Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi teşkiline dair kanun

0

Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi, 7 Haziran 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa‘nın isteğiyle kurulmuştur. “Matbuat ve istihbarat müdiriyeti umumiyesi teşkiline dair kanun” 7 Haziran 1920 tarihinde, 6 nolu kanun olarak mecliste kabul edilmiş, 14 Şubat 1921 tarihli resmi gazetede yayınlanmıştır.

Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi; dünya basınını izlemek ve incelemek, ülke içinde gazeteler yayınlatmak, fikri ve psikolojik birliği sağlamak ve ülke sorunları hakkında herkes tarafından kolayca anlaşılabilir yayınlar hazırlayarak her tarafta muhabirler bulundurmak amacıyla kurulmuştur. Kuruluş ilk etapta, İstanbul, Zonguldak, İnebolu, Trabzon, Antalya, Kars, Adana, İzmit ve Aydın’da (Söke ve Kuşadası) birer istihbarat şubesi açmıştır. Anadolu gazetelerinin kâğıt, harf ve diğer ihtiyaçlarına katkıda bulunan kurum, Anadolu Ajansını da 7 Haziran 1920 tarihinde bünyesine almıştır.

TBMM Başkanı ile Başbakana bağlı olan kurum 8. Ağustos 1984 tarih ve 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü adını almış, 10 Temmuz 2018 tarihinde kapatılarak görev ve yetkilerinin yanı sıra tüm mal varlığı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına devredilmiştir.

Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi teşkiline dair kanun

BÎRİNCÎ MADDE

Alelûmum dahilî ve harici neşriyat ve irşadat ve istihbarat işleriyle meşgul olmak ve bilcümle matbuat umuruna merci teşkil eylemek üzere «Matbuat ve istihbarat müdiriyeti umumiyesi» unvanı ile icra riyasetine merbut bir Müdiriyeti umumiye tesis edilmiştir.

İKİNCİ MADDE

Müdiriyeti umumiye Vekiller Heyetinin bütün vesait ve teşkilâtından istifade eder.

ÜÇÜNCÜ MADDE

irşat ve istihbarat masarifi İcra Reisinin tasdikma iktiran* etmek şartiyle Miidiri umumî tarafından sarfedilir.

DÖRDÜNCÜ MADDE

îşbu kanun tarihi neşrinden mer’idir.

Resmi Gazete

0

Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan; yasama, yürütme ve yargı organlarına ilişkin mevzuat, karar ve ilanların yer aldığı süreli yayındır. Kanunların yürürlüğe girmesi için Resmî Gazete’de yayımlanması zorunludur.

Ali Sirmen

0

Hukukçu, oyuncu, yönetici ve gazeteci Ali Gazanfer Sirmen, 10 Kasım 1939’da İstanbul’da dünyaya geldi. Liseyi Galatasaray Lisesinde leyli meccani(yatılı) olarak okudu. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi ve doktora eğitimi için Paris’e gitti. Türkiye’ye döndüğünde 27 yaşında köşe yazarı oldu. 

1965 yılında Avukat Mine Sirmen ile evlendi. 1966 yılında Akşam gazetesinde köşe yazarlığı yaparak başlayan Sirmen, daha sonra Yeni Ortam, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde çalıştı.

Askerlik görevini, Madanoğlu Cuntası davasında yargılanmakta iken istihbarat şubesinde yaptı. 

1972 yılında kurulan Barış Derneği’nin ve 1989 yılında Ada Dostları Derneği’nin kuruluşunda yer aldı. İstanbul 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından, 23 Şubat 1982 tarihinde, Barış Derneği’nin 44 yöneticisi hakkında, tutuklama kararı verildiğinde, Orhan Adli Apaydın, Mahmut Dikerdem, Reha İsvan, Erdal Atabek, Aykut Göker, Tahsin Usluoglu, Haluk Tosun, Şefik Asan, Aybars Ungan, Ali Taygun, Uğur Kökden, Metin Özek, Niyazi Dalyancı, Ataol Behramoğlu, Gencay Saylan, Ergun Elgin, Orhan Taylan, Hüseyin Bas, Nedim Tarhan, Mustafa Gazalci, İsmail Hakkı Öztorun, Nurettin Yılmaz, Kemal Anadol ve Melih Tümer tutuklanarak cezaevine konuldu ve yargılandı.  10 Mart 1986’da da Erdal Atabek ve altı kişi ile birlikte tahliye edildi. Dava sonunda tüm sanıklarla birlikte beraat etti. 

Özgürlüğünün elinden alındığı dönemde Samim Lütfü mahlasıyla Kelepçeli Yazılar yazdı ve daha sonra bunu kitaplaştırdı. 

1990 yılında ”Erkeklere Mahsus” adlı ilk kitabını yayınladı.

Bekri Çeşnici mahlasıyla lezzet eleştirileri yaptı. 

1998 yılında yayınlanan İkinci Bahar televizyon dizisinde Antepli bir komiseri canlandırdı. Cumhuriyet adlı filmde ise, Cumhuriyet gazetesinin kurucusu olan Yunus Nadi Abalıoğlu’nu canlandırdı.

SkyTürk televizyon kanalında Siyah-Beyaz isimli programı ve Cem TV’de Prof. Dr. Süheyl Batum ile Ayıptır Söylemesi isimli tartışma programını sundu.

2007 yılında Sevgiliye Mektuplar adlı 2. kitabını yayınladı.

2015 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü’ne layık görüldü.

24 Ocak 2018 tarihinde; Antalya Barosu tarafından, öldürülen gazeteci, yazar ve hukukçu Uğur Mumcu anısına her yıl verilen özel ödüle layık görüldü. Uğur Mumcu’nun Yeni Ortam, Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde birlikte çalıştığı Cumhuriyet gazetesi yazarı Ali Sirmen’e ödülünü Antalya baro başkanı Avukat Polat balkan tevcih etti.

Ali Sirmen, Uğur Mumcu Hukuk Ödülü töreninde Antalya baro Başkanı Avukat Polat balkan ile birlikte
Ali Sirmen, Uğur Mumcu Hukuk Ödülü töreninde Antalya baro Başkanı Avukat Polat balkan ile birlikte

Eşi Avukat Mine Sirmen, 18 Ağustos 2019 tarihinde hayatını kaybetti. Ali Sirmen ise 25 Mart 2020’de Covid-19 hastalığına yakalandı ancak ilerleyen yaşına rağmen bu hastalıktan kurtuldu. Ömrünün sonuna kadar yazmaya devam etti.

Cumhuriyet gazetesinde köşe yazıları yazmakta ve Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanvekili olarak görev yapmakta iken 17 Mart 2024’te İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Mine Sirmen ile evliliğinden Devrim adında bir oğlu vardır. Türk sanat müziği bestekârı ve keman sanatçısı Sadi Işılay’ın torunudur.

Eserleri 

  • Kelepçeli Yazılar (1986)
  • On İki’den On İki’ye Türkiye (1986)
  • Erkeklere Mahsus (1988)
  • Türkiye’de Aydınların Gözüyle Yahudiler (Lizi Behmoaras, 1993)
  • Sevgiliye Mektuplar (2007)
 

Rol Aldığı Filmler 

  • 2007 Sevgili Dünürüm – Ziya
  • 2005 Ahududu
  • 2004 Hızlı Adımlar – Otobüs Şefi
  • 2003 Şapkadan Babam Çıktı
  • 2003 Sultan Makamı – Müteahhit
  • 2003 Esir Şehrin İnsanları – Ahmet Rasim
  • 2002 Havada Bulut – Demir Kaptan
  • 2002 Biz Size Aşık Olduk – Hakim
  • 1998 Cumhuriyet – Yunus Nadi
  • 1998 İkinci Bahar – Başkomiser Halil
  • 1992 Seni Seviyorum Rosa

Erkeklere Mahsus - Ali Sirmen

Uruguaylı yazar Edvardo Galeano diyor ki: “Gazetecilik, yararlı olmasının yanı sıra, insana belirli bir bakış açısı, gerçeği irdeleme ve duyumsamayı kazandırır. Her şeyden önce hakkı verilerek yapılmış bir gazetecilik, etkin bir edebiyat biçimidir. Ancak bu, yapılan her gazeteciliğin iyi edebiyat olduğu anlamına gelmez. Benim için iyi olanı, okunduğunda yaratıcılığı zincirlerinden boşaltan, imgelemi ve bilinci coşturan, kısacası etkin bir edebiyattır. Okunduğunda insanı yineleten, onu beslemeksizin, zenginleştirmeksizin biraz olsun değiştirmeyen de, ne denli iyi biçimde yazılırsa yazılsın, kötü edebiyattır.” Gazeteciliğin nerede edebiyata karıştığı, edebiyatın nerede gazeteciliğe dönük olduğu tartışmalıdır; ama günlük yayınlar içinde kalıcılığın özünü yakalamış değerdekileri yadsımak doğru değil. Çünkü kalıcı olsun diye yazılmış nice yazının bu amaca ulaşamadığı, buna karşılık günü gününe soluk alıp vermek için yazılan nice yazının da gelecek kuşaklara değerler taşıdığı görülmüştür. Ama daha önemli bir şey var. Oktay Akbal “yazmak yaşamaktır” diyor. Bu özdeyiş, hayatla edebiyat arasındaki derin bağıntıyı vurguladığı gibi, bir yazarın yaşamının önemini de gündeme getirir. Bir yazar nasıl yazar olur? Kimisi öyle, kimisi böyle yetişir; mapusanelerin bir okul olduğu söylenir. Peki, ya üniversiteler, edebiyat fakülteleri, siyasal bilim enstitüleri? Onları nasıl hesaba katacağız? Ali Sirmen’in yazarlığı ve yaşamı işte bu yüzdendir ki karmaşık dünyamızda şimdiden ayrımsamakta güçlük çekeceğimiz bir önem taşıyor. İstanbul’dan Paris’e uzanan üniversite yaşantılarının, yazarlığa başladıktan sonra, mapushanelerde tutukluluğa dönüşmesi bir insanı nasıl etkileyebilir? Acaba bir yazarın üslubu, fikirleri, tümceleri, sözcükleri, noktaları ve virgülleri yaşadığı hayatın dışında biçimlenebilir mi?.. İlhan SELÇUK

 
Ali Sirmen ve Hukuk Ansiklopedisi Editörü İbrahim Aycan bir arada
Ali Sirmen ile Hukuk Ansiklopedisi Editörü ve Ada Dostları Derneği Başkanı İbrahim Aycan bir arada

Ahmet Kaya Savunması – 1999

0

Ahmet Kaya, 10 Şubat 1999 yılında Magazin Gazetecileri Derneği’nin düzenlediği törende “Yılın En İyi Sanatçısı” ödülünü alırken yaptığı konuşmada “Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını biliyorum.“ dediği için ırkçı saldırıya uğradı. 

O tarihe kadar hakkında bir soruşturma olmayan Ahmet Kaya’nın 1993 yılında Berlin’de verdiği iddia edilen bir konsere ilişkin fotoğraflar Hürriyet Gazetesi‘nin 14 Şubat 1999 tarihli sayısında “Ayıp Ettin Gözüm” başlığı ile yayınlandı. Akabinde, “Terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla hakkında soruşturma başlatıldı. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde açılan iki davada toplam 10.5 yıl ağır hapis talep edildi. 16 Haziran 1999’da Türkiye’den ayrıldı. Yargılama sonucunda gıyabında toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezası verildi. Hakkında başkaca soruşturmalar açıldı, albümlerine sansür kararları verildi. Ayrıca medyadaki linç devam etti.

Ahmet Kaya, Türkiye’yi terk ettikten kısa bir süre sonra, 16 Kasım 2000 tarihinde kalp krizi sonucunda, Paris’te hayatını kaybetti.

Savunma, Kaya’nın 1999 yılında Devlet Güvenlik Mahkemesi‘ne hitaben yazmış olduğu bir metindir. 

 

Şeref Gözübüyük

0

Prof. Dr. Şeref Gözübüyük, 11 Mayıs 1924 tarihinde Kayseri’de dünyaya geldi.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ndeki lisans öğretimini 1947-1948 ders yılında tamamladı. 1949 yılında avukatlık stajını tamamlayarak Ankara Barosu‘na kayıtlı avukat olarak meslek hayatına başladı.

1956 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne İdare Hukuku Kürsüsü asistanı olarak girdi.

ABD’de ”İdarenin yargı yoluyla denetlenmesi” konusunda araştırmalarda bulundu.

Paris’te kamu yönetimi ve yerel yönetimler konusunda, Viyana’da ise resmi yayınlar konusunda araştırmalar yaptı.

Gözübüyük, 1960-1983 yılları arasında yapılmış olan Anayasa ve Yönetimi Yeniden Düzenleme çalışmalarına katıldı.

1971-1984 yıllarında Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü Genel Müdürlüğü görevinde bulundu.

1981-1989 yılları arasında Cumhurbaşkanı Hukuk Danışmanlığı yaptı.

1991 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden emekli oldu.

14 Şubat 2006 tarihinde vefat etti. Kocatepe Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Prof. Dr. Şeref Gözübüyük’ün Eserleri 

Gözübüyük, Anayasa Hukuku ve İdare Hukuku alanında büyük eserler vermiştir. Anayasa Hukuku isimli eseri çok sayıda baskı yapmıştır.

Eserde, Anayasa ve Anayasa Hukuku, Anayasa ve devlet kavramları tarihsel temelleri ile ele alınmaktadır.  Kitapta irdelenen konu başlıkları şu şekildedir:

Demokrasi; çoğulcu demokrasi, çoğulcu demokrasinin uygulandığı rejimler, marksist demokrasi – marksist devlet sistemleri

Faşizm; faşizmin özellikleri, faşist rejimler, İtalyan ve Alman faşizmi

Demokrasinin temel ilkeleri; egemenliğin kullanılması, güçler ayrılığı, siyasal partiler, seçimler kamu özgürlükleri

Türkiye’de anayasalcılık hareketleri; Osmanlı Dönemi; (Osmanlı Devletinin özellikleri, Islahat Hareketleri, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemi)

Kurtuluş Savaşı Dönemi; Kurtuluş Savaşı, TBMM, 1921 Anayasası

Cumhuriyet Dönemi; 1924 Anayasası, 27 Mayıs rejimi, 1961 Anayasası, 12 Eylül rejimi

1982 Anayasası’na göre devlet sistemi; Anayasanın temel ilkeleri Atatürk milliyetçiliği, demokratik devlet, laik devlet sosyal devlet, hukuk devleti, insan haklarına saygılı devlet

Yasama; yasamanın nitelikleri, meclis üyelerinin seçimi, milletvekillerinin hukuksal durumu, meclisin çalışma düzeni, meclisin görev ve yetkileri

Yürütme; yürütmenin özellikleri; Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Yürütmenin Düzenleme Yetkisi, Yürütmeye Tanınan Olağanüstü Yetkiler, Sivil İktidar ve Askeri Otorite İlişkisi, Yasama ile Yürütme Arasındaki İlişkiler

Yargı; yargının özellikleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıç güvencesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargı Düzeni ve Yüksek Mahkemeler, anayasa yargısı ve Anayasa Mahkemesi, adli yargı ve Yargıtay, yönetsel yargı ve Danıştay, askeri Yargı ve Askeri Yargıtay, askeri yönetsel yargı ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi, Sayıştay ve tahkim

İnsan Haklarının Uluslararası Düzeyde Korunması

İnsan hakları kavramı, bu alandaki gelişmeler; BM ve Avrupa Konseyi düzeyinde, Sözleşmenin organları, Genel Kurul, Komiteler, Daireler, Büyük Daire ve Bakanlar Komitesi, Mahkemeye Başvurma,

Prof. Dr. Şeref Gözübüyük,Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü tarafından ilk baskısı 1969 yılında yapılan ve altı kez basılan «Türkiye’nin Yönetim Yapısı» ve 1976 yılında aynı kurumca basılan «Kamu Yönetimi Hukuku» adlı yapıt­lar, yönetim hukuku alanındaki gelişmeler ve 1982 Anayasası da dikkate alınarak gözden geçirilmiş ve birleştirilerek bu kez «Yönetim Hukuku» adı altında yayınlanmıştır.

Yönetim Hukuku Bölüm Başlıkları:

 Yönetimin Genel Nitelikleri

Yönetsel Kuruluşlar

Kamu Görevlileri, Kamu Malları

Yönetimin İşleyişi

Yönetimin Denetlenmesi

A. Şeref Gözübüyük, ayrıca 1981 yılında “Yönetsel yargı”, 1985 yılında “Türk anayasa metinleri: Senedi İttifaktan günümüze”, 1994 yılında “Avrupa insan hakları sözleşmesi ve uygulaması”, 1998 yılında “İdare hukuku”, 1993 yılında “Açıklamalı Türk anayasaları: 1876, 1921, 1924, 1961,1982”, 1974 yılında “Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları”, 1974 yılında “Türkiye’nin idari yapısı”, 1993 yılında “Türkiye’nin idari yapısı”, 1996 yılında “İdari yargılama usulü” isimli kitapların yazmıştır.

Metin Kıratlı

0

Metin Kıratlı, 14 Şubat 1969 tarihinde Konya’nın Ereğli ilçesinde dünyaya gelmiştir. İlk, orta ve lise eğitimini Ereğli’de tamamlamış, 1986 yılında başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1990 yılında mezun olmuştur.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Kamu Diplomasisi Eğitim Programını bitirmiştir. Ayrıca Goethe Enstitüsünde (Berlin) yabancı dil eğitimi almıştır.

İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalında “Marka Lisans Sözleşmeleri” isimli teziyle yüksek lisansını ve sonrasında Kırıkkale Üniversitesinde Özel Hukuk Ana Bilim Dalında “Yönetim Kurulu Başkanı” başlıklı teziyle doktorasını tamamlamıştır. Doktora tezi 2021 yılında kitap olarak yayımlanmıştır.

Özel hukuk başta olmak üzere hukuk ve siyaset alanında birçok bilimsel eser hazırlayan Kıratlı, “Haksız Rekabet Hukukunda Çalışanların ve Müşterilerin Ayartılması” kitabını doçentlik tezi olarak yayımlamıştır. 23/2/2024 tarihinde Üniversitelerarası Kurul Başkanlığının kararı ile ticaret hukuku alanında doçent ünvanı almaya hak kazanmıştır. Ayrıca Necmettin Erbakan Üniversitesi tarafından kendisine “Fahri Doktora”, Kazakistan Al-Farabi Üniversitesi tarafından “Fahri Profesör” ünvanı verilmiştir. Uzun yıllar Türkiye Adalet Akademisinde ve farklı devlet üniversitelerinde yüksek lisans ve doktora düzeyinde dersler vermiştir.

23/11/ 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile YÖK üyeliğine atanmış olup 23/11/2022 tarihine kadar bu görevine devam etmiştir. Ayrıca Akdeniz Havzası ve Afrika Medeniyetleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Danışma Kurulu Başkanlığını yürütmüştür.

Mesleki kariyerine Ankara Adliyesinde hâkimlik stajı ile başlayan Kıratlı; staj bitiminde sırasıyla Ulaş Hâkimliği, Çaldıran Hâkimliği, Yalvaç Hâkimliği ve Manavgat Hâkimliği görevlerini yapmıştır. 2004 yılında Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne atanarak Tetkik Hâkimliği, Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdür olarak görev almıştır. 2014 yılında Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 12. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinden kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcılığı görevine atanmış olup 3/8/2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ilk Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı olarak atanmış ve bu görevi 18/7/2024 tarihine kadar ifa etmiştir.

Kıratlı 18/7/2024 tarihli ve 32605 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan karar ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmiştir. 1 Eylül l2024 günü mahkemede yapılan yemin töreni ile göreve başlamıştır.

İyi derecede Almanca bilmekte olup evli ve iki çocuk babasıdır.

Ferhat Uslu

0

1979 Yılında Bursa ili, İnegöl ilçesi, Gündüzlü (Muzal) Köyü’nde dünyaya geldi.1990 yılında Gündüzlü Köyü İlkokulu’ndan; 1993 yılında İnegöl Sinanbey Ortaokulu’ndan; 1996 yılında İnegöl Ticaret Meslek Lisesi’nden birincilikle mezun oldu.

2000 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Meslek Yüksekokulu’nu; 2004 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

2005 yılında Avukatlık stajını İstanbul’da tamamlayan Ferhat USLU, İstanbul Barosu’na kayıtlı olarak bir süre Avukatlık Mesleğini icra etti.

Uslu, 2008 yılında Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Hukuk Anabilim Dalı, Kamu Hukuku Bilim Dalı Tezli Yüksek Lisans Programı’nı, “Anayasa Yargısının Meşruluğu Sorunu Işığında Türk Anayasa Mahkemesi” adlı yüksek lisans teziyle; 2013 yılında İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı Doktora Programı’nı “Anayasa Yargısının Sınırları Sorunu” adlı doktora teziyle tamamladı.

“Türkiye’de Hükûmet Sistemi Tartışmaları ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminde Yasama ve Yürütme Organları Arasındaki İlişkiler” adlı eseriyle 29/04/2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere “Hukuk Temel Alanı, Anayasa Hukuku Bilim Alanı”nda Doçent unvanını iktisap etti.

2016 yılında Harvard Law School’da (ABD-Massachusetts-Boston) bilimsel araştırmalarda bulunan Uslu, 2007 yılından itibaren çeşitli üniversitelerin Meslek Yüksek Okulları, İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri, Hukuk Fakülteleri, Lisansüstü Eğitim Enstitüleri ve Sosyal Bilimler Enstitülerinin Önlisans, Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora Programlarında uzmanlık alanlarında dersler vermeye devam etmektedir.

13 Şubat – Hukuk Takvimi

0
13 Şubat - Hukuk Takvimi

13 Şubat – Hukuk Takvimi

1633 Galileo Galilei, engizisyon mahkemesinde yargılanmak üzere Roma’ya getirildi. Kilisenin zoru, dünyanın dönmesinin önüne geçemedi.
1668 İspanya, Portekiz’i ayrı bir devlet olarak tanıdı.
1855 Hukukçu ve Fransa’nın 10. Cumhurbaşkanı Paul Deschanel doğdu(Paul Eugène Louis Deschanel). (Ölümü: 28 Nisan 1922) Hukuk, felsefe ve edebiyat alanlarında eğitim gördü. 1885’te Eure-et-Loir ilinden Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Ilımlı Cumhuriyetçiler grubuna katılarak toplumsal sorunlar ve dış ilişkiler üzerinde yoğunlaştı. 1899’da Academie Française‘e seçildi. Yaşamı boyunca siyaset ve edebiyat üzerine çok sayıda kitap yazdı. İki dönem Temsilciler Meclisi başkanlığı yaptı. Daha sonra cumhurbaşkanı seçildi. Daha önce hükûmette hiç görev almadığı halde bu makama seçilen ilk devlet adamı oldu.  
1878 Kanunu Esasi, (I. Meşrutiyet), II. Abdülhamit’in tahta çıkışıyla birlikte ilan edilmişti. Ancak bu ilk parlamento dönemi 13 Şubat 1878’de sona erdi. İlk Meclis-i Mebusan ve Hey’et-i Ayan süresiz olarak tatil edildi.
1888 Yunanistan’da üç kez Başbakanlık yapmış olan hukukçu George Papandreou (13 Şubat 1888–1 Kasım 1968) dünyaya geldi. Hukuk ve Siyaset Bilimi eğitimini Atina  ve Berlin’de aldı.  
1894 Auguste Lumière ve Louis Lumière, sinematograf’ın (bir film kamerası ve projektör’ün bir araya getirilmiş hali) patentini aldılar.
1924
İstanbul İstiklal Mahkemesi’nin mahkum ettiği gazetecilerin affı T.B.M.M.’nde kabul edildi.
1926 Savurganlıkla mücadele amacıyla Men-i İsrafat Kanunu kabul edildi.İrlandalı hukukçu, düşünür ve politik iktisatçı Francis Ysidro Edgeworth yaşamını yitirdi.(Doğumu: 8 Şubat 1845)
1937 Atatürk’ün Selanik’te doğduğu ev Selanik Belediyesi’nce satın alınarak Atatürk’ün buyruğuna verildi.
1943 Türk sinemasının ilk kadın oyuncusu Neyyire Neyir (Münire Eyüp Ertuğrul) İstanbul’da öldü.
1946
1960 Fransa, BM ve Amerika Birleşik Devletleri’nin itirazlarına rağmen, Büyük Sahra’da atom bombası patlattı.
1961 Yeni Türkiye Partisi, Millete Hizmet Partisi, Güven Partisi, Musavat Partisi, Muhafazakâr Parti ve Cumhuriyetçi Parti ile birlikte Türkiye İşçi Partisi, 13 Şubat 1961 tarihinde kuruldu. TİP, Anayasa Mahkemesinin 20 Temmuz 1971 tarihli ve 1971/3 sayılı kararı ile kapatılmıştır.
1962 Eski Adalet Bakanı Hüseyin Avni Göktürk ve eski Çalışma Bakanı Mümtaz Tarhan tutuklandı. Eski Bakanların Devlet Hazinesine ait dövizle, radyo pili ithal ettikleri ileri sürüldü.
1963
  • İstanbul Savcılığı, İşçi Sigortaları Kanunu’na uymayan 2 bin işveren hakkında dava açtı.
  • Ankara Valiliği, taksilerde plak çalınmasını yasakladı
1965 TBMM’de 1965 yılı bütçesi, 197’ye karşı 225 oyla reddedilince, Başbakan İsmet İnönü istifa etti.
1967 Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruldu.
1974 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Aleksandr Soljenitsin, “Gulag Takım Adaları, 1918-1956” adlı kitabı nedeniyle, SSCB dışına sürgüne gönderildi.
1975 Kıbrıs Türkleri tarafından 1974 tarihinde kurulan Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi, 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulduğunu oy birliği ile ilan etti.
1980 Ankara Merkez Komutanlığı İnzibat erlerinden Zekeriya Önge’nin katili olduğu iddiasıyla yargılanan Erdal Eeren’in ilk duruşması 13 Şubat 1980’de gerçekleşti. Üç celsede verilen karar sonucunda Eren idam edildi.
1981 82 sanıktan 30’u hakkında idam istenen “THKP-C Acilciler Davası” Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde başladı.
1985 Kapatılan Millî Selamet Partisi yöneticileri hakkında açılan kamu davası sona erdi. Partinin Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve 22 arkadaşı beraat etti. Şubat 1981’den Şubat 1985’e kadar geçen bütün bu süre içinde Necmettin Erbakan, 10 ay tutuklu kaldı.
1986 Başkanlığını Aziz Nesin’in yaptığı, kültür ve bilim alanlarında faaliyet yürütmek üzere kurulan Ekin-Bilar A.Ş.’nin etkinlikler gerçekleştirdiği Ankara Çankaya Sineması ve Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) 3 gün süreyle kapatıldı, İstanbul’da ise Valilik etkinlikleri yasakladı.
1987 Ferhan Şensoy “Muzır Müzikal”oyununda “İslam dinini tahkir” ve “müstehcen ve hayasızca tiyatro temsili”nden yargılanmaya başlandı
1990
  • 12 Eylül sonrasında görevlerinden alınan 1402’lik öğretim üyeleri görevlerine dönmek için üniversitelerine başvurmaya başladılar. İlk başvuruyu Profesör Dr. Hüseyin Hatemi yaptı.
  • 125 aydın, tutuklu TBKP’lilerin serbest bırakılması ve TCK’nın 141. ve 142.maddelerinin kaldırılması için ortak bildiri açıkladı.
1993 Avukat Hasip Kaplan, İdil’de 4 kişiye 30 gün gözaltı uygulamasına karşı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na başvuru yaptı.
1995 Yayınladıkları “Olağanüstü Hal 92” başlıklı rapordan dolayı “PKK örgütünün sözcülüğünü yaptıkları” iddiasıyla 17’şer yıl hapisleri istenen 4 İHD yöneticisinin yargılanmasına Diyarbakır DGM’de başlandı. Mahkeme İHD’nin faaliyetlerinin durdurulmasına karar verdi.
1997 Hollanda’da cezaevinden salıverilen Hüseyin Baybaşin, Avukat Necdet Küçüktaşkıner’in, 1 Mayıs 1977’de Taksim’de MİT görevlisi olarak kitleye ateş açılmasını organize ettiğini ve ardından uyuşturucu işine girdiğini öne sürdü.
2000 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 yaş ve üzeri erkek öğrencilere “temel askerlik eğitimi” verilmesini öngören bir kararname yayımladı.
2001 İstanbul 5 No’lu DGM, yazarlarını mahkum ettiren 60 makalenin yer aldığı “Düşünceye Özgürlük 2000” kitabına yayıncı olarak imza atan 16 aydını beraat ettirdi.
2002
  • Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Alevi ve Bektaşi Kuruluşları Birliği Kültür Derneği’ni feshetti. Karar “Türk kültüründen başka kültür korunursa, azınlık yaratır.”, “Alevi sözcüğünün bir mezhep ve dini terim olması dolayısıyla bu isme dayalı, Aleviliği odaklaştıracak dernek kurulamaz” gerekçesine dayandırıldı.
  • “Düşünce Özgürlüğü 2001” adlı kitaba yayıncı olarak imza atan Noam Chomsky diğer yayıncılarla birlikte DGM Savcısı’na kendisini ihbar etti. “Amerikan Müdahaleciliği” adlı kitabını yayınladığı için yargılanan Fatih Taş, Chomsky’nin de izlediği duruşmada beraat etti. Chomsky duruşma çıkışında gazetecilere ABD’nin terörist devlet olduğunu, Türkiye’nin de “ABD’nin bölgedeki polisi” olduğunu söyledi.
2003 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Refah Partisi yöneticilerinin temyiz için yaptıkları başvuruyu reddetti.
2004 Estonyalı Hakimlerin Etik Kuralları, 13 Şubat 2004 tarihinde kabul edilmiş, 8 Şubat 2019’da değiştirilerek güncellenmiştir. Estonya yargı sistemi, Mahkemeler Kanunu gereğince bir etik konseye sahiptir
2005 Hukukçu, siyasetçi ve devlet adamı Hüdai Oral yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1925) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim gördü. Denizli’de avukatlık yaptı. 1961’de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listesinden Denizli Milletvekili seçilerek yirmi yıl TBMM’de görev yaptı. Tabii Kaynaklar ve Enerji Bakanlığının kurulmasına katkıda bulundu. 1963’te Türkiye’nin ilk Tabii Kaynaklar ve Enerji Bakanı olarak getirildiği bu görevde iki yıl kaldı. Bakanlığı döneminde, madenlerin devletin mülkiyetinde olması görüşünü savundu. Anayasa Mahkemesinin kuruluşunda önemli rol oynadı. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP)’nin kurucuları arasında yer aldı. Ölümünden sonra Denizli’de bir sokağa, anısını yaşatmak amacıyla Hüdai Oral Caddesi adı verildi.
2006
  • Britanyalı filozof Peter Frederick Strawson (23 Kasım 1919–13 Şubat 2006) yaşamını yitirdi. Mantık Kuramına Giriş eseri ile ünlüydü.
  • Güney Kıbrıs’ta Başsavcılık emsal oluşturacak bir kararla, KKTC’li Arif Mustafa’nın 1974’te terk ettiği Limasol’un Episkopu (Yalova) köyündeki evini geri alabileceğine karar verdi.
2008 Danıştay 2. Daire üyeleri ve Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik saldırılarla ilgili davada, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık Alparslan Arslan’ın 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasına karar verdi. Sanıklardan Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu ve İsmail Sağır müebbet hapisle cezalandırıldı. Sanık Süleyman Esen toplam 17 yıl 8 ay 15 gün, Tekin İrşi ise toplam 10 yıl 2 ay 15 gün hapse mahkûm edildi.
2008
2012
  • Yunanistan’da, AB ve IMF’nin ek mali yardım karşılığında dayattığı yeni kemer sıkma paketi onaylandı.
  • 16 ilde KCK soruşturması adı altında düzenlenen baskınlarda 130’a yakın kişi gözaltına alındı. Operasyon kapsamında Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (Tüm Bel Sen) genel merkezleri arandı.
2013 28 Şubat Soruşturması kapsamında, mahkemeye sevk edilen emekli Orgeneral Orhan Yöney, emekli Oramiral Hayri Bülent Alpkaya, emekli Korgeneral Köksal Karabay ve emekli Koramiral Altaç Atılan tutuklandı; Ersin Yılmaz adli kontrol şartıyla salıverildi.
2014 Belçika Temsilciler Meclisi, çocuklara ötanazi hakkı tanıyan yasayı kabul etti.
2015
  • Hukuk Felsefesi alanında duayen Prof. Dr. Vecdi Aral, 11 Şubat 2015 günü vefat etmişti. Aral’ın naaşı 13 Şubat 2015 Cuma günü Fenerbahçe Camisinde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.
  • Mersin’in Tarsus ilçesinde üç gündür kayıp olan 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ın yakılarak öldürüldüğü ortaya çıktı
2018 13 Şubat 2018 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde gerçekleştirilen, DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı Zirvesi’nde kabul edilen Kopenhag Belediye Başkanları Mutabakatı: Herkes için Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler belgesini yürütmek ve uygulamak için DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının VII. Fazı kullanılacaktır.
2024
Erzincan’ın İliç ilçesinde Türkiye tarihin en büyük iş cinayetlerinden biri meydana geldi. Dokuz işçi öldü.
2026

13 Şubat, hukuk tarihinde devlet gücü ile bireysel özgürlük arasındaki gerilimin açıkça görüldüğü bir gündür. Engizisyon karşısında Galileo’nun direnişinden, Kanun-i Esasi’nin askıya alınmasına; düşünce özgürlüğü davalarından uluslararası ceza mahkemelerinin varoluş mücadelesine kadar uzanan çizgi, hukukun yalnızca toplumlara nizam veren normlar değil, aynı zamanda bir vicdan meselesi olduğunu hatırlatmaktadır.

Bu tarih, bize şunu göstermektedir: Hukuk ya iktidarın aracı olur ya da özgürlüğün güvencesi. Tercih, her dönemde yeniden yapılır.

Kıbrıs Türk Federe Devleti Kuruluş Bildirgesi 

0

Kıbrıs Türk Federe Devleti Kuruluş Bildirgesi, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi’nde Yönetim Başkanı Rauf Denktaş tarafından 13 Şubat 1975’te ilan edilmiştir. 

Toplanan Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi, oy birliği ile Kıbrıs Türk Federe Devletini ilan etmiş ve yeni devletin anayasası ile seçim yasasını yapması için Türk toplumunun tüm kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılımı ile bir Kurucu Meclis’in oluşturulmasını kararlaştırmıştır.

Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilan edilmesini protesto eden Rum tarafı bir süredir devam eden müzakerelere devam etmeyi reddetmiştir. KTFD’nin ilanını takiben toplanan BM Güvenlik Konseyi 12 Mart 1975 tarihinde, sorunun çözümünü sağlamak üzere BM Genel Sekreterine iyi niyet görevi veren 367 sayılı kararı kabul etmiştir.

Denktaş, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilânını sağlamış ve Devlet Başkanlığı ve Meclis Başkanlığı görevlerini yürütmüştür. Federe Devlet Anayasası uyarınca 20 Haziran 1976 günü yapılan ilk genel seçimlerde büyük bir çoğunlukla, halk tarafından seçilmiştir.

Kıbrıs Türk Federe Devleti Kuruluş Bildirgesi 

“Muhtar Kıbrıs Türk Yönetiminin Bakanlar Kurulu ve Yasama Meclisi, 13 Şubat 1975’de Lefkoşe’de ortak bir toplantı yaparak ve aşağıdaki vakıaları göz önünde tutarak;
– Kıbrıs Türk Toplumu, Kıbrıslı Rumlar tarafından Anayasa uyarınca haiz olduğu hakları kullanmaktan alıkonmuştur.
– Kıbrıs Türk Toplumu, varlıklarını korumak ve can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla toplanmış oldukları bölgelerde uzun yıllar bütün iktisadi haklarından ve olanaklarından mahrum edilerek ve tehdit ve baskı altında tahammül edilemez şartlar içinde yaşamak zorunda bırakılmıştır.
– Kıbrıs Rumlarının 1963, 1967, 1974 yıllarında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin      bağımsızlığına son vermek girişim ve tehditleri karşısında, Cumhuriyetin kurucularından biri olan Kıbrıs Türk Toplumu, ağır fedakarlıklar pahasına bu girişimlere karşı koymak zorunda bırakılmıştır.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucularından olan Kıbrıslı Rumlar ile bir arada yaşamak olanağının bulunmadığı sonucuna vararak; ve Adaya sükunet, güvenlik ve devamlı bir barışın getirilmesi için iki toplumun her birisi kendi bölgesinde, kendi iç yapısını düzenleyerek, yan yana yaşamaları gerektiği sonucuna vararak; ve
Kıbrıs Rum Toplumunun yukarıdaki esaslar uyarınca bağımsız bir Kıbrıs Federal Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda herhangi bir yapıcı tutum içine girmediğini dikkate alarak; ve
Kıbrıs Rum Toplumunun sosyal ve iktisadi hayatının yeni ve sağlıklı bir düzene tabi kılınması gereğini göz önünde tutarak; ve
Kıbrıs’ın bağımsızlığına karşı olan ve bölünmesi veya herhangi bir başka devletle birleşmesi yolundaki her girişime kesinlikle karşı koymak inanç ve kararını teyit ederek; ve
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağlantısızlık statüsünün gerektiğine inanarak ve adanın yabancı çıkarlara hizmet etmesine izin vermemek kararını beyan ederek; ve
Kendi bölgelerinde gelecekteki bağımsız Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasına yol açacak düzenin hukuki esasını yaratmak gereğini göz önünde bulundurarak; ve
Nihai amacın iki bölgeli bir federasyon çerçevesinde Kıbrıs Rum Toplumuyla birleşmek olduğunu teyit ederek;

Temel maddeleri milletlerarası hukuka uygun olarak milletlerarası anlaşmalarla saptanmış olan cumhuriyetin 1960 Anayasasının aynı usulle Kıbrıs Federal Cumhuriyeti’nin anayasası olarak değiştirilmesine ve Federal Cumhuriyetin kurulmasına kadar muhtar Kıbrıs Türk Yönetiminin yeniden düzenlenmesi ve teşkilatlanmasının gerekli Olduğunu kararlaştırmıştır.

Bu amaçla muhtar Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanının başkanlığı ile bir Kurucu Meclis kurulmasına karar verilmiştir.

Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası

0

Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası, mecliste kabul edilen Anayasa metni gereğince 8 Haziran 1975 tarihinde halk oylamasına sunularak kabul edilmiş ve onaylanmıştır. 

Kıbrıs Türk Federe Devleti Haritası

Kıbrıs Türkleri tarafından 1974 tarihinde kurulan Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi, 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulduğunu oy birliği ile ilan etmiştir. KTFD’de ilk genel seçim 1976’da, ikincisi ise 1981’de yapılmıştır. Federe devletin ilk cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olmuştur. Rauf Denktaş, KTFD’nin ilanından sonra devlet ve meclis başkanı görevlerini de yürütmüş, Anayasa uyarınca 1976 yılında yapılan ilk genel seçimlerde Devlet Başkanlığına seçilmiştir. Nejat Konuk ise 1976’da KTFD’nin ilk başbakanı olmuştur.

Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD), 1975-1983 yılları arasında faaliyetine devam ettikten sonra 1983 yılında KKTC adını almıştır.  Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi, 15 Kasım 1983’de oy birliği ile aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmiş ve KKTC Anayasası kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur.

Bülent Ecevit Rauf Denktaş ve Necmettin Erbakan

Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası

BİRİNCİ
KISIM – Genel İlkeler
Kıbrıs Türk Federe Devletinin Nitelikleri:

Madde 1: Kıbrıs Türk Federe devleti, demokrasi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir Cumhuriyettir.

Federe Devletin Yetkileri:

Madde 2: Kıbrıs Federal Cumhuriyeti’ne belli konularda açıkça tanınan yetkiler dışında Kıbrıs Türk Federe Devleti bütün yetkileri kullanır ve gereken örgütleri kurar.

Resmi Dil:

Madde 3: Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin resmi dili Türkçedir.

Anayasanın Üstünlüğü ve Bağlayıcılığı:

Madde 4

(1) Yasalar, Anayasaya aykırı olamaz.
(2) Anayasa kuralları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, devlet yönetimi makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
İKİNCİ KISIM – Temel Haklar, Özgürlükler ve Ödevler
BÖLÜM I – Genel Kurallar
Temel Hakların Niteliği ve Korunması:
Madde 5
(1) Her Türk yurttaşı, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahiptir.
(2) Devlet, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, kişi huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal bütün engelleri kaldırır, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlar.
Temel Hak ve Özgürlüklerin Özü, Sınırlanması ve Kötüye Kullanılması:

Madde 6: Temel hak ve özgürlükler, özüne dokunmadan, kamu yararı, kamu düzeni, genel ahlak, sosyal adalet, ulusal güvenlik, genel sağlık ve kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamak gibi nedenlerle ancak yasalarla kısıtlanabilir.

Eşitlik

Madde 7: Her Türk yurttaşı, hiçbir ayırım gözetilmeksizin, yasa önünde eşittir. Hiçbir kişi, aile, zümre veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz.

Yabancıların Durumu:

Madde 8 Bu Anayasada gösterilen hak ve özgürlükler, yabancılar için, uluslararası hukuka uygun olarak yasa ile düzenlenebilir.

BÖLÜM II – Kişinin Hak, Özgürlük ve Ödevleri
Kişi Dokunulmazlığı:
Madde 9
(1) Her Türk yurttaşı ,yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme haklarına ve kişi özgürlüğüne sahiptir.
(2) Kimseye eziyet ve işkence yapılamaz.
(3) İnsanlık onuruyla bağdaşmayan ceza konulamaz.
Hayat ve Vücut Bütünlüğü Hakkı:

Madde 10:

(1) Herkes, hayat ve vücut bütünlüğü hakkına sahiptir.
(2) Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında yetkili bir mahkemece verilen bir hükmün yerine getirilmesi dışında, kimsenin hayatına son verilemez. Yasa böyle bir cezayı, ancak savaş halinde vatana ihanet, devletlerarası hukuka göre korsanlık ve askeri yasaya göre ölüm cezasını gerektiren suçlar için koyabilir.
(3) Yasa ile konduğu zaman ve gösterildiği şekilde-

(a) Kişinin ve malvarlığının, başka türlü kaçınılması ve tamiri olanaksız aynı derecede bir zarara karşı savunulması;
(b) Bir kişinin, yakalanması için veya yasaya uygun tutukluluktan kaçmasının önlemek için ;
(c) Bir ayaklanmanın veya karşı koymayı bastırmak amacıyla girilen eylem sırasında, kesin olarak gerekli olduğu kadar zor kullanmak suretiyle hayata son verilmesi, bu maddedeki kurallara aykırı sayılmaz.
Özel Hayatın Gizliliği

Madde 11:Özel hayatın gizliliğine dokunulamaz. Adli kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır. Yasanın açıkça gösterdiği durumlarda, usulüne göre verilmiş mahkeme veya yargıç kararı olmadıkça, ulusal güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan durumlarda da, yasa ile yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz.

Konut Dokunulmazlığı

Madde 12:Hiçbir Türk yurttaşının konutuna dokunulamaz. Yasanın açıkça gösterdiği durumlarda, usulüne göre verilmiş mahkeme veya yargıç kararı olmadıkça, ulusal güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan durumlarda da, yasa ile yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, konuta girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz.

Haberleşme Özgürlüğü

Madde 13: Her Türk yurttaşı, haberleşme özgürlüğüne sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır .Yasanın gösterdiği durumlarda mahkeme veya yargıç tarafından yasaya uygun olarak verilmiş bir karar olmadıkça, bu gizliliğe dokunulamaz.

Gezi ve Yerleşme Özgürlüğü
Madde 14:
(1) Her Türk yurttaşı, gezi özgürlüğüne sahiptir; bu özgürlük ancak ulusal güvenliği sağlama ve salgın hastalıkları önleme amaçlarıyla ve yasa ile sınırlanabilir.
(2) Her Türk yurttaşı, dilediği yerde yerleşme özgürlüğüne sahiptir, bu özgürlük, ancak ulusal güvenliği sağlama, salgın hastalıkları önleme, kamu mallarını koruma, sosyal, ekonomik ve tarımsal gelişmeyi gerçekleştirme zorunluluğuyla ve yasa ile sınırlanabilir.
(3) Her Türk yurttaşı, yurda girme ve çıkma özgürlüğüne sahiptir. Yurt dışına çıkma özgürlüğü yasa ile düzenlenir.
(4) Hiçbir Türk yurttaşı, isteği dışında Devlet sınırları dışına çıkarılamaz ve aynı şekilde girmekten alıkonulamaz.
Vicdan ve Din Özgürlüğü
Madde 15:

(1) Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğüne sahiptir.
(2) Kamu düzenine, genel ahlaka veya bu amaçla çıkarılmış yasalara aykırı olmayan ibadetler, dinsel ayin ve törenler serbesttir.
(3) Kimse, ibadete, dinsel ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz.
(4) Din eğitim ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğine ve küçüklerin de yasal temsilcilerinin isteğine bağlıdır.
(5) Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasal veya yasal temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasal veya kişisel çıkar veya nüfuz sağlama amacı ile her ne surette olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Bu yasak dışına çıkan veya başkasını bu yolda kışkırtan gerçek ve tüzel kişiler hakkında, yasanın gösterdiği kurallar uygulanır ve siyasal partiler, Anayasa Mahkemesi olarak görev yapan Yüksek Mahkemece temelli kapatılır.
Düşünce, Söz ve Anlatım Özgürlüğü
Madde 16

(1)Herkes, düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahiptir; düşünce ve kanaatlerini söz ,yazı , resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklayabilir ve yayabilir. Kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz.
(2) Bu hak, herhangi bir resmi makamın müdahalesi ve Devlet sınırları söz konusu olmaksızın, kanaatini anlatma, ve haber ve fikir alma ve verme özgürlüklerini kapsar.
(3) Bu maddedeki hakların kullanılması, yalnız ulusal güvenlik, anayasal düzen, kamu güvenliği , kamu düzeni, genel sağlık, genel ahlak yararı için veya başkalarının şöhret veya haklarının korunması veya bir sırrın açıklanmasının önlenmesi veya yargının otorite veya tarafsızlığının sürdürülmesi için gerekli ve yasanın koyduğu yöntemlere, koşullara, sınırlamalara veya cezalara bağlı tutulabilir.
Bilim ve Sanat Özgürlüğü
Madde 17
(1) Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
(2)Eğitim ve öğretim, Devletin gözetim ve denetimi altında serbesttir.
(3)Çağdaş bilim ve eğitim ilkelerine aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Basın Özgürlüğü
Madde 18

(1) Türk yurttaşları için basın ve yayın özgürdür, sansür edilemez.
(2) Devlet, basın ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak tedbirleri alır.
(3) Basın ve haber alma özgürlüğü, kamu düzenini, ulusal güvenliği veya genel ahlakı korumak; kişilerin şeref, haysiyet ve haklarına tecavüzü, suç işlemeye kışkırtmayı önlemek veya yargı görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak için yasa ile sınırlanabilir.
(4) Yargı görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, yasa ile belirtilecek sınırlar içinde, mahkeme veya yargıç tarafından verilecek kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayın yasağı konamaz.
(5) Devlet sınırları içinde yayınlanan gazete ve dergiler, yasanın gösterdiği suçları işlemesi halinde, yargıç kararı ile, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin veya genel ahlakın korunması bakımından gecikmede sakınca bulunan durumlarda da, yasanın açıkça yetkili kıldığı merciin emri ile toplatılabilir. Toplatma kararını veren yetkili merci bu kararı en geç yirmi dört saat içinde mahkemeye bildirir. Mahkeme bu kararı, en geç üç gün içinde onaylamazsa, toplatma kararı geçersiz sayılır.
Gazete ve Dergi Çıkarma Hakkı
Madde 19

(1) Gazete ve dergi çıkarılması, her Türk yurttaşı için önceden izin alma ve mali güvence yatırma koşuluna bağlanamaz.
(2) Gazete, ve dergilerin çıkarılması, yayımı, mali kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili koşullar yasa ile düzenlenir. Yasa, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali veya teknik kayıtlar koyamaz.
(3) Gazete ve dergiler, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin veya bunlara bağlı kurumların araç ve olanaklarından eşitlik ilkesine göre yararlanır.
Kitap ve Broşür Çıkarma Hakkı
Madde 20

(1) Kitap ve broşür yayımı, Türk yurttaşları için izne bağlı tutulamaz, sansür edilemez.
(2) Devlet sınırları içinde yayımlanan, kitap ve broşürlerin toplattırılması gazete ve dergideki gibi olur.
Basın Araçlarının Korunması
Madde 21 Türk yurttaşlarına ait basımevi ve eklentileri ve basın araçları, suç aracı oldukları gerekçesiyle de olsa, zorla alınamaz veya el konulamaz veya işletilmekten alıkonamaz.
Basın Dışı Haberleşme Araçlarından Yararlanma Hakkı

Madde 22 Türk yurttaşları ve siyasal partiler, kamu tüzel kişileri elindeki basın dışı haberleşme ve yayın araçlarından yararlanma hakkına sahiptir. Bu yararlanmanın koşulları ve usulleri, demokratik ilkelere ve hakkaniyet ölçülerine uygun olarak yasa ile düzenlenir. Yasa, insan hakları, demokratik, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik devletin, ulusal güvenliğin ve genel ahlakın korunması halleri dışındaki bir nedene dayanarak, halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşumunu engelleyici kayıtlar koyamaz.

Düzeltme ve Cevap Hakkı
Madde 23

(1) Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şerefine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve yasa ile düzenlenir.
(2) Düzeltme ve cevap yayınlanmazsa, yayınlanmasının gerekip gerekmediğine, yargıç tarafından karar verilir.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı

Madde 24 Türk yurttaşları, önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir. Bu hak, ancak kamu düzenini korumak için yasa ile sınırlanabilir.

Dernek Kurma Hakkı
Madde 25

(1) Türk yurttaşları, önceden izin almaksızın, dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılışında uygulanacak şekil ve usuller yasada gösterilir. Yasa, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması amacıyla sınırlar koyabilir.
(2) Hiçbir Türk yurttaşı, derneğe üye olmaya veya dernekte üye kalmaya zorlanamaz.
(3) Dernekler, yasanın öngördüğü durumlarda, yargıç kararıyla kapatılabilir; ulusal güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması bakımından gecikmede sakınca bulunan durumlarda da, yargıç kararına kadar, yasanın açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle faaliyetten alıkonulabilir.
Kişi Güvenliği
Madde 26

(1) Herkes özgürlük ve kişisel güvenlik hakkına sahiptir.
(2)Bir kişi, özgürlüğünden ancak aşağıdaki hallerde yasayla konduğu zaman ve öngörüldüğü biçimde yoksun bırakılabilir:

(a) Yetkili bir mahkemece hüküm giyen bir kişinin tutukluluğu;
(b) Bir mahkemenin yasal bir emrine uymamaktan dolayı bir kişinin yakalanması veya tutukluluğu;
(c) Bir kişinin, bir suç işlediği makul şüphesi üzerine, yetkili yargı makamı önüne getirilmesi amacıyla veya bir suç işlemesini önlemenin veya işledikten sonra kaçmasına engel olmanın makul olarak gerekli görüldüğü hallerde yakalanması veya tutukluluğu;
(ç) Bir küçüğün ıslahı amacıyla yasal bir emirle bakım altına alınması veya yetkili yargı makamı önüne getirilmesi amacıyla yasal tutukluluğu;
(d) Bulaşıcı bir hastalık yayabilecek kişilerin, akıl hastalarının, alkoliklerin, uyuşturucu madde düşkünlerinin veya serserilerin tutukluluğu;
(e) Bir kişinin, Devlet topraklarına izinsiz girmesini önlemek için veya geri verilmesi işlemine girişilmesi nedeniyle yakalanması veya tutukluluğu;
(3) Hiçbir kimse, ölüm veya hapis cezasını gerektiren bir suçüstü halinde, yasa ile konduğu zaman ve gösterildiği usul müstesna, yasanın gösterdiği usullere uygun olarak düzenlenmiş gerekçeli adli bir belge bulunmaksızın yakalanamaz.
(4) Yakalanan herkese, yakalanmasını gerektiren nedenler, yakalanması sırasında anladığı dilde bildirilir seçtiği bir hukukçunun hizmetinden yararlanmasına izin verilir.
(5) Yakalanan kişi, yakalandıktan sonra mümkün olan en kısa zamanda ve daha önce salıverilmediği takdirde , herhalde yirmi dört saat geçmeden bir yargıç önüne çıkarılır.
(6) Yargıç, derhal, yakalanan kişinin anladığı dilde yakalanma nedenlerini soruşturur ve en kısa zamanda ve herhalde yargıç önüne çıkma tarihinden itibaren üç günü geçmeyen bir süre içinde, uygun göreceği koşullarla yakalananı ya salıverir veya yakalanma nedeni suç hakkındaki soruşturma tamamlanmadığı takdirde, yakalanmanın devamına karar verir. Yargıç, her defasında sekiz günü geçmemek koşuluyla, bu yakalanmanın devamına karar verebilir. Ancak, yakalanma süresinin toplamı, yakalanma tarihinden başlayarak üç ayı geçemez ve bu sürenin sonunda yakalamayı uygulamakla görevli kişi veya makam, yakalatılan kişiyi derhal serbest bırakır. Yargıcın bu fıkraya göre verdiği kararlar istinaf edebilir.
(7) Yakalanması veya tutukluluğu nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes, tutukluluğunun yasaya uygunluğu hakkında bir mahkemece süratle karar verilmesi için, yasal yollara başvurma hakkına sahiptir. Tutukluluğu yasaya aykırı görüldüğü takdirde, serbest bırakılması mahkemece emredilir.
(8) Bu madde kurallarına aykırı olarak bir yakalanmanın veya bir tutukluluğun mağduru herkes, dava açmak suretiyle tazminat alma hakkına sahiptir.
Hak Arama Özgürlüğü ve Yasal Yargı Yolu
Madde 27

(1) Hiçbir kimse, bu Anayasa ile veya bu Anayasa gereğince kendisine gösterilen mahkemeye başvurmak hakkından yoksun bırakılamaz. Her ne ad altında olursa olsun adli komisyonlar veya istisnai mahkemeler oluşturulması yasaktır.
(2) Herkes, medeni hak ve yükümlülüklerinin veya kendisine karşı yapılan bir suçlamanın karara bağlanmasında, yasa ile kurulan bağımsız, tarafsız ve yetkili bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde adil ve açık bir surette davanın dinlenmesi hakkına sahiptir. Karar gerekçeye dayanır ve açık bir oturumda okunur.Ulusal güvenlik, anayasal düzen, kamu düzeni, kamu güvenliği veya genel ahlak yararına olduğu veya küçüklerin çıkarları veya tarafların özel hayatlarının korunması için gerekli olduğu veya mahkemece yayının, adaletin sağlanması için zararlı görüldüğü özel durumlarda, basın mensupları ve halk, mahkeme kararıyla duruşmanın tamamına veya bir kısmına sokulmayabilir.
 Herkes:

(a) mahkeme önüne çıkarılması nedenlerinin kendisine bildirilmesi;
(b) davasını mahkemeye sunmak ve bunu hazırlamak için gerekli zamana sahip olmak;
(c) delillerini göstermek veya göstertmek veya tanıkların yasaya uygun olarak sorguya çekilmesini istemek;
(ç) kendi seçtiği bir hukukçu tutmak ve adaletin sağlanması için gerekli görülüyorsa, yasanın gösterdiği şekilde kendisine parasız bir hukukçu atanması;
(d) Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından parasız yararlanmak hakkına sahiptir
Cezaların Yasal ve Kişisel Olması ve Sanık Hakları
Madde 28
(1) Kimse, işlendiği zaman yasaca suç teşkil etmeyen bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu sayılamaz; herhangi bir suç için, işlendiği zaman yasanın bu suç için koyduğu cezadan daha ağır bir cezaya çarptırılamaz.
(2) Bir suçtan dolayı beraat eden veya hüküm giyen bir kişi, aynı suçtan dolayı tekrar yargılanamaz. Kimse, aynı eylem veya ihmalden dolayı, bu eylem veya ihmal ile ölüme sebebiyet verilmiş olmadıkça, iki defa cezalandırılamaz.
(3) Hiçbir yasa, suçun ağırlığı ile orantılı olmayan bir ceza koyamaz.
(4) Bir suçtan sanık herkes, suçluluğu yasaya uygun olarak ispat edilinceye kadar suçsuz sayılır.
(5) Bir suçtan sanık herkes, en azından:
(a) Hakkında yapılan suçlamanın nitelik ve nedeninin anladığı bir dilde ve etraflı şekilde derhal kendisine bildirilmesi;
(b) Savunmasını hazırlaması için yeterli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
(c) Kendi kendini bizzat veya seçeceği veya eğer yeterli mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin sağlanması için gerekli görülüyorsa, kendisine parasız olarak atanacak bir hukukçu aracılığı ile savunmak;
(ç) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek ve savunma tanıklarını da iddia tanıkları ile aynı koşullar altında getirtmek ve sorguya çekilmelerini sağlamak;
(d) Mahkemede kullanılan dili anlayamadığı veya konuşamadığı takdirde, bir tercümanın yardımından parasız yararlanmak,

hakkına sahiptir.

(6) Malların toptan müsaderesi cezasının konması yasaktır.
İspat Hakkı

Madde 29 Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde isbat isteminin kabulü, ancak isnat olunan eylemin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin isbata razı olmasına bağlıdır.

BÖLÜM III – Sosyal ve Ekonomik Haklar, Özgürlükler ve Ödevler

Ailenin Korunması

Madde 30 Aile toplumun temelidir. Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri ailenin, ananın ve çocuğun korunması için gerekli önlemleri alır ve örgütleri kurar.

Mülkiyet Hakkına Ait Genel Kural

Madde 31

(1) Her Türk yurttaşı, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla ve yasa ile sınırlanabilir.
(2) Mülkiyet hakkının kullanılmasına, kamu güvenliği, genel sağlık, genel ahlak, kent ve ülke planlaması veya herhangi bir malvarlığının kamu yararı için geliştirilmesi ve faydalı kılınması veya başkalarının haklarının korunması için kesin olarak gerekli kısıntı veya sınırlamalar yasa ile konabilir.
(3) Malvarlığının ekonomik değerini fiilen azaltan kısıntı ve sınırlandırmalar için derhal tam bir tazminat ödenir; anlaşmazlık halinde tazminatı hukuk mahkemesi saptar.
(4) Devletin, yeraltı suları, madenler, eski eserler ve yasa ile sahipsiz taşınmaz mal olarak nitelendirilen taşınmaz mallar üzerindeki hakkı saklıdır.
Toprak Mülkiyeti

Madde 32

(1) Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini gerçekleştirmek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlamak amaçlarıyla gereken tedbirleri alır. Yasa bu amaçlarla, değişik tarım bölgelerine ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini gösterebilir. Devlet, çiftçinin işletme amaçlarına sahip olmasını kolaylaştırır.
(2) Toprağın dağıtımında göçmenlere öncelik tanınır.
Kamulaştırma ve El Koyma

Madde 33

(1) Devlet, Belediyeler, yasanın kendilerine kamulaştırma hakkı tanıdığı kamu tüzel kişileri veya kamu yararı güden kuruluşlar:
(a) Genel bir kamulaştırma yasasında özel olarak gösterilen ve kamu yararına olan bir amaç için; ve
(b) Bu amacın, kamulaştırma yapan makamın, kamulaştırma ile ilgili yasa kurallarına uygun olarak verdiği ve kamulaştırma nedenlerini açıkça bildiren bir kararı ile gösterilmesi halinde; ve
(c) Anlaşmazlık çıktığı takdirde, bir hukuk mahkemesince saptanacak tam ve hakkaniyete uygun bir tazminatın hemen veya yasanın öngöreceği beş yılı aşmayan taksitlerle ödenmesi koşuluyla, herhangi bir taşınır veya taşınmaz malı veya bu gibi mal üzerindeki herhangi bir hak veya çıkarı kamulaştırmaya yetkilidirler. Kamulaştırılmış herhangi bir taşınmaz mal veya bu gibi bir mal üzerindeki herhangi bir hak veya yarar, sadece bu kamulaştırma amacı için kullanılabilir. Bu amaç, kamulaştırma tarihinden başlayarak üç yıl içinde gerçekleşmediği takdirde, kamulaştırmayı yapan makam, bu üç yıllık sürenin sonunda kamulaştırılan malı, kamulaştırma bedeline eski sahibine geri vermeyi önerir. Bu kişi kabul veya ret cevabını bu öneriyi aldığı tarihten başlayarak üç ay içinde bildirir ve , kabul ettiğini bildirdiği takdirde, kabul tarihinden başlayarak yine üç ay içinde, kamulaştırma bedelini geri vermesi üzerine, kamulaştırılan mal hemen kendisine geri verilir. Bu kurallar , herhangi bir verginin veya para cezasının tahsili, herhangi bir hükmün yerine getirilmesi, sözleşmeden doğan bir yükümün yerine getirilmesi veya can veya malın tehlikeden korunması amacı ile konmuş bir yasanın kurallarını etkilemez.
(2) Devlet:
(a) Genel bir el koyma yasasında özel olarak gösterilen kamu yararına bir amaç için; ve
(b) Bu amacın, el koymayı yapan makamın genel el koyma yasasının kurallarına uygun olarak verdiği ve el koyma nedenlerini açıkça bildiren bir kararı ile gösterilmesi halinde; ve
(c) Üç yılı geçmeyen bir süre için; ve
(ç) Anlaşmazlık çıktığı takdirde bir hukuk mahkemesince saptanacak tam ve hakkaniyete uygun bir tazminatın hemen veya yasanın öngöreceği beş yılı aşmayan taksitlerle ödenmesi koşuluyla, herhangi bir taşınır veya taşınmaz mala el koyma yetkisine sahiptir.
(3) İlgili kişi, bu madde kuralları ile ilgili olarak mahkemeye başvurma hakkına sahiptir ve böyle bir başvurma kamulaştırma işlemini durdurur. Mahkemenin bu fıkra kurallarına göre vereceği her karar istinaf edilebilir.
Vakıf Mallarla İlgili Sınırlandırma ,Kamulaştırma ve Elkoyma

Madde 34 Sınırlandırma, kamulaştırma ve el koyma konularında vakıf mallarla ilgili kurallar, Temel Evkaf Kurallarına (Ahkamül Evkaf) uygun olarak yasa ile düzenlenir. Ancak kent ve ülke planlaması için yapılan kısıntı ve sınırlandırmalar bu madde kuralları dışında kalır. Sınırlandırma işlemi konu olduğu hallerde de mahkeme bu işlemleri durdurabilir.

Devletleştirme

Madde 35 Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel girişimler ,kamu yararının gerektirdiği durumlarda, gerçek karşılıkları yasada gösterilen şekilde ödenmek koşuluyla devletleştirilebilir. Yasanın taksitle ödemeyi öngördüğü durumlarda, ödeme süresi on yılı aşamaz ve taksitler eşit olarak ödenir. Bu taksitler yasada öngörülen faiz haddine bağlıdır.

Sözleşme Hakkı

Madde 36

(1) Herkes, sözleşme hukukunun genel ilkelerince konan koşullar, kısıntılar, sınırlandırmalar ve yürürlükteki yasalara uymak kaydıyla, serbestçe sözleşme yapma hakkına sahiptir. Ekonomik bakımdan güçlü kişilerin diğer kişileri istismarı yasa ile önlenir.
(2) Sözleşmelerden doğan hak ve yükümlülükler kamu yararı, kamu düzeni, sosyal adalet ve ulusal güvenlik gibi nedenlerle yasa ile düzenlenebilir ve kısıtlanabilir.
Çalışma Özgürlüğü

Madde 37

(1) Her Türk yurttaş dilediği alanda çalışma özgürlüğüne sahiptir. Özel girişimler kurmak serbesttir. Yasa, bu özgürlüğü, ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabilir.
(2) Devlet, özel girişimlerin, ulusal ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.
Ekonomik ve Sosyal Hayatın Düzeni

Madde 38

(1) Ekonomik ve sosyal hayat, adalete, tam çalışma ilkesine ve her Türk yurttaşı için insanlık onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi sağlanması amacına göre düzenlenir.
(2) Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu amaçla ulusal tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve kalkınma planlarını yapmak Devletin ödevidir.
Çalışma Hakkı ve Ödevi

Madde 39

(1) Çalışma her Türk yurttaşının hakkı ve ödevidir.
(2) Devlet, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için, sosyal, ekonomik ve mali tedbirlerle çalışanları korur ve çalışmayı destekler; işsizliği önleyici tedbirleri alır.
(3) Kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır. Ancak, hükümlülerin, hükümlülükleri süresince rehabilitasyon amacıyla çalıştırılmaları zorla çalıştırma sayılmaz.
(4) Ülke gereksinmelerinin zorunlu kıldığı alanlarda, yurttaşlık ödevi niteliği olan beden veya fikir çalışmalarının şekil ve koşulları, demokratik ilkelere uygun olarak yasa ile düzenlenir.
Çalışma Koşulları

Madde 40

(1) Kimse, yaşına, gücüne ve cinsiyetine uygun olmayan işte çalıştırılamaz.
(2) Çocuklar, gençler ve , kadınlar çalışma koşulları bakımından özel olarak korunur.
Dinlenme Hakkı

Madde 41

(1) Her çalışan dinlenme hakkına sahiptir.
(2) Ücretli hafta ve bayram tatili ve ücretli yıllık izin hakkı yasa ile düzenlenir.
Ücrette Adalet Sağlanması

Madde 42 Devlet, çalışanların, yaptıkları işe uygun ve insanlık onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi sağlamalarına elverişli, adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekli tedbirleri alır.

Sendika Kurma Hakkı

Madde 43

(1) Çalışanlar ve işverenler, önceden izin almaksızın sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler. Bu hakların kullanılışında uygulanacak şekil ve usuller yasada gösterilir. Yasa, ulusal güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması amacıyla sınırlar koyabilir.
(2) Sendikaların ve sendika birliklerinin tüzükleri, yönetim ve işleyişleri demokratik ilkelere aykırı olamaz.
Toplu Sözleşme ve Grev Hakkı

Madde 44

(1) Çalışanlar, işverenle olan ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal durumlarını korumak ve düzeltmek amacıyla toplu sözleşme ve grev hakkına sahiptirler.
(2) Grev hakkının kullanılması, yalnız ulusal güvenliği, anayasal düzeni, kamu güvenliğini veya bu Anayasanın herhangi bir kişiye sağladığı hak ve özgürlükleri korumak amacıyla konacak bir yasayla düzenlenebilir.
(3) Güvenlik Kuvvetleri mensuplarının grev hakkı yoktur.
(4) İşverenlerin hakları yasa ile düzenlenir.
Sosyal Güvenlik Hakkı:

Madde 45 Her Türk yurttaşı sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Bu hakkı sağlamak için sosyal sigortalar ve sosyal yardım örgütleri kurmak ve kurdurmak Devletin ödevlerindendir.

Sağlık Hakkı:

Madde 46 Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbi bakım görmesini sağlamakla ödevlidir.

Konut Hakkı:

Madde 47 Devlet, konut sahibi olmayan veya sağlık ve insanca yaşama koşullarına uygun konutu bulunmayan ailelerin konut gereksinimlerini karşılayacak tedbirleri yasa ile düzenler.

Öğrenim ve Eğitim Hakkı:

Madde 48

(1) Halkın öğrenim ve eğitim gereksinmelerini sağlama ,Devletin başta gelen ödevlerindendir. Devlet , bu ödevini çağdaş eğitim düzeyinde ve planlı bir şekilde yerine getirir.
(2) Her Türk çocuğu kız erkek ayrımı yapılmaksızın on beş yaşına kadar zorunlu ve parasız öğrenim hakkına sahiptir.
(3) Devlet, durumları dolayısıyla okul içi ve dışında özel eğitime gereksinimi olanları topluma yararlı kılacak şekilde yetiştirmek için gereken tedbirleri alır.
(4) Devlet , maddi olanaklardan yoksun başarılı öğrencilerin, en yüksek öğrenim derecelerine kadar çıkmalarını sağlamak amacıyla burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.
Tarihsel ve Kültürel Eser ve Anıtların Korunması :

Madde 49 Devlet tarih ve kültür değeri olan eser ve anıtların korunmasını sağlar.

Kooperatifçiliği Geliştirilme:

Madde 50 Devlet, kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır ve kooperatiflerin demokratik ilkelerle çalışmalarını yasa ile düzenler.

Tarım ve Çiftçinin Korunması

Madde 51

(1) Devlet, Türk yurttaşlarının gereği gibi beslenmesini, tarımsal üretimin toplumun yararına uygun olarak artırılmasını sağlamak, toprak aşınmasını önlemek, tarım ürünlerini ve tarımla uğraşanların emeğini değerlendirmek için gereken tedbirleri alır.
(2) Tarımla uğraşan kişilerin doğal afetlere ve kuraklığa karşı korunması yasa ile düzenlenir.
Devletin Ekonomik ve Sosyal Ödevlerinin Sınırı

Madde 52 Devlet, bu Anayasada belirtilen ekonomik ve sosyal amaçlara ulaşma ödevlerini, ekonomik gelişme ile mali kaynaklarının yeterliği ölçüsünde yerine getirir.

BÖLÜM IV – Siyasal Haklar ve Ödevler

Yurttaşlık

Madde 53

(1) Yurttaşlık, yasanın gösterdiği koşullarla kazanılır ve ancak yasada belirtilen durumlarda kaybedilir.
(2) Hiçbir yurttaş, yurda bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça yurttaşlıktan çıkarılamaz.
Seçme, Halkoylamasına Katılma ve Seçilme Hakkı:

Madde 54

(1) On sekiz yaşını bitirmiş olan kadın, erkek, her Türk yurttaşı seçme ve halkoylamasına katılma ; yirmi beş yaşını bitirmiş olanlar da seçilme hakkına sahiptir.
(2) Seçimler, serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm ilkelerine uygun olarak yapılır;
(3) Aday olmak, kamu görevinden çekilme koşuluna bağlanamaz. Seçim ve kamu hizmetlerinin güvenliği bakımından hangi kamu görevlilerinin ne gibi koşullarla aday olabilecekleri yasa ile düzenlenir. Yargıçlar, ve güvenlik kuvvetlerindeki kamu görevlileri mesleklerinden çekilmedikçe aday olamazlar ve seçilemezler.
(4) Seçimler ve halkoylaması ile ilgili kurallar, seçme ve seçilme nitelikleri yasa ile düzenlenir.
Seçimlerin Genel Yönetimi ve Denetimi

Madde 55

(1) Seçimler , yargı organlarının genel yönetimi ve denetimi altında yapılır.
(2) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konuları ile ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Devlet Başkanı ile Milletvekillerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi, yargıçlardan oluşan özel bir kurulunundur.
(3) Seçim Kurullarının kuruluşu, işleyişi, görev ve yetkileri yasa ile düzenlenir.
Siyasal Parti Kurma ve Partilerin Siyasal Hayattaki Yeri

Madde 56

(1) Türk yurttaşlar, siyasal parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve çıkma hakkına sahiptir.
(2) Siyasal partiler, önceden izin almadan kurulur ve serbestçe faaliyette bulunurlar.
(3) Siyasal partiler, ister iktidarda ister muhalefette olsunlar, demokratik siyasal hayatın vazgeçilmez öğeleridirler.
(4) Siyasal partilere, Devletçe yapılacak yardım yasa ile düzenlenir.
Siyasal Partilerin Uyacakları İlkeler

Madde 57

(1) Siyasal partilerin tüzükleri, programları ve faaliyetleri, insan hak ve özgürlüklerine dayanan Demokratik ve laik , Devlet ve Atatürk ilkelerine uymak zorundadır , bunlara uymayan partiler temelli kapatılır.
(2) Siyasal partilerin kapatılması hakkındaki davalar, Anayasa Mahkemesi olarak yüksek mahkeme tarafından karara bağlanır.
Kamu Görevine Girme Hakkı

Madde 58

1) Her Türk yurttaş, kamu görevlerine girme hakkına sahiptir.
2) Hizmete alınmada, ödevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.
Kamu Görevlerinin Mal Bildirimi

Madde 59 Kamu görevine girenlerin mal bildiriminde bulunmaları yasa ile düzenlenir. Yasama ve yürütme organlarında görev alanlar bundan istisna edilemez.

Yurt Ödevi

Madde 60

(1) Yurt ödevi, her Türk yurttaşının hakkı ve ödevidir.
(2) Yurt ödevinin Güvenlik Kuvvetlerinde ne şekilde yerine getirileceği; Güvenlik Kuvvetlerinin kuruluşu görev ve yetkileri yasa ile düzenlenir.
Vergi Ödevi

Madde 61

(1) Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.
(2) Vergi, resim ve harçlar ve benzeri mali yükümler ancak yasa ile konulur.
(3) Yasanın belli ettiği yukarı ve aşağı hadler içinde kalmak, ölçü ve ilkelere uygun olmak koşuluyla, vergi, resim ve harçların muafiyet ve istisnalarıyla oran ve hadlerine ilişkin kurallarda değişiklik yapmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınabilir.
(4) Geriye yürüyen mali yükümlülükler konulamaz.
Dilekçe Hakkı

Madde 62

(1) Herkes, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında tek başına veya topluca, yetkili makamlara yazı ile başvurma ve bunların süratle incelenmesi ve karara bağlanması hakkına sahiptir.
(2) Gerekçeye dayanacak olan bu karar, en geç otuz gün içinde, dilek ve şikayet sahibine yazılı olarak bildirilir. Böyle bir karardan zarar gören her kişi veya otuz gün içerisinde kendisine bir karar bildirilmeyen her ilgili, dilek ve şikayet konusu hakkında yetkili mahkemeye başvurabilir.
ÜÇÜNCÜ KISIM – Yasama
BÖLÜM I – Kıbrıs Türk Federe Meclisi
Kıbrıs Türk Federe Meclisinin Kuruluşu:

Madde 63 Kıbrıs Türk Federe Devletinin yasama yetkilerini , beş yıl için genel oyla seçilen kırk milletvekilinden oluşan Kıbrıs Türk Federe Meclisi kullanır. Meclis ilk toplantısında üye tam sayısının salt çoğunluğu ile bir Başkan ve bir Başkan Yardımcısını seçer.

Ant içme

Madde 64 Milletvekilleri görevlerine başlarken şöyle ant içerler:

“Kıbrıs Türk Federe Devletinin bütünlüğünü koruyacağıma, insan haklarına, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine saygı göstereceğime , ulusumun mutluluğu için çalışacağıma namusum üzerine söz veririm.”

Kıbrıs Türk Federe Meclisinin Görev ve Yetkileri:

Madde 65 Yasa koymak , değiştirmek ve kaldırmak; Bütçe ve kesin hesap tasarılarını görüşmek ve kabul etmek,; genel ve özel af ilanına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek anlaşmaları onaylamak Kıbrıs Türk Federe Meclisinin yetkilerindendir.

Kıbrıs Türk Federe Meclisinin Çalışma Düzeni:

Madde 66

(1) Kıbrıs Türk Federe Meclisi, her yıl Ekim ayının ilk iş günü kendiliğinden toplanır
(2) Meclis üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve, toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir. Olumlu ve olumsuz oyların eşitliği halinde, karar reddedilmiş sayılır. Ancak çekimserlik, olumlu veya olumsuz oylardan fazla olanın yönünde karar verilmesini peşin olarak kabul etmek anlamına gelir.
(3) Meclisi çalışmalarını kendi yaptığı İçtüzüğe göre yürütür.
(4) Meclis ne zaman ve ne kadar tatile gireceğine kendisi karar verir.
(5) Meclis, Devlet Başkanı, Meclis Başkanı veya yedi milletvekilinin istemi üzerine olağanüstü toplantıya çağırılabilir.
Kıbrıs Türk Federe Meclisi Seçimleri:

Madde 67

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti, seçim bölgelerine ayrılır. Seçim sistemi ve her seçim bölgesinin nüfus esasına göre çıkaracağı milletvekili sayısı yasa ile düzenlenir.
(2) Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni meclis seçilene kadar sürer.
(3) Ara seçimleri, her yıl belli bir zamanda yapılır. Genel seçimlerin yapılmasına bir yıl kala ara seçimi yapılamaz.
(4) Olağanüstü nedenlerle seçimin yapılması olanağı yoksa, seçimler, bir yıl süreyle, Kıbrıs Türk Federe Meclisi tarafından ertelenebilir. Seçimlerin ertelenmesi kararı, üye tamsayısının üçte ikisinin oyu ile alınır.
Kıbrıs Türk Federe Meclisi Seçimlerinin Yenilenmesi

Madde 68

(1) Kıbrıs Türk Federe Meclisi, Meclisin seçiminin yenilenmesine, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar verebilir. Çekimser ve geçersiz oylar sadece toplantı yetersayısına dahil olur; karar yetersayısı bakımından dikkate alınmaz.
(2) Mecliste grubu bulunan siyasal parti liderlerine ve en sonunda bir bağımsıza öneride bulunulmasına rağmen iki aylık bir süre içerisinde Başbakan ve Bakanların atanması olanağı bulunamıyorsa veya güvensizlik oyu sonucunda on sekiz aylık bir süre içerisinde Başbakan iki kez çekilir ve üçüncü kez güvensizlik oyu verilmiş olursa, Devlet Başkanı, Meclis seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.
(3) Yürütme ile yasama organları arasında Devletin işlemesini güçleştirecek bir durumun çıkması ve bunun sürmesi halinde, Devlet Başkanı ,Meclis seçiminin yenilenmesi için halkoylamasına başvurabilir.
(4) Devlet Başkanı , seçimlerin yenilenmesini veya halkoylamasına başvurmasını kararlaştırırken ,Meclis Başkanı, Bakanlar Kurulu ve Mecliste grubu bulunan siyasal parti Başkanlarının görüşlerini alır.
Yasama Dokunulmazlığı

Madde 69

(1) Milletvekilleri, Kıbrıs Türk Federe Meclisi çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, bunları dışarıda tekrarlamaktan veya açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
(2) Seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ölüm veya beş yıl veya daha çok hapis cezasını gerektiren suçüstü durumu, bu kuralın dışındadır; ancak, yetkili kişi, durumu hemen Meclise bildirmek zorundadır.
(3) Seçimden önce veya sonra milletvekili hakkında verilmiş cezanın yerine getirilmesi, dönem sonuna bırakılır. Milletvekilliği süresince zamanaşımı işlemez.
Milletvekilliğinin Sona Ermesi

Madde 70

(1) Milletvekilinin ölümü; seçilmeye engel bir suçtan dolayı kesin olarak hüküm giymesi; çekilmesi; kısıtlanması, milletvekilliği ile bağdaşmayan bir görevi kabul etmesi; bir ay süre ile özürsüz veya izinsiz olarak Meclis çalışmalarına katılmaması hallerinde milletvekilliği sona erer.
(2) Milletvekilliğinin sona ermesine, Meclis karar verir.
Milletvekilliği ile Bağdaşmayan Görevler

Madde 71

(1) Milletvekilleri, Devlet veya kamu kuruluşlarında kamu görevlisi veya diğer kamu görevlisi olarak görev alamazlar ve bunların herhangi bir yüklenme işini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kabul edemezler.
(2) Milletvekilliği ile bağdaşmayan diğer görevler ve işler yasa ile düzenlenir.
Milletvekillerinin Ödenekleri

Madde 72 Milletvekillerinin ödenekleri yasa ile düzenlenir.

