Yargıda Çalışma Koşulları Anket Raporu, Türkiye’de yargı hizmetinin saha gerçeklerini nesnel verilerle ortaya koyan bir çalışma olarak 2010 yılında yayımlanmıştır. Rapor, Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) tarafından hazırlanmış olup, hâkim, savcı ve adliye çalışanlarının gündelik çalışma koşullarına dair anket temelli analizleri içermektedir.
Raporun temel amacı, adalet sisteminin en önemli aktörleri olan yargı mensuplarının çalışma koşullarını, iş yükünü ve mesleki tatmin düzeylerini tespit ederek, mevcut sorunları görünür kılmak ve çözüm önerileri sunmaktır. 2010 yılı verilerini temel alan çalışma, Türkiye genelinde çok sayıda yargı mensubunun katılımıyla yürütülmüştür. Yargı çalışanlarının fiziksel çalışma ortamına ilişkin deneyimleri, adliye binalarının durumları, ofis imkânları gibi somut faktörler yanında psikolojik gerilimler, stres ve tükenmişlik düzeyleri de incelenmiştir. Aşırı iş yükü ve yetersiz dinlenme, raporda öne çıkan en temel sorunlar arasında yer almaktadır.
YARSAV, tespit edilen sorunlara yönelik somut politika önerileri ve iyileştirme yollarını; çalışma koşullarının iyileştirilmesi, insan kaynakları planlaması, sağlıklı çalışma ortamlarının oluşturulması, mesleki destek ve psikolojik yardım hizmetleri gibi hem kısa vadeli hem de uzun vadeli stratejiler olarak özetlemiştir.
Çalışma, sürdürülebilir adalet ve bağımsız yargı için alan araştırmasının önemini gösteren kapsamlı bir belge niteliği taşımaktadır.
Seçim yasalarına göre yapılan tüm seçimler anayasal güvence altındadır ve yargıç denetimi ile yapılmaktadır
Yüksek Seçim Kurulu, Anayasal bir kuruluştur ve seçimlerin genel yönetim ve denetimini yürüten bir kuruldur. Kurul ayrıca, Yargıtay ve Danıştay’ın kendi içlerinden çıkardıkları üyelerden oluşan seçimlerin yargısal denetimini sağlayan üst yargı makamıdır.
Yüksek Seçim Kurulu, 1982 Anayasasıyla getirilen referandum müessesesinin gereği olarak Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması işlemlerinin genel yönetim ve denetimini de yapmaktadır.
Yüksek Seçim Kurulu, 21 Şubat 1950 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 5545 Sayılı Kanun ile kurulmuş ve 1961 Anayasası ile Anayasal bir kuruluş haline gelmiştir.
Kurulun Tarihçesi
Yüksek Seçim Kurulu, Osmanlı devletinden bu güne kadar çıkarılmış seçim kanunları ve yapılan seçimlerle oluşan demokratik seçim deneyimleri sonucunda kurumsallaşmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti döneminde 1950 yılında ilk kez serbest seçimler yapılmış ve 5545 sayılı Milletvekilleri Seçimi Kanunu gereği illerde ve ilçelerde seçim kurulları oluşturulmuş, Ankara’da da Yüksek Seçim Kurulu kurulmuştur. Kanun, seçim işlerini l ve ilçe seçim kurullarının yürütmesini, seçim kurullarının vereceği kararların da yargıç gözetim ve denetiminde yapılmasını hükme bağlamıştır. 1950 yılında çıkarılan bu kanun 1961 yılında çıkarılan 298 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış, ancak Yüksek Seçim Kurulunun çalışma esaslarına ilişkin birçok hüküm yeni kanun ile de korunmuş, Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluşan kurul 1961 Anayasası döneminde de seçimlerin güvenliği ve denetimi işlerini yürütmüştür.
Yüksek Seçim Kurulu, 1961 ve 1982 Anayasalarında Anayasal bir kurum olarak tanzim edilmiştir.
1961 Anayasasının 75.maddesi ile 1982 Anayasasının 79. maddesi içeriği aynıdır: “Seçimler yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulu’nundur. Yüksek Seçim Kurulu kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.”
Yüksek Seçim Kurulu yedi asil ve dört yedek üyeden oluşmakta, üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay genel kurullarınca kendi üyeleri arasından gizli oy ile seçilmekte, kurul üyeleri salt çoğunluk ve gizli oyla Başkan ve Başkanvekilini seçmektedir.
Yüksek Seçim Kurulunun görev ve yetkileri; 5545 sayılı Kanunun 123. maddesinde, 298 sayılı Kanunun 14. maddesinde ve 12/12/2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7062 sayılı Kanunun 6. maddesinde ayrıntılarıyla belirtilmiştir.
Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Sayılan Görev ve Yetkileri
a) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğüyle ilgili bütün işlemleri yapmak veya yaptırmak, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları incelemek ve kesin olarak karara bağlamak,
b) Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etmek,
c) Cumhurbaşkanı seçimi tutanaklarını kabul etmek ve seçilen Cumhurbaşkanı adına seçildiğine dair tutanak düzenlemek,
ç) Seçmen kütüğünün oluşturulması, güncellenmesi, yönetilmesi ve denetimine ilişkin usul ve esasları belirlemek,
d) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin konular ile görev, yetki ve sorumluluk alanına giren hususlarda prensip kararları almak ve diğer düzenlemeleri yapmak,
e) Seçim sürecinde, seçmenlerin hak ve yükümlülükleri ile seçim iş ve işlemlerinin anlatılması amacıyla radyo ve televizyonlarda zorunlu yayın kapsamında yayınlanmak üzere tanıtım programları hazırlamak veya hazırlatmak,
f) Seçmen kütüğünün önemi ve düzenlenme yöntemleri ile seçmenlerin görev ve sorumlulukları hakkında tanıtım programlarıyla vatandaşları bilgilendirmek,
g) Engelli seçmenlerin oy kullanmalarını kolaylaştıracak her türlü tedbiri almak,
ğ) Yurt dışındaki seçmenlerin oy kullanmalarını kolaylaştıracak tedbirleri almak,
h) Görev alanıyla ilgili konularda yurt içinde ve yurt dışında bulunan kuruluşlarla iş birliği yapmak,
ı) Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
Yüksek Seçim Kurulunun Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 14. maddesinde sayılan Görev ve Yetkileri
1. Seçimlerde, içine oy pusulası konulacak olan zarfların, icabında her seçim için başka başka renk ve ölçüde olmak ve gerek piyasada, gerek Devlet Malzeme Ofisince imal edilen veya ettirilen veya depolarında bulunan zarfların renklerinden ve ölçülerinden farklı ve kağıdında “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunmak üzere; yeteri kadar özel zarf imal ettirmek ve bu imalatı, kağıt hamurundan başlayarak zarfın, imaline ve teslim alınmasına kadar olan safhalarını; yapılacak işin hacmi, süresi ve niteliği dikkate alınarak belirleyeceği kendi üye veya üyelerinin veya imal ve teslim yerinde yetki vereceği ilçe seçim kurulu başkanının, il seçim kurulu başkanı ya da üyesi hakim veya hakimlerinin devamlı gözetim ve denetimi altında yaptırmak ve bu zarfları il seçim kurullarına, her ilin ihtiyacına yetecek sayıda, alındı belgeleri karşılığında göndermek,
2. Özel zarfların imali için gerekli “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigran kalıpları ile zarf ölçü kalıplarını yaptırıp gerekli miktarda kağıt ve zarf imalinden sonra saklamak,
Birleşik Oy Pusulaları
Katlanıp bir kenarı yapıştırıldıktan sonra zarf haline gelebilen “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranını taşıyan birleşik oy pusulalarını, her (400)’ü ve her (400)’lük paketi, aynı numarayı taşımak üzere bastırmak ve her sandık için bir paket, ilçe seçim kurullarına zamanında ulaştırmak,
3. Bu Kanunda sözkonusu edilen bütün işlemlerin gerektirdiği form, evrak, liste gibi her türlü basılı kağıdın tasarım ve baskısını yaptırmak, il ve ilçe seçim kurullarına zamanında ve ihtiyacı kadar ulaşımını sağlamak,
4. Tüzüklerine göre ilk genel kongresini yapmış olup, illerin en az yarısında ve en az altı ay evvel il ve ilçe teşkilatını kurmuş bulunan siyasi partilerin adlarını, ilçe seçim kurullarının yeniden kurulması için öngörülen ayların ikinci haftasında tespit ve ilan etmek,
5. İl ve İlçe seçim kurullarının teşekkülünü sağlamak, İl seçim kurullarının teşekkülüne, işlemlerine ve kararlarına karşı yapılacak itirazları, oy verme gününden önce ve itiraz konusunun gerektirdiği süratle, kesin karara bağlamak,
6. Adaylığa ait itirazlar hakkında bu Kanun ve özel kanunları gereğince kesin karar vermek,
7. İl seçim kurullarınca, oy verme günü işlemleri hakkında verilmiş olan kararlara karşı yapılan itirazları derhal inceleyip kesin karara bağlamak,
8. İl seçim kurullarınca düzenlenen tutanaklara karşı yapılan itirazları inceleyip kesin karara bağlamak,
9. Seçimlerden sonra, kendisine süresi içinde yapılan, seçimin sonucuna müessir olacak ve o çevre seçiminin veya seçilenlerden bir veya birkaçının tutanağının iptalini gerektirecek mahiyette itirazları, alt kurullara yapılan itirazların silsilesine ve sürelerine uygunluğunu araştırmaksızın inceleyip kesin karara bağlamak,
10. İl seçim kurulları başkanlıklarınca seçim işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak ve seçimin bütün yurtta düzenle yapılmasını sağlayacak tedbirleri almak ve bu hususta gereken genelgeleri zamanında yapmak,
Seçimlere Katılma Şartı
11. Siyasi partilerin milletvekili genel ve ara seçimlerine ve belediye başkanlığı ile belediye meclisi, il genel meclisi üyelikleri genel ve ara seçimlerine katılabilmeleri için illerin en az yarısında, oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olmaları veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde gruplarının bulunması şarttır.
Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir. Bu esaslar dairesinde seçime katılabilecek siyasi partiler tespit ve seçimin başlangıç tarihinden on gün, seçimin yenilenmesi halinde yenileme kararının ilanından sonraki beş gün içinde ilan etmek,
12. Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü kuruluş ve işleyişi ve diğer çalışma konuları ile ilgili ilkeleri belirlemek, yönetmelikleri yayınlamak, programlarını yapmak ve denetlemek,
13. Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun oluşturulmasını ve yurt dışında bulunan vatandaşların oy kullanmalarını sağlamak üzere gerekli düzenlemeleri yapmak,
14. Yurt dışı seçim iş ve işlemlerinde seçim takvimi sü-resince Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulunun verdiği görevleri yapmak üzere, ihtiyaç görülmesi halinde, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınarak bu Bakanlık mensupları arasından en az daire başkanı seviyesinde görevlendirme yapmak,
15. Seçim türüne göre sandık bölgesi seçmen sayısını belirlemek,
16. Seçim güvenliği açısından gerekli görülmesi durumunda, vali veya il seçim kurulu başkanının oy verme gününden en geç bir ay önce talepte bulunması halinde, o yerdeki sandıkların en yakın seçim bölgelerine taşınmasına, sandık bölgelerinin birleştirilmesine, muhtarlık seçimleri hariç olmak üzere seçim bölgelerinin birleştirilmesi ile seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesine ve bu hususların ilanına karar vermek,
17. Hastalığı veya engeli sebebiyle yatağa bağımlı olan seçmenlerin, muhtarlık seçimleri hariç, oy kullanmalarını sağlamak için seyyar sandık kurulu kurulmasına, oy kullanılmasına, sayım ve döküm ile birleştirme işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlemek
Kanun gereğince, askerlikten firar edenlerle firara sebep olanlar hakkında yargılama yapmak üzere İstiklal Mahkemeleri kurulması ve bu mahkemelerin üyelerinin TBMM üyelerinden oluşması kararlaştırılmıştır. Mahkemelerin nerede kurulacağına, üye sayılarına ve üyelerinin kim olacağına Bakanlar Kurulunun önerisi ile meclisin karar vermesi öngörülmüştür. İstiklal Mahkemeleri Kanunu ise 31 Temmuz 1922 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 29 nolu kanun olarak kabul edilmiştir. Bu mahkemeler, vatana ihanet, düşman ordusuna katılmak, ayaklanma, casusluk, bozgunculuk, milli mücadele aleyhine propaganda, görevi kötüye kullanma, halka eziyet ve baskı, asker ailesine saldırı, Tekalif-i Milliye’den mal kaçırmak, cinayet, düşman işgalinin yarattığı koşullardan istifade edip kanunsuz hareketlerde bulunmak, düşmana yardım ve düşmanla iş birliği gibi konuları yargılama konusu yapmıştır.
Firariler Hakkında Kanun
BİRİNCİ MADDE
Muvazzaf ve gönlü ile hizmeti askeriyeye dahil olûpta firar edenler veya her ne suretle olursa olsun firara sebebiyet verenler ve firari derdest ve şevkinde tekâsül gösterenler ve firarileri ihfa ve iaşe ve ilbas edenler hakkında mülki ve askerî kavaninde mevcut ahkâm ve indelicap diğer gûna mukarreratı cezaiyeyi müstakillen hüküm ve tenzif etmek üzere Büyük Millet Meclisi azalarından mürekkep (İstiklâl mahkemeleri) teşkil olunmuştur.
İKİNCİ MADDE
Bu mahkemeler azasının adedi (üç) olup Büyük Millet Meclisinin ekseriyeti ârasiyle intihap ve içlerinden birisi kendileri tarafından reis addolunur.
ÜÇÜNCÜ MADDE
İşbu mahkemelerin adedini ve mmtakalarmı Heyeti Vekilenin teklifi üzerine Büyük Millet Meclisi tâyin eder.
DÖRDÜNCÜ MADDE
İstiklâl mahkemelerinin kararları katî olup infazına bilûmum kuvayi müsellâha ve gayri müsellâhai Devlet memurdur.
BEŞİNCİ MADDE
İstiklâl mahkemelerinin evamir ve mukarreratmı infaz etmiyenler veya infazda taallül gösterenler işbu mahkemeler tarafından tahtı muhakemeye alınır.
ALTINCI MADDE
Her istiklâl mahkemesi ketebe ve müstahdemin maaşatı şehrî yüz lirayı geçmiyecektir.
YEDİNCİ MADDE
Her istiklâl mahkemesi vazifeye mübadereti anında firari ve bakaya efradının bir müddeti muayyene zarfında icabetini teminen her türlü vesaiti tebliğiyeye müracaat eder.
SEKİZİNCİ MADDE
İşbu kanun tarihi neşrinden muteberdir.
DOKUZUNCU MADDE
İşbu kanunun icrasına Büyük Millet Meclisi memurdur.
Profesör Doktor Oğuz İmregün, 21 Şubat 1929’da İzmir’de doğmuştur. Babasının görevi nedeniyle ailesi Aydın iline bağlı Nazilli ilçesinde yaşayan İmregün, henüz 11 yaşında iken İstanbul’a gelmiş ve 1940 yılında Galatasaray Lisesini kazanarak bu okulda eğitim hayatına başlamıştır.
Galatasaray Başkanı Ünal Aysal ile birllikte
Profesör Doktor Oğuz İmregün, leyli meccani olarak okuduğu Galatasaray Lisesinden 1948 yılında mezun olmuş ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanarak 1952 yılında fakülteyi bitirmiştir. Fakülteyi bitirdikten sonra akademik kariyeri tercih etmiş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine öğretim görevlisi olarak girmiş, 1957 yılında doktorasını tamamlamıştır .
1961 yılında Kara Ticareti Hukuku alanında doçent olmuş, 1968 yılında Ticaret Hukuku kürsüsünde profesör unvanını kazanmıştır. İmregün, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki akademik görevine paralel olarak İstanbul Barosuna kayıt yaptırmak sureti ile serbest avukatlık mesleğini ifa etmeye başlamıştır.
Sosyal Yaşamı ve Galatasaray
İmregün, mesleki yaşamının yanında birçok sivil toplum kuruluşunda yer almış, Galatasaray Spor Kulübü yönetim kurulu üyeliklerinde bulunmuş, Alp Yalman’ın başkanlığı döneminde Yönetim Kurulu üyesi olarak görev almış, Galatasaraylılar Cemiyeti Başkanlığı yapmıştır.
Galatasaraylılar Yardımlaşma Vakfı kurucu başkanıdır ve bu vakıfta Mütevelli Heyet Üyeliği görevini de yürütmüştür. İmregün, Galatasaray Kulübü Genel Kurullarında Divan Kurulu başkanlığı da yapmıştır. İmregün, Devlet Tiyatroları Vakfı Kurucu üyesidir.
Galatasaray Kulübü’nün 2017 yılındaki 106. kuruluş yıl dönümünde Prof. Dr. Oğuz İmregün kulübün en yaşlı üyesi sıfatıyla 106. yıl plaketini yaş kütüğüne çakmıştır.
Oğuz İmregün ile Mekteb-i Sultani Röportajı
Oğuz İmregün- İstanbul Barosu Meslekte 60. Yıl Plaket Töreni
Türkiye Barolar Birliğince İstanbul Barosunun ev sahipliğinde 2016 yılında İstanbul Bomonti Hilton Oteli Konferans Salonunda düzenlenen Meslekte 60 Yılını Dolduran Avukatlar Töreninde Baro Başkanı Prof. Dr. Ümit Kocasakal tarafından İmregün’e plaket takdim edilmiştir.
2008 yılında by-pass ve aort ameliyatı geçiren Oğuz İmregün 21 Nisan 2018 günü yaşamını yitirmiştir.
Eserleri
Profesör Doktor Oğuz İmregün’ün Ticaret Hukuku alanında yazmış olduğu eserler Türkiye’de bulunan birçok hukuk fakültesinde ders kitabı olarak okutulmuş, mahkemeler tarafından talep üzerine yazmış olduğu bilirkişi raporları düzenli ve sistematik olarak her yıl kitap olarak basılmıştır.
Oğuz İmregün- Meslekte 60. Yıl Plaket Töreni
Oğuz İmregün
Oğuz İmregün
İmregün’ün, Mevduatı Koruma Bakımından Bankalar Yasası (1957), Anonim Ortaklıklarda Genel Kurul Kararlarından Doğan Menfaat İhtilafları (1960), Amerikan Ortaklıklar Hukukunun Ana Hatları (1968), Anonim Ortaklıklar (1974), Kara Ticaret Hukuku Dersleri – Genel Hükümler – Ortaklıklar – Kıymetli Evrak, Kıymetli Evrak Hukuku, Kollektif – Komandit ve Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Ortaklıklar (1989), Ticaret Hukukunun Genel İlkeleri (1989), Tescilli Markayı Kullanma Külfeti – Prof. Dr. Oğuz İmregün’e Armağan (Sami Karahan -1998), Bilirkişi Raporları (18 Cilt, 1971-2001), Ticaret Hukuku (2004) ve Galatasaraylı (2008) isimli eserleri bulunmaktadır.
Friedrich Carl von Savigny 21 Şubat 1779’da doğdu. Marburg Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Lorraine’den Almanya’ya göç etmiş toprak sahibi soylu bir aileden gelmesi ve zenginliği bilimsel çalışmalara odaklanmasına olanak sağladı.
Friedrich Carl von Savigny
Prof. Anton Bauer ve ortaçağ hukuk bilimi çalışmalarıyla tanınan hocası Philip Friedrich Weiss’in yanında çalıştı. 1800 yılında aynı üniversiteden doktorasını aldı ve ceza hukuku ile Pandekt Hukuku konusunda ders verdi.
1803’te ünlü tezi “Das Recht des Besitze’i (Zilyetlik Hukuku) yayınladı. Bu eseri ünlü hukukçu Thibaut tarafından bir baş yapıt ve Roma hukuku otoritesinin bu anlamda sonu olarak nitelendirildi.
1808’de Bavyera Hükümeti tarafından Landshut Üniversitesi’ne Roma hukuku profesörü olarak atandı. 1810’da Berlin Üniversitesi’ne Wilhelm von Humboldt’un başkanlığını yaptığı Roma hukuku kürsüsüne davet edildi. Roma, Ceza ve Prusya hukuku alanında dersler verdi ve fakültenin en etkili bilim insanlarından biri oldu. Akademik kariyerinin geri kalanını bu üniversitede tamamladı.
Bağımsızlığını 1814’te kazanmış olan Almanya’da medeni hukuk biliminin gelişmesine ve hukuk metodolojisi alanına yoğunlaştı.
Gustav Hugo’nun (23 Kasım 1764 – 15 Eylül 1844) kurucusu olduğu kabul edilen Tarihsel Hukuk Okulu geleneğinin en önemli isimlerinden olan Savigny, hukuk anlayışını tarihe ve özellikle Roma Hukuku kaynaklarına dayandırarak mevcut hukukun içeriğinin tarihsel araştırma biçimlendirilebileceğine inandı. Hukukun sistematik ve doğru biçimde analiz edilebilmesi için aynı anda tarihin, mantığın, felsefenin ve sosyolojinin yöntemlerinin kullanılmasının içsel tutarlılık bakımından gerekliliğini savundu.
Das Recht des Besitzes (The Law of Property – Zilyetlik hukuku) yanı sıra, “Günümüzdeki Kanun Koyma ve Hukuk Bilimi Mesleği” ve “Çağımızın Yasama ve Hukuk Bilimi Konusundaki Görevi Üzerine” isimli eserleri bulunmaktadır.
Dr. Kasım Akbaş tarafından, 19. yüzyıl Alman hukuk düşüncesine en köklü etkiyi yapmış olan hukukçu olarak tanımlanmıştır.
Ali Acar’ın hakkındaki yorumu ise “Friedrich Carl von Savigny, bu tartışmanın köşe taşlarından birisi olarak, üzerinde etkili olduğu dönem itibarıyla, günümüz Kıta Avrupası hukuk geleneği açısından önemli, belki de en önemli hukukçudur.” şeklindedir.
Yüzellilikler, Kurtuluş Savaşı sonrası düşman iş birlikçisi olarak görülen ve Türkiye’den sürgün edilen, üst düzey makamlarda yer alan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır.
Lozan Barış Antlaşmasına ek olarak taraf devletlerce kabul edilen ve açıklanan, 1914 – 1922 yılları arasında işlenen savaş suçlarına ilişkin umumi af beyannamesine ek protokolde Türk Devleti bu genel aftan 150 kişiyi muaf tutacağını beyan etmiştir. Türk hükümeti Lozan Antlaşması yükümlülükleri uyarınca 26 Aralık 1923 ve 16 Nisan 1924 tarihlerinde iki defa genel af kanunu çıkartmış, 150 kişiyi bu kanunlardan muaf tutmuştur. Bu kişilerin isimleri 01 Haziran 1924 tarihli 544 numaralı hükümet kararnamesi ile belirlenmiş, 28 Mayıs 1927 tarihli 1064 sayılı yasa ile bu kişiler vatandaşlıktan çıkartılmıştır. Bu kişiler 29 Haziran 1938 tarihli 3527 sayılı af kanunu ile affedilmiştir. Bu 150 kişinin bazıları aftan önce ölmüş, bazıları yurtdışında kalmaya devam etmiş, bazıları da Türkiye’ye geri dönmüştür.
Lozan Barış Antlaşması ile öngörülen, genel aftan muaf tutulan, 150’liklerin vatandaşlıktan çıkarılması ve daha sonra bunların affedilmesine ilişkin olarak Dr. Albay Necip Yılmaz tarafından “150’likler ve 3527 Sayılı Af Kanunu” ismi ile doktora tezi yazılmıştır.
Uluslararası Anadili Günü (International Mother Language Day), 2000 yılından beri her yıl 21 Şubat gününde ve tüm dünyada kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 17 Kasım 1999’da 2000’de 21 Şubat tarihini Dünya Anadili Günü ilan etmiştir. UNESCO himayesindeki Anadili Günü dünyada kültürel çeşitliliği desteklemek, dilsel farkındalık yaratmak ve çok dilliliği teşvik etmek için düzenlenen hukuk ve demokrasi günlerindendir. Anadilde eğitimin temel bir hak olduğu tüm modern dünya tarafından kabul edilmektedir.
Uluslararası Anadili Günü
Dünya üzerinde konuşulan dillerin yüzde 40’ı yok olma tehlikesi altındadır. Yok olan diller ve tehdit altındaki diller genellikle yaşadığı ülkede azınlık olarak yaşayanların, kendi egemenliğine sahip çıkamayan hakların ve anadilini kullanmak için inisiyatif kullanma hakkına sahip olamayan toplulukların dilleridir. Kimi diller ise hakim kültüre yenik düşerek yok olmaktadır.
Anadili
Anadili bireyin annesinden doğduğunda herhangi bir dışsal öğrenme çabasına girmeden içine doğduğu topluluğun günlük yaşamında kullandığı, sosyalleştiği, sanat ve kültürel değerlerini yaşadığı sosyal ortamda öğrenilen birincil dildir. Anadil hakkı hem bireysel bir hak hem de ait olunan topluluğun kolektif hakları kapsamındadır. Yeryüzünde konuşulan her hangi bir dil, insanlık aleminin ve insanlık tarihinin ortak değeridir.
UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası Editörü Chris Molesey anadili “Rüya gördüğün, düşündüğün, hatta başka dillerdeki düşünceleri bile fark etmeden çevirdiğin dil anadilindir”şeklinde tanımlamaktadır.
UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası (Atlas of the World’s Languages in Danger)
BM verilerine göre dünya genelinde 8.324 civarında anadilin konuşulduğu ve bunlardan 2500 civarında dilin yok olma tehlikesi altında olduğu bilinmektedir. BM, dünyada her iki haftada bir dilin içinde geliştiği entelektüel ve kültürel ortamla birlikte yok olduğunu raporlamaktadır.
UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası(Tehlike Altındaki Dillerin Kırmızı Kitabı), tehlike altındaki dillerin listesini tutmaktadır. 1992 yılında Kanada(Québec’te toplanan Uluslararası Dilbilimciler Kongresi’nde tehlike altındaki diller tartışılarak Tehlikedeki Diller Komitesi kurulmuştur. Ayrıca aynı yıl Paris’te uluslararası bir toplantı düzenlenmiş, tehlike altındaki diller UNESCO’nun çalışma alanına dahil edilerek bir araştırma merkezi kurulmuş ve Tehlike Altındaki Dillerin Kırmızı Kitabı yayımlanmaya başlanmıştır.
Yok Olma Tehlikesi Altındaki Diller İçin Kriterler
UNESCO tehlike altındaki dillerin hangi derecede yık olma tehlikesinde olduğunu sınıflandırmak için dokuz kriter kullanmaktadır:
Dilin kuşaktan kuşağa aktarılması
Dili konuşan kişi sayısı
Dili konuşanların toplam nüfusa oranı
Dilin kullanım alanlarında değişiklikler
Yeni alanlara ve ortamlara dilin tepkisi
Dilin öğrenilmesi, o dilde okuma yazma öğrenilmesi için gerekli materyallerin varlığı
Devletlerin ve kurumların tutum ve politikaları, buna dilin resmi durumu ve kullanımı da dahil
Toplumun bireylerinin kendi dillerine yönelik tutumu
Dille ilgili varolan belgelerin miktarı ve niteliği.
Türkiye’de Tehlike Altındaki Diller
UNESCO’nun Türkiye’de dil koruma programı bulunmamaktadır. Türkiye’de yok olan yahut yok olma tehlikesi altında olduğu düşünülen diller; Ubıh dili, Hemşince, Lazca, Hertevin, Gagavuzca, Ladino, Süryanice, Abazaca, Mlahso dili Suret, Pontus Yunancası, Kapadokya Yunancası,, Çingene dilleri, Adige, Kabar-Çerkes dilleri ve Zazaki (Zazaca) olarak bilinmektedir.
Türkiye’de resmi dil Anayasa gereğince Türkçedir. Devletin resmi dili, Anayasa ile düzenlenmiştir, bu husus değiştirilemez hükümler arasındadır ve Cumhuriyet’in temel nitelikleri arasında önemli bir unsurdur. Ancak, etnik köken, dil veya din bakımından farklı gruplara mensup çocukların, kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama yahut özel alanda kendi dilini kullanma bakımından sorun bulunmamaktadır.
Okullarda farklı Dil ve Lehçelerin 5’inci sınıftan başlamak üzere seçmeli ders olarak okutulması 2012 yılında çıkarılan Seçmeli Dersler Genelgesi kapsamında mümkündür. 2009 yılında Kürtçe yayına başlayan TRT 6 kanalı bulunmaktadır.
John Bordley Rawls, 21 Şubat 1921 tarihinde Baltimore, Maryland’de doğmuş ve 24 Kasım 2002 tarihinde Lexington’daki evinde ölmüş olan ABD’li filozoftur. John Rawls’ın babası Avukat William Lee Rawls’tır. Rawls, Baltimore’daki en ünlü avukatlardan biri olan William Lee Rawls’un beş oğlunun ikincisidir.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Pasifik’te piyade olarak görev yapmış, Yeni Gine, Filipinler ve Japonya’da bulunmuş Hiroşima bombalamasının etkilerine tanıklık etmiştir. Subay olma teklifini reddetmiş ve 1946’da ordudan er olarak ayrılmış, korkunç sahnelere tanık olduğu Filipinler’de Hıristiyan dinine olan inancını yitirmiştir.
John Bordley Rawls, asker arkadaşları ile birlikte
Askerliğin arından Princeton Üniversitesi’ne dönerek etik felsefesi üzerine doktoraya başlamıştır.
John Bordley Rawls
Margaret Fox ile 1949 yılında evlenen John Bordley Rawls, 1950 yılında doktorasını tamamladıktan sonra aynı okulda ve başka üniversitelerde ders vermiş, asistan olarak görev yaptığı Cornell Üniversitesi’nde doçent ve 1962 yılında da profesör olmuştur. Kısa bir süre MIT’de çalışmış ve ardından Harvard Üniversitesi’ne geçiş yaparak bu okulda 40 yıl boyunca etik ve siyaset felsefesi alanında dersler vermiştir.
Harvard Üniversitesi Dergisinde, “Rawls’un çalışması, dünyada ahlak ve siyaset felsefesini değiştirdi” denilmektedir.
Rawls, kekeme olması nedeniyle az sayıda röportaj vermiş, şöhretine rağmen medyatik davranmamış, zamanının çoğunu bilime ve aile yaşamına harcamıştır. Askerliği bırakarak bilime döndüğü yıllardan ölümüne kadar Etik, toplumsal adalet, eşitlik ve siyaset felsefesi üzerine çalışmıştır. Rawls genellikle 20. yüzyılın en önemli siyaset filozofu olarak tanımlanmaktadır.
John Bordley Rawls
John Bordley Rawls’ın Eserleri
Rawls adalet teorisine ilişkin fikirlerini ilk olarak 1971 yılında yayınladığı Bir Adalet Teorisi isimli eserinde ortaya koymuş, Siyasi Liberalizm isimli eserinde ise teorisini geliştirerek çoğulcu bir toplum düzeyinde adaletin koşullarını ele almış; Halkların Yasası isimli eserinde ise uluslararası hukuk bağlamında adalet konusunu ele alarak adil bir uluslararası düzenin mümkün olup olmadığını tartışmıştır.
1971 yılında yazılan ve Türkçe’ye tercümesi Barolar Birliği Önceki Başkanı Vedat Ahsen Coşar tarafından yapılan Bir Adalet Teorisi (A Theory of Justice) isimli eserin sahibi olan Rawls’un sosyal adalet teorisi; temel haklar, fırsat eşitliği ve toplumun en az avantajlı gruplarının çıkarlarını korumayı önermektedir. Sosyal adaletin sağlanması konusunda güçlü ve orijinal argümanlar getirmiştir. Bir Adalet Teorisi isimli eserine dönük eleştirilere yanıt niteliğindeki Justice As Fairness: A Restatement isimli bir eseri bulunmaktadır.
Bir Adalet Teorisi, ABD’de son yıllarda 60’tan fazla mahkeme içtihadında referans olarak gösterilmiş; kitap yirmi yedi dile çevrilmiş ve 250.000 adetten fazla satılmıştır.
Vedat Ahsen Coşar, kitabın çevirisi hakkında; “Kırk altı yıl önce yayınlanan, yayınlandıktan sonra pek çok ülkenin diline tercüme edilen ve ne yazık ki Türkçeye tercüme edilmemiş olan Amerikalı siyaset bilimci ve hukukçu John Rawls’ın yazdığı 513 sayfadan oluşan A Theory of Justice/Bir Adalet Teorisi isimli kitabı Türkçeye çevirdim. Özel hayatımda ve mesleki kariyerimde başkanlıklarım da dahil, kendi çapımda ve alanımda önemli ve değerli pek çok iş, pek çok hizmet yaptım. Ama diyebilirim ki, bugüne kadar yaptığım hiçbir iş, hiçbir hizmet, benim için bu kitabı Türkçeye çevirmek kadar önemli ve değerli olmamış, bana manevi yönden keyif vermemiştir. Esasen bunu da bu amaçla ve bunun için yaptım. Zira profesyonel bir çevirmen değilim ben. Pozisyona, statüye, bir şey olmaya bağlı hırslarım yoktur benim.” demiştir.
Siyasi Liberalizm
Rawls,1993 yılında Siyasi Liberalizm isimli eserini yazmış, kitabın genişletilmiş baskısı ölümünden sonra, 2005 yılında yayınlanmıştır. Yazar kitabında; iyi yaşamın doğası hakkında makul bir anlaşmazlık nedeniyle siyasi gücün nasıl meşrulaştırılabileceği sorusuna cevap aramış; toplumun farklı dini ve felsefi inançlar nedeniyle anlaşmazlık içine olsa bile demokratik bir rejimi nasıl ayakta tutabileceklerini ele almış; liberal demokratik barış ilkesini savunmuştur. Demokratik rejim için; eğitimde fırsat eşitliği, adil gelir ve refah dağılımı, bütün vatandaşlara iş ve sağlık hizmetinin eşit şekilde verilmesi ve yöneticilerin belirlendiği seçimlerin finansmanının şeffaf olması ve kamuoyunun bilgi sahibi olması önemsediği kurallardandır. Sosyal sözleşme geleneğini temel alan Rawls için, eşitlik, özgürlük, çoğulcululuk, bir arada yaşama gibi ilkeler vazgeçilmez değerlerdir.
John Rawls – Political Liberalism ( Siyasi Liberalizm)
The Law of Peoples (Halkların Yasası)
John Bordley Rawls, The Law of Peoples (Halkların Yasası) isimli çalışmasını ise 1993 tarihinde makale olarak yayınlamış, ölümünden kısa bir süre önce kitap olarak baskıya hazırlamıştır. Bu çalışmasında, uluslararası hukukun ilke ve normlarına vurgu yapmış, bunun özel bir hak ve adalet arama yolu olduğunu savunmuş, halkların yasası olarak 8 ilke açıklamıştır. Bu ilkeler özgür ve demokratik toplumların sahip olduğu geleneksel ilkeler olup kaynağı ise tarih ve uluslararası hukuk uygulamalarıdır.
John Bordley Rawls / The Law of Peoples (Halkların Yasası)
Rawls’ın Sekiz İlkesi
1. Halklar özgür ve bağımsızdır, diğer toplumlar bu özgürlük ve bağımsızlığa saygı göstermelidir. 2. Halklar antlaşmalara ve taahhütlere uymalıdır. 3. Halklar eşittir ve onları bağlayan antlaşmalarda taraftır. 4. Halklar içişlerine müdahale etmeme sorumluluğunu gözetmelidir. 5. Halklar kendini savunma hakkına sahiptir, fakat kendilerini savunma amacı dışında savaş çıkarma hakları yoktur. 6. Halklar insan haklarına uymalıdır. 7. Halklar kendilerini savundukları savaşta dahi belirli hukuki ve ahlaki sınırlamalara uymak zorundadır. 8. Halkların, adil ya da düzgün siyasal ve toplumsal rejime sahip olmalarını engelleyen olumsuz koşullar altında yaşayan diğer halklara yardım etme yükümlülüğü bulunmaktadır.
A Theory of Justice isimli eserin orijinal eski ve yeni baskıları bir arada
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; terörün Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkartılması, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, millî birlik ve kardeşliğimizin pekiştirilmesi, özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışmalar yapmak amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan KURTULMUŞ tarafından TBMM’de temsil edilen siyasi partilere gönderilen bir yazı ile kurulmuş ve 05.08.2025 tarihinde çalışmalarına başlamıştır.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu, TBMM başkanlığı tarafından 18 Şubat 2026 günü kamuoyuna deklare edilmiştir. Komisyon tarafından hazırlanan raporun eklerinde, siyasi partiler tarafından hazırlanan müstakil raporlara da yer verilmiştir.
İÇİNDEKİLER
TAKDİM
1 – KOMİSYON ÇALIŞMALARI 1.1. Komisyon Kuruluşuna Giden Süreç 1.2. Komisyonun Kurulması, Yapısı ve Çalışma Prensipleri 1.3. Komisyonun Teşekkülünde Esas Alınan İlkeler 1.4. Komisyon Çalışmalarının Demokratik Olgunluğu 1.5. Komisyonun Toplumsallaşmasının Önemi ve Önceliği 2 – KOMİSYONUN TEMEL HEDEFLERİ 2.1. “Terörsüz Türkiye” Hedefi 2.2. Demokrasinin Güçlendirilmesi Hedefi 2.3. Kalkınma ve Ekonomik Refah Artışı Hedefi 3 – TÜRK-KÜRT KARDEŞLİĞİNİN TARİHÎ KÖKLERİ VE KARDEŞLİK HUKUKU 4 – KOMİSYONDA DİNLENEN KİŞİLERİN MUTABAKAT ALANLARI 5 – PKK’NIN KENDİSİNİ FESHETMESİ VE SİLAH BIRAKMASI 6 – SÜRECE İLİŞKİN YASAL DÜZENLEME ÖNERİLERİ 6.1. Kritik Eşik: Örgütün Silah Bırakması 6.2. Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirecek Yasal Düzenlemeler 6.3. Örgüt Mensuplarının Durumu 6.4. Toplumsal Bütünleşme 6.5. İzleme ve Raporlama Mekanizması 6.6. Süreçte Görev Alanlara Yasal Güvence Sağlanması 7 – DEMOKRATİKLEŞME İLE İLGİLİ ÖNERİLER 7.1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) Kararları 7.2. Yargılama ve İnfaza İlişkin Düzenlemeler 7.3. Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesi ile İlgili Düzenlemeler 7.4. Yerel Yönetimler SONUÇ VE DEĞERLENDİRME EKLER
TAKDİM
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisinin temsil gücü ve demokratik meşruiyeti içerisinde yürütülen, toplumsal barışın, birliğin ve millî dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihî sorumluluğun bir yansımasıdır, ifadesidir.
Halkımızın uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödeyerek karşı karşıya kaldığı sorunlar, Gazi Meclisimizin yasa yapıcı ve denetleyici niteliğiyle ele alındığında kalıcı bir çözüm ufku kazanmaktadır.
Bugün terör meselesinde tarihî bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte millî iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclisimiz üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz bir biçimde üstlenmiştir.
On yıllardır ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını tüketen ve ülke olarak ağır bedeller ödediğimiz terör eylemleri, kalkınma ufkunu daraltmış, sosyal bağları örselemiş ve siyaseti sadece güvenlik reflekslerine sıkıştırmıştı. Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte, terör örgütleri artan bir biçimde, bölgemizde bölünme ve parçalanmanın, vekâlet savaşlarının aparatı olarak kullanılmış; yerel sorunlar küresel hesapların aracı hâline getirilerek toplumsal fay hatları bilinçli bir şekilde derinleştirilmiştir.
Coğrafyamızı bir asır önce etnik, mezhebî ve dinî farklılıklar üzerinden bölmeye çalışanların, yine aynı hedefler peşinde koşmalarını engellemek için terörün tamamen ortadan kaldırılması, tam manasıyla kalıcı barış ve huzur ortamının sağlanması, tarihî bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır.
Bölgemizde bugün yaşanan istikrarsızlık, adaletsizlik ve demokratikleşme sorunları emperyal müdahalelerin bıraktığı derin izlerin birer sonucudur. Bu müdahalelere bizim cevabımız ise daha fazla kardeşlik ve daha fazla bütünleşmedir.
Türkiye, küresel emperyal güçlerin hilafına, bölgemizde bütünleştirici politikaların öncüsü olmaya devam edecektir. Güç dengelerinin değiştiği, jeopolitik risklerin arttığı bir ortamda Türkiye’nin iç kalesini tahkim ederek, bölgesinde kalıcı barış ve istikrarı sağlaması hem kendi güvenliği hem de bölgesel düzen açısından yeni imkân ve fırsatları ortaya çıkaracaktır. Türklerin, Kürtlerin, Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak, bölgede emperyalistlerin kurguladığı dağılma ve parçalanma senaryolarını bozacak, planlarını etkisiz hâle getirecek bir dönemi başlatacaktır.
Milletimiz, bozguncu emellerden daha güçlü bir birlik, kardeşlik ve bütünleşme iradesine sahiptir. Türkiye’de terör meselesinin kalıcı biçimde çözülmesi sadece güvenlik boyutuyla sınırlı olmayan, çok boyutlu, çok yönlü, çok katmanlı ve çok taraflı politikaları zorunlu kılmakta, siyasal meşruiyet, toplumsal kabul ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesini gerektirmektedir.
Öte yandan dünyamız uluslararası kurumların meşruiyet tartışmalarıyla çöküşe geçtiği, kural bazlı uluslararası sistemin yerine sadece güçlülerin kendi kurallarını dayattığı bir döneme doğru hızla ilerlemektedir. Böylesi bir dönemde devletlerin egemenliğini, güvenlikleriyle toplumsal bütünlüğü aynı anda aynı irade çizgisinde tutabilme kudreti üzerinden değerlendirmek gerekir.
Küresel sistemin her krizinde ne yazık ki en fazla yıpranan alan insan onuru ve hukukun üstünlüğü olurken, adaleti sağlama gücü zayıflayan her yapı toplumda umut yerine yeni kırılganlıklar meydana getirmektedir. Yakın çevremizde ve bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması ve çatışma alanlarının genişlemesi ülkemize çok yönlü sorumluluklar yüklemektedir.
İçeride millî dayanışmamızı derinleştirirken, bölgemizde barış sağlamaya yönelik çabalar, refahın artırılması ve adalet duygusunun güçlendirilmesiyle birlikte üstlenilmesi gereken yeni vazifeler olarak önümüzde durmaktadır.
Ülkemizde kardeşlik, esenlik ve toplumsal barışı büyüten her sözü ve her adımı en güçlü şekilde desteklemekteyiz. Bu mesele, farklılıkları derinleştiren ezber kalıplarla değil; basiretli bakış, samimi yaklaşım ve kararlı adımlarla çözüme kavuşacaktır. Bu konu, varlığımızı ve yarınımızı ilgilendiren niteliğiyle, dar siyasi çıkarların veya risk hesaplarının konusu asla olamaz; dar siyasi çıkarların ve risk hesaplarının ötesinde bir realitedir.
Kalıcı sükûnetin sağlam temeller üzerinde yükselmesi, güvenliğin yanında hukuk devleti pratiğini, demokratik siyaset ahlakını ve millî dayanışma iradesini aynı anda kuvvetlendiren birliği gerektirmektedir. Terörün ülkemizin gündeminden çıkarılması her birimiz için tarihî bir sorumluluktur. Ortak geleceğimize dönük her adım, Gazi Meclisin denetimi ve toplumsal meşruiyetle ilerlediğinde, alınan tedbirler hukukla tahkim edilmiş bir istikamete doğru sağlam bir şekilde ilerleyecektir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî iradenin tecelligâhı olarak milletimizin geleceğini ilgilendiren her meselenin meşru çözüm adresidir.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, tarihî sorumluluğun Meclis zeminine taşınması için teşekkül ettirilmiş bir komisyondur. Bu çatı altında; açık diyalog ve karşılıklı saygı içinde kardeşliğimizi güçlendiriyoruz. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, acılarımızı inkâr etmeden geleceği birlikte kurma kararlılığının açık bir ifadesidir. Bu çerçevede, zaman geçse de acıları geçmeyen kayıpları unutmadan, hatıralarına saygıyla sahip çıktığımızı vurguluyoruz.
Komisyonumuz, milletimizin her türlü düşünceyi baskıdan, ön yargıdan ve çekincelerden ari biçimde ifade edebilecek kabiliyete, irfana ve olgunluğa sahip olduğunu da göstermiştir. Ortak aklı ve asgari müşterekleri önceleyen bir yaklaşım benimseyerek; uzlaşı zemininden uzaklaşmadan meseleler derinlikli biçimde tartışılabilmiş, ele alınabilmiştir.
Siyasal hayatın son dönemde ürettiği temaslar, kamu vicdanında büyüyen huzur talebi ve örgütün silah bırakmasına dönük gelişmeler, Meclisimizin temsil gücünü daha görünür kılan bir istişareyi gerekli kılmıştır.
Elinizdeki rapor, Komisyon çalışmalarının olgunlaştırdığı müşterek idraki belirginleştirme amacı taşımaktadır. Partilerimizin ekler kısmında yer alan raporlarının da okunmasını kolaylaştıracak kavramsal bir çerçeve sunmaktadır.
Komisyona katkı sunan partilerimizin raporları, kendi siyasal duruşlarını bir tutum belgesi şeklinde kamuoyuyla paylaşan birer politika belgesidir. “Türkiye Modeli” olarak adlandırılan yaklaşımın kurucu ilkeleri millî iradeye dayanan siyasal bir metin disiplini içinde kayda geçirilmekte; kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyet alanının genişlemesi, toplumsal bütünleşmenin güçlenmesi, demokrasinin ilerlemesi ve refahın kalıcı biçimde büyümesi birbirini tamamlayan tek bir bütünün parçaları olarak ele alınmaktadır.
Komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım, örgütsel yapının fesih ve silah bırakmasının güvenli biçimde teyidiyle birlikte yürürlüğe alınması düşünülen idari ve hukuki düzenlemelere rehberlik edecek ilkeleri belirlemeyi, tespit ve takip mekanizmalarında öngörülebilirlik sağlamayı, toplumla uyum adımlarını özgürlük ile güvenlik dengesini koruyan bir çerçevede tasarlamayı hedeflemektedir.
Rapor; af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuk düzeninin belirlilik ilkesini merkeze alan ve kamu vicdanının hassasiyetini gözeten yaklaşımın ana hatlarını ortaya koyarken, devlet aklıyla millet vicdanını koruyan demokratik iradenin aynı bütünlük içerisinde harekete geçtiğinde toplumsal barışın kalıcı zeminini kurduğuna da işaret etmektedir.
Terörsüz Türkiye hedefi daha geniş bir ufukla terörsüz bir bölge tasavvuruna açılmakta; iç huzuru pekiştiren her adım, bölgesel ve küresel adalet arayışında Türkiye’nin gücünü artırmaktadır.
Meclisimizin görevi, müşterek hayatın hukukunu kurmak, farklılıkların sesini ortak geleceğin sesine katmak, her yurttaşın kendini eşit, güvende ve saygın hissettiği demokratik yapıyı güçlendirmek ve hürriyet ufkunu genişletmektir. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, toplumsal huzur ve sükûnu zedeleyen terör eylemleri ve şiddet iklimini sona erdirme iradesini rapor hâline getirmiştir.
Raporun giriş bölümü ve değerlendirmeler kavramsal bir çerçeve sunmayı, Komisyon çalışması boyunca oluşan ortak idraki ortaya çıkarmayı ve çatışma çözümleri konusunda uluslararası literatürde “Türkiye Modeli” olarak tanımlanacağına inandığımız Komisyon çalışmalarının ilke ve hedeflerini siyasi bir metin disiplini içinde kayda geçirmeyi amaçlamaktadır.
Şeffaf ve açık yaklaşımımız sayesinde Komisyon toplantıları kamuoyu tarafından ilgiyle takip edilmiş; çalışmalara ilişkin gelişmeler medya organlarında geniş yer bulmuş ve süreç milletin denetimine açık bir şekilde ilerlemiştir.
Yaptığımız çalışmalar, gelinen aşamayla sınırlı ve tamamlanmış bir süreç olarak değerlendirilemez. Komisyonumuzun sergilediği sağduyulu, kapsayıcı ve çözüm odaklı yaklaşım; yarının güçlü, etkili ve huzurlu Türkiye’sine uzanan sağlam bir çerçeve ortaya koymuştur. Komisyonumuz tarafından titizlikle hazırlanan rapor, bundan sonraki süreçte atılacak adımlara istikamet çizen ve ortak hedefler doğrultusunda yol gösteren kıymetli bir başvuru metni olma özelliğini taşımaktadır.
Komisyon raporumuz bu anlamda bir nihayet değil, bilakis atılan ve atılacak kararlı adımların mihenk taşı olarak kabul edilmelidir. Yeni bir anayasa hazırlama konusu ise Komisyonumuzun görev alanında olmamakla birlikte, ülkemiz için tehir edilemez, yerine getirilmesi gereken ortak bir ödev ve sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.
Komisyon çalışmalarının neticesinde, raporda bahsedilen düzenlemeler ve önerilere ek olarak siyasi partilerimizin daha önce çeşitli vesilelerle kamuoyuyla paylaştığı raporlarda ifade ettikleri daha demokratik, sivil, özgürlükçü, katılımcı ve kapsayıcı yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğu da aşikârdır. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunlarında yapılacak demokratik değişiklikler de yüce Meclisimizin sorumlulukları arasındadır.
Komisyonumuzun adını oluşturan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi hedefi bu adımların da atılmasıyla birlikte nihayete erecektir. Bu çerçevede, sorunun çözümü için ilk ve önemli adımları atarak meseleyi bir devlet politikası olarak benimseyen ve benimsenmesini sağlayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a, yaptığı kritik ve yol gösterici çağrılarla sürecin başlamasını sağlayan Sayın Devlet BAHÇELİ’ye, başta milletvekillerinin temsilini sağlamaları olmak üzere Komisyona samimi destek veren genel başkanlar Sayın Özgür ÖZEL’e, Sayın Tuncer BAKIRHAN’a, Sayın Tülay HATİMOĞULLARI ORUÇ’a, Sayın Mahmut ARIKAN’a, Sayın Ali BABACAN’a, Sayın Ahmet DAVUTOĞLU’na, Sayın Zekeriya YAPICIOĞLU’na, Sayın Muhammed Ali Fatih ERBAKAN’a, Sayın Erkan BAŞ’a, Sayın Seyit ASLAN’a, Sayın Önder AKSAKAL’a ve Sayın Gültekin UYSAL’a da hassaten teşekkürlerimi ifade ediyorum.
Geçmiş dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanları, bakanlar, ilgili kamu kurumlarının temsilcileri, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı, şehit aileleri ve gaziler, sivil toplum temsilcileri, baro başkanları ve hukuk çevreleri, insan hakları örgütleri, işçi ve memur sendikaları ile işveren temsilcileri, akademi camiası, düşünce kuruluşları, emekli güvenlik mensuplarımızın temsilcileri, gençlik ve kadın sivil toplum kuruluşları gibi alanlardan 137 kişi dinlenmiş ve bu dinlemelerin her biri rapora büyük katkı sunmuş, raporun ufkunu genişletmiştir.
Büyük bir demokratik olgunluk ve titizlikle çalışmalarını sürdüren Komisyon üyesi milletvekillerimizin her birine, fedakâr gayretleriyle çalışmalarımızı kolaylaştıran İdari Teşkilat mensubu arkadaşlarımıza ve milletimizin doğru bilgiye erişmesi için büyük bir sorumluluk bilinciyle çalışan değerli basın mensubu arkadaşlarımıza bu tarihî görevdeki katkıları nedeniyle teşekkür ediyorum. Sorumlu ve yapıcı tutumları sebebiyle katkı sunan herkese ayrı ayrı teşekkürlerimi ifade ediyorum. Uzlaşı ve diyalog kültürünün bundan sonraki süreçte de aynı kararlılık ve samimiyetle yürütülmesini canıyürekten temenni ediyorum.
En büyük teşekkürümüz ise desteklerini her daim yanımızda gördüğümüz ve hissettiğimiz aziz milletimizedir.
Son olarak; Komisyonumuz teşekkül etmeden hemen önce aramızdan ayrılan; sürecin sükûnetle yürümesi, güven zemininin korunması ve ortak aklın güçlenmesi için büyük emek veren Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilimiz, değerli dostum Sırrı Süreyya ÖNDER’i rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
Komisyon çalışmalarımız kapsamında görüşlerine başvurduğumuz; sahada insan hayatına dokunmayı kendisi için vazife bilmiş insani yardım gönüllüsü, eğitimci Vahdettin KAYĞAN kardeşimi de rahmetle anıyorum.
Milletimizin huzuru, bölgemizin istikrarı ve toplumsal barış ülküsü için sivil toplumda, siyasette ve halkımıza hizmetin farklı alanlarında emek veren her biri kıymetli insanlarımızı şükranla; ortak vatanımızın esenliği uğruna canını veren şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi hürmet ve minnetle yâd ediyorum. Aziz hatıraları; atacağımız her adımda, insan onuruna, adalete ve ortak geleceğimize karşı taşıdığımız sorumluluğu, hepimize daha güçlü biçimde hatırlatmaya devam edecektir.
Numan KURTULMUŞ TBMM Başkanı
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; Meclisin temsil gücünü, siyasetin çözüm üretme kapasitesini ve millî iradenin denetim imkânlarını aynı zeminde buluşturan bir örneklik ortaya koymuştur.
Toplantılar boyunca oluşan müşterek kanaat, şiddet ve terörle mücadele yönteminin sadece güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması gerektiği yönündedir. Tam demokrasiye dayanan yurttaşlık bilincinin, eşitlik temelli kardeşliğin ve kurumsal şeffaflığın kalıcı huzur ve barışı mümkün kılacağı değerlendirilmektedir.
Komisyon raporu, idari ve hukuki düzenlemeler için yol gösteren bir çerçeve ortaya koyarken, toplumla uyum adımlarının ertelenemez bir alan olduğunu hatırlatmaktadır.
Siyasetin görevi, toplumun farklı seslerini ortak geleceğin dilinde buluşturmaktır.
Milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürüyen bu süreç, kalıcı sonuç üreterek; kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışıyla güçlendiğinde, “Türkiye Modeli”nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir.
Bir asır önce Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde büyük zorlukları aşarak kardeşlik temelinde kurulan Cumhuriyet’imiz, ikinci asrının başlangıcında toplumsal barış ve huzur iklimini tam manasıyla temin edecektir. Bu istikamette yüce Meclisimizin çatısı altında gerçekleştirilecek çalışmalar kararlılıkla sürdürülecek ve milletimizin aydınlık bir geleceğe ulaşması sağlanacaktır.
Demokratik, çoğulcu ve herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye’yi hep birlikte büyük bir çabayla inşa etmek için hakikatin göz ardı edilmediği, duyguların inkâr edilmediği ve siyasetin çözüm üretme cesareti gösterdiği bir anlayışın benimsenmesi hayati önemdedir.
Komisyonumuz, Türkiye’nin barışla, bütünlükle, demokrasiyle ve kardeşlikle güçleneceğini göstermiştir.
Canları ve kanları pahasına vatanımız için hayatlarını hiçe sayan şehitlerimizin aziz hatırası ve gazilerimizin kardeşlik iradesi, millî bütünlüğümüzün sarsılmaz teminatıdır. Oluşan müşterek kanaat, sürecin kamu düzenini koruyan, hak ve hürriyetleri genişleten, toplumsal rızayı büyüten ve ortak geleceği kurumsal bir disiplin içinde taşıyan bir yol üzerinde ilerlemesi yönündedir.
Bu rapor, çalışmaların ve gelen raporların tümünden süzülen birikimi ve ortak aklı, izleyen dönemde atılacak adımlara rehberlik edecek bir çerçeve hâlinde dikkatlere sunmaktadır.
Bundan sonraki safhada, tespit ve takip mekanizmalarının öngörülebilirliği, idari ve hukuki düzenlemelerin açıklığı, toplumsal uyum adımlarının kapsayıcılığı ve Meclis denetiminin sürekliliği belirleyici olacaktır. Komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım, ortak gelecek hedefini ortak projelerle güçlendiren, bölgesel kalkınmayı hızlandıran, sosyal bağları onaran ve ayrıştırıcı senaryoların zeminini daraltan bir bütünleşme üretmeyi esas almaktadır. Böylelikle ortak gelecek hedefimiz, millî iradenin gözetiminde kurumsal teminat kazanacaktır. Türkiye Modeli, meşruiyet, istikrar ve toplumsal barış üreten bir çerçeveye dönüşecektir.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde hazırlanan öneri ve değerlendirmelerimizi içeren raporumuz, yasa çalışmalarında esas alınmak üzere siyasi partilerin ve kamuoyunun takdirlerine saygıyla sunulmaktadır.
20 Şubat – Hukuk Takvimi / Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1622
Genç Osman Yedikule zindanlarında boğularak katledildi. II. Osman olarak bilinen padişah, devlet erkanı içindeki üst düzey yetkilileri değiştirmiş, müderris ve kadıların atanma yetkilerini Şeyhülislamdan almış ve kahvehaneler ile meyhaneleri kapatmıştı.
1778
Avrupa’nın ilk kadın fizik profesörü Laura Bassi, Bologna’da doğdu. (Doğumu: 20 Ekim 1711)
Laura Bassi
1819
İsviçreli hukukçu, politikacı ve iş adamı Alfred Escher, doğdu. (Ölümü: 6 Aralık 1882) Zürih Üniversitesinde hukuk eğitimine başladı ancak ağır bir hastalık geçirmesi sebebi ile eğitimine Bonn ve Berlin’de devam etti. 1837’de İsviçreli öğrencilerin oluşturduğu Sofingia (Schweizerischer Zofingerverein) adlı derneğe üye oldu, 1839/40’ta derneğin Zürih şubesinin başkanı, 1840’ta ise genel başkanı olarak seçildi. 1942’de Zürih Üniversitesinden hukuk doktoru unvanını kazandı. 1843 yazında Paris’ten döndükten sonra kendisini bilimsel çalışmalara verdi. Kapsamlı bir İsviçre Hukuk Tarihi yazmayı planladı ancak bunu hiçbir zaman gerçekleştiremedi. 1844’te Zürih Üniversitesinde bir deneme dersi verdikten sonra, sözleşmeli öğretim görevlisi oldu. 1848 yılında yeni İsviçre Anayasasının oluşturulmasıyla, Federal Meclise girmesi talep edildi. Escher yapılan seçimlerde 15 Ekim 1848’de federal meclise girdi ve 7 Kasım 1848’de ikinci başkan oldu, toplam 4 defa meclise başkan olarak seçildi. İsviçre’de demiryollarının geliştirilmesine öncülük etti. Birçok politik görevde bulundu, bunun yanında İsviçre Kuzeydoğu Demiryolu Şirketi, İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü (ETH-Zürih), Credit Suisse, Swiss Life ve Gotthard demiryollarının kuruculuğunu yaptı. 19. yüzyıl İsviçresinin siyasi ve ekonomik gelişimi üzerinde önemli bir etki bıraktı.
Alfred Escher
1886
Macar hukukçu ve komünist politikacı Béla Kun doğdu. (Ölümü: 29 Ağustos 1939) Franz Joseph Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Macar Sovyet Devrimi’ne katıldı ve sosyalist ve komünistlerden oluşan hükûmette yöneticilik yaptı. Mihály Károlyi hükûmeti tarafından tutuklandı, ancak savaşı izleyen işçi ayaklanmaları sonrasında 21 Mart 1919’da serbest bırakıldı. 1921 yılında Almanya’daki başarısız Mart Ayaklanmalarına katıldı. 1930’ların sonundaki Büyük Tasfiye sırasında Troçkist olmakla suçlandı ve 28 Haziran 1937’de tutuklandı. Sorgulamadan sonra, karşı devrimci terör örgütüne bağlı olduğu sonucuna varıldı ve gizli duruşmanın sonunda ölüm cezasına çarptırıldı. 29 Ağustos 1939’da infaz edildi.
Béla Kun
1887
Alman İmparatorluğu, İtalya Krallığı ve Avusturya-Macaristan arasında ‘Tripartite Paktı’ (Üçler Paktı) imzalandı. Üçlü Sözleşmesinin öncüleri, 1887 Washington Konferansı, 1889 Berlin Antlaşması ve 1899 Samoa İngiliz-Alman Anlaşmasıydı.
1909
Fütürizm Bildirgesiveya Fütürist Manifesto (İtalyanca:Manifesto del Futurismo veya Le Futurisme), İtalyan şair Filippo Tommaso Marinetti tarafından yazılarak 20 Şubat 1909’da yayımlanmıştır. Bildirgeye imza atan sanatçılar arasında: Umberto Boccioni, Carlo Carrà, Luigi Rossolo, Gino Severini, Romolo Romani, Antonio Sant’Elia ve Giacomo Balla bulunmaktadır.
1919
Afganistan’da Emir Habibullah Han’ın katledilmesi üzerine yerine geçen Amanullah Han, bağımsızlık ilan etti.
Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu kabul edildi.
1932
İspanyol avukat ve politikacı ve eski bakan Enrique Múgica Herzog 20 Şubat 1932’de dünyaya geldi. Madrid Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 4 Şubat 1956 olaylarında belirleyici olan Üniversite Genç Yazarlar Kongresi’nin organizatörüydü ve bu nedenle aynı yıl üç ay hapsedildi. Kamu Düzeni Mahkemesi’nde görülen davalarda muhaliflerin savunucusu oldu. 1988-1991 yıllarında Adalet Bakanı, 2000-2010 yıllarında ise İspanyol Halkının Savunucusu (Ombudsman) oldu. 10 Nisan 2020’de yaşamını yitirdi.
1941
Türkiye’de Yahudiler için transit vizesine ilişkin talimatname yayınlandı. Yahudilerin, hiçbir zorlukla karşılaşmadan Filistin topraklarına geçebilmelerine imkan verildi. (Transit Vize: Türkiye’ye herhangi bir sınır kapısından girerek belirlenen süre içinde Türkiye’den geçiş yapmak isteyen yabancılara verilen vize türüdür. Transit vize ile verilen süre sınır kapısından her girişte yeniden başlamaktadır.)
Evli Kadının Uyrukluğu Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilerek 20 Şubat 1957 tarihinde New York’ta imzalandı. Sözleşme, 1958 yılında yürürlüğe girdi. 2013 yılı itibariyle 74 devlet sözleşmeyi onaylandı.
1957
Hukukçu, akademisyen, düşünür ve siyasetçi Sadri Maksudi Arsal 20 Şubat 1957’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. (Doğumu: 23 Temmuz 1878)
Ordinaryüs Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal
1962
Yardım meleği Dr. Liza lakabıyla anılan insan hakları savunucusu ve doktor Yelizaveta Glink dünyaya geldi. (Doğumu: 20 Şubat 1962, Moskova) Kurmuş olduğu Adil Yardım fonu ile hasta çocuklara ve savaş mağduru insanlara yardım etti. Çalışmalarından ötürü Rusya devlet başkanı Vladimir Putin tarafından kendisine madalya verildi. Glinka, Soçi’den havalandıktan sonra Karadeniz’e düşen askeri uçakta, 25 Aralık 2016‘da, 54 iken yaşamını yitirdi.
1963
Savcılık, tezgah başında oturma grevi yapan işçilerini işten atan Kavel Kablo işvereninin işleminin “lokavt sayılamayacağına” karar verdi. Direnişçi 7 işçi hakkında “polise mukavemet”ten dava açıldı, tutuklanan işçilerin sayısı 4’e yükseldi.
1968
Adalet Partisi (AP) hükümetinin İçişleri Bakanlığı, Türkiye İşçi Partisi (TİP) hakkında soruşturma başlatılması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuru yaptı.
1973
İstanbul’da “yasaklanmış kitap basmak, bulundurmak ve satmak”tan birçok yayıncı ve kitapçı (Garabet Akaer, Remzi Aktuğ, Aydın Emeç, Necdet Sander, Sencer Öztunalı, Doğan Hızlan, Zeki Öztürk, Ahmet Habora, vd.) Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılandı
1975
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul Elektrik Tünel Tramvay İşletmesi (İETT) grevini yasakladı.
1976
Fransız hukukçu ve Nobel Barış Ödülü sahibi, René Cassin yaşamını yitirdi. (Doğumu: 5 Ekim 1887) Aix Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1914’te Paris’te hukuk bilimi, ekonomi ve siyaset alanında doktora yaptı. Aix-en-Provence Üniversitesi’nde profesör olarak görev yaptı ve Paris Üniversitesi’nde çalıştı. 1944-1960’de Danıştay Başkanvekili, 1959-1976’de AİHM yargıçlığı ve 1959-1965’de AİHM Başkan yardımcılığı yaptı. 1968 yılında insan haklarını savunmadaki katkılarından dolayı Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. 1965 – 1968 AİHM Başkanlığı ve 1960 – 1971’de Anayasa Konseyi üyeliği görevinde bulundu.
René Cassin
1979
Suadiye yolcu vapurunu 21 Kasım 1978’de rotası dışına çıkarmaktan tutuklu yargılanan 16 öğrenci Sıkıyönetim Mahkemesi’nce tahliye edildi.
1980
Savcı Doğan Öz’ün öldürülmesinden sanık Hüseyin Kocabaş ve arkadaşlarını Balıkesir’de bir operasyonla yakalayan polis ekibi dağıtılarak farklı illere sürgün edildi.
Başbakan Demirel: “Sıkıyönetimle normal yönetim arasında bir yönetim şekli getirilmesine ihtiyaç vardır. Bir Fevkalade Hal Kanunu’na ihtiyaç vardır. Anayasa değişikliği lazımdır.”
1981
28 Aralık 1980’de Üsteğmen Şahin Akkaya’yı başından vurarak öldüren sol görüşlü militan Veysel Güney, ölüm cezasına çarptırıldı.
1982
Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) üyesi oldukları iddiasıyla gözaltına alınan 7 kişiye Kırıkkale Emniyet Amirliği’nde işkence yaptıkları ileri sürülen 10 polis hakkında 10 ile 35 yıl arası hapis istemiyle Askeri Savcılıkça soruşturma açıldı.
Toplumsal Kurtuluş Dergisi yazarlarından Yalçın Küçük, derginin toplatılan bir sayısındaki yazısından dolayı gözaltına alındı.
1990
5 aydır “TKP, TBKP ve Barış Derneği’ne üyelik” iddiasıyla tutuklu olan Ahmet Kardam, Şeref Yıldız ve Erdem Talu tahliye edildi
1993
Güney Afrika Devlet Başkanı Frederik Willem de Klerk, ilk kez siyahların da görev aldığı kabineyi açıkladı. Bir yıl sonra, 10 Mayıs 1994 tarihinde Güney Afrika’nın ilk siyahi devlet başkanı Nelson Mandela başkan olmuştu.
1997
Muzaffer İlhan Erdost, “Üç Sivas” adlı kitabında “bölücü propaganda” yaptığı gerekçesiyle 1 yıl hapse mahkum oldu.
“Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” eylemi çeşitlenerek büyürken RefahYol koalisyon iktidarının baskıları da artıyor. Tunceli, Tokat, Sivas, Divriği, Zara, ve Gürün derneklerinden oluşan Yöre Dernekleri Platformu, “Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” eylemlerine katılanlar için “Mum söndü oynuyorlar” diyen Adalet Bakanı Şevket Kazan hakkında suç duyurusunda bulundu.
2001
Filipinler Devlet Başkanı Gloria Macapagal Arroyo, barış görüşmelerinin yeniden başlamasını sağlamak için ülkenin güneyindeki ayrılıkçı Müslümanlarla tek yanlı ateşkes yaptı.
2001
Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan Sümerbank eski genel müdürü Şükrü Karahasanoğlu İtalya’da yakalandı.
2003
Yüksek Seçim Kurulu, İşçi Partisi ve bazı vatandaşların Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Siirt ilinden milletvekili adayı olmasına karşı yaptığı itirazları oybirliğiyle reddetti.
2003
KKTC’li Ahmet Cavit An’ın, Yeşil Hat ve Güney Kıbrıs’a girerek Kıbrıslı Rumlarla görüşmesinin engellendiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine AİHM’de açtığı dava sonuçlandı. AİHM, Türkiye’nin AİHS’nin örgütlenme hakkını ihlal ettiğine hükmetti. Türkiye ilk defa böyle bir şikayet sonucu tazminat ödemeye mahkum edildi.
2003
Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Başkan Yardımcısı Hamza Albayrak’ın, İBB Teftiş Kurulu Başkanı iken, 14 müfettişe ”usulsüz ceza” vermekten mahkum olduğu ortaya çıktı.
2004
Belçika parlamentosu, ülkede beş yıl ikamet eden yabancılara belediye seçimlerinde oy kullanma hakkı veren yasayı kabul etti.
2006
17 yıl önce yazdığı yazıyla Yahudi soykırım inkar suçundan geçen kasımda tutuklanan Britanyalı tarihçi David Irving, Avusturya’da üç yıl hapis cezasına çarptırıldı.
2007
20 Şubat 2007 yılında BM Genel Kurulu tarafından Dünya Sosyal Adalet Günü olarak ilan edildi. Günün amacı dünyada adaletsizliğe maruz kalan insanlara dikkat çekmektir. Birleşmiş Milletler dünyadaki fakirlik ve işsizlik konularına kamuoyunun daha fazla ilgisini çekebilmek için 20 Şubat’ı, ‘Dünya Sosyal Adalet Günü’ ilan etmiştir. Her 20 Şubat günü, sosyal adaletsizliğe karşı dünya kamuoyunun ilgisini artırmak ve ülkelerin eğitim, sağlık gibi konularda daha fazla bütçe oluşturmalarını sağlamak amacıyla çeşitli temalarda etkinlikler düzenlenmektedir.
Finlandiya’da 12 Aralık 2014’te meclisten geçen eşcinsel evlilik yasası, Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı.
2017
Belçika Brugge Ağır Ceza Mahkemesi, gıyabında yargılanan Sabancı suikastı faillerinden Fehriye Erdal’a, Türkiye’de işlediği iddia edilen suçlardan dolayı 15 yıl hapis ile 10 yıl sivil ve siyasi haklardan mahrumiyet cezası verdi.HSYK 2. Dairesi “FETÖ/PDY ile bağlantısı” olduğu iddiasıyla 227 hakim ve savcıyı daha meslekten ihraç etti. Meslekten ihraç edilen hakim ve savcı sayısı toplam 3 bin 886 oldu.
2019
Mısır’da başsavcı Hişam Berekat’a düzenlenen bombalı saldırıdan sorumlu tutularak idama mahkûm edilen 9 Müslüman Kardeşler Örgütü üyesi, Kahire İstinaf Cezaevi tarafından asılarak idam infaz edildi. Suçunu itiraf ettiği iddia edilenlerden bazıları, “Bana elektrikli işkence cihazı ver, sana, 20 kişiye Enver Sedat’ı öldürdüğünü itiraf ettireyim. Bize Mısır’a 20 yıl yetecek kadar elektrik verdiler.” dedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, CHP‘nin 4-5 Kasım 2023 tarihinde düzenlenen 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin, “kurultayda para karşılığı oy kullandırıldığı” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında “tespit edilecek kamera kayıtlarının inceleme ve çözümünün yapılması” yönünde karar alındı.
2026
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla Ankara’daki evinden gözaltına alınarak İstanbul’a getirilen ve Sulh Ceza Hakimliğine çıkarılan gazeteci Alican Uludağ, “Cumhurbaşkanına Alenen Hakaret” suçlamasıyla tutuklandı.
‘Uyuşturucu’ soruşturması kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadeye çağrılan Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli’nin adliyedeki işlemleri tamamlandı. Denizli, ifade vermek üzere İstanbul Adalet Sarayı’na geldi. İfadesi alınan Denizli, serbest bırakıldı. Başkan Denizli’nin kan ve saç örneği vermek üzere Adli Tıp Kurumu’na gittiği öğrenildi.
Sosyal medyaya yönelik bir yasa çalışmasının gündemde olduğunu açıklayan Adalet Bakanı Akın Gürlek, düzenlemenin detaylarını ilk defa açıkladı: “Yapılacak düzenleme ile bir kişi sosyal medyada itibar suikastı yapıyorsa, açık kimliği ile yapacak. Klavye delikanlılığı yapan açık kimliği ile yapacak.”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanan Fatih Dönmez, Başsavcıvekillliği görevini sürdürürken Adalet Bakan Yardımcılığı’na atanan Can Tuncay ve Burak Ceyhan’ı, düzenlenen törende Çağlayan Adliyesi’nden çiçeklerle uğurladı.
Uluslararası cinsel suçlu Jeffrey Epstein’in mirasçıları, onlarca mağdurun açtığı davaları sonuçlandırmak üzere 35 milyon dolarlık bir uzlaşma konusunda anlaştı. Perşembe günü mahkemeye sunulan taslak karara göre, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için New York’taki bir federal yargıcın onayı gerekiyor.
ILO 187 No'lu İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi
ILO 187 No’lu İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi, 15 Haziran 2006 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, Türkiye tarafından 20 Şubat 2009 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
Sözleşme iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin prensipleri belirlemiştir. Sözleme, ulusal politika, ulusal sistem ve ulusal program geliştirme yoluyla iş kazalarını, meslek hastalıklarını ve ölümleri önlemek için iş sağlığı ve güvenliğinin sürekli geliştirilmesini sağlamayı amaçlamaktadır.
İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi, Türkiye tarafından 20 Şubat 2009 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
ILO üyeleri, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı tesis etmek için tüm etkin tedbirleri almayı; en fazla temsil kabiliyetine sahip işçi ve işveren kuruluşları temsilcilerine danışarak, iş sağlığı ve güvenliği hakkında alınabilecek tedbirleri periyodik olarak gözden geçirmeyi taahhüt etmiştir.
ILO 187 No’lu İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi ILO Kabul Tarihi: 15 Haziran 2006 Yürürlüğe Giriş Tarihi: 20 Şubat 2009 Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı,
Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu’nun daveti üzerine 31 Mayıs 2006 tarihinde Cenevre’de yaptığı doksan beşinci oturumunda;
İşkazalan, meslek hastalıkları ve bunlara bağlı ölümlerin küresel boyutunun farkında olarak ve bunları azaltmak için gerekli tedbirlerin alınmasının devam ettirilmesinin gerekliliğine inanarak ve
İşçilerin genel hastalıkları veya işten kaynaklanan meslek hastalıkları ve kazalara karşı korunmalarının ILO Anayasası’nda belirtildiği gibi Uluslararası Çalışma Örgütü’nün amaçlan arasında olduğunu hatırlatarak ve
İş kazaları, meslek hastalıkları ve bunlara bağlı ölümlerin verimlilik, ekonomik ve sosyal gelişme üzerindeki olumsuz etkilerinin farkında olarak ve
İşçilerin bütün mesleklerde yaşam ve sağlıklarının yeterli bir şekilde korunması hususunda Dünyanın çeşitli ülkelerinde uygulanan özgün programların daha da geliştirilmesine ilişkin ILO’nun yükümlülüğünü vurgulayan Filedelfiya Beyannamesinin III (g) fıkrasını göz önünde bulundurarak ve
ILO’nun 1998 tarihli Çalışmada Temel İlkeler ve Haklar Bildirgesi ve Bu Bildirgenin İzlenmesi enstrümanını göz önünde tutarak ve
İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin 1981 tarihli 155 Sayılı Sözleşme’yi, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin 1981 tarihli 164 Sayılı Tavsiye Kararı’nı ve iş sağlığı ve güvenliğini geliştirmeye yönelik Uluslararası Çalışma Örgütü’nce kabul edilen diğer belgeleri not ederek ve
İş sağlığı ve güvenliğinin geliştirilmesinin Uluslararası Çalışma Örgütü’nün herkes için saygın iş gündeminin bir parçasını oluşturduğunu hatırlatarak ve
2003 tarihinde düzenlenen 91. Uluslararası Çalışma Konferansı tarafından benimsenen ve özellikle ülkelerin gündemlerinde yer alan iş sağlığı ve güvenliğine öncelik verilmesine ilişkin küresel stratejinin Sonuçlarını göz önünde bulundurarak ve
Sağlık ve güvenlik bakımından ulusal düzeyde önleyici bir kültürün sürekli olarak geliştirilmesinin önemini vurgulayarak ve
Oturum gündeminin dördüncü maddesini oluşturan iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin diğer bazı önerileri kabul etmeyi kararlaştırdıktan sonra ve
Bu tekliflerin uluslararası bir sözleşme şeklini almasını belirledikten sonra ve
İki bin altı yılı Haziran ayının on beşinci günü İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi (2006) başlıklı aşağıdaki Sözleşmeyi kabul eder.
I. TANIMLAR
Madde 1
Bu Sözleşmede, amacı bakımından;
(a) ulusal politika terimi 1981 tarihli ve 155 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesinin, 4’üncü maddesindeki ilkelere uygun olarak geliştirilen iş sağlığı ve güvenliği ve çalışma ortamı ile ilgili ulusal politikayı ifade eder;
(b) iş sağlığı ve güvenliği ulusal sistemi ya da ulusal sistem terimi iş sağlığı ve güvenliği ulusal politika ve ulusal programları yürütmek için ana çerçeveyi sağlayan altyapıyı ifade eder;
(c) iş sağlığı ve güvenliği ulusal programı ya da ulusal program terimi önceden belirlenmiş bir takvime göre gerçekleştirilecek hedefleri, öncelikleri ve iş sağlığı ve güvenliğini geliştirmek için hazırlanan eylem planlarını ve bu konuda kaydedilen gelişmeleri değerlendirecek vasıtalan içeren her hangi bir ulusal programı ifade eder;
(d) ulusal önleyici sağlık ve güvenlik kültürü terimi hükümet, işveren ve işçilerin; hakların, sorumlulukların ve görevlerin tanımlandığı bir sistem vasıtasıyla güvenli ve sağlıklı çalışma ortamı sağlanmasına aktif olarak katıldıkları ve önleme ilkesinin en öncelikli addedildiği sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı hakkının her düzeyde karşılanmasını gerektiren bir kültürü ifade eder.
II. AMAÇ
Madde 2
1. Bu Sözleşmeyi onaylayan her üye, en fazla temsil kabiliyetine sahip işçi ve işveren kuruluşlarının temsilcilerine danışarak, ulusal politika, ulusal sistem ve ulusal program geliştirme yoluyla iş kazalarım, meslek hastalıklarını ve ölümleri önlemek için iş sağlığı ve güvenliğinin sürekli geliştirilmesine katkıda bulunacaktır.
2. Her üye, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) iş sağlığı ve güvenliğini geliştirme çerçevesi ile ilgili belgelerinde belirlenen ilkeleri dikkate alarak iş sağlığı ve güvenliği konusunda ulusal sistem ve ulusal programlar aracılığıyla, aşamalı olarak, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı tesis etmeye yönelik etkin tedbirler alacaktır.
3. Her üye, en fazla temsil kabiliyetine sahip işçi ve işveren kuruluşları temsilcilerine danışarak, ILO’nun iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin sözleşmelerini onaylamak için ne tür tedbirlerin alınabileceği hususunu periyodikolarak gözden geçirecektir.
III. ULUSAL POLİTİKA
Madde 3
1. Her üye, ulusal bir politika belirleyerek, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı geliştirecektir.
2. Her üye, işçilerin güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamı hakkım, ilgili her seviyede geliştirecek ve ilerletecektir.
