Hukukçu ve voleybolcu Hatice Mahiru Akdağ 14 Mayıs 1936’da dünyaya geldi. (14 Mayıs 1936, İstanbul; 23 Eylül 2020) Erenköy Kız Lisesi ve Ankara Kız Lisesi’nde okudu. 1962 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Voleybola 1951 yılında başladı ve okuduğu okulların değişmez oyuncusu oldu. 1956-1962 yıllarında yeni Fenerbahçe kadın voleybol takımının formasını giydi. 6 kez Türkiye şampiyonluğu yaşadı ve dönemin en başarılı voleybolcularından biri olarak kabul edildi. Avukatlık yaptı ve bir süre politika ile uğraştı. 2006 yılında avukatlık mesleğini bırakarak emekli oldu. 23 Eylül 2020 tarihinde yaşamını yitirdi. Yeniköy Mezarlığına defnedildi.
Mutat Fiil
Mutat Fiil (Mutad Ameliye), hukukta ve ticarette her zaman yapılan, taraflar arasında alışılagelmiş, olağan ve ekstra bir şüphe uyandırmayan, gelenekselleşmiş, sürekli tekrarlanan rutin işlemleri ifade etmektedir. Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetin ilk dönemlerinde her zamanki sıradan işleri, alışılmış eylemleri veya rutin yapılan faaliyetleri tanımlamak için kullanılmıştır. Mutad (mutat) Arapça kökenli olup, alışılmış, âdet olunmuş, her zamanki veya rutin anlamına gelmektedir. Kanunların veya sözleşmelerin yorumlanmasında bir ölçüt olarak kabul edilen bu kavram, tarafların geçmişteki istikrarlı davranış kalıplarına dayanmakta; taraflardan birinin mutat fiil sınırları içinde kalan bir eylemi, aksi yazılı olarak kararlaştırılmadıkça hukuken meşru, öngörülebilir ve dürüstlük kuralına uygun bir uygulama olarak değerlendirilmektedir. Mutat fiiller, hukuki uyuşmazlıklarda dürüstlük kuralının ve tarafların geçmişteki istikrarlı davranış kalıplarının (örf ve âdetin) yorumlanmasında hâkime somut bir ölçüt sağlamaktadır. Mutat bir davranış, taraflar arasında oluşan yerleşik uygulamanın ve hukuki güven ilişkisinin tespitinde dikkate alınmakta; sözleşmenin yorumlanmasında, taraf iradelerinin belirlenmesinde ve hukuki ilişkinin kapsamının değerlendirilmesinde tamamlayıcı bir unsur olarak kabul edilmektedir.
Vakayı Adiye
Vakayı Adiye (vaka-yı adiye), Osmanlıca kökenli bir kavramdır. “Sıradan, olağan, günlük ve dikkat çekmeyecek kadar önemsiz olaylar” anlamına gelmektedir . Hukuk terminolojisinde, özellikle Osmanlı arşiv belgelerinde ve eski adliye literatüründe, büyük suç teşkil etmeyen, olağan davaları, sıradan zabıta vakalarını veya uyuşmazlıkları tanımlamak için kullanılmaktadır. Öte yandan, kamu düzenini derinden sarsmayan, siyasi, ideolojik veya organize bir nitelik taşımayan, kişisel husumet ya da anlık nedenlerle işlenen adi (sıradan) suçları ve hukuki olayları ifade ederken de kullanılmaktadır. Günlük konuşma dilinde ise, toplumda artık kanıksanmış, şaşırtmayan veya çok sık yaşandığı için kimsenin ilgisini ve tepkisini çekmeyen durumları ifade etmektedir.
Mücella Yapıcı Savunması
Aynı suçtan ikinci kez yargılanıyorum. Benim buraya bu konuda aynı suçtan ikinci gelişim. Geçen iddianameden ve onun dayalı olduğu fezlekeden bahsedeceğim. FETÖ savcılarının hazırladığı iddianamenin yeni versiyonu olan son iddianameye göre bendeniz darbeye teşebbüs ve daha birçok suçlama var. Bunların en komiği Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet ettiğim iddiası; 40 yıllık meslek hayatımda bu gülünç bir suç, gülünç bir iddia.
Telefon dinlemelerinde özel konuşmalarım da kayıtlarında. Keşke yaşınız daha büyük olsaydı, 68 kuşağı için devrim kelimesi ne kadar güzel bir anlam ifade edilir bilebilseydiniz. İddianamede Murat Pabuç isimli birisi, uluslararası bağlantısı olan şahıslarla birlikte hareket ettiler, finansörlük yaptığımızı söylemiş. Bu kişi daha sonra aklı dengesi yerinde toplamak söyleyip ifadesini geri çekmek istedi.
Ben 68 yaşımda sıfır mülkiyetle çalışmak zorunda olan bir kimseyim. Keşke biraz daha param olsaydı da Gezi’ye 2 sandalye ve 100 poğaça da ben yollasaydım. Dosyada bulunan deliller ve bir sürülenlerin hepsi, daha önce yargılanıp beraat ettiğim davada da vardı. Ben eğer mesleğimi toplum yararına kullanmamış olsaydım, asıl o zaman bu vatan hainliği olurdu.
(Bu sözlerin izleyiciler tarafından alkışlanması üzerine Mahkeme Başkanı “Sanığın savunması bizim için de çok önemli, dinleme hakkımızı elimizden almayın” dedi.)
Ben bu iddianamenin öne sürdüğü her şeyi külliyen reddediyorum. Bu iddialar yeni değildir, benim yargılanmam da yeni değildir. 5 yıl önce aralarında bulunduğum 26 kişi hakkında ceza davası açıldı. Taksim Platformu ile Taksim Dayanışmasının birbirinden ayrı olduğunu 6 senedir çözemediler. Taksim Platformu, Erdoğan’ın topçu kışlası açıklamasından sonra kurulmuştur. Taksim Dayanışması ise, imar planları askıya çıktıktan sonra meslek odalarının da olduğu yüzden fazla bileşen ile kurulmuştur.
Daha önce beraat ettiğim dosyada; ağırlaştırılmış müebbet, 2970 yıl hapis ve 160 bin lira ile cezalandırılmam isteniyor. Dayanışma bir görevdir, bir suç değildir. Hele ki ortada bir hukuksuzluk varsa. Osman Kavala’ya kızgınım. Kendisini zengin biliyorduk. Gezi’ye 3-5 plastik masa sandalye göndermiş iddianameye göre, mahalledeki Ayşe hanım bile tencerelerce zeytinyağlı yaptı gönderdi.
Biber gazından etkilenmemek için kullandığımız malzemeler öyle özel şeyler değildi. Gaz maskesi, talcid vs. Siz de Gezi’ye geldiyseniz görmüşsünüzdür. Benim fıtratım şakacılıktır gelin görün ki telefonda yaptığım şakaların hepsi iddianamede yer almış bu gayri ciddilik için ben sizden özür dilerim. Hükûmet istifa demek suç değildir. Bazı hükûmetler bu tür durumlarda kendiliğinden istifa ederler. Ama biz göremeyeceğiz galiba. Yasal hakları kullanmak ve hakları kullanırken örgütlü hareket etmek, suç örgütü olmak değildir.
Barışçıl gösteriler haktır, suçlanamaz
Anayasa’da kullanılan bir hakkın kullanılması evrensel hukuka, doğal hukuka ve adalete aykıdır. Barışçıl gösteriler haktır, suçlanamaz. Bir düşünce etrafında bir araya gelmek ve dayanışmaktır yaptığımız. Hükümet istifa demek suç değildir. Zaten bazı devletler bu kadar suç işlediği için kendiliğinden istifa eder.
Biz o günleri görür müyüz bilmiyorum. Siz de çok önemli bir iş yapıyorsunuz. Hukukun kurallarına uymamak sizin için de suçtur, bizim için de.Şu anda Beyoğlu planlarında afet anında helikopter inecek yer yok. Sahra hastanesi kuracak yer de yok. Biz de bu yüzden Topçu Kışlası’nı yapmayın dedik. Ama dönemin Başbakanı Erdoğan ‘Biz reddi reddiyoruz’ dedi ve kışlayı yapmaya kararlı olduğunu söyledi. Yok edilme sürecine girilince Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi olarak planlara itiraz edelim dedik. Kadir Topbaş da dahil olmak üzere pek çok kişiye çağrı yaptık. Buraları korumak yalnızca devletin, belediyenin görevi değildir.
Bilgilendirme çalışmaları, suç duyuruları, kurulun aldığı kararlara karşı bir sabah geldiler ve 30 tane hiç tanımadığımız kişi gazla karşıladılar bizi. İlk iddianamede suç örgütü, ikinci iddianamede de darbeye teşebbüsle suçlanan Taksim Dayanışması, hukuksuz imar planlarına karşı çalışan meşru bir platformdur.
Meslek odaları tarafından dava açtık ve idare mahkemesi tarafından haklı bulunduk. Ne yazık ki hukuka rağmen bu proje uygulanmaya devam etmiştir. 45 yıllık yüksek mimar mühendis olarak mesleğim ve görevim icabı açıkça kaçak olan, hiçbir izni bulunmayan, ve dozerle yaptıkları kazı nedeniyle parkın su elektrik tesisatını tahrip ederek, halkı çok ciddi bir tehlikeye atan yetkililere sorduğumda hepimizi hedef alarak gaz sıktılar.
Benim yüzüme yakın mesafeden üç tane gaz sıktılar. İki ay mide kanaması geçirdim. Hayatımızı kurtarmak için bile olsa tek bir şiddete başvurmadık. Son derece sağduyulu ve barışçıldık. Bu süreçte uygulanan polis şiddeti, başta Erdoğan olmak üzere merkezi yöneticilerin kışkırtıcı söylemleri olayların büyümesine neden oldu.
Bu yaşımda neden çıplak arandım?
Türkiye’de gelişen demokratik tepkiler, gaz bombaları, plastik mermi gibi şiddetle karşılandı. Onlarca genç insan kafa travması geçirdi. Ben de bu yaşımda çıplak arandım. Niye? Ben sadece mesleğimin gereğini yaptım. Gezi bizim yarımınızdır, çocuklarımızın aydınlık geleceği için umut fişeğidir. Taksim Dayanışması görev aldıysa onur duyarım. Bu anlattıklarım ilk savunmamdan, bu kadar haklıyken, kamusal bir görevim varken neden gazeteci oldum?
Şimdi bir de hükümeti devirmeye teşebbüsten yargılanıyorum. O günden bugüne yapılan tüm çağrılar alenidir. Asıl suçluların hesap vermesi gerekirken, sağduyu çağrısı yapan, şiddet ortamının bitmesi için çaba gösteren Taksim Dayanışması temsilcilerinin hukuksuz bir şekilde yargılanması kabul edilebilir olmaktan çok uzaktır. Asıl suç toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının şiddetle engellenmesidir. Hala öldürülen çocukların katillerinin davaları sürmektedir. Şiddet uygulayan polisler komik para cezalarıyla cezalandırıldılar.
Dönemin vali, kaymakamı ve ‘polis destan yazdı’ diyen Erdoğan’ın hukuksal payı sorgulanmalıdır. 2015’teki davada yaptığım savunmayı aynısını yaptım. Yine dava açılırsa bu savunmayı tekrarlayacağım. Yaşamını yitirenler önünde saygıyla eğiliyorum. Savunmam bundan ibarettir.
Büyük Sözleşme ya da Özgürlükler Sözleşmesi: Magna Charta seu Magna Charta Libertatum
Büyük Sözleşme ya da Özgürlükler Sözleşmesi: Magna Charta seu Magna Charta Libertatum
Kolektif bir eser olan “Büyük Sözleşme ya da Özgürlükler Sözleşmesi: Magna Charta seu Magna Charta Libertatum”, Çiğdem Dürüşken tarafından Türkçe’ye çevirerek 2017 yılında Alfa Basım Yayım tarafından okuyucuya kazandırılmıştır.

Büyük Sözleşme (Magna Charta) ya da diğer adıyla Özgürlükler Sözleşmesi (Magna Charta Libertatum), İngiltere kralı Yurtsuz John ile Papa III. Innocent ve İngiltere’nin toplumsal ve siyasi yaşamında sözü geçen büyük toprak sahipleri, yani baronlar arasında siyasi, hukuki ve ekonomik alanlarda varılan mutabakatın ortaçağ Latincesiyle kayda geçirilmiş ve 15 Haziran 1215 tarihinde, Thames nehri boyunca uzanan Runnymede vadisinde kraliyet mührüyle damgalanarak onaylanmış belgesidir. Baştan sona okumuş olmasa bile herkesin bir şekilde haberdar olduğu bu ünlü bağımsızlık sözleşmesi, ilk bakışta kral ile baronlar arasındaki ilişkileri düzenliyor ve dönemin İngiltere’sindeki yerel ve gündelik sorunlara çözüm getiriyor görünse de, aslında kralların keyfi yönetimlerine ve baskıcı uygulamalarına karşı temel bireysel hak ve özgürlükleri güvence altına alması, kralın yetkilerini sınırlayarak ona hukukun üstünlüğünü kabul ettirmesi bakımından, tarihin karanlık dehlizlerini aşarak günümüze ulaşmayı başarmış önemli bir hukuk mirasıdır.
Şiddet Mağduru Kadınların Adalete Erişiminde Temel İlkeler Şartı
Şiddet Mağduru Kadınların Adalete Erişiminde Temel İlkeler Şartı(Charter of Fundamental Principles On Access to Justice for Women Victims of Violence), Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA-Union Internationale des Avocats) Kadın Komitesi ile Fransa Ulusal Barolar Konseyi (CNB) tarafından ortak bir metin olarak 8 Mart 2022 Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde kabul edilmiştir.
Şiddet Mağduru Kadınların Adalete Erişiminde Temel İlkeler Şartı, kadına yönelik şiddet ile mücadelede kararlılığı ifade etmekte ve kadına yönelik şiddet mağdurları için, baroların etkin ve somut desteği ile gerekli tedbirlerin alınabilmesi ve şiddet mağdurlarının haklarının korunmasını amaçlamaktadır.
Şart, 14 maddeden oluşmakta, birlik üyesi barolara ve avukatlara özellikle “korumaya ve adli yardıma ihtiyaç duyan şiddet mağduru kadınların yanında olmaları ve şiddet mağduru bu kadınların ücretsiz adli hizmetlere ve adli yardıma etkin bir biçimde erişimini sağlanması” için çağrıda bulunmaktadır.
Şiddet Mağduru Kadınların Adalete Erişiminde Temel İlkeler Şartı
Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Kadın Komitesi;
Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme (CEDAW), BM Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi (1985),
BM Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler (1990),
BM Kadına Karşı Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Bildiri (48/104, 1993),
1995 yılında gerçekleştirilen 4.Dünya Kadın Konferansı’nda kabul edilen Pekin Bildirgesi ve Eylem Platformu,
BM Cezai Adalet Sistemlerinde Adli Yardıma Erişime İlişkin İlke ve Esaslar (2012),
Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi (2011),
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (1950),
Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi (1969),
Afrika İnsan Hakları Şartı (1981) ve Afrika’da Kadınların Haklarına İlişkin Bağlı Protokol (Mapuyo Protokolü-2003),
ve Arap İnsan Hakları Şartı (2004) ile
BM’nin 2030 yılı gündeminde yer alan, toplumsal cinsiyet eşitliği ile evrensel olarak adalete erişimi hedefleyen sürdürülebilir kalkınma hedefini dikkate alarak;
Kadınlara yönelik küresel şiddet olgusu, bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi ile kadına karşı şiddetin ortaya çıkan yeni türleri ve Covid-19 pandemisi nedeniyle artan kadına yönelik şiddet eylemlerinden duyduğu derin endişeyi ifade etmiştir.
UIA Kadın Komitesi, kadına yönelik şiddet ile mücadelede kararlılığını ifade etmek ve kadına karşı şiddet mağdurları için, baroların etkin ve somut desteği ile yukarıda bahsi geçen uluslararası metinlerde düzenlenen şekilde uygun tedbirlerin alınması ve bu kişilerin temel haklarının korunması için 14 maddeden oluşan bu Şart’ı kabul etmiştir.
UIA Şiddet Mağduru Kadınların Adalete Erişiminde Temel İlkeler Şartı’na göre;
Kadınların her yerde toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz bırakılmaksızın yaşama hakları vardır. Kadına yönelik şiddet ayrımcılığın bir türüdür ve kadınların, özellikle yaşam hakkı, özgür olma hakkı, kişinin güvenliği, sağlık hakkı, kanunlar tarafından eşit biçimde korunma hakkı, aile içinde eşit olma hakkı, kamusal hayat ile siyasi hayata katılım hakkı, eşit çalışma koşulları, ifade özgürlüğü ve dolaşım özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerini ihlal etmektedir.
Kadına yönelik şiddet, yaşlarından, aile geçmişlerinden, kültürel, dini, sosyal, eğitim ve ekonomik durumlarından bağımsız olarak tüm dünyada kadınları etkilemektedir. Mülteci ve göçmen kadınlar, engelli kadınlar ve yoksul kadınlar kadına karşı şiddete özellikle açık durumdadırlar. İç savaşlar ve uluslararası savaşlar, doğal afetler, salgınlar ve doğal kaynakların tahribatı kadınların şiddete uğrama riskini artırmaktadır.
Kadına yönelik şiddet bir suçtur. Tecavüz ve cinsel tacizin diğer türleri, savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar ve jenosit gibi uluslararası suç olarak kabul edilebilir.
Şiddet mağduru kadınların herhangi bir engel olmaksızın ve kolay bir biçimde adalete erişim ve gördükleri zarar karşısında etkili bir biçimde hukuk yoluna başvurma hakları vardır. Eğer yeterli maddi imkana sahip değillerse, yasal süreçte yetkin ve yüksek kalitede hukuki hizmetlere erişim ve yasal temsil kadınların hakkıdır. Kadınlara her zaman, onurlarına ve özel yaşamlarının gizliliğine saygı çerçevesinde muamele edilmelidir ve kadınlar tekrar eden şiddet eylemlerinden korunmalıdır.
Bu Şart, barolara ve avukatlara özellikle “koruma ve adli yardıma ihtiyaç duyan şiddet mağduru kadınların yanında olmaları ve şiddet mağduru bu kadınların ücretsiz adli hizmetlere ve adli yardıma etkin bir biçimde erişimini sağlanması” noktalarında temel bir rol oynamaları çağrısında bulunmaktadır.
Şiddet mağduru kadınlara hukuki destek sağlayan avukatların bu alandaki yetkinliklerini geliştirmeye teşvik edilmeleri önemlidir. Bu bağlamda, barolardan beklenen, şiddetin farklı türlerine odaklanan sürekli eğitim faaliyetlerini organize etmeleri ve bu şiddet türlerinden herhangi birine maruz kalmış kadınlara uygun hukuki hizmeti sağlamalarıdır.
Sürecin hızlı işlemesi, alınan kararların etkin bir biçimde uygulanması ve adaletin gecikmesinin önüne geçilmesi, kadına yönelik şiddet vakalarında elzemdir. Barolar, şiddet vakalarının ele alınmasında izlenecek yolu belirlemeli ve gerektiğinde mevcut yasaların reforme edilmesi ve yeni yasalar yapılması noktasında çalışmalar yürütmelidir.
Kadına yönelik şiddete verilecek olan tepki ve mağdurlara yardım etmek, tüm ilgili paydaşların da dahil olması gereken çoklu bir mesleki yaklaşım gerektirir.
Barolar bu alanda merkezi bir rol oynar. Barolar, kadına yönelik şiddet ile mücadele etmek için ulusal düzeyde birden fazla meslek grubunun dahil olacağı çoklu bir komite kurulmasına ön ayak olmalı, mağdurların korunması ve faillerin cezalandırılması için uygun yapıların oluşturulmasını sağlamalıdır.
Barolar, adalet sistemi içinde yer alan diğer meslek gruplarının (polis memurları, kolluk kuvvetleri ve yargı mensupları) kadına yönelik şiddet vakalarının en iyi ne şekilde ele alınabileceği ve bu meslek gruplarının çalışmalarının etkinliğini arttırmak amacıyla uluslararası standartları uygulamaları hususunda eğitilmelerine katkı sağlamalıdır.
Şiddet mağduru kadınların adalete ve etkin bir çözüme erişimini engelleyen kalıplaşmış yargılar ile mücadele etmekte de barolar aktif rol oynamalıdır.
Kadına yönelik şiddet ve mağdur hakları konularında genel bir farkındalık yaratmak için etkinlikler organize etmek, internet, sosyal medya ya da yardım hatları yoluyla veya baro bünyesinde şiddet mağdurlarına ücretsiz hukuki danışma hizmeti sağlayacak, mağdur kadınlar için yasal süreçleri başlatacak ve mağdurlara destek sağlayacak çeşitli hizmet birimlerini koordine edecek birimlerin kurulması ile şiddet mağduru kadınların hakları ve başvuracakları yasal yollar ile ilgili bilgiye kolay erişimlerini sağlamak da baroların yapması gerekenler arasındadır.
Adaletsizliği Görmek
Adaletsizliği Görmek – Avukat Dr. Başar Yaltı
Adalete giden yol, adaletsizliğin görülmesiyle başlar. Adaletsizliğin görülmesi, öncelikle insanın görülmesini gerektirir. Çünkü insanı görmek, insanı haklarıyla birlikte görmek anlamındadır. Adaletsizliği görmek, etik ve epistemolojik özellikler taşıdığından adaletsizliği görebilmek için doğru bilgiye, vicdana ve ahlaka dayalı bir bakışa gereksinim vardır. Ayrıca görmek, farkında olarak ilgilenmeyi, başkasının yerine kendisini koyarak bakmayı gerektirir. Üstelik adaletsizlik, yalnızca insana karşı işlenen bir olgu da değildir. Doğaya, çevreye ve topluma karşı da sıkça işlenebilmektedir.
Yaşayan en önemli felsefecilerden olan İonna Kuçuradi, adalet kavramının soyut bir fikir/duygu, adaletsizliğin ise somut bir olgu/eylem olduğunu belirterek, insanların somut olguları görüp algılamalarının daha kolay ve mümkün olduğunu, bu nedenle adaletin, kişilerin yaşadıkları “adaletsizlikler” üzerinden “görülmesi” gerektiğini belirtir. Ona göre, adaletsizliğin ne olduğu belirlenmeden adaleti kavramsallaştırmak mümkün değildir.
HUKUK ANARŞİSİ
Günümüz Türkiyesi’nin en önemli sorunu yaşanan adaletsizlikler olgusudur. Kimseye güven vermeyen, güç gösterisine dönüşen keyfi sorgulamalar, muhalif olmanın suç olduğunu çağrıştıran haksız tutuklamalar, uzun tutukluluk süreleri, hukuki dayanağı olmayan davalar, bir türlü sonuca bağlanmayan yargılamalar, uygulanmayan veya açıkça yanlış uygulanan yasalar, bir mahkemenin uzun uzun yargılama yaparak verdiği tahliye kararının zıddı bir kararı birkaç saat içinde veren mahkemeler, hukuk anarşisi yaratacak çeşitlilikte kararlar… Ayrıca doğayı tahrip eden düzenlemeler, zeytinlikleri maden sahalarına çevirmeler, deniz kıyılarının, ormanların yağmalanması, kent rantlarının talanı, türlü türlü yolsuzluklar, ülkemizi adeta adaletsizlikler bataklığına çevirmektedir. Bunun sonucu olarak da yaşanan adaletsizliklerin görülmediği ya da görmezden gelindiği duygusu toplumda pekişmektedir.
TUTUNULACAK SON DAL
Adaletsizlik olgusu doğrudan hukuk düzeninden kaynaklanabildiği gibi hukuk normlarının uygulanması sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Yasaların doğru uygulanmaması ya da olaya uygulanacak bir kuralın yokluğu da adaletsizlik yaratabilmektedir. Yaşanan adaletsizliklerde hukuk normlarını uygulamakla görevli olanların kişisel tutumları, tercihleri bir neden olabildiği gibi, siyasal sistemin yapısı (düzen) da adaletsizlik üretmede önemli etken olabilmektedir.
Böyle bir ortamda, yaşanan adaletsizlikleri kimlerin görmesi gerektiği önem taşımaktadır. Bir hukuk düzeninde karar veren konumundaki tüm görevliler ile hukuk normlarını uygulayan tüm yetkililerin adaletsizliği görmek, önlemek ve adaleti yerine getirmekle görevli oldukları açıktır. Bu nedenle, başta yargı organı mensubu yargıç ve savcılar olmak üzere yürütmenin her kademesindeki kamu görevlilerinin (bakan, vali, kaymakam, rektör, polis vb.) adaletsizliği görme yetisine sahip olmaları gerekmektedir. Özellikle tutunacak son dal olan yargıçlar ise adaletsizliği görme yetilerini hiçbir zaman yitirmemelidir.
YASA ADALETLE ÇELİŞİRSE…
Hukukun görevi adaleti sağlamak olduğundan yargıçlar sadece yasayla değil, aynı zamanda bütün yasaların üzerinde olan temel insan haklarıyla ve adaletle de bağlı olduklarını bilmelidirler. Yasalar meşruiyetini, sadece yürürlükte olmalarından değil, asıl olarak, akla, ahlaka ve adalete uygun olmalarından almaktadır. Bir yasa, adaletle açıkça çelişiyorsa, artık yasa değildir. Yargıç böyle bir yasayı uygulayamaz. Ayrıca yargıç, bir yasayı açıkça adaletsizlik yaratacak şekilde yorumlayarak da karar veremez.
Bir yargıç, yargısal sürecin doğasını etkileyen olgu, olay ve faktörlerin neler olduğunun farkında olarak yargılama işlemini yürütmek ve kararlarını bu etkilerden uzak bir şekilde objektif olarak vermek zorundadır.
Ancak bir yargıç ne kadar objektif olmaya çalışırsa çalışsın önüne gelen olayı kendi duyularıyla değerlendirmek durumundadır. Benjamin Cardozo, “Yargı Sürecinin Doğası”(1) adlı kitabında, yargıçların bazı güçler tarafından etki altında bırakıldığını, bu güçlerin kalıtsal içgüdüler, geleneksel inançlar ve sonradan edinilen kanaatler olduğunu belirtir. Bunlara ek olarak ülkemizde yargıcı etkileyen en önemli unsurun siyasal taraftarlık ve bu yöntemle seçilmişlik olduğunu söylemek mümkündür.
ADALETİN ÜRETİLMESİ
Adil bir karara ulaşılabilmesi için, mahkemelerin uyguladığı standartlar objektif olmalıdır. Yargılamalarda, normal bir zekâya ve bilince sahip birisinin makul bir şekilde haklı göreceği ve makul olarak inanabileceği yöntemler göz önünde tutulmalıdır. Ancak, her zaman, her yerde ve herkes tarafından kabul gören karar ve uygulamalar adil olabilir. Ayrıca, pozitif hukuk kuralları ile temel hukuk ilkeleri birbirine karıştırılmamalıdır. “Hukuk, bir çağdan diğerine sessizce ve bilinçsizce gelişen geleneksel ahlakın bir ifadesi olduğu için…” hukukun temel ilkeleri siyasal fırsatçılığın saldırılarına, günlük çıkarlara, politik taraftarlığa kurban edilmemelidir. Yargıcın kişiliği dışında adaletin bir garantisi yoktur. Bu bakımdan adaletsizliği görme yetisine sahip olmayan, gördüğü halde adaletsiz kararlar veren birisi asla yargıç olmamalıdır.
Mahkemeler hukukun laboratuvarlarıdır. Buralarda adaletin en özgün haliyle üretilmesi gerekmektedir. Bilgisiz, önyargılı, yandaş, sadece kendisine öğretilenle sınırlı kapasiteye sahip, acemi yargı mensuplarından (avukat, savcı, yargıç) bu laboratuvarlarda adalet üretilmesini beklemek hayaldir.
Hukukun hammaddesi, insanlık onurunu esas alan doğal hukuk kurallarıdır. Bu kuralların neler olduğu insan hakları konusundaki çok sayıdaki uluslararası sözleşmede belli edilmiştir. Buna karşın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını, Anayasa Mahkemesi kararlarını ısrarla uygulamaktan kaçınan ve kararlarıyla açıkça adaletsiz sonuçlar yaratan, yargıladığı davada yaşanan adaletsizlikleri görmeyen, hukuku yargının oyuncağı haline getiren yargıç ve savcıların yalnızca vicdani değil, Radbruch formülü çerçevesinde hukuki sorumluluklarının da bulunduğu unutulmamalıdır.
*Gülriz UYGUR, “Hukukta Adaletsizliği Görmek”, Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, Ankara, 2013.
(1) Benjamin Cardozo, “Yargı Sürecinin Doğası”, Çev. Muzaffer Dülger, Tekin Yayınevi, 1b. İstanbul, 2018.
Statü Endişesi, Para, Şöhret, Mevki, Makam Hırsı Üzerine Bir Deneme
Statü Endişesi, Para, Şöhret, Mevki, Makam Hırsı Üzerine Bir Deneme / Av. Vedat Ahsen Coşar
İsviçreli yazar ve felsefeci Alain de Botton, Türkçeye ‘Statü Endişesi’ olarak çevrilip yayımlanan özgün adı ‘Status Anxiety’ isimli, hem eğitici, hem düşündürücü, hem de kışkırtıcı kitabında, başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü korkusu, başarısızlığımızın toplum tarafından acımasızca yargılanacağı duygusu, başkalarını aslında değerli bir varlık olduğumuza ikna edemeyeceğimiz kaygısı, sonsuza dek başarılı kişilere buruklukla, kendimize ise utançla bakmaya mahkûm edileceğimiz sanrısı gibi, bizi fena halde kedere ve hüzne sürükleme tehlikesini içinde taşıyan evrensel bir endişeyi, statü endişesini inceler ve şöyle yazar: ‘Bizi yüksek statü arayışına yönelten karşı konulmaz isteğin neler olduğu konusunda yaygın birtakım yargılar vardır: bunlardan ilk akla gelenler para, ün, mevkii ve itibar edinme hırsıdır.’
Bu tür hırslarla ilgili olarak Adam Smith, 1759 yılında yazdığı ‘The Theory of Moral Sentiments/Ahlaki Duygular Teorisi’ isimli kitabında şunları söyler: ‘Dünyadaki bütün bu hırgür, bu keşmekeş neye hizmet ediyor? Para hırsıyla canımızı dişimize takmış, zenginlik, iktidar, mükemmellik peşinde koşuyoruz; bu koşunun sonunda bizi ne bekliyor? Doğanın gereklerini mi yerine getirmeye uğraşıyoruz? En yoksul işçinin yevmiyesi bile doğanın gereklerini karşılamaya yeter. Öyleyse daha iyi şartlarda yaşamak adını verdiğimiz o yüce amacın bize nasıl bir yararı var? Şu yararı var: bütün bu koşuşturmanın sonucunda gözlemlendiğimizi, ilgilenildiğimizi, bize sempatiyle, beğeniyle, takdirle bakıldığını hissederiz. Zengin adam servetinin keyfini sürer, çünkü aslında o servet ona dünyanın ilgisini ve beğenisini de beraber getirmektedir. Tam aksine yoksul adam, yoksulluğundan utanç duyar, çünkü o yoksulluk onu insanlığın ilgi alanının dışına itmiştir. Bizimle ilgilenilmediği duygusu, insan doğasının en ateşli isteklerine bile ket vuran bir duygudur. Yoksul adam evden işe, işten eve gidip gelen hiç kimsenin fark etmediği adamdır. Dışarıda kalabalığın içinde yürümesi ya da hiç dışarı çıkmadan kendi evinde yaşaması hiçbir şeyi değiştirmez. Her iki durumda da aynı silikliğin ve görünmezliğin içindedir. Oysa rütbeli ve haysiyetli adam bütün dünyanın gözleri önündedir. Herkes ona bakar, davranışları kamuoyunun ilgi odağıdır. Her sözü, her hareketi ilgiyle karşılanır.’
Aynı konuda J.J. Rousseau gerçekten okunması gereken ‘İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temelleri Üzerine Konuşma’ adlı kitabına, ‘Biz her ne kadar bağımsız akıllara sahip olduğumuzu düşünsek de, gerçekte kendi gereksinimlerimizin neler olduğunu anlamak konusunda acınacak durumdayız’ diyerek başlar ve şöyle devam eder: ‘Ruhlarımız, tatmin olmak için neye gereksinme duyduklarını ender olarak dile getirirler. Olur da bir şeyler fısıldarlarsa bile, söyledikleri temelsiz ve çelişkilerle doludur. Aklımız, sağlıklı olmak için tam olarak nelere gereksinme duyduğumuzu açık yüreklilikle ifade eden bir bedene sahip değildir. Tam aksine, susadığında şarap isteyen, yatıp dinlenmesi gerektiğinde dans edeceğim diye ısrar eden bir bedendir. Aklımız, bize tatmin olabilmek için neye gereksinim duyduğunu söyleyen dışarıdaki seslerin etkisindedir. İşte! Dışarıdaki bu sesler, ruhlarımızın ender olarak ifade ettiği bize ait fısıltıları ezer geçer, önceliklerimizi belirlemek adını verdiğimiz o çok yorucu işin üstesinden gelmeye çalışırken bizim dikkatimizi dağıtır.’
İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı ve Temelleri Üzerine
Gerek yukarıda bir bölümünü sunduğum eserinde, gerekse siyasal toplumun oluşmasından önceki ‘tabii hal’ durumunu anlatan ‘Sosyal Sözleşme’ isimli kitabında; ‘yaratanın elinden çıkan her şey iyidir, her şey insanın elinde yozlaşır’ ilkesinden yola çıkan Rousseau, insanlar arasında kurulmuş olan ilişkilerin adaletsizliğini ortaya koymaya çalışır. Kötü kurulmuş bir dünyada mutluluğa ulaşamayan pek çok insan gibi, hayal gücünü seferber ederek gönlüne göre kurduğu dünyaya bizi yaklaştıracak ilkeler sunar. İnsanlık tarihini, barbarlıktan uygarlığa doğru ilerleyen ve gelişen bir tarih olarak okumaz. Aksine insanlık tarihini, uygarlıktan barbarlığa doğru giden bir süreç olarak okur. Bu biçimde okuduğu için de, başlangıçta gerçekten gereksinme duyduğu şeyleri içtenlikle ifade ve talep eden insanların, giderek kendisine yabancı şeyleri talep eden, başkasının yaşamlarına kıskançlıkla bakan insanlar olup çıktıklarını ileri sürer.
Rousseau’nun görüşlerinin geçmişte yaşananlarla ne ölçüde bağdaştığı, ne ölçüde insanlık tarihinin sosyal ve maddi gerçeklerine uygun düştüğü tartışılabilir ve hatta Rousseau’nun romantik düşünceleri, moderniteye kin besleyen pastoral bir filozofun hayalleri, varsayımları ve uçuklukları olarak da kabul edilebilir. Ne var ki, Rousseau gibi İsviçreli olan Alain de Botton’da, bu konuda Rousseau’dan pek farklı düşünmez. Ona biraz da hak verircesine, insanlık tarihinden bir örnek vererek, bize Kuzey Amerika’daki Kızılderililerin öyküsünü şu şekilde anlatır. ‘On altıncı yüzyılda Amerika’daki yerlilerin yaşamını ele alan kayıtlar, Kızılderililerin maddi açıdan son derece basit, yalın, ancak manevi yönden doyurucu bir yaşamları olduğunu gösteriyor. Bu kayıtlara göre, küçük kabileler halinde ve iç içe yaşayan Kızılderililer, eşitlikçi, dindar, oyunbaz ve savaşçıydı. Para ile pek işleri olmayan, bireysel olarak çok az mal mülk sahibi olan Kızılderililer, meyve yiyerek, avlanarak besleniyorlar, çadırlarda yatıyorlar, hep aynı şeyleri giyiyorlar, aynı ayakkabıları kullanıyorlardı. Kabile şefinin durumu da kabilenin diğer üyelerininkinden pek farklı değildi. Ne var ki, bu basit, bu yalın, bu maddi her türlü olanaktan ve yaşam için gerekli kolaylıktan yoksun ortamda, son derece doyurucu ve mutlu bir yaşam sürüyorlardı. Kıtanın keşfi ve beyaz adamların kıtaya gelmeleri sonrasında, Kızılderililerin yaşamlarında ve statü sistemlerinde olağanüstü değişiklikler oldu. Avrupalı tüccarlarla, teknolojiyle, Avrupa sanayinin ürettiği lüks mallarla, silahla, mücevherle, alkolle tanışan Kızılderililerin, kendileri, yaşamları ve tüketim alışkanlıkları esaslı biçimde değişmeye başladı. O güne kadar değer verdikleri bilgeliğin, doğanın kurallarına bağlı basit ama doyurucu yaşamın, kendilerini korumak ve avlanmak için kullandıkları yayın, okun, mızrağın yerini, Avrupalı tüccarların getirdiği gümüş küpeler, bakır ve pirinç bilezikler, Venedik camından yapılmış kolyeler, aynalar, ipekli dokumalar, ketenden yapılmış üzeri işlemeli elbiseler, içkiler, barut, tüfek, tabanca ve bunlara sahip olma hırsı aldı. Ne var ki, tutkuyla istedikleri bütün bunlara sahip olmak, Kızılderilileri daha mutlu yapmadı. Avrupalı tüccarların getirdikleri şeylere sahip olabilmek için daha çok çalışmaya başlayan, daha çok geyik, daha çok tilki, daha çok yılan öldüren Kızılderililerin sonu yozlaşma, kendi öz değerlerini yitirme, intihar, alkolizm ve mutsuzluk oldu. Kabileler parçalandı. Bölünen kabileler Avrupa mallarını paylaşmak için birbirleriyle savaşmaya başladı. Kızılderililere, Avrupa’nın lüks tüketiminden, modernliğin boyalı dış görünüşünden kendilerini kurtarıp, kabilelerinin alçakgönüllü hazlarına, boş kanyonların şafak ve akşam vakitlerindeki ışıklarına, rüzgârın, yağmurun sesine ve kendi iç seslerine geri dönmeleri yönünde yapılan çağrılar etkili olmadı ve sonuçta bütün bir ırk, bütün bir kültür, otantik değeri olan bir uygarlık yok oldu.’
Alain de Botton’un da işaret ettiği üzere, yaşam, bir endişeyi terk edip ötekine koştuğumuz, bir arzudan sıyrılıp kendimizi bir başka arzunun kollarında bulduğumuz bir süreçtir. Bu sözler elbette, endişelerimizi yenmekle uğraşmamamız, arzularımızı hiçbir biçimde tatmin etmeye yönelmememiz anlamına gelmemelidir. Ama herhalde, yetişkin insanlar olarak şunların da bilincine varmış olmamız gerekir. Arzuladığımız bütün bu hedefler, bir kez başarılı olduktan sonra bize durup dinleneceğimizi vaat ederler. Ancak vaatlerini hiçbir zaman yerine getirmezler. Veya bizim kendi hırslarımız buna imkân vermez.
‘Satın aldığımız ev, araba, markalı giysiler, aksesuarlar, takılar, sahip olduğumuz diğer bütün şeyler gibi, yaşamamızın maddi arka planında eriyip gider ve bir süre sonra onun varlığı fark edilmez olur’ diyor Alain de Botton ve şöyle devam ediyor; ‘bize asıl gerekli olan, bizim üzerimizde asıl etkili olan/olması gereken duygusal doyumlardır. Araçların, eşyaların en zarifi ve en donanımlısı bile bize; sevginin, aşkın, dostluğun, arkadaşlığın, aile huzurunun ve sıcaklığının, çocuklarımızın varlığının, onların sağlıklı ve güvende oluşunun yaşattığı doyumu sağlayamaz, bir kavganın veya ayrılığın yarattığı hüsrana çare olamaz. Sahip olamadığımız mal, mülk, mevkii ve diğer şeyler için kıskançlığımızın önüne geçemiyorsak eğer, burada asıl üzülmemiz gereken, bütün yaşamlarımızı yanlış şeyleri kıskanarak geçiriyor oluşumuzdur.’
Günü yaşayan ve güne dair şeyler üzerine düşünerek zaman geçirenlerin, bütün bunları da düşünmeleri gerekir diye yazdım bunları.
Asıl olan hayatta, işinde, mesleğinde, bulunduğun makamlarda ve mevkiiler de yaptıklarındır, ürettiklerindir, senden geriye ne ya da neler bıraktığındır. Gerisi berisi hikayedir, lafı güzaftır. Esasen hayat, “bir iskambil oyunu gibidir. Doğru kartları seçmek kuşkusuz bizim elimizde değildir ama eldeki kartlarla iyi oynamak bizim elimizdedir.” Hayattaki yerimizi, değerimizi ve başarımızı da sadece ve sadece bu belirler.
Arz ettim!
Şikayetname – Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar
Şikayetname, divan şairi Fuzuli tarafından yazılmıştır. Gerçek adı Mehmed b. Süleyman’dır. “Fuzûlî-i Bağdadî” veya “Mevlânâ Fuzûlî” olarak tanınmıştır.
Fuzuli, Irak bölgesinde muhtemelen Kerbelâ’da, tahminen 1480’lerde doğmuş, 1556’da yine aynı bölgede ölmüştür. Kanuni`nin Bağdat`ı almasından sonra ona ithafen yazdığı kasidelerle ve imparatorluğun Bağdat Valisi olarak atadığı şahıslara ithaf ettiği şiirleriyle bilinmektedir.

Fuzûlî, Şikayetname isimli şiirinde kendisine bağlanan maaşı vermeyen memurları şikâyet etmekte, devlet dairelerinde rüşvetin geldiği noktaya dikkat çekmektedir. Şikâyetnâme mecazlı ifadelerle Kanunî’yi hedef almaktadır.
“Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar” sözü Osmanlı İmparatorluğu’nun rüşvet ve yolsuzluk bataklığına sürüklenerek çöküş sürecinin başlangıcını simgelemesi bakımından önemlidir.
Şikayetname – Selam verdim, rüşvet değildir deyü almadılar
Selâm verdim rüşvet değildir deyü almadılar. Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler. Gerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar ama bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.
Dedim : – Ey arkadaşlar, bu ne yanlış iştir, bu ne yüz asıklığıdır?
Dediler: – Bizim adetimiz böyledir.
Dedim: – Benim riayetimi gerekli görmüşler ve bana tekaüt beratı vermişler ki ondan her zaman pay alam ve padişaha gönül rahatlığı ile dua kılam.
Dediler: – Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve gidip gelme sermayesi vermişler ki, daima faydasız mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüp sert sözler işitesin.
Dedim: – Beratımın gereği niçin yerine gelmez?
Dediler: – Zevaittir, husulü mümkün olmaz.
Dedim: – Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?
Dediler: – Asitanenin masraflarından artarsa bizden kalır mı?
Dedim: – Vakıf malın dilediği gibi kullanmak vebaldir.
Dediler: – Akçamız ile satın almışız, bize helaldir.
Dedim: – Hesaba alsalar bu tuttuğunuz yolun fesadı bulunur.
Dediler: – Bu hesap, kıyamette sorulur.
Dedim: – Dünyada dahi hesap olur, haberin işitmişiz.
Dediler: – Ondan dahi korkumuz yoktur, katipleri razı etmişiz.
Gördüm ki sualime cevaptan başka nesne vermezler ve bu berat ile hacetim kılmağın reva görmezler. Çaresiz mücadeleyi terk ettim ve mey’us ü mahrum guşe-i uzletime çekildim.
Sağlık ve Tıp Hukuku
Sağlık ve Tıp hukuku, çeşitli hastalıkların toplum hayatında ortaya çıkardığı hukuksal sorunları inceleyen hukuk dalıdır. Sağlık hukuku, sağlık hizmeti talep edenler ile bu hizmetleri sunanlar arasındaki ilişkilerin yanında kişi, kurum ve kuruluşlar ile bunların devletle olan ilişkilerini de düzenlemektedir. Tıp Hukuku sağlık hukukunun bir alt dalıdır.

Tıp Hukuku, tıp tekniklerinin sağlık personeli tarafından uygulanmasından kaynaklanan hak ve yükümlülükler ile yasal sorumlulukları, hasta hakları, ilaç hukuku, medikal hukuku gibi konuları ele alan hukuk dalıdır.
Sağlık Hukuku, modern sağlık hizmetlerinin gelişmesi ile birlikte bağımsız akademik alan kazanmış olan bir hukuk dalıdır. Sağlık Hukukunda Sorumluluk, Hasta Hak ve Yükümlülükleri, Hekim Hak ve Yükümlülükleri, Sağlık Kurum ve Kuruluşlarının Hak ve Yükümlülükleri, İlaç Hukuku, Sağlıkta Reklam, Sağlık Çalışanlarının Hakları, Hasta Hakları, Tıbbi Müdahaleden Ötürü Sağlık Çalışanlarının Yasal Sorumluluğu, Sağlıkta Hukuki ve Cezai Sorumluluklar, Sağlık Sektöründe İdari Disiplin Cezaları, Tıp Ceza Hukuku, Sağlık Kuruluşlarının Kurumsal Sorumluluğu, Tıbbi Müdahaleler Karşısında Hastanın Kendi Geleceğini Belirleme Hakkı, Hekimin Tazminat Sorumluluğu, Tıbbi Müdahaleden Doğan Cezai Sorumluluk gibi alanlar Tıp Hukukunun alanına girer. Sağlık Hukuku, ülkemizde hızla gelişen ve insan hakları boyutuyla özel önem kazanan ve uzmanlık gerektiren bir alandır. Bu nedenledir ki; kitabımız, hasta, sağlık çalışanları ile sağlık kurum ve kuruluşlarına rehber niteliğinde hazırlanmıştır. Ele alınan konular; sağlık hukukunda temel kavramlar, hasta-hekim- sağlık kurum ve kuruluşları açısından hak ve yükümlülükler, disiplin, ceza ve tazminat hukuku sorumluluğu, sağlıkta reklam, sağlıkta arabuluculuk, içtihat, mevzuat bölümlerinden oluşmaktadır.
Tıp Hukuku, tıbbi müdahalenin hukukunu ele almakta, sağlık çalışanlarının hak ve yükümlülükleri, hastaların hak ve yükümlülükleri ile hatalı tıbbi uygulamalar nedeniyle tazminat, ceza ve idari sorumluluk konuları sistematik bir yapı içinde çözümlemektedir. Hatalı tıbbi müdahalelerden kaynaklanan hukuki sorumlulukları ele alan hukuk dalı Tıp Hukukudur. Tıp bilimindeki gelişmeler, bu alandaki yenilikler, gelişen insan hakları anlayışı ve karmaşıklaşan sigorta sistemi hukuki düzenlemelerin detaylandırılmasını zorunlu kılmıştır. Kişinin vücut bütünlüğü, yaşama hakkını ve kişisel onurunu doğrudan ilgilendiren tıbbi müdahaleler hukuki düzlemde önem arz etmektedir. Tıbbi müdahale hukuka uygun olmak zorunda, hastalar her müdahaleye karşı hukuki güvence altında bulunmaktadır.
Tıbbi müdahalelerdeki hatalardan dolayı hekimler ayrıca meslek örgütlerinin uyguladığı disiplin kurallarına tabidir. Hekimin ve tıbbi müdahalede bulunma yetkisine sahip sağlık personelinin sorumlulukları dışında yasaların öngördüğü emir veya yasaklara aykırı davranılması durumunda da sorumluluklar söz konusu olabilir. Tıbbi müdahale, yetkili kişilerce tıp biliminin koyduğu kurallarına göre yapılan teşhis, tedavi ve tıbbi koruma iş ve işlemlerini içermektedir. Tıbbi müdahaleyi yapacak kişi hastayı aydınlatma yükümlülüğü altındadır. Sağlık mensubu, hastayı müdahalenin kapsamı, yöntemi, sonuç ve riskleri konusunda detaylı bir şekilde bilgilendirmelidir. Tıbbi müdahale teşhis ve tedaviye yöneliktir ve bu amaca yönelik olmayan faaliyet tıbbi müdahale olarak tanımlanmaz. Tıbbi müdahaleler için hangi uzmanlığın gerektiği ve hangi tıbbi müdahaleyi hangi yetkili kişinin yapabileceği konusu da tıp hukukunun düzenlediği kurallarla belirlenmektedir.
Ötenazi, iyileşmesi imkânsız görülen hastanın kendi talebi üzerine yaşamına son verilmesidir. Türk Hukukuna göre hastanın yaşamına son vermek kasten insan öldürme suçunu oluşturmaktadır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 13. Maddesine göre Türkiye’de ötenazi yasaktır. Tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez. Kendisinin veya bir başkasının talebi olsa dahi kimsenin hayatına son verilemez. Tıbbi müdahale sırasında ya da başka şekilde sağlık personeli olsun ya da olmasın intihara teşvik ve yardım eden kişiler Türk Ceza Kanununun İntihara yönlendirme hükümlerine tabidir.
İnsan yaşamı dokunulmaz bir değerdir ancak her hastanın tedaviyi reddetme hakkı da bulunmaktadır. Kişinin rızası ve tedaviyi reddetme hakkı genel sağlığı koruma amacıyla geçersiz kılınabilir, genel sağlık tehlikesi durumunda, örneğin salgın veya bulaşıcı hastalıklar olması halinde kişilerin rızası aranmaksızın tıbbi müdahale yapılabilir.
Cesare Beccaria Bonesana
Aydınlanma Çağı Düşünürü Cesare Beccaria Bonesana 15 Mart 1738 tarihinde Milano’da doğmuş 28 Kasım 1794 tarihinde doğduğu yer olan Milano’da yaşamını yitirmiştir.
Beccaria, 1747-1755 yılları arasında sekiz sene Parma’daki bir Cizvit okulunda eğitim gördükten sonra 20 yaşındayken Pavia Üniversitesi‘nde hukuk doktorasını tamamlamıştır.

Beccaria genelde hukuk sorunlarıyla ilgilenmiş, 1770 yılından itibaren Avusturya egemenliğinde bulunan Milano Yönetiminde üst düzey görevli memur olmuş ve ölünceye kadar bu görevini sürdürmüştür.
Beccaria sadece bir hukukçu değil, aynı zamanda önemli bir ekonomisttir. Milano’da “Kamu Ekonomisi” kürsüsünde profesörlük yapmış ve Adam Smith’ten önce bazı ekonomik teoriler üzerine yazmıştır.
İtalyan hukukçu, filozof, ekonomist ve edebiyatçı Beccaria’nın “Suçlar ve Cezalar Hakkında” adlı (Dei delitti e delle pene) isimli eseri hukuk tarihi ve felsefesinde önemli yer tutmuştur. Modern ceza hukukunun sistematik temellerini atan düşünürdür.

Suçlar ve Cezalar Hakkında
Beccaria, Suçlar ve Cezalar Hakkında ismi ile yayınlanan ve Türkçe’ye de tercüme edilen kitabını çok genç yaşta yazmış, Hukuk Felsefesine dair büyük bir çığır açmıştır. Eserinde, idamın ve işkencenin ceza olarak görülemeyeceğini ve bunun bir barbarlık olacağını açıklayan Beccaria, ceza hukukuna birçok ilke ve prensip kazandırmış, birçok ülkede gerçekleşen hukuk reformuna esin kaynağı olmuştur.
“Nullum crimen nulla poena sine lege” (kanunsuz ne suç ne ceza olur) prensibini yaygınlaştıran kişidir. Beccaria bu fikri “toplum sözleşmesi” temelinde açıklamış ve yaymıştır. “Yasa ancak açık ve zorunlu olarak gerekliliği beliren cezaları koymalıdır ve bir kimse ancak suçun işlenmesinden önce kabul ve ilan edilmiş olan ve usulüne göre uygulanan bir yasa gereğince cezalandırılabilir.” şeklindeki prensip İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi‘nin 8. maddesi olarak kabul edilmiş, Beccaria’nın fikirleri 1789 Fransız Devrimi belgelerinin ruhunu oluşturmuştur.
Beccaria, Fransa’da işkencenin kaldırılmasına ve İsveç’te yargı reformunun gerçekleşmesine ilham vermiştir.
Cesare Beccaria Bonesana ABD’de yayınladığı eseriyle tıpkı Montesquieu gibi Amerikan Bağımsızlık Bildirgesinin yazarı da olan Thomas Jefferson‘ı etkilemiştir.
Eserin ilk (isimsiz) baskısı 1764 yılıdır. Beccaria’nın eseri, 1765 yılında Fransızca, 1766’da Almanca, 1767’de İngilizce, 1770’de İsveççe, 1772’de Lehçe, 1774’te de İspanyolca olarak yayınlanmıştır. Voltaire ve Diderot gibi birçok aydın eserden etkilenmiştir, eserin tartışması ve ölüm cezasına dair görüşler 200 yıldır tartışılmaya devam etmektedir.

Beccaria’nın Fikirleri ve Ardıllarına Etkisi
Beccaria, idamın meşru bir ceza olmadığını ve gereksiz olduğunu ispatlamış, idam cezasını “kamusal cinayet” olarak tanımlamıştır. “Suçlar ve Cezalar Hakkında” adlı eser halen üniversitelerin ceza hukuku kürsülerinde referans kitap olarak gösterilmektedir. Eserde, kanunların kaynağı, nasıl inşa edilmesi ve nasıl yorumlanması gerektiği, cezaların neden bir ihtiyaç olduğu ve cezaların sahip olmaları gereken nitelikler izah edilmiştir.
Beccaria, Aydınlanma Çağı’yla birlikte gelişen Avrupa’daki felsefi akımlardan ve özellikle Montesquieu ve Rousseau’nun fikirlerinden etkilenmiştir.
Montesquieu ve Rousseau’nun yolunda giden Beccaria, modern ceza hukukunun temel ilkelerini ortaya koymuştur.
Beccaria’ya göre, suçta ve cezada kanunilik ilkesi, yargılamaların hızlı ve adil olması, cezaların ılımlı olması; her türlü kötü muamele, işkence, gizli yargılama ve keyfi davranışların yasaklanması; suçların ve cezaların orantılı olması adaletli bir ceza hukuku sisteminin temel unsurlarıdır.