BÖLÜM II – Yasaların Yapılması
Yasaların Yapılması ile İlgili Genel Kurallar

Madde 73

(1) Yasa önermeye, Kıbrıs Türk Federe Bakanlar kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.
(2) Devlet Başkanı ,Kıbrıs Türk Federe Meclisince kabul edilen yasaları , on gün içinde ya yayınlar , ya da bir daha görüşülmek üzere Meclise geri gönderir veya Bakanlar kurulunun istemi üzerine halkoylamasına sunar, Meclis geri gönderilen yasayı değiştirerek veya aynen üye tam sayısının salt çoğunluğu ile kabul ederse yasa Devlet Başkanınca yayınlanır. Çekimser oylar, karar yeter sayısı açısından dikkate alınmaz.
(3) Halkoylamasınca kabul edilen yasalar on gün içinde resmi gazetede Devlet Başkanınca yayınlanır.

Yasa veya Kararların İlanı

Madde 74 Devlet Başkanı , Meclisin herhangi bir yasa veya kararının kendisine yazılı olarak bildirilmesinden başlayarak on gün içinde 73. maddede gösterildiği üzere iade veya halkoylamasına başvurma haklarını veya 112.maddede gösterildiği üzere yüksek mahkeme olarak, anayasa mahkemesine başvurma hakkını kullanmadığı takdirde, bu yasa veya kararı on gün içinde Resmi gazetede yayınlayarak ilan eder.

Bütçenin Görüşülmesi ve Kabulü

Madde 75

(1) Bütçe tasarısı, Kıbrıs Türk Federe Bakanlar Kurulu tarafından mali yılbaşından en az iki ay önce Meclise sunulur.
(2) Bütçe Komitesi, en geç bir ay içinde, bütçe konusundaki çalışmalarını bitirir.
(3) Milletvekilleri, bütçe tasarısının Meclis Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında, gider artırıcı veya belli gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar.
(4) Devlet Başkanı, Meclis tarafından kabul edilen bütçe yasası on gün içinde Resmi Gazete’de yayınlar.
Kesin Hesaplar

Madde 76 Kesin hesap yasa tasarıları, yasada daha kısa bir süre kabul edilmemiş ise, ilgili oldukları mali yılın sonundan başlayarak en geç bir yıl sonra, Bakanlar Kurulunca Meclise sunulur. Sayıştay, genel uygunluk bildirimini, ilişkin olduğu kesin hesap yasa tasarısının verilmesinden başlayarak en geç altı ay içinde meclise sunar.

BÖLÜM III – Kıbrıs Türk Federe Meclisinin Denetim Yolları

Bakanlar Kurulunu Denetim Yolları

Madde 77

(1) Soru, genel görüşme, meclis araştırması, meclis soruşturması Kıbrıs Türk Federe Meclisinin yetkilerindendir.
(2) Soru, Bakanlar Kurulundan belli bir konuda bilgi istemekten ibarettir. Bakanlar kurulu herhangi bir soruya en geç otuz gün içinde cevap verir.
(3) Genel görüşme, herhangi bir üyenin önergesi ve bunun Meclisçe kabulü üzerine, belli bir konuda yapılan görüşme demektir. Genel görüşme sonunda oylama yapılmaz.
(4) Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemeden ibarettir.
(5)

(a) Başbakan veya bakanlar hakkında yapılacak soruşturma istemleri en az yedi milletvekili tarafından imzalanmış olmalıdır.
(b) Soruşturma istemleri, Mecliste görüşülür ve karara bağlanır.
(c) Soruşturma, milletvekillerinden kurulu özel bir komitece yürütülür.
(ç) Meclis, Soruşturma Komitesinin raporunu görüştükten sonra, üye tamsayısının en az üçte ikisinin vereceği kararla, Başbakan veya Bakanları suçlayabilir.
(d) Başbakan ve bakanlar Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkemede yargılanır.
(e) Meclisindeki siyasal parti gruplarında, Meclis Soruşturması ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
DÖRDÜNCÜ KISIM – Yürütme
BÖLÜM I – Genel Kurallar

Yürütme Görevi ve Yetkisi

Madde 78 Kıbrıs Türk Federe Devletinin yürütme görev ve yetkisi Devlet Başkanı ve Bakanlar kurulu tarafından yerine getirilir ve kullanılır.

BÖLÜM II – Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı

Madde 79

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı , beş yıl için genel oyla seçilir. Devlet Başkanı seçiminde aday olacak kişilerde , milletvekili adayları için saptanan seçilme niteliklerine ek olarak otuz beş yaşını doldurmuş olam koşulu aranır.
(2) Bir kimse , arka arkaya ancak iki defa Devlet Başkanı seçilebilir.
(3) Devlet Başkanı ,resmi görevleri dışında hiçbir iş yapamaz ;Devlet veya kamu kuruluşlarının herhangi bir yüklenme işini , doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kabul edemez
(4)Devlet Başkanının ödenekleri yasa ile düzenlenir.
Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının Ant İçmesi

Madde 80: Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı, görevine başlarken şöyle ant içer:

“Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin bütünlüğünü koruyacağıma , Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasasına ve yasalarına uyacağıma bunları savunacağıma ; insan haklarına , demokratik laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine saygı göstereceğime , ulusumun mutluluğu için çalışacağıma namusum üzerine söz veririm.”

Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının Partisi ile İlişkileri

Madde 81 Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının partili ise, partisinin kararları ile bağlı değildir, bağımsız hareket eder. Devlet Başkanlığı ile parti başkanlığı aynı kişide birleşemez.

Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının Görev ve Yetkileri:

Madde 82

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla, Devletin ve toplumun birliğini ve bütünlüğünü temsil eder.
(2) Devlet Başkanı Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasasına saygıyı, kamu işlerinin kesintisiz ve düzenle yürütülmesini ve Devletin devamlılığını sağlar.
Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının Sorumluluğu:

Madde 83

(1) Kıbrıs Türk Federe Meclisi , Devlet Başkanını vatan hainliğinden dolayı, üye tam sayısının en az üçte birinin önerisi üzerine , üye tam sayısının en az üçte ikisinin vereceği kararla suçlayabilir.
(2) Devlet Başkanı ,Anayasa Mahkemesi olarak , Yüksek Mahkemede yargılanır. Mahkemenin suçlamayı yerinde görmesi halinde , Devlet Başkanlığı görevi sona erer, suçlu bulunmazsa , görevine yeniden döner.
(3) Meclisin suçlama kararı üzerine ,Devlet Başkanı görevine devam edemez.; Devlet Başkanı görevine devam edemez; bu Anlayasının 84. madde kuralları uygulanır.
Devlet Başkanlığının Boşalması

Madde 84

(1) Devlet Başkanlığı, ölüm veya geçici olanların dışında görev başında bulunamama halinde veya Yüksek Mahkeme Başkanlığına gönderilen yazılı istifa ile boşalır.
(2) Devlet Başkanlığı sağlık nedeni ile görevini devamlı olarak yapamayacak bir duruma gelmesi halinde, Bakanlar Kurulu, durumu Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkeme Başkanlığına bildirir. Mahkeme, Devlet Başkanının görevini devamlı olarak yapamayacağına karar verirse, Devlet Başkanlığı boşalmış sayılır.
(3) Devlet Başkanlığı boşaldığında, boşalma tarihinden başlayarak kırk beş günü geçmeyen bir süre içinde yapılacak seçimle Devlet Başkanlığı doldurulur.
Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanına Vekillik Etme

Madde 85

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanının hastalık veya yurt dışına çıkma gibi nedenlerle geçici olarak görevinden ayrılması halinde, görevine dönünceye kadar, herhangi bir nedenle Devlet Başkanlığının boşalması halinde yenisi seçilinceye kadar, Kıbrıs Türk Federe Meclisi Başkanı, Devlet Başkanlığına vekillik eder.
(2) Meclis Başkanı, Devlet Başkanlığına vekillik ettiği süre içinde, 68. maddesinde sayılan yetkileri kullanamaz.
BÖLÜM III – Kıbrıs Türk Federe Bakanlar Kurulunun Oluşumu

Madde 86

(1) Kıbrıs Türk Federe ,Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan oluşur.
(2) Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı ,Milletvekilleri arasından ,Başbakanı ve Başbakanın önerisi üzerine bakanları atar. Başbakanın istemi üzerine Devlet Başkanı, bakanlardan herhangi birisinin görevine son verir .
(3) Devlet Başkanı ,Meclis Başkanı ile Mecliste grubu bulunan siyasal parti başkanlarının görüşlerini aldıktan sonra , Bakanlar kurulunun görevine son verilmesi konusunu halkoylamasına sunabilir.
(4) Bakanlar, milletvekili olmayan kişiler arasından da atanabilir. Ancak bu gibi kişilerin milletvekili seçilme niteliklerine sahip olması gerekir.
(5) Başbakan , bakanlıklar arası işbirliğini , Bakanlar kurulunun genel siyasetinin yürütülmesini ve yasakların uygulanmasını sağlar.
(6) Bakanlar, kuruluna Başbakan başkanlık eder .Devlet Başkanı gerekli gördüğü hallerde veya Başkanın istemi üzerine Bakanlar kuruluna başkanlık edebilir. Devlet Başkanı oy kullanmaz.
(7) Başkan ve bakanların ödenekleri yasa ile düzenlenir.
(8) Başbakan ve Bakanlar , resmi görevleri dışında başka bir iş yapamazlar; Devletin ve kamu kuruluşlarının herhangi bir yükleme işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler.
(9) Başbakan ve bakan olan milletvekilleri, Kıbrıs Türk Federe Meclisi üyeliğini kaybetmezler. Bakanlar kuruluna ,Meclis dışından girmiş olan bakanlar, Yasama dokunulmazlığından aynen yararlanırlar ,fakat Mecliste oy kullanamazlar.
Kıbrıs Türk Federe Bakanlar Kurulunun Sorumluluğu

Madde 87

(1) Devlet Başkanınca atanan Bakanlar Kurulunun listesi, tam olarak, Meclise sunulur. Meclis tatilde ise toplantıya çağrılır. Bakanlar Kurulunun programı, en geç bir hafta içinde, Başbakan veya bir bakan tarafından, Mecliste okunur.
(2) Bakanlar kurulunun programından ve uygulanmasından veya önemli bir politika girişiminden ,Kıbrıs Türk federe Meclisine karşı Başbakan sorumludur.
(3) Başbakana karşı ,(2). fıkradaki konularda , Meclise verilecek güvensizlik önergesi programının okunmasından sonra herhangi bir zaman , en az yedi milletvekili tarafından imzalanmış olmalıdır.
(4) Güvensizlik önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı, verilişinden sonraki ikinci birleşimde karara bağlanır. Güvensizlik önergesi üzerinde yapılan genel görüşmeler bittikten sonra , aradan tam bir gün geçmedikçe , güvensizlik önergesi oylanamaz.
(5) Güvensizlik önergesi, Meclisin üye tam sayısının salt çoğunluğu ile kabul edilirse Başkan , istifasını Devlet Başkanına sunar.
Yasa Gücünde Kararname

Madde 88

(1) Ekonomik konularda, ivedilik varsa, Bakanlar Kurulu yasa gücünde kararname çıkarabilir. Yasa gücünde kararname, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer ve aynı gün, gerekçesi ile birlikte Meclise sunulur.
(2) Meclise sunulan yasa gücünde kararnameler, içtüzüğün, yasaların görüşülmesi için koyduğu kurallara göre komitelerde ve Genel Kurulda, öncelikle ve ivedilikle görüşülüp karara bağlanır.
(3) Yasa gücündeki kararnameler ,Kıbrıs Türk Federe Meclisi tarafından kaldırılıncaya veya değiştirilinceye ya da Anayasa mahkemesi olarak Yüksek Mahkemece iptal edilinceye kadar , yürürlükte kalır.
(4) Yasa gücündeki kararnameler ile, yeni mali yükümlülükler getirilemez, kişisel ve siyasal hak ve özgürlükler kısıtlanamaz.
Tüzük ve Yönetmelikler

Madde 89 Anayasa ve yasa açıkça yetki vermedikçe Devletin hiçbir organı, tüzük yapamaz ve yürürlüğe koyamaz. Yönetmelikler de ancak tüzüklere uygun olarak yapılır ve yürürlüğe konur.

Dış Yardım

Madde 90 Kıbrıs Türk Federe Devleti, yabancı devletlerden ve uluslararası kuruluşlardan kültürel, sosyal , ekonomik ,mali ve teknik alanlarda her türlü yardım almaya yetkilidir.

BÖLÜM IV – Yönetsel Kurallar

Yönetsel Yapı:

Madde 91

(1) Bakanlıklar ,yasanın öngördüğü sayı ve ilkelerine uygun olarak, Başbakanın önerisi ve Devlet Başkanının onayı ile kurulur. Bakanlık sayısı hiçbir halde 10’u aşamaz. Bakanlığın iç örgütlenmesi Bakanlar kurulunca çıkarılacak bir tüzükle düzenlenir.
(2) Kıbrıs Türk Federe Devleti, yönetsel ve yerel kuruluşlara ayrılarak yönetilir.
(3) Yerel kuruluşların genel karar organları seçimle işbaşına gelir.
(4) Özerk kuruluşların görev ve yetkileri yasalarla belirtilir.
Yönetsel Yapıda Bilgi ve Komut Akışının Yazılı Olması:

Madde 92 Yönetsel yapıdaki aşağıdan yukarıya bilgi ve yukarıdan aşağıya komut akışı; kamu görevlileri ile disiplin cezalarının adil olmasına ; yönetsel ve istatistiki bilgi , toplama kuruluşlarının düzenli çalışmalarına olanak sağlamak amacıyla yazılı belgelerle yapılır.

Kamu Görevlileri ile İlgili Kurallar

Madde 93

(1) Devletin ve diğer kamu kuruluşlarının, genel yönetim ilkelerine göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asıl ve sürekli görevler kamu görevlileri eliyle yürütülür,
(2) Kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri yasa ile düzenlenir.
(3) Kamu görevlilerinin atanmalarını, onaylanmalarını, sürekli veya emeklilik hakkı kazandıran kadrolara yerleştirilmelerini, terfilerini, nakillerini, emekliye sevklerini, azil ve görevden uzaklaştırma da dahil olmak üzere, disiplin işlemlerini yapmak üzere tarafsız ve bağımsız organ veya organlar kurulur. Bu organ veya organların kuruluşu ve işleyişi, yasa ile düzenlenir. Anayasasının bu konudaki diğer kuralları saklıdır.
(4) Kamu görevlileri hakkında yapılacak disiplin kovuşturmalarında isnat olunan hususun ilgiliye açıkça ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve savunma için belli bir süre tanınması gereklidir. Bu ilkelere uyulmadıkça, disiplin cezası verilemez ve disiplin kararları yargı mercilerinin denetimi dışında bırakılamaz.
(5) Güvenlik kamu görevlilerinin özel yasa ile düzenlenen kuralları saklıdır.
(6) Üst kademe yöneticiliği yapan kamu görevlileri, ilgili Bakan, Başbakan ve Devlet Başkanının imzalarını taşıyan kararname ile atanırlar. Bu konudaki kurallar yasa ile düzenlenir.
Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları:

Madde 94

(1) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, yasa ile kurulur ve organları kendileri tarafından ve kendi üyeleri arasından seçilir.
(2) Bu kuruluşların seçilmiş organları, bir yargı mercii kararına dayanmak-sızın, geçici veya sürekli olarak görevlerinden uzaklaştırılamazlar.
(3) Meslek kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri demokratik ilkelere aykırı olamaz.
Radyo, Televizyon ve Haber Ajansları

Madde 95

(1) Radyo ve televizyon istasyonları, devlet eli ile kurulur ve yönetimleri yasa ile düzenlenir.Yasa yönetim ve denetimde ve yönetim organlarının kuruluşunda tarafsızlık ilkesini bozacak kurallar koyamaz.
(2) Her türlü radyo ve televizyon yayınları, tarafsızlık ilkelerine göre yapılır.
(3) Haber ve programların seçiminde, işlenmesinde ,sunulmasında, kültür ve eğitime yardımcılık görevinin yerine getirilmesinde, insan haklarına dayanan demokratik, laik ve sosyal devletinin, ulusal güvenliğin, genel ahlakın gereklerine uyulması, haberlerin doğruluğunun sağlanması ilkeleri ile organların seçimi, yetki, görev ve sorumlulukları yasa ile düzenlenir.
(4) Devlet tarafından kurulan veya Devletten mali yardım alan haber ajanslarının tarafsızlığı ana ilkedir.
Vakıflar ve Din İşleri Dairesi ile İlgili Kurallar:

Madde 96

(1) Vakıf Kuruluşu ve Temel Evkaf Kuralları (Ahkamül Evkaf), bu Anayasaca tanınır.
(2) Vakıf kuruluşlarına veya vakıflara veya camilere ve herhangi diğer bir islam dini kuruluşuna ait mallar da dahil olmak üzere, vakıf malları ilgilendiren veya herhangi bir suretle bunları etkileyen bütün konular, münhasıran Temel Evkaf Kuraları (Ahkamül Evkaf), yürürlükteki mevzuat ve bu Anayasa yürürlüğe girdikten sonra Kıbrıs Türk Federe Meclisince konan ve yapılan yasa ve tüzüklere bağlıdır; bunlara göre ve bunlar gereğince yönetilen ve başka hiçbir yasama, yürütme organı veya herhangi bir işlem söz konusu Temel Evkaf kurallarını (Ahkamül Evkafı) ve Türk Cemaat Meclisi, Türk Yönetimi Meclisi ve Kıbrıs Türk Federe Meclisi Kanun, kural, yasa, nizamname ve tüzüklerini bozamaz veya onlara üstün gelemez veya müdahale edemez.
(3) Geliri Vakıflar idaresine ait olan vakıflar, her türlü vergiden bağışık tutulur.
(4) Din İşleri Dairesinin kuruluşu ve işleyişi yasa ile düzenlenir ve yasada gösterilen görevleri yerine getirir.
(5) Dini hizmetlerin yürütülmesinde ve bu hizmetlerin giderlerinin karşılanmasında Devlet, Vakıflar ve Din İşleri Dairesine yardımcı olur.
Olağanüstü Durum:

Madde 97 Olağanüstü durumlarda yurttaşlar için konulabilecek para ,mal ve çalışma yükümleri ile bu durumun ilanı, yürütülmesi ve kaldırılması ile ilgili usuller ilgili yasa ile düzenlenir.

Sıkıyönetim

Madde 98

(1) Savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, ayaklanma olması, Kıbrıs Türk Federe Devletinin içten veya dıştan tehlikeye düşmesi, Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasasının tanıdığı özgür demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketleri gibi nedenlerle, Bakanlar Kurulunca iki aya kadar sıkıyönetim ilan edilebilir.
(2) Sıkıyönetim kararı ,hemen Kıbrıs Türk Federe Meclisinin onamasına sunulur. Meclis gerekli gördüğü zaman sıkıyönetim süresini kısaltabileceği gibi tamamıyla de kaldırabilir. Meclis tatilde ise hemen toplantıya çağrılır.
(3) Sıkıyönetim hali ve kuralları yasa ile düzenlenir.
BÖLÜM V – Ekonomik ve Mali Kurallar

Mali Denetim

Madde 99

(1) Mali denetim organı olan Sayıştay, kamu gelir ve giderlerini denetler ve sonucu bir raporla Kıbrıs Türk Federe Meclisine ve Bakanlar Kuruluna bildirir. Mali konularda Meclise ve Bakanlar Kuruluna yardım eder.
(2) Sayıştayın başkan ve üyelerinin atanmaları, kuruluş ve işleyişi yasa ile düzenlenir.
Kamu İktisadi Kuruluşlarının Denetimi

Madde 100 Kamu iktisadi kuruluşlarının gelir ve giderlerinin denetlenmesi yasa ile düzenlenir.

Kalkınma ve Planlama

Madde 101

(1) Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma, plana bağlanır. Kalkınma bu plana göre gerçekleştirilir.
(2) Planlama ile ilgili örgütün kuruluş ve görevleri, planın hazırlanmasında, yürürlüğe konmasında, uygulanmasında ve değiştirilmesinde gözetilecek ilkeler ve planın bütünlüğünü bozacak değişikliklerin önlenmesini sağlayacak tedbirler yasa ile düzenlenir.
BEŞİNCİ KISIM – Yargı
BÖLÜM I – Genel Kurallar
Yargı Yetkisi

Madde 102 Kıbrıs Türk Federe Devletinde yargı yetkisi bağımsız mahkemelerce kullanılır.

Mahkemelerin Bağımsızlığı

Madde 103

(1) Yargıçlar, görevlerinde bağımsızdırlar, Anayasaya, yasaya ve hukuka vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.
(2) Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında, mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
(3) Görülmekte olan bir dava hakkında, Kıbrıs Türk Federe Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz; görüşme yapılamaz veya herhangi bir demeçte bulunulamaz. Yasama ve Yürütme organları ile Devlet Yönetimi makamları, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organ ve makamlar, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
Yargıçların Güvenceleri

Madde 104

(1) Yargıçlar görevlerinden uzaklaştırılamaz; kendileri istemedikçe, Anayasa gösterilen yaştan önce emekliye çıkarılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması yolu ile de olsa, iktisap ettikleri haklardan yoksun bırakılamazlar.
(2) Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlarla, görevlerini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar, meslekleri ile bağdaşmayan işler yapanlar ve meslekte kalmaları caiz olmadığına karar verilenler hakkında, yasa ile konan istisnalar saklıdır.
(3) Yargıçlar aleyhinde, yargısal görevleri sırasında söyledikleri sözler veya eylemlerden dolayı, hiçbir kovuşturmada bulunulamaz.
Yargıçlık Mesleği

Madde 105

(1) Yargıçların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin veya görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleri ile ilgili suçlarından dolayı soruşturma yapılmasına ve yargılanmasına karar verilmesi, meslekten çıkarılmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve diğer özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesine göre, yasa ile düzenlenir.
(2) Yüksek Mahkeme Başkanı ve yargıçları altmış beş yaşını, diğer yargıçlar atmış yaşını bitirinceye kadar görev yaparlar.
(3) Yargıçlar, yasada belirtilenlerden başka genel ve özel hiçbir görev alamaz; resmi görevleri dışında hiçbir iş yapamaz; Devlet veya kamu kuruluşlarının herhangi bir yüklenme işini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kabul edemezler.
Duruşmaların Açık Olması

Madde 106

(1) Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmalardan bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına, ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verebilir.
(2) Küçüklerin yargılanması hakkında yasa ile özel kurallar konur.
Yüksek Adliye Kurulu

Madde 107

(1)Yüksek Adliye Kurulu: Yüksek Mahkemenin Başkan ve ve yargıçları, Yüksek Mahkeme emekli yargıçlarından biri, Kıbrıs Türk Federe Devleti Başsavcısı ve Kıbrıs Türk Barosunun seçilmiş başkanından oluşur. Bu fıkra amaçları bakımından Yüksek Mahkeme emekli yargıcı, Yüksek Mahkeme tarafından seçilir ve görev süresi iki yıldır. Süresi bitince yeniden seçilebilir
(2) Yüksek Adliye Kurulunda kararlar üye tam sayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla alınır. Çekimser oylar karar yeter sayısına girmez. Herhangi bir konuda salt çoğunlukla karar alınıncaya kadar oylamaya devam edilir. Yüksek Adliye Kurulu üyelerinden herhangi birini doğrudan doğruya veya dolayısıyla ilgilendiren bir konunun görüşülmesi ve karara bağlanmasında, söz konusu üye toplantıda bulunmaz ve karara katılmaz.
(3)Yüksek Mahkeme Başkan ve yargıçları ile alt mahkeme yargıçlarının atanmaları, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin veya görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, görevlerine son verilmesi ve disiplin konuları hakkında münhasıran Yüksek Adliye Kurulu yetkilidir. Yüksek Adliye Kurulu bu yetkisini, Anayasa kurallarına ve Anayasaya uygun olarak çıkarılan yasa veya yasalara göre kullanır.
(4) Yüksek Mahkeme Başkan ve yargıçlarının atanmaları Devlet Başkanı tarafından onaylanır.
Mahkeme Karar ve Emirlerine Uymayanların Cezalandırılması:

Madde 108 Yüksek Mahkeme veya herhangi bir mahkemeye, bir karar veya emrine uymayan herhangi bir kişiyi, söz konusu karar veya emre uyuncaya kadar ve herhalde on iki ayı aşmayan bir süre için, hapsetme yetkisine sahiptir.

BÖLÜM II – Yüksek Mahkemenin Oluşumu

Yüksek Mahkemenin Oluşumu ve Görev Bölümü

Madde 109

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti,Yüksek Mahkemesi bir Başkan ve en az dört , en çok beş yargıçtan oluşur.
(2) Yüksek Mahkeme; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Yüksek İdare Mahkemesi görevlerini yapar.
(3) Yüksek Mahkeme, Başkan ve dört yargıç ile toplanarak Anayasa Mahkemesi görevini yapar. Yüksek Mahkemenin bir Başkan ve beş yargıçtan oluşması halinde en son atanan veya en genç yargıç , yedek yargıç olarak görev yapar. Başkanın oturumda bulunmadığı hallerde, en kıdemli yargıç başkanlık eder.
(4) Yüksek Mahkeme, Başkan ve iki yargıç ile veya sadece üç yargıç ile toplanarak Yargıtay veya Yüksek İdare Mahkemesi olarak görev yapar.
BÖLÜM III – Yüksek Mahkemenin Anayasa Mahkemesi Olarak Görev ve Yetkileri

Yüksek Mahkemenin Anayasa Mahkemesi Olarak Yetkileri

Madde 110 Yüksek Mahkeme , Anayasa Mahkemesi olarak , bu Anayasa ve onun gereğince yapılan yasa ve Mahkeme Tüzüğü kurallarında gösterilen bütün konularda , kesin olarak karar vermek hususunda münhasır yargı yetkisine sahiptir.

Organlar Arasında Yetki Uyuşmazlığı

Madde 111

(1) Yüksek Mahkeme ,Anayasa Mahkemesi olarak Devlet organları veya Devlet içerisindeki makamlar arasında kuvvet veya yetki uyuşmazlık veya itirazlarına dair herhengi bir konu ile ilgili olarak yapılan başvurma hakkında , kesin olarak karar vermek yargı yetkisine sahiptir. Devlet içindeki mahkemeler veya adli makamlar arasındaki herhengi bir uyuşmazlık veya itirazlar da, bu madde kurallarının kapsamına girer ve Yüksek Mahkeme Anayasa Mahkemesi olarak bu uyuşmazlık veya itirazları kesinlikle karara bağlar.
(2) Herhangi bir konu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisine giren bir sorun ortaya çıktığı takdirde, bu sorun Yüksek Mahkeme tarafından, Anayasa Mahkemesi kesinlikle karara bağlanır.
(3) Bu maddenin (1). fıkrası gereğince aşağıdakiler, eğer uyuşmazlık veya itiraz ile ilgili iseler , Mahkemeye başvurabilirler.
(a) Devlet Başkanı veya;
(b) Kıbrıs Türk Federe Meclisi; veya
(c) Devletin herhangi diğer bir organı veya Devlet içindeki diğer bir makam.
(4) Söz konusu başvurma, bahis konusu kuvvet veya yetkiye itiraz edilmesinden başlayarak otuz gün içinde yapılır.
(5) Böyle bir başvurma üzerine Mahkeme başvurma konusu olan yasa, karar veya işlemin, kuvvet veya yetki olmaksızın kabul edildiği, alındığı veya yapıldığı sebebine dayanmak suretiyle uyuşmazlığın çıkmasından veya itirazın yapılmasından veya başlangıcından itibaren tamamen veya kısmen hükümsüz olduğuna ve hiçbir hukuki hükmü olmadığına karar verebilir; her iki halde de Mahkeme, böyle bir yasa, karar veya işlem gereğince yapılan veya yapılmamış olan herhangi bir eylem veya işlemin hükmü hakkında yöneride bulunabilir.
(6) Böyle bir başvurma üzerine Mahkeme tarafından verilen herhangi bir karar, hemen ilgili taraflara ve onu derhal Resmi Gazete’de yayınlayacak olan Devlet Başkanına yazılı olarak bildirilir.
(7) Bu madde gereğince yapılan başvurma üzerine, Mahkeme, başvurmaya konu olan hale göre yasa, veya karar veya işlemin, karar verilinceye kadar, yürürlüğünün durdurulmasını emredebilir; böyle bir emir, derhal Resmi Gazete’de yayımlanır.
Yasaların Anayasaya Aykırılık Konusu

Madde 112

(1) Devlet Başkanı , bir yasayı veya herhangi bir yasanın herhangi belli bir kuralının veya Kıbrıs Türk Federe Meclisinin herhangi bir kararını yayınlanmadan önce, bu Anayasanın herhangi bir kuralına aykırı veya ona uygun olup olmadığı konusunda görüşünü bildirmesi için Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkemeye yollayabilir.
(2) Yüksek Mahkeme, Anayasa Mahkemesi olarak, bu maddenin (1). fıkrası gereğince kendisine sunulan her konuyu inceler ve Devlet Başkanı ve Meclis adına ileri sürülen iddiaları dinledikten sonra, konu hakkındaki görüşünü en geç kırk beş gün içinde karara bağlar ve bunu Devlet Başkanına yazılı olarak bildirir.
(3) Yüksek Mahkeme, Anayasa Mahkemesi olarak , bu gibi bir yasa , karar veya onun herhengi bir kuralının bu Anayasanın herhangi bir kuralına aykırı olduğu veya ona uygun olmadığı görüşünde ise , söz konusu yasa , karar veya kural, Devlet Başkanı tarafından yayınlanmak suretiyle ilan olunmaz.
Yasalara Karşı İptal Davası

Madde 113

(1) Devlet Başkanı, Kıbrıs Türk Federe Meclisinde grubu bulunan veya bulunmayan siyasal partiler, siyasal gruplar ve en az yedi milletvekili veya kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda yasa ile saptanacak diğer kurum, kuruluş sendika (sendikalar federasyonu, sendikalar konfederasyonunu da kapsar) veya makamlar bir yasanın, veya herhangi bir yasanın herhangi bir kuralının veya Kıbrıs Türk Federe Meclisinin herhangi bir kararının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırı veya ona uygun olmadığı gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi olarak Yüksek Mahkemede doğrudan doğruya iptal davası açabilirler.
(2) Anayasa Mahkemesi olarak görev yapan Yüksek Mahkeme doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı iptali istenen yasanın, veya herhangi bir yasanın herhangi belli bir kuralının veya Kıbrıs Türk federe Meclisinin kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak doksan gün sonra düşer.
Anayasaya Aykırılık Konusunun Mahkemeler Tarafından Yüksek Mahkemeye İletilmesi

Madde 114

(1) İstinaf işlemleri de dahil olmak üzere, herhangi bir mahkeme işlemindeki bir taraf, bu işlemin herhangi bir safhasında bu işlemdeki uyuşmazlık konularından herhangi birinin karara bağlanmasında etkisi olabilen herhangi bir yasanın veya kararın veya söz konusu yasa veya kararın herhangi bir kuralının Anayasaya aykırılığını ileri sürebilir ve bunun üzerine, mahkeme bu konuyu, kararı vermek üzere yüksek Mahkemeye Anayasa Mahkemesi olarak sunar ve bu konu hakkında Mahkemece bir karar verilinceye kadar söz konusu işlemi durdurtur.
(2) Yüksek Mahkeme ,Anayasa Mahkemesi olarak kendi kararına sunulan bir konuyu, tarafları dinledikten sonra inceler ve kararını verir. Alınan karar konuyu sunan mahkemeye bildirilir.
(3) Yüksek Mahkemenin , Anayasa Mahkemesi olarak , bu maddenin (2). fıkrası gereğince verdiği herhangi bir karar, konuyu sunan mahkemeyi ve ilgili tarafları bağlar. Alınan karar, yasanın veya kararın veya sözkonusu yasa veya kararın herhangi belli bir kuralının Anayasaya aykırı olduğu yolunda ise, sözkonusu yasa veya karar veya sözkonusu yasa veya kararın herhangi belli bir kuralı, yalnız sözkonusu mahkeme işlemine uygulanmaz.

Anayasanın Yorumu

Madde 115 Yüksek Mahkeme ,Anayasa Mahkemesi, olarak bu anayasanın herhangi bir kuralını yorumlamak münhasır yetkisine sahiptir. Bunu yaparken gerekli gördüğü hallerde Kıbrıs Türk Federe Devleti Kurucu Meclis tutanaklarından yararlanabilir.

Anayasa Mahkemesinin Kararları

Madde 116

(1) Yüksek Mahkemenin ,Anayasa Mahkemesi olarak vereceği kararlar kesindir. Kararlar, gerekçesi yazılmadan açıklanmaz.
(2) Mahkemece, Anayasaya aykırı olduğundan iptaline karar verilen yasa, veya yasanın herhangi belli bir kuralı veya Kıbrıs Türk Federe Meclisinin herhangi bir kararı , gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
(3) Gereken hallerde, Mahkeme, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten başlayarak bir yılı geçemez.
(4) İptal kararı geriye yürümez.
BÖLÜM IV – Yüksek Mahkemenin Yargıtay Olarak Görev ve Yetkileri

Yargıtay’ın Yetkileri

Madde 117

(1) Yüksek Mahkeme ,Yargıtay olarak , Devlette en yüksek istinaf mahkemesidir; bu Anayasa ve onun gereğince yapılan yasa ve Mahkeme Tüzüğü kurallarına bağlı olarak, herhangi bir mahkeme kararının istinafına ait davalara bakmak ve karara bağlamak yetkisine sahiptir.
(2) Bu maddenin (3). fıkrası kuralları saklı kalmak koşuluyla, Yüksek Mahkeme Yargıtay, bu Anayasanın veya herhangi bir yasanın gösterdiği hallerde ilk mahkeme olarak ve istinafen davalara bakmak yargı yetkilerine sahiptir.
Ancak, ilk mahkeme olarak yetki verildiği hallerde, bu yetki Yüksek Mahkemenin atayacağı Yüksek Mahkeme yargıç veya yargıçları tarafından kullanılır. Bu suretle verilecek kararlara karşı Yüksek Mahkemeye Yargıtay olarak, istinafen başvurma hakkı vardır.
(3) Yetkisiz tutuklamanın kaldırılması için emirname (Habeas Corpus), bir yetkinin kullanılmasını sağlamak için emirname (mandamus), yanlış bir kararın uygulanmasını önlemek için emirname (Prohibition), bir makamın hangi yetkiye dayanılarak işgal edildiğinin soruşturulmasına ilişkin emirname (quo warranto) ve herhangi bir mahkeme veya yargı niteliğinde yetki kullanan herhangi bir Mahkemenin kararının iptali için emirname (certiorari) çıkarmaya münhasıran Yüksek Mahkeme, Yargıtay olarak yetkilidir.
BÖLÜM V – Yüksek Mahkemenin Yüksek İdare Mahkemesi Olarak Görev ve Yetkileri

Yüksek İdare Mahkemesinin Yetkileri

Madde 118

(1) Yüksek Mahkeme ,Yüksek İdare Mahkemesi, olarak yürütsel veya yönetsel bir yetki kullanan herhangi bir organ, makam veya kişinin bir kararının, işleminin veya ihmalinin, bu Anayasanın veya herhangi bir yasanın veya bunlara uygun olarak çıkarılan mevzuatın kurallarına aykırı olduğu veya bunların söz konusu organ veya makam veya kişiye verilen yetkiyi aşmak veya kötüye kullanmak suretiyle yapıldığı şikayeti ile kendisine yapılan başvurma hakkında, kesin karar vermek münhasır yargı yetkisine sahiptir.
(2) Böyle bir başvurma, sahip olduğu meşru bir menfaati, bu gibi karar veya işlem veya ihmal yüzündan olumsuz yönde ve doğrudan doğruya etkilenen kişi tarafından yapılabilir.
(3) Söz konusu başvurma, karar veya işlemin yayınlanması tarihinden veya yayınlanmadığı takdirde ve bir ihmal halinde, başvuran kişinin bunu öğrendiği tarihten başlayarak yetmiş beş gün içinde yapılır.
(4) Böyle bir başvurma üzerine Mahkeme, kararında:
(a) Sözkonusu karar veya işlem veya ihmali, tamamen veya kısmen onaylayabilir; veya
(b) Sözkonusu karar veya işlemin, tamamen veya kısmen, hükümsüz ve etkisiz olduğuna ve herhangi bir sonuç doğurmayacağına karar verebilir; veya
(c) Sözkonusu ihmalin, tamamen veya kısmen yapılmaması gerektiğine ve yapılması ihmal olunan eylem veya işlemin yapılması gerektiğine karar verebilir.
(5) Bu maddenin (4). fıkrası gereğince verilen herhangi bir karar, Devlet içerisindeki bütün mahkemeleri ve bütün organları veya makamları bağlar. Karar, ilgili organ veya makam veya kişi tarafından uygulanır ve ona göre hareket edilir.
(6) Bu maddenin (4). fıkrası gereğince hükümsüz kılınan herhangi bir karar veya işlemin veya yapılmaması gerektiğine karar verilen herhangi bir ihmalin, kendisine zarar verdiği herhangi bir kişi, ilgili organ, makam veya kişi tarafından, istemi kendisini tatmin eder şekilde yerine getirilmediği takdirde, zararların tazmini veya kendisine başka bir tazminat verilmesi için dava açmak ve mahkeme tarafından saptanacak tam ve muhik bir tazminat almak ve söz konusu mahkemenin vermeye yetkili olduğu diğer tam ve muhik bir tazminat almak hakkına sahiptir.
BÖLÜM VI – Yüksek Mahkemenin Diğer Görev ve Yetkileri

Yüksek Mahkemenin Diğer Görev ve Yetkileri

Madde 119 Yüksek Mahkemenin kuruluşu , işleyişi, görev ve yetkileri bu Anayasa’da belirtilen kurallar saklı kalmak koşuluyla, yasa ile düzenlenir.

Mahkeme Tüzükleri Yapma Yetkisi

Madde 120

(1) Yüksek Mahkeme, kendisinin veya herhangi bir diğer mahkemenin uygulama ve usul kurallarını düzenlemek için Mahkeme Tüzükleri yapar.
(2) Bu maddenin (1). fıkrasının genelliği saklı kalmak üzere Yüksek Mahkeme, aşağıdaki amaçlar için, Mahkeme Tüzüklerine kurallar koyabilir:
(a) Mahkeme oturumlarının düzenlenmesi ve herhangi bir amaç için yargıçların görevlendirilmesi;
(b) Yüksek Mahkemedeki veya başka bir mahkemedeki istinaf veya diğer işlemlerin gereğinden fazla veya taciz edici olduğu veya adaletin gerçekleştirilmesini geciktirmek amacıyla yapıldığı görünenlerin seri yargılama usulü ile karara bağlanmaları;
(c) Mahkemelerdeki yargılama işlemleri ile ilgili şekillerin, harçların, işlemlerin ve onlarla ilgili giderlerin düzenlenmesi;
(ç) Mahkemelerin kayıt kalemlerinin oluşumu ve mahkemelere bağlı kamu görevlilerinin yetki ve görevlerinin saptanması ve düzenlenmesi;
(d) Mahkeme tüzüklerinde herhangi bir kuralın yerine getirilmesi için gereken sürenin saptanması.
(e)Yüksek Adliye Kurulunun , adliye hizmeti üyeleri ile ilgili disiplin konuları hakkındaki yetkisini kullanırken izleyeceği uygulama ve usul kurallarının saptanması.
BÖLÜM VII – Alt Mahkemeler

Alt Mahkemelerin Kuruluşu, Görev ve Yetkileri

Madde 121

(1) Bu Anayasa ve yasalar gereğince, Yüksek Mahkeme tarafından kullanılan yargı yetkisi dışındaki yargı yetkisi, bu Anayasa kurallarına bağlı olarak ve bunlar gereğince yapılan yasada gösterilen alt mahkemeler tarafından kullanılır.
(2) Kişi ve Aile Hukuku (Ahvali şahsiye) ve dini konular ile ilgili hukuk davaları hususundaki yargı yetkisini kullanan alt mahkemeler ile diğer alt mahkemelerin kuruluş ,işleyiş , görev ve yetkileri yasa ile düzenlenir.
BÖLÜM VIII – Güvenlik Kuvvetleri İle İlgili Yargı ve Güvenlik Kuvvetleri Yargıtayı

Güvenlik Kuvvetleri İle İlgili Yargı

Madde 122

(1) Güvenlik Kuvvetleri ile ilgili yargı, güvenlik kuvvetleri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür.
(2) Güvenlik Kuvvetleri mahkemeleri, güvenlik kuvvetlerinde görevli olmayan kişilerin özel yasada belirtilen askeri suçları ile yasada gösterilen görevlerini yaptıkları sırada veya yasada gösterilen güvenlik kuvvetlerine ait yerlerde , güvenlik kuvvetlerindeki görevlilere karşı işledikleri suçlara bakmakla görevlidir.
(3) Güvenlik Kuvvetleri mahkemelerinin, savaş veya sıkıyönetim hallerinde veya olağanüstü durumda, hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili olduğu yasa ile düzenlenir.
(4) Güvenlik Kuvvetleri ile ilgili yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, güvenlik kuvvetlere bağlı yargıçların özlük işleri, güvenlik kuvvetleri mahkemelerde savcılık görevlerini yapanlarla ilgili kurallar, mahkemelerin bağımsızlığı, yargıçların güvenceleri ve Güvenlik Kuvvetlerdeki hizmetlerin gereklerine göre yasa ile düzenlenir.
Güvenlik Kuvvetleri Yargıtayı

Madde 123

(1) Güvenlik kuvvetleri Yargıtay’ı, güvenlik kuvvetleri mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.
(2) Güvenlik kuvvetleri Yargıtay’ın kuruluşu, işleyişi, yargılama usulleri ve üyeleri hakkındaki disiplin ve özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı, yargıçların güvenceleri ve güvenlik kuvvetlerdeki hizmetlerin gereklerine göre yasa ile düzenlenir.
BÖLÜM IX – Başsavcılık
Başsavcı ve Savcılar

Madde 124

(1) Kıbrıs Türk Federe Devleti, Hukuk Dairesi bağımsız olup Başkanı Başsavcıdır. Başsavcının yokluğunda kendisine Başsavcı Yardımcısı vekillik eder.
(2) Başsavcı, Yüksek Mahkeme yargıcı atanabilmek için gerekli niteliklere sahip kişiler arasından atanır ve Kıbrıs Türk Federe Devleti, adliyesinin daimi üyesidir. Başsavcı, Yüksek Mahkeme yargıçlarının bağlı olduğu aynı koşul ve kayıtlarla görev yapar ve görevine ancak Yüksek Mahkeme yargıçlarına uygulanan aynı nedenlerle ve aynı usulle son verilebilir.
(3) Kıbrıs Türk Federe Devleti, Başsavcısı, Devletin, Devlet Başkanının, Başbakanın, Bakanlar Kurulunun, bakanların ve diğer Devlet organlarının hukuk danışmanıdır. Kendisine bu Anayasa veya yasa tarafından verilen veya emrolunan diğer bütün yetkileri kullanır ve diğer görevleri yapar.
(4) Başsavcı, kamu yararının gereğine göre, Kıbrıs Türk Federe Devleti, mahkemelerinde, herhangi bir suç hakkında dava açmak, izlemek, davayı devralmak, devam ettirmek veya ettirmemek yetkisine sahiptir. Ceza mahkemelerinde, kovuşturmanın kesin yönetim ve sorumluluğu Başsavcıya aittir. Bu yetki doğrudan doğruya kendisince veya yönerisine uygun olarak Başsavcı Yardımcısı veya savcılar tarafından kullanılır.
(5) Başsavcı, Devletin taraf olduğu hukuk ve Anayasa davalarında Devleti veya organlarını da temsil etme yetkisine sahiptir.
(6) Başsavcı, Başsavcı Yardımcısı ve Savcılar, herhangi bir mahkemede dinlenilmek hakkına sahiptirler ve bu hakkın kullanılmasında, mahkeme önüne çıkan bütün diğer kişilere karşı öncelik kazanırlar.
(7) Bu Anayasanın kuralları saklı kalmak kaydıyla, Kıbrıs Türk Federe Devleti,Hukuk Dairesinin kuruluşu, işleyişi, Başsavcı, Başsavcı Yardımcısı ve savcıların nitelikleri ile atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, haklarında disiplin kovuşturması yapılması ve disiplin cezası uygulanması ve diğer özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıçların güvenceleri kurallarına göre yasa ile düzenlenir.
ALTINCI KISIM – Çeşitli Kurallar

Zararlı Borçlulara Göre Göçmenlerin Korunması

Madde 125 Bu Anayasanın 36. maddedeki kurallarına bakılmaksızın , Türk Toplumunun Ulusal Direnişi uğruna veya direniş sırasında göç eden veya doğrudan doğruya zarara uğrayan yurttaşları koruma amacıyle gerekli sosyal, ekonomik, mali ve diğer tedbirler yasa ile düzenlenir.

Göçmenlerin Esenlendirilmesi (Rehabilite Edilmesi) 

Madde 126 Devlet, göçmenlerin esenlendirilmesi, kendilerine, ailelerine ve topluma yararlı duruma getirilmeleri için gerekli sosyal, ekonomi, mali ve diğer tedbirleri alır; esenlendirmeyi gerçekleştirinceye kadar gerekli yardımlarda bulunur.

Devlet Sınırları Dışındaki Mülkiyet Haklarının Korunması:

Madde 127 Türk yurttaşların ,Devlet sınırları dışında, Kıbrıs’ta kalan taşınmaz malları için devletten, eşdeğerde taşınmaz mal veya tazminat isteme hakları saklıdır. Bu hak yasa ile düzenlenir.

Devlet Sınırları Dışındaki Üretim Araç ve Tesislerinin Mülkiyet Haklarının Korunması:

Madde 128 Türk Yurttaşlarının Devlet sınırları dışında Kıbrıs’ta kalan üretim araç ve tesisleri için devletten, eşdeğerde üretim araç ve tesisleri veya tazminat isteme hakları saklıdır; bu hak yasa ile düzenlenir.

Kıbrıs Türk Toplumunun Mülkiyet Hakkı

Madde 129 Kıbrıs Türk toplumu adına ,Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin sahiller, ormanlar, mer’alar, parklar, su kaynakları, ve madenler gibi devletin hüküm ve tasarrufunda bulunması gerekli doğal kaynaklar ile arsalar, savunma alanları ile anıtlar, kamu hizmetlerinde olan binalar ve tesislerle yasanın sahipsiz taşınmaz mal olarak nitelendirdiği taşınmaz mallar üzerindeki mülkiyet hakkı saklıdır. Bu hak anayasanın herhangi bir kuralına bakılmaksızın gerçek veya tüzel kişilere devredilemez.

Kıyıların ve Denizlerin Korunması

Madde 130

(1) Kıyılar, yalnız kamu yararına kullanılabilir.
Belediye sınırları dışındaki kıyıların yüz metrelik şeridi üzerinde yalnız Devlete ait, çok gerekli ve kamu yararına olan tesisler kurulabilir. Ancak, bu gibi tesisler, kıyıların doğal güzelliğini bozacak nitelikte olamaz.
Mevcut bina veya tesislerin gelecekteki durumu yasa ile düzenlenir.
(2) Özel veya tüzel kişiler, hiçbir amaçla, insan sağlığını bozacak veya deniz hayvanlarının varlığını tehlikeye düşürecek nitelikteki sıvı veya katı maddeleri denizlere veya derelere akıtamaz, dökemez.
Kamu Görevlilerinin Haklarının Saklı Tutulması

Madde 131

(1) Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce kamu görevlisi bulunan herhangi bir kişi, bu tarihten sonra, kendisine bu tarihe kadar uygulanan aynı hizmet koşullarına bağlı olmak hakkına sahiptir. Bu hizmet koşulları, Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte veya ondan sonra, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kamu görevlisi bulunduğu sürece, herhangi bir kişi aleyhine değiştirilemez. Bu maddede belirtilen kamu görevlileri yeni bir atama işlemine gerek olmaksızın görevlerine devam ederler.
(2) Bu madde bakımından, kamu görevlisi, Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce Kıbrıs Türk Federe Devletinin, kamu hizmetinde herhangi, bir hizmeti gören kişiyi kapsar Yüksek Mahkeme Başkan ve üyeleri ile tüm yargıçlar , başsavcı ve savcılar ,başmurakıp ve Güvenlik Kuvvetlerindeki görevliler de kamu görevlisi tanımının kapsamına girer ve tüm hakları saklıdır.
(3) Bu madde bakımından hizmet koşulları,16 Ağustos 1960 tarihli Anayasa; bu Anayasaya uygun olarak 21 aralık 1963 tarihine kadar kabul edilmiş mevzuata, 28 Aralık 1967 tarihli Kıbrıs Türk Yönetimi Temel Kuralları ve tadillerine, bunlara uygun olarak kabul edilmiş mevzuat ve ilkelere ; Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi yürütme kurulu ve meclisinin 13 ve 18 Şubat 1975 tarihinde birleşik olarak yaptıkları toplantıda aldıkları kararlara; bunlara uygun olarak kabul edilmiş mevzuata göre saptanmış ücret, izin, azil, görevden uzaklaştırma, emeklilik maaşı, ikramiyeleri ve benzeri hakları kapsar.
Kamu Görevlilerinin Maaş ve Ücret Haklarının Korunması

Madde 132 21 Aralık 1963 tarihinde kamu görevlisi bulunan herhangi bir kişi, kendisine bu tarihe kadar uygulanan hizmet koşulları gereğince ; 21 Aralık 1963 tarihinden sonra , 21 Aralık 1963 tarihinde yürürlükte bulunan her hangi bir yasada belirtilen hizmet koşulları gereğince atanan herhangi bir kamu görevlisi , almaya hak kazandığı maaş ve ücretin tamamını, 21 Aralık 1963 tarihinden sonra herhangi bir nedenle alamamış ise ,Devlet ödenmeyen maaş veya ücretlerin geriye kalan kısmını ödemek için gerekli tedbirleri alır.

Hak sahiplerinin ve gerekli tedbirlerin saptanması yasa ile düzenlenir.

Sosyal Sigorta Haklarının Korunması

Madde 133 Kıbrıs’ta yürürlükte olan herhangi bir sosyal sigortalar yasası gereğince , yaşlılık, dulluk, yetimlik, sakatlık “pneumokonyozis” menfaatine hak kazanan fakat herhangi bir nedenle bu haktan yararlanamayan kişilere , Devlet bu menfaatleri sağlamak için gerekli tedbirleri alır.

Hak sahiplerinin ve gerekli tedbirlerin saptanması, yasa ile düzenlenir.

Çiftçilerin Prim Haklarının Korunması:

Madde 134 Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte, mevzuat gereğince prim almaya hak kazanan fakat herhangi bir nedenle bu haktan yararlanamayan çiftçilere ,Devlet bu primleri sağlamak için gerekli tedbirleri alır.

Prime hak kazananların ve gerekli tedbirlerin saptanması ,yasa ile düzenlenir.

YEDİNCİ KISIM – Geçici Kurallar

Mevzuat Kurallarının Geçerliliği

Geçici Madde 1

(1) 16 Ağustos 1960 tarihli Anayasanın ve bu Anayasaya uygun olarak , 21 Aralık 1963 tarihine kadar kabul edilmiş mevzuatın; 28 aralık 1967 tarihli Kıbrıs Türk Yönetimi Temel Kurallarının ve tadillerinin ve bunlara uygun olarak kabul edilmiş mevzuatın ; Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi yürütme kurulu ve meclisinin 13 ve 18 Şubat 1975 tarihlerinde birleşik olarak yaptıkları toplantılarda alınan kararların ve bunlara uygun olarak kabul edilmiş mevzuatın ; bu anayasanın kurallarına veya bu anayasa uyarınca uyulacak kurallara aykırı olmayanları, yürürlükte kalır.
(2) Bu Anayasada öngörülen yasalar, Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak altı ay içinde yapılır.
(3) Bu Anayasada öngörülen yasalar ,yürürlüğe konuluncaya ve örgütler kuruluncaya kadar bu maddenin (1). fıkrasında belirtilen Anayasal kurallar ile mevcut mevzuat yürürlükte kalır ve örgütler görevlerine devam ederler.
Kıbrıs Federal Cumhuriyeti ile İlgili Kural

Geçici Madde II

Kıbrıs Federal Cumhuriyeti’nin Anayasası yürürlüğe girince, Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasasında gerekli değişiklikler yapılır.

Kurucu Meclis

Geçici Madde III

Bu Anayasaya göre kurulan Kıbrıs Türk Federe Meclisi’nin toplanmasıyla Kurucu Meclisin hukuki varlığı sona erer ve kendiliğinden dağılır.

Devlet Başkanı

Geçici Madde IV

Bu Anayasaya göre seçilen Devlet Başkanı göreve başladığı gün, mevcut Devlet Başkanının görevi sona erer.

Bakanlar Kurulu

Geçici Madde V

Bu Anayasaya göre seçilen Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı , Kıbrıs Türk Federe Meclisi seçimi yapılıp göreve başladıktan sonra, bu Anayasa gereğince Kıbrıs Türk Federe Bakanlar kurulunu atar. Mevcut Bakanlar kurulunun görevi sona erer.

Seçimler

Geçici Madde VI

Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak seçimlerin yapılmasını olanak dışı bırakan olağan üstü bir durum olmadıkça Milletvekillerinin ve Devlet başkanının seçimleri altı ay içinde yapılır. Ancak, yerel kuruluş organlarının seçimi, Milletvekili ve Devlet Başkanı seçimlerinden önce yapılır.

Seçim tarihleri, kurucu Meclis tarafından saptanır.

SEKİZİNCİ KISIM – Son Kurallar
Kıbrıs Türk Federe Devletinin Statüsünün ve Toplumsal Karakterinin Korunması:

Madde 135

(1) Bu Anayasanın hiçbir kuralı, herhangi bir kişi zümre veya sınıfa, bu Anayasa ile güvence altına alınan Kıbrıs Türk Feder Devleti’nin ve Kıbrıs Türk Toplumunun hak ve statüsünün değiştirilmesini veya bu Anayasanın kurduğu düzenin yok edilmesini veya tanınan temel hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasını amaçlayan hareketlere girişmek ve faaliyetlerde bulunmak hak ve yetkisini verdiği şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz.
(2) Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin , yabancı devletlerden ve Uluslararası kuruluşlardan her türlü yardım alma yetkisi hiçbir koşul altında ve her nedenle olursa olsun kısıtlanamaz veya ortadan kaldırılamaz.
(3) Kıbrıs Türk Toplumuna bağlı kişilere dayalı olmak ilkesi gözetilerek kurulan, Vakıflar ve Din işleri örgütü, sendikalar, kooperatifler, bankalar, holdingler, ticaret odası, baro ve diğer benzeri mesleki kuruluşların hukuki varlığı, herhangi bir siyasi antlaşma ile ortadan kaldırılamaz veya Kıbrıs Türk Toplumun dayalı olan toplumsal karakteri bozulamaz.
(4) Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin Kıbrıs Türk Toplumu adına radyo -televizyon istasyonları kurmak, çalıştırmak, devam ettirmek; Üniversite, Yüksek okul, mesleki okul açmak veya açılmasına izin vermek ve devam ettirmek yetkisi hiçbir koşul altında veya herhangi bir antlaşmayla ortadan kaldırılamaz veya kısıtlanamaz.
Açıklama

Madde 136 Bu Anayasada başka türlü düzenlenmedikçe veya metin başka türlü gerektirmedikçe “Devlet” Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni ifade eder;

“Kişi” tüzel kişiliği haiz olan veya olmayan herhangi bir şirketi ortaklığı derneği, birliği, kurum ve kuruluşu da kapsar.

“Mahkeme”, mahkemenin herhangi bir yargıcını da kapsar.

“Türk Yurttaşı”, Kıbrıs Türk Federe Devletinin Türk yurttaşlarını da ifade eder ve Türk yurttaşlarının denetiminde bulunan tüzel kişileri de kapsar.

Başlangıç Kısmı

Madde 137 Kıbrıs Türk Toplumunun mücadelesini ve bu anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten Başlangıç kısmı , Anayasa metninden sayılır.

Anayasa Değişiklik Yapma

Madde 138

(1) Anayasa kurallarının değiştirilmesi , kaldırılması veya yeni kuralların konulması Kıbrıs Türk Federe Meclisinin en az yedi üyesinin önerisi ve üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun oyu ile olur.
(2) Anayasanın yukarıda öngörülen değişiklikleri, halkoylamasından sonra, kabul edildiği takdirde, Devlet Başkanınca on gün içinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girer.
Anayasanın Yürürlüğe Girmesi

Madde 139:

“Bu Anayasa, Kurucu Meclisçe kabul edilme tarihinden başlayarak Devlet Başkanınca on gün içinde, Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra, halkoylamasına sunulmadan önce, Kurucu Meclisçe kabul edilen herhangi bir değişiklik yasasının yürürlüğe girmesi tarihinden başlayarak, Devlet Başkanı tarafından on gün içinde, değiştirilmiş şekliyle tüm halinde, Resmi Gazetede yeniden yayınlanır ve 19 Şubat 1975 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 3 Numaralı Kararnamenin10. maddesindeki kurala bakılmaksızın, 8 Haziran 1975 günü halkoylamasına sunulur.”

Bu Anayasa, halkoylamasına sunulup geçerli oyların salt çoğunluğu ile kabul edilince, Kıbrıs Türk Federe Devletinin Anayasası olur ve halk oylaması sonuçlarıyla birlikte on gün içinde Resmi Gazetede yayınlanarak, geçici maddede belirtilen kurallar ve ilkeler saklı kalmak koşuluyla , yürürlüğe girer.

Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine Dair Sözleşme

0
Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine Dair Sözleşme

Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine dair Sözleşme (Convention on the Privileges and Immunities of the United Nations) 13 Şubat 1946 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilmiştir.

Türkiye sözleşmeyi, «Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine dair Sözleşme» ye Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin katılması hakkında Kanun” ile ve itiraz-i kayıtlarla onaylamış ve, 15 Mart 1950 günü kabul edilen kanun Resmî Gazete‘nin 21 Mart 1950 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLERİN AYRICALIK VE MUAFİYETLERİNE DAÎR SÖZLEŞME

Birleşmiş Milletler Asamblesi tarafından 13 Şubat 1946 tarihinde kabul edilmiştir.

Madde — I
Tüzel Kişilik

1 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, tüzel kişiliğe maliktir.

a) Anlaşmalar yapmaya,
b) Taşınır ve taşınmaz malları almaya ve satmaya,
c) Dâva açmaya, yeterliği vardır.

Madde — II
Mallar, Sermayeler ve Alacaklar.

2 nci Bent •— Birleşmiş Milletler Kurulu, malları ve alacakları, bulundukları yer neresi ve elinde tutan kim olursa olsun, Kurulun açıkça vazgeçtiği hususi haller müstesna olmak üzere, adlî muafiyetten faydalanırlar. Bununla beraber şurası da mukarrerdir ki, bu feragat yürütme tedbirlerine şamil olmayacaktır.

3 ncü Bent — Kurulun binaları masuniyeti haizdir. Alacak ve malları, bulundukları yer neresi ve elinde tutan kim olursa olsun, arama, her hangi bir maksatla el koyma, zoralım ve kamulaştırma ile diğer her türlü icrai, idari, adlî ve teşriî tedbirlerden muaftır.

4 ncü Bent — Kurul arşivlerinin ve, genel olarak, Kurula ait veya elinde bulunan bütün belgelerin, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, masuniyetleri vardır.

5 nci Bent — Hiçbir akçalı denetleme, düzenleme ve moratoryuma bağlı olmaksızın :

a) Kurul her türlü sermaye, altın veya dövizi elinde tutabilir ve her nevi para üzerine hesaba malik olabilir,
b) Kurul, alacaklarını, altın veya dövizi bir memleketten diğerine veya bir memleket dâhilinde serbestçe taşıyabilir ve elindeki her nevi dövizi her nevi başka paraya çevirebilir.

6 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, yakardaki 5 nci bent gereğince kendisine tanınmış olan hakların kullanılmasında, bu hakların kısmen veya tamamen kullanılmaması hususunda bir Üye Devletin teşebbüslerini, kendi menfaatlerine zarar vermeyeceğine kanaat getirdiği nispette, nazarı itibara alacaktır.

7 nci Bent — Birlermiş Milletler Kurulunun alacak, gelir ve sair malları :

a) Bütün vasıtasız vergilerden muaftır. Bununla beraber şurası mukarrerdir ki, Kurul, sadece kamu menfaatlerine mahsus hizmetlerin bedellerinden fazla olmıyan vergilerden muafiyet istemiyecektir.
b) Birleşmiş Milletler Kurulunun resmî faaliyeti için lüzumlu eşya, ithalât veya ihracat kısnıtı ve yasakları ile her nevi Gümrük Vergisinden muaftır. Bununla beraber, şurası mukarrerdir ki, bu şekilde gümrüksüz ve resimsiz olarak sokulan eşya ithal edildiği memlekette satılamıyacaktır, meğer ki satış bu memleketin Hükümetince kabul edilmiş şartlar altında yapılmış olsun.
c) Kurulun yayınları ithalât ve ihracat yasakları ve kısıntıları ile her nevi Gümrük Vergisinden muaftır.

8 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, prensip itibariyle, taşınır ve taşınmaz malların fiyatları içine giren satış resimleri ile istihlâk Vergisinden muafiyet isteğinde bulunmıyacaksa da, resmî istimali için yapacağı ve fiyatında bu nevi vergi ve resimlerin dâhil bulunduğu önemli alımlarda üyeler mümkün oldukça bu vergi ve resimlerin indirilmesi veya geri verilmesi için uygun idari tedbirleri alacaklardır,

Madde — III
Ulaştırma, kolaylıkları

9 ncu Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, her üye Devlet toprakları üzerinde kendi resmî haber leşmeleri için takaddüm hakları, posta tarife ve resimleri, kablogramlar, telgraflar, telsiz telgraf, telefoto, telefon ve diğer haberleşme ile basın ve radyo haberleri basın tarifesi ile ilgili hususlarda, en az, kendisinin diğer her hangi bir Hükümete, bu Hükümetin diplomatik misyonu da dâhil olmak üzere, gösterdiği muamele kadar müsait muamele görür. Kurulun resmî yazışmaları ve diğer resmî haberleşmeleri sansür edilemezler.

10 ncu Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, şif re kullanmak ve diplomatik kurye ve çantaların haiz bulunduğu ayrıcalık ve muafiyetlerin aynından faydalanacak olan kurye veya çantalarla haberleşmelerini göndermek ve almak hakkını haiz olacaktır.

Madde — IV
Üye Devletler Temsilcileri

11 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulunun başlıca veya tali kurumları ve birleşmiş Milletlerin topladığı konferanslar yanındaki üye devleti erin temsilcileri, görevleri müddetince ve yerlerine gidiş veya toplantı yerinden dönüşleri esnası da aşağıdaki ayrıcalık ve muafiyetlerden faydalanırlar:

a) Şahsan tutma veya hapsedilme ve şahsi eşyalarının zoralımı muafiyeti ile, söz ve yazıları
da dâhil olduğu halde, temsilci sıfatıyla gösterdikleri çalışma hususunda her türlü adlî kovalamadan muafiyet
b) Bilcümle kâğıt ve vesikaların dokunulmazlığı
e) Şifre kullanmak ve mühürlü çanta ve mektuplar aracılığı ile haberleşmelerde bulunmak veya vesikalar almak hakkı;
d) Görevlerini yaptıkları esnada ziyaret edecekleri veya geçecekleri memleketlerde, her türlü, millî hizmet ödevlerinden, yabancılara mahsus kayıt muamelelerinden, göçmenlikle ilgili her türlü kısıntı tedbirlerinden, kendileri ve eşleri için muafiyet
e) Para ve kambiyo muamelelerinde, geçici resmî görev sahibi yabancı hükümet temsilcilerine tanınmış olan kolaylıklar
f) Şahsi eşyaları için diplomasi memurlarına tanınmış olan muafiyet ve kolaylıklar
g) Keza, yukardakilere aykırı düşmeyen, ve diplomasi memurlarının faydalanmakta oldukları sair ayrıcalık, muafiyet ve kolaylıklar. (Şahsi eşyaları arasında bulunmayan ithalât maddeleri için Gümrük veya İstihlâk vergileri veya satış resimlerinden muafiyet istemek hakkından gayri).

12 nci Bent — Birleşmiş Milletlerin başlıca ve tâli kurumları ile kurul tarafından toplanan konferanslardaki üyelere, görevlerini yaparlarken tam bir bağımsızlık ve söz serbestliği sağlamak amacı ile, görevlerini yaptıkları sırada, gösterdikleri çalışma, söyledikleri sözler ve yazdıkları yazılarla ilgili hususlarda tanınmış olan adlî muafiyet, bunların üye Devletlerin temsilciliği sıfatı nihayet bulduktan sonra dahi devam edecektir.

13 ncü Bent — Her hangi bir verginin alınması Ödevlinin bir yerde mukim bulunması işine bağlı olduğu hallerde, Birleşmiş Milletlerin başlıca veya tâli kurumlarında veya kurulun toplandığı konferanslarda bulunan üye Devlet temsilcilerinin görevlerini yapmak üzere bir üye Devlet ülkesinde bulundukları müddetler, ikamet müddeti olarak sayılmayacaktır.

14 ncü Bent — üye devletler temsilcilerinin ayrıcalık ve muafiyetler kendi şahsi menfaatleri için değil, kurulla ilgili görevlerini tam bir bağımsızlık içinde yapmalarım sağlamak amacı ile tanınmış bulunmaktadır. Binaenaleyh, her üye Devlet, kendi görüşüne göre muafiyetin adaletin yerine getirilmesine engel olduğu veya uğrunda tanındığı amaca zarar gelmeksizin kaldırılabileceği kanaatinde bulunduğu. bütün hallerde sadece temsilcisinin muafiyetini kaldırmak hakkına malik değil aynı zamanda bununla da ödevlidir.

15 nci Bent — 11. 12. ve 13 ncü bentler hükümleri, bir temsilcinin, uyruğu olduğu, temsilciliğini yaptığı veya yapmış olduğu bir devletin makamları karşısında bulunması halinde, uygulanamaz.

16 nci Bent — Bu maddede sözü geçen «Temsilciler» tabirine bütün murahhaslar, murahhas yardımcıları, müşavirler, teknik uzmanlar ve heyet kâtipleri dâhil telâkki olunmuştur.

Madde — V
Memurlar

17 nci Bent — İşbu madde ile VII nci maddenin, haklarında uygulanacağı memur sınıflarını Umumi Kâtip belirtecektir. Umumi. Kâtip bu hususa dair hazırladığı listeyi Genel Kurula sunacak ve müteakiben bütün üye devletler hükümetlerine bildirecektir. Bu sınıflara dâhil memurların adları muayyen zamanlarda üye devletler hükümetlerine bildirilecektir.

18 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu memurları :

a) Resmî sıfatla, söz ve yazıları da dâhil olduğu halde, gösterdikleri çalışma hususunda adlî muafiyetten faydalanacaklardır.
b) Birleşmiş Milletler Kurulu tarafından ödenen ücret ve maaş üzerinde her türlü vergiden muaf tutulacaklardır.
c) Millî hizmetle ilgili her türlü ödevden muaf tutulacaklardır.
d) Kendileri, eşleri ve beslemekle ödevli bulundukları aile üyeleri, göçmenliği kısan tedbirlerle, yabancıların kayıt işlemlerine bağlı olmıyacaklardır.
e) Kambiyo kolaylıklarından, ilgili hükümet yanında akredite bulunan diplomotik mümessilliklerin eşit derecedeki memurlarının ayrıcalıkları kadar faydalanırlar.
f) Kendileri, eşleri ve beslemekle ödevli bulundukları aile üyeleri, milletlerarası buhran zamanlarında diplomasi memurlarına tanınmış bulunan memlekete dönüş kolaylıklarından faydalanacaklardır.
y) Görevlerine yeni başlayacakları memlekete eşya ve mobilyalarını gümrüksüz ve resimsiz olarak sokmak hakkından faydalanacaklardır.

19 ncu Bent — Umumi kâtip ve bütün umumi kâtip yardımcıları, kendileri için olduğu gibi eşleriyle ergin olmayan çocukları için de, 18 nci bentte anılan ayrıcalık ve muafiyetlerden başka, milletlerarası hukuka uygun olarak, diplomatik temsilcilerin ayrıcalık, muafiyet ve kolaylıklarından faydalanırlar.

20 nci Bent — Ayrıcalık ve muafiyetler sadece Birleşmiş Milletlerin yararına olmak üzere memurlara tanınmış olup onların şahsi menfaatleri için verilmiş değildir. Genel Sekreter, kendi görüşüne göre, muafiyetin, adaletin yerine getirilmesine engel olduğu veya uğrunda tanındığı amaca zarar gelmeksizin kaldırılabileceği düşüncesinde bulunduğu bütün hallerde bir memurun muafiyetini kaldırabilecek ve bunu yapmakla ödevli olacaktır. Umumi kâtip hakkında muafiyeti kaldırmak kararını vermeye Güvenlik Konseyi yetkilidir.

21 nci Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu işbu maddede sayılan ayrıcalık, muafiyet ve kolaylıkların yol açabileceği kötüye kullanma hallerini önlemek, polis tüzüklerine uymayı sağlamak ve adaletin iyi tarzda yerine getirilmesini kolaylaştırmak amacı ile, her zaman, üye devletlerin yetkili makamları ile işbirliği yapacaktır.

Madde — VI
Birleşmiş Milletler Kurulu adına görevle yolculuk eden uzmanlar

22 nci Bent — V nci maddede anılan memurlardan gayrı uzmanlar, Birleşmiş Milletler Kurulu için görevlerde bulundukları sırada, yolculuk müddeti de dâhil olduğu halde görevleri süresince, ödevlerini tam bir bağımsızlık içinde yapmaları için zaruri bulunan ayrıcalık ve muafiyetten faydalanırlar. Bu arada hassaten aşağıdaki ayrıcalık ve muafiyetlerden faydalanırlar:

a) Şahsan tutma veya hapis olma ve şahsi eşyalarının zor alımından muafiyet,
b) Sözleri ve yazıları da dâhil olduğu halde görevleri esnasında gösterdikleri çalışma hususunda her türlü adlî muafiyet. Bu muafiyet, sözü geçen kimseler Birleşmiş Milletler Kurulu için ödev görmeleri nihayet bulduktan sonra dahi devam edecektir,
c) Bilcümle kâğıt ve vesikaların dokunulmazlığı,
d) Birleşmiş Milletler Kurulu ile yapacakları haberleşmelerde şifre kullanmak, vesikalar ve mühürlü çantalar veya kurye eliyle muhabere etmek hakkı,
e) Para ve kambiyo mevzuatı hususunda, geçici resmî görev sahibi yabancı Hükümet temsilcilerine tanınmış olan kolaylıkların aynı,
f) Şahsi eşyaları için diplomasi memurlarına tanınmış olan muafiyet ve kolaylıklar.

23 ncü Bent — Ayrıcalık ve muafiyetler Birleşmiş Milletler Kurulunun yararına olmak üzere uzmanlara tanınmış olup kendi şahsi menfaatleri için verilmiş değildir. Umumi Kâtip kendi görüşüne göre, muafiyetin, adaletin yerine getirilmesine engel olduğu veya kurulun menfaatlerine zarar gelmeksizin kaldırabileceği kanaatinde bulunduğu bütün hallerde bir uzmana tanınmış olan muafiyeti kaldırabilecek ve bunu yapmakla ödevli olacaktır.

Madde — VII.
Birleşmiş Milletlerin vereceği lesepaseler

24 ncü Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu, memurlarına lesepaseler.verebilecektir. Bu vesikalar, 25 nci bent hükümleri göz önünde tutulmak suretiyle Üye Devletler makamları tarafından muteber yolculuk vesikası olarak tanınacak ve kabul edileceklerdir.

25 nci Bent — Kurul hesabına seyahat ettiklerini gösteren bir belge ile birlikte yukarda bahis konusu lesepase hâmili memurlar tarafından yapılacak vize talepleri (Vizeye ihtiyaç hâsıl olduğu takdirde) en kısa zamanda incelenecektir. Bundan başka, bu lesepase hâmillerine çabuk yolculuk kolaylıkları gösterilecektir.

26 nci Bent — 25 nci bentte anılanların benzeri kolaylıklar uzmanlara ve Birleşmiş Milletler lesepasesi hâmili olmamakla beraber, Kurul hesabına yolculuk ettiklerini açıklıyan bir vesika hâmili diğer kimselere de tanınacaktır.

27 nci Bent — Kurul hesabına yolculuk eden ve Kurul tarafından verilmiş bulunan lesepaseyi hâmil Umumi Kâtip yardımcıları ve müdürler, diplomatik temsilciler ile aynı kolaylıklardan faydalanırlar.

28 nci Bent — îşbu madde hükümleri, Anlaşmanın 63 ncü maddesi gereğince, uzmanlık kurumlarının Kurulla olan münasebetlerini belirten anlaşmalarda bu hususa dair bir hüküm bulunduğu takdirde, bu kurumlara bağlı çeşitli derecedeki memurlara da uygulanabilir.

Madde — VIII
Uyuşmazlıkların çözülmesi

29 ncu Bent — Birleşmiş Milletler Kurulu aşağıdaki uyuşmazlıklar için çözme şekilleri derpiş edecektir:

a) Kurulun dâhil bulunacağı sözleşme veya hususi hukuk işleriyle ilgili uyuşmazlıklar
b) Resmî sıfatı dolayısiyle muafiyetten faydalanan ve bu muafiyeti Umumi Kâtiplikçe kaldırılmamış bulunan bir kurul memurunun methaldar olduğu uyuşmazlıklar

30 ncu Bent — Taraflar, muayyen bir halde, başka bir çözme şekline başvurmakta anlaşmadıkları takdirde, işbu Sözleşmenin uygulanmasına ve yorumlanmasına dair bütün uyuşmazlıklar Milletlerarası Adalet Divanına sunulacaktır. Bir üye devletle Birleşmiş Milletler Kurulu arasında uyuşmazlık çıkması halinde, Andlaşmanm 96 nci ve Divan Statüsünün 65 nci maddelerine uygun olarak, ortaya çıkan her hukuki mesele hakkında, istişari oy istenecektir. Divanın oyu, taraflarca katı olarak kabul edilecektir.

Nihai madde

31 nci Bent — İşbu Sözleşme, katılmaları için Birleşmiş Milletler Kuruluna üye bütün devletlere sunulmuştur.

32 nci Bent — Katılma, Birleşmiş Milletler Umumi Kâtibine hususi bir vesika tevdii suretiyle vuku bulacak ve Sözleşme, her üye devlet için, kendisi tarafından tevdi edilen katılma vesikasının teslim tarihinden başlayarak yürürlüğe girecektir.

33 ncü Bent — Umumi Kâtip, her katılma vesikası tesliminden bütün üye devletleri haberdar edecektir .

34 ncü Bent — Şurası mukarrerdir ki, her hangi bir üye devlet tarafından katılma vesikası teslim edildikten sonra, bu devletin, işbu Sözleşme hükümlerini, kendi kanunları gereğince, uygulamak, durumunda bulunması gerekir.

35 nci Bent — İşbu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Kurulu ile katılma vesikasını tevdi eden her üye devlet arasında, bu üye devlet kurulun üyesi kaldığı müddetçe veya Genel Kurul tarafından tekrar gözden geçirilmiş olan bir genel Sözleşmeonanıp da adı geçen üye devlet bu son Sözleşmeye katılıncaya kadar, yürürlükte kalacaktır.

36 nci Bent — Umumi Kâtip, bir veya birkaç üye devletle işbu Sözleşme hükümlerinin, bu üye devlet veya devletlerce uygulanma şeklini tesbit eden ek anlaşmalar yapabilecektir. Bu. ek anlaşmalar, her defasında, Genel Kurulun tasvibine sunulacaktır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen «Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine dair Sözleşme» ye Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin katılması hakkında Kanun

(Resmî Gazete ile ilâm : 21. III. 1950 – Sayı: 7462)
No. Kabul tarihi
BİRİNCİ MADDE — Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 13 Şubat 1946 tarihinde kabul edilen « Birleşmiş Milletlerin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine dair Sözleşme» ye Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ikinci maddede yazılı ihtirazi kayıtlarla katılması onanmıştır.

ÎKİNCİ MADDE — A ) Birleşmiş Milletler teşkilâtında görevlendirilecek Türk vatandaşı kimselerin 1111 sayılı Askerlik Kanununun altıncı maddesinin yüklediği askerliklerini yedek subay veya er olarak yapmış olmaları şartiyle bunların bundan sonraki yedeklik hizmetlerinde bu teşkilâttaki görevlerinin devamı süresince yedek subay veya er durumunda bulunduklarına ve Askerlik Kanunundaki usullere göre ertelenmeleri yapılır.

B) Birleşmiş Milletler teşkilâtının siyasi faaliyeti dışında kalacak ve ticari bir mahiyet arzedecek iş ve teşebbüslerden elde edilecek gelirler vasıtasız vergi kanunlarımız hükümlerine tâbi tutulur.

C) Gümrük muafiyetinden istifade ile yurda sokulan Birleşmiş Milletler teşkilâtına ait mallar, Türkiye’de satıldığı takdirde Gümrük Kanununun (4) ncü maddesi gereğince bunlardan Gümrük Vergisi ile girişe terettüp eden diğer vergi ve resimler alınır.

Ç) Birleşmiş Milletlerin Türkiye dâhilinde arazi ve gayrimenkul mubayaaları, yabancılar hakkındaki mubayaa şartlarına tâbi olduğu gibi, satın alacağı her türlü mallardan, yurtdışına çıkarılmayıp Türkiye’de istimal ve istihlâk edilenler de istihlâk ve muamele veya bu nevi mallar üzerine mevzu vergi kanunları hükümlerine tâbidir.

D) Birleşmiş Milletler teşkilâtınca Türkiye dâhilinde görevlendirilecek Türk vatandaşı memurlar, vatandaşların tâbi tutulduğu vergilere tâbi tutulur.  Bunlar ücretlerini de, 5421 sayılı Gelir Vergisi Kanununun dördüncü kısmının ikinci bölümündeki hükümlere göre, yıllık beyanname ile bildirirler.

ÜÇÜNCÜ MADDE — Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

DÖRDÜNCÜ MADDE — Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

17 Mart 1950

Sağlıklı Şehirler Belfast Bildirgesi

0

Sağlıklı Şehirler Belfast Bildirgesi(BELFAST CHARTER FOR HEALTHY CITIES), 4 Ekim 2018 tarihinde, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansında, Belfast’ta kabul edilmiştir. Metnin Türkçe’ye tercümesi Sağlıklı Kentler Birliği tarafından yaptırılmıştır.

Sağlıklı Şehirler Belfast Bildirgesi
KOPENHAG BELEDİYE BAŞKANLARI MUTABAKATI: HERKES İÇİN DAHA SAĞLIKLI VE MUTLU ŞEHİRLER BELGESİNİN HAYATA GEÇİRİLMESİ
Özet

Bu bildirge, Avrupa’daki şehirlerin politik liderlerinin, Mayıs 2018’de Dünya Sağlık Asamblesi’nde kabul edilen Dünya Sağlık Örgütü’nün 13. Genel Programına uygun olarak, sağlığı ve esenliği artırma, dünyayı güvende tutma ve savunmasız kişileri korumaya yönelik taahhütlerini ifade eder.

Bu, sağlık ve esenlik, sağlık alanında eşitlik, sürdürülebilir kalkınma ve insan hakları alanındaki çalışmaların güçlendirilmesi ve desteklenmesi ile sağlanacaktır. Bu bildirge ayrıca, DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler hareketinin 30 yıllık bilgi, deneyim ve halk sağlığı başarılarını kutlamakta ve temel almaktadır.

