Ana Sayfa Blog

Tarafsız Devlet, Bağımsız Yargı ve Güçler Ayrılığı

0
Sami Selcuk

Tarafsız Devlet, Bağımsız Yargı ve Güçler Ayrılığı / Prof. Dr. Sami Selçuk

Sami Selçuk

Yansız Devlet

Demokrasinin, özgürlükçülük, çoğulculuk, eleştirel akılcılık, katılımcılık boyutları bir kez benimsenmeye görsün, ardından bütün ilkeler, kavramlar, kurumlar yerli yerine oturacaktır. Başkalığa katlanamayan, yandaşlarını kayıran, onlara ayrıcalıklar dağıtan, karşıtlarını “takip, tanzim ve tedip” eden, eğitici, ideolojik, militan devlet gidecek, görüşler, inançlar karşısında yansız devlet gelecektir. Yansız olduğu için hiçbir görüşü, inancı önceden mahkûm etmeyen bir devlettir bu. Düşünceler karşısında yansız olduğundan düşünce özgürlüğünü sağlayan, inançlar karşısında yansız olduğundan laik bir devlettir. Yansız devlet kötülüğü gören, ama ilkeleri örselemeden kötülüğü düzelten, yaşamın bütün yönlerini denetlemeye kalkışmayan, Hegelci biçimde uyuşmazlıkların yansız hakemi olan, toplum katmanlarının birbirleri üzerinde baskı kurmasına izin vermeyen; yaşamın hiçbir düşünce kalıbına sığdırılamayan zenginliğini, değişkenliğini, çeşitliliğini, önceden öngörülemezliğini gözeten, ötekilerle berikilerin enerjilerini çatıştırmadan yarıştıran ve bunun hukuksal çerçevesini çizen, koruyucu, katalizör ve “güvenceci” (Jean-Marie Benoist) bir devlettir bu.

Sami Selçuk Manifestosu: 1999-2000 Yılı Adli Yıl Açılış Töreni Konuşması

Özgür Halk

Yansız devletin maddi dayanağı özgür halk, kurumsal dayanağı hukuktur.

Bilgilendirilmiş ve özgür yurttaşlardan, bireylerden oluşan halk, ne devlet ne de grup dayatmacılığına izin verir. Özgürlükçü demokraside halk sayısal, demokrasi dışı güçlerle sağa sola savrulan insanlar yığını değil, bağımsız, özgür, eşit öznelerden oluşan bir topluluktur. İktidarın tek ve gerçek sahibidir. Demokraside, kafalar kırılmaz, kafalar sayılarak değerlendirilir. Bu nedenle yönetim, iktidar, halkın rızasına dayanır. Çoğunluğun ve azınlığın karmaşık ilişkisinde, kararlarında, bu iradenin payı vardır.

O yüzden karara herkes saygılıdır. Kararın ve devletin gücü ve meşruluğu bu saygıya dayanır. Seçimden önce yere göğe sığdırılamayan halkı, daha sonra edilgin, bilinçsiz, bilgisiz gören iktidarlar, kendilerinden menkul bilge çobanlıklarıyla onu gütmeye kalkışırlar. Oy veren bir halkın zekâsından kuşkulanmaya kimsenin hakkı yoktur. 19. yüzyılın “demokrasiye yatkın olan ya da olmayan toplumlar ayırımı bitmiştir. 20. yüzyılda bir toplumun demokrasiyle yönetilebilir olup olmadığı ölçütünün yerini bir toplumun demokrasiye ancak demokrasi sayesinde olgunlaşıp ulaşabileceği postülası almıştır” (1998 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amartya Sen). “Toplumsal uyanış, ekonomik gelişmeyi aşmıştır” gerekçesiyle köreltmecilikten (obskürantizm) yana olan, halkın toyluğu varsayımına dayanan vesayetçi anlayışları, özellikle pretoryen diktatörlük dönemlerindeki onurlu tutumuyla her halk yalanlamıştır.

Pretoryen iktidarları iğreti, gayrimeşru gören halklar, önce onları yalnızlaştırıp kıyıya iterler (périphérisation olgusu), pretoryen iktidarın uzaklaştırdıkları toplum önderlerini ilk fırsatta siyaset sahnesine taşıyarak iktidarı onlara teslim ederler. Bu Duverger’nin “görünmeyen gerçek nöbetçi” dediği halkın başarısıdır ve tarihin her döneminde böyle olmuştur. Çünkü tarihte hiçbir halk örs olmaya katlanamamıştır. Zira, her ülkede “halk, bir ölüler kümesi değil, kendi kültürünü üretecek (doğal) kurum ve kurallara sahip bir aktörler topluluğudur”.

Demokrasilerde, halk devlet için değil, devlet halk içindir.

Hukuk

Yansız devlet ilkesinin doğal sonuçlarından biri de, kuşkusuz hukuk ve ona biçilen işlevdir. Demokraside hukuk adalet süzgecinden, devlet de âdil hukuk süzgecinden geçirilir; elde edilen hukukun üstünlüğünü benimsemiş devlettir. Hukukun amacı, adaletsizliği önlemektir. Hukuk örgütlenmiş adalettir. Yasal metin âdil olmak zorundadır.

Adaletsiz hukuk, yalnızca “yanlış hukuk” değil, hukuk doğasından yoksun bir hükümler yığınıdır (Radbruch), hukukta devletçiliktir.

Demokraside devletin dokunduğu her şey hukuka dönüşmelidir.

Devlet “çok hukuk, az devlet” formülünün de ötesinde hukukun üstünlüğünü yaşama geçirirse devleşmez, ama gerçekten devlet olur ve meşruluk katsayısı arttığından güçlenir. Yasaların genelliği, yasayı yapanlar dahil herkese ayırımsız uygulanabilirliği, gizli hukuk (droit latent) yerine açık hukuk ve saydam devletin geçmesi gereklidir. Hukukun olmadığı yerde halk “sürü” (Goyard-Fabre), insan “köle”dir (Mauchaussat).

Demokraside, böyle bir hukukun iki işlevi vardır. Herkese eşit uygulanmak ve gün ışığında tartıştıran, yarıştıran bir barış tekniği olmak. Yasaklayıcı olmamak. Hukukun zorunlu ilkelerini güvenceye alan bir devlet kendi taahhütlerine uyar. “Yasasız suç ve ceza olmaz”, “yargısız kimse cezalandırılamaz” birer devlet taahhüdüdür.

İşte devlet, işte hukuk. Devlet hukuka saygılı olduğu, hukuk da insanları özgürleştirdiği oranda meşrulaşır ve güç kazanırlar. Sonuçta her ikisinin de işlevi, özgürlüklerin açılımını sağlamaktadır.

Hukukun üstünlüğüne yaslanan bir devlette, hiç kimse hukukun ne üstündedir ne de altındadır, yalnızca içindedir. Hukuk karşısında herkes eşittir; her görüş, her inanç hukukun egemenliği altında birlikte yan yana yaşar, yarışır ve gelişir.

Hukukun üstünlüğü dışlanırsa, en âdil hukuk bile, keyfiliklerin oyun oynandığı bir manipülasyon alanına dönüşür. Orada artık hukukun yerini güç, özgürlüğün yerini uşaklık almıştır.

Erkler / Güçler Ayrılığı

Peki bu hukuku kim kotaracak, kim uygulayacak, uyuşmazlıkta hukukun ne olduğunu, ne dediğini kim söyleyecektir?

Hukuku, demokrasilerde, halkın kendisi ya da onun adına temsilcileri, yani yasama erki (iktidarı), gücü, kotarıp düzenler; yürütme erki, gücü uygular; yargı erki, gücü de hukuku yorumlayıp son sözü söyler. Buna “erkler, güçler ayrılığı ilkesi” diyoruz.

Erkler, güçler ayrılığı ilkesinin başlıca iki nedencesi vardır.

Birincisi klasiktir, Montesquieu’nündür. Çünkü, diyordu, Montesquieu, deneyimler, güç (iktidar) sahibinin gücünü kötüye kullanma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Despotik iktidarlar, aslında yasalara göre değil, kendi irade ve tutkularına göre yönetirler. Bunu önlemek için gücün gücü, iktidarın iktidarı durdurması gerekir (XI. kitap, 4. bölüm). Böylece Montesquieu; Aristo ile birlikte ucun ucun söylenen, Locke’ta iki güçle sınırlanan, demokrasinin örgütlenme ve hukuk düzeninin işlemesiyle ilgili erkler, iktidarlar, güçler ayrılığı ilkesinin can alıcı noktasını yakalamış oldu.

Özgürlük için başka yol yoktur. İktidar, güç tek elde toplanmamalıdır. İktidar tek elde toplanırsa manipülasyon başlayacaktır.

Montesquieu‘ye göre, yasama ve yürütme iktidarları tek elde toplanırsa hukuk zorbalaşır, çünkü zorba yasalar çıkar. Yasamayla yargı ya da yürütmeyle yargı aynı elde toplanırsa, yargı yasalar çıkararak keyfiliğe kayar ya da yürütme zorbalaşır. Üç durumda da özgürlük yoktur.

En kötüsü üç iktidarın tek elde toplanmasıdır. Bu durumda her şey yitirilir. Bunun örneği, üç iktidarı da elinde tutan ve korkunç bir baskı uygulayan Osmanlı Sultanıdır. Ayrıca ordu yasamaya değil, yürütmeye bağlı olmalıdır. Yasamaya bağlı olursa askerî yönetim var demektir.

Erkler, güçler ayrılığının ikinci nedencesi ise, demokrasinin çoğulcu yapısının iktidar olgusuna yansımasından kaynaklanmaktadır. Zira çoğulcu demokrasi hiçbir iktidarın, gücün tek elde toplanmasına izin vermez. Her iktidar parçalanmıştır. Erkler, güçler ayrılığı ilkesi, günümüzde de demokrasinin temelidir, çoğu anayasalarda bulunmaktadır. Saint-Just: “Zorbalar saltanatlarını sürdürmek için halkı bölüyorlar. Sizler özgürlüğün saltanatını sürdürmek istiyorsanız iktidarı bölünüz” demiş; 1789 İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirisinde de erkler ayrılığına yer vermeyen anayasaların anayasa sayılamayacakları vurgulanmıştır (md. 16).

Montesquieu’nün erkler/güçler ayrılığı ilkesinin sonuçları bellidir:

Görevsel, yetkisel açıdan üç erk, iktidar bağımsızdır. Bu bir. Kişiler açısından birbirlerini azledemezler. Bu iki. Maddi açıdan aralarında organik bağlantı yoktur. Bu üç. Ne var ki, bu sonuç gerçekçi değildir. Çünkü bu üç erk, iktidar, güç birbirlerinden kopuk değildir. Aralarında işbirliği, dayanışma, denge ve yakınlaşma vardır. Öğretide ve anayasalarda (1982 Anayasası) bu belirtilmiştir.

Kuramsal tartışmaları bir yana bırakırsak, erkler/iktidarlar ayrılığı ilkesi bugün uygulamaya dikey ve yatay olarak iki biçimde yansımıştır.

Birincisi, çoğulcu demokraside iktidarlar, yalnızca yataylamasına değil, dikeylemesine de çoğulcu olmak zorundadır. Böylelikle iktidarın, gücün merkezde toplanması önlenmekte, merkezle yerel yönetimler iktidarı paylaşarak saydam devlete ulaşılmaktadır.

İkincisi, iktidar, yataylamasına, yasama, yürütme ve yargı olarak paylaşılmaktadır. İlk ikisinin kimileyin iç içe olması hoş görülmektedir. Ancak üçüncü iktidarın (tiers pouvoir), yani yargının güçlü olabilmesi için, ilkin bağımsız, ikinci olarak da öbürleriyle eşit olması zorunluluğu öğreti ve uygulamada vurgulanmaktadır.

Yargının bağımsız olması zorunludur. Çünkü hukukta kimse kendi kendisinin yargıcı olamaz. Eğer yasa yapanlarla uygulayanlar kendi kendilerinin yargıcı olurlarsa orada özgürlük ve adalet değil, düpedüz çıplak güç, zorbalık egemen olur.

Hukukun en amansız düşmanı güçtür. İktidarların en tehlikeli girişimi ise, salt çıplak güce dönme girişimidir. Salt güce dönüşen bir devlet uyruklarını köle yapar, sömürür. Böyle bir devlette yargı ve yargıç görünüşte vardır, gerçekte yoktur. Orada halkın Tanrı’ya sığınmaktan başka çaresi kalmaz.

Öte yandan bağımsız yargı, yasama ve yürütme ayrılığının da en önemli güvencesidir.

Yasama, yürütme ve yargı güçlerinin çalışma, yaşam, devlet içindeki konum gibi maddi ve manevi bütün alanlarda eşit olmaları zorunludur.

1982 Anayasasının başlangıcında bu eşitlik ilkesi, 140. maddesinde de eşitliğin nasıl sağlanacağı vurgulanmıştır.

Bağımsız Yargı

Görülüyor ki, demokrasinin özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, eşitlikçi olması; eleştirel akla, kültür göreceliğine, halka, yansız devlete, hukukun üstünlüğüne, erkler ayrılığına dayanması; hukukun âdil ve bir barış tekniğini üstlenmiş bulunması yetmiyor. Demokrasinin kendisini güvenceye alması için, bu hukuku uygulayacak, hukuk adına her olayda hukukun ne dediğini nesnel mantıkla söyleyecek bir erke, güce de gereksinme vardır. Bu bağımsız yargıdır. Eğer hukuk uygulaması bağımsız, özerk bir yargının elinde değilse her şey boşunadır.

Toplumun benimsediği hukuku bağımsız olmadığı için objektif biçimde uygulayamayan bir yargı, adaletin ve  demokrasinin düş kırıklığıdır.

Siyasete bulanmış ya da bulanma olasılığı bulunan, adaleti siyaset terazisinde tarttığı izlenimi uyandıran bir yargı, ne denli duyarlı olursa olsun, kirli adalet salgılar.

Adaletteki kirliliği, “adaletsizliği temizleyebilen bir madde ise bugüne değin bulunamamıştır“.

Siyasal güçle yargı gücü arasındaki ilişkide, hangisi güçlü ise öbürünü kendisine dönüştürecektir. Siyasal iktidar güçlü ise yargı siyasallaşacak, yargı güçlü ise siyasal iktidarı hukukun içine çekecek, onu meşrulaştıracaktır.

Unutmayalım. Siyaset hep hareketlidir, boş oturmaz ve beklemez. Hukuk, siyasetin rahatını bozmaya başladığı anda, siyasal güç de hukuk ve yargıyla oynamaya başlar. Ancak bağımsız bir yargı ve yargıçtır ki, her türlü etkiden arınmış objektif mantıklılık ilkesine (il principio di ragione obbiettiva) göre, hukukun ne dediğini (potere di jus dicere: jurisdictio), yanlar üstü (super partes) üçüncü bir otorite olarak söyleyebilir.

Yargının, yargıcın bağımsızlığı bir “kast” ayrıcalığı değildir. Yargıcın hukuk adına karar verirken yansızlığını sağlamak içindir. Toplum, insan yararı içindir. Yargının bağımsızlığı; yasama, yürütme, bir başka yargı organı, kamuoyu, yargıcın kendi inanç ve görüşleri karşısında yansız olarak karar verebilmesi; “herkesin yasa önünde eşitliği” ve “yasa herkes için eşit uygulanır” kurallarının gerçekleştirilebilmesi için zorunludur.

Ne devlet organları, ne sokağın sıcak mantığı yargıcı etkileyebilmelidir.

Yargıç, yargılarken ve karar verirken, inançlarını, görüşlerini duruşma salonunun eşiğinde bırakan insandır.

Devletin tüm organlarında çalışanlar meleklerden oluşsalar bile, devletin her işlemi hukukun, dolayısıyla yargının süzgecinden geçecek, en azından bu yol açık olacaktır.

Yargıcın gücü, demokraside çok önemlidir. Hukuk konusunda yasa koyucunun sübjektif iradesinden bağımsız, genişletici, geliştirici yorum yapma tekelini elinde bulundurması, verdiği kararların, bütün kişi ve kurumları bağlaması ve değiştirilememesi onun gücünün önemini kanıtlamaya yeterlidir. Yargının işlevi geçişsiz değil, geçişlidir. Hukuku yargıçlar keşfeder. Zira yasaları yasama organları, ama hukuku yargıçlar yapar. Hak ve özgürlüklerin bekçisi yargıdır, yargıçtır. Görülüyor ki, yargı rastgele bir görev değil, sistemi “meşrulaştıran bir kurum”dur.

Yargının işlevi hukuk düzenini korumaktır.

Bugün Kara Avrupa’sı sistemini benimseyen gelişmiş ülkelerde bile yargının tam bağımsız kılınabilmesi için yapılması gerekenler tartışılmakta; bağımsızlığına yeni kavuşmuş ülkeler ise, gelişmiş olanlardaki yakınmaları da gözeterek düzenlemeler yapmaktadırlar.

Sami Selçuk tarafından 1999-2000 Yılı Adli Yıl Açılış töreninde Yargıtay’da yapılan konuşmadan alınmıştır. 

Sürü Ahlakı

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar
Avukat Vedat Ahsen Coşar

Sürü Ahlakı / Av. Vedat Ahsen Coşar 

‘…sürü ahlakı en başta, kendisi olmaya, kendi dışında olana, farklı olana hayır der: Ve bu hayır deme onun yaratıcı eylemi olur.’ NIETZSHE

Yaşadığı çağdan kendisini soyutlamayan, aksine sorumlu tutan Nietzsche ‘Ben bu çağın çocuğuyum‘ der ve yaşadığı çağın dekadansına, yani çöküşüne ve gerilemesine karşı kendisine ve diğer bilgelere, ‘çağını aşmayı ve çağından bağımsız olmayı‘ öğütler. Çünkü Nietzsche’ye göre kendi yaşadığı çağdaki çöküşün, gerilemenin, yozlaşmanın, çürümenin nedeni ahlaktır. Sürü ahlakıdır. Toplum hayatındaki çözülmeyi, yozlaşmayı, çöküşü insanın sürü ahlakı yaratmıştır. İnsanın zayıf ve güçsüz yapısının bir ürünü olan sürü ahlakına bağlı olarak insanın doğası, beraberinde insanın hayatı kendi tarzında ve anlayışında anlamlandırmasını getirmiştir. Bu tarz bir anlamlandırma, insanın doğru ya da yanlış bulduğu, iyi veya kötü olarak nitelendirdiği şeylerin gerçek değerini değil, o şeyleri değerlendiren insan için taşıdığı anlam ve değeri ortaya çıkarmıştır.

Bu yaklaşım Nietzsche’ye göre insanın hayatta kalabilmek için gücünü çoğaltmak çabası içinde olmasını, yani güç istemini zorunlu kılar. Zira insan ancak bu şekilde değer yaratabilir, değer yarattıkça ayakta ve hayatta kalabilir.

Hayatın kendisine cömert davranmamasından dolayı hem fizik hem de akıl, beceri ve yetenek yönünden güçsüz ve zayıf olan insan, varlığını sürdürebilmek için başka insanlara dayanmak zorundadır. Bu insanlar ya zaman içinde ya da yetiştirilmelerine veya içinde bulundukları koşullara bağlı olarak güçsüzleştirilerek sürüye katılmaya uygun hale getirilirler ya da doğaları gereği güçsüz oldukları, kendilerine emek vermedikleri, kendilerini olduramadıkları için sürüden biri olurlar.

Sadakat köpeklere mahsustur ve her köpek için bir Napolyon vardır‘ diyen Stalin biraz acımasız şekilde de olsa, sürü ahlakını yaratanın efendiler değil, köle ruhlu olanlar, Nietzsche’nin isimlendirmesiyle sürü insanı olduğunu ifade eder. Onun için Max Stirner ‘Büyük, yalnızca biz diz çöktüğümüz için büyüktür. Ayağa kalkalım!‘ der.

Kendi efendisini diz çökerek kendisi yaratan sürü insanı, bir yandan efendisine sadakat ile bağlı ve hizmet ederken, diğer yandan hem efendisine hem de kendi dışında olana, kendisi gibi olmayana hınç duyar. Zira sürü ahlakına sahip güçsüz insan kindar ve kurnazdır. Efendisini sever, ama aynı zamanda ondan nefret eder. Nefret ettiği için de fırsatını bulduğunda, kendisini bir şekilde güçlü, efendisini veya kendisinden farklı olanı zayıf hissettiğinde ona zarar vermekten çekinmez. Bu tam da Peyami Safa’nın dediği gibi bir şeydir, yani ‘Sevgi ile nefret arasında çok ince bir çizgi vardır. Birisinden nefret ediyorsanız ve onu yenemeyeceğinizi düşünüyorsanız onu sevmeye başlarsınız. Sevdiğiniz o kişiyi yenebileceğinizi düşündüğünüz zaman ondan nefret edersiniz‘ gibi bir şeydir.

Nietzsche bütün bunları ‘Ecco Homo/İşte İnsan’ isimli eserinde şu cümlelerle ifade eder: ‘Kindar insanın gönlü kapalıdır. Kindar insan kendisine karşı dürüst ve içten değildir. Gönlü çarpıktır. Ruhu saklı yerleri, gizli yolları, açık kapıları sever. Saklı olan, gizli olan her şey onun dünyasında, kendi güvenliği, kendi iyileştirici ilacı olarak onu kendisine çeker. O, susmayı bilir, unutmamayı, beklemeyi, geçici olarak kendisini küçültmeyi, kendisini alçak gönüllü olarak göstermeyi bilir.’

Sürü ahlakı itaat ahlakıdır. Efendiye itaattir, lidere itaattir, bir davaya itaattir, bir ideolojiye itaattir. Bu durum aslında zayıf ve güçsüz kişinin kimliğini, kişiliğini sürü içinde bulmasından, kendisini sürünün içinde daha güvenli hissetmesinden kaynaklanır. Amin Maalouf, ‘Yüzüncü Ad’ isimli romanında itaat üzerine kurulu olan bu sürü ahlakının efendisine, liderine: ‘Senin için iyi olan, başkaları için de iyidir; gerçek senin elindeyse, yolunu yitirmiş koyunları doğru yola getirmen gerekir, hangi yolla olursa olsun’ sözleri ile metaforik biçimde seslenir.

Amin Maalouf’un kullandığı bu metafor, Michel Foucault’ın iktidar teknolojisinin gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu ifade ettiği ve özellikle İbraniler tarafından geliştirilen ‘pastoral iktidar’, yani halkın yararına olan iktidar geleneğinin bir türü olan ‘çoban-kral’ anlayışına dayanır.

Pastoral iktidarda, çoban-kral kendisine Tanrı tarafından emanet edilen sürünün esenliğinden sorumludur. Burada sürüden ayrılanları takip edip doğru yola getirmek, yani yeniden sürüye katmak, yola getiremediklerini ise yok etmek çoban kralın asli görevidir.

Bu anlayış bir bakıma halka çeki düzen vermenin peşinde olan, tek doğru etrafında halkı biçimlendirmeyi amaçlayan, demokrasi ve açık toplum düşmanı Platon’cu toplum mühendisliğinin çağdaş bir çeşitlemesidir. Onun için modern dönemlerde siyasal seçkinler, yoldan çıkanları doğru yola getirmek için, kimi zaman beyin yıkama ve propaganda gibi yöntemleri, kimi zaman şiddet yöntemini, çoklukla da her iki yöntemi birlikte kullanırlar.

İtaati, boyun eğmeyi ve adanmışlığı zorunlu kılan sürü ahlakı, bu ahlak anlayışının gereği olarak özverili ve alçak gönüllü olmayı şart koşar. Dahası bu iki değer yargısını bir erdem olarak kabul eder ve kutsar. Öyle olduğu için sürü ahlakını benimsemiş insan, kendisinden, kendi bireysel tercihlerinden vazgeçmek zorunda kalır, itaate dayanan bir sorumluluk ve ödev anlayışını benimser.

İnsanın topluluk halinde yaşama ihtiyacına bağlı olarak ve güçlü olma arzusundan kaynaklanan toplumsallaşmaya yönelmesi bir bakıma güç isteminin doğal bir sonucudur. Zira güç istemi kendisini güçsüz hisseden insanda toplumsallaşma içgüdüsünü harekete geçirir. Güçsüz olduğu için kendisine yetmeyen ve kendi yalnızlığından korkan insan, onun için kendisine benzeyenlerle bir araya gelmek suretiyle bir topluluk oluşturur. Bu oluşum, güçsüzlüğünün bilincinde ve farkında olan insanın güç istemini yerine getirmesidir. O nedenle güçsüz insanın gerçekleştirdiği ilk başarı kendisinin de üyesi olduğu toplumu veya topluluğu yaratmak olmuştur. Shakespeare’in ‘Toplum kendisi dışında kalanlara pek cömert davranmaz‘ demesi bundan dolayıdır.

Bu noktada, yani güçsüz insanın topluluk oluşturması noktasında söz alan Nietzsche Zerdüşt’ü konuşturur. Ve Zerdüşt şöyle buyurur: “Komşunuzun çevresinde toplanır ve ona güzel sözler söylersiniz. Fakat ben size derim ki: Sizin komşunuzu sevmeniz, kendinizi kötü sevmeniz nedeniyledir. Komşunuza sığınır ve bundan bir erdem yaratmak istersiniz. Ama ben sizin özverinizin gizli maksatlarını bilirim. ‘Sen’, ‘ben’den eskidir; ‘sen’ kutsallaştırılmıştır, ama ‘ben’ daha henüz kutsallaştırılmamıştır: İnsan onun için komşusuna gider.” İnsan komşusuna ne zaman gitmek istemez? ‘Ben’ oldum dediği, yani gücü ele geçirdiği, kendisini kutsallaştırdığı, kendisini efendi hissettiği zaman gitmek istemez ve hatta gitmez de.

Ve Canetti. Görkemli bir imgeleme sahip bulunan, filozofların yapması gerekeni yaparak bize yeni kavramlar kazandıran, insanlığın yalnız dahilerinin içinde en seçkinlerinden birisi olan Elias Canetti. ‘Düşünmek ısrar etmektir’ diyerek kaleme aldığı ‘Kitle ve İktidar’ isimli abidevi eserinde bize, bir başka sürüyü, sürü ahlakını anlatır. Kitleyi ve kitlenin güç isteminin tezahürü olan iktidar istemini, iktidarla olan ilişkisini anlatır.

Kitle ve iktidar! Birbirini hiç durmadan, hiç soluk almadan, hiç soluk vermeden üreten, sonra yeniden üreten ve çoğaltan, birbirinin hem nedeni hem de sonucu olan iki canavar. İnsan doğasının, kitle ve iktidarla olan ilişkisinin zaman, mekân, din farkı olmaksızın nasıl benzeştiğini tarih üstü boyutlarıyla ele alan Canetti anılan eserinde: ‘insanlar arasında emir ve itaat ilişkisinin nasıl biçimlenerek saldırganlığa dönüştüğünü, en az sorgulanan, ama en tehlikeli şey olan emir vermenin, emredilende özgür ve bağımsız bir kişilik oluşmasını önleyen bir sızı bıraktığını, bu sızının emir alanları nasıl katılaştırdığını ve itaat eder hale getirdiğini, kitlenin yıkıcı, iktidarın öldürücü olduğunu, insanın -iktidar- isteği ile Tanrının kıyamet ve dehşet tehdidini çaldığını, deşarj olmadan kitlenin gerçek anlamı ile mevcut olmadığını, insanın başkaları ile arasına koyduğu mesafelerle taşlaşıp çoraklaştığını, insanların mesafe yüklerinden kurtulabilmek için kitle olarak deşarja gereksinim duyduklarını, deşarj olmak için evlerini, evlerin pencerelerini, camlarını kırdıklarını, arabaları yaktıklarını, kitlenin iç dünyasının en çarpıcı özelliğinin zulme uğramış olma duygusu olduğunu, bu duygunun bir kez ve sonsuza dek düşman ilan ettiği insanlara yönelttiği kendine özgü bir öfke ve sinirlilik hali olduğunu’ anlatır. Yani sürüyü, sürü ahlakını, sürünün marifetlerini anlatır.

Son bir söz: Sen sen ol, koyun olma. ‘Sürüler içinde sürmeli koyun’ olacaksın deseler dahi, koyun olma, sürüden biri olma. Çünkü insanlar koyunları severler, ama koyunları yerler…

Bir de şiir size. Adı ‘Koyun ile Sürü’ Mehmet Burakgazi yazmış. Okuyalım:

Bir zamanlar sürü içinde, / Uslu, edalı, nazlı bir koyun, / Gider patika yollara düşer, / Kılıflara girer, oynar oyun, / Et ile ten için çıkarır sorun…/ İnkar edince sürüyü dışlanır, / Tek başına kalır uslu koyun, / İşte orada başlar, tüm sorun, / Ah be koyun sana ne lazımdı, / Aşk kokan, etli, tenli oyun…

Yargıda Zaman Yönetimi İçin Satürn Rehber İlkeleri

0

Yargıda Zaman Yönetimi İçin Satürn Rehber İlkeleri, Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu(CEPEJ) tarafından 10-11 Aralık 2008 tarihli CEPEJ’in 12. Genel Kurulunda kabul edilmiş, 11 Eylül 2009 tarihinde Strasbourg’ta güncellenmiştir.  Pilot Mahkemeler Ağı’nın 10 Eylül 2009 tarihli toplantısının ardından Satürn Merkezi tarafından önerilen değişiklikler dikkate alınmıştır.

AVRUPA ADALETİN ETKİLİLİĞİ KOMİSYONU (CEPEJ) YARGIDA ZAMAN YÖNETİMİ İÇİN SATÜRN REHBER İLKELERİ / CEPEJ (2008)8Rev1

[box type=”success” align=”” class=”” width=””] CEPEJ’in SATURN Merkezi

CEPEJ’in SATURN(2) Merkezi, Avrupa’daki mahkemelerde zaman yönetiminin nasıl gerçekleştirildiğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda esas hedef, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ‘makul süre’ standardına (AİHS 6. Madde) ilişkin ihlalleri önlemeye yönelik tedbirlerin uygulanmasında üye devletlere yardımcı olabilecek şekilde, yargılama sürelerinin kullanımı hakkında bilgi toplamaktır. Merkez, aynı zamanda üye devletlerin kendi yargılama sürelerini daha iyi izlemelerini sağlayacak araçlar geliştirmekte ve üye devletlerin uygun zaman yönetimi araçlarını kullanmasını teşvik edip değerlendirmektedir. SATURN Merkezi aracılığıyla CEPEJ mahkemelerde zaman yönetimini iyileştirmeyi hedefleyen çeşitli araçlar ve tedbirler geliştirmiştir (aşağıdaki 3. bölüme bakınız).[/box]

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab
YARGIDA ZAMAN YÖNETİMİ İÇİN SATURN REHBER İLKELERİ
I. Genel ilkeler ve rehber ilkeler
A. Şeffaflık ve öngörülebilirlik

1. Adalet sisteminin kullanıcıları, yargılamalarda zaman yönetimine dahil edilmelidir.
2. Kullanıcılar yargılamanın süresini etkileyen ilgili her unsur hakkında bilgilendirilmeli ve uygun olduğu hallerde kullanıcılara danışılmalıdır.
3. Yargılamaların süresi mümkün olduğunca öngörülebilir olmalıdır.
4. Yargılamaların süresine dair genel istatiksel ve diğer bilgiler, özellikle davaların çeşitleri bakımından, kamunun erişimine açık olmalıdır.

B. En uygun süre

1. Yargılamaların süresi uygun olmalıdır.
2. Yargılamaların sürelerinin makul olmaması özellikle önemlidir ve kamu menfaatini ilgilendirmektedir. Davalar, aşırı derecede uzun sürmemelidir. Bazı koşulların mevcut olması halinde, kullanıcıların mahkemeye erişim hakkını yersiz bir şekilde de etkilememek kaydıyla, çok kısa da olmamalıdır.
3. Kullanıcıların kendi davranışı ile belirlenmiyorsa yargılamaların zaman yönetimi, benzer davaların süreleri açısından önemli farklılıklardan kaçınılarak, tarafsız ve objektif bir şekilde yapılmalıdır.
4. Yargılamanın başlamasından kullanıcıların adli süreç aracılığıyla elde etmeyi istedikleri hedeflere nihai olarak ulaşılmasına kadar sürecek yargılamanın toplam süresinin uygunluğuna özel önem verilmelidir.

C. Planlama ve veri toplama

1. Yargılamanın süresi hem genel düzeyde (belirli dava çeşitlerinin standart/ortalama süresinin veya belirli mahkeme çeşitlerinde süreçlerin standart/ortalama süresinin planlanması) hem de somut işlemler düzeyinde planlanmalıdır.
2. Kullanıcıların, yargılamaların zaman yönetimi konusunda ve tarihlerin belirlenmesinde veya gelecekteki tüm usule ilişkin adımların sürelerinin hesaplanmasında fikirlerinin sorulmasına hakları vardır.
3. Yargılama süreleri, bütünleşik ve iyi tanımlanmış bir bilgi toplama sistemi aracılığıyla izlenmelidir. Böyle bir sistem hem genel düzeyde yargılamanın süresi konusunda ayrıntılı istatiksel verileri derhal sunabilmeli hem de aşırı ve makul olmayan sürelerin kaynağındaki münferit durumları tespit edebilmelidir.

D. Esneklik

1. Yargılamada zaman yönetimi, kullanıcıların ihtiyaçlarına özel ilgi gösterilerek somut yargılamanın ihtiyaçlarına göre ayarlanmalıdır.
2. Mevzuat veya diğer genel düzenlemeler tarafından süre sınırlarının normatif olarak saptanması, somut davalardaki olası farklılıklar göz önünde tutularak dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır. Süre sınırları kanun tarafından belirlenecekse bunlara uyulması ve uygunlukları sürekli olarak izlenmeli ve değerlendirilmelidir.
3. Kanunlar bazı dava çeşitlerinin önceliğinin olması gerektiğini veya acil bir şekilde karara bağlanmalarını düzenliyorsa, bu genel kural, aciliyete veya önceliğe kaynak olan amaç ışığında makul bir şekilde yorumlanmalıdır.

E. Tüm paydaşların sadık işbirliği

1. Yargılamaların uygun ve öngörülebilir süresi2 özellikle etik kurallar dikkate alınarak yargısal işlemlerin tasarlanması, düzenlenmesi, planlanması ve yürütülmesine katılan tüm kurum ve şahısların sorumluluğunda olmalıdır.
2. Özellikle, bu belgedeki prensip ve rehber ilkelerin uygulanmasını temin etmek için gerekli işlemler kanun koyucular, politika yapıcılar ve adaletin idaresinden sorumlu yetkililer tarafından üstlenilmelidir.
3. Adaletin idaresinden sorumlu merkezi organlar, uygun zaman yönetimi için araçları ve koşulları temin etmek ve uygun olduğu hallerde eyleme geçmek yükümlülüğünü taşımaktadır. Mahkeme idaresinin organları bilgi toplayarak ve yargısal işlemlerin düzenlenmesini kolaylaştırarak zaman yönetimine yardımcı olmalıdır. Yargılamayı yürüten organlar aktif bir şekilde yargılamanın planlama ve düzenlemesi ile uğraşmalıdır.

II. Kanun koyucular ve politika yapıcılar için rehber ilkeler
A. Kaynaklar

1. Yargı sisteminin normal iş yükü ile zamanında başa çıkmak için yeterli kaynağa sahip olması lazımdır. Kaynaklar, ihtiyaçlara göre dağıtılmalı ve verimli bir şekilde kullanılmalıdır.
2. İş yükünde beklenmedik değişiklikler halinde veya sistemin davaları derhal ele alamaması durumunda kullanılabilecek kaynaklar olmalıdır.
3. Yargının işleyişi için kaynakların kullanılması hakkındaki kararlar, etkili zaman yönetimini teşvik edecek şekilde alınmalıdır. Gerekliyse, gecikmeleri ve yığılmaları engellemek üzere kaynakları hızlı ve etkili bir şekilde yeniden tahsis etmek mümkün olmalıdır.

B. Organizasyon

1. Yargısal organlar etkili zaman yönetimini teşvik edecek şekilde örgütlenmelidir.
2. Organizasyon içerisinde zaman yönetimi veya yargısal süreçlere yönelik sorumluluk net bir şekilde belirlenmelidir. Eğilimleri tespit etmek, değişiklikleri önceden görmek ve yargılamanın süresiyle ilgili problemleri önlemek amacıyla işlemlerin süresini sürekli analiz eden bir birim olmalıdır.
3. Yargıyı etkileyen tüm örgütsel değişiklikler yargıda zaman yönetimi üzerindeki olası etkisi bakımından incelenmelidir.

C. Maddi hukuk

1. Mevzuat açık, basit, yalın bir dilde olmalı ve uygulanması çok zor olmamalıdır. Maddi hukuka ilişkin kanunlardaki değişiklikler iyi hazırlanmış olmalıdır.
2. Yeni kanunlar yapılırken hükümet her zaman bunların yeni davaların hacmi üzerindeki etkisini değerlendirmeli, yığılma ve gecikmelere yol açabilecek kurallardan ve yönetmeliklerden kaçınılmalıdır.
3. Hem kullanıcılar hem de adli makamlar mevzuat değişiklikleri hakkında önceden bilgilendirilmelidir, böylece bunları zamanında ve etkili bir şekilde uygulayabilirler.

D. Usul

1. Yargısal usul kuralları en uygun zaman çerçevelerine uyulmasını sağlamalıdır. Yargılamayı gereksiz yere geciktiren veya aşırı karmaşık usuller öngören kurallar kaldırılmalı veya değiştirilmelidir.

2. Yargısal usul kuralları Avrupa Konseyi’nin uygulanabilir tavsiyelerini, özellikle aşağıdaki tavsiyeleri, dikkate almalıdır:

    • Adalete erişimi kolaylaştıran tedbirler hakkında R(81)7 sayılı tavsiye,
    • Adaletin işleyişini iyileştirmek üzere tasarlanmış medeni usul ilkesi hakkında R(84)5 sayılı tavsiye,
    • Mahkemelerde aşırı iş yükünü önlemek ve azaltmak için tedbirler hakkında R(86)12 sayılı tavsiye,
    • Ceza yargılamasının basitleştirilmesi ile ilgili R(87)18 sayılı tavsiye,
    • Hukuk ve ticaret davalarında temyiz sistemlerinin ve usullerinin getirilmesi ve işleyişinin iyileştirilmesi ile ilgili R(95)5 sayılı tavsiye,
    • Ceza yargılamasının yönetimi hakkında R(95)12 sayılı tavsiye,
    • Yeni teknolojilerin kullanılmasıyla vatandaşa mahkeme ve diğer hukuki hizmetlerin verilmesi hakkında R(2001)3 sayılı tavsiye

3. Usul kurallarını hazırlarken veya değiştirirken bu usulleri uygulayacak olanların görüşlerine önem verilmelidir.

4. İlk derece mahkemelerindeki usul yoğunlaşmış olmalı, bir yandan da kullanıcılara adil ve aleni yargılanma haklarını sağlamalıdır.

5. Uygun davalarda temyiz seçeneği sınırlanabilir. Belirli davalarda (örneğin küçük miktarlı davalarda) temyiz kabul edilmeyebilir veya temyiz izni talep edilebilir. Açıkça yersiz temyizlerin kabul edilemez olduğu bildirilebilir veya bunlar özet şeklinde reddedilebilir.

6. Yüksek derecelere başvuru, bunların dikkatini ve incelemesini hak eden davalarla sınırlı olmalıdır.

III. Adaletin idaresinden sorumlu olan yetkililer için rehber ilkeler
A. İş Bölümü

1. Uygun zaman yönetimine katkıda bulunma görevi adaletin idaresinden sorumlu olan yetkililer (mahkemeler, hakimler, idareciler) ve yargılamaya profesyonel olarak dahil olan tüm şahıslar (örneğin bilirkişiler ve avukatlar) tarafından yetkileri dahilinde paylaşılır.

2. Adaletin idaresinden sorumlu tüm yetkililer, standartların ve hedeflerin saptanması sürecinde işbirliği yapmalıdır. Bu standartlar ve hedefler oluşturulurken adalet sisteminin diğer paydaşlarına ve kullanıcılarına da danışılmalıdır.

B. İzleme

1. Yargılamaların zaman çerçeveleri istatistiklerle incelenmelidir. Belirli dava çeşitlerinin süreleri ve yargılamanın tüm aşamalarının süreleri ile ilgili yeterli bilgi olmalıdır.

2. Belirli dava çeşitleri ve/veya belirli mahkemeler için standartlara ve hedeflere uyulduğu açık bir şekilde gösterilmelidir.

3. Münferit yargılamalardan sorumlu organ, saptanan veya yargılamadaki diğer katılımcılarla kararlaştırılan zaman çerçevelerine uygunluğu izlemelidir.

4. İzleme, Avrupa Yargılama Sürelerini İzleme Tek Tip Rehber İlkeleri – EUGMONT

(EK I’e bakınız) uyarınca yapılmalıdır.

C. Müdahale

1. Yargısal sürelerin standartlarından ve hedeflerinden ayrılmalar gözlenir veya önceden tahmin edilirse söz konusu sapmaların sebeplerini düzeltmek için derhal harekete geçilmelidir.

2. Bütün olarak sürenin, makul sürede yargılanma konusundaki insan hakkının ihlal edildiği bulgusuna yol açabileceği davalara özel ilgi gösterilmelidir.

3. İzleme, yargılamadaki hareketsiz sürelerin (bekleme süresi) aşırı derecede uzun olmamasını temin etmeli ve böylesi uzatılan süreler varsa işlemi hızlandırmak ve gecikmeyi telafi etmek için özel çaba harcanmalıdır.

D. Hesap Verebilirlik

1. Fiili veya ihmali ile gecikmelere sebep olan ve zaman yönetiminde tespit edilmiş standartlara ve hedeflere uyulmasını olumsuz olarak etkileyen herkes hesap vermelidir.

2. Etkisiz zaman yönetiminde bireysel sorumluluğa ilaveten devlet, yargılamanın makul olmayan uzunluğu ile kullanıcıların maruz kaldığı sonuçlardan müştereken ve münferiden sorumlu tutulabilir.

IV. Mahkeme yöneticileri için rehber ilkeler
A. Bilginin toplanması

1. Mahkeme yöneticileri, yargısal sürecin en önemli aşamaları konusunda bilgi toplamalıdır. Bu aşamalar arasındaki süreyle ilgili kayıtları tutmalıdırlar. İzlenen aşamalar bakımından Zaman Yönetimi Kontrol Listesi, Gösterge Dört’e gerekli önem verilmelidir.

2. Toplanan bilgiler mahkeme idarecilerinin, hakimlerin ve adaletin idaresinden sorumlu merkezi organların çalışmalarını bilgilendirmek üzere sunulmalıdır. Bilgiler, uygun biçimde tarafların ve kamunun erişimine de açık olmalıdır.

B. Devamlı analiz

1. Toplanan tüm bilgiler, performansın izlenmesi ve iyileştirilmesi amaçlarıyla sürekli analiz edilmeli ve kullanılmalıdır.

2. Toplanan bilgiler istatistiki değerlendirme amaçları için mevcut olmalıdır. Özel hayatın korunmasına tabi olarak toplanan veriler, bilimsel analiz amaçlarıyla bağımsız araştırmacılara ve araştırma kurumlarına da sunulmalıdır.

3. Analiz sonuçları hakkında raporlar düzenli aralıklarla, yılda en az bir kez uygun tavsiyelerle hazırlanmalıdır.

C. Belirlenmiş hedefler

1. Daha yüksek seviyede (ulusal, bölgesel) belirlenen standartlara ve hedeflere ilaveten tek tek mahkemeler seviyesinde de spesifik hedefler olmalıdır. Mahkeme yöneticilerinin bu hedefleri aktif olarak belirlemeye veya belirlenmesine katılmaya yeterli yetkileri ve özerklikleri olmalıdır.

2. Hedefler, amaçları net bir şekilde tanımlamalı ve ulaşılabilir olmalıdır. Bunlar yayımlanmalı ve periyodik değerlendirmeye tabi olmalıdır.

3. Hedefler mahkeme performansının değerlendirilmesinde kullanılabilir. Eğer ulaşılmamışlarsa durumu düzeltmek için somut tedbirlere ve eylemlere girişilmelidir.

D. Kriz yönetimi

1. Mahkeme seviyesinde saptanan hedeflerden önemli bir sapma varsa problemin sebebini hızlı ve yeterli şekilde ele almak için spesifik araçlar olmalıdır.

V. Hâkimler için rehber ilkeler
A. Aktif dava yönetimi

1. Hâkimin yargılamayı aktif olarak yönetmek için yeterli yetkileri olmalıdır.

2. Genel kurallara tabi olmak üzere, hakimin uygun süre sınırlamalarını belirleme ve zaman yönetimini genel ve spesifik hedeflerin yanı sıra tek tek davaların özelliklerine göre ayarlama yetkisi olmalıdır.

B. Taraflarla ve avukatlarla sürelerin tespiti konusunda anlaşma

1. Sürecin zaman yönetiminde kullanıcıların çıkarlarına gerekli özen gösterilmelidir. Sürecin erken bir aşamasında kullanıcıların planlamaya dâhil edilme hakları vardır.

2. Mümkün olduğunda hâkim usule ilişkin takvimle ilgili olarak usulün tüm katılımcıları ile anlaşmaya varmaya çalışmalıdır. Bu amaçla uygun mahkeme personeli (katipler) ve bilgi teknolojisi hakime yardımcı olmalıdır.

3. Kararlaştırılan takvimden sapmalar asgari düzeyde olmalı ve gerektiren/izahı mümkün davalarla sınırlı olmalıdır. Prensip olarak tespit edilmiş sürelerin uzatılması ancak tüm tarafların anlaşması veya adaletin menfaati böyle gerektiriyorsa mümkün olmalıdır.

C. Diğer aktörlerin işbirliği ve izlenmesi (bilirkişiler, tanıklar, vb.)

1. Süreçteki tüm katılımcıların tespit edilen hedeflere ve sürelere uyulmasında mahkeme ile işbirliği yapma görevi vardır.

2. Süreçte hakimin tüm katılımcıların, özellikle tanıklar veya bilirkişiler gibi mahkemece davet edilenleri veya görevlendirilenleri, sürelere uyma konusunda izleme hakkı vardır.

3. Tespit edilen hedeflere ve sürelere uyulmasında tam olarak işbirliği yapmayan oyunculara karşı kullanılabilecek uygun ve etkili araçlar olmalıdır. Bu araçlar, ücretlerin azaltılmasını, bilirkişi listesinden çıkarılmayı, para cezalarını ve diğer yaptırımları içerebilir.

D. Usule ilişkin istismarların önlenmesi

1. İsteyerek ve bilerek yargılamayı geciktirmeye yönelik tüm girişimler caydırılmalıdır.

2. Gecikmeye sebep olan ve zarar verici davranış için usule ilişkin yaptırımlar olmalıdır. Bu yaptırımlar taraflara veya onların temsilcilerine uygulanabilir.

3. Bir avukat, usule ilişkin hakları ağır şekilde kötüye kullanır veya yargılamayı önemli derecede geciktirirse, bu durum başka sonuçlar için ilgili mesleki örgüte bildirilmelidir.

Avrupa Konseyi 108 No’lu Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi

0

Avrupa Konseyi 108 No’lu Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireyleri Korunması Sözleşmesi, 1970’li yıllardan itibaren başlayan kişisel verilerin korunması alanındaki çalışmalar neticesinde 28 Ocak 1981 tarihinde Strazburg’da imzaya açılarak kabul edilmiş ve 1 Ekim 1985 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireyleri Korunması Sözleşmesi’ni  28 Ocak 1981 tarihinde imzalayan ilk ülkelerden birisi olmuştur. Sözleşme, 17 Mart 2016 tarih ve 29656 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak iç hukukun parçası halinde gelmiştir. Sözleşmenin amacı; üye ülkelerdeki gerçek kişilerin, temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle kendilerini ilgilendiren kişisel nitelikteki verilerin otomatik yollarla işleme tabi tutulması karşısında özel yaşam haklarının garanti altına alınmasıdır.

Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireyleri Korunması Sözleşmesi

Giriş

İşbu Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi Üyesi Devletler,

Avrupa Konseyinin amacının özellikle hukukun üstünlüğüne ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygılı olarak, üyeleri arasında daha yakın bir birliğin gerçekleştirilmesi olduğuna inanarak;

Otomatik işleme tabi olan kişisel verilerin sınırlar ötesi akışının yoğunluk kazanması karşısında, temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvencelerin, özellikle de özel yaşama saygı hakkının genişletilmesinin arzu edilebilir olduğunu değerlendirerek;

Aynı zamanda sınırları dikkate almaksızın haber alma özgülüğüne ilişkin yükümlülüklerini de teyit ederek;

Temel değerler olan özel yaşama saygı ile halklar arasında serbest bilgi akışını birbiriyle uzlaştırma gerekliliğini kabul ederek;

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download

Bölüm I – Genel hükümler
Madde 1
Konu ve amaç

İşbu Sözleşmenin amacı, her bir Tarafın ülkesinde, uyruğu veya ikamet yeri ne olursa olsun her gerçek kişinin temel hak ve özgürlüklerini ve özellikle kendisiyle ilgili kişisel verilerin otomatik işleme tabi tutulması karşısında özel hayata saygı hakkını güvence altına almaktır (“verilerin korunması”).

Madde 2
Tanımlar

Bu Sözleşmenin amaçları bakımından:

a“Kişisel veriler”: Kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişi (“ilgili kişi”) hakkındaki tüm bilgileri ifade eder

b“Otomatik veri dosyası” otomatik işleme konu olan bilgilerin tümünü ifade eder;
c“Otomatik işlem”den, tamamen veya kısmen otomatik yöntemlerle gerçekleştirilen; verilerin kaydı, bu verilere mantıksal ve/ veya aritmetik işlemlerin uygulanması, verilerin değiştirilmesi, silinmesi, geri elde edilmesi veya dağıtılması anlaşılır.

d“Dosya yöneticisi”, otomatik veri dosyasının amacının ne olacağı, hangi kişisel veri kategorilerinin kaydedilmesi gerektiği ve bunlara hangi işlemlerin uygulanacağı hakkında karar verebilecek olan gerçek veya tüzel kişileri, kamu kurumunu, birimi veya ulusal kanunlara göre yetkili olan diğer kuruluşları ifade eder.

Madde 3
Kapsam

1.Taraflar, işbu Sözleşmeyi kamu sektöründe ve özel sektörde, otomatik kişisel veri dosyalarına ve kişisel verilerin otomatik işleme tabi tutulması konusunda uygulamayı taahhüt ederler.

2.Her devlet, imza sırasında veya onay, kabul/ uygun bulma veya taraf olma belgelerinin tevdi edilmesi sırasında veya daha soma herhangi bil zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir beyanla:

a. İşbu Sözleşmeyi listesi tevdi edilecek olan belli otomatik kişisel veri dosyası kategorilerine uygulamayacağını bildirebilir. Ancak, devlet bu listeye, kendi iç hukukunun otomatik verilerin korunmasına ilişkin hükümlerine tabi olan otomatik dosya kategorilerini dahil edemez. Bu nedenle, ilave otomatik kişisel veri dosyası kategorilerinin kendi iç hukukunun verilerin korunmasına ilişkin hükümlerine tabi kılınması halinde, yapacağı yeni bir beyanla söz konusu listeyi tadil eder;

b. İşbu Sözleşmeyi, topluluklar, demekler, vakıflar, şirketler, kurumlar ve tüzel kişiliğe sahip olsun veya olmasın, doğrudan veya dolaylı olarak gerçek kişilerin bir araya gelmesiyle oluşmuş her çeşit diğer kuruluş hakkında da uygulayacağını bildirebilir;

c. İşbu Sözleşmeyi, otomatik bilgi işleme konu olmayan kişisel veri dosyaları hakkında da uygulayacağını bildirebilir.

3. Yukarıdaki 2. fıkranın b veya c bendinde tanımlanan beyanlardan biriyle işbu Sözleşmenin uygulama alanını genişleten her devlet, söz konusu beyanda, genişletmenin ancak tevdi edeceği bir listede gösterilen bazı kişisel dosya kategorilerine uygulanacağını belirtebilir.

4. Yukarıdaki 2. fıkranın a bendinde öngörülen beyanla belli otomatik kişisel veri dosyası kategorilerini Sözleşmenin uygulama alanı dışında tutan Taraf, bunları uygulama alanı dışında tutmayan bir Taraftan işbu Sözleşmenin söz konusu kategoriler hakkında uygulanmasını isteyemez.

5. Keza, işbu maddenin 2. b ve 2. c bentlerinde öngörülen kapsam genişletmelerinden herhangi birini yapmayan Taraf, bu genişletmeleri yapan herhangi bir Tarafın bu hususlarda Sözleşmeyi uygulaması gerektiğini öne süremez.

6. İşbu maddenin yukarıdaki 2. fıkrasında öngörülen beyanlar, bunları yapmış olan Devlet bakımından, bu beyanların imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya taraf olma belgelerinin tevdi edilmesi sırasında yapılması halinde, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihte; eğer beyanlar daha sonra yapılmışsa bunların Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından alınmasından üç ay sonra hüküm ifade eder. Bu beyanlar Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirim ile kısmen veya tamamen geri alınabilir. Beyanların geri alınması, bildirimin alındığı tarihten üç ay sonra hüküm ifade eder.

Bölüm II – Verilerin korunmasına ilişkin temel ilkeler
Madde 4
Tarafların Görevleri
  1. Her Taraf, kendi iç hukukunda, işbu bölümde yer alan verilerin korunmasına ilişkin temel ilkelere işlerlik kazandırmak amacıyla gerekli önlemleri alır.
  2. Bu önlemlerin Tarafça, en geç, Sözleşmenin kendisi bakımından yürürlüğe girdiği tarihte alınması zorunludur.
Madde 5
Verilerin niteliği

Otomatik işleme konu olan kişisel veriler:

a.Adil biçimde ve yasal yoldan elde edilir ve işlenir;

b.Belli ve meşru amaçlar için kaydedilir ve bu amaçlara aykırı şekilde kullanılmaz;

c.Kaydedilme amaçlarına göre uygun ve yerinde olur ve aşırı olmaz;

d.Doğru bilgileri yansıtır ve gerektiğinde güncellenir;

e.Kaydedilme amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli olan süreyi aşmayacak şekilde ilgili kişilerin kimliklerini belirlemeye imkan veren bir biçimde saklanır.

Madde 6
Özel veri kategorileri

İç hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça, ırksal kökeni, siyasi düşünceleri, dini veya diğer inançları ortaya koyan kişisel veriler ile sağlık veya cinsel hayatla ilgili kişisel veriler, otomatik işleme tabi tutulmaz. Aynı şey ceza mahkumiyetiyle ilgili kişisel veriler için de geçerlidir.

Madde 7
Verilerin güvenliği

Otomatik dosyalara kaydedilen kişisel verileri korumak için, bunların kaza sonucu veya izinsiz olarak imhasına veya kaza sonucu kaybolmasına veya bunların izinsiz olarak elde edilmesine, değiştirilmesine veya dağıtılmasına karşı uygun güvenlik önlemleri alınır,

Madde 8
İlgili kişi hakkındaki ek güvenceler

Herkes:

a. Otomatik kişisel veri dosyasının mevcudiyetini, temel amaçlarını, dosya yöneticisinin kimliğini ve mutat ikamet yerini veya başlıca işyerini öğrenmek;

b. Makul aralıklarla ve aşırı gecikmeye veya masrafa maruz kalmadan kendisi ile ilgili kişisel verilerin otomatik dosyada bulunup bulunmadığının teyidini almak ve bu bilgilerin kendisine anlaşılır bir biçim altında iletilmesini sağlamak;

c. Gerekli olan durumlarda, bu verileri düzelttirmek veya bunların, işbu Sözleşmenin 5. ve 6. maddelerinde belirtilen temel ilkelere işlerlik sağlayan iç hukuk hükümlerinin ihlali suretiyle işlenmiş olması halinde, sözkonusu verileri sildirtmek;

d. İşbu maddenin b ve c fıkralarında öngörülen teyit talebinin veya duruma göre bildirim, düzeltme veya silme talebinin yerine getirilmemesi halinde bir başvuru yolundan yararlanmak hakkına sahiptir.
Madde 9
İstisnalar ve kısıtlamalar

1. İşbu maddede belirtilen sınırlar dışında, Sözleşmenin 5, 6 ve 8. maddeleri hükümlerine hiçbir istisna getirilemez.

2. Taraf devletin kanunlarında öngörülmüş olması ve demokratik bir toplumda aşağıdaki hususların sağlanması için gerekli bir önlem oluşturması halinde işbu Sözleşmenin 5, 6 ve 8. maddelerine istisna getirilebilir:

a. Devlet güvenliğinin korunması, kamu güvenliği, devletin mali menfaatleri veya suçların önlenmesi;

b. İlgili kişinin veya başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması.

3. İlgili kişilerin özel yaşamlarına tecavüz tehlikesi bulunmadığının açık olduğu durumlarda, 8. maddenin b, c ve d fıkralarında düzenlenen haklar istatistiki veya bilimsel amaçlar için kullanılan kişisel veri dosyaları bakımından kanunla kısıtlanabilir.

Madde 10 Yaptırımlar ve başvuru yolları

Her bir Taraf, işbu bölümde düzenlenen verilerin korunması hakkındaki temel ilkelere işlerlik sağlayan iç hukuk kurallarının ihlaliyle ilgili uygun yaptırımlar ve başvuru yolları getirmekle yükümlüdür.

Madde 11 Genişletilmiş koruma

İşbu bölümde yer alan hükümlerden hiçbiri, her devletin, ilgili kişilere işbu Sözleşmede öngörülenden daha fazla koruyucu önlem sağlaması imkanını sınırlayacak veya buna halel getirecek şekilde yorumlanamaz.

Bölüm III – Sınır ötesi veri akışları
Madde 12
Kişisel verilerin sınır ötesi akışı ve iç hukuk

1.Otomatik işleme konu olan veya otomatik işleme konu olmak üzere toplanmış olan kişisel verilerin her türlü yoldan ulusal sınırların ötesine transferinde aşağıdaki hükümler uygulanır.

2.Bir Taraf, münhasıran özel yaşamın korunması amacıyla kişisel verilerin diğer bir Tarafa sınır ötesi akışım yasaklayamaz veya özel müsaadeye tabi tutamaz.

3.Bununla birlikte her bir Taraf, 2. fıkradaki hükümlere aşağıdaki durumlarda istisnalar getirebilir:

a. Kendi mevzuatının, belli kişisel veri veya otomatik kişisel veri dosyası kategorileri için, bu verilerin veya dosyaların doğasından kaynaklanan özel düzenlemeler içermesi, diğer Tarafın düzenlemelerinin ise eşdeğer bir koruma içermemesi durumunda;

b. Bu transferin bir Tarafın ülkesinden, bir diğer Taraf üzerinden Taraf olmayan bir devletin ülkesine yapılması durumunda, bu bendin başında atıfta bulunulan Tarafın mevzuatının boşluklarından yararlanmak üzere yapılacak bu tür transferleri engellemek amacıyla.

Bölüm IV – Karşılıklı yardımlaşma
Madde 13 Taraflar arasında işbirliği

1.Taraflar, işbu Sözleşmeyi uygulamak üzere birbirlerine karşılıklı yardımda bulunmayı taahhüt ederler.

2.Bu amaçla:

a. Taraflardan her biri bir veya birden fazla makam tayin ederek, bunların isim ve adreslerini Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirir;

b. Birden fazla makam tayin eden her bir Taraf, yukarıdaki bentte atıfta bulunulan bildirimde, bu mercilerden her birinin yetkisini belirtir.

3. Taraflardan birinin tayin ettiği bir makam, diğer Tarafın tayin ettiği bir makamın talebi üzerine:

a. Verilerin korunması hakkındaki hukukuna ve idari uygulamalara ilişkin bilgileri verir.

b. İç hukukuna ve münhasıran özel yaşamın korunması amacına uygun olarak, otomatik işleme konu olan kişisel verilerin kendileri istisna olmak üzere, ülkesinde gerçekleştirilen otomatik işlemlerle ilgili somut bilgilerin sağlanması için gerekli tüm önlemleri alır.

Madde 14 Yabancı ülkelerde ikamet eden ilgili kişilere yardım

1. Taraflardan her biri, kendi iç hukukunda öngörülen, işbu Sözleşmenin 8. maddesinde belirtilen ilkelere işlerlik kazandıran hakların kullanılması için, yabancı ülkede ikamet eden tüm kişilere yardımda bulunur.

2.Eğer böyle bir kişi diğer bir Tarafın ülkesinde ikamet ediyorsa, talebini bu Tarafın tayin ettiği makama yapma imkanına da sahip olmalıdır.
3. Yardım talebi, gerekli tüm bilgileri, diğerleri yanında özellikle aşağıdakilerle ilgili bilgileri içerir:

a.Talepte bulunanın isim ve adresi ile bu kişiyi belirlemeye yarayan tüm hususlar,

b.Talebin konusu kişisel verilerin yer aldığı otomatik dosya veya yöneticisi,

c.Talebin amacı.

Madde 15
Tayin edilen makamlarca sağlanan yardıma ilişkin güvenceler

1. Bir Tarafın tayin ettiği makam, ne kendisine muhatap bir yardım talebini desteklemek amacıyla talebe eklenen bilgiyi, ne de kendi talep ettiği yardım üzerine diğer bir Tarafın tayin ettiği makamdan sağladığı bilgiyi, yardım talebinde belirtilen amaçlar dışında kullanabilir.

2. Taraflardan her biri, tayin edilen makamın personelinin veya bu makam adına hareket eden kişilerin, bu bilgilerin gizli tutulması veya paylaşılmaması hususunda yükümlülüklere tabi olmasını sağlayacaktır.

3. Tayin edilen makam hiçbir durumda, 14. maddenin 2. fıkrasına göre yabancı ülkede ika eden ilgili kişinin muvafakatini almadan, kendi inisiyatifiyle bu kişi adına yardım talebinde bulunmaya yetkili kılınmayacaktır.

Madde-16 Yardım taleplerinin reddi

İşbu Sözleşmenin 13 ve 14. maddeleri uyarınca kendisine yardım talebi intikal eden tayin edilmiş makam, aşağıdaki durumlar dışında yardım talebini reddedemez:

a. Yapılan talep, yanıt vermekle sorumlu makamın verilerin korunması konusundaki yetkisi dışında kalıyorsa;

b. Talep, işbu Sözleşme hükümlerine uygun değilse;

c. Talebin yerine getirilmesi, bunu yerine getirecek makamın bağlı olduğu devletin egemenliğine, güvenliğine veya kamu düzenine veya bu devletin yetkisi altındaki kişilerin haklarına ve temel özgürlüklerine aykırı ise.
Madde 17
Yardım giderleri ve yöntemleri

1. Tarafların 13. madde uyarınca birbirlerine yaptıkları karşılıklı yardım ile 14. madde uyarınca yabancı ülkede ikamet eden ilgili kişilere yaptıkları yardım, uzman ve tercüman ücretleri dışında, hiçbir masraf veya harcı gerektirmeyecektir. Bu masraf ve harçlar, yardım talebinde bulunan makamı tayin eden Tarafça karşılanacaktır.

2. İlgili kişi, bir başka Tarafın ülkesinde kendi hesabına yapılan işlemlerle ilgili olarak, bu Tarafın ülkesinde ikamet eden kişilerce yasal olarak ödenmesi gereken harç ve masraf dışında, hiçbir harç ve masraf ödemek zorunda olmayacaktır.
3. Yardımla ilgili diğer hususlar ve özellikle yardımın şekli ve usulü ile kullanılacak dile ilişkin konular, ilgili Taraflar arasında doğrudan kararlaştırılacaktır.

Bölüm V – Danışma Komitesi
Madde 18
Komitenin oluşumu

1 .İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden soma bir Danışma Komitesi kurulur.

2. Taraflardan her biri, bu komiteye bir asıl temsilci, bir de temsilci vekili tayin eder. Sözleşmeye taraf olmayan Avrupa Konseyi üyesi her devlet Danışma Komitesinde bir gözlemci tarafından temsil edilme hakkına sahiptir.
3. Danışma Komitesi, oybirliği ile alacağı bir kararla, Avrupa Konseyi üyesi olmayan ve Sözleşmeye taraf olmayan herhangi bir devleti, belli bir oturumunda bir gözlemci tarafından temsil edilmeye davet edebilir.

Madde 19
Komitenin işlevleri Danışma Komitesi:

a. Sözleşmenin uygulanmasını kolaylaştırmak veya iyileştirmek amacıyla önerilerde bulunabilir;

b. Aşağıdaki 21. Maddeye uygun olarak Sözleşmede değişiklik yapılmasını önerebilir;

c. Sözleşmede değişiklik yapılmasına ilişkin olarak 21. maddenin 3. fıkrası uyarınca kendisine sunulan tüm öneriler hakkında görüş bildirir;
d. Taraflardan b irinin talebi ü zerine, işbu Sözleşmenin uygulanması ile ilgili tüm sorular hakkında görüş bildirebilir.
Madde 20 Usul

1. Danışma Komitesi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından toplantıya çağırılır. Komite ilk toplantısını, işbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesini izleyen on iki ay içerisinde yapar. Komite, müteakip toplantılarını en az iki yılda bir yapar; ayrıca Tarafların temsilcilerinin üçte birinin talebi üzerine herhangi bir zamanda toplanır.

2. Danışma Komitesi toplantısı yeter sayısı, Taraf temsilcilerinin salt çoğunluğudur.

3. Danışma Komitesi, her toplantı sonunda, yaptığı çalışmalar ve Sözleşmenin işleyişi hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine bir rapor sunar.
4. İşbu Sözleşme hükümlerine tabi olmak üzere Danışma Komitesi iç tüzüğünü kendisi düzenler.

Bölüm VI – Değişiklikler
Madde 21
Değişiklikler

1.Taraflardan biri, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi veya Danışma Komitesi işbu Sözleşmede değişiklik yapılmasını önerebilir.

2.Her değişiklik önerisi, Avrupa konseyi Genel Sekreteri tarafından, Avrupa Konseyi üyesi Devletlere ve 23. madde hükümleri uyarınca Sözleşmeye katılan veya katılmaya çağrılan üye olmayan her devlete bildirilir.

3.Taraflardan biri veya Bakanlar Komitesi tarafından yapılan her değişiklik önerisi, Bakanlar Komitesine değişiklik hakkında görüş sunacak olan Danışma Komitesine bildirilir.
4. Bakanlar Komitesi, teklif edilen değişikliği ve Danışma Komitesi tarafından sunulabilecek her türlü görüşü dikkate alarak söz konusu değişikliği kabul edebilir.
5. Bakanlar Komitesi tarafından bu maddenin 4. fıkrasına göre kabul edilen her türlü değişiklik metni, kabul için Taraflara iletilir.6. İşbu Maddenin 4. fıkrası uyarınca kabul edilen herhangi bir değişiklik, tüm Tarafların bununu kabul ettiklerini Genel Sekretere bildirmelerini izleyen otuzuncu günde yürürlüğe girer.

Bölüm XI – Son hükümler
Madde 22
Yürürlüğe girme

1.İşbu Sözleşme Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzasına açıktır. Onay, kabul ya da uygun bulmaya tabidir.

Onay, kabul ya da uygun bulma belgeleri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine teslim edilir.
2. Bu Sözleşme, en az beş Avrupa Konseyi üye devletinin önceki fıkranın hükümlerine göre Sözleşmeyle bağlı olma yönündeki muvafakatlerini ifade ettikleri tarihten itibaren üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Daha sonra Sözleşme ile bağlı olmak istediğini beyan eden herhangi bir üye devlet bakımından Sözleşme; onay, kabul ya da uygun bulma belgesini teslim etme tarihinden itibaren üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 23
Üye olmayan devletlerin katılımı

1.İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi Statüsünün 20. maddesinin d. fıkrasında öngörülen çoğunlukla ve komiteye katılına hakkına sahip Taraf Devlet temsilcilerinin oybirliğiyle Avrupa Konseyine üye olmayan herhangi bir Devleti işbu Sözleşmeye katılmaya davet edebilir.

2. Katılan her Devlet için Sözleşme, katılına belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edildiği tarihten sonraki üç aylık dönemin bitimini izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Madde 24
Ülkesel hükümler

1. Herhangi bir Devlet, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya taraf olma belgelerini tevdi ederken, Sözleşmenin uygulanacağı ülkeyi veya ülkeleri belirtebilir.

2. Herhangi bir Devlet, daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirimle, işbu Sözleşmenin uygulama alanını, bildirimde belirtilen başka herhangi bir ülkeye teşmil edebilir. Sözleşme, sözkonusu ülke bakımından, söz konusu beyanın Genel Sekreter tarafından alınına tarihinden itibaren üç aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.

3. Önceki iki fıkra uyarınca yapılan herhangi bildirim, sözkonusu bildirimde belirtilen herhangi bir ülke bakımından Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirim ile geri çekilebilir. Sözkonusu geri çekme, söz konusu bildirimin Genel Sekreter tarafından alınma tarihinden itibaren altı aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü geçerlilik kazanır.

Madde 25
Çekinceler

İşbu Sözleşme hükümlerine hiçbir çekince konulamaz.

Madde 26
Fesih

1.Taraflardan herhangi biri, herhangi bir zamanda Avrupa Konseyi Genel Sekreterine muhatap bir bildirim yoluyla bu Sözleşmeyi feshedebilir.

2.Söz konusu fesih, söz konusu bildirimin Genel Sekreter tarafından alınma tarihinden itibaren altı aylık sürenin sona ermesini takip eden ayın ilk günü geçerlilik kazanır.

Madde 27
Bildirimler

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Konsey üyesi Devletlere ve bu Sözleşmeye katılan her Devlete aşağıdakileri bildirecektir:

a.her imzayı;

b.tevdi edilen her onay, kabul, uygun bulma veya taraf olma belgesini;

c.Madde 22, 23 ve 24 uyarınca her yürürlüğe giriş tarihini;

d.bu Sözleşme ile ilgili diğer her tür belge, bildirim ya da muhaberatı.

Keyfiyeti tevsiken, usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş Sözleşmeyi imzalamışlardır.

Strazburg’da 28 Ocak 1981 tarihinde İngilizce ve Fransızca dillerinde ve her iki metin eşit derecede geçerli olacak şekilde, Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak üzere tek nüsha olarak imzalanmıştır. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, her bir Avrupa Konseyi üye Devletine ve Sözleşmeye taraf olmaya davet edilen her Devlete onaylı nüshalarını gönderecektir.

Avukat Olivier Metzner

0

Fransız ceza avukatı Olivier Metzner 22 Kasım 1949’da dünyaya geldi.

Franz Kafka okuduktan sonra hukukla ilgilenmeye başladı. Caen Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1975 yılında Paris’e taşınarak serbest avukatlığa başladı.

Ceza hukuku alanında uzmandı ve bu davalarla tanındı. Yüksek profilli şahsiyetleri savunmasıyla ünlendi. Panamalı eski diktatör Manuel Noriega’nın avukatlığını üstlendi.

Ceza davalarında kendini özgü yöntemleri bulunuyordu, özellikle prosedürlerdeki kusurları tespit etme ve müvekkillerini teknik konularda özgür bırakma becerisiyle bilindi. 2010’da Fransa’nın Brittany Morbihan Körfezi’ndeki Boëdic Adası’nı 2,5 milyon Euro’ya satın aldı. 

GQ dergisi tarafından Fransa’nın en güçlü avukatı seçildi.

17 Mart 2013’te 63 yaşında öldü. Cesedi, evinin bulunduğu Boëdic adasının yakınlarında yüzüyordu ve bir intihar notu bırakmıştı.

Hiç evlenmedi ve çocuğu olmadı. 

Cadı Kazanı

0
Cadı Kazanı

1692 yılında ABD’nin Salem kentinde cadılıkla suçlanan bir grup insan, mahkeme kararıyla idam edilir. Cadı Kazanı, zulmün ve şiddetin doruğa çıktığı bu dönemi anlatır. Anlatılanlar, özgür düşünceye yaşama hakkı tanımayan birtakım bağnaz Hristiyan’ın, dini inançları kullanarak, toplumsal düzeni ve hukuku ele geçirmelerinin ibret dolu hikayesidir.

Cadı Kazanı

Cadı Kazanı’nın yazarı olan ve 1915-2005 yılları arasında yaşayan Arthur Miller, insanlık tarihinin gördüğü bu en korkunç ve unutulmaz olayı sahneye taşıyarak, 1950’lerin ABD’sinde, çok sayıda sanatçı ve entellektüelin yaşamlarını karartan McCarthy dönemine kalıcı ve çarpıcı bir eleştiri yöneltmek istemiş ve 1952’de Cadı Kazanı isimli bu oyunu yazmıştır.

Kitap ve kitaptan uyarlanan tiyatro oyunları Amerika Birleşik Devletlerinin Massachusetts eyaletinde bulunan Salem kasabasında cadılıkla suçlanan bir grup insanın mahkemelerde yargılanmasını ve idama mahkum edilmesini ele almaktadır. Baskıcı yönetimlere eleştiri getirilen eser, ABD’de insanların komünist olmakla itham edilerek yargılandığı McCarthy döneminde kaleme alınmıştır. Miller, cadılıkla suçlanan insanların onur ve haysiyetlerini korumak için ölümü göze almalarını irdelemiştir. Eser, 1950 McCarthy dönemini, Salem’de 1692 yılında cadı olmakla ve şeytanla işbirliği yapmakla suçlanan insanların idam edilmeleriyle anlatan Miller, Miller, Cadı Kazanı eseri ile şimşekleri üzerine çekmiş ve komünizmi desteklemekle suçlanmış, 1957 yılında yargılanmıştır. Miller’in toplumsal eleştirileri Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’nin dikkatini çekmiş, Cadı Kazanı’nda komitenin başkanı Joseph R. McCarthy’in eleştirilmesi üzerine, aynı komite tarafından pek çok sanatçıyla birlikte hapis cezasına mahkum edilmiştir.

Oyun, yazıldıktan kısa süre sonra 22 Ocak 1953 tarihinde sahnelenmiş, daha sonra yeni yapımlarla klasikle haline gelmiştir. Kitap, Amerika Birleşik Devletlerinde ve başkaca ülkelerde birçok okulda müfredatın içindedir ve öğrencilere temel eser olarak okutulmaktadır.

Eser, Sabahattin Eyüboğlu ve Vedat Günyol tarafından Türkçeye tercüme edilmiş, edebiyat ve sanatseverlerle buluşturulmuştur. Cadı Kazanı, Türkiye’de ilk kez İstanbul Devlet Tiyatrosunda 1958-1959 sezonunda Cüneyt Gökçer tarafından sahnelenmiştir. İstanbul Kültür Sarayı İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından yeniden sahnelenmiştir. Oyunun tiyatroda ilk gösteriminde binada yangın çıkmış, sahne yaklaşık 7 yıl kapalı kalmıştır.

Oyun 2017 yılında yeniden sanatseverlerle buluşturulmuştur. Yaklaşık 45 yıl önce Cüneyt Gökçer rejiisiyle sahnelenen Cadı Kazanı, Tiyatro Tatavla’nın kendi sahnesinde seyirciyle buluşmuştur.

Oyunun yönetmenliğini Eraslan Sağlam yapmış, Aysan Sümercan, Ersan Uysal, Erhan Tuna, İrem Erkaya, Ömer Akgüllü, Kaan Songün, Tuba Zehra Sağlam, Yasemin Yeşilgöz, Hürol Balakoğlu, Şebnem Usanmaz, Erhan Özkoç, Gülnara Golovina, Hande Elaman, Yeşim Gül ve Elif Öztürk oyunda rol almışlardır.

Cadı Kazanı, Robert Ward tarafından 1961 yılında operaya da uyarlanmış ve Pulitzer Ödüllerini kazanmıştır.

Miller’ın Cadı Kazanı, iki defa beyazperdeye aktarılmıştır. Bunlarından birincisi Jean-Paul Sartre‘ın senaryosunu yazdığı 1957 tarihli Les Sorcières de Salem filmidir. İkincisi ise Miller’ın kendisi tarafından uyarlanan ve kitabın yazılmasından kırk yıl sonra sinemaya uyarlanan versiyondur. film, Akademi Ödülleri adaylığı kazanmıştır.

“Yanıyor, alev alev yanıyor dünya! Şeytanın ayak seslerini duyuyorum, geliyor. İşte… Elli çeşit suratıyla görüyorum onu! Benim suratım onun suratı! Seninki Danforth, seninki de onun suratı! İnsanları cehaletten kurtaracak olanların gevşemesi yüzünden, benim gibilerin gevşemesi yüzünden, sizin gibilerin, yalana bile bile gerçek diyen sizin gibi kara vicdanlı insanlar yüzünden, Allah lanet ediyor soyumuza! Yanacağız, hep birlikte yanacağız Allahın ateşinde!” Arthur Miller / Cadı Kazanı

İstanbul Barosu 2013 Yılı Olağanüstü Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi

0

İstanbul Barosu 2013 Yılı Olağanüstü Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi, 17 Mart 2013 tarihinde düzenlenen toplantıda oybiriği ile kabul edilmiştir. Bildirgeyi, Baro Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu okumuştur.  Sonuç bildirgesi, oybirliği ile seçilen Av. Ayhan Erdoğan, Av. Uğur Yetimoğlu, Av. Ceren Akkaya’dan oluşan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. 

İstanbul Barosu Hakkında Açılan Dava 

İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Durakoğlu, Genel Sekreter Av. Hüseyin Özbek, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Ufuk Özkap, Yönetim Kurulu Üyeleri Av. Ayşe Füsun DikmenliAv. Aydeniz Alisbah TuskanAv. Turgay Demirci, Av. İsmail Altay, Av. Hasan Kılıç hakkında ceza soruşturması açılması üzerine olağanüstü genel kurul kararı alınmıştır. Dava, Silivri 2. Asliye Ceza mahkemesinin 2013/148 E. Sayılı dosyasıile17 Mayıs 2013’te başlamıştır. Davanın açılması ile birlikte birçok hukuk kurumu bildirgeler yayınlayarak İstanbul Barosu’na destek açıklaması yapmıştır. Başkan ve Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında Ceza Kanunu 277. Maddesi uyarınca yargılama görevini yapanı etkilemeye teşebbüs suçu isnat edilmiş ancak 24 Şubat 2014 tarihli duruşmada beraat kararı verilmiştir. 

2013 Yılı Olağanüstü Genel Kurulu 

İstanbul Barosu 2013 yılı genel kuruluna, baronun önceki bakanları Av. Turgut KAZAN, Av. Prof. Dr. Yücel SAYMAN, Av. Kazım KOLCUOĞLU ve Av. Muammer AYDIN katılmış, ayrıca baro seçim gruplarının liderleri yönetime destek açıklamışlardır. Divan Başkanlığını Prof. Dr. Köksal Bayraktar, Başkan Yardımcılığını Av. Kemal Aytaç, divan üyeliklerini ise Av. Emine Mustafaoğlu ile Av. Türkan Yılmaz yapmıştır.

Toplantıya, Avrupa Barolar Konseyi (CCBE) 3. Başkan Yardımcısı Mr. Michel Benichou, Uluslararası Avukatlar Birliği {UIA) Başkanı Mr. Jean-Marie Burguburu, Alman Barolar Birliği (BRAK) Başkan Yardımcısı Dr. Michael Krenzler, Alman Barolar Birliği (BRAK) Hukuk Müşaviri Ms. Krishna Wiese, Avrupa Savunma Avukatları Barosu (ECBA) Yönetim Kurulu Üyesi Mr. Scott Crosby, Avrupa Savunma Avukatları Barosu (ECBA) Üyesi Sn. Banu Kurtulan, Berlin Barosu Başkan Yardımcısı Mr. Bernd Hausler, Hırvatistan Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Mr. Marın Mrklic, Selanik Barosu Başkanı Mr. Nikolaos Valergakıs, Kıbrıs Barolar Birliği Konseyi Mali Sekreteri Av. Salih Irkad, Lefkoşa Barosu Başkanı Av. Gökhan Asafoğulları, Lefkoşa Milletvekili Av. Savaş Atakan, Kıbrıslı Avukatlar adına Av. Şahap Tokatlı, Bulgaristan Baroları Temsilcisi ve Alman Avukatlar Birliği (DAV) temsilcileri ile İngiltere Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Jale Özer SUSİL katılmıştır.