3. Her üye, ulusal politikasını belirlerken, ulusal şartların ve uygulamanın ışığında ve en fazla temsil kabiliyetine sahip işveren ve işçi kuruluşlarına danışarak, iş risklerini ya da tehlikelerini değerlendirmek; iş riskleri ya da tehlikeleri ile kaynağında mücadele etmek; bilgilendirme, danışma ve eğitimi içeren ulusal önleyici güvenlik ve sağlık kültürünü oluşturmak gibi temel ilkeleri geliştirecektir.
IV. ULUSAL SİSTEM
Madde 4
1. Her üye, en fazla temsil kabiliyetine sahip işveren ve işçi kuruluşlanna danışarak, iş sağlığı ve güvenliği için ulusal bir sistem kuracak, sürdürecek, sürekli geliştirecek ve belirli sürelerle gözden geçirecektir.
2. İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili ulusal sistem, aşağıdakileri de içerecektir:
(a) İş sağlığı ve güvenliği konularındaki yasalar ve yönetmelikler, gerekli görülüyorsa, toplu sözleşmeler ve ilgili diğer her türlü belgeler;
(b) Ulusal yasa ve uygulamaya uygun olarak belirlenmiş, iş sağlığı ve güvenliğinden sorumlu bir makam ya da kuruluş veya makamlar ya da kuruluşlar;
(c) Teftiş sistemleri de dahil, ulusal yasalar ve yönetmeliklerle uyumu sağlamak üzere mekanizmalar;
(d) İşletme seviyesinde, işyerinde önleyici tedbirlerin esas unsuru olarak yönetim, işçiler ve bunların temsilcileri arasındaki işbirliğini geliştirmeye yönelik düzenlemeler;
3. Ulusal iş sağlığı ve güvenliği sistemi, gerekli görülürse, aşağıdakileri de kapsayacaktır;
(a) İş sağlığı ve güvenliği konularıyla ilgili ulusal bir üçlü danışma organı veya organları;
(b) İş sağlığı ve güvenliği konularında bilgilendirme ve danışmanlık hizmetleri;
(c) İş sağlığı ve güvenliği eğitiminin sağlanması;
(d) Ulusal yasa ve uygulamaya uygun iş sağlığı hizmetleri;
(e) İş sağlığı ve güvenliği konularında araştırma;
(f) ILO’nun ilgili belgeleri göz önünde bulundurularak, iş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda veri toplanması ve analiz edilmesi için bir mekanizma;
(g) İş kazaları ve meslek hastalıklarını kapsayan ilgili sigorta veya sosyal güvenlik sistemleri ile işbirliği için hükümler;
(h) Mikro-işletmelerde, küçük ve orta ölçekli işletmelerde ve kayıt dışı ekonomide, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin koşulların sürekli gelişimi için destek mekanizmaları.
V. ULUSAL PROGRAM
Madde 5
1. Her üye, en fazla temsil kabiliyetine sahip işveren ve İşçi kuruluşlarına danışarak, iş sağlığı ve güvenliği konusunda ulusal bir program düzenleyecek, uygulayacak, izleyecek, değerlendirecek ve belirli sürelerle gözden geçirecektir.
2. Ulusal program:
(a) Sağlık ve güvenlik bakımından ulusal önleyici kültürün gelişmesini teşvik edecek;
(b) Iş kazaları, meslek hastalıkları ve ölümleri önlemek ve işyerinde sağlık ve güvenliği geliştirmek amacıyla, ulusal yasa ve uygulamalara uygun olarak, makul ve uygulanabilirliği ölçüsünde, işle ilgili tehlikeleri ve riskleri ortadan kaldırarak ya da en aza indirerek işçilerin korunmasına katkıda bulunacak;
(c) İş sağlığı ve güvenliği için, ulusal sisteminin anaİizini de kapsayacak şekilde, iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin ulusal durum analizi yapılacak ve gözden geçirilecek;
(d) Kaydedilen gelişmenin amaçlarını, hedeflerini ve göstergelerim içerecek;
(e) Mümkün olduğu takdirde, güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamını aşamalı olarak gerçekleştirmeye yardımcı olacak diğer tamamlayıcı ulusal programlar ve planlar vasıtasıyla desteklenecektir.
3. Ulusal program kapsamlı bir şekilde tanıtılacak ve olabildiği ölçüde, en yüksek ulusal makamlarca onaylanacak ve yürürlüğe konulacaktır.
VI. SON HÜKÜMLER
Madde 6
Bu Sözleşme hiçbir Uluslararası Çalışma Sözleşmesi veya Tavsiye Kararım değiştirmez.
Madde 7
Bu Sözleşmenin resmi onay belgeleri, tescil edilmek üzere, Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne iletilecektir.
Madde 8
1. Bu Sözleşme, sadece onay belgeleri Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü tarafından tescil edilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütü üyeleri bakımından bağlayıcıdır.
2. Bu Sözleşme, iki üyenin onama belgesi Genel Müdür tarafından tescil edildiği tarihten itibaren on iki ay sonra yürürlüğe girer.
3. Bu Sözleşme, daha sonra, onu onaylayan her üye için onama belgesinin tescil edildiği tarihten itibaren on iki ay sonra yürürlüğe girer.
Madde 9
1. Bu Sözleşmeyi onaylamış bulunan her üye, Sözleşmenin ilk yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on yıllık bir süre geçtikten sonra, Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürüne tescil edilmek üzere göndereceği bir ihbarname ile Sözleşmeyi feshedebilir. Bu fesih, tescil tarihinden ancak bir yıl sonra geçerli olacaktır.
2. Bu Sözleşmeyi onaylayıp yukarıdaki fıkrada sözü edilen on yıllık sürenin bitiminden itibaren bir yıl içerisinde, bu madde gereğince, fesih hakkını kullanmayan her üye, yeni bir on yıllık süreye tabi olur ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, her on yıllık süreyi takip eden ilk yıl içerisinde ve bu maddede öngörülen koşullar çerçevesinde feshedebilir.
Madde 10
1. Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, Uluslararası Çalışma Örgütü üyeleri tarafından kendisine tebliğ edilen bütün onama ve fesihlerin tescil edildiğini Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bütün üyelerine duyurur.
2. Genel Müdür, kendisine tebliğ edilen Sözleşmenin ikinci onama belgesinin tescil edildiğini Örgüt üyelerine bildirirken, bu Sözleşmenin yürürlüğe gireceği tarih hakkında örgüt üyelerinin dikkatini çeker.
Madde 11
Uluslararası Çalışma Bürosu Genel Müdürü, kabul edilmiş onaylara ve fesihlere ilişkin bütün bilgileri, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 102’nci maddesi uyarınca, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine iletir.
Madde 12
Uluslararası Çalışma Bürosu Yönetim Kurulu, gerekli görürse, bu Sözleşmenin, işleyişi hakkında bir raporu Genel Konferansa sunar ve gerekirse gözden geçirilmesi hususunun Konferans gündemine alınması isteğini inceler.
Madde 13
1. Konferans, bu Sözleşmeyi değiştiren yeni bir Sözleşmeyi kabul etmesi halinde ve yeni Sözleşme aksini öngörmedikçe:
a) Değiştirilmiş yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onaylanması, yukarıdaki 9 uncu madde hükümleri dikkate alınmaksızın ve değiştirilmiş yeni Sözleşme yürürlüğe girmiş olması kayıt ve şartı ile, bu Sözleşmenin derhal feshini gerekecektir.
b) Bu Sözleşme, değiştirilmiş yeni Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, üyelerin onayına açık tutulamaz.
2. Bu Sözleşme, onu onaylamış olan ancak değiştirilmiş yeni Sözleşmeyi onaylamamış olan üyeler için her halükarda mevcut şekli ve içeriği ile yürürlükte kalmaya devam eder.
Madde 14
Bu Sözleşmenin İngilizce ve Fransızca metinleri aynı şekilde geçerlidir.
Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.
İletişim ve Medya İlişkileri Yönetiminde Mesleki İlkeler; Bilişim Medyası Derneği(BMD öncülüğünde, medya ve iletişim sektöründeki sekiz sivil toplum örgütü tarafından 28 Temmuz 2016 tarihine kabul edilmiştir.
Rehber niteliğinde hazırlanan ilkeler, Bilişim Medyası Derneği (BMD), Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD), İletişim Danışmanlığı Şirketleri Derneği (İDA), Kurumsal İletişimciler Derneği (KİD), Reklamverenler Derneği (RVD), TOBB Türkiye Medya ve İletişim Meclisi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Türkiye Halkla İlişkiler Derneği (TÜHİD) tarafından imzalamıştır.
Metnin nihai hali 19 Şubat 2018 tarihinde TÜSİAD tarafından da kabul edilmiş, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, 20 Şubat 2018 tarihinde düzenlenen toplantıda belgeyi imzalamış ve ilkelere desteğini açıklamıştır. İmzalanan metin tüm tarafların taahhüdü ve uyacaklarını ilan ettikleri temel değerlerdir.
Belge, iş insanları, medya mensupları, medya temsilcisi basın kuruluşları, iletişim profesyonelleri ve işveren temsilcileri tarafından imzalanmış çok taraflı ve istisnai bir metindir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Anayasa, temel referans olarak alınmıştır.
İletişim ve Medya İlişkileri Yönetiminde Mesleki İlkeler
Amaç
Bu metin, kamuoyunun doğru bilgi ve habere ulaşmasında kendi sorumluluklarını azami ölçüde yerine getirmek ve bu amaçla en yüksek anlayış ve işbirliği içinde sağlıklı bir iş modeli oluşturmak amacıyla, medya mensuplarının, iletişim profesyonellerinin, kurum/şirketlerin üst yönetim ve kurumsal iletişim yöneticilerinin meslek örgütleri tarafından hazırlanmıştır.
Kılavuz niteliğinde hazırlanmış olan bu metin, tarafların imzasıyla bir taahhüt niteliği kazanmaktadır. Taraflar, gerek bu ilkelerin yaygınlaştırılması, gerekse mükemmelleştirilmesi ve uygulamanın izlenmesi konusunda da işbirliği yapma hususunda anlaşmıştır.
Tanımlar
1. İş Modeli: Kamuoyunun doğru ve eksiksiz, zamanında ve tarafsız haber alabilmesi için tarafların karşılıklı anlayış ve işbirliği içinde çalışmasını düzenleyen ilkeler bütünü
3. Medya Mensubu: Gazete, dergi, TV, radyo, internet medyasını yöneten ve çalışan, kişisel dijital ve sosyal medya hesaplarında haber yapan/sunan ve/veya haber içeriğine karar veren kişiler
4. İletişim Profesyoneli: Her türlü kurum/şirketin iletişim yönetiminden sorumlu yetkilileri ile her türlü kurum/şirkete iletişim danışmanlığı/halkla ilişkiler hizmeti veren ajanslar
5.Kurum/Şirket Yöneticileri: Her türlü kurum/şirketin ve iletişim ajanslarının karar verici konumundaki üst yönetimi
6.Ambargo: Herhangi bir haberin ya da bilginin, kaynağı tarafından belli bir tarihe veya belli koşulların yerine gelmesine kadar yayınlanmaması talebi; kaynak ile basın mensubu arasında bu yönde sağlanan ‘centilmenlik anlaşması
7. Off the Record: Basın mensubuna, kaynağını gizleyerek kullanması veya sadece konunun/haberin arka planını değerlendirebilmesi için yayınlanmaması koşuluyla verilen bilgi
8. Akreditasyon: Genel anlamda yetki, yeterlilik ve güvenilirliğin belgelenmesi anlamına gelmekle birlikte, bu metinde
10.T.C. Anayasası’na, yasalarına ve mevzuatına riayet eder; ilgili kanun ve yönetmeliklerin güncellenmesi hususunda ilgili kurumlar nezdinde işbirliği içinde çalışır.
11. Karşılıklı olarak mesleklerinin hak, değer ve itibarını korumak için özen gösterir. Güvenilirlik, dürüstlük, şeffaflık, sorumluluk ve adil olma ilkelerine bağlı kalır, aralarında gizli ve özel anlaşma ile çıkar birliği oluşturma, ödüllendirme, rüşvet, baskı ve manipülasyonu kabul etmez.
12. Toplumun örf, adet, gelenek ve göreneklerine, ahlak anlayışına saygı gösterir. İletişim profesyoneli tarafından hazırlanan içeriklerde ve medya mensubunun hazırladığı haberlerde, ön yargılı, ayırımcı, karalayıcı, aşağılayıcı, suçlayıcı ve nefret içeren ifadeler kullanılmaması hususunda işbirliği yapar. Olumsuz davranış ve alışkanlıklarla ilgili özendirmeye neden olabilecek içerik oluşturmaktan kaçınır.
İletişim ve Medya İlişkileri Yönetiminde Mesleki İlkeler Kurum/Şirket Yöneticileri ve İletişim Profesyonelleri; Medyada Karar Vericiler ve Medya Mensupları;
13. Türkçe dilinin doğru kullanımına, toplumun geniş kesimlerinin anlayabileceği şekilde yazılı ve sözlü ifadeye özen gösterir.
14. Örtülü reklam tanımının amacını aşmaması, halkın haber alma hakkını engellememesi, olağan haber trafiğini aksatmaması için, mecra yöneticileri, denetleme kurumları ve karar vericilerle birlikte açık kriterler üzerinde mutabakat sağlanması için çalışır.
15. Fikri mülkiyet haklarına saygı gösterir. Taraflar, uymayı taahhüt ettikleri bu genel ilkeler dışında, aşağıdaki hassas konularda da tam bir karşılıklı anlayış ve işbirliği içinde, bu metinde belirlenen çerçeveye uygun olarak hareket edeceklerini beyan eder.
16. Temsil ettiği şirkete, markaya, kuruma ait içeriği, mecraların ihtiyaç ve beklentisine uygun biçimde hazırlar ve medya mensubunun değerlendirmesine sunar.
17. Sunduğu içeriğin haber, röportaj, yorum vb. olarak yayınlanmasının garantisi olmadığının bilincindedir.
18. Haberin yayınlanması veya yayın öncesinde haber metni ve görsel malzemenin kendi onayından geçmesi için medya mensubuna telkinde bulunmaz, baskı uygulamaz ve tehdit etmez.
19. Kurum/şirket ya da ajans için performans kriterlerinde; yayınlanan haberin kapladığı alan, reklam eşdeğeri, erişim veya haber adedi kriterlerinin, haberin etki ölçümü amacıyla kullanılmasını önermez. Performans ölçümlerinin algı, itibar ve/veya pazar araştırması ile yapılmasını savunur.
20. Temsil ettiği kurum ve şirketlerin reklam güçlerini kullanarak haberlerin yayınlanmasını veya yayınlamamasını sağlama eğilimlerine karşı durmayı meslek ilkelerinin bir gereği olarak görür, bu tarz bir ilişkiye aracılık etmez.
21. Sözcüsünün, aynı anda birden fazla basın mensubuyla buluştuğu durumlarda, tüm katılımcıların habere eşit biçimde erişimini sağlar. Görüşmelerin, mümkün olan en kısa vadede, mümkün olan en geniş mecra yelpazesine bilgiye erişim imkânı tanıyacak şekilde organize edilmesi hususunda hassasiyet gösterir.
22. Yayınlanan haber için maddi ödüllendirme yapmaz. Basın buluşması ve gezilerinde, davet sahibinin ürün ve hizmeti ile doğrudan ilgili olsa dahi, basın mensuplarına yüksek değerli armağan verilmesini teklif etmez, basın mensupları arasında çekilişle hediye dağıtmaz.
23. Medya mensubunun herhangi bir ürün ve hizmet hakkında objektif bir fikir sahibi olması için deneme amaçlı ürün gönderiminde bulunduğunda, kullanım süresini sınırlanması ve ürünün iade edilmesi prensibine riayet eder, tarafların itibarını korumak açısından, deneme amaçlı ürün gönderimini, ürünün kullanım, iade koşullarını bir protokolle tespit eder.
24. Medya mensuplarına, politik gerekçelerle, keyfi olarak veya kamuoyunun bazı haberleri almasını engelleme maksadıyla ‘akreditasyon’ uygulamaz. Mekân ve bütçe kısıtları ile güvenlik gerekleri çerçevesinde katılımın sınırlanması gereken etkinliklerde, başvuru sırasına göre basın mensuplarını akredite eder. Akreditasyon uygulanacaksa bunu organizasyondan önce nedenleriyle birlikte açıklar. Etkinliğe katılamayanlara yakın zamanda bir başka imkân yaratmayı görev bilir.
25. Akreditasyon uygulanan etkinliklere hangi basın mensubunun katılacağını başvuru yapan medya kuruluşunun belirleme hakkı olduğunu peşinen kabul eder.
Medyada Karar Vericiler ve Medya Mensupları;
26. ‘Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ni temel alır ve ayrıca;
27. Haberi önyargısız ve tarafsız olarak değerlendirir, kamuoyunun doğru bilgi ve habere ulaşması dışında bir amaç güderek haber yapmaz.
28. Başlık, spot, altyazı ve tanıtım metinlerinin görsellerini haberinin bir parçası olarak görür. Bunlardan haber içeriğiyle örtüşmeyenler hakkında üstlerine bildirimde bulunur, haberinin yanlış değerlendirilmesine neden olan uygulamaların takipçisi olur.
29. Yayın öncesinde, habere konu tarafların içerikle ilgili görüşlerine makul bir zaman diliminde başvurur.
30. Habere konu taraf ile konusunda uzman ve yetkin bir temsilcinin muhatap olmasına özen gösterir.
31. İş ve özel alan ile dijital ortama izinsiz girmez, izinsiz dinleme ve görüntüleme yapmaz.
32. Kişisel ve kurumsal çıkarı için ayrıcalık talep edemez.
33. Haber amaçlı edindiği herhangi bir bilgiyi, kendisinin veya yakınlarının çıkarı için kullanmaz; edindiği bilgi, maddi/ticari çıkarına olduğu takdirde, durumu ivedilikle açıklar.
34. Hatalı bilgi yayınlandığı takdirde; cevap hakkı ve düzeltme sürecinde işbirliği yapar.
35. Ambargolu haberlerde, haber kaynağının belirlediği ve/veya meslektaşlar arasında centilmenlik anlaşmasıyla belirlenen yayın zamanına uygun davranır. Bu tür kısıtlamaların dijital, sosyal mecraları ve kişisel hesapları da kapsadığını kabul eder.
36. Kaynağını gizleyerek kullanması veya sadece konunun/haberin arka planını değerlendirebilmesi için verilen kayıt dışı (Off the Record) bilgiyi kaynağın belirlediği koşullara aykırı olarak kullanmaz. Haber kaynaklarının verdiği özel bilgilerin gizliliğini ve talep edilmişse kaynağın kimliğini titizlikle korur.
37. Reklam servislerinden gelen haber taleplerini, reklam vaadi veya tehdidi ile gelen haberleri değerlendirmemeyi bir meslek ilkesi olarak kabul eder.
38. Nakdi veya ayni olarak belgeli ödeme karşılığında hazırlanan içeriklerin, editörler tarafından belirlenmiş içerikten ayrılması için özen gösterir. Bu tür içeriklerin ‘Advertorial’, ‘Reklam’ veya ‘Haber-İlan’ olduğunun yayın sırasında açıkça belirtilmesi konusundaki yasal zorunluluğu yerine getirmeyi itibarlarının bir gereği olarak kabul eder.
İşbu kılavuz doküman, öncelikle, tarafların beyanı ve taahhüdü olarak imzalanmak üzere hazırlanmıştır.
Taraflar, bu taahhüdü vererek;
− Kendilerine bağlı üyeleri de kılavuz doküman içeriği hakkında bilgilendirmek, onlara bu ilkeleri benimsetmek ve dokümanı geliştirmek üzere birlikte çalışacaklarını da beyan etmiş bulunmaktadır.
− Bu kılavuz dokümanın, ilgili tüm paydaşlar tarafından kabulü için çalışacaktır. Taraflar; uygulama, gözlemleme, uygulama hataları ile ilgili bir uyarı sistemi ve denetim mekanizmasının oluşturulması için gerekli çabayı göstermeyi de taahhüt etmektedir.
Ahmet Bey Ağaoğlu, Türk Hukuk Tarihinde büyük izler bırakan hukuk profesörüdür. Geniş biyografi şeklindeki makale Karabük Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Asker tarafından kaleme alınmıştır.
Ahmet Bey Ağaoğlu
Giriş
Azerbaycan tarihinin 19. yüzyılın sonundan 20. yüzyılın başlarına kadar geçen dönemi; önemli gelişmelerin baş gösterdiği, ulus inşası süreci açısından çok büyük olayların yaşandığı ve kıymetli şahsiyetlerin yetiştiği “altın çağ” olarak değerlendirilebilir. Bu dönemde Azerbaycan Türklerinin edebiyat, sanat, musiki, matbuat ve düşünce hayatında büyük uyanış yaşanmıştır. Hasan Bey Zerdabi, Ali Bey Hüseyinzade, Ahmet Bey Ağaoğlu, Üzeyir Bey Hacıbeyli, Celil Memmetkuluzade, Mirza Elekber Sabir, Hüseyin Ereblinski, ayrıca 1918-20 bağımsız Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin kurucuları olan parlak şahsiyetler bu devirde yetişmişlerdi. Bu dönem, milliyetçiliğin ümmetçilikten ayrılması, millî düşüncenin şekillenmesi ve gelişimi açısından Azerbaycan tarihinin çok önemli evresini oluşturmaktadır. Bu dönemin birçok aydını, ileri sürdükleri fikirlerle Azerbaycan’da millî şuurun gelişmesinde eşsiz rol oynamıştır. Özellikle Ahmet Bey Ağaoğlu, Ali Bey Hüseyinzade ve Ali Merdan Bey Topçubaşov gibi aydınlar Azerbaycan tarihinde İslam ümmetçiliğinden Türk milletçiliğine tarihi geçişi kendi omuzlarında taşıyan fikir adamları idiler. Onlar Azerbaycan Türklerinin millî kimlik şuurunun gelişiminde müstesna rol oynamışlardır. Ahmet Bey Ağaoğlu ve Ali Bey Hüseynzadə Kafkasya’yı terk ettiklerinde gazeteler onlardan “aydınlanmadan yetim kalmış bir bölük Kafkas Türklerinin babaları” diyerek bahsetmiş, onları “körlerin gören gözü, sağırların işiten kulağı ve lalların konuşan dili” olarak tanımlamışlardı. 1908 yılında Bahçesaray’da Tercüman gazetesinin 25. yıl dönümü kutlanırken bin kişilik öğlen namazında iki kişiye özellikle dua edilmiştir: Ali Merdan Bey Topçubaşov ve Ahmet Ağaoğlu.[2]
Büyük mücadele ve fikir adamı olan Ahmet Bey Ağaoğlu Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin düşünce hayatına damgasını vurmuş bir şahsiyettir. O mücadelesini sadece yazdığı eserler, ürettiği fikirlerle sınırlı tutmamış, bir eylem adamı olarak bu düşüncelerin gerçekleşmesi için büyük çaba sarf etmiştir. Shissler’in “çok olağandışı ve ilginç zamanlarda yaşamış yetenekli, inançlı, inisiyatif alabilecek kadar güçlü ve oldukça da varlıklı bir insan” olarak tanımladığı Ahmet Bey Ağaoğlu “en az beş dile (Azerbaycan Türkçesi, Osmanlıca, Rusça, Farsça ve Fransızca) tam anlamıyla hakimdi ve birden fazla üniversite diplomasına sahipti. O “kitap yazan, makale yayımlayan, gazete çıkaran, üniversite ve liselerde yabancı dil, edebiyat, hukuk, tarih, hukuk tarihi dersleri veren; üç ayrı ülkede devlet memurluğu yapmış ve siyasi görevlere getirilmiş bir kişiydi.”[3]
Ahmet Bey Ağaoğlu’nun yaşadığı dönem büyük devrimlerin meydana geldiği, tarihe yön veren olayların gerçekleştiği bir dönemdir.
O, yaşadığı ülkeler ve bu ülkelerde baş gösteren tarihi olayları yakından izleme ve birçok durumda bu olayların içinde yer alma fırsatını yakalamıştır. Ağaoğlu, 1905’te Rusya’da, 1906’da İran’da, 1908’de Osmanlı’da Meşrutiyet’e geçişi izleyen, Birinci Dünya Savaşına, Bolşevik Devrimine ve Osmanlının çöküşüne tanıklık eden kuşağa mensup, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna bizatihi katılmış birisiydi.[4] Tüm bunlar Ahmet Bey Ağaoğlu’nun yaşamını belirleyen ve yönlendiren, düşüncelerini şekillendiren hususlar olduğu kadar bu süreçlerde belli misyon üstlenmesine ve rol almasına neden olmuştur. Bu kadar değişik dönemlere ve olaylara bizzat iştirak etmiş fikir adamı olarak Ahmet Bey Ağaoğlu’nun olaylara bakışı, yorumu ve ortaya attığı düşünceleri monoton düşünceler değildi. Hayatındaki olaylar ve içinde bulunduğu ve hızla değişen sosyal koşullar şüphesiz ki Ahmet Bey Ağaoğlu’nun fikir dünyası üzerinde etkili olmuştur. Buna göre de o dönemin şartları ve sosyal koşullarını dikkate almadan Ahmet Bey Ağaoğlu’nun görüşleri konusunda değerlendirme yapmak bir takım yanlış yorumların ortaya çıkmasına, hatta şahsiyeti ile ilgili isabetsiz değerlendirmelerin yapılmasına neden olmaktadır. Oysa Ahmet Bey Ağaoğlu fikir adamı olmanın yanı sıra karakterli, ilkeli ve mücadelesine bağlı bir eylem adamı idi. Ahmet Bey Ağaoğlu bulunduğu her bir ortamda düşüncelerini açık şekilde ifade etmekten hiç çekinmeyen, hiçbir zaman “rahatlığının derdinde olan” bir aydın değildir. Bu yüzden onun, Osmanlıdan beri bilinen “dalkavuk aydın” tipolojisine uymadığını görmekteyiz: düşüncelerinden dolayı ana vatanı Azerbaycan’ı terk etmiş, hapislere atılmış, sürülmüştür. Fakat inandığı davalarda onurlu ve dürüst bir aydın çizgisinden ödün vermemiştir. Bundan dolayı yeniden milletvekili seçilmemiş, üniversitedeki kürsüsünü ve gazetesini kaybetmiştir.[5] Ahmet Bey Ağaoğlu’nu tam olarak algılamak için onun gerek Azerbaycan’da gerekse Türkiye’deki faaliyetlerinin yaşadığı dönemin koşulları ve içinde bulunduğu şartlar dikkate alınarak incelenmesi gerekir.
Hayatı ve Faaliyetleri
Ahmet Ağaoğlu (Ağayev) 1869 yılında Azerbaycan’ın Şuşa şehrinde soylu bir ailede dünyaya gelmiştir.[6] Ağaoğlu’nun kendi tabiriyle “Karabağ, Şirvan ile beraber, Azerbaycan Türk kültürünün, Türk musikisinin ve Türk edebiyatı ile Türk milliyetçiliğinin de beşiğidir.”[7] Ağaoğlu’nun babası Mirza Hasan, annesi ise Taze Hanım’dır. Ana ve babası Karabağ hanlığının temelini atan Penahali Han’ın soyundandır. Babası Mirza Hasan ve amcası Mirza Muhammed kendi devirlerine göre mükemmel eğitim görmüş insanlardı. Bu aile ortamı Ahmet Ağaoğlu’nun geleneksel bir ilim muhitinde eğitilmesine, Şark ilim ve medeniyetini derinden benimsemesine olanak sağlamıştır. Evlerinde düzenlenen meclisler sayesinde küçük yaştan itibaren bilimsel tartışmaların içinde yer almıştır.[8]
Ahmet Bey Ağaoğlu ilk eğitimini Şuşa’daki Rus okulunda ve Tiflis gimnazyumunda aldıktan sonra 1887’de Petersburg Mühendis-Teknikî Enstitüsünü kazanmış, fakat gözlerindeki rahatsızlığı nedeniyle Şuşa’ya geri dönmüştür. Tedavisinin ardından yükseköğrenimini devam ettirmek için Paris’e gitmiştir.[9] Altı ay devam eden Fransızca eğitiminin ardından 1888’de Ahmet Bey Ağaoğlu Sorbonne Üniversitesinde hukuk eğitimine başlamıştır. Eğitim aldığı sırada Yüksek Araştırmalar Okulunda ünlü Avesta araştırmacısı James Darmesteter’in derslerine, Şark Dilleri Okulunda ise Shefer ve Barbier de Meynard’ın Arap, Fars ve Türk dilleri derslerine katılmıştır.[10]
1892’de Ahmet Bey Ağaoğlu 23 yaşında Londra’da düzenlenmiş ve Lord Curzon’un da katıldığı Uluslararası Şarkiyat Konferansında Şiî Mezhebinin Kaynakları konusunda bir tebliğ sunmuştur. Bu başarılı tebliğ konferansın kararıyla ve Cambridge Üniversitesi desteği ile birkaç Avrupa diline tercüme edilerek yayınlanmıştır.[11] Bu tebliğinden dolayı İran Şahı kendisine “ailenin uğur yüzüğü” olarak bilinen firuze bir yüzük de hediye etmiştir.[12] Paris’te bulunduğu dönemde Ahmet Bey Ağaoğlu oradaki Jön Türklerle, II. Abdülhamid’in muhalifleriyle tanışmıştır. Onların arasında İttihat ve Terakki liderleri de vardı. Ağaoğlu’nu etkileyen bir diğer isim ise Cemaleddin Efgânî olmuştur. Efgânî’nin, Paris’te kaldığı bir dönemde Ağaoğlu onun fikirleriyle yakından tanışma fırsatı bulmuştur.[13]
1890’lı yıllardan itibaren Ahmet Ağaoğlu artık Fransız basınında kendisinin Şarkla ilgili, çeşitli konulardaki makalelerini yayınlatmaya başlamıştır. La Nouvelle Revu”, La Revue politique et littéraire, Journal des débats gibi tanınmış yayınlarda İran ve Azerbaycan’la ilgili, bu bölgede yaşayan halkların tarihi, edebiyatı, medeniyeti vs. konusundaki yazılar yayınlatmıştır. Ahmet Bey Ağaoğlu 1890’ların başlarında Tiflis’te Rusça yayımlanan Kavkaz ve Bakü’deki Kaspi gazeteleriyle de iş birliği yapmıştır.[14] 1894 yılında babasının vefat etmesi üzerine Şuşa’ya dönerek aynı yılda Tiflis’e yerleşmiş, Tiflis gimnazyumunda Fransızca öğretmenliğine başlamıştır. Okulda çalışırken bir taraftan da Kavkaz gazetesinde yazarlığını sürdürmüştür. 1896’da Şuşa’ya geçerek burada Fransızca öğretmenliğine devam etmiştir.[15] Üç yıl Şuşa’da yaşadıktan sonra Zeynelabidin Takîyev’den aldığı teklif üzerine Bakü’ye gitmiş ve orada Kaspi gazetesine ortak olmuş, ayrıca, gazetenin başyazarlığını ve editörlüğünü yürütmeye başlamıştır. 1905 yılında arkadaşı Ali Bey Hüseyinzade ile birlikte Hayat gazetesinin editörlüğünü yürütmüştür. Az sonra oradan ayrılarak İrşad ve Terakki gazetelerinin de editörü olmuştur.[16]
Ahmet Bey Ağaoğlu’nun faaliyetinin en önemli dönemlerinden biri 1905 yılından başlar. 1905 yılı şubat ayından 1906 yılının sonbaharına kadar süren Ermeni-Müslüman çatışmaları sırasında Ahmet Bey Ağaoğlu yazdığı makalelerle bu olayların gerçek suçlusu olarak gördüğü Çar yönetimini ve Taşnak güçlerini eleştiren yazılar yazmıştır. 20 Şubat 1906’da Ahmet Bey Ağaoğlu Kafkasya Naibi Vorontsov-Daşkov’un çağırdığı barış görüşmelerine katılmıştır. Azerbaycan’ın ünlü yazarlarından Memmed Sait Ordubadi Kanlı Seneler adlı eserinde Ahmet Ağaoğlu’nun bu görüşmelerdeki kararlı ve cesur tutumuna dikkat çekmektedir. Hükûmet tarafından Vorontsov-Daşkov, yardımcıları, Tiflis, Revan, Gence valileri toplantıya katılmışlardı. Müslümanları A. Ağayev (Ahmet Bey Ağaoğlu), A. Topçubaşov, İ. Hacıyev, Doktor K. Karabeyov, A. Hasmemmedov, A. Ziyadhanov vd., Ermeniler taraftan ise Mşak gazetesi editörü Kalantar, Arşimandrit Muratyan, Doktor Stepanov, Hatisov, Muşekyants, Arutyunov, Arakelyan, Tagiyanusov, Ter-Avanesov vd. temsil ediyordu. Müslüman grubunun en aktif üyesi Ahmet Bey idi. Ahmed Bey 20-28 Şubat arası devam eden tüm oturumlarda grubun sözcüsü olmuş, Ermenilerin iftira ve iddialarına gereken cevabı vererek onları ifşa etmiştir. Naip vekili General Malama’nın başkanlığındaki altıncı oturumda Ahmet Bey Kafkasya’da Ermenilerin Müslümanlara karşı başlattıkları mezalim ve terör olaylarının çığ gibi büyüdüğünü, böyle bir durumda Çar yönetiminin olaylara seyirci kaldığını, bazen de tahrik edici rol üstlendiğini söylemişti. Ermenilerin yaptıkları terör karşısında Çar memurlarının suskunluğu, dahası onlarla iş birliği yaptığını eleştiren Ahmet Bey Ağaoğlu’nun toplantıda söyledikleri günümüz açısından da çok manidardır: “Biz terör meselelerini gündeme getirdikçe sadece barış ve istikrarın olmasını istedik çünkü Müslüman halkı, Kafkasya’da terörün devam ettiği sürece barışın olmayacağı inancındadır… Eğer bu yöneticiler, devletin görevlendirdiği yetkililer terörden korkarlarsa, onların halkın dertlerine çare olması mümkün müdür? … birkaç gün önce cenap Hatisov kendi belagatli ve fesahatli nutkunda Taşnaksütyun Partisinin, Rusya yöneticilerinin, generallerinin, hatta Rusya devletinin Kafkasya Naibi [Vorontsov-Daşkov] cenaplarının düşüncelerine hizmet ettiğini ve kurulduğu 15 yıldan bu yana orduya, hazineye, hatta askere sahip olduğunu dile getirmişti. Biz Müslüman temsilciler bunu duyunca şaşkınlık ve hayret içerisinde kaldık. Mademki bu silahlı parti 15 yıldır faaliyet gösteriyor ve hükûmet yetkilileri bundan haberdar oldukları halde, onu kapatmak yerine onunla iş birliği yapıyor, ister hükûmetin, isterse de Ermenilerin bu partiyi ortadan kaldırılmalarını beklememiz faydasız olur. Biz kendi başımızın çaresine kendimiz bakmalıyız. Demek ki bizim de mükemmel ve müselleh (silahlanmış) partilerimizin, “Taşnaksutyunlarımızın” olması gerekiyor. Hükûmet bir tarafın bu gibi faaliyetine tahammül ediyor hatta destek oluyorsa, dengeyi sağlamak adına diğer tarafa da aynı şekilde davranmak zorundadır.”[17]Ermenilerin bu toplantıya katılımlarında samimi olmadıkları, oturumlardaki konuşmalarından belliydi. Zaten barış görüşmelerinden sonraki dönemde de amellerine devam ederek Müslümanlara karşı saldırılara devam etmişlerdi.[18]
Barış görüşmelerinde her iki milletin önde gelenlerinden ibaret barış komisyonlarının oluşturulması yönünde karar almıştır. Fakat Bakü ve Yelizavetpol’dan (Gence’den) olan Ermeniler delege göndermedikleri için komisyonlar oluşturulmamıştır. Bundan sonra 1906 yılı sonbaharında Müslümanların haklarını savunmak amacıyla Ahmet Bey Ağaoğlu’nun önderliğinde Difai fırkası tesis edilmiştir. Difai fırkası, kısa süreli faaliyetine rağmen bir nebze de olsa Ermeni terörüne karşı koyabilmiştir.[19] Çar hükûmeti bu kargaşa ortamını yatıştırmak için aşırı kuvvet kullanmış, gazeteler ve dergileri kapatmış ve sansür uygulamıştır.
1907’de Ruslar Bakü bölgesinde yaşayan Türkleri kandırarak bir bir topraklarını satın alıyorlardı. Bu planın gayesi zamanla Türkleri oradan sürmekti. Süreci durdurmak amacıyla bir heyet oluşturularak Petersburg’a gönderilmişti. Söz konusu heyette Ahmet Bey Ağaoğlu da vardır. Heyet 35 gün orada kalarak değişik temaslarda ve uzun müzakerelerde bulunmuşlardı. İleri derecede hukuk bilgisine sahip olan Ağaoğlu, aynı zamanda Rusça bilmesi sayesinde Rus ve Ermenilere karşı Türklerin haklarını savunmuştur.[20]
Ahmet Bey Ağaoğlu’nun faaliyetleri Ruslar tarafından ciddi şekilde takip edilmiş, kitap ve yazıları Pantürkist olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır. Bu yüzden Türkiye’de meşrutiyet ilan edilince birçok arkadaşının iş başına gelmesinden yararlanarak 1909’da[21] gizlice İstanbul’a gelmiştir.[22] Bir müddet buradaki vakıf okullarından sorumlu müfettişlik görevine getirilse de çok kısa süre bu görevde kalmış, bir müddet Süleymaniye kütüphanesinin müdürü görevinde çalıştıktan sonra, 1909 yılının Ekiminden itibaren İstanbul Darülfünunu’nda Türk-Moğol Tarihi ve Rusça hocalığı yapmıştır. İstanbul’a geldikten sonra ayrıca Le Jeune Turc, Tercüman-i Hakikat, İslam, Sırat-ı Müstakim, Sebilü’r-Reşâd ve Türk Yurdu gibi dergilerde yazarlık ve başyazarlık yapmıştır.[23] Türkçülerin örgütlenmeye başladığı bu dönemde Türk Yurdu ve Türk Ocaklarının kuruluşunda yer almış ve İttihat ve Terakki’ye üye olmuştur. 1914 yılında Meclis-i Mebusan’a Afyon Karahisar’dan milletvekili olarak seçilmiş ve 1918 yılına kadar bu görevini devam ettirmiştir.[24]
1918’de Azerbaycan’da millî devlet kurulduktan sonra Ahmet Bey Ağaoğlu yeniden Azerbaycan’a dönme fırsatı yakalamış, Kafkas İslam Ordusunun komutanı Nuri Paşa’nın siyasi danışmanı olarak Azerbaycan’a gelmiştir. Azerbaycan Parlamentosuna milletvekili seçilen Ahmet Bey Ağaoğlu Gence şehrinde Türk Sözü adlı bir gazete de çıkarmıştır.[25]
Bu dönemde Azerbaycan’ın bağımsızlığını devam ettirmesi için onun uluslararası çapta tanınması ve korunması gerekiyordu. Bu yüzden A. Topşubaşov’un başkanlığında bir heyet oluşturularak Paris Barış Konferansına gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Heyette Ahmet Bey Ağaoğlu da vardı. 7 Ocak 1918’de Bakü’den ayrılan heyet 20 Ocak’ta İstanbul’a varmıştır. Fakat Fransız makamlarının vize vermemesi sonucunda heyet yaklaşık üç ay İstanbul’da beklemek zorunda kalmıştır. Bu sırada Ahmet Bey Ağaoğlu İngilizler tarafından bir savaş suçlusu olarak tanımlanarak tutuklanmıştır. İngilizlerin raporlarında Ahmet Bey Ağaoğlu konusunda gerçeğe uymayan birçok yanlış ve garazlı ithamlar yer alıyordu.[26] Malta’daki tutukluluk süresi ağır şartlar altında 1921 yılına kadar devam etmiştir.
Ağaoğlu, serbest kalmasıyla önce İstanbul’a, ardından da Millî Mücadele’ye destek olmak amacıyla Ankara’ya geçmiştir. 29 Ekim 1921’de hâlen Kars’ta iken Ankara hükümeti tarafından Matbuat Genel Müdürlüğü görevine getirilmiş ve 1923’e kadar bu görevi sürdürmüştü. 1923 yılında Kars milletvekili olarak meclise girmiştir. Aynı zamanda Hâkimiyet-i Millye’nin başyazarlığını yapmış ve Ankara Hukuk Fakültesinde hukuk dersleri vermiştir. 1927 yılında tekrar Kars milletvekili seçilmiş ve 1931 yılına kadar bu görevini sürdürmüştür.
Bilindiği üzere Osmanlı devletinde partilerin katıldığı bir seçim ve millet meclisi ancak İkinci Meşrutiyetten (1908) sonra gerçekleşmiştir. Cumhuriyet kurulduktan sonra çok partili sisteme geçiş bir türlü sağlanamamıştır. O dönemin şartları altında çok partili bir rejime geçiş son derece zordu. 1924 yılında Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın eski silah ve dava arkadaşları tarafından kurulan muhalif Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası başlangıçta halk tarafından ilgi görmeye başlamıştır. Fakat kısa sürede parti, cumhuriyet rejimiyle arası iyi olmayan her kesimden insanların yer aldığı bir örgüt haline gelmişti. Bu yüzden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası zararlı bir teşkilat olarak görülmüş ve 1925’de kapatılmıştır.[27]
Bundan sonra kurulan ikinci muhalefet partisi Mustafa Kemal Paşanın teşvik ve desteğiyle, onun yakın arkadaşı Fethi (Okyar) Bey tarafından 12 Ağustos 1930 tarihinde kurulmuş olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’dır.[28] Ahmet Bey Ağaoğlu Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın düşünsel anlamda önderiydi, partinin program ve tüzüğünün hazırlanmasında önemli katkılar yaptı. Çetin Yetkin’in Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın “ideologu” olarak tanımladığı Ağaoğlu, “liberal görüşleri savunan, tek parti rejiminin denetimsizliğini ve Cumhuriyet Halk Fırkası yönetimini eleştiren” bir kişiydi.[29] Fakat bu muhalefet partisinin kısa sürede halk içinde yayılması ve taraftar bulması, birçok yerde devrim ve laiklik aleyhine gösteriler yapılması cumhuriyet rejimine karşı tehdit olarak değerlendirilmiş ve 17 Kasım 1930’da parti, kendi kendini feshetmiştir. Ancak Ağaoğlu Cumhuriyet Halk Fırkasına geri dönmemiştir. 1931 yılında vekilliğinin sona ermesiyle birlikte İstanbul’a taşınmış ve Darülfünun’da hukuk dersleri vermeye başlamıştır. Ayrıca gazetecilik faaliyetine, iki arkadaşı ile birlikte çıkardığı Akın gazetesiyle devam etmiştir. 1930’ların otoriter, devletçi ortamında liberal düşünceyi savunan Akın, ortamın da elverişsizliği nedeniyle uzun ömürlü olamamıştı.[30] 1933 yılında Darülfünun’da değişiklik yapılarak bu eğitim kurumu İstanbul Üniversitesi olarak yeniden düzenlenmişti. Bu düzenlemenin ardından Ahmet Bey Ağaoğlu emekli edilmişti.[31] Ahmed Bey Ağaoğlu 19 Mayıs 1939’da İstanbul’da vefat etmiştir.
Düşünceleri
Ahmet Ağaoğlu düşüncelerini değişik dönemlerde muhtelif gazete ve dergilerde dile getirmiş gerek fikirlerini serdetme gerekse siyasi-tarihi gelişmeleri yorumlama bakımından çok sayıda önemli esere imza atmıştır. 1894 yılında ülkesine dönünce Tiflis, Şuşa ve Bakü liselerinde Fransızca muallimliği yapmış ve gazetelerde yazılar neşretmeyi sürdürmüştür. Önce Kafkaz’da yazmaya başlamıştır. 1898 yılında meşhur sermayedar Zeynelabidin Tâkiyev Bakü’de Kaspi gazetesini çıkardığında başyazarlığına Agayev’i getirmiştir. Hayat, İrşad, Terakkî ve Füyûzât o dönemin ilk Türkçe gazeteleriydi ve bu yayınlarda Usul-i Cedit ve Türkçülük fikriyatı hâkim durumdaydı. Gazetecilk faaliyetleriyle Ahmet Bey sadece düşünsel mücadelesini yürütmekle kalmıyor aynı zamanda Azerbaycan’da milli basının gelişmesinde önemli rol oynuyordu. 1905-1906 yılları arasında günlük gazete olarak yayımlanan Hayat gazetesinde Ahmet Bey Ağaoğlu 1905 yılı 102. sayısına kadar çalışmıştır.[32] Ardından anayasal-demokratik ve liberal çizgi izleyen İrşad gazetesinde faaliyetlerine devam etmiş, bu gazetedeki yazılarında daha çok toplumsal sorunları ele almıştır. İrşad’ın kapatılmasından sonra Terakki adlı gazetenin editörlüğünü üstlenmiştir.[33]
Ahmet Ağaoğlu’nda Türklük düşüncesi çocukluk yıllarından başlayarak gelişmiştir. İlköğrenimini Ermeni öğrencilerin yoğun olduğu Rus okullarında tamamlaması bunda etkili olmuştur. Özellikle okul yıllarında Ermeni öğrencilerin baskılarına maruz kalması, Türklük bilincinin gelişmesinde etkili olmuştur. Ağaoğlu Rus okullarında eğitim aldığı dönemlerde yaşadığı zorlukları şu şekilde ifade etmektedir: “Bu beş kişinin senelerce devam eden tahsil hayatında Ermeni çocuklarından çektiklerini tarif etmek imkân haricindedir. Teneffüs esnasında biz, beş Türk çocuğu, çabuk davranıp arkamızı bir duvara dayamayı büyük bir muvaffakiyet addediyorduk. Yüzlerce Ermeni çocukları birden üzerimize hücum ediyorlar, birisi başımızdan kalpağı atıyor. Diğerleri tekmelerle dört beş altın kıymetinde olan Buhara derisini topraklar üzerinde yuvarlıyorlardı. Bazıları kıymetli ve ekseriya deve yününden mamul rubalarımızın eteklerine yapışıyorlar, öteye beriye çekiyorlar, parçalıyorlar, sırmalarını söküyorlar; mukavemete kalkışırsak, yumruk, tokat ve tekmeler altında bizi eziyorlardı. Bazan ittifak edip üzerimize bir iftira isnad ederler, müttefiken şahid olurlar, bizi haksız yere cezalandırırlardı. Arkadaşlarımdan çoğu dayanamadılar. Mektebi terk ettiler. Son sınıfa kadar Türklerden yalnız ben dayanabildim…”
Ahmet Ağaoğlu’nun Türkçülük görüşleri onun Türk Yurdu’nda yayınlanmış Türk Âlemi, İslam’da Dava-yı Milliyet, Kurultay Münasebetiyle, Milli Cereyan, Milliyetçilik Cereyanının Esasları, Terbiye-i Milliye, Türk Medeniyet Tarihi vs. gibi büyük hacimli makalelerinde yer almaktadır. [34]Ben Kimim adlı makalesinde Ahmet Bey Ağaoğlu kendisini bir Türk milliyetçisi olarak şöyle tarif etmektedir: “Ben içinde çok samimi ve kızgın milletperverim. Türkün yükselmesi için çalışmak, onun izzet-i nefsini, şerefini, hakkını, hürriyetini müdafaa için kendimi tehlikeye atmak fikrini sevinçle kabul ederim.”[35]Türk Yurdu dergisinde çıkan Türk Âlemi I adlı makalesinde Türk dünyasına dair görüşlerini paylaşan Ağaoğlu, bu coğrafyaya Kırım, Kafkasya, İdil, Volga, Ufa, Kazan, Moğolistan, Doğu Türkistan, Batı Türkistan, Afganistan, Azerbaycan, Anadolu, Bağdat, Musul, Suriye, Ege Denizi ve Rumeli’yi dâhil eder.[36] Ağaoğlu’na göre Çarlık Rusya’da yaşayan Müslümanların kahir ekseriyeti Türk’tür: “Bütün bu toplum yalnız bir dini toplum olmakla kalmayıp, aynı zamanda etnik bir varlıktır. Çünkü bütün Rusya Müslümanları pek az bir istisna ile büyük Türk-Tatar ırkına mensupturlar. Bir tek umumi dille konuşur ve aynı inançları taşırlar.”[37]
Ahmet Bey Ağaoğlu “millet” kavramıyla “milliyet” kavramının karıştırılmaması gerektiğini vurguluyordu. Ona göre bir millet yaratmak için dil, din ve ırksal geleneklerin gayet ahenkli şekilde millî bir vicdan ve şuura mal edilmesi gerekir. Bunun gerçekleşmesi halinde buradan Altaylara kadar bir Türk milleti teşkil edecektir. Dolayısıyla millet dil, din ve ırksal geleneklere dayanmaktadır.[38]
Ahmet Bey Ağaoğlu dönemin batılılaşma düşüncesini savunan, batılı liberal değerleri yücelten bir tutum sergilemektedir. Üç Medeniyet[39] eserinde Ağaoğlu üç medeniyet arasında bir kıyaslama yapmaktadır. Bunlar İslam medeniyeti, Avrupa veya Batı medeniyeti, Buda-Brahma medeniyetidir. Bu medeniyetler arasında Batı medeniyeti galip, diğer iki medeniyet ise mağlup medeniyetlerdir. Ağaoğlu, bu yenilginin izahının ne kadar zor olduğunu ifade ederken herkesi bu gerçekliği görmeye çağırmaktadır. Uygarlık alanında Doğu toplumlarının yenilgisi kesinleştiği için bir üstün uygarlığın benimsenmesi kaçınılmazdır. Türkler tarihte iki kez uygarlık değiştirdiklerine göre Batı uygarlığını tam anlamıyla ve bütün kurumlarıyla kabullenmeleri zor olmayacaktır. Başka bir ifade ile yeni uygarlığın benimsenmesine direnmek anlamsız olacaktır.[40]
Ağaoğlu’na göre Türk dünyasının geri kalmasının üç önemli nedeni vardır. Birincisi, Türkün doğasındaki aşırı heyecan ve kendini beğenmişlik; ikincisi, çevresine aşırı duyarlılık; üçüncüsü ise millî bilincin olmamasıdır.[41] Birinci neden özellikle Türkler arasındaki mezhep farklılıklarının derinleşmesine neden olmuştur. Sünni ve Şii ihtilafı nedeniyle Türkler arasında birliktelik zorlaşmaktadır. İkinci nedenden yani çevresine aşırı duyarlılıktan dolayı Türkler, fethettikleri yerlerde çok çabuk asimile olmakta ve kimliklerinden uzaklaşmaktadırlar. Üçüncü neden olan milli bilincin olmaması ise Türkler arasında birliktelik olmamasının en önemli nedenidir. Millî bilinçten yoksun olan Türkler birlikte hareket etmekten mahrum olup zayıf düşmektedirler.[42]
Ahmet Bey Ağaoğlu bireyciliği devletin varoluş süreciyle sıkı bir şekilde ilişkilendirmektedir. 15. yüzyılda ekonomik ve yönetim bakımından Avrupa’dan üstün olmuş Osmanlı devletinin sonraki yüzyıllarda gerilemesinin nedeni de devlette bireyciliğin yok olmamasından kaynaklanmaktadır. Bu sadece Osmanlı devletinin sorunu değildir, tüm Şarka özgü bir sorundur. Bununla ilgili Ahmet Ağaoğlu Şarktan başka bir örnek, Hindistan örneği vermektedir: Büyük Ekber döneminde (1556-1605) ekonomi ve ilim alanlarında İngiltere’den üstün olan bu devlet belli bir süre sonra gerilemiş, dahası medeniyet bakımından kendinden geride olan ve yüzölçümü itibariyle on kat küçük olan İngiltere’nin sömürgesi olmuştur. Bunların tek nedeni ise Batıda despotizmin gittikçe azalması sonucunda bireysel özgürlüklerin genişlemesidir. Şarkta ise despotizmin artması sonucunda bireye baskı yapılmış ve zayıf düşürülmüştür.[43]
Ahmet Ağaoğlu’nun Osmanlılık ve Türklük konusundaki görüşlerini Süleyman Nazif’le yaptığı tartışmalarda görebilmekteyiz. Ahmet Ağaoğlu şöyle yazıyordu: “Osmanlı tarihini anlamak ve binaenaleyh sevmek için (çünkü anlamaksızın hiçbir şey sevilmez) mutlaka Selçuklu Türklerini öğrenmek ve anlamak, onları öğretmek ve anlatmak için tüm Türkleri, mazilerini, eski yapılarını, ahlak ve karakterlerini bilmek lazımdır!”[44]
Ahmet Ağaoğlu, milliyetçiliğin İslama aykırı olduğunu savunan Osmanlı aydınlarının düşüncelerinin yanlış olduğunu söylüyordu. Süleyman Nazif ve Babanzade Ahmet Naim’in bu konudaki suçlamalarına Ahmet Ağaoğlu özlü cevaplar vermiştir. Ağaoğlu’na göre bir millete hizmet etmek İslama hizmet etmek anlamına gelmektedir. Çünkü birçok millet İslamı benimsemiştir ve kardeşlik duygusu her milletin kendi tarzında İslam için çalışmasıyla yaratılabilirdi. Süleyman Nazif’in “İslam’da Araplara ve Acemlere ait olan değerleri onlara geri vermeleri halinde Türklerin elinde uzun kollu bir hırkadan başka hiçbir şey kalmayacağına” ilişkin ifadesini, Ahmet Ağaoğlu eleştirerek şöyle bir yanıt vermiştir: “Evvela elimizde bin senelik İslam ve İslamiyeti muhafaza ve müdafaa etmemizin şerefi kalacaktır… İslam dünyası politik karışıklıklarla tehdit altındayken Türkler Allahın takdiriyle Batıya doğru hareket etmişler, Türklerin “yün hırkalarının” ulaşmadığı İspanya’da İslam büsbütün silinmiştir.[45]
Ahmet Ağaoğlu’na göre dinin devlet ve hukuk üzerindeki etkisi toplumun çağdaşlaşmasını engellemektedir. Özellikle Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarının savunucularıyla yaptığı tartışmalarda dinin devlet hayatından ve hukuk alanından ayrılması gerektiğini açık ve somut şekilde beyan etmiştir.[46] Bu yaklaşım çerçevesinde Ahmet Bey Ağaoğlu’nun amacı, dinî kesimlerin veya gücün devlet ve hukuku suistimal etmesini önlemekti. Ahmet Bey Ağaoğlu’na göre gerçekte İslam ve özgürlük olguları birbirinin zıttı değildir. Bilakis, siyasi ve sivil özgürlükler İslamın ruhuna uygundur ve İslam dininin temelini oluşturmaktadır.[47]
Ahmet Bey Ağaoğlu’nun 20. yüzyılın ilk yıllarında yayımladığı ve kadın sorunlarına yaklaşımı açısından İslama Göre ve İslamda Kadın[48] adlı eseri dikkat çekmektedir.[49] Bu eser, Ahmet Ağaoğlu’nun İslam dini ve ayrıca sosyal yaşamla ilgili görüşlerinin yer aldığı tek çalışma değildir. Ağaoğlu bu konudaki düşüncelerini değişik eserlerinde ortaya koymuş ve belli başlı tespitlerde bulunmuştur. Ağaoğlu’na göre din, kul ile Allah arasını düzenleyen bir prensipler sisteminden ibarettir. İslamiyet’i diğer dinlerden ayıran da dinin asıl konusunu oluşturan ve Müslümanları bir arada tutan inanç ve ibadetlerdir. Din içinde zikredilen hukuk, ekonomi, siyaset gibi diğer hususlar dine tesadüfi olarak girmiş veya din onlardan tesadüfi olarak bahsetmiştir. Tarihsel gelişim süreçlerinin etkisiyle din konusunda da bazı sorunlar ortaya çıkmış ve zamanla yalnız naslara değil, aynı zamanda alışkanlıklara bile dini mahiyet verilmiştir.[50] Görüldüğü gibi Ağaoğlu, dinin ortaya çıktığı ilk zamanlardaki saf, bozulmamış, temiz halinin zamanla tarihi koşulların etkisiyle değiştiğine, özüne aykırı bir hâle geldiğine dikkat çekmektedir. Bu çizginin İslamiyette Kadın eserinde de korunarak devam ettiğini görmekteyiz.[51] Kadın sorunlarını tarihsel, kültürel, sosyolojik yönüyle ele alan Ağaoğlu, aynı zamanda İslam’ı da haksız saldırılardan koruyor. Ağaoğlu’na göre İslamiyet’in ilk dönemde kadınlar daha eğitimli ve sosyal idiler. Abbasiler döneminden itibaren kadın, toplumsal hayatta gerilemeye başlamış, özellikle de İslamiyet’te İran etkisinin artmasıyla birlikte de kadınların toplumdan daha soyutlanmışlardı. Ağaoğlu’na göre Türk ve İslam dünyasında atılacak adımlardan birisi kadın haklarının İslamiyet’in ilk yıllarında olduğu gibi yeniden geliştirilmesi ve kadınların daha nitelikli eğitim almalarının sağlanmasıdır.[52]
Ağaoğlu, genç yaşta eğitim için gittiği Tiflis’te bir Ermeni kızına matematik dersi verdiği sırada bu kızın eğitimiyle kendi ailesindeki kızların eğitimini karşılaştırmıştır. Kendi ailesindeki kızların birkaç Kur’an suresi dışında hiçbir şey öğrenmemeleri onu hayretler içinde bırakmıştır.[53] Kızların eğitimine önem veren Ahmet Bey Ağaoğlu kadın hakları konusundaki düşüncelerini aile üyelerine uygulayan bir aydın idi. Nitekim kendisi büyük kızı Süreyya Ağaoğlu’nu hukuk eğitimi alması için teşvik etmiştir. Süreyya Ağaoğlu Türkiye’nin ilk kadın avukatı olmuştur.[54] Ankara Hukuk Mektebi’nde anlattığı derslerde kadınlar meselesine ağırlık verdiği için bazı öğrencilerin buna karşı çıktıkları bilinmektedir. Ahmet Bey Ağaoğlu kadınların da erkekler gibi okumasını, seçmesini ve seçilmesini, memuriyetlerde de ayrım gözetilmemesini istemiştir.[55]
Ahmet Ağaoğlu’nun son yıllara dek pek fazla araştırılmadığı yönü, çok yetenekli ve mücadeleci bir hukukçu olma özelliğidir. Ağaoğlu Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası olan 1924 Anayasasının yazılmasında bizzat yer almış, 1925’te açılan Ankara Hukuk Mektebi’nde Anayasa Hukuku dersleri vermiştir. Ahmet Ağaoğlu’nun 1925-27 yıllarına ait ders notlarında devletin yapısı, güçler ayrılığı, egemenlik, özgürlükler gibi temel konular dünya örnekleri verilerek karşılaştırılmıştır.[56]
Ağaoğlu’na göre hukuk dinamik bir olgudur. Nerede insan varsa orada hukuk vardır. İki veya daha çok insanın olduğu yerde hukuk yoksa oradaki ilişkiler de insani değil, hayvanidir. Kültür kurumlarının, iktisadi ve sosyal kurumlar ve gelişmiş bir demokrasinin altyapısı kurulursa, hukuk da yavaş yavaş gelişecektir. İnsanlığın gelişmesi ve hukukun ilerlemesi birbirinin hem sebebi hem de sonucudur.[57]
Bir hukukçu olarak Malta sürgünü sırasında Ahmet Bey Ağaoğlu İngilizlere karşı adalet savaşı vermiş, yazdığı mektuplarda “lütuf değil, adalet istediğinin” altını özellikle çizmiştir. 19 Temmuz 1919’da İngiltere Lordlar Kamarası ve Adalet Bakanlığına yazdığı mektupta “Bütün bunları sizin acıma duygularınızı kamçılamak için söylemiyorum. Hayır! Acınmayı da bağışlanmayı da asla kabul etmem! Ben adalet istiyorum!…” Kendilerine karşı hakaretamiz muameleler karşısında ne yapacaklarını tartışan tutukluların bazıları particilik ihtirasıyla “kendilerini buraya süren hükûmetten kurtardığı için” İngilizlere teşekkür etmeyi düşünmüşlerdir. Ağaoğlu “burada hayvan muamelesi gören, aşağılanan bizler öyle yazamayız” diye itiraz edince ekseriyeti bu adımı atmaktan vazgeçmiştir. Ayrıca kendilerine karşı savaş esiri muamelesi yapılmasına karşı protesto etmek isteyen Ahmet Bey tutuklular içinde taraftar bulamamıştır.[58]
Ciddi ve asabi özelliği ile Ahmet Ağaoğlu, bulunduğu her ortamda doğrularından taviz vermeyen, sonuna kadar direnen, asla geri adım atmayan bir kişiliğe sahipti. Fakat Ahmet Bey, mütefekkir olduğu için her zaman düşüncelerini akıl süzgecinden geçirir, muhasebesini yapar, bazen de mücadeleci bir tavır alır ve doğruları savunmak için her türlü tartışmaya girerdi. Peyami Sefa, Ağaoğlu’nun bu özelliğini şu cümlelerle ifade eder: “…Ağaoğlu, bütün fikirlerini, mücerret mefhum kabından dışarı taşıran bir iç ateşiyle ısıttığı için, tesirsiz, aksülamelsiz ve kavgasız ilmî düşüncenin soğuk mermer yatağında rahat edemiyor, son zamanlara kadar, hiç olmazsa dostlarıyla münakaşa etmek için, sık sık yerinden fırlıyordu. Münakaşa terbiyesine ve müsamahasına alışmamış muhitlerde, Ağaoğlu, huysuz, bedbin, menfi görünmeğe mahkûmdu.”[59]
Belki bundan dolayı ilmî ve siyasi kariyerinde çoğu zaman hak ettiği makamda bulunmamıştır. Ahmet Bey Ağaoğlu ile ilgili çok sayıda kitap, tez ve makaleler yazılmasına rağmen onun zengin ilmi ve düşünce mirası maalesef yeteri kadar araştırılmamıştır.
Sonuç
Ahmet Bey Ağaoğlu Türk düşünce tarihimizin yetiştirdiği müstesna şahsiyetlerden biridir. Yaşadığı dönemin çalkantılı olaylarının merkezinde yer alan bu büyük fikir adamı Türklerin millî mücadelesini hem eylemsel hem de düşünsel düzeyde yürüten bir aydın olmuştur. Hayatının bir kısmını Azerbaycan’da, diğer kısmını Türkiye’de yaşamış olan Ahmet Bey Ağaoğlu her iki ülkenin düşünce hayatında kendine özgü yeri olan bir mütefekkirdir. Zaten o Anadolu ve Kafkasya Türklüğü arasında herhangi bir farkın olmadığını savunmakta, Türklük kavramının sınırlarını çok daha kapsayıcı anlamda kullanmaktaydı.
Ağaoğlu hukukçu, milletvekili, siyasetçi, yazar, gazeteci, müsteşrik, tenkitçi, üniversite hocası olarak görev yapsa da her şeyden önce bir düşünce adamıdır. Bu kimliği onun diğer görev ve vasıflarının üstündedir. Ne var ki siyasetin içinde bulunmasına rağmen kariyer edinmek uğruna çabalamamış, savunduğu görüşlerden vazgeçmemiştir. Bu yüzden politik yaşamında ve siyasi kariyerinde başarısız biri olarak tanımlanması insafsızca değerlendirme olacaktır. Zira Ahmet Bey Ağaoğlu’nun siyasi manevralar ederek kariyer edinmek gibi bir derdi de yoktu.
Onun liberal görüşleri o dönemin iktidarının devletçi düşüncelerine tersti. Bu bağlamda iki hususun altını çizmek gerekmektedir: 1) Savunduğu düşünceler cumhuriyete karşı değil, iktidarın uyguladığı politikalara karşıydı. Ayrıca, yazdığı yazılarla cumhuriyetin temellerini savunan bir düşünce adamı kimliğinden vazgeçmemiştir; 2) Avrupa’nın liberal değerlerini savunurken Türklük ilkesinden vazgeçmiş değildir.
Ahmet Bey Ağaoğlu’nun din ve milliyet konusundaki görüşlerinde bu iki değerin birbirini tekzip eden değil, bilakis tamamlayan nitelikte olduğu gözlemlenmektedir. Onun eleştiri hedefindeki, dinin kendisi değil, dini gerçek gayesinden saptıranlar ve suistimal edenlerdi.
Ahmet Bey Ağaoğlu’nun yaşadığı dönemin değişken, dinamik ve keşmekeşli olayları ve içinde bulunduğu şartlar da dikkate alınarak onun düşünce sisteminin ve faaliyetinin daha derinden incelenmesine bugün ihtiyaç duyulmaktadır.
Kaynakça
Ağaoğlu Ahmet, İslamiyette Kadın (Rusçadan çeviren: Hasan Ali Ediz), Birey Toplum Yayınları, Ankara 1985.
Ağaoğlu Ahmet, Serbest Fırka Hatıraları, İletişim Yayınları, İstanbul 1994.
Ağaoğlu Ahmet, Üç Medeniyet, Devlet Kitapları, 2.baskı, İstanbul, 1972.
Ağayev (Ağaoğlu) Əhməd bəy Mirzə Həsən oğlu, Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti Ensiklopediyası, İki cilddə, Lider nəşriyyatı, Bakı 2005 (ss.103-14).
Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-i Esasiye Ders Notları (1926-1927) (Hazırlayan: Boğaç Erozan), Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2012.
Akalın Gülsərən, Türk düşüncə və siyasi həyatında Əhməd Ağaoğlu (Cevirəni və nəşrə hazırlayanı:Samirə Məmmədova), AzAtaM, Bakı 2004.
Akçura Yusuf, Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi, 3. Baskı, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2012.
Arai Masami, Jön Türkler Dönemi Türk Milliyetçiliği, İletişim Yayınları, (Çev.: Tansel Demirel) 3. Baskı, İstanbul 2003.
Asker Ali, “Ermeni Sorunu”, Kafkasya Aydınları ve Değişmeyen Gerçekler, Ermeni Sorunu: Sanallık ve Gerçeklik Uluslararası Konferansı, [22-23 Mayıs 2015, YTSAM Ankara], Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2017 (ss. 293-308).
Asker Ali, Mübariz ziyalı və hüquqçu kimi Əhməd bəy Ağaoğlu şəxsiyyəti, Azərbaycan Şərqşünaslıq Elminin İnkişaf Yolları. Akademik Vasim Məmmədəliyevin anadan olmasının 70 illiyinə həsr olunmuş Beynəlxaq Elmi Konfransın materialları, 27-28 iyun 2013, Bakı 2013 (ss. 624-626).
Asker Ali, Peyami Safa’nın Kaleminden Ahmet Bey Ağaoğlu Portresi, Əhməd bəy Ağaoğlunun anadan olmasının 150 illiyinə həsr edilmiş Beynəlxalq Simpoziumun Materialları Bakı, 2-3 oktyabr 2019 (ss.434-44).
Asker Ali, Yıldıran Canan, Özkan Duygu, Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar, II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi, 19-21 Ekim 2017, Bakü, Azerbaycan, Bildiri Kitabı, Ankara 2017 (ss. 40-50).
Ateş Nevin Yurtsever, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Derin yayınları, İstanbul 1998.
Duran Murat, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu, 21. Yüzyıl, Sayı:39, Mart 2012, (ss. 101-106).
Əhməd Bəy Ağaoğlu: seçilmiş əsərləri (tərtibçilər, Vilayət Quliyev, Əziz Mirəhmədov, Ön söz müəllifi: Vilayət Quliyev), Şərq-Qərb, Bakı 2007.
Əzizov Eldar, Difai: XX əsrin əvvəllərində erməni-azərbaycanlı münaqişəsinin ilkin tarixi şərtləri və səbəbləri, Bakı 2009.
Fargana Mustafayeva “Ahmet Ağaoğlu’nun Bakü’de Çıkan Hayat Gazetesindeki Yazıları” (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 2020.
Kayabas Ebru, “Bir Yavuz Hukukcu”: Ahmet Agaoglu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt: LXX, S. 1, 2012 (ss. 441 – 452).
Kengerli Aybeniz Aliyeva, Azerbaycan’da Romantik Türkçülük, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008.
Məmməd Səid Ordubadi, Qanlı illər, Qarabağa xalq yardımı komitəsi, Bakı 1991.
Mirəhmədov Əziz, Fikrin karvanı, Yazıçı, Bakı 1984.
Muhit Mert, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Sürecinde Ahmet Ağaoğlu’nun Dinî Düşünceleri,” Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı: 10, 2006/2 (ss. 7-27).
Özcan Ufuk, Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi yay., İstanbul 2010.
Sakal Fahri, Ağaoğlu Ahmet Bey, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999.
Sarınay Yusuf, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları 1912- 1931, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1994.
Seçilmiş əsərləri / Ə. Ağaoğlu (tərt.: Ə. M. Mirəhmədov, V. M. Quliyev ; red. A. H. Rüstəmli), Şərq-Qərb, Bakı 2007.
Sevimli Yakup, Hayat Gazetesi Üzerine Bir Araştırma (Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yayımlanmamış Doktora Tezi, İzmir 2001
Shissler A. Holly, İki İmparatorluk Arasında Ahmet Ağaoğlu ve Yeni Türkiye (Çev. Taciser Ulaş Belge), Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005.
Şimşir Bilal N., Malta Sürgünleri, 5. Basım, Bilgi yayınları, Ankara 2009.
Ülken Hilmi Ziya, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken yayınları, İstanbul 1981.
Yeşil Ahmet, Türkiye Cumhuriyeti’nde İlk Teşkilâtlı Muhalefet Hareketi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Cedit Neşriyat, İstanbul 2002.
Yeşil Ahmet, Türkiye Cumhuriyeti’nde İlk Teşkilâtlı Muhalefet Hareketi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Cedit Neşriyat, İstanbul 2002.
Yetkin Çetin, Atatürk’ün Başarısız Demokrasi Devrimi: Serbest Cumhuriyet Fırkası, 2. Baskı, İstanbul 1997.
Yetkin Çetin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, İstanbul 1982.
Yetkin Çetin, Atatürk’ün Başarısız Demokrasi Devrimi: Serbest Cumhuriyet Fırkası, Toplumsal Dönüşüm yay., İstanbul, 1997.
Zürcher Erik Jan, Cumhuriyetin İlk Yıllarında Siyasal Muhalefet Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924- 1925), İletişim Yayınları, İstanbul 2003.
Балаев Айдын, Азербайджанские тюрки: процессы формирования нации и национальной идентичности на рубеже ХIХ-ХХ вв., Баку 2010.
[1] Karabük Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi, Doç. Dr., e-mail: aliasker2068@gmail.com
[2] Tarih ilimleri doktoru, Prof.Dr. Cemil Hasanlı ile yaptığımız mülakat [23 Mayıs 2016].
[3] A. Holly Shissler, İki İmparatorluk Arasında Ahmet Ağaoğlu ve Yeni Türkiye (Çev. Taciser Ulaş Belge), Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005, s. 4.
[4] Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-i Esasiye Ders Notları (1926-1927) (Hazırlayan: Boğaç Erozan), Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2012, s. 9.
[6]Ahmet Bey Ağaoğlu’nun yaşamı ve düşünceleri konusunda bakınız: Yusuf Akçura, Türkçülük: Türkçülüğün Tarihi Gelişimi, 3. Baskı, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2012, s. 176-196; A. Holly Shissler, a.g.e.; Əhməd Bəy Ağaoğlu: seçilmiş əsərləri (tərtibçilər, Vilayət Quliyev, Əziz Mirəhmədov, Ön söz müəllifi: Vilayət Quliyev), Şərq-Qərb, Bakı 2007; Fahri Sakal, Ağaoğlu Ahmet Bey, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999; Aybeniz Aliyeva Kengerli, Azerbaycan’da Romantik Türkçülük, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2008, s.131-146; Ağayev (Ağaoğlu) Əhməd bəy Mirzə Həsən oğlu, Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti Ensiklopediyası, İki cilddə, Lider nəşriyyatı, Bakı 2005, s. 103-104; Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Ülken yayınları, İstanbul 1981, s. 401-405; Gülsərən Akalın, Türk düşüncə və siyasi həyatında Əhməd Ağaoğlu (Cevirəni və nəşrə hazırlayanı: Samirə Məmmədova), AzAtaM, Bakı 2004; Ufuk Özcan, Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi yay., İstanbul 2010; Murat Duran, Azerbaycan Türkçülüğünde Ahmet Ağaoğlu, 21. Yüzyıl, Sayı: 39, Mart 2012, s. 101-106; Əziz Mirəhmədov, Əhməd Bəy Ağayev, içinde: Fikrin karvanı, Yazıçı, Bakı 1984, (ss. 81-95); Ali Asker, Mübariz ziyalı və hüquqçu kimi Əhməd bəy Ağaoğlu şəxsiyyəti, Azərbaycan Şərqşünaslıq Elminin İnkişaf Yolları. Akademik Vasim Məmmədəliyevin anadan olmasının 70 illiyinə həsr olunmuş Beynəlxaq Elmi Konfransın materialları, 27-28 iyun 2013, Bakı 2013 (ss. 624-626).
[8] Sakal, s. 7-8; Akçura, s. 178, Kengerli, s. 132.
[9] Kengerli, s. 133, Fakat Vilayet Kuliyev ve Aziz Mirahmedov’a göre kabul sınavlarında şoven ruhlu bir öğretim üyesinin ona trigonometriden yeteri kadar puan vermemesi nedeniyle enstitüyü kazanamayarak “gençliğinin hayali” olan Petersburg şehrinden ayrılmıştır. Quliyev, s. 6.
[17] Məmməd Səid Ordubadi, Qanlı illər, Qarabağa xalq yardımı komitəsi, Bakı 1991, s. 114-115.
[18] Bkz: Ali Asker, “Ermeni Sorunu”, Kafkasya Aydınları ve Değişmeyen Gerçekler, Ermeni Sorunu: Sanallık ve Gerçeklik Uluslararası Konferansı, [22-23 Mayıs 2015, YTSAM Ankara], Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2017 (ss. 293-308).
[19] Partinin kuruluşuna dair değişik tarihler konusunda bkz: Eldar Əzizov, Difai: XX əsrin əvvəllərində erməni-azərbaycanlı münaqişəsinin ilkin tarixi şərtləri və səbəbləri, Bakı 2009, s. 88-90.
[20] Akçura, s. 193, Sakal, s. 19-20, Akalın, s. 25.
[21] Vilayet Kuliyev’e göre Ağaoğlu’nun kendi anılarında bu tarihin 1908 olarak belirtilmesi küçük bir hatadır. Zira bunu, İstanbul’a gitmeden önce 28 Haziran 1909 tarihinde “Terakki” gazetesine gönderdiği mektup doğrulamaktadır. Quliyev, s. 17.
[26] Malta sürgünleri ve İngilizlerin yalan iddialarıyla ilgili bkz: Bilal N.Şimşir, Malta Sürgünleri, 5. Basım, Bilgi yayınları, Ankara 2009.
[27] Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile ilgili bakınız: Erik Jan Zürcher, Cumhuriyetin İlk Yıllarında Siyasal Muhalefet Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924- 1925), İletişim Yayınları, İstanbul 2003; Ahmet Yeşil, Türkiye Cumhuriyeti’nde İlk Teşkilâtlı Muhalefet Hareketi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Cedit Neşriyat, İstanbul 2002; Nevin Yurtsever Ateş, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Derin yayınları, İstanbul 1998.
[28]Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, İletişim Yayınları, İstanbul 1994, Çetin Yetkin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, İstanbul 1982; Çetin Yetkin, Atatürk’ün Başarısız Demokrasi Devrimi: Serbest Cumhuriyet Fırkası, 2. Baskı, İstanbul 1997.
[29] Çetin Yetkin, Atatürk’ün Başarısız Demokrasi Devrimi: Serbest Cumhuriyet Fırkası, Toplumsal Dönüşüm yay., İstanbul, 1997, Naklen: Hakkı Uyar, Ağaoğlu Ahmet’in “Liberal Muhalif” Gazetesi: Akın (1933), http://kisi.deu.edu.tr/hakki.uyar/yayinlar3.html#_ftn4
[30] Hakkı Uyar, http://kisi.deu.edu.tr/hakki.uyar/yayinlar3.html#_ftn4
[32] Ahmet Bey Ağaoğlu’nun Hayat gazetesindeki yazıları konusunda bkz: Fargana Mustafayeva “Ahmet Ağaoğlu’nun Bakü’de Çıkan Hayat Gazetesindeki Yazıları” (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrasya Araştırmaları Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 2020. Ayrıca Hayat gazetesi üzerine kapsamlı bir çalışma için bkz: Yakup Sevimli, Hayat Gazetesi Üzerine Bir Araştırma (Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yayımlanmamış Doktora Tezi, İzmir 2001.
[44] Ahmet Ağayev, “Sabık Trabzon Valisi Süleyman Nazif Beyefendiye”, Türk Yurdu, IV/9, s. 705, Alıntı: Masami Arai, Jön Türkler Dönemi Türk Milliyetçiliği, İletişim Yayınları, (Çev.: Tansel Demirel) 3. Baskı, İstanbul 2003, s. 104
[45] Ahmet Ağayev, “Sabık Trabzon Valisi Süleyman..,, Alıntı: Masami Arai, s. 109.
[47]Айдын Балаев, Азербайджанские тюрки: процессы формирования нации и национальной идентичности на рубеже ХIХ-ХХ вв., Баку 2010, с. 166.
[48] Ahmet Ağaoğlu, İslamiyette Kadın (Rusçadan çeviren: Hasan Ali Ediz), Birey Toplum Yayınları, Ankara 1985.
[49] Bu eser üzerine yapılan yorumlar için bkz: Ali Asker, Yıldıran Canan, Özkan Duygu, Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar, II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi, 19-21 Ekim 2017, Bakü, Azerbaycan, Bildiri Kitabı, Ankara 2017 (ss. 40-50).
[50] Ahmet Ağaoğlu’nun dinle ilgili görüşleri konusunda bkz: Muhit Mert, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş Sürecinde Ahmet Ağaoğlu’nun Dinî Düşünceleri,” Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: V, Sayı: 10, 2006/2 (ss. 7-27).
[51] Bu eser üzerine yapılmış değerlendirmeler için bkz: Ali Asker, Yıldıran Canan, Özkan Duygu, Günümüz Penceresinden Ahmet Ağaoğlu “İslamiyette Kadın” Eseri Üzerine Notlar, II. Uluslararası Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi, 19-21 Ekim 2017, Bakü, Azerbaycan, Bildiri Kitabı, Ankara 2017 (ss. 40-50).
[55] Ebru Kayabaş, “Bir Yavuz Hukukçu”: Ahmet Ağaoglu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt: LXX, S. 1, s. 2012 (ss. 441- 452), s. 445.
[56] Bu ders notları 2012 yılında Osmanlıcan aktarılarak Ahmet Bey Ağaoğlu’nun faaliyetlerini içeren kapsamlı yazı ve yorumlarla birlikte yayınlanmıştır. Bkz: Ahmet Ağaoğlu ve Hukuk-i Esasiye Ders Notları (1926-1927) (Hazırlayan: Boğaç Erozan), Koç Üniversitesi Yayınları, 2012.