Dünya Tabipler Birliği Tıpta Yanlış Uygulamalar (Malpractice) Bildirisi
Dünya Tabipler Birliği Tıpta Yanlış Uygulamalar (Malpractice) Bildirisi, 1992 yılında 44. Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.
Dünya Tabipler Birliği Tıpta Yanlış Uygulamalar (Malpractice) Bildirisi
Bazı ülkelerde tıbbi yanlış uygulamalarla ilgili davalar artmaktadır ve ülke tabip birlikleri bu sorunu tartışmaktadır. Bir grup ülkede ise bu konu henüz gündemde değildir, ancak o ülkelerin tabip birlikleri de dikkatli olmalıdırlar.
Bu bildirgede DTB; tabip birliklerini tıbbi yanlışlıklar ve yasal başvurular konusunda bilgilendirmek istemektedir.
Her ülkenin yasaları ve hukuk sistemi, sosyal gelenekler ve ekonomik durumu elbette aşağıda belirlenenleri etkileyebilecektir.
Yine de, DTB, bildirisinin tüm tabip birliklerini ilgilendireceğine inanmaktadır.
1.Tıbbi yanlış uygulama davaları aşağıdaki bir ya da birden çok gerekçe nedeniyle artmıştır:
a) Tıbbi bilginin artması, tıbbi ekolojinin gelişmesi, hekimleri geçmişte yapamadıkları bazı işlemleri yapmaya itmektedir, bu ilerlemeler, çoğunlukla ağır riskleri de içerir.
b) Hekimler üzerinde, tıbbi hizmetlerin artan maliyeti ile ilgili baskı vardır.
c) Elde edilebilir, var olan sağlık hizmetine ulaşma hakkı, garanti edilemeyen sağlıklı olma ve kalma hakkı ile karıştırılmaktadır.
d) Medya; hekimlerin yeteneği, bilgisi, davranışı ve hastaya yaklaşımını sorgulayan olumsuz tutumu ile hastaları hekimlere karşı dava açmaya teşvik etmektedir.
e) Artan davalar karşısında defansif=korumacı tıp uygulamasının dolaylı olmayan sonuçları dava konusu olmaktadır.
2.Tıbbi yanlış uygulama ile tıbbi bakım ve tedavi sırasında görülen ve hekimin hatası olmayan durumlar ayrılmalıdır.
a) Tıbbı yanlış uygulama (malpractice); doktorun tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan “zarardır”.
b)Tıbbi uygulama sırasında; öngörülemeyen bilgi ya da beceri noksanlığı sonucu oluşan ise; istenmeyen sonuçtur ve bunda hekimin sorumluluğu yoktur.
3 .Ulusal yasalarda tıbbi zarar görmüş hastaların zararının karşılanabilmesi için herhangi bir engel olmamalıdır.
a) İstenmeyen sonuç hekim hatasına bağlı değilse, toplum hastanın zararının karşılanıp karşılanmayacağına ve eğer karşılanacakta hangi kaynağın kullanılacağına karar vermelidir. Ülkenin ekonomik koşulları bu durumdaki hastalar için dayanışma fonları olup olmamasını belirleyecektir.
b) Her ülkenin yasaları tıbbi hataların zararlarının ödenmesi için yöntemleri ve zarar kanıtlandığında ödenmesi gereken miktarları belirlemelidir.
4.Ulusal Tabip Birlikleri; hem hastalar hem de hekimler için adil ve hakça bir ortam yaratmak için aşağıdaki faaliyetleri yapmalıdırlar:
a) Yeni teknolojinin içerdiği riskler konusunda halkı aydınlatmak, bu tür tedavi ve cerrahilerde hastanın bilgilendirilmiş onamını almak üzere hekimlere eğitim,
b) Tıptaki sorunları ortaya çıkarmak ve sağlık hizmetlerinde kaynak yetersizliği konusunda propaganda yapmak, kamuoyu oluşturmak.
c) Okullarda ve sosyal ortamlarda genel sağlık eğitimi programlarını yüreklendirmek,
d) Tüm hekimler için, klinik eğitim deneyimi de dahil tıp eğitiminin seviye ve niteliğini yükseltmek,
e) Hekimler için tıbbi hizmetlerin niteliğini artıracak programlar tasarlamak ve katılmak,
f) Bilgi ve becerisi yetersiz olan hekimler için uygun politikalar geliştirmek ve yetersizlik giderilene dek bu kişilerin tıp uygulamaları yapmalarının engellenmesini sağlamak. Halkı ve hükümetleri; savunmacı tıp uygulamasının çeşitli yönleri konusunda uyarmak(doktorların riskli girişimlerde bulunmama, hastaya el atmaması)
g) Halkı; tıbbi uygulamalar sırasında önceden tespit edilemeyen durumlar olabileceği ve bunların kötü uygulama olmadığı konusunda uyarmak.
h) Kötü uygulama dışında oluşmuş tıbbi hatalar konusunda hekimlere sahip çıkmak,
i) Tıbbi kötü uygulamalar için yasa ve yöntem geliştirmeye katılmak
j) Avukatların bu konuda uygun olmayan istekler ve davalar için propaganda yapmalarına karşı aktif tutum almak.
k) Kötü uygulama başvurularının mahkemelere gidilmeden çözülmesi için yaratıcı yöntemler bulmak.
l) Hekimleri bu amaçla sigorta yaptırmaya teşvik etmek, eğer hekim bir kurumda çalışıyorsa işverenin bunu ödemesini sağlamak. m)Kötü uygulama olmaksızın bir zarar görmüş hastaların zararlarının ödenmesi için yapılan işlemlerde karar vermeyi kolaylaştırıcı danışmanlık yapmak.
23 Haziran – Hukuk Takvimi
23 Haziran – Hukuk Takvimi
| 1885 | Venezuela’nın ilk başkanı olan Avukat Cristóbal Hurtado de Mendoza 23 Haziran 1772 tarihinde Trujillo‘da doğdu. (Ölümü: 8 Şubat 1829, Karakas) Mendoza,5 Mart 1811’den 21 Mart 1812’ye kadar Venezuela devlet başkanlığı yaptı. Doğum tarihi ülkesinde Avukatlar Günü olarak kutlanmaktadır. |
| 1885 | İngiltere’nin hukukçu Başbakanlarından Robert Gascoyne-Cecil’in ilk görev dönemi 23 Haziran 1885’te başladı. 11 Temmuz 1902’ye kadar görev yaptı. |
| 1919 |
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümeti tarafından görevinden alındı. |
| 1937 |
Türkiye, 2 No’lu İşsizlik Sözleşmesi ILO 45 No’lu Yeraltı İşleri (Kadınlar) Sözleşmesi‘ni onayladı. Sözleşme, Resmi Gazetenin 23 Haziran 1937 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi. Sözleşme, 4 Haziran 1935 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmiş, Türkiye sözleşmeyi 9 Haziran 1937 tarihinde 3229 sayılı yasa ile onaylamıştır. Sözleşme, kadınların maden ocaklarında yeraltı işlerinde çalıştırılmasını yasaklamıştır. |
| 1939 |
Suriye İle Türkiye Arasında Toprak Sorununun Kesin Şekille Çözümüne İlişkin Antlaşma 23 Haziran 1939 tarihinde Fransa ile imzalandı. |
| 1944 |
Birleşik Krallık’a sipariş edilmiş olan denizaltıları ve uçak filosunu teslim almakla görevli olan personeli taşıyan “Refah” şilebi 23 Haziran 1941 tarihinde batırıldı. Olayın ardından sonra sorumlular hakkında açılan Refah Faciası Davası Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde 29 Nisan 1943’te açıldı. 13 Ocak 1944’te sonra eren dava sonunda bütün sanıklar beraat etti. |
| 1958 | Orman Suçlarının Affı, meclis tarafından kabul edildi. “Bazı orman suçlarının affına ve bunlardan mütevellit idare şahsi haklarının sukutuna dair Kanun”, 7132 Sayılı kanun numarası ile meclisten geçmiş, 02 Temmuz 1958 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, orman suçlarına kısmi af getirmiştir. 1961 Anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesinde kanunun kısmen iptali için dava açılmış, dava reddedilmiştir. |
| 1985 |
Kültürel Varlıklara yönelik suçlara ilişkin Avrupa Sözleşmesi, Delfi’de imzalandı. |
| 1986 |
Avrupa Birliği tarafından yürütülen “Tüketiciyi Koruma Politikasına Yeni Hız Kazandırma Programı” yürürlüğe girdi. Program çerçevesinde tüketici hakları yeniden gözden geçirilerek Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütü tarafından da ilan edilen sekiz evrensel kurala ulaşıldı. |
| 1989 |
İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 8 nolu Protokol 23 Haziran 1989 tarih ve 89/14295 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylandı. Türkiye, Protokol’ü 4 Şubat 1986 tarihinde imzaladı, 12 Nisan 1989 tarih ve 3526 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu, 20 Nisan 1989 tarih ve 20145 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Protokol’ün onaylanmasını kararlaştıran Protokol’ün resmi Türkçe çevirisi, 29 Ağustos 1989 tarih ve 20267 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Onay belgeleri 19 Eylül 1989 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne tevdi edildi. Protokol, Türkiye bakımından 1 Ocak 1990’da yürürlüğe girdi. |
| 1998 |
Zorla Çalıştırma Sözleşmesi ILO 29 No’lu Zorla Çalıştırma Sözleşmesi’nin, Türkiye tarafından onaylandığına dair yasa Resmi Gazetenin 23 Haziran 1998 tarihli sayısında yayınlanarak sözleşme yürürlüğe girdi. Sözleşme, 6 Haziran 1930 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) tarafından kabul edilmişti. |

