıkça belirtilen çekinceler dışında işbu Sözleşmenin her hangi bir hükmüne ilişkin hiçbir çekince yapılamaz. Çekince her zaman geri çekilebilir.

Madde 49- Fesih

1. Herhangi bir Taraf Devlet, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine yapacağı bir bildirimle her zaman işbu Sözleşmeyi feshedebilir.

2. Fesih, Genel Sekreterlik tarafından tebliğin alındığı tarihi izleyen üç aylık dönemi takiben gelen ayın ilk günü geçerlik kazanır.

Madde 50- Bildirim

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Avrupa Konseyi Üye Devletlerine, işbu Sözleşmeyi imzalayan, Taraf Devlet, Avrupa Topluluğu ve Madde 45 hükümleri uyarınca Sözleşmeyi imzalamaya davet edilmiş her Devlete ve Madde 46 hükümleri uyarınca işbu Sözleşmeyi kabule çağrılan her Devlete aşağıdakileri tebliğ eder:

a. Bütün imzalar

b. Onay, kabul, tasdik ve katılım belgelerinin teslimi

c. Madde 45 ve 46’da belirtilen Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihi

d. Madde 44 uyarınca yapılan değişiklikler ve bu değişikliklerin yürürlüğe giriş tarihi

e. Madde 48 altında yapılan çekinceler

f. Madde 49 hükümleri uyarınca yapılan fesih duyurulan

g. İşbu sözleşmeyle ilgili başka kanun, tebligat ve bildirimler

Bu hükümlerin kanıtı olmak üzere, usulüne uygun olarak yetkili kılınmış aşağıda imzası bulunanlar bu Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Lanzarote’de 25 Ekim 2007’de Fransızca ve İngilizce olarak, her iki metin aynı şekilde geçerli olmak üzere, Avrupa Konseyi arşivlerine teslim edilecek bir tek nüsha olarak tanzim edilmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin her birine, işbu Sözleşmenin hazırlanışına katılan üye olmayan Devletlere, Avrupa Topluluğuna ve işbu Sözleşmeye katılmaya çağrılan Devletlere onaylı bir örneği intikal  ettirecektir.

Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi – İmzacı Devletler

Arnavutluk Cumhuriyeti, Andora Prensliği, Ermenistan Cumhuriyeti, Avusturya Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti, Belçika Krallığı, Bosna Hersek, Bulgaristan Cumhuriyeti, Hırvatistan Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti, Çek Cumhuriyeti, Danimarka Krallığı, Estonya Cumhuriyeti, Finlandiya Cumhuriyeti, Fransa Cumhuriyeti, Gürcistan Cumhuriyeti, Federal Almanya Cumhuriyeti, Yunanistan Cumhuriyeti, Macaristan Cumhuriyeti, İzlanda Cumhuriyeti, İrlanda Cumhuriyeti, İtalya Cumhuriyeti, Letonya Cumhuriyeti, Liechtenstein Prensliği

Türkiye cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesinin Onaylanması Hakkındaki Kararı

Karar Numarası: 2011/2060
Karar Tarihi: 18.07.2011
Resmi Gazete Tarihi: 10.09.2011
Resmi Gazete Sayısı: 28050
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına 25/10/2007 tarihinde Lanzarote’de imzalanan ve 25/11/2010 tarihli ve 6084 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ekli; “Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi’nin onaylanması; Dışişleri Bakanlığının teklifi üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18/7/2011 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Abdullah GÜL

CUMHURBAŞKANI

Recep Tayyip ERDOĞAN

Başbakan

B. ARINÇ A. BABACAN B. ATALAY B. BOZDAĞ

Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı Başbakan Yardımcısı

S. ERGİN F. ŞAHİN E. BAĞIŞ N. ERGÜN

Adalet Bakanı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Avrupa Birliği Bakanı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı

F. ÇELİK E. BAYRAKTAR T. YILDIZ M. Z. ÇAĞLAYAN

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çevre ve Şehircilik Bakanı Dışişleri Bakanı V.Ekonomi Bakanı

T. YILDIZ S. KILIÇ M. M. EKER H. YAZICI

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Gençlik ve Spor Bakanı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Gümrük ve Ticaret Bakanı

İ. N. ŞAHİN C. YILMAZ E. GÜNAY M. ŞİMŞEK

İçişleri Bakanı Kalkınma Bakanı Kültür ve Turizm Bakanı Maliye Bakanı

Ö. DİNÇER İ. YILMAZ V. EROĞLU

Milli Eğitim Bakanı Milli Savunma Bakanı Orman ve Su İşleri Bakanı

R. AKDAĞ B. YILDIRIM

Sağlık Bakanı Ulaştırma Bakanı

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi

0

Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi, 25 Kasım 1981 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilmiştir.

Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi

 Genel Kurul;

Tüm insanların niteliğinde bulunan onur ve eşitliğin Birleşmiş Milletler Antlaşmasının temel ilkesinden biri olduğunu ve tüm Üye Devletlerin Örgütle işbirliği içinde ırk, cinsiyet, dil ve din ayrımı gözetmeksizin herkes için insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görüp gözetilmesini geliştirip özendirmek üzere birlikte ve ayrı ayrı eylemde bulunmaya söz verdiklerini göz önünde bulundurarak,

Declaration on the Elimination of All Forms of Intolerance and Discrimination Based on Religion or Faith

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin ve İnsan Hakları Uluslararası Sözleşmelerinin yasa önünde ayrım gözetilmemesi ve eşitlik ilkeleriyle düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlüğü hakkını ilan ettiğini gözönünde bulundurarak,

İnsan hakları ve temel özgürlüklerin, özellikle düşünce, vicdan, din ya da inanç özgürlüğünün gözardı edilmesi ve çiğnenmesinin, doğrudan ya da dolaylı olarak, özellikle başka Devletlerin içişlerine karışma aracı olduğu ve halklar ve Uluslararasında ateşli bir düşmanlığa vardığı durumlarda insanlığa savaş ve büyük acılar getirdiğini göz önüne alarak.

Hangisi olursa olsun benimsediği inancın bir kimse için yaşam anlayışının temel öğelerinden biri olduğunu ve din ya da inanç özgürlüğünün tam olarak saygı görüp güvence altına alınması gerektiğini gözönünde bulundurarak,

Din ve inanç özgürlüğüne ilişkin konularda anlayış, hoşgörü ve saygıyı geliştirmenin ve din ya da inancın Birleşmiş Milletler Antlaşması, Birleşmiş Milletlerin öteki ilgili belgeleri ve bu bildirgenin amaç ve ilkeleriyle bağdaşmaz amaçlarla kullanılmamasını sağlamanın temel olduğunu gözönünde bulundurarak,

Din ve inanç özgürlüğünün dünya barışı, toplumsal adalet ve halklar arasında dostluk amaçlarına ulaşmaya ve sömürgecilik ve ark ayrımcılığı ideoloji ve uygulamalarının kaldırılmasına da katkıda bulunacağına inanarak,

Birleşmiş Milletler ve uzmanlık kuruluşlarının desteğiyle çeşitli ayrımcılık biçimlerinin kaldırılması yolunda benimsenen ve yürürlüğe girecek olan sözleşmeleri hoşnutlukla saptayarak,

Dünyanın kimi yerlerinde din ve inanç konularında hala gözlenen hoşgörüsüzlük görünüşleri ve ayrımcılık uygulamalarıyla ilgilenerek,

Böyle bir hoşgörüsüzlüğü her biçim ve görünüşüyle ivedi ortadan kaldırmak ve din ya da inanç gerekçesiyle yapılan ayrımcılıkla savaşmak için tüm gerekli önlemleri almaya karar vererek,

Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesini ilan eder:
Madde 1
  1.  Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, bir dini ya da dilediği bir inancı benimseme ve din ya da inancını tek başına ya da topluca, açık ya da özel olarak ibadet, gözetme, uygulama ve öğretme biçiminde açıklama özgürlüğünü de içerir.
  2.  Hiç kimseye, bir dini ya da dilediği bir inancı benimseme özgürlüğünü zedeleyecek baskıda bulunulamaz.
  3.  Bir kimsenin din ya da inançlarını açığa vurma özgürlüğü, ancak yasayla öngörülen ve kamu güvenliği, düzeni, sağladığı ya da genel ahlakı ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerini korumak için gereken sınırlamalara bağlı olabilir.
Madde 2
  1.  Hiç kimse, din ya da başka inançları gerekçesiyle herhangi bir Devlet, kurum, grup a da bir kimse tarafından ayrımcılık konusu olamaz.
  2.  Bu bildirgenin amaçları bakımından “din ya da inanca dayalı hoşgörüsüzlük ve ayrımcılık” sözü, din ya da inanca dayalı olarak insan hakları ve temel özgürlüklerin eşitlik temeli üzerinde taşınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını önlemek ya da zedelemek amaç ya da sonucuyla herhangi bir ayırım , dışlama, kısıtlama ya da üstün tutmada bulunmak anlamına gelir.
Madde 3

İnsanlar arasında din ya da inanç gerekçeleriyle ayrım gözetmek, insan saygınlığına karşı bir saygısızlık ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının ilkelerinin reddedilmesi niteliğinde olup İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde ilan edilen ve İnsan Hakları Uluslararası Sözleşmelerinde ayrıntılı olarak öne sürülüne insan hakları ve temel özgürlüklerin çiğnenmesi ve Uluslararasında dostça ve barışçı ilişkiler için bir engel sayılarak kınanır.

Madde 4
  1.  Tüm Devletler, kişisel ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel yaşamın her alanında insan hakları ve temel özgürlüklerin tanınması, kullanılması ve bunlardan yararlanılması bakımından din ya da inanç gerekçesiyle yapılan ayrımcılığı önlemek ve kaldırmak için her türlü etkin önlemi alır.
  2.  Tüm Devletler, gerekli olduğu her durumda böyle bir ayrımcılığı yasaklamak için yasalar çıkarmak ya da kaldırmak üzere her türlü çabada bulunur ve bu konuda din ya da başka inançlara dayalı hoşgörüsüzlükle savaşmak üzere tüm uygun önlemleri alır.
Madde 5
  1.  Ana-babalar ya da duruma göre çocuğun yasal vasileri, aile yaşamını, din ya da inancına göre ve çocuğa verilmesi gerektiğine inandığı manevi eğitimi gözönünde bulundurarak düzenleme hakkına sahiptir.
  2.  Çocuk, ana-babasının ya da duruma göre yasal vasisisinin istekleri uyarınca din ya  da inanç konusunda eğitim görme hakkından yararlanır ve kendi çıkarları başta gelmek üzere ana-babasının ya da yasal vasisinin istekleri dışında bir din ve inanç öğretimini almaya zorlanamaz.
  3.  Çocuk, din ya da inanç gerekçesiyle yapılan her türlü ayrımcılıktan korunur. Halklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluk, barış ve evrensel kardeşlik, başkalarının din ya da inanç özgürlüğüne saygı ruhuyla ve tüm gücü ve yeteneklerini insanlığın hizmetine adaması gerektiğinin tam bilinciyle yetiştirilir.
  4.  Ana-babasının ya da yasal vasisinin bakımı altında bulunmayan bir çocuk söz konusu olduğunda, yine çocuğun çıkarları önde gelmek üzere ana-babası ya da vasisinin din ya da inanç konularında dile getirdiği istekler ya da isteklerinin belirtileri gereğince gözönüne alınır.
Madde 6

Bu Bildirgenin 1. maddesi uyarınca ve 1. maddesinin 3. fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, düşünce, vicdan, din ya da inanç özgürlüğü hakkı ötekilerin yanısıra,

  1.  Bir din ya da inancın gerekleri uyarınca ibadet ya da toplanma ve bu amaçla ibadet yerleri kurma ve koruma;
  2.  Uygun yardım ve insancıl amaçlı kurumlar kurma ve koruma;
  3.  Bir din ya da inancın tören ya da törelerine ilişkin araç ya da gereçleri yeterli ölçüde yapma, edinme ya da kullanma;
  4.  Bu alanlarda ilgili metinleri yazma, yayınlama ve yayma;
  5.  Bir din ya da inancı bu amaçlara uygun yerlerde öğretme;
  6.  Bireylerden ve kurumlardan gönüllü maddi ya da başka yardımlar isteme ya da alım;
  7.  Herhangi bir din ya da inancın  ve standartlarının öngördüğü uygun liderleri yetiştirme, atama, seçme ya da yerini alacak olanı belirleme;
  8.  Dinin ya da inancın kuralları uyarınca tatil günlerine uyma ve bayram ve törenleri kutlama;
  9.  Din ve inanç konularında ulusal ve Uluslararası düzeylerde bireylerle ve topluluklarla iletişim kurma ve sürdürme özgürlüklerini içerir.
Madde 7

Bu Bildirgede öne sürülen hak ve özgürlükler, uygulamada herkese bu hak ve özgürlüklerden yararlanma olanağı sağlayacak biçimde ulusal yasalarla sağlanır.

Madde 8

Bu Bildirgenin hiçbir hükmü, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve İnsan Hakları Uluslararası Sözleşmelerinde tanımlanan herhangi bir hakkı kısıtladığı ya da zedelediği biçiminde anlaşılamaz.

Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesinin Birleşmiş Milletlerin resmi web sitesindeki İngilizce versiyonunu okuyabilirsiniz.

Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu

0

Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu, 25 Kasım 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 55 kanun numarası ile kabul edilmiş ve 28 Mart 1921 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

TBMM açılarak meclis hükumeti kurulduktan sonra devam etmekte olan savaş koşullarına uygun tedbirler alınması gerekmiş, israfın önlenmesine dönük olarak Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu önerilerek ve olağanüstü koşullar göz önünde bulundurularak kabul edilmiştir. Kanun, sekiz maddeden oluşmaktadır. Düğünlerde çeyiz teşhiri, çeyizin açıktan gösterilmesi, erkek tarafından iki kattan fazla elbise ihdası, düğün günlerinde bir günden fazla müzik çaldırılması ve ziyafet verilmesi, nişan, gösterişli hediyeler verilmesi ve köçek oynatılması yasaklanmıştır.

Kanun gereğince düğünlerde kanunun koyduğu sınırları aşarak israfa kaçanlara para cezası ve bir aydan altı aya kadar hapis cezası öngörülmüş; yargılamaların Sulh Mahkemelerinde yapılması kararlaştırılmıştır.

Çıkarılan bu kanun 14 Eylül 1920 tarihli ve 22 sayılı Men’i Müskirat Kanunu ile paralel bir düzenlemedir.

Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu

BÎRİNCÎ MADDE

Düğünlerde alelıtlak cihaz teşhiri, cihazın açıktan nakli, erkek tarafından iki kattan fazla elbise ihdası, düğün günlerine münhasır olmak üzere bir günden ziyade çalgı çaldırılması ve ziyafet verilmesi, nişan, çevre merasimi ile ağırlık ve hedaya itası ve köçek oynatılması gibi israfat memnudur.

ÎKÎNCÎ MADDE

Her livanın me calisi umumiyesi işbu kanun ile kavanini saire ahkâmına mugayir olmamak şartiyle mahallî ve idarî talimatnameler tanzimine ve gerek ona müstenit tedabirin Hükümet marifetiyle tatbikini takibe mecburdur.

ÜÇÜNCÜ MADDE

İşbu mevat ve talimatnameler hilâfında hareket edenler mahallî belediyelerine ait olmak üzere elliden yüz liraya kadar cezayi nakdî ita veya bir aydan altı aya kadar hapis ile mücazat olunurlar.

DÖRDÜNCÜ MADDE

İşbu mevaddan mütevellit mesail sulh mahkemelerinde rüyet olunur. Bu baptaki hükümler katî ve lâzimülinfazdır.

BEŞÎNCÎ MADDE

Hitan cemiyetleri için masraf ihtiyariyle düğün yapmak memnudur.

ALTINCI MADDE

İşbu kanun ile menedilen eşya müsadere ve mahallî belediyeleri namına bilmüzayede füruht ve irat kaydedilir.

YEDÎNCÎ MADDE

İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren mer’idir.

SEKÎZÎNCÎ MADDE 

İşbu kanunun icrayi ahkâmına Büyük Millet Meclisi Dahiliye ve Adliye vekilleri memurdur.