[59] Peyami Sefa’nın Ahmet Bey Ağaoğlu’nun karakteristik özelliklerini yansıta iki yazısı üzerine yapılan yorumlar için bkz: Ali Asker, Peyami Safa’nın Kaleminden Ahmet Bey Ağaoğlu Portresi, Əhməd bəy Ağaoğlunun anadan olmasının 150 illiyinə həsr edilmiş Beynəlxalq Simpoziumun Materialları Bakı, 2-3 oktyabr 2019 (ss.434-44)
Fütürizm Bildirgesi veya Fütürist Manifesto (İtalyanca:Manifesto del Futurismo veya Le Futurisme), İtalyan şair Filippo Tommaso Marinetti tarafından yazılarak 20 Şubat 1909’da yayımlanmıştır. Bildirgeye imza atan sanatçılar arasında: Umberto Boccioni, Carlo Carrà, Luigi Rossolo, Gino Severini, Romolo Romani, Antonio Sant’Elia ve Giacomo Balla bulunmaktadır.
Fütürizm Bildirgesi – Manifeste du futurisme
Tehlike sevgisinin, enerji ve korkusuzluk alışkanlığının şarkısını söylemeye niyetliyiz.
Cesaret, cüret ve başkaldırı bizim şiirimizin önemli öğeleri olacaktır.
Şimdiye değin edebiyat dalgınca bir durağanlığı, şehveti ve uykuyu göklere çıkardı. Biz saldırgan hareketleri, ateşli bir uykusuzluğu, yarışçının adımlarını, ölümlü sıçrayışı, yumruğu ve tokadı göklere çıkarmaya niyetliyiz.
Dünyanın muhteşemliğinin yeni bir güzellik tarafından daha da zenginleştirildiğini onaylıyoruz: hızın güzelliği. Patlayıcı nefesli bir yılan gibi kaportası büyük borularla süslenmiş bir yarış arabası –kükreyen bir araba Semadirek’in kanatlı Zaferi’ne kıyasla daha güzeldir.
Ruhunun mızrağını dünyaya doğru yörünge halkası boyunca fırlatmış insanoğlunu yüceltmek istiyoruz.
Şair kadim öğelerinin heyecan dolu arzularını artırmak için kendisini şevk, ihtişam ve cömertlikle harcamalıdır.
Gayret gösterirken karşılaşılanın haricinde, güzellik yoktur. Saldırgan bir karakter olmadan gerçekleştirilen hiçbir iş başyapıt olamaz. Şiir bilinmeyen güçlere karşı, onları azaltacak ve insanın önünde diz çöktürecek sert bir saldırı olarak tasarlanmalıdır.
Asırların son ucunda duruyoruz!… Yapmak istediğimiz İmkânsızın gizemli kapılarını yıkmakken neden geriye bakalım? Zaman ve Uzam dün öldü. Zaten mutlaklıkta yaşıyoruz, çünkü sonsuz, her yerde hazır ve nazır hızı yarattık.
Savaşı yücelteceğiz-dünyanın tek hijyenini-militarizm, vatanseverlik, özgürlük getirenlerin yıkıcı hareketleri, ölmeye değer güzel fikirler ve kadınların hor görülmesi.
Müzeleri, kütüphaneleri, her tür akademileri yıkacağız, ahlakçılıkla, feminizmle, her çeşit fırsatçı ya da faydacı ödleklikle savaşacağız.
Çalışmayla, zevkle ve isyanla heyecanlanmış büyük kalabalıkların şarkılarını söyleyeceğiz; modern başkentler-deki devrimin çok renkli, çok sesli gelgitlerinin şarkılarını söyleyeceğiz; vahşi elektrikli bir ayla parıldayan cephaneliklerin ve tersanelerin titrek gece heyecanlarının şarkılarını söyleyeceğiz; dumanla süslenmiş yılanları yiyip yutan hırslı demiryolu istasyonlarının; dumanlarının çarpık çizgileriyle bulutlar yaratan fabrikaların; bıçakların pırıltısıyla güneşte ışıldayan, dev jimnastikçiler gibi nehirleri aşıveren köprülerin; ufkun kokusunu alan maceraperest buharlı gemilerin; koca tekerlekleri devasa çelik atlar gibi rayları arşınlayan geniş göğüslü demir başlıklarla zapt edilmiş lokomotiflerin ve pervaneleri rüzgârda bayraklar gibi salınan ve heyecan dolu bir kalabalıkmışçasına bağrışır gibi görünen uçakların sessiz uçuşlarının şarkılarını söyleyeceğiz.
Dünya Sosyal Adalet Günü’nün amacı dünyada adaletsizliğe maruz kalan insanlara dikkat çekmektir. Sosyal kalkınma ve sosyal adalet, uluslar içinde ve uluslar arasında barış ve güvenliğin sağlanması ve sürdürülmesi için vazgeçilmezdir. Sosyal kalkınma ve sosyal adalet, barış ve güvenliğin olmadığı durumlarda sağlanamayacaktır.
Birleşmiş Milletler, dünyadaki fakirlik ve işsizlik konularına kamuoyunun daha fazla ilgisini çekebilmek amacıyla 20 Şubat’ı, ‘Dünya Sosyal Adalet Günü’ ilan etmiştir. Dışlanma, ayrımcılık, cinsiyet eşitsizliği, insan hakları ve sosyal koruma gibi sorunlar ile sosyal adaleti teşvik etmek için uluslararası işbirliği ve farkındalık yürütülmektedir.
Her yıl, 20 Şubat gününde, sosyal adaletsizliğe karşı dünya kamuoyunun, ülkelerin, toplumların ve bireylerin ilgisini artırmak ve ülkelerin eğitim, sosyal yardım ve sağlık gibi konularda daha fazla bütçe oluşturmalarını sağlamak amacıyla çeşitli temalarda etkinlikler düzenlenmektedir.
2023 yılı teması “Engelleri Aşmak ve Sosyal Adalet için Fırsatları Ortaya Çıkarmak” olarak belirlenmiş, dünyanın birçok bölgesindeki ülkeler içinde ve ülkeler arasında yoksulluk ve eşitsizliklerin artığı vurgulanarak çareler aranmıştır.
Uluslararası Çalışma Örgütü, 10 Haziran 2008 tarihinde ‘Adil bir Küreselleşme için Sosyal Adalet Bildirgesi‘ni kabul etmiştir. Bildirge; “özgürlük, insan onuru, sosyal adalet, güvenlik ve ayrımcılığın önlenmesi gibi temel değerlerin sürdürülebilir bir ekonomik, sosyal kalkınma ve verimlilik için esas olduğuna” dikkat çekmekte, Birleşmiş Miletlerin temel metinlerine referans vererek sosyal adaletin gerçekleşmesi için küresel bir kampanya ve çaba önermektedir.
Oyuncular: E.G. Marshall, Jack Klugman, John Fiedler, Lee J. Cobb, Martin Balsam, Edward Binns, Jack Warden, Henry Fonda, Joseph Sweeney, Ed Begley, George Voskovec, Robert Webber.
“12 Öfkeli Adam (12 Angry Men), cinayetle suçlanan bir genç hakkında karar vermek zorunda olan 12 jüri üyesinin dramatik karar sürecini anlatan etkileyici bir film. Latin Amerikalı genç bir adam, babasını öldürdüğü gerekçesiyle cinayetle suçlanır ve bu suçlamalar ciddi kanıtlarla desteklenmektedir. Cinayetin işlendiği odada bulunan bıçak, sanığın kaybettiğini söylediği bıçakla eşleşir. Sanığın savunması zayıf ve tanıklar aleyhine ifade vermiştir. Eğer sanık suçlu bulunursa, idam cezasına çarptırılacaktır. Jüri ilk oylamasında sadece sekiz numaralı jüri üyesi Davis, sanığın suçsuz olduğuna inanmaktadır. Diğer jüri üyelerini ikna etmeye çalışırken, her birinin ‘suçlu’ kararının arkasındaki kişisel motivasyonlar ortaya çıkar. Yabancı düşmanlığı, kanuna aşırı güven, çoğunluğa uyma ve geçmişle hesaplaşma gibi nedenler, jüri üyelerinin kararlarını etkileyen unsurlar olarak öne çıkar. 12 Öfkeli Adam, insan psikolojisinin derinliklerine inen, adalet sistemi ve ön yargılar üzerine güçlü bir yorum sunan, sinema tarihinin en önemli filmlerinden biridir. Bu klasik yapım, izleyicilere hem gerilim dolu anlar yaşatır hem de düşündürücü bir hikaye sunar.“
Yıllar önce izlemiştim bu filmi, tiyatrosunu da. Bugün uygun bir zamanım vardı, tekrar izlemek istedim ve izledim. “12 kişilik jüride 1 kişinin sanığın suçsuzluğuna diğerlerini nasıl ikna ettiği“ şeklinde hafızamda kodlanmış bu filmi bugün izlediğimde evet o bir kişinin sözleri ile, duruşu ile, stratejisi ile belirgin bir yönlendiriciliği olsa da her bir jüri üyesinin ve her bir aşama ve oylamanın da sanık hakkında “suçlu” diyen insanlar üzerinde etkili olduğunu daha net anlamış oldum. Filmi izlememiş olanlara özellikle hukukçulara mutlaka izlemelerini öneririm. İkinci kez izleyecek olanlar da benim gibi daha çok dersler çıkaracaklardır, eminim.
Film, duruşmanın sonunda, hakimin jüri üyelerine yaptığı konuşma ile başlıyor. “Şimdi göreviniz, oturup gerçeklerle yalanları birbirinden ayırmaktır. Bir adam öldü, diğerinin hayatı söz konusu. Herhangi bir mantıki şüpheniz varsa, ne olursa olsun bana ‘suçlu değil’ kararını iletmenizi; aklınızda bir şüphe yoksa ve kesin olarak sanığı ‘suçlu’ bulursanız da kararınızı iletmenizi istiyorum. Ancak kararınız ne şekilde olursa olsun oybirliği ile olacağını unutmayınız”.
Jüri üyelerinin müzakere için toplandığı oda çok sıcak, vantilatör çalışmıyor. Camlar açılıyor, sigaralar yakılıyor. Bir kişi hariç herkes bir an önce oylamayı yapıp, bu sıcak ve bunaltıcı odadan bir an önce çıkmak istiyor. Bir jüri üyesi duruşmanın da avukatlar yüzünden çok uzadığından şikayet ediyor. “Ben bir an önce çocuğu asardım, her şey belli çünkü, uzatmanın anlamı yok” diyor. “bu akşam bowling maçı var, bu işi çabuk halledelim” diyor. Jüri üyelik sırasına göre oturmayı kabul ediyorlar. Oturumun başkanı olan jüri üyesi “kural koymaya niyetim yok, önce konuyu tartışalım sonra oylamaya geçelim” diyor.
Jüri üyelerinden birisi “Bu çocuk, gözünü bile kırpmadan babasını öldürmüş, hemen oylayalım, daha çabuk biter” diyor. ”Hepimiz suçlu bulursak sanığı elektrikli sandalyeye yollayacaklar” diyor diğeri. Başkan bunun üzerine kararın 12 ile alınmasını hatırlatarak oylamayı başlatıyor. Bu birinci oylamada:11 kişi “suçlu”, 1 kişi “ suçlu değil” diyor. “Suçlu” diyenlerin çoğu “suçlu değil” diyene yükleniyor. “Hep bir sorun çıkar zaten”, “Sizce çocuk masum mu?”. Sanık hakkında suçlu demeyen kişi bu soruyu “bilmiyorum” diye yanıtlıyor. “100 yıl geçse de fikrimi değiştirmeyeceğim” diyor suçlu bulanlardan biri, “Beyzbol maçına bileti olduğunu söylüyor” diğeri. “Beyzbol maçı saat akşam 8 de, daha 3 saat zamanımız var” diyor, 11 kişiden farklı düşünen Jüri üyesi ve ekliyor “Bu çocuk hayatı boyunca eziyet görmüş, annesi 9 yaşında iken ölmüş, babası dolandırıcılıktan hapse girince 1,5 yıl yetimhanede kalmış , öfkeli bir çocuk bu”.
Bu arada önyargı, yargılamanın amacı ve ispat, susma hakkı kavramlarını yakından ilgilendiren bir diyalog yaşanıyor iki jüri üyesi arasında; “Bana göre suçlu bu çocuk, aksi halde yargılama olmazdı, aksini de kanıtlayamadılar zaten” diyor biri; “Sanığın hiç konuşmayabilirdi de. Sanığın suçlu olduğunun kanıtlanması gerekir” diye cevap veriyor 11 kişiye göre farklı düşüneni. “Henüz 18 yaşında ama, işlediği suçun da cezasını çekmesi gerekir” diyor diğeri. “çocuk, sinemadayım demiş ama gören yok, ama çocuğu evlerinin karşısındaki binada oturan kadın görmüş” deyince 11 kişiden biri, “çocuğa inanmıyorsun ama kadına neden inanıyorsun?” diye soruyor, 11 kişi arasında yer almayan diğeri.
Çocuğu kavga ettiğinde pasif kalan oğluna kızdığını, cüzdanından çıkardığı baba‑oğul birlikte çekilmiş fotoğrafa bakarak anlatan jüri üyesi; oğlu 16 yaşına gelince kendisi ile kavga ettiğini ve oğlunun kendisine yumruk attığını ve 2 yıldır da kendisi ile görüşmediğini söyleyen Jüri üyesi, “Çocuk suçlu” diyor. Bir diğeri “gecekonduda doğmuş , bu suçlu olduğunu gösterir” diyor.
Avukatın etkili savunma yapmadığı üzerinde duruluyor bir ara. “cevapları bildiği için soru sormadı, zahmet etmedi” diyor biri. “Böyle bir durumda, çocuğun yerinde ben olsam başka avukat isterdim” diyor diğeri. Özellikle tanıkların yeminli ifade vermesi üzerinde duruyor biri. Sonra, suç aleti bıçak getirtiliyor jüri odasına, itiraz edenlere “herkesin delilleri görmeye hakkı vardır” diyor 11 üye arasında olmayan üye. “Sadece sen suçsuz diyorsun, diğer 11 üye suçlu diyor, kimsenin fikrini değiştiremezsin” diyor bir başkası. Kapalı oylama teklif ediyor 11 kişi arasında olmayan diğeri, ben bu oylamada “çekimser” kalacağım” diyor. 2. oylama sonucu: 10 üye “suçlu”, 1 üye “suçlu değil”. Dolayısıyla “konuşmaya devam” kararı çıkıyor. Oylamada “çekimser kalana 10 üye arasında yer alan biri “iyi bir hayatın olduğu belli, çünkü başkası için mücadele ediyorsun” diyor. “Çocuk suçlu” diyene , oylamada çekimser kalan” peki yargılanan sen olsaydın böyle düşünür müydün?” diye soruyor.
Karşı binada oturan kadının aradan tren geçerken çocuğun babasına “seni öldüreceğim” demesini duyup duyamayacağı; sol bacağını sürükleyerek yürüyen yaşlı alt komşu olan 2.tanığın hangi sürede kapıya gelebileceği; babasına” seni öldüreceğim” diye bağırarak tüm mahalleye duyuran çocuğun bunu yapıp yapmayacağı…tartışılıyor. “Gerçekten babasının katili olsaydı, üç saat sonra eve döner miydi?” sorusuna da çocuğu “suçlu” görenlerin suç aletini suç mahallinden almak için dönmüş olabileceği şeklinde senaryolar üretiliyor. Açık yapılan 3. oylamada 4 “suçlu değil”, 8 “suçlu” sonucu çıkıyor. Oylamada “suçlu değil” diyen bir üye ile baştan bu yana öfkeli ve kaba bir tutum sergileyen üye arasındaki “nazik” tartışması dikkat çekiyor. “Sen neden naziksin?”, sorusuna “Sen neden-nazik-değilsin?” şeklinde soru ile cevap veriliyor. “Buraya dövüşmek için gelmedik” diyen üye “Ben demokrasinin hep mucizevi bir şey düşünmüşümdür” diye de ekliyor.
Dördüncü oylamada sonuç yarı yarıya çıkıyor: 6-6.
Beyzbol bileti yanmasın diye düşünen üye “suçlu” yerine “suçlu değil” diye fikir değiştirince, ağır eleştiriye uğruyor. Dördüncü oylamada sonuç “suçlu değil” diyenler lehine değişiyor: 9-3.
“Bu çocuk tehlikeli bir vahşi” diyen başından bu yana fikri değişmeyen üyenin önyargısından vazgeçmesi kolay olmuyor. Fikri değişen bir başka üyeye görüşü değişmeyen üye öfkeyle soruyor; “Senin neyin var?”, cevap aslında gerçeği özetliyor: ”Artık şüphelerim var”.
“Suçlu” diyen sonuncu üyeye ilk “suçlu değil” diyen üye soruyor; “artık yalnızsın, çocuk neden suçlu, nedenini anlamak istiyoruz”. Cüzdanında iki yıldır görmediği çocuğu ile fotoğrafı olan ve başından bu yana en öfkeli olan üye ”Burada bulunanların hepsi yumuşak kalpli kadınlarmış. Beni hiçbir şeye zorlayamazsınız….” diye bağırıyor ama sonunda ağlamaklı bir şekilde “çocuk suçlu değil” diyor.
Sonuç: 12-0 “Suçlu değil”.
Ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgide iki üç saatlik müzakere sonunda ibre yaşamdan yana düştü. Şüphe’nin ve müzakerenin ne büyük bir güç olduğunu anlatan güzel, etkili bir film.
Oyuncular : Sergey Makovetskiy, Sergey Garmash, Apti Magamaev
Yayın Tarihi : 7 Eylül 2007
12(Twelve) filmi, 12 Kızgın Adam filminin, Rus sineması tarafından 2007 yılında yeniden yapımıdır. Orijinal 1957 yapımı filmle karışmaması için dünya genelinde genellikle “Nikita Mikhalkov’un 12’si” (Nikita Mikhalkov’s 12) olarak anılmaktadır.
12 adı verilen film, 12 Kızgın Adam özelinde iki farklı sinema geleneği olmasına karşın Rus sinemasının Amerikan sinemasına bir saygı duruşu ve hakkını teslim edişi olarak nitelenebilir.
12 Filminin yönetmenliğini filmde jüri üyesi olarak oyunculuk da yapan Nikita Mikhalkov yapmıştır.
Filmin arka planında 2000’li yıllar Rusya’sı vardır ve farklı karakterlerdeki jüri üyeleri, Rus üvey babasını öldürmekle suçlanan Çeçen kökenli bir gencin müebbet kararını tartışmak ve oy birliği ile bir karara varmak için bir ilkokulun spor salonunda toplanmaktadırlar.
1957 yapımı 12 Kızgın Adam’a kıyasla süre bakımından daha uzun olan 12 filmi de diğer film gibi ağırlıklı olarak tek mekanda diyaloglar şeklinde geçen ve karakterlere yoğunlaşan bir filmdir. 12 Kızgın Adam’ın aksine 12’de zanlı gence filmde daha fazla yer verilmiş ve Çeçen gencin geçmişinden enstantaneler konulmuş, filme hareket katılmıştır.
Yönetmen, filmde Çeçen sorununa gönderme yaparak siyasi bir yön katmıştır. 12 filmi, finali yönünden de 12 Kızgın adam filminden ayrılıyor. Amerikan versiyonunda, yargılanan gence karşı tarafsız davranılarak hüküm vermekten kaçınılırken, Rus versiyonunda hüküm vermekten kaçınılmamıştır.
Rus yapımı 12 filmi, senaryonun işlenişi bakımından en az asıl film kadar etkileyici ve başarılıdır. Kapalı ve tek mekanda geçen film izleyicisini sıkmaması yönüyle önemli bir sinema eseridir.
Rus versiyonun orijinal hikâyeden ayrılan ve öne çıkan bazı önemli özellikleri şunlardır:
Konu ve Arka Plan: Orijinal filmde sanık Latin Amerikalı bir gençken, Rus versiyonunda üvey babasını öldürmekle suçlanan Çeçen bir gençtir. Bu durum, filme Rusya’nın toplumsal yapısı, Çeçen savaşı ve etnik önyargılar gibi çok daha derin siyasi ve sosyolojik katmanlar eklemektedir.
Mekan: Jüri üyeleri, orijinalindeki gibi dar bir odada değil, tadilatta olan bir okul spor salonunda toplanırlar. Bu geniş ama klostrofobik mekan, karakterlerin geçmişlerine dair flashback (geriye dönüş) sahnelerine de imkan tanımaktadır.
Süre: Orijinal film yaklaşık 96 dakika sürerken, Nikita Mikhalkov’un versiyonu yaklaşık 159 dakikadır. Her bir jüri üyesinin hikayesi ve Rus toplumundaki karşılığı çok daha detaylı işlenmiştir.
Final: Filmin sonu, orijinalinden farklı olarak adaletin sadece “suçsuz” demekle bitmediğine, sonrasında o gencin dışarıdaki gerçek dünyada nasıl korunacağına dair ahlaki bir sorumluluk tartışmasıyla bitmektedir.
Türkiye’de hukuk eğitimi, genellikle takrir metodu ya da klasik metot denilen yöntemle yapılır. Bu eğitim modelinde öğretim üyesi dersle ilgili teorik bilgileri, ders saati içinde öğrencilere aktarır. Öğretim üyesini merkeze alan bu öğretim sisteminde, öğrenci genel olarak pasif bir dinleyici konumundadır. Bu nedenle bu öğretim metodu eleştirilmektedir. Her ne kadar pratik çalışmalarla, öğrencinin hukuk normlarını somut olaya uygulama becerisi geliştirilmeye çalışılsa da öğrencinin “gerçek bir davanın” yargılamasıyla başından sonuna kadar teması olmamaktadır. Bu eksikliğin giderilmesi için 15-30 günlük adliye stajı, avukat yanında staj gibi öğrenci stajları düzenlense de istenen verim elde edilememektedir. Sık sık düzenlenen kurgusal duruşma etkinliklerinin, yargılama pratiğimizle hiç ilgisi yoktur.
Bir duruşma izleme etkinliği
Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde duruşma sıramı beklerken başlarında Prof. Dr. Hikmet Sami Türk olan 20 kadar öğrenci duruşma salonunun izleyici sıralarını doldurdu. Hâkim, mahkemenin işleyişi hakkında kısa bir konuşma yaptıktan sonra, davanın “sözlü yargılama” aşamasında olduğunu belirterek davacı vekiline söz verdi. Baro çalışmalarından yakın arkadaşım olan davacı vekili meslektaşımız yaklaşık yarım saatlik bir konuşma yaparak davasını anlattı. Davalı vekili de yine uzun bir konuşmayla onu yanıtladı. Ardından hâkim, kararını açıkladı. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2011 yılından o tarihe kadar (ve bugüne kadar) böyle bir “sözlü yargılama” aşamasına tanık olmamıştım. Gerçek bir davada izleyici olan öğrencilere “gösteri amaçlı” gerçek görünümlü kurgusal bir duruşma izlettirilmişti. Aslında öğrenciler, ülkemizdeki yargılama gerçekliği konusunda kandırılmışlardı. Meslek hayatlarında muhtemelen bir daha böyle bir duruşmaya tanık olmayacaklardı.
Bizim önerdiğimiz usta-çırak metoduyla avukatlık eğitiminde eğitimin aşamaları; öğrenci stajı, avukatlık stajı, mentorluk ve sosyal ve mesleki dayanışma aşamalarından oluşmakta, aktif ve etkileşimli eğitim ömür boyu sürmektedir. Önerdiğimiz usta-çırak ilişkisi metodunda avukatlık eğitimi tercihen hukuk fakültesi birinci sınıfta öğrenci stajı ile başlar ve öğrencinin mezuniyetine kadar devam eder. Daha sonra avukatlık stajı aşaması gelir. Stajyerin avukatlık ruhsatını almasından sonra usta rolünü üstlenen avukat yaklaşık 5 yıl boyunca mentorluk yapar. Beş yılın sonunda ise sosyal ve mesleki dayanışma aşamasıyla ömür boyu sürer. Tüm bu süreçler, ülkemizdeki hukuk gerçekliğine dayanır.
Usta-çırak metoduyla avukatlık eğitimi, sosyal öğrenme teorisinin en temel unsurlarından biri model alma yöntemine dayanır. İnsanların bir davranışı sergilemek veya kendisinde öğrenme durumunun gerçekleşmesi için rol model olan başkaları tarafından nasıl yapıldığını görmeleri gerekmektedir. Model alınan kişiden neler öğrenilebileceği şu şekilde sıralanabilir:
Hukuk mesleklerine özgü bilişsel beceri ve davranışlar öğrenilebilir.
Öğrenilenleri güçlendirebilir veya söndürebilir. Modelin yaptığı davranışları ve sonuçlarını gözlemleyerek neyin yapılabileceğini ve neyin yapılmaması gerektiğini öğrenir.
Model gözlemlenerek sosyal güç ve isteklendirme gerçekleştirilebilir.
Model gözlemlenerek mesleki çevrenin ve nesnelerin nasıl kullanılacağı öğrenilebilir.
Model alınan avukat gözlemlenerek avukat-müvekkil, avukat- hâkim, avukat- adli personel etkileşiminde duygusal tepkilerin nasıl ortaya konulacağı öğrenilebilir. Özellikle bu etkileşimlerdeki aktarım-karşı aktarımları tanıma ve bunları yönetme ve avukatlık rolünden kaynaklanan psikolojik çatışmalarla başa çıkma konusunda beceriler kazanabilir.
Bandura, insanların öğrendikleri birçok davranışı, diğer insanları gözlemleyerek ve onları model alarak öğrendiklerini ifade etmektedir. Bandura 3 değişik tür modelden söz etmektedir
Canlı Model: Belli bir davranışı ortaya koyan gerçek kişiyi ifade etmektedir. Avukat eğitiminde canlı model, büyük ölçüde usta avukat rolünü üstlenen hukukçudur.
Sembolik Model: Bir film, televizyon programı, kitap veya başka herhangi bir platformda sunulan bir karakter ya da kişiyi ifade etmektedir. Bu bağlamda bizim uyguladığımız yöntemde, adayın eğitimin başlangıcında hukukçu anı kitapları okumasını sağlayarak sembolik modellerden yararlanması amaçlanmaktadır.
Sözlü Direktifler: Davranışın nasıl gerçekleşeceği ile ilgili canlı ya da sembolik bir model olmadan, davranışı yönlendirici yapılan açıklamalardır.
Şu anda yazıhanemizde “öğrenci stajı” aşamasında biri dördüncü sınıf öğrencisi, diğeri üçüncü sınıf öğrencisi iki meslektaşımız bulunmaktadır. Stajyerlerimiz, ders programlarının elverdiği ölçüde en az haftada bir gün yazıhane çalışmasına ayırmaktalar. Öğrenci stajının hedefleri, hukuk mesleklerini gerçekçi olarak tanıtmak ve sevdirmek, eleştirel düşünce, hukuk metodolojisi, hukukî argümantasyon, retorik konularına beceri kazandırmak, hukuk pratiğine, adli yazışma usullerine aşinalık kazandırmak ve öğrenciyi mezuniyet sonrası avukatlık stajına hazırlamaktır.
Bu hedefler doğrultusunda bu yazının kaleme alındığı hafta yapılan etkinliklerin bir kısmı şöyle:
Bu başlık altında stajyerlerimizin bir boşanma davası için yazdığı dilekçeleri eleştirel düşünce teknikleri, hukuki argümantasyon ve retorik yönünden inceleyip tartıştık. Boşanma davalarında avukat müvekkil etkileşiminin zorlukları konusunda paylaşım ve değerlendirmelerde bulunduk.
Dosya İnceleme ve Dava analizi
Stajyerlerimizle ünlü bir üniversitenin hukuk felsefesi ve sosyolojisi anabilim dalı araştırma görevliliği için yaptığı yazılı sınavın iptali talebiyle açılan davayı inceledik. İncelemeye sınav kâğıtları ve bilirkişi raporuyla başladık. Sınavda şu sorular sorulmuştu:
Hukuku tanımlayınız ve açıklayınız.
Yaşayan hukuku açıklayarak yaşayan hukuka ilişkin örnekler veriniz.
İnsan Haklarının gelişimini göz önünde bulundurarak birinci, ikinci ve üçüncü kuşak hakları anlatınız. Gelecekte doğabilecek dördüncü kuşak hakların neler olabileceği hakkında bir tartışma yapınız.
Bu vesileyle stajyerlerimizle bu soruları, sorulara adaylar tarafından verilen cevapları, bilirkişi mütalaasını, ilk derece ve istinaf mahkemesi kararını tartışma imkânımız oldu, sınav soruları ve adayların cevapları bilirkişi mütalaası sayesinde bilgilerimizi yeniledik, bu dava sayesinde Türkiye’de akademik hayatın işleyişi ile ilgili de geniş bilgi sahibi olduk. Analiz için bu davanın seçilmesinin bir amacı da buydu.
Fıkıhtan Hukuka- Hukuk Fıkıh İlişkisi Üzerine
Stajyerimiz Merve Erbaş, Prof. Dr. Emir Kaya’nın “Fıkıhtan Hukuka” adlı eserini bizim için imzalatacak. Prof. Dr. Kemal Gözler’in “Hukuk-Fıkıh İlişkisi Üzerine” adlı eseriyle birlikte karşılaştırmalı olarak okumak üzere okuma listemize ekledik.
Farklı Ofis Deneyimi
Stajyerimiz Ekin Ozan Özşahin, daha önce 2004 yılında yazıhanemizde avukatlık stajı yapan Tokat Barosu üyesi Avukat Kenan Bostancı’yı ofisinde ziyaret ederek, avukatlık stajı, avukatlık mesleği, hukuk pratiği konularında sohbet etti.
Günün Sonunda
Günün sonunda bugünün anısına stajyerlerimize Önceki TBB Başkanı Avukat Vedat Ahsen Coşar üstadımızın Yetkin Yayınlarından çıkan “Hukuki Argümantasyon”adlı eseri ile Oğuz Benlioğlu’nun“Retorik”adlı eserini, daha sonra hep birlikte etüt etmek üzere, armağan ettik.
Türkiye Cumhuriyetinde Görev Yapmış Adalet Bakanları
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetlerinde Görev Yapmış Adalet Bakanlarının çoğunluğu hukuk fakültesi mezunudur ve kariyerlerini hukuk alanında yapmışlardır.
Akın Gürlek, 11 Şubat 2026 tarihinde Adalet Bakanlığına getirilmiştir.
Yılmaz Tunç, 4 Haziran 2023 – 11 Şubat 2026 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Kendisinden sonraki bakanın “görevden affı” neticesinde 28 Ocak 2022 tarihinde yeniden bakanlık görevine getirilmiştir.
Abdulhamit Gül, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur ve serbest avukatlık yapmıştır. 19 Temmuz 2017 tarihinde Adalet Bakanı olmuş, görevini 28 ocak 2022 tarihinde kadar sürdürmüştür.
Bekir BOZDAĞ 25.11.2015-19.07.2017 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Kenan İPEK 07.06.2015-25.11.2015 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Bekir BOZDAĞ 26.12.2013-07.03.2015 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Sadullah ERGİN 06.07.2011-26.12.2013 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Ahmet KAHRAMAN10.03.2011-06.07.2011 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Sadullah ERGİN 01.05.2009-10.03.2011 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Mehmet Ali ŞAHİN 29.08.2007-01.05.2009 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Fahri KASIRGA 08.05.2007-29.08.2007 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Cemil ÇİÇEK 18.11.2002-08.05.2007 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Prof. Dr. Aysel ÇELİKEL05.08.2002-18.11.2002 tarihleri arasında görev yapmıştır. Türkiye’nin ilk kadın adalet bakanıdır. Eski Adalet Bakanları arasında hukuk kariyeri en güçlü olanlardandır.
Prof. Dr. Selçuk ÖZTEK 11.01.1999-28.05.1999 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Hasan DENİZKURDU 04.08.1998-11.01.1999 tarihleri arasında görev yapmıştır.
M. Oltan SUNGURLU 30.06.1997-04.08.1998 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Şevket KAZAN 28.06.1996-30.06.1997 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Mehmet AĞAR 06.03.1996-28.06.1996 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Firuz ÇİLİNGİROĞLU, 31.11.1995-06.03.1996 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Eski Adalet Bakanı Bekir Sami DAÇE 05.10.1995-31.11.1995 tarihleri arasında görev yapmıştır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirmiş, Gaziantep Cumhuriyet Savcılığı, Serbest Avukatlık, Danışma Meclisi Gaziantep Üyeliği ve Adana Milletvekilliği yapmıştır.
Mehmet MOĞULTAY 27.07.1994-05.10.1995 tarihleri arasında görev yapmıştır.
M. Seyfi OKTAY 20.11.1991-27.07.1994 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Suat BİLGE 29.08.1991-20.11.1991 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Şakir ŞEKER 23.06.1991-29.08.1991 tarihleri arasında görev yapmıştır.
M. Oltan SUNGURLU 31.03.1989-23.06.1991 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Eki Adalet Bakanı Mehmet TOPAÇ 26.06.1988-31.03.1989 tarihleri arasında görev yapmıştır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş, serbest avukatlık yapmış, 17. ve 18. Dönem Uşak Milletvekilliği ve Adalet Bakanlığı yapmıştır. 29 Eylül 1994 tarihinde Ankara’daki avukatlık bürosunda suikast sonucu hayatını kaybetmiştir.
M. Oltan SUNGURLU 21.12.1987-26.06.1988 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Halil ERTEM 16.09.1987-21.12.1987 tarihleri arasında görev yapmıştır.
M. Oltan SUNGURLU 17.10.1986-16.09.1987 tarihleri arasında görev yapmıştır.
M. Necat ELDEM 13.12.1983-17.10.1986 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Kazım AYDOĞAN 21.05.1983-13.12.1983 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Rıfat BAYAZIT 08.02.1983-13.05.1983 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Cevdet MENTEŞ 12.09.1980-08.02.1983 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Ömer UCUZAL 12.11.1979-12.09.1980 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Mehmet CAN 05.01.1978-12.11.1979 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Necmettin CEVHERİ 21.07.1977-05.01.1978 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Selçuk ERVERDİ 21.06.1977-21.07.1977 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Zeyyad BAYKARA 11.04.1977-21.06.1977 tarihleri arasında görev yapmıştır.
İsmail MÜFTÜOĞLU 31.03.1975-11.04.1977 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Hayri MUMCUOĞLU 17.11.1974-31.03.1975 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Şevket KAZAN 26.01.1974-17.11.1974 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Hayri MUMCUOĞLU 15.05.1973-26.01.1974 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Fehmi ALPARSLAN 22.05.1972-15.05.1973 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Prof. Dr. Suat BİLGE 11.12.1971-22.05.1972 tarihleri arasında görev yapmıştır.
İsmail ARAR 26.03.1971-11.12.1971 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Ziya ÖNDER 03.11.1969-26.03.1971 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Hidayet AYDINER 01.08.1969-03.11.1969 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Hasan DİNÇER 27.10.1965-01.08.1969 tarihleri arasında görev yapmıştır.
Eski Adalet Bakanı Refik Şevket İnce 19 Mayıs 1921 – 9 Temmuz 1922 tarihleri arasında görev yapmıştır. 28 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisine Saruhan (Manisa) Milletvekili olarak katılmış, 21 Eylül 1921’de Kastamonu İstiklal Mahkemesi Başkanlığına seçilmiş, 2 Mart 1921’de Meclisteki görevine dönmüş, 1921’de bir süre Dâhiliye Vekilliğine vekâlet etmiştir. 1931, 1935 ve 1939 seçimlerinde Manisa Milletvekilliği yapmıştır. 1945 yılında Demokrat Parti Kurucu Üyeliği ve 1950 seçimlerinden sonra Manisa Milletvekilliği yapmıştır. I. Menderes Kabinesinde Milli Savunma Bakanı ve II. Menderes Kabinesinde Devlet Bakanlığı yapmış, 30 Mart 1951’de Bakanlıktan ayrılmıştır. 2 Kasım 1951’de Demokrat Parti Meclis Grup Başkanlığına seçilmiş, 17 Haziran 1952’ye kadar bu görevi sürdürmüştür. Gazeteci Yazar Emin Çölaşan’ın dedesidir.
Yusuf Kemal Tengirşenk, Eski Adalet Bakanları arasında hukuk kariyeri en güçlü olanlardandır.
Eski Adalet Bakanı Celâlettin Arif Bey 3 Mayıs 1920 – 30 Mart 1921 tarihleri arasında görev yapmıştır. Celalettin Arif, İstanbul Barosu‘nun kuruluşunda rol oynamış, TBMM’nin kurulması ile birlikte yürütme görevi verilen I. İcra Vekilleri Heyeti ve II. İcra Vekilleri Heyeti’nde Adliye Vekilliği ve TBMM 1. Dönemde Erzurum milletvekilliği yapmış hukukçu bir siyaset adamıdır.
Türkiye Cumhuriyetinde Görev Yapmış Adalet Bakanları
Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Kanunnamesi, yeniçeri ocağının kaldırılmasını müteakip oluşturulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusunun kuruluş kânûnnâmesidir. 1 Zilhicce 1241 / 7 Temmuz 1826 tarihinde Padişah tarafından ferman buyurularak ilan edilmiştir. Muhammed’in Muzaffer Askerleri anlamına gelmektedir. Teşkilâtın kuruluş tarihi 7 Temmuz 1826 olarak verilmektedir, kânûnnâme bu kuruluş/teşkilatlanma sürecinin belgesidir. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının (Vak’a-i Hayriyye) ardından kurulan yeni ordunun; kuruluş gerekçesi, teşkilat yapısı (tertibi), asker sayısı, maaşları (tayinât), eğitimleri, kıyafetleri (şubara ve sonrasında fes), terfi ve emeklilik şartlarını belirleyen temel kurucu belgedir.
Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye Kânûnnâmesi, 4 varaktan ibaret olup Temmuz 1826 (Gurre-i Z 1241) tarihlidir. Islahatı 2. Mahmut gerçekleştirmiştir. Kânûnnâme Asâkir-i Mansûre Muhammediyye ordusunun kuruluş gerekçesi, tertîbi, miktarı, idâresi, istihdâmı, eğitimleri, giyim-kuşamı, teçhizâtı, terfileri, emeklilikleri, sıla ve hac izinleri, maaş ve yiyecekleri ile ilgili bilgi vermektedir.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi Hatt-ı Hümiiyiinlar katalogunda 59106 numara ile kayıtlı bulunan 4 varaktan ibaret, Temmuz 1826 Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Kanunnamesinde, (Gurre-i Z 1241) Asakir-i Mansflre ordusunun kuruluş gerekçeleri izah edilmektedir. 1826′ yılına gelinceye kadar Osmanlı Devleti’nin geniş bir coğrafyaya yayılmasında ve hakimiyet sahasını sürekli genişletmesinde yeniçeri ocağının katkısı büyük olmuştur. Bir zamanlar dünyanın en mükemmel ve modern askeri teşkilatına sahip olan Osmanlı ordusunda zuhur eden bozulmalar 1683, 1768 ve 1787 seferlerinde kendini net bir şekilde göstermiştir. Zamanla eski gücünü kaybetmeye ve seferlerde başkansız olmaya başlayan yeniçerileri düzeltme yönünde birçok ıslahat girişimi meydana gelmesine rağmen hepsi de sonuçsuz kalmıştır. Islahı mümkün olmayan yeniçerilerin kaldırılarak yerine “Asakir-i Mansilre-i Muhammediyye” adıyla yeni bir ordu kurulması karalatılmıştır.
Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye yeni ve biraz aceleye getirilmiş bir kuruluş olduğundan 1829’da Rus ordusuna, 1831-1833’te Mısır askerlerine karşı yapılan savaşlarda kendisinden umulanı tam olarak verememişse de yeniçerilerin son zamanlarına göre üstünlüğünü, düzenli Rus ve Mısır kuvvetlerine karşı iki yıl gibi uzunca bir süre karşı koymakla ispatlamıştır
Sultan Abdülmecid döneminde, 14 Haziran 1843’te ordunun ismi Asâkir-i Nizâmiye-i Şâhâne olarak değiştirilmiştir. Bu tarihten itibaren ordu kısaca Nizamiye Ordusu olarak anılmaya başlanmıştır. Asakir-i Mansure-i Muhammediye, Osmanlı İmparatorluğunun son ordusudur. 1923’te saltanatın kaldırılıp cumhuriyetin ilan edilmesiyle Türk Kara Kuvvetlerine dönüşmüştür.
Fî Gurre-i Z 1241 (THE CODE OF LAWS OF ASÂKIR-I MANSÛRE-I MUHAMMEDIYYE )
Bi-meşiyyet’illâh-i te’âlâ bu dîn-i mubîn ve devlet-i muhammediyyenin ibtidâ-yı zuhûru ve ba’dehû şark ve garbı ihâta etmesi mutlâka şerî’at-ı mutahhara ve seyf-i cihâd sâyesinde olarak saltanat-ı seniyye-i ebediyyü’d-devâma göre cemî’-i zamânda a’dâ-yı dîne mukâbil olacak ‘asâkir-i cihâdiyye ve guzât-ı islâmiyyenin vücûdundan lâ-büdd ve muktezâ olmak mülâbesesiyle mukaddemâ devlet-i ‘aliyyede yeniçeri ocağı tanzîm olunmuş ise de mürûr-ı zamân ile içlerine ‘azîm fesâd karışıp ve vâki’ olan seferlerde bir işe yaramadıklarından mâ’adâ refte refte uygunsuzlukları derecesini aşıp evvelki yararlıkları yaramazlığa ve eski itâ’atleri itâ’atsizliğe mübeddel olarak hiçbir suretle ıslahın çâresi dahî bulunamadığından nihâyet’ül-ümerâ ittifâk-ı ‘âmme ile sahîfe-i ‘âlemden nâm ü nişânları külliyen ref’ ü imhâ olunarak ânın yerine lilâhi’l-hamd ve’lminneh ‘asr-ı bâhir’ün-nasr hazret-i kişver-i güşâ-yı nuhbe-i edvâr u a’sâr ve zât-ı şevket-semât-ı cenâb-ı zıllullâhî min-kabli’llâhi müceddid-i dîn u devlet olduklarına burhân-ı vâzihü’l-âsâr olmak üzere mutlaka a’lâ-yı kelimetu’llâhi’l’ulyâ ve î’fâ-yı farîza-i cihâd ve kazâ niyet-i hâlisesine ibtinâen bu def’a iktizâ-yı kitâb u şerî’at ve icmâ’-ı ‘ulemâ-yı ümmet ve ittifâk-ı kâffe-i hayr u havâhân-ı dîn ü devlet ile müsta’înen bitevfîki’llâh-ı te’âlâ devlet-i ‘aliyye-i ebediyyü’d-devâma ‘asâkir-i mansûre-i muhammediyye ‘unvânıyla müceddiden lüzûmu mürettebe mu’allim ve mütefennin ‘asâkir tertîb ü tahrîrine karar verilerek bir taraftan tahrîr u ta’lîme bede’ olunmuş ise de miktâr-ı tertîb ve sûret-i idâre ve istihdâmları bilinip âna göre hareket etmek lâzım geldiğine binâen bede’-i bismillâhi’l-‘azîm ve hamden ‘alâ-fazlihi’l-‘amîm ve tevessülen burûhâniyyet-i rasûlü’lkerîm şu veçhile vaz’-ı kânûn mesnedim kılınır ki, inşâallah-u te’âlâ bundan böyle gittikçe teksîr etmek ve teksîr ettikçe iktizâsına bakılmak üzere evvel-emirde âsitâne-i şevket-âşiyânede serasker paşa ma’iyyetinde dâimâ mevcût bulunmak üzere on iki bin neferden ibâret bir ordu i’tibâr olunup şöyle ki işbû on iki bin nefer sekiz tertîbe taksîm ile ilâ-nihâye birinci ve ikinci ve üçüncü tertîb ta’bîri itlâk olunmak üzere beher tertîbe birer binbaşıdan sekiz binbaşı ve beher binbaşı ma’iyyetinde sağ ve sol kolağaları ve yüzbaşılar ve onbaşılar ve topçu ve arabacı ve cephâneci başıları ve mülâzım ve neferâtları ve imâmlar ve nefer kâtibleri ve mehterhâne takımı ve mühendis ve hekîm ve cerrah neferâtı mevcût olarak beher tertîbin ma’a zâbitân bin beş yüz yirmi yedi nefer mürettibi olmak üzere bi’l-münâvebe iki binbaşı üçbin elli dört nefer ile derûn-ı İstanbul’da bâb-ı seraskerîde kışlaklarında bulunarak derûn-ı âsitânede bunlar münâvebe ile kolluk bekleyip meselâ bir cesîm kolluğa bir yüzbaşı ta’yîn birle olkolluğa merbût olan küçük kolluklara dahî ânın tarafından onbaşılar ikâmesiyle leylen ve nehâren esvâk ve mahallâtın muhâfazasına ihtimâm ettirile ve diğer altı binbaşı ma’iyyetinde bulunacak dokuz bin bu kadar neferi dahî Davutpaşa ve Üsküdar’da binâlarına şurû’ olunmuş ve olunacak kışlalara iktizâsına göre taksîm olunarak bi’lmünâvebe Üsküdar Kışlasında bulunanlardan Fenerbahçesi’nden Bahr-i Siyâh boğazının Anadolu tarafında vâki’ Fener Kal’ası’na kadar gerek boğaz kal’alarını muhâfaza ve gerek Boğaziçi sevâhilinde bundan akdem yapılan tabyaların bundan böyle ‘adem-i lüzûmuna mebnî terk ü ta’tîliyle fakat karakolhâne sûretinde ibkâ olunacak tabya başındaki kışlaklarda ve mevâki’-i mukteziye-i sâirede ikâme için kifâyet miktârı münâvebe neferâtı tertîb ile mâ’adâsı asıl kışlaklarında ta’lîm ü te’allüme meşgûl olalar ve kezâlik Davutpaşa’da bulunacak binbaşılar dahî neferât-ı mürettebeleriyle Baruthâne’den tâ Bahr-i Siyâh Boğazının Rumeli tarafında vâki’ kılâ’ın nihâyetine kadar gerek kal’alara ve gerek tabyalardan bakiyye kalacak karakolhânelere ve gerek mevâki’-i sâireye iktizâsına göre bi’l-münâvebe ta’yîn olunarak kışlalarında kalanlar ta’lîm ü te’allümlerine iştigâl etmek ve’l-hâsıl bunların sûret-i taksîm ve istihdâmlarında bundan böyle îcâb-ı vakt ü hâle tab’iyyet olunup şu kadar ki işbû sekiz binbaşı ‘ale’d-devâm bir yerde meks olunmaksızın münâvebe ve devr-i dâim sûretiyle kâh kışlalarda ve kâh kolluklar ve boğaz kal’aları ve karakolhâneler ve mevâki’-i sâirede dâimâ münâvebe ve tebeddül sûretiyle nakl ü istihdâm olunarak cümlesi gerek kışlalarında ve gerek kılâ’ ve karakolhânelerde oldukça hem emr-i muhâfazaya ihtimâm ve hem boş durmayarak bir taraftan dahî ta’lîm ü te’allüme iştigâl-i tâm göstereler ve işbû sekiz nefer binbaşının cümlesinin üzerine baş binbaşı ‘unvânıyla zâbit ve rütbesi kapucu başılık râddesinde olmak üzere serasker paşa ve nâzırın intihâbıyla ehliyet ve liyâkati mücerreb bir münâsibi baş binbaşı nasb u ta’yîn oluna ve nâzırların rütbesi tevcîhât-ı hümâyûn defterinde darbhâne-i ‘âmire nezâreti ile cebehâne nezâreti beyninde olmak üzere mu’allim-i ‘asâkir-i mansûre-i muhammediyye nezâreti diyû kayd oluna ve sâir ocaklar misillü menâsıb-ı dîvâniyyeden olmak üzere bir kâtib nasbı dahî lâzım geleceğinden ol-dahî tevcîhât-ı hümâyûn defterinde masraf-ı şehriyârî kitâbeti ile süvârî mukâbeleciliği beynine kayd olunmak ve cünhası vâki’ olmadıkça ‘azl olunmamak üzere bâ-irâde-i seniyye bir ocak kâtibi nasb ü ta’yîn kılına ve zîrde defter gûne tertîb olunduğu üzere beher binbaşı ma’iyyetinde bir tertîb olmak üzere ma’a zâbitân bin beş yüz yirmi altı nefer olup şöyle ki beher on neferin bir onbaşı ve yüz nefere bir saf itibârıyla on iki saffa on iki yüz (başı) ve altışar saf sağkol ve solkol itibar olunarak üzerlerine ağa-yı yemîn ü yesâr ta’biriyle altı yüzbaşılar ve topçu başı ve arabacı başı ve cebehâneci başı ve beherine mülâzımlar ve çavûşlar ve sancaktarlar ve mehterbaşı ve hekim ve cerrâh ve sâiresi nasb u tahsîs ve her yüzbaşıya ikişer nefer saka tertîbiyle libâsları nefer misillü tanzîm ve fakat meyânına sâde bir kamçı ile temyîz ve neferât-ı merkûme evkât-ı hamseyi cemâ’at ile edâ ve beher safın kışlalarına birer mektep inşâsıyla günde birer nevbet Kur’ân-ı ‘azim’üş-şân ve avâma lâzım olacak miktâr mesâil-i dîniyye ve ilm-i hâllerini ve ba’dehû Birgivî Risâlesi’ni tal’im ü tefhîm zımnında İstanbul Kadısı Efendi ma’rîfetiyle bi’l-imtihân ve bi’l-intihâb zikr olunan beher safa birer münsif imam nasb ü tahrîr olunarak bunların cümlesi bir tertîb i’tibârıyla cümlesinin üzerine binbaşısı zâbit ola ve işbû binbaşılar zikr olunduğu veçhile bin beş yüz yirmi altı neferden ibâret olan bir tertîbin zabt u rabtına me’mûr olup ma’mâ-fîh lede’l-iktizâ ibtidâ-yı su’âl ve cevâpta binbaşılar sağ ve sol kolağalarına ve topçu başı ve arabacı başı ve sâir rüesâya ve sağ ve sol kolağaları dahî zîr-i idârelerinde olan altışar safın yüzbaşılarına âmir ve zâbit olarak yüzbaşılar dahî yüz beş neferden ibaret olan bir safın onbaşılarına ve onbaşılar zîr-i idârelerinde olan dokuzar neferin ale’t-tertîb zâbiti olalar ve zîrde işâret olunduğu üzere zâbitâna ‘alâ-merâtibihim maaşlar ve neferâta dahî mâhiyeler tahsîsiyle işbû tertîb olunan maaş ve mâhiyeler beher mâh otuzar gün hesâbıyla ve aylık sûretiyle verilip şu kadar ki mâhiyelerin sûret-i tahsîsi beher nefere yevmiye altmışar (akçe) hesâbıyla olarak fakat neferâta i’tâsı mâh-be-mâh mâhiye sûretinde uydurula ve binbaşıdan mâ’adâ zâbitân ve neferâta ber-mantûk-ı defter beher sene rûz-ı hazerde birer takım kisve ve birer serhatli yemenisi ve rûz-ı kasımda çizmeler ve sefere me’mûriyetlerinde birer adet yağmurluklar i’tâ oluna ve esliha-i mürettibeleri dahî kezâlik ber-mûceb-i defter zâbitân ma’rifetiyle tevzî’ ü teslîm olunup mürûr-ı eyyâm ile meselâ tüfenk kundağı fersûde olur ise zâbiti atîkini nâzıra getirüp irâe eyledikte ta’mîre muhtâc ise ta’mîr ve cedîden verilmesi lâzım gelir ise ‘atîki alınarak âhar cedîdi yine zâbitân ma’rifetiyle i’tâ kılına ve binbaşıların hîn-i ta’yîninde levnî ve nev’î ma’lûm olmak için yine zîrde muharrer olduğu üzerefakat bir takım libâs verilip ba’dehû iktizâ ettikte libâs-ı mezkûru kendi maaşında tecdîd eyleye ve bunların cümlesine sabahları yalnız nân-ı ‘azîz ve şorba ve akşamları şorba ve yahni ve Cuma ve isneyn geceleri bazen pirinç ve bazen bulgur pilavı verilmekve şorbalar dahî bazen pirinç ve bazen mercimek olmak üzere ta’yînâtları kezâlik zîrde tertîb olunduğu üzere ‘aynen virile ve ibtidâ bir kimesne tüfenk-endâz neferi olup ba’dehû yoluyla ‘ale’t-tertîb eskiyerek onbaşı ve ba’dehû çavûş ve ba’dehû sancaktar ve mülâzım ve yüzbaşı ve ba’dehû kolağası mülâzımı ve ba’dehû saff-ı evvelde ise altı yüzbaşı hükmünde olan ağâ-yı yemîn ve saff-ı sânîde ise ağâ-yı yesâr olup ve ba’dehû işbû sağ ve sol kolağalarından hangisi eski ve mütefennin ise binbaşı ola ve baş binbaşılık münhal oldukta binbaşıların ‘âkil ve kâr-güzâr ve sadâkâtkârlarından biri bi’lintihâb ta’yîn oluna ve tertîb üzere bunların yolu aşılması eskilik i’tibârıyla olup ancak fende mahâreti ve isti’dâdı yok ise aşağıdan erbâb-ı isti’dâdı takdîm câiz ola ve kezâlik ibtidâ bir kimesne topçu neferi olup ba’dehû eskiyerek topçu halîfesi ve top ustası ve ba’dehû çavûş ve ba’dehû topçu başı olup ba’dehû eğer ta’lîm ü te’allümde mâhir ve tefennün ü mahâreti zâhir olur ve mülâzımlardan ve ağâ-yı yemîn ü yesârdan ehakk u elyakk bulunur ise binbaşılık hallinde ol-topçu başı binbaşı olması câiz görüle ve kezâlik bir kimesne top arabacısı ba’dehû arabacı halîfesi ve çavûş ve arabacı başı olmak ve kezâlik ibtidâ bir kimesne cebehâneci neferi olup ba’dehû yoluyla eskiyerek cebehâneci çavûşu ba’dehû cebehâneci başı olmak ve ibtidâ bir kimesne sûrnâzen ve tablzen oldukta eskiyerek yoluyla hangi safta ise mülâzım ve ba’dehû ser-sûrnâzen veyâhut ser-tablzen olup ba’dehû mehter başı olmak üzere bunların cümlesi dahî bervech-i meşrûh yoluyla eskiyerek terfî’ ve eğer mahâret ve isti’dâdı yok ise mâdûnu müsta’id bulundukta takdîm ve isti’dâdda müsâvî bulunur ise eskiliği sebeb-i tercîh addoluna ve işbû on iki safın her birine birer top tertîb ve neferâtı tahsîs kılına ve neferât-ı merkûme leyl ü nehâr kışla ve mahâl-ı me’mûrelerinde mevcûd ve ta’lîm ü te’allümle meşgul olup zâbitâna itâ’at eyleyeler ve neferât-ı merkûmeden birinin töhmeti veyâhut bir gûne maslahatı zuhûrunda onbaşı yüzbaşıya ve yüzbaşı kolağasına ve kolağası binbaşıya ve binbaşı baş binbaşıya ve baş binbaşı dahî iktizâsına göre serasker paşa ve nâzır efendiye ifâde ve teblîğ ederek âdî görülecek maslahat ise nâzır ma’rifetiyle görülüp tedîb îcâb eder şey ise serasker paşa ma’rifetiyle cürm ü kabâhatine göre icrâ kılına ve senede bir def’a vakt-i hazerde vilâyeti karîb mahalde ise altı mâh kadar ve ba’îd mahalde ise sekiz mâh kadar sılaya gidüp sâir işini görüp yine kışlasına gelmek üzere beş neferde birine münâvebe tarîkiyle izin verilmek câiz olup izni müddeti hitâmından evvelce avdet eylemek şartıyla nâzır ve baş binbaşının imzâ ve mühürleri ve kâtibin hattiyle müddet-i musarrah izin tezkiresi verilerek gerek izin tezkiresi ve gerek sâir husûs için bir para harç olunmaya ve zâbitân ve neferâttan iktidârı olanlar vakt-i hazerde hacc-ı şerîfe azîmet murâd eylediklerinde ruhsat i’tâ oluna ve bir müddet rızâ ve ihtiyâriyle hidmet edip sonra firâr eder veyâhut sıla bahânesi ve sâir sebeple izin alıp gidenlerden müddet-i mu’ayyenesi inkızâsında gelip isbât-ı vücûd etmeyen olur ise bu mâkûleler hakkında ığmâz olunmayarak gerek mübâşir ta’yîniyle ve gerek ne veçhile olur ise ‘alâ-eyyü-hâl buldurulup kışlasına ihzâr ile lâzım gelen te’dîbi icrâ oluna ve me’zûnen hacc-ı şerîfe ve sılaya gidüp vaktiyle avdet edenlerin güzeşte yevmiyeleri geldikten sonra tamamca kendülere i’tâ kılınup eğer sılaya gidenler kable’l-‘avdeh mahallinde vefât eder ise işleyen ‘ulûfesi beytülmâle ‘âid olmak üzere hazîne-mânde ola ve bu sûrette ma’a zâbitân bin beş yüz yirmi altı neferden ibâret olan binbaşının askerinin vakt-i hazerde me’zûnlarından mâ’adâsı tamamen mevcûd bulunup beşte birden ziyâdeye sılaya ruhsat verilür ve bir nefer noksan olur ise binbaşı ve kolağası ve yüzbaşı ve onbaşının dördünün birden te’dîbi icrâ oluna ve hacc-ı şerîfe ve sılaya ruhsat maddesi vakt-i hazere mahsûs olup vakt-i seferde hasta olandan mâ’adâ cümlesi sefere ve me’mûr olduğu mahalle eşerek (erişerek) sayf ü şitâda serdâr-ı ekrem ve seraskerma’iyyetinde vesâir vüzerâ ve mîr-mirân velhâsıl her kimin ma’iyyetine me’mûr bulunurlar ise itâ’at ve inkıyâd ile me’mûr oldukları mahalde tamamen mevcûd bulunalar ve işbû sılaya ruhsat maddesi fakat neferât hakkında cârî olup zâbitân hakkında cârî ve câiz olmaya ve sâlifü’z-zikr zâbitân ve neferâttan biri yazıldığı tarihten on iki sene mürûrundan sonra ticâret veyâhud memleketinde çift peydâ idüp zirâat ve hirâsete iştiğâl veyâhud te’ehhül etmek veyâhud vilâyetinde mevrûsu vefât edip tarla ve yetimleri kalıp idârelerine kâdir akraba olmayarak kendinin zarûri gitmesi iktizâ eylemek misillü maslahatla dirliğinden geçip hidmeti terk murâd eyledikte bilâ-maaş meccânen ruhsat i’tâsı câiz olup ancak işbû ta’dâd olunan sûretlerden her hangisi olur ise olsun on iki seneden evvel olduğu halde kat’an tecvîz olunmaya ve neferât-ı mezkûreden ruhsat verilmek iktizâ edenleri ve gerek ba’de’l-izn hitâm-ı müddette gelmeyenleri nâzırları bâ-takrîr Bâb-ı ‘Âlî’ye ifâde edüp ol-veçhile iktizâsı icrâ ve bu veçhile ruhsat verilen veyâhud vefât eden ve tekâ’üd olan (neferâtın) yerine derhâlâharları tahrîr olunarak beher tertîbin neferât-ı mürettibesinden bir neferi noksan kalmamak üzere dâima mükemmel olmasına gayet ihtimâm u i’tinâ oluna ve ‘asâkir-i İslâmiyyenin cemî’-i zamânda ekser uygunsuzluklarına cehâletleri sebep olduğundan neferât-ı merkûme ber-vech-i bâlâ yapılacak mekteplerde külli-yevm birer nevbet dahî ta’lîm-i dîn ü diyânet ve hem cemâ’atle edâ-yı salât eylemelerine imamlar nasb-ı nefs ihtimâm edip bu husûsa cümle zâbitân dahî gereği gibi takayyüd ve ihtimâm eyleyeler ve tahrîr olunacak neferât meçhûlü’l-hâl mühtedî ve furumâye kabîlinden olmamak üzere sinleri on beşinden yirmi beş ve otuz ve dilâver ve bahâdır olduğu sûrette nihâyet kırk yaşına kadar mesâğ olup kırk yaşından ziyâdesine mesâğ olmamak üzere pak ve asil ve tüvâna yiğitlerden hüsn-i rızasıyla tahrîr olunarak ‘ale’d-devâm kışlaklarında ve me’mûr oldukları mahallerde mevcûd bulunup ta’lîm ü te’allüm ile sanâyi’-i harbiyyeyi kemâl üzere tahsîl ve cümlesi saff-ı vâhid hükmüne girmek sûretinde kesb-i tefennün ve mahâret eylemeleri ehemm-i mehâm ve akdem-i merâm olduğuna binâen bu emniyenin bir an akdem kuvveden fi’ile getürülmesine serasker paşa ve nâzır ve sâir rüesâ ve zâbitân ziyâde ikdâm ve bezl-i mechûd eylemeleri cümlesinin farîza-i zimmetleri ola ve ‘asâkir-i mezkûre bundan böyle lede’l-iktizâ sefer ve me’mûriyet zuhûruyla bâlâda mezkûr olduğu üzere serdâr-ı ekrem ve seraskerler ve sâiri ma’iyyetlerine ve kılâ’-ı hâkâniyye muhâfazasına ta’yîn olunduklarında metânet ve şecâ’at ve harb u darb ve muhâfaza husûslarına bezl-i mukadderet eyleyeler ve sayf ü şitâda bir neferi noksan bulunmamak lâzimeden olmağla hîn-i tahrîrlerinde kemâl-i tekayyüd ve ihtimâm ile ta’ahhüd ve kefâlete bağlanup onbaşılar neferâtına ve yüzbaşılar onbaşılara ve kolağaları yüzbaşılara ve binbaşılar kolağalarına kefîl olmak sûretiyle revâbıt-ı kaviyyeye bend olunduktan sonra hilâf-ı nizâm her kimde tekâsül ve kusur zuhûr eder ise derhâl te’dîbleri icrâsına mübâderet ve baş binbaşı ve binbaşılar ve zâbitân-ı sâire mâhiyelü neferâtı hidmetkâr etmeyüp hâricden hidmetkâr kullanmak ve hidmetkâr kisvesi neferât kisvesine müşâbih olmamak husûslarına dikkat oluna kaldı kı vakt-i hazerde hidmeti sıbkat ederek maaşa mutasarrıf olanlar ihtiyâr veyâhud ‘alîl olur ise mutasarrıf olduğu maaşın nısfı ile ve eğer seferde mecrûh olup ‘amelden sâkıt olduğu cerhi iltiyâmından sonra mutahakkık olur ise maaşın sülüsânı veyâhut cerh ve istihkâka göre dahî ziyadecesiyle tekâ’üdlük câiz ola ve kezâlik mâhiyeli neferâttan biri vakt-i hazerde ihtiyâr ve ‘alîl olur ise tamâm-ı mâhiyesiyle ve eğer vakt-i seferde mecrûh olup cerhi iltiyâmından sonra amelden sükûtu mütehakkık olur ise cerh ve istihkâkına göre dahî ziyâdesiyle tekâ’üdlük tevcîhi câiz olup bu vechile gerek zâbitân ve gerek neferâtın verilecek tekâ’üdlükleri ol-kimesnenin vilâyet ve memleketine münâsib mahalde nakit mesâbesinde olan münâsib ve sağ maldan i’tâ olunmak üzere serasker paşa ile nâzırın bi’l-iştirâk Bâb-ı ‘Âlî’ye takdîm edecekleri arzları ibtidâ hekimbaşı efendiye havâle ile ol-kimesnenin cerh u ‘illet ve ‘amelden sükûtu keyfiyeti mu’âyene ve i’lâm olunduktan sonra dîvân-ı sadr-ı a’zamîye çıkarılıp tensîb ü irâde olunduğu sûrette hidmet-i defterîye havâle olunarak takdîm edeceği takrîr ve şürût mûcibince îcâb eden tekâ’üdlüğü iktizâsına göre tevcîh ve senedi tanzîm oluna ve eğer bu misillü tekâ’üdlük verileceklerin maaş ve mâhiyeleri çürük maldan verilmek lâzım gelir ise ‘asâkire fütûru müeddâ ve hilâf-ı rızâ-yı ‘âlî olacağına binâen bu husûsda defterdâr-ı ‘asr bulunanlar bayağı müehhizeye müstahak olalar ve kezâlik tekâ’üdlük maddesinde ricâ ve şefâ’at ve hâtır ü gönüle ri’âyet maddeleri bir vechile câ’iz olmadığına binâen bu husûsda serasker (paşa) ve nâzırlar dahî kemâl-i ittikâ ve mücânebeti der-pîş edeler ve topçu ve arabacı ocakları misillü serasker paşa ve nâzır ma’rifetiyle işbû ‘asâkir-i mansûre-i muhammediyyenin bi’l-cümle ricâl ve zâbitânı intihâb ve şürût ve nizâm-ı mûcibince ‘alâ-merâtibihim nasb olunmak üzere gerek bu husûslara ve gerek sâir mesâlih-i lâzimeye dâir iktizâ eden ‘arzları serasker paşa ile nâzır beraber temhîr edip ikisinin mührü cem’ olmadıkça yalnız birinin mührüyle olan ‘arza i’tibâr olunmaya ve bu makûle ‘arzlar ocak kâtibi hattıyla yazılıp ‘arz için kimesne tarafından bir akçe alınmaya ve bi’l-cümle zâbitân ve ‘asâkirin zabt u rabtı maddesi serasker paşanın uhde-i müstakilesine muhavvel ve ümerâdan ve vikâye-i nizâmına dâir mesâlih ve umûrun rü’yetinde nâzır müstakil olup ma’mâ-fîh cemî’-i umûr ve mesâlih yine ikisinin ittihâd-ı re’y ve tedbîriyle görülmek üzere serasker paşa ile nâzırın uhde-i ittifâk ve ittihâdlarına tefvîz oluna ve mâhiye ve maaş ve masârif ve ta’yînât husûsları dahî kâtib ma’rifetiyle nâzırın yed’inde olmak üzere vakt-i hazer ve seferde zîrde mestûr ta’yînâtları verilerek kışlaklarında kandil ve mum ve matbah ve sobaları içün hatab ve sâir masârifâtı nâzır ve kâtibi ma’rifetiyle ru’yet olunup başkaca masârif kayd oluna ve işbû tertîb ve tahrîr olunan zâbitân ve neferâtın maaş ve mâhiyeleri içün sâir ocaklar misillü sened i’tâsına hâcet olmayarak serasker paşa ve nâzır ve me’mûrîn-i sâire ma’rifetleriyle yazılan zâbitân ve neferâtın ‘ale’l-esâmî ve ‘ale’l-tertîb tutulacak defteri kalemlere kayd ve mâh-be-mâh bunların maaş ve mâhiyeleri serasker paşa ve nâzır huzûrunda kâtib ve her safın zâbitânı ve me’mûrîn-i sâire hâzır oldukları hâlde her biri ism ü resmiyle defterlere tatbîk olunarak mevcûduna göre maaş ve ulûfeleri yedlerine verilmek üzere .beher mâh yapılacak yoklama defterleri dahî kezâlik kalemlere kayd ü sebt olunup lede’l-iktizâ silsileleri yürüdükte serasker paşa ile nâzır efendinin bi’l-iştirâk Bâb-ı ‘Âlî’ye takdîm edecekleri takrîr kaleme havâle birle kalemden verilecek ilm ü haber vechile tevcîhâtları icrâ oluna ve taşra bir mahalle me’mûr olduklarında mâhiye ve maaşları dersa’âdetten üçer aylık olmak üzere nâzırları ma’rifetiyle ba’de’l-hesâb gönderilüp kezâlik taşraya me’mûr olanların iktizâ eden ta’yînâtlarının mikdâr ve kemmiyeti dahî nâzırları ma’rifetiyle tertîb olunarak tarafından ta’yîn ü terfîk edeceği vekîl-i harç mahallinde ol-ta’yînât-ı mürettibeyi nüzül emîni tarafından vesâir havâle olunan mahalden alup idâre eyleye ve nâzırların işbû mâhiye ve maaş ve ta’yînât ve kisve baha ve masârif-i sâireye dâir serasker paşa ile bi’l-iştirâk takdîm edecekleri takrîr hidmet-i defterîye havâle ile iktizâ eden mebâliğ başmuhâsebeden hesâb olunarak ba’de’t-telhîs cânib-i mîrîden i’tâ ve îfâ olunmak ve bu takdirce başmuhasebe kaleminde buna dâir umûr ve husûsun kitâbetine başmuhâsebe kîsedârı bulunanlar bir akçe harç almamak üzere me’mûr kılınmak ve ‘asâkir-i mezkûreden vefât edenlerin beytü’l-mâlları dahî cânib-i mîrîye âid olmak üzere bunların cümlesini ve nâzır-ı mûmâ-ileyhin iktizâ eden hesâb ve kitâblarını defterdâr-ı ‘asr bulunanlar ru’yet eyleye.
Ber-vech-i bâlâ kaleme alınup ittifâk-ı ârâ ile karar-gîr olan usûl ü nizâm ilâ-mâşâallahu-te’âlâ düstûr’ül-‘amel tutulmak üzere işbû kânûn-nâme-i hümâyûn ve dîvân-ı hümâyûn ve rüûs-ı hümâyûn ve başmuhâsebe kalemlerine kayd ü sebt olunarak bir sûreti dahî serasker paşa ve nâzır efendi taraflarına verilerek sâir iktizâ eden mahallere dahî ilm ü haberleri i’tâ oluna ve nizâmât-ı mezkûre tiz elden îcâb-ı vakt ü hâle tatbîken te’sîs olunduğundan bundan böyle iktizâ-yı usûl ve maslahata göre ba’zı fıkralarının cerh u ta’dîli ve ba’zı mevâddın tenkîs ve ilâvesi dahî câiz ola ve ‘ale’l-husûs taşralardan dahî münâsibi vechile ‘asker tertîb ve tanzîmi lâzimeden olmağla bimennihi-te’âlâ ‘ahd-ı karîbte ânın dahî iktizâsı bi’l-mütâla’a sûret-i icrâsı karar-gîr olduktan sonra işbû kânûn-nâme-i hümâyûna zeyl oluna deyû fî gurre-i Z 241 tarihinde bâlâsı hatt-ı hümâyûn şevket-makrûn-ı şâhâne ile müveşşah şeref-rîz-i südûr olan kânûn-nâme-i hümâyûn dîvân ve rüûs-ı hümâyûn kalemlerine kayd ve darbhâne-i ‘âmireye ‘ilm ü haberi ve ‘atûfetlü serasker paşa hazretleri ve nâzır efendi tarafına sûreti i’ta olunmağla başmuhâsebeye dahî ‘ilm u haber olmak üzere işbû sûret verildi.
Jüri Sistemi, Anglo-Sakson Hukuk Sisteminde uygulanmakta olan, adaletin gerçekleştirilmesinde yurttaşların doğrudan katılmasını ve oy kullanmasını sağlayan yargılama biçimidir. Kavramın kökeni Jury kelimesidir ve “yeminli” anlamına gelmektedir. Jürinin amacı, halkın düşüncesini yargıya yansıtmaktır.
Jüri sistemi, Anglo Saxon Hukukunun geçerli olduğu sistem içerisinde yer alan ve yargılamanın bir parçası olan heyettir. Jüri, Amerika kıtasına koloniler döneminde İngilizler tarafından getirilmiş, daha sonra İngiltere’den daha geniş bir şekilde ABD’de uygulanmıştır. 1789 tarihli Amerika Birleşik Devletleri Anayasasına ve 1791 Amerikan Haklar Bildirgesine göre tarafsız jüri önünde açık bir yargılama hakkı tü yurttaşlar için temel bir hak olarak kabul edilmiştir.
Jüri Sisteminin Rolü
Ceza işlerinde jüri, bir suçun işlenip işlenmediğine veya zanlının suçlanıp suçlanamayacağına karar verebileceği gibi sanığın suçlu olup olmadığına da karar verebilir. Genellikle ceza yargılamasında uygulanmakta olup, eğer jüri üyeleri sanığı suçsuz bulursa yargılama sona ermekte, sanık suçlu bulunursa verilecek cezayı yargıç belirlemektedir.
Her hukuk sisteminde birtakım adli hatalar mutlaka olabilmektedir. Jüri sistemi, adli olaylar hakkında karar verecek olan mahkemelerin bir bütün olarak olumsuzluk doğurucu kararlarını azaltma amacı taşımaktadır. Sistem, yargılamaya demokratik bir unsur katması, yargılamanın üzerindeki gizlilik, gizem ve soğukluğun kaldırılmasını kaldırmayı, doğru ve adil kararları çoğaltmayı amaçlar. Jüri, yargılama aşamalarına yurttaşların katılımını sağlamayı amaçlar, ancak Jüri bu sistem içerisinde yargılama yapan bir organ değildir ve yargılamayı yapacak yargıcın yetkilerini azaltmaz.
Yurttaşlar, adalet sisteminde Yargıçlara yardımcı roldedirler. Ceza mahkemelerinde ve birçok birinci dereceden hukuk mahkemesinde bir jüri bulunmaktadır. Temyiz mahkemelerinde Jüri bulunmamaktadır. Jürinin rolü önemlidir; jüri olayların doğruluğuna yada yanlışlığına karar vere yetkisine sahiptir. Hakimler jürinin tespit ettiği somut duruma yasaları uygulamaktadır.
Jüri Üyeleri ve Çalışma Biçimi
Hukukçulardan oluşmayan Jürinin doğru karar verebilmesini çapraz sorgu yöntemi sağlamaktadır. Jüri üyeliği, tarafsızlık ve objektif şekilde yerine getirilmesi gereken bir hizmettir. Jüriler, genellikle mahkemelerin yargı bölgesinde ikamet eden vatandaşlardan ve jüri havuzundan rastgele seçilmektedir. Jüri üyelerini reddetmek için davacı ve davalı tarafların somut ve geçerli nedenler bulunmak zorundadır. Jüri üyelerinin çalışma biçimi katı kurallara tabi tutulmuş, taraflarla görüşmeleri, duruşma dışında dava hakkında spekülatif bilgiler edinmeleri, kendi kendilerine soruşturma veya keşif yapmaları yasaktır. Avukatlar ve tanıklar jüri üyeleriyle konuşamaz. Jüri üyeleri üzerinde baskı kurmak, onlara rüşvet vermek, tehdit etmek veya üzerlerinde etki kurmaya çalışmak suç oluşturmaktadır.
Kişinin suçluluğunun kesin bir yargı kararı ile saptanmasına kadar masum sayılacağı anlamına gelen masumiyet karinesi, suç isnadı altında bulunan kimselerin hâkimler ve kamuoyu nezdinde suçlu varsayılmasını engellemektedir.
İlk kez 1215 tarihli Magna Charta Libertatum’da dile getirilen bu prensip, 18’inci yüzyılda zamanın felsefi ve liberal fikir akımlarının tesiriyle devlet gücünün kötüye kullanılmasını engelleyen, bireyi koruyan bir yargılama prensibi olarak açıkça 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 9’uncu maddesinde yer almıştır.
Karine, insan hakları konusunu tüm dünyaya mâl eden 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (m.11/1) ve 1950 tarihli İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde de (m. 6/2) yer almaktadır
İlke, yalnızca isnat olunan suç kesin olarak ispat edilmeden mahkûmiyet kararı verilmesini yasaklamakla kalmaz; aynı zamanda kişiye, mahkûmiyet hükmü kuruluncaya kadar suçlu muamelesi yapılmasını da önler.
Ancak bu durum, yeterli ve kuvvetli şüphe sebepleri mevcut olduğu sürece, yargı organlarının muhakemenin amaçlarına hizmet eden, ölçülü ve orantılı önlemler almasını engellemez.
Bununla birlikte söz konusu önlemler hiçbir şekilde kişinin suçlu gibi damgalanmasına ve böyle muamele görmesine yol açmamalıdır.
Masumiyet karinesi, aynı zamanda adil yargılanma hakkına (fair trial) da hizmet eder.
12 Kızgın Adam (12 Angry Man) 1957 yapımı, klasik sayılabilecek bir Amerikan hukuk filmidir.
Hukuk sinemasının başyapıtı kabul edilen 12 Kızgın Adam (12 Angry Men), bir cinayet davasında karar vermekle yükümlü 12 jüri üyesinin adalet, önyargı ve vicdan eksenindeki çatışmalarını konu almaktadır. Sidney Lumet tarafından yönetilen bu kült film; masumiyet karinesi, makul şüphe ve jüri sisteminin işleyişi gibi temel hukuk kavramlarını tek bir odada geçen sarsıcı bir diyalog örgüsüyle işlemektedir. Hukuk öğrencileri ve profesyonelleri için bir ‘adalet dersi’ niteliği taşıyan filmin her hukukçu tarafından izlenmesi tavsiye edilmektedir.
Reginald Rose’nin aynı adı taşıyan oyunundan uyarlanan 12 Kızgın Adam, yönetmeni Sidney Lumet’in de ilk filmi. Film, babasını öldürmekle suçlanan bir gencin mahkemesi sonrasında, oy birliği ile gencin suçlu ya da suçsuz olduğuna karar vermeleri gereken jüri üyeleri arasında geçen tartışmayı konu ediniyor.
Bu film için belki de sinema tarihinin kapalı alanda geçen en çarpıcı 96 dakikası denebilir. Sidney Lumet’in filmi işi jüriye, 12 öfkeli adama emanet ederken olayın ya da çarpışmanın sonucunun adalet ile tecelli etmesini de arzular.
Peki ama İspanyol asıllı Amerikalı bir suçlunun, bir fakir mahalle çocuğunun kararı nasıl verilecektir?
Tiyatro oyunundan uyarlanan “12 Öfkeli Adam”, sinema dünyasında TV ve Rus filmi de gören önemli bir eser. Bu film özelinde Henry Fonda, Jack Warden gibi oyuncuların ‘kişisel drama dönüşen muhakemelerine de dikkat çekilmeli.
Film baştan sona, suçlu olduğuna inanılan ve suçlu bulunması halinde idam edilecek olan bir gencin hayatını ellerinde tutan 12 jüri üyesinin kendi aralarındaki tartışmaları ve birbirlerini ikna etmeleri şeklinde sürüyor. Siyah beyaz filmin tamamına yakını tek bir sahnede ve bu 12 oyuncunun diyalogları şeklinde ilerliyor olmasına rağmen, kesinlikle hiç sıkmadan ilerleyen dikkat çekici detaylarla dolu iyi tasarlanmış bir senaryoya sahip. Filmi izlerken adeta ikna üzerine kurulu bir satranç, dikkat ve zeka oyununa tanıklık ediyoruz. Bu yönüyle de ayrıca takdiri hak ediyor. Jüri üyelerinin makul şüphe doğrultusunda kararlarındaki değişiklikler, jüri üyelerinin karakterleri, konuyu kişiselleştirmeleri, ön yargıları, birbirleriyle çatışan kişilikleri ve aralarında verdikleri psikolojik savaşa tanıklık ederken, en başta ön yargı olmak üzere, sosyal psikoloji, adalet ve hukuk süreci üzerine düşünmeyi de teşvik eden bir film. Diğer yandan, karakterlerin her birini ayrı ayrı izleyiciye tanıtmayı başaran başarılı oyunculuklarla da göz dolduruyor.