23 Haziran – Hukuk Takvimi
Avukatların Mesleklerini İcra Etme Özgürlüklerine İlişkin Tavsiye Kararı
Avukatların Mesleklerini İcra Etme Özgürlüklerine İlişkin Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 25 Ekim 2000 tarihinde düzenlenen 727. toplantısında benimsenerek kabul edilmiştir. Tavsiye kararı öncelikle, Avrupa Hukuki İşbirliği Komitesi tarafından onaylanmıştır. Komite, CCBE tarafından 28 Ekim 1988’de kabul edilen Avrupa Avukatlık Meslek Kuralları‘na ile BM müktesebatına özel atıf yapmıştır.
Avukatların Mesleklerini İcra Etme Özgürlüklerine İlişkin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Ülkelere Tavsiye Kararı (2000)21
Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi 15 b maddesine göre:
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin koşullarına;
Aralık 1990’da BM Genel Toplantısı tarafından da onaylanan avukatların rolüne ilişkin BM temel prensiplerine;
Avukatların ve meslek birliklerin insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunmasını sağlamakta oynadıkları temel rolün altını çizer;
Avukatların uyguladıkları hukuk kurallarını özellikle de bireysel özgürlüklerin savunmasında oynadıkları rolü desteklemek için, avukatlık mesleğinin icra edilmesi özgürlüğün ilerletilmesini talep eder;
Avukatların mesleklerini icra ederken bağımsızlıklarını garanti eden ve bu bağlamda hiçbir uygunsuz kısıtlama, tesir, ikna, baskı, tehdit veya müdahalenin olmadığı, doğrudan veya dolaylı, herhangi bir kesime veya nedene dayanmaksızın adil bir hukuk yönetimi sisteminin gerekliliğinin bilincinde;
Avukatların sorumluluklarını uygun bir biçimde icra etmelerini sağlamanın, özellikle de yeterli eğitim almalarının ve hem mahkemelere yönelik, hem de müvekkillere yönelik görevlerinde uygun bir denge sağlamanın gerekliliğinin farkında;
Adalete kolay ulaşımın ekonomik olarak güçsüz durumda olan kişilerin avukatların hizmetlerinden faydalanmaları için, gerekli olduğu göz önünde bulundurulmakta,
Yeri geldiğinde üye ülkelerin hükümetlerine, bu tavsiye kararındaki prensipleri göz önünde bulundurarak gereken tüm tedbirleri almasını ve takviye etmesini tavsiye eder.
Bu tavsiye kararına göre, avukat dava açacak ve müvekkillerinin adına davranacak kadar kalifiye ve ulusal hukuk alanında yetkin bir kişi anlamına gelir. Avukat pratik hukuk içinde angaje olur, mahkemelere çıkar veya
müvekkillerine hukuki meselelerde tavsiyelerde bulunur.
Prensip I
Avukatlık Mesleğine İlişkin Genel Prensipler
1. Avukatların mesleklerini serbestçe icra etmelerini ilerletmek, korumak ve saygınlığını arttırmak için ve herhangi bir ayrımcılık ve uygunsuz müdahale gerek otorite gerekse kamu tarafından yapılmadan, özellikle de AİHS’yi göz önünde bulundurarak tüm gerekli önlemler alınmalı.
2. Avukat olabilme yetkisine veya bu mesleğe girişe ilişkin kararlar bağımsız kişiler tarafından verilmeli. Bu tür kararlar, bağımsız kişiler tarafından verilsin veya verilmesin, her halükarda bağımsız ve tarafsız adli otoritenin teftişine sunulmalı.
3. Avukatlar; inanç, ifade, hareket, kurum ve toplantı özgürlüklerinden faydalanmalı ve özellikle de hukuka ve hukuk yönetimine ilişkin kamusal tartışmalara katılma ve Yasal reform önerilerinde bulunma hakkına sahip olmalılar.
4. Avukatlar mesleki standartlarına uygun davrandıkları takdirde herhangi bir ceza veya baskıyla tehdit edilmemeliler.
5. Avukatların müvekkillerine, özellikle de tutuklu olanlara, özel konularda danışmanlık yapmaları ve mesleki standartlara uygun bir biçimde onları temsil edebilmeleri için kolay ulaşmaları sağlanmalı .
6. Avukat-müvekkil arasındaki meslek sırrına saygının sağlanması için tüm gerekli önlemler alınmalı. Bu ilkeden istisnalar ancak hukuka aykırı olmadığı takdirde mümkün olmalı.
7. Avukatlar çıkma yetkileri olan mahkemeler tarafından reddedilmemeliler ve müvekkillerinin haklarını ve çıkarlarını savunurken tüm gerekli dosyalara ulaşmalılar.
8. Aynı davada bulunan tüm avukatlara mahkeme tarafından eşit değerde saygı gösterilmeli.
Prensip II
Hukuk Eğitimi, Öğrenimi ve Hukuk Mesleğine Giriş
1. Hukuk eğitimi, mesleğe giriş ve hukuk mesleğinin icra edilmesi cinsiyet ve cinsel tercih, ırk, renk, din, siyasi veya herhangi başka bir görüş, etnik veya sosyal köken, veya ulusal bir azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğuştan veya herhangi bir fiziksel özürlülük farkı gözetmeksizin herkese sunulmalı.
2. Mesleğe başlamadan önce yüksek seviyede bir hukuk eğitimi ve moral gerekli; ayrıca avukatların eğitiminin devamlılığını sağlamak gerek.
Bunlar için de tüm gerekli önlemler alınmalı.
3. Sürekli eğitim programları da kapsayan hukuk eğitimi, hukuki becerilerinin geliştirilmesini sağlamalı, etik ve insan hakları konusunda bilinçlenmeyi artırmalı ve avukatları, müvekkillerinin haklarına ve menfaatlerine saygı göstermeleri, onları korumaları ve hukuk sisteminin
işlemesini desteklemeleri yönünde eğitmeli.
Prensip III
Avukatların Rol ve Görevleri
1. Barolar ve diğer meslek birlikleri meslek standartları ve davranış kodeksleri düzenlemeli ve müvekkillerinin meşru haklarını ve menfaatlerini savunurken, avukatların bağımsız, gayretle ve adil davranmalarını sağlamalılar.
2. İç hukuka, yönergelere ve meslek standartlarına uygun olarak, avukatlar meslek sırrına saygı göstermeliler.
3. Müvekkillere yönelik avukatların görevleri aşağıdakileri kapsamalı;
a. Yasal haklarına ve yükümlülüklerine, olduğu kadar davanın sonucuna ve maliyetine ilişkin tavsiyede bulunma;
b. Öncelikle meseleye ilişkin dostça/samimi karar verme;
c. Müvekkillerinin haklarını ve çıkarlarını korumak, güçlendirmek ve onlara saygı göstermek için Yasal yollara başvurma;
d. Çıkar çatışmasından sakınma;
e. Makul surette halledebilecekleri kadar iş üstlenmeliler;
4. Avukatlar adliyeye saygı göstermeliler ve mahkemeye yönelik görevlerini iç hukuka, başka kurallara ve meslek standartlarına uygun bir şekilde yürütmeliler.
Prensip IV
Herkesin Avukatlara Kolay Ulaşımı
1. Bağımsız avukatların sundukları hizmetlerden herkesin faydalanması için tüm gerekli önlemler alınmalı.
2. Avukatlar, ekonomik olarak güçsüz insanlara da hukuk hizmetleri sunmaları yönünde teşvik edilmeli.
3. Üye ülkelerin, ekonomik olarak güçsüz durumda olan insanların hukuki yardım almalarını, özellikle de özgürlüklerinden yoksun bırakılmış olanların bu hizmetlere kolay ulaşımlarını sağlamalı.
4. Avukatlık ücretinin tamamen veya kısmen kamu fonlarından ödenmesi, avukatların müvekkillerine karşı olan sorumluluklarını ve görevlerini etkilememeli.
Prensip V
Birlikler
1. Avukatları yerel, ulusal ve uluslararası mesleki birlikler kurmaları ve bunlardan faydalanmaları yönünde teşvik etmeli ve bunlara izin verilmeli. Bu birliklerin görevi mesleki standartları güçlendirme ve avukatların bağımsızlığını ve menfaatlerini koruma olmalı.
2. Barolar ve diğer mesleki birlikler özerk ve hem otoriteden hem de kamudan bağımsız olmalılar.
3. Baroların ve diğer meslek birliklerin üyelerini ve bağımsızlıklarını her türlü kısıtlamaya ve hak ihlaline karşı korumaları ve savunmalarına saygı gösterilmeli.
4. Baroların ve diğer meslek birliklerinin avukatların bağımsızlıklarını sağlamaları teşvik edilmeli ve:
a. Çekinmeden adaletin gelişmesine yardım etmeleri ve arka çıkmaları;
b. Avukatların rolünü toplumda savunmalı, özellikle de onurlarını, itibarlarını ve bütünlüklerini korumaları;
c. Ekonomik olarak güçsüz durumda olan insanların adalete kolay ulaşımını, özellikle de hukuki yardım ve danışma koşullarını sağlayan projelere avukatların katılmasını teşvik etmeleri;
d. Yasal reformları, var olan ve önerilen Yasamaya yönelik tartışmaları desteklemeleri ve ilerletmeleri;
e. Meslek üyelerinin refah düzeylerini ilerlemeli ve durum gerektiriyorsa kendilerine ve ailelerine yardım etmeleri;
f. Avukatların rolünü geliştirmek için, başka ülkelerdeki avukatlarla birlikte çalışmak ve bunu öncelikle avukatların uluslararası örgütlerini, uluslararası devletler nezdinde örgütleri ve NGO’ları gözönünde bulundurarak yapmaları;
g. Avukatların yeterliliklerini mümkün olduğunca geliştirilmeleri aynı zamanda yönetim ve disiplin standartlarına saygılarını sağlamaları, teşvik edilmeli
5. Barolar ve diğer meslek birlikleri avukatları savunmalarında tüm gerekli faaliyetlerde bulunmalılar, avukatların menfaatlerini de aşağıdaki durumlarda savunmalılar:
a. Bir avukat tutuklandığında veya alıkonulduğunda;
b. Avukatın dürüstlüğünü şüpheye düşürecek davaların alınmasına yönelik herhangi bir karar verildiğinde;
c. Avukatların veya mülklerinin araştırılmasında;
d. Avukatın himayesinde olan dosyalara ve materyallere el konulduğunda;
e. Avukatlar adına harekete geçmeyi gerektiren haberler yayınlandığında.
Prensip VI
Disiplin Davaları/Soruşturmaları
1. Bir avukat mesleki standartlara, barolar, diğer meslek kuruluşları veya Yasama tarafından konulan kurallara aykırı davrandığında, disiplin soruşturması dahil olmak üzere, gereken önlemler alınmalı.
2. Avukatlara karşı yürütülen disiplin davalarına baroların ve diğer meslek kuruluşların katılma yetkileri olmalı.
3. Disiplin davalarının AİHS’nin koyduğu kurallara uygun bir biçimde yürütülmesiyle birlikte, avukatın davaya katılmasını ve verilen kararın tekrar gözden geçirilmesini talep etme hakkını da kapsar.
4. Avukatların işledikleri disiplin suçlarına karşı cezaları belirlerken orantı ilkesi dikkate alınmalı.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitimi Bildirgesi
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitimi Bildirgesi(United Nations Declaration on Human Rights Education and Training), BM Genel Kurulu tarafından 19 Aralık 2011 tarihinde kabul edilmiştir. Bildirge İnsan Hakları Eğitimi Hakkında Birleşmiş Milletler Bildirgesi olarak da bilinmektedir. Bildirge, toplumdaki her bireyin ve her kesimin insan haklarını ve temel özgürlükleri geliştirmek için eğitim ve öğretim yoluyla çaba göstermesi gerektiğine vurgu yapmakta, insan haklarına dönük olarak evrensel bir saygı ve anlayışı geliştirmek amacıyla üye devletlere insan hakları eğitimi vermeyi tavsiye etmektedir. BM, üye devletleri; insan hakları, insancıl hukuk, demokrasi ve hukuk devletin ilkelerini tüm eğitim kurumlarının müfredatına dahil etmeye davet etmektedir. Öngörülen eğitim; “insan hakları konusunda eğitim”, “insan hakları yoluyla eğitim” ve “insan hakları için eğitim” kavramları ile ifade edilmektedir. Bildirge, her bir bireyin haklarına değer verilen ve saygı duyulan adil bir topluma ulaşmak için hak ve sorumluluklarımızın bilincinde olmamız gerektiği felsefesinden hareket etmekte; bu hak ve sorumluluklar giriş bölümü ve 14 maddede özetlenmektedir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitimi Bildirgesi, üye devletler için bağlayıcı olmamakla birlikte sivil toplum ve hükümet dışı kuruluşlarla birlikte Bildirge’yi yaymaları, insan haklarına evrensel saygıyı ve ortak anlayışı teşvik etmeleri beklenmektedir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitimi Bildirgesi
Genel Kurul tarafından 19 Aralık 2011’de kabul edilen Karar
[Üçüncü Komite’nin raporu (A/66/457)]
66/137. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitimi Bildirgesi
Genel Kurul,
İnsan Hakları Konseyi’nin 23 Mart 2011 tarihli 16/1 sayılı kararıyla insan hakları eğitimi hakkında Birleşmiş Milletler Bildirgesi’ni kabulünü memnuniyetle karşılayarak Bu kararın ekindeki Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitimi Bildirgesi’ni kabul eder;
Hükümetleri, Birleşmiş Milletler sistemindeki kurum ve kuruluşları, hükümetler arası ve sivil toplum kuruluşlarını bu Bildirge’yi yaygınlaştırma çalışmalarını yoğunlaştırmaya ve Bildirge’nin içeriğindeki evrensel saygı ve anlayışı geliştirmeye davet ve Genel Sekreter’den, bu Bildirge’nin metnini “İnsan Hakları: Uluslararası Belgeler”in bir sonraki basımına dahil etmesini talep eder.
19 Aralık 2011 tarihli 89. Genel Kurul
EK
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Eğitimi Bildirgesi
Genel Kurul,
Birleşmiş Milletler Şartı’nın bütün insan haklarının ve temel özgürlüklerin herkes bakımından ırk, cins, dil ve din temelinde ayrımcılık yapılmaksızın geliştirilmesi ve teşvik edilmesine yönelik amaç ve ilkelerini teyit ederek;
Toplumdaki her bir bireyin ve her kesimin insan haklarını ve temel özgürlüklerini geliştirmek için eğitim ve öğretim yoluyla çaba göstermesi gereğini de teyit ederek;
Herkesin eğitim hakkına sahip olduğunu ve eğitimin insan kişiliğinin ve insan haysiyeti duygusunun tam olarak geliştirilmesine, herkesin özgür bir topluma etkili bir biçimde katılmasının sağlanmasına, tüm milletler ve tüm etnik ve dini gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğun geliştirilmesine ve Birleşmiş Milletler’in barış, güvenlik ve insan haklarının geliştirilmesi için yürüttüğü faaliyetlerin güçlendirilmesine yönelik olması gerektiğini de teyit ederek;
Devletlerin, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nde ve diğer insan hakları belgelerinde de belirtildiği gibi, eğitimin insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmek amacı taşımasını sağlama görevine sahip olduğunu da teyit ederek;
İnsan hakları eğitiminin, insan haklarının geliştirilmesinde, korunmasında ve gerçekleştirilmesinde önemli rol oynadığını kabul ederek;
1993 yılında Viyana’da gerçekleştirilen İnsan Hakları Dünya Konferansı sırasında yapılan, tüm devletleri ve kurumları insan haklarının, insancıl hukukun, demokrasinin ve hukuk devletinin tüm eğitim kurumlarının müfredatlarına dahil etme davetini ve Konferans’ın uluslararası ve bölgesel insan hakları belgelerinde ortaya koyulan barış, demokrasi, kalkınma ve sosyal adalet kavramlarının, insan haklarının evrensel olarak güçlendirilmesi için ortak bir anlayış ve farkındalık geliştirilmesi amacıyla insan hakları
eğitimlerinde kapsanması gerektiğine dair beyanını teyit ederek;
Devlet ve hükümet başkanlarının, İnsan Hakları Eğitimi Dünya Programı’nı da hayata geçirerek, insan hakları eğitimini her düzeyde destekleyeceklerine dair 2005 Dünya Zirvesi Sonuç Bildirgesi’ni ve tüm devletlerin bu alanda girişimlerde bulunmasının teşvik edildiğini hatırlatarak,
Uluslararası topluma insan hakları eğitiminin tüm paydaşların ortak taahhütleriyle geliştirilmesi için çabaların yoğunlaştırılmasının gerekli olduğuna dair güçlü bir mesaj gönderme isteğiyle harekete geçerek,
Aşağıdakileri beyan eder:
Madde 1
Herkesin bütün insan hakları ve temel özgürlükler hakkında bilgi sahibi olma, araştırma yapma ve bilgi alma hakkı vardır ve herkes ve insan hakları eğitimlerine erişebilmelidir.
İnsan hakları eğitimi, insan haklarının evrenselliği, bölünmezliği ve birbirine bağlılığı ilkeleri ışığında, herkesin insan haklarına ve temel özgürlüklerine evrensel saygının geliştirilmesi için hayati öneme sahiptir.
İnsan haklarının ve özellikle eğitim hakkının ve bilgiye erişim hakkının etkili bir biçimde kullanılması insan hakları eğitimine erişimi mümkün kılar.
Madde 2
İnsan hakları eğitimi, insan haklarına evrensel saygıyı amaçlayan, insanlara, bilgi, beceri ve anlayış sağlayarak tutum ve davranışlarını geliştiren, insanları evrensel bir insan hakları kültürünün inşasına katkı bulunmak üzere güçlendiren ve dolayısıyla insan hakları ihlallerini ve insan haklarının çiğnenmesini önleyen her türlü eğitimsel, farkındalık yaratıcı ve öğrenmeye yönelik faaliyeti kapsar.
İnsan hakları eğitimi aşağıdakileri içerir:
(a) İnsan haklarına dair eğitim. İnsan hakları normları ve ilkeleri, onların temelindeki değerler ve korunmaları için kurulan mekanizmalar hakkında bilgi ve anlayış sağlayan eğitim;
(b) İnsan hakları yoluyla eğitim. Eğiticilerin ve öğrencilerin haklarına saygı duyan bir biçimde öğrenme ve öğretme;
(c) İnsan hakları için eğitim. İnsanların kendi haklarını kullanmaları ve başkalarının haklarına saygı göstermeleri için güçlendirilmesi.
Madde 3
İnsan hakları eğitimi hayata boyu süren ve tüm yaşlardaki insanları ilgilendiren bir süreçtir.
İnsan hakları eğitimi, okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve yükseköğrenim de dahil olmak üzere toplumun tüm kesimlerini ve tüm düzeylerini ve kamusal ya da özel, okul içi ya da okul dışı, toplumdaki her türlü eğitim türünü ilgilendirir ve gerektiğinde akademik özgürlüğü göz önüne alır. İnsan hakları eğitimi, başka eğitim türlerinin yanı sıra mesleki eğitimi, özellikle eğiticilerin, öğretmenlerin ve demlet memurlarının eğitimini, sürekli eğitimi, halk eğitimini, kamusal bilgi verme ve farkındalık faaliyetlerini
içerir.
İnsan hakları eğitimi hedef gruba uygun dillerde ve yöntemler kullanılarak yapılmalı ve hedef grupların özel ihtiyaçları ve koşulları göz önüne alınmalıdır.
Madde 4
İnsan hakları eğitimi İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve konuyla ilgili sözleşme ve bildirgelerde yer alan ilkelere uygun olarak aşağıdaki amaçlar doğrultusunda yürütülmelidir:
(a) İnsan hakları standartları ve ilkeleri ve insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması için uluslararası, bölgesel ve ulusal düzeylerde var olan güvenceler hakkında farkındalık yaratma, anlayış ve kabul geliştirme;
(b) Herkesin kendi haklarından haberdar olduğu ve başkalarının haklarına saygı gösterdiği evrensel bir insan hakları kültürü yaratma ve bireyin özgür, barışçıl, çoğulcu ve dahil edici bir toplumun sorumluluk sahibi bir mensubu olarak geliştirilmesinin sağlanması;
(c) Bütün insan haklarının etkili bir şekilde gerçekleştirilmesi ve hoşgörünün, ayrımcılık yasağının ve eşitliğin güçlendirilmesi;
(d) Herkese kaliteli insan hakları eğitimlerine erişiminin sağlanmasında, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit fırsat verilmesi;
(e) İnsan hakları ihlallerinin ve insan haklarının çiğnenmesinin önlenmesine ve her türlü ayrımcılığın, ırkçılığın, basmakalıpçılığın ve nefrete, zararlı tutumlara ve önyargılara teşvikin tasfiye edilmesine katkıda bulunulması.
Madde 5
Kamusal veya özel aktörler tarafından verilen insan hakları eğitimi eşitlik (özellikle kızlar ve erkekler ve kadınlar ve erkekler arasında eşitlik), insan haysiyeti, toplumsal kaynaşma ve ayrımcılık yasağı ilkelerine dayanmalıdır.
İnsan hakları eğitimi, güçlendirmeyi, insani gelişimi, dışlanmanın ve ötekileştirmenin sebeplerini ortadan kaldırmayı ve herkesin haklarını kullanmasını sağlamayı geliştirmek için, herkes bakımından erişilebilir ve mevcut olmalı ve, engelliler de dahil olmak üzere, korunmaya muhtaç ve dezavantajlı grupların özel zorluklarını, engellerini, ihtiyaçlarını ve beklentilerini göz önüne almalıdır.
İnsan hakları eğitimi, insan haklarının evrenselliğinden yansıdığı gibi, medeniyetlerin çeşitliliğini, farklı ülkelerin dinlerini, kültürlerini ve geleneklerini kucaklamalı ve zenginleştirmeli ve bunlardan ilham almalıdır.
İnsan hakları eğitimi, farklı ekonomik, sosyal ve kültürel koşulları hesaba katmalı ve aynı zamanda herkes için insan haklarının geçekleştirilmesi ortak hedefine yönelik yerel girişimleri desteklemelidir.
Madde 6
İnsan hakları eğitimi, insan haklarını ve temel özgürlükleri geliştirmek için yeni bilgi ve iletişim teknolojilerinden ve medyadan yararlanmalı ve bunları kullanmalıdır.
İnsan hakları alanında bir eğitim ve farkındalık yaratma aracı olarak güzel sanatlar teşvik edilmelidir.
Madde 7
Devletler ve gerekli olduğu takdirde hükümet makamları, katılım, toplumsal kaynaşma ve sorumluluk ruhuyla yürütülecek insan hakları eğitimlerinin sağlanmasında ve geliştirilmesinde ana sorumluluğa sahiptir.
Devletler sivil toplumun, özel sektörün ve diğer paydaşların, sürece dahil olan aktörler de dahil olmak üzere herkesin insan haklarının ve temel özgürlüklerinin tam olarak korunduğu insan hakları eğitimlerine katılmasını sağlayacak güvenli ve fırsat verici bir çevre yaratmalıdır.
Devletler tek başlarına ve uluslararası destek ve işbirliği yoluyla ve kaynaklarını azami düzeyde kullanarak, mevzuat ve idari tedbirler ve politikalar kabul etme yolu da dahil olmak üzere, uygun yollarla insan hakları eğitimini aşamalı olarak hayata geçirmek üzere adımlar atmalıdır.
Devletler ve gerekli olduğu takdirde hükümet makamları devlet görevlilerinin, memurların, hâkimlerin, kolluk güçlerinin ve askeri personelin yeterli düzeyde insan hakları eğitimi ve gerekli olduğu takdirde uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası ceza hukuku eğitimi almalarını ve öğretmenlerin, eğiticilerin, diğer eğitmenlerin ve devlet adına hareket eden özel personelin insan hakları eğitimi almalarını sağlamalıdır.
Madde 8
l. Devletler tüm gerekli düzeylerde, örneğin okul ve eğitim müfredatına entegrasyon yoluyla, insan hakları eğitimini hayata geçirmek için stratejiler, politikalar ve gerekli olan hallerde eylem planları ve programlar geliştirmeli ve bunların geliştirilmesini sağlamalıdır. Devletler bunu yaparken İnsan Hakları Eğitimi Dünya Programı’nı ve özel ulusal ve yerel ihtiyaçları ve öncelikleri dikkate almalıdır.
2. Bu tür strateji, eylem planı, politika ve programların başlatılması, yürütülmesi, değerlendirilmesi ve takibi, özel sektör, sivil toplum ve ulusal insan hakları kurumları da dahil olmak üzere tüm paydaşları içermeli ve bunun için gerekli olduğu takdirde çokpaydaşlı girişimler teşvik edilmelidir.
Madde 9
Devletler, İnsan Haklarının Geliştirilmesi ve Korunması İçin Kurulan Ulusal Kuruluşların Statüsüne İlişkin İlkeler (“Paris İlkeleri”) ışığında ulusal insan hakları kurumlarının kurulmasını, geliştirilmesini ve güçlendirilmesini sağlamalı ve ulusal insan hakları kurumlarının gerekli hallerde insan hakları eğitiminin geliştirilmesi için eşgüdümünü sağlama, farkındalık yaratma ve konuyla ilgili kamusal ve özel aktörleri harekete geçirme alanlarında önemli bir rol oynayabileceklerini kabul etmelidirler.
Madde 10
Eğitim kurumları, medya, aileler, yerel cemaatler, sivil toplum kuruluşları, insan hakları savunucuları ve özel sektör gibi çeşitli toplumsal aktörler insan hakları eğitiminin sağlanmasında ve geliştirilmesinde önemli bir role sahiptir.
Sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve diğer paydaşlar kendi çalışanlarına yeterli düzeyde insan hakları eğitimi sağlamak konusunda teşvik edilir.
Madde 11
Birleşmiş Milletler ve uluslararası ve bölgesel örgütler, sivil görevlilerine ve çalışmalarında yer alan askeri görevlilere ve polis görevlilerine insan hakları eğitimi sağlamalıdır.
Madde 12
Her düzeyde uluslararası işbirliği, insan hakları eğitiminin hayata geçirilmesini, gerekli olduğu takdirde yerel çalışmalar da dahil olmak üzere tüm ulusal çabaları desteklemeli ve güçlendirmelidir.
Ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerdeki birbirini tamamlayan ve eşgüdümlü çalışmalar, insan hakları eğitiminin etkili bir biçimde hayata geçirilmesine katkı sağlayabilir.
İnsan hakları eğitimi alanındaki projelere ve girişimlere verilen gönüllü destek teşvik edilmelidir.
Madde 13
Uluslararası ve bölgesel insan hakları mekanizmaları kendi yetki alanları içinde ve çalışmaları sırasında insan hakları eğitimini göz önüne almalıdır.
Devletler gerekli olduğu takdirde insan hakları eğitimi alanında aldıkları tedbirlere ilişkin bilgiyi konuyla ilgili insan hakları mekanizmalarına sundukları raporlarda sunma konusunda teşvik edilir.
Madde 14
Devletler bu Bildirge’nin etkili bir biçimde yürütülmesinin ve takibinin sağlanması için uygun tedbirler almalı ve bunun için gerekli kaynakları sağlamalıdır.
Graz Bildirgesi
GRAZ DEKLARASYONU 2003 – Berlin ve Sonrası: Üniversitelerin Rolü
2010 ve Sonrası
1. Üniversiteler Avrupa toplumunun gelişiminde temel bir rol oynamaktadırlar. Yerel, bölgesel, ve küresel düzeyde, sosyal ve ekonomik refah için hayati önem taşıyan bilgiyi yaratır, korur ve yayarlar. Avrupa değerleri ve kültürlerini daha ileriye taşırlar.
2. Üniversiteler –bireysel olarak ve ortaklıklarla-, güçlü bir araştırma kapasitesine sahip olan ve araştırmaya dayalı eğitimi temel alan bir Bilgi Avrupa’ sının oluşumunu desteklemektedirler. Kültür ve dil farklılıkları araştırma ve eğitimi zenginleştirir.
3. Avrupa üniversitelerinin gelişimi bir takım temel değerlere bağlıdır: eşitlik ve ulaşılabilirlik; yükseköğretimin ayrılmaz bir parçası olarak tüm disiplinlerde araştırma ve burs imkanları; yüksek akademik kalite; kültür ve dil çeşitliliği.
4. Öğrenciler akademik topluluğun temel üyelerindendir. Bologna reformları:
Tüm öğrenciler için esnek ve bireyselleştirilmiş öğrenme yolları sunulmasını ve mezunların istihdamını kolaylaştıracak ve kurumlarımızı Avrupa’daki ve diğer kıtalardaki öğrencilerin gözünde daha da cazip hale getirecektir.
5. Yeniliklere ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya katkıda bulunan Avrupa üniversiteleri küresel düzeyde de faaldir. Rekabet gücü ve üstünlük sosyal birlik ve ulaşılabilirlik ile dengelenmelidir. Bologna reformları ancak üniversiteler küresel rekabet gerçeği ile tüm Avrupa’da daha güçlü bir toplum yaratmanın önemine değinirse başarı sağlar.
6. Üniversiteler kalite, yönetim ve liderliği en yüksek seviyede tutmaya devam etmelidir.
Bir kamu sorumluluğu olarak üniversiteler
7. Hükümetler, üniversiteler ve öğrenciler uzun-vadeli bir Bilgi Avrupa’sı görüşüne sahip olmalıdır. Üniversiteler değişik biçimlerde gelişmeye ve çeşitli kaynaklardan fon yaratmaya teşvik edilmelidir. Ancak, yükseköğretim temel akademik ve vatandaşlık değerlerini korumak, üstünlüğü sağlamak ve üniversitelerin sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmeyi hızlandırmada önemli bir rol üstlenmelerine imkan vermek için yükseköğretim öncelikle bir kamu sorumluluğudur.
8. Hükümetler bu nedenle kalıcı yasal ve fon sağlayıcı çevreler sağlama yoluyla kurumları ve bunların özerkliklerini güçlendirmelidir. Üniversiteler, hesap verebilirliği kabul edecek ve kurumsal kaliteyi ve stratejik yönetim kapasitesini arttırmak amacıyla öğrenciler ve paydaşlarla işbirliği halinde reform yapma sorumluluğunu üstleneceklerdir.
Yükseköğretimin ayrılmaz bir parçası olarak araştırma
9. Yükseköğretim ve araştırma arasındaki sıkı bağ Avrupa yükseköğretiminin en temel belirleyici özelliklerinden bir tanesidir. Hükümetler bu etkileşimin bilincinde olmalı ve Avrupa’nın araştırma kapasitesinin geliştirilmesi ve Avrupa yükseköğretiminin daha cazip hale getirilmesinde bir yol olarak Avrupa Yükseköğretim ve Araştırma Alanları ile daha yakın bağlar kurmayı teşvik etmelidir.
Bu nedenle, Bologna süreci kapsamında doktora seviyesinin 3. aşama olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Üniversiteler, araştırma temelli öğretim ve öğrenimin Avrupa üniversitelerinde gerekli olduğunun üzerinde durmaya devam etmelidirler. Bütün seviyelerdeki mezunlar, Avrupa’nın bir bilgi toplumu olarak gereksinimlerini karşılamak için araştırma temelli eğitime ve araştırma ortamına tabi tutulmalıdır.
10. Avrupa’daki üniversitelerin çeşitliliği; Avrupa’daki üniversitelerin çeşitliliği; farklı ilgi alanlarında, farklı misyonlarda ve farklı güçlerde çok verimli işbirliklerinin kurulmasına imkan verir. Doktora ve doktora sonrası düzeylerde işbirliği ve hareketliliği arttırmak (Ortak Doktora Programları yoluyla) Avrupa Yükseköğretimi ile Araştırma Alanlarını bütünleştirmek açısından önem taşır.
Güçlü Kurumlar Kurarak Akademik Kaliteyi Arttırmak
11. Reformların başarıyla uygulanması, her bir kurum içinde liderlik ve kalite ve strateji yönetimini gerektirir. Hükümetler, üniversitelerin kendi iç düzenlemeleri ve yönetimleriyle ilgili (örneğin; kurumsal düzey, fakülteler ve personel idareciliği arasındaki yapı ve iç denge) uzun vadeli kararlar almasını sağlayacak koşulları yaratmalıdır. Hükümetlerin ve üniversitelerin yeniliklere yer vermek ve destek olmak için yeterli süreyi kapsayan, üzerinde görüşülmüş sözleşmeler yapmaları gerekmektedir.
12. Üniversiteler kendi paylarına, liderliği teşvik etmeli ve kurum içi kalite güvencesi, sorumluluk ve şeffaflık oluşturabilmek için bir yönetişim yapısı oluşturmalıdırlar. Öğrenciler ilgili komitelere hizmet vererek kendilerine düşen görevi yapmalıdır. Dış paydaşlar yönetim ve danışma kurullarında hizmet vermelidir.
Bologna Sürecini İlerletmek
13. Bologna süreci aşırı kuralcılıktan kaçınmalı, bunun yerine referans noktaları, ortak seviyeler ve ders tanımlarını geliştirmelidir.
14. Üç seviyeli sistem uygulaması (üçüncü seviye doktora seviyesi) değişiklik gerektirmektedir. Üniversiteler için uygulama öncelikleri aşağıda belirtilmektedir.
– Yaşam boyu öğrenim dahil, öğrenci merkezli ve esnek öğrenim yolları oluşturmak amacıyla, müfredatı yeniden yapılandırma ve geliştirme aracı olarak ECTS’yi (Avrupa Kredi Transfer Sistemi) uygulamak;
– Bir yandan müfredatlarda kurumsal özerklikleri ve farklılıkların faydalarını korurken diğer yandan nitelik çerçevelerinin ve öğrenme çıktılarının ortak tanımlarını geliştirmek ve tartışmak,
– Lisans ve lisansüstü derecelerinin hakkıyla verilebilmesi için akademisyenleri, öğrencileri, profesyonel kurumları ve işverenleri müfredatın yeniden düzenlenmesi sürecine dahil etmek;
– Müfredat içinde istihdam edilebilirliğe yönelik becerilerin kapsamlı bir şekilde tanımlanması ve teşvik edilmesi ve birinci aşama programlarının iş piyasasına girme şansı sunmasını sağlamak;
– İstihdam edilebilirliği arttırmak amacıyla Diploma Eki’ni (Diploma Supplement) daha geniş çapta tanıtmak, en çok kullanılan dillerde hazırlamak ve işverenler ve profesyonel kurumlar arasında bilinmesini sağlamak;
Hareketlilik ve Sosyal Boyut
15. Öğrenci hareketliliği kendi içinde akademik kaliteyi arttırır. Hareketlilik karşılaştırılabilir ve ayırıcı öğrenme yaklaşımları yoluyla öğretim ve araştırma kalitesini arttırarak çeşitliliğin bir değer olarak ortaya çıkmasını sağlar. Hareketlilik kişilerin istihdam edilebilirliğini artırır. Üniversite çalışanlarının hareketliliği de benzer yararlar sağlar.
16. EHEA (European Higher Education Area: Avrupa Yükseköğrenim Alanı) gerçekleşecekse hükümetler; hareketliliğin önündeki engelleri kaldırmak, öğrencilerin desteklenmesi için yeni yasalar çıkarmak (öğrenim kredileri ve burslarının taşınabilir olmasını sağlamak gibi), sağlık, sosyal servisler ve iş izni gibi konularda kuralları geliştirmek zorundadır.
17. Hükümetler ve kurumlar öğrenci desteğini (sosyal destek, konaklama ve yarı-zamanlı iş imkanları dahil), akademik ve profesyonel danışmanlığı, dil öğrenimini ve niteliklerin tanınmasını geliştirerek, hareketliliği teşvik etmelidir. Kurumlar, hareketliliği arttıran araçların (özellikle ECTS ve Diploma Eki) tam kullanımını sağlamalıdır. Kısa dönem hareketlilik ve yarı-zamanlı, uzak ve ergin öğrencilerin hareketliliği için de olanaklar arttırılmalıdır.
18. Genç araştırmacıların ve öğretmenlerin kariyer imkanları genç doktoralıların Avrupa’da ve Avrupa’ya dönüşlerinde çalışmaya devam edebilmeleri için teşvik tedbirleri dahil, geliştirmelidir. İki kişinin de kariyer sahibi olduğu aileler için cinsiyet perspektifleri özel tedbirleri gerektirmektedir. Emeklilik haklarının transferlerindeki kısıtlamalar kaldırılmalı, nakli mümkün emeklilik ve diğer sosyal destek çeşitleri yürürlüğe konmalıdır.
19. Öğretmenlik ve araştırma alanında kadınların katılımını arttırmak rekabet edebilir bir Avrupa için şarttır. Cinsiyet eşitliği akademik kaliteyi yükseltir ve üniversiteler bunu insan kaynakları yönetimi politikalarında vurgulamalıdır.
20. The Trends 2003 (“Eğilimler 2003”) raporu, özellikle hareketlilik konuları ile ilgili bilgi tabanının yetersiz olduğunu göstermektedir. Ulusal hükümetler istatistiksel verileri geliştirmek için işbirliği içinde olmalı ve mevcut izleme mekanizmalarını gözden geçirmek için Avrupa Komisyonu ile birlikte çalışmalıdır. EHEA’nın gelişmesi ile ilgili konular hakkında daha fazla araştırma yapılmalıdır.
21. Ortak programlar ve birleştirilmiş müfredata dayanan dereceler, Avrupa işbirliğini güçlendirmek için mükemmel bir araçtır. Hükümetler, ortak diplomaların verilmesi ve tanınması konusundaki yasal engelleri kaldırmalı ve böyle bir işbirliğin özel mali gerekliliklerini dikkate almalıdır.
22. Kurumlar ortak programlara olan gereksinimin farkına varmalı ve, mevcut pilot projelerden en iyi uygulamaların karşılıklı değişimini arttırarak, ECTS kredilerin geniş çapta kullanımıyla yetkinliklerin ve öğrenim sonuçlarının tanınmasını destekleyip yüksek kaliteyi sağlayarak ortak programlar geliştirmelidir.
Kalite Güvencesi: Avrupa Politikasının Çerçevesi
23. Kalite güvencesi Bologna sürecinde önemi sürekli artan bir yer teşkil eder. EUA, Avrupa için kurumsal özerkliğin sorumluluk yaratıp sorumluluk gerektirdiği inancına dayanan yani üniversitelerin iç kalite kültürünün oluşmasında sorumlu olduğu ve bir sonraki gerekli adımın bütün paydaşların içinde olduğu Avrupa düzeyinde ilerleme olduğu inançlarını temel alan eşit bir kalite güvencesi politikası önermektedir.
24. Mevcut bir iç kalite kültürü ve etkili prosedürler, enerjik entelektüel ve eğitimsel erişimleri teşvik eder. Etkin liderlik, yönetim ve yönetişim de bunu yapmaktadır. Öğrencilerin de aktif katılımıyla, üniversiteler, çalışma programları ve hizmet bölümleri dahil, etkinliklerin tamamını değerlendirmeli ve izlemelidir. Dış kalite güvence prosedürleri iç izlemelerin etkili yapılmış olup olmadığını denetleyen kurumsal denetime odaklanmalıdırlar .
25. Kalite güvencesine Avrupa boyutu getirmenin amacı konu alanları ve ulusal koşulların farklılıklarını gözetirken, şeffaflığı arttırmak ve karşılıklı güveni sağlamaktır.
26. Avrupa için kalite güvence prosedürleri; akademik ve kurumsal kaliteyi geliştirmeli, kurumsal özerkliğe saygı duymalı, iç kalite kültürünü geliştirmeli, düşük maliyetli olmalı, kalite güvence temsilcilerinin değerlendirmelerini içermeli, bürokrasiyi ve maliyeti en aza indirmeli ve aşırı düzenlemelerden kaçınmalıdır.
27. Bundan dolayı AÜB, paydaşların ve özellikle üniversitelerin profesyonel “Avrupa için Yükseköğrenim Kalite Komitesi” oluşturmaları için işbirliği yapmalarını önermektedir. Bu yapı bağımsız olmalı, kalite için kurumların sorumluluklarına saygı ve kamu kaygılarına karşı duyarlılık göstermelidir. Komite tartışma için ortam sağlayacak, atanan bir kurul yoluyla önerilen prensiplerin uygulanmasını izleyecek ve kalite güvencesinde gerçek bir Avrupa boyutu geliştirecektir.
Reformun Merkezindeki Üniversiteler
28. Bologna süreci başlangıçta siyasi alandan kumanda edilmekteydi. Fakat şimdi tüm ilgili ortakların (yüksek öğretim kurumları, hükümetler, öğrenciler ve diğer paydaşlar) aktif ve gönüllü katılımlarıyla ivme kazanmaktadır. 2010’un iddialı hedeflerinin gerçekleşmesi için tepeden inme reformlar yeterli değildir. Üstesinden gelinmesi gereken en büyük güçlük, kurumları kendi kendine yeterli hale getirmek için reformların temel kurumsal işlevlerin ve gelişme süreçlerinin içerisine tamamen entegre edildiğinden emin olmaktır. Üniversitelerin yasal değişiklikleri anlamlı akademik hedefler ve kurumsal gerçeklere dönüştürmek için yeterli zaman ayırmaları gerekmektedir.
29. Hükümetler ve diğer paydaşlar kurumsal yeniliğin kapsamını ve üniversitelerin, Avrupa Birliği’nin Lizbon Deklarasyonu’nda belirtildiği şekilde Avrupa bilgi toplumunun uzun dönemli gelişmesine ve Avrupa Araştırma Alanı’na yaptıkları önemli katkıları kabul etmelidir. Bugün Avrupa nüfusunun yarısından fazlasının hayatını etkileyen Avrupa yükseköğrenimi ortak hareketle bütün kıtayı geliştirebilir.
Aalborg Şartı: Sürdürülebilir Avrupa Kentler ve Kasabalar
Aalborg Şartı: Sürdürülebilir Avrupa Kentler ve Kasabalar Bildirgesi(The Aalborg Charter), Kuzey Danimarka Bölgesi’nde yer alan Aalborg kentinde, 27 Mayıs 2004 tarihinde kabul edilmiştir. Metin, Mimarlar Odası tarafından 2009 yılında Türkçeye kazandırılmıştır.
Aalborg Şartı: Sürdürülebilir Avrupa Kentler ve Kasabalar
Haziran 1992`de Rio de Janeiro`da yapılan ve “Yeryüzü Zirvesi” olarak adlandırılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı`nda kabul edilen Gündem 21 Eylem Planı, kalkınma ve çevre arasında denge kurulması ve “sürdürülebilir gelişme” kavramının yaşama geçirilmesi için ülkeler tarafından izlenmesi gereken ilkeleri sıralıyordu. Bu süreç içinde, Yerel Gündem 21 başlığı altında, dünyanın farklı bölgelerinde bu hedefe yönelik yerel ortaklıklar kurulmaya başladı. Avrupa ülkeleri de Yerel Gündem 21’i kendi yerel yönetimleri arasında oluşturulacak işbirlikleriyle gerçekleştirme yolunda çeşitli çalışmalar gerçekleştirdiler. Bu amaçla, Avrupa’nın birtakım ülkelerinden yerel yönetimler, Aalborg sürecini başlatarak yaygınlaştırma görevini üstlendi.
24-27 Mayıs 1994 tarihinde Danimarka’nın Aalborg kentinde düzenlenen 1. Avrupa Sürdürülebilir Kentler ve Kasabalar Konferansı’nın ardından yayınlanan Aalborg Şartı, Yerel Gündem 21 çerçevesinde sürdürülebilir kentler ve kasabalara ulaşma yolunda, Avrupa’daki yerel ve bölgesel yönetimler tarafından ortaklaşa yürütülecek bir kampanyanın başlangıcını oluşturdu.
Aalborg Şartı’na imza atan kent yönetimleri, kentlerin daha sürdürülebilir hale getirilmesi için sıralanan eylemleri yerine getirmek üzere yerel eylem planları oluşturmak konusunda taahhütte bulundular. Ekim 1996’da Lizbon’da gerçekleştirilen ikinci konferansta, sürdürülebilir kentler ve kasabalara ulaşma yolunda daha somut adımlar öngören Lizbon Eylem Planı oluşturuldu.
2000 yılında Hannover’da gerçekleştirilen üçüncü konferansın ardından, Haziran 2004’te yine Aalborg’un ev sahipliğinde gerçekleştirilen konferansta Aalborg Taahhütleri (Aalborg+10) belgesi kabul edilerek imzaya açıldı.
2007’de Sevilla’da gerçekleştirilen konferans itibariyle açıklanan imza listesine göre 40’ı aşkın ülkeden 2500 yerel yönetimin imzaladığı (örneğin İspanya’dan 1084 belediye, İtalya’dan 833 belediye) Aalborg Şartı’nda, Türkiye’den Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Batman, Bingöl, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin (Dikmen) ve Siirt Belediyeleri’nin imzaları bulunuyor. Ayrıca Çorum Valiliği, Marmara Belediyeleri ve Boğazları Birliği’nin de geçici olarak imza koyduğu belirtiliyor.
2004 yılında ilan edilen Aalborg Taahhütleri’nde ise henüz Türkiye’den imza bulunmuyor. Aalborg süreci halen yapılan toplantılar ve çalışmalarla, artan bir destekle sürüyor.
1. BÖLÜM
Uzlaşma Deklarasyonu:
Sürdürülebilirliğe Doğru Avrupa Kentleri ve Kasabaları
1.1. Avrupa Kentleri ve Kasabalarının Rolü
Bu Şart’ta imzası olan biz Avrupa kentleri ve kasabaları, şehirlerimizin tarih boyunca, imparatorluklar, ulus devletler ve rejimler içerisinde varolduğunu ve onları aştığını; toplumsal yaşamın merkezleri, ekonomilerimizin taşıyıcısı ve kültürün, mirasın ve geleneğin bekçileri olarak hayatta kaldıklarını belirtiriz. Aile ve mahalleler kadar, kentler de toplumlarımızın ve devletlerimizin temel unsurları olagelmiştir. Kentler endüstri, zanaat, ticaret, eğitim ve yönetimin merkezleri olmuşlardır.
Bugünkü şehirli hayat tarzımızın, özellikle de işbölümü ve işlev farklılaşması, arazi kullanımı, ulaşım, endüstriyel üretim, tarım, tüketim ve sosyal faaliyet biçimlerimizin, yani bütününde yaşam standardımızın, insanoğlunun karşılaştığı birçok çevre sorununda esas olarak yine bizleri sorumlu kıldığını anlıyoruz. Bu sorumluluk özellikle bizlerle ilgilidir, çünkü Avrupa nüfusunun % 80’i kentsel alanlarda yaşamaktadır.
Sanayileşmiş ülkelerdeki mevcut kaynak tüketimini, bugün hayatta olan tüm insanlar ve hatta gelecek kuşaklar tarafından, doğal serveti zarara uğratmadan elde etmenin mümkün olamayacağını öğrenmiş bulunuyoruz.
Yeryüzünde sürdürülebilir insan yaşamının, sürdürülebilir yerel topluluklar olmaksızın sağlanamayacağına inanıyoruz. Yerel yönetimler, çevre sorunlarına doğrudan maruz kalınan ölçekte, yurttaşlara en yakın mesafededir ve insanlığın ve doğanın iyiliği için her düzeydeki yönetimlerle sorumluluğu paylaşmaktadır. Dolayısıyla kentler ve kasabalar, değişen hayat tarzları, üretim, tüketim ve mekânsal örüntüler sürecinde kilit role sahiptirler.
1.2. Sürdürülebilirlik Kavramı ve İlkeleri
Kentler ve kasabalar olarak bizler, sürdürülebilir kalkınma fikrinin, yaşam standardımızı doğanın taşıyıcı kapasitesine göre ayarlamakta bize yardımcı olduğunu anlıyoruz. Toplumsal adalet, sürdürülebilir ekonomiler ve çevresel sürdürülebilirliğe ulaşma arayışındayız. Toplumsal adalet için ekonomik sürdürülebilirlik ve eşitliğe ulaşmak kaçınılmaz olarak gereklidir ve bunun için çevresel sürdürülebilirliğe de ulaşılması şarttır.
Çevresel sürdürülebilirlik doğal serveti korumak anlamına gelir. Yenilenebilir maddeleri, su ve enerji kaynaklarını tüketme hızımızın doğal sistemlerin kendini yenileme hızını aşmamasını; yenilenemez kaynakları tüketme hızımızın da, sürdürülebilir ve yenilenebilir kaynakların ikame edilmesi hızından daha fazla olmamasını gerektirir. Ayrıca çevresel sürdürülebilirlik, doğaya bırakılan kirlilik yoğunluğunun hava, su ve toprak tarafından emilme ve çözülme kapasitesini aşmaması anlamına da gelmektedir. Dahası çevresel sürdürülebilirlik, biyolojik çeşitliliğin ve insan sağlığının korunmasının yanısıra, hava, su ve toprak kalitesinin hem insan varlığı ve refahını, hem de hayvan ve bitki yaşamını her zaman için sürdürmeye yetecek standartlarda sürekli kılınmasını da içerir.
1.3. Sürdürülebilirliğe Doğru Yerel Stratejiler
Kentler ve kasabalar olarak bizler, kentin ya da kasabanın, hem modern dünyamızı tahrip eden pek çok kentsel, mimari, toplumsal, ekonomik, siyasi, çevresel ve doğal kaynaklarla ilgili dengesizlikleri birinci elden değerlendirmeye yatkın en büyük birim, hem de sorunların entegre, bütünsel ve sürdürülebilir tarzda, anlamlı olarak çözümlenebileceği en küçük ölçek olduğuna inanıyoruz. Bütün kentlerin birbirinden farklı olması, sürdürülebilirliğe doğru kendi özgün yollarımızı bulmamızı zorunlu kılıyor. Sürdürülebilirlik ilkelerini bütün politikalarımızın bir parçası kılmalı, kentlerimizin ve kasabalarımızın güçlerini uygun yerel stratejilerin temeli haline getirmeliyiz.
1.4. Yaratıcı, Yerel ve Denge Arayışında bir Süreç olarak Sürdürülebilirlik
Kentler ve kasabalar olarak bizler, sürdürülebilirliği ne bir vizyon ne de değişmez bir durum olarak görmüyor, yerel karar alma mekanizmasının bütün alanlarına yayılan yaratıcı, yerel ve denge arayışında bir süreç olarak tanımlıyoruz. Sürdürülebilirlik, kent ekosistemini dengeye yaklaştıran ve uzaklaştıran faaliyetlerin devam ettiği kentin veya kasabanın yönetiminde sürekli bir geri bildirim akışı sağlar. Böyle bir süreçte elde edilen bilgi birikimi üzerine kurulmuş bir şehir yönetimi, kentin organik bir bütün olarak işlediğinin algılanmasını ve belli başlı tüm faaliyetlerinin etkilerinin ortaya konmasını sağlar. Bu tür bir süreç sayesinde, kent ve kent sakinleri seçimlerine bilgiye dayalı olarak yapabilmektedir. Sürdürülebilirlik üzerine temellenen bir yönetim süreci içerisinde yalnızca bugünkü paydaşların değil, aynı zamanda gelecek kuşakların da yararını temsil eden kararlar alınabilmektedir.
1.5. Sorunların Dışa Açık Müzakerelerle Çözümlenmesi
Kentler ve kasabalar olarak bizler, bir kent ya da kasabanın, sorunlarını daha geniş ortamlara veya geleceğe taşıma hakkına sahip olmaması gerektiğini kabul ediyoruz. Bu nedenle, kent içerisindeki her türlü sorunlar, dengesizlikler ya kendi düzeylerinde bir dengeye kavuşturulur ya da bölgesel veya ülkesel ölçekli daha geniş bir kapsam içerisinde hazmedilir. Bu, sorunların dışa açık müzakere yoluyla çözümlenmesi ilkesidir. Bu ilkenin uygulanması, her kente ve kasabaya kendi faaliyetlerinin karakterini tanımlamakta büyük özgürlük sağlayacaktır.
1.6. Sürdürülebilirliğe Doğru Kentsel Ekonomi
Kentler ve kasabalar olarak bizler, kentlerimizin ve kasabalarımızın ekonomik gelişiminin sınırlarını belirleyen etkenin atmosfer, toprak, su ve ormanlardan oluşan doğal servet olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle, bu doğal servete yatırım yapmak zorundayız. Bu yatırımlar önceliklerine göre şöyle sıralanabilir:
• Yeraltı su rezervleri, toprak ve ender türlerin yaşam alanları gibi elde bulunan doğal serveti korumak konusundaki yatırımlar,
• Mevcut tüketim düzeyimizi, örneğin yenilenemez enerji kaynaklarının kullanımını düşürerek doğal servetin büyümesini teşvik edecek yatırımlar,
• Örneğin doğal ormanlar üzerindeki yükü azaltmak üzere kent içinde rekreasyon parklarını artırmak gibi, üretilebilir doğal serveti genişleterek doğal rezervler üzerindeki baskıyı gevşetecek yatırımlar yapmak,
• Enerji tasarrufu sağlayan binalar ve çevreyle dost kentsel ulaşım gibi ürünlerin kullanım ömrü süresince verimliliğini artıracak çalışmalar.
1.7. Kentsel Sürdürülebilirlik için Toplumsal Adalet
Kentler ve kasabalar olarak bizler, çevre sorunlarından (trafikten kaynaklanan gürültü ve hava kirliliği, sosyal hizmetlerin eksikliği, sağlıksız konutlar, açık alanların yokluğu gibi) en çok yoksulların etkilendiğini ve bu sorunları çözmekte en az yeterliliğe sahip olan kesimin yine onlar olduğunu bilmekteyiz. Refahın adaletsiz bölüşümü, hem sürdürülemez bir davranış tarzına neden olmakta, hem de bu durumun değişmesini güçleştirmektedir. Sağlık hizmetleri, istihdam ve çevresel korumaya sahip konut programlarının yanı sıra, insanların temel toplumsal ihtiyaçlarını da çevre korumanın bir parçası haline getirmek niyetindeyiz. Sürdürülebilir hayat tarzlarına dair yaşanan ilk deneyimlerden ders almayı istiyoruz; bu sayede, basitçe tüketimi azamiye çıkarmak yerine, yurttaşların hayat tarzlarının niteliğini artırmaya yönelik olarak çalışabiliriz.
Topluluğun sürdürülebilirliğine katkıda bulunacak türde istihdam olanakları yaratmaya ve böylelikle işsizliği azaltmaya gayret edeceğiz. İstihdamı cezbetmeye veya yaratmaya çalışırken, sürdürülebilirlik ilkeleri uyarınca, uzun vadeli istihdam olanaklarının ve kullanım süresi uzun olan ürünlerin yaratılmasını teşvik etmek üzere, herhangi bir iş fırsatının sürdürülebilirlik açısından etkilerini değerlendireceğiz.
1.8. Sürdürülebilir Arazi Kullanım Biçimleri
Kentler ve kasabalar olarak bizler, yerel yönetimlerimizin izlediği etkin arazi kullanımı ve imar planlama politikalarının, bütün planların stratejik çevre etki değerlendirmesini kapsayan önemini kabul ediyoruz. Bir yandan insan ölçekli kalkınmayı sürdürürken yüksek yoğunlukların imkân verdiği etkin kamusal ulaşım ve enerji sağlama ölçeğinin avantajlarından yararlanmalıyız. Gerek kent içi alanlardaki kentsel yenileme programların yürütülmesinde, gerekse de yeni uydu kentlerin planlanmasında, mobiliteyi azaltıcı biçimde bir işlevler karışımı yaratmaya çalışıyoruz.
Bölgesel ölçekte adil ve karşılıklı bağımlılık kavramı, kent ile kır arasındaki akışın dengelenmesine ve şehirlerin yalnızca etraflarındaki alanları sömürmekten çıkarılmasına imkân verecektir.
1.9. Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Modelleri
Kentler ve kasabalar olarak bizler, erişilebilirliği artırmaya, toplumsal refahı ve şehirli hayat tarzını daha az ulaşım ihtiyacı doğuracak biçimde sürdürmeye çalışacağız. Sürdürülebilir bir kent için, zorunlu hareketliliği azaltmanın ve motorlu araçların gereksiz bir biçimde kullanımını teşvik etmeye ve desteklemeye son vermenin gerekli olduğunu biliyoruz. Ekolojik açıdan güvenli ulaşım modellerine (özellikle de yürüyüş, bisiklet, toplu taşım) öncelik verecek ve planlama çalışmalarımızı bu farklı ulaşım yöntemlerinin bileşimi üzerinde yoğunlaştıracağız. Şehir içi taşımacılıkta motorlu bireysel ulaşım modelleri yalnızca yerel hizmetlere erişimi kolaylaştırıcı ve kentin ekonomik faaliyetini sürdürücü nitelikte, ikincil bir fonksiyonda olmalıdır.
1.10. Küresel İklim için Sorumluluk
Kentler ve kasabalar olarak bizler, küresel ısınmanın doğal ve yapılı çevreler ile gelecek insan nesillerine karşı oluşturduğu belirgin risklerin, sera etkisi yaratan gazların atmosfere emisyonunu en kısa zamanda önce durdurmaya, daha sonra da azaltmaya yönelik yeterli önlemler alınmasını gerektirdiğini kabul ediyoruz. Dünyanın karbon döngüsünde temel rolü olan ormanlar ve bitkisel planktonlar gibi küresel biyokütle kaynaklarının korunması da aynı derecede önemlidir. Fosil yakıt emisyonlarının azaltılması, alternatif enerjilerin araştırılmasına ve kent ortamının bir enerji sistemi olarak tümüyle anlaşılmasına dayalı politikaları ve inisiyatifleri gerektirmektedir. Yenilenebilir enerji kaynakları tek sürdürülebilir seçenek olmaktadır.
1.11. Ekosistemlerin Zehirlenmesinin Önlenmesi
Kentler ve kasabalar olarak bizler havaya, suya, toprağa ve gıdalara giderek daha fazla toksik ve zararlı maddelerin karıştığının, böylelikle de insan sağlığına ve ekosistemlere karşı büyüyen bir tehdit unsuru oluşturduğunun bilincindeyiz. Kirliliğin daha fazla artmasını durdurmak ve kirlenmeyi kaynağında önlemek için her türlü çabayı göstereceğiz.
1.12. Bir Önkoşul Olarak Yerel Özyönetişim
Kentler ve kasabalar olarak bizler, sürdürülebilir yaşam biçimlerini geliştirmek, şehirlerimizi sürdürülebilir biçimde tasarlamak ve yönetmek üzere gerekli gücümüzün, bilgimizin ve yaratıcı potansiyelimizin var olduğuna güveniyoruz. Yerel topluluklarımızın demokratik olarak seçilmiş temsilcileri olarak, kentlerimizi ve kasabalarımızı sürdürülebilirliğe doğru yeniden düzenlemek üzere sorumluluk üstlenmeye hazırız. Kentlerimizin ve kasabalarımızın bu çabaya olanak verme oranı, yerindenlik ilkesi uyarınca yerel özyönetişim hakkının sağlanmasına bağlıdır. Yeterli
otoritenin yerel düzeye bırakılması ve yerel yönetimlere sağlam bir mali zemin verilmesi
gereklidir.
1.13. Yurttaşların Kilit Rolü ve Toplumun Etkin Katılımı
Kentler ve kasabalar olarak bizler, Rio de Janeiro Dünya Zirvesi’nde onaylanan ana metin Gündem 21’le bağlanan yönerge dâhilinde, kendi Yerel Gündem 21 planlarımızı geliştirirken, toplumlarımızdaki bütün sektörlerle – yurttaşlar, iş çevreleri, ilgi grupları – birlikte çalışma sözü veriyoruz. Avrupa Birliği’nin “Sürdürülebilirliğe Doğru” 5. Çevre Eylem Programı’nın, bu programın uygulanmasında sorumluluğun toplumun tüm kesimlerince paylaşılmasına yönelik çağrısını kabul ediyoruz. Bu nedenle çalışmalarımızı, etkin olarak ilgili tüm aktörler arasında
işbirliği çerçevesine dayandıracağız. Tüm yurttaşların ve ilgili bütün grupların bilgiye erişmesini ve yerel karar alma süreçlerine katılabilmesini temin edeceğiz. Sürdürülebilirlik için, yalnızca genel olarak halka değil, aynı zamanda yerel yönetimlerdeki seçilmiş temsilcilere ve görevlilere de eğitim ve beceri kazandırmanın fırsatlarını arayacağız.
1.14. Sürdürülebilirliğe Doğru Kentsel Yönetim Araçları
Kentler ve kasabalar olarak bizler, kentsel yönetime ekosistem yaklaşımını öngören politik ve teknik araçları kullanacağımıza söz veriyoruz. Çevresel verilerin toplanması ve işlenmesi; çevresel planlama; genelgeler, vergi ve harçlar gibi düzenleyici, ekonomik ve iletişimsel araçlar; kamusal katılım dahil olmak üzere, duyarlılığı artırıcı mekanizmaları da içeren geniş kapsamlı bir dizi araçtan yararlanacağız. Tıpkı yapay kaynağımız olan “para” gibi, doğal kaynaklarımızın da ekonomik yönetimine elveren yeni çevresel bütçelendirme sistemleri kurmaya çalışacağız.
Politika üretme ve denetleme çalışmalarımızı – özellikle de çevresel izleme, denetleme, etki değerlendirme, muhasebe, bilânço ve rapor çıkarma sistemlerimizi – kentsel çevre kalitesini, kentsel akışları, kentsel biçimleri ve en önemlisi de kentsel sistemlerin sürdürülebilirliğini kapsayan farklı türde göstergelere dayandırmamız gerektiğinin bilincindeyiz.
Kentler ve kasabalar olarak bizler, olumlu ekolojik sonuçlar doğuran bütün bir politikalar ve faaliyetler yelpazesinin Avrupa’da birçok kentte zaten başarıyla uygulanmakta olduğunu kabul ediyoruz. Ancak bu yöntemler, sürdürülemezliğin hızını ve baskısını azaltıcı nitelikte değerli araçlar olmakla birlikte, kendi başlarına ve kendi içlerinde toplumun sürdürülemez yönelimini tersine çevirmemektedirler. Yine de kentler, bu mevcut güçlü ekolojik temel sayesinde, sözkonusu politikaları ve faaliyetleri, yerel kentsel ekonomileri kapsamlı bir sürdürülebilirlik
süreci içerisinde düzenleyecek yönetişim sürecinin bir parçası kılmak için gerekli eşiği aşmak
açısından mükemmel bir konumdalar. Bu yönetişim sürecinde, bizlerin de özgün stratejilerimizi
geliştirmemiz, uygulamada denememiz ve deneyimlerimizi paylaşmamız bekleniyor.
2. Bölüm
Avrupa Sürdürülebilir Kentler ve Kasabalar Kampanyası
Avrupa kentleri ve kasabaları olarak bu Şart’ta imzası olan bizler, deneyimlerden ve başarılı yerel örneklerden öğrenme süreci içerisinde, sürdürülebilirliğe doğru birlikte ilerleyeceğiz. Uzun vadeli yerel eylem planları (Yerel Gündem 21’ler) oluşturmakta birbirimizi teşvik edeceğiz; bu sayede, yönetimler arasındaki işbirliğini güçlendirecek ve bu süreci Avrupa Birliği’nin kentsel çevre alanındaki çalışmalarına entegre edeceğiz.
Bizler burada, kentleri ve kasabaları sürdürülebilirliğe yönelik çalışmalarında teşvik etmek ve desteklemek amacıyla, Avrupa Sürdürülebilir Kentler ve Kasabalar Kampanyası’nı başlatıyoruz.
Bu Kampanya’nın ilk aşaması iki yıllık bir dönemi kapsayacak; bunun ardından, 1996 yılında toplanacak olan 2. Avrupa Sürdürülebilir Kentler ve Kasabalar Konferansı’nda da bu yönde sağlanan gelişmeler değerlendirilecek.
İster kent, ister kasaba ya da ilçe olsun, her bir yerel yönetimi ve Avrupa yerel yönetim ağlarını, bu Şartı imzalayıp kabul ederek Kampanya’ya katılmaya davet ediyoruz.
Avrupa’daki belli başlı bütün yerel yönetim ağlarının Kampanya’nın koordinasyonunu üstlenmesini diliyoruz. Bu ağların temsilcilerinden oluşan bir Koordinasyon Komitesi kurulacaktır.
Herhangi bir ağın üyesi olmayan yerel yönetimler için de gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
Kampanya’nın temel faaliyetleri olarak şunları öngörüyoruz:
• Sürdürülebilirliğe yönelik politikaların tasarımında, geliştirilmesinde ve uygulanmasında, Avrupa kentleri ve kasabaları arasında karşılıklı yardımlaşmayı kolaylaştırmak;
• Yerel düzeyde iyi uygulama örneklerine dair bilgileri derlemek ve dağıtmak;
• Diğer yerel yönetimlerde sürdürülebilirlik ilkesini teşvik etmek;
• Şart’ı imzalayan yerel yönetimlerin sayısını artırmak;
• Her yıl verilecek olan bir “Sürdürülebilir Kent Ödülü” düzenlemek;
• Avrupa Komisyonu’na yönelik politika önerileri oluşturmak;
• Kentsel Çevre Uzman Grubu’nun Sürdürülebilir Kentler Raporları’na girdi sağlamak;
• Avrupa Birliği kapsamında ortaya konan öneriler ve mevzuatı uygulamak konusunda yerel politika üreticilerine destek vermek;
• Kampanya bülteni yayınlamak.
Bu faaliyetler bir Kampanya Koordinasyonu’nun oluşturulmasını gerektirecektir. Diğer örgütlenmeleri de Kampanya’yı etkin biçimde desteklemeye davet edeceğiz.
III. Bölüm
Yerel Gündem 21 Sürecine Etkin Katılım:
Sürdürülebilirliğe Doğru Yerel Eylem Planları
Bu Şart’a imza koyan biz Avrupa kentleri ve kasabaları, bu belgeyi imzalamakla ve Avrupa Sürdürülebilir Kentler ve Kasabalar Kampanyası’na katılmakla, 1996 yılı sonuna kadar kendi topluluklarımız içerisinde bir Yerel Gündem 21 üzerinde uzlaşma sağlamaya çalışacağımızı taahhüt ediyoruz. Bu çaba, Haziran 1992’de Rio’da gerçekleştirilmiş olan Dünya Zirvesi’nde üzerinde anlaşmaya varılan Gündem 21’in 28. Bölümü ile belirlenmiş olan görevin yerine getirilmesini sağlayacaktır. Kendi yerel eylem planlarımız yoluyla, Avrupa Birliği “Sürdürülebilirliğe Doğru” 5. Çevre Eylem Programı’nın uygulanmasına katkıda bulunacağız.
Yerel Gündem 21 süreci, bu Şart’ın 1. Bölümü çerçevesinde geliştirilecektir.
Yerel eylem planı hazırlama sürecinin aşağıdaki aşamaları içermesini öneriyoruz:
• Yeni plan ve programlar kadar, mevcut planlama ve finansman çerçevelerinin de dikkate alınması;
• Sorunların ve nedenlerinin, halkla yaygın fikir alışverişi yoluyla, sistematik olarak tanımlanması;
• Belirlenen sorunlara yönelik çalışmalarda öncelik sıralamasının yapılması;
• Sürdürülebilir bir topluluk vizyonunun, toplumun tüm kesimlerini içeren katılımcı bir süreç dâhilinde oluşturulması;
• Alternatif stratejik seçeneklerin göz önüne alınması ve değerlendirilmesi;
• Sürdürülebilirliğe yönelik, ölçülebilir hedefler içeren uzun vadeli bir yerel eylem planının oluşturulması;
• Uygulama planının, bir zaman çizelgesi ve ortaklar arasında sorumlulukların paylaşımını belirten bir belgenin de hazırlanmasını içerecek biçimde programlanması;
• Planın uygulanmasına ilişkin gözlem ve raporlama sistem ve prosedürlerinin oluşturulması.
Yerel yönetimlerimizin kendi içlerinde yaptıkları düzenlemelerin, sürdürülebilirliğe yönelik uzun vadeli yerel eylem planlarını da içeren Yerel Gündem 21 süreçlerinin gelişimi açısından uygun ve etkin olup olmadığını da incelememiz gerekecektir. Siyasi düzenlemelerin, idari işlemlerin, kurumsal ortaklıkların, disiplinler arası çalışmaların, eldeki insan kaynaklarının, birlikleri ve ilişki ağlarını içeren yönetimler arası işbirliğinin gözden geçirilmesi sonucunda, örgütlenme kapasitesinin yükseltilmesi yönünde çaba göstermeye gerek duyulabilecektir.
27 Mayıs 1994 tarihinde Danimarka’nın Aalborg kentinde imzalanmıştır.
Yargı Etiği Konusunda Türkiye’deki Güncel Gelişmeler Üzerine Bir Değerlendirme
Yargı Etiği Konusunda Türkiye’deki Güncel Gelişmeler Üzerine Bir Değerlendirme / Dr. M. Balkan DEMİRDAL
Özet
Maddi gerçeğin objektif şekilde ortaya konması, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve daha da önemlisi adaletin tesis edilmesi için adil yargılanma başta olmak üzere yargının belli birtakım ilkelere dayanması önem arz etmektedir. Yargının söz konusu görevini sağlıklı yapabilmesi için, yargı kurumlarının ve mensuplarının belli değerlere sahip olması gerektiği günümüzde evrensel bir anlayışla kabul edilmektedir. Bu bağlamda Türkiye, yargı etiği temelinde belli ilkelerin benimsenmesi adına çalışmalara başlamıştır. Bu çalışmalar bakımından Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyinin, 27 Temmuz 2006 tarihli ve 2006/23 sayılı kararıyla, üye devletler için rehber niteliğinde sayılan ve yargı mensupları için mesleki ve etik davranış ilkeleri getiren Bangalore Yargı Etiği İlkeleri dikkat çekmektedir. Çalışmada Bangalore Yargı Etiği İlkeleri esas olmak üzere, Türkiye’nin adil yargılanma hakkının esasları bakımından benimsenen diğer önemli uluslararası sözleşmeler ile uyumu ve ne gibi çalışmalar yaptığı ele alınacak ve Türkiye’deki yargı pratiği ekseninde evrensel ilkeler ile ne kadar bağdaştığı üzerinde durulacaktır.
-
GİRİŞ YERİNE
Yargının maddi gerçeğin objektif şekilde ortaya konması, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve adaletin tesis edilmesi gibi sorumluluklarını yerine getirebilmesi için (2), belli birtakım ilkelere dayanması gerekmektedir. Yargının söz konusu görevini sağlıklı yapabilmesi için, yargı kurumlarının ve mensuplarının belli değerlere sahip olması gerektiği günümüzde evrensel bir anlayışla kabul edilmektedir. Ancak salt kişilerin belli kişisel özelliklere sahip olması yargı etiğinin sağlanması bakımından yeterli değildir. Bunun dışında yapısal reformların ve düzenlemelerin de yapılarak yargı etiği ilkelerinin güvence altına alınması son derece önemlidir. (3)
Bu bağlamda Türkiye, evrensel düzeyde Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nde, bölgesel düzeyde ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde değinilen objektif, bağımsız ve tarafsız bir yargı vasıtası ile mahkeme huzurundaki tarafların haklarını koruyacak bir mekanizma geliştirilmesi ve yargı etiği temelinde belli ilkelerin benimsenmesi adına çalışmalara başlamıştır. Bu çalışmalar bakımından yol gösterici rehber niteliğinde olan, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyinin, 27 Temmuz 2006 tarihli ve 2006/23 sayılı kararıyla kabul edilen yargı mensupları için mesleki ve etik davranış ilkeleri getiren Bangalore Yargı Etiği ile 2005 yılında Avrupa Savcıları Konferansında kabul edilen Budapeşte İlkeleri dikkat çekmektedir.
Bangalore Yargı Etiği ve Budapeşte İlkeleri doğrultusunda, Türkiye’de son yıllarda yargı etiğinin esasları ve yapılması gerekenler ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Yargıtay Etik, Şeffaflık ve Güven Projesi ile farklı ülkelerin benimsediği ilkeler ve yöntemler de irdelenerek etik ilkeler belirlenmeye çalışılmıştır. Söz konusu çalışmalar neticesinde hem hâkim ve savcıların zihninde yargı etiği kavramı bakımından bir farkındalık oluşturulmaya çalışılırken hem de yargı etiği ilkeleri saptanarak ilkelerin somutlaştırılması adına adımlar atılmıştır. Bunun yanında Yargıtay Yargı Etiği Danışma Kurulu oluşturularak Yargıtay’da görevli olan hâkim ve savcıların davranışlarının etik değere uygunluğu açısından bir nevi bir danışma meclisi hayata geçirilmiştir. Tüm bu hususlar ışığında çalışmada, Bangalore Yargı Etiği ve Budapeşte İlkeleri esas olmak üzere, yargı etiği kavramı ile uyumlu ne gibi çalışmalar yapıldığı belirtilecek ve özellikle yakın zamanda kurulan Yargı Etiği Danışma Kurulu’nun yapısı, işleyişi ve faaliyetleri üzerinde durularak söz konusu Kurul üzerinden Türkiye’de yargı etiği pratiğinin nasıl işlediği irdelenecektir.
-
YARGI ETİĞİ KAVRAMININ NİTELİĞİ
Hukuk doğası gereği ahlâk ve ahlâki ilkelerle yakından ilgilidir. Pound’un belirttiği gibi ilkel tarihin eski dönemlerinde hukuku salt kurallara indirgemeye çalışan fikirler olsa da (4) günümüzde hukukun içerisinde kurallar ile birlikte ilkeler, standartlar ve ahlâki kavramların bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla kuralların yorumlanması açısından kuralların yöneldiği etik değeri ve etik ilkeleri saptamak önem kazanmaktadır. (5)
Dworkin’in hâkimin takdir hakkını ele alırken verdiği “donut” örneği gibi (6), yargı etiği ilkeleri de katmanlı olan ve her katmanında krema ve pudra şekeri olan bir çeşit pastaya (mille-feuille) (7) benzetilebilir. “Mille-feuille” son derece lezzetli bir tatlıdır, ancak sevenler bu pastayı yemenin ne kadar zor olduğunu da bilir. (8)
Bu yüzden yargı etiğinin kodlarının belirlenmesi ve hukuk sisteminde nasıl hayata geçebileceği son derece önemlidir. Dolayısıyla yargı etiği, hukukçuların nasıl davranması gerektiği ile ilgili ilkelere ve değerlere yer vermektedir. Hukuk sisteminin içinde görev alan her aktörün esas olarak ahlâki karar vermesi, hukuka atfedilen kutsallık bakımından gereklidir; ancak “karar verici” olduğu için ahlâklı eylemi gerçekleştirmek hakimler açısından daha önemlidir.
Özetle mahkemede görülmekte olan bir davada adaletin tam olarak tesis edilmesi, Avrupa Birliği standartlarında vatandaşlar için eşit bir şekilde temel hak ve hürriyetlerin korunması için başta hakimler olmak üzere tüm hukuk uygulayıcıları yargı etiğine uymalıdır. (9)
Yargı etiği kavramı genel olarak aktif durumda çalışmakta olan hâkim ve savcılar için söz konusudur; ancak bazı durumlarda hem emekli olan hâkim ve savcıları hem de diğer yargı personelini de ilgilendirir. (10). Dolayısıyla geniş bir uygulama alanı bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Aynı zamanda yargı etiği ilkelerinin aşağıda ele alacağımız şekilde birçok uluslararası düzenlemeye girdiği de görülmektedir. Bu bağlamda söz konusu yargı etiği kodları evrensel niteliktedir.
Yargı etiği kavramını somutlaştırmak için belli temel ilkeler ele alınabilir. Temel ilkeler, ölçülülük, bağımsızlık ve tarafsızlık, kanun önünde eşitlik, adaletin gecikmemesi gibi temel hak ve özgürlüklerden olan adil yargılanmanın içinde yer alan usul ilkeleri dışında, hâkim ve savcıların karakterlerinde bulunması gereken; yargılama için gereken bilgi ve deneyime sahip olmak, doğru karar verebilme ve etik davranma gibi vasıflar olarak sıralanabilir. (11)
Söz konusu ilkeler, hakimlerin önlerine gelen uyuşmazlıklarda karar verirken adil karar vermelerini, insan haklarını esas almalarını, tarafları tatmin etmelerini ve dışardan gelecek uygunsuz unsurlardan etkilenmemelerini sağlayarak, profesyonel bir davranış geliştirmelerini sağlamaktadır. (12)
Adil yargılanmanın hem kurumsal hem de kişisel boyutu olması farklı dönemlerde birçok düşünür tarafından da dile getirilmiştir. Adil yargılanma için öncelikle hukuk uygulayıcılarının adil olması önemli bir unsurdur. Hakimlerin her şeyden önce tıpkı Aristoteles’in belirttiği gibi adalet duygusunu geliştirmiş olması gerekmektedir. Aristoteles, adalet, adil olma gibi kavramların bir karakter erdemi olduğunu ve bu erdemlerin yapıla yapıla huy edinildiğini belirtmiştir. (13) Solum da karakter olarak adil olan erdemli yargıcın zor davalarla karşılaştığında erdemli davranışı göstererek, adil sonucu bulabileceğini savunmaktadır. (14) Buna göre hukuk uygulayıcıları, adaletin gereklerini anlama ve uygulama hedefi ile yasaları adil bir şekilde yorumlayarak, kişilerin haklarını gözeterek önlerine gelen uyuşmazlığı muhakeme etmelidir. (15) Bu konuda özellikle hakimlere büyük bir görev düştüğü açıktır. Hakimler önlerine gelen uyuşmazlıkları adalete uygun bir şekilde çözüme ulaştırmak adına etik ilkelere uygun bir yorumlama yapması gerekmektedir. (16) Bu yorumun doğru bir şekilde yapılabilmesi için de hakimler, hem göreve gelişlerinde ve görevlerini ifa edişlerinde hem de kişisel özelliklerinde belli ilkelere uymalıdırlar. İşte yargı etiği tüm bunları kapsayan ilkelerle ilgilidir.
Yargı etiği ilkeleri ile ilgili bir diğer konu bağlayıcı olup olmadığı konusudur. Genel olarak yargı etiği ilkeleri bağlayıcı olmayan, hakimler, savcılar ve diğer yargı personeli ve mensuplarının vicdanlarında muhakeme edecekleri ilkeler olarak düşünülebilir.
Oluşturulacak kurullar tarafından ilgili kişilerin tereddüde düşmesi halinde danışma niteliğinde kararlar alınarak yargı etiği ilkelerine uygun davranış biçimleri geliştirilmeye çalışılabilir. Bu tarz düzenlemeler etik kültürü oturmuş toplumlarda başarılı olabilir.
Ancak hukuk devleti ilkesinin bile tam oturmadığı Orta Doğu ya da Doğu Avrupa coğrafyasında yargı etiği ilkelerine daha sıkı ve daha güçlü bağlarla hukuk sisteminin içinde yer verilmesi yerinde olacaktır. (17) Söz konusu coğrafyalarda Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde yasal düzenlemeler Avrupa Birliği standartlarına getirilmeye çalışılsa bile, hukuk uygulayıcılarının zihinlerinde köklü değişiklik olmadıkça eski düzen devam etmektedir. (18) Bu minvalde söz konusu coğrafyalarda güçlü bir denetim mekanizması kurulması gerekmektedir.
-
YARGI ETİĞİ İLE İLGİLİ YAPILAN BAŞLICA DÜZENLEMELER DOĞRULTUSUNDA BELİRLENEN İLKELER
Yargı etiğine ilişkin ilkelerin saptanması, yargı etiği kavramının daha somut bir görünüm kazanarak hukukçuların zihninde farkındalık yaratılması ve yargı etiği ilkelerinin korunması açısından önem arz etmektedir.
20.yüzyılın sonlarına doğru yargı etiğine ilişkin farkındalığın artması neticesinde, yargı etiği ve ilkelerinin belirlenmesi açısından uluslararası düzeyde düzenlemeler hazırlanmıştır. (19) Bu düzenlemelerin ilk örneklerinden biri (28) Ağustos-6 Eylül 1985 tarihleri arasında yapılan Birleşmiş Milletler 7. Suç Sorunları Kongresinde ele alınan “Yargı Bağımsızlığının Temel İlkeleri”dir. Söz konusu ilkeler Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 13 Aralık 1985 tarih ve 40/416 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Genel Kurul tüm üye devletleri kendi mevzuatlarını bu ilkelere uygun hale getirmeye ve Genel Sekretere 5 yılda bir uygulama sonuçları ile ilgili rapor vermeye davet etmiştir. 20 maddeden oluşan “Yargı Bağımsızlığının Temel İlkeleri (20) ile öncelikle yargı bağımsızlığı ilkesi düzenlenmiştir. Bağımsızlık ilkesinin yanı sıra, yargı bağımsızlığının devlet tarafından güvence altına alınması, yargılama süresince yargılama makamına usulsüz ve yetkisiz müdahale yapılamayacağı, tabii hâkim ilkesi, adil yargılanma hakkı gibi alt ilkelere yer verilmiştir. Ayrıca metinde yer alan hakimlerin ifade ve örgütlenme özgürlüğü hakkının güvence altına alınması gerekliliği ile beraber hakimlerin nitelikli, dürüst ve meslek ehliyetine sahip kişiler arasından seçilerek, uygunsuz atamaların yapılmamasına yönelik vurgular dikkat çekicidir. (21) Ayrıca hakimlerin mesleki güvencelerinin de devlet tarafından tam olarak sağlanması gerektiği belirtilerek yargı bağımsızlığının sağlanması bakımından gerekli hususlar vurgulanmıştır. (22)
İlkelerin belirlenmesi bakımından bir diğer kilometre taşı ise Avrupa Konseyi Üye Devletler Bakanlar Komitesinin “Hakimlerin Rolü, Etkinliği ve Bağımsızlığı” konusunda 1994 yılında aldığı tavsiye kararıdır. (23)
Alınan tavsiye kararı ışığında 2002 yılında ise Avrupa Yargıçları Danışma Konseyinin aldığı 3 sayılı görüş önem arz etmektedir. Görüşte şu öneriler getirilmektedir:
a) Hâkimlerin faaliyetleri mesleki davranış ilkeleri tarafından yönlendirilmelidir.
b) Bu ilkeler bağımsızlıkları ve tarafsızlıklarına ilişkin karşılaştıkları zorlukların üstesinden gelmelerini sağlayacak şekilde hâkimlere nasıl bir yöntem takip edeceklerine ilişkin yol göstermelidir.
c) Bu ilkeler hâkimlerin kendileri tarafından ve disiplin sisteminden ayrı olarak belirlenmelidir.
d) Her bir ülkede mesleki etik veya statüleri ile yargısal olmayan faaliyetlerinin uyumuna ilişkin bir sorunla karşılaşan hâkimlere tavsiyede bulunmak amacıyla yargı içinde bir veya daha fazla kişi ve kurumun kurulması arzu edilmektedir. (24)
Ancak uluslararası metinler arasında en güncel olan ve dikkat çeken belge BM tarafından 23 Nisan 2003 tarih ve 2003/43 sayılı kararla kabul edilen “Bangalore Yargı Etiği İlkeleri”dir. 2005 yılında ise Avrupa Savcıları Konferansında “Budapeşte İlkeleri” kabul edilerek savcılar için etik davranış biçimleri belirlenmeye çalışılmıştır. Hem Bangalore Yargı Etiği İlkelerinde hem de Budapeşte İlkelerinde insan haklarına ve insan haklarını koruyucu nitelikte sözleşmelere atıf yapıldığı görülmektedir. Bangalore Yargı Etiği İlkelerinin giriş kısmında BM Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne atıfta bulunularak, yargının temeli her şeyden önce insan haklarına saygı, demokratik toplum, hukuk devleti gibi kavramlar olarak belirlenmiştir. 25. Avrupa Savcıları Konferansında kabul edilen Budapeşte İlkelerinde ise savcılar hakkında temel ilkeler, genel mesleki davranışları ve savcıların özel yaşamdaki davranışları düzenlenmiştir. Temel ilkelerde savcıların her zaman ve her koşulda uluslararası hukukun getirdiği yükümlülüklere uygun olarak, insan haklarına saygılı, adil, tarafsız ve hızlı bir şekilde kamu yararını gözeterek çalışacağı belirtilmiştir. Mesleki davranışlarında ise diğer uluslararası belgelerde ve özellikle Bangalore Yargı Etiği İlkeleri düzenlemesinde olduğu gibi savcıların profesyonel bir şekilde eşitlik ilkesine bağlı kalarak, bağımsız, tarafsız, dürüst, bilgili ve kendini yetiştiren kişiler olması gerektiği vurgulanmıştır. Özellikle “ceza soruşturmaları çerçevesinde meslek davranışları” bölümünde ise AİHS’nin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkına atıfta bulunularak savcıların yukarıda sözü edilen ilkelere uygun davranarak adil yargılanma hakkına uygun davranacağı düzenlenmiştir.
Budapeşte İlkelerinde yer alan özel yaşamdaki davranışlar bölümü ise dikkat çekicidir. Söz konusu kısım, Aristoteles’in tümel adalet-tekil adalet ayrımını çağrıştırmaktadır. Aristoteles’e göre tümel adalet yasaya uygun olma, yasaya uygun olanı yapma ile alakalıdır. Tekil anlamda adalet ise bir huy erdemidir. (26) Yani bu iki adalet türü aynı anlama gelmemektedir. Ancak Aristoteles, tümel anlamda adaleti sağlayacak olan yargıçların ve savcıların, bir huy olarak adil olma duygusuna sahip olmalarının önemine de dikkat çekmektedir. Ona göre huy olarak adalet erdemine sahip olan hukukçular, tümel anlamda adaleti sağlama konusunda daha başarılı olacaktır. (27)
Budapeşte İlkelerinin özel yaşamdaki davranışlar kısmı da Aristoteles’in anlayışı ile paralellik göstermektedir. Buna göre mesleklerinde yargı etiği ilkelerine uygun davranmak zorunda olan savcılar, özel hayatlarında da adilane bakışlarını, tarafsızlıklarını, dürüstlüklerini koruyarak her zaman hukuka saygılı olmalıdırlar. Böylece bu erdemleri yapa yapa huy edinen savcılar mesleklerini ifa ederken de yargı etiği ilkelerini daha doğru şekilde uygulayabileceklerdir.
Bangalore Yargı Etiği İlkelerine dönecek olursak; söz konusu düzenleme özellikle hem insan haklarına ve uluslararası sözleşmelere yaptığı atıflar hem de ilkelerle beraber belli değerleri de sıraladığı için son derece önemlidir. Bangalore İlkeleri yargı etiğine bir anlamda çerçeve çizen, yargılama süjelerine yol gösteren ilkeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Hakimlere sadece hukuka ve kendi vicdanına hesap verecek şekilde hareket etmeleri adına; bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat olmak üzere sayılan 6 ilke, yargı etiğinin temel ilkelerini oluşturmaktadır28. Metinde öncelikle temel ilke kısaca tanımlandıktan sonra, uygulamada hâkim ve savcıların ilkelerin gerekliliklerini nasıl yerine getireceği ile devletin ne gibi yükümlülükleri olduğu ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır. Bu bakımdan ilkeleri açıklayıcı nitelikte olması dikkat çekicidir.
Bağımsızlık ilkesi esasen devlete yükümlülük yükleyen bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna göre hakimlere yargı ile ilgili faaliyetleri dolayısıyla kurumsal, mali ya da bireysel herhangi bir müdahalede bulunulmaması devlet organlarına yüklenmektedir. (29) Yargıya, siyasi makamların müdahalede bulunmaması ve yargının siyasetten uzak durması gerektiği de ilkede belirtilmiştir. (30) Söz konusu hususları açarsak bağımsızlık için, hakimlerin görevlerini özellikle yürütmenin baskısı ya da uygunsuz etkileri olmadan ifa etmesi, üst mahkemenin davayı tekrar ele alması dışında kararlarının gözden geçirilmemesi, hakimlerin görevlerini serbest bir şekilde yapabilmesi için hukuki güvenceye sahip olması gibi alt ilkelerin tanınması gerekmektedir. (31)
Bazı uluslararası hakim örgütleri de bu konuları dikkate almıştır. Avrupa Hakimler Birliğinin düzenlediği Hakimler Şartı, Avrupa Hakimler Danışma Konseyinin Hakimler için Magna Carta’sı ve Uluslararası Hakimler Birliğinin Hakimin Evrensel Şartı bu düzenlemelere örnek verilebilir. (32)
İkinci ilke olan tarafsızlık ilkesi de bağımsızlık ilkesi ile yakından ilgilidir. Bağımsızlık ilkesine uygun bir şekilde görevini ifa edemeyen bir hâkimin tarafsız karar vereceğini ya da görevini sürdüreceğini söylemek mümkün gözükmemektedir. (33) Avrupa Bakanlar Komitesi hiyerarşik bir adli yapının varlığının yargıcın bağımsız lığını zedelediğini vurgulamaktadır. (34)
Nitekim bağımsızlık ilkesine aykırı şekilde yürütme organı ile yakından ilişkili görevini yapan, siyasi aktivitelerin içinde fazlasıyla bulunan ya da yorum getiren hakimlerin tarafsızlıklarına şüpheyle bakılmaktadır. (35) Bu aynı zamanda yargı kararlarının tutarsız olmasına yol açarak, hukuki istikrar ilkesine de gölge düşürmektedir. (36) Bu bağlamda hakimlerin tarafsızlığını iki boyutlu ele almak gerekmektedir. Birinci boyutu ile tarafsızlık hakimlerin devlet aklından (37) sıyrılarak görevlerini ifa etmeleri anlamına gelir. İkinci boyutu ile tarafsızlık ise hakimlerin kişisel, dini veya benzeri değer yargılarını görevlerini ifa ederken yansıtmaması anlamına gelmektedir. Özel hayatında hakim önüne gelen olay hakkında farklı düşünebilir; ancak olayda değer yargılarından arınarak objektif şekilde karar vermelidir. Bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarının sağlanması ile hakimler, görevleri sırasında uyuşmazlığın taraflarına iltimassız, önyargısız yaklaşmalı, kendi kişisel yargılarını içeren yorumlar yapmamalıdır. (38)
Üçüncü ilke olan doğruluk ve tutarlılık ilkesine göre hakim yargılama sırasında tarafların güvenini sarsacak davranışlardan ve tutumlardan uzak durmalıdır. Söz konusu ilke, adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar, adaletin tesis edildiğinin görünmesinin de önemine vurgu yapmaktadır. (39)
Dördüncü değer olan dürüstlük ise doğruluk ve tutarlılık ile bağlantılı olan bir ilkedir. Hakim objektif değerlendirme yapma yükümlülüğünü yerine getirmek için dürüstlük ilkesine uymak zorundadır. (40) Yukarıda saydığımız tarafsızlık ve tutarlılıkla yakın ilişkide olan diğer bir ilke ise eşitlik ilkesidir. Yukarıda değindiğimiz gibi hakim, önüne gelen herkese eşit muamelede bulunmalıdır. Herhangi bir şekilde ister devlet aklıyla ister kendi değer yargıları ile taraflar arasında ayrımcılığa gitmeden adaleti eşit bir şekilde dağıtmalıdır. Eşitlik ilkesi, hakimin insana ait değeri temel alarak objektif karar alması gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. (41)
Yargılama etiği konusunda son ilke ehliyet ve liyakattir. Hakimlerin görevlerini hem yazılı yasaya hem de adalete uygun bir şekilde yapabilmeleri ve bu minvalde bir karara imza atabilmeleri için olayı iyi analiz edebilme ve hukuku adalete uygun bir şekilde yorumlayarak uygulayabilme yeteneğine sahip olmalıdır. Bu bağlamda hakimlerin belli bir mesleki yeterlilik mertebesine ulaşmaları gerekmektedir. Sadece mesleki gelişim ise yeterli değildir.
Bunun yanında genel kültür, hayat tecrübesi, yöneticilik ve iletişim konularında da hakimlerin belli bir düzeyde olması zorunludur. Özetle hakimlerin tüm bu alanlarda kendilerini geliştirebilmeleri ehliyet ve liyakat ilkesi için önemlidir. (42) Söz konusu melekelere sahip olabilmek için hakimlerin vakit ayırması gerekirken, fazla iş yükü hakimlerin kendilerini geliştirebilmeleri önünde engel oluşturmaktadır.
Söz konusu ilkeler sıralandıktan sonra Bangalore Yargı Etiği İlkeleri metninde yürürlük bölümü yer almaktadır. Bu bölümde sayılan ilkelerin nasıl düzenlenip korunacağı sorunu ele alınmaktadır. Bununla ilgili olarak da; “hakimlik makamının niteliği sebebiyle, bu prensipleri yürürlüğe koyacak mekanizmalar şayet hâlihazırda hukuklarında mevcut değilse, ulusal adalet teşkilatı, bu prensipleri yürürlüğe koymayı temin edecek etkili tedbirleri almalıdır” (43) ibaresine yer verilmiştir. Böylelikle, bu belgeyi kabul eden her ülkenin adalet sistemi içerisinde yargı etiğine ilişkin ilkelerin düzenlenmesini ve uygulamasını denetleyecek bir kurumun oluşturulması gerekliliğine vurgu yapılmıştır.
Sonuç olarak uluslararası arenada yargı etiğinin sağlanması ve belirli, tutarlı bir alan yaratılması için yargı etiği ilkelerinin belirlenmesi çalışmalarının yürütüldüğü açıkça görülmektedir.
Yani günümüzde artık hukukun adaleti sağlama ve insan haklarının korunması amacının sağlıklı bir şekilde yürütülmesi adına hukuka etik müdahalede bulunulduğu açıktır. Bunun sonucunda yargı etiği bakımından gerekli düzenleme ve çalışmaların yapılması ve bu konuyla ilgili kurumların kurulması Türkiye açısından zorunludur.
-
TÜRK YARGI SİSTEMİNDEKİ GELİŞMELER
4.1. Yargı Etiği Konusundaki Çalışmalar ve Somut Görünümü
Bangalore İlkelerinde ilkelerin belirlenmesi ve uygulanabilmesi için her ülkenin belli bir kuruma bu işlevi tanıması hususu üzerinde durulmuştur. Bangalore İlkeleri HSYK’nın 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile kabul edilmiş, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından 14.11.2006 gün ve 100289 sayılı yazısı ile hakim ve savcılara bildirilmiştir. Söz konusu karar alındıktan sonra öncelikle “Yargıtay Etik, Şeffaflık ve Güven Projesi” hayata geçirilmiştir. Proje kapsamında sempozyum ve çalıştay düzenlenmiş, arkasından Yargıtay Etik İlkeleri tespit edilmiştir.
Belirtildiği gibi alınan karar ışığında yargı etiği ilkelerinin iç hukuk sisteminde belirlenmesi ve belirlenen ilkelerin uygulanmasının denetlenmesi için kurum oluşturulması da gereklilik arz etmektedir. Söz konusu etik ilkelerin personel bakımından uygulanıp uygulanamadığının kontrol edilmesi ve etik ilkelerin sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi açısından personele danışma hizmeti verilmesi için Yargıtay Yargı Etiği Danışma Kurulu oluşturulmuştur. Tüm bu çalışmalar olumlu karşılanmakla beraber, uygulamadaki eksiklikleri ıskaladığı ve yaşanan olumsuzluklara somut bir çözüm sunamadığı için kanaatimizce eleştirilebilir niteliktedir. Örnek olarak 2017 yılında düzenlenen Yargıtay Etik-Şeffaflık-Güven Sempozyumunda adil yargılanma hakkı, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerinin Türk mevzuatında yer aldığı belirtilmiş ve Türk mahkemelerinin kararlarında da bu ilkelere atıf yaparak yargılama yaptığı belirtilmiştir. (44) Ancak Türk yargısında her zaman tartışılan yürütme-yargı ilişkileri ile beraber, son dönemlerde yaşanan birçok tartışmalı dava ve nihayetinde 15 Temmuz öncesi ve sonrası yaşananlar düşünüldüğünde, yargı etiğinin unsurlarından olan aynı zamanda da adil yargılanma hakkının temel taşı olan tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerinin zedelendiği görülmektedir. Dolayısıyla mahkeme kararlarının ideolojik bir mücadelenin aracı haline getirilmesi ya da kişisel değer yargılarının fazlasıyla mahkeme kararlarına yansıması düşünüldüğünde, yargının objektifliğinden sıyrılarak sübjektif bir görünüm kazandığını ve bu bakımdan da yargının meşruiyeti etrafındaki tartışmanın giderek arttığını söylemek daha isabetli olacaktır. (45)
2017 yılında yapılan “Etik İlkeler Çalıştayı” da sempozyumla paralellikler arz etmektedir. Çalıştayda karşılaştırmalı hukukta yargı etiği46, kurum kültürü ve etik47, toplumsal cinsiyet-etik ilişkisi (48) gibi önemli konular ele alınmıştır. Çalıştaya 40’a yakın Yargıtay mensubu, 26 Cumhuriyet Savcısı, 70 hakim ve 130 personel katılarak geniş bir katılım sağlanmıştır. (49) Hatta bu konuyla ilgili yurtdışından gelen konunun uzmanları veya yabancı yüksek mahkeme hakimleri örnek verilerek “dünyada daha önce yapılmamış bir şey yapıyoruz” imajı verilmeye çalışılmıştır. (50) Ancak liyakat, şeffaflık gibi konularda somut sorunlar dile getirildiğinde “ilkelerin yerleşmesinin mücadelesini veriyoruz” ya da “Roma bir günde kurulmadı” denilerek somut sorunlara çözüm getirme sürüncemede Kalmıştır. (51)
“Yargıtay Etik, Şeffaflık ve Güven Projesi” kapsamında ayrıca etik ilkeler belirlenmiştir. Proje kapsamında düzenlenen “Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri”nde hakimlerin, savcıların ve Yargıtay personelinin uyması gereken etik ilkelere yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler hem ilkelerin yazım usulü açısından hem de içerik açısından hakimler için Bangalore Yargı Etiği İlkeleri ile savcılar açısından ise Budapeşte İlkeleri ile birebir örtüşür niteliktedir.
Ayrıca Yargıtay Yargı Etiği İlkeleri düzenlemesi sonucunda, ilkelere uyulup uyulmadığını denetleyecek Yargıtay Yargı Etiği Danışma Kurulu oluşturulması gerektiği de belirtilmiştir. Aynı zamanda söz konusu proje ile Yargıtay üyeleri açısından yargı etiği kavramının somutlaşması adına klinik çalışmalarına önem verilmiş, Yargıtay hakim ve savcıları için ayrı ayrı etik ilkeler ele alınmış, diğer hukuk sistemlerinde neler yapıldığı ile ilgili karşılaştırmalı çalışmalara da imza atılmıştır.
Bunun yanında 11 Mart 2019’da Türk Yargı Etiği Bildirgesi yayınlanmıştır. Bildirge, “Hakimler ve savcılar, görevlerini yerine getirirken adaletin en hassas ve doğru şekilde dağıtıldığından emin olan, mesleki sorumluluk içinde davranan, (…) insanlardır. Anayasa ve kanunlardan aldıkları yetki çerçevesinde, hür vicdanları ile evrensel değerleri şiar edinerek bağımsız ve tarafsız olarak görevlerini yürütürler…” şeklinde bir giriş ile başlamakta ve her biri, “Hâkimler ve Savcılar” öznesi ile başlayan 8 bölüm ve 61 maddeden oluşmaktadır. Bölüm başlıklarına bakıldığında Bildirge, uluslararası bir belge olan Bangalore Yargı Etiği İlkeleri ile paralellik göstermektedir. Buna göre, insan onuruna saygılı olma ve eşitlik, bağımsızlık, tarafsızlık, dürüstlük ve tutarlılık, mahremiyete özen, liyakat ve yetkinlik gibi ilkeler düzenlenmiştir.
Türk Yargı Etiği Bildirgesini ele alacak olursak hem yazılış şeklinde hem de uygulamada birçok aksaklığı bünyesinde bulundurduğu dikkat çekmektedir. Giriş kısmında yer alan “Anayasa ve kanunlardan aldıkları yetki çerçevesinde,” ibaresi kafalarda soru işareti doğurmaktadır. Söz konusu giriş kısmı sonucunda sanki Anayasada yeterli güvence yokmuş ya da hakim ve savcılar anayasal hükümlere itibar etmiyorlar intibaını doğurur niteliktedir. Oysa yargı etiği ilkelerine uygun davranılabilmesi ve adil yargılama yapılabilmesi için esas dikkat edilmesi gereken husus, yürütme-yargı ilişkisinde yürütmenin yargıya müdahalesini önlemek olmalıdır. Yargıyı güvence altına alan Anayasal hükümler ile uluslararası insan hakları belgeleri yürütme tarafından ihlal edilmeye devam ederse Bildirge sadece sembolik bir görünüme bürünecektir.
Yapılan tüm çalışmalara bakıldığında genel olarak ele alınan düzenlemelerin yerinde olduğu ancak uygulamada yaşanan sıkıntılar ve yargıda yaşanan gelişmeler neticesinde yapılan düzenlemelerin inandırıcılığını kaybettiği söylenebilir.
4.2. Güncel Bir Kurul: Yargıtay Yargı Etiği Danışma Kurulu
Yargılamada etik ilkelere uygunluğun sağlanmasında özellikle yüksek mahkemelerin rolü son derece önemlidir. Yüksek mahkemelerin adalet ilkelerini kullanarak alacağı kararlar, hukuk sistemindeki diğer hakimler için de yol gösterici olacaktır. (52) Bu bakımdan Yargıtay’ın gerçekleştirdiği çalışmalar sonucunda kurulan Yargıtay Etik Danışma Kurulu önemli bir adım olarak görülebilir. 08.12.2017 tarih ve 2017/5 sayılı Yargıtay Büyük Genel Kurulu Kararı ile kabul edilen Yargıtay Yargı Etiği İlkelerinin Üçüncü kısmında öngörülen hükümler uyarınca oluşturulan Yargıtay Yargı Etiği Danışma Kurulunun, kendi çalışma usulünü belirleyeceği düzenlenmiştir.
Kurul bunun üzerine Yargıtay Yargı Etiği Danışma Kurulu kararına imza atmış ve kararın 24.12.2018 tarihinden itibaren uygulanacağı düzenlenmiştir. Kararda düzenlenen maddelere bakıldığında, hakim ve savcıların yargı etiğinin gerekliliklerini yerine getirip getirmediğini denetlemek ve adil yargılanma hakkının gerçekleşmesini sağlamak adına yeterli olmadığı söylenebilir.
Şöyle ki;
Madde 2/2: “Yargıtay personeli ile stajyer hakim ve Cumhuriyet savcıları hakkında bu karar uygulanamaz” şeklindeki düzenleme ile Kurulun çalışma alanı sınırlandırılmaktadır. Kurulun görev tanımı, hakim ve savcıların davranışlarının ve muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğunu denetlemektir. Söz konusu hususun stajyer hakim ve savcılar için de geçerli olması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki etik değer taşıyan bir davranış geliştirmek bir anda olacak bir olgu değildir. Bu davranış alışkanlığının kazanılması için en önemli yerlerden biri de staj eğitimidir. Bu minvalde staj eğitimi gören savcı ve hakimlerin davranış ve davranış modellerinin denetimi son derece önemlidir. Bu bağlamda ya ilk derece hakim ve savcılar ile stajyer hakim ve savcıların da kapsam içine alınması ya da söz konusu personel için farklı bir denetim mekanizması oluşturulması zorunluluk arz etmektedir.
Madde 5/1: “Kurul, 7 Yargıtay üyesi, 2 tetkik hakimi, 1 Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ve bir öğretim üyesinden oluşur” ibaresinde yer alan ve Kurul içerisinde sadece 1 öğretim üyesine yer verilmesi kanaatimizce yeterli değildir. Konusunda uzman, belli niteliklere sahip öğretim üyelerine Kurul içerisinde daha fazla yer verilirse (en az 2 gibi) etik değer taşıyan davranışların belirlenmesi ve model davranışların oluşturulması daha sağlıklı şekilde olacaktır. Şu anda Kurul içerisinde yer alan öğretim üyesinin uzmanlığı eğitim bilimleri üzerine gözükmektedir.
Bu bağlamda söz konusu öğretim üyesinin yanına hukuk felsefesi ya da felsefe alanında hukuk- etik ilişkisi üzerine çalışmış bir kişinin olması görüş alışverişi yapılarak alınacak kararlar ile hakim ve savcıların davranışlarının değerlendirilmesi açısından daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. Etik, farklı fakülte ve anabilim dallarında çalışma yapılabilen bir alandır. Bu farklı alanlarda yapılan çalışmalarda, özellikle etik kavramının, değerin, eylemin nasıl değerlendirilebileceğinin ne olduğu ile ilgili birçok yanlış tanımlama bulunabilmektedir. Bu karmaşayı çözmek için, felsefe bölümleri ile hukuk fakültelerinin hukuk felsefesi anabilim dallarından yararlanılmalıdır. Bu bağlamda üniversite etik kurullarında çalışma şartı yerine, öğretim üyelerinin eğitim bilimleri, felsefe ya da hukuk fakültelerinde hukuk felsefesi anabilim dallarında bulunanlar arasından tercih edilmesi daha doğru olacaktır.
Madde 6: “Kurul’da görev alan 7 Yargıtay üyesinden en az ikisinin kadın olması zorunludur. Yargıtay daire başkanları da Yargıtay üyesi kontenjanından Kurul’a üye olarak seçilebilirler” şeklindeki düzenlemede kadın üye sayısı kontenjanı kanaatimizce yeterli değildir. Yukarıdaki düzenlemedeki gibi “temsili” bir sayı belirlemek yerine, gerçekten Kurul’da kadınların daha etkin çalışması ve seslerinin duyulması adına “en az üç kadın üye” şeklinde ilgili madde değiştirilmelidir.
Şu anda Kurul kararında belirtildiği gibi sadece 2 kadın üye bulunmaktadır. Bu bağlamda 2 kadın üye sayısı asgari nitelikte olmaktan çok, kadınlara yer verildiğini göstermek adına sembolik bir nitelik taşıdığı ihtimali ağır basmaktadır. Kurul içerisinde kadın üye sayısı artırılarak yargı etiği vasıtası ile mahkemelerde kadına yönelik bakışın değişimi başlatılabilir. Elbette bazı kadın hakim veya savcılarda da toplumda kadının yeri ve nasıl davranması gerektiği ile ilgili geleneksel değer yargıları olabilir. Ancak yine de değişimin başlangıcı için kadın hakim veya savcılara Kurullarda daha fazla görev verilmesi etkili olabilir. Böylece hem karar, hem iddia hem de savunma makamı açısından kadına yönelik değer yargılarından arınmış bir yargılama yapılabilmesi sağlanabilir.
Madde 12: “Kurul üyeleri, kendilerini seçen veya görevlendiren kurul ya da makamdan bağımsız olarak
görev yaparlar”, düzenlemesinde bağımsızlık ilkesi yer almaktadır. Ancak söz konusu düzenlemede bağımsızlık ilkesinin içeriğine ve esaslarına yer verilmemiştir. Her ne kadar maddenin gerekçesinde (53)Yargıtay Yargı Etiği İlkelerinin 1. maddesi işaret edilmiş olup, 26. maddede verilecek kararlarda Bangalore Yargı Etiği İlkeleri vb. kabul edilen kaynakların esas alınacağına dair gönderme olsa da; bağımsızlık ilkesi ile beraber Kurul üyelerine ne gibi güvenceler sağlandığı açıkça belirtilmeli bağımsızlık ilkesinin unsurları açıkça yer almalıdır. Böylece tereddütler daha isabetli bir şekilde giderilebilecektir.
Madde 14: “Kurul’un görevi, hakim ve Yargıtay Cumhuriyet savcılarının davranışlarının veya muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu hakkında karar vermektir” düzenlemesi ile Kurulun görev, yetki ve sorumlulukları düzenlenmiştir. Gerekçede Kurulun yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin bir görev yürütmediği hasebiyle kanunların etik ilkeler çerçevesinde yorumlanması hususunda yetkisinin olmadığı belirtilmiştir.
Yazılı kanunların etik değere uygun bir şekilde yorumlanması yazılı kanunun olaya uygulanması kadar önem arz etmektedir. Yargı etiği ilkelerinin bir amacı da hem adaletin sağlanması hem de uluslararası hukukta yer alan teamül ve sözleşmelere uygunluk sağlanmasıdır. Bunun için etik değere uygun yorumlama son derece önemlidir. Bu bağlamda maddeye “yazılı hukuk kurallarının etik değere uygun yorumlanıp yorumlanmadığı” hususunda ekleme yapılması uygun olacaktır.
Madde 17: “Hakimler Yargıtay Cumhuriyet savcıları davranışlarının veya muhtemel davranış modellerinin etik değerlere uygunluğu konusunda Kurul’dan görüş isteyebilirler” düzenlemesi yer almakta, ek olarak da “soruyu soran kişi dışında başka bir kişinin davranışına ilişkin konular, Yargı etiği ile ilgili olmayan anayasal hüküm, kanun, tüzük veya yönetmelik gibi düzenleyici işlemlerin yorumu” gibi konularda Kuruldan görüş istenemeyeceği düzenlenmiştir. Yani kurul bir tavsiye organıdır. Maddenin gerekçesinde de bu durumun uluslararası yargı etiği standartlarına uygun olduğu vurgulanmıştır. Salt kişilerin kendi davranışları hakkında görüş isteyebilmeleri ve Kurulun sadece bu şekilde harekete geçmesi Kurulun sembolik olarak faaliyet göstereceği konusundaki kanaatleri güçlendirmektedir.
Kurulun etkin bir şekilde görevini sürdürebilmesi için öncelikle Kurulun, Yargıtay personelinin etik ilkelere uymayan davranışlarına karşı hangi şekilde haberi olursa olsun, re’sen ya da yazılı istem üzerine harekete geçebilmesi gerekmektedir. Bunun yanında Anayasa, kanun hatta kararda sayılmayan uluslararası sözleşmelerin nasıl yorumlanması gerektiği ile ilgili de personeline açıklayıcı bildirimler yapabilmesi yargı etiğinin sağlıklı bir şekilde hayata geçmesi açısından önemli olacaktır.
Madde 25: “Kurulun görüşü bağlayıcı değildir, tavsiye niteliğindedir.” şeklindeki düzenleme ile Kurulun sadece bir tavsiye organı olduğu vurgulanmıştır. Hukuk sistemi içerisinde yer alan etik değer ve ilkelere uyulmaması durumunda herhangi bir yaptırım öngörülmez ise, bu değer ve ilkeler bir bakıma önemini kaybetmektedir. Bu bağlamda hukuk aleminde etik ilke ve değere aykırı fiillerin somut bir yaptırıma bağlanması önemlidir. Bu bakımdan Kurul kararlarının niteliğinin tavsiye görüşünden öte yaptırıma bağlanması daha isabetli olacaktır.
Ayrıca Kurulun kararları gizli tutulmaktadır. Bunun sonucunda, Kurula başvuru yapan başvurucunun aleyhine kendisi hakkında kararı uygulamak mümkün değildir. Yani Kurula danıştığı bir olay hakkında kişi hakkında disiplin ya da cezai bir işlem yapılması gerekiyorsa, Kurul bu konuda bilgilendirme yapamadığı gibi soruşturma açılması için ilgili mercileri harekete geçirememektedir.
Tüm bu özellikleri ele alındığında Kurulun sembolik bir danışma organı olduğu ortaya çıkmaktadır. Yakın zamanda yaşanan örneklerdeki gibi olaylar (54) vuku bulduğunda, eylemi gerçekleştiren hakim veya savcının Kurula başvurup “eylemim etik ilkelere aykırı mı değil mi? diye sorması beklendiğinden ve ayrıca Kurulun kararlarının sadece danışma niteliğinde olup, bir disiplin soruşturma sürecini başlatamayacak olması bir bakıma Kurulun etkili bir şekilde çalışma şansını ortadan kaldırmaktadır. Söz konusu durumlarda Kurulun inceleme yapmasına gerek olmadığı, savcı ve hakimlerin belli bir disiplin soruşturması rejimine tabi oldukları öne sürülebilir. Ancak bilinmelidir ki kemikleşmiş sorunlar eski kurum ve yöntemler ile çözülememektedir. Siyasi bir saikle olmasa bile kendinden olanı koruma, bir bakıma “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışı Türk bürokrasisi içine işlemiş bir sorundur. (55)
Dolayısıyla Kurulun çoğu olayda etkisiz olduğu açıktır. Yargıtay’ın Eylül 2018 tarihi itibari ile yayınladığı ve o tarihten beri güncellemediği Kurulun kararlarına bakıldığında ise sınırlı sayıda başvuru yapıldığı dikkat çekmektedir. (56) Şimdiye kadar Yargıtay Başkanlığının internet sayfasında yer verdiği kararlar, hakimin referans mektubu düzenlemesi, yılbaşı ve bayramlarda hediye alma yasağı, hakimin televizyonlarda yayımlanan bilgi yarışmasına katılması, Yargıtay Cumhuriyet savcısının baroların düzenlediği eğitime katılması, bir vatandaşın Kurula başvurması (usulden reddedilmiştir), hakimin avukatlık bürosunun açılışına katılıp katılamayacağı ile ilgili kararlardır. Söz konusu kararlarda Kurul etik ilkeleri bir bakıma gerekçe göstererek hakim ve savcıları toplumdan izole eden, farklılaştıran eski anlayışa göre karar vermiştir.
Örnek olarak Kurul, hakimlerin televizyonda yayınlanan para ödüllü bilgi yarışmasına katılmalarını etik ilkelere uygun bulmamıştır. Kurul söz konusu kararında, programda eğitim durumları ve meslekleri de dahil yarışmacılara bazı sorular yöneltildiği gibi kazanılacak paranın nasıl harcanacağına dair sohbet amaçlı diyaloglara da yer verilebildiği bilgilerine yer vererek, hakimin tüm faaliyetlerinde hem mesleğe yaraşır şekilde davranması hem de bunu görüntü olarak ortaya koymasının etik bir yükümlülük olduğu vurgulanmıştır. Hakimin televizyon programına çıkması ile mesleğe yaraşır davranışı birbirine zıt görmek kanaatimizce hakim ve savcıyı toplumdan soyutlar niteliktedir. Kurul kararında ayrıca yarışma programında bilgi ölçmenin yanı sıra ödül kazanma unsurunun da öne çıktığı, özellikle yarışmanın jeneriğinde, sorular sorulurken ve program sırasında sunucu ile yapılan diyaloglarda, “para ödülü” temasının sık sık vurgulandığı belirtmiş bunun da yine hakimlik mesleği ile bağdaşmadığını öne sürmüştür. Kararın gerekçesinin devamında; “Bu nedenle sıradan vatandaşın yük olarak gördüğü birtakım sınırlamaları kabul etmelidir. Söz konusu davranışlar, toplumun diğer üyeleri tarafından gerçekleştirildiğinde olumsuz kabul edilmeyecek olsa dahi, hakim bu sınırlamalara özgürce ve gönüllü olarak katlanmalıdır. Bu durum hakimin hem mesleki hem de özel hayatı için geçerlidir.” (57) denilmek suretiyle hakim ve savcı ile sıradan vatandaşın özel hayatı bakımından kanaatimizce etik ilkeleri aşacak bir sınırlama getirmiştir.
Özetle hem devlet aklı hem de kişisel değer yargılarının fazlasıyla yargıya hakim olduğu ve bu gelenekten gelerek yetişen hakim ve savcıların eylemlerinin Kurul tarafından değerlendirilmeye ve bu davranışları önleyici tedbirleri almaya şiddetle ihtiyacı olduğu birçok örnekle sabitken Kurul yetersiz kalmaktadır. Kurul bunun yerine yukarıda değindiğimiz gibi yargı etiğini dayanak yaparak, diğer insanlardan farklılaştırılan, eskiye ait hakim ve savcı görünümünü sağlamaya yönelik kararlara imza atmaktadır. Dolayısıyla yukarıda değindiğimiz reformlar gerçekleşmedikçe, sadece Avrupa
örneklerindeki gibi bir danışma kurulunun oluşturulması Türkiye açısından sağlıklı bir sonuç doğurmayacaktır.
- SONUÇ
Türk hukuk zihniyetinin geçmişi ve günümüzdeki yargılama refleksi göz önüne alındığında, yargıyı geliştirme ve hukuk uygulayıcılarında farkındalık oturtmak için hangi düzenlemeler yapılırsa yapılsın, bu düzenleme ve reformların kağıt üstünde kaldığı gerçeği değişmemektedir. Yaşadığımız coğrafyada, yargı etiği ve buna bağlı olarak geliştirilen etik ilkeler, özellikle Kanuni zamanından beri ıskalanmış gözükmektedir. Osmanlı’da Kanuni zamanından beri süregelen hakimlerin yetiştirilmesinde yaşanan sıkıntılar,
hakim atamalarında görülen rüşvet ve torpil uygulamaları, hukuk fakültelerinin sayılarının çoğalması, adalet yerine devlet aklı ile düşünen ve karar veren hakimlerin fazlalığı gibi sebepler ile bağımsızlık, tarafsızlık, eşitlik, hukuki güvenlik, belirlilik, amaca hizmet etme gibi ilkeler uygulanamaz duruma gelmiştir. Nitekim tüm bunların neticesinde yargıya ve dolayısıyla hukuka güven azalmıştır. (58) Yargıya güvenin azalmasının ana unsurları beş unsurla özetlenebilir. Bu unsurlar, geciken adalet, yargılama sonucunda haksız (adaletsiz) kararların ortaya çıkması, yargı kararlarının uygulanamaması, ceza infaz uygulamasındaki sıkıntılar ve yargıya ulaşmada ortaya çıkan sıkıntılardır (bürokratik engeller) (59)
Sıralanan söz konusu nedenler dolayısıyla halkın takdirinde yargıya azalan güvenin tekrardan kazanılmaya çalışılması ise yargı organının işidir. (60) Yargı erki gerekli çalışmaları yaparak güven kaybına neden olan unsurları titizlikle incelemeli ve toplumun yargıya güvenini sağlamak adına öncelikle gerekli tespitleri yapıp, uygulamada bu güven zedeleyici uygulamaları ve durumları derhal engellemelidir.
Türkiye açısından yakın zamanda yaşanan bir diğer sorun da ayrıca göz ardı edilmemelidir. Modern devletin çözülme aşamasında cemaatlerin siyasal ve ekonomik alanda ağırlığını gittikçe hissettirmeye başladığı görülmüştür. Söz konusu cemaatler mevcut düzen içerisinde kendine yer bulmuş, daha da fazlası kendilerine geniş bir egemenlik alanı sağlamıştır. Cemaat yapıları kendi informel alanları yanında yavaş yavaş formel alanın içine kaymaya başlamışlar, böylece bazı ülkelerin ekonomik ve hatta siyasi yapılarında pay sahibi olmuşlardır. Bu işleyiş sayesinde cemaatler hem devletin egemenlik alanında hem de ekonomik alanda büyük bir güç elde etmişlerdir. Artık devlet olanla devlet olmayan arasındaki kesişme alanı giderek genişlemekte ve toplumsal düzende de köklü değişimlere yol açmaktadır.
Günümüzde bu tip gri alanların artması, meşru otorite ile yasa dışı erkler arasındaki farkların önemsizleşmeye başlaması ile meşru olmayan erkler devletin, politikacıların, bürokrasinin içine girmeye başlamış ve bunun sonucunda bu örgütlenmelerin itibarı ve egemenliği de artmıştır. Bu gelişmeler kuşkusuz yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirmesinde dikkat çekici bir etken oluşturmuştur. Dolayısıyla yargı etiğinin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için öncelikle bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri bakımından hakim ve savcılar nezdinde farkındalık yaratılıp belli hukuki güvencelerin düzenlenmesi gerekmektedir. Bağımsızlık ilkesinin somut bir biçimde hayata geçmesi için öncelikle hakimlerin çalışma güvenliğinin sağlanması gerekmektedir. Bunun için hakim ve savcıların özlük işlerini düzenleyen kurulun bağımsız olması ve bunun yanında hakim ve savcıların meslek ve özlük işleriyle ilgili güvencelerin tanınması sağlanmalıdır. (61)
Bunun yanında Türkiye’de bir gelenek şekilde “yaptık oldu” zihniyeti her yerde olduğu gibi yargı reformlarına da sirayet etmiş bir anlayış olarak gözükmektedir. Projeler yapılmakta, bildirgeler yayınlanmakta, ilkeler hızla kabul edilmektedir. Ancak ne yargının işleyişinde ne de hakimler ve savcıların kendilerini konumlandırdıkları yer ya da yargılama refleksleri değişmemektedir. Aynı zamanda yakın geçmişte Türkiye’nin yaşadığı 15 Temmuz öncesi ve sonrası yaşananlar da yargı etiği, adil yargılanma, tarafsızlık gibi kavramlara ilişkin şüpheli yaklaşmayı mecbur bırakmaktadır.
Her şeyden önce yasalaştırılan OHAL KHK’leri mevzuattan ayıklanmadıkça âdil yargılanma hakkının sağlanamayacağı da bir gerçektir.
Yargı mensuplarının eylemlerinin değerini belirleme görevini üstlenen Yargıtay Yargı Etiği Danışma Kurulu da bünyesinde birçok eksiklik barındırmaktadır. Özellikle kadın üye sayısı ile üyelerin etik konusunda ne kadar yetkin oldukları konuları dikkat çekmektedir. Bu eksikliklerin dışında en önemli problem ise Kurula başvuru şekli ile Kurulun sadece danışma görevi yapmasıdır. Söz konusu hususların uluslararası düzenlemeler ve sözleşmelere uygun bir şekilde düzenlendiği belirtilmiştir. Etik disiplin konusunda farkındalığı olan bir anlamda etik kültürün hakim olduğu toplumlarda Kurulun danışma niteliğinde olması ve kişilerin salt kendi davranışları açısından yani bir bakıma ikilemde kaldıkları ve nasıl eyleyeceklerini bilemedikleri konularda harekete geçmesi son derece doğaldır. Ancak etik disiplinin kavranamadığı hatta küçümsendiği, etik disiplinin daha çok örf adet ve din kuralları ile sıkça karıştırıldığı coğrafyalarda Kurulun konuyu ele alabilmesi için kişilerin kendi vicdanlarına bırakılması Kurulu yararsız kılmaktadır.
Ayrıca etik eylemin önemsenmediği, eğitiminin bile bir bakıma gereksiz görüldüğü toplumlarda Kurulun herhangi bir yaptırım gücüne sahip olmaması Kurulun kararlarının belli bir davranış modeli oluşturması bakımından düşündürücüdür. Bu bağlamda Kurulun yetkilerinin arttırılıp disiplin soruşturmasına dahil edilmesi kanaatimizce uygun olacaktır.
Tüm bu hususlar yanında yargı etiği ilkeleri ve yargı etiğinin sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi, eylemlerin değere yönelebilmesi için başta hukuk uygulayıcıları arasında bu konuda farkındalık yaratılması, değer yargılarından arınmış bağımsız yargı organı mensuplarının yetiştirilmesi önemlidir; ancak unutulmamalıdır ki yargı etiğine ilişkin tek yapılması gereken yargı etiği ile ilgili kurumların oluşturulması ve yargı mensuplarının eğitilmesi değildir. Bunun yanında daha da önemlisi yargı etiğinde yer alan ilkelerin toplumdaki bireylerin vicdanlarına yerleştirilmesidir. Bunun yapılabilmesi için her bireyin öğretim hayatı başlar başlamaz etik disiplini ile tanıştırılması gerekmektedir. Bu şekilde etik kültürü oturan bir toplumun içinden yetişen yargı mensupları elbette değere yönelerek etik değeri temel alan kararlara imza atacaklardır.
1-) 2019 yılı HFSA Sempozyumunda tebliğ olarak sunulmuş, daha sonra makale olarak HFSA Arkivi’nin 29. Kitabında yayınlanmıştır. (Dr. Öğr. Üyesi, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi, İİBF, Kamu Yönetimi Bölümü, Hukuk Bilimleri Anabilimdalı Başkanı)
2-) Harun TEPE, “Yargı Etiği’ ya da Yargıda Etik: Yargı Nasıl Etik Olur?”, Hacettepe HFD, S. 7(1), 2017, s. 87- 90.
3-) TEPE, 2017, s. 87.
4-) Gregory HANKIN, “Ethics and Law”, International Journal of Ethics, Vol. 33 (Jan 1923), No. 4, s. 420.
5-) HANKIN, 1923, s. 422-425.
6-) Ronald DWORKIN, Hakları Ciddiye Almak, çev. Ahmet Ulvi Türkbağ, Dost Kitabevi, Ankara 2007, s. 57.
7-) Elaine MAK; “Researching Judicial Ethical Codes, or: how to eat a mille-feuille?”, International Journal for Court Administration, Vol. 9 (Dec 2018), No. 2, s. 55.
😎 MAK, 2018, s. 56.
9-) Friedrich KÜBLER, “Hukuk Devletinde Yasama ve Yargı Organlarında Meslek Etiği”, Etik ve Meslek Etikleri, Der.: Harun TEPE, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara 2000, s. 153.
10-) MAK, 2018, s. 59.
11-) MAK, 2018, s. 59; TEPE, 2017, s. 90-91.
12-) Brad WENDEL, “Jurisprudence and Judicial Ethics”, Cornell Law School Legal Studies Research Paper Series, No.08 – 009, 2007, s. 1; MAK, 2018, s. 59; TEPE, 2017, s. 90-91.
13-) ARISTOTELES, Nikomakhos’a Etik, çev. Saffet Babür, Kebikeç Yayınları, Ankara 2005, 1130a / 20-30.
14-) Lawrence SOLUM, “Virtue Jurisprudence: An Areatic Theory of Law”- Draft, (October 2004), 19, s. 8-10.
15-) John RAWLS, Justice as Fairness: A Restatement, Ed.: Erin Kelly, The Belknap Press of Harvard University Press, Cambridge, 2003, s. 18-19 ; MAK, 2018, s. 60.
16-) DWORKIN, 2007, s. 54-55, 108; Ronald DWORKIN, Law’s Empire, The Belknap Press of Harvard University Press, Cambridge, Massachusetts 1986, s. 164.
17) MAK, 2018, s. 60.
18-) Dimitry KOCHENOV, EU Enlargement and the Failure of Conditionality, Kluwer Law International, 2008, s. 246-248.
19-) Söz konusu uluslararası metinler için bkz. T.C. Adalet Bakanlığı Avrupa Genel Müdürlüğü, Yargı Etiği ve Yargı Bağımsızlığı Konusunda Uluslararası Belgeler, Ankara Eylül 2004, http://www.abgm.adalet.gov.tr/pdf/bangalortr.pdf, (E.T. 24.11.2018).
20-) The Judicial Integrity Group, Commentary on the Bangalore Principles of Judicial Conduct, March 2007, s. 15 – 18. ; Nevin ÜNAL ÖZKORKUT, “Yargı Bağımsızlığı Açısından Osmanlı’da ve Günümüz Türkiyesi’nde Yargıya Genel Bir Bakış”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 57 (2008), S. 1, s.229-230.
21-) T.C. Adalet Bakanlığı Avrupa Genel Müdürlüğü, 2004, s. 20; The Judicial Integrity Group, 2007, s. 19-30.
22-) T.C. Adalet Bakanlığı Avrupa Genel Müdürlüğü, 2004, s. 20-21.
23-) T.C. Adalet Bakanlığı Avrupa Genel Müdürlüğü, 2004, s. 14-18.
24-) Gürsel ÖZKAN, “Yargı Etiği, Yargıya Güven ve Şeffaflık”, Yargıtay Etik, Şeffaflık ve Güven Projesi Açılış Sempozyumu, Ankara, 13-14 Nisan 2017, s. 54.
25-) TEPE, 2017, s. 91.
26-) ARISTOTELES, 2005, 1129a, 1130a.
27-) ARISTOTELES, 2005, 1130a, 1130b.
28-) Nihal JAYAWICKRAMA, “Developing a Concept of Judicial Accountability – The Judicial Integrity Group and the Bangalore Principles of Judicial Conduct”, Commonwealth Law Bulletin, Vol. 28 (2002), No. 2, s. 1092.
29-) KOCHENOV, 2008, s. 249; The Judicial Integrity Group, 2007, s. 35; TEPE, 2017, s. 89-90.
30-) T.C. Adalet Bakanlığı Avrupa Genel Müdürlüğü, 2004, s. 3; İbrahim AKIN -Tansu AKIN, Yargı Etiği, Melike Ofset, Ankara 2013, s. 42; The Judicial Integrity Group, 2007, s. 35-36.
31-) Frans VAN DIJK-Geoffrey VOS, “A Method for Assessment of the Independence and Accountability of the Judiciary”, International Journal for Court Administration, Vol. 9 (Dec 2018), No. 3, s. 4, 9; Ingo KEILITZ, “Viewing Judicial Independence and Accountability through the “Lens” of Performance Measurement and Management”, International Journal for Court Administration, Vol. 9 (Dec 2018), No. 3, December 2018, s. 27.
32-) VAN DIJK – VOS, 2018, s. 5.
33-) KEILITZ, 2018, s. 26-27.
34-) VAN DIJK – VOS, 2018, s. 5.
35-) WENDEL, 2017 s. 5-6; Judicial Office For Scotland, Statement of Principles of Judicial Ethics for the Scottish Judiciary, April 2010, s. 14-15; JAYAWICKARAMA, 2002, s. 1092.
36-) Ethics and Integrity Commission, Code of Judicial Ethics Commentary, Ljubljana 2016, s. 42.
37-) Devlet aklı daha çok doğrudan siyasal organları denetleyen idari yargı ile anayasa yargısında ortaya çıkmakla beraber; ceza yargısında da “devlete karşı işlenen cürümler” ile bu cürümlerin takibi ve soruşturulması sırasında devlet görevlilerin işledikleri suçlarda kendini göstermektedir. Özellikle devlet aleyhine işlenen cürümlerle ilgili davalarda hukukun yok sayılarak yargının araç haline getirilip baskı amacıyla veya mevcut egemen yapının korunması için kullanıldığı görülmektedir (Mithat SANCAR, Devlet Aklı Kıskacında Hukuk Devleti, İletişim Yayıncılık, İstanbul 2000, s. 188.). Devlet aklı ile ortaya çıkan yargı kararı toplumdaki bireylere mesaj vermek için propaganda amaçlı olarak alınmaktadır. Yargının tarafsızlığını yitirmesinde en tehlikeli olan husus, kadrolaşma sonucu hakim veya savcı adayı olarak seçilmiş veya staj süresince “devlet aklı” ile düşünür hale gelmiş hakim veya savcı için artık siyasi otoritenin doğrudan emir vermesi gerekmemektedir. Bu şekilde yetişen ve görevini belirttiğimiz şartlarda bağımsızlığı da olmadan sürdüren hakim, alacağı kararlarda, siyasi emir almadan hukuku, hukukun içinde olması gereken insan haklarını ve bireylerin şahsi haklarını göz ardı ederek egemen ideolojinin isteklerini yerine getirecektir.
38-) Ethics and Integrity Commission, 2016, s. 25; Judicial Office For Scotland, 2010, s. 16, 21-25; The Judicial Integrity Group, 2007, s. 54-59.
39-) T.C. Adalet Bakanlığı Avrupa Genel Müdürlüğü, 2004, s. 4-5; Judicial Office For Scotland, 2010, s. 28-29; The Judicial Integrity Group, 2007, s. 73-79.
40-) Judicial Office For Scotland, 2010, s. 30-31; Ethics and Integrity Commission, 2016, s. 38-40.
41-) Judicial Office For Scotland, 2010, s. 32; The Judicial Integrity Group, 2007, s. 111-115.
42-) Ethics and Integrity Commission, 2016, s. 33-36; Judicial Office For Scotland, 2010, s. 33-35.
45-) Duncan KENNEDY, “The Distinction Between Adjudication and Legislation”, Philosophy of Law Classic and Contemporary Readings, Ed.: Larry May – Jef Brown, Blackwell, Oxford 2010, s. 138; SANCAR, 2000, s. 182.
46-) Sibel İNCEOĞLU, “Karşılaştırmalı Hukukta Yargı Etiği”, Etik İlkeler Çalıştayı, Ed.: Mustafa Yıldırım – Gözde Hülagu, Antalya 2017, s. 17-41.
47-) Harun TEPE, “Kurum Kültürü ve Etik İlişkisi”, Etik İlkeler Çalıştayı, Ed.: Mustafa Yıldırım – Gözde Hülagu, Antalya 2017, s. 102-115.
48-) Gülriz UYGUR, “Ön Çalıştay Sonuçlarının Değerlendirilmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ile Etik İlişkisi”, Etik İlkeler Çalıştayı, Ed.: Mustafa Yıldırım- Gözde Hülagu, Antalya 2017, s. 52-67.
49-) Etik İlkeler Çalıştayı, 2017, s.121.
50-9 Etik İlkeler Çalıştayı, 2017, s.122.
51-) Etik İlkeler Çalıştayı, 2017, s. 125-127.
52-) Yasemin IŞIKTAÇ, “Yargıcın Hukuk Yaratma Fonksiyonu Üzerine Bir İnceleme”, İstanbul Barosu Dergisi, C. 62 (1998), S. 1-2-3, s. 83.
53-) https://www.yargitay.gov.tr/documents/ek1-1548744499.pdf (E.T. 04.09.2019)
54-) “Nişanlısı telefona çıkmayınca: Savcı, polisi alıp sabaha karşı kız yurdu bastı”, http://www.diken.com.tr/nisanlisi-telefona-cikmayinca-savci-polisi-alip-sabaha-karsi-kiz-yurdu-basti/ (E.T. 04.09.2019) ;”MEB yönetimi isyan etti: Diyarbakır’da 14 öğretmene halı saha yüzünden gözaltı”, http://www.diken.com.tr/meb-yonetimi-isyan-etti-diyarbakirda-14-ogretmene-hali-saha-yuzunden-gozalti/ , (E.T. 04.09.2019) .
5-) “14 öğretmeni halı sahada gözaltına aldıran savcı Diyarbakır merkeze atandı”, http://www.diken.com.tr/14-ogretmeni-hali-sahada-gozaltina-aldiran-savci-diyarbakir-merkeze-atandi/ (E.T. 04.09.2019)
56-) https://www.yargitay.gov.tr/documents/ek1-1549524082.pdf (E.T. 04.09.2019).
57-) https://www.yargitay.gov.tr/kategori/114, (E.T. 06.04.2019).
58-) TÜGİAD’ın 1993 yılında yaptığı “2000’li Yıllara Doğru Türkiye’nin Önde Gelen Sorunlarına Yaklaşımlar II: Adalet” adlı araştırmada Türkiye’deki hukuk sistemi, adalet, hakim, savcı ve avukatlara duyulan güven saptanmaya çalışılmıştır. Kendi üyeleri arasında yapılan araştırma sonucu adalete ve hukuk sistemine güvenenlerin oranı %3.3, güvenmeyenlerin oranı ise %90.2 çıkmıştır. Yine 1996 yılında Bahri Öztürk tarafından yürütülen bir araştırmada halkın %62’sinin kovuşturma makamlarına güvenmediği sonucu ortaya çıkmıştır. 1997 yılına ait Bahri Öztürk’ün hazırladığı bir başka raporda da halkın %77.79’u yargının iyi işlemediğine ve bağımsız olmadığına inanmaktadır (Hayrettin ÖKÇESİZ, “Yargıya Güven Gereksiniminin Karşılanması Zorunluluğu, Yargıda Yozlaşma Göstergeleri ve Yargıda Reform İçin Öneriler”, HFSA, S. 5, 2002, s. 124-125). Günümüzde de yargıya güven daha da fazla azalmaktadır.
59-) ÖKÇESİZ, 2002, s. 125.
60-) JAYAWICKRAMA, 2002, s. 1091.
61-) SANCAR, 2000, s. 186; WENDEL, 2007, s. 4-5.
KAYNAKÇA
- AKIN, İbrahim – AKIN, Tansu: Yargı Etiği, Melike Ofset, Ankara 2013.
- ARISTOTELES: Nikomakhos’a Etik, çev.: Saffet Babür, Kebikeç Yayınları, Ankara 2005.
- DWORKIN, Ronald: Law’s Empire, The Belknap Press of Harvard University Press, Cambridge, Massachusetts 1986.
- DWORKIN, Ronald: Hakları Ciddiye Almak, çev.: Ahmet Ulvi Türkbağ, Dost Kitabevi, Ankara 2007.
- Ethics and Integrity Commission, Code of Judicial Ethics Commentary, Ljubljana 2016.
- HANKIN, Gregory: “Ethics and Law”, International Journal of Ethics, Vol. 33, No.4, July 1923.
- IŞIKTAÇ Yasemin: “Yargıcın Hukuk Yaratma Fonksiyonu Üzerine Bir İnceleme”, İstanbul Barosu Dergisi, C. 62, S. 1-2-3, 1998.
- İNCEOĞLU Sibel: “Karşılaştırmalı Hukukta Yargı Etiği”, Etik İlkeler Çalıştayı, Ed.: Mustafa Yıldırım – Gözde Hülagu, Antalya 2017.
- JAYAWICKRAMA, Nihal: “Developing a Concept of Judicial Accountability – The Judicial Integrity Group and the Bangalore Principles of Judicial Conduct”, Commonwealth Law Bulletin, Vol. 28, No. 2, 2002.
- Judicial Office For Scotland, Statement of Principles of Judicial Ethics for the Scottish Judiciary, April 2010.
- KEILITZ, Ingo: “Viewing Judicial Independence and Accountability through the “Lens” of Performance Measurement and Management”, International Journal for Court Administration, Vol. 9, No. 3, December 2018.
- KENNEDY, Duncan: “The Distinction Between Adjudication and Legislation”, Philosophy of Law Classic and Contemporary Readings, Ed.: Larry May – Jef Brown, Blackwell, Oxford 2010.
- KOCHENOV, Dimitry: EU Enlargement and the Failure of Conditionality, Kluwer Law International, 2008.
- KÜBLER Friedrich: “Hukuk Devletinde Yasama ve Yargı Organlarında Meslek Etiği”, Etik ve Meslek Etikleri, Der.: Harun Tepe, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara 2000.
- MAK, Elaine: “Researching Judicial Ethical Codes, or: how to eat a mille-feuille?”, International Journal for Court Administration, Vol. 9, No. 2, December 2018.
- ÖKÇESİZ, Hayrettin: “Yargıya Güven Gereksiniminin Karşılanması Zorunluluğu, Yargıda Yozlaşma Göstergeleri ve Yargıda Reform İçin Öneriler”, HFSA, S. 5, 2002.
- ÖZKAN, Gürsel: “Yargı Etiği, Yargıya Güven ve Şeffaflık”, Yargıtay Etik, Şeffaflık ve Güven Projesi Açılış Sempozyumu, Ankara, 13-14 Nisan 2017.
- RAWLS, John: Justice as Fairness: A Restatement, Ed.: Erin Kelly, The Belknap Press of Harvard University Press, Cambridge, 2003.
- SANCAR, Mithat: Devlet Aklı Kıskacında Hukuk Devleti, İletişim Yayıncılık, İstanbul 2000.
- SOLUM, Lawrence: “Virtue Jurisprudence: An Areatic Turn”-Draft, October 19, 2004.
- T.C. Adalet Bakanlığı Avrupa Genel Müdürlüğü, Yargı Etiği ve Yargı Bağımsızlığı Konusunda Uluslararası Belgeler, Ankara Eylül 2004.
- TEPE, Harun: “Yargı Etiği’ ya da Yargıda Etik: Yargı Nasıl Etik Olur?”, Hacettepe HFD, S. 7(1), 2017.
- TEPE, Harun: “Kurum Kültürü ve Etik İlişkisi”, Etik İlkeler Çalıştayı, Ed.: Mustafa Yıldırım – Gözde Hülagu, Antalya 2017.
- The Judicial Integrity Group, Commentary on the Bangalore Principles of Judicial Conduct, March 2007.
- UYGUR, Gülriz: “Yargı Kararlarında Etik İlkeler”, Yargıtay Etik, Şeffaflık ve Güven Projesi Açılış Sempozyumu, Ankara, 13-14 Nisan 2017.
- UYGUR, Gülriz: “Ön Çalıştay Sonuçlarının Değerlendirilmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ile Etik İlişkisi”, Etik İlkeler Çalıştayı, Ed.: Mustafa Yıldırım – Gözde Hülagu, Antalya 2017.
- ÜNAL ÖZKORKUT, Nevin: “Yargı Bağımsızlığı Açısından Osmanlı’da ve Günümüz Türkiyesi’nde Yargıya Genel Bir Bakış”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.57, S. 1, 2008.
- VAN DIJK Frans – VOS Geoffrey: “A Method for Assessment of the Independence and Accountability of the Judiciary”, International Journal for Court Administration, Vol. 9, No.3, December 2018.
- WENDEL, Brad: “Jurisprudence and Judicial Ethics”, Cornell Law School Legal Studies Research Paper Series, No. 8 – 9, 2007.
İNTERNET KAYNAKLARI
- https://www.yargitay.gov.tr/documents/ek1-1548744499.pdf (E.T. 04.09.2019)
- http://www.diken.com.tr/nisanlisi-telefona-cikmayinca-savci-polisi-alip-sabaha-karsi-kiz-yurdu-basti/ (E.T. 04.09.2019)
- http://www.diken.com.tr/meb-yonetimi-isyan-etti-diyarbakirda-14-ogretmene-hali-saha-yuzunden-gozalti/, (E.T.04.09.2019)
- http://www.diken.com.tr/14-ogretmeni-hali-sahada-gozaltina-aldiran-savci-diyarbakir-merkeze-atandi/ (E.T. 04.09.2019)
- https://www.yargitay.gov.tr/documents/ek1-1549524082.pdf (E.T. 04.09.2019).
- https://www.yargitay.gov.tr/kategori/114, (E.T. 06.04.2019).
Amasya Genelgesi – Amasya Tamimi
Amasya Genelgesi – Amasya Tamimi