25 teşrinisani 1336 ve 13 rebiyülevvel 1339

Şapka Kanunu

0

Şapka Kanunu, 28 Kasım 1925 tarihinde çıkarılmış, kanun 28 Kasım 1925 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 671 No’lu Şapka İktisası Hakkında Kanun ile milletvekilleri ve memurlara şapka giyme zorunluluğu getirilmiştir.

Şapka Kanununun Çıkarılışı

Atatürk, 23 Ağustos 1925’te Kastamonu ve İnebolu’ya yaptığı seyahatlerde şapkayı halka göstererek Cumhuriyet Devrimleri arasında önemli yer tutan kılık kıyafet devriminin ilk işaretini vermiştir. “Biz her nokta-i nazardan medeni insan olmalıyız. Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni ve beynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu giyeceğiz.” diyen Atatürk; 27 Ağustos 1925’te de İnebolu’da “Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimiz için layık bir kıyafettir.” diyerek, medeni yaşayışa uyan kıyafetin kabulü gerekliliğini belirtmiştir. Atatürk’ün uyarması üzerine 25 Kasım 1925 tarih ve 671 Sayılı Şapka Kanunu çıkmadan önce vatandaşlar şapka giymeye başlamış, bu yenilik, medeni kıyafet değişimi olarak halk arasında olumlu karşılanmıştır. Cüppe ve sarık giymek yasaklanmış, bu kıyafetleri giyme hakkı sadece din adamlarına tanınmıştır.

Şapka Kanunu
Kanun No. 671

Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun

28 Teşrinisani (Kasım) 1341(1925):

Madde l

Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve mahalliye ve bilumum müessesata mensup memurin ve müstahdemin, Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedirler. Türkiye halkının da umumî serpuşu şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet men eder.

Madde 2 

İşbu kanun neşir tarihinden itibaren muteberdir.

Madde 3

İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve icra Vekilleri Heyeti tarafından icra olunur.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

25 Kasım – Hukuk Takvimi

0
25 Kasım Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
25 Kasım – Hukuk Takvimi
1885 Amerikan hukukçu ve devlet adamı Thomas A. Hendricks, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Eylül 1819) Hanover College‘de hukuk okudu. 1843’te Indiana Barosuna kabul edildi ve kendi bürosunu kurarak Avukatlık mesleğine Shelbyville kentinde başladı. 1862’de Oscar B. Hord ile özel hukuk şirketi kurdu. 1863’te Indiana Senatörü olarak kongreye katıldı ve 1869’a kadar bu görevi yürüttü. 1872’ten 1877’ye kadar Indiana valiliği yaptı. 1885 yılında  21. Başkan Yardımcısı olarak göreve getirildi ve ölümüne kadar(8 ay) bu görevde kaldı.

Thomas A. Hendricks
1893 Orhun Kitabeleri, Kopenhag Üniversitesi Genel Dilbilimi profesörü ve Danimarka Kraliyet İlimler Akademisi üyesi Wilhelm Ludwig Thomsen tarafından okundu. Thomsen, Orhun alfabesini çözdüğünü, 15 Aralık 1893’te Danimarka Kraliyet İlimler Akademisinde sunduğu bildiriyle bilim dünyasına açıkladı.
1925 25 Kasım 1925 tarihinde mecliste kabul edilen 671 No’lu “Şapka İktisası Hakkında Kanun” ile TBMM üyeleri ve memurlarına başlık olarak şapka giyilmesi zorunluluğu getirildi. 28 Kasım 1925 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kanun, Cumhuriyet Devrimleri arasında sayılmaktadır.
1919 Sendikacı, gazeteci, araştırmacı ve yazar Kemal Okur Sülker, Hatay’da doğdu. (Ölümü: 2 Aralık 1995) 938 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt oldu ancak iki yıl sonra hukuk öğrenimini yarıda keserek Edebiyat Fakültesi’ne geçti. 1943’te, Tan gazetesinde gazetecilik yaptığı dönemlerde sosyalist fikirleri nedeniyle hakkında çeşitli soruşturma ve kovuşturmalar açıldı. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’nın verdiği karar ile Konya’da yaşamaya mecbur edildi. Gece Postasıİkdam ve Son Telgraf gibi gazetelerde görev aldı. Gece Postası gazetesinde işçi sayfası kısmını düzenledi. 1951-1952 yılları arasında İşçi Hakkı adındaki gazeteyi çıkardı. Kemal Ilıcak’la beraber Türkiye Birlik adındaki gazeteyi kurdu. Yeni EdebiyatYürüyüşBarışYurt ve DünyaGün, Yeryüzü, Forum, Sosyal Adalet, Eylem, Ant, Emek, Ortam, Vatan, Cumhuriyet gibi basın kurumlarında araştırma ve edebiyatla ilgili yazıları yayınlandı. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun(Türk-İş) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun(DİSK) kuruluş çalışmalarına katıldı. Türkiye Yazarlar Sendikası kurucularındandır. Sendikacılık alanındaki araştırmalarıyla bilinmektedir.

Kemal Okur Sülker
1920 Düğünlerde Men’i İsrafat Kanunu, 25 Kasım 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 55 kanun numarası ile kabul edildi ve 28 Mart 1921 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1936 Almanya ve Japonya, Avrupa kültürünü ve dünya barışını Bolşevik tehdidinden korumak amacıyla Anti-Komintern Paktını(Komünist Enternasyonal Karşıtı) imzaladı. Türkiye 1941 yılında Anti-Komintern Paktı’na gözlemci olarak katıldı ve Türk-Alman Dostluk Paktı kapsamında Almanya ile dostluk ilişkilerini geliştirdi.
1944

Ben Stein, Miami Üniversitesinde konuşma yaparken, 2003

Amerikalı komedyen, yazar, avukat, oyuncu ve  seslendirme sanatçısı Benjamin Jeremy “Ben” Stein doğdu. Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Amerikan Üniversitesinde kitle kültürünün politik ve sosyal içeriği alanında  yardımcı profesör oldu. Kaliforniya Üniversitesi, sivil haklar ve Amerika Birleşik Devleti Anayasası hakkında dersler verdi. 1990’dan 1997’ye kadar Pepperdine Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde profesörlük yaptı. Ayrıca The Wall Street JournalThe New York TimesNew York MagazinePenthouse, Los Angeles Magazine ve Barron’s Magazine gibi çok sayıda gazete ve dergide yazılar yazdı. Çok sayıda ödül aldı ve kitaplar yazdı. 

1946 ABD’li avukat, işadamı ve Amerika Birleşik Devletleri büyükelçisi Henry Morgenthau yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Nisan 1856) Columbia Law School’dan mezun oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nin Osmanlı İmparatorluğu büyükelçisi olarak görev yaptı. Yunan Mülteci Yerleşim Komisyonu ve Amerikan Kızılhaçı gibi savaşla ilgili hayır kurumlarında görev aldı. 1919’da, Morgenthau Raporu’nu hazırlayan Polonya’daki Birleşik Devletler hükümetinin bilgi toplama misyonuna başkanlık etti. 1933’te düzenlenen Cenevre Konferansında, ABD adına temsilcilik yaptı. ABD Kongre Üyesi Julius Kahn tarafından sunulan anti-Siyonist bir dilekçeyi imzalayan önde gelen 31 Yahudi Amerikalı arasındadır. Büyükelçi Morgenthau’nun Öyküsü adlı bir kitabı Türkçe’ye çevrilerek Belge Yayınlarından basılmıştır.
1948 İlkokullara isteğe bağlı din dersleri konuldu.
1954 Gazeteci Nurettin Ardıçoğlu, Başbakan Adnan Menderes’e yayın yoluyla hakaret ettiği gerekçesiyle 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
1960 Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü, her yılın 25 Kasım tarihi olarak belirlendi. Dünya genelinde, kadına yönelik şiddeti durdurmak ve duyarlılık yaratmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. 25 Kasım, 1960 yılında, Dominik Cumhuriyeti’nde faşist Trijillo Hükümeti’ne karşı ezilenlerin verdiği mücadelede sembol haline gelen Mirabel kardeşlerin tecavüz edilerek öldürüldüğü gündür. Kelebekler Zamanında isimli film Mirabel Kızkardeşlerin yaşamını onu almaktadır.
1960 Amerikalı avukat, gazeteci ve dergi yayıncısı John Fitzgerald Kennedy Jr. doğdu. (Ölümü: 16 Temmuz 1999) New York Üniversitesinde hukuk eğitimi gördü. Brown Üniversitesi’nde silah kontrolü ve medeni haklar gibi çağdaş konulara odaklanan bir öğrenci tartışma grubu kurdu. 1984’ten 1986’ya kadar New York İş Geliştirme Ofisi’nde çalıştı. 1986’da 42nd Street Development Corporation’ın müdür yardımcısı olarak görev yaptı. 1989’dan itibaren engelli insanlara yardım eden işçiler için eğitim ve diğer fırsatlar sağlayan kar amacı gütmeyen bir grup olan Reaching Up’a başkanlık etti.  Manhattan Bölge Savcılığı’nda savcı olarak görev yaptı. 
1969 İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi Dekanı Orhan Aldıkaçtı’nın odasını bastığı ve görevli memura hakaret ve mukavemet ettiği gerekçesiyle tutuklu biçimde yargılanan Deniz Gezmiş, Sağmalcılar Cezaevi’nden tahliye edildi.
1971 TBMM, 11 ildeki sıkıyönetimi iki ay daha uzattı.
1981 Din veya İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi, 25 Kasım 1981 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından ilan edildi.
1982 Danışman Meclisi’nde emekli devlet memurlarına, dul ve yetimlere 35 katsayıya göre verilecek aylıkla ilgili tasarı yasalaştı.
1992 ILO 87 No’lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi, Türkiye tarafından 25 Kasım 1992 tarihli ve 3847 sayılı kanun ile kabul edilerek Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Sözleşme, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 17 Haziran 1948 tarihinde kabul edilmişti.
1992 ILO 151 No’lu Çalışma İlişkileri (Kamu Hizmeti) Sözleşmesi, Türkiye tarafından 25 Kasım 1992 tarihinde 3848 sayılı yasa ile onaylanarak Resmi Gazetenin 25 Şubat 1993 tarihli sayısında yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Sözleşme, 7 Haziran 1978 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmişti.
1993 Özgür Gündem Gazetesi eski Yazı İşleri Müdürü Işık Yurtçu ve İmtiyaz Sahibi Yaşar Kaya, 26 Eylül 1992’de yayınlanan 2 yazıdan dolayı toplam 287 milyon TL para cezasına çarptırıldı. Işık Yurtçu‘ya 2 yıl hapis cezası verildi.
1993

Avukat Şevket Epözdemir 25 Kasım 1993’te Tatvan’da evinin önünden kaçırıldı ve bedeni ertesi gün Bitlis-Norşin yolunun kenarında, Jandarma karakolunun yakınında bulundu.

1997 Yargıtay, PKK lideri Abdullah Öcalan hakkında verilen idam cezasını onayladı.
1997

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Leyla Zana’nın eylemlerinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde yer alan ‘ifade özgürlüğü’ kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda 25 kasım 1997 tarihinde karar verdi. Mahkeme, PKK’yı “amaçlarına ulaşmak için şiddet kullanan bir terörist örgüt’ olarak nitelendirdi. Dava, ‘Zana-Türkiye’ davası olarak bilinmektedir.

1999 Yargıtay, PKK lideri Abdullah Öcalan hakkında verilen idam cezasını onayladı.
2004 Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi, 25 Kasım 2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabul edildi ve 30 Kasım 2004 tarihli Resmi Gazetede 5261 kanun numarası ile yayımlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, 16 Haziran 2003 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü’nün Cenevre’deki genel merkezinde imzaya açılmıştı.
2005 Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlık Divanı, Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılanmasıyla ilgili önergeyi reddetti..
2006 Avrupa’da Avukatlık Mesleğine İlişkin Temel İlkeler Tüzüğü (CHARTER OF CORE PRINCIPLES OF THE EUROPEAN LEGAL PROFESION) 25 Kasım 2006 tarihli Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi(CCBE) Genel Kurulunda kabul edildi.
2009 İstanbul Barosu Başkanlığının Danıştay’a yaptığı katsayı itirazı kabul edildi.
2010

Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi-  Lanzarote Sözleşmesi (Council of Europe Convention on the Protection of Children against Sexual Exploitation and Sexual Abuse), Türkiye Cumhuriyeti tarafından 25 Kasım 2010 tarihli ve 6084 sayılı Kanunla uygun bulunarak Resmi Gazetenin 10 Eylül 2011 tarihli sayısında yayınladı. Avrupa Konseyi üyesi ülkeler tarafından 25.10.2007 tarihinde kabul edilen sözleşme, Lanzarote’de imzalanmıştı.

2011 Türkiye, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni onayladı. ‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Taksim yürüyüşüne oyuncular da destek verdi.
2011 Bilim Akademisi Derneği, Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) 27 Ağustos 2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan ve aynı gün yürürlüğe giren Kanun Hükmünde Kararname ile fiilen özerk bir kurum olmaktan çıkarıldığı ve hükumete bağlı bir kuruluş haline getirildiği ve böylece TÜBA’nin bir bilim akademisi olma vasfını yitirdiği gerekçesiyle istifa eden 17 TÜBA üyesi tarafından 25 Kasım 2011’de kuruldu.Bilim Akademisi
2013 Kültür ve Turizm Bakanlığı, yardım yaptığı tiyatroların genel ahlak kurallarına uygun oyun sahnelemesi için protokol düzenlenmesi zorunluluğu getirdi.
2016 Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro yaşamını yitirdi. (Doğumu: 13 Ağustos 1926) 1945 yılında eğitime başladığı Havana Üniversitesi’nden 1950’de mezun oldu. 1947’de Dominik Cumhuriyeti’ndeki Rafael Trujillo’nun sağcı askerî cuntasına karşı başarısızlıkla sonuçlanan bir devrimci harekete ve 1948’de Bogotá’daki kent ayaklanmalarına katıldı. 1947’de Küba Halk Partisi’ne girdi. 1950-52 arasında avukatlık yaptı. Temsilciler Meclisi seçimleri için Küba Halk Partisi’nden adaylığını koydu, Fulgencio Batista seçimleri iptal etti. 1953 başlarında Batista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla harekete geçti ancak başarısızlığa uğrayarak tutuklandı. Dava sonunda 16 yıl hapse mahkûm edildi. Juventud Adasında 21 ay hapis yattıktan sonra Batista’nın emriyle cezasının geriye kalan bölümü affedildi. 1955’te Küba’dan ayrılarak Meksika’ya geçti ve 26 Temmuz Hareketi adlı yeni bir örgüt kurdu. Batista’nın 31 Aralık 1958’de Dominik’e kaçması üzerine 1959’da Havana‘ya döndü, Hukukçu Doktor Manuel Urrutia Leo devlet başkanlığına, Castro da başbakanlığa getirildi. 1965’te Küba Komünist Partisi) genel sekreterliğini üstlendi. 1976’da Devlet Konseyi ve Bakanlar Kurulu başkanlığını üstlendi ve ölümüne dek bu görevi sürdürdü.
2017 Merve Safa Kavakçı, Kuala Lumpur Büyükelçiliğine atandı. Kavakçı, 1999’da Fazilet Partisi’nden milletvekili seçilmiş ancak TBMM’de türbanla yemin etmesine izin verilmemişti. Ardından ABD vatandaşı olduğu için vatandaşlıktan çıkartılmış, AİHM’de açtığı davanın lehine sonuçlanması üzerine 2017’de yeniden vatandaşlığa kabul edilmişti.
2020 Kanadalı hukukçu ve siyasetçi Marc-André Bédard yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Ağustos 1935) Ottawa Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1973’ten 1985 yılına kadar Quebec Ulusal Meclisi’nde delege olarak yer aldı. Quebec hükümetinde Adalet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı görevlerinde bulundu. 25 Kasım 2020’de Chicoutimi’nin Saguenay ilçesinde COVID-19 hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdi.