Bir Amerikan sinema klasiği sayılan 1957 yapımı 12 Kızgın Adam, tek mekanda geçen kült filmlerden biri olarak izlenmeyi ve alkışı hak ediyor. Filmin ayrıca, 1997 Amerikan ve 2007 Rus yeniden yapımları bulunmaktadır.
Doçentlik, üniversitelerde kullanılan bilimsel bir terim olup Profesörden önceki aşamada bulunan öğretim görevlisinin sahip olduğu akademik unvandır.
Doçent olabilmek için, adayın doktora derecesi alındıktan sonra lisansüstü çalışmalarına bağımlı kalmadan çalışma yapabildiğini ispat etmesi gerekir. Doktora veya uzmanlıktan sonra da ilgili bilim dalında en az dört yıl çalışılmış olmalıdır. Üniversiteler Kanununun 18. maddesine göre hazırladığı doçentlik tezini 10 nüsha olarak sunan aday, üniversiteler arası kurulun seçeceği jüri önünde önce yabancı dil sınavına girer. Yılda iki defa Üniversiteler arası Kurul başkanlığınca doçentlik sınavı açılmakta ve 3 ya da 5 kişiden oluşan jüri üyelerince adayın yaptığı çalışmalar incelenmektedir. Genelde branşa göre belirlenen asgari koşullar bulunmakta ve juri üyeleri tarafından bu koşulların sağlanıp sağlanmadığı öncelikli olarak kontrol edilmektedir. Bunu başardıktan sonra, ilgili bilim dalının doçentlik sınavına alınır. Sınavı başaranlar deneme dersini de verdikten sonra “üniversite doçenti” unvanını alırlar.
Doçentlik başvuruları, eserlerle birlikte elektronik ortamda Üniversiteler arası Kurula yapılır. Doçentlik başvuru şartlarının sağlanıp sağlanmadığı, Üniversiteler arası Kurul Başkanlığı tarafından ilgili bilim/sanat alanlarından görevlendirilen en az iki profesör tarafından yapılan inceleme ile belirlenir. Ancak sınavın herhangi bir aşamasında, adayın doçentlik başvuru şartlarını sağlamadığına ilişkin ileri sürülebilecek iddialar, Doçentlik Sınav Komisyonunca incelenir. Doçentlik Sınav Komisyonu tarafından başvuru şartlarını sağlamadığına karar verilen adayın doçentlik başvurusu iptal olunur. Hukuk temel alanından doçentlik başvurusu yapacak aday Hukuk Fakültesi mezunu olmalıdır. Aday sadece doktora yaptığı bilim alanından doçentlik sınavına başvurabilir. Hukuk temel alanında başvurulan doçentlik bilim alanı ile ilgili olarak aşağıdaki çalışmalara verilen birim puanlar esas alınmak suretiyle; en az doksan (90) puanının doktora unvanının alınmasından sonra gerçekleştirilen çalışmalardan elde edilmiş olması kaydıyla, asgari yüz (100) puan karşılığı bilimsel etkinlikte bulunmuş olması gerekir.
İzmir İktisat Kongresi, yeni Türkiye’nin ekonomik sorunlarını tartışmak üzere 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihlerinde İzmir’de Banka-Han binasında toplanan kongredir. Bağımsızlık temelinde ilerleyen Cumhuriyet ekonomik anlamda özgürlüğü de öngörmüş ve kongreyi bu amaçla toplamıştır. kongrenin başkanlığına Kazım Karabekir seçilmiştir.
Lozan Barış görüşmelerinin 4 Şubat 1923’te anlaşma sağlanmadan kesildiği sırada Türkiye’de ekonomik alanda faaliyet gösteren her meslek grubundan temsilciler Yeni Türk Devletinin ekonomik durumunu görüşmek üzere İzmir’de bir araya gelmişlerdir. Çiftçi sanayici tüccar ve işçi kesimlerinden toplam 1135 kişinin katıldığı bu kongredeki görüşmelerin sonunda Misak-ı İktisadi(Ekonomik Yemin) kabul edilmiştir.
İzmir İktisat Kongresinde alınan bu kararlar TBMM’ye yön vermiş 23 Nisan 1923’te başlayan İkinci Lozan görüşmelerinde kapitülasyonların kaldırılması konusunda TBMM heyetine büyük bir destek sağlamıştır.
Misak-ı İktisadinin önemli kararları şunlardır
Yerli malı kullanılması sağlanmalıdır
• Teknik eğitim geliştirilmelidir.
• Ham maddesi yurt içinde olan sanayi dalları kurulmalıdır
• Küçük imalattan büyük işletmelere geçilmelidir
• Özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulmalıdır
• Demiryolu inşaatı programa bağlanmalıdır
• Yabancıların kurduğu tekellerden kaçınılmalıdır
• İşçilerin durumu düzeltilmelidir
”Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun ekonomik zaferlerle taçlandırılamazsa kazanılacak başarılar yaşayamaz az zamanda söner”
Tarım Alanındaki Düzenlemeler
Osmanlı devletinin son dönemlerinde toplumun yaklaşık dörtte üçü tarımla uğraşmakta olmasına rağmen dünyada tarım alanındaki gelişmeler yakından izlenemediği için tarımsal üretim çok azdı.Buna rağmen alınan vergiler üretime göre çok ağırdı.Aşar vergisi genel bütçe gelirinin yaklaşık %40’ını oluşturmaktaydı. Üretici ürettiği mamulleri satamamakta yada gerekli yerlere ulaştıramamaktaydı. 17 Şubat 1925’te çıkarılan bir kanunla Aşar vergisi kaldırılarak yerine Arazi Vergisi konuldu. Daha sonraki yıllarda çiftçiye kredi sağlamak amacıyla Ziraat Bankasında yeni düzenlemeler gerçekleştirildi. Traktör kullanımı teşvik edildi. Tarım ve Kredi Kooperatifleri ve Yüksek Ziraat Enstitüleri kuruldu. Örnek devlet çiftlikleri kuruldu ve tohum ıslah istasyonları açıldı. Böylece Türkiye’de tarımın gelişmesi için önemli hamleler gerçekleştirildi.
Ticaret Alanındaki Düzenlemeler
30 Haziran 1930’da ticareti geliştirmek amacıyla Merkez Bankası kuruldu. Böylece ülkedeki sermayenin akışı denetim altına alınmış ve piyasa güvenliği sağlanmış oldu. 1924’te işverenlere kredi sağlamak amacıyla iş bankası kuruldu.
Sanayi Alanındaki Düzenlemeler
Yeni Türk devletinin kalkınması için sanayileşmesi zorunluydu.Fakat Osmanlı devletinden kalan sanayi birikimi yok denecek kadar azdı.İstanbul İzmir ve Adana’da birkaç dokuma fabrikası ve İstanbul’da bir askeri fabrika ülkenin sanayi varlığını oluşturuyordu.28 Ma yıs 1927’de Teşvik-i Sanayi Kanunu kabul edilerek özel teşebbüse destek verilmesi sağlandı. 1929 yılında ithalat mallarından alınan gümrük tarifeleri yükseltilerek yerli üretimin ithal sanayi mamulleriyle rekabet etmesi kolaylaştırıldı. Üç beyaz(şeker un ve pamuk) ve üç siyah(kömür demir ve petrol) projesi olarak adlandırılan sanayileşme hamlesi istenen hızla gerçekleştirilememiştir. Bunun en önemli nedenleri, özel sektörün elinde yeterli sermayenin olmayışı, teknik bilgi ve eğitilmiş insan yetersizliği, devletin 1929’a kadar yerli sanayiyi dışa karşı yeteri kadar koruyamaması ve 1929’daki Dünya ekonomik bunalımının Türkiye’yi de etkilemesidir.
Sanayileşme uzun bir zaman dilimi içinde planlı bir şekilde sağlanabilmesi amacıyla 1934’te planlı ekonomiye geçildi.1934-1939 yılları arasını kapsayan I.Beş Yıllık kalkınma Planı uygulamaya konuldu.özel teşebbüsün gerçekleştiremediği yatırımlar böylece devlet eliyle yapılmaya başlandı.1937’ye kadar demir cam kağıt üretimi birçok fabrika açılarak ithal mallar yüzde elli oranında azaltıldı.1939’da kabul edilen II.Beş yıllık kalkınma planı ise II.Dünya savaşının ortaya çıkardığı olağan üstü durum nedeniyle uygulanamadı.
1933’te kurulan Sümerbank ve 1935’te kurulan Etibank sanayicilere kredi vererek yeni sanayi tesislerinin kurulmasında önemli görevler üstlenmiş-lerdir. 1935’te Maden Teknik Arama Enstitüsü (MTA) kurulmuştur.
Ulaşım Alanındaki Düzenlemeler
Demiryolları: XX.yüzyılın başında en önemli taşımacılık yolu demiryollarıydı.Türkiye’deki demiryollarının birçoğu yabancı ülkelere yap işlet devret sistemiyle inşa ettirilmiş olduğu için Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında demiryollarının bir çoğu yabancı şirketler tarafından ticari amaçla işletiliyordu.Türkiye Cumhuriyeti devleti bu şirketlerden işlettikleri demiryollarını satın alarak millileştirmiştir.Ayrıca tamamen yerli sermaye kullanılarak 1938 yılına kadar 3360 Km yeni demiryolu yapılmıştır.
Karayolları: Ülke genelinde karayolu ulaşımının güçlükle yapılması üreticilerin mallarını şehirlere taşımasını zorlaştırmakta bu durum ticaret ve sanayi ve tarımsal çalışmaları olumsuz yönde etkilemekteydi.Bu nedenle yurdun her bölgesinde karayolları onarılmış yeni yollar yapılmış böylece taşıma canlandırılarak ekonomik faaliyetler iyileştirilmiştir.
Denizyolları: Osmanlı Devletinde denizcilik alanında geri kalmışlık yabancı şirketlerin Türk denizlerinde taşıma hakkı kazanmalarına neden olmuştur. Bu durum Türk deniz taşımacılığını tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır.
1 Temmuz 1926’da kabul edilen Kabotaj Kanunu ile Türk sularında taşıma haklarının Türklere ait olduğu ilan edilmiştir. Türk denizciliğinin yeniden nefes almasına imkan veren bu kanunun kabul edildiği 1 Temmuz günü günümüzde “Denizcilik Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Denizlerde yolcu taşımacılığı kamu hizmeti olarak görülmüştür. Bu nedenle Türk devleti Türk karasularında yolcu taşıma hakkını devlet tekeline bırakmış yük taşıma konusunda ise özel teşebbüsle birlikte hareket etmiştir.
Devre mülk, mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde kullanma hakkına denmektedir.
Devre mülk hakkı diğer devre mülk hakkı sahipleri ile birlikte müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulmaktadır. Bilindiği üzere irtifak hakkı, kullanma ve faydalanma yetkisi veren bir haktır. Her bir pay sahibi kendisine ait dönem için taşınmazı kullanmakta ve sürenin bitimi ile terk etmektedir. Sürenin bitmesine karşın taşınmazı sonraki hak sahibine devretmeyen hak sahibi mahkeme kararına gerek kalmaksızın kolluk güçleri tarafından çıkarılacaktır. Devre mülkün ne şekilde kullanılacağı, ortak tesislerin ne şekilde kullanılacağı ve kullanım giderlerine hangi ölçüde katılım olacağı sözleşme içeriğine göre belirlenecektir. Devre mülk hakkının özünü ortadan kaldırıcı nitelikte yükümlülükler getiren sözleşmeler batıldır.
Devre mülk hakkının süresi her bir devre mülk hakkı sahibi açısından en az 15 gün olmak zorundadır ve tüm taşınmaz sözleşmelerinde olduğu gibi resmi şekle tabidir. Yani, tapu kaydına tescil edilmedikçe bir hüküm ifade etmemektedir. Tapuya tescil ettirilmeyen devre mülk hakkı alıcının haklarını satıcının inisiyatifine bırakmaktan öte bir işlev taşımaz. Tapuya kaydedilmiş haklar ise bağlı olduğu müşterek mülkiyet payına bağlı olarak devir ve temlik edilebilir ve miras hakkına konu olabilir. Fakat izale-i şüyu davasına konu edilerek taşınmazın satılması ve elde edilecek paranın paydaşlara dağıtılması söz konusu olamaz. Öte yandan, tıpkı taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri gibi devre mülk hakkının da noter onaylı bir sözleşme ile vaat edilmesinde yani taşınmaz satış vaadi sözleşmesine konu yapılmasında sakınca yoktur. Noter yada tapu kaydı yoluyla resmi şekilde yapılmayan devir ve temlikler yazılı şekilde yapılsa dahi mülkiyet kazandırıcı bir etkiye sahip olmayacaktır. Resmi şekilde yapılmayan sözleşmeler sözleşmenin ifa edilmesi halinde sorun teşkil etmeyecek ancak ifanın gerçekleşmemesi halinde sözleşmeye bağlı olarak yapılan ödemeler sebepsiz zenginleşme hükümlerine tabi olarak ve Tüketici Hakları kapsamında iadeye tabi olacaktır.
Taraflardan birinin tüketici olması durumunda yapılan devre mülk sözleşmesi tüketici işlemi sayılır ve Tüketicinin Korunması Hakkındaki kanuna göre işlem yapılır. Devre mülkte her hangi bir ayıp varsa ayıplı mala, taksitle satılmışsa taksitli satışlara, kapıdan satış yöntemiyle satılmışsa kapıdan satışlara veya kampanyalı satış yapılmışsa kampanyalı satışlara ilişkin yasa hükümleri kapsamında alıcılar korunmaktadır. Tüketici Hakem Heyetleri ve Tüketici Mahkemeleri vasıtası ile bu haklar kullanılabilir, sözleşme geçersiz sayılarak ödenmiş bedellerin iadesi yahut devre mülkün ayıpsız şekilde ifa edilmesi talep edilebilir. Tüketici yasasındaki hükümlere uygun olarak süresinde kullanılamayan yasal hakların genel hükümlere göre ve genel mahkemelerde talep edilmesi de mümkündür. Söz gelimi süresinde dava açılmayan hallerde devre mülk hakkı için ödeme yapmış olan taraf sebepsiz zenginleşmeye dair genel zamanaşımı olan 10 yıllık süreye dayanarak dava ikame edebilir. Zamanaşımı süresi alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.
Devre mülk sözleşmesinde her iki tarafın da tacir olması halinde ticari işlere ilişkin hükümler tatbik olunacaktır. Yine, yasanın öngördüğü şartlara aykırı bir şekilde yapılan devre mülk sözleşmelerinden kaynaklı uyuşmazlıklar da tarafların sıfatına bakılmaksızın genel hukuk mahkemelerinde görülebilecektir.
KAT MÜLKİYETİ KANUNU
Devre Mülk Hakkı
(Bu bölüm ve bu bölüm başlığı altındaki maddeler 10/6/1985 tarih ve 3227 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile eklenmiştir.)
Madde 57 – Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade hakkı, müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulabilir. Bu hakka devre mülk hakkı denir.
Madde 58 – Aksi resmi senette kararlaştırılmadıkça devre mülk hakkının bağlı olduğu pay, devrelerin sayı ve süreleri esas alınarak eşit bir biçimde belirlenir. Devre mülk hakkı ancak mesken nitelikli, kat mülkiyetine veya kat irtifakına çevrilmiş yahut müstakil yapılarda kurulabilir. Devre mülk üzerinde bu hakla bağdaşan ayni haklar tesis edilebilir. Devre mülk hakkı bağlı olduğu müşterek mülkiyet payına bağlı olarak devir ve temlik edilebilir ve mirasçılara geçer.
Madde 59 – Devre mülk hakkının yılın belirli dönemlerine ayrılması ve 15 günden daha az süreli olmaması gerekir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa devre mülk hakkı sahibi bu hakkın kullanımını başkalarına bırakabilir.
Madde 60 – Ana taşınmaz mal ile bağımsız bölümlerin ve müstakil yapıların tapu kütüklerinin beyanlar hanesine, bağımsız bölüm veya yapı üzerinde devre mülk hakkı kurulduğu işaret edilir ve düzenlenecek tapu senedinde de bu husus belirtilir.
Madde 61 – Üzerinde devre mülk hakkı kurulacak yapı veya bağımsız bölümlerin ortak malikler arasında dönem süresi, devir ve teslimi ile istifade şekil ve usulleri, yöneticilerin seçimi ile hak ve sorumlulukları, büyük onarım için ayrılacak dönem, bakım masrafları gibi hususlar devre mülk sözleşmesinde belirlenir. Bu hususları içeren ve bütün hak sahiplerince imzalanan devre mülk sözleşmesi resmi senede eklenir ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilir.
Devre mülk hakkı kurulan her yapı veya bağımsız bölüm için ortak malikler, kendi aralarından veya dışarıdan bir gerçek veya tüzel kişiyi yönetici ve kat malikleri kuruluna temsilci olarak tayin ederler. Bu Kanunun genel hükümlerine göre atanan yöneticilere devre mülk yöneticiliği ile ilgili görevler de verilebilir.
Madde 62 – Kat mülkiyetine çevrilmiş birden fazla bağımsız bölümlerden bazılarının üzerinde devre mülk hakkı kurulması, aksi yönetim planında kararlaştırılmamışsa, diğer bağımsız bölüm maliklerinin muvafakatine bağlı değildir.
Madde 63 – Üzerinde devre mülk hakkı kurulan yapı veya bağımsız bölümün ortak malikleri, aksi sözleşme ile kararlaştırılmamışsa, şuyuun giderilmesini isteyemezler.
Madde 64 – Devre mülk hak sahipleri, kendilerine ayrılan ve tapu sicilinde belirtilen dönem süresi sonunda istifade ettikleri bağımsız bölüm veya yapıyı sözleşme hükümleri gereğince boşaltmaya ve yeni hak sahibine teslime mecburdurlar.
Dönem süresi sonunda tahliye olmadığı takdirde, istifade edecek dönem sahibinden birisinin veya yöneticinin tapu kaydını ve sözleşmeyi talebine ekleyerek ibrazı halinde, mahallin en büyük mülki amirin emri ile, başkaca bir işlem ve tebligata lüzum kalmadan, derhal zabıtaca boşalttırılır. İdare veya yargı organlarına yapılacak başvuru, bu boşaltma işlemini durdurmaz.
İlgililerin kanundan ve sözleşmeden doğan hakları saklıdır.
Madde 65 – Devre mülk hakkı sahiplerinin hak ve borçları, yetki ve sorumluluklarının tespit ve uyuşmazlıkların çözümlenmesinde bu Kanunda, sözleşmede veya yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde Türk Medeni Kanunu ve ilgili diğer kanun hükümleri uygulanır.
Hukuka dayalı parlamenter demokratik rejim, devletin tüm organlarının ve kamu kuruluşlarının parlamentonun çıkardığı yasalarla varlık kazanması ve tüm devlet organlarının Anayasa, yasalar ve hukuk kurallarına uygun olarak işlemelerinin parlamento denetiminde olması demektir.
İdarenin her türlü eylem ve işlemi yargısal denetime tabidir.
Devlet içinde her kuruluşun sınırlı olarak görevleri, yetkileri ve sorumlulukları bulunmaktadır. Hiç bir kuvvet ve kuruluş sınırsız yetkiye sahip değildir.
Parlamenter Sistem’de tüm kurumlar, Anayasa, yasalar ve hukuk kurallarına sıkı sıkıya bağlı olarak işlevlerini yapmak zorundadır. Aksi takdirde Demokrasi’den ve Hukuk Devletinden söz edilemez.
Parlamenter Sistem olan ülkelerde, yürütme kuvveti olan Hükumet bütün işlerini yasalar çerçevesinde parlamentonun denetimi altında yürütür. Parlamentoların tüm kurumların hesap verebilirliğini ve şeffaflığını sağlama misyonunu da taşır.
Görev, yetki ve sorumluluklar çoğulculuk anlayışına göre kuruluşlara devredilir ve her kuruluş bağımsız olarak kendi görevlerini yapar ve işlevini sürdürür.
Anayasa, yasalara ve hukuk kurallarına uygun olarak tüzel kişilik kazandırılmış olan bir kuruluşun yetki, görev ve sorumluluğunda bulunan bir iş hakkında hükumetler denetim görevi yapar.
Bağlı ve bağımsız kuruluşlar tüzel kişilik sahibidir, idari ve yargısal denetime tabidir.
Parlamenter sistem ile yönetilen ülkelerde devlet başkanı genellikle hükûmet başkanından farklı bir kişidir. Cumhurbaşkanı ya da devlet başkanı olarak konumlanan makam sahibi genel olarak tarafsızlığı ve tüm ülkenin bütünlüğünü temsil eder. Bu görev çoğu ülkede semboliktir ve Başbakan ya da Hükümet başkanı icracı makamdadır. Buna karşılık, başkanlık sisteminde devlet başkanı çoğunlukla hükûmet başkanıyla aynı kişidir ve yürütme organı meşruiyetini yasama organı yerine doğrudan seçim yoluyla halktan alır.
Avrupa Birliği Zirvesi, Avrupa Birliği‘ne üye devletlerin başbakanları veya devlet başkanları ile Avrupa Birliği Zirvesi Başkanı ve Avrupa Komisyonu Başkanı’nın katılımı ile meydana gelmektedir.
Yılda dört defa toplanan Zirve, Birliğin gelişmesi ve Avrupa’nın bütünleşmesi doğrultusunda öncelikleri ve temel politikaları belirleyen kararlar alır. Avrupa Birliği Zirvesi’nin herhangi bir yasama yetkisi yoktur. Buna rağmen, AB üyesi tüm devletlerin en üst düzey yetkililerinin bir araya geldiği ve temel politikaları belirlediği kurum olmasından dolayı siyasi bir ağırlık ve yönlendirme gücü taşır. Çoğu durumda uzlaşıyla, istisna olarak nitelikli çoğunlukla karar alır.
Zirveye, üye devletler tarafından 2,5 yıllığına atanan ve görev süresi bir defa uzatılabilecek olan AB Zirvesi Başkanı başkanlık eder. Zirve Başkanı, Birlik Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi’nin yetkileri saklı kalmak kaydıyla, Birliği dışa karşı temsil etmekle görevlidir. Zirve Başkanı, aynı anda herhangi bir ulusal görevde bulunamaz.
Avrupa Ombudsmanı, Maastricht Antlaşması ile AB kurumsal yapısına kazandırılmış bir kurumdur.
Avrupa Ombudsmanı, Avrupa Parlamentosu tarafından yenilenebilen 5 yıllık bir süre için atanır ve bağımsızlığı da Antlaşmalarda teminat altına alınmıştır.
AB’nin İşleyişine Dair Antlaşma’nın 20. maddesinde Avrupa Ombudsmanı’na başvurmak Birlik vatandaşlarının hakları arasında sayılmaktadır. Antlaşma’nın 228. maddesi uyarınca Avrupa Parlamentosu tarafından seçilen Avrupa Ombudsmanı’na Birliğin her vatandaşı veya ikametgahı ya da tüzüğüne göre merkezi bir üye devlette bulunan her gerçek ve tüzel kişi başvurabilir. Anılan kişiler, Birlik organları, kurumları veya diğer birimlerinin faaliyetlerinde kötü yönetime ilişkin şikayetleri Avrupa Ombudsmanı’na iletirler ve Ombudsman bunları araştırarak rapor hazırlar.
Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın yargısal yetkilerini kullandığı sıradaki faaliyetleri ise bu kapsamda değildir. Ayrıca, Ombudsman’a iletilen bir konunun daha sonra yargıya intikal etmesi halinde de Ombudsman; işlemi dava sonuna kadar erteleyerek, yargı kararına göre konu hakkında ne yapılacağını kararlaştıracaktır.
Ombudsman, resen soruşturma başlatabileceği gibi, doğrudan veya bir Avrupa Parlamentosu üyesi aracılığıyla kendisine iletilecek şikayetleri de inceleyebilecektir.
Ombudsman, şikayetin doğruluğuna ilişkin bulgulara ulaştığında, 3 aylık bir süre içinde cevap verilmesi için ilgili kuruma başvuracak ve kurumun cevabını, kendi görüşünü de ekleyerek, Avrupa Parlamentosu‘na ve ilgili kuruma sunacaktır.
Ayrıca, her yıl soruşturmalarının sonuçlarını içeren bir genel rapor da Ombudsman tarafından Avrupa Parlamentosu’na sunulmaktadır.
Hukukçu ev Amerika Birleşik Devletleri’nin 3. Başkan Yardımcısı Aaron Burr, vatana ihanet iddiasıyla tutuklandı. Burr, baroya kabul edildiği 1782’den itibaren avukat olarak çalışmış, 1801’den 1805’e kadar ise başkan yardımcısı olarak görev yapmış, görevden ayrıldıktan sonra yargılandığı davada Amerika Birleşik Devletleri Baş Yargıcı John Marshall’ın başkanlık ettiği duruşmalar sonunda beraat etmiştir. Ayrıca, ABD’nin kurucu babalarından Hazine Bakanı Alexander Hamilton’ı bir düelloda öldürmesi ile de bilinmektedir.
Hukukçu ve ABD Başkan Yardımcısı Aaron Burr’un büstü
1847
Avukat, Perulu politikacı ve yazar José Joaquín de Olmedo yaşamını yitirdi. (Doğumu: 20 Mart 1780) San Marcos Üniversitesi‘nde eğitim gördü. 1805 yılında hukuk alanında doktora yaptı ve Colegio de San Carlos’ta Medeni Hukuk dersleri vermeye başladı. Büyük bir hatip idi. İspanyol sömürge döneminde, mita’nın ortadan kaldırılmasını sağlamak için çalıştı. Bağımsızlık Yasası’nın imzalanmasından sonra, Özgür Guayaquil Eyaleti başkanı ilan edildi. 1922’dePeru’nun ilk Kurucu Kongresi’nde milletvekili oldu. 1830’da Ekvador Eyaleti’nin kurulmasından sonra ülkenin ilk başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 1845’te başlayan ve Flores’in teslim olmasıyla sona eren Marş Devrimi’ne önderlik etti. Şiirler ve şarkıları ile bilindi.
1861
Rusya’da toprağa bağlı kölelik yasaklandı.
1878
Thomas Edison, fonografın patentini aldı.
1881
ABD’nin Kansas eyaletinde tüm alkollü içecekler yasaklandı.
1886
Filipinler Yüksek Mahkemesi Başyargıcı José Abad Santos doğdu. (Ölümü: 2 Mayıs 1942) Northwestern Üniversitesi ve George Washington Üniversitesi‘nde hukuk eğitimi gördü. 1913’ten 1917’ye kadar Adalet Bürosunda Avukat Yardımcısı olarak görev yaptı. 1919’da ülkenin ve Asya’nın ilk özel, mezhebe bağlı olmayan kadın yüksek öğrenim enstitüsü olan Filipin Kadın Üniversitesi’nin tüzüklerinin ve yasal zemininin hazırlamasında etkili oldu. Filipin Ulusal Bankası, Manila Demiryolu Şirketi ve diğer devlet kurumlarının ilk Filipinli şirket avukatı olarak atandı. Adalet Müsteşarı oldu, birkaç kez Adalet Bakanlığı görevini üstlendi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Maliye Bakanı ve Filipinler Silahlı Kuvvetleri Başkomutan Vekili olarak görev yaptı. Kısa bir süre fiili olarak başkanlığı üstlendi. İşgal sırasında işbirliği yapmayı reddettiği için Japon kuvvetleri tarafından kurşuna dizilerek idam edildi. İnfazı sırasında, gözlerinin bağlanmasını kabul etmedi ve kendisine sunulan son sigarayı da reddetti.
1888
Kolombiyalı avukat, siyasetçi ve yazar José Eustasio Rivera doğdu. (Ölümü: 1 Aralık 1928) Kolombiya Ulusal Üniversitesi Hukuk Okulu’nda okudu. Bir süre devlet memuru olarak çalıştı. Venezuela ile yapılan sınır görüşmelerine temsilci olarak katıldı. Brezilya‘ya giderek zamanın ünlü yazarlarından Euclides da Cunha‘nın da aralarında bulunduğu aydınlarla tanıştı. Kolombiya kırsalındaki yaşama ve Amazon ormanındaki kauçuğun yok oluşuna tanıklık eden Rivera edindiği yaşam deneyimini La vorágine (1924) adlı kitabında yazdı. Bu kitabı Latin Amerika yazın kuramının en değerli yapıtlarından biri olarak kabul edildi. 1925 yılında Dış İlişkiler ve Kolonileşme Araştırma Kurulu üyeliğine seçilmiştir. Kolombiya gazetelerinde köşe yazıları yayımlanan Rivera devlet ihalelerinde yaşanan yolsuzlukları eleştirdi ve ülke çapındaki kauçuk alanlarının terk edilmesini alay konusu haline getirdi.
La Vorágine – José Eustasio Rivera
1925
Telsiz tesisi hakkındaki kanun çıktı. Türkiye’de radyonun kurulması TBMM’de kabul edildi.
1928
Amacı yoksul kadınlara yardım etmek olan “Himaye-i Etfal Kadın Yardım Cemiyeti” kuruldu. Mevhibe İnönü, derneğin fahri Başkanı oldu. Cemiyetin adı 1938 yılında Yardım Sevenler Derneği olarak değiştirildi.
Arjantinli hukukçu ve siyasetçi Cristina Fernández de Kirchner, 19 Şubat 1953’te Buenos Aires’te doğdu.National University of La Plata‘da bir yıl psikoloji okuduktan sonra bırakarak aynı okulda hukuk eğitimi gördü. 1979 yılında eşiyle beraber Kirchner Hukuk Bürosunu kurdu. 1989’da Santa Cruz eyalet meclisi milletvekili oldu. ve Santa Cruz eyalet başkan yardımcısı oldu. 1995 yılında ulusal senatör seçildi. 1997’de Ulusal Milletvekili seçildi. 2001 yılında Senato’ya dönerek Anayasa İşleri Komisyonu başkanlığını üstlendi. 28 Ekim 2007’de Arjantin’de yapılan seçimlerde ülkenin ilk seçilmiş kadın devlet başkanı 1995 genel seçimlerinde ulusal senatör seçildi. 10 Aralık 2007–10 Aralık 2015 tarihlerinde devlet başkanı olarak görev yaptı. Kocası Nestor Kirchner de 2003-2007 yıllarında başkanlık yapmıştı. 2019 yılında devlet başkan yardımcısı olarak göreve geldi.
Arjantin’in ilk kadın devlet başkanı Cristina Fernández de Kirchner
1959
Londra Konferansı sona erdi. Birleşik Krallık Kıbrıs’ın bağımsızlığını tanıdı. Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan, Kıbrıs’ta garantör devlet oldu.
İstanbul Valisi Mehmet Mümtaz Tarhan, genelevlerin pencere camlarının buzlu olmasına ve perdeler ile anahtar deliklerinin kapalı tutulmasına karar verdi.
1963
Cumhuriyet’tin Yunus Nadi Makale Yarışması’na “Sosyalizm mi, Liberalizm mi?” konulu makale ile katılan Şadi Alkılıç ile makaleyi gazetede yayınlayan Yazı İşleri Müdürü Kayhan Sağlamer’in yargılandığı davanın duruşması yapıldı.
1964
Hukukçu ve akademisyen Prof. Dr. Çağlar Özel doğdu. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu, 1986 yılında mezun olduktan sonra 1987 yılında Antalya Barosu’nda avukatlık stajını tamamladı. ve Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Kürsüsünde asistan olarak başladı. Doktorasını, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde tamamladı. Akademik kariyerine Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde devam etti. 2012-2016 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanlığı görevini yürüttü. Medenî Hukuk, Tüketicinin Korunması Hukuku ve Özel Hukuk alanında uzmanlaştı. Lex&Audit hukuk işleri koordinatörü oldu. Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyesidir.
Prof. Dr. Çağlar Özel
1966
Türk – Sovyet Ticaret Antlaşması imzalandı.
1975
Devlet Sinema Televizyon Enstitüsü kuruldu.
1986
İdam cezalarına karşı çıktıkları için yargılanmalarına başlanan Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi üyelerinin 2’şer yıl hapsi istendi.
1987
Son 3,5 yılda 240 yayın hakkında toplatma kararı verildiği açıklandı. Alınan bilgiye göre 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu‘nun yeni metninin yürürlüğe girdiği 12 Mart 1986’dan itibaren, sadece İstanbul’da 5 günlük gazete ile 12 haftalık ve aylık dergi aleyhine, 57 “muzır davası” açıldı.
1987
Nazilli’de bir kahvehanede videoları gösterilen Kemal Sunal’ın başrol oyuncusu olduğu “Kibar Feyzo”, “Köşeyi Dönen Adam” filmleri, ”arka plan çekimlerinde yasadışı örgütlere ait yazı ve sloganların gösterildiği” gerekçesiyle polislerce toplatıldı. Gözaltına alınan baba-oğul kahvehane sahiplerine DGM savcılığınca “komünizm propagandası” iddiasıyla 15 yıla kadar ağır hapis istemiyle dava açıldı.
1991
Beyoğlu Emniyet Amirliği’nden atlayarak intihar ettiği ileri sürülen Ali Rıza Ağdoğan’ın cenazesi Sütlüce Mezarlığı’nda toprağa verildi. İHD Genel Başkanı Ercan Kanar’ın da katıldığı basın toplantısında ”Taksim Hastanesi doktor raporunda işkence bulguları var” şeklinde açıklama yapıldı.
1991
Yargıtay “Özgür Gelecek” dergisi yöneticileri hakkında DGM’nin verdiği toplam 25 yıl ağır hapis kararını, “düşüncelerinden ötürü yargılananlar hakkında bilirkişi raporuyla mahkumiyet kararı verilemeyeceği, kararı mahkemenin vermesi gerektiği” gerekçesiyle bozdu.
1994
Libya’da şeriat uygulamasına geçildi ve İslami takvim uygulanmaya başlandı.
Başbakan Tansu Çiller, Meclis’te mal varlığı soruşturmasından aklandı.
1998
Rusya’dan Türkiye’ye boru hattı ile doğalgaz getirecek olan Mavi Akım Projesi için müteahhit firmalar arasında anlaşma imzalandı.
2001
Edebiyatçı Mehmed Uzun’un ‘Aşk Gibi Aydınlık, Ölüm Gibi Karanlık’ adlı romanı hakkında ‘yasadışı örgüte yardım ve yataklık’ etmekten dava açıldı. Türkiye’de bir romana ilk kez ‘yardım ve yataklıktan’ dava açıldı.
2016 yılından beri tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş hakkında dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle 5 ayrı fezleke hazırlandı.
2025
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Suçlar Soruşturma Bürosu, Eski Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi hakkında ‘görevi kötüye kullanma’ suçlamasıyla iddianame hazırladı. İlgezdi’nin 7 yıla kadar hapsi istendi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras ve TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ve “Gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayma” suçlamalarıyla haklarında başlatılan soruşturma kapsamında Çağlayan Adliyesinde ifade verdi.
2026
Reşit olmayan kız çocuklarına cinsel istismar ve fuhuş ağı suçlamalarıyla yargılanırken cezaevinde ölü bulunan Jeffrey Epstein‘le ilişkisi ortaya çıkan eski prens, Andrew Mountbatten-Windsor, Britanya’da “kamu görevini kötüye kullanma” soruşturması kapsamında Norfolk’ta gözaltına alındı.
Uluslararası bir araştırma ekibi, yaklaşık 1900 yıl önce Roma İmparatorluğu’nda yaşanmış bir vergi dolandırıcılığı ve sahtecilik davasını içeren eski bir mahkeme belgesini çözdü. Bugünkü İsrail sınırları içinde yer alan Yahudiye Çölü’nde bulunan bir papirüste yer alan belgeye göre davada adı geçen Gadalias ve Saulos isimli iki kişinin, belgelerde sahtelik yaparak Roma vergi idaresini kandırdıkları ortaya çıktı. Araştırmacılar belgeyi, Roma İmparatorluğu’nun hukuk sisteminin ne kadar ayrıntılı ve katı işlediğini gösteren nadir örneklerden biri olarak değerlendi.
Ekrem İmamoğlu’nun diploma iptaline karşı İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde açtığı davanın reddedilmesi üzerine, kararın yürütmesinin durdurulması ve davanın kabulü talebiyle Bölge İdare Mahkemesine başvuru yapıldı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Dönmez atandı.
11 Eylül Saldırıları, El Kaide örgütü tarafından 11 Eylül 2001 sabahı gerçekleştirilen dört eşgüdümlü terör saldırısıdır. Kaçırılan uçaklardan ikisi Dünya Ticaret Merkezi’nin İkiz Kuleleri’ne, üçüncüsü ise Pentagon binasına çarpmıştır. Dördüncü uçak, yolcuların müdahalesi sonucu hedefi olan Washington D.C.’ye ulaşamadan Pensilvanya’da düşmüştür. Toplam 2.996 kişinin hayatını kaybettiği bu olay, dünya çapında terörizme karşı mücadelenin yoğunlaşmasına yol açmış; uluslararası hukuk ve ceza hukuku açısından bir dönüm noktası hâline gelmiştir.
Saldırı sonrası NATO tarihinde ilk kez 5. Madde (Kolektif Savunma) işletilmiştir. Bir üye devlete yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılması ilkesinin ilk kez bir terör örgütüne karşı kullanılması, uluslararası hukuk açısından devrim niteliğindedir.
Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen 1368 ve 1373 sayılı kararlar ile devletlere terörizmin finansmanını engelleme, bilgi paylaşımı ve sınır kontrolleri konusunda bağlayıcı yükümlülükler getirilmiştir.
Saldırılar sonrasında ABD’de çıkarılan USA PATRIOT Act ile gözetim, istihbarat toplama ve terörizmin finansmanını izleme yetkileri önemli ölçüde genişletilmiştir. Bu dönemde ABD’nin Guantanamo Körfezi’nde tesis ettiği tutuklu kampı ve “düşman savaşçı” statüsü, uluslararası insan hakları ve insancıl hukuk bakımından yoğun tartışmalara yol açmıştır.
11 Eylül sonrasında, terörizmin finansmanının önlenmesine ilişkin 1999 tarihli uluslararası sözleşmenin ve FATF standartlarının uygulanması küresel ölçekte hız kazanmış; bankacılık ve mali denetim alanında sıkı yükümlülükler getirilmiştir. Ceza hukuku güvencelerinin kısmen gevşetilmesi ve BM temel sözleşmelerinin sağladığı hakların örselenmesi dünya çapında yoğun tartışmalar meydana getirmiştir.
Avrupa’da ise terörle mücadele yasalarının sertleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde ifade özgürlüğü, adil yargılanma ve özgürlük-güvenlik hakkı bakımından yoğun bir yargısal denetime konu olmuştur.
Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun 3 Aralık 1934’te kabul edildi. Hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır. Son devrim yasası olan, 2596 sayılı Kanun halen yürürlüktedir.
Kanunun çıkarılması aşamasında Türk-Yunan ilişkilerinde kısa süreli bir kriz yaşanmıştır. Kanunun mecliste görüşülmesi sırasında, 1925 yılında “Şapka İktisası Hakkında Kanun”un karşılaştığı muhalefetle karşılaşmamıştır.
Madde 1 – Her hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır.
Hükümet her din ve mezhebden münasib göreceği yalnız bir ruhaniye mabed ve ayin haricinde dahi ruhani kıyafetini taşıyabilmek için muvakkat müsaadeler verebilir. Bu müsaade müddetinin hitamında onun aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya bir başka ruhaniye verilmesi caizdir.
Madde 2 – Türkiye’de kanuna tevkifan teşekkül etmiş ve edecek olan izcilik ve sporculuk gibi topluluklar ve cemiyet ve kulüb gibi heyetler ve mektebler mahsus kıyafet, alamet ve levazım taşımak istedikleri zaman yalnız nizamname veya talimatname ile muayyen tiplere uygun kıyafet, alamet ve levazım taşıyabilirler.
Madde 3 – Türkiye’de bulunan Türklerin ve yabancıların, yabancı memleketlerin siyaset, askerlik ve milis teşekkülleri ile münasebetli kıyafet ve alametlerini ve lavazımını taşımaları yasaktır.
Madde 4 – Ecnebi teşekkül mensuplarının kendi kıyafet, alamet ve levazımları ile Türkiye’yi ziyaret etmeleri, İcra Vekilleri Heyetince tayin olunacak mercilerin müsaadesine tabidir.
Madde 5 – Türkiye Devleti nezdine memur bulunanların kıyafetleri beynelmilel mer’i adetlere tabidir.
Müsaadei mahsusa ile gelen yabancı memleketler kara, deniz, hava kuvvetlerine mensup kimselerin resmi üniformalarını nerelerde ve ne zaman taşıyabilecekleri İcra Vekilleri Heyeti karariyle tayin olunur.
Madde 6 – Bu kanunun tatbik suretini gösterir bir nizamname yapılır.
Madde 7 – Birinci maddenin hükümleri bu kanunun neşri tarihinden itibaren altı ay sonra ve diğer maddelerin hükümleri kanunun neşri tarihinden itibaren mer’idir.
Madde 8 – Bu kanunun icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi : 3.2.1935, No : 2/1958 Dayandığı Kanunun Tarihi : 3.12.1934, No : 2596 Yayımlandığı R. Gazetenin Tarihi : 18/2/1935, No : 2933 Yayımlandığı Düsturun Tertibi : 3, Cildi : 16, S. 413
Madde 1 – Her hangi din ve mezhepte olurlarsa olsunlar mensup oldukları din ve mezheplerin usul ve teamüllerine göre mabet ve ayinlerde ruhani kisve taşımakla mükellef olanlar mahalli Hükümetlerince alakadar olanlardan alınacak listeler mucibince ancak mabet ve ayinlerde ruhani kisve taşımağa mezun addolunurlar.
Madde 2 – Her din ve mezhebin ruhanilerini ayırt ettirmek için kabul edilen her türlü kisve, alamet ve işaret ruhani
kıyafet addolunur.
Madde 3 – Mabetler her din ibadetine mahsus ve usule muvafık olarak teessüs etmiş olan kapalı mahallerdir.
Madde 4 – Hükümet her din ve mezhepden münasip göreceği yalnız bir ruhaniye mabet ve ayin haricinde dahi ruhani kıyafetini taşıyabilmek için verebileceği muvakkat müsadeler ile bir müsaade müddetinin hitamında onun aynı ruhani hakkında yenilenmesi veya başka bir ruhaniye verilmesi hakkındaki muameleye ait teklifler Dahiliye Vekaletince yapılır. Ve karar İcra Vekilleri Heyetince verilir.
Madde 5 – İzcilik ve sporculuk gibi topluluklar ve cemiyet ve klüp gibi heyetlerce bu gün kullanılmakta olan ve aşağıdaki şartlara uygun olduğu bu teşekküllerin altıncı maddeye göre verecekleri beyannamelerle mahalli Hükümetlerince anlaşılan kıyafet, alamet ve levazım tip olarak kabul edilecektir. Aynı şartları haiz olmak üzere başka tipler de kabul edilebilir.
A) Türk inkilabına, rejimine ve vahdetine muhalif bir ciheti olmamak.
B) Hükümetçe kabul edilmiş resmi kıyafetlerden ayrı olmak.
C) Yabancı memleketlerin siyasi, askerlik ve milis gibi teşekkülleriyle münasebeti olmamak.
Madde 6 – İşbu Nizamnamenin neşrinden itibaren 30 gün zarfında 5 inci maddede yazılı olan izcilik ve sporculuk gibi topluluklar, cemiyet ve klüp gibi heyetler bulundukları mahallin en büyük mülkiye memuruna kabul ettikleri kıyafet, alamet ve levazımı gösterir bir beyanname verirler. Bu beyanname ile beraber ya bir nümune veyahut boyalı bir resim verilir.
Beyannamenin verildiği tarihten itibaren bir ay içinde cevap verilmezse beyannamede gösterilen kıyafet, alamet ve levazım kabul edilmiş addolunur. Kıyafet tebdili halinde istimalden evvel beyanname tevdii lazımdır. Yeniden kurulacak izcilik ve sporculuk gibi topluluklar cemiyet ve klüp gibi heyetler bir Kıyafet, alamet ve levazım taşımak istedikleri takdirde Nizamnameleriyle birlikte onları gösteren bir beyannameyi aynı makama tevdi ederler.
Madde 7 – Ecnebi her hangi bir teşekkül mensuplarının Ecnebilerin Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri hakkındaki Kanun ve Talimatname hükümlerine göre münferiden veya toplu olarak kendi kıyafet, alamet ve levazımlariyle Türkiye’ye muvakkat müddetle ziyaret seyahatleri yapmaları caizdir. Ancak mahzurlu görülecek hallerde bu gibi ziyaretlere Dahiliye Vekilliğince müsaade verilmiyebilir ve uzun müddet devam edecek ziyaretlerin yapılabilmesi Dahiliye Vekaletinin müsaadesine bağlıdır.
Madde 8 – Mektep ve başka bilgi müesseselerine devam edenlerin bir kıyafet, alamet ve levazım kullanmalarına
lüzum görüldüğü takdirde tip tayini bu mektep ve müesseselerin merbut bulundukları vekillikçe talimatname yapılır.
Bu gibi mektep ve müesseseler için kabul olunacak alametleri mektep ve müesseselerden mezun olanlar da taşıyabilirler.
Madde 9 – Hususi müsade ile gelen yabancı memleketler kara, deniz ve hava kuvvetlerine mensup kimselerin resmi üniformalarını nerelerde ve ne zaman taşıyabilecekleri Milli Müdafaa ve Hariciye Vekaletince hazırlanarak İcra Vekilleri Heyetince tasdik olunacak bir talimatname ile tesbit olunacaktır.
Bu talimatname çıkıncaya kadar mutat olan usulün tatbikına devam olunur.
Madde 10 – Bu Nizamnamenin 1, 2, 3, ve 4 üncü maddelerinin hükümleri 13 Haziran 1935 gününden ve diğer hükümleri neşrinin ertesi gününden yürümeye başlar.
Madde 11 – 2596 numaralı kanunun 6 ncı maddesine göre tanzim olunmuş ve Şürayı Devletçe görülmüş olan bu Nizamname hükümlerini İcra Vekilleri Heyeti yürütür.
18 Şubat – Hukuk Takvimi – Hukuk Tarihinde Önemli Olaylar
1372
Arap hadis, fıkıh ve tefsir bilgini İbn Hacer el-Askalanî dünyaya geldi. (ö. 1449)
1374
Polonya Krallığı’nın ilk kadın hükümdarı Jadwiga doğdu. (Ölümü: 17 Temmuz 1399) Erken yaşta hayatını kaybetmesine rağmen önemli kültürel ve yardımsever eylemlerde bulundu. Yeni hastaneler, okullar ve kiliseler yaptırdı, eski olanları tamir ettirdi. 1997 yılında Katolik Kilisesi tarafından azize ilan edildi.
1536
Kanuni Sultan Süleyman döneminde, ilk kapitülasyon hakkı Fransa’ya verildi.
1546
Alman dini reformist, Protestanlığın kurucusu Martin Luther yaşamını yitirdi. (d.1483)
1609
İngiliz hukuku, devlet adamı ve tarihçi Edward Hyde doğdu. (Ölümü: 9 Aralık 1674) Ailesi din adamı olmasını istedi ancak abisinin ölümü üzerine tek varisi oldu ve hukuk okumasına karar verildi. Oxford Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1634 yılında halktan gelen dilekçelerin işleme konmasından sorumlu oldu. Londra’daki ve Portland’daki tacirler arasındaki anlaşmazlıkları çözmesiyle isminden söz ettirdi. 1640 yılında hem Shaftesbury hem de Wootton Bassett bölgesinden parlamentoya seçildi. 1641 yılında kralın gayriresmî danışmanı oldu. 1660-1667 yılları arasında Oxford Üniversitesi yönetiminde görev aldı. İç savaş ve sonrasındaki dönemdeki tüm suçlular için genel af kapsamındaki Breda anlaşmasının hazırlanmasında bulundu.
1855
Fransız hukukçu, diplomat, tarihçi ve yazar Jean Jules Jusserand doğdu. (Ölümü: 18 Temmuz 1932) Lyon Üniversitesi‘nde hukuk ve tarih okudu. Tarih alanında doktora yaptı. 1880’de dışişleri bakanı olarak çalıştı. 1902’de Fransa’nın Amerika Birleşik Devletleri büyükelçisi olarak atandı ve 1924’e kadar bu görevi sürdürdü. 1921’de Amerikan Tarih Derneği başkanı olarak görev yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında önemli bir diplomatik rol oynadı.
II. Abdülhamit Mebusan Meclisini süresiz olarak kapattı ve Meşrutiyet rejimine son vererek, yönetime tek başına egemen oldu.
1880
Naziler döneminde Türkiye’ye gelerek çalışan Alman İnsan Hakları Birliği üyesi ve filozof Ernst von Aster dünyaya geldi. (d. 18 Şubat 1880, Berlin – ö. 21 Ekim 1948, Stokholm) 1941 yılında, İstanbul Hukuk Fakültesinde Hukuk Felsefesi dersleri verdi. Felsefe Tarihi isimli eseri ile bilinmektedir.
1881
Macar avukat ve siyasetçi Ferenc Keresztes-Fischer dünyaya geldi. (18 Şubat 1881, Pécs – 3 Mart 1948, Viyana)
1913
Hukukçu Raymond Poincaré, Fransa Devlet Başkanı oldu. Poincaré, 20 Ağustos 1860’da dünyaya geldi. Paris Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. Voltaire’in hukuk editörlüğünü yaptı. 20 yaşında Fransa’nın en genç avukatı oldu. 26 yaşında, Temsilciler Meclisi’ne seçildi ve burada da en genç milletvekili oldu. Kabinede birçok bakanlık yaptı, Bakanlar Kurulu başkanlığını üstlendi. –
Hukukçu, radyo ve televizyon sunucusu, gazeteci, çevirmen ve yazar Halit Kıvanç dünyaya geldi. (ö. 2022)
1929
Hukukçu, diplomat ve eski bakan Kamran İnan doğdu. (Ölümü: 23 Kasım 2015) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu, Cenevre Siyasal Bilgiler Fakültesinden hukuk alanında doktora derecesi aldı. Dışişleri Bakanlığı’nda göreve başladı ve çeşitli memuriyetler yürüttü. 14 Ekim 1973 tarihinde Adalet Partisi’nden Bitlis senatörü seçildi. 1979 tarihine kadar Cumhuriyet Senatosu Dışişleri Komisyonu Başkanlığı, Türkiye-AET karma parlamento grubu başkanlığı ile 1977-1978 yılları arasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı görevlerinde bulundu. Birleşmiş Milletler Cenevre Temsilciliği’nde daimi temsilci olarak Türkiye’yi temsil etti. TBMM Dışişleri Komisyonu başkanlığı görevinde bulundu. Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından tevcih edilen Légion D’Honneur Nişanını, 2006 yılında Fransa Parlamentosu tarafından görüşülen Ermeni Soykırımının inkarını suç sayan yasa tasarısı görüşmelerini gerekçe göstererek iade etti.
1932
Japon İmparatoru, Manzhouguo’nun Çin’den bağımsızlığını ilan etti.
16 yaşın üzerindeki erkek çocukların maden ocaklarında, 12 yaşın üzerindekilerin tekstil sanayinde çalıştırılmasına ilişkin kararname çıktı.
Anıtkabir için mimari yarışma açıldığı resmen ilan edildi.
1943
Naziler, Beyaz Gül hareketi üyelerini tutukladı.
1949
Kayıtlara geçmiş en fazla cinayeti işleyen ikinci Amerikalı seri katil Gary Ridgway doğdu. 48 ayrı cinayetten mahkûmiyetine karar verilmiştir.
1950
ILO-2 No’lu İşsizlik Sözleşmesi, 29 Ekim 1919 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO)tarafından kabul edildi, Türkiye sözleşmeyi 16 Şubat 1950 tarihinde 5543 sayılı yasa ile onayladı. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 18 Şubat 1950 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi. Sözleşme, merkezi bir makamın kontrolüne tabi resmi parasız iş bulma büro sistemi kurulmasını öngördü.
1952
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye’nin NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı) üyeliğini onayladı. Türkiye, 21 Şubat günü NATO üyesi oldu.
1957
BM’de Kıbrıs görüşmelerine başlandı. BM, 26 Şubat’ta sorunun öncelikle ilgili taraflar arasında görüşülmesine karar verdi.
1960
7 ülke, Latin Amerika Serbest Ticaret Birliğini (LAFTA) kurdu. 1980’de imzalanan yeni bir anlaşma ile ALADI adını aldı.
1961
Kemalist Gençlik Partisi, Tevfik Pars’ın genel başkanlığında 18 Şubat 1961’de kuruldu. Parti, 30 Kasım 1966 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kararıyla kapatıldı.
İtalyan hukukçu ve İtalya Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun 7. Başkanı Fernando Tambroni Armaroli (Ascoli Piceno, 25 Kasım 1901–Roma, 18 Şubat 1963) yaşamını yitirdi.
1965
Gambiya, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandı.
1967
Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi görüşüldü; 35.000 köyün 15.000’inde okul olmadığı açıklandı.
1977
İstanbul Yükseköğrenim Derneği, (İYÖD) amaç dışı faaliyet gösterdiği gerekçesiyle süresiz kapatıldı. İstanbul Yüksek Öğrenim Derneği (İYÖD) Dev-Genç’in (Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu) İstanbul Bölge Yürütme Kurulu’nu oluşturuyordu.
1982
Toplantı ve gösteri yürüyüşlerini önemli ölçüde sınırlayan, kapsamını-süresini daraltan, İçişleri Bakanı’na, valilere ve kaymakamlara 30’ar gün erteleme yetkisi veren yeni “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası” Danışma Meclisi Adalet Komisyonu’nda kabul edildi
1985
2.5 yıldır süren Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) Davası’nda 21 kişi 6 ay ile 7 yıl 10 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı, 56 kişi beraat etti.
1985
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Ziraat Bankası’nın hamamcılara tarım kredisi verdiğini saptadı.
1989
Devrimci Sol Davası duruşmalarına, yargılananların ortak savunma metninin “Emperyalizmin Fırtınalı Bölgesi Ortadoğu” başlıklı bölümünün okunmasıyla devam edildi.
1990
İptal talebi Anayasa Mahkemesi’nce reddedilen TCK 438. maddesindeki “fahişeye tecavüzde ceza indirimi”ne karşı çeşitli kadın kuruluşlarının öncülüğünde İstanbul Zeynep Kamil Hastanesi önünde toplanan 500 kadar kadın Bağlarbaşı’na yürüdü.
1992
“2000’e Doğru” dergisinin Diyarbakır muhabiri Halit Güngen dergi bürosunda tek kurşunla öldürüldü. 2000’e Doğru dergisinin bu haftaki kapağı “Hizbullah Çevik Kuvvet Merkezi’nde Eğitiliyor” idi.
1993
Yeni Ülke Gazetesi’nin Şanlıurfa temsilcisi ve İHD Yönetim Kurulu üyesi Kemal Kılıç silahlı saldırıda hayatını kaybetti.
1994
Sosyalist İktidar Partisi’nden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığını İSKİ binası önünde açıklayan TEK işçisi Süleyman Ülger bir süre gözaltına alındı.
1995
18 Şubat 1995’de SHP ve CHP bütünleşme kurultayı yapıldı. Deniz Baykal aday olmadı, iki partinin genel başkanlarının anlaşması sonucu Sosyaldemokrat Halkçı Parti’li Hikmet Çetin oybirliğiyle genel başkan seçildi.
1995
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce Ramazan Bayramını kutlamak amacıyla bastırılan 20 bin afiş ve 3 milyon el ilanına ilişkin ihale kararının, bir firmayla anlaşma yapıldıktan 40 gün sonra alındığı ortaya çıktı
1997
Tansu Çiller TEDAŞ ve TOFAŞ soruşturmalarından aklandı. Refah Partisi milletvekilleri Tansu Çiller’in aklanmasından yana oy kullandılar.
Diriliş Partisi, 18 Şubat 1997 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı.
1998
Murathan Mungan, Deniz Türkali ve Ferhat Tunç Düşünceye Özgürlük-3″ broşüründeki yazılardan dolayı yargılanıp ceza alan Haluk Gerger, Ahmet Ersun Genç ve Erkan Sümer’e destek için DGM’ye giderek, broşürü bastıkları gerekçesiyle kendileri için DGM’ye suç duyurusu yaptı.
2000
İran’da yapılan genel seçimlere katılım yüksek oldu. 1979’daki İslam devriminin ardından reformcular ilk kez mecliste çoğunluğu sağladı.
2002
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, dört uyum yasasıyla birlikte, terör, savaş ve yakın savaş tehdidi halleri dışında idam cezasının kaldırılmasını öngören tasarıyı Bakanlar Kurulu’na sundu.
2003
Dublin Tüzüğü (Dublin Konvansiyonu-Dublin II Regulation) Avrupa Birliği üyesi devletlerin sığınma başvurularında üye ülkelerin nasıl bir uygulamada bulunacaklarını belirleyen yasadır. Tüzük, 18 Şubat 2003 tarihinde, Avrupa Konseyi Tüzüğü olarak kabul edildi.
2005
Türk kütüphaneciliğinde sembol olan ve Eşekli Kütüphaneci olarak tarihe geçen, köylere seyyar kütüphane hizmeti götüren Mustafa Güzelgöz (1921 – 18 Şubat 2005) yaşamını yitirdi.
2006
Bush yönetimi Filistin’de Hamas’ın seçimleri kazanmasının ardından, Filistin yönetimine daha önce verdiği 50 milyon doları geri istedi. Paranın Hamas hükümetinin kasasına girmesini istemediklerini açıkladı.
2008
Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan ve Türkiye; Kosova‘nın tek taraflı bağımsızlığını tanıdığını açıkladı.
2010
Nijer’de askerler başbakanlık sarayını bastı, devlet başkanı Mamadou Tandja ve bakanları rehin alarak anayasayı askıya aldı.
2011
İstanbul 10. İdare Mahkemesi, Emniyet Müdürlüğü’nün Hrant Dink’i korumadığı gerekçesiyle cinayetten dört yıl sonra İçişleri Bakanlığı’nı 100 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkum etti
2011
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan, OdaTV yetkilileri Soner Yalçın, Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu tutuklanarak Metris Cezaevi’ne gönderildi.
2012
KCK tutuklusu Ragıp Zarakolu’na destek için başlatılan “Kitaplar Ses Veriyor” etkinliğine Vedat Türkali de katıldı.
2013
İstanbul Adliyesi’nde oturma eylemi yapan ÇHD’li avukatlara ve İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyelerine polis müdahale etti.
2020
Gezi Davasında 18 Şubat 2020 tarihinde verilen kararla 16 sanığın 10’u, haklarındaki bütün suçlamalardan beraat etti. Bu karar daha sonra Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozuldu.
2026
YouTube yayınında sağcılara yönelik kullandığı ifadeler nedeniyle gözaltına alınan gazeteci-yazar Enver Aysever, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla 11 Aralık 2025’te tutuklanmıştı. 66 gündür tutuklu bulunan Aysever hakkında Küçükçekmece Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma tamamlanarak iddianame hazırlandı. Aysever’in halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik suçundan cezalandırılması talep edildi.
Avrupa Birliği, kurumlarında kalıcı memur olarak istihdam edilmek üzere yeni bir personel alım süreci başlattı. Alım, Avrupa Birliği kurumlarına girişte ana yol olarak kabul edilen AD5 düzeyi sınavı üzerinden yapılacak. Sınav süreci, Avrupa Personel Seçim Ofisi (EPSO) tarafından yürütülecek. Yetkililer, sınava yaklaşık 50 bin ila 60 bin adayın başvurmasının beklendiğini açıkladı.
Gaziantep’te para karşılığında sahte engelli raporu düzenlenmesini sağlayan 40 şüpheli, polis operasyonu ile yakalandı.
Yargıtay Büyük Genel Kurulu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanacak yeni AYM üyesini belirlemek üzere sandık başına gitti. Toplam 317 üyenin katılımıyla gerçekleştirilen oylamada adaylar, arasındaki yarış sonuçlandı. Yapılan tasnif sonucunda Yargıtay üyelerinin tercihlerine göre sıralama netleşti. Oylamada 48 oy alan Mustafa Karayıldız birinci, 45 oy alan Oğuz Dik ikinci, 44 oy alan Şaban Kazdal üçüncü sırada yer aldı. Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından belirlenen bu 3 isim, Anayasa Mahkemesi üyeliği için aday olarak Cumhurbaşkanlığı makamına bildirilecek.
Islahat Fermanı 11 Cemâziyelâhir 1272 (18 Şubat 1856) tarihinde Bâbıâli’de merasimle okunarak ilan edilmiştir.
Islahat Fermanı Türkçe Metni
Bilinsin ki, Tanrı’nın takdiriyle, yönetimim altında bulunan bütün tebaamın mutluluğunu sağlamak, başlıca arzum olmuştur. Tahta çıkışımdan beri bu amaç için çabamı esirgemedim. Çok şükür, pek faydalı sonuçlar elde edilmiş oldu.Devletimizin zenginliği ve iman, gün geçtikçe artmaktadır. Devlet-i Aliyye’nin şanına uygun ve uygar ülkeler arasında sahip olduğu önemli ve yüksek yere lâyık olan durumunu sağlamlaştırmak için şimdiye kadar uygulanmasını başarmış olduğumuz yeni düzeni güçlendirme ve genişletme arzusunda oldum ve bir yandan bütün tebaamın çabaları, öte yandan müttefiklerimiz olan büyük devletlerin dostça destekleri sayesinde Devlet-i Aliyye’mizin hakları, bu kez dışarıda da kabul gördüğünden ve bunun da Devlet-i Aliyye’m için yeni bir çağın başlangıcı olacağından, saltanat-ı seniyyemin kuvvetlenmesini ve birbirlerine kalben vatandaşlık bağları ile bağlı olan ve ülkemizin imarı için gerekli şartların gün geçtikçe daha elverişli olmasını sağlamak için aşağıda belirtilen kararların uygulanmaya konulmasını emrettim. Şöyle ki:
Gülhâne’de okunan Hatt-ı Hümâyûn ve Tanzimat-ı Hayriye’m gereğince, her din ve mezhebe mensup tebaamın can ve mal güvenliği ve namusunun korunması için tarafımdan verilmiş olan güvence, bir kez daha doğrulanmıştır ve bu güvencenin fiilen uygulanması için gerekli etkin önlemler alınacaktır.Ülkemizde yaşayan Hıristiyan ve öteki Müslüman olmayan cemaatlere atalarım tarafından geçmiş zamanlarda verilmiş olan bütün imtiyazlar ve dinî bağışıklıklar, bu kez de yürürlükte bırakılmıştır.Ancak her Hıristiyan ve Müslüman olmayan cemaat, belirli bir süre içinde geçerli bağışıklık ve imtiyazların incelenmesiyle çağın ve çağdaş uygarlığın gerektirdiği değişiklikleri Bâbıali’mize önerecek olan ve Bâbıali’mizin denetimi altında olan kendi bünyeleri içinde birer komisyon oluşturacaklardır. Fatih Sultan Mehmet ve daha sonra gelen padişahlar tarafından Hıristiyan mezheplerin piskoposlarına verilmiş olan imtiyazlar, tarafımdan bu cemaatlere sağlanan yeni durumla uyumlu bir hale getirilecektir. Patriklerin hâlen geçerli olan seçilme yöntemleri ıslah edildikten sonra patrik beratının hükümlere uygun olarak ömür boyu atama yöntemi, aynen uygulanacaktır. Patrik, metropolik, murahhaslar, piskopos ve hahamların atanıp görevlendirilmesi, Babıalim ve çeşitli cemaatlerin liderleriyle ortaklaşa tespit edilip buna uygun olarak gerçekleştirilecektir. Rahiplere her ne suret ve ad altında ödenmekte olan aidatlar kaldırılıp yerlerine patrik ve cemaat liderlerince belirli bir gelir tahsis edilecektir. Diğer ruhbana ise rütbe ve derecelerine uygun olarak daha sonra verilecek bir karara göre adil bir maaş bağlanacaktır. Çeşitli Hıristiyan rahiplerin taşınır ve taşınmaz mallarına hiçbir şekilde dokunulmayacaktır. Ancak Müslüman olmayan cemaatler, yönetimi her bir cemaatin din adamlarından ve cemaat ileri gelenlerinden oluşan bir meclisin yönetimine bırakılmıştır. Nüfusu toplu olarak tek bir mezhebe bağlı şehir, kasaba ve köylerde ayinlerin yapılması için ayrılan binalar, okul, hastane ve mezarlık gibi yerlerin asıllarına uygun olarak tamir edilmelerine hiçbir engel konulmayacaktır. Böyle yerlerin yeniden inşası gerektiğinde patrik ya da millet başının onayı alındıktan sonra planlar, babıaliye sunulacaktır. İstekler, ya kabul edilip gereği yapılacak, ya da belirli bir süre içerisinde itiraz edilebilecektir. Bir mezhebin cemaati, mahallesinde başka bir dine mensup ahali bulunmazsa, o yerde dinî ayinle ilgili konularda hiçbir sınırlama getirilmeyecektir. Nüfusu farklı din ve mezheplere bağlı cemaatlerden oluşan köy, kasaba veya şehirlerde ise belirli bir mezhebe mensup olanlar, belirli bir mahallede oturuyorlarsa kendi kilise, hastane, okul ve mezarlıkların tamiri hususunda yukarıdaki biçimde hareket edebilirler.Yeni bir inşaat söz konusu olduğunda gerekli izin, patrikler veya cemaat metropolitleri aracılığıyla babialiden alınır. Devlet-i Aliyye’miz de idârî bir sakınca olmaması halinde bu ruhsatı verir. Hükümet tarafından yapılan bu tür işlemler, ücretsizdir. Bir mezhebe tabi olanların sayısı ne olursa olsun, dinî ayinlerini serbestçe yapabilmeleri için gerekli önlemler, Babıalimce alınacaktır. Irk, dil ve din farklılığı yüzünden tebaamdan herhangi bir sınıfın diğer bir sınıftan aşağı tutulmasını ifade eden bir deyim ve söz, ne şekilde olursa olsun resmî yazışma dilinden kesinlikle silinecektir. Aşağılayıcı ve tahkir edici sözlerin kişiler arasında ya da memurlar tarafından kullanılmasına karşı yasalar ceza öngörecektir. Bana bağlı ülkelerde bulunan her din ve mezhep, serbestçe icrâ edildiğinden tebaamdan kimse, mensubu bulunduğu dinin ayinini yapmaktan alıkoyulamaz ve bundan dolayı da takibâta uğrayamaz. Hiç kimse din değiştirmeye zorlanamaz.
Saltanat-ı seniyyemizin memur ve görevlilerinin seçilmesi ve atanması benim irâdeme bağlı olduğundan Devlet-i Aliyye’min bütün tebaası, milliyetleri ne olursa olsun devletin hizmet ve memuriyetlerine kabul olunacaklarından, bunlar, yetenek ve ehliyetlerine göre genel yönetmenliklere uygun biçimde görevlendirileceklerdir. Saltana-ı seniyyemin tebaasında bulunan herkes, yaş veya sınav şartlarını yerine getirdiklerinde askerî ve diğer okullara fark gözetmeden alınacaktır. Her bir cemaat, eğitim, sanat ve sanayi dallarında okul açmakta serbesttir. Ancak eğitim programları ve öğretmenlerin seçimi, tarafımdan atanacak karma bir kurulca tespit edilecektir. Bir taraftan İslam öte yandan Hıristiyan veya öbür Müslüman olmayan tebaam arasında veya bir yandan Hıristiyan öte yandan da diğer Müslüman olmayan cemaatlere mensup tebaam arasında ticaret veya ceza davaları, karma mahkemelerce görülecek, duruşmalar açık olacak, iki taraf karşı karşıya getirilerek tanıklar mensup oldukları dine göre ant içip dinlenecektir. Kamu davaları ise yine yasa ve yönetmenliğe uygun olarak kamuya açık bir biçimde vali ve kadının huzurunda vilayet karma meclislerince görülecektir. Hıristiyan ve öteki Müslüman olmayan cemaatlere mensup iki kişi arasında veraset hukuku gibi özel davalar, taraflar istediği takdirde Patriğe veya cemaat meclislerine havale edilebilirler. Ceza, kamu ve ticaretle ilgili kanunlara karma mahkemelerde uygulanacak yönetmelikler, en kısa sürede tamamlanıp yayınlanacaklardır. Bana bağlı ülkelerde bunların çeşitli dillere çevirileri de yayınlanacaktır. İnsanlık kurallarını adalet kanunlarıyla bağdaştıracak bir biçimde hapis cezalarına çarptırılanların kaldıkları cezaevleri, en kısa zaman içinde ıslah edilecek ve saltanatı seniyyede geçerli yönetmeliklerde yer alan uygulamalar dışında hiçbir şekilde bedensel cezalara başvurulmayacaktır. İşkenceye benzer her tür uygulama, kesin şekilde yasaklanmıştır. Buna uymayan memurlar, ceza kanunlarının öngördüğü şekilde cezalandırılacaklardır.
Başkentimiz ve taşra vilayet, şehir ve köylerde polis örgütü, barışsever bütün yurttaşların can ve mal güvenliğini güvence altına alabilecek bir biçimde yeniden düzenlenecektir. Vergi eşitliği, diğer yüklerin eşitliğini, görev eşitliği de hak eşitliğini getirdiğinden Hıristiyan ve diğer Müslüman olmayan cemaatlere mensup tebaamın yeni çıkarılan kanuna uygun olarak, Müslümanlar gibi askerlik görevini yerine getirmeleri gerekmektedir. Bedel veya para ödemek suretiyle hizmetten muaf tutulma ilkesi benimsenmiştir. Müslüman olmayan tebaamın askerlik görevini ne şekilde yerine getireceklerini belirleyen yönetmelik, en kısa zamanda hazırlanıp yayınlanacaktır. Eyalet ve liva meclislerini oluşturacak Müslüman, Hıristiyan ve öteki üyelerin seçimi, hakça bir şekilde gerçekleştirilecek ve meclisteki oylamaların özgürlüğünü sağlamak için bu meclislerin oluşumu ıslah edilecek ve Devlet-i Aliyye’m, oyların sonuçlarını ve alınan kararları öğrenmek ve denetlemek için en etkin yolları araştıracaktır. Taşınmaz malların alış-veriş ve kullanımı ile ilgili kanunlar, devletin bütün tebaası için aynı olduğundan, devletin yasalarına, belediye ve zabıta yönetmenliklerine aynen uymak ve yerli ahalinin ödediği vergileri ödemek şartıyla ve yabancı devletlerde yapılacak bir anlaşma sonucunda yabancı uyruklular da taşınmaz mal sahibi olabileceklerdir.
Din ve sınıf farkı gözetmeden tüm tebaam, aynı şekilde yolsuzlukların düzeltilmesi için önlemler araştırılacak ve bunlar kesin biçimde uygulamaya konulacaktır. Dolaysız vergi toplama yöntemi, kademeli olarak ve mümkün olduğu durumlarda devlet gelirleri için iltizam yönteminin yerini alacaktır. Bu son yöntemin işlerliği devam ettiği sürece meclis üyelerinin ve devlet memurlarının serbest olarak cereyan edecek artırmalara katılıp iltizamlardan birini üstlenmeleri ya da buna ortak olmaları kesinlikle yasaklanmıştır. Mahallî vergilendirmeler imkan verdiği sürece ürüne zarar getirmeyecek ve iç ticareti engellemeyecek şekilde hesaplamalıdır. Bayındırlık çalışmalarına uygun bir ödenek tahsis olunacak, buna karadan veya denizden kurulacak bağlantılardan yararlanacak olan vilayet ve sancaklardan toplanacak özel vergiler eklenecektir. Saltanat-ı seniyyemin her yıl için gelir ve giderlerinin belirlenmesi ve açıklanmasını öngören bir yönetmelik, daha önce hazırlanmış olduğundan, bunun yerine getirilmesine dikkat edilecektir.
Her devlet memurunun maaşı, gözden geçirilecektir. Her bir cemaatin lideri ve tarafımdan atanacak bir temsilcisi, Saltanat-ı seniyyemin bütün tebaasını ilgilendirecek durumlarda toplanacak Meclis-i Vala’da yapılacak olan görüşmelere katılacaklardır. Sadrazam tarafından göreve çağrılacak olan bu kişilerin görev süreleri 1 yıllıktır. Göreve başlamadan önce ant içerler. Maclis-i Vala üyeleri, gerek olağan ve gerekse olağanüstü toplantılarda görüş ve oylarını serbestçe açıklayacaklardır ve bundan ötürü asla takibata tabi tutulmayacaklardır. Her çeşit yolsuzlukla ilgili kanun hükümleri, hangi sınıftan veya görevden olursa olsun bütün tebaam için yerine getirilecektir. Devlet-i Aliyye’nin para ve mali sistemini düzeltmek için banka ve benzeri kurumlar kurulup maddi servet kaynakları güçlendirilecektir. Ürünlerin nakli için gerekli yol ve kanallar açılacak, tarım ve ticaretin gelişmesine karşı olan engeller kaldırılacak ve bu amaçla Avrupa bilim, teknoloji ve sermayesinden yararlanma yolları aranıp kademeli olarak uygulanmaya konulacaktır.
Siz benim Sadrazamım, bu Ferman, gerek Dersaadet’te, gerek bana bağlı ülkelerin her biri tarafından ilan edilip içerdiği emirlerin dikkatle yerine getirilmesi için önlemler alacak ve gayret göstereceksiniz.
Islahat Fermanı Orijinal Metin
Malûm ola ki yed-i müeyyed-i mülûkâneme vedia-i Cenab-ı Bârî olan kâffe-i sunûf-ı tebea-i şâhânemin her cihetle temami-i husûl-i saâdeti hâli akdem-i efkâr-ı hayriyet disar-ı pâdişâhânem olarak cülûs-i meymenet men’us-ı Hümâyûnum gününden beri bu bâbda zuhûra gelen himem-i mahsusa-i şâhânemin hamdolsun pek çok semer-i nafiâsı meşhûr olup mülk ü milletimizin mamuriyet ve serveti an be an tezeyyüd etmekte ise de Devlet-i Âliye’mizin şânına muvafık ve milel-i mütemeddine arasında bi-hakkın hâiz olduğu mevki-i âlî ve mühimme lâyık olan hâlin kemale îsâli için şimdiye kadar vaz’ ve tesisine muvaffak olduğum nizamât-ı cedîde-i hayriyenin ezseri-nev tekit ve tevsii matlûb-ı madelet mahsub-ı pâdişâhânem olduğu halde umûm tebea-i şâhânemizin mesai-yi cemile-i hamiyetkârâneleri ve müttefik-i hâss-ı bahir-ül ihlâsımız olan düvel-i mufahhamanın himmet ü muavenet-i hayırhahâneleri eseri olmak üzere Devlet-i Âliye’mizin bu kerre biinayet-u-llâhi taâlâ hâricen hukuk-ı seniyesi bir kat daha teekküt eylediğine ve bu cihetle şu asr Devlet-i Âliye’miz için bir zamanı hayriyet iktiranın mebdei olacağından dâhiline dahi saltanat-ı seniyemizin tezyid-i kuvvet ve miknetini ve revabıt-ı kabiliyeyi vatandaşî ile birbirine merbut olan ve nazar-ı madelet eseri müşfikânemde müsavî bulunan kâffe-i sunûf-ı tebea-i şâhânemin her yüzden husûl-i temam-i saâdet-i hal ve memâlik-i şâhânemizin mamûriyetini müstelzim olacak esbâb ve vesailin an be an ilerlemesi murad-ı merhamet itiyad-ı mülûkânem iktizasından bulunduğuna binâen husûsât-ı âtiyet-üz-zikrin icrâsına irade-i madelet ifade-i pâdişâhânem şeref-sâdır olmuştur.