Agora Derneği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi
Agora Derneği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi, İzmir merkezli sivil toplum faaliyeti yürütmekte olan Agora Derneği tarafından ilan edilmiştir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir anlayışı ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.

Agora Derneği Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi
Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir anlayışı ortaya koymak amacıyla hazırlanan bu belge, Türkiye’nin 1985’de imzalayarak taraf olduğu Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), 2011 yılında imzaladığı Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) ve Anayasa’nın 10. Maddesini temel alarak Agora Derneği’nin bütün organlarının toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olarak hareket edeceğini ve ayrımcılığın önlenmesine ilişkin özel önlemleri hayata geçireceğini taahhüt eder. Bu bağlamda Agora Derneği, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin toplumsal yaşamın her alanında temel bir sorun olduğunu kabul ederek toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlik ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve eşitlik anlayışının derneğin tüm organlarında ve tüm faaliyetlerinde benimsenmesi için çalışmalar yapmayı taahhüt eder:
1. Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin farkındalık yaratmak amacıyla kendi üye ve gönüllülerine yönelik düzenli çalışmalar yapmak,
2. Derneğin tüm faaliyetlerinde ve rutin işleyişinde toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı söz ve ifadelerin kullanılmaması, tutum ve davranışlar sergilenmemesi için gerekli önlemleri almak,
3. Şiddet, cinsel taciz, cinsel saldırı ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ile her alanda mücadele etmek,
4. Çalışma alanlarına giren konularda, bu konuların ayrılmaz bir bileşeni olan toplumsal cinsiyet eşitliğini izlemeye ilişkin çalışmalarda bulunmak
İki Şafak Arasında
İki Şafak Arasında (Between Two Dawn), 2021 yılı Kasım ayında vizyona girdi. Hukukçu Yönetmen Selman Nacar’ın ilk uzun metrajlı filmi, seyirciyi hukuk, etik ve adalet kavramları üzerine düşünmeye davet ediyor. 
Filmin Konusu
Daha önce kısa filmleri ile bilinen Selman Nacar’ın ilk uzun metrajlı filmi ‘İki Şafak Arasında’, bir Anadolu kasabasında, ağabeyi ile birlikte yönettiği aile şirketinde yaşanan bir iş kazası sonucunda, aile, toplum ve ticaret ilişkilerini biçimlendiren siyasi yapıyla vicdanı arasında sıkışıp kalmış Kadir’in (Mücahit yaşamından kesitler sunuyor. Yönetmenin memleketi olan Uşak ilinde çekilen film, bir aile işletmesi olan tekstil boyama fabrikasında gerçekleşen iş kazasının ardından bir gün içinde yaşanan gelişmeleri ele alıyor.
Kadir, akşam sevdiği kızın ailesiyle tanışacağı için oldukça heyecanlıdır. Ancak babasının tekstil fabrikasında iş kazasının gerçekleştiğini öğrendiğinde planları değişir. Kazayı işçinin ailesine söylemeyi üstelenen Kadir, işçinin ailesi için elinden geleni yapmaya hazırdır. Bu süreç içerisinde Kadir, hayatını üstüne kurduğu tüm değerlerin sarsıldığını hissetmeye başlayacaktır. Ailenin küçük oğlu Kadir’in, kazanın hukuki sorumluğundan en hafif şekilde sıyrılmak isteyen ailesiyle vicdanı arasında yaşadığı ikilem ve ahlaki bir karar verme konusundaki zorluk üzerinden kurgulanan film izleyiciyi de aynı hesaplaşmanın içine çekiyor.
Filmin Aldığı Ödüller
Dünya prömiyerini San Sebastian Film Festivali’nde yapan film, 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü ve Cahide Sonku Ödülü; Boğaziçi Film Festivali’nde En İyi İlk Film Ödülü ve En İyi Erkek Oyuncu Ödülü; Sırbistan Free Zone Film Festivali’nde ise En İyi Film Ödülü’ne layık görüldü. Önümüzdeki günlerde ise 39. Torino Film Festivali Ana Yarışmada İtalya Prömiyerini gerçekleştirecek.

Yönetmen Selman Nacar: “Hukuk okumuş olduğum için hukuki meseleler, adalet, vicdan, ahlak, etik gibi konular üzerine çok uzun zamandır düşünüyorum. Bu meseleler genelde daha teorik veya entelektüel bir boyutta tartışılır. İnsanlar kendilerini ilgilendirmeyen bir mesele olduğunda üzerine çok rahat konuşabilirler, analitik gözlemler yapabilirler. Ancak bu tür durumlar kendilerinin veya yakınlarının başına geldiğinde sordukları sorulara daha zor yanıt verirler; düşünme süresi uzar. Orada uzayan süre benim çok ilgimi çekiyor; çok sinematografik buluyorum. Biraz bunun üzerine gitmek istedim. Seyircinin zamanı hissetmesini, o iki şafak arasını yaşamasını istedim.”

Çok Tuhaf Soruşturma
Çok Tuhaf Soruşturma, başrollerini Tuncel Kurtiz, Ferhan Şensoy, Baykal Kent ve Rasim Öztekin’in paylaştığı, konusu Ferhan Şensoy’a ait tiyatro oyunudur.
Türkiye’deki adalet mekanizmasının işleyiş biçimindeki yanlışlar, hapishanelerdeki uygulamalar ve insan hakları gibi konuları, kara mizah şeklinde anlatır.
Çok Tuhaf Soruşturma isimli Tiyatro, 2004 yılında, “Pardon” isimli filme uyarlanarak beyaz perdede izleyiciyle buluşmuştur.

Özet
Gösterim Tarihi |
13 Mart 1998 |
Tür |
Komedi, Dram |
Süre |
155 dakika |
Yönetmen |
Ferhan Şensoy |
Oyuncular |
Tuncel Kurtiz – Ferhan Şensoy – Baykal Kent – Rasim Öztekin – Levent Ünsal – Ali Çatalbaş – Parkan Özturan – Erkan Üçüncü – Özkan Aksu – Saygın Delibaş |
Senaryo |
Ferhan Şensoy |
Kostüm – Kamera |
Ferhan Şensoy – Ömer Şahin |
Dekor – Işık / Efekt |
Saim Bugay – Hüseyin Ulaş |
16 yıl askerlikten kaçan İbrahim sonunda yakalanır ve askere alınır. İzninde Ankara’ya arkadaşı Muzafferin yanına gider ve işlemedikleri üç ayrı suçtan dolayı yakalanırlar. İfadeleri sırasında Muzafferin İbrahim’i tanımadığını iddia etmesiyle olaylar sarpa sarar. İşkence görmekten korktukları için kendilerine verilen belgeleri imzalayan iki arkadaş işlemedikleri suçları kabul etmiş olur. Polisin, diğer suç ortağını söylemeleri halinde serbest kalacaklarını söylemesi üzerine büfe işleten Aydın’ın adını verirler ve olaylar gelişir. Yanlışlıkla hapse düşen ve suçsuz olarak altı yıl üç ay içeride yatan üç arkadaş bu süre sonunda suçsuzluğu anlaşılarak salıverilir. İbrahim altı yıl hapis yattıktan sonra tekrar Siirt’e askere alınır. Tiyatro, bir adamın başından geçen tutuklanma, soruşturma ve hapis süreci çerçevesinde, Türkiye’deki adalet mekanizmasının işleyiş biçimindeki yanlışlar, hapishanelerdeki uygulamalar ve insan hakları konularını trajikomik bir biçimde anlatmaktadır.
Bir Ağır Ceza Reisinin Anıları
Çorum olayları, tarihten ibret almak bakımından her vatandaşı ilgilendirir.

“1977-1980 yıllarında Çorum’un Alaca ilçesinde Asliye Ceza Hakimi idim. Türkiye, tümüyle sağ- sol diye ikiye ayrılmıştı.
Alaca’da, sağ ve sol görüşlü vatandaşlar ayrı mahallelerde oturuyorlardı. Geceleri taraflar birbirlerine ateş açıyor, adeta gökyüzü aydınlanıyordu. Merzifon’dan bir bölük asker geldi. Kavgalı iki mahallenin arasına yerleştiler. Geceleri iki taraf ateş ederken arada bir de bölük ateş ediyordu. Solcuların yola kurdukları barikatı kaldırtamadık. Bizim istediğimiz bir heyet gelsin görüşelim diyorlardı. Kaymakam, savcı, yüzbaşı toplandık. Kaymakam ve Yüzbaşı “Teröristlerle mi görüşeceğiz, ateş açıp yerle bir edelim.” dediler. En tecrübeli bendim. “Kadınları, çocukları barikatın başına yığmışlar, ateş açarsak onları öldürebiliriz.” dedim, görüşmeye razı oldular. Onların istediği kişileri (müftü ve Halkevi müdürünü) gönderdik.
Çorum’da yüze yakın insan ölmüştü.”
Yazar
1946 yılında Çankırı ili, Kurşunlu ilçesi, Sarıalan köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okudu. 1957-1963 yılları arasında Çankırı Vakıflar Talebe Yurdu’nda kalarak Çankırı Ortaokulu ve Lisesi’ni bitirdi. 1963 yılı yaz aylarında Öğretmen Yetiştirme Kursu’na katılarak Kastamonu Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde okurken bir yandan da Afyon ve Çankırı’nın köylerinde öğretmenlik yaptı. 1970 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1974 yılında kura ile Yozgat/Çekerek Hakimliğine atandı. Çorum/Alaca Ceza Hakimliği, Afyon/ Dinar Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Yargıtay Tetkik Hakimliği görevlerinden sonra 2003 yılında kendi isteğiyle elli dokuz yaşında iken emekli oldu.
Yazar Yayınlanmış Diğer Eserleri
• Orman Kanunu
• Cezaların İnfazı Hakkında Kanun
• Sabıka Kaydının Silinmesi, Yasal Hakların iadesi
• Orman Yasası İle Ilgili Genel Kurul Kararları
• Yeni ve Eski Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu
• Bozkırın Sesi Şiirler (Şiir kitabı)
• Dayan Yüreğim (Şiir kitabı)
Carl Schmitt’in Hukuk Düşüncesinde Demokrasi ve Diktatörlük Tartışması
Carl Schmitt‘in Hukuk Düşüncesinde Demokrasi ve Diktatörlük Tartışması, Suat Kutay Küçükler tarafından kaleme alınmıştır. Eser, Felsefe- Felsefe Tarihi- Sosyoloji kategorisinden 2023 yılı Aralık ayında, On İki Levha Yayıncılık tarafından okuyucu ile buluşturulmuştur.
ARKA KAPAK YAZISI
“Bu kitap, Carl Schmitt’in demokrasi ve diktatörlük üzerine düşüncelerini politik felsefenin sorgu sahasında ele almayı amaçlayarak Schmitt’i kendi döneminin polemikleri arasında konumlandırmaktadır. Bu amaçla Weimar dönemi hukukçuları üzerinde önemli etkisi olan Carl Friedrich Wilhelm von Gerber ve Paul Laband’ın anayasa düşünceleri ekseninde Alman İmparatorluğu’nun hukuk mirası incelenmiştir. Weimar Cumhuriyeti’nin krizlerle şekillenen politik atmosferi, politik felsefe açısından verimli tartışmaların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu tartışmaların izi; dönemin hukukçularından Gerhard Anschütz, Richard Thoma, Georg Jellinek, Hans Kelsen ve Hermann Heller’ın demokrasi ve diktatörlük tartışmasına kaynaklık eden düşünceleri üzerinden sürülmüştür. Schmitt, çoğunluğu 1920’li yıllara denk gelen anayasa hukuku çalışmaları ile Weimar dönemi hukuk tartışmaları arasında belirleyici bir yerde durmaktadır. Schmitt ile anayasanın koruyuculuğu ve parlamentarizm hakkında polemiğe giren düşünürler, kitabın ayrı bir bölümünün konusunu oluşturmaktadır. Politik felsefenin güncel bir uğrağı olmayı sürdüren Schmitt’in demokrasi ve diktatörlük üzerine düşünceleri, çağdaş dünyanın karşı karşıya kaldığı demokrasi sorunlarının derinleştirilmesinde verimli bir kaynaktır. Bu kitabın amaçları arasında, kendi tarihsel bağlamı içerisinde Schmitt’in devlet düşüncesinin spesifik bir incelemesini yapmanın yanında, kendisini diktatörlüğün karşısında konumlandıran liberal demokrasi anlayışını tartışmaya açmak da bulunmaktadır.”
KİTABIN KONU BAŞLIKLARI
- Alman İmparatorluğu’nun Hukuk Mirası: Gerber ve Laband
- Weımar Cumhuriyeti’nde Anayasa ve Demokrasi Tartışmaları
- Carl Schmitt’in Demokrasi ve Diktatörlük Kavrayışı
- Weımar Cumhuriyeti’nde Polemikler
GİRİŞ
BİRİNCİ BÖLÜM
ALMAN İMPARATORLUĞU’NUN HUKUK MİRASI: GERBER VE LABAND
1.1. Alman İmparatorluğu’nda Pozitivist Okul’un Ortaya Çıkışı
1.2. Pozitivist Okul’un Hukuk Anlayışı ve Kişi Olarak Devlet
1.3. Pozitivist Okul’da Anayasanın Koruyucusu Bahsi
İKİNCİ BÖLÜM
WEIMAR CUMHURİYETİ’NDE ANAYASA VE DEMOKRASİ TARTIŞMALARI
2.1. Weimar Anayasası Üzerine Genel Bir Değerlendirme
2.2. Gerhard Anschütz: Demokrasi ve Milliyetçilik Karşıtlığının Kırılması
2.3. Richard Thoma: Demokrasinin İmkanı Olarak Liberal Demokrasi
2.4. Georg Jellinek: Anayasanın Sınırlarını Tanımak
2.5. Hans Kelsen: Saf Hukuk Kuramı ve Göreci Demokrasi
2.6. Hermann Heller: Demokrasi ve Toplumsal Homojenlik
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
CARL SCHMITT’İN DEMOKRASİ VE DİKTATÖRLÜK KAVRAYIŞI
3.1. Politik Kararın Estetik Örtüsü: Politik Romantizm
3.2. Egemenlik Sorunu Ekseninde Diktatörlük
3.3. Bir Egemenlik Sorgusu: Politik Teoloji I
3.4. Demokrasi ve Parlamentarizm Eleştirisi
3.5. Anayasa ve Anayasal Yasa
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
WEIMAR CUMHURİYETİ’NDE POLEMİKLER
4.1. Anayasanın Koruyucusu Tartışması
4.2. Schmitt’in Parlamentarizm Eleştirisi Karşısında Kelsen ve Thoma’nın İtirazları
SONUÇ
Yazar Suat Kutay Küçükler Hakkında
1997 yılında Kırklareli’nde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 2019 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünden yüksek onur derecesi ile mezun oldu. Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Anabilim Dalında “Carl Schmitt’in Hukuk Düşüncesinde Demokrasi ve Diktatörlük Tartışması” başlıklı tezi ile yüksek lisans derecesi aldı. Doktora öğrenimini de aynı kurumda sürdürmektedir. Kurucusu olduğu Noktasız Dergi’nin yayın yönetmenliğini yürütmektedir.
Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketleri Mesleki Etik İlkeleri
Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketleri Mesleki Etik İlkeleri, 21.11.2012 tarih, 6361 no’lu Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’nun ilgili maddelerine göre kurulan Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Birliği tarafından 30.04.2015 tarihinde ilan edilen etik ilkelerdir.
Birlik, meslek ilkelerini belirlemek suretiyle üyelerin birlik ve mesleğin gerektirdiği disiplin içinde ekonominin ihtiyaçlarına uygun olarak çalışmalarını sağlamak; üyelerinin uyacakları meslek ilkeleri ve standartlarını belirlemek ve haksız rekabeti önlemek için çalışmalar yapmaktadır.
Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketleri Mesleki Etik İlkeleri
Genel Hükümler
Amaç ve kapsam
Madde 1-Birlik üyesi şirketlerin, gerek birbirleri, gerek müşterileri ve hissedarları gerekse de çalışanları ve diğer kurumlar arasındaki her türlü iş ve işlemlerinde uygulanacak Birlik Mesleki Etik İlkelerinin temel amacı; finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinin iştigal konularıyla alakalı olarak sektörlerde mesleki saygınlık duygusunun sürekliliğinin sağlanması, istikrar ve güvenin korunmasıdır.
Bu düzenlemede geçen “Birlik üyesi Şirketler” sözcüğü, Birliğimiz üyesi Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerini kapsamaktadır.
Hukuki dayanak
Madde 2- Bu etik ilkeler 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanununun 41 ve 42.3 maddeleri ile 25.07.2013 yürürlük tarihli Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Birliği Statüsü’nün 4’üncü maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.
Genel ilkeler
Madde 3- Mali piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması, ekonomik kalkınmanın gereklerini de dikkate alarak, kredi sistemlerinin etkin şekilde çalışmasının sağlanması, ekonomide önemli zararlar doğurabilecek işlem ve uygulamaların önlenmesinin yanı sıra toplumsal yararın gözetilmesi ve çevrenin korunması amacıyla Birlik üyesi şirketler aşağıda belirtilen genel ilkeler doğrultusunda faaliyet gösterir.
Birlik üyesi Şirketler;
a) Dürüstlük
Faaliyetlerini yerine getirirken müşterileri, çalışanları, hissedarları, grup şirketleri ve diğer sektör şirketleri (finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri), kurum ve kuruluşlar ile olan ilişkilerinde dürüstlük ilkesine bağlı kalırlar.
b) Tarafsızlık
Gerek çalışanları gerekse müşterileri arasında ayrim gözetmez, önyargılı davranışlardan kaçınırlar. Müşterilerine hizmet sunarken ulus, din, finansal ve toplumsal statü, cinsiyet gibi farklılıklar gözetmezler.
c) Güvenilirlik
Tüm hizmet ve işlemlerde, müşterilere karşılıklı güven anlayışı içerisinde açık, anlaşılır ve doğru bilgi verirler, müşteri hizmetlerini zamanında ve eksiksiz yerine getirirler.
d) Şeffaflık
Müşterilerini; kendilerine sunulan ürün ve hizmetlere ilişkin hak ve yükümlülükler, yarar ve riskler gibi konularda açık, anlaşılır ve net biçimde bilgilendirirler.
e) Toplumsal Yararın Gözetilmesi ve Çevreye Saygı
Tüm faaliyetlerinde karlılık yanında, toplumsal yararın gözetilmesi ve çevreye saygı ilkeleri ışığında Sosyal ve kültürel etkinliklere destek sağlamaya özen gösterirler.
f) Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerinin Aklanması ile Mücadele
Uluslararası normlar ve ulusal mevzuat hükümleri çerçevesinde, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması, yolsuzluk ve benzeri suçlarla mücadeleyi önemli bir ilke olarak benimseyerek gerek kendi aralarında, gerekse konuyla ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla ve yetkili mercilerle işbirliği yapmaya özen gösterirler. Kendi iç bünyelerinde de bu amaca yönelik gerekli önlemleri alır ve personeli için eğitim programları düzenlerler.
g) İçeriden Öğrenenlerin Ticareti
İçeriden öğrenilen bilgilerin kullanımının önlenmesi için gerekli her türlü tedbiri alırlar.
Birlik Üyesi Şirketlerin Kamu Kurum ve Kuruluşları ile ilişkileri
Kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkiler
Madde 4-
(1) Birlik üyesi şirketler; kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkilerinde, dürüstlük, hesap verebilirlik ve saydamlık ilkeleri doğrultusunda hareket eder, mevzuat gereği denetim ve kontrol amacıyla istenen bilgi, belge ve kayıtların doğru, eksiksiz şekilde ve zamanında iletilmesi konularına özen gösterirler.
(2) Birlik üyesi şirketler, münhasıran şirketlerini ilgilendiren konular dışında, sonuçları itibariyle sektörleri bağlayıcı nitelikte olabilecek konularda kamu kurum ve kuruluşlarından görüş almadan önce Birliği bilgilendirirler.
Birlik Üyesi Şirketler Arası İlişkiler
Şirketler;
Bilgi Alışverişi
Madde 5- Mevzuatın izin verdiği ölçüler çerçevesinde, birlik üyesi şirketler kendi aralarında her konudaki bilgi alışverişini doğru ve sistematik olarak gerçekleştirirler.
Personel Hareketleri
Madde 6- Personel istihdamı konusunda haksız rekabete yol açabilecek her türlü uygulamadan kaçınırlar.
İş Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca personel istihdamında sözleşme ve hareket serbestisi bulunmakla birlikte, eleman alımlarının diğer şirketlerin hizmetlerini kesintiye uğratmayacak ölçüde olmasına özen gösterirler.
Eski çalışanları hakkında diğer şirketler tarafından talep edilen bilgileri yanıtlarken objektif ve dürüst davranırlar.
Rekabet
Madde 7- Rekabeti, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri sektöründeki tüm şirketler arasında özgürce ekonomik kararlar verilebilmesini sağlayan, mevzuata uygun bir yarış olarak kabul ederler. Bu nedenle, serbest piyasa ekonomisi içerisinde sürdürdükleri faaliyetlerinde kendi menfaatlerinin yanı sıra,
a) genel olarak finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerine olan güvenin sürekli olması,
b) sektörlerin gelişimi için çaba sarf edilmesi,
c) ortak menfaatlerin gözetilmesi
ilkeleri çerçevesinde haksız rekabet oluşturan beyan ve davranışlardan kaçınırlar.
Bu ilke şirket tüzel kişilikleri açısından geçerli olduğu gibi, şirketlerin yöneticilerinin ve çalışanlarının beyan ve davranışlarını da içerir.
İlan ve reklamlar
Madde 8- Gerek kendi mali yapılarının gerekse birlik üyesi şirketlerin ürün ve hizmetlerinin tanıtım ve pazarlamasına ilişkin duyuru, ilan ve reklamlarında., yasal düzenlemelere ve genel ahlaka uygun, dürüst ve gerçekçi davranır, sektörlerin saygınlığına zarar verebilecek, itibarını zedeleyecek ve kamuoyunda yanlış tanınmasına sebep olabilecek her türlü hareketten kaçınırlar.
Duyuru, ilan ve reklamlarında diğer Birlik üyesi şirketleri ya da diğer Birlik üyesi şirketlerin ürün ve hizmetlerini kötüleyen nitelikteki ifade ya da ibarelere yer vermezler.
Birlik Üyesi Şirketlerin Müşterileri ile ilişkileri
Müşterilerin bilgilendirilmesi
Madde 9- Birlik üyesi şirketler, müşterilerine sundukları her türlü ürün ve hizmetlere ilişkin olarak, hizmet ilişkisinin her aşamasında ve her konuda, mevzuatta belirtilen sınırlamalara riayet etmek sureti ile doğru, eksiksiz ve zamanında bilgi aktarımı yaparlar.
Müşteri sırrı
Madde 10-Birlik üyesi şirketler, bilgi ve belge istemeye kanunen açıkça yetkili kişi ve merciler dışında müşterilere ilişkin her türlü bilgi ve belgeleri gizli tutmak ve özenle saklamak zorundadırlar.
Hizmet kalitesi
Madde 11-Birlik üyesi şirketler, hizmet kalitesini; müşteri ihtiyaç ve beklentilerinin verilecek nitelikli hizmetle karşılanabilmesinin ön koşulu sayarlar. Bu kavramın iki temel ögesi olan teknolojik altyapı ve nitelikli insan kaynağının, hizmet kalitesinde sürekli gelişime uygun kullanımı için özen gösterirler.
Tüm müşterilerine aynı kalitede ve aynı düzeyde hizmet sunarlar. Bununla beraber, hedef pazarın belirlenerek, organizasyonel yapının ve ürün yelpazesinin hedef kitleye göre farklılaştırılması ya da ayrı risk grubundaki müşterilere farklı yaklaşımlarda bulunulması, müşteriler arasında ayırım yapıldığı veya müşterilerin kategorize edildiği şeklinde yorumlanamaz.
Müşteri şikâyetleri
Madde 12- Birlik üyesi şirketler, müşterilerinin verilen hizmetlerden kaynaklanan her türlü sorularına cevap verecek bîr sistem kurarlar ve bu hizmetle ilgili bilgiyi müşterilerine bildirirler.
Müşteri şikâyetlerinin nedenlerini araştırarak, haklı şikayetlerin tekrarlanmaması için gereken önlemleri alırlar. Yakınmalara neden olan hatalı uygulamaların düzeltilmesi ve yinelenmesinin önlenmesi amacı ile çalışanlarını bilgilendirirler.
Güvenlik
Madde 13- Birlik üyesi şirketler, teknolojik gelişme, değişen hizmet kanalları nedeniyle her türlü hizmet ortamında işlem güvenliğinin sağlanmasına yönelik gerekli teknik ve hukuksal tüm önlemleri alırlar.
Aldıkları önlemlere ve müşteriler tarafından alınması gereken tedbirlere ilişkin müşterilerini bilgilendirirler.
Şirketlerin Çalışanları ile İlişkileri
Çalışanların genel nitelikleri
Madde 14 – Çalışanlarının, görevlerinin gerektirdiği bilgi, birikim ve sorumluluk duygusuna sahip kişilerden oluşmasına özen gösterirler.
İşe alma ve kariyer gelişimi
Madde 15- Çalışanlar arasında ayırım gözetmeksizin, gerek ise alınmada, gerekse kariyer gelişiminde eşit olanaklar sağlamaya özen gösterirler. İnsan kaynaklarını en iyi biçimde yönetme ilkesinden hareketle, çalışanlarının çağın ve mesleğin gerektirdiği bilgi düzeyine ulaşmaları amacıyla eğitim, kurs, seminer ve benzeri olanaklar sağlarlar.
Çalışanlarının mesleki yükselmelerinde; bilgi, yetenek ve kişisel başarı kadar, FKB Etik İlkeleri’ne bağlılık ve anılan ilkelerin uygulanmasındaki özeni de dikkate alırlar.
Temsil ilkeleri ve çalışma ortamı
Madde 16– Çalışanlarının; mesleğin saygınlığına uygun şekilde ve şirketlerini temsil ettiklerinin bilinci içinde, temiz ve bakımlı olmalarını öngören iç düzenlemeler yaparlar.
Tüm hizmet birimlerinde çalışanlarının motivasyonunun artırılması ve daha iyi koşullarda hizmet sunulması yönünde önlemler alır, sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının oluşturulmasını sağlarlar.
Mesai saatleri
Madde 17- İs yoğunluğuna uygun sayıda çalışan istihdamına özen gösterir, çalışanların mesai içerisinde maksimum verim alma yönünde organize eder, mesai saatleri dışına çıkılmaması ve çalışanlarının düzenli yıllık izin kullanmaları konularında azami çaba gösterirler.
Çalışanların hakları
Madde 18- Çalışanlarının tabi olduğu mevzuat hükümlerinden doğan haklarının zamanında ve eksiksiz olarak sağlanmasına özen gösterirler.
Çalışanların müşterilerle ilişkileri
Madde 19- Şirket çalışanlarının;
– müşterilerle borç-alacak, kefalet gibi etik ilkelerle bağdaşmayan ilişkilere girmelerini,
– mevcut veya potansiyel müşterilerden hediyeler almalarını,
– konumlarını kullanarak, gerek kendi iş ortamlarından gerekse müşterilerinin iş olanaklarından
kişisel çıkar sağlamalarını engelleyici iç düzenlemeler yaparlar.
Birlik üyesi Şirketlerin çalışanlarının Uyacakları Meslek Kuralları ve Etik ilkeler
Meslek kuralları ve çalışanların uyacakları etik ilkeler
Madde 20- Şirket çalışanları;
a) görevlerini yerine getirirken yürürlükteki mevzuata uymak,
b) müşterilerini, kendilerine sunulan ürün ve hizmetlerin sağlayacağı fayda ve doğuracağı riskler konusunda bilgilendirmek,
c) aynı hizmeti alan müşterilere tarafsız ve adil hizmet sunmak,
d) sıfat ve görevleri dolayısıyla şirketlerine ve müşterilerine ait öğrendikleri sırlan, bu konuda kanunen açıkça yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklamamak,
e) çalışma ve davranışlarında şirketin itibar kaybına sebebiyet vermemek,
f) “Ticari işletme” veya “Esnaf işletmesi” sayılmalarını gerektiren faaliyetlerde bulunmamak,
g) adalet, doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik ve sosyal sorumluluk prensiplerine aykırı davranışlarda bulunmamak,
h) görevlerini gerçekleştirirken diğer çalışanlar ile saygılı ve özenli iletişim kurmak suretiyle ortak amaçlar yönünde işbirliği sağlamak,
i) şirkete ait varlıkları ve kaynakları verimsiz ve amaç dışı kullanmamak,
j) görev ve sıfatlarını kullanarak, gerek kendi iş ortamlarından gerekse müşterilerinin olanaklarından kişisel çıkar sağlamamak,
k) kendilerine yapılan menfaat sağlamaya yönelik teklifleri derhal reddetmek, yetkili makamlara ve amirlerine bildirmek,
l) müşterilerle borç-alacak, kefalet gibi etik ilkelerle bağdaşmayan ilişkilere girmemek,
m) mevcut veya potansiyel müşterilerden teamül dışında hediyeler almamak,
n) hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında üstlendikleri görevlerle ilgili olarak hesap verebilme sorumluluğu içinde olmak ile yükümlüdürler.
Sektörlerle ilgili şirketlerin etik ilkelerinin geliştirilmesi
Madde 21-Şirketler, etik ilkelerin geliştirilmesi ve gerektiğinde değişiklikler yapılmasını sağlamak üzere, Birlik Yönetim Kuruluna diledikleri zaman öneriler getirebilirler.
Madde 22- Birlik Yönetim Kurulu bu Mesleki İlkelerin uygulanmasına yönelik olarak Mesleki Tanzim Kararları alabilir.
Şirketlerinin Birlik ile ilişkileri
Madde 23- Şirketler; FKB ile ilişkilerinde, dürüstlük ve şeffaflık ilkeleri doğrultusunda hareket eder, talep edilen bilgi, belge ve kayıtların doğru, eksiksiz şekilde ve zamanında iletilmesi konularına özen gösterirler.
Madde 24- Şirketler FKB’ nin;
a) paylaştığı diğer üye şirket bilgilerini,
b) kamu kurum ve kuruluşları ile yaptığı yazışmaları,
c) hizmet aldığı kurum ve danışmanları ile yaptığı anlaşmaları,
d) gizli olarak gönderdiği her türlü bilgi ve belgeyi
kamuoyuna açıklamazlar.
Diğer Hükümler
Uyumsuzlukların tespiti ve yaptırım
Madde 25-Şirketlerin etik ilkelere ve Mesleki Tanzim Kararlarına aykırı olduğu iddia edilen işlem veya eylemleri öncelikle ilgili sektör temsil kurullarında değerlendirilerek Birlik Yönetim Kurulu kararına sunulur. Birlik Yönetim Kurulu tarafından bu etik ilkelere aykırı hareket ettiği kararına varılan şirketler hakkında 6361 sayılı Kanunun 42.3 maddesi kapsamında idari para cezası kararı verilebilir ve ayrıca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na bildirilir.
Yürütme
Madde 26-Birlik Yönetim Kurulu bu mesleki etik ilkelerini Genel Sekreterlik aracılığı ile yürütür.
Yürürlük
Madde 27- Bu Birlik Mesleki Etik İlkeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

İstinaf ve Pusu Atan Riskler – Hilmi Şeker
[toggle title=”” state=”open”] Bu makale, Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete başlamasından kısa bir süre önce Yargıç Hilmi Şeker tarafından kaleme alınmış ve Güncel Hukuk Dergisi‘nde, 2016 yılında yayımlanmıştır. Güncelliğini koruyan bir soruna teşhis koyması bakımından okuyucuya yeniden sunulmasında fayda görülmüştür. [/toggle]
İstinaf ve Pusu Atan Riskler / Hilmi Şeker
İstinaf, hem gerçeklik hem de hukuki denetim işlevi üstlenen hibrit bir derece mahkeme ve muhakemesidir. Denetleyerek yargılamak, yargılayarak denetlemek onu öncül ve ardılından ayıran özelliğidir. Gerçeklik ile hukuki denetim yargısı arasında takrip üzerinden gelişen yarışı, politik iradenin bu mahkemelerden beklentisi tayin eder. Saf bir istinaf, gerçeklik kaygısı yüksek, yargılayarak denetlemeyi misyon edinirken, seyreltilmiş istinaf, gerçeklik yargısının payını, hukuki denetim yararına olabildiğince genişleten bir istinaf formuna tekabül eder. Buradan bakıldığında, istinafın seçilmiş görülemezlik sebeplerini nitel ve nicel sebeplere yaslayarak çoğaltmakla dengeyi görece gerçeklik yargısı aleyhine bozduğunu söyleyebiliriz. Duruşma yapma marjının 353 ve öncesi sebeplerin bakiyesine yaslanması ya da usul ağırlıklı nedencelerle tahdit edilmesi, sebeplerle daraltılmış bir yargılama zorunluluğuna tekabül eder. Uygulamanın duruşma yasağının kapsamını genişletme potansiyeli istinafın hesaba katması gereken bir parametredir.
Duruşma hakkı, her zamanki gibi görecelidir. Onu göreceli kılan standartlarla kısıtlanan enerjisidir. Mazeret bildirmeden ve giderleri finanse etmeden duruşmaya katılmamak yoklukta karar sebebidir. Tahkikatın, duruşma hakkına muhtaç olduğu hallerle mahdut olmak üzere yargılamaya özürsüz katılmamak, istinaf başvurusunun reddi sebebidir. Bu oldukça katı bir yaptırımdır. İlkinde istinaf mevcutlarla sınırlı bir hüküm inşa ederken, duruşma hakkından icabet etmemek usuli red nedenidir. Duruşmaya mazeretsiz gelmemek, çekinik kalmak nevi şahsına münhasır bir feragat biçimi olarak betimlenmektedir. Duruşmaya mazeretsiz katılmamak sistemin, AİHS’in duruşma hakkından feragate ilişkin paradigmasına açıktan meydan okuyan bir okuma ve eyleme biçimidir.
Duruşma hakkının mazerete sığınma olanağı, mazereti istinaf duruşmasının gözdesine dönüştürür. Pratiğin mazeret gerekçeleri üretme, gösterme ve servis etmedeki kayıtsızlık, yetersizlik ve başarısızlıkları başvuruyu bu konuda dikkatli olmaya, hatta habis alışkanlıklarıyla tez elden vedalaşmaya icbar eder. (mazeret için bkz İlkeler Işığında Ön İnceleme Kurumu, Hilmi Şeker, İstanbul Barosu, İstanbul 2010)