Bildirge,

Sağlıklı Şehirlerin değer ve ilkelerine bağlılığını teyit eder ve Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ile Şubat 2018’de Ağ tarafından kabul edilen DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı Belediye Başkanları Kopenhag Mutabakatından ilham alır.

Bu bildirge, günümüzün ortak ve birbirine bağlı küresel halk sağlığı ve esenlik sorunlarının çözümüne yönelik etkili ve verimli yaklaşımları belirlemek için yeni fırsat ve kanıtlara dayanan öncelikli eylemleri belirlemektedir. Özellikle belediye başkanlarını, politikacıları ve yerel yönetimlerin yetkililerini, sağlık ve refahı teşvik etmek ve sağlık eşitsizliklerini azaltmak için bütün devlet ve bütün toplum yaklaşımlarını kolaylaştırma konusunda liderliklerini artırmaya çağırmaktadır. DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazının (2019–2024) planlarını ve önceliklerini incelemekte, bölgesel ve ulusal hükümetler ile DSÖ’nün bu yaklaşımları nasıl destekleyip, faydalanabileceğini belirlemektedir.

DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı VII. Fazındaki Politik Beyanlar ve Taahhütler
4 Ekim 2018
Politik Beyan

Bizler, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesinde (DSÖ) bulunan büyükşehir, şehir ve kentsel alanların belediye başkanları ve siyasi liderleri olarak, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığının Belfast kentinde gerçekleştirilen 2018 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansı’nda Sağlıklı Şehirler hareketinin değer ve ilkelerine bağlılığımızı teyit etmek için bir araya geldik.

Gittikçe daha fazla kentleşen ve küreselleşen bir dünyada, şehirlerimizi sağlıklı, güvenli, adil, kapsayıcı, esnek ve sürdürülebilir kılmak için hem bireysel hem de toplu olarak örnek teşkil edeceğiz.

Sağlıklı Şehirler, yönetişim, güçlendirme ve katılım yoluyla sağlığı ve refahı arttırır, eşitlik ve toplum refahı için kentsel alanlar yaratır ve barışçıl, sürdürülebilir ve daha güçlü bir gezegen için insanlara yatırım yapar. Sağlıklı Şehirler eşitsizliklerle mücadele ederek, inovasyon, bilgi paylaşımı ve sağlık için şehir diplomasisi yoluyla sağlık ve esenliğe yönelik liderliği ve yönetişimi destekleyerek örnek oluşturur.
Aşağıdakileri kabul ediyoruz:

  • Vatandaşlarımızın refahı, sağlığı ve mutluluğu, hamilelik ve doğum da dahil olmak üzere yaşamın tamamında sağlığın ve esenliğin belirleyicilerini ve bulaşıcı olmayan hastalıklar dahil olmak üzere ölümlerin ve sakatlıkların ana nedenleri şekillendiren ve ele alan siyasi tercihlere vereceğimiz önceliklere bağlıdır;
  • Kentsel yaşamın kalitesi; sosyal, politik, ticari ve çevresel belirleyiciler ve bu belirleyicilerin sağlık ve refaha olan etkileri konusunda yapacağımız acil müdahalelere bağlıdır; ve
  • Canlı, barışçıl, çok kültürlü ve uyumlu topluluklar için gerekli olan sosyal çeşitlilik ve güven, ancak artan toplumsal bölünmelere ve sağlık ile esenlik alanlarındaki eşitsizliklere neden olan politikalara karşı koyarsak teşvik edilebilir. Bu nedenle, şehirlere ve onların beşeri sermayesi olan halka ve doğal sermayeye yatırım yapılmasını güçlü bir şekilde savunacağız ve bütün toplum ve bütün yönetim yaklaşımlarını kullanarak diğer paydaşlarla birlikte hem şehrimiz içerisinde hem de şehirler arasında şehir sağlık diplomasisine daha güçlü bir şekilde katılacağız.
Aşağıdakileri taahhüt ediyoruz:
  • İyi uygulama örneklerinin, öğrenim, işbirliği ve yenilikçilik örneklerinin küresel ve bölgesel olarak paylaşılması için bir ağ olarak ve kanıt ile uygulama temelli çalışmaların geliştirilmesi ve uygulanmasında kilit bir ortak olarak hareket edeceğiz;
  • Ulusal ağlarımız aracılığıyla daha iyisağlık ve refah için yönetimin tüm seviyelerinde uyum göstereceğiz ve ulusal düzeyde kapasite oluşturmak amacıyla bir platform olarak hareket edeceğiz; ve
  • Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündeminde belirtilenler de dahil olmak üzere ve Kopenhag Belediye Başkanları Mutabakatı: Herkes için Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler kapsamına uygun olarak küresel ve bölgesel önceliklerin yerel düzeyde uygulanması için bir partner ve yardımcı olarak hareket edeceğiz;
  • Dünya Sağlık Örgütü’nün, Mayıs 2018’de gerçekleştirilen Dünya Sağlık Asamblesi’nde kabul edilen On Üçüncü Genel Programına uygun olarak dünyayı güvende tutmak, sağlığı geliştirmek ve savunmasız gruplara hizmet etmek için DSÖ ile birlikte çalışacağız. DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazının hem yönetimlerdeki hem de toplumdaki tüm paydaşları bir araya getirerek, dünyadaki tüm şehirlerde herkes için sağlığı daha iyi hale getirmesini ve bunu teşvik etmesini ve hem şehirler hem de ülkeler içerisinde ve arasında eşitsizlikleri azaltmasını sağlamak için ve daha sağlıklı, mutlu ve daha sürdürülebilir bir geleceğin temel taşı haline gelmesi için hem birlikte ve hem de ayrı ayrı çalışacağız. Dünyanın her yerindeki tüm belediye ve sağlık liderlerini ve şehirlerde yaşayan herkesi bu amacımızda bize katılmaya çağırıyoruz. Birlikte başarabiliriz.
Kopenhag Belediye Başkanları Mutabakatı: Herkes İçin Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler Belgesinin Uygulanmasına Yönelik Taahhütler

DSÖ Avrupa Bölgesindeki kentlerin, büyükşehirlerin, şehir bölgelerinin ve kentsel bölgelerin belediye başkanları ve siyasi liderleri olarak, 4 Ekim 2018’de Belfast, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığında düzenlenen ve önümüzdeki altı yıl boyunca çalışmalarımıza ilham verecek ve rehberlik edecek olan DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazını başlatan 2018 Uluslararası Sağlıklı Şehirler Konferansı’nda bir araya geldik ve aşağıdakileri taahhüt ettik:

1. 13 Şubat 2018 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde gerçekleştirilen, DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı Zirvesi’nde kabul edilen Kopenhag Belediye Başkanları Mutabakatı: Herkes için Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler belgesini yürütmek ve uygulamak için DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının VII. Fazı kullanılacaktır.

2. DSÖ Tüzüğündeki “Ulaşılabilir en yüksek sağlık standardına ulaşılması ırk, din, politik inanç, ekonomik ya da sosyal durum ayrımı olmaksızın her insanın temel haklarından iridir” ilkesini temel alan ve 2014 Sağlıklı Kentler Atina Deklarasyonunda yer alan eşitlik, yetkilendirme, ortaklık, dayanışma ve sürdürülebilir kalkınma ile ilgili ilke ve değerleri (bkz. Kutu 1) teyit ediyoruz ve politikalarımızı bunlar üzerine inşa edeceğiz.

Kutu 1

Sağlıklı Kentlerin İlke ve Değerleri Eşitlik: Sağlık alanındaki eşitsizliklerle mücadele etmek ve hassas ve sosyal olarak dezavantajlı grupların ihtiyaçlarına önem vermek (buradaki eşitsizlik kavramı sağlık alanındaki adaletsizlik ile kötü sağlığın hakkaniyetli olmayan ve engel olunabilecek sebeplerini tanımlamaktadır). Sağlıklı olma hakkı, cinsiyet, ırk, dini inanç, cinsel tercih, yaş, engel veya sosyoekonomik koşullardan bağımsız olarak herkes için geçerlidir.

Katılımcılık ve güçlendirme: İnsanların sağlıklarını, sağlık hizmetlerini ve esenliklerini etkileyen karar verme süreçlerine bireysel ve toplu olarak katılmalarını sağlamak ve kendi kendine yeterli olmaları için fırsatlara erişim sunmak ve becerilerini geliştirmek.

Birlikte çalışma: Sağlıkta sürdürülebilir iyileştirme sağlamak ve bütünleşik yaklaşımlar uygulamak ve bunları araştırma ve değerlendirme çalışmalarıyla desteklemek için sivil toplum örgütleri ve resmi devlet kurumları haricindeki aktörler de dahil olmak üzere çok sektörlü etkili stratejik ortaklıklar kurmak.

Dayanışma ve dostluk: Sağlıklı Şehirler hareketindeki kentlerin sosyal ve kültürel  eşitliliğine saygı ve takdir yoluyla, ağ içerisinde barış, dostluk ve dayanışma ruhu içinde çalışmak.

Sürdürülebilir kalkınma: Ekonomik gelişmenin (ve ulaşım sistemlerinin de dahil olduğu tüm altyapıların) çevresel ve sosyal olarak sürdürülebilir olmasını sağlamak için çalışmanın gerekliliği: Günümüzün ihtiyaçlarını, karşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetlerini engellememek.[/box]

3. Şehir ve yerel yönetimlerimizde sahip olduğumuz insan sağlığının ve esenliğinin koruyucusu olarak özgün liderlik rollerimizi yerel, ulusal ve uluslararası seviyelerde ortaya koyacağız ve bunun için tüm vatandaşlarımızı korumak ve geliştirmeye yönelik politik bağlılığımızı en üst düzeye taşıyacağız.

4. Kentlerimiz ve yerel yönetimlerimizdeki yönetişimin katılımcı ve şeffaf olmasını sağlayacağız ve politik açıdan sorumlu olduğumuz tüm vatandaşların sağlık ve esenlik alanındaki çıkarlarını temsil edeceğiz ve vatandaşların bu konulara tam katılımını sağlayacağız.

5. Şehirlerimizde yaşayan insanların sağlığını korumak, sağlık ve esenlikteki eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için (ve toplumdaki belirleyicileriyle mücadele etmek için, ki bunlar sadece insan onuruna zarar vermemekte, aynı zamanda sosyal istikrar, barışçıl ve uyumlu toplumlar, insani gelişme ve ekonomik performans için bir risk oluşturmaktadır) tüm sektör ve paydaşların birlikte çalışmasının gerekli olduğunu kabul ediyoruz.

6. Kentlerimizin sosyal ve ekonomik kalkınmasının ve yoksulluğun azaltılmasına, sosyal içermenin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına yönelik ilerlemenin ortaya konulabilmesi için halkımızın sağlık ve esenlik durumunu bir “barometre” (bir anahtar sonuç ölçüsü) olarak kullanacağız.

7. Çatışmalardan etkilenmiş ve çatışmalar yaşamış şehirler de dahil olmak üzere, barışa giden yolu oluşturmak için sağlığı kullanacağız; çatışmalardan etkilenerek yerlerinden edilmiş insanlara mal ve hizmetlerin erişimini sağlayacağız; insan ve sağlık güvenliğini iyileştireceğiz, şehirlerimizde şiddeti önleyeceğiz ve güvenliği iyileştireceğiz.

8. Barış ve savaş zamanlarında, büyük ekonomik krizler sırasında, değişen politik, sosyal, demografik ve epidemiyolojik ortamlarda, teknolojik gelişmeler ve yeni bilimsel kanıtların ortaya çıkışı sırasında sürekli olarak gelişen dinamik bir kavram ve hareket olan Sağlıklı Şehirleri desteklemeye devam edeceğiz; ve aynı zamanda ortaya çıkmakta olan halk sağlığı tehditlerine yönelik yeni problem çözme yaklaşımları ve eylem stratejileri ile bunların kentsel çevre üzerindeki etkilerini de destekleyeceğiz (bkz.

Kutu 2
DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının stratejik yaklaşımları
    • Sağlık ve esenliği şehirlerin ve yerel yönetimlerin sosyal ve politik gündemlerinde üst sıralara taşıyan çalışmaları teşvik etmek.
    • Sağlık, esenlik ve sürdürülebilir kalkınma politikalarını ve eylemlerini yerelde teşvik etmek (sağlık ve refahın belirleyicileri konusunda çalışmak), bulaşıcı olmayan hastalıklarla mücadele etmek ve eşitsizlikleri azaltmak ve Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündeminde belirtilen ilkeler için çalışmak.
    • Sağlık ve esenlik, tüm politikalarda eşitlik ve tüm politikalarda sağlık da dahil olmak üzere sağlık ve refaha yönelik entegre planlama için çok sektörlü, sektörler arası ve katılımcı yönetişimi teşvik etmek.
    • Sağlıklı Şehirler yaklaşımını şehirlerimizdeki okullar, iş yerleri ve diğer kamusal alanlarda uygulamak.
    • Avrupa Bölgesi genelinde tüm şehirlerde ve dünya genelinde sağlığı teşvik etmek için politika ve uygulama alanında uzmanlık, iyi kanıtlar, bilgi ve yöntemler üretmek.
    • Avrupa ve küresel olarak diğer şehirler arasındaki dayanışma, işbirliği ve çalışma bağlantılarının yanı sıra, yerel yönetimlerin ağları ile şehir sağlığı ve gelişimi ile ilgili diğer paydaşlarla ortaklıklar kurmak.
    • DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının erişilebilirliğini ve etkisini Avrupa Bölgesindeki tüm DSÖ Üye Devletlerinde arttırmak

9. İlgili Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği sözleşmelerine, bildirgelerine, tüzüklerine, stratejilerine ve eylem planlarına yerel ifadeler katarak, Sağlıklı Şehirler (1986–2018) ile ilgili önceki beyannameleri ve siyasi beyanları gündeme getireceğiz ve hayata geçmesi için çalışacağız (bkz. Ek 1).

10. Aşağıdakiler dahil, etkili ve verimli çalışmalar için yeni fırsat ve kanıtlardan yararlanacağız:

a) Son yıllarda DSÖ Avrupa Bölgesi ve ötesinde yaşam beklentisi, sağlık, teşhis ve tedavi olanakları, bilgi toplama, yayma ve erişim düzeylerini geliştiren bilimsel, farmakolojik, eğitici, iletişim ve okuryazarlık temelli yeni teknolojiler;

b) Sağlık ve refahın sosyal ve ticari belirleyicileri, kaynakların dağılımının ve toplumlarda kendi kaderini tayin etme kapasitesinin sağlık ve esenliği nasıl etkilediği konusunda ve sağlık eşitsizlikleri üzerine yeni bilgiler;

c) Sağlık, esenlik ve ekonomik performansın birbiriyle nasıl bağlantılı olduğuna ve yerel, ulusal ve uluslararası sağlık sistemlerinin insanlar, fikirler ve ürünlerle ilişkili olarak yenilikçilik, işverenlik, arazi sahipliği, üreticilik, tüketicilik ve rekabetçilik açısından ekonomileri nasıl etkilendiğine ilişkin yeni bilgiler;

d) Kopenhag Belediye Başkanları Mutabakatı ve 2030 Gündemi ile uyumlu olarak, sağlık, sürdürülebilirlik, insanlar ve gezegenimiz üzerinde olumsuz etkilere sahip mevcut ekonomik modelden daha farklı olan, beşeri ve doğal sermayeye verilen değeri güçlendiren ve topluma odaklanan dönüştürücü bir ekonomik modele yeni bir vurgu yapmak;

e) Belediye başkanlarının ve diğer politika yapıcıların ve halk sağlığı savunucularının, “bütün devlet” ve “bütün toplum” yaklaşımlarıyla daha iyi bir işbirliğine olanak tanımak ve topluluklar, hükümetler ve iş dünyası temsilcileri dahil çeşitli aktörleri, koalisyonları ve ağları bir araya getirmek için yönetişim yapılarını ve mekanizmalarını nasıl değiştirdiğine dair yeni kanıtlar; ve,

f) Belediye başkanlarının ve siyasi liderlerin, sağlık bakanlarının ve bakanlıkların ve halk sağlığı kurumlarının günümüzün zorlu politik ortamlarında faydalı bir şekilde kullanabilecekleri yeni roller (bakınız Kutu 3).

Kutu 3
Belediye başkanları ve siyasi liderler için sağlık alanında yeni roller

Belediye başkanları, siyasi liderler ve diğer üst düzey şehir ve yerel yönetim görevlileri sağlık ve esenliği şu şekilde geliştirebilir:

    • Tüm politikaların sağlık etkilerini dikkate alan genişletilmiş bir sağlık anlayışının benimsenmesi;
    • Çok paydaşlı katılımı daha iyi kullanmak ve karar vermeyi merkezden genele yaymak için tüm sektörlere çağrıda bulunmak;
    • Kaynakları tahsis etmek ve zamanı her şeyden öte sektörler arası güven ve anlayış oluşturmaya adamak;
    • Bakanlıklar, özel sektör (çıkar çatışmalarına dikkat ederek), topluluklardaki ortaklarla birlikte birbirine bağımlı ortak hedeflerin belirlenmesini kolaylaştırmak ve ağdaki üyeleri gözeten bir ağ yöneticisi rolünü üstlenmek; ve
    • Sağlık, sağlık eşitliği ve esenliğin temel bileşenleri olması gereken toplumsal değerler ve hedefler konusunda yerel, ulusal, bölgesel ve küresel diyaloğu desteklemek.
DSÖ ile ortaklık

11. DSÖ ile 30 senedir gerçekleştirmiş olduğumuz güçlü ortaklığa dayanarak, 2018 senesinin Mayıs ayında gerçekleştirilen Dünya Sağlık Asamblesi’nde kabul edilen DSÖ’nün 13.Genel Çalışma Programını (bkz. Kutu 4) ve Sağlıklı Şehirler olarak söz konusu programın uygulanması, yerel ve ulusal seviyelerde ilerletilmesi görevlerimizi ve bunu destekleyecek bir platform olarak rolümüzü kabul ediyoruz;

12. Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde yer alan bağlantılı üç stratejik önceliği uygulayacağız: genel sağlık kapsamını geliştirmek, sağlıkla ilgili acil durumları ele almak ve daha sağlıklı toplumlar oluşturmak.

13. Çocukların ve gençlerin sağlığını ve esenliğini daha etkili bir şekilde desteklemek için DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı, Avrupa’da Sağlık için Okullar Ağı (SHE) ve DSÖ Sağlık Bölgeleri Ağı arasındaki işbirliğini güçlendireceğiz.

14. Bölgede bulaşıcı olmayan hastalıkların hala en yüksek hastalık yükü olduğunu dikkate alarak, 2030’dan önce bulaşıcı olmayan hastalıklardan dolayı meydana gelen erken ölümleri 30 oranında azaltmayı amaçlayan Sürdürülebilir Kalkınma Hedef 3.4’e ulaşmak için DSÖ ile işbirliği içinde çalışacağız ve şehirlerde en iyi uygulamaları hayata geçireceğiz.

15. DSÖ’nün 13. Genel Çalışma Programı’nın üç temel hedefi olan Dünyayı güvende tutmak, sağlığı geliştirmek ve hassas gruplara hizmet etmek için DSÖ ile işbirliği içinde çalışacağız.

16. 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini (SDG’ler) ortak politika çerçevemiz olarak memnuniyetle karşılıyor ve kabul ediyoruz ve kendimizi SDG’leri (bkz. Kutu 5) hayata geçirmek için çalışmaya adıyoruz.

17. DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı ve ulusal ağların şehirlerinin, 2030 Gündemi ve SDG’leri uygulama konusunda platformlar, ortaklar ve araçlar ve etkileyiciler (bkz. Kutu 6) olarak hizmet vereceğini anlıyoruz ve bunu sağlamak istiyoruz.

Kutu 5
SDG’ler

2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi, Amerika Birleşik Devletleri’nin New York eyaletinde 25 Eylül 2015 tarihinde Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde 193 Üye Devletin tamamı tarafından kabul edilmiştir.

Küresel Hedefler olarak bilinen 17 SDG, yoksulluğu sona erdirmek, gezegeni korumak ve herkesin huzur ve refaha sahip olmasını sağlamak için evrensel bir mesajdır. Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin başarıları üzerine inşa edilmiştir ve diğer önceliklerin yanı sıra iklim değişikliği, ekonomik eşitsizlik, yenilikçilik, sürdürülebilir tüketim, barış ve adalet gibi yeni alanlar da dahil edilmiştir. Hedefler birbiriyle bağlantılıdır ve çok sektörlü ve sektörler arası eylem gerektirmektedir (herhangi bir hedefe yönelik başarının anahtarı, bir diğeriyle ilişkili sorunların ele alınmasını içerir)

Hedef 1: Yoksulluğa Son

Hedef 2: Açlığa Son

Hedef 3: Sağlıklı Bireyler

Hedef 4: Nitelikli Eğitim

Hedef 5: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Hedef 6: Temiz Su ve Sıhhi Koşullar

Hedef 7: Erişilebilir ve Temiz Enerji

Hedef 8: İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme

Hedef 9: Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı

Hedef 10: Eşitsizliklerin Azaltılması

Hedef 11: Sürdürülebilir Şehir ve Yaşam Alanları

Hedef 12: Sorumlu Tüketim ve Üretim

Hedef 13: İklim Eylemi

Hedef 14: Sudaki Yaşam Hedef

15: Karasal Yaşam

Hedef 16: Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar

Hedef 17: Hedefler için Ortaklıklar

Kutu 6.

Sağlıklı Kentlerin sağlık, esenlik ve hakkaniyet üzerindeki etkisi

Mevzuat: Kentler, düzenlemeler yoluyla arazi kullanımını, bina standartlarını ve su ve sanitasyon sistemlerini yönlendirmek, tütün ve alkol kullanımı kısıtlamaları oluşturmak ve uygulamak, daha sağlıklı beslenmeyi desteklemek, fiziksel aktivite fırsatlarını artırmak ve iş sağlığı ve güvenliği düzenlemelerini uygulamak için iyi bir konuma sahiptir.

Entegrasyon: Yerel yönetimler, sağlığı geliştirme, hastalıkları önleme ve sosyal ve finansal korumaya yönelik entegre stratejiler geliştirme ve uygulama becerisine sahiptir.

Çok sektörlü ve sektörler arası ortaklıklar: Kentlerin demokrasiden gelen gücü, yüksek kaliteli araştırmalar da dahil olmak akademik destek almasını ve birçok farklı ortamda birçok sektörden katkı elde etmesini sağlayacak otoriteyi ve onayı vermektedir.

Yerel halkın katılımı: Yerel yönetimler kendi şehirlerinde yaşayanlarla günlük olarak iletişim halindedir, onların endişelerine ve önceliklerine en yakın konumdadır ve insanların daha sağlıklı seçimler yapma imkanlarını artıracak şekilde hem kurumlarda hem de toplumda sağlık okuryazarlığını artırabilirler. Uygun olduğunda kar amacı gütmeyen sektörler, sivil toplum ve toplumsal grupların yanı sıra özel sektör ortaklıklar oluşturmak için eşsiz fırsatlar bulunmaktadır.

Sağlık ve esenlik için yönetişim: Yerel yönetimler, yerel düzeyde yerinde yönetişim sistemlerinin, VII. Faz süresince tüm insanların sağlığını ve esenliğini sürekli olarak iyileştirmek için en etkin şekilde kullanılmasını sağlama becerisine sahiptir.

Eşitlik odağı: Yerel yönetimler, yerel kaynakları harekete geçirme ve yoksul ve savunmasız nüfus grupları için daha fazla fırsat yaratma, cinsiyet eşitliğini artırma ve mülteci ve göçmenler de dâhil olmak üzere tüm şehir sakinlerinin haklarını koruma ve teşvik etme kapasitesine sahiptir.

18. Sağlıklı Şehirler yaklaşımını ulusal düzeyde uygulamak için Dünya Sağlık Örgütü’nü diğer Birleşmiş Milletler kurumları ile birlikte “Tek BM” yaklaşımıyla çalışmaya çağıracağız ve birlikte çalışma sayesinde artabilecek etkiyi gündeme taşıyacağız.

19. 2030 Gündemini, DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazı için tam zamanında ortaya çıkan ve güçlü bir birleştirici çerçeve olarak kullanacağız.

DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağının VII. Fazının Temaları ve Taahhütler

20. Kopenhag Mutabakatı: Herkes için Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler belgesinin uygulanması için politik bağlılığın ve şehir ve yerel yönetimlerin Birleşmiş Milletler 2030 Gündemine katkıda bulunmasının temel önemde olduğunu kabul ediyoruz.

21. Kentlerde kalkınma ve şehir planlama çalışmalarına herkes için sağlık ve refahı entegre etmenin hem önemli hem de arzu edilen uygulamalar olduğunu kabul ediyor, bunun için hesap verebilirlik, şeffaf raporlama, açık ve büyük veri, kapsayıcı akıllı şehir teknolojileri ve DSÖ değerlendirme aracında ana hatları verilen sağlık ve esenlik alanındaki diğer dönüştürücü ve modern yönetişim araçlarının kullanılmasının gerektiğini anlıyoruz.

22. Faz VII’nin şehirleri, Kopenhag Belediye Başkanları Mutabakatı: Herkes İçin Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler belgesini hayata geçirmek ve 2030 Gündemini ilerletebilmek için kilit paydaşları sağlık ve esenlik üzerinde çalışmak amacıyla bir araya getirme, inovasyon ve değişim potansiyeline sahip olma ve toplum genelinde yerel halk sağlığı sorunlarını ele lma konusundaki çabalarında destekleyeceğini ve teşvik edeceğini anlıyoruz.

23. Her şehrin ve kentsel alanın benzersiz olduğunu kabul ediyoruz ve şehirlerin Faz VII’nin temel hedeflerini ve ana temalarını yerel koşullara göre uygulayacağını ve toplum açısından azami sağlık ve refah alanında fayda sağlayabilecek öncelikli eylem alanlarını belirleyeceğini kabul ediyoruz.

24. Faz VII’nin temel hedeflerine ve ana temalarına ulaşmaya çalışırken farklı ve çeşitli giriş noktaları ve yaklaşımları kullanılacağını anlıyoruz.

25. Aşama VII, ortak inovasyonun oluşturulması ve uzmanlık ve deneyimin, şehirler arasında, ülkeler içinde ve ülkeler arasında ve tüm dünyadaki farklı WHO bölgeleri arasında aktif bir şekilde paylaşılması ve öğrenilmesi için benzersiz bir platform olarak kullanılacaktır.

26. Hedef ve ana temalar üzerinde çalışırken yeni kanıt ve bilgiler kullanılarak Sağlıklı Şehirlerin önceki fazlardaki temalarında yer alan hedefleri geliştirilecektir.

Hedefler ve temalar

27. Faz VII’ye yön vermiş olan Kopenhag Mutabakatı: Herkes İçin Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler Belgesinde yer alan aşağıdaki stratejik hedefler için kendimizi çalışmaya adayacağız:

  • Faz VII’deki şehirler ve ulusal ağlar, aşağıdaki yollarla sağlığı ve refahı güçlendirmeyi ve eşitsizlikleri azaltmayı taahhüt eder:

a) yönetişimin, güçlendirmenin ve katılımın iyileştirilmesi;

b) çocukluk ve ergenlik dönemleri dahil insanların tüm yaşamları boyunca sağlıklı gelişimini sağlayan, sağlığı teşvik eden ve koruyan ve eşitlik ve toplumsal refahı sunan kentsel alanlar tasarlamak;

c) Daha sağlıklı ve daha barışçıl bir gezegen için yerel politika ve stratejilerde insanlara yatırımı öncelikli hale getirmek.

  • Faz VII’deki şehirler ve ulusal ağlar, aşağıdaki yollarla, belediye idarelerinin işleyişinden başlayarak, yerel, ulusal ve küresel ölçekte örnek oluşturarak liderlik etmeyi taahhüt eder:

a) politika ve uygulamada inovasyon;
b) bilgi paylaşımı ve öğrenimi;
c) sağlık ve esenlik için şehir diplomasisi;
d) şehir düzeyinde politik tutarlılık;
e) belediye idareleri tarafından sağlık ve esenliğin teşvik edilmesi.

  • Aşama VII’deki şehirler ve ulusal ağlar aşağıdakiler aracılığıyla DSÖ’nün stratejik önceliklerinin uygulanmasını destekleyecektir:

a) yerel ve ulusal düzeyde uygulama için bir ortak ve yardımcı olarak hareket etmek;
b) yerel düzeyde evrensel sağlık kapsamını hayata geçirmek için çalışmak;
c) her okul öncesi kurumun ve okulun sağlığı teşvik etmesini ve sağlık, sosyal ve
çevre okuryazarlığına katkıda bulunmasını sağlamak;
d) ortak ve birbirine bağlı küresel halk sağlığı sorunları ile mücadele etmek;2
e) yerel hizmet sunumunu dönüştürmek;
f) barışçıl ve kapsayıcı toplumları teşvik etmek;
g) yerel düzeyde halk sağlığı kapasitesini geliştirmek;
h) demografik değişim ve göçün meydana getirdiği zorluk ve fırsatlar üzerinde çalışmak;
ı) tüm yönetişim seviyeleri arasında tutarlılık oluşturmak.

28. Faz VII’de sağlık alanındaki eşitsizliklerin giderilmesi ve sağlık ve esenliğin geliştirilmesi için sistematik çalışmalar bütün yönetim ve bütün toplum yaklaşımları, güçlü ve sürdürülebilir siyasi destek ve yerelde halk sağlığı kapasitesinin geliştirilmesine önem verilerek desteklenecektir.

29. Sağlık ve esenlik için etkili liderliğin, politik bağlılık, vizyon ve stratejik bir yaklaşım, destekleyici kurumsal düzenlemeler, ağ çalışmaları ve benzer amaçlarla çalışan diğerleriyle bağlantı kurulmasını gerektirdiği bilinmektedir.

30. Yerelde sağlık alanında liderliğin şu anlama geldiğini kabul ediyoruz: sosyal ve ekonomik kalkınmada sağlığın önemi hakkında bir vizyon ve anlayışa sahip olmak; yeni ortaklıklar ve ittifaklar kurmayı taahhüt etmek ve bu inanca sahip olmak; resmi ve gayri resmi yerel aktörlerin sağlık ve refah alanında hesap verebilirliğini teşvik etmek: yerel eylemleri ulusal politikalarla uyumlu hale getirmek; değişiklik öngörmek ve buna uygun planlama yapmak; nihai olarak tüm vatandaşlar için ulaşılabilir en yüksek sağlık düzeyine erişmeleri konusunda bir koruyucu, kolaylaştırıcı, katalizör, savunucu ve gözetici olarak hareket etmek.

31. Çocuk ve ergenlerin fiziksel, zihinsel ve sosyal refahı ve erken çocukluk gelişimi üzerine eylemleri içeren yaşam tarzı yaklaşımını kullanarak politikalar ve müdahaleler geliştirmek; Sağlıklı bir şehirde yer alan her okulu sağlık ve esenliği teşvik eden bir ortam haline getirmeye yardımcı olmak; bulaşıcı olmayan hastalıklara ilişkin risk faktörleriyle mücadele etmek; istihdam ve çalışma koşullarını ve yaşam boyu öğrenmeyi geliştirmek; yaşlı insanların yaşam koşullarını iyileştirmek; özellikle azınlıklar ve göçmenler de dahil olmak üzere savunmasız ve marjinal gruplar için sosyal hizmetleri geliştirmek ve yoksulluğu azaltmak; toplumun dayanıklılığını güçlendirmek; sosyal içerme ve uyumu artırmak; ve cinsiyet eşitliğini ana akım politikalara dahil etmek.

32. Gençlerin sağlık hizmetlerine erişimini ve beceri geliştirme fırsatlarını desteklemek için yapılan çalışmalar dahil olmak üzere, gençlerin katılımı ve güçlendirilmesi için yenilikçi politikalar, çözümler ve modeller geliştirmek; zorlukları aşmak için sektörler arası mekanizmaları kullanmak; mevcut politikalarda gençlerin ihtiyaçlarını göz önüne almak; gençlik politikaları için yenilikçi finansman mekanizmalarını araştırmak ve programlama çalışmalarını sektörler arası bir anlayışla yapmak.

33. Faz VII’deki ana temaların Kopenhag Mutabakatı: Herkesiçin Daha Sağlıklı ve Daha Mutlu Şehirler’in altı temasına dayandığını kabul etmek:

a) şehirlerimizi oluşturan insanlara yatırım yapmak;
b) sağlığı ve refahı iyileştiren kentsel mekanlar tasarlamak;
c) sağlık ve esenlik için daha fazla katılım ve ortaklıklar;
d) toplumsal refahın ve ortak mal ve hizmetlere erişimin iyileştirilmesi;
e) kapsayıcı toplumlar aracılığıyla barışı ve güvenliği teşvik etmek;
f) gezegenin bozulmasını önlemek ve bunun için sürdürülebilir tüketim ve üretim de dahil olmak üzere örnek oluşturarak liderlik etmek.

34. Altı temanın hayata geçirilebilmesi için, ayrı eylem alanları olmadığının, birbirine bağlı, bölünmez ve karşılıklı olarak destekleyici olduğunun anlaşılması ve birlikte ele alınması gerekir.

35. DSÖ, diğer Birleşmiş Milletler kuruluşları ve diğer işbirliği yapan kurumlar tarafından desteklenen DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazının ana temalarına odaklanacağız ve öğrendiklerimizi Avrupa ve ötesinde tüm şehirlere fayda sağlamak için paylaşacağız.

İşbirliği ve ortaklık

36. DSÖ ile 30 yıllık başarılı bir işbirliği ve ortaklığı daha da geliştirmeye ve sağlıklı şehirler hareketi ve deneyimlerini dünyadaki tüm DSÖ bölgelerine ulaştırmak için çabalayacağız.

37. DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağını, DSÖ Yaşlı Dostu Şehirler Ağı ve DSÖ BreatheLife Girişimi gibi diğer küresel ağların Avrupa bölümü olarak kullanmak da dahil olmak üzere, şehirlerin diğer bölgesel ve küresel ağlar ve ortaklıklara katılımı için bir platform ve şemsiye olarak kullanacağız.

38. 2017 Sağlıklı Şehirler Pécs Deklarasyonu üzerinden DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı, DSÖ Sağlık Ağı Bölgeleri ve SHE ağı arasındaki işbirliğini güçlendireceğiz. Sağlıklı bir Şehirdeki tüm okulların, herkes için sağlığı ve refahı teşvik eden, kalıplaşmış yargılar veya ayrımcılıkla mücadele eden ve eşitsizliklerin azaltılmasına katkıda bulunan yerler haline getireceğimizi taahhüt ediyoruz.

39. Sağlıklı Şehirlerin çalışmalarını Çevre ve Sağlık süreci ile uyumlu hale getirmek için, 13- 15 Haziran 2017 tarihlerinde Çek Cumhuriyeti’nin Ostrava kentinde düzenlenen Altıncı Çevre ve Sağlık Bakanlar Konferansı Deklarasyonu üzerinde temellendireceğiz.

40. Şehirlerin ve yerel yönetimlerin tek başına hareket edemediklerini ve ulusal ve bölgesel hükümetlerin yanı sıra diğer uluslararası ve uluslarüstü örgütlerin de önemli bir rol oynadığını kabul ediyoruz. Bu kurumlar modernleşmenin ve çok yönlü ekonomik gelişmenin sürdürülebilirliğini ve kentsel gelişme modelini etkilemektedir. Ayrıca, sağlık ve esenlik için mali ve yasal çerçeveyi sağlar; bu ise bulaşıcı olmayan hastalıkların risk faktörlerinden kaynaklanan yükü azaltmak ve sağlık ve esenliğin tüm belirleyicileri ile eşitlik ve yönetişimin temel sorunları üzerinde çalışmak için bir temel oluşturur. Bu nedenle aşağıdaki kurumlara çağrıda bulunuyoruz:

Ulusal ve bölgesel yönetimler:

a) Ulusal sağlık politikalarının yerel ve kentsel boyutunun önemini görmeleri ve şehirlerin sağlık, sağlık eşitliği ve sürdürülebilir kalkınma için ulusal stratejilerin geliştirilmesine ve bu stratejilere ulaşılmasına önemli ölçüde katkıda bulunabileceğini kabul etmeleri gerekmektedir;

b) Ulusal sağlık ve kalkınma stratejilerinde, sektörler arası ve katılımcı yaklaşımları kullanarak yerel sağlık koşullarını analiz etmek ve bunlara cevap vermek için şehirlerin ve yerelin deneyim ve bilgilerinin kullanılması gerekmektedir;

c) Sağlık eşitliğini ve sürdürülebilir kalkınma politikalarını desteklemek için uygun olan yerlerde ek kaynakların ve yasal araçların nasıl kullanılabileceği incelenmelidir;

d) Koordinasyon ve kapasite oluşturma konularında Ulusal Sağlıklı Şehirler ağları ile bağlantı kurulmalı ve desteklenmelidir; ve

e) DSÖ’nün yönetim organları ve diğer ilgili uluslararası toplantılara katılan Üye Devletlerin delegasyonlarına yerel hükümet temsilcilerinin de katılması teşvik edilmelidir;

DSÖ Avrupa Bölge Ofisi:

f) DSÖ Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın VII. Fazının (2019–2024) hedeflerine yönelik stratejik liderlik ve teknik destek sağlanmalıdır;
g) Tüm Üye Devletlerde, özellikle Sağlıklı Şehirler hareketinde bugüne kadar yer almayan devletlerde, sağlıklı şehirler için kapasite oluşturma ve ağ çalışmaları teşvik edilmeli, etkinleştirilmeli ve koordine edilmelidir;
h) Yerel çalışmaların geliştirilmesini teşvik etmek ve cesaretlendirmek ve ilgili tüm DSÖ stratejik hedefleri ve teknik alanlarında yerel hükümetlerin rolünü tanımak gerekmektedir;
h) DSÖ Avrupa Bölgesi’ndeki şehirler ile diğer DSÖ bölgelerindeki şehirler arasında küresel bir mekanizma ve ağ aracılığıyla deneyim ve iyi uygulamaları paylaşmak için işbirliği teşvik edilmelidir;
ı) Sağlıklı Şehirlerin gündemine diğer meslek ve disiplinlerin daha fazla katılımı teşvik edilmeli, sağlık ve esenliğe olan kritik katkıları kabul edilmelidir.

Sonuç

Bizler, DSÖ Avrupa Bölgesindeki şehirlerin, metropoliten bölgelerin, şehir bölgelerinin ve kentsel alanların belediye başkanları ve siyasi liderleri olarak Belfast, Birleşik Krallık’ta gerçekleştirilen 2018 Uluslararası Sağlıklı Kentler Konferansı’nda, 4 Ekim 2018 tarihinde bir araya geldik ve Avrupa ve ötesindeki kentlilerin gelecekteki refahının, Avrupa’daki mevcut ve gelecek nesillerin sağlığını ve refahını arttırmak için yeni fırsatları kullanma istek ve yeteneğimize bağlı olduğunu teyit ettik. Kopenhag Mutabakatı: Sağlıklı Şehirler için Sağlıklı ve daha Mutlu Şehirler Belgesinde ve Sağlıklı Şehirler Belfast Bildirgesinde ana hatlarıyla belirtilen değer, ilke ve eylemlere ilişkin taahhütlerimizin uygulanmasının, birçok insana zarar veren sosyal adaletsizliği önemli ölçüde azaltacak değişiklikler getireceğine ve daha sağlıklı, daha mutlu, daha adil, daha güvenli ve daha kapsayıcı ve sürdürülebilir şehirler ve şehirler inşa edeceğine inanıyoruz.

Ek 1
Önceki taahhüt belgeleri

• Ottawa Charter for Health Promotion (WHO, 1986)

• Athens Declaration for Healthy Cities (WHO Regional Office for Europe, 1998)

• Action for Equity in Europe: Mayors’ Statement of the WHO European Healthy Cities Network in Phase III (1998–2002) (WHO Regional Office for Europe, 2000)

• WHO Framework Convention on Tobacco Control (WHO, 2003)

• Belfast Declaration for Healthy Cities: the Power of Local Action (WHO Regional Office for Europe, 2003)

• Designing Healthier and Safer Cities: the Challenge of Healthy Urban Planning – Mayors’ and Political Leaders’ Statement of the WHO European Healthy Cities Network and the Network of European National Healthy Cities Networks (WHO Regional Office for Europe, 2005)

• Health for All: the policy framework for the WHO European Region – 2005 update (WHO Regional Office for Europe, 2005)

• Gaining health: the European Strategy for the Prevention and Control of Noncommunicable Diseases (WHO Regional Office for Europe, 2006)

• European Charter on Counteracting Obesity (WHO Regional Office for Europe, 2006)

• Aalborg+10 – Inspiring Futures (2006)

• The Tallinn Charter: Health Systems for Health and Wealth (WHO Regional Office for Europe, 2008)

• Prevention and control of noncommunicable diseases: implementation of the global strategy. Report by the Secretariat (WHO, 2008)

• Closing the gap in a generation: health equity through action on the social determinants of health (Commission on Social Determinants of Health, 2008)

• Political Declaration of the High-level Meeting of the General Assembly on the Prevention and Control of Non-communicable Diseases (2011)

• Rio Political Declaration on Social Determinants of Health (2011)

• Liège Healthy City Commitment (WHO Regional Office for Europe, 2011)

• Health 2020: a European policy framework and strategy for the 21st century (2012)

• Global Action Plan for the Prevention and Control of Noncommunicable Diseases 2013– 2020 (WHO, 2013)

• Implementing a Health 2020 vision: governance for health in the 21st century – making it happen (WHO Regional Office for Europe, 2013)

• Contributing to social and economic development: sustainable action across sectors to improve health and health equity (World Health Assembly resolution WHA67.12) (2014)

• The New Urban Agenda, Habitat III (United Nations, 2016)

• WHO Shanghai Consensus on Healthy Cities (2016)

• United Nations 2030 Agenda for Sustainable Development (United Nations, 2015)

• 2017 Healthy Cities Pécs Declaration (WHO Regional Office for Europe, 2017)

• Statement of the WHO European Healthy Cities Network and WHO Regions for Health Network presented at the Sixth Ministerial Conference on Environment and Health (WHO Regional Office for Europe, 2017)

• Roadmap to implement the 2030 Agenda for Sustainable Development, building on Health 2020, the European policy for health and well-being (WHO Regional Office for Europe, 2017)

• Copenhagen Consensus of Mayors: Healthier and Happier Cities for All (WHO Regional
Office for Europe, 2018)

Üye devletler

Arnavutluk
Andorra
Ermenistan
Avusturya
Azerbeycan
Belarus
Belçika
Bosna Hersek
Bulgaristan
Hırvatistan
Kıbrıs
Çekya
Danimarka
Estonya
Finlandiya
Fransa
Gürcistan
Almanya
Yunanistan
Macaristan
İzlanda
İrlanda
İsrail
İtalya
Kazakistan
Kırgızistan
Letonya
Litvanya
Lüksemburg
Malta
Monako
Karadağ
Hollanda
Norveç
Polonya
Portekiz
Moldova Cumhuriyeti
Romanya
Rusya Federasyonu
San Marino
Sırbistan
Slovakya
Slovenya
İspanya
İsveç
İsviçre
Tacikistan
Eski Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti
Türkiye
Türkmenistan
Ukrayna
Birleşik Krallık
Özbekistan

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ • AVRUPA BÖLGE OFİSİ
UN City, Marmorvej 51, DK-2100 Copenhagen Ø, Denmark
Tel: +45 45 33 70 00 Fax: +45 45 33 70 01
E-posta: eurocontact@who.int
Web sitesi: www.euro.who.int

DSÖ Avrupa Bölge Ofisi

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 1948 yılında uluslararası sağlık meseleleri ve halk sağlığı alanında sorumluluğu olan Birleşmiş Milletler’in uzmanlaşmış bir ajansıdır. DSÖ Avrupa Bölge Ofisi, her biri hizmet ettiği ülkelerin kendine özgü sağlık koşullarına uygun olarak kurgulanmış programlara sahip altı bölge ofisinden biridir.

Estonyalı Hakimlerin Etik Kuralları

0

Estonyalı Hakimlerin Etik Kuralları, 13 Şubat 2004 tarihinde kabul edilmiş, 8 Şubat 2019’da değiştirilerek güncellenmiştir. Estonya yargı sistemi, Mahkemeler Kanunu gereğince bir etik konseye sahiptir.

Estonya mahkeme sistemi dört ilçe mahkemesi, iki idari mahkeme, iki bölge mahkemesi ve Yüksek Mahkemeden oluşmaktadır. İlçe mahkemeleri ve idari mahkemeler ilk derece mahkemeleridir. Yüksek Mahkeme hem temyiz mahkemesi ve aynı zamanda anayasal denetim mahkemesi olarak görev yapmaktadır. İlçe, idari ve bölge mahkemelerinin bütçesi Adalet Bakanlığına bağlıdır. Yüksek mahkemenin ise ayrı bir bütçesi ve bağımsız yapısı bulunmaktadır. Olağanüstü mahkemelerin kurulması Anayasa tarafından yasaklanmıştır.

Estonya’da 2023 yılı itibariyle 236 hakim çalışmaktadır. Estonya Hakimleri Etik Kuralları(Estonian Judges´ Code of Ethics), Hâkimler ve Savcılar Kurulu Yargı Etiği Bürosu tarafından 2020 yılında Türkçeye kazandırılmıştır. Profesyonellik, güvenilirlik ve bağımsızlık mahkemelerin temel değerleridir.

Estonya Hakimleri Etik Kuralları

Hukukun üstün olduğu bir toplumda hâkimlerin tarafsızlığının, bağımsızlığının ve doğruluğunun kayıtsız şartsız garanti altına alındığını göz önünde bulundurarak,

Estonya’nın adil yargılanma prensiplerini ve hâkimlerin ahlaklılığını ve dünyada geliştirilen yasal gelenekleri gözetmesi gerektiğini hesaba katarak,

Hâkimlerin eylemlerinin ve niteliklerinin gereklerine uygulanan standartları karşılama gerekliliğinin bilincinde olarak,

Hâkimlerin demokrasiyi ve yasal düzeni korumada merkezi bir rol oynadığını göz önünde bulundurarak,

Yüksek profesyonellik seviyesinin ve hâkimlerin kusursuz davranışlar sergilemesinin mahkemenin yüksek otoritesinin ve adaletin idaresinin bir şartı ve teminatı olduğunu akılda tutarak,

Hâkimlerin bireylerin yaşamları, özgürlükleri, hakları, yükümlülükleri ve mülkleri hakkında karar verme yetkilerinin olduğunu göz önünde bulundurarak,

Mahkemelerin görevinin bireylere hizmet etmek olduğunu bilerek,

Hâkimlerin üzerlerindeki yüksek ahlaki ve yasal yükümlülüğün farkında olarak, biz Estonyalı hâkimler kendimiz için aşağıda bulunan Etik Kodu belirliyor ve açık bir şekilde bu kodu takip etmeyi taahhüt ediyoruz.

GENEL HÜKÜMLER

1. Hâkim doğruluğun itibarını ve yargının bağımsızlığını korur.

2. Hâkim, görevinin gerektirdiği faaliyetleri tarafsız bir şekilde, bireysel çıkar gözetmeksizin dikkatli bir şekilde yerine getirir ve kendisine verilen yetkiyi mümkün olan en iyi şekilde kullanır.

3. Hâkim yaşamını ve yasal aktiviteler de dâhil olmak üzere aktivitelerini yargı görevleriyle çatışma tehlikesini minimum düzeye indirecek şekilde düzenler.

4. Hâkim yasa yapımı ve yasal ve yargısal sistemlerin geliştirilmesi ile öğretme ve araştırma aktivitelerinde de yer alabilir.

5. Hâkim, sivil derneklerde ve hayır kurumlarında aktif olarak bulunabilir, bunu yaparken çıkar çatışmalarından ve adaletin idaresinin çıkarları aleyhine kendisinden faydalanılmasından kaçınır. Ayrıca hâkim, ahlaklılık ve adil iş uygulamalarına saygı gösterirken, kâr elde etmeyi amaçlayan faaliyetlere de katılabilir.

6. Hâkim her türlü eylem ve ifadelerinde uygunsuz olma durumundan kaçınır. Hâkim, halkın denetimi altında olduğundan normal bir vatandaş için yük olarak görülebilecek kısıtlamaları kabul etmek durumundadır. İlk olarak yargı görevinin itibarı ile uyum içerisinde davranır.

7. Hâkim kendi siyasi görüşünü yansıtacak siyasi aktivitelerden ve ifadelerden kaçınır.

8. Hâkim yasal düzeni koruyan ve yasalara uyan örnek bir birey olmalıdır.

9. Hâkim uygunsuz hareketlerde bulunan ve bu kodda bahsi geçen kuralları ihlal eden meslektaşlarını uyarır ve bu şekildeki davranışlara bir son vermeye çalışır. Hâkim gerekirse Estonyalı Hâkimler Genel Kurulu‟nu ya da O Yer Mahkemesi Başkanı‟nı bilgilendirir.

10. Mesleki etiğin gerekleri yasa, hâkimler disiplin dairesinin kararları, yargı içerisindeki içtihat uygulamaları, deneyimli meslektaşların görüşleri ve hâkimlerin vicdanları üzerinden yorumlanır. Hâkim Etik Kod‟unda bahsi geçmeyen konulara dair tavrına karar verirken söz konusu prensipler tarafından yönlendirilir.

ÖZEL HÜKÜMLER
Mahkemeler ve Mahkeme Usulü

11. Hâkim mesleki seviyesini korur ve hizmet içi eğitimlere katılır. Hâkim, sahip olduğu mesleki bilgi ve tecrübeyi meslektaşlarıyla paylaşır.

12. Hâkim çalışmalarında sakin, soğukkanlı ve ağırbaşlıdır.

13. Hâkim yargılama sırasında sürece dâhil tüm katılımcılara, meslektaşlarına ve mahkeme çalışanlarına karşı sabırlı ve naziktir ve bunu yaparken muhatap olduğu kişilerden de aynı tavrı bekler.

14. Hâkim adaletin idaresi konusunda tarafsız ve adil olmalı ve makul bir gözlemci tarafından da bu şekilde davrandığı algılanacak şekilde davranmaya çabalar. Bu amaçla hâkim yargılamadaki tüm katılımcılara eşit olarak muamele eder, gereksiz ve ilgisiz yorumlar ile ifadelerden kaçınır. Hâkim öfkelenmekten, sinirlenmekten, sesini yükseltmekten ve tavrını belli edecek yüz ifadelerinden ve vücut dilinden, tarafsızlığını bozacak her türlü hareketten kaçınır.

15. Hâkim davaları aceleden ve yüzeysellikten kaçınarak ve resmi ve mantıksız gerekçelerle karar vermeyi geciktirmekten imtina ederek makul bir sürede çözer.

Hâkim katılımcıların kendi haklarını suistimal etmelerine ve işlemleri geciktirmelerine müsaade etmez.

16. Hâkim karara bağlanmamış ya da gelecek davalarla ve muhtemel sonuçlarıyla ilgili yorum yapmaktan kaçınır ve mahkeme çalışanlarından da aynı tavır içerisinde olmalarını rica eder. Hâkim katılımcılara usul kanunlarında belirtilen yargılama usulü kurallarını ayrıntılı bir şekilde açıklar. Hâkim mümkünse tarafları uzlaştırmaya çalışır.

17. Hâkim dava sırasında edindiği bilgilerin gizliliğini korur ve mahkeme çalışanlarından da aynı tavır içerisinde olmalarını ister. Bu kural hâkimi, işlenmiş benzer suçlarla ilgili olarak yasal düzenin lehine bilgi vermek yükümlülüğünden muaf tutmaz.

18. Hâkim kendisine verilen idari görevleri profesyonel bir şekilde ve soğukkanlılıkla yerine getirir, diğer hâkimlerin ve mahkeme çalışanlarının işlerini kolaylaştırır. Hâkim meslektaşlarının ve mahkeme çalışanlarının çalışmaları için aynı şartları belirler.

19. Hâkim kamuyu meslektaşları arasındaki çatışmalar ve yargıdaki iç sorunlar konusunda bilgilendirmez.

Bağımsızlık ve Tarafsızlık

20. Hâkim çıkar çatışmalarından kaçınır. Ailevi, sosyal ve diğer ilişkilerin hâkimlik görevini etkilemesine izin vermez.

21. Hâkim, mahkemenin bir davayı yeniden incelemesi için hukukun yorumlanması konusunda yüksek mahkemenin görüşünün zorunlu olduğu durumlar dışında, karar verirken kendisiyle aynı konumdaki veya daha kıdemli hâkimlerden bağımsızdır.

22. Hâkim, kamu ve basın ile olan ilişkilerinde inceleme altında olan konulara dair bireysel görüşünü belirtmekten kaçınır.

23. Hâkim dava tarafları ile bir araya gelmekten ya da siyasi ve iş ile alâkalı yemeklere çıkmaktan kaçınır, zira bu durum hâkimin tarafsızlığına halel getirip çıkar çatışmasına neden olabilir. Düzenli olarak bir mahkemede çalışan yargı görevlerinde bulunan bireylerle olan şahsi ilişkilerinde hâkim adam kayırma ya da taraflılık şüphesi oluşturacak ya da bu şekilde algılanacak durumlardan kaçınır.

24. Hâkim siyasi veya kâr amaçlı derneklere bunların lideri veya görevlisi olarak katılamaz. Siyasi hareketleri veya bunların adaylarını sözlü veya yazılı olarak destekleyemez ve bunlara vakıflardan destek talep edemez.

25. Taraflardan biri konusunda önyargı içerisinde olarak davanın objektif bir şekilde çözülmesini engelleyecek konumda olması, dava tarafları ile yakın ilişkiler içerisinde olması, davayı ilgilendiren gerçekler hakkında özel bilgiye sahip olması, taraflardan birine daha önceden hukuki danışmanlık yapmış olması, sonucun kendisini ya da aile üyelerini etkileyebileceğinin farkında olması durumlarında hâkim davadan çekilir.

26. Hâkim yargısal görevinin icrası kapsamında yaptıkları, yapması gerekenler ve yapmaktan kaçındıkları ile ilgili olarak hediye, bağış, borç ya da iyilik istemez ya da kabul etmez. Ayrıca, hâkim etkisi, takdiri ve yetkisi altındaki aile üyelerinin, mahkeme çalışanlarının ve diğer kişilerin buna başvurmasına izin vermez.

Hukuk Dışı Aktiviteler

27. Hâkim yetkilerini ve ismini yalnızca uygun bir şekilde kullanır ve bunların kişisel kazanç amacıyla veya uygunsuz bir şekilde kullanımından kaçınır. Hâkim prestijinden ödün vermez ve diğer kişilerin bu prestijden kendi özel çıkarları için faydalanmasına müsaade etmez.

28. Hâkim ahlaki geleneklere uygun olarak sosyal ve kültürel hayata katılır ve bunun makamının onuruna zarar vermediğine ve makamının görevleriyle çelişmediğine dikkat eder.

29. Hâkim profesyonel kuruluşların hem olağan üye hem de çalışan vasfıyla bir parçası olabilir.

30. Hâkim uyuşturucu maddeler kullanmaktan ve aşırı alkol tüketiminden kaçınır.

31. Hâkim düzgün ve saygın davranışlar sergiler, mesleğini ve adaletin idaresini itibarsızlaştıracak faaliyetlerde kaçınır.

32. Hâkim kendini ve ailesini basın önünde sergilemez.

Francis Ysidro Edgeworth

0
Francis Ysidro Edgeworth

İrlandalı hukukçu, düşünür ve politik iktisatçı Francis Ysidro Edgeworth 8 Şubat 1845’te dünyaya geldi. (Ölümü: 13 Şubat 1926) Dublin’deki Trinity College’da okudu, ardından Balliol College ve Oxford Üniversitesi’nde antik ve modern diller alanında eğitim aldı.

1877’de Londra’da avukat olmaya hak kazandı ancak hiç avukat olarak çalışmadı.

1888’de King’s College London’da ekonomi kürsüsüne atandı ve 1891’de Oxford Üniversitesi’nde Drummond Politik İktisat Profesörü oldu.

1891’de The Economic Journal’ın da kurucu editörlüğünü yaptı. “Theory of Monopoly”, “On the Application of Mathematics to Political Economy: Address of the President of Section F of the British Association for the Advancement of Science ” ve “Mathematical Psychics: An essay on the application of mathematics to the moral sciences” en önemli eserleridir. 1881 yılında yayımlanan “Mathematical Psychics” adlı kitabı ile ünlendi. 13 Şubat 1926’da yaşama veda etti.

Onun adıyla anılan Edgeworth Kutusu (Edgeworth Box), bugün mikroiktisat ders kitaplarının temel taşıdır. İki kişi arasındaki mal değişimini ve genel dengeyi görselleştiren bu araç, iktisadi verimlilik ve refah analizlerinde hala en çok kullanılan yöntemlerden biridir.

Vecdi Aral

0

Prof. Dr. Vecdi Aral, 17 Ocak 1929 tarihinde dünyaya gelmiş, ilkokul ve ortaokulu İstanbul’da farklı okullarında yapmış, 1948 yılında Kabataş Erkek Lisesini bitirerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmıştır.

Hukuk fakültesinden 1952 yılında mezun olmuş, askerlik görevini tamamladıktan sonra hakimliğe başvurmuş, stajını tamamlayarak sorgu hakimliğine başlamış ve bir yıl Kayseri’nin Tomarza ilçesinde çalışmıştır.

1955 yılında hakimlik görevinden istifa etmiş ve aynı yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalında asistan olarak göreve başlamıştır.

Prof. Dr. Vecdi Aral’a Armağan – İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası Cilt: 72 Sayı:1 2014

Aral, doktora yeterliliğini tamamlayarak 1960 yılında doktor unvanını kazanmış, 1965 yılında doçent ve 1973 yılında da profesör olmuştur.  Profesör olduktan sonra on yıl süreyle İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Meslek Yüksekokulu müdürlüğü yapmış, 40 yıl boyunca İstanbul Hukuk Fakültesinde hizmet ettikten sonra 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Anabilim Dalında öğretim üyeliği görevine atanmış, 1998 yılında öğretim üyeliğinden emekli olmuştur.

Aral, emekliliğinden sonra yaklaşık 10 yıl boyunca Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Lisansüstü Eğitim programlarında Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi dersleri vermiştir.

Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından, Vecdi Aral anısına, “Aral Okumaları” başlıklı sempozyum düzenlenmektedir.

Prof. Dr. Vecdi Aral’ın Eserleri 

İnşaat (Üst) Hakkı: (MK. Mad. 652, 751), İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1962

 “Kanuni İrtifaklar”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 29, Sayı 4, 1963

 “Hukuk İlmini Gerçek Bir İlim Haline Getirmek İçin Hukuka Bir Objektivite Kazandırma Gayretleri ve Bunların Değeri”,İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası-Cilt 31, sayı 1-4, 1965

 “Kelsen’in Hukuk Anlayışı”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası-Cilt 34, Sayı 1-4, 1968

 “Hukukta Felsefenin Önemi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 38, Sayı 1-4, 1973.

“Hukuka İlişkin Değişik Görüşler Ve Bunların Değerlendirilmesi İle Birlikte Doğru Görülebilecek Bir Hukuk Anlayışı”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası-Cilt 39, Sayı 1-4 (Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar Hatıra Sayısı), 1974

“Hukuk Felsefesinde Değer Rölativizmine Karşı Değer Objektivizmi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası-Cilt 40, Sayı 1-4, 1974

Kelsen’in Saf Hukuk Teorisinin Metodu ve Değeri, İstanbul, Sulhi Garan Matbassı Varisleri Koll., 1978. (Önceki basım: Kelsen’in Saf Hukuk Teorisinin Metodu ve Değeri, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler (tez), 1965.)

“Hukukta İrade Özgürlüğü”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 48, Sayı 1-4, 1982-1983

Kültür ve Hukuk, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 53, Sayı 1-4, 1988-1990

İnsan ve Mutlu Yaşam: Yaşamın Anlamı, İstanbul, Derin Yayınları, 1992

“Özgürlük ve Mutluluk”, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 1992-1993

“Adalet Kavramı”, Bir Adalet Bilimi Olarak Hukuk Bilimi, Ankara, Ed. Adnan Güriz, Türk Felsefe Kurumu, 1994

“Hukuki Değer Olarak Adalet”, Çağdaş Hukuk Felsefesi ve Hukuk Kuramı İncelemeleri, İstanbul, Ed. Hayrettin Ökçesiz, Alkım Yayınevi, 1997

İnsan Özgür Mü?, İstanbul, İstanbul Barosu Yayınları, 2004

Varlığı Var Eden İlke Sevgi, İstanbul, İstanbul Barosu Yayınları, 2005

Gustav Radbruch, Hukukta Bilgelik Dolu Özlü Sözler, çev. Vecdi Aral, İstanbul, On İki Levha Yay., 2008. (Önceki basım: Gustav Radbruch, Hukukta Bilgelik Dolu Özlü Sözler, çev. Vecdi Aral, Kocaeli, Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2002.)

Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, İstanbul, On İki Levha Yayınları, 7. Bası, 2010. (Önceki basımlar: Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1. Bası: 1971-2. Bası: 1975-3. Bası: 1979; Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, İstanbul, İstanbul, Filiz Kitabevi, 4. Bası, 1984; Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine, İstanbul, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 5. Bası, 1985.)

Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları, İstanbul, On İki Levha Yayınları, 2010. (Önceki basım: Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1983 – 1984 -1992.)

Tek ve Bağımsız Hukuk, İstanbul, Beta Yayınevi, 2010

Yaşamda Eğitim ve Öğretim, İstanbul, On İki Levha Yayınları, 2. Basım, 2010. (Önceki basım: Yaşamda Eğitim ve Öğretim, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1. Basım, 2003.)

Toplum ve Adaletli Yaşam, İstanbul, Legal Yayınları, 2. Basım, 2012 Aralık. (Önceki basım: Toplum ve Adaletli Yaşam, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1988.)

Mutluluk ve Toplumun Esenliği, İstanbul, Legal Yayıncılık, 2. Basım, 2012 Aralık. (Önceki basım: Mutluluk ve Toplumun Esenliği, İstanbul, Yeditepe Üniversitesi Yayınları, 1. Basım, 2006.)

“HOCAMA;

Dar kapı, geniş kapı metaforuna hiç de benzemeyen
Her zaman açık ve davetkâr bir kapısı var.
İlk sözü her zaman sona doğru uzayan davetkâr bir “Eveeet”ti.
Yükselerek girerdiniz yanına…
Vecd ile aralardı hayata dair her şeyi.
Yemek tarif ederdi.
Aşk, felsefe, Radbruch…
Yanılgılar, oluşan hakikatlerdir derdi.
Severdi, gerçekten kızardı, heyecanlanırdı: İnsandı!
Yükselerek çıkardınız yanından…
Hatta bir parçanız hep yanında kalırdı.
Özlerdiniz… Şile’ye giderdiniz.
Unamuno’yu da severdi.
Dünya bilinç için yaratılmıştır; her bir bilinç için deyişini severdi
Unamuno’nun
Siz de kendinize pay çıkarırdınız.
Mutlu olurdunuz, çünkü mutlu ederdi.
Ediyor, edecek…
Kesin, en yakın zamanda Şile’ye gidilecek.
Sevgilerimle…”

Prof. Dr. Yasemin Işıktaç

Beklediğimiz ve Bizden Beklenen Adalet
Beklediğimiz ve Bizden Beklenen Adalet

Mutluluk ve Toplumun Esenliği
Mutluluk ve Toplumun Esenliği

Toplum ve Adaletli Yaşam

Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine
Hukuk ve Hukuk Bilimi Üzerine

Tek ve Bağımsız Hukuk

İnsan ve Mutlu Yaşam

Yaşamda Eğitim ve Öğretim
Yaşamda Eğitim ve Öğretim

Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları – Vecdi Aral – Filiz Kitabevi

Adalet, Sizsiniz

0
Adalet, Sizsiniz

Adalet Sizsiniz Tiyatro Oyunu, yargının siyasallaştığı dönemde yaşanmış üç tarihi davayı anlatmaktadır.

Sokrates, Galileo, Sacco ve Vanzetti’nin yaşamlarını ve yargılanmalarını sahneye taşımıştır.

Oyun, Ümit Denizer tarafından kaleme alınmış ve Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından sahneye konulmuştur.

Oyun; “Perdeci Oyuncuları” adını tercih eden yeni bir grup tarafından ilk oyunları olarak hazırlanmıştır.

Oyunun yönetmenliğini de üstlenen “Perdeci Oyuncuları”, ismini, yazılarına “Perdeci” imzasını atan Muhsin Ertuğrul’dan almaktadır. Sahne tasarımı ve giysiler Metin Deniz imzasını taşımış, kukla uygulamaları ise Bülent İşcan tarafından gerçekleştirilmiştir.

2012 yılında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür.

Adalet Sizsiniz’in Konusu

Tek perdelik Adalet Sizsiniz, oyuncular Rutkay Aziz ve Taner Barlas tarafından sahnelenmiştir.

Milattan Önce Beşinci Yüzyılda, Atina’da, Beş Yüzler Meclisi’nin ölüme mahkum ettiği Sokrates; 1633 yılında Roma’da, Engizisyon’un müebbet hapse mahkûm ettiği bilim adamı Galileo ve 1927 yılında Boston’da, yargıçların idama mahkum ettiği iki İtalyan göçmen işçi Sacco ile Vanzetti’nin hikayeleri, “Adalet, Sizsiniz” tiyatro oyunu ile canlandırılmıştır.

Oyun, haksız mahkumiyet kararlarının daha sonra kaldırılmasına vurgu yapmakta; tarihe geçmiş trajik yargılamalara muhatap olan masumların itibarlarının iade edildiğini ve bu tür yargılamaların bir daha yaşanmasının yanlışlığına vurgu yapmaktadır.

Sokrates’in Savunması

Felsefe yapan Sokrates; soruları ile ezberleri bozan bir anlayışa sahip olmuştur. Atina’nın önde gelenlerine eleştiriler yöneltmiş ve sonuç olarak çok sayıda düşman kazanmıştır.

Sokrates, dönemin Atinalıları tarafından tanrılara inanmaması ve gençlerin ahlakını bozması gerekçesiyle suçlanmıştır. Ne yazık ki ünlü filozof, Atina demokrasisi tarafından yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Dava, Meletos adlı bir genç tarafından “gençlerin ahlakını bozmak ve dinsizlik” suçlamalarıyla açılmıştır. Dava sonucunda, 500’ler Meclisi kararıyla 70 yaşında iken MÖ 399’da ölüme mahkum edilmiştir.

Uzmanlara göre mahkeme sonucunda karar verici 500’ler  meclisinin oy oranı 281’e 220’dir. Sokrates 361 oya karşılık 140 oy oranı ile ölüm cezasına mahkum olmuştur.

Galileo 

Galileo, Engizisyon mahkemesinde yargılanmıştır. Kilisenin zoruyla “dünya dönmüyor” demiş ancak dünyanın dönmesinin önüne yine de geçilememiştir.

Nicola Sacco ve Bartolomeo Venzetti

Nicola Sacco ve Bartolomeo Venzetti yedi sene süren dava sonunda 23 Ağustos 1927 tarihinde saat 00:19’da, yedi dakika arayla elektrikli sandalye ile öldürülmüştür. ,Suçsuzlukları 50 yıl sonra ilan edilmiştir. 1977 yılında Massachusetts valisi Michael Dukakis bu iki İtalyan göçmenin suçsuz olduğunu belirtmiş açıklamıştır. Vali şöyle demiştir; “Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti isimleri üzerinde olan her türlü suçlama ve aşağılamanın sonsuza kadar kaldırıldığını açıklıyorum”

12 Şubat – Hukuk Takvimi

0
12 Şubat - Hukuk Takvimi
12 Şubat – Hukuk Takvimi
1606 Türkiye‘de ilk defa tütün ithal edildi. Daha önceleri, ilmiye sınıfı tütün ithaline karşı çıktığı için yurda kaçak olarak getiriliyordu. Zaman içerisinde ilmiye sınıfı da gizli gizli tütün kullanmaya başlayınca ithalat serbest bırakıldı.
1804 Alman filozof Immanuel Kant yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Nisan 1724) Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biri oldu ve felsefe tarihinin kendisinden sonraki dönemini belirleyici olarak etkiledi. Materyalist felsefenin kurucusu ve eleştirel felsefenin babası olarak kabul edildi.
1809 Amerikalı hukukçu, siyasetçi ve devlet başkanı, Abraham Lincoln doğdu. (Ölümü: 15 Nisan 1865) Hukuk eğitimi gördü ve başarılı bir avukat oldu. Amerikan İç Savaşı’nda Amerika Konfedere Devletleri’ne karşı büyük bir galibiyet elde etti. Ülkenin birliğini korudu ve köleliği bitirdi. Savcılık, Illinois Temsilciler Meclisi üyeliği ve bir dönem ABD Temsilciler Meclisi üyeliği yaptı. 1861 yılında  Cumhuriyetçi Parti’nin ilk başkanı oldu. 1863 yılında köleliğin kaldırılması için gerekenleri ve tedbirler konusunda önlemleri belirtti. Ardından Serbest Bırakma Beyannamesi ve On Üçüncü Yasa değişikliği bildirilince Haziran 1863 tarihinde ABD’den kölelik resmen kalkmış oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nin 16. başkanı olarak seçildi.  Suikast sonucu öldürüldü ve bu şekilde ölen ilk ABD başkanı oldu. Tarihsel değerlendirmelerde en iyi Amerika Birleşik Devletleri başkanlarından biri olarak kabul edildi. Tüm dünyada köleliğin tamamen kaldırılması yönündeki çalışmalara rehber oldu.
1809 Evrimsel biyolojiye yaptığı katkılarla tanınan İngiliz doğa bilimci, jeolog ve biyolog Charles Robert Darwin dünyaya geldi.
1818 Şili, İspanya’dan bağımsızlığını ilan etti. Şili, İspanya’dan bağımsızlığını sağlamak üzere 1810’da harekete geçmişti. Şili’nin mevcut anayasası 11 Eylül 1980 tarihlidir.
1841 Hollandalı hukukçu ve politikacı Gijsbert van Tienhoven doğdu. (Ölümü: 10 Ekim 1914) Amsterdam Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü ve Athenaeum Illustre’da Roma’ya çağdaş hukuk profesörü olarak atandı. Belediye meclisi üyesi oldu. Amsterdam’da ilk işçi evlerinin belediye tarafından yapılmasını sağladı. 1880 yılında Amsterdam belediye başkanı oldu. 1894’te Hollanda Başbakanı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 1897-1911 yılları arasında on dört yıl boyunca Kraliçe’nin Kuzey Hollanda Komisyon Üyesi olarak görev yaptı. Kraliyet Kararnamesi ile 1897’de Kraliçe’nin Kuzey Hollanda Komisyon Üyesi olarak atandı.
1847 Avustralyalı avukat ve politikacı Albert Gould doğdu. (Ölümü: 27 Temmuz 1936) Sydney Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Singleton’da avukat olarak çalıştı. 1882’den 1898’e kadar Yeni Güney Galler Yasama Meclisi üyeliği yaptı. Serbest Ticaret hükûmetinde Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Daha sonra 1899’dan 1901’e kadar Yeni Güney Galler Yasama Konseyi’nde iki yıl görev yaptı. 1907’de Senato’nun ikinci Başkanı olarak seçildi. 
1859 Sonradan adı Siyasal Bilimler Fakültesi olarak değiştirilen Mekteb-i Mülkiye eğitime açıldı. Mülkiye Mektebi, Sadrazam Âli Paşa ve Hükûmet üyelerinin katılımıyla açıldı.
1870
  • Hollandalı avukat ve politikacı Jacobus de Kempenaer yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Temmuz 1793) Leiden Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. Temsilciler Meclisi üyeliği ve şehir yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. Arnhem Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı seçildi.  Gelderland Eyalet Devletleri üyesi olarak görev yaptı.1844 yılında Hollanda Anayasasında değişiklik öneren dokuz kişiden biri oldu. İçişleri Bakanlığı yaptı. Anayasa Komisyonuna atandı. Ulusal Anayasa’nın revizyonunda önemli bir rol oynadı. 1848’den Kasım 1849’a kadar Hollanda’nın ikinci Başbakanlığını yaptı.
  • Utah’ta kadınlar, oy kullanma haklarını elde etti.
1885 Afrika ülkesi Liberya’da 1878 ile 1883 yılları arasında devlet başkanlığı makamında bulunan hukukçu ve siyasetçi Anthony William Gardiner yaşamını yitirdi. (3 Şubat 1820 – 12 Şubat 1885),
1976 Server Paşa‘nın 26 Ağustos 1875’te başlayan Şûrâ-yı Devlet (Danıştay) Başkanlığı 12 Şubat 1876’da sona erdi. Aynı tarihte Namık Paşa 2. kez göreve getirildi.
1885 Liberyalı hukukçu ve siyasetçi Anthony William Gardiner yaşamını yitirdi. (Doğumu: 3 Şubat 1820) Hukuk eğitimi gördü. 1847’de Liberya’nın bağımsızlık bildirgesini ve anayasasını hazırlayan Ulusal Konvansiyon’da delege olarak görev yaptı. Liberya’nın ilk başsavcısı oldu ve daha sonra 1855-1871 yılları arasında Liberya Temsilciler Meclisi’nde görev yaptı. 1860-1861 yılları arasında Temsilciler Meclisi Başkanı olarak görev yaptı. 1871’de başkan yardımcılığına seçildi. 1878’de cumhurbaşkanı seçildi. 1980’deki darbeye kadar Liberya siyasetine hakim oldu. Amerikan-Liberyalıların neredeyse bir buçuk asırlık azınlık egemenliğine son verdi. 
1918 Sovnarkom, “Sosyalist İşçi ve Köylü Kızıl Donanması”nın kurulmasını öngören bir kararname yayınladı.
1919
Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti kuruldu.
1929 Türkiye’ye sürgüne gönderilen Troçki, eşi ve oğluyla birlikte “İliç” vapuruyla Odesa’dan İstanbul’a geldi ve Büyükada’ya yerleşti.
1937 Atatürk’ün Selanik’te doğduğu ev, Selanik Belediyesince sahibinden satın alınarak, Atatürk’ün emrine tahsis edildi.
1938 12 Şubat 1938 tarihli “Almanya’dan Gelen Sığınmacıların Statüsü” sözleşmesi kabul edildi.
1941 Hukukçu, gazeteci, oyun yazarı, senarist ve politikacı Aydın Engin doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. Üniversite öğrenimi sırasında bir yandan da Gençlik Tiyatrosu’nda amatör tiyatroya başladı. Sonrasında hukuk öğrenimini bırakıp tiyatroculuğu meslek olarak seçti.24 Mart 2022’de, İstanbul’da yaşamını yitirdi. 
1959 1957 milletvekili seçim çalışmalarında komünistlik propagandası yaptıkları iddiasıyla haklarında ayrı bir dava açılan Vatan Partisi Genel Başkanı Hikmet Kıvılcımlı dahil 6 Partilinin yargılandıkları davanın duruşmaları başladı.
1959 Kıbrıs konusunda II. Londra Konferansı başladı. Konferansa İngiltere’den Başbakan Harold Macmillan, Türkiye’den Başbakan Adnan Menderes ve Yunanistan’dan Başbakan Konstantin Karamanlis ile Kıbrıs Türk ve Rum cemaatleri liderleri Dr. Fazıl Küçük ve Makarios katıldılar.
1968 Musa Anter’in 3 yıl önce Kürtçe-Türkçe yayınlanan “Kara Yara” kitabından dolayı aldığı beraat kararı Yargıtay’da bozuldu
1969 Etiyopyalı hukukçu ve politikacı Alemayehu Atomsa doğdu. (Ölümü: 6 Mart 2014) Etiyopya Kamu Hizmeti Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Pekin Üniversitesi’nde Kamu Politikası üzerine Yüksek Lisans yaptı. Kariyerine öğretmen olarak başladı. Oromia Bölgesi Enformasyon Ajansı Direktörü oldu. Ardından Etiyopya Radyo ve Televizyon Ajansı’na genel müdürü oldu. 1996’dan 2002’ye kadar Oromia’nın güvenlik şefi, OPDO’nun siyasi departmanının başkanı ve OPDO’nun genel merkezinin başkanı olarak görev yaptı. 2006’dan 2010’a kadar Etiyopya Radyo ve Televizyon Kurumu Genel Müdürü oldu. 2012’de OPDO Başkanı ve Oromia bölgesinin Başkanı oldu. 
1974 Madanoğlu Davası’nda yargılanan İlhan Selçuk, “bilinmeyen bir yerde” işkence altında sorgulandığını Mahkeme huzurunda kanıtladı. Selçuk, işkenceli sorgu sırasında imzaladığı ifade metnine “akrostiş” yöntemiyle geçirdiği “İŞKENCE ALTINDAYIM” ibaresini Mahkeme’ye sundu.
1975 Türkiye Emekçi Partisi, Mihri Belli tarafından kuruldu.
1978 Akdeniz’in Kirlenmesine Karşı Sözleşme, 16 Şubat 1976 tarihinde “Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunmasına Ait Sözleşme” adıyla Barselona’da imzalandı ve 12 Şubat 1978’de yürürlüğe girdi. İmzalandığı yere istinaden Barselona Sözleşmesi olarak da bilinmektedir.  Sözleşme, Arapça, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca olarak düzenlenmiştir. Türkiye, sözleşmeyi 16 Şubat 1976’da imzalamış, “16 Şubat 1976 Tarihinde Barselona’da İmzalanan Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunmasına Ait Sözleşme ile iki Protokol ve Eklerinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” 31 Ekim 1980’de kabul edilmiş, Bakanlar Kurulu  Kararı ile 7 Aralık 1980’de onaylanmış ve Resmi Gazetenin 12 Haziran 1981 tarihli sayısında yayınlamıştır. Sözleşme, eklerine ilaveten iki protokol ihtiva etmektedir.
1979 Gayrettepe’de bir gece kulübünde program yapan Müjdat Gezen, Sıkıyönetim Komutanlığı’nın ”gece kulüplerinin 01:00’e kadar çalışabileceği” bildirisine aykırı davrandığı ihbarı üzerine “kulübü kapatmak için gelen polislere karşı geldiği” iddiasıyla gözaltına alındı. Ertesi gün Sıkıyönetim Savcılığı’nca ifadesi alınıp serbest bırakılan Müjdat Gezen, gece 01:00’den önce müşteriler çıktıktan sonra sanatçı arkadaşlarıyla kulüpte dinlenirken polislerin geldiğini, Beşiktaş Emniyet Amiri ve bir polisin kendisini darp ettiğini, rapor aldığını açıkladı.
1980 19-22 Aralık1979’da yapılan DİSK/T.Maden-İş Sendikası Genel Kurulu’nda “Enternasyonal Marşı söylendiği” gerekçesiyle tutuklanan sendika başkanı Kemal Türkler ve 6 arkadaşı, 1 aylık tutukluluktan sonra çıkarıldıkları Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nce serbest bırakıldı.
1982 Milli Güvenlik Konseyi (MGK) feshedilen partilerin yöneticileri dışında kalanların hazırlanan anayasa taslağı ile ilgili görüş açıklamalarına izin verdi.
1986 Ayda 18 günlük indirim öngören Ceza İnfaz Yasası değişikliği, Bakanlar Kurulu’nda kabul edildi.
1987 “Saçak” dergisinin panelindeki konuşmalarıyla ”komünizm propagandası yaptıkları” iddiasıyla aralarında Mehmet Ali Aybar’ın da bulunduğu 6 panelistin yargılanmasına başlandı. İlk duruşma sonunda gıyabi tutuklama kararı vicahiye çevrilen Sungur Savran Cezaevi’ne konuldu.
1987 Temmuz 1986’da kurulan İnsan Hakları Derneği, 6 aylık çalışma sonucunda 147 kişinin işkenceden dolayı hayatını kaybetmiş olduğunu açıkladı.
1989 Ankara’da Perşembe Grubu’nun çağrısıyla 1. Feminist Kongre toplandı. “Feminist Hafta Sonu” adıyla anılan toplantıya İstanbul, Adana ve Türkiye’nin değişik illerinden feministler katıldı. Kongre sonunda “Kadınların Kurtuluş Bildirgesi” yayınlandı. “Bedenimiz Bizimdir, Cinsel Tacize Hayır” kampanyasının başlatılmasına karar verildi.
1990
  • “Toplumsal Kurtuluş” dergisinin Ocak ve Şubat sayıları “bölücülük yapıldığı” gerekçesiyle toplatıldı.
  • Vedat Zencir’in “Askere Gitmek İstemiyorum” başlıklı yazısından dolayı Sokak Dergisi 3.kez toplatıldı.
1991 Sekiz muhalefet partisinin İstanbul İl yöneticileri İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan’ı ziyaret ederek, Körfez Savaşı’na Türkiye’nin katılımına karşı kurdukları ortak mücadele platformu hakkında görüşlerini iletti.
1997 RP’li Adalet Bakanı Şevket Kazan partililerle bayramlaşma sırasında yaptığı konuşmada, 1 Şubat’ta başlatılan ”Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” eylemine katılan yurttaşlar için “Mum söndü oynuyorlar” dedi.
1998
  • HADEP Genel Merkezi’nin bastırdığı ve toplatılan 1998 yılı takvimiyle ilgili olarak Genel Başkan Murat Bozlak ve 6 yönetici DGM savcısı talimatıyla gözaltına alındı.
  • Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı (KÜRT-TAV) Başkanı ile yardımcısı “izinsiz kurs açtıkları” iddiasıyla mahkemeye çıktı.
1999 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bill Clinton azil davasında aklandı. Başkan Bill Clinton yalan yere yemin etmek ve adaleti engellemekle suçlanıyordu.
2001
  • “Susurluk Davası”, beşinci yılında karara bağlandı. Emniyet Özel Harekat Dairesi eski Başkanvekili İbrahim Şahin ile eski MİT görevlisi Korkut Eken, “‘cürüm işlemek için çete oluşturmak” suçundan altı yıl ağır hapis, aralarında Haluk Kırcı, Yaşar Öz ve özel timcilerin bulunduğu 12 sanık da, dört yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
  • Gazeteci, hukukçu ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı (Doğumu:1930) Nezih Demirkent, yaşamını yitirdi.
2002
  • Çocukların Silahlı Çatışmalara Dâhil Olmaları Konusundaki İhtiyari Protokol (Optional Protocol to the Convention on the Rights of the Child on the involvement of children in armed conflict), Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye Ek olarak Milletler Genel Kurulu’nun 25 Mayıs 2000 tarih ve A/RES/54/263 sayılı kararıyla kabul edilerek imzaya ve onay açıldı, 12 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe girdi.
  • Devrik Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç’in Savaş Suçları Mahkemesi’ndeki davası başladı. Başsavcı, Sırp lideri “insanlığın bilinen en ağır suçlarını işlemek”le suçladı. Milošević,11 Mart 2006 tarihinde savaş suçlarından yargılandığı sırada Lahey’de (Den Haag) hapishanede öldü.
2003 Belçika Yargısı, İsrail Başbakanı Ariel Şaron hakkında başbakanlıktan ayrıldığı ve dokunulmazlığını kaybettiğinde savaş suçu davasının görülebileceğine karar verdi. 1982’de Lübnan’da işlenen Sabra, Şatila katliamlarından kurtulan Filistinliler dönemin Savunma Bakanı Ariel Şaron’u Belçika’da mahkemeye vermişlerdi.
2004 Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından, Bakan Temsilcilerinin 12 Şubat 2004 tarihinde yapılan 872. toplantısında kabul edildi.
2006 Diyarbakır Kulp’ta bulunan toplu mezardaki kemiklerin, 1993’te askeri operasyon sırasında kaybolan 11 köylüye ait olduğu Adli Tıp raporunda DNA testiyle kesinleşti.
2007
  • Akademisyen ve anayasa hukukçusu Yavuz Sabuncu, yaşamını yitirdi. (Doğumu: 24 Eylül 1948)
  • Irak Yüksek Mahkemesi, Irak’ın eski devlet başkan yardımcısı Taha Yasin Ramazan’ı, 1980’li yıllarda Duceyl’de 148 Şii’nin öldürülmesindeki rolü nedeniyle idama mahkum etti.
2009
  • Türk İdare Dergisi, seksen yılı aşan yayın hayatı sürecinde Türk kamu yönetimine yaptığı hizmetleri bundan sonra daha üst düzeyde yürütme gayesiyle, 12 Şubat 2009 tarihli Müsteşarlık Makamının onayıyla ulusal hakemli akademik mesleki bir yayın haline getirilmiştir. Dergi, yeni yayın ilkesi gereğince 2009 yılının Haziran sayısından itibaren sadece bilimsel ve akademik düzeyde araştırma ve incelemeleri konu eden makaleleri yayımlamaktadır.
  • Avrupa Parlamentosu, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün durumundan endişe edildiğinin vurgulandığı Türkiye raporunu kabul etti.
2010 Uruguay’da 1973’deki sağcı askeri darbenin lideri 81 yaşındaki eski diktatör Bordaberry, 2 siyasi cinayet ve 9 kişinin kaybedilmesinden dolayı 30 yıl hapse mahkum edildi. Son diktatör Alvarez de 37 komünistin öldürülmesinden Ekim 2009’da 25 yıl hapse mahkum olmuştu.
2011 Diyarbakır’da kayıp yakınları 105.kez oturma eylemi yaptı. İHD Diyarbakır Şubesi Başkanı Raci Bilici: ”AKP döneminde 607 yargısız infaz ve faili meçhul tespit ettik.”
2026 BM Genel Sekreteri, İsrail’in Batı Şeria’daki yeni önlemlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiği konusunda uyarılarda bulundu. 
2026 Muğla’nın Seydikemer İlçesi Kaymakamlığı bünyesinde görev yapan koruma polisi ve şoför, rüşvet iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında tutuklandı.
2026 Adalet Bakanı Akın Gürlek TBMM’de yemin ederek göreve başladı. Yemin töreni sırasında mecliste kavga çıktı.