Osmanlıca Metin
Şöyle ki: Gülhâne’de kırâat olunan Hatt-ı Hümâyûnum ile ve Tanzîmât-ı Hayriyem mûcibince her din ve mezhepte bulunan kâffe-i tebea-i şâhânem hakkında bilâ-istisna emniyet-i can ve mal mahfûziyet-i nâmus için taraf-ı eşref-i pâdişâhanemden va’d ve ihsan olunmuş olan teminat bu kerre dahi tekit ve teyit kılındığından bunun kâmilen fiile çıkarılması için tedabir-i müessirenin ittihaz olunması ve zîr-i cenah-ı atıfet seniye-i pâdişâhânemde olarak memâlik-i mahrusâ-i şâhânemde bulunan Hıristiyan ve sair tebea-i gayr-i müslime cemaatlerine ecdad-ı izâmım taraflarından verilmiş ve sinin-i ahirede itâ ve ihsan kılınmış olan bil-cümle imtiyazât ve muafiyet-ı rûhaniye bu kerre dahi takrîr ve ibkâ kılınıp fakat Hıristiyan ve tebea-i gayr-i müslime-i sairenin her bir cemaati bir mehl-i muayyen içinde imtiyazât ve muafiyet-ı hazırâlarının rü’yet ve muayenesine ibtidar ile ol bâbda vaktin ve gerek âsâr-ı medeniyet ve malûmat-ı müktesibenin icab ettirdiği ıslâhât-ı irade ve tensib-i şâhânem ile ve Bâb-ı Âlî’mizin nezareti tahtında olarak mahsûsan patrikhânelerde teşkil olunacak meclisler marifetiyle bi-l-müzakere cânib-i Bâb-ı Âlî’mize arz ve ifade eylemeğe mecbûr olarak cennet-mekân Ebu-l-feth Sultan Mehmet Hân-ı Sânî ve gerek ahlâf-ı izamları taraflarından patrikler ile Hıristiyan piskoposlarına itâ buyurulmuş olan ruhsat ve iktidar niyat-ı fütüvvetkârane-i pâdişâhânemden nâşi işbu cemaatlere temin olunmuş olan hal ve mevki-i cedîd ile tevfik olunup ve patriklerin el-hâletü hâzihi câri olan usûl-i intihâbiyeleri ıslâh olunduktan sonra patriklik berat-ı âlîsinin ahkâmına tatbiken kayd-ı hayat ile nasb ve tâyin olunmaları usûlünün tamamen ve sahihen icrâ ve Bâb-ı Âlî’mizle cemaat-ı muhtelifenin rüesa-yı rûhaniyesi beyninde karargîr olacak bir sûrette tatbiken patrik ve metropolit ve murahhasa ve piskopos ve hahamların hîn-i nasbında usûl-i tahlifiyenin ifâ kılınması ve her ne sûret ve nâm ile olursa olsun rahiplere verilmekte olan cevaiz ve avaidât cümleten men’olunarak yerine patriklere ve cemaatbaşılarına vâridât-ı muayyene tahsis ve rühbân-ı sairenin dahi rütbe ve mansıblarının ehemmiyetlerine ve bundan sonra verilecek karara göre kendilerine ber-vech-i hakkaniyet maaşlar tâyin olunup, fakat Hıristiyan rahiplerinin emvâl-i menkûle ve gayr-i menkûlelerine bir gûna sekte iras olunmıyarak Hıristiyan vesair tebea-i gayr-i müslime cemaatlerine milletçe olan maslahâtlarının idaresi her bir cemaatin rühbân ve avâmı beyninde müntehib âzâdan mürekkep bir meclisin hüsn-i muhafazasına havale kılınması ve ahalisi cümleten bir mezhebde bulunan şehir ve kasaba ve karyelerde icrâ-yı âyine mahsûs olan ebniyenin ve gerek mektep ve hastahâne ve mezarlık misillû sair mahallerin hey’et-i asliyeleri üzere tamir ve termimlerine bir gûna mevani ika olunmayıp böyle mahallerin müceddeden inşası lâzım geldikçe patrik veya rüesa-yı milletin tasvibi halinde bunların resm ve sûret-i inşası bir kerre cânib-i Bâb-ı Âlî’mize arzolunmak iktiza edeceğinden ya suver-i maruza kabûl ile müteallik olacak irade-i seniye-i mülûkânem mûcibince iktizası icrâ veya bir müddet-i muayyene zarfında ol bâbda olan itirazât beyân olunup bir mezhebin cemaati yalnız olarak sairiyle karışık olmayarak bir mahalde bulunur ise o yerde âyine müteallik husûsâtı zâhiren ve alenen icrâda bir türlü kuyûda düçar olmayıp ahalisi edyân-ı muhtelifede bulunan cemaatlerden mürekkep olan şehir ve kasaba ve karyelerde ise her bir cemaatin takımı sakin olduğu ayrıca mahalde bâlâda bast ü beyan olunan usûle ittibaen kendi kilise ve hastahâne ve mektep ve mezarlıklarını tamir ve termime muktedir olabilmesi ve müceddeden inşa olunması iktiza eyleyen ebniyeye gelince bunlar için ruhsat-ı lâzimeyi patrikler veyahut cemaat metropolitleri cânib-i Bâb-ı Âlî’mizden istida edüp Devlet-i Âliye’mizce bunda bir gûna mevani-i mülkiye olmadığı halde ruhsat-ı seniyem erzan kılınması ve bu makûle işlerde Hükûmet tarafından vukû bulacak muamelât külliyyen hasbî olması ve bir mezhebe tâbi olanların adedi ne miktar olursa olsun ol mezhebin kemal-i serbesti ile icrâ olunmasını temin için tedabir-i lâzime ve kaviyyenin ittihaz kılınması ve mezhep ve lisan veyahut cinsiyet cihetleriyle sunûf-ı tebea-i saltanat-ı seniyemden bir sınıfın aher sınıfından aşağı tutulmasını mutazammın olan kâffe-i ta’birat ve alfaz ve temyizât muharrerât-ı divâniyyeden ile-l-ebed mahv ü izale kılınması ve ahad-ı nâs beyninde veyahut memurîn taraflarından dahi mûcib-i şin ve ar olacak veya nâmusa dokunacak her türlü tarif ve tavsifin istimali kanûnen men’olunması ve çünkü memâlik-i mahrusâmda bulunan her din ve mezhebin âyini ber-vech-i serbesti icrâ olunduğundan tebea-i şâhânemden hiçbir kimesne bulunduğu dinin âyinini icrâdan men’olunmaması ve bundan dolayı cevr ü ezâ görmemesi ve tebdîl-i din ve mezhep etmek üzere kimse icbâr olunmaması ve saltanat-ı seniyemizin memurîn hademesinin intihâb ve nasbı tensip ve irade-i şâhâneme menut olarak tebea-i Devlet-i Âliyye’min cümlesi herhangi milletten olursa olsun devletin hizmet ve memuriyetlerine kabûl olunacaklarından bunlar ehliyet ve kabiliyetlerine göre umûm hakkında mer’iyy-ül-icrâ olacak nizamâta imtisalen memuriyetlerde istihdam olunmaları ve saltanat-ı seniyem tebaasından bulunanlar mekatib-i şâhânemin nizamât-ı mevzualarında gerek since ve gerek imtihanca mukarrer olan şeraiti ifâ eyledikleri takdirde cümlesi bilâ-fark ve temyiz Devlet-i Âliyye’min mekatib-i askeriye ve mülkiyesine kabûl olunması ve bundan başka her bir cemaati maarif ve hiref ve sanayie dair milletçe mektepler yapmağa mezûn olup, fakat bu makûle mekatib-i umûmîyenin usûl-i tedrisi ve muallimlerinin intihâbı âzâsı taraf-ı şâhânemden mansûb muhtelit bir meclis-i maarifin nezaret ve teftişi tahtında olması ve ehl-i İslâm ile Hıristiyan vesair tebea-i gayr-i müslime meyanesinde veyahut tebea-i Îseviyye vesair tebea-i gayr-i müslimden mezahib-i muhtelifeye tâbi olanların birbiri beyninde ticaret veyahut cinayâta müteallik zuhûra gelecek cem’i deâvî muhtelit divânlara havale olunup istima-ı dâvâ için işbu divânlar tarafından akdolunacak meclisler alenî olacağından müddei ile müddeialeyh muvacehe olunarak bunların ikâme edecekleri şahitler tekarir-i vakıalarını daima kendi âyin ve mezhepleri üzerine icda edeceklerini birer yemîn ile tasdik eylemeleri ve hukuk-ı âliyeye ait olan deâvî dahi eyalât ve elviye muhtelif meclislerinde vali ve kadı-i memleket hazır oldukları halde şer’an veya nizamen rü’yet olunup işbu mehâkim ve mecâliste muhakemât-ı vakıa alenî icrâ olunması ve Hıristiyan vesair tebea-i gayr-i müslimeden iki kimse beyninde hukuk-ı ırsiyye gibi deâvî-i mahsûsa sahibi dâvâ olanlar istedikleri halde patrik veya rüesa ve mecâlis marifetiyle rü’yet olunmak üzere havale kılınması ve mücazaât ve ticaret kanûnlariyle muhtelif divânlarında icrâ olunacak usûl ve nizamât-ı mürafaat mümkün mertebe sür’atle ikmâl olunarak ve zapt ü tedvîn kılınarak memâlik-i mahrusâ-i şâhânemde müstamel olan elsine-i muhtelifeye tercüme ile neşr ü ilân olunması ve hukuk-ı insaniyyeyi hukuk-ı adâlet ile tevfik etmek için mazanne-i sû’ olanların veyahut tedibât-ı cezaiyyeye müstahak bulunanların haps ve tevkifine mahsûs olan kâffe-i mahbes ve mahalli sairede usûl-i hapsiyenin mümkün mertebe müddet-i kalile zarfında ıslâhına mübaşeret olunması ve herhalde hapishânelerde bile cânib-i saltanat-ı seniyemden vaz’ı kılınan nizamât-ı inzibatiyeye muvafık olan muamelâttan maada hiçbir gûna mücazaât-ı cismaniye ve eziyet ve işkenceye müşabih kâffe-i muamele dahi kâmilen lağv ve iptal kılınması ve bunun hilâfında vukû bulacak hareket şediden men’ ve zecrolunacağından maada bunun icrâsını emreden memurîn ile bi-l-fiil icrâ eyleyen kesanın dahi ceza kanûnnâmesi iktizasınca tekdir ve tedip olunması ve Dâr-üs Saltanat-ı seniyem ve eyalet ve bilâd ve kurada umûr-ı zaptiyenin tanzîmi maddesi asude-i hal olan kâffe-i tebea-i mülûkâneme kendi mal ve canlarının muhafazasına sahihen ve kaviyyen emniyet verecek sûrette tanzîm kılınması ve verginin müsavâtı tekâlif-i sairenin müsavâtını mûcib olduğu misillû hukukça olan müsavât dahi vezaifçe olan müsavâtı müstelzim olduğundan Hıristiyan vesair tebea-i gayr-i müslime dahi ehal-i İslâm misillû hısse-i askeriye itâsı hakkında muahharan verilen karara inkiyat mecbûriyetinde bulunması ve bu hususta bedel vermek veya nakden akçe itâsiyle hizmet-i fi’liyeden muaf olmak usûlünün icrâ olunması ve İslâm’dan maada tebeanın sunûfı içinde sûret-i istihdamları hakkında nizamât-ı lâzime yapılıp müddet-i kalile-i mümkine zarfında neşr ü ilân kılınması ve eyalât ve elviye meclislerinde tebea-i Müslime ve Îseviyye ve saireden bulunan âzânın emr-i intihâblarını bir sûret-i sahihaya koymak ve ârânın doğruca zuhûrunu temin eylemek için işbu meclislerin sûret-i tertip ve teşkilleri hakkında olan nizamâtın ıslâhına teşebbüs ile Devlet-i Âliyye’m netice-i ârâyı ve verilen hüküm ve kararı sahihen bilmek ve buna nezaret etmek esbâb ve vesail-i müessiresinin istihsalini mütalâa eylemesi ve çünkü bey’ ve füruht ve tasarrufu emlâk ve akar maddeleri hakkında olan kavânîn kâffe-i tebea-i mülûkânem hakkında müsavî olduğundan kavânîn-i Devlet-i Âliyye’me ve nizamât-ı zabıta-i belediyeye ittiba ve imtisâl eylemek ve asıl yerli ehalinin verdikleri tekâlifi vermek üzere saltanat-ı seniyem ile düvel-i ecnebiye beyninden yapılacak suver-i tanzîmiyeden sonra ecnebiyeye dahi tasarruf-ı emlâk müsaadesinin itâ olunması ve tebea-i saltanat-ı seniyemin kâffesi üzerinde tarh olunacak vergi ve tekâlif sınıf ve mezheplerine bakılmıyarak bir sûrette ahzolunmakta idiğünden işbu tekâlif ve ale-l-husus aşarın ahz u ıstıfasında vukû bulmakta olan sû-i istimalâtın ıslâhı tedabir-i seriası mütalâa ve müzakere olunup doğrudan doğruya ahz-i vergi etmek usûlünün pey-der-pey icrâsı kabil oldukça vâridâtı Devlet-i Âliyye’min ilzam olunması usûlünün yerine bu sûret ittihaz kılınıp usûl-i haliye câri oldukça memurîn-i Devlet-i Âliyye’m ve mecâlis âzâlarının müzayedeleri alenen icrâ olunacak olan iltizamâttan birini deruhte ettirmeleri veya bir gûna hisse almaları mücazaât-ı şedide ile men’ kılınması ve tekâlif-i mahalliye dahi meh-mâ-emken mahsulâta halel vermiyecek ve ticaret-i dahiliyeye mâni olmıyacak sûrette vaz’ ve tâyin olunması ve umûr-ı nafiâ için tâyin ve tahsis olunacağı mebaliğ-i münasibeye berren ve bahren inşa ve ihdas olunacak turûk ve mesalikden istifade edecek olan eyalet ve sancaklarda vaz’ ve tesis kılınacak vergiyi mahsurlar dahi ilâve edilmesi ve saltanat-ı seniyemin beher sene için vâridât ve masarifât defterinin tanzîm ve iraesi hakkında muahharen bir nizâm-ı mahsûs yapılmış olduğundan bunun temam-ı icrâ-yı ahkâmına itina olunması ve her bir memurîne tahsis kılınmış olan maaşların hüsn-i tesviyesine mübaşeret kılınması ve her bir cemaatin rüesasiyle taraf-ı eşref-î şâhânemden tâyin olunacak birer memurları tebea-i saltanat-ı seniyemin umûmuna ait ve râci olan maddelerin müzakerâtına Meclis-i Vâlâ’da bulunmak üzere Makam-ı Celîl-i Vekâlet-i Mutlakamdan mahsusen celp olunup ve işbu memurlar birer sene için tâyin kılınıp bunlar memuriyetlerine başladıkları gibi tahlîf olunmaları ve Meclis-i Vâlâ’nın âzâsı gerek adî ve gerek fevk-al-âde vukû bulan içtimâlarında rey ve mütalâalarını doğruca beyân ve ifade etmeleri ve bundan dolayı aslâ rencide olunmamaları ve ifsad ve irtikâp ve itisafa dair olan kavânînin ahkâm-ı kâffe-i tebea-i saltanat-ı seniyem haklarında herhangi sınıfta ve ne türlü memuriyette bulunurlarsa bulunsunlar usûl-i meşruasına tevfikân icrâ olunması ve Devlet-i Âliyye’min tashih-i usûl-i sikke ile umûr-ı mâliyesine itibar verecek banka misillû şeyler yapılıp memâlik-i mahrusâ-i şâhânemin menba-ı servet-i maddiyesi olan husûsâta iktiza eden sermayelerin tâyiniyle ve mahsulât-ı memâlik-i şâhânemin nakli için icap eden turûk ve ecedavilin küşadiyle emr-i ziraat ve ticaretin tevessüüne hail olan esbâbın men’iyle teshilât-ı sahihanın icrâ olunması ve bunun maarif ve ulûm ve sermaye-i Avrupa’dan istifadeye bakılması esbâbının bi-l-etraf mütalâasiyle pey-der-pey mevki-i icrâya konulması maddelerinden ibaret olmakla siz ki Sadr-ı A’zam-ı sütudeşiyemi müşârün-ileyhsiz işbu fermânı celîl-ül-ünvanı mülûkânemi usûlü üzere gerek Der-saâdet’imde ve gerek memâlik-i şâhânemin her bir tarafında ilân ve işaatle husûsât-ı meşrûhanın balâda beyan olunduğu vechile icrâ-yı iktizalarına ve bundan böyle ahkâm-ı celîlesinin daima ve müstemirren mer’iyy-ül-icrâ tutulması esbâb-ı lâzime ve vesail-i kaviyyesinin istihsal ve istikmali hususuna bezli cell-i himmet eyliyesiz şöyle bilesiz alâmet-i şerifeme itaat kılasız.
Aksakoğlu, 6 Kasım 2018’de 13 hak savunucusu ve akademisyen ile birlikte gözaltına alındı ve ardından tutuklandı. Hakkındaki iddianame 19 Şubat 2019 tarihinde İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu. Kendisine, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçlaması yöneltildi ve ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması istendi. 24-25 Haziran 2019 tarihlerinde Silivri’de görülen ilk duruşma sonrası tahliye edildi. 18 Şubat 2020‘de tüm sanıklarla birlikte beraatine karar verildi. 22 Ocak 2021’de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, Gezi Davası’nda verilen beraat kararlarını kaldırdı. İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Şubat 2021’deki duruşmada “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “siyasal ve askeri casusluk” suçlamalarıyla açılan davanın Gezi davasıyla birleştirilmesine karar verdi.22 ve 25 Nisan’da görülen karar duruşmasında, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi’ye “hükûmeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçuna yardımdan 18 yıl hapis cezası verildi. Kararla beraber tutuklanmalarına hükmedildi. Yiğit Aksakoğlu’yla birlikte diğer firari sanıklar Henry Jack Barkey, Can Dündar, Memet Ali Alabora, Pınar Alabora, Gökçe Yılmaz, Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu ve İnanç Ekmekçi’nin dosyaları ise ayrıldı. Anayasa Mahkemesi’ne (AYM), 30 Aralık 2020’de, Aksakoğlu’nun tutuklanmasının hak ihlali olduğuna karar verdi ve tazminat ödenmesine hükmetti.
Yiğit Aksakoğlu Savunması
Sayın Başkan ve Sayın Üyeler,
Bugün bu mahkemede konuşmanın benim için ne kadar önemli olduğunu bilmenizi isterim. Tutuklu olarak bu anı beklediğim 7 ay boyunca tamamen suçsuz olduğumu, tutukluluğumun devam etmesi için bir neden olmadığını, ayrı kaldığım ve yokluğumda birçok mağduriyet yaşayan eşime, iki küçük kızıma kavuşabilmemin ne kadar önemli olduğunu sizlere en iyi şekilde nasıl anlatabileceğimi uzun uzun düşündüm. Dilim döndüğünce bunları sizinle paylaşacağım. Heyecanımı mazur göreceğinizi ve atılı suçu işlemediğimi size göstermek için anlatacaklarımı sabırla dinletebileceğimi umuyorum.
Önce size kendimden ve yıllarca çalıştığım sosyal kalkınma ve sivil toplumun geliştirilmesi alanından biraz bahsetmek istiyorum. Daha sonra da bu alanda yaptığım, akademik, profesyonel ve gönüllü çalışmaların iddianamede yer bulan telefon kayıtlarında nasıl yanlış anlaşıldığını örneklerle paylaşmak istiyorum.
Savunmamın sonunda size esas olarak anlatabilmiş olmayı umduğum şey şudur: Ben sivil toplum ve sosyal kalkınma alanlarında araştırma ve çalışma yapan ve bunlar üzerine kitaplar yazan bir uzmanım. Hayatım boyunca her zaman diyalogdan yana oldum. Asla şiddeti veya şiddetle gelecek bir değişimi savunmadım. Hiçbir zaman demokratik seçim sürecinin dışında gerçekleşecek bir değişimden yana olmadım. Tam aksine mevcut demokratik sistem dahilinde, farklı taraflarla diyalog ve kamu kuruluşlarıyla işbirliği içinde toplumsal dönüşüme destek vererek değişimden yana taraf oldum. Yani iddianamede tarafıma yöneltilen suçlamalar hem kanıttan yoksun hem de benim inandıklarım ve yaptıklarımla kesinlikle ters düşmektedir. Savunmamın hemen hemen her kısmında yaptığım çalışmalardan örnekler verirken, tamamı yasal, meşru ve iyi niyetli olan bu çalışmalarımın maalesef iddianamede nasıl suçlama olarak yer aldığını ya da yorumlandığını ve Gezi olaylarıyla ilişkiliymiş gibi gösterilmeye çalışıldığını göreceğinize inanıyorum.
Kısa özgeçmişimle devam edeceğim. 1976 yılında Aydın’da doğdum. Orta ve lise eğitimimi İzmir Saint-Joseph Lisesi’nde burslu olarak tamamladım. 2000 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nde İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Yine burslu olarak gittiğim Londra Ekonomi Üniversitesi’nin Sivil Toplum Kuruluşları Yönetimi yüksek lisans programından 2002 yılında mezun oldum. 2003 yılında ise Barselona Üniversitesi Uluslararası İşbirliği ve Kalkınma yüksek lisans programından mezun oldum. Sonrasında Türkiye’ye döndüm.
Üniversite yıllarımda Avrupa Öğrenci Forumu’nun üyesi oldum. O zamanlar 200’den fazla Avrupa şehrinde kurulu olan bu derneğin İstanbul şubesinde Türk-Yunan diyaloğu üzerine yürütülen çalışmalara gönüllü olarak katkıda bulundum. Bu alanda yürüttüğümüz projelere, diyalogla ilgili çalışmalara yer verilen kitaplarda da atıfta bulunuldu.
1999 yılında Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nda (TESEV) çalışmaya başladım. O zaman vakfın yöneticisi Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan’dı. Daha sonra da Emekli Büyükelçi Özdem Sanberk’le çalıştım. 2001 yılında yüksek lisans eğitimi için TESEV’den ayrıldım. 2003 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi, Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Birimi’nde çalışmaya başladım. Sivil toplum, kalkınma ve işbirliği alanında öğrendiklerimi paylaşmak ve kendimi geliştirmek için çok uygun bir kurumdu. 2008 yılına kadar birçok vakıf, dernek ve sivil oluşuma yönelik uzun ve kısa dönemli kapasite geliştirme programlarının düzenlenmesinde, Program Sorumlusu olarak çalıştım. 2004 yılında yine Bilgi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi alanında doktora çalışmalarına başladım. 2008 yılında Bilgi Üniversitesi’ndeki doktoramı ve işimi bırakarak kısa dönem askerlik yapmak için bıraktım. Askerliğimi tamamladıktan sonra çeşitli insani yardım kuruluşları için çalıştım. Doğal afetlerden etkilenen Pakistan ve Kenya gibi çeşitli ülkelerde kurumsal kapasite geliştirme üzerine danışman ve eğitmen olarak çalıştım. 2011 yılında Talimhane Eğitim ve Danışmanlık adı altında kendi şahıs şirketimi kurdum. Bu kapsamda İzmir Kalkınma Ajansı, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Koç Grubu, Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı, Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu’nun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın projelerinde ve yine Avrupa komisyonunun Kıbrıs’ta yürüttüğü projelerde danışman veya eğitmen olarak çalıştım. Bu çalışmalardan birinde İstanbul Bilgi Üniversitesi ile Avrupa Komisyonu destekli Şebeke adlı projede, gençlere TBMM’nin nasıl çalıştığını anlatan bir web sitesi geliştirdik. Bir başka projede, yine Avrupa Komisyonu desteği ile İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde liseler için Avrupa Birliği’ni anlatan dijital ve interaktif bir kitap geliştirdik. İddianamede sayfa 381’deki, 12 Temmuz 2013 tarihli (ID: 2205288097) konuşma bununla ilgilidir. Yine Avrupa Komisyonu finansal desteğiyle İstanbul Bilgi Üniversitesi aracılığıyla Alevi Kültür Dernekleri’ne yönelik eğitimler düzenledik. İddianame sayfa 381’deki 15 Temmuz 2013 tarihli (ID: 2209583117) konuşma da bu eğitimle ilgilidir.
Ayrıca Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı için önümüzdeki 20 yılda sivil toplum alanındaki eğilimleri görebilmek üzere bir araştırma yürüttük. Polis sorgusunda geçen bazı dinlemeler bununla ilgilidir. İzmir Kalkınma Ajansı uzman personeli için proje yönetimi üzerine eğitimler düzenledik. Avrupa Konseyi’nin 2010’da başlattığı Romanlar İçin Diyalog programında önce kolaylaştırıcılık üzerine eğitim alıp daha sonra bunu Türkiye’deki Roman derneklerinde uyguladık. Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’yla birlikte yerel turizm planı geliştirilmesi projesinde kolaylaştırıcılık yaptım. Avrupa Komisyonu’nun teknik destek programı çerçevesinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda proje yönetimi üzerine danışman olarak çalıştım. 2011 yılında tekrar doktoraya başladım.
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden ve başka yayınevlerinden çıkan, sosyal proje yönetimi ve savunuculuk, yani politikaları etkileme, konusunda yayınlarım da var. Bu yayınları genelde çok değerli başka akademisyenler ve bürokratlarla yaptım. Proje döngüsü yönetimi ile ilgili iki ve savunuculukla ilgili bir kitap Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basıldı. Ortak yayın çıkarttığım kişilerden biri de o zaman TBMM Kanunlar Genel Müdürü, şimdi Sudan Büyükelçisi olan Sayın Dr. İrfan Neziroğlu’dur. Kitapları delil olarak sunuyoruz.
2011 yılında yarı zamanlı olarak, merkezi Hollanda Lahey’de bulunan Bernard van Leer Vakfı için çalışmaya başladım. O zaman Türkiye sorumlusu olarak çalışan Marc Mataheru’ya Türkiye’de 0-8 yaş arası çocuklara yönelik aile içi şiddetin azaltılması konusunda, vakfın sağlayacağı hibe ve teknik destek alanlarında danışmanlık yaptım. Marc Mataheru ve Vakfın o dönem yürüttüğü çalışmalarla ilgili aldığımız belgeyi ve noter onaylı çevirisini daha önce sunmuştuk. Marc’la irtibatta olmamın nasıl bir suç olduğunu bilmiyorum. Sadece yabancı bir isim olduğu için iddianamede böyle bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bu kapsamda Beyoğlu Belediyesi’nin kurduğu ve belediye ile doğrudan çalışan Kültür Kenti Vakfı ile Beyoğlu ilçesinde uygulanacak Bilinçli Aile, Sağlıklı Nesiller projesine finansal destek yani hibe sağladık. 2011-2016 yılları arasında Kültür Kenti Vakfı’na, yani Beyoğlu Belediyesi’ne, ebeveyn destek programları için 1 milyon Euro’ya yakın hibe yardımı yapıldı. Yine çocuğa yönelik aile içi şiddetin azaltılması çalışmaları kapsamında, Boğaziçi Üniversitesi ile işbirliği yaparak ulusal bir araştırma yapılması için finansal destek sağladık. Bu araştırmanın sonuçlarını Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın o zamanki Bakan Yardımcısı olan Sayın Dr. Aşkın Asan’la makamında paylaştık. Bu araştırmayla ilgili yaptığım, iddianamenin 384 ve 385’inci sayfalarında geçen 17 Eylül 2013, 19 Eylül 2013 ve 26 Eylül 2013 tarihli konuşmalar Gezi olaylarıyla ilgili ve delilmiş gibi gösterilerek tam 220 gündür cezaevinde tutuluyorum.
2014 yılının Eylül ayında Bernard van Leer Vakfı’nın Türkiye Temsilcisi olarak çalışmaya başladım. Vakıf olarak Türkiye’de 0-3 yaş arası çocukların gelişimini desteklemek üzere İstanbul’daki ilçe belediyeleriyle bir çalışma başlattık. Çalışmaya bugüne kadar AK Partili Beyoğlu ve Sultanbeyli belediyeleri ve CHP’li Maltepe ve Sarıyer belediyeleri katıldı. Bu belediyelere hem Boğaziçi, Kadir Has ve Üsküdar gibi üniversiteler aracılığıyla teknik destek sağladık hem de doğrudan hizmet üretmeleri için hibe desteğinde bulunduk. Örneğin Sultanbeyli Belediyesi iki yıllık bir proje için 220.000 Euro, Beyoğlu Belediyesi’nin Kültür Kenti Vakfı 150.000 Euro hibe yardımı aldılar. Kasım 2018’de, yani tutuklanmadan birkaç hafta önce Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin de bu programdan yararlanması ve hizmet geliştirmesi için Belediye Başkanı Fatma Şahin’le bizzat görüştük ve prensipte işbirliği yapma kararı aldık. Fatma Şahin bu davada 7 numaralı mağdurdur. 31 Mart seçimlerinden önce AKP’nin Gönül Belediyeciliği alanında tavsiye ettiği sosyal projeleri içeren bir belgeyi de delil olarak sunmuştuk. Burada Sultanbeyli Belediyesi ile yürüttüğümüz projenin örnek olarak diğer AK Partili belediyelere önerildiği görülebilir.
Öte yandan uzmanlığım kapsamında çok çeşitli çalışmalara gönüllü olarak da destek verdim. Bunlardan bir tanesi zorunlu askerlik sırasında yaşanan çeşitli hak ihlallerini raporlayan asker hakları oluşumuydu. Yurttaşların askerlik yaparken maruz kaldıkları kötü muameleleri TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na iletmelerine aracı olan bu oluşuma destek verdim. Bu çalışmalar kapsamında dönemin TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sayın Ayhan Sefer Üstün’le birçok kez, Sayın Naci Bostancı’yla ve dönemin Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz’la da görüştük. Sayın Yılmaz bu davadaki 22 numaralı mağdurdur. Hem hak ihlallerinin önlenmesi için çözümler ürettik hem de konunun muhataplarının ve basının bazı sorunları görmesine aracı olduk. Askerlik sırasında yaşanan intiharlar konusunda basında ve kamuoyunda ciddi bir farkındalık yarattık. Disiplin koğuşu olarak anılan ve adil yargılanma, kötü muamele görmeme gibi birçok temel insan hakkının açık ihlali olan bir uygulamaya ve bunun ciddi sonuçlarına da dikkat çekerek kaldırılmasına katkıda bulunduk.
Aynı zamanda o dönem çözüm süreci olarak adlandırılan barış sürecine katkıda bulunmak üzere bir dernek kurmaya karar verdim. Derneğe Diyalog ve Uzlaşma Merkezi Derneği adını vererek yakınımda ve sivil toplum alanında çalışan arkadaşlarımı üye olmak üzere ikna ettim. O zaman Türkiye’nin önündeki en önemli demokratikleşme fırsatlarından biri olan çözüm sürecine, silahların susması ve ateşkesin sağlanmasının ötesinde toplumsal barışın da sağlanmasına katkıda bulunmak istedim. Ülkenin en batısında doğmuş ve yetişmiş biri olarak katkıda bulunma sorumluluğu hissettim. Bu kapsamda yürütmeye çalıştığımız bazı projelerin bu iddianamede suçlama olarak ve Gezi olaylarıyla ilişkiliymiş gibi gösterilmeye çalışılması beni şaşırttı. Ta ki o yıllarda dinleme kararını verenlerin şimdi firari ya da bazılarının benimle aynı cezaevinde olduklarını öğrenene kadar. Yani 2013’te çözüm sürecine karşı olan bir kısım savcı ve polis tarafından dinlenmeye başlanmamın istendiğine ve yine bu sebeple dinlemelerin Aralık 2013’ten sonra hızla azaldığına inanıyorum. Fakat bu dinlemelerin “kıymetlendirilerek” 6 yıl sonra böyle bir davada kullanılmasını anlamlandıramıyorum.
2014 yılından beri tam zamanlı Türkiye Temsilcisi olarak çalıştığım Bernard van Leer Vakfı aracılığıyla her yıl yaklaşık 1,5 milyon Euro gibi bir hibeyi Türkiye’deki çeşitli üniversite, belediye, sivil toplum kuruluşu ve şirketler üzerinden dağıtarak 0-3 yaş döneminin önemine yönelik farkındalığı artırmaya çalıştık. Bu konudan emniyet sorgusu sayfa 62’deki konuşmada da bahsediyorum. Bu konuşmanın tarihi 13 Eylül 2013’tür (ID: 2316238846). 0-3 yaş dönemi insan beyninin %85’inin geliştiği dönemdir. Bu döneme yönelik yaklaşık 5 milyon Euro’ya yakın yatırıma rağmen doğrudan çalıştığımız emziren her 100 anneden sigara içen 10’’unun bile sigarayı bırakmasını sağlayamadık. Bu miktar ve mütevazı hedef bu iddianamede geçen ve suçmuş gibi işaret edilen, kitap hazırlamak için aradığımız 25.000 Dolar’la karşılaştırmak bakımından önemlidir. Bu konuyla ilgili tutukluluğum sırasında sözde gazetelerde sözde haberler yapıldı. Bu konuda yazan ve beni hedef gösteren sözde gazeteciler yayın hazırlamak için aradığımız ve hiç almadığımız bir miktara işaret etmişler. Basit bir Google araması yapsalardı bu miktarın 10 katının üzerindeki bir hibeyi tek seferde ve toplamda da 50 katını aşan miktardaki hibeyi Bernard van Leer Vakfı olarak AK Partili belediyelere sağladığımızı görmemiş olmaları ise ya kötü niyet ya da büyük beceriksizlik örneğidir.
İddianamenin 24. sayfasından alıntılıyorum: “Kalkışma hareketinin asıl sebebinin Adalet ve Kalkınma Partisinin izlediği iç ve dış politikalar ve ayrıca ülkemizde inşa edilmeye çalışılan büyük altyapı atılımları ve projeleri olduğu anlaşılmıştır”. Bu soyut iddianın aksine parti gözetmeksizin farklı taraflarla diyalog içinde toplumsal kalkınmaya destek oldum. Mesela Türkiye’de dezavantajlı 0-3 yaş arası çocuklar ve ebeveynlerine yönelik yapılacak çalışmaların belediyelerle ve parti gözetmeksizin yapılmasını Hollanda’daki vakfa ben önerdim. AK Partili belediyelerle ilişki kurmak için ben çaba gösterdim. Vakıf merkezi benden bunu özellikle talep etmedi. Türkiye’deki bu stratejiye ben karar verdim. Askerlikle ilgili sorunları gündeme getirirken hem meclisle hem de farklı siyasi partilerden vekillerle, kamu denetçiliği kurumu adalet bakanlığı ve savunma bakanı ile iletişim kurduk. TBMM’nin yasama ve denetleme mekanizmalarının nasıl çalıştığını anlatırken meclis bürokrasisi ile çalıştık. Romanlarla ilgili çalışmalarda belediye, işkur ve yine parti gözetmeksizin milletvekilleri ile çalıştık. Buna rağmen hükümete diz çöktürmek gibi garip ifadelerin de geçtiği 657 sayfalık bir iddianameyle ağırlaştırılmış müebbet hapsim isteniyor, 7 aydır 10 m2’lik bir hücrede tek başıma tutuluyorum ve nedenini anlayamıyorum.
Burada anlattığım özgeçmişimle vurgulamak istediğim temel bir konu var. Bu iddianame bu olaylar nasıl oldu sorusuna cevap vermiş gibi yaparken, bu insanlar bunları neden yaptılar sorusuna ise hiç değinmemektedir. Benim böyle bir sebebim ve siyasi yaklaşımımın hiç olmadığını açıklamak istedim. Ben hiçbir zaman şiddetle gelen ve ani bir değişimden yana olmadım. Ama değişimden yana oldum. Değişimin taraflarıyla diyaloğa özen gösterdim. Sivil toplum alanında çalışarak bu alanın, toplumsal cinsiyet, ayrımcılık, savaş karşıtlığı, İslamofobi gibi birçok sorunun doğrudan mağduru olmasanız da farklı kesimlerden insanlarla bir araya gelebildiğiniz bir yer olduğunu gördüm. Hak temelli çalışmanın top yekun bir değişimin peşinden gitmekten çok daha çözüm odaklı bir yaklaşım olduğuna inandım ve hâlâ da inanıyorum. Haklar ve sorumluluklar önemlidir. Sadece sorumluluğunuz var, hakkınız yoksa kölesinizdir. Sadece hakkınız var, sorumluluğunuz yoksa kralsınızdır. Bu ikisinin dengesi yurttaşlığın ve demokrasinin en temel unsurudur. Sivil toplum da bu alanla ilgili tartışmaların ve faaliyetlerin yürütüldüğü alandır. Doğası gereği siyasidir ama siyasi partilerden ayrılır.
Sivil toplum alanı ve sivil toplum kuruluşları ile ilgili bugüne kadar verdiğim iki tane temel mesajı burada da tekrarlamak isterim. Öncelikle sivil toplum tam da yukarıda açıkladığım gibi çözüm temelli çalışır, haklar alanının toplumsal diyalogla dönüştürülmesine katkıda bulunur. Yani iktidara talip olmaz. İktidara talip olan yani toplumdaki bütün sorunlarla ilgili sözü olan kuruluşlar siyasi partilerdir. Dolayısıyla onu devirip yerine kendisinin ya da önerdiği bütüncül çözümlerin gelmemesi sebebiyle siyasi partilerden ayrışır. Sivil toplumun talepleri daha mütevazıdır; bebek ölüm oranlarının azaltılması, kadına veya çocuğa yönelik şiddetin azaltılması, farklı toplumsal kesimlere yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılması vb. Sivil toplumun amacı hükümeti değil, kendisini yani kendine olan ihtiyacı ortadan kaldırmaktır. Mesela kadınların seçme ve seçilme hakkı, ilkokulun zorunlu ve evrensel olması, İstiklal Caddesi’nin trafiğe kapatılması ya da Gezi Parkı’nın park olarak kalmasını talep eden kuruluşlar yoktur. Buna gerek yoktur. Bu meselelerin bu kısmı bitmiştir.
Bir başka önemli ayrım da sivil toplumun yöntem olarak şiddeti teşvik etmemesidir. Sivil toplum şiddeti dışlar. Eylemleri ve araçları şiddet içermez. Çünkü o zaman sivil, yani uygar, medeni, şehirli olamaz. Yani cebir ve şiddet kullanarak hükümeti yıkmak hiçbir şekilde sivil toplumun alanı değildir. Sevdiğim bir yazarın dediği gibi şiddetin beceriksizlerin başvurduğu son çare olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla bir sivil toplum ve sosyal kalkınma uzmanı olarak şiddeti ya da şiddetle gelecek değişimi hiçbir zaman savunmadım. Yani ne hükümeti devirmek, ne de cebir ve şiddet kullanmak eğitimini aldığım, pratikte uyguladığım ve siyaseten yanında olduğum bir tutumdur. Zaten iddianamede ve dosyadaki tüm dinlemeler, sivil toplum alanında gönüllü, uzman veya araştırmacı olarak yürüttüğüm çalışmalarla ilgilidir. Şiddeti öven, teşvik eden ya da hükümeti devirmekle ilgili herhangi bir konuşma yoktur.
Dolayısıyla cebir veya şiddetten pek anlamam ama çocuk gelişimiyle ilgili son yıllarda hem iki çocuğum sayesinde hem de profesyonel olarak yürüttüğüm çalışmalarda birkaç şey öğrendim. Öncelikle beynin %85’inin anne karnından 3 yaşa kadar olan dönemde geliştiğini belirtmiştim. Bu yıllarda beynimizdeki hücreler arasında dakikada 1 milyondan fazla bağ kuruluyor. Doğduğumuzda anadilimizi diğerlerinden ayırt edebiliyoruz. Doğduktan 20 dakika sonra yüz ifadelerine tepki vermeye başlıyoruz. Yaklaşık 1,5 yaşında sebep-sonuç ilişkileri kurmaya başlarız. Masanın üzerindeki bardağı ittiğimizde düştüğünü görürüz. Bunu tekrar tekrar yapma sebebimiz budur. Olaylar arasında ilişki olduğunu görmeye başlarız. Yaklaşık 3 yaşında ise hayal kurabildiğimizi ve bu hayaller etrafında insanlarla ilişki kurabildiğimizi fark ederiz.
Mesela benim üç yaşındaki kızım Leyla’nın ben yokken oynadığı bir çantası olmuş. Ara sıra o çantadan yuvarlak bir kitap çıkarıyormuş. Sonra da o yuvarlak kitaptaki mavi aslanın hikâyesini eve gelenlere okuyormuş. Ne öyle bir çanta, ne kitap, ne de mavi aslan var. Leyla da okuyamıyor zaten. Maalesef önümüzdeki bu 657 sayfalık iddianame de Leyla’nın çantasındaki yuvarlak kitabın içindeki mavi aslan kadar gerçek ve tutarlı bir metin. Bir iddia yok, delil yok, ispat yok, sebep-sonuç ilişkisi yok, örgüt yok ama örgüt üyesi var, suç yok, suçlu var, pervasız bir ağırlaştırılmış müebbet talebi var. 16 Kasım sabah 6.30’da, 8-10 polis eşliğinde evden alındığımdan beri 10m2’lik bir odada tek başıma tutulmamın herhangi hukuki bir açıklaması olmadığı gibi, bu iddianame en basit sebep-sonuç ilişkilerini kurmayı dahi denemiyor. Yani hepimizin yaklaşık 1,5 yaşında geliştirdiği en temel becerileri dahi kullanmaya çalışmıyor. Ama en bilinen propaganda yöntemlerinden birini kullanarak, birkaç noktayla sınırlı kalan suçlamaları sürekli tekrar etmek suretiyle suç işlenmiş algısı yaratmaya çalışıyor. Ortalama 20-30 sayfada bir aynı şeyi tekrar ediyor. Mesela iddianamenin 42. sayfasında şöyle deniyor: “… bu şekilde de kendi amaçlarına hizmet edecek biçimde kurguladıkları tertiplerde kullanılmak üzere yurt dışından para getirmek maksadıyla kendi faaliyetlerinin iç yüzünü karartmaya ve eğitimini aldıkları yöntemlerin sahada uygulanmasına çalıştıkları tespit edilmiştir.” Hangi amaçlar, hangi tertipler, hangi para, hangi faaliyetler, hangi eğitim, hangi yöntem, hangi tespit? Hiçbiri yok. Yok.
Öncelikle somut olarak hakkımda delil diye bulunan tek şey 26 Haziran 2013 ile Şubat 2014 arasında yapılan 150 farklı dinlemedir. 6 yıl önceki bu konuşmaları hatırlamam mümkün değil. Konuşmaların doğruluğundan da emin olmak mümkün değil. Kıymetlendirildiği söylenen bu dinlemeler anlaşılan geçen hafta dosyaya girmiş. Ses kayıtları hala yok. Polis sorgusu ve iddianameye geçen tapelerin içeriğinden ancak ses kayıtlarını dinledikten sonra emin olabilirim. Dinlemeleri kim yaptırmış, kim tekrar dinleme kararı aldırmış, bunlar sonra nasıl kıymetlendirilmiş gibi açıklamaları avukat arkadaşlara bırakıyorum. Benim anlayabileceğim soyutluk düzeyini aşıyorlar. Bunlar arasında Ocak 2014’te bir dinleme ve Şubat 2014’te bir dinleme var. Yani yoğun olarak 26 Haziran’la Aralık 2013 arasında gerçekleşmiş dinlemeler. İddianamede ise 31 dinlemeye yer veriliyor, iddianamenin 378. sayfasında Hanzade Germiyanoğlu ile yaptığım 42 konuşmanın tarihleri 4 Şubat 2013 ile 30 Haziran 2013 arası olarak belirtiliyor. İnanç Ekmekçi ile yaptığım 8 iletişimin tarihleri ise 22 Kasım 2012 ile 10 Haziran 2013 arası olarak belirtiliyor. Sayısı verilen bu konuşmaların içeriği polis sorgusunda ya da iddianamede yok. Neden yok? Çünkü dinlemeler 26 Haziran 2013’te başlıyor. Ama iddianamenin benimle ilgili kısmının en başına bu isimler ve görüşme sayısı konularak, daha sonra yer verilen konuşmaların bu tarihler arasında yani Gezi’den önce yapıldığı algısı yaratılmaya çalışılıyor. Gerçek bu değil.
İddianamenin 65. ve 90. sayfaları arasında Gezi olaylarının bir akışı veriliyor. Buna göre 16 Haziran’da park polis tarafından boşaltılmış. Polis sorgusundaki tüm dinlemeler 26 Haziran 2013’te başlıyor. İddianameye giren en erken tarihli dinleme ise 30 Haziran tarihli. Yani az önce dediğim gibi, Gezi olaylarının 2011’den beri planlandığına dair somut delil olarak gösterilen dinlemeler park boşaltıldıktan sonra başlıyor. Bunların nasıl delil olduğu ya da sebep-sonuç ilişkisini nasıl kurduğu ise açıklanmıyor. Tekrar söylemek istiyorum, polis sorgusunda ya da iddianamede 26 Haziran 2013’te yani park boşaltıldıktan 10 gün sonra başlayan dinlemelerden başka dinlemem yok, yani hakkımda başka delil yok.
İddianamedeki bir diğer tuhaflık ise örgüt üyeliği suçlaması yöneltmeyip çeşitli yerlere algı oluşturmak için serpiştirilmiş örgüt ve talimat benzeri ifadelerdir. Bu iddianamede adı geçmeyen örgüte, olmayan hiyerarşiye, ilişki yoğunluğuna vs. dahil olmadığımı nasıl ispatlayacağımı bilmiyorum. Örgüt yok ama örgüt üyesi var. Yine aynı sorun tekrar ediyor, olmayan örgüte, olmayan üyeliğimle 2011’den beri Gezi olaylarını planladığımızın somut delili yok, yine bir sebep-sonuç ilişkisi yok.
Bu davanın diğer tutuklu sanığı Osman Kavala’dan talimat ve yönlendirme aldığım iddianamede sıkça tekrar ediliyor. Örgüt meselesinde olduğu gibi bunun da hiçbir delili yok. Ama zaten bu hiç kimse için bir sürpriz değil artık. Herhalde bu talimat ve yönlendirmeleri 2012’de kendisine ait sabit bir hatla 35 saniye süren ve içeriği herhangi bir dosyada bulunmayan görüşmede aldığım ima ediliyor. O yüzden açıklanmaya muhtaç bir başka alan ise 35 saniyede aldığım talimat ve yönlendirmeyle tüm bu faaliyetleri nasıl yaptığım konusudur. Emniyet’teki ifademin 68. sayfasında, 02.Ekim 2013’te yaptığım bir konuşmada (ID: 2350251022) Osman Kavala’nın bende “cep telefonu yok”, “kendisine ulaşmamızın kolay bir yolu yok” diyorum. Bundan sonrasını söylemeye gerek yok ama yine de kayıtlara girmesi için; iddianamede ya da herhangi başka bir delilde, talimat yok, yönlendirme yok. Osman Bey’i tanımak suç değil tabii ama tanımıyorum da. Hatta keşke tanısaydım çünkü kendisiyle en uzun konuşmamızın geçtiği cezaevi koridorunda bağırarak birbirimize hal-hatır sormaktan öte bir şeyler konuşabilirdik en azından.
Bir başka önemli konu da 657 sayfa boyunca anlatılan çok çeşitli mala zarar, yaralama vb. suçlamalardır. Ayrıca iddianamenin Giriş kısmı sayfa 23’te geçen “şiddet olaylarının yaşanmasına ne şekilde yön verdikleri ” ya da ” şiddet içeren eylemler izah edilerek”, sonra da “şiddet içerikli eylemlere ve hükümete yönelik bir kalkışmaya dönüşmüştür” gibi ifadelerle olayların şiddetle ilgili kısımlarına dikkat çekilmektedir. Benimle ilgili tüm dinlemelerde bırakın şiddeti en ufak bir hakaret geçmemektedir.
Ama www.siddetsizeylem.org site adını satın almış olmam suçmuş gibi anlatılmaktadır. Uzman raporuyla da anlattığımız gibi bu sitede alan adının bende olduğu süre boyunca herhangi bir şey yayınlanmadı. Bu iddianamenin 47. ve 60. sayfaları arasında şiddetsiz eylem yöntemleriyle ilgili detaylı bilgi var. Eğer bu alan adını almak dahi suçsa kamuya da açık olan bu iddianamenin içeriğiyle şiddetsiz eylemin yaygınlaştırılması konusunda çok daha ciddi bir suç işleniyor. Bu ülkede her yıl 400’den fazla kadın öldürülüyor. Kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismar gazetelerde 3. sayfa haberi olarak normalleşmiş durumda. Sokak ortasında üç kadına şiddet uygulayarak hastanelik eden bir adamın, bir siyasi parti genel başkanını yumruklayan başka bir adamın ya da gazetecileri hastanelik eden adamların isimleri bile baş harfleriyle verilirken şiddet içermeyen eylemi savunmayı düşünmek, bu yönde yalnızca alan adı satın almış olmak dahi önemli bir suçmuş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Biliyorum tekrar olacak, ama bu sebeple 7 ay 220gündür tek başıma 10m2’lik bir hücrede tutuluyorum. Bahsettiğim bu adamlar nezarette bir gece geçirmediler. Bunu mantığın bile kabul etmesi güç geliyor.
Ben şiddetsiz eylemi iddianamenin 379. sayfasında da görülebileceği gibi “kamusal alanda yapılan her türlü siyasi aktivite ama şiddet içermeyen yani taş atmadan direnmek aslında” diye açıklıyorum. Sonra sayfa 384’te “havai fişek attılar onlar da salak gibi“, daha sonra “aptallar havai fişek atınca dağıttı onlar da” diye şiddeti eleştiriyorum. Bu konuşmaların tarihi 10 Eylül 2013, tabii ki park boşaltıldıktan sonra. Ayrıca emniyet sorgusu sayfa 11 ve 12’de 31 Temmuz 2013 tarihli (ID: 2237413123) konuşmamda “parkta, parkın içindeyken insanlarla tartışırken de bunlara ihtiyacımız olduğunu gördük. “Yani ne yapacağız, taş atmayacağız da, gül mü atacağız polislere” diyemez. Ama yok kardeşim işte Gandi ne yapmış falan filan deyince başka bir tartışma olur. Çünkü aslında onlar bilinmiyor da bir yandan bu tür eylemin …” diyorum. Yani benim şiddetsiz eylem tanımım iddianamede geçtiği gibi olayları kaosa, şiddete dönüştürmek falanla ilgili değil. Ayrıca hem şiddetsiz eylem, hem sivil itaatsizlik üzerine Gezi olaylarından önce ve sonra basılmış onlarca kitap, Gezi olaylarındaki eylemler üzerine dergi, makale ve filmler var. Ben de daha önce de bahsettiğim gibi sivil toplum alanında çeşitli yayınlar hazırladım veya bu yayınlara katkıda bulundum. Dolayısıyla şiddetsiz eylem konusunda bir yayın hazırlama girişimi nasıl bir suç olabiliyor anlayabilmiş değilim. Öte yandan bu yayınla ilgili olarak da yine iddianamenin 51. sayfasında, 31 Temmuz 2013 tarihli “bunun Türkiye’de yapılmış örnekleri var, CIA’den, OTPOR’dan bir şey ithal etmiyoruz” diyorum. İddianamenin 29. sayfasında “Gezi kalkışmasının Batı finansörlüğünde, Sırp profesyonel devrim ihracatçılarının eğittiği Türkiye distribütörleri tarafından organize edildiğine dair elde edilen bulgular sunulacaktır” deniyor. Daha önce de belirttiğim üzere distribütörlük, ihracat gibi meselelerle bir ilgim olmadığı da açık. İddianame boyunca tekrar edilen sivil itaatsizliğin şiddetsiz eylemle birebir aynı şey olmadığını, benim sadece şiddetsizlikten bahsettiğimi de bir kez daha ifade etmek isterim. Ek olarak bu sayfalarda, ya da dinlemelerin herhangi bir yerinde ne hükümetten ne hükümet üyelerinden ne de herhangi bir siyasi otoriteden bahsediliyor. Yani şiddetsiz eylemi ve bu eylem türlerini yaygınlaştırma meselesini hükümete diz çöktürmek için değil; çocuk gelinlerin engellenmesi, çözüm sürecinde şiddetin azalması gibi konulara faydalı olacağını düşünerek belgelemeyi planlıyorum. Fakat zaten sonuçta böyle bir yayın hazırlanmıyor, yayınlanmıyor. Bu yayın için alınması planlanan fon da alınmıyor. Burada sözde tek delil bu yayını hazırlama konusundaki niyetimi telefonda paylaşmış olmam. Derneğin banka hesap dökümünü de delil olarak sunuyoruz. Görüleceği gibi hesaba böyle bir para yatmamıştır.
İddianamenin sık sık tekrar ettiği ve büyük ihtimal kötü niyetten değil aceleden tarihini vermeyi ihmal ettiği bir konuşmamda piyano çalan adam, duran adam ve yeryüzü iftarlarına atıfta bulunuyorum. Şiddetsiz eylemin Gezi olayları sırasında ortaya çıkan bu örnekleriyle ilgili konuşma da 31 Temmuz 2013 tarihinde yani park boşaltıldıktan bir buçuk ay sonra gerçekleşiyor. Ama iddianamede tekrar tekrar karşınıza gelince bunların gerçekleşmesini sanki ben teşvik etmişim gibi bir algı oluşuyor. Ben duran adam değilim. Maalesef piyano çalamıyorum onun için piyano çalan adam değilim ve bir tek yeryüzü iftarına katılmadım. Hepimiz biliyoruz ki ne durmak ne piyano çalmak ne de iftar yapmak suç. Yine de iddianamede bunun ötesinde başka bir açıklama yani benim bu eylemlerle nasıl bir ilişkim olduğunu ortaya koyan herhangi bir delil yok, zaten böyle bir kaygı da yok. Ses kayıtlarını dinleyemediğimiz için emin olmasam da bunları şiddetsiz eylem örneği olarak saydığımdan eminim.
İddianamede geçen bir başka konu ise benim kurduğum Diyalog ve Uzlaşma Merkezi Derneği. Kısaca daha önce değindiğim gibi derneği o zamanlar hükümetin yürüttüğü çözüm sürecine toplumsal barış alanına mütevazı bir katkıda bulunmak üzere kurmayı düşündüm. Derneğin kuruluş başvurusunu 26 Haziran 2013 tarihinde yani Gezi olaylarından sonra yaptık. Defterlerimiz de 16 Temmuz 2013 tarihinde tescillendi. Sivil toplumun başka ülkelerde geniş çaplı çözüm ve barışma süreçlerinde oynadıkları rolü göstermek ve şiddetin sona ermesine katkıda bulunmak üzere belgelenmesinin iyi bir fikir olduğunu düşündüm. Bunun için her sivil toplum kuruluşunun yaptığı gibi fon aradık. Uluslararası alanda diyalog ve barışma süreçleri konusuna destek veren çeşitli kuruluşlarla görüştük. Görüleceği gibi toplumsal barış sürecine sivil toplum katkısını konuştuk. Polis sorgusunda geçen Sivil Düşün adlı Avrupa Komisyonu’nun sivil toplum kuruluşlarına yönelik bir fonundan etkinlik desteği aldık. Bu destekle 16 Kasım 2013 tarihinde, Helsinki Yurttaşlar Derneği ev sahipliğinde bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantı da sanki Gezi olaylarıyla ilgiliymiş algısı yaratılmaya çalışılmış. Biz daha önce bu toplantının tam notlarını içeren kitapçığı delil olarak sunmuştuk. Bu toplantının da Gezi olaylarıyla bir ilişkisi yok, olduğuna dair zaten bir delil de yok ama olmadığını biz yine de ispatlamıştık.
Bir diğer garip suçlama ise İvan Maroviç’i Türkiye’ye getirmekten bahsetmiş olmam, tekrar ediyorum bahsetmiş olmam. Maroviç’i tanımıyorum. OTPOR’la veya Occupy’la ilişkim yok. Hatta iddianamenin 41. ve 42. sayfalarındaki 19 Temmuz 2013 tarihli (ID: 2217090691) konuşmamda “bizimle alakası yok bu işin… hayır hayır yani ee şey Occupy … bir … yapmak istiyor ya bunun bizimle bir alakası yok” dediğim görülebilir. Dernek faaliyetleriyle Occupy’ın alakası olmadığını söylüyorum. Aksi yönde bir delil zaten yok! O zamanlar Hacettepe Üniversitesi’nde Doç. Dr. Havva Kökarslan, yürüttüğü Çatışma Çözümü ve Barış İnşası
yüksek lisans programı için şiddetsizlik dersini verecek olan hocanın hasta olması üzerine bana fikrimi soruyor. Polis sorgusunda sayfa 9 ve 100’deki konuşmadan bu dersin zaten verildiğini ve hocanın hasta olduğunu anlıyoruz. Bu konuşma da 26 Haziran 2013 tarihinde, yani Gezi olaylarından sonra. İddianame sayfa 41’de geçen konuşmanın tarihi ise 31 Temmuz 2013. Ben de Havva Hoca’ya böyle bir adam olduğunu söylüyorum ama kendisiyle ilgili bazı şüphelerin olduğunu da belirtiyorum. Tam olarak şöyle diyorum “Otpor ismi şey olarak geçti bu gezi olaylarına hani onlar düzenlediler CIA miayey falan filan diye geçti ismi. Yani bilmiyorum, duydunuz mu, denk geldiniz mi öyle bir tarafı var”. O dönemde bu alanda dünyada yürütülen çalışmalara baktığım için ismini biliyordum. Fakat ne Maroviç derse geliyor, ne de benim kendisiyle bir ilişkim var. Şöyle bir örnek de vermek isterim. Eğer Havva Hoca bana bir komedyene ihtiyacı olduğunu söyleseydi ben de ona herkesin aklına gelebilecek isimlerden birkaçını, mesela Cem Yılmaz’ı önerirdim, ücretini yüksek olabileceğini de eklerdim. Ama ben Cem Yılmaz’ı tanımıyorum. Ya da sadece ismini vermem beni bir komedyen yapmıyor. İsimleri ve bahsedilen konuşmaları tarihlerini vermeden iddianameye dahil ederek ilişki varmış algısı yaratılmaya çalışılıyor. Tabii ki herhangi başka bir somut delil yok.
Öte yandan bu şiddetsizlik dersinin ne kadar standart bir ders olduğunu anlatabilmek için ekte Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin halihazırda yürüttüğü Çatışma Çözümü programının ders içeriğini delil olarak sunmak istiyorum. Orada da göreceğiniz gibi şiddetsizlik bu gibi programlarda önemli ve vazgeçilmez bir derstir.
İddianamede geçen ve Gezi ile ilgili olan tek bir etkinlik var. O da 27 Haziran 2013 tarihinde Garaj İstanbul’da gerçekleşen toplantı. Bu toplantıda Gezi Olayları sırasında ne olduğu akademisyen, aktivist ve hukukçularla tartışıldı. Toplam katılımcı sayısının 31 olduğunu da iddianameden öğrendiğim toplantıda kolaylaştırıcılık yaptım. Kolaylaştırıcılık İngilizcedeki facilitator’ın çevirisidir. Bu da bizim artık kanıksadığımız moderatörün büyük gruplar için olanıdır. Yakında zamanda izlediğimiz bir tartışmadan moderatörün tarafsızlığının önemi konusunda kimsenin şüphesinin kalmadığını düşünüyorum. Kolaylaştırıcının bildiğimiz en somut örneği, yıllarca televizyonda saatler boyu izlediğimiz Siyaset Meydanı adlı programda Ali Kırca’nın yaptığı iştir. Toplantıda kolaylaştırıcı karar almaz, konuşma yapmaz. Sadece herkesin olabildiğince tartışmaya dahil olmasını sağlar. Toplantı akışına katkıda bulunur. Bununla ilgili aldığım eğitimleri, Türkiye’de buna yönelik yaptığımız eğitimleri ve kamu kurumlarından kolaylaştırıcı olanlarla ilgili bazı belgeleri delil olarak sunuyoruz. Ne kolaylaştırıcılık bir suç, ne de toplantı düzenlemek. Fakat sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi tutuklanma gerekçem “her ne kadar toplantıların karanlıkta olan yönleri olsa da” diye başlıyor. Yani tutuklanma gerekçesinin kendisi, toplantıların içeriğinin tespit edilemediğini itiraf ediyor. Biz bu karanlıkta kalan yönleri belgeleriyle aydınlattık. Fakat ben şüpheden yararlandırılmak yerine cezaevine gönderildim. Öte yandan bu toplantı Gezi olaylarından sonra gerçekleşen belki yüzlerce toplantıdan sadece biri. İstanbul’da hatta Avrupa yakasında yapılan, tek bir toplantıyla Gezi olaylarını Anadolu’ya yaymaya ve derinleştirmeye çalıştığımız iddia ediliyor. Tekrar olacak ama bununla ilgili de toplantının gerçekleştiğini gösteren deliller haricinde başka bir delil yok. Yaygınlaştırma ve derinleştirmeyi nasıl planladığımızın dahi delili yok. Yani İçişleri Bakanlığı raporuna göre 79 ilde 2,5 milyon insanın katıldığı eylemleri tek başıma ben mi organize ettim? Madem öyle 6 yıldır ben ne yapıyordum?
İddianamede, Gezi olaylarının öncesinde, sırasında ve sonrasında herhangi bir aşamada ismim geçmiyor. Ne iddianamede ne de dinlemelerden birinde Taksim Dayanışma’yla, Taksim Platformu’yla ya da üyeleriyle ilişkime dair bir delil yok. Anadolu Jam ya da Baraka ile de bir ilişkim yok. Anadolu Kültür ile bir ilişkim yok. Açık Toplum Vakfı ile bir ilişkim yok. İddianamenin 69. sayfasında yüzlerce dernek, parti, sendika ve girişimin adı var. Onlarla da bir ilişkim yok. Olması suç değil zaten ama yok. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama OTPOR/Canvas’la da ilgim yok. Bu ilişkilerle ilgili zaten iddianamede herhangi bir delil de yok. Tüm bunları bırakalım Gezi’de bulunduğuma dair bile bir delil yok. Gezide bir gece yatmadım. 220 gece cezaevinde yatacağımı bilsem hiç olmazsa bir gece yatardım. Deliller arasında bulunan polis memurunun ifadesinde de adım geçmiyor. Kronolojide ismim yok. Gezi olaylarının planlandığı iddia edilen 2011-2013 döneminde de adım yok. Hatta dava dosyasında polis ifadem dahi yok. Hatta bu davada yargılananlardan sadece Hanzade Germiyanoğlu ve İnanç Ekmekçi ve Hakan Altınay’ı tanıyorum. Diğerleriyle hiçbir ilişkim yok. Ben onları, onlar da beni tanımıyorlar. Gezi ile ilgili bir tweetim yok, ki bir gecede 500.000’den fazla, toplamda milyonlarca tweet atıldı. Zello yok. Bir Whatsapp grubu yok.
İddianamenin sayfa 389 ve 390. sayfalarındaki 17 Aralık 2013’te geçen (ID: 2506888991) konuşmada “bende maalesef görsel bir şey çıkmadı“, Havva’nın “Resimleri varsa yani mesela yazılar vardı siz aranızda toplanıp belli bir takım şeyler toplantılar yapıp, şunu şöyle yapalım, bunu böyle yapalım falan gibi…” dediği, Yiğit’in “Yok öyle bir şey yok maalesef. Yok.” Yani planladığım, gerçekleştirdiğim ve yaygınlaştırıp derinleştirdiğim böylesi bir toplumsal olayla ilgili elimde fotoğraf bile yok.
İnsan sormadan edemiyor, madem öyle ben neyin tedbiri olarak tutuklandım? Şüpheden niye ben yararlanmadım? Neden iddianamede varım? Gerçekten neden varım? Neden 220 gündür tek başıma bir hücrede tutuluyorum? Ben neden buradayım? Neden ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorum?
O zaman şu da iddia edilebilir mi; hiç ismimin geçmediği ve tüm sözde delillerin olaylardan sonra gerçekleşen ilgisiz konuşmalardan ibaret olduğu durumda acaba bambaşka iddianamelere de eklemlenmem mümkün mü? Sadece Allah korusun diyebiliyorum.
Retinamızdan neredeyse kan akarak okumak zorunda kaldığımız bu iddianame, 657 sayfa boyunca konuşuyor ama somut hiçbir şey söylemiyor. İddianamenin bir başka sorunu ise apofeniden mustarip olmasıdır. Apofeni rastgele olaylar, bilgiler ve insanlar arasında sanki bir bağlantı ya da anlamlı bir örüntü varmış gibi görme eğilimine deniyor. Dolayısıyla bu iddianamenin hukuktan çok başka alanların konusu olduğunu da düşünüyorum. Bu benim gördüğüm ilk iddianame. Eğer bütün iddianameler böyleyse yazık bizim hukuk sistemimize. Yok, eğer sadece bu iddianame böyleyse o zaman yazık bize. Bu kadar tutarsızlık acaba aslında 1657 sayfa olan başka bir iddianamenin kıymetlendirilmiş 657 sayfası mı diye de sormadan edemiyorum. İddianame sayfa 92’de sui generis demiş. Bence sui generis olan iddianamenin bu kadar çelişkiyi 657 sayfa boyunca barındırmasıdır.
İddianame neredeyse Leyla’nın çantasındaki yuvarlak kitaptaki mavi aslan kadar bile bir tutarlılık kaygısı gütmüyor. Yani 3 yaşındaki bir çocuğun bile kurduğu, birbirini takip eden olaylar dizisini yeniden kurarak, bu olayların nasıl gerçekleştiğini, benim de buna nasıl dahil olduğumu açıklamıyor, hatta açıklama kaygısı bile gütmüyor. Bereketli bir hayal gücünün ürünü olduğu belli olan iddianame bize etki ajanlığı diye yepyeni bir pozisyon uydurarak kaygısızca ağırlaştırılmış müebbet istemekten de geri kalmıyor. Neyse ki idamı da kıymetlendirerek idamımızı istemiyor. Fakat olumlu bir not eklemekte fayda var. İddianamenin 657 sayfa boyunca tutarlı olduğu bir konu var; o da sayfa numaraları, başından sonuna kadar neyse ki doğru ilerliyor. En azından bu konuya özen gösterildiği görülüyor.
Kısaca bu iddianame hiçbir somut delil ortaya koyma kaygısı gütmeden ağırlaştırılmış müebbedi şu sebeple mi istiyor: Yiğit Aksakoğlu olmayan bir örgütün üyesidir. 2012’de 35
Şimdi bu iddianameden beni tamamen çıkarsak ne olur? Örgütsel hiyerarşi, olayların akışı, ilişkiler veya bu iddianamede hiç rastlayamadığımız sebep-sonuç ilişkileri açısından ne değişir? Hiçbir şey! Hiçbir şey değişmez. Aynı şekilde, 2013’te kim bilir kimler tarafından ve kim bilir ne sebeple dinlenmesi istenen, sivil toplumda çalışan 10 kişiyi daha ekleyebilir miyiz? Ekleyebiliriz. O zaman ben niye bu iddianamede varım? Buradaki herkes ve maalesef Türkiye ve dünyadan bir kısım insan hatta Gezi olaylarına kalkışma diyenler dahi gayet iyi biliyor ki ne Gezi’den kalkışma ne de bu davadan suç çıkar. Aslında bu davanın hedefindeki ben değilim. İngilizce’de odadaki fil diye bir deyim vardır. Herkes görür ve bilir odada bir fil olduğunu. Ama kimse ondan bahsetmez. Odadaki fil, bu iddianamenin haksız ve uzun tutuklulukları meşrulaştırmak için üretildiğidir. Bir kişiye böylesi bir suç isnat edilemeyeceği için bizim gibi birkaç kişi daha arşivden arandı, bulundu. Fetöcü polis ve savcıların ürettiği sözde deliller kıymetlendirildi. Yani hukuk sistemimiz artık öyle bir hale geldi ki birilerini uzun tutuklulukla cezalandırıyor, uzun tutukluluğu meşrulaştırmak için operasyon yapıyor. Konuyla hiç ilgisi olmayan birini, hiç olmazsa biri tutuklansın diyerek, karanlıkta kalan yönler olsa da diye başlayan bir gerekçeyle tutuklayabiliyor. 16 kişiyi bir torbaya koyup, bunların hepsine 657 sayfalık içi bomboş olmasına rağmen ağırlaştırılmış müebbet isteyen iddianameler hazırlamaktan çekinmiyor. Sanırım haklar ve sorumluluklar ekseninde, işleyen bir demokrasi ve yurttaşlıktan bahsetmekten giderek uzaklaşıyoruz. saniyede Osman Kavala’dan talimat ve yönlendirme alarak Gezi olaylarının hazırlanmasında rol almıştır. Bunu da Marc isimli şahısla irtibatı ve yurtdışından almaktan bahsettiği 25.000 Dolarla gerçekleştirmiştir. İvan Maroviç’ten bahsetmektedir, dolayısıyla onunla bir ilişkisi vardır. Yalnızca İnanç Ekmekçi ve Hanzade Germiyanoğlu ile Gezi olaylarından önce konuşarak tüm bunları organize etmiştir. Başka kimseyle de irtibatı yoktur. Bu konuşmaların içeriği yoktur, gerekli de değildir. Ses kayıtlarının kendisi dosyada olmasa da elimizdeki tüm dinlemeler park boşaldıktan 10 gün sonra başlamaktadır. Diyalog ve Uzlaşma Derneği’ni de Gezi olaylarından sonra olsa da bunun için kurmuştur. Şiddetsiz eylem diye bir web sitesi adı satın almıştır. Piyano çalan adam, duran adam ve yeryüzü iftarlarından bahsetmektedir. Dolayısıyla tüm bu eylemleri o teşvik etmiştir. Başka tüm özel ve işiyle ilgili görünen konuşmaları Gezi olaylarıyla ilgilidir. Garajistanbul’da düzenlenen bir toplantıya katılan 31 kişiye kolaylaştırıcılık yaparak Gezi olaylarını Anadolu’da yaygınlaştırmış ve derinleştirmiştir. Tüm bunların kanıtı park boşaltıldıktan sonra yapılan dinlemelerdir. 78 ildeki 5bin küsur eylemi, binlerce yazıyı, milyonlarca insanı, milyonlarca tweeti, yüzlerce festivali, dergiyi, kitabı vs. hepsini Yiğit Aksakoğlu yapmıştır. Bu davada yargılananlarla bile doğrudan bir ilişkisi olmadığı için Gezi olaylarını Yiğit Aksakoğlu neredeyse tek başına yapmıştır. Yetmemiş derinleştirip yaygınlaştırmıştır. Yani sivil toplum alanında çalışan Yiğit Aksakoğlu’nun özel ve iş hayatındaki binlerce ayrıntıdan önyargımıza uygun olanları seçerek, alt alta koyduğumuz bu şeyler elimizdeki yegâne delildir. Bu konulardan yalnızca bahsetmiş olması bunların hepsini yaptığına dair bizim için yeterli delildir. Ağırlaştırılmış müebbet istemek için başka somut delile ya da basit bilgiye bile ihtiyacımız yok. İstediğimiz konuşma ve sosyal ilişkiye, istediğimiz anlamı yükleyerek bunu yapabiliriz. Ayrıca başka hiçbir delil ya da bilgi olmasa da altı yıl öncesine ait dinlemeleri karartma veya değiştirme ihtimali olduğu için ve ne sabıkası ne de kredi kartı borcu olan Yiğit Aksakoğlu’nun kaçma ihtimali bulunduğu için 7 ay – 220 gün boyunca tek başına bir hücrede tutulması da yasal ve meşrudur. Yani yaklaşık 600 twitter takipçimle tek başıma, hükümeti devirip ne yapacaktım? Tüm hükümet üyelerinin yerine ben mi geçmeyi planlıyordum? Başka herhangi bir açıklaması olmayan bu iddianame bence çizgi film senaryosu için bile yeterince tutarlı değil.
Her nasıl olduysa gözaltına alınmamdan 8 gün önce, 8 Kasım 2018 tarihinde bazı sözde gazetelerde çıkan ve haber diye basılan şeyleri gördüm. Burada Garajistanbul toplantısıyla Gezi olaylarını derinleştirmek ve yaygınlaştırmaya çalıştığımız konusundaki saçma sapan iddiayı da gördüm. Buna rağmen 16 Kasım sabahı evden 10 polis eşliğinde alınmama çok şaşırdım. Çağırılsaydım gider ifade verirdim. Yani aradaki 8 günde bir yere kaçmadım. 7 aydır yani 220 gündür 10 m2’de tek başıma tutulmasaydım da bugün burada olurdum. 220 gündür 10 m2’de değil dışarıda olsaydım ne 6 yıl öncesinin dinlemelerine etki edebilirdim ne de bu iddianameye veya delillere en ufak bir ekleme yapılacaktı. Ya da FETÖcü polis ve savcıların büyük ihtimalle çözüm sürecine karşı oldukları için yaptırdıkları, yabancı isimler ve anlamadıkları kavramları kalın ve altı çizili olarak işaretledikleri ve 6 yıl sonra “kıymetlendirilen” dinlemeleri karartmam mümkün değildi. İnanın çok endişeleniyorum bir gün “pişman mısın?” diye sormanızdan. Neyden pişman olmam gerektiğini veya tam olarak ne suç işlediğimi anlamış değilim. Ben sadece yasal değil, meşru da olan sivil toplum faaliyetleri yürüttüm. Bunun dışında herhangi bir şey yaptığım yönünde herhangi bir delil de zaten yok. Sivil toplumun toplantı, eğitim, fon alma ve yayın çıkarma gibi faaliyetlerini, kriminalize etmenin özel sektörün satış, pazarlama ve üretim gibi faaliyetlerini kriminalize etmekten hiçbir farkı yoktur. Sivil toplumun başka aracı yoktur. Dolayısıyla bu iddianame aynı zamanda sivil toplumu topyekun kriminalize etme çabasıdır. Ben sivil toplum ve sosyal kalkınma alanında çalışan bir uzman olarak yasal ve meşru alanın dışına hiç çıkmadım. Şiddeti de her zaman dışladım.
Bunun yanı sıra Gezi olayları sırasında hayatını kaybedenler ve yaralananlardan bu iddianamede hiç bahsedilmemiş olması üzücü ve atlanılmaması gereken bir çelişkidir.
Sayın Başkan, sayın üyeler, bu dava sadece benimle ya da Gezi’yle ilgili değildir. Bu dava uzun zamandır Türkiye’de hukukla ve adaletle yurttaşlar arasında örülen yüksek duvarla ilgilidir. Yurttaşların en temel haklarına bile erişimlerinde ciddi engeller bulunmaktadır. Bu dava sürecinde olacaklar bu duvarı yıkmaz farkındayım. Ama vereceğiniz karar bu duvardan bir taşın eksilmesine ya da o duvara bir taş daha konulmasına sebep olacaktır.
Ben 7 ay 220 gün tecrit altındayım. Fakat Hollanda’daki işverenime durumu anlatamıyorum. İşimi kaybetmek üzereyim. Eşim İstanbul’da tek başına hem iki çocukla hem kendi işiyle hem de dava süreci ile uğraşıyor. Yani bu durum sadece şimdi ve benim için değil, uzun dönemli ve başkaları için de mağduriyet yaratmaktadır. Dolayısıyla hiç olmazsa bana ve aileme tüm bu yaşatılanlar için birilerinin sorumluluk almasını istiyorum. Eğer burası haklar ve sorumluluklar temelinde yurttaşlardan oluşan bir ülkeyse ben de en temel haklarıma erişim istiyorum. Özgürlüğümü istiyorum.
Bunların hiçbiri olmasa da “kaldığın yer eve uzak değilmiş, neden gelmiyorsun” diye soran 3 yaşındaki Leyla’ya, “sen ne suç işlediğin için hapistesin” diye soran 7 yaşındaki Deniz’e birilerinin cevap vermesini istiyorum. Delil karartmak veya kaçmak için değil, bu dönemin kalan son 3 gününde çocuklarımı okullarına bırakabilmek için önce tahliyemi, sonra beraatımı istiyorum.
Doç. Dr. Deniz Baykal 20 Temmuz 1938 tarihinde Antalya’da doğmuştur. Babası Hüseyin Hilmi Bey, annesi ise Feride Hanım’dır.
Deniz Baykal, 1961 yılında Olcay Baykal’la yaptığı evlilikten doğan Prof. Dr. Aslı Ataman Baykal ve Prof. Dr. Ataç Baykal’ın babasıdır. Üç torun sahibidir.
Eğitimi ve Akademik Yaşamı
1952 yılında Antalya Atatürk Ortaokulundan, 1955 yılında Antalya Lisesinden ve 1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuş, 1960 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne asistan olarak tayin olmuştur.
Bilimsel çalışmalarına bu üniversitede devam eden Baykal 1963 yılında doktora çalışmalarını tamamlamış, bitirme tezini Siyasal Katılma üzerine vermiştir. Rockefeller Foundation bursu ile gittiği ABD’de araştırmacı olarak iki yıl kalmış, Columbia Üniversitesi ve Berkeley Üniversitelerinde bilimsel çalışmalarına ABD’de devam etmiş, daha sonra Türkiye’ye dönmüştür.
Baykal, 1968 yılında Türkiye’nin Siyasal Eliti Üzerine adlı teziyle doçent olmuştur. Öğrenci hareketleri ve SBF’deki öğretim üyeliği döneminde “sosyal demokrat” olarak çevresinde tanınmaya başlamıştır. Siyasal Bilgiler Fakültesinde siyaset bilimi doçenti olarak öğretim üyeliği görevinde bulunmuştur. Siyaset bilimi alanında kitap ve makaleleri yayınlanmıştır.
Siyasi kariyerinden önce akademisyenlik ve avukatlık yapmış, 27 Mayıs 1960 darbesinden önce Demokrat Parti iktidarına karşı gelişen öğrenci hareketlerine katılarak siyasete başlamıştır.
Siyasal Yaşamı
Baykal, 1965 yılında yazdığı doçentlik tezinde CHP’nin genel seçimlerindeki yenilgisini analiz etmiş ve parti tarafından dikkate alınmaya başlanmış, doçent olduğu 1968 yılında CHP’ye girerek siyasal kariyerine başlamış, İsmet İnönü’ye karşı zafer kazanarak CHP Genel Başkanı olan Bülent Ecevit’ten gelen teklif sonucunda 33 yaşında milletvekili seçilmiştir.
14 Ekim 1973 tarihinde yapılan genel seçimlerde 185 milletvekili kazanarak birinci olan Cumhuriyet Halk Partisinden Antalya milletvekili seçilmiş ve Ecevit hükumetleri döneminde Maliye ve Enerji Bakanlığı görevlerini üstlenmiş, parti yönetiminde görev almıştır.
1974 yılında CHP-MSP koalisyonu olan 37. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinde Maliye Bakanı ve Bülent Ecevit’in 1978 yılında kurduğu 42. Türkiye Cumhuriyeti Hükumetinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak yer almıştır.
CHP parti meclisi ve merkez yürütme kurulu, genel sekreter yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. 1979 yılı Ekim ayında yapılan ara seçimlerinden sonra toplanan olağanüstü CHP kurultayında parti yönetimini ağır bir şekilde eleştirmiştir.
12 Eylül Sonrası Siyasal Yaşamı
12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi kapatılmış, Ankara’da Ordu Dil Okulu’nda gözetim altında tutulmuştur. 1982 Anayasası ile hakkında 5 yıl süreyle siyasi yasak getirilmiştir.
Baykal, 1983 yılında yeniden siyasal partilerin kurulmasına izin verilmesinden sonra siyasi yasaklı olmasına karşın 1984 yılında Sosyal Demokrasi Partisi’ne (SODEP) girmiş, bu partinin Sosyal Demokrat Halkçı Parti’yle (SHP) birleşmesiyle SHP’li olmuştur. Yasaklı olduğu halde siyasal faaliyet yürütmesi nedeniyle birçok siyasetçi ile birlikte tutuklanarak Çanakkale Zincirbozan Askeri Tesisleri’ne gönderilmiştir.
1987 yılı Eylül ayında Erdal İnönü’nün liderliğindeki Sosyal demokrat Halkçı Parti(SHP)den Antalya milletvekili seçilmiş, Grup Başkanvekilliği, ardından Genel Sekreterlik yapmıştır. 1990 yılında demokratikleşme çabalarına ilişkin bir rapor hazırlatmış, SHP’de olağan ve olağanüstü kurultaylarda Genel Başkan Erdal İnönü’nün üç defa karşısına çıkmış, ancak başarılı olamayarak Genel Sekreterlikten istifa etmiş ve SHP parti içi muhalefetinin lideri olmuştur.
Doç. Dr. Deniz Baykal, Haziran 1988’de göreve başladığı genel sekreterlikten 10 Eylül 1990’da istifa etmiş, referandum sonucunda 12 Eylül Anayasasınca yasaklanan partilerin yeniden açılabileceğine halk oylaması kararı sonucunda CHP’nin yeniden açılması üzerine CHP’ye geçerek CHP Kurultayında 54 yaşında Genel Başkanlığa seçilmiştir.
1994 yerel seçimlerine SHP, DSP ve CHP üç sol parti olarak katılacakken birleşme arayışları başlamış, DSP olumsuz yanıt vermiş, SHP birleşmeye olumlu yaklaşmış, 18 Şubat 1995’de SHP ve CHP bütünleşme kurultayı yapılmıştır. Birleşme kurultayında aday olmamış, genel başkanlıktan ayrılmış, 9 Eylül 1995’de birleşmeden sonraki kurultayda yeniden genel başkan seçilmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı ve Koalisyon Yılları
Baykal’ın genel başkanlığını yaptığı CHP, Tansu Çiller’in genel başkanlığını yaptığı Doğru Yol Partisi ile 1995 Türkiye genel seçimlerinden sonra koalisyon hükumeti kurmuştur. 30 Ekim 1995’de kurulan DYP-CHP koalisyon hükumetinde Başbakan Yardımcılığı ve ve Dışişleri Bakanlığı görevini yürütmüştür.
Çiller ve Baykal bir arada
Türkiye Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanlığını yürütmüş ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Üyeliğine seçilmiştir. Bu dönemde Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcılığına seçilmiştir.23-24 Mayıs 1998 tarihinde yapılan CHP olağan kurultayında yeniden genel başkan seçilmiştir.
18 Nisan 1999 Türkiye genel seçimlerinde partisi CHP %10’luk seçim barajını geçemeyince genel başkanlıktan istifa etmiştir. 18 Nisan 1999 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi ve Deniz Baykal ilk kez seçim sonuçlarıyla parlamento dışında kalmıştır.
Deniz Baykal, Altan Öymen ve Kemal Kılıçdaroğlu bir arada
Baykal’ın yerine Altan Öymen seçilmiş, Öymen’in genel başkanlıktan çekilmesi üzerine 1 Ekim 2000 tarihinde yapılan 11.Olağanüstü Kurultay’da yeniden genel başkan seçilmiştir.