Genel Kurulda, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Vedat Ahsen COŞAR, Başkan Yardımcısı Av. Berra BESLER Genel Sekreter Av. Cengiz TUĞRAL, TBB Yönetim Kurulu Üyeleri, Adana Barosu Başkanı Av. Mengücek Gazi ÇITIRIK, Aksaray Barosu Başkanı Av. Levent BOZKURT, Amasya Barosu Başkanı Av. Ahmet Melik DERİNDERE, Ankara Barosu Başkanı Av. Metin FEYZİOGLU, Antalya Barosu Başkanı Av. Alper Tunga BACANLI, Aydın Barosu Başkanı Av. Sümer GERMEN, Balıkesir Barosu Başkanı Av. Yasar MEYVACI, Bolu Barosu Başkanı Av. Ferit ATALAY, Burdur Barosu Başkanı Av. Yusuf ÇİFTÇİ, Bursa Barosu Başkanı Av. Ekrem DEMİRÖZ, Çanakkale Barosu Başkanı Av. Bülent ŞARLAN, Çankırı Barosu Başkanı Av. Erkan KOROGLU, Çorum Barosu Başkanı Av. İbrahim ÖZYILMAZ, Denizli Barosu Başkanı Av. Müjdat İLHAN, Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Tahir ELÇİ, Düzce Barosu Başkanı Av. Ali DİLBER, Edirne Barosu Başkanı Av. Özgür YILDIRIM, Erzincan Barosu Başkanı Av. Can TEKİN, Erzurum Barosu Başkanı Av. Faruk TERZİOĞLU, Eskişehir Barosu Başkanı Av. Rıza ÖZTEKİN, Gaziantep Barosu Başkanı Av. Ali ELİBOL, Giresun Barosu Başkanı Av. Gültekin UZUNALİOĞLU, Isparta Barosu Başkanı Av. Gökmen Hakkı GÖKMENOĞLU, Karabük Barosu Başkanı Av. Rıdvan ERDOĞAN, Kocaeli Barosu Başkanı Av. Mehmet Tamer SOLAKOĞLU, Manisa Barosu Başkanı Av. Zeynel BALKIZ, Mersin Barosu Başkanı Av. Alpay ANTMEN, Muğla Barosu Av. Mustafa İlker GÜRKAN, Sakarya Barosu Başkanı Av. Recep HACIEYÜPOĞLU, Uşak Barosu Başkanı Av. Baki KANTAR hazır bulunmuştur.

Ayrıca, İstanbul Milletvekili Sezgin TANRIKULU, Denizli Milletvekili İlhan CİHANER, İstanbul Milletvekili Mahmut TANAL, Denizli Milletvekili Emre DOĞAN, Türk Hukuk Kurumu Başkanı Sabih KANADOĞLU, ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Aysel ÇELİKEL, Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Tansel ÇÖLAŞAN, DİSK Genel Başkan Yardımcısı Metin EBETÜRK, DİSK Genel Başkan Yardımcısı Ali Rıza KÜÇÜKOSMANOĞLU, Eğitim-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Veli DEMİR, Mimarlar Odası Başkanı Eyüp MUHÇU, Çağdaş Hukukçular Derneği temsilcileri, Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi Bşk. Selma DURAK, Engelliler Konfederasyonu Başkanı Av. Turhan İÇLİ, Sanatçılar Girişimi adına Orhan KURTULDU, Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkan Yrd.’sı Av. Turan HANÇERLİ, Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası Bşk. Yahya ARIKAN, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Taner GÖREN, Genel Sekreteri Dr. Ali ÇERKEZOĞLU, Türk Hukukçu Kadınlar Derneği Başkanı Alev TOKER, Kadın Araştırmaları Derneği 2. Bşk. Meriç VELİDEDEOĞLU, Genç Avukatlar Birliğinden Semra YILDIZ, Kartal Hukukçular Derneği ve Gaziosmanpaşa Hukukçular Derneği temsilcileri de toplantıya iştirak ederek baroya destek olmuşlardır.

İstanbul Barosu 2013 Yılı Olağanüstü Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi
Başkan Ve Yönetim Kurulu Görevinin Başındadır. İrademize Sahip Çıkıyoruz

İSTANBUL BAROSU’nun 17 Mart 2013 tarihli Olağanüstü Genel Kurulu, Türk Hukuk Tarihinin “OLAĞANÜSTÜ” nitelemesiyle anılacak çok özel bir zaman diliminde yapılmaktadır.

Bugün; meslektaşlarımızın mahkemelerdeki görevlerini ifa etmeleri engelleniyor. Avukatlar, hukuksuzluğun hüküm sürdüğü duruşma salonlarına cübbelerini asıp çıkmazlarsa, müvekkillerine zarar verdikleri kanısındalar… Mesleğimizin itibarsızlaştırılmasına yönelik bir stratejinin sinsi taktikleri uygulanıyor.

38 meslektaşımız, mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklu…

Ve nihayet, Genel Kurulumuzun henüz 5 ay önce belirlenen iradesi hiçe sayılmaya çalışılıyor.

Avukatlar olarak, bugün gelinen nokta itibariyle, soluduğumuz zaman diliminin adalete olan ihtiyacını haykırmayı görev sayıyoruz.

BİZ AVUKATIZ !

Eşitlik ve özgürlük gibi değerlerden türeyen insan hakları kavramının “ahlaki talep” olduğunu içselleştirmiş bir mesleğin mensupları olarak, bu taleplerden asla vazgeçemeyiz. Bizce, siyasal iktidarın demokratik meşruiyeti, hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının gerekçesindeki güç değildir. Hak ve özgürlükler, çoğunluk ideolojilerinin tartışmalı değerlerine feda edilemez. Siz ister özel yetkiler atfedin mahkemelerinize, isterseniz yönetimlerinizin sıkı mahkemelerinde yargılamalar yapın; biz yasalarla kurulmuş olsa bile bu kararların toplum vicdanında “haklı” olmadığını biliriz. Biliriz ve söyleriz:

BİZ AVUKATIZ!

Mesleğimize ilişkin biriktirdiğimiz bütün duyarlılıklarımız, kaynağında savunma hakkını ve halkın hak arama özgürlüğünü barındırır. Teslim olursak, adaleti teslim ettiğimizi biliriz biz… Tarih boyunca ilmeğe doğru uzanan her boyun bizimki olsa da teslim olmayız.

Romalıların kölelerinden bile esirgemedikleri savunma hakkının kutsallığına yüklediğimiz anlam, toplumsal adaleti temsil ederken verdiğimiz savaşımın kaynağındaki öyküyü oluşturur.

Irk, din, dil, renk ayrımı bizim meşguliyet alanımız değildir. Hak ihlalleriyle karşılaşanların kimlik ve düşüncesine bakmaksızın yanında yer alırız biz…

Adalete ulaşmaktaki en temel aygıtın savunma olduğu gerçeği, bütün birikimlerimizin beslendiği temel kaynaktır. Biz, savunmanın ihmal edildiği, görmezden gelindiği, şekli unsura dönüştüğü bir yargılamayı “adiI” sayamayız.

Biz adaletin -ayrımsız biçimde- herkes için gerekli olduğuna inanırız. Savunmamızın, “hiçbir kısıtlamaya tâbi olmaksızın” yapılabilmesine dair duyarlılıklarımız, sadece tecellisine çalıştığımız adalet içindir.

BİZ AVUKATIZ !

İktidar erkinde ifadesini bulan güç, giderek olağanüstü gelişen bir cesamete erişirse, başka deyişle kendisini yargı denetiminin dışında tutarsa, sadece kuvvetler ayrılığının işlevini yitirmekle kalmayacağını, büsbütün adaletin yitip gideceğini biliriz biz…

Yargı denetiminden kurtulup, sınırsız bir erk alanı açarken beslenen canavarın, onu besleyenlere yöneldiğini tarih boyunca çok yaşadık biz…

EVET, BİZ AVUKATIZ…

Bir gün herkese gerekiriz biz…

Yargıyı kuşatıp, esir alsanız da bizi teslim alamazsınız. Darbelerden, darbelerin sıkıyönetim mahkemelerinden, DGM’lerden, ÖYM’lerden aldığımız derslerin birikiminde oluşan gücümüzle hiç biat etmedik biz… 12 Martın 12 Eylülün işkencelerinde hiç bükülmedi bu levha…

Yargıyı siyaset stratejilerinin taktik alanları olarak kullananların, tarihte aldıkları yeri hep biz tayin ettik…

Toplumsal adaletin temsilcileri olarak taşıdığımız terazi, haklılığımıza olan inancımızı hiç hafife almadı. Biz bütün adalet mücadelelerinin onurlu savaşçıları olduk…

ŞİMDİ DE ÖYLE OLACAK…

Yargıyı siyaset eliyle susturup, savunmayı polis eliyle kriminalize ederek kamuoyu desteği sağladığınızı düşünseniz bile susmayacağız biz… Tutuklu tüm meslektaşlarımıza inanarak, onların sadece savunma hakkı uğruna mahpus yattıklarını söylemeye devam edeceğiz. Kimlerin avukatlığını yaptıklarına ilişkin bir sorgulamayı da, susma hakkının kullanılmasına dair bir tavsiyenin sorgu konusu yapılmasını da şiddetle reddediyoruz.

Biz ayrıcalık istemiyoruz.

Altında imzanız olan taahhütlere uymanız gerektiğini söylüyoruz.

B.M. Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipleri içeren Havana Kurallarının ifadesi ile;

“Hiç bir baskı, engelleme, taciz veya yolsuz bir müdahaleyle karşılaşmadan her türlü mesleki faaliyeti yerine getirmeleri güvence altına alınmış olan avukatların kabul görmüş mesleki ahlak kurallarına, görevlerine, standartlarına uygun faaliyette bulundukları için kovuşturma veya idari, ekonomik veya başka tür yaptırımla sıkıntı çekmemeleri veya tehditle karşılaşmamaları/ Hükümetlerin sahip bulundukları erk eliyle sağlanır.”

Demokrasi İddiasının hak edilmesindeki temel koşul konumunda bulunan hak arama özgürlüğü için verdiğiniz sözlere uymanızı istiyoruz. Biz bu sözlerin takipçisi olacağız ve bu uğurda mücadeleye devam edeceğiz.

Örgütlü gücümüzü, Baromuzu da size teslim etmeyeceğiz.

Özgür biçimde 5 ay önce belirlediğimiz irademize sahip çıkıyoruz. 5 ay önce burada belirlediğimiz iradeyi yalnızca biz değiştirebiliriz.

Baro yönetimi görevinin başındadır ve seçimle geldiği yerden seçimle gidecektir.

Hiçbir kişi ve kurum bu konuda söz söyleme veya bu durumu değiştirme hakkına sahip değildir.

Avukatların demokratik iradelerine tasallut edenler, çok ağır bir yanıt ve ders alırlar. Özgür irademiz dışındaki her gelişmeyi, örgütümüze dönük bir darbe olarak niteleyeceğimiz bilinmelidir.

Savunmaya yönelik bu saldırıların giderek Baromuza kadar vardırılmış olması, onun da susturulmasını amaçlıyorsa, bu amaca asla ulaşılamayacağı bilinmelidir. Meslek örgütümüzün seçimlerindeki farklılıklarımız, mesleğimize yönelen saldırılar karşısında “yekvücut” bir davranış biçimine dönüşür. Barolara
saldırılarak avukatların susturulması, halkın hak arama özgürlüğünün yok edilmesi anlamına gelecektir. Buna asla izin vermeyeceğiz.

Baromuzu ve onun yöneticilerini yargılamaya yönelik komplolara da boyun eğmeyeceğiz. Meslektaşının haklarını korumakla görevli olan yöneticilerin bu görevlerini yerine getirdikleri için yargılanmalarını, savunmaya yönelik saldırılardan alınan bir pay olarak niteliyoruz. 17 Mayıs 2013 tarihinde Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmada, kamuoyunun da tanık olacağı güç, bükülmeyi reddeden bir özgün haykırış olacaktır.

O gün yargılanacak olan baro yöneticileri değil, yargının bizzat kendisidir.

TÜM YURTTAŞLARA SÖZ VERİYORUZ Kİ;
AVUKATLAR, HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELE VERMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYECEKTİR.

ASLA EGEMENLERE TESLİM OLMAYACAĞIZ. MEŞRU MÜDAFAA HAKKIMIZI SONUNA KADAR KULLANACAĞIZ.

BU ÜLKEDE AVUKATLAR VAR…

Avukat Kazım Arslan

0

Avukat, iş adamı ve siyasetçi Kazım Arslan 17 Mart 1954’te doğdu. (Ölümü: 7 Haziran 2019) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. 1984-1989 yılları arasında SODEP İl Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçildi. 1989’da SHP Denizli İl Sekreterliği’ne, 1991’de SHP İl Başkanlığı’na seçildi. 1979-1999 arasında 20 yıl boyunca serbest avukat olarak çalıştı. 6 yıl Denizli Tekstil ve Giyim Sanayicileri Derneği (DETGİS) Başkanlığı’nı üstlendi. 6 yıl Ulusal Sanayici ve İş Adamları Derneği Denizli Şube Başkanlığı yaptı. 10 ayrı sivil toplum örgütünde de yöneticilik yaptı. 25., 26. ve 27. dönem Denizli Milletvekili olarak görev yaptı. 7 Haziran 2019’da beyin kanaması nedeniyle Antalya’da yaşamını yitirdi.

Mukaddime

0
Mukaddime, tarih, sosyoloji ve siyaset düşüncesi arasında köprü kuran klasik bir başvuru eseridir. Eser, toplumların ve devletlerin yükseliş–çöküş aşamalarını açıklamak için kavramsal araçlar geliştirmektedir. 

Mukaddime (The Muqaddimah), 14. yüzyıl filozofu, sosyolojinin asıl kurucusu veya sosyolojinin babası olarak kabul edilen İbn Haldun’un (1332–1406) tarih anlayışını temellendirdiği, toplumların ve devletlerin işleyişini açıklamaya çalıştığı en önemli eseridir. Eser yazarın kapsamlı tarih kitabı olan Kitâbü’l-İber’in giriş bölümü olarak kaleme alınmış; ancak içerdiği yöntem, kavramlar ve özgün yaklaşım nedeniyle zamanla müstakil bir klasik olarak değerlendirilmiştir. Mukaddime, toplum, siyaset, ekonomi, kültür ve eğitim gibi alanları bir arada ele alan sistemli bir düşünce metnidir.

Eserin telifinin ilk şekli 1377 (H. 779) yılında tamamlanmış, İbn Haldun daha sonra metin üzerinde tashih ve eklemeler yapmıştır.

Mukaddime, tarih, sosyoloji ve siyaset düşüncesi arasında köprü kuran klasik bir başvuru eseridir. Eser, toplumların ve devletlerin yükseliş–çöküş aşamalarını açıklamak için kavramsal araçlar geliştirmektedir. Çürümüşlüğü, ahlâkî bir çöküşten çok, toplumsal ve siyasal çözülme olarak açıklamaktadır.

Mukaddime yüzyıllarca çok sayıda el yazması nüsha halinde istinsah edildi ve bilim dünyası tarafından takip edildi. İstanbul, Kahire ve Avrupa kütüphanelerinde orijinal metinler muhafaza edildi. 19. yüzyılda başta Paris ve Kahire olmak üzere birçok ülkede matbu olarak seri baskısı yapıldı. Mukaddime’nin tamamına yakın kısmının ilk Türkçe tercümesi Pîrîzâde Mehmed Sâhib Efendi tarafından 1730–31 yıllarında yapılarak I. Mahmud’a takdim edildi.

İbn Haldun, tarihî olayların hikaye gibi anlatılmasını yeterli görmemiş; olayların arka planındaki nedenleri ve toplumsal dinamikleri araştırarak bilimsel bir disiplin geliştirmiştir. BU çerçevede Mukaddime, tarihin nasıl incelenmesi gerektiği sorusuna cevap arayan bir yöntem kitabı niteliği taşımaktadır. Yazar, rivayetlerin sorgulanmadan aktarılmasına karşı çıkmakta; abartı, propaganda ve tarafgirlik gibi etkenlerin tarihî bilgiyi çarpıtabileceğini vurgulayarak eleştirel bir bakış önermektedir. Dil, eğitim, bilimlerin sınıflandırılması, dinî ve hukukî kurumların toplumsal etkileri gibi konular da Mukaddime’nin kapsamını genişleten başlıklardır. Bu çok yönlü yaklaşım, eserin hem İslam düşünce tarihinde hem de modern sosyal bilim tartışmalarında öncü bir metin olarak anılmasına yol açmıştır.

17 Mart – Hukuk Takvimi

0
17 Mart – Hukuk Takvimi

1406

Tunus’lu düşünür, sosyolog, tarihçi ve ünlü Mukaddime isimli eserin sahibi İbn-i Haldun, Kahire’de yaşamını yitirdi. (Doğumu: 27 Mayıs 1332, Tunus)

1861

İtalya, ulusal birliğini kurdu.

1888

Fransız hukukçu ve eski başbakan Paul Ramadier doğdu. (Ölümü: 14 Ekim 1961) Toulouse Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden mezun oldu ve mesleğe Paris’te avukat olarak başladı. 1911 yılında Roma Hukuku alanında doktora yaptı. 1946-1947 yılları arasında ise Adalet Bakanlığı görevini üstlendi. 1947 yılında Dördüncü Cumhuriyet’in ilk hükümetini kurdu ve 22 Ocak–19 Kasım 1947 tarihlerinde başbakan olarak görev yaptı. 1948–1961 yıllarında Uluslararası Çalışma Örgütünde Fransız hükümetinin temsilcisi olarak görev aldı.

1893

Avukat ve Fransa eski Başbakanı Jules Ferry yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 5 Nisan 1832) Paris Hukuk Fakültesi’de eğitim gördü. 1879-1883 yılları arasında birçok kez Maarif ve Güzel Sanatlar Bakanı olarak görev yaptı. Zorunlu ve parasız eğitimi geri getiren yasaları yazdı. 1880’den 1885’e kadar Bakanlar Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. Özellikle Çinhindi yarımadasında Fransız sömürgeciliğinin yayılmasına güçlü bir bağlılık gösterdi. Tonkin meselesi nedeniyle hükümet başkanlığından ayrılmak zorunda kaldı. 1887 cumhurbaşkanı seçildi.  1893 yılında Fransız senatosu başkanı oldu. 

1911

Siyasetçi, avukat ve gazeteci Hıfzı Oğuz Bekata dünyaya geldi. (17 Mart 1911 – 2 Eylül 1995) ) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1942’de İktisat Bakanlığı iş müfettişi ve Sanayi genel müdür yardımcısı olarak çalıştı. İki dönem Ankara milletvekili ve 27 Mayıs ihtilali sonrası Kurucu Meclis üyesi olarak parlamentoda görev yaptı. 1961 ve 1975’te Ankara senatörü, 1962’de Devlet bakanı, 1963’te İçişleri bakanı oldu. Millî Savunma bakan vekilliği ve hükümet sözcülüğü yaptı. 

Hıfzı Oğuz Bekata

1920

Bangladeş’in ilk Başbakanı ve Devlet Başkanı, Banga Bandhu Şeyh Mucibur Rahman yaşamını yitirdi. (Doğumu: 15 Ağustos 1975) Kalküta ve Dakka Üniversitelerinde Hukuk ve Siyasal Bilimler öğrenimi gördü. Genç yaşta İngilizlere karşı sürdürülen bağımsızlık hareketine katılması nedeniyle hapis yattı. 1972’de Başbakan oldu, baskıcı bir yönetim kurarak 1975 başlarında Devlet Başkanlığı görevini de üstlendi. 15 Ağustos 1975’teki bir askerî darbeyle devrildi ve ailesiyle birlikte öldürüldü.

1926

Demir Sanayinin Tesisine Dair Kanun TBMM’de kabul edildi.

1927

İtalya’da müzmin bekarların ağır vergi ödemeleri için kanun çıkarıldı.

1944

Varlık Vergisi’nin tasfiyesine ilişkin yasa yürürlüğe girdi.(Varlık vergisi bakayasının terkinine dair kanun)

1948

Belçika, Fransa, Hollanda, Birleşik Krallık ve Lüksemburg arasında, 50 yıl süreli Brüksel Antlaşması imzalandı ve Batı Avrupa Birliği kuruldu.

1954

Avukat, iş adamı ve siyasetçi Kazım Arslan doğdu. (Ölümü: 7 Haziran 2019)

1965

Türk-İsrail Ticaret Antlaşması imzalandı.

1970

My Lai Katliamında ABD Ordusu, olayı örtbas etmeye çalıştıkları için 14 subay hakkında soruşturma başlattı. My Lai Vietnam’ın Quang Ngai Bölgesi’ndeki My Lai (Mei Lay) köyünde 16 Mart 1968’de Amerikan askerleri tarafından gerçekleştirilen katliamdır.

1976

  • Amerikan Northrop uçak şirketi, uçak alım satımlarıyla ilgili Türkiye’de yetkililere rüşvet dağıttığı iddialarını doğruladı.

  • Ankara Cezaevi’nde yatan aktör Yılmaz Güney, cezaevi disiplinini bozduğu gerekçesiyle Kayseri Cezaevine gönderildi.

1978

Suçluların İadesi Hakkında Avrupa Sözleşmesi’ne Ek İkinci Protokol (Second Additional Protocol to the European Convention on Extradition), Fransızca ve İngilizce dillerinde her iki metinde aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde Strasbourg’da 17 Mart 1978 tarihinde düzenlendi. 

1981

Onur Yayınları yönetmeni İlhan Erdost’un, Mamak Askeri Cezaevi’nde 7 Kasım 1980 tarihinde öldürülmesi ile ilgili dava Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görülmeye başladı. Sanık erler, “disiplini sağlamak ve göz korkutmak amacıyla Erdost’un bacaklarına vurduklarını, bunun her zaman yapılan rutin uygulama olduğunu” ileri sürdüler.

1985

Ünlü Cadı Kazanı isimli eserin yazarı Arthur Miller ile Harold Pinter hapiste bulunan Uluslararası Pen üyesi yazarları ziyaret etmek amacıyla Türkiye’ye geldi.

1988

Başbakan Özal, yasadışı fişlemelerin 17 Mart’tan itibaren kaldırıldığını ve güvenlik soruşturması kapsamının da daraltıldığını açıkladı.

1992

Sınai Kazaların Sınır Ötesi Etkileri konulu Sözleşme ile Sınır Ötesi suların ve Uluslar arası Göllerin Kullanımı konulu Sözleşme 17 mart 1992’de Helsinki’de imzaya açıldı. 

1995

Fransa’da yayımlanan Le Monde gazetesi, Fransız şirketlerinin silah sattıkları ülkelerde rüşvet dağıttığını yazdı. Fransa’dan en çok silah alan ülkeler arasında Türkiye de bulunuyordu.

1997

Guyana’nın ilk kadın Cumhurbaşkanı olan Janet Jagan göreve başladı. Jagan, 17 Mart 1997–19 Aralık 1997 arasında başbakanlık ve 19 Aralık 1997 – 11 Ağustos 1999 arasında Cumhurbaşkanlığı yaptı.

2005

Ankara 2. İş Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın iptal kararına karşı verdiği direnme kararının gerekçesini açıklandı: “Anadilde öğrenim ulusal bütünlüğü bölmez, pekiştirir. Mahkemeler kuşku üzerine hüküm oluşturamaz.

2006

Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, yargılanan eski Sırp lider Slobodan Miloseviç’in tam otopsi raporunu açıkladı. Zehirlenme olmadığı ve ölüm nedeninin kalp krizi olduğu bildirildi.

2011

Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamı ile ilgili olarak 20 kişi gözaltına alındı.

2013

2016

2017

HSYK, “FETÖ/PDY” soruşturmaları kapsamında, 202 hakim ve savcıyı meslekten ihraç etti.

   

2020

Kuzey İrlandalı barış gönüllüsü Betty Williams yaşamını yitirdi. (Doğumu: 22 Mayıs 1943) Mairead Corrigan ile birlikte kurucularından olduğu; Kuzey İrlanda’daki sorunların barışçıl bir şekilde çözümünü teşvik amacıyla kurulan bir örgüt olan Barış İnsanları Topluluğunda yaptığı çalışmalardan dolayı 1976 yılında Nobel Barış Ödülü kazandı. Küresel Çocuk Vakfı ve Dünya Çocuklara Merhamet Merkezi’nin başkanlığını yaptı.

2022

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden hukukçular İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde Adalet Nöbeti tuttu. Avukat Mustafa Kemal Güngör, Savaşa Hayır başlıklı bildiriyi okudu. 

2025

İstanbul’da yasa dışı bahis operasyonunda Pozitifbank, Payfix ve Flash Haber Tv’nin de aralarında olduğu 23 şirkete el konuldu. 51 şüpheli gözaltına alındı. Örgüt lideri olarak suçlanan Erkan Kork’un da aralarında bulunduğu 31 şüpheliden 21’i tutuklanırken 10 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

 
17 Mart – Hukuk Takvimi

Türkiye – İran Dostluk Antlaşması – 1932

0
 
Türkiye – İran Dostluk Antlaşması 5 Kasım 1932 tarihinde, Ankara’da imzalanmıştır. Antlaşmanın amacı, iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşlik bağlarını güçlendirmektir.

Antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti ile İran Devleti arasında akdolunan dostluk muahedenamesinin tasdikine dair kanun onaylanmıştır. Kanun, 28 Aralık 1933’te kabul edilerek Resmî Gazete’nin 8 Ocak 1934 tarihli sayısında yayınlanmıştır. 

  • Antlaşma, 22 Nisan 1926 tarihinde imzalanan güvenlik ve dostluk antlaşmasını teyit etti. 
  • Antlaşma, iki ülke arasındaki dostluğun sürekli ve samimi bir şekilde devam edeceğini vurguladı.
  • Her iki ülke diplomatik ilişkilerin uluslararası teamüllere göre devamını teyit etti.
  • İki ülke; ticaret, gümrük ve seyahat konularında karşılıklı anlaşmalar yapılmasını kararlaştırdı.

 

Türkiye ile İran Arasında Dostluk Muahedenamesi  

Bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti,
Diğer taraftan İran Devleti,

Aralarında teyemmünen mevcut olan öz dostluk ve kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmek ve iki memleketin umumî münasebetlerine taallûk eden 22 nisan 1926 tarihli emniyet ve dostluk muahedenamesindeki maddelerin hükümlerini yeni bir dostluk muahedenamesine tekrar koymak arzusunu besledikleri cihetle bu maksatla murahhasları olmak üzere,

Türkiye Reisicumhuru Hazretleri: Hariciye vekili ve İzmir mebusu Doktor Tevi’ik Rüştü Beyefendiyi,
Alâ Hazreti Hümayun İran Şahmşahi: Hariciye veziri Cenabı Eşref Akay Mirza Mohammad Ali Han Forugi’yi

Tayin etmişlerdir.


Bu murahhaslar usulüne uygun görülen salâhiyetnamelerini teati ettikten sonra aşağıdaki hükümleri kararlaştırmışlardır:

Madde  1

Türkiye Cumhuriyeti ile İran Devleti ve iki taraf tebaaları arasında bozulması kabil olmıyan sulh ve samimî ve ebedî dostluk cari olacaktır.

Madde  2

Yüksek Akit taraftarlar, her birinin diplomasi ve konsolosluk mümessillerinin öbürünün topraklarında karşılıklı olmak şartile hukuku düvel kaideleri ve teamülü dairesinde muamele görmekte devam edeceklerini ve bu muamelenin her halde ve gene karşılıklı olmak şartile en çok müsaade gören millet diplomasi ve konsolosluk mümessillerine bahşolunan muameleden daha az müsaadeli olmayacağını kabul ederler.

Madde 3

Yüksek Âkit taraflar memleketleri arasında konsolosluk, ticaret, gümrük ve gemilerinin seyrine müteallik münasebetlerini ve her birinin tebaasının diğeri arazisinde ikametlerile tevakkufları şartlarını hukuku düvel kaidelerine ve teamülüne ve tamamile karşılıklı olmak esasına uygun mukavelenameler tanzim etmek hususunda mutabık kalmışlardır.

Madde  4

İşbu muahedename tasdik edilecek ve tasdiknameler mümkün olduğu kadar az bir zaman içinde Tahranda teati olunacaktır. Muahede tasdiknamelerin teatisile meriyete girecektir.

İki taraf murahhasları yukarıdaki maddeler hükümlerini kabul ederek bu muahedenameyi imzalamış ve mühürlemişlerdir.

Ankarada bin dokuz yüz otuz iki senesi sonuncu teşrinin beşinci günü iki nüsha olarak tanzim edilmiştir.

Cumhuriyet Reisliğine yazılan tezkerenin tarih ve numarası : 30 – XII -1933 ve 1/806

 

Moskova Antlaşması (Türkiye – Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması)

0

Moskova Antlaşması (Türkiye – Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması), 16 Mart 1921 tarihinde Ankara Hükumeti ile Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmeti arasında, Moskova’da imzalanmıştır.

Türkiye adına sözleşmeye Yusuf Kemal Tengirşenk, Doktor Rıza Nur Bey ve Ali Fuat Paşa imza koymuşlardır. Antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti döneminde yapılan ilk uluslararası antlaşmalar arasındadır.

TÜRKİYE – SOVYET RUSYA DOSTLUK VE KARDEŞLİK ANDLAŞMASI
Moskova, 16 Mart 1921

Ulusların kardeşliği ilkesini ve kavimlerin kendi geleceklerini özgürce saptamak hakkını tanımakta birleşmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmeti, genişleme ve istila siyasetine karşı olan savaşımlarındaki dayanışmalarını ve iki ulustan birinin karşılaşacağı zorlukların ötekinin durumunu da ağırlaştıracağını bilerek, aralarında her zaman dostluk ilişkilerinin ve her iki ulusunu karşılıklı çıkarlarına dayanan sürekli dostluk bağlarının yerleşmiş olmasını görmek özlemiyle bir Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması yapmaya karar vermişler ve bu amaçla aşağıda yazılı yetkili temsilcilerini seçmişlerdir.

Dmitry Medvedev, Recep Tayyip Erdoğan’a Georgiy Çiçerin ile TBMM temsilcisi Yusuf Kemal Tengirşenk’in Rusya ve Türkiye arasındaki Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması metinlerini paylaşıldığı bir fotoğrafı takdim etmişti

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti Ekonomi Bakanı ve bu Mecliste Kastamonu Milletvekili Yusuf Kemal Bey,

Bu Hükûmetin Milli Eğitim Bakanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde Sinop Milletvekili Doktor Rıza Nur Bey ve

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti Büyükelçisi ve bu Meclis’te Ankara Milletvekili Ali Fuat Paşa.

Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmeti:

Dışişleri Halk Komiseri ve tüm Rusya Merkez Yönetim Komitesi üyesi Jorj Çiçerin ve

Tüm Rusya Merkez Yönetim Komitesi üyelerinden Celal Korkmazof.

Yukarıda adı geçen yetkili temsilciler, yönetimine uygun bulunan yetki belgelerini verdikten sonra, aşağıdaki maddeleri kararlaştırmışlardır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Madde 1

 Bağıtlı Taraflar, herhangi birine zorla kabul ettirilmek istenilen bir barış antlaşması ya da başka bir uluslararası bağıtı tanımamayı ilke olarak benimserler. Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmeti, bugün Büyük Millet Meclisince temsil edilmekte olan Türkiye ulusal Hükûmeti tarafından tanınmamış Türkiye’ye ilişkin hiç bir uluslararası bağıtı tanımamayı kabul eder. İşbu Antlaşmada yazılı ‘Türkiye’ terimi ile 28 Ocak 1920 günü İstanbul’da toplanan Meclis-î Milli’nin kapsadığı topraklar anlaşılmaktadır.

Türkiye’nin kuzey-doğu sınırı, Karadeniz kıyısında bulunan Sarp köyünden başlayarak, Hedis Meta dağı –Savşat dağında suların bölündüğü çizgi– Kani dağı ve oradan, sürekli olarak, Ardahan ve Kars Sancaklarının yönetim sınırlarının kuzeyini izleyerek Aşağı Kara Su’yun döküldüğü yere varan çizgi ile belirlenmiştir. (Sınırın ayrıntıları ve buna ilişkin işler için 1 (A) ve 1 (B) Eklerine bağlı, Taraflarca imzalanan haritaya bakılması).

Madde 2

Türkiye, işbu Antlaşmanın birinci maddesinde gösterilen sınırın kuzeyinde Batum Livasına ilişkin topraklar ile Batum kenti limanı üzerindeki egemenlik hakkını, şu koşullarla, Gürcistan’a bırakmaya razı olur:
Birinci: İşbu Maddede belirtilen yerler halkının, her topluluğunun kültürel ve dinsel haklarını sağlayacak ve bu halkın yukarıda sözü geçen yerlerde isteklerine uygun bir tarım toprakları rejmi kurma olanağına sahip olacak biçimde geniş bir yönetimsel özerkliğe kavuşması:
İkincisi: Batum limanı üzerinden Türkiye’ye giden ya da oradan gelen ticaret malları ve tüm nesnelerin gümrük vergisine bağlı tutulmayarak ve hiç bir engelle karşılaşmayarak, her türlü vergi ve ücretten bağışık biçimde, serbest transit hakkı ile birlikte, Türkiye’nin özel harcamalardan ayrık olarak, Batum limanından yararlanmasının sağlaması.

Madde 3

Bağıtlı Taraflar, Antlaşmanın 1 (C) Ekinde belirlenen sınır içindeki Nahcivan kesiminin, koruyuculuk hakkını üçüncü bir devlete hiç bir zaman bırakmamak koşulu ile, Azerbaycan koruyuculuğunda özerk bir bölge oluşturulması konusunda anlaşmışlardır.

Nahcivan topraklarının Aras talveg çizgisinin doğusu ile Tağna Dağı (3829) – Veli Dağ (4121) – Bağırsık (6587) – Kömürlü Dağ (6930) çizgisi arasından sıkışmış üçgen kesiminde, bu toprakların Kömürlü dağ (6930)’dan başlayıp Saray Bulak (8071) – Ararat İstasyonundan geçerek Kara Su’nun Aras ile birleştiği yerde sona eren sınır çizgisi, Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan yetkili temsilcilerinden oluşacak bir Komisyon eliyle belirlenecektir.

Madde 4

Bağıtlı Taraflar, Doğu uluslarının ulusal kurtuluş hareketleri ile Rusya işçilerinin yeni bir sosyal düzen için savaşımı arasındaki yakınlığı gözlemleyerek, bu ulusların özgürlük ve bağımsızlık haklarını ve diledikleri hükûmet rejimi ile yönetilmek haklarını açıkça belirtirler.

Madde 5

Boğazların tüm ulusların ticaretine açılması ve geçiş özgürlüğünün sağlanması için, Bağıtlı Taraflar, Karadeniz ve Boğazların bağlı olacağı rejimin kesin biçimde hazırlanması işinin, kıyı devletlerinin temsilcilerinden oluşmak üzere, daha sonra yapılacak bir Konferansta alınacak kararların Türkiye’nin salt egemenliğine ve Türkiye ile onun başkenti olan İstanbul’un güvenliğine hiç bir zarar getirmemesi gerekir.

Madde 6

Bağıtlı Taraflar iki ulus arasında şimdiye dek yapılan tüm antlaşmaların kendilerinin karşılıklı çıkarlarına uygun olmadığını kabul ederler. Böylece, bu antlaşmaların geçersizliği ve ortadan kaldırılmış olduğu konusunda görüş birliğine sahiptirler. Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmeti, Türkiye ile Çarlık Hükümeti arasında yapılmış uluslararası antlaşmalara dayanan parasal vb. yükümlülüklerden kendisine karşı Türkiye’nin arınmış olduğunu özellikle açıklar.

Madde 7

Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmeti, Kapitülasyonlar yönetiminin her ülkenin ulusal gelişmesinin özgürce sürmesi ve egemenlik haklarını bütünüyle kullanmasıyla bağdaşmadığını kabul ederek, Türkiye’de bu yöntemle herhangi bir biçimde ilişkili her türlü yetkilerin ve haklarını kullanılmasını geçersiz ve kaldırılmış sayar.

Madde 8

Bağıtlı Taraflar, toprakları üzerinde karşı Taraf ülkesinin ya da ona bağlı topraklarından birinin Hükûmeti rolünü üstlenmek savında bulunan öğrgüt ve grupların kurulmasını ya da yerleşmesini ve öteki ülkeye karşı savaşın amacında olan grupların yerleşmesini hiç bir zaman kabul etmemeyi yükümlenirler. Türkiye ve Rusya, Kafkasya Sovyet Cumhuriyetleri için de karşılıklı olmak koşulu ile özdeş yükümlülük üstlenirler.

Şurası ayrıca belirtilir ki, işbu Maddede sözügeçen Türkiye toprakları doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin sivil ve askersel yönetimi latında bulunan topraklarıdır.

Madde 9

Bağıtlı Taraflar, iki ülke arasındaki bağlantıların kesilmeden sürdürülmesi amacıyla, demiryolu, telgraf vb. Gibi ulaşım ve iletişimi koruma ve geliştirmeyi ve iki ülke arasında, zorluklarla karşılaşmaksızın, kişi ve malların özgürce geçişini sağlamak için gerekli önlemlerin, ivedilikle aralarında anlaşarak alınmasını yükümlenirler. Bununla birlikte, yolcuların ve ticaret eşyasının girip çıkışında ülkelerden her birinde yürürlükte bulunan yasalar bütünüyle uygulanacaktır.

Madde 10

Bağıtlı Taraflardan birinin öteki Taraf topraklarında oturan uyrukları, yerleşmiş oldukları ülke yasalarından doğan hak ve görevlere uygun biçimde işlem görmekle birlikte, ulusal savunmaya ilişkin yasalardan bağışık tutulup onlara uymaları istenilmeyecektir.

Aile ve veraset hakları ile ehliyete ilişkin işlerde de Tarafların uyrukları işbu Madde hükümlerinin dışında kalacaklardır. Bu konular bir özel anlaşma yapılarak çözümlenecektir.

Madde 11

Bağıtlı taraflar, her iki ülkeden birinin öteki ülke topraklarında oturan uyrukları için En Çok Gözetilen Ulus işlemi uygulanmasına izin verirler. İşbu Madde hükümleri Türkiye’nin müttefiki bulunan Müslüman Devletlerinin uyrukları ile Rusya’nın müttefikleri olan Sovyet Cumhuriyetleri uyruklarına ilişkin haklarda uygulanmaz.

Madde 12

1918 yılından önce Rusya’ya bağlı iken, üzerinde Türkiye’nin egemenlik hakkı olduğu Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmetince işbu Antlaşma ile kabul olunan topraklar halkından her isteyen Türkiye’yi özgürce terk edebilecek ve eşyasını, mallarını ve paralarını birlikte götürebilecektir. İşbu Antlaşma ile Türkiye tarafından egemenlik hakkı Gürcistan’a terkedilen Batum arazisi halkından her kimse de özdeş hakka sahiptir.

Madde 13

Rusya, tüm savaş tutsakları ile sivil tutuklulardan Kafkasya ve Avrupa Rusya’sında bulunanları, işbu Antlaşmanın imzası gününden başlayarak üç ay içinde; Asya Rusya’sında bulunanları altı ay içinde, harcamaları Rusya tarafından ödenmek üzere, Türkiye’de bulunan Rus savaş tutsakları ile sivil tutukluları için de Türkiye özdeş işlem uygulayacaktır. Bu geri yollamaların ayrıntıları işbu Antlaşmanın imzasından sonra yapılacak özel bir Sözleşme ile belirlenecektir.

Madde 14

Bağıtlı Taraflar en kısa bir süre içinde bir Konsolosluk Sözleşmesi ile, bu Antlaşmanın Giriş kesiminde belirtilen iki ülke arasındaki ilişkileri ve bağları güçlendirmek amacıyla, ekonomik, parasal ve öteki gerekli işleri düzenleyici Anlaşmalar yapmayı kabul ederler.

Madde 15

İşbu Türk – Rus Antlaşmasında güney Kafkasya Cumhuriyetlerine ilişkin hükümlere Türkiye ile bu Cumhuriyetler arasında yapılacak Andlaşmalarda uyulmasını zorunlu kılmak için, Rusya söz konusu güney Kafkas Cumhuriyetleri katından gerekli girişimlerde bulunmağı yükümlenir.

Madde 16

İşbu Antlaşma onay işlemi görecektir. Onay belgeleri en kısa bir süre içinde Kars’ta verilecektir.

İşbu Antlaşma, 13. Maddesi ayrı tutulmak üzere, onay belgelerinin verişim gününden başlayarak yürürlüğe girecektir.

Bu hükümlere olan inançla, yukarıda adı geçen yetkili Temsilciler işbu Andlaşmayı imza etmişler ve mühürlemişlerdir.

İşbu Antlaşma iki örnek olarak, Moskova’da 1337 (1921) yılı martının on altıncı günü düzenlenmiştir.

Yusuf Kemal
Georges Tchitcherine
Dr. Rıza Nur
Djelal Korkmassoff
Ali Fuad
EK 1 (A)

Türkiye’nin kuzey – doğu sınırı aşağıdaki biçimde saptanmıştır (Rus genelkurmayının 1/210.000 ölçeğindeki – bir pus beş vestlik haritasına göre):

Karadeniz kıyısında Sarp (Sarpe) Köyü – Karaşalvar Dağı (Chalvar Cara) (5014) – ve maradidi (Maradidi) Köyünün kuzeyinde Çoruh’u keser – Sapar (Sabaor) Köyü kuzeyi – Hedis – Meta Dağı (Khedis – Meta) (7052) – Kavakibe Dağı (Kva – kibe) – Kavtareti Köyü (Kavatereti) – Medzyebna (Mdzybna) Dağı sularının bölündüğü çizgi – Keson Dağı (Crat-Kessonu) (6468) – Kordo Dağı (Korda) (7910) sularının bölündüğü çizgiyi izleyerek Harabet Şavaşateşki (Karabet Chavchatesky) Dağı doruğunun batı kesminden eski Artvin Kazasının eski yönetim sınırına ulaşır. Şavşateski Dağı sularının bölündüğü çizgiden geçerek Sarı Çay (Kara İsali) (8478) Dağına varır – Kıyoraliski Boynu (Kioralisky), buradan Kannı (Kanny) Dağında eski Ardıhan Kazasının eski yönetim sınırına gelir – oradan kuzeye yönelerek Elil Grmani (Aiil Grmany) (8357) Dağına ulaşır – Aynı Ardıhan sınırını izleyerek Badela (Badela) Köyünün kuzey – doğusunda Pskov (Pskhov) Çayına ulaşır – ve Çancak (Tchnatchak) Köyünün kuzeyine dek bu ırmağı güneye doğru izler – orada bu ırmağı bırakıp suların bölündüğü çizgiyi izleyerek Erilyan Başı (Airrilian Bachi) Dağına (8512) ulaşır – Kel Tepe (Kelletapa) (8463) ve Harman Tepe (9709) Dağlarından geçerek Kasris Seri (Kasris Seri) (9681) Dağına gelir – oradan Kura (Koura) ırmağına dek Kartanekev (Kartanakav) Köyünün doğusuna dek Kura ırmağının talveg çizgisini izler ve orada Karaoğlu (7159) Dağı sularının bölündüğü çizgiyi geçerek bu ırmağı bırakır – sonra Kazapin (Kazapine) Gölünü ikiye ayırarak (7580) noktasına ve oradan Gök Dağı (9252) ulaşır – Üç Tepeler (9783) – Tayfa Kale (Tayfa Kala) (9716-9065) noktası – orada eski Ardıhan Sancağı sınırını bırakır ve Büyük Akbaba (Bal – Akbaba) (9973) Dağına geçer – (8829) – (8827) – (7062) – İbiş Köyünün doğusuna geçerek (7518) yüksekliğine ve sonra da Kızıltaş’a ulaşır – (7439) – (7490) – Nuvi Kızıltaş (Novi Kizil Dach) Köyü – Kara Memet’in batısından geçerek Çamuşbu (Djamouchou) Çayına ulaşır (Burası Dilavar, B. Kamlg ve Tıhnız Köylerinin batısındadır). Vartanlı (Vartanli) ve Beşşuragel (Bach Chouragel) Köylerinden geçerek ve yukarıda anılan ırmağı izleyerek Kaleli (Kalalı)’nin kuzeyinde Arpa Çay Irmağına ulaşır. Oradan, sürekli olarak Arpa Çayı talveg çizgisini izleyip Aras’a gelir. Aras talveg çizgisini Karasu’nun döküldüğü yere dek izler.

Not: Şurası kesindir ki, sınır yukarıda belirtilen yüksekliklerde suların bölündüğü çizgi üzerinden geçer.

Yusuf Kemal
Georges Tchitcherine
Dr. Rıza Nur
Djelal Korkmassoff
Ali Fuad
EK: 1 (B)

I (A) Ekine gösterildiği üzere, sınır çizgisinin Arpa Çay ve Aras’ın talveg çizgisinde kaldığı açıkça belirlendiğine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti tahkim edilmiş yerlerin hizasını bugünkü Gümrü (Alexandropol) – Erivan demiryolundan Arpa Çay Bölgesinde sekiz verstlik ve Aras bölgesinde dört verstlik bir mesafeye çekmeyi üstlenir. Sözkonusu bölgeleri sınırlayan çizgiler aşağıda Arpa Çayı bölgesi için birinci fırkanın (A) ve (B) bendlerinde ve Aras bölgesi için ikinci fıkrada gösterilmiştir:

I. Arpaçay Bölgesi:

(A)Vartani’nin güney – doğusunda – Uzun Kilisenin doğusunda Boziyar (Boziyar) Dağı (5906) – (5082) – (5047) – Karmırvang’ın (Karmırvank) doğusunda – Üç Tepe (5478) – Araz Oğlu’nun doğusunda – Ani (Ani)’nin doğusunda – İne Köy (Enikei)’ün batısında Arpa Çay’a ulaşır.

(B)(5019) yüksekliğinin doğusunda Arpa Çay’ı yeniden bırakır – doğruca (5581)’e gider. Kızıl Kula’nın dört buçuk verst doğusunda Bocalı (Bodcali)’nin doğusunda iki verst – daha sonra, Duygur Çayı (Digor Tchai) – Düz Geçit Köyüne dek bu ırmağı izleyerek doğruca Karabağ kalıntılarının kuzeyine giderek Arpa Çayına ulaşır.

II. Aras Bölgesi:

Karabağı Alican ve Süleyman Köy (Diza) arasındaki düz çizgi. Bir yandan Gümrü Erivan demiryolu, öte yandan demiryolundan dört ve sekiz verstlik mesafelerde belirlenen çizgilerle (bu mesafe çizgileri sözkonusu bölgenin dışında kalır) sınırlandırılan bölgelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti hiç bir istihkâm yapmamayı ve düzenli asker bulundurmamayı üstlenir. Ancak sözkonusu bölgede düzen, güvenlik ve yönetimi sağlamak üzere, asker bulundurmak hakkını saklı tutar.

Yusuf Kemal
Georges Tchitcherine
Dr. Rıza Nur
Djelal Korkmassoff
Ali Fuad
EK: 1 (C)

Nahcivan Toprakları:

Ararat İstasyonu – Saray Bulak Dağı (8071) – Kömürlü Dağ (Kemourlu) (8839) – (8930) – (3080) – Sayat Dağ (Sayat) (7868) – Kurt Kulak (Kourtkoulak) Köyü – Gamasur Dağı (Gamessour) (8060) – (8022) – Gökdağ (Kuki) (8282) ve eski Nahcivan Kazasının yönetim sınırı doğusu.

Yusuf Kemal
Georges Tchitcherine
Dr. Rıza Nur
Djelal Korkmassoff
Ali Fuad

Çevre İçin Küresel Antlaşma

0

Çevre İçin Küresel Antlaşma  20 Haziran 2015 tarihinde Paris’te imzalanmıştır.

Sözleşme yasal olarak bağlayıcı olan geniş ilkele manzumesini benimsemektedir.

Çevre İçin Küresel Antlaşma

Başlangıç 1
Bu Antlaşma’nın Tarafları;
Çevreye yönelik tehditlerdeki artışı ve çevrenin daha iyi korunmasını sağlamak adına küresel düzeyde azimli ve uyumlu bir şekilde davranma ihtiyacı olduğunu kabul ederek,
16 Haziran 1972 tarihinde Stockholm’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı Deklarasyonu’nu, 28 Ekim 1982 tarihinde kabul edilen Dünya Doğa Şartı’nı ve 14 Haziran 1992 tarihinde Rio’da kabul edilen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı Deklarasyonu’nu
yeniden teyit ederek,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 25 Eylül 2015 tarihinde kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne olan bağlılıklarını hatırlatarak,
Özellikle iklim değişikliği ile mücadelenin aciliyetini göz önünde bulundurarak ve 9 Mayıs 1992 tarihinde New York’ta kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde ve 12 Aralık 2015 tarihli Paris Anlaşması’nda belirlenmiş hedefleri hatırlatarak,
1 Metnin orijinal ismi “Global Pact for the Environment” olup, bu çeviride “pakt” kelimesi ile aynı anlamda olmak ve onu karşılamak üzere “antlaşma” kelimesi tercih edilmiştir. Türk Dil Kurumu’na göre de pakt, antlaşma anlamına gelmekte olup, söz konusu kullanım hukuki bakımdan da uygundur.

Gezegenin acil eylem gerektiren eşi görülmemiş bir biyo-çeşitlilik kaybı ile karşı karşıya olduğunu gözlemleyerek,

Doğal kaynakları kullanırken, ekosistemlerin dirençli olmalarını ve temel hizmetleri sağlamalarını temin etme, böylece Dünya üzerindeki yaşamın çeşitliliğini koruma ve insan sağlığına ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunma ihtiyacını teyit ederek,
Dünya üzerindeki canlı topluluklarının yaşamlarına yönelik tehditlerin küresel mahiyetinin, tüm Devletlerin, içinde bulundukları farklı ulusal şartlar ışığında, ortak ancak farklılaştırılmış sorumluluklarına ve kendi yeterliliklerine uygun olarak, mümkün olduğunca yakın şekilde işbirliğinde bulunmalarını ve uluslararası, etkili ve uygun bir harekete katılmalarını gerektirdiğini kabul ederek,
Dünya ekosisteminin dengesine ve bütünlüğüne saygı gösterirken, gelecek kuşağın kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetine zarar vermeksizin, her kuşağın kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesine imkân veren bir sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmeye kararlı olarak,
Kadınların sürdürülebilir kalkınmayla ilgili konulardaki önemli rolünü ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve kadınların güçlendirilmesinin teşvik edilmesi ihtiyacını vurgulayarak,
Kendi yetkileri altındaki yerli halkların, yerel toplulukların, göçmenlerin, çocukların, engellilerin ve hassas durumda bulunan kişilerin insan haklarına, sağlık hakkına, hak ve bilgilerine saygı gösterilmesi, bunların desteklenmesi ve gözetilmesi ihtiyacının bilincinde olarak,
Sivil toplum, ekonomik aktörler, şehirler, bölgeler ve diğer ulusaltı otoriteler dâhil Devlet dışı aktörlerin çevrenin korunmasındaki önemli rolünü memnuniyetle karşılayarak,
Sürdürülebilir kalkınma için bilim ve eğitimin temel önemini vurgulayarak,
Kuşak içi ve kuşaklar arası adaletin rehberliğinde hareket etmeye dikkate ederek,
Çevrenin korunması ve muhafazası için, herkese ilham kaynağı olacak ve rehberlik edecek ortak bir tavrın ve ortak ilkelerin benimsenmesi ihtiyacını teyit ederek,
Aşağıda belirtilen hususlarda anlaşmaya varmışlardır:
Madde 1 – Ekolojik olarak sağlıklı bir çevre hakkı

Her insan, sağlığı, esenliği, onuru, kültürü ve memnuniyeti için elverişli ekolojik olarak sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Madde 2 – Çevreye özen gösterme yükümlülüğü

Her Devlet veya uluslararası kurum, gerçek veya tüzel, kamu veya özel her kişi çevreye özen göstermekle yükümlüdür. Bu amaçla, Dünya ekosisteminin muhafaza edilmesine, korunmasına ve bütünlüğünün yeniden sağlanmasına herkes kendi düzeyinde katkıda bulunur.

Madde 3 – Bütünleştirme ve sürdürülebilir kalkınma

Taraflar, özellikle iklim değişikliği ile mücadeleyi, okyanusların korunmasını ve biyo-çeşitliliğin sürdürülmesini teşvik etmek için, çevrenin korunmasının gerektirdiklerini kendi politikalarının ve ulusal ve uluslararası faaliyetlerinin planlanması ve uygulanması ile bütünleştirirler.

Taraflar sürdürülebilir kalkınmayı izlemeye çabalarlar. Bu amaçla, hem sürdürülebilir hem de çevreye saygılı kamu destek politikalarının, üretim ve tüketim kalıplarının teşvik edilmesini sağlarlar.

Madde 4 – Kuşaklar arası adalet

Kuşaklar arası adalet, çevre üzerinde etkisi olabilecek kararlara rehberlik edecektir.
Şimdiki kuşaklar, kararlarının ve eylemlerinin, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetlerine zarar vermemesini temin edeceklerdir.

Madde 5 – Önleme

Çevresel zararı önlemek için gerekli tedbirler alınacaktır.

Taraflar, kendi yetkileri veya kontrolleri altındaki faaliyetlerin diğer Tarafların çevrelerine veya kendi ulusal yetki sınırlarının ötesindeki alanlara zarar vermemesini garanti etmekle yükümlüdürler.

Taraflar çevreye önemli ölçüde olumsuz bir etkisi olması muhtemel bir projeye, bir faaliyete, plana ya da bir programa yetki verilmesinden ya da bunlara girişilmesine karar verilmesinden önce bir çevresel etki değerlendirmesinin yapılmasını sağlamak için gerekli önlemleri alacaklardır.

Özellikle, Devletler, özen yükümlülükleri dolayısıyla, yetki verdikleri veya giriştikleri yukarıda belirtilen projenin, faaliyetin, planın veya programın etkisini izleyeceklerdir

Madde 6 – İhtiyat

Ciddi veya geri dönülemez bir zarar riskinin bulunduğu hallerde, bilimsel kesinliğin yokluğu, çevresel bozulmayı önlemeye yönelik etkili ve orantılı önlemlerin alınmasını ertelemek için bir sebep olarak kullanılmayacaktır.

Madde 7 – Çevresel Zararlar

Çevresel zararların uygun bir şekilde giderilmesi için gerekli tedbirler alınacaktır.

Taraflar, diğer Devletlere, o Devletlerin çevresi üzerinde ani zararlı etkiler yaratması muhtemel doğal afetleri veya diğer acil durumları derhal bildireceklerdir. Taraflar ilgili Devletlere yardım etmek için derhal işbirliği yapacaklardır.

Madde 8 – Kirleten Öder

Taraflar, çevre kirliliğinin ve diğer çevresel kötüleşme ve bozulmaların önlenmesinin, azaltılmasının ve iyileştirilmesinin maliyetinin, mümkün olan en fazla ölçüde, buna sebebiyet veren tarafından karşılanmasını sağlayacaklardır.

Madde 9 – Bilgiye erişim

Her insan, herhangi bir menfaat belirtmesi istenmeksizin, resmi makamların elinde bulunan çevreyle ilgili bilgilere erişme hakkına sahiptir.

Resmi makamlar, ulusal mevzuatları çerçevesinde, çevreyle ilgili uygun bilgileri toplayacaklar ve halkın erişimine sunacaklardır.

Madde 10 – Halkın katılımı

Her insan, uygun bir aşamada ve seçenekler halen mevcutken, resmi makamların çevre üzerinde önemli bir etkisi olabilecek kararlarının, önlemlerinin, planlarının, programlarının, faaliyetlerinin, politikalarının ve normatif belgelerinin hazırlanmasına katılma hakkına sahiptir.

Madde 11 – Çevresel adalete erişim

Taraflar, mevcut Antlaşmanın hükümlerini dikkate alarak, resmi makamların veya özel kişilerin çevre hukukuna aykırı eylemlerine veya ihmallerine itiraz etmek için tazminat ve dava yolu dâhil olmak üzere, idari ve adli yargıya etkili şekilde ve düşük bir maliyetle erişme hakkını temin edeceklerdir.

Madde 12 – Eğitim ve yetiştirme

Taraflar, herkese çevreyi korumak ve iyileştirmek için sorumlu davranma ilhamı vermek için, mümkün olan en geniş ölçüde, yetişkinlere olduğu kadar genç kuşaklara da çevre eğitiminin verilmesini sağlayacaklardır.

Taraflar, çevresel konularda ifade ve bilgi edinme özgürlüğünün korunmasını temin edeceklerdir. Taraflar, ekosistemler ve çevrenin korunması ve muhafaza edilmesi konularında eğitici nitelikli bilgilerin medya aracılığıyla yayılmasını desteklerler.

Madde 13 – Araştırma ve yenilik

Taraflar, ellerinden geldiğince, ekosistemler ve insan faaliyetlerinin etkileri hakkındaki bilimsel bilginin geliştirilmesini teşvik edeceklerdir.

Taraflar, bilimsel ve teknolojik bilgi alışverişi ve yenilikçi teknolojiler dâhil çevreye saygılı teknolojilerin gelişimini, benimsenmesini, yaygınlaştırılmasını ve transferini arttırma suretiyle işbirliği yapacaklardır.

Madde 14 – Devlet dışı aktörlerin ve ulusaltı kurumların rolü

Taraflar, çevrenin korunmasındaki önemli rolleri dikkate alınarak, bu Antlaşmanın Devlet dışı aktörler ve sivil toplum, ekonomik aktörler, şehirler ve bölgeler dâhil ulusaltı kurumlar tarafından uygulanmasını özendirmek için gerekli tedbirleri alacaklardır.

Madde 15 – Çevresel normların etkinliği

Taraflar, etkili çevre kanunlarını kabul etmekle ve bunların etkin ve adil bir şekilde uygulanmasını ve yürürlüğe konulmasını sağlamakla yükümlüdürler.

Madde 16 – Direnç

Taraflar, çevresel kötüleşme ve bozulmalara karşı koymak ve düzeltmek ve uyum sağlamak amacıyla ekosistemlerin ve insan topluluklarının çeşitliliğini ve kapasitesini muhafaza etmek ve iyileştirmek için gerekli önlemleri alacaklardır.

Madde 17 – Gerilememe

Taraflar ve onların ulusaltı kurumları yürürlükteki hukukla teminat altına alınan çevresel korumanın küresel düzeyini azaltıcı etkiyi haiz faaliyetlere izin vermekten veya bu çeşit normları kabul etmekten kaçınırlar.

Madde 18 – İşbirliği

Dünyanın ekosisteminin ve canlı topluluklarının bütünlüğünü muhafaza etmek, korumak ve eski durumuna döndürmek için, Taraflar, işbu Antlaşmanın hükümlerinin uygulanmasında iyi niyetle ve küresel ortaklık ruhuyla işbirliği yapacaklardır.

Madde 19 – Silahlı çatışmalar

Devletler, uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleri uyarınca, silahlı çatışmalar karşısında çevreyi korumak için mümkün olan tüm önlemleri alacaklardır.

Madde 20 – Ulusal durumların çeşitliliği

En az gelişmiş ve çevresel açıdan en hassas ülkeler başta olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerin özel durumlarına ve ihtiyaçlarına özel önem verilecektir.

Farklı ulusal şartların ışığında, Tarafların ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklarına ve kendi yeterliliklerine, uygun hallerde dikkat edilecektir.

Madde 21 – Antlaşmanın uygulanmasının izlenmesi

İşbu Antlaşma hükümlerinin uygulanmasını kolaylaştırmak ve Antlaşma hükümlerine uyumu teşvik etmek amacıyla bir uyum mekanizması bu vesile ile oluşturulmuş bulunmaktadır.

Bu mekanizma, bir bağımsız uzmanlar Komitesinden oluşur ve kolaylaştırmaya odaklanır. Mekanizma, şeffaf, düşmanca ve cezalandırıcı olmayan bir şekilde işler. Komite Tarafların kendi ulusal şartlarına ve yeterliliklerine özel önem verecektir.

İşbu Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten bir yıl sonra, Depoziter, Komitenin görevlerini yerine getirme usul ve esaslarını belirlemek üzere Tarafları toplantıya çağıracaktır.

Komitenin göreve başlamasından iki yıl sonra ve Tarafların toplantısında belirlenecek, dört yılı aşmayan bir sıklıkta, Tarafların her biri Antlaşmanın hükümlerinin uygulanmasında kaydettiği ilerlemeyle ilgili olarak Komiteye rapor verecektir

Madde 22 – Sekreterya

İşbu Antlaşmanın Sekretaryası Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği [veya Birleşmiş Milletler Çevre Programı İcra Direktörlüğü] tarafından sağlanacaktır. Genel Sekreter [veya Birleşmiş Milletler Çevre Programı İcra Direktörü] Tarafları gerektiği kadar toplantıya çağırır.

Madde 23 – İmza, onaylama, kabul, uygun bulma, katılım

İşbu Antlaşma, Devletlerin ve uluslararası kuruluşların imzasına açıktır ve onların onaylamasına, kabulüne veya uygun bulmasına tabidir. Antlaşma; New York’ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde XXX ila XXX tarihleri arasında imzaya açıktır ve imza süresinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren katılıma açılacaktır. Antlaşmanın onaylanmasına, kabulüne, uygun bulunmasına ve Antlaşmaya katılıma ilişkin belgeler Depoziter tarafından saklanır.

Madde 24   Yürürlüğe girme

İşbu Antlaşma, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne Antlaşmanın onaylama, uygun bulma, kabul veya katılım belgesinin tevdi tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

Onaylama veya katılım belgesinin XX’e tevdi edilmesinden sonra Antlaşmayı onaylayan, uygun bulan, kabul eden veya Antlaşmaya katılan her bir Devlet ve uluslararası kuruluş için, Antlaşma söz konusu devletin kendi onaylama veya katılım belgesini tevdi ettiği tarihten üç ay sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 25 Antlaşmadan çekilme

Kendisi yönünden işbu Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıllık sürenin sona ermesi üzerine ilgili Taraf, Depozitere yazılı bildirimde bulunarak her zaman Antlaşmadan çekilebilir. Bu çekilme, ilgili bildirimin Depozitere tebliğ edildiği tarihten itibaren bir yıllık sürenin sona ermesiyle birlikte ya da söz konusu bildirimde belirtilebilecek daha sonraki tarihte yürürlüğe girer.

Madde 26 – Depoziter

Arapça, Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinlerin eşit derecede geçerli olduğu bu Antlaşmanın aslı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne depo edilecektir.

Kyoto Protokolü

0
Kyoto Protokolü

Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği ile mücadele konusunda imzalanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne paralel Birleşmiş  Milletler Sözleşmesidir.

Kyoto Protokolü, Türkiye tarafından 05.02.2009 tarihli ve 5836 sayılı Kanunla onaylanmış, 07.05.2009 tarih ve 2009/14979 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanarak, 13 Mayıs 2009 tarih ve 27227 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Sera gazı emisyonlarının küresel ölçekte artmaya devam etmesi ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin giderek daha fazla hissedilir olması üzerine, gelişmiş ülkelerin bağlayıcı yükümlülükler üstlenmeleri için Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS)’ne taraf ülkeler mevcut Sözleşme’nin niteliğini güçlendirmek amacıyla, Kyoto Protokolü’nü müzakere etmeye başlamışlar; iki buçuk yıl süren müzakereler sonucunda, Protokol, Sözleşme’nin 1997 yılında Kyoto’da yapılan 3. Taraflar Konferansı’nda kabul edilmiş, 2005 yılında yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Protokol’e 2009 yılında taraf olmuştur. Protokol’e halen 191 ülke ve AB taraftır.

Taraflardan, emisyon azaltımı ya da kontrollü artış yükümlülüğü olan Sözleşme’nin Ek-I ülkeleri, Protokol’ün Ek-B listesini oluşturmaktadır. Sözleşme’de Ek-I’de yer alan ülkelerin sera gazı emisyonlarını, birinci taahhüt dönemi olan 2008–2012 yılları arasında hangi oranlarda azaltacakları KP’nin Ek-B’sinde tespit edilmiştir.

KP’nin hedefi, Ek-B Listesi’nde yer alan ülkelerin sera gazı emisyonlarının toplamının, 2008-2012 yılları arasındaki birinci taahhüt döneminde, 1990 yılındaki seviyenin % 5 altına düşürülmesidir. Bu genel hedefe ulaşmak için anılan ülkeler, müzakereler sonucunda farklı oranlarda sera gazı emisyon azaltımı/sınırlandırması yükümlülükleri üstlenmişlerdir.

İklim politikalarının belirlenmesinde, 2007 yılında Bali’de gerçekleştirilen 13. Taraflar Konferansı sonucunda oluşturulan Bali Yol Haritası, önemli bir dönüm noktasını teşkil etmiştir. Daha sonra, 2009 yılında Kopenhag’da düzenlenen 15. Taraflar Konferansı’nda ikinci taahhüt dönemi için uzlaşamayan taraflar, 2012 yılında Doha’da düzenlenen 18. Taraflar Konferansı’nda uzlaşmaya vararak, Protokol’ün 2020 yılına kadar devam etmesi kararı almışlardır. Böylece, ikinci taahhüt dönemi 2013-2020 yılları olarak belirlenmiştir.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ve Kyoto Protokolü

Protokol, Sözleşme’nin amaç ve vizyonunu korumakta ve paylaşmaktadır. İki anlaşma arasındaki en temel fark, düzenledikleri yükümlülüklerin hukuki niteliğidir. Sözleşme sanayileşmiş ülkelerin sera gazı salımlarını stabilize etmeleri yönünde bağlayıcı olmayan bir yükümlülük tanımlarken, Protokol sanayileşmiş ülkelere bağlayıcı sera gazı salım sınırlama ve azaltım yükümlülükleri getirmiştir. Protokolün ülkelerin onayına ve uygulamasına hazır hale getirilmesi için gerekli ayrıntılı uygulama kuralları 2001 yılında Marakeş’te gerçekleştirilen 7. Taraflar Konferansı’nda kabul edilmiştir. “Marakeş Uzlaşmaları” olarak adlandırılan bu kurallar 2005 yılında Protokol’ün 1. Taraflar Toplantısı’nda onaylanmıştır.

Protokolün ikinci taahhüt dönemini oluşturan “Doha Değişikliği” ile ilk taahhüt döneminden farklı olarak; Ek-B listesinde bulunan tarafların emisyonlarını 2020 yılında 1990 yılına göre en az %18 azaltması kararlaştırılmıştır. Bu kararın yürürlüğe girebilmesi için 144 tarafın değişikliği onaylaması gerekmektedir. ABD, Japonya, Rusya ve Yeni Zelanda ikinci taahhüt döneminde yer almamışlardır.

Protokol’e taraf olan, Ek-B dışındaki diğer ülkeler; Ek-dışı ülkeler olarak adlandırılmakta olup, bunların sera gazı emisyon azaltımı konusunda sayısal yükümlülükleri bulunmamaktadır. Ülkemiz KP’ye 2009 yılında taraf olduğu cihetle, sayısallaştırılmış emisyon sınırlandırma / azaltım taahhüdü bulunmamaktadır.

Kyoto Protokolü Metni

MADDE 1
Bu protokolün amaçlarını gerçekleştirmek üzere Kongre’ye ilişkin Madde 1′de yapılan tanımlamalar dikkate alınacaktır. Ayrıca:
  1. “Taraflar Toplantısı” burada Kongre ile ilişkili olarak TaraflarToplantısı anlamına gelecektir.
  2. “Kongre” burada 9 Mayıs 1992 tarihinde New York şehrinde akdedilen İklim değişikliğine Yönelik Birleşmiş Milletler Çerçeve Kongresi anlamına gelecektir.
  3. “İklim Değişikliğine Yönelik Devletler Arası Panel” burada 1988 yılında Dünya Meteoroloji Örgütü ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından ortaklaşa düzenlenen İklim Değişikliğine Yönelik Devletler Arası Panel anlamına gelecektir.
  4. “Montreal Protokolü” burada 16 Eylül 1987 tarihinde çıkartılan ve daha sonra üzerinde değişiklik ve düzeltmeler yapılmış olan Ozon Tabakası Delici Maddelere Yönelik Montreal Protokolü anlamına gelecektir.
  5. “Mevcut/halihazırda bulunan ve Oy Veren Taraflar” burada mevcut ve olumlu veya olumsuz oy veren Taraflar anlamına gelecektir.
  6. “Taraf” aksi metinde açıkça belirtilmediği sürece, bu Protokol Tarafları’ndan biri anlamına gelir.
  7. “Ek 1′e yer alan Taraf” burada Ek 1 de belirtilmiş Kongrenin bir Tarafı anlamına gelecek olup, keyfiyet Kongrenin Madde 4 Fıkra 2(g) uyarınca bildirilecektir.
    Loader Loading...
    EAD Logo Taking too long?