Marc-André Bédard
 2021 Tiyatro sanatçısı Genco Erkal, 5 yıl önceki paylaşımları nedeniyle “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla hakim karşısına çıktı. Mahkeme, duruşmayı Mart ayına erteledi.
 2021 Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal, “Devr-i sabık yaratacağız, kamu kaynaklarını yağmalayanlar hesap verecek, Devr-i sabık bir intikam süreci değildir.” dedi.
 2021 Yeni Akit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak aleyhine Ankara 35. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan tazminat davasında karar açıklandı. İstanbul Sözleşmesi’ni eleştirdiği ve bazı kesimlere “fahişeler ve türevleri” şeklinde hakaret ettiği yazısı nedeniyle AKP Kadın Kolları ve KADEM tarafından açılan dava sonucunda, Dilipak aleyhine 100 bin TL manevi tazminata hükmedildi.
 2021 İstanbul’da, Kadıköy-Tavşantepe metrosunda elindeki bıçağı  ile, bir kadını hem tehdit eden hem de ağır hakaret ve küfürler eden Emrah Yılmaz, sabah saatlerinde gözaltına alınarak “Silahla tehdit, Basit yaralamaya teşebbüs ve Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” suçlamalarıyla tutuklandı. Savcılık, saldırganın tutuklanması istenilen sevk yazısında olayı “Tüm kadınların özgürce yaşama, sokakta bulunma ve hayatlarına devam etme haklarına” saldırı” olarak niteledi.
2024
  • Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında çıkardığı tutuklama emri gündemin ilk sırasında yer almaya devam ederken Avrupa ülkelerinin birçoğu, bu kararı uygulayacakları yönünde görüş bildirdi. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, UCM’nin kararını tanımadığını bildirerek Netanyahu‘yu Macaristan’a davet etti.
  • Ankara’da Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne yönelik davaya Ankara 32’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen duruşmada esas hakkında mütalaaya karşı savunma yapan Kaplan “Bu gizli tanıklık ülkenin başına bela” dedi.
2024
  • İstanbul Valiliği, ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü‘ nedeniyle Beyoğlu ilçe sınırları içerisinde gerçekleştirilecek etkinlikleri 25 Kasım 2024 tarihi saat 00.01’den 26 Kasım 2024 günü saat 23.59’a kadar yasakladı.
  • İstanbul’da dün yaşanan aile katliamında yeni cesetler bulundu. Bahadır Aladağ’ın Büyükçekmece’de eşi Sevim Aladağ, 10 yaşındaki çocuğu Arsal Aladağ ve kayınvalidesi Türkan Soylu’yu da öldürdüğü belirlendi. Şahıs daha önce de annesi Necmiye Aladağ, babası Muhammet Aladağ, dayısının oğlu Şadan Serdar Buke ve ve kuaföre yaptığı silahlı saldırıda ise çalışan Mehmet Salih Özsökük isimli kişiyi öldürmüştü. Vahşi olayda  7 kişi hayatını kaybetti, 1’i ağır olmak üzere, 2 kişi de yaralanmış oldu. Şahıs intihar ederek kendini de öldürmüştü.

25 Kasım – Hukuk Takvimi

Stockholm Bildirgesi – Birleşmiş Milletler İnsan ve Çevre Konferansı Bildirgesi

0

Stockholm Bildirgesi, (Milletler İnsan ve Çevre Konferansı Bildirgesi), üçüncü kuşak haklardan sayılan Çevre Hakkı’nın oluşumunda ilk adım olarak 5 Haziran 1972 tarihinde Stockholm Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında ilan edilmiştir. Sağlıklı bir çevrede yaşamanın bir insan hakkı olduğu kabul edilmiştir.

Bildirgenin ilan edildiği  5 Haziran tarihi Dünya Çevre Günü olarak her yıl dünya çapında kutlanmaktadır.

Stockholm Bildirgesi, Birleşmiş Milletlerde temsilen bir araya gelen tüm insanlığın ortak miras olan çevreyi koruyarak bir arada yaşamayı hedeflediğini gösteren önemli bir metin olması yanında yaptırımlardan yoksun olsa da kendisinden sonraki metinlere şekil veren bir bildirge olarak tarihe geçmiştir.

Stockholm Konferansı, uzun bir hazırlık aşamasından sonra gerçekleşmiş, iç hukuk düzenlemelerinden referanslar almış, 5-16 Haziran 1972 tarihleri arasında 114 devlet temsilcisi, birçok uluslararası örgüt ve 400 sivil toplum örgütü ve 1500 gazetecinin katılımıyla gerçekleşmiş; çevre hakkı ilk defa uluslararası bir konferansın temel gündemini teşkil etmiştir.

Stockholm Bildirgesi, 26 ilkeden oluşmakta, özgürlük, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları sağlayan bir çevrede yaşamanın temel bir insan hakkı olduğu vurgulanmaktadır. Hava, toprak, bitki, hayvan ve ekosistemin korunması, yaban hayatının ve habitatın korunması, deniz kirliliğinin önlenmesi, yenilenemeyen kaynakların israfının önlenmesi; ekonomik ve sosyal kalkınma gerçekleşirken çevrenin mutlaka korunması, çevre tahribatlarının önlenmesi için az gelişmiş ülkelere destek verilmesi kararlaştırılmıştır.

Bildirgede, ulusal ve uluslararası çevre hukukunun geliştirilmesi ön plana çıkarılmış, çevre örgütleriyle işbirliği teşvik edilmiş, daha sonraki evrensel belgelere referans olan genel nitelikli esnek ilkeler konulmuştur.

Konferansın sonunda “İnsan ve Çevresi” adlı bildiri yayınlamış, “İnsan ve Çevresi için Harekât Planı” adıyla 109 öneriden oluşan bir bildirge açıklanmıştır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (United Nations Enviromental Program- UNEP) kurulmuş ve örgütün merkezi olarak Kenya’nın başkenti Nairobi uygun görülmüştür.

Stockholm Birleşmiş – Milletler İnsan ve Çevre Konferansı Bildirgesi 

5-16 Haziran 1972’de Stockholm’da toplanan Birleşmiş Milletler İnsan Çevresi Konferansı, insan çevresinin korunması ve güçlendirilmesi için insanlara ışık tutacak ve yönlendirecek ortak görüş ve ilkelerin gerekliliğini düşünerek aşağıdaki hususları ilan eder:
1- İnsan hem çevresi tarafından oluşturulur hem de çevresini biçimlendirir. Bu çevre, insanoğlunun fiziksel gereksinmelerini karşıladığı gibi, entelektüel, ahlaki, sosyal ve manevi gelişmesi için de insana olanak sağlar. Bilim ve teknolojinin hızlı gelişmesi de eklenince, insanın gezegenimizdeki uzun ve dağdağalı evrimi öyle bir noktaya gelmiştir ki artık insan çevresini, sayısız biçimlerde ve tarihte rastlanmamış bir boyutta değiştirme gücüne erişmiştir. İnsan çevresinin iki boyutu da – yani hem doğal olan hem insan eliyle yapılmış olan – başta yaşam hakkı olmak üzere temel insan haklarından yararlanmak için mutlaka gereklidir.
2- İnsan çevresinin korunması ve geliştirilmesi dünyamızın her yerinde insanların refahını ve kalkınmasını etkileyen önemli bir konu, bütün insanların özlemi ve bütün hükumetlerin görevidir.
3- İnsan devamlı olarak deneyimlerini biriktirir. Her zaman keşfetmek, icat etmek, yaratmak, ilerlemek peşindedir. Günümüzde insanın çevresini değiştirebilme kapasitesi, eğer akıllıca kullanılırsa, bütün insanlara kalkınmanın meyvelerini sunabilir ve onların yaşam kalitelerini yükseltebilir.
Yanlış ve fütursuzca kullanılırsa hem insanlara, hem insanın çevresine ölçüsüz zararlar verebilir. Dünyanın birçok bölgesinde insanın çevresine verdiği zararın gittikçe artan kanıtlarını görüyoruz: canlılar, hava, toprak ve suda yüksek boyutlarda kirlilik; biyosferin ekolojik dengesinde arzulanmayan rahatsızlıklar; yenilenemeyen kaynakların azaltılması ve yok edilmesi; yaşam ve çalışma alanlarında insanların fizik, ruhsal ve sosyal sağlığına zararlı büyük eksiklikler.
4- Gelişmekte olan ülkelerde çevre sorunlarının çoğu geri kalmışlığın sonuçlarıdır. Milyonlarca insan doğru dürüst bir yaşam için gerekli asgari seviyenin altında yaşamaktadır. Yeterli yiyecek, giyecek, ve barınaktan, eğitim, sağlık ve temizlik imkanlarından yoksundurlar. Bunun için, gelişmekte olan ülkeler çabalarını kalkınmaya yönlendirmeli, ama bunu yaparken önceliklerini iyi belirlemeli ve çevrelerini korumalı ve iyileştirmelidir. Kalkınmış ülkeler de gelişmekte olan ilkelerle aralarındaki farkı kapatmak için çabalamalıdırlar. Kalkınmış ülkelerdeki çevre sorunları genelde sanayiden ve teknolojik ilerlemelerden kaynaklanmaktadır.
5- Nüfusun doğal artışı çevrenin korunmasında devamlı olarak sorun yaratmaktadır. Bu sorunlarla baş etmek için gerekli politikalar oluşturulmalı ve önlemler alınmalıdır. Dünyadaki en değerli varlık insandır. Sosyal ilerlemeyi iten, bilim ve teknolojiyi geliştiren ve emeğiyle çevreyi değiştiren insandır. Bilimsel, teknolojik ve sosyal ilerlemeler ve üretimdeki artışlarla insanın çevresini iyileştirme kapasitesi de her geçen gün artmaktadır.
6- Artık öyle bir noktaya geldik ki, Dünyanın her yerinde çevreye yapacakları etkileri düşünerek eylemlerimizi daha büyük bir dikkatle planlamalıyız. Cehalet ve aldırmazlık sonucu bütün yaşamımızın ve refahımızın bağlı olduğu yerküremizin çevresine geriye dönülemez bir biçimde ve devasa boyutlarda
zarar verebiliriz. Bunun aksini de yapabilir ve bilgiyi akıllıca kullanarak, kendimize ve gelecek kuşaklara insan umut ve ihtiyaçlarına daha uygun bir çevrede daha iyi yaşam koşulları sağlayabiliriz. Günümüzde yaşayanlar ve gelecek kuşaklar için çevreyi savunmak ve iyileştirmek kaçınılamaz ve dünya genelinde ekonomik kalkınma ve barışın tesisiyle paralel olarak varmaya çalışacağımız bir hedeftir.
7- Bu hedefe varılması için her seviyede vatandaşlar, topluluklar ve kuruluşlar sorumluluk almalı ve ortak amaç uğruna eşitlik bir biçimde gayret göstermelidirler. Kişiler ve kuruluşlar hem bağlı oldukları değerler hem de eylemlerinin tümü ile geleceğin çevresini biçimlendirecekler. Yerel ve merkezi hükümetlere, kendi alanlarında geniş olarak çevre politikalarını oluşma ve eyleme koyma yönünden en büyük sorumluluk düşecektir. Kalkınmakta olan ülkelerin çevre sorumluluklarını yerine getirmeleri için gerekli kaynakların yaratılmasında uluslararası işbirliği gerekecektir. Birçok çevre sorunu küresel ve bölgesel boyutlarda olduğu için, ülkeler arasında yaygın bir işbirliği ve uluslararası kuruluşlar tarafından ortak çıkarlar için eyleme geçmeyi gerektirecektir.
Konferans bütün ülkeleri ve insanları, insanların yararı ve refahı için insan çevresinin korunması ve iyileştirilmesi için ortak çaba göstermeye davet eder.

Stockholm Bildirgesi İlkeleri

İlke 1

Özgürlük, eşitlik, ve kaliteli bir çevrede onurlu ve yeterli yaşam şartları sağlanmış olarak yaşamak insanların temel bir haklarıdır. İnsan, aynı zamanda, bugünkü ve gelecek kuşaklar için çevreyi koruma ve iyileştirmenin ciddi sorumluluğunu da taşır.

İlke 2

Dünyanın hava, su, toprak, bitki ve diğer canlılar gibi doğal kaynakları ve özellikle doğal ekosistemlerin özgün örnekleri, bugünkü ve gelecek kuşaklar için gerektiği şekilde yönetilerek korunmalıdır.

İlke 3

Yerküremizin hayati kaynakları yenileyebilme kapasitesi korunmalı ve gerektiği biçimde iyileştirilmeli ve restore edilmelidir.

İlke 4

Şu anda birtakım olumsuz faktörlerin etkisiyle tehlikeye düşmüş olan doğal hayatı ve habitatını korumak ve akıllıca yönetmek insanın özel bir sorumluluğudur.

İlke 5

Dünyanın yenilenemeyen kaynakları bir gün tükenmelerini önleyecek biçimde kullanılmalı ve bunların yararlarını bütün insanlığın paylaşması sağlanmalıdır.

İlke 6

Zararlı etkilerini yok edilemeyeceği oranda ısının ve zehirli maddelerin çevreye yayılması, ekosistemlerin onarılamaz bir biçimde tahrip olmasına yol açmadan durdurulmalıdır. Bütün ülkelerin insanlarının çevre kirliliğine karşı yürüttükleri haklı savaş desteklenmelidir.

İlke 7

Devletler, insan sağlığına, canlı kaynaklara ve deniz yaratıklarına zarar veren deniz kirliliğini önlemek için her türlü önlemi alacaklardır.

İlke 8

Ekonomik ve sosyal kalkınma insana iyi bir yaşam ve çalışma ortamı sağlama ve dünyamızda yaşam kalitesini yükseltecek şartları hazırlama yönünden kesinlikle gereklidir.

İlke 9

Geri kalmışlıktan kaynaklanan eksiklikler ve doğal afetler ciddi sorunlar yaratmaktadır ve bu durum ancak önemli miktarda mali ve teknik yardımla gelişmekte olan ülkelerin kalkınma çabalarını destekleyerek giderilebilir.

İlke 10

Gelişmekte olan ülkelerin çevre idaresi için fiyat istikrarına ve ihraç malları olan ana madde ve hammaddelerden yeterli gelir sağlamaya ihtiyaçları vardır. Onun için, fiyat politikalarında ekonomik faktörler kadar ekolojik süreçler de göz önünde bulundurulmalıdır.

İlke 11

Bütün devletlerin çevre politikaları gelişmekte olan ülkelerin bugünkü ve gelecekteki kalkınma potansiyelini güçlendirmeli ve herkes için daha kaliteli yaşam koşulları sağlanmasına engel olmamalıdır. Devletler ve uluslararası kuruluşlar çevresel önlemlerin uygulanmasından doğabilecek uluslararası veya ulusal sonuçları karşılamak için anlaşma zemini oluşturmalıdırlar.

İlke 12

Çevreyi korumak ve iyileştirmek için alınacak önlemlere kaynak ayırırken, gelişmekte olan ülkelerin özel durumları, gereksinimleri ve kalkınma planlarına alacakları çevre koruma önlemlerinin maliyetleri göz önünde tutulmalı ve talepleri halinde mali ve teknik destek sağlanmalıdır.

İlke 13

Kaynakların daha rasyonel kullanımı ve böylece çevrenin iyileştirilmesi için, devletler kalkınma planlarında entegre ve eşgüdümlü bir sistem uygulamalıdırlar.

İlke 14

Rasyonel planlama kalkınma planlarıyla çevre koruma planları arasında çıkabilecek uyumsuzlukları yok etmek için mutlak gereklidir.

İlke 15

İnsan yerleşimleri ve kentleşmenin çevre üzerine olumsuz etkilerini kaldıracak ve herkes için azami sosyal, ekonomik ve çevresel yarar sağlayacak biçimde planlama yapılmalıdır. Bu bağlamda, müstemlekeci ve ırkçı bir yaklaşımla hazırlanmış projeler terk edilmelidirler.

İlke 16

Hızlı nüfus artışının veya yüksek nüfus birikiminin veya düşük nüfusun çevreye ve kalkınmaya olumsuz etkisi olacağı yerlerde, temel insan haklarına saygılı ve devletlerin uygun bulduğu demografik politikalar uygulanmalıdır.

İlke 17

Çevre kalitesini artırmak için planlama, idare ve denetleme görevlerini üstlenecek uygun ulusal kurumların oluşturulması gerekir.

İlke 18

Bilim ve teknoloji, ekonomik ve sosyal kalkınmaya katkıları çerçevesinde, çevre için riskli olan durumların belirlenmesi, bunlardan kaçınılması ve denetlenmeleri için ve insanlığın ortak yararı yönünde kullanılmalıdır.