Anamuhalefet Yılları
Baykal liderliğindeki CHP 3 Kasım 2002 Türkiye genel seçimlerinde %19,4 oyla 177 milletvekili kazanarak TBMM’ye girmiş, Anamuhalefet olan Deniz Baykal Antalya milletvekili seçilmiş, 2003 Ekim ayında 30.Kurultayda tekrar genel başkanlığa seçilmiş, 2004 Temmuz ayında yapılan olağanüstü kurultayda Mustafa Sarıgül’e karşı galip gelmiştir. 29 Ocak 2005’te yapılan CHP Olağanüstü Kurultayında Mustafa Sarıgül’ü yenerek genel başkanlık görevine devam etmiştir.
Deniz Baykal, 10 Mayıs 2010 tarihinde, internet yoluyla yayınlanan gizli kamera görüntüleri sonucunda CHP genel başkanlık görevinden istifa etmiş, yerine Kemal Kılıçdaroğlu seçilmiştir.
Doç. Dr. Deniz Baykal, 2011 ve Haziran 2015 genel seçimlerinde CHP’den Antalya milletvekili seçilmiştir. Baykal, 2015 genel seçimlerinden sonra meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla 23 Haziran 2015 günü 25. Dönemin ilk oturumunu açmış ve yeni TBMM Başkanı seçilene kadar Meclis Başkanlığına vekalet etmiştir. 1 Kasım 2015 tarihinde TBMM Seçimlerinin yenilenmesi suretiyle yapılan erken seçimlerde CHP’den Antalya milletvekili seçilmiş, seçimlerden sonra meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla yeni başkan seçilene kadar oturumları yönetmiştir. 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan milletvekilliği seçimlerinde hastalığına ve yaşlılığına rağmen yeniden Antalya Milletvekili olarak seçilmiştir.
Baykal, 11 Şubat 2023 tarihinde Ankara’da yaşamını yitirmiş, CHP Genel Merkezi’nde ve TBMM’de cenaze töreni düzenlenerek son yolcuğuna uğurlanmıştır.
2015 yılında İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Perinçek’in İsviçre’de 2005 yılında verdiği konferanslarda, “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” demesi üzerine İsviçre Mahkemeleri tarafından ‘ırkçı ayrımcılık’ gerekçesiyle cezaya çarptırılmasının akabinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ‘ifade özgürlüğü’ vurgusu yaparak İsviçre’yi haksız bulduğu davada Perinçek-İsviçre davasının temyiz duruşmasına Deniz Baykal gözlemci olarak katılmıştır.
Müzakere, genellikle doğrudan görüşme yoluyla, iki veya daha fazla tarafın belirli bir sonuca varmaları gereken hâllerde, karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak için, tartışma ve ikna yoluyla farklılıklarını gidermeye çalıştıkları, taleplerini kabul ettirmeye odaklandıkları, bilgi ve hüner sergiledikleri bir iletişim ve karar verme sürecidir. Hukuk alanında tarafların aracı olmaksızın ya da vekilleri aracılığı ile müzakere yapmaları mümkün olduğu gibi arabuluculuk ve uzlaşma yöntemi ile müzakere yapma imkanları bulunmaktadır.
Müzakere, taraflar adına karar veren yargıç yerine bir araya gelerek ortak kararlarını oluşturmak isteyen kişilerin tercih ettiği bütün alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının temelini oluşturmaktadır. Müzakereleri yöneten hakem, arabulucu, uzlaştırmacı ya da tarafsız uzman çözüm yolunu tarafların iradecisine uygun olarak kendisi bulmaktadır. Müzakere edebilmek için en az iki tarafın bulunması gerekmektedir. Tarafları gerçek ve tüzel kişiler, olabilmektedir. .
Müzakere, karşı taraftan elde etmek istediğini bu yola elde etme yöntemidir. Kişi, kurum ya da devletler, diğer taraf ya da tarafları ikna ederek kendi istek ve taleplerini karşı tarafa ya da taraflara kabul ettirmek için tüm argümanlarını kullanmakta, bu argümanları bir iletişim ve birlikte karar verme sürecinde ileri sürmektedir .
Müzakere Süreci, iki veya daha fazla tarafın, başlangıçta hedefleri farklı olduğu halde birlikte bir sonuca varmalarını gerektiren durumlarda karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak için tartışma ve ikna yoluyla farklılıkları gidermeye çalıştıkları bir etkileşim sürecidir. Müzakerede taraflar arasında karşılıklı konuşma esastır. Çift taraflı bir iletişimde her bir kişinin hem konuşmacı hem dinleyici hem gönderici hem de alıcı olduğu bir model başarılı olabilecektir. Bir müzakere süreci oluşabilmesi için uyuşmazlık konusu net ve belirlenebilir olmalıdır.
Uyuşmazlık
Uyuşmazlık kavramı; bir veya daha fazla kişinin istekleri, çıkarları, değerleri, inançları, sınırlı bir kaynağın paylaşımındaki görüşleri veya ihtiyaçları farklı olduğunda veya çeliştiğinde, ortaya anlaşmazlık çıkması veya gerginlik yaşanması durumudur. Uyuşmazlık, anlaşmazlığın aleniyet kazandığı bir aşamadır ve bu aşamadan sonra müzakere, arabuluculuk veya üçüncü bir kişinin kararı ile giderilebilmesi mümkündür.
Müzakerede kazanma ve kaybetme yoktur, ikna etmek temel bir düşüncedir. Müzakere, çaba ve emek gerektirmekte, tarafların gönüllü olarak katıldığı bir vetirede gerçeğe ve doğru amaca ulaşma isteğini yansıtmaktadır.
Hedef noktası
Müzakereler başlamadan önce tarafların kafalarında belirleyerek masaya geldikleri ve görüşmeler nihai olarak sonuçlandırıldıktan sonra elde edilecek menfaatin sağlanarak masadan kalkılması planlanan noktadır.
İkna, bilgi ve kanıtların yapılandırıldığı, örgütlendiği, dış görünüş, konuşma tarzı, beden dili ve iletişim yoluyla birden fazla faktörün kullanıldığı tartışma yöntemidir. Dolayısıyla müzakere tartışma temeline dayanmaktadır. Müzakere sonucunda anlaşmak hedef olmakla birlikte anlaşamama durumunda tarafların yedek planları bulunmaktadır. Müzakeredeki Anlaşmanın Alternatif B Planı – BATNA (İngilizce: BEST ALTERNATIVE TO A NEGOTIATED AGREEMENT) karşı tarafın müzakereye girmemesi veya mevcut müzakerenin başarısız olması ve anlaşma sağlanamaması durumunda uygulanacak B Planıdır.
Empati
Kişinin kendini bir başka kişinin rolüne koyma yeteneğidir. Empati, karşı tarafın ya da tarafların içinde bulunduğu davranışları ve duyguları önyargılı olmadan doğru olarak anlayabilmek ve paylaşabilmek; diğer tarafın pozisyonunu, teklifini ve durumunu kavrayabilmektir. Bu yetenek kişilere dünyayı karşısındaki kişinin gözleriyle görme olanağı sağlamaktadır.
Kazan – Kazan Yöntemi
Uyuşmazlıkların çözümünde karşılıklı kazanç ve menfaatlerin gözetildiği ve elde edildiği, ilave yeni değerler yaratılabildiği, ihtiyaca dayalı, bütünleştirici ve birleştirici müzakere yöntemidir.
Rekabetçi Yaklaşım
Taraflardan birinin kendi çözüm yolunu karşı tarafa kabul ettirme çabasında olduğu, isteğinde mutlak haklı olduğunu düşündüğü, karşı tarafın ne istediğin önemsemediği, gerilimin yükseltildiği ve hedefe odaklanıldığı müzakere biçimidir
İşbirlikçi Müzakere Modeli
Her iki tarafın da ortak kazancını maksimum düzeye çıkardığı ve herkesin bir şeyler kazandığı hissi ile görüşmelerden ayrıldığı uzlaşma türüdür. Bütünleştirici Müzakere Modeli olarak adlandırılan ve rekabetçi yaklaşımın tersi olan modeldir. Her iki tarafın da ortak kazancını maksimum düzeye çıkardığı ve herkesin bir şeyler kazandığı hissi ile görüşmelerden ayrıldığı uzlaşmalardır. İşbirlikçi Müzakere Modeli rekabetçi yaklaşımın tersi olan modeldir.
Direnç Noktası
Taraflardan biri açısından, altında veya üzerinde bir teklif ile müzakerenin artık devam ettirilemeyeceği ve kabul edilebilecek en son noktadır.
Güç Dengesizliği
Arabuluculuk sürecine hazırlık, müzakere becerisi, mali kaynak ve hukukçu veya uzmanlara erişim gücüne dayalı olarak taraflar arasında ortaya çıkan göreli eşitsizliktir.
İlk Teklif
İlk Teklif Taraflardan birinin istediği ve belirttiği ilk istektir. Bu istek ile getirildiğinde karşı taraftan yeni bir teklif beklenir bunun adı karşı tekliftir.
Karşı Teklif
Taraflardan birinin verdiği ilk teklife karşılık verilen ilk karşılıktır.
Özetleme
Aktif dinleme yapmak ve duyduklarını tarafsız ve ayrımcı olmayan bir dille sadeleştirmek; arabuluculuk müzakere sürecinde, derine ve detaylara inildikçe konuların karmaşıklaşmasını ve dağınıklaşmasını önlemek üzere belli aralıklarla konunun netleştirilmesini sağlamayı amaçlayan yöntemdir.
Harvard Müzakere Modeli
Harvard Üniversitesi Hukuk ve İşletme Fakültelerinin uyuşmazlık çözümü stratejileri çalışmaları kapsamında ortaya çıkan, kişileri problemlerden ayrı tutan, talepler yerine ihtiyaçlara odaklanılan, karşılıklı kazanç seçenekleri yaratmaya çalışılan ve müzakerelerde nesnel kriterler kullanılan müzakere yöntemidir
Uzlaşma
Hem kendi ve hem de karşı tarafın istek ve ihtiyaçlarının orta bir noktada dengelenerek elde edilmesi yönünde sergilenen müzakere tarzıdır.
Arabuluculuk
Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve kamu hizmeti olarak yürütülen ihtiyari uyuşmazlık çözüm yöntemidir. (İngilizce: Mediation)
Arabuluculuk Sözlüğü : İletişim, Arabuluculuk ve Uzlaşma
Açık Duruş
Bedenin açık durumda olduğu, özellikle kolların ve bacakların serbest bırakıldığı, genellikle bilinçdışı bir bedensel duruş. Toplumsal etkileşimde açık duruşlar fikir birliğine, etkileşime açık olmaya ve bir kişinin rahatlamasına işaret edebilir.
Açık Uçlu Soru
Açık uçlu sorular, bir konuya ilişkin ayrıntılı bilgi almak için sorulan “ne, niçin, neden, nasıl, nerede, hangi, ne zaman” gibi sorulardır. Bunlara “özgür yanıtlı” sorular da denir.
Adliye Arabuluculuk Bürosu
Arabuluculuğa başvuranları bilgilendirmek, arabulucuları görevlendirmek ve kanunla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere Bakanlıkça adliyelerde kurulan birimdir.
Sözlü düello veya atışma özellikleri olan kişiler arasında cereyan eden üslup türü
Agresyon
Sözel ve fiziksel olabilen zor kullanan hedefe yönelik eylem. Öfke hiddet veya düşmanlık duygularının motor karşılığıdır.
Aktif Dinleme
Dinleyicinin kaynaktan gelen sözlü mesajı sözünü kesmeden anlayarak dinlemek, muhatabın konuşma içeriğinin doğru anlaşıldığından emin olmak, kaynağın sözlerinin ve aynı anlam ve duyguyu içerecek şekilde tekrar kaynağa iletebilmek; karşı tarafı duymak, anlamak ve anladığını hissettirmek
Algı
Duyular aracılığıyla nesneleri kavrama süreci. Bir nesne veya olaya ilişkin bilinçli farkındalıktır.
Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yöntemi
Anlaşma Aralığı
Tarafların direnç noktaları arasında kalan potansiyel anlaşma alanı, pazarlık alanı, pozitif uzlaşma aralığı
Anlaşma Tutanağı
Arabuluculuk faaliyetinin tarafların anlaşmaya varması şeklinde sona ermesi halinde, üzerinde anlaşılan konuların kağıda dökülerek belgelenmesidir.
Anlaşmama Tutanağı
Arabuluculuk faaliyetinin tarafların anlaşmaya varamaması şeklinde sona ermesi halinde düzenlenen belgedir
Arabulucu
Arabuluculuk faaliyetini yürüten ve Bakanlıkça oluşturulan arabulucular siciline kaydedilmiş gerçek kişilerdir. (İngilizce: Mediator)
Arabulucu Bilgi Sistemi
Arabuluculukla ilgili tüm iş ve işlemlerin elektronik ortamda yapılmasını sağlayan, UYAP ile entegre şekilde çalışan bilişim sistemidir.
Arabulucu Sözleşmesi
Arabulucu sözleşmesi, arabulucu ve uyuşmazlığın tarafları arasında yapılmakta, tarafların hak ve yükümlülüklerini düzenlemektedir.
Arabuluculuk
Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve kamu hizmeti olarak yürütülen ihtiyari uyuşmazlık çözüm yöntemidir. (İngilizce: Mediation)
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu
Arabuluculuk Kurulu
Arabuluculuk hizmetlerine ilişkin temel ilkeler ile arabuluculuk meslek kurallarını belirleyen, ilke ve standartları belirleyen, denetime ilişkin kuralları belirleyen, yönetmelik taslaklarına son şeklini veren, arabulucuların sicilden silinmesine karar veren, sicile kayıt aidatını ve yıllık aidatları tespit eden, Asgari Ücret Tarifesini onaylayan, daire başkanlığına tavsiyelerde bulunan, yıllık faaliyet raporu ve planı hakkında görüş bildiren ve görevleri kanun ile sayılan kuruldur
Arabuluculuk Daire Başkanlığının, özel hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk yapma yetkisini kazanmış kişilerin sicillerini, sicil numarası vermek yoluyla tuttuğu sicildir.
Arabuluculuk Sözleşmesi
Taraflar arasında uyuşmazlık konusunda arabuluculuğa başvuru yapılmasına ilişkin sözleşmedir. Bu sözleşme, uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce yapılabileceği gibi uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra da yapılabilmektedir.
Arabuluculuk Süreci
Arabulucuya başvurusu, tarafların davet edilmesi, görüşmelerin başlaması, tarafların taleplerinin belirlenmesi. taraflar arası iletişim sürecinin gerçekleşmesi, delillerin sunulması ve değerlendirilmesi, taraflar arası anlaşmanın sağlanması yahut anlaşma sağlanamayacağını anlaşılması ile nihai tutanağın hazırlanacağı vetiredir.
Arabuluculuk Yönetmeliği
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği
Arabulucuyu Atama Yöntemi
Adliye Arabuluculuk Bürosuna yapılan başvuru sonucunda UYAP arabulucu portalı üzerinden sicile kayıtlı arabulucular arasından yapılan atama işlemidir
Arabulucuyu Seçme Yöntemi
Tarafların ortak iradesi ile arabulucunun seçilmesidir
Avrupa Arabulucular Etik kuralları
Bireysel arabulucuların, kendi sorumlulukları altında uymayı gönüllü olarak taahhüt edebilecekleri ilkelerden oluşmaktadır. Avrupa Etik Kuralları, medeni hukuk ve ticaret hukuku uyuşmazlıklarında başvurulan her çeşit arabuluculuğa uygulanmaktadır.
Ayrıntıcılık
Konuşmanın gereksiz ayrıntılarla uzatılması ve bir türlü amaca yöneltilememesidir.
Azalmış İçgörü
Bir durumun nesnel gerçekliğini anlama yetisinin azalması
Bağımsızlık
Arabulucunun, taraflardan biriyle herhangi bir kişisel veya iş ilişkisinin bulunmaması, arabuluculuğun sonucuna yönelik doğrudan veya dolaylı, herhangi bir mali veya diğer menfaatinin bulunmaması, arabulucunun veya onun firmasından birinin, taraflardan biri için arabuluculuk dışında herhangi bir yetkiyle görev yapmamasıdır
Bakış Açısı
Bir olayda, konuyu veya düşünceyi belirli bir noktadan inceleme, olaya belirli bir yönden bakma; görüş açısı, görüş
Başlangıç Aşaması
Arabulucunun giriş konuşması yaparak başlattığı ve ilk oturumun yapıldığı, temel kuralların ortaya konulduğu ve doğrulandığı ilk aşamadır
Beden Dili
Mesajların jestler, mimikler, duruş biçimi gibi sözel olmayan bir iletişim biçimidir
Belge Saklama Yükümlülüğü
Arabuluculuk faaliyeti sona erdiğinde, bu faaliyete ilişkin olarak yapılan bildirimi, tevdi edilen ve elde bulunan belgeleri ve düzenlenen tutanak ve anlaşmaların birer örneğini mevzuatta belirtilen süre ve şekilde saklama zorunluluğudur
Belirsizlik
Herhangi bir olayın gelecekte olma olasılığının istatistik yöntemlerle tahmin edilememesi
Beyin Fırtınası
Bir konuyu veya sorunu birden fazla insanın bir araya gelip, olabildiğinde çok fikir üretmek için düşündüğü ve söylenen fikirlerin bir tahtaya yazıldığı, daha sonra bunların sistematik olarak
düzenlenerek değerlendirildiği bir yöntemdir.
Bilgi Değişimi
Bireyin bir iletişim süreci sonunda mevcut bilgilerinde meydana gelen değişimi ifade etmektedir.
Bilgilendirme Tutanağı
Bütünleştirici Müzakere
Her iki tarafın da ortak kazancını maksimum düzeye çıkardığı ve herkesin bir şeyler kazandığı hissi ile görüşmelerden ayrıldığı uzlaşmalardır İşbirlikçi Müzakere Modeli olarak adlandırılan ve rekabetçi yaklaşımın tersi olan modeldir
CEPEJ
Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu
Çatışma
Çatışma, en az iki bireyin kendi amaçlarına ulaşma doğrultusundaki yaklaşımlarının veya eylemlerinin birbirlerini engellediği, ketlediği veya sınırladığı durumdur. Çatışma durumları çoğunlukla gerçekçi çatışmalar ve sosyal kimlik çatışmaları olarak iki sınıfa ayrılırlar
Daire Başkanlığı
Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Arabuluculuk Daire Başkanlığıdır.
Dava Şartı Arabuluculuk
Davranış Değişikliği
Bireyin belirli bir durumda çevreden gelen etkiler sonucu yaptığı hareketler, söylediği sözler, verdiği tepkiler ve gösterdiği değişimler
Değer Atfetme
Kişilerin belirli bir olay veya insanla olan özel ilişkilerinde kişisel duygu ve deneyimler üzerinden hissedilen yakınlık ve uzaklık üzerinden yaptığı değerlendirme
Değer Biçme
Olay veya insanların ilkeler, kurallar ve normlar bakımdan nitelendirilerek genel değer yargılarına veya genel değer yargılarına dayanarak çıkartılan özel değer yargılarına dayanılarak yapılan değerlendirme
Değer Yargısı
Davranışlara, sözlere, olay, olgu ve nesnelere karşı verilebilecek iyi ve kötü yargılar
Değerlendirici Arabuluculuk
Değerlendirici arabulucu, taraflara muhtemel bir davanın sonucu hakkında tavsiyelerde bulunmakta, dosyanın zayıf ve güçlü yanlarından bahsetmekte, dosyanın içeriğini değerlendirerek, teknik ve hukuki bilgi sağlamaktadır. Bu yöntem, taraflar arasındaki ilişkinin önemli olmadığı ve tarafların uyuşmazlık için hızlı bir çözüm elde etmek istedikleri hâllerde tercih edilmekte, tarafların menfaat ve ihtiyaçlarından çok, hakları üzerinde durulmaktadır.
Deontoloji
Profesyonel bir mesleği yapanların uygulaması gerekli ahlaki değer ve etik kuralları inceleyen bilim dalıdır. İnsanın belirli temel görevleri olduğunu kabul eden etik kuralları baz almakta ve bu kurallardan kaynaklanan sorumlulukların mesleki çalışmalardaki yerini tespit etmektedir.
Dikkat
İnsanın çevresindeki tüm faktörlerin ve özellikle yakın çevresindeki tüm davranış ve olguların farkında olmasıdır
Direnç Noktası
Taraflardan biri açısından, altında veya üzerinde bir teklif ile müzakerenin artık devam ettirilemeyeceği ve kabul edilebilecek en son noktadır.
Dönüştürücü Arabuluculuk
Tarafların her birinin güçlendirilmesi; ihtiyaç, menfaat, değer ve görüşlerinin tanınması; bu şekilde onların geliştirilmesi fikrine dayanmaktadır ve ilişki odaklı arabuluculuk olarak adlandırılmaktadır. Dönüştürücü arabuluculuk, akran arabuluculuğunda sıklıkla kullanılmaktadır.
Empati
Kişinin kendini bir başka kişinin rolüne koyma yeteneği; karşı tarafın yada tarafların içinde bulunduğu davranışları ve duyguları önyargılı olmadan doğru olarak anlayabilmek ve paylaşabilmek; diğer tarafın pozisyonunu, teklifini ve durumunu kavrayabilmek. Bu yetenek kişilere dünyayı karşısındaki kişinin gözleriyle göre olanağı sağlar.
Esneklik
Fikirlerinde değişime ve çeşitliliğe açık olmak
Eş Arabuluculuk
Arabuluculuk sürecinin birden fazla arabulucu yardımıyla yürütüldüğü arabuluculuk türüdür
Eşitlik
Tarafların, arabulucuya başvururken ve arabuluculuk süreci boyunca eşit haklara ve imkanlara sahip olmasıdır
Etik
Ahlak, töre, olması gereken davranış biçimi ve ahlaki değerler; felsefenin ödev, yükümlülük, sorumluluk ve erdem gibi kavramlarını analiz eden, doğruluk veya yanlışlık ile iyi veya kötüyle ilgili ahlaki yargıları ele alan, ahlaki eylemin doğasını soruşturan ve iyi bir yaşamın nasıl olması gerektiğini açıklamaya çalışan dalı
Etkileşim
Bir tarafın diğer tarafın zihinsel durumunu etkileyebilmesi
Farazi Soru Tipi
Arabuluculuk süreci içinde taraflarda değişik bir bakış açısı uyandıran, onları herhangi bir taahhüt altına sokmaksızın seçenekleri değerlendirmeleri için bir imkan sunan soru tipi
Fikir Oluşumu
Bir tarafın konu hakkındaki kararlarını yönlendiren süreçtir
Gerçeklik Testi
Arabuluculukta, taraflara anlaşma olması veya olmaması durumunda neler kaybedileceğinin açık uçlu sorularla vurgulandığı ve anlatıldığı yöntem
Gizlilik
Arabuluculuk faaliyeti esnasında elde edilen bilgilerin karşı tarafla veya üçüncü kişilerle paylaşılmaması ve arabuluculuk sürecinde hazırlanan belgeler ve süreçte yapılan açıklamaların anlaşmaya varılamaması hâlinde yargısal yollarda delil olarak kullanılması, yapılan açıklamalar ile paylaşılan sırların başka amaçlarla kullanılamamasıdır.
Gönüllülük
Tarafların, sürece başlayıp başlamama, başladığı süreci devam ettirip ettirmeme ve sonuçlandırıp sonuçlandırmama konusunda serbest iradeye sahip olmasıdır.
Gönüllülük
Tarafların, sürece başlayıp başlamama, başladığı süreci devam ettirip ettirmeme ve sonuçlandırıp sonuçlandırmama konusunda serbest iradeye sahip olmasıdır.
Görünüş
Belli, açık, beş duyuya hitabeden, gözlem ve deneye giren
Göz Teması
Sözlü olmayan iletişimin en hassas ve en anlamlı biçimidir
Gözlem
Bir olayın, nesnenin veya durumun nitel ve nicel özelliklerinin saptanabilmesi için bir plan doğrultusunda gözetlenip incelenmesidir. Sözel olmayan davranışların incelenmesinde etkilidir.
Güç Dengesizliği
Arabuluculuk sürecine hazırlık, müzakere becerisi, mali kaynak ve hukukçu veya uzmanlara erişim gücüne dayalı olarak taraflar arasında ortaya çıkan göreli eşitsizliktir
Güdümleme (Manipülasyon)
Karşı tarafın fikir, tutum ve davranışlarını onun farkında olmadan etkilemek
Güven
Birinin veya bir şeyin güvenilir, dürüst, iyi veya doğru olmasına inanılması
Güvensizlik
Güvensizlik, kişinin amaçları, idealleri, yetenekleri ve başkalarıyla ilişkileri ile ilgili belirsizliklerinden kaynaklanan, çeşitli sıkıntılarla karşılaştığında ortaya çıkan korunmasızlık ve yetersizlik duygusunu anlatan kavramdır.
Harvard Müzakere Modeli
Harvard Üniversitesi Hukuk ve İşletme Fakültelerinin uyuşmazlık çözümü stratejileri çalışmaları kapsamında ortaya çıkan, kişileri problemlerden ayrı tutan, talepler yerine ihtiyaçlara odaklanılan, karşılıklı kazanç seçenekleri yaratmaya çalışılan ve müzakerelerde nesnel kriterler kullanılan müzakere yöntemidir
Hazırlık Aşaması
Arabuluculuk faaliyeti için gereken hazırlıkların yapıldığı, taraflarla ayrı ayrı veya birlikte bilgilendirme oturumu düzenlendiği ilk aşamadır ve arabuluculuk faaliyetinin fiilen başlamasından önceki süreyi de kapsayabilir.
Hedef noktası
Müzakereler başlamadan önce tarafların kafalarında belirleyerek masaya geldikleri ve görüşmeler nihai olarak sonuçlandırıldıktan sonra elde edilecek menfaatin sağlanarak masadan kalkılması planlanan nokta
Hoşgörü
Gücenmeyi gerektiren bir tutum ya da davranış karşısında tepki göstermeme, tahammül gösterme
İcra Edilebilirlik Şerhi
Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesine ilam niteliğinde belge özelliği kazandıran, edimlerin taraflarca yerine getirilmediği durumlarda anlaşmanın mahkeme kararı aracılığıyla icra edilebilmesine olanak sağlayan yargı kararı
İhtiyaç
Menfaatlerden oluşan ihtiyaçlar, çatışmadaki bir tarafın gerçekte neye ihtiyaç duyduğu ile ilgilidir, öncelikli ve gerçek ihtiyacını tatmin eden hususlardır.
İhtiyaç
Bireyin bir şeyin yokluğunu hissetmesi
İkna
Bilgi ve kanıtların yapılandırıldığı, örgütlendiği, dış görünüş, konuşma tarzı, beden dili ve iletişim yoluyla birden fazla faktörün kullanıldığı tartışma yöntemi
İlk Teklif
Taraflardan birinin istediği ve belirttiği ilk istektir
İnandırma
Bilgi ve kanıta ihtiyaç olmaksızın gerçek yada gerçek dışı bir şeyin doğruluna inandırmak
İnceleme Aşaması
Uyuşmazlığın altında yatan sebeplerin ve menfaatlerin ortaya çıkarıldığı aşama
İradilik
Tarafların, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbest olmaları halidir. Taraflar, sulhe ulaşma konusunda serbest iradeye sahiptir ve çözümü kabul edip etmeme veya çözüm konusunda anlaşılmışsa, bunun içerik ve şartları hakkında karar verme yetkisine sahiptir
İşbirlikçi Müzakere Modeli
Her iki tarafın da ortak kazancını maksimum düzeye çıkardığı ve herkesin bir şeyler kazandığı hissi ile görüşmelerden ayrıldığı uzlaşmalardır Bütünleştirici Müzakere Modeli olarak adlandırılan ve rekabetçi yaklaşımın tersi olan modeldir
Kaçınmacı Yaklaşım
Bir tarafın kendi isteklerini yada karşı tarafın isteklerini önemsememesi, tartışmaya ve çatışmaya girmemesi, çatışmayı ertelemesidir.
Kapalı Uçlu Soru
Kapalı uçlu sorular, iki seçenekli sorulardır; bu tip sorularda cevap, sadece “evet-hayır”, “katılıyorum-katılmıyorum” ve benzeri şekilde iki seçeneklidir.
Karar Verme Süreci
Bir tarafın olası alternatiflerden birini seçmesindeki tüm faktörleri, düşünceleri, yöntemleri ve kuralları içeren süreç
Karşı Teklif
Taraflardan birinin verdiği ilk teklife karşılık verilen ilk karşılıktır.
Karşılıklı Konuşma
Çift taraflı bir iletişimde her bir kişinin
Hem konuşmacı hem dinleyici hem gönderici hem de alıcı olduğu model
Katılımcı Gözlem
Gözlemcinin gözlemlediği grubun bir parçası olduğu, grup içinde sorumluklarının bulunduğu ve aktif rol alabileceği etkinliklerin bulunduğu gözlem türüdür. Sözel olmayan davranışların incelenmesinde etkilidir.
Kaygı
Strese tepki olarak ortaya çıkan karmaşık psiko- fizyolojik sürece de kaygı adı verilir. Kaygısı olan bir kişide bir korku hali, nefes almada güçlük, çarpıntı, ağız kuruluğu, terleme, solukluk, halsizlik, gerginlik ve tedirginlik halleri görülür.
Kazan – Kazan Yöntemi
Uyuşmazlıkların çözümünde karşılıklı kazanç ve menfaatlerin gözetildiği ve elde edildiği, ilave yeni değerler yaratılabildiği, ihtiyaca dayalı, bütünleştirici ve birleştirici müzakere yöntemi
Kolaylaştırıcı Arabuluculuk
Tarafların uyuşmazlığın çözümünde ortak menfaatlerinin bulunması üzerine yapılandırılmış bir arabuluculuk türüdür ve bizzat taraf katılımı sağlanmakta, süreç, taraflar arasındaki iletişimi geliştirici ve aydınlatıcı bir yol izlemekte, arabulucu hukuki değerlendirme yapmamakta, taraflara tavsiyelerde bulunmamakta, hukuki bilgiler sunmamakta tarafların tartışmalarına mümkün olduğunca az müdahale edilmektedir.
(İngilizce Faciliative Mediation)
Korelasyon
Birden fazla değişken arasındaki ilişkinin derinliğini ve mantıksal bağını gösteren yöntem
Meslek Etiği
Meslek etiği, belirli bir meslek grubunun, meslek üyelerine emreden, onları belli kurallarla davranmaya zorlayan kişisel eğilimlerini sınırlayan, yetersiz ve ilkesiz üyeleri meslekten dışlayan, mesleki rekabeti düzenleyen ve hizmet ideallerini korumayı amaçlayan mesleki ilkeler bütünüdür.
Mimik
Duyguları, düşünce ve olayları belirtecek biçimde yüzde beliren hareketler; sözlü olmayan iletişim yöntemi
Muhtemel Anlaşma Zemini
Tarafların anlaşmalarının mümkün olabileceği aralığı ifade eder. (Bknz: Anlaşma aralığı)
Müzakere
Doğrudan görüşme yoluyla, iki veya daha fazla tarafın belirli bir sonuca varmaları gereken hâllerde, karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak için, tartışma ve ikna yoluyla farklılıklarını gidermeye çalıştıkları, taleplerini kabul ettirmeye odaklandıkları, bilgi ve hüner sergiledikleri bir iletişim ve karar verme sürecidir.
Müzakere Süreci
İki veya daha fazla tarafın, başlangıçta hedefleri farklı olduğu halde birlikte bir sonuca varmalarını gerektiren durumlarda karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak için tartışma ve ikna yoluyla farklılıkları gidermeye çalıştıkları bir etkileşim sürecidir.
Müzakeredeki Anlaşmanın Alternatif B Planı – BATNA
(İngilizce: BEST ALTERNATIVE TO A NEGOTIATED AGREEMENT)
Karşı tarafın müzakereye girmemesi veya mevcut müzakerenin başarısız olması ve anlaşma sağlanamaması durumunda uygulanacak B Planıdır.
Nedensellik Bağı
Sebep sonuç ilişkisinin kurulması
Negatif Önerme
Olumsuz durumları öne çıkararak ikna etmeyi amaçlayan yöntem
Norm
Kişilerin belli durumlardaki davranış biçimleri veya beklenilen davranış şekilleri; ortak beklenti ve davranış standartları
Öfke
Engellenme, incinme, gözdağı benzeri bir durum karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi ve kızgınlık
Özetleme
Aktif dinleme yapmak ve duyduklarını tarafsız ve ayrımcı olmayan bir dille sadeleştirmek; arabuluculuk müzakere sürecinde, derine ve detaylara inildikçe konuların karmaşıklaşmasını ve dağınıklaşmasını önlemek üzere belli aralıklarla konunun netleştirilmesini sağlamayı amaçlayan yöntem
Pazarlık
Bir tarafın diğer tarafın davranışlarını değiştirmeye yönelik ve genellikle bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek için yapılan bir seri önerinin ve karşı tekliflerin yer aldığı bir süreçtir.
Pozisyon
Pozisyon; masada ne istendiği hakkındaki söylemler ve bir tarafın masadaki istekleridir.
Pozitif Önerme
Olumlu durumları öne çıkararak ikna etmeyi amaçlayan yöntem
Problem Çözme
Tarafların birlikte kazanmayı tercih ederek rasyonel davranış sergilemesi ve bireysel çıkar yerine her iki tarafın çıkarının düşünülmesidir.
Propaganda
Karşı tarafın fikir, karar ve eylemlerini yönlendirmek için bilinçli ve sistematik çaba
Rekabetçi Yaklaşım
Taraflardan birinin kendi çözüm yolunu karşı tarafa kabul ettirme çabasında olduğu, isteğinde mutlak haklı olduğunu düşündüğü, karşı tarafın ne istediğin önemsemediği, gerilimin yükseltildiği ve hedefe odaklanıldığı müzakere biçimidir
Risk
Herhangi bir olayın gelecekteki sonucunun kesin olmadığı, fakat sonuçlarının gerçekleşme olasılıklarının bilindiği veya tahmin edilebildiği durum
Rol
Kişinin canlandırdığı karakter
Sert Tepki
Kendi görüşlerinin ve inançlarının mutlak doğru olduğunu düşünen bireylerin tepkileridir.
Sır Saklama Yükümlülüğü
Arabuluculuk sürecindeki gizlilik kapsamına giren konuların ifşa edilmemesidir.
Son Tutanak
Arabuluculuk faaliyetinin sonunda ve tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya faaliyet başka sebeple sona erdi ise bu sebeplerin yazıldığı, arabuluculuk sürecinin sona erdiğini belgeleyen, arabulucu ve taraflar veya vekillerince imzalanan tutanak
Sonuç Evrakı
Arabuluculuk sürecinin olumlu bitmesi halinde tarafların anlaştıkları konuların yazıldığı belge
Sonuç Tutanağı
Arabuluculuk sürecinde bir karar mercii bulunmamaktadır. Süreç sonunda tarafların vardığı sonuç tutanağa yazılmaktadır. Taraflar uyuşmazlıklarını anlaşarak veya anlaşamayarak sonuçlandırır. Taraflar arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varır ise, varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir ve bir anlaşma belgesi düzenlenir. Aksi halde anlaşmama tutanağı düzenlenir.
Sözlü İletişim
Düşünce ve tekliflerin dille, yani, sesli olarak ifade edilmesidir
Sözsüz İletişim
Farkında olmaksızın yada bilerek gerçekleşen, yüz ifadesi, beden duruşu, konuşma tarzı, jest ve mimikler, ses tonu, mesafe ve giyim tarzı gibi ayrıntılarla ortaya çıkan iletişimdir
Şeffaflık
Kararların, kurallar ve düzenlemeler doğrultusunda alınması ve uygulanması, alınan kararlardan etkileneceklerin bilgiye erişiminin sağlanması ve bu bilginin de ulaşılabilir, anlaşılır ve somut olması prensibidir.
Tahkim
Tarafsız üçüncü kişi olan hakemin yaptığı yargılama sonucunda tarafları bağlayıcı bir karar vererek uyuşmazlığı çözmesine dayalı alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir.
Tarafsızlık
Arabulucunun görevini yerine getirirken söz, davranış ve görünümünde kendi duygu, değer ve önceliklerine yer vermemesi, uyuşmazlığın dışında kalan bir tarafsız ve profesyonel üçüncü kişi olmasıdır.
Tartışma
İnsanların bir konu hakkındaki farklı fikirlerini ifade ettikleri durum; kabul edilebilir bir anlaşmaya varmak için taraflar arasında gerçekleştirilen görüşmeler, açıklamalar, sentezler, öneriler
Tepki
Bir söz ve eylemin yol açtığı, uyandırdığı karşı eylem; herhangi bir etkiye yanıt olarak doğan davranış ya da söz
Türkiye Arabulucular Etik Kuralları
Türkiye Arabulucular Etik Kuralları karşılaştırmalı hukuktaki etik ve uygulama kuralları dikkate alınarak ülkemizin arabuluculuk sistemi ile sosyal ve kültürel değerlerine uyumlu olacak biçimde, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından hazırlanmış olup, Arabuluculuk Kurulu tarafından gözden geçirilerek 2017 yıl sonunda kabul edilmiştir.
Uyuşma Stratejisi
Diğer adı teslim olma stratejisidir. Taraflardan birinin kendisi veya grubun ortak çıkarı için ilgisinin ve endişesinin düşük olması sonucunda karşı tarafın isteklerini ve taleplerini kendi istek ve taleplerinden daha doğru veya anlamlı bularak çatışma halinin çözülmesidir.
Uyuşmazlık
Uyuşmazlık kavramı; bir veya daha fazla kişinin istekleri, çıkarları, değerleri, inançları, sınırlı bir kaynağın paylaşımındaki görüşleri veya ihtiyaçları farklı olduğunda veya çeliştiğinde, ortaya anlaşmazlık çıkması veya gerginlik yaşanması durumudur. Uyuşmazlık, anlaşmazlığın aleniyet kazandığı bir aşamadır ve bu aşamadan sonra müzakere, arabuluculuk veya üçüncü bir kişinin kararı ile giderilebilmesi mümkündür.
Uzlaşma
Hem kendi ve hem de karşı tarafın istek ve ihtiyaçlarının orta bir noktada dengelenerek elde edilmesi yönünde sergilenene müzakere tarzıdır.
Uzlaşmacı Yaklaşım
Orta yollu çözümle ortada buluşulduğu, aradaki farkın ikiye bölündüğü, taraflar tam bir tatmin sağlayamadığı ve durumu idare ettiği, zaman baskısı olduğunda kullanılan, kazanan ve kaybeni olmayan müzakere yaklaşımı
Yansıtma
Kişinin söylemini aynı kelimelerle, aynı ses tonu ve aynı beden dili ile geri bildirme
Yarı Kapalı Uçlu Sorular
Yarı kapalı uçlu sorular, kapalı uçlu soru tipine “başka” veya “diğer” gibi açık uçlu seçeneğin eklenmesi yoluyla sorulan sorulardır. Yarı açık uçlu sorular, sorunun cevabı dışında başka bir yanıt verilebilen sorulardır.
Yarışmacı Yaklaşım
Uyuşmazlık çözümünde bireyin amacının ne pahasına olursa çatışmadan galip çıkmak olması halidir.
Yeniden Çerçeveleme
Kelimelerin düzeltilmesi, yeniden düzenlenmesi ve değiştirilmesi yoluyla onlara daha olumlu anlam kazandırılması; yapıcı olmayan çerçeveden uzaklaşmak, farklı ve pozitif bir ifadeye ulaşmak, problemin çözümüne hiçbir katkısı olmayan kısımlardan kurtulmak
Zaman Yönetimi
Üreticiliği ve verimliliği arttırmak amacıyla, belirli aktiviteler üzerinde harcanan zamanı bilinçli bir şekilde kontrol etme yöntemidir.
Sözlük, yazar İbrahim Aycan tarafından hazırlanmış, Arabuluculukla ilgili bir kitapta kitap bölümü olarak Aristo tarafından yayınlanmıştır
Dünyadaki Mülteci Problemi Konusunda Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi, 1994 yılı eylül ayında İsveç’in Stockholm kentinde düzenlenen 46’ıncı Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulunda kabul edilmiştir.
Dünyadaki Mülteci Problemi Konusunda Dünya Tabipler Birliği Bildirgesi
İnsan hakları ihlallerinden, politik baskılardan, ırkçılıktan kıtlıktan ve sivil baskılardan kaçmak için ülkelerini terketmiş olan dünyanın birçok kesimindeki mültecilerin önüne geçilemez bir akışı varken, Küba, Bosna, Haiti, Somali, Ruanda ve birçok yerde meydana gelen insanlık trajedilerinin raporları ile dünyanın gündemi belirlenirken, İnsani yardım tıbbi bakım ve gıda desteği için müthiş bir ihtiyaç varken ve birçok gönüllü hekim ve diğer sağlık personeli mültecilere tıbbi bakım sağlarken, tıbbi destek, gıda ve giyimden başka, çok daha fazlası gereklidir.
ÖYLEYSE BUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN
1. Ulusal tabip birlikleri, mülteciler ve bu ülkelerin vatandaşları için tıbbi ve insani yardım sağlamaya yardım eder.
2. Ulusal tabip birlikleri insanların yaygın mağduriyetlerini azaltmak için bu çabalara katılma konusunda hükümet kurumlarını ve diğer hükümet dışı organizasyonları zorlar.
3. Tüm bireyler; baskıları bu krizlere sebep olan hükümetlerden yetki almaksızın doğrudan mülteci ve vatandaşlara bu tip yardımların sağlanması konusunda çaba sarfeder.
Dünya Tabipler Birliği
Dünya Tabipler Birliği (WMA) hekimleri temsil eden en geniş uluslararası kuruluştur. Örgüt, 17 Eylül 1947 tarihinde 27 farklı ülkeden hekimin Paris’te bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Organizasyon, hekimlerin bağımsızlığını sağlamak ve hekimler tarafından her zaman mümkün olan en yüksek etik davranış ve bakım standartları için çalışmak üzere oluşturulmuştur. WMA, üyelerine özgürce iletişim kurmaları, aktif olarak işbirliği yapmaları, yüksek tıbbi etik standartları ve mesleki yeterlilik konusunda fikir birliğine varmaları ve dünya çapında hekimlerin mesleki özgürlüklerini teşvik etmeleri için ortak bir forum sunmaktadır.
WMA bağımsız profesyonel örgütler konfederasyonu niteliğindedir. Finansmanı, 114 Ulusal Tıp Birliğinin üyeliklerinden kaynaklı yıllık katkılarla gerçekleşmektedir. WMA’nın amacı, dünyadaki tüm insanlar için Tıp Eğitimi, Tıp Bilimi, Tıp Sanatı ve Tıp Etiği ve Sağlık alanında en yüksek uluslararası standartları elde etmeye gayret ederek insanlığa hizmet etmektir.
Dünya Tabipler Birliği Hizmet Alanları
Sağlıkla ilgili insan hakları – hasta ve hekimlerin temel haklarının geliştirilmesi ve savunulması
Tıp eğitimi – hekimlerin bilgi ve becerilerini sürekli geliştirmelerine yardımcı olmak
Sağlık hizmetleri için insan kaynakları planlaması
Hasta güvenliği
Halk sağlığı politikası ve tütün kontrolü, bağışıklama gibi projeler
Özellikle yeni veya gelişmekte olan demokrasilerde yeni tıbbi dernekler için demokrasi inşası
Dublin Tüzüğü(Dublin Konvansiyonu-Dublin II Regulation)Avrupa Birliği üyesi devletlerin sığınma başvurularında üye ülkelerin nasıl bir uygulamada bulunacaklarını belirleyen yasadır.
Tüzük, 18 Şubat 2003 tarihinde, Avrupa Konseyi Tüzüğü olarak kabul edilmiştir.
AB üyesi olmayan üçüncü ülke vatandaşların üye devletlerden birine yaptığı iltica başvurusunun incelenmesinden sorumlu üye devletin belirlenmesi, uyulacak kurallar, kriter ve mekanizmalar bu tüzük ile belirlenmiştir.
Dublin Tüzüğü
KONSEY TÜZÜĞÜ (AT) 343/2003, 18 Şubat 2003
Dublin Tüzüğü, daha önceleri ise Dublin Konvensiyonu Avrupa Birliği üyesi devletlerin sığınma başvurularında üye ülkelerin nasıl bir uygulamada bulunacaklarını belirleyen yasa.
Sözleşmenin en önemli maddesi, sığınma başvurusunda bulunan kişinin AB’ye giriş yaptığı ülkenin başvuruyu değerlendirmekten sorumlu olacağına dair olan maddedir.[1] Başvuru sahibinin hangi ülkeden giriş yaptığının tespit edilebilmesi için parmak izi bilgilerinin değiş tokuşuna dayanan EURODAC adında merkezi bir sistemin kurulması tartışılmaktadır.
Dış sınırların kontrolüne ilişkin kararlar konusunda İspanya ile İngiltere arasında Cebelitarık ihtilafı yaşanmış ve sorun hala sürmektedir.
GİRİŞ
Bir üçüncü ülke vatandaşının Üye Devletlerden birinde yaptığı sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesine ilişkin kriter ve mekanizmaların saptanması hakkında
AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLAR KONSEYİ
Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşmayı, özellikle de Madde 63, birinci paragraf, (1)(a) bendini;
Komisyon’un önerisini
Avrupa Parlamentosu’nun görüşünü
Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi’nin görüşünü göz önüne alarak aşağıdaki düzenlemeyi benimsemiştir.
Aşağıdaki hususları dikkate alarak:
(1) Sığınma konusunda bir Avrupa Ortak Sığınma Sistemi’ni de içerecek ortak bir politika belirlenmesi, Avrupa Birliği’nin koşullar nedeniyle meşru olarak Topluluğa sığınmak isteyen kişilere açık bir özgürlük, güvenlik ve adalet alanının aşamalı olarak oluşturulması şeklindeki hedefinin kurucu unsurlarından biridir.
(2) Avrupa Birliği Konseyi, 15 ve 16 Ekim 1999 tarihlerinde Tampere’de yaptığı özel toplantıda, 31 Ocak 1967 tarihli New York Protokolü ile tamamlanmış şekliyle 28 Temmuz 1951 tarihli Mültecilerin Statüsü hakkındaki Cenevre Sözleşmesi’nin tam ve kapsayıcı bir şekilde uygulanmasına dayanan bir Avrupa Ortak Sığınma Sistemi kurulması ve bu şekilde kimsenin zulüm gördüğü yere geri gönderilmemesinin sağlanması, başka deyişle geri göndermeme ilkesinin muhafaza edilmesi yönünde çalışmak konusunda mutabakata varmıştır. Bu bakımdan ve işbu Tüzük’te belirlenen sorumluluk kriterleri etkilenmeksizin, hepsi geri göndermeme ilkesine riayet eden Üye Devletler, üçüncü ülke vatandaşları için güvenli ülkeler olarak kabul edilmektedir.
(3) Tampere’de benimsenen sonuç kararları arasında, bu sisteme, kısa dönemde, bir sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi için net ve uygulaması kolay bir yöntemin dahil edilmesi gerektiği de yer almaktadır.
(4) Böyle bir yöntem, hem Üye Devletler hem ilgili kişiler için objektif, adil kriterlere dayanmalı, özellikle de, mülteci statüsünün belirlenmesine yönelik prosedürlerden etkili bir şekilde yararlanılabilmesinin garanti altına alınması ve sığınma başvurularının hızla değerlendirilmesi hedefinin zora sokulmaması için, sorumlu Üye Devlet’in hızla belirlenmesini mümkün kılmalıdır.
(5) Daha uzun vadede sığınma hakkı tanınmış kişiler için Birliğin bütününde geçerli ortak bir prosedür ve tek tip bir statüye varması gereken ortak bir Avrupa sığınma sisteminin birbirini izleyen safhalar halinde yürürlüğe konması ile ilgili olarak, bu aşamada, bir yandan tecrübelerin ışığında gerekli iyileştirmeler yapılırken, bir yandan da, 15 Haziran 1990 tarihinde Dublin’de imzalanmış olan, Avrupa Topluluğu’nun Üye Devletlerinden birinde yapılmış olan bir sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Devlet’in belirlendiği ve hayata geçirilmesiyle birlikte sığınma politikalarının uyumlaştırma sürecini hızlandıran Sözleşme’nin (buradan itibaren Dublin Sözleşmesi) altında yatan ilkelerin pekiştirilmesi[4] uygun görülmektedir.
(6) Bir sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesine yönelik kriter ve mekanizmaların saptanmasında güdülen diğer amaçlarla uyumlu olduğu müddetçe, aile birliği muhafaza edilmelidir.
(7) Bir ailenin fertlerinin sığınma başvurularının tek bir Üye Devlet tarafından hep birlikte değerlendirilmesi, başvuruların gereğince incelenmesinin ve bunlar hakkında alınan kararların tutarlı olmasının sağlanmasını mümkün kılmaktadır. Üye Devletler, insani gerekçelerle bunun gerekli olduğu durumlarda aile fertlerinin bir araya getirilmesini mümkün kılmak için sorumluluk kriterlerinden sapabilmelidirler.
(8) Avrupa Topluluğu’nu kuran Antlaşma’ya uygun olarak kişilerin serbest dolaşımının garanti altına alındığı iç sınırları olmayan bir alanın aşamalı olarak oluşturulması ve, dışsınırların yönetimi yönünde ortaklaşa çalışmalar da dahil olmak üzere, üçüncü ülke vatandaşlarının giriş ve kalışlarının koşullarıyla ilgili Topluluk politikalarının saptanması, bir dayanışma ruhu içinde sorumluluk kriterleri arasında önem ve dikkat bakımından denge sağlanmasını zorunlu kılmaktadır.
(9) İşbu Tüzüğün uygulaması, Üye Devletler arasında, yetkili kurumlar arasında iletişimi iyileştirmeye, prosedürlerin sürelerini kısaltmaya veya sorumluluğunu üstlenme veya geri alma yönündeki isteklerin değerlendirilmesini basitleştirmeye veya transferlerin gerçekleştirilmesi için prosedürler oluşturmaya yönelik iki taraflı düzenlemelerle kolaylaştırılabilir, etkililiği artırılabilir.
(10) Dublin Sözleşmesi’nde saptanan sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesinde kullanılacak sistem ile işbu Tüzük’te belirlenen sistem arasında süreklilik sağlanmalıdır. Aynı şekilde, işbu Tüzük ile, Dublin Sözleşmesi’nin etkili bir şekilde uygulanması için parmak izlerinin karşılaştırılması amacıyla ‘Eurodac’ın kurulması hakkındaki 11 Aralık 2000 tarihli (EC) (AT) No 2725/2000 sayılı Konsey Tüzüğü arasında da tutarlılık sağlanmalıdır.
(11) (EC) (AT) 2725/2000 sayılı Tüzük ile oluşturulduğu şekliyle Eurodac sisteminin ve özellikle de adı geçen sistemde yer alan Madde 4 ve 8’in uygulamaya konulmasının, işbu Tüzüğün uygulamaya geçirilmesini kolaylaştırması gereklidir.
(12) İşbu Tüzüğün kapsamına giren kişilerin göreceği muameleyle ilgili olarak, Üye Devletler, taraf oldukları devletler hukuku belgeleri çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadırlar.
(13) İşbu Tüzüğün uygulanması için gerekli tedbirler, Komisyon’a verilen uygulama yetkilerinin kullanılması ile ilgili usullerin belirlendiği 28 Haziran 1999 tarihli 1999/468/EC (AT) tarihli Konsey Kararı’na uygun olarak alınmalıdır.
(14) Düzenleme’nin uygulanışı, düzenli aralıklarla değerlendirilmelidir.
(15) Düzenleme, özellikle Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nda[7] kabul edilmiş olan temel hak ve ilkelere riayet etmektedir. Özellikle de, Madde 18’de garanti altına alınan sığınma hakkına eksiksiz riayet edilmesinin sağlanması amacını gütmektedir.
(16) Teklif edilen tedbirin, başka deyişle bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından Üye Devletlerden birinde yapılmış bir sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi için kriterler ve mekanizmalar belirlenmesinin amacı Üye Devletler tarafından yeterli derecede gerçekleştirilemeyeceğinden ve, bu nedenle, söz konusu tedbirin büyüklüğü ve etkileri nedeniyle, bu amaç Topluluk düzeyinde daha iyi gerçekleştirilebileceğinden, Topluluk, Antlaşma’nın 5’inci maddesinde belirlenen subsidiairite (ikincillik) ilkesine uygun olarak tedbirler alabilir. Söz konusu maddede belirlenen orantılılık ilkesi gereği, işbu Tüzük, bu amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olan hususların ötesine geçmemektedir.
(17) Avrupa Birliği Antlaşması’na ve Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma’ya ekli İngiltere ve İrlanda’nın konumu hakkındaki Protokol’ün 3’üncü maddesi gereği, İngiltere ve İrlanda, 30 Ekim 2001 tarihli yazılarıyla, işbu Tüzüğün benimsenmesinde ve uygulanmasında yer almak istediklerini tebliğ etmişlerdir.
(18) Avrupa Birliği Antlaşması’na ve Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma’ya ekli Danimarka’nın konumu hakkındaki Protokol’ün 1 ve 2’inci maddeleri gereği, Danimarka işbu Tüzüğün benimsenmesine katılmamaktadırlar ve işbu Tüzük Danimarka üzerinde bağlayıcı olmadığı gibi Danimarka işbu Tüzüğe tabi de değildir.
(19) Dublin Sözleşmesi yürürlükte kalacak ve Danimarka’nın Tüzüğe katılımına imkan veren bir sözleşme yapılana kadar Danimarka ile işbu Tüzüğe tabi Üye Devletler arasında geçerli olmaya devam edecektir.
AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLAR KONSEYİ AŞAĞIDAKİ MADDELERİ BENİMSEMİŞTİR:
BÖLÜM I KONU VE TANIMLAR
Madde 1
İşbu Tüzük’te, bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından Üye Devletlerden birinde yapılmış olan bir sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesinin kriterleri ve mekanizmaları belirlenmektedir.
Madde 2
İşbu Tüzük’te aşağıdaki tanımlar geçerli olacaktır:
(a) Üçüncü ülke vatandaşı: Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma Madde 17(1)’deki anlamda Birlik vatandaşı olmayan herhangi bir kişi.
(b) Cenevre Sözleşmesi: 31 Ocak 1967 tarihli New York Protokolü ile değiştirilmiş haliyle, mültecilerin statüsü hakkındaki 28 Temmuz 1951 tarihli Sözleşme.
(c) Sığınma başvurusu: Bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından yapılmış olup Cenevre Sözleşmesi çerçevesinde bir Üye Devlet’ten uluslararası koruma isteğinde bulunma şeklinde anlaşılabilecek bir başvuru. Uluslararası korumadan yararlanmak için yapılan her başvuru, söz konusu üçüncü ülke vatandaşı ayrı bir başvurunun konusu olabilecek başka türde bir korumayı açıkça istemedikçe, sığınma başvurusu kabul edilecektir.
(d) Başvuran veya sığınma isteyen: Sığınma için başvuruda bulunmuş olup başvurusu hakkında henüz kati bir karar verilmemiş olan bir üçüncü ülke vatandaşı.
(e) Sığınma başvurusunun incelenmesi: Bir sığınma başvurusunun ilgili yetkili makamlarca ulusal kanuna göre incelenmesi veya sığınma başvurusu hakkında ilgili yetkili makamlarca ulusal kanuna göre verilen karar. Sorumlu Üye Devlet’in işbu Tüzüğe uygun olarak belirlenmesine ilişkin prosedürler bunun dışındadır.
(f) Sığınma başvurusunun geri alınması: Sığınma başvurusunda bulunan kişinin, ulusal hukuka uygun olarak, sığınma başvurusunun yapmasıyla başlayan işlemleri açıkça veya zımni olarak durdurduğu girişimler.
(g) Mülteci: Cenevre Sözleşmesi’nde tanımlanan statünün gerektirdiği özelliklere sahip olup bu sıfatıyla bir Üye Devlet’in topraklarında ikamet etme iznine sahip olan herhangi bir üçüncü ülke vatandaşı.
(h) Refakatçisi olmayan reşit olmayan kişi: On sekiz yaşın altında olup, ister kanun gereği ister örf ve adet gereği olsun kendisinden sorumlu olan bir yetişkinin refakatinde olmadan Üye Devletlerin topraklarına gelen evli olmayan herhangi bir kişi. Böyle kişiler, yukarıda belirtilen şekilde bir kişinin vesayetine fiilen girmedikleri sürece bu kategoride kalacaklardır. Bu kavram, Üye Devletlerin topraklarına girdikten sonra terk edilerek refakatçisiz kalan reşit olmayan kişileri de kapsar.
(i) Aile fertleri: Söz konusu aile menşe ülkede oluşmuş olduğu müddetçe, başvuranın ailesinin Üye Devletlerin topraklarında bulunan aşağıdaki fertleri:
(i) Sığınma isteyen kişinin karısı/kocası veya, eğer ilgili Üye Devlet kanunları veya örf ve adetleri gereği yabancılara ilişkin hukuku çerçevesinde evli olmayan çiftlere evli çiftlere benzer şekilde muamele ediyorsa, istikrarlı bir ilişki içinde olduğu evlilik dışı eşi.
(ii) (i)’de bahsi geçen çiftlerin veya başvuranın reşit olmayan çocukları. Söz konusu reşit olmayan çocukların evli olmamaları ve ilgili kişinin himayesine muhtaç olmaları şartıaranır. Söz konusu reşit olmayan çocukların ulusal hukukta tanımlandığı şekilde evlilik içi veya dışı doğmuş olup olmadıklarına veya evlat edinilmiş olup olmadıklarına bakılmaz.
(iii) Başvuran veya mülteci reşit olmayıp evli de değilse, baba, anne veya vasi.
(j) İkamet belgesi: Bir Üye Devlet’in yetkili makamları tarafından verilmiş olup bir üçüncü ülke vatandaşının söz konusu Üye Devlet’in topraklarında kalmasına izin veren herhangi bir izin. Bu kavram, geçici koruma düzenlemeleri çerçevesinde veya bir sınır dışı etme emrinin uygulanmasını engelleyen durumun geçerliliğini kaybetmesine kadar ülke topraklarında kalma iznini kanıtlayan belgeleri de içerir. İşbu Tüzük’te belirlendiği şekilde sorumlu Üye Devlet’in saptanması için gereken süre içinde veya bir sığınma başvurusunun veya ikamet izni başvurusunun incelendiği süre içinde verilen vizeler ve ikamet izinleri bunun dışındadır.
(k) Vize: Bir Üye Devlet’in, transit geçiş veya söz konusu Üye Devlet’te veya birkaç Üye Devlet’te kalmak üzere giriş yapmak için gerekli olan izin veya kararı. Vizenin niteliği, aşağıdaki tanımlara göre belirlenecektir:
(i) Uzun süre kalış vizesi: Bir Üye Devlet’in, söz konusu Üye Devlet’te üç aydan uzun süre kalınmak üzere giriş için gerekli olan izin veya kararı.
(ii) Kısa süre kalış vizesi: Bir Üye Devlet’in, söz konusu Üye Devlet’te veya birden fazla Üye Devlet’te toplamı üç ayı geçmeyen bir süre kalınmak üzere giriş için gerekli olan izin veya kararı.
(iii) Transit geçiş vizesi: Bir Üye Devlet’in, söz konusu Üye Devlet’in veya birden fazla Üye Devlet’in topraklarından transit geçiş yapılmak üzere giriş için gerekli olan izin veya kararı. Havaalanında gerçekleştirilen transit geçişler bunun dışındadır.
(iv) Havaalanı transit vizesi: Bir üçüncü ülke vatandaşının, özel olarak işbu şarta tabi olarak, bir konaklama veya uluslararası bir uçuşun iki kısmı arasında aktarma süresince,ilgili Üye Devlet’in ulusal topraklarına girmeden, havaalanının transit bölgesindengeçmesine izin veren izin veya karar.
BÖLÜM II GENEL İLKELER
Madde 3
1. Üye Devletler, sınırda veya topraklarında Üye Devletlerden herhangi birine sığınma için başvuran bütün üçüncü ülke vatandaşlarının başvurularını inceleyeceklerdir. Başvuru tek bir Üye Devlet tarafından incelenecektir. Bu Üye Devlet, Bölüm III’ deki kriterlere göre sorumlu olan Üye Devlet olacaktır.
2. Paragraf 1’e rağmen, her Üye Devlet, işbu Tüzük’te belirlenen kriterlere göre incelemeyi yapmak kendi sorumluluğu olmasa bile, bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından yapılmış bir sığınma başvurusunu inceleyebilir. Böyle bir durumda, söz konusu Üye Devlet, işbu Tüzük’teki anlamı çerçevesinde, sorumlu Üye Devlet olacak ve bu sorumluluğun getirdiği yükümlülükleri üstlenecektir. Söz konusu Üye Devlet, uygun olduğunda, daha önce sorumlu olan Üye Devlet’e, sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi için bir prosedürü uygulamakta olan Üye Devlet’e veya başvuranın sorumluluğunu üstlenmesi veya başvuranı geri alması istenmiş olan Üye Devlet’e bilgi verecektir.
3. Her Üye Devlet, Cenevre Sözleşmesi’nin hükümlerine uygun olarak, sığınma isteyen bir kişiyi kendi ulusal hukukları gereği bir üçüncü ülkeye gönderme hakkını muhafaza edecektir.
4. Sığınma isteyen kişiye, işbu Tüzük, işbu Tüzük’te belirlenen mühletler ve işbu Tüzüğün etkileri hakkında, makul olarak anlaması beklenebilecek bir dilde yazılı olarak bilgi verilecektir.
Madde 4
1. İşbu Tüzük çerçevesinde sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi süreci, bir sığınma başvurusunun bir Üye Devlet nezdinde ilk yapıldığı anda başlar.
2. Sığınma başvurusu yapan kişi tarafından verilen bir form veya yetkili makamlarca hazırlanmış bir rapor ilgili Üye Devlet’in ilgili yetkili makamlarına ulaştığında sığınma başvurusu yapılmış kabul edilir. Başvurunun yazılı olarak yapılmadığı durumlarda, niyet beyanı ile raporun hazırlanışı arasında geçen süre mümkün olduğu kadar kısa tutulacaktır.
3. İşbu Tüzük çerçevesinde, sığınma isteyen kişinin refakatinde olup reşit olmayan ve Madde 2, paragraf (i)’de belirlenen aile ferdi tanımlamasına uyan kişilerin durumu, söz konusu reşit olmayan kişi münferiden sığınma talebinde bulunmasa bile, ebeveyninin veya vasisinin durumundan ayrı düşünülemeyecek, söz konusu ebeveyn veya vasinin sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet tarafından ele alınacaktır.
Sığınma isteyen kişinin Üye Devletlerin topraklarına gelmesinden sonra doğan çocuklara da aynı muamele gösterilecek, bu çocukların sorumluluklarının üstlenilmesi için yeni bir prosedür başlatmaya gerek olmayacaktır.
4. Bir Üye Devlet’in ilgili yetkili makamlarına başka bir Üye Devlet’in topraklarında bulunan bir başvuran tarafından bir sığınma başvurusu yapılması halinde, sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi, başvuranın topraklarında hazır bulunduğu Üye Devlet tarafından gerçekleştirilecektir. Başvuruyu alan Üye Devlet, başvuranın topraklarında hazır bulunduğu Üye Devlet’e vakit geçirmeden bilgi verecek ve, bunun üzerine, işbu Tüzük çerçevesinde, bu Üye Devlet sığınma başvurusunun yapıldığı Üye Devlet kabul edilecektir.
Başvurana, bu devir ve devrin gerçekleştiği tarih yazılı olarak bildirilecektir.
5. Başka bir Üye Devlet’te hazır bulunan ve sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi süreci sırasında başvurusunu geri alarak o ülkede sığınma başvurusu yapan sığınma isteyen kişi, Madde 20’de yazılı şartlara tabi olarak, sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi sürecini tamamlamak üzere ilk sığınma başvurusunun yapılmış olduğu Üye Devlet tarafından geri alınacaktır.
Sığınma isteyen kişinin o arada Üye Devletlerin topraklarını en az üç ay süre ile terk etmiş olması veya bir Üye Devlet’ten ikamet belgesi alması halinde, bu yükümlülük ortadan kalkacaktır.
BÖLÜM III KRİTERLER ARASINDAKİ ÖNCELİK SIRASI
Madde 5
1. Sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesinde kullanılacak kriterler, işbu bölümde yazılı sıraya göre uygulanacaktır.
2. Kriterlere göre sorumlu olan Üye Devlet, sığınma isteyen kişinin bir Üye Devlet’e ilk başvuruda bulunduğu zamanki durum esas alınarak belirlenecektir.
Madde 6
Sığınma isteyen kişinin refakatinde kimse bulunmayan reşit olmayan bir kişi olması durumunda, başvuruyu incelemekten sorumlu Üye Devlet, reşit olmayan kişinin çıkarları için bunun en iyisi olması şartıyla, söz konusu kişinin aile fertlerinden birinin yasal olarak hazır bulunduğu Üye Devlet olacaktır. Bir aile ferdinin bulunmaması halinde, başvuruyu incelemekten sorumlu Üye Devlet, reşit olmayan kişinin sığınma başvurusunda bulunduğu Üye Devlet olacaktır.
Madde 7
Ailenin daha önce menşe ülkede kurulmuş olup olmadığına bakılmaksızın, sığınma isteyen kişinin bir Üye Devlet’te mülteci olarak ikamet etmesine izin verilmiş bir aile ferdinin bulunması halinde, ilgili kişilerin böyle olmasını arzu etmeleri şartıyla, sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet söz konusu Üye Devlet olacaktır.
Madde 8
Sığınma isteyen kişinin bir Üye Devlet’te başvurusu hakkında konunun özüyle ilgili ilk kararın henüz verilmemiş olduğu bir aile ferdinin bulunması halinde, ilgili kişilerin böyle olmasını arzu etmeleri şartıyla, sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet söz konusu Üye Devlet olacaktır.
Madde 9
1. Sığınma isteyen kişinin geçerli bir ikamet belgesi hamili olması halinde, sığınma başvurusunun incelenmesinden belgeyi vermiş olan Üye Devlet sorumlu olacaktır.
2. Sığınma isteyen kişinin geçerli bir vizeye sahip olması durumunda, eğer vize başka bir Üye Devlet yerine veya başka bir Üye Devlet’in yazılı izni ile verilmemişse, sığınma başvurusunu incelemekten vizeyi vermiş olan Üye Devlet sorumlu olacaktır. Vizenin başka bir Üye Devlet yerine veya başka bir Üye Devlet’in izniyle verilmesi durumunda, sığınma başvurusunun incelenmesinde bu Üye Devlet sorumlu olacaktır. Bir Üye Devlet’in, özellikle güvenlik nedenleriyle, önce başka bir Üye Devlet’in merkezi yetkili makamından görüş istemesi halinde, görüşü istenen Üye Devlet’in cevabı, işbu hüküm bakımından yazılı izin teşkil etmeyecektir.
3. Sığınma isteyen kişinin farklı Üye Devletler tarafından verilmiş birden fazla geçerli ikamet belgesine veya vizeye sahip olması durumunda, sığınma başvurusunun incelenmesi sorumluluğu Üye Devletler tarafından aşağıda yazılı sıraya göre üstlenilecektir:
(a) En uzun süreli ikamet hakkı veren ikamet belgesini vermiş olan veya, geçerlilik sürelerinin aynı olması durumunda, geçerlilik süresi en son biten ikamet belgesini vermişolan Üye Devlet;
(b) Farklı vizelerin aynı türden olması halinde, geçerlilik süresi en son biten vizeyi vermiş olan Üye Devlet;
(c) Vizelerin farklı türlerde olmaları halinde, en uzun geçerlilik süresine sahip olan vizeyi veya, geçerlilik sürelerinin aynı olması durumunda, geçerlilik tarihi en son biten vizeyi vermiş olan Üye Devlet.
4. Sığınma isteyen kişinin sadece süresi iki yıldan kısa bir süre önce bitmiş bir veya daha fazla ikamet belgesine veya süresi altı aydan kısa bir süre önce bitmiş olup sığınma isteyen kişinin bir Üye Devlet’in topraklarına fiilen girmesine olanak vermiş olan bir veya daha fazla vizeye sahip olması halinde, paragraf 1, 2 ve 3, başvuranın Üye Devletlerin topraklarını terk etmediği süre boyunca geçerli olacaktır.
Sığınma isteyen kişinin süresi iki veya daha uzun süre önce bitmiş bir veya daha fazla ikamet belgesine veya süresi altı aydan uzun süre önce bitmiş olup başvuranın bir Üye Devlet’in topraklarına fiilen girmesine imkan vermiş bir veya daha fazla vizeye sahip olması ve başvuranın Üye Devletlerin topraklarını terk etmemiş olması halinde, başvuru hangi Üye Devlet’te yapıldıysa o Üye Devlet sorumlu olacaktır.
5. İkamet belgesinin veya vizenin sahte veya varsayıma dayanan bir kimlik esas alınarak veya sahte veya geçersiz belgeler verilerek alınmış olması, sorumluluğun söz konusu belge veya vizeyi veren Üye Devlet’e verilmesini engellemez. Ancak, ikamet belgesini veya vizeyi veren Üye Devlet, belge veya vize verildikten sonra bir hile yapıldığını tespit edebilirse, sorumlu olmayacaktır.
Madde 10
1. (EC) (AT) 2725/2000 sayılı Tüzüğün III’ üncü bölümünde bahsi geçen bilgiler de dahil olmak üzere, Madde 18(3)’de bahsi geçen iki listede tarif edilen şekilde doğrudan doğruya veya dolaylı kanıtlar esas alınarak sığınma isteyen bir kişinin bir üçüncü ülkeden gelerek bir Üye Devlet’in sınırlarından kara, deniz veya hava yoluyla kural dışı olarak geçtiğinin saptanması halinde, sığınma başvurusunun incelenmesinden bu şekilde sınırlarından geçilmiş olan Üye Devlet sorumlu olacaktır. Bu sorumluluk, kural dışı olarak sınırdan geçişin meydana geldiği tarihten itibaren 12 ay geçtikten sonra ortadan kalkacaktır.
2. Bir Üye Devlet’in paragraf 1 çerçevesinde sorumlu tutulamaması veya sorumlu olmaktan çıkması ve Madde 18(3)’de bahsi geçen iki listede tarif edilen şekilde doğrudan doğruya veya dolaylı kanıtlar vasıtasıyla sığınma isteyen (ve Üye Devlet’in topraklarına kural dışı olarak girmiş olan veya nasıl girdiği tespit edilemeyen) kişinin başvuru yaptığıanda kesintisiz olarak en az beş ay süreyle bir Üye Devlet’te oturmuş olduğunun tespit edilmesi halinde, sığınma başvurusunun incelenmesinden söz konusu Üye Devlet sorumlu olacaktır.
Başvuranın birden fazla Üye Devlet’te en az beşer aylık dönemler boyunca oturmuşolması halinde, başvuranın bu şekilde en son oturmuş olduğu ülke başvuruyu incelemekten sorumlu olacaktır.
Madde 11
1. Bir üçüncü ülke vatandaşının kendisiyle ilgili olarak vize zorunluluğundan feragat edilmiş olan bir Üye Devlet’in topraklarına girmesi halinde, söz konusu Üye Devlet sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu olacaktır.
2. Paragraf 1’de yazılı ilke, üçüncü ülke vatandaşının sığınma başvurusunu kendisiyle ilgili olarak ülke topraklarına giriş için vize zorunluluğundan feragat edilmiş başka bir Üye Devlet’te yapması halinde geçerli olmayacaktır. Böyle bir durumda, söz konusu diğer Üye Devlet sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu olacaktır.
Madde 12
Sığınma başvurusunun bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından bir Üye Devlet’in bir havaalanının uluslararası transit geçiş alanında yapılması halinde, söz konusu Üye Devlet sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu olacaktır.
Madde 13
İşbu Tüzük’te belirlenen kriterler esas alınarak sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu hiçbir Üye Devlet’in tayin edilememesi halinde, sığınma başvurusunun ilk yapıldığı Üye Devlet başvurunun incelenmesinden sorumlu olacaktır.
Madde 14
Bir ailenin fertlerinden birkaç tanesinin aynı Üye Devlet’te eş anlı olarak veya sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi işlemlerinin birlikte yürütülmesi için yeterli derecede yakın tarihlerde sığınma başvuruları yapmaları ve işbu Tüzük’te belirlenen kriterlerin uygulanmasının bu kişilerin ayrılmasına neden olacak olması halinde, sorumlu Üye Devlet aşağıdaki hükümler esas alınarak belirlenecektir:
(a) Ailenin bütün fertlerinin sığınma başvurularının incelenmesi sorumluluğu, kriterlere göre aile fertlerinden en çok sayıda kişinin sorumluluğunu üstlenmesi gereken Üye Devlet’e ait olacaktır.
(b) Bunun mümkün olmaması halinde, kriterlere göre bu kişilerden en yaşlı olanın başvurusunu incelemekten sorumlu olan Üye Devlet sorumlu olacaktır.
BÖLÜM IV İNSANİ BOYUTLA İLGİLİ MADDELER
Madde 15
1. Her Üye Devlet, işbu Tüzük’te belirlenen kriterlere göre sorumlu olmadığı durumlarda bile, özellikle aileyle ilgili veya kültürel kaygılara dayanan insani gerekçelerle aile fertlerini ve himayeye muhtaç olan başka akrabaları bir araya getirebilir. Böyle bir durumda, söz konusu Üye Devlet, başka bir Üye Devlet’in isteği üzerine, ilgili kişinin sığınma başvurusunu inceleyecektir. İlgili kişilerin rızasının alınması zorunludur.
2. İlgili kişinin hamilelik veya yeni doğmuş çocuk, ciddi hastalık, ciddi sakatlık veya yaşlılık nedeniyle diğerinin yardımına muhtaç olması durumunda, aile bağlarının menşe ülkede mevcut olmuş olması şartıyla, Üye Devletler, normalde, sığınma isteyen kişiyi Üye Devletlerden birinde hazır bulunan başka bir akraba ile bir arada tutacak veya bir araya getireceklerdir.
3. Sığınma isteyen kişinin refakatinde kimse olmayan ve başka bir Üye Devlet’te kendisine bakabilecek bir veya daha fazla akrabası olan reşit olmayan bir kişi olması halinde, Üye Devletler, bunun reşit olmayan kişinin çıkarları için en iyisi olmaması durumu dışında, eğer mümkünse, reşit olmayan kişiyi akrabası veya akrabalarıyla bir araya getireceklerdir.
4. Bu şekilde başvuruda bulunulmuş Üye Devlet’in isteği kabul etmesi durumunda, başvurunun incelenmesi sorumluluğu söz konusu Üye Devlet’e devrolacaktır.
5. Uygun olan durumlarda söz konusu kişilerin bir araya getirilmesi ihtiyacıyla ilgili olarak Üye Devletler arasında olabilecek görüş ayrılıklarının halledilmesi için uzlaşma mekanizmaları veya bunun nerede yapılacağı da dahil olmak üzere, işbu Madde’nin uygulanmasının koşul ve usulleri Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak benimsenecektir.
BÖLÜM V SORUMLULUĞUNU ÜSTLENME VE GERİ ALMA
Madde 16
1. İşbu Tüzük çerçevesinde bir sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet aşağıdakileri yapmakla yükümlü olacaktır:
(a) Madde 17 ila 19 arasında belirlenen koşullar çerçevesinde, başka bir Üye Devlet’te başvuruda bulunarak sığınma istemiş olan kişilerin sorumluluğunu üstlenecektir;
(c) Madde 20’de belirlenen koşullar çerçevesinde, başvurusu incelemede olan ve başka bir Üye Devlet’in topraklarında izinsiz olarak bulunan başvuru sahiplerini geri alacaktır;
(d) Madde 20’de belirlenen koşullar çerçevesinde, incelemede olan başvurusunu geri alıp başka bir Üye Devlet’te başvuruda bulunmuş olan başvuranları geri alacaktır;
(e) Madde 20’de belirlenen koşullar çerçevesinde, başvurusunu reddetmiş olduğu ve başka bir Üye Devlet’in topraklarında izinsiz olarak bulunan üçüncü ülke vatandaşlarını geri alacaktır.
2. Bir Üye Devlet’in başvurana ikamet belgesi vermesi durumunda, paragraf 1’de belirlenen yükümlülükler bu Üye Devlet’e devrolacaktır.
3. Üçüncü ülke vatandaşının Üye Devletlerin topraklarını en az üç ay süreyle terk etmiş olması durumunda, söz konusu üçüncü ülke vatandaşı sorumlu Üye Devlet tarafından verilmiş geçerli bir ikamet belgesine sahip olmadıkça, paragraf 1’de belirlenen yükümlülükler ortadan kalkacaktır.
4. Başvuruyu incelemekten sorumlu Üye Devlet başvurunun geri alınmasını veya reddedilmesini müteakip üçüncü ülke vatandaşının menşe ülkesine veya yasal olarak seyahat edebileceği başka bir ülkeye gidebilmesi için gerekli hükümleri benimseyip fiilen uyguladıktan sonra, paragraf 1(d) ve (e)’de belirlenen yükümlülükler de aynı şekilde ortadan kalkacaktır.
Madde 17
1. Kendisine bir sığınma başvurusu yapılmış olan bir Üye Ülke’nin başvuruyu incelemekten başka bir Üye Devlet’in sorumlu olduğunu düşünmesi halinde, başvurunun yapıldığı Üye Devlet, mümkün olduğu kadar çabuk ve her durumda Madde 4(2)’deki anlamda başvurunun yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde, diğer Üye Devlet’ten başvuranın sorumluluğunu üstlenmesini isteyebilecektir.
Bir başvuranın sorumluluğunun üstlenilmesi isteği üç aylık süre içinde bildirilmediğinde, sığınma başvurusunu incelemenin sorumluluğu başvurunun yapıldığı Üye Devlet’e ait olur.
2. İstekte bulunan Üye Devlet, sığınma başvurusunun giriş yapma veya kalma izni vermenin reddedilmesinden, yasadışı bir kalış nedeniyle tutuklamadan veya bir sınır dışı edilme emrinin tebliğinden veya icrasından sonra yapıldığı ve/veya sığınma isteyen kişinin gözaltında tutulduğu durumlarda acilen cevap verilmesini isteyebilir. İstekte, acil cevap isteğini haklı gösteren nedenler ve hangi süre içinde cevap beklendiği belirtilecektir. Bu süre en az bir hafta olacaktır.
3. Her iki durumda da, başka bir Üye Devlet tarafından sorumluluğun üstlenilmesi yönündeki istek, isteğin muhatabı olan Üye Devlet’in işbu Tüzük’te belirlenen kriterlere göre sorumlu olup olmadığını kontrol edebilmesini sağlayacak şekilde standart form kullanılarak yapılacak ve Madde 18(3)’de bahsi geçen iki listede tarif edildiği şekilde doğrudan doğruya veya dolaylı kanıtlar ve/veya sığınma isteğinde bulunan kişinin
beyanından ilgili unsurlar ilave edilecektir. İsteklerin hazırlanmasıyla ilgili kurallar ve isteklerin iletilmesinin usulleri, Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak benimsenecektir.
Madde 18
1. İsteğin muhatabı olan Üye Devlet gerekli kontrolleri yapacak ve bir başvuranın sorumluluğunun üstlenilmesi yönündeki istek hakkındaki kararını isteğin kendisine ulaştığı tarihten itibaren iki ay içinde bildirecektir.