İşin başında Yargıtay’ın iş cetveli ve ilke kararına öykünme eğilimi, gerçeklik yargısının başarı şansını azaltmaktadır. Raportör ve tetkik hakimlik kurumundan yoksunluk, iş potansiyeli-yargıç sayısı-makul süre ve adalet talebi arasındaki rekabetin insaf sınırını zorlayacağını göstermektedir. Gerçeklik yargısının istisnai olmasının, dörtlü potansiyelin yarattığı riskle ittifak etmesi, gerçeklik yargısının objektif ve sübjektif sınırlarında denetlenemeyen eylemli bir daralmaya yol açacağı beklenmektedir. Daralan bant; seyreltilmiş istinafı, içtihat ve tecrübelerle sığlaştırılmış, yolunmuş ve yozlaştırılmış bir istinafa dönüştürmeye aday izlenimi yaratmaktadır. İşgücünün zayıflığı, adlileşen sistemle işbirliği yapma gizil gücü her daim yedektedir. Amilin uyanması veya harekete geçmesi, bir asır önceki deneyimin yinelenmesine neden olma gücü yabana atılmamalıdır. Bölge sayısının azalması, coğrafi sınırın genişlemesi, adlileşme ile geliştirdiği işbirliği, sistemin, işleyişi ve moral gücü üzerindeki başat bir baskıdır. Basıncın azalması istinaf hudutlarının olabildiğince daralması, alt yapısı tahkim edilmiş ve sayıları makul seviyeye çıkarılmış mahkemelerin ihdasıyla mümkün olabilir.
Yargı sistemimiz, olay yargısı ile zaman arasındaki tercihini ikincisinden yana kullanmayı yeğler. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı’nın, 5.1.4 sırasına belirginleşen bu akıl, istinafın gerçeklik yargısı/ olay mahkemesi ile makul sürede yargılama arasındaki soluksuz yarışı, hızlı/seri bir yargılamadan yana kullanıldığına delalet eder. Makul sürede yargılama ideali, deontolojik kaygılar ile teleolojik endişe arasındaki yarışın görece deontoloji yararına sonuçlandığı manasına gelir. Öteki deyişle, istinaf sisteminin güçlendirilmiş bir gerçeği arama ajanda ve formuna sahip olmadığını söylemek mümkün.
Dolayısıyla mahkemenin kuruluş felsefesinin olası başvuruların gerçeklik yargısı beklentisini karşılayan güçlü bir çözüm olmadığının ayırdında olmak gerekir. O halde başvurunun akıl haritası, tüm enerjisini ilk derece yargısına ayırması, ilk derece mahkemesinin kusurlarıyla mutlaka duruşma aracılığıyla baş etmeyi unutması gerekir. Hükmün deontolojiden aldığı eksiksiz bir lojistikle adalet talebine yerinde ve zamanında yanıt araması, hakkaniyete uygun bir yargılamayla çözüm üretmesi yasamanın umar ve meramıdır.
Mahkemenin uzun süre AB’ye girişi yavaşlatan eşiğin bir bileşeni olması, politik iradeyi bu eşiği kesin şekilde aşmaya zorladı. Zamanla yarışın yarattığı riskleri unutan yaklaşım, hız-zaman-kütle ilişkisini gözden kaçırdı. Bu zaaf, alt yapı ve organizasyon eksiklerini anımsatan direnç noktalarına rağmen atamaları gerçekleştirdi. Mahkeme kuruldu ancak, tamamlanmamış mekan istinaf sakinlerini, denetlemekle ödevli olduğu mahkemenin sığınak, arşiv ve asma katında konuşlanmaya icbar etti. Yarı aydınlık mekanların yarattığı psikolojiden yargılama ve hükmün etkilenme olasılığı, yargılama anlayışını duruşmayla özdeşleştiren aklın hesaba katmadığı, Japon Kaizen yapı modelini kahreden bir veri olarak üzerine düşeni yaptı.
Hatırı sayılır yargıç kitlesinin sistemden erken çekilerek atıl vaziyette tutulmasının makul sürede yargılama, usul ekonomisi ve yargı bütçesi üzerindeki külfeti istatistiklerin dikkatinden kaçmayacaktır. Özellikle makul süreye aykırı yargılamadan ötürü adli sicili kabarık olan bir sistemin, sınır ötesi şikayetlere beklediği kozu elden kolaylıkla teslim etmesi tartışılması gereken bir başka defodur.
Adliyenin kuytu ve koyaklarına yerleşen İstinaf mahkemesi, mühendislik ve mimari engelleri ardına alarak, hiç beklenmedik şekilde başvuru ile mahkeme arasına erişimi güçleştirecek bir bariyere dönüşmesi muhtemeldir. Bu durumun geçici olması, fiili imkansızlık adalete erişimin tolare edeceği bir özür olmaktan uzaktır.
Personelin çok özel nitelikteki bu yargılama departmanıyla uyumunu sağlayacak niteliklerle ne denli bağdaşır olduğu belirsizliğini korumaktadır. Atama ile göreve başlama arasındaki yarım yılı bulan sürenin yarattığı motivasyon kaybına, eklenen oryantasyon yetersizliği yurttaşın adalet talebi üzerindeki baskısını artıracaktır.
UYAP’ın yargılama sevdası ve yargılamayı sevk ve idare tutkusu mekan değiştirmektedir. Elektronik iş dağıtımının yargısal yetkileri gasp etmeye hazırlanması, bağımsızlığı tehdit eden genetiğinden ötürü yabana atılmaması gereken bir kalkışma biçimidir. Buton ve pencerelerin usulle uyumsuzluğunu giderecek teknik altyapının zayıflığı, istinaf yargısının örtülü ve inceltilmiş tekniklerle UYAP’ca teslim alınması manasına gelir. UYAP’ın idare tarafından işletilmesi ve idarenin sistemin inceliklerine egemen olması, bağımsızlık UYAP ilişkisinin ajandasına alması gereken bir meseledir.
İstinaf mahkemesi başkanının idari işlevinin, yargısal role başat hale getirilmesi, söz gelimi dosya okuma ödevinin dillendirilmemesi, incelemenin takdir marjına havale edilmesi, iş dağıtımında mutlak yetkilerle donatılması katı hiyerarşik ilişki inşasına verilen güçlü destektir. Toplu mahkemelerin genetiğiyle uyumsuz bakış açısı, başkan ile üyeler arasındaki yargıçlık ortak paydasını gölgede bırakmakla yetinmeyecek, adalet talebinin, yargıç katındaki diyalektiğinden beklentisini büyük ölçüde berhava edecektir. Karşı oy ve direnme kültürünün emekleyemediği bir sistemin, mutlak başkanlıkla ittifakı diyalogu monoloğa indirgeme gizil gücüne sahiptir. Dahası hiyerarşik bu form, tekçi bir yaklaşımı mahkemeye dayatarak, hükmün çoğulcu kaynaktan beslenme ihtimalini güvence olmaktan çıkararak, kişisel insaf ve tercihlere terk edecektir.
Yargıç bağımsızlığı açısından ciddi bir soruna tekabül eden bu ahval, bağımsızlığın mahkeme içi düzenleme ve pratiklerle sömürülmesine neden olma potansiyeli ağırlık kazanmaktadır. Yasamanın başkana verilen görevleri görece sıraladıktan sonra, son bentle yasanın tevdi ettiği başkaca yetkileri kullanmaya cevaz vermesi, başı sonu belirsiz bir yetkinin sömürüye amade edildiği manasına gelir. Başkanın, sınırları zorlayacak bir maksimum güce ulaşmasının yetki aşımıyla yapacağı dirsek temasının yargı bağımsızlığı ve iş barışı üzerindeki küllenmiş basıncının hesaplara dahil edilmesi gerekir.
İstinaf yargısı varlığını kendisinden önceki yargının yapmış olduğu usul ve esasa yönelik hataları belirlemek, sağaltmak veya sağaltılması için ait olduğu mahkemeye iade etmekle mahduttur. Sistem, istinafın görülebilirliği için kendine has eşikler inşa etmiştir. Eşiği: görülebilirlik testini aşmayan bir başvurunun usul ve esastan tartışılmasına izin vermeyen özgün bariyer olarak betimlemek mümkündür. Görülebilir nitelikteki başvuruların sayılı kusurlara sahip olması, başvurunun her istediğinde esastan tartışılmasını önlemektedir. Oldukça yüksek sayılan ve tutulan bu eşiğin aşılması, başvurunun esastan tartışılmasına olanak ve kolaylık sağlamaktadır.
Başvurunun yazgısını belirleyen hiç kuşkusuz gerekçelerdir. Öteki deyişle denetim, kural olarak başvuru nedenleriyle bağlı ve sınırlıdır. İstinaf sebeplerinin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini öteki deyişle maddi hukuk kuralına aykırı davranma, hatalı sonuca ulaşma veya usul kurallarına aykırılığın mevcudiyetinin sınanmasında başat rol oynayan hiç kuşkusuz nedencelerle donatılan gerekçelerdir. Dikkate alınmak isteyen bir başvuru, kendisini yeterince temellendirmek, somut nedencelerle donatmak mecburiyetindedir.
Burada temellendirme yek diğerinden bağımsız iki rol üstlenir. Bunlardan ilki istinaf yargısının görev tanımını belirlemek ve sınırlandırmak ikincisi ise, yerel mahkeme karar ve işlemlerine yönelik nedenleri gerekçelerle tahkim etmektir. Gerekçe ikna etmek, inandırmayı ve kabul edilebilirlikle ibralaşmayı sağlayan eşsiz buluştur. (bkz Esbab-ı Mucibe’ den Retoriğe Hukukta Gerekçe, Hilmi Şeker, Beta, İstanbul 2010) Burada gerekçe, istinafı inandırmaya, ikna etmeye özgülenen bir rol ve işlev üstlenmektedir. Gerekçe tahmin edilmeyecek denli tayin edicidir artık. Sıradan gerekçesiz ve dayanaksız bir dilekçenin kaideten istinaf sürecini başlatması imkansızdır. Gerekçesiz istinaf ayrıksıdır. İstisna ile temin edilmek istenen, kamusal beklentilerin sineye çekmekte güçlük çektiği veya tolare edemediği usul ve esas hataları seçerek, ayıklamak sisteme entegre edilmelerini önlemektir. Defolarla her yerde, zamandan ayrık olarak mücadele etmek, istinaf yargısının misyonu olmakla birlikte, başvurunun salt bu göreve bel bağlayarak, temellendirme görevinden kaçınmasının yaratacağı hayal kırıklığını akılda tutmak gerekir.
Başvurunun temellendirme yükümlülüğünü yerine getirmesi veya azaltmaması, mahkemelerin gerekçe ile ilgili ödev ve edimlerini vaktiyle ve tam olarak yerine getirmelerine bağlıdır. Gerekçeli karar tebliğ edilmeden bireyin başvuruya zorlanması, adil yargılanmanın hazmedemeyeceği ve hazzedemeyeceği ağır bir ihlaldir. İhlali ağırlaştıran, gerekçeye yaslanmak zorunda olan veya gerekçelere dayanarak istinafa gidecek olanları, zor ve meşakkatli yolculuğunda gerekçesiz yani bir başına bırakarak, savunma hakkından ve kanun yolundan mahrum eden yanıdır.
İstinafın özel ve genel koşullarla kabul edilebilirlik eşiğinin dörtlü bariyerle (344, 346, 351, 352) yükseltilmesine, gerekçeli başvuru zorunluluğu (342/2/e) ilave edildiğinde ortaya, epey tahkim edilmiş ve yükseltilmiş bir eşiğe ulaşıldığının gözden kaçırılmaması gerekir. Enine ve boyuna hacim kazanan bu girişin beklentilerini karşılamayan bir başvurunun esasa ilişkin özlemleriyle buluşması beklenmemelidir. Bu eş zamanlı olarak, kalite ve kantite yarışının başlangıcına tekabül eder. Dahası erişim hakkı ile eşiği vücuda getiren akıl arasındaki yarışın galibini, aklı başında kendini meşru, makul, hukuki ve doyurucu gerekçelerle bezeyen başvuru dilekçesi tayin edecektir. Bu bir çok başvurunun istinafı denemeden önce gözetmesi ve yabana atmaması gereken bir hüsnü kabul sebebidir. Seyreltilmiş istinaf, eşik üzerinden daraltılmış bir istinafla buluştuğunda, istinafın deontolojik ve teleolojik umarlara verilen güçlü bir yanıt olmak yerine, erişimi hatırı sayılır şekilde güçleştiren derece denetim ve muhakeme dizge ve mekanizması inşa ettiğinin bilinmesi gerekir.
İstinaf taraf usul işlemlerini değil, mahkemenin yargılarken yaptığı etik, deontolojik ve usul hatalarla, gerçeklik yargısının defoları üzerine inşa edilir. Dolayısıyla başvuru kendi kusurundan neşet etmeyen salt mahkemenin yaptığı hataları istinafa konu etmelidir. Başvurunun kendi hatalarını sömürmesi veya bir başkasına ciro ederek istinaftan yararlanması, denetim ve yargılama derecesinin büyüteç altına alınması gereken ciddi bir kusur motifidir.
Yasa yapıcının kesinleşme sınırını nicel ve nitel açıdan makul tutması (341), erişim hakkının hoş göreceği bir tasarruftur. Nicelik sınırının 25.000 TL ile tahdit edilmesi (341) kontrol edilemeyen enflasyon gözetildiğinde görece anlamlı gelebilir. Salt adalet beklentisi baz alındığında, ekonomik göstergelerin belirlediği bu eşiğin erişim hakkıyla hepten bağdaştığını söylemek güçtür. Rakamın iki katına çıkarılma olasılığın tahakkuk etmesi halinde- ki bu olasılık dillendirilmektedir-, erişim ile eşiği ören düzenin beklentileri arasında şiddetli bir kavganın düelloyla sonuçlanması ihtimal dahilidir. Eşiği yükselmesi, davaların ömrünün azalması ölçüsünde, bazı davaların gerçeklik yargısından beklentilerine hayal kırıklığı yaşatabilir. Eşiklerin trendi seçmesi, davaların istinaf ve öncesinde sonlandırılması isteğinin tezahür şeklidir. Zamanın damgasını vurduğu her eşik, görece gerçeklik yargısından feragat anlamına gelmektedir.
İstinaf yargısı dinlenmemiş ve yargılanmamışı yargılama, ilk derece yargısını ikame yeri değildir. Kendisini olgu, zaman, diyalog ve diyalektikle sınırlayan bu yargılama ve denetleme formu, dava konusunun revizyonunu soğuk karşılar. Objektif ve sübjektif sınırlarla burada kaideten oynama olanağı bulunmadığı gibi, delillerin tekamülü istisnalarla mahduttur. Buradan bakıldığında başvuru ve yargılamanın kötü niyetle etkin bir şekilde mücadele eden takvim ve zulaya sahip olmalıdır. Gösterilmemiş bir kanıt veya tanıtın burada sahne alması, HMK istisnai delil argümanıyla sınırlıdır ve bu yaklaşımın istinaf tarafından zorlanması aşkınlıktır.
Doğrudanlık ve yoğunluk ilkesi istinafın malum ve maruf zaafıdır. Zayıflığı yaratan hiç kuşkusuz doğrudan muhakemeye izin vermeyen daraltılmış coğrafi alanlardır. Alanın büyümesiyle doğru orantılı olarak adli yardımlaşma talep etmek ve yargı diplomasisini hareketlendirme ihtimali çoğalacaktır. Bu delillere erişip ona egemen olmayı engellediği gibi, yanların delillerle temas kurma ve çelişmeli yargı ilkesini sıcağı sıcağına yerinde tahakkuk ve uygulama kabiliyetini kısmak ve ortadan kaldırmak manasına gelir. Çelişmeli yargı ilkesi, eşitliğin ima yoluyla ürettiği ispat sahasının hayati olanak ve aparatıdır. Bundan yoksun kalan bir gerçeklik yargısının istinaf olma potansiyeli, koşut şekilde daralacağı ve azalacağını unutmamak gerekir.
Görev tanımının birden çok mahkeme tarafından üleşilme mecburiyetinin içtihat, emsal veya tecrübe çelişki veya çatışmasına neden olacağına ilişkin söylem karnından konuşan pratiğin endişesidir. Tikeli, çoğulu özümsememiş, aynılık ve benzerlikten ötesini tatmamış tekçiliğin en büyük endişesi içtihat farklılığının statükoyu tuz buz etme, örseleme potansiyelidir. Sistem çoğulcu bir yargı ile hukuki güvenlik arasındaki rekabeti sevk ve idare kültüründen ne yazık ki mahrumdur. Anılan yetmezlik istinaf yargısının yazgısını belirleyen, yarınını bekleyen bir meseledir. Yasama teorik beklentilere yanıt vererek, hukuki güvenlik, belirlilik veya kazanılmış hak ilkesini tahkim ve tatmin edecek makul önlemler almıştır. Tedbir sürprizleri göğüsleyecek öneriler vaad etmekle birlikte, çoğulculuğun, tekçilikle kapışmasını içine içtihadı alacak denli genişletmesi masumiyetten uzak bir sorundur.
Mimari yapılanma, gerçeklik yargısı ile istinaf ilişkisinden bihaber yükselmektedir. Savcılığın mekanın odağına taht kurması, dijital fırsatları değerlendirerek jenerik avantajlar peşinde koşması “mekan-bağımsızlık” çekişmesinin demokrasiden uzak bir köşede, boş hayaller kurduğunu gösterir. Yargılama ihtiyacı, müzakere gereksinimi ve bu işleri yürütecek ortam ve donanımdan mahrum bir ard alanın vücuda getirdiği kusur setinden istinafın nasibini almaması imkansızdır. Dahası daralan bant, kişi başına düşen dosya ve adlileşen toplumun kıskacındaki istinafın fobilerine yenilmesi, stres ve bunalıma girmesi ırak değildir. İstinafın, politik hedefine ayrılan kulvarda, tez elden ve emin adımlarla ilerlemesi için optimum koşullara haiz olduğunu söylemek lafı güzaftır. Yargıcın yeti, yetenek ve deneyiminin ilerleme ve derinleşme potansiyeli su götürmez bu sendromla tek başına mücadele etmesi saflığın dayattığı iyimserliktir.
Sonuç:
İstinaf yargısı yaşayarak öğrenmek üzere yola çıktı. İşleyişin başlangıçtan etkilenme potansiyeli güçlüdür. İhtilaf rezervinin bilirkişi ve arabulucu gibi yedeklerle eritilme hedefine eklenen istinaf yargısı geçici bir rahatlama yaratsa da zincirlerinden kopan adlileşme durdurulmadığı müddetçe muvaffakiyeti hayaldir. Bu hayalin seraba dönüşmemesi, yazıyla sınırlı eleştirilerin karşılanmasına bağlıdır. İnsan-kaynak ve malzeme üçlüsünün yetersizlikte akıl ve gramer birliği yapmaları tasfiyeye ivme kazandıracağını unutmamak gerekir.
Göreli istinafın, eylemli uygulamalarla salt hukuki denetim yargısına dönüşmesi sürpriz değildir. İstinaf mahkemesinin yargılamaktan kaçınması veya çekinik davranması, Yargıtay’ı öncellerinin rol ve işlevini temellük etmeye özendirerek, küllenmiş alışkanlığını alevlendirebilir. İstinafın ödev tanımına sadakati veya yetkilerini kıskançlıkla koruması, Yargıtay’ın serzeniş ve sızlanmaya neden olan ilk ve ara derece yargısına ilgisini bertaraf edebilir.
Alt yapı zayıflığı ve insan ögesinin yozlaştırma kültürüyle kadim dostluğu, hukuk ve adalet mantalitesiyle birleşmesiyle eş zamanlı olarak gerçeklik yargısının düşüşe geçmesi an meselesidir. Bu Yargıtay’ın rolünden bir miktar çalmak veya Yargıtaylaşmak demektir. İstinafın, yerel mahkemelerin eksik ve hatalarını denetleme, giderme ve sağlatmaya icbar potansiyeline ilişkin misyonunu yeterince kavramaması yahut ödevini gerçekleştirmekten imtina etmesi, erken bir vedaya neden olabileceği gibi görünen adalete hak etmediği gün ve güçlükler yaşatacağını unutmamak gerekir.
Yargıç Hilmi Şeker Hakkında
Hilmi Şeker, 1988 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Kısa bir süre avukatlık yaptıktan sonra yargıçlık görevine başladı. Ticaret Mahkemesi Hakimliği ve İcra Hukuk Mahkemesi hakimliğinin ardından İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi başkanlığına atandı. 2018 yılından itibaren Bakırköy hakimliği görevine devam etmektedir.
Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar
Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Yabancı Mahpuslara İlişkin R (84)12 Sayılı Tavsiye Kararı adıyla, Bakan Delegelerinin 21 Haziran 1984 tarihinde yaptıkları 374 sayılı oturumunda Bakanlar Komitesi‘nce kabul edilmiştir. Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar, ceza ve tutukevlerinde tutulan yabancı mahkum ve tutuklular için standartları belirleyerek ilan etmiştir.

Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar
Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi statüsünün 15.b maddesi gereğince,
Üye devletlerin ceza infaz kurumlarında, büyük sayıda yabancı mahpus tutulduğunu göz önünde bulundurarak,
Bu mahpusların farklı dil, kültür, gelenek ve din gibi unsurlardan dolayı karşılaşabileceği zorlukları kabul ederek,
Yabancı mahpusların muhtemel tecritlerini azaltmayı ve onların topluma yeniden yerleştirilmeleri amacıyla iyileştirilmelerinin hızlandırılmasını arzulayarak,
Bu iyileştirmenin yabancı mahpusların özel ihtiyaçlarını dikkate almasını ve onlara diğer mahpuslara sağlananlara eşit olanaklar sağlanmasını garanti etmesi gerektiğini düşünerek,
Avrupa düzeyinde belirli standartlar oluşturulması arzusunu göz önüne alarak;
Hükümlülerin İyileştirilmesi İçin Minimum Standart Kurallara İlişkin (73)5 sayılı ve Göçmen İşçiler Arasındaki Suçluluğun Yasal ve İdari Veçheleri Hakkındaki (75) 3 sayılı Tavsiye Kararlarına uygun olarak,
Üye devletlerin hükümetlerine, yasalarında ve uygulamalarında bu tavsiye kararına ekli ilkeleri rehber edinmelerini tavsiye eder.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Yabancı Mahpuslara İlişkin R (84)12 Sayılı Tavsiye Kararı’na EK
Aşağıdaki ilkeler; dil, gelenek, kültürel geçmiş ve din gibi unsurlardan dolayı özel sorunlarla karşılaşma ihtimali olan farklı milliyetlere sahip yabancı mahpuslara uygulanmak için tasarlanmıştır. Yargılanmayı veya iade edilmeyi bekleyen mahpuslara ilişkin olduğu sürece,
Bu ilkeler sadece özgürlükten yoksun bırakmanın amacına zarar vermeyecek ölçüde uygulanmalıdır.
Bu ilkelerin uygulanmasında, cezaevi güvenliğine ve kaynakların temin edebilirliği de dahil olmak üzere cezaevi idaresinin ihtiyaçları hesaba katılmalıdır.
Yabancı mahpusların iyileştirilmelerinde onların topluma yeniden yerleştirilmelerine yardımcı olunmasını sağlayacak ilkeler uygulanmalıdır. Bu, milliyet, dil, din, örf ve adetler, kültürel geçmiş, mahkûmiyet süresi ve sınır dışı edilme sorumluluğu gibi unsurlar dikkate alınarak, özel kategorilerdeki yabancı mahpuslar için özel tedbirler alınmasını gerektirebilir. Yabancı mahpusların iyileştirilmesinde onlara dezavantaj yaratılmasını engelleyecek her türlü makul çaba sarf edilmelidir.
I. Ceza ve İnfaz Kurumlarına Yerleştirme
1.Yabancı mahpusların ceza infaz kurumlarına yerleştirilmesi yalnızca milliyetleri esas alınarak belirlenmemelidir. Mahpusun ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi tecrit durumunu azaltacak ve ıslahını kolaylaştıracaksa, bu mahpusun özel ihtiyaçlarına göre ve özellikle, mahpusun kendisiyle aynı uyruk, dil, din ve kültüründeki diğer mahpuslarla iletişim kurma ihtiyacına göre belirlenebilir. Bu imkân, ulusal ceza infaz sisteminin mahpusların ceza infaz kurumlarına yerleştirilmesinde isteklerini dikkate aldığı yerlerde özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.
II. Cezaevlerindeki iyileştirme
a- Tecridi azaltacak ve topluma yeniden yerleştirmeyi geliştirecek tedbirler
2.Mahpusun tecrit duygusunu hafifletmek için, yabancı mahpusun aynı uyruk, dil, din veya kültüre sahip diğer mahpuslarla iletişimi kolaylaştırılmalı, örneğin çalışma, boş vakit geçirme veya birlikte spor yapma gibi faaliyetlere izin verilmelidir.
3.Yabancı mahpusların kendi dillerindeki materyalleri okumalarını sağlayacak her türlü çaba sarf edilmelidir. Yabancı mahpusun hapsedildiği ülkede kalabilme ihtimali ortaya çıkar ve o ülkenin kültürüyle kaynaşmak isterse, cezaevi idaresi bunun için ona yardım etmelidir.
4.Yabancı mahpuslar da, ulusal mahpuslar kadar eğitim-öğretim ve mesleki eğitim imkânlarına sahip olmalıdır.
5.Yabancı mahpusların eğitim-öğretim ve mesleki niteliklerini geliştirmeleri için planlanmış kurslara katılabilmeleri için gerekli özel kolaylıkların sağlanması imkânı araştırılmalıdır.
6.Ziyaretler ve dış dünya ile diğer ilişkiler yabancı mahpusun özel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenmelidir.
7. Yabancı mahpuslar ulusal vatandaşlara uygulanan mutat kurallara uygun olarak izin ve cezaevinden diğer yasal çıkış yollarına sahip olabil Yabancı mahpusun ülkeyi terk etme ve cezadan kaçma riskinin değerlendirilmesi her bir olaya özgü esaslar dikkate alınarak yapılmalıdır.
b.Dil sorununun azaltılması için tedbirler
8.Yabancı mahpuslar bir cezaevine kabul edildikten sonra anlayacakları bir dilde, cezaevinin işleyişinin temel özellikleri, sağlanabilecek eğitim ve çalışma imkanları ve eğer varsa bir mütercimin yardımından yararlanabilme imkanı hakkında derhal bilgilendirilmelidirler. Bu bilgi yazılı veya bunun mümkün olmadığı hallerde sözlü olarak sağlanmalıdır.
9.Hapsedildiği ülkenin dilini anlamayan bir yabancı mahpusa, mahkûmiyeti, her türlü temyiz hakkı ve özgürlüğünün kısıtlanması süresince hakkında verilen herhangi bir adlî kararın tercümesi veya sözlü anlatımı sağlanmalıdır.
10.Yabancı mahpuslara cezaevinde konuşulan dili öğrenmeleri için uygun dil eğitimi imkanları sunulmalıdır.
c. Özel ihtiyaçların karşılanması için tedbirler
11.Yabancı mahpusun dini örf ve âdetlerine saygı gösterilmelidir. Uygulanabilindiği ölçüde yabancı mahpusun bunları yerine getirmesine izin verilmelidir.
12.Kültür farklılığından doğabilecek sorunlar da hesaba katılmalıdır.
d. Hapsedilme koşullarının kolaylaştırılması için tedbirler
13.Uygulamada vatandaşlara tanınan tüm imkânlara sahip olamayan ve genellikle daha zor hapsedilme koşullarına sahip olan yabancı mahpuslara mümkün olduğu ölçüde, bu dezavantajları dengeleyecek şekilde davranılmalıdır.
III. Konsolosluk Yetkililerinin Yardımı
14.Yabancı mahpuslar, kendi konsolosluk görevlileri ile temas kurmayı isteme hakkı, bu yetkililerce sağlanabilecek yardım imkânları ve mevcut konsolosluk sözleşmelerine uygun olarak, yetkili otoriteler tarafından kendilerine ilişkin olarak yapılan herhangi bir işlem konusunda gecikmeksizin derhal bilgilendirilmelidirler. Eğer bir yabancı mahpus sınır dışı edilecekse, topluma yerleşmesi işlemi de dahil olmak üzere, diplomatik makamın veya konsolosluk görevlisinin yardımından yararlanmak istiyorsa, söz konusu makam mahpusun bu isteği konusunda tam olarak bilgilendirilmelidir.
15.Konsolosluk görevlileri mümkün olan en kısa sürede, özgürlüğü kısıtlanan kendi ülke vatandaşlarını özellikle düzenli olarak ziyaret ederek gerekli yardımda bulunmalıdır.
16.Konsolosluk görevlileri, görevleri esnasında hapseden ülkenin ilgili tüzük ve düzenlemelerine uygun olarak, yabancı mahpusların yeniden topluma yerleştirilmesi imkânını artıracak yardımları teklif etmelidir. Aile fertlerinin mahpusla ilişkilerini düzenlemek ve ziyaretlerini kolaylaştırmak suretiyle, mahpusa ailevi ilişkileri konusunda yardım sunmalıdır.
17.Konsolosluk görevlileri mevcut cezaevi mevzuatına uygun olarak yabancı mahpusların kendi ülkeleri ile irtibatlarını sürdürmesine yardımcı olacak edebi ve diğer konulardaki kitapları sağlamak için her çabayı sarf etmelidirler.
18. Konsolosluk görevlileri kendi mahpus vatandaşları için bilgi kitapçıkları hazırlanmasını göz önünde bulundurmalıdırlar. Bu kitapçıklar, en yakın konsolosluğun telefon numarasını ve yerini içermeli, mahpusların ziyaret edilmesi, savunma yapabilmelerine ilişkin bilgi sağlanması, edebi ve diğer okuma materyalinin sağlanması, özellikle mahpusun kendi ülkesine iadesi konusunda mevcut uluslararası antlaşmaların uygulanması gibi konsolosluklar tarafından sağlanabilecek yardım imkânları konusunda bilgilendirmelidir. Bu kitapçıklar mahpuslar tarafından hapsedilme aşamasında, en kısa sürede elde edilebilir olmalıdır.
IV. Toplumsal Kuruluşlarca Yapılan Yardım
19.Cezaevi yetkilileri ile mahpuslara yardım ve onların yeniden topluma yerleştirilmeleri alanında çalışan sosyal kuruluşlar, işbirliği halinde yabancı mahpuslara ve onların özel sorunlarına özel önem vermelidirler. Mahpusun ülkesindeki sosyal kuruluşlar, mahpusun ülkesinin konsolosluk görevlileri ile işbirliği içinde hareket etmelidirler.
20. Sosyal kuruluşlar, yabancı mahpuslara sunulabilecek yardımlar konusunda onların bilgilendirilmesini sağlamaları için teşvik edilmelidirler.
21.Yabancı mahpusların sosyal kuruluşlarla irtibatı kolaylaştırılmalıdır.
22.Yabancı mahpuslara yeterli yardımın sağlanabilmesi amacıyla, cezaevi idaresi, mahpusların rıza göstermeleri koşuluyla, sosyal kuruluşlarca ziyaret ve yazışma için gerekli tüm imkânları sağlanmalıdır. Sadece sınırlı sayıda ziyaretin yapılabildiği yerlerde, uygun hallerde ziyaret süresinin uzatılması ile mektup gönderme ve alma sınırlandırılmasının daha esnek hale getirilmesi göz önünde bulundurulmalıdır.
23.Sosyal kuruluşlarla yabancı mahpuslar arasındaki irtibatın kolaylaştırılması amacıyla, her iki ülkedeki yetkili makamlar, mahpusların yeniden topluma yerleştirilmesinden sorumlu bir sosyal kuruluşun ulusal irtibat bürosunu kurmalı ve ülkesinde çalıştırmalıdır. Diplomatik veya konsolosluk makamının yanı sıra, ulusal irtibat bürosunun adresi, cezaevi idaresince, cezaevine kabul sırasında yabancı mahpusa bildirilmelidir.
24.Yabancı mahpusa yardımcı olabilecek gönüllü yardım organizasyonları teşvik edilmeli ve artırılmalıdır. Bu gönüllüler, ya cezaevi idaresi, ya konsolosluk birimi, ya da sosyal kuruluşların sorumluluğu altında hareket etmelidirler. Mümkün olduğu kadar, bu gönüllülere 22. maddede öngörülen imkânlar tanınmalıdır.
V. Eğitim ve Cezaevi Personelinin Kullanımı
25.Cezaevi personelini eğiten personel ile diğer kategorilerdeki personelin yabancı mahpuslarla ilgili görevlerine destek olmak için eğitimleri teşvik edilmeli ve mutat eğitim programları ile işbirliği yapılmalıdır. Bu tür eğitim, genellikle görülen ön yargılı davranışların önlenmesi için yabancı mahpusların zorluklarının ve kültürel geçmişlerinin anlaşılmasını geliştirmeyi amaçlamalıdır.
26.Yabancı mahpuslarla daha yakından ilgilenecek personelin sağlanması ve yabancı bir dilin öğrenilmesi veya özellikle belirli bir grup yabancı mahpusa ilişkin olarak ortaya çıkan özel sorunlar gibi konulara odaklasan daha özel eğitim düzenlemeleri aracılığıyla ilgili personelin niteliklerinin artırılması göz önünde bulundurulmalıdır.
VI. İstatistiklerin Toplanması
27.Yabancı uyrukluların kolayca idaresi için sınıflandırılmalarına imkân sağlayan önemli unsurlara ilişkin rutin istatistiklerin toplanmasına özen gö Bu bağlamda, yabancı cezaevi mevcudunu; milliyet, ceza süresi, işlenen suç, ülkede ikamet edip etmediği ve sınır dışı edilme sorumluluğu gibi alt ayırımlara tabi tutabilmenin arzu edildiği akılda tutulmalıdır. Mümkün olabildiği ölçüde istatistikler günlük ortalamanın yanı sıra, bir yıllık süre boyunca alınan rakamları da içermelidir.
28.Olağan istatistiklere dayanılarak yapılan analizlere kolaylıkla bırakılamayacak konular üzerinde ara sıra teftişler yapılması göz önünde tutulmalıdır.
VII. Sınır Dışı Edilme ve Yabancı Ülkeye İade
29.En uygun cezaevi iyileştirmesine imkân sağlanması için mahpusun sınır dışı edilmesine ilişkin kararlar, yabancı mahpusun şahsi bağlan ve topluma yeniden yerleştirilmesine yapacağı etki göz önüne alınarak ve kararı temyiz etme hakkına zarar vermeksizin mümkün olabilen en kısa sürede alınmalıdır.
30.Mahpusun yeniden topluma yerleştirilmesine katkı sağlanması için, cezanın infaz edildiği ülkenin yetkili makamları herhangi bir sınır dışı edilme kararını dikkate almaksızın, mevcut uluslararası düzenlemelere uygun olarak mahpusun ülkesine iade edilme arzusunu göz önünde bulundurmalıdır.
Feridun Cemal Erkin
Feridun Cemal Erkin, 1900 yılında doğmuş, Galatasaray Lisesi ve Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur.
1916-1918 tarihlerinde askerlik hizmetini tamamlamış, 1920 yılında İstanbul Düyunu Umumiye İdaresi’ne Muhasebeci yardımcısı olarak atanmıştır.

Feridun Cemal Erkin’in babası Cemal bey, oğulları Feridun, Adnan ve Ulvi Cemal Erkin ile – 1910
1926 yılında Muhtelif Mübadele Komisyonu Türk Delegasyonu Başkatibi olarak görev yapmış, 1928 yılında Londra Büyükelçiliğinde Başkatip, 1929 yılında Siyasi Müşavirlik Mümeyyizi, 1932 yılında I. Daire 3. Şubede görev yapmış, 1934 yılında Berlin Büyükelçiliğinde Orta Elçi ve Büyükelçilik Müsteşarı, 1937’de İktisat ve Ticaret Dairesi Şefi, 1938’de Berlin Başkonsolosu olmuştur.
Dışişleri Bakanlığı Ticaret, İktisat ve Siyasi Daireler Umum Müdürlüğü, Umumi Katip Siyasi Müşavirliği ve Umumi Katipliği görevlerini yerine getirmiştir.

Erkin, sırasıyla 1947-1948 yıllarında Roma Büyükelçiliği, 1948-1955 yıllarında Washington Büyükelçiliği, 1955-1957 yıllarında Madrid Büyükelçiliği, 1957-1960 yıllarında yıllarında Paris Büyükelçiliği ve 1960-1962 yıllarında ise Londra Büyükelçiliği yapmıştır.
Erkin, Birleşmiş Milletler San Francisco Konferansı Başdelegeliği ve Ereğli Demir Çelik Fabrikaları İdare Kurulu Üyeliğini de yürütmüştür.
İngilizce ve Fransızca bilen Erkin, 01.04.1962 den 20.02.1965 tarihine kadar Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunmuştur.
Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Ortaklığa İlişkin Ankara Antlaşmasını, 12 Eylül 1963
tarihinde Türkiye adına Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin imzalamıştır.
Filipin Cumhuriyeti ile ilk diplomatik temas olan Türkiye- Filipin Cumhuriyeti Dostluk Antlaşması, Erkin’in Washington Büyükelçiliği döneminde imzalanmış, Türkiye Cumhuriyeti adına sözleşmeyi imzalamıştır.
Ordu Milletvekilliği ve Cumhuriyet Senatosu Üyeliği görevini yürütmüştür.
21 Haziran 1980 tarihinde vefat etmiştir.
Çağdaş Türk Müziğine yön veren en önemli bestecilerden biri olan Ulvi Cemal Erkin’in kardeşidir.
1959 yılında büyükelçi olarak Paris’te bulunmakta iken Feridun Cemal Erkin, bir Türk olarak ilk defa Fransız Enstitüsüne kabul edilmiş, yapılan bir törenle kendisine kabzasında ay yıldız işlenmiş bir kılıç armağan edilmiştir.
Erkin’in Türk-Sovyet İlişkileri ve Boğazlar Meselesi isimli eseri bulunmaktadır.