Vedat Zencir Savunması

0
Vedat Zencir'in Devlet Güvenlik Mahkemesinde yaptığı savunma

Vedat Zencir, 1 Aralık 1997’de Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yapmış olduğu basın açıklamasındaki sözlerinden ötürü İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Savunma, Zencir,’in “cumhuriyeti, devletin askeri kuvvetlerini ‘alenen tahkir ve tezyif etmekle” suçlandığı davada, 26 Mayıs 1998’de yapılmıştır. Zencir’in ikinci savunması ise 4 Haziran 1998 tarihlidir.

VEDAT ZENCİR’İN SAVUNMALARI

Savunma  1  – 26 Mayıs 1998

İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Sayın Başkanlığı’na
KONU: Savunmamdır

Basın açıklamamda dile getirdiğim ve bu yüzden yargılandığım düşüncelerimin benzerlerini her gün birçok televizyon kanalındaki tartışma ve haber programlarında izleyebilirsiniz. Ayrıca, özellikle Radikal ve Yeni Yüzyıl gibi gazetelerin birçok köşe yazarı tarafından, yargılanmama neden olan hassas konuların, aşağı yukarı aynı perspektifte sürekli işlendiğine tanıklık edebiliriz. Yani Türkiye’de istense de istenmese de resmi ideolojinin yarattığı ve politika dışına çıkarmaya çalıştığı tabular alanı, giderek daha fazla tartışılır hale gelmiştir. Bugün bu tabuların Türkiye demokrasisinin ve Türkiye’deki toplumsal barışın önündeki en büyük engel olduğu kanaatinde olan azımsanmayacak bir kamuoyu mevcuttur. Yani benim burada yargılanmama neden olan sözlerim, benim dışımda da bir çok kesim ve kişinin dillendirdiği, tartışmaya ihtiyaç duyduğu görüşlerdir. Düşüncelerimde yalnız değilim. Kaldı ki; bu görüşler hiçbir şekilde kamuoyu desteğine sahip olmayabilir. Bu durumda dahi evrensel hukuk değerleri gereğince yargılanmam yine yanlıştır. Ayrıca demokrasilerde farklı görüşlerin, genel kabulün dışında ve hatta rahatsız edici bile olsa, aykırı düşüncelerin konuşulup tartışılması, istisnanın hakkı, genelin de çıkarına ve yararına olduğu kabul edilir. Ama ne yazık ki; ülkemizde sözde ulaşılması gereken bir hedef olarak gösterilen batı demokrasisinin temelini teşkil eden sıradan liberal düşüncelere bile tahammülün olmadığını çok sık görüyoruz.

Eleştiriye tahammül, demokratlığın, akılcılığın daha da önemlisi karşındakinin varlığına ve görüşüne saygının gereğidir. Eleştiriye açık değilseniz; gelişemezsiniz, kendinizi yenileyemezsiniz.

Daha da önemlisi, başkalarıyla adil ve dostane ilişkileriniz olamaz. Aksine hep hasmane ilişkileriniz olur. Demokrasi fikri, özellikle toplumsal hayatta bir tek doğrunun değil, bir çok doğrunun olabileceği bilinciyle başlar. Bu bilinç ve anlayış, ulusal devlet düzleminde de, ister federatif olsun isterse üniter, devleti oluşturan sınıfsal, etnik, dini, kültürel kesimlerin ve bireylerin olduğu, bu kesimlerin ve bireylerin kendilerine ait dil, kültür ve inançlara sahip oldukları kabulünü sağlar. Ve bütün bu farklılıkları rejimin düşmanı olarak değil, aksine bileşenleri ve zenginlikleri olarak benimser. Ancak bu perspektif ve demokratik zeminde, bütün bu farklı kesim ve kişiler, kendi çıkar ve görüşlerini savunarak diğerlerine iletebilirler. Ve yine bu durumda herkes ve her kesim, en geniş özgürlüklerle bir arada yaşayabilmenin normlarını arayabilir ve oluşturabilir. Bunun adı; DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİDİR.

Türkiye’de eğer farklı etnik, kültürel, dini kesimlerin varlığına işaret ediyorsanız, ya bölücü oluyorsunuz ya da hemen TCK m.312 devreye giriyor. Hele hele bu kesimlerin haklarından bahsediyorsanız vatan haini ilan ediliyorsunuz. Devlet, Türkiye’deki her türlü hak arayışını, dışarıdan güdümlü, ‘Devleti ve Cumhuriyeti yıkmaya çalışan’, kötü niyetli güçler olarak telakki ediyor.  Değişmeyen bu resmi mantığın, bu toplumun her kesimine korkunç zararlar verdiğini, bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Toplumsal kesimler ve bireyler kendilerini ifade edip, yaşayamadıkları bir sisteme mantıken onayladıkları için değil, olsa olsa korktukları için destek verirler. Ve böylesine anti-demokratik koşullarda herkes, diğerlerinin üstünde güç olabilmek için, sürekli iktidarı ele geçirmenin ve baskın olmanın yollarını gözler. Çünkü devlet, hiç kimseye, şiddet dışındaki araçlarla politik hayata katılma izni vermiyor.

Eğer bugün ülkedeki savaşa, şiddet ortamına ve çılgınca körüklenen şovenizme ve düşmanlık politikalarına karşı hala bir iç savaş çıkmamışsa, bunu devletin kendi halklarına karşı uyguladığı baskı politikalarına değil, Türkiye halklarının sağduyusuna borçluyuz.

Benim halkı ırk, dil, din farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa sevk ettiğim iddia ediliyor. Merak ediyorum; Türkiye’de bunca düşmanlığın ve nefretin nedeni ben olabilir miyim? Ben bu kadar etkili miyim! Bu noktada aklıma, Maraş, Malatya, Sivas, 1 Mayıs 1977, Gazi Mahallesi… gibi, çok büyük olasılıkla kontrgerilla elinin olduğu olaylar geliyor.

Devlet iddia edildiği kadar güçlüyse, 70 yıldır toplumsal barışı niye sağlayamadı? Cumhuriyet tarihinden bu yana onca isyan, onca başkaldırı ve bitmeyen toplumsal huzursuzluk, nelerin sonucu? Ve bütün bu huzursuzlukların, devletin kendi resmi politikalarının sonucu olmasına rağmen, suçun ve sorumluların inatla dışarıda aranıyor olması, anlaşılır gibi değildir. Son günlerde ordunun siyasete müdahalesinin artması ile birlikte, TCK m. 312‘nin daha fazla işletiliyor olmasına dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Neden bu maddenin hızla değişik siyasal platformlardaki insanları yargılamaya başladığını, herkesin kendisine sormasını istiyorum. Ben bir hukukçu değilim; ama az çok siyaset felsefesinden ve hukuk mantığından haberdar olan bir insan olarak, şunları çok rahat iddia edebilirim.

Öncelikle; bu madde çok fazla genel ve yorumlaya açık. İstenildiği takdirde Kürt realitesini kabul eden cumhurbaşkanı dahil, Türkiye’de hak arayan bütün toplumsal kesimlerin sözcülerini, aydınların ve sosyal bilimcilerin büyük bölümünü içeriye atabilirsiniz. Bu suçu işleyen en az 50 tane daha aydın ve siyasetçi sayabilirim. Ama ne olur ne olmaz yargılanabilirler diye isim zikretmiyorum.

İkincisi; bu madde ile, halk adına, halktan herhangi bir şikayet gelmeden, sözde kamu adına hareket ediliyor. Bu ve benzeri maddelerin herhangi bir şikayete bağlı olmadan işletiliyor olması,  açıktır ki kamuyu korumak için değil, resmi ideolojinin yanlış ve son derece soyut tarif ettiği milli birlik ve bütünlüğü korumaya yöneliktir. Dolayısıyla yasa iddia edildiği gibi toplumsal barışı korumaya yönelik değil, topluma rağmen, yasakçı devlet zihniyetini korumak için vardır.

Üçüncüsü; bu yasa Türkiye’deki toplumsal kesimlerin ve kişilerin, kendilerine ilişkin düşüncelerinin ifadesini ve hak arayışlarını engellediği için, yasanın kendisi toplumsal barışı zedeleyen bir özelliğe sahiptir.

Türkiye’de toplumsal barışın sağlanamamasının en büyük nedeninin, düşünceyi suç sayan devletçi zihniyetin olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla bu topraklarda yaşayan sorumluluk sahibi her yurttaşın, kendisine ve devlete ilişkin düşüncelerini, yasalar ne olursa olsun açıklaması gerektiğini düşünüyorum. Ancak böylesine açık tavırlar, yurttaşıyla bir türlü barışmayan devleti, bir nebze olsun toplum lehine geriletebilir.

Türkiye halklarının ve bütün insanlık aleminin kardeşliğini savunan bir insan olarak, bana isnad edilen suçu anlamadığımı tekrar ifade etmek istiyorum. Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek, benim etik ve politik varlığıma aykırıdır. Asıl halkları kin ve düşmanlığa sevk eden, militarist ve şoven politikaların ta kendisidir. Bu yüzden, yaşadığı topluma karşı sorumluluk duyan bir birey olarak, toplumsal barışı sağlamaya yönelik düşüncelerimi, açıkça her platformda ifade etmemin, kendime ve topluma saygımın gereği olduğunu düşünüyorum.

Savunma-2
04 Haziran 1998
KONU: Savunmamdır.

1 Aralık 1997 tarihinde DGM önünde yaptığım basın açıklamasındaki sözlerimden dolayı; cumhuriyeti, devletin askeri kuvvetlerini ‘alenen tahkir ve tezyif etmek’le suçlanıyorum.

Ben, cumhuriyetin ve devletin askeri kuvvetlerini alenen eleştirdim. Ama hakaret ettiğim, aşağıladığım gibi suçlamalara katılmam mümkün değil. Eleştirinin hakaret olarak telakki edilmesinin; basın açıklamamda da dile getirdiğim, devlet yapısının alıngan karakterinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bu anlayış özetle; rejimin, temel politikalarını siyaset alanı dışında tutmasıdır. Gerçekte, her vatandaşın üzerinde fikir yürütme hakkının olduğu devlet, kendisini, vatandaştan koruyan kocaman bir tabu haline dönüştürmüştür.

Eğer bir ülkede devlet yapısı, çerçevesini dar tutup temel politikalarını tartışmıyorsa, doğaldır ki böylesine bir yapı dışa açık değil, içe kapalı olacaktır. Ve yine doğaldır ki; böyle bir yapı alıngan ve saldırgandır.

Şeffaf olmayan, vatandaşlar tarafından denetlenemeyen, eleştirilemeyen, içine girilemeyen, girildiğinde azarlanan bir devlet yapısında, her türlü hukuksuzluğun ve kötülüğün kolayca oluşabileceğini çok rahat söyleyebiliriz. Tarif ettiğim biçimdeki bütün kapalı yapılar devlet, parti, örgüt, hatta kişilikler olsun, normal ilişki ve diyalog koşullarını ortadan kaldırırlar. Sonuç olarak; kapalı bütün yapı ve kişilikler alıngandır, özgüvensizdir, irrasyonaldir,  çoğunlukla da saldırgan ve paranoittir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yapısına ilişkin sosyal psikiyatriye giren tarzda yaptığım tespitler, eskiden beri birçok sosyal ve siyaset bilimcinin yaygın olarak sundukları görüşlerden farklı değildir. Benim söylediklerimdeki fark ve yargılanmama neden olan şey; bir vatandaş olarak tepkimi ortaya koymamdan kaynaklanmaktadır.

Dikkatle okunacak olursa, yargılanmama neden olan sözlerimin açıklaması, basın açıklamamın bütününden çıkarılabilir. Buna mukabil ben, kısaca bazı sözlerimi açıklamak istiyorum. “Bu devlet bölücüdür” sözü: Resmi politikaların, Türkiye toprakları içinde yaşayan birçok etnik, dini, kültürel unsurlara, kendi kültürlerini yaşamalarına izin vermeyişiyle ilgilidir. Örneğin bir Kürt Enistitüsü’nden ya da Kürtçe bir televizyon kanalından her bahsedildiğinde yer yerinden oynuyor. Unutulmamalıdır ki; Kürtlerin anadili kürtçedir ve onların anadillerinde eğitim görme hakkı vardır. Siz bu hakkın talebini, sürekli olarak devleti bölmek olarak gördüğünüz sürece, birleştiremezsiniz, dışlarsınız, bölersiniz.

“Savaşın asıl sorumlusu bu devlettir” sözü: İnsanların kendi kültürlerini yaşamasının önüne yasaklar konulduğu, bütün hak arayışlarına şüphe ile bakılıp bastırıldığı koşullarda, karşınızdakine şiddet dışında başka bir yol bırakmamışsınız demektir. Siyasetin doğal araçlarını kapatıp yerine sadece şiddeti koyan bu devlet yapısıdır, çünkü “güçlü” olan odur. Dolayısıyla savaşın asıl sorumlusu da odur. “Bu devlet yapısı paranoyaktır” sözü: Paranoyaklık kapalı devlet yapısının zorunlu bir sonucudur. Aşağı yukarı bütün demokratik, kültürel hak arayışlarının, devletin birliğine ve bütünlüğüne yönelik, maksatlı eylemler olarak nitelendirildiğine dikkat edecek olursak, bu kavramın bir hakaret değil bir tespit olduğu kanaatine kolayca varılabilir. Bu tespitimi destekleyebileceğim onlarca örnek sayabilirim. Şimdi sadece “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sözünü hatırlatıyorum ve bu sözün, bir çok şeyi kendiliğinden açıkladığı kanaatindeyim. “Olağanüstü hiç bir yapının, ordunun gizli ya da açık onayı olmadan ayakta kalamayacağı” sözü: Açıktır ki; Türkiye’de ordu, bütün siyasi hayatı denetleyip yönlendirmektedir. Ordunun Türkiye’de özel bir yargı erkine sahip olan tek kurum olduğuna öncelikle siz hukukçuların dikkatini çekmek istiyorum. Ordu Türkiye’de özellikle 1950’lerden sonra siyasileri küçümseyerek, siyaseti denetledi. Bugün de, ordunun sivil, siyasal yaşama müdahalesi açıklama gerektirmeyecek kadar belirgindir. Son dönemlerde devlet içinde ortaya çıkarılan bir takım çetelerin, ordu mensuplarıyla ilişkisi son derece açıkken, bütün bu olanlarda ordunun hiç bir ilişkisi yokmuş gibi gösterilmesini, ben şahsen anlamıyorum. Bütün bu oluşumların, birer devlet politikası olduğuna ve ordunun bilgisi dışında olmadığına dair, Kenan Evren’in anılarını, Kutlu Savaş’ın raporunu ve Mehmet Ağar’ın, dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin meclisteki konuşmasını söylediklerime kanıt olarak gösteriyorum.

Devlete ilişkin eleştirilerimin ağır olmasının sorumlusu ben değilim. Devlet; demokratik kanalları açmadığı, yani kendisini topluma açmadığı sürece iddia ediyorum durum daha da kötüye gidecektir ve eleştirilecek daha fazla şey olacaktır. Ben ve benim gibi bir çok sorumlu vatandaş, beş-altı yıl önce, devlet içinde oluşturulan yasa dışı organizasyonları ve bu organizasyonlarda görev alan insanların, bir süre sonra devletin başına bela olacağını söylemiştik. O zaman, bunları söyleyenler vatan haini ilan edildi. Şimdi bunları devletin yetkilileri söylüyor. Ben yaşadığı topluma karşı sorumluluk duyan bir insan olarak; doğru bildiklerimi her platformda söylemeye devam edeceğim. Çünkü; böylesi açık tavırların, devleti toplumun lehine bir nebze olsun geriletebileceğini ve şiddet dışında siyasete müdahalenin hala olanaklı olabileceğini gösterdiğine inanıyorum.

Daha az şiddet için daha çok diyalog diyorum

Vedat ZENCİR

Doğa Hakları Manifestosu: 7 BÖLGE 7 İLKE / DOĞA İÇİN ADALET

0

Doğa Hakları Manifestosu

7 BÖLGE 7 İLKE – DOĞA İÇİN ADALET

1.  DOĞANIN HAKLARI ÜSTÜN HAK OLMALIDIR
2.  İKLİM KRİZİNİN ÇÖZÜMÜ İKLİM ADALETİNDEDİR
3.  ERİŞİLEBİLİR, ADİL VE KATILIMCI SU YÖNETİMİ POLİTİKASI, KURAKLIĞI YENECEKTİR
4.  TOPRAK ANA BİR BÜTÜNDÜR, VAR OLMA KOŞULUMUZDUR
5.  ENERJİ İHTİYACINI, ENERJİ DEMOKRASİSİ VE ENERJİ ADALETİ İLE KARŞILAYACAĞIZ
6.  KUŞAKLAR ARASI SORUMLULUKLA, DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ
7.  YURTTAŞ KATILIMCILIĞI İLE BİRLİKTE KARAR ALIP, BİRLİKTE YAŞAYACAĞIZ

1. DOĞANIN HAKLARI ÜSTÜN HAK OLMALIDIR
İçinde yaşadığımız doğanın insan tarafından “kaynak” olarak görülmesi; yok edilmesine, zarar görmesine, gelecek kuşaklara güvenli bir şekilde devredilememesine sebep olacak temel bir yanlıştır. İnsan merkezli düşünce, tutum ve politikalar; “sürdürülebilirliği, kuşaklararası adaleti, kamu yararı” ilkelerini yok sayarak, doğayı insan eliyle tahrip etmeyi, tüketmeyi beraberinde getirmektedir. Geri dönüşü olmayan yıkım, kıyım ve kullanımın önüne geçilmesinin, gecikmeden, “öntedbirlilik” ilkesi doğrultusunda hareket edilmesiyle mümkün olduğuna inanıyoruz. CHP olarak doğanın tüm canlıların ortak mirası olduğundan hareketle; “doğal varlık” bilincinin tüm politikalar ve kamu hizmetlerinde temel alınmasını, yönetim kademelerindeki ve karar alma mekanizmalarındaki tüm yetkilileri sıkı şekilde takip etmenin, uyarı ve öngörüleri zamanında paylaşmanın ve hak arayışlarını sürdürmenin destekçisi olacağımızı beyan ediyoruz.

Doğa hakkı, yaşam hukukunun temelidir; bu nedenle vazgeçilecek, ertelenebilecek bir hak değildir. Doğanın haklarını korumak tüm herkesin ödevidir. Tüm canlıların var olması “iyi yaşam” sürebilmeleri için, doğa haklarının ve ekosistemin korunması, geliştirilmesi şarttır. Bu nedenle de, başka haklar ile çatışması durumunda, üstün hak olarak nitelendirilmelidir.

CHP olarak; devletin, doğa haklarını olumsuz etkileyecek, ihlal edebilecek, korunmasına ve geliştirilmesine zarar verecek her işlem ve uygulamada “ihtiyatlılık” ilkesini gözetmesini sağlama sorumluluğu ile hareket edeceğiz.

2. İKLİM KRİZİNİN ÇÖZÜMÜ İKLİM ADALETİNDEDİR
Yaşadığımız çağ, tüm insanlığı doğrudan etkileyen ve birbirini tetikleyen “çoklu krizler” çağıdır. İçin- de yaşadığımız gezegende iklimin hızla değişmesi, kendi kendine yaşanan bir olgu değil kriz olarak tanımlanıp derhal müdahale edilmesi gereken küresel bir gerçeklliktir. İnsan faktörünün ve gelişen teknolojinin sonuçlarının doğa aleyhine değişimlerine tanıklık ettiğimiz bir çağdayız. Hükümetler “iklim değişikliği” tanımı ile, yaşanılan süreci doğal kaçınılmaz bir süreç gibi algılatarak, iklim krizinin derinleşmesine neden olan tutum ve davranışlara karşı mücadeleyi eylem planlarına dahil etmiyor. İklimdeki hızlı değişimi tanımlarken “iklim krizi” tespit ve tanımıyla, mücadele etmeye başlamak zorundayız.

Doğanın kendini var edebilmesi ve geliştirebilmesi için “iklim” olmazsa olmaz koşuldur. Doğanın ve doğadakilerin sağlıklı yaşama, sağlıklı gıdaya erişebilme gibi haklarının varlığı, iklimin korunmasına bağlıdır. İklim krizi; gıda krizi, göç krizi, su krizi, ekonomik kriz gibi birçok krizi doğuran, tetikleyen bir krizdir.

Doğa, tüm canlı ve cansız varlıkların etkileşim içerisinde birbirlerini var ettikleri, birlikte yaşadıkları bir yaşam alanıdır. Bu nedenle de, doğa haklarını ihlal edecek, iklim değişikliğini artıracak/hızlandıracak hiçbir eylem tekil olarak değerlendirilemez. İklim krizine, bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmak elzemdir.

İklim kriziyle mücadele “bilimin gösterdiği“ ilkelerle; adil dönüşüm, yaşamın her alanında değişiklik ve iklim için adalet çerçevesinde ötelenmeden sürdürülmelidir.

İklim değişikliğine yol açan, etki eden koşulları ortadan kaldırmaya, azaltmaya yönelik çalışmalar yapmak, temel ödevimizdir. İklim krizinin başlıca sebebi olan karbon emisyonlarının azaltılması için ormansızlaşmayı, atmosferin kirlenmesini önlemeye yönelik çalışmalar esas alınmak zorundadır. İklimle ilgili uluslararası sözleşmelerdeki ilkeler, çalışmalarımızda yön gösterici olacaktır. Türkiye’nin iklim politikalarında taraf olmadığı uluslararası sözleşmelerin ülkemizde kabulü yönünde adımlarımızı hızlandıracağız.

Kent ve kır arasında iklim adaletini sağlamak da CHP’nin hedefleri arasındadır. Devletin ve sorumluluk alanları çerçevesinde yerel yönetimlerimizin 7 Bölgede, 81 ilde doğaya ve iklime uygun işlem ve eylemler yürütmesinin takipçisi olacağız.

3. ERİŞİLEBİLİR, ADİL VE KATILIMCI SU YÖNETİMİ POLİTİKASI, KURAKLIĞI YENECEKTİR

Demografik istatistik ve öngörülere göre Türkiye nüfusunun 2040 yılında 100 milyonu aşacağı tahmin edilmektedir. Sanıldığının aksine, su azlığı yaşayan ülkemiz, su yönetimi etkin ve doğru şekilde sağlanmazsa önümüzdeki 10 yılda “su fakiri” ülke konumuna düşecektir. Suyun eşit, adil ve erişilebilir dağıtımı vatandaşlarımızın en temel haklarındandır. Dağıtımda yaşanan sorunların gelişmiş ülkeler seviyesine çekilmesi önceliklendirilmelidir. Suyun iklim ve kuraklık açısından olduğu kadar stratejik açıdan da uluslararası sorunların başat özne- si olduğu bilinciyle doğru su yönetimi planlaması CHP tarafından etkileri göze alınarak değerlendirilmektedir. Yetersiz mevzuattan kaynaklı sorunların çözümü için kapsayıcı su yönetimi içeren “Su Yasası” çalışmaları ve uygulamaları, sivil inisiyatiflerin ve iklim konusunda çalışan yaşam savunucularının talepleri göz önünde bulundurularak partimizce takip edilecektir.

Suyun aynı zamanda enerji kaynağı görülmesinden kaynaklı sorunlara dikkat çekmek, yapılacak projelerde akarsu sistemlerinin ve derelerin varlıklarının yok edilmesine sebep olacak HES projelerinin dikkatle izlenmesi elzemdir. Su en temel haklardandır. Hiç kimsenin fiziki, ekonomik ya da başka özelliklerinden dolayı suya erişimi engellenemez. Dezavantajlı bölgelerde yaşayan vatandaşlarımızın suya erişim hakkının gözetilmesi yerel politikalara da yön veren husus olmalıdır. Su hakkını hem doğa hem insan hakları açısından ele alan CHP, kar amaçlı değil yaşamsal amaçlı hakça ve katılımcı su yönetimi politikası geliştirmeyi, su kirliliğine kalıcı çözümler üretmeyi taahhüt eder.

4. TOPRAK ANA BİR BÜTÜNDÜR, VAR OLMA KOŞULUMUZDUR

Gıda, hava ve su haklarının teminatı olan toprak ana sürdürülebilir yaşam için korunmaya muhtaçtır. Ekosistemdeki dengeyi korumak siyasi partilerin temel görevi olmak zorundadır. Tarım arazilerinin ve hayvancılık için vazgeçilmez öneme sahip mera alanlarının tarım dışı amaçlara tahsis edilmesinin önüne geçilmelidir. CHP; arazi tahribatının önüne geçilmesini, biyolojik çeşitliliği koruyan adımlar atmayı, erozyon, toprak kirliliği gibi toprak bozulmalarının sonucunda meydana gelen çölleşmeyi önlemeyi, hızla kaybedilen tarım alanlarının nüfus artışı ve demografik öngörüler öngörülerek sürdürülebilir yönetimini, tarımsal potansiyeli yüksek ovaların tarımsal koruma alanı ilan edilmesini, toprak koruma ve erozyonla mücadele için acil tedbirler alınmasını, Orman Kanunu’na istinaden verilen karar ve uygulamalarda ihtiyatlılık ilkesi gözetmeyi, orman köylülerinin kalkındırılmasını   hedeflemektedir.

Doğanın var olabilmesi; toprak ananın korunması ve üretebilen bir varlık olarak özgürleşmesi ile mümkündür. Bu bağlamda, toprak ananın özgürlüklerini kısıtlayan, iklimsel değişikliğini de hızlandıran tarım uygulamalarından vazgeçilmesi gerekmektedir.

Gıda güvenliği ve herkesin güvenli gıdaya ulaşımını öncelikli gören sürdürülebilir ekolojik tarım politikası çerçevesinde meraların ve tarım alanlarının korunup geliştirilmesi için çalışacağız.

Türkiye, yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip bir ülke olmasına rağmen, dünya ölçeğinde korunan alanlar sıralamasında 177 ülke arasında 133. Sıradadır. Korunan alanların ortalamasının yükseltilmesi, tüm ekosistemler için kaçınılmazdır.

Orman alanlarının madencilik, turizm vd. gerekçelerle hızla tahrip edildiği, ormanlar üzerindeki bas- kının arttığı bir işgal mantığının derhal önlenmesi yönünde ilkesel tutum içinde olan CHP, ormanda usulsüz açma ve işgal etme suçlarındaki artışın sonlanması için orman politikasını geliştirecektir.

Şimdiki ve gelecek kuşakların refahı için sağlıklı ve iyi bir çevrede yaşam hakları ile biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilir kullanımı ve restorasyonunu hedefleyen bir anlayışla ormanlar, kıyılar, tarım alanları, sulak alanlar, su ve tüm doğal, tarihi ve kültürel varlıkların üzerinde koruma/kullanım denge- sinin sağlandığı yaşam modeli için çalışacağız.

5. ENERJİ İHTİYACINI, ENERJİ DEMOKRASİSİ VE ENERJİ ADALETİ İLE KARŞILAYACAĞIZ

Canlı yaşamını, yaban hayatını, su kaynaklarını ve sulak alanları, kültürel ve doğal varlıkları, tarım alanlarını tehdit eden, yerinde yaşamı zora sokan, doğal akışı bozan uygulamaların enerji ihtiyacı gerekçesiyle yok sayılması türlerin birbiriyle ve doğada uyum içinde yaşamasını engelleyen, “ihtiyaç” gerekçesi altında insanların ve canlıların yaşamsal haklarını tehdit eden uygulamalardan uzak durul- malıdır. “Enerji demokrasisi” temel çıkış noktamızdır.

Enerji ihtiyacı, yerel ölçekte giderilmelidir. Enerji yatırımlarının arz fazlası yaratması plansız bir şekilde yürütülmektedir. Fosil yakıtlara dayalı enerji modelleri iklim krizini derinleştirmektedir. CHP’nin, enerjide demokratik planlamaya geçilmesi yönünde ilkesel tutumu sürecektir. Temiz ve iklim dostu, adil ve erişilebilir demokratik bir enerji politikasını benimseyeceğiz.

6. KUŞAKLAR ARASI SORUMLULUKLA, DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ

Doğanın varlığını sürdürebilmesi için, kültürel çeşitliliği, biyoçeşitliliği koruyan, doğal, tarihi ve kültürel değerlere sahip çıkan planlamalar yapılması gerekmektedir. Doğa, sınırsızca sömürülecek bir ham- madde ve meta olarak görülemez. Doğanın, ekosisteminin korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi ile tüm canlı varlıkların iyi yaşama haklarının sürdürülebilir ve yaşanabilir bir miras olarak gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için kültürel çeşitliliği, biyoçeşitliliği, türlerin ve cinslerin eşitlik ve özgürlüğünü koruyan ve sürdürülebilir kılan politikalar üreteceğiz.

Biyolojik çeşitliliğin korunması için analizler yapılması, koruma kriterlerini taşıyan alanlar için koruma-kullanma dengesinin gözetilmesi, türlere iklim değişikliği için imkan sağlanması hedeflerimiz arasındadır. Doğa Koruma alanlarının, yapılaşmaya, betona, imara teslim edilmesi sürecinin hızlandırıldığı bir dönemde turizm, madencilik, enerji adı altında doğayı yok edecek yasal mevzuat yanlış- lığından dönülmesi için yasama ve denetim faaliyetleri de TBMM çatısı altında partimiz tarafından sürdürülecektir.

7. YURTTAŞ KATILIMCILIĞI İLE BİRLİKTE KARAR ALIP, BİRLİKTE YAŞAYACAĞIZ

Çevresel karar alma sürecine tüm yurttaşların katılımının sağlanması, katılma, bilgi edinme ve baş- vuru haklarını aktif olarak kullanmalarını, bu bağlamda devletin de demokratik, şeffaf, hesap verebilir ve denetlenebilir bir mekanizma haline getirilmesini sağlayacak politikalar üreteceğiz.

Doğa hakları ve ekoloji alanında doğrudan mücadele veren, doğa hakları için çalışan sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, gönüllü gruplar ve yerel hareketler sürekli temas halinde olup çalışmalarına destek sunacağız. Kurul çalışmalarımıza bu kurum ve kişileri de etkin bir şekilde dahil edeceğiz.

Bu bağlamda, çevresel etkileri olan/olacak her türlü eylem ve davranışın tekil olarak değil, bütüncül bir anlayışla değerlendirilmesini sağlayacak bir anlayışla doğanın korunması ve bir miras olarak gelecek kuşaklara aktarılması için planlamalar yapacağız.

Doğa hakkı herkesindir. Cumhuriyet Halk Partisinin doğa algısı; insanı merkeze alan ve doğa hakkını sadece insanın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamasını öngören anlayışı reddetmektedir.

Bu bağlamda birlikte yaşadığımız tüm canlıların yaşama, maddi ve manevi varlıkları koruma ve sürdürme haklarını teminat altına alan bir anlayışla; hayvan haklarının yeniden inşa etmek için çalışacağız.

Hayvanların katledilmesine, nesillerinin tükenmesine, işkence, eziyet ve kötü muameleye maruz kalmasına, ekonomik olarak sömürülmesine, yaşam alanlarının, göç ve ulaşım güzergahlarının tahrip edilmesine yol açan tüm uygulamalara karşı mücadele edeceğimizi, bu bağlamda yaşama haklarını teminat altına alan mevzuat düzenlemelerinin yapılmasını ve aktif olarak uygulanabilir kılınmasını sağlamak için çalışacağız. 29.11.2019

Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi

0

Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi, 12 Şubat 2004 tarihinde kabul edilmiştir. Karar, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından, Bakan Temsilcilerinin 872. toplantısında alınmıştır.

Tüm üye devletlere, 11 Ekim 1997 tarihinde Strazburg’da gerçekleşen 2. Devlet ve Hükumet Başkanları Zirvesi tarafından tekrar vurgulanan, çoğulcu demokrasi, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü temel ilkelerine bağlılık taahhütlerini hatırlatmıştır. 

Medyada Siyasi Tartışma Özgürlüğü Bildirisi

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa’da insan hak ve özgürlüklerinin korunması alanındaki temel belge olan Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin (bundan böyle “Sözleşme” olarak anılacaktır) üye Devletlerin imzasına açılmasından bu yana elli yılı aşkın bir süre geçtiğini göz önünde bulundurarak;

Avrupa Konseyinin amacının, ortak mirasları olan ülkü ve ilkeleri korumak ve geliştirmek üzere üyesi olan ülkeler arasında daha sıkı bir birlik kurmak olduğunu dikkate alarak;

Tüm üye devletlerin, 11 Ekim 1997 tarihinde Strazburg’da gerçekleşen 2. Devlet ve Hükumet Başkanları Zirvesi tarafından tekrar vurgulanan, çoğulcu demokrasi, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü temel ilkelerine bağlılık taahhütleri hatırlatılarak;

Sözleşmenin 10. maddesi ile koruma altına alınmış bulunan ifade ve bilgi edinme temel özgürlüğünün, 1982 senesinde kabul edilmiş olan İfade ve Bilgi Edinme Temel Özgürlüğü Bildirisinde belirtildiği üzere, demokratik bir toplumun en önemli temel taşlarından ve bireylerin kişisel ilerleme ve gelişimleri için gerekli unsurlardan birisi olduğunu tekrar vurgulayarak;

15 – 16 Haziran 2000 tarihlerinde Krakov’da yapılan Avrupa Kitle İletişim Politikalarından Sorumlu Bakanlar 6. Konferansında benimsenen, geleceğin kitle iletişim politikaları konulu Bildiriyi de göz önünde bulundurarak;

Kendisinin “Cevap hakkı – basın karşısında bireylerin konumu” konulu Res(74)26 sayılı Kararı ile seçim kampanyalarının basın tarafından izlenmesine ilişkin R (99) 15 sayılı Tavsiye Kararını hatırlatarak; “Nefret içeren ifadeler” konulu R(97)20 sayılı Tavsiye Kararını da hatırlatarak ve ırkçı veya kin beslemeye, yabancı düşmanlığına, antisemitizme ve her çeşit hoşgörüsüzlüğe sevk eden düşünceleri dile getirmenin siyasi ifade özgürlüğü çerçevesine girmediğini vurgulayarak;

Parlamenterler Meclisinin özel hayata saygı gösterilmesi konusundaki 1168 (1998) sayılı Kararını hatırda tutarak;

Kamuoyunun, kendisini ilgilendiren konularda bilgi edinme hakkı ile kamusal ve siyasi işlerde denetim hakkının teminat altına alınması için, ayrıca demokratik toplumlarda elzem olan siyasal organlar ile kamu hizmetlerinin sorumluluğunun ve şeffaflığının, üye devletlerde memurların statü ve sorumluluklarına ilişkin iç düzenlemelere zarar vermeyecek şekilde sağlanması için, kamuoyunun özellikle özgür ve bağımsız medya kuruluşları aracılığıyla, ifade ve bilgi edinme özgürlüğünün büyük önemini tekrar vurgulayarak;

İfade özgürlüğünden yararlanmanın beraberinde görev ve sorumluluklar da getirdiğini, bunların medya çalışanları tarafından hatırda tutulması gerektiğini, bu özgürlük ile Sözleşme tarafından teminat altına alınmış başka hak, özgürlük ve temel çıkarlar arasında bir denge sağlamak amacıyla söz konusu ifade özgürlüğünde meşru olarak bazı kısıtlamalara gidilebileceğini hatırlatarak;

Bir siyasi göreve aday olmuş, seçilmiş veya böyle bir görevden ayrılmış olan veya yerel, bölgesel, ulusal veya uluslararası düzeyde siyasi bir görevde bulunan veya siyasi yaşamda nüfuz sahibi olan gerçek kişilerin (bundan böyle “siyasi şahsiyet” olarak anılacaktır), ayrıca bu düzeylerde kamu görevi yürüten veya kamusal yetkilere sahip bulunan gerçek kişilerin (bundan böyle “kamu görevlileri olarak anılacaktır), medya kuruluşları aracılığıyla haklarında bilgi ve görüş yayınlanması nedeniyle zarar görebilecek temel hakları olduğunun bilincinde olarak;

Bazı ulusal hukuk sistemlerinin halen siyasi şahsiyetlere ve kamu görevlilerine, haklarındaki bilgi ve görüşlerin medya organlarında yayılmasına karşı hukuki ayrıcalıklar tanıdığının ve bu durumun Sözleşmenin 10. maddesi ile teminat altına alınmış bulunan ifade ve bilgi edinme özgürlüğü ile çeliştiğinin bilincinde olarak;

Kamuyu ilgilendiren konularda kamu denetimi hakkının kullanılmasının siyasi şahsiyetler ile kamu görevlileri dışındaki kimseler hakkındaki bilgi ve görüşlerin yayılması durumunu da kapsayabileceğinin bilincinde olarak;

Üye devletleri işbu Bildiriyi, gereğinde çevirisi ile birlikte, en geniş şekilde dağıtıma tabi tutmaya, özellikle siyasi mercilerin, kamu yönetim birimlerinin ve yargı organlarının, ayrıca gazetecilerin, medya kuruluşlarının ve bunların meslek kuruluşlarının dikkatine sunmaya davet eder;

Siyasi şahsiyetler ve kamu görevlileri hakkındaki bilgi ve görüşlerin yayımlanması konusunda aşağıdaki ilkelere özellikle dikkat çeker:

I. Medya kuruluşları aracılığıyla ifade ve bilgi edinme özgürlüğü

Kamuoyunun kamuyu ilgilendiren konularda bilgilendirilmesi çoğulcu demokrasinin ve siyasi ifade özgürlüğünün bir gereğidir. Bu özgürlük, medya kuruluşlarının siyasi şahsiyetler ve kamu görevlileri hakkında olumsuz bilgiler ve eleştiri niteliğinde görüşler yayınlama hakkı ile kamunun bu tür görüş ve bilgileri öğrenme hakkını da kapsar.

II. Devlet ve kamu kuruluşlarını eleştirme özgürlüğü

Devlet, hükumet, genel olarak yürütme, yasama veya yargının herhangi bir organı medya kuruluşlarında eleştiri konusu yapılabilir. Güçlü konumlarına bağlı olarak bu kurumlar, ceza hukuku tarafından itibar zedeleyici veya hakaret niteliği taşıyan beyanlara karşı kurum olarak koruma altına alınmamalıdırlar. Söz konusu kurumların böyle bir korumadan yararlanabildikleri hallerde ise bu koruma çok sınırlı bir şekilde ve her halükarda eleştiri özgürlüğünü kısıtlamak amacıyla kullanılmasına mahal vermeden uygulanmalıdır. Bu kurumları temsil eden kimseler birey olarak zaten koruma altında bulunmaktadırlar.

III. Siyasi şahsiyetler hakkında kamuoyunda tartışma ve bunların kamuoyunca denetimi

Siyasi şahsiyetler kamuoyundan güven talep etmişler, kamuoyu bünyesinde açık tartışma konusu olmayı, kamuoyunun titiz bir denetimine tabi tutulmayı, buna bağlı olarak da görevlerini yerine getiriş tarzları konusunda kendilerine gereğinde şiddetli eleştiriler yöneltilebileceğini peşinen kabul etmişlerdir.

IV. Memurların kamuoyunca denetimi

Memurlar, görevlerinin sorumlu bir şekilde ve şeffaflık içinde yerine getirilmesini sağlamak için gerekli olduğu takdirde, görevlerini geçmişte veya halihazırda yerine getiriş tarzları hakkında, özellikle medyalar aracılığıyla, kamuoyunun denetim ve eleştirilerini kabul etmelidirler.

V. Hiciv özgürlüğü

Mizah ve hiciv, Sözleşmenin 10. maddesi ile korundukları şekilde ve kamuoyunu olaylar hakkında yanıltmamaları kaydıyla, ileri bir abartma, hatta tahrik boyutu taşıyabilir.

VI. Siyasi şahsiyetler ile kamu görevlilerinin itibarı

Siyasi şahsiyetler itibarlarının ve haklarının korunması için diğer kimselerden daha geniş haklara sahip bulunmamalıdırlar. Bundan hareketle iç hukukta, siyasi şahsiyetleri eleştiren medya kuruluşlarına karşı daha ağır cezalar öngörülmemelidir. Bu ilke kamu görevlilerine de uygulanır. Bu ilkeye istisnalar, sadece kamu görevlilerinin görevlerini iyi yapmalarını sağlamak bakımından zaruri hallerde kabul edilebilir.

VII. Siyasi şahsiyetler ile kamu görevlilerinin özel yaşamları

Siyasi şahsiyetler ile kamu görevlilerinin özel yaşamları, medya kuruluşları tarafından yapılabilecek haberlere karşı Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca korunmalıdır. Ancak siyasi şahsiyetler ile kamu görevlilerinin özel yaşamlarına ilişkin bilgiler, bu şahısların görevlerini geçmişte veya halihazırda yerine getiriş tarzları bakımından kamuoyunu doğrudan ilgilendirdikleri takdirde, üçüncü şahıslara gereksiz yere zarar vermemek kaydıyla, yayın konusu yapılabilir. Siyasi şahsiyetler veya kamu görevlileri özel yaşamlarına ilişkin hususlara bizzat dikkat çektikleri takdirde medya kuruluşları bu hususları inceleyebilirler.

VIII. Medya kuruluşlarının ihlallerine karşı başvurular

Siyasi şahsiyetler ile kamu görevlileri, medya kuruluşları tarafından hak ihlallerine karşı sıradan vatandaşların sahip oldukları hukuki başvuru yollarının aynılarına sahip olmalıdırlar. İtibar zedelemesi veya hakaret nedeniyle tazminat veya para cezası verildiği takdirde bunlar, medya kuruluşları tarafından gönüllü olarak verilerek ilgili kimseler tarafından kabul edilen gerçek ve uygun tazminatlar da göz önünde bulundurularak, hak ihlali ve itibar zedelenmesiyle orantılı olmalıdır. Hak ihlalinin veya itibar zedelemesinin vahameti ışığında ve özellikle medyada yayınlanan itibar zedeleyici ifadelerin veya hakaretlerin, nefret içeren ifadeler örneğinde olduğu gibi, başka temel özgürlükleri de önemli ölçüde ihlal ettiği ve cezanın kesin olarak gerekli ve ihlalin vahameti ile orantılı olduğu haller dışında itibar zedelemesi veya hakaret hapis cezasına yol açmamalıdır.

Türk İdare Dergisi

0

Türk İdare Dergisi, kamu yönetimi, güvenlik, yönetim bilimleri ve İçişleri Bakanlığı faaliyet alanına giren konuları ele alan makaleler yayınlayan ulusal bir dergidir. Dergi, 09.12.2011 tarihli Yayın Kurulu kararı gereğince 2012 yılından itibaren Haziran ve Aralık aylarında olmak üzere, yılda iki kez yayımlanmaktadır.

Türk İdare Dergisi ulusal ve 2 hakemlidir, iki hakemin görüş ayrılığı durumunda üçüncü bir hakemin görüşüne başvurulmaktadır. Makalesi yayımlanan yazara, üç adet dergi ücretsiz olarak gönderilmekte, makaleler için telif ücreti ödenmektedir. İçişleri Bakanlığı; Türk İdare Dergisinde yayımlanmak üzere kabul edilen yazıların, fiziki ve elektronik ortamda tam metin olarak yayımlamak da dahil olmak üzere, tüm yayın haklarına sahiptir.

İçişleri Bakanlığı Türk İdare Dergisinin başlangıç yılını 1928 olarak kabul etmektedir. Tespit edilebilen en eski yayınlar o yıla aittir. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün başlattığı çağdaşlaşma hareketleri tüm yurtta coşkuyla karşılanmış, bu değişim ve yeniliklerin etkisi her kuruluşta olduğu gibi İçişleri Bakanlığında da görülmüş, hizmetlerin daha çabuk, etkin ve verimli üretilebilmesi için ihtiyaçlar belirlenirken personelin bilgi ve kültürünün artırılması, çalışma alanlarıyla ilgili gelişmelerden haberdar edilmesi ve özellikle merkez ile taşra arasında bir bağ oluşturulmasının gerekliliği ortaya çıkmış, bu nedenlerle ilk kez 1928 yılının Nisan ayında “Dahiliye Vekaletinin Aylık Mecmuası” olarak “İdare” adı altında eski harflerle yayın hayatına başlamıştır. Türk İdare Dergisi, İçişleri Bakanlığının en önemli yayın faaliyeti olarak, yayın hayatı boyunca kısa sayılabilecek sürelerle iki kez kesintiye uğramakla birlikte günümüze ulaşmıştır.

Türk İdare Dergisinin ilk altı sayısı Osmanlıca basılmış, Latin alfabesinin benimsenmesi ile yeni harflerle basılmaya başlamış ve Türk kamu yönetiminde önemli bir misyon üstlenmiştir. Türk İdare Dergisi, uzun soluklu olması sayesinde Türk kamu yönetiminde önemli bir boşluğu doldurmuş ve tarihsel sürece tanıklık etmiş, bakanlık personelinin hizmetlerini daha iyi yürütebilmesi için bilgi ve yeteneklerinin geliştirilmesi, genel ve mesleki birikiminin artırılması, yönetime ilişkin iç ve dış gelişmelerden haberdar edilmesi gibi önemli işlevler üstlenmiştir. Dergi, Bakanlık personelinin yanı sıra kamu yöneticileri, akademisyenler, kamu yönetimi ve kamu hukuku alanında öğrenim gören öğrenciler ve toplumun her kesiminden araştırmacılar için de önemli bir kaynak olmuştur.

Türk İdare Dergisi web sayfası http://www.tid.gov.tr 13 Temmuz 2004 tarihinden itibaren okuyucuya hizmet vermektedir.

Türk İdare Dergisi Yayın Tarihi

Türk İdare Dergisi 1928 yılında yayına başlamıştır

1928-1942 Dönemi: Nisan 1928’de “İdare” adıyla aylık olarak yayımlanmaya başlanan Derginin ilk altı sayısı Osmanlıca olarak basılmıştır. İlk sayısının başında yer alan Mukaddime’de Derginin yayın amacı ve içeriği hakkında bilgi verilmiş, hedefler ortaya konulmuştur. Yedinci sayısından itibaren yeni yazıyla çıkarılan Dergi, 1942 ye kadar 169 sayı olarak yayımlanmıştır. Gerçekte 170 sayı yayımlanmış olmasına karşın 1942 yılının Şubat ayında çıkan Dergiye sayı verilmemiştir. Bu yıllarda çıkarılan bazı sayıların ayrı ayrı hazırlanıp birleştirilerek tek kapak altında basıldığı görülmektedir. (67, 68 ve 69 uncu sayılar; 161, 162, 163 ve 164 üncü sayılar)15 yıl kadar süren bu dönem, Mayıs 1942’ye ait 169 uncu sayı ile sona ermekte ve Derginin yayın hayatındaki ilk önemli kesinti başlamaktadır.

1944-1975 Dönemi: 1944 yılının Eylül-Ekim aylarına ait 170 inci sayı ile Dergi yeniden çıkarılmaya başlanmıştır. Bu dönemde Derginin içeriğinde yapılan değişikliklerin yanı sıra adı değiştirilmiş ve iki ayda bir basılmıştır. 170 inci sayıdan itibaren “İdare Dergisi” adını almış, 1975 yılı sonu itibariyle 355 inci sayıya ulaşmıştır. Bu dönemde toplam 186 sayı yayımlanan Derginin bazı sayıları birleştirilerek basılmıştır.1963 yılına ait 281 inci sayısından başlayarak adı tekrar değiştirilmiş ve bugüne kadar Türk İdare Dergisi adıyla yayımlanmasına devam edilmiştir.

1976-1979 Dönemi: Derginin yayın hayatında önemli aksamaların olduğu dönemdir. Dört yıllık süre içerisinde yalnızca beş sayı yayımlanabilmiş ve yayın hayatındaki ikinci büyük kesinti 1979 yılı Şubat ayında çıkarılan 360 ıncı sayıdan sonra başlamış, 1982 yılı sonlarına kadar devam etmiştir.

1982’den Sonraki Dönem: Yayımına yaklaşık üç yıl ara verildikten sonra, 1982 Aralık ayına ait 361 inci sayıyla yeniden çıkarılmaya başlansa da bazı aksaklıklar devam etmiş, ancak 1984 yılında çıkarılan 363 üncü sayısından başlanarak sıklık süresi üç ayda bir olarak belirlenmiştir. 1985 yılından itibaren de yılda 4 sayı Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere düzenli aralıklarla yayımına devam edilmiş ve kesintiye uğratılmadan bugüne kadar sürdürülmüştür.

2009 Hakemli Dergi Dönemi: Türk İdare Dergisi, seksen yılı aşan yayın hayatı sürecinde Türk kamu yönetimine yaptığı hizmetleri bundan sonra daha üst düzeyde yürütme gayesiyle, 12 Şubat 2009 tarihli Müsteşarlık Makamının onayıyla ulusal hakemli akademik mesleki bir yayın haline getirilmiştir. Dergi, yeni yayın ilkesi gereğince 2009 yılının Haziran sayısından itibaren sadece bilimsel ve akademik düzeyde araştırma ve incelemeleri konu eden makaleleri yayımlamaktadır.

Türk İdare Dergisine, zaman zaman ekler yayımlanmış,  bu ekler bazen bir yazar ya da bir konuya ait iken bazen de bir araya getirildiğinde bağımsız bir kitap oluşturan önemli konulara ait olmuştur.

Türk İdare Dergisi yedi kez özel sayı olarak yayımlanmıştır: 

Atatürk ve İdare Özel Sayısı

Birinci özel sayı, Cumhuriyetin 10 uncu yıl dönümü nedeniyle hazırlanan 67’nci sayıdır. Bakanlık çalışmalarının bu 10 yıl açısından değerlendirildiği Dergi 303 sayfadan oluşmuştur.
İkinci özel sayı, Cumhuriyetin 15 inci yıl dönümü nedeniyle yayımlanan 127’nci sayı olup 15 yılda Bakanlıkça gerçekleştirilen çalışmalarla gelecekte yapılması planlanan çalışmalara yer verilmiştir.
Üçüncü özel sayı, Cumhuriyetin 50’nci yılına ilişkindir. 344 üncü sayı olarak yayımlanmış olup, 50 yılda İçişleri Bakanlığının çalışmalarını değerlendiren 11 makale ve 1 İdari Coğrafya incelemesini içermektedir.
Dördüncü özel sayı, Cumhuriyetin 60’ıncı yıl dönümü nedeniyle başta Merkez Valileri ve çok sayıda Bakanlık personelinin katkılarıyla hazırlanan 362’nci sayıdır. İçerik olarak diğer özel sayılardan farklıdır. “Atatürk ve İdare” adını taşıyan ve bütünüyle bir kitap olarak hazırlanan bu sayı, Atatürk ve mülki idare amirleri arasındaki bağı ortaya koymaya çalışan özel bir eser niteliğini taşımaktadır.
Beşinci özel sayı, ilk dört özel sayıdan farklı bir nedenle yayımlanmıştır. Türk İdare Dergisinin 60’ncı yayın yılını doldurması nedeniyle, 378 inci sayı bu niteliğine uygun olarak özel bir sayı şeklinde hazırlanmış ve 700 sayfa olarak yayımı gerçekleştirilmiştir. 31 yazarın değişik konularda katkıda bulunduğu Dergide Bakanlık personeli, mülki idare amirleri, diğer kamu kuruluşları yöneticileri ile öğretim görevlileri yazılarıyla bir araya getirilmiş bulunmaktadırlar.
Altıncı özel sayı, Cumhuriyetin 70’inci yıl dönümü nedeniyle çıkarılmıştır. Aralık 1993’e ait 401’inci sayı 713 sayfa olarak basılmıştır. Atatürk ve Atatürkçülük ile ilgili yazılar, Türk kamu yönetiminin 70 yılının değerlendirildiği yazılar, İçişleri Bakanlığının 70 yıllık merkez ve taşra teşkilatındaki gelişmelere ait yazılar ile mülki idare amirliği mesleğinin geleceğinin tartışıldığı yazılar yer almıştır.
Yedinci özel sayı, Cumhuriyetin 75 inci yıl dönümüne ait olan sayıdır. Aralık 1998’e ait 421 inci sayı 630 sayfadır. Bakanlığın, mülki idare amirlerinin ve genelde kamu yönetimi ile kurumlarının daha çok 70 yıllık geçmişlerinin değerlendirildiği altıncı özel sayıdan sadece beş yıl sonra yayımlanan bu sayıda; geçmişin değerlendirilmesi yapılmamış, çağdaş yönetim teknikleri ve uygulamaların ışığında geleceğe bakış ile yönetime katkıda bulunan yazılara yer verilmiştir.

Geri Göndermeme İlkesi

0

Geri Göndermeme İlkesi (Non-refoulement) uluslararası hukukun temel ilkelerindendir. Hiç kimsenin, vatansız dahi olsa işkenceye veya insanlık dışı muameleye veya cezaya maruz bırakılmaması için sınır dışı edilmemesi veya geri gönderilmemesi evrensel bir prensiptir. İlke, sığınmacıların ırk, din, milliyet, belli bir sosyal gruba veya politik görüşe sahip olmalarından ötürü uğrayacakları tehlikeleri engellemek üzere konulmuştur.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””] Geri gönderme (refulman, refoulement) Bir Devletin, bir kişiyi, hayatı veya özgürlüğünün tehdit altında olacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşü yüzünden zulüm görebileceği veya işkence riskiyle karşı karşıya kalacağı başka bir Devletin topraklarına herhangi bir şekilde geri göndermesidir. Refulman, sınır dışı etme, zorla sınır dışı etme, iade etme, sınırda reddetme, ülke toprakları dışında durdurma ve fiziksel dönüşe zorlama şeklinde bir Devlete geri dönmeyle sonuçlanan eylemlerdir.[/box]

Geri Göndermeme İlkesi, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Tarihli Sözleşme ile getirilmiştir. Sözleşmenin gücü, önde gelen çok sayıda devlet tarafından imzalanmış olmasından kaynaklanmaktadır. Taraf devletlere, çekince koyma yetkisi tanınmamıştır.  1951 Sözleşmesi, 1933 tarihli “Mültecilerin Uluslararası Statüsü” ve 12 Şubat 1938 tarihli “Almanya’dan Gelen Sığınmacıların Statüsü” sözleşmelerinde tanımlanmış hakların hukuki korumasını genişletmiş ve güçlendirmiştir.

Sözleşmenin 33. maddesinde; “Hiçbir taraf devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir.” ifadesi ile ger-göndermeme ilkesi tanımlanırken, bu temel kuralın istisnası, oldukça ciddi şartlarda maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir:

Geri Göndermeme İlkesi, İşkenceye veya Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı BM Sözleşmesi, 1949 Cenevre Sözleşmesi, BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, Zorla Kaybedilmeye Karşı Herkesin Korunması Hakkında Bildiri, Kanun Dışı, Keyfi ve Yargısız İnfazların Etkili Bir Şekilde Önlenmesi ve Soruşturulması Hakkında Prensipler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi ve Afrika Birliği Örgütü Mülteci Sözleşmesi ile de teyit edilmiştir.

Geri Göndermeme İlkesi ve Türkiye 

Türkiye, Geri Göndermeme İlkesi’ni benimsemektedir. Ayrıca, mülteci haklarını düzenleyen sözleşme ve protokollerin çoğuna taraftır.

Türkiye’nin de taraf olduğu “1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne Dair Uluslararası Sözleşme” temel ilke ve prensipleri koymaktadır. Sözleşme, Geri Göndermeme İlkesini evrensel bir kural olarak kabul etmiştir.  Mülteciler ve uluslararası korumaya muhtaç kişisel bakımından Sözleşmesinin 33. maddesi  belirleyicidir. “Hiçbir taraf devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade (refouler) etmeyecektir.”

Türk Hukuku’nda “geri göndermeme ilkesi”  Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda yer almaktadır. Kanun, “Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.” şeklinde düzenleme getirmektedir.

Viktor Mihály Orbán

0
Viktor Mihály Orbán

Viktor Mihály Orbán, 31 Mayıs 1963 tarihinde Macaristan’ın Székesfehérvár (İstolni Belgrad) şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra, 1981 yılında Blanka Teleki Lisesi’nden mezun olmuştur. 1983-1987 yılları arasında Budapeşte Eötvös Loránd Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde hukuk eğitimi alarak mezuniyetini hak etmiştir. Yüksek lisans tezini “Polonya Dayanışma Hareketi” üzerine kaleme almıştır. 1989 yılında Açık Toplum Enstitüsü bursu ile Oxford Üniversitesi Pembroke Koleji’nde siyaset bilimi üzerine akademik çalışmalarda bulunmuştur.

Siyasi Kariyerinin Başlangıcı ve Fidesz

Orbán, 30 Mart 1988 tarihinde kurulan Genç Demokratlar İttifakı’nın (Fidesz) kurucu üyeleri arasında yer alarak siyasi kariyerine adım atmıştır. 16 Haziran 1989 tarihinde, 1956 Devrimi’nin lideri Imre Nagy ve çalışma arkadaşlarının iade-i itibar töreninde yaptığı konuşmada, Sovyet birliklerinin Macaristan topraklarından çekilmesi ve serbest seçimlerin yapılması yönündeki talebiyle ulusal ve uluslararası düzeyde tanınırlık kazanmıştır. 1989 yılında gerçekleştirilen ve demokratik geçiş sürecini belirleyen “Üçlü Yuvarlak Masa” görüşmelerinde Fidesz delegasyonu içerisinde yer almıştır.

Yasama ve Yürütme Faaliyetleri
  • Milletvekilliği: 1990 yılında yapılan ilk demokratik seçimlerde Pest seçim bölgesinden milletvekili seçilerek parlamentoya girmiştir. 1993 yılına kadar Fidesz Parlamento Grup Başkanlığı görevini yürütmüştür.
  • Parti Liderliği: 1993 yılında Fidesz’in ilk genel başkanı seçilmiştir. Liderliği döneminde parti, klasik liberal çizgiden merkez sağ ve ulusal muhafazakâr bir ideolojik zemine evrilmiştir.
  • Birinci Başbakanlık Dönemi (1998-2002): 1998 genel seçimlerinde Fidesz’in zaferiyle ilk kez Başbakanlık makamına gelmiştir. Bu dönemde Macaristan’ın ekonomik istikrarı ve Avrupa entegrasyonu süreçlerine odaklanmıştır.
  • Muhalefet Dönemi (2002-2010): 2002 ve 2006 seçimlerinin kaybedilmesi üzerine sekiz yıl boyunca ana muhalefet lideri olarak görev yapmıştır.
  • İkinci ve Müteakip Başbakanlık Dönemleri (2010-Günümüz): 2010 genel seçimlerinde anayasal çoğunluğu (üçte iki) elde ederek ikinci kez Başbakan seçilmiştir. Bu başarısını 2014, 2018 ve 2022 seçimlerinde de sürdürmüştür.
Hukuki ve Siyasi Reformlar

2010 yılından itibaren Orbán hükümetleri, Macaristan Anayasası’nda (Temel Kanun) köklü değişikliklere gitmiştir. Bu reformlar; yargı yapısı, seçim kanunu ve medya mevzuatı gibi temel alanları kapsamaktadır. 2011 yılı itibari ile Macaristan’ın yeni anayasası kabul edilmiş, devletin kurumsal yapısı ve yargı hiyerarşisi yeniden düzenlenmiştir. Kasım 2020 itibarıyla, Kálmán Tisza’nın rekorunu geride bırakarak Macaristan tarihinin en uzun süre görevde kalan Başbakanı unvanını iktisap etmiştir.

Dış Politika ve Uluslararası İlişkiler

Orbán dönemi dış politikası, Avrupa Birliği kurumlarıyla yaşanan egemenlik tartışmalarının yanı sıra; Rusya, Türkiye, Çin ve İsrail gibi ülkelerle ikili ilişkilerin güçlendirilmesine dayalı “Doğu Açılımı” stratejisi ile karakterize edilmektedir. Orbán yönetimi, dış politikada “Doğu Açılımı” (Eastern Opening) stratejisini benimseyerek; Avrupa Birliği müktesebatı ile ulusal egemenlik dengesi üzerine kurulu bir hat izlemiştir. Bu süreçte Türkiye, Rusya, Çin ve İsrail ile ikili devletler hukuku çerçevesinde stratejik iş birlikleri geliştirilmiştir. Siyasi kariyerinin başında Liberal Enternasyonal Başkan Yardımcılığı yapmış olsa da, 2000 yılında bu yapıdan ayrılarak Avrupa Halk Partisi’ne (EPP) katılmış, ilerleyen süreçte ise muhafazakâr ve egemenlikçi politikaları nedeniyle AB düzleminde farklı ittifak arayışlarına girmiştir.

Tarım mühendisi Győző Orbán ve konuşma terapisti Erzsébet Sípos’un evladı olan Viktor Orbán, hukukçu Anikó Lévai ile evli olup beş çocuk babasıdır.

Kasım 2020 itibarıyla, 14 yılı aşan görev süresiyle Macaristan tarihinin en uzun süre görev yapan Başbakanı sıfatını iktisap etmiştir.

100 Dava, 100 Yıl: Türkiye Hukuk Tarihine Yapay Zekâdan Bir Bakış

0
Türkiye’nin son 100 yıldaki en önemli 100 davası

Yapay Zeka uygulaması ChatGPT, Türkiye’nin son 100 yıldaki en önemli 100 davasını listeledi. 

Erken Cumhuriyet (1920’ler–1940’lar)

  1. İstiklal Mahkemeleri (1920–1927) — Yeni rejimin olağanüstü yargısı.

  2. Şeyh Said İsyanı Yargılamaları (1925) — İsyan ve bölücülük suçlamaları.

  3. Takrir-i Sükûn dönemi basın davaları (1925–1927) — Serbestî–güvenlik gerilimi.

  4. İzmir Suikastı Davası (1926) — Atatürk’e suikast iddiası; geniş siyasal tasfiye.

  5. Terakkiperver Fırka kapatma süreciyle bağlantılı davalar (1925–1926) — Siyasetin yargısallaşması.

  6. TKP davaları (1920’ler) — Komünizm korkusu ve örgütlenme.

  7. Nazım Hikmet/Donanma Davası (1938) — İfade özgürlüğü ve sıkıyönetim.

  8. Menemen–Kubilay Davası (1930–1931) — İrtica soruşturmaları.

  9. Serbest Fırka sonrası olaylar davaları (1930) — Siyasal rekabetin cezai yüzü.

  10. Tan Olayı soruşturmaları (1945) — Basın özgürlüğü kırılma anı.

1950’ler–1960’lar

  1. Yassıada “Anayasa İhlali” Davası (1960–1961) — Menderes–Zorlu–Polatkan.

  2. Yassıada “Bebek Davası” ve diğer dosyalar — Ceza hukuku ile siyaset kesişimi.

  3. 6–7 Eylül Olayları soruşturmaları — Azınlık karşıtı şiddet ve cezasızlık tartışması.

  4. 49’lar Davası (1959) — Kürt öğrenci/düşünce yargılamaları.

  5. Talat Aydemir Darbe Girişimi Davaları (1962–1963) — Ordu–siyaset ilişkisi.

  6. İleri sol öğrenci davaları (1960’lar sonu) — 141–142–163 eksenli takipler.

  7. TİP kapatma ve siyaset yasağı süreçleri (1960’lar) — Parti özgürlüğünün sınırları.

  8. Kıbrıs bağlamlı casusluk/Devlet güvenliği dosyaları (1960’lar) — Güvenlik yargısı.

  9. 1960 sonrası basın davaları (Örneğin Akis/Ant) — Siyasi eleştiri alanı.

  10. Sendikal eylem davaları (1960’lar) — DİSK/Türk-İş çevresinde erken içtihatlar.

12 Mart–12 Eylül Arası ve Sonrası (1970’ler–1980’ler)

  1. THKO/Deniz Gezmiş Davası (1971–1972) — İdam cezaları ve politik şiddet.

  2. THKP-C/Mahir Çayan Davaları (1971) — Devrimci örgüt yargılamaları.

  3. 1971 Muhtırası basın/dernek davaları — Sıkıyönetim yargısı.

  4. DİSK Davaları (1970’ler/1980) — Sendikal haklar ceza ekseninde.

  5. 1 Mayıs 1977 soruşturmaları — Etkin soruşturma tartışması.

  6. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası (1981–1985) — 12 Eylül’ün büyük siyasal davası.

  7. Devrimci Yol/Devrimci Sol Davaları (1980’ler) — Kitle davaları.

  8. 12 Eylül Darbesi Davası (Evren–Şahinkaya, 2012’de açılıp 2014 hüküm) — Geç adalet tartışması.

  9. Aydınlar Dilekçesi soruşturmaları (1984) — İfade–dilekçe hakkı sınırları.

  10. Sıkıyönetim Devlet Güvenlik Mahkemeleri pratiği — Özel yargı düzeninin kalıcı etkisi.

1990’lar: Çatışma, Kutuplaşma, Derin Devlet Tartışmaları

  1. Sivas Madımak Davası (1993–) — Toplumsal şiddet, zamanaşımı ve cezasızlık eleştirisi.

  2. Başbağlar Davası (1993–) — Misilleme şiddeti ve yargı gerilimi.

  3. Uğur Mumcu Suikastı Davası (1993–) — Fail/motif tartışmaları.

  4. DEP/Leyla Zana ve Arkadaşları Davası (1994) — Siyaset–ifade–terör üçgeni.

  5. Metin Göktepe Davası (1996–2000) — Polis şiddeti ve cezasızlıkla mücadele.

  6. Susurluk Davası (1996–2002) — Devlet–mafya–siyaset bağı.

  7. Manisa Gençleri İşkence Davası (1995–2000) — İşkence yasağı içtihadı.

  8. Gazi Mahallesi Davası (1995–) — Etkin soruşturma yükümlülüğü tartışması.

  9. Öcalan Davası (1999) — Terör suçları, adil yargılanma ve AİHM boyutu.

  10. JİTEM Davaları/Faili Meçhuller (1990’lar–) — Sistematik şiddet iddiaları.

  11. Hizbullah Davaları (2000’a evrilir) — Örgütlü şiddet yargılamaları.

  12. Refah Partisi Kapatma (AYM, 1998) — Laiklik ve parti özgürlüğü.

  13. Fazilet Partisi Kapatma (AYM, 2001) — Siyasal alanın yeniden dizaynı.

  14. HADEP Kapatma (AYM, 2003) — Kürt siyaseti ve parti kapatma pratiği.

  15. Sivas davası ek dosyaları/1990’lar faili meçhulleri — Tutarlılık ve zamanaşımı.

  16. Musa Anter Davası (1992 cinayet, dosya yıllarca) — Derin yapı iddiaları.

  17. Temel haklar alanında AİHM’e giden dalga (Aksoy/Loizidou, 1996) — Türkiye aleyhine içtihat eşiği.

  18. “301”e giden yolun öncülleri — İfade/ulusal kimlik davaları.

  19. Sendikal hak ihlalleri davaları — AİHM ve iç hukuk etkileşimi.

  20. Faili meçhul köy boşaltmaları/işkence dosyaları — AİHM’de sistematik ihlal bulguları.

2000’ler: Dönüşüm, “Derin Devlet” ve Kumpas Tartışmaları

  1. Hrant Dink Cinayeti Davası (2007–) — İfade özgürlüğü, nefret, kamu görevi sorumluluğu.

  2. Malatya Zirve Yayınevi Davası (2007–2022) — Nefret/örgütlü yapı iddiaları.

  3. Rahip Santoro Davası (2006) — Dinsel nefret ve koruma sorumluluğu.

  4. Danıştay Saldırısı Davası (2006–) — Laiklik hedefli saldırı iddiaları.

  5. Ergenekon Davası (2008–2016) — Büyük “derin devlet” dosyası, FETÖ kumpası tespiti.

  6. Balyoz Davası (2010–2015) — Dijital delil tartışması, iade-i muhakeme.

  7. OdaTV Davası (2011–2016) — Basına kumpas, FETÖ rolü.

  8. KCK Davaları (2009–) — Toplu yargılama ve adil yargılanma eleştirileri.

  9. Poyrazköy/Kafes Eylem Planı (2009–2015) — Delil güvenilirliği sorunu.

  10. İzmir Askeri Casusluk (2013) — Dijital delille kurgu iddiaları.

  11. Deniz Feneri e.V. Davası (2008–2011) — Siyasi yansımaları güçlü yolsuzluk dosyası.

  12. Orhan Pamuk 301 Davası (2005–2006) — İfade özgürlüğü/“Türklüğü aşağılamak” tartışması.

  13. Hrant Dink 301 Süreçleri — 301’in en sembolik dosyası.

  14. Temizöz ve Cizre JİTEM Davası (2009–2015) — 90’lar hesaplaşması.

  15. Şemdinli Davası (2005–2016) — Asker–yargı yetki çekişmesi.

  16. Fenerbahçe Şike Davası (2011–) — Spor yargısı ve kumpas tartışması.

  17. Parti finansmanı–siyasi etik dosyaları — Yerleşmeyen içtihat alanı.

  18. AİHM: Loizidou, Aksoy, İpek vb. içtihatların uygulanması — İhlal–yeniden yargılama ilişkisi.

  19. 367 Kararı ve yargının siyasette rolü (2007) — (dava/karar ekosistemi).

  20. Haksız Tahrik–Namus cinayetleri içtihadı — Toplumsal cinsiyet adaleti tartışmaları.

2010’lar–2020’ler: Yeni Sistem, Toplumsal Felaketler, Büyük Siyasi Davalar

  1. Gezi Parkı Davası (2013–2022/—) — Toplumsal hareket–ceza hukuku.

  2. Osman Kavala Davası (2017–) — AİHM kararına rağmen tutma tartışması.

  3. 17–25 Aralık Soruşturmaları (2013) — Yolsuzluk–yargı bağı.

  4. MİT TIR’ları Davası / Can Dündar (2014–) — Devlet sırrı–basın özgürlüğü.

  5. 15 Temmuz Darbe Davaları (2016–) — Kitle yargılamaları ve adil yargılanma ölçütleri.

  6. ByLock/Ankesör Davaları — Dijital delil standardı tartışması.

  7. Tahşiye Kumpası Davası — FETÖ yargı mühendisliği.

  8. Selam-Tevhid/Kudüs Ordusu Kumpası — Usulsüz dinleme–delil üretimi.

  9. Barış Akademisyenleri Davaları (2016–2019) — AYM’nin ifade özgürlüğü içtihadı.

  10. Wikipedia Erişim Yasağı/AYM Kararı (2019) — İnternet özgürlüğünde dönüm.

  11. HDP Kapatma Davası (AYM, 2021–) — Parti kapatma pratiğinin dönüşü.

  12. Selahattin Demirtaş Davaları (2016–) — AİHM Büyük Daire içtihatları.

  13. Canan Kaftancıoğlu Davası (2019–2022) — Siyasi ifade/geriye yürütme tartışmaları.

  14. Ekrem İmamoğlu Davası (2019– ) — Seçim–yargı–siyaset kesişimi.

  15. Enis Berberoğlu/AYM Hak İhlali (2020) — Yasama dokunulmazlığı içtihadı.

  16. Can Atalay/AYM–Yargıtay Krizi (2023–2024) — Anayasal organlar arası çatışma.

  17. Boğaziçi Davaları (2021–) — Üniversite özerkliği–toplanma özgürlüğü.

  18. Emekli amiraller Montrö Davası (2021–2022) — Bildiri–ifade–vesayet tartışması.

  19. Soma Maden Faciası Davası (2014–2024) — Kurumsal sorumluluk ve yaptırım.

  20. Ermenek Maden Davası (2014–) — İş sağlığı ve güvenliği içtihadı.

  21. Çorlu Tren Faciası Davası (2018–2024) — Altyapı güvenliği–ceza sorumluluğu.

  22. Aladağ Yurt Yangını Davası (2016–2020) — Çocukların korunması–idarenin rolü.

  23. Hava Harp Okulu Öğrencileri Davaları (2016–) — Toplu yargılama/fer’î faillik.

  24. FETÖ Medya Davaları (Altan/Ilíçak vb., 2016–2021) — İfade/silahlı örgüt kriteri.

  25. Kobani Davası (2020–2024) — Siyasi sorumluluk–toplumsal olay ilişkisi.

  26. Mavi Marmara Davası (2010–) — Evrensel yargı/uluslararası hukuk tartışması.

  27. TCK 299 (Cumhurbaşkanına hakaret) emsal dosyaları — Suç tipinin sınırları.

  28. Çiftlik Bank Davası (2021–2024) — Finansal dolandırıcılık–toplu mağduriyet.

  29. Thodex Davası (2023) — Kripto varlık yargılamalarının ilk örnekleri.

  30. Sosyal medya erişim engelleri/5651 AYM içtihadı — Dijital haklar ekseninde dönüşüm.

Yolsuzlukla Mücadele Çabaları Hakkında Rapor

0

Yolsuzlukla Mücadele Çabaları Hakkında Rapor, Avrupa Güvenlik Ve İşbirliği Teşkilatı (Agit-Organization for Security and Co-operation in Europe, OSCE) tarafından 26 Kasım 2000 tarihinde yayınlanmıştır.

Avrupa Güvenlik Ve İşbirliği Teşkilatı’nın (Agit) Yolsuzlukla Mücadele Uluslararası. Çabalarına Katkıları Hakkında Rapor

I.SUNUŞ

Yolsuzluk, hükümetlerin ve toplumların bunu kontrol altına alma mücadelelerinde devamlı bir özen göstermeleri ve yükümlülükte bulunmalarını gerektiren sürekli bir tehdit olarak tanımlanmaktadır.

Ulusal düzeyde yapılan yolsuzlukla mücadelenin, uluslararası işbirliği ile tamamlanması zorunluluğu giderek daha aşikar bir hale gelmiştir. Son yıllarda bu soruna verilen dikkatin artması sonucu bir dizi uluslararası girişim başlamıştır.