    Reload Reload document
    | Open Open in new tab
MADDE 2
  1. Ek 1′de yer alan bütün Taraflar, sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmek amacıyla Madde 3′e uygun olarak sayısallaştırılmış emisyon sınırlaması ve indirimini yerine getirmek amacıyla:
(a) Aşağıdaki ulusal koşullara uygun olarak politika ve önlemler uygulayacak ve/veya geliştirecektir:
(i) Ulusal Ekonominin ilgili sektörlerindeki enerji etkinliğinin iyileştirilmesi;
(ii) İlgili uluslararası çevre antlaşmaları kapsamındaki taahhütler ile sürdürülebilir orman düzenleme uygulamaları, ağaç dikimi ve ağaç takviyesine/desteğine ilişkin teşvikler dikkate alınarak Montreal Protokolü ile düzenlenen sera gazlarına ilişkin rezervlerin korunması ve iyileştirilmesi;
(iii) İklim değişikliğine ilişkin yaklaşımlar ışığında sürdürülebilir tarımsal yöntemlerin yaygınlaştırılması;
(iv) Yeni ve yenilenebilir enerji çeşitleri, karbondioksit tecrit/ayırma teknolojileri ve gelişmiş ve yenilikçi çevresel bakımdan sağlam teknolojiler üzerinde araştırma yapmak, teşvik etmek, geliştirmek ve kullanımının artmasını sağlamak;
(v) Kongrenin amacına aykırı çalışan ve sera gazı yayan sektörlere yapılan mali teşvikler, vergi ve harç istisnaları ile ekonomik yardımları veya ilgili piyasa aksaklıklarını aşamalı olarak kaldırmak veya tasfiye etmek;
(vi) Montreal Protokolü ile düzenlenmemiş bulunan sera gazının emisyonunu/yayılmasını sınırlandıran veya azaltan politika veya önlemleri teşvik etmeyi amaçlayan ilgili sektörlerdeki uygun reformların teşviki;
(vii) Nakliye sektöründe, Montreal Protokolü tarafından düzenlenmeyen sera gazı emisyonu/yayımının sınırlandırılması ve/veya azaltılmasına ilişkin önlemler;
(viii) Atık idaresi ile birlikte üretim, nakliye ve enerji dağıtımının iyileştirilmesi ve kullanılması yoluyla metan emisyonunun/yayımının sınırlandırılması ve/veya azaltılması;
(b) Kongre’ye ilişkin Madde 4, Fıkra 2(e)(i) uyarınca Madde 1 kapsamında düzenlenen politika ve önlemlere ilişkin bireysel ve müşterek/ortak etkinliğin genişletilmesi için söz konusu Taraflar ile işbirliği yapmak. Bu amaçla, söz konusu Taraflar, yukarıda açıklanan politika ve önlemler ile ilişkili deneyim ve bilgi alış verişinde bulunmak için uyumluluk, şeffaflık ve etkinlik yolları geliştirmek de buna dahil olmak kaydıyla adımlar atacaklardır. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı ilk toplantısında/oturumunda veya sonraki ilk uygulanabilir oturumunda tüm gerekli bilgileri dikkate alarak bu iş birliğini kolaylaştırmanın yollarını ele alacaktır.
  1. Ek 1′de yer alan Taraflar, Montreal Protokolü Tarafından düzenlenmemiş bulunan ve havacılık ve deniz yakıt tankerlerinden kaynaklanan sera gazlarının emisyonu/yayımını sınırlandırılması veya indirilmesini gözetecekler ve bu amaçla sırasıyla Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü ve Uluslararası Denizcilik Örgütü ile beraber çalışılacaktır.
  2. Ek 1′de yer alan Taraflar bu Madde kapsamındaki politika ve önlemleri uygulamaya çalışacaklardır. Burada ters etkilerin en aza indirilmesine önem verilecek ve Kongre’ye ilişkin Madde 3 göz önünde bulundurularak iklim değişikliği üzerindeki ters etkiler, Uluslararası ticaret üzerindeki etkiler ve diğer Taraflar üzerindeki sosyal, çevresel ve ekonomik etkiler (özellikle gelişmekte olan ülke Taraflar ve bilhassa Kongre’ye ilişkin Madde 3 Fıkra (8) ve (9) da belirtilenler) buna dahil olacaktır. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı’nda, uygun görüldüğü taktirde, daha ileri bir adım atarak bu Fıkra hükümlerini gerçekleştirilmesi teşvik edilecektir.
  3. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı farklı ulusal koşullar ve muhtemel etkileri dikkate alarak yukarıdaki Fıkra (1)(a)bakımından yararlı olduğu kararına vardığı taktirde, söz konusu politika ve önlemlerin koordinasyonu için gerekli yol ve yöntemleri ele alacaktır.
MADDE 3
  1. Ek 1′e yer alan Taraflar, bireysel veya müşterek/ortak olarak, Ek A’da sıralanan sera gazlarına ilişkin toplam antropojenik/insan türümsel karbondioksit eş değer emisyonu/yayımı Ek B’de sayısallaştırılan emisyon sınırlaması ve indirimi taahhütleri gereğince belirlenen ve hesaplanan miktarları, bu Madde hükümleri gereğince ve 2008 ila 2012 yılları arasındaki seviyenin 1990 yılı seviyeleri en az %5 altında olacağı perspektifiyle, aşmayacaktır.
  2. Ek 1′de yer alan bütün Taraflar 2005 yılına kadar bu protokol kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmek konusunda gözle görülür bir ilerleme kaydedecektir.
  3. Doğrudan insan kaynaklı toprak kullanımı değişikliği ve orman faaliyetlerden (1990 yılından bu yana ağaçlandırma, ağaç takviyesi ve dikimi ile sınırlı olmak kaydıyla) kaynaklanan ve her bir taahhüt süresi içinde karbon stoklarındaki doğrulanabilir değişiklikler olarak ölçülebilen, sera gazı emisyonlarındaki net değişiklikler Ek 1′de yer alan her bir Tarafa ilişkin bu Madde kapsamındaki taahhütlerini karşılamak için kullanılacaktır. Bu faaliyetlerle ilişkili olarak, sera gazı emisyonları şeffaf ve doğrulanabilir biçimde rapor edilecek ve Madde 7 ve 8 e uygun olarak gözden geçirilecektir.
  4. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı’nın birinci toplantısından/oturumundan önce, Ek 1′de yer alan her bir Taraf, bilimsel ve teknolojik tavsiye amaçlı yardımcı bir organın incelemesine sunulmak üzere 1990 yılındaki karbon stokları seviyesine ilişkin Verileri sağlayacak ve sonraki yıllar içinde karbon stoklarında meydana gelebilecek değişikliklerin tahmin edilmesini sağlayacaktır. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı, ilk toplantısında veya bundan sonra ne zaman olabilirse, aşağıdaki konularla ilgili usul, kılavuz ve kurallar üzerinde karar alacaklardır : Sera etkisi yaratan gaz emisyonlarında, değişikliklerle ilgili insan kaynaklı ek faaliyetler, sinkler kullanılarak tarımsal topraklarda tasfiye, toprak kullanıma ilişkin değişim ve orman sınıflarının Ek 1′de yer alan Taraflar için belirlenmiş miktarlara eklenmesi ve çıkartılması – ki bu sonuncusu için, belirsizlikler, raporlamada şeffaflık, doğrulanabilirlik, İklimsel Değişiklik konusunda Devletler arası Panele ilişkin metodolojik çalışma,Taraflar Toplantısı’na ilişkin kararlar ve Madde 5′e uygun olarak Bilimsel ve Teknolojik Tavsiye amaçlı Yardımcı Organ Tarafından sağlanan tavsiyeler. Söz konusu bir karar, ikinci ve daha sonraki taahhüt dönemlerinde uygulanacaktır. Herhangi bir Taraf, birinci taahhüt dönemi için ilave insan kaynaklı faaliyetler konusunda söz konusu kararı uygulama yoluna gidebilir,ancak bu faaliyetler 1990 yılından bu yana gerçekleşmiş olmalıdır.
  5. Ek 1′de yer alan ve Taraflar Toplantısı 9/CP.2 kararı uyarınca ikinci toplantısında tespit edilen baz yılı veya dönemine sahip piyasa ekonomisine geçiş sürecinde olan ekonomiler kendi taahhütlerini yerine getirmek için bu Madde kapsamındaki baz yılı veya dönemini kullanacaktır. Kongre’ye ilişkin Madde 12 kapsamında birinci ulusal bildirimini henüz gerçekleştirmemiş olan ve Pazar ekonomisine geçiş süreci içinde olan Ek 1′de yer alan herhangi bir Taraf, bu Madde kapsamında taahhütlerinin yerine getirilmesi amacıyla tarihsel baz yıl veya 1990′dan başka süre kullanmak isteğini de bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısına bildirecektir. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı bu bildirimin kabul edilip edilmeyeceğine karar verecektir.
  6. Bu Madde haricinde bu protokol kapsamındaki taahhütlerin yerine getirilmesinde bu Kongre’ye ilişkin Madde 4, Fıkra (6) göz önünde bulundurularak, Ek 1′de yer alan bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı tarafından, piyasa ekonomisine geçme süreci içinde olan ekonomilere belirli bir derecede esneklik sağlanacaktır.
  7. 2008′den 2012′ye kadar olan birinci sayısallaştırılmış emisyon sınırlaması ve indirimi taahhüdü döneminde, Ek 1′de yer alan ve her bir Taraf için belirlenen miktar 1990 yılı veya baz yıl veya yukarıdaki Fıkra(6) ‘ya uygun olarak belirlenen bir dönemde Ek A’da sıralanan sera gazlarına ilişkin toplam antrofogenik/insan türümsel karbondioksit emisyon değerinin 5 ile çarpılması ile elde edilen sonuç için Ek B’de açıklanan yüzdeye eşdeğerdir. Ek 1′de yer alan Taraflar (ki bunlar için toprak kullanımı değişimi ve ormancılığa 1990 yılında sera gazı emisyonun net kaynağını oluşturmaktadır) 1990 yılı emisyonları baz yılı veya süresi/periyodu içine 1990 yılı emisyonlarında baz yılı veya kaynaklarıyla toplam antropogenik/insan türümsel karbondioksit eşdeğeri emisyonları dahil edilecektir), belirlenen miktarların hesaplanması amacıyla toprak kullanımı değişiminden yine 1990 yılında sinkler kullanılarak gerçekleştirilen tasfiyeler bundan indirilecektir.
  8. Ek I’de yer alan Taraflar’dan herhangi biri, yukarıda Fıkra (7)’de atıfta bulunulan hesaplama amacıyla 1995 yılını hidroflorokarbon, perflorokarbon ve sülfür hekzaflorit için baz yıl olarak kullanabilir.
  9. Ek I’de yer alan Taraflar için sonraki yıllara yönelik taahhütler bu Protokol’e ait Ek B’de düzenlenebilir, şu şartla ki bu düzenleme Madde 21 Fıkra (7) hükümlerine uygun olmalıdır. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı, yukarıda Fıkra 1′de atıfta bulunulan birinci görev süresinin sonundan önce en az yedi yıl içinde söz konusu taahhütlere ilişkin görüşmelere başlayacaktır.
  10. Bir Tarafın Madde 6 veya Madde 17 hükümlerine göre bir diğer Taraftan talep ettiği herhangi bir emisyon indirme birimleri, veya belirlenen miktarın herhangi bir bölümü talep eden Taraf için belirlenen miktara ilave edilecektir .
  11. Bir Tarafın Madde 6 veya Madde 17 hükümleri gereğince diğer Tarafa aktardığı herhangi bir emisyon indirme birimleri, veya belirlenen miktarın herhangi bir bölümü, Aktaran Taraf için belirlenen miktardan düşürülecektir.
  12. Bir Tarafın Madde 12 hükümlerine göre bir diğer Taraftan talep ettiği tasdikli indirim birimleri talep eden Taraf için belirlenen miktarlara ilave edilecektir.
  13. Taahhüt süresi içinde Ek I’de yer alan bir Tarafa ilişkin emisyonların bu Madde kapsamında belirlenen miktardan az olması halinde, o Tarafın talebi üzerine, izleyen taahhüt süreleri içinde, o Taraf için belirlenen miktara ilave edilecektir.
  14. Ek I’de yer alan her bir Taraf, yukarıdaki Fıkra 1′de açıklanan taahhütleri, özelikle Kongre’ye ait Madde 4, Fıkra 8 veya 9′da belirlenmiş olanlar olmak üzere, gelişmekte olan ülke Taraflar üzerindeki sosyal,çevresel ve ekonomik ters etkileri asgariye indirecek şekilde uygulamak için elinden ne geliyorsa yapmaya çalışacaktır. Bu Fıkraların uygulanması konusunda, Taraflar Toplantısının ilgili kararlarına uygun olarak, bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı, ilk toplantısında, bu Fıkralarda atıfta bulunulan Taraflar üzerinde tepki önlemleri ve/veya iklim değişiklerinin ters etkilerini asgariye indirmek için gerekli girişimleri ele alacaktır. Ele alınacak konular arasında fon kurulması, sigorta ve teknoloji transferi olacaktır.
Madde 4
  1. Madde 3 kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmek için bir anlaşmaya varmış Ek 1′de yer alan Tarafların bu taahhütleri karşıladığı varsayılacaktır, ancak Ek A’da sıralanan sera gazlarının emisyonlarına eşdeğer toplam entegre/bütünleşik antropogenik/insan türümsel karbon dioksit, Ek B’de açıklanan kantitatif emisyon sınırlaması indirim taahhütleri uyarınca ve Madde 3 hükümlerine uygun olarak hesaplanan miktarları aşmayacaktır. Anlaşmanın her bir Tarafına tahsis edilen ilgili emisyon seviyesi o anlaşmada açıklanacaktır.
  2. Bu Protokolün şartları, bu anlaşmanın Tarafları tarafından bu anlaşma tarafından onaylanan, kabul edilen veya tasdik edilen araçlara ilişkin belgelerin emanete bırakılma tarihinde Sekreterya’ya bildireceklerdir. Sekreterlik, sırası geldiğinde, Kongre’nin Taraflarına ve imza sahiplerine anlaşmanın koşullarını açıklayacaktır.
  3. Böyle herhangi bir anlaşma, Madde 3, Fıkra 7′de belirtilen uyma süresi için geçerliliğini koruyacaktır.
  4. Tarafların, bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü çerçevesinde, birlikte ve müşterek hareket etmesi halinde, bu Protokolün düzenlenmesinden sonra örgütün bileşimindeki herhangi bir değişiklik, sadece bu değişikliğin ardından düzenlenen Madde 3 kapsamındaki taahhütlere ilişkin amaçlar için uygulanabilir.
  5. Tarafların toplam bütünleşik emisyon indirimlerini yerine getirmemeleri halinde, bu anlaşmanın taraflarından her biri bu anlaşmada açıklanan kendi emisyon oranlarından sorumlu olacaktır.
  6. Kendisi de bu protokole Taraf olan bir bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü çerçevesinde, ve bu örgüt ile birlikte, müşterek hareket eden Tarafların böyle hareket etmesi halinde, bölgesel ekonomik bütünleşme örgütüne üye her bir Devlet üye münferiden/tek başına ve Madde 24′e uygun hareket eden bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü ile beraber, toplam bütünleşik/entegre emisyon indirimlerinde başarısız olunması halinde, bu Maddeye uygun olarak belirtilen kendi emisyon/yayım seviyelerinden dolayı sorumlu olacaktır.
MADDE 5
  1. Ek I’de yer alan her bir Tarafın, ilk taahhüt süresinden önceki bir yıldan geç olmamak kaydıyla, Montreal Protokolü tarafından düzenlenmemiş kaynaklara göre antropogenik/insan türümsel emisyonları ile sinkler kullanılarak kaldırılan tüm sera gazlarının, tahmin eden ulusal bir sistem içinde bir yere sahip olacaktır. Aşağıdaki Fıkra 2′de belirtilen metodolojileri oluşturan böyle ulusal sistemler için kılavuzlar üzerinde, bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısının ilk toplantısında kararlaştırılacaktır.
  2. Montreal Protokolü tarafından düzenlenmemiş kaynaklara göre antropogenik/insan türümsel emisyonlar ile sinkler kullanılarak kaldırılan tüm sera gazlarının tahminine ilişkin metodolojiler, İklim Değişimi üzerindeki Hükümetler Arası Panel’de kabul edilecek ve Taraflar Toplantısı’ nın ilk toplantısında kararlaştırılacaktır. Böyle metodolojilerin kullanılmadığı yerlerde, bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısının ilk toplantısında üzerinde anlaşılan metodolojiler uygulanacaktır. Diğerlerinin yanı sıra, İklim Değişimi üzerindeki Hükümetler Arası Panel tarafından yapılan çalışma ve Bilimsel ve Teknolojik Tavsiye Yardımcı Kurumu Tarafından sağlanan tavsiye esas alınarak bu ProtokolTarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı, Taraflar Toplantısınca alınmış ilgili kararları tamamen göz önünde bulundurarak söz konusu metodolojileri ve düzenlemeleri düzenli olarak gözden geçirecek ve uygun olduğu takdirde değiştirecektir. Metodolojilere veya düzenlemelere ilişkin herhangi bir revizyon sadece bu revizyonun ardından düzenlenen taahhüt süresi göz önünde bulundurularak Madde 3 kapsamındaki taahhütler ile olan uygunluğun temin edilmesi için kullanılabilecektir.
  3. Ek A’da listelenmiş kaynaklara göre antropogenik/insan türümsel emisyonları ve sinkler kullanılarak kaldırılan tüm sera gazlarına eşdeğer karbon dioksiti hesaplamak için kullanılan küresel ısınma potansiyelleri, İklim Değişimine Yönelik Hükümetler Arası Panel’in üçüncü oturumunda/toplantısında kabul edildiği şekilde olacaktır. İklim Değişimine Yönelik Hükümetlerarası Panel’e ilişkin çalışma ve Bilimsel ve Teknolojik Tavsiye Yardımcı Kurumu Tarafından sağlanan tavsiye temelinde, bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı, her bir sera gazının küresel ısınma potansiyelini gözden geçirecek ve gerekli gördüğü takdirde, Taraflar Toplantısı’nın ilgili kararları bütünüyle göz önünde bulundurularak revize edecektir. Küresel ısınma potansiyeline ilişkin herhangi bir revizyon, bu revizyonu müteakip düzenlenen herhangi bir taahhüt dikkate alınarak sadece Madde 3 kapsamında yer alan taahhütlere uygulanacaktır.
MADDE 6
  1. Madde 3 kapsamında taahhütlerin yerine getirilmesi amacıyla, Ek 1′de yer alan herhangi bir Taraf, herhangi bir ekonomik sektördeki sera gazlarının sinkler kullanılarak antropogenik olarak kaldırılmasının iyileştirilmesini veya kaynaklarına göre antropogenik emisyonların azaltılmasını amaçlayan projelerden kaynaklanan herhangi bir diğer böyle Tarafın emisyon indirimi birimlerine aktarabilir, şu şartla ki :
(a)Böyle bir proje ilgili Tarafların onayını almalıdır; (b)Böyle bir proje kaynaklarına göre emisyonda bir azalma veya sinkler kullanılarak kaldırılmasında iyileşme sağlayacaktır, demek oluyor ki bu aksi takdirde olabilecek olana ilave niteliğindedir.(c) Madde 5 ve 7 kapsamındaki sorumluluklarına uygun hareket etmediği takdirde herhangi bir emisyon azaltıcı birimler elde edemez; ve(d) Emisyon indirim birimlerinin temini Madde 3 kapsamındaki toplantı taahhütlerine ilişkin amaçlar için yapılan yurt içi çalışmalara ilave nitelikte olacaktır.
  1. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı ilk oturumunda, veya toplantısından sonra olabilecek en kısa sürede doğrulama ve raporlama için dahil olmak üzere bu Maddenin uygulanmasına yönelik kılavuzları daha fazla incelemeye tabii tutabilir.
  2. Ek 1 de yer alan Taraf; üretim, transfer veya edinime yol açan faaliyetlere katılmaları için emisyon indirim birimlerine ilişkin, kendi sorunluluğu altında olmak üzere ve bu Madde kapsamında yasal kurumlara yetki verebilir.
  3. Madde 8 de bu Maddeye atıfta bulunularak gerekli şartlara ilişkin Ek 1 de yer alan ve bir Tarafın uygulamasına ait bir sorun meydana gelmesi halinde, emisyon indirim birimlerine ilişkin transfer ve edinimler sorun tespit edildikten sonra sürdürülmeye devam edilebilir. Şu şartla ki söz konusu birimler, uygunluk sorunu çözümleninceye kadar Madde 3 kapsamındaki taahhütlerin yerine getirmek için Taraflardan biri Tarafından kullanılamaz.
MADDE 7
  1. Ek 1′de yer alan her bir Taraf, montreal protokolü Tarafından düzenlenmeyen Taraflar Toplantısının ilgili kararına göre gönderilen ve Madde 3 e uygunluğunu temin etmek amacıyla gerekli ek bilgi niteliğindeki ve yukarıdaki Fıkra 4 e uygun olarak tespit edilecek, (kaynaklara göre) antropojenik emisyonlar ile sera gazlarının sinkler kullanılarak kaldırılmasına, yıllık envanterinde, yer verecektir.
  2. Ek 1′de yer alan her bir Taraf, ulusal bildirgesinde, konvensiyonun 12.Maddesi kapsamında gönderilen, aşağıdaki Fıkra 4 ile uygunluğunun kararlaştırılacak bu protokol kapsamındaki taahhütleri uygunluğu göstermek için gerekli ek bilgiye yer verecek olup aşağıdaki Madde 4′e uygun olarak kararlaştıracaktır.
  3. Ek 1′de yer alan her bir Taraf yukarıdaki Fıkra 1 kapsamında istenen bilgileri yıllık olarak gönderecektir. Şöyle ki bu Protokol o Taraf için yürürlüğe girdikten sonra taahhüt süresinin birince yılında Kongre kapsamında birinci envanter ile beraber başlar. Her bir Taraf bu Protokol yürürlüğe girdikten sonra ve aşağıdaki Fıkra 4′de bahsedilen kılavuz’un düzenlenmesinden sonra Kongre kapsamında 1. ulusal bildirgenin parçası olarak yukarıdaki Fıkra 2 kapsamında gerekli bilgiyi gönderecektir. Bu Madde kapsamında istenen bilgiye ilişkin müteakip gönderme sıklığı bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı tarafından tespit edilecek olup Taraflar Toplantısı tarafından kararlaştırılan ulusal bildirgelerin gönderilmesi için zaman çizelgesi dikkate alınır.
  4. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı konferans ilk toplantısında ve daha sonra periyodik olmak üzere bu Madde kapsamında istenen bilgilerin hazırlanmasına yönelik kılavuzların hazırlayarak gözden geçirecek olup Taraflar Toplantısı Tarafından düzenlenen Ek 1 de yer alan Tarafların ulusal bildirgelerin hazırlanması için düzenlenmiş kılavuzlar dikkate alınır. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı konferans, aynı zamanda, birinci taahhüt süresinden önce tayin edilen miktarların kayda geçirilmesi için gerekli değişiklikler üzerinde karar verecektir.
Madde 8
Ek 1′de yer alan her bir Taraf tarafından Madde 7 kapsamında gönderilen bilgi, Taraflar Toplantısı’nın ilgili kararları uyarınca, bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı aşağıdaki Fıkra 4 kapsamında bu amaçla düzenlenen kılavuzlara uygun uzman revizyon ekipleri çalışmaları ile gözden geçirilecektir. Ek 1′de yer alan her bir Tarafça, Madde 7 Fıkra 1′e uygun olarak gönderilen bilgiler, emisyon envanterlerinin ve tayin edilen miktarların yıllık düzenlenme ve hesaplanma işlemlerinin bir parçası olarak gözden geçirilecektir. Buna ek olarak, Ek 1′de yer alan her bir Taraf tarafından Madde 7 Fıkra 2 bildirgelerin revizyonunun bir parçası olarak gözden geçirilecektir.
  1. Uzman revizyon ekipleri Sekretarya tarafından koordine edilecek olup Taraflar Toplantısı’nın buradaki amacına uygun sağlanan kılavuza uygun olarak Kongre Tarafları ve, uygun olduğu taktirde, devletler arası organizasyonlar tarafından tayin edilen kişiler arasından seçilen uzmanlardan oluşacaktır.
  2. Revizyon süreci bu Protokol’e ilişkin herhangi bir Taraf tarafından gerçekleştirilen uygulamanın bütün yönlerinin baştan sona ve kapsamlı teknik olarak değerlendirilmesini sağlayacaktır. Uzman revizyon ekipleri Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısına bir rapor hazırlayacak olup Tarafların taahhütlerine ilişkin uygulamalar değerlendirilecek, taahhütlerin gerçekleştirilmesi sırasında ortaya çıkan herhangi bir potansiyel sorunu ve etkileyen faktörleri tespit edecektir. Söz konusu raporlar sekreterlik tarafından Kongre’nin tüm Taraflarına sirküle edilecektir. Sekreterya bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı tarafından daha fazla incelenmesi için söz konusu raporlarda belirtilen uygulamalara ilişkin sorunları listeleyecektir.
  3. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı ilk toplantısında, Taraflar Toplantısının ilgili kararlarını dikkate alarak, uzman revizyon ekipleri Tarafından bu Protokolün uygulanmasının gözden geçirilmesi için ilk oturumunda kılavuzlar hazırlayacak ve daha sonra düzenli olarak gözden geçirecektir.
  4. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı, uygulama için yardımcı organ ve gerekli olduğu taktirde, bilimsel ve teknolojik tavsiye yardımcı organın yardımı ile aşağıdaki konuları ele alacaktır:
(a) Madde 7 kapsamında Taraflarca gönderilen bilgi ve bu Madde kapsamında geçekleştirilen uzman revizyonlarına ilişkin raporlar;(b) Sekreterya Tarafından yukarıdaki Fıkra 3 kapsamında listelenenuygulamaya ilişkin sorunlar ile beraber Taraflarca çıkarılan her türlü sorun.
  1. Yukarıdaki Fıkra 5 e atıfta bulunarak bilginin ele alınması uyarınca, Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı, bu Protokolun uygulanması için gereken her hangi bir konuda kararlar alacaktır.
Madde 9
  1. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı iklim değişimi ve sonuçları üzerindeki elde edilebilecek en iyi bilimsel ve değerlendirmeler ile birlikte teknik, sosyal ve ekonomik bilgiler ışığında bu Protokolu gözden geçirecektir.
  2. Birinci revizyon bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısına ait ikinci toplantısında gerçekleşecektir.
Madde 10Bütün Taraflar ortak fakat farklılaşmış sorumluluklar ve özel ulusal ve bölgesel öncelikleri, amaçları ve koşullarını göz önünde bulundurarak ek 1 de yer almayan Taraflar için yeni taahhütler getirmeden, kongreye ilişkin Madde 4 Fıkra 1 kapsamındaki mevcut taahhütleri yeniden teyit ederek Kongre’ye ilişkin Madde 4 Fıkra 3, 5 ve 7 dikkate alınarak sürdürülebilir kalkınma ve gelişme gerçekleştirilmesi amacı ile bu taahhütlerin uygulanmasını geliştirilmeye devam edecek olup aşağıda belirtilen hususları yerine getirecektir:
(a) Yerel emisyon faktörlerinin kalitesi, Taraf konferansınca üzerinde anlaşılan ve Taraflar Toplantısınca düzenlenen ulusal bildirgenin hazırlanması için gerekli kılavuzlar ile uyumlu karşılaştırmalı metodolojiler kullanılarak Montreal Protokolü Tarafından düzenlenmeyen bütün sera gazının sinkler yoluyla kaldırılması ve kaynaklara göre antropolojik emisyonlara ilişkin ulusal envanterlerin hazırlanması ve periyodik olarak güncellenmesi için her bir Tarafın sosyoekonomik koşullarını yansıtan yerel emisyon faktörleri, faaliyet verileri ve/veya modellerini iyileştirmek için ilgili ve olabildiği ölçüde maliyet etkin ulusal ve gerekli yerde de bölgesel programların formülasyon;
(b) İklim değişikliklerini azaltacak önlemler ile iklim değişimi için uygun adaptasyonları kolaylaştırmak için gerekli olan önlemleri içeren ulusal ve gerekli olduğu yerde bölgesel programların formüle edilmesi, uygulanması, yayınlanması ve düzenli olarak güncelleştirilmesi;
(i)Söz konusu programlar, diğerlerinin yanı sıra enerji, nakliye ve sanayi sektörleri ile beraber tarım, ormancılık ve atık yönetiminde ilgilendirir. Bunun ötesinde, uzamsal planlamanın iyileştirilmesine yönelik adaptasyon teknolojileri ve yöntemleri iklim değişiminin adaptasyonu iyileştirir; ve
(ii) Ek 1 de yer alan Taraflar, bu program kapsamında uygulamaya yönelik bilgiler gönderecek olup buna Madde 7 ye uygun olarak ulusal programlar dahildir; diğer Taraflar kendi ulusal bildirgelerine, uygun olduğu taktirde,söz konusu Tarafın iklim değişikliğini ve bunun yan etkilerini ele alınmasında katkıda bulunduğuna inandığı önlemleri içeren programlar hakkında bilgiler dahil etme yoluna gidecek olup buna sera gazı emisyonlarındaki artışın azaltılması ve sinkler kullanılarak kaldırılması, tesis inşaatı ve adaptasyon önlemlerinin geliştirilmesi dahildir;
(c) Çevresel bakımdan sağlam teknolojilere yönelik geliştirme, uygulama ve yaygınlaştırma için etkili değişikliklerin teşviki, yine bu teknolojilerin teşvik edilmesi, kolaylaştırılması ve finanse edilmesi, uygun olduğu yerlerde iklim değişikliği ile ilgili çevresel bakımdan sağlam teknolojiler,know how, uygulamalar ve işlemlere ilişkin transfer, erişim, özellikle gelişmekte olan ülkeler için olmak üzere, kamu oyuna mal olmuş çevresel bakımdan sağlam teknolojilerin etkin transferi için programlar ve politikaların formülasyonu dahil özel sektör için yetenekli bir çevrenin yaratılması, çevresel bakımdan sağlam teknolojilerin teşvik edilmesi ve geliştirilmesi ve erişilmesinde işbirliği yapmak;
(d) Bilimsel ve teknik araştırmalarda iş birliği yapılması ve Tarafı olanlar, bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısının herhangi bir toplantısına gözlemci olarak katılabilirler, ancak bu Protokol kapsamında kararlar sadece bu Protokolün Tarafları tarafından alınacaktır. Bu Protokol Tarandojen kapasiteler ile uluslar arası ve devletler arası çabalara katılmaya yönelik kapasiteler, araştırma ve sistematik gözlem konusundaki programlar ve şebekeler ilişkin programların geliştirilmesi ve güçlendirilmesi olup burada Kongrenin 5. Maddesi dikkate alınır;
(e) Eğitim ve yetiştirme Programlarının geliştirme ve uygulanmasına yönelik uluslararası seviyede ve gerektiği hallerde mevcut organlar kullanılarak teşvik ve katılımda bulunmak olup özellikle insan ve kurumsal kapasitesi açısından ulusal kapasitenin oluşturulmasının güçlendirilmesi ve personel mübadelesi yapılarak özellikle gelişmiş ülkelerde bu alanda uzman yetiştirilmesi ve iklim değişikliği konusunda ulusal seviyede kamuoyunun bilinçlenmesi ve kamuoyunun gerekli bilgilere erişebilmesinin sağlanması. Kongre’ a ilişkin Madde 6 dikkate alınarak Kongre’ un ilgili organları kanalıyla bu faaliyetleri uygulamak için uygun yöntemler geliştirilmelidir;
(f) Taraflar Toplantısının ilgili kararlarına uygun olarak bu Madde uyarınca üstlenilen program ve faaliyetler hakkındaki bilgilerin kendi ulusal bildirgelerine dahil edilmesi; ve
(g) Bu Kongre’ye ilişkin bu Madde, Madde 4, Fıkra 8 kapsamında ki taahhütlerin uygulanmasında tam bir dikkat sarf edilmesi
Madde 11
  1. Madde 10 un uygulanmasında Taraflar Kongre un Madde 4 Fıkra 4,5,7,8 ve 9 hükümlerini dikkate alacaklardır.
  2. Kongre Madde 4 Fıkra 3 ve Madde 11 hükümlerine uygun olarak Kongre un Madde 4 ve Fıkra 1 in uygulanması kapsamında ve Kongre un mali mekanizmalarının işlemesi için yetkilendirilmiş kurum ve kuruluşları yoluyla, gelişmiş ülke Taraflar ve Kongre Ek 2 de yer alan gelişmiş Taraflar:
Madde 10
Bent (a) da ele alınan ve Kongre’ye ilişkin Madde 4 Fıkra 1 (a) kapsamındaki mevcut taahhütlerini uygulanmasının geliştirilmesinde,gelişmekte olan ülke Taraflarca bütünüyle üstlenilen üzerinde anlaşılmış tam maliyetlerin karşılamak için yeni ve ilave mali kaynaklar sağlayacak; ve
(b) Aynı zamanda Madde 10 Tarafından ele alınan Kongre’ye ilişkin Madde 4 Fıkra 1 kapsamında mevcut taahhütlerin uygulanmasının geliştirilmesine ilişkin üzerinde anlaşılmış tam maliyetlerin karşılanması için gelişmekte olan ülke Taraflarca ihtiyaç duyulan (ve teknoloji transferi de buna dahildir) mali kaynakları sağlayacak olup o Maddeye uygun olarak Kongre’ye ilişkin Madde 11 de atıfta bulunulan uluslar arası kurum veya kuruluşlar ile gelişmekte olan ülke Taraf arasında mutabakata varılacaktır. Bu mevcut taahhütlerin uygulanması fonların akışındaki doğruluk ve uygunluk ihtiyacı ve gelişmiş ülke Taraflar arasında uygun yük paylaşımının öneminin dikkate alacaktır. Bu Protokol düzenlenmesinden önce üzerinde anlaşılan dahil olmak üzere Taraflar Toplantısının ilgili kararları kapsamında Kongrenin mali mekanizmasının işleyişi görevi verilen kurum veya kuruluşlara yönelik kılavuz bu Fıkra’nın hükümlerini gerekli değişiklikler yapılmış olarak uygulanacaktır.
  1. Gelişmiş ülke Taraflar ile Kongre’ye ilişkin Ek 2′de yer alan diğer gelişmiş Taraflar (ile gelişmekte olan ülke Taraflar bundan yararlanacaklardır), öte yandan, karşılıklı, bölgesel ve diğer çok kanallı Taraflar yoluyla Madde 3′ün uygulanması için mali kaynakları sağlayabilirler.
Madde 12
  1. Temiz gelişme mekanizması burada açıklanmıştır.
  2. Temiz gelişme mekanizmasının amacı, Ek 1′de yer almayan Taraflara sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasında ve Kongreye ilişkin nihai amaca katkıda bulunulmalarına, ve Ek 1′de yer alan Taraflara Madde 3 kapsamındaki sayısallaştırılmış emisyon sınırlaması ve indirimi taahhütlerini yerine getirmelerine yardım etmek olacaktır.
  3. Temiz gelişme mekanizması kapsamında :
(a) Ek 1′de yer alan Taraflar, belgelendirilmiş emisyon indirimlerinden kaynaklanan proje faaliyetlerinden (b) Ek 1′de yer almayan Taraflar, Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı tarafından tespit edildiği üzere Madde 3 kapsamında sayısallaştırılmış emisyon sınırlaması ve indirimi taahhütlerinin bir kısmına uymaya katkıda bulunan böyle projelerden elde edilen tasdikli emisyon indirimlerini kullanabilir.
  1. Temiz gelişme mekanizması, Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı yetki ve kılavuzluğuna tabi olup temiz gelişme mekanizmasının idari kurulu tarafından denetlenir.
  2. Her bir proje faaliyetinden kaynaklanan emisyon indirimleri, bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı tarafından tayin edilecek operasyonel organlarca aşağıda belirtilen esaslarla tasdik edilecektir :
(a) İlgili her bir Tarafça onaylanan gönüllü katılım;
(b) İklim değişimini azaltılmasına ilişkin gerçek, ölçülebilir ve uzundönemli kazançlar;
(c) Tasdikli proje faaliyeti olmaksızın gerçekleşen ilave emisyonindirimleri;
  1. Temiz temizleme mekanizması, gerektiğinde, tasdikli proje faaliyetlerine ilişkin fonların düzenlenmesine yardım edecektir.
  2. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı, ilk toplantısında, proje faaliyetlerinin bağımsız denetim ve doğrulanması yoluyla şeffaflık, etkinlik ve kaydedilebilirlik amaçlarına yönelik değişiklik ve yöntemleri ayrıntılı bir şekilde ele alır.
  3. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı, tasdikli proje faaliyetlerinden doğan bir payın, idari masraflar ile uyarlama maliyetlerini karşılamak için iklim değişikliklerinden ters yönde etkilenecek gelişmekte olan ülkelere yardımı kapsayacak şekilde kullanılmasını sağlayacaktır.
  4. Yukarıda Madde 3(a)’de belirtilen ve tasdikli emisyon indirimlerine ilişkin kazanımlarda bahsedilen faaliyetler dahil olmak üzere temiz gelişme mekanizması kapsamındaki katılım, özel ve/veya kamu kuruluşlarını içine alabilir, ve temiz gelişme mekanizmasının yönetim kurulu tarafından sağlanan kılavuzluğa tabi olacaktır.
  5. 2000 yılından birinci taahhüt süresinin başlangıcına kadar geçen süre içinde sağlanan tasdikli emisyon indirimleri, birinci taahhüt süresi içinde uyumun başarılmasında yardım etmek için kullanılabilir.
Madde 13
  1. Taraflar Toplantısı, Kongre’nin üst organıdır, bu Protokol Tarafları’nın toplanmasına hizmet edecektir.
  2. Bu Protokolün Tarafı olmayıp Kongrenin Tarafı olanlar, bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısının herhangi bir toplantısına gözlemci olarak katılabilirler, ancak bu Protokol kapsamında kararlar sadece bu Protokolün Tarafları tarafından alınacaktır.
  3. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı’nda, Kongre’de bir Tarafı temsil eden Taraflar Toplantısı Bürosu’na ait herhangi bir üye, aynı zamanda bu Protokol’ün Tarafı olmadığı takdirde, bu Protokol’ ün Tarafları arasından seçilecek ilave bir üye ile yer değiştirecektir.
  4. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı, Protokol uygulanmasını düzenli olarak gözden geçirecek ve kendi yetkisi dahilinde, etkin işleyişini geliştirmek için gerekli kararları alacaktır. Bu Protokol tarafından kendine verilen görevleri yerine getirecektir :
(a) Bu Protokol hükümlerine göre elde edeceği bilgiler temelinde, bu Taraflar Protokol’ünün uygulanmasını, bu Protokol uyarınca alınan önlemlerin top yekün etkilerini, özellikle çevresel, ekonomik ve sosyal etkileri ile kümülatif etkisini ve Kongre’nin amacı yönünde hangi ölçüde ilerleme sağlandığını değerlendirmek;
(b) Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı’nın yükümlülüklerini periyodik olarak incelemek, Kongre’nin amacı doğrultusunda ve bilimsel ve teknik bilginin evrim ve uygulanması ile kazanılan deneyimler ışığında Kongre’ye ilişkin Madde 4, fıkra 2(d) ve Madde 7 fıkra 2 gereğince istenen revizyonları eksiksiz yerine getirmek, ve böylece bu Protokol’ un uygulanması konusunda düzenli olarak raporlar hazırlamak;
(c) Tarafların farklı çevre, sorumluluk ve imkan ve kabiliyetleri ile bu Protokol’ün uygulanması konusundaki taahhütleri dikkate alınarak iklim değişimi ve etkilerini ele alan Taraflarca düzenlenen önlemler konusunda bilgi alış verişini teşvik etmek ve kolaylaştırmak,
(d) İki yada daha fazla Tarafın talebi üzerine, Tarafların farklı çevre,sorumluluk ve imkan ve kabiliyetleri ile bu Protokol’ün uygulanması konusundaki taahhütleri dikkate alınarak, iklim değişikliği ve etkilerini ele almak için alınan önlemleri kolaylaştırmak;
(e) Kongre’nin amacı ve bu Protokol’ün hükümlerine uygun olarak Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı tarafından alınan ilgili kararlar bütünüyle dikkate alınarak bu Protokol’un Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı tarafından üzerinde anlaşılan etkili şekilde uygulanması için karşılaştırılabilir metodolojilerin geliştirilmesi ve periyodik olarak iyileştirmesinin yapılmasını teşvik etmek ve bu yönde kılavuzluk etmek;
(f) Bu Protokol’ün uygulanması için gerekli konular hakkında tavsiyelerde bulunmak;
(g) Madde 11, fıkra 2 uygun olarak ilave mali kaynakları harekete geçirme yoluna gitmek;
(h) Bu Protokol’ün uygulanması için gerekli görülen yardımcı organlar oluşturmak;
(i) yetkili uluslararası kuruluşlar ve hükümetler arası ve sivil organlardan, uygun yerde bilgi, hizmet ve işbirliği aramak ve yararlanmak ve;
(j) Bu Protokol’ün uygulanması için gereken diğer işlevlerin yerine getirilmek ve Taraflar Kongresi tarafından alınan bir karardan kaynaklanan her türlü görevi ele almak.
  1. Taraflar Toplantısı’na ilişkin prosedürlere ait kurallar ve bu Kongre tarafından uygulanan mali prosedürler, Taraflar Kongresi’nin ilk toplantısında gerekli değişiklikler yapılmış olarak (mutatis mutandis) uygulanır, şu şartla ki bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı tarafından oy birliği ile aksi kararlaştırılmış olması hali bu durumun dışındadır.
  2. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı’na ait birinci toplantısı, bu Protokol’ün yürürlüğe girdiği tarihten sonra programlanan toplanacaktır. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı’nın daha sonraki olağan toplantıları her yıl Taraflar Toplantı’sına ilişkin olağan toplantılar ile bağlantılı olarak yapılacak şu şartla ki bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı tarafından oy birliği ile aksi kararlaştırılmış olması hali bu durumun dışındadır.
  3. Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı’nın olağan üstü toplantıları, Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı tarafından gerekli görüldüğü takdirde veya herhangi bir Tarafın talebi üzerine diğer zamanlarda da yapılabilir, şu şartla ki sekreterlik tarafından Taraflara bu talep altı ay içinde bildirilecektir ve en az Taraflar üçte biri tarafından desteklenecektir.
  4. Birleşmiş Milletler ve uzmanlaşmış organları, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile Kongre’de taraf olmayan devlet üyeler, Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantılarında temsilci statüsüyle temsil edilecektir. Bu Protokol tarafından kapsanan konularda yetkili olan ve sekreterliğe Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı ‘nda gözlemci olarak temsil edilmek istediğini açıklayan Ulusal veya uluslararası, devletsel veya sivil herhangi bir kurum veya organın bu isteği kabul edilir şu şartla ki mevcut Tarafların üçte biri tarafından bu durum onaylanmalıdır. Gözlemcilerin giriş ve katılımı, yukarıda fıkra 5′de atıfta bulunulan prosedür kurallarına tabidir.
Madde 14
  1. Kongre’ye ilişkin Madde 8 tarafından kurulan sekreterlik bu Protokol’ün sekreterliği olarak hizmet görecektir.
  2. Sekreterlik işlevleri konusunda Kongre’ye ait Madde 8 fıkra 2 ile sekreterliğin işlevlerine ilişkin yapılan düzenlemeler konusunda Kongre’ye ait Madde 8 fıkra 3 gerekli değişiklikler yapılmış olarak (mutatis mutandis) uygulanacaktır. Sekreterlik, buna ilaveten, bu Protokol tarafından kendisine verilen işlevleri yerine getirecektir.
Madde 15
  1. Bilimsel ve Teknolojik Tavsiye Yardımcı Organı ve Kongre’ye ilişkin Madde 9 ve 10 tarafından kurulmuş Uygulamaya yönelik Yardımcı Organ, sırasıyla, bu Protokol’ün Bilimsel ve Teknolojik Tavsiye Yardımcı Organı ve Protokol’ün Uygulanmasına yönelik Yardımcı Organ olarak hizmet görecektir. Kongre kapsamındaki bu iki organın işleyişine ilişkin hükümler gerekli değişiklikler yapılmış olarak (mutatis mutandis) bu Protokol’e uygulanacaktır. Bu Protokol’ün Bilimsel ve Teknolojik Tavsiye Yardımcı Organı ve Protokol’ün Uygulanmasına yönelik Yardımcı Organı’nın toplanma oturumları, sırasıyla, bu Protokol’ün Bilimsel ve Teknolojik Tavsiye Yardımcı Organı ve Protokol’ün Uygulanmasına yönelik Yardımcı Organı toplantılarıyla bağlatılı olarak yapılır.
  2. Protokol’ taraf olmayan ancak Kongre’ye taraf olan Taraflar yardımcı organların herhangi bir toplantısına gözlemci olarak katılabilirler. Yardımcı organlar bu Protokol’ün yardımcı organları olarak hizmet görmeleri halinde, bu Protokol kapsamında kararlar sadece bu Protokol’e taraf olan Taraflarca alınacaktır.
  3. Kongre’ye ait Madde 9 ve 10 tarafından kurulmuş yardımcı organların bu Protokol’e ait meseleler ile ilgili işlevlerini yerine getirmeleri halinde Kongre’nin bir Tarafını temsil eden yardımcı organlara ilişkin Bureaux’un herhangi bir üyesi bu Protokol’ün Tarafları arasından ve yine bu Protokol Tarafları tarafından seçilecek bir ilave üye ile değiştirilecektir.
Madde 16
Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı, olabildiğince yakın bir süre içinde, Protokol’e yapılan başvuruları ele alacak ve Taraflar Toplantısı tarafından alınabilecek ilgili kararlar ışığında, Kongre’ye ait Madde 13′de atıfta bulunulan çok taraflı istişare sürecini, uygun olduğu yerde, değiştirecektir. Bu Protokol’e uygulanabilecek herhangi bir çok taraflı istişare süreci Madde 18′e uygun olarak oluşturulan prosedür ve mekanizmalara tarafsız bir şekilde uygulanacaktır.
Madde 17
Taraflar Toplantısı, ilgili ilkeleri, değişiklikleri, kuralları ve kılavuzları, özellikle emisyon alış verişi için doğrulama, raporlama ve hesaplama açısından tanımlar. Ek B’de yer alan Taraflar Madde 3 kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmek amacıyla emisyon alış verişine katılabilirler. Böyle bir alış veriş bu Madde kapsamındaki sayısallaştırılmış emisyon sınırlamaları ve indirimi taahhütlerini karşılamak amacıyla yurt için girişimlere ilave nitelikte olacaktır.
Madde 18
Bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı birinci toplantısında bu Protokol’e ilişkin hükümlere aykırı hareketleri tespit etmek ve ele almak için uygun ve etkili süreç ve mekanizmaları onaylayacaktır, şöyle ki aykırılığın nedeni, türü, derecesi ve sıklığını dikkate alarak sonuçları gösteren bir liste geliştirilmesi buna dahildir. Bağlayıcı sonuçlar doğuran bu Madde kapsamındaki herhangi bir süreç veya mekanizma bu Protokol değiştirilmesi yoluyla düzenlenecektir.
Madde 19
Uyuşmazlıkların giderilmesine yönelik Kongre’ye ilişkin Madde 14 hükümleri bu Protokol gerekli değişiklikler yapılmış olarak uygulanacaktır.
Madde 20
  1. Bütün Taraflar bu Protokol’e ilişkin bir değişiklik teklif edebilirler.
  2. Bu Protokol ilişkin değişiklikler, bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısının olağan toplantısında düzenlenecektir. Bu Protokol ilişkin teklif edilen değişiklik metni, bu değişikliğin değiştirileceği toplantıdan en az altı ay önceden Sekreterlik marifetiyle Taraflara bildirilecektir. Sekreterlik herhangi bir teklif edilen değişiklik metnini Taraflara ve Kongre’nin imza sahiplerine ve bilgi için de Emanetçi’ye (Depositary) bildirecektir.
  3. Bu Protokol için teklif edilen değişiklikler için Taraflar oy birliği ile bir anlaşmaya varmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Oy birliği için tüm yollara başvurulduğu takdirde ve bir uzlaşmaya varılamadığı takdirde, değişiklik son çare olarak toplantıda mevcut ve oy veren Tarafların dörtte üçlük çoğunluğu ile kararlaştırılır. Yapılan değişiklik sekreterlik tarafından Emanetçiye bildirilecek ve kabulü için tüm Taraflara sirküle edilecektir.
  4. Bir değişikliğin kabul edilmesi ile ilgili belgeler Emanetçi’ye bırakılacaktır. Yukarıdaki Madde 3′e uygun olarak yapılan bir değişiklik, bu Protokol Tarafları’nın en az dörtte üçü tarafından kabul edildiğine ilişkin bir belge Emanetçi tarafından alındıktan sonraki doksanıncı günde kabul eden Taraflarca yürürlüğe girecektir.
  5. Değişiklik, bir başka Taraf için söz konusu değişikliğe ilişkin kabul evrağını Emanetçi’ye bıraktığı tarihten sonraki doksanıncı günde bu Taraf için yürürlüğe girecektir.
Madde 21
  1. Bu Protokol ekleri, aksi açıkça belirtilmedikçe, Protokol’ün önemli bir parçası sayılacak olup bu Protokol’e yapılacak atıflar aynı zamanda eklerine de yapılmış sayılacaktır. Bu Protokol’ün yürürlüğe girmesinden sonra yapılan herhangi bir ekleme, bilimsel, teknik, usul veya idari nitelikli liste, form veya diğer açıklayıcı belgeler ile sınırlandırılacaktır.
  2. Bütün Taraflar bu Protokol’ün Eklerinde bir değişiklik teklif edebilirler.
  3. Bu Protokol’ün Eklerinde bir değişiklik, bu Protokol Tarafları’nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısının olağan toplantısında düzenlenecektir. Bu Protokol’ün Eklerinde teklif edilen değişiklik veya teklif edilen ek metni, bu değişikliğin yapılacağı toplantıdan en az altı ay önceden Sekreterlik marifetiyle Taraflara bildirilecektir. Sekreterlik herhangi bir teklif edilen değişiklik ek veya teklif edilen ek metnini Taraflara ve Kongre’nin imza sahiplerine ve bilgi için de Emanetçi’ye (Depositary) bildirecektir.
  4. Bu Protokol’ün Eklerinde teklif edilen değişiklik veya teklif edilen ek metni için Taraflar oy birliği ile bir anlaşmaya varmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Oy birliği için tüm yollara başvurulduğu takdirde ve bir uzlaşmaya varılamadığı takdirde, değişiklik son çare olarak toplantıda mevcut ve oy veren Tarafların dörtte üçlük çoğunluğu ile kararlaştırılır. Yapılan değişiklik sekreterlik tarafından Emanetçiye bildirilecek ve kabulü için tüm Taraflara sirküle edilecektir.
  5. Yukarıdaki Fıkra 3 veya 4 uygun olarak hazırlanan Ek A veya B’nin dışındaki bir Ek’in Ek’i (lahikası) veya Ek’teki değişikliği, Emanetçi tarafından söz konusu Ek’in Ek’i (lahikası) veya Ek’teki değişikliğinin Taraflara bildirim tarihinden sonra altıcı ayda bu Protokol tüm Taraflar için yürürlüğe girecektir, şöyle ki Ek’in Ek’i (lahikası) veya Ek’teki değişikliğin kabul edilmediğini Emanetçi’ye yazılı olarak bildiren tarafından hariçtir. Ek’in Ek’i (lahikası) veya Ek’teki değişiklik; Emanetçi tarafından geri çekilme bildiriminin alındığı tarihten sonra 90 gün İçindeki kabul etmeme bildirimi yapan Taraflar için yürürlüğe girecektir.
  6. Ek’in Ek’i (lahikası) veya Ek’teki değişiklik Protokol’deki bir değişiklik ile ilgiliyse; Protokol’e ilişkin bu değişiklik yürürlüğe girinceye kadar o Ek’in Ek’i (lahikası) veya Ek’teki değişiklik yürürlüğe girmeyecektir.
  7. Bu Protokol’e ilişkin Ek A ve B’e ait değişiklikler Madde 20′de belirtilen usule uygun olarak hazırlanacak ve yürürlüğe girecektir; şöyle ki Ek B’ye ilişkin herhangi bir değişiklik sadece ilgili Tarafın yazılı onayı ile yapılacaktır.
Madde 22
  1. Aşağıdaki Fıkra 2′de belirtilenler hariç bütün tarafların tek bir olacaktır.
  2. Bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri, yetkili oldukları konularda, bu Protokol Taraf üye Devlet sayısına eşit bir oy sayısı ile oy verme hakkına sahip olacaktır. Böyle bir örgüt, üye Devletlerinden herhangi biri oy hakkını kullandığı takdirde bu oy hakkını kullanmayacaktır veya tam tersi durum da geçerlidir.
Madde 23
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu Protokol’ün Emanetçisidir.
Madde 24
  1. Bu Protokol, Kongre’ye taraf olan Devletler ve bölgesel ekonomik bütünleşme örgütlerinin imzasına açık olacak olup onay, kabul veya tasdiklerine tabi olacaktır. Birleşmiş Milletler, Merkez Binasında 16 Mart 1998 ila 15 Mart 1999 tarihleri arasında imzaya açık olacaktır. Onay, kabul, tasdik ve girişe ilişkin belgeler Emanetçi’ye teslim edilecektir.
  2. Herhangi bir üye Devleti Taraf olmaksızın bu Protokol’ün tarafı olan herhangi bir bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü, bu Protokol kapsamında yer alan tüm yükümlülükler ile bağlı olacaktır. Böyle bir örgüt olması halinde, bir veya daha fazla üye devleti bu Protokol’e Taraf ise, örgüt ve üye Devletler bu Protokol kapsamındaki yükümlülüklerinin yerine getirilmesine ilişkin ilgili sorumluluklarını üzerinde karar vereceklerdir. Böyle durumlarda, örgüt ve üye Devletleri eşanlı olarak haklarını kullanma yetkisine sahip olmayacaklardır.
  3. Onaylama, kabul, tasdik ve girişe ilişkin belgelerde, bölgesel ekonomik bütünleşme örgütleri bu Protokol tarafından düzenlenen konulara ilişkin olarak yetki derecelerini açıklayacaklardır. Bu örgütler, yetki derecelerindeki önemli herhangi bir değişiklik hakkında Teminatçı’ ya, ve Teminatçı tarafından da yeri geldiğinde Taraflar’ a, bilgi sağlayacaktır.
Madde 25
  1. Bu Protokol, Kongre’nin 44 Tarafından daha az olmamak kaydıyla, 1990 yılı itibariyle toplam karbon dioksit emisyonunun an az % 55′i için hesap edilen Ek A’da yer alan Tarafların onay, kabul, tasdik ve girişlerini emanete teslim ettikleri tarihten sonraki tarihten sonra doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
  2. Bu Madde’nin amacı gereğince, “El I’de yer alan Taraflara ilişkin 1990 yılı toplam karbon dioksit emisyonları” Kongre’ye ilişkin Madde 12′ye uygun olarak gönderilen birinci ulusal bildirgelerde belirtilen Ek 1′de yer alan Taraflarca bu Protokol’ün kabul tarihi sırasında ve öncesinde açıklanan miktar anlamına gelecektir.
  3. Bu Protokol’ü onaylayan, rıza gösteren veya tasdik eden veya Fıkra 1′de açıklanan şartlar yerine getirildikten sonra kabul eden her bir Devlet veya bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü için, bu onay, rıza, tasdik ve kabule ilişkin belgelerin teminata bırakıldığı tarihi izleyen doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
  4. Bu Madde’ nin amacı gereğince, bir bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü tarafından teminata bırakılan herhangi bir belge örgütün Devlet üyeleri tarafından teminata bırakılanlara ilave olarak sayılmayacaktır.
Madde 26
Bu Protokol hiçbir rezervasyon yapılmayacaktır.
Madde 27
  1. Bir Taraf için bu Protokol’ün yürürlüğe girdiği tarihten başlamak üzere üç yıl sonra herhangi bir zamanda; o Taraf bu Protokol’den Teminatçı’ ya yazılı bildirimde bulunarak geri çekilebilecektir.
  2. Söz konusu çekilme Teminatçı tarafından geri çekilmeye ilişkin bildirimin alındığı tarihten veya geri çekilme bildirimde açıklanan daha sonraki bir tarihten sonra bir yılın sona ermesi ile yürürlüğe girecektir.
Madde 28
Bu Protokol orijinali ki Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca aynı derecede geçerlidir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ nde teminata teslim edilecektir.Bin dokuz yüz doksan yedi yılı Aralık ayının on birinci gününde Kyoto’da düzenlenmiştir.

Firuz Çilingiroğlu

0

Hukukçu Firuz Çilingiroğlu 1924 yılında, Van’ın Erciş ilçesinde doğdu. Ankara Atatürk Lisesindeki lise eğitiminin arından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne kaydoldu ve 1946 yılında lisans derecesini kazandı.

Askerliğini Ankara ve Erzurum’da Askeri Hakim olarak yaptı. 1946 yılında Ankara Hakim adayı olarak mesleğe başladı. Daha sonra sırasıyla, Ardahan Hakimliği, Ardahan Cumhuriyet Savcılığı, Tekman Sulh Hakimliği, Çivril Cumhuriyet Savcılığı, Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı, Adalet Müfettişliği, Zeytinburnu Cumhuriyet Savcılığı, Ankara Cumhuriyet Savcılığı ve Ankara Ticaret Mahkemesi Üyeliği yaptı.

1970’te Yargıtay üyeliğine seçildi. 11.ve 15. Hukuk Daireleri üyeliği ile Yargıtay Birinci Başkanvekilliği görevlerinde bulundu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına seçildi ve 4 Temmuz 1981 – 1 Temmuz 1989 tarihleri arasında bu görevi yürüttü. Yaş haddinden emekli oldu.

31 Ekim 1995 – 6 Mart 1996 tarihleri arasında, Tansu Çiller Hükümetinde(52.Hükümet) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın 114.maddesi gereğince 24 Aralık 1995 Türkiye genel seçimleri öncesi tarafsız Adalet Bakanı olarak görev yaptı.

15 Mart 2015 tarihinde yaşamını yitirdi. Kocatepe Camiindeki dini merasimin ardından Karşyaka Kabristanına defnedildi.

[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Adalet Bakanı iken Mecliste yapmış olduğu bir konuşmadan: İşkence, insanlık suçudur, insanlık ayıbıdır. Ne yazık ki, azalıp çoğalmakla beraber, zaman zaman Türkiye’nin gündemini işgal etmekte, yurtiçinde yankılar uyandırdığı gibi, yurtdışında da Türkiye aleyhinde kampanya yürütülmesine neden olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş devlet olma azminde ve kararlılığındadır. Türkiye’de, demokrasi, bütün kurum ve kurallarıyla işlemektedir; devletimiz bir hukuk devletidir ve hukukun üstünlüğü ilkesini benimsemiştir. Bu bakımdan, konunun bütün açıklığıyla ele alınması gerektiği kanısındayım, [/box]

İstanbul’un işgalinden sonra İstanbul Hükümetince yapılan anlaşmaların hükümsüz sayılacağı hakkında kanun

0

İstanbul’un işgalinden sonra İstanbul Hükümetince yapılan anlaşmaların hükümsüz sayılacağı hakkında kanun, 7 Haziran 1920 tarihinde kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu itibariyle uluslararası hukuk bağlamında önemli hukuki metinlerdendir.

Haklar ve sorumluluklar bakımından Osmanlı Devletinden intikal eden hukuki bakiyeyi ve tüm müktesebatı üstlenen Türkiye Cumhuriyeti, İstanbul’un işgalinden sonraki hukuki metinleri tanımayacağını peşinen ilan etmiştir.

Tam adı “16 Mart 1920 Tarihinden itibaren İstanbul Hükümeti’nce aktedilen Bilcümle Mukavelat, Uhudat vesairenin Keenlemyekun Addi Hakkında Kanun” olan kanun ile; İstanbul Hükümeti’nin İstanbul’un işgali gününden sonra yaptığı ve yapacağı tüm anlaşmalar hükümsüz sayılmıştır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

16 MART 1336 TARİHİNDEN İTİBAREN İSTANBUL HÜKÜMETİNCE AKDEDİLEN BİLCÜMLE MUKAVELAT, UHUDAT VE SAİRENİN KEENLEMYEKÜN ADDİ HAKKINDA KANUN – İstanbul’un işgalinden sonra İstanbul Hükümetince yapılan anlaşmaların hükümsüz sayılacağı hakkında kanun

Kanun Numarası : 7
Kabul Tarihi : 7/6/1920
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 14/2/1921 Sayı: 2
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 1 Sayfa : 13

Madde 1

İstanbul’un işgal tarihi olan 16 Mart 1336-1920 den itibaren Büyük Millet Meclisinin tasvibi haricinde, İstanbul’ca akdedilmiş veya edilecek bilumum muahedat ve mukavelat ve ukudat ve mukarreratı resmiye ve verilmiş imtiyazat ve maadin ferağ ve intikalatı ve ruhsatnameleri ile mütarekeden sonra akdedilmiş bilcümle muahedatı hafiyye ve doğrudan doğruya veya bilvasıta ecanibe verilmiş imtiyazat ve maadin ferağ ve intikalatı ile ruhsatnameleri keenlemyekündür.

Madde 2

İşbu maddei kanuniyenin icrasına Büyük Millet Meclisi Heyeti İcraiyesi memurdur.

Bulgaristan Bağımsızlık Bildirgesi

0

Unutulmayacak Kurtarıcı Çar’ın iradesine dayanarak, 19 Şubat 1878’de kardeşimiz gibi gördüğümüz yüce Rus halkı, Majesteleri Romanya Kralının tebaası iyi komşularımız ve cesur kahraman Bulgarların yardımıyla, bir zamanlar yüce ve şanlı olan Bulgaristan’ı yüzyıllardır köleliğe mahkum eden zincirleri kırmıştır. Böylece, otuz yıldan uzun süredir Bulgar halkı özgürlükleri için yorulanların hatırasına sahip çıkıp onlardan esinlenerek durmadan güzel vatanlarının gelişmesi için çalışmış, ve benimle merhum Prens Aleksandır’ın liderliği altında uygar milletler ailesinin eşit bir üyesi olabilecek bir devlet yaratmışlardır. Halkım daima bağımsız olup kültürel ve ekonomik ilerlemeyi arzulamıştır.

Bu çabada, hiçbir şey Bulgaristan’ın ilerlemesini durduramayacaktır, hiçbir şey başarısını engelleyemeyecektir. Bu halkımın arzusudur, halkımın dileğidir. Diledikleri gibi olsun! Bulgar halkı ve liderleri farklı düşünemez ya da hissedemez. Bulgaristan devletinin sadece fiilen bağımsız olması bazı yanılsamalar ve resmi kısıtlamalar yüzünden normal ve barışçıl ilerlemesini engellemekte, bunun sonucu olarak Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişki soğumaktadır.

Halkım ve ben Türkiye’nin siyasi canlanmasına samimiyetle sevinmekteyiz!

Türkiye ve Bulgaristan, birbirlerinden tamamen bağımsız ve özgür olarak dostluk ilişkilerini destekleyecek koşullar altında yer alabilir ve barışçıl dahili gelişmeye odaklanabilirler.

Bu kutsal amelden esinlenerek, ulusal gerekliliklere cevaben ve Bulgar halkının iradesi doğrultusunda, Ulu Tanrı’nın adıyla, 6 Eylül 1885’te birleşen Bulgaristan’ı bağımsız bir Krallık ilan ediyorum. Halkımla birlikte bu bildirinin Büyük Devletler tarafından onaylanacağına inanıyorum.

Yaşasın bağımsız Bulgaristan! Yaşasın Bulgar Halkı!

Kadim başkent Veliko Tarnovo’da, hükümdarlığımın 22. yılı olan 22 Eylül 1908 tarihinde

FERDİNAND

Vassal: Daha güçlü bir devletin koruması altına girme ve ona bağlanma durumunu anlatan siyaset terimi. Aslı Keltçe olup Ortaçağ Latincesi’nde vasallus (vasall) şeklinde kullanılmıştır.

16 Mart – Hukuk Takvimi

0
16 Mart – Hukuk Takvimi

1751- Amerika Birleşik Devletleri’nin Dördüncü Başkanı, siyaset felsefecisi, devlet ve adamı James Madison doğdu. (Ölümü: 28 Haziran 1836)  Princeton Üniversitesi‘nde eğitim gördü. 1801-1809 yılları arasında Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nde birçok önemli kanun tasarısı hazırladı. Amerika Birleşik Devletleri Anayasasıın ve Amerikan Haklar Bildirgesi taslağının hazırlanması ve savunulmasında, en önde yer alanlardan oldu. Kurucu Babalardan biri ve Anayasanın Babası olarak tanındı. 1809-1817 arasında Devlet Başkanlığı görevinde bulundu.

16 Mart 1848 tarihinde Rüştiyelere öğretmen yetiştirmek üzere üç yıl süreli, Darül Muallimin-i Rüşdi adını taşıyan okullar kurulmuştur. Bu tarih, öğretmen okullarının ilk kuruluş tarihi olarak kabul edilmekte ve her yıl 16 Mart tarihi, öğretmen okullarının kuruluş yıldönümü olarak kutlanmaktadır.

1909 – 16 Mart 1909 protokolü ile Osmanlı Devleti de Bulgaristan‘ın bağımsızlığını tanıdı. 

1920 – İstanbul İngilizler tarafından işgal edildi. İstanbul, İtilaf Devletleri tarafından işgal edildi. Meclis basıldı, bazı milletvekilleri tutuklandı ve Malta Adası’na sürüldü. Mustafa Kemal, durumu bütün devletler ve Millet Meclisleri nezdinde protesto etti. Ankara’da yeni bir Millet Meclisi toplama teşebbüsüne geçildi. 23 Nisan 1920’de toplanan TBMM, İstanbul’un işgalinden sonra İstanbul Hükümetince yapılan anlaşmaların hükümsüz sayılacağı hakkında kanunu, 7 Haziran 1920 tarihinde kabul etti. ’16 Mart 1920 Tarihinden itibaren İstanbul Hükümeti’nce aktedilen Bilcümle Mukavelat, Uhudat vesairenin Keenlemyekun Addi Hakkında Kanun’un çıkması ile; İstanbul Hükümeti’nin İstanbul’un işgali gününden sonra yabancı devletlerle yaptığı ve yapacağı tüm anlaşmalar hükümsüz sayıldı. Daha sonra imzalanan Lozan Barış Antlaşmasının 77. maddesi, 16 Mart 1920’dan sonra İstanbul Hükümeti ile, yöntemine uygun biçimde ve bu hükümetin edimsel yönetimi altındaki ülkelerle ilgili olarak yapılmış tüm sözleşmeler ile anlaşmaların, Lozan Antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak üç aylık bir süre içinde, ilgililerin istemleri üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulmasına karar verildi.

1921- Moskova Antlaşması (Türkiye – Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması), 16 Mart 1921 tarihinde Ankara Hükumeti ile Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti Hükûmeti arasında, Moskova’da imzalandı. 16 Mart 1921 tarihinde Moskova’da imzalanan yeni Antlaşma, Gümrü Antlaşmasının yerini aldı. Türkiye adına sözleşmeye Yusuf Kemal Tengirşenk, Doktor Rıza Nur Bey ve Ali Fuat Paşa imza koymuşlardır. Antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti döneminde yapılan ilk uluslararası antlaşmalar arasındadır.    

1924 – Tevhid-i Tedrisat Kanunu‘nun kabulünden sonra medreseler kapatıldı.

1931 – İlk kadın Operatör Dr. Suat, Haseki Nisa Hastanesi’nde sınav vererek uzmanlık belgesi aldı.

1935 – Adolf Hitler, Milletler Cemiyeti’nin kuruluşunu sağlayan Versay Antlaşması‘nı iptal ettiğini açıkladı.

1940 – Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İsveçli yazar, Selma Lagerlöf yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Kasım 1858) Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk kadın yazar oldu.

1946 – New York Barosu’nun 75. Kuruluş Etkinlikleri yapıldı. Avukat John W.Davis: “Biz hukukçular, avukatlar köprüler kurmuyoruz, kule dikmiyoruz, motor yapmıyoruz, resim boyamıyoruz…Yaptığımız bütün işlerde insan gözünün görebileceği pek az şey vardır. Ama sorunları çözüyoruz; gerginliği gideriyoruz; hataları düzeltiyoruz; insanların yükünü üstleniyoruz; çabalarımızla barışçıl bir devlette insanların huzurlu ve adil bir yaşam sürmelerini mümkün kılıyoruz.”

John W.Davis

1972 – Cumhuriyet Senatosu; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkındaki idam kararını onayladı.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972 tarihinde, gece 01.00 – 03.00 arası, Ulucanlar Cezaevi’nde asılarak idam edildi. İdam yaftaları sonradan müze yapılan Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde sergilendi.

1977- Hukukçu ve siyasetçi Kemal Canbolat yaşamını yitirdi. (Doğumu: 6 Aralık 1917) Sorbonne Üniversitesinde felsefe sanat, psikoloji, sosyoloji ve vatandaşlık eğitimi aldı. Daha sonra Lübnan’a döndü ve Saint-Joseph Üniversitesi’nde hukuk okudu. 1941-1942 yılları arasında avukat olarak çalıştı ve Lübnan hükûmetinin resmi devlet avukatı oldu. 1946 yılında ekonomi, tarım ve sosyal ilişkiler bakanı oldu. 1947 yılında, ikinci kez Lübnan Parlamentosunda milletvekili seçildi fakat hükûmeti, genel seçimlerde hile karıştırdığı sebebiyle suçlayarak istifa etti. İlerici Sosyalist Partiyi kurdu. Lübnan Dürzilerinin liderliğini yaptı. 1972’de Lenin Barış Ödülü aldı. 16 Mart 1977 tarihinde Suriye kontrol noktasının yakınlarında öldürüldü. Lübnan Dürzilerinin şimdiki lideri olan oğlu Velid Canbolat, Suriye Gizli Servisi’ni babasını öldürmekle suçladı.

Kemal Canbolat

1994 – TBMM tarafından dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra gözaltına alınan beşi DEP‘li altı milletvekili, Türk Ceza Kanunu’nun 125’inci maddesine muhalefet ettikleri gerekçesiyle Devlet Güvenlik Mahkemesine sevk edildi. Vatana ihanetle suçlanan milletvekilleri, Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık, Sedat Yurttaş, Selim Sadak, Mahmut Alınak, Hatip Dicle ve Orhan Doğan tutuklanarak cezaevine konuldu. DEP kapatma davası devam ederken 11 Mayıs 1994 tarihinde Murat Bozlak başkanlığında Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) kuruldu. Bu parti de daha sonra kapatıldı.

1996 – Profesör İlhan Arsel’inBiz Profesörler” adlı kitabının davasında Savcı Abdurrahman Yılancı, Hakim Yücel Yurdakul’u taraflılıkla suçlayarak reddetti. Savcının Hakimi reddetmesi Türk adliye tarihinde ilk kez gerçekleşti. 2003 Amerikalı barış aktivisti Rachel Aliene Corrie yaşamını yitirdi. (Doğumu: 10 Nisan 1979) ISM (International Solidarity Movement-Uluslararası Dayanışma Örgütü) gönüllüsü olarak çalıştı. 16 Mart 2003’de Gazze Şeridi’nin güneyinde Refah’ta İsrail Savunma Kuvvetlerine (İSK) bağlı zırhlı bir buldozer tarafından öldürüldü. 2015

1998 – Kyoto Protokolü imzaya açıldı.

2015 – Hukukçu Firuz Çilingiroğlu yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1924) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Askerliğini Ankara ve Erzurum’da Askeri Hakim olarak yaptı. 1946 yılında Ankara Hakim adayı olarak mesleğe başladı. Daha sonra sırasıyla, Ardahan Hakimliği, Ardahan Cumhuriyet Savcılığı, Tekman Sulh Hakimliği, Çivril Cumhuriyet Savcılığı, Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı, Adalet Müfettişliği, Zeytinburnu Cumhuriyet Savcılığı, Ankara Cumhuriyet Savcılığı ve Ankara Ticaret Mahkemesi Üyeliği yaptı. 1970’te Yargıtay üyeliğine seçildi. 11.ve 15. Hukuk Daireleri üyeliği ile Yargıtay Birinci Başkanvekilliği görevlerinde bulundu. 1981 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına seçildi.1995-1996 tarihleri arasında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın 114.maddesi gereğince 24 Aralık 1995 Türkiye genel seçimleri öncesi tarafsız Adalet Bakanı olarak görev yaptı.

2018 – Sırrı Süreyya Önder’in terör örgütü propagandası suçundan yargılandığı davaya devam edildi. 

2018 – Anayasa Mahkemesi’nin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vererek, ihlalin ortadan kaldırılması Şahin Alpay’ın yargılandığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine yazı yazması üzerine Alpay 16 Mart 2018’deyurt dışına çıkmama ve konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirleriyle tahliye edildi.

2022 – AFP foto muhabiri Bülent Kılıç’ın, Beyoğlu Mis Sokak’ta 26 Haziran 2021 tarihinde ters kelepçelendiği ve boğazına basılarak gözaltına alındığı iddiasıyla, iki polis memuru hakkında “mala zarar vermek” ve “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle basit yaralama” yönünden suç duyurusunda bulunduğu olay hakkında 16 Mart 2022’de takipsizlik kararı verildi.

 

16 Mart – Hukuk Takvimi

Cesare Beccaria Bonesana

0
Cesare Beccaria

Aydınlanma Çağı Düşünürü Cesare Beccaria Bonesana 15 Mart 1738 tarihinde Milano’da doğmuş 28 Kasım 1794 tarihinde doğduğu yer olan Milano’da yaşamını yitirmiştir.

Beccaria, 1747-1755 yılları arasında sekiz sene Parma’daki bir Cizvit okulunda eğitim gördükten sonra 20 yaşındayken Pavia Üniversitesi‘nde hukuk doktorasını tamamlamıştır.

Cesare Beccaria heykeli

Beccaria genelde hukuk sorunlarıyla ilgilenmiş, 1770 yılından itibaren Avusturya egemenliğinde bulunan Milano Yönetiminde üst düzey görevli memur olmuş ve ölünceye kadar bu görevini sürdürmüştür.

Beccaria sadece bir hukukçu değil, aynı zamanda önemli bir ekonomisttir. Milano’da “Kamu Ekonomisi” kürsüsünde profesörlük yapmış ve Adam Smith’ten önce bazı ekonomik teoriler üzerine yazmıştır.

İtalyan hukukçu, filozof, ekonomist ve edebiyatçı Beccaria’nın “Suçlar ve Cezalar Hakkında” adlı (Dei delitti e delle pene) isimli eseri hukuk tarihi ve felsefesinde önemli yer tutmuştur. Modern ceza hukukunun sistematik temellerini atan düşünürdür.

Suçlar ve Cezalar Hakkında

Beccaria, Suçlar ve Cezalar Hakkında ismi ile yayınlanan ve Türkçe’ye de tercüme edilen kitabını çok genç yaşta yazmış, Hukuk Felsefesine dair büyük bir çığır açmıştır. Eserinde, idamın ve işkencenin ceza olarak görülemeyeceğini ve bunun bir barbarlık olacağını açıklayan Beccaria, ceza hukukuna birçok ilke ve prensip kazandırmış, birçok ülkede gerçekleşen hukuk reformuna esin kaynağı olmuştur.

Nullum crimen nulla poena sine lege” (kanunsuz ne suç ne ceza olur) prensibini yaygınlaştıran kişidir. Beccaria bu fikri “toplum sözleşmesi” temelinde açıklamış ve yaymıştır.  “Yasa ancak açık ve zorunlu olarak gerekliliği beliren cezaları koymalıdır ve bir kimse ancak suçun işlenmesinden önce kabul ve ilan edilmiş olan ve usulüne göre uygulanan bir yasa gereğince cezalandırılabilir.” şeklindeki prensip İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi‘nin 8. maddesi olarak kabul edilmiş, Beccaria’nın fikirleri 1789 Fransız Devrimi belgelerinin ruhunu oluşturmuştur.

Beccaria, Fransa’da işkencenin kaldırılmasına ve İsveç’te yargı reformunun gerçekleşmesine ilham vermiştir.

Cesare Beccaria Bonesana ABD’de yayınladığı eseriyle tıpkı Montesquieu gibi Amerikan Bağımsızlık Bildirgesinin yazarı da olan Thomas Jefferson‘ı etkilemiştir.

Eserin ilk (isimsiz) baskısı 1764 yılıdır. Beccaria’nın eseri, 1765 yılında Fransızca, 1766’da Almanca, 1767’de İngilizce, 1770’de İsveççe, 1772’de Lehçe, 1774’te de İspanyolca olarak yayınlanmıştır. Voltaire ve Diderot gibi birçok aydın eserden etkilenmiştir, eserin tartışması ve ölüm cezasına dair görüşler 200 yıldır tartışılmaya devam etmektedir.

Suçlar ve Cezalar Hakkında

Beccaria’nın Fikirleri ve Ardıllarına Etkisi

Beccaria, idamın meşru bir ceza olmadığını ve gereksiz olduğunu ispatlamış, idam cezasını “kamusal cinayet” olarak tanımlamıştır. “Suçlar ve Cezalar Hakkında” adlı eser halen üniversitelerin ceza hukuku kürsülerinde referans kitap olarak gösterilmektedir. Eserde, kanunların kaynağı, nasıl inşa edilmesi ve nasıl yorumlanması gerektiği, cezaların neden bir ihtiyaç olduğu ve cezaların sahip olmaları gereken nitelikler izah edilmiştir.

Beccaria, Aydınlanma Çağı’yla birlikte gelişen Avrupa’daki felsefi akımlardan ve özellikle Montesquieu ve Rousseau’nun fikirlerinden etkilenmiştir.

Montesquieu ve Rousseau’nun yolunda giden Beccaria, modern ceza hukukunun temel ilkelerini ortaya koymuştur.

Beccaria’ya göre, suçta ve cezada kanunilik ilkesi, yargılamaların hızlı ve adil olması, cezaların ılımlı olması; her türlü kötü muamele, işkence, gizli yargılama ve keyfi davranışların yasaklanması; suçların ve cezaların orantılı olması adaletli bir ceza hukuku sisteminin temel unsurlarıdır.

Cesare Beccaria heykeli

15 Mart – Hukuk Takvimi

0
15 Mart – Hukuk Takvimi
1738 İtalyan hukukçu, filozof, ekonomist, edebiyatçı ve  Aydınlanma Çağı Düşünürü Cesare Beccaria Bonesana doğdu. (Ölümü: 28 Kasım 1794) 1747-1755 yılları arasında sekiz sene dini eğitim gördükten sonra 20 yaşındayken hukuk doktorası eğitimini tamamladı. “Suçlar ve Cezalar Hakkında” adlı (Dei delitti e delle pene) isimli eseri hukuk tarihi ve hukuk felsefesi alanında çığır açtı ve günümüz modern ceza hukukunun temellerini attı.

Cesare Beccaria Bonesana
1767 Avukat ve 7. Amerika Birleşik Devletleri başkanı Andrew Jackson doğdu. (Ölümü: 8 Haziran 1845) Devrim Savaşı’ndan sonra yerel bir Waxhaw okulunda düzensiz bir eğitim aldı. 1781’de bir süre eyerci olarak çalıştı ve sonunda okul öğretmenliği yaptı. 1784’te Salisbury’ye gitti ve burada avukat Spruce Macay’ın yanında hukuk eğitimi gördü. Çeşitli avukatların yardımıyla  baroya girmeye hak kazanacak kadar bilgi edindi. Daha sonra Kuzey Carolina’nın Batı Bölgesi’ndeki  savcı pozisyonuna atandı. 1798’den sonra Tennessee Yüksek Mahkemesi’nde hakim oldu. Görevdeki başkan Thomas Jefferson ile tartışmalar, siyasi yaşamdan geçici süre çekilmesine sebep oldu.  Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda önemli rol oynayan John Adams ,  Thomas Jefferson ve James Madison’ın aksine, eğitimli kesimden gelmeyen ilk başkan oldu.  Amerikan Merkez Bankası’nı ortadan kaldırması ve Güneydoğu’dan Mississipi’nin batısına kadar olan alan içindeki Kızılderililer’in zorunlu tehciri ve yerleştirilmesini başlatmasıyla bilindi.

Andrew Jackson
1874 Amerikalı hukukçu ve siyaset adamı Harold LeClair Ickes doğdu. (Ölümü: 3 Şubat 1952) Chicago Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden JD derecesi ile mezun oldu. Medeni haklar, sosyal yardım, belediye reformu ve kamu hizmetleri alanında yürüttüğü mücadelelerle tanındı. Roosevelt yönetiminde içişleri sekreterliğine getirildi. New Deal’in önde gelen savunucuları arasında yer aldı. 1933’ten 1946’ya kadar yaklaşık 13 yıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri İçişleri Bakanı olarak görev yaptı.

Harold LeClair Ickes
1892 İlk Sefarad Yahudi ve Balkan feministi Laura Papo Bohoreta doğdu. (Ölümü: 1942)  Bosnalı bir Yahudi feminist yazar ve çevirmendi. kadın haklarına ilişkin çok sayıda eser yazdı. Kadınlara nasıl yaşanacağını, mevcut sorunların nasıl aşılacağını, ailenin toplumun ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağını öğretmeyi amaçladı. 1941 yılında, İkinci Dünya Savaşı ve Holokost’un başında, iki oğlu Jasenovac toplama kampına götürüldü. Üzüntü ve kederinden, 1942 yılında Saraybosna’da hastalandı ve yaşamını yitirdi.

Laura Papo Bohoreta
1928 15 Mart Olayı başladı. Japon İmparatorluğu’nda çok sayıda komüniste tutuklama kararı çıkarıldı.
1931 Türkiye-Yunanistan İkamet, Ticaret ve Deniz Taşımacılığı Sözleşmesi; “Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Hükümeti arasında aktolunan İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Mukavelenamesi” adıyla 30 Ekim 1930 tarihinde imzalandı, “Türkiye Cumhuriyeti ile Yunanistan Hükümeti arasında aktolunan İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Mukavelenamesinin tasdiki hakkında Kanun” 5 Mart 1931’de mecliste kabul edilerek Resmi Gazete’nin 15 Mart 1931 tarihli sayısında yayınlandı.
1933 Hukukçu ve felsefeci Ruth Bader Ginsburg doğdu. (Ölümü: 18 Eylül 2020)

Ruth Bader Ginsburg – Time Dergisi Kapağında
1938 SSCB’de olağanüstü mahkemede ölüm cezasına çarptırılan, aralarında Ekim Devrimi’nin önderlerinden Nikolay Buharin’in de bulunduğu 18 kişinin cezaları infaz edildi.
1938 Hukukçu, akademisyen ve siyasetçi Mehmet Sağlam, doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. New York Üniversitesi’nde Yüksek lisans ve doktorasını “Kamu Yönetimi” alanında  tamamladı. Hacettepe Üniversitesi’nde doçent ve profesör olarak çalıştı. Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Dekanı ve Samsun 19 Mayıs Üniversitesi  Rektörü, olarak görev yaptı.  Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Başkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Genel Sekreterliği, YÖK Başkanı ve Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 20. Dönem’de TBMM Millî Eğitim Komisyonu Başkanlığına seçildi.  Türkiye – AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanlığı yaptı. 54. Hükûmet’te, Millî Eğitim Bakanlığı görevini yürüttü. 23. Dönem’de Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanlığı yaptı. 24. Dönem’de TBMM Başkanvekilliği görevini yürüttü.
1961 Güney Afrika, Milletler Topluluğu’ndan ayrıldı.
1962 Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi, Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütünün önerisi ve oybirliği ile 16 Nisan 1985 tarihinde kabul edildi. Bildirge ile ilan edilen haklar ilk kez 15 Mart 1962’de ABD eski başkan J.F.Kennedy tarafından temsilciler meclisine sunulan raporda yer aldı ve daha sonra Avrupa Konseyi tarafından 14 Nisan 1975’de evrensel tüketici hakları olarak beş madde halinde ilan edildi.
1978

Jerzy Hryniewski

Hukukçu ve politikacı Jerzy Hryniewski yaşamını yitirdi. (Doğumu: 29 Aralık 1895) Odessa Üniversitesi hukuk fakültesinde eğitim gördü. 1921’den itibaren Varşova’daki “Orient” şirketinde hukuk danışmanı olarak çalıştı. Daha sonra şirketin yönetim kurulu direktörü olarak çalıştı. 1926’dan itibaren bakanlık sekreteryasının başkanı oldu. 1928-1932 yıllarında Hükümetle Bağımsız İşbirliği Bloğu’nun genel sekreterliğini yaptı. 1930’da Sejm’e milletvekili seçildi. İletişim ve denizcilik komitelerinde yer aldı. 1932’de Dâhiliye Nezareti’nde Devlet Müsteşarlığına atandı. 1934’ten itibaren Çalışma Fonu’nun başkanı, 1937’den itibaren Komunalna Kasa Oszczędności’nin başkentinin direktörü oldu. 1939’da Cemaat Tasarruf Fonları Birliği’nin başkanı olarak görev yaptı. 18 Ocak-13 Mayıs 1954 tarihleri arasında Sürgündeki Polonya Hükûmetinin Başbakanı olarak görev yapmasıyla tanındı.

1985 Dünya Tüketici Hakları Günü, 15 Mart 1985 yılında Birleşmiş Milletlerin aldığı bir kararla kutlanmaya başlandı. Aynı yıl BM tarafından Tüketici Hakları Evrensel Beyannamesini kabul edildi.
2004 Çin Halk Cumhuriyeti’nde ilk kez bir milletvekili, ülkede yılda 10 bin insanın idam edildiğini açıkladı.
2006 Schengen Sınırlar Kanunu (Schengen Borders Code), Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyinin 15 Mart 2006 tarihli 562/2006 sayılı kararı ile kabul edildi. Karar, AB ülkelerinin dış sınırlarında yüksek ve tek tip bir kontrol sağlamak amacıyla kişilerin sınırlardan geçişlerini düzenleyen hükümler getirmekte ve Birlik Kanunu tesis edilmesini amaçlamaktadır.
2006 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 15 Mart 2006 tarihinde 60/251 sayılı kararlıyla kurumsal statü kazandı, daha önce 60 yıl boyunca görev yapmış olan İnsan Hakları Komisyonu’nun işlevlerini üstlendi.
2006 Hukukçu Georgios Ioannou Rallis(Yorgo Rallis) yaşamını yitirdi. (Doğumu: 26 Aralık 1918) Atina Üniversitesi‘nde hukuk ve siyaset eğitimi gördü. 1940’da yaşanan İtalyan işgaline karşı direnişe katıldı. 1950 yılında Yunan Meclisi’ne Halk Partisi’nden seçildi. Aleksandros Papagos’un hükûmetinde 1954 yılında bakan oldu. Daha sonra Konstantin Karamanlis’in önderlik ettiği Ulusal Radikal Birlik’e katılarak Karamanlis hükûmetlerinde bakan oldu. 1967 yılında yapılan darbe sonrası demokrasiyi savunması tutuklanıp Kasos Adası’na sürgün edildi. Demokrasiye geçiş sonucu kurulan hükûmette Eğitim Bakanı oldu ve bu dönemde birçok reform yaptı. 1978 yılında Dışişleri Bakanı oldu ve Sovyetler Birliği’ni ziyaret eden ilk Yunan Dışişleri Bakanı olarak tarihe geçti. Bu devirde Bulgaristan ile Yugoslavya ilişkilerini yeniden canlandırmaya çalışırken bir yandan da ülkesinin Avrupa Birliği’ne girmesi için elinden geleni yaptı. 1980’de Yunanistan Cumhuriyeti’nin 84. başbakanı olarak görev yaptı.

Georgios Ioannou Rallis

Ceza Muhakemesinde Savunmanın Ontolojisi ve Ontolojik Yalnızlığı

0
.Fahrettin Kayhan (Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri

CEZA MUHAKEMESİNDE SAVUNMANIN ONTOLOJİSİ VE ONTOLOJİK YALNIZLIĞI / Avukat Fahrettin KAYHAN

  1. Savunmanın Ontolojisi: Ceza Yargılamasında Varlık Sorunu

Ceza yargılamasında savunma genellikle bir hak, bir mesleki faaliyet veya bir prosedür unsuru olarak ele alınır. Oysa savunma yalnızca normatif bir hak değil, aynı zamanda ontolojik bir konumdur. Savunma, ceza yargılamasının varlık yapısında belirli bir rolü yerine getiren, sistemin epistemolojik dengesini sağlayan ve hakikat iddiasını sınayan bir aktördür.

Ceza yargılamasının ontolojik yapısı üç temel özne etrafında şekillenir:

    • Devlet (savcı ve yargı)
    • Sanık
    • Savunma

Bu üçlü yapı içinde savunma, diğer iki aktörden farklı bir konuma sahiptir. Savcı ve hâkim devletin kurumsal gücünü temsil ederken, savunma bireyin ontolojik temsilidir. Savunma bu anlamda yalnızca bir meslek değil, devlet karşısında bireyin varoluşunu temsil eden bir kurumsal figürdür.

Savunmanın ontolojisi bu nedenle şu soruyla ilgilidir: Savunma ceza yargılamasında neden vardır?

Bu sorunun üç temel cevabı vardır.

1.1. Epistemolojik Fonksiyon

Savunma, ceza yargılamasında hakikat üretim mekanizmasının zorunlu bir unsurudur. Savunma olmadan yargılama tek taraflı bir bilgi üretimine dönüşür.

Savunmanın epistemolojik rolü şudur:

    • Delilleri sorgulamak
    • Anlatıyı kırmak
    • Alternatif hakikat ihtimallerini görünür kılmak

Bu nedenle savunma, hakikatin değil, hakikat ihtimalinin temsilcisidir.

1.2. İktidar Dengesi Fonksiyonu

Ceza yargılaması aynı zamanda bir iktidar alanıdır. Devletin cezalandırma gücü karşısında savunma, iktidarın sınırlandırılmasını sağlar.

Bu bağlamda savunma:

    • Devlet gücüne karşı karşı iktidar üretir
    • Yargısal otoritenin sınırlarını görünür kılar
    • Yargılamayı monolojik olmaktan çıkarır

Savunma bu anlamda yalnızca hukuki değil, aynı zamanda politik bir kurumdur.

1.3. Varoluşsal Temsil Fonksiyonu

Savunma, sanığın yalnızca hukuki değil varoluşsal temsilidir.