Ayrıca, Dışişlerinde 34 Yıl ismi ile yayınladığı 3. ciltlik anılarından oluşan kitabı bulunmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası
Amerika Birleşik Devletleri Anayasası; 7 madde ve 27 yasa değişikliğinden oluşmaktadır. Yetkiyi ulusal ve eyalet hükumetleri arasında bölerek, federal bir sistem kurmaktadır. 17 Eylül 1787 tarihinde Pensilvanya’da toplanan Anayasa Konvansiyonu tarafından kabul edilerek imzalanmıştır.
ABD Anayasal Sistemi
Amerika Birleşik Devletleri Anayasası, devletin yetkilerini bağımsız üç organ olan yürütme, yasama ve yargı arasında paylaştırarak dengeli bir ulusal hükumet sistemi oluşturmuştur. Yürütme organı, yani Başkan, ulusal yasaları uygular; yasama organı, yani Kongre, yasa yapar. Yüksek Mahkeme ile diğer federal mahkemeler, kanunları yorumlayarak ve uygulayarak federal mahkemelerde görülmekte olan davaları karara bağlar.
Anayasa’da sıralanan federal yetkiler vergi toplama, savaş ilan etme ve eyaletler arası ve yabancı ticareti düzenleme haklarını da kapsar. Bu aktarılmış, ifade edilmiş ve Anayasa’da açıkça sıralanmış olan yetkilere ek olarak, ulusal hükumetin ima edilen yetkileri de bulunmaktadır. Bu ima edilen yetkiler hükumetin, ülkenin değişen gereksinimlerini karşılayabilmesini sağlar. Örneğin, Kongrenin kağıt para basması için kendisine verilmiş bir yetkisi yoktur. Fakat böyle bir yetki, borç alma ve madeni para basma yetkisinde dolaylı olarak vardır. Bazı durumlarda, ulusal hükumet ve eyalet hükumetleri birbirine koşut yetkilere sahiptir. Başka bir deyişle yönetimin her iki düzeyi de karar verebilir. Bir anlaşmazlık halinde ulusal hükumet son yetkiye sahiptir. Anayasanın ulusal hükumete vermediği ya da eyaletlere yasaklamadığı bazı yetkiler de vardır. Bu saklı yetkiler halka ya da eyaletlere aittir. Eyaletin sahip olduğu yetkilere boşanma, evlenme ve parasız resmi okullarla ilgili yasa yapma dahildir. Halk için saklı olan yetkilere mülk sahibi olma ve bir jüri tarafından yargılanma hakkı dahildir. Anayasayı yorumlamada nihai yetki Yüksek Mahkemeye aittir. Anayasanın herhangi bir bölümü ile çatışan, federal, eyalet veya yerel yasaları kaldırabilir.
Kat Mülkiyeti Kanunu
Kat Mülkiyet Kanunu, 634 kanun numarası ile 23.06.1965 tarihinde kabul edilmiş, Resmî Gazetenin 02.07.1965 tarihli sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Kat Mülkiyeti Kanunu
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
A) Kat mülkiyeti ve kat irtifakı:
I – Genel kural:
Madde 1 – Tamamlanmış bir yapının kat, daire, iş bürosu, dükkan, mağaza, mahzen, depo gibi bölümlerinden ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olanları üzerinde, o gayrimenkulün maliki veya ortak malikleri tarafından, bu Kanun hükümlerine göre, bağımsız mülkiyet hakları kurulabilir.
Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir yapının, birinci fıkrada yazılı nitelikteki bölümleri üzerinde, yapı tamamlandıktan sonra geçilecek kat mülkiyetine esas olmak üzere, arsa maliki veya arsanın ortak malikleri tarafından, bu Kanun hükümlerine göre irtifak hakları kurulabilir.
II – Tarifler:
Madde 2 – Bu Kanuna göre :
a) Kat mülkiyetine konu olan gayrimenkulün bütününe (Anagayrimenkul); yalnız esas yapı kısmına (Anayapı) anagayrimenkulün ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olup, bu Kanun hükümlerine göre bağımsız mülkiyete konu olan bölümlerine (Bağımsız bölüm); bir bağımsız bölümün dışında olup, doğrudan doğruya o bölüme tahsis edilmiş olan yerlere (Eklenti); bağımsız bölümler üzerinde kurulan mülkiyet hakkına (Kat mülkiyeti) ve bu hakka sahip olanlara (Kat maliki);
b) Anagayrimenkulün bağımsız bölümleri dışında kalıp, korunma ve ortaklaşa kullanma veya faydalanmaya yarıyan yerlerine (Ortak yerler); kat maliklerinin ortak malik sıfatiyle paydaşı bulundukları bu yerler üzerindeki faydalanma haklarına (Kullanma hakkı);
c) (Değişik: 13/4/1983-2814/1 md.) Bir arsa üzerinde ileride kat mülkiyetine konu olmak üzere yapılacak veya yapılmakta olan bir veya birden çok yapının bağımsız bölümleri için o arsanın maliki veya ortak malikleri tarafından bu Kanun hükümlerine göre kurulan irtifak hakkına (kat irtifakı); bu hakka sahip olanlara da (kat irtifak sahibi);
d) Arsanın, bu Kanunda yazılı esasa göre bağımsız bölümlere tahsis edilen ortak mülkiyet paylarına (Arsa payı);
e) Kat mülkiyetinin veya irtifakının kurulmasına ait resmi senede (Sözleşme); Denir.
III – Kat mülkiyetinin ve kat irtifakının niteliği:
Madde 3 – Kat mülkiyeti, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyettir.
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/1 md.) Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyetem konu olan anagayrimenkulün bağımsız bölümlerinden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile oranlı olarak projesinde tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur. Arsa paylarının bağımsız bölümlerin payları ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir. Bağımsız bölümlerden her birine bu fıkra uyarınca tahsis edilen arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma sebebiyle değiştirilemez. 44 üncü madde hükmü saklıdır.
(Değişik üçüncü fıkra: 23/6/2009-5912/1 md.) Kat irtifakı arsa payına bağlı bir irtifak çeşidi olup, yapının tamamı için düzenlenecek yapı kullanma izin belgesine dayalı olarak, bu Kanunda gösterilen şartlar uyarınca kat mülkiyetine resen çevrilir. Bu işlem, arsa malikinin veya kat irtifakına sahip ortak maliklerden birinin istemi ile dahi gerçekleştirilebilir.
IV – Ortak yerler:
Madde 4 – Ortak yerlerin konusu sözleşme ile belirtilebilir. Aşağıda yazılı yerler ve şeyler bu Kanun gereğince her halde ortak yer sayılır.
a) Temeller ve ana duvarlar, taşıyıcı sistemi oluşturan kiriş, kolon ve perde duvarlar ile taşıyıcı sistemin parçası diğer elemanlar,bağımsız bölümleri ayıran ortak duvarlar, tavan ve tabanlar, avlular, genel giriş kapıları, antreler, merdivenler, asansörler, sahanlıklar, koridorlar ve buralardaki genel tuvalet ve lavabolar, kapıcı daire veya odaları, genel çamaşırlık ve çamaşır kurutma yerleri, genel kömürlük ve ortak garajlar, elektrik, su ve havagazı saatlerinin korunmasına mahsus olup bağımsız bölüm dışında bulunan yuvalar ve kapalı kısımlar, kalorifer daireleri, kuyu ve sarnıçlar, yapının genel su depoları, sığınaklar,(14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle; bu bende “Temeller ve ana duvarlar,” ibaresinden sonra gelmek üzere “taşıyıcı sistemi oluşturan kiriş, kolon ve perde duvarlar ile taşıyıcı sistemin parçası diğer elemanlar,” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir.)
b) Her kat malikinin kendi bölümü dışındaki kanalizasyon tesisleri ve çöp kanalları ile kalorifer, su, havagazı ve elektrik tesisleri, telefon, radyo ve televizyon için ortak şebeke ve antenler sıcak ve soğuk hava tesisleri,
c) Çatılar, bacalar, genel dam terasları, yağmur olukları, yangın emniyet merdivenleri.Yukarıda sayılanların dışında kalıp da, yine ortaklaşa kullanma, korunma veya faydalanma için zaruri olan diğer yerler ve şeyler de (Ortak yer) konusuna girer.
B) Bağlantılar :
I – Bağımsız bölümlerle arsa payı arasındaki bağlantı:
Madde 5 – Kat mülkiyetinin başkasına devri veya miras yoluyla geçmesi halinde, ona bağlı arsa payı da birlikte geçer; arsa payı, kat mülkiyetinden veya kat irtifakından ayrı olarak devredilemiyeceği gibi, miras yoluyla da geçmez ve başka bir hakla kayıtlanamaz.
Anagayrimenkulde, kat mülkiyetine bağlanmamış veya lehine kat irtifakı kurulmamış arsa payı bırakılamaz.
Kat mülkiyetini kayıtlayan haklar, kendiliğinden arsa payını da kayıtlar.
Kat irtifakına konu olan arsa üzerinde bu hakla bağdaşması mümkün olmayan irtifaklar kurulamaz.
Anagayrimenkulde kat mülkiyetinin kurulmasından önce o gayrimenkulün kütükteki sayfasına tescil veya şerhedilmiş olan haklar kat mülkiyetini de, kaide olarak arsa payı oranında, kendiliğinden kayıtlar.
II – Bağımsız bölümlerle eklentiler ve ortak yerler arasındaki bağlantı:
Madde 6 – Bir bağımsız bölümün dışında olup, doğrudan doğruya o bölüme tahsis edilmiş olan kömürlük, su deposu, garaj, elektrik, havagazı veya su saati yuvaları, tuvalet gibi eklentiler, ait olduğu bağımsız bölümün bütünleyici parçası sayılır ve o bölümün maliki, eklentilerin de tek başına maliki olur.
Eklentiler kat mülkiyeti kütüğünün (Beyanlar) hanesine kaydedilir ve bunlardan anayapının oturduğu zeminin dışında kalanlar kadastro planında veya tapu haritasında ayrıca gösterilir.
Bağımsız bölüm üzerinde kat mülkiyetiyle ve diğer kat maliklerinin haklariyle bağdaşması mümkün olmayan irtifaklar kurulamaz.
Bağımsız bölümlerin başkasına devri, kayıtlanması veya kiralanması halinde, eklentiler ve ortak yerler de kendiliğinden devredilmiş, kayıtlanmış vaya kiralanmış olur.
C) Ortaklığın (Şüyuun) giderilmesi ve öncelikle satınalma (Şüf’a) hakkı:
I – Ortaklığın giderilmesi:
Madde 7 – Kat mülkiyetine veya kat irtifakına tabi olan gayrimenkulde ortaklığın giderilmesi istenemez. Bağımsız bölümler, bağımsız bir gayrimenkul gibi dava ve takip konusu olabilir bunlarda ortaklığın giderilmesi istenebilir.
II- Öncelikle satınalma hakkı:
Madde 8 – (Değişik birinci fıkra: 13/4/1983 – 2814/3 md.) Kat mülkiyeti kurulmuş bir gayrimenkulün bağımsız bölümlerinden birinin veya kat irtifakı bağlanmış arsa payının satılması halinde diğer kat maliklerinin veya irtifak hakkı sahiplerinin öncelikle satın alma hakkı yoktur. Bir bağımsız bölümün paydaşlarından birinin kendi payını başkasına satması halinde öteki paydaşlar, öncelikle satınalma hakkını kullanabilirler. Sözleşmede bu maddenin aksine hüküm konulabilir.
D) Genel hükümlerin uygulanma alanı:
Madde 9 – Kat mülkiyetine veya kat irtifakına ait kütük kaydında veya kat malikleri arasındaki sözleşmede veya yönetim planında veya bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, kat mülkiyetinden doğan anlaşmazlıklar, Medeni Kanun ve ilgili diğer kanunlar hükümlerine göre karara bağlanır.
İKİNCİ BÖLÜM
Kat Mülkiyetinin ve Kat İrtifakının Kurulması
A) Genel kural:
Madde 10 – Kat mülkiyeti ve kat irtifakı resmi senetle ve tapu siciline tescil ile doğar. Anagayrimenkulün tümünün mülkiyeti (Kat mülkiyeti) ne çevrilmeden o gayrimenkulün yalnız bir veya birkaç bölümü üzerinde kat mülkiyeti kurulamaz.
(Değişik üçüncü fıkra: 14/11/2007-5711/3 md.)
Kat mülkiyeti kurulurken aynı katta birbirine bitişik bulunan aynı nevideki birden fazla bağımsız bölüm veya bir yapının otel, iş veya ticaret yeri gibi iktisadî açıdan veya kullanma bakımından bütünlük arz eden birden çok katı veya bölümü, kat mülkiyeti kütüğüne tek bağımsız bölüm olarak tescil edilebilir. Böyle bir tescilin yapılabilmesi için, buna uygun değişiklik projesinin ve yapı kullanma izin belgesinin Tapu Sicil Müdürlüğüne verilmiş olması gereklidir.
(Değişik dördüncü fıkra: 15/2/2018-7099/4 md.)
Kat mülkiyetinin tescili, tapu memurunca düzenlenen resmî senet uyarınca veya aşağıdaki fıkralara göre yapılabilir.
(Ek fıkra: 15/2/2018-7099/4 md.)
Hak sahiplerine isabet eden bağımsız bölümlerin belirlenmiş olması şartıyla arsa maliki ile yüklenici arasında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesi, kat karşılığı temlik sözleşmesi ve bağımsız bölümlerin taksimine ilişkin noterlik sözleşmesine istinaden inşa edilecek olan binaya ilişkin cins değişikliği, kat irtifakı ve kat mülkiyeti tesisi işlemi, yüklenici tarafından talep edilmesi halinde ilgili idare tarafından yapılır. Tapuya tescil işlemlerinde elektronik ortamda düzenlenen ve ilgili idare tarafından onaylı mimari proje ile yönetim planı esas alınır. Mimari proje ile yönetim planında malik imzası aranmaz.
(Ek fıkra: 15/2/2018-7099/4 md.)
Cins değişikliği işlemlerinde yapı kullanma izin belgesi düzenlenen yapılara ilişkin lisanslı harita kadastro mühendislik büroları, bu büroların bulunmadığı yerlerde kadastro müdürlüğü tarafından düzenlenecek tescil bildirimini müteakip, yapı kullanma izin belgesini düzenleyen kurum veya kuruluşa gönderilen cins değişikliğine ilişkin tescil bildirimi ve eki belgeler ilgili kurumca yapı kullanma izin belgesi ile birlikte ilgili tapu müdürlüğüne elektronik ortamda gönderilir. Gönderilen belgeler gereğince tapu müdürlüğü tarafından resen cins değişikliği yapılarak tapu siciline tescil sağlanır. Kat irtifakından, kat mülkiyetine geçiş işlemlerinde bu fıkra hükmü uygulanmaz.
Kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bir gayrimenkul üzerindeki ortaklığın giderilmesi davalarında, mirasçılardan veya ortak maliklerden biri, paylaşmanın, kat mülkiyeti kurulması ve bağımsız bölümlerin tahsisi suretiyle yapılmasını isterse, hakim, o gayrimenkulün mülkiyetinin, 12 nci maddede yazılı belgelere dayanılarak kat mülkiyetine çevrilmesine ve paylar denkleştirilmek suretiyle bağımsız bölümlerin ortaklara ayrı ayrı tahsisine karar verebilir.
(Ek fıkra: 14/11/2007-5711/3 md.)
Gelirinin ortak giderlere harcanması için veya başka bir amaçla ortak yararlanmaya tahsis edilen bağımsız bölümlerin malik hanesine, bunlardan yararlanan “bağımsız bölümlerin numaraları” yazılmak suretiyle kat mülkiyeti kütüğüne tescil edilir. Bu husus bağımsız bölümlerin beyanlar hanesinde gösterilir.
B) Kat mülkiyeti kütüğü:
Madde 11 – (Değişik: 14/11/2007-5711/4 md.)
Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, Tapu Sicili Tüzüğüne göre tutulacak kat mülkiyeti kütüğüne tescil olunur. Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, tescille ilgili genel hükümler, kat mülkiyeti kütüğüne yapılacak tescillerde de uygulanır.
Henüz kadastrosu yapılmamış olan yerlerde kat mülkiyeti ve kat irtifakı, Tapu Sicili Tüzüğündeki formüle göre, ayrıca tutulacak Kat Mülkiyeti Zabıt Defterine tescil olunur.
C) Kat mülkiyetinin kurulması:
I – İstem ve belgeler
Madde 12 – (Değişik: 14/11/2007-5711/5 md.)
Kat mülkiyetinin kurulması için, anagayrimenkulün kat mülkiyetine çevrilmesi hususunda o gayrimenkulün maliki veya bütün paydaşlarının aşağıda yazılı belgeler ile birlikte tapu idaresinde istemde bulunması gerekir:
a) (Değişik: 15/2/2018-7099/5 md.) Anagayrimenkulde, yapı veya yapıların dış cepheler ve iç taksimatı bağımsız bölüm, eklenti, ortak yerlerinin ölçüleri ve bağımsız bölümlerin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleriyle oranlı arsa payları, kat, daire, iş bürosu gibi nevi ile bunların birden başlayıp sırayla giden numarası ve bağımsız bölümlerin yapı inşaat alanı da açıkça gösterilmek suretiyle, proje müellifi mimar tarafından yapılan, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarınca anagayrimenkulün maliki veya bütün paydaşlarının imzaları alınarak onaylanan ve elektronik ortamda tapu müdürlüğüne gönderilen mimarî proje ile yapı kullanma izin belgesi.
b) Bağımsız bölümlerin kullanılış tarzına, birden çok yapının varlığı halinde bu yapıların özelliğine göre 28 inci maddedeki esaslar çerçevesinde hazırlanmış, kat mülkiyetini kuran malik veya malikler tarafından imzalanmış bir yönetim plânı.
c) (Mü lga: 2 3 / 6 / 2 0 0 9 -5 9 1 2 / 2 m d .)
II – Sözleşme ve tescil:
Madde 13 – (Değişik birinci fıkra: 13/4/1983-2814/5 md.) Tapu memuru kendisine verilen belgelerin tamam ve usulüne uygun ve dilekçeyi verenlerin veya istemde bulunanların yetkili olduklarına kanaat getirdikten sonra, kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmasına dair resmi sözleşmeyi düzenler. Bu sözleşme aynı zamanda tescil istemi sayılır.
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/6 md.)
Sözleşme düzenlenince kat irtifakının kat mülkiyetine çevrilmesinde kat irtifakının kayıtlı olduğu kat mülkiyeti kütüğü sayfasındaki, doğrudan doğruya kat mülkiyetinin kurulması halinde ise anagayrimenkulün kayıtlı bulunduğu tapu kütüğü sayfasındaki mülkiyet hanesine “Bu gayrimenkulün mülkiyeti kat mülkiyetine çevrilmiştir.” ibaresi yazılarak, sayfa anagayrimenkulün leh ve aleyhine tesis edilecek irtifak hakları dışındaki işlemlere kapatılır ve kat mülkiyetine konu olan her bağımsız bölüm, kat mülkiyeti kütüğünün ayrı bir sayfasına o bölüme bağlı arsa payı ve anagayrimenkulün kayıtlı bulunduğu genel kütükteki pafta, ada, parsel, defter ve sayfa numaraları gösterilmek suretiyle tescil edilir; anagayrimenkulün kayıtlı bulunduğu genel kütük sayfasına da, bağımsız bölümlerin kat mülkiyeti kütüğündeki defter ve sayfa numaraları işlenmek suretiyle, kütükler arasında bağlantı sağlanır.
(Değişik üçüncü fıkra: 14/11/2007-5711/6 md.)
Anagayrimenkulün sayfasında evvelce mevcut olan haklara ait sicil kaydı, irtifak hakları hariç, bağımsız bölümlerin kat mülkiyeti kütüğündeki sayfasına geçirilir. Anagayrimenkulün mülkiyetinin kat mülkiyetine çevrilmesinden sonra, anagayrimenkulün leh ve aleyhine tesis edilecek irtifak hakları da anagayrimenkulün tapu kütüğü sayfasına tescil edilir ve kat mülkiyeti kütüğünün beyanlar hanesinde belirtilir.
Kat mülkiyeti kütüğüne tescil edilen her bağımsız bölüm ayrı bir gayrimenkul niteliğini kazanır ve kütükte o bölümün tasdikli planındaki numarayı alır.
(Değişik: 13/4/1983-2814/5 md.) Kat malikine, anagayrimenkulun çaplı tasarruf belgesinden başka, istem halinde, 12 nci maddenin (a) bendinde belirtilen projeden kendi bağımsız bölümüne ait olan kısmının tasdikli bir örneği de verilir.
D) Kat irtifakının kurulması:
Madde 14 – (Değişik birinci fıkra: 23/6/2009-5912/3 md.) Henüz yapı yapılmamış veya yapısı tamamlanmamış bir arsa üzerinde kat irtifakının kurulması ve tapu siciline tescil edilmesi için o arsanın malikinin veya bütün paydaşlarının buna ait istem ile birlikte 12 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendine uygun olarak düzenlenen, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarınca anagayrimenkulün maliki veya bütün paydaşlarının imzaları alınarak onaylanan ve elektronik ortamda tapu müdürlüğüne gönderilen proje ile (b) bendindeki yönetim plânını tapu idaresine vermeleri lazımdır. Kat mülkiyetine geçişte ayrıca yönetim plânı istenmez. (15/2/2018 tarihli ve 7099 say ılı Kanunun 6ncı maddesiyle; bu fıkrada yer alan “12 nci maddenin (a) bendine uygun olarak düzenlenen” ibaresi “12nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendine uygun olarak düzenlenen, yetkili kamu kurum ve kuruluşlarınca anagayrimenkulün maliki veya bütün paydaşlarının imzaları alınarak onaylanan ve elektronik ortamda tapu müdürlüğüne gönderilen” şeklinde değiştirilmiştir.)
Bir arsa üzerinde kat irtifakları ancak sözleşmede veya dilekçede her kat irtifakının ilgili bulunduğu bağımsız bölüme tahsisi istenen arsa payı, arsanın kayıtlı olduğu kütüğün (Beyanlar) hanesinde belirtilmek suretiyle kurulur ve yapının, verilen projeye göre tamamlanmasından sonra kat mülkiyetine konu olacak bağımsız bölümlerinin numarası ve bu bölümlere bağlı eklentiler
kütüğün beyanlar hanesinde belirtilir.
(Değişik üçüncü fıkra: 23/6/2009-5912/3 md.) Yapının tamamlanmasından sonra kat irtifakının kat mülkiyetine çevrilmesi, kat irtifakının tesciline ait resmi senede ve 12 nci maddede yazılı belgelere dayalı olarak, yetkili idarece yapı kullanma izin belgesinin verildiği tarihten itibaren altmış gün içinde ilgili tapu idaresine gönderilmesi üzerine resen yapılır. (Ek fıkra: 14/11/2007-5711/7 md.; Mülga: 23/6/2009-5912/3 md.)
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kat Maliklerinin ve Kat İrtifakı Sahiplerinin Hakları
A) Kat maliklerinin hakları:
I – Bağımsız bölüm üzerinde:
Madde 15 – Kat malikleri kendilerine ait bağımsız bölümler üzerinde, bu kanunun ilgili hükümleri saklı kalmak şartiyle, Medeni Kanunun maliklere tanıdığı bütün hak ve yetkilere sahiptirler.
II – Ortak yerler üzerinde :
Madde 16 – Kat malikleri anagayrimenkulün bütün ortak yerlerine, arsa payları oranında, ortak mülkiyet hükümlerine göre malik olurlar.
Kat malikleri ortak yerlerde kullanma hakkına sahiptirler; bu hakkın genel kömürlük, garaj, teras, çamaşırhane ve çamaşır kurutma alanları gibi yerlerdeki ölçüsü, aksine sözleşme olmadıkça, her kat malikine ait arsa payı ile oranlıdır.
B) Kat irtifakı sahibinin hakları:
Madde 17 – Kat irtifakı sahipleri, ortak arsa üzerinde yapılacak yapının, sözleşmede yazılı süre içinde başlaması ve tamamlanması için kendilerine düşen borçların yerine getirilmesini, karşılıklı olarak isteme ve dava etme hakkına sahiptirler.
(Değişik: 13/4/1983 -2814/7 md.) Kat irtifakı sahipleri yapının tamamlanması için kendi aralarından veya dışarıdan bir veya birkaç kişiyi yönetici olarak tayin edebilirler. Kat mülkiyeti yöneticisinin görev, yetki ve sorumluluklarına dair hükümler, bu yönetici hakkında da uygulanır.
(Ek: 13/4/1983 – 2814/7 md.) Kat irtifakı kurulmuş gayrimenkullerde yapı fiilen tamamlanmış ve bağımsız bölümlerin üçte ikisi fiilen kullanılmaya başlanmışsa, kat mülkiyetine geçilmemiş olsa dahi anagayrimenkulün yönetiminde kat mülkiyeti hükümleri uygulanır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Kat Maliklerinin ve Kat İrtifakı Sahiplerinin Borçları
A) Kat Maliklerinin borçları:
I – Genel kural:
Madde 18 – Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler.
Bu kanunda kat maliklerinin borçlarına dair olan hükümler, bağımsız bölümlerdeki kiracılara ve oturma (Sükna) hakkı sahiplerine veya bu bölümlerden herhangi bir suretle devamlı olarak faydalananlara da uygulanır; bu borçları yerine getirmiyenler kat malikleriyle birlikte, müteselsil olarak sorumlu olur.
(Mülga son fıkra: 14/11/2007-5711/24 md.)
II – Anagayrimenkulün bakımı, korunması ve zarardan sorumluluk:
Madde 19 – Kat malikleri, anagayrimenkulün bakımına ve mimarı durumu ile güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle korumaya mecburdurlar.
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/8 md.) Kat maliklerinden biri, bütün kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası olmadıkça anagayrimenkulün ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesisler, değişik renkte dış badana veya boya yaptıramaz. Ancak, ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun anayapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya anayapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmiş olması halinde, bu onarım ve güçlendirmenin projesine ve tekniğine uygun biçimde yapılması konusunda kat maliklerinin rızası aranmaz. Kat maliki kendi bağımsız bölümünde anayapıya zarar verecek nitelikte onarım, tesis ve değişiklik yapamaz. Tavan, taban veya duvar ile birbirine bağlantılı bulunan bağımsız bölümlerin bağlantılı yerlerinde, bu bölüm maliklerinin ortak rızası ile anayapıya zarar vermeyecek onarım, tesis ve değişiklik yapılabilir.
Her kat maliki anagayrimenkule ve diğer bağımsız bölümlere, kusuru ile verdiği zarardan dolayı diğer kat maliklerine karşı sorumludur.
III – Anagayrimenkulün genel giderlerine katılma :
Madde 20 – (Değişik birinci fıkra: 13/4/1983-2814/9 md.) Kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça:
a) Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak;
b) Anagayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında; Katılmakla yükümlüdür. (14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle bu bentte yer alan “koruma” ibaresinden sonra gelmek üzere “, güçlendirme” ibaresi eklenmiştir.)
c) Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz.
(Değişik: 13/4/1983-2814/9 md.)
Gider veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında, diğer kat maliklerinden her biri veya yönetici tarafından, yönetim planına, bu Kanuna ve genel hükümlere göre dava açılabilir, icra takibi yapılabilir. Gider ve avans payının tamamını ödemeyen kat maliki ödemede geciktiği günler için aylık yüzde beş hesabıyla gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür. (14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle bu fıkrada yer alan “yüzde on” ibaresi “yüzde beş” olarak değiştirilmiştir.)
Birinci fıkradaki giderlere, kat maliklerinden birinin veya onun bağımsız bölümünden herhangi bir suretle faydalanan kişinin kusurlu bir hareketi sebep olmuşsa, gidere katılanların yaptıkları ödemeler için o kat malikine veya gidere sebep olanlara rücu hakları vardır.
IV – Sigorta anlaşması:
Madde 21 – Anagayrimenkulün, kat malikleri kurulunca tayin edilecek değer üzerinden sigorta edilmesi kat malikleri kurulunca kararlaştırılabilir.
Sigorta yapılması halinde kat malikleri, sigorta giderlerine, arsa payları oranında, katılmakla yükümlüdürler.
Anagayrimenkulün tümünün harap olması halinde alınacak sigorta bedeli, aksine sözleşme olmadıkça, kat maliklerine, arsa payları oranında, paylaştırılır.
Yalnız bir veya bir kaç bağımsız bölüm veya eklentisi veya ortak yerlerden bir kısmı hasara uğramışsa, alınacak sigorta bedeli hasara uğrayan yerlerin onarımına arsa payları oranında harcanır.
Kat malikleri anagayrimenkulün sigortasıyla giderilemeyecek olan zararlarını karşılamaküzere, kendi bağımsız bölümlerini ayrıca kendi ad ve hesaplarına sigorta ettirebilirler; bu halde alınacak sigorta bedeli, anagayrimenkulün sigorta bedelindeki payları da ayrıca saklı kalmak üzere, yalnız kendilerine ait olur.
Sigorta hakkındaki emredici hükümler saklıdır.
V – Ortak giderlerin teminatı:
Madde 22 – (Değişik birinci fıkra: 13/4/1983 – 2814/10 md.) Kat malikinin, 20 nci madde uyarınca payına düşecek gider ve avans borcundan ve gecikme tazminatından, bağımsız bölümlerin birinde kira akdine, oturma (sükna) hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı bir şekilde faydalananlar da müştereken ve müteselsilen sorumludur. Ancak, kiracının sorumluluğu ödemekle yükümlü olduğu kira miktarı ile sınırlı olup, yaptığı ödeme kira borcundan düşülür.
Kat malikinin borcu bu yolla da alınamazsa, mahkemece tesbit edilen borcunu ödemiyen kat malikinin bağımsız bölümü üzerine, varsa yöneticinin yoksa kat maliklerinden birinin yazılı istemiyle bu borç tutarı için, diğer kat malikleri lehine kanuni ipotek hakkı tescil edilir. (Değişik son cümle: 14/11/2007-5711/10 md.) 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 893 üncü maddesinin son fıkrası hükmü burada da uygulanır.
(Değişik: 13/4/1983 – 2814/10 md.) Kat maliklerinin, gider borcunu ödemeyen kat maliki veya diğer sorumlulardan olan alacakları önceliklidir.
VI – Müsaade mecburiyeti:
Madde 23 – Kat maliklerinden birinin bağımsız bölümünde veya bu bölümdeki tesislerde meydana gelen bir hasar veya bozukluğun onarımı veya giderilmesi veya tesislerin yeniden yapılması ile yapı güvenliğiyle ilgili olarak yapılması gerekli görülen teknik incelemeler için diğer bir bağımsız bölüme girmek gerekiyorsa, o bölümün maliki veya o bölümde başka sıfatla oturanlar, giriş müsaadesi vermeye ve bölümde gerekli işlerin yapılmasına katlanmaya mecburdurlar.(14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 11 inci maddesiyle; bu fıkrada yer alan “tesislerin yeniden yapılması” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile yapı güvenliğiyle ilgili olarak yapılması gerekli görülenteknik incelemeler” ibaresi eklenmiştir.)
Anagayrimenkulün bir kısmının harap olması halinde, harap olan bağımsız bölüm ve eklentilerinin veya ortak yerlerin veya bağımsız bölümdeki tesislerin yeniden yapılması için, sağlam kalan bağımsız bölümlerin içinden veya dışından faydalanılması gerekiyorsa, o bölümlerin malikleri veya orada başka sıfatla oturanlar buna müsaade etmeye mecburdurlar. Yukarıdaki fıkralarda yazılı müsaade yüzünden, kat maliklerinin veya orada başka sıfatla oturanların uğrayacakları zararı, lehine müsaade verilen bağımsız bölüm malikleri derhal ödemekle yükümlüdürler.
VII – Yasak işler:
Madde 24 – Anagayrimenkulün, kütükte mesken, iş veya ticaret yeri olarak gösterilen bağımsız bir bölümünde hastane, dispanser, klinik, poliklinik, ecza laboratuvarı gibi müesseseler kurulamaz; kat maliklerinin buna aykırı sözleşmeleri hükümsüzdür; dispanser, klinik, poliklinik niteliğinde olmıyan muayenehaneler bu hükmün dışındadır.
Anagayrimenkulün, kütükte mesken olarak gösterilen bağımsız bir bölümünde sinema, tiyatro, kahvehane, gazino, pavyon, bar, kulüp, dans salonu ve emsali gibi eğlence ve toplantı yerleri ve fırın, lokanta, pastahane, süthane gibi gıda ve beslenme yerleri ve imalathane, boyahane, basımevi, dükkan, galeri ve çarşı gibi yerler, ancak kat malikleri kurulunun oybirliği ile vereceği kararla açılabilir.
(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/194 md.) 1136 sayılı Avukatlık Kanununda avukatlık büroları ve hukuk büroları ile ilgili düzenleme yapılıncaya kadar meskenlerdeki avukatlık ve hukuk büroları faaliyetlerine devam ederler. Bu süre, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıldır. Bu hüküm 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda ilgili düzenleme yapılıncaya kadar meslek mensupları tarafından açılan bürolar hakkında da uygulanır.
Bu karar yöneticinin veya kat maliklerinden birinin istemi üzerine bütün bağımsız bölümlerin kat mülkiyeti kütüğündeki sahifelerine şerh verilir.
VIII – Kat mülkiyetinin devri mecburiyeti:
Madde 25 – Kat maliklerinden biri bu kanuna göre kendisine düşen borçları ve yükümleri yerine getirmemek suretiyle diğer kat maliklerinin haklarını, onlar için çekilmez hale gelecek derecede ihlal ederse, onlar, o kat malikinin müstakil bölümü üzerindeki mülkiyet hakkının kendilerine devredilmesini hakimden istiyebilirler.
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/12 md.)
Bu gibi bir kat maliki hakkında, bağımsız bölümün mülkiyetinin hükme en yakın tarihteki değeri o kat malikine ödenerek bu mülkiyetin diğer kat maliklerine, arsa payları oranında devredilmesi için davanın açılması, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, diğer kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğuyla karar vermesine bağlıdır. Bu karara rağmen kat maliklerinden bir kısmı bu davayı açmak istemezse, davayı öteki kat malikleri açar ve hâkim hüküm vermeden önce devir bedelinin ileride hak sahibine ödenmek üzere bankada üçer aylık vadeli hesaba yatırılması ve makbuzunun ibrazı için davacılara resen belirleyeceği uygun bir süre verir. Devir bedelinin süresi içinde yatırıldığına ilişkin belge ibraz edildiğinde ve davanın kabulü halinde hâkim, davalının bağımsız bölümünün mülkiyetinin davayı açmış olan kat maliklerine arsa payları oranında devredilmesine ve devir bedelinin işlemiş faiziyle birlikte davalıya ödenmesine karar verir.
Aşağıdaki durumlarda, birinci fıkrada yazılı çekilmezlik, her halde mevcut farz edilir :
a) Ortak giderlerden ve avanstan kendine düşen borçları ödemediği için hakkında iki takvim yılı içinde üç defa icra veya dava takibi yapılmasına sebep olunması;
b) Anagayrimenkulün bulunduğu yerin sulh hakimi tarafından 33 üncü madde gereğince verilen emre rağmen, bu kanunda yazılı borç ve yükümleri yerine getirmemek suretiyle öteki kat maliklerinin haklarını ihlal etmekte devamlı olarak bir yıl ısrar edilmesi;
c) Kendi bağımsız bölümünü randevu evi veya kumarhane veya benzeri yer olarak kullanmak suretiyle ahlak ve adaba aykırı harekette bulunması. (Değişik dördüncü fıkra: 14/11/2007-5711/12 md.) Bu maddedeki dava hakkı, devir konusunda kat maliklerince alınan dava açma kararının öğrenilmesi tarihinden başlayarak altı ay ve her halde dava hakkının doğumundan başlayarak beş yıl içinde kullanılmazsa veya dava sebebi ortadan kalkmışsa düşer.
B) Kat irtifakı sahiplerinin borçları:
Madde 26 – Kat irtifakı sahipleri bu hakka konu olan ortak arsa üzerinde, ileride kat mülkiyetine çevrilmek üzere yapılacak yapının sözleşmeye ve plana göre tamamlanması için kendilerine düşen borçları vaktinde yerine getirmek ve yapı işini, doğruluk kaideleri uyarınca kolaylaştırmakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler.
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/13 md.) Kat irtifakı sahiplerinden biri kendine düşen borçları, noter aracılığıyla yapılan ihtara rağmen, bu ihtar tarihinden başlayarak iki ay içinde yerine getirmezse diğerlerinin yazılı istemi üzerine hâkim, onun arsa payının ve kat irtifakının hükme en yakın tarihteki değeri karşılığında, öteki paydaşlara, arsa payları oranında devrine karar verir.
Kat irtifakı sahiplerinden birinin kusuru yüzünden, yapının kanuni süre içinde yapılamaması sebebiyle kat irtifakı düşerse, kusurlu taraf diğerlerinin bu yüzden uğradıkları zararı tazminle yükümlüdür.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Anagayrimenkulün Yönetimi
A) Genel kurul:
Madde 27 – Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartiyle, bu kurul tarafından kararlaştırılır.
B) Yönetim planı:
Madde 28 – Yönetim planı yönetim tarzını, kullanma maksat ve şeklini yönetici ve denetçilerin alacakları ücreti ve yönetime ait diğer hususları düzenler.Yönetim planı, bütün kat maliklerini bağlıyan bir sözleşme hükmündedir.
Yönetim planında hüküm bulunmıyan hallerde, anagayrimenkulün yönetiminden doğacak anlaşmazlıklar bu kanuna ve genel hükümlere göre karara bağlanır.
(Değişik: 13/4/1983 – 2814/11 md.) Yönetim planının değiştirilmesi için bütün kat maliklerinin beşte dördünün oyu şarttır. Kat maliklerinin 33 üncü maddeye göre mahkemeye başvurma hakları saklıdır.
Yönetim planı ve bunda yapılan değişiklikler, bütün kat malikleriyle onların külli ve cüzi haleflerini ve yönetici ve denetçileri bağlar.
Yönetim planının ve onda sonradan yapılan değişikliklerin tarihi, kat mülkiyeti kütüğünün (Beyanlar) hanesinde gösterilir ve bu değişiklikler yönetim planına bağlanarak kat mülkiyetinin kuruluş belgeleri arasında saklanır.
C) Kat malikleri kurulunun toplantısı ve kararları:
I – Toplantı zamanı:
Madde 29 – Kat malikleri kurulu, yılda bir defadan az olmamak üzere yönetim planında gösterilen zamanlarda, eğer böyle bir zaman gösterilmemişse, her takvim yılının ilk ayı içinde toplanır. (Ek cümle: 14/11/2007-5711/14 md.) Toplu yapılarda ise kurullar, en geç iki yılda bir defadan az olmamak üzere yönetim plânlarında gösterilen zamanlarda, böyle bir zaman gösterilmemişse, ikinci takvim yılının ilk ayı içinde toplanır.
Önemli bir sebebin çıkması halinde, yöneticinin veya denetçinin veya kat maliklerinden üçte birinin istemi üzerine ve toplantı için istenilen tarihten en az onbeş gün önce bütün kat maliklerine imzalattırılacak bir çağrı veya bir taahhütlü mektupla, toplantı sebebi de bildirilmek şartiyle, kat malikleri kurulu her zaman toplanabilir.
İlk çağrı yapılırken, birinci toplantıda, yeter sayının sağlanamaması halinde, ikinci toplantının nerede ve hangi tarihte yapılacağı da belirtilir. (Ek cümle: 14/11/2007-5711/14 md.) İlk toplantı ile ikinci toplantı arasında bırakılacak zaman yedi günden az olamaz.
II – Yeter sayı:
Madde 30 – Kat malikleri kurulu, kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından yarısından fazlasiyle toplanır ve oy çokluğuyla karar verir.
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/15 md.) Yeter sayının sağlanamaması nedeniyle ilk toplantının yapılamaması halinde, ikinci toplantı, en geç onbeş gün sonra yapılır. Bu toplantıda karar yeter sayısı, katılanların salt çoğunluğudur.
Bu kanunda yeter sayı için ayrıca konulmuş olan hükümler saklıdır.
III – Oya katılma:
Madde 31 – Her kat maliki, arsa payı oranına bakılmaksızın, bir tek oy hakkına sahiptir.
Anagayrimenkulde birden ziyade bağımsız bölümü olan kat maliki, her bağımsız bölüm için ayrı bir oy hakkına sahiptir; bununla beraber onun malik olduğu bağımsız bölümlerin sayısı ne olursa olsun, sahip olacağı oy sayısı bütün oyların üçte birinden fazla olamaz; oy hesabı yapılırken kesirler gözönüne alınmaz.
Bir bağımsız bölümün birden ziyade maliki varsa, kat malikleri kurulunda bunları içlerinden vekalet verecekleri birisi temsil eder. Kat maliklerinden biri ehliyetsiz ise onu kanuni mümessili temsil eder.
Alınacak karar doğrudan doğruya kendini ilgilendiren kat maliki görüşmelerde hazır bulunabilir, fakat oya katılamaz.
(Değişik son fıkra: 14/11/2007-5711/16 md.) Kat maliklerinden biri, oyunu yetkili vekil eliyle kullanabilir. Bir kişi, oy sayısının yüzde beşinden fazlasını kullanmak üzere vekil tayin edilemez. Ancak, kırk ve daha az sayıdaki kat mülkiyetine tâbi taşınmazlarda bir kişi, en fazla iki kişiye vekâlet edebilir.
IV – Kararlar:
Madde 32 – Anagayrimenkul kat malikleri kurulu tarafından, sözleşme, yönetim planı ve kanun hükümleri uyarınca verilecek kararlara göre yönetilir.
Bütün kat malikleriyle külli ve cüzi halefleri, yönetici ve denetçiler, kat malikleri kurulunun kararlarına uymakla yükümlüdürler.
Anagayrimenkulün kullanılmasından veya yönetiminden dolayı kat malikleri arasında veya bunlarla yönetici ve denetçiler arasında veya denetçilerle yöneticiler arasında çıkan anlaşmazlıklar, kat malikleri kurulunca çözülür ve karara bağlanır.
Kat malikleri kurulu kararları (1) den başlayıp sırayla giden sayfa numaraları taşıyan her sayfası noter mühüriyle tasdikli bir deftere yazılarak, toplantıda bulunan bütün kat maliklerince imzalanır; karara aykırı oy verenler bu aykırılığın sebebini belirterek imza koyarlar.
Bir husus hakkında ilerde çıkan anlaşmazlıklar, karar defterinde aynı hususa dair daha önce verilmiş bir karar varsa kaide olarak ona göre çözülür.
V – Hakimin müdahalesi
Madde 33 – (Değişik birinci fıkra: 14/11/2007-5711/17 md.) Kat malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak 32 nci madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her kat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir; kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaz. Kat maliklerinden birinin yahut onun katından kira akdine, oturma hakkına veya başka bir sebebe dayanarak devamlı surette faydalanan kimsenin, borç ve yükümlerini yerine getirmemesi yüzünden zarar gören kat maliki veya kat malikleri, anagayrimenkulün bulunduğu yerin sulh mahkemesine başvurarak hâkimin müdahalesini isteyebilir.
Hakim, ilgilileri dinledikten sonra, bu kanuna ve yönetim planına ve bunlarda bir hüküm yoksa, genel hükümlere ve hakkaniyet kaidelerine göre derhal kararını verir ve bunun, tespit edeceği kısa bir süre içinde yerine getirilmesi lüzumunu ilgiliye tefhim veya tebliğ eder.
(Değişik üçüncü fıkra: 14/11/2007-5711/17 md.) Tespit edilen süre içinde hâkimin kararını yerine getirmeyenlere, aynı mahkemece, ikiyüz elli Türk Lirasından ikibin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. 25 inci madde hükmü saklıdır.
D) Yönetici:
I – Atanması:
Madde 34 – Kat malikleri, anagayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışardan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye (Yönetici), kurula da (Yönetim kurulu) denir.
Anagayrimenkulün sekiz veya daha fazla bağımsız bölümü varsa, yönetici atanması mecburidir. Anagayrimenkulün bütün bölümleri bir kişinin mülkiyetinde ise, malik kanunen yönetici durumundadır.
Yönetici, kat maliklerinin, hem sayı hem arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından atanır.
Yönetici her yıl kat malikleri kurulunun kanuni yıllık toplantısında yeniden atanır; eski yönetici tekrar atanabilir.
Kat malikleri anagayrimenkulün yönetiminde anlaşamaz veya toplanıp bir yönetici atayamazlarsa, o geyrimenkulün bulunduğu yerin sulh mahkemesince, kat maliklerinden birinin müracaatı üzerine ve mümkünse diğerleri de dinlendikten sonra, gayrimenkule bir yönetici atanır.
Bu yönetici, aynen kat maliklerince atanan yöneticinin yetkilerine sahip ve kat maliklerine karşı sorumlu olur.
Sulh mahkemesince atanan yönetici, bu atanma üzerinden altı ay geçmedikçe, kat malikleri kurulunca değiştirilemez Ancak haklı bir sebep çıkarsa, onu atamış olan sulh mahkemesi, değiştirmeye müsaade edebilir.
Yönetici atanırken kendisiyle yapılan sözleşmede, teminat göstermesi şart edilebilir; sözleşmede böyle bir şart olmasa bile, haklı bir sebebin çıkması halinde, kat malikleri kurulu, yöneticiden teminat göstermesini istieyebilir.
(Değişik son fıkra: 14/11/2007-5711/18 md.) Yöneticinin ad ve soyadı ile iş ve ev adresinin anagayrimenkulün kapısı yanına veya girişte görülecek bir yere çerçeve içinde asılması mecburidir. Bu yapılmazsa, yöneticiden veya yönetim kurulu üyelerinin her birine, ilgilinin başvurması üzerine aynı mahkemece, elli Türk Lirasından ikiyüzelli Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.
II – Yöneticinin görevleri:
1. Genel yönetim işlerinin görülmesi:
Madde 35 – Yöneticinin görevleri, yönetim planında belirtilir; yönetim planında aksine hüküm olmadıkça, yönetici aşağıdaki işleri görür:
a) Kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesi;
b) Anagayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınması;
c) Anagayrimenkulün sigorta ettirilmesi;
d) Anagayrimenkulün genel yönetim işleriyle korunma, onarım, temizlik gibi bakım işleri ve asansör ve kalorifer, sıcak ve soğuk hava işletmesi ve sigorta için yönetim planında gösterilen zamanda, eğer böyle bir zaman gösterilmemişse, her takvim yılının ilk ayı içinde, kat maliklerinden avans olarak münasip miktarda paranın toplanması ve bu avansın harcanıp bitmesi halinde, geri kalan işler için tekrar avans toplanması;
e) Anagayrimenkulün yönetimiyle ilgili diğer bütün ödemelerin kabulü, yönetim dolayısiyle doğan borçların ödenmesi ve kat malikleri tarafından ayrıca yetkili kılınmışsa, bağımsız bölümlere ait kiraların toplanması;
f) Anagayrimenkulün tümünü ilgilendiren tebligatın kabulü;
g) Anagayrimenkulü ilgilendiren bir sürenin geçmesinden veya bir hakkın kaybına meydan vermiyecek gerekli tedbirlerin alınması;
h) Anagayrimenkulün korunması ve bakımı için kat maliklerinin yararına olan hususlarda gerekli tedbirlerin, onlar adına alınması;
i) Kat mülkiyetine ilişkin borç ve yükümlerini yerine getirmiyen kat maliklerine karşı dava ve icra takibi yapılması ve kanuni ipotek hakkının kat mülkiyeti kütüğüne tescil ettirilmesi;
j) Topladığı paraları ve avansları yatırmak ve gerektiğinde almak üzere muteber bir bankada kendi adına ve fakat anagayrimenkulün yönetici sıfatı gösterilmek suretiyle, hesap açtırılması;
k) Kat malikleri kurulunun toplantıya çağırılması.
l) (Ek: 4/4/2015-6645/82 md.) Anagayrimenkulde bulunan asansörlerin güvenli bir şekilde işletilmesinin sağlanması amacıyla aylık bakımları ile yıllık kontrollerinin ilgili teknik düzenlemelere uygun şekilde yaptırılması ve bu işlemlere ilişkin ücretlerin ödenmesi.
(Ek fıkra: 4/4/2015-6645/82 md.) Bu Kanunun 34 üncü maddesinde belirtilen şartları taşımasına rağmen yönetici ataması yapılmayan anagayrimenkulde, birinci fıkrada sayılan işlerin yaptırılmasından kat malikleri müştereken sorumludur.
2. Defter tutulması ve belgelerin saklanması:
Madde 36 – Yönetici, kat malikleri kurulunun kararlarını protokolleri, yapılan ihtar ve tebligatın özetini ve tarihlerini ve bütün giderleri, 32 nci maddede sözü geçen deftere tarih sırasiyle yazmaya ve bu defteri ve giderlerin belgeleriyle diğer bütün belgeleri bir dosyada saklamaya mecburdur.
Bu defterin, her takvim yılının bitmesinden başlıyarak bir ay içinde yönetici tarafından notere kapattırılması mecburidir.
Bu maddede yazılı görevleri yerine getirmiyen yöneticiye 33 üncü maddenin son fıkrasında yazılı cezalar uygulanır.
3. İşletme projesinin yapılması:
Madde 37 – (Değişik: 13/4/1983 – 2814/12 md.)
Kat malikleri kurulunca kabul edilmiş işletme projesi yoksa, yönetici gecikmeksizin bir işletme projesi yapar.
Bu projede özellikle:
a) Anagayrimenkulün bir yıllık yönetiminde tahmini olarak gelir ve gider tutarları;
b) Tüm giderlerden her kat malikine, bu Kanunun 20 nci maddesindeki esaslara göre düşecek tahmini miktar;
c) Tahmini giderlerle diğer muhtemel giderleri karşılamak üzere her kat malikinin 20 nci maddedeki esaslara göre vermesi gereken avans tutarı; Gösterilir.
Bu proje,kat maliklerine veya bağımsız bölümden fiilen yararlananlara, imzaları karşılığında veya taahhütlü mektupla bildirilir. Bildirimden başlayarak yedi gün içinde projeye itiraz edilirse durum kat malikleri kurulunda incelenir ve proje hakkında, karar verilir, gerekirse yeni bir proje hazırlanır.
Kesinleşen işletme projeleri veya kat malikleri kurulunun işletme giderleri ile ilgili kararları, İcra ve İflas Kanununun 68 inci maddesinin 1 inci fıkrasında belirtilen belgelerden sayılır.
III – Sorumluluğu:
1.Genel kural:
Madde 38 – Yönetici, kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumludur.
(Ek fıkra: 14/11/2007-5711/19 md.) Kat malikleri kurulu, ada temsilciler kurulu veya toplu yapı temsilciler kurulu kararlarının iptaline ilişkin davalar, kat maliklerini temsilen yöneticiye, toplu yapılarda ise ada temsilciler kurulu veya toplu yapı temsilciler kurulunca seçilen yöneticiye husumet yöneltilmesi suretiyle açılabilir. Yönetici, açılan davayı bütün kat maliklerine ve ada veya toplu yapı temsilciler kuruluna duyurur. Kurul kararının iptali halinde bu konudaki yargılama giderleri ortak giderlerden karşılanır.
2. Hesap Verme:
Madde 39 – Yönetici, yönetim planında yazılı zamanlarda eğer böyle bir zaman yazılmamışsa her takvim yılının birinci ayı içinde kat malikleri kuruluna, anagayrimenkul dolayısiyle o tarihe kadar elde edilen gelirlerin ve yapılmış olan giderlerin hesabına vermekle yükümlüdür. Kat maliklerinin yarısı isterse, bunların arsa payları ne olursa, olsun yönetim planında yazılı zamanlar dışında da hesabın gösterilmesi yöneticiden istenebilir.
IV – Hakları:
Madde 40 – Yönetici, kaide olarak vekilin haklarına sahiptir.
Kat malikleri,kendilerine düşen borçları ve yükümleri yönetici tarafından noterlikçe yaptırılan ihtara rağmen vaktinde ve tamamen yerine getirmezlerse, yönetici, hiçbir tazminat ödemeye mecbur olmaksızın, kendine ait sözleşmeyi feshedip yöneticilikten çekilerek bu yüzden uğradığı zararın tazminini kat maliklerinden istiyebilir.
Yönetici, yönetim planında veya kendisiyle yapılan sözleşmede bir ücret tayin edilmemiş olsa bile, kat maliklerinden uygun bir ücret istiyebilir.
(Değişik: 13/4/1983-2814/13 md.) Kat malikleri kurulu, kat malikleri arasından atanmış yöneticinin normal yönetim giderlerine katılıp katılmayacağı, katılacaksa, ne oranda katılacağını kararlaştırır. Bu yolda, bir karar alınmamış ise, yönetici yönetim süresince kendisine düşen normal yönetim giderlerinin yarısına katılmaz.
E) Yönetimin denetlenmesi:
Madde 41 – Kat malikleri kurulu, yöneticinin bu görevdeki tutumunu devamlı olarak denetler ve haklı bir sebebin çıkması halinde onu her zaman değiştirebilir.
Hesapların denetlenmesi için yönetim planında, belli bir zaman konulmamışsa; bu denetim her üç ayda bir yapılır; bununla beraber haklı bir sebep çıkarsa, hesap denetlenmesi her zaman yapılabilir.
Kat malikleri kurulu denetim işini, kendi aralarından sayı ve arsa payı çoğunluğuyla seçecekleri bir denetçiye veya üç kişilik bir denetim kuruluna verebilir; bu halde denetçi veya denetim kurulu yönetim planında yazılı zamanlarda, eğer zaman yazılmamışsa, her takvim yılının birinci ayı içinde kat malikleri kuruluna verecekleri bir raporla denetimin sonucunu ve anagayrimenkulün yönetim tarzı hakkındaki düşüncelerini bildirir; bu rapor çoğaltılarak birer örneği taahhütlü mektupla kat maliklerine gönderilir.
Denetçiler bu raporu ve verecekleri kararları ve gerekli gördükleri diğer hususları, (1) den başlayıp sıra ile giden sayfa numaraları taşıyan ve her sayfası noter mührüyle tasdikli bir deftere geçirip tarih koyarak altını imza ederler.
F) Yenilik ve ilaveler:
I – Faydalı olanlar:
Madde 42 – Kat malikleri,anagayrimenkulün ortak yerlerinde kendi başlarında bir değişiklik yapamazlar; ortak yerlerin düzgün veya bunları kullanmanın daha rahat ve kolay bir hale konulmasına veya bu yerlerden elde edilecek faydanın çoğaltılmasına yarıyacak bütün yenilik ve ilaveler, kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karar üzerine yapılır.
(Ek fıkra: 1/7/2005-5378/19 md.)
Engellilerin yaşamı için zorunluluk göstermesi hâlinde, proje tadili kat maliklerinin en geç üç ay içerisinde yapacağı toplantıda görüşülerek sayı ve arsa payı çoğunluğu ile karara bağlanır. Toplantının bu süre içerisinde yapılamaması veya tadilat alebinin çoğunlukla kabul edilmemesi durumunda; ilgili kat malikinin talebi üzerine bina güvenliğinin tehlikeye sokulmadığını bildirir komisyon raporuna istinaden ilgili mercilerden alınacak tasdikli proje değişikliği veya krokiye göre inşaat, onarım ve tesis yapılır. İlgili merciler, tasdikli proje değişikliği veya kroki taleplerini en geç altı ay içinde sonuçlandırır. Komisyonun teşkili, çalışma usûlü ile engellinin kullanımından sonraki süreç ile ilgili usûl ve esaslar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından müştereken hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.(25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Özürlülerin” ve “özürlünün” ibareleri sırasıyla “Engellilerin” ve “engellinin” şeklinde değiştirilmiştir.)
Bu işlerin giderleri, yeniliklerden faydalananlar tarafından, faydalanma oranına göre, ödenir.
Değişik dördüncü fıkra: 18/4/2007-5627/16 md.)
Kat maliklerinden birinin isteği üzerine ısı yalıtımı, ısıtma sisteminin yakıt dönüşümü ve ısıtma sisteminin merkezi sistemden ferdi sisteme veya ferdi sistemden merkezi sisteme dönüştürülmesi, kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karar üzerine yapılır. Ancak toplam inşaat alanı ikibin metrekare ve üzeri olan binalarda merkezi ısıtma sisteminin ferdi ısıtma sistemine dönüştürülmesi, kat maliklerinin sayı ve arsa payı olarak oybirliği ile verecekleri karar üzerine yapılır. Bu konuda yapılacak ortak işlerin giderleri arsa payı oranına göre ödenir. Merkezi ısıtma sistemlerinde ısınma giderlerinin paylaştırılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.
(Değişik beşinci fıkra: 18/4/2007-5627/16 md.)
Isıtma sisteminin merkezi sistemden ferdi sisteme veya ferdi sistemden merkezi sisteme dönüştürülmesine karar verilmesi halinde, yönetim planının bu karara aykırı hükümleri değiştirilmiş sayılır.
II – Çok masraflı ve lüks olanlar:
Madde 43 – Yapılması arzu edilen yenilik ve ilaveler çok masraflı ise veya yapının özel durumuna göre lüks bir nitelik taşıyorsa veya anagayrimenkulün bütün kat malikleri tarafından kullanılması mutlaka gerekli olan yerlerinde veya geçitlerinde bulunmıyorsa, bunlardan faydalanmak istemiyen kat maliki, gidere katılmak zorunda değildir; bu gibi yenilik ve ilavelerin giderini, onların yapılmasına karar vermiş olan kat malikleri öderler.
Bununla beraber, başlangıçta giderlere katılmıyan kat maliki veya onun külli veya cüzi halefleri yenilik ve ilavelerin yapılması ve korunması giderlerine sonradan, kendi arsa payları oranında katılırlarsa, yapılan lüks yenilik veya ilaveden faydalanma hakkını kazanırlar.
III- Bağımsız bölüm ilavesi:
Madde 44 – Anagayrimenkulün üstüne kat ilavesi veya mevcut çekme kat yerine tam kat yapılması veya zemin veya bodrum katlarında veya arsanın boş kısmında 24 üncü maddenin ikinci fıkrasında yazılı yerlerin sonradan yapımı veya ilavesi için:
a) Kat malikleri kurulunun buna oybirliğiyle karar vermesi;
b) Anagayrimenkulün bu inşaattan sonra alacağı duruma göre, yapılan yeni ilaveler de dahil olmak üzere bütün bağımsız bölümlerine tahsis olunacak arsa paylarının, usulüne göre yeniden ve oybirliğiyle tesbit edilmesi;
c) İlave edilecek yeni bağımsız bölüme tahsis edilen arsa payı üzerinde, tapu memuru huzurunda yapılacak resmi senetle, 14 üncü maddeye göre kat irtifakı kurularak bunun, anagayrimenkulün bütün bağımsız bölümlerinin kat mülkiyeti kütüğündeki irtifaklar hanesine tescil edilmesi ve anagayrimenkulün kapanan eski kütük sayfasiyle 13 üncü madde hükmüne göre bağlantı sağlanması; Şarttır.
Bu nitelikteki ilave ve genişletmelere muvafakat etmekle beraber kendisi katılmak istemiyen kat maliklerinin arsa paylarından, bu ilaveler sebebiyle azalan kısmın, ilaveyi yaptıranların bağımsız bölümlerine tahsisini kabul ettikleri, resmi senette belirtilir.
Bu takdirde, yeni bağımsız bölümün yapılmasına katılmıyan kat maliklerinin arsa paylarından yeni tahsis sebebiyle azalan kısmın bedeli kendilerine ödenmek şartiyle, yeni yapılan bağımsız bölüm, kat irtifakı kurulmasına dair olan eski resmi senet gereğince kat mülkiyetine çevrilerek onu yaptıranın mülkü veya yaptıranların ortak mülkü olur ve kat mülkiyeti kütüğünün ayrı bir sayfasına yeni malik veya malikler adına tescil edilir.
G) Temliki tasarruflar ve önemli işler:
Madde 45 – Anagayrimenkulün bir hakla kayıtlanması veya arsanın bölünmesi ve bölünen kısmın mülkiyetinin başkasına devrolunması gibi temliki tasarruflar veya anayapının dış duvarlarının, çatı veya damının reklam maksadiyle kiralanması gibi önemli yönetim işleri ancak bütün kat maliklerinin oybirliğiyle verecekleri karar üzerine yapılabilir.
ALTINCI BÖLÜM
Kat Mülkiyetinin ve Kat İrtifakının Sona Ermesi
A) Kat mülkiyetinin sona ermesi:
I – Anagayrimenkulün arsasiyle birlikte yok olması veya kamulaştırılması ile:
Madde 46 – Kat mülkiyeti, kat mülkiyeti kütüğündeki sicil kaydının silinmesiyle sona erer.
Anagayrimenkulün bütün bağımsız bölümlerinin bir tek kişinin mülkiyetinde toplanmasiyle kat mülkiyeti kendiliğinden sona ermez.
Sicil kaydı, bütün kat maliklerinin veya bütün bağımsız bölümleri kendi mülkiyetinde toplamış bulunan malikin, anagayrimankuldeki kat mülkiyetinin adi mülkiyete çevrilmesine ait yazılı istemi üzerine silinir ve o gayrimenkul, müstakil bölümlere bağlı arsa paylarına göre, genel kütükte yeni bir sayfaya gaçirilerek ve eski kayıtlariyle bağlantı sağlanmak suretiyle tescil olunur.
Anagayrimenkulün niteliğinde kat mülkiyetinin kurulmasından sonra değişiklikler olmuşsa, yeni sicil kaydına bunlar da yazılır.
Bağımsız bölümlerden biri bir ayni hakla veya sicile şerh verilen bir şahsi hakla kayıtlanmış bulunuyorsa, hak sahibinin muvafakatiyle o hak kütükten silinmedikçe, anagayrimenkul üzerindeki kat mülkiyetinin adi mülkiyete çevrilmesi ve kat mülkiyeti kütüğündeki sicil kaydının silinmesi istenemez.
Kayıtlayıcı hakkın sahibi, sicil kaydının silinmesine muvafakat etmemekle beraber hakkının yalnız borçluya ait mülkiyet payına veya hakkın niteliğine göre, bütün ortak mülkiyet paylarına aktarılmasına muvafakat ederse bu hak sicilden silinmeksizin yalnız borçlunun, adi mülkiyet gayrimenkuldeki bütün ortak mülkiyet payları üzerine geçirilmek suretiyle genel kütüğe tescil olunur.
Anagayrimenkulün arsasiyle birlikte tamamen yok olması veya kamulaştırılması halinde sicil kaydının silinmesi genel hükümlere göre yapılır.
Anagayrimenkul kamulaştırılırsa, her bağımsız bölümün kamulaştırma bedeli bağlantılı bulunduğu arsa payı ve eklentileri de gözönünde tutularak ayrı ayrı takdir olunur ve o bölümün malikine ödenir.
II – Anayapının harap olması:
Madde 47 – Anayapının tümü harap olmuşsa, anagayrimenkul üzerindeki kat mülkiyeti kendiliğinden sona erer.
Anayapının bağımsız bölümlerinden biri tamamen harap olur ve o bölümün maliki iki yıl içinde bölümünü yeniden yaptırmazsa, diğer kat malikleri veya bunlardan bir kısmı, bu sürenin tamamlanmasından başlıyarak bir yıl içinde o bölüme ait arsa payının, değeri karşılığında ve arsa payları oranında kendilerine devredilmesini hakimden istiyebilirler. Bu halde devrolunan arsa payları kat mülkiyeti kütüğünün ilgili sayfalarının (Beyanlar) hanesine işaret olunur; arsa payını devralanlar, devraldıkları tarihten başlıyarak iki yıl içinde, harap olan bağımsız bölümü yeniden yaptırmaya veya aynı süre içerisinde bütün kat malikleri bağımsız bölümlere bağlı arsa paylarını bu kanunun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasındaki esaslara göre yeniden hasaplıyarak kat mülkiyeti kütüğüne geçirtmeye mecburdurlar.
Yukardaki fıkra hükmüne uyulmadığı takdirde anagayrimenkul üzerindeki kat mülkiyeti kendiliğinden sona ererek, gerek o gayrimenkul ve gerek harap olan bölümler için alınan sigorta bedeli üzerinde ortak mülkiyet hükümleri uygulanır.
Birden ziyade bağımsız bölüm tamamen harap olup da bunlardan birinin yeniden yapılması diğerinin yapılmasına bağlı bulunuyorsa, bağımsız bölümleri harap olan kat malikleri bunları yeniden yaptırıp yaptırmıyacaklarını, harabolma tarihinden başlıyarak altı ay içinde diğer kat maliklerine yazılı olarak bildirmeye mecburdurlar. (Değişik son cümle: 14/11/2007-5711/20 md.) Bildirmeyenlerin yeniden yaptırmak istemedikleri kabul olunur ve onların arsa payları, değeri karşılığında bölümlerini yeniden yaptırmak isteyenlere öncelikle devredilir. Harabolan bağımsız bölümler üzerindeki kat mülkiyeti bu maddede yazılı süreler devamınca kendiliğinden kat irtifakına çevrilir ve kat mülkiyeti kütüğünde beyanlar hanesine geçici şerh verilir. Bağımsız bölüm yapılınca onun üzerindeki kat mülkiyeti yeniden doğar ve geçici şerh kütükten silinir.
III – Bildirme ödevi ve kaydın silinmesi:
Madde 48 – Anagayrimenkulün veya anayapının tümünün veya bir kısmının harabolması halinde durum yönetici tarafından o gayrimenkulün bulunduğu yerin tapu idaresine ve bütün kat maliklerine; eğer yönetici yoksa, bağımsız bölümü harap olan kat maliki tarafından tapu idaresine derhal bildirir; bunun bildirilmemesi yüzünden doğacak zararların tümünden bağımsız bölümü harap olan kat maliki, zararın beşte biri oranındaki kısmından da yönetici müteselsilen sorumlu olup, Hazine sorumlu değildir.
Kat mülkiyeti sona erince, kat mülkiyeti kütüğündeki sayfalar kapatılarak gayrimenkulün kaydı anayapıdan sağlam kalan kısımlar gösterilmek ve kat mülkiyeti kütüğü kurulmadan önceki genel kütük kaydiyle bağlantı sağlanmak suretiyle, arsa payları oranında ortak mülkiyet esaslarına göre, genel kütüğe tescil edilir. Bu halde sigorta bedelleriyle enkaz üzerinde de ortak mülkiyet hükümleri yürür.
Tümü harabolan anayapının arsasında malik veya ortak malikler tarafından yine kat mülkiyeti esasına göre yeni bir yapı yapılmak istenirse, kat irtifakı ve kat mülkiyeti kurulmasına dair hükümler uygulanır.
B) Kat irtifakının sona ermesi:
Madde 49 – Kat irtifakına konu olan arsanın maliki veya ortak malikleri, tapu memuruna verecekleri yazılı bir beyanla kat irtifakına ait sicil kaydını sildirerek bu irtifaka her zaman son verebilirler.
Kat irtifakı, buna konu olan arsanın tamamiyle yok olması veya üzerinde yapı yapılamıyacak hale gelmesi veya kamulaştırılması ile kendiliğinden sona erer.
(Değişik fıkralar: 13/4/1983 – 2814/14 md.):
Kat irtifakına konu olan arsa üzerinde, bu irtifakın kurulması sırasında verilen plana göre beş yıl içinde yapı yapılmazsa maliklerden birinin istemi üzerine, sulh hakimi, gerektiğinde ilgilileri de dinleyerek, duruma göre kat irtifakının sona ermesine veya belli bir süre için uzatılmasına karar verir. Süre istem üzerine yeniden uzatılabilir.
Yukarıdaki fıkra uyarınca kat irtifakı kaldırıldığında tapu kütüğündeki kayıt silinir.
YEDİNCİ BÖLÜM
Son Hükümler
A) Yasaklar:
Madde 50 – Bu kanun yürürlüğe girdikten sonra Medeni Kanuna ve diğer kanunlara göre, bir gayrimenkulün paydaşlarından birinin o gayrimenkulün bir bölümünden kat maliki gibi tek başına faydalanmasını sağlamak için irtifak hakkı kurulamaz.
Tümü kârgir olmıyan yapılarda kat mülkiyeti kurulamaz.
B) Yeni duruma uyma :
I – Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra kurulan irtifaklarda:
Madde 51 – (Değişik birinci fıkra: 30/4/1969 – 1166/1 md.) Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar bir gayrimenkulün paydaşlarından birinin o gayrimenkulün bir bölümünden kat maliki gibi tek başına faydalanmasını sağlamak için üzerinde irtifak hakkı kurulmuş olan gayrimenkullerin mülkiyetinin 2/1/1971 tarihine kadar kat mülkiyetine çevrilmesi ve kat mülkiyeti kütüğüne tescil ettirilmesi mecburidir. Bu yapılmazsa irtifak hakları sona ererek yalnız ortak mülkiyet devam eder.
Gayrimenkul üzerindeki mülkiyetin birinci fıkra gereğince kat mülkiyetine çevrilmesi ve kat mülkiyet kütüğüne tescili, ortak maliklerden birinin tapu ideresine başvurması üzerine tapu idaresindeki belgelere ve bu kanunun 12 nci maddesinin (b) bendinde yazılı fotoğrafa dayanılarak yapılır; bu halde fotoğrafın, tapu idaresine başvuran ortak malikin imzasiyle tasdik edilmesi yeter.
Diğer ortak malikler bu çevrilmeye itiraz edemiyecekleri gibi bunun giderlerine katılmaktan ve yönetim planı yapmaktan kaçınamazlar; kaçınılırsa, hakimin müdahalasine dair olan 33 üncü madde hükmü uygulanır.
II – Medeni Kanundan önce kurulmuş olan haklarda :
Madde 52 – Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce (Hava hakkı, oda mülkiyeti) gibi isimler altında kurulmuş olan haklar, bu kanunun yürürlüğe girmesinden başlıyarak üç yıl içinde, aşağıda yazılı hükümlere göre, bu kanun uyarınca kat mülkiyetine veya kat irtifıkına çevrilir:
a) Gayrimenkul üzerinde bu haklara konu olan yapı bölümleri mevcutsa, hak sahipleri, aralarında yapacakları bir sözleşme ile, o gayrimenkulün arsasında, bölümlerinin değerleri oranında ve hiçbir bedel ödemeye mecbur olmaksızın, Medeni Kanunun ortak mülkiyet hükümlerine göre paydaş olurlar ve Kat Mülkiyeti Kanununun ilgili hükümleri uyarınca kat mülkiyetini kurarlar.
b) Yapı bölümleri mevcut olmayıp yalnız hava hakkı mevcutsa, bu hak (a) bendindeki esaslara göre hak sahibinin arsada paydaş olması suretiyle kendiliğinden kat irtifakı hakkına çevrilir ve kütüğe o suretle tescil edilir.
c) Hak sahipleri anlaşarak bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde eski haklarını kat mülkiyetine veya kat irtifakına çevirmezlerse, bu çevirme, gayrimenkulün bulunduğu yerin tapu idaresince, ayrı ayrı bölümlerin değerleri oranında arsa paylarının tesbiti ve gereken belgelerin hazırlanması suretiyle ve bu maddenin (a) ve (b) bendlerindeki esaslar uyarınca, hak sahiplerinden birinin müracaatı üzerine veya doğrudan doğruya yapılır ve durum bütün hak sahiplerine bildirilir.
Bu hakların tapu idaresince kat mülkiyetine veya kat irtifakına doğrudan doğruya çevrilmesi için gereken masraflar Hazinece ödenerek, kamu alacaklarının tahsili hakkındaki özel kanun hükümlerine göre hak sahiplerinden alınır.
Hak sahipleri tapu idaresinin kararına karşı, bunun kendilerine bildirilmesinden başlıyarak bir ay içinde, sulh mahkemesine dava açmak suretiyle itiraz edebilirler.
III – Medeni Kanuna göre kurulmuş kat irtifaklarının yönetimi:
Madde 53 – Bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten önce bir gayrimenkulün paydaşlarından birinin o gayrimenkulün bir bölümünden kat maliki gibi tek başına faydalanmasını sağlamak için kurulmuş olan irtifak hakları, bu Kanuna göre kat mülkiyetine çevrilinceye kadar anagayrimenkulün yönetimi, yönetim planı yapılması mecburiyeti ve giderlere ve sigorta mecburiyetine ve bunun primlerine katılma hususlarında bu kanun hükümleri uygulanır.
C) Özel kanuna göre ortaklaştırma (Şüyulandırma) halinde kat mülkiyetinin durumu:
Madde 54 – (Değişik birinci fıkra: 14/11/2007-5711/21 md.) İmar Kanunu hükümlerine göre ortaklaştırma halinde, ortaklaştırılan gayrimenkuller arasında kat mülkiyetine tâbi gayrimenkul varsa ve ortaklaştırma, 9/11/1985 tarihinden önce ise 6785 sayılı İmar Kanununun 46 ncı maddesi, bu tarihten sonra ise 3194 sayılı İmar Kanununun 16 ncı maddesi gereğince ortaklığın giderilmesi hususunda bütün malikler anlaştıkları takdirde, ortaklığın giderilmesi bu anlaşma hükümlerine göre yapılır.
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/21 md.)
Böyle bir anlaşmaya varılamazsa, her gayrimenkulün ortaklaştırmadan önceki geçer değerleri, birinci fıkrada sözü geçen madde hükümlerine göre ortaklığı gidermekle görevli sulh mahkemesince ayrı ayrı takdir edilerek, bunlara Türkiye İstatistik Kurumunca yayımlanan üretici fiyat endeksi uygulanmak suretiyle her bir gayrimenkulün hükme en yakın tarih itibarıyla ulaştığı değerleri tespit edildikten sonra, bunlardan değeri en fazla olan gayrimenkulün malikine, öteki gayrimenkulleri bu değerle satın almasını teklife karar verilir ve bu teklif kabul edilip bedel ödenince ortaklık giderilmiş olur.
Kesinleşen sulh mahkemesi kararının tebliğinden başlıyarak bir ay içinde bedel ödenmez veya altı ay içinde ödenmek üzere banka mektubu veya ayni teminat gösterilmezse ortaklaştırılan gayrimenkullerin tümü, imar durumuna göre mümkünse katmülkiyeti muhafaza ve diğer gayrimenkuller buna ilhak edilerek, eğer bu mümkün değilse kat mülkiyeti kaldırılarak, açık artırma yoliyle satılıp ortaklık giderilir ve
satış bedeli her gayrimenkulün, ikinci fıkra uyarınca takdir edilmiş olan değerleri arasındaki orana göre, maliklere paylaştırılır.
D) Harç ve vergiler:
Madde 55 – Bu kanuna göre kat mülkiyeti ve kat irtifakı kurulması, mülkiyetin başkasın adevrini ihtiva etmedikçe her çeşit harc ve vergiden muaftır. Bu muafiyet, Medeni Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra kurulan irtifak haklarının 51 nci madde gereğince kat mülkiyetine ve Medeni Kanundan önce kurulmuş olan hakların 52 nci maddeye göre kat mülkiyeti veya kat irtifakına çevrilmesi işlemlerine de şamildir.
Kurulan kat mülkiyetleri tapu memurunca derhal anagayrimenkulün kayıtlı bulunduğu yerin belediyesine ve vergi dairesine bildirilir.
E) Belediyesi olmıyan yerlerdeki durum:
Madde 56 – Bu kanunun belediyelere yüklediği görevler, belediye olmıyan, yerlerde o yerin bağlı bulunduğu ilçe veya il merkezleri belediyelerince, 6785 sayılı İmar Kanununun 47 nci maddesinde bahsi geçen sahalarda ise ilgili belediyece yerine getirilir.
SEKİZİNCİ BÖLÜM (1)
(Bu bölüm ve bu bölüm başlığı altındaki maddeler 10/6/1985 tarih ve 3227 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile eklenmiştir.)
Devre Mülk Hakkı
Madde 57 – Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade hakkı, müşterek mülkiyet payına bağlı bir irtifak hakkı olarak kurulabilir. Bu hakka devre mülk hakkı denir.
Madde 58 – Aksi resmi senette kararlaştırılmadıkça devre mülk hakkının bağlı olduğu pay, devrelerin sayı ve süreleri esas alınarak eşit bir biçimde belirlenir.
Devre mülk hakkı ancak mesken nitelikli, kat mülkiyetine veya kat irtifakına çevrilmiş yahut müstakil yapılarda kurulabilir.
Devre mülk üzerinde bu hakla bağdaşan ayni haklar tesis edilebilir.
Devre mülk hakkı bağlı olduğu müşterek mülkiyet payına bağlı olarak devir ve temlik edilebilir ve mirasçılara geçer.
Madde 59 – Devre mülk hakkının yılın belirli dönemlerine ayrılması ve 15 günden daha az süreli olmaması gerekir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa devre mülk hakkı sahibi bu hakkın kullanımını başkalarına bırakabilir.
Madde 60 – Ana taşınmaz mal ile bağımsız bölümlerin ve müstakil yapıların tapu kütüklerinin beyanlar hanesine, bağımsız bölüm veya yapı üzerinde devre mülk hakkı kurulduğu işaret edilir ve düzenlenecek tapu senedinde de bu husus belirtilir.
Madde 61 – Üzerinde devre mülk hakkı kurulacak yapı veya bağımsız bölümlerin ortak malikler arasında dönem süresi, devir ve teslimi ile istifade şekil ve usulleri, yöneticilerin seçimi ile hak ve sorumlulukları, büyük onarım için ayrılacak dönem, bakım masrafları gibi hususlar devre mülk sözleşmesinde belirlenir. Bu hususları içeren ve bütün hak sahiplerince imzalanan devre mülk sözleşmesi resmi senede eklenir ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilir.
Devre mülk hakkı kurulan her yapı veya bağımsız bölüm için ortak malikler, kendi aralarından veya dışarıdan bir gerek veya tüzelkişiyi yönetici ve kat malikleri kuruluna temsilci olarak tayin ederler. Bu Kanunun genel hükümlerine göre atanan yöneticilere devre mülk yöneticiliği ile ilgili görevler de verilebilir.
Madde 62 – Kat mülkiyetine çevrilmiş birden fazla bağımsız bölümlerden bazılarının üzerinde devre mülk hakkı kurulması, aksi yönetim planında kararlaştırılmamışsa, diğer bağımsız bölüm maliklerinin muvafakatlarına bağlı değildir.
Madde 63 – Üzerinde devre mülk hakkı kurulan yapı veya bağımsız bölümün ortak malikleri, aksi sözleşme ile kararlaştırılmamışsa, şuyuun giderilmesini isteyemezler.
Madde 64 – Devre mülk hak sahipleri, kendilerine ayrılan ve tapu sicilinde belirtilen dönem süresi sonunda istifade ettikleri bağımsız bölüm veya yapıyı sözleşme hükümleri gereğince boşaltmaya ve yeni hak sahibine teslime mecburdurlar.
Dönem süresi sonunda tahliye olmadığı takdirde, istifade edecek dönem sahibinden birisinin veya yöneticinin tapu kaydını ve sözleşmeyi talebine ekleyerek ibrazı halinde, mahallin en büyük mülki amirin emri ile, başkaca bir işlem ve tebligata lüzum kalmadan, derhal zabıtaca boşalttırılır. İdare veya yargı organlarına yapılacak başvuru, bu boşaltma işlemini durdurmaz.
İlgililerin kanundan ve sözleşmeden doğan hakları saklıdır.
Madde 65 – Devre mülk hakkı sahiplerinin hak ve borçları, yetki ve sorumluluklarının tespit ve uyuşmazlıkların çözümlenmesinde bu Kanunda, sözleşmede veya yönetim planında hüküm bulunmayan hallerde Türk Medeni Kanunu ve ilgili diğer kanun hükümleri uygulanır.
DOKUZUNCU BÖLÜM (1)
(14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle; 65 inci maddeden sonra gelmek üzere “Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler” başlıklı “Dokuzuncu Bölüm” altında aşağıdaki maddeler eklenmiş, mevcut 66 ve 67 nci maddeler, 75 ve 76 ncı maddeler olarak teselsül ettirilmiştir.)
Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler
Kapsam
Madde 66 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)
Toplu yapı, bir veya birden çok imar parseli üzerinde, belli bir onaylı yerleşim plânına göre yapılmış veya yapılacak, alt yapı tesisleri, ortak kullanım yerleri, sosyal tesis ve hizmetler ile bunların yönetimi bakımından birbirleriyle bağlantılı birden çok yapıyı ifade eder.
Toplu yapı kapsamındaki imar parsellerinin bitişik veya komşu olmaları şarttır. Ancak bu parseller arasında kalan ve imar plânına göre yol, meydan, yeşil alan, park, otopark gibi kamuya ayrılan yerler için bu şart aranmaz. Toplu yapı kapsamındaki her imar parseli, kat irtifakının veya kat mülkiyetinin tesisinde ayrı ayrı dikkate alınır. Ancak, toplu yapı birden fazla imar parselini içeriyorsa, münferit parseller üzerinde toplu yapı hükümlerine tâbi olacak şekilde kat mülkiyeti ilişkisi kurulamaz.
Yapılar tamamlandıkça, tamamlanan yapılara ilişkin kat irtifakları kat mülkiyetine çevrilebilir.
Ortak yerler
Madde 67 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)
Toplu yapı kapsamında olup, bütünüyle bu kapsamdaki bağımsız bölümlerin ortak kullanma ve faydalanmasına tahsis edilmiş bulunan parsellerin malik hanesine, tahsis edildikleri toplu yapı kapsamındaki diğer parsellerin ada, parsel, blok ve bağımsız bölüm numaraları gösterilmek suretiyle tapu siciline kaydedilir ve bu suretle tahsis edildikleri parsellerde bulunan bağımsız bölümlerin ortak yeri olur.
Toplu yapı kapsamında bulunan birden çok yapının ortak sosyal ve alt yapı tesisleri bulundukları parsel veya yapıya bakılmaksızın, tahsis edildikleri bağımsız bölümlerin ortak yeri sayılır.
Vaziyet plân ve projeleri
Madde 68 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)
Toplu yapılarda; yapıların konumları, ortak nitelikteki yerler ve tesisler, bunların kullanılış amaç ve şekilleri, toplu yapı kapsamındaki parsel veya parsellerin tamamını kapsayacak şekilde, bir bütün olarak ilgili makamlarca onaylanmış imar plânı hükümlerine uygun olarak hazırlanmış vaziyet plânında ve projelerde belirtilir.
Kamuya ayrılan yerlerin düzenlenmesi, işletilmesi ve bakımı, bu konuda yetkili kamu kurumu ile mutabakat sağlanması hâlinde, kamunun kullanımını kısıtlamamak şartıyla toplu yapı yönetimince üstlenilebilir.
Toplu yapı uygulamasında, kat mülkiyetinin ve kat irtifakının tesisine, aranacak belgelere, tapuda yapılacak işlemlere ilişkin hususlar, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.
Yönetim
Madde 69 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)
Toplu yapı kapsamında bulunan parsel ve parsellerdeki birden çok bağımsız bölümü kapsayan ana yapıda ortak yerleri bulunan blok yapıların her biri, kendi sorunlarına ve yalnız o bloğa ait ortak yerlere ilişkin olarak, o blokta bulunan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan blok kat malikleri kurulunca yönetilir.
Bir parselde blok niteliğinde olmayan yapılar varsa veya bu nitelikteki yapılarla blok yapılar aynı parselde yer alıyorsa, kendi sorunlarına ve o parsele ait ortak yerlere ilişkin olarak, o parselde bulunan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan kat malikleri kurulunca yönetilir.
Yönetim plânında blokların ve blok niteliğinde olmayan yapıların idare tarzı ayrıca belirtilir.
Bir adada birden çok parsel yer alıyorsa, adayı oluşturan parsellere ait ortak yerler, o adada bulunan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan ada kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır. Bu yetki, yönetim plânında ada temsilciler kuruluna verilebilir.
Yönetim plânında başka türlü düzenlenmemişse, ada temsilciler kurulu, blok yapılarda her blokta bulunan bağımsız bölüm maliklerince seçilen blok yöneticileri ve blok niteliğinde olmayan yapıların bağımsız bölüm maliklerince seçilen temsilcilerden oluşur. Ada temsilciler kurulu üyelerinin sayısı ve nasıl seçileceği toplu yapının özelliği dikkate alınarak yönetim plânında belirtilir. Ada temsilciler kurulunda bu yöneticiler ve temsilciler yönettikleri ve temsil ettikleri bağımsız bölüm sayısı kadar oy hakkına sahiptirler.
Toplu yapı kapsamındaki ortak yapı, yer ve tesisler, bu kapsamda yer alan bağımsız bölüm maliklerinden oluşan toplu yapı kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır. Bu yetki, yönetim plânında toplu yapı temsilciler kuruluna verilebilir. Yönetim plânında başka türlü düzenlenmemişse, toplu yapı temsilciler kurulu, blok yapılarda her blokta bulunan bağımsız bölüm maliklerince seçilen blok yöneticileri ve blok niteliğinde olmayan yapıların bağımsız bölüm maliklerince seçilen temsilcilerden oluşur. Toplu yapı temsilciler kurulu üyelerinin sayısı ve nasıl seçileceği toplu yapının özelliği dikkate alınarak yönetim plânında belirtilir. Toplu yapı temsilciler kurulunda bu yöneticiler ve temsilciler yönettikleri ve temsil ettikleri bağımsız bölüm sayısı kadar oy hakkına sahiptirler.
Yönetim plânı ve değiştirilmesi
Madde 70 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)
Toplu yapı kapsamındaki yapı ve yerler için tamamını kapsayan bir tek yönetim plânı düzenlenir. Yönetim plânı, toplu yapı kapsamındaki bütün kat maliklerini bağlar. Yönetim plânının değiştirilebilmesi için, toplu yapı temsilciler kurulu üyelerinin temsil ettikleri bağımsız bölümlerin tamsayısının beşte dördünün oyu şarttır.
Geçici yönetimle ilgili yönetim plânı hükümleri, toplu yapı alanındaki bağımsız bölüm maliklerinin beşte dördünün oylarıyla değiştirilebilir.
Yönetici ve denetçi atama
Madde 71 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)
Yönetim plânında başka türlü düzenlenmedikçe, blok kat malikleri kurulu blok için, blok niteliğinde olmayan yapıların yer aldığı parseldeki kat malikleri kendilerine özgülenen ortak yer ve tesisler için, toplu yapı temsilciler kurulu ise toplu yapı kapsamındaki bütün ortak yapı, yer ve tesisler için yönetici ve denetçi atar.
Blok yöneticisi ve denetçisi, bloktaki kat maliklerinin; blok niteliğinde olmayan yapıların ortak yer ve tesisleri için yönetici ve denetçi, bu yapılardaki kat maliklerinin sayı ve arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından seçilir. Toplu yapı kapsamındaki bütün ortak yapı, yer ve tesisler için yönetici ve denetçi ise, toplu yapı temsilciler kuruluna katılan yönetici ve temsilcilerin, yönettikleri ve temsil ettikleri bağımsız bölüm sayısının salt çoğunluğunun oyu ile atanır.
Ortak giderlere katılma
Madde 72 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)
Toplu yapı kapsamındaki belli bir yapıya veya yapıların sadece birkaçındaki kat maliklerinin ortak kullanım ve yararlanmasına tahsis edilmiş ortak yer ve tesislere ilişkin ortak giderler, o yapılardaki kat malikleri tarafından, bütün bağımsız bölümlerin ortak kullanım ve yararlanmasına tahsis edilmiş tesis ve yerlere ilişkin ortak giderler ise bütün kat malikleri tarafından karşılanır.
Blok kat malikleri, toplu yapı temsilcileri ve geçici yönetim kurulu kararları, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 68 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen belgelerden sayılır. Kat malikleri, toplu yapı kapsamındaki ortak yapı, yer ve tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya bunların başka bir parselde veya kamuya ait alanlarda bulunduğunu veya bağımsız bölümlerinin veya kendilerinin durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle toplu yapı ortak gider payını ve toplanacak avansı ödemekten kaçınamazlar.
Geçici yönetim
Madde 73 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)
Yönetim plânında toplu yapı temsilciler kurulu oluşuncaya kadar, bu kurulun görevlerini üstlenmek, yetkilerini kullanmak ve kurulun oluşması için gerekli girişim ve çağrılarda bulunmak üzere, bir geçici yönetim kurulması öngörülebilir. Bu takdirde yönetim plânında geçici yönetimin nasıl oluşacağına ve ne zamana kadar devam edeceğine ilişkin hükümlere yer verilir. Geçici yönetim en geç toplu yapının bitimini izleyen bir yıl sonrasına kadar devam edebilir. Bu süre, her halde toplu yapı kapsamındaki ilk yapı ruhsatının alınmasından itibaren on yıl geçmekle sona erer.
Uygulanacak diğer hükümler
Madde 74 – (Ek: 14/11/2007-5711/22 md.)
Bu bölümde öngörülen özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunda yer alan bütün hükümler, toplu yapılar hakkında da aynen veya kıyas yoluyla tatbik edilir.
Görevli mahkeme:
Ek Madde 1 – (Ek: 13/4/1983-2814/15 md.)
Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir.
Kullanma yerlerinin boşaltılması:
Ek Madde 2 – (Ek: 13/4/1983 – 2814/15 md.)
Kat malikleri kurulunca veya bu kurulca yetki verilen yönetici tarafından sözleşmeleri herhangi bir nedenle feshedilen veya sona eren, kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçiler ile dışarıdan atanan yöneticiler
kendilerine bu görevleri dolayısıyla bir yer tahsis edilmiş ise, bu yerleri onbeş gün içerisinde boşaltmak zorundadırlar. Bu süre içinde boşaltılmayan yerler yöneticinin veya kat maliklerinden herhangi birinin başvurusu üzerine başkaca tebligata lüzum kalmadan mahalli mülki amirlerin kararı ile bir hafta içinde zabıtaca boşalttırılır. İdare ve yargı organlarına yapılacak başvuru, bu kararların yerine getirilmesini durdurmaz. İlgililerin kanun ve sözleşmeden doğan hakları saklıdır.
Birden çok yapılarda uygulanacak özel hükümler:
Ek Madde 3 – (Ek:13/4/1983 – 2814/15 md.; Mülga: 14/11/2007-5711/24 md.)
Kat irtifakına geçiş:
Ek Madde 4 – (Ek: 13/4/1983 – 2814/15 md.)
Beş veya daha fazla kişi tarafından üzerinde bir veya birden çok yapı yaptırılmak amacıyla birlikte bir arsa edinilmiş olması ve pay sahiplerinden en az beşte dördünün kat irtifakına geçiş konusunda aldığı karara uyulmaması halinde, karara uymayan pay sahiplerinin gayrimenkuldeki paylarının iptaline ve bu payların, isteyen diğer pay sahipleri adına tesciline sulh mahkemesi tarafından aşağıdaki şartlarla karar verilir:
a) Müşterek gayrimenkulün yukarıda belirtilen amaçla edinildiğinin ispat edilmiş olması,
b) Müşterek maliklerin yukarıda açıklanan çoğunluğunun kat irtifakına geçiş kararına veya bununla ilgili yükümlülüklere noterlikçe yapılan tebligata rağmen iki ay içinde uyulmamış olması,
c) Karara uymayan müşterek maliklerin paylarının mahkemece tespit edilen rayiç bedelinin mahkeme veznesine depo edilmesi.
Hatalı blok veya bağımsız bölüm numaralarının düzeltilmesi
Ek Madde 5 – (Ek:4/7/2019-7181/5 md.)
Kat mülkiyetine tabi yapıların projesindeki hatalı blok numaralarının düzeltilebilmesi için; blok bazında kat malikleri kurulunun salt çoğunluğuyla alınmış karar ile lisanslı harita ve kadastro bürosu veya kadastro müdürlüğü tarafından hazırlanan teknik rapor gereğince düzenlenen ve ilgili idarece onaylanan yeni vaziyet planı ilgilisi tarafından tapu müdürlüğüne sunulur.
Kat mülkiyetine tabi yapıların projesindeki hatalı bağımsız bölüm numaralarının düzeltilebilmesi için; lisanslı harita ve kadastro bürosu veya kadastro müdürlüğü tarafından hazırlanan ve ilgili idarece onaylanan teknik rapor ilgilisi tarafından tapu müdürlüğüne sunulur. Bu fıkra kapsamında yapılan düzeltmelerde ayni ve şahsi hak lehtarlarının muvafakati aranır.
Geçici Madde 1 – (Ek: 14/11/2007-5711/23 md.; Değişik: 23/6/2009-5912/4 md.)
Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kat irtifakı kurulmuş ve üzerindeki yapılar tamamlanıp yapı kullanma izin belgesi alınmış yapılarda, kat irtifakına sahip ortak maliklerden birinin başvurusu veya yapı kullanma izin belgesinin yetkili idarece tapu idaresine gönderilmesi üzerine zorunlu deprem sigortası poliçesi dâhil başkaca hiçbir belge aranmaksızın kat mülkiyetine resen geçilir.
Geçici Madde 2 – (Ek: 23/6/2009-5912/5 md.)
Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce kurulan toplu yapılara ait yönetim planlarının, bu Kanun hükümlerine uyarlanması amacıyla yapılacak ilk değişiklik için mevcut kat malikleri kurulunun salt çoğunluğu yeterlidir. Mevcut toplu yapı yönetimleri, değiştirilen yönetim planına göre yeni yöneticiler seçilinceye kadar geçici yönetim olarak görevini sürdürür. Toplu yapı yöneticisi seçimi, en geç yönetim planının değiştirilmesini takip eden üç ay içinde yapılır.
F) Yürürlük tarihi:
Madde 75 – Bu kanun yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girer. (1)(2)
G) Yürütme makamı:
Madde 76 – Bu kanunun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. (1)(2)
23/6/1965 TARİHLİ VE 634 SAYILI ANA KANUNA İŞLENEMEYEN GEÇİCİ MADDELER:
1) 13/4/1983 tarihli ve 2814 sayılı Kanunun geçici maddeleri:
Silinmemiş kat irtifakı hakları:
Geçici Madde 1 – Kat irtifakına konu olan arsa üzerinde, bu Kanunun yürürlüğünden önce süresi içinde bitirilmemiş olan yapılara ilişkin kat irtifakları tapu kütüğünden silinmemiş ise, bunlar hakkında da 49 uncu maddenin bu Kanunla değişik hükmü uygulanır.
Önce açılmış davalar:
Geçici Madde 2 – 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan doğan uyuşmazlıklar nedeniyle, bu Kanunun yürürlüğünden önce asliye hukuk mahkemelerine açılmış davalar bu mahkemelerce sonuçlandırılır.
2) 5/2/1992 tarih ve 3770 sayılı Kanunun geçici maddesi:
Geçici Madde – Doğal Gazın Kullanımı Hakkında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Yetki Kanunu ile Bakanlar Kuruluna verilen Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu için adı geçen Yetki Kanunu ile verilen süre bitimine kadar geçerlidir.
3) 14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun geçici maddeleri:
Geçici Madde 1
Bu Kanun gereğince hazırlanması gereken yönetmelik, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde hazırlanır.
Geçici Madde 2
13/4/1983 tarihli ve 2814 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce kat irtifakı kurulmuş binalarda yönetim plânı olmasa dahi 12 nci madde hükümlerine göre kat mülkiyeti kurulur.
Geçici Madde 3
Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce kurulan toplu yapılara ait yönetim plânları, yürürlük tarihinden itibaren en geç altı ay içinde bu Kanun hükümlerine uyarlanır. Yönetim plânında bu yönde değişiklik yapılması için mevcut kat malikleri kurulunun salt çoğunluğu yeterlidir. Mevcut toplu yapı yönetimleri, yönetim plânı değişip buna göre yönetici seçilene kadar geçici yönetim olarak görevini sürdürür. Toplu yapı yöneticisi seçimi, en geç yönetim plânının değişimini takip eden üç ay içinde yapılır.
––––––––––––––––––––––
(1) 10/6/1985 tarihli ve 3227 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle “Yürürlük tarihi” ile ilgili 57 nci madde 66, “Yürütme makamı” ile ilgili 58 inci madde de 67 nci madde olarak, numaralandırılmıştır.
(2) 14/11/2007 tarihli ve 5711 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle; 65 inci maddeden sonra gelmek üzere “Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler” başlıklı “Dokuzuncu Bölüm” altında 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74 üncü maddeler eklenmiş, mevcut 66 ve 67 nci maddeler, 75 ve 76 ncı maddeler olarak teselsül ettirilmiştir.
Tütün İnhisarı Kanunu
Tütün İnhisarı Kanunu, 9 Haziran 1930 tarihinde mecliste kabul edilmiş ve 28 Haziran’da resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tütün mamullerine ilişkin olarak çıkarılmış ilk kapsamlı yasal düzenlemedir. Kanun ile tütün ürünlerinin imalatı ve ticareti devletin tekeline alınırken diğer yandan toplum sağlığı ile ilgili önlemler alınmıştır.
[box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Osmanlı Hükümeti, Fransa ve İngiltere arasında imzalanan Ticaret Anlaşmasıyla tütün için ilk defa 1862 yılında İnhisar kurulmuş ve tütün ithali yasaklanmıştır. 1874 yılında “Duhan Resmi Hakkında Nizamname” düzenlenmiş ve tütünde bandrol usulü uygulanmaya başlanmıştır. 1879’da çıkarılan “Rusumu Sitte” Kararnamesiyle tuz, tütün ve alkollü içkilerin inhisarı gelirleri yabancı bankerlere ve 1883 yılında ise “Duyunu Umumiye”ye bırakılmıştır. Daha sonra Tütün İnhisarı İşletilmesi imtiyazı “Memaliki Osmaniye Duhanları Müşterek Menfaa REJİ Şirketi”ne devrolunmuştur.[/box]
Düzenleme öncesinde, istiklal savaşı tedbirleri kapsamında 1920 yılında Men-i Müskirat Kanunu kabul edilmiş ve alkollü içki kullanımı kısıtlanmış, 1921 yılında ise yabancı şirket ve Duyun-ı Umumiye’nin yetki ve gelirleri sınırlandırılmıştır. 1923 yılında Reji Şirketinin bütün malvarlığı, hak ve vecibeleri devlete intikal ettirilmiştir. 1925 yılında tütün ve tütünle ilgili hizmetlerin devlet tarafından yürütülmesi kararı alınmış, 1926 yılında tütün ve tütün mamulleri ile alkollü içkiler inhisar altına alınmış, 1927 yılında 1071 Sayılı Yasa ile alkollü içkilerde devlet tekeli oluşturulmuştur. 1928 yılında Duyunu Umumiye hukuken son bulmuştur.
Kanundan sonra; Tütün, Alkollü İçkiler, Tuz barut ve patlayıcı maddelerle ilgili “İnhisar” hizmetlerini yürütme görevi 1932 yılında kurulan İnhisarlar Umum Müdürlüğü’ne verilmiştir. 1932 yılında, Tütün-Tuz ve Alkollü İçki İnhisar İdareleri, İnhisarlar Umum Müdürlüğü’nde birleştirilmiş, 1938’de 3437 Sayılı Tütün ve Tütün İnhisarı Kanunu kabul edilmiş, 1942’e ise 4250 Sayılı “İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu” çıkarılmıştır. 1946 yılında daha evvel İnhisar adıyla anılan kurum TEKEL Genel Müdürlüğü olarak faaliyetine devam etmiştir. 1984 yılında TEKEL ilk kez yabancı sigara ithalatına başlamış, 1986’da özel sektöre “TEKEL” ile ortaklık şartıyla sigara üretim izni verilmiş, 1991’de sigara üretimi, ithalatı ve satışı serbest bırakılmıştır.