İlke 19

Çevrenin korunması ve iyileştirilmesi için kişilerin, kurumların ve toplulukların aydınlatılması ve davranışlarının bu amaca uygun hale getirilmesi gerekir. Bunun için hem yetişkinler hem de çocuklar için ve kötü şartlarda yaşayanlara öncelik verilerek çevre eğitimi yapılması şarttır. Medya da çevrenin
bozulmasına değil korunmasına ve iyileştirilmesine hizmet edecek biçimde eğitim ve haber yayını yapmalıdır.

İlke 20

Çevre sorunları konusunda hem ulusal hem çok uluslu bilimsel araştırma ve geliştirme bütün ülkelerde, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde, teşvik edilmelidir. Bu bağlamda, güncel bilimsel enformasyonun serbest dolaşımı ve deneyim transferi desteklenmeli; çevre koruyucu teknolojilerin ekonomilerine bir yük getirmeyecek biçimde ve yaygın olarak kalkınmakta olan ülkelere sunulması sağlanmalıdır.

İlke 21

Birleşmiş Milletler Kuruluş Senedi ve uluslararası hukuk kurallarına göre, ülkeler hakimiyet haklarını kullanarak kendi kaynaklarını kullanır ve çevre politikalarını tespit ederler. Ancak, devletler bu eylemleri sırasında kendi hakimiyet sınırları dışındaki bölgelerin ve ülkelerin çevresine zarar vermeme sorumluluğunu da taşırlar.

İlke 22

Devletler kendi hakimiyet sınırları dışındaki devlet ve bölgelere verdikleri çevre zararı ve yaydıkları kirlilikten dolayı sorumlu tutulmaları ve tazminat ödemeleri için uluslararası hukukun gerektiği şekilde genişletilmesi için işbirliği yapacaklardır.

İlke 23

Ulusal veya uluslararası alanda kabul gören standartlara ters düşmemek kaydı ile, her ülkede geçerli olan değerler sistemi ve standartların gelişmiş ülkelere uygun olmakla birlikte gelişmekte olan ülkelere uygun olmaması veya çok yüksek sosyal bedel getiriyor olması göz önünde tutulacaktır.

İlke 24

Çevrenin korunması ve geliştirilmesi için gereken uluslararası konular, büyük/küçük ülke veya başka bir ayırım yapılmadan eşitlik içinde ve bütün ülkeler tarafından bir işbirliği ruhu içinde ele alınmalıdır. Devletlerin egemenlik hakları ve çıkarları göz önünde bulundurularak, her alanda yapılan eylemlerin çevreye zararlarını denetlemek, azaltmak ve ortadan kaldırmak için hem çok uluslu hem ikili düzenlemelerle işbirliği yapılması mutlaka gereklidir.

İlke 25

Uluslararası örgütlerin çevrenin korunması ve iyileştirilmesinde etkili, eşgüdümlü ve dinamik bir rol oynayabilmeleri için devletler gereken önlemleri alacaklardır.

İlke 26

İnsan ve çevresi nükleer silahların ve diğer toplu imha araçlarının etkisinden korunmalıdır. Devletler ilgili uluslararası organlarda bu tip silahların tamamen yok edilmesi için süratle gerekli antlaşmaları yapmalıdırlar.

Dünya Tabipler Birliğinin Aile Planlaması ve Kadınların Doğum Kontrol Hakkına Dair Kararı

0

Dünya Tabipler Birliğinin Aile Planlaması ve Kadınların Doğum Kontrol Hakkına Dair Kararı, 1996 yılı Kasım ayında Güney Afrika Cumhuriyetinin Somerset West kentinde toplanan 48. Dünya Tabipler Birliği Genel Kuruluda kabul edilmiştir. Bu metin daha önce DTB’nin “Kadınların Doğum Kontrol Hakkı” ve “Aile Planlaması”başlıklarıyla yayınlanmış kararlarının birleştirilmiş halidir. Karar, önceki iki kararın yerini almıştır.

Dünya Tabipler Birliğinin Aile Planlaması ve Kadınların Doğum Kontrol Hakkına Dair Kararı

1-Dünya Tabipler Birliği istenmeyen hamileliklerin; kadınların ve çocuklarının sağlığı üzerinde zararlı etkileri olabileceğini kabul eder. Bu yüzden, Dünya Tabipler Birliği kısıtlamak üzere değil, insan hayatını zenginleştirmek üzere kullanıldığı sürece, aile planlamasını onaylar.

2-Dünya Tabipler Birliği tüm kadınların doğum kontrolü kararına şans eseri değil, bilinçli olarak, seçerek ulaşmasına olanak tanınmasını destekler.

Doğurganlığın düzenlenmesi ve kontrolü, kadınların fiziksel ve ruhsal sağlıklarının ve sosyal iyiliğinin temel bir parçası olarak görülmelidir.

Korunma kadınların istenmeyen gebelikler sonucu erken ölümlerini engeller. Çocuk yetiştirmenin uygun şekilde planlanması da bebek ve çocukların hayatta kalma şanslarını artıracak ve bireylere potansiyellerini tam olarak gerçekleştirmeleri konusunda daha fazla fırsat tanıyacaktır. Yani, kadınların bedenleri hakkında ve aile planlamasından yararlanmak için ihtiyaç duyduklarında gerekli tıbbi ve sosyal danışma merkezlerine nasıl ulaşacakları ve onları nasıl kullanacakları konusunda bilgilenme hakları vardır.

Erkekler de korunma konusunda bilgilendirilmelidirler.

3-Gelişmiş ülkelerin pek çoğunda güçlü, fakat sistemsiz/örgütsüz bir doğum kontrolü talebi vardır. Bu ülkelerde, şu anda korunma yöntemi kullanmayan pek çok kadın gebelikten kaçınmak istiyor.

Dünya Tabipler Birliği, bunun, milliyet, sosyal statü ya da inanç ayrımı gözetmeksizin tüm kadınların hakkı olduğunu kabul eder. Bununla birlikte, korunma ile ilgili kişisel tercihlerin uygulanışı sırasında ailenin durumunu da dikkate alır.

Eğer bir kadın doktorun sunamayacağını/yapamayacağını hissettiği bir hizmete ihtiyaç duyuyorsa, bu kadın başka bir birime sevk edilmelidir. Kadınların korunma yöntemlerine ulaşma hak ve özgürlükleri, herhangi bir baskı grubuna karşı korunmalı ve garantiye alınmalıdır.

4-Bu nedenlerle Dünya Tabipler Birliği;

a) Tüm ulusal tabipler birliklerine aile planlaması eğitimi yararına çalışmalarını, uygun olduğu zaman diğer gruplar ve hükümetle bu konuda işbirliği yapmalarını ve eğitim materyallerinde, bilgide ve teknik yardımda yüksek standartları sağlamalarını önerir.

b) Tüm tıp okullarını, aile planlamasını ana ve çocuk sağlığı bölümünün bir parçası olarak tıp müfredatına dahil etmeye teşvik eder.

c) Uygun örgütlerin aile planlaması hakkında konferans, sempozyum örgütlemesini ya da aile planlamasının çeşitli boyutları ile ilgili yapılan çalışmalara katılarak, aile planlamasını desteklemek ve geliştirmek konusundaki isteğini bir kez daha vurgular.

İçtihat Tutarlılığı

0

İçtihat Tutarlılığı, [cmh], kişinin hukuki kaderini herhangi bir sürprizle karşılaşmadan tayin etmesine, olası muhakeme ve hükmün öngörülmesine olanak ve kolaylık tanıyan muhakeme güvencesidir. Aynı kanun maddesinin benzer veya aynı olaya farklı uygulanmasının yarattığı güven bunalımı, farklılıkları yaratan içtihatların birleştirilmesi ile mümkündür.

İçtihatların Birleştirilmesi, farklı içtihatların hukuk ortak paydasında eritilerek kristalize edilmesi veya tutarlı hale getirilmesidir. Son veya üst derece mahkemelerinin görevlerinden biri, tutarsız içtihatları birleştirerek, yurttaşın adil yargılanma hakkını tehdit eden bir risk olmaktan çıkarmaktır. Tutarsızlığın sisteme sızarak, güven bunalımına neden olmaması, tutarsızlıkla mücadele eden işlevsel ve etkin mekanizmaların geliştirilmesi ile mümkündür.

Hukuki güvenlik ve türevlerinin görünüm biçimi olarak içtihat tutarlılığı, kişiye koşulsuz kazanılmış bir hak bahşetmez. Dinamik ve gelişen bir yaklaşımın sürdürülebilmesi, her tür reform ya da iyileşmeyi gerektirir, dolayısıyla içtihatların hukuki güvenlik gerekçesiyle kabuk bağlamasını önlemek, tek başına adaletin doğru tecellisine engel değildir. İçtihatların  somut olay adaletini sağlama yükümlülüğü ile sürpriz yapma yasağı veya hukuki güvenlik ilkesine sadakati, arasındaki derin kriz ve çelişki iki ideal arasındaki dengeyi kuracak mekanizma ile aşılmaktadır.

İçtihat tutarsızlığı, bölgesel yargı sistemlerinin genetik bir sorundur. Olayların farklılığı, tolare edilebilir bir içtihat ayrışmasına neden olabilir, nesnel bu farklılık güvenliği tehdit eden amil olmaktan çıkar. Buradan bakıldığında bir mahkemenin yek diğeriyle çelişen kararlar vermesi, kural olarak  hukuk güvenliği ilkesini her zaman ve tek başına ihlal etmez.

İçtihat çelişki veya farklılığı, hukuki öngörü veya uzgörüyü tehdit eden bir riske dönüşmesi halinde; söz konusu ayrılıkların, aynı mahkeme kolu içinde mi, yoksa yek diğerinden bağımsız iki farklı mahkeme kolu arasında mı olduğu önem arz eder.

İçtihat farklılığının aynı yargı kolu içinde tahakkuk etmesi halinde; bu farklılık derece mahkemelerinin sonuncusu veya yerel yüksek mahkeme tarafından giderilir.  Tutarsızlığının farklı yargı kolları arasında tahakkuk etmesi halinde; hukuk sisteminin iki farklı kolu içerisinde yer alan son derece mahkemeleri çelişen kararlarını açıklar, kolların her biri, herhangi bir yargı hiyerarşisine tabi olmayan ortak bağımsız yüksek mahkemelere sahiptir.

Burada dikey bir denetim mekanizması veya müşterek düzenleyici bir kurumun (uyuşmazlık mahkemesi gibi) devreye girerek, çelişkiyi giderir. Çok sayıda farklı mahkeme koluna sahip ve içerisinde yüksek mahkemelerin bulunduğu ve hukuk konusunda aynı anda ve koşut yorumda bulunmalarının gerekli olduğu bir yargı sisteminde, içtihat tutarlığının sağlanması zaman alabilir.  Böyle bir sistemde anılan nedenlerin tetiklediği tutarsızlığın yarattığı kriz, göreli de olsa sineye çekilmekte veya hoş görülebilmektedir.

Kendi yargı çevresini haiz ve farklı davaları inceleyen iki mahkeme, benzer somut durumların yol açtığı aynı hukuki sorun hakkında pekâlâ farklı, bununla birlikte mantıklı ve gerekçelendirilmiş kararlara ulaşabilir.

Çelişkinin sürmesi veya giderilmemesi halkın yargı sistemine olan güvenini aşındıracak bir belirsizliğe neden olabilir. Her dava için belirsizliğin tahakkuk edip etmediği, aşağıdaki üç kriterli testin uygulanmasıyla belirlenmektedir.

Bunlardan ilki içtihadi ayrılıkların derin, yaygın ve daimi olup olmadığı; ikincisi iç hukukun bu tür tutarsızlıkları ortadan kaldırabilecek etkili ve verimli araçlara sahip olup olmadığı; üçüncüsü bu araçların uygulanıp uygulanmadığı ve efektif olup olmadıkları, dördüncüsü  ise tutarsızlığın münferit bir davayı mı, yoksa çok sayıda insanı mı etkilediğidir.

Testin pozitif çıkması, tutarsızlığın belirsizlik yarattığı anlamına gelir. Devletler, hukuk sistemlerini, farklı kararların alınmasını önleyecek ve ciddi çelişkileri yeterli usuli araçlarla ortadan kaldıracak şekilde düzenlemekle yükümlüdürler ve bu yükümlülüklerini azaltamaz veya ortadan kaldıramazlar.[Yargıç Hilmi Şeker tarafında kaleme alınmıştır.]

Avrupa Konseyi / Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013 6. Madde Uygulama Rehberi

John Grisham’ın Küçük Avukat’ı Üzerine

0
John Grisham’ ın Küçük Avukat’ı Üzerine

John Grisham’ ın Küçük Avukat’ı Üzerine / Hilmi Şeker

Yazar Amerika Hukuk Sisteminin sosyoloji, ahlak, etik, politik, sosyal sorunlarla münasebetini, Küçük Avukat Theo ve yardımcı diğer karakterlere yüklediği ağır rol aracılığıyla paylaşmak ister. Her bir karakteri Theo ile tanıştırarak, başını avukat meraklısı dehanın çektiği örgü içinde, kadrajı toplum ve insanlığın dram ve trajedisiyle buluşturur. Toplumla evlatları arasındaki ilişkiyi, devletin uzantısı yargının aklıyla çözmeye, analiz etmeye çalışırken, yargının iç çekiş ve çelişkilerini iyi donattığı ve sufleleriyle gelecek vaad eden yargıç Gantry aracılığıyla dile getirir. Yasa-hukuk-adalet arasındaki kavgaya etik ve ahlakı da dahil ederek, devletin ideolojik aygıtı  Gantry’ i deontolojik yalazların ortasında bırakır. Yargıç Gantry’in yardımına yaratıcısı yazar John Grisham koşar. Ve yargıç Henry Gantry etiğin sesine kulak vererek iyi ile kötü arasındaki ikilemi iyiye, etiğe final yaptırarak sonlandırır.

 Anne baba arasındaki şiddetli geçimsizliğin yarattığı stresin ardıllarına yansıma biçimini, müşterek çocuk April’i, Theo ile okul koridorunda buluşturarak okuyucu ve toplumu kurguya dahil eder. Soluğuyla yarışan Theo, iki kişi arasında meydana gelen ihtilafın, duruşma salonu üzerinden müşterek çocuğu nasıl ve ne şekilde sardığını dokunaklı şekilde anlatır. Ebeveynlerin çıkar çelişkisinin müşterek çocuğun ali yararlarını hiçe sayan mantık ve pratiğini ruhunun koyak ve kuytularında hisseder. Pire için yorganın nasıl yakıldığına an be an ve bir kez daha tanık olur. Gözü dönen çıkar savaşının, müşterek çocuğu yutmaması için varını yoğunu ortaya koyar. Boşanma gibi toplumsal ve sosyolojik derinliği tartışmasız bir meseleye, yargının yaklaşımı ve çözüm üretme biçimi hakkında okuyucu ve topluma özlü bir sunum yapar.

Yazar Grisham bununla yetinmez. Yürekleri burkan, içleri sızlatan insani bir trajedi ve onun yarattığı etki ve sonuçlarla okuyucuyu yüzleştirmeyi, bu romanın olmazsa olmazı olarak belirler. Bu meseleyle roman üzerinden adam akıllı hesaplaşmakta kararlıdır. Julio, kuzeni, teyzesi ve iki çocuğundan oluşan bir aktörler karması aracılığıyla kaçak emeği, göç eden yaşam savaşını, sınır tanımayan umudu masaya yatırır.

Ekonomik yıkım ve politik zorun genişlettiği sınırların vücuda getirdiği göçmenlik, mültecilik ve kaçak işçilik sorununa dikkati çekmek için, Highland Caddesi Sığınma evinde, her şeyden habersiz, umarların kavurduğu Salvadorlu aileyi feda eder. Bu rolün aile fertlerinden en çok Escobar’ yakıştığına, onun tarafından icra edilebileceğine karar verir. Escobar’ı parlatarak örgüsünün odağına yerleştirir. Escobar’ı taşı toprağı altın Amerika’da polisten köşe bucak kaçan, işçi-göçmen olarak şemaya iliştirir. Yazar Grisham Escobar’ın rahat bırakmaz, yakasından düşmez. Dram ve trajedinin takribiyle bir miktar daha oynayarak, Escobar’ı yaban ellerde yaşamı, özgürlüğü, kişiliği ve kimliğini tehdit eden bir mizansenle, durup dururken  mücadele etmek zorunda bırakır.