Sanık çoğu zaman:

    • korku içindedir
    • dil kuramaz
    • anlatısını kuramaz

Savunma avukatı bu noktada sanığın:

    • sesidir
    • anlatıcısıdır
    • varoluşsal temsilcisidir

Bu nedenle savunma, ceza yargılamasında insanın ontolojik temsilidir.

  1. Savunmanın Ontolojik Yalnızlığı

Savunmanın ontolojisinin en belirgin özelliği ontolojik yalnızlıktır.

Savunma, ceza yargılamasında çoğu zaman yapısal olarak yalnızdır.

Bu yalnızlığın üç kaynağı vardır.

2.1. Kurumsal Yalnızlık

Ceza yargılamasında savcı ve hâkim farklı kurumsal yapılara ait olsalar da aynı sistemin parçalarıdır.

    • Aynı bürokratik kültürü paylaşırlar
    • Aynı mesleki habitusa sahiptirler
    • Benzer eğitim süreçlerinden geçerler

Savunma ise bu sistemin dış aktörüdür.

Bu nedenle savunma çoğu zaman:

    • kurumsal olarak dışarıdadır
    • mahkeme kültürünün parçası değildir
    • sistem tarafından potansiyel bir rahatsızlık olarak algılanır

Savunma bu nedenle yargı alanının yabancısıdır.

2.2. Epistemolojik Yalnızlık

Ceza yargılamasında çoğu zaman bir hakikat anlatısı oluşur.

Bu anlatı genellikle şu kaynaklardan beslenir:

    • soruşturma dosyası
    • kolluk anlatısı
    • iddia makamının teorisi

Savunma bu anlatıya karşı alternatif bir anlatı üretir.

Ancak çoğu zaman:

    • hâkimin zihninde erken kanaat oluşmuştur
    • deliller tek yönlü yorumlanmaktadır
    • savunma anlatısı marjinalleştirilmektedir

Bu durumda savunma hakim anlatıya karşı tek başına kalır.

Bu durum savunmanın epistemolojik yalnızlığıdır.

2.3. Psikolojik Yalnızlık

Savunma avukatının yalnızlığı yalnızca kurumsal değildir; aynı zamanda psikolojiktir.

Özellikle ağır ceza davalarında savunma avukatı çoğu zaman:

    • toplumun suçlu gördüğü bir kişiyi savunur
    • medya baskısı ile karşılaşır
    • mahkemenin örtük direnciyle mücadele eder

Bu nedenle savunma avukatı çoğu zaman etik bir yalnızlık yaşar. Savunma avukatının en temel sorusu şudur: “Herkes mahkûm etmek isterken, ben neden savunuyorum?” Bu sorunun cevabı savunmanın ontolojisinde gizlidir. Savunma masumiyeti değil, adil yargılamayı savunur.

  1. Ontolojik Yalnızlık ve Savunmanın Gücü

Paradoksal olarak savunmanın gücü tam da bu yalnızlıktan doğar.

Savunma:

      • çoğunluğun sesi değildir
      • iktidarın sesi değildir
      • mahkemenin sesi değildir

Savunma azınlığın sesidir.

Bu nedenle büyük savunmalar çoğu zaman şu özellikleri taşır:

    • Yalnızdır
    • Dirençlidir
    • Rahatsız edicidir

Savunma mahkemenin konfor alanını bozar.

Bu nedenle savunma çoğu zaman yargısal konfor alanının düşmanıdır.

  1. Ontolojik Yalnızlık ve Büyük Savunmalar

Tarihteki büyük savunmaların çoğu bu ontolojik yalnızlık içinde ortaya çıkmıştır.

Savunma avukatı çoğu zaman:

      • Sistemin karşısında tek başınadır
      • Anlatı çoğunluğuna karşıdır
      • Mahkemenin epistemolojisini zorlar

Bu nedenle büyük savunmaların ortak özelliği şudur:

Savunma yalnız kalmayı göze alır. Savunma avukatı şunu bilir: “Savunma çoğu zaman mahkemenin değil, tarihin huzurunda yapılır.”

  1. Sonuç: Savunmanın Ontolojik Misyonu

Savunmanın ontolojik misyonu üç temel ilkeye dayanır:

    1. Hakikat iddiasını sınamak
    2. Devlet iktidarını dengelemek
    3. Bireyin varoluşunu temsil etmek

Bu nedenle savunma, ceza yargılamasında yalnızca bir meslek değil, bir özgürlük kurumudur. Savunmanın ontolojik yalnızlığı ise bir zayıflık değil, tam tersine savunmanın etik gücünün kaynağıdır.

Çünkü savunma çoğu zaman şu pozisyondadır:

    • Devlete karşı birey
    • çoğunluğa karşı azınlık
    • kesin kanaate karşı makul şüphe

Savunma bu nedenle ceza yargılamasında şu ilkenin temsilcisidir: “Hiç kimse savunmasız yargılanamaz.”

12 Mart Muhtırası

0

12 Mart Muhtırası, 12 Mart 1971 günü saat 13.00’te TRT radyolarından okunan askeri bildiri ile ilan edilmiştir.

Muhtıra ile, meclis ve hükumetin görevini yapmadığı, Atatürk’ün işaret ettiği uygarlık seviyesine ulaşma hedefinden sapıldığı, bu durumun düzeltilmesi için derhal partiler üstü bir hükumet kurulması gerektiği, aksi takdirde ordunun idareyi doğrudan ele alacağı açıklanmıştır.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu’nun imzasını taşıyan muhtıra metni şu şekildedir:

1. Parlamento ve Hükûmet süregelen tutum, görüş ve icraatı ile yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, ATATÜRK’ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve Anayasa’nın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.
2. Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silâhlı Kuvvetlerinin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliği giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla Meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek ve Anayasa’nın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılâp kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir Hükûmetin demokratik kurallar içinde teşkili zarurî görülmektedir.
3. Bu husus sür’atle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silâhlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya üzerine almağa kararlıdır.
Bilgilerinize.

12 Mart 1971 Askeri Muhtırası

12 Mart 1971 Askeri Muhtırası

0
12 Mart Muhtırası
12 Mart Askeri Muhtırası

12 Mart 1971 Askeri Muhtırası, bir muhtıra verilerek hükumetin istifasının istenmesi ile oluşan askeri müdahaledir. 12 Mart 1971 günü saat 13:00’de TRT radyolarında okunan metin ile darbe ilan edilmiştir.

Muhtıranın verilmesiyle, Türkiye Cumhuriyeti döneminde ikinci askeri darbe meydana gelmiştir.

Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a muhtıra verilmiş ve hükumet istifa ettirilmiştir.

Darbeyi yapan Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç

Muhtıra ile, meclis ve hükumetin görevini yapmadığı, Atatürk’ün işaret ettiği uygarlık seviyesine ulaşma hedefinden sapıldığı, bu durumun düzeltilmesi için derhal partiler üstü bir hükumet kurulması gerektiği, aksi takdirde ordunun idareyi doğrudan ele alacağı açıklanmıştır.

Darbeyi izleyen iki yılda, sıkıyönetim askeri mahkemeleri yargılamalara başlamıştır. 10.000’den fazla kişi gözaltına alınmış, tutuklanmış yada hüküm giymiştir.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972’de idam edilmiştir. 

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamına ilişkin gazete haberi

Muhtıradan sonraki günlerde, 37 gazete ve derginin yayını tamamen yasaklanmış ya da durdurulmuştur.

200’den fazla kitap yasaklanmış, yarım milyondan fazla kitap toplatılarak imha edilmiştir. Askeri savcılar bu çerçevede 151 sanık hakkında idam talep etmiştir.

Üç siyasal parti kapatılmış, TİP’in yöneticileri ağır hapis cezalarına mahkum edilmiştir.

Grev ve sendika hakları, askerlerin mevzuatta yapılan değişikliklerle sınırlandırılmıştır.

Kamu sektöründeki tüm sendikalar ile öğrenci dernekleri kapatılmıştır.

Darbeden sonra hükumeti kuran Başbakan Nihat Erim

Muhtıra ile Parlamento ve partiler kapatılmamış, Anayasa askıya alınmamıştır. Darbeden sonra hükumeti kurmak üzere tarafsız bir milletvekili sıfatıyla CHP Kocaeli milletvekili Nihat Erim seçilmiştir. Erim CHP’den istifa etmiş ve bağımsız başbakan olarak darbecilerin istediği hükumeti kurmuştur.

Uzun ömürlü olmayan Erim hükumetinin yerine 22 Mayıs 1972 tarihinde Ferit Melen hükumeti kurulmuştur. Melen hükumeti de bir süre sonra görevi bırakmıştır.

15 Nisan 1973-26 Ocak 1974 yılları arasında görev yapan Mehmet Naim Talu’nun kurduğu seçim hükumeti ile ülke seçime gitmiştir.

Darbe hükumeti dönemi 14 Ekim 1973 tarihinde gerçekleştirilen genel seçimlerde sona ermiştir.

Yapılan seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi 185 milletvekiliyle iktidar olmuştur.

İsmet İnönü’nün 1972 yılında istifa etmesi üzerine genel başkanlığa seçilmiş olan Bülent Ecevit hükumeti kurarak başbakan olmuştur.

Darbe Öncesi Dönem, Anayasa Değişikliği Önerisi, Siyasi Yasaklar, Siyasal Olaylar ve Gerginlikler 

12 Mart 1971 Askeri Muhtırası öncesi dönemde Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel hastalanmış, TBMM tarafından görevden alınan Gürsel’in yerine Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay seçilmiştir.  Boşalan Genelkurmay Başkanlığı’na 16 Mart 1969’da Memduh Tağmaç getirilmiştir. Başbakanlık makamında Süleyman Demirel bulunmaktadır.

1969 yılı mayıs ayında Türkiye Büyük Millet Meclisine bir anayasa değişikliği teklifi verilerek 1960 müdahalesinden sonra getirilen siyasi yasakların kaldırılması önerilmiştir.

1960 ihtilalinde Cumhurbaşkanı olan ve görevden alınan Celal Bayar ile İsmet İnönü bir anlaşmaya varmış, aralarındaki kavgalı durumu sona erdirmişlerdir.

Demokrat Partililere getirilen siyasi yasakların Cumhuriyet Halk Partisi tarafından da kaldırılması istenmekte olmasına karşın Genel Kurmay Başkanlığı ve ordu Bayar ve arkadaşlarının siyasi haklarının iade edilmesine karşı çıkmış, ordunun anayasa değişikliğine karşı çıkan tutumları kamuoyuna da yansımıştır.

İsmet İnönü ve Bülent Ecevit bir arada

İsmet İnönü ve lideri olduğu Cumhuriyet Halk Partisi bu dönemdeki darbe tehdidine karşı siyasal duruşunu korumuş ancak anayasa değişikliği teklifi Komisyona geri çekilerek genel seçime gidilmiştir.

Süleyman Demirel önderliğinde Adalet Partisi, 12 Ekim 1969 seçimlerinde tek başına iktidar olmuştur. Süleyman Demirel ise yeniden başbakan olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi 143 milletvekili Adalet Partisi de 256 milletvekilliği kazanmıştır. Bayar ve arkadaşlarının 27 Mayıs 1960 darbesiyle gelen siyasi yasakları devam etmiştir.

Sendikal Eylemler, Öğrenci Olayları ve Darbe Teşebbüsü

Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin işbirliğiyle 1970 yılında 274 sayılı İş  Kanunu ile 275 sayılı Sendikalar Kanununda değişiklik yapılmış, sendikal hakları geriye götüren bu yasal düzenlemelere karşı işçi hareketi tarafından büyük gösteriler yapılmış, gösterilere 75.000 civarında işçi katılmış, bu olalar nedeniyle Bakanlar Kurulu tarafından 60 günlük sıkıyönetim ilan edilmiştir. Eylemlere katılan sendikaların yöneticileri sıkıyönetim mahkemelerince tutuklanmış ve yargılanmaya başlanmıştır.

Şiddet olayları ve huzursuzluklar artmış, ekonomik sıkıntı ve darboğaz halkı büyük oranda yoksullaştırmıştır.

Öğrenci olayları ve eylemleri artmış, üniversiteler çatışma merkezi haline gelmiş, karşıt görüşlü gruplar karşı karşıya gelmeye başlamış, Deniz Gezmiş ve arkadaşları tarafından dört Amerikan askeri kaçırılmış daha sonra bu dört asker serbest bırakılmıştır.

ODTÜ’yü 1969’da ziyarete gelen eski ABD Ankara Büyükelçisi Robert Komer’in arabası öğrenciler tarafından yakılmıştır.

Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu liderliğindeki gizli askeri cuntanın 9 Mart 1971 tarihinde yapacağı darbe; cunta içine sızmış olan Mahir Kaynak tarafından öğrenilerek bertaraf edilmiştir. Darbeye adı karışanlar emekliye sevk edilmiştir. Bu olaydan günler sonra 1971 yılı 12 Mart günü saat 13:00 itibariyle TRT radyolarından muhtıra ilan edilmiştir.

12 Mart 1971 Darbe Komuta Kademesi

12 Mart 1971 Darbesi (12 Mart Muhtırası) Metni

1- Meclis ve hükumet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk’ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyetinin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.

2- Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetlerinin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükumetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.

3- Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize.

Hâkimin Bilinçdışı Entimemleri

0
.Fahrettin Kayhan (Avukatlık Kimliği ve Avukatın Yargı Sistemi İçindeki Yeri

CEZA MUHAKEMESİNDE HÂKİMİN BİLİNÇLİ-BİLİNÇDIŞI ENTİMEMLERİ VE İNFORMEL DETERMİNANTLAR / Avukat Fahrettin Kayhan 

Özet

Ceza yargılamasında hâkim kararlarının yalnızca normatif hukuk kurallarıyla açıklanamayacağı uzun süredir hukuk sosyolojisi ve hukuk realizmi literatüründe kabul edilmektedir. Mahkeme kararları çoğu zaman formel hukuk kurallarının ötesinde çeşitli psikolojik, sosyal ve kurumsal faktörlerin etkisi altında şekillenir. Bu faktörler literatürde “informel determinantlar” olarak adlandırılmaktadır.

Bu makale, ceza yargılamasında hâkimin akıl yürütme süreçlerini entimem kavramı üzerinden analiz ederek informel determinantların karar süreçlerine nasıl sızdığını incelemektedir. Çalışmada hâkimin bilinçli ve bilinçdışı entimemleri, yargısal kanaatin oluşumunda rol oynayan informel determinantların bilişsel mekanizması olarak ele alınmaktadır. Ayrıca savunma avukatının bu görünmeyen akıl yürütmeleri nasıl tespit edip kırabileceği tartışılmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Entimem, informel determinantlar, yargısal karar psikolojisi, ceza muhakemesi, savunma stratejisi.

1. Giriş: Formel Hukuk ile Gerçek Yargılama Arasındaki Fark

Ceza muhakemesi teorisi, mahkeme kararlarının hukuki normların olaylara uygulanmasıyla ortaya çıktığını varsayar. Bu yaklaşımda karar süreci klasik mantık modeline dayanır:

  • Büyük önerme: Hukuk kuralı
  • Küçük önerme: Olayın tespiti
  • Sonuç: Hüküm

Bu model, Aristotelesçi mantığın sillojistik karar modeli olarak bilinir. Ancak hukuk sosyolojisi ve hukuk realizmi literatürü, gerçek yargılamanın bu kadar mekanik işlemediğini göstermiştir. Hâkimler karar verirken yalnızca hukuk normlarını değil, aynı zamanda çeşitli informel faktörleri de dikkate alırlar. Bu informel faktörler şunları içerebilir:

  • mesleki deneyim
  • kurumsal kültür
  • toplumsal stereotipler
  • psikolojik sezgiler
  • dava anlatısının ikna gücü

Bu tür görünmeyen faktörler informel determinantlar olarak adlandırılır. Bu makalenin temel tezi şudur: İnformel determinantlar, hâkimin zihninde entimemler biçiminde ortaya çıkar. Başka bir ifadeyle informel determinantlar, yargısal akıl yürütmenin gizli öncüllerini oluşturur.

2. Entimem Kavramı: Yargısal Mantığın Eksik Kıyasları

Entimem kavramı Aristoteles‘in retorik teorisinden gelir. Entimem, bir öncülü açıkça ifade edilmeyen kıyas biçimidir. Örneğin:

  • Sanık olay yerinde yakalanmıştır
  • O halde suçu işlemiş olabilir

Burada görünmeyen öncül şudur: Suçlular genellikle olay yerinde yakalanır. Bu öncül karar gerekçesinde yazılmaz, fakat hükmün mantığını oluşturur. Ceza yargılamasında entimemler şu işlevleri görür:

  • Deliller arasında bağlantı kurmak
  • Olay anlatısını tamamlamak
  • Kanaat oluşturmak

Bu nedenle entimemler, informel determinantların bilişsel formudur.

3. İnformel Determinantlar: Ceza Yargılamasının Görünmeyen Dinamikleri

İnformel determinantlar, yargısal karar sürecini etkileyen fakat hukuki normlarda açıkça düzenlenmeyen faktörlerdir. Bunlar üç temel düzeyde ortaya çıkar:

a)  Kurumsal determinantlar: Mahkeme kültürü, savcı-hâkim ilişkileri, yargısal iş yükü gibi faktörler.

b)  Sosyal determinantlar

c)  Toplumsal stereotipler: suç tiplerine ilişkin algılar.

d) Psikolojik determinantlar: Sezgiler, bilişsel kısayollar ve önyargılar.

Bu faktörler çoğu zaman hâkimin karar gerekçesinde görünmez. Ancak zihinsel akıl yürütmenin içinde entimemler şeklinde yer alırlar.

4. Hâkimin Bilinçli Entimemleri ve İnformel Determinantlar

Bilinçli entimemler, hâkimin farkında olarak kullandığı fakat kararında açıkça ifade etmediği varsayımlardır. Bu entimemler çoğu zaman kurumsal informel determinantlara dayanır.

a) Kurumsal güven entimemi:

Mahkeme pratiğinde polis ve savcılık belgelerine yüksek güven duyulur. Uygulamada buna “ polis fezlekesinin iddianameye, iddianamenin hükme dönüşmesi” denilmektedir. Bu durum şu entimemi doğurur:

Polis tutanağı vardır
Polis genelde doğru yazar
O halde olay tutanakta yazdığı gibi gerçekleşmiştir.

Buradaki gizli öncül kurumsal güven varsayımıdır.

b) Mesleki deneyim entimemi

Hâkimler benzer davalardan edindikleri deneyimleri kullanırlar. Örneğin:

Benzer dosyalarda sanıklar suçlu çıkmıştı
Bu dosya da benzer görünüyor
O halde sanık suçlu olabilir.

Bu tür akıl yürütmeler hukuk teorisinde tecrübe genellemeleri olarak bilinir.

5. Hâkimin Bilinçdışı Entimemleri ve Psikolojik Determinantlar

Bilinçdışı entimemler, hâkimin farkında olmadan kullandığı varsayımlardır. Bunlar çoğunlukla psikolojik informel determinantlardan kaynaklanır.

a) Temsililik sezgisi

İnsan zihni bazı davranışları suçlulukla ilişkilendirir. Örneğin:

    • agresif davranış
    • sabıka
    • kaçma

Bu durumda şu entimem ortaya çıkar:

Suçlular böyle davranır
Sanık da böyle davranıyor
O halde suçlu olabilir.

Bu tür akıl yürütme çoğu zaman bilinçdışıdır.

b) Onaylama yanlılığı

Hâkim ilk kanaatini oluşturduktan sonra bu kanaati destekleyen delillere daha fazla önem verebilir.

Bu süreç şu entimemi doğurur:

İlk izlenim suçluluk yönünde
Bu delil bunu destekliyor
O halde kanaat doğru olabilir.

Bu mekanizma literatürde confirmation bias olarak bilinir.

c) Anlatı tamamlama

İnsan zihni parçalı bilgileri bir hikâyeye dönüştürme eğilimindedir. Ceza dosyalarında da benzer bir süreç görülür. Örneğin:

  • tartışma
  • bıçak
  • ölüm

Zihin şu anlatıyı kurabilir: tartışma → öfke → bıçaklama. Bu anlatı bazen delillerden değil, zihnin boşlukları doldurma eğiliminden doğar.

6. Entimemler ve Prematüre Kanaat

İnformel determinantların en önemli sonucu prematüre kanaat oluşumudur. Prematüre kanaat şu süreçte ortaya çıkar:

    1. İlk izlenim oluşur
    2. Entimemler devreye girer
    3. Deliller bu anlatıya yerleştirilir
    4. Kanaat sabitlenir

Bu noktadan sonra yargılama şu riski taşır: Deliller kanaati oluşturmaz, kanaat delilleri yorumlar.

  1. Sonuç

Ceza yargılaması yalnızca normların uygulanmasından ibaret değildir. Yargısal kararlar, formel hukuk kurallarının yanında çok sayıda informel determinantın etkisi altında şekillenir. Bu determinantlar hâkimin zihninde çoğu zaman entimemler biçiminde ortaya çıkar.

Makalenin temel sonuçları şunlardır:

  1. İnformel determinantlar yargısal karar sürecinin kaçınılmaz bir parçasıdır.
  2. Bu determinantlar hâkimin akıl yürütmesinde çoğu zaman bilinçli veya bilinçdışı entimemler olarak ortaya çıkar.
  3. Ceza savunmasının önemli görevlerinden biri, bu görünmeyen akıl yürütmeleri tespit etmek ve kırmaktır.

Dolayısıyla etkili savunma yalnızca hukuki normları tartışmak değildir. Aynı zamanda mahkeme kararının arkasındaki görünmeyen mantıksal ve psikolojik yapıyı analiz etmektir. Başka bir ifadeyle: Ceza davasında gerçek mücadele yalnızca deliller üzerinde değil, hâkimin zihnindeki görünmeyen öncüller üzerinde gerçekleşir.

Avukat Fahrettin Kayhan’ın tüm makalelerine resmi web sitesinden erişebilirsiniz. 

Hukuk Ansiklopedisi

0

Akademik, Modern ve Vazgeçilmez Bir Hukuk Kaynağı: Dijital Çağın Hukuk Bilgi Bankası

Hukuk Ansiklopedisi, “Herkes İçin Adalet” mottosuyla hareket eden; hukuk alanında ayrıntılı, güvenilir, tarafsız ve kapsamlı bilgi sunmayı amaçlayan akademik bir dijital bilgi platformudur. Ansiklopedi, yalnızca güncel gelişmeleri aktaran bir hukuk portalı olmanın ötesinde, hukuki bilgi üretimini sistematik biçimde bir araya getiren modern bir hukuk referans kaynağı niteliğindedir.

Hukuk yalnızca normlardan ibaret değildir. Aynı zamanda tarih, düşünce, kurumlar, kişiler ve toplumsal olayların bütünlüğü içinde anlam kazanan bir bilgi alanıdır. Bu nedenle Hukuk Ansiklopedisi, hukuku yalnızca günlük gelişmeler üzerinden değil; tarihsel, kuramsal, kurumsal ve biyografik boyutlarıyla birlikte ele alan çok katmanlı bir hukuk bilgi sistemi ve arşivi olarak tasarlanmıştır.


Açık Erişim ve Bilgiye Erişim Hakkı

Hukuk Ansiklopedisi açık erişim ilkesini benimsemektedir. Bu doğrultuda platform;

  • hukuk öğrencileri,
  • akademisyenler,
  • uygulayıcı hukukçular,
  • araştırmacılar
  • ve hukukla ilgilenen tüm bireyler

için serbest ve erişilebilir bir bilgi kaynağı sunmaktadır.

Bu yönüyle Hukuk Ansiklopedisi yalnızca bir internet sitesi değil; hukuk kültürünün, hukuki düşüncenin ve hukuki belgelerin kayıt altına alındığı bir dijital yayın organı niteliği taşımaktadır.


Yayın İlkeleri ve Editöryal Bağımsızlık

Hukuk Ansiklopedisi, siyasi, ideolojik ve ekonomik baskılardan bağımsız bir yayıncılık anlayışını benimsemektedir. Platformda yayımlanan içerikler yalnızca hukuki, akademik ve etik ölçütlere uygun biçimde hazırlanmaktadır.

İçerik üretiminde temel alınan başlıca kaynaklar şunlardır:

  • resmi mevzuat metinleri
  • yargı kararları
  • akademik yayınlar
  • bilimsel makaleler
  • güvenilir basın ve araştırma kaynakları

Bu çerçevede kaynağı belirsiz veya doğrulanmamış bilgilere yer verilmez. Böylece mümkün olduğunca yoruma kapalı, güvenilir ve kanıt temelli bir bilgi altyapısı sunulur.


Statik ve Dinamik İçerik Yapısı

Hukuk Ansiklopedisi hem statik hem de sürekli güncellenen dinamik içerik yapısına sahip bir platformdur.

Platform;

  • kavramlar,
  • hukuk tarihi,
  • hukuki belgeler
  • biyografi

gibi alanlarda kalıcı ve ansiklopedik bilgi sunarken;

  • hukuk takvimi,
  • güncel hukuk haberleri ve hukuk gündemi

başlıkları aracılığıyla hukuk dünyasındaki gelişmeleri dinamik biçimde takip etme imkânı da sağlamaktadır.

Bu yapı sayesinde hukuk alanına ilişkin temel bilgiler, uygulama örnekleri ve güncel gelişmeler aynı platform içinde bütüncül bir şekilde sunulmaktadır.


Uluslararası Belgeler ve Evrensel Hukuk Metinleri

Sözleşmeler ve Evrensel Metinler bölümü; ikili ve çok taraflı anlaşmalar, uluslararası kuruluşlara ilişkin metinler ve evrensel bildirgeler hakkında ayrıntılı bilgiler sunmaktadır.

Bu kapsamda platformda;

  • Birleşmiş Milletler sistemi
  • Avrupa Birliği hukuk düzeni
  • Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) mevzuatı
  • Ulusal ve uluslararası yargı organları
  • İnsan Hakları Mahkemesi
  • Anayasa Mahkemesi

gibi kurumların oluşturduğu yerel ve evrensel hukuk normları hakkında kapsamlı içerikler bulunmaktadır.


Mevzuat ve Hukuki Düzenlemeler

Ansiklopedinin Mevzuat bölümünde;

  • kanunlar
  • tüzükler
  • yönetmelikler
  • diğer hukuki düzenlemeler

ansiklopedi gündemi ile uyumlu biçimde sunulmaktadır. Böylece kullanıcılar hukuk ansiklopedisi kavramlarını incelerken ilgili hukuki düzenlemelere hızlı ve sistematik biçimde erişebilmektedir.


Hukuk Devleti ve Etik Belgeler

Hukuk Ansiklopedisi, adalet arayışını yalnızca normatif düzeyde değil, aynı zamanda etik ve toplumsal boyutlarıyla ele almaktadır.

Bu çerçevede platform;

  • Hukuk Devleti ilkesi
  • Hukukun Üstünlüğü
  • Hukuk Güvenliği
  • Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı
  • Hukukta Etik
  • Yargı Etiği
  • Meslek Etiği
  • Toplumsal Adalet
  • İyi İdare ve Kamu Etiği

alanlarına ilişkin önemli belge ve metinleri bir araya getirerek önemli bir boşluğu doldurmaktadır.

Ayrıca;

  • insan hakları
  • çocuk hakları
  • kadın hakları
  • engelli hakları
  • tüketici hakları
  • hayvan hakları
  • doğa hakları
  • sürdürülebilir gelişme
  • toplumsal cinsiyet ve şiddet

gibi alanlarda kabul edilen uluslararası belgeler de platformda yer almaktadır.


Hukuk Takvimi, Hukuk Tarihi, Davalar, Savunmalar ve Söylevler

Platformda yer alan Hukuk Takvimi ve Hukuk Tarihi bölümleri, Türkiye ve dünya hukuk tarihine ilişkin olayların kronolojik bir kaydını oluşturmaktadır.

Hukuk tarihinde bugün” yaklaşımıyla hazırlanan bu bölüm, hukuk tarihinin önemli olaylarını gün gün kayda geçirerek hukukun küresel kronolojisini oluşturan bir arşiv niteliği taşımaktadır.

Bu sayede hukuk dünyasının ve toplumun kolektif hafızasının canlı tutulması hedeflenmektedir. Platform; Sivil Toplum, Raporlar ve politika önerileri, hukuka dair Söylevler ve mahkemelerde yapılan Savunmalar ile toplumsal hafızayı diri tutmaktadır. Önemli Davalar ve Önemli Kararlar arşive eklenmektedir. 


Etik Beyannameler ve Bildirgeler

Platformda Yargı Etiği Belgeleri başta olmak üzere, Türkiye’den ve dünyadan çeşitli etik bildirgeler bir araya getirilmektedir. Bu belgeler aracılığıyla hukuk alanındaki asgari etik standartlar hakkında bilgi edinmek mümkündür. Ayrıca, deontolojik olarak birçok meslek dalındaki etik bildirgeler bir arada sunulmaktadır. Toplumsal cinsiyet, cinsel şiddet ve ayrımcılıkla mücadele kapsamında yayımlanmış tüm bildirge ve raporlar da ansiklopedide okunabilmektedir.


İçtihatlar ve Önemli Davalar

Platformda yer alan;

  • yargı kararları
  • içtihatlar
  • önemli davalar
  • önemli kararlar

başlıklı arşivler, hukuk araştırmaları ve uygulamaları açısından güvenilir referans kaynakları sunmakta, siyasi tarihe de ışık tutmaktadır.


Hukuk Felsefesi ve Düşünce

Hukuk Felsefesi bölümünde;

  • hukukun temelleri
  • hukuk teorileri
  • hukuk düşüncesi
  • felsefi yaklaşımlar

üzerine makaleler ve kitap tanıtımları yer almaktadır.

Bu bölüm, hukuk düşüncesinin teorik boyutunun gelişmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır.


Biyografiler

Biyografi kategorisi; hukukçuların, hukuk düşünürlerinin ve hukuk alanına katkı sunmuş önemli kişilerin yaşam öykülerini içermektedir.

Bu kapsamda;

  • hukukçular
  • avukatlar
  • hâkim ve savcılar
  • hukuk kariyeri olan yöneticiler
  • hukuk teorileri geliştiren düşünürler

hakkında ayrıntılı biyografik bilgiler sunulmaktadır. Bu sayede geçmişten günümüze hukuk dünyasına katkıda bulunan kişilerin hayat hikâyeleri, düşünceleri ve eserleri hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.


Kurumlar, Dergiler, Hukuk Sözlüğü ve Makaleler

Kurumlar bölümü;

  • kavramlar, hukuk terimleri
  • ulusal ve uluslararası hukuk kurumları
  • hukuk fakülteleri
  • dernekler
  • vakıflar

hakkında bilgiler içermektedir.

Güncel konular, tartışmalar ve incelemeler Makaleler bölümünde yer alırken, hukuk alanında yayınlanmış dergilerin künyeleri ve detaylı bilgileri Dergiler kısmında bulunur.


Kültürel İçerikler

Hukuk Ansiklopedisi yalnızca normatif hukuk alanıyla sınırlı kalmaz.

Hukuk Filmleri bölümü;

  • hukuk
  • adalet
  • yargılama
  • insan hakları

temalarını işleyen film, dizi ve tiyatro eserleri hakkında bilgiler sunmaktadır.

Bu bölüm, hukuk kültürünün sanatsal ve kültürel boyutuna da dikkat çekmekte; hukukçular ve hukuk meraklıları için ek bir bilgi kaynağı ve kültürel zenginlik oluşturmaktadır.


Röportajlar

Röportaj kategorisi, hukukçular ve düşünürlerle yapılan söyleşileri içermektedir. Bu bölüm, hukuk düşüncesinin farklı perspektiflerle tartışılmasına katkı sağlamaktadır.


Katkı ve İletişim

Hukuk Ansiklopedisi, kullanıcıların katkılarına açık bir platformdur.

Okuyucular;

  • görüşlerini
  • önerilerini
  • eleştirilerini
  • düzeltme taleplerini

site editörlerine iletebilmektedir.

Ansiklopedik içerik niteliği taşıyan yazılarını yayımlatmak isteyen araştırmacılar ve hukukçular ise info@hukukansiklopedisi.com adresi üzerinden editörlerle iletişime geçebilmektedir.


Hukuk Ansiklopedisi, hukuki bilginin güvenilir, sistematik ve erişilebilir biçimde sunulmasını amaçlayan bağımsız bir dijital hukuk arşivi olarak gelişimini sürdürmektedir. Hukukun yalnızca mevzuattan ibaret olmadığı; tarih, düşünce, kurumlar ve insan hikâyeleriyle birlikte anlam kazanan bir bilgi alanı olduğu bilinciyle hareket eden platform, hukuki bilgi birikimini korumayı, geliştirmeyi ve gelecek kuşaklara aktarmayı hedeflemektedir. Bu yönüyle Hukuk Ansiklopedisi, yalnızca güncel bilgilerin toplandığı bir site değil; hukukun kolektif hafızasını oluşturan, adalet düşüncesini besleyen ve “Herkes İçin Adalet” idealine katkı sunmayı amaçlayan kalıcı bir dijital hukuk bilgi arşividir.

https://hukukansiklopedisi.com

Birey ve Hukukçu Olarak Felsefeye Neden Gereksinim Duyarız

0
Avukat Vedat Ahsen Coşar
Avukat Vedat Ahsen Coşar
  1. Birey Ve Hukukçu Olarak Felsefeye Neden Gereksinim Duyarız  / Av. Vedat Ahsen Coşar 

Türkiye Barolar Birliği önceki başkanlarından Avukat Vedat Ahsen Coşar’ın  İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Komisyonu’nun 23-26 Ağustos 2024 tarihleri arasında Şirince’de düzenlediği 5.Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Kampındaki “Birey ve hukukçu olarak felsefeye neden gereksinim duyarız” başlıklı ve konulu tebliğidir.

İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Kurulu’nun Sayın Başkanı ve Üyeleri  

İstanbul Barosu’nun Değerli Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Sinan Naipoğlu,

Değerli Hocalarım,

Sevgili Meslektaşlarım,

Sayın Konuklar,

Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

Bu sene beşincisi yapılmakla artık bir İstanbul Barosu klasiği haline gelen Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Kampı’na, konuşmacı olarak beni de davet ettikleri için İstanbul Barosu Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Kurulu’na teşekkür ediyorum.

Dilerim bu etkinlikte sunulan tebliğler, yapılan konuşmalar ve tartışmalar, ülke olarak fazlasıyla fakir olduğumuz hukuk felsefesi ve sosyolojisi disiplinlerine katkı yapar, bu disiplinlerin literatürüne ve içeriğine pozitif olarak yansır ve yarar sağlar.

Değerli Arkadaşlar,

Benim konuşmam “birey ve hukukçu olarak felsefeye neden gereksinim duyarız” üzerine olmakla, ben önce birey olarak ve sonra hukukçu olarak felsefeye neden gereksinim duyduğumuzu anlatacağım.

Ama öncelikle ve özellikle bilmenizi isterim ki, ben felsefe tahsili yapmadığım gibi felsefeci de değilim. Sadece felsefeye ilgisi olan, felsefe üzerine okumaları olan bir insanım.

O nedenle, lütfen benimle ve konuşmamla ilgili beklentilerinizi çok fazla yüksek tutmayınız, tutmayınız ki, şairin “Gemlik’e doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma” dediği gibi, benim konuşmamı dinlerken veya dinledikten sonra siz de şaşırmayın. Zaten çok önemli şeyler söylemeyeceğim, bilinen şeyleri, sizin de bildiğiniz şeyleri ve daha önce felsefe üzerine yazdığım yazılarda yer verdiğim şeyleri söyleyeceğim.

Değerli Felsefe Dostları,

En yalın, en sade, en ayaküstü ve en bilinen tanımıyla felsefe; dünyanın ve hayatın sayısız olgu ve olayları, insanın kendi varlığının anlamı, yapısı, hikmeti, işlevi, yaradılışı ve nereden ve nasıl gelip, nereye doğru gittiği üzerine düşünmesi, bunları merak etmesi ve anlamaya çalışmasıdır.

Felsefe, insanın, merakla ve öğrenmek amacıyla sorular sorması, sorduğu sorulara cevap veya cevaplar aramasıdır.

Felsefe, insanın kendisini araması, kendisini tanıması, “kendini bil-mesi”dir. Onun için İtalyan Marksist, gazeteci, sendikacı ve sıra dışı bir siyaset felsefecisi olan Antonio GramsciHapishane Defterleri” isimli eserinde: “Eleştirel bir iradenin başlangıç noktası insanın gerçekte kim olduğunun bilincine varması ve bir kayıt listesi tutmaksızın içinde sonsuz izler taşıyan o güne kadarki tarihsel sürecin bir ürünü olarak kendini bilmesidir” diye yazmıştır.

Sevgili Konuklar,     

Felsefe, ben kimim, evren nedir, ben nasıl meydana geldim, evren nasıl oluştu, beni ve dünyayı kim yarattı gibi konuları merak etmek, bunlarla ilgili sorular sormak, bu soruların cevaplarını aramak ve bulmaya çalışmaktır.

Bütün bu nedenlerle ve kısaca felsefe, filozofların, düşünen, merak eden insanların, hakikati arama, bulma, öğrenme çabası ve uğraşıdır.

Esasen öğrenmeyi tetikleyen ve sağlayan en önemli olgu meraktır. Diğer bir deyişle merak, en önemli, en etkili, en yararlı öğretmendir. Nitekim çocuklar merak ettikleri ve öğrenmek istedikleri için soru sorarlar ve öylece öğrenirler. O nedenle, çocuklar ve filozoflar bu yönleri itibariyle birbirlerine çok benzerler.

Çocuklar ile felsefeciler arasındaki tek fark; çocukların merak ettiklerinin, filozofların ise, hem merak ettiklerinin hem de hakikatin yanıtını aramalarıdır.

Esasen felsefe dediğimiz şey de kısaca budur. Yani hakikati aramaktır!

Sevgili Meslektaşlarım,

Felsefe beşeri bilimler gibi gözleme ve deneye dayanmadığı için bilim değildir. Felsefe daha ziyade bir düşünüş şekli ve hakikate ulaşma isteğidir.  Ama felsefe, geniş etki alanı itibariyle bütün bilim alanlarına kaynaklık eden, insanî varlığın en eski uğraşlarından birisidir.

Felsefe; varlık, bilgi, değer, iyi, hakikat, adalet, doğruluk, hak, zihin, akıl gibi konularla ilgili soyut bir uğraş, genel ve temel problemler üzerine yapılan sistematik bir çalışmadır. Ama bu çalışma oldukça geniş bir alanı kapsar, bu bağlamda, felsefe; mantık, dilbilim, tarih, din, etik, ahlak, siyaset, hukuk gibi disiplinleri de kapsar, bunları da ele alır ve inceler.

Bildiğiniz üzere felsefe, Sokrates’in, Platon’un, Aristoteles’in, Sofistlerin, Stoiklerin memleketi ve doğdukları yer olan kadim Yunanistan’da doğmuştur. Nitekim felsefe sözcüğü eski Yunancada “bilgeliği sevme” anlamına gelen “philosophía” sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcüğün Türkçe karşılığı “hikmete”, yani “bilgeliğe aşktır.”

Ne var ki, aşkın bu türüne kimileri aşina değildir. Onun için bu kişiler, felsefeye, bilgeliğe, bilgelere karşı mesafeli ve soğukturlar. Zira bu insanlar, düşünmek istemezler ve hatta düşünceden, düşünmekten korkarlar. Düşünceden ve düşünmekten korktukları için de ne merak ederler, ne soru sorarlar, ne sorgulama yaparlar ve ne de öğrenmek isterler. Zira bu insanlar akıllarını, vicdanlarını, yüreklerini söndürmüşler, duygularını, gözlerini, kulaklarını, diğer duyularını kapatmışlardır. Öyle oldukları için de bakmamayı, görmemeyi, duymamayı, hissetmemeyi, düşünmemeyi, merak etmemeyi, sorgulamamayı tercih ederler.

Oysa felsefe bize, bakmak, görmek, duymak, hissetmek gibi duyuları, merak etmek, öğrenmek, düşünmek, eleştirmek, sorgulamak gibi yolları, bunlar için gerekli olan araçları ve insani yetenekleri kazandırmayı ve bunları kullanmayı öğretir.

Yani felsefe bize, kendimizi kamil bir insan, vicdanlı, ahlaklı, erdemli bir insan olarak oldurabilmemizin yollarını gösterir ve bunun için gerekli olan araçları verir. Felsefe aynı zamanda bize, varlık olarak, insan olarak nereden gelip nereye gittiğimizi öğretir, kendimizi tanımamızın ve bilmemizin yol ve yöntemlerini gösterir. Zira insan manevi anlamda, entelektüel anlamda ancak bu yolla ve bu şekilde var olur. Büyük İslam düşünürü Farabi’nin “Var mısın ki, yok olmaktan korkuyorsun?” demesi bundandır, bundan dolayıdır.

Çünkü bunları bilmeyen, merak etmeyen, sorgulamayan, araştırmayan, öğrenmeyen, öğrenmek istemeyen insan, manevi anlamda, entelektüel anlamda insan olarak var değildir ve o insan hayatı, hayatını bir ot gibi, bir bitki gibi yaşıyordur.

Oysa yaşamak ciddi bir iştir. Usta şairimiz Nazım Hikmet’in “yaşamak şakaya gelmez, yaşamak ciddi bir iştir, onun için büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın ve hayatı ciddiye alacaksın…” demesi bundandır, bundan dolayıdır.

Değerli Konuklar,

Kendisi, “insanın kendisiyle ilgili olması” şeklindeki “objektivist” anlamda felsefi görüş sahibi olan Rus asıllı, Amerikalı mimar, filozof ve yazar Ayn Rand’ın özlü ifadesiyle felsefe; “kokteyl partilerindeki veya kiliselerdeki törenlerin içini doldurmak için yaratılmış anlamsız soyutluklar gösterisi değildir. Oryantal abartmalarla çınlayan gereksiz bir Avrupa uğultusu hiç değildir. Felsefe, İngiliz profesörler tarafından başka türlü bir işe girmesi mümkün olmayan çalışma arkadaşları için geliştirilmiş olan ve gerçek ile yollarını ayırmış bir satranç oyunu da değildir. Felsefe, insan yaşamındaki en temel unsurdur. Felsefe, insan aklını ve karakterini, ulusların kaderini biçimlendiren asıl güçtür. İnsanın tercihi bir felsefe sahibi olmak veya olmamak konusunda değil, fakat sadece hangi felsefeye sahip olmak konusundadır. İnsanın tercihi, tercihinin bilinçli, açık, mantıklı ve bu nedenle pratik mi olacağı, yoksa rastgele, belirsiz, çelişkili ve bu nedenle zararlı mı olacağı konusundadır.

Bu paragrafa ve cümleye Ayn Rand ile başladık, yine ondan ödünç alarak devam edelim; “Neden onursuz yaşadığınızı, ateşsiz sevdiğinizi, direnmeden öldüğünüzü merak mı ediyorsunuz? Neden her baktığınız yerde cevapsız kalmaya mahkum sorularla karşılaştığınızı, yaşamınızın neden imkansız çelişkilerle dolu olduğunu, neden – ya beden, ya ruh – gibi, – ya akıl, ya kalp – gibi, – ya güvenlik, ya özgürlük – gibi yapay seçimlerden kaçmak için tüm ömrünüzü mantıksız kararsızlıklarla geçirdiğinizi bilmek mi istiyorsunuz? Cevap yok diye çığlıklar mı atıyorsunuz? Algılama aletinizi, aklınızı kullanmayı ret etmişiniz, ondan sonra da evrenin bir esrarengizlik yumağı olduğundan yakınıyorsunuz. Elinizdeki anahtarı fırlatıp atıyor, sonra tüm kapılar yüzüme çarpıldı diye ağlıyorsunuz. Mantıksızı izleyerek yola koyuluyor, sonra varoluş anlamlı değil diyorsunuz. Aklınızı takip etmedikçe ve kullanmadıkça, hayatınızı bu tür sorulardan kaçarak geçirmeye mahkumsunuz. Tercih yapmaktan kaçındıkça, başkalarının tercih ettiği bir yaşama tutsak olacaksınız. Felsefe, yaşamı sorgulama, varoluşu anlama, aklı ve mantığı kendi mutluluğumuz için kullanma aracıdır. Felsefe, entellerin bir araya geldiklerinde, kafanızı karıştırmak için yaptıkları laf kalabalığı değildir.

Sevgili Meslektaşlarım,

Uzmanların ifadesiyle, aklımız, zihnimiz, algılayabildiğimiz hemen her şeyin kavramlar halinde bütünleştirilmesi şeklinde çalışır. Bu işleyiş, giderek daha büyük bütünleşmeleri gerektirir ve getirir. Böylece kendine özgü yasaları, işleyişi, aşamaları ve süreçleri bulunan evren hakkında; üzerinde yaşadığımız, çalıştığımız, hayatımızın resmini yaptığımız bir atölye olan tarihsel dünya hakkında; hayat ve hayatın sonsuz olgu ve olayları hakkında; yaradılış hakkında; varlığın anlamı, hikmeti, yapısı ve niteliği hakkında; kendimiz ve başkaları hakkında; bilginin kendisi ve araçları hakkında bizi aydınlatan ve bize yol gösteren sonuçlara ulaşırız.

Bütün bunlar için, varoluşu inceleyen ve Aristoteles’in kendiliğinden oluş olarak ifade ettiği metafiziğe; insanın kavrama yollarını ve anlama yöntemlerini inceleyen epistemolojiye; felsefenin teknolojisi olan, sadece insan için anlam ifade eden, varoluşun bütünü ile ilgilenen, insanın tercihlerine ve davranışlarına yön veren ve diğer insanlara nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen bir değerler sistemi olan ahlaka; siyasetçilerin nasıl siyaset yapmaları ve yönetenlerin nasıl yönetmeleri gerektiğini ve gerçek bir sosyal sistemin ilkelerini tanımlayan siyasete; insan olarak bilincimizi ve duygularımızı besleyen, bizi yumuşatan, incelten, rafine eden sanata, metafiziğe, epistemolojiye ve ahlaka dayalı sanatı inceleyen estetiğe, yani bütün bunların toplamını ifade eden felsefeye gereksinim duyarız.

Esasen felsefesi olmayan insanın tarzı, üslubu, içeriği, heyecanı olmadığı gibi hayatının da bir anlamı yoktur. Oysa insan anlam arayan, hayatının anlamını bulmaya çalışan bir varlıktır. Birey olarak felsefeye bunun için, yani hayatımızın anlamını bulmak için ihtiyacımız vardır.

Karnımız aç da olsa, tok da olsa; paramız olsa da olmasa da; iyi bir işe, iyi bir mesleğe, iyi bir mevkiye sahip bulunsak da, bulunmasak da; önemli veya değerli olsak da, olmasak da, felsefeye ihtiyacımız vardır. Doğamız gereği vardır, görebilmek, duyabilmek, hissedebilmek, düşünebilmek, sorgulayabilmek, eleştirebilmek, anlayabilmek, davranabilmek, öğrenebilmek ve yaşayabilmek için vardır.

İçinizden kimileri, Romalıların söylediği gibi “önce yaşamak, sonra felsefe yapmak” veya “ben somut şeylere ilgi duyarım, yaşamın gerçekleri ile uğraşırım, soyut şeyleri düşünmek bana bir yarar getirmez, beni yorar, beni bozar, benim karnımı doyurmaz, onun için benim felsefeye ihtiyacım yok” diyebilir ya da böyle düşünebilir. Ama esas bunu diyenlerin, böyle düşünenlerin felsefeye ihtiyacı vardır.

Neden mi? İşinde ve mesleğinde başarılı olmak, kendisini ve var olduğunu bilmek, hayatının anlamını kavrayabilmek, kendisini tanımak, zihnini ve kirlenen düşüncelerini değiştirmek, karşılaştığı sorunları çözebilmek, yaşama uğraşını sürdürebilmek, ayakta kalabilmek için felsefeye ihtiyacı vardır.

Birey olarak, toplum olarak her gün birileri tarafından taciz edilmemek; zihnimizin ve yüreğimizin birileri tarafından bozulmasına, iğfal edilmesine, yalan yanlış doldurulmasına izin vermemek; yalanları doğru, doğruları yalan göstermemek; bu şekilde gösterenlere ve gösterilenlere inanmamak ve aldanmamak; hakikatin bozulmasına izin vermemek; soygunları sıradanlaştırmamak; dilin ve sözün içini doldurabilmek; siyasal dilin tecavüzlerinden korunmak için felsefeye gereksinmemiz vardır.

Klişelerle, sloganlarla, hamasetle, işe yaramaz metaforlarla, bayat kullanımlarla çürümüş bir dilin, zihnimizi uyuşturup edilgenleştirmemesi, bilincimizi ele geçirip bizi yönlendirmemesi ve yönetmemesi, aklımızın, basmakalıp görüş ve düşünceleri, incelemeden, tartışmadan, sorgulamadan kabul etmeye ayartılmaması ve zorlanmaması için felsefeye ihtiyacımız vardır. Zihnimizde sağlıklı bir kuşkunun olması, bu kuşkunun bizi tetikte ve dengede tutması, kendimizi de hedef alan kuşkucu bir ironiye yer verebilmesi için felsefeye ihtiyacımız vardır.

Sadece bunlar için değil, sağlığında Filistin sorununun en önde gelen savunucusu ve Filistin asıllı Arap olan Edward W.Said’in “Entelektüel-Sürgün-Marjinal-Yabancı” isimli eserindeki özlü ifadesiyle, “çevrede dolaşmak, ayakta durup otoriteye cevap verebilecek bir dile ve cesarete sahip olmak, her türden otoriteye sorgusuz sualsiz boyun eğmemek, her türlü otoriteden gelen tehditlere cesaretle karşı koymak için” felsefeye ihtiyacımız vardır.

İnançlarımızda, düşüncelerimizde, davranışlarımızda tutarlı olmak, zihnimizdeki çöpleri atmak, kirlenen, eskiyen ve son kullanma tarihi geçen fikirlerimizi değiştirebilmek, yeni şeyleri öğrenebilmek ve keşfedebilmek için felsefeye ihtiyacımız vardır.

Özgür, özerk ve bağımsız bir birey olmanın ve öyle kalmanın yolunu bulabilmek, hakikati söyleyebilmek ve temsil edebilmek için felsefeye ihtiyacımız vardır.

Bir haminin veya vasinin ya da bir otoritenin veya iktidarın bizi yönlendirmesine izin vermemek, yeni diller ve ruhlar icat edebilmek, mutluluğu aramak ve bulmak için felsefeye ihtiyacımız vardır.

Değerli Felsefe Dostları,

Tarihsel bilgi olguların bilgisidir, felsefi bilgi ise nedenlerin bilgisidir” diyor Romalılar. Tarihsel olayları ve bu olayların nedenleri ile sonuçlarını görebilmek, siyasal itaat yükümlülüğünün kaynağını, nedenini araştırmak ve bilmek için felsefeye ihtiyacımız vardır. Zira bütün bunlar, ancak ve ancak siyaset felsefesini, tarih felsefesini, hukuk felsefesini bilmekle mümkündür. Felsefeye bunun için ihtiyacımız vardır.

Rollerimizi, hayatın her alanındaki rolümüzü, daha başından hangi ideolojiler içerisinde kalarak oynayacağımızı, bu rolleri hangi ideolojinin belirleyeceğini ve taşıyacağını oturup ciddi ciddi düşünmek zorundayız… Biz iki yüz yıldır her olguyu sadece kendi alanında görüp, değerlendirebildik; aynı olguyu var eden sorunsalın başka bir alanda yaşayıp soluk aldığını ya fark etmedik ya da görmezden geldik. Oysa iki yüz yıllık kültür tarihimiz, Türkiyeli aydının iki yüz yıldır aynı aymazlığı çeşitli düşünceler adına yaşamasının tarihidir” diyor Murathan Mungan.

Doğru da diyor. İki yüz yıldır aynı aymazlığı çeşitli düşünceler adına ve çeşitli düşünce kalıpları altında yaşamamızın, bu düşüncelere tutsak olmamızın nedeni, bu düşüncelerin felsefesini bilmememiz, bilsek de bunu içselleştiremememiz, yaşamımıza uygulayamamamızdır. Yani birey olarak, toplum olarak bir felsefemizin olmamasıdır.

Mutlu bir domuz olmaktansa, tedirgin bir Sokrates olmayı tercih ederim” diyor, yıllar yıllar öncesinde John Stuart Mill. Mutlu bir domuz değil, tedirgin bir Sokrates olmak için felsefeye ihtiyacımız vardır.

Sayın Konuklar,

Kullandığı değişik imgeler, sahip olduğu zengin düş gücü, incelikli üslup ve güçlü teknikle, divan edebiyatının ve tasavvuf düşüncesinin en büyük temsilcilerinden olan Şeyh Galip, oldukça ünlü olan dizelerinin birisinde; “Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen/Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen/Hoşça bak kendine, çünkü sen kâinatta yaratılmışların göz bebeği olan insansın” diyor.

Sadece çağdaş Türk şiirinin değil, günümüz Türkiye’sindeki entelektüel yaşamının da seçkin isimlerinden olan Hilmi Yavuz’un özgün ve yerinde yaklaşımıyla, Şeyh Galip’in bu dizeleriyle vermek istediği esas mesaj; eski Yunanlıların gözünde hem site düzeninin hem de toplumsal ve bireysel davranış ve yaşama biçiminin temel ilkelerinden birisi olan “kendine dikkat etmek”, “kendinle ilgilenmek”, “kendine özen göstermek” anlamlarına gelen “epimelesthai sautou” ilkesidir.

Yaşama sanatının temel değerlerinden birisi olan bu ilke; insanın maddi ve gündelik anlamda, yani giyim kuşam, yeme içme, gezip tozma, eğlenme bağlamında, kendisine dikkat etmesinden, kendisiyle ilgilenmesinden, kendisine özen göstermesinden daha çok manevi yönden, ahlaki yönden, yani felsefi ve entelektüel yönden kendisine dikkat etmesini, kendisiyle ilgilenmesini, kendisine özen göstermesini hem ifade ve hem de talep eder.

Eski Yunan felsefesini benimseyen ve Mevlevi terbiyesi ile kültüründen gelen Şeyh Galip’in de savunduğu bu temel ilke, antik felsefenin en önemli ahlak ilkesi olan ve gaipten gelen bir bilgenin sözü olarak eski Yunan’daki Delfi Tapınağı’nın kapısında yazılı bulunan ve “Delfik İlkesi” olarak isimlendirilen “kendini bil” ilkesidir. Bu ilke “epimelesthai sautou” ilkesiyle birlikte yaşama sanatının iki temel ilkesini oluşturur.

Fransız düşünür Michel Foucault’nun bir söyleşisinde ifade ettiği üzere, her iki ilkenin de temel amacı; “insanın başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.” İnsanın başlangıçta olmadığı kişi olabilmesi için, kendisine emek vermesi, kendisini oldurması, bunun için de kendisine bir aynadan bakması gerekir. Aksi halde insan kendini bilemez, kendisini tanıyamaz, kendisiyle ilgilenemez, kendisine özen gösteremez. İnsanın kendisini bilmeye, kendisiyle ilgilenmeye, kendisine özen göstermeye yönelik bir çabası olmadığı takdirde, ahlaklı olması, kendisini oldurması, yaşamda doğru bir yerde durması, yaşama tutunması, mutlu, verimli ve yaratıcı olması mümkün olmadığı gibi, doğru bir siyasal görüşü ve eylemi benimsemesi, bunun tarafı olması, kendisini bu alanlarda ve konularda geliştirmesi de mümkün değildir. Bir Alman atasözü “çok düşman, çok şeref” der. Bu sözün anlamı düşmanı olmayan insanın şerefsiz olması demek değildir, düşmanı olmayan insanın yanlış yerde durması, eyyamcı olması demektir.

İnsanın başlangıçta olan kişi olmaması, kendini bilmesi, kendini tanıması, kendisine ilgi ve özen göstermesi, ahlaklı olması, yaşamda doğru bir yerde durması, durabilmesi, eyyamcı olmaması, verimli ve yaratıcı bir hayat sürebilmesi, doğru bir siyasi görüşe ve tercihe sahip bulunması, bulunabilmesi için felsefeye, felsefeyi bilmeye ihtiyacı vardır.

Sevgili Meslektaşlarım,

Felsefe, bilgelik alıştırması ve öğretisidir” diyor Kant. Bilgelik alıştırması yapmak ve bunun öğretisini öğrenmek; sorgulama yapabilmek, dünya ve hayat üzerine, kendimiz üzerine, başkaları üzerine, insanlık tarihi üzerine, siyaset üzerine düşünebilmek, yanılsamaların, önyargıların önüne geçebilmek, ideolojilerin eleştirisini yapabilmek demektir. Özel yaşamımızda olsun, mesleki yaşamımızda olsun ayakta ve diri kalabilmek, mücadele edebilmek için bilgelik öğretisini öğrenmeye ve bunun alıştırmasını yapmaya, yani felsefeye gereksinim duyarız.

Bütün bunları yapabilmek için felsefenin gereksinim duyduğu ve kullandığı tek araç akıldır. Onun için felsefenin en iyi dostu aklın geliştirdiği bilimdir. Felsefenin düşmanları ise; ahlaksızlıktır, bağnazlıktır, budalalıktır, aymazlıktır, yalandır, kötülüktür, iki yüzlülüktür, riyakarlık ve her türden fanatizmdir. Felsefe, bu düşmanları ile savaşmak, onları alt etmek için aklı kullanır ve bilimle işbirliği yapar.

Değerli Felsefe Dostları,

Başkasının bilgisiyle bilgin olabilsek de, sadece kendi bilgimizle bilge olabiliriz” diyor Montaigne. Doğru da diyor. Çünkü bilgili olmak, bir bilen olmak, bilgin olmak, bilge olmak demek değildir. Esasen felsefe ne bilimdir ne de bilgidir. Bilme edimi hiç değildir. Felsefe, sadece ve sadece var olan bilgiler üzerine, insan üzerine, yaşama dair olan her şey üzerine, ahlak üzerine, adalet üzerine, hak üzerine, hukuk üzerine, hakikat üzerine, özgürlük üzerine, bağımsızlık üzerine, tarih üzerine, siyaset üzerine, sanat üzerine düşünmektir.

Zira insan, bu konularla ilgili sorular sorarak, bunlar üzerine düşünerek, bunları özümseyerek, bunları içselleştirerek, bunları uygulayarak bilge olur, kamil bir insan olur. Onun için bilge olmak daha iyi yaşamak, daha iyi düşünmek, daha ahlaklı olmak, daha dingin, daha huzurlu, daha mutlu olmak demektir. Felsefe, bilgili olmanın değil, sadece bilge olmaya giden yolun taşlarını döşer. O nedenle, felsefeye ihtiyacımız vardır.

Sorgulanmış bir hayat, daha iyi bir hayattır” diyor Sokrates. Bunu yapamayanlar, yapamadıkları için de yaşadıkları hayatın altında ezilip kalan insanlar, ruhsal yönden hasta olurlar ve Prozac’a, Cipram’a ya da benzeri diğer antidepresanlara sığınırlar. Oysa bunlar ruhsal olarak bunalan veya hastalanan insanı tedavi etmez, aksine insanı hayattan ve hakikatlerden koparır. Ama Sokrates, yani felsefe ruhsal olarak hastalanan insanı tedavi eder, manevi ve entelektüel yönden insanı eğitir, geliştirir, terbiye eder, hayatla, kendisiyle, başkalarıyla ve hakikatle buluşturur. Onun için ruhsal yönden bunalan ve hasta olan insanın kendisini antidepresanlara değil, felsefeye teslim etmesi gerekir. O halde, ruhsal yönden hasta olmamak ve bunalmamak için, eğer hasta olmuş isek iyileşmek için felsefeye ihtiyacımız vardır.

Sevgili Meslektaşlarım,

Diğer bilim kollarının konusu belli olduğu halde, felsefenin konusunu tespit işi felsefenin kendi görevidir, nitekim Alman Sosyolojisinin kurucularından olan George Simmel’in söylediği gibi, “her filozof, sadece hangi cevapların bulunacağını değil, aynı zamanda hangi soruları soracağını da tayin eder.” (Ernest Hirch, Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi Dersleri, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, sayfa 46 – 1996)

Dolayısıyla felsefeyle uğraşan kişiler, sadece bilinen soruları ve cevapları bulmakla ve bunları araştırmakla, incelemekle yetinmezler, eski sorulara yeni cevaplar ararlar, daha önce sorulmayan soruları sorarlar, bunların cevaplarını bulmaya çalışırlar. Onun için Amerikalı gelecek bilimci Alvin Toffler: “Yirmi Birinci Yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler olmayacak, dün öğrendiklerini unutup yeni şeyleri, yeni bilgileri öğrenmeyenler olacaktır” demiştir.

Yine felsefenin ne olduğunu hem genel hem de Marksist açıdan inceleyen ve bu amaçla “Felsefe Nedir? Marksist Bir Deneme” isimli bir kitap yazan Amerikalı Marksist düşünür ve yazar Howard Selsam, sözü edilen eserinde felsefe konusunda şunları yazıyor: “… Felsefe nedir? sorusunun pek çok cevabı vardır, fakat bu soruya verilen dünyadaki hiçbir yorum ve cevap, Marksist cevap ve yorum kadar ilginç değildir. Öyle ki, ister dost, isterse düşman olsun, giderek artan sayıda insan, felsefenin sadece üzerinde konuşulacak bir konu değil, eyleme geçilecek bir konu olduğunun farkında değildir… Felsefe Marx ve Engels için salt bir teori değil, daha iyi bir hayat talebinin ve bu hayata ulaşmak için gerekli olan bilginin fiili ifadesidir… Onun için Marx, ‘Filozoflar şimdiye kadar dünyayı sadece çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa şimdi asıl olan dünyayı değiştirmektir.’ demiştir…

Daha iyi bir hayat talebini ortaya koyabilmek, bu hayata ulaşabilmek ve bu hayatı yaşayabilmek için gerekli olan bilgiyi öğrenmek ve ifade edebilmek ve dünyayı değiştirebilmek için felsefeye ihtiyacımız vardır.

Hemen hepimiz iyi bir hayatın peşinden koşuyoruz, her şeyimiz olsun istiyoruz. Ama hiçbir şeyi derinlemesine sorgulamıyoruz, sorgulamak istemiyoruz, daha önemlisi kendimize de eleştirel bakmıyor ve kendimizle yüzleşmiyoruz. Ve o nedenle, yanılsamalarla, aldanmalarla, iletişimsizlikle dolu bir hayat yaşıyoruz. Bu da bizi mutsuzluğa, huzursuzluğa itiyor.

Peki! Bütün bu olumsuzluklardan kurtulmak, mutlu olmak, mutlu yaşamak ve dünyayı değiştirebilmek için ne yapmalıyız? Michael Jackson’un “Heal the World/Dünyayı İyileştir” isimli o anlamlı ve güzel şarkısında söylediği gibi: “Dünyayı iyileştirmeliyiz/Senin için ve benim için/Ve tüm insan ırkı için/Dünyayı daha iyi bir yer yapmalıyız

Felsefeye bunun için, yani dünyayı değiştirebilmek ve bütün insanlar için iyi bir yer yapmak için ihtiyacımız vardır.

Değerli Konuklar,

Yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı temsil eden avukatlar, sadece hukuki sorun ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını sağlamakla görevli ve yükümlü değillerdir.

Aynı şekilde barolar da sadece avukatlık mesleğini geliştirmekle, meslek mensuplarının yararlarını korumak ve gereksinimlerini karşılamakla, meslek düzenini, ahlakını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmakla ve korumakla görevli olmayıp; toplumsal değişime katkı yapmakla, bu amaçla, kurulu olanı, alışılmış olanı, bilineni, rahat şeyleri, insani ve toplumsal ilişkileri, becerileri sorgulamakla ve gerektiğinde bütün bunları terk etmekle yükümlü olan ve olması gereken kuruluşlardır.

Baroların, bir hukuk insanı ve bir birey olan avukatların, bütün bu işlevleri yerine getirebilmeleri için felsefeye gereksinmeleri vardır. Zira felsefe sadece bir merak, bir keşfetme, bir hobi etkinliği değil, az çok aydınlığa kavuşturulan, ortaya çıkarılan bir şeyin, insanın kendisi için, başkaları için, toplum için faydalı olabileceğine dair bir umudun ve bu umudun ortaya çıkarılması için verilen bir uğraştır.

Herhalde hukuk, adalet, vicdan ve felsefe kadar birbirine bağlı, birbirini etkileyen, biçimlendireni tamamlayan başka bir şey yoktur. Öyle ki, felsefeyle öyle ya da böyle ilgisi olan her insan hukuka saygılı, adaletli ve vicdan sahibi, vicdan sahibi olan her insan da felsefeyle, adaletle, hukukla bir şekilde ilgilidir, ilgili olmak zorundadır.

Yine hukukun en önde gelen işlevi ve amacı adaleti gerçekleştirmek olmakla ve adalet hakkaniyet demek, vicdan sahibi olmak demek olmakla, adaleti talep eden ve savunan avukatların ve baroların yaptıkları mücadelelerde, adalet dağıtan yargıçların, verdikleri kararlarda, kamu adına açtıkları davalarla hakikati bulmaya ve adaleti tesis etmeye çalışan savcıların, tek bir sözcükle ifade etmek gerekir ise, hukukçuların vicdan sahibi olmaları, hakikati savunmaları ve hakikatin yanında olmaları gerekir.

O nedenle, yargıcıyla, avukatıyla, savcısıyla hukukçuların, kendi görevlerini hakkıyla ve layıkıyla yapabilmeleri için felsefeye ve felsefeyi bilmeye ihtiyaçları vardır. Zira insanı ve vicdanı terbiye eden, arıtan en önemli iki disiplinden birisi hukuk, diğeri ise felsefedir.

Sevgili Meslektaşlarım,

Bu noktadan ve referanslardan hareketle 2004 yılında Baro Başkanı seçilmemden ve arkadaşlarımla birlikte göreve gelmemden hemen sonra Ankara Barosu bünyesinde bir Felsefe Kulübü kurduk. Bu kulübü kurmaktan amacımız, avukat olarak mesleğimizi icra etmek hususunda en çok ihtiyacımız olan bir konuda, yani felsefe konusunda meslektaşlarımızı bilgilendirmek, eğitmek, yetiştirmek, entelektüel düzeyimizi yükseltmek, sorgulama yeteneğimizi geliştirmekti.

Görevde kaldığımız süre içinde bu kulüp tarafından, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi, ODTÜ Öğretim Üyesi olan felsefe hocalarının katılımlarıyla çok sayıda etkinlik düzenlendi. Pek çok meslektaşımız tarafından ilgi ve beğeni ile izlenen bu konferansları daha sonra kitap olarak bastırdık ve meslektaşlarımızın yararlanmasına sunduk.

Amerikalı şair T.S.Eliot, ‘Four Quarters’ isimli şiirinde “Keşif yapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz/Ve tüm keşiflerimizin sonunda/Başladığımız yere döneceğiz/Ve orayı ilk kez gerçekten bileceğiz” diye yazar. Felsefe Kulübü yaptığı etkinliklerde sunduklarıyla, sorduklarıyla, sorguladıklarıyla, tartıştıklarıyla bize çok şey kattı, çok şey öğretti. Hiçbir şey öğretmedi ise, bir tek şey öğretti; keşif yapmayı, keşif yapmaktan asla vazgeçmemeyi.

Baroda kurduğumuz Felsefe Kulübü’nün düzenlediği etkinlikler dışında, Türkiye Felsefe Kurumu ile ortaklaşa sertifikalı hukuk ve etik eğitimi çalışmaları yaptık. ‘Etik ve Meslek Etikleri’, ‘Adalet Kavramı’, ‘Normlar ve Hukuk Normları’, ‘Meslek Olarak Hukukçuluk’, ‘İnsan Hakları’, ‘Değer ve Değerlendirme Problemleri’ konularının işlendiği bu eğitim çalışmalarına katılan meslektaşlarımız kendilerini geliştirme olanağı buldular.

Yine Ankara Barosu tarafından her iki senede bir düzenlenen “Uluslararası Hukuk Kurultayı-2006”nın mercek altına aldığı konulardan birisini “felsefe” ve doğru davranışlarda bulunmak, iyi bir insan olmak ve insani değerler hakkında düşünme pratiği yapmak ve esasen bir ahlak felsefesi olan “etik” olarak seçtik. Yerli ve yabancı çok değerli hukukçular ve akademisyenler her iki konuda da sundukları tebliğler ve yaptıkları konuşmalarla bize çok değerli bilgiler aktardılar. Bu tebliğleri ve konuşmaları da kitaplaştırdık ve gerek meslektaşlarımızın gerekse konuya ilgi duyanların yararlanmasına sunduk.

Ne var ki, Felsefe Kulübü’nün yaptığı etkinliklerden memnun olanların ve yararlananların yanı sıra memnun olmayanlar ve hatta rahatsız olanlar da vardı. Rahatsızlık, konferanslardaki kimi sunumların ezber bozmasından kaynaklanıyordu. Bu bağlamda, o güne kadar aynı veya benzer görüşteki insanları dinlemeye alışmış olan Ankara Barosu üyesi avukatların bir kısmı, bu etkinliklerde ‘öteki’ düşünceyle karşılaşmaktan son derece rahatsız oldular. Ortaokulda ve lisede okudukları Yurttaşlık Bilgisi ve tarih kitaplarından edindikleriyle sınırlı olan bildiklerinin, bunlardan çok farklı olan duydukları ve dinledikleriyle ters düşmesinden kaynaklanan rahatsızlıklarını, sağda solda ifade etmeye başladılar. Ama görevde kaldığımız süre içinde biz bunlara aldırış etmedik, felsefeyle olan dostluğumuzu koruduk, bu bağlamda felsefe konusundaki etkinliklerimizi sürdürdük.

Peki! Sonra ne oldu? Bizim görevden ayrılmamızdan sonra yönetime felsefe sevmez bir ekip geldi. Bu felsefe sevmez ekip, Felsefe Kulübü’nden rahatsız olanlarla birlikte hareket etti ve sonuç itibariyle Felsefe Kulübü lağvedildi. Ne yazık ki, o günden sonra Ankara Barosu’nun felsefeyle olan dostluğu ve ilişkisi de sona erdi.

Sevgili Arkadaşlar,

Dar anlamda baroların ve avukatların, geniş anlamda yargıçların, savcıların ve toplumun sadece felsefeye değil, insanlığın yaşadığı tarihsel deneyimin cisimleştirildiği, insanlığın ortak dili ve duygusu olan, şiddeti, yalanı, ikiyüzlülüğü reddeden, insanları sevgiye, barışa, özgürlüğe çağıran, bu amaçla insanlara sonsuz ve özgür bir ruhun kalp atışlarını dinleten, bizi hüzün ve sevinçle buluşturan, hayatın bir eleştirisi olan, her konuda köklü değişiklikler yapabilecek güce sahip bulunan, felsefenin özel bir dalı ve kadim dostu olan dar anlamda sanat felsefesi, geniş anlamda sanata da gereksinmesi vardır.

Yani resme, heykele, şiire, romana, öyküye, sinemaya, tiyatroya, müziğe, başkaca tutkulu yapıtlara, estetik yapıtlara da gereksinmesi vardır. Zira sanat da felsefe gibi her zaman ve her yerde bir keşif ve kişisel gelişim aracıdır. Felsefe gibi sanat da tembelliği, önyargıları ve dengesizliği davet eden kültürel tembelliğin panzehridir. Esasen felsefenin en yakın dostu olan sanatın en önemli görevi ve işlevi de tıpkı felsefenin görev ve işlevi gibi tembelliği, önyargıları, dengesizliği, entelektüel fukaralığı getiren kültürel tembelliği ve yozlaşmayı engellemek, bunlarla mücadele etmek ve bunları yok etmektir.

Sanatın bütün dallarını kapsayan retorik ve görsel alan olsun, halkın, hiçbir dayatma olmadan kendiliğinden bir araya geldiği birahaneler, kahvehaneler, pazaryerleri, karnaval alanları, sinema ve tiyatro salonları olsun, bütün bu yerler, toplumsal olandan, toplumsal ve kamusal alandan bağımsız yerler ve özel alanlar değildir.

O nedenle, siyasal mücadelelerin tarihi, büyük ölçüde, önemli toplantı mekânlarını, söylem alanlarını, sanatı denetlemeye yönelik girişimlerin tarihi olmuştur. Öyle olduğu için batı kültüründe, meyhane, pub, taverna, han, bar, karnaval, tiyatro; doğu kültüründe kahvehane, meyhane, pazaryeri gibi yerler, dünyevi otoriteler ile din adamları tarafından yıkıcılık mekânları, günah alanları olarak görülmüştür.

Zira bütün bu yerler, Amerikalı siyaset bilimci ve akademisyen J. C. Scott’un ‘Tahakküm ve Direniş Sanatları – Gizli Senaryolar’ isimli kitabında anlattığı üzere, resmi kültürle arası genellikle açık olan popüler kültürün, kendisini oyunlarla, danslarla, şarkılarla, şiirlerle, kumarla, küfürle, düzensizlikle cisimlendirdiği ve ifade ettiği yerlerdir.

Nitekim Shakespeare’in oyunlarında, meyhanenin, pazaryerinin, karnavalın kültürel anlamına ilişkin söylemlerden öğrendiğimiz üzere, gizli senaryonun toplumsal mekânları olan bu yerlerde, tahakküm ilişkilerinden kaynaklanan dile getirilmemiş karşıtlıkların, bastırılmış öfkelerin, tutulmuş dillerin ateşli ifadelerini buluruz. O nedenle, Balzac, ‘Köylüler’ isimli romanında, ‘İşte bu nedenle meyhane halkın parlamentosudur’ demiştir.

O nedenle, 2004 yılında benim Baro Başkanı seçilmemden ve arkadaşlarımla birlikte göreve gelmemden hemen sonra Ankara Barosu bünyesinde kurduğumuz Felsefe Kulübü’nün yanı sıra Sanat Kulübü ve Sinema Kulübü kurduk.

Sinema Kulübü tarafından düzenlenen hukuk ve adaleti konu alan film gösterimleri ile kısa film yarışmalarının yanı sıra, Sanat Kulübü tarafından şiir, ‘Adalet Uğraşısı İçinde Avukat ve Avukatlık Mesleği’ konulu Resim-Heykel-Özgün Baskı-Fotoğraf yarışmaları düzenlendi ve Ankara Barosu bu konudaki eserlerden, yani resimlerden, heykellerden, özgün baskılardan ve fotoğraflardan oluşan zengin bir koleksiyon sahibi oldu.

Bizim yönetimden ayrılmamızdan sonra Sinema Kulübü lağvedildi, Sanat Kulübü yerine Kültür Sanat Alt Kurulu oluşturuldu, bu kurul eliyle sanat işlerine kör topal devam edildi ve halen de devam ediliyor ama bir daha Resim-Heykel-Özgün Baskı, Fotoğraf ve kısa film yarışmaları yapılmadı.

Bütün bunları yapmaktan, bu bağlamda az yukarıda sözünü ettiğim kulüpleri kurmaktan, felsefeyle, genel anlamda sanatla, özel anlamda sinema sanatıyla ilgili faaliyetlerde bulunmaktan amacımız; avukatların kendilerini bu alanlarda geliştirmelerine katkıda bulunmak, mesleklerini icra etmekte felsefeden ve sanattan beslenmelerini sağlamak ve avukatları ve avukatlık mesleğini hakkı olan kaliteye kavuşturmaktı.

Esasen felsefi ve sanatsal bir altyapı ve donanım olmadan avukatlık mesleğinin hakkıyla yapılması, avukatların ve baroların hukukun gelişmesinde öncü rolünü oynamaları mümkün değildir. Zira avukatın, avukatlık mesleğinin, avukatların meslek örgütü olan baroların, hukukun ve hukukçuların en önemli besin kaynağı felsefe ve sanattır.

Bütün bu nedenlerle, hukukçuların ve onların en önemli temsilcisi olan avukatların sanata ve felsefeye ihtiyaçları vardır.

Sayın Konuklar,

Hukukun amacı, görevi ve işlevi, hukukla ilgili olguları ve olayları, bilimin öngördüğü şekilde, diğer bir deyişle sistematik olarak incelemek, bu olgu ve olayları bir sistem haline getirmektir.

Hukuk felsefesinin amacı, görevi ve işlevi ise, sayısız bir kurallar bütünü ve toplamı olan hukuku, genel kültür açısından incelemek, hukuk felsefesinin temelini oluşturan hukuk teorilerini göz önüne almak, hukuk nedir, hak nedir, hukukun kaynağı, amacı, adalet idesi nedir, yürürlükteki hukuk düzeninin, yani pozitif hukukun meşruiyetinin kaynağı nedir sorularının cevabını veya cevaplarını araştırmak ve bulmaya çalışmaktır.

Buna göre, hukuk felsefesi, hukuktan değil, felsefeden hareket eder ve dolayısıyla hukuku felsefe temelinde inceler.

Yine hukuku, hukukun amacını, görevini, işlevini, hukukla ilgili olguları ve olayları sistematik bir şekilde açıklamayı amaçlayan ama değerler arasında herhangi bir tercih yapmayan hukuk biliminin aksine, hukuk felsefesi, ahlaki ve ideolojik bir yaklaşımla, kendi açısından en ideal hukuk olarak kabul ettiği şeye göre, hukukun normatif bir analizini yapar, hukuku bilimsel ve felsefi açıdan ele alır ve bu çerçevede inceler.

O nedenle, hukuk felsefesi, hukuk teorileri ve hukuk bilimi ile yakından ve hatta doğrudan ilgili ve ilişkilidir. Zira hukuk felsefesi, hukuku felsefi boyutuyla ele almak, hukukun ortaya çıkışına, hakka, adalete ve yasal düzene ilişkin sorgulamalara felsefi açıdan yaklaşmak demektir. Esasen hukuk felsefesi, bizatihi hukuk biliminin kendisi gibi kendisine hukukun temel konularını kapsayan bir muhteva edinmiştir.

Yine hukuk felsefesi, genel felsefe, ahlak felsefesi ve siyaset felsefesi ile iç içedir. Zira hukuk felsefesi, toplumu ve bireyi anlamak, toplumun ve bireyin ihtiyaçlarını karşılamak için diğer bilimsel çalışmalara kaynak olabilecek sorgulamalar yapar, insanların hukuku, hukuk kurallarını, adalet ve hak ilkelerini ve kurumlarını nasıl anladıklarını, nasıl anlamaları ve uygulamaları gerektiğini araştırır ve bunu ortaya koyar.

Hukuk felsefesinin daha iyi bir şekilde anlaşılması ve kavranması ise, felsefe biliminin, genel felsefinin bilinmesini gerektirir. Zira genel felsefe bilinmeden, hukuk felsefesinin anlaşılması ve kavranması mümkün değildir.

Genel felsefe, felsefenin temel alanlarından olan “aksiyoloji/değerler felsefesi” içindeki etik değerler üzerine, yani insanların ahlaki değerlerini sorgulamaları üzerine kurulu olan bir disiplindir. Bu amaçla ve bu noktadan hareketle, genel anlamda felsefe, özel anlamda değerler felsefesi, kişilerin davranışlarına ve eylemlerine esas teşkil eden ilkeleri ve değerleri araştırır.

Hukuk felsefesi ise, hukukun araçları olan yasalar, yasal düzenlemeler, hak ve adalet gibi konulara odaklanır. Bu yönü ve içeriği itibarı ile hukuk felsefesi, insanların ve toplumun ortak ve genel iyiliği için hukukun temel ilkelerinin ve kurumlarının adil ve hakkaniyetli olmasının zeminini hazırlar. Diğer bir deyişle yargılama faaliyetinin ifasını ve icrasını, adına adil yargılama ilkesi dediğimiz adil ve hakkaniyetli bir temele oturtur.