Tütün İnhisarı Kanunu
Kanun Adı : 1701
Kabul tarihi : 9. 6. 1930
Birinci kısım
Umumî hükümler
Madde 1
1 – Türkiye Cumhuriyeti dahilinde halkın istihlâki için tütün ve tömbekiyi satın almak, işlemek, kıymak, sigara, sigar, enfiye, ağız ve pipo tütünü yapmak;
2 – Bu tütün ve tömbeki ve sigara ve sigar ve enfiye ve ağız ve pipo tütününü alâmeti farikalı ve bandrollu ve etiketli kutulara ve paketlere koymak;
3 – Ecnebi memleketlerden yaprak sigarası (püro) ve kıyılmış tütün, yapılmış sigara ( sigaret) , enfiye, ağız ve pipo tütünlerini ve tömbeki ve sigara kâğıdı getirtmek;
4 – Yukarıdaki üç fıkrada sayılı maddeleri memleket dahilinde satmak;
Devletin inhisarı altındadır.
Madde 2
İnhisar İdaresi birinci maddede sayılı tütün, sigara, enfiye ve sair mevaddı işlenmiş olsun olmasın ecnebi memleketlere de satabilir. Hususî sigara fabrikaları tesisile imal edilecek sigaraların harice satılmasına müsaade itasına ve lâzım gelen şeraitin tayinine Maliye Vekili mezundur.
Madde 3
Tütün kullananlar şahsî ihtiyaçları için İnhisar İdaresinin sattığı tütünden ve sigara kâğıdından el ile sigara yapabilirler. Fakat velevki şahsî ihtiyaç için tütün kıyılması yasaktır.
Madde 4
Ecnebi memleketlerden gelen yolcular en çok elli adet sigara yahut yüz gram tömbekiyi veya yirmi tane püro sigarasını veya elli gram pipo veya ağız tütününü veya bu miktar enfiyeyi, hiç bir resim vermeğe mecbur olmaksızın, beraberlerinde bulundurup memlekete ithal edebilirler.
Fakat yolcuların yanındaki sigara ve emsali eğer bu miktardan fazla ise bu fazlalık yolcu tarafından beyan edilmek şartile bunun en çok bir kiloya kadar olan miktarı gümrük resminden maada kiloda on lira inhisar resmi mukabilinde sahibi tarafından memlekete ithal olunabilir.
Böyle bir fazlalık bulunduğu beyan edilmezse veya sorulduğu halde mevcudiyeti inkâr edilir veya gizlenirse kaçak ahkâmı tatbik olunur.
Madde 5
Ecnebi memleketlerine çıkarmak için yaprak tütün ticareti yapmak serbesttir. Yalnız böyle ecnebi memlekete çıkarmak maksadile elde edilecek tütünlerin satın alışını, memleket içinde bir yerden diğer yere nakledilişini, mağaza ve depolara konuşunu, gemilere yüklenilişini ve nihayet ecnebi memleketlere çıkarılışını, İnhisar İdaresi kontrolü altında bulundurmak hakkını haizdir.
Madde 6
Kontrol cüzdanı bulunan çiftçi ile İnhisar İdaresinde kayitli tütün tüccarından başka hiç bir kimse elinde
yaprak tütün bulunduramaz. Kez a hiç bir kimse dördüncü madde hükmü müstesna olmak üzere birinci maddede sayılan ve fakat inhisar İdaresinin bandrolünü ve alâmeti farikasını taşımayan şeyleri elinde bulunduramaz.
İnhisar İdaresinin bandrolünü ve alâmeti farikasını taşımayan birinci maddede sayılı şeyler bir yerden diğer bir yere nakil ve imrar dahi edilemez. Birinci fıkrada da muharrer yaprak tütünler kanunla müstesna tutulan yerlerden başka bir yere mutlaka (nakliye) denilen ruhsat tezkeresile naklolunabilir.
Madde 7
Bu kanunun hükümleri nikotinli olup tütün gibi kullanılabilecek olan bütün otlarla yerli tömbekisi hakkında da tatbik olunur.
Madde 8
Memlekete beyaz kopya kâğıdı ve defterleri getirmek ve bunların ticaretini yapmak yasaktır. İnhisar İdaresinden başka, memlekete sigara kâğıdı kap ve sigara kâğıdı kutusu \e etiketi getirmek ve bunları yapmak ve basmak dahi yasaktır.
Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi Ve Kontrolü Hakkında Kanun
İkinci kısım
Tütün ziraati
1 — Tütün ziraati yasak olan yerler
Madde 9
Bu kanuna merbut [1] numaralı cetvelde isimleri sayılan vilâyetlerde kısmen veya kamilen tütün ziraati yasaktır. Fakat icabında yasak olan yerlerin bazılarında Maliye Vekâletile İktisat Vekâletinin müştereken tertip edecekleri listeye göre Heyeti Vekile kararile tütün ziraatine müsaade olunabilir. Yasak olan yerlerde İktisat Vekâleti ve İnhisar İdaresi berayi tecrübe tütün ektirebilirler.
Madde 10
Bu kanunun neşrinden üç sene nihayetinde tütünün hangi yerlerde ekilip ekilmiyeceğinin kat’î olarak tesbiti için gerek İnhisar İdaresinin ve gerekse İktisat Vekâletinin şimdiden tecrübe yapmaları mecburidir.
2 — Fidelikler
Madde 11
Tütün fidesi yetiştirenler ektikleri fidelerin miktar ve mahalli hakkında tâbi oldukları ihtiyar meclislerine ve onlar da İnhisar İdaresine malûmat vermeğe mecburdurlar. Yunan sarısı denilen tohumların ekilmesi ve bunlardan fide yetiştirilmesi yasaktır.
3 — Tütün ziraatinin nasıl ve kimler tarafından yapılacağı
Madde 12
Tütün ziraati yapan kimse, İnhisar İdaresinin ihtiyar meclislerinde bulunduracağı beyannameyi doldurmakla mükelleftir. Bu beyannameler fidelerin tarlalara dikildiğinden nihayet on beş gün zarfında ihtiyar meclisleri tarafından tasdik edilir ve İnhisar İdaresine teslim olunur. Aynı köy içinde bir kaç tarlada tütün eken kimsenin bir beyanname vermesi kâfidir. Beyanname kanunen şahsî ehliyeti haiz olanlar tarafından verilir.
Madde 13
Her çiftçi için hazırlanan kontrol cüzdanları beyannamelerin tevdiinden nihayet on beş gün zarfında İnhisar İdaresince ihtiyar meclislerine verilir.
Madde 14
Aşağıda yazılı olan yerlerde tütün ekilmez:
1 – Mesken harimleri;
2 – Muhtelif mahallerde olduğu halde mecmuu yarım dönüme baliğ olmayan yerler.
Madde 15
1 – Hükümet memurları, hâkimler ve Tütün İnhisar İdaresi memurları tütün ekmekten büsbütün memnudur.
2 – Tütün ziraati yapanlardan, mahsullerini kaçağa sarfettiklerinden dolayı iki defa mahkûm olanlar, iki sene müddetle tütün zerinden memnudur.
Memnuiyet hilâfına tütün dikerlerse diktikleri tütün sökülür. Sahibi sökmezse ihtiyar olunacak masraf tütünü dikenlere ait olmak üzere İnhisar İdaresi söktürür.
Madde 16
Tütün ziraati kontrol cüzdanı başka bir kimseye devrolunabilir. Fakat bunun sahibi ve devir alan, müşterek bir arzuhal ile İnhisar İdaresinden ruhsat almak mecburiyetindedir.
Madde 17
Tütün dikilen tarlalarda tütünler arasında başka hiç bir şey ekilemez.
Madde 18
Çiftçi-mahsulünü toplar toplamaz, tarlada kalacak köklerin tohumluk için lâzım olan miktarından maadasını yedi gün zarfında, ve tohumluk için bıraktıklarını, tohumu alır almaz, sökmeğe mecburdur.
Aksi takdirde bu iş, masarifi çiftçiye ait olmak üzere İnhisar İdaresi tarafından usulü dairesinde icra ettirilir.
Tütün yağı istihsali için tütün tohumlarından istifade edilecek bazı mevakide köklerin imhası için bir mehil vermeğe Maliye Vekili mezundur.
Filizlerin toplanması yasaktır.
Üçüncü kısım
Mahsulün tahmini muamelesi
1- Tahmine memur olanlar ve itiraz heyeti
Madde 19
Tütün mahsulü, tarlada İnhisar İdaresinin her sene ilân edeceği müddet içinde, o mahsulün bulunduğu mahal köy kanununun cari olduğu yerlerden ise, ihtiyar meclisleri tarafından tahmin edilir ve tahmin edilen miktar çiftçinin kontrol cüzdanına yazılır. Bu muamele şehir ve kasabalarda, belediye meclisi tarafından müntahap üç kişilik vukuf erbabından mürekkep, mahallî ziraatının vüs’atine göre müteaddit, heyetler tarafından yapılır. Tahrir neticesinde ihtiyar meclisi ve erbabı vukuf heyetleri tarafından tutulacak defterler İnhisar İdaresine tevdi olunur.
Madde 20
İnhisar İdaresi yazılan miktarın hakikata mutabık olup olmadığını tetkik eder. Hakikate mutabık değilse
itiraz ederek keyfiyetin tetkiki için itiraz heyetinin teşkilini, mahallin en büyük mülkiye memurundan ister İtiraz heyetinin teşekkülünü istemek çiftçinin de hakkıdır.
Madde 21
İtiraz heyeti aşağıda yazılı zatlerden terekküp eder:
1 – İnhisar idaresinden bir memur;
2 – Ziraat memuru, bulunmadığı yerde ziraat veya ticaret odalarından ve bunların da olmadığı yerlerde belediyelerden müntahap ve tütün işlerinden anlayan bir zat;
3 – Köy ihtiyar meclisi tarafından seçilen ve tütün ziraatı ile meşgul bulunan veya bulunmuş olan bir çiftçi.
Bu heyetin vereceği kararlar kat’idir.
İtiraz heyetine verilecek yevmiyeler İnhisar İdaresi tarafından tesviye olunur ve bilâhare haksız çıkan tarafa tazmin ettirilir. İtiraz çiftçi tarafından vaki olursa ve neticede de çiftçi haksız çıkarsa heyetin masrafını o çiftçinin tazmin eylemesi mecburidir.
2 — Yaprakların toplanması ve denklenmesi
Madde 22 — Çiftçi topladığı tütünlerini çardak yaptığı yere veya köyündeki kurutma yerine serbestçe nakleder. İtiraz vukubulmuş ve itiraz heyeti de gelmişse, miktarı tayin için, gerek tarlada ve gerekse sergi ve askıda bulunan mahsulün hepsini bu heyete göstermeğe mecburdur.
Madde 23
Uzun bir zaman için uzaklaşacak ve ziraat beyannamesile üzerine aldığı işi başaramıyacak olan çiftçi,
İnhisar İdaresine müracaatla, mes’ul vekil göstermek mecburiyetindedir.
Madde 24
Kurutulmuş tütünlerin ayni köy veya kasabadaki yerlere nakli serbesttir.
Madde 25
Çiftçi yetiştirdiği mahsulü denk yaparken kırıntı, son ve çürük olanlarını ayrı denk yapmağa mecburdur.
Madde 26
Tarladaki mahsulünün tamamen veya kısmen I telef ve zayi olduğunu gören çiftçi keyfiyeti beş gün içinde ve tahriren İnhisar İdaresine haber verir. Yapılacak tahkikat neticesinde telef ve ziyan tahakkuk ederse tanzim olunacak zabıt varakası üzerine kontrol cüzdanındaki zimmeti tashih olunur ve bozulan ve kullanmağa salih olmayan tütünler usulü dairesinde imha edilir. Çiftçi noksanın sirkat olunduğunu iddia
ederse bu iddiası zabıtaca icra edilecek tahkikat ile sabit olduğu takdirde sirkat olunan miktar zimmetinden, cüzdandaki miktardan tenzil olunur. Seylâp ve dolu gibi afetler vukuunda İnhisar İdaresi çiftçinin müracaatlarına hacet kalmaksızın doğrudan doğruya keyfiyeti tahkik ederek hasarın miktarını cüzdanlardan tenzil eder.
3 — Yaprakların tartılması
Madde 27
Tütün mahsulü askıda, istifte veya denk halinde çiftçinin kurutma mahallinde veya ev veyahut İnhisar
İdaresi depolarında ihtiyar meclisleri tarafında tartılıp kontrol cüzdanına miktarı yazılır, inhisar İdaresi kontrol memurunun yazılan bu miktarı, isterse, kontrole hakkı vardır. Bu kontrol | esnasında evvelce yapılan tahmine nazaran noksanlık görülürse o noksanlıktan dolayı çiftçi mes’ul tutulur, ancak bu noksanın kaçakçılıktan ileri gelmediği İnhisar İdaresince anlaşıldığı takdirde yüzde beşe kadar olan miktarını nazarı dikkate alıp almamakta İnhisar İdaresi muhtardır. Fazlalıktan dolayı çiftçi mes’ul
tutulmaz.
Dördüncü kısım
1— Tütünlerin ambara nakli
Madde 28
Satılmış veya ambarlama müddeti gelmiş olan tütünler naklolunacak bir hale gelince İnhisar dairesi tarafından verilecek nakliye tezkerelerile ambaılara naklolunur. Tütünlerin ambarlara nakli için işbu kanuna merbut 2 numaralı cetvel mucibince her mıntaka hakkında müddetler tayin olunmuştur. Çiftçi bu müddetler içinde bütün mahsulünü İnhisar İdaresinin göstereceği ambarlara nakil ve teslim etmek mecburiyetindedir. İnhisar İdaresi de ambarlarını tütünlerin eyice muhafazasını temin edecek surette tesis etmeğe mecbur ve ambarların fena bir halde bulundurulmasından doğacak tütün ziyanından dolayı mes’uldür. Şu kadar k i gerek yangın ve gerek sair mücbir sebeplerden doğan ziyanlardan ve ambara teslim sırasında tütünlerin zaten fena bir halde bulunmasından ileri gelen zarardan dolayı idare hiç bir mes’uliyet kabul etmez.
Madde 29
En çok on saatlik mesafede İdarenin bir ambarı bulunmadığı ve çiftçi dahi kendi köyünde veya civar bir köyde mahfuz ambar gösterebildiği takdirde anahtarlarından biri İdarede kalmak şartile mahsulün müstesna olarak bu ambara konmasına müsaade olunabilir. Bundan başka çiftçi malını İnhisar İdaresinin malûmat ve muvafakati altında doğrudan doğruya tüccar ambarlarının parmaklıkla ayrılacak mahalline koyabilir.
Tütünlerin ambara kimler tarafından teslim olunabileceği ve İdareye ne suretle beyanname verileceği ve mukabilinde ne gibi vesika alınacağı ve bunların numuneleri ve tütünlerin tüccar ambarına ne gibi şerait altında indirilebileceği ayrı bir tarifname ile gösterilecektir.
2 — Tütünlerin tartılıp muayenesi
Madde 30
Tütün denkleri ambara gelir gelmez evvel emirde çiftçinin kontrol cüzdanınında zimmet gösterilmiş olan
tütün miktarını tetkik etmek lâzımdır. Bundan sonra denkler tartılır ve zimmetin tamamen teslim edilip edilmediği kontrol edilir. Bu hesaplar bittikten sonra tütünler üzerinde devir muamelesi tamamlanır.
Madde 31
Çiftçinin kontrol cüzdanında zimmet kaydolunan tütünler tamamen veya kısmen ambara getirilmezse askıdaki vezin miktarından yüzde beş fire indirildikten sonra hesap neticesinde meydana çıkan zimmet noksanı kaçağa sarfolunmuş sayılır.
Madde 32
Ambar a getirilen tütünlerin miktarı kilo itibarile tamam olmakla beraber denklere yabancı maddeler ve
süprüntü ve filizler sokulduğu anlaşılır ise bu bapta bir zabıt varakası yapılır ve çiftçinin zimmeti konan miktar nisbetinde ipka olunur. Çiftçi bu zabıt varakasına, bu varakanın kendisine veya köyünün muhtarına tebliği tarihinden itibaren bir hafta zarfında itiraz edebilir. İtirazlar 21 inci maddede zikredilen itiraz komisyonu tarafından tetkik olunur ve yukarıda zikrolunan yabancı maddeler ve süprüntü ve filizler tütün denklerinden çıkartılarak İnhisar İdaresinin iddiası varit görüldüğü takdirde
usulü dairesinde imha olunur.
Madde 33
Tütün çiftçileri tütünlerini İnhisar İdaresi ambarlarında iki sene için depo edebilirler. Denklerin ambara
girdiği tarihten itibaren ilk altı ay için ambar kirası alınmaz.
Bu müddet geçtikten sonra her yedi gün veya haftanın bir kısmı için denk başına altmış para ambar ücreti alınır.
Çiftçi her altı ayın nihayetinde bu ücreti ödemek mecburiyetindedir. İnhisar İdaresinin ambarları müsait olduğu ve çiftçilerin tütün denklerinden yer arttığı takdirde mallarını bu ambarlara koyacak olan veya çiftçiden satın alıp üzerine transfer muamelesi icra edilen tüccar tütünlerinin ambara koydukları veya devir muamelesi yapıldığı tarihten itibaren denk halinde olanlardan yedi gün ve küsuru için yüz para ambar ücreti alınır.
Madde 34
İki sene müddet İdare ambarlarında kalan tütünleri İnhisar İdaresi resen ve usulü dairesinde açık arttırma ile satabilir.
Şu kadar ki daha evvel tütün sahibine, tütünleri kendi tarafından satması için, on beş gün mühletli bir ihbarname gönderilir. Tütün sahibinin ikametgâhı meçhul ise o yerdeki noter vasıtasile ilânat yapılır. Arttırma bedelinden İdarenin ihtiyar ettiği bütün masraflar, İdarece tütün sahibine verilmiş avanslar ve ambar kiralan ve varsa karar ve hüküm altına alınmış para cezaları indirildikten sonra fazla kalırsa çiftçiye veya onun kanunî mümessiline verilir.
Madde 35
Müzayedede talibi çıkmayan tütünün daha bir sene ambarda kalmasını sahibi tahriren isteyebilirse de ambar kirası borçlarını ve üçüncü seneye ait ücreti peşin vermesi lâzımdır.
Böyle bir mühlet istenmediği veya üçüncü sene nihayetinde de tütünün asla müşterisi çıkmadığı takdirde usulü dairesinde imhası lâzım gelir.
Madde 36
Gerek resmî arttırmayı yapan memurun ve gerek tütünleri imha eden heyetin zabıt varakaları İnhisar İdareleri için tütün sahiplerine karşı kat’î ibra senedi makamına
kaim olup vaktile verilmiş olan ambar ilmühaberi hükümden
sakıt olur.
Arttırma bedeli İdare matlubunun istifasına kifayet etmediği takdirde tütünü ambara terkeden kimseden talep hakkı mahfuzdur.
Beşinci kısım
Tütün alım ve satımı
Madde 37
Çiftçi mahsulünü aşağıda yazılı muameleleri ikmal elemek. şartile, tüccar namına devrini ve terhinini isteyebilir:
1 – Bu devir muamelesi mutlaka satan ve alan tarafından verilecek alım ve satım beyannameleri üzerine icra olunur.
2 – Devir muamelesi yapılmazdan evvel tütünü satan, İnhisar İdaresine borçlu olduğu avans akçesini, ambar kiralarını infaz edilecek para cezalarını ve bu kanunun tatbikından dolayı İnhisar İdaresinin tütün sahibi hesabına sarfettiği mebaliği tediye eder. Eğer devir muamelesi tütünlerin ambara
nakli esnasında isteniliyorsa tütünler ancak kanunî muamelelerin ifası için lâzım olan müddet zarfında ambarda alıkonur.
3 – Bir veya daha ziyade tütün sahipleri tütünlerini rehnetmek üzere istikraz ettiklerinde ikraz mukavelesi İnhisar İdaresine ibraz olunur ye terhin keyfiyeti deftere ve tütün sahibinin elindeki cüzdana kaydolunur. İnhisar İdaresi bu hususta yedi adil hükmündedir. İleride tütünün noksan çıkması gibi ahvalde mes’uliyet tütün sahibine aittir. İstikraz için yapılan transferlerde dahi bu hüküm caridir.
İnhisar İdaresine ait olup ikinci fıkrada yazılan alacaklar mürtehine karşı rüçhan hakkını haizdir.
Altıncı kısım
1 — Tüccar depoları
Tütün tüccarlarının tâbi oldukları muameleler
Madde 38
Bundan evvelki maddede yazılı şartlar altında çiftçi satım beyannamesi verince, tüccar da İdareye tütünlerin satın alındığını gösteren bir alım beyannamesi verir ve devir muamelesi bunun üzerine icra olunur. Tüccar satın aldığı tütünü mutlaka ecnebi memleketlere göndermek için alır veya bu maksatla başka bir tüccara satar. Bu tütünlerin memleket içinde harcanması yasaktır. Ne isim ve şekilde olursa olsun bu suretle harcanan tütün kaçağa gitmiş sayılır. Bundan başka tüccar kendisine zimmet kaydedilen tütünden aşağıdaki maddede yazılı fire indirildikten sonra eksik çıkan miktarın her kilo veya küsuru için üç lira hafif para cezası ödemeğe
mecburdur.
Madde 39
Tüccar satın aldığı tütünü mesarifi kendisine ait olarak sahibi veya kiracısı bulunduğu depolara kor ve bu depolar İnhisar İdaresinin kontrolü altında bnlundurulur. Depoların İnhisar İdaresince kabul edilebilecek vaziyette olması lâzımdır.-Tüccarın işini teshil etmek üzere İnhisar İdaresi
tarafından tayin edilecek memurun maaşı İnhisar İdaresine aittir.
İnhisar İdaresinin memurları her vakit depolara girip tütünleri teftiş edebilirler. Depo ruhsatnamelerinin şekli, depoların evsafı, depoların nasıl ve ne zaman açılıp kapanacağı, kontrolün ne şekilde cari olacağı nizamname ile tesbit olunur.
Madde 40
Tüccar kendi deposunda lüzum göreceği tütün işletme işlerini yapmakta tamamen serbesttir.
Buna mukabil muhafazaya ve kontrola müteallik işlerde İnhisar İdaresinin tebligatına ve talimatnamesine muvafık surette hareket etmeğe mecburdur. Tüccar her deposu için, giren çıkan tütünleri kayda mahsus ayrı bir defter tatar ve depo mevcudunun kolaylıkla tahkik ve muayene edilebilmesi için bu deftere kayitlerini günü gününe geçirir. Tüccarlar her sene nihayetinden üç ay evvel ambarlarında mevcut tütünlerin miktarı hakkında bir beyanname vermeğe mecburdurlar. İnhisar İdaresince lüzum görüldüğü takdirde bu beyannameler üzerine yapılacak vezinde noksan görülürse 38 inci madde mucibince muamele yapılır.
Madde 41
İnhisar İdaresi 33 üncü maddede yazılı şerait altında tüccarın çiftçiden satın aldığı tütünlerin kendi ambarlarında bırakılmasına müsaade edebilir
2 — Tütün ve işletme fireleri
Madde 42
Ambar işletme fireleri işbu kanuna merbut 3 numaralı cetvelde gösterilmiştir. Fireler mıntakasma göre cetveldeki miktar üzerinden indirilir.
Karadan bir yerden diğer bir yere tren veya deve ile gönderilen tütünlerden yüzde bir ve hayvan ve araba ve kamyon ile gönderilenlerden yüzde bir buçuk yol firesi indirilir. İşlenmiş ve fermantasyon geçirmiş tütünlerin firesi yüzde elli eksik hesap olunur.
Denizden ecnebi memleketlerine gönderilecek veya bu memleketlerden ‘ iade edilecek tütünlerde en çok yüzde üç ve dahilde bir sahilden diğer sahile gönderilen tütünlerde yüzde bir fire kabul olunur.
Bu maddedeki fireler çiftçiye ait tütünler hakkında da tatbik olunur.
Madde 43
Tüccar tütünlerinin işletilmesinden hasıl olan süprüntü ve kırıntılar tartılır ve masarifi kendisine ait olmak üzere usulü dairesinde imha edilerek zimmetinden indirilir.
3 — Tüccar tütünlerinin nakli
Madde 44
Tüccar depolarında tüccara zimmet yazılan tütünler, ecnebi memlekete çıkarıldığı 47 inci madde mucibince ispat edilinceye kadar, tamamen o tüccarın mes’uliyeti altındadır Şayet tüccar malını başka bir ihracat tüccarına satmış ve alıcı üzerine devir muamelesi de yapılmış ise bu mes’uliyet alıcı
tüccar üzerine intikal eder.
Aynı şehir ve kasaba dahilinde tacire ait bir depodan diğerine nakilde nakliye tezkeresi almağa ihtiyaç yoksa da tacirin İnhisar İdaresine haber vermesi ve İnhisar İdaresinin memuru olmaksızın nakletmemesi mecburidir.
Bir şehir ve kasabadan diğer bir şehir ve kasabaya veya ecnebi memlekete nakledilmek için, İnhisar İdaresinden, mutlaka nakliye tezkeresi almak lâzımdır.
Madde 45
Nakliye tezkeresi almak için tüccar veya çiftçi İnhisar İdaresine müracaat eder.
Madde 46
Bir şehir ve kasabadan diğer şehir ve kasabaya naklolunan tütünlerin gönderildiği yerlerdeki depoya teslim olunduğunu İnhisar İdaresinin salâhiyettar mamuru nakliye tezkeresi üzerinde tasdik eder ve bu tezkere en çok kırk beş gün içinde geri getirilir. Tezkere bu müddet içinde getirilmez ve İnhisar İdaresinin yapacağı tahkikat üzerine tütünlerin vusul bulduğu sabit olmazsa depodan çıkan tütünler kaçağa gitmiş sayılır.
Madde 47
Denizden ecnebi memleketlere gönderilecek tütünler İnhisar İdaresi ile gümrük memurlarının nezareti altında gemilere yükletilir. Tüccar tütünlerin gemiye yükletildiğini gösteren ve İnhisar ve gümrük memurları ile geminin kaptan veya acentesi taraflarından tasdik edilen vesikayı tütünlerin yükletilmesi
tarihinden itibaren en çok on beş gün içinde İnhisar İdaresine getirip teslim etmeğe mecburdur. Bu vesikayı teslim etmesi üzerine vesikada yazılı miktar zimmetten tenzil olunur. Karadan ecnebi memleketlere gönderilecek tütünlerin hududu geçtiğini hudut gümrük memuruna tasdik ettirmek lâzımdır. Bundan başka tütünlerin gönderildiği yere vasıl olduğunu ispat için Türkiye konsolosu ve olmayan yerlerde mahallî ticaret odası tarafından tasdik edilmiş bir şehadetnamenin tütünlerin huduttan geçtiği tarihten itibaren en çok doksan bir gün içinde İnhisar İdaresine teslim olunması lâzımdır. Bu müddetler geçtiği halde vesika ve şehadetnameler İnhisar İdaresine getirilmezse depodan çıkarılan tütünler kaçağa gitmiş sayılır.
Madde 48 — Bir şehir ve kasabadan diğerine naklolunan ve depolara konan tütün denkleri ilk çıktığı depoda tartılıp kiloları ve nere mahsulü olduğu her dengin üzerine ve nakliye tezkeresine yazılmış bulunduğu takdirde, bunların geldiği yerde ikinci defa tartılması, ya idarece bir şüphe veya tütün denklerinin tartısı hakkında idareden resmen bir sual vukuuna veya sahibinin talebine bağlıdır. Böyle bir sebep yok ise mahallinin gösterdiği miktar tüccara aynen zimmet kaydolunur.
Madde 49
Tüccar tarafından çiftçiden satın alınıpta dahili memlekette bir yerden diğer mahalle veyahut ta memaliki ecnebiyeye gönderilecek tütün numuneleri için mahallî İnhisar İdarelerinden bir nakliye tezkeresi almak kâfidir. Gönderilecek tütün numunelerinin miktarı asgarî bir ve azamî beş kilodan fazla olamaz. Numuneler postahanelere muntazam paket halinde tevdi edilir. Nakliye tezkeresi ve paketlerin üzerinde İnhisar idaresinin resmi mühürü olduğu postahanelerde görüldüğünde başka bir muameleye lüzum kalmaksızın mahalline irsali mecburidir.
Yedinci kısım
Tütün ve inhisara tâbi diğer maddelerin dükkâncıları ve satıcıları
Madde 50
Kanunun birinci maddesile inhisar altında olup idarenin işlediği tütün ve sair maddelerin perakende satışı İdarenin tesis ettiği veya açılmasına ruhsat verdiği dükkânlarda yapılır ve icabında seyyar satıcılara da perakende satış hakkı verilir.
Hiç bir kimse inhisara tâbi şeyleri idarenin göstereceği tarife fiatından fazlasına satamaz.
Madde 51
Dükkâncılara ve seyyar satıcılara aşağıda miktarı tayin olunan harç mukabilinde satış tezkeresi verilir:
Birinci sınıf: senevi 20, altı aylığı 10 liradır.
İkinci sınıf: Senevî 15, altı aylığı 7,5 liradır.
Üçüncü sınıf: Senevî 10, altı aylığı 5 liradır.
Dürdüncü sınıf: Senevî 5, altı aylığı 2,5 liradır.
Beşinci sınıf: Senevî 2, altı aylığı 1 liradır.
Sini taksimatı mevki ve satış miktarı nazarı itibare alınarak icra olunur.
Madde 52
Bu kanun mucibince inhisara tâbi mevadın dükkâncıları ve satıcıları İnhisar İdaresinin teftiş ve murakabesi altındadır.
Madde 53
Dükkâncılar ve satıcılar İnhisar İdaresinin işlettiği »inhisar maddelerini mıntakaları dahilinde idarenin göstereceği depolardan tedarik etmeğe mecburdurlar. Bu maddeler üzerinde ve kendi aralarında alım ve satım yapamazlar, değiştiremezler ve birbirlerinden ödünç almak ve vermek yolunda tasarrufta bulunamazlar.
Madde 54
Dükkâncılardan ve satıcılardan, mücerret birinci maddede sayılı inhisar eşyalarını sattıklarından dolayı
kazanç vergisi alınmaz. Fakat bu eşya ile beraber inhisara tâbi olmayan başka şeyler de satıyorlarsa ancak bunlardan dolayı kazanç vergisine tâbi olurlar.
Sekizinci kısım
Cezaya müteallik hükümler
Madde 55
Memnu mıntakalarda ekilen tütünler sökülür ve her dönüm veya küsurundan da iki buçuk lira hafif para cezası alınır.
Madde 56
12 inci madde mucibince beyanname vermeyen çiftçilerle verilen beyannameleri inhisar İdaresine teslim
etmeyen ihtiyar meclislerinden beş liradan on liraya kadar hafif para cezası alınır.
Madde 57
14 üncü maddenin hilâfında hareket edenlerin ektikleri beher dönüm veya küsurundan iki buçuk lira hafif para cezası alınır ve mevcut tütünleri verilecek olan kontrol cüzdanına zimmet kaydolunur.
Madde 58
17 irc i madde hilâfına tütünlerin arasına başka ı ebatlar ekenler ve muayyen müddet içinde tarladaki tütün köklerini sökmeyenler ve tütün yapraklarını 22 , inci maddede gösterilen yerlerden başka bir yerde kurutan ve işliyen çiftçilerden beş liradan elli liraya kadar hafif para cezası alınır.
Madde 59
İnhisar kontrol memuruna veyahut itiraz heyetlerine, kontrol cüzdanı mevcut olduğu halde, sergide ve askıdaki tütünlerini göstermek istemeyenlerden, tutulacak zabıt varakası üzerine, beş liradan elli liraya kadar hafif para cezası alınır.
Madde 60
İşbu Kanunun 6 ıncı maddesi hükmüne muhalif olarak elinde tütün bulunduranlardan her bir kilo veya kilo küsuratından beş lira hafif para cezası alınır ve tütünler zaptolunur.
Keza kanunun her hangi maddesinde kaçak hükmünde tutulacağı veya kaçağa harcanmış addolunacağı yolunda tavsif olunan fiiller hakkında da ayni suretle muamele olunur.
Madde 61
28 inci madde mucibince muayyen müddetler içinde mahsulünü ambara nakil ve teslim etmeyenlerden ve kontrol cüzdanında yazılı mahsulün miktarile ambara nakil ve teslim edilen miktar arasında eksiği meydana çıkanlardan her bir kilo veya küsuru için iki buçuk lira hafif para cezası alınır eksik çıkan tütünler meydana çıkarsa zeptedilir. Şu kadar ki çiftçi muayyen müddetin hululünden en aşağı üç gün evvel İnhisar İdaresine müracaatla tütünleri ambara vaktinde teslim edemeyeceğini köy ihtiyar meclisinin ilmühaberile tasdik edilmiş maddî bir sebebe binaen ihbar ederse vuku bulacak gecikmeden dolayı para cezası alınmaz.
Bir de çiftçi muayyen müddetin sonundan itibaren on beş gün içinde eksik tütünleri getirir \e ambara teslim ederse her bir kilo veya küsuru için 10 kuruş hafif para cezası alınır. Kanunî takibat her halde bu on beş günün geçmesinden sonra başlar.
Madde 62
Muayyen müddet içinde \e nakliye tezkeresi olmadan inhisar ambarları hudut ve istikameti dahilinde tütün nakledenlerden, naklolunan tütünler kontrol cüzdanında yazılı miktara mutabık olduğu takdirde, bir liradan on liraya kadar hafif para cezası alınır.
Madde 63
Ellerinde tütünden başka tütün inhisarına tâbi diğer kaçak maddeler bulunduranlarla nakledenler hakkında 558 numaralı kanunun 14 üncü ve 907 numaralı kanunun 5 inci maddesile muayyen olan para cezaları tatbik olunur. Şu kadar ki 558 numaralı kanunun 14 üncü maddesi mucibince alınacak
para cezası bir kuruşa indirilmiştir.
Madde 64
Bu kanunun hükümlerine muhalif olarak naklolunan tütünler zabıt ve nakledenlerden her kilo veya küsuru için beş lira hafif para cezası alınır.
Madde 65
Tütün kıymağa veyahut yaprak sigarası, sigara, enfiye ve ağızt tütünü yapmağa elverişli bıçak, havan ve sair bütün alât ve edevata bilerek zilyet olanlardan ve bunları ne suretle olursa olsun yapan ve satan ve kullanan ve nakledenlerden, beher alet için, on beş liradan elli liraya kadar hafif para cezası alınır ve alât ve edevat zaptolunur.
Madde 66
İnhisara tâbi olan bütün mevadı satış tezkeresi olmaksızın satanlardan veyahut onlarla koltukçuluk edenlerden, ruhsat tezkeresi harcının dört katı alınır. Bununla beraber bu ceza kendilerinin ruhsat verilmiş dükkâncı veya satıcı addedilmelerine bir sebep teşkil edemez.
Madde 67 — Kaçakçılığın men ve takibi hakkında 1510 numaralı kanunun 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30. 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, ve 42 inci maddeleri ahkâmı bu kanunda yazılı tütün ve diğer inhisara tâbi mevat hakkında da caridir.
Madde 68
40 ıncı madde mucibince beyanname vermeyen veya defter tutmayan ve defterine günü gününe kayıt düşürmeyenlerden 5 liradan 15 liraya kadar hafif para cezası alınır.
Bu kanunda ayrıca cezası tayin edilmeyen ve kanunda yazılı bulunan memnuiyet ve mecburiyetlere riayet etmryenler den bir liradan yirmi liraya kadar hafif para cezası alınır.
Madde 69
Bu kanun mucibince zapta ve para cezalarına mahallin en büyük mal memuru veya tevkil edeceği zatin riyasetinde İnhisar İdaresi müdür veya memuru ile ticaret odasınca, olmayan yerlerde belediye meclisince intihap edilecek bir zattan terekküp eden heyetçe karar verilir. Bu heyetin vereceği karar, aleyhinde zabıt ve para cezası karan verilen kimseye veya kanunî ikamatgâhına tebliğ olunur.
Bu heyetlerin verdikleri kararı kabul etmeyenler kararın tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde sulh mahkemesine müracaatla karar aleyhine itiraz edebilirler.
Madde 70
Müddeti zarfında itiraz olunmayan heyetin kararı İnhisar İdaresi tarafından infaz olunur. Para cezasını
vermeyenlerin, hapis hükmü müstesna olmak üzere, tahsili emval kanunu mucibince mallarına müracaat edilir.
Cezayı ödemekten aczi tahakkuk edenler hakkında tayin edilmiş olan para cezasının her üç lira \e küsuru için bir gün hapsedilmek üzere İnhisar İdarelerinin verecekleri müzekkereler Cumhuriyet Müddei Umumiliklerince infaz olunur.
Hapis müddeti doksan bir günü geçemez.
Bu suretle hapsedilenler mahpus iken cezayı öderlerse, mahpus kaldıkları müddetin bir günü için üç lira tenzil edilerek mütebaki hapisten sarfınazar olunur.
Madde 71
İtiraz üzerine sulh mahkemelerinden yirmi liraya kadar ( yirmi lira dahil) para cezaları hakkında verilecek kararlar kat’idir.
Madde 72
Sulh mahkemelerine itiraz edilen kararlar için İnhisar İdaresinin talebile hâkim muterizin malları hakkında hukuk usulü muhakemeleri kanununa tevfikan ihtiyatî tedbirler ittihazına karar verebilir.
Madde 73
Bu kanun mucibince hapsi müstelzim suçlar hakkında İnhisar İdaresi tarafından Cumhuriyet Müddd Umumuiiğine verilecek müzekkereler ceza muhakemeleri usulü kanununun ( 164 ) üncü maddesinde yazılı istida mahiyetindedir. Bu hususlarda mezkûr kanunun bu maddesi ile müteakip maddeleri
tatbik olunur.
Bu maddeye göre takibat yapılacak işlerde ve verilecek karar üzerine son tahkikat ve duruşma asliye mahkemelerinde yapılır.
Madde 74
Cümuriyet Müddei Umumiliklerince takibat ypılmak lâzım gelen işler müteallik olsa dahi bu kanuna göre zaptı lâzım gelen tütün ve sair inhisara tâbi maddeler hakkında takibatın neticesine kadar İnhisar İdaresince hıfzedilmek şartile 73 üncü maddede yazılı heyetler zapta karar verir.
Madde 75
Bu kanunda yazılı para cezaları İnhisar
İdaresine aittir.
Madde 76
Mahkemeler tarafından hükmedilecek para cezalan ceza ilâmlarının tenfizi hakkındaki usule ve 70 inci
madde hükmüne göre Cumhuriyet Müddei Umumiliklerince infaz ve tahsil olunan paralar İnhisar İdaresine tediye olunur.
Madde 77
Bu kanunun 57, 58, 59 ve 61 inci maddelerinde muharrer para cezalan hakkında İnhisar İdaresi Maliye Vekilinin muvafakatile hükümden evvel veya kespi kat’iyet etmiş olsun, olmasun hükümden sonra sulh edebileceği gibi bu cezaların takip ve tahsilinden feragat de edebilir.
Dokuzuncu fasıl
Müteferrik hükümler
Madde 78
Bu kanunda yazılı kâğıtlardan hangilerinin ne nisbette damga resmine tâbi olacağı ve hangilerinin pul
resminden muaf tutulacağı merbut 4 numaralı cetvelde gösterilmiştir
Madde 79
Bu kanunun sureti tatbiki için bir nizamname tanzim edilir.
Madde 80
İnhisar İdaresi memurları hakkında, diğer devlet memurları gibi, memuriyet vazifesinden münbais \eya
memuriyet vazifelerini ifa sırasında hadis olan suçlardan dolayı Devlet memurları hakkındaki ceza hükümleri tatbik olunur.
Bunlara karşı vazife ifası sırasında veya ifa ettikleri vazifeden dolayı yapılan suçlar Devlet memurlarına karşı yapılmış sayılır.
Madde 81
Aşağıda yazılı olan kanun ve nizamnamelerin hükümleri mülgadır:
2 nisan 1330 tarihli inhisarı duhan kanunu ile nizamnamesi, 558 numaralı kanunun 6 ve 14 üncü maddelerinden gayri ahkâmı ve 734 numaralı kanun, 907 numara ve 7 haziran 1926 tarihli kanunun 5, 8, 9, 10 ve 11 inci maddelerinden gayri hükümleri, 1114 numara ve 21 haziran 1927 tarihli kanun ile 1332
numara ve 28 mayıs 1928 tarihli kanun.
Madde 82
Türkiye’de istihsal edilen yaprak tütünler muamele vergisinden maada hazine \e belediye ve idarei hususiyelere ait bilcümle tekâlif ve rüsumdan ve kezalik bu kanun ile inhisar altında bulunan mevat gümrük resminden maada hazine ve belediye ve idarei hususiyelere ait bilcümle tekâlif ve rüsumdan muaftır.
Şu kadar ki, belediyelerle hususî idarelerin vücuda getirmiş oldukları iskele ve rıhtımların mevcudiyetlerini idame için masraf mukabili olmak üzere şimdiye kadar alına gelmekte olan ücretler -miktarları ve nisbetleri tezayüt etmemek ve kiloda bir kuruştan fazla olarak alınmakta olanlar da bir kuruşa indirilmek şartile – hini ihraçta kemakân tüccardan alınır.
Madde 83
Bu Kanun neşri tarihinden iki ay sonra muteberdir.
Madde 84
Bu Kanunun hükümlerini icraya Adlîye, Millî Müdafaa, Dahiliye, Maliye ve İktisat Vekilleri memurdur.
Muvakkat madde
İnhisarı duhan kanunu muvakkatinin 44 üncü maddesile 45 inci maddesi ve zeyli mucibince cezayı müstelzim olan fiiller ve bunların infaz edilmemiş olan hapis müsadere ve para cezaları hüküm altına alınmış olsa bile affolunmuştur.
Kadın Hakları
Kadın hakları, insan olarak kadınların erkeklerle aynı oranda ve eşit şekilde sahip olduğu sosyo ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal tüm haklardır. Kadınlar, erkeklerin sahip olduğu yasal haklara orta çağ sonrasında kavuşmaya başlamışlardır. Gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerde halen kadın hakları kısmen yada tamamen tanınmamaktadır. Aydınlanma çağıyla birlikte okullaşma yayılmaya başladığında, kızların bu eğitime katılması sonucu ortaya çıkmıştır.