2. İşbu Tüzük’te belirlenen sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesine yönelik prosedürde, doğrudan ve dolaylı kanıt unsurları kullanılacaktır.
3. Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak, aşağıdaki kriterlere göre doğrudan ve dolaylı kanıt unsurlarının belirtildiği iki liste oluşturulacak ve düzenli aralıklarla gözden geçirilecektir. Listeler aşağıdaki kriterlere göre hazırlanacaktır:
(a) Doğrudan kanıt
(i) Tersi yönde kanıt gösterilmedikçe işbu Tüzük gereği sorumluluğu belirleyen resmi kanıttır.
(ii) Üye Devletler, Madde 27’de öngörülen Komite’ye, resmi kanıtlar listesinde belirlenen tipolojiye uygun olarak farklı idari belge türlerinin örneklerini vereceklerdir.
(b) Dolaylı kanıt
(i) Kendilerine verilen kanıt değerine bağlı olarak, reddedilebilir nitelikte olsalar da bazı durumlarda yeterli olabilecek karine niteliğinde kanıt unsurları;
(ii) Bu tür kanıtların sığınma başvurusunun incelenmesi sorumluluğuyla ilgili kanıt değeri, her durum için ayrı olarak değerlendirilecektir.
4. Kanıt gösterme gereği, işbu Tüzüğün gereğince uygulanması için gerekli olanı aşmamalıdır.
5. Resmi kanıt bulunmaması durumunda, isteğin muhatabı olan Üye Devlet, dolaylı kanıtların tutarlı, doğrulanabilir nitelikte ve sorumluluğu tespit edebilmek için yeterince ayrıntılı olması halinde sorumluluğunu kabul edecektir.
6. İstekte bulunan Üye Devlet’in acil cevap istediği durumlarda, isteğin muhatabı olan Üye Devlet, Madde 17(2)’nin hükümlerine uygun olarak istenen mühlete uygun hareket etmek için elinden gelen gayreti gösterecektir. Bir başvuranın sorumluluğunun üstlenilmesi yönündeki isteğin incelenmesinin özellikle karmaşık olduğunun gösterilebildiği istisnai durumlarda, isteğin muhatabı olan Üye Devlet cevabını istenen mühletten sonra verebilir, ancak cevabı her durumda bir ay içinde vermelidir. Böyle durumlarda, isteğin muhatabı olan Üye Devlet, cevabını erteleme yönündeki kararınıistekte bulunan Üye Devlet’e başlangıçta belirtilen mühlet içinde bildirmek zorundadır.
7. Paragraf 1’de bahsi geçen iki aylık süre içinde ve paragraf 6’da bahsi geçen bir aylık süre içinde gerekenin yapılmaması, yapılan isteğin kabul edilmesiyle eşdeğer kabul edilecek, ilgili kişinin gelişi için gerekli düzenlemelerin yapılması da dahil olmak üzere kişinin sorumluluğunu üstlenme yükümlülüğünü beraberinde getirecektir.
Madde 19
1. İsteğin muhatabı olan Üye Devlet’in başvuranın sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini kabul ettiği durumlarda, sığınma başvurusunun yapıldığı Üye Devlet başvurunun incelenmeyeceği yönündeki kararı ve başvuranın sorumlu Üye Devlet’e transfer olması yükümlülüğünü başvurana bildirecektir.
2. Paragraf 1’de bahsi geçen kararda, kararın dayandığı gerekçe belirtilecektir. Kararda başvuranın sorumlu Üye Devlet’e transferinin mühleti ile ilgili ayrıntılar yer alacak ve, başvuranın sorumlu Üye Devlet’e kendi olanaklarıyla gitmesi halinde, eğer gerekiyorsa, başvuranın nerede ve hangi tarihte mevcut olması gerektiği hakkında bilgiler bulunacaktır. Bu karar temyiz edilebilir veya gözden geçirilebilir. Bu kararla ilgili temyiz ve gözden geçirmeler, mahkemeler veya yetkili kurumlar her durumu ayrıca değerlendirerek eğer ulusal mevzuat izin veriyorsa transferin uygulanmasının durdurulması yönünde karar vermedikçe, transferi durdurmaz.
3. Başvuranın sığınma başvurusunun yapıldığı Üye Devlet’ten sorumlu Üye Devlet’e transferi, ilgili Üye Devletler arasında görüş alış verişi yapıldıktan sonra, mümkün olan en kısa sürede ve sorumluluğun üstlenilmesi isteğinin kabulünden veya işlemi durdurma etkisi olan bir temyiz veya gözden geçirmenin kararının çıkmasından itibaren en geç altıay içinde birinci Üye Devlet’in ulusal hukukuna uygun olarak gerçekleştirilir. Eğer gerekiyorsa, sığınma isteyen kişiye istekte bulunan Üye Devlet tarafından Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre göre benimsenmiş şekle sahip bir geçiş izni verilecektir. Sorumlu Üye Devlet, istekte bulunan Üye Devlet’e, hangisi uygunsa, sığınma isteyen
kişinin sağ salim ulaşmış olduğunu veya belirlenmiş olan mühlet içinde kendilerine ulaşmadığını bildirecektir.
4. Transfer işleminin altı aylık mühlet içinde gerçekleşmemesi halinde, sorumluluk sığınma başvurusunun yapıldığı Üye Devlet’e ait olacaktır. Bu mühlet, transferin sığınma isteyen kişinin hapis yatması nedeniyle gerçekleştirilememesi durumunda en fazla bir yıla kadar veya sığınma isteyen kişinin sırra kadem basması durumunda en fazla on sekiz aya kadar uzatılabilir.
5. Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak transferlerin gerçekleştirilmesi hakkında ilave kurallar benimsenebilir.
Madde 20
1. Sığınma isteğinde bulunan kişiler, Madde 4(5) ve Madde 16(1)(c), (d) ve (e)’ye uygun olarak aşağıdaki şekilde geri alınacaklardır:
(a) Başvuranın geri alınması yönündeki istekte, isteğin muhatabı Üye Devlet’in kendisinin sorumlu olup olmadığını kontrol etmesine olanak veren bilgiler bulunmak zorundadır.
(b) Başvuranı geri alması istenen Üye Devlet, mümkün olan en kısa süre içinde ve hiçbir durumda kendisine yapılan istekten itibaren bir ayı aşmamak şartıyla gerekli kontrolleri yapmak ve kendisine yapılan isteğe cevap vermek zorundadır. İsteğin Eurodac sisteminden alınan bilgilere dayanması halinde, bu süre iki haftaya iner.
(c) İsteğin muhatabı olan Üye Devlet’in kararını (b) bendinde bahsi geçen bir aylık veya iki haftalık süre içinde bildirmemesi halinde, söz konusu Üye Devlet’in sığınma isteyen kişiyi geri almayı kabul ettiği varsayılacaktır.
(d) Sığınma isteyen bir kişiyi geri almayı kabul eden Üye Devlet, söz konusu kişiyi topraklarına tekrar kabul etmekle yükümlü olacaktır. Transfer, ilgili Üye Devletler arasında görüş alış verişi yapıldıktan sonra, mümkün olan en kısa sürede ve sorumluluğun başka bir Üye Devlet tarafından üstlenilmesi yönündeki isteğin kabulünden veya transferi durdurma etkisi olan bir temyiz veya gözden geçirmenin kararının çıkmasından itibaren en geç altı ay içinde, istekte bulunan Üye Devlet’in ulusal hukuklarına uygun olarak gerçekleştirilecektir.
(e) İstekte bulunan Üye Devlet, sığınma isteyen kişiye kendisinin sorumlu Üye Devlet tarafından geri alınacağına dair kararı bildirecektir. Kararda, kararın dayandığı gerekçeler belirtilecektir. Kararda, transferin gerçekleştirilmesi için tanınan mühletin ayrıntıları bulunacak ve, eğer ilgili kişi sorumlu Üye Devlet’e kendi olanaklarıyla gidiyorsa, gerektiğinde, başvuranın hangi yer ve tarihte mevcut olması gerektiğine dair bilgiler de yer alacaktır. Bu karar temyiz edilebilir veya gözden geçirilebilir. Bu kararla ilgili temyiz veya gözden geçirme, mahkemeler veya yetkili kurumlar her durumu ayrıca değerlendirerek eğer ulusal mevzuat buna izin veriyorsa transferin uygulanmasının durdurulması yönünde karar vermedikçe, transferin uygulanmasını durdurmayacaktır.
Gerektiğinde, istekte bulunan Üye Devlet tarafından sığınma isteyen kişiye Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak benimsenmiş bir şekle sahip bir geçiş izni verilecektir.
Sorumlu Üye Devlet, istekte bulunan Üye Devlet’e, hangisi uygunsa, sığınma isteyen kişinin sağ salim ulaştığını veya belirlenmiş mühlet içinde isbat-ı vücut etmediğini bildirecektir.
2. Transferin altı aylık mühlet içinde gerçekleşmemesi halinde, sorumluluk, sığınma başvurusunun yapıldığı Üye Devlet’e ait olacaktır. Bu mühlet, sığınma isteyen kişinin hapis yatması nedeniyle transfer veya başvurunun incelenmesinin gerçekleştirilememesi durumunda en fazla bir yıla kadar, veya sığınma isteyenin sırra kadem basması durumunda en fazla on sekiz aya kadar uzatılabilir.
3. Doğrudan ve dolaylı kanıtlar ve bunların yorumlanması ve isteklerin hazırlanması ve iletilme usulleri hakkında kurallar, Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak benimsenecektir.
4. Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak transferlerin gerçekleştirilmesi hakkında ilave kurallar benimsenebilir.
BÖLÜM VI İDARİ İŞBİRLİĞİ
Madde 21
1. Her Üye Devlet, istekte bulunan her Üye Devlet’e, aşağıdakilerin yapılabilmesi için, sığınma isteyen kişiyle ilgili uygun, gerekli ve aşırıya kaçmayan kişisel bilgileri verecektir.
Söz konusu bilgiler aşağıdaki işlerin gerçekleştirilebilmesi için verilecektir:
(a) Sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi;
(b) Sığınma başvurusunun incelenmesi;
(c) İşbu Düzenleme çerçevesinde ortaya çıkan herhangi bir yükümlülüğün yerine getirilmesi.
2. Paragraf 1’de bahsi geçen bilgiler ancak aşağıdakileri kapsayabilir:
(a) Başvuran ve, uygun olduğunda, ailesinin fertleri hakkında kişisel bilgiler (isimler, soy isim ve uygun olduğunda, eski isim; lakaplar veya takma adlar; hali hazırdaki ve eski uyruk, doğum yeri ve tarihi);
(b) Kimlik ve seyahat belgeleri (referanslar, geçerlilik, veriliş tarihi, veren makam, verildiği yer vs.)
(c) Başvuranın kimliğinin tespit edilmesi için gerekli başka bilgiler. Buna, (EC) (AT) No. 2725/2000 sayılı Tüzüğe uygun olarak alınmış parmak izleri de dahildir.
(d) İkamet edilen yerler ve seyahat edilmiş olan güzergahlar;
(e) Bir Üye Devlet tarafından verilmiş olan ikamet belgeleri veya vizeler;
(f) Başvurunun yapılmış olduğu yer;
(g) Daha önce yapılmış herhangi bir sığınma başvurusunun yapıldığı tarih, halihazırdaki başvurunun yapıldığı tarih, işlemlerde gelinmiş olan aşama ve, eğer varsa, verilmiş karar.
3. Ayrıca, sığınma başvurusunun incelenmesi için gerekli olması şartıyla, sorumlu Üye Devlet başka bir Üye Devlet’ten, sığınma isteyen kişinin başvurusunu dayandırdığınıgerekçeleri ve, geçerli ise, başvuran hakkında alınmış kararların gerekçelerini kendisine bildirmesini isteyebilir. Üye Devlet, söz konusu bilgilerin verilmesinin Üye Devlet’in temel çıkarlarına veya ilgili kişinin veya başkalarının özgürlüklerinin ve temel haklarının korunmasına zararlı olması ihtimali varsa, kendisine yapılan isteğe cevap vermeyi reddedebilir. Her durumda, istenen bilgilerin verilmesi, sığınma başvurusunda bulunan kişinin yazlı onayına tabi olacaktır.
4. Bütün bilgi isteklerinde, isteğin dayandığı gerekçe ve, isteğin amacının isteğin muhatabı olan Üye Devlet’e sorumluluk getirme ihtimali olan bir kriter olup olmadığının kontrol edilmesi olması halinde, isteğin, sığınma isteyen kişilerin Üye Devletlerin topraklarına nasıl ve hangi araçları kullanarak girdikleri hakkında güvenilir kaynaklardan alınmış ilgili bilgiler de dahil olmak üzere hangi delillere veya başvuranın
beyanlarının hangi somut ve doğrulanabilir kısmına dayandığı bildirilecektir. Güvenilir kaynaklardan alınmış söz konusu ilgili bilgiler kendi başlarına bir Üye Devlet’in işbu Tüzük çerçevesindeki sorumluluk ve yetkisini belirlemek için yeterli olmayacak, ancak, sığınma isteğinde bulunan münferit kişi hakkındaki başka verilerin değerlendirilmesine katkıda bulunabilecektir.
5. İsteğin muhatabı olan Üye Devlet, altı hafta içinde cevap vermekle yükümlüdür.
6. Bilgi alışverişi bir Üye Devlet’in isteği üzerine gerçekleştirilecektir. Bilgi alışverişi, sadece her Üye Devlet tarafından tayin edilip Komisyon’a bildirilen yetkili makamlar arasında yapılabilir. Komisyon, bu iş için tayin edilen yetkili makamları, kendisine bildirildikten sonra diğer Üye Devletlere bildirecektir.
7. Alınıp verilen bilgiler sadece paragraf 1’de belirlenen amaçlar için kullanılabilir. Bu bilgiler, her Üye Devlet’te, bilginin alıcısı yetkili makamın türüne ve yetkilerine bağlı olarak, ancak aşağıdaki işleri yapmakla görevlendirilmiş yetkili makamlara ve mahkemelere verilebilir:
(a) Sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesi;
(b) Sığınma başvurusunu incelenmesi;
(c) İşbu Tüzük çerçevesinde ortaya çıkan herhangi bir yükümlülüğün yerine getirilmesi.
8. Bilgileri gönderen Üye Devlet, bilgilerin doğru ve güncel olmasını sağlayacaktır. Söz konusu Üye Devlet’in doğru olmayan veya gönderilmemesi gereken bir bilgiyi gönderdiğinin ortaya çıkması halinde, alıcı Üye Devletler bundan derhal haberdar edilecektir. Söz konusu Üye Devlet bu bilgileri düzeltmek veya sildirmekle yükümlü olacaktır.
9. Sığınma isteyen kişi, kendisiyle ilgili işlemden geçirilen bütün bilgilerin isteği üzerine kendisine bildirilmesi hakkına sahip olacaktır.
Sığınma isteyen kişi, bu bilgiler işlenirken, özellikle bilgilerin eksik veya yanlış olmasından dolayı, işbu Tüzüğün veya Avrupa Parlamentosu’nun ve Konsey’in 95/46/EC (AT) sayılı 24 Ekim 1995 tarihli kişisel bilgilerin işlenmesi ve bu bilgilerin serbest dolaşımı hakkındaki Yönergesi’nin[8] ihlal edildiğini düşündüğü taktirde, bu bilgileri düzelttirme, sildirme veya bloke ettirme hakkına sahip olacaktır.
Bilgileri düzelten, silen veya bloke eden yetkili makam, hangisi uygunsa, bilgiyi veren veya alan Üye Devlet’i bundan haberdar edecektir.
10. Her ilgili Üye Devlet’te, ilgili kişinin kişisel dosyasında ve/veya bir sicilde, alınıp verilen belgelerin verilmesi ve alınmasının kayıtları tutulacaktır.
11. Alınıp verilen bilgiler, alınıp verilmelerinin amacı olan konu için gerekli olanıaşmayan bir süre boyunca muhafaza edilecektir.
12. Bilgilerin otomatik olarak işlemden geçirilmediği veya bir dosyada bulunmadığı veya bir dosyaya girilmesinin amaçlanmadığı durumlarda, her Üye Devlet, etkili kontroller yapmak suretiyle işbu maddeye uyumu temin edecek uygun tedbirleri alacaktır.
Madde 22
1. Üye Devletler, işbu Tüzük çerçevesinde ortaya çıkan yükümlülükleri yerine getirmekten sorumlu yetkili makamları Komisyon’a bildirecek ve bu yetkili makamların görevlerini yerine getirmek için gerekli kaynaklara, özellikle de bilgi isteklerine ve sığınma isteyenlerin sorumluluğunun üstlenilmesi veya geri alınması isteklerine belirlenmiş mühletler içinde cevap verebilmelerini sağlayacak gerekli kaynaklara sahip olmalarını temin edeceklerdir.
2. İsteklerin iletilmesini ve göndericilerin otomatik olarak gönderinin yapıldığına dair elektronik bir belgeyi alabilmelerini sağlamak için Paragraf 1’de bahsi geçen yetkili makamlar arasında güvenli elektronik ileti kanallarının kurulması ile ilgili kurallar, Madde 27(2)’de bahsi geçen prosedüre uygun olarak belirlenecektir.
Madde 23
1. Üye Devletler, işbu Tüzüğün uygulanmasını kolaylaştırmak ve etkililiğini artırmak amacıyla, işbu Tüzüğün hayata geçirilmesinin pratik ayrıntılarıyla ilgili olarak aralarında iki taraflı idari düzenlemeler yapabilirler. Böyle düzenlemeler aşağıdaki hususlarla ilgili olabilir:
(a) Karşılıklı olarak irtibat yetkilileri gönderilmesi;
(b) Sığınma isteyenlerin sorumluluğunun üstlenilmesi veya geri alınması yönündeki isteklerin iletilmesi ve incelenmesi ile ilgili prosedürlerin basitleştirilmesi ve sürelerin kısaltılması.
2. Paragraf 1’de bahsi geçen düzenlemeler Komisyon’a bildirilecektir. Komisyon, paragraf 1(b)’de bahsi geçen düzenlemelerin işbu Tüzüğü ihlal edip etmediklerini kontrol edecektir.
BÖLÜM VII GEÇİCİ HÜKÜMLER VE SON HÜKÜMLER
Madde 24
1. İşbu Tüzük, 15 Haziran 1990 tarihinde Dublin’de imzalanan, Avrupa Topluluğu Üye Devletlerinden birinde yapılmış sığınma başvurularının incelenmesinden sorumlu Devlet’in belirlendiği Sözleşme’nin (Dublin Sözleşmesi) yerine geçmiştir.
2. Ancak, sığınma başvurusundan sorumlu Üye Devlet’in belirlenmesiyle ilgili düzenlemelerin sürekliliğini sağlamak için, Madde 29’un ikinci paragrafında belirtilen tarihten sonra yapılmış başvurularda, işbu Tüzük çerçevesinde bir Üye Devlet’i sorumlu kılması ihtimali yüksek olan olaylar, bunlar söz konusu tarihten önce meydana gelmişolsalar bile, dikkate alınacaklardır. Madde 10(2)’de bahsi geçen olaylar bunun dışındadır.
3. (EC) (AT) No. 2725/2000 sayılı Tüzük’te Dublin Sözleşmesi ifadesinin kullanıldığı yerlerde, bu ifade işbu Tüzük olarak anlaşılacaktır.
Madde 25
1. İşbu Tüzük’te belirlenen bütün süreler aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır:
(a) Gün, hafta veya ay sayısı olarak ifade edilen bir süre bir olayın meydana geldiği veya bir işin yapıldığı andan itibaren hesaplanacağı zaman, söz konusu olayın meydana geldiği veya işin yapıldığı gün söz konusu sürenin içinde sayılmayacaktır.
(b) Hafta veya ay sayısı olarak ifade edilen süreler, son hafta veya ayın, sürenin hesaplanmasında başlangıç olarak alınan olay veya işin meydana geldiği veya yapıldığıgün ile aynı güne veya aynı tarihe denk gelen günü hangisi ise o günün bitmesi ile sona erecektir. Ay sayısı olarak ifade edilmiş bir süre için sürenin sona ermesi gereken gün son ayda yoksa, süre o ayın son gününün bitiminde sona erecektir.
(c) Süreler, Cumartesi ve Pazar günlerini ve ilgili Üye Devletlerin herhangi birindeki resmi tatilleri de içerir.
2. İstekler ve cevaplar, iletinin alındığına dair kanıt sağlayabilen herhangi bir yöntemle gönderilebilir.
Madde 26
Fransa Cumhuriyeti ile ilgili olarak, işbu Tüzük bu ülkenin sadece Avrupa’daki toprakları için geçerli olacaktır.
Madde 27
1. Komisyon’a bir komite yardımcı olacaktır.
2. İşbu paragrafa gönderme yapılan yerlerde, 1999/468/EC (AT) sayılı Karar’ın 5 ve 7’inci maddeleri geçerli olacaktır.
199/468/EC (AT) sayılı Karar’ın 5(6) sayılı maddesinde yazılı süre üç ay olarak belirlenecektir.
3. Komite kendi usul kurallarını saptayacaktır.
Madde 28
Komisyon, Madde 29’un birinci paragrafında belirtilen tarihten en geç üç yıl sonra Avrupa Parlamentosu’na ve Konsey’e işbu Tüzüğün uygulanışı hakkında bir rapor sunacak ve, eğer uygunsa, gerekli değişiklikleri önerecektir. Üye Devletler, en geç söz konusu sürenin sona ermesinden altı ay önce, bu raporun hazırlanması için gerekli bütün uygun bilgileri Komisyon’a göndereceklerdir.
Komisyon, söz konusu raporunu verdikten sonra, (EC) (AT) No 2725/2000 sayılı Tüzüğün 24(5) sayılı maddesi gereği Eurodac sisteminin hayata geçirilmesi hakkındaki raporlarını verdiği tarihle aynı tarihte, işbu Tüzüğün uygulanışı hakkında Avrupa Parlamentosu’na ve Konsey’e rapor verecektir.
Madde 29
İşbu Tüzük, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanışını takip eden 20’inci günde yürürlüğe girecektir.
İşbu Tüzük, yürürlüğe girişini takip eden altıncı ayın ilk gününden itibaren yapılmışsığınma başvuruları için geçerli olacak, ve, bu tarihten sonra, başvurunun yapılmışolduğu tarihe bakılmaksızın, sığınma isteyenlerin sorumluluğunun üstlenilmesi veya geri alınması yönündeki bütün istekler için geçerli olacaktır. Bu tarihten önce yapılmış bir sığınma başvurusunun incelenmesinden sorumlu olan Üye Devlet, Dublin Sözleşmesi’nde belirtilen kriterlere göre belirlenecektir.
İşbu Tüzük, Avrupa Topluluğunu kuran Antlaşma uyarınca bütün unsurlarıyla bağlayıcı olacak ve Üye Devletlerde doğrudan uygulanacaktır.
Misak-ı Milli, Milli Misak, Milli Yemin ve Ulusal Ant anlamına gelmektedir. Kurtuluş Savaşının 19 Mayıs 1919 tarihinde başlaması ile birlikte Anadolu’da yapılan kongrelerden sonra 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, yeni bir devletin kurulacağı herkes tarafından anlaşılmıştır. Bu süreçte, 1876 yılında Osmanlı Devletinin yasama organı olarak kurulan, İstanbul’da varlığı devam eden ve son toplantısını 28 Ocak 1920 tarihinde yapan Meclis-i Mebûsan tarafından altı maddelik bir siyasi bildiri oy birliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat 1920 tarihinde ilan edilmiştir.
Misak-ı Milli Orijinal Metni
Meclisi Mebusan, Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra 21 Aralık 1918 tarihinde Padişah Vahdettin tarafından, feshedilmiş, yeni seçimler yapılmış ve son Osmanlı Meclisi 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgalinden hemen sonra 11 Nisan 1920’de resmen kapatılmış, 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM açılmıştır.
Milli Misak’ın ilanı Osmanlı Meclisinin kapatılışını hızlandırmış, Meclis-i Mebusan’ın kapatılması ise TBMM’nin kuruluşuna meşru zemin hazırlamıştır.
Misak-ı Milli’nin Kabulü ve İlanı
Misak-ı Milli Bildirisi, Ahd-i Millî Beyannâmesi adıyla kabul ve ilan edilmiş, Misak-ı Milli şeklinde kısaltılarak anılmış; Türkiye Cumhuriyeti’nin kara ve deniz sınırları önemli oranda bildiri doğrultusunda oluşmuştur. Bildiri, Osmanlı Meclisinde kabul edilmiş olmasına karşın Anadolu’da toplanan Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresinde alınan kararlardan etkilenmiştir. Sivas Kongresinden sonra Osmanlı Padişahı genel seçim kararı almış; 1919 yılı Kasım ayında yapılan seçimlerde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin adayları seçimi kazanmış; Meclisi Mebusan’ın yeni üyeleri Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti ile yaptıkları görüşmeler sonucunda Misak-ı Milli metnini hazırlamışlardır.
Misak-ı Milli Beyannamesi – Türk Tarih Kurumu
Meclis-i Mebusan, Ocak ayında çalışmaya başlamış, Mondros Antlaşması hükümlerinin ve Anadolu’daki kurtuluş hareketinin etkisi altında tek ve önemli gündem maddesi olarak görüştüğü Ahd-ı Millî Beyannamesi’ni kapalı oturumda oy birliği ile kabul etmiş ve beyannameyi bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklamıştır. Ankara’da hazırlanan 8 maddelik metin, İstanbul’da 6 madde olarak ilan edilmiş, bazı değişiklikler meydana gelmiştir. Beyannameye ilişkin görüşme ve toplantı kayıtları ile tutanaklar Meclis-i Mebusan kayıtlarında bulunmamaktadır.
Misak- Milli, kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasında tarihsel öneme sahip bir bildiridir. Bildiri ile hedeflenen topraklardan Batum Livası, Musul Bölgesi, Hatay bölgesi ve Batı Trakya bölgesi sınırların dışında kalmış; Hatay, 1939 yılında Türkiye’ye dahil olabilmiş, Batı Trakya’da yapılması öngörülen halk oylamasının yapılması mümkün olmamıştır.
Türk Tarih Kurumu – Misak-ı Milli Haritası
Misak-ı Milli Beyanname Metni
Aşağıda imzaları bulunan Osmanlı Millet Meclisi (Meclisi Mebusan) üyeleri, Devletin bağımsızlığının ve ulusun geleceğinin, haklı ve sürekli bir barışa kavuşmak için katlanabilecek özverinin en fazlasını gösteren aşağıdaki ilkelere eksiksiz uyulmasıyla sağlanabileceğini ve bu ilkeler dışında sağlam bir Osmanlı Saltanatı ve toplumunun varlığının sürdürülmesinin olanak dışı bulunduğunu kabul ederek, şunları onaylamışlardır:
Madde 1
Osmanlı Devletinin, özellikle Arap çoğunluğunun yerleşmiş olduğu, 30 Ekim 1918 günkü Silah Birakışımı [Mondros Mütarekesi] yapıldığı sırada, düşman Ordularının işgali altında kalan kesimlerinin [o sırada Hatay ve Musul bölgesi Türk egemenliği altında idi] geleceğinin, halklarının serbestçe açıklayacakları oy uyarınca belirlenmesi gerekir; sözkonusu Silah Bırakışımı çizgisi içinde, din, soy ve amaç birliği bakımlarından birbirine bağlı olan, karşılıklı saygı ve özveri duyguları besleyen soy ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin koşullarına saygılı Osmanlı-İslam çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu kesimlerin tümü, ister bir eylem, ister bir hükümle olsun, hiç bir nedenle, birbirinden ayrılamayacak bir bütündür.
Madde 2
Halkı, özgürlüğe kavuşunca, oylarıyla Anavatana katılmış olan üç İl [Elviye-i Selase yani Kars, Ardahan ve Batum Livaları] için gerekirse yeniden halkın serbest oyuna başvurulmasını kabul ederiz
Madde 3
Türkiye ile yapılacak barışa değin ertelenen Batı Trakya’nın hukuksal durumunun belirlenmesi de, halkının özgürce açıklayacağı oya göre olmalıdır.
Madde 4
İslam Halifeliğinin ve Yüce Saltanatın merkezi ve Osmanlı Hükümetinin başkenti olan İstanbul kenti ile Marmara Denizinin güvenliği her türlü tehlikeden uzak tutulmalıdır. Bu ilke saklı kalmak koşulu ile; Akdeniz ve Karadeniz Boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda, bizimle birlikte, öteki tüm Devletlerin oybirliği ile verecekleri karar geçerlidir.
Madde 5
Müttefik Devletler ile düşmanları ve onların kimi ortakları arasında yapılan andlaşmalardaki ilkeler çerçevesinde, azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman halkların da özdeş haklardan yararlanması umudu ile, bizce de benimsenip güvence altına alınacaktır.
Madde 6
Ulusal ve ekonomik gelişmemize olanak bulunması ve, daha çağdaş biçimde, düzenli bir yönetimle işlerin yürütülmesini başarmak için; her devlet gibi, bizim de gelişmemiz koşullarının sağlanmasında, bütünüyle bağımsızlığa ve özgürlüğe kavuşmamız ana ilkesi varlık ve geleceğimizin temelidir. Bu nedenle siyasal, yargısal, parasal vb. alanlarda gelişmemizi önleyici sınırlamalara [Kapitülasyonlar] karşıyız. Saptanacak borçlarımızın ödenmesi koşulları da bu ilkelere aykırı olmayacaktır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün 24 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Miller Meclisinde yaptığı konuşmada Misak-ı Milli ile belirlenen sınırlar hakkında söyledikleri
‘’Millet bütün maksadında maddi ve hakiki düşünmek ve ancak kuvvet ve kudretiyle temin edeceği hususat üzerinde kendisine yeni bir hudut çizmek üzere idi. İşte kongre (Erzurum) bu hududu çizmiştir. Bir hududu milli çizmiştir.
Bu hududu milliyi suhuletle ipka için demiştir ki, mütarakenamenin imza olunduğu 30 Teşrinievvel 334 (30 Ekim 1918) tarihinde çizdiği hudud, hududumuz olacaktır.
Bu hududu ihtimal teferruatı ile bilmeyen arkadaşlarımız vardır. Yeniden fazla teferruata girmek istemediğim için şu suretle izahat vereceğim:
Şark hududuna elviyei selaseyi (Üç şehir/Kars-Batum-Ardahan) dahil ederek tasavvur buyurunuz. Garp hududu Edirne’de bildiğiniz gibi geçiyor.
En büyük ıebeddülat (değişim) cenup (güney) hududunda olmuştur.
Cenup hududu, İskenderun cenubundan başlar. Haleple Katime arasından Cerablus köprüsüne münteha olur (ulaşır) bir hat ve şark parçasında da Musul vilayeti, Süleymaniye ve Kerkük havalisi ve bu iki mıntıkayı yekdiğerine kalbeden (bağlayan) hat.
Efendiler bu hudud, sırf askeri mülahazat ile çizilmiş bir hudud değildir, hududu millidir. Hududu milli olmak üzere tespit edilmiştir.’’
Çin tarihinin tek kadın İmparatoru, Wu Zetian doğdu. (Ölümü: 16 Aralık 705) Kendi kızını boğarak öldürdü. İktidarının ilk dönemlerinde öz oğlu da dahil Tang Hanedanının kalan üyelerini yok ederek iktidarını pekiştirdi. Tang Hanedanına sadık insanları devletin içinden temizledi, devlet adamlarının çoğunluğunu ya öldürdü ya da sürgüne gönderdi. Kendi soyunu daha önemli gösterebilmek için Tang Hanedanının soyuyla ilgili kayıtlarla oynadı. Önceki hanedandan kalan devlet bürokrasisini büyük oranda revize ederek yandaşlarının ve sevdiği kişilerin konumunu güçlendirdi. Devlet yapısında önemli reformlar yaptı; ekonomik ve sosyal yapıda büyük değişikliklerde bulundu.
Wu Zetian
647
Silla Krallığı 27. ve ilk kadın hükümdarı Kraliçe Seondeok yaşamını yitirdi. (Doğumu: M.S 606 )
1886
Alman hukukçu ve akademisyen, Andreas Bertalan Schwarz doğdu. (Ölümü: 11 Eylül 1953) Bonn, Leipzig ve Budapeşte’de hukuk bilimleri tahsil etti. 1908’de Leipzig Üniversitesi’nde hukuk bilimleri doktorasını tamamladı, 1912’de Medenî Hukuk alanında doçent ve 1922’de ise profesör oldu.1926 yılları arasında Leipzig Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde karşılaştırmalı hukuk ve Roma Hukuku alanında bir profesörlük daha aldı. 1933’te ordinaryüs profesör unvanını kazandı. 1933’te Naziler Almanya’da iktidara geçince, Eernst Eduard-Hirsch ve diğer akademisyenlerle birlikte Türkiye’ye iltica etti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde yaklaşık 20 yıl ordinaryüs profesör olarak hizmet vererek uluslararası alanda tanınmış birçok Türk hukukçu yetiştirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki dersliklerden birine, hatırasını yaşatmak amacıyla onun adı verilmiştir.
Andreas Bertalan Schwarz
1887
Hukukçu ve Lüksemburg eski başbakanı Joseph Bech doğdu. (Ölümü: 8 Mart 1975) Fribourg Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1912’de hukuk doktorasını aldı. 1914’te Lüksemburg Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1921’de Bech, Émile Reuter’in kabinesine atandı. İçişleri Bakanlığı Genel Müdürü ve Eğitim Bakanlığı Genel Müdürü olarak görev yaptı. 1926’da aynı zamanda Başbakanlık, Dışişleri bakanı, Eğitim ve Şarapçılık Bakanı oldu. 1954 yılına kadar Dışişleri ve Şarapçılık Bakanı olarak kaldı. Dışişleri bakanı olarak 1949 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması’nı imzaladı. 1957 yılında Roma Antlaşması’nı imzalayarak Avrupa’nın önde gelenlerinden biri oldu. Avrupa Birliği ve Avrupa Topluluğunun ‘ Kurucu Babalarından ‘ biri olarak kabul edildi. 1964 yılına kadar Temsilciler Meclisi Başkanlığı yaptı.
Joseph Bech
1920
Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşının 19 Mayıs 1919 tarihinde başlaması ile birlikte Anadolu’da yapılan kongrelerden sonra 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, yeni bir devletin kurulacağı herkes tarafından anlaşılmıştır. Bu süreçte, 1876 yılında Osmanlı Devletinin yasama organı olarak kurulan, İstanbul’da varlığı devam eden ve son toplantısını 28 Ocak 1920 tarihinde yapan Meclis-i Mebûsan tarafından altı maddelik bir siyasi bildiri olan Misak-ı Milli oy birliği ile kabul edildi ve 17 Şubat 1920 tarihinde ilan edildi.
Türk Tarih Kurumu – Misak-ı Milli Haritası
1921
Ankara dışındaki İstiklal Mahkemeleri kaldırıldı.
1925
Aşar Vergisi kaldırıldı. Basın, aşarın kaldırılmasını büyük bir devrim olarak niteledi.
1926
Türk Kanunu Medenisi, Türkiye’de Cumhuriyetin ilanından sonra 17 Şubat 1926’da İsviçre Medeni Kanunu iktibas edilmek ve örnek alınma sureti ile mecliste kabul edilerek 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girdi.
1930
Türk Gazeteciler Birliği kuruldu.
1939
Hatay Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını, Hatay Devleti kanunları olarak kabul etti.
1961
Türk ve Alman İş ve İşçi Bulma Kurumları arasında yapılan anlaşmaya göre, her yıl Almanya’ya çeşitli iş kollarında çalıştırılmak üzere Türk işçileri gönderilmesi kararlaştırıldı.
1973
Petrol Ofisi Genel Müdürlüğü’ne Şeyda Odyatmaz atandı. Kendisi Türkiye’de ilk kez bu düzeye yükseltilen kadın yönetici oldu.
Cumhuriyet tarihinde bir devlet kurumuna atanan ilk kadın genel müdür olarak Şeyda Odyakmaz, 1973 yılında Petrol Ofisi Genel Müdürlüğü’ne getirildi.
1983
Mısır’ın Ankara Büyükelçiliği’ni basarak iki güvenlik görevlisini öldürüp, içeridekileri 45 saat rehin tuttukları için Dört Filistinli gerilla, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yeniden ikişer kez ölüme mahkûm edildi.
1984
İş yerlerinden işçi çıkarmak, Sıkıyönetim Komutanlığı’nın iznine bağlandı.
1986
Barış Derneği davasından tutuklu 6 kişi tahliye edildi.
1994
Özgür Gündem gazetesi, bölücü yayın yaptığı gerekçesiyle 1 ay süreyle kapatıldı.
TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu, Refah Partili Hasan Mezarcı’nın dokunulmazlığının kaldırılmasını kararlaştırdı.
2000
Gazeteci-yazar Uğur Mumcu’ya 24 Ocak 1993 günü düzenlenen suikastla ilgili olarak, ‘Mumcu’nun öldürülmesine iştirak ettiği ve bu amaçla oluşturulan çeteye mensup olduğu’ gerekçesiyle idam istemiyle yargılanan sanık Abdullah Argun Çetin, kendi isteği üzerine gizli oturumda dinlendi. Mahkeme, sanığın gizli oturumda yaptığı açıklamalara yayın yasağı koydu.
2007
Hukukçu ve siyasetçi Mehmet Altınsoy yaşamını yitirdi. (Doğumu: 1924) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde eğitim gördü. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Kurucu Meclis Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Temsilciliği yaptı. Niğde ve Aksaray Milletvekilliği ile Devlet Bakanlığı yaptı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 633 sayılı ilk teşkilat yasasının çıkarılmasına öncülük etti.
2008
Kosova Cumhuriyeti Anayasası, Kosova’nın 17 Şubat 2008 tarihinde Kosova Meclisi‘nde oybirliği ile kabul edilen bağımsızlık ilanından sonra hazırlanarak 15 Haziran 2008 tarihinde yürürlüğe girdi.
2025
Avukat Selahattin Demirtaş hakkında, hapiste olduğu sekiz buçuk yılı aşkın sürede 150’den fazla savcılık soruşturması ile 50’den fazla davaya muhatap olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ve Anayasa Mahkemesi’nde halen devam eden 20’den fazla dosyasının bulunduğu açıklandı. Bu güne kadar 60 yıldan fazla hapis cezası alan Demirtaş’ın halihazırda Ankara, İstanbul, Mersin ve Batman’da devam eden toplam 9 davasının olduğu bildirildi.
17 Şubat Hukuk Takvimi, hukuk ve siyasal tarih bakımından kurucu nitelikte gelişmeleri bir araya getiren önemli bir gündür. Misak-ı Milli’nin ilanı, Aşar Vergisi’nin kaldırılması ve Türk Kanunu Medenisi’nin kabulü gibi Cumhuriyet’in temel hukuk reformları bu tarihte yer almaktadır. Bunun yanında İstiklal Mahkemelerinin kaldırılması, Hatay Meclisi’nin Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını kabulü ve Türk-Alman işgücü anlaşması gibi devlet yapısını ve toplumsal düzeni etkileyen kararlar da 17 Şubat’ta öne çıkmaktadır. Aynı gün; basın özgürlüğü davaları, siyasi yargılamalar, dokunulmazlık süreçleri, sıkıyönetim uygulamaları ve terör yargılamaları gibi hukuk-siyaset ilişkisini doğrudan ilgilendiren gelişmelerle de dikkat çekmektedir. Ulusal ve uluslararası düzeyde hukukçuların, devlet adamlarının ve siyasal aktörlerin doğum ve ölüm yıldönümleri de kısa biyografileriyle birlikte yer almakta; bu tarih, hukukun hem kurucu reformların hem de siyasal mücadelelerin merkezinde yer aldığını gösteren çok katmanlı bir tarihsel kesit sunmaktadır.
Azerbaycan Anayasal Sistemi, Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının(Azərbaycan Respublikasının Konstitusiyası), 12 Kasım 1995 tarihli referandumda kabul edilerek 27 Kasım 1995 yılında yürürlüğe girmesi ile kurulmuştur. Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası, 158 madde ve geçici hükümlerden oluşmakta, Genel Hükümler, Temel Haklar, Özgürlükler ve Ödevler, Devlet Erki, Yerel yönetimler, Hukuk ve Kanun başlıkları bulunmaktadır. Anayasada, Halk Hakimiyeti, Devletin temelleri, Temel İnsan ve Vatandaş Hak ve Özgürlükleri, Vatandaşların Temel Görevleri, Yasama Erki, Yürütme Erki, Mahkeme, Belediyeler, Mevzuat, Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına Değişiklikler ve Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasına İlaveler başlıkları bulunmaktadır.
Azerbaycan Devleti Anayasasında Ermenistan ile yaşanan tarihsel sorunlardan kaynaklı olarak Nahçivan Özerk Cumhuriyetine ilişkin özel bir bölüm bulunmaktadır.
Azerbaycan Önceki Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev
Azerbaycan Anayasal Sistemi,SSCB dağıldıktan sonra kurulmuştur. SSCB dağıldıktan sonra Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Şurası 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlık Beyannamesini kabul etmiş, 18 Ekim 1991 tarihinde Bağımsızlığı Hakkında Anayasa Akdini yürürlüğe koymuştur. Bu metinler, yeni anayasanın temelini oluşturmuş, cumhuriyetin devlet yapısının, siyasi ve ekonomik yapısını şekillendirmiştir. Bağımsızlık kararından sonra 1978 Anayasasının Bağımsızlık Akdi ile çelişmeyen maddeleri yürürlükte kalmış, 9 Ekim 1993 tarihinde bazı değişiklikler yapılmış, hak oylaması ile kabul edilen 27 Kasım 1995 tarihli yeni Anayasanın onaylanması sonrasında eski Anayasa metni tamamen ortadan kalmıştır.
İlham Aliyev Oy Kullanırken
Azerbaycan Cumhuriyetinin temel kanunu olan Anayasa ile Azerbaycan devletinin yasal temelleri belirlenmiştir. Azerbaycan, Anayasa ile demokratik, laik bir hukuk devleti olarak tanımlanmış, insan haklarına öncelik vermiş ve kuvvetler ayrımını tercih etmiştir. Azerbaycan, Anayasa ile demokratik, laik bir hukuk devleti olarak tanımlanmış, insan haklarına öncelik vermiş ve kuvvetler ayrımını tercih etmiştir. Kuvvetler ayırımı ilkesine uygun olarak, yasama erkinin Milli Meclisine, yürütme erkinin Cumhurbaşkanına, yargı erkinin ise mahkemelere ait olduğu hükme bağlanmıştır. Yasama erkini temsil eden Meclis tek kamaralı parlamentodur. Meclis dışında hiçbir organ veya şahsın kanun koyma yetkisi yoktur. Azerbaycan’da parlamentonun diğer görevi yürütmenin faaliyetlerini denetlemektir. Meclis, Bakanlar Kuruluna güvenoyu vermeme hakkına sahiptir. Cumhurbaşkanının görevden alınması, bütçenin denetlenmesi, kurumların oluşturulması ve uluslararası sözleşmelerin onaylanması meclisin yetkisindedir.
Azerbaycan’da Cumhurbaşkanı hem yürütmeyi temsil etmektedir hem de devletin başıdır. Cumhurbaşkanı bütün seçmenler tarafından doğrudan seçilmekte ve Azerbaycan halkının tamamını temsil etmektedir.
Nahçivan Özerk Cumhuriyetinin coğrafi özellikleri, Azerbaycan’ın diğer kara parçasıyla doğrudan sınırının olmaması nedeniyle bu bölge için özerk yönetim sistemi tesis edilmesini gerektirmiş, Nahçivan Özerk Cumhuriyetine Azerbaycan’ın sınırları içinde özerk devlet statüsü verilmiş, fiilen işgal altında olan Nahçivan Özerk Cumhuriyetinde parlamenter rejim uygulanması öngörülmüştür.
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasında çeşitli tarihlerde birçok değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliklerden sonuncusu 2016 yılında yapılmış, yapılan halk oylamasında Anayasanın 23 maddesinde değişiklik yapılmış ve Anayasaya 6 yeni madde eklenmiştir.
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının kabul edildiği 12 Kasım tarihi, 16 Şubat 1996 tarihinde Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in emriyle Anayasa Günü olarak ilan edilmiştir ve Azerbaycan’da Anayasa Günü olarak kutlanmaktadır.
Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Anayasanın verdiği yetki ile görev yapan yüksek yargı organıdır. Anayasa Mahkemesi bağımsız bir devlet organıdır ve kurumsal ve mali yönden; yasama, yürütme ve diğer yargı organlarından, yerel yönetim organlarından, ayrıca tüzel ve gerçek kişilerden bağımsızdır. Azerbaycan Anayasa Mahkemesinin temel amacı Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasasının üstünlüğünü sağlamak, her bireyin temel hak ve özgürlüklerini savunmaktır. Mahkemeye Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi, Bakanlar Kurulu, Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, Azerbaycan Cumhuriyeti Baş Savcılığı, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Millet Meclisi, Mahkemeler, Vatandaşlar ve Kamu denetçileri başvuru yapabilmektedir.
Haftalık Dinlenme (Sanayi) Sözleşmesi 25 Ekim 1921 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4865 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.
Milletlerarası iş Bürosu idari Meclisi tarafından vaki davet üzerine; Cenevre’de 25.10.1921 de 3 üncü toplantısını yapan Milletler Cemiyeti Milletlerarası iş Teşkilatı Genel konferansı,
Gündemin 7 nci maddesini teşkil eden, sanayide hafta tatili meselesi hakkında bazı tekliflerin kabulünü ve;
Bu tekliflerin bir Milletlerarası İş Sözleşmesi şeklini almasını kararlaştırdıktan sonra,
Versay Andlaşmasının 14 üncü kısmında ve diğer barış andlaşmalarının mütenazır kısımlarında mevcut hükümler gereğince, Milletlerarası İş Teşkilatı üyelerinde onanmak üzere, aşağıdaki Sözleşme Projesini kabul etmiştir:
MADDE 1
Bu Sözleşmenin uygulanması bakımından;
Maden ve taş ocakları ile herhangi bir maddeyi topraktan çıkartmak;
Maddelerin malı, tadili, temizlenmesi, tamiri, süslenmesi, ikmali, satış için hazırlanması ve yıkma işleri, gemi inşası, elektrik ve genel olarak her türlü muharrik kuvvet, istihsal, tahvil ve nakil işleri dahil; maddelerin şekillerinin kısmen ve ya tamamen değiştirilmesi;
Her nevi bina, demiryolu, tramvay, liman, dok, dalga kıran, kanal, nehirlerde sefer tesisatı, yol, tünel, köprü, su bendi, ana ve adi lağım, kuyu, telefon, telgraf, elektrik tesisatı, havagazı, su tesisatı ve tevzi ve diğer yapı işleri ile bunlara ait tamir, bakım, tadil, yıkma, hazırlama ve temel işleri;
Dok, rıhtım, iskele ve antrepolarda eşyanın boşaltılıp yüklenmesi, taşınması ve işlenmesi dahil el ile taşıma işleri hariç, insan ve eşyanın kara, demiryolu ile nehirlerde nakli işleri;
Yukarıdaki sayım, sınai müesseselerde çalışma müddetinin günde sekiz ve haftada kırk sekiz saat olarak tahdidini istihdaf eden Washington Sözleşmesinde, her Hükümet tarafından kabulü derpiş edilen istisnalar bu Sözleşmeye uygulanmaları kabil olduğu derecede nazara alınmak kayıt ve şartı altında yapılmıştır.
Yukarıdaki sayımdan başka, her üye, lüzum gördüğü taktirde, bir taraftan sanayi ve diğer taraftan tarım ve ticaret arasındaki hududu tayin edebilir.
MADDE 2
Resmi veya hususi herhangi bir sınai müessesede veya onun müştemilatında çalışan bütün şahıslar, bundan sonraki maddelerde derpiş olunan istisnalar nazara almak şartıyla, her 7 günlük bir devre içinde fasılasız en az 24 saat zarfında istirahatten istifade edeceklerdir.
Bu istirahat, imkan dairesinde bir müessesenin bütün mensuplarına aynı zamanda verilecektir.
İstirahat mümkün mertebe, memleket veya bölge gelenek ve adetlerinde yer alan günlere rastlayacaktır.
MADDE 3
Her üye, münhasıran aynı bir aile efradının çalıştığı, sınai müesseselere mensup şahısları 2 nci madde hükmünden istisna edebilir.
MADDE 4
Her üye, hal icaplarına uygun türlü iktisadi ve insani mülahazaları bilhassa göz önünde tutmak suretiyle işverenlerle işçilerin yetkili cemiyetleri mevcut olan yerlerde bu cemiyetlerle istişareden sonra; 2 nci madde hükümleri hakkında tam veya kısmi istisnalar (istirahatin kaldırılması veya azaltılması dahil) kabul edebilir.
Bu istişare, yürürlükte olan mevzuatın uygulanması suretiyle kabul edilmiş bulunan istisnalar halinde mecburi olmayacaktır.
MADDE 5
Her üye 4 ncü madde gereğince tamamen kaldırılan veya azaltılan dinlenmeleri telafi edici istirahatlerin esasen mahalli anlaşmalar yahut örfü adetlerle derpiş edilmiş bulunması müstesna, diğer hallerde bu şekilde telafi edici dinlenme zamanları tespit eden hükümler koymayı mümkün mertebe sağlayacaktır.
MADDE 6
Her üye, bu Sözleşmenin 3 ve 4 üncü maddeleri gereğince kabul edilen istisnaların bir listesini yaparak bunu Milletlerarası İş Bürosuna gönderecektir. Her üye bundan sonra her iki senede bir defa bu listede yapacağı değişiklikleri bildirecektir.
Milletlerarası İş Bürosu bu husus için Milletlerarası Genel İş Konferansına bir rapor verecektir.
MADDE 7
Bu sözleşme hükümlerinin uygulanmasını kolaylaştırmak için, her pa-tron, müdür veya vekili aşağıdaki mükellefiyetlere tabi olacaktır.
Haftalık dinlenme bütün şahıslara toplu bir halde veriliyorsa toplu istirahat gün ve saatlerini, müessese içinde veya başka münasip bir yerde göze çarpacak afişler asmak suretiyle veyahut Hükümetçe münasip görülecek diğer herhangi bir şekilde bildirmek,
Haftalık dinlenme bütün şahıslara toplu bir halde veriliyorsa; memleket kanunlarının veyahut yetkili makamlarca yapılan Tüzüğün tarifi dahilinde hazırlanmış bir deftere hususi bir dinlenme rejimine tabi tutulan işçi veya hizmetlileri ve bu rejimi bildirmek.
MADDE 8
Bu Sözleşmenin, Versay Andlaşmasının 13 üncü kısmında ve diğer Barış Andlaşmalarının mütenazır tutumlarında derpiş edilen şartlar içinde kati şekilde onandığına ait belge Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine gönderilecek ve bu onanma Genel Sekreterlikçe tescil edilecektir.
MADDE 9
Milletlerarası İş Teşkilatının iki üyesinin onamaları Genel Sekreterlikçe tescil edildiği tarihten itibaren bu Sözleşme yürürlüğe girecektir.
Bu Sözleşme, ancak onamaları Sekreterlikçe tescil edilen üyeleri bağlayacaktır.
Daha sonra, bu Sözleşme, her üye hakkında onaması Sekreterlikçe tescil edildiği tarihten itibaren yürürlüğe girecektir.
MADDE 10
Milletlerarası İş Teşkilatı üyelerinden ikisinin onamaları Sekreterlikçe tescil edilmesi akabinde; Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri keyfiyeti Milletlerarası iş Teşkilatının bütün üyeleri tarafından kendisine sonradan tebliğ edilecek onamaları da keza bütün üyelere bildirecektir.
MADDE 11
Bu Sözleşmeyi onayan her üye onun 1,2,3,4,5,6 ve 7 nci maddeleri hükümlerini en geç 1.1.1924’e kadar uygulamayı ve bu hükümlerin fiil alanına geçmesi için gerekli tedbirleri almayı taahhüt eder.
MADDE 12
Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu Versay Andlaşmasının 421 inci maddesi ve diğer Barış Andlaşmalarının mütenazır maddeleri hükümleri gereğince; bütün müstemleke, müstamare ve himayesi altındaki memleketlerde uygulamayı taahhüt eder.
MADDE 13
Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu, yürürlüğe girmeye başladığı tarihten 10 sene geçtikten sonra Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine yapacağı ve bu Sekreterliğin tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih, Sekreterlikçe tesciİi tarihinden bir sene sonra muteber olur.
MADDE 14
Milletlerarası iş Bürosu İdare Meclisi, en az her on senede bir defa bu Sözleşmenin uygulanma durumu hakkında Genel Konferansa bir rapor vermekle ve Konferans gündemi içine; sözleşmenin yeniden gözden geçirilmesi veya tadili meselesinin konulup konulmaması gerektiği hususunda bir karar almakla ödevidir.
MADDE 15
Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikiside muteberdir.
ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından 8 Haziran 1933 tarihinde kabul edilmiş, Türkiye tarafından 11 Şubat 1946 tarihli ve 4866 sayılı kanun ile kabul edilmiş, Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, aynı konudaki 96 sayılı sözleşmenin onaylanması sonucu yürürlükten kalkmıştır.
ILO 34 No’lu Ücretli İş Bulma Büroları Sözleşmesi
ILO Kabul Tarihi: 8 Haziran 1933 Kanun Tarih ve Sayısı: 11 Şubat 1946 / 4866 Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 16 Şubat 1946 / 6234Milletlerarası İş Bürosu idare Meclisi tarafından vaki davet üzerine, Cenevre’de 8 Haziran 1933 de on yedinci toplantısını yapan Milletler Cemiyeti Milletlerarası iş Teşkilatı Genel Konferansı;Gündemin birinci maddesini teşkil eden, ücretli iş bulma meselesi hakkında, bazı tekliflerin kabulünü veBu tekliflerin bir Milletlerarası Sözleşme şeklini almasını kararlaştırdıktan sonra;Versay Andlaşmasının 13 üncü kısmında ve diğer Barış Andlaşmalarının mütenazır kısımlarında mevcut hükümler gereğince Milletlerarası iş Teşkilatı üyelerince onanmak üzere, aşağıdaki Sözleşme Projesini kabul eder;
MADDE 1
Bu Sözleşme bakımından “Ücretli İşbulma Büroları” tabiri şu manayı ifade eder:
Kazanç gayesi takibeden İşbulma Büroları, yani doğrudan doğruya veya dolayısıyla taraflardan herhangi birinden maddi bir menfaat temini hedefiyle, bir işçiye iş veyahut işverene işçi bulmak hususunda tavassut eyleyen her şahıs, şirket, müessese, acente veyahut diğer bir teşekkül; bu tarif, münhasıran veya esas itibariyle iştigal mevzuu işverenlerle işçiler arasında tavassuttan ibaret olanlar hariç, gazetelere ve diğer yayın vasıtalarına şamil değildir.
Kazanç gayesi takip etmiyen İşbulma Büroları, yani maddi bir menfaat gütmemekle beraber, işverenden veya işçiden, servisleri için duhuliye, aidat veya başka herhangi bir nam altında para alan şirket, müessese, acente veya diğer teşekküllerin işbulma servisleri.
Bu Sözleşme gemi adamları hakkında uygulanmaz.
MADDE 2
(Birinci maddenin 1. a) fıkrasında yazılı, kazanç gayesiyle çalışan Ücretli İşbulma Büroları, bu Sözleşme’nin her üye için yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren 3 sene zarfında kapatılacaklardır.
Bu kapatmadan evvelki mühlet zarfında;
Yeniden kazanç gayesiyle çalışan Ücretli İşbulma Bürosu açılmıyacaktır.
Kazanç gayesiyle çalışan Ücretli İşbulma Büroları, yetkili makamın kontrolü altında konulacak ve bu makamca onanmış bir tarifede yazılı ücret ve masraflardan başka para almıyacaklardır.
MADDE 3
Bu Sözleşmenin 2 nci maddesinin 1 inci fıkrasından inhirafa, ancak ilgili patron ve işçi temsilcilerinin fikri alındıktan sonra ve istisnai şekillerde olmak üzere yetkili makamca müsaade edilebilir.
Bu madde gereğince müsaade edilen inhiraflar, ancak milli kanunlarla sarih şekilde tesbit edilip işbulma keyfiyetinin hususi şartlar içinde ve inhirafı haklı gösterecek surette cereyan ettiği sanat ve mesleklere mensup işçi zümrelerine iş bulmakla iştigal eden bürolar hakkında uygulanacaktır.
2 nci maddede yazılı 3 aylık mühlet bittikten sonra, bu maddeye istinaden, yeni Ücretli İşbulma Büroları açılmasına müsaade edilemez.
Bu madde gereğince, kendilerine inhiraf müsaadesi verilen her Ücretli İşbulma Bürosu:
Yetkili makamın kontrolü altına konulacaktır.
Yetkili makamın tensibi ile azami on yıl zarfında, her sene yenilecek bir yıllık ruhsatname almaya mecbur olacaktır.
Ancak, yetkili makamca onanmış bir tarifede yazılı ücret ve masrafları alabilecektir.
Ancak ruhsatnamesinde müsaade edilmiş olmak ve ilgili memleketler arasında mevcut bir anlaşmayı uygulamak şartiyle yabancı memleketlere veya memleketlerden işçi tedarik edebilecektir.
MADDE 4
(1 inci maddenin 1, b) fıkrasında yazılı kazanç gayesi takip etmeyen İşbulma Büroları;
Yetkili makamdan izin almak mecburiyetinde olacak ve onun kontrolü altında bulunacaklardır.
Yapılan masraflar iyice nazara alınmak suretiyle yetkili makamca tesbit edilecek bir tarifeden daha yüksek para alamayacaktır.
Ancak yetkili makamca müsaade edilmek ve ilgili memleketler arasında mevcut bir anlaşmayı uygulamak şartıyla yabancı memleketlere veya memleketlerden işçi tedarik edebilecektir.
MADDE 5
Gerek bu Sözleşme’nin 1 inci maddesinde yazılı Ücretli İşbulma Büroları, gerek parasız da olsa, işbulmayı mutad meşgale ittihaz etmiş olan her şahıs, şirket, müessese, acenta veyahut teşekkül, yetkili makama bir beyanname vermeye ve bunda ücretli mi, ücretsiz mi çalıştıklarını bildirmeye mecburdurlar.
MADDE 6
Gerek bundan evvelki maddelere, gerek onların yerine getirilmesine ait diğer hükümlere muhalif hareketlere karşı, milli kanunlar, bu Sözleşmede derpiş edilen ruhsatname veya müsaadelerin geri alınmasını da ihtiva eden cezaları tayin edeceklerdir.
MADDE 7
Versay Andlaşması’nın 408 inci ve diğer Barış Andlaşmaları’nın mütenazır maddelerinde derpiş edilen yıllık raporlar, 3 üncü madde gereğince müsaade edilen inhiraflar hakkında gereken malumatı havi olacaklardır.
MADDE 8
Bu Sözleşme’nin, Versay Andlaşması’nın 13 üncü kısmında ve diğer Barış Andlaşmaları’nın mütenazır kısımlarında derpiş edilen şartlar içinde kat’i şekilde onandığına ait belge Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine gönderilecek ve bu onanma Genel Sekreterlikçe tescil edilecektir.
MADDE 9
Bu Sözleşme, ancak onamaları Sekreterlikte tescil edilmiş olan üyeleri bağlayacaktır. Sözleşme, iki üyenin onamaları Genel Sekreterlerde tescil edildikleri tarihten 12 ay sonra yürürlüğe girecektir.
Bundan sonra bu Sözleşme her üye için, onaması tescil edilmesinden 12 ay sonra yürürlüğe girecektir.
MADDE 10
Milletlerarası İş Teşkilatı üyelerden ikisinin onamaları Sekreterlikte tescil edilmesi akabinde; Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri keyfiyeti Milletlerarası iş Teşkilatının bütün üyelerine bildirecektir. Sekreter, Teşkilatın başka üyeleri tarafından kendisine sonradan tebliğ edilecek onamaları da keza bütün üyelere bildirecektir.
MADDE 11
Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu, yürürlüğe girmeye başladığı tarihten on sene geçtikten sonra; Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine yapacağı ve bu Sekreterliğin tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir.
Fesih, Sekreterlikte tescili tarihinden bir sene sonra muteber olur.
Bu Sözleşmeyi onamış olup ta onu, bundan evvelki fıkrada yazılı 10 yıllık devrenin geçmesinden bir yıl sonra, bu madde gereğince feshetmek ihtiyarını kullanmayan her üye, yeniden 10 yıllık bir müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, bu maddede derpiş edilen şartlar içinde her 10 yıllık devre bittikçe feshedilebilecektir.
MADDE 12
Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren geçecek her 10 yıllık devrenin sonunda; Milletlerarası İş Bürosu İdare Meclisi, onun uygulanması durumu hakkında Genel Konferansa bir rapor vermekle ve Konferansın gündemi içine onun tamamen veya kısmen tadili meselesinin konulup konulmaması gerektiği hususunda bir karar almakla ödevlidir.
MADDE 13
Konferans, bu Sözleşme’yi tamamen veya kısmen tadil eden yeni bir Sözleşme kabul ettiği takdirde; bu yeni Sözleşmede başka türlü hükümler bulunması hali müstesna;
Tadil edici yeni Sözleşme’nin bir üye tarafından onanması keyfiyeti yukarıdaki 11 inci maddeye bakılmaksızın tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi kayıt ve şartı ile, şimdiki bu Sözleşme’nin kendiliğinden ve derhal feshini intaç edecektir.
Tadil edici yeni Sözleşme’nin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren, şimdiki bu Sözleşme üyelerin onamasına açık bulundurulmayacaktır.
Şimdiki bu Sözleşme; onu onamış ve tadil edici Sözleşmeyi ise onamamış olan üyeler için eski metin ve şekli ile yürürlükte kalmaya devam edecektir.
MADDE 14
Bu Sözleşme’nin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi muteber olacaktır.
Türkiye, ILO tarafından kabul edilmiş olan sözleşmelerden 59 adetini onaylamıştır. Sekiz adet temel sözleşmenin tamamı, yönetişim sözleşmelerinden öncelikli olan dört sözleşmeden üçünü, 177 teknik sözleşmeden 48’i onaylanmıştır. Türkiye tarafından onaylanan 59 Sözleşmeden 55’i yürürlüktedir, 4 Sözleşmeye karşı çıkılmıştır.
İsmet Ocakçıoğlu, 1930 yılında Malatya’nın Darende ilçesinde doğmuş, ilk ve orta öğrenimini Tokat ilinde tamamlamış, Konya Lisesini bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne girmiştir. fakülteyi 1952 yılında bitirdikten sonra aynı yıl Fransa’ya giderek Kamu Hukuku dalında doktora çalışmalarına başlamış ve 1955 senesinde Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nden Hukuk Doktoru unvanını kazanmıştır.
Ocakçığlu, askerliğini, yedek subay olarak Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı Protokol Şubesinde yapmış; 1957 yılında hakimlik stajına başlamış ve stajını Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinde tamamlamıştır.
Ankara Hâkim Yardımcısı olarak mesleğe başlamış ve sırasıyla; Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi Raportörlüğü, Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcılığı, Adalet Bakanlığı Tetkik Hakimliği ve Yargıtay Yetkili Üye Yardımcılığı ile Anayasa Mahkemesi Raportörlüğü görevlerinde bulunmuştur.
Ocakçıoğlu, 16 Eylül 1973 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilmiş, 2. Hukuk Dairesi ve 9. Hukuk Dairesinde çalıştıktan sonra, 1 Haziran 1981 tarihinde kurulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu‘na yedek üye olarak atanmıştır. Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından Yargıtay Birinci Başkanvekilliğine getirilmiş, bu görevi 25 Eylül 1984 – 4 Temmuz 1989 tarihleri arasında tarihleri arasında yaptıktan sonra Ahmet Coşar‘dan boşalan Yargıtay Birinci Başkanlığına seçilmiştir. Yargıtay başkanlığı görevini 4 Temmuz 1989 – 5 Temmuz 1993 yıllarında yürütmüş, 5 Ocak 1995 tarihinde Yargıtay üyeliğinden emekli olmuştur. Kendisinden sonra Yargıtay başkanlığına Müfit Utku seçilmiştir.
Yargıtay Onursal Başkanı İsmet Ocakçıoğlu – 2015
Ocakçıoğlu, Yargıtay başkanı olarak 6 Eylül 1990 tarihindeki Adli Yıl açılış töreninde dönemin Anamuhalefet Partisi lideri ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti genel başkanı Erdal İnönü‘yü selamlamaması ve konuşması sırasında muhalefeti sert şekilde eleştirmesi nedeniyle Erdal İnönü toplantıyı terk etmiştir. 7 Eylül 1992 tarihli Adli Yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada ise “Devletin terörü önlemek için teröristlerin kullandıkları vasıta ve yöntemleri kullanması demokratik hukuk devleti kurallarına da tamamen uygundur” cümlesini kullanması kamuoyunda çeşitli tartışmalara neden olmuştur.
Ocakçıoğlu, 16 Şubat 2017 tarihinde vefat etmiş, Yargıtay üyeleri tarafından uğurlanan Ocakçıoğlu’nun cenazesi, Kocatepe Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından, Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.
Cenaze Töreni – Yargıtay – 2017
Yargıtay Onursal 1. Başkanı Sayın Dr.İsmet OCAKÇIOĞLU’nun 1992-1993 Adli Yıl Açılış Konuşması
Fransızca bilen Yargıtay eski başkanı Dr. İsmet Ocakçıoğlu’nun, “La Neutralite de la Turquie” ile “Anayasa ve Anayasa Mahkemesi” adlı eserleri bulunmaktadır. Ayrıca, Yargıtay Dergisi, Adalet Bakanlığı ile Ankara ve İstanbul Üniversiteleri Hukuk Fakültelerinin yayınlarında otuzdan fazla inceleme ve çeviri yazıları yayınlamıştır.
Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü 16 şubat 2011 Strasbourg’da düzenlenerek kabul edilmiştir. Tüzüğün, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasını takip eden 20. gün yürürlüğe girmesi kararlaştırılmış, 1 Nisan 2012 tarihinden itibaren uygulanması öngörülmüştür. Tüzük, bütün unsurlarıyla bağlayıcıdır ve tüm üye devletlerde doğrudan uygulanmaktadır.
The European Parliament and Council Regulation
Vatandaş Girişimi hakkında 16 Şubat 2011 tarihli ve (AT) 211/2011 sayılı
AVRUPA PARLAMENTOSU VE KONSEY TÜZÜĞÜ
AVRUPA PARLAMENTOSU VE AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ,
Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkındaki Antlaşma’yı ve bu Antlaşma’nın özellikle 24. maddesinin birinci paragrafını göz önünde tutarak,
Komisyon’un önerisini göz önünde tutarak,
Taslak yasama tasarrufunun ulusal parlamentolara iletilmesinden sonra,
Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi’nin görüşünü göz önünde tutarak,
Bölgeler Komitesi’nin görüşünü göz önünde tutarak,
Olağan yasama usulleri uyarınca hareket ederek,
Aşağıdaki gerekçelerle:
Avrupa Birliği Antlaşması (ABA), Birlik vatandaşlığını güçlendirir ve diğer hususların yanı sıra tüm vatandaşların Avrupa Vatandaş Girişimi vasıtasıyla Birlik içindeki demokratik hayata katılma hakkına sahip olmalarını sağlayarak Birliğin demokratik işlevini geliştirir. Bu usul, vatandaşlara, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın (ABİA) 225. maddesi ile Avrupa Parlamentosu’na ve 241. maddesi ile Konsey’e verilen haklara benzer şekilde, Antlaşmaların uygulanması amacıyla Birliğin hukuki tasarruflarına ilişkin bir öneri sunmasını talep etmek için Komisyon’a doğrudan başvurma imkânı sağlar.
Vatandaşların katılımını teşvik etmek ve Birliği daha erişebilir kılmak için, vatandaş girişiminde gereken usul ve şartlar açık, kolay, kullanıcı dostu olmalı ve vatandaş girişiminin niteliği ile orantılı olmalıdır. Hak ve yükümlülükler arasında adil bir denge sağlamalıdır.
Usul ve şartlar ayrıca, vatandaş girişimini destekleyen Birlik vatandaşlarının geldikleri üye devlete bakılmaksızın aynı şartlara tabi tutulmalarını sağlamalıdır.
Komisyon, talep üzerine, vatandaşlara vatandaş girişimleri hakkında özellikle kayıt kriterlerine ilişkin bilgi ve gayrı resmi tavsiye vermelidir.
Vatandaşların gelmesi gereken üye devletlerin asgari sayısının belirlenmesi gerekir. Bu sayı, vatandaş girişiminin Birlik çıkarlarını temsil etmesini ve bu vasıtanın kolay kullanılır olmasını sağlamak için, üye devlet sayısının dörtte biri olarak belirlenmelidir.
Bu amaç doğrultusunda, bu üye devletlerden gelen asgari imzacı sayısı da belirlenmelidir. Vatandaş girişimini destekleyen vatandaşlara benzer şartlar sağlamak için, bu asgari sayılar azalan oranlı olmalıdır. Açık olması bakımından, bu asgari sayılar her bir üye devlet için bu Tüzüğün Ek’inde belirlenmelidir. Her bir üye devlet için gerekli asgari imzacı sayısı, her bir üye devlette seçilen Avrupa Parlamentosu üye sayısının 750 katına karşılık gelmelidir. Avrupa Parlamentosu’nun oluşumundaki her hangi bir değişikliği yansıtmak için, Komisyon’un bu Eki değiştirme yetkisi olmalıdır.
Vatandaş girişimini desteklemede asgari yaşın belirlenmesi gereklidir. Bu yaş, vatandaşların Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanma hakkı kazandıkları yaş olarak belirlenmelidir.
Bir vatandaş girişiminin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi için azami düzeyde organize bir yapı gereklidir. Bu yapı, Avrupa çapındaki konuların ortaya çıkmasına katkıda bulunmak ve bu konular üzerinde düşünmeyi desteklemek için, en az yedi farklı üye devletten gelen gerçek kişilerden (organizatörlerden) oluşan vatandaşlar komitesi şeklinde olmalıdır. Şeffaflığın ve düzgün ve etkili iletişimin sağlanması amacıyla, vatandaşlar komitesi prosedür boyunca komite ile Birlik kurumları arasında ilişki kuracak temsilciler belirlemelidir.
Birimler, özellikle Antlaşmalar uyarınca Avrupa siyasi farkındalığının oluşturulmasına ve Birlik vatandaşlarının isteklerini ifade etmelerine katkıda bulunan kuruluşlar, tam bir şeffaflık içinde hareket etmeleri kaydıyla, vatandaş girişimini desteklemelidir.
Vatandaş girişimi önerilerinde uyum ve şeffaflığın sağlanması ve bu Tüzükte yer alan koşullara uygun olmayan bir vatandaş girişimi önerisi için imza toplanmasından kaçınmak için, vatandaşlardan gelen gerekli destek beyanlarının toplanmasından önce bu tür girişimlerin Komisyon tarafından hazırlanacak bir internet sitesinde kayıt altına alınması zorunlu olmalıdır. Bu Tüzükte yer alan koşullara uygun olan tüm vatandaş girişimi önerileri Komisyon tarafından kaydedilmelidir. Komisyon, iyi idareye ilişkin genel ilkeler uyarınca kayıt ile ilgili işleri yürütmelidir.
Vatandaş girişimi önerisi kayıt edildiğinde, vatandaşların destek beyanları organizatörler tarafından toplanabilir.
Destek beyanının şeklini, üye devletler tarafından doğrulama amaçlı talep edilen veriler belirtilmek suretiyle bu Tüzüğün Ek’inde belirlemek uygundur. Komisyon, bu Ekte, üye devletler tarafından kendisine iletilen bilgileri göz önünde tutarak ABİA’nın 290. maddesi uyarınca değişiklik yapmaya yetkili kılınmalıdır.
Kişisel verilerin yeterli ve ilgili olması ve toplanma amaçlarına göre aşırı olmaması ilkesine riayet ederek, üye devletlerin destek beyanlarını ulusal hukuk ve uygulama uyarınca kontrol etmeleri için gerekli olduğu ölçüde, vatandaş girişimi önerisinin imzacılarından, duruma göre kimlik numarası veya kimlik belgesi numarası dâhil olmak üzere, kişisel verileri sunmaları istenir.
Modern teknolojiyi, katılımcı demokrasinin bir aracı olarak iyi bir şekilde kullanmak amacıyla, destek beyanlarının yazılı olmasının yanı sıra çevrimiçi de toplanması sağlanmalıdır. Çevrimiçi toplama sistemleri, diğer hususların yanı sıra, verilerin güvenli bir şekilde toplanmasını ve saklanmasını sağlamak için, yeterli ve yerinde güvenlik özelliklerine sahip olmalıdır. Komisyon, bu amaç doğrultusunda, çevrimiçi toplama sistemlerinin detaylı teknik özelliklerini tanımlamalıdır.
Üye devletler, destek beyanlarının toplanmasından önce, çevrimiçi toplama sistemlerinin bu Tüzüğün gereklilikleri ile uyumluluğunu kontrol etmelidirler.
Komisyon, bu Tüzüğün çevrimiçi toplama sistemlerine ilişkin hükümlerine uymak için, ilgili teknik özellikleri ve güvenlik özelliklerini bünyesinde barındıran açık kaynak kodlu bir yazılım sağlamalıdır.
Bir vatandaş girişimi için sunulan destek beyanlarının belirli bir süre içinde toplanması sağlanmalıdır. Vatandaş girişimi önerilerinin ilgili kalmasını sağlamak için, destek beyanlarının Birlik çapında toplanmasının karmaşıklığını da göz önünde bulundurarak, bu sürenin vatandaş girişimi önerisinin kayıt tarihinden itibaren 12 ayı geçmemesi gerekir.
Bir vatandaş girişimi imzacılardan gerekli destek beyanını aldığında, tüm üye devletler kendi imzacılarının destek beyanlarının kontrolünden ve onaylanmasından sorumlu olmalıdır. Üye devletler, bu kontrolleri, idari yüklerini sınırlandırma ihtiyacını göz önünde bulundurarak, onay talebinin alınmasından itibaren üç ay içinde, örnekleme yöntemine dayanabilen uygun doğrulama yöntemlerini esas alarak yapmalıdırlar ve alınan geçerli destek beyanının sayısını onaylayan bir belge oluşturmalıdırlar.
Organizatörler, bu Tüzükte belirtilen ilgili tüm koşulların vatandaş girişiminin Komisyon’a sunulmasından önce yerine getirilmesini sağlamalıdır.
Komisyon, vatandaş girişimini incelemeli ve hukuki ve siyasi sonuçlarını ayrı ayrı belirlemelidir. Ayrıca, bu girişime cevaben gerçekleştireceği eylemi üç ay içinde ortaya koymalıdır. Komisyon, en az bir milyon Birlik vatandaşı tarafından desteklenen vatandaş girişiminin ve olası takibinin dikkatlice incelendiğini göstermek için, ortaya koymayı öngördüğü eylemin gerekçelerini açık, anlaşılır ve detaylı bir biçimde açıklamalı ve herhangi bir eylemde bulunmamayı öngörmesi halinde de aynı şekilde bunun nedenlerini belirtmelidir. Gerekli sayıda imzacı tarafından desteklenen ve bu Tüzüğün diğer gerekliliklerini yerine getiren vatandaş girişimi Komisyon’a sunulduğunda, organizatörler bu girişimi Birlik düzeyinde kamuya açık bir oturumda sunabilmelidirler.
Kişisel verilerin işlenmesiyle ilgili olarak gerçek kişilerin korunması ve bu verilerin serbest dolaşımı hakkında 24 Ekim 1995 tarihli ve 95/46/AT sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi, bu Tüzüğün uygulanması sırasında kişisel verilerin işlenmesinde tam olarak uygulanır. Bu kapsamda, hukuki kesinlik bakımından, vatandaş girişimi organizatörlerinin ve üye devletlerdeki yetkili makamların 95/46/AT sayılı Direktif kapsamında veri kontrolörleri olduklarının netleştirilmesi ve vatandaş girişiminin amaçları doğrultusunda, toplanmış olan kişisel verilerin muhafaza edilebileceği azami sürenin belirlenmesi gereklidir. Organizatörler, veri kontrolörleri sıfatıyla, özellikle veri işlemenin yasallığı, veri işleme faaliyetlerinin güvenliği, bilgi sağlama ve veriye konu olan kişilerin kişisel verilerine erişimlerinin yanı sıra bu verilerin düzeltilmesi ve silinmesinin sağlanmasına ilişkin haklar olmak üzere 95/46/AT sayılı Direktifin öngördüğü yükümlülükler doğrultusunda gerekli bütün tedbirleri almalıdır.
95/46/AT sayılı Direktifin hukuki başvuru yolları, sorumluluk ve yaptırımlarına ilişkin III. Bölüm hükümleri, bu Tüzüğün uygulanması sırasında kişisel verilerin işlenmesinde tam olarak uygulanır. Vatandaş girişiminin organizatörleri, uygulanmakta olan ulusal mevzuat uyarınca, neden oldukları zararlardan sorumlu tutulmalıdırlar. Buna ilaveten, üye devletler, bu Tüzüğün ihlali halinde, organizatörlerin gerekli cezalara tabi olmalarını sağlamalıdır.
Kişisel verilerin Topluluk kurumları ve organları tarafından işlenmesiyle ilgili olarak gerçek kişilerin korunması ve bu verilerin serbest dolaşımı hakkında 18 Aralık 2000 tarihli ve (AT) 45/2001 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü, bu Tüzüğün uygulanması sırasında Komisyon tarafından kişisel verilerin işlenmesine tam anlamıyla uygulanır.
İleride çıkabilecek uyarlama ihtiyaçlarını karşılamak üzere, bu Tüzüğün Eklerinde değişiklik yapılabilmesi amacıyla, Komisyon’a, ABİA’nın 290. maddesi uyarınca yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarrufları kabul etme yetkisi verilmelidir. Komisyon’un, hazırlık çalışmaları sırasında uzman düzeyinde de olmak üzere gerekli istişarelerde bulunması özellikle önem arz eder.
Bu Tüzüğün uygulanması için gerekli tedbirler, Komisyon’a verilen yetkilerin kullanılmasına ilişkin usulleri belirleyen 28 Haziran 1999 tarihli ve1999/468/AT sayılı Konsey Kararı’na uygun olarak kabul edilmelidir.
Bu Tüzük, temel haklara saygı gösterir ve Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nda yer alan ilkeleri, özellikle herkesin kendisini ilgilendiren kişisel verilerin korunması hakkına sahip olduğuna dair 8.maddesini gözetir.
Avrupa Veri Koruma Denetçisi’ne danışılmış ve Denetçi konuya ilişkin bir görüş kabul etmiştir.
İŞBU TÜZÜĞÜ KABUL ETMİŞTİR:
Madde 1
Konu
Bu Tüzük, ABA’nın 11. maddesinde ve ABİA’nın 24. maddesinde öngörülen vatandaş girişimi için gerekli usul ve şartları düzenler.