Hukuk felsefesi, bütün bu hususların incelenmesi, araştırılması ve uygulanması için, hukukun ve hukuk sisteminin iç yüzünü ve içeriğini, varlığının ne olduğunu, bunun nasıl tanımlanması, nasıl tespit edilmesi ve açıklanması gerektiğini araştırmaya çalışır. Hukuk felsefesi, aynı zamanda hukukun ve hukuk sistemlerinin öznelerinin, yani yargıçların, avukatların, savcıların, hukuk akademisyenlerinin ve diğer hukukçuların ne yapmaları, hukuku nasıl anlamaları, nasıl uygulamaları, hukukun nasıl olması ve işlemesi gerektiği hususlarını da normatif bir yolla ele alır, inceler ve araştırır.

Hukuk felsefesi bu inceleme, araştırma ve çalışmasında, genel felsefenin; varlığın iç yüzünü, diğer bir deyişle en yüksek hedefini araştıran metafizik ve ontolojik güvenilir/pekin bilgiye nasıl ulaşılabileceğini sorgulayan “epistemolojiden” ve değer biçmek konusunda hangi ölçütlere başvurmak gerektiğini inceleyen “aksiyoloji/değerler felsefesinden” yardım alır. Zira hukuki sorunları aydınlatabilecek fikirler, aynı zamanda genel felsefede, epistemolojide, mantıkta ve sistematik düşünce formlarında da işlevsel olarak mevcuttur.

Değerli Meslektaşlarım,

Buraya kadar verdiğim bilgileri eğer somutlaştırırsak, genel anlamda felsefeyi, özel anlamda hukuk felsefesini bilmeden, anlamadan ve özümsemeden bir yargıcın hukuk normunu analiz etmesi, özüyle, sözüyle ve amaca uygun bir şekilde yorumlaması, analiz etmesi, somut olaya uygulaması,  yargılama faaliyetini adil yargılama ilkesine uygun bir şekilde yürütmesi, kişilerin tasarruflarına, davranışlarına ve eylemlerine esas teşkil eden motivasyonlarını anlaması, algılaması ile doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması, epistemolojide, mantıkta ve sistematik düşünce formlarında işlevsel olarak mevcut ve hukuki meseleleri aydınlatabilecek olan hukuki fikirlerden yararlanması, değer biçme konusunda hangi ölçütlere başvuracağını bilmesi ve buna göre takdir hakkını nesnel bir şekilde kullanması  ve adil bir şekilde karar vermesi mümkün değildir.

Aynı şekilde adalet talep eden avukatların da, genel anlamda felsefeyi, özel anlamda hukuk felsefesini bilmeden, anlamadan ve özümsemeden, bir hukuk normunu analiz etmeleri, özüyle, sözüyle ve amaca uygun bir şekilde hukuk normunu yorumlamaları, açacakları davayı veya yapacakları savunmayı doğru bir hukuki zemine oturtmaları olanaksızdır.

O nedenle, yargıcıyla, avukatıyla, savcısıyla bütün hukukçuların felsefeye gereksinimleri vardır.

Değerli Konuklar,

Osmanlı Devleti döneminde ve On Dokuzuncu Yüzyılda yetişen, büyük devlet ve bilim adamı, tarihçi, hukukçu ve şair olan Ahmet Cevdet Paşa Başkanlığındaki bir komisyon tarafından 1869-1876 yılları arasında derlenen ve 1877 yılında yürürlüğe konulan “Mecelle-i Ahkam-ı Adliye” adlı yasal düzenlemenin 1792.maddesinde, yargı ve yargılama etiğinin anlamına, işlevine ve çerçevesine uygun bir şekilde yargıcın sahip olması gereken özellikler ile standartlara yer verilmekte ve şöyle denilmektedir: “Hakim; hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn olmalıdır.” Buna göre “yargıç, hakîm, yani dosyasına ve kendisine hakim ve sahip, alim ve bilgin, haklı ve haksızı ayıran, hak ve adaletle hükmeden; fehim, yani akıllı, zeki, anlayışlı; müstakim, yani doğru, hilesiz, temiz, dürüst; emin, yani emniyetli, kendisine inanılan, güvenilen; mekîn, yani vakarlı, temkinli, olgun, sakin; metin, yani sağlam, metanetli ve dayanıklı olmalıdır.

Yargıcın böyle olması, bu özeliklere ve niteliklere sahip bulunması, mesleğini ve görevini hakkıyla yapabilmesi için felsefe bilmesi gerekir. Zira sözünü ettiğim maddede öngörülen her bir özelliğin ve niteliğin felsefi bir karşılığı ve anlamı vardır. Bu bağlamda, anılan madde, tıpkı felsefenin emrettiği ve insanı o yönde eğittiği ve terbiye ettiği gibi: kamil bir insan, vicdanlı, ahlaklı, erdemli bir insan olmayı emretmektedir. Böyle bir insan, böyle bir yargıç olmak ya da olabilmek için yargıcın felsefeye ihtiyacı vardır

Diğer taraftan 1890 ile 1976 yılları arasında yaşayan ve Bordeaux Baro Başkanlığı yapan avukat Jean Moliérac: “Görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile, ne yargıca ve ne de iktidara tabiyiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiçbir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin, en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar esir kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı” demiştir.

Moliérac’ın bu özlü sözünde avukat ve avukatlık mesleği için öngördüğü özgürlük, bağımsızlık, altlık üstlük ilişkisinin olmaması gibi ölçütler esas itibariyle felsefe temeli, dayanağı ve karşılığı olan ölçütlerdir. Avukatların bu ölçütlere göre hareket etmeleri, mesleklerini icra etmeleri, ancak ve ancak felsefi anlamda özgürlük ve bağımsızlık fikrine sahip olmaları, bu fikirleri özümsemeleri ve içselleştirmeleri ile mümkündür. O nedenle, avukatların felsefeye ihtiyacı vardır.

Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, en içten saygılarımı sunuyorum.

Antonio Gramsci

0
Antonio Gramsci

İtalyan düşünür, siyasetçi ve sosyalist kuramcı Antonio Gramsci 22 Ocak 1891’de dünyaya geldi. Torino Üniversitesi’nde edebiyat okudu, dilbilime yakın ilgi duydu.

1913 yılının sonlarında İtalya Sosyalist Partisi’ne katıldı. 1916’da ilk kez topluluk karşısında konuşmalar yaptı ve Romain Rolland, Fransız Devrimi, Paris Komünü ve kadınların kurtuluşu gibi konulara değindi. Mussolini’nin faşist rejimince hapsedildi. Marksist literatüre katkısı temel olarak hegemonya, sivil toplum, altyapı-üstyapı ilişkileri, toplumda aydınların işlevi üzerindedir. Devlet teorisi üzerine özgün görüşler ileri sürdü, başta Althusser olmak üzere birçok Marksist kuramcıyı derinden etkiledi, görüşleri Batı Marksizm’inin temellerini oluşturdu.

Gramsci, 1934 yılında yaşamış olduğu ağır sağlık sorunları nedeniyle şartlı olarak tahliye edilmiş, özgürlüğüne kavuştuktan kısa bir süre sonra 27 Nisan 1937’de, 46 yaşındayken Roma’da yaşamını yitirmiştir.

20. yüzyılın önde gelen Marksist teorisyenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Gramsci’nin teorileri, ardılları olan Perry Anderson, Michael Apple, Louis Althusser, Nicos Poulantzas, David Harvey, Edward Said, Cinsiyet Belası isimli eserin yazarı Judith Butler, Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe gibi isimleri etkilemiştir.

Yazarın dünya tasavvurunu özetleyen ve toplam 33 defterden oluşan Hapishane Defterleri’nin orijinal baskısı beş cilt olarak düzenlenmiş, Türkiye’de de birçok yayınevi tarafından farklı şekillerde basılmıştır.

Marcus Antonius’un Konuşması: Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin

0
Marcus Antonius'un Konuşması

Marcus Antonius’un Konuşması: Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin!

Julius Caesar, hileli bir suikast sonucunda öldürüldükten hemen sonra evlatlık oğlu Brütüs, diktatörlük tarzı bir yönetime karşı tepkili halka karşı bir hitapta bulunmuş, ancak Sezar’dan sonra meşruiyeti sağlamak kolay olmadığından, onun yakın dostu Marcus Antonius’tan da bir konuşma yapması istenmiştir.

Antonius, herkesi şaşırtan büyük bir nutuk atarak kendisini kürsüye davet edenleri dahi şaşırtmış, etkileyici konuşması ile Roma‘nın tarihini de değiştirmiştir.

13 Temmuz M.Ö. 100 – 15 Mart M.Ö. 44 tarihleri arasında yaşayan ve Roma Cumhuriyetinin büyük lideri olarak bilinen Jul Sezar’ın “Sen de mi Brütüs?”(Et tu, Brute?) diye seslendiği Marcus Junius Brutus’ün sonunu bu büyük hatip belirleyecek, Eutropius’a göre “altmıştan fazla” kişi tarafından linç edilen Sezar’a olan kin, bu defa onu öldürenlere dönecektir. Roma’yı terk etmek zorunda kalan Brütüs, kaybettiği savaşın sonunda intihar etmiştir. Julius Caesarın mezarı başında ve düşmanlarına onun “şerefli Romalı” olduğunu söyleyen Antonius, bu defa Brütüs’ün şerefli davrandığını tarihin huzurunda ikrar edecektir.

Sezar- Arkeoloji Müzesi, Torino, İtalya

Antonius’un ünlü hitabı William Shakespeare’‘in Julius Caesar adlı oyununda, 1599 yılında şu şekilde aktarılmıştır:

Marcus Antonius’un Konuşması

Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin: Ben Sezar’ı gömmeye geldim, övmeye değil.

İnsanların yaptıkları fenalıklar arkalarından yaşar, iyilikler çok zaman kemikleriyle beraber gömülür; haydi

Sezar’ınkiler de öyle olsun. Asil Brutus size Sezar’ın haris olduğunu söyledi; eğer böyleyse, bu ağır bir suç.

Sezar da onu pek ağır ödedi. Şimdi burada Brutus’la diğerlerinin izinleriyle, çünkü Brutus şeref sahibi bir zattır; zaten hepsi, hepsi şerefli kimselerdir, evet müsaadeleriyle burada Sezar’ın cenazesinde söz söylemeye geldim.

O benim dostumdu, bana karşı vefalı ve dürüsttü; lakin Brutus haris olduğunu söylüyor ve Brutus şerefli bir zattır.

Sezar, Roma’ya birçok esir getirdi, devlet hazinelerini bunların kurtuluş akçeleri doldurmuştu. Acaba Sezar’da hırs diye görülen bu muymuş? Fakirler ne zaman ağlasa, Sezar’ın gözleri yaşarırdı; hırs daha sert bir kumaştan olsa gerek. Fakat gene Brutus onun için haristi diyor; Brutus da şerefli bir adamdır.

Siz hep gördünüz, Luperkalya yortusunda ben kendisine üç defa kırallık tacı sundum, üç defasında da reddetti; hırs bu muymuş? Gene Brutus, haristi diyor. Ve şüphesiz kendisi şerefli bir adamdır. Ben Brutus’un dediklerini çürütmek için söz söylemiyorum, buraya bildiklerimi söylemeye geldim. Bir zamanlar siz onu hep severdiniz, bu sebepsiz değildi; öyleyse sizi ona yas tutmaktan alıkoyan nedir?

Ey izan! Sen hoyrat hayvanlara sığınmışsın,

insanlar da muhakemelerini kaybetmiş. Beni affedin. Kalbim tabutun içinde, şurada, Sezar’ın yanında, tekrar bana gelinceye kadar beklemeli.

Daha dün Caesar’ın bir sözü

Dünyadan daha ağır basardı.

Şimdiyse serilmiş yatıyor şurada,

Bir dilenci bile eğilmez olmuş önünde.

Ah kardeşler! Ben yüreklerinizi, kafalarınızı

Azdıracak, ayaklandıracak bir insan olsaydım,

Brutus’a da, Cassius’a da kötülük edebilirdim;

Ama, bilirsiniz, şerefli insanlardır onlar.

Onlara kötülük etmek istemem. Bir ölüye,

Kendime ve sizlere zararlı olmam daha doğru

O şerefli insanlara kötülük etmekten.

Ama bir yazı var, Caesar’ın mührü basılmış;

Çekmecesinde buldum; vasiyetnamesi Caesar’ın

Bunları halka okusam, ki hoş görün,

Hiç okumak niyetinde değilim;

Bir okusam bunları, halk doğru gider,

Yaralarını öperdi ölmüş Caesar’ın;

Mendillerini boyardı kutsal kanına.

Ne kanı, tek kılını dilenirdi saçlarının,

Anmak için Caesar’ı ve ölürken de

Değerli bir miras diye bırakmak için

Çocuklarına.

Sabırlı olun dostlarım, okumam doğru olmaz:

Sırası mı şimdi bilmenizin

Sizi ne kadar sevdiğini Caesar’ın?

Odun değil, taş değil, birer insansınız;

İnsan olarak dinleyince de Caesar’ın dileklerini

Tutuşur yürekleriniz, deliye dönersiniz

Bilmemeniz daha iyi,

Her şeyini sizlere bıraktığım.

Bilirseniz, neler, neler olur kim bilir!

Sabırlı olun, bekleyin biraz, ne olur!

Fazla ileri gittim, korkarım,

Size bu vasiyetnameden söz etmekle.

Bir zararım olmasından korkuyorum doğrusu

Caesar’ı bıçaklayan şerefli insanlara;

Korkuyorum gerçekten.

Anlaşıldı, zorla okutturacaksınız bana.

Öyleyse bir halka olun Caesar’ın çevresinde,

Göstereyim size bu dilekleri yazanı.

İnebilir miyim? İzin veriyor musunuz bana?

Yaş varsa gözlerinizde, hazır olun dökmeye;

Bu şalı hep bilirsiniz; ben hiç unutmam

Onu Caesar’ın üstünde ilk gördüğüm günü;

Bir yaz akşamı çadırındaydık:

Nervius’un ordularını yendiği gün.

Bakın şurasından girmiş hançeri Cassius’un.

Şurasını ne hırsla yarmış Casca.

Şurasından o çok sevdiği Brutus bıçaklamış!

Geri çekerken de lanetlik hançerini

Bakın nasıl gelmiş ardından Caesar’ın kanı,

Kapılara fırlayıp anlamak ister gibi

Gerçekten Brutus mu değil mi diye

Böylesine hoyratça vuran.

Çünkü, biliyorsunuz, Brutus

Koruyucu meleğiydi Caesar’ın.

Tanrılar, siz söyleyin nasıl severdi onu!

Aldığı yaraların en acısı bu oldu.

Vurduğunu görünce Brutus’un,

Nankörlük, hıyanetin kollarından beter,

Yıktı bitirdi onu, yarıldı aslan yüreği,

Kapayıp meşlahıyla yüzünü koca Caesar

Düştü Pompeius heykelinin dibine,

Kanlarının oluk oluk aktığı yere.

Ah, o ne düşüştü o, yurttaşlar,

Ben, sen, hepimiz düştük onunla

Ve en kanlı hıyanet geçti başımıza.

Elbet ağlarsınız böyle, duyuyorum içimde

Yüreklerinizin nasıl yandığını.

Rahmet damlaları bu döktüğünüz yaşlar.

Duygulu yürekler, sizleri ağlatan

Yaralı meşlahını görmek mi oldu yalnız?

Bir de şuraya bakın! Bakın, işte kendisi

Delik deşik olmuş ihanet hançerleriyle.

Dostlarım! Canım kardeşlerim! Sizi böyle birden

İsyana sürüklemiş duruma sokmayın beni.

Bu işi yapanlar şerefli insanlardır.

Yazık, bilmem neye kızıp da yaptılar bunu.

Akıllı, şerefli insanlar hepsi;

Elbet, haklı sebepler gösterirler size.

Ben yüreklerinizi çalmaya gelmedim, dostlar;

Ben bir söz ustası değilim, Brutus gibi;

Hep bilirsiniz, ben dostunu seven

Kaba saba bir adamım; bunu bildikleri için

İzin verdiler halkın önünde konuşmama.

Ne zekâm elverir, ne sözlerim, ne değerim,

Etkim, inandırma gücüm yeter

Halkın kanını azdırıp tutuşturmaya.

Ben içimden geleni söylüyorum düpedüz;

Sizin de bildiğiniz şeyler söylediklerim.

Canım Caesar’ın yaralarını gösteriyorum

Şu zavallı, güçsüz, dilsiz ağızları

Konuşturuyorum kendi yerime.

Ama ben Brutus olsaydım,

Ya da Brutus Antonius’un yerinde olaydı,

Öyle bir Antonius olurdu ki,

Akıllarınızı başlarınızdan alır,

Caesar’ın her bir yarasını bir dile çevirip

Roma’nın taşlarını yerinden oynatır,

Ayaklandırırdı sizi.

Dostlar, ne yapacağınızı bilmeden gidiyorsunuz;

Sevgilerinize nesiyle hak kazandı Caesar?

Ah bilmiyorsunuz bunu; şunu söylemeliyim size:

Vasiyet yazısı var dedim, unuttunuz.

İşte vasiyeti, Caesar’ın mührüyle hem de.

Her Roma yurttaşına, her birine ayrı ayrı

Yetmiş beşer drahmi bırakıyor

Ayrıca Tiber kıyısındaki gezi yerleri,

Kendi bağları, bahçeleri, yeni fidanlıkları

Hep size kalıyor, size bırakıyor hepsini,

Size ve mirasçılarınıza dünya durdukça;

Hep birlikte gezip dolaşasınız,

Gidip dinlenesiniz diye oralarda.

İşte buydu Caesar. Bir daha gelir mi böylesi?

Şimdi bırak yürüsün.

Bir kez ayaklandın ya, ey Hınç.

Dilediğin yere git artık!

Hukuk ve Demokrasi Günleri

0
Hukuk ve Demokrasi Günleri

Hukuk ve Demokrasi Günleri

Tarih
Özel ve Önemli Günler
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü
14 Ocak Dünya Mantık Günü

Dünya Mantık Günü(World Logic Day), Rio de Janeiro Üniversitesi öğretim üyesi Jean-Yves Béziau’nun önerisi ve girişimi ile 32 ülkenin katılımı sonucunda  14 Ocak 2019 tarihinden itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Mantık Gününün belirlenmesinde, Alfred Tarski’nin doğum günü ve Kurt Gödel’in ölüm günü olması etkili olmuştur. Etkinlik UNESCO himayesindedir. 2020 Dünya Mantık Günü, 35 ülkede yaklaşık altmış etkinlikle kutlanmıştır. Dünya Mantık Günü’nün üçüncüsü, Türkiye’de  14 Ocak 2021 tarihinde, 21. yüzyılda mantığın Türkiye’de kurumsallaşmasının öncülerinden biri olan Prof. Dr. Şafak Ural‘ın Dünya Mantık Günü Bildirisi ile kutlanmış, bildiri üzerinden, mantığın günümüz koşullarındaki yeri ve imkânı tartışılmıştır.

16 Ocak Basın Onur Günü

Basın Onur Günü, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’i kurma fikrini ilk kez dile getirdiği ve ilk basın toplantısını yaptığı güne ithafen 16 Ocak 1986’dan itibaren kutlanmakta olan, hukuk ve demokrasi günlerindendir. Batı Anadolu gezisi kapsamında 16 Ocak 1923 Salı günü Arifiye’de bir konuşma yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu konuşmanın artından İzmit’e gelmiş, basın toplantısını İzmit’te yer alan Kasr-ı Hümayun Müzesinde gerçekleştirmiştir. Kocaeli’ye gelerek dönemin önde gelen gazetecileri ile bir araya gelmiş; 6 saat süren bu tarihi basın toplantısında Cumhuriyeti kurma fikrini basın yoluyla ilk kez kamuoyuna aktarmıştır. Cumhuriyet ile ilgili temel düşüncelerin paylaşıldığı ve kadınlara seçme seçilme haklarının verilmesinin gerektiğinin konuşulduğu bu toplantıdan 9 ay sonra Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmiştir.

24 Ocak Tehlikedeki Avukatlar Günü

Tehlikedeki Avukatlar Günü, 24 ocak 1977 tarihinde İspanya’da katledilen avukatlar anısına her yıl düzenlenmektedir. Diktatör Franco yanlısı silahlı faşist teröristlerden oluşan bir grup İspanya’nın başkenti Madrid’de bir hukuk bürosunu basarak dördü avukat beş kişiyi sadece mesleklerini ifa ettikleri için katlettikleri olayın anmasını yapmak üzere her yıl düzenlenen anma ve duyarlılık günüdür.

2 Şubat  Dünya Sulak Alanlar Günü (World Wetlands Day)

Ramsar Sözleşmesinin önemini hatırlamak üzere 1997 yılından itibaren her yıl 2 Şubat tarihinde kutlanmaktadır. Dünya sulak alanlarının yaklaşık %90’ının 1700’lerden beri bozulduğu, 1970’ten bu yana dünyadaki sulak alanların %35’inin kaybolma tehlikesi altında olduğu raporlanmaktadır.

6 Şubat  Uluslararası Kadın Sünnetine Karşı Sıfır Tolerans Günü

Uluslararası Kadın Sünnetine Karşı Sıfır Tolerans Günü, BM’nin kadın sünnetini ortadan kaldırma çabalarının bir parçası olarak 6 Şubat’ta düzenlenen, Birleşmiş Milletler sponsorluğundaki yıllık farkındalık günüdür.

20 Şubat

Dünya Sosyal Adalet Günü

Dünya Sosyal Adalet Günü (World Day of Social Justice), 20 Şubat 2007 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edilmiştir. Sosyal Adalet Günü’nün amacı dünyada adaletsizliğe maruz kalan insanlara dikkat çekmektir. Kalkınma ve sosyal adalet, uluslar içinde ve uluslar arasında barış ve güvenliğin sağlanması ve sürdürülmesi için vazgeçilmezdir. Sosyal kalkınma ve sosyal adalet, barış ve güvenliğin olmadığı durumlarda sağlanamayacaktır.

21 Şubat Uluslararası Anadili Günü

Uluslararası Anadili Günü (International Mother Language Day), 2000 yılından beri her yıl 21 Şubat gününde ve tüm dünyada kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 17 Kasım 1999’da 2000’de 21 Şubat tarihini Dünya Anadili Günü ilan etmiştir. UNESCO himayesindeki Anadili Günü dünyada kültürel çeşitliliği desteklemek, dilsel farkındalık yaratmak ve çok dilliliği teşvik etmek için düzenlenen hukuk ve demokrasi günlerindendir. Anadilde eğitimin temel bir hak olduğu tüm modern dünya tarafından kabul edilmektedir.

5 Mart Hukuk Devleti Günü

Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye, 5 Mart 1868’de Danıştay ve Yargıtay’ın temelini oluşturan iki kuruma ayrıldı. ( Şura-yı Devlet ve Divan-ı Ahkâm-ı Adliye) Bu tarih 1993 yılından itibaren Hukuk Devleti Günü olarak kutlanmaktadır.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü 

Dünya Emekçi Kadınlar Günü (8 Mart Dünya Kadınlar Günü), kadınların sosyal, siyasal, ekonomik olarak gelişimi alanında farkındalık yaratmak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından 1977 yılında belirlenmiş olan, Hukuk ve Demokrasi günleri arasında en önemli günlerdendir. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün hikayesi, 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında çıkan trajik yangına dayanmaktadır.

12 Mart İstiklâl Marşı’nın Kabulü
15 Mart Dünya Tüketici Hakları Günü

15 Mart gününün içinde bulunduğu hafta her yıl,  Tüketiciyi Koruma Haftası olarak kutlanmaktadır.  ABD Başkanı John Kennedy tarafından ilk olarak kullanılan tüketiciyi koruma kavramı, Amerika’dan tüm dünyaya yayılmıştır.

21 Mart Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü
21 Mart Dünya Ormancılık Günü
22 Mart Dünya Su Günü

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1993 yılında, 22 Mart tarihini “Dünya Su Günü” olarak ilan etmiştir.

1992 yılında düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında önerilen Dünya Su Günü; dünya ülkelerinin dikkatlerini, büyüyen “temiz su” sorununa dikkat çekmek ve içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasını sağlamak amacıyla özel gün tayin edilmiştir.

25 Mart

Atlantikaşırı Köle Ticareti ve Kurbanlarını Anma Uluslararası Günü

Atlantikaşırı Köle Ticareti ve Kurbanlarını Anma Günü her yıl 25 Mart 2007’de düzenlenmeye başlamıştır. (International Day of Remembrance of the Victims of Slavery and the Transatlantic Slave Trade) Kölelik sistemi içerisinde acı çeken ve yaşamını yitirenleri anmak için ve ırkçılık ile önyargıların tehlikesi üzerine farkındalık yaratmak üzere her yıl 25 Mart’ta düzenlenmektedir.

4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü

tüm dünyada 4 Nisan tarihinde kutlanmaktadır. Dünya Sahipsiz Hayvanlar Günü (World Stray Animal Day) olarak da bilinmektedir. Sokak hayvanlarının durumuna dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla 2003 yılından itibaren düzenlenmektedir.

05 Nisan Türkiye Avukatlar Günü
05 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü

Hasan Fehmi Bey’in öldürüldüğü 6 Nisan günü, Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul edilmektedir.

22 Nisan Dünya Günü

22 Nisan Dünya Günü(Earth Day), iklim değişikliği ve çevre kirliliğine  dikkat çekmek amacıyla 1970 yılından beri çeşitli etkinliklerin düzenlendiği küresel bir gündür.. Dünya Günü fikri, John McConnell tarafından San Francisco’da 1969 yılında düzenlenen Ulusal UNESCO Dünya Konferansında önerilmiştir. 200’e yakın ülkedeki kutlamaları Washington merkezli Earth Day Network organize etmektedir.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
28 Nisan

28 Nisan Sağlıkçıya Şiddete Hayır Günü

1 Mayıs Dünya İşçi Bayramı – 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü
3 Mayıs Uluslararası Özgür Basın Günü

Dünya Basın Özgürlüğü Günü, Birleşmiş Milletler tarafından 20 Aralık 1993 tarihinde alınan bir karar doğrultusunda, 1994 yılından itibaren kutlanmaktadır. 3 Mayıs günü, Özgür Basın Günü, Dünya Basın Günü ya da Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak bilinmektedir.

05 Mayıs Türkiye Noterler Günü
09 Mayıs Avrupa Günü
04-10 Mayıs İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftası
15 Mayıs Yeryüzü İklim Günü
16 Mayıs Engellilerin Genel Sorunları Günü
10-16 Mayıs Danıştay ve İdari Yargı Haftası
19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı
21 Mayıs 21 Mayıs Diyalog ve Kalkınma için Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü
25 Mayıs Etik Günü (Türkiye’de Etik Günü ve Haftası )

Kamu Görevlileri Etik Kurulu, 5176 sayılı Kanun ile 25 Mayıs 2004’te kabul edilmiştir. Kurul, 2008 yılından itibaren her yıl 25 Mayıs gününün ülke genelinde “Etik Günü”, aynı günün yer aldığı haftanın da “Etik Haftası” olarak kutlanılmasını kararlaştırmıştır. (Dünya Etik Günü için Ekim ayına bakınız)

5 Haziran Dünya Çevre Koruma Günü
8 Haziran Dünya Okyanus Günü
14 Haziran Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü

Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü, uluslararası hukuk kurum ve kuruluşları tarafından ilk kez 2021 yılında ilan edilmiştir. 14 Haziran, Birleşmiş Milletlerin ilan ettiği özel günler, avukatlarla ilgili diğer özel günler ve dünya ülkelerindeki adli yılların açılış tarihleri gözetilerek seçilmiştir.

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü (Dünya Mülteci Günü), Birleşmiş Milletler tarafından her yılın 20 Haziran gününde dünyanın her bölgesindeki  mültecilerin sorunlarını gündeme getirmek amacıyla düzenlenmektedir. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü (Dünya Mülteci Günü)1951 yılında düzenlenen Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme‘nin 50. yılında, 20 Haziran 2001 tarihinde kutlanmaya başlanmıştır. #DünyaMültecilerGünü #WorldRefugeeDay

26 Haziran Uluslar Arası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü
26 Haziran  İşkence Görenlerle Dayanışma Günü

Birleşmiş Milletler (BM) “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme” 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girmiştir. BM 1997 yılında bu günü “İşkence Görenlerle Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir.

10 Temmuz Dünya Hukuk Günü

10 Temmuz 1967 günü Cenevre’de ‘Hukuk Yoluyla Dünya Barışı’ konulu konferansta alınan kararla, 10 Temmuz tarihinin, Dünya Hukuk Günü olarak ilan edilesine karar verilmiştir. Türkiye’de dünya ile birlikte hukuk gününün kutlanması “Dışişleri Bakanlığının 23/6/1967 tarih ve 751.231- EMKY/2-307 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulunca 5/7/1967 tarihinde kararlaştırılmıştır.”

24 Temmuz

Gazeteciler ve Basın Bayramı

24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyetin ilanı ile birlikte sansürün kaldırılmasına ithafen kutlanmaktadır. II. Meşrutiyetin ilanı ile birlikte sansür de kaldırılmıştır. 24 Temmuz 1950 tarihinde ise Gazeteciler Cemiyeti 24 Temmuz’u Basın Bayramı ilan etmiştir.

9 Ağustos Dünya Yerli Halklar Günü

Dünya Yerli Halklar Günü, 1982 yılında Cenevre’de toplanan Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Çalışma Grubu tarafından ilan edilmiştir. Yerel toplulukların ihtiyaçlarına yönelik farkındalığı artırmak amacını taşıyan çalışma, 9 Ağustos gününü ‘Uluslararası Dünya Yerli Halklar Günü’ ilan etmiştir. Uluslararası toplumda yerli halkların haklarını korumak için özel önlemler alınması yönünde adımlar atılmakta ve Birleşmiş Milletler bu çabaları desteklemektedir. 9 Ağustos, her yıl yeni bir tema ile kutlanmaktadır. Yerel diller en önemli temalardandır.

17-25 Ağustos İbn-i Sînâ Haftası
19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü

Dünya İnsani Yardım Günü(World Humanitarian Day), insani yardım faaliyetlerinde görev yapanları ve bu görevler sırasında hayatını kaybedenleri anmak amacıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun İsveç’in öncülüğünde kabul ettiği A/63/L.49 sayılı karar ile 19 Ağustos olarak ilan edilmiştir. Karar, karar, BM’nin insani yardım mekanizmalarının güçlendirilmesine ilişkin kapsamlı bir çerçeve sunmuş ve 19 Ağustos’un Dünya İnsani Yardım Günü olarak ilan edilmesini sağlamıştır. karar, 1991 tarihli 46/182 sayılı BM kararını ve insani yardım ilkeleri olan insaniyet, ayrım gözetmeme, tarafsızlık ve bağımsızlığı teyit etmiştir.

30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü

2011 yılından bu yana 30 Ağustos tarihini, zorla kaybedilenlerin hatırasına saygı amacıyla Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü olarak anmaya başlamıştır.

30 Ağustos Zafer Bayramı
1 Eylül Dünya Barış Günü
8 Eylül Dünya Okuma Günü
21 Eylül Dünya Barış Günü
2 Ekim Uluslararası Şiddetsizlik Günü – Dünya Şiddete Hayır Günü

Uluslararası Şiddetsizlik Günü, BM Genel Kurulu tarafından 5 Haziran 2007 tarihinde alınan kararla ilan edilmiştir. Karar, “şiddetsizlik” ilkesinin evrensel olarak hayata geçmesini hedeflemektedir. Barış, hoşgörü, anlayış ve şiddetsizlik kültürünün güvence altına alınması temel amaçtır. Uluslararası Şiddetsizlik Günü, şiddetin her türlüsüne karşı barışçıl ve şiddetsiz direnişi öne çıkarmaktadır. Şiddetsizlik küresel barış ve güvenlik için temel bir ilkedir. Tüm dünyada barışın sağlanmasına dikkat çekmek için belirlenmiş özel bir gündür.

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü

Dünya Hayvanları Koruma Günü, hayvan haklarının gündeme taşındığı ve her yıl 4 Ekim’de kutlanan bir farkındalık günüdür. Bu günün amacı, dünya çapında çeşitli hayvan türlerinin karşılaştığı tehditlere dikkat çekmek ve toplumları daha duyarlı olmaya teşvik etmektir. Hayvanların yaşam ve sağlık haklarının devletler ve toplumlar tarafından garanti altına alınması, bu haklara herkesin saygı göstermesi hedeflenmektedir.

11 Ekim

Uluslararası Kız Çocukları Günü  (Dünya Kız Çocukları Günü)

“Dünya Kız Çocukları Günü-Uluslararası Kız Çocukları Günü” 2012 yılında kutlanmaya başlamıştır.  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 19 Aralık 2011 tarihli toplantısında, “Kız çocuklarının çocuk haklarından eşit olarak yararlanmadığını, onlara  verilecek her türlü desteğin kız çocuklarına karşı ayrımcılığı ve şiddeti önleyeceğini, onları güçlendireceğini ve bunun toplumsal açıdan yararını önemle vurgulayarak” 11 Ekim gününün “Dünya Kız Çocukları Günü” olarak kabul edilmesine oybirliğiyle karar vermiştir. 2012 yılından beri 11 Ekim tarihi, kız çocuklarının eğitim, sağlık, güvenlik, beslenme, gelişim gibi haklarını eşit olarak kullanması ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılık ve şiddete son verilmesi çağrılarının yapıldığı bir gün olarak kutlanmaktadır.

13 Ekim Ankara’nın Başkent Oluşu
16 Ekim Dünya Etik Günü

Dünya Etik Günü (Global Ethics Day), her kim ayının üçüncü Çarşambasında gerçekleşmektedir. Carnegie Council for Ethics in International Affairs tarafından 2014 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Etik bilincinin artırılması temel amaçtır.

24 Ekim Birleşmiş Milletler Günü

Dünya barışını, güvenliği ve uluslararası hukuku korumak üzere .Birleşmiş Milletler (BM) (United Nations), teşkilatı 24 Ekim 1945‘te kuruldu. 24 Eylül, kuruluş gününe atfen Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanmaktadır. 

26 Ekim Hasta Hakları Günü
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
1 Kasım Türk Harflerinin Kabulü
2 Kasım Gazetecilere Karşı Suçlarda Cezasızlıkla Mücadele Uluslararası Günü

Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Günü, BM tarafından 2 Kasım günü olarak ilan edilmiştir. International Day to End Impunity for Crimes Against Journalists, tüm dünya için bir dayanışma günüdür.

10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü
16 Kasım UNESCO Günü
16 Kasım Uluslararası Hoşgörü Günü
19 Kasım Dünya Çocuk İstismarını Önleme Günü

Dünya Çocuk İstismarını Önleme Günü(World Day for the Prevention of Child Abuse), her yıl 19 Kasım tarihinde bir farkındalık günü olarak düzenlemektedir. Çocuklara yönelik istismarı önleme kültürü oluşturmayı hedeflemektedir. Bir sivil toplum kuruluşu olan Kadınlar Dünya Zirvesi Vakfı (WWSF-Women’s World Summit Foundation) 2000 yılında, 19 Kasım gününü ‘Dünya Çocuk İstismarı Önleme Günü’ olarak ilan etmiştir.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü
21 Kasım (2024) Dünya Felsefe Günü (Her yıl, kasım ayının üçüncü perşembe günü kutlanmaktadır)

Dünya Felsefe Günü, UNESCO tarafından 31 Mart 2005 tarihinde Paris’te alınan karar ile, her Kasım ayının 3. Perşembe günü kutlanması ilan edilen uluslararası bir gündür. UNESCO, bu Günü her yıl Kasım ayında, dünya çapında kutlamak üzere gerekli desteği sağlamakta, küresel çapta felsefi bir etkinlik olarak geniş bir platform oluşturmaktadır. Felsefenin, toplumları dönüştürücü gücüne vurgu yapma ve ondan ilham alma günüdür.

20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddeti Kınama GünüKadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü

Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü, her yılın 25 Kasım tarihi olarak belirlenmiştir. Dünya genelinde, kadına yönelik şiddeti durdurmak ve duyarlılık yaratmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir Bugün aslında insanlık ayıbının ve utancının günüdür. 25 Kasım; 1960’da Dominik Cumhuriyeti’nde faşist Trijillo Hükümeti’ne karşı ezilenlerin verdiği mücadelede sembol haline gelen Mirabel Kardeşler‘in tecavüz edilerek öldürüldüğü gündür.

2 Aralık Köleliğin Yasaklanması Günü
3 Aralık Dünya Engelliler Günü
5 Aralık Kadın Hakları Günü
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü
18 Aralık 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü (Dünya Göçmenler Günü)
20 Aralık 20 Aralık Uluslararası İnsani Dayanışma Günü
21 Aralık Dünya Kooperatifçilik Günü

Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi

0

Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi, Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütünün önerisi ve oybirliği ile 16 Nisan 1985 tarihinde kabul edilmiştir.

Bildirge ile ilan edilen haklar ilk kez 15 Mart 1962’de ABD eski başkan J.F.Kennedy tarafından temsilciler meclisine sunulan raporda yer almış ve daha sonra Avrupa Konseyi tarafından 14 Nisan 1975’de evrensel tüketici hakları olarak beş madde halinde ilan edilmiştir.

John F. Kennedy

Bu haklar; Tüketicinin sağlık ve güvenliğinin korunması hakkı, Tüketicilerin ekonomik çıkarlarının korunması hakkı Tüketicinin şikayet yada sesini duyurma hakkı, Tüketicinin temsil edilme hakkı ve Tüketicinin aydınlatılma, eğitilme ve bilgilendirilme hakkı şeklindeki temel haklar 1985 yılındaki evrensel bildiri ile sekiz temel hak olarak tanımlanmıştır.

15 Mart gününün içinde bulunduğu hafta her yıl,  Tüketiciyi Koruma Haftası olarak kutlanmaktadır.  ABD Başkanı John Kennedy tarafından ilk olarak kullanılan tüketiciyi koruma kavramı, Amerika’dan tüm dünyaya yayılmıştır.

1975 yılını takip eden dönemde Avrupa Konseyi tarafından 19 Mayıs 1981 tarihinde kabul edilen “2.Tüketici Koruma Programı” ve 23 Haziran 1986 tarihinde yürürlüğe giren “Tüketiciyi Koruma Politikasına Yeni Hız Kazandırma Programı” çerçevesinde tüketici hakları yeniden gözden geçirilerek Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütü tarafından da ilan edilen sekiz evrensel kurala ulaşılmıştır.

Tüketici Mahkemeleri

Birleşmiş Milletler, 1985 yılında aldığı bir kararla; temel gereksinimlerin karşılanması hakkı, sağlık ve güvenliğin korunması hakkı, ekonomik çıkarların korunması hakkı (seçme hakkı), bilgilendirme hakkı, eğitilme hakkı, tazmin edilme hakkı, temsil edilme hakkı, sağlıklı bir çevrede yaşama haklarını içeren Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi’ni ilan etmiştir.

Türkiye de sözleşmeyi imzalamış, 1995 yılında, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanununun yürürlüğe girmesiyle birlikte tüketiciyi korumaya yönelik olarak il ve ilçelerde Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri ve Tüketici Mahkemeleri kurulmuştur.

Tüketici Hakem Heyetleri

Birleşmiş Milletler Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi
I – HEDEFLER
Madde 1

Bütün ülkelerdeki, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki tüketicilerin menfaatlerini ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak tüketicilerin çoğu zaman ekonomik şartlar, eğitim seviyeleri ve pazarlık gücü yönünden dengesizliklerle karşılaştıklarının idrakinde olarak; ve adil, tarafsız ve idame ettirilebilecek ekonomik ve sosyal bir gelişmeyi teşvik etmenin önemi kadar, tüketicilerin zararlı olmayan ürünlere erişme haklarına sahip olması gerektiği düşüncesi ile tüketicinin korunmasına ilişkin temel esaslar aşağıdaki hedefleri ihtiva eder:

  • Ülkelere, halklarına, tüketici olarak yeterli korumayı sağlamak ve idame ettirmek yönünde yardımcı olmak.
  • Tüketicilerin ihtiyaçlarına ve isteklerine cevap verecek üretim ve dağıtım şekillerini kolaylaştırmak,
  • Malların üretimi ve dağıtımı ve tüketicilere hizmet vermekle iştigal edenler için yüksek ahlaki davranış seviyesini teşvik etmek,
  • Tüketicileri olumsuz yönde etkileyen ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyette bulunan bütün teşebbüslerin iş yolsuzluklarına mani olmak için ülkelere yardımcı olmak,
  • Bağımsız tüketici gruplarının gelişmesini kolaylaştırmak,
  • Tüketiciyi koruma alanında uluslararası işbirliğini kolaylaştırmak,
  • Tüketiciye daha düşük fiyatlarla daha çok seçenek temin edecek pazar şartlarının gelişmesini teşvik etmek.
II – GENEL İLKELER
Madde 2

Hükümetler, aşağıda belirtilen ilkeleri göz önünde tutarak güçlü bir tüketiciyi koruma politikası geliştirip, kuvvetlendirmeli veya idame ettirmelidir. Bunu yaparken her hükümet, tüketicilerin korunması ve sosyal şartları ile halkının ihtiyaçları doğrultusunda ve önerilen tedbirlerin bedelini ve yararlarını idrak etmiş olarak kendi önceliklerini tayin etmelidirler.

Madde 3

Tüketicilerin karşılanması istenilen yasal ihtiyaçları şunlardır:

  • Tüketicilerin kendi sağlık ve güvenliklerine karşı tehlikelerden korunması,
  • Tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin geliştirilmesi ve korunması,
  • Tüketicilere, kendi ferdi istek ve ihtiyaçlarına göre bilinçli seçim imkanı sağlamak için yeterli bilgilere erişim sağlanması,
  • Tüketici eğitimi,
  • Etkili bir hata telafi merciinin tüketicilere temini,
  • Tüketici ve diğer ilgili grup ve kuruluşların oluşturulması özgürlüğü ve bu gibi kuruluşların kendilerini etkileyen karar verme işlemlerinde kendi görüşlerini ortaya koyma fırsatı,
Madde 4

Hükümetler, tüketiciyi koruma politikalarını geliştirmek, uygulamak, kontrol etmek için yeterli bir altyapı temin etmeli ve idame ettirmelidir. Tüketiciyi koruma tedbirlerinin, nüfusun tüm bölümlerinin, bilhassa kırsal nüfusun menfaatleri için uygulanmasını sağlamak amacıyla özel çaba harcanmalıdır.

Madde 5

Bütün teşebbüsler, sınırları içinde iş yaptıkları ülkelerin ilgili kanun ve kurallarına uymalıdırlar. Ayrıca söz konusu ülkenin yetkili kişilerince kabul edilmiş bulunan uluslararası koruma standartlarının uygun hükümlerine itaat etmelidirler.

Madde 6

Tüketiciyi koruma politikası geliştirilirken araştırma yapan üniversiteler ile özel ve kamu teşebbüslerinin olumlu rolünün potansiyeli göz önünde bulundurulmalıdır.

III – ESASLAR
Madde 7

Aşağıdaki esaslar hem mahalli olarak üretilen mal ve hizmetlere, hem de ithal edilenlere uygulanmalıdır.

Madde 8

Tüketiciyi korumak için herhangi bir usul veya kural tatbik edilirken bunların uluslararası ticarete engel teşkil etmemesine ve uluslararası ticaret taahhütleri ile uyumlu olmalarını temin etmek için gerekli özen gösterilmelidir. (Bu esaslardan ülkemiz için öncelikli olanlar aşağıdadır.)

A – FİZİKİ GÜVENLİK:
Madde 10

İmalatçıların ürettiği malların öngörülen veya tahmini normal kullanım süreleri boyunca güvenli olmalarını sağlamak için uygun politikalar temin edilmelidir. Malları pazara getirmekle yükümlü olanlar, bilhassa müteahhitler, ihraç ve ithal edenler, perakendeciler ve benzerleri (Bunlar bundan böyle dağıtımcılar olarak anılacaktır) bu malların uygunsuz muamele veya depolama sonucunda güvenli olmayan bir hale gelmiş olmamasına ve bu mallar kendi gözetimleri altında iken uygunsuz muamele veya depolama sebebiyle güvenli olmayan bir hale gelmemelerini sağlamalıdırlar. Tüketiciler malların usulüne uygun kullanımı hususunda uyarılmalı ve öngörülen veya tahmini kullanım süresince içerebilecekleri tehlikeler bildirilmelidir. Önemli güvenlik bilgileri mümkün olan her yerde tüketiciye uluslararası anlaşılabilen semboller vasıtasıyla aktarılmalıdır.

Madde 11

İmalatçıların veya dağıtımcıların ürünlerinin pazara çıkartılmasından sonra, daha önce fark edilmeyen tehlikelerin farkına varıldığında, ilgili yetkilileri ve gerekirse halkı, vakit geçirmeden haberdar etmeleri uygun politikalarla temin edilmelidir. Hükümetler de, tüketicilerin bu gibi tehlikeler hakkında uygun şekilde haberdar edilmelerini temin için yollar araştırmalıdır.

Madde 12

Hükümetler gerektiğinde bir ürünün ciddi bir şekilde hatalı olduğu veya usulünce kullanıldığı taktirde dahi külliyetli ve şiddetli bir tehlike arz ettiği tespit edilirse, imalatçıların veya dağıtımcıların o mali geri almasını ve değiştirmesini veya tadil etmesini veya yerine başka bir ürün vermesini ve bunları makul bir zaman içinde yapması kabil değilse, tüketicinin yeterli şekilde tazminini sağlayacak politikaları benimsemelidirler.

B – TÜKETİCİLERİN EKONOMİK KARLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ VE KORUNMASI
Madde 14

Hükümetler, mal ve hizmetlerin temini ile ilgili imalatçılar, dağıtımcılar ve diğerlerinin yürürlükteki kanunlara ve zorunlu standartlara uymalarını sağlamak suretiyle tüketicilerin ekonomik çıkarlarına aykırı olan icraatları önleme gayretlerini artırmalıdırlar.

Madde 15

Tüketici kuruluşları, gıdaların katkı maddeleri ile saflıklarının bozulması, pazarlama sırasında yanlış veya yanıltıcı beyanlarda bulunulması gibi hileli uygulamaları izlemeleri için teşvik edilmelidir.

Madde 16

Hükümetler, malların makul dayanıklılık, kullanışlılık ve güvenirlilik ve kullanım maksatlarına uygunluk gereklerinin yerine getirildiğini gözetmeleri mecburiyetini açıklayan politikaları geliştirmeli veya idame ettirmelidirler. Benzer politikalar hizmetlerin temini için de uygulanmalıdır.

Madde 17

Hükümetler, tüketicilere en çok ürün ve hizmet seçeneğinin en düşük fiyatlarla temini için adil ve etkin bir rekabeti teşvik etmelidirler.

Madde 18

Hükümetler, gereken hallerde imalatçıların veya perakendecilerin güvenilir ve satış sonrası hizmeti ve yedek parçaları yeterli bir şekilde temin etmelerini sağlamalıdırlar.

Madde 19

Tüketiciler, tek taraflı standart sözleşmeler ve sözleşmeler içinde temel hakların bulunmaması gibi sözleşme yolsuzluklarına ve satıcıların vicdana aykırı kredi şartları uygulamalarına karşı korunmalıdırlar.

Madde 20

Satış yükseltici pazarlama ve satış faaliyetleri tüketicilere adil muamele edilmesi prensibi ile yönlendirilmeli ve hukuki gereksinimlere uyulmalıdır. Bu tüketicilerin bilinçli ve de verilen bilgilerin doğru olması gereklerini sağlayacak tedbirleri içerir.

Madde 21

Hükümetler tüketici mallarının her yönü hakkında doğru bilgilerin serbest akışı tüm ilgililerin iştiraklerini teşvik etmelidirler.

Madde 22

Hükümetler, kendi milli bünyeleri içinde ve tüketici kuruluşlarıyla işbirliği yaparak, tüketicilerin yeterli korunması için pazarlama ve diğer iş faaliyetlerinde kuralların belirlenmesini ve uygulanmasını teşvik etmelidir.

Madde 23

Hükümetler muntazaman ölçüler ve ayarlarla ilgili kanunları gözden geçirmeli ve bu kanunların infaz mekanizmasının yeterliliğini değerlendirmelidir.

C – TÜKETİCİ MALLARI VE HİZMETLERİNİN GÜVENLİK VE KALİTESİ İÇİN STANDARTLAR
Madde 26

Hükümetler temel tüketim malları ile hizmetlerin güvenlik, kalite ve performanslarını testlere tabi tutarak sınayabilecek ve belgeleyecek tesislerin mevcudiyetini teşvik ve temin etmelidirler.

D – TÜKETİCİLERE TANZİM İMKANI SAĞLAMA TEDBİRLERİ
Madde 28

Hükümetler tüketicilerin veya uygun olduğu takdirde ilgili kuruluşların süratli, adil, ucuz ve ulaşılabilir resmi veya gayri resmi usullerle tazmin edilebilmeleri imkanını sağlayacak hukuki veya idari tedbirleri tesis ve idame ettirmelidir. Bu gibi usuller özellikle düşük gelirli tüketicilerin ihtiyaçlarını göz önüne almalıdır.

Madde 29

Hükümetler geçici uyuşmazlıklarının, adil, süratli ve gayri resmi yoldan çözebilecek teşebbüsleri teşvik etmeli ve tüketicilere danışmanlık hizmetleri ve gayri resmi şikayet usulleri hakkında yardımcı olacak gönüllü mekanizmaları tesis etmelidir.

Madde 30

Mevcut tazmin şekilleri ve diğer uyuşmazlık çözme usulleri hakkındaki bilgiler tüketiciye sunulmalıdır.

E – EĞİTİM VE BİLGİ PROGRAMLARI
Madde 31

Hükümetler ilgili halkın kültürel geleneklerini de göz önüne alarak, genel tüketici eğilim ve bilinçlendirme programlarının geliştirilmesini sağlamalı veya teşvik etmelidir. Bu gibi programların amacı halkın kendi hak ve sorumluluklarının idrakında olarak mal ve hizmetleri bilinçli bir şekilde seçebilmesi ve bu şekilde ayırım yapabilen tüketici olmalarına imkan sağlanmaktadır. Bu programların geliştirilmesinde gerek kırsal, gerekse kent kesimindeki düşük gelirle ve okuma yazma bilmeyen mağdur tüketicilere özel önem verilmelidir.

Madde 32

Tüketici eğitimi, müsait olduğunda öğrenim sisteminin temel müfredatının tercihen mevcut konuların bölünmez bir parçası haline getirilmelidir.

Madde 33

Tüketici eğitim ve bilinçlendirme programları aşağıda belirtilen önemli yönleri de kapsamalıdır:

  • Sağlık, beslenme, gıda kökenli hastalıkların ve gıdalara gereksiz katkı maddelerinin konulmasının önlenmesi,
  • Ürün tehlikeleri,
  • Ürünlerin etiketlenmesi,
  • İlgili kanunlar, tazmin sağlanması ve tüketiciyi korumak için teşkilatlar ve kuruluşlar,
  • Ölçüler ve ayarlar, fiyatlar, kalite, kredi şartları ve temel ihtiyaçların mevcudiyeti hakkında bilgiler,
  • Gerekirse kirlilik ve çevre.
Madde 34

Hükümetler tüketici kuruluşları ve basın dahil diğer ilgili grupları eğitim ve bilinçlendirme programlarını özellikle kırsal kesim ve kentteki düşük gelirli tüketicilerin menfaatine önem vererek ele almaları için teşvik etmelidir.

Madde 35

İş kesimi müsait olduğunda, gerçeğe uygun ve geçerli tüketici eğitim ve bilinçlendirme programları yapmalı veya bunlara iştirak etmelidir.

Madde 36

Kırsal kesim tüketicilerini ve okuma yazma bilmeyen tüketicileri dikkate alarak, hükümetler müsait olduğunda, toplu basın ve yayında tüketici bilgi programlarının geliştirilmesini sağlamalı veya teşvik etmelidir.

Madde 37

Hükümetler tüketici bilinçlendirme ve öğrenim programlarının yürütülmesini sağlayabilmek için eğitimcilere, toplu iletişim uzmanlarına ve tüketici danışmanlarına uygun eğitim programları düzenlemeli ve bunları teşvik etmelidirler.

Denizde Yardım ve Kurtarma ile İlgili Bazı Kuralların Birleştirilmesine Dair Brüksel Sözleşmesi

0
Denizde Yardım ve Kurtarma ile İlgili Bazı Kuralların Birleştirilmesine Dair Brüksel Sözleşmesi

Denizde Yardım ve Kurtarma Hakkında Brüksel Sözleşmesi (Denizde Yardım ve Kurtarma ile İlgili Bazı Kuralların Birleştirilmesine Dair Brüksel Sözleşmesi- Convention pour l’unification de certaines règles en matiere assistance et de sauvetage maritimes), 23 Eylül 1910’da Belçika’nın Brüksel kentinde imzalanan bir deniz kurtarma antlaşmasıdır. Konvansiyonun temelleri 1900 Paris Konferansı ve 1902 Hamburg konferansında atılmış, sözleşmenin prensipleri oluşturulmuştur.

Türkiye, 24.07.1923 tarihli Lozan Andlaşmasının 100. Maddesi uyarınca 09.06.1937 tarihinde katılmıştır. 28 Nisan 1989’da Londra’da imzalanan Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi (International Convention on Salvage) ile güncellenmiştir.  

Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi

0
Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi

Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi(International Convention on Salvage), 28 Nisan 1989’da Londra’da imzalanmıştır. Denizde kurtarmayı tarihte ilk defa düzenleyen ve çok taraflı temel bir belge olan Denizde Yardım ve Kurtarmaya İlişkin Brüksel Sözleşmesi‘nin yerini almıştır. Sözleşmenin getirdiği en önemli yenilik, kurtarma hukukunun kapsamını “çevre kurtarma” konusunu da içerecek şekilde genişletmiş olmasıdır. 14 Temmuz 1996’da yürürlüğe girmiş ve Nisan 2016 itibarıyla dünya ticaret filosunun brüt tonajının %52’sini temsil eden 69 devlet tarafından onaylanmıştır. Brüksel Konvansiyonu, İngiliz hukuku temel alınarak oluşturulmuştur.

Sözleşmenin Önemi 

Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi (International Convention on Salvage), deniz hukukunun temel belgelerinden biridir ve deniz kazalarında can ve mal kurtarma faaliyetlerini düzenlemektedir. Sözleşme, Çevre Hukuk bakımından küresel bir ilerlemeyi öngörmektedir. Sözleşmenin en temel amacı, denizde tehlike altındaki canların kurtarılmasını teşvik etmek ve kurtarıcıları hukuken koruma altına alarak ödüllendirmektir. Sözleşmenin en yenilikçi ve çağdaş yönü, “çevresel kurtarma” kavramı çerçevesinde sadece gemi veya yük değil, deniz çevresini korumayı amaçlayan kurtarma faaliyetlerine de ödül verilmesini öngörmesidir. Kurtarma faaliyetinin başarısızlıkla sonuçlanması halinde dahi, çevreyi koruma amacı taşıyan kurtarma girişimleri, kurtarıcıya “özel tazminat” ödenmesini sağlayabilmektedir. 

Sözleşme, Türk Ticaret Kanunu’nun “Kurtarma” hükümlerinin hazırlanmasına doğrudan etki etmiş, . mahkemelerin, kurtarma ile ilgili uyuşmazlıklarda bu sözleşmeyi ve TTK hükümlerini birlikte değerlendirmesi öngörülmüştür. 

Uluslararası Kurtarma Sözleşmesi

BÖLÜM 1- GENEL HÜKÜMLER
Madde 1
Tanımlar

Bu Anlaşmada yer alan

(a) Kurtarma operasyonu, seyir edilebilir sularda veya diğer sularda tehlikede bulunan bir tekneye ya da herhangi bir mala yardım etme işleminin üstlenilmesi hareketi veya işidir.
(b) Tekne, seyir etme kabiliyeti olan herhangi bir gemi, tekne ya da herhangi yapıdır.
(c) Mal, riski halinde taşıma ücretini de içeren, kalıcı ve kasıtlı olmayarak sahil şeridine bağlanan herhangi bir malıdır.
(d) Çevreye verilen zarar, kirlenme, bulaşma, yangın, patlama ya da diğer büyük vakalar nedeniyle insana veya kıyı yada iç sularda veya bunlara bitişik alanlardaki deniz yaşamı veya kaynaklarına verilen fiziksel hasardır.
(e) Ödeme, bu Sözleşme göre ödenmesi gereken ödül, ücret yada tazminattır.
(f) Organizasyon, Uluslararası Denizcilik Örgütüdür.
(g) Genel Sekreterlik, Örgütün Genel Sekreterliğidir.

Madde 2
Sözleşmenin uygulanması

Bu Sözleşme, ilgili olan adli veya uzlaşma prosedürü işlemlerinin bir taraf devletine getirilmesi ile uygulanabilir hale gelebilir.

Madde 3
Platformlar ve delici üniteler

Bu Sözleşme, deniz yatağı mineral kaynakları araştırması, üretimi ya da işletimi yapılan bölgelerin etrafında bulunan sabit yada yüzen platformlar veya karadan gelen delici ünitelere uygulanmayacaktır.

Madde 4
Devlete ait tekneler

1. Madde 5 e halel getirmeksizin, kurtarma operasyonu sırasında devlet aksini kararlaştırmadıkça, genel olarak göz önünde bulundurulan uluslararası hukukun prensipleri altındaki yüce dokunulmazlık esaslarına göre bu Sözleşme savaş gemilerine veya devletin sahip olduğu veya işlettiği ticari olmayan diğer gemilere uygulanmayacaktır.
2. Taraf Devlet, paragraf 1 de tanımlanan savaş gemilerine veya diğer bu Sözleşme uygulamaya karar verdiğinde, Genel Sekreterliği, bu uygulamanın terimlerini ve durumlarını açıkca belirterek, bundan haberdar edecektir.

Madde 5
Kamu otoritelerince kontrol edilen kurtarma operasyonları

1. Bu Sözleşme, kamu otoritelerince yürütülen veya kontrol edilen kurtarma operasyonlarıyla ilişkili hiçbir ulusal kanun veya uluslararası Sözleşmelere karşı bir etkide bulunmayacaktır.
2. Bununla birlikte, kurtarma operasyonunda bulunan kurtarıcılar, yaptıkları kurtarma işlemi dolayısıyla Sözleşmede belirtilen haklardan ve çıkarlardan yararlanma hakkına sahip olacaklardır.
3. Kurtarma operasyonlarında bulunan bir kamu otoritesinin, Sözleşmede belirtilen haklardan ve çıkarlardan yararlanma dereceleri, sözü geçen kamu otoritesinin dahilinde bulunduğu devletin kanunlarına göre belirtilecektir.

Madde 6
Kurtarma anlaşmaları

1. Bu Sözleşme, yapılan anlaşmada kurtarılma derecesi açıkça belirtilmedikçe, her kurtarma operasyonuna uygulanacaktır.
2. Gemi kaptanı, kurtarma anlaşmasını gemi maliki adına akdetme hakkına sahip olmalıdır. Gemi kaptanı veya gemi maliki, gemideki yükün sahibi adına kurtarma anlaşmasını akdetme hakkına sahip olmalıdır.
3. Çevreye karşı oluşacak zararın önlenmesi yada en aza indirmesi için de olsa, bu Maddedeki hiçbir husus Madde 7 deki hükümleri etkilemeyecektir.

Madde 7
Anlaşmaların iptali ve geliştirilmesi

Bu anlaşma aşağıda belirtilen durumlarda iptal edilebilir yada geliştirilebilir:
(a) eğer anlaşma yakışıksız bir etkiye yada tehlikeli bir tesire girmişse ve şartları adaletsizse
(b) anlaşmaya göre belirlenen ödeme verilen hizmete göre çok fazla ya da çok az ise

KISIM II- KURTARMA OPERASYONLARININ PERFORMANSLARI
Madde 8

Kurtaranın, gemi kaptanının ve gemi malikinin görevleri
1. kurtaranın, gemi malikine ve gemide bulunan yük sahibine karşı görevleri
(a) kurtarma operasyonunu büyük bir dikkatle sürdürmek
(b) (a) da bahsedilen görevi yerine getirirken çevreye gelebilecek hasarı önlemek veya en aza indirmek için elinden geleni yapmak.
(c) Şartlar, başka kurtarıcılardan yardım isteme durumuna geldiğinde ve;
(d) Mantıklı olarak gemi kaptanı veya tehlikede bulunanlar tarafından diğer kurtarıcılardan yardım istenmişse bunu kabul etmek; diğer kurtarıcılardan yardım talebinin gereksiz ve yerinde olmayan bir talep olduğu ortaya çıkarsa ilk kurtarıcının hakları kaybolmaz veya aza indirgenemez.

2. gemi kaptanı, malikinin veya gemideki yükün sahibin kurtarana karşı görevleri
(a) kurtarma operasyonları sırasında kurtaranla tam bir işbirliği içinde olmak;
(b) bunu yaparken çevreye gelebilecek hasarı önlemek yada en aza indirmek
(c) tekne yada tehlikedeki birimler güvenli bir yere geldiğinde, mantıklı olarak kurtaran tarafından talep edilmiş teslim işlemini onun isteğine göre yapmak.

Madde 9
Kıyı devletlerinin hakları

Bu Sözleşmede yer alan hiçbir husus kıyı devletinin uluslararası hukukun prensipleri ölçüsünde gözettiği haklarıyla çelişmeyecek ve onları etkilemeyecektir. Buna göre kıyı devleti, yasalarınca önlemeye çalıştığı çevre kirliliği ve koruduğu kıyıların tehdit altına sokmamak için yürütülen kurtarma operasyonlarına müdahale etme ve rota belirleme hakkına sahiptir.

Madde 10
Yardım hizmeti görevi

1. Her kaptan denizde kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya olan herkese, kendi gemisine ve personeline zarar vermeden yardım etmekle yükümlüdür.
2. Taraf Devlet, 1. Paragrafta belirtilen bu görevi zorunlu olarak uygulatmak için gerekli olanı yapmalıdır.
3. Paragraf 1 de belirtilen yükümlülüğün gemi kaptanı tarafından ihlali sonucu, gemi, maliki sorumlu tutulmaz.

Madde 11
İşbirliği

Taraf ülke, tehlikedeki bir birimin kurtarılması için ve aynı zamanda çevrenin de hasar görmesini önlemek için yapılan kurtarma operasyonlarında, bu işlemler için karar verme yada düzenleme yapma aşamasına gelebilir. Bunlar, tehlikedeki gemiye veya binme limanları açmak veya kurtaranın işini kolaylaştırmak için bazı hazırlıklar yapmak olabilir. İşte bu durumlarda kurtarma operasyonuna yeterli yardımı yapabilmek için gerekli otoriteleri hesaba katmalıdır.

KISIM III-KURTARANIN HAKLARI
Madde 12
Ödül için koşullar

1. başarıyla sonuçlanan kurtarma operasyonu sonucunda ödül hakkı doğar
2. aksi kararlaştırılmadıkça yararlı bir sonuca ulaşmayan kurtarma operasyonları sonucu hiçbir ödeme yapılmaz.
3. bu kısım, kurtaran ve kurtarılan gemilerin sahibi aynı olsa bile uygulanacaktır.

Madde 13
Ödül belirleme kriterleri

1. Ödül, kurtarma operasyonlarını teşvik edecek miktarda olmalı ve aşağıdaki kriterler, sırası dikkate alınmadan, göz önünde bulundurulmalıdır;
(a) teknenin ve diğer tehlikedeki birimlerin kurtarılan değerleri;
(b) çevreye gelebilecek hasarın önlenmesinde yada en aza indirilmesinde, kurtaranın sarf ettiği çaba ve gösterdiği beceriklilik;
(c) Kurtaran tarafından elde edilen başarının derecesi;
(d) Tehlikenin derecesi ve niteliği;
(e) Kurtaranın tekneyi ve tehlikede ki diğer birimleri kurtarırken sarf ettiği çaba ve gösterdiği beceriklilik;
(f) Kurtaranlar tarafından harcanan zaman, harcanan para ve uğranan kayıplar;
(g) Sorumluluğun riski ve kurtaran tarafından veya onun ekipmanları tarafından girilen diğer riskler;
(h) Verilen yardım hizmetinin çabukluğu;
(i) Kurtarma operasyonlarında istenen ekipmanların yada gemilerin elde edilebilirliği ve kullanılabilirliği;
(j) Kurtaranın kullandığı ekipmanların yeterliliği ve hazır olma durumları.
2. ödülün ödenmesi, yukarıdaki kriterler göz önüne alınarak, geminin ve tehlikedeki diğer birimlerin ilgililerinin, kurtarılan değerlerinin oranına göre belirlenecektir. Yine de taraf devlet kendi ulusal hukukunda sözü geçen ödülün ödenmesinin bu ilgililerin biri tarafından yapılmasını sağlayabilir. Bu, bir ilgilinin, diğer ilgililere, kendilerini ait olan hisselerine karşı yapacağı bir başvuruya bağlıdır. Bu maddedeki hiçbir şey savunma hakkını etkileyemez.
3. bir ilgiliye özel olan ödül ve ödenebilir olan ve yasal olarak tahsil edilebilen masraflar, teknenin ve tehlikedeki diğer birimlerin kurtarılan değerlerinden fazla olmayacaktır.

Madde 14
Özel tazminat

1. kurtaran, kurtarma operasyonunu :
çevreyi, kendi ve taşıdığı yük nedeniyle tehdit eden bir gemiye karşı yaparken, paragraf 13 te belirtilen ödülü almaya hak kazanmazsa, burada belirtilen, yaptığı masraflara eş değerde bir özel tazminatı, geminin malikinden almaya hak kazanacaktır.
2. Eğer, birinci paragrafta belirtilen şartlarda, kurtaran, çevreye olabilecek zararı önlemişse ya da en aza indirebilmişse, geminin maliki tarafından kendisine ödenecek özel tazminat, kurtaranın masraflarının % 30 u kadar artırılabilir. Yine de, mahkeme adıl bulursa ve akla yatkın olduğuna karar verirse, Madde 13 de belirtilen kriterlerle alakalı olarak özel tazminatı daha da artırabilir fakat bu toplam artış hiçbir zaman kurtaranın yaptığı masrafların % 100 ünden daha fazla olamaz.
3. Madde 13, paragraf 1, (h), (i), (j) maddelerindeki kriterlerle kıyaslanacak olunursa, paragraf 1 ve 2 deki amaçlara uygun olarak kurtaranın yaptığı masraflar, kurtarma operasyonu sırasında kullanılan ekipmanlar ile çalışan personel için kendi cebinden dürüstçe ve akla uygun olarak yapılan masraflar anlamına gelir.
4. Bu Maddede belirtilen toplam ödenecek özel tazminat, sadece ve eğer kurtaran tarafından tahsil edilebilecek bir ödülden daha fazla bir miktarda ise ödenebilecektir.
5. Eğer kurtaran, kendi ihmalkarlığından dolayı çevreye gelebilecek zararı önleyememiş ya da en aza indirememişse bu Maddede belirtilen özel tazminattan yararlanma hakkından yoksun bırakılabilir.
6. Bu Maddede sözü geçen hiçbir şey, geminin malikinin ödeme talebinde bulunma hakkını etkileyemez.

Madde 15
Ödülün Kurtaranlar arasında paylaşımı

1. Madde 13 de belirtilen ödülün kurtaranlar arasında dağıtımı, bu maddede belirtilen kriterler göz önünde bulunularak yapılacaktır.
2. Kurtarma operasyonuna katılan her geminin kaptanı, maliki ve kurtarma operasyonunda çalışan personel arasında yapılacak olan ödülün paylaşımı, o geminin bayrağını taşıdığı devletin yasalarınca karar verilecek ve belirlenecektir. Eğer kurtarma gemiden yapılmamışsa, kurtaran paylaşım ve kurtarılan arasında yapılan anlaşmayı yöneten kanunlar tarafından paylaşım belirlenir.

Madde 16
İnsanların kurtarılması

1. hayatları kurtarılan insanlar buna karşılık bir ödeme yapma zorunda değildir fakat bu Maddede ki hiçbir şey ulusal yasanın hükümlerini etkileyemez.
2. Bir kaza münasebetiyle kurtarma operasyonuna katılarak hayat kurtaran bir kurtarıcı, gemiyi ya da çevreye gelebilecek zararı önleyen ya da en aza indiren kurtarıcının alacağı ödül üzerinden adıl bir hisse almaya hak kazanır.

Madde 17
Varolan anlaşmalar altında sunulan hizmetler

Anlaşmanın borç uygulaması, tehlike oluşumu öncesi yapıldığından, sunulacak hizmetlerin mantıksal ölçüleri aşması haricinde Sözleşmenin hazırlıkları aşamasında hiçbir ödeme yapılmaz.

Madde 18
Kurtarıcıların uygunsuz davranışlarının etkileri

Bu Sözleşme uyarınca; kurtarma operasyonları, kurtarıcının ihmali ve hatası ya da hileli ve dürüst olmayan davranışları dolayısıyla çok daha gerekli ya da zor hale gelirse, kurtarıcı ödemelerin tamamı ya da bir kısmından dereceli olarak mahrum edilebilir.

Madde 19
Kurtarma operasyonlarındaki yasaklar

Bu Sözleşme uyarınca; geminin malikinin ya da gemi kaptanının açık ve makul yasaklarına rağmen sunulan hizmetlerde veya gemide olmayan ve olmamış olan tehlikeler durumunda, gemi ödemelerde artış alamaz.

KISIM 4- TALEPLER VE UYGULAMALAR
Madde 20
Deniz ipotekleri

1. Bu Sözleşmedeki hiçbir madde, kurtarıcının; herhangi bir uluslar arası Sözleşme ya da ulusal kanun altındaki ipoteklerini etkilemez.
2. Kurtarıcının isteği halinde, usulüne uygun olarak elde edilmiş tazminatı için yeterli teminatlar-faiz ve ücretler dahil olmak üzere sağlanırsa, kurtarıcı ipoteği için zorlanamaz.

Madde 21
Teminatları sağlamak için görevler

1. Kurtarıcının talebi halinde, bu Sözleşme uyarınca ödemeye yükümlü kişi kurtarıcının faiz ve ücretleri dahil olmak üzere tazminatı için yeterli teminatlar sağlar.
2. Birinci paragraftaki yargıya bakılmaksızın, yük tahliye edilmeden önce, kurtarılan geminin maliki; yükün malikinin, faiz ve ücretler dahil olmak üzere geminin malikinin tazminatını karşılaması için yeterli teminatları sağlaması amacıyla çaba sarf eder.
3. Kurtarılan gemi ya da diğer mülkiyet, kurtarıcının isteği haricinde, kurtarma operasyonlarının tamamlanmasından sonra varılan ilk limandan, kurtarıcının tazminatı için karşı yeterli teminatları yerine getirmeden ayrılamaz.

Madde 22
Geçici ödemeler

1. Davanın koşullarına uygun olarak gelişen, hakkın saptandığı güvenlik durumunda, kurtarıcıya, tazminatı hakkında kararı veren mahkeme, geçici kararla adil ve yerinde görülen miktarda veresiye ödeme düzenleyebiliriz.
2. Bu madde altındaki geçici ödeme koşullarında, madde 21 de sağlanan tazminat binaen azaltılır.

Madde 23
Faaliyetlerin kısıtlanması

1. Eğer hukuksal ve tahkimsel muameleler iki yıllık periyod içerisinde ele alınmadıysa, bu Sözleşme uyarınca ödeme faaliyetleri zamanla yürürlülüğünü kaybeder. Sınırlama periyodu kurtarma operasyonunun sona erdiği günden itibaren başlar.
2. Tazminatın ödeneceği kişi, sınırlama periyodu içerisinde talebini ihbarname ile tebliğ eder. Bu periyod daha sonra istem halinde uzatılabilir.
3. Tazminatla sorumlu kişiye ait faaliyetler davanın ele alındığı mahkemenin vereceği ek zaman doğrultusunda, ilgili paragrafta değinilen limitasyon periyodunun sona ermesinden sonra ele alınabilir.

Madde 24
Faiz

Bu Sözleşme uyarınca kurtarıcının hakkı olan faiz davanın gerçekleştiği ülke kanunlarına göre belirlenir.

Madde 25
Devlet mülkü mallar

Devletin maliki olduğu durumlarda onun onayı olmaksızın bu Sözleşmenin hiçbir hükmü kurtarma operasyonları devletin malikinde bulunan ticari olmayan yüklerin hukuki işlem ile haczi, tutuklanması ve alıkonması temeliyle kullanılamaz. Bu tür mallar uluslar arası hukukun kurallarınca dokunulmazlık kazanır.

Madde 26
Kişiye ait mallar

Bu Sözleşme, eğer devletin kişiye ait malların kurtarma operasyonu sırasında ödemesi yoksa, devlet tarafından kişiye ait mallara haciz, tutuklama ya da alıkoyma için kullanılamaz.

Eğer devlet bu tür insani yüklerle ilgili kurtarma hizmetleri için ödeme yapmayı kabul etmişse, bu sözleşmenin hiçbir hükmü Devlet tarafından bağışlanan insani yardımla ilgili kargoların haczi, tutuklama ya da alıkonulması maksadıyla kullanılamaz.

Madde 27
Tahkimsel kararların yayımlanması

Taraf devletler, tahkimsal kararların yayımlanmasını mümkün olduğunca çabuk ve doğrulayarak korurlar.

BÖLÜM 5- SON MADDELER
Madde 28

İmza, onay, kabul, resmi izin ve çoğalma
1. bu Sözleşme, 1 Haziran 1989’dan 30 Temmuz 1990’a kadar Organizasyonun merkez bürosunda çalışanlar tarafından imzaya açıldı, ve bu tarihten sonra çoğalması sağlandı.
2. Hükümetler, kurallarını bu Sözleşmeyle aşağıda belirtildiği üzere sınırlayabilirler.
a. Onay, kabul, resmi izin ya da çoğalma olmadan imza; ya da
b. Onay, kabul ya da resmi iznin takip ettiği onay, kabul ya da resmi izne tabi imza; ya da
c. Çoğalma,
3. Onay, kabul, resmi izin ya da çoğalma aracın Genel Sekreterlik tarafından belirlenen deposit miktarı ile sonuçlanır.

Madde 29
Uygulamaya geçme/Hüküm doğurma

1. Bu Sözleşme 15 ülkenin rızasının bu Sözleşme ile sınırlandırıldığı tarihten bir yıl sonra uygulamaya geçer.
2. Kurallarını bu Sözleşme ile sınırlamak isteyen hükümet için uygulamaya geçme kuralların uygulanmaya başlamasından bir yıl sonra gerçekleşir.

Madde 30
Kısıtlamalar -Çekinceler

1. herhangi bir hükümet imza, onay, kabul, resmi izin ya da katılma anındaki dahi olsa aşağıdaki koşullar içerisinde bu Sözleşmenin kurallarına çekince koyabilir.
a. kurtarma operasyonları iç sularda gerçekleşmiş ve bütün gemiler seferlerini iç sularda yapmışsa,
b. Kurtarma operasyonları iç sularda gerçekleşmiş ve hiçbir gemi buna tabi değilse.
c. İlgili taraflar o hükümete tabiyse.
d. İlgili mülk tarih öncesi, arkeolojik ya da tarihi deniz mülkü ise ve deniz yatağında bulunuyorsa.
2. İmza anında yapılan çekinceler onay, kabul ya da resmi izin belgelenmesine tabidir.
3. Bu geri çekilme ihbarnamesinin alındığı tarihten itibaren yürürlüğe girer. Eğer geri çekilmeyi bu Sözleşmeye çekince koyan herhangi bir devlet, herhangi bir zamanda Sözleşmedeki çekinceyi Genel Sekreterliğe hitap eden bir bildiri aracılığıyla geri çekebilir.

Madde 31
Açıklama

1. Bu Sözleşme Sözleşmenin herhangi bir ülkede yürürlüğe girdiği tarihten bir yıl sonra hükümet tarafından açıklanır.
2. Açıklama, vasıtanın Genel Sekreterlik tarafından belirlenen depozit miktarının etkilenir.
3. Açıklama, Genel Sekreterliğin belirlediği vasıta ile ilgili açıklamanın alınmasından bir yıl ya da daha uzun bir süre etkilidir.

Madde 32
Düzeltme ve değişikli

1. Bu Sözleşmenin düzeltilmesi ve değiştirilmesi ile ilgili toplantı Organizasyon tarafından düzenlenir.
2. Genel Sekreterlik sekiz taraf devletin veya tarafların dörtte birinin hangi sayı daha yüksekse ricası üzerine Sözleşmenin düzeltme ve değişikliği için bu Sözleşmeye taraf olan devletleri bir konferansla bir araya getirebilir.
3. Bu Sözleşme düzeltilmiş şekliyle uygulamaya konulduğu tarihten sonra Sözleşme çerçevesinde beyan edilen herhangi bir rıza Sözleşmeye düzeltilmiş şekliyle başvurulduğunu addeder.

Madde 33
Teminat

1. Bu Sözleşme Genel-Sekreterlik tarafından teminat altına alınır.
2. Genel-Sekreterlik:

a. Bu Sözleşmeyi imzalamış ve ayrıca kabul etmiş tüm devletlere ve Organizasyonun her üyesine aşağıda sıralanan bilgileri vermekle yükümlüdür.

i. her bir yeni imza atmış ya da onay, kabul, resmi izin ve katılım belgelerini tarihleriyle birlikte teminat altına almış yeni üyeleri.
ii. Bu Sözleşmeye giriş tarihlerini,
iii. Bu Sözleşmeyi kabul etmiş tüm vasıtaların alınış tarihleri ve açıklamanın uygulamaya geçtiği tarihlerle beraber tazminatlarını,
iv. Madde 32’de açıklanan her değişikliği,
v. Bu Sözleşme altında yapılan her düzeltme, ilan ya da ihbarı.

b. bu Sözleşmeye imza atmış ya da kabul etmiş bütün hükümetlere bu Sözleşmenin gerçek sertifika kopyalarını dağıtır.

3. bu Sözleşme uygulamaya geçer geçmez, gerçek sertifika kopyası BM gemi kira kontrat 102. maddesi uyarınca tescili ve yayımı için Depositör tarafından BM Genel Sekreterliğine ulaştırılır.

Madde 34
Diller

Bu Sözleşmenin aslı Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca olarak hazırlandı. Sözleşme bu amaç için kendi hükümetlerince gereğine uygun olarak yetkilendirilmiş imza sahiplerinin şahitliğinde imzalanmıştır. 28 Nisan 1989. LONDRA

8 Mart – Hukuk Takvimi

0
8 Mart Hukuk Takvimi: Hukuk tarihinde bu güne ilişkin önemli olaylar, kanun değişiklikleri, sözleşmeler, davalar, yargılamalar, idamlar, tutuklamalar, infazlar ve diğer hukuki gelişmeler. Ayrıca, diplomatik ilişkilerdeki dönüm noktaları, ulusal ve uluslararası hukuk kuruluşlarına ait gelişmeler, bildirgeler ve hukukçuların doğum ve ölüm günlerine dair detaylı bilgiler.
8 Mart – Hukuk Takvimi
1857 26-27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonal’e bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü kutlanması önerisini getirdi ve öneri oy birliğiyle kabul edildi.
1874 Hukukçu ve 13. Amerika Birleşik Devletleri başkanı Millard Fillmore yaşamını yitirdi. (Doğumu: 7 Ocak 1800) Çok az resmi eğitim almasına rağmen, başarılı bir avukat olmak için gayretli bir çalışma yaparak yoksulluktan kurtuldu. Buffalo’ya taşındı ve önce bir okulda öğretmenlik yapmasının ardından Asa Rice ve Joseph Clary’nin hukuk bürosunda hukuk eğitimine devam etti. Buffalo bölgesinde avukat ve politikacı olarak öne çıktı. ve 1828’de New York Meclisi’ne ve 1832’de Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Açıkça köleliğe düşmandı ve federal hükümetin bunu sona erdirmede büyük rol oynayacağını  savundu. 10 Temmuz 1850’de Zachary Taylor’ın yerine başkan seçildi ve 4 Mart 1853’e kadar bu görevini sürdürdü.
1907 Yunan hukukçu ve siyasetçi Konstantin Karamanlis (Ölümü: 23 Nisan 1998) Atina Üniversitesi‘nde  hukuk eğitimi gördü. 1935’te milletvekili seçildi. 1946’dan sonra Çalışma, Ulaşım, Haberleşme, Toplumsal Refah, Millî Savunma ve Kamu İşleri bakanlıklarında bulundu. 1955’te başbakan oldu. 1959’da Adnan Menderes’le Kıbrıs’ı bağımsız bir cumhuriyet haline getiren Zürih Antlaşması’nı karara bağladı. 1974 parlamento seçimlerinden sonra Yeni Demokrasi (ND) hükûmetinin başına getirildi. Başbakanlığı döneminde cunta üyeleri yargılandı, genel af çıkarıldı, 1952 Anayasası yeniden yürürlüğe kondu, Avrupa’yla ilişkiler yakınlaştı. 1990 yılında  Yunanistan Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 1995 yılına kadar bu görevini sürdürdü.
1921 İspanyol hukukçu ve politikacı Eduardo Dato yaşamını yitirdi. (Doğumu: 12 Ağustos 1856) Merkez Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Hitabet becerileri nedeniyle iyi bir avukat olarak prestij kazandı. Muhafazakar Parti’nin önde gelen isimlerinden biri oldu. İçişleri Bakanlığı ve  Adalet  Bakanlığı görevlerinde bulundu. Deniz Kuvvetleri’nde görev aldı.  Madrid belediye başkanlığı ve Milletvekilleri Kongresi başkanlığı görevlerinde bulundu. Bakanlar Kurulu başkanlığını üç kez üstlendi. Madrid’de parlamento binasından çıkarken Katalan militanlarca öldürüldü.
1954 Devletin siyasal prestijine ve mali gücüne zarar getirdiğine karar verilen ya da kişilerin özel hayatına tecavüz eden yazılar yazan gazetecilere, ağır cezalar öngören Basın Kanunu, TBMM’den geçti.
1955 Liselerde okutulması Millî Eğitim Bakanlığı’nca kabul edilen bir ders kitabında , komünizm propagandası yapılmak istendiği iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Astronomi adlı ders kitabında,  Stalin ve Lenin’in resimlerinin yer aldığı ve bu resimlerin öğrencinin dikkatini çeksin diye bir meteor resminin ortasına yerleştirildiği tespit edildi.
1959 Hukukçu ve siyaset adamı Bekir Sıtkı Kunt yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1905) Darülfünun  Hukuk Mektebi’de eğitim gördü.  Düzce, Uşak, Aydın ve Ankara’da aza mülazımlığı ve hukuk mü­şavirliği, görevinde bulundu. 1934’de Aydın’da kadastro hakimliği, yargıçlık ve Temyiz Mahkemesi Başsavcılığı görevlerinde bulundu. Yenigün gazetesinde başyazarlık yaptı. Yazım ve seçim işlerini düzenleme işlerinde görev yaptı. Cumhuriyet Halk Partisinin yönetim kadrosunda görev aldı. 1939’da Hatay Milletvekili ve divan kâtibi oldu. 1946’da İstanbul’da Asliye Ceza Hakimliği yaptı. 
1965 Finlandiya Yüksek İdare Mahkemesi (Danıştay) eski başkanı Urho Castrén, yaşamını yitirdi.  (Doğumu: 30 Aralık 1886) Jyväskylä Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği hukuk fakültesinden 1907’de diploma aldı. 1910’da hukuk yüksek lisansını ve 1912’de doktorasını tamamladı. 1918-1927 yıllarında üniversitelerde ders verdi.  1925-1926 yıllarında Adalet Bakanı olarak görev yaptı. Çeşitli mahkemelerde yargıç olarak çalıştıktan sonra, 1929 yılında Yüksek İdare Mahkemesi başkanlığına seçildi ve 1956’ya kadar bu görevi yürüttü. 21 Eylül 1944 – 17 Kasım 1944 tarihleri arasında kısa bir süre için Finlandiya Başbakanı olarak görev yaptı.
1971 Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü’nde eğitime ara verilerek kapatıldı.
1972 Hukukçu, diplomat ve siyasetçi Yüksel Menderes intihar ederek yaşamına son verdi.Yüksel Menderes
1975 Hukukçu ve Lüksemburg eski başbakanı Joseph Bech yaşamını yitirdi. (Doğumu: 17 Şubat 1887) Fribourg Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1912’de hukuk doktorasını aldı. 1914’te Lüksemburg Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1921’de Bech, Émile Reuter’in kabinesine atandı. İçişleri Bakanlığı Genel Müdürü ve Eğitim Bakanlığı Genel Müdürü olarak görev yaptı. 1926’da aynı zamanda Başbakanlık, Dışişleri bakanı, Eğitim ve Şarapçılık Bakanı oldu. 1954 yılına kadar Dışişleri ve Şarapçılık Bakanı olarak kaldı. Dışişleri bakanı olarak 1949 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması’nı imzaladı. 1957 yılında Roma Antlaşması’nı imzalayarak Avrupa’nın önde gelenlerinden biri oldu. Avrupa Birliği ve Avrupa Topluluğunun ‘ Kurucu Babalarından ‘ biri olarak kabul edildi. 1964 yılına kadar Temsilciler Meclisi Başkanlığı yaptı.
1977 Amerika Sosyalist Partisi, 28 Şubat 1909’da New York’ta bir Kadınlar Günü düzenledikten sonra, 1910’da Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı her yıl bir Kadınlar Günü düzenlenmesini önerdi. 1917’de Sovyet Rusya’da kadınlar oy hakkı kazandıktan sonra 8 Mart ulusal bayram oldu. Kadınlar Günü, 1967’de feminist hareket tarafından benimsenene kadar ağırlıklı olarak sosyalist hareketler ve komünist ülkeler tarafından kutlandı. 1975’te Birleşmiş Milletler tarafından kutlanmaya başlandı. BM Genel Kurulunun 16 Aralık 1977 yılında aldığı kararı ile üye ülkeler kendi geleneklerine ve tarihlerine uygun bir günü Uluslararası Kadın Hakları ve Uluslararası Barış Günü ilan etmeye davet edildi.
1982 Türkiye Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı kuruldu.
1984 Sekiz ilde olağanüstü hâl uygulanmasıyla ilgili, Olağanüstü Hal yasaları yürürlüğe girdi.
1987 Kadın Çevresi Yayıncılığın çıkarttığı, Feminist dergisi yayına başladı.
1988 Yeni Gündem dergisi Yazı İşleri Müdürü, 7,5 yıl hapse mahkûm oldu.
1992 Dünya Kadınlar Günü nedeniyle İstanbul ve Adana’da düzenlenen kutlama yürüyüşlerine polis müdahale etti, bazı kadınlar dövüldü, iki kadın yaralandı ve 8 kadın gözaltına alındı.
2004 Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Yönetmeliğinin gizliliğini kaldıran yasanın ardından hazırlanan yeni yönetmelik de yürürlüğe girdi. MGK Genel Sekreterliği, yönetmelikte, Başbakana bağlı bir kuruluş olarak tanımlandı.
2016 Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi, Yüksek Öğretim Kurulu tarafından (YÖK) 9 Kasım 2015’te kabul edilerek 8 Mart 2016 tarihinde yayımlandı. Tutum Belgesi, kavramın farklı algılara yol açtığı gerekçesiyle 2019 yılı Şubat ayında geri çekilerek YÖK’ün resmi web sayfasından kaldırıldı.
2021 Türkiye Psikiyatri Derneği Cinsiyet Ayrımcılığı, Cinsel Şiddet ve Tacize Karşı Politika Belgesi, 8 Mart 2021’de Merkez Yönetim Kurulu’na sunularak son hali verildi ve 15 Mayıs 2021 tarihinde yürürlüğe girdi.

Yüksel Menderes

0
Yüksel Menderes

Hukukçu ve siyasetçi Yüksel Menderes 1930’da dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Cenevre Üniversitesi Sciences Politiques Fakültelerini bitirdi.

Dışişleri Bakanlığı İdari ve Meslek Memurluğu, Cenevre Birleşmiş Milletler Avrupa Ofisi Nezdinde Daimi Türk Delegeliği Ekonomik İşler Delege Yardımcılığı, Belgrad Büyükelçiliği Başkâtipliği ve 3. Dönem Aydın milletvekilliği yaptı.

1970 tarihinde kurucuları arasında yer aldığı Demokratik Parti‘nin genel başkan yardımcısı oldu. 1972’de Ankara’daki evinde intihar etti. İki çocuk babasıydı ve Fransızca biliyrodu. Eski başbakanlardan Adnan Menderes’in oğludur. Ben Onu Çok Sevdim dizisine konu olmuştur.

Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi

0
Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi
Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi

Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi (İstanbul Declaration) 3 Haziran 2016 tarihinde Dolmabahçe Sarayında imzalanmıştır.

Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi’nin yargı tarafından kabul edilmesi ile birlikte etkili biçimde uygulanması için ayrıca rehber ilkeler ve referans kodlar oluşturulmuştur. Bazı ilkelerin etkili biçimde uygulanması için, yargının mevcut durumda sahip olamayabileceği veya yasama ya da yürütme organlarının ilave eylemlerini gerektiren kaynaklara da ihtiyaç duyabileceği; bu çerçevede, tedbirlerin eksiksiz ve hızlı uygulanmasını sağlamak amacıyla, devletin diğer organlarının yargı ile işbirliği yapması ve yargıya etkin bir şekilde yardım etmesi gerektiği açıklanmıştır.

Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi İmza Töreni – Dolmabahçe

Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, herkesin, hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine bir suç yüklenirken, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı olduğu ilkesini temel ilke olarak tanıdığından;

Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı(UNDP) Türkiye Ofisi işbirliğinde düzenlenen İkinci Yüksek Mahkemeler Zirvesi’nde yargıda şeffaflık konusu ele alınmış ve Yargıda Şeffaflık Bildirgesi kabul edilmiştir. 

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, herkesin, mahkemeler önünde eşit olduğunu ve bir suçla itham edildiğinde ya da bir hukuk davasında hak ve yükümlülükleri hakkında karar verilirken, yasalar uyarınca kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil ve kamuya açık duruşma hakkına sahip olduğunu ifade ettiğinden;

Yukarıda anılan ilkeler ve haklar aynı zamanda, diğer uluslararası ve bölgesel insan hakları hukuk belgeleri, ülke anayasaları, yasaları, örf hukuku ve ayrıca yargı teamülleri ile geleneklerinde de tanındığından veya yer aldığından;

Günümüzde, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı olan her devlette, şeffaflık ilkesinin yargının temel unsuru olduğu evrensel kabul gördüğünden;

İŞTE BU GEREKÇELERLE, TÜRKİYE CUMHURİYETİ YARGITAY BAŞKANI VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KALKINMA PROGRAMI’NIN DAVETLERİYLE, 20-22 KASIM 2013 TARİHLERİNDE İSTANBUL’DA TOPLANAN ASYA BÖLGESİNİN YÜKSEK MAHKEME BAŞKANLARI VE YÜKSEK YARGIÇLARI İLE 1-2 HAZİRAN 2016 TARİHLERİNDE BURSA’DA TOPLANAN BALKAN YÜKSEK MAHKEME BAŞKANLARI VE YÜKSEK YARGIÇLARI,

Adaletin tesisi ve yargıda şeffaflığın güvence altına alınması için, aşağıdaki ilkelerin temel gerekler olduğunu BİLDİRİRLER:

Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi İlkeleri

İlke 1

Yargılama, temel bir ilke olarak, kamuya açık yapılmalıdır.

Duruşmaların kamuya açık olması, demokratik bir toplumda adalete erişimin temel gerekliliklerinden biridir. Kamuya açık yargılama ilkesi, yargılamanın yapıldığı mahkeme salonlarına yurttaşların ve basın mensuplarının girmesine izin verilmesini gerektirir. Bu nedenle mahkeme, halkın ve basının duruşmaları izleyebilmesini sağlamalıdır. Bu amaçla, duruşma zamanı ve yeri hakkındaki bilgiler halka duyurulmalıdır. Davaya duyulabilecek ilgi ve duruşmanın yapısı dikkate alınarak, makul ölçüler çerçevesinde halkın izleyebilmesi için yeterli imkân sağlanmalıdır. Belirli bir yargı işleminin tümünü ya da bir kısmını kamu veya basına kapalı tutmak için meşru gerekçelerin bulunması halinde, 1 mahkeme, makul gerekçesini yazılı olarak yayınlamalıdır.

İlke 2

Yargı sistemi adliyelere ve adli bilgiye kolay erişimi sağlamalıdır.

Mümkün olan her koşulda adliyeler, gidiş gelişleri kolaylaştırmak için toplu taşıma merkezlerine yakın konumlanmalıdır. Yargı sistemi tarafından mahkemelere yakın yerlerde bilgilendirme noktaları ve bilgi kaynakları merkezleri kurulmalıdır. Kolaylıkla okunabilen tabelalar, oryantasyon kılavuzları ve görülecek dava listelerine ek olarak, mahkeme personeli halkla ilişkiler bürolarında hazır bulunmalıdır. Adliye binaları kamunun mahkeme formlarını doldurabilecekleri ve müzakere edebilecekleri alanların yanı sıra çocuklar, mağdurlar ve engelli kişiler gibi özel ihtiyaç sahibi gruplar için imkanlar sunmalıdır. Bunlara ek olarak adliye binalarında hukuk hizmetlerinin sunulabildiği odalar bulunmalıdır. Mahkeme kullanıcılarının, yalnızca zamanında ve etkili hizmet beklemeye değil, aynı zamanda adliye personelinden en yüksek standartlarda ahlaki davranış, profesyonellik ve hesap verebilirlik görmeye hakları vardır.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İlke 3

Yargı, yargı sistemine erişimi kolaylaştırmalıdır.

Mahkemeler, mahkeme kullanıcılarına standart, kullanıcı dostu formlar ve talimatlar sağlamalı; dava başvuru harçları, mahkeme prosedürleri ve duruşma takvimleri hakkında açık ve doğru bilgi vermelidir. Bu bilgiler ayrıca internet üzerinden de paylaşılmalıdır.

Mahkemeler, uygun hallerde, mahkeme kullanıcılarına adalete ulaşacak farklı yolların olduğunu, dava açmanın bunlardan yalnızca birini teşkil ettiğini bildirmek amacıyla “çok kapılı adliye” konseptini benimsemeli ve hukuki yardım başvuruları bakımından bu kişilere yardımcı olmalıdır.

Kamunun yararlanabileceği yeterli hukuki yardımın olmadığı hallerde, sair şekilde mahkemelerde temsil edilemeyecek çıkarların korunması amacıyla, hukuki yardıma ihtiyacı olan dava taraflarının, kamu yararı için (pro bono) avukat tarafından temsil edilmesini teşvik etme, mahkeme dostları (amici curiae) tayin etme ya da alternatif uyuşmazlık çözümü önerme gibi girişimlerde bulunmak yargının sorumluluğudur. Uygun hallerde, mahkemeler avukatlık yetkisi olmayan uygun kişilerin mahkeme nezdinde tarafları temsil etmesine izin verebilir.

İlke 4

Yargı, mahkeme kullanıcılarına, herhangi bir ücret talep etmeksizin, yazılı ve sözlü çeviri imkânları sağlamalıdır.

Suçlanan kişinin, kendisine yöneltilen suçlamayı, anladığı dilde öğrenme hakkı, temel insan hakkıdır. Aynı zamanda, suçlanan kişi mahkemede kullanılan dili anlayamıyor veya konuşamıyorsa, ücretsiz olarak sözlü çeviriden yararlanma hakkı da temel insan hakkıdır. Nitekim, mahkeme kullanıcısının mahkemede kullanılan dilleri anlayamıyor olması, o kişi açısından yargılamanın şeffaflıktan tamamen yoksun olması anlamına gelir. Bazı durumlarda, sözlü veya yazılı çeviri olmaksızın, bir tanık tanıklık yapamayabilir veya bazı hallerde kanıt olarak bir belgeyi sunmak mümkün olmaz. Bu nedenle, hem yazılı hem sözlü çeviri bakımından, mahkemede gerekli imkânların hazır edilmesini sağlamak hâkimin ya da mahkeme yönetiminin sorumluluğudur.

İlke 5

Yargı, davaların şeffaf biçimde tevzi edilmesini sağlamalıdır.

Mahkeme sistemleri, davaların hâkimlere tevzi edilmesinde kullandıkları usuller bakımından farklıdırlar. Bazı ülkelerde, mahkeme başkanı davaların dağıtımına karar vermekten sorumludur. Diğer birtakım ülkelerde, dava tevzii, hâkimlerden ziyade mahkeme yöneticilerinin yönettiği bir fonksiyondur. Üçüncü bir seçenek ise, elle veya otomasyona dayalı olarak davaların rastgele tevzi edilmesidir. Son olarak, dava tevzii, yerleşik mahkeme teamülleri gibi gayri resmî kriterlere veya mahkemenin tabi olduğu daha resmi kurallar ve kanunlara dayalı olarak yapılabilir.

Benimsenen model hangisi olursa olsun, bir mahkemenin hâkimleri arasındaki iş bölümü, davaların tevzii de dâhil olmak üzere, normal olarak, kanunların öngördüğü veya ilgili mahkemenin kuralları uyarınca, önceden belirlenmiş şeffaf düzenlemelere göre yürütülmelidir.

Benzer şekilde, kanunun veya mahkeme kurallarının öngördüğü gerekçelerle ve usullere uygun olarak yapılanlar dışında, bir dava, hâkimden alınmamalıdır.

İlke 6

Yargı, adaletin şeffaf biçimde gerçekleştirilmesini sağlamalıdır.

Adaletin topluma entegre edilmesi, yargı sisteminin halka açılmasını ve kendisini bilinir hale getirmeyi öğrenmesini gerekli kılar. Yargı gözetiminde olmak üzere, halk, basın ve mahkeme kullanıcıları, hem görülmekte olan hem de tamamlanan davalara ilişkin tüm bilgilere güvenli şekilde erişmelidir. Bu erişim, mahkemenin internet sitesi üzerinden veya uygun ve erişilebilir kayıtlar vasıtasıyla sağlanabilir. Anılan bilgiler, gerekçeli kararları, tarafların iddialarını, dilekçelerini ve delilleri içermelidir. Mahkeme tarafından henüz delil olarak kabul edilmemiş yazılı ifadeler veya benzeri delil niteliğinde belgeler hariç tutulabilir.

Mahkeme belgelerine erişim, yalnızca davaya ilişkin materyal ile sınırlı olmamalı, aynı zamanda iş yükü ve dava sonuçlandırma oranları hakkında istatistikler gibi mahkemeye ilişkin idari bilgilerin yanı sıra, örneğin dava harçlarının tahsili ve bütçe tahsisatlarının kullanımı gibi, bütçeye ilişkin verileri de içermelidir. Hâkimler olası çıkar çatışmalarını açıklamalıdır.

İlke 7

Mahkemeler gözaltı ve tutuklama konusunda denetim yetkisine sahip olmalıdır.

Yargı sisteminin, davalarda yaşanan gecikmeler nedeni ile haksız eleştirilere maruz kalmaması için, mahkemelerin tutuklu veya gözaltında bulunan kişileri mahkeme önüne çıkarma yetkileri olmalıdır. İfade edilen unsur temel anlamda insan hakları konusu olsa da, yargı yönetimi ve şeffaflık konusunda kamuoyu algısını etkileyecek bir önlemdir.

İlke 8

Yargı, üst derece/temyiz mahkemesi kararlarının düzenli olarak yayınlanmasını sağlamalıdır.

Kanunlar, doktrin ve diğer asli hukuk kaynaklarına güvenilir erişim olmadan, hâkimler, avukatlar, hükümetler de dâhil olmak üzere ilgili davacılar belirli bir davada veya durumda hukukun nasıl işlemesi gerektiği konusunda açıkça anlaşılır rehberlikten yoksun kalırlar.

Kararların yayınlanması; halkın, basının, sivil toplum kuruluşlarının, avukatların, hâkimlerin ve hukukçu akademisyenlerin hâkimlerin işlemlerini incelemesine imkân tanır. Kararların yayınlar yoluyla kamunun incelemesine tabi tutulması, aynı zamanda kanunların uygulanmasını düzenli hale getirir; yargı kararlarını daha tahmin edilir ve tutarlı kılarak adaletin kalitesini yükseltir. Yüksek mahkeme kararlarının bağlayıcı emsal teşkil ettiği yargı sistemlerinde, temyiz mahkemesi ve yüksek mahkeme kararlarının yayınlanması ve dağıtılması; ilk ve ikinci derece mahkemelerindeki hâkimlerin ve hükümetlerin kanuna uymasını sağlamada kritik önem taşır.

Yüksek mahkeme kararlarının salt ikna edici nitelikte olduğu ülkelerde dahi, hâkimlerin yazılı hukuku tutarlı biçimde yorumlamasını sağlamak önemlidir.

Mahkeme kararlarını, yazılı hukuk metinlerini ve bunun yanı sıra hukuk dergilerinde yayınlanan akademik makaleleri depolayan, kamu erişimine açık veri tabanlarının oluşturulması beklenmektedir.

İlke 9

Yargı, öğrencilerin yargı süreci hakkında bilgilendirilmesine yönelik programları teşvik etmelidir.

Yargı, okullarda ve üniversitelerde, yargı sürecinin anlaşılmasına ve şeffaflığın artırılmasına yönelik programları desteklemeli ve bu programlara katılmalıdır. Bu programlar, öğrencilerin mahkemeleri ziyaret etmesini, hâkimlerin okullara gitmesini, rol oynamayı, işitsel-görsel materyal kullanımını ve yargı usullerinin aktif olarak öğretilmesini içerebilir. Anılan programlar, yargı sistemi ve işleyişi hakkındaki bilgisizliğin ve yanlış kanıların önlenmesine veya düzeltilmesine katkı sağlar.

İlke 10

Yargı, adalet sisteminin rolü hakkında halkı eğitmeye yönelik halka ulaşım programları başlatmalı ve/veya bu programları desteklemelidir.

Şeffaflık, mahkeme işlemlerine ve bilgilere erişim sağlamaktan daha fazlasını içerir. Şeffaflığın sağlanması için bilgiler, hedeflenen kitle tarafından, özellikle hukuk bilgisi olmayan ve genellikle okur-yazarlığı kısıtlı olabilecek mahkeme kullanıcıları bakımından, kolayca erişilebilir formatta yayınlanmalıdır. Adaletin kalitesi ve verimliliğini artırmak üzere mahkemelerin işleyişi ve yargının faaliyetleri hakkında bilgilerin yayınlanması aynı zamanda, halkın yargıya güvenini de olumlu yönde etkiler.

Yargının halka ulaşımı, hâkimlerin ileriye etkili önlemler almalarını ve hizmet verdikleri toplum ile doğrudan ilişki kurmalarını içerir. Bu faaliyetler, belediye sarayı toplantılarına katılmayı, radyo ve televizyon programlarının düzenlenmesini, mahkeme kullanıcılarına yönelik kılavuz gibi farkındalık artırıcı materyalin yayınlanmasını içerebilir. Kısa kitapçıklar biçimindeki bu kılavuzlar, tutuklama, gözaltı, kefalet, ceza ve hukuk yargısı usulleri hakkındaki temel bilgiler ile suç mağdurları, tanıklar ve diğer hizmet alanlar için faydalı iletişim bilgileri sağlayabilir.

Mahkeme hizmetleri ve usullerine ilişkin bu tür halka ulaşım ve eğitim programları, hem yargı hem de mahkeme kullanıcıları açısından faydalıdır. Bu programlar, yargının toplum ile aktif olarak ilişkiye girmesini ve hukuk sisteminin işleyişi ile davaların yürütülmesindeki karmaşıklığın açıklığa kavuşturulmasını sağlar. Böylelikle, yargının ileriye etkili halka ulaşım ve iletişim stratejileri yoluyla; mahkemenin işleri hakkında halkın eğitilmesi ve katılımının sağlanması, toplumda halkın mahkemelere duyduğu güveni artırabilir ve hukukun üstünlüğüne saygıyı güçlendirebilir.

İlke 11

Yargı, yargı kararları dahil olmak üzere yargının işlemleri hakkında halkı bilgilendirmeye yönelik meşru işlevini ifa edebilmek için basına erişim ve uygun yardım sağlamalıdır.

Yargılama esnasında ve sonrasında, davalar dâhil olmak üzere adaletin dağıtılması konusunda, masumiyet karinesini ya da uyuşmazlığa taraf olanların haklarını ihlal etmeksizin, bilgi toplamak, yorumlar yapmak ve bilgileri halka iletmek, basının işlevi ve görevidir. Hangi davaların kamunun dikkatine getirileceğine ve haberin nasıl duyurulacağına karar verme özgürlüğü ve adalet sisteminin örgütlenme ve işleyişini eleştirme hakkını içeren bu ilkeden ancak Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin öngördüğü koşullarda olabildiğince ayrılmak mümkün olmalıdır.

Basının yargı işlemlerine erişimi yalnız adliyenin kapılarını açmak ve gazetecilere oturacak yer göstermekten ibaret değildir. Mahkemeler, davalar hakkında yalan yanlış ve sansasyonel haberler yapılmasından iyi etkilenmezler. Nitekim basında kötü veya yanlı haberler yapılması, halkın yargıya olan güvenini sarsabilir ve yargının bağımsızlık, tarafsızlık ve dürüstlüğü konusunda kuşku yaratabilir. Gazetecilerin, mahkemeler tarafından veya mahkemelerle işbirliği halinde eğitilmesi, kötü haberciliğin azalmasına katkıda bulunabilir. Bu tür bir eğitim, yargı usulleri ile hukuki konular hakkında gazetecilere temel bilgiler vermeye, böylelikle onların gazetecilik becerilerini ve etik anlayışlarını geliştirmeye ve hâkimler ile gazeteciler arasında güven tesis etmeye yönelik olmalıdır.

Basının adil ve dengeli bir şekilde bilgilendirilmesi aynı zamanda, davalar hakkında haber yapılmasını kolaylaştırmak üzere her mahkemede basın bürosunun kurulması suretiyle mahkemelerin aktif olarak gazetecilere ulaşmasını gerektirebilir. Bu bürolar, basın temsilcileri ile irtibat kurabilir, gazetecilerin isteklerine cevap verebilir, basın bildirileri yayınlayabilir ve genel olarak yargı kararları ile hukuki konular hakkında doğru bilgiler verebilir. Söz konusu bürolar aynı zamanda, dava takvimi hakkında bilgi verebilir, basında çıkan haberlerin doğruluğunu izleyebilir ve halkın yargıyı daha iyi anlamasını sağlayacak basın kampanyaları düzenleyebilir.

İlke 12

Yargı, adaletin gerçekleştirilmesine ilişkin halkın memnuniyetini değerlendirmeli ve bu yolla adaletin kalitesini yükseltme yönünde çaba göstermelidir.

Adaletin gerçekleştirilmesine ilişkin halkın memnuniyet seviyesini ölçmenin çeşitli araçları vardır. Akademisyenlerin ve medyanın katkılarına duyarlı olmanın yanı sıra, yargı, mahkeme kullanıcılarının geri bildirim vermelerini teşvik etmelidir. Etkili ve tarafsız şikayet sistemi, düzenli dava incelemeleri, mahkeme kullanıcılarına ve diğer paydaşlara yönelik periyodik anketler uygulama, mahkeme kullanıcı komiteleriyle görüşmeler, adaletin gerçekleştirilmesine ilişkin halkın memnuniyetini inceleme ve yargı sürecindeki sistemsel zayıflıkları, özellikle çıkar peşinde koşan “kapı tutucular”ın yaratmış olabileceği zayıflıkları tespit etmenin yollarıdır. Ancak, ders alınmadıkça ve düzeltici eylemler yapılmadıkça bu uygulamalar anlamsız hale gelir. Karşılaşılan zorluklar ve adalet sisteminin işleyişini iyileştirmeye yönelik alınan önlemleri de içeren,yıllık faaliyet raporunun yayınlanması, halkın yargıya güvenini artıracak önlemlerden biridir.

İlke 13

Hakimlerin atanma prosedürü şeffaf olmalıdır.

Adayların yargı görevine seçilme koşullarının şeffaf olması gerektiği hakkında genel mutabakat vardır. Bu süreçte şeffaflık ve hesap verebilirliği sağlamak amacıyla; yüksek yargı görevine aday olan kişilerde aranan nitelikler de dâhil olmak üzere, atama ve seçim kriterleri, herkesin erişimine açık olmalıdır. Yargıdaki tüm boş kadrolar, atama için uygun adayların başvuru yapabilmesini veya aday gösterilebilmesini sağlayacak biçimde duyurulmalıdır. Bu durum, yargıda liyakate dayalı atama ve yükselme usullerinin, mümkün olduğunca toplumun bütününü yansıtan ve kapsayan bir aday kitlesine açık olmasını sağlar. Boş kadroların ve bu kadrolar için aday listelerinin yayınlanması ayrıca, halkın atama sürecini denetlemesine de imkân tanır.

Hâkimlerin göreve getirilmesinde uygulanan çeşitli yöntemler olsa da, yargı bağımsızlığının korunması için, hâkim atama ve yükselmelerinin yasama veya yürütme erki tarafından değil, yüksek yargıya atamalarda Devlet Başkanı’nın resmi onayı ile birlikte, Yargı Kurulu gibi bağımsız bir organ tarafından yapılmasının zorunlu olduğu yönünde, çağdaş uluslararası ve bölgesel inisiyatiflerde oybirliği halinde mutabakat vardır. Kurulun yargı mensubu üyeleri ve yargı mensubu olmayan üyeleri, yargı görevine layık adayların seçilmesinde uygun biçimde tanımlanmış roller oynamalıdır. Yargı Kurulunun hâkim olmayan üyeleri; uygun bir atama mekanizmasıyla, saygınlığı ve deneyimi herkes tarafından kabul edilen önde gelen hukukçular veya yurttaşlar arasından seçilebilir.

Kurulun karma yapısı, kendi çıkarını gözetme, kendini koruma ve kayırmacılık algılarını önler ve toplumda mevcut farklı bakış açılarını yansıtır, böylece yargı için ilave meşruiyet kaynağı oluşturur.

İlke 14

Yargı, hâkimlerin etik dışı davranışlarına ilişkin şikâyetlere şeffaf biçimde karşılık vermelidir.

Yargının yalnız etik davranış ilkelerini kabul etmesi değil, aynı zamanda bu ilkelerin topluma en geniş biçimde duyurulmasını sağlaması gereklidir. Ancak, yargı etiği ilkeleri uygulanabilir değilse, yargı performansını ve halkın güvenini artırmada pek işe yaramaz. Bu nedenle, hâkimlerin etik dışı davranışlarına ilişkin şikâyetlerin mahkemeye götürülmesi imkânı olmadığı hallerde, bu şikâyetleri almak, soruşturmak, çözümlemek ve karara bağlamak üzere, güvenilir, bağımsız bir Yargı Etiği İnceleme Kurulu biçiminde bir mekanizma kurulmalıdır. Söz konusu kurul, yargının kontrolünde olmamalı; fakat toplumun güvenini temin etmek için, toplumun üyelerinden yeterli ve profesyonel temsile sahip olmalıdır. Yargı mensubu olmayan kişilerin (avukatlar, akademisyenler ve toplumun temsilcileri) etik ilkelere uyulup uyulmadığının izlenmesi sürecine dahil edilmesi,yargının kendi çıkarını gözettiği ve kendini koruduğu
biçiminde muhtemel algıları önler ve şeffaflığın en temel unsurunu teşkil eder.

İlke 15

Hâkimlerin disiplin prosedürü şeffaf olmalıdır.

Bir hâkime disiplin cezası verme veya hâkimi görevden alma yetkisi, görevdeki veya emekli olmuş hâkimlerden oluşan, ancak üyeleri arasında, yasama veya yürütme erki mensupları olmamak şartıyla, hâkim olmayan kişileri de içeren bağımsız bir organa (veya hâkimlerin atanmasından sorumlu Yargı Kuruluna) verilmelidir. Hâkimi görevden alma yetkisinin Devlet Başkanı veya yasama organına verildiği hallerde, bu yetki ancak, anılan bağımsız organın bu yöndeki bir tavsiye kararından sonra kullanılmalıdır. Bir hâkim aleyhine yaptırım istemiyle başlatılan işlemlerde, söz konusu işlemlerin gizli veya kamuya açık yürütülmesine bakılmaksızın, verilen nihai karar halka duyurulmalıdır. Şikâyet söz konusu ise, şikâyete ilişkin soruşturmanın sonucu şikâyetçiye bildirilmelidir.

Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesinin Etkili Biçimde Uygulanması İçin Tedbirler 

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Kadının Güçlenmesi Prensipleri (Women’s Empowerment Principles–WEPs) 

0
Kadının Güçlenmesi Prensipleri (Women’s Empowerment Principles–WEPs) 

Kadının Güçlenmesi Prensipleri (Women’s Empowerment Principles–WEPs) , kadınların, tüm sektörlerde ve her düzeyde, ekonomik yaşamın içinde yer alabilmeleri için kadınların güçlenmesini hedefleyen girişimdir.

2010 yılında Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UN Global Compact) ve Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi (UN Women) ortaklığında oluşturulan WEPs platformu, özel sektöre; iş yerlerinde, piyasalarda ve toplum genelinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için dikkate almaları gereken önemli noktaları sunmaktadır.

Şirket politikalarında ve faaliyetlerinde şeffaflığın ve kapsayıcılığın arttırılması için sonuç getirecek teknikleri, araçları ve uygulamaları öngören Kadının Güçlenmesi Prensipleri, uzun soluklu ve çok paydaşlı uluslararası istişare sürecinin sonucunda, işletmelerin mevcut uygulamalarını, performans göstergelerini ve raporlama pratiklerini inceleyip analiz etmelerini sağlayacak bir cinsiyet merceği geliştirilmiştir.

Kadının Güçlenmesi Prensipleri, iş dünyası liderlerinin, toplumsal cinsiyet eşitliğini ilerletecek şirket politikaları oluşturmaya yönelik 7 ilkeye açıkça taahhüt vermelerini istemektedir.

CEO Destek Beyanını imzalayan liderler, Kadının Güçlenmesi Prensipleri’ni, yönetim kurulu odasından işyerlerine ve tedarik zinciri üzerinden topluma varana kadar her noktaya dahil etme ve uygulama konusundaki niyetlerini ortaya koymaktadırlar.

1. Cinsiyet Eşitliği İçin Üst Düzey Kurumsal Liderlik Sağlanması 
2. Tüm Kadın ve Erkeklere İşte Adil Davranılması, İnsan Haklarına ve Ayrım Yapmama İlkesine Saygı Gösterilmesi, Bu İlkelerin Desteklenmesi
 
3. Tüm Kadın ve Erkeklere Sağlık, Güvenlik ve Refah Sağlanması 
4. Kadınların Eğitim, Kurs ve Profesyonel Gelişim İmkanlarıyla Desteklenmesi
5. Kadınları Güçlendiren Girişimci Gelişimi, Tedarik Zinciri ve Pazarlama Yöntemlerinin Uygulanması 
6. Toplumsal İnisiyatifler ve Destekler Aracılığıyla Eşitliğin Teşvik Edilmesi 
7. Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanması İçin Gelişimin Ölçülmesi ve Halka Açık Raporlanması
Bu prensipler şirketlere; iş yerinde, piyasada ve toplumda kadınların güçlenmesi konusunda rehberlik sağlayacak basit kural ve öneriler sunmaktadır.
Kadının Güçlenmesi Çalışma Grubu

Kadının Güçlenmesi Çalışma Grubu; Global Compact Türkiye, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi (UN Women) desteğiyle 2014 yılında kurulmuştur. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) koordinasyonunda faaliyet gösteren Grup, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (Global Compact) ve Kadının Güçlenmesi Birimi (UN Women) ortaklığında belirlenen 7 maddeden oluşan Kadının Güçlenmesi Prensipleri’nin (WEPs) ülke çapında yayılımına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Ayrıca şirketlerin bu prensipleri uygulamaya geçirmesi için iyi örneklerin paylaşıldığı bir özel sektör platformu olarak görev yapmaktadır.

Global Compact Türkiye “Kadının Güçlenmesi Çalışma Grubu”

Kadının Güçlenmesi Çalışma Grubu, Global Compact imzacı firmaları ve Türkiye genelinde farklı sektörlerden olmak üzere iş yerlerinde bu prensipleri uygulamayı taahhüt eden 150’den fazla WEPs imzacısı ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışmalar yapan sivil toplum örgütlerinden oluşmaktadır.  Çalışma grubu özel sektör temsilcileri, kamu ve sivil toplum kuruluşları ile koordineli bir şekilde çalışarak, Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitliği sorunlarına işaret eder, çözüm önerileri geliştirir ve iyi uygulamalarının yayılması için çaba sarf eder.

Stratejik Yaklaşımı

Kadının Güçlenmesi Çalışma Grubu toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları yapan farklı şirketleri bir araya getirerek fikir alışverişini sağlayan ve şirketlerin çalışmalarına destek veren bir platform olmayı hedeflemektedir. Çalışma grubu, toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin farkındalık artırmak için ulusal ve uluslararası düzeyde konferans ve seminerler düzenlemektedir. Bu stratejik hedef doğrultusunda Türkiye’deki ilgili kamu, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör cinsiyet eşitliği platformları ile sürekli işbirliği içindedir.

Kadının Güçlenmesi Çalışma Grubu, Global Compact Türkiye’nin diğer çalışma gruplarına göre daha farklı bir organizasyon yapısına sahiptir. Grup; teknik komite, WEPs sözcüsü, iletişim ekibi, içerik ekibi ve destek/mentörlük ekiplerinden oluşmaktadır. Teknik komite, grubun karar alıcı mekanizması olmakla beraber ülke genelinde farkındalık çalışmaları yapar. WEPs sözcüsü, WEPs’in bilinirliğini artırmak adına iş dünyasında sözcülük rolünü üstlenmiştir. WEPs İş Dünyası Sözcüsü, SUTEKS Group Yönetim Kurulu Başkanı Nur Ger’dir.  İletişim ekibi, Global Compact Türkiye’nin iletişim stratejisi ile eşgüdümlü olarak iletişim stratejileri oluşturur. İçerik ekibi, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda içerikler geliştirir. Destek/mentörlük ekibi ise WEPs imzacılarına prensiplerin uygulanması konusunda rehberlik yapar.

Bu çalışma grubuna bağlı çalışmak üzere Bursa’da pilot bir uygulama olarak Bursa Kadının Güçlenmesi Çalışma Platformu adıyla 2016 Kasım ayında bu gruba bağlı olarak çalışacak bir alt platform kurulmuştur. Platformun çalışma ilkeleri ve çalışma şekli ile ilgili stratejiler oluşturulmuştur. Bu doğrultuda pilot olarak Bursa’da uygulanan bu çalışma bir yıl sonra tekrar gözden geçirilecektir.  Sistem başarılı olduğu taktirde diğer illerde de kontrollü bir şekilde hayata geçirilmesi planlanmaktadır.

UN Global Compact’ın 10 İlkesi

UN Global Compact, şirketleri sorumluluk sahibi bir biçimde faaliyet göstermeye ve toplumu desteklemeye teşvik eden bir girişimdir. Bu doğrultuda UN Global Compact, şirketlerin sadece mali kaynaklarına değil, aynı zamanda insanlara, toplumlara ve gezegene değer katmalarını sağlamaya gayret gösterir. UN Global Compact, 145 ülkede 12,000 imzacısı ile dünyanın en geniş gönüllü kurumsal sürdürülebilirlik girişimi niteliğini taşımaktadır.

İnsan Hakları 

     İlke 1: İş dünyası, ilan edilmiş insan haklarını desteklemeli ve haklara saygı duymalı.

     İlke 2: İş dünyası, insan hakları ihlallerinin suç ortağı olmamalı.

Çalışma Standartları 

     İlke 3: İş dünyası, çalışanların sendikalaşma ve toplu müzakere özgürlüğünü desteklemeli.

     İlke 4: Zorla ve zorunlu işçi çalıştırma uygulamasına son verilmeli.

     İlke 5: Her türlü çocuk işçi çalıştırılmasına son verilmeli.

     İlke 6: İşe alım ve işe yerleştirmede ayrımcılığa son verilmeli.

Çevre 

     İlke 7: İş dünyası, çevre sorunlarına karşı ihtiyati yaklaşımları desteklemeli.

     İlke 8: Çevresel sorumluluğu arttıracak her türlü faaliyete ve oluşuma destek vermeli.

     İlke 9: Çevre dostu teknolojilerin gelişmesini ve yaygınlaşmasını desteklemeli.

Yolsuzlukla Mücadele

     İlke 10: İş dünyası, rüşvet ve haraç dahil her türlü yolsuzlukla savaşma

Türkiye’de Kadın Haklarının Serüveni

0
Cumhuriyet Devrimleri

Cinsiyet ayırmaksızın bütün çocuklara eşit miras hakkı tanıyan 7 Cemaziyülevvel 1263/23 Nisan 1847 tarihli İrade-i Seniyye ile babanın arazisinde intikal hakkı kız çocuklara da tanınmış ve bu tarihten itibaren babanın arazisinde erkek ve kız çocukların eşit intikal hakkına sahip oldukları kabul edilmiş,1856 yılında Osmanlı topraklarında kadınların köle ve cariye olarak alınıp satılmaları yasaklanmıştır. 1869’da yayımlanan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’yle kız ve erkek çocuklarına yasal zorunluluk getirilmiş, 1876’da ilan edilen Kanunu Esasi ile kız ve erkekler için ilköğretim zorunlu hale gelmiştir. Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı‘nın etkisiyle, 871 yılında Hukuk-ı Aile Kararnamesi çıkarıldı ve evlilik sözleşmelerinin resmi memur eşliğinde yapılması zorunlu kılınmış, evlenme yaşı erkeklerde 18, kadınlarda ise 17 olarak belirlenerek zorla evlendirmelerin geçersiz sayılası kabul edilmiştir. Kadınlar ilk olarak ‘ücretli işçi’ statüsüyle 1897 yılında çalışma hayatına girmişler 1913 yılında ise devlet memuru olarak çalışmaya başlamışlardır. 

Kadınların belediye seçimlerinde seçme ve aday olma hakkı 1930 yılında yapılan ve 1580 Sayılı Belediye Kanununun 59. maddesine göre çıkarılan Belediye meclislerinin çalışma usulüne dair talimatname sonucunda kullanmaya başladılar. Kadınlar siyasal haklarını ilk kez 1930 yılındaki Belediye seçimlerinde kullandılar. 5 Aralık 1934 yılında 1924 Anayasasında ve Seçim Kanununda yapılan yasa değişikliği ile kadınların ilk kez oy kullanmasının ve aday olabilmesinin önü açılmış, yürürlüğe giren son yasayla Teşkilat-ı Esasiye Kanununun 10 ve 11. maddeleri değiştirilerek  kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Türkiye, Fransa’dan Fransa ve İtalya’dan 11, Romanya’dan 12, Bulgaristan’dan 13, Belçika’dan 14, İsviçre’den ise 36 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımıştı. Türkiye’de kadınların katıldığı ilk genel seçimleri, 8 Şubat 1935 yılında yapılan TBMM 5. dönem seçimleridir. Bu seçimlerde 17 kadın milletvekili TBMM’ye giriştir.

Cumhuriyet İnkılaplarının en önemlilerinden olan ve 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun sonucunda, birden fazla kadınla evlenme kaldırılmış, evlenme akdinin, iki ergin şahit huzurunda, resmi nikah memuru önünde yapılması esası kabul edilmiş, resmi olmayan nikah geçersiz sayılmış, evlenmede kadın ve erkek için yaş sınırı getirilerek çok küçük yaşta evlenmeler kaldırılmıştır. Velilerin kızları adına evlenme akdi düzenlemeleri yasaklanmış, temsilci yoluyla evlenme kaldırılmıştır. Şeriata göre boşanma yetkisi kocaya tanınmışken ve koca boşanma kararını eşine bir vekil aracılığı ile de bildirebilirken tek taraflı boşanma kaldırılmış ve vekil ile bildirme de yasaklanmıştır. Boşanma konusunda erkeğe tanınan haklar aynen kadına da tanınmış, keyfilik kaldırılmış, boşanma halinde, kadının ve çocuğun haklarını güvence altına alacak hükümler getirilmiş, evli kadının ekonomik haklarını daha iyi koruyan esaslar kabul edilmiştir. Miras hukukunda cinsiyet ayrımı kaldırılarak kadın ve erkek arasında eşitlik sağlanmıştır.

1966 yılında, kadın ve erkek işçiler arasında ücret eşitliğini sağlayan ILO sözleşmesi TBMM tarafından onaylanmıştır. 1990 yılında kadınların çalışmasını kocalarının iznine bağlayan Medeni Kanun’un 159. maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. 1997 yılında, kadının evlendikten sonra kendi soy adını da kullanabilmesi için Medeni Kanun’un 153. maddesinde değişik yapılmıştır. Yeni Türk Ceza Kanunu ile modern hukuk ile paralel düzenlemeler getirilmiştir. 

5 Aralık günü Kadın Hakları Günü olarak kutlanmaktadır.

Türkiye’de Kadın Haklarının Serüveni: Geriye gidiş olur mu?

0
Türkiye’de Kadın Haklarının Serüveni: Geriye gidiş olur mu?

Türkiye’de Kadın Haklarının Serüveni: Geriye gidiş olur mu? isimli makale İbrahim Aycan tarafından kaleme alınmış, ilk olarak Toplumcu Düşünce Dergisi internet sitesinde yayınlanmıştır. Toplumcu Düşünce Dergisi, “Dönüşümcü Siyasete Çağrı” mottosu ile yayınlanmaktadır. 

Nüfus sayımlarında kadınların hayvanlar ve eşyalarla birlikte sayıldığı dönemden bu güne sadece 100 yıl geçti.

5 Aralık 1934 tarihinde Türkiye’de kadınlar ilk defa seçme ve seçilme hakkını ellerine aldılar ve insan muamelesi görmeye başladılar. Kadınların kocalarından izinsiz çalışabilmeleri ise henüz 30 yıl önce mahkeme kararıyla mümkün olabildi. Cumhuriyetin değerini o yüzden kadınlar daha iyi bilir.

Bugün dünyanın birçok bölgesinde ırkçılık, kadın düşmanlığı, zayıf olanlara karşı orantısız güç kullanımı, sayıları hızla artan mültecilerin kronik sorunları, insan doğasına ve gelişimine aykırı toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ve irtica olarak tanımlanabilecek cehalet örnekleri insanlığın ortak müktesebatı ortada olmasına rağmen azalmıyor ve hatta artıyor. Ülkemizde ise kadın sorunu bütün sorunlardan bağımsız ve derin bir konu olarak her alanda karşımıza çıkmaya devam ediyor. Sosyal ilişkilerden cinsel ilişkilere, mülkiyet ilişkilerinden siyaset sahnesine, sınıf kavgasındaki rol dağılımından istihdam olanaklarına kadar her alanda hissedilen bu sorun kadının sosyal yaşamda görünür kılınması ve hizmet sektöründe belli bir istihdamın kadınlara ayrılması ile çözülmüş addediliyor. Oysaki kadın sorunu krize dönüşmüş tüm sosyo-ekonomik meseleleri içinden çıkılmaz bir hale getiren ana faktördür. Son yıllarda siyaset alanındaki oy dağılımında kadınların “sonuç belirleyici” olarak tanımlanması, çekilmez hale gelen sorunların dışa vurumu mahiyetindedir.

Kadını Yok Sayan Toplumlar Geri Kalmıştır

Kadınları erkeklerden farklı bir tür gibi gören toplumların patolojik hastalığı medeni dünya ile aralarında derin bir uçurum yaratıyor. Kadının ekonomiye, iş gücüne, kültüre, sanata, edebiyata ve sosyal hayata katılmadığı toplumların potansiyel gücünün en az yarısını yitirdiğini kabul etmek gerekir. İster Medeniyetler İttifakı densin, ister Medeniyetler Çatışması Teorisine inanılsın, kadınların topluma katkısının olmadığı ülkelerin dünya ölçeğinde bir varlık gösterebilmesi neredeyse imkânsızdır. İster güç odaklı çatışmacı bir ülke olsun ister dünya medeniyetine katkı vermek isteyen medeni bir ülke olmak amaçlansın kadınlarını ikinci sınıf insan kabul eden ülkeler “gelişmemiş” kategorisinde kalmaya mahkûmdur. Ortaçağ Hristiyanlığının yarattığı tahribatın güncel versiyonunu ne yazık ki Ortadoğu toplumlarında görmeye devam ediyoruz. İnsanlık, ortak hafızadan dersler çıkaramadan çağları devirerek yoluna devam ediyor ve birçok toplumun tekâmülü sonraki yüzyıllara ertelenmek zorunda kalıyor.

Geleneksel ataerkil düşünce sistemi ve bazı toplumların zihin altına kazınan dinsel yobazlık sonucunda kadınların ikinci bir tür olduğuna olan inanç büyük bir geri kalmışlığı da beraberinde getiriyor. Kadınların sosyal hayattan ve iş yaşamından dışlanması ya da yeterince yer alamaması sonucunda medeniyet tasavvuru içinden çıkılmaz bir kısırdöngü içinde debelenip duruyor. İstatistikler, 1gelişmiş” olarak tanımlanan ülkelerde % 85’lere varan kadınların iş yaşamına katılım oranının, Pakistan’dan Fas’a uzanan coğrafyada ve nüfusun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde % 15-30 aralığında olduğunu söylüyor. İslam dünyası olarak nitelenen ülkeler arasında zikredilen Türkiye’de bu oran % 33’ün üstüne çıkamasa bile nispeten yüksek olmasının en önemli sebebi Cumhuriyet Devrimleri ile getirilen çağdaş düzendir. Bu oranın yeteri kadar yükselememesi ise aydınlanma felsefesinin toplum tarafından içselleştirilmemesi, kimi zaman reddedilmesi ve toplumun belleğinde yer etmiş arkaik kültürün kendini her alanda hissettirecek kadar güçlü bir direnişte olmasıdır.

Kadın Haklarının Türkiye’deki Tarihçesi

Türkiye’de kadın hakları mücadelesi Cumhuriyet ile başlamadı şüphesiz. Antik Yunan döneminde, kadınların yurttaş sayılmadığı zamanlarda, soylu sınıflarda görülen kadın aydınlanması, Osmanlı Sarayında ve elit zümrelerde de gelişti. Tıpkı Avrupa Ortaçağında kadınların eğitim alması hor görülürken kendi kızlarına evlerinde eğitim veren aileler gibi. Osmanlının son döneminde olan da buydu.

Kadınlar, sadece temel eğitim veren ve daha çok camilerin yanında açılan Sıbyan Mekteplerine gidebiliyorken hem daha fazla bir eğitime hem ihtiyaç bulunmuyordu hem de bu yönde talep yoktu. (1) Üstelik Sıbyan mekteplerinin öğretmenleri de cami imam ve müezzinleri, biraz okuryazar olan, orta yaşlı ve ağırbaşlı kişiler ile bazı hafız ve okumuş kadınlar idi. Zira gerek yönetici sınıflarda, gerek işgücünde ve gerekse sosyal yaşamda kadınların var olabileceği alanlar fevkalade kısıtlı idi. Yönetici ve aydın kesimin kızları, tıpkı Avrupa Ortaçağında ve Antik Yunan’da olduğu gibi ailelerinin nüfuzu sayesinde özel eğitim alabiliyor, bu eğitimi özel yaşamında kaliteyi artırmakta kullanabiliyordu. Bu yüzden, elit zümrelerde başlayan aydınlanmanın halka yayılması uzun zaman aldı. Bir yandan elitist aydınlanma devam ederken bir yandan da kadınların eşyalar ve hayvanlarla birlikte nüfus sayımına tabi tutulmasının ardında elbette mülkiyetin kadınlar ve erkekler arasındaki tanzim sistemi ve askeri bir mantık bulunuyordu.

Dinsel dogmalar ve töre ile gelişen teamül ve ferman hukuku hem kadını yaşamın bütün alanlarından dışladı hem de bilimin ve düşünce özgürlüğünün gelişimini geciktirdi. 600 yıl süren bir imparatorluktan günümüze ulaşan bilimsel eser sayısının azlığı, kadın düşünür ve aydınlardan ise tazimattan sonra bahsedilebilmesi toplumun gelişiminde yüzlerce yılın heba edildiğini ortaya koymaktadır.

Osmanlı döneminde kadının topluma ve üretime katkısının olmayışının bugüne olan etkisini bilim insanlarının mutlaka araştırması gerekmektedir.

Bugün, dinci retoriğin göklere çıkardığı kimi padişahların ve kızlarının Avrupa’nın en önemli sanatkarlarından özel dersler alması, onlarla iletişimde olması, sanatı, bilimi ve dünya literatürünü takip ederek çağına adapte olması bizleri şaşırtmamalıdır. Müspet bilimlerin ve matbaanın yasaklandığı bir saraydan aydınlanmaya giden yolculuk uzun sürse de Cumhuriyet öncesi modernleşme hareketlerinin önemi unutulmamalıdır. (2)

Türkiye aydınlanmasında Lozan’dan itibaren “azınlık” olarak tanımlanan ancak ticaretin, yayıncılığın ve entelektüel sermayenin dinamosu olan Ermeniler, Rumlar ve Yahudilerin katkıları da göz ardı edilemez. Çoğu hukukçunun bilmemesine karşın, ilk Resmi Gazeteyi 1831 yılında Takvim-i Vekayi adıyla padişah namına hazırlayan ve yayınlayan kişinin Fransız kökenli bir gazeteci olması nasıl unutulabilir? (3) Üstelik gazeteyi yayınlayan Alexandre Blacque’in oğlu Edouard Blacque Osmanlı Devletini ABD Büyükelçisi olarak temsil etmişti. İstanbul Barosu’nun ilk avukatlarına baktığımızda da aynı şeyi görebiliriz.  Kadın haklarının gelişimi de aynı minvalde olmuştur.

Kadın Haklarında Tarihsel Kronoloji

Cinsiyet ayırmaksızın bütün çocuklara eşit miras hakkı tanıyan İrade-i Seniyye, Padişah emri ile 23 Nisan 1847 tarihinde ilan edildi. Bu belge ile babanın arazisinde mirasın intikal hakkı kız çocuklarına da tanınmıştı. Şeriat hukukundan kopma anlamına gelen bu uygulama hukuk alanında yaygınlaşmamasına rağmen sosyolojik anlamda devrim niteliğindedir. Zira kadının sosyal yaşamdaki diğer hakları mülkiyet hakkının hukuk alanında tanınmasının ardından gelmeye başlamıştır.  Kadına karşı mülkiyetin intikali yerel örf ve uygulamalarda hala sıkıntılar barındıran bir alan olmaya devam etmekte, erkek çocuklarının mirastan daha fazla pay alması gerektiği yönündeki bağnaz düşünce yer yer kendine yer bulabilmektedir.

Cumhuriyet döneminin yerel ölçekte trajikomik olaylarından biri olarak anlatılan “Akdeniz bölgesinde sahile yakın verimsiz arazilerin kız çocuklarına, iç kısımlardaki verimli arazilerin de erkek çocuklarına verilmesinden sonra bölgenin turizme açılmasının akabinde kız çocuklarının tesadüfen zengin olduğu”hikâyesi bu topraklarda kadın sorununun köklü şekilde devam ettiğine dair önemli bir anekdottur. Hukuk reformuna, Medeni Kanuna ve bir üst kavram olarak kadın erkek eşitliğinin kabulüne rağmen sosyolojik gerçekliklerin diğer bölgelerdeki uygulamalara tesiri araştırmaya değer bir konu olmaya devam etmektedir. (4)

1856 yılında ise Osmanlı topraklarında kadınların köle ve cariye olarak alınıp satılmaları yasaklanmış, insan onuruna aykırı yüzlerce yıllık uygulama resmi olarak sona erdirilmiştir.  Kadınların mal gibi alınıp satılmasını önleyen gecikmiş bir kanun 600 yıllık bir devletin yıkılmasından ancak yarım asır önce çıkarılabilmiştir. Osmanlı bakiyesi olarak tanımlayabileceğimiz Suudi Arabistan ve Yemen’de, Birleşik Krallığın baskısı neticesinde kölelik anca 1962 yılında kaldırılabilmiş, Umman’da 1970 yılında, Moritanya’da ise kölelik 1981 yılında kaldırılabilmiştir.

Günümüzde Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu Çad, Moritanya, Nijer, Mali ve Sudan gibi ülkelerde köleliğin yaygın olduğu düşünülmektedir.(5)  21. Yüzyılda ise Irak ve Suriye’de kadınların köle olarak satıldığı pazarların kurulması insanlık adına yüz kızartıcı bir durum olmuştur. (6)  Klasik kölelik dışında kölelik benzeri uygulamalar ise birçok geri kalmış ülkede elbette devam etti ve günümüze geldiğimizde “modern kölelik” kavramı literatüre girmiş bulunuyor. Öte yandan, yukarıda bahsedilen ülkelerdeki gerici uygulama ve kadın düşmanı jargonun ülkemizde azınlıkta kalan temsilcileri fırsat buldukça kafalarını kumdan çıkarmakta ve kadınları ikinci sınıf varlıklar olarak tanımlamaya devam etmektedir.

1869’da ise Maarif-i Umumiye Nizamnamesi(7) yayımlanarak kız ve erkek çocukların eğitim alması yolunda ilk adım atılmış, 1876’da ilan edilen ve ilk Anayasa olarak kabul edilen ancak fiilen uygulanamayan Kanunu Esasi ile kız ve erkekler için ilköğretim zorunlu hale gelmiştir. (8)

Tanzimat’la birlikte, Fransa’nın 1867 tarihli Duruy Kanunundan yararlanılarak hazırlanan Maarif-i Umumiye Nizamnâmesi ile kızlar için öğretmen okulu açılması ve rüşdiye sayısının artırılması kararlaştırılmış, ayrıca kadın sağlığı için ebe mektebi açılmıştır. Fransa Eğitim Bakanı Victor Duruy’e Osmanlı eğitim kurumlarının sistemleştirilmesi için bir proje hazırlattırılmış, bu çerçevede 1868 yılında Galatasaray Lisesi kurulmuş ve benzeri okullar kurulmuş, aydın kesimin yetişmesinin önü açılmıştır. (9)

Osmanlı döneminde kadınlar ‘ücretli işçi’ statüsüyle ilk defa 1897 yılında çalışma hayatına katılmaya başlamışlardır. Aradan geçen 100 yıldan fazla bir süreye ve son 30-40 yıldaki hızlı kentleşmeye rağmen 2020 yılı itibari ile kadınların çalışma yaşamındaki işgücüne katılma oranı TÜİK verilerine göre % 26,3’ü geçememiştir. Kadın işsizlik oranının tam olarak tespit edilemediği düşünülmektedir. Özellikle kent nüfusunun artması ile kadınların modernleşeceği ve sosyal hayata daha fazla katılabileceği varsayımının geçersiz kalması daha derin dinsel, kültürel, sosyo-ekonomik ve eğitimle ilgili problemlerin varlığını göstermektedir. Aynı istatistiklere göre erkeklerin işgücüne katılım oranının % 58,9 olması ve erkeklerin kadınlara göre %31,4 daha fazla gelir elde ediyor olması kadın hakları alanında Türkiye’nin henüz yolun yarısında bile olmadığını, nüfusun yarısını oluşturan kadınların ülkeye katkısının oldukça düşün olduğunu göstermektedir.(10)

Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı’nın etkisiyle, 1871 yılında Hukuk-ı Aile Kararnamesi çıkarılmış ve evlilik sözleşmelerinin resmi memur eşliğinde yapılması zorunlu hale getirilmiş, evlenme yaşı erkeklerde 18, kadınlarda ise 17 olarak belirlenerek zorla evlendirmelerin geçersiz sayılası kabul edilmişti. (11) Medeni kanunun 1926 yılında temel prensip haline getirdiği bu yasal mecburiyetin halen toplumda karşılığının olmadığı ve küçük yaşta evlendirmelerin yaygın olduğu bilinmektedir. Resmi kayıtlara göre 2019 yılında erken yaşta evlendirilme sayısı 17 bin 47 olarak açıklanmıştır. Türkiye’de son 18 yılda 542 bin 821 çocuğun evlendirilerek ya da evlilik dışı ilişki yoluyla anne olduğu açıklanmıştır.(12)  Bu konuda istatistiklere yansımayan veriler hesaba katıldığında toplumun içler acısı bir halde olduğu düşünmekten başka çare bulunmamaktadır.

Kanunu Esasi’nin hükümleri 1908 yılında kabul edilen 2. Meşrutiyete kadar uygulanamamıştır. Bu eğitim zorunluluğunun 20-30 yıl öncesine kadar Cumhuriyet Döneminde bile tam olarak uygulanmadığını hepimiz biliyoruz. Aynı kanuna göre Saltanat ve Hilafet Osmanoğulları’nın en büyük erkek evladına aittir ve kız çocuklarının iktidar alanında bir etkisi ve yetkisi bulunmamaktadır.

Uygulamada ve sosyal hayatta yer bulamayan önceki kanunlardan sonra 1913 yılında Tedrisat-ı İptidaiye Kanunu Muvakkati (İlköğretim Geçici Kanunu) kabul edildi ve ilköğretim zorunlu ve ücretsiz yapıldı. Meşrutiyet Hareketi, kadınların sosyal hayatın her alanında bulunmasını öngörmesine rağmen yine de kadınlar için eğitim veren kurumlar hem sayıca az hem de kalite bakımından düşük olmuştur.(13)  Kız ve erkek çocuklarının birlikte okuması ise zaten o dönemde sadece bir hayal olabilirdi.

1924 Anayasası’nın 87. Maddesi 1913 tarihli kanunun hükmünü korumuş “Kadın, erkek bütün Türkler ilköğretimden geçmek ödevindedirler. İlköğretim Devlet okullarında parasızdır” hükmüne yer verilmiştir.

Önceki dönemlerde açılan ebe okulları sayesinde yetişen kadın hemşireler Balkan savaşında hastanelerde çalışmaya başlamışlardır ve bu sebeble1912 yılı Türkiye’de ülkemizde hemşirelik mesleğinin başlangıcı kabul edilmektedir.

Kadınların devlet memuru olabilmesi ise ilk kez Meşrutiyet sonrası 1913 yılında mümkün olabilmişti.

Cumhuriyet İnkılaplarının en önemlilerinden olan ve 1926 yılında kabul edilen 743 Sayılı Medeni Kanun(14) sonucunda, birden fazla kadınla evlenme kaldırılmış, evlenme akdinin, iki ergin şahit huzurunda, resmi nikâh memuru önünde yapılması esası kabul edilmiş, resmi olmayan nikâh geçersiz sayılmış, evlenmede kadın ve erkek için yaş sınırı getirilerek çok küçük yaşta evlenmeler kaldırılmıştır. Velilerin kızları adına evlenme akdi düzenlemeleri yasaklanmış, temsilci yoluyla evlenme kaldırılmıştır. Şeriata göre boşanma yetkisi kocaya tanınmışken ve koca boşanma kararını eşine bir vekil aracılığı ile de bildirebilirken tek taraflı boşanma kaldırılmış ve vekil ile bildirme de yasaklanmıştır. Boşanma konusunda erkeğe tanınan haklar aynen kadına da tanınmış, keyfilik kaldırılmış, boşanma halinde, kadının ve çocuğun haklarını güvence altına alacak hükümler getirilmiş, evli kadının ekonomik haklarını daha iyi koruyan esaslar kabul edilmiştir. Miras hukukunda cinsiyet ayrımı kaldırılarak kanun önünde kadın ve erkek eşitliği tam olarak sağlanmıştır.

1966 yılında, kadın ve erkek işçiler arasında ücret eşitliğini sağlayan Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) sözleşmesi TBMM tarafından onaylanmıştır. (15-100 No’lu Eşit Ücret Sözleşmesi)

Türkiye, 1985 yılında Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini (CEDAW) (16) onaylamış, sözleşme hükümlerini iç hukukunda uygulayacağını taahhüt etmiştir. CEDAW, Birleşmiş Milletlerin sekiz temel sözleşmesinden biri olarak kabul edilmekte, kadın erkek eşitliğini Anayasa ve yasalarla tanımayı öngörmektedir. Kadınlara karşı her türlü ayırım yasaklanmış, bu ayrımı körükleyen mevzuatın değiştirilmesi, kadınların erkeklerle mahkeme ve devlet kurumlarında sağlanması, kamu kurumlarının tüm davranışlarının bu temelde şekillenmesi ve uygun önlemlerin alınması öngörülmüş ayrıca kadınlara karşı ayırımcılık içeren ceza hukuku hükümlerinin yürürlükten kaldırılması taahhüt edilmiştir. Sözleşmenin onaylanmasının ardından kademeli şekilde mevzuat değişikliklerinin yapıldığı sonraki yıllarda görülmektedir.

Hatice Albayrak’ın İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesinde açmış olduğu davada Eski Medeni Kanunun 159. maddesi konusunda tartışmalar olması üzerine mahkeme kanun hükmünün anayasaya aykırılığı yönünden Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve bu hüküm iptal edilmiştir. Albayrak, kocasının izni olmadan çalışan ilk kadın olarak tarihe geçmiş, avukatlığını Avukat Senih Özay yapmış, verilen karar kadın hakları alanında dönüm noktalarından biri olmuştur.

1990 yılında kadınların çalışmasını kocalarının iznine bağlayan Medeni Kanun’un 159. maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. (17)  Mahkeme, “Kadınla erkeğin eşitliği, iki cins arasındaki eşitsizliği yaratan değer yargılarının değiştirilmesini gerektirir. Çağlar boyu toplumların büyük kesiminde erkeğin kadına üstünlüğü yerleşik bir değer yargısı durumuna getirilmiş ve bu yargının temelinde, kadının âciz, erkek tarafından korunmaya muhtaç bir varlık (inbeccillitassexus) olduğu varsayımı yer almıştır.” diyerek  çağdaş bir toplum inşasını amaçlayan Medeni Kanunda böyle bir hükmün yer almasının artık uygun düşmediğini açıklamıştır. Kanunun yapıldığı 1926 yılı koşullarında kadınların çalışmasını onaylamayan bir toplumsal dinamiğin ve dinin etkisinin Medeni Kanuna dahi yansıdığını ve toplumsal değişimin 2000’li yıllara doğru bu durumu değiştirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Yine 1997 yılında, kadının evlendikten sonra kendi soyadını da kullanabilmesi için Medeni Kanun’un 153. maddesinde değişik yapılmış; kadın ile erkek arasında bu bakımdan da eşitlik sağlanmaya çalışılmıştır.

Eğitim alanındaki son gelişme ise 28 Şubat Süreci olarak bilinen dönemde, 1997 yılında hayata geçirilen 8 yıllık kesintisiz eğitim  şartı din ve türban üzerinden yoğun şekilde tartışılmasına rağmen onun devamı niteliğinde olan ve daha ileri düzenlemeler getiren 4+4+4 sistemi 2012 yılında yaşama geçirilmiş, kadın-erkek ayrımı olmaksızın 12 yıllık eğitim zorunlu hale getirilmiştir.

2001 yılında eski Medeni Kanunun kaldırılarak yeni Medeni Kanunun kabul edilmesiyle önemi bir zihniyet devrimi daha gerçekleştirilmiş, çağa uygun düzenlemeler daha sistematik halde düzenlenmiştir.  Evlilik birliğini kocanın temsil ettiğini açıkça yazan eski kanun hükmü yerine eşlerin evlilik birliğini birlikte yönetecekleri ve birlikte temsil edecekleri anlayışı getirilmiştir. “Ailenin ortak mutluluğu için “karıyı” gücü yettiği kadar kocanın muavin ve müşaviri saymış ve evin bakımından kadını sorumlu tutmuş” olan eski kanun anlayışı değişmiş,(18) mal rejimi yeniden düzenlenmiş ve edinilmiş mallara katılma rejimine geçilmiş, boşanmış kadının, velayeti kendisine verilmiş çocuğuna kendi soyadını verebilmesine imkan tanınmış, ortak konutu eşlerin birlikte seçmeleri ve aile konutu üzerindeki tasarruflarına sınırlama imkanı getirilmiştir.

Yeni Medeni Kanundan hemen sonra 2004 yılında düzenlenen Yeni Türk Ceza Kanunu ile uluslararası sözleşmeler ve Yeni Medeni Kanuna paralel düzenlemeler öngörülmüş, modern hukuk ile paralel düzenlemeler getirilmiş, zina suç olmaktan çıkarılmış,  cinsel suçlar bakımından kadınların evli olup olmaması yönündeki yorum farkları giderilmiş, cinsel özgürlüğe karşı suçlarda kadın erkek ayrımı ve ırz kavramı kaldırılmış, töre, kan davası ve namus cinayeti tarzındaki suçlara ilişkin suçlar suçun nitelikli hali olarak kabul edilmiş, yasa dili bakımından ise erkek egemen dil terk edilmiştir.(19)

Kadınların Seçme ve Seçilme Hakkını Elde Etmesi

Osmanlı’nın son dönemlerinde hızlanan kadın hareketi ve devlet tarafından tanınan kadın haklarının gelişimi cumhuriyet devrinde daha sistematik, kurumsal ve hukuksal bir yapıya bürünmüştür. Medeni Kanun ile en temel hak olan mülkiyet hakkının tanınmasından sonra Türkiye’de kadınlar, belediye seçimlerinde seçme ve aday olma hakkını 1930 yılında yapılan ve 1580 Sayılı Belediye Kanununun 59. maddesine göre çıkarılan Belediye Meclislerinin çalışma usulüne dair talimatname sonucunda kullanmaya başlamışlardır. Kadınlar siyasal haklarını ilk kez 1930 yılındaki kullanmışlar ve özellikle İzmir ve İstanbul seçimlerinde kadın adaylar da yarışmıştır. (20)

Artvin ili Yusufeli ilçesine bağlı Kılıçkaya beldesinde belediye başkanı seçilen Sadiye Hanım; Türkiye’nin ilk Kadın Belde Belediye Başkanı olmuş ve bu görevi iki yıl yürütmüştür.

Türkiye’nin ilk kadın il belediye başkanı ise çok partili siyasal hayata geçildikten sonra; 1950 yılında yapılan yerel seçimlerde Mersin Belediye Başkanlığına seçilen Müfide İlhan olmuştur.

Köy Kanunu’nun 20. Maddesinin değiştirilmesine dair 26 Ekim 1933 tarihli ve 2329 sayılı kanun ile kadınların köy muhtarlığına ve ihtiyat heyetlerine seçilme hakkı tanınmış, Aydın’ın Çine ilçesine bağlı Demirdere köyünde Gül Esin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın muhtarı olmuştur. (21)

Nihayet Türkiye Cumhuriyetinde 5 Aralık 1934 yılında 1924 Anayasasında ve Seçim Kanununda değişiklik yapılmış ve kadınların ilk kez oy kullanmasının ve aday olabilmesi yasal teminat altına alınmıştır. Dünya Kadın Hakları Günü olarak da kutlanmakta olan 5 Aralık tarihinde çıkan bu kanun değişikliği ilekadınlara seçme ve seçilme hakkı Türkiye’de tam anlamıyla tanınmıştır.  Türkiye, Fransa; İtalya, Romanya, Bulgaristan, Belçika ve İsviçre’den önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımış bir ülke olmuştur. Bu yasa değişikliğinden sonra kadınlar ilk genel seçimlere 8 Şubat 1935 tarihinde yapılan TBMM 5. dönem seçimlerine katılmışlar ve bu seçimlerde 17 kadın milletvekili TBMM’ye girmiştir.

Türk tarihinde bu güne kadar hiçbir kadın Cumhurbaşkanı ya da devlet başkanı olamamıştır. Cumhuriyet tarihinde hiçbir kadın TBMM Başkanı da seçilememiştir. İlk kadın bakan 1971 yılında Türkân Akyol, ilk kadın büyükelçi 1982 yılında Filiz Dinçmen olmuştur. Tansu Çiller, Türkiye’nin ilk ve tek kadın başbakanı olarak görev yapmıştır. 2018 yılında yapılan Milletvekili Seçimlerine göre meclisteki sandalyelerin sadece %17,3’ü kadınlardan oluşmaktadır. Siyasi partiler nüfusa oranlar kadın kotası koymamakta, kadınların ezici çoğunluğu parlamentoda temsil edilememektedir.

İlk kadın avukat 1925 yılında Süreyya Ağaoğlu(22), ilk kadın opera sanatçısı 1934 yılında Semiha Berksoy, ilk kadın emniyet müdürü 1953 yılında Feriha Sanerk, ilk kadın vali 1991 yılında Lale Aytaman, ilk kadın Danıştay Başkanı 1994 yılında Füruzan İkincioğulları olmuş, ilk kadın hukuk fakültesi dekanı olan Prof. Dr. Aysel Çelikel (23) ise aynı zamanda 2002 yılında ilk kadın adalet bakanı olarak görev almıştır. Türkiye’nin kadın hakları alanında ilk akademik çalışma yapan uzmanı ise Avukat Nazan Moroğlu’dur.(24)

Bir kadının Anayasa Mahkemesi Başkanı olması 2005 yılında gerçekleşmiş, Tülay Tuğcu Mahkemenin başkanı olmuştur. (25)  Yine, Ayşe Işıl Karakaş, 2008 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yargıç olmuş; onun görevinin sona ermesinden sonra da yine bir kadın aynı göreve seçilmiştir. Saadet Yüksel, uzun tartışmaların ardından 2019 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yargıç olarak seçilmiştir. En üst düzeydeki bu seçimlerin tabandan güçlü şekilde gelmekte olan kadın hareketini sembolik olarak temsil ettiğini düşünmek yanıltıcı olmayacaktır.

İstanbul Sözleşmesinin Kadın Hakları tarihindeki yeri: Geriye dönüş olur mu?

Kadın hakları alanında zirve noktası ile İstanbul Sözleşmesinin imzalanması olmuştur. Türkiye’nin Avrupa Konseyi Başkanlığını yürüttüğü dönemde ve Avrupa Parlamentosu Başkanı da bir Türk iken düzenlenen bu sözleşme tarihsel bir öneme sahiptir. Evrensel öneme sahip sözleşme, Türkiye’deki kadın hakları serüveninde çağdaş dünya ile eşgüdümü sağlaması ve özgür dünya kadınları ile Türk kadınını eşitlemesi bakımından tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Türkiye, “dinci” olarak tanımlanan bir yönetim altındayken sözleşmenin hazırlanmasında aktif rol alması tarihsel birikimin inkâr edilemezliğini ve kadınların toplumda elde ettiği gücün geldiği seviyeyi göstermektedir.

Çağdışı Dünyanın temsilcilerinden olan Suudi Arabistan’da kadınların ilk kez 2015 yılındaki yerel seçimlerde oy kullanabildiklerini düşündüğümüzde Türkiye’de tarihsel bir dinamiğe sahip olan kadın haklarının geriye gidemeyeceğini varsaymak akla daha yakın durmaktadır. En başta laikliğin ve Cumhuriyet Devrimlerinin tadını alan kadınların buna izin vermeyecekleri öngörülebilir bir durumdur.

Bugün kamu kurumlarında ve özel sektörde kadınların yoğun şekilde çalışmasına rağmen üst kademelere çıktıkça kadın sayısında gözle görülür bir düşüş izlenmektedir. Örneğin kadın akademisyen sayısı oldukça fazla olmasına rağmen kadın rektör sayısı çok azdır. Benzer durumlar başka sektörlerde de yaşanmaktadır. Bu durum kendi içince bir çelişki barındırmakla birlikte zamanla dengenin yerini bulabileceğini düşünebiliriz.

Bugün kadınların çalışmasını dine aykırı bulan yobaz tarikat şeyhleri bile kendi kızlarının iş hayatındaki kariyerlerinin önünde duramıyor ve çaresizce sızlanıyorlar. Kadınlar çalıştıkça, ürettikçe kendilerini normal bir insan gibi görmeyen erkekler tarafından zorunlu olarak kabullenilmekte ve hatta saygı görmektedir. Bayatlamış siyasal argümanlar ile kadın haklarını geriye götürmenin imkânsızlığını laiklik karşıtı güruh da yaşayarak görmektedir.

Yaklaşık 150 yılı bulan Türk modernleşmesi ve kadın hakları mücadelesi; artık sosyal sınıfların bütün katmanlarında yer alan kadınlar sayesinde geri dönülmez bir noktaya gelmiştir. Kadın haklarını “Kadınların sizin üzerinizdeki hakları geleneklere uygun biçimde yiyecek ve giyeceklerini sağlamanızdır.”(26)şeklinde özetlenen alana hapsetme ve elde edilmiş kazanımları geriye götürme çabalarını günümüz kadınları reddetmektedir. Bu bağlamda İstanbul Sözleşmesi hem vazgeçilmez bir medeniyet çıtası hem de bütün çağdaş kazanımların sembolü haline gelmiş bulunuyor.

İbrahim Aycan, Hukukçu

NOTLAR:

  1. Osmanlı’da ilköğretim Sıbyan Mektepleri ve Öğretimin örgütlenmesi
  2. Müspet bilimlerin ve matbaanın yasaklanması
  3. İlk Resmi Gazeteyi 1831 yılında Takvim-i Vekayi adıyla padişah namına Alexandre Blacque tarafından hazırlanması
  4. Hadigari Cumhur filmi, sahil beldelerinde yaşanan miras kavgalarına trajik bir dille ışık tutuyor: “Verimli araziler mal bölünmesin diye erkeklere, sahil kenarındaki bataklık ve kumluk araziler ise kız çocuklarına verilirmiş.”
  5. İslam’da Kölelik(Vikipedia) ve Köle (İslam Ansiklopedisi) İslâm hukukunda köle mülkiyete, hukukî işlemlere konu olması bakımından “eşya” (mütekavvim mal) olarak kabul edilmişse de hukukun diğer dalları bakımından köle eşya değil “şahıs”tır. Fakat bazı noktalarda tam, bazılarında sınırlı ehliyetli, bazı bakımlardan da ehliyetsiz, her hâlükârda hür kimselerden farklı bir statüde kendine özgü (suigeneris) hukukî bir varlıktır. 
  6. Türk Tabipler Birliği: Ortadoğu’da Savaşı ve Kadın Kırımını Durduralım!
  7. Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ve Türk eğitim tarihindeki yeri
  8. 1876’da ilan edilen ve ilk Anayasa olarak kabul edilen Kanunu Esasi
  9. https://islamansiklopedisi.org.tr/fransa
  10. Türkiye’de Çalışma Hayatında Yaşanan Cinsiyet Eşitsizliği
  11. Hukuk-ı Aile Kararnamesi
  12. Türkiye’de son 18 yılda 542 bin 821 çocuğun evlendirilerek ya da evlilik dışı ilişki yoluyla anne olduğu açıklandı
  13. Türkiye’de Kadın Hareketinin Tarihi 
  14. 743 Nolu Medeni Kanun
  15. Kadın ve Erkek İşçiler Arasında Ücret Eşitliğini Sağlayan 100 NoluILO sözleşmesi 
  16. Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini (CEDAW)
  17. Anayasa Mahkemesinin 1990/31 Sayılı Kararı (Hatice Albayrak’ın İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesinde açmış olduğu davada Eski Medeni Kanunun 159. maddesi konusunda tartışmalar olması üzerine mahkeme kanun hükmünün anayasaya aykırılığı yönünden Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve bu hüküm iptal edilmiştir. Albayrak, kocasının izni olmadan çalışan ilk kadın olarak tarihe geçmiş, avukatlığını Avukat Senih Özay yapmış, verilen karar kadın hakları alanında dönüm noktalarından biri olmuştur.)
  18. Bknz: 17
  19.  Türkiye’de Kadınların Yasal Kazanımları
  20. Belediye meclislerinin çalışma usulüne dair talimatname
  21. Gül Esin – Türkiye’nin ilk kadın muhtarı
  22. Süreyya Ağaoğlu- Türkiye’nin ilk kadın avukatı
  23. İlk kadın hukuk fakültesi dekanı ve ilk kadın adalet bakan Prof. Dr. Aysel Çelikel
  24. Türkiye’de kadın hakları alanında ilk akademik çalışmayı yapan kişi Avukat Nazan Moroğlu olmuştur
  25. İlk kadın Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu
  26. Veda Hutbesi – İslam Ansiklopedisi – Diyanet Yayınları

İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi

0
İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi kısaca İstanbul Sözleşmesi olarak bilinmektedir.

İstanbul Sözleşmesi,11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılmış ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin, Avrupa Konsey üyesi olmayıp Sözleşme’nin hazırlanmasına katılan Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kanada, Meksika, Vatikan’ın ve Avrupa Birliği’nin imzasına açık tutulmuştur. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi oy çokluğuyla ve Bakanlar Komitesi’ne katılmaya yetkili taraf temsilcilerinin oy birliğiyle, Avrupa Konseyi üyesi olmayan ve sözleşmenin hazırlanmasına katılmamış olan herhangi bir devleti Sözleşme’ye katılmaya davet edebilmektedir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

İstanbul Sözleşmesinin Amacı

İstanbul Sözleşmesi: Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kadınları her türlü şiddetten korumak, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırma amacı taşımaktadır.

Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınların güçlendirilmesi yolu dahil kadınlar ve erkekler arasındaki temel eşitliği teşvik etmek, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddet mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler geliştirmek, kadınlara yönelik şiddeti ve ev içi şiddeti ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik etmek ve bütüncül bir yaklaşım benimsemek amacıyla etkili işbirliği sağlamak için kuruluşlara ve kolluk kuvvetlerine destek ve yardım sağlamak sözleşmenin amaçlarındandır.

Türkiye, İstanbul Sözleşmesini 11 Mayıs 2011 tarihinde çekince koymaksızın imzalayan ilk ülke olmuştur. Sözleşmenin onaylanmasının uygun bulunduğuna ilişkin 24 Kasım 2011 tarih ve 6251 sayılı Kanun; 29 Kasım 2011 tarih ve 28127 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulu, 10 Şubat 2012 tarih ve 2012/2816 sayılı Kararı ile sözleşmeyi onaylamış; karar 8 Mart 2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşme, Türkiye bakımından 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İstanbul Sözleşmesinin Önemi

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşmedir. Sözleşme, kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, kadınların her türlü şiddetten korunması, kadınlara yönelik şiddetin faillerinin kovuşturulması, yargılanması ve cezalandırılması için titizlikle hazırlanmıştır.

İstanbul Sözleşmesinin denetim organı, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu’dur. Sözleşmenin uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için oluşturulan ve kadına yönelik şiddet alanında uzman üyelerden oluşan GREVIO (Kadınlara Karşı Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Uzman Eylem Grubu) önemli bir fonksiyona sahiptir.

Denetim Modeli 

GREVIO, Taraf Devletlerin Sözleşmenin getirdiği standartlara uyup uymadıklarını belirlemek için raporlama usulünü kullanmaktadır. Grevio, 4 Mayıs 2015 tarihinde oluşturulmuş, Türkiye’nin adayı Feride Acar başkan seçilmiştir.

GREVIO’nun ilk değerlendirme dönemi 2016 yılında başlamış, 2017 ve 2018 yıllarında yapılan çalışmalar sonucunda değerlendirme raporu düzenlenmiştir.

Her devlet kendisine verilen süre içerisinde GREVIO’nun gönderdiği anket formunu yanıtlamak zorundadır. Taraf devletler, izleme mekanizması olan Kadınlara Yönelik ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubuna (GREVIO) ayrıştırılmış güncel istatistiksel veriler ışığında, şiddet olaylarına, başvurulara ve alınan önlemlere ilişkin bilgiler ile bütüncül politikaların uygulanmasındaki gelişmelere yer verilecek ayrıntılı Rapor düzenlenmekle yükümlü kılınmıştır.

Grevio’nun Türkiye’ye ilişkin ilk Değerlendirme Raporu ve Nazan Moroğlu’nun Değerlendirmesi

Grevio’nun Türkiye’ye ilişkin ilk Değerlendirme Raporunu 15 Ekim 2018 tarihinde açıklanmış, rapor Avukat Nazan Moroğlu tarafından özetlenerek yayınlanmıştır. Raporda, İstanbul Sözleşmesinin kabulünün ardından kadınlara yönelik ve aile içi şiddetle mücadele kapsamında atılan olumlu adımlara değinildikten sonra, uygulamada kadınlara yönelik şiddetle mücadelede eksikliklere ve engellere dikkat çekilmiştir. GREVIO Raporunda, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesini onaylamasının memnuniyetle karşılandığı belirtilmekle birlikte; Sözleşme hükümlerine tam uyum sağlanması açısından Türk makamlarının ek tedbirler almasını gerektiren bir dizi öncelikli konu belirlenmiştir.

Avukat Nazan Moroğlu

Raporu analiz eden Moroğlu’na göre; Türkiye’de kadının insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda politika üretecek, sorunlara çözüm getirecek Bakanlığın kaldırılmış olması, şiddetle mücadele için kurumlar ve kuruluşlar arası koordinasyonun sağlıklı bir şekilde yapılandırılmaması, İstanbul Sözleşmesinden kaynaklanan taahhütlerin yerine getirilmesinin önünde engel oluşturmaya devam edecektir. 1990 yılında kurulan Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı 2011 yılında kaldırılmış yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmuştur. 2018 yılında uygulamaya geçen Cumhurbaşkanlığı sisteminde; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak yapılandırılması, kadın sorunlarının gözardı edilmesine yol açacak niteliktedir. Oysa kadınlara yönelik ve aile içi şiddetle mücadele için kadın kuruluşlarının deneyimini dikkate alan kararlı bir devlet politikasına ihtiyaç bulunmaktadır.

İlkeler ve Kurallar

İstanbul Sözleşmesi; psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, tecavüz, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama, zorla kısırlaştırma, tecavüz, taciz ve cinsel şiddet başta olmak üzere kadına yönelik şiddetin tüm türlerini yasaklamaktadır. Sözleşme, ev içi şiddeti, mevcut ya da eski eş ya da partnerler arasında yaşanan her türlü şiddeti yasaklamaktadır. Sözleşme, aile kavramını geniş yorumlamakta, evlilik birliği içinde bulunmayı ya da aynı evi paylaşıyor olmayı şart koşmamaktadır. Devletler, kadının sevgilisi, kocası, babası, patronu yada kim olduğuna bakmaksızın şiddetin önlenmesini, soruşturulmasını, cezalandırılmasını ve oluşan zararın giderilmesini sağlamak zorundadır.

Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi – Açıklayıcı Metin

Birleşmiş Milletler, Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri

0
Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi

Birleşmiş Milletler, Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri 14 Aralık 1974 tarihinde yayınlanmıştır.

 Genel Kurul,

Ekonomik ve Sosyal Konseyin 16 Mayıs 1974 tarihli ve 1861 (LVI) sayılı kararında yer alan tavsiyeyi dikkate alarak, barış, self-determinasyon, ulusal kurtuluş ve bağımsızlık için mücadele edildiği olağanüstü durumda ve silahlı çatışma dönemlerinde insanlıkdışı eylemlerin çok sıkça mağduru olan ve sonuçta çok ağır zararlara uğrayan sivil nüfustan kadınların ve çocukların çektikleri acılardan derin kaygı duyduğunu ifade ederek,

Dünyanın özellikle baskıya, saldırıya, koloniciliğe, ırkçılığa, yabancı egemenliğine ve işgale maruz kalmış bir çok bölgesinde, kadınların ve çocukların çektikleri acıların farkında olarak,

Genel ve tereddütsüz kınamalara rağmen koloniciliğin, ırkçılığın ve yabancı egemenliğinin bir çok halkı boyundurukları altında tutmaya, ulusal kurtuluş hareketlerini zalimane bir şekilde bastırmaya ve egemenlikleri altındaki nüfusa ve bu arada kadınlara ve çocuklara ağır zararlar vermeye ve tarifsiz acılar çektirmeye devam etmesinden derin kaygı duyarak,

BM Genel Kurul Salonu

Temel özgürlüklere ve insan onuruna hala yoğun saldırılar yapılmasından ve kolonici ve ırkçı yabancı egemen Güçlerin uluslararası insancıl hukuku ihlal etmeyi sürmesinden dolayı üzüntü duyarak,

Barış ve savaş zamanlarında kadınların ve çocukların korunması ile ilişkili olarak uluslararası insancıl hukuk belgelerinde yer alan ilgili hükümleri akılda tutarak,

Diğer önemli belgeler arasında, silahlı çatışma hallerinde insan haklarına saygı ve sivil nüfusun korunması için temel prensipler konusunda kendi verdiği 19 Aralık 1968 tarihli ve 2444 (XXIII) sayılı kararını ve 9 Aralık 1970 tarihli ve 2674 (XXV) ve 2675 (XXV) sayılı kararları ile birlikte, Ekonomik ve Sosyal Konseyin 28 Mayıs 1970 tarihli ve 1515 (XLVIII) sayılı olup Genel Kuruldan olağanüstü hallerde ve savaş zamanlarında kadınların ve çocukların korunması hakkında bir bildiri hazırlanması imkanını ele almasını talep ettiği kararını akılda tutarak,

Yeni gelen kuşakların istikbali ile toplum ve aile içinde ve özellikle çocukların yetişmesinde önemli bir rol oynayan annelerin istikbali bakımından üstlendiği sorumluluğun farkında olarak,

Sivil nüfusa dahil kadın ve çocukların özel olarak korunmasını sağlama gereğini akılda tutarak,

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Birleşmiş Milletler, Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri

Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına dair bu Bildiriyi inançla ilan eder ve bütün Üye Devletlere kesinlikle uymaları için çağrıda bulunur:

  1. Nüfusun özellikle en aciz durumdaki mensupları olan kadınları ve çocukları tarifsiz acılara sevk eden sivil nüfusa yönelik saldırılar ve bombalamalar yasaklanır ve bu tür eylemler cezalandırılır.
  2. Askeri operasyonlar sırasında kimyasal ve biyolojik silahlar kullanılması 1925 tarihli Cenevre Protokolünün, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin ve uluslararası insancıl hukuk ilkelerinin çok açık bir ihlalini oluşturur ve savunmasız kadınlar ile çocuklar dahil bütün sivil nüfusun ağır kayıplara uğramasına yol açar, ve bu tür eylemler en ağır şekilde cezalandırılır.
  3. Bütün Devletler 1925 tarihli Cenevre Protokolü ve 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ile birlikte, silahlı çatışma hallerinde kadınların ve çocukların korunmalarını önemli derecede güvence altına alan insan haklarına saygı ile ilgili diğer uluslararası hukuk belgelerindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirirler.
  4. Silahlı çatışmalara, dış ülkelerdeki askeri operasyonlara ve hala kolonici egemenliğin altında bulunan ülkelerdeki askeri operasyonlara karışan Devletler tarafından, kadınları ve çocukları savaşın dehşetinden korumak için her türlü çaba gösterilir. Özellikle kadınların ve çocukların bir bölümünü oluşturduğu sivil halka karşı zulüm, işkence, cezalandırma, onur kırıcı muamele ve şiddet gibi muamelelerin yapılması yasaklanmasını sağlamak için gerekli her türlü tedbir alınır.
  5. Askeri operasyonlar sırasında veya işgal altındaki topraklarda çatışmanın taraflarınca hapsetme, işkence yapma, kurşunlama, kitlesel olarak gözaltına alma, konutları tahrip etme ve zorla göç ettirme gibi, kadınlara ve çocuklara karşı işlenen baskıcı ve zalimane ve insanlık dışı fiiller suç olarak kabul edilir.
  6. Sivil nüfustan olan ve barış, self-determinasyon, ulusal kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi gibi olağanüstü durum ve silahlı çatışma halleri içinde bulunan veya işgal altındaki topraklarda yaşayan kadınlar ve çocuklar, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ne, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ne, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ne, Çocuk Hakları Bildirisi’ne veya diğer uluslararası hukuk belgelerine göre sahip oldukları barınma, yiyecek, tıbbi yardım veya diğer vazgeçilmez haklardan yoksun bırakılamazlar.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi

0

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW – Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women) adıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 18 Aralık 1979 tarihinde kabul edilmiştir.

Sözleşme, kadınlar için uluslararası bir haklar bildirgesi olarak tanımlanmaktadır. Bir önsöz ve 30 maddeden oluşan belge, kadınlara karşı ayrımcılığın ne olduğunu tanımlamakta ve bu ayrımcılığı sona erdirmek için eylem planı önermektedir.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi; cinsiyet temelinde yapılan her türlü ayrımcılığı yasaklamakta, kadınların medeni halleri ne olursa olsun tüm insan haklarından faydalanmasını öngörmekte, tüm haklardan yararlanmasını emretmekte, bu haklardan yararlanmasını bozma veya geçersiz kılma yönündeki her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlamayı reddetmektedir.

Aralarından Türkiye’nin de olduğu imzacı Devletler, sözleşmeyi kabul ederek; kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığı sona erdirmek için önlem almayı garanti etmiş, kadın erkek eşitliği ilkesini hukuk sistemlerine dahil etmeyi, ayrımcı tüm yasaları kaldırmayı, kadınların ayrımcılığa karşı etkin bir şekilde korunmasını sağlamak için mahkemeler ve diğer kamu kurumlarını kurmayı taahhüt altına almıştır.


Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi
Bu sözleşmeye taraf olan devletler,

Birleşmiş Milletler yasasının temel insan haklarına, insan onur ve değerine ve erkeklerle kadınların eşit haklara sahip olmaları gerektiği inancını yenileyerek,

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin, insanlara karşı ayrımcılığın kabul edilmezliği ilkesini doğrulayarak ve tüm insanların özgür olduğunu ve eşit saygınlık ve haklara sahip olduklarını ve bu bildiride böylece öne sürülen tüm haklar ve özgürlüklerin cinsiyete dayalı olanlar dahil hiçbir ayrıma uğratılmaksızın herkes tarafından kullanılabileceğini bildirdiğini ileri sürerek,

İnsan Hakları Sözleşmesine Taraf Devletlerin, kadınlar ile erkeklerin tüm ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasal haklardan eşit olarak yararlanmalarını sağlamak yükümlülüğü bulunduğunu bildirerek,

Birleşmiş Milletler ve ona bağlı uzman kuruluşları denetiminde kabul edilmiş ve erkeklerle kadınların eşitliğini sağlamaya çalışan uluslararası sözleşmeleri göz önünde tutarak;

Ayrıca, Birleşmiş Milletler ve ona bağlı uzman kuruluşların kabul ettiği erkek ve kadınların haklarının eşitliğini sağlamayı amaçlayan kararları, bildirileri ve tavsiyeleri de göz önüne alarak;

Ancak, bu çeşitli belgelere karşın kadınlara karşı ayrımcılığın hala sürmekte olduğundan endişe duyarak,

Kadınlara karşı ayrımcılığın, hak eşitliği ve insan onuruna saygı ilkelerini çiğnediğini, kadınların erkeklerle eşit olarak ülkelerinin siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel hayatlarına katılmalarını engellediğini, toplumun ve ailenin refahının artmasına engel oluşturduğunu ve kadınların ülkeleri ve insanlık hizmetinde kullanabilecekleri olanaklarını geliştirmelerini zorlaştıracaklarını ileri sürerek,

Yoksulluk hallerinde kadınların yiyecek, sağlık, eğitim, öğretim ve iş bulma ve öteki gereksinimlerinin karşılanması bakımından en az olanağa sahip bulunduklarından huzursuzluk duyarak;

Hak ve adalete dayalı yeni uluslararası ekonomik düzenin kurulmasının, kadınlarla erkekler arasındaki eşitliği sağlamak için önemli bir aşama oluşturacağına inanarak;

Irk ayrımcılığının, ırkçılığın her türünün, sömürgeciliğin, saldırganlığın, yabancı devletlere karşı işgal ve üstünlük sağlamasının ve ülkelerin içişlerine karışılmasının ortadan kaldırılmasının, erkekler ile kadınların eşit haklardan yararlanmaları için gerekli olduğunu önemle belirterek;

Uluslararası barış ve güvenliğin kuvvetlendirilmesinin, uluslararası gerilimin azaltılmasının, toplumsal ve ekonomik sistemlerine bakılmaksızın bütün ülkeler arasında karşılıklı işbirliğinin, genel ve tam silahsızlanmanın ve özellikle sıkı ve etkili bir uluslararası denetim altında nükleer silahsızlanmanın, ülkeler arası ilişkilerde, adalet, eşitlik karşılıklı çıkar ilkelerinin kabulünün ve yabancı ve sömürge yönetimi veya yabancı işgali altında bulunan yerlerdeki hakların kendi kaderlerini belirleme ve bağımsızlık elde etme hakları kadar ulusal bağımsızlık ve toprak bütünlüklerine saygının gerçekleştirilmesinin, toplumsal gelişme ve kalkınmaya ve bunun bir sonucu olarak da, erkeklerle kadınlar arasında tam bir eşitliğin elde edilmesine katkıda bulunacağına inanarak,

Bir ülkenin tam ve eksiksiz kalkınmasının, dünyada refahın ve barışın elde edilmesinin, kadınların erkeklerle eşit koşullarda her alanda en üst düzeyde katkılarının gerektiğine inanarak,

Kadınların ailenin refahına ve toplumun kalkınmasına yaptıkları büyük katkının henüz tam olarak anlaşılamadığını, analığın toplumsal önemi ve ana-babanın aile içinde ve çocukların büyütülmesindeki rollerini göz önünde bulundurarak ve kadınların soyların üremesindeki önemli rolünün aile içinde ayrıma neden olmaması gerektiğini, nitekim çocukların yetiştirilmelerinin kadın ve erkek ile toplumun bütününün sorumluluk paylaşmalarını gerektirdiğinin bilincinde olarak,

Erkeklerle kadınlar arasında tam bir eşitliğin gerçekleşmesi için kadınlar ile erkeklerin toplumdaki geleneksel rollerinde bir değişiklik gereksinimi bulunduğu bilincinde olarak,

Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Bildirgesinde yer alan ilkeleri uygulamaya ve bu amaçla bu tür ayrımcılığın her şekli ve belirtisinin ortadan kaldırılması için gerekli önlemleri almaya kararlı olarak, aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:

BÖLÜM I
Madde 1

Bu Sözleşmenin amaçları bakımından “kadınlara karşı ayrımcılık” terimi, erkeklerle kadınların eşitliği temeli üzerinde ve medeni durumlarına bakılmaksızın siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel, kişisel ya da bir başka alanda kadınların insan hakları ve temel özgürlüklerinin tanınmasını, bu hak ve özgürlükleri kullanmalarını ve bunlardan yararlanmalarını zedelemek ya da kaldırmak amacıyla cinsiyet, temeli üzerinde yapılan herhangi bir ayrım, dışlama ya da kısıtlama anlamına gelir.

Madde 2

Taraf Devletler, kadınlara karşı her türlü ayrımı kınar ve tüm uygun yollardan yararlanarak; gecikmeksizin kadınlara karşı ayrımın ortadan kaldırılması yolunda bir politika izlemeyi kabul eder ve bu amaçla aşağıdaki hususları üstlenir;

  1.  Henüz yer almıyorsa, erkeklerle kadınların eşitliği ilkesine, anayasalarında ya da öteki ilgili yasalarında yer vermeyi ve yasalar ve öteki uygun yollarla bu ilkenin uygulamada gerçekleşmesini sağlama;
  2.  Kadınlara karşı her türlü ayrımı yasaklayan, gerektiğinde yaptırımlar da dahil, yasal ve öteki önlemleri benimseme;
  3.  Erkeklerle eşitlik temeli üzerinde kadın haklarının yasal olarak korunmasını ve yetkili ulusal mahkemeler ve öteki kamu kuruluşları eliyle kadınların herhangi bir ayrımcılık davranışına karşı etkin korunmasını sağlama;
  4.  Kadınlara karşı herhangi bir ayrımcılık davranışı ya da uygulamasına kalkışmaktan kaçınma ve resmi makam ve kuruluşlarının bu yürürlüğe göre davranmasını sağlama;
  5.  Herhangi bir kişi, örgüt ya da girişim tarafından kadınlara karşı ayrım gözetilmesine son vermek üzere tüm uygun önlemleri alma;
  6.  Kadınlara karşı ayrım gözeten yürürlükteki yasa, düzenleme, töre ya da uygulamaları değiştirmek ya da kaldırmak üzere, yasama dahil tüm uygun önlemleri alma;
  7.  Kadınlara karşı ayrım gözeten tüm ulusal ceza hükümlerini kaldırma.
Madde 3

Taraf Devletler özellikle politika, toplumsal, ekonomik ve kültürel alanlarda olmak üzere bütün alanlarda, erkeklerle eşit olarak insan hakları ve temel özgürlüklerinden yararlanmalarını ve bu hakları kullanmalarını garanti etmek amacıyla, kadının tam gelişmesini ve ilerlemesini sağlamak için yasal düzenleme dahil bütün uygun önlemleri alacaklardır.

Madde 4
  1.  Kadın ve erkek eşitliğini gerçekten sağlamak için Taraf Devletlerce alınacak geçici ve özel önlemler bu sözleşmede belirtilen cinsten bir ayrım olarak düşünülmeyecek ve hiçbir şekilde eşitsizlik veya farklı standartların korunması sonucunu doğurmayacaktır. Fırsat ve uygulama eşitliği hedeflerine ulaşıldığı zaman bu önlemlere son verilecektir.
  2.  Anneliğin korunması amacıyla bu sözleşmede belirtilenler dahil, Taraf Devletlerce alınacak özel önlemler, ayrımcı olarak nitelendirilmeyecektir.
Madde 5

Taraf Devletler aşağıdaki bütün uygun önlemleri alacaklardır:

  1.  Her iki cinsten birinin aşağılığı veya üstünlüğü fikrine veya kadın ile erkeğin kalıplaşmış rollerine dayalı önyargıları, geleneksel ve diğer bütün uygulamaların ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla kadın ve erkeklerin toplumsal ve kültürel davranış kalıplarını değiştirmek.
  2.  Anneliğin toplumsal bir görev olarak anlaşılmasını ve çocukların yetiştirilmesi ve gelişiminde kadın ve erkeğin ortak sorumluluğunun tanınmasını öngören ve her durumda çocukların çıkarlarını her şeyden önce gözeten anlayışa dayanan bir aile eğitimini sağlamak,
Madde 6

Taraf Devletler, kadın ticareti ve fahişeliğin sömürülmesinin her şekliyle önlenmesi için yasama dahil bütün gerekli önlemleri alacaklardır.

BÖLÜM II
Madde 7

Taraf Devletler, ülkenin politika ve kamu hayatında, kadınlara karşı ayrımı önlemek için tüm önlemleri alacaklar ve özellikle kadınlara erkeklerle eşit koşullarla aşağıdaki hakları sağlayacaklardır:

  1.  Bütün seçimlerde ve halk oylamalarında oy kullanmak ve halk tarafından seçilen organlara seçilebilmek,
  2.  Hükümet politikasının hazırlanmasına ve uygulamasına katılmak, kamu görevinde bulunabilmek ve hükümetin her kademesinde kamu görevleri yerine getirmek,
  3.  Ülkenin kamu ve politik hayatı ile ilgili hükümet dışı kuruluşlara ve derneklere katılmak.
Madde 8

Taraf Devletler, kadınlara, erkeklere eşit koşullarda ve hiçbir ayrım gözetmeksizin, hükümetlerini uluslararası düzeyde temsil etmek ve uluslararası kuruluşların faaliyetlerine katılmak fırsatını sağlamak için gerekli bütün önlemleri alacaklardır.

Madde 9
  1.  Taraf Devletler, uyrukluğun kazanılmasında, değiştirilmesinde veya korunmasında kadınlarla erkekler ile eşit haklar tanıyacaklar ve özellikle bir yabancıyla evlenmenin veya evlilik sırasında kocanın uyruğunu değiştirmesinin, kadının da otomatik olarak uyruk değiştirmesine, uyruksuz kalmasına veya kocanın uyruğunu zorla almasına yol açmamasını sağlayacaklardır.
  2.  Taraf Devletler, çocukların uyruğu konusunda kadınlara erkeklerle eşit haklar sağlayacaklardır.
BÖLÜM III
Madde 10

Taraf Devletler, özellikle aşağıdaki konularda kadın erkek eşitliği esasına dayanarak eğitimde erkeklerle eşit hakka sahip olmalarını sağlamak için kadınlara karşı ayrımı önleyen bütün uygun tedbirleri alacaklardır.

  1.  Meslek ve sanat yönlendirilmesinde kırsal ve kentsel alanlarda bütün dallardaki eğitim kurumlarına girişte ve diploma almada okul öncesi, genel, teknik, mesleki ve yüksek teknik eğitiminde ve her çeşit mesleki eğitimde eşit koşulların sağlanması.
  2.  Kadınların erkeklerle aynı ders programlarından yararlanmaları, aynı sınıflara katılmaları ve aynı düzeydeki niteliklere sahip eğitim görevlerine okul, bina ve malzemesine sahip olmaları,
  3.  Kadın ve erkeğin rolleriyle ilgili kalıplaşmış kavramların eğitimin her şeklinden ve kademesinden kaldırılması ve bu amaca ulaşılması için karma eğitimin ve diğer eğitimin şekillerinin desteklenmesi ve özellikle ders kitaplarının ve okul programlarının yeniden gözden geçirilmesi ve eğitim yöntemlerinin bu amaca göre düzenlenmesi
  4.  Burs ve diğer eğitim yardımlarından yararlanmaları için kadınlara erkeklerle eşit fırsatların tanınması.
  5.  Özellikle kadın ve erkekler arasında mevcut eğitim açığını en kısa zamanda kapatmaya yönelik yetişkin ve görevsel okuma-yazma öğretim programları dahil sürekli eğitim programlarına katılabilmeleri için erkeklerle eşit fırsatların verilmesi,
  6.  Kız öğrencilerin okuldan ayrılma  oranlarının düşürülmesi ve okuldan erken ayrılan kız ve kadınlar için eğitim programları düzenlenmesi,
  7.  Spor ve beden eğitimi faaliyetlerine faal olarak katılmaları için erkeklerle eşit fırsatlar tanınması,
  8.  Kadınların ailelerin sağlık ve refahını sağlamaya yardım edecek, aile planlaması bilgisi dahil özel eğitici bilgiyi sağlamaları.
Madde 11
  1.  Taraf Devletler, iş sahibi kılma alanında kadınlara karşı ayrımı önlemek ve kadın erkek eşitliği esasına dayanarak eşit haklar sağlamak için özellikle aşağıda belirtilen konularda bütün önlemleri alacaklardır:
  2.  Bütün insanların vazgeçilmez hakkı olan çalışma hakkı,
  3.  İşe yerleştirme konularında eşit seçim ölçüleri uygulanması da dahil, erkeklerle eşit işe yerleştirme olanaklarına sahip olma hakkı,
  4.  Serbest olarak meslek ve iş seçme hakkı, terfi, iş güvenliği, hizmetin tüm koşulları ve avantajlarından yararlanma hakkı, çıraklık, ileri meslek, eğitim ve bilgi yenileme eğitimi dahil mesleki eğitim ve tekrar eğitim görme hakkı,
  5.  Toplumsal yardımlar dahil eşit ücret hakkı, eş değerdeki işte eşit işlem ve işin cinsinin değerlendirilmesinde eşit işlem görme hakkı,
  6.  Ücretli izinle birlikte özellikle emeklilik, işsizlik, hastalık, sakatlık, yaşlılık ve diğer çalışamama hallerinde toplumsal güvenlik hakkı,
  7.  Güvenli koşullar içinde çalışma hakkı ve sağlığın ve bu arada doğurganlığın korunması hakkı.
  8.  Evlilik ve analık nedeniyle kadınlara karşı olan ayrımı önlemek ve etkin çalışma hakkını sağlamak amacıyla, taraf devletler uygun önlemleri alacaklardır.
  9.  Hamilelik ve analık izni nedeniyle veya evliliğe bağlı olarak işten çıkarma ayrımını yasaklama, bu ayrımı yapanları cezalandırma,
  10.  Önceki iş, kıdem ve toplumsal haklar kaybedilmeksizin ücretli olarak analık izni veya benzeri toplumsal içerikli ödemeler yapmak,
  11.  Özellikle çocuk bakım evleri ağının kurulması ve geliştirilmesi yoluyla anne ve babanın aile yükümlülüklerini, görev sorumlulukları ve kamu hayatına katılmayla birleştirmeyi olanaklı kılan destekleyici toplumsal hizmetlerin sağlanmasını desteklemek,
  12.  Hamilelik süresince zararlı olduğu kanıtlanan işlerde kadınlara özel koruma sağlamak.
  13.  Bu maddede yer alan konulara ilişkin koruyucu yasalar, bilimsel ve teknik bilgi ışığı altında dönemsel olarak yeniden gözden geçirilecek gerekirse değiştirilecek, yürürlükten kaldırılacak veya yenilenecektir.
Madde 12
  1.  Taraf Devletler, aile planlaması dahil sağlık bakım hizmetlerinden kadın ve erkeğin eşit olarak yararlanması için; sağlık bakımından kadınlara karşı ayrımı ortadan kaldıran bütün önlemleri alacaklardır.
  2.  Bu maddenin 1. paragrafında öngörülen hükümler saklı kalmak kaydıyla taraf devletler kadına hamilelik, loğusalık ve doğum sonrası dönemde gerekli hizmetleri sağlayacaklar, hamilelik ve emzirme sırasında yeterli beslenmeyle birlikte, gerektiğinde bedava hizmet vereceklerdir.
Madde 13

Taraf Devletler kadınlara karşı ekonomik ve toplumsal hayatın diğer dallarında erkeklerle kadınların eşit olarak haklardan yararlanabilmelerini sağlayarak kadınlara karşı ayrımcılığın önlenmesi için gerekli önlemeleri ve özellikle aşağıdaki önlemleri alacaklardır:

  1.  Aile yardımı ödemesi hakkı,
  2.  Banka kredisi, ipotek ve diğer mali krediler elde etme hakları,
  3.  Eğlence, spor ve kültürel hayatın bütün yönlerine katılma hakları.
Madde 14
  1.  Taraf Devletler, kırsal kesim kadınlarının, karşılaştıkları özel sorunları ve ekonominin parasal olmayan sektöründeki çalışmaları dahil ailelerinin ekonomik bakımdan ayakta kalması için oynadıkları belirgin rolü gözönünde tutacak ve bu Sözleşme hükümlerinin kırsal kesimdeki kadınlara uygulanmasını sağlamak için gerekli bütün önlemleri alacaklardır.
  2.  Taraf Devletler, kadın ve erkeklerin eşitliği ilkesine dayanarak, kırsal kalkınmaya katılmalarını ve bundan yararlanmalarını sağlamak için, kırsal kesimdeki kadınlara karşı ayrımı ortadan kaldıran tüm uygun önlemleri alacaklar ve özellikle kırsal kesim kadınlarına aşağıdaki hakları sağlayacaklardır.
  3.  Her düzeydeki kalkınma planlarının görüşülmesine ve uygulanmasına katılmak,
  4.  Aile planlaması konusunda bilgi, danışma ve hizmetler de dahil olmak üzere yeterli sağlık hizmetlerinden yararlanmak,
  5.  Toplumsal güvenlik programlarından doğrudan yararlanmak,
  6.  Teknik yeteneklerini geliştirmek amacıyla tüm toplumsal ve yaygın hizmetler ile birlikte görevsel okur-yazarlık dahil resmi ve resmi olmayan eğitim ve öğretimin her türünden yararlanmak,
  7.  Ekonomik fırsatlardan kendi işinde çalışma veya tam çalışma yoluyla eşit olarak yararlanmak amacıyla kendi kendine yardım gruplar ve kooperatifler oluşturmak,
  8.  Bütün toplumsal faaliyetlere katılmak,
  9.  Toprak ve tarım reformunda ve bunun yanısıra yeniden yerleştirme projelerinde eşit işlem görme ve tarımsal kredi ve borçlanma, pazarlama kolaylıkları ile uygun teknolojiden yararlanmak,
  10.  Özellikle konut, sağlık, elektrik ve su sağlanması, ulaştırma ve iletişim konularında yeterli yaşam standartlarından yararlanma haklarını sağlamak.
BÖLÜM IV
Madde 15
  1.  Taraf Devletler kadınlara, kanun önünde erkeklerle eşit haklar tanıyacaklardır.
  2.  Taraf Devletler uygar haklar bakımından kadınlara erkeklerinkine benzer hukuksal yeterlik ve bu yeterliği kullanmak için eşit fırsatlar tanıyacaklardır. Özellikle, kadınlara sözleşme yapmada ve mülk yönetiminde eşit haklar verecekler ve mahkemelerde davaların her aşamasında eşit işlem yapacaklardır.
  3.  Taraf Devletler, kadınların hukuki yeterliliklerini kısıtlamaya yönelik hukuki sonuç doğuran her çeşit sözleşmenin ve sair özel işlemlerin tamamının geçersiz olduğunu kabul ederler.
  4.  Taraf Devletler, kadın ve erkeğe hukuki olarak yerleşme yeri seçme ve nakletmede eşit yasal hak tanıyacaklardır.
Madde 16
  1.  Taraf Devletler kadınlara karşı evlilik ve aile ilişkileri konusunda ayrımı önlemek için gerekli bütün önlemleri alacaklar ve özellikle kadın erkek eşitliği ilkesine dayanarak kadınlara aşağıdaki hakları sağlayacaklardır:
  2.  Evlenmede erkeklerle eşit hak,
  3.  Özgürce bir eş seçme ve ancak kendi özgür ve tam oluruyla evlenme hakkı,
  4.  Evlilik süresince ve evliliğin son bulmasında aynı hak ve sorumluluklar,
  5.  Medeni durumlarına bakılmaksızın, çocuklarla ilgili konularda ana ve babanın eşit hak ve sorumlulukları tanınacak, ancak her durumda çocukların çıkarları en ön planda gözetilecektir.
  1.  Çocuk sayısına ve çocukların zaman dünyaya geleceklerine serbestçe ve sorumlulukla karar vermede ve bu hakları kullanabilmeleri için bilgi, eğitim ve öteki araçlardan yararlanmada eşit haklar,
  2.  Her durumda çocukların çıkarı en üst düzeyde tutularak ulusal yasalarda mevcut veli, vasi, kayyum olma ve evlat edinme veya benzeri kuruluşlarda eşit hak ve sorumluluklar,
  3.  Aile adı, meslek ve iş seçimi dahil karı ve koca için eşit kişisel haklar,
  4.  Ücret karşılığı olmaksızın veya bir bedel karşılığında malın mülkiyeti, edinimi, işletmesi, yönetimi, yararlanılması ve elden çıkarılmasında eşlere de eşit haklar.
  5.  Erginleşmemiş bir çocuğun nişanlanması veya evlenmesinin hiçbir yasal etkisi olmayacak ve evlenme en düşük yaşının belirlenmesi ve evlenmelerin resmi kütüğü yazımının zorunlu olması için yasama dahil gerekli tüm önlemler alınacaktır.
BÖLÜM V
Madde 17
  1.  Bu Sözleşmenin uygulanmasında sağlanan gelişmeleri izlemek amacıyla (bundan böyle Komite olarak anılacak olan) Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Kaldırılması Komitesi kurulur. Bu Komite, Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihte onsekiz –Taraf Devletlerden otuzbeşinin Sözleşmeyi onaylaması ya da ona katılmasından sonra- yirmiüç uzmandan oluşur. Uzmanlar, dengeli bir coğrafi dağılım ve çeşitli uygarlık biçimleriyle temel hukuk sistemlerinin temsilini sağlayacak biçimde Taraf Devletlerce kendi vatandaşları arasından ve ahlak niteliği yüksek ve Sözleşmenin kapsadığı alanlardaki yetkisiyle tanınmış kişilerden seçilir ve kendi adlarına hizmet verir.
  2.  Komite üyeleri Taraf Devletlerin aday listesinden gizli oy ile seçilecektir. Her Taraf Devlet kendi vatandaşlarından bir kişiyi aday gösterebilecektir.
  3.  İlk seçim bu sözleşmenin yürürlüğe girmesinden altı ay sonra yapılacaktır. BM Genel Sekreteri seçimlerden en az üç ay önce Taraf Devletlere adaylarını iki ay içinde bildirmelerini isteyen bir mektup gönderecektir.  Genel Sekreter, aday gösteren Taraf Devletleri de belirtmek suretiyle, adayların listesini alfabetik sıraya göre hazırlayacak ve Taraf Devletlere gönderecektir.
  4.  Komite üyelerinin seçimi, BM Genel Merkezinde, Genel Sekreter tarafından çağrılmış Taraf Devletler toplantısında yapılacaktır. Taraf Devletlerin üçte ikisinin (nisab) yeter sayısı oluşturacağı toplantıda, en fazla oy alanlar ile toplantıda hazır bulunan ve oy veren Taraf Devletler temsilcilerinin salt çoğunluğunun oylarını, alan adaylar Komiteye seçileceklerdir.
  5.  Komite üyeleri 4 yıllık bir dönem için seçileceklerdir. Bununla beraber, ilk seçimde seçilen dokuz üyenin süresi ikinci senenin sonunda bitecek, dokuz üyenin isimleri ilk seçimden hemen sonra Komite Başkanı tarafından ad çekme ile belirlenecektir.
  6.  Komitenin 5 ek üyesinin seçimi, 35. onay veya katılmayı izleyen bu maddenin, 2, 3 ve 4. paragrafları hükümlerine göre yapılacaktır. Bu şekilde seçilen iki yedek üyenin görev süresi iki sene sonunda sona erecek ve bu iki üyenin ismi Komite Başkanı tarafından ad çekme ile belirlenecektir.
  7.  Boşalan yerlerin doldurulması için, uzmanının Komitedeki görev süresi sona eren Taraf Devlet; kendi vatandaşları arasından, Komitenin onayına bağlı olmak üzere, başka bir uzmanı atar.
  8.  Komite üyeleri, BM Genel Kurulunun onayı ile Genel Kurulun, Komitenin sorumluluğunun önemini gözönünde tutarak kararlaştıracağı koşullar ve hükümlerle; Birleşmiş Milletlerden ücret alacaklardır.
  9.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşme uyarınca Komitenin görevlerini etkin bir biçimde yerine getirebilmesi için, gerekli personel ve kolaylıkları sağlayacaktır.
Madde 18
  1.  Taraf Devletler, bu Sözleşme hükümlerine etkinlik kazandırmak ve sağlanan ilerlemeleri belirlemek amacıyla aldıkları yasal, adli, yönetsel ve öteki önlemler hakkındaki bir raporu,
  2.  Sözleşmenin, ilgili devlet bakımından yürürlüğe girmesini izleyen bir yıl içinde,
  3.  Sonradan, her dört yılda bir ve ileride de Komitenin belirlediği zamanlarda, Komite tarafından incelemek üzere, BM Genel Sekreterine sunmayı üstlenirler.
  4.  Raporlarda, bu Sözleşme yükümlülüklerinin gerçekleştirilmesini etkileyen sorunlar ve güçlükler belirtilebilir.
Madde 19
  1.  Komite kendi usul kurallarını saptayacaktır.
  2.  Komite, görevlilerini 2 yıllık bir süre için seçecektir.
Madde 20
  1.  Komite bu Sözleşmenin 18. maddesi uyarınca sunulan raporları incelemek üzere normal olarak senede bir kere ve en az iki hafta süre için toplanacaktır.
  2.  Komite toplantıları Birleşmiş Milletler Merkezinde veya Komite tarafından uygun bulunan herhangi bir yerde yapılacaktır.
Madde 21
  1.  Komite, Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığıyla faaliyetleri hakkında BM Genel Kuruluna yıllık raporlar sunacak ve Taraf Devletlerden sağlanan bilgiler ve raporların incelenmesine dayanarak önerilerde ve genel tavsiyelerde bulunabilecektir. Bu öneri ve genel tavsiyeler, Taraf Devletlerin olabilecek yorumlarıyla birlikte Komite raporuna dahil edilecektir.
  2.  Genel Sekreter Komite raporlarını Kadınların Statüsü Komisyonunun bilgisine sunacaktır.
Madde 22

Uzman kuruluşları, faaliyet alanlarına giren bu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasının görüşülmesi sırasında temsil edilme hakkına sahip olacaklardır. Komite, uzman kuruluşlarını, sözleşmenin uygulanması hususunda, faaliyet alanlarına giren konularda raporlar sunmaya davet edebilir.

Madde 23

Bu Sözleşmedeki hiçbir husus kadın ve erkek eşitliğinin gerçekleşmesinde daha etkin olan

  1.  Taraf Devletin yasasındaki veya
  2.  O devlet için yürürlükte olan herhangi bir Uluslararası Sözleşme, andlaşma veya anlaşmadaki hükümleri etkilemeyecektir.
Madde 24

Taraf Devletler iş bu Sözleşme ile tanınan hakların tam olarak gerçekleştirilmesi için ulusal düzeyde gerekli bütün önlemleri almayı üstlenirler.

Madde 25
  1.  Bu Sözleşme bütün Devletlerin, imzasına açık olacaktır.
  2.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu sözleşmeye ilişkin bildirimleri almaya yetkilidir.
  3.  Bu Sözleşme onaya bağlıdır. Onay belgeleri BM Genel Sekreterine verilecektir.
  4.  Bu Sözleşme bütün Devletlerin katılmasına açıktır. Katılma belgesinin BM Genel Sekreterine sunulmasıyla katılma gerçekleşecektir.
Madde 26
  1.  Bu Sözleşmenin değiştirilmesi teklifi Taraf Devletlerden biri tarafından herhangi bir zamanda Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yapılacak yazılı bir başvuru ile olur.
  2.  BM Genel Kurulu gerekli gördüğü takdirde böyle bir öneri ile ilgili olarak yapılacak işlem hakkında karar verecektir.
Madde 27
  1.  Bu Sözleşme 20. onaylama veya katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine sunulmasını izleyen 30. gün yürürlüğe girecektir.
  2.  20. onay veya katılma belgesinin sunulmasından sonra, bu Sözleşmeyi onaylayan veya katılan her devlet için Sözleşme, kendi onay veya katılma belgesinin sunulmasından sonraki 30. gün yürürlüğe girecektir.
Madde 28
  1.  BM Genel Sekreteri, onaylama veya katılma sırasında yapılan çekincelerin metinlerini alacak ve bütün Taraf Devletlere dağıtılacaktır.
  2.  Bu Sözleşmenin hedef ve amacına uymayan hiçbir çekinceye izin verilmeyecektir.
  3.  Çekinceler, BM Genel Sekreterine bildirimden herhangi bir zamanda yapılacak bildirimle geri alınabilir. Genel Sekreter bu bildirimden bütün Devletleri bilgi sahibi kılacaktır. Böyle bir bildirim alındığı tarihte geçerli olacaktır.
Madde 29
  1.  İki veya daha fazla Taraf Devlet arasında bu Sözleşmenin yorum veya uygulamasından doğan ve görüşmelerle çözümlenemeyen herhangi bir uyuşmazlık; birinin isteği ile hakem kuruluna götürülecektir. Taraflar hakem isteğinden sonra 6 ay içinde hakem kurulunun oluşma biçiminde anlaşmazlarsa, taraflardan herhangi biri uyuşmazlığı Uluslararası Adalet Divanına, Divan Statüsü uyarınca götürebilir.
  2.  Taraf Devletlerden her biri bu Sözleşmenin imzalanması veya onayı sırasında veya katılma sırasında; kendisini bu maddenin birinci paragrafı ile bağlı saymadığını bildirebilir. Diğer Taraf Devletler, böylece bir çekince koymuş olan Taraf Devlet karşısında aynı paragrafla bağlı olmayacaktır.
  3.  Bu maddenin 2. paragrafına göre çekince koyan her Taraf Devlet, BM Genel Sekreterine bildirimde bulunarak her zaman çekincesini geri alabilir.
Madde 30

Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca metinlerin eşit ölçüde geçerli olduğu bu Sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Sekreterince bulundurulacaktır.

Yukarıdaki hükümleri onaylayan, imzaları aşağıda bulunan yetkili temsilciler bu sözleşmeyi imzalamışlardır.

Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye edilmesine Dair Bildiri

0

Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye edilmesine Dair Bildiri(Declaration on the Elimination of Discrimination against Women), Birleşmiş Milletler tarafından 20 Aralık 1993 tarihinde kabul edilmiştir.

Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye edilmesine Dair Bildiri

 BAŞLANGIÇ
Genel Kurul,

Eşitlik, güvenlik, özgürlük, bütün insanların bedensel bütünlüğü ve insanlık onuru konusundaki hakların ve prensiplerin kadınlara her yerde uygulanmasının acil bir gereklilik olduğunu kabul ederek,

Bu hakların ve prensiplerin İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye edilmesine dair Sözleşme ve İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı veya Onur kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme ile birlikte diğer uluslararası belgelerde yüceltilen hakları ve prensipleri kaydederek,

Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye edilmesine dair Sözleşme’nin etkili bir biçimde uygulanmasının kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesine katkıda bulunacağını ve bu kararla birlikte düzenlenen Kadınlara karşı Şiddetin Tasfiye edilmesine dair Bildiri’nin bu süreci güçlendireceğini ve tamamlayacağını kabul ederek,

Kadınlara karşı şiddetin, kadınlara karşı şiddet ile mücadele etmek için bir dizi tedbirlerin yer aldığı Kadınların durumunu İyileştirmek için İleri dönük Stratejiler Nairobi belgesinde tanınmış olan eşitlik, gelişme ve barışın gerçekleştirilmesine, ve Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye edilmesine dair Sözleşme’nin tam olarak uygulanmasına bir engel oluşturmasından kaygı duyarak,

Kadınlara karşı şiddetin kadınların insan haklarına karşı bir ihlal oluşturduğunu ve bu hakların ve özgürlüklerin kullanılmasını zayıflattığını veya hükümsüz kıldığını teyit ederek, ve kadınlara karşı şiddet kullanılması durumunda bu hakların ve özgürlüklerin korunması ve ilerletilmesindeki uzun süreli başarısızlıktan kaygılanarak,

Kadınlara karşı şiddetin, erkekler ve kadınlar arasındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinin tarihsel bir göstergesi olduğunu ve bu güç ilişkisinin erkekler tarafından kadınlar üzerinde egemenlik kurulmasına ve kadınlara ayrımcılık yapılmasına yol açtığını, ve kadınlara karşı uygulanan bu şiddetin erkeklerle karşılaştırıldığında kadınları zorla bağımlı bir konuma sokmanın çok önemli toplumsal mekanizmalarından biri olduğunu kabul ederek,

Azınlık gruplara dahil olan kadınlar, yerli kadınlar, mülteci kadınlar, göçmen kadınlar, kırsal bölgelerde veya uygarlığa uzak topluluklarda yaşayan kadınlar, bakıma muhtaç kadınlar, ceza veya tutukevlerindeki kadınlar, kız çocukları, özürlü kadınlar, yaşlı kadınlar ve silahlı çatışma bölgelerinde bulunan kadınlar gibi bazı kadın gruplarının şiddete karşı savunmasız bulunmalarından kaygı duyarak,

Ekonomik ve Sosyal Konseyin 24 Mayıs 1990 tarihli ve 1990/15 sayılı kararına ek 23. paragrafta, kadınlara karşı şiddetin yaygın olduğu ve bütün gelir gruplarında, her sınıfta ve kültürde meydana geldiği, bunun yol açtığı sonuçların tasfiye edilmesi için ivedi ve etkili adımlar atılması gerektiğinin belirtilmiş olmasını hatırlayarak,

Yine Ekonomik ve Sosyal Konseyin 30 Mayıs 1991 tarihli ve 1991/18 sayılı kararında Konseyin, özel olarak kadınlara karşı şiddet sorununu açıklıkla ele alacak bir uluslararası belgenin oluşturulması için harekete geçilmesini tavsiye ettiğini hatırlayarak,

Kadın hareketlerinin, kadınlara karşı şiddet sorununun niteliğine, ağırlığına ve yaygınlığına giderek artan ölçüde dikkat çekilmesinde oynadıkları rolü memnuniyetle karşılayarak,

Kadınların toplum içinde hukuki, sosyal, siyasal ve ekonomik eşitliği için sağlanan imkanların, başka nedenlerle birlikte, sürekli ve yerel nitelikte şiddet tarafından kısıtlanmasından kaygı duyarak,

Yukarıdaki tespitlerin ışığından, kadınlara karşı şiddetin açık ve anlaşılabilir bir tanımının yapılmasına, kadınlara karşı her türlü şiddetin tasfiye edilmesini sağlamak için kullanılacak olan hakların açıkça düzenlenmesine, Devletlerin taşıdıkları sorumlulukları konusunda taahhütte bulunmalarına, ve kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesi için bütün bir uluslararası toplumun taahhütte bulunmasına ihtiyaç olduğuna kanaat getirerek,

Aşağıdaki Kadınlara karşı Şiddetin Tasfiye edilmesine dair Bildiri’yi kararlılıkla ilan eder ve herkes tarafından bilinmesi ve saygı gösterilmesi için her türlü çabanın gösterilmesi ister.

Madde 1

Bu Bildirinin amacı bakımından “kadınlara karşı şiddet” terimi, ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir.

Madde 2

Kadınlara karşı şiddet terimi aşağıdaki halleri içerecek şekilde anlaşılır, fakat bu hallerle sınırlı değildir:

  1. a) Aile içinde meydana gelen dövme, kız çocukların cinsel istismarı, evlenirken verilen başlıkla ilgili şiddet, evlilik içi tecavüz, cinsel organları dağlama ve kadınlara zarar veren geleneksel uygulamalar, eş olmayanlar arasındaki şiddet ve sömürmek için uygulanan şiddet de dahil fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet uygulanması;
  2. b) Toplum içinde meydana gelen tecavüz, cinsel istismar, çalışma hayatında, öğretim kurumlarında ve diğer yerlerde cinsel taciz, kadın satışı ve zorla fahişeleştirilme de dahil, fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet;
  3. c) Nerede meydana gelirse gelsin, Devlet tarafından işlenen veya hoşgörülen fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet.
Madde 3

Kadınlar siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, kişisel veya diğer alanlardaki insan haklarından ve temel özgürlüklerden eşit bir biçimde yararlanma ve korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu haklara diğerlerinin yanında, aşağıdaki haklar da dahildir:

  1. a) Yaşama hakkı;
  2. b) Eşitlik hakkı;
  3. c) Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı;
  4. d) Hukukun korumasından eşit biçimde yararlanma hakkı;
  5. e) Her türlü ayrımcılığa karşı korunma hakkı;
  6. f) Elde edilmesi mümkün olan en yüksek standartta fiziksel ve ruhsal sağlık hakkı;
  7. g) Adil ve elverişli koşullarda çalışma hakkı;
  8. h) İşkenceye, veya diğer zalimane, insanlıkdışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya maruz kalmama hakkı.
Madde 4

Devletler kadınlara karşı şiddeti yasaklar ve kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesi konusundaki yükümlülüklerinden kaçınmak üzere her hangi bir örf ve adeti, geleneği veya dinsel düşünceyi ileri süremez. Devletler her türlü uygun araçla ve hiç gecikmesizin kadınlara karşı şiddeti tasfiye politikasını yürütür. Bu amaçla:

  1. a) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye edilmesine dair Sözleşme’yi henüz onaylamamış veya buna katılmamış ise, bu Sözleşmeyi onaylamayı ve katılmayı veya bu Sözleşmeye koyduğu çekinceyi geri almayı düşünür;
  2. b) Kadınlara karşı şiddete girişmekten kaçınır;
  3. c) Kadınlara karşı şiddet ister Devlet isterse özel şahıslar tarafından işlensin, bu fiilleri önlemek, soruşturmak ve, ulusal hukuka göre cezalandırmak için gerekli özeni gösterir;
  4. d) Şiddete maruz bırakılan kadınlara karşı yapılan uygunsuzlukları cezalandırmak ve gidermek için ulusal mevzuatta ceza, medeni, idare ve iş hukuku ile ilgili yaptırımlar koyar; şiddete maruz bırakılmış kadınların adalet mekanizmasına ulaşmaları ve, uğradıkları zararların ulusal mevzuatta öngörüldüğü gibi adil ve etkili bir şekilde giderilmesi sağlanır; Devletler ayrıca bu tür mekanizmalar vasıtasıyla bir giderim elde etmek isteyen kadınları sahip oldukları haklar konusunda bilgilendirir;
  5. e) Gerektiği takdirde Hükümet dışı örgütlerle, ve özellikle de kadınlara karşı şiddet konusuyla yakından ilgilenen örgütlerle işbirliği yapmayı dikkate alarak, kadınların her türlü şiddete karşı korunmalarını artırmak veya daha önce bu amaçla yapılmış planlar için hükümler koymak üzere ulusal uygulama planlarını geliştirme imkanını ele alır;
  6. f) Kadınların her türlü şiddete karşı korunmalarını artırıcı nitelikte engelleyici yaklaşımlar geliştirir ve en geniş şekilde yasal, siyasal, idari ve kültürel tedbirleri alır; cinsiyet konusunda duyarlı yasalar, yürürlükteki uygulamalar ve diğer müdahaleler yoluyla kadınların yeniden mağdur olmalarına meydan verilmemesini sağlar;
  7. g) İhtiyaç bulunması halinde, mevcut kaynaklarını uluslararası işbirliği çatısı altında azami derecede kullanarak, şiddete maruz kalmış kadınların ve gerektiği takdirde bu kadınların çocuklarının rehabilitasyonu, çocuk bakımı ve yetiştirilmesi, ıslahı, kendilerine rehberlik yapılmasını, ve sağlık ve sosyal hizmetler, imkanlar ve programlar gibi özel nitelikteki yardımlar ile birlikte, yapısal desteklerden yararlanmaları için çalışır, ve bu kimselerin güvenliği ile fiziksel ve psikolojik rehabilitasyonu için gerekli her türlü tedbirin alınmasını sağlar;
  8. h) Kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesi ile ilgili faaliyetler için Hükümet bütçesine yeterli ödenek koyar;
  9. i) Kadınlara karşı şiddetin önlenmesinden, soruşturulmasından ve cezalandırılmasından sorumlu olan kanun adamlarına ve kamu görevlilerine kadınların ihtiyaçlarına karşı kendilerini daha duyarlı hale getirecek bir öğretimin verilmesi için tedbirler alır;
  10. j) Her iki cinsten birinin üstün veya aşağı olduğu, erkekler ile kadınlar için alışıla gelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan kadınların ve erkeklerin davranış tarzlarını değiştirmek ve sosyal, kültürel önyargıları, geleneksel uygulamaları ve her türlü uygulamaları tasfiye etmek üzere özellikle eğitim alanında gerekli her türlü tedbiri alır;
  11. k) Kadınlara karşı şiddetin hüküm süren değişik biçimleri ile ilgili araştırmalar yapılmasını, verilerin bir araya getirilmesini, istatistiklerin toplanmasını sağlar, ve kadınlara karşı şiddetin nedenleri, nitelikleri, ağırlıkları ve sonuçları ile kadınlara karşı şiddeti engellemek ve yürürlüğe konan tedbirlerin etkililiği ve bunlara bir giderim sağlanması konusunda araştırmalar yapılmasını teşvik eder; yapılan istatistikler ve varılan sonuçlar kamuya açıklanır;
  12. l) Özellikle şiddete karşı aciz durumdaki kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesine yönelik tedbirler alır;
  13. m) Birleşmiş Milletlerin insan hakları ile ilgili belgelerine göre verilmesi gerekli raporları sunarken, bu raporda kadınlara karşı şiddetle ve bu Bildirinin uygulanmasıyla ilgili aldığı tedbirlere de yer verir;
  14. n) Bu Bildiride düzenlenen prensiplerin uygulanmasına yardım etmek üzere gerekli yönergelerin hazırlanmasını teşvik eder;
  15. o) Kadınlara karşı şiddet problemi ile ilgili duyarlılığı artıran ve bu şiddetin yaralarını saran dünya çapındaki kadın hareketinin ve Hükümet dışı örgütlerin önemli rolünü kabul eder;
  16. p) Kadın hareketinin ve Hükümet dışı örgütlerin çalışmalarını kolaylaştırıp daha iyi bir duruma getirir ve kendileriyle yerel, ulusal ve bölgesel düzeyde işbirliği yapar;
  17. q) Uygun olduğu takdirde, üyesi bulundukları Devletlerarası bölgesel örgütlerin programlarına kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesine yer vermeleri için teşvik eder.
Madde 5

Birleşmiş Milletler organları ve uzman kuruluşları kendi yetki alanlarına giren konularda, bu Bildiride düzenlenen hakların ve prensiplerin tanınmasına ve gerçekleştirilmesine katkıda bulunurlar ve bu amaçla, diğer faaliyetlerle birlikte:

  1. a) Şiddete karşı mücadele etmek üzere bölgesel stratejileri tanımlamak, kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesi ile ilgili görüş alış verişinde bulunmak ve programları finanse etmek amacıyla uluslararası ve bölgesel işbirliği yapılmasına yardım eder;
  2. b) Kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesi konusunda herkeste duyarlılık yaratmak ve yükseltmek amacıyla toplantılar ve seminerler düzenler;
  3. c) Kadınlara karşı şiddet sorununu etkili bir biçimde ele alabilmeleri için Birleşmiş Milletler sistemi içindeki insan hakları sözleşme organları arasında işbirliği ve görüş alış verişi yapılmasına yardım eder;
  4. d) Birleşmiş Milletler sistemindeki örgütlerin ve kuruluşların sosyal eğilimler ve problemler ile ilgili dünyanın sosyal durumu hakkında hazırladıkları analizlere, kadınlara karşı şiddet eğilimlerinin incelenmesini de dahil eder;
  5. e) Birleşmiş Milletler sistemindeki örgütler ve kuruluşlar arasında kadınlara karşı şiddet sorunu ve özellikle de şiddete karşı aciz durumdaki kadın grupları hakkında yapılan programlarla ilgili olarak işbirliği yapılmasını teşvik eder;
  6. f) Bu Bildiride belirtilen tedbirleri dikkate alarak, kadınlara karşı şiddet ile ilgili yönergelerin şekillendirilmesine ve el kitaplarının hazırlanmasına yardımcı olur;
  7. g) İnsan hakları belgelerinin uygulanması konusunda görevlerini yerine getirirken, gerektiği takdirde kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesi konusunu da ele alır;
  8. h) Kadınlara karşı şiddet konusunda çalışırken Hükümet dışı örgütlerle işbirliği yapar.
Madde 6

Bu Bildirideki hiç bir hüküm, bir Devletin ulusal mevzuatında ve bir Devlet bakımından yürürlükte olan bir uluslararası sözleşme, andlaşma veya diğer belgede yer alan kadınlara karşı şiddetin tasfiye edilmesine yönelik daha kullanışlı bir hükmü etkilemez.

Kadınlara karşı Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye edilmesine Dair Bildiri

Kadınların Siyasal Haklarına İlişkin Sözleşme

0

Kadınların Siyasal Haklarına İlişkin Sözleşme, BM Genel Kurulunun 20 Aralık 1952 tarih ve 640 (VII) sayılı kararıyla kabul edilmiştir. Tüm ülkelerin imza, onay ve katılımına açıktır.

Sözleşme, 7 Temmuz 1954 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye, sözleşmeye 12 Ocak 1954 tarihinde katılmış ve 25 Mayıs 1959 tarihinde onaylamıştır. 7288 Sayılı Onay Kanunu 2 Haziran 1959 günlü Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.

Kadınların Siyasal Haklarına İlişkin Sözleşme, kadınların siyasal, ekonomik ve sosyal haklarını dünya genelinde yerleştirmeyi hedeflemektedir. Birleşmiş Milletler Antlaşmasına ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi hükümleri temel alınmıştır. Sözleşme, kadınların seçimlerde oy kullanma, aday olma ve siyasal, sosyal haklara sahip olmalarını sağlamak için hazırlanmıştır. Kadınların toplumsal yaşamda aktif rol oynamalarının önündeki engellerin ortadan kaldırılması esas ilkedir. Sözleşmeye taraf ülkeler ayrımcılığın yasaklanmasını ve kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmasını taahhüt altına almıştır.

Kadınların Siyasal Haklarına İlişkin Sözleşme

Birleşmiş Milletler Antlaşmasında sözü edilmiş bulunan, erkekler ve kadınların hak eşitliği ilkesinin uygulanmasını dileyen, her bireyin, doğrudan doğruya ya da serbestçe seçilmiş temsilcileri aracılığı ile, kendi ülkesinin kamu işlerinin yönetimine katılmak ve eşit koşullar altında, kendi ülkesinin kamu hizmetlerine katılmak hakkını kabul ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasına ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi hükümlerine uygun olarak siyasal haklardan yararlanma ve bu hakları kullanma yönünde erkekler ile kadınlara eşitlik tanımayı isteyen,  Sözleşmeci Taraflar,  bu amaçla, bir Sözleşme yapmaya karar vermiş olmakla, aşağıdaki hükümler üzerinde uzlaşmışlardır.

Madde 1

Kadınlar, hiçbir ayrım gözetilmeksizin, erkeklerle eşit koşullar altında bütün seçimlerde oy kullanmaya sahip olacaklardır.

Madde 2

Kadınlar hiçbir ayrım gözetilmeksizin erkeklerle eşit koşullar altında ulusal yasalarca kurulmuş ve halk tarafından seçilen tüm kamu organlarına seçilme hakkına sahiptirler.

Madde – 3

Kadınların, hiçbir ayrım gözetilmeksizin, erkeklerle eşit koşullar altında ulusal yasalar uyarınca kurulmuş bütün, kamu görevlerinde yer alma ve kamu görevlerini yerine getirme hakları vardır.

Madde – 4
  1.  Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler üyesi Devletlerin ve Genel Kurulun bu amaçla davet edeceği öteki herhangi bir Devletin imzasına açıktır.
  2.  Bu Sözleşme, onaya bağlıdır ve onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine sunulacaktır.
Madde-5
  1.  Bu Sözleşme 4. maddenin 1. fıkrasında anılan tüm Devletlerin katılmasına açıktır.
  2.  Katılma, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine bir katılma belgesinin verilmesiyle geçerlilik kazanır.
Madde- 6
  1.  Bu Sözleşme, altıncı onay ya da katılma belgesinin veriliş tarihini izleyen doksanıncı gün yürürlüğe girecektir.
  2.  Altıncı onay ya da katılma belgesinin verilmesinden sonra onaylayan ya da katılan her Devlet için Sözleşme, bu Devletin kendi onay ya da katılma belgesini verdiği tarihten sonraki doksanıncı gün yürürlüğe girecektir.
Madde -7

Herhangi bir Devletin imza, onay ya da katılması sırasında bu Sözleşmenin maddelerine herhangi bir çekince koyması durumunda, Genel Sekreter, bu Sözleşmeye taraf olan ya da olabilecek tüm Devletlere çekince metnini duyurur. Çekinceye karşı çıkan herhangi bir Devlet, sözü edilen duyuru tarihinden başlayarak doksan günlük bir süre içinde (ya da kendisinin bu Sözleşmeye taraf olduğu tarihte) Genel Sekretere bu çekinceyi kabul etmediğini bildirebilir. Böyle bir durumda, bu Devletle çekince koyan Devlet arasında Sözleşme yürürlüğe girmeyecektir.

Madde 8
  1.  Herhangi bir Sözleşmeci Devlet, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yazılı bir bildirimde bulunarak bu Sözleşmeyi bozabilir. Sözleşmenin bozulması, bildirimin Genel Sekreter tarafından alınış tarihinden bir yıl sonra geçerli olacaktır.
  2.  Bu Sözleşme, bozulmalar nedeniyle tarafların sayısının altının altına düştüğü tarihten başlayarak yürürlükten kalkacaktır.
Madde 9

Bu Sözleşmenin yorumu ya da uygulanmasına ilişkin olarak iki ya da daha çok Sözleşmeci Devlet arasında doğan ve görüşmelerle çözümlenemeyen herhangi bir anlaşmazlık, bu anlaşmazlığa taraf olanlardan birinin istemi üzerine, başka bir çözüm yoluna başvurulmazsa Uluslararası Adalet Divanına sunulur.

Madde 10

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, aşağıdaki hususları Birleşmiş Milletlerin tüm üyelerine ve bu Sözleşmenin 4. maddesinin 1. fıkrasında sözü edilen üye olmayan bütün Devletlere bildirecektir.

  1.  4. madde uyarınca alınan imzaları ve onay belgelerini,
  2.  5. madde uyarınca alınan katılma belgelerini,
  3.  6. madde uyarınca bu Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihini,
  4.  7. madde uyarınca alınan duyuru ve bildirimleri,
  5.  8. maddenin 1. fıkrası uyarınca Sözleşmenin yürürlükten kalkması,
  6.  8. maddenin 2. fıkrası uyarınca yürürlükten kalkma.
Madde 11
  1.  Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinleri aynı ölçüde geçerli olan bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler arşivine verilecektir.
  2.  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Birleşmiş Milletlerin tüm Üyelerine ve 4. maddenin 1. fıkrasında sözü edilen, Üye olmayan Devletlere bu Sözleşmenin onaylı bir kopyasını gönderecektir.

Hükümetlerince yeterli ölçüde yetkili kılınmış olan aşağıdaki imza sahipleri New York’ta imzaya açılan bu Sözleşmeyi otuz bir Mart bindokuzyüzelliüç tarihinde imzalamışlardır.

Dünya Kadın Konferansı Pekin Deklarasyonu

0

Dünya Kadın Konferansı Pekin Deklarasyonu

  1. Biz, Dördüncü Dünya Kadın Konferansına katılan Hükumetler,
  2.  Birleşmiş Milletlerin kuruluşunun 50. yıldönümü olan Eylül 1995 tarihinde Pekin’de toplanarak,
  3. Bütün insanlığın yararı için her yerdeki bütün kadınlar adına eşitlik, kalkınma ve barış hedeflerini ileri götürmeye kararlı olarak,
  4. Her yerdeki bütün kadınların sesine kulak veren ve kadınların, rollerinin ve koşullarının farklılığını dikkate alan, dünya gençliğinde var olan umuttan güç alan ve bu yolu açan kadınları saygıyla anarak,
  5. Son on yılda kadınların statüsünde bazı önemli konularda ilerleme kaydedildiğini ama gelişmenin eşit olmadığını, kadınla erkek arasındaki eşitsizliğin devam ettiğini ve bütün insanların iyiliği için ciddi sonuçlar doğurabilecek başlıca engellerin varlığını sürdürdüğünü kabul ederek,
  6.  Dünyadaki insanların çoğunluğunun özellikle de kadın ve çocukların hayatını etkileyen, kökeni hem ulusal hem de uluslararası alanlarda bulunan, artan yoksulluğun bu durumu şiddetlendirdiğini de kabul ederek,
  7.  Kendimizi koşulsuz olarak bu sınırlama ve engelleri kaldırmaya ve böylece bütün dünyadaki kadınların ilerlemesini ve güçlendirilmesini artırmaya adadık ve bunun, şimdi ve bizi gelecek yüzyıla taşıması için, kararlılık, ümit, işbirliği ve dayanışma ruhuyla acil eylem gerektirdiğini kabul ederek,

Aşağıdaki taahhütlerimizi yineliyoruz:

Kadın ve erkeklerin eşit haklarına ve doğuştan değerli olduklarına ve Birleşmiş Milletler Kuruluş Yasasında kabul edilen diğer karar ve ilkelere, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ve diğer uluslararası İnsan Hakları Belgeleri’ne, özellikle Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne, Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması Deklarasyonu ve Kalkınma Hakkı Bildirgesi’ne bağlılığımızı;

  1. Bütün insan haklarının ve temel özgürlüklerin vazgeçilemez, ayrılamaz ve bölünemez bir parçası olarak kadınların ve kız çocuklarının insan haklarının tam uygulanmasını güvence altına almayı;
  2. Eşitlik, kalkınma ve barışa ulaşmak amacıyla düzenlenen daha önceki Birleşmiş Milletler konferans ve zirvelerinde –1985’de Nairobi’de kadın konusunda, 1990’da New York’ta çocuklar konusunda, 1992’de Rio de Janeiro’da çevre ve kalkınma konusunda, 1993’de Viyana’da insan hakları konusunda, 1994’te Kahire’de nüfus ve kalkınma konusunda ve 1995’te Kopenhag’da sosyal kalkınma konusunda– elde edilen görüş birliği ve ilerlemeyi temel almayı;
  3. Kadının İlerlemesi için Nairobi İleriye Yönelik Stratejilerinin tam ve etkili bir şekilde uygulanmasını başarmayı;
  4.  Düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlüğü dahil kadınların güçlendirilmesi ve ilerlemesini ve böylece bireysel olarak ya da toplumda diğerleriyle birlikte kadın ve erkeklerin manevi, ahlaki, ruhsal ve zihinsel ihtiyaçlarına katkıda bulunmayı ve bu yolla onlara toplumdaki tüm potansiyellerinin farkına varmaları ve kendi hayatlarını, kendi arzularına göre biçimlendirmeleri fırsatını garanti etmeyi taahhüt ediyoruz.
İnanıyoruz ki :

  Kadınların güçlendirilmesi ve karar vermeyle yetkiye ulaşma sürecine katılmaları dahil, eşitlik anlayışıyla toplumun bütün alanlarına tam katılmaları eşitlik, kalkınma ve barışın sağlanması için temel koşuldur;

  1. Kadın hakları, insan haklarıdır;
  2. Eşit haklar, fırsatlar ve kaynaklara eşit ulaşım, aile sorumluluklarının kadın ve erkek tarafından eşit paylaşılması ve aralarında uyumlu bir ortaklık bulunması, kendilerinin ve ailelerinin iyiliği kadar demokrasinin sağlamlaşması için de çok önemlidir.
  3. Sürekli ekonomik büyüme, sosyal kalkınma, çevresel koruma ve sosyal adalete dayalı olarak yoksulluğun yok edilmesi, kadınların ekonomik ve sosyal kalkınmaya dahil edilmesini, eşit fırsatları, insan merkezli sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştiricileri ve yararlanıcıları olarak kadınların ve erkeklerin tam ve eşit katılımını gerektirmektedir;
  4.  Kadınların, sağlıklarının bütün yönlerini, özellikle doğurganlıklarını kontrol etme haklarının açıkça tanınması ve onaylanması kadınların güçlendirilmesinin temelidir;
  5. Yerel, ulusal, bölgesel ve küresel barış, ulaşılabilir bir durumdur, ve liderlikte, anlaşmazlıkların çözümünde ve bütün düzeylerde uzun ömürlü barışın yaygınlaşmasında temel güç olan kadınların ilerleyişiyle ayrılmaz bir biçimde bağlantılıdır;
  6.  Kadınların güçlenmesini ve ilerlemesini her düzeyde sağlayacak kalkınma politika ve programlarının dahil olduğu, etkili, verimli ve karşılıklı takviye edici, toplumsal cinsiyete duyarlı politika ve programları kadınların tam katılımıyla düzenlemek, uygulamak ve izlemek çok önemlidir;
  7. Sivil toplumun bütün üyelerinin, özellikle kadın gruplarının, ağlarının ve diğer hükümet dışı kuruluşların ve toplumsal aktörlerin özerkliklerini koruyarak ve Hükümetlerle işbirliği yaparak katılım ve katkıda bulunmaları, Eylem Platformu’nun etkili uygulanması ve takibi için önem taşımaktadır;
  8.  Eylem Platformu’nun uygulanması, Hükümetlerin ve uluslararası topluluğun kesin kararlılığını gerektirmektedir. Hükümetler ve uluslararası topluluk Eylem için Konferansta karar verilenler dahil ulusal ve uluslararası taahhütlerde bulunarak, kadınların güçlendirilmesi ve ilerlemesi için bir an önce harekete geçmek gerektiğini kabul etmişlerdir.
Şu konularda kararlıyız :

 Kadının ilerlemesi için Nairobi İleriye Yönelik Stratejilerinin hedeflerini, bu yüzyılın sonuna kadar gerçekleştirmek için çaba ve eylemleri yoğunlaştırmaya;

  1.  Kadınların ve kız çocuklarının bütün insan haklarını temel özgürlükleri tam olarak kullanmalarını sağlamaya ve bu hak ve özgürlüklerin ihlaline karşı etkili önlemler almaya;
  2.  Kadınlara ve kız çocuklarına karşı her tür ayrımcılığı ortadan kaldırmak için bütün gerekli önlemleri almaya ve toplumsal cinsiyet eşitliğiyle kadınların ilerlemesi ve güçlendirilmesi önündeki bütün engelleri ortadan kaldırmaya;
  3.  Erkekleri, eşitliğe yönelik bütün faaliyetlere tam katılımda bulunmaya teşvik etmeye;
  4. İstihdam dahil kadınların ekonomik bağımsızlığını yaygınlaştırmaya ve ekonomik yapıda değişiklikler yapma ve kalkınmanın vazgeçilmez elemanı olan kırsal bölgedekiler dahil bütün kadınların üretim kaynaklarına, fırsatlara ve toplumsal hizmetlere eşit ulaşmasını sağlama yoluyla yoksulluğun yapısal nedenlerine inerek kadınların üzerindeki devamlı ve artan yoksulluk yükünü yoketmeye;
  5. Temel eğitimin, ömür boyu eğitimin, okur yazarlığın ve öğretimin ve kızlarla kadınlar için birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlanması yoluyla sürekli ekonomik büyümenin dahil olduğu, insanı merkez alan sürdürülebilir kalkınmayı yaygınlaştırmaya;
  6.  Kadınların ilerlemesi için barışı güvence altına alacak olumlu adımlar atmaya ve kadınların barış hareketinde oynadığı öncü rolü bilerek, kesin ve etkili uluslararası kontrolü kullanarak genel ve tam bir silahsızlanma için etkin bir şekilde çalışmaya ve gecikmeden, nükleer silahsızlanma ile bütün nükleer silahların çoğalmasını önlemeye katkıda bulunacak, evrensel, çok taraflı, etkin bir şekilde gerçekleştirilecek ve kapsamlı bir nükleer denemeleri yasaklama antlaşmasıyla sonuçlanacak görüşmeleri desteklemeye;
  7.  Kadınlara ve kız  çocuklarına  yönelik her türden şiddeti önlemeye ve ortadan kaldırmaya;
  8. Eğitimde ve sağlık hizmetlerinde kadınlarla erkeklere eşit davranılmasını ve bunlara eşit ulaşmalarını güvence altına almaya ve eğitim kadar kadının cinsel sağlığını ve üreme sağlığını artırmaya;
  9.  Kadınların ve kız çocuklarının  insan haklarını yaygınlaştırmaya ve korumaya;
  10. Irk, yaş, dil, etnik köken, kültür, din veya özürlü olmak gibi nedenlerle veya yerli halktan oldukları için güçlenme ve ilerlemede çeşitli engellerle karşılaşan bütün kadınların ve kız çocuklarının  bütün insan haklarını ve temel özgürlükleri eşit kullanmalarını sağlayacak çabaları artırmaya;
  11. Özellikle kadınları ve kız çocuklarını korumak için insani hukukun dahil olduğu, uluslararası hukuka saygıyı temin etmeye;
  12. Her yaştaki kadınların ve kız çocuklarının tam potansiyelini geliştirmeye ve herkes için daha iyi bir dünya oluşturmaya tam ve eşit katılımlarını sağlamaya ve kalkınma sürecindeki rollerini zenginleştirmeye;
  13.  Kadınların ve kız  çocuklarının ilerlemesini ve güçlendirilmesini artıracak bir araç olarak, kadınların, toprak, kredi, bilim ve teknoloji, mesleki eğitim, bilgi, iletişim ve pazarlar dahil ekonomik kaynaklara eşit ulaşmalarını sağlayacak ve uluslararası işbirliği yoluyla bu kaynaklara eşit ulaşmanın yararlarını kullanacak şekilde kapasitelerini geliştirmeye kararlıyız.
  14.  Hükümetlerin, uluslararası örgütlerin ve her düzeyden kurumların kesin kararlığını gerektirecek olan Eylem Platformu’nun başarıya ulaşmasını sağlayacağız. Ekonomik kalkınma, sosyal kalkınma ve çevrenin korunmasının, bütün insanların hayat standardını yükseltme çabalarımızın çerçevesini oluşturan sürdürülebilir kalkınma kavramının birbirine bağlı ve karşılıklı olarak birbirini destekleyen unsurları olduğuna derinden inanıyoruz. Çevresel kaynakların sürdürülebilir kullanımı için yoksulların, özellikle yoksullukla içiçe yaşayan kadınların güçlendirilmesine yönelik hakkaniyetli bir sosyal kalkınma, sürdürülebilir kalkınma için gerekli bir dayanaktır. Ayrıca sürdürülebilir kalkınma bağlamındaki geniş tabanlı ve sürekli ekonomik büyümenin, sosyal kalkınma ve sosyal adaleti sürekli kılmak için gerekli olduğunu kabul ediyoruz. Eylem Platformu’nun başarısı, bütün bunlara ek olarak bütün uygun mali mekanizmalardan gelişmekte olan ülkelere kadınların ilerlemesine yönelik çok taraflı, iki taraflı ve özel kaynaklar dahil, yeni ve ek kaynakların sağlanması kadar, ulusal ve uluslararası düzeylerde kaynakların yeterli ölçüde harekete geçirilmesini; ulusal, alt bölgesel, bölgesel ve uluslararası kuruluşların kapasitesini güçlendirmek için mali kaynakları; eşit haklara, eşit sorumluluklara, eşit fırsatlara bağlılığı ve bütün ulusal, bölgesel ve uluslararası oluşumlara ve politika oluşturma süreçlerine kadınların ve erkeklerin eşit katılımını taahhüt etmeyi; her düzeydeki mekanizmaları dünya kadınlarının da sorumluluğunu üstlenecek şekilde oluşturmayı veya güçlendirmeyi gerektirecektir.
  15. Eylem Platformu’nun ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelerde de başarılı olması için uluslararası işbirliği ve yardımın sürekli olması sağlanmalıdır.
  16. Biz, Hükümetler olarak cinsiyete dayalı bir bakış açısının bütün politika ve programlarımızda yansıtılacağını garanti ederek bu Eylem Platformunu uygulamayı kabul ve taahhüt ediyoruz. Birleşmiş Milletler sistemini, bölgesel ve uluslararası mali kuruluşları, diğer ilgili bölgesel ve uluslararası kuruluşları ve bütün kadınları ve erkekleri, hükümet dışı kuruluşları, özerkliklerine tamamıyla saygı duyarak, ve sivil toplumun bütün sektörlerini, Hükümetlerle işbirliği yaparak kendilerini tamamen bu Eylem Platformu’nun uygulanmasına adamaya ve katkıda bulunmaya davet ediyoruz.

Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge

0
Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge

Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge özel olarak kadına yönelik şiddeti düzenleyen belgelerden biridir. Bildirge, 20 Aralık 1993 tarihinde oylamaya başvurulmaksızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilmiştir.  Bildirge, 1979 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin (CEDAW) etkin olarak uygulanmasının kadınlara yönelik şiddetin önlenmesine katkıda bulunması ve bu sürecin güçlendirilerek tamamlanması amacıyla kabul edilmiştir.

Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge

Bildirgede, kadınlara yönelik şiddetin, kadınların haklarının ve temel özgürlüklerinin ihlalini oluşturduğu, bu hak ve özgürlüklerini kullanmalarını zedelediği veya geçersiz kıldığı belirtilmektedir. Ayrıca; azınlık gruplarına mensup kadınların, yerli topluluklara mensup kadınların, mülteci kadınların, göçmen kadınların, kırsal veya merkezden uzak topluluklarda yaşayan kadınların, muhtaç kadınların, kurumlardaki veya gözlem altındaki kadınların, kız çocuklarının, engelli kadınların, yaşlı kadınların ve silahlı çatışma durumlarındaki kadınların şiddete özellikle maruz kalma riski altında bulundukları kayıt altına alınmıştır.

Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirgenin Amacı

Bildirge ile; dayak ve hırpalama, ev halkına dahil olan kız çocuklarının cinsel suistimali, drahoma (kadının ailesinin evlenirken erkeğin ailesine verdiği para, çeyiz benzeri uygulama) bağlantılı şiddet, evlilik içi tecavüz, kadınların genital sakatlanması (genital mutilation) veya kadına zarar veren diğer geleneksel uygulamalar, eş haricinde (ev halkına dâhil) kişilerce uygulanan şiddet, sömürüyle bağlantılı şiddet dâhil olmak üzere aile içinde meydana gelen fiziksel, cinsel veya psikolojik şiddet yasaklanmıştır.  Şiddetin tanımı yapılmış; tecavüz, cinsel suistimal, iş yerinde, eğitim kurumlarında veya diğer yerlerde meydana gelen cinsel taciz ve sindirme, kadın ticareti ve fahişeliğe zorlama dahil olmak üzere genel olarak toplum içinde meydana gelen şiddet; nerede olursa olsun devlet tarafından işlenen veya göz yumulan fiziksel, cinsel veya psikolojik şiddet türlerindeki tüm şiddet içeren hareketlerin önlenmesi amaçlanmıştır.

Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge ile kadınların; yaşama hakkı, eşitlik hakkı, özgürlük ve kişi güvenliği hakkı, kanun önünde eşitlik hakkı, tüm ayrımcılık biçimlerinden azade olma hakkı, ulaşılabilecek en yüksek fiziksel ve ruhsal sağlık standardı hakkı, adil ve elverişli çalışma koşulları hakkı, işkence veya diğer zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezalandırmaya maruz bırakılmama hakkı tekrar edilmiştir.

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge
Genel Kurul,
Tüm insanların eşitliği, güvenliği, hürriyeti, bütünlüğü ve onuruna ilişkin hakların ve ilkelerin kadınlara evrensel olarak uygulanmasına acilen ihtiyaç olduğunu kabul ederek,
Bu hakların ve ilkelerin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi ve İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme dahil olmak üzere uluslararası belgelerde korunduğuna işaret ederek,
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin etkin olarak uygulanmasının kadınlara yönelik şiddetin önlenmesine katkıda bulunacağını ve bu kararda beyan edilen Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair
Bildirge’nin bu süreci güçlendireceği ve tamamlayacağını kabul ederek,
Kadınlara yönelik şiddetin, bununla mücadele etmek için bir dizi tedbirin önerildiği Kadının İlerlemesi için Nairobi İleriye Dönük Stratejiler’de kabul edildiği gibi eşitliğe, gelişmeye ve barışa ve Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin tam olarak uygulanmasına engel olduğundan kaygı duyarak,
Kadınlara yönelik şiddetin, kadınların haklarının ve temel özgürlüklerinin ihlalini oluşturduğunu ve bu hak ve özgürlüklerini kullanmalarını zedelediğini veya geçersiz kıldığını teyit ederek ve kadınlara yönelik şiddet konusunda bu hak ve özgürlükleri koruma ve teşvik etmedeki öteden beri süregelen başarısızlıktan kaygı duyarak,
Kadınlara yönelik şiddetin, erkeklerin kadınların üzerinde egemenlik kurmalarına ve onlara karşı ayrımcılık yapmalarına ve kadınların azami derecede ilerlemelerine engel olmasına yol açan, kadınlar ve erkekler arasındaki tarihten gelen eşit olmayan güç ilişkisinin bir tezahürü olduğunu ve kadınlara yönelik şiddetin, kadınları erkeklerle karşılaştırıldığında ikincil konuma zorlayan can alıcı sosyal mekanizmalardan biri olduğunu kabul ederek,
Azınlık gruplarına mensup kadınlar, yerli topluluklara mensup kadınlar, mülteci kadınlar, göçmen kadınlar, kırsal veya merkezden uzak topluluklarda yaşayan kadınlar, muhtaç kadınlar, kurumlardaki veya gözlem altındaki kadınlar, kız çocuklar, engelli kadınlar, yaşlı kadınlar ve silahlı çatışma durumlarındaki kadınlar gibi bazı kadın gruplarının şiddete özellikle maruz kalma riski altında bulunduklarından kaygı duyarak,
Ekonomik ve Sosyal Konsey’in 24 Mayıs 1990 tarihli 1990/15 kararındaki Ek’in 23. paragrafındaki, kadınlara yönelik aile içindeki ve toplumdaki şiddetin yaygın olduğunun ve gelir, sınıf ve kültür farkı gözetmediğinin kabulünün, bu şiddetin önlenmesi için acil ve etkin adımlarla tamamlanması gerektiği sonucunu hatırlatarak,
Ekonomik ve Sosyal Konsey’in, sarih olarak kadınlara yönelik şiddet sorununa ilişkin bir uluslararası belge için çerçeve çalışmasının geliştirilmesini tavsiye ettiği 30 Mayıs 1991 tarihli 1991/18 kararını da hatırlatarak,
Kadın hareketlerinin, kadınlara yönelik şiddet probleminin doğasına, şiddetine ve büyüklüğüne giderek artan bir dikkat çekmekte oynadıkları rolü memnuniyetle karşılayarak,
Kadınlar için toplumda hukuksal, sosyal, siyasal ve ekonomik eşitliği kazanma fırsatlarının, başka sebeplerin yanısıra, devamlı ve sürekli şiddet sebebiyle kısıtlı olması karşısında endişelenerek,
Yukarıdakilerin ışığında, kadınlara yönelik şiddetin açık ve kapsayıcı bir tanımına, kadınlara yönelik şiddetin her biçiminin önlenmesinin temin edilmesi için uygulanacak hakların açık bir beyanına, sorumlulukları bakımından devletlerin taahhüdüne ve kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi için genel olarak uluslararası topluluğun taahhüdüne ihtiyaç olduğuna kani olarak,
Aşağıdaki Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge’yi resmen ilan eder ve herkes tarafından bilinmesi ve saygı gösterilmesi için her çabanın gösterilmesini teşvik eder:
Madde 1
Bu Bildirge’nin amaçları bakımından kadınlara yönelik, şiddet ister kamusal ister özel hayatta olsun bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya özgürlükten keyfi olarak yoksun bırakma dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar veya acı verme sonucu doğuran veya bu sonucu doğurması muhtemel olan, cinsiyete dayalı her türlü şiddet eylemi anlamına gelir.
Madde 2

Kadınlara yönelik şiddetin, bunlarla sınırlı olmaksızın aşağıdakileri içerir biçimde anlaşılması gerekir:

(a) Dayak ve hırpalama, ev halkına dahil olan kız çocuklarının cinsel suistimali, drahoma bağlantılı şiddet, evlilik içi tecavüz, kadın cinsel organını sakatlama veya kadına zarar veren diğer geleneksel uygulamalar, eş haricinde (ev halkına dahil) kişilerce
uygulanan şiddet, sömürüyle bağlantılı şiddet dahil olmak üzere aile içinde meydana gelen fiziksel, cinsel veya psikolojik şiddet;
(b) Tecavüz, cinsel suistimal, iş yerinde, eğitim kurumlarında veya diğer yerlerde kadınlara karşı şiddet meydana gelen cinsel taciz ve sindirme, kadın ticareti ve fahişeliğe zorlama dahil olmak üzere genel olarak toplum içinde meydana gelen şiddet;
(c) Nerede olursa olsun devlet tarafından işlenen veya göz yumulan fiziksel, cinsel veya psikolojik şiddet.
Madde 3
Kadınların siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya herhangi başka bir alanda tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden eşit olarak yararlanma ve bunların eşit koruması altında olma hakları vardır. Bu haklar diğerlerinin yanı sıra şunları kapsar:
(a) Yaşama hakkı;
(b) Eşitlik hakkı;
(c) Özgürlük ve kişi güvenliği hakkı;
(d) Kanun önünde eşitlik hakkı;
(e) Tüm ayrımcılık biçimlerinden azade olma hakkı;
(f) Ulaşılabilecek en yüksek fiziksel ve ruhsal sağlık standardı hakkı;
(g) Adil ve elverişli çalışma koşulları hakkı;
(h) İşkence veya diğer zalimce, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezalandırmaya maruz bırakılmama hakkı.
Madde 4
Devletler kadınlara yönelik şiddeti kınamalı ve önlenmesine yönelik yükümlülüklerinden kaçınmak için hiçbir adeti, geleneği veya dinsel düşünceyi ileri sürmemelidir.
Devletler tüm uygun yolları kullanarak ve gecikmeksizin kadınlara yönelik şiddeti önlemeye yönelik bir politika izlemek zorundadır ve bu amaca yönelik olarak:
(a) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni, henüz yapmamışlarsa onaylamayı veya buna katılmayı veya bu Sözleşme’ye koydukları çekinceleri geri almayı gündeme almalıdırlar;
(b) Kadınlara yönelik şiddet uygulamaktan kaçınmalıdırlar;
(c) Gerek Devlet tarafından gerekse özel kişiler tarafından işlenen kadınlara yönelik şiddet eylemlerini önleme, soruşturma ve ulusal mevzuatı uyarınca cezalandırma konusunda gereken özeni göstermelidirler;
(d) Şiddete maruz kalmış kadınlara verilen zararları cezalandırmak ve tazmin etmek için ulusal hukuk vasıtasıyla cezai, hukuki, idari ve çalışma alanında yaptırımlar geliştirmelidirler; şiddete maruz kalmış kadınlara adalet mekanizmalarına başvuru imkânı ve uğradıkları zararın ulusal hukuk uyarınca adil ve etkin biçimde tazmin edilmesi sağlanmalıdır; devletler bu mekanizmalara başvurarak arayabilecekleri hakları konusunda kadınları bilgilendirmelidirler;
(e) Sivil toplum kuruluşlarınca, özellikle de kadınlara yönelik şiddet meselesi ile ilgilenenlerince sağlanabilecek işbirliği uygun olduğunca göz önünde bulundurularak, kadınların her türlü şiddete karşı korunmalarına yönelik ulusal eylem planları hazırlanması veya halihazırda var olan planlara bu amaca yönelik hükümlerin dahil edilmesi olanağını dikkate almalıdırlar;
(f) Kadınların şiddetin herhangi bir türüne maruz kalmamalarını teşvik eden önleyici yaklaşımları ve hukuki, idari, kültürel ve siyasi tedbirleri kapsayıcı şekilde geliştirmeli ve kadınların, cinsiyet farklılıklarına duyarsız kanunlar, adli ve kolluk uygulamaları
veya diğer müdahaleler sebebiyle yeniden mağdur haline gelmemelerini sağlamalıdırlar;
(g) Mevcut kaynaklarının ışığında mümkün olan azami derecede ve gerektiğinde uluslararası işbirliği çerçevesinde, şiddete maruz kalmış kadınların ve uygun olduğunda çocuklarının destek yapılarının yanı sıra, rehabilitasyon, çocuk bakımında yardım, tedavi, danışmanlık ve sağlık ve sosyal hizmetler, kolaylıklar ve programlar gibi, uzmanlaşmış yardım almalarını sağlamaya çalışmalı ve onların güvenliğini ve fiziksel ve psikolojik rehabilitasyonlarını sağlayıcı diğer her türlü uygun tedbiri almalıdırlar;
(h) Hükümet bütçelerinde, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin faaliyetleri için yeterli kaynaklara yer vermelidirler;
(i) Kadınlara yönelik şiddeti önleyecek, soruşturacak ve cezalandıracak politikaları uygulamaktan sorumlu kamu yetkililerinin ve kolluk ve yargı görevlilerinin; kadınların ihtiyaçlarına duyarlı olmaları için eğitim almalarının sağlanması için önlemler almalıdırlar;
(j) Kadın ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış biçimlerini değiştirmek ve cinslerden birinin üstünlüğü veya aşağı olması fikrine ve kadın ve erkekler için basmakalıp rollere dayanan önyargıları, geleneksel uygulamaları ve tüm diğer uygulamaları silmek üzere, özellikle eğitim alanında tüm uygun tedbirleri almalıdırlar;
(k) Özellikle aile içi şiddet üzerine, kadınlara yönelik şiddetin değişik türlerinin yaygınlığına ilişkin araştırmaları özendirmeli, veri toplamalı, istatistikler çıkarmalı ve kadınlara yönelik şiddetin sebepleri, niteliği, ciddiyeti ve sonuçları üzerine ve kadınlara
yönelik şiddetin önlenmesi ve tazmin edilmesi için uygulanan önlemlerin ne kadar etkili olduğu üzerine araştırmaları teşvik etmelidirler; bu istatistikler ve araştırmaların bulguları kamuya açıklanacaktır;
(l) Şiddete özellikle maruz kalma tehlikesi altında olan kadınlara yönelik şiddeti önlemeyi hedefleyen tedbirleri almalıdırlar;
(m) İlgili Birleşmiş Milletler insan hakları sözleşmelerince sunmaları gereken raporlarına kadınlara yönelik şiddet hakkında bilgileri ve bu Bildirge’yi uygulamak için alınan önlemleri de dahil etmelidirler;
(n) Bu Bildirge’de belirlenen ilkelerin uygulanmasına yardımcı olmak için uygun rehber ilkelerin geliştirilmesini teşvik etmelidirler;
(o) Kadın hareketinin ve tüm dünyadaki sivil toplum kuruluşlarının kadınlara yönelik şiddet konusunda bilinçlendirme ve sorunu hafifletmedeki önemli rolünü tanımalıdırlar;
(p) Kadın hareketinin ve sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını kolaylaştırmalı ve güçlendirmelidirler ve onlarla yerel, ulusal ve bölgesel düzeylerde işbirliği yapmalıdırlar;
(q) Üyesi oldukları hükümetler arası bölgesel örgütlerin, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesini uygun olduğunca programlarına dahil etmesini teşvik etmelidirler.
Madde 5
Her biri kendi görev alanları içinde olmak üzere, Birleşmiş Milletler sisteminin organları ve uzmanlaşmış kurumları bu Bildirge’de belirtilen hakların ve ilkelerin tanınmasına ve gerçekleştirilmesine katkıda bulunmalıdırlar ve bu amaca yönelik olarak, diğerlerinin yanı sıra:
(a) Şiddete karşı mücadele etmek için bölgesel stratejiler belirlemek, deneyim alışverişinde bulunmak ve kadınlara yönelik şiddeti önlemeye yönelik programların masraflarını karşılamak amacıyla uluslararası ve bölgesel işbirliğini güçlendirmelidirler;
(b) Kadınlara yönelik şiddet konusunda tüm kişilerin dikkatini çekmek ve bilinçlendirmek amacıyla toplantı ve seminerlerin düzenlenmesi özendirmelidirler;
(c) Kadınlara yönelik şiddet konusuna etkin olarak hitap etmeleri için andlaşmalarla kurulmuş insan hakları birimlerinin arasında, Birleşmiş Milletler sistemi içinde eşgüdümü ve alışverişi güçlendirmelidirler;
(d) Birleşmiş Milletler sisteminin örgütleri ve birimleri tarafından, dünyadaki sosyal durum üzerine hazırlanan periyodik raporlar; benzeri sosyal eğilim ve sorunlara ilişkin analizlere, kadınlara yönelik şiddetteki eğilimlerin incelenmesini dahil etmelidirler;
(e) Devam eden programlara, bilhassa şiddete özellikle maruz kalma tehlikesi altında olan kadınlara ilişkin olarak; kadınlara yönelik şiddet konusunu dahil etmeleri için Birleşmiş Milletler sisteminin örgütleri ve birimleri arasında eşgüdümü teşvik etmelidirler;
(f) Kadınlara yönelik şiddete ilişkin olarak, bu Bildirge’de değinilen önlemleri göz önüne alan rehber ilkelerin ve kılavuzların hazırlanmasını özendirmelidirler;
(g) İnsan hakları belgelerinin uygulanmasına ilişkin görevlerinin yerine getirilmesinde, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi sorununu uygun olduğunca göz önünde tutmalıdırlar;
(h) Kadınlara yönelik şiddet sorununa hitap etmede sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapmalıdırlar.
Madde 6
Bu Bildirge’deki hiçbir şey, bir Devlet’in kanunlarında ya da bir Devlet’te yürürlükte bulunan uluslararası andlaşma veya diğer belgede olabilecek kadınlara yönelik şiddetin önlenmesinde daha yararlı herhangi bir hükmü etkilemeyecektir.

Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi, Cezalandırılması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin İnter-Amerika Sözleşmesi

0

Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi, Cezalandırılması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin İnter-Amerika Sözleşmesi 9 Haziran 1994  tarihinde Brezilya’nın Belém do Pará şehrinde imzalanmıştır. (Inter-American Convention on the Prevention, Punishment, and Eradication of Violence against Women-Convention of Belém do Pará)

Amerikan Devletleri Örgütü‘nün, Amerikalararası Kadın Komisyonu (CIM) tarafından 9 Haziran 1994’te Brezilya’nın Belém do Pará kentinde düzenlenen konferansta kabul edilen bir insan hakları sözleşmesidir. Kadınlara yönelik her türlü şiddet ve özellikle cinsel şiddet suç sayılmıştır. Yasal olarak bağlayıcı bir uluslararası bir sözleşmedir ve “Belém do Pará Sözleşmesi” ya da Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi, Cezalandırılması ve Ortadan Kaldırılması Hakkında Amerikalararası Sözleşme” olarak da bilinmektedir. 

Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin 17 Aralık 1999 tarihli ve Birleşmiş Milletle Genel Kurulu’nun A/RES/54/134 sayılı kararında atıf yapılan belgelerdendir. 

Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi, Cezalandırılması ve Ortadan Kaldırılmasına Dair Amerikan Devletleri Sözleşmesi Belém do Pará Sözleşmesi

Önsöz

Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler,

Amerika İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirgesi ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde insan haklarına mutlak saygının kutsallaştırılmış olduğunu ve diğer uluslararası ve bölgesel belgelerde de bunun teyit edilmiş olduğunu kabul ederek;

Kadınlara yönelik şiddetin kadınların insan haklarına ve temel özgürlüklerine ilişkin bir ihlal teşkil ettiğini ve bu hak ve özgürlüklere riayet edilmesini, bunların hayata geçirilmesini ve kullanılmasını zedelediğini veya yok ettiğini teyit ederek;

Kadınlara yönelik şiddetin insan onuruna karşı bir suç ve kadın ile erkek arasında tarihsel olarak var olan eşitsiz güç ilişkilerine dair bir tezahür teşkil ettiğinden kaygı duyarak;

Kadınlara yönelik şiddetin sınıf, ırk veya etnik grup, gelir, kültür, eğitim seviyesi, yaş veya din gözetmeksizin toplumun her kesimine yayıldığını ve toplumu en temelinden sarstığını teyit ederek ve Amerikan Devletleri Kadın Komisyonu’nun Delegeler Meclisi’nin Yirmi Beşinci Oturumu’nda kabul edilmiş olan Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Bildirgesi’ni anımsatarak;

Kadınlara yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasının, kadınların bireysel ve sosyal gelişimi ve toplumun her kesiminden eksiksiz ve eşit bir şekilde katılımı için gerekli olduğuna inanarak ve Amerikan Devletleri Teşkilatı çatısı altında, kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, cezalandırılması ve ortadan kaldırılması için bir sözleşme kabul edilmesinin, kadın haklarının korunması ve kadınlara yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için pozitif bir katkı oluşturacağına inanarak,

Aşağıdaki hükümler üzerinde mutabakata varmışlardır:

I. Bölüm
Tanım ve Kapsam
Madde 1

Bu Sözleşme’nin amaçları doğrultusunda, kadınlara yönelik şiddet, kamusal veya özel alanda, kadınların ölümüne ya da fiziksel, cinsel veya psikolojik olarak zarar görmesine veya ıstırap çekmesine neden olan, cinsiyete dayalı her türlü eylem veya davranış olarak anlaşılacaktır.

Madde 2

Kadınlara karşı şiddet, aşağıda belirtilen durumlarda fiziksel, cinsel ve ruhsal şiddeti içerecek şekilde anlaşılacaktır:

a) Tecavüz, dayak ve cinsel istismarı kapsayan, ancak bunlarla sınırlı kalmayan bu şiddet olayları, fail kadınla aynı evi paylaşıyor olsun ya da olmasın, aile içinde ya da ev içi bir birimde veya kişiler arasındaki başka bir ilişki çerçevesinde gerçekleşen olaylardır;
b) Tecavüz, cinsel istismar, işkence, insan ticareti, fuhuşa zorlama, çocuk kaçırma, iş yerinde ve ayrıca eğitim kurumları, sağlık kuruluşları ve diğer yerlerde cinsel taciz gibi suçları kapsayan ancak bunlarla sınırlı kalmayan bu olaylar, topluluk içinde gerçekleşir ve herhangi bir kişi tarafından işlenir;
c) Bu gibi olaylar, nerede olduğuna bakılmaksızın, devletin ya da görevlilerinin işlediği ya da göz yumduğu olaylardır.

II. Bölüm
Koruma Kapsamındaki Haklar
Madde 3

Her kadının, kamusal veya özel alanda şiddetten uzak bir yaşam sürme hakkı vardır.

Madde 4

Her kadının, bölgesel ve uluslararası insan hakları belgelerinde somut olarak ifade edilmiş olan tüm insan hakları ve özgürlüklerinin tanınması, hayata geçirilmesi, kullanılması ve korunması hakkı vardır. Bu haklar, diğerlerinin yanı sıra, şunları kapsamaktadır:

a) Yaşamına saygı gösterilmesi hakkı;
b) Fiziksel, ruhsal ve manevi bütünlüğüne saygı gösterilmesi hakkı;
c) Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı;
d) İşkenceye uğramama hakkı;
e) İnsan olarak doğuştan sahip olduğu onura saygı gösterilmesi ve ailesinin korunması hakkı;
f) Kanunlar önünde ve kanunlar tarafından eşit olarak korunma hakkı;
g) Hakları ihlal eden eylemlere karşı koruma sağlanması için yetkili bir mahkemeye basit ve hızlı bir şekilde başvurma hakkı;
h) Serbestçe örgütlenme hakkı;
i) Yasalar çerçevesinde dinini ve inançlarını açıkça belirtme hakkı;
j) Ülkesindeki kamu hizmetlerine eşit bir şekilde erişim ve karar alma mekanizmaları da dahil olmak üzere devlet işlerinin yürütülmesine iştirak etme hakkı.

Madde 5

Her kadın, medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını özgür ve tam olarak kullanma hakkına sahiptir ve bölgesel ve uluslararası insan hakları belgelerinde somut olarak ifade edilen bu hakların tam korunması ilkesine istinat edebilir. Taraf Devletler, kadınlara yönelik şiddetin bu hakların kullanımını önlediğini ve yok ettiğini kabul etmektedir.

Madde 6

Her kadının sahip olduğu şiddetten uzak bir yaşam sürme hakkı, diğer şeylerin yanı sıra şunları kapsamaktadır:

a) Kadınların her türlü ayrımcılıktan uzak bir yaşam sürme hakkı ve
b) Kadınların, aşağılık ve ikincillik kavramlarına dayalı sosyal ve kültürel uygulamalardan ve kalıplaşmış davranış biçimlerinden arınmış bir şekilde değerlendirilme ve eğitim alma hakkı.

III. Bölüm
Devletlerin Sorumlulukları
Madde 7

Taraf Devletler, kadınlara karşı yapılan her türlü şiddeti kınar ve uygun tüm araçlarla ve gecikmeksizin bu tür şiddetin önlenmesi, cezalandırılması ve ortadan kaldırılması için politikalar izlemeyi kabul ve aşağıdakileri taahhüt eder:

a) Kadınlara karşı şiddet eylemlerinde ya da uygulamalarında yer almaktan kaçınmak ve makamlarının, memurlarının, personelinin, görevlilerinin ve kurumlarının da bu yükümlülüğe uygun bir şekilde hareket etmesini sağlamak;
b) Kadınlara karşı şiddetin önlenmesi, soruşturulması ve şiddet olaylarına karşı cezaların uygulanması için gereken özeni göstermek;
c) Kadınlara karşı şiddetin önlenmesi, cezalandırılması ve ortadan kaldırılması ve gerekli durumlarda uygun idari önlemleri almak için ihtiyaç duyulabilecek hükümleri ceza hukuku, medeni hukuk, idare hukuku ve diğer iç hukuk hükümlerine dahil etmek;
d) Failin, kadını taciz etmesini, sindirmesini ya da tehdit etmesini veya hayatını ya da bütünlüğünü zedeleyen ya da tehlikeye sokan veya malına zarar veren herhangi bir yola başvurmasını engelleyecek hukuksal önlemleri almak;
e) Mevcut kanunlarda ve yönetmeliklerde değişiklikler yapmak ya da bunları yürürlükten kaldırmak ve kadınlara karşı şiddetin varlığını koruması ve hoşgörülmesini sağlayan hukuksal veya geleneksel uygulamaları değiştirmek amacıyla yasama ile ilgili önlemler de dahil olmak üzere tüm uygun önlemleri almak;
f) Şiddete maruz bırakılan kadınlar için, adil ve etkili hukuksal usuller tesis etmek; bunlar, diğerleri yanında, koruyucu önlemler, davanın zamanında görülmesi ve söz konusu hukuksal usullere etkili biçimde erişimdir.
g) Şiddete maruz bırakılan kadınların, tazmin, telafi veya diğer adilane ve etkili hukuk yollarından yararlanmalarını sağlamak için gerekli tüm hukuksal ve idari mekanizmaları oluşturmak ve
h) Bu Sözleşme’yi uygulayabilmek için gerekli olabilecek yasamaya ilişkin ya da diğer alanlar ile ilgili önlemleri almak.

Madde 8

Taraf Devletler, kademeli olarak, aşağıdaki amaçlara yönelik programları da içeren özel tedbirler almayı kabul etmektedirler:

a) Kadınların şiddetten uzak yaşama hakkı ile kadınların insan haklarına saygı gösterilmesi ve bu hakların korunması hakkının bilinmesini ve buna riayet edilmesini teşvik etmek;
b) Kadının veya erkeğin aşağı veya üstün konumda olduğu görüşüne veya kadın ile erkeğe biçilen ve kadınlara yönelik şiddeti meşru kılan ya da artıran kalıplaşmış rollere dayalı önyargılar, gelenekler ve diğer tüm uygulamalarla mücadele etmek için, eğitim sürecinin tüm aşamalarına uygun olabilecek resmi veya gayri resmi eğitim programlarının geliştirilmesini de içerecek şekilde, kadın ve erkeğin sosyal ve kültürel davranış biçimlerini değiştirmek;
c) Adliye, polis ve diğer kolluk kuvvetlerine mensup olan kişilerin yanı sıra kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi, cezalandırılması ve ortadan kaldırılması için politikalar uygulanmasından sorumlu diğer personelin eğitilmesini teşvik etmek;
d) Şiddete maruz kalmış kadınlara yönelik olarak, kamu ve özel sektör kuruluşları aracılığıyla, sığınma evleri, gereken hallerde rahatsız aile üyeleri için danışma hizmetleri ve durumdan etkilenen çocukların bakımı ve vesayeti gibi özel hizmetler sunmak;
e) Halkın kadınlara yönelik şiddetle ilişkili sorunlara ve çözümlere dair bilinçlendirilmesi için tasarlanmış devlet veya özel sektör eğitimlerini teşvik etmek ve desteklemek;
f) Şiddete maruz kalmış kadınların, kamusal, özel ve sosyal yaşama eksiksiz bir biçimde katılabilmeleri için etkin olabilecek yeniden düzenleme ve eğitim programlarına erişimlerini sağlamak;
g) Kitle iletişim araçlarını, kadınlara yönelik şiddetin her türlü biçimini ortadan kaldırmak için katkıda bulunacak ve kadınların itibarına daha çok saygı gösterilmesini sağlayacak medya prensipleri geliştirmeleri için teşvik etmek;
h) Kadınlara yönelik şiddeti önlemek, cezalandırmak ve ortadan kaldırmak için alınan tedbirlerin etkililiğini değerlendirmek ve gerekli değişiklikleri düzenlemek ve hayata geçirmek için, kadınlara yönelik şiddetin sebepleri, sonuçları ve sıklığıyla ilgili araştırma yapılmasını, istatistik ve konuyla ilgili diğer bilgilerin toplanmasını sağlamak; ve
i) Şiddete maruz kalmış kadınların korunmasını amaçlayan programların hayata geçirilmesini ve fikir ve deneyim alışverişi için uluslararası işbirliğini teşvik etmek.

Madde 9

Taraf Devletler, işbu Bölüm’de yer alan tedbirlere ilişkin olarak, kadınların, diğer şeylerin yanı sıra ırkları, etnik kökenleri ve göçmen, mülteci ya da yerinden edilmiş kişi statüsü sebebiyle şiddete uğrama ihtimalini özel olarak dikkate alacaklardır. Hamile, engelli, küçük, yaşlı, sosyoekonomik açıdan dezavantajlı, silahlı çatışmadan etkilenmiş veya özgürlüğünden yoksun bırakılmış olup da şiddete maruz kalan kadınlara da aynı şekilde ilgi gösterilecektir.

IV. Bölüm
Amerikan Devletleri Koruma Mekanizması
Madde 10

Taraf Devletler, her kadının sahip olduğu şiddetten uzak bir yaşam sürme hakkını korumak için, Amerikan Devletleri Kadın Komisyonu’na sundukları ulusal raporlarda, kadınlara yönelik şiddeti önlemek ve cezalandırmak ve şiddete maruz kalmış kadınlara destek sunmak için aldıkları tedbirlerin yanı sıra, bu tedbirlerin uygulanması sırasında karşılaşılan güçlüklere ve kadınlara yönelik şiddete katkıda bulunan unsurlara ilişkin bilgi verecektir.

Madde 11

Taraf Devletler bu Sözleşme’ye ve Amerikan Devletleri Kadın Komisyonu’na, Sözleşme’nin yorumlanması konusunda Amerikan Devletleri İnsan Hakları Mahkemesi’nden tavsiye niteliğinde görüş bildirmesini talep edebilirler.

Madde 12

Herhangi bir kişi veya kişi topluluğu veya Örgüt’e Üye Devletlerden biri ya da birden fazlası tarafından hukuken tanınmış olan herhangi bir sivil toplum kuruluşu, Amerikan Devletleri İnsan Hakları Komisyonu’na, bir Taraf Devletin bu Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal ettiğine dair bir suçlama veya şikâyet içeren dilekçeler sunabilirler.

Komisyon bu iddiaları, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ve Amerikan Devletleri İnsan Hakları Komisyonu Tüzük ve Yönetmeliklerinde yer alan kural ve usullere uygun olarak inceleyecektir.

V. Bölüm
Genel Hükümler
Madde 13

Bu Sözleşme’nin hiçbir kısmı, Taraf Devletlerin, kadınların haklarına ilişkin olarak eşit veya daha fazla bir koruma ve güvence sunan ve kadınlara yönelik şiddeti önlemeye ve ortadan kaldırmaya yarayan teminatlar getiren iç hukuk kurallarını kısıtlar veya sınırlar bir şekilde anlaşılmayacaktır.

Madde 14

Bu Sözleşme’de yer alan hiçbir şey, bu alanda eşit veya daha fazla bir koruma sunduğu hallerde Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ya da diğer bir uluslararası sözleşmeyi kısıtlar veya sınırlar bir tarzda anlaşılmayacaktır.

Madde 15

Bu Sözleşme, Amerikan Devletleri Örgütü’ne üye olan tüm Devletlerin imzasına açıktır.

Madde 16

Bu Sözleşme onaya tabidir. Onay belgeleri, Amerikan Devletleri Teşkilatı Genel Sekreterliği’ne tevdi edilecektir.

Madde 17

Bu Sözleşme diğer devletler tarafından katılmaya da açıktır. Katılma belgeleri, Amerikan Devletleri Teşkilatı Genel Sekreterliği’ne tevdi edilecektir.

Madde 18

Herhangi bir Devlet, kabul, imza, onay veya katılma esnasında bu Sözleşme’ye çekince koyabilir, ancak bu çekinceler:

a) Sözleşme’nin amacı ve hedefiyle bağdaşır nitelikte olmalı ve
b) Genel bir nitelik taşımamalı ve belirli bir ya da birden fazla hükümle ilgili olmalıdır.

Madde 19

Herhangi bir Taraf Devlet, bu Sözleşme’de değişiklik öngören tekliflerini Amerikan Devletleri Kadın Komisyonu aracılığıyla Genel Kurul’a sunabilir. Değişiklikler, Sözleşme’ye Taraf Devletlerin üçte ikisi tarafından buna ilişkin onaylama belgelerinin tevdi edildiği tarihte değişiklikleri onaylayan devletler açısından yürürlüğe girecektir.

Diğer Taraf Devletlere ilişkin olarak ise değişiklikler, buna ilişkin onaylama belgelerini tevdi ettikleri tarihte yürürlüğe girecektir.

Madde 20

Bir Taraf Devletin, bu Sözleşme’de ele alınan konuların farklı hukuk sistemlerine tabi olduğu iki ya da daha fazla sayıda bölge birimine sahip olması halinde, söz konusu Devlet, imza, onaylama veya katılma tarihinde, bu Sözleşme’nin bölge birimlerinden tümü veya yalnızca biri yahut birkaçı için geçerli olacağını beyan edebilir.

Bu tür bir beyan, Sözleşme’nin uygulanacağı bölge birimini veya birimlerini açıkça belirten müteakip beyanlarla istenildiği zaman değiştirilebilir. Söz konusu bu müteakip beyanlar Amerikan Devletleri Teşkilatı Genel Sekreterliği’ne iletilecek ve iletildiği tarihten otuz gün sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 21

Bu Sözleşme, ikinci onaylama belgesinin tevdi edilmesini izleyen tarihi müteakip otuzuncu günde yürürlüğe girecektir. İkinci onaylama belgesinin tevdiinden sonra Sözleşme’yi onaylamış veya Sözleşme’ye katılmış olan Devletler içinse, söz konusu Devlet’in onaylama veya katılma belgesini tevdi ettiği tarihten otuz gün sonra yürürlüğe girecektir.

Madde 22

Genel Sekreter, bu Sözleşme’nin yürürlüğe girişini Amerikan Devletleri Teşkilatı’na üye tüm devletlere bildirecektir.

Madde 23

Amerikan Devletleri Örgütü Genel Sekreteri, Teşkilat’a Üye Devletlere Sözleşme’nin durumuna ilişkin olarak imzaların, onaylama ve katılma belgelerinin ve beyanların tevdii ve Taraf Devletler tarafından getirilmiş olabilecek ve gerektiğinde bununla ilgili bir rapor eşliğinde sunulabilecek her türlü çekinceyi de içeren yıllık bir rapor sunacaktır.

Madde 24

Bu Sözleşme belirsiz bir süre için yürürlükte kalacaktır, ancak Taraf Devletlerden herhangi biri bu mealde bir belgeyi Amerikan Devletleri Örgütü Genel Sekreterliği’ne tevdi etmek suretiyle sözleşmeyi feshedebilir. Sözleşme, bu fesih belgesinin tevdiinden bir yıl sonra fesih beyanında bulunan Devlet açısından yürürlükten kalkacak, ancak geri kalan Taraf Devletler açısından yürürlüğünü devam ettirecektir.

Madde 25

Bu Sözleşme’nin eşit derecede muteber İngilizce, Fransızca, Portekizce ve İspanyolca metinlerinden oluşan orijinal belgesi Amerikan Devletleri Örgütü Genel Sekreterliği’ne tevdi edilecek, Genel Sekreterlik ise bu belgenin tasdikli bir suretini, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 102. maddesi hükümleri uyarınca kaydedilmesi ve yayımlanması için Birleşmiş Milletler Sekreterliği’ne gönderecektir.

Yukarıdaki hususları tasdiken, ilgili hükümetler tarafından bu konuda usulüne uygun olarak yetkilendirilmiş olan, aşağıdaki imza sahibi murahhaslar, Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi, Cezalandırılması ve Ortadan Kaldırılmasına Dair Amerikan Devletleri Sözleşmesi – “Belém do Pará Sözleşmesi” olarak adlandırılacak olan bu Sözleşme’yi imzalamışlardır.

Bin dokuz yüz doksan dört yılı Haziran ayının dokuzunda Brezilya’nın Belém do Pará şehrinde imzalanmıştır.

Uluslararası PEN Yazarlar Birliği Kadın Hakları Bildirgesi

0

Uluslararası PEN Yazarlar Birliği Kadın Hakları Bildirgesi, 2017 Uluslararası PEN Kongresine katılan tüm merkezlerin oybirliğiyle kabul edilmiştir. Manifesto niteliğindeki bildirge tüm dillere çevrilmiş, Türkçe çevirisi Tarık Günersel tarafından yapılmış ve ayrıca Orta Asya ülkeleriyle paylaşılmıştır. PEN Yazarla Birliği, yayımladığı bildiriyle kadının toplumsal yaşamdaki baskılanan konumuna dikkat çekmiştir.

Uluslararası PEN Yazarlar Birliği Kadın Hakları Bildirgesi

Uluslararası PEN Tüzüğü’-nün ilk ve kurucu ilkesi şudur: “Edebiyat sınır tanımaz.” Buradaki “sınır” sözcüğünü ülke ve toplumlar arası sınırlar ile bağlantılı düşünmek gelenek olmuştur.

Oysa dünyada nice kadın açısından (aslında görece yakın zamana kadar tüm kadınlar açısından) ilk, son ve belki de en güçlü sınır oturduğu evin kapısı olagelmiştir: ana-baba ya da koca evinin kapısı.

Özgürce konuşabilmek, okuma ve yazma hakları için kadınların dolaşma hakkı olmalıdır: Kadın hem somut mekânda hem de toplum hayatı ile kendi zihninde özgürce dolaşabilmelidir. Ne var ki pek az toplum düzeninde tek başına yürüyen bir kadına düşmanca bakılmıyor.

PEN gerek ev duvarları arasında gerekse kamu alanında kadına yönelik tüm şiddet biçimlerinin tehlikeli sansür türlerine yol açtığı görüşündedir. Dünyanın her yerinde kültür, din ve gelenek çoğu kez insan haklarından üstün tutulmakta, kadın ve kızlara zarar vermeye yönelik birer gerekçe sayılmaktadır.

PEN açısından, bir insanı susturmak onun varlığını inkârdır. Bir tür ölümdür. Kadınlar yaratıcılık ile bilgi alanlarında her bakımdan özgürce davranamazsa insanlık eksik ve yoksun kalır.

PEN ŞU ULUSLARARASI İLKELERİ SAVUNUR

1. ŞİDDETSİZLİK

Kadın ve kızlara yönelik her türlü şiddete son vermek -yasal, bedensel, cinsel, psikolojik, sözlü ve dijital olanlar dahil. Kadınlarla kızların kendilerini özgürce ifade edebileceği bir çevre oluşturmak. Cinsiyet temelli her türlü şiddeti kapsamlı araştırın ve ceza ile karşılık görmesini sağlamak. Kurbanlara yardım etmek, tazminat ödemek.

2. GÜVENLİK

Kadın yazar ve gazetecileri korumak. Dünyada ve internet ortamında kadın yazar ve gazetecilere yönelik şiddete karşı çıkmak.

3. EĞİTİM

Eğitimin her düzeyinde cinsiyet ayırımcılığına son vermek. Tüm kadın ve kızların eğitim haklarını gözetmek, okuma yazma haklarını güvenceye almak.

4. EŞİTLİK

Hukukta kadın-erkek eşitliğini sağlamak. Kadınlara karşı her türlü ayırımcılığı kınamak. Tüm insanların
eşitliğini sağlamaya yönelik olarak, kadın yazarların gelişip ilerlemesini desteklemek.

5. ERİŞİM

Yurttaşlık, siyaset, ekonomi ve kültür hakları bakımından kadınların erkeklerle eşitliğini savunmak; medyada ve edebiyatın tüm türlerinde tam ve özgür katılımlarına destek olmak; böylece kamunun saygısına yol açmak.

6. EŞDEĞER

Ekonomide kadın yazarların eşit katılımına destek olmak. Kadın yazar ve gazetecilere erkek meslektaşları ile eşit iş ve eşit gelir olanakları sağlamak.

 

DANIŞMANLAR

Jennifer Clement, Uluslararası PEN Başkanı,

Kätlin Kaldmaa,  Uluslararası PEN Uluslararası Sekreteri,

Margie Orford, Uluslararası PEN YK Üyesi ve Güney Afrika PEN Önceki Başkanı

Joanne Leedom-Ackerman, Uluslararası PEN Başkan Yardımcısı,

Teresa Cadete, Portekiz PEN Başkanı,

Lisa Appignanesi, İngiliz PEN Önceki Başkanı,

Gillian Slovo, İngiliz PEN Önceki Başkanı,

Aline Davidoff, Meksika PEN Önceki Başkanı,

Nina George, Alman PEN YK Üyesi,

Salil Tripathi, Uluslararası PEN Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı

Sarah Lawson, Uluslararası PEN Kadın Yazarlar Komitesi Başkanı,

Ellah Allfrey Caroline Criado Perez, Deanna Rodger, Rebecca Servadio, Kamila Shamsie, Laure Thorel, Gaby Wood, Romana Cacchioli, Sarah Clarke, Josie O’Reilly (Uluslararası PEN)

DESTEKÇİLER

Uluslararası PEN Kadın Yazarlar Komitesi, MIRA, Slovenia, PEN Almanya, PEN Arjantin, PEN Estonya, PEN Finlandiya,PEN Güney Afrika, PEN İsveç, PEN Lübnan, PEN Meksika, PEN Myanmar (Burma),PEN Norveç, PEN Portekiz, PEN Quebec, PEN San Miguel, PEN Sierra Leone, PEN Sydney, PEN Trieste, PEN Türkiye, PEN Zimbabwe

Türkiye’nin önde gelen kadın hakları uzmanlarından Nazan Moroğlu, Pen Yazarlar Derneği Ödül Töreninde

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi

1

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Konferansının 10 Haziran 2019 tarihli 108. oturumunda kabul edilmiştir. Medeni çalışma koşulları öngören 190 No’lu sözleşme, 21 Haziran 2019 tarihinde Cenevre’de resmen ilan edilmiştir.

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, çalışma yaşamında şiddet ve tacizi ilk defa bir insan hakları ihlali olarak tanımlayarak, şiddet ve tacizin kapsayıcı ve geniş bir tanımını yapmaktadır. Sözleşme, mücadeleye yönelik tedbirlere ilişkin somut öneriler getirmekte ve bir rehber niteliği taşmaktadır. Sözleşme, kadınların iş yaşamında yaşadıkları şiddet ve tacize özel vurgu yapmakta, kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi‘nin kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi için yapmış olduğu çalışmalar ILO Sözleşmesi ile çalışma yaşamını kapsayacak şekilde genişletip güçlendirmektedir.

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi ILO' tarafından 2019 yılında kabul edilmiştir.
Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi, ILO’ tarafından 21 Haziran 2019 yılında kabul edilmiştir.

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi 

Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı,

Uluslararası Çalışma Ofisi Yönetim Kurulu’nun daveti üzerine 10 Haziran 2019 tarihinde Cenevre’de yaptığı yüz sekizinci (Yüzüncüyıl) Oturumunda,

Philadelphia Bildirgesi‘nin ırk, inanç ve cinsiyetleri ne olursa olsun, bütün insanların maddi ilerlemelerini ve manevi gelişmelerini, hür ve haysiyetli biçimde, ekonomik güvence altında ve eşit şartlarda sürdürmek hakkına sahip olduklarını teyit ettiğini hatırlatarak, ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün temel Sözleşmelerinin ilgililiğini teyit ederek, ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme,

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Uluslararası Sözleşme, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına dair Uluslararası Sözleşme ve Engellilerin Haklarına ilişkin Sözleşme gibi diğer ilgili uluslararası araçları hatırlatarak, ve

Herkesin toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz de dahil şiddet ve tacizden arınmış çalışma yaşamı hakkının farkında olarak, ve

Çalışma yaşamında şiddet ve tacizin insan hakları ihlali veya istismarı teşkil edebileceğinin, şiddet ve tacizin fırsat eşitliğine yönelik bir tehdit olduğunun, insana yakışır iş anlamında kabul edilemez ve bağdaşmayan olduğunun farkında olarak, ve

Şiddet ve tacizi önlemek için karşılıklı saygı ve insan onuruna dayanan bir çalışma kültürünün öneminin farkında olarak, ve

Üyelerin bu tür davranış ve uygulamaların önlenmesini sağlamak için şiddete ve tacize karşı sıfır toleransın genel ortamını teşvik etme konusunda önemli bir sorumluluğu olduğunu ve çalışma yaşamındaki tüm aktörlerin şiddet ve tacizden kaçınmak, bunları önlemek ve ele almak zorunda olduklarını hatırlatarak, ve

Çalışma yaşamında şiddet ve tacizin bir kişinin psikolojik, fiziksel ve cinsel sağlığını, saygınlığını, aile ve sosyal çevresini etkilediğini kabul ederek, ve

Şiddet ve tacizin ayrıca kamusal ve özel hizmetlerin kalitesini de etkilediğinin ve insanların, özellikle de kadınların, işgücü piyasasına erişimini, işgücü piyasasında kalmasını ve ilerlemesini engelleyebileceğinin farkında olarak, ve

Şiddet ve tacizin sürdürülebilir işletmelerin teşvik edilmesiyle bağdaşmadığını ve işin örgütlenmesi, işyeri ilişkileri, işçi katılımı, işletme itibarı ve verimlilik üzerinde olumsuz etkisinin olduğunu kaydederek, ve

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve tacizin kadın ve kız çocuklarını orantısız şekilde etkilediğini kabul ederek ve toplumsal cinsiyet kalıp yargıları, çoklu ve kesişen ayrımcılık biçimleri ve eşit olmayan toplumsal cinsiyete dayalı güç ilişkileri de dahil temel neden ve risk faktörlerini ele alan kapsayıcı, bütünleşik ve toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşımın çalışma yaşamında şiddet ve tacize son vermek için esas olduğunun farkında olarak, ve

Aile içi şiddetin istihdam, verimlilik, sağlık ve güvenliği etkileyebileceğini ve hükümetlerin, işçi ve işveren örgütlerinin ve işgücü piyasası kuruluşlarının aile içi şiddetin etkilerini tanıma, karşılık verme ve sorgulama konusunda, diğer önlemlerin bir parçası olarak, yardımcı olabileceğini kaydederek, ve

Oturum gündeminin beşinci maddesini oluşturan çalışma yaşamında şiddet ve tacize ilişkin bazı önerileri kabul etmeye karar vererek ve

Bu önerilerin uluslararası bir Sözleşme şeklini almasını belirleyerek, İki bin on dokuz yılı Haziran ayının yirmi birinde Şiddet ve Taciz Sözleşmesi (2019) olarak adlandırılabilecek olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul eder:

Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi – PDF

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

Download

I. TANIMLAR
Madde 1

1. Bu Sözleşme’nin amaçları bakımından:

(a) Çalışma yaşamında “şiddet ve taciz” terimi fiziksel, psikolojik, cinsel veya ekonomik zararı amaçlayan, bunlarla neticelenen veya neticelenmesi muhtemel olan, bir defaya mahsus veya tekrarlanan, bir dizi kabul edilemez davranış ve uygulamaları, veya bunlarla ilgili tehditleri, ifade eder ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve tacizi de içermektedir;

(b) “Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz” terimi cinsiyet veya toplumsal cinsiyetlerinden dolayı kişilere yöneltilen, veya belirli bir cinsiyet veya toplumsal cinsiyetten olan kişileri orantısız şekilde etkileyen şiddet ve taciz anlamına gelir ve cinsel tacizi içerir.

2. Bu maddenin 1nci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine halel getirmeksizin, ulusal hukuk ve düzenlemelerdeki tanımlar tek bir kavram veya ayrı kavramlar için uygulanabilir.

II. KAPSAM
Madde 2

1. Bu Sözleşme, ulusal hukuk ve uygulamalarla tanımlandığı şekilde çalışanlar ve iş sözleşmelerinden kaynaklanan statülerine bakılmaksızın çalışan kişiler, stajyer ve çıraklar dahil eğitimdeki kişiler, istihdamı sonlandırılan işçiler, gönüllüler, iş arayanlar ve iş başvurusunda bulunanlar ve bir işverenin yetkisini,görev veya sorumluluklarını yerine getiren bireyleri de kapsayarak çalışma yaşamındaki işçileri ve diğer kişileri korur.

2. Bu Sözleşme hem kayıtlı hem de kayıtdışı ekonomideki, ister özel ister kamu, ister kentsel ister kırsal alanlarda olsun tüm sektörlere uygulanır.

Madde 3

Bu Sözleşme;

(a) kamusal ve özel alanları içererek, çalışma yeri olan işyerlerini,

(b) İşçinin ücretinin ödendiği, dinlendiği veya yemek molası verdiği veya sağlık, yıkanma veya kıyafet değiştirme imkanlarını kullandığı yerleri,

(c) İşle ilgili gezi, seyahat, eğitim, etkinlik veya sosyal faaliyetleri,

(d) Bilgi ve iletişim teknolojileri ile sağlananlar da dahil işle ilgili iletişim yoluyla gerçekleşen,

(e) İşveren tarafından sağlanan konaklama, ve

(f) İşe gidiş-gelişi

İçeren durum, yer ve zamanlar dahil olmak üzere, iş esnasında meydana gelen, işle bağlantılı veya işten kaynaklanan çalışma yaşamındaki şiddet ve tacize uygulanır

III. TEMEL İLKELER
Madde 4

1. Bu Sözleşmeyi onaylayan her Üye, herkesin şiddet ve tacizden arınmış çalışma yaşamı hakkına saygı gösterir, bu hakkı teşvik eder ve gerçekleştirir.

2. Her Üye, ulusal hukuk ve şartlara uygun olarak ve temsilci işçi ve işveren örgütlerine danışarak, çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesi ve ortadan kaldırılması için kapsayıcı, bütünleşik ve toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşımı kabul etmelidir. Bu yaklaşım, uygulanabilir olduğu hallerde, üçüncü tarafları da içeren şiddet ve tacizi dikkate almalıdır ve;

(a) Şiddet ve tacizi kanunen yasaklama,

(b) İlgili politikaların şiddet ve tacizi ele almasını sağlama,

(c) Şiddet ve tacizi önleyecek ve bunlarla mücadele edecek tedbirleri uygulamak amacıyla kapsamlı bir stratejiyi kabul etme,

(d) Uygulama ve izleme mekanizmaları oluşturma veya güçlendirme,

(e) Çözüm bulma araçlarına erişim ve mağdurlara destek sağlama,

(f) Yaptırımlar getirme,

(g) Uygun görüldüğü şekilde, erişilebilir biçimlerde araçlar, rehberlik, eğitim ve öğretim geliştirme ve farkındalık yaratma, ve

(h) İş teftiş kurulları veya diğer yetkili organlar aracılığıyla olanlar da dahil olmak üzere, şiddet ve taciz vakalarının denetimi ve soruşturulması için etkin araçlar sağlamayı içerir.

3. Bu maddenin 2nci fıkrasında belirtilen yaklaşımın kabul edilmesi ve uygulanması konusunda her Üye, ilgili sorumluluklarının değişken doğası ve derecesini dikkate alarak, hükümetlerin ve işveren, ve işçilerin ve onların ilgili örgütlerin farklı ve tamamlayıcı rol ve işlevlerini tanır.

Madde 5

Çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesi ve ortadan kaldırılması amacıyla her Üye, insana yakışır işi teşvik etmenin yanı sıra örgütlenme özgürlüğü ve toplu pazarlık hakkının etkin biçimde tanınması, zorla çalıştırma veya zorunlu çalışmanın her biçiminin ortadan kaldırılması, çocuk işçiliğinin etkin biçimde ortadan kaldırılması ve istihdam ve meslek konusunda ayrımcılığın ortadan kaldırılması olmak üzere çalışma yaşamında temel ilke ve haklara saygı gösterir, bunları teşvik eder ve gerçekleştirir.

Madde 6

Her Üye, bir veya daha fazla kırılgan gruba veya çalışma yaşamında şiddet ve tacizden orantısız şekilde etkilenen kırılganlık durumlarındaki gruplara ait işçi veya diğer kişilere yönelik olanların yanı sıra kadın işçilere yönelik olanlar da dahil, istihdam ve meslek konusunda eşitlik ve ayrım gözetmeme hakkını sağlayan kanun, düzenleme ve politikaları kabul eder.

IV. KORUMA VE ÖNLEME
Madde 7

Madde 1’e halel getirmeksizin ve Madde 1 ile uyumlu olarak her Üye, toplumsal cinsiyete dayalı
şiddet ve taciz de dahil olmak üzere, çalışma yaşamında şiddet ve tacizi tanımlamak ve yasaklamak için
kanun ve düzenlemeleri kabul eder.

Madde 8

Her üye, çalışma yaşamında şiddet ve tacizi önlemek için;

(a) Kayıtdışı ekonomide çalışan işçiler bakımından kamu makamlarının önemli rolünü tanıma,

(b) İlgili işçi ve işveren örgütlerine de danışarak ve diğer yollarla, işçiler ve ilgili diğer kişilerin daha fazla şiddet ve tacize maruz kaldığı düşünülen sektörler veya meslekler ve çalışma düzenlemelerini tespit etme, ve

(c) Bu kişileri etkin biçimde korumak için önlemler almayı da içeren uygun önlemleri alır.

Madde 9

Her Üye, işverenlerin, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz de dahil olmak üzere, çalışma yaşamında şiddet ve tacizi önlemek için sahip oldukları kontrol ile orantılı olan uygun adımları atmasını ve, makul şekilde uygulanabilir olduğu ölçüde, özellikle;

(a) İşçi ve temsilcilerine de danışarak, şiddet ve tacizle ilgili bir işyeri politikası benimsemeleri ve uygulamaları,

(b) İş sağlığı ve güvenliği yönetiminde şiddet ve tacizi ve bunlarla ilişkili psikososyal riskleri dikkate almaları

c) İşçi ve temsilcilerinin katılımıyla tehlikeleri belirlemeleri ve şiddet ve taciz risklerini değerlendirmeleri ve bunları önlemek ve kontrol etmek için önlemler almaları, ve

(d) İşçilere ve ilgili diğer kişilere, bu maddenin (a) bendinde belirtilen politikaya ilişkin işçiler ve ilgili diğer kişilerin hak ve sorumlulukları da dahil, şiddet ve tacizle ilgili belirlenmiş tehlike ve riskler ve bunlarla ile ilişkili önleme ve koruma önlemleri hakkında, uygu görüldüğü şekilde erişilebilir biçimlerde, bilgi ve eğitim sağlamalarını gerektiren kanun ve düzenlemeleri kabul eder.

V. UYGULAMA VE ÇARELER
Madde 10

Her Üye:

(a) Çalışma yaşamında şiddet ve tacizle ilgili ulusal hukuk ve düzenlemeleri izlemek ve uygulamak,
(b) Çalışma yaşamında şiddet ve taciz durumlarında:

(i) Şikayet ve soruşturma prosedürleri, ve ayrıca, uygun olduğu hallerde, işyeri düzeyinde uyuşmazlık çözüm mekanizmaları,

(ii) İşyeri dışındaki uyuşmazlık çözüm mekanizmaları,

(ii) Mahkeme veya divanlar,

(iv) Müşteki, mağdur, tanık ve muhbirlerin mağduriyetine veya bunlara yönelik misilleme yapılmasına karşı koruma, ve

(v) Müşteki ve mağdurlar için yasal, sosyal, tıbbi ve idari destek önlemleri gibi uygun ve etkin çözüm yolları ve güvenli, adil ve etkin bildirme ve uyuşmazlık çözüm mekanizma ve prosedürlerine kolay erişim sağlamaktadır.

(c) Mümkün olduğu kadarıyla ve uygun görüldüğü şekilde olayın içinde olan kişilerin mahremiyet ve gizliliğinin korunması ve mahremiyet ve gizlilik gereklerinin uygunsuz kullanılmamasını sağlamak,

(d) Çalışma yaşamında şiddet ve taciz durumlarında, uygun olduğu hallerde, yaptırım getirmek,

(e) Çalışma yaşamında toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz mağdurlarının toplumsal cinsiyete duyarlı, güvenli ve etkin şikayet ve uyuşmazlık çözüm mekanizmaları, destek, hizmet ve çarelere etkin biçimde erişebilmelerini sağlamak,

(f) Aile içi şiddetin etkilerini tanımak ve makul şekilde uygulanabilir olduğu ölçüde çalışma yaşamında etkisini hafifletmek,

(g) İşçilerin, misilleme veya başka haksız sonuçlara uğramaksızın ve yönetimi bilgilendirme görevleri olmadan, şiddet ve taciz nedeniyle yaşam, sağlık veya güvenlik bakımından yakın ve ciddi bir tehlike arz ettiğine inanmak için makul bir gerekçeye sahip oldukları bir çalışma ortamından çıkma hakkına sahip olmalarını sağlamak, ve

(h) İş teftiş kurulları ve uygun görüldüğü şekilde diğer ilgili makamların, adli veya idari makam nezdinde kanuni itiraz haklarına tabi olarak, derhal tatbik edilecek önlemler içeren emir verme ve can, sağlık veya güvenlik bakımından yakın tehlikenin mevcut olduğu durumlarda işi durdurma yolu dahil olmak üzere, çalışma yaşamında şiddet ve tacizle başa çıkmak için yetkilendirilmelerini sağlamak için uygun önlemleri alır.

VI. REHBERLİK, EĞİTİM VE FARKINDALIK YARATMA
Madde 11

Her Üye, temsilci işveren ve işçi örgütlerine de danışarak:

(a) Çalışma yaşamında şiddet ve tacizin iş sağlığı ve güvenliği, eşitlik, ayrım gözetmeme ve göçle ilgili olanlar gibi ilgili ulusal politikalarda ele alınması,

(b) İşverenler, işçiler ve örgütleri ile ilgili makamlara, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz de dahil çalışma yaşamında şiddet ve taciz hakkında, uygun görüldüğü şekilde erişilebilir biçimlerde rehberlik, kaynaklar, eğitim veya diğer araçların sunulması, ve

(c) Farkındalık artırma kampanyaları da dahil girişimlerin üstlenilmesini sağlamaya gayret eder.

VII. UYGULAMA YÖNTEMLERİ
Madde 12

Bu Sözleşmenin hükümleri, ulusal hukuk veya düzenlemeler yoluyla ve ayrıca toplu sözleşmeler veya şiddet ve tacizi kapsayacak mevcut iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin genişletilmesi veya uyarlanması ve gerektiğinde özel önlemler oluşturulması yolu da dahil ulusal uygulamalarla uyumlu diğer önlemler aracılığıyla uygulanır.

VIII. SON HÜKÜMLER
Madde 13

Bu Sözleşmenin resmi onay belgeleri, tescil edilmek üzere, Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü’ne iletilecektir.

Madde 14

1. Bu Sözleşme, sadece onay belgeleri Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü tarafından tescil edilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütü üyeleri bakımından bağlayıcıdır.

2. Bu Sözleşme, iki üyenin onama belgesi Genel Direktör tarafından tescil edildiği tarihten itibaren on iki ay sonra yürürlüğe girer.

3. Bu Sözleşme, daha sonra, onu onaylayan her üye için onama belgesinin tescil edildiği tarihten itibaren on iki ay sonra yürürlüğe girer.

Madde 15

1. Bu Sözleşmeyi onaylamış bulunan her üye, Sözleşmenin ilk yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıllık bir süre geçtikten sonra, Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü’ne tescil edilmek üzere göndereceği bir ihbarname ile Sözleşmeyi feshedebilir. Bu fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra geçerli olacaktır.

2. Bu Sözleşmeyi onaylayıp yukarıdaki fıkrada sözü edilen on yıllık sürenin bitiminden itibaren bir yıl içerisinde, bu madde gereğince, fesih hakkını kullanmayan her üye, yeni bir on yıllık süreye tabi olur ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık süreyi takip eden ilk yıl içerisinde ve bu maddede öngörülen koşullar çerçevesinde feshedebilir.

Madde 16

1. Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü, Uluslararası Çalışma Örgütü üyeleri tarafından kendisine tebliğ edilen bütün onama ve fesihlerin tescil edildiğini Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bütün üyelerine duyurur.

2. Genel Direktör, kendisine tebliğ edilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin tescil edildiğini Örgüt üyelerine bildirirken, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında örgüt üyelerinin dikkatini çeker.

Madde 17

Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü, yukarıdaki maddelerin hükümleri uyarınca kabul edilmiş onaylara ve fesihlere ilişkin bütün bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 102nci Maddesi uyarınca, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne iletir.

Madde 18

Uluslararası Çalışma Ofisi Yönetim Kurulu, gerekli görürse, bu Sözleşmenin, işleyişi hakkında
bir raporu Genel Konferans’a sunar ve gerekirse gözden geçirilmesi hususunun Konferans gündemine
alınması isteğini inceler.

Madde 19

1. Konferans’ın, bu Sözleşmeyi değiştiren yeni bir Sözleşmeyi kabul etmesi halinde ve yeni Sözleşme aksini öngörmedikçe:

(a) Değiştirilmiş yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onaylanması, yukarıdaki 15nci Madde hükümleri dikkate alınmaksızın ve değiştirilmiş yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olması kayıt ve şartı ile, bu Sözleşmenin derhal feshini gerekecektir,

(b) Bu Sözleşme, değiştirilmiş yeni Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, üyelerin onayına açık tutulamaz.

2. Bu Sözleşme, onu onaylamış olan ancak değiştirilmiş yeni Sözleşmeyi onaylamamış olan üyeler için her halükarda mevcut şekli ve içeriği ile yürürlükte kalmaya devam eder.

Madde 20

Bu Sözleşmenin İngilizce ve Fransızca metinleri aynı şekilde geçerlidir.

Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename

0

Kadın ticareti alanında uluslararası kabul görmüş öncü sözleşmelerden olan Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename(International Convention for the Suppression of the Traffic in Women of Full Age), Milletler Cemiyeti Meclisi tarafından 11 Ekim 1933 tarihinde Cencvrede imzalanarak kabul edilmiş ve 24 Ağustos 1934 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dünya genelince kadın ticaretini önlemeyi amaçlayan ve bu alanda öncü olan Sözleşme’ye Türkiye  19 Mart 1941 tarihinde katılmıştır.

Milletler Cemiyeti Antlaşması

Reşid Kadın Ticaretinin Men’i için Beynelmilel Mukavelename

Kadın ve çocuk ticaretinin daha tam bir şekilde önüne geç­meği temin arzusu ile;

>Kadın ve çocuk ticareti komitesinin, 12 nci içtimainin neti­celeri hakkında Milletler Cemiyeti Meclisine gönderdiği rapor­daki vesayaya ıttıla kesbederek;

Kadın ve çocuk ticaretinin men’ine dair olan 18 mayıs 1904 anlaşmasile 4 mayıs 1910 ve 30 eylül 1921 tarihli mukavele­nameleri, yeni bir mukavele ile tamamlamağa karar vererek;

Bu maksadla kendilerini temsilen tayin ettikleri usulüne muvafık görülen salâhiyetnamelerini ibraz ettikten sonra aşağıdaki hükümler üzerinde uyuşmuşlardır:

Madde 1

Bir başkasının ihtiraslarını tatmin etmek üzere reşid bir kadın veya bir kızı, kendi rızasile olsa bile, başka bir memlekette icrayı fuhuş maksadile kullanan, sürükliyen veya baştan çıkaran kimse, suç unsurlarını teşkil eden fiillerin her biri ayrı ayrı memleketlerde yapılmış bulunsa bile, cezalandırılacaktır.

Teşebbüs ve kanunî hududlar içinde kalmak şartile ihzari fiiller dahi cezalandırılır.

İşbu maddede zikri geçen (Memleket) tabiri alâkadar Yük­sek Akidlerin müstemlekelerile himayeleri altında bulunan araziye, metbu sıfatile kendilerine tâbi havali ile mandası ken­disine verilmiş olan topraklara şamildir.

Madde 2

Bundan evvelki maddede yazılı olan suçlan cezalandırmağa, mevzu kanunları halen kâfi gelmiyen Yüksek Âkidler, bu suçların ağırlıklarına göre, cezalandırılması için icab eden tedbirleri almağı taahhüd ederler.

Madde 3

Yüksek Âkidler, işbu mukavelede veya çocuk ve kadın ticaretinin men’ine dair 1910 ve 1921 mukavelelerinde derpiş edilen suçlardan birini işliyen veya işlemeğe teşebbüs eden kadın veya erkek herhangi bir şahıs hakkında, suç unsur­ larının her biri başka başka memleketlerde işlenmiş ise veya işlenmesi lâzım geliyor ise, aşağıdaki malûmatı (veyahud alâka­dar memleketin kanun ve nizamları itasına müsaade ettiği buna mümasil malûmatı) birbirlerine bildirmeği taahhüd ederler:

a) Mahkûmiyet ilâmile beraber suçlu hakkında meselâ şahsî halleri, hususî vasıfları, parmak izleri, fotoğrafı, polisteki sicilli ve suçu icra şekli ilâh …. gibi elde edilecek faideli malûmat;

b) Hakkında tatbik edilmiş olan geldiği yere iade veya hudud harici edilmek gibi tedbirlere dair malûmat.

18 mayıs 1904 tarihinde Pariste münakid anlaşmanın 1incci maddesinde gösterilen makamlar, alâkalı diğer memleket ma­kamlarına, hadis olan her vak’a hakkındaki vesikalarla malûmatı doğrudan doğruya ve geciktirmeksizin göndereceklerdir. Suçun tesbiti, suçlunun mahkûmiyeti ve geldiği yere iadesi, hudud haricine çıkarılması gibi vak’alarda verilmesi mümkün olan malûmat ve vesikalar diğer memleket makamlarına gönderilecektir.

Madde 4

Yüksek Âkidler arasında işbu mukavelename ile 1910 ve 1921 mukavelenamelerinin tefsir veya tatbikından doğacak herhangi bir ihtilâf zuhur edipte bu ihtilâf diplomasi yolile arzu edilen şekilde halledilemezse, mezkûr ihtilâf Âkidler arasında mer’î beynelmilel ihtilâfların tesviyesine mütedair hükümlere göre hallolunur.

İhtilâf halindeki taraflar arasında böyle hükümler mevcud olmadığı takdirde, taraflar ihtilâfı hakeme veya adliyeye arzedeceklerdir. Taraflar arasında, diğer bir mahkemenin inti­habı hususunda anlaşma hasıl olmazsa, her iki tarafta Bey­nelmilel Daimî Adalet Divanı statüsüne müteallik 16 kânunuevvel 1920 tarihli protokole iltihak etmiş iseler, bunlardan birinin talebi üzerine, ihtilâf mezkûr divana, şayed bu protokole iltihak etmemiş iseler, beynelmilel ihtilâfların muslihane bir şekilde halline müteallik 18 teşrinievvel 1907 tarihli La Haye mukavelesine tevfikan müteşekkil bir hakem mahkemesine havale olunur.

Madde 5

Hem ingilizce ve hem fransızca metni muteber olan işbu mukavele bugünkü tarihi taşıyacak ve 1 nisan 1934 tarihine kadar, Milletler Cemiyeti tekmil azası yahud aza olma­makla beraber işbu mukavelenameyi ihzar eden konferansta temsil edilmiş bulunan veyahud bu hususta Milletler Cemiyeti Meclisi tarafından mukavelenin bir sureti kendisine gönderilen Devletlerin imzasına açık tutulacaktır.

Madde 6

İşbu mukavelename tasdik olunacaktır. Tas­diknameler Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine gönderilecek ve Umumî Kâtıblik de tasdiknamelerin tevdii keyfiyetini Mil­letler Cemiyeti azasına ve bundan evvelki maddede yazılı Cemiyet azası olmıyan Devletlere bildirecektir.

Madde 7

Milletler Cemiyeti azası olan Devletlerle 5 inci maddede zikrolunan aza olmıyan Devletler 1 nisan 1934 tari­hinden itibaren işbu mukaveleye iltihak edebilirler.

İltihaknameler Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine gön­derilecek ve Umumî Kâtiblik bunların tevdiini Cemiyet azasına ve mezkûr maddede zikredilen aza olmıyan Devletlere bildirecektir.

Madde 8

İşbu mukavele, Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğince iki tasdikname veya iltıhakname alınmasından 60 gün sonra mevkii mer’ıyete girecektir

Mukavele mer’ıyete girdiği gün Umumî Kâtıblikçe tescil olunacaktır.

Daha sonra gönderilecek tasdiknameler veya iltihakname­ler Umumî Kâtıbliğe tevdii tarihinden 60 gün sonra hüküm ifade edecektir.

Madde 9

İşbu mukavelename, Milletler Cemiyeti Umu­mî Kâtibliğine hitaben yazılacak bir tebliğ ile, fesholunabilir. Bu fesih, yalnız tebligatı yapan Yüksek Âkid hakkında ve tebliğin vusulü tarihinden bir sene sonra muteber olacaktır.

Madde 10

Yüksek Âkidlerden her biri, imza, tasdik yahud iltihak anında mukaveleyi kabul etmekle, kendisine aid müstemleke, mahmi arazı, deniz aşırı memleketler veyahud ta­biiyeti veya mandası altında bulunan toprakların hepsi veyahud herhangi bir kısmı üzerinde hiç bir taahhüd kabul etmediğini beyan edebilir.

Yüksek Âkidlerden her biri, evvelki fıkradaki arazinin hepsi veya herhangi birisi hakkında işbu mukavelenamenin mabihittatbik olacağını bilâhara Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine beyan edebilir. Bu takdirde, beyannamenin vusulünden 60 gün sonra mukavele mer’iyete girecektir.

Yüksek Âkidlerden her biri, işbu maddenin 2 nci fıkrasına tevfikan yaptıkları tebliği her hangi bir anda kısmen veya tamamen geri alabilirler. Bu takdirde, geri alma keyfiyetinin hükmü tebliğin, Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine vusulünden bir sene sonra mer’ıyete girecektir.

Umumî Kâtib 10 uncu maddede bahsedilen fesih taleblerini ve işbu maddeye göre alınmış olan tebliğleri bütün Milletler Cemiyeti azasına ve keza aza olmayıp 5 inci maddede zikro­lunan Devletlere bildirecektir.

Bu maddenin 1 inci fıkrasına göre yapılan her hangi bir tebliğe rağmen 1 inci maddenin 3üncü fıkrası mer’iyette kalacaktır. Bu hükümleri tasdikan murahhaslar işbu mukaveleyi imza etmişlerdir.

Cenevrede 11 teşrinievvel 1933 de bir nüsha olarak tanzim ve Milletler Cemiyeti Umumî Kâtibliğine tevdi edilerek birer tasdikli nüshası Cemiyet azası Devletlerle 5 inci maddede mezkûr aza olmıyan Devletlere tevdi olunacaktır.

Eşit Değerde Eşit İş İçin Erkek ve Kadın İşçiler Arasında Ücret Eşitliği Hakkında ILO Sözleşmesi

0
Uluslararası Çalışma Örgütü Anayasası

Eşit Değerde Eşit İş İçin Erkek ve Kadın İşçiler Arasında Ücret Eşitliği Hakkında ILO Sözleşmesi, 6 Haziran 1951 tarihinde imzalanmıştır.

Eşit İşe Eşit Ücret İlkesi, ilk kez 18 Mayıs 1871 tarihinde Paris Komünü tarafından kabul edilmiştir.

100 Sayılı Eşit Değerde Eşit İş İçin Erkek ve Kadın İşçiler Arasında Ücret Eşitliği Hakkında ILO Sözleşmesi

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’de toplantıya davet edilerek orada 6 Haziran 1951 tarihinde otuz dördüncü toplantısını yapan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Genel Konferansı; Toplantı gündeminin yedinci maddesini teşkil eden, eşit değerde iş için erkek ve kadın işçiler arasında ücret eşitliği prensibi ile ilgili çeşitli tekliflerin kabulüne; Bu tekliflerin bir milletlerarası Sözleşme şeklini almasına karar verdikten sonra,

Bindokuzyüzellibir yılı Haziran ayının işbu yirmi dokuzuncu günü, eşit ücrete dair 1951 Sözleşmesi adını taşıyacak olan aşağıdaki Sözleşmeyi kabul eder.

Madde 1

Bu Sözleşme bakımından:

  1.  “Ücret” deyimi, işçinin çalıştırılması nedeniyle işveren tarafından kendisine nakdi veya ayni olarak doğrudan doğruya veya bilvasıta ödenen normal, kök veya asgari ücret veya aylıkla sağlanan bütün diğer menfaatleri içine alır,
  2.  “Eşit değerde iş için erkek ve kadın işçiler arasında ücret eşitliği” deyimi, cinsiyet esasına dayanan bir ayırım gözetmeksizin tespit edilmiş bulunan ücret hadlerini ifade eder.
Madde 2
  1.  Her üye, ücret hadlerinin tespitiyle ilgili olarak yürürlükte bulunan usullere uygun yollardan, eşit değerde iş için erkek ve kadın işçiler arasında ücret eşitliği prensibini teşvik ve bu prensibin bütün işçilere uygulanmasını, sözü edilen usullerle telifi kabil olduğu nispette temin edecektir.
  2.  Bu prensip:
  3.  Milli mevzuat,
  4.  Mevzuatla kurulmuş veya tanınmış herhangi bir ücret tespit düzeni,
  5.  İşverenlerle işçiler arasında yapılan toplu sözleşmeler veya,
  6.  Bu çeşitli usullerin birleştirilmesi yoluyla uygulanabilir.
Madde 3
  1.  Bu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasını kolaylaştıracak mahiyette olduğu hallerde; ihtiva ettikleri ameliyeler esas alınmak suretiyle, işlerin objektif bir şekilde değerlendirilmesini teşvik için tedbirler alınacaktır.
  2.  Bu değerlendirme de takip edilecek usuller, ücret hadlerinin tespitine yetkili makamlar tarafından veya ücret hadlerinin toplu sözleşmelere göre tespit edilmesi halinde, bu sözleşmelere taraf olanlarca kararlaştırılabilir.
  3.  Bu şekilde objektif bir değerlendirme neticesinde, yapılacak işlerde tespit edilen farklarla, cinsiyet gözetilmeksizin tekabül eden ücret hadleri arasındaki farklar eşit değerde iş için erkek ve kadın işçiler arasında ücret eşitliği prensibine aykırı sayılamaz.
Madde 4

Her üye, işbu Sözleşme hükümlerinin tatbik mevkiine konulması amacıyla, ilgili işçi ve işveren teşekkülleri ile uygun yollardan işbirliği yapacaktır.

Madde 5

Bu Sözleşmenin resmi onay belgeleri Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.

Madde 6
  1.  Bu Sözleşmede, ancak onay belgeleri Genel Müdür tarafından tescil edilmiş olan Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyelerini bağlayacaktır.
  2.  Bu Sözleşme, iki üyenin onay belgesi, Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.
  3.  Daha sonra bu Sözleşme, onu onaylayan her üye için onay belgesi tescil edildiği tarihten on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 7
  1.  Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Statüsünün 35. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilecek olan beyanlar şu hususları bildirecektir:
  2.  İlgili üyenin, sözleşme hükümlerinin hiçbir değişiklik yapılmadan uygulanacağını taahhüt ettiği ülkeler,
  3.  Sözleşme hükümlerinin değişiklikler yapılarak uygulanacağını taahhüt ettiği ülkeler ve bu değişikliklerin nelerden ibaret olduğu,
  4.  Sözleşmenin uygulanamayacağı ülkeler ve bu gibi hallerde sözleşmenin uygulanamamasının sebepleri,
  5.  Haklarındaki kararını, vaziyetin daha etraflıca tetkikine kadar mahfuz tuttuğu ülkeler.
  6.  Bu maddenin 1. fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde sözü edilen taahhütler onaylamanın ayrılmaz kısımları olarak sayılacak ve onaylama kuvvetini haiz olacaktır.
  7.  Her üye, bu maddenin 1. fıkrasının (b), (c) ve (d), bentleri gereğince daha evvel yapmış olduğu beyanda mevcut ihtirazı kayıtların hepsinden veya bir kısmından, yeni bir beyanla vazgeçebilecektir.
  8.  Her üye, (9) madde hükümlerine uygun olarak bu Sözleşmenin feshedilebileceği devreler zarfında Genel Müdüre, daha evvelki herhangi bir beyanın hükümlerini başka herhangi bir bakımdan değiştiren ve belirli ülkelerdeki hali hazır vaziyeti bildiren yeni bir beyan gönderecektir.
Madde 8
  1.  Milletlerarası Çalışma Teşkilatı Statüsünün 35. maddesinin 4. ve 5. fıkraları gereğince Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne gönderilen beyanlar sözleşme hükümlerinin ilgili ülkede değişikliklerle mi, yoksa değişiklik yapılmadan mı uygulanacağını belirtecektir; sözleşme hükümlerinin değişiklikler kaydıyla uygulanacağını bildirdiği zaman, bu değişikliklerin nelerden ibaret olduğunu açık olarak gösterecektir.
  2.  İlgili üye, üyeler veya Milletlerarası Makam, daha evvelki bir beyanla bildirilen; değişikliğe baş vurma hakkından daha sonraki bir beyanla tamamen veya kısmen vazgeçebilir.
  3.  İlgili üye, üyeler veya Milletlerarası makam 9. madde hükümlerine uygun olarak, bu Sözleşmenin feshedilebileceği devreler zarfında Genel Müdürü, daha evvelki herhangi bir beyanın hükümlerini başka herhangi bir bakımdan değiştiren ve sözleşmenin uygulanması bakımından halihazır vaziyeti bildiren yeni bir beyan gönderebilir.
Madde 9
  1.  Bu Sözleşmeyi onaylayan her üye, onun ilk yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıllık bir devre sonunda; Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne göndereceği ve bu Müdürün tescil edeceği bir belge ile feshedebilir. Fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra muteber olacaktır.
  2.  Bu Sözleşmeyi onaylamış olup da, onu bundan evvelki fıkrada sözü edilen on yıllık devrenin bitiminden itibaren bir yıl zarfında bu maddede öngörüldüğü şekilde feshetmek ihtiyarını kullanmayan her üye yeniden on yıllık bir müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık devre bitince, bu maddede öngörülen şartlar içinde feshedebilecektir.
Madde 10
  1.  Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü Milletlerarası Çalışma Teşkilatı üyeleri tarafından kendisine bildirilen bütün onaylama beyan ve fesihlerin tescil olduğunu Teşkilatın bütün üyelerine bildirecektir.
  2.  Genel Müdür kendisine gönderilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin tescil olduğunu teşkilat üyelerine bildirirken, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında teşkilat üyelerinin dikkatini çekecektir.
Madde 11

Milletlerarası Çalışma Bürosu Genel Müdürü yukarıdaki maddelere uygun olarak tescil etmiş olduğu bütün onaylama, beyan ve fesihlere dair tam bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102. maddesine uygun olarak tescil edilmek üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine ulaştıracaktır.

Madde 12

Milletlerarası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu gerekli gördüğü her seferinde, bu Sözleşmenin uygulanması hakkındaki bir raporu Genel Konferansa sunacak ve onun tamamen veya kısmen değiştirilmesi meselesinin konferans gündemine alınması lüzumu hakkında karar verecektir.

Madde 13
  1.  Konferansın bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen değiştiren yeni bir sözleşme kabul etmesi halinde ve yeni sözleşme aksini öngörmediği takdirde:
  2.  Tadil edici yeni sözleşmenin bir üye tarafından onanması keyfiyeti, yukarıdaki 9. madde nazara alınmaksızın ve tadil edici yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olmak kayıt ve şartıyla bu Sözleşmenin derhal ve kendiliğinden feshini tazammum edecektir.
  3.  Tadil edici yeni sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren bu Sözleşme üyelerin onaylamasına artık açık bulundurulmayacaktır.
  4.  Bu Sözleşme, onu onaylayıp da tadil edici sözleşmeyi onaylamamış bulunan üyeler için; herhalde şimdiki şekil ve muhtevasıyla muteber olmakta devam edecektir.
Madde 14

Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinleri aynı şekilde muteberdir.