Kadınlar için vatandaşlık hakkının istenmesinden sonra, ilk kadın hareketlerinin talepleriyle birlikte o zamana kadar sadece erkeklerin yararlandığı mesleki eğitime, kadınların da gidebilmeleri istenmiştir. Özellikle kadınların üniversitede eğitim görebilmeleri bir asır boyu tartışılmış ve karşı çıkılmıştır. İzin verilmeden önce kadınların fiziksel yapıları ve düşünsel yetilerinin böyle bir eğitim için yeterli ve uygun olup olmadığı tartışma konusu olmuştur.
İlk Kadın Hareketleri
1840 yılında ilk kadın öğrenci dinleyicileri Zürih Üniversitesi’ne gelmiş ve 1863’den itibaren kayıtlar artmıştır. Örneğin, 1892 yılında yazar Ricarda Huch tarih konulu çalışmasıyla Zürih Üniversitesi’nden mezun olmuştur. 1849 yılında ilk kadın koleji olan Londra Üniversitesi kurulmuş ve 1870–1894 yılları arasında neredeyse bütün Avrupa genelinde kadın eğitimi çalışmaları devam etmiştir. Yalnızca Prusya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bu konuda geç kalmıştır.
Bilim dünyasında isim yapmış bazı kadınlar: nükleer fizikçi olan Chren Sluung Wu (1915) kainatın fiziksel yapısı hakkında mevcut yanlış anlamların kalkmasına yardım etmiş, Hinliley Quimby (1891) radyasyon fiziğinin doğmasına yardım etmiş, zoolist Jocellyn Crane küçük hayvanların toplumsal davranışlarını etüt etmek için çok zor şartlar altında çalışmış, biyolojist Gadys Anderson Emerson (1903) insan vücudunda vitamin eksikliği hakkında bilgiler toplamış ve Dorotlica Rudnick embriyo parçalarını bir yerden başka bir yere nakletme tekniğinde usta olan bilimcilerdendir.
Kadın Hakları Bildirgesi
Kadınların politikaya katılımlarının ilk adımları Fransız devrimi sırasında, 1791 yılında Olympe de Gouges’in Kadın Hakları Bildirgesi’ni yayınlamasıyla atılmıştır. 1831 ve 1848 devrimleri esnasında da Fransa’daki kadınlar seçme hakkını talep ederken, İngiltere’de de Kadın Hakları için ilk çıkışlar 1832’de gelmiştir. Bunlardan başka da İskandinav devletlerinde kadınlar 1880’li yıllarının başlarında politik haklarını ilan etmişlerdir. Buna karşın Orta Avrupa’daki ilk talepler 1900’lü yıllardan sonra, bazı Akdeniz ülkelerinde de Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmıştır.
Kadın Hakları hareketinin oluşumunu başlatan;
- Sadece erkeklerin işine yarayan ve kadınları göz ardı eden seçim hakkı düzenlemeleri
- İngiltere ve Avusturya’da olduğu gibi ayrıcalıklı kadınlar azınlığının sahip olduğu seçme haklarını düzenleyen seçim yasası
- Sadece vatandaşlık haklarını değil, aynı zamanda da politik hakları elde etmeye çalışan kadın hareketlerinin güçlendirilmesi olmuştur.
Rusya, Avusturya ve Prusya devletlerinin hükmettiği Doğu Avrupa ülkelerinde, bağımsız bir kadın hareketi gelişememiştir. Buralarda, kadın haklarından daha çok bağımsızlık savaşı öncelik kazanmıştır.
Dünyada kadınlara seçilme hakkı veren ülkelerin tarihlere göre sıralaması şu şekildedir:
1. 1893 Yeni Zelanda
2. 1902 Avustralya
3. 1906 Finlandiya
4. 1913 Norveç
5. 1915 İzlanda
6. 1917 Hollanda
7. 1917 Sovyetler Birliği
8. 1917 Kanada
9. 1917 Estonya
10. 1917 Letonya
11. 1917 Litvanya
12. 1918 İsveç
13. 1918 İngiltere
14. 1918 Almanya
15. 1918 Polonya
16. 1918 Macaristan
17. 1918 Avusturya
18. 1918 Lüksemburg
19. 1918 Çekoslavakya
20. 1920 ABD
21. 1920 Belçika
22. 1922 İrlanda
23. 1924 Moğolistan
24. 1929 Ekvator
25. 1930 Güney Afrika (Beyazlar)
26. 1931 İspanya
27. 1932 Brezilya
28. 1932 Tayland
29. 1934 Küba
30. 1934 Türkiye
31. 1945 Fransa
32. 1945 İtalya
33. 1946 Yugoslavya
34. 1946 Romanya
35. 1947 Bulgaristan
36. 1948 Belçika
37. 1958 Arnavutluk
38. 1970 İsviçre
İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi
İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 20 Haziran 1988 tarihinde kabul edilmiş, 11 Ocak 1991 tarihinde de yürürlüğe girmiş, 29 Kasım 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6571 sayılı Kanun ile de Türkiye tarafından onaylanmıştır.
Türkiye’nin Onayladığı ILO Sözleşmeleri arasında yer alan 167 No’lu İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, inşaat alanındaki her türlü iş, işlem, faaliyet ve nakliye dahil, inşaat sahasının hazırlanması, yıkım işleri, bina yapımı, mühendislik, montaj ve sökme işleri gibi tüm inşaat işlerini ve bu işlerde çalışan kişileri kapsamaktadır.
Başlangıç
Uluslararası Çalışma Ofisi Yönetim Kurulu tarafından Cenevre’de toplanan ve 1 Haziran 1988 tarihinde Yetmiş Beşinci Oturumunu gerçekleştiren
Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı,
Güvenlik Hükümleri (İnşaat) Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1937, Kazaların Önlenmesinde İşbirliği (İnşaat) Tavsiye Kararı, 1937, Radyasyondan Korunma Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1960, Makinelerin Korunma Tertibatı ile Teçhizi Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1963; Azami Ağırlık Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1967, Mesleki Kanser Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1974, Çalışma Ortamı (Hava Kirliliği, Gürültü ve Titreşim) Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1977, İş Güvenliği ve Sağlığı Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1981, Mesleki Sağlık Hizmetleri Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1985, Asbest Sözleşmesi ve Tavsiye Kararı, 1986 başta olmak üzere ilgili uluslararası Sözleşmeleri ve Tavsiye Kararlarını ve 1980 yılında gözden geçirilip 1964 tarihli İşte Yaralanma Tazminatı Sözleşmesi’ne eklenen mesleki hastalıkları dikkate alarak,
Oturum gündeminin dördüncü maddesi olan, inşaat işlerinde güvenlik ve sağlıkla ilgili belirli önerilerin benimsenmesini kararlaştırarak,
Bu önerilerin, 1937 tarihli Güvenlik Hükümleri (İnşaat) Sözleşmesi’ni değiştirmek üzere bir uluslararası Sözleşmede toplanması gerektiğini belirleyerek,
Bin dokuz yüz seksen sekiz yılının Haziran ayının yirminci gününde, İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, 1988 olarak adlandırılabilecek aşağıdaki Sözleşmeyi kabul etmiştir:
I. KAPSAM VE TANIMLAR
Madde 1
1. 1. Bu Sözleşme, şantiye alanının hazırlanmasından projenin tamamlanmasına kadar olan süre içinde şantiyedeki herhangi bir süreç, işlem, operasyon ya da taşıma dâhil olmak üzere her tür inşaat faaliyeti, bina yapımı, inşaat mühendisliği, yapım ve yıkım işleri için geçerlidir.
2. 2. Bu Sözleşmeyi onaylayan bir Üye, bunların bulundukları durumlarda ilgili işçi ve işveren kesimlerinin temsil kabiliyeti en yüksek örgütlerine danıştıktan sonra ve güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamının tesisi koşuluna bağlı olmak üzere, ekonomik faaliyetin önemli ve özel sorunları olan belirli dallarını ve belirli girişimleri bu Sözleşme’nin ya da belirli hükümlerinin uygulama kapsamı dışında bırakabilir.
3. 3. Bu Sözleşme aynı zamanda ulusal yasa ya da yönetmeliklerde tanımlanmış olabilecek kendi hesabına çalışanlar için de geçerlidir.
Madde 2
Bu Sözleşme’nin amaçları açısından:
(a) İnşaat terimi aşağıdakileri kapsamaktadır:
(ii) örneğin havaalanı, dok, liman, iç suyolları, baraj; ırmak, çığ ve deniz taşma önlemleri, yollar, otobanlar ve demiryolları; köprü, tünel, viyadük gibi yapılar çerçevesindeki kazı, inşaat, yapısal değişim, bakım, onarım ve yıkım işleri dâhil inşaat mühendisliği işleriyle birlikte iletişim, drenaj, kanalizasyon, su ve enerji temini gibi hizmetler;
(iii) Prefabrik yapıların kurulması ve sökülmesiyle birlikte inşaat alanında prefabrik yapıların oluşturulması;
(b) inşaat alanı, yukarıda (a) paragrafında belirtilen süreçler ya da işlemlerden herhangi birinin yapıldığı yerdir;
(c) işyeri, aşağıda (e) paragrafında açıklandığı gibi, bir işverenin kontrolü altında olup işçilerin yaptıkları iş gereği bulunmak ya da gitmek durumunda oldukları her tür yerdir;
(d) işçi inşaat işinde çalışan kişidir;
(e) işveren terimi şu anlama gelir:
(ii) duruma göre, baş yüklenici, yüklenici ya da taşeron;
almış, yeterli bilgiye, deneyime ve beceriye sahip olma anlamında yeterli vasıflara sahip kişidir. Yetkili makamlar bu konumdaki kişilerin belirlenmesi için uygun ölçütlerle birlikte bu kişilere verilecek görevleri belirleyebilirler;
(g) iskele, sabit, asılı ya da hareketli herhangi bir geçici yapı ve bunun destekleyici parçaları olup işçileri ve malzemeleri desteklemekte ya da bir yapıya ulaşmakta kullanılır; bu anlamda iskele, aşağıda (h) paragrafında tanımlanan “kaldırma aracından” farklıdır;
(h) kaldırma aracı kişileri ya da yükleri yukarıya çıkarmada veya aşağıya indirmede kullanılan sabit ya da hareketli herhangi bir araçtır;
(i) kaldırma tertibatı, bir yükün bir kaldırma aracına konulabilmesini sağlayan, kendisi bir aracın ya da yükün ayrılmaz parçası durumunda olmayan herhangi bir araç ya da palangadır.
II. GENEL HÜKÜMLER
Madde 3
Bu Sözleşme’nin hükümlerini yaşama geçirmek üzere alınacak önlemler konusunda ilgili işverenlerin ve işçilerin temsil kabiliyeti en fazla olan örgütlerine danışılacaktır.
Madde 4
Bu Sözleşmeyi onaylayan her Üye, söz konusu güvenlik ve sağlık tehlikelerine ilişkin bir değerlendirme temelinde, bu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasını sağlayacak yasal düzenlemeleri ve yönetmelikleri çıkarmayı ve bunları uygulamayı taahhüt eder.
Madde 5
1. 1. Yukarıdaki 4. Madde uyarınca çıkartılan yasalar ve yönetmelikler, pratikte uygulanma açısından teknik standartları ya da uygulama kurallarını veya ülke koşularına ve uygulamalarına göre diğer uygun yöntemleri öngörebilir.
2. 2. Yukarıdaki Madde 4’ün ve bu Maddedeki (1) paragrafın pratikte uygulanması açısından her Üye, standartlaştırma alanında tanınmış uluslararası kuruluşlarca benimsenen ilgili standartları dikkate alacaktır.
Madde 6
İnşaat alanlarında güvenliğin ve sağlığı geliştirilmesinde işverenlerle işçiler arasında ulusal yasa ya da yönetmeliklerde yer alan düzenlemelere uygun işbirliğinin sağlanabilmesi için gerekli önlemler alınacaktır.
Madde 7
Ulusal yasa ve yönetmelikler, işverenlerin ve kendi hesabına çalışanların işyerlerinde belirtilen güvenlik ve sağlık önlemlerine uygun davranmalarını öngörecektir.
Madde 8
1. 1. Bir inşaat alanında iki ya da daha fazla sayıda işverenin faaliyette bulunduğu durumlarda;
(a) baş yüklenici ya da inşaat alanındaki genel faaliyetlerden birinci derecede sorumluluk taşıyan veya bu faaliyetleri fiilen kontrol eden başka bir kişi ya da organ, belirlenen güvenlik ve sağlık önlemlerinin eşgüdümünden de sorumlu olacak; ayrıca, ulusal yasa ve yönetmeliklerde öngörülmesi halinde bu önlemlere uygun davranılmasının sorumluluğunu da üstlenecektir;
(b) ulusal yasa ve yönetmeliklerde öngörülmesi halinde, baş yüklenici ya da inşaat alanındaki genel faaliyetlerden birinci derecede sorumluluk taşıyan veya bu faaliyetleri fiilen kontrol eden başka bir kişi ya da organ inşaat alanında bulunmayacaksa, yukarıdaki (a) paragrafında öngörülen önlemlerin eşgüdümünü ve bunlara uyulmasını kendi adına sağlamak üzere gerekli yetki ve araçlara sahip yetkili bir kişiyi ya da organı görevlendirecektir;
(c) her işveren, belirlenen önlemlerin uygulanması söz konusu olduğunda kendi yetkisi altında çalışan işçilerin sorumluluğunu üstlenecektir,
2. 2. İşverenlerin ya da kendi hesabına çalışanların tek bir inşaat alanında aynı anda faaliyet yürüttüğü durumlarda bu taraflar, ulusal yasalar ve yönetmeliklerde öngörülebilecek olan tanımlanmış güvenlik ve sağlık önlemlerinin uygulanmasında aralarında işbirliğine gideceklerdir.
Madde 9
Bir inşaat projesinin kasarım ve planlaması işini yapanlar, inşaat işçilerinin güvenliğini ve sağlığını ulusal yasa ve yönetmeliklerle mevcut uygulamalar doğrultusunda dikkate alırlar.
Madde 10
Ulusal yasa ya da yönetmelikler, herhangi bir işyerindeki işçilerin, mevcut donanım çalışma yöntemleri üzerindeki kontrollerinin elverdiği ölçüde güvenli çalışma koşullarının
sağlanmasına katılma hak ve görevleri olduğunu, güvenlik ve sağlık üzerinde etkili olabilecek çalışma usulleri hakkında görüşlerini açıklayabileceklerini öngörecektir.
Madde 11
Ulusal yasa ya da yönetmeliklerde işçilerin görevleri şöyle belirlenecektir:
(a) belirlenen güvenlik ve sağlık önlemlerinin uygulanmasında işverenleriyle mümkün olduğunca yakın işbirliği yapmak;
(b) kendi güvenlik ve sağlıklarının yanı sıra çalışma sırasında kendi fiilleri ya da ihmallerinden etkilenebilecek başkalarının güvenlik ve sağlığına yeterli özeni göstermek;
(c) kendilerine tahsis edilen imkân ve araçları kullanmak; gerek kendilerinin gerekse başkalarının korunmasına yönelik olarak sağlanan herhangi bir şeyi yanlış kullanmamak;
(d) risk oluşturabileceğini düşündükleri, ancak kendi başlarına yeterli çözümü bulamayacakları herhangi bir durumu hemen üstlerindeki denetçiye ya da olduğu yerlerde işçi güvenliği temsilcisine bildirmek;
(e) belirlenen güvenlik ve sağlık önlemlerine uymak
Madde 12
1. 1. Ulusal yasa ya da yönetmelikler, kendi güvenliğine ya da sağlığına yönelik yakın ve ciddi bir tehlike oluştuğu konusunda makul gerekçeleri olan bir işçinin kendini bu tehlikeden kurtarma hakkı ve üstlerindekini hemen bilgilendirme görevi olduğunu öngörecektir.
2. 2. İşçilerin güvenliğine yönelik yakın bir tehlikenin ortaya çıktığı durumlarda işveren, işlemleri hemen durdurmak ve işçilerin gerektiği gibi tahliyesini sağlamak üzere gerekli adımları atacaktır.
III. ENGELLEYİCİ VE KORUYUCU ÖNLEMLER
Madde 13
İŞYERLERİNDE GÜVENLİK
1. 1. Tüm işyerlerinin güvenli, işçilerin güvenliği ve sağlığı açısından risk içermeyen durumda olmasını sağlamak üzere gerekli tüm önlemler alınacaktır.
2. 2. Tüm işyerleri için güvenli girişler ve çıkışlar sağlanacak, sürdürülecek ve gerektiğinde işaretlerle belirtilecektir.
3. 3. İnşaat alanında ya da yakınlarında bulunan kişileri bu alanlarda ortaya çıkabilecek her tür riskten korumak üzere gerekli tüm önlemler alınacaktır.
Madde 14
İSKELE VE MERDİVENLER
1. 1. Çalışmanın yerde, üzerinde, bir binanın bir bölümünde ya da daimi bir yapıda güvenli biçimde gerçekleştirilemeyeceği durumlarda, güvenli ve uygun bir iskele ya da aynı güvenlik ve uygunlukta bir başka düzenleme sağlanmalı ve kullanılmalıdır.
2. 2. Yüksekteki çalışma yerlerine erişim için alternatif güvenli yollar yoksa uygun ve sağlam merdivenler temin edilmelidir. Bu merdivenler kazayla yerinden oynamayacak şekilde sabit konulmalıdır.
3. 3. Tüm iskeleler ve merdivenler ulusal yasa ya da yönetmeliklerde belirtildiği şekilde kurulacak ve kullanılacaktır.
4. 4. İskeleler, ilgili yasa ya da yönetmeliklerde belirtilen durumlarda ve zamanlarda yetkili bir kişi tarafından denetlenecektir.
Madde 15
KALDIRMA ARAÇLARI VE MEKANİZMALARI
1. 1. Parçaları, ekleri, sabitlenme noktaları ve destekleri dâhil tüm kaldırma araçları ve mekanizmaları
o (a) kullanıldıkları amaçlara göre iyi tasarlanmış ve yapılmış olmalı, sağlam malzeme kullanılmalı ve yeterince dayanıklı olmalıdır;
o (b) uygun biçimde kurulmalı ve kullanılmalıdır;
o (c) çalışmaya hazır durumda tutulmalıdır;
o (d) ilgili yasa ya da yönetmeliklerde belirtilen durumlarda ve zamanlarda
yetkili bir kişi tarafından denetlenmeli ve denetim sonuçları kayda alınmalıdır; o (e) ilgili yasa ya da yönetmelikler uyarınca uygun eğitimi almış işçilerle
çalıştırılmalıdır.
2. 2. Ulusal yasa ve yönetmelikler uyarınca özel olarak bu amaçla yapılanlar, kurulanlar
ve kullanılanlar dışında hiçbir kaldırma aracı insanları çıkarmakta, indirmekte ya da taşımakta kullanılamaz. Kaldırma araçlarının güvenle kullanılabileceği, ciddi yaralanma ya da ölüm ihtimalinin ortaya çıktığı durumlar bu hükme istisna oluşturur.
Madde 16
TAŞIMA, TOPRAK KALDIRMA VE MALZEME YÜKLEME DONANIMI
1. 1. Tüm taşıma araçları ile birlikte toprak kaldırma ve malzeme yükleme donanımı, o (a) ergonomi ilkeleri mümkün olduğunca gözetilerek iyi tasarlanmış ve
yapılmış olmalı;
o (b) her an çalıştırılabilecek şekilde bakımı yapılmalı;
o (c) gerektiği gibi kullanılmalı;
o (d) ulusal yasa ve yönetmeliklere uygun eğitimi almış işçilerce kullanılmalı ve
çalıştırılmalıdır.
2. 2. Taşıma araçlarının, toprak kaldırma ya da malzeme yükleme donanımının
kullanıldığı tüm inşaat alanlarında,
o (a) yukarıda anılanlar için güvenli ve uygun erişim yolları sağlanmalı, o (b) trafik, bunların güvenli biçimde çalışabilmesini sağlayacak şekilde
düzenlenmeli ve denetlenmelidir.
Madde 17
TESİS, MAKİNE, DONANIM VE EL ALETLERİ
1. 1. Elle kullanılan ya da güçle çalışan tesis, makineler ve el aletleri dâhil donanım şu özellikleri taşımalıdır:
o (a) ergonomi ilkeleri mümkün olduğunca gözetilerek iyi tasarlanmış ve yapılmış olma;
o (b) her an çalıştırılabilecek şekilde bakımının yapılması;
o (c) bu tür bir kullanımın güvenli olacağı sonucuna varan yetkili bir kişinin
yapacağı değerlendirmeler dışında, yalnızca hangi amaca yönelikse o amaç
için kullanılma;
o (d) gerekli eğitimi almış işçiler tarafından kullanılma ve çalıştırılma.
2. 2. Güvenli kullanım için yeterli talimatlar, gerektiğinde, kullanıcılar tarafından anlaşılabilecek şekilde imalatçı ya da işveren tarafından hazırlanacaktır.
3. 3. Basınçlı tesis ve donanım, yetkili bir kişi tarafından, ulusal yasa ya da yönetmeliklerde belirtilen durumlarda ve zamanlarda incelenecek ve test edilecektir.
Madde 18
ÇATI DÂHİL YÜKSEKTE YAPILAN İŞLER
1. 1. Tehlikeye karşı korunma gerektiren ya da yapının yüksekliğinin veya eğiminin ulusal yasa ya da yönetmeliklerde belirlenenleri aştığı durumlarda, işçilerin, araçların diğer nesne ve malzemelerin düşmesini önleyecek tedbirler alınacaktır.
2. 2. İşçilerden çatı üzerinde ya da kenarlarında ya da aşağı düşebilecekleri kırılgan materyalle kaplı diğer yerlerde çalışmaları istendiğinde, yanlışlıkla kırılgan malzeme üzerine basılmasını veya buradan aşağı düşülmesini önleyecek tedbirler alınacaktır.
Madde 19
KAZILAR, ŞAFTLAR, TOPRAK İŞLERİ, YERALTINDA YAPILAN İŞLER VE TÜNELLER
Herhangi bir kazı, şaft, toprak işi, yeraltı işi ya da tünel çalışması söz konusu olduğunda aşağıdakileri sağlayacak yeterli önlemler alınacaktır:
(a) toprağın, kayaların ya da başka şeylerin yerinden oynaması veya düşmesiyle işçiler için oluşabilecek tehlikelere karşı uygun tutma desteklerinin ya da başka yöntemlerin kullanılması;
(b) kişilerin, malzemelerin ya da nesnelerin düşmesi ya da kazı alanını, şaftı, toprak işlerini, yeraltını veya tüneli su basması ile oluşacak tehlikelere karşı koruma sağlanması;
(c) her işyerinde, atmosferi nefes alınabilecek durumda tutmak; dumanların, gazların, buharların, tozların ya da benzerlerinin sağlığı tehdit edici ve bozucu olmayan yasal ve yönetmeliksel sınırları aşmaması için yeterli havalandırmanın sağlanması;
(d) yangın, su ya da malzeme-toprak basması gibi durumlarda işçilerin güvenli yerlere geçebilmelerinin sağlanması;
(e) sıvıların dolaşımı ya da gaz ceplerinin varlığı gibi olası yeraltı tehlikelerinin işçiler açısından oluşturacağı risklerden, bu risklerin yerlerinin gerekli araştırmalarla tespiti yoluyla kaçınılması.
Madde 20
KOFERDAMLAR VE KESONLAR
1. 1. Her bir koferdam ve keson,
(a) uygun ve sağlam malzemeden iyi inşa edilmeli ve güçlü olmalıdır;
(b) su ya da başka materyalin basması gibi durumlarda işçilerin güvenli yerlere
ulaşabilmelerini sağlayacak yeterli imkânlara sahip olmalıdır.
2. 2. Koferdamın ya da kesonun inşası, üzerinde değişiklik yapılması ya da sökülmesi gibi işler ancak yetkili bir kişinin denetiminde gerçekleştirilebilecektir.
3. 3. Her koferdam ve keson yetkili bir kişi tarafından belirlenen aralıklarla denetlenecektir.
Madde 21
BASINÇLI HAVADA ÇALIŞMA
1. 1. Basınçlı havada çalışma ancak ulusal yasa ya da yönetmeliklerce belirlenen önlemlere uygun olarak gerçekleştirilebilecektir.
2. 2. Basınçlı havadaki çalışmalar ancak bu tür işlere uygun fiziksel özellikler taşıdıkları tıbbi muayenelerle belirlenmiş işçiler tarafından ve yetkili bir kişi kendilerine nezaret ederken gerçekleştirilecektir.
Madde 22
YAPI ÇERÇEVE VE KALIPLARI
1. 1. Yapı çerçevelerinin ve bileşenlerinin, kalıpların, iskele ve desteklerin kurulması gibi işler ancak yetkili bir kişinin denetiminde yapılabilecektir.
2. 2. Kurulu bir yapının geçici zayıflığı ya da kararsızlığı durumunda işçiler için doğabilecek tehlikelere karşı yeterli önlemler alınacaktır.
3. 3. Kalıplar, iskeleler ve destekler, üzerlerine konabilecek her yükü güvenli biçimde kaldırabilecek şekilde tasarlanacak, inşa edilecek ve bu dudumda tutulacaktır.
Madde 23
SU ÜZERİNDEKİ İŞLER
Çalışmanın su üzerinde ya da suyun yakınında yapıldığı durumlarda aşağıdakileri sağlayacak önlemler alınacaktır:
(a) işçilerin suya düşmelerinin önlenmesi;
(b) boğulma tehlikesi karşısında işçilerin kurtarılması;
(c) güvenli ve yeterli ulaşım.
Madde 24
YIKIM
Herhangi bir binanın ya da yapının yıkımının işçiler ya da çevredekiler açısından tehlike arz edebileceği durumlarda;
(a) ulusal yasa ya da yönetmelikler uyarınca, atık ya da kalıntıların bertaraf edilmesi için olanlar dâhil uygun önlemler, yöntemler ve usuller belirlenecektir;
(b) çalışmalar ancak yetkili bir kişinin denetiminde planlanacak ve gerçekleştirilecektir.
Madde 25
AYDINLATMA
Her işyerinde ve inşaat alanında olup bir işçinin geçmek zorunda olabileceği her yerde, gerektiğinde seyyar aydınlatma dâhil olmak üzere yeterli ve uygun aydınlatma sağlanacaktır.
Madde 26
ELEKTRİK
1. 1. Elektrikle ilgili tüm donanım ve tesisat yetkili bir kişi tarafından yapılacak, kurulacak ve korunacak, tehlikelere karşı korumalı biçimde kullanılacaktır.
2. 2. Tesisat işlerine başlamadan önce ve iş devam ederken, inşaat alanının altındaki, üstündeki ya da civarındaki kabloların ya da aygıtların varlığını ve bunlardan doğabilecek tehlikeler karşısında işçilerin nasıl korunacağını tespit etmek üzere gerekli adımlar atılacaktır.
3. 3. İnşaat alanlarına elektrik kablolarının döşenmesi ve bakımı-korunması işleri, ülke düzeyinde geçerli teknik kurallar ve standartlar çerçevesinde gerçekleştirilecektir.
Madde 27
PATLAYICILAR
Patlayıcılar, aşağıdaki durumlar dışında depolanmayacak, taşınmayacak, dokunulmayacak ve kullanılmayacaktır:
(a) ulusal yasa veya yönetmeliklerde belirlenen koşullar ve
(b) işçilerin ve başka kişilerin kaza ve yaralanma riskine maruz kalmamasını
sağlayacak adımları atacak yetkili kişinin nezareti.
Madde 28
SAĞLIKLA İLGİLİ TEHLİKELER
1. 1. Bir işçinin, herhangi bir kimyasal, fiziksel ya da biyolojik tehlikeye sağlığını olumsuz etkileyecek ölçüde maruz kalabileceği durumlarda bu durumlara karşı uygun önleyici tedbirler alınacaktır.
2. 2. Yukarıdaki (1) paragrafta değinilen önleyici tedbirler aşağıdakileri de kapsayacaktır:
(a) bunun mümkün olduğu durumlarda tehlikeli maddelerin yerine zararsız ya da daha az tehlikeli maddelerin konulması ya da
(b) tesise, makinelere, donanıma ya da sürece teknik önlemler uygulanması ya da
(c) yukarıdaki (a) ve(b) paragraflarında belirtilenlerin yapılmasının mümkün olmadığı durumlarda, kişisel koruyucu donanım ve giysiler kullanılması dâhil diğer etkili önlemlere başvurulması.
3. 3. İşçilerden zehirleyici ya da zararlı bir maddenin; oksijen yetersizliğinin ya da yanıcı bir atmosferin bulunabileceği herhangi bir yere girmeleri istendiğinde, tehlike karşısında yeterli önlemler alınacaktır.
4. 4. Atıklar, inşaat alanında sağlığa zararlı olacak şekilde tahrip ya da bertaraf edilmeyecektir.
Madde 29
YANGIN ÖNLEMLERİ
1. 1. İşveren aşağıdaki konularda gerekli tüm önlemleri alacaktır:
(a) yangın riskinden kaçınma;
(b) yangın çıktığında bununla hemen ve etkili biçimde mücadele etme; o (c) insanların hemen ve güvenli biçimde tahliyesini sağlama.
2. 2. Yanıcı sıvılar, katı maddeler ve gazlar için yeterli ve uygun muhafaza yerleri bulundurulacaktır.
Madde 30
KİŞİSEL KORUYUCU DONANIM VE GİYSİLER
1. 1. Olumsuz koşullara maruz kalma durumu dâhil risk ve kazalara, sağlığa zarar verecek koşullara karşı yeterli korumanın başka yollarla sağlanamadığı durumlarda, yapılan işin türüne ve ilgili risklere göre uygun kişisel koruyucu donanım ve giysiler, ulusal yasalar ya da yönetmeliklerce de belirlenmiş olabileceği şekilde işçilere herhangi bir maliyet getirmeksizin işveren tarafından sağlanacaktır.
2. 2. İşveren, kişisel koruyucu donanımı kullanabilmeleri için işçilere gerekli imkânları ve bu donanımın doğru kullanılmasını sağlayacaktır.
3. 3. Koruyucu donanım ve giysiler, ergonomik ilkeler mümkün olduğunca gözetilerek, yetkili merci tarafından belirlenen standartlara uygun olacaktır.
4. 4. İşçiler, kullanmaları için sağlanan kişisel koruyucu donanımı gerektiği gibi kullanmak ve bakımını yapmak durumundadırlar.
Madde 31
İLK YARDIM
İşveren, eğitilmiş personelle birlikte ilk yardım hizmetinin her durumda hazır olmasını sağlamaktan sorumludur. Kaza geçiren ya da aniden hastalanan işçilerin hemen tıbbi müdahale için sevkini sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.
Madde 32
İMKÂN VE HİZMETLER
1. 1. Her inşaat alanının içinde ya da yakınında yeterli miktarda temiz içme suyu bulundurulacaktır.
2. 2. Her inşaat alanının içinde ya da yakınında, çalışan işçi sayısına ve yapılacak işin süresine göre aşağıda belirtilen imkânlar ve hizmetler bulundurulacaktır:
(a) temizlik, hijyen ve yıkanma imkânları;
(b) elbise değiştirilecek, muhafaza edilecek ve kurutulacak yerler;
(c) yemek yenilecek ve çalışmanın elverişsiz hava koşulları nedeniyle
durdurulduğu durumlarda sığınılacak yerler.
3. 3. Temizlik ve yakınma imkân ve tesisleri kadın ve erkek çalışanlara ayrı ayrı
sağlanacaktır.
Madde 33
BİLGİLENDİRME VE EĞİTİM
İşçiler aşağıdaki konularda yeterli ve uygun şekilde bilgilendirilecek, yönlendirilecek ve eğitilecektir:
(a) çalıştıkları yerlerde maruz kalabilecekleri potansiyel güvenlik ve sağlık tehlikeleri;
(b) bu tehlikelerin önlenmesi ve denetim altına alınması ve bunlara karşı korunma için
başvurulabilecek önlemler.
Madde 34
KAZA VE HASTALIKLARIN BİLDİRİLMESİ
Ulusal yasa ya da yönetmelikler, mesleki kaza ve hastalıkların belirli bir zaman süresi içinde yetkili mercie bildirilmesini öngörecektir.
IV. UYGULAMA
Madde 35
Her üye aşağıda belirtilenleri yerine getirecektir:
(a) bu Sözleşme hükümlerinin etkili biçimde uygulanabilmesi için, uygun cezalar ve düzeltici önlemler dâhil olmak üzere gerekli tüm tedbirlerin alınması;
(b) Sözleşme uyarınca alınacak önlemlerin uygulanmasını denetlemek üzere gerekli denetim hizmetlerinin sağlanması ve bu hizmetlerin başarısı için gerekli kaynakların tahsis edilmesi ya da denetimin gerektiği gibi yapıldığına ilişkin bir kanaat oluşması.
V. SON HÜKÜMLER
Madde 36
Bu Sözleşme, 1937 tarihli Güvenlik Hükümleri (Yapı) Sözleşmesi’ni değiştirir.
Madde 37
Bu Sözleşme ’ye ilişkin resmi onay belgeleri kayıt için Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörüne iletilecektir.
Madde 38
1. 1. Bu Sözleşme, yalnızca, onayları Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü ’ne resmen bildirilmiş Uluslararası Çalışma Örgütü Üyeleri için bağlayıcılık taşır.
2. 2. Sözleşme, iki Üyenin onayının Genel Direktöre resmen bildirildiği tarihten 12 ay sonra yürürlüğe girecektir.
3. 3. Daha sonra ise bu Sözleşme, herhangi bir Üye için, onayın resmen bildirildiği tarihten 12 ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 39
1. 1. Bu Sözleşmeyi onaylayan herhangi bir Üye, Sözleşme’nin ilk yürürlüğe girdiği tarihten on yıl sonra, Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü ’ne ileteceği bir kararla Sözleşme’ den çıkabilir. Böyle bir çıkış, kayda geçtiği tarihin üzerinden bir yıl geçmeden geçerlilik kazanmaz.
2. 2. Bu Sözleşmeyi onaylayan, ancak önceki paragrafta sözü edilen on yıllık sürenin bitiminden sonraki ilk yıl içinde bu maddede öngörülen çıkış hakkını kullanmayan her Üye, çıkış için bir on yıl daha beklemek durumundadır ve dolayısıyla bu Maddede yer alan koşullar uyarınca çıkış, birbirini izleyen her on yılda bir yapılabilir.
Madde 40
1. 1. Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü, kendisine iletilen ve kayda geçirilen tüm onaylar ve ihbarlar konusunda Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tüm üyelerini bilgilendirecektir.
2. 2. Genel Direktör, Örgüt Üyelerine ikinci onay ile ilgili bildirimde bulunurken, Üyelerin dikkatini Sözleşme’nin yürürlüğe gireceği tarihe çekecektir.
Madde 41
Uluslararası Çalışma Ofisi Genel Direktörü, önceki Maddelerde yer alan hükümler uyarınca Genel Direktör tarafından kaydedilen tüm onayları ve ihbarları ayrıntılarıyla birlikte, Birleşmiş Milletler Anayasası’nın 102. Maddesi gereğince Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine iletecektir.
Madde 42
Uluslararası Çalışma Ofisi Yönetim Kurulu, gerekli görmesi halinde, bu Sözleşme’nin işleyişi konusunda Genel Konferansa rapor sunacak, Sözleşme’nin tümüyle ya da kısmen değiştirilmesi konusunun Konferans gündemine alınmasının yerine olup olmayacağını değerlendirecektir.
Madde 43
1. 1. Konferansın bu Sözleşmeyi kısmen ya da tümüyle değiştiren yeni bir Sözleşme benimsemesi durumunda, yeni Sözleşme aksini belirtmedikçe,
(a) eskisini değiştiren yeni bir Sözleşme’nin bir üye tarafından onaylanması, yukarıdaki 39. Madde hükümleri saklı kalmak üzere, yeni Sözleşme’nin yürürlüğe girmesiyle birlikte otomatikman bu Sözleşme’ den hemen çıkılması anlamını taşıyacaktır;
(b) değişiklik yapan yeni Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği tarihten başlamak üzere bu Sözleşme Üyelerin onayına kapanmış olacaktır.
2. 2. Bu Sözleşme, kendisini onaylayan, ancak değişiklik yapan Sözleşmeyi onaylamamış olan Üyeler için, bu biçimi ve içeriğiyle her durumda geçerliliğini koruyacaktır.
Madde 44
Bu Sözleşme’nin İngilizce ve Fransızca kopyaları eşit geçerliliktedir.
Clara Zetkin
Clara Zetkin, 1857–1933 yıllarında yaşayan kadın hakları savunucusu, sivil toplumcu Alman Marksist siyaset teorisyeni ve felsefecisidir.

Zetkin, 5 Temmuz 1857’de Saksonya eyaletinde dünyaya gelmiştir. Öğretmenlik eğitimi almış, 1874’ten itibaren Almanya’daki kadın hareketi ve işçi hareketi ile ilişki içerisinde bulunmaya başlamış; 1878’de Almanya Sosyalist İşçi Partisi’ne (SAP) katılmıştır. 1882’de Zürih’te, daha sonra Paris’te sürgün hayatı yaşamıştır.
1911 yılında ilk defa Kadınlar Günü’nü düzenlemiştir. 26-27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonal’e bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü kutlanması önerisini getirmiş ve öneri oy birliğiyle kabul edilmiştir.
Zetkin, SPD’den yakın arkadaşı Rosa Luxemburg ile birlikte devrimci radikal solun önde gelen isimleri arasında yer almıştır.
Adolf Hitler’in Almanya Komünist Partisi’ni Reichstag yangını’ndan sonra yasaklamasıyla Zetkin ömrünün son yıllarını Sovyetler Birliği’nde sürgünde geçirmiş, 20 Haziran 1933’te Moskova’da kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiş ve burada defnedilmiştir. Batı Almanya ile birleşene kadar Doğu Almanya’nın 10 Mark banknotlarının üstünde fotoğrafı yer almıştır.
“Erkekler öldürüyorsa, biz kadınların görevi yaşamı korumak için savaşmaktır. Erkekler susuyorsa, bizim görevimiz, ideallerimizle dolu olan sesimizi yükseltmektir.”
“Zincirlerinizden başka kaybedecek birşeyiniz yok, fakat kazanacağınız koca bir dünya var.”
Mültecilere Karşı Muameleye İlişkin İlkeler
Mültecilere Karşı Muameleye İlişkin İlkeler, Asya-Afrika Hukuksal Danışma Komitesi tarafından 1966 yılında Bangkok’ta düzenlenen sekizinci oturumda kabul edilmiş olan insan hakları belgelerindendir.
Mültecilere Karşı Muameleye İlişkin İlkeler
1. Madde
“Mülteci” teriminin tanımı
Mülteci ırk, renk, din, siyasi inanç ya da belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti yüzünden zulüm ya da haklı bir temele dayanan zulme uğrama korkusu nedeniyle:
(a) vatandaşı olduğu Devleti, ya da milliyetine mensup olduğu Ülkeyi veya bir vatandaşlığa sahip değilse sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülkeyi terk eden; veya,
(b)böyle bir Devlet ya da Ülkenin dışında iken; buraya geri dönmesi ya da korumasından yararlanması mümkün olmayan ya da bunu istemeyen kimsedir.
İstisnalar
(1) Birden fazla vatandaşlığı olan bir kimse, vatandaşı olduğu herhangi bir Devlet ya da Ülkenin korunmasından yararlanma konumunda ise, mülteci olamaz.
(2) Bir kimse sığınma Ülkesine kabul edilmesinden önce barışa karsı bir suç/bir savaş suçu, ya da insanlığa karsı bir suç ya da siyasi olmayan ciddi bir suç islemişse ya da Birleşmiş Milletler ‘in amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerde bulunmuş ise, mülteci olamaz.
Açıklama
Bir mültecinin bakmakla yükümlü olduğu kimseler mülteci sayılırlar.
Açıklama
“Terk eden” ifadesi gönüllü ve gönülsüz terki kapsar.
Notlar
(i) Gana Delegasyonu bu Maddeye çekince koymuştur.
(ii) Irak, Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Delegasyonları, kendi fikirlerine göre, “Mülteci” teriminin, yasadışı bir eylem baskısı altında ya da ülkesine bir yabancı güç tarafından işgal amacıyla tümüyle ya da kısmen saldırılması sonucunda ülkesini terk etmeye zorlanan bir kimseyi de kapsadığı görüsünü dile getirmişlerdir.
(ii) Seylan ve Japonya Delegasyonları “zulüm” ifadesinin ayrımcılık ya da haksız muameleden daha çok şey anlattığı, uygar ulusların vicdanını sarsan davranışları kapsadığı görüsünü dile getirmişlerdir.
(iv) Japonya ve Tayland Delegasyonları; paragraf (a)’nın son satırındaki “veya” sözcüğünün “ve” sözcüğüyle değiştirilmesi gerektiği görüsünü ifade etmişlerdir.
(v) İstisna (2)’deki “sığınma Ülkesine girişinden önce” sözcükleri; Seylan Delegasyonunun önerisi üzerine Taslak Maddenin orijinal metnine değişiklik olarak eklenmiştir. Hindistan, Endonezya, Japonya ve Pakistan Delegasyonları tarafından kabul edilmiştir. Irak ve Tayland Delegasyonları bu değişikliği kabul etmemiştir.
(vi) Japonya Delegasyonu (iv) notundaki öneriye ilişkin olarak Maddeye aşağıdaki paragrafın eklenmesini önermiştir:
“Yukarıda sözü edilen zulümden haklı olarak korku duymasına neden olan olaylar sırasında vatandaşı olduğu Devletin ya da milliyetine mensup olduğu Ülkenin dışında bulunan, ya da hiçbir vatandaşlığı yoksa, daimi ikamet ettiği Devlet ya da Ülkenin dışında bulunan ve bu Ülkeye geri dönemeyen ya da dönmek ya da korunmasından yararlanmak istemeyen gönülsüz olan kimse mülteci olarak sayılacaktır.”
Seylan, Hindistan, Endonezya, Irak ve Pakistan Delegasyonları bu ek paragrafın gereksiz olduğu görüsünü belirtmişlerdir. Taylan Delegasyonu bu paragrafa çekince koymuştur.
2. Madde
Mülteci Statüsünün Yitirilmesi
1. Eğer bir mülteci:
(i) vatandaşı olduğu Devlete ya da milliyetine mensup olduğu Ülkeye, sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülkeye gönüllü olarak kalıcı dönüş yaparsa; ya da
(ii) vatandaşı olduğu Devlet ya da Ülkenin korumasından gönüllü olarak tekrar yararlanmaya baslarsa; ya da
(ii) gönüllü olarak bir başka Devlet ya da Ülkenin vatandaşlığını elde ederse ve bu Devlet ya da Ülkenin korumasına hak kazanırsa mülteci statüsünü yitirir.
2. Bir mülteci, mülteci olmasına neden olan koşullar ortadan kalktıktan sonra vatandaşı olduğu Devlete ya da milliyetine mensup olduğu Ülkeye, ya da, hiçbir vatandaşlığı yoksa, sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülkeye geri dönmezse, ya da söz konusu Devlet ya da Ülkenin korumasından yararlanmayı başaramazsa mülteci statüsünü yitirir.
Açıklama
Mültecinin mülteci olmasına neden olan koşulların ortadan kalkıp kalkmadığına mülteciye sığınma hakkını tanıyan Devlet karar verir.
Notlar
(i) Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri Delegasyonları paragraf 1 (ii)’e çekince koymuşlardır.
(ii) Tayland Delegasyonu paragraf 1 (ii)’de mülteci statüsünün kaybının ancak mülteci başarılı bir biçimde vatandaşı olduğu Devletin korumasından yeniden yararlandığında gerçekleşeceğini, çünkü korunma hakkının bireye değil ülkesine ait olduğunu kaydetmiştir.
3. Madde
Bir Mülteciye Sığınma Tanınması
1. Bir Devlet ülkesinde bir mülteciye sığınma tanıma ya da reddetme konusunda mutlak hakka sahiptir.
2. Bir mülteciye böyle bir sığınma tanıma hakkının gerçekleştirilmesine tüm öteki Devletlerce saygı gösterilecektir ve düşmanca bir eylem olarak görülmeyecektir.
3. Bu İlkelere uygun olarak sığınma arayan hiç kimse, ulusal güvenlik ya da nüfusun korunmasına ilişkin ciddi nedenler dışında, bir ülkede yaşamını, fiziksel bütünlüğünü ya da özgürlüğünü tehlikeye sokan zulümden duyduğu haklı bir korku varsa o ülkeye geri dönmesi ya da orada kalması zorunluluğuyla sonuçlanacak sınırda geri çevrilme, geri gönderilme ya da ihraç gibi önlemlere maruz bırakılamaz.
4. Bir Devlet sığınma arayan bir kimseye yukarıdaki önlemlerden herhangi birini uygulamaya karar verdiği durumlarda, tehlike altına giren kimsenin bir başka ülkede sığınma aramasını olanaklı kılacak biçimde söz konusu kimseye uygun gördüğü koşullar altında geçici sığınma hakkı tanımalıdır.
4. Madde
Geri Dönme Hakkı
Bir mülteci eğer isterse vatandaşı olduğu Devlete ya da milliyetinin mensup olduğu ülkeye geri dönme hakkına sahiptir; ve bu durumda onu kabul etme görevi söz konusu Devlete ya da Ülkeye aittir.
5. Madde
Tazminat Hakkı
1. Bir mülteci; terk ettiği ya da geri dönemediği Devlet ya da Ülkeden tazminat alma hakkına sahiptir.
2. Paragraf 1’de sözü edilen tazminat, bedensel hasar, kişi özgürlüğünün insan haklarına aykırı bir biçimde elinden alınması, mültecinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ya da mültecinin bağımlı olduğu kimsenin ölümü, ve Devlet ya da Ülke yetkilileri, kamu görevlileri ya da yağmacılar tarafından mülkiyete ve mallara zarar verilmesi gibi kayıplar için söz konusu olacaktır.
Notlar
(i) Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Delegasyonları; paragraf 2’de “gibi kayıplar için” sözcüklerine “de” sözcüğünün eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir.
(ii) Hindistan ve Japonya Delegasyonları “kişi özgürlüğünün insan haklarına aykırı bir biçimde elinden alınması” sözcüklerinin çıkarılması gerektiği görüsünü dile getirmişlerdir.
(iii) Seylan, Japonya ve Tayland Delegasyonları, paragraf 2’ye ” söz konusu Devletin yabancılara muamele konusunda uluslararası hukuk çerçevesinde devlet sorumluluğu üstlendiği durumlarda” sözcüklerinin eklenmesini önermişlerdir.
(iv) Seylan, Japonya, Pakistan ve Tayland Delegasyonları, mültecinin vatandaşı olduğu Devlete geri dönme hakkının reddedilmesi durumunda da tazminat ödenebilmesi gerektiği görüsünü dile getirmişlerdir.
(v) Seylan Delegasyonu bu Madde ‘de “ya da ülke” sözcüklerinin yer almasına karsı çıkmıştır.
(vi) Seylan, Gana, Hindistan ve Endonezya Delegasyonları, konumu netleştirmek için bu Madde’nin 2. Paragrafındaki “yağmacılar tarafından” sözcüklerinden sonra “mültecinin söz konusu Devleti ya da Ülkeyi terk etmesine neden olan olaylardan kaynaklanan bir biçimde” sözcüklerinin eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir.
6. Madde
Asgari Muamele Standardı
1. Bir Devlet mültecilere genel olarak benzer koşullardaki yabancılara genel olarak uygun görülen muameleden daha kötü muamelede bulunamaz.
2. Önceki cümlede sözü edilen muamele standardı, Komite’nin yabancıların statüsüne ilişkin Nihai Raporu’nda yer alan ve bu ilkelere eklenen yabancılarla ilgili hakları, mültecilere uygulanabilir oldukları ölçüde kapsayacaktır.
3. Bir mülteci, doğası gereği bir mültecinin gerçekleştiremeyeceği yükümlülükleri gerçekleştirmediği gerekçesiyle herhangi bir haktan yoksun bırakılamaz.
4. Bir mülteci, kabul edildiği Devlet ile vatandaşı olduğu Devlet ya da Ülke ya da, vatansız ise, daha önce sürekli ikamet ettiği Devlet ya da Ülke arasında bazı hakların tanınması açısından karşılıklılık olmadığı gerekçesiyle herhangi bir haktan yoksun bırakılamaz.
Notlar
(i) Irak ve Pakistan Delegasyonları; bir mülteciye genel olarak sığındığı ülke vatandaşlarına uygulanan muamele standardının tanınması gerektiği görüsündeydiler.
(ii) Endonezya Delegasyonu Maddenin 3. Paragrafına çekince koymuştur.
(iii) Endonezya ve Tayland Delegasyonları Maddenin 4. Paragrafına çekince koymuşlardır.
7. Madde
Yükümlülükler
Bir mülteci sığındığı ülkenin ulusal güvenliğini tehlikeye sokacak yıkıcı etkinliklerde, ya da Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkeleriyle uyumsuz ya da bunlara aykırı eylemlerde bulunamaz.
Notlar
(i) Hindistan, Japonya ve Tayland Delegasyonları bu Madde ‘deki “sığındığı ülke” sözcüklerinden sonra; “ya da başka herhangi bir ülke” sözcüklerinin eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir. Diğer Delegasyonlar böyle bir eke gerek olmadığı görüsündeydiler.
(ii) Irak Delegasyonu bu Madde ‘de söz konusu olanın Devletin değil mültecinin hak ve yükümlülüğü olması nedeniyle “ya da Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkeleriyle uyumsuz ya da aykırı eylemlerde” sözcüklerinin yer almasının uygun olmadığı görüsündeydi.
8. Madde
İhraç ve Sınır dışı etme
1. Bir Devlet, ulusal ya da kamusal çıkar ya da sığınma koşullarının ihlali gerekçeleri dışında, bir mülteciyi ihraç edemez.
2. Devlet, bir mülteciyi ihraç etmeden önce; mülteciye bir başka Devletten kabul arayabileceği makul bir süre tanıyacaktır. Ancak söz konusu Devlet bu süre içinde gerekli gördüğü iç önlemleri uygulama hakkına sahiptir.
3. Bir mülteci, ırkı, rengi, dini, siyasal inancı ya da belirli bir toplumsal gruba aidiyeti nedeniyle yaşamının ya da özgürlüğünün tehdit altında olduğu bir Devlete ya da Ülkeye sınır dışı edilemez ya da geri gönderilemez.
Notlar
(i) Seylan, Gana ve Japonya Delegasyonları paragraf 1’in metnini kabul etmemişlerdir.
Bu Delegasyonların görüsüne göre bu paragrafın metni aşağıdaki gibi olmalıdır:
“Bir devlet, ulusal güvenlik ya da kamu düzeni ya da sığınmanın hayati ya da temel koşullarından herhangi birinin ihlali gerekçeleri dışında bir mülteciyi ihraç ya da sınır dışı edemez.”
(ii) Seylan ve Gana Delegasyonları paragraf 2’deki “iç önlemleri” sözlerinden önce; “genel olarak böyle koşullarda yabancılara uygulandığı biçimiyle” sözcüklerinin eklenmesi gerektiği görüsünü belirtmişlerdir.
9. Madde
Bu Maddelerde yer alan hiçbir ifade bir Devlet tarafından mültecilere tanınmış olan ya da bundan sonra tanınabilecek olan daha yüksek hakları ve yararları engelleyici biçimde yorumlanamaz.
Jack Kevorkian
Jack Kevorkian, ABD’nin en ünlü doktorlarından birisi, Ermeni asıllı ABD’li patolog, ressam, besteci ve enstürmanisttir.
Kevorkian, Birinci Dünya Savaşı başlamadan hemen önce 1912 yılında Anadolu’dan kaçan Ermeni bir ailenin, Levon ve Satanig’in çocuğu olarak Michigan eyaletinin Pontiac kasabasında 26 Mayıs 1928 tarihinde doğmuş, Dr. Ölüm isimli filmin çekiminden bir yıl sonra 3 Haziran 2011 tarihinde ölmüştür.
Doğduğunda adı Murad’dır. Jack adını sonradan almıştır. Ailenin üyelerinden bir kısmı önce Paris’e gelmişler, oradan da ABD’nin Michigan eyaletine gitmişlerdir. Murad’ın çocukluğu bu büyük acıları dinleyerek geçmiş, ölüm ve çaresizlik üzerine düşünme fırsatı bulmuştur.
Jack Kevorkian, Dr. Ölüm diye anılmış, ötenaziyi bir insan hakkı olarak savunmuş, yıllarca isteyenlere bu yöntemi uygulamıştır. Amerikan toplumu, Kevorkian’ın kişiliğinde ikiye bölünmüş ve ölme hakkı yıllarca gündemi meşgul etmiştir. Kevorkian, bir hastasının ölüme gidişini filme çekmiş, kaydettiği DVD’yi televizyondan 15 milyon Amerikalı izlemiştir.
Hastalarının istekleri üzerine uyguladığı ötenazi yüzünden yargılanmış ve 8 yıl hapiste kalmıştır. Hapisteyken bir daha ötenazi yapmayacağına ilişkin verdiği söz üzerine serbest bırakılmıştır.











Türk Tabipler Birliği Çalışan Sağlığı Bildirgesi
Türk Tabipler Birliği Çalışan Sağlığı Bildirgesi, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı”nda kabul edilen mesleki etik kurallarındandır.
Türk Tabipler Birliği Çalışan Sağlığı Bildirgesi
Çalışma hakkı en temel insan haklarından biridir. Bu hak tek başına bir anlam ifade etmeyeceği gibi, diğer temel haklardan olan yaşam hakkının özünü ihlal etmeyen sağlıklı ve güvenli bir iş ortamlarının sağlanmasıyla mümkün kılınabilir.
Sağlıklı ve güvenli ortamlarda yaşama her bireyin temel hakkı olduğuna göre çalışma hakkının kullanımı sırasında işyerlerinin, çalışanların beden bütünlüğünü ve sağlığını bozacak etmenlerden arındırılması esastır. Bu nedenle çalışanların sağlığının korunması kamusal bir alandır ve kamusal bir örgütlenme modeliyle bu alanın yapılandırılması gerekmektedir.
Çalışanların sağlık ve güvenliğinden devlet asli sorumludur. İş yaşamında devlet, çalışanlar, işverenler ve sendikalar ile birlikte işyeri hekimleri – iş güvenliği mühendisleri ve onların meslek örgütleri bu alanın sosyal taraflarıdır. Bu nedenle çalışanların sağlığının korunması, gözetilmesi ve geliştirilmesinde işyeri hekiminin önemli sorumlulukları bulunmaktadır.
Türk Tabipleri Birliği çalışanların sağlığının korunmasında aşağıdaki ilkeleri benimser ve kabul eder.
I. Çalışanların Sağlığına İlişkin Hekim Sorumluluğu
• İşyeri hekimleri mesleki bağımsızlıklarını korumakla yükümlüdür.
• İşyeri hekimi, kendi alanı ile ilgili disiplinlerden gelen çalışanlarla ekip halinde çalışmalıdır.
• İşyeri hekimi, yargı tarafından istenmedikçe, halk sağlığı açısından bildirimi zorunlu olmadıkça ya da bireyin kendi isteği olmadıkça tüm bireysel tıbbi bilgileri gizli tutmalıdır.
• İşyeri hekiminin öncelikli sorumluluğu üretimin verimliğinin artırılması değil, çalışanların sağlığının korunmasıdır
• İşyeri hekimlerinin çalışanların sağlığını tehdit eden riskleri öncelikle öncelikle saptama yükümlülüğü vardır.
• İşyeri hekimi, koruyucu hizmetleri önde tutar, bu hizmetlere yönelik çalışanların sağlık gözetimlerini yapar, risk gruplarını öncelikle gözetir ve ayrıca gerektiğinde tedavi ve rehabilite edici hizmetleri yürütür.
• İşyeri hekimi, işyeri sağlık hizmetlerini yürütürken hem ekip çalışanlarını hem de işçi ve işverenleri bilgilendirerek önerileri alır ve katılımlarını sağlar.
• İşyeri sağlık gözetimlerini yürütmekte olan işyeri hekimi; işçi sağlığı iş güvenliği alanında bilimsel, mesleki ve teknik gelişmeleri takip etmek ve bu alandaki bilgi ve görgüsünü artırarak sürekli eğitimleri izlemekle yükümlüdür.
• İşyeri hekimlerinin çalışma ortam ve koşullarının gözetilmesi ve iyileştirilmesiyle ilgili iş kazası ve meslek hastalıklarını önleme sorumluluğu vardır.
• İşyeri hekimleri, olumsuz çalışma koşulları ile ortamlarını ve meslek hastalıklarını hem çalışanlara hem de ilgili taraflara duyurmak ve bilgilendirmekle yükümlüdür.ak
• İşyeri sağlık birimi hizmetlerini yürütmekte olan ya da bu hizmetler için aday olan hekimler, birbirleriyle olan ilişkilerinde meslek ahlakı kurallarına uymakla yükümlüdürler.
• İşyeri hekimleri, mesleki değerleri ve özlük haklarını korumak için örgütlü olmalıdırlar.
II. Çalışanların Sağlığına İlişkin Tarafların Sorumluluğu
• Her çalışanın işyeri sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı vardır. Devlet bu hakkın kullanılmasını gözetmek ve denetlemekle yükümlüdür.
• İşyeri hekimlerinin mesleki bağımsızlıklarının korunması ve sürdürülmesinde devletin, meslek örgütlerinin, çalışanlar ile işverenlerin sendikalarının sorumluluğu vardır.
• Devlet, işçi, işverenler ve sendikaları; işyeri sağlık hizmetlerini bir ekip anlayışı ve örgütlenmesiyle yürütülmesi için gerekli ortamı sağlar.
• Bir başka işçinin sağlığını ve yaşamını tehlikeye sokmamak koşuluyla hekimler ile çalışanlar arasındaki bilgilerin saklanması zorunluluğuna işverenler uyarlar.
• İşverenler çalışanların sağlığını tehdit eden riskleri saptamak amacıyla gerekli çalışmaları yapar, Malzeme Güvenlik Bilgi Formları’nın eksiksiz bulundurulmasını sağlar, çevresel ölçümleri yapar ve bunlarla ilgili örgütlenmeleri oluşturur.
• İşverenler, çalışanların sağlık gözetimleriyle ilgili gerekli laboratuvar tetkiklerini yaptırmakla yükümlüdür.
• İşçi ve işverenlerin; önerileriyle işyeri sağlık hizmetleri sürecine aktif katılımları sağlanır, bu hizmetlere katkı veren çalışanlar işveren tarafından herhangi bir hak kaybına uğratılamaz.
• İşverenler, işyeri hekimlerinin mesleki gelişimlerini ve sürekli eğitimlerini sağlamakla yükümlüdür.
• İşverenler, çalışanların sağlığının gözetilmesi, korunması ve geliştirilmesi ile iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesi için bütün önlemleri alırlar.
• İşverenler olumsuz çalışma koşulları ve ortamları ile meslek hastalıklarını ilgili taraflara bildirmelerinden dolayı işyeri hekimlerine herhangi bir yaptırım uygulamamalı, hak kaybına uğratmamalıdır.
• Devlet ve işverenler işyeri hekimlerinin asgari çalışma standartlarını korur ve gözetir.
• Devlet, çalışan sağlığını tehdit eden; kuralsızlaştırma, esnekleştirme, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırmasıyla birlikte işyeri hekimlerinin mesleki değerlerinin erozyonuna yol açan koşulları ortadan kaldırmakla yükümlüdür.
Çevre İçin Küresel Antlaşma
Çevre İçin Küresel Antlaşma 20 Haziran 2015 tarihinde Paris’te imzalanmıştır. Sözleşme yasal olarak bağlayıcı olan geniş ilkeler manzumesini benimsemektedir.
Çevre İçin Küresel Antlaşma
Başlangıç 1
Bu Antlaşma’nın Tarafları;
Çevreye yönelik tehditlerdeki artışı ve çevrenin daha iyi korunmasını sağlamak adına küresel düzeyde azimli ve uyumlu bir şekilde davranma ihtiyacı olduğunu kabul ederek,
16 Haziran 1972 tarihinde Stockholm’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı Deklarasyonu’nu, 28 Ekim 1982 tarihinde kabul edilen Dünya Doğa Şartı’nı ve 14 Haziran 1992 tarihinde Rio’da kabul edilen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı Deklarasyonu’nu
yeniden teyit ederek,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 25 Eylül 2015 tarihinde kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne olan bağlılıklarını hatırlatarak,
Özellikle iklim değişikliği ile mücadelenin aciliyetini göz önünde bulundurarak ve 9 Mayıs 1992 tarihinde New York’ta kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde ve 12 Aralık 2015 tarihli Paris Anlaşması’nda belirlenmiş hedefleri hatırlatarak,
1 Metnin orijinal ismi “Global Pact for the Environment” olup, bu çeviride “pakt” kelimesi ile aynı anlamda olmak ve onu karşılamak üzere “antlaşma” kelimesi tercih edilmiştir. Türk Dil Kurumu’na göre de pakt, antlaşma anlamına gelmekte olup, söz konusu kullanım hukuki bakımdan da uygundur.
Gezegenin acil eylem gerektiren eşi görülmemiş bir biyo-çeşitlilik kaybı ile karşı karşıya olduğunu gözlemleyerek,
Doğal kaynakları kullanırken, ekosistemlerin dirençli olmalarını ve temel hizmetleri sağlamalarını temin etme, böylece Dünya üzerindeki yaşamın çeşitliliğini koruma ve insan sağlığına ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunma ihtiyacını teyit ederek,
Dünya üzerindeki canlı topluluklarının yaşamlarına yönelik tehditlerin küresel mahiyetinin, tüm Devletlerin, içinde bulundukları farklı ulusal şartlar ışığında, ortak ancak farklılaştırılmış sorumluluklarına ve kendi yeterliliklerine uygun olarak, mümkün olduğunca yakın şekilde işbirliğinde bulunmalarını ve uluslararası, etkili ve uygun bir harekete katılmalarını gerektirdiğini kabul ederek,
Dünya ekosisteminin dengesine ve bütünlüğüne saygı gösterirken, gelecek kuşağın kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetine zarar vermeksizin, her kuşağın kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesine imkân veren bir sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmeye kararlı olarak,
Kadınların sürdürülebilir kalkınmayla ilgili konulardaki önemli rolünü ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve kadınların güçlendirilmesinin teşvik edilmesi ihtiyacını vurgulayarak,
Kendi yetkileri altındaki yerli halkların, yerel toplulukların, göçmenlerin, çocukların, engellilerin ve hassas durumda bulunan kişilerin insan haklarına, sağlık hakkına, hak ve bilgilerine saygı gösterilmesi, bunların desteklenmesi ve gözetilmesi ihtiyacının bilincinde olarak,
Sivil toplum, ekonomik aktörler, şehirler, bölgeler ve diğer ulusaltı otoriteler dâhil Devlet dışı aktörlerin çevrenin korunmasındaki önemli rolünü memnuniyetle karşılayarak,
Sürdürülebilir kalkınma için bilim ve eğitimin temel önemini vurgulayarak,
Kuşak içi ve kuşaklar arası adaletin rehberliğinde hareket etmeye dikkate ederek,
Çevrenin korunması ve muhafazası için, herkese ilham kaynağı olacak ve rehberlik edecek ortak bir tavrın ve ortak ilkelerin benimsenmesi ihtiyacını teyit ederek,
Aşağıda belirtilen hususlarda anlaşmaya varmışlardır:
Madde 1 – Ekolojik olarak sağlıklı bir çevre hakkı
Her insan, sağlığı, esenliği, onuru, kültürü ve memnuniyeti için elverişli ekolojik olarak sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Madde 2 – Çevreye özen gösterme yükümlülüğü
Her Devlet veya uluslararası kurum, gerçek veya tüzel, kamu veya özel her kişi çevreye özen göstermekle yükümlüdür. Bu amaçla, Dünya ekosisteminin muhafaza edilmesine, korunmasına ve bütünlüğünün yeniden sağlanmasına herkes kendi düzeyinde katkıda bulunur.
Madde 3 – Bütünleştirme ve sürdürülebilir kalkınma
Taraflar, özellikle iklim değişikliği ile mücadeleyi, okyanusların korunmasını ve biyo-çeşitliliğin sürdürülmesini teşvik etmek için, çevrenin korunmasının gerektirdiklerini kendi politikalarının ve ulusal ve uluslararası faaliyetlerinin planlanması ve uygulanması ile bütünleştirirler.
Taraflar sürdürülebilir kalkınmayı izlemeye çabalarlar. Bu amaçla, hem sürdürülebilir hem de çevreye saygılı kamu destek politikalarının, üretim ve tüketim kalıplarının teşvik edilmesini sağlarlar.
Madde 4 – Kuşaklar arası adalet
Kuşaklar arası adalet, çevre üzerinde etkisi olabilecek kararlara rehberlik edecektir.
Şimdiki kuşaklar, kararlarının ve eylemlerinin, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetlerine zarar vermemesini temin edeceklerdir.
Madde 5 – Önleme
Çevresel zararı önlemek için gerekli tedbirler alınacaktır.
Taraflar, kendi yetkileri veya kontrolleri altındaki faaliyetlerin diğer Tarafların çevrelerine veya kendi ulusal yetki sınırlarının ötesindeki alanlara zarar vermemesini garanti etmekle yükümlüdürler.
Taraflar çevreye önemli ölçüde olumsuz bir etkisi olması muhtemel bir projeye, bir faaliyete, plana ya da bir programa yetki verilmesinden ya da bunlara girişilmesine karar verilmesinden önce bir çevresel etki değerlendirmesinin yapılmasını sağlamak için gerekli önlemleri alacaklardır.
Özellikle, Devletler, özen yükümlülükleri dolayısıyla, yetki verdikleri veya giriştikleri yukarıda belirtilen projenin, faaliyetin, planın veya programın etkisini izleyeceklerdir
Madde 6 – İhtiyat
Ciddi veya geri dönülemez bir zarar riskinin bulunduğu hallerde, bilimsel kesinliğin yokluğu, çevresel bozulmayı önlemeye yönelik etkili ve orantılı önlemlerin alınmasını ertelemek için bir sebep olarak kullanılmayacaktır.
Madde 7 – Çevresel Zararlar
Çevresel zararların uygun bir şekilde giderilmesi için gerekli tedbirler alınacaktır.
Taraflar, diğer Devletlere, o Devletlerin çevresi üzerinde ani zararlı etkiler yaratması muhtemel doğal afetleri veya diğer acil durumları derhal bildireceklerdir. Taraflar ilgili Devletlere yardım etmek için derhal işbirliği yapacaklardır.
Madde 8 – Kirleten Öder
Taraflar, çevre kirliliğinin ve diğer çevresel kötüleşme ve bozulmaların önlenmesinin, azaltılmasının ve iyileştirilmesinin maliyetinin, mümkün olan en fazla ölçüde, buna sebebiyet veren tarafından karşılanmasını sağlayacaklardır.
Madde 9 – Bilgiye erişim
Her insan, herhangi bir menfaat belirtmesi istenmeksizin, resmi makamların elinde bulunan çevreyle ilgili bilgilere erişme hakkına sahiptir.
Resmi makamlar, ulusal mevzuatları çerçevesinde, çevreyle ilgili uygun bilgileri toplayacaklar ve halkın erişimine sunacaklardır.
Madde 10 – Halkın katılımı
Her insan, uygun bir aşamada ve seçenekler halen mevcutken, resmi makamların çevre üzerinde önemli bir etkisi olabilecek kararlarının, önlemlerinin, planlarının, programlarının, faaliyetlerinin, politikalarının ve normatif belgelerinin hazırlanmasına katılma hakkına sahiptir.
Madde 11 – Çevresel adalete erişim
Taraflar, mevcut Antlaşmanın hükümlerini dikkate alarak, resmi makamların veya özel kişilerin çevre hukukuna aykırı eylemlerine veya ihmallerine itiraz etmek için tazminat ve dava yolu dâhil olmak üzere, idari ve