Döner dolaşır yaşamak için, kalmak zorunda olduğunu bildiği Escobar’ı amelesi olduğu golf kulübünün yanı başında işlenen bir cinayetin görgü tanığı yapar. Kalarak cinayetin çözümüne katkı sunmayı, polise yakalanıp sınır dışı edilme korkusuyla imkansızlaştırırken, gitmeyi adeta ölümle özdeşleştirir, böylelikle Escobar’ı yaşamla ölüm arasında tercih yapmaya zorlar. Yazar, yaşam ile ölüm arasındaki tercihin özünde seçeneksiz olduğunu fark eder. Çözümsüzlüğün işe yaramayacağını bilerek, polis tehdidi eşliğinde dayatılan kalma koşullarını Julio ve Theo ‘ya yaptığı buluşla hafifletir.

Escobar, yaşam-ölüm, gitmek-kalmak, iyi- kötü, adalet-haksızlık, yasa-hukuk gibi değerler üzerinden her vücudun kaldıramayacağı, her ruhun tahammül edemeyeceği bir sınava tabi tutar. Kuzeni Julio  ile iyiliğin babası Theo, kadraja girer ve sınavın başarısı için gereken lojistiği tedarik etmeyi ihmal etmez. Özün sözü Grisham Escobar- Julio- Duffy- Theo dörtlüsünü insan-ahlak-etik-adalet-ekmek üzerinden yaman bir kavgaya tutuşturur. İyi ve kötü arasındaki kadim savaşı, bir başka zaman, yer ve kişi aracılığıyla yeniden kızıştırır. Kalmanın yarattığı stresle, gitmenin vuracağı darbe arasındaki iflah olmaz çelişkiyi, Yargıç Gantry’in verdiği güvence ile bu kez kalmak kazanır. Şansın desteklediği kalmak aynı zamanda katil Duffy’i aklayan kötülüğün açığa çıkarılarak mahkum edilmesi, iyilikle örtüşen adaletin tecellisi ve tesellisi olacaktır.

Yargıç Gantry, akşamı geceye eviren uzun gölgeler eşliğinde, Strattenburg sokaklarını arşınlarken adalet, etik, ahlak ve vicdan arasındaki soluksuz kavganın ruhunun kuytularını ve beyninin koyaklarını yurt edindiğini hissediyordu. Ortasında kaldığı çetin kavga, uslanmaz çelişki ve değerler düellosunun alelade olmadığı her halinden belliydi. Gerçeğe erişme güdüsü zihnini teslim alırken, usulün adaletle çelişkisinin yarattığı burgaç, Yargıcı, yutmak için fırsat avına çıkıyordu. Huysuzlaşan vicdan, vücudunu geriyordu.

Muhakeme usulün refakatiyle mutlu sona hazırlarken, Theo’ nun başını çektiği koronun, tekerine soktuğu çomakla, tedirgin ediliyor. Hükümsüzlük korkusu, yargıç üzerinden yargıyı sarmalıyor. Escobar’ ın şımarttığı kuşku, yargıcı esir alan koyu bir belirsizliğe dönüşüyordu. Velhasıl hükme ramak kala sahne alan mülteci, pişmiş aşa su katarak her şeyi al aşağı ediyordu.

Kendisini vekilliğe kaptıran Theo’nun, işi gücü bırakarak peşine taktığı tanık, etik ile hüküm arasında bin bir güçlükle oluşturulan sözde saadeti, yarattığı şiddetsiz geçimsizlikle bozmaya yeltenir. Yargıç, Theo’nun adalet ve vicdanı temsilen, savcı Jack Hogan’ın elini kolunu bağlayan, başını avukat Nancy’in çektiği katil Peter Duffy’ yi aklamaya yeminli düzenekle soluksuz bir mücadeleye hazırlandığının farkındadır. Theo kurduğu koşut yargılama düzeneğiyle, adaleti iğfal etmeye kalkışan kusursuz bir cinayetin şifrelerini çözmek için verdiği uğraş, Yargıç Gantry’le ayaküstü ilk temasın kurulmasını motive eder.

Theo’nun tetiklediği zaman elini çabuk tutar ve yargıcın aklına kuşku tohumları salmayı başarır. Kaçamak yapan kuşku, yargıca rahat vermez. Hakikatin çekiciliğiyle merakın yarattığı huzursuzluk, yargıcı, en nihayet adliye dışında hakikat aramaya zorlar.

Yargıç Gantry, vicdanla iş birliği yapan toplumun, hükmün nihai hakimi olduğunu, tanığın dışlanması ile oluşacak hükmün yaratacağı riskin, tahrik edeceği kollektif tepkinin kendisini yaftalamasından çekinir. Lekelenin silinse de gerisinde illaki bir iz bırakacağının ayırdındadır Yargıç. Meşru hükmün hamisi tokmağın sapmalardan, etik ilişki değerlerine ihanetten ötürü yargılamanın beynine inmesini istemez. Hükmün alnına kara çalınmasından korkar. Hakikat gerçek arasındaki medcezir, Gantry’in sistem ve hukukla çelişkisini pekiştirir, iç çekişlerini çoğaltır. Soluğunu hızlandırır.

Gerçek hakikate teslim olmuştur artık. Adım adım hükümle buluşmakta olan muhakemenin, masumiyet karinesini istismar eden sanığın beraatıyla sonuçlanmasının yaratacağı vicdani, resmi ve insani sorumluluk, onu içten içe kemirir. Tecrübe ve hukuktan medet umar. Kapalı kapılar ardında, kütüphanenin telekleri arasında, kadim ve cari hukuk ve tecrübeleri kolaçan eder. Zamanın baskısı altında hukuku adaletle buluşturacak bir tutam ışıkla buluşmayı umar. Ne var ki, satır aralarında emsal ve adalet arama çabası, güçlü beklentileri bir başına bırakır. Zaman soluksuz, umutlar mecalsizdir. Stres çoğalır. Yargıcı sıkboğaz eden kriz, hukuku adaletle buluşturacak devayı küllerinden yaratır.

Merakların esiri ayaklar, Yargıç Gantry’i,  Boone Ailesi’nin yaşadığı mütevazi apartman dairesine götürür.

 Yanına dedektif Omar Cheepe ve asistanı Paco’yu alan şer cephesi, Boon ailesininin Yargıç Gantry’i markaja alan hareketliliğinin hayra alamet olmadığını fark eder. Cheepe ve asistan Paco dan oluşan izleme ekibi, bütün hafta Theo’ nun başını çektiği ekiple, yargıç arasındaki iletişimi algılamaya çalışır. İkili olup bitenleri anlamlandıramasa da dışarıya sıçrayan bu münasebeti izlemeye alır. Boone’ larla yargıcı huylandırmanın risklerini alamaz. Yakalanmanın konut dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği ve Gantry’e yakalanmanın yaratacağı özel riskin alınamayacağına karar verilir.

İşi şansa bırakmak istemeyen merak, yargıcı markaja alır ve soluğuyla ensesini mekan edinir. Savunma ve uzantıları titiz ve uyanıktır, işi şansa bırakmanın yaratacağı zaaf ve baş ağrısını bilir. Yargıç Gantry’in, Boon’larla buluşmasının çıkarlarını zedeleme ihtimalini hesaba katarak, beklenmedik engellerin aşılmasında kullanılacak malzemeyi tedarik çabası içine girer. Yazar, araya girerek, objektifi yargılama ve hükmü temine özgülenen güvencelere odaklar. Yazarın derdi okuyucuyu burada bir miktar eyleyerek, adliye dışında dava dışı özne ve nesneyle kurulan kaçak ve yasak ilişkiyi tartışmaya açmaktır. Grisham geç kalmaz araya girer ve mitoslarla gerçekleri bir kez daha kavgaya tutuşturur. Ya gerçekle özdeşleşen adalet kaybedecek ya da gerçekle inatlaşan, umarı adalet, hukuk olmayan yasa havlu atacak. Bu yasanın kazanması, hakikatin yenilmesi, direten yasanın yücelmesi, gerçeğin kültleşen ve küntleşen yasayla gömüye evrilmesi demektir. Anılanlar üzerinden yargılamanın selametini temin eden teminatların istismar potansiyeliyle okuyucu ustaca buluşturmayı başarır.

Yargıç “bu küçük toplantı kayıt dışıdır. Sizi uyarıyorum: Burada yasa dışı bir şey yapmıyoruz. Çünkü siz davanın tarafı değilsiniz. Yine de bu toplantı duyulursa  bana pek çok soru yöneltilir. Anlaşıldı mı?” cümlesiyle mevzuat açısından mesele yaratmadığına inandığı görüşmenin, giz olarak kalması ve dışarıya taşınmaması için yanları kendince uyarır. Yargıç Gantry ikircikli ve tereddütlüdür. Belli etmese, peçelese de esasında endişelidir. Kaygının sebebi, akıl ile gönlün ruhun kıvrımlarındaki amansız ve soluksuz kavgasıdır. Gönlün aklı dize getirmesi,  adaletin gönlü peşine takmasıdır özünde olup biten. Giz olanın, sır kadar dayanıklı ve ilişilmez olmadığını bilir. Gizin günün birinde ziyaret edileceğinin, en ufak bir fiske ile tarumar olacağının ayırdındadır. Yargıç, sır kadar şanslı olamayan gizin, başa bela olmasını önleme derdindedir. Gönül gözü ile görmenin faturasını adalete ödetmek istemez Gantry. Adalet çekici, tahrik edicidir. Dayanamaz Boone’ lerden ricacı olur, olup bitenin taşmaması için gönül koyar, teminat ister. Hukukun paçasına yapışan yasanın tehdit olmaktan çıkması, hukukun adalete dönüşmesi için gözü hiç bir şeyi görmez. Haddinden fazla risk alır.

Yazar durmaz kavgayı bir başka zemine taşır. Punduna getirip yasayı etikle yarıştırmak, yasa-hukuk-adalet arasındaki çekişmeyi körükler. Yarattığı ikilemlerle okuyucuyu oyunun içine çeker. Oynamaları için ellerine kartları tutuşturur. Taraf olmaya zorlar. Laf döner dolaşır umulan fırsatı yakalar. John punduna getirir, legal olanı etikle kavgaya tutuşturarak, okuyucuya pusu kurar. Değerleri olmadık yer ve zamanda düelloya zorlar. Yargıcın hangi etik değerler üzerinden yargılananla ilişki kurması gerektiğini, adalet ve değer arasındaki ikilemin aşılma koşullarını masaya koyar. Yasal olanın etik olmaklıkla aynı olup olmadığını, yargıcın refleksinin ne ile nasıl kontrol altına alınması gerektiği konusunu  tartışmak üzere okuyucuyu kışkırtır. Nesnellikle, ilişkisizlik arasında sınırı belirleme, kimin nerede durması gerektiğine dair meseleyi okuyucunun sırtlamasını ister. Bunu yaparken adaletin reddedilemez cazibesiyle, yargıcın tabi olduğu etik değerler arasında okuyucuyu seçim yapmaya icbar eder. Yeni tartışmalar açmaya kararlı John Grisham, bu meselelerle okuyucuyu baş başa bırakarak, Boone ailesinin yetişkin üçlüsü ve ele avuca sığmayan Theo ile koşut, muhtemel bir yargılamanın prototipinin gerçekleşeceği masaya geçer. Hukuki deyimiyle yargıç duygularının, hislerinin izleğinde birazdan karşılaşacağı delilin ikna ve inandırıcılık debisi ile kabul edilebilirliğini sınanma faslını açar.

Yargıcın dava dışı öznelerle, özel alanda kurduğu ilişkinin güvenceye alınması, etik ilişkinin, ilişkisizliği yasaklayan aklıyla, Yargıç Gantry’in Boone ailesi ile adliye koridorlarındaki tanışıklığı yargıç ve yargılama üzerindeki baskıyı göreceli de olsa hafifletir, fobilerini nisbeten kontrole alır. Yargıcı adalet aramaya icbar eden ödevle, kamusal alan dışında, delillerle  temas kurmayı yasaklayan usul arasındaki çekişmeyi, etikten yana tavırla aşmaya çalışır.

Yargıç her şeye rağmen huzursuzdur. Sadakat ve ihanetin dava dışı özne, zaman ve mekan üzerinden başlattığı bu düellodan yara almadan kurtulmanın çaresini bulmaya koyulur. Mekandakilere sır saklama ödevini anımsatarak, görünen adaletin tökezlememesi, lekelenmemesi için olup bitenlerin orada kalmasını isteyerek, elindeki son kozu harcar. Adalet, sermayesini tüketmeye zorlar, elinde avucundakini bu uğurda vermeye ikna eder. Gözü, gönlü, aklı adaletten yanadır. Deontoloji ile teleoloji arasındaki uyumun bozulmaması gerektiğinin ayırdındadır. Bu uğurda ufak tefek ödünlerin önemsiz olduğunu düşünür. Kendisine Yargıç olarak hitab eden Theo’yu bu sıfattan vazgeçmesi için uyarırken, etik ilişki değerlerinin sıfat üzerinden kişiliği ve kimliğine yönelik baskısını minimize eder. Direncini kısmen yitiren etik, göreceli de olsa adalete boyun eğer. Endişelerini içselleştirerek, kamusal alan dışındaki bu teması hakikat için meşrulaştırır. Boone ailesinden aldığı sır saklama sözüne itibar ederek, mesleki ihanet iddialarını makul temellerle karşılamaya hazırlanır.

Kısa, ihtiyatlı ve sıcak bir seremoniden sonra, bay ve bayan Boone, amca İke ve Küçük Avukat Theo ve yargıç Gantry’den oluşan yuvarlak masa, duruşma salonunun bir prototipi olmaya hazırdır. Etrafı heyet tarafından sarılan masanın ortası çoğu Theo’nun kişisel beceri ve çabası ile bir araya getirilen harita, fotoğraf, not ve kitap gibi nesnelerle doludur. Escobbar, Theo’nun ilk müvekkili, mekan solunan tozların vücuda getirdiği tecrübenin ilk göz ağrısı olur. Theo  alternatif bir oturumun ihtiyaç duyduğu makul nesneleri göz dolduracak şekilde ve eksiksiz toplamış, onların sunumu, tanıtılması ve sınanması için Yargıç Henry Gantry’den gelecek küçük bir işareti bekliyordu.

Yargıç “şimdi bana bir şey göstermek istediğinizi söylemiştiniz der demez” Theo’ zıplar ve dağarcığındakileri serimlemeye hazır görsel düzeneği çalıştırır, elindeki lazerle tanığın gözüyle Yargıç Gantry ve Boone ailesinin diğer fertlerine, danışmanı Ike’ye olay mahallini itinayla gezdirir. Şüpheli Pete Duffy ve malikanesini, cinayet öncesi ve sonrasındaki hareketlerini peyder pey, belli sıra dahilinde zaman ve mekanla yeniden buluşturur. Hadise mekan üzerinden tecessüs eder usulca. Hazırladığı şemaya hakikate hizmet eden, cinayetin açığa çıkmasına katkı sunan her ne varsa hassasiyetle dahil eder. Bobby Eskobar’ın olay mahalline yakın çöp kutusunda bularak kuzeni Julio’ya tevdi ettiği, Theo’nun da delil koruma yöntemlerine taş çıkartacak özenle kahverengi kutu içinde, fermuarlı naylon poşetle koruduğu bir çift golf eldiveniyle birlikte delillere adeta resmi geçit yaptırır. Duyu organlarına unutmayacakları, tadına doymayacakları mükemmel bir delil sofrası, görsel sunum hazırlar.

İkna ve inandırmaya amade bu mekanda, her bir delilin güvenirliği, gerçek ve doğruluğunun sınanması için yargıç, zemin ve zamanı tahrik eder. Yargıç’a dilediği delile dokunma, görme, dinleme, hissetme olanağı tanınır. Onun nesneleri yargıç aklı, gözü ve tecrübesiyle teşhis, tanıma, betimleme, sınama, sayma ve tartmasına kolaylık sağlar. Delillerin toplanması, muhafazası ve kabul edilebilirliği kurumunun önemini kavrayan bir deneyim olarak, test müessesinin özel bir mekanda, özgün özneler aracılığıyla çapraza alınması ve canlandırılması için canını dişine takar.  Delillerin sayılma, tartılma hak ve yetkisini, müthiş bir öz güvenle herkese dağıtır. Özne ve nesneleri kendince ilgili, toplum ve kamunun denetimine ve değerlemesine açar. Masaya getirilen ve düzenekle gözlere hitab eden kanıtların gerçek ve doğruluğu konusundaki tüm sorulara verdiği isabetli yanıtla, bilimum merakları yola getirir. İşine ne derece sadık ve egemen olduğunu, okulu asarak adliye koridoru ve salonlarda geçirilen ömrün avukatlığa nasıl tahvil edildiğini eşe dosta izah fırsatı bulur.

Gantry, soluksuz sorularla delillerin sıhhat ve sahiciliğini gönlünce sınar, delillere adeta düello yaptırır. Freni tutmayan Theo, hızını alamaz. Kanıt ve tanıtlara zamk gibi yapışır. Çalınan saat,  mücevher takı ve  tabancalarla ilgili şüpheleri elinin tersiyle bertaraf eder. Kanıtlar, kuşkularla oynama ve alt etmenin tadını çıkarır. Boone ailesi ve Küçük avukat, Yargıç Henry nezdindeki itibarını tazelemek üzereyken, Yargıç Gantry “Bu eldivenleri çöpe attığı sırada adamın elinde eldiven var mıymış?” şeklindeki soruyla kolay lokma olmadığını, yargıçlığın, zor zamanların, kuşkularla yaşanmaz bir yaşamın, öfkeyle mücadelenin ve sabırla oturmanın diğer adı olduğunu ima etmekle kalmaz.

Tanık Escobar’a duyulan gereksinimin debi ve şiddetini, tecrübeden beslenen üslupla belirler. Böylelikle Escobar ve destekleri kanıtların muhakeme süjeleri ve jüriyle kuracakları temasın, yargılama ve hüküm için taşıdığı hayati değere atıf yapar. Jest ve mimiklerin hükümden pay talep etme gizilgücüne vurgu yapmayı ihmal etmez. Yüzleşmenin çekiciliği ölçüsünde, caydırıcılığı hakkında okuyucuyu bilgilendirir. Kanıtların elden ele, gözden göze yolculuğunun, pusu atan engerek ve çiyanlar yüzünden kolay geçmeyeceğini anımsatır. Theo’nun temsil ettiği koroya delilleri bekleyen akıbet hakkında ip uçları verir. Önemlisi avukatlığı kafasına takan Theo’ ya  yeni yetme olduğunu bir başka boyut ve yerden izaha çalışır. Gerçeğe erişmenin yarattığı sınır tanımaz tutku, tazelenen güvenden aldığı müthiş destekle Tanık Escobbar’la bir an önce tanışmayı dayatır. Pusu atan önemli bir iki sorudan sonra merak yelkenlerini bir başka usul işlemi için şişirir. Theo elindeki kalemi bırakır. İknaya adım adım yaklaşan Yargıç,  tanık Eskobarla yüzleşmek için sabırsızdır.

Kısa bir süre sonra masaya Mülteci Escobar, kuzeni Julio ve teyze Carola dahil olur. Bu faslın arifesinde Theo araya girer ve Yargıç Gantry’den cinayet üzerindeki perdeyi aralayan kaçak Escobar’ın  polis takibinden kurtarılması, korunaklı alanda ve ilişilmez kılınması için teminat ister. Böylelikle sınır dışı edilme olasılığının tanıklık irade ve beyan üzerindeki baskısını kaldırarak, tanığın rolünü gerçekleştirmesine zemin hazırlar. Aklını ve ruhunu gerçeğe teslim eden Yargıç diretemez. Hiç kuşkusuz yargılama ve hükmün yazgısını elinde bulunduran tanığa, adaletle özdeşleşen rolünü icra için kefil olmayı taahhüt eder.

Sıra tanığın güvenilirliğini sınamaya gelir. Julio İspanyolca’ dan tercüme için hazırdır.  Theo, Escobar’ın beyanlarıyla diğer deliller arasındaki ilişki ve çelişkileri, onların yek diğerini sınama arzu ve merakını şölene çevirmek üzere aparatın tuşuna basar. Sorulan her soru, ekrana gelen her görüntü, Escobar’ın beyanlarını çürütmeye ve kilitlenmeye özgülenir. Escobar, diğer delillerin desteğini alan tüm suallerle göğüs göğüse çarpışır. Kendisini çürütmeye ahdeden, belleğine yönelen her suali halden düşürür. Makul yanıtlarla, meraklarla soruların dostluğunu başlatır. Escobar, çetin sorgu ve değme suallerden aldığı destekle,  açık yargılama, duruşmaya etkin katılma ve çelişmeli muhakemeyi kendine mest eder, hayran bırakır. Gantry’in verdiği primi idareli ve isabetli kullanarak, hak ettiği güveni, takdirle tahkim eder.

Güvenin pekişmesi, atideki bir iki engelin aşılmasına bağlıdır. Escobar Kabuledilebilir delil kanıt olmuş, ancak henüz etkileyici ve yararlanılabilir delil olmamıştır. Yapışkan kuşkunun, dumanı tüten suallerle adam akıllı çırpılması  gerekmektedir.

Theo, Cheepe’ nin fırsatçı ve ezici bakışlarına içerler yaşı, merakı ve deneyimsizliği üzerinden hafife alınmasını asla unutmaz. Theo, delilleri birbirine kırdırır. Kibrin arka çıktığı hor görüyü, pişman ve perişan eder. Çapraz sorgu, delillerin kabul edilebilirliği meselesi, Theo’yla altın çağını yakalar. Escobar, toplum adına açık muhakemede doğrudan, yüz yüze yapılan sınavı alnının akıyla süsler.

Şüphelinin teşhis ve tanınması faslı iyiden iyiye huysuzlanır. Sabırsızlığı fark eden Zeka Küpü, vizyona yansıttığı Creek 6. Çim bölgesinin hava fotoğrafı ile yeni bir kapışmanın fitilini ateşler. Theo, zulasının ihanet etmeyeceğinden, Escobar’ın ilk fırsatta Duffy’i tuşa getireceğinden, 15. karenin, katilin önüne yatan kuşkuları tarumar edeceğinden, masumiyetin lekeleneceğinden adı gibi emindir.

Basının servis ettiği fotoğraflar umarları karşılamaz. Kuşku gerçekle mesafesini korurken, merak sabrı dürtmeye devam eder. Adliye çıkışındaki pozlarla, gerçek yeni bir trend yakalamayı dener. Ancak muvaffak olamaz. Gazete arşivi, ayak sürten teşhisi sarsar ama deviremez. Teşhis tanıya dönüşemez. Kopardığı tavizle, deva olacağının sinyalini verir.

Tanık, sanığın giydiği kıyafetlerin spor pantolon, kestane rengi golf kasketi ve bej spor pantolondan oluştuğunu teşhis eder fakat, bunları Duffy’nin üstünde olduğunu söyleyemez. Karedeki adam Duffy’ye benzetilir ancak onunla özdeşleştirilemez. Benzerlikle aynılık arasındaki savaş, benzerliğin yengisiyle biter. Benzerlikle ittifak eden resimler, Theo’yu sıkıştırırken, Escobar’ın tanıklığını güçleştirir.

Zaman ve mekana anlam katan tanıklık, kişiyi teşhiste kifayetsiz kalır. Tanı hazırı tüketirken, teşhis doymak bilmez. Escobar’ın zaman, kişi ve mekan bağlamlı beyanı, Duffy’yi ifşa için gereken işbirliğiyle inatlaşır. Kişi, oyun bozanlık yaparken, tanı teşhisi takılarak afallar. Yargıç Gantry’in şahsıyla örtüşen ikna, diğerlerini temsilen inandırıcılık, Duffy’i katile dönüştürmekte başarısız kalır.

Bunlar olup biterken tuş, makineyi yeniden hareketlenir. Savcılığın muhakemeye mal ettiği 22 fotoğraftan 15.’si talihi değiştirmek için sıra beklerken, saniyeleri saate çeviren sorun kadraja girer. İknaya hazırlanan delilin elde edilme yöntemi ve kaynağı üzerindeki kuşku, yargılamanın sinir uçlarını bir kez daha yoklar.  Yargılaman kirli kaynaktan içmesi, yahut hükmün zehirli ağaçtan beslenmesi öteden beri yasaktır. Hüküm Platon’dan bu yana iğfal mahsulü delillerin şerrinden, tatlı dil, güler yüzün şirretinden olabildiğince uzak tutulur. Theo’nun kariyeri böylesi acemiliğin her şeyi berbat etmesine, gayrimeşru delilin hükmü biçimlendirmesine onay vermeyi düşünmez.

Gantry’in bunu bilmemesi ve görmemezlikten gelmesi ya da Theo’nun bunu yılların tecrübesine yutturması olanaklı değildir. Bu soru ve delilin karşılaşacağı itirazı Theo karşılamaya, göğüslemeye bir kez daha hazırdır. Mesele avukat Boone çifti ve adliye eskisi amca Ike’nin paha biçilmez destek ve danışmanlığıyla aşacaktır. Yazar, her zaman olduğu gibi zor zamanların adamı, güçsüzlerin yardımcısı, darda kalanların dostudur. Araya Giren  John Grisham, Theo’ya açık yargılamada hasredilen tartışılarak kamuya mal edilen delilin,  kaynak ve sıhhat sorununu geride bırakacağını fısıldar.

Sufleyi havada kapan Theo, kayıtlara giren “ herkese açık bir  duruşmada gösterilmiş bir fotoğraf bu ve kanıt olduğu kabul edilmiş. Gizli bir yanı yok değil mi?” sorusuyla  açık yargılamada, ortaya konulmuş, herkesin gözü kulağı önünde kıyasıya tartışılarak lime lime edilen kanıtın sır ve giz olmaktan çıkacağını, Boone’ler mahkemesi için sorun teşkil eder olmaktan çıktığını okuyucuyla paylaşır. Böylece hukukun önemsediği yasak delil kavramının, kaynak ve elde ediliş defolarından ötürü gerçeği perdeleme ihtimalini anılan soruyla hiçleştirir. Ortaya konularak kamuyla paylaşılan bir kanıtın alenileşeceğini, dolayısıyla gizliliğiyle temin edilen hukuki yararın ortadan kalktığı kabul edilir. Yargıç Gantry, en kötü ihtimal gerçek ile hakikat arasındaki soluksuz ve derin kavganın etkisindedir. Gerçeklik ve doğruluk aşkının yarattığı körlük, delilin yargılama ve hükmü zehirleme potansiyelini görmesini engeller. Ya da yargıç Theo’nun  bir kere açıklanmakla kabul edilebilir ve kullanılabilir hale gelen karelerin yeni muhakemenin gözdesi olmasına izin verir.

Pazartesi, duruşma salonu gözlerini mutsuz, yorgun, gergin ve hadleri zorlayan bir sabaha açar. Savcı Jack Hogan, eli boş bir iddianamenin, yazgıya dönüşecek hüküm karşısındaki yalnızlığına ve çaresizliğine teslim olur. Pete Duffy, başka olasılıkların icraatını, her temasın bırakacağı izi ve ihtiyatsızlığın alacağı intikamı unutur. Özgüven ve kibrin baş başa bırakılmasının yaratacağı trajediyi hesaba katmamakla hatalarını katlar. Pete Duffy, kendinden emin  Gantry’in cinayeti kutsamasını beklerken, vekil Clifford Nance, saklı bir kanıtın yapacağı sürprizi, dışarıda bırakmanın yarattığı zahiri rahatlığa aldanarak, tokmağın masaya inmesiyle ilan ve tescil edilecek sözde adaleti dört gözle bekler.  Personel ise sıradan ve rutin bir günün adli öneri ve talepleriyle meşguldür.

 

Yargıç Henry,  gerçek ile hakikat arasındaki ikilem aşmanın aklı, ruhu ve bedeni üzerinde bıraktığı derin izi, yarattığı ağır tahribatın altında kalmış, kimlikle kişilik, gerçekle hakikat, deontoloji ile teleolojinin bitmez-tükenmez çekişmesinden payına düşeni alır. Kefaret kendisini yorgunluk, mutsuzluk, ve kitaplık kisvesiyle karşılar. Gantry, kıyamete ramak kala cübbesinin eteklerini savurarak salona girer. Pazar Mahkemesi’nin koşut süjelerini yoklar ve Theodore, babası ve amcasıyla göz göze gelir.

Yargıç Gantry duruşma salonu, görüşme odası ve ofis arasında mekik dokurken, yargıcın nerede, ne kadar kalacağına hukuk ve mekan çifti karar verecektir. Mekan, ya özüne sadık  yorumla özgünleşir ya da yoz  yaşamlarla özünden uzaklaşır. Gantry, hukuk ve mekan arasına girerek anlamı eylemiyle geliştiriyordu. Hukuk, bazen mekanı belirliyor, bazen mekan hukuka teslim oluyordu. Kimi mekan, cübbesiz dolaşmaya izin vermezken kimisi, günlük kıyafetle yaşamaya onay veriyordu. Duruşma salonu, cübbenin mekanı ilhakına katlanırken, ötekisi cübbenin mekan ve özne üzerindeki tasarrufuna son veriyordu. Cübbe, mekan ve özne ile arasındaki münasebete göre biçim alıyordu. Adalet ve hukukun cübbeye yüklediği misyon, cübbeyle mekan, mekanla yargıç arasına aşılması zor bir sınır çizerken, cübbe mekan-adalet-yargıç triosu aracılığıyla hareketli yaşamayı seçiyordu.

Yargıç’ ın sınırlı ve sayılı mekanlar dışında, yargılanan nesne ve özneyle ilişki kurmasına, yansızlığı mekanla disipline eden kaideler izin vermiyordu. Yargıç Gantry’i dizayn eden sistem, mekan üzerinden yargıcı sınırlamayı, mekanla hukuku anlamlandırmayı, mekanı estetik güce dönüştürmenin ne manaya geldiğini biliyordu. Yargıçla mekan arasında kurduğu estetik bağla, yansızlığa kalıcı bir anlam katarak, etiği estetikle tahkim ediyordu. Yargıcın mekan dışında hukuk konuşması, yansızlığı ve bağımsızlığı üzerinde baskı kurarak, adaletin üçüncü göz olma idealini zehirliyordu. Mekan, yargıcı yabancılaştırarak, hukukun adalet talebini seraba dönüştürüyordu.

Gantry’in sesiyle buluşan mikrofon, öksürüğün sesi kontrolüne olanak sağladı. Yargıç sesinin, tını ve debisinden emin olduktan sonra, “ Günaydın Bayanlar Baylar. Bay Peter Duffy’nin yargılanmasının bu aşamasında bugün savcılık ve sanık avukatlarının son sözlerini dinlemeyi planlamıştık. Ancak bu gerçekleşmeyecek. Şu anda açıklayamayacağım nedenlerle yargılamanın hükümsüz kaldığını bildiriyorum.”  Şeklindeki ifadesiyle bir yandan şaşkınlık ve  hayal kırıklığı yaratır, öte yandan umar ve umudu müjdeler.

Gantry’in  hükümsüzlük ilanı, hileden medet umanların suratına olanca gücüyle inerken, adalet ve hukuk talebi temellendirmenin açtığı acil kanaldan görece soluklanır. Fobi ve stres, istismarla vedalaşır. Sürpriz tanıt, olası beraatı göz açtırmaz, tuşa getirir. Adalet tecessüs etmeden hükmün güvende olmayacağını, huzur bulamayacağına dair kanı yargıcın kendinden emin ve tok sesiyle salona yayılır. Gantry’le özdeşleşen adalet kürsüyü Theo’ nun idealine, zor zamanlarda hukuku adalete eviren cesaretiyle Gantry’i idole dönüştürür. Yaşam hakkını ihlal kuşkusunun, yasayı dolanma çabasının, gerçeği halden düşüren mesaiyle düetine, yargılamayı lağveden eşsiz gerekçe son verir.

 

Yargıç gerçeklik yargısının hakimleri jüriye teşekkür eder. Kendisini yarına bırakan gerekçe, bilinenlerle avunmaz, koronun kürsü, adalet ve hukuku yanıltan düzeneğini görmezden gelir, alışan vücut iğfali olağan sayar, üzerine toz kondurmak istemez. Merak bilineni, malumat saymaz. Homurdanan koşut mahkemenin kusursuz cinayete ne kulp bulacağını, yaşam hakkına saldırı cephesinin nerede gedik verdiğini mahkemeden dinlemek ister. Merak kendine tutulan aynadan yansıyanları, başkaca temel, argüman ve gerekçe için dört döner.

Yargıç Gantry banktan zorla ayrılan bedenlerin salona yaydıkları merakları teskin için “ Beyler, şu anda açıklama yapmayacağım, yarın saat onda odamda buluşalım. Size gerçekleri açıklayayım” demek suretiyle merakı çileye yatırır. Gerçeğin hakikatle istişare etmesine, hakikatin tasayla muhakeme yapmasına, kaygının gerçekle özdeşleşen gerekçeye bir miktar eziyet etmesine kurgunun hatırı için göz yumulur, müsamaha edilir. Lağvedilenin yerini alacak atideki muhakemenin düğmesine basan yeni ithamnameye Haziran’ın son haftasına kadar mehil verir. Onun kendisini revize etmesine, ikna ve inandırıcı olmasına, olgunlaşmasına ve huzura çıkmasına olanak sağlanır. Gecikmenin bellek üzerindeki tahribine, delilleri deforme etmesine, toplumun savunma sistemini tahrip edenlerin zamanı sömürmesine fırsat verilmez. Kelepçeli yaşamın özgürlük üzerinde yaratacağı stres, fobi ve baskıyı unutulmaz.

Sanık Pete Duffy hakkında kısıtlılık koşulları baki kalmak üzere kefaletle serbest kalmasına karar verilir. Böylece sanığın sıvışması önlenirken, zamanın savunma üzerindeki tahakkümü minimize edilir. Savunmanın duruşma hakkını kullanması için olanakların kapısını olabildiğince aralar, gerçeğin kolaylıklardan istifadesi ve tutukluğun yargılama engeli ve prematüre ceza olmaması için koşulları haddinden fazla zorlar.

Karar avukat Nance’nin çenesini göğsüne düşürür. Theo ile Cheepe ‘yi göz göze getirir. Dedektif Cheepe, kararın her şeyin sonu olmadığını henüz yenilmediğini münasip bir lisan, iç çeken jest ve mimiklerle izah eder.

Sonuç:

Grisham yalın kurgusu, yörüngeye oturttuğu özne, mekan zaman ve nesneleriyle, sıradan adli düzeneğe yön veren hakikatlerin yargılama ve hükmü manüple etme becerisiyle okuyucuyu buluşturur.

Edebiyatta hukuk, mitoslarla gerçek arasındaki kadim çekişme ve çelişkiyi seçtiği numuneyle bir çok değer üzerinden bir kez daha kavgaya tutuşturarak, gerçeği deontolojiyle ayakta tutmaya çalışır. Hakikati, ahlakla sınırlar. Onaran usulün gerçekle bağını, roman kahramanların hukuki beceri ve manevralarıyla yeniden inşa eder.

Usulün özünde, etik ilişki değerlerinden başkası olmadığını satır aralarında serimler. Roman adli düzeneği, onu ayakta tutan öznelerin akıl ve grameriyle tarumar ederek, edebiyatın eleştirel gücünü, sağaltan yanını ve deşifre eden dehasını teyit eder.

Çalışma, yazarın  bıraktığı boşlukları içeriden okuyarak, edebiyatın erişemediği, güç yetiştiremediği alanları tartışmaya açar, John Grisham’ ı hukuk yeniden okuma ve yorumlamaya çalışır.

Mitosların gerçeği manüple ettiği yerlerde, etikten aldığı destekle hukuku adalete evirmeye çalışır. Hukukun yavanlaştırdığı yargılamayı, edebiyattan aldığı destekle, deontolojik bir çabaya dönüştürerek tatlandırmayı dener.

 

31 Ekim – Hukuk Takvimi

0

31 Ekim – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Bugün

475 Romulus Augustus Roma İmparatoru ilan edildi. 31 Ekim 475 – 4 Eylül 476 arasında kısa bir dönem hüküm süren Romulus Augustus’un tahttan indirilişi Batı Roma İmparatorluğu’nun sonu ve Orta Çağ’ın başlangıcı olarak kabul edilmektedir. 
1517

Martin Luther, Protestanlığı ilan etti, Wittenberg kilisesinin duvarına ’95’ ayetini astı; bu olay Almanya’da Protestan reformunun başlangıcı sayıldı.

1659

İngiliz İç Savaşının ardından Kral I. Charles’ın yargılandığı davada mahkeme başkanlığı yapan İngiliz hakim John Bradshaw yaşamını yitirdi. (15 Temmuz 1602 – 31 Ekim 1659) Öümünden sonra hakkında idam cezası verildi.  Cesedi mezarından çıkarıldı, kafası kesilerek teşhir edildi.

1793 Fransız felsefeci, parlamenter ve kölelik karşıtı devrimci Jacques Pierre Brissot giyotine gönderildi. ( 15 Ocak 1754 – 31 Ekim 1793)
   
1911 Ürgüplü Hayri Bey’in Danıştay Başkanlığı görevi sona erdi. Yerine Memduh Bey geldi. 
1918 Mondros Mütarekesi’nin hükümleri yürürlüğe girdi.
1921 Gazi Mustafa Kemal’in Başkomutanlığını üç ay daha uzatan kanun TBMM’nde kabul edildi.
1923 Seferberliğin kaldırılmasına ilişkin Kanun ise (Seferberliğin İlgasına Dair Kanun) 31 Ekim 1923’te T.B.M.M.’nde kabul edildi.
1947 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, savaş suçlularının iadesi ve cezalandırılmaları hakkında  3(I) sayılı ile 31 Ekim 1947 tarihli ve 170(II) sayılı kararını kabul etti. 
1951 Yaya geçidi çizgileri ilk kez İngiltere’nin Berkshire kentinde kullanılmaya başlandı.
   
1960 Milli Birlik Komitesi’nin öğretim üyelerini üniversiteden atmasını (147’ler olayı) protesto eden Ortadoğu Teknik Üniversitesi Rektörü Turhan Feyzioğlu görevinden istifa etti. 
1960
  • Adnan Menderes’in Ayhan Aydan’dan olduğu iddia edilen çocuğunu öldürttüğü iddiasıyla hakkında açılan ‘Bebek Davası’ başladı.
  • 2009-2013 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’ne bağlı özerk bir bölge olan Porto Riko’nun valisi olarak görev yapan Porto Rikolu hukukçu ve devlet adamı Luis Guillermo Fortuño Burset dünyaya geldi. 
1961 Tanin gazetesindeki yazılarında komünizm propagandası yaptıkları ileri sürülen Aziz Nesin ile genel yayın müdürü İhsan Ada yargılandıkları davada beraat etti. 
1963 Askeri Yargıtay, Talat Aydemir, Fethi Gürcan, Osman Deniz ve Erol Dinçer’in idamına dair kararı onayladı.
   
1968 Samsun Adliyesi’nde savcılık ifadeleri alınan “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” katılımcısı 24 genç, izinsiz gösteri yürüyüşü yapmak suçundan Mahkeme’ye çıkarıldı ve serbest bırakıldı. Gençler otobüsle Havza’ya geçti.
1972 Sıkıyönetim askeri mahkemesinde görülen davada savcı mütalaasını verdi: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi eski dekanı Uğur Alacakaptan için 6 yıl, Asistan Uğur Mumcu ve 4 öğrenci için 15’er yıl hapis cezası istendi. Sanıklar, “Anayasa’yı ilgaya iştirak, komünizm propagandası, hükümetin manevi şahsiyetini tahkir” vs. iddialarla suçlandı.
1975 Bankaların ikramiye ve hediye vermesi yasaklandı.
1976 CHP İstanbul İl Gençlik Kolu Başkanı, Savcılığa başvurarak Ülkü Ocakları’nın kapatılmasını isteyeceklerini açıkladı.
1979 Avukat Eşber Yağmurdereli, TCK 141.maddeden Samsun’da yargılandığı halde en son gönderildiği Mardin Cezaevi’nde hücreye konuldu. Trabzon, Amasya ve en son Mardin Cezaevi’ne gönderilip 3 celsedir Samsun’da duruşmaya çıkamayan Yağmurdereli’nin avukatı Af Örgütü’ne başvurdu.
1976 İspanya Anayasası, 31 Ekim 1978 tarihinde yapılan Kongre ve Senato Genel Kurul toplantılarında (Cortes Generales) tarafından kabul edildi.  7 Aralık 1978’de yapılan referandumda İspanya halkı tarafından kabul edildi. 27 Aralık 1978 tarihinde Majesteleri Kral tarafından Parlamento (Cortes Generales) önünde onaylandı. 
1980 16 Şubat 1976 Tarihinde Barselona’da İmzalanan Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunmasına Ait Sözleşme ile iki Protokol ve Eklerinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” 31 Ekim 1980’de kabul edildi. 
1984 Hindistan’ın ilk kadın başbakanı İndira Priyadarşini Gandhi öldürüldü. (Doğumu: 19 Kasım 1917 – Ölümü: 31 Ekim 1984) Gandhi’yi iki Sih koruma muhafızı öldürdü. (Suikast sonrası çıkan isyanlarda yaklaşık 2.000 masum sih öldürüldü.) Hindistan tarihindeki tek kadın başbakan ve ayrıca en uzun süre görev yapan ikinci başbakandır. Başbakanlıktan önce Dışişleri, İçişler, Savunma, Maliye, Enformasyon ve Yayın Bakanlıkları görevlerinde bulunmuştur.
1986 Mao’nun “Halk Demokrasisi” kitabını yayınlayarak komünizm propagandası yapmak suçundan  yargılanan Hüseyin Kıvanç savunmasını yaptı: ”Kendi ülkesinin 3 bin yıllık tarihini inceliyor diye, Mao Zedung başka bir ülkenin yasalarını çiğneyebilir mi?”
1991  Sosyolog Dr. İsmail Beşikçi tahliye edildi.
1992 Dünyanın güneş etrafında döndüğünü söyleyen ve 1633 yılında yargılanan Galileo Galilei’nin haklılığı kilise tarafından 359 yıl sonra kabul edildi. Vatikan bir bildiri yayınlayarak dini bütün bir Hristiyan olan Galileo’dan özür dilendi. 
1996 Ankara 4.İdare Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı’nın Uğur Mumcu’nun ailesine tazminat ödemesine karar verdi: ”Olay bir terör eylemi olduğundan, kusursuz ve kolektif sorumluluk ilkesi gereği zarar karşılanmalıdır.”
2000 HADEP Kars İl Başkanı Şemistan Ağbaba’nın, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin 24 Aralık 1999 tarihli ve 360-385 numaralı kararıyla silahlı çetenin hareketlerini kolaylaştırmak suçundan Türk Ceza Kanununun 169 ve Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına mahkûm edilmesine ilişkin karar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 31 Ekim 2000 tarihli kararıyla onanarak kesinleşti.
2002 Hukukçu ve Yunanistan Cumhuriyeti’nin 1. Cumhurbaşkanı Mihail Stasinopulos yaşamını yitirdi. (27 Temmuz 1903 – 31 Ekim 2002) 
2003  Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi, Sözleşmenin hazırlanması için kurulan Geçici Komite tarafından 21 Ocak 2002 ve 1 Ekim 2003 tarihleri arasında yedi oturumda hazırlanmış ve Sözleşme BM Genel Kurulu tarafından 31 Ekim 2003 tarihinde 58/4 No.lu karar ile kabul edilmiştir. Sözleşmenin 68/1 maddesi uyarınca Sözleşme 14 Aralık 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
2004 İskoçya’nın Pretopans kasabasında ‘Cadılar Bayramı’nda 16. ve 17. yüzyıllardaki ‘Cadı Avı’nda öldürülen 81 kadın ve kedilerinden resmen özür dilendi. İskoçya’da 16-17. yüzyılda 3 bin 500 kadın ve çocuk, karakedi sahibi olmak ve büyü yapmak iddialarıyla yakılarak öldürülmüştü.
2005 BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye karşı karar tasarısı kabul edildi. Suriye, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikastına karışmış yetkilileri tutuklamak ve BM soruşturma komisyonu ile birlikte hareket etmek durumunda. ABD, Fransa ve Britanya’nın Suriye’ye yaptırım uygulanması önerisi ise kabul edilmedi.
2007 İspanya’da faşist general Francisco Franco’nun 1939-1975 yılları arasındaki diktatörlük dönemini resmen kınayan “Tarihsel Bellek Yasa Tasarısı” Meclis Alt Komisyonu’nda kabul edildi. Franco’nun izleri silinecek, 1936-1939 iç savaşındaki toplu mezarlar ortaya çıkarılacak, Franco dönemine ait semboller kaldırılacak.
2011 Birleşmiş Milletler’in Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu UNESCO, Filistin’in üye kabul edilme başvurusuna onay verdi. 
   
   
   
   
2013

AKP’li 4 milletvekili ilk kez Meclis Genel Kurulu’na türbanlı olarak girdi. Böylece Mecliste türban dönemi başladı. CHP’nin engelli milletvekili Şafak Pavey’in ise Meclis’e pantolonla katılma isteği içtüzük gereği kabul edilmedi.

2015 Rumen hukukçu ve Başbakan Victo Ponta, 1 Ekim 2015 tarihinde başkent Bükreş’te bir gece kulübünde çıkan yangın sonucu 42 kişinin ölmesinden kendisi ve hükümetini sorumlu tuttuğu için istifa edeceğini açıkladı.
2017 İstanbul Barosu Avukatlarından, Kudbettin Kaya, 31 Ekim 2017’de öldürüldü.
2021 Amerikalı siyasetçi ve hukukçu Frank Leroy Farrar yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Nisan 1929 – Ölümü: 31 Ekim 2021)
2024
  • PKK üyeliği iddiasıyla tutuklanan Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer,  Anayasa’nın 127’inci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’inci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırıldı. İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy İstanbul Valiliğince Esenyurt Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildi. 
  • 38 Baro’nun imzasını taşıyan bir açıklama yayınlandı: “Kayyım Uygulaması Demokrasiye Darbedir. Kayyım uygulamasının yasal oluşu; Anayasaya aykırı oluşunu, hukuksal ve toplumsal meşruiyetsizliğini ortadan kaldırmamaktadır. Kayyım uygulamasının Türkiye demokrasisine verdiği hasarlar hafızamızda yerini korur iken yeniden bu yola başvurulması kabul edilemezdir” ifadesi yer aldı.   

30 Ekim Hukuk Takvimi

0
30 Ekim - Hukuk Takvimi
30 Ekim - Hukuk Takvimi

1735

John Adams, Amerikalı hukukçu, siyasetçi, ABD’nin 1. Başkan yardımcısı ve 2. Başkanı dünyaya geldi. (Ölümü: 1826)
1862

Alman tarihçi ve akademisyen Friedrich Meinecke, 30 Ekim 1862’de Prusya’da doğdu. Devlet Aklı Modern Çağda Devlet Aklı Düşüncesi isimli eseri Türkçe’ye çevrildi. 6 Şubat 1954  tarihinde, 91 yaşında iken Berlin’de öldü. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Friedrich-Meinecke.jpg

1893

  • Kanada’nın üçüncü başbakanı olarak görev yapan Kanadalı hukukçu ve politikacı Sir John Joseph Caldwell Abbott (John Abbott) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Mart 1821 – Ölümü: 30 Ekim 1893)  Quebec’teki Saint-André-d’Argenteuil’de doğdu. 1847’de Montreal’deki McGill Koleji’nden (McGill Üniversitesi ) Medeni Hukuk Lisans derecesiyle mezun oldu. 1867’de Medeni Hukuk Doktoru oldu. Şirketler hukuku alanında uzmanlaştı. Montreal’in en tanınmış avukatlarından biri oldu. 1853’te McGill’de ticaret hukuku ve ceza hukuku dersleri vermeye başladı ve 1855’te profesör ve Hukuk Fakültesi dekanı oldu, 1880’e kadar bu görevi sürdürdü. Genç yaştan itibaren siyasete dahil oldu, 1849’da Montreal İlhak Manifestosu’nu imzaladı. 1860’ta Kanada Eyaletinin Yasama Meclisi’ne seçildi. 1862’de Kraliçe Danışmanı oldu. 1867 federal seçimlerinde, Muhafazakar Parti üyesi olarak Kanada Avam Kamarası’na seçildi. Emekli olduktan sonra McGill’de emeritus profesör olarak çalışmaya devam etti, 1881’de fakülte Yönetim Kurulu’na girdi.  1887’de Senato’ya atandı, Macdonald’ın görevdeyken ölmesinin ardından Haziran 1891’de ilk yerli Kanada başbakanı oldu, Kasım 1892’de sağlık sorunları nedeniyle emekli olana kadar görev yaptı. Ertesi yıl öldü.
  • Alman hukukçu, Nazi Almanyası’nın Adalet Bakanı ve müsteşarı Roland Freisler, Celle’de doğdu. (Ölümü: 1945)  1914 yılında askeri okula girdi, 1915’te Teğmen oldu. I. Dünya Savaşı sırasında aktif olarak görev aldı., 1915’te Rus İmparatorluğu’nda savaş esiri oldu. Rusya’da tutuklu iken, Rusça öğrendi, 1917 Rus Devrimi’nden sonra Marksizmle ilgilendi ve Ekim Devrimi’nde Bolşeviklere katıldı. 1920 yılında Almanya’ya dönerek 1922’de Jena Üniversitesi’nde hukuk öğrenimini tamamladı. 1925’te NSDAP’ye (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) girdi, önemli görevler aldı ve yargı sistemi içerisinde yükseldi. 1933’te, Prusya Adalet Bakanlığında daire başkanlığına atandı. 1933-1934 yıllarında Prusya Adalet Bakanlığı Devlet Sekreteri oldu ve 1934-1942 yıllarında Reich Adalet Bakanlığı Devlet Sekreteri oldu. 1942 yılında Halk Mahkemelerinin başına getirildi. Adolf Hitler’e düzenlenen saldırıda tutuklananlara karşı acımasız bir rol üstlendi, çok sayıda idam ve müebbet hapis kararı çıkarıldı. 3 Şubat 1945 tarihinde Nazi Partisi binaları, Reich Başbakanlık binası, Gestapo merkezi, Başbakanlık ve Halk Mahkemesi de dahil olmak üzere ABD bombardımaını ile vuruldu, Freisler bu bombardımanda öldürüldü. Cesedi, dosyaları tutmuş bir şekilde, bir taş sütun altında ezilmiş olarak bulundu. Berlin’de Waldfriedhof Dahlem mezarlığına defnedildi. Mezar taşı üzerinde ismi yazmamaktadır.
1910

İsviçreli yazar, iş insanı ve Kızılhaç Teşkilâtı’nın kurucusu Jean Henry Dunant, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 8 Mayıs 1828 – Ölümü: 30 Ekim 1910) 1864 Cenevre Konvansiyonu ile Kızılhaç Teşkilatı’nın kurulmasını sağladı ve gösterdiği çabalar nedeniyle 1901 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

1912

Hukukçu ve Amerika Birleşik Devletleri’nin 27. başkan yardımcısı James Schoolcraft Sherman yaşamını yitirdi. (24 Ekim 1855 – 30 Ekim 1912)  Whitestown Seminary’de eğitim gördü, ardından Hamilton College’a gitti ve 1878’de Bachelor of Arts derecesini aldı. 1880’de baroya kabul edildi ve Cookingham ile birlikte Cookingham & Martin firmasında avukatlık yaptı. Cumhuriyetçi partiden siyasete atıldı. Yirmi dokuz yaşında Utica belediye başkanı oldu. 1886’da ABD Temsilciler meclisine seçildi ve 20 yıl görev yaptı 1895-1909 arasında Kongre’de, Kızılderili İşleri Komitesi’nin başkanlığını yaptı. Bu dönemdeki çabaları nedeniyle, Kaliforniya’ya bağlı Riverside’da, Sherman Kızılderili Lisesi inşa edildi ve onun adı verildi. 4 Mart 1909 – 30 Ekim 1912 tarihlri arasında başkan yardımcısı olarak göre yaptı. Görevi devam ederken Utica’daki evinde öldü. Forest Hill Mezarlığı’na gömüldü.

1918

Avusturya Geçici Ulusal Meclisi 30 Ekim 1918 tarih ve StGBI 3 sayılı Kararını kabul etti. Karara göre; vatandaşın temel haklarına aykırı olduğu için her türlü sansür yasaklanmış, yayınlara yönelik durdurmalar ve bu durdurmalara ilişkin posta dağıtım kurumunun veto yetkisi kaldırılmış, basının tam hürriyeti sağlanmış, toplantı ve dernek kurma haklarına ilişkin olağanüstü hal kararnameleri kaldırılarak cinsiyet ayrımı yapılmaksızın toplantı ve dernek kurma özgürlüğü tesis edilmiştir. Bu karar, daha sonraki Avusturya Anayasalarında referans olarak kabul edilmiştir. 

1918

Mondros Ateşkes Antlaşması, Birinci Dünya Savaşının yenilenleri arasında olan Osmanlı Devleti ile Müttefik Devletler adına hareket eden İngiltere arasında 30 Ekim 1918’de Mondros’ta imzalandı. (Silah Bırakışımı Sözleşmesi)  Sözleşme, 1919 yılından itibaren başlayan Kurtuluş hareketi sonrasında geçerliliğini yitirmiş, 1922 yılında  Mudanya Ateşkes Antlaşması ile yeni Silah Bırakışımı Sözleşmesi imzalanmıştır.

1918

Çekoslovakya‘da Cumhuriyet ilan edildi.

1922

  • “Osmanlı İmparatorluğu’nun İnkıraz Bulup Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Teşekkül Ettiğine Dair Heyet-i Umumiye” kararı alındı.
  • İstanbul’da son Heyet-i Vükela (Bakanlar Kurulu) toplantısı yapıldı.

1922 

İtalya Kralı, Mussolini’yi Roma’ya çağırarak yeni hükümeti kurma görevini verdi, Benito Mussolini İtalya’nın başbakanı oldu.

1923

Mustafa Kemal Paşa, Başbakanlığa İsmet Paşayı (İnönü) atadı. İsmet İnönü kabinesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde güvenoyu aldı.  İsmet İnönü Cumhuriyet’in ilk Başbakanı Oldu.

1927

Fransa ile Yugoslavya, ‘Küçük Antant’ı (Çekoslavakya, Romanya, Polonya) desteklemek için antlaşma imzaladı. 

 1930

 

 

 1943

Dört Millet Demeci, 30 Ekim 1943 tarihinde Moskova Konferansı sonucunda imzalandı. Moskova Konferansı’na, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Sovyetler Birliği ve Çin katılmıştır. Yeni bir uluslararası örgütün kurulması ile savaş suçlularının etkin şekilde cezalandırılması konusunda anlaşılmıştır. Konferans’ta kabul edilen Kurtarılmış Avrupa Deklarasyonu ile Almanya’da Nazizmin, İtalya’da ise Faşizmin tasfiyesi kararlaştırıldı. Dört Millet Demeci’ne Birleşmiş Milletler Antlaşmasında da atıf yapıldı. 

 

 

1961

Hukukçu ve İtalya Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı Luigi Einaudi yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Mart 1874) Turin Üniversitesi‘nde Hukuk eğitimi gördü. Sosyalist lider Filippo Turati’nin dergisi olan sosyal eleştiri’de çalıştı. 1895 yılında mezun olan Einaudi, Turin Üniversitesi, Turin Teknik Üniversitesi ve Bocconi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1919 yılında Kraliyet Kontenjan Senatörü olarak atandı. Einaudi, La Stampa ve Il Corriera Della Sera gibi gazetelerde de görev yaptı. 1945’de İtalya Merkez Bankası başkanı olarak atandı. 1947-1948 yılları arasında ekonomi bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerini üstlendi. 1948 yılında Cumhurbaşkanı seçildi.

 

 1961

Türkiye-Almanya İşgücü Antlaşması, 30 Ekim 1961 tarihinde imzalandı. Antlaşma, ikinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın istihdam ihtiyacını karşılamak üzere hazırlanmış, misafir olarak giden Türk işçiler daha sonra vatandaşlık statüsünü elde etmişlerdir. Almanya, savaştan çıkmasına ve yıkıma uğramasına rağmen işgücüne ihtiyaç duymuş, Türkiye ise savaşa girmemesine rağmen işgücü ihraç etmiştir. Antlaşmanın uygulaması, Federal Alman Çalışma Kurumu ile Türkiye İş Kurumu(İŞKUR) tarafından merkezi olarak yürütülmüştür.

 1966

Yunan romancı ve avukat, Yorgos Teotokas yaşamını yitirdi. (27 Nisan 1906, İstanbul – 30 Ekim 1966, Atina) Çağdaş Yunan edebiyatının önemli temsilcilerinden biri idi. 

1968

“Tam bağımsızlık için Mustafa Kemal yürüyüşü” Samsun’da başladı. 

 1969

Türkiye Barolar Birliği’nin İkinci Genel Kurul Toplantısı 30 Ekim 1969 tarihinde  Ankara‘da yapıldı.  

1979

Artvin Cezaevi’nden 15 hükümlü firar etti. 

1980

El Salvador ve Honduras arasındaki sınır ihtilaflarına son veren barış antlaşması imzalandı. İki ülke 1969’da aralarında yaptıkları bir millî futbol maçından sonra tarihe “Futbol Savaşı” olarak geçen beş günlük bir savaşa girmişlerdi.

1982

Kenan Evren, Kayseri’de, Darbe Anayasasını tanıtım konuşmaları yaptı: “1961 Anayasası bir siyasi partiye dayanıyordu, biz yeni anayasayı milletin gücüyle onaydan geçireceğiz.” “1961 Anayasası’nda doğal afetlerde OHAL ilan ediliyordu; yeni anayasaya ağır ekonomik kriz ve şiddet olayları için de OHAL’i koyduk.”

1983

Arjantin’de yedi yıllık askerî rejim sonrasında ilk demokratik seçimler yapıldı.

 1990

Şanlıurfa’da 3 yaşındaki oğlunu keserek öldüren ve cezaevinde 4 gün önce intihara kalkışan İ.H.Altun: ”Her hareketimi tarikatın etkisiyle yapıyorum.”

1991

6 ay ile 4 yıl arasında tutuklu yargılanıp beraat eden 1215 DİSK davası sanığından 35’inin “haksız ve keyfi” tutuklu kaldıkları süreler için devlet aleyhine açtığı tazminat davalarında devlet 90 milyon TL’nın üzerinde maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum edildi.1994- Sivas Katliamı davasında ölüm cezası istenen Y.Karataş’ın firarda olduğu 14 ay boyunca Sivas’taki evinde yaşadığı ortaya çıktı.

1994

1992’de grevdeki Belediye işçilerini ziyaret edip bildiri dağıtan Otomobil-İş Topkapı Şube Başkanı Muzaffer Şahin hakkında “yürüyüş ve bildiri dağıtarak 2911 sayılı yasayı ihlal ettiği” gerekçesiyle verilen 1.5 yıl hapis ve para cezası, Yargıtay’da bozuldu.

1995

Kanada’nın Québec Eyaletinde özerklik isteyenler, bu konuda yapılan halk oylamasını kıl payıyla kaybetti Oy oranı 49.4%’a 50.6% oldu. 

1998

  • Türkiye’ye giriş yaptığında bir gün önce gözaltına alınan Yalçın Küçük, kesinleşmiş 2 yıllık hapis cezasını çekmek üzere Edirne Cezaevi’ne gönderildi. 
  • Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) SEKA İzmit Müessesesi’nin kapatılması kararını iptal etti.

 2001

Avrupa Birliği Antlaşması’na ve Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma’ya ekli İngiltere ve İrlanda’nın konumu hakkındaki Protokol’ün 3’üncü maddesi gereği, İngiltere ve İrlanda, 30 Ekim 2001 tarihli yazılarıyla, Dublin Tüzüğünün benimsenmesinde ve uygulanmasında yer almak istediklerini tebliğ ettiler. 

2001

Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi-Convention on Access to Information, Public Participation in Decision-Making and Access to Justice in Environmental Matters) Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından 25 Haziran 1998 tarihinde Danimarka’nın Aarhus şehrinde imzalanmıştı. Sözleşme, 30 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girdi. 

2002

Uşak’ta Aralık 2001’deki bir mitingde “savaşa ve kapitalizme hayır” başlıklı bir bildiriyi izinsiz dağıttıkları gerekçesiyle gözaltına alınıp 4 ay tutuklu kaldıktan sonra beraat eden 5 kişiden 2’si AİHM’e başvurarak maddi-manevi tazminat talep etti.

2003

ABD Kongresi, Başkan George W.Bush’un Irak’a 87 milyar dolarlık ek bütçe talebine onay verdi.

 

 

2011

Deniz Feneri e.V davasında daha önce tahliye edilen RTÜK Başkanı Zahid Akman ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’dan sonra 30 Ekim’de kalan son iki tutuklu sanık Muzeffer Şafak ile Harun Kapuyoldaş da tahliye edildi.

2012

Arap Baharı’yla birlikte ayaklanmaların başladığı ve 1.5 yıldır devam ettiği Bahreyn’de, hükümet, “ifade özgürlüğünün istismar edildiğini” söyleyerek her türlü gösteriyi yasakladı. 

2013

Gazetecilere Özgürlük Platformu ve TGS üyeleri, MLKP davasında yargılanan gazeteciler için duruşma öncesi ”duran adam” eylemi yaptı.

2016

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak ve DBP’li Meclis Üyesi Fırat Anlı tutuklandı.

 2018

2003-2005 yıllarında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanlığı görevini yürüten İbrahim Kaboğlu, görevi sırasında kendisine yapılan linç ve saldırılara karşı takip ettiği hukuki başvuruların sonuçsuz kalması üzerine 10 Ocak 2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuştu. AİHM, 30 Ekim 2018’de ihlal ve 1.500 avro manevi tazminat kararı verdi. 20 Ekim 2020’de ise mahkeme ikinci ihlal kararını verdi ve 2000 avro manevi tazminata hükmetti. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: brahim-Kaboglu.jpg

 2019

ABD Temsilciler Meclisi 30 Ekim 2019 tarihinde Ermeni soykırımı yasa tasarısını kabul etti. Tasarı, ABD Senatosunda 12 Aralık 2019 tarihinde onaylandı.

 

 

2024

TBMM Genel Kurulunda, 9. Yargı Paketi olarak bilinen Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlandı.

2024

Otomobiliyle çarptığı motosikletteki 17 yaşındaki Batın Barlasçeki’nin ölümüne neden olan eski Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın kızı Fatıma Zehra Kınık Demir‘in İstanbul Anadolu Adliyesi 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşması basına kapalı olarak yapıldı. 

2024

“Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlandı.

2024

Necip Hablemitoğlu‘nun, Ankara’da 18 Aralık 2002 günü evinin önünde silahlı saldırıda öldürülmesine ilişkin davanın duruşması, Ankara 28’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Kemalettin Özdemir, Gazeteci Ferhat Ünlü ve İbrahim Evrim Ayral tanık olarak dinlendi. Hablemitoğlu ailesinin avukatının, “Necip Hablemitoğlu’nu kimin öldürdüğünü biliyor musunuz?” sorusuna Özdemir, “Gerçekten bilmiyorum” cevabını verdi.

 2024

Avrupa Komisyonu’nun Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye’yi içeren 2024 Genişleme Paketi ve ülke raporları yayınlandı. 2024 Türkiye Raporu‘nda, önceki raporlarda bulunan demokrasi, temel hak ve özgürlükler ve yargı gibi alanlardaki gerilemeler yer almaya devam etti. Raporda gerilemelerin yanı sıra önerilere de yer verildi

2024

Esenyurt İlçe Belediye Başkanı Ahmet Özer, sabah saat 04.00 sıralarında, “PKK üyeliği” suçlamasıyla evinde gözaltına alındı. Özer’in dosyasına 24 saat gizlilik kararı getirildi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan Özer, İstanbul Adalet Sarayı’ndaki savcılık sorgusunun ardından “PKK/KCK silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla suçlaması ile sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi. Özer’in avukatı Ahmet Tuci, soruşturmanın 2024 Temmuz ayında başladığını  açıkladı.