AGİT, yolsuzlukla mücadele çabalarına katkıda bulunmayı taahhüt etmiştir. AGİT ulusal, bölgesel ve uluslararası çabalara getirebileceği ek katkılar üzerinde yoğunlaşan çok-düzeyli bir yaklaşımdan yanadır. Bunun nasıl en iyi yapılacağının incelenmesi ise yolsuzlukla savaşta üye devletlerin ana sorumluluklarını belirleyen Avrupa Güvenlik Şartı’nın 33.paragrafı (3) ile başlamıştır.

Sorun, hukukun üstünlüğü altında adil ve dürüst bir şekilde ele alınmaktadır.

İstanbul Zirve Deklarasyonu, daha açık bir şekilde, yolsuzlukla savaşa katkıda bulunmanın, diğer örgütlerin çabalarını dikkate alan AGİT gündeminin bir parçasını oluşturduğunu ifade etmiştir.

Temmuz 2000 tarihinde 9. AGİT Parlamenter Asamblesi Genel Kurulu tarafından kabul edilen Bükreş Deklarasyonu, yolsuzlukla savaşta kullanılacak etkin stratejilerin belirlenmesini sağlayacak ulusal tedbirleri ele almıştır.

AGİT’in yolsuzlukla mücadele çabalarına yapacağı muhtemel katkıları belirlenirken aşağıdaki unsurlar da dikkate alınmalıdır:

Yolsuzluğu ortadan kaldıracak başarılı bir strateji, aynı zamanda yolsuzluk karşıtı bir ortamı da güçlendirecek şekilde, sorunun kökenlerini ele almalıdır. Bu tip stratejilerin geliştirilmesinde, hukukun üstünlüğü, iyi yönetim ve ekonomik faktörlerdeki açıklar ile organize suçların rolü, şeffaflığın artması ve kamunun desteği de dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan yolsuzlukla savaş, bu alanlardaki diğer çabaların tamamlayıcı bir kısmını oluşturmalıdır.

Yani yolsuzluk karşıtı bir strateji; norm koyma, uygulama/zorlama, takip, bilinç artışı ve şeffaflığın ilerlemesinin birleşiminden oluşmalıdır.

II. ULUSLARARASI ÇERÇEVE

Yolsuzluğa karşı uluslararası girişimlerin kapsamlı bir değerlendirmesine bu raporda yer verilmemiştir. Rapor, AGİT dışındaki mevcut faaliyetler, özellikle norm koyma ve izleme alanındaki hali hazırdaki girişimler üzerinde yoğunlaşmaktadır.

1. Norm Koyma ve İzleme

Birlemiş Milletler: 1. Suç Kongresinin kabul ettiği Deklarasyona ve BM Genel Kurulu’nun (BMGK) kararlarına uygun olarak Suç Önleme ve Ceza Adaleti Komisyonu (CCPCJ) yolsuzluğa karşı etkin uluslararası yasal belgelerin değerlendirilmesi için 9. oturumunda (Nisan 2000) bir ‘’yol haritası’’nı benimsemiştir. BMGK’nun onaylamasına bağlı olarak, 10. oturumundan önce devletlerin yorumlarını sunmalarına da imkan vererek BM Genel Sekreteri’nden, yolsuzluğu ele alan benzeri uluslararası yasal belgelerin, diğer dokümanların ve tavsiyelerin analizini CCPCJ’ye sunması istenmiştir. 10. oturumunda CCPCJ bu raporu ele alacak, değerlendirecek ve yolsuzluğa karşı yasal belgelerin geliştirilmesi için tavsiyeler ve kılavuz ilkeler belirleyecektir.

Sınır aşan Organize Suç Sözleşmesi ve protokolleri müzakeresinin sonuçlanması üzerine BMGS, bu tip belgelerin müzakeresinde, taslak bir referans hazırlamak üzere bir hükümetlerarası uzman grubu toplayacaktır. Bu taslak referans, BMGK’nun 56. oturumunda kabule sunulacaktır. Bu belge kabul edilir edilmez, bu tip belgelerin müzakeresi için geçici bir komite çalışmalarına başlayacaktır.

Uluslararası Para Fonu (IMF): IMF, çok önemli makro ekonomik sonuçları doğurabilecek olan yolsuzluk üzerinde yoğunlaşmıştır. IMF, rüşvet ve yolsuzluğun ekonomik iyileştirme programlarını baltalama tehdidi altında bulunan ülkelere mali yardımda bulunmayı reddedeceğini belirtmiştir. Üye devletleri, Mali Şeffaflıkta İyi Uygulama Yasasını hayata geçirimleri için teşvik etmektedir. Yasa şunlara dayanmaktadır: hükümetin rolleri ve sorumlulukları açık olmalıdır; hükümet faaliyetleri hakkında kamuoyuna bilgi verilmelidir; bütçenin hazırlanması, uygulanması ve rapor verme açık bir şekilde yapılmalıdır; ve mali bilgi, bağımsız değerlendirmenin konusu olmalıdır.

Avrupa Konseyi: 1994 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Yolsuzluk Disiplinleri Grubunu kurdu ve Grubu, yolsuzluğa karşı uluslararası düzeyde belirlenecek eylem programına dahil edilmek üzere hangi tedbirlerin uygun olacağı ve taslak model yasaları ya da seçilmiş alanlarda bu konudaki uluslararası sözleşmelerin değerlendirmesi de dahil idari yasalar ile bu dokümanlarda yer alan yükümlülüklerin takip mekanizmalarını incelemekle görevlendirmiştir. Kasım 1997 tarihinde ‘’yolsuzlukla savaş için 20 kılavuz ilke‘’ yi Bakanlar Konseyi Komitesi kabul etti.

Yolsuzluk Ceza Hukuku Sözleşmesi 27 Ocak 1999 tarihinde imzaya açıldı ve şu ana kadar 30 ülke tarafından imzalandı. Sözleşme, yolsuzluğu geniş bir düşünce olarak kabul etti ve yerel, yabancı ve uluslararası memurların aktif ve pasif yolsuzlukları, özel işlemlerde aktif ve pasif rüşvet, yolsuzluk sürecinin aklanması ve hesaplarda yolsuzluk da dahil olmak üzere yolsuzluk suçlarına cezalandırma getirmektedir. Sözleşme, üye olamayan devletlerin katılımına da açıktır.

Yolsuzluk Ceza Hukuku Sözleşmesi, 1 Mayıs 1999 tarihinde yürürlüğe giren Yolsuzluğa karşı Avrupa Konseyi Devletler Grubunda (GRECO Antlaşması) belirlenen takip mekanizmalarını da sağlamaktadır. İlk GRECO oturumu Ekim 1999 tarihinde gerçekleşmiştir.

GRECO, üyelerinin yolsuzlukla mücadele etme kapasitelerinin geliştirilmesini amaçlamaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen yolsuzlukla mücadelede 20 Kılavuz İlke, GRECO tarafından devletlerin buna ne kadar uyduklarının takibinde kullanılmaktadır.

GRECO Avrupa Konseyine üye olan ve üye olmayan tüm devletlerin katılımına açıktır. Ceza Yasası Sözleşmesinin ya da Yolsuzluğa Karşı Ülkeler Grubunun Kurulması Genişletilmiş Kısmi Antlaşmasına taraf olmak, GRECO’ya katılıma ve onun takip prosedürlerinin kabul edilmesine imkan verecektir.

Yolsuzluk Medeni Hukuk Sözleşmesi, Eylül 1999 yılında kabul edilmiş ve 13 devlet tarafından imzalanmıştır. Sözleşme yolsuzluk eyleminden kaynaklanan zararların tazmini için sivil çareleri ele almaktadır. Üye olmayan devletlerin katılımına da açıktır ve taraf olan ülkeler otomatik olarak GRECO takip sistemini kabul etmiş olmaktadırlar.

Güvensizlik ve yolsuzluğu ele alan ceza düzenlemelerinde belirlenen temel standartların zorlandığı Kamu Görevlileri Davranış Model Yasası, Mayıs 2000 tarihinde Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilmiştir.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD): 15 Şubat 1999 tarihinde yürürlüğe giren Uluslararası İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerinin Rüşvet Almasıyla Mücadele Sözleşmesi OECD üyesi olmayan ülkelerin katılımına da açıktır. Üye olmayan ama sözleşmeyi imzalayan devletler Arjantin, Brezilya, Şili ve Slovakya’dır. OECD üyesi 29 ülkenin tamamı imzalamıştır. Sözleşme, her ülkenin şirket faaliyetlerinden ve toprakları üzerinde yaşananlardan sorumlu olduğunu dikkate alarak yabancı görevlilere rüşvet verilmesinin ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir. Sözleşme rüşvetin geniş ve açık bir tanımını yapmakta ve ülkelerden buna karşı yaptırımda bulunmalarını ve birbirlerine yasal yardım yapmalarını istemektedir.

Buna ilaveten OECD 3 dizi tavsiye kabul etmiştir. Bu tavsiyeler, ülkelerin muhasebe, kamu istihdamı ve yabancı kamu görevlilerinin rüşvet almaları durumunda cezalandırılmaları konularında almak zorunda oldukları tedbirleri belirlemektedir.

1999 yılında OECD Yolsuzluk Karşıtı Birimi yolsuzluk, rüşvet, para aklama ve benzeri me-selelerde anında bilgi ve kaynak sağlama hizmeti başlatmıştır. Bu hizmet hükümet organları, işlet-meler, sivil toplum örgütleri, uluslararası örgütler ve bireylere yolsuzluğu frenlemek için daha etkin politikalar ve
uygulamalar hakkında bilgi vermektedir.

Avrupa Birliği (AB): 1996 yılında AB Konseyi ulusal ve Topluluk memurlarının aktif ya da pasif yolsuzluklarını cezalandıran Avrupa Topluluğu Mali Çıkarlarını Koruma Sözleşmesi Protokolünü kabul etmiştir. 1997 yılında yolsuzluğa karışan Topluluk görevlileri ve ulusal görevliler hakkında Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesini kabul edilmiştir. Sözleşme aktif ve pasif yolsuzluğu tanımlamakta ve soruşturma esnasında yardımlaşma ve iade koşullarına yer vermektedir. 1997 yılında kabul edilen Yasadışı Kazanılmış Para Sözleşmesinin İkinci Protokolü’nde yolsuzluğun aklanması sürecinin cezalandırılmasına yer vermiştir.

Aralık 1998’de kabul edilen Özel Sektörde Yolsuzluğun Cezalandırılması Ortak Eylem Belgesinde, işlerini yaparken aktif ya da pasif yolsuzlukta bulunanların cezalandırılmasını koşula bağlanmıştır. Birlik daha ileri bir aşamada bu yaklaşımı gözden geçirecektir.

Mayıs 1997 tarihinde Avrupa Komisyonu Yolsuzlukla Mücadelede Avrupa Birliği Politikası hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Belgesini kabul etmiştir. Bu belge AB içinde ve AB’nin diğer üye olmayan ülkelerle ilişkilerindeki yolsuzluk hakkında kapsamlı bir politika belirlemiştir.

4. II. AGİT FAALİYETLERİ
1. AGİT Kurumları ve 2000 Yılı AGİT Faaliyetleri
Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR)

ODIHR, demokrasinin geliştirilmesi, şeffaf yapılanma ile etkili ve güvenilir bir adaleti sağlamaya çalışmaktadır. Bu ilkeler çerçevesinde, ODIHR yolsuzlukla mücadelede şeffaf, sorumlu ve hukuk düzenine dayanan bir demokrasinin geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Hukuk düzeninin ve iyi yönetimin geliştirilmesi alanındaki temel faaliyeti ise seçim süreci ile ilgilidir. ODIHR kaynaklarının büyük bir kısmını seçim öncesi ve sonrasındaki seçim sürecini iyileştirmeyi amaçlayan teknik yardımın geliştirilmesine tahsis etmiştir. ODIHR tarafından üstlenilen teknik seçim yardımı projeleri uzmanlar düzeyinde toplantılar yapılması ya da seçim yasasının geliştirilmesi gibi yasal yardımları da içermektedir. ODIHR ayrıca seçim idaresi kitapçığının yapılmasına yardımcı olmakta ve kolluk güçlerinin seçim süreci hakkında eğitilmelerini sağlamakta, oy süreci eğitiminin verilmesi ve yerel gözlemci eğitim projelerini idare etmekle ve seçimle ilgili meselelerin çözümünde yardımcı olmaktadır.

Yasal değerlendirme projeleri, devlet yapısının reforme edilmesi, ombudsman kurumlarına yardımcı olmak ve yolsuzluğa karşı bilgi ağı kurmak gibi bazı ODIHR faaliyetleri de yolsuzluğun önlenmesini hedeflemektedir.

ODIHR, adaletin idari organlarına yardımcı olarak, AGİT yükümlülerine dayalı bir adaletin, üçüncü devletlerin etkisinden uzak bağımsız bir kurum olmasını amaçla-maktadır. Benzer şekilde polise yardımcı olan programlar, kamu ile olan ilişkilerini daha da yakınlaştırmaları ve kamuya karşı sorumluluklarını güçlendirmeleri yollarını verir. Bu tür girişimler kamuyu zorlayıcı organları, yolsuzluk olaylarında gerekli bilgiyi toplamak için daha iyi bir duruma koyabilir.

Yolsuzluğa karşı çalışmaların önemli bir aracı da, ombudsmana ve ulusal insan hakları kurumlarına yardımcı olmaktır. Gerekli bağımsızlığa sahip oldukları sürece devlet makamlarının performansının izlenmesinde iyi bir yol sunabilir ve böylece yolsuzluğa karşı savaşa katkıda bulunabilirler.

AGİT Ekonomi ve Çevre Faaliyetleri Koordinatörü Ofisi (OCEEA)

AGİT Ekonomi ve Çevre Faaliyetleri AGİT Forumunun 8. toplantısı Nisan 2000 tarihinde Prag’da yapılan toplantısında yolsuzlukla mücadelede şeffaflık, iyi yönetim ve güçlü kurumlara duyulan gereksinimi ele almıştır.

Mayıs 2001 tarihinde yapılan Ekonomi Forumunun 9. toplantısı, ekonomi meselelerinde iyi yönetim ve şeffaflık meselesine adanmıştır.

AGİT Ekonomi Forumunun ilk hazırlık toplantısında Şeffaflık ve İyi Yönetimin geliştirilmesinde global, bölgesel ve ulusal enstrümanlar ile şeffaflık ve iyi yönetimin geliştirilmesinde kamu eğitiminin ve sivil toplumun önemi ele alınmıştır.

AGİT Parlamenter Asamblesi

Temmuz 2000 tarihinde Bükreş’te yapılan 9. Yıllık Toplantısında AGİTPA iyi yönetimi, sürdürülebilir kalkınma ve bölgelerarası işbirliğinin bir ön koşulu olarak belirlemiştir. AGİTPA ‘’ AGİT’in ve kurumlarının demokrasi sürecinin desteklenmesi, hukukun üstünlüğünün ve sivil toplumun geliştirilmesi, seçim süreçlerinin izlenmesi ve böylece de iyi yönetimin geliştirilmesindeki özel rolünü memnunlukla karşılamıştır.’’ Demokrasi, İnsan Hakları ve İnsani Meseleler Komitesinin kararında Asamble, hukukun üstünlüğü ve yolsuzlukla mücadelede tamamlayıcı bir yaklaşım getiren bir fikirler dizini sunmuştur.

AGİTPA Ekim 2000 tarihinde ‘’organize suç ve yolsuzluk’’ konulu bir seminer düzenlemiştir. Müzakerelerin ana konusunu organize suç ve yolsuzluğun ekonomik kalkınma ve çatışma sonrası rehabilitasyon süreci üzerindeki çarpıtıcı etkileri ile yolsuzluk ve suçla mücadelede uluslararası stratejiler oluşturmuştur.

2. İstanbul Zirvesi Sonrası Başkanlık Faaliyetleri

İstanbul Deklarasyonu’nun 37. paragrafı uyarınca Başkanlık Mart 2000 tarihinde üye devletlerden gelen uzmanlardan oluşan, mevcut enstrümanları gözden geçiren ve hukuk düzeninin geliştirilmesi ve yolsuzluğu besleyen faktörlerle mücadeleyi ele alan bir toplantı yapmıştır.

Uzmanlar, mevcut en iyi uygulamaların dikkate alınması hususunda anlaşmışlardır. Ayrıca yolsuzlukla savaşta sadece önleyici mekanizmaların değil aynı zamanda sivil toplum katılımı da dahil iyi yönetimin ilerletilmesi gibi kapsayıcı çalışmaların da üstlenilmesi gerekliliğini vurgulamışlardır.

Avrupa Güvenlik Şartı AGİT’e yolsuzluk eylemlerine karşı güçlü bir kamu ve iş çevresinde görüş birliğini taahhüt eden sivil toplum örgütleri ile çalışma görevi vermiştir. Yolsuzlukla mücadelede AGİT’in yaklaşımı sadece hükümetlerle sınırlı değildir. Ayrıca özellikle yerel uygulama faaliyetleri üzerinde de odaklanmalıdır.

AGİT Ekonomi Forumunun 8. toplantısında Başkanlık, hukukun üstünlüğü, iyi yönetim ve yolsuzlukla mücadele gereksinimi meselelerinde ikinci uzmanlar toplantısını gerçekleştirmiştir.

AGİT’in uluslararası çabalara yapabileceği katkılardan bir tanesi de yolsuzluk olayına halkı bilinçlendirerek, mevcut norm ve standartlar konusunda bilgi dağıtarak ve yolsuzlukla mücadelede sivil toplumu ve sivil toplum örgütlerini destekleyerek, daha fazla siyasi dikkat verilmesini sağlamaktır.

ODIHR ve OCEEA arasında AGİT faaliyetleri çerçevesinde daha yakın bir işbirliğinin, hukuk düzeninin ve yolsuzluk karşıtı faaliyetlerin AGİT’in çalışmaları ile bütünleştirilmesi için gerekli olabileceğini belirttiler.

AGİT, demokrasinin geliştirilmesi, adaletin etkin idaresi ve şeffaflığını sağlamaya yönelik çalışmalarda da bulunmaktadır. Bu göstergeler çerçevesinde AGİT, yolsuzluk olayının ele alınmasına daha fazla katkıda bulunabilir.

Uzmanlar, bu alandaki AGİT çalışmalarının mevcut girişimlerin tekrarı olmaktan kaçınması ve önceliğin mevcut norm ve girişimlere yardımcı olmaya verilmesi gerektiği konusunda anlaşmışlardır.

Katılımcı kalkınma, insan hakları ve demokratikleşmenin iyi yönetim düşüncesi ile bütünleştirme çabalarıyla AGİT, hukuk düzeninin geliştirilmesi ve yolsuzluğu besleyecek faktörlerle mücadelede bilimsel bir yaklaşım izlemektedir. AGİT’in, kurumlarının ve misyonlarının değişik faaliyetlerine, bir dizi
yolsuzluk karşıtı tedbirler de dahil edilmektedir.

5. III. SONUÇLAR VE ÖNERİLER
1. Genel Görüşler

Katılımcı devletler arasında, aşağıdakiler hususunda genel bir anlaşma olduğu görülmektedir:

1. – Yolsuzluk olayı AGİT’in görevinin ve çalışmalarının tamamlayıcı bir parçası olarak ele alınmalıdır.

2. – Yolsuzluğun ele alınması ve hukuk düzeninin geliştirilmesi, AGİT’in tüm mekanizmalarında artırılmalıdır.

3. – Başarılı stratejiler, çok boyutlu ve hukuk düzeni, iyi yönetim, ekonomik kalkınma ile organize suç da görülen boşluklardan uzak olmalıdır.

4. – AGİT ve mevcut AGİT taahhütleri yolsuzlukla mücadelede çok boyutlu olmalıdır.

5. – Yolsuzluk sorununun ekonomik ve yasal zorlayıcı boyutları, uluslararası yetkin örgütler tarafında ele alınmaya devam etmelidir.

6. – Standart ve normlarla ilgili olarak öncelik diğer örgütlerin mevcut norm koyan faaliyetlerine verilmelidir.

7. – AGİT’in rolleri arasında, siyasi partiler ve devlet kurumlarını da içeren siyasi süreci etkileyici bir olay olarak yolsuzluğun değişik boyutlarını ele alma da bulunmaktadır.

8. – Tüm boyutlarıyla yolsuzluğu artırıcı bütçesel ve kaynaksal uygulamalar –eğer varsa- normal uygulamalar ile birlikte ele alınmalıdır.

2. Öneriler

İki uzman toplantısı sırasında katılımcılar, AGİT çalışmalarının, kurumlarının ve misyon faaliyetlerinin nasıl daha da tamamlanacağı ve güçlendirileceği hususunda pek çok öneride bulunmuşlardır.

Bunlar:

9. – Devletleri, mevcut yolsuzlukla ilgili uluslararası antlaşmaları onaylamaları ve uygulamalarını ele almaya teşvik etmek;
10. -Yolsuzlukla savaşı, AGİT’in hukuk düzeninin güçlendirilmesi çalışmalarına entegre etmek için:
11. – ODIHR’ın aşağıda yer alan benzeri faaliyetlerini desteklemek:
-Yolsuzluğu kamu oyunu bilinçlendirme kampanyalarında ele almak;
-Kamu eğitim programlarını hukuk düzeni, yolsuzluk ve politikalar arasındaki bağlantılar hususundaki müzakereleri dahil edecek şekilde genişletmek;
-Şeffaflığı artırıcı kuralları belirleyen seçim yardımları vermek;
-Yönetimde genel olarak şeffaflık ve açıklığı geliştirmek;
12.- Ekonomi ve Çevre Faaliyetleri Koordinatörü Ofisinin İstanbul Zirve Deklarasyonunun 29. paragrafı uyarınca düzenli raporlar hazırlaması -AGİT kurumlarını, AGİT misyonlarının ‘’ iyi yönetim ve hukukun üstünlüğü ile bağlantılı’’ faaliyetlerinde işbirliği yapmalarını teşvik etmek.
13. – Sivil toplum örgütleri ile diyalogu güçlendirmek/ yolsuzluk karşıtı bilgi ağı kurulmasına yardımcı olmak;
14.-2001 Ekonomi Forum ve hazırlayıcı seminerlerinin, iyi yönetim, hukukun üstünlüğü ve şeffaflığın geliştirilmesine katkılarını desteklemek;
15.- Mevcut enstrümanlar ve girişimler, en iyi uygulamalar ve alınan dersler hususlarında misyonlara bilgi vermek;
16.- Ulusal ve bölgesel eylem için kısa ve uzun dönem önceliklerin tanımlanmasına yardımcı olmak;
17. – Benzeri yasal düzenlemeler hakkında kamuoyunun bilincini artırmak ve uygulanmaları ve takip edilmelerine kamuoyu katılımını teşvik etmek;
18. – AGİT Medya Temsilcisinin faaliyetlerini destekleyerek araştırmacı gazeteciliği geliştirmek;
19. – Özel çıkar gruplarının lobi faaliyetlerinin başlaması ile bağlantılı meselelerini ele almak;
20 -Yolsuzlukla ilgili, uluslararası bilgi merkezleri ile işbirliği yapmak;
21. -Yolsuzluk hakkındaki uluslararası forumlara katılmak ve uluslararası takip mekanizmaları-nın sonuçlarına dikkat çekmek;
22.-Kamu görevlilerine ve hakimlere eğitim vermek ve bunu geliştirmek;
23. – AGİTPA vasıtasıyla ulusal yasamaya dahil olmak;
24. -Yasa zorlayıcı birimlerin, kamu ile daha yakın bir işbirliği kurmalarına yardımcı olmak ve böylece de kamuya karşı sorumluluklarını artırmak.

Bu rapor İstanbul Zirve Deklarasyonu’nun 37. maddesi uyarınca hazırlanmıştır. İstanbul ‘da verilen görevin bir ilerleme raporudur ve yolsuzluğu kapsamlı olarak ele alma iddiasında değildir fakat AGİT’in yolsuzlukla mücadelede konusundaki ulusal ve uluslararası çabalara yapabileceği katkılar üzerinde yoğunlaşmıştır.

Bu raporun amacına uygun olarak yolsuzluk terimi, AGİT’in konusuna giren, istikrarsızlık yaratıcı potansiyele sahip geniş çaplı, ve/veya geniş ölçekli ve/veya sistematik yolsuzluklar anlamında kullanılmıştır. Yolsuzluk çok yaygın ya da sistematik hale geldiğinde hukuk düzenine, ulusal kurumların otoritesine ve kalkınmaya açık bir tehlike oluşturur; bu kısır döngüde organize suçun tüm şekillerini beslemekte ve beslenmektedir, böylece de hukuksuzluk devleti olmaya giden yola katkıda bulunmakta, ulusal, bölgesel ve uluslararası istikrarı tehlikeye atmaktadır.

‘Hukuk devletine bağlılığımızı teyit ediyoruz. Yolsuzluğun AGİT’in ortak değerlerine büyük bir tehdit oluşturduğunun bilincindeyiz. Yolsuzluklar istikrarsızlık yaratır, güvenlik, ekonomik ve insani boyutun birçok veçhesini etkiler. Üye devletler, yolsuzlukla ve yolsuzlukları doğuran koşullarla mücadele etmeyi ve iyi yönetim ve toplumsal bütünlük için olumlu bir çerçeve yaratmayı üstlenirler. Yolsuzluklarla mücadele etmek için mevcut uluslararası araçları daha verimli kullanacaklar ve birbirlerine yardım edeceklerdir. AGİT, hukukun üstünlüğünü geliştirme gayretlerinin bir parçası olarak yolsuzluklara karşı güçlü kamu ve iş çevreleri oydaşmasına bağlı sivil toplum kuruluşları ile çalışacaktır.

Avrupa’da Yolsuzlukla Mücadele Kararı

0

Avrupa’da Yolsuzlukla Mücadele Kararı(Resolution on combating corruption in Europe), Avrupa Parlamentosu  tarafından 15 Aralık 1995 tarihinde kabul edilmiştir.

Metin taslağı, Avrupa Parlamentosu, Sivil Özgürlükler, Adalet ve İçişleri Komitesi tarafından hazırlanmıştır.

Kararın muhatapları; Üye Devletler, Parlamentolar, Avrupa Birliği Konseyi ve hükümetlerdir.

Avrupa Parlamentosu Avrupa’da Yolsuzlukla Mücadele Kararı

Avrupa Parlamentosu,

Uluslararası niteliğe sahip dolandırıcılık ile mücadele üzerine 16 Aralık 1993 tarihli kararını (0J C 20, 24.01.94. s. 189) dikkate alarak,

Avrupa’da ağır cezayı gerektiren faaliyetler ile ilgili 11 Şubat 1994 tarihli kararını (0J C 61, 28.2.1994, s.235) göz önünde tutularak,

Avrupa Birliği ile ilgili Anlaşma’nın B maddesi 4. paragrafı, K, 1(5), (7) ve K.6. maddeleri ile Avrupa Topluluğu Anlaşmasının 3(h), 100, 220 ve 235. maddelerini dikkate alarak,

Uluslararası iş ilişkilerinde ödenen rüşvet ile ilgili İktisadi Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı’nın tavsiyelerini göz önünde tutarak,

Prosedür kurallarının 148. kuralını dikkate alarak,

Temel Hak ve Hürriyetler ve iç İlişkiler Komitesi’nin raporunu (A4-03 14/95) göz önüne alarak,

A. Yolsuzluğun yeni bir olaydır ve kendisini çeşitli türlerde ve değişen boyutlarda göstermektedir,

B. Suç işleme amacı ile tesis edilen dolandırıcı nitelikteki örgütlerin finansal ve ticari akımları kendi çıkarlarına kullanmaları yerleşik bir gerçektir (ulaştırma, uyuşturucu ve silahlar v.b. gibi alanlarda) ve özellikle bu tip faaliyetleri takip etmekle görevli olanları olmak üzere, teknisyenleri ve bu alanlardaki diğer görevlileri belirli risklere maruz bırakarak, Birliğin uluslararası ticaret alanında yolsuzluk riski ile karşı karşıya bırakmaktadır,

C. Yolsuzluk, özellikle organize suçla birlikte gerçekleştiği zaman, demokratik sistemin işlemesine yönelik bir tehdidi ihtiva etmektedir ve bu nedenle demokratik anayasal devletin dürüstlüğüne olan kamunun güvenini tahrip etmektedir.

D. Organize suçlarla mücadele etmek yolsuzluğun önlenmesine yardımcı olmaktadır ve bu nedenle Avrupa düzeyindeki bütün hukuki otoriteler arasında oluşturulacak bir işbirliği, acil bir mesele olarak görülerek, mutlaka artırılmalıdır,

E. Yolsuzluk ile mücadelede Üye Devletlerin ve üçüncü ülkelerin hukuki sistemlerini dikkate alınacaktır,

F. Yolsuzluk ile mücadelede Avrupa Birliği içinde ve üçüncü ülkelerle işbirliği yapma zorunluluğu göz önüne alınacaktır,

G. Avrupa Birliği’nin yolsuzlukla mücadelede kendi politikalarını tesis etmesi zorunlu olan önleyici ve engelleyici tedbirleri almasına olanak sağlayacaktır,

H. Hukuki kararlar ve suçluların iadesi mekanizması daha geniş bir ölçüde karşılıklı olarak tanınmadıkça, kişisel dokunulmazlığın tanındığı alanların varlığının ortadan kaldırılmasında, bu konu 19962da öncelikle ele alınmışsa da, Avrupa hukuki alanı hiç bir anlam ifade etmeyecektir,

I. Yolsuzlukla mücadelenin hem ulusal hem de uluslararası açıdan tüm üye ülkeleri ilgilendirdiğini ve bu konuda üye ülkeler arasında yapılan anlaşmaların yetersizliğine vurgu yapar,

J. yolsuzluk suçları için öngörülen katı cezalar ile yasal hükümlerin tek başlarına yeterli olmadığına ve başarının toplumun yolsuzluğu kararlı bir şekilde mahkum etmesi ve yolsuzluk ile mücadele etmek için sorumlu otoritelerin tespiti ile elde edilebileceğine inanır,

1. Yolsuzluğu, görevlerini ifa ederken görevlerini yerine getirmesi ya da yapmamasının karşılığında, doğrudan doğruya ya da dolaylı yollarla, kendisine mali ya da diğer nitelikteki çıkarların sağlanması veya teklif edilmesi yüzünden görevlerini yerine getirmekte başarısız kalan kamusal ya da kamusal olmayan sorumlulukları üstlenmiş kişilerin davranışı olarak tanımlar;
2. Topluluğun mali çıkarlarının korunması konusunda bir karara varma ile ilgili olarak Konsey’in çabalarını destekler ve Konsey’i mütalaasını hızlı bir şekilde tamamlamaya ve Avrupa düzeyinde yolsuzluk ve dolandırıcılık ile etkin bir şekilde mücadele edilmesini sağlayacak tedbirleri kabul etmeye çağırır;
3. Konsey’i hem Avrupa Birliği’nin mali çıkarlarının korunması hem de bunun ötesindeki yararlar açısından uygun ve etkili anti-yolsuzluk tedbirleri almaları için Üye Ülkelere tavsiyelerde bulunmaya davet eder;
4. Aktif ve pasif rüşvetle mücadele etmek için konsey tarafından alınan tüm tedbirlerin herhangi bir teklifin, vaadin veya menfaatin doğrudan doğruya ya da dolaylı yollarla kabul edilmesi, talep edilmesi ya da verilmesini birer suç olarak göz önünde bulundurmasını gerektiğini önemle belirtir;
5. Üye devletleri rüşveti tanımlamaya ve rüşveti suç olarak kabul etmeye ve suçun tespitinden önce gönüllü olarak suçu kabul eden ve diğer suçların ortaya çıkmasına yardımcı olan suçluların cezalarını uygun ölçülerde azaltmaya veya ertelemeye davet eder;
6. Üye devletlere yolsuzluğu dolaylı yollardan teşvik eden herhangi bir vergisel düzenlemeyi, yasal hükmü veya kuralı yürürlükten kaldırmalarını ve kamu görevlilerine, yabancı kamu görevlilerine veya karar alma mekanizmasında olanlara menfaat sağlanmasını veya bunların menfaat kabul etmelerinin cezalandırılmasını gerektiren bir suç olarak kabul etmelerini tavsiye eder;
7. Üye devletleri, ulusal hukuki sistemlerinde siyasi partilerin finanse edilmelerinde saydamlığın sağlanmasının yanı sıra bu partilerin yönetilmelerinin halk tarafından daha açık bir şekilde anlaşılmasını sağlayacak şekilde gerekli reformları gerçekleştirmeye davet eder;
8. Adalet konseyi ile içişleri bakanlarını bir sonraki toplantılarında Üye Devletlerin yolsuzluk suçları ile alakalı yasal düzenlemeleri ile prosedürlerinin uyumlaştırılması için bir model oluşturulması açısından Komisyon için tavsiyelerin oluşturulmasında ortak bir tutum benimsemeye davet eder;
9. Komisyonu, üçüncü, seksen beşinci ve yüzüncü maddeler (iç piyasanın işlemesi, rekabetten sapmalar) çerçevesinde yolsuzluk ile mücadeleye çağırır;
10. Topluluk kararları veya finansmanı konuları ile ilgili olarak yolsuzluktan mahkumiyeti kesinleşen gerçek ve tüzel kişilerin iş ve adlarının Avrupa Topluluğu Resmi Dergisi’nde yayınlamaya davet eder;
11. Komisyonun, Temmuz 1996’da önleyici nitelikteki anti-yolsuzluk tedbirleri ile ilgili olarak sunduğu programın önemine işaret eder;
12. Yolsuzluk suçları ile bağlantılı olarak, Üye ülkelerin Sayıştay‘larının çalışmalarını koordine etmek için Avrupa Denetim Mahkemesinin fonksiyonlarını genişletmenin zorunlu olduğu göz önüne alır ve bu nedenle Maastricht Anlaşmasını dikkate alarak Avrupa Denetim Mahkemesinin iade etme hakkını genişletmeyi tavsiye eder;
13. Avrupa Birliği enstitülerine ve Üye Ülkelerin kamu yönetimlerine yolsuzluğu önlemek için örgütsel ve teknik tedbirler almalarını, karar alma sürecinin daha saydam bir hale gelmesi açısından iç denetim prosedürlerini güçlendirmelerini tavsiye eder;
14. Üye ülkelerin parlamentolarını, özellikle kamu yönetiminde olmak üzere, yolsuzluk ile ilgili gelişme ve sonuçlar konusunda kamuya açık oturumlar gerçekleştirmeye ve bu oturumlarda elde edilen bulguların yolsuzlukla mücadele ile alakalı olarak Avrupa düzeyinde parlamentolar arası işbirliğinin güçlendirilmesini sağlayacak şekilde karşılıklılık esasına göre değiş-tokuş etmeye davet eder;
15. Komisyonu ve üye devletleri, belirli bir zaman dilimi için, piyasada faaliyet gösteren yolsuzluğa bulaşmış kişi ve kurumların kamu ihalelerinden ve başka türlü sübvansiyonları almaya hak kazanmaktan dışlamak için ihtiyati tedbirler almaya davet eder;
16. Bütün üye ülkelerde, ne uygulamada ne de yorumlamada bir zorluğa yol açmamak için parlamento üyelerinin çıkarlarını beyan etmeleri ile ilgili kuralların açıkça belirlenmesini tavsiye eder;
17. Avrupa parlamentosu üyeleri için, çıkar çatışmalarını önleyecek şekilde yasama görevleri ile özel faaliyetlerini düzenlemeye yönelik kuralları tesis eden bir nizamnamenin oluşturulmasını tavsiye eder;
18. Üye devletlerin kamu görevlileri arasında gerçekleşecek fikir alışverişinin yolsuzlukla ilgili soruşturmaların hızlı ve etkin bir şekilde koordine edilmesini sağlayacak şekilde yapılması gerektiğini dikkate alır;
19. Avrupa Dokümantasyon ve Araştırma Ağını yolsuzluk olaylarının doğasının ve boyutunun sistematik bir şekilde ortaya çıkartılmasını sağlamak açısından 1990 yılından beri Üye Devletlerde tespit edilen ve mücadele edilen yolsuzluk olaylarının bir envanterini çıkarmaya ve analizini yapmaya davet eder;
20. Başkanına bu kararı Konsey’e, Komisyon’a, üye devletlerin parlamento ve hükümetlerine ve Avrupa Birliği ile katılım müzakereleri yürüten ülkelere iletmesi talimatını verir.

Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi

0

Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi, 22 Şubat 2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

“Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi (2010-2014)”ün kabulü;
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığının 27/1/2010 tarihli ve 65 sayılı yazısı üzerine, Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Bakanlar Kurulu’nca 1 Şubat 2010 tarihinde kararlaştırılmış, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanmıştır.

ULUSLARARASI ŞEFFAFLIK ÖRGÜTÜ 2019 YOLSUZLUK ALGI ENDEKSİ

Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi (2010-2014)

1. GİRİŞ

Kamu gücü ve kaynakları ile özel kuruluşlardaki görev, yetki ve kaynakların, toplumun zararına olarak özel çıkarlar için kullanılması şeklinde tanımlanabilen yolsuzluk; rekabeti engelleyerek ekonomik büyümeyi yavaşlatmakta, doğrudan yabancı sermaye girişini ve vergi gelirlerini azaltmakta, gelir dağılımını bozarak yoksulluğu artırmakta, kamu kaynaklarının israf edilmesine yol açarak eğitim, sağlık, güvenlik gibi zorunlu kamu yatırımlarını olumsuz etkilemekte, kamu kurumlarına, yöneticilerine ve adalet sistemine duyulan güveni zedelemekte ve toplumda ahlaki bozulmaya yol açmaktadır.

Saydamlığın artırılması ve yolsuzlukla mücadelede başarının sağlanabilmesi için, önceden belirlenmiş tedbirler ve faaliyetler içeren stratejiler önem taşımaktadır. Böylece, yolsuzlukla mücadelede öncelikli alanlar belirlenerek sonuca daha kararlı ve etkili bir şekilde gidilmesi mümkün olmaktadır. Ayrıca, yolsuzlukla mücadele dönemsel bir çaba olmayıp, ekonomik ve sosyal hayattaki gelişmelere göre süreklilik gerektiren faaliyetler bütünüdür.

Bu vizyon çerçevesinde ilgili tüm kesimlerin katılımıyla “Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi” geliştirilmiştir. Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi (Strateji) hazırlanırken, 58 inci, 59 uncu ve 60 ıncı Hükümet programları, Türkiye Büyük Millet Meclisi Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Raporu, Dokuzuncu Kalkınma Planı, Avrupa Birliği Müktesebatının üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı ve çeşitli uluslararası kuruluşların Ülkemizle ilgili değerlendirmelerinden yararlanılmıştır. Ayrıca bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve ilgili uluslararası kuruluşların görüşleri de alınmıştır.

2. SAYDAMLIĞIN ARTIRILMASI VE YOLSUZLUKLA MÜCADELE ALANINDA SON YILLARDA YAPILAN BAŞLICA DÜZENLEMELER

Saydamlığın artırılması ve yolsuzlukların önlenmesi çerçevesinde Ülkemizde son yıllarda yapılan başlıca
düzenlemeler aşağıda sıralanmıştır:

a) Kamu ihale sisteminde saydamlığın geliştirilmesi, kaynakların daha etkin ve verimli kullanılması ve daha az kaynakla daha fazla kamu hizmeti üretilmesi amacıyla, kamu kaynağı kullanan bütün kurumları kapsayan ve ihalelerde açıklığın ve rekabetin sağlanmasını ve şikâyetlerin incelenmesini teminen Kamu İhale Kurumu kurulmasını düzenleyen 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu.

b) Doğrudan yabancı yatırımların özendirilmesi, yabancı yatırımcıların haklarının korunması, yatırım ve yatırımcı tanımlarında uluslararası standartlara uyulması ve doğrudan yabancı yatırımların artırılması amacıyla; yatırımcıların ihtiyaç ve beklentilerini dikkate alarak hazırlanan, Ülkemizin uluslararası yatırımlara yönelik eşitlikçi ve liberal yaklaşımının yansıtılması olarak yatırımcıya açık ve anlaşılır mesajlar veren, yatırımcının değişik mevzuat gereği sahip olduğu haklar ve tâbi olduğu yükümlülükleri gösteren yasal bir rehber niteliğinde 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu.

c) Herkesin bilgi edinme hakkına sahip olduğunu ve kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, kanunda belirtilen istisnalar dışındaki her türlü bilgi ve belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularının etkin, süratli ve doğru sonuçlandırılması için gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlü olduklarını hüküm altına almak ve medya organlarının ve kişilerin kamuya ait bilgilere daha kolay ulaşabilmesini sağlamak amacıyla 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu.

ç) Harcama birimlerine gerekli esnekliğin sağlanması ve bütün kamu gelir ve giderlerinin bütçede gösterilmesi ile kamu kaynaklarının kullanımında uluslararası standartlara uygun iç kontrol ve denetim mekanizmalarının oluşturulması ve malî saydamlık bakımından güvenilir ve periyodik malî verilerin üretilmesi amacıyla 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu.

d) Kamu kurum ve kuruluşlarını, kamu hizmetlerini ve kamu personelini desteklemek üzere kurulan dernekler ve Türk Medeni Kanununa göre kurulan vakıfların kamu kurum ve kuruluşları ile olan ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi suretiyle, kamu düzenini olumsuz yönde etkileyen ve toplumda hoşnutsuzluklara neden olan uygulamalara son verilmesi ve kamu kaynaklarının etkin olarak kullanılması amacıyla 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun.

e) Kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranış ilkelerinin ve standartlarının belirlenmesi ve bu ilkelere aykırı davranan üst düzey kamu görevlilerine ilişkin şikâyetlerin Kamu Görevlileri Etik Kurulu tarafından incelenmesi ve sonuçlarının kamuoyuna duyurulması amacıyla 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun.

f) Basında demokratikleşmenin sağlanması ve özgür bir basın düzeninin oluşturulması ile düşüncelerin ve haberin en yaygın ve hızlı bir şekilde dolaşımını sağlayarak kamuoyunun bilinçli bir şekilde oluşması ve işlemesi amacıyla 5187 sayılı Basın Kanunu.

g) Yerel yönetimlerin kurumsal kapasitelerinin artırılması, katılım ve saydamlığın sağlanarak yerinden yönetim ilkesi ve demokrasinin güçlendirilmesi amacıyla 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu.

ğ) Kamu görevlileri tarafından işlenebilen rüşvet, irtikâp, zimmet ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama gibi yolsuzluk suçlarıyla birlikte, zamanaşımı sürelerini, suç işlemek yoluyla kazanç elde edilmesini engelleyecek etkin bir yaptırım olarak kazanç müsaderesini ve özel hukuk tüzel kişilerine uygulanacak güvenlik tedbirlerini yeniden düzenleyerek, yolsuzluk suçlarıyla mücadele bakımından etkin bir sistem kurulabilmesi amacıyla uluslararası sözleşmeler de dikkate alınarak hazırlanan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu.

h) Sivil toplumun güçlendirilmesi amacıyla dernek ve vakıf kurma hakkına ve faaliyetlerine getirilen kısıtlamaların kaldırılması, dernek işlemleri ve denetimlerinin basitleştirilmesi amacıyla 5253 sayılı Dernekler Kanunu ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu.

ı) Yolsuzluk suçlarıyla mücadelede etkin bir sistem kurulabilmesi için uluslararası sözleşmeler de dikkate alınarak; tutuklama, arama, hak ve alacaklara el koyma, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, teknik araçla izleme ve örgüt faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlarla mücadele amacıyla özel ağır ceza mahkemeleri kurulması gibi yeni koruma tedbirleri ve düzenlemeler getiren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.

i) Finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanmasını, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını ve
tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunmasını sağlamak amacıyla, sistemi engelleyen, bozan, verileri yok eden veya değiştiren ve gerçeğe aykırı muhasebeleştirme yapan banka ve finans kurumları için ağır yaptırımlar öngören 5411 sayılı Bankacılık Kanunu.

j) Sosyal sigortalar sisteminin yönetimini, işleyişi ile ilgili usûl ve esasları, finansman ve karşılanma
yöntemlerini belirleyen, yönetim organlarında ve karar süreçlerinde ilgili sosyal tarafların etkin katılımını öngören, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve Sosyal Sigortalar Kurumunu birleştirerek sosyal güvenlik alanında mükerrer emeklilik ve hak sahipliğini ortadan kaldıran 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu.

k) Sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası hak ve yükümlülüklerini düzenleyen, kayıt dışı istihdamla mücadele çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu ile bankalar ve ilgili kurum ve kuruluşlar arasında bilgi paylaşım usûllerini belirleyen, Sosyal Güvenlik Kurumuna en geniş anlamıyla elektronik ortamda hizmet sunum yetkisi veren, ayrıca işçi ücretlerinin bankalar vasıtasıyla ödenmesi yükümlülüğü getirerek ücretlerde kayıtlılığı öngören 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu.

l) Ulusal ihtiyaçların yanı sıra uluslararası düzenlemeler de göz önünde bulundurularak hazırlanan ve suçla mücadelede malî sektörle işbirliğinin güçlendirilmesi, güçlü bir veri sistemi kurulması, bu suretle malî bilgilerden hareketle suça ve suçluya ulaşılması, yükümlülüklere uyumun takibinde etkinlik ve uluslararası gelişmelerle paralellik sağlanması amacıyla 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu.

m) Petrol piyasasının sağlıklı işleyebilmesini teminen, petrol kaçakçılığından kaynaklanan haksız rekabetin önlenerek, adil bir rekabet ortamının ve ürün güvenliğinin sağlanması ve petrol kaçakçılığı ile daha etkin mücadele edilebilmesi amacıyla 5576 sayılı Petrol Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.

n) Yolsuzlukla mücadele bağlamında uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla, yabancı ülkede işlenen rüşvet suçundan yargılama yapılabilmesi için Adalet Bakanının izin vermesi şartının kaldırılması, suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarının kapsamının genişletilmesi, özel hukuk çerçevesinde faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da görevlileri tarafından; dolandırıcılık, ihaleye veya edimin ifasına fesat karıştırma, rüşvet, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, zimmet, kaçakçılık, kaçak petrole ilişkin suçlar ile terörün finansmanı suçlarının tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi hâlinde ayrıca bu tüzel kişiye idarî para cezası verilebilmesi amacıyla 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.

Yapılan kanunî düzenlemelere ek olarak, akaryakıt kaçakçılığı ile mücadele kapsamında yürürlüğe konulan ulusal marker uygulaması, e-Devlet kapsamındaki uygulamalar, suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine ilişkin çalışmalar, kamu yönetiminde saydamlık ekseninde yürütülen diğer çalışmalar, mevzuatın basitleştirilmesi, idarî yüklerin ve kırtasiyeciliğin azaltılması ile yerli ve yabancı yatırımcılar açısından yatırım ortamının iyileştirilmesine ilişkin çalışmalar ve Ülkenin her yerinden vatandaşların şikâyet ve taleplerine ilişkin başvuruları alan ve izleyen Başbakanlık İletişim Merkezinin (BİMER) kurulması, yolsuzlukların önlenmesi ve saydamlığın artırılması bağlamında önemli katkılar sağlamıştır.

Ayrıca, yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesine doğrudan katkı sağlayacak nitelikte hazırlanarak kabul edilen Yargı Reformu Stratejisi ve Kayıtdışı Ekonomi ile Mücadele Stratejisi de uygulanmaya başlamıştır.

Küreselleşme ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda, suç kavramının ülke sınırlarını aşan bir yapıya büründüğü, suçlularla ve yolsuzlukla mücadelenin daha da zorlaştığı bir gerçektir. Bu kapsamda, ülke tecrübelerinin paylaşımı ile ikili teknik ve adlî işbirliği büyük önem taşımaktadır.

Bu çerçevede Ülkemiz;

a) Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesini 2003 yılında,

b) Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesini 2003 yılında,

c) Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesini 2003 yılında,

ç) Avrupa Konseyinin Suçtan Kaynaklanan Gelirlerin Aklanması, Araştırılması, Ele Geçirilmesi ve El Konulmasına İlişkin Sözleşmesini 2004 yılında,

d) Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesini 2004 yılında,

e) Hukuki veya Ticari Konularda Yabancı Ülkelerde Delil Sağlanması Hakkında Sözleşmeyi 2004 yılında,

f) Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesini 2006 yılında, onaylamıştır.

Ayrıca, Ülkemiz yolsuzlukla mücadele alanında faaliyet gösteren Avrupa Konseyinin Yolsuzluğa Karşı
Devletler Grubuna (GRECO) 2004 yılında üye olmuştur

Yukarıda bahsedilen düzenlemeler, çalışmalar ve uluslararası işbirliğine ilişkin uygulamalar neticesinde,
Ülkemizin yolsuzlukla mücadele alanında önemli ilerlemeler kaydettiği ve bu ilerlemelerin yolsuzlukla ilgili değerlendirmeler yapan uluslararası kuruluşların çalışmalarına da yansıdığı görülmektedir.

Örneğin, Ülkemiz,

 Uluslararası Saydamlık Örgütü tarafından yayınlanan Yolsuzluk Algılama Endeksinde 2003 yılında 3.1 puanla 133 ülke arasında 77 nci sırada yer alırken, 2009 yılında 4.4 puanla 180 ülke arasında 61 inci sıraya yükselmiştir.

Katedilen mesafe, yolsuzlukla mücadelede siyasi kararlılık ve sahiplenmenin önemini göstermekte, ancak suç ve suçlunun dinamik ve değişken profili, yolsuzlukla mücadelede aynı dinamizm ve kararlılığın sürdürülmesi gerektiğine de işaret etmektedir.

3. STRATEJİNİN AMACI

Bu Stratejinin amacı; 2002 yılından bu yana kararlılıkla sürdürülen reformların bir devamı niteliğinde, gelişen ve değişen şartları da göz önünde bulundurarak, saydamlığı engelleyen ve yolsuzluğu besleyen faktörlerin ortadan kaldırılması suretiyle daha adil, hesap verebilir, saydam ve güvenilir bir yönetim anlayışının geliştirilmesidir.

4. STRATEJİNİN TEMEL BİLEŞENLERİ

2010–2014 yılları arasında uygulanacak olan Stratejinin temel bileşenleri;

A) Önlemeye,
B) Yaptırımların Uygulanmasına,
C) Toplumsal Bilincin Artırılmasına,

yönelik tedbirler olmak üzere üç ana başlık altında toplanmıştır.

Bu temel bileşenler altında öngörülen ve aşağıda sıralanan tedbirlerin bazılarının hayata geçirilebilmesi için başta Anayasa olmak üzere kanunlarda ve diğer düzenleyici işlemlerde değişiklikler gerekebilecektir. Bu tedbirlere ilişkin Faaliyet Tablosu, Stratejinin ekinde yer almaktadır.

A) Önlemeye Yönelik Tedbirler

Saydamlığın, hesap verebilirliğin, etkin denetimin ve kurumsal kapasitenin artırılması suretiyle yolsuzluğu besleyen faktörlerin ortadan kaldırılmasına ilişkin olarak;

a) Siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanında, açıklık ve şeffaflığa ilişkin uygulamaların geliştirilmesi ve denetimin etkinleştirilmesi,

b) Siyasi etik ile ilgili çalışmaların tamamlanması,

c) Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsman) kurulmasına ilişkin çalışmaların tamamlanması,

ç) Genel İdari Usul Kanununa ilişkin çalışmaların tamamlanması,

d) Yeni Sayıştay Kanununun yasalaşma sürecinin tamamlanması,

e) 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunundaki mal bildirimlerine ve diğer uygulamalara ilişkin hükümlerin gözden geçirilmesi,

f) Kamu görevinden ayrılanların yapamayacağı işlerle ilgili kanunî düzenlemelerin ve uygulama etkinliğinin gözden geçirilmesi,

g) Devlet sırları ve ticari sırlara ilişkin çalışmaların tamamlanması,

ğ) Kamu ihale sisteminin gözden geçirilmesi,

h) Yerel yönetimlerin imar, ruhsat ve diğer işlem süreçlerinde saydamlık ve hesap verebilirliğin artırılması,

ı) Yerel yönetimlerin iştirakleri üzerindeki denetim mekanizmalarının etkinliğinin gözden geçirilmesi,

i) Yerel yönetimlerde seçimle işbaşına gelenler için etik ilkelerin belirlenmesi ve izleme mekanizmalarının kurulması,

j) Denetim birimlerinin kapasitesinin güçlendirilmesi,

k) Denetim raporlarından hareketle yolsuzluğa açık risk alanlarının belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması,

l) Kamu Görevlileri Etik Kurulu rehberliğinde kamu yönetimi içerisindeki her bir meslek grubu için ayrı etik ilkelerin belirlenmesi ve çıkar çatışmalarının engellenmesi,

m) Özel sektör kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi,

n) Sivil toplum kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi,

o) Yolsuzluk suçlarına ilişkin yargılama sonuçları ile Devlet Personel Başkanlığında disiplin cezası alan kamu görevlileri hakkında oluşturulan veri tabanlarından yararlanılarak risk alanlarının belirlenmesi,
yönünde tedbirlerin alınması öngörülmektedir.

B) Yaptırımların Uygulanmasına Yönelik Tedbirler

Saydamlığın artırılması, yolsuzluk ile mücadelede ilgili kurumlar arasında koordinasyonun sağlanması ve bazı sınırlamaların kaldırılması suretiyle soruşturma, kovuşturma ve cezalandırmada etkinliğin geliştirilmesine ilişkin olarak;

a) Kamu görevlileriyle ilgili soruşturmalardaki izin sisteminin gözden geçirilmesi,

b) Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında meydana gelen yolsuzluk olaylarını yetkili mercilere bildirenlerin korunmasına ilişkin düzenlemelerin oluşturulması,

c) Yolsuzlukla mücadelede görev alan birimler arasında etkin işbirliği, bilgi paylaşımı ve koordinasyonun sağlanması, yönünde tedbirlerin alınması öngörülmektedir.

C) Toplumsal Bilincin Artırılmasına Yönelik Tedbirler

Toplumsal bilincin artırılmasına ilişkin olarak;

a) Vatandaşların, haksız bir uygulama ile karşılaştıklarında kanunlar ve idarî düzenlemelerle kendilerine tanınan haklar ile başvuruda bulunabilecekleri merciler konusunda bilgilendirilmesi,

b) Düzenli aralıklarla yolsuzluk algılama anketi yaptırılması, c) Milli Eğitim Bakanlığı ders müfredatında dürüstlük konularının işlenmesi,

ç) Yolsuzlukla mücadele ve temiz toplum temasını içeren sosyal aktivitelerin desteklenmesi,

d) Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca televizyon ve radyo yayınlarında dürüstlük konularına yer verilmesinin sağlanması,

e) Medya organlarının yolsuzlukla mücadeledeki rollerinin güçlendirilmesi,

f) Strateji doğrultusunda oluşturulan temel ilke ve yöntemlerin tüm kamuoyu, sivil toplum kuruluşları ve kamu görevlileri tarafından benimsenmesi amacıyla seminer, çalıştay ve konferanslar düzenlenmesi,
yönünde tedbirlerin alınması öngörülmektedir.

5. STRATEJİNİN UYGULANMASI

5/12/2009 tarihli ve 27423 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2009/19 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile;
Stratejinin uygulamasını gerçekleştirmek üzere “Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Komisyonu” ve “Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Yürütme Kurulu” kurulmuştur. Başbakanlık Teftiş Kurulu ise Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Komisyonu (Komisyon)’na ve Türkiye’de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Yürütme Kurulu (Yürütme Kurulu)’na görevlerini yerine getirmede teknik destek sağlamak ve sekretarya hizmeti vermekle görevlendirilmiştir. Bu kapsamda, Komisyon yılda en az iki defa toplanmak suretiyle stratejide belirtilen amaçlara ulaşılmasında etkinliği ve koordinasyonu sağlayacaktır.

Yürütme Kurulu, üç ay içerisinde Stratejide yer alan tedbirler doğrultusunda ilgili sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla, yapılması gerekenleri ve sorumlu kuruluşları gösteren detaylı eylem planını hazırlayarak Komisyonun onayına sunacaktır. Yürütme Kurulu yılda en az dört kez toplanacaktır.
Yürütme Kurulu; yargı reformu çalışmaları, e-Devlet uygulamaları, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması, örgütlü suçlar ve kara para aklama suçu gibi yolsuzlukla mücadele ile ilgili diğer konularda yürütülen çalışmaları da göz önünde bulunduracaktır.

6. SONUÇ

Bu Strateji, ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkileyen, ahlaki değerleri aşındıran, vatandaşın kamu
kurumlarına olan güvenini derinden zedeleyen yolsuzluğa karşı kurumsal kapasitenin geliştirilmesi ve saydamlığın artırılması amacıyla hazırlanmıştır.

Stratejideki tedbirlerin uygulanmasıyla; adil, hesap verebilir, saydam ve güvenilir bir yönetim anlayışının geliştirilmesi ve yolsuzluğa karşı toplumsal bilincin artırılarak yolsuzluk suçlarına yönelik eğilimlerin engellenmesi suretiyle sistemin etkinliğini artırmak amaçlanmaktadır.

Saydamlığın artırılması ve yolsuzlukla mücadelede son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedilmiş olup, Stratejide belirlenen tedbirlerin hayata geçirilmesi ile bu çabalar daha da ileriye taşınmış olacaktır. Stratejide belirlenen tedbirlerin hayata geçirilmesi, toplumun tüm kesimlerinin refah düzeyinin artmasına da katkı sağlayacaktır.

EK

FAALİYET TABLOSU

 

00
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
01
 
Çalışma usûl ve esasları ile detaylı eylem planının belirlenmesi
01
Yürütme Kurulu ve çalışma gruplarının çalışma usûl ve esaslarının belirlenmesi
02
Detaylı eylem planının hazırlanması ve kabulü
01
 
 
ÖNLEMEYE YÖNELİK TEDBİRLER
01
 
Siyasi partilerin ve seçim kampanyalarının finansmanında, açıklık ve şeffaflığa ilişkin uygulamaların geliştirilmesi ve denetimin etkinleştirilmesi
01
Çalışma Grubunun oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
02
 
Siyasi etik ile ilgili çalışmaların tamamlanması
 
03
Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsman) kurulmasına ilişkin çalışmaların tamamlanması
 
04
Genel İdari Usul Kanununa ilişkin çalışmaların tamamlanması
 
05
Yeni Sayıştay Kanununun yasalaşma sürecinin tamamlanması
 
06
 
3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele
Kanunundaki mal bildirimlerine ve diğer uygulamalara ilişkin hükümlerin gözden geçirilmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
07
 
Kamu görevinden ayrılanların yapamayacağı işlerle ilgili kanunî düzenlemelerin ve uygulama etkinliğinin gözden geçirilmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere sunulması
 
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
08
 
Devlet sırları ve ticari sırlara ilişkin çalışmaların tamamlanması
 
09
 
Kamu ihale sisteminin gözden geçirilmesi
 
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
10
 
Yerel yönetimlerin imar, ruhsat ve diğer işlem süreçlerinde saydamlık ve hesap verebilirliğin artırılması
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
11
 
Yerel yönetimlerin iştirakleri üzerindeki denetim mekanizmalarının etkinliğinin gözden geçirilmesi
 
 
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
 
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
12
 
Yerel yönetimlerde seçimle işbaşına gelenler için etik ilkelerin belirlenmesi ve izleme mekanizmalarının kurulması
01
Kamu Görevlileri Etik Kurulu tarafından, etik ilkelerin belirlenmesinde izlenecek genel ilkelerin tespit edilmesi
02
Bu genel ilkeler çerçevesinde etik ilkelerin belirlenmesi
03
Kamu Görevlileri Etik Kurulunun uygun görüşüyle etik ilkelerin yayımlanması ve uygulama etkinliği için gerekli idarî tedbirlerin alınması
 
13
 
Denetim birimlerinin kapasitesinin güçlendirilmesi
 
01
Denetim elemanlarının kamuda mevcut veri tabanlarına (tapu, araç, banka, vergi v.s) ulaşabilmelerinin sağlanması için bir çalışma grubunun oluşturulması
 
02
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
03
Kamuda denetim standartlarının oluşturulması
 
 
04
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
 
05
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
 
06
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
14
 
Denetim raporlarından hareketle yolsuzluğa açık risk alanlarının belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar ve sorunların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
15
 
Kamu Görevlileri Etik Kurulu rehberliğinde kamu yönetimi içerisindeki her bir meslek grubu için ayrı etik ilkelerin belirlenmesi ve çıkar çatışmalarının engellenmesi
01
Kamu Görevlileri Etik Kurulu tarafından, mesleki etik ilkelerin belirlenmesinde izlenecek genel ilkelerin tespit edilmesi
02
Mesleki etik ilkelerin belirlenmesi için çalışma gruplarının görevlendirilmesi ve mesleki etik ilkeleri taslaklarının hazırlanması
03
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
04
Kamu Görevlileri Etik Kurulunun uygun görüşüyle mesleki etik ilkelerin yayımlanması ve
uygulama etkinliği için gerekli idarî tedbirlerin alınması
16
 
Özel sektör kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar, sorunlar ve mevzuattaki boşluklar çerçevesinde riskli alanların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
17
 
Sivil toplum kuruluşlarında saydamlığın artırılması ve yolsuzluğun önlenmesi
 
01
Uygulamaya ilişkin aksaklıklar, sorunlar ve mevzuattaki boşluklar çerçevesinde riskli alanların tespiti amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
03
Sivil toplum kuruluşlarının denetim ve malî bilgilerini kamuoyuna açıklama zorunluluğunun getirilmesi
04
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
05
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
18
 
Yolsuzluk suçlarına ilişkin yargılama sonuçları ile Devlet Personel Başkanlığında disiplin cezası alan kamu görevlileri hakkında oluşturulan veri tabanlarından yararlanılarak risk alanlarının belirlenmesi
01
Adli Sicil veri tabanındaki bilgilerden yararlanılarak yolsuzluk suçlarına ilişkin istatistiklerin oluşturulması
02
Yolsuzluk suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili veri tabanlarındaki bilgilerin ve istatistiklerin analiz edilerek risk alanlarının belirlenmesi
03
Devlet Personel Başkanlığında oluşturulan disiplin suçlarına ilişkin veri tabanının tüm kamu görevlilerini kapsayacak şekilde uygulamaya konulması ve bu veri tabanından tüm kamu kurumlarının yararlanması
02
YAPTIRIMLARIN UYGULANMASINA YÖNELİK TEDBİRLER
 
01
 
Kamu görevlileriyle ilgili soruşturmalardaki izin sisteminin gözden geçirilmesi
 
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
02
 
Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında meydana gelen yolsuzluk olaylarını yetkili mercilere bildirenlerin korunmasına ilişkin düzenlemelerin oluşturulması
 
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
03
 
Yolsuzluk ile mücadelede görev alan birimler arasında etkin işbirliği, bilgi paylaşımı ve koordinasyonun sağlanması
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
03
 
 
TOPLUMSAL BİLİNCİN ARTIRILMASINA YÖNELİK TEDBİRLER
 
01
 
Vatandaşların, haksız bir uygulama ile karşılaştıklarında kanunlar ve idarî düzenlemelerle kendilerine tanınan haklar ile başvuruda bulunabilecekleri merciler konusunda bilgilendirilmesi
 
01
Konuya ilişkin gerekli inceleme ve araştırmayı yapmak amacıyla çalışma grubu oluşturulması
 
02
Yapılması gereken düzenlemelere ilişkin bir rapor hazırlanması ve Yürütme Kuruluna teslim edilmesi
 
03
Rapora ilişkin Yürütme Kurulu önerisinin ilgili mercilere gönderilmesi
 
04
Öneri doğrultusunda gerekli çalışmaların yapılması
 
02
 
Düzenli aralıklarla yolsuzluk algılama anketi yaptırılması
 
03
 
Milli Eğitim Bakanlığı ders müfredatında dürüstlük konularının işlenmesi
 
04
 
Yolsuzluk ile mücadele ve temiz toplum temasını içeren sosyal aktivitelerin desteklenmesi
 
05
 
Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca televizyon ve radyo yayınlarında dürüstlük konularına yer verilmesinin sağlanması
 
06
 
Medya organlarının yolsuzlukla mücadeledeki rollerinin güçlendirilmesi
 
07
 
Strateji doğrultusunda oluşturulan temel ilke ve yöntemlerin tüm kamuoyu, sivil toplum kuruluşları ve kamu görevlileri tarafından benimsenmesi amacıyla seminer, çalıştay ve konferanslar düzenlenmesi

 

11 Şubat – Hukuk Takvimi

0
11 Şubat Hukuk Takvimi, hukuk tarihi, tarihte bugün, önemli olaylar,  yapılan düzenlemeler, sözleşmeler, kanunlar, diplomatik ilişkilerde dönüm noktaları, bildirgeler, ölen ve doğan hukukçular, yapılan yargılamalar, davalar, tutuklamalar, idamlar, infazlar, eylemler ve diğer hukuk düzenlemeler  

11 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü

1650

Modern felsefenin kurucularından Fransz matematikçi ve bilim insanı René Descartes (31 Mart 1596–11 Şubat 1650) yaşamını yitirdi.

1775

Yunan hukukçu ve devlet adamı, Komis Yannis Antonios Kapodistrias doğdu. (Ölümü: 9 Ekim 1831)

Yannis Kapodistrias
1809 Robert Fulton, buharlı geminin patentini aldı.
1829

Rus hukukçu, oyun yazarı, besteci, şair ve diplomat Aleksandr Sergeyeviç Griboyedov yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Ocak 1795)

1867

Tanzimat döneminde Osmanlı Devleti’nde, günümüzdeki Yargıtay ve Danıştay’ın görevlerini yapan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye (Meclis-i Vâlâ) reislerinden Mehmed Emin Âlî Paşa beşinci ve son kez sadrazam oldu.

1889 İmparator Meiji tarafından 11 Şubat 1889’da ilan edilen Meiji Anayasası, Japonya’yı anayasal monarşi sistemine taşıdı. Meiji Restorasyonu’nun bir parçası olan bu belgeyle, yönetim gücü Şogunluktan alınarak tekrar İmparatora verildi. 1890’da yürürlüğe giren anayasa; güçlü bir imparatorluk otoritesinin yanı sıra “Diet” adı verilen bir parlamento ve bağımsız bir yargı sistemi kurdu. II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar yürürlükte kalan bu temel yasa, 2 Mayıs 1947’de yürürlükten kalktı ve yerini 3 Mayıs 1947’de kabul edilen  bugünkü modern Japonya Anayasası’na bıraktı.
1940 Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında ekonomik iş birliği antlaşması imzalandı.
1941

Ecnebi Musevilerin Türkiye’den transit geçmeleri hakkında kararname yayımlandı. Tabiyetlerinde bulundukları devletler tarafından kısıtlama getirilmiş ecnebi Museviler, ancak konsolosluklardan transit vizesi alarak Türkiye topraklarından geçebilecekler.

1944

ABD’li avukat ve parlamenter Michael Garver Oxley (11 Şubat 1944; Findlay, Ohio-1 Ocak 2016),11 Şubat 1944’te Ohio, Hancock County, Findlay’de doğdu. 1962’de Findlay Lisesindenmezun oldu; 1966’da Miami Üniversitesinden lisans derecesi aldı. 1969’da Ohio Eyalet Üniversitesi Hukuk Fakültesinden hukuk alanında lisans derecesi elde etti. 1969-1972’de Federal Soruşturma Bürosu’nda çalıştı. 1972’de baroya kabul edildi ve özel bir avukatlık bürosu kurdu. 1972-1981 yılları arasında Ohio eyaletinde Cumhuriyetçi Parti kongrelerine delege olarak katıldı. 1976 ve 1984’te Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongrelerine delege olarak katıldı. 25 Haziran 1981-3 Ocak 2007 yılarında ABD kongresinde görev aldı. Mali Hizmetler Komitesi başkanı olarak çalıştı. 2006’da siyaseti bıraktı .1 Ocak 2016’da McLean, Virginia’da öldü. Maple Grove Mezarlığı, Findlay, Ohio’ya gömüldü.

1945

Birleşik Krallık Başbakanı Sir Winston Churchill, ABD Cumhurbaşkanı Franklin Roosevelt ve Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Josef Stalin’in bir araya geldiği, 4 Şubat’ta başlayan Yalta Konferansı sona erdi. II. Dünya Savaşı sonrasında dünya düzeninin esasları belirlendi.

1946

ILO 42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize), 4 Haziran 1934 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4864 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi.

1946

ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1933 tarihinde kabul edildi. Türkiye tarafından 11 Şubat 1946 tarihli ve 4866 sayılı kanun ile kabul edildi, Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Sözleşme, aynı konudaki 96 sayılı sözleşmenin onaylanması sonucu yürürlükten kalktı.

1946

ILO 14 No’lu Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edildi. Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4865 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi.

1951

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisi ve Merkez Bankası memuru Ahmed Arif (Önal) Ankara’da tutuklandı.

1953 SSCB, İsrail ile diplomatik ilişkilerini kesti.
1957
  • Gazeteci Metin Toker tutuklanarak ceza evine atıldı. Metin Toker, Demokrat Parti (DP) İstanbul Milletvekili ve eski Devlet Bakanı Mükerrem Sarol ile Akis dergisi arasındaki davadan hapis cezasına çarptırılmıştı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü, “Damadımın tutuklanması haberine üzülmedim, bu şerefli bir mahkümiyettir” dedi.
  • Ateşli silahlara ilişkin af ilan edildi. 
1959

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna İlişkin Temel Antlaşma, Büyük Britanya, Yunanistan, Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında 16 Ağustos 1960 tarihinde imzalandı. Kurucu antlaşma öncesinde, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan devletleri ile Kıbrıs’taki Rum ve Türk toplumları arasında Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalandı, bağımsız bir devlet olarak Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının temel unsurları belirlendi. Anayasanın hazırlanma süreci sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti, imzalanan Kuruluş, İttifak ve Garanti antlaşmaları çerçevesinde resmi olarak 16 Ağustos 1960 tarihinde kuruldu.

1961 Darbenin ardından beş yeni parti kuruldu. Adalet Partisi, Memleketçi Serbest Parti, Çalışma Partisi, Türkiye İşçi ve Çiftçi Partisi ve Cumhuriyetçi Mesleki Islahat Partisi.
1964 Tayvan, Fransa ile diplomatik ilişkilerini kesti.
1970

Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, 1567 Kanun numarasıyla, dünya genelinde büyük ekonomik buhranın yaşandığı dönemde, 25 Şubat 1930 tarihinde çıkarıldı. Resmi Gazetede yayınlanarak üç yıl süreyle geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi. Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununun süresi, daha sonra çeşitli tarihlerde yayımlanan kanunlarla 25 Şubat 1970 tarihine kadar uzatıldı; son olarak 11 Şubat 1970 tarihinde yayımlanan 1224 sayılı kanunla süresiz olarak uzatıldı.

1971

ABD, Birleşik Krallık, SSCB, ve diğer ülkeler arasında, uluslararası sularda nükleer silahların kullanılmaması konusunda antlaşma imzalandı.

1974 Madanoğlu Davası’nda bilirkişi heyeti, gizli toplantılarda tutulduğu ileri sürülen ses kayıtlarının “montaj” olduğunu açıkladı.
1975

Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ndeki ilk temsilcisi olan Cemalettin Hüsnü Taray (1893, Kop, Gümüşhane-11 Şubat 1975), Türk siyasetçidir. Milletvekilliği ile Millî Eğitim Bakanlığı yaptı.

1978
  • Çin, Aristoteles, Shakespeare ve Charles Dickens’in eserlerine uyguladığı sansürü kaldırdı.
  • İran’da Şah Rejimi çöktü. Humeyni ve Şeriat geldi.
1980

TÖB-DER Elâzığ Şubesi avukatlığının yanı sıra birçok toplumsal davayı takip eden Elazığ Barosu Yönetim Kurulu üyesi Avukat Erdal Arslan, 11 Şubat 1980 günü Adliye’den çıktıktan sonra uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Olaydan sonra kaçan Cevdet Karataş silahıyla birlikte yakalandı. Karataş, 12 Eylül döneminde cezası infaz edilen 50 idam mahkumundan biridir.

1981 İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi, şarkıcı Cem Karaca, Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan, Sema Poyraz ve Selda Bağcan hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi. Sanatçılar yabancı ülkelerde Türkiye aleyhine propaganda yapmakla suçlandı. Selda Bağcan teslim oldu ve serbest bırakıldı.
1986 Hukukçu ve Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric Font (Hırvatça:Borić) 11 Şubat 1986’da doğdu. Şili tarihindeki en genç ve dünyadaki en genç ikinci devlet başkanı unvanını kazandı.
1988 “Müstehcen” bulunan “Bitmeyen Aşk” ve “Asılacak Kadın”ın yazarı Pınar Kür ve yayıncı Erdal Öz yargılandı.
1990

Güney Afrika’da ırkçı rejime karşı savaşan Afrika Ulusal Kongresi’nin lideri Nelson Mandela, 27 yıllık hapis hayatının ardından özgürlüğüne kavuştu.

1990

Edip Polat’ın “Diyarbakır Gerçeği” adlı kitabına yazdığı önsözden dolayı yayıncı ve yazar Muzaffer İlhan Erdost gece DGM savcısının emriyle Ankara’daki evinden gözaltına alındı.

1994 HBB’de yayımlanan Yüksek Tansiyon adlı programın yapımcısı Erhan Akyıldız ve Ali Tevfik Berber, ikişer ay hapis cezasına çarptırıldı. Televizyoncular programda halkı askerlikten soğuttukları iddiasıyla yargılanmışlardı.
1995 Kız arkadaşıyla gözaltına alınıp 3 Ağustos 1980’de 1.Şube’ye götürülen ve kaldırıldığı Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde 8 Ağustos’ta beyin travmasından hayatını kaybeden İTÜ öğrencisi Faruk Tuna için açılan 2.işkence davasına anne ve babasının katılımıyla devam edildi.
1995 Meksika ordusu Chiapas eyaletinde Zapatistalar’a karşı büyük bir harekat başlattı. EZLN’nin önde gelen 2 lideri tutuklandı, kimliği afişe edilen 38 yaşındaki efsane lider “Komandante Marcos” ise yakalanamadı.
1998
  • Türkiye’de 12 kentte bulunan 78 kumarhane kapatıldı. Kapatma kararı “Turizm Teşvik Yasası’nda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Yasa” uyarınca alındı.
  • 11 Şubat 1998 günü HADEP parti genel merkezi polis tarafından basıldı. Genel başkan Murat Bozlak ve merkez yöneticileri 17 Şubatta tutuklandı.
2002 DYP eski milletvekili Abdülmelik Fırat ve arkadaşları, Hak ve Özgürlükler Partisi’ni (HAKPAR) kurdu.
2003

ABD’nin karşı çıkmasına rağmen Afganistan, UCM Roma Statüsü’nü imzaladı. Dünyanın ilk savaş suçları mahkemesi olan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargılama yetkisini kabul etmiş oldu. Afganistan UCM’yi onaylayan 89. ülke oldu.

2005

Tıp Etiği, Tıp Hukuku ve Tıp Tarihi Derneği tüzüğü 11 Şubat 2005 tarihinde onaylandı. Derneğin merkezi İstanbul’dadır. Bilimsel çalışmaları ilerletmek ve hasta-hekim arasındaki tıp etiği ve tıp hukuku ile ilgili sorunları gidermek amacıyla kuruldu.

2007 Portekiz’de kürtaj referandumunda, seçmenlerin yüzde 60’ı kürtajın yasallaşmasına “evet” dedi, ancak katılım yüzde 50’nin altında olduğundan sonuç geçersiz sayıldı.
2011

Balyoz Davasının 13’üncü duruşmasında, aralarında Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, Hava Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına’nın da aralarında bulunduğu 163 sanığın tutuklanmasına karar verildi.

2011 İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi, Türkiye’de son günlerde açılan 26 toplu mezarda 171 kişinin kemiklerine ulaşıldığını açıkladı. Rapora göre,  tespit edilen 88 mezarda 1298 kişinin olduğu iddia edildi.
2012 MİT görevlilerini ifadeye çağıran İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya soruşturmadan alındı.
2015
  • Üniversite öğrencisi Özgecan Aslan, tecavüze uğrayarak öldürüldü. Olay Türkiye’de kadın hakları eylemlerine dönüştü.
  • Birleşmiş Milletler, Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü‘nü resmi olarak ilan etti.
  • Hukuk Felsefesi alanında duayen Prof. Dr. Vecdi Aral, 11 Şubat 2015 günü vefat etti. 13 Şubat Cuma günü Fenerbahçe Camisinde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.
2016 Meksika’nın Monterrey kenti yakınlarındaki Topo Chico hapishanesinde çıkan isyanda 52 tutuklu ve mahkum hayatını kaybetti.
2017
  • İstanbul Ortaköy’de bir eğlence mekanında yılbaşı kutlamasına, silahlı saldırıyla katliam gerçekleştiren Abdulkadir Masharipov tutuklandı.
  • Fransız kadın hakları savunucusu, bilim insanı ve aktivist Danièle Minne (Danièle Djamila Amrane-Minne) yaşamını yitirdi. (13 Ağustos 1939; Neuilly-sur-Seine–11 Şubat 2017) Mücadele dolu yaşamında hapis dahil birçok zorluk yaşadı. Fransa’nın insan hakları ihlallerine karşı net bir tavır sergiledi. 4 Aralık 1957’de 7 yıla mahkûm oldu. Toulouse Üniversitesi’nde tarih ve feminist araştırmalar profesörü olmuş 11 Şubat 2017’de Cezayir’de yaşamını yitirdi.
2019

İsmail Rüştü Cirit, 10 Şubat 2015 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığı görevine başladı. 11 Şubat 2019 tarihinde yeniden başkan seçildi.

2023

Avukat, akademisyeni eski dışişleri bakanı ve CHP Eski Genel Başkanı Doç. Dr. Deniz Baykal yaşamını yitirdi.

2025

Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım’ iddiasıyla haklarında verilen 18’er yıl hapis cezası Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bozulan Mücella Yapıcı, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ali Hakan Altınay’ın ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet’ iddiasıyla yeniden yargılanmasına devam edildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tüm sanıkların beraatine karar verdi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28 Eylül 2023 tarihinde ceza alan sekiz sanıklı davada Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’ya verilen 18’er yıl hapis cezalarını onamıştı.

2025
  • 4 Kasım 2016’da gözaltına alınıp tutuklanan, 6 Ocak 2022’de tahliye edilen Van Büyükşehir Belediyesi eski bakanı Abdullah Zeydan’ın Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın karar duruşması yapıldı. Zeydan’a “terör örgütüne yardım etmek” ve “basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarıyla yargılandığı davada 3 yıl 9 ay ceza verildi.
  • Ankara’nın Keçiören ilçesinde iki çocuğunu öldürüp, bir çocuğunu ağır yaralayan Serpil Altınok Dereci’nin tutuklanmasına karar verildi.
2025
  • ODTÜ Enformatik Enstitüsü bünyesinde yer alan University Ranking by Academic Performance (URAP) Araştırma Laboratuvarı tarafından açıklanan “dünyanın en iyi 3 bin üniversitesi” sıralamasında ilk 1000’de yer alan ve Türkiye’den en iyi dereceyi yapan üniversite Hacettepe Üniversitesi oldu. İlk 1000’de Türkiye’den 11 üniversite yer aldı. Harvard Üniversitesi her zamanki gibi birinci oldu.
  • Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) yayımladığı 2024 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçları açıklandı. Türkiye’nin puanı değimedi ancak sıralaması değişti. 

  • Çanakkale Kazdağları’nda Cengiz Holding ve Nurol Holding’in bölgedeki doğal alanları yok edecek maden projelerine karşı açılan ve reddedilen davada Danıştay 4. Dairesi onama kararı verdi. Kazdağları Ekoloji Platformu’nun Cengiz Holding’in Halilağa Bakır Madeni Projesi’nin ÇED Olumlu Kararı’nın iptali için açtığı ikinci davada Çanakkale 1. İdare Mahkemesi oy çokluğu ile davanın reddine karar vermişti. 
2026
  • 2025 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi açıklandı. Danimarka (89), bu yıl da birinci olarak üst üste 8 yıldır endeksin zirvesinde yer aldı. Danimarka’yı Finlandiya (88) ve Singapur (84) yakından takip etti. En sert düşüş yaşayan ülkeler arasında yer alan Türkiye 31 sıra gerileyerek 124. sıraya düştü.
  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yılmaz Tunç’u Adalet Bakanlığı görevinden aldı ve yerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i atadı.

Dr. Ölüm – You Don’t Know Jack

0
Doktor Ölüm - You Don’t Know Jack

Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack, gerçek olaylara dayanan bir hikayeden sinemaya uyarlanmıştır. Televizyon kanalı HBO tarafından sinemaya uyarlanan film, biyografik bir TV yapımıdır.

Doktor Ölüm, modern hukukta çok tartışmalı bir konu olan ötanaziyi işlemektedir. Eleştirmenler tarafından, ötanaziye karşı olsun ya da olmasın herkesin izlemesi gereken bir film olarak tanımlanmıştır.

Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ölüm meleği lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatmaktadır. Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack filminde ünlü aktör Al Pacino, ötanazinin çaresiz hastalar için bir hak olması gerektiğini savunan Jack Kevorkian adında bir doktoru canlandırmakta, bu düşüncesi yüzünden doktor meslektaşları ve çevresi tarafından dışlanmakta ancak ama pes etmemektedir.

Film Künyesi
Yönetmen Barry Levinson
Yapımcı Scott Ferguson
Lydia Dean
Steve Lee Jones
Hikâye Adam Mazer
Oyuncular Al Pacino – Jack KevorkianDanny Huston – Geoffrey FiegerSusan Sarandon – Janet GoodBrenda Vaccaro – Margo JanusJohn Goodman – Neal NicolJames Urbaniak – Jack LessenberryEric Lange – John Skrzynski

John Engler – Himself (filmde hazır)

Richard E. Council – Yargıç David Breck

Sandra Seacat – Janet Adkins

Müzik Marcelo Zarvos
Görüntü yönetmeni Eigil Bryld
Kurgu Aaron Yanes
Stüdyo Bee Holder Productions
Dağıtıcı ABD: New Line Cinema
ABD dışı: Warner Bros
Türü Dram
Renk Renkli
Yapım yılı 2010
Süre 134 dakika
Dil İngilizce

Dr. Ölüm – You Don’t Know Jack

Filmin Aldığı Ödüller
  • Emmy Üstün Erkek Oyuncu Ödülü, 2010
  • Emmy Dramatik Üstün Yazma Ödülü, 2010
  • Altın Küre En İyi Aktör Ödülü, 2011
  • Altın Küre En İyi Drama Ödülü, 2011
  • Screen Actors Guild Ödülü, 2011

Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack, 15 Emmy Ödülüne aday olmuş ve ikisini kazanmıştır. Al Pacino, canlandırdığı Jack Kevorkian karakterinden ötürü Altın Küre Ödülü ve Screen Actors Guild Ödülü’nü kazanmıştır. Sinema eleştirmenleri Al Pacino hakkında bu filmden sonra küllerinden yeniden doğduğu yorumlarını yapmıştır.

Doktor Ölüm – You Don’t Know Jack

Doktor Ölüm-You Don’t Know Jack; “Ölüm ve Ölüler Arasında: Dr. Jack Kevorkian’ın Hayatı ve Ötanaziyi Yasallaştırma Savaşı” adlı kitaptan esinlenerek gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanmıştır. Film, halen süren tartışmalar sonucunda çözülememiş bir problemi, ötanaziyi ele almış, 2010 yılında Televizyon kanalı HBO tarafından çekilmiştir. Filmin, yönetmenliğini Barry Levinson üstlenmiş, senaryosunu Adam Mazer yazmıştır. Filmin başrollerinde Al Pacino, Brenda Vaccaro, John Goodman ve Danny Huston bulunmaktadır.

Dr. Ölüm – Savunma Sahnesi

Film, Doktor Kevorkian’ın, ötanazinin yasallaşması için verdiği hukuk mücadelesini anlatmakta ve doktor destekli intihar fikrini savunmaktadır. Filmde hekim destekli intihar savunucusu Jack Kevorkian’ın yaşamı ve çalışmaları üzerinde durulmuş, ötanazinin amacının ağrısız ve acısız şekilde umutsuz hastaların zahmetsizce intihar etmesine yardımcı olmak olduğu fikri işlenmiştir.

Patolog Doktor Jack Kevorkian, kızkardeşi Margo, arkadaşı Neil ve ölme hakkını savunan dernek başkanı Janet Good’un desteği ile; iyileşme umudu kalmayan ve hayat kalitesi olmayan ölümcül hastaların yaşamlarına son vermek için ötanazi uygulayarak Michigan eyaleti yasalarını ihlal etmiş ve kamuoyunun gündemine oturmuştur. Doktor Jack Kevorkian 1990 yılından başlayarak 130 ölümcül hastalığı olan hastaya kendi geliştirdiği bir karışımı damar içi sıvı ilaç uygulaması yaparak ötanazi ile yaşamlarını sonlandırmasına yardım etmiştir.

Doktor Ölüm, 62. Emmy Ödülleri‘nde 15 Emmy Ödülleri’ne aday olmuş ve iki ödül kazanmıştır. Adam Mazer enaryo ödülü Al Pacino da filmdeki performansıyla erkek oyuncu dalında Emmy kazanmıştır. Al Pacino, 2011 yılında Doktor Jack Kevorkian rolüyle Altın Küre Ödülü ve Screen Actors Guild Ödülü‘nü kazanmıştır.

 Jack Kevorkian

Ünlü doktor Jack Kevorkian

Jack Kevorkian, ABD’nin en ünlü doktorlarından birisi, Ermeni asıllı ABD’li patolog, ressam, besteci ve enstürmanisttir. Kevorkian, Birinci Dünya Savaşı başlamadan hemen önce 1912 yılında Anadolu’dan kaçan Ermeni bir ailenin, Levon ve Satanig’in çocuğu olarak Michigan eyaletinin Pontiac kasabasında 26 Mayıs 1928 tarihinde doğmuş, Dr. Ölüm isimli filmin çekiminden bir yıl sonra 3 Haziran 2011 tarihinde ölmüştür. Doğduğunda adı Murad’dır. Jack adını sonradan almıştır. Ailenin üyelerinden bir kısmı önce Paris’e gelmişler, oradan da ABD’nin Michigan eyaletine gitmişlerdir. Murad’ın çocukluğu bu büyük acıları dinleyerek geçmiş, ölüm ve çaresizlik üzerine düşünme fırsatı bulmuştur.

Jack Kevorkian, Dr. Ölüm diye anılmış, ötanaziyi bir insan hakkı olarak savunmuş, yıllarca isteyenlere bu yöntemi uygulamıştır. Amerikan toplumu, Kevorkian’ın kişiliğinde ikiye bölünmüş ve ölme hakkı yıllarca gündemi meşgul etmiştir. Kevorkian, bir hastasının ölüme gidişini filme çekmiş, kaydettiği DVD’yi televizyondan 15 milyon Amerikalı izlemiştir.

Hastalarının istekleri üzerine uyguladığı ötanazi yüzünden yargılanmış ve 8 yıl hapiste kalmıştır. Hapisteyken bir daha ötanazi yapmayacağına ilişkin verdiği söz üzerine serbest bırakılmıştır.

“Ölüm ve Ölüler Arasında: Dr. Jack Kevorkian’ın Hayatı ve Ötanaziyi Yasallaştırma Savaşı” isimli kitap

Liderlik eksikliği, yolsuzlukla küresel mücadeleyi zayıflatıyor

0
Liderlik eksikliği, yolsuzlukla küresel mücadeleyi zayıflatıyor

Yolsuzluk Algı Endeksi 2025: Liderlik eksikliği, yolsuzlukla küresel mücadeleyi zayıflatıyor

Transparency International’ın Yolsuzluk Algı Endeksi 2025 Basın Açıklamasının Türkçe çevirisidir. Orijinal basın açıklamasına  resmi web adresinden ulaşabilirsiniz.

2025 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi Açıklandı

Yolsuzluğa karşı Z kuşağı öncülüğünde kitlesel protestoların yaşandığı ve bazı hükümetlerin uluslararası normları tehlikeli biçimde hiçe saydığı bir dönemde, 31. kez yayımlanan Transparency International’ın Yolsuzluk Algı Endeksi, yolsuzlukla mücadelede liderlik konusunda uzun süredir devam eden endişe verici bir gerilemeye ve buna karşın yalnızca sınırlı ilerlemeye işaret etmektedir.

Berlin, 10 Şubat 2026 Transparency International tarafından yayımlanan 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne (CPI) göre, küresel ölçekte yolsuzluk giderek artmaktadır. Liderlikteki zayıflama, köklü demokrasilerde dahi yolsuzluk algısının yükselmesine yol açmaktadır. 10 yıl önce 80’in üzerinde puan alan ülke sayısı 12 iken bu yıl bu sayı 5’e düşmüştür

Veriler, otoriter rejimler veya kusurlu demokrasilerle karşılaştırıldığında genellikle yolsuzlukla mücadelede daha güçlü bir performans sergileyen demokrasilerin, endişe verici bir gerileme yaşadığını da göstermektedir. Bu eğilim Amerika Birleşik Devletleri (64), Kanada (75) ve Yeni Zelanda (81) gibi ülkelerin yanı sıra Birleşik Krallık (70), Fransa (66) ve İsveç (80) gibi Avrupa ülkelerinde de görülmektedir. Bir diğer kaygı verici gelişme ise birçok devletin ifade, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlüklerini giderek daha fazla kısıtlaması. 2012’den bu yana CPI puanlarında ciddi düşüş yaşayan 50 ülkenin 36’sında, aynı zamanda sivil alanın da daraldığı görülmektedir.

2025 yılında, büyük ölçüde son on yılda puanları durağan kalan ya da gerileyen ve Yolsuzluk Algı Endeksi’nin alt sıralarında yer alan ülkelerde, Z kuşağı öncülüğünde yolsuzluk karşıtı protestolar yaşandı. Nepal (34) ve Madagaskar (25) gibi ülkelerde gençler, liderleri yetkilerini kötüye kullanmakla ve nitelikli kamu hizmetleri ile ekonomik fırsatlar sunmakta başarısız olmakla eleştirerek sokaklara çıktı.

Transparency International, yolsuzlukla küresel mücadelede cesur liderliğin yokluğunun uluslararası yolsuzlukla mücadele çabalarını zayıflattığı ve dünya genelinde ülkelerde reform baskısının azalması riskini beraberinde getirdiğinin altını çizmektedir.

Transparency International Yönetim Kurulu Başkanı François Valérian:

“Yolsuzluk kaçınılmaz değildir. Yolsuzlukla mücadele eden küresel bir hareket olarak yürüttüğümüz araştırmalar ve sahadaki deneyimlerimiz, kamusal yarar için iktidarı hesap verebilir kılmanın açık ve net bir yol haritası olduğunu göstermektedir. Demokratik süreçlerden bağımsız denetime, özgür ve açık bir sivil toplumdan güçlü kurumlara uzanan bu çerçeve, yolsuzlukla mücadelenin temelini oluşturmaktadır. Bazı devletlerin uluslararası normları tehlikeli biçimde hiçe saydığı bir dönemde, hükümetleri ve liderleri dürüstlükle hareket etmeye ve dünya genelinde insanlar için daha iyi bir gelecek sağlama sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.”

Transparency International, aşağıdaki adımların atılması için çağrıda bulunmaktadır:

  • Yolsuzlukla mücadelede siyasi liderliğin yeniden güçlendirilmesi, yasaların eksiksiz uygulanması, uluslararası taahhütlerin hayata geçirilmesi ve şeffaflığı, denetimi ve hesap verebilirliği güçlendiren reformların yapılması.
  • Gazetecilere, sivil toplum örgütlerine ve ihbarcılara (whistleblower) yönelik saldırıların sona erdirilmesi ve bağımsız sivil toplum faaliyetlerini kısıtlamaya yönelik girişimlerin durdurulması yoluyla sivil alanın korunması.
  • Yolsuzluk kaynaklı paranın sınırlar ötesinde dolaşmasına imkân tanıyan gizlilik boşluklarının kapatılması, bu kapsamda aracı kişi ve kurumların etkin biçimde denetlenmesi ve şirketlerin, vakıfların ve varlıkların gerçek sahiplerine ilişkin şeffaflığın sağlanması.

YOLSUZLUKLA MÜCADELEDE LİDERLİKTE GERİLEME

Birçok Avrupa ülkesinde yolsuzlukla mücadele çabaları son on yılda büyük ölçüde duraksamıştır. 2012’den bu yana Batı Avrupa ve Avrupa Birliği’nde yer alan 13 ülkenin performansı belirgin biçimde gerilerken yalnızca 7 ülkede kayda değer bir iyileşme görülmüştür. Aralık 2025’te Avrupa Birliği, yolsuzluğa ilişkin ceza mevzuatını uyumlaştırmayı amaçlayan ilk Yolsuzlukla Mücadele Direktifi üzerinde uzlaşmıştır. Ancak sıfır tolerans ilkesini esas alabilecek bu çerçeve, aralarında kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanmasının suç sayılmasını engelleyen İtalya’nın (53) da bulunduğu bazı üye devletler tarafından zayıflatılmıştır. Ortaya çıkan sonuç, potansiyeli düşük, yeterince açık olmayan ve uygulanabilirliği sınırlı bir düzenleme olmuştur.

Amerika Birleşik Devletleri (64), şimdiye kadarki en düşük puanına gerileyerek düşüşünü sürdürmüştür. 2025 yılında yaşanan gelişmeler henüz tam olarak endekse yansımamış olsa da bağımsız aktörleri hedef alan ve yargı bağımsızlığını zayıflatan adımlar ciddi kaygılara yol açmaktadır. CPI bulgularına ek olarak, Yabancı Ülkelerde Yolsuzluk Uygulamaları Yasası’nın (FCPA) uygulanmasının geçici olarak askıya alınması ve zayıflatılması, yolsuzluk içeren ticari uygulamalara yönelik hoşgörü sinyali verirken ABD’nin yurtdışındaki sivil topluma sağladığı desteğin azaltılması, küresel yolsuzlukla mücadele çabalarını da zayıflatmıştır. Bu durum, başka ülkelerdeki siyasi liderler tarafından sivil toplum örgütlerini, gazetecileri ve diğer bağımsız aktörleri daha da kısıtlamak için bir gerekçe olarak kullanılmıştır.

CPI’da yüksek puan almak, bir ülkenin yolsuzluktan tamamen arınmış olduğu anlamına gelmemektedir. Zira üst sıralarda yer alan bazı ülkeler, CPI değerlendirme kapsamı dışında kalan sınır ötesi yolsuzluk gelirlerinin aklanmasını ve transferini kolaylaştırarak başka ülkelerdeki yolsuzluğa zemin hazırlayabilmektedir. Örneğin İsviçre (80) ve Singapur (84) en yüksek puan alan ülkeler arasında yer alsa da “kirli para” hareketlerine imkân tanıdıkları gerekçesiyle eleştirilerin odağında bulunmaktadır.

DARALAN SİVİL ALAN YOLSUZLUKLA MÜCADELEYİ ZEDELİYOR

Son on yılda Gürcistan (50), Endonezya (34) ve Peru (30) gibi ülkelerde hükümetlerin sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine yönelik müdahaleleri artmıştır. Bu ülkelerde çıkarılan yeni yasalar, sivil toplumun finansmana erişimini sınırlamayı ya da kendilerini denetleyen ve eleştiren örgütleri zayıflatmayı hedeflemektedir. Bu tür düzenlemelere çoğu zaman karalama kampanyaları ve yıldırma uygulamaları eşlik etti. Tunus (39) gibi ülkelerde ise yeni kısıtlayıcı yasalar olmaksızın idari, yargısal ve mali baskılar yoluyla sivil alan giderek daralmaktadır.

Bu tür ortamlarda, bağımsız gazetecilerin, sivil toplum örgütlerinin ve ihbarcıların yolsuzluğa karşı seslerini yükseltmesi zorlaşmakta, buna karşılık yolsuzluk yapmış yetkililerin güçlerini kötüye kullanmaya devam etme ihtimali artmaktadır. Transparency International’ın Rusya (22) ve Venezuela’daki (10) ulusal şubeleri, sivil topluma yönelik baskılar nedeniyle faaliyetlerini sürgünde yürütmek zorunda kalmaktadır.

Bu kısıtlayıcı ortamlar yalnızca eleştirenleri ve denetleyici aktörleri susturmakla kalmamakta, aynı zamanda yolsuzluğu ifşa etmeye çalışanlar için ciddi riskler de yaratmaktadır. 2012’den bu yana, çatışma dışı bölgelerde yolsuzlukla ilgili haber yapan 150 gazeteci öldürülmüş, bu cinayetlerin neredeyse tamamı yolsuzluk düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde gerçekleşmiştir.

KÜRESEL YOLSUZLUK: TEMEL BULGULAR

Yolsuzluk Algı Endeksi (CPI), 182 ülke ve bölgeyi, kamudaki yolsuzluk algısına göre 0 (son derece yolsuz) ile 100 (çok temiz) arasında bir ölçekte sıralamaktadır.

Küresel ortalama puan 100 üzerinden 42. Bu seviye, son on yılın en düşük ortalaması olarak endişe verici bir eğilime işaret etmektedir.

Ülkelerin büyük çoğunluğu yolsuzluğu kontrol altına almakta başarısız. Ülkelerin üçte ikisinden fazlası, yani 180 ülkenin 122’si, 50’nin altında puan almıştır.

Danimarka (89), bu yıl da birinci olarak üst üste 8 yıldır endeksin zirvesinde yer almaktadır. Danimarka’yı Finlandiya (88) ve Singapur (84) yakından takip etmektedir.

En düşük puanlara sahip ülkeler genellikle ağır baskı altında sivil toplumlara ve yüksek istikrarsızlık düzeylerine sahiptir. Örnekler Güney Sudan (9), Somali (9) ve Venezuela (10).

2012’den bu yana, 50 ülkenin CPI puanı belirgin biçimde gerilemiştir. En sert düşüş yaşayan ülkeler arasında Türkiye (31), Macaristan (40) ve Nikaragua (14) yer almaktadır. Bu tablo, demokratik gerileme ve kurumsal kırılganlıkla birlikte güçlenen kayırmacı ağların, yolsuzlukla mücadele mekanizmalarını son on yılda kalıcı biçimde zayıflattığını göstermektedir. Düşüşler keskin, kalıcı ve tersine çevrilmesi zor. Zira yolsuzluk siyasal ve idari yapılara derinlemesine yerleşebilmekte.

Buna karşılık 2012’den bu yana 31 ülke puanlarını kayda değer biçimde iyileştirmiştir. En çok ilerleme kaydedenler arasında Estonya (76), Güney Kore (63) ve Seyşeller (68) bulunmaktadır. Bu ülkelerdeki uzun vadeli iyileşmeler, reformlarda süreklilik, denetim kurumlarının güçlendirilmesi ve temiz yönetişim lehine geniş siyasi uzlaşmayla ilişkilendirilmektedir. Başarıda, kamu hizmetlerinin dijitalleştirilmesi, kamu yönetiminin profesyonelleştirilmesi ve bölgesel ile küresel yönetişim standartlarının içselleştirilmesi önemli rol oynamıştır.

Gabriel Boric Font

0

Gabriel Boric Font (Hırvatça:Borić) 11 Şubat 1986’da doğdu. Ataları 1897’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan Şili’ye göçen Boric’in babası Hırvat asıllıdır.

Memleketindeki The British School’dan mezun olduktan sonra 2004 yılında Santiago’ya taşınarak Şili Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başladı. Fakültede iken 2009’da dekan Roberto Nahum’a karşı 44 gün boyunca bir protestoya önderlik etti. 2012 yılında Şili Üniversitesi Öğrenci Federasyonu Başkanı oldu ve öğrenci lideri olarak 2011-2013 Şili öğrenci protestolarının önde gelen isimlerinden biri oldu. Şili’nin 100 genç lideri listesine girdi. Hukuk diploması alamadı ve röportajlarında hiçbir zaman avukat olarak kariyer yapmayı düşünmediğini açıkladı.

Boric, Magallanes ve Antarktika bölgesini temsil eden Temsilciler Meclisi’ne 2013’te bağımsız aday olarak seçildi. İnsan Hakları ve Yerli Halklar Komisyonlarında görev yaptı. 2017’de Geniş Cephe’nin bir üyesi olarak parlamentoya girdi ve en yüksek oyu aldı.

Şili’de 2019 yılında meydana gelen sivil ayaklanma sonrasında, diktatör Augusto Pinochet döneminden kalma anayasanın değiştirilmesi için referandum yapılmasını sağlayan müzakerelere katıldı.

2021 yılında yapılan ön seçimlerde, Geniş Cephe, Komünist Parti ve diğer küçük hareketlerden oluşan Apruebo Dignidad Koalisyonunun başkan adayı olarak seçildi. Önseçimlerde %60 oranında oy alan Boric, 19 Aralık 2021’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda oyların %55,9’unu alarak José Antonio Kast’ı mağlup etti ve Şili tarihinde en fazla oy oranıyla seçilen başkan oldu.

Şili tarihindeki en genç ve dünyadaki en genç ikinci devlet başkanı unvanını kazandı.

Gabriel Boric Font, Temmuz 2022’de anayasa konvansiyonu tarafından kendisine sunulan yeni anayasa tasarısını savundu. İlerici, cinsiyet eşitliğine saygı duyan, çevre hakkını savunan, yerel hakları korumayı vaat eden 388 maddelik anayasa Eylül 2022’de yapılan referandumda seçmenler tarafından yüzde 62’ye yüzde 38 oyla reddedildi. 

Bir hukukçu daha devlet başkanı oldu

Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü

0

Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü her yıl 11 Şubat’ta düzenlenmektedir.

UNESCO tarafından  kadın ve kız çocuklarının bilimde temsil edilmesi ve eşit fırsatlar sağlanması amacıyla tanınmış günlerden biridir.

Bilim ve toplumsal cinsiyet eşitliği, 2030 Gündemi Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi‘nin de gündemine alınmıştır ve  uluslararası kabul görmüş kalkınma hedeflerine ulaşabilmek için büyük önem taşımaktadır.

“Kız çocuklarını ve kadınları, bilimsel araştırmacılar ve yenilikçiler olarak potansiyellerini tam olarak elde etmeye teşvik etmek ve desteklemek zorundayız.” – BM Genel Sekreteri António Guterres

Kız çocuklarının bağnaz ve basmakalıp düşüncelerle ve sosyal ve kültürel kısıtlamalarla karşılaşması, eğitime ve araştırmaya yönelik finansmana erişimlerinin zorlaştırılması, bilimsel kariyerlerinin önlenmesi ve kendi potansiyellerini kullanmalarının önünde, bürokratik, kültürel, dogmatik ve sınıfsal baskıların devam etmesi uzun erimde kadınların bilimsel araştırmalarda ve karar verici pozisyonlarda azınlık olarak kalmalarına sebep olmakta, toplusal gelişimi olumsuz etkilemektedir. Kız çocuklarının ve genç kadınların bilim alanında kariyerlerini sürdürmeleri ya da akademik kariyer yapmaları için, kadınların öğrenmeye ve bilime uygun olmadıkları yönündeki ön yargılı bakış açılarının ortadan kaldırılması gerekmektedir.

2030 Gündeminin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi (SDG), dünya liderleri tarafından 2015 tarihli BM Zirvesi’nde kabul edilmiş ve resme yürürlüğe girmiş, 2030 yılına kadar, yoksulluğun her biçimine son verme, eşitsizliklerle mücadele etme ve iklim değişikliğiyle mücadele etme stratejisini ortaya koymuştur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, kadınlar ve kız çocukları için bilimde tam ve eşit bir şekilde bilgiye erişimi ve katılımı gerçekleştirmek, kadın-erkek eşitliği çerçevesinde kadınların güçlenmesini sağlamak için A / RES / 70/212 kararını ilan etmiş, 11 Şubat tarihi, 2015  tarihinde Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü ilan edilmiştir. Küresel toplum, kadınları ve kız çocuklarını bilim yolunda her ne kadar teşvik etse de kadınlar ve kız çocukları bilim sahasından uzak kalmaya ve dışlanmaya devam etmişlerdir. Yapılan araştırmalar bu yönde ilerlemenin göreceli olarak düşük kaldığını göstermektedir. Sanayileşmiş olsun ya da olmasın, birçok ülke eğitim sisteminde, Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik (STEM) konularında toplumsal cinsiyet eşitliğinin olmadığı, bu durumun ise istihdam açığına sebep olduğu anlaşılmaktadır. UNESCO İstatistik Enstitüsü’nün tahminlerine göre, kadınlar şu anda dünya genelindeki araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) iş gücünün yüzde 30’dan daha azını temsil etmektedir.

Anayasa Mahkemesi

0

Anayasa Mahkemesi, kanunların, KHK’lerin, TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya uygunluğunu, dokunulmazlığın kaldırılması ve milletvekilliğinin düşürülmesine dair TBMM kararlarını denetleyen, siyasi parti kapatma davalarını karara bağlayan ve partileri mali yönden denetleyen, Yüce Divan olarak da görev yapan ve Anayasa ile kendisine verilen diğer görevleri yerine getiren yüksek mahkemedir.

Mahkeme, 22 Nisan 1962 tarihli “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun” ile kurulmuş ve kuruluş kanunu 25 Nisan 1962 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Anayasa Mahkemesinin ilk üyeleri, Ömer Lütfi AKADLI, İhsan KEÇECİOĞLU, Yekta AYTAN, İsmail Hakkı ÜLKMEN, Rifat Orhan GÖKSU, Tevfik GERÇEKER, Mustafa Ekrem TÜZEMEN, Osman YETEN, İsmail Hakkı KETENOĞLU, Ali Fazıl ULUOCAK, Ahmet AKAR, Ömer Lütfi ÖMERBAŞ, Mahmut Celâlettin KURALMEN, Salim BAŞOL, Muhittin GÜRÜN, İbrahim Hilmi SENİL, Avni GİVDA, Ekrem KORKUT ve M. Şemsettin AKÇOĞLU’dur. İlk başkan Sünuhi ARSAN’dır.

1982 Anayasası ve sonrasında yapılan değişikliklere yeniden teşkil olunan Anayasa Mahkemesi on yedi üyeden kurulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimdeen fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesinin yetki ve görevleri özetle şu şekildedir: 
1-) Norm Denetimi

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.
Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesine dava açılamaz. Ayrıca usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar hakkında da Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Norm denetiminde “iptal davası” ve “itiraz yolu” olmak üzere iki tür başvuru usulü vardır. İptal davası yoluna “soyut norm denetimi” itiraz yoluyla denetime ise “somut norm denetimi” de denilmektedir. Çünkü itiraz yolunda, başvuru konusu normun anayasaya uygunluğunun denetimi, görülmekte olan bir dava aracılığıyla gerçekleşmektedir. Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, iktidar ve anamuhalefet partisi meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. İktidarda birden fazla siyasî partinin bulunması halinde, iktidar partilerinin dava açma hakkını en fazla üyeye sahip olan parti kullanır. Bu yolda dava açma süresi genel olarak iptali istenen normun Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gündür. Ancak kanunlara ve Anayasa değişikliklerine karşı şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açma süresi on gündür. Şekil bakımından denetleme sadece Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. İtiraz yoluna ise ancak kanun ve kanun hükmünde kararnameler konu olabilir. Kanunların şekil bakımından Anayasaya aykırılığı da itiraz yolunun konusu olamaz. Bu yolda, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Anayasa Mahkemesi iptal ve itiraz yolunda “ret” ya da “iptal” kararı verebilir. Ret kararı ilk ya da esas inceleme aşamasında verilebilir.

2-) Bireysel Başvuru

Türkiye Cumhuriyeti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne 1954 yılında taraf olmuş; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkını 1987’de, zorunlu yargılama yetkisini ise 1990 yılında kabul etmiştir. 2004 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle de başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere, Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelere, kanunların üzerinde bir değer atfedilmiştir. Temel haklarla ilgili “evrensel ölçütlere” atıf yapan değişikliklerin son halkasını ise, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun açılması oluşturmuştur.

Bireysel başvurunun uygulamaya geçirilmesiyle, kamu gücünü kullanan kişi ve kurumların sebep olduğu hak ihlallerine karşı 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren anayasal yargı denetimi başlatılmıştır. Buna göre, 23 Eylül 2012 tarihi itibarıyla herkes, Anayasa’mızda güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmektedir.

3-) Yüce Divan Yargılamaları

Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar. Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.

Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.

4-) Siyasi Parti Kapatma Davaları

Siyasî Partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanır. Anayasa Mahkemesi, temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.

5-) Siyasi Partilerin Mali Denetimi

Siyasi partilerin mali denetimi Anayasa Mahkemesi tarafından yerine getirilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştay’dan yardım sağlar.

6-) Yasama Dokunulmazlığı İşleri

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düştüğüne karar verilmesi durumunda, bu karar tarihinden başlayarak yedi gün içerisinde ilgili üye ya da milletvekillerinden herhangi biri tarafından bu karara karşı iptal istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulabilir. Anayasa Mahkemesi bu iptal istemini onbeş gün içinde kesin olarak karara bağlar.

7-) Milletvekilliğinin Düşmesi İşleri

Milletvekilliğinin düşmesine Anayasa’nın 84 üncü maddenin birinci, üçüncü veya dördüncü fıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini onbeş gün içerisinde kesin karara bağlar.

8 – ) Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı Seçimi

Uyuşmazlık Mahkemesinin Başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar.

Anayasa Mahkemesinin Üyeleri

Anayasa Mahkemesi Hakkında Tarihsel Bilgi

Türkiye’de Anayasa Mahkemesi ilk kez 1961 Anayasası ile kurulmuştur. Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri, yargılama ve çalışma usulü ile kararlarının niteliği 1961 Anayasası’nın 145 ila 152. maddelerinde düzenlenmiş, buna bağlı olarak 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 22/4/1962 tarihinde kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesine ilk kuruluşunda, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzükleri’nin Anayasa’ya “şekil ve esas” bakımından uygunluğunu denetleme görevi verilmiş, bu görevin yanı sıra görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Anayasa’da sayılan kişileri Yüce Divan sıfatıyla yargılamak, siyasi partilerin kapatılması hakkındaki davalara bakmak, siyasi partilerin gelir kaynakları ile giderlerine ilişkin hesapları incelemek ve Anayasa ile verilen diğer görevleri yerine getirmekle de yetkili kılınmıştır.

1961 Anayasası’nın 145. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, on beş asıl ve beş yedek üyeden oluşacak şekilde kurulmuş, üyelerden dördü Yargıtay, üçü Danıştay, biri Sayıştay Genel Kurulu tarafından, üç üye Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üye Cumhuriyet Senatosu, iki üye ise biri Askeri Yargıtaydan olmak üzere Cumhurbaşkanınca seçilmekteydi.

1961 Anayasası’nda 1971 Anayasası ile yapılan değişiklikle, kanun hükmünde kararnameleri şekil ve esas bakımından, anayasa değişikliklerini ise Anayasa’da gösterilen şekil şartları bakımından denetleme görevi verilerek Anayasa Mahkemesinin görev alanı belirgin hale getirilmiştir.

1982 Anayasası

1982 Anayasası, Anayasa Mahkemesini 146 ila 153. maddelerinde düzenlemiştir. 1982 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesine ilişkin ilk kanuni düzenleme, 10/11/1983 tarih ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile yapılmıştır.

1982 Anayasası’nda Anayasa Mahkemesine, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleme, Anayasa değişikliklerini ise sadece sınırlı sayıdaki şekil eksiklikleri yönünden inceleme görevi yanında, ayrıca,Anayasa’da sayılan bazı kişileri görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılama ve siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara bakma görevi de verilmiştir.

1982 Anayasası’nın ilk hâlinde Anayasa Mahkemesi, on bir asıl ve dört yedek üyeden oluşacak şekilde kurulmuştur. Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay Genel Kurulunca kendi Başkan ve üyeleri arasından, üye tam sayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi ise üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçmekteydi. Anayasa’ya göre Anayasa Mahkemesine seçilen üyeler 65 yaşını doldurunca emekli olmaktaydılar.

2010 Anayasa Değişiklikleri

Anayasa’nın 146 ila 149. maddelerinde değişiklik getiren 7/5/2010 tarih ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik yapılması Hakkında Kanun’un 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halkoylamasıyla kabul edilmesiyle birlikte Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Bu Anayasa değişikliğinin ardından kabul edilen 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile de Anayasa Mahkemesinin çalışma usul ve esasları yeniden belirlenmiştir.

Anılan değişiklik ile üye sayısı on yediye çıkartılan Anayasa Mahkemesinin, iki bölüm ve genel kurul halinde çalışması benimsenmiş; Mahkemeye mevcut görevlerinin yanı sıra bireysel başvuruları karara bağlamak ve bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesini yapmak üzere komisyonlar oluşturulmasına imkân tanınmıştır.

Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılmakta, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanmaktadır.

Ayrıca 12 Eylül 2010 tarihide yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesine, Yüce Divan sıfatıyla, “görevleriyle ilgili suçlardan”” dolayı Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini yargılama görevine ilave olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanını yargılama görevi de verilmiştir.

2010 Anayasa değişikliği ile birlikte, Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi on iki yıl ile sınırlandırılmış; üyelerin yeniden seçilememesi esası da getirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanları Listesi 
1 Sünuhi Arsan 22 Haziran 1962 13 Temmuz 1964
2 Ömer Lütfi Akadlı 7 Ekim 1964 8 Temmuz 1966
3 İbrahim Hilmi Senil 8 Temmuz 1966 14 Temmuz 1968
4 İsmail Hakkı Ketenoğlu 15 Aralık 1970 13 Temmuz 1971
5 Muhittin Taylan 14 Temmuz 1971 14 Temmuz 1975
6 Kâni Vrana 1 Ekim 1975 13 Temmuz 1978
7 Şevket Müftügil 24 Ekim 1978 7 Ağustos 1982
8 Ahmet Hamdi Boyacıoğlu 9 Ağustos 1982 6 Nisan 1985
9 Hasan Semih Özmert 9 Nisan 1985 27 Temmuz 1986
10 Orhan Onar 28 Temmuz 1986 1 Mart 1988
11 Mahmut Cuhruk 2 Mart 1988 1 Mart 1990
12 Necdet Darıcıoğlu 2 Mart 1990 4 Mayıs 1991
13 Yekta Güngör Özden 8 Mayıs 1991 31 Aralık 1997
14 Ahmet Necdet Sezer 6 Ocak 1998 5 Mayıs 2000
15 Mustafa Bumin 31 Mayıs 2000 26 Haziran 2005
16 Tülay Tuğcu 25 Temmuz 2005 12 Haziran 2007
17 Haşim Kılıç 22 Ekim 2007 10 Şubat 2015
18 Zühtü Arslan 10 Şubat 2015 ………………………..
Mahkemenin eski üyeleri:

Haşim KILIÇ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Mehmet ERTEN, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet Akyalçın, Fettah Oto, Şevket Apalak, Abdullah Necmi ÖZLER, Sacit ADALI ,Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, Ali GÜZEL, H.Tülay TUĞCU, Mustafa BUMİN, Fazıl SAĞLAM, Ertuğrul ERSOY, Ali HÜNER, Aysel PEKİNER, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Mustafa Yaşar AYGÜN, Enis TUNGA, Nurettin TURAN, Rüştü SÖNMEZ, Mahir Can ILICAK, Mustafa YAKUPOĞLU, Ahmet Necdet SEZER, Güven DİNÇER, Lütfi F. TUNCEL, Selçuk TÜZÜN, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, İhsan PEKEL, Mustafa GÖNÜL, Oğuz AKDOĞANLI,  Servet TÜZÜN, Mustafa ŞAHİN, Yavuz NAZAROĞLU, Erol CANSEL, Necdet DARICIOĞLU, Lemi ÖZATAKAN, Mehmet Nuri ÇINARLI, Muammer TURAN, Mahmut C. CUHRUK, Mehmet Şerif ATALAY, Vural SAVAŞ, Adnan KÜKNER, Selahattin METİN, Orhan ONAR, Osman Vahdettin OKTAY, Kenan TERZİOĞLU, Hasan Semih ÖZMERT, Osman Mikdat KILIÇ, Ahmet Hamdi BOYACIOĞLU, Mithat ÖZOK, Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU, Nahit SAÇLIOĞLU, Adil ESMER, Hakkı MÜDERRİSOĞLU, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU, Şevket MÜFTÜGİL, Ahmet ZEYNELOĞLU, Muammer YAZAR, Ahmet Salih ÇEBİ, İhsan Necdet TANYILDIZ, Bülent OLÇAY, Osman TOKCAN,Ali Rüştü ARAL, Ahmet ERDOĞDU, Ömer Lütfi ÖMERBAŞ, Muhittin GÜRÜN, Fahrettin ULUÇ, Hasan GÜRSEL, Kani VRANA, Abdullah ÜNER, Ahmet KOÇAK, Sıtkı Şekip ÇOPUROĞLU, Yusuf Ziya ÖNEL, Halit Hulki ZARBUN, Ahmet AKAR, İhsan ECEMİŞ, Muhittin TAYLAN, Şahap ARIÇ, Ali Kemal BERKEM, Avni GİVDA, Sait KOÇAK, Ali Fazıl ULUOCAK, Ahmet Nuri ÜLGENALP, Mustafa KARAOĞLU, Ahmet Recai SEÇKİN, İsmail Hakkı KETENOĞLU, Mahmut Celalettin KURALMEN, Salim BAŞOL

Zühtü Arslan

1
Prof. Dr. Zühtü Arslan

Prof. Dr. Zühtü Arslan, 01 Ocak 1964 tarihinde Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğmuş, ilk ve ortaöğrenimini Sorgun’da tamamlamış, 1987 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun olmuştur.

Arslan, yüksek lisansını İngiltere’de Leicester Üniversitesi Hukuk Fakültesinde insan hakları ve sivil özgürlükler alanında, doktorasını da aynı Fakültede anayasa hukuku alanında yapmıştır. 2002 yılında doçent, 2007 yılında ise profesör unvanını kazanmıştır.

2001 yılında bir süre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde çalışmıştır. Ayrıca 23.12.2010 tarihinden itibaren Basın İlan Kurumu Genel Kurul üyeliği görevini yürütmüştür. 2009 yılında başkanlığına atandığı Polis Akademisinde uzun yıllar lisans ve lisansüstü düzeyde “Anayasa Hukuku”, “İnsan Hakları”, “Devlet Kuramları” gibi dersler vermiştir. Ayrıca 2000-2003 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde “Turkish Public Law” dersini, 2003-2009 yılları arasında da Başkent Üniversitesinde “Hukuk ve Siyaset” dersini vermiştir.

Anayasa Teorisi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Din Özgürlüğü ve Türk Parlamento Tarihi 1957-1960 (üç cilt) kitapları vardır. Bunun yanında Constitutional Law in Turkey (Türkiye’de Anayasa Hukuku) başlıklı bir ortak kitabı ve ABD Yüksek Mahkemesi Kararlarında İfade Özgürlüğü adlı bir derleme eseri bulunmaktadır. Ayrıca anayasa yargısı, insan hakları, özgürlük-güvenlik ilişkisi ve siyasi partiler hukuku gibi alanlarda Türkçe ve İngilizce yayımlanmış makaleleri ve bildirileri bulunmaktadır.

Prof. Dr. Zühtü Arslan, Yükseköğretim Genel Kurulunca gösterilen üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından 17 Nisan 2012 tarihinde Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca 10 Şubat 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi başkanlığına seçilmiştir. Mahkemedeki görevi 2024 yılında sona ermiştir.

2024 yılında, Prof. Dr. Engin YILDIRIM, Prof. Dr. Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Dr. Murat ŞEN ve Dr. Ömer GEDİK editörlüğünde “Prof. Dr. Zühtü Arslan’a Armağan” isimli eser Anayasa Mahkemesi Yayınları tarafından basılmıştır.

Prof. Dr. Zühtü Arslan, evli ve dört çocuk babasıdır.

Zühtü Arslan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir tören esnasında

Kyzikos Tapınağı Söylevi – Aelius Aristides

0

Kyzikos Tapınağı Söylevi, Aelius Aristides’in günümüze ulaşan eserleri arasında yer almaktadır. M.S. 2. yüzyıla tarihlenmektedir. Eser, hem bir sanat eseri hem de dönemin dini anlayışına ışık tutan bir belge olarak kabul edilmektedir. Aristides’in etkileyici retorik yeteneklerini gözler önüne seren Söylev, o dönemin dinsel, sanatsal ve kültürel değerlerini anlamak için önemli bir kaynaktır.

Aristides’in Kyzikos’taki Tapınak Söylevi Kyzikos’un konumu ve doğası, tapınağın övülmesi, ortak imparatorlar arasındaki uyumun övülmesi, kentlere yapılan uyumu koruma çağrısı ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Epideiktik (törensel) söylev özelliği gösteren konuşma; Aristides’in Asklepios’a bağlılığını, hitabet alanındaki başarısını ve Roma yönetiminin imkânlarından sonuna kadar yararlanan yerel bir elit olarak, Roma yönetimi ile yerel halk arasında aracılık görevini icra ettiğini göstermesinin yanında, özellikle Kyzikos hakkında verdiği bilgiler nedeniyle önemlidir.

Söylev’in çevirisini sıra dışı bir şekilde akademik makale konusu yaparak mercek altına alan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi ESKI ÇAĞ TARIHI ANABILIM DALI öğretim üyesi Dr. Mustafa Türk’ün çabaları tarihsel belleğe ışık tutmaktadır. 

Bu görselin Alt özniteliği boş. Dosya adı: Aelius-Aristides-Konusmalar.avif

Publius Aelius Aristides Theodorus ünlü Yunan hatip, yazar ve sofisttir. M.S. 2. yüzyılın başlarında Mysia’da dünyaya gelmiştir. Antoninus Pius ile ünlü imparator ve filozof Marcus Aurelius dönemlerinden kalma konuşmalarının ve diğer eserlerinin elliden fazlası günümüze yansımıştır. Söylevleri genellikle antik tapınaklara ve tanrılara övgü içermekte, aynı zamanda şehirlerin büyüklüğünü ve kutsal mekanların önemini vurgulamaktadır.

Aristides halk önünde yaptığı bu konuşmayı nerede yaptığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak konuşmanın Hadrianus Tapınağı’nın kuzey tarafındaki alanda (kuzey agora-(Arktonnessos)) yapıldığı tahmin edilmektedir.

Söylevin, Aristides’in Erdek’teki festivale katılması ile bağlantılı olarak gerçekleştirildiği tahmin edilmektedir.

Söylevin yapıldığı yer yarımada ile ana karanın birleştiği yerde konumlanan Kyzikos’tur. Kuzey Agora, bugünkü Balıkesir ilinin Erdek ilçesini ifade eden Kapıdağı Yarımadasındadır. Erdek, Kyzikos Tapınağı Söylevi’nin icra edildiği dönemde de muhtemelen bir yarımada yahut Ada’dır. MÖ 8. yüzyılda Miletoslu göçmenler burayı ele geçirerek Hellenleştirmişlerdir.

Aelius Aristides’in Kyzikos Söylevi, dönemin Kyzikos’unu değerlendirmemize de olanak sağlamaktadır. Appolonis Tapınağı, MÖ 2. yüzyılda, Kyzikoslu Apollonis’i onurlandırmak amacıyla, modern Türkiye’deki Kyzikos’ta inşa edilmiştir. Kyzikos’taki Hadrian Tapınağı “dünyanın sekizinci harikası” olarak tanımlanmıştır. Kyzikos epigramları bu tapınağa yazılmıştır. Erdek – Bandırma kara yolu üzerinde bulunan Kyzikos Ören Yeri , Türkiye Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmıştır.

Kyzikos Tapınağı Söylevi

1. Herkes gibi bu durumun konuşma yapmak için yeterli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kentin; onuruna bu festivali düzenlediği yapı insanlığın gördüklerinin en büyüğü, gelmiş ve geçmiş zamanların en iyisidir.
Şayet böyle başka bir Hellen kenti varsa o da saygımızı hak eder. Benim sebebim ise özellikle açıktır ve yaşamımın alışkanlığından kaynaklanır.

2. Çünkü Asklepios söylev vermemi emrediyor, bu yüzden sağlık tanrısına ne fiziksel hastalığı bahane edebilirim ne de konunun azametinden ve başarının zorluğundan korkabilirim. Doğrusu Pindaros’un dediği gibi, “tanrı başlangıcı gösterdiğinde hiçbir engel yoktur”. Her şeyden önce, şimdi onu ilk kez deneyimlemiyorum, aksine başkalarınınkinden de değil, bizzat kendi pek çok zor anımda, tamamen umutsuz görünen durumlarda, sadece kötü durumlarda değil, umutsuzluğa kapılınmaması gereken durumlarda da onun ne kadar kolay yardım ettiğini tecrübe ettim.

3. Bana gelince, başka birinin konuşmayı halledeceğinden o kadar eminim ki, tamamen olmasa bile konuşmanın belirli yanlarını doğaçlama yapıyorum. Çünkü konuşmam gereken zamana kadar ne konuşulacağını bilmiyordum, yine de görevlendirenin28 isteği her durumda benim hazırlığımdan daha önemlidir.

4. Zor durumların, çetin denizlerle aynı olmadığına inanıyorum. Çünkü denizler ne kadar büyükse, o kadar çok korkuya neden olurlar. Oysa diğerleri (zor durumlar) bazı açılardan yararlıdır, çünkü birçok yerde çıkış yolu bulmak mümkündür, böylece biri tümüyle ümitsizliğe düşmedikçe, tamamen başarısız olma tehlikesinden kurtulacaktır.

5. Bence Hyperborealıların bile Kyzikos hakkındaki kehanetten ve kentin talihinin kurucudan geldiğinden haberleri var. O diğer kentler için rahipken, bu kent için aynı zamanda kurucudur. Çünkü o diğer kentleri her yere gönderdiği yerleşimciler vasıtasıyla kurmuştur. Ama bu şehrin kurucusu bizzat kendisidir. O halde böyle bir başlangıcı varken ve de böyle bir kurucuya ve tanığa sahipken Kyzikos’un bahtı nasıl açık olmasın?

6. Kentin konumu ve bütün doğası göz önüne alındığında, tanrının ona uygun bir unvan vermiş olduğu anlaşılmaktadır. Yani kara ve denizin görüntüsü örtüşür. Çünkü Kyzikos Asia’nın önündedir ve aslında bir ada olmasına rağmen anakaraya bağlanmaktadır. Bir tarafında Pontos Eukseinos (Karadeniz), diğer tarafında Hellespontus vardır. Yelken açan herkes (bütün denizciler) için adeta iki deniz arasında bir bağlantı noktası, hatta daha fazlasıdır. Denizciler onun yanına, çevresine ve limanlarına yelken açmaktan
asla vazgeçmez. Bazıları arkalarındaki uygun rüzgâr ile kentin adalarından denize açılırken, bu esnada bazıları da limana girip çıkar.

7. Eğer şairler Korinthos’luların kentini, Peloponnessos’daki konumu nedeniyle her iki yöne de yolculuk edenlerin uğrak noktası olduğundan “bahtı açık” olarak adlandırmaya karar vermişlerse, Kyzikos da kesinlikle bu unvanı hak etmektedir. Çünkü denizin ortasındaki konumu, tüm insanlığı bir araya getirir ve sanki Gadeira ile Phasis arasındaki bir tür odak noktası gibi bazılarını iç sulardan dışarıya, bazılarını da dışarıdan içeriye taşır.

8. Gerçi bence uçsuz bucaksız denizin içindeki diğer adalar da böyledir. Homeros Girit’i överken “şarap kırmızısı denizin ortasında” bulunduğunu söylemiştir. Ancak burası daha da fazla ödülü hak ediyor. Burası sadece tek bir denizin orta noktasını tutmamıştır. Doğrusu sadece çevresinde pek çok deniz olduğu söylenemez, bilakis çok yönlüdür, hem kuzeydeki gemiciliğe uygun her deniz için hem de batıya doğru en uzun ve en sevilen deniz yolu için adeta bir başlangıç ve çıkış noktasıdır. Ayrıca özellik ve konumu itibariyle
bunların ikisi arasında yer alan şimdi Propontis olarak adlandırılan üçüncü deniz, kente her olanağı sağlamıştır.

9. Şimdi kentin denizlerindeki durum böyle görünüyor. Fakat karadaki durum da yine bununla benzerdir ve aynı ölçüde değerlidir. Kara çok geniş ve sınırsızdır, öyle ki bu büyüklüğü nedeniyle ona kıta denmesi mümkündür. Doğası çok çeşitlidir ve hepsi birbirinden gayet farklıdır ve hepsi de en iyisi neyse ona meyillidir. Çünkü burada dağlar, başka insanların ovalarından daha fazla işlenmiştir ve ovalar sadece kente değil tüm halka yetmektedir ve ırmaklar, göller, bataklıklar, orman vadileri bu talihli insanlara adeta neşe
vermektedir.

10. Öyle ki biri tüm bu bölgelere yerleşmek isterse, birçoğu deniz sahilinde ve bir kısmı da içerde olmak üzere denizin çevresinde çok sayıda kent olurdu. Yan yana değillerse bunların çoğunun birbirlerinden hiç
haberinin olmaması mümkündür. Şimdi kent karada ve denizde bu özelliklere sahiptir, her iki özelliği rekabet halindedir ve pek çok örnek içinde benzerini bulmak mümkün değildir.

11. Eğer yarımada ile ada arasında başka bir terim yoksa kentin kendisini hem ada hem de yarımada olarak adlandırmak mümkündür. Çünkü boğazdan geçilemez ve burası hiçte dar değildir, bilakis (kent) ana karadan uzaktadır ve iki köprü ile ana karaya bağlanmıştır. Kent bu yönüyle Tyros modelinden, diğer kentlerden ve kıta mahiyetindeki adaların hepsinden daha üstündür.

12. Gerçi Thukydides ana karadan en az yirmi Stadion mesafede bulunan Sicilya’yı övmektedir. Ama bu kent (Kyzikos) kıtadan o kadar uzaktadır ki bir ada olmadığını unutmak bile mümkündür ve eğer birisi set ve köprüleri kaldırırsa ana karadan kente yüzülebilir. Dolayısıyla hem adanın tamamı hem de kent, iki büyük ada olan Girit ve Sicilya’dan özellik bakımından daha az seçkin değildir.

13. Kamu binalarının güzelliğine ve şehrin tüm planına ve büyüklüğüne gelince, hiç kimse ne bunları övemeyecek kadar konuşma becerisinden yoksundur ne de kolayca tarif edebilecek kadar yetkin bir konuşmacıdır. Şimdi geri kalan her şeyi bir kenara bırakıp, özellikle bir yapıya değineceğim.

14. Bu simge bana kurucuyu ve gerçekte kentin bir tanrının eseri olduğunu en güzel şekilde gösteriyor. Adeta bir tanrılar toplantısı gibi, tüm tanrılar için adanmış görüntüsü veriyor. Çünkü kent, bütün tanrılar tarafından parsellenmiş ve paylaşılmış gibidir. Sanki tanrılar kentin kurtuluşu için birbirleriyle rekabet ediyor gibi tapınaklar paylaşılmıştır. Mevcut kanunlar altında Atinalıların kentinden farksız bir şekilde kurbanlar, geçit törenleri, tören alayları ve ibadetler vardır, (…)  Bu akrabalığı en iyi amaçlar için kullanmamaktan çok uzaktır. Ve gerçekten de gücünün geri kalanı, bu şeylerle tutarlıdır. O halde kentin başka yerlerdeki tapınakların ve diğer görkemli kamusal yapıların destekçisi olduğunu söylemekten utanmamak gerekir.

15. Kentin mülkü böyle parlak ve herkesle ortaktır. Ve bu kentin mülklerini ne İtalya, ne uzaktaki Mısır, ne Thyren Denizi ne de şairlerin dediği gibi Syria ve Klikia kentleri yok sayıyor. Ne anakarada ne de adalarda bu şehrin süslemediği hiçbir halk yoktur denebilir. Neden Ionialı’lardan, Aioller’den, adalardan ve yakındaki kentlerden söz edilmelidir? Gençliğin işareti nedir? İyi bir koşucu gibi büyük bir avans vermek ve yine de kolayca yetişmektir. Aynı şekilde, kent tüm insanlığa ihtiyaçları olan şeyleri sağlamasına rağmen, sonunda kendisi kolayca zirvedeki yerini almıştır.

16. Gerçekten anlatılması zor bir duruma geliyorum. Söylemek istediğimi nasıl ifade edeyim? Şimdi, söylediğimde beni mutlu edecek pek çok şey söylemek istiyorum. Çünkü bütün söyleyeceklerim benzer işlere cesaret edenlerin adeta çocuklar gibi olduğunu göstermektedir. İnsan gücünün ötesinde, çılgın bir yapı ortaya konulmuştur.

17. Adanın büyük bir kısmı buraya mı nakledildi yoksa yerinde mi kaldı, bu konuda muhtemelen kesin bir şey söylenemez. Ama sanırım herkes bunun sizinkinden başka bir kentten veya taş ocağından çıkamayacağı konusunda hemfikirdir. Çünkü diğer taş ocaklarının nitelikleri yetersizdir. Eskiden denizciler konumlarını, “Kyzikos burada”, “Prokonnessos orada” şeklinde adaların doruklarına ve görüldükleri yerlere bakarak anlardı. Ama şimdi tapınak tek başına dağların yerini aldı ve kimsenin fenerlere, işaret ateşlerine ve limana girecekler için yapılan kulelere ihtiyacı kalmadı. Tapınak sadece bütün manzaraya hâkim olmakla kalmıyor ve aynı zamanda kenti ve sakinlerinin yüce gönüllülüğünü de ortaya çıkarıyor ve bu kadar büyük
olmasına rağmen güzelliği büyüklüğünün önüne geçiyor.

18. Homeros ve Hesiodos hayatta olsalardı, sanırım Troia surları hakkındaki hikâyeyi buraya kolayca uyarlarlardı. Poseidon ve Apollon’nun, taşları denizin derinliklerinde hazırlayıp, aynı zamanda buraya getirilmesini mümkün kılıp, bir de üstüne kurucudan bekleneceği gibi şevkle bu eseri kent için nasıl görkemli bir şekilde tasarlayıp biçimlendirdiklerini anlatırlardı.

19. Her bir taşın kendi başına ayrı bir tapınak olacak kadar, tapınağın bir mahalle olacak kadar ve tapınak çevresinin ise tek başına ayrı bir kent olacak kadar büyük olduğu söylenebilir.

20. Sağladığı konfor ve lüksü düşünmek isterseniz, bu büyük tapınağı üç katlı evler veya yan yana üç gemi gibi hayal edebilirsiniz. Diğer tapınaklardan kat kat daha büyüktür ve üç katlı bir yapıya sahiptir. Bir kısmı yeraltında görülebilir, bir kısmı tam yukarıda ve bir kısmı da tam ortadadır. Yer altında tapınağı dolaşan kubbeli geçitler vardır ve bu alan ek olarak değil geçit olarak inşa edilmiştir.

21. Bunları konuşarak övmeye gerek yok, o işi geometricilere ve uzmanlara bırakabiliriz. En azından onlar bu büyük eseri ölçebilecek kimseler olarak eğitilmişlerdir. Buna rağmen korkarım ki bu insanlar bile gerçek
ölçüleri bulamayabilirler. Eğer birisi tapınağın kendisinden bahsetmek istemezse, tapınağın inşası için yaptırılan makinalara ve alet edevata bakması yeterlidir. Çünkü bu aletler daha önce henüz insanlar tarafından bilinmiyordu.

22. Sizin başarınızdan dolayı herkes sevinmeli. Çünkü siz o zaman yöneten en iyi imparatorun adını bir yazıta kazıttınız. Sizin; payına iyinin de iyisi düşen yapınız şu an bitti ve tanrılar için her şeyi hak eden bu kadar büyük bir şükran hediyesi teşhir edildi ki daha büyüğünü bulmak kolay değildir.

23. Bu iki imparatorun seleflerinin onların imparator olmasını sağlaması ve ailelerinin durumunun başından beri her iki tarafta nasıl olduğu ve nasıl ve kim tarafından yetiştirildikleri ve eğitimlerinin yüceliği üzerine konuşmak konuşmayı uzatır ve bunu tamamlamak kolay da değildir. Bu toplantıda mümkün olduğunca, herkesin duyması gereken onların en tuhaf övgüleri, hatırlanan çok sayıda şeyleri arasında en mükemmel olanları, asaletleri, eğitimleri, hiç kimsenin gizleyemediği, her kent ve bütün insanlığın hayran olduğu özellikleriyle meşgul olacağız.

24. Onlar, “arkadaşların mülkleri ortaktır” şeklindeki atasözünü en yüksek dereceye çıkardılar. En büyük eylemlerinde bu düşünceye yer verdiler. Fakat bir at sürüsünü veya aletleri ya da birkaç dönüm araziyi paylaşarak değil, hatta en yüksek rütbeye kimin daha önce gelmesi gerektiğini belirleyerek de değil. Öyle bir yüce gönüllülüğün zirvesine ulaştılar ki, tüm toprakları ve denizi bu atasözüne dâhil ettiler ve var olan hiçbir şey aralarında paylaşılmaktan gerçekten kurtulamadı. Çünkü onlar, daha önce istenen ama hiçbir yerde fazla bir beklentinin olmadığı, daha çok tıpkı bir dua gibi mutluluk kavramı olarak gözüken; Homeros’un, “devlette toprak ortaktır ve herkesin ortak kullanımına açıktır” sözünü yerine getirdiler.

25. Komutanlar tehlike zamanlarında diğer komutanları ortak olarak almışlardır ve kriz anlarında kentler birleşmiş, krallar krallarla dostluk kurmuş ve antlaşmalar yapmıştır. Fakat bunlar çoğunlukla bunu zorunluluktan yaptılar. Biz ortaklığın bu noktaya kadar olanını biliyoruz. Ancak şimdi ilk kez bir imparator, başka bir imparatoru, gönüllü olarak tüm imparatorluğa ortak yaptı ve bütün zamanlardaki seleflerinden sadece o, daha fazla güç istemedi, tersine tamamen eşit statüde bir caesar belirledi.

26. İmparatorluğunu paylaştı, ancak imparatorluğun kendi payına düşen kısmını küçültmedi, bilakis şimdi bu suretle hem kendi payını hem de ortak imparatorun payını genişletti. İskender, Darius ile ortaklığı kabul etmeyerek insanları şaşırttı ve belki iyi de yaptı. Çünkü o Asia’yı eşit bir şekilde bölme amacı taşımıyordu. Buna rağmen bana öyle geliyor ki, Dareios’tan çok daha iyi biri olsaydı bile İskender hâkimiyeti ikinci bir kişiyle paylaşmaya hazır değildi. Ama onlar hükümdarlıklarını, sanki insanlık meselelerinin idaresini üstlenmişler gibi, mükemmel adaletin bir simgesi haline getirdiler ve böylece bütün insanların erdem öğretmenleri oldular.

27. Böylesi bir tavır, Kafkasya çevresindeki herhangi bir seferden, Hindistan’ın ve Hazar Kapılarının ele geçirilmesinden ve her türlü insan eyleminden üstündür. Bu tutum, en iyisi neyse ona ve doğaya uygundur.
Çünkü ne eğer varsa Atlantik Okyanusu’nun ötesinden bir toprağı imparatorluklarına kattılar, ne de her biri sahip olduğu imparatorluğu bir şekilde genişletmek ve daha üstün hale getirmek için, kendi topraklarındaki aşırı soğuk veya sıcak nedeniyle yaşanmaz olan ve tanrılar tarafından ılıman hale getirilen bir toprağı keşfetti. Her halükarda benim için; sahip oldukları malları paylaşmaları ve birbirlerine sahip oldukları her şeyden daha çok değer vermeleri, erdem bakımından her şeyden daha üstündür.

28. İşte bu takdire şayandır! Kardeşiyle olmadıkça imparator olmayı kabul etmemeleri, kardeşi olmaksızın yönetmeyi istememeleri, karşılıklı olarak eşitliği savunmaları, birbirlerine çok benzemeleri, tek başlarına tüm insanlardan farklı olmaları, en yüce ortak olmaları, fakat diğer ortağın da aynı rütbeye sahip olması, bütün bunlar takdire şayandır.

29. Perslerin büyük kralı, “kralın gözü ve kulağı” olarak adlandırılan dikkate değer bir şeye sahipti. Bunun aslı astarı vardır belki, ama bana öyle geliyor ki, çoğunlukla diğer tüm insanlardan iki kat daha fazla görüyor ve duyuyormuş gibi görünmesi için söylenen bir zırvalıktı bu.

30. Fakat bu iki imparator, harika bir ölçü ve yüksek bir buluş yaptılar. Çünkü ikisi de birbirinin gözü ve kulağı oldular ve böylece doğal kabiliyetlerini ikiye katladılar. Her şeyi paylaştılar, imparatorluğun korunmasını başka birinin ilgi ve alakasına bırakmadılar, bilakis gerçekten kendi meseleleri haline getirdiler. Ve bu, monarşinin avantajını hiçbir şekilde bozmadı, aksine harika bir monarşi oldu. Çünkü bütün tellerin uyumlu bir şekilde çalışması gibi, iki bedenin bütün istekleri ve iki akıl bir oldu.

31. Hangi müzik şimdi bundan daha iyi olabilir ki? Hangi müzik şöleni Apollon ve Musa’lar için daha kıymetlidir? Hangi ahenk insan ırkı için daha evrenseldir? Amphion ve Zethos’un hikâyesi Thebe’yi kurmalarına kadar geri gider. Oradaki bazı kimseler onlardan birinin müziğini eleştiriyorlar. Ama bunlar tüm kentler ve tüm insanlık adına birlikte müzik yaptılar ve aynı şekilde şarkı söylediler. Şarkıyı sanırım babalarından ve atalarından miras aldılar. Fakat onlar, şarkı söylemeyi sanki planladıkları çocuklarıymış gibi her yönden daha da görkemli hale getirdiler.

32. Onların memleketlerini (Roma’yı) yönetmek için geliştirdikleri bu tutum bana uygun gibi geliyor. Bu, eski âdeti değiştiren tek kenttir. Çünkü ister Hellen ister barbar olsun, az da olsa bir iktidara sahip olan tüm insanlar, kimsenin servetini paylaşmaması ve de hepsinin mümkün olduğunca ayrı  tutulması politikasına sahiptir. Ama tüm insanların içinde yalnızca bunlar en iyi insanlar tarafından ganimet gibi paylaşılsın diye malları ortak yaptılar. Birinin Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da veya bizi kısıtlayan sınırlarda, Tanais’de, Maeotis Gölü’nde veya Atlantis Adası’nda ya da her hangi bir yerde yaşıyor olması hiç fark etmez, ancak tüm insanlar ve tüm halklar bu şehirde birbirine bağlıdır ve herkesin kendi alanlarında egemenlini kullanma hakkı vardır. Bildiğiniz gibi bunu kazanan atalarınız bireysel alandaki iktidarı paylaştılar, dünya üzerindeki egemenliklerini paylaşarak erdem bakımından herkesten öne geçtiler.

33. Ve onların bu yaptıklarının en çekici özelliği ise, tıpkı eskiden Romaların yıllarca yaptıkları gibi, ikili yönetimi sunmalarıdır. Şimdi imparatoru hem soyadıyla hem de ortağıyla adlandırmak mümkündür. Böylece onlar hem bütün Roma devlet yönetim biçimleriyle uyumlu bir politika oluşturmaya dikkat etmişler hem de ikiliden beklenenin daha ötesinde hareket etmişlerdir.

34. Nitekim Homeros kralları methederken bir yerde şöyle demiştir; “Zeus tarafından beslenen kralların öfkesi amansızdır”. Yine de bunlar öfkelerinin gücünü ya da gazaplarının aşırılığını imparatorluklarının simgesi haline getirmediler, onun yerine cömertlik ve yüce gönüllülüğün en iyi halini sergilediler ve karakterlerinin gerçekten de tanrısal olduğunu açıkça ortaya koydular.

35. Özetlemem gerekirse, onların düşünceleri ilahidir ve bunun gerçek örneği yukarıdadır ve oradan iktidarlarına bakmaktadır. Tanrıları, tüm dünyayı ve bütün gökyüzünü bir arada tutanın dostluk ve paylaşım olduğu söylendiğinden ötürüdür ki, her şey sonsuza dek kendi yolunda güvenli bir şekilde hareket eder, oysa kıskançlık ve hırs tanrıların evlerinde ve davranışlarında ne vardır ne de sonradan ortaya çıkar.

36. Bazı insanlar, çitler ve duvarlar örer, küçük ve gerçekten geçici bazı mal ve mülklerle zenginliklerini arttırır. Ancak bu adamlar, tüm insanlığa erdem, adalet ve dostluk örneği oldular, gerçekleştirdikleri parlak ve harika zaferleri gerçekten tanrıların elinden aldılar. Bu adamlar ölümsüzlerin tacıyla süslenmiştir, bu adamların birbirlerine oldukları gibi insanlığın da velinimetleri olarak, her şekilde tanrılar için kıymetli olarak görülmeleri uygundur.

37. Nasıl ki okuryazarlar başlarının üzerindeki tahtalara harfleri çocukların olabildiğince uzaktan kopyalayabilecekleri kadar büyük ve güzel bir şekilde yazarlar. Bu adamlar da, her insan onlardan olabildiğince feyz alabilsin ve imparatorları kendi meseleleri için öğretmenleri olarak kullanabilsin diye, insanlık için en adil olanı büyük bir örnekle ortaya koydular.

38. Sesostris’in iki kıtada yaptığı yolculuklarda diktiği sütunlar bunu aşabilir mi, hayır, daha doğrusu buna yaklaşmış gibi görünebilir mi? Hem bu kadar büyük, hem de bu kadar karlı bir zafer kazanan kim var? Diğer yöneticiler halkı korku ile itaat altına alır, ancak bu adamlara tüm insanlar tarafından dualar edilmekte ve şükranlar sunulmaktadır ve bunlar yalnızca gösteriş olsun diye değil, bilakis kalpten en saf duygularla gerçekleştirilir.

39. Bütün dünyayı ellerinde tutan, birlikte kurtaran, birlikte çalışan ve birbirlerine gönderilen ve insanlardan aldıkları şükranları paylaşan iki şifa tanrısının ilişkisini bile hatırlıyorum. Bu iki tanrının gözünde, yüksek şöhreti kim daha çok hak ediyor veya aynı kurtarıcılar tarafından kimin kurtuluşu daha fazla dikkate alınıyor ve kim onların iradesini taklit ederek insanlık yararına en adil dostluğu kuruyor?

40. Tanrılara şükretmeliyiz, lakin imparatorları da tebrik etmeli ve onları dualarımıza katmalıyız, bu çağda yaşadığımız için kendimizi şanslı hissetmeli, ancak kutsamalara ek olarak, bu imparatorluktan hakkınca feyz almalıyız. Bu yapıların sistemi güzeldir ve kitleler üzerinde dikkate değer bir etki sağlar. Ancak tanrının mükemmel ve gerçek bir armağanı olan bu sistem, her iki duyguda, gönüllerde ve yapılarda ahenklidir.

41. Çünkü nasıl ki bu uyumu övüyorsak ve bireysel parçaların bir biriyle ahenkli olmasını savunuyorsak, ahenk ve düzenin hâkim olduğu her yerde güzel bir yaşamın olduğunu düşünmemiz gerekir. Bunlar kentlerin kendi gerçek düzenidir, böylece hem özel olarak insanları hem de kenti korur. Bunun para veya zaman harcayarak edinilmesi önemli değildir, önemli olan çabanızdır. İlla makinalar kurmanız ve bayındırlık işleriyle uğraşmanız gerekmez. Ancak her insanın kendisi için daha iyi olanı seçmesi gerekir.

42. Ve her ne kadar eleştirecek bir şeyim olmasa da şaşırmayın, bir tavsiye vermem gerektiğini düşünüyorum ve tavsiyenin sadece eleştirel konuşmaya gelenlerin davranışı olduğunu düşünmeyin. Ama aynı zamanda methiyeler dizenlerin de işidir; bunu koşucularla ilgili o eski ve iyi bilinen atasözünden öğrenebiliriz. Kimse onlardan sonuncuyu ve de tamamen bitkin olanı yüreklendirmez, bilakis zafere yakın olanı yüreklendirir. Sanıyorum komutanlar, teşvik edici konuşmalarını çok şey söylemenin ya da hiçbir şey
söylememenin bir fark yaratmayacağı askerlere değil, faydalı olacak askerlere yaparlar.

43. Haliyle biz de şimdi size çarpıtılmış ya da kurnazca bir şey söylemiyoruz, ancak aşağı yukarı yaptığınız ve içinde yetiştirildiğiniz şeyleri söylüyoruz, yani yöneticilerinize saygıyı, yasalara uygun davranmayı ve fikir
birlikteliğini. Ki bunlar, pek tabii, her zaman, özellikle de şimdi değerli olması gereken şeylerdir.

44. Şimdi bütün kentleri birbirleriyle kardeş olarak görmelisiniz, isyanı, kargaşayı, birinci olmak için yapılan kavgayı ve dedikoduyu tamamen ortadan kaldırmalısınız, bunların hayvanların hastalıkları olduğunu ve onlara özgü kalması gerektiğini bilmelisiniz. Ancak gerçek barışı, saf dostluğu, adaleti savunmalısınız ve eğer mümkünse ortaklığı büyük bir kazanç olarak görmelisiniz. Birbirinizin şehirlerini ziyaret ettiğinizde “yabancı olduğunuz” şeklindeki eski sözü unutmamalısınız. Ama yabancıları kabul ederken, bazen yenilginin zaferden daha güzel ve daha değerli olduğunu bilerek, kendi haklarınızı bir kenara bırakmalısınız.

45. Bunlar en başından beri en iyisiydi ve şimdiki zamanlara uygundu ve doğrudan kendi tabii avantajına sahipti ve imparatorlara gösterilen saygı açısından olağanüstü bir fark yaratmaktaydı. Çünkü sizin onlara böyle davranarak daha fazla teşekkür edebilmeniz veya onların istediği gibi olmak yerine onlardan istediğinizi elde edebilmek için teşekkür etmeniz mümkün değildir.

46. Yine de dediğim gibi, benim tavsiyem aşağı yukarı sizin eylemlerinizden pek de farklı olmayacaktır. Fakat nasıl tapınağa baktıktan sonra ve kendi eserim olmamasına rağmen onu övdüysem, şimdi de olağandışı bir şey icat etmedim ya da söylemedim. Ama tavırlarınızdan gördüğümü övdüm ve bunu iyiye işaret olsun diye yaptım, yaptım ki konuşmamda olması gereken hiçbir şey eksik olmasın. Şenliğiniz için doğaçlama katkımız bu kadardır, olduğu kadar artık ve zaten belki de bu kadarı yeterlidir.

Ahmet Rona Serozan

0
Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan

Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan, 1960 yılında English High School’u bitirmiş, 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Lisans derecesini almıştır. Serozan, doktorasını Tübingen Üniversitesinde birincilikle bitirerek 1967 yılında mezun olmuş ve hukuk doktoru olmuştur. Serozan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk kürsüsünde asistan olarak göreve başlamış; 1974 yılında doçent olmuş, 1991 yılında profesör unvanını kazanmıştır. Serozan, 06.11.2018 tarihinde yaşama veda etmiştir. 

Akademik Kariyeri

Serozan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 42 yıl boyunca Medeni Hukuk Anabilim Dalında görev yapmış, 2009 yılında emekli olarak İstanbul Üniversitesinden ayrılmış, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesinde görev yapmaya başlamıştır. Serozan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2007-2009 yılları arasında yarı zamanlı olarak çalışmış, 2009 yılından itibaren tam zamanlı öğretim görevlisi olarak akademik faaliyetlere katılmıştır.

Serozan görev yaptığı dönemlerde, Miras Hukuku, Medeni Hukuka Giriş, Gerçek ve Tüzel Kişiler Hukuku, Çocuğun Korunması Hukuku, Hukukta Yöntem, Medeni Hukuk, Aile Hukuku, Eşya Hukuku, Borçlar Hukuku Pratik Çalışmaları, Karşılaştırmalı Hukuk ve Çocuğun Korunması Hukuku alanında dersler vermiştir.

Serozan, öğrencileri tarafından her dersini sanki ilk dersiymiş gibi şevkle anlatabilen bir hoca olarak anılmış, bilim insanları tarafından “tarihin en büyük alman hukukçusu” sıfatıyla tanımlanmıştır. 

Mesleki Faaliyetleri, Görevleri ve Sivil Toplum Çalışmaları

Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan, 1967 – 1973 yıllarında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Araştırma Görevlisi olarak çalışmış, 1973 – 1981 yıllarında aynı okulda doçent olarak görev yapmış, 1981 – 2009 yıllarında ise profesör olarak kariyerini sürdürmüş, özel hukuk anabilim dalı başkanlığını yürütmüştür. Üniversiteden emekli olduktan vefatına kadar mütevazı bir profesör olarak hukuk bilimine hizmet etmiştir. 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde 1402 sayılı kanunla yapılan öğretim üyesi ihraçlarında görevinden alınan hukukçular arasında yer almıştır.

Almanca, İngilizce ve Fransızca bilen Serozan, İstanbul Barosu’na 12658 sicil sayısında kayıtlı olarak avukatlık yapmış, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Tahkim Divanı Hakem Listesinde yer almıştır.

Serozan 2015 yılında Başkanlık sisteminin sakıncalarına dikkat çekmek amacıyla 30 hukukçu ile birlikte bir bildiri yayınlamıştır. 

Ahmet Rona Serozan’ın Eserleri

Sosyalist görüşlerini saklamayan Serozan’ın; Medeni Hukuk, Karşılaştırmalı Hukuk ve Borçlar Hukuku alanında yayınlanmış birçok eseri bulunmaktadır. Serozan, Marx ve Engels’in devlet ve hukuk değerlendirmelerini içeren yazılarını çevirerek derlemiş, hukuk ve devlet üzerine farklı eserlerde yayınlanan değerlendirmeleri Devlet ve Hukuk adıyla kitaplaştırmıştır.

Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan’ın, Medeni Hukuk Genel Bölüm, Miras Hukuku, Sözleşmeden Dönme, Taşınır Eşya Hukuku, Borçlar Hukuku Özel Bölüm, Borçlar Hukuku Genel Bölüm, Çocuk Hukuku ve Eşya Hukuku isimli eserleri bulunmaktadır. Ayrıca, Çeviri kitap Faşizm ve Kapitalizm, Marx ve Engels’den derleme ve çeviri eser Devlet ve Hukuk Üzerine, Sağlar arası işlem yoluyla ölüme bağlı kazandırma,  Tüzel Kişiler: Özellikle Dernekler ve Vakıflar, Die Überwindung der Rechtsfolgen des Formmangels, Tübingen, Die Rolle des Militärs in der Entwicklung der Türkei isimli eserleri bulunmaktadır.

Ahmet Rona Serozan’ın Makaleleri

Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan’ın, Mülkiyeti saklı tutma anlaşması, “Culpa In Conrahendo, Akdin Müsbet İhlali ve Üçüncü Kişiyi Koruyucu Etkili Sözleşme, Kurumlarının Ortak Temeli: Edim Yükümlerinden Bağımsız Borç İlişkisi, Geçersiz Satım Sözleşmesinin Karşılıklı İfa Sonrası Çözülmesi, Parça Borcu – Çeşit Borcu: Aşılması Gerekli Bir Ayırım, Öğrenci Derneklerinin Siyasetle İştigal Yasağı Üstüne, Yasacılık ve Hukukçuluk Üstüne isimli makaleleri bulunmaktadır.

Serozan çeşitli tarihlerde ayrıca; Alman Federal Anayasa Mahkemesi Kararları, Bir Daha: Yasacılık ve Hukukçuluk Üstüne, Hukukun Sefaleti, Üniversite, Politika ve Özerklik, Anayasa ve Sıkı Yönetim Yasası, Yürürlükteki İfa Engelleri ve Haksız Fiiller Hukukunun Yetersizlikleri ve Bunların Aşılmasında Giderek Önem Kazanan İki Kavram: Sözleşmenin Müspet İhlali ve Culpa in Contrahendo, Paranın Alım Gücünün Düşmesine Bağlı Kayıpların Karşılanmasında Eşitsizlikler, Anayasayı Değiştirme Yetkisinin Sınırları, Nispi Hakların Güçlendirilmesi, Teferruat Niteliğindeki Eşyanın Hukuki Rejimi, Türk Medeni Kanunu Çerçevesinde Çokevlilik Komşunun Arsasına Taşan Yapı, Yargıtay Grev Hakkını Daraltıyor, Kişilik Hakkının Korunmasıyla İlgili Bazı Düşünceler, Tenkis Davasını Bütünleyen Edim Davası Üçüncü Kişilere Yöneltilebilir mi? (Bir İçtihadı Birleştirme Kararı Üstüne Düşünceler), Sorumluluk Hukuku Alanında İlginç Alman Mahkeme İçtihatları, Uluslararası Hukukta Müdahale Yasağı, Anayasa Mahkemesi ve Temel Haklar, Devletin İşlevlerinde ve Yapısında Gerçekleşen Değişim, Memurların Sendikal Örgütlenme Hakkı isimli makaleler yayınlamıştır.

İş Sözleşmesi Kavramı – İşletme Birliği Kuramı, Velayet Hakkının Sınırları,  Anayasanın Toplumu İtici Gücü, Sinema Sansürünün San’at ve Özgürlük Düşmanlığı, Tazminat Hukukunda Yeni Eğilimler, Turistik Gezi Sözleşmeleri, Tazminat Hukukunda Yeni Eğilimler, Evlilik Dışı Birlikte Yaşam İlişkisi, Mülkiyet Hakkının Özü, İşlevi ve Sınırları, F. Almanya’daki İşçilerimizin Hukuksal Sorunları, Taşınır Eşya Hukukunda Kamuya Açıklık İlkesinin Delinmesi: Sözlü ve Sözde Ziyetlik Devirleri, Doğal Çevrenin Özel Hukukun Araçlarıyla Korunmasındaki Yetersizlikler, Manevi Tazminat İstemine Değişik Bir Yaklaşım, Ölüme Bağlı Tasarrufların Yorumuna Değişik Bir Yaklaşım, Yargıtay’ın Küçük Babalık Hükmü Sağlayan Çocuklara da Miras Hakkı Tanıyan İBK’na İlişkin Değerlendirme, Yeni Alman İfa Engelleri Hukuku, Atipik Sözleşmelere Uygulanacak Kuralların Seçiminde İzlenecek Yol – İlginç Bir Paradigma: Üstüne Denklik Parası Ödenerek Eski Aracın Yenisiyle Trampası, Tüketiciyi Koruma Kanununun Sözleşme Hukuku Alanındaki Düzenlemesinin Eleştirisi, Medeni Kanunu Tümüyle Yenileme Girişiminin Eleştirisi, Mirasçıya Geçen ve Geçmeyen Haklar, Mirasçının Aslından Kazandığı Haklar ve Mirasbırakanın Ölüm Sonrasına Uzanan Hakları, Tüketiciyi Koruma Kanunu Değişikliğinin Artıları ve Eksileri Serozan’ın yazdığı diğer makalelerdir.

Prof. Dr. Ahmet Rona Serozan’ın, 2000’li yıllarda yazdığı makaleler ise; Borçlar Kanununu Tümüyle Yenileme Girişiminin Eleştirisi, Edim Sürecine İkiden Çok Kişinin Katıldığı Durumlarda Haksız Zenginleşme Kökenli Tasfiyenin Kimler Arasında Gerçekleşeceği Sorunu, Karşılıklı Sözleşmelerde Baştan dayatılmış Veya Sonradan Oluşmuş Edimler Arasındaki Dengesizliğin Uyarlama Yoluyla Düzeltilmesi – Kronolojik Açıdan Ayrımlı Olguları Ortak Bir Rejime Bağlama Derecesi, Yeni Medeni Kanunun Çocuklara (Soybağı Hukukuna ve Çocuk Haklarına) İlişkin Düzenlemesi, Bilgi Toplumunda Hukuk, Sözleşme İlişkisinin Çözülmesi: Sözleşme Gereğince Elde Edilmiş Edimi Geri Verme Yükümü, Yeni Medeni Kanun’un Miras Hukuku Alanındaki Yeniliklerinin Değerlendirilmesi, Miras Hukukunda İradi Mirasçıların Konumunu Güçlendiren Yeni Gelişmeler, Türkiye’de Dernek ve Vakıf Kurmanın ve Yürütmenin Zorlukları, Kişiye Sıkı Biçimde Bağlı Sayılan Manevi Hakların Mirasçıya Geçebilirliği,
Taşınır Mülkiyetinin Devrinde: Ayni Tasarruf Sözleşmesinin Borçlanma Sözleşmesinden Ayrılığı ve Soyutluğu, Mülkiyeti Saklı Tutma Anlaşması ve Teminaten Temlik, Adaletin ve Eşitliğin Diyalektiği, Hukuk Öğretiminin Özellikleri, Ölüm Hak Miras Helal mi?, Çocuk Hakları, Borçlar Kanunu Tasarısı Geri Çekilmelidir, Soybağı Hukuku Üzerine Çeşitlemeler, BKT’nın Eksikliklerinin ve Aksaklıklarının İfa ve İfa Engelleri Hukukundan Örneklerle Sergilenmesi, Doğum Öncesi (Prenatal) ve Ölüm Sonrası (Postmortal) Kişiliğin Korunması, Sınırlı Ehliyetsizlik Rejimiyle İlgili Talihsiz Saplantılar, Haksız Fiil ve Haksız Zenginleşme Sorumluluklarının Açıklarını Sözleşme Sorumluluğu İle Kapatma Eğilimi, Taşınmaz rehni, Çocuğun spor yapma ve yapmama hakkı, Ayni Hakların Sona Erme Açısından Borçlanma İşleminden Bağımsızlığı İlkesi ve Ayni Teminat Haklarının Fer’iliği (Bağımsızlığı) Ayrığı, Aile konutunun şerhine değişik bir yaklaşım, Aile Konutunun Şerhine Değişik Bir Yaklaşım (MK 194 III Kuralını Bir Belitmişçesine Yeni baştan Okuma Zorunluluğu), Kaydan Şayi – Fiilen Müstakil Arsada ve Kıymetli Evrak Deposunda “ Kendine Özgü paylı Mülkiyet Rejimi”dir.

Serozan ayrıca, 1976 yılından başlamak üzere; Die Überwindung der Formnichtigkeit, Tendenzen zur Normativierung und Individualisierung der Schadenszurechnung, Einschränkung der Vertragsfreiheit durch soziale Schutzgedanken,  Zur neuen türkischen Verfassung, Eine differenzierte Beurteilung des Anspruchs auf immateriellen Schadenersatz, Versuch einer Entemotionalisierung, Die Stellung des Kindes in der türkischen Familie aus zivilrechtlicher Sicht, Das türkische Erbrecht verglichen mit dem deutschen Erbrecht: mehr Gemeinsamkeiten als Besonderheiten, Book Review: Larenz/Canaris, Methodenlehre der Rechtswissenschaft, Entwicklungen im türkischen Erbrecht, Revision des ursprünglich aufgezwungenen und nachträglich eingetretenen Missverhältnisse der Leistungen in gegenseitigen Verträgen, Vererblichkeit höchstpersönlicher Rechte, Die türkische Weiche im Geleise des schweizerischen Erbrechts, Schw, Die Entwicklung des türkischen Erbrechts ve Übermässiger Zins isimli makaleler yayınlamıştır.

Hukuki ve Ticari Davalarda Temyiz Sistemleri ile Usullerinin İşleyişinin Geliştirilmesi

0
Avrupa Konseyi

Avrupa Konseyi Hukuki ve Ticari Davalarda Temyiz Sistemleri ile Usullerinin İşleyişinin Geliştirilmesi Hakkında Üye Devletlere Yönelik R(95) 5 Sayılı Tavsiye Kararı(Recommendation No. R (95) 5 concerning the introduction and improvement of the functioning of appeal systems and procedures in civil and commercial cases), Bakanlar Komitesince, Bakan Vekillerinin 7 Şubat 1995 tarihli  528.  Toplantısında  kabul  edilmiştir.

Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 15.b. maddesinin hükümleri uyarınca;

İnsan  Hakları  ve  Temel  Özgürlüklerin  Korunması  Sözleşmesi’ne  (“Sözleşme”) ek 7 no’lu Protokol uyarınca, Taraf devletlerin mahkumiyet veya hükmün bir yüksek mahkemece temyizen incelenmesi imkanını sağlamaları gerektiğini belirterek;

Temyiz usullerinin yalnızca ceza davaları için değil, hukuki ve ticari davalar için de var olması gerektiği konusundaki mutabakatı ifade ederek;

Temyiz başvurularındaki artışın ve temyiz sürecinin uzunluğunun yol açtığı sıkıntıları dikkate alarak;

Sözleşmenin 6. maddesi 1. paragrafında yer alan, makul bir sürede duruşma hakkının bu sıkıntılardan etkilenebileceğini göz önüne alarak;

Etkisiz veya yetersiz usuller ile taraflarca temyize başvuru hakkının kötüye kullanılmasının haklı gösterilmeyecek gecikmelere neden olduğunun ve adalet sistemine gölge düşürdüğünün farkında olarak;

Etkili temyiz usullerinin davaya taraf olanların ve adalet yönetiminin yararına olduğuna inanarak;

Adalete Başvuruyu Kolaylaştırıcı Tedbirler hakkında R (81) 7 sayılı Tavsiye Kararı, Adaletin işleyişini Geliştirmeye Yönelik Hukuk Usulü ilkeleri hakkında R (84)

5  sayılı  Tavsiye  Kararı,  Mahkemelerdeki  iş  Yükünü  Önleyici  ve  Azaltıcı  Tedbirler hakkında R (86) 12 sayılı Tavsiye Kararı ve Fakru Zaruret içinde Olanların Hukuka ve Adalete Etkili Başvurusu hakkında R (93) 1 sayılı Tavsiye Kararı’nı göz önüne alarak;

Üye ülke hükümetlerine hukuki ve ticari davalardaki temyiz  sistemleri  ve usullerinin işleyişini geliştirmek üzere gerekli gördükleri bütün tedbirleri ve özellikle aşağıda yer alanları, duruma göre, almaları veya pekiştirmelerini tavsiye eder:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Birinci Bölüm – Genel İlkeler
Madde 1 – Adli denetim hakkı

a- İlke olarak,  bir  alt  mahkemece  (“ilk  derece mahkemesi”)  verilen  her  kararın  bir yüksek mahkeme (“ikinci derece mahkeme”) tarafından denetimi mümkün olmalıdır.

b-Bu ilkeye getirilecek istisnalar hukukta var olmalı ve adaletin genel ilkeleri ile uyumlu olmalıdır.

c-Taraflara, temyiz hakkı ile bu hakkı nasıl kullanacakları, temyiz süresi gibi konularda bilgi verilmelidir.

d- Birinci derecede görülen bir davaya bakan hakimlerin aynı davanın temyiz incelemesine katılmasına izin

İkinci Bölüm – Adli Denetimde Sınırlamalar
Madde 2 – İlk derece mahkemesi seviyesinde alınan tedbirler

a-İlke olarak  usule  ilişkin  hususlar  ilk  derece  mahkemelerinde  halledilmelidir. Olası bütün iddialar, vakıa ve kanıtlar ilk derece mahkemesine sunulmalıdır. Devletler bu amaçla yasa çıkarmayı ve diğer tedbirleri benimsemeyi düşünmelidirler.

b-Taraflara temyiz hakkını kullanıp kullanmamayı değerlendirme imkanı vermek ve mümkün olduğunda temyizi sınırlamak üzere ilk derece mahkemesi kararlarının kolayca anlaşılabilir dilde yazılı, açık ve eksiksiz bir gerekçesi olması kanunda öngörülmelidir. İlke olarak  itiraz  edilmeyen  hususlara  ilişkin  kararlar  veya  jüri  kararlarında  gerekçe gösterilmez.

c-İlk derece  mahkemesi,  uygun  davalarda,  kaybeden  taraf  için  tamiri  imkansız veya ciddi bir zarara neden olmadıkça ve sonraki evrede adaletin yerini bulmasını imkansızlaştırmayacaksa, geçici icraya izin verebilmelidir.

Madde 3 – Temyiz hakkı dışında bırakılanlar

Yalnızca uygun konuların ikinci derece mahkemelerce görülmesini sağlamak üzere devletler aşağıdaki tedbirlerden birini veya hepsini dikkate almalıdır:

a-belirli dava türleri, örneğin ufak müddeabihlerin hariç tutulması;

b-temyize başvuru için mahkemece izin verilmesi;

c-temyiz hakkının kullanılması için belli bir süre sınırlaması getirilmesi;

d-usule ilişkin hususlarda temyiz hakkının, davanın esasına ilişkin temyize talik

Madde 4 — Temyiz sisteminin kötüye kullanılmasını önleyici tedbirler

Temyiz sistemi veya usulün kötüye kullanılmasını  önlemek  için  devletler aşağıdaki tedbirlerden biri veya hepsini göz önüne almalıdırlar:

  1. temyize başvuranların, erken bir evrede gerekçeli nedenlerini göstermesi  ve  ne istediklerini belirtmesi zorunluluğu;
  2. temyiz başvurusunun belirgin olarak asılsız, mantıksız veya  kötü  niyetli olduğunun ikinci derece mahkemece anlaşılması üzerine basit bir şekilde örneğin diğer tarafa duyuru yapmaksızın redde karar verebilmesi; bu davalarda para cezası gibi uygun yaptırımların öngörülebilmesi;
  3. hükmün derhal icra edilebilmesi halinde, yalnızca icranın temyiz başvurusunda bulunan için tamiri imkansız veya ciddi bir zarara neden olacağı veya sonraki evrede adaletin gerçekleşmesini imkansızlaştırması halinde icranın tehirine izin verilmesi. Bu durumda hükümdeki miktara uyarlı teminat sağlanmak zorundadır.
  4. hükmün derhal icra edilebilmesi halinde, temyiz başvurusunda bulunan hükmün gereğini yerine getirmediğinde, yeterli teminat gösterilmediği veya  ilk  derece  ya  da ikinci derece mahkemece icranın tehirine karar verilmediği takdirde temyiz incelemesinin reddine karar verilmesi;
  5. bir tarafın kusuruyla gereksiz gecikmeye neden olması halinde, bu tarafın gecikmeden kaynaklanan ilave harcı ödemesi.
Madde 5 – İkinci derece mahkemede incelemenin içeriğini sınırlayan tedbirler

Temyize konu edilen hususların ikinci derece mahkemece incelenmesini

sağlamak üzere devletler aşağıdaki tedbirlerden biri veya hepsini göz önüne almalıdır:

a-mahkeme veya tarafların ilk derece mahkemesince saptanan bulguların  bazılarını veya tamamını kabul etmeye yetkili olması;

b-tarafların davanın belirli hususlarıyla sınırlı bir karar verilmesini isteyebilmesi;

c-temyize başvuru için izin gerekli olduğunda, mahkemenin temyizin içeriğini örneğin hukuki sorunla sınırlandırmaya yetkilendirilmesi;

d-ikinci derece mahkemece, yeni durumlar ortaya çıkmadıkça veya birinci derece mahkemece neden sunulmadığına ilişkin iç hukukta yer alan  diğer  mazeretler olmadıkça temyiz evresinde yeni iddia, vakıa veya delillerin ileri sürülmesine ilişkin sınırlamalara yer verilmesi;

e-mahkemenin kendi hareket tarzını belirlediği davalar dışında, temyiz incelemesinin temyiz başvurusundaki gerekçeli nedenlerle sınırlı tutulması.

Üçüncü Bölüm – Temyiz sistemleri ve usullerinin işleyişinin geliştirilmesi için diğer tedbirler
Madde 6 – Temyiz usullerinin etkinliğini geliştirme tedbirleri

Temyizlerin hızla ve etkin bir biçimde dinlenmesi için devletler aşağıdaki tedbirlerden biri veya hepsini dikkate almalıdır:

a- Davalara bakmak üzere gereğinden  fazla  hakim  kullanılmamalıdır.  Tek hakim örneğin aşağıdaki işlerden bazıları veya hepsine bakabilir:

i-temyize başvuru için izin verilmesi sistemi;

ii-usule ilişkin başvurular;

iii-küçük davalar;

iv-taraflar öyle istediğinde;

v-dava belirgin şekilde asılsız ise;

vi-aile davaları;

vii-müstacel davalar.

b-birinci derece mahkemede işlem görmüş davalarda, taraflar arasında teati  edilerek layiha sayısının asgari zaruri miktarla mesela her tarafın ikinci derece mahkemeye yalnızca bir layiha verebilmesiyle sınırlandırılması;

c-sözlü usule ikinci derece mahkemede yer veren devletlerde, mahkeme gerekli görmedikçe tarafların duruşmasız karar verilmesini birlikte isteyebilmesi;

d-yazılı usullerin çokça kullanılmasını yeğleyerek veya delil özetleri veya yazılı tebligatlar kullanmak suretiyle sözlü duruşma süresinin kesinlikle makul  süreye  çekilmesi;

e-sözlü duruşmaya yer verildiğinde, mümkün olduğunca kısa  sürede  tamamlanması (“sözlü duruşmanın yoğunlaştırılması”) sağlanmalıdır. Mahkeme davayı duruşmada ele almalı ve duruşma sonrasında kararı hemen veya kanunda  öngörülen  kısa sürede vermelidir;

f-belgeler ve iddiaların teatisi örneğinde olduğu gibi sürelere kesin riayetin sağlanması; sürelere riayetsizlik halinde para cezası,  temyizin  reddi  veya  sürenin  ilişkili olduğu konuyu nazara almamak örneklerinde olduğu gibi yaptırım öngörülmesi;

g-ikinci derece mahkemeye duruşma öncesi veya sırasında davanın gelişmesini düzenlemek üzere mesela hazırlık araştırmaları veya tarafların anlaşmaya varmalarını teşvik için aktif bir rol verilmesi;

h-müstacel davalara ilişkin hususların mesela böyle bir davanın öncelikle görüşülmesini kimin talep edebileceğinin, bir davanın müstacel  işlerden olabileceğini belirleyecek kıstasların neler olduğunun  ve  böyle  davalara  bakmak  üzere adli sistemde kimin yetkili olduğunun düzenlenmesi;

i-mahkeme ve avukatlar ile davalara dahil olan diğer kişiler arasındaki temasların geliştirilmesi amacıyla ikinci derece mahkeme ve baroları kapsayan seminerler düzenlenmesi veya usulleri nasıl geliştirebileceklerini tartışma imkanı verilmesi;

j-ikinci derece mahkemenin yeterli teknik imkanlarla örneğin telefaks veya bilgisayarla donatılması ve benzeri olanakların birinci derece mahkemede de sağlanarak duruşma zabıtlarının ve kararların kolayca hazırlanması;

k-mahkemede taraf avukatı olarak nitelikli avukat kullanımının arttırılması.

Dördüncü Bölüm – Üçüncü Derece Mahkemenin Rol ve İşlevi
Madde 7 – Üçüncü derece mahkemeye yapılacak temyiz başvurularına ilişkin tedbirler
  1. İkinci derece  mahkeme  üzerinde  denetim  işlevini  görmek  üzere  kurulu  “üçüncü derece mahkeme” var  olduğunda; bu Tavsiye Kararı hükümleri, uygun olduğu hallerde  bu mahkeme için de geçerli olacaktır. Anayasa mahkemesi ve benzerleri bu Tavsiye Kararı’nın amaçları bakımından dahil edilmemiştir.
  2. Devletler, üçüncü derece mahkemelere ilişkin tedbirleri düşünürken, davalara birinci ve ikinci derece mahkemelerce bakıldığını göz önünde bulundurmalıdırlar.
  3. Üçüncü derece mahkemeye temyizler, özellikle üçüncü kez adli inceleme gerektiren mesela hukukun gelişmesini sağlayıcı veya hukuki yorumda  birlik  sağlamaya katkısı olacak davalar için kullanılmalıdır. Bunlar kamusal önem  taşıyan genel nitelikteki hukuki konularla da sınırlandırılabilir. Temyiz  başvurusunda  bulunan kişi, davanın bu amaçlara katkısı olacağına ilişkin nedenlerini belirtmeye mecbur tutulmalıdır.
  4. Devletler, üçüncü derece mahkemenin bir davaya mesela ilk derece mahkemesi gibi kararı vermek üzere veya ikinci derece mahkemenin atlanması usulüyle doğrudan bakmasını sağlayan bir sistem düşünebilirler. Bu usuller, özellikle sonuçta üçüncü  derece mahkemeye gidecek hukuka ilişkin hususlar için uygun
  5. İkinci veya  üçüncü  derece  mahkemece  icranın  tehirine  karar  verilmedikçe veya temyiz eden yeterli teminat vermedikçe  ikinci  derece  mahkeme  kararları  icra
  6. Temyiz için izne yer vermeyen veya üçüncü derece mahkemeye  temyizin  kısmen reddine imkan sağlamayan devletler üçüncü derece adli mahkemeyi gerektiren dava sayısını sınırlamaya yönelik sistemleri düşünebilirler. Üçüncü derece mahkemenin incelemesini davanın belli hususlarıyla, mesela temyiz  için  izin  verilmesi  veya  davanın ön incelemesi sonrası temyizin kısmen reddi  ile  sınırlamasına imkan  veren özel nedenler kanunda belirlenebilir.
  7. İlke olarak, yeni vakıa veya yeni deliller üçüncü derece mahkemede ileri sürülemeyebilir.

10 Şubat – Hukuk Takvimi

0
10 Şubat Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde önemli olaylar, kanun değişiklikleri ve davalara dair detaylı bilgiler bulabilirsiniz.

10 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar 

1074

Türkçe dilinde yazılan ilk sözlük eseri Divânu Lügati’t-Türk’ün, Kaşgârlı Mahmut tarafından yazımı sona erdi.

1763 Montesquieu (Charles-Louis de Secondat, baron de La Brède et de Montesquieu) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 18 Ocak 1689)
1763 Büyük Britanya Krallığı, Fransa ve İspanya arasında Paris Antlaşması imzalandı. Yedi Yıl Savaşları sona erdi.
1807

Hukukçu ve Macaristan’ın ilk başbakanı Lajos Batthyány doğdu. (Ölümü: 6 Ekim 1849) Zagreb Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1830’da Macaristan’daki Üst Meclis’e üye oldu. 1845’te Merkez Seçim Ofisi başkanlığına seçildi. 1847 diyetinde Pest County’nin temsilcilik görevinde bulundu. 1848’de Cumhurbaşkanı seçildi. 1849’da 13 Arad Şehidi’yle aynı gün Peşte’te kurşuna dizilerek öldürüldü.

1828 Türkmençay Antlaşması, Rus İmparatorluğu ile Kaçar Hanedanlığı arasında 10 Şubat 1828 tarihinde imzalandı.  Revan Hanlığı, Nahçıvan Hanlığı ve Talış Hanlığı Rusya’ya verildi, Aras Nehri iki devlet arasındaki sınırı oluşturdu. Kuzey ve Güney Azerbaycan tarihsel olarak birbirinden ayrııldı.
1837

Rus şair ve yazar Aleksandr Puşkin doğdu. (Ölümü: 6 Haziran 1799) Rusya’nın ulusal şair’i ve modern Rus edebiyatının kurucusu olarak kabul edilir.

1859 Hukukçu ve Fransa Cumhurbaşkanı Alexandre Millerand doğdu. (Ölümü: 7 Nisan 1943) Paris Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü. 1899’da René Waldeck-Rousseau’nun cumhuriyetçi savunma kabinesinde ticaret bakanı olarak görev yaptı. 1909’da Aristide Briand’ın ilk kabinesinde bayındırlık bakanı olarak görev aldı ve devlet demiryollarının yeniden düzenlenmesini sağladı. 1912’de savaş bakanlığına getirildi, yüksek komutanlığı yeniden düzenleyerek askeri havacılığa ilk kez belirli bir statü kazandırdı.  1918’de Manevi ve Siyasal Bilimler Akademisi üyeliğine seçildi. 1920’de başbakan ve dışişleri bakanı oldu. Aynı yıl Cumhurbaşkanlığına seçildi.
1871 Avukat ve politikacı Étienne Constantin, Baron de Gerlache yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Aralık 1785) Paris Hukuk Fakültesi’de eğitim gördü ve bir süre orada çalıştı. Bir ultramontan politikasını reddetmesine rağmen, aşırı Katoliklerin 1830 devriminin yolunu açan Liberal parti ile ittifakını destekledi. Geçici hükûmette çeşitli görevlerde bulunduktan sonra kongre başkanı oldu ve Saxpey-Coburg Leopold’u Belçikalıların kralı olmaya davet eden hareketi öne sürdü. 1831’de yeni kurulan Belçika devletinin ilk Başbakanı oldu. 1832’de temsilcilik odasının başkanlığını yaptı ve otuz beş yıl boyunca temyiz mahkemesine başkanlık etti. Belçika’da Yargıtay’ın ilk 1. başkanı oldu.
1898 Bertholt Brecht doğdu.
192 Mustafa Kemal, Harp Okulu’nu teğmen rütbesiyle bitirerek, Harp Akademisi’ne girdi.
1905 Rus yazar ve hukukçu Leonid Andreyev, 10 Şubat 1905’te tutuklanarak Taganka Hapishanesine konuldu. 25 Şubat’ta kefaletle serbest bırakıldı.
1918 Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer dünyaya geldi.
1918

Sovyet hükümeti (Sovnarkom) bir kararname ile, Rus burjuvazisi ve toprak sahiplerinin dış borçlarını kayıtsız-şartsız iptal etti; iç tahvil sahiplerinin 10 bin rubleye kadar alacaklarının ise Sovyet hükümet tahvilleriyle değiştirilmesi kararlaştırıldı.

1922

Macar hukukçu, profesör ve Cumhurbaşkanı Árpád Göncz doğdu. (Ölümü: 6 Ekim 2015) Budapeşte Pázmány Péter Sanat ve Bilim Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü.  1945 parlamento seçimlerinde büyük bir zafer kazanan anti-komünist Bağımsız Küçük Sahipler Partisi’ne (FKGP) katıldı. 1946 sonlarında Romanya’ya yaptığı bir ziyaretle bağlantılı olarak 1947’de yasadışı bir şekilde tutuklandı ve Macaristan’da yargılanmadan Sovyetler Birliği’ne götürüldü. Üç hafta boyunca gözaltına alındı ​​ve sorgulandı. 1957’de, İçişleri Bakanı Béla Biszku’nun emriyle István Bibó ile birlikte tekrar tutuklandı. 1956 Macar Devrimi’nden sonra altı yıl hapis yattı. Serbest bırakıldıktan sonra İngilizce edebi eserlerin çevirmeni olarak çalıştı.  Hür Demokratlar İttifakı’nın kurucu üyeliği ve Macaristan Ulusal Meclisi Başkanlığı görevinde bulundu.  1990 –  2000 tarihleri arasında Macaristan Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Komünizm Kurbanlarını Anma Vakfı’nın uluslararası danışma konseyinin bir üyeliğinde bulundu.

1929

Hukukçu ve Kübra Devlet Başkanı Fidel Castro dünyaya geldi.

Almanya’dan Gelen Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşme, 10 Şubat 1938 tarihinde Cenevre’de imzalandı. Sözleşme, 26 Ekim 1938’de yürürlüğe girdi. Sonraki yıllarda katılan diğer ülkelerle birlikte 47 ülke tarafından kabul edildi. 10 Şubat 1938’de mülteci haklarına ilişkin bir takım Sözleşme daha imzalandı.
1947 İtalya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya ve Finlandiya, Paris Barış Antlaşması’nı imzaladı.
1950

Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi öğretim üyeleri Pertev Naili Boratav, Behice Boran ve Niyazi Berkes’in derslerinde ve okul dışında solculuk ve komünistlik propagandası yapma iddiasıyla yargılandığı dava sona erdi. Behice Boran ve Niyâzi Berkes, üçer ay hapis ve memuriyetten men cezasına çarptırıldı. Pertev Naili Boratav beraat etti. Karar temyiz edildi, 30 Haziran 1950’de mahkeme kararı Yargıtay tarafından bozuldu.

1956

Türkiye’de ilk defa bir işçi sendikası “Emekli aylığı” tesis etti. Gemi Adamları sendikası, üyelerinden emekli olanlara ayda 50 lira maaş verileceğini açıkladı.

1958 İstanbul Valisi Mehmet Mümtaz Tarhan, gece kulüplerinde striptiz yapılmasını yasakladı.
1958 Osmanlı-Türk düşünür, gazeteci, yazar, kadın hakları savunucusu Nezihe Muhiddin Tepedelengil yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1889) 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nde kadını toplum yaşamına dahil etme, cumhuriyet rejiminin ilanından sonraysa kadınların siyasal haklarının tanınmasını sağlama için mücadele etmiş bir kadın hareketi öncüsüdür. Henüz Cumhuriyet Halk Fırkası bile kurulmadan Kadınlar Halk Fırkası (KHF) adlı siyasi partinin kuruluş çalışmalarını tamamlayarak Türkiye’deki ilk siyasal partinin kurucusu oldu ve Türk Kadın Yolu adlı derginin kurulmasına öncülük etti.
1962 Doğu-Batı arasında casus değiş tokuşu yapıldı; Sovyetler Birliği’nde hapis cezası alan Amerikalı pilot Gary Powers ülkesine verildi.
1963 Toplantı ve Gösteri Hürriyeti hakkındaki 171 Sayılı Kanun kabul edildi.
1971 Mehmet Ali Aybar ihraç talebiyle Türkiye İşçi Partisi (TİP) Haysiyet Divanı’na sevk edildi.
1973 Cenazelerin nakli konusundaki 10 Şubat 1973 tarihli Berlin Düzenlemesi yapıldı. Aynı yıl içinde Cenazelerin Nakli Sözleşmesi yapıldı.
1975

Amerikalı LGBT hakları eylemcisi ve gazeteci Lige Clarke yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Şubat 1942) Partneri Jack Nichols ile birlikte 1968’de “The Homosexual Citizen” (Eşcinsel Vatandaş) köşesini oluşturdu ve yazılar yazdı. Screw dergisinde yayımlanan bu köşe LGBT dostu olmayan bir yayında düzenli olarak yayımlanan LGBT’lere yönelik ilk köşe oldu. 10 Şubat 1975’te Meksika Veracruz kentinde kurşunlanarak öldürüldü.

1976

18 Ocak’ta evindeyken polis baskınında oğlu öldürülen baba Hasan Özkan, çatışma yaşanmadığını Noter’e tespit ettirdi.

1981

Kapatılan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, savcılıkta ifade verdi. Adam öldürmeye azmettirdiği iddia edilen Alparslan Türkeş, kapatılan Milliyetçi Hareket Partisi teşkilatının her türlü şiddet hareketine ve adam öldürmeye karşı olduğunu söyledi.

1981 Genelkurmay Sıkıyönetim Askeri Hizmetler Koordinasyon Başkanlığı, ”Türk vatanı aleyhindeki ısrarlı faaliyetlerini yurtdışında sürdüren” sanatçılar Cem Karaca, Selda Bağcan, Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan ve Sema Poyraz’ın 13 Mart’a kadar dönüp teslim olmazlarsa vatandaşlıktan çıkarılacaklarına dair bildiri yayınladı.
1987 Yazar Aziz Nesin, Cumhurbaşkanı Kenan Evren aleyhine açtığı tazminat davası mahkemece reddedildi. Red gerekçesi olarak, Cumhurbaşkanlarının vatana ihanet dışındaki suçlardan yargılanamayacağı gösterildi.
1990

Yeniçeltek’teki grizu patlamasında ihmalleri görülen 3 yönetici tutuklandı. Yöneticiler linçten zor kurtuldu.

1992

Boksör Mike Tyson, Amerika zenci güzeli Desiree Washington’a tecavüz suçundan mahkûm oldu.

1994 Yeşiller Partisi 10 Şubat 1994 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı.
1995

Meksika’da hükümet isyancı Zapatista Kurtuluş Ordusu (EZLN) liderleri için tutuklama emri çıkardı. Devlet Başkanı Zedillo, EZLN’nin lideri Komutan Marcos’un gerçek kimliğini açıklamıştı.

1996

Kırgız Cumhuriyeti Anayasasında değişiklikler yapıldı.

1998 İstanbul DGM Savcılığı, DYP Elazığ milletvekili Mehmet Ağar ile DYP Şanlıurfa milletvekili Sedat Bucak hakkında 12’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı.
2000 İsrail, Filistinli tutuklulara işkence yaptığını resmen kabul etti. Beş yıl önce hazırlanan gizli servis (Şin Bet) raporlarını inceleyen parlamento komisyonu tarafından açıklandı.
2004 Fransa parlamentosu, iktidar ve muhalefet işbirliğiyle devlet okullarında türban, kippa, haç gibi dini sembollerin tümünü yasaklayan yasayı 36’ya karşı 494 oyla kabul etti. Komünist Parti yasaya ret oyu verdi.
2005 Suudi Arabistan’da 40 yıl sonra yerel seçimler yapıldı. Kadınlar seçime sokulmadı.
2005 Çağdaş Amerikan tiyatrosunun en önemli yazarlarından Arthur Miller, 89 yaşında öldü. 1953’de yazdığı Cadı Kazanı oyunu ile iz bıraktı.
2006

Milliyet gazetesi yazarı Abdi İpekçi’yi öldürmek ve iki ayrı gasp olayı nedeniyle daha önce 36 yıl hapis cezasına çarptırılan Mehmet Ali Ağca, aynı davadan dolayı yeni Türk Ceza Kanunu’na göre yeniden yargılandı. Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi, lehte hükümleri göz önüne alarak, Ağca’yı 21 yıl 8 ay hapse mahkûm etti.

2006

Hukukçu Fatmir Sejdiu, Kosova Cumhurbaşkanı odu. Sejdiu 1974 yılında Priştine Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Paris’te hukuk felsefesi ve sosyolojisi eğitimi aldı. Hukuk, tarih ve hukuk-anayasa çalışmaları ve diğer alanlarda çok sayıda eser yayınladı. 10 Şubat 2006 – 27 Eylül 2010 tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı yaptı. Priştine Üniversitesi Siyaset Bilimi Fakültesi’nde profesör olarak çalışmaktadır. Arnavutça, İngilizce, Fransızca, Sırpça ve Makedonca bilmektedir.

2009

TBMM, ticaret gemilerini kaçıran Somalili korsanlarla mücadele gerekçesiyle yurtdışına birlik gönderilmesini öngören tezkereyi kabul etti.

2012 Çin, internet üzerinden arkadaşına gönderdiği bir şiir nedeniyle 11 aydır tutuklu olan Çinli şair Zhu Yufu’yu, yedi yıl hapis ve üç yıl siyasi hak mahrumiyeti cezasına çarptırdı.
2012

İstanbul Sözleşmesini 11 Mayıs 2011 tarihinde çekince koymaksızın imzalayan ilk ülke olan Türkiye, Bakanlar Kurulunun 10 Şubat 2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Kararı ile sözleşmeyi onayladı.

2013

Avukatlara yönelik baskılar, Adana Barosu’nun öncülüğünde 30 baronun katıldığı mitingle protesto edildi.

2014 Romanya Cumhurbaşkanı Traian Basesku, ülkede yaşayan Roman azınlığa yönelik 4 yıl önce kullandığı alçaltıcı ifadeler nedeniyle para cezasına çarptırıldı.
2015

İsmail Rüştü Cirit, 10 Şubat 2015 tarihinde de Yargıtay Birinci Başkanlığına getirildi, 11 Şubat 2019 tarihinde yeniden başkan seçildi. Cirit, ilk olarak 10 Mart 2011 tarihinde Yargıtay 13. Ceza Dairesi Başkanı oldu.

2015

Basına ve Kamuoyuna Anayasa’ya ve Demokratik Süreçlere Saygı Bildirisi, Anayasa Hukuku alanında uzman 30 akademisyen tarafından açıklandı.

2015 Prof. Dr. Zühtü Arslan Anayasa Mahkemesi başkanlığına seçildi.
2017

ABD Federal Temyiz Mahkemesi, Trump yönetiminin 7 Müslüman ülkenin vatandaşlarına giriş yasağını geçersiz kılan mahkeme kararını oy birliği ile onayladı.

2026

Sanal medya hesabından kadın çarşafı giydirilmiş domuz görseli paylaşan ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılan diyetisyen Onur Kılınç, başsavcılığın itirazı sonrası yeniden gözaltına alınıp, tutuklandı.

2026

Dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi Çin merkezli BYD, ABD Başkanı Donald Trump döneminde yürürlüğe konulan ithalat tarifelerine karşı hukuki süreç başlattı. Şirketin ABD’deki birimleri, söz konusu gümrük vergilerinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi’ne dava açtı. BYD’nin Amerikan iştirakleri tarafından 26 Ocak’ta mahkemeye sunulan dilekçede, gümrük vergilerine dayanak oluşturan başkanlık kararnamelerinin geçersiz olduğu savunuldu. Şirket, bu kapsamda bugüne kadar tahsil edilen vergilerin iadesini talep etti.

Yeşiller Partisi Kapatma Kararı

0

Yeşiller Partisi 6 Haziran 1988 tarihinde kurulmuştur. Anayasa’da siyasi partiler için öngörülen genel teşkilatlanma ve faaliyet barajını aşamamıştır. Parti’nin ilk Genel Başkanı olan Prof. Dr. Celal Ertuğ, son genel başkanı ise Bilge Contepe’dir.

Parti, malî denetiminin düzenli bir biçimde yapmaması, uyarılara rağmen Siyasî Partiler Yasası’na aykırılıkları giderememesi ve birleşik kesin hesabını veremediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi‘nin 10 Şubat 1994 tarihli kararı ile kapatılmıştır.

Aynı adı taşıyan parti 2008’de yeniden kurulmuştur.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

 Esas Sayısı:1992/2 (Siyasî Parti-Kapatma)

Karar Sayısı:1994/1

Karar Günü:10.2.1994

R.G. Tarih-Sayı:10.04.1994-21901

 

DAVACI : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

DAVALI : Yeşiller Partisi

DAVANIN KONUSU : Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 gün ve Esas 1991/5, Karar 1991/6 sayılı ihtar kararının Parti’ye tebliğinden başlayarak yasal süresi içinde, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğü, gerçeği yansıtır ve eksiksiz biçimde yerine getirmeyen Yeşiller Partisi’nin aynı Yasa’nın 104. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesi istemidir.

I- İDDİANAME

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı iddianamesinde aynen:

“A- Konuya İlişkin Yasal Düzenleme

2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73/3 maddesi, “parti merkezi ve bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı her bütçe yılını izleyen Nisan ayı sonuna kadar, bir evvelki yıla ait uygulama sonuçlarını gösteren kesin hesaplarını hazırlarlar. İller teşkilatından gönderilenler ve parti merkezine ait olan kesin hesaplar, Merkez Karar ve Yönetim Kurulunca incelenerek karara bağlanır ve birleştirilirler”, 74. maddesi “… karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesin hesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesin hesaplarının onaylı bir örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesi’ne ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığı’na vermek zorundadırlar.” hükmünü içermektedir.

Aynı Yasa’nın 104. maddesinde, “Bir siyasî Parti’nin, bu Kanun’un dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasî partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne Cumhuriyet Başsavcılığı’nca resen yazı ile başvurulur.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. Bu karar, o siyasî Parti Genel Başkanlığı’na yazılı olarak bildirilir. Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesi’ne bu siyasî partinin kapatılması için resen dava açar.” hükmüne yer verilmiştir.

B- Olayın Gelişimi ve İstemin Gerekçesi

b) Sözü edilen örgütlerin hesaplarını da kapsayacak biçimde düzenlenmesi gereken birleşik kesin hesabı,

c) Anayasa Mahkemesi’ne verilen iki ayrı içerikli genel merkez kesin hesabından birinde gelirler 2.339.700.- TL., giderler 2.260.576.-TL. ve 1989 yılına devreden nakit mevcudunun 79.124.- lira gösterilmesine karşın, diğerinde genel merkez gelir ve giderlerinin birbirine denk biçimde 2.160.731.-TL. olduğunun ve gelecek yıla devreden nakit mevcudu bulunmadığının bildirilmesi karşısında, gerçek durumu gösteren genel merkez hesabını,

d) Genel Merkez ile iller örgütü hesaplarının birleştirilerek kabulüne ilişkin, Parti’nin yetkili organınca alınması gereken kararı,

vermediği” anlaşılmıştır.

Yasa’ya aykırılığı, tanınan sürelere rağmen gidermeyen davalı siyasî partiye, 2820 sayılı Yasa’nın 104. maddesi gereğince ihtar kararı verilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığımızca yapılan başvuru üzerine Yüksek Mahkemenizce verilen 15.10.1991 gün ve E.1991/5 (S.P.İhtar), K. 1991/6 sayılı ihtar kararı, parti adına tebligatı almaya yetkili Merkez Yönetim Kurulu üyesi Ertuğrul Şenoğlu imzasına 19.2.1992 tarihinde tebliğ edildiği halde altı aylık yasal süre içinde Yasa’ya aykırılık giderilmemiştir.

Malî denetiminin düzenli bir biçimde yapılmasına olanak sağlamak durumunda olan davalı Siyasî Parti’nin, Yasa’nın buyurucu hükümlerine uymadığı saptanmıştır.

Sonuç :

Yukarıda açıklanan nedenlerle, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73. ve 74. maddeleri buyurucu hükümlerine ve Yüce Mah­ kemenizin 15.10.1991 gün, E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar) ve K.1991/6 sayılı kararına rağmen 1988 yılı kesinhesabını Yasa’ya uygun bir biçimde düzenleyerek vermeyen davalı siyasî Parti’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi uyarınca kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim” denilmiştir.

II- DAVALI PARTİNİN ÖN SAVUNMASI

Yeşiller Partisi’nin 17.2.1993 günlü ön savunmasında ise aynen :

“Hukukun üstünlüğüne inanan Yeşiller Partisi, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğünü, Yüksek Mahkemenizin 15.10.1991 gün ve E.1991/6 sayılı ihtar kararının tebliğinden itibaren Tüzüğümüzün ve Siyasî Partiler Yasası’nın ona verdiği yetkiler dahilinde eksiksiz yerine getirmiştir.

1- 15.10.1991 tarihli ihtar kararınızın tebliğinden tam bir gün sonra, 16.10.1991 tarih 1/10/Pİ sayıyla ve Genel Başkan seçildikten tam bir (1) ay sonra bütün il ve ilçelerden 1990, 1991 ve daha önceki yıllarda varsa eksik kesin hesapları yollamaları yönünde yazışma yapılmıştır.

2- Kesin hesapların bir iki ilçenin ısrarlı yollamaması veya eksik yollaması üzerine 9.12.1991 tarih 2/12/Pİ sayılı yazışmayla il ve ilçeler tekrar uyarılmış, Malî Sorumlu Suat Pınar’ın 26.12.1992 tarihli tafsilatlı ve ayrıntılı açıklamasına da cevap alınamamıştır. İl ve İlçe yetkilileri ne istifa etmiş ne de gelir-gider hesaplarını yollamışlardır. İstifa eden Fethiye ilçesi dışındadır.

3- Gelmeyen hesapların eski Genel Başkan’ın dosyalarının arasında olacağı düşüncesiyle 6.3.1992 tarih 18/3/Pi sayılı yazıyla hem genel Başkana hem de yollamamakta ısrar eden bütün il ve ilçelere APS olarak tekrar uyarı yapılmıştır. Gerekli yanıt alınmamıştır.

4- Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, bir partinin kongrede onaylanmış tüzüğü, kongrelerce ibra edilmiş eski yönetimlerin tekrar Büyük Kongre tarafından suçlanabileceğini düşünüyorum. Ülkemizin saygı ve hukukun üstünlüğünü ilke edinmiş Cumhuriyet Savcılarının suçlamalarını ne kadar haklı buluyorsam kendi çabalarımın ve yönetim kademesindeki son seçimle gelmiş partili arkadaşlarımın çabalarını da o kadar saygın yerinde ve titizlikle son ana kadar yerine getirdiğine inanıyorum.

Eski yönetimler tarafından adresleri bile yazışmayla tespit edilmemiş kayıtları yapılmamış il ve ilçelerin yerlerinin tespitinin bile ne kadar zaman aldığını takdir edersiniz. Sorumluluğumuzun idraki ile MYK’nu Parti Tüzüğümüzün Md. 10 “Yılda en az iki kez olağan toplanır” hükmüyle, 26.6.1992 tarihinde ikinci toplantıyı bütün bu olumsuzlukları tartışmak üzere Bursa’da toplantıya çağırdım. Yine madde 10 gereğince o anki mevcut salt çoğunlukla üç (3) kişiden oluşan Malî Komisyon kurulması kararı alınmıştır. Bütün il ve ilçelerle ellerindeki adres ve imkanlarla telefon ve giderek incelemeye çalışan Malî Komisyon sonunda kanunî hakları olan “İstifa”yı Genel Başkana vermişler ve istifa tarafımızdan kabul edilmiştir. Gerekçe olarak “Hukuki sorumluluğu büyük olan bu vazifeyi istesek de yerine getiremeyebiliriz. Çünkü karşımızda duyarsız kalan il ve ilçelerle adresleri tespit edilemeyen ilçeler bulunmaktadır.”

Malî işlerden sorumlu Suat Pınar Noterlik kanalıyla istifasını yollamıştır. (45518 sayı 9 Aralık 1992) Kadıköy İkinci Noterliğinden 17 Aralık 1992 tarih ve 57513 sayılı yazıyla istifasının kabulünün yanında varsa eski ve yeni bütün evrakların iki imzalı tutanakla Genel Başkanlığa iletmesi istenmiş, cevap verilmemiş, evraklar teslim edilmemiştir. Suat Pınar Malî İşlerden sorumlu olduğu dönemde eski yönetimin kendilerine gerekli evrakları resmi olarak verilmediği gerekçesiyle, ilk seçildiği tarihte Noterden protesto çektiğini bildirmiştir.

Bunun üzerine Parti’nin hesaplarını mesleki intizam içinde yapması için ücretli olarak eski yönetimler tarafından çalıştırılan Muhasebeci 1965 doğumlu Kenan Ak’a durumun aciliyeti nedeniyle 24 Aralık 1992 tarih 60194 sayılı noterlik yazısıyla elindeki ve bu güne kadar gelen, gelir-gider hesaplarını, derhal ve acilen Anayasa Mahkemesi’ne verebilmesi için yetki verilmiştir.

Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı,

Seçildiğim günden bu güne kadar, olağan ve iki olağanüstü kongrelerde ibra edilmiş eski başkan ve MYK üyelerinden, 30.1.1993 son MYK toplantısına kadar, MYK’na, bana ve Ankara irtibat bürosuna gerekli evraklar verilmemiş ve gerekli açıklama yapılmamıştır.

Hukukun üstünlüğüne inanan yönetimimiz, gerekli bütün çabalara ve bütün maddi zorluklara rağmen vazifesini yerine getirmiş olmanın huzuruyla bu cevabi yazıyı yolluyorum. Savunmanın mantığı bu yolladığım üç sayfanın içindedir.

30.1.1993 tarihinde toplanan MYK 2. olağan kongre kararı almıştır. Kongre kararının yanında gelir-gider hesaplarını yollamayan il ve ilçelerin MYK ile ilişkisinin kesilmesinin kararını alarak bir anlamda o ilçeleri “fesh” etmiştir. SPY’nın verdiği yetkiye dayanarak il ve ilçeler hakkında suç duyurusu yapılmıştır.

Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkili mercileri tarafından ve yerel savcılıklardan ve il ve ilçe seçim kurullarından fesih edilen ilçelerden adresleri ve neden gelir-gider hesaplarını yollamadıklarının yönündeki yazılı taleplerimin yaptığım suç duyurusu sonuç verinceye kadar ve Haziran ayında yapılacak olağan ikinci Yeşiller Partisi Kongresine partinin eski yöneticileri hakkında vereceği karara kadar, Demokrasi’nin vazgeçilmez kurumlarından biri olan Türk Siyasî hayatına renk ve önemli mesajlar veren Yeşiller Partisi’nin kapatılması yönünde vereceğiniz kararın, haksızlıklar ve yaralar açmamasını ve siyasî partiler tarihimizde olumsuz ve bütün iyi niyetine ve çabasına rağmen çağdaş vatanseverlik örneği veren bir parti de maalesef kapatılmıştır dip notuna, ülkemizin muhatap olmamasını diliyor, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye ve vicdanımın sesine inanarak ümitvar olmaya devam ederken saygılarımı, ilginizden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum” denilmektedir.

III- YARGITAY BAŞSAVCILIĞININ ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

Ön savunmada ileri sürülen hususlara karşı Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.3.1993 günlü esas hakkında görüşü aynen şöyledir:

“A- Dava Konusuyla İlgili Yasal Düzenleme

 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73/3. maddesi, “Parti merkezi ve bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı her bütçe yılını izleyen Nisan ayı sonuna kadar, bir evvelki yıla ait uygulama sonuçlarını gösteren kesinhesaplarını hazırlarlar. İller teşkilatından gönderilenler ve parti merkezine ait olan kesinhesaplar, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nca incelenerek karara bağlanır ve birleştirilir. “74. maddesi” Siyasî Partilerin genel başkanları, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesinhesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesinhesaplarının onaylı birer örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesi’ne ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığı’na vermek zorundadırlar.” hükmünü içermektedir.

Aynı Yasa’nın 104. maddesinde, “bir siyasî partinin, bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasî partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne Cumhuriyet Başsavcılığı’nca resen yazı ile başvurulur.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere ayrılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. Bu karar, o siyasî parti genel başkanlığına yazılı olarak bildirilir. Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesi’ne bu siyasî partinin kapatılması için resen dava açar.” hükmüne yer verilmiştir.

B- Yasal Düzenleme Karşısında Davalı Siyasî Partinin Konumu

Anayasa Mahkemesi’nce; Yeşiller Partisi’nin 1988 yılı kesin hesabının esastan incelenmesi sırasında; “Ankara, İstanbul, Bursa, İzmir, İçel, Balıkesir, Antalya illeriyle bu illerin kimi ilçelerine, ayrıca Bodrum ve Marmaris ilçelerine genel merkezden alındı belgelerinin gönderildiği saptanmış olduğundan; adı geçen Parti’den 1988 yılında hangi il ve ilçelerde örgüt kurulduğunun ve özellikle yukarıda belirtilen il ve ilçelerde örgüt kurulup kurulmadığının, kurulmuşsa kuruluş tarihlerinin sorulmasına, örgüt kurulmuşsa bağlı ilçelerini de kapsayan iller örgütü kesin hesabı ile birlikte birleştirilmiş kesin hesabın en kısa zamanda Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesinin istenmesine” 13.3.1990 gün ve 1989/10 (Siyasî Parti Malî Denetim) sayı ile karar verilmiş, bu karar gereğinin yerine getirilmesi için 12.6.1990 gün ve 1989/10 (S.P.M.D.) sayılı kararla adı geçen partiye otuz gün süre tanınmış, buna rağmen karar gereğinin yerine getirilmemesi üzerine, “1988 yılında taşra örgütü bulunduğu halde yalnız genel merkez hesabını Anayasa Mahkemesi’ne gönderen, iki kez süre verilerek istenmesine karşın taşra örgütü hakkında gerekli bilgileri ve örgüt kurulan iller kesin hesap çizelgeleri ile birleştirilmiş kesin hesap çizelgelerini vermeyen Yeşiller Partisi hakkında 2820 sayılı Yasa gereğince işlem yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığı’na duyuruda bulunulmasına…” 11.9.1990 gün ve 1989/10 (S.P.M.D.) sayı ile karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararlarında değinilen eksikliklerin giderilmesi Cumhuriyet Başsavcılığımızca davalı siyasî partiden 25.9.1990 gün ve SP.Muh.1990/65 sayılı yazı ile istenmiştir.

Buna rağmen, Yüksek Mahkemenizin 29.5.1991 gün ve 1989/10 (S.P.M.D.) sayılı kararında belirtildiği üzere, davalı siyasî partinin;

“a) Balıkesir ili Burhaniye ilçesinde, İzmir ve İstanbul illerinde 1988 yılında örgüt kurulmasına karşın bunlara ilişkin çizelgelerle, İçel ilinin onaylı çizelgesini,

b) Sözü edilen örgütlerin hesaplarını da kapsayacak biçimde düzenlenmesi gereken birleşik kesin hesabı,

c) Anayasa Mahkemesi’ne verilen iki ayrı içerikli genel merkez kesin hesabından birinde gelirler 2.339.700.-TL., giderler 2.260.576,.-TL. ve 1989 yılına devreden nakit mevcudunun 79.124.-lira gösterilmesine karşın diğerinde genel merkez gelir ve giderlerinin birbirine denk biçimde 2.160.731.-TL. olduğunun ve gelecek yıla devreden nakit mevcudu bulunmadığının bildirilmesi karşısında, gerçek durumu gösteren genel merkez hesabını,

d) Genel Merkez ile iller örgütü hesaplarının birleştirilerek kabulüne ilişkin, Parti’nin yetkili organınca alınması gereken kararı, vermediği” anlaşılmıştır.

Yasa’ya aykırılığı, tanınan sürelere rağmen gidermeyen davalı Siyasî Parti’ye 2820 sayılı Yasa’nın 104. maddesi gereğince ihtar kararı verilmesi isteğiyle Cumhuriyet Başsavcılığımızca yapılan başvuru üzerine Yüksek Mahkemenizce verilen 15.10.1991 gün ve E.1991/5 (S.P.İhtar), K.1991/6 sayılı ihtar kararı, parti adına tebligatı almaya yetkili MYK üyesi Ertuğrul Şenoğlu imzasına 19.2.1992 tarihinde tebliğ edildiği halde altı aylık yasal süre içinde ve halen Yasa’ya aykırılık giderilmemiştir.

C- Hukukî Değerlendirme

İhtar kararının tebliğinden sonra, Parti Genel Başkanlığı’nca ihtara konu olan eksikliklerin giderilmesi yolunda ilgili il ve ilçe teşkilatlarıyla yazışma yapılmış olması, Yasa’nın buyurucu hükümlerinin yerine getirildiği anlamını taşımaz. Yazışma yapılan il ve ilçe örgütlerinden olumlu yanıt ve bilgi alınamaması, davalı partinin iç sorunu olup bir aksaklık varsa, Yasa’nın verdiği yetki çerçevesinde gerekli önlemlerin zamanında alınması, partinin yetkili organlarına düşen bir görevdir.

Malî denetiminin düzenli bir biçimde yapılmasına olanak sağlamak durumunda olan davalı siyasî partinin Yasa’nın buyurucu hükümlerini, aradan geçen süreye rağmen yerine getirmediği saptanmıştır.

Sonuç: Yukarıda yasal dayanakları ve gerekçesi açıklandığı üzere, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 73. ve 74. maddeleri buyurucu hükümlerine ve Yüksek Mahkemenizin 15.10.1991 gün E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar) ve K.1991/6 sayılı kararına rağmen 1988 yılı kesinhesabını, yasaya uygun bir biçimde düzenleyerek vermeyen davalı Siyasî Parti’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim.” denilmektedir.

IV- DAVALI SİYASİ PARTİNİN ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASI

Cumhuriyet Başsavcılığı’nın esas hakkındaki görüşlerine karşı davalı Yeşiller Partisi’nin 24.3.1993 günlü savunma yazısında özetle:

Kendilerine gönderilen yazı üzerine “oluşturdukları evrak toplama ve tasnif komisyonunun verdiği belgeler sonucunda 1988 yılı gelir gider hesabının ekte” sunulduğu,

1988 yılında Beşiktaş ve Bodrum ilçelerinin yolladığı onaylı belgelerden, gelir-gider hesabının olmadığının saptandığı,

Feshedilen Mersin ili ve Bakırköy ilçeleriyle yapılan yazışmaların en kısa zamanda sonuçlanacağı ve gelir-giderleri varsa ek bütçe olarak en kısa zamanda yollanacağı,

Atanmış ancak yasal işlemleri tamamlanmamış olan; İzmir, Ankara, Bursa ve Balıkesir illeriyle Burhaniye ilçesinin MYK tarafından onanmış 1988 yılı gelir-gider birleşik hesaplarının ekte olduğu,

1990 yılı bütçesinin, Mart ayının vergi sıkışıklığı ve bayram tatili olması nedeniyle, iki haftalık bir gecikmeyle gönderileceği,

Hukukun üstünlüğüne inanan Yeşiller Partisi’nin geçmişe yönelik tüm biçim hatalarını düzeltmeye kararlı olduğu, Yüce Mahkemenin adaletli davranacağına emin olarak kendilerine sözlü bir savunma hakkı verilmesini istedikleri,

belirtilmiştir.

V- DAVALI PARTİ TEMSİLCİSİNİN SÖZLÜ AÇIKLAMASI VE EK SAVUNMASI

Anayasa Mahkemesi’nin 27.4.1993 günlü, 1992/2 sayılı kararı uyarınca, Yeşiller Partisi Genel Başkanı Aydın AYAS 21.5.1993 günü, partisi adına sözlü açıklamalarda bulunmuştur.

1991 yılından beri Yeşiller Partisi Genel Başkanı olduğunu belirten Aydın AYAS açıklamalarında:

Yeşiller Partisi’nin ülkedeki inanılmaz doğal çevre ve politik kirliliği gidermek amacıyla 1988 yılında kurulduğunu, partilerinin bireyin özgürlüğünün sınırsız olmasını isterken, maddeten ve manen gelişen insanların toplumun ilerlemesine yol açacağını savunduğunu ve bireysel yaratıcılığın en büyük zenginlik olduğuna inandığını, somut olarak bireye dayanmayan hiçbir siyasal, ekonomik ya da sosyal sistemin başarılı olamayacağını deklare ederek alternatif bir siyasal hareket olma çabasını verdiğini ve vermeye çalıştığını belirttikten sonra aynen:

“Partimizin hedefi, ülkemizin insanları ve onun gelecek nesillerine ekolojik, ekonomik ve sosyal bakımdan gelişmiş toplumların yaşam ortamını hazırlamak olarak belirlenmiştir. 1988 yılında bireyin özgürlüklerini yok sayan ve demokratikleşmeyi geciktirici girişimlerin zaman içinde demokrasiyi kaldıracağı inancı, özgür bireylerin birlikte bir çatı altında Yeşiller Partisi olarak mücadele vermesini gerektirmiştir.

Bu güzel ideallerle bir araya gelen fedakâr insanlar, öz­ gürlüklerin sınırsız olmasını isterken, insanların kendi davranış ve sorumluluklarının bilincinde olmalarını da talep etmiştir. Bireysel ve toplumsal ahlak ve erdemlerin gelişmesi için de sabırlı ve dikkatli davranmaya çalışırken bazen de zaman bulamadığı için şekil hatası yaptığını -bunu samimiyetimizle ve sizin samimiyetinize inanarak söylüyorum- kesin olarak farkına varamadık, şekil hatası yaptığımızın kesin olarak farkına varamadık. Çünkü son derece sorumluluk duyan arkadaşlarımız vardı. Bir an evvel eylem yapmaları ve kamuoyu oluşturmaları gerektiğine inanıyorlardı. Hepsi paraları ceplerinden verdiler, tutanaklar hepsi benim elimde. Bir kuruşluk bir kaçık ve kayıp yoktur. İlk üç ay içerisinde mutemet olan arkadaşın bir ufak hesap yanlışlığından dolayı 21.000.- liralık bir kayıp tahmin ediyoruz var; onun da cezasını çekmeye hazırız; ama hiçbir suiistimal ve yanlışlık yoktur ve hepsinin çok iyi niyetli çalıştığına inanıyorum.

Çünkü Yeşiller Partisi üyelerinin acelesi vardı. Demokrasi ve yüce değerler tahrip edilirken doğal çevremizde inanılmaz bir hızla yok olmaktaydı. Demokrasinin vazgeçilmez kurumlarından biri olan Türk siyasî hayatına renk katan ve başka alternatifi bulunmayan partimizin son yönetim kurulunun önceki dönemlere ait 1988 ve 1990 bütçelilerini vermesine rağmen size bir şey daha göstermek istiyorum. Dün en son size ek bütçe olarak sunacağımız şeyi açamadım daha, bize 1990 bütçesini Antalya dün yollayabilmiş. Bu tabiî büyük bir ihtimalle yapılan şekil hatasının nedenlerinden bir tanesidir ve siz, 1990 yılının bütçesini 1993 yılında Genel Merkeze yolluyorsunuz diye bana da sorabilirsiniz, Antalya’ya da sorabilirsiniz; ama dün hafta sonu gidip almak mecburiyetinde kaldım bana geleceğini bildiğim için.

Biz, 1990 bütçelerini, bize göre çok kısa bir sürede vermek şansını bulabildik. Bu bütçeyi vermemize rağmen bir şekil hatasından ötürü kapatılması halinde yani partimizin, yaptığı şekil hatasından dolayı kapatılması nedeniyle -ama şuna da inanıyoruz ki, hukukun üstünlüğüne de inanıyoruz, hukukun bir normlar, ilkeler birlikteliği olduğuna inanıyoruz, normları da şekillerin belirlediğine inanıyoruz, fakat Türk siyasî hayatındaki Siyasî Partiler Yasası’nınki, -Meclisteki bütün partilerin değiştirilmesini istediği Siyasî Partiler Yasası’nın bizlerin fantezilerini, bizlerin ülkemize yararlı olabilecek düşüncelerini bir anlamda sınırladığına da inanıyoruz. Böyle bir nedenden dolayı kapatılması halinde dünya çevre hareketinin içinde doğması muhtemel yanlış anlaşılmalara ve tartışmalara ülkemizin muhatap olabileceğini göz önüne alıyoruz ve üzülüyoruz. Yani böyle bir olaya muhatap olmaması gerekirdi ülkemiz diyoruz.

Yüce Mahkemenizden bu davaya karşı şekil hatamızı yaptığımızı da bilerek bir jüri gibi bakmasını, talep hakkını kendimizde buluyoruz. Hukukun üstünlüğüne inanarak Yüce Mahkemenize saygılarımı sunuyorum.

Varsa sorularınızı, memnuniyetle açıklamak isterim.” demiştir.

Yöneltilen sorulara; sözlü açıklamaya Ertuğrul ŞENOĞLU’nun kendisine bilgi vermesi üzerine geldiğini, Genel Başkan olduktan sonra Anayasa Mahkemesi’nin ihtar kararını da nazara alarak partilerinin 1988 ve 1990 yılları hesaplarının biran önce verilmesi için tüm il ve ilçelere yazı yazdığını, bu yazılardan bir kaçına hesapları yolladıkları yönünde yanıtlar gelince eski yönetimden bunları istediklerini, fakat parti iç yapısındaki muhalefet nedeniyle eski yönetimin ellerindeki evrakları kendilerine vermekten çekindiğini, ancak eski yönetimdeki arkadaşlarının da dürüst olduklarını, kesin olarak görevlerini kötüye kullanmayacaklarını bildikleri için sabırlı davrandıklarını, bu arada tasnif komisyonu kurduklarını ve bu tasnifler sırasında Bursa ilinin tutanaklarını bulduklarını, ne var ki muhasebecinin defterlerini, kayıtlarını alamadıklarını, kuruluş aşamasındaki bu heyecanla dosyaların ve tutanakların yerlerinin karışması nedeniyle zaman kayıplarının olduğunu ve 1988 hesaplarını tamamlayarak yolladıklarını,

1990 yılı bütçesinin de aynı biçimde olduğunu, sonuçta kendilerinin evrakları topladıklarını, ancak biçim hatası yapmamak için titizlikle çalıştıklarından bugünkü gecikmelerin olduğunu, gecikmenin siyasî partilerin içerisinde var olan iç dinamiklerden kaynaklandığı kanısında olduğunu,

Parti Genel Merkezi’nin irtibat adresi olarak Ankara-Yüksel Caddesini “Yüksel Caddesi 44/6-Kızılay-Ankara” belirtiklerini, kendisinin diş hekimliği yaptığını, Rıhtım Caddesinin de “Rıhtım Caddesi Nemlizade sokak No.4 Kadıköy-İstanbul” Celal Ertuğ’la kendisinin klinik olarak çalıştırdıkları yer olduğunu, bunun bir odasını da Partinin İstanbul irtibat bürosu olarak kullandıklarını, partilerin maddî sorunlarla karşı karşıya olması nedeniyle, göreve gelmelerinden sonra yeni antetli kağıtlar bastıramadıklarını ve eski başlıklı kağıtları kullandıklarını,

Şu andaki geçerli adresleri olan “Başar sokak 2/16 Moda-İstanbul “un, hem kendi özel konutunun, hem de parti genel merkezinin adresi olduğunu,

Parti’nin ilk Genel Başkanı olan Prof. Dr. Celal Ertuğ’un partinin kuruluş tarihi olan 8.6.1988 tarihi itibariyle herhangi bir yüksek öğretim kurumunda öğretim görevlisi olarak çalışmadığını,

Kendisinin serbest dişçi olarak çalıştığını, kendisinin nüfus kayıt örneği, savcılık temiz kağıdı gibi kimi belgeleri tamamlayamadığı için Siyasî Partiler Yasası’nın 33. maddesi uyarınca ilgili mercilere şu anda başvurmadığını, partilerin yapısı gereği genelde birçoğu ev kadını olan hanımların partilerine geldiğini, bunların hukukî prosedürü bilmediklerini, Siyasî Partiler Yasası’na göre yapılacaklar konusunda kendilerinden bilgi istediklerini, kendilerine şubelerden gelen evrakta eksiklikler bulunduğunu, tamamlanmasını istediklerini, bunun da zaman kaybına neden olduğunu, sorunların maddî olanaksızlıktan kaynaklandığını, ancak kendilerinin üzerlerine düşen görevi yapmanın huzuru içerisinde olduklarını ve kapatılmaya katlanamayacaklarını,

Biçimsel aykırılığın farkında ama iyi niyetli olduklarını, biçimsel koşulları yerine getirememelerinin bir kasıttan değil, tamamen olanaksızlıklardan kaynaklandığını,

Üyelerinin çoğunun bayan olması gibi nedenlerle yazışmaları ve bürokratik işlemleri gecikmeyle yerine getirebildiklerini,

Kendisi parti dışında bir kişi olsa ve Yeşiller Partisi’nin 1992 yılı bütçesini 300 bin lira eksiğiyle tamamladığını görse, o parti hesabına üzüleceğini, daha büyük destek verme ihtiyacını duyacağını, içinde olunca işlerin acı olduğunu, gönüllü bir birlikteliği yaşatmaya çalıştıklarını, çağdaş bir birey kavramını ve güvenilir bir bireye toplumun ne kadar ihtiyacı olduğunu, pratikte ve teoride uygulamaya sokmaya çalıştıklarını, bunun kolay bir iş olmadığını, kendilerinin bunun içinde yaşadıklarını, insanların kalbini kırmamak, onurunu kırmamak gibi bir takım sorumluluklarının olduğunu ve bunları yerine getirmek gerektiğini,

Dışardan partilerine kimin nasıl baktığının kendisini ilgilendirmediğini, ancak kendisi parti içinde olmasa ve dışardan baksaydı partilerindeki çocuklara bir altın madalya verip, onları takdir edeceğini,

Yaptıkları işi çok sevdiklerini ve biçim aykırılıklarının da bilincinde olarak eğer yasaklı duruma düşmezlerse, bundan böyle Eko-liberal bir siyasî hareketin içinde olmak istediklerini, bu siyasî hareketin ülkede liberal çağdaşlıkla, çağdaş çevreciliğin uyum sağlayabileceği bir konsepti içerdiğini ve doğal kimi prosedürlerin içerisinde ne kadar zaman kaybedileceği yolundaki deneyimleri sonucunda biraz daha profesyonel çalışma içerisinde olunması, kesinlikle biçim hatası yapılmaması, biçim hatasının hukukun esasını oluşturduğu, bilincine ulaştıklarını, kendisinin Yeşiller Partisi’ne girmeden önce mahkeme kapısı bilmeyen bir insan olduğunu,

anlatmıştır.

Davalı Parti’nin 21.5.1993 günlü ek savunmasında da, daha önceki savunması ve sözlü açıklamalarında olduğu gibi özetle:

Yeşiller Partisi’nin ülkenin inanılmaz doğal, çevre ve politik kirliliğini gidermek için 1988 yılında kurulduğu,

Bireysel ve toplumsal ahlâk ve erdemlerin gelişmesi için sabırla ve dikkatle çalışırken, bazen zaman bulunamadığı için biçim hatası yapıldığının farkına bile varılamadığı,

Türk siyasî hayatına renk katan ve başka alternatifi bulunmayan partilerinin son yönetim kurulu olarak önceki dönemlere ait 1988 ve 1990 bütçelerini vermelerine karşın bir biçim hatasından ötürü kapatılmaları durumunda, dünya çevre hareketi içerisinde yanlış anlamalara ve tartışmalara neden olunabileceğinin gözününe alınarak Yüce Mahkemenin davaya bir jüri gibi bakmasını istedikleri,

Hukukun üstünlüğüne inandıkları,

Belirtilmiştir.

VI- DAVANIN EVRELERİ

1- Anayasa Mahkemesi 15.10.1991 gün ve E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar), K.1991/6 sayılı kararı ile; 11.9.1990 günlü, 1989/10 sayılı kararına karşın 1988 yılı kesinhesabını, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerine uygun olarak Anayasa Mahkemesi’ne vermeyen Yeşiller Partisi’ne aynı Yasa’nın 104. maddesi gereğince ihtar verilmesine ve karar örneklerinin adıgeçen partinin genel merkezine de tebliğ edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine karar vermiştir.

2- Verilen İhtar kararı, Yargıtay Cuumhuriyet Başsavcılığı’nca 19.2.1992’de parti adına tebellûğa yetkili Yeşiller Partisi Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi Ertuğrul ŞENOĞLU’na tebliğ edilmiştir.

3- İhtar kararında belirtilen eksikliklerin davalı partice yerine getirilmemesi üzerine durum, Anayasa Mahkemesi’nce 17.11.1992 günlü, 1589 sayılı yazı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirilmiştir.

4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1993/83 sayılı iddianamesi ile Anayasa Mahkemesi’nden, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğü, Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 gün ve Esas 1991/5, Karar 1991/6 sayılı ihtar kararının tebliğinden itibaren, yasal süresi içinde, gerçeği yansıtır biçimde ve eksiksiz olarak yerine getirmeyen Yeşiller Partisi’nin, aynı Yasa’nın 104. maddesi uyarınca kapatılmasına karar verilmesini istemiştir.

5- Davanın açılması üzerine Anayasa Mahkemesi’nce 19.1.1993 gününde alınan 1992/2 (S.P. Kapatma) sayılı kararında aynen:

“1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen, Yeşiller Partisi’nin kapatılması istemli 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı İddianamesi’nin onanlı bir örneğinin, almalarından başlayarak otuz günlük süre içinde, gerekli görülürse dosyayı da inceleyip hazırlayacakları ön savunmayı yazılı olarak Anayasa Mahkemesi’ne göndermeleri için adı geçen Parti Genel Başkanlığı’na tebliğine,

2- Verilen süre içinde ön savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmaktan kaçınmış sayılacaklarının yazılacak tezkere de belirtilmesine,

3- Ön savunma geldiğinde esas hakkında düşüncelerini bildirmek üzere onanlı bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,

4- Esas hakkındaki düşüncenin onamlı bir örneğinin, ilgili Parti’ye tebliğiyle yine otuz gün içinde inceleyip hazırlayacakları savunmalarının istenmesine,

5- Verilen süre içinde savunma gönderilmediği takdirde savunma yapmaktan kaçınmış sayılacaklarının yazılacak tezkerede belirtilmesine,

6- Anılan Parti’ye gerekli tebliğ işlemlerinin yaptırılması için karar örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine,

19.1.1993 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.”

denilmiştir.

6- Anayasa Mahkemesi’nin 19.1.1993 günlü, Esas 1992/2 (Siyasî Parti-Kapatma) sayılı kararı ve Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı İddianamesi, davalı Siyasî Parti’nin yetkilisi Ertuğrul ŞENOĞLU’na 18.2.1993’de tebliğ edilmiştir.

7- Davalı Siyasî Parti 17.2.1993 günü Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na ön savunmasını vermiştir.

8- Anayasa Mahkemesi’nin 19.2.1993 gün ve 261 sayılı yazısı üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.3.1993 gün ve SP.24.Hz.1991/83 sayılı esas hakkındaki görüşü 4.3.1993’de parti yetkilisi Ertuğrul ŞENOĞLU’na tebliğ edilmiştir.

9- Yeşiller Partisi Başkanlığı’nca Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na 29.3.1993’de sunulan 24.3.1993 günlü savunma yazısında, gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra sözlü açıklama isteminde bulunulmuştur.

10- Anayasa Mahkemesi’nce, davalı Yeşiller Partisi’nin sözlü açıklamalarının 21.5.1993 gününde dinlenilmesine, 27.4.1993 günü oybirliğiyle karar verilerek çağrı gönderilmiştir.

11- 21.5.1993 günü, Anayasa Mahkemesi’nde davalı Siyasî Parti Genel Başkanı Aydın AYAS’ın sözlü açıklamaları dinlenilmiştir.

12- Yeşiller Partisi 21.5.1993’de ayrıca ek savunma dilekçesini de Anayasa Mahkemesi’ne vermiştir.

VII- DEĞERLENDİRME

1- Genel Açıklama

Anayasa’nın 68. maddesinin ikinci fıkrasında “Siyasî Partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.” ilkesine yer verildikten sonra üçüncü fıkrasında da “Siyasî Partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.” denilmektedir.

Siyasî Partilere ilişkin Anayasa kuralları gözden geçirilirse Anayasakoyucunun bu konuya özel bir önem ve değer vermiş olduğu görülür. Ancak, siyasî Partiler Anayasa’da kamu kurumları olarak nitelenmemiştir.

Siyasal partilerin kuruluş ve çalışmalarının özgürlük içinde olması ilkedir. Siyasî Partiler, belli siyasal düşünce ve erekler çerçevesinde birleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrıldıkları kuruluşlardır. Kamuoyunun özgürce oluşmasında öbür kurumlardan değişik bir ağırlığı bulunan siyasal partiler, yurttaşların istem ve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan kuruluşlar olarak siyasal katılımı somutlaştıran hukuksal yapılardır. Demokrasinin simgesi sayılan, olmazsa olmaz koşulu olarak nitelenen siyasal partiler, özgürlük ve hukuksallığın ulusal araçları durumundadır.

Devlet yönetimindeki etkinlikleri ve Ulusal iradenin gerçekleşmesinde başlıca araç oluşları nedeniyle, Anayasakoyucu, siyasal partileri öteki tüzelkişilerden farklı görerek kapatılma nedenlerini Anayasa’nın 69. maddesinin son fıkrasında özel biçimde düzenlemiştir.

Anayasa’nın anılan buyurucu kuralı uyarınca 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası çıkarılmış; siyasî partilerin kuruluşlarından başlayarak çalışmaları, denetimleri, kapatılmaları konularında, belirli bir sistem içerisinde, çok ayrıntılı kurallar getirilmiştir. Getirilen sistemde, Anayasa’da yer alan yasaklara uymayan siyasal partilerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca izleneceği ve gerektiğinde Anayasa Mahkemesi’nde kapatılmaları için dava açılacağı öngörülmüştür.

Siyasal partilerin uyacakları esasların Anayasa’da yer alması, çalışmalarının Anayasa ve yasa kurallarına uygunluğunun özel biçimde denetlenmesi, onların olağan bir dernek sayılmadıklarını, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğesi olduklarını doğrulamaktadır. Siyasal partilerin, devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde olmaları, onların her istediğini yapabilecekleri anlamına gelmez. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzak kalmasını sağlamaya yönelik kurulma ve çalışma özgürlüğü, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Bu belirleme aynı zamanda demokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir. Nitekim Anayasa’nın ikinci maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti…demokratik… bir hukuk Devletidir.” denilmektedir.

2- Anayasa ve Siyasî Partiler Yasası’nın İlgili Kuralları

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca davalı Siyasî Parti’nin, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddelerindeki yükümlülüğü, Anayasa Mahkemesi’nin ihtar kararına rağmen yerine getirmemesi nedeniyle aynı Yasa’nın 104. maddesi uyarınca kapatılması istenilmiştir.

Siyasî partilerin uyacakları esaslar Anayasa’nın 69. maddesinde belirlenmiştir. 69. maddenin dördüncü fıkrasında “Siyasî partilerin malî denetimi Anayasa Mahkemesi’nce yapılır.”, son fıkrasında “Siyasî partilerin kuruluş ve faaliyetleri, denetleme ve kapatılmaları yukarıdaki esaslar dairesinde kanunla düzenlenir.” denilmiştir.

Siyasî partilerle ilgili esasları düzenleyen 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın:

Parti bütçeleri ve kesinhesabı düzenleyen 73. maddesinde:

“Siyasî partilerin, bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı ayrı ayrı gelir tahminlerini ve gider miktarlarını gösteren bir yıllık bütçe hazırlarlar ve ilgili takvim yılından önceki Ekim ayı sonuna kadar genel merkeze gönderirler. Bu bütçeler ile aynı süre içinde hazırlanacak genel merkez bütçesi en geç ilgili takvim yılından önceki Aralık ayı sonuna kadar Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulunca incelenir ve karara bağlanır.

Siyasî partilerin hesapları bilanço esasına göre düzenlenir.

Parti merkezi ve bağlı ilçeleri de kapsamak üzere iller teşkilatı her bütçe yılını izleyen Nisan ayı sonuna kadar, evvelki yıla ait uygulama sonuçlarını gösteren kesinhesaplarını hazırlarlar. İller teşkilatından gönderilenler ve parti merkezine ait olan kesinhesaplar, Merkez Karar ve Yönetim Kurulunca incelenerek karara bağlanır ve birleştirilir.

Siyasî partilerin bütçeleri, bilançoları, gelir ve gider cetvelleri ile kesinhesaplarının nasıl düzenleneceği partilerin içyönetmeliklerinde gösterilir.”

Anayasa Mahkemesi’nce yapılacak malî denetim -kesinhesabın gönderilmesini düzenleyen 74. maddesinde:

“Siyasî partilerin genel başkanları, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesinhesap ile parti merkez ve bağlı ilçeleri de kapsayan iller teşkilatının kesinhesaplarının onaylı birer örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesine ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığına vermek zorundadırlar.”,

Diğer nedenlerle dava açılmasını düzenleyen 104. maddesinde de:

“Bir siyasî partinin, bu Kanunun dördüncü kısmında yer alan maddeler hükümleri dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasî partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle, o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine Cumhuriyet Başsavcılığınca resen yazı ile başvurulur.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasî parti hakkında ihtar kararı verir. Bu karar, o siyasî parti genel başkanlığına yazılı olarak bildirilir. Bu yazının tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesine bu siyasî partinin kapatılması için re’sen dava açar.” denilmektedir.

Bu arada Anayasa’nın 10. maddesinin “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” içeriğinin de gözönünde bulundurulması gerekir.

3- Davalı Partinin Durumu :

Davalı Yeşiller Partisi, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri uyarınca vermesi gereken 1988 yılı kesinhesabını süresinde verememiştir.

Öncelikle, davalı partiye Anayasa Mahkemesi’nin kararı uyarınca, 1988 yılında taşra örgütü bulunduğu halde yalnız Genel Merkez hesabını Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiği, iki kez süre verilerek istenmesine karşın taşra örgütü hakkında gerekli bilgileri ve örgüt kurulan iller kesinhesap çizelgeleri ile birleştirilmiş kesinhesap çizelgelerini vermediği için, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca gerekli duyuru yapılmıştır. Gerekli işlemlerin yerine getirilmemesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın istemi üzerine Anayasa Mahkemesi’nce Yeşiller Partisi hakkında 2820 sayılı Yasa’nın 104. maddesi uyarınca ihtar kararı verilmiştir.

İhtar kararının tebliğinden başlayarak altı aylık sürenin geçmesine karşın gerekli düzeltmelerin yapılmaması üzerine de, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Anayasa Mahkemesi’ne Yeşiller Partisi’nin kapatılması için dava açılmıştır.

Görüldüğü gibi davalı siyasî Parti yetkilileri, Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri uyarınca Yasa’nın kendilerine yüklediği yükümlülükleri ve yapmaları gereken işleri yapmamış ve aynı Yasa’nın 104. maddesine göre de partilerine ihtarda bulunulmasına neden olmuşlardır.

İhtar kararına karşın Yasa’nın ilgili kurallarının gereğini yerine getirmeyen Yeşiller Partisi yetkilileri, savunma yazılarında ve sözlü açıklamalarında da konuya açıklık getirememiş ve yasal süresi içerisinde istenilen bilgileri ve belgeleri, gerçeği yansıtır bir biçimde ve eksiksiz olarak Anayasa Mahkemesi’ne verdiklerini söyleyememişlerdir. Üstelik davalı Parti’nin ön savunmasında, Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu tarafından bu iş için kurulan komisyon üyelerinin, “hukukî sorumluluğu büyük olan bu vazifeyi istesek de yerine getiremiyebiliriz. Çünkü karşımızda duyarsız kalan il ve ilçelerle, adresleri tesbit edilemeyen ilçeler bulunmaktadır.” diyerek istifalarını Genel Başkana verdikleri anlatılarak, Parti’nin içine düştüğü durum açıklıkla dile getirilmiş, dava nedeni dolaylı biçimde doğrulanmıştır.

Kuşkusuz, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi gözardı edilerek kimi partiler için şöyle, kimi partiler için böyle karar verilmesi olanak dışı olduğu gibi, Siyasî Parti Genel Başkanı’nın sözlü açıklamalarında ileri sürüldüğü biçimde, davaya bir jüri gibi bakarak Yasa’nın kimi kurallarını uygulayıp, kimi kurallarını uygulamamak ve buna göre karar vermek de olanaksızdır.

Demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez öğeleri olarak kabul edilen siyasî partilerin, Anayasa’da kendilerine verilen bu değere uygun olarak, görevlerini de Siyasî Partiler Yasası’na uygun ve eksiksiz olarak yerine getirmeleri gerekir. Davalı Parti bu yükümlülüğe uymamıştır ve bunda direnmiştir. Yasal zorunluluklara ve koşullara uymamanın doğal sonucunu yine yasal yaptırım ortaya koyar.

Bu nedenlerle, 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri ile Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 günlü, Esas 1991/5 (Siyasî Parti-İhtar), Karar 1991/6 sayılı ihtar kararına karşın 1988 yılı kesinhesabını vermeyen Yeşiller Partisi’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi gereğince kapatılması gerekir.

Güven DİNÇER bu görüşe katılmamıştır.

VIII- SONUÇ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7.12.1992 günlü, SP.24.Hz.1991/83 sayılı İddianamesi’yle, Yeşiller Partisi’nin 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 104. maddesi gereğince kapatılmasına karar verilmesi istenilmekle gereği görülüşüp düşünüldü:

  1. 2820 sayılı Siyasî Partiler Yasası’nın 73. ve 74. maddeleri ile Anayasa Mahkemesi’nin 15.10.1991 günlü, E.1991/5 (Siyasî Parti-İhtar), K.1991/6 sayılı ihtar kararına karşın 1988 yılı kesinhesabını vermeyen Yeşiller Partisi’nin anılan Yasa’nın 104. maddesi gereğince KAPATILMASINA, Güven DİNÇER’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
  2. Davalı Parti’nin tüm mallarının 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesi uyarınca Hazine’ye geçmesine, OYBİRLİĞİYLE,
  3. Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin, 2820 sayılı Yasa’nın 107. maddesine göre Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, OYBİRLİĞİYLE,

10.2.1994 gününde karar verildi.

Başkan

Yekta Güngör ÖZDENBaşkanvekili

Güven DİNÇERÜye

İhsan PEKEL
Üye

Selçuk TÜZÜNÜye

Ahmet N.SEZERÜye

Haşim KILIÇ
Üye

Yalçın ACARGÜNÜye

Mustafa BUMİNÜye

Sacit ADALI
Üye

Ali HÜNERÜye

Lütfi F. TUNCEL

KARŞIOY YAZISI

Esas Sayısı : 1992/2 (Siyasî Parti-Kapatma)

Karar Sayısı : 1994/1

Siyasî Partilere yönelik kurallar Anayasa’nın “Siyasî Haklar ve Ödevler”le ilgili Dördüncü Bölümünde yer alan 68. ve 69. madde­ lerde düzenlenmiştir.

Siyasî Partilerin düzenlendiği 68. ve 69. maddeler, bu maddelerin Anayasa’da yer aldığı bölüm ve özellikle 68. maddenin ikinci fıkrasında yer alan (Siyasî partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.) kuralı, siyasî partilerin Anayasa’da “anayasal bir kurum” olarak benimsendiğini ve düzenlediğini göstermektedir.

Anayasal müesseseler hakkında uygulanacak yaptırımlar ancak anayasalarda düzenlenebilir ve yer alabilir. Başka bir deyişle siyasî partilerin varlığı ve sona ermesi ile ilgili kurallar “Anayasal alan” içindedir.

Anayasa’da kapatma nedeni olabilecek temel kurallar 69. maddenin birinci ve dokuzuncu fıkralarında düzenlenmiştir. Bu kurallara göre; siyasî partiler tüzük ve programları dışında faaliyette bulunamazlar, Anayasa’nın 14. maddesindeki sınırlamalar dışına çıkamazlar, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, yabancı ülkelerdeki dernek ve gruplardan herhangi bir suretle aynî ve nakdî yardım alamazlar ve bunlardan emir alamazlar ve bunların Türkiye’nin bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü alehindeki karar ve faaliyetlerine katılamazlar. Bu hükümlere aykırı hareket eden siyasî partiler temelli kapatılırlar.

Siyasî partilerin tüzük ve programlarının yapısı ise Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında belirlenmiştir. Buna göre;

“Siyasî partilerin tüzük ve programları, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz.”

“Sınıf veya zümre egemenliğini veya herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayan siyasî partiler kurulamaz.”

Siyasî partilerin kapatılma nedenleri Anayasa’nın 14., 68/3,4 ve 69/1,9 maddelerindeki kurallarla sınırlıdır. Ancak, bu kurallara aykırılık siyasî partilerin kapatılmasına neden olur.

Siyasî partilerle ilgili olarak yapılan ayrıntılı anayasal düzenlemeye göre teşkilatlanma ve malî yönetimle ilgili olarak çeşitli yasaları ihlal ve ihmal eden durumlar siyasî partilerin kapatılmasını değil bunlara başka müeyyideler uygulanmasını gerektirir. Bir teşkilatlanma, yönetim ve muhasebe hatası ve noksanı yüzünden bir siyasî parti kapatılamaz. Çünkü siyasî parti kapatma nedenleri Anayasa’da, sayılarak belirlenmiştir. Bu kapatma nedenlerine ek nedenler yasalarla Anayasa’ya eklenemez.

Siyasî partilerin kapatılmasıyla ilgili olarak yasalarla yapılan ek düzenlemeler Anayasa’nın ilgili kuralları ile çelişki ve aykırılık doğurduğu taktirde Anayasa Mahkemesi yerine göre Anayasa’ya uygunluk denetimi yoluyla bu kuralları iptal ederek veya bu kuralları ihmal ederek Anayasa kurallarına göre hüküm tesis etmek zorundadır.

Olayda Siyasî Partiler Yasası ile klasik bir Anayasa’ya aykırılıkla karşı karşıya değiliz. Yalnız Anayasa ile düzenlenebilecek bir alana Anayasa’nın 68 ve 69. maddelerine adeta Siyasî Partiler Yasası ile ilaveler yapılmıştır. Siyasî Partiler Yasası ile konulan ve parti hesaplarına dayanan siyasî parti kapatma müeyyidesinin olayda uygulanmayarak yalnızca Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerin uygulanması gerekir. Yeşiller Partisi, Anayasa’nın 14., 68. ve 69. maddelerine aykırı bir davranışta bulunmadığından kapatılmaz.

Bu nedenlerle kapatma kararına karşıyım.

Güven DİNÇER

Başkanvekili

Cenazelerin Nakli Antlaşması

0

Cenazelerin Nakli Antlaşması, Avrupa Konseyi tarafından 26 Ekim 1973 tarihinde Strazburg’da düzenlenmiştir. Antlaşma metni Fransızca ve İngilizce olarak kabul edilmiştir. Türkiye, antlaşmayı 17 Nisan 1975 tarihinde 1887 sayılı Kanunla kabul etmiş,  “Cenazelerin Nakli Anlaşması”nın onaylanması; Dışişleri Bakanlığı’nın 20/5/1975 günlü ve ASGM (ASKD) – 702.478/543 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 günlü ve 244 sayılı Kanunun 3. ve 5. maddelerine göre, Bakanlar Kurulu’nca 3/6/1975 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Cenazelerin Nakli Antlaşması

Resmi Gazete Tarihi : 6.8.1975
Resmi Gazete No : 15318
Karar Sayısı : 7/10100

Bu Anlaşmayı imzalayan Avrupa Konseyi’ne üye Devletler,

Uluslararası cenaze nakline ilişkin formalitelerin basitleştirilmesi gerektiğini düşünerek,

Özellikle tabutun sızdırmaz olması hususunda gerekli tedbirler alındığı takdirde, ölüme bulaşıcı bir hastalık sebep olsa dahi cenaze naklinin sağlık açısından bir tehlike yaratmadığını göz önünde tutarak,
Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır :

Madde 1

1- Sözleşme Tarafları, kendi aralarındaki ilişkilerde bu anlaşma hükümlerini uygulayacaklardır.

2- Bu Anlaşma’da kullanılan “cenazelerin nakli” terimi, ölülerin “hareket ülkesin” den “gidilecek ülke”ye naklini ifade eder. “Hareket ülkesi,” nakil işleminin başladığı “gidilecek ülke” cenazenin nakilden sonra gömüleceği veya yakılacağı yerdir.

3-Bu anlaşma, yakılan naaşların küllerinin nakline uygulanmaz.

Madde 2

1-Bu Anlaşma hükümleri, cenazelerin sözleşen Tarafların ülkelerinden sevkedilmeleri, transit geçişleri veya bu ülkelere kabul olunmaları hususlarında öngörülebilecek azami şartları kapsar.

2-Sözleşen Taraflar, özel durumlarda ve bilhassa sınır bölgelerindeki nakiller konusunda gerek ikili anlaşmalar gerek uyuşma yoluyla varılacak kararlarla daha geniş kolaylıklar tanımak hususunda serbesttirler.

Bu anlaşma ve kararların belirli hallere uygulanabilmeleri için ilgili bütün Devletlerin rızalarının alınması zorunludur.

Madde 3

1- Nakledilen her cenazenin, beraberinde, hareket yetkili makamları tarafından düzenlenmiş özel bir belge (cenaze geçiş izni) bulunmalıdır.

2- Geçiş izni, en aşağı bu anlaşmaya ekli modelde yer alan bilgileri ihtiva etmeli ve düzenlendiği ülkenin resmi dili ya da resmi dillerinden biri ile Avrupa Konseyi resmi dillerinden birinde yazılmış olmalıdır.

Madde 4

Gidilecek ülke ve transit ülkeleri, cenazelerin nakli konusunda mevcut ya da akdedilecek uluslararası sözleşme ve anlaşmaların gerektirdiği belgeler dışında “geçiş izni” nden başka bir belge talep etmeyeceklerdir.

Madde 5

“Geçiş izni”, bu anlaşmanın 8. maddesinde belirtilen yetkili makam tarafından,

a) Cenazelerin nakli ile gerektiğinde defin ve mezardan çıkarma hakkında “Hareket ülkesi” nde yürürlükte bulunan bütün tıbbî, sıhhî, idari ve hukukî formalitelerin yerine getirildiği,

b) Naaşın, bu Anlaşmanın 6. ve 7. maddelerinde belirtilen evsafı haiz bir tabuta konulduğu,

c) Tabutun sadece geçiş izninde adı kayıtlı kişinin naaş ve naaşla birlikte gömülecek ya da yakılacak kişisel nesneleri ihtiva ettiği, saptandıktan sonra düzenlenir.

Madde 6

1-Tabut sızdırmaz olmalı ve içinde emici bir madde bulunmalıdır. “Hareket ülkesi” nin yetkili makamlarınca gerekli görüldüğü takdirde, iç ve dış basıncı dengeleyecek bir temizleyici cihazla teçhiz edilmelidir.

i) Tabut, en aşağı 20 mm. kalınlığında tahtadan yapılıpma bir diş tabut ve dikkatle lehimlenmiş kurşundan ya da kendiliğinden tahrip olan bir başka maddeden yapılma bir iç tabuttan müteşekkil bulunmalı

ii) Veya en aşağı 30 mm. kalınlığında tahtadan yapılıp içi kurşunla yada kendiliğinden tahrip olan bir başka madde ile kaplanmalıdır.

2-Ölüm sebebi bulaşıcı bir hastalık ise, naaş antiseptik bir mahlulle yıkanmış bir kefene sarılacaktır.

3-Nakil hava yolu ile yapılacak ise, bu maddenin 1. ve 2. paragrafları hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tabut bir temizleyici cihazla teçhiz edilmeli ve buna imkân bulunmazsa, hareket ülkesi yetkili makamınca yeterli görülen direnç garantisi verilmelidir.

Madde 7

Tabut normal yük alarak nakledildiği takdirde, tabut olduğu belli olmayacak şekilde ambalajlanmalı ve dikkatle taşınması gerektiği belirtilmelidir.

Madde 8

Sözleşen Taraflardan her biri, 3. maddenin 1. paragraflarında değinilen yetkili makamı, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ ne bildirilecektir.

Madde 9

Bir nakliyat, cenazelerin nakli konusundaki 10 Şubat 1973 tarihli Berlin Düzenlemesi’ne taraf olan bir üçüncü Devleti ilgilendiriyorsa, bu anlaşmaya taraf olan Devletler, anlaşmaya taraf olan diğer Devletlerden yükümlülüklerini Berlin Düzenlemesi’ne göre yerine getirebilmeleri için gerekli tedbirleri almalarını talep edebilirler.

Madde 10

1-Bu Anlaşma Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzalamasına açıktır. Üye Devletler,

a) Onay ya da kabul kaydı koymaksızın imzalamak veya,
b) Onay ya da kabul kaydı ile imzalayıp daha sonra onaylamak ya da kabul etmek, Suretiyle anlaşmaya taraf olabilirler.

2-Onay ya da kabul belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne tevdi olunacaktır.

Madde 11

1-Bu Anlaşma, üç üye Devletin 10. madde uyarınca Anlaşma taraf oldukları tarihten bir ay sonra yürürlüğe girecektir.

2-Daha sonra onay ya da kabul kaydı koymaksızın imzalayan ya da onaylayan veya kabul eden üye
Devletler bakımından anlaşma imza ya da onay veya kabul belgelerini tevdi ettikleri tarihten bir ay
sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 12

1-Anlaşma yürürlüğe girdikten sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi üye olmayan devletleri anlaşmaya katılmaya davet edebilir.

2-Bu yolla katılma, tevdi tarihinden bir ay sonra hüküm ifade edecek bir katılma belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ‘ne tevdii suretiyle gerçekleşir.

Madde 13

1-Sözleşen Taraflardan her biri, imza ya da onay, kabul veya katılma belgesini tevdi sırasında Anlaşma’yı uygulayacağı ülkeyi ya da ülkeleri tasrih edebilir.

2-Sözleşen Taraflardan her biri, onay, kabul ya da katılma belgesini tevdi sırasında veya daha sonra, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne göndereceği bir bildiri ile, uluslararası ilişkilerinden sorumlu ve adına taahhütlerde bulunmaya yetkili olduğu diğer ülkelere bu Anlaşma hükümlerini teşmil edebilir.

3-Yukarıda paragraf uyarınca yapılan herhangi bir bildiri, Anlaşmanın 14. maddesinde belirtilen usule uygun olarak geri alınabilir.

Madde 14

1-Bu anlaşma süresiz olarak yürürlükte kalacaktır.
2-Sözleşen taraflardan her biri, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne göndereceği bir ihbarla Anlaşmayı kendi bakımından feshedebilir.
3-Fesih, ihbarı alındığı tarihten altı ay sonra hüküm ifade eder.

Madde 15

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri,

a) Onay ya da kabul kaydı bulunmayan her imzalamayı,
b) Onay ya da kabul kaydı bulunan her imzalamayı,
c) Her onay, kabul veya katılma belgesi tevdiini,
d) 11. madde uyarınca Anlaşma’nın yürürlüğe giriş tarihlerini,
e) 13. maddenin 2. ve 3. paragrafları uyarınca aldığı her bildiriyi,
f) 14. madde uyarınca aldığı her ihbarı ve feshin hüküm ifade edeceği tarihi,
g) 8. madde uyarınca kendisine iletilecek her bildiriyi,

Konsey üyeleri ile Anlaşma’ya katılmış bulunan devletlere bildirilecektir.

Yukarıdaki kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar, işbu Anlaşmayı imzalamışlardır.

Avrupa konseyi arşivlerinde saklanacak tek bir nüsha halinde, her iki metin de ayni derecede geçerli
bulunmak üzere, Fransızca ve İngilizce olarak 26 Ekim 1973 tarihinde Strazburg’ da düzenlenmiştir.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri imza eden ve katılan devletlerin her birine bu sözleşmenin aslına
uygun örneklerini iletecektir.

Adaletin Çöküşü

0
Akın Atalay 

Adaletin Çöküşü – Akın Atalay 

Bitkisi olmayan gübre, sadece zehirdir. Hapishanede yatarı olmayan bir suçtan tutukluluk ise, sadece bir “hürriyeti tahdit” suçunun yasal kılıfa büründürülmüş halidir.

Hukuk, bazen doğa kanunlarına meydan okur ama bu meydan okuma genellikle bir “mantık cinayeti” ile sonuçlanır. Bugün, sonucunda hapis yatmayacağı kanunla sabit olan birinin tutuklu kalmasındaki o akıl dışı karanlığı konuşuyoruz.

Yeni infaz düzenlemesi ve “örtülü af”

Birkaç defa yazdık. 1 buçuk ay önce çıkan yasa ile örtülü af niteliğinde infaz yasasında önemli bir değişiklik yapıldı. Bu yeni yasal düzenleme ile 31 Temmuz 2023 ve öncesindeki tarihlerde işlenen suçlardan dolayı hüküm giyenler için (terör ve örgütlü suçlar, belirli kasten öldürme suçları, depremle ilgili öldürme suçları ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar hariç) hapis cezalarının infazı artık 1/2’si koşullu salıverilme ve kalan sürenin dört yılı da denetimli serbestlikle geçirilmesi olanağı getirildi. Buna göre, toplamda dört ay hapiste kalan hükümlülere erken tahliye hakkı tanındı.

Böylece örneğin 8 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş biri, mesela tutuklu olarak dört ay hapiste kalmışsa hiç cezaevinde kalmadan tahliye edilme olanağına kavuşmuş oldu. Nitekim, bu yasa nedeniyle son bir ayda 40 bini aşkın hükümlü cezaevlerinden tahliye edildiler.

Yatarı olmayan suçun tutukluluğu

Bu durum üzerine demiştik ki, bu yasa kapsamında suç işlediği iddiasıyla yargılanan ve 3-4 aydan beri tutuklu bulunan biri, işlediği iddia edilen suçun kanundaki cezası itibariyle hüküm giyse bile hapiste yatmayacaksa neden hâlâ tutukludur? Bunun aklen, mantıken, hukuken nasıl bir izahı olabilir?

Gelgelelim, bu ağır hukuksuz ve akıl dışı durum ısrarla devam ettiriliyor. Suçluluğu sabit görülüp hüküm giyecek olsa bile hapiste yatmayacak yüzlerce, binlerce insan, tutuklama tedbiri adı altında hapiste tutulmaya, yasaya rağmen özgürlüğünden yoksun bırakılmaya devam ettiriliyor.

Ölçülülük ilkesinin ihlali: Sıfır sonuçlu denklem

Modern ceza hukukunda ve bizim kanunumuzda tutuklama, bir ceza değil; delilleri koruma veya kaçmayı önleme amaçlı bir “koruma tedbiri”dir. Ancak infaz yasasına göre dışarıda kalacağı yasal bir veri olan kişiyi tutuklamak, bu tedbiri doğasından koparıp “erken ve yasal olmayan bir infaza” dönüştürür.

Hukuk tekniği açısından buradaki en büyük sakatlık, “Ölçülülük İlkesi”nin ihlalidir. Eğer bir fiilin nihai sonucu hapiste yatmayı gerektiren bir ceza değilse, o sürece giden yolda kişiyi hapiste tutmak, bir denklemin sonucunun sıfır çıkacağını bilip, işlem basamaklarında devasa sayılar kullanmaya benzer. Hukuk burada kendi matematiksel tutarlılığını yitirir.

Hukuki entropi: Geri dönülemez küller

Vakit tamamlandığında, yargı süreci tamamlandığında bu tutuklamanın müsebbibi olanlar “Pardon, burada zaten hapis yatılmayacakmış” diyerek kapıları açarlar. Ama geriye ne kalmıştır? Entropi yasası hükmünü sürmüştür bir kere. O hayat artık eski hayat değildir. O zaman artık o zaman değildir.

“Yatmayacak olanı yatırmak”, yargının bir güvenlik önlemi değil, bir cezalandırma pratiği haline geldiğinin itirafıdır. Bu durum, hukukun rasyonelliğini yitirip yargı görevlileri eliyle “intikamcı bir araca” dönüştürülmesidir. İnfazı olmayacak bir ceza için insan hapsetmek, hukukun adalet üretmeyi bırakıp bir “yok etme makinesine” dönüşmesidir. Ortada bir suçun bedeli yoktur, olsa olsa bir hayatın geri döndürülemez külleri vardır.

Tarım analojisi: Boş toprağı yakmak

Bu durumu bir tarım analojisiyle düşünün. Toprağın altında bir tohum yok. O topraktan hiçbir meyve çıkmayacağı, hiçbir başağın filizlenmeyeceği genetik bir gerçek. Ama siz, sanki orada bir orman büyüyecekmiş gibi, o boş toprağa her gün en ağır, en yakıcı kimyasal gübreleri döküyorsunuz.

Buna “bakım” diyebilir misiniz? Hayır. Bu, toprağı beslemek değil; onu yakmaktır, kavurmaktır, bir daha üzerinde hiçbir şey yetişemeyecek şekilde zehirlemektir. Besleyecek bir hayat bulamayan o “tutukluluk gübresi”, doğrudan doğruya toprağın, yani insanın özünü kurutur.

Sonuç: Adaletin trajik ölümü

Yazının devamını T24 web sitesinden okuyabilirsiniz 

Akın Atalay

0
Akın Atalay 

Avukat Akın Atalay 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu ve stajını tamamladıktan sonra İstanbul Barosuna kaydolarak serbest avukatlık yapmaya başladı. Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi, Barış Girişimi gibi sivil toplum örgütlenmelerinde yer aldı. 

İstanbul Barosu Susurluk Çetesi Araştırma Komisyonu üyeliği yaptı.

Türk Ceza Hukuku Derneği Başkan Yardımcılığı görevini deruhte etti.

1992 yılından itibaren Cumhuriyet Gazetesinde avukatlık, hukuk müşavirliği, yönetim kurulu üyeliği görevlerini sürdürdü. Akabinde Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği ve Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanlığı görevini yürüttü.

Çeşitli hukuk dergilerinde ve günlük gazetelerde özellikle Basın Hukuku, Ceza Hukuku, Ceza Yargılaması Hukuku alanlarında makaleleri yayınlandı.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında hakkında açılan soruşturma kapsamında yakalama kararı çıkarıldı. Almanya’dan Türkiye’ye döndüğünde Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alındı ve ardından 12 Kasım 2016’da tutuklandı. Yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararının Yargıtay tarafında bozulması üzerine 25 Nisan 2018 günü tahliye edildi.

Fikri çalışmalarına dava sürecinde ve sonrasında devam etti. Tarihe iz bırakan bir çok manifestoya imza attı. Toplumsal davalarda avukat olarak yer aldı.

Akın Atalay, fikirlerini çeşitli dergi ve gazetelerde dile getirmeye devam etmektedir. Son yıllarda yazılarını T24’te yayımlamaktadır. 

Ertuğrul Kürkçü

0
Ertuğrul Kürkçü

Ertuğrul Kürkçü, 5 Mayıs 1948’de Bursa’da doğdu.  18 Ekim 1970’te Türkiye Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DEV – GENÇ) Genel Başkanlığına seçildi. Mahir Çayan ve arkadaşlarının 30 Mart 1972’de öldürüldüğü Kızıldere olayından sağ kurtulan tek kişi oldu. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı ve ölüm cezasına mahkûm edildi, 1974’te çıkarılan genel Af Yasası ile cezası 30 yıla çevrildi; 14 yıl hapis yattı. 1986’da yapılan infaz yasası değişikliğiyle tahliye oldu.

Cezaevinde iken Karl Marx’ın biyografisini Türkçeye çevirdi. Serbest bırakıldıktan sonra, İletişim Yayınları için tasarladığı Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi‘nin yayın yönetmenliğini yaptı.

1996’da ÖDP’nin kurucuları ve Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu üyeleri arasında yer aldı. 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan 24. dönem milletvekili genel seçimlerinde Mersin’den bağımsız milletvekili seçilerek TBMM’ye girdi.

7 Haziran 2015 milletvekili genel seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) adayı olarak İzmir 1. Bölge’den yeniden seçilerek milletvekili oldu. TBMM’nin hükûmet kuramaması üzerine tekrarlanan 1 Kasım 2015 seçimlerinde  HDP adayı olarak İzmir 1. Bölge’den tekrar seçildi.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ile bu komisyonun Cezaevleri, Şiddetten Kaynaklanan Yaşam Hakkı İhlalleri, Kadına Karşı Şiddet ve Uludere Katliamını inceleyen alt komisyonlarında ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türk delegasyonu ve AKPM Birleşik Sol Grubu içinde BDP-Blok Grubunun üyesi olarak çalıştı. Parlamenterliği döneminde ayrıca Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal işler Komisyonu, Çevre Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yer aldı.

AKPM’de Türk delegasyonu üyesi olarak Birleşik Avrupa Solu Grubunda yer aldı ve görev döneminin sonuna kadar Sosyal İşler, Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Onursal Başkanı, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Onursal Üyesi ve İlerici Enternasyonal Danışma Kurulu Üyesidir. 

Hapishane Müdürü

0
Hapishane Müdürü (The Warden), modern İran’ın uyguladığı ölüm cezasına ve adaletsizliğe meydan okuyan uzun metraj bir hukuk filmidir.
Film, yerel hikayesi üzerinden evrensel mesajlar vermektedir. İdam cezası ve otoritenin kötüye kullanılması konuları hakkında sade bir yapımdır.
Hapishane Müdürü’nün sahnelerinin neredeyse tamamı yapım için inşa edilmiş eski bir hapishanede çekilmiştir.

The Warden, 1966’da yılında Güney İran’da, havalimanı genişletme projesine yer açmak için tahliye edilen bir hapishanenin tahliye edilmesi hikayesinden hareketle sinemaya aktarılan olaylar zincirini ve yaşanan dramı işlemektedir.

Film, Rıza Şah Pehlevi’nin İran’ı yönettiği ve erkeklerin kravat ve takım elbise, kadınların döpiyes giydiği, İranlıların Batılı bir yaşam tarzı yaşadıkları bir dönemde geçen sürükleyici hikayeye dayanmaktadır. Filmin içinde bir aşk hikayesi de bulunmaktadır.
Polis şefliğine terfi eden ve hayatında yeni bir sayfa açtığını düşünen hapishane müdürü, yeni görevini devralmadan önce mahkumları yeni bir binaya nakletme görevini yerine getirmek zorundadır. Hapishane müdürü Binbaşı Jahed, emrindeki tüm mahkumları yeni hapishaneye transfer etmiş ancak “Hintli” adlı bir mahkum ortalıklardan kaybolmuştur. Müdür, mahkumu bulmak zorundadır.
Sıradan bir köylü olan Hintli, toprak sahibini öldürmekle suçlanmış ve idam cezasına çarptırılmıştır. Hapishane Müdürü, hem itibarını korumak hem de kariyerini kurtarmak için, amirleri öğrenmeden önce Hintli’yi bulmalıdır. Bir süre sonra bir vicdan ve adalet muhasebesine girişecektir.
Jahed, siyasi sisteme bağlı biridir ve görevini ihmal etmek istememekte, “rütbe için değil, gerçek değerler için” ilerlemekte, katı bir görev duygusu ve adanmışlığıyla gurur duymaktadır. Jahed, zorlukla kazandığı terfinin parmaklarının arasından kayıp gittiğini hissetmektedir.
Filmin Sinematografik Özellikleri  ve Aldığı Ödüller

Javidi tarafından yazılan senaryo, seyirciyi hikayenin sonuna kadar takip etmeye zorlamakta ve heyecanlı iniş çıkışlarıyla koltuğa bağlamaktadır. Şimşek sesiyle başlayan film karanlık bir atmosferle başlamakta ve gökyüzünden aşağı süzülen kamera bir hapishaneye odaklanmakta, izleyici de kamerayla birlikte hikayeye katılmaktadır. Özenli bir tasarıma sahip hapishane sahneleri, anlatılacak hikaye için en mükemmel atmosferi oluşturmuştur. Hapishane müdürü olan ana karakter üzerinden tanımlanan diğer figürler film ile amaçlanan sorgulama ve arayışa hizmet etmektedir.

Yerel bir hikaye etrafında evrensel insan hakları ögelerine vurgu yapan film belirsizlikle son bulmaktadır.

Set, kostüm, makyaj tasarımları ve özel efektlerin tamamı senaryoya hizmet edecek ustalıkla kullanılmıştır. Karakterlerin tasarımı mükemmel bir işçilikle yansıtılmıştır. Sağanak yağmur altında kurulan bir darağacı, filmin ilk vurucu sahnesidir. Sonu belli olmayan bir hikaye etrafındaki gerilim, bilinmezlik ve romantizm filme denge katmaktadır. Filmin odağındaki mahkum film boyunca hiç görülmemekte, adeta yokluğuyla kendini var etmekte, oyunculuğun gücü ile görünmeyen asıl karakter resmedilmektedir. Üstelik yobazlığa meydan okuyarak !

The Warden, 37. Fajr Film Festivali’nde en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erkek oyuncu ve en iyi senaryo dahil olmak üzere altı kategoride aday gösterilmiş ve özel jüri ödülünü almış ancak Hollywood  tarzında olmakla eleştirilmiştir.

2019 yılında Suç ve Ceza Film Festivali’ne katılan tek İran filmi  Hapishane Müdürü olmuştur.

Film; São Paulo Uluslararası Film Festivali, BFI London Film Festivali, Golden Horse Film Festivali ve Tallinn Black Nights Film Festivaline katılmış; an iyi oyuncu, en iyi yönetmen, en iyi kadın oyuncu ve  en iyi film kategorilerinde bir çok ödüle aday gösterilmiştir.

Film Özeti / The Warden – Hapishane Müdürü (Sorkhpoost)
Yönetmen Nima Javidi
Vizyon Tarihi 1 Şubat 2019
Yönetmen Nima Javidi
Süre 100 Dakika
Ülke İran
Yapımcı Mehdi Badrloo
Hikâye Nima Javidi
Oyuncular Navid Mohammadzadeh, Mani Haghighi, Habib Rezaei, Atila Pesiani, Parinaz Izadyar, Setareh Pesyani, Ismaeel Pourreza, Yadollah Shademani
Müzik Ramin Koosha
Görüntü yönetmeni Houman Behmanesh
Senaryo Nima Javidi
Stüdyo
Dağıtıcı Iranian Independents
Türü Dram , Gizem , Romantik
Renk Renkli
Yapım yılı 2019
Süre 100 dakika
Dil Farsça

9 Şubat – Hukuk Takvimi

0
9 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1619 İtalyan filozof ve ateizm kuramcısı Giulio Cesare Vanini yakılarak infaz edildi. (1585 – 9 Şubat 1619) Vanini, küçük yaşta Cizvitler’in yönettiği okullarda okudu ve Napoli Üniversitesi’nde eğitim aldı.  1606’da hukuk doktoru oldu. 1612 yılında İngiltere’ye kaçmak zorunda kaldı. Fikirleri ve din alanındaki görüşleri nedeniyle ihanetle suçlandı. İngiltere’de iken Hristiyanlığın Tanrısını kabul etmediğini ilan etti ve görüşlerini yaymak için Hollanda’ya, Lyon’a, Paris’e gitti. 1619 yılında, 33 yaşında iken ateizm suçlamasıyla yakılarak idam edildi. Kitapları hala Vatikan’ın ‘Yasak Kitaplar Listesi’ndedir.
1737 Amerikalı siyasi aktivist, filozof, yazar, siyaset kuramcısı ve devrimci Thomas Paine (9 Şubat 1737 – 8 Haziran 1809) dünyaya geldi. Düşünceleriyle Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nı ve Fransız Devrimi’ni etkilemiştir.aine’in özellikle Common Sense (1776) ve Rights of Man (1791) adlı eserleri, özgürlük, eşitlik ve halk egemenliği fikirlerini yayarak modern demokrasinin gelişimine katkı sağlamıştır.
1893 Avukat ve siyasetçi Georgios Athanasiadis–Novas doğdu. (Ölümü: 10 Ağustos 1987) 
1909 Amerikalı hukukçu ve siyasetçi Dean Rusk doğdu. (Ölümü: 20 Aralık 1994) Boalt Hall hukuk fakültesinde eğitim gördü. 1933’te Cecil Barış Ödülü’nü aldı. Marshall Planı’nı ve Birleşmiş Milletler’i destekledi. 1950’de Asya’yı en iyi kendisinin bildiğini savunarak, kendi isteğiyle Uzak Doğu işlerinden sorumlu devlet bakan yardımcılığına getirildi. 1961’den 1969’a kadar, John F. Kennedy ve Lyndon B. Johnson’un Başkanlıkları döneminde, Dışişleri Bakanlığı görevini yürüttü. Cordell Hull’un ardından Dışişleri Bakanlığı görevini en uzun süre yürüten ikinci kişi oldu.
1925

Türk Kurtuluş Savaşı komutanlarından Halit Paşa, Mecliste Ali Çetinkaya tarafından  kaza kurşunuyla vurularak yaralandı ve 14 Şubat 1925’te hayatını kaybetti.

1934

Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Atina’da Balkan Antantı imzalandı.

1940 Çatışma ve şiddet araştırmaları konusunda uzmanlaşmış, Kolombiyalı kadın sosyolog María Teresa Uribe doğdu. (Ölümü: 1 Ocak 2019)
1950 Hukukçu ve Yargıtay Eski Başkanı Ali Alkan doğdu.

Yargıtay Önceki Başkanı Ali Alkan
1956 Hukukçu, bürokrat, akademisyen ve eski parlamenter Oktay Vural doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden mezun oldu. 1983 yılında Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’nde Yüksek Lisans, 1987 yılında ise Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde İktisat Doktorası derecesini aldı. 1988 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde Yardımcı Doçent oldu. BOTAŞ Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğü, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Üyeliği, Türkiye Gübre Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğü, Demokraside Birlik Vakfı Üyeliği, NATO Parlamenter Asamblesi  Üyeliği, İzmir Milletvekilliği, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu başkanlığı ile Ulaştırma Bakanlığı yaptı. 23. ve 24. dönem TBMM MHP Grup Başkanvekili olarak görev yaptı.
1956

Yale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Felsefe Bölümünde profesör olarak görev yapmakta olan Türk bilim insanı Prof. Dr. Şeyla Benhabib doğdu.

Prof. Dr. Seyla Benhabib
1962 Jamaika, İngiliz Milletler Topluluğu içerisinde bağımsız bir ulus oldu.
1968

Zonguldak Ereğli Kömür İşletmeleri’nde üç gündür sürmekte olan olaylar bugün sona erdi, işçiler ocağa indi. Toplam zararın 10 milyon lirayı bulduğu açıklandı. Bu arada olaylar sırasında işçileri tahrik ettiği iddiasıyla yakalanan 2 işçi tutuklandı.

1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin adı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak değiştirildi ve genel başkanlığa da Alparslan Türkeş seçildi.
1972

Maden işçilerinin grevi dolayısıyla Londra’da Olağanüstü hâl ilan edildi.

1973

TBMM, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kurulmasını öngören Anayasa değişikliği ile ilgili maddeyi kabul etmedi. Madde 15 Şubat 1973’te yapılan ikinci toplantıda üç oy farkıyla kabul edildi. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 26 Haziran 1973 yılında 1773 nolu kanun ile mecliste düzelendi, Resmi Gazetenin 11 Temmuz 1973 tarihli sayısında yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe girdi. Bu kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri ilk kez kuruldu.

1973

83 Sendikalar Kanunu ile Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu’nda önemli değişiklikler yapıldı.

1988

Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde bulunan yaklaşık 2 bin tutuklu ve hükümlü, cezaevi koşullarını ve yakınlarıyla Kürtçe konuşturulmamalarını protesto için süresiz açlık grevine başladı.
1988

Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ, 2000’e Doğru dergisinde çıkan MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) raporundaki bazı iddialara adının karışması üzerine kendisi hakkında soruşturma açılması için Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e başvurdu.  2000’e Doğru dergisi toplatıldı.

1994

  • İnsan Hakları Derneğinin Ocak ayı raporu yayınlandı. Rapora göre, Ocak ayı içinde 55 kişi faili meçhul cinayete kurban gitti, 10 kişi gözaltında kayboldu. İHD Genel Başkanı Akın Birdal insan hakları ihlallerinin artması nedeniyle bundan böyle aylık rapor yayınlamayacaklarını açıkladı.
  • Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Arasındaki Dostluğun ve Çok Yönlü İşbirliğinin Geliştirilmesi Anlaşması 9 Şubat 1994 tarihinde imzalandı.
1995
  • Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Disiplin ve Ödül Yönetmeliği’ni açıkladı. Yönetmelik okul müdürlerine, kız öğrencilere bekaret kontrolü yaptırma yetkisi veriyordu. Türkiye’nin dört bir yanında “bekaret kontrolüne hayır” eylemleri başladı. İzleyen günlerde, Bakan Nevzat Ayaz kontrol yapılmayacağına ilişkin bir genelge yayınladı.
  • Yaşar Kemal ve Erdal Öz “Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye” kitabında yer alan Yaşar Kemal’in 2 yazısından dolayı DGM’de ifade verdi.

2024

Fransız avukat, akademisyen, senatör, Adalet Bakanı, Beşinci Cumhuriyet döneminde kurulan Anayasa Konseyinin 4 Mart 1986 – 4 Mart 1995 arasındaki başkanı Robert Badinter yaşamını yitirdi. (30 Mart 1928, Paris – 9 Şubat 2024, Paris) İdamın kaldırılması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne bireysel başvuru hakkının tanınması için çalışmaları bulunmaktadır. Çok sayıda fahri doktorası bulunmaktadır. 

2026

Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, Türkiye tarihine geçen skandal sonrası, tehdit ve hakaret suçlamasıyla CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında suç duyurusunda bulundu. Keçiören Belediyesi, belediye başkan yardımcıları ve müdürler dahil tüm personele uyuşturucu testi zorunluluğu getirmesi ile de gündeme gelmişti.

9 Şubat – Hukuk Takvimi

Azerbaycan – Türkiye Stratejik İşbirliği Antlaşması

0

Azerbaycan – Türkiye Stratejik İşbirliği Antlaşması 16 Ağustos 2010 tarihinde düzenlenen ve  23 maddeden oluşan Uluslararası Antlaşmadır. Antlaşma, Azerbaycan adına Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türkiye adına 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından imzalanmıştır. Türkiye ve Azerbaycan ülkelerinden birine karşı askeri saldırı veya saldırı durumunda diğer ülkenin tüm imkanlarını kullanarak saldırıya uğrayan tarafa yardım etmesi öngörülmüştür. Antlaşma, 21 Aralık 2010 tarihinde Azerbaycan Millî Meclisinde kabul edilmiştir.  Şubat 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak Resmi Gazetenin 28 Mayıs 2011 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ ARASINDA STRATEJİK ORTAKLIK VE KARŞILIKLI YARDIM ANLAŞMASI

Bundan sonra Taraflar olarak adlandırılacak Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti, 9 Şubat 1994 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Arasındaki Dostluğun ve Çok Yönlü İşbirliğinin Geliştirilmesi Anlaşması”ndan ve “Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Protokolü”nden hareketle ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Anlaşması’na bağlı olduklarını ifade ederek,

Ortak değerler, tüm alanlarda işbirliği, karşılıklı güven anlayışı ve her iki ülkenin çıkarlarına karşılıklı saygı temelinde geleneksel dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin daha da güçlendirilmesi azmine sahip olarak,

Birbirinin içişlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini teyit ederek, bağımsızlıklarına, egemenliklerine, toprak bütünlüklerine yönelik silahlı saldırı halinde gerekli karşılıklı yardım önlemlerinin hayata geçirilmesinin zaruriliğini vurgulayarak,

Milli güvenliklerinin sağlanmasının, ekonomik kabiliyetlerinin güçlendirilmesinin ve ortak değerlerinin korunmasının Tarafların en öncelikli hedefleri olması itibarıyla siyasi, ekonomik, enerji, kültürel, insani, askeri ve askeri teknik alanlardaki işbirliği ilişkilerini ilerletmeye ve derinleştirmeye kararlı olduklarını ifade ederek,

Güncel uluslararası meselelerde ortak tutum sergilemek amacıyla, uluslararası ve bölgesel teşkilatlarda iki ülke arasındaki mevcut işbirliğinin daha da kuvvetlendirilmesinin önemini vurgulayarak,

Bölgede barış, huzur, refah ve kalkınma için elverişli şartların tesisinde devletlerin güvenliğinin, egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün sağlanmasının en önemli şart olduğunu teyit ederek,

İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve iyi yönetişim ilkelerine bağlılıklarını dile getirerek aşağıdaki hususlarda anlaşmaya varmışlardır:

Askeri-Siyasi ve Güvenlik konuları
Madde 1

Taraflar, komşu ve kardeş devletler olarak birbirlerinin bağımsızlığının, egemenliğinin, toprak bütünlüğünün, sınırlarının dokunulmazlığının sağlanması ve korunmasında birbirleriyle sıkı işbirliği yapacaklardır. Tarafların herhangi biri toprak bütünlüğünün, egemenliğinin ve devlet sınırlarının dokunulmazlığının tehdit edildiği veya tehlike altında bulunduğu kanaatinde olduğunda, Taraflar bu tehdit ve tehlikelerin ortadan kaldırılması yönünde alınabilecek önlemler konusunda acil danışmalar gerçekleştireceklerdir.

Madde 2

Taraflardan biri, bir üçüncü ülke veya bir grup ülke tarafından silahlı saldırı veya askeri tecavüze maruz kaldığında, Taraflar, BM Şartının 51. maddesinin tanıdığı bireysel veya ortak meşru savunma hakkının hayata geçirilmesi için askeri imkan ve kabiliyetlerinin kullanılması da dahil mevcut olanakları çerçevesinde gerekli bütün önlemlerin alınması amacıyla birbirine karşılıklı yardımda bulunmak hususunda mutabık kalmışlardır. Bu yardımın biçimi ve kapsamı taraflarca acilen
belirlenecektir.

Madde 3

Taraflar, işbu Anlaşma’nın 2. maddesi ışığında, birbirlerine karşılıklı yardımın temin edilmesi için çabaların birleştirilmesi ve mutabık kalınan faaliyetlerin hayata geçirilmesi amacıyla savunma ve askeri teknik alanlardaki politikalarının yürütülmesinde ve silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesinde yakın işbirliği yapacaklardır.

Madde 4

Taraflar, çıkarlarını ilgilendiren tüm uluslararası güvenlik meseleleri konusunda danışmalar yapacaklar ve bu Anlaşmanın amaçlarının başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesini teminen, hayati çıkarlarının, özellikle milli güvenliğin sağlanması ve milli güvenliğe yönelik herhangi bir tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması için karşılıklı danışmalar temelinde bireysel ve ortak önlemlerin alınması olanaklarının geliştirilmesi ve artırılması amacıyla diğer tarafla sürekli ve verimli yardımlaşma ve işbirliğinde bulunacaklardır.

Madde 5

Taraflar, diğer Tarafın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik ittifak ve hareketlerde yer almayacaklar, kendi topraklarında diğer Tarafın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğü için tehlike oluşturan örgütler ile grupların kurulmasını ve faaliyetini yasaklayacaklardır.

Taraflar, kendi topraklarının diğer Tarafa yönelik tecavüz eylemlerinin ve diğer şiddet eylemlerinin hayata geçirilmesi için kullanılmasına imkan vermeme yükümlülüğünü üstlenmektedir.

Madde 6

Taraflar, bölgesel ve uluslararası istikrar ve güvenliği olumsuz yönde etkileyen her türlü tehdit ve sınamaya karşı, özellikle terörizmin her biçimi ve tezahürleri, finansmanı kitle imha silahlarının yayılması, örgütlü suçlar, kara paranın aklanması, yasadışı uyuşturucu ve insan ticareti, yasadışı göçle mücadelede ortak çabalarını ve işbirliğini güçlendireceklerdir.

Askeri ve Askeri teknik işbirliği konuları
Madde 7

Taraflar, bu Anlaşmada öngörülen savunma işbirliğinin ve karşılıklı yardımın hayata geçirilmesi için ulusal mevzuatları ve uluslararası yükümlülükleri temelinde ve meşru savunma ihtiyaçlarının karşılanması gereğini gözeterek, silahlı kuvvetlerinin kuvvet ve komuta kontrol yapılarının koordinasyonu için gerekli planlamayı yaparlar.

Madde 8

Taraflar, işbu anlaşmanın 2. maddesinde tanımlanan savunma ve karşılıklı yardımın hayata geçirilmesi çerçevesinde müşterek askeri harekatların icra edilmesi maksadıyla askeri altyapılarının geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin her yönden hazırlığı ve zaruri silah ve askeri araçlarla donatılması için gerekli tüm ulusal tedbirleri alırlar.

Madde 9

Taraflar arasında savunma işbirliği çerçevesinde öngörülen tedbirler aşağıdaki şekilde hayata geçirilecektir:

– Tarafların savunma ihtiyaçları ve güvenliği için savunma amaçlı ürünlerin ve maddi-teknik araçların sağlanması,
– Savunma amaçlı ürünlerin tasarlanması ve üretimi,
– Savunma amaçlı hizmetlerin sağlanması,
– Ortak askeri tatbikatların ve savunma hazırlığı ile ilgili faaliyetlerin gerçekleştirilmesi,
– Silahlı kuvvetler için uzmanların yetiştirilmesi,
– Silahlı kuvvetlerin lojistik desteğinin sağlanması,
– Askeri tıp ve sıhhiye,
– Mutabık kalınan diğer alanlar ve konular.

Ekonomik İşbirliği Konuları
Madde 10

Taraflar, ticari ve ekonomik ilişkilerinin her iki ülkenin potansiyeline uygun olarak geliştirilmesi ve iki ülke arasındaki ekonomik bütünleşmenin derinleştirilmesi amacıyla faaliyetlerini daha da yoğunlaştıracaklardır.

Madde 11

Taraflar, karşılıklı yatırım ve ticaret ilişkilerini, sanayi, maliye, bankacılık, tarım, gıda ve hafif sanayi, bilişim ve iletişim teknolojileri, komünikasyon, nakliyat ve turizm, alternatif enerji kaynaklarının kullanımı ve diğer iktisadi alanlarda işbirliğini geliştirecekler, ayrıca üçüncü ülkelerde faaliyette bulan kurumları arasında karşılıklı verimli işbirliğini teşvik edeceklerdir. Taraflar, ihracatın artırılması, rekoltenin yükseltilmesi, yeni teknolojilerin kullanımı ve yatırımların teşviki amacıyla işbirliğini artıracaklardır.

Madde 12

Taraflar, enerji alanında küresel ve bölgesel düzeyde enerji güvenliğinin temin edilmesi ve ekonomilerinin güçlendirilmesi amacıyla topraklarından geçen küresel önemi haiz enerji projelerinin devamlı faaliyeti için tüm gerekli tedbirleri hayata geçirecek ve bu yöndeki işbirliklerini artıracaklardır.

Ayrıca Taraflar, kendi ülkelerinde ve üçüncü ülkelerde hidrokarbon kaynaklarının geliştirilmesi, taşınması ve pazarlanmasını teminen ortak yatırım projeleri yapılmasını amaçlamaktadırlar. Bu hedeflerin hayata geçirilmesi amacıyla Taraflar, ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinden oluşacak bir Enerji Alanında Ortak Komisyon tesisi konusunda mutabakata varmışlardır.

Madde 13

Taraf1ar, yolcu ve malların kendi ülkelerinin sınırları içindeki deniz ve hava limanları, demiryolu ve karayolları ağında engelsiz geçişinin sağlanması alanında işbirliğini geliştireceklerdir. Taraflar, taraf oldukları uluslararası anlaşmalar ile ulusal mevzuatlarına uygun olarak, transit nakliyat hatları ve ulaştırmanın diğer alanları ile ilgili olan altyapıların geliştirilmesi için işbirliğini derinleştireceklerdir.

İnsani Konular
Madde 14

Taraflar, Parlamentolararası işbirliğinin ileride daha da geliştirilmesini teşvik edeceklerdir.

Madde 15

Taraflar, halkları arasındaki ortak değerlere dayanan güçlü ilişkilerinin toplumsal entegrasyon hedefi ile insani, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, kültür, gençlik ve spor alanlarındaki işbirliğini gerekli devlet desteğini de sağlayarak geliştirecekler, her iki halkın ortak değerlerini oluşturan başlıca unsurlar olan dillerinin, kutsal değerlerinin ve kültürel miraslarının her iki ülkede de tanıtılmasını ve geliştirilmesini teşvik edecekler ve gerekli toplumsal desteği sağlayacaklar, tarihi ve kültürel miraslarının korunması için ortak faaliyetlerde bulunacaklardır. Taraflar, birbirlerinin güzel sanat kurumlarının faaliyetlerinin her iki ülkede de yaygınlaştırılması ve ortak kültür ve güzel sanat kuruluşları tesis edilmesi konusunda mutabık kalmışlardır.

Madde 16

Taraflar, entelektüel, bilimsel ve teknik potansiyellerinin daha da artırılması ve bilimsel ve teknik ortak alanın oluşturulması amacıyla bilimsel kuruluşları arasında ilişkilerin güçlendirilmesini teşvik edecekler, ortak bilimsel araştırma projelerinin uygulanması, bilimsel, teknik ve teknolojik alanlarda sağlanan başarıları en iyi şekilde hayata geçirme ve karşılıklı kullanımı konusunda işbirliği yapacaklardır.

Madde 17

Taraflar, haberleşme ve bilişim teknolojileri alanında ve kitle iletişim araçları arasında işbirliğinin geliştirilmesini teşvik edeceklerdir.

Madde 18

Taraflar ulusal mevzuatlarına uygun olarak, vatandaşlarının birbirlerinin ülkelerine giriş çıkışlarının kolaylaştırılması, bir Tarafın vatandaşının diğer Tarafın ülkesinde ikamet etmesi, taşınmaz mal edinmesi, çalışma ve sosyal güvenliğinin sağlanması için tedbirler alacaklardır.

Taraflar ulusal mevzuatlarına uygun olarak her iki ülkenin ulusal çıkarlarının korunması, halklarının tarihlerinin ve medeniyetlerinin dünya kamuoyunun dikkatine getirilmesi, Tarafların üçüncü ülkede yaşayan vatandaşları ve üçüncü ülke vatandaşı olan veya vatandaşlığı olmayan, fakat soy, dil, kültürel ve tarihi bağlar bakımından Taraflardan birine bağlılığı olan soydaşlarının haklarının korunması yönünde diğer ülkelerdeki diasporalarının faaliyetlerine uluslararası hukuk belgeleri çerçevesinde ve ilgili ülkelerin ulusal mevzuatları olanak verdiği ölçüde destek vereceklerdir.

Madde 19

Taraflar, çevrenin korunması ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin önlenmesi alanında ortak çaba gösterilmesi amacıyla çevre alanında kamu ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliğini teşvik edeceklerdir.

Madde 20

Taraflar, gıda güvenliğinin sağlanması için tarım ve gıda temini alanlarında işbirliğini daha da geliştireceklerdir.

Genel ve Nihai Hükümler
Madde 21

İşbu Anlaşmanın hükümleri, Tarafların akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine halel getirmez.

Madde 22

İşbu Anlaşma hükümlerinin yorumlanmasından veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, tahkime ya da herhangi bir ulusal veya uluslararası mahkemeye ya da diğer üçüncü taraf çözüm usullerine başvurulmaksızın, taraflar arasında görüşmeler yoluyla dostane şekilde çözümlenecektir.

Madde 23

İşbu Anlaşma, Tarafların ulusal mevzuatları uyarınca gerekli prosedürlerin tamamlandığına ilişkin onay belgelerinin teati edildiği tarihte yürürlüğe girer ve 10 yıl süre ile yürürlükte kalır.

Taraflardan her biri, işbu Anlaşmanın yürürlüğünün sona ermesinden en az 6 ay önce diplomatik kanallardan yazılı olarak fesih bildiriminde bulunmadıkça yürürlük süresi kendiliğinden 10 yıllık sürelerle uzayacaktır.

İşbu Anlaşma, karşılıklı rızayla değiştirilebilir. Her değişiklik, bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen usule uygun şekilde yürürlüğe girecektir.

İşbu Anlaşma, Bakü’de 16/Ağustos/2010 tarihinde Türkçe ve Azerbaycan dillerinde iki orijinal nüsha halinde ve bütün metinler eşit derecede geçerli olmak üzere imzalanmıştır.

Yorum farklılıkları halinde tüm metinler eşit derecede esas alınacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Adına Azerbaycan Cumhuriyeti Adına Abdullah Gül İlham Aliyev
Türkiye Cumhuriyeti Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanı

Ali Alkan

0
Yargıtay Önceki Başkanı Ali Alkan

Yargıtay Önceki Başkanı Ali Alkan, 9 Şubat 1950’de Kızılcahamam’da dünyaya geldi.

Alkan, Yıldırım Beyazıt Lisesini bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1973 yılında mezun olduktan sonra, askerliğini Antalya’da yedek subay olarak yaptı.

Ankara hâkim adayı olarak mesleğe başlayan Alkan; sırasıyla Pervari, Çayıralan, Haymana Hakimliği, Ankara Ticaret Mahkemesi Üyeliği ve Başkanlığı ile Ankara Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı görevlerinde bulundu. 26.05.1997 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçildi.

Alkan, 14.09.2009 tarihinde Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca Onüçüncü Hukuk Dairesi Başkanlığı’na seçildi. 07.05.2012 tarihinde ise Yargıtay Birinci Başkanı seçildi.

09.02.2015 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekli oldu.

Alkan, evli ve bir çocuk babasıdır.

ALKAN ‘ın 2012- 2013 Adli Yıl Açılış Konuşması

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

ALKAN’ın 2013 -214 Adli Yıl Açılış Konuşması

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

[box type=”success” align=”aligncenter” class=”” width=””]Yargıtay, adli yargıya bağlı mahkemelerin vermiş olduğu kararların son inceleme mercii olan en üst yargı organı ve temyiz mahkemesidir. Yargıtayın kuruluşu, işleyişi ve üyelerinin nitelikleri yasa ile düzenlenmiş, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu ile çalışma usulü belirlenmiştir. İstisnai olarak sayılan bazı davalarda ilk ve son derece mahkemesi olarak görevlidir. Yargıtay, ilk derece mahkemeleri veya bölge adliye mahkemeleri (istinaf mahkemeleri) gibi olay incelemesi yapmamakta, temyiz başvurusu üzerine başvuruya konu kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda norm denetimi yapmaktadır. Yerel mahkemelerce ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararlar, yasalara ve yargılama usullerine aykırı olduğu takdirde kararın bozma, yasalara ve yargılama usullerine uygun olduğu takdirde ise onama kararı verilmektedir. Kısmen bozma yada kısmen onama kararları da verilebilmektedir. Yargıtayın Tarihçesi Osmanlı Devleti döneminde çıkarılan 6 Mart 1868 tarihli “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” kanununa dayanmaktadır. Temyiz Mahkemesi olan ve misyonu ülkedeki hukuk birliğinin sağlamak olan Yargıtayın üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilmektedir.[/box]

Şeyla Benhabib

0
Prof. Dr. Seyla Benhabib

Prof. Dr. Şeyla Benhabib, Yale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Felsefe Bölümünde profesör olarak görev yapmakta olan Türk bilim insanıdır.

Prof. Dr. Şeyla Benhabib

Benhabib, 9 Şubat 1950 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Robert Kolejini (Amerikan Kız Koleji) bitirdikten sonra 1970 yılında felsefe eğitimi almak üzere Amerika Birleşik Devletlerine gitmiştir. Brandeis Üniversitesi’nde akademik çalışmalarına başlamış, doktorasını ise 1977 yılında Yale Üniversitesi’nde tamamlamış; Boston Üniversitesi, SUNY Stony Brook ve New School Araştırma Merkezi felsefe bölümlerinde dersler vermiştir.

Çalışmalarının temelini siyaset bilimi ve felsefe oluşturmuş, derslerine Cambridge ve Harvard Üniversitelerinde devam etmiştir.

1995 yılında Amerikan Sanatlar ve Bilimler Akademisi üyesi olan Benhabib, Karl Marx, Hegel, Max Weber ve Jürgen Habermas üzerine yaptığı çalışmalarla da tanınmaktadır.

Seyla Benhabib, Yale Üniversitesinde 2002-2008 yıllarında Etik, Politika ve Ekonomi Programı direktörü olarak görev olarak görev yapmış; 2006-2007 yıllarında Amerikan Felsefe Birliği Doğu Bölümü Başkanı olmuştur. Yale Üniversitesinde bilimsel çalışmalarına devam etmektedir.

Eleştirel Teorinin Temellerine Dair Bir İnceleme – Şeyla Benhabib

Ödülleri 

Kültürel diyaloğa katkılarından dolayı 2009 yılında Ernst Bloch Ödülü almıştır.

Küreselleşmenin, göçün ve çatışmanın baskısı altındaki gruplar ve sivil toplumun rolü üzerine yaptığı bilimsel çalışmaları ile 2012 yılında Leopold Lucas Ödülüne layık görülmüştür.

Köln Üniversitesi tarafından verilen Eckhart Ödülü, küreselleşme ve göç alanındaki felsefi ve akademik çalışmaları nedeniyle 2014 yılında Benhabip’e verilmiştir.

University of Humanistic Studies, The University of Valencia ve Boğaziçi Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora unvanı verilmiştir.

Boğaziçi Üniversitesi tarafından verilen onursal doktora “Sosyal Bilime Dünya Çapında Yaptığı Özgün Katkılarla Örnek Bir Bilim Kadını Olması Nedeniyle” takdim edilmiştir.

Şeyla Benhabib’in Eserleri 

Critique, Norm and Utopia. A Study of the Normative Foundations of Critical Theory (1986)

Situating the Self. Gender, Community and Postmodernism in Contemporary Ethics (1992)

A Philosophical Exchange (1994- Judith Butler, Drucilla Cornell ve Nancy Fraser ile birlikte)

The Reluctant Modernism of Hannah Arendt (1996)

Democracy and Difference (Princeton University Press, 1996)

The Claims of Culture. Equality and Diversity in the Global Era, (2002)

The Rights of Others (2004)

Another Cosmopolitanism (2006)

Dignity in Adversity. Human Rights in Troubled Times (2011)

Türkçe’ye çevrilen Eserleri: Ötekilerin Hakları: Yabancılar, Yerliler, Vatandaşlar ve Eleştiri, Norm ve Ütopya: Eleştirel Teorinin Temellerine Dair Bir İnceleme, Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları

Buhran Çağında Haysiyet – Zor Zamanlarda İnsan Hakları

Usta-Çırak Metodu ile Bütüncül Staj Eğitimi

0
.Fahrettin Kayhan (Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri

USTA- ÇIRAK METODU İLE BÜTÜNCÜL STAJ EĞİTİMİ (Stajyerin Bir Haftası) Avukat Fahrettin KAYHAN

Bu yazımızda Aktif ve Etkileşimli avukatlık stajı eğitimimizde bir haftalık bir çalışmanın bir kısmını özetleyeceğiz.  Uygulamaya çalıştığımız usta çırak ilişkisi metodunda avukatlık eğitimi tercihen hukuk fakültesi birinci sınıfta başlar ve öğrencinin talebine bağlı olarak ustanın vefatına kadar sürer. Öğrencilik döneminde öğrencinin bulunduğu sınıf, entelektüel düzeyi ve hazır bulunuşluğu dikkate alınarak örgün eğitim programı ile eşgüdümlü, öğrencinin gereksinimlerini dikkate alan esnek bir program uygulanmaktadır.

e- Duruşmaya Katılım ve Değerlendirme

Stajyerlerimizden Ekin Ozan Özşahin,  Bodrum Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan bir tapu iptali tescil davasının e-duruşmasına katılımımızı izlemiş, kendisine davanın geçmişi ve muhtemel geleceği hakkında bilgi verilmiş, stajyerimizin dava ile ilgili sorduğu sorular cevaplanmıştır.

Müvekkil Görüşmesi

Stajyerlerimiz Ekin Ozan Özşahin ve Merve Erbaş, daha sonra müvekkilimizin izniyle bir avukat-müvekkil görüşmemize katılmış, görüşmede müvekkile sorular yöneltmişlerdir. Ekin Ozan Özşahin, müvekkilimize iki çeviri kitabını armağan etmiştir.  Toplantı sonrasında, avukat müvekkil görüşmesinin dinamikleri hakkında stajyerlere bilgi verilmiş, soruları cevaplanmış, “Avukat-Müvekkil Etkileşiminde Aktarım ve Karşı Aktarım” adlı makaleyi okumaları tavsiye edilmiştir.  

Dilekçe Editörlüğünden Dilekçe Yazımına

Staj eğitimine daha önce tarafımızdan yazılmış dilekçeleri yazım kuralları bakımından denetleyip, eleştirme ve düzeltme görevini sürdüren stajyerlerimiz “dilekçe editörlüğü”nden, dilekçe yazım aşamasına geçtiler. Bir boşanma davası ile ilgili ikinci cevap dilekçesini yazdılar. Gelecek hafta bizim yazdığımız dilekçe ile karşılaştırmaları istenecek ve dilekçedeki argümanlar birlikte analiz edilerek son şekli verildikten sonra mahkemesine göndertecektir.

Hukuk Okuryazarlığını Geliştirme Eğitimi

Stajyerlerden bir aylık süre içinde bir Anayasa Mahkemesi kararını bir paragrafta özetlemeleri ve anahtar kavramları tespit etmeleri talep edilmiştir. Yine bu bağlamda, Stajyerlerimizden Ekin Ozan Şahin’den Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, Merve Erbaş’tan ise Hukuk Muhakemeleri Kanununun fihristini çıkarmaları istenmiştir. Bu çalışmadan bir kanunun bir hükmünün sistematik yorumla  okunma becerisi kazanma amaçlanmaktadır.

Kasımcan Sarıkaya Üstadımızla Hakimlik Mesleği ve Edebiyat Üzerine Cumartesi Söyleşisi 


Stajyerimiz Ekin Ozan Özşahin’in katılımıyla Elbistan hakimi Elbistan hâkimi, “Genç Bir Ağır Ceza Hâkiminin Anıları” kitabının müellifi  Kasımcan  Sarıkaya üstadımız ile hakimlik mesleği, heyet hakimlikte halinde çalışma yöntemleri  ve  eserinin ikinci baskısı üzerine zevkli bir söyleşi yaptık.  Üstadımız,  bizim için ve  stajyerlerimiz Ekin Ozan Özşahin ile Merve Erbaş için kitabını imzalayarak armağan etti. 

Fahrettin Kayhan, Kasımcan Sarıkaya, Ekin Ozan  Özşahin, Merve Erbaş
Fahrettin Kayhan, Kasımcan Sarıkaya, Ekin Ozan Özşahin, Merve Erbaş

 

Günlük Yazma

Gerek örgün eğitim gerekse staj eğitimi tecrübelerinin meslek hayatlarında bugünkünden daha farklı anlamlara bürüneceği hatırlatarak günlük tutmaları tavsiye edilmiştir.

Merve Erbaş’ın  Bütüncül Stajla İlgili Geri Bildirimi

Bugün Fahrettin Kayhan Bey’in ofisinde stajımın 2. Haftasını da doldurdum. Daha önce avukatların yanında staj yaptığım için işleyişi yine aynı zannederek gelmiştim. Bir stajyer ne yapardı? Dosya okur dilekçe yazar, belki Uyap’ı karıştırır. Ancak Fahrettin bey sadece bunları öğrenmemizi istemeyen, daha doğrusu bunları yeterli görmeyen bir bakış açısına sahip. Case method adı verilen metodla ilerlemenin biz öğrencilere bir avukat bakış açısı kazandıracağını düşünüyor.

İlk ofis günümde öncelikle hiç yabancı hissettirmeyen bir tavırla karşılandım. Stajyer arkadaşım da aynı şekilde birçok soruma sıkılmadan cevap verdi. Ozan arkadaşımız Ankara hukuk son sınıfta ve çok donanımlı bir öğrenci. Stajda ofis arkadaşlarımızın erdem sahibi ve donanımlı olmasının ne kadar önemli olduğunu da gördüğüm bir süreç oldu. Kendisinin bilgisi ve çeviri konusundaki becerileri takdire şayan. Ofisteki sohbetimiz üzerine okumam için metod kitabı, anı kitabı son olarak da hukuk fakültesindeki sistematik çalışmanın nasıl gerçekleşebileceği ve fakültede öğrenemediğimiz bilgileri içeren 3 kitap hediye edildi. 

Geldiğim süre boyunca hukukta metodolojinin ne kadar önemli olduğunu anladım. Bu kitabı okurken içindeki bilgilerle hukuki sorunlara nasıl yaklaşmam gerektiğini daha iyi kavramış oldum. Metod kitabından edindiğim bilgiler dilekçe yazarken birçok işimi kolaylaştırdı.

Stajım sırasında anı kitabı okumak, benim için en dikkat çekici görevlerden biriydi. Bir hukukçunun yaşadıklarını tecrübe ile  süzgeçten geçirip aktardığı anı kitapları bizlere hem meslek hayatında hem de genel yaşamımızda ışık olacak kitaplar. Tecrübe her ne kadar yaşanılanları anlamakla gerçekleşen bir sürecin sonucu da olsa, başkalarının tecrübelerinden beslenmek de bizi yaşama ve mesleğe hazırlayan güzel bir adım.

Staj sürecinde ofiste Ceren Damarın babasını  ağırlama fırsatımız oldu. Kendisiyle ceza hukukundaki müdafi kavramını değerlendirdik. Mustafa Hoca ayı zamanda bir eğitimci olarak bizleri aydınlattı. Ofiste Müvekkil görüşmelerini dinlerken bir avukatın müvekkilinin çıkarlarını nasıl düşünmesi gerektiğini, avukat müvekkil ilişkilerinde avukatın duruşunu gözlemleme şansım da oldu. Ayrıca  Prof. Arb. Av. Vahit bıçak davasını inceleyip dava  hakkında değerlendirmeler yaptık. Bu dava bir hukuk öğrencisinin avukatlık mesleğinde savunma makamını incelemesi açısından güzel bir örnekti.

Son olarak en önemli kısma gelirsek staj boyunca Metanetli olmamızın mesleki hayatımızda ne kadar önemli olduğunu öğrendik. Biliyoruz ki yaşamımız mesleklerimizden ibaret değil. Yaşam kendi içinde karmaşıklığını dolambaçlı yollarını hangi statüde hangi meslekte olursak olalım bizle karşılaştırıyor. Ancak bizler yaşarken ölçülü ve güçlü olmalıyız. Metanetli olmak, hem meslek hayatımızda hem de yaşam akıp giderken ihtiyacımız olan bir değer. Hukuk meslekleri yaşamla adeta kol kola iken yaşamı anlamlandırmanın bir hukukçuya meslek hayatında oldukça katkısı olacaktır. Yaşamı anlamak da elbette insanı anlamaya çalışmaktan geçer. Staj boyunca aldığım öğretilerden en önemlisi de statülerin unvanların arkasındaki şeye yani insanın içine bakmamız gerektiği oldu. İnsanları kalıplara unvanlara statülere sokmadan anlamaya çalışmalı bir hukukçu.

Benim için hayatımda açılmış kıymetli bir kapı oldu. O kapıyı araladığımda aslında tek bir eşiğin değil, ardı ardına uzanan nice kapının varlığını fark ettim. Her biri yeni bir düşünceye, yeni bir bakış açısına ve kendimi yeniden inşa edebileceğim bir imkâna açılıyordu. Şimdi biliyorum ki bundan sonra yapmam gereken; beni geliştirecek, aydınlatacak ve sorgulamaya sevk edecek başka kapıların eşiğinden cesaretle geçmek. Çünkü insan, ancak yeni kapılar açtıkça çoğalır; öğrendikçe derinleşir, sorguladıkça olgunlaşır.

Fahrettin Kayhan, Ozan Ekin Özşahin ve Merve Erbaş bir arada
Fahrettin Kayhan, Ozan Ekin Özşahin ve Merve Erbaş bir arada
Haftanın Sonunda

Haftanın sonunda stajyerlerimizle yaptığımız Dost Kitabevi gezisinde kendilerine  Erving Goffman’ın “Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu” başlıklı kitabını armağan ettik. Kitabı birlikte okuyup, “Avukatlık Rolünde Benliğin Sunumu ve avukatlık performansı ” ile ilgili dersler çıkarmaya çalışacağız. Kitabın tanıtım yazısından bir paragraf:

“Bütün dünya-Shakespeare’in söylediği gibi- bir sahne midir gerçekten de? Elbette hayır, diyor Erving Goffman, ama hepimiz günlük hayatta pek çok “performans” sergiler, pek çok performansa tanık oluruz. Evde, işyerinde, sokakta, resmi ve gayri resmi ortamlarda farklı fraklı roller oynar, kimi zaman başka oyuncularla takımlar kurar, düer takımlarla mücadele veya işbirliği içinde “seyirci”lerimizi etkilemeye, yönlendirmeye çalışırız. Hepimiz belli durumlarda benimsediğimiz roller çerçevesinde  sunarız kendimiz karşımızdakine; en samimi etkileşimlerde bile biraz ihtiyat gösterir, kimi taktik ve yöntemlere başvururuz.”

             

8 Şubat – Hukuk Takvimi

0
8 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
412 Yunan filozof Proklos doğdu. İskenderiye’de felsefe, matematik ve hukuk eğitimi aldıktan sonra Atina’ya döndü. Platon Akademisi’ni yönetti. Bizans mahkemelerinde kıdemli bir hukukçu ve muhakemesi güçlü bir diyalektik ustası idi. Hiç evlenmedi. (Ölümü: 17 Nisan 485)
1587 İskoçya Kraliçesi Mary Stuart, kafası kesilerek idam edildi. 19 yıl hapiste kaldıktan sonra idam edilen Kraliçe Mary, Kraliçe I. Elizabeth’e suikast planlamakla suçlanmıştı.
1828 Hukukçu, İspanya Başbakanı ve tarihçi Antonio Cánovas del Castillo dünyaya geldi.  (8 Şubat 1828 – 8 Ağustos 1897) Madrid Üniversitesi’nde hukuk okudu. Altı dönem başbakanlık yaptı. İzlediği iç politikayla kamu düzenini ve ulusal birliği sağladı. Anarşist hareketleri zor kullanarak bastırdı. Küba sorununa çözüm bulmaya çalıştığı bir dönemde İtalyan anarşist Michele Angiolillo tarafından öldürüldü. 1876 İspanya Anayasası‘nın hazırlayıcısıdır. İspanya tarihi üzerine kitapları bulunmaktadır.
1829 Venezuela’nın ilk başkanı olan Avukat Cristóbal Hurtao de Mendoza yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Haziran 1885) 5 Mart 1811’den 21 Mart 1812’ye kadar Venezuela devlet başkanlığı yaptı. Doğum tarihi, ülkesinde Avukatlar Günü olarak kutlanmaktadır.
1845 İrlandalı hukukçu, düşünür ve politik iktisatçı Francis Ysidro Edgeworth doğdu. (Ölümü: 13 Şubat 1926)  
1860 Danimarkalı hukukçu ve politikacı Carl Edvard Rotwitt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 2 Mart 1812) Kopenhag Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1836’da Thisted’de savcı olarak görev yaptı. 1841’de Arazi Komiseri oldu. 1842’nin sonunda Yargıtay hakimi oldu.  1853’ten 1859’a kadar başkan olarak görev yaptı.
1878 Yahudi filozof Martin Buber doğdu. (Ölümü: 1965) Dinsel varoluşçuluk üzerine kurduğu diyalog felsefesi ile tarihe geçti.
1880 Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti başbakanı Malik Buşati, İşkodra’da doğdu. (Ölümü: 15 Şubat 1946. Tiran, Arnavutluk) 13 Şubat-12 Mayıs 1943 tarihleri arasındaki İtalyan işgali sırasında Arnavutluk Başbakanı olarak görev yaptı. Yargılanan bir başbakan olarak tarihe geçti.
1888 İtalyan modernist şair, gazeteci, deneme yazarı, eleştirmen, akademisyen Giuseppe Ungaretti doğdu. (Ölümü: 2 Haziran 1970)  Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu ancak daha çok edebiyat ve felsefeyle ilgilendi. 1936-42 arasında São Paulo Üniversitesi’nde İtalyan Edebiyatı Profesörü olarak görev yaptı. İtalya’ya döndükten sonra Roma Üniversitesi’nde Modern İtalyan Edebiyatı dersleri verdi. 1970’te Neustadt Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Ermetismo(Hermetizm) olarak bilinen deneysel akımın önde gelen temsilcilerinden ve 20. yüzyıl İtalyan edebiyatının en tanınmış katkıcılarından biri oldu. Dil ve biçimde yaptığı yeniliklerle İtalyan şiirine köklü bir değişim getirdi.
1897 Hindistan Cumhurbaşkanı Zakir Hüseyin doğdu. (Ölümü: 3 Mayıs 1969) Ülkesinde bu göreve getirilen ilk Müslüman oldu ve laikliği savunduğu için bazı Müslüman çevreler tarafından ağır şekilde eleştirildi.
1903 Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman doğdu. (Ölümü: 6 Aralık 1990)

Hukukçu ve Malezya’nın ilk başbakanı Tunku Abdurrahman
1921 Antep’e 8 Şubat 1921’de TBMM tarafından “Gazi” unvanı verildi.
1924 ABD’de idam cezasını gaz kullanmak suretiyle gerçekleştiren ilk eyalet Nevada oldu.
1926

Yunan partizan, aktivist ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Mihver Devletleri’ne karşı savaşan Yunan Direnişçi, Diamando Kumbaki doğdu. (Ölümü: 1944)

1935 Türkiye Büyük Millet Meclisi 5. dönem seçimleri yapıldı. Türk kadını ilk kez seçme ve seçilme hakkını kullandı. Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) iktidarı devam etti ve 17 kadın milletvekili olarak ilk defa meclise girdi. Ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaştı. Bu dönemde kadın milletvekillerinin meclisteki 395 milletvekiline oranı yüzde 4,5 idi. 
1936 Amerikalı avukat ve politikacı Charles Curtis yaşamını yitirdi. (Doğumu: 25 Ocak 1860) Yarı zamanlı çalıştığı köklü bir firmaişine devam ederken bir yandan da hukuk okudu. 1881’de baroya kabul edildi ve mesleğe Topeka’da başladı. 1885’ten 1889’a kadar Kansas, Shawnee County’de savcı olarak görev yaptı. Kaw Nation’ın bir üyesi olan herhangi bir Kızılderili soyuna sahip olan ve federal yürütme organındaki en yüksek ofislerden birine ulaşan ilk Avrupalı ​​olmayan soylu kişidir. Dawes Yasasını Beş Uygar Kabileyi kapsayacak şekilde genişletti. 19. yüzyılın sonunda, bir başka asimilasyon yöntemi olarak Hintli çocuklar için yatılı okullar açtı. İlk olarak 1906’da Kansas Yasama Meclisi tarafından ve daha sonra 1914, 1920 ve 1926’da halk oylamasıyla ABD Senatosu’na seçildi. 1929’dan 1933’e kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin 31. başkan yardımcısı olarak görev yaptı.
1937 Orman Kanunu kabul edildi.
1955

Dünyaca ünlü avukat ve yazar John Grisham 8 Şubat 1955 tarihinde Jonosboro, Arkansas’ta dünyaya geldi.

1956 Gazetelerin sayfa sayısı sınırlandı, piyango ve ikramiyeler yasaklandı.
1956

Dolandırıcılar kralı Sülün Osman, Bursa’da yakalandı. Osman Ziya Sülün, 1923’te İstanbul’da doğmuş, ilk “işini” 1948 yılında Fatih’te yeni tuttuğu evin sahibini dolandırarak yapmıştı. 1950 ve 60’lı yıllardaki dolandırıcılıkları ile ünlenen Sülün Osman, İstanbul Tramvaylarını, Galata Kulesini ve kent meydanlarındaki saatleri, şehir hatları vapurlarını ve diğer kamu mallarını saf vatandaşlara satması ya da kiraya vermesi ile dolandırıcılık tarihine adını yazdırdı. Arkasından daha profesyonelleri geldi.

1963 ABD vatandaşlarının Küba ile seyahat, finansal ve ticari amaçlı her türlü ilişkisi John F. Kennedy yönetimince yasaklandı.
1967 Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binası mührünün sökülmesiyle ilgili olarak 31 üniversite öğrencisinin yargılanmasına devam edildi. Duruşmada, TMTF binasının herhangi bir mahkeme kararı bulunmaksızın polisçe mühürlendiği anlaşıldı.
1973 Millet Meclisi’ni feshederek Anayasa’nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye teşebbüsle suçlanan Eski Millî Birlik Komitesi üyesi emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu ve 31 arkadaşının yargılanmasına başlandı. Eski Millî Birlik Komitesi üyesi Cemal Madanoğlu ve 31 kişi hakkında “Anayasayı değiştirme ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ıskat için gizli örgüt kurma” iddiasıyla 20 Ocak 1073’te dava açılıştı.

Korgeneral Cemal Madanoğlu
1976 İngiltere, IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) sanıklarına işkence ettiği iddiaları kapsamına AİHM’de savunma yaptı.
1977 G.Kurmay Askeri Savcısı, ABD uçak firması Lockheed’in Türkiye’de rüşvet dağıtmasıyla ilgili dosyada “görevsizlik” kararı verdi
1983 Cumhurbaşkanı Kenan Evren kürtajın günah olmadığını söyledi. Kürtaj, 24 Mayıs 1983’te kabul edilen 2827 No’lu Nüfus Planlaması Kanunu ile yasallaştı. 
1985 Hisarbank, İstanbul Bankası ve Ortadoğu İktisat Bankası’nın (Odibank) 66 yöneticisinin mallarına 8 Şubat 1985’te tedbir konuldu.
1991 ABD’nin Irak’a müdahalesine karşı 81 şair, savaşa karşı birer dize yazarak hazırladıkları ortak şiiri yayınladı ve metin tek bir şiir haline getirildi.
2000 Danıştay 10. Dairesi, FP’den İstanbul Milletvekili seçilen Merve Kavakçı‘nın, Türk vatandaşlığının  kaybettirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptali istemini oy birliğiyle reddetti.
2001 Hukukçu ve yazar Ahmet Kabaklı yaşamını yitirdi. (1924, Harput – 8 Şubat 2001)  İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimini 1959 yılında tamamladıktan sonra stajını bitirerek 1961 yılında İstanbul Barosu’ kaydoldu ve kısa bir süre avukatlık yaptı.
2001
  • Bonn Başsavcılığı’nın, Hristiyan-Demokrat Parti’ye (CDU) yapılan karanlık bağışlarla ilgili dava çerçevesinde eski Başbakan Helmut Kohl hakkında açtığı dava, 150 bin Euro tutarında cezanın ödenmesiyle kapandı.
  • Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, tarikat şeyhi Esad Coşan ile damadı Ali Yücel Uyarel’in Süleymaniye Camii haziresine definlerine imkân tanıyan kararname taslağını imzalamadı ve Başbakanlık’a iade etti.
2001 Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesi’nde, SSK hastanesinde hatalı iğne yapıldığı için sol kolu dirseğinden kesilen Ayşen Başaran’ın ailesinin, 1996 yılında SSK aleyhine açtığı tazminat davası sonuçlandı. Mahkeme, Başaran ailesine yasal faizleriyle birlikte 119 milyar lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
2002 Yargıtay 6. Ceza Dairesi, “Yüksekova Çetesi” davasında 5 sanık hakkında verilen çeşitli hapis cezalarına ilişkin mahkûmiyet kararlarını bozdu.
2005 İsrail Başbakanı Ariel Şaron ve Filistin lideri Mahmud Abbas arasında, Mısır’da imzalanan bir antlaşma ile ateşkes sağlandı.
2006 Hrant Dink suikastı davasına devam edildi.  Duruşma öncesinde, faili meçhul cinayetlerde yakınlarını kaybedenler adına açıklanan ortak metni Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali okudu.
2006 Danıştay, okula geliş gidişlerinde türban takan bir öğretmenin, anaokuluna müdür olmasını sakıncalı buldu. Gerekçede, ”Anayasaya göre, çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan düzenin, laiklik ilkesinin göz ardı edildiği bir ortam olmasının mümkün olmayacağı” belirtildi.
2012 MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ve eski MİT Müsteşarı Emre Taner, KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağrıldı.
2022 Örgüt propagandası yapmak suçlamasıyla yargılanan “Bakur” filminin yönetmenleri Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu hakkında ilk derece mahkemesi tarafından 2019 yılında verilen 4 yıl 6 ay hapis cezası, İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu.
2025 İsrail ve Hamas arasında varılan Gazze’de ateşkes ve rehine takası anlaşması kapsamında İsrailli üç rehinenin serbest bırakılmasının ardından İsrail de 183 Filistinli tutukluyu salıverdi.
2025 Kırıkkale Balışeyh Belediye Başkanı Hilmi Şen ile özel koruması Mikayil Çelikkol’u öldüren sanık Erdem Çelebi Şen hakkında Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianame Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu.

8 Şubat – Hukuk Takvimi