Madde 2
Tanımlar
Bu Tüzüğün amaçları doğrultusunda, aşağıdaki tanımlar geçerlidir:
“Vatandaş girişimi”, vatandaşların, Antlaşmaların uygulanması amacıyla Birliğin bir hukuki tasarrufunun gerekli olduğunu düşündükleri konularda, Komisyon’u yetkileri çerçevesinde uygun öneri sunmaya davet ettikleri, bütün üye devletlerin en az dörtte birinden gelen en az bir milyon kabul edilebilir nitelikte imzacının desteğini almış ve bu Tüzüğe uygun olarak Komisyon’a sunulmuş olan girişimi ifade eder;
“imzacılar”, bir vatandaş girişimini, söz konusu girişime ilişkin destek beyanı formunu doldurmak suretiyle destekleyen Birlik vatandaşlarını ifade eder;
“organizatörler”, vatandaş girişiminin hazırlanmasından ve Komisyon’a sunulmasından sorumlu olan vatandaşlar komitesini oluşturan gerçek kişileri ifade eder.
Madde 3
Organizatörlere ve imzacılara ilişkin şartlar
Organizatörler, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanabilecek yaştaki Birlik vatandaşlarıdır.
Organizatörler en az yedi farklı üye devlette yerleşik asgari yedi kişiden müteşekkil vatandaşlar komitesini oluştururlar.
Organizatörler, prosedür süresince vatandaşlar komitesi ve Birlik kurumları arasında ilişki kuracak ve vatandaşlar komitesi adına konuşmaya ve hareket etmeye yetkili olacak bir temsilci ve bir yedek (bundan sonra “temas kişileri” olarak anılacaktır) belirler.
Avrupa Parlamentosu üyesi olan organizatörler, vatandaşlar komitesini oluşturmak için gerekli olan asgari sayının hesaplanmasında dikkate alınmaz.
Vatandaş girişimi önerisinin 4. maddeye uygun olarak kaydedilmesi bakımından, Komisyon bu maddenin 1. paragrafında ve bu paragrafta belirtilen koşullara uygun hareket etmek için sadece vatandaşlar komitesinin yedi üyesine ilişkin gerekli bilgileri inceler.
Komisyon, organizatörlerden 1 ve 2. paragraflarda belirtilen koşulların yerine getirildiğine dair yeterli kanıt sağlamalarını talep edebilir.
Bir vatandaş girişimi önerisini destekleyebilmeleri için imzacıların Birlik vatandaşı olmaları ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanabilecek yaşta olmaları gerekir.
Madde 4
Vatandaş girişimi önerisinin kaydedilmesi
Organizatörler, bir vatandaş girişimine ilişkin olarak imzacılardan destek beyanlarını toplamaya başlamadan önce, vatandaş girişimi önerisini başta konusu ve hedefleri olmak üzere Ek II’de yer alan bilgileri belirterek kaydetmek zorundadır.
Bu bilgiler, Komisyon tarafından bu amaçla kurulan çevrimiçi vatandaş girişimi kayıt sayfası(bundan sonra “kayıt sayfası” olarak anılacaktır) Birliğin resmi dillerinden birinde yer alır.
Organizatörler, kayıt sayfası ve gerektiğinde kendi internet siteleri için, vatandaş girişimi önerisinin destek ve finansman kaynaklarıyla ilgili güncellenen bilgileri düzenli olarak sunarlar.
Organizatörler, 2. paragrafa uygun olarak onaylandığında vatandaş girişimi önerisini Birliğin diğer resmi dillerinde kaydederler. Organizatörler, vatandaş girişimi önerisinin Birliğin diğer resmi dillerine çevrilmesinden sorumludur.
Komisyon, bilgi ve destek sağlayan bir temas noktası oluşturur.
Komisyon, Ek II’de yer alan bilgilerin alınmasından itibaren iki ay içinde aşağıdakilerin yerine getirilmiş olması koşuluyla, vatandaş girişimi önerisini tek bir kayıt numarası vermek suretiyle kaydeder ve organizatörlere teyit yazısı gönderir:
(a) 3. maddenin 2. paragrafına uygun olarak, vatandaşlar komitesinin oluşturulması ve temas kişilerinin belirlenmesi;
(b) vatandaş girişimi önerisinin, Antlaşmaların uygulanması amacıyla Birliğin hukuki tasarruflarının çıkarılması için Komisyon’un öneri sunma yetkilerinin açıkça dışında olmaması;
(c) vatandaş girişimi önerisinin açıkça kötüleyici, ciddiyetsiz veya zarar verici nitelikte olmaması,
Komisyon, 2.paragrafta belirlenen şartların yerine getirilmemesi halinde kayıt yapılmasını reddeder.
Komisyon, vatandaş girişimi önerisini kaydetmeyi reddederse, organizatörlere reddin gerekçelerini ve tüm hukuki ve hukuk dışı başvuru yollarını bildirir.
Kaydedilmiş bir vatandaş girişimi önerisi kayıt sayfası üzerinden kamuoyuna duyurulur. İlgili kişiler, (AT) 45/2001 sayılı Tüzük kapsamındaki haklarına halel gelmeksizin, vatandaş girişimi önerisinin kayıt tarihinden itibaren iki yıllık bir sürenin sonunda, kişisel verilerin kayıt sayfasından silinmesini talep etme hakkına sahiptirler.
Organizatörler, destek beyanlarının 8.maddeye uygun olarak sunulmasından önce, kaydedilmiş bir vatandaş girişimi önerisini geri çekebilirler. Böyle bir durumda, kayıt sayfasına bu yönde bir ibare düşülür.
Madde 5
Destek beyanlarının toplanmasına ilişkin usul ve şartlar
Organizatörler, 4. maddeye uygun olarak kaydedilen vatandaş girişimi önerisine yönelik destek beyanlarının imzacılardan toplanmasından sorumludur.
Destek beyanları toplanırken, sadece Ek III’te yer alan örneklere uygun ve söz konusu vatandaş girişiminin kayıt sayfasına kaydedilmiş olduğu dilde doldurulmuş formlar kullanılabilir. Destek beyanları imzacılardan toplanmadan önce, organizatörler formları Ek III’te belirtilen şekilde doldururlar. Formlarda sunulan bilgiler kayıt sayfasında yer alan bilgilerle tutarlı olmalıdır.
Organizatörler destek beyanlarını kâğıt üzerinden veya elektronik ortamda toplayabilir. Destek beyanlarının çevrimiçi toplanması halinde, 6. paragraf uygulanır.
Bu Tüzüğün amaçları doğrultusunda, elektronik imzalara ilişkin Topluluk çerçevesi oluşturulması hakkında 1999/93/AT sayılı ve 13 Aralık 1999 tarihli Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi çerçevesinde ileri elektronik imza kullanarak imzalanan destek beyanları, kâğıt üzerinden yapılan destek beyanları ile aynı muameleye tabi tutulur.
İmzacılar, organizatörler tarafından temin edilen destek beyanları formlarını doldurmak zorundadır. Ek III’te belirtildiği şekilde, imzacılar, sadece üye devletler tarafından doğrulanması amacıyla istenen kişisel verileri belirtirler.
İmzacılar bir vatandaş girişimi önerisine sadece bir kere destek verebilirler.
Üye devletler Ek III’te yer alan bilgilere ilişkin herhangi bir değişikliği Komisyon’a iletir. Komisyon, söz konusu değişiklikleri göz önünde tutarak, yetki devrine dayanan tasarruf çıkarma yöntemiyle, 17. maddeye uygun olarak ve 18 ve 19. maddelerde yer alan şartlara uyarak Ek III’te yapılan değişiklikleri kabul edebilir.
Destek beyanları, vatandaş girişimi önerisinin kayıt tarihinden itibaren en geç 12 ay içinde toplanır.
Bu sürenin sonunda, kayıt sayfasında, sürenin sona erdiği ve yeterli sayıda destek beyanının toplanamadığı belirtilir.
Madde 6
Çevrimiçi toplama sistemi
Destek beyanlarının çevrimiçi toplanması halinde, çevrimiçi toplama sistemiyle elde edilen veriler bir üye devlet tarafından muhafaza edilir.
Çevrimiçi toplama sistemi, bu sistem vasıtasıyla toplanan verilerin muhafaza edileceği üye devlet tarafından 3. paragraf uyarınca onaylanır. Organizatörler, üye devletlerin bazılarında veya tümünde destek beyanlarını toplamak için tek bir çevrimiçi toplama sistemi kullanabilir.
Destek beyanları formlarına ilişkin örnekler çevrimiçi toplamadan kaynaklanan ihtiyaçlar doğrultusunda uyarlanabilir.
Organizatörler, destek beyanlarının toplanması için kullanılan çevrimiçi toplama sisteminin 4. paragrafa uygun olmasını sağlar.
Destek beyanları toplanmaya başlamadan önce, organizatörler, ilgili üye devletteki yetkili makamdan bu amaçla kullanılan çevrimiçi toplama sisteminin 4. paragrafa uygunluğunu onaylamasını talep eder.
Organizatörler, çevrimiçi toplama sistemi vasıtasıyla destek beyanlarını toplamaya ancak 3. paragrafta belirtilen belgeyi aldıktan sonra başlayabilir. Organizatörler, söz konusu belgenin bir nüshasını çevrimiçi toplama sistemi için kullanılan internet sitesinde yayımlar.
Komisyon, 1 Ocak 2012 tarihine kadar, bu Tüzüğün çevrimiçi toplama sistemine ilişkin hükümlerine uymak için gerekli güvenlik ve teknik özelliklere sahip açık kaynak kodlu yazılımı kurar ve sonrasında bu yazılımı günceller. Yazılım ücretsiz olarak hizmete sunulur.
Çevrimiçi toplama sistemi, 4. paragrafa uygun olduğunda, ilgili yetkili makam bir ay içinde Ek IV’te yer alan örneğe uygun bir belge verir.
Üye devletler, diğer üye devletlerin yetkili makamları tarafından verilen belgeleri tanır.
Çevrimiçi toplama sistemi, aşağıdaki hususların sağlanması amacıyla yeterli güvenlik ve teknik özelliklerle donatılır:
(a) çevrimiçi destek beyanları sadece gerçek kişiler tarafından sunulabilir;
(b) çevrimiçi temin edilen verilerin, diğer hususların yanı sıra, ilgili vatandaş girişiminin desteklenmesi ve kişisel verinin kazara veya hukuka aykırı şekilde yok edilmesi, kazara kaybedilmesi, değiştirilmesi, yetkisiz ifşası veya erişimine karşı korunması amaçlarının dışında değiştirilmemesi ve başka bir amaçla kullanılmaması için, söz konusu veriler güvenli bir şekilde toplanır ve saklanır;
(c) sistem, destek beyanlarını,8. maddenin 2. paragrafına uygun olarak üye devletler tarafından doğrulanabilmesi amacıyla Ek III’te yer alan örneklere uygun şekilde oluşturabilir.
Komisyon, 1 Ocak 2012 tarihine kadar,20. maddenin 2. paragrafında yer alan düzenleyici prosedüre uygun olarak 4. paragrafın uygulanmasına ilişkin teknik özellikleri kabul eder.
Madde 7
Üye devlet başına asgari imzacı sayısı
1.Bir vatandaş girişimi imzacılarının üye devletlerin en az dörtte birinden gelmesi gerekir.
Üye devletlerin en az dörtte birinden gelen imzacılar, vatandaş girişimi önerisinin kayıt tarihi itibarıyla, Ek I’de belirtilen asgari vatandaş sayısını karşılar. Söz konusu asgari sayılar her bir üye devlette seçilen Avrupa Parlamentosu üye sayısının 750 katına karşılık gelir.
Komisyon, yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarruf vasıtasıyla, 17. maddeye uygun olarak ve 18 ve 19. maddelerde yer alan koşullara tabi olarak, Avrupa Parlamentosu’nun oluşumundaki herhangi bir değişikliği yansıtmak amacıyla Ek I’de yapılacak gerekli uyarlamaları kabul eder.
İmzacıların, destek beyanlarının 8. maddenin 1. paragrafının ikinci alt paragrafı uyarınca doğrulanmasından sorumlu olan üye devletten geldiği kabul edilir.
Madde 8
Destek beyanlarının üye devletler tarafından doğrulanması ve onaylanması
Organizatörler, 5 ve 7. maddeler uyarınca imzacılardan gerekli destek beyanlarını topladıktan sonra, destek beyanlarını kâğıt üzerinde veya elektronik ortamda doğrulama ve onaylama işlemi için 15. maddede belirtilen ilgili yetkili makamlara sunarlar. Organizatörler bu amaçla Ek V’te belirtilen formu kullanır ve kâğıt üzerinde toplanan destek beyanlarını, ileri elektronik imza vasıtasıyla elektronik olarak imzalananlardan ve çevrimiçi toplama sistemi vasıtasıyla toplananlardan ayırır.
Organizatörler, destek beyanlarını ilgili üye devletlere aşağıdaki şekilde sunar:
(a) Ek III, Kısım C, 1.bentte belirtildiği gibi, imzacının yerleşik veya uyruğu olduğu üye devlet veya;
(b) Ek III, Kısım C, 2. bentte belirtildiği gibi, destek beyanında yer alan kişisel kimlik numarasını veren veya kişisel kimlik belgesini düzenleyen üye devlet.
Yetkili makamlar, destek beyanlarını, duruma göre ulusal mevzuat veya uygulamalara uygun olarak, talebin alınmasını takip eden en geç üç ay içinde ve uygun kontroller temelinde doğrular. Yetkili makamlar, bu temelde organizatörlere, ilgili üye devlete ilişkin olarak geçerli destek beyanlarının sayısının belirtildiği, Ek VI’da yer alan örneğe uygun bir belge verir.
Destek beyanlarının doğrulanması amacıyla, imzaların gerçekliğinin kontrol edilmesi istenemez.
2. paragrafta öngörülen belge ücretsiz verilir.
Madde 9
Vatandaş girişiminin Komisyon’a sunulması
Bu Tüzükte belirtilen gerekli tüm usul ve şartlara uygun hareket edilmesi koşuluyla, 8. maddenin 2. paragrafında öngörülen belgelerin alınmasından sonra, organizatörler, bu girişim için alınan herhangi bir destek veya finansmana ilişkin bilgileri eklemek suretiyle vatandaş girişimini Komisyon’a sunabilirler. Bu bilgi kayıt sayfasında yayımlanır.
Hakkında bilgi verilecek kaynağı aşan destek ve finansman miktarı, Avrupa düzeyindeki siyasi partilerin statüsüne ve finansmanına ilişkin kurallar hakkında 4 Kasım 2003 tarihli ve 2004/2003 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü’nde1 belirtilen miktarla aynıdır.
Bu maddenin amaçları bakımından, organizatörler, Ek VII’de belirtilen formu kullanırlar ve doldurulan formu,8. maddenin 2. paragrafında öngörülen belgelerin nüshalarıyla birlikte kâğıt üzerinde veya elektronik ortamda sunarlar.
Madde 10
Komisyon’un vatandaş girişimini inceleme usulü
Komisyon, vatandaş girişimini 9. maddeye uygun olarak aldığında aşağıdakileri yerine getirir:
(a) vatandaş girişimini gecikmeksizin kayıt sayfasında yayımlar;
(b) vatandaş girişimiyle ortaya konulan konuları ayrıntılı bir şekilde açıklayabilmeleri için uygun düzeydeki organizatörleri kabul eder;
(c) 3 ay içinde, bir bildirim vasıtasıyla, vatandaş girişimine ilişkin olarak vardığı hukuki ve siyasi sonuçları, planladığı eylemi ve duruma göre söz konusu eylemde bulunma veya bulunmama sebeplerini ortaya koyar,
1. maddenin (c) bendinde belirtilen bildirim, Avrupa Parlamentosu’na, Konsey’e ve organizatörlere bildirilir ve kamuoyuna duyurulur.
Madde 11
Kamuya açık oturum
maddenin 1. paragrafının (a) ve (b) bentlerindeki şartlar yerine getirildiğinde ve 10. maddenin 1. paragrafının (c) bendinde öngörülen süre içinde, organizatörlere vatandaş girişimini kamuya açık bir oturumda sunmaları imkânı verilir. Komisyon ve Avrupa Parlamentosu, bu oturumun, duruma göre Birliğin diğer kurum ve organlarının da katılımıyla Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenmesini ve Komisyon’un uygun bir düzeyde temsil edilmesini sağlar.
Madde 12
Kişisel verilerin korunması
Vatandaş girişimi organizatörleri ve üye devletlerin yetkili makamları, bu Tüzük uyarınca kişisel verileri işlerken, 95/46/AT sayılı Direktife ve söz konusu Direktif uyarınca kabul edilen ulusal hükümlere riayet ederler.
Kişisel verilerin işleme alınmasında, vatandaş girişimi organizatörleri ile 15. maddenin 2. paragrafı uyarınca belirlenen yetkili makamlar,95/46/AT sayılı Direktifin 2. maddesinin (d) bendi uyarınca veri kontrolörleri olarak kabul edilirler.
Organizatörler, sunulmuş olan bir vatandaş girişimi çerçevesinde toplanan kişisel verilerin, bu girişimin desteklenmesinden başka bir amaçla kullanılmamasını sağlar ve bu girişim için alınan bütün destek beyanlarını ve nüshalarını, 9. madde uyarınca bu girişimin Komisyon’a sunulmasından en geç 1 ay sonra veya girişim önerisinin kayıt tarihinden 18 ay sonra, enerken tarih esas alınmak üzere, imha eder.
Yetkili makam, sunulmuş olan vatandaş girişimi çerçevesinde alınan kişisel verileri, sadece destek beyanlarını 8. maddenin 2. paragrafına uygun olarak doğrulamak amacıyla kullanır ve bütün destek beyanları ile bunların nüshalarını söz konusu maddede belirtilen belgenin verilmesinden en geç 1 ay sonra imha eder.
Sunulmuş olan vatandaş girişimi destek beyanları ve bunların nüshaları, vatandaş girişimi önerisine ilişkin hukuki veya idari işlemler sebebiyle gerekli olduğunda, 3 ve 4. paragrafta belirtilen süreler gözetilmeksizin muhafaza edilebilir. Organizatörler ve yetkili makam, bütün destek beyanlarını ve bunların nüshalarını, bu işlemlerin nihai bir kararla sonuçlandırılmasından en geç bir hafta sonra imha eder.
Organizatörler, işlemin özelikle bir şebeke üzerinden verilerin aktarılmasını gerektirdiğinde, kazara veya yasa dışı tahribat veya kazara kayıp, değiştirilme, yetkisiz kullanım veya erişim ve diğer tüm yasa dışı işlem biçimlerine karşı kişisel verilerin korunması için gerekli tüm teknik ve kurumsal tedbirleri alır.
Madde 13
Sorumluluk
Organizatörler, vatandaş girişiminin organize edilmesinde sebep oldukları zararlardan geçerli ulusal mevzuata uygun olarak sorumludur.
Madde 14
Cezalar
Üye devletler, bu Tüzüğün ihlali durumunda ve özellikle aşağıdaki durumlarda organizatörlere uygun cezaların uygulanmasını sağlar:
(a) organizatörlerin yanlış beyanlarda bulunması;
(b) verilerin dolandırıcılık amacıyla kullanılması.
1. paragrafta belirtilen cezalar etkili, orantılı ve caydırıcıdır.
Madde 15
Üye devletlerdeki yetkili makamlar
Üye devletler,6. maddenin 3. paragrafının uygulanması amacıyla, söz konusu hükümde öngörülen belgenin verilmesinden sorumlu yetkili makamları tayin eder.
Her üye devlet,8. maddenin 2. paragrafının uygulanması amacıyla, destek beyanlarının doğrulanması sürecinin koordinasyonundan ve söz konusu hükümde öngörülen belgelerin verilmesinden sorumlu bir yetkili makam tayin eder.
Üye devletler, en geç 1 Mart 2012 tarihine kadar, yetkili makamların isim ve adreslerini Komisyon’a iletir.
Komisyon, 17. madde uyarınca yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarruflar vasıtasıyla ve 18 ve 19. maddelerde yer alan şartlara riayet etmek kaydıyla, bu Tüzüğün ilgili hükümleri çerçevesinde Eklerinde yapılan değişiklikleri kabul edebilir.
Madde 17
Yetki devri kullanımı
16. maddede belirtilen yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarrufları kabul etme yetkisi belirsiz bir süre için Komisyon’a verilir.
Komisyon, yetki devrine dayanan tasarrufları kabul ettiğinde durumu Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e eşzamanlı olarak bildirir.
Komisyon’un yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarrufları kabul etme yetkisi, 18 ve 19. maddelerde belirtilen şartlara tabidir.
Madde 18
Yetki devrinin iptali
16. maddede belirtilen yetki devri, Avrupa Parlamentosu veya Konsey tarafından her zaman iptal edilebilir.
Yetki devrinin iptal edilip edilmeyeceğine karar vermek için iç prosedürü başlatan kurum, nihai karar alınmadan önce makul bir süre içinde diğer kuruma ve Komisyon’a, iptal edilebilecek devredilmiş yetkileri ve iptalin olası sebeplerini de içeren bir bilgilendirmede bulunmak için çaba gösterir.
İptal kararı, bu kararda belirtilen yetki devrine son verir. Karar ivedilikle veya söz konusu kararda belirtilen tarihte yürürlük kazanır. Karar, yetki devrine dayanarak çıkarılan yürürlükteki tasarrufları etkilemez. Karar, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanır.
Madde 19
Yetki devrine dayanan tasarruflara karşı yapılan itirazlar
Avrupa Parlamentosu veya Konsey, bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde yetki devrine dayanan tasarrufa itiraz edebilir. Avrupa Parlamentosu veya Konsey’in inisiyatifiyle bu süre 2 ay daha uzatılır.
1. paragrafta belirtilen süre sona erdiğinde, Avrupa Parlamentosu veya Konsey yetki devrine dayanan tasarrufa itiraz etmemişse, söz konusu tasarruf Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanır ve belirtilen tarihte yürürlüğe girer.
Yetki devrine dayanan tasarruf, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanabilir ve Avrupa Parlamentosu ve Konsey, Komisyon’a itirazda bulunmayacaklarını bildirdikleri takdirde bu sürenin bitiminden önce yürürlüğe girebilir.
Avrupa Parlamentosu veya Konsey,1. paragrafta belirtilen süre içinde, yetki devrine dayanan tasarrufa itiraz ettiği takdirde, tasarruf yürürlüğe girmez. İtirazda bulunan kurum yetki devrine dayanarak çıkarılan tasarrufa itiraz etme sebeplerini açıklar.
Madde 20
Komite
Komisyon’a 6. maddenin 5. paragrafının uygulanmasında bir komite yardımcı olur.
Bu paragrafa atıfta bulunulduğunda, 1999/468/AT sayılı Kararın 8. maddesinin hükümleri göz önünde bulundurularak, bu Kararın 5 ve 7. maddeleri uygulanır.
1999/468/AT sayılı Kararın 5. maddesinin 6. paragrafında belirtilen süre 3 ay olarak belirlenir.
Madde 21
Ulusal hükümlerin bildirimi
Her üye devlet, bu Tüzüğü uygulamak için kabul ettiği spesifik hükümleri Komisyon’a bildirir.
Komisyon, diğer üye devletleri durumdan haberdar eder.
Madde 22
Revizyon
1 Nisan 2015 tarihi itibarıyla ve bu tarihten itibaren her üç yılda bir, Komisyon, bu Tüzüğün uygulanmasıyla ilgili olarak Avrupa Parlamentosu ve Konsey’e bir rapor sunar.
Madde 23
Yürürlük ve uygulama
Bu Tüzük, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasını takip eden 20. gün yürürlüğe girer.
Bu Tüzük, 1 Nisan 2012 tarihinden itibaren uygulanır.
Bu Tüzük, bütün unsurlarıyla bağlayıcıdır ve tüm üye devletlerde doğrudan uygulanır.
Strasbourg’da 16 Şubat 2011 tarihinde düzenlenmiştir.
Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi tarafından “Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında 9 Numaralı Tavsiye Kararı” adıyla ilan edilmiştir.
Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki Özgürlükler Hakkında Tavsiye Kararı
Avrupa Konseyi Statüsünün 15. maddesi (b) bendine dayanarak Bakanlar Kurulu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hükümlerini dikkate alarak;
Avukatların ve oluşturdukları mesleki kuruluşların, insan haklarının ve temel hakların korunmasını sağlamakta oynadıkları temel rolün altını çizerek;
Hukuk devletinin güçlendirilmesinde, özellikle bireysel özgürlüklerin korunmasındaki görevleri ile yer alan avukatların mesleğin icrasındaki bağımsızlıklarının desteklenmesini arzulayarak;
Adil bir sistem olarak adaletin sağlanmasının, hangi merciden veya hangi sebeple olursa olsun, doğrudan doğruya veya dolaylı sınırlama, tesir, baskı ve müdahaleye tabi olmaksızın avukatların mesleklerini ifa ederken sahip oldukları özgürlüklerinin korunmasını garanti altına alan bir sistem olması gereğinin farkında olarak;
Avukatların mesleki sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmeleri gereksiniminin ve özellikle, yeterli bir eğitim almalarının ve mahkemeler ile müvekkillerine karşı olan sorumlulukları arasında bir denge kurma ihtiyacının farkında olarak;
Adalete ulaşmanın, ekonomik bakımdan zayıf durumda olan kişilere de avukatlık hizmetinin sunulması olduğu düşünülerek;
Üye devletlerin hükümetlerine, bu teklifin içerdiği prensiplerin aşamalı olarak uygulanması için, yeri geldiğinde gerekli gördüğü tedbirleri almalarını veya desteklemelerini tavsiye eder.
Bu tavsiyenin amacı bakımından “avukat’’ sözcüğü; ulusal yasaya uygun olarak dava açmaya, müvekkili adına hareket etmeye, hukukun uygulanmasına, müvekkili adına mahkemeye çıkmaya veya ona danışmanlık yapmaya ve onu temsil etmeye ehil ve yetkili olan ve Prensip l. (2)’ye göre meslek örgütüne (baroya) kaydı kabul edilmiş kişidir.
Prensip I
Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki
Özgürlüğün Genel Prensipleri
1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddeleri dikkate alınarak avukatlık mesleğinin icrasındaki özgürlüğün ayrım gözetmeden, hükümet veya kamudan gelebilecek uygunsuz müdahalelere yer vermeyecek şekilde korunması, teşvik edilmesi ve bağımsızlık prensibine saygı gösterilmesi için gereken tüm tedbirler alınmalıdır.
2. Avukatlık mesleğine kaydolma başvurusu bağımsız bir meslek organı tarafından, değerlendirilmelidir. Uygulamadan doğan sebeplerle bu imkanınız olursa, kayıt başvurusu veya kaydın silinmesi ve bağlantılı disiplin meseleleri hakkında mahkemeye veya bağımsız bir özel organa başvuru hakkı mümkün olmalıdır. Mahkemece veya bağımsız özel organca alınacak tüm kararlar yargısal denetime tabi olmalıdır.
3. Avukatlar inanç, ifade, hareket, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olmalıdırlar ve özellikle adaletin sağlanması ve hukuku ilgilendiren konularla ilgili tartışmalarda yer alma ve hukuk reformları tavsiyesinde bulunma hakkına sahip olmalıdırlar.
4. Mesleki standartlara uygun olarak hareket eden avukatlar, herhangi bir yaptırıma veya baskıya tabi tutulmamalıdırlar veya bununla tehdit edilmemelidirler.
5. Avukatlar özgürlüğü kısıtlanmış olanlar da dahil olmak üzere müvekkillerine erişebilmesi, onların kendilerine özel olarak danışmasını sağlayabilmesi ve onları mesleki standartlara uygun olarak temsil etmelidirler.
6. Dosyaların, diğer dokümanların ve elektronik haberleşmenin içeriği de dahil olmak üzere avukat müvekkil ilişkisindeki gizliliği korumak için her türlü tedbirler alınır. Bu kaideye istisna ancak iç hukuka ve demokratik toplum gereklerine uygun olarak yürütülen cezai soruşturma sebebi ile ve yargısal veya başka bir bağımsız tarafsız mercii tarafından kontrol edilerek izin verilmelidir.
7. Avukatların çıkmaya yetkili oldukları mahkemeye erişmeleri engellenmemeli ve müvekkillerinin haklarını mesleki kurallara göre savunurken ilgili her türlü dosyaya erişebilmelidirler.
8. Aynı davada avukatlık yapan tüm avukatlara mahkemece eşit biçimde davranılmalıdır.
Prensip II
Hukuk Eğitimi, Staj ve Hukuk Mesleğine Giriş
1. Hukuk eğitimi, mesleğe giriş ve devam etme cinsiyet veya cinsel tercih, ırk, renk, din, siyasi veya diğer fikirler, sosyal veya etnik köken, bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum ve fiziksel sebeplere dayanılarak reddedilmemelidir.
2. Mesleki girişin ön şartı olan ahlak ve yüksek standartta eğitim almış olma şartlarının ve avukatların devam eden eğitiminin sağlanması için gereken tüm tedbirler alınmalıdır.
3. Hukuk eğitimi, devam eden eğitim programları da dahil olmak üzere, hukuki beceriyi güçlendirmeye çabalamalı, ahlaki konuların ve insan haklar ile ilgili konuların farkına varılmasını sağlamalı ve avukatları müvekkillerinin haklarının korumaları, temin etmeleri ve müvekkillerinin haklarına saygı duymaları için eğitmeli ve bunun yanında adaletin uygun bir şekilde sağlanmasını desteklemelidir.
Prensip III
Avukatların Görevleri ve Rolleri
1. Barolar ve avukatların diğer birlikleri, mesleki standartları ve diğer davranış kurallarını hazırlamalı ve avukatların müvekkillerinin meşru haklarını savunurken adil, dikkatli ve bağımsız olmalarını sağlamalıdır.
2. Meslek sırlarına, iç hukuka, yönetmeliklere ve meslek standartlarına uygun olmaksızın açığa vurulması durumunda uygun yaptırımlar uygulanmalıdır.
3. Avukatların müvekkillerine karşı görevleri aşağıdakileri de kapsar:
a. Müvekkillerinin hak ve yükümlülüklerini ve bunun yanında mali giderler de dahil olmak üzere davanın olası sonuçlarını bildirmek,
b. Davayı öncelikle barışçı yollardan çözmek,
c. Davayı müvekkillerinin haklarının yerine getirilmesi ve korunması için almak,
d. Menfaatlerin çatışmasını önlemek,
e. Makul bir şekilde üstesinden gelebileceklerinden daha fazla iş almamak.
4. Avukatlar yargıya saygı göstermeli ve mahkemelere karşı olan görevlerini mesleki standartlara ve iç hukuk kurallarına uygun olarak yerine getirmelidirler. Herhangi bir durumda avukatların yargısal faaliyetten çekilmesi söz konusu olursa bu hal belirli bir süre ile sınırlı ve müvekkillerinin ya da hizmetlerinden yararlananların zarar görmeyeceği şekilde olmalıdır.
Prensip IV
Tüm Şahısların Avukatlara Erişebilmesi
1. Herkesin bağımsız avukatlarca sağlanan hukuki hizmetlerden etkin bir şekilde yararlanması için tedbirler alınmalıdır.
2. Avukatların ekonomik bakımdan zayıf kişilere de hukuk hizmeti vermeleri teşvik edilmelidir.
3. Üye devletlerin hükümetleri, adaletin gereği olarak etkin hukuki hizmetlerin ekonomik bakımdan zayıf kişilere ve özellikle de özgürlükleri kısıtlanmış kişilere etkin avukatlarca bedelsiz olarak sağlanmasını güvence altına almalıdır.
4. Avukatlık ücretlerini düzenleyen kanun ve düzenlemeler avukatlara makul düzeyde kazanç sağlayıcı ve kamunun hukuk hizmeti ihtiyacını karşılayıcı nitelikte olmalıdır.
5. Avukatların müvekkillerine karşı ifa edecekleri hizmet ücretin kamusal fonlardan tamamen veya kısmen ödenmesinden etkilenmemelidir.
Prensip V
Birlikler
1. Avukatların diğer kişilerle veya tek başlarına, mesleki standartların yükseltilmesi, hak ve bağımsızlıklarının korunması amacını güden ulusal veya uluslararası birliklere katılmalarına veya birlikler kurmalarına izin verilmeli ve bu teşvik edilmelidir.
2. Barolar veya avukatların oluşturdukları diğer mesleki birlikler, kendi kendini yöneten organlardır, yetkililerden ve kamudan bağımsızdırlar.
3. Baroların ve avukatların oluşturduklar mesleki birliklerin, üyelerini korumalarına ve üyelerinin bağımsızlıklarını ihlal eden her türlü saldırı ve usulsüz sınırlamaya karşı yapacaklar savunmalara saygı gösterilmelidir.
4. Barolar ve diğer kuruluşlara aşağıda sayılanları da kapsayan, avukatların bağımsızlıklarını sağlamaları için teşvik edilmelidir ve bunun yanında:
a. Adaletin sağlanmasının korkusuzca savunulması ve teşvik edilmesi,
b. Avukatların toplumdaki yerinin korunması ve özellikle de itibarlarının, onurlarının ve dürüstlüklerinin gözetilmesi,
c. Adli yardım ve danışmanlık da dahil olmak üzere, ekonomik bakımdan yetersiz durumda olan kişilerin adalete ulaşabilmelerini sağlamak için hazırlanan projelerde avukatların yer almasının desteklenmesi,
d. Hukuk reformlarının, mevcut ya da tasarı halindeki yasalar hakkındaki tartışmaların desteklenmesi, teşvik edilmesi,
e. Meslek üyelerinin refahının sağlanması ve gerekli hallerde onlar ve ailelerine yardım edilmesi,
f. Özellikle, hükümetler arası, hükümet dışı ve avukatların oluşturduklar uluslararası organizasyonların çalışmaları göz önünde bulundurularak, avukatların rolünün geliştirilmesi için, diğer ülkelerdeki avukatlarla işbirliği yapılması,
g. Avukatlığın evrensel anlamda yeterliliğinin temin edilmesi ve avukatların disiplin ve davranış standartlarına uygun davranmasının gözetilmesi.
5. Barolar ve diğer mesleki kuruluşlar, avukatların haklarının uygun organlarca savunulması da dahil olmak üzere, şu hallerde lüzumlu şekilde harekete geçerler:
a. Avukatların yakalanması veya tutuklanması,
b. Avukatların dürüstlüğünü sorgulayan işlemlerle ile ilgili her türlü kararın alınması,
c. Avukatların üstlerinin veya eşyalarının herhangi bir şekilde aranması,
d. Avukatların zilyetliğinde bulunan dokümanlarına veya belgelerine el konulması,
e. Avukatlar adına hareket edilmesini gerektiren basın raporları,
Prensip VI
Disiplin Soruşturması
1. Barolar veya avukatların oluşturduklar diğer birlikler tarafından hazırlanmış davranış kurallarında yer alan mesleki standartlara uygun davranmayan avukatlar hakkında disiplin soruşturması da dahil olmak üzere gerektiği gibi önlemler alınmalıdır.
2. Barolar ve avukatların oluşturduklar diğer mesleki birlikler, avukatları ilgilendiren disiplin soruşturmasının ifasına katılmaya yetkili ve sorumlu olmalıdırlar.
3. Disiplin soruşturması, avukatların söz konusu işlemlere katılmaları ve karara karşı yargısal denetimlere başvurmaları da dahil olmak üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen hükümlere uygun icra edilmelidir.
4. Avukatlar tarafından işlenen disiplin suçları hakkında karar verilirken orantılılık ilkesine saygı gösterilmelidir.
TASLAK GEREKÇE
Giriş
1. Avukatlık mesleğinin icrası her toplumun kültürel, sosyal, politik ve tarihi ortamıyla her zaman sıkı ilişki içinde olmuştur ve her demokratik toplumda, avukatlar adaletin yerine getirilmesinde ve insan haklarının ve bireylerin temel özgürlüklerinin korunmasında önemli bir rol üstlenmişlerdir. 28 Ocak 1988 tarihinde Avrupa Topluluğu Barolar ve Hukuk Kurumları Konseyi (Council of the Bars and Law Societies of the European Community/CCBE) tarafından kabul edilen Avrupa Topluluğundaki Avukatlar İçin Davranış Kuralları şu hususu belirtir: “Mesleki davranış kuralları, bütün medeni toplumlarda önemli kabul edilen bir görevin avukat tarafından uygun biçimde yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, kendilerine uygulanan kişiler tarafından, onların içten rızalarıyla düzenlenmiştir.”
2. Serbest avukatlık son yıllarda oldukça değişmiştir ve mesleği icra edenler işlerinde daha çok ticari yaklaşımı benimsemek zorunda kalmışlardır. Ancak, bağımsız bir mesleğe mensupturlar ve mahkemeye ve müvekkillerine karşı sorumluluklarına uymalarını sağlayan kurallara riayet etmeli ve belirli mesleki standartları korumalıdırlar. Yüksek kalitede hukuk hizmetlerinin verilmesi ve kişiler arasında ayrım yapılmaması sağlanmalıdır.
3. Avukatlar sadece müvekkillerinin menfaatlerine değil, bir bütün olarak adalet sisteminin gereklerine hizmet etmelidirler. Avrupa Topluluğundaki Avukatlar için Davranış Kuralları’nda şu hususların önemi belirtilir: “Hukuk devleti ilkesi üzerine kurulmuş bir toplumda avukat önemli bir görev yerine getirir. Avukatın vazifesi kanun dairesinde kendisine talimat verilen işi sadakatle yerine getirmekle sınırlı değildir. Bir avukat, haklarını ve özgürlüklerini ileri süreceğine ve savunacağına dair, kendisine güvenen kişilerin menfaatlerini gözettiği gibi, adaletin yararına da hizmet etmelidir ve onun görevi sadece müvekkilinin davasını açmak değil, aynı zamanda onun danışmanı olmaktır. Bu nedenle bir avukatın vazifesi ona, aşağıda belirtilen kişilere karşı, çeşitli hukuki ve ahlaki sorumluluklar (bazen birbirleriyle çatışma halinde olan) yükler:
Müvekkil;
Avukatın müvekkilinin davasını götürdüğü veya onun hesabına hareket ettiği mahkemeler veya diğer merciiler, genel olarak hukuk mesleği ve özellikle bu mesleğe mensup her meslektaş ve;
Kendisi için özgür ve bağımsız mesleğin varlığı devlet erkine ve diğer menfaatlere karşı insan haklarının önemli bir teminat aracı olan, birbirlerine mesleğin kendisinin koyduğu kurallara saygı ile bağlı,
4. Avukatlık mesleğinin icrasında uluslararası kabul görmüş standartların oluşturulması için uluslararası düzeyde çeşitli adımlar atılmıştır.
5. Birleşmiş Milletler avukatlarının görevi ile ilgili, uluslararası düzeyde hukuk mesleğinin icrası için yeknesak hükümler de içeren, prensipler hazırlanmıştır. Suçluların muamelesi ve suçların önlenmesi hakkında 8. Birleşmiş Milletler (BM) Kongresi (Küba, 27 Ağustos-7 Eylül 1990) Avukatların Görevi Hakkında Temel Esaslar’ı kabul etmiştir. Bu esaslar devletlerin, avukatların toplumdaki vazifelerini geliştirmek ve güvence altına almak amacıyla yürüttükleri hizmete yardımcı olmak için hazırlanmıştır. BM Genel Kurulu Aralık 1990, 45/121 sayılı kararında, Kongrenin kabul ettiği bu belgeyi “memnuniyetle benimsedi” ve “gerekli kanunların yapılmasında ve siyasi direktiflerin belirlenmesinde rehberlik yapılması ve belgede bulunan esasların her ülkenin kendi ekonomik, sosyal, hukuki, kültürel ve politik gerçeklerine uygun olarak yerine getirilmesi için çaba sarf edilmesi amacıyla hükümetleri davet etti.”
6. Avrupa Birliği düzeyinde avukatlık mesleğinin icrası ile ilgili olarak son zamanlarda önemli gelişmeler meydana gelmiştir. İlk olarak, Avrupa Birliği Konseyi, Avrupa Birliği bünyesinde geçerli olacak (avukatların, diplomalarının kabulüne dayanarak, Avrupa Birliği’ndeki bir başka üye devlete yerleşmeden önce bir yetenek sınavına girmelerini veya bir uyum sürecini tamamlamalarını öngören) 98/5/CE sayılı bir Direktifi kabul etti. Daha sonra, 16 Şubat 1998’de Avrupa Birliği Konseyi avukatlara, Avrupa Birliği üyesi bir başka devletle o devletin kendi avukatlarıyla aynı şartlarda, orijinal mesleki unvanlarını kullanarak, sürekli ve kısıtlamaya tabi olmadan mesleklerini icra etme imkanını veren 98/5/CE sayılı Direktifi kabul etti. İkinci Direktif Avrupa Birliği’ne üye devletler tarafından 15 Aralık 1999’da uygulamaya konulacaktır.
7. Avrupa Birliği’ne üye devletlerdeki bu önemli gelişmelerin sonucu olarak avukatların, mesleklerini icra ettikleri ülkelerdeki mesleki standartlarla ilgili açık kuralları edinmeleri daha önemli hale gelmiştir.
8. Belirtilmelidir ki, her demokratik toplumdaki hukuk sisteminin önemli bir yönü kişilerin haklarının korunması ve davalarının adil ve halka açık duruşmalarda, makul bir süre içinde ve kanunla kurulmuş bir mahkeme tarafından görülmesidir. (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Hakkındaki Sözleşme’nin 6. Maddesi aşağıda AİHS “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”olarak adlandırılmıştır.)
Bu, hususların yanında, işlemlerin her aşamasında hukuki hizmetten yararlanma hakkı gibi delil ve tanık gösterme hakkı olduğu anlamına gelir. AİHS’yi onaylayan Avrupa Konseyi’ne üye bütün devletler hukuki müracaat yollarının kullanılmasını temin etmelidirler.
9. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, doğrudan veya dolaylı olarak, avukatlarla ilgili çok sayıda mesele hakkında karar vermiştir. Özellikle, bu davalar avukatın etkin yardımı ve davanın sanığın yokluğunda görülmesi, avukat ile gizli görüşme, “adaletin gerektirdiği durumlarda” avukatın atanması ile ilgili olmuştur.
10. Bundan dolayı, teşkilatlı bir hukuk mesleğinin varlığı hukuk devleti ilkesinin sürdürülmesi için olduğu kadar insan haklarının korunması için de gerekli olduğundan; insan haklarının korunması, hukukun üstünlüğü ilkesinin bütün Avrupa düzeyinde tesisi ve geliştirilmesi gibi temel amaçları olan Avrupa Birliği Konseyi, hukuk mesleğinin işlerini serbest bir şekilde hiçbir topluluğun uygunsuz baskısı altında kalmadan icra edebilme ihtiyacına kayıtsız kalamazdı.
11. Aslında, Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri ile hukuki işbirliği faaliyetleri çerçevesinde (Demo-Droit ve Themis Programları), Avrupa Birliği Konseyi, “Değişen Toplumda Avukatın Görevi ve Sorumluluğu” konulu, çok taraflı toplantılar düzenlenmiştir.
12. Avrupa Konseyi tarafından Macaristan Barolar Birliği, Avrupa Topluluğu Barolar ve Hukuk Kurumları Konseyi (CCBE) ve INTERIGHTS ile işbirliği içinde bu konuda düzenlenen 1997 çok taraflı toplantının (Budapeşte 9-11 Aralık 1997) sonuç kısmında, avukatlık mesleğinin yapısı ve ifası ile ilgili bölümde şu hususlar belirtilmiştir: “Bütün toplumlardaki avukatlar aşağıdaki genel ilkeler ile bağlıdırlar: Özgürlük, ahlaki dürüstlük, mahremiyet, ahlaki kurallara uyma, menfaatlerin çatışmasından kaçınma, görevlerini başarıyla yerine getirmelerine mani olacak faaliyetlerden, reklam ve kişisel tanıtımdan kaçınma (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin korunmasına Dair Sözleşme’nin 10. Maddesi dikkate alınarak) müvekkilin menfaatlerinin korunması ve mahkemelere saygı göstermek.
13. Bundan başka, Avrupa Birliği Bakanlar Komitesi hükümetler arası faaliyetleri bağlamında, avukatlık mesleği ve görevi ile ilgili meseleleri de içeren, adalet sorunlarına ilişkin çok sayıda önergeler ve tavsiyeler kabul etmiştir.
14. Özellikle, hakimlerin bağımsızlığı, etkinliği ve görevleriyle ilgili R (94) 12 sayılı Tavsiye, (aşağıda 1994 Tavsiyesi olarak bahsedilecektir), AİHS 6. maddesi uyarınca; herkesin kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde görülen, adil ve halka açık bir duruşma hakkı olduğu yolundaki prensibini göz önünde bulundurarak, yargı bağımsızlığını korumak amacıyla bazı temel esasları ele alır.
15. 1994 Tavsiyesi’ne göre Avrupa Konseyi, var olan bütün yazılı belgeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihat hukukunu göz önünde bulundurarak, avukatları ilgilendiren benzer bir tavsiye hazırlama kararı aldı.
16. Bundan dolayı, adaletin tarafsızlığını ve etkinliğini geliştirme çabaları çerçevesinde ve özellikle, adli işlemlerdeki uygunsuz gecikmeleri azaltmak için (AİHS 6. maddesi uyarınca) Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi tarafından CJ-EJ’den avukatlık mesleğini icra özgürlüğü hakkında tavsiye taslağı hazırlaması istendi.
Tavsiyenin Kapsamı
17. Bu tavsiyenin anlamı çerçevesinde, “avukat” terimi, tavsiyede değinilen avukatların görevlerinden bir veya birkaçını ifaya yetkili ve izinli ve Prensip I. (2) uyarınca bir sicile kayıtlı bütün kişileri kapsar. Bundan dolayı, avukat tanımı, daha çok, hukuk mesleğini icra eden kişileri karşılar.
18. Tavsiye; hukuk mesleğinin özgürlüğünün temel niteliklerini, bunun nedenlerini, toplum için önemini, gerektirdiği sorumlulukları, teminat altına alınabilme ve korunabilme yolları ile bunun gerekliliğini ve devam ettirilmesi için ihtiyaç duyulan disiplini ve standartları ifade etmeye çalışır.
19. Bundan dolayı, avukatların yerleşik mesleki standartlarla uyum içinde olmalarını sağlamak amacıyla hukuk mesleğini icra özgürlüğünü düzenleyen prensipler ve kurallarla yönlendirilmeleri çok önemlidir.
20. Bu prensipler ve kurallar, diğer hususların yanında, şunları içermelidir; avukatlık mesleğini icra özgürlüğünün genel prensipleri (Prensip I), hukuk eğitimi, stajı ve hukuk mesleğine giriş (Prensip II), avukatların görevleri ve rolleri (Prensip III), tüm şahısların avukata ulaşabilmesi (Prensip IV), birlikler (Prensip V) ve disiplin ile ilgili işlemler (Prensip VI).
Prensiplerin Açıklaması Şerhi
Prensip I
Avukatlık Mesleğinin İcrasındaki
Özgürlüğün Genel İlkeleri
21. Adalet sisteminin tarafsız ve adil uygulanması ve insan hakları ve temel özgürlüklerinin etkin korunması, hem yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına (bkz., 1994 Tavsiyesi) hem de avukatların özgürlüğüne bağlıdır. Yargının ve avukatların bağımsızlığı, her adalet sisteminin temel unsurlarındandır.
22. Esas olarak, herkesin sahip olduğu insan hakları ve temel özgürlüklerin, medeni ve siyasi haklar gibi ekonomik, sosyal ve kültürel hakların yeterli bir şekilde korunabilmesi, tüm bireylerin özgür bir hukuk mesleğinin sağladığı hukuk hizmetlerine, etkin bir biçimde ulaşabilmesine bağlıdır (Prensip I. (1)).
23. Bundan başka, Tavsiye Prensip I. (2)’de, avukatların mesleğe kaydolmalarının bağımsız bir mesleki kuruluş tarafından değerlendirilmesini şart koşar. Bu durum karşı konulmaz, uygulama ile ilgili nedenlerden dolayı mümkün olmazsa, kaydolma ve kaydın silinmesi ile ilgili sorunlarda mahkemeye başvurma hakkı olmalıdır. Esas olarak, avukatların, hiçbir uygunsuz baskı veya müdahaleye tabi olmayan bir topluluk tarafından alınmış kararlara dayanılarak kaydolma zorunlulukları, avukatlık mesleğinin özgür ve bağımsız olarak icrasının bir ön şartı olarak düşünülebilir. Her iki durumda da (örneğin; kararlar bağımsız bir kuruluş veya mahkeme tarafından alındığında) adil bir inceleme her zaman mümkün olmalıdır.
24. Belirtilmelidir ki, Prensip I. (2) kişilerin diğer hukuk mesleğini icraya kabul edilme biçimlerini, kabul kriteri adil ve objektif olduğu ve karar verecek kuruluş hiç bir uygunsuz baskı veya müdahaleye tabi olmadığı sürece, dışlamaz. (aynı zamanda aşağıda Prensip V’e bkz.).
25. Tavsiye ayrıca, avukatların toplumdaki diğer bireylerle aynı dernek kurma, inanç, düşünce ve ifade özgürlüğüne sahip olmaları gerektiğini vurgular. Özellikle, avukatların diğer bireylere uygulanandan daha fazla hukuki kısıtlamaya tabi olmadan hukukla ve adaletin yerine getirilmesiyle ilgili kamu tartışmalarında yer alma ve özgürce ve müdahale olmadan, yerel veya ulusal mesleki kurumlara katılma veya bu kurumları oluşturma haklarının olduğunu belirtir. Ayrıca, inançları veya yasal bir birliğe üyelikleri nedeniyle hiçbir kısıtlamaya tabi olmamalıdırlar. Ayrıca, avukatlar adalet sisteminin işleyişini denetlemek için var olan veya teklif aşamasındaki mevzuat ile ilgili kamu tartışmalarına katılma ve gerekli oldukça, reform teklifi yapma hakkına sahiptirler. Esas olarak, her hukuk sisteminin esas aktörlerinden biri olan avukatlar, ekonomik ve sosyal hayatta meydana gelebilecek önemli gelişmelere kayıtsız kalmamalı ve hukuk sisteminin gelişimine önayak olabilecek her kanun teklifinde aktif rol oynamalıdırlar (Prensip I. (3)).
26. Avukatlık mesleğinin bireylerin haklarını savunma görevini tam olarak, etkili bir biçimde gerçekleştirmesini sağlamak amacıyla avukatlar, hiçbir merciin kısıtlama, nüfuz, baskı, tehdit veya uygunsuz müdahalesi olmadan, yerleşik mesleki standartlarla birlikte ilgili devletin iç hukuk sistemine uygun olarak, müvekkillerine yol gösterebilmeli ve onları temsil edebilmelidirler (Prensip I. (4)).
27. Tavsiye daha sonra müvekkil-avukat ilişkisini ele alır. (Prensip I. (5 ve 6)) Özgürlüklerinden yoksun kişiler hakkında (Prensip I. (5)) Tavsiye, avukatların müvekkilleriyle görüşme hakkının, adaletin tam olarak yerine getirilmesini temin etme ihtiyacı ve kamu düzeninin korunması ile dengelenmesi gerektiğini belirtir. Esas olarak belirli durumlarda avukatların müvekkilleri ile görüşmelerinin sınırlandırılması yerinde olabilir, örneğin; devam eden cezai soruşturmaların ve hapishanelerin güvenliğinin korunması amacıyla.
28. Bunun dışında Tavsiye, devletlere, müvekkil avukat ilişkisinin gizliliği hakkında dosyaların, belgelerin ve elektronik haberleşmenin içeriğinin gizliliği de dahil olmak üzere bu kurala uyulmasını sağlama zorunluluğu getirmiştir. Ancak özellikle cezai soruşturma gerektirdiğinde gizlilik kuralına bir istisna getirebilir (örneğin; müvekkil ile avukat arasındaki elektronik haberleşmenin suça iştirak amacıyla kötüye kullanılması durumunda) (Prensip I. (6)) Fakat, cezai soruşturma sırasında avukatlar ve müvekkilleri arasındaki haberleşmenin gizliliğini sınırlandırmak gerektiğinde, savunmanın haklarına ve savcılar ve müdafiler arasındaki “kuvvetlerin eşitliği” ilkesine saygı gösterilmesini temin etmek ve tarafsızlığı sağlamak amacıyla Tavsiye, bu sınırlandırmanın yargının veya bağımsız ve tarafsız bir başka makamın denetimi altında yerine getirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ancak bu hüküm avukatların müvekkilleri aleyhine tanıklık yapmaya zorlanmaları gerektiği anlamına gelmez.
Ayrıca, Tavsiye metninde yer alan “cezai soruşturmalar” terimi, mali ve gümrük alanlarındaki soruşturmaları da içine alacak şekilde geniş yorumlanmalıdır. Bu hüküm AİHS’nin 8. maddesi 2. fıkrasından esinlenmiştir.
29. Bunun yanı sıra Tavsiye, işlerinin uygun şekilde yerine getirilmesi, ilgili bütün dosyalara ulaşılabilmesi için (Prensip I. (7)) avukatlara olan ihtiyaca değinir ve kayıtlı hiçbir dosyanın sadece bir taraf için hazır (mevcut) bulundurulmaması gerektiğini belirtir (adli işlemler sırasında kuvvetlerin eşitliği ilkesi).
30. Son olarak Tavsiye, 1. (8) Prensibi’nde, avukatların kendi aralarında eşitliği ilkesini hatırlar ve aynı davada yer alan avukatlara eşit davranılmasını sağlamak amacıyla devletlerden gerekli tedbirleri almalarını ister. Bu hüküm aynı müvekkili birden fazla avukatın savunduğu durumla ilgili ulusal kanunları ihlal etmez. Esas olarak, bu hüküm farklı tarafların avukatlarının eşitliği anlamına gelir.
Prensip II
Hukuk Eğitimi, Staj ve Hukuk Mesleğine Giriş
31. Tavsiye, avukatlar için yeterli hukuk eğitiminin sağlanması ve onların hukuk mesleğine girişlerinin düzenlenmesi için devletler tarafından uygulanması gereken önemli kurallar içerir.
32. Metin; cinsiyet, cinsel tercih, ırk, renk, din, politik veya diğer görüş, etnik veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum ve fiziksel yetersizlik nedenleriyle hiç kimsenin hukuk eğitiminin, hukuk mesleğine girişinin ve hukuk mesleğini icraya devam etmesinin reddedilemeyeceğini belirtir. Bu hüküm AİHS 14. maddesinden esinlenmiştir.
33. Hukuk eğitimi, teknik yeterliğe ek olarak, hukuk mesleğinin yapısında var olan ahlaki standartların bilincini ve AİHS’de –diğer hususların yanında– bulunan insan haklarını ve temel özgürlükleri geliştirmek amacıyla düzenlenmelidir (Prensip II. (2)).
34. Bunun yanı sıra, Tavsiye, hukuk eğitiminin, devam eden eğitimin ve uygulama ile ilgili deneyimin hukuk hizmetlerini vermek için gerekli teknik yeterliğin seviyesini yakalamak, devam ettirmek ve yükseltmek için hayati etmenler olduklarını kabul eder. Gerçekten metin bu amaçlara ulaşmak için, uygun hallerde, devletlerden gerekli tedbirlerin alınmasını ister (Prensip II. (3)).
35. Bununla birlikte devamlı eğitim programlarından oluşan hukuk eğitimi avukatları, müvekkillerinin ve bir bütün olarak hukuk sisteminin menfaatlerine saygı duymak, bunları korumak ve geliştirmek için eğitmesinin yanında, hukuki beceriyi artırmayı, etik standartları ve kamunun ilgisini de yükseltmeyi amaçlamalıdır. (Prensip II. (3)).
Prensip III
Avukatların Görevleri ve Rolleri
36. Her şahsa ya da şahıs grubuna hak ve menfaatlerini savunmak veya ileri sürmek için bir avukatın yardımına başvurma hakkı tanınmıştır ve bunu dürüstlük ve özgürlükten ayrılmadan mümkün olan en iyi şekilde yapmak avukatın ödevidir. Sonuç olarak, avukatlar arasında müvekkilleri veya bunların davaları sebebiyle makamlar tarafından kesinlikle fark gözetilemez.
37. Bu sebeple Tavsiye, avukatların müvekkillerinin kanundan doğan hak ve menfaatlerini savunurken özgür, dikkatli ve adil olmasını temin etmek amacıyla barolarca veya kendi diğer meslek birliklerince düzenlenen mesleki standartların davranış kurallarının önemini belirtmektedir.
38. Tüm avukatların müvekkillerinin işleriyle ilgili sır saklama ödevi vardır (Prensip III. (2)). Bu ödev AİHS tarafından garanti altına alınan savunma haklarından biridir. Bu kurala karşın, genellikle hile ve suç teşkil eden fiillerle bağlantılı istisnalar bulunmaktadır. Tavsiye metninin III. (e) Prensibi’nde; müvekkilin rızası dışında sık saklama yükümlülüğünün herhangi bir şekilde ihlal edilmesinin avukatlar hakkında disiplin müeyyidesine sebep olabileceği belirtilmiştir.
39. Bu hususta, her devlette dava sırasında avukatlarını gizli addedilen vesikaları ibrazının talep edildiği değişik usuller bulunmaktadır.“Ortak Hukuk”un (örf ve adet kaidelerinden ibaret olan hukuk sistemi) uygulandığı bazı ülkelerde gizli vesikaların ibrazına müvekkiller karar verirken, başlıca Kıta Avrupası hukuk sistemini uygulayan ülkelerde adli işlemler sırasında talep edilen bu vesikaların ibraz edilip edilmeyeceği kararını vermek avukatlara düşmektedir.
40. Bununla birlikte, “Tavsiye, avukatların müvekkillerine karşı ödevleri hususunu göz önünde bulundurmaktadır.” (Prensip III. (3, alt bentler a, b, c, d ve e)). Müvekkillerine olan ödevlerini yerine getirirken avukatlar her zaman hukuk çerçevesinde, müvekkillerinin arzularına göre ve yerleşmiş mesleki ve etik standartlar dikkatlice ve korkusuzca hareket etmelidirler.
41. Avukatlar, müvekkillerine dava masraflarını da içeren davanın muhtemel sonuçları ve gidişatı hakkında bilgi vermek yanında, müvekkillerinin hak ve borçlarını öncelikle bildirmek zorundadırlar (Prensip III. (3. a)).
Özellikle belirtilmelidir ki, dava masraflarının bir kısmı avukatın ücretinden karşılanabilir. Bu sebeple avukatlar müvekkillerine dava boyunca ortaya çıkan masrafları bildirmelidir.
42. Ayrıca Tavsiye’ye göre avukatların görevlerinin bir parçası olarak anlaşmazlıkları sulh yoluyla çözmeye gayret etmeleri (Prensip III. (3. b)) ve menfaat çatışmalarından kaçınmaları gerekmektedir (Prensip III. (3. d)).
43. Bundan başka, Prensip III. (3. e) avukatlardan -makul bir şekilde- becerebileceklerinden fazla iş almamalarını ister. Özellikle istenen faal seviyeyi muhafaza edemeyeceklerse. Esas olarak avukatların makul bir şekilde yapabilecekleri işlerinin tespiti kendi takdirlerine bırakılmıştır ve davanın özel durumlarına bağlıdır. (Örneğin; dava çeşitleri, mahkemelerin büyüklüğü, hukuk firmalarındaki avukatların sayısı ve deneyimi). Ayrıca müvekkiller başka bir avukata başvurmaya karar vermek konusunda özgürdürler.
44. Bununla birlikte, avukatlar mahkeme heyetine karşı saygılı olmalı ve yargı sisteminin doğru ve adil şekilde işlemesi için üzerlerine düşeni yapmalıdırlar (Prensip III. (4)). Fakat bu, belirli davalarda karar verecek olan yargıçların yetkisine veya yargıcın duruşma sırasındaki hareket tarzına ilişkin hususların avukatlarca ileri sürülmesine engel olmamalıdır.
45. Ayrıca Prensip III. (4)’le ilgili olarak belirtilmelidir ki, duruşmanın uygun bir şekilde icrasını temin amacıyla, hakimler milli hukukça düzenlenen avukatların meslek birliklerinden ihracı, para cezası verilmesi… gibi herhangi bir disiplin yaptırımından yararlanabilir.
46. Bazı üye devletlerde sık sık rastlanan avukatların grev yapmasının, onların hizmetine ihtiyaç duyan kişilerin zarar görmelerine sebep olduğu özellikle vurgulanmalıdır. Bu nedenle Tavsiye (Prensip III. (4)), grevin avukatların kanuni bir hakkı olduğunu kabul etmekle birlikte, zamanla sınırlı olarak yapılması ve müvekkillerinin veya avukata başvuranların menfaatlerini zedelememesi gerektiğini öngörür.
Prensip IV
Tüm Şahısların Avukatlara Ulaşabilmesi
47. Avukatın mesleğiyle ilgili haklarını kullanma özgürlüğü ile bağlantılı olarak, avukatların hizmetlerini toplumun her kesimine ulaşılabilir hale getirmeleri ve bireylerin medeni ve siyasi haklarını da koruyarak adaletin sağlanmasına yardımcı olmaları gerekir. (Prensip IV)
48. Fakir ve normal yaşam koşullarından mahrum kalmış kişiler için hukuk hizmetleri hükmü bu insanların mutlak suretle mahkemede temsil edilmesi yükümlülüğünü içermez fakat, hakları konusunda onları eğitmek ve onlara akıl vermek zorunluluğu ile onları savunma ve koruma yolları anlamına gelir. (Prensip IV. (1) ve IV. (2)) Bu amaca ulaşma yollarından bir tanesi, fakir toplumlarda çalışan, bu toplumlara mensup kişilerin sayesinde kendi haklarını koruyabildikleri ve geliştirebildikleri ve gerekli olduğunda, avukatların yardımını isteyebildikleri ilgili kanunları ve usulleri haber veren örgütlere katılmak olabilir.
49. Tavsiye, bunun yanı sıra, hukuk hizmetleri programlarını mevcut bulundurmanın hükümetlerin sorumluluğu olduğunu vurgular. Hükümetlerin katkılarına ek olarak, bu tip programları geliştirmek ve temin etmek için barolar ve avukatların diğer meslek birlikleri gayret etmelidir. (Prensip IV. (3))
50. Avukatların ücretleri ve hizmetlerinin karşılığı hakkında, Tavsiye, onları düzenleyen mevzuatın hukuk hizmetlerinin halka makul şartlarda sunulmasını temin etmesi gerektiğini ve avukatların özgür olabilmeleri için makul bir yaşam standardını elde edebilecek kadar kazanmalarının şart olduğunu belirtir. (Prensip IV. (4))
51. Bunun dışında, ekonomik yönden zayıf kişiler için hukuk hizmetleri ile meşgul, masrafları tamamen veya kısmen kamu fonları tarafından karşılanan avukatlar mesleki açıdan hala özgür olabilmelidirler. (Prensip IV. (5))
52. Son olarak, Prensip IV’ün hükümleri sadece cezai bir suçla itham edilmiş kişileri savunan avukatlara değil, bu Tavsiye’nin amacı çerçevesindeki bütün avukatlara uygulanır.
Prensip V
Birlikler
53. Tavsiye, avukatların; haklarını ileri sürebilen, devam eden eğitimlerini ve stajlarını geliştirebilen ve mesleki dürüstlüklerini koruyabilen, yasal, bağımsız ve özerk bir birliği her yargı bölgesinde kurma ihtiyaçlarına değinir (Prensip V. (1)). Ayrıca, bu birliklerin yürütme organlarının, dış müdahale olmadan görevlerini yerine getirmeleri amacıyla, kendi üyelerini seçmesi yerinde olur.
54. Meslek kurallarını düzenleyen yasama işlevine sorunlu katılımı sağlamayan ülkelerde, dilerlerse ve bu birliklerin üyelerinden istenen mesleki standartları taşıyorlarsa, son söylenenin avukatların özgürlüklerini ve haklarını destekleyebilmesi ve koruyabilmesi amacıyla avukatlara bu birliklerin üyesi olma imkanı verilmelidir. Esas olarak avukatlar görevlerini tam olarak ancak “Hukuk Devleti” ilkesi üzerine kurulmuş devletlerde, Barolar özellikle devletten ve ekonomik baskı gruplarından bağımsızsa yerine getirebilirler. (Prensip V. (2)) Ancak barolar ve avukatların diğer meslek birlikleri, herkesin etkin ve eşit bir şekilde hukuk hizmetlerine ulaşmasını ve avukatların, kanunlara ve yerleşik mesleki standartlara uygun olarak ve haksız hiç bir müdahale olmadan müvekkillerine akıl vermelerini ve onlara yardım etmelerini sağlamak amacıyla hükümetlerle işbirliği yapmaya çalışmalıdırlar.
55. Tavsiye, (Prensip V. (3)) bunun yanı sıra, baroların, her türlü uygunsuz sınırlandırmalara ve ihlallere karşı avukatların özgürlüklerini savunmaktaki belirgin rolünü takdir eder.
56. Bundan başka, Tavsiye (Prensip V. (4), bent (a-g) arası), hukuk mesleğinin özgürlüğüne katkıda bulunması ve onların toplum içindeki görevlerini tamamlaması gereken Baroların ayrıntılı olmayan bir görev listesini içerir.
57. Avukatların özgürlüklerinin müvekkilleri ve toplum için önemini göz önünde bulundurarak, Baroların avukatların özgürlüğünü koruma ve geliştirme görevini yerine getirmeleri amacıyla, Tavsiye (Prensip V. (5), bentler (a-e) arası) avukatların hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması ihtimaline karşı onların haklarını savunmak amacıyla her türlü gerekli davayı alma zorunluluğunu vurgular.
58. Prensip V. (5) bent (d), özellikle avukatların zilyetliklerinde bulundurdukları malzemelere -ve sadece belgelere değil- el koymaya işaret eder, çünkü birçok durumda avukatlar bilgiyi disket veya cd-rom gibi elektronik biçimde saklarlar.
59. Bentler (a-g) arasında belirtilen durumlardan biri meydana gelirse, barolar yetkili mercilerde temsil edebilme yetkisine sahip olmalıdır.
Prensip VI
Disiplin ile İlgili İşlemler
60. Tavsiye, baroların ve avukatların diğer meslek birliklerinin avukatlar için özgürce mesleki davranış kuralları oluşturma ve uygulama ihtiyaçlarına değinir. Avukatlar tarafından mesleki davranış kurallarında oluşturulan mesleki standartlara riayetsizlik durumunda, baroların onlara karşı disiplin ile ilgili işlemlere karar verme ve uygulama konusunda özel yetkileri vardır (Prensip VI. (1)). Ancak mahkemeler, savcı veya herhangi bir diğer kamu mercii yetkili baroya, son söylenen için disiplin ile ilgili işlemler başlatılması amacıyla, bir dava rapor edebilirler (Prensip VI. (2)).
Savcı makamının görevi, bu işlemleri başlatma ve işlemlerde yer alma konusunda sınırlandırılmalıdır.
61. Disiplin ile ilgili işlemler adil usul gereklerine ve özellikle avukatların muhalif karar aleyhine temyize başvurabilme imkanını içeren AİHS 6. madde hükümlerine tam olarak riayet etmesi gerekmektedir.
62. Özellikle, bu Tavsiye’nin amacı dahilinde, avukatların hakları, diğerlerin yanında, şu hususları içerir:
• Kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde, adil ve halka açık duruşma hakkı. Bu, avukatların davanın kamera tarafından görüntülenmesini talep etmelerine mani olmaz;
• Kendilerine karşı ileri sürülen iddiadan ve delil durumundan zamanında haberdar edilme hakkı;
• Savunmalarını hazırlamak için yeterli zaman verilmesi hakkı;
• Duruşma boyunca duruşmada bulunma hakkı.
63. Son olarak Tavsiye (Prensip VI. (5)) disiplin suçları için yaptırım belirlerken orantılılık ilkesine uyma gereğini vurgular. Bundan dolayı işlenen suçun ağırlığı ile avukata karşı belirlenen yaptırımların olumsuz sonuçları arasında bir denge kurulmalıdır.
ILO 42 No’lu İşçinin Tazmini (Meslek Hastalıkları) Sözleşmesi (Revize), 4 Haziran 1934 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 11 Şubat 1946 tarihinde 4864 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşmenin onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 16 Şubat 1946 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girmiştir.
Kanun Tarih ve Sayısı: 11 Şubat 1946 / 4864 Resmi Gazete Yayım Tarihi ve Sayısı: 16 Şubat 1946 / 6234Milletlerarası İş Bürosu İdare Meclisi tarafından vaki davet üzerine Cenevre’de 4 Haziran 1934’de 18 inci toplantısını yapan Milletler Cemiyeti Milletlerarası İş Teşkilatı Genel Konferansı;
Konferansın 7 inci toplantısında Mesleki Hastalıklar hakkında kabul edilmiş olan Sözleşme projesi’nin kısmen tadiline taallük edip, bu toplantının 7 inci maddesini teşkil eyleyen meseleye dair bazı tekliflerin kabulünü kararlaştırdıktan ve
Bu tekliflerin Milletlerarası bir Sözleşme projesi şeklini alması gerektiğini nazara aldıktan sonra,
Bin dokuz yüz otuz dört yılı .Haziran ayının yirmi birinci günü, Mesleki Hastalıklar Sözleşmesi (muaddel) 1934, ünvanını alacak olan aşağıdaki Sözleşme projesini kabul eder:
MADDE 1
Milletlerarası İş Teşkilatının bu Sözleşmeyi onayan her üyesi, mesleki hastalıklara uğrayanlar ile bunların hak sahipleri varislerine, iş kazalarının tazmini hakkındaki özel mevzuatındaki genel esaslar dahilinde tazminat sağlamayı taahhüt eder.
Bu tazminatın miktarı, milli mevzuatta iş kazaları neticesinde ödenecek olandan az olmamalıdır. Bu cihet mahfuz tutulmak şartıyla her üye mevzuatında bahse konu olan hastalıklar tazminatının ödeme şartlarına müteallik hükümlerin tesbitinde, ve bu hastalıklara, iş kazaları hakkındaki mevzuatını tatbikinde zaruri gördüğü tadil ve intibakları yapmakta serbesttir.
MADDE 2
Milletlerarası İş Teşkilatının her üyesi, aşağıdaki tabloda mevcut olup, hizalarında yazılı sanayi ve mesleklerde olmak üzere kanuna tabi işyerlerinde çalışan işçilerin duçar oldukları hastalıkları meslek hastalığı saymayı taahhüt eder.
TABLO
Hastalıkların ve Zehirli maddelerin listesi
İlgili meslek, sanat veya usullerin listesi
Kurşun veya halitaları ve mürekkebatı ile zehirlenmeler ve bundan mütevellit arızalar
Kurşun ihtiva eden cevherlerin ve çinko imalathanelerinde kurşunlu küllerin manipülasyonu.
Eski çinkoların, kurşunla beraber eritilerek karıştırılması.
Kurşundan veya hal italarından eşya imali.
Matbaa hurufatı dökmeciliği ve mürettiplik.
Kurşun mürekkebatının fabrikasyonu akümülatör imal ve tamiri.
Kurşun ihtiva eden sırların hazırlanması.
Kurşun talaşı veya tozu ile cilacılık. Kurşunu ihtiva eden, cila, macun ve boyaların hazırlanması ve manipilasyonu icabettiren boyacılık işleri.
Civa, civa amalgamı veya mürekkebatı ile zehirlenmeler ve bundan mütevellit arızalar.
Civa cevherlerinin manipilasyonu.
Civa mürekkebatı imalatı.
Civalı ölçü ve sair laboratuvar aletlerinin imali.
Şapka imalinde kullanılan maddelerinin ihzarı.
Civa ile yaldızcılık.
Civalı tahliye pompaları vasıtasıyla enkandesan lambalar imali.
Fulminat dö merkür ile kapsül mali.
Şarbon Hastalığı
Şarbonlu hayvanlar ile temas eden işçiler.
Yün, tiftik, deri, kıl, kemik ve boynuz gibi hayvani maddelerin manipilasyonu.
Emtianın tahmil ve tahliyesi ve nakli işleri.
Silis tozlarından mütevellit ve ciğer veremi ile müterafik olan veya olmayan silikoz hastalığı (silikozun ölümün veya işgörmezliğinin asıl sebebi olması şartıyle)
Silikoz tehlikesine maruz bıraktığı milli mevzuatta tayin edilen bütün işler.
Fosfor veya mürekkebatı ile zehirlenme ve bundan mütevellit arızalar
Fosfor veya mürekkebatının istihsal, intişar veya istimalini icap ettiren her türlü işler.
Arsenik veya mürekkebatı ile zehirlenme ve bundan mütevellit arızalar.
Arsenik veya mürekkebatının istihsal, intişar veya istimalini icap ettiren her türlü işler.
Benzin veya müşabitleri ve bunların nitraklı veya amilli müştekkatı ile zehirlenmeler ve bundan mülevellit arızalar.
Benzin veya müşabihleri ve bunların nitratlı veya aminli müştekkatının istihsal, intişar veya istimalini icap ettiren her türlü işler.
Mevaddı şahmiye sınıfına dahil olan idrokarbürlerin halojenli müştekkatı ile zehirlenme.
Mevaddı şahmiye sınıfına dahil idrokarbürlerin halojenli müştekkatının istihsal, intişar veya istimalinin gerektiği ve milli mevzuatta yeralmış bulunan her türlü işler.
Radyum ve radyoaktif maddelerden veya röntgen şuaından mütevellit patolojik arızalar.
Radyum radyoaktif maddelere veya röntgen şuaına maruz bırakan bilumum işler.
İptidai deri epitelyoması.
Katran ve huy ile bunların taktirinden hasıl olan katran ruhu, zift, madeni yağ, parafin ve bu mevaddın mürekkebatı, mahsulleri ve artıklarının kullanılmasını gerektiren her türlü işler.
MADDE 3
Bu Sözleşmenin kati şekilde onandığı keyfiyeti Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine bildirilecek ve onun tarafından tescil edilecektir.
MADDE 4
Bu Sözleşme, ancak onamaları Genel Sekreterce tescil edilmiş olan Milletlerarası İş Teşkilatı üyelerini bağlayacaktır.
Bu Sözleşme, iki üyenin onamalarının Genel Sekreterlikçe tescil edilmelerinden on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.
Daha sonra, bu Sözleşme, her üye için, onanmasının tescil edilmesinden on iki ay sonra yürürlüğe girecektir.
MADDE 5
Milletlerarası İş Teşkilatı üyelerinin ikisinin onamaları Sekreterlikte tescil edilmesi akabinde, Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri keyfiyeti Milletlerarası İş Teşkilatının bütün üyelerine bildirecektir. Sekreter, teşkilatın başka üyeleri tarafından kendisine sonradan tebliğ edilecek onamaları da keza bütün üyelere bildirecektir.
MADDE 6
Bu Sözleşmeyi onayan her üye, onu yürürlüğe girmeye başladığı tarihten itibaren beş sene geçtikten sonra, Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliğine yapacağı ve bu Sekreterliğin tescil edeceği bir ihbarname ile feshedebilir. Fesih, Sekreterlikçe tescili tarihinden bir sene sonra muteber olur.
Bu Sözleşmeyi onamış olup da, onu bundan evvelki fıkrada yazılı beş yıllık mühletin geçmesinden bir yıl sonra, bu madde gereğince feshetmek ihtiyarını kullanmayan her üye, yeniden beş yıllık bir müddet için bağlanmış olacak ve bundan sonra bu Sözleşmeyi, bu maddede derpiş edilen şartlar içinde her beş yıllık devre bitince feshedebilecektir.
MADDE 7
Bu Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden itibaren geçecek her 10 yıllık devrenin sonunda, Milletlerarası İş Bürosu İdare Meclisi, onun uygulanması durumu hakkında Genel Konferansa bir rapor vermekle ve Konferansın gündemı içine onun tamamen veya kısmen tadili meselesinin konulup konulmaması gerektiği hususunda bir karar almakla ödevlidir.
MADDE 8
Konferans bu Sözleşmeyi tamamen veya kısmen tadil eden yeni bir Sözleşme kabul ettiği takdirde, bu yeni Sözleşmede başka türlü hükümler bulunması hali müstesna;
Tadil edici yeni Sözleşmenin bir üye tarafından onanması keyfiyeti, yukarıdaki 6 ıncı maddeye bakılmaksızın, tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi kayıt ve şartı ile, şimdiki bu Sözleşmenin kendiliğinden ve derhal feshini intaç edecektir.
Tadil edici yeni Sözleşmenin yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren, şimdiki bu Sözleşme üyelerin onanmasına açık bulundurulmayacaktır.
Şimdiki bu Sözleşme, onu onamış ve tadil edici Sözleşmeyi ise onamamış olan üyeler için eski hal ve şekliyle yürürlükte kalmaya devam edecektir.
MADDE 9
Bu Sözleşmenin Fransızca ve İngilizce metinlerinin her ikisi muteber olacaktır
Kabul Et ve Saygı Göster Bildirgesi(Accept And Respect Declaratıon), International Association of Physical Education and Sport for Girls and Women (IAPESGW) tarafından 16 Şubat 2008 tarihinde kabul edilmiştir. Bildirge, Müslüman kadınların ve kız çocuklarının spora ve fiziksel aktiviteye katılımlarındaki kıyafet tercihlerine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamaktadır
1949 yılında kurulan IAPESGW, kız çocukları ve kadınlar için beden eğitimi ve spor amacıyla çalışan üyeleri desteklemekte ve profesyonel gelişme ve uluslararası iş birliği için fırsatlar sağlamaktadır.
11-16 Şubat 2008’de Umman Sultan Qaboos Üniversitesi’nde IAPESGW’ye üye Müslüman toplulukların yer aldığı ülkelerin (Bosna ve Hersek, Danimarka, Mısır, İran, Irak, Malezya, Fas, Umman, Güney Afrika, Suriye, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Birleşik Krallık) katıldığı bir toplantı gerçekleştirilmiştir.
Yayımlanan Kabul Et ve Saygı Göster Bildirgesi’nin maddelerinden bazıları şunlardır:
(1) Spor ve eğitim sistemlerinde çalışan bireylere, Müslüman kadınların ve kız çocuklarının kendi dinlerini yaşayabilmelerinin ve spor ve fiziksel aktiviteye katılabilmelerinin farklı yollarını, örneğin fiziksel aktivite tercihi, kıyafet tercihi ve karma ya da kadın erkek ayrı gruplandırma, kabul etmelerini ve saygı göstermelerini öneriyoruz.
(2) Uluslararası spor federasyonlarının yarışmalarda giyilecek kıyafet talimatlarının İslami gereklilikleri, kültüre özgü kuralları ve güvenliği dikkate alarak bütün kadınların katılımını gerçekleştirme yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlayacağımızı bildiriyoruz.
DECLARATION:
1. Islam is an enabling religion that endorses women’s participation in physical activity.
2. We affirm the importance of physical education and physical activity in the lives of all girls and boys, men and women.
3. We emphasise the importance of good quality programmes of physical education and sport within school curriculum time, especially for girls.
4. We emphasise the desirability, in places where many children have limited access to school, of providing other ways of helping children to learn the physical skills and confidence they need to practise sport.
5. We recommend that people working in the sport and education systems accept and respect the diverse ways in which Muslim women and girls practise their religion and participate in sport and physical activity, for example, choices of activity, dress and gender grouping.
6. We urge international sport federations to show their commitment to inclusion by ensuring that their dress codes for competition embrace Islamic requirements, taking into account the principles of propriety, safety and integrity.
7. We recommend national governments and organisations include in their strategies for the development of sport and physical education, structures and systems that encourage women to take positions in teaching and research, coaching, administration and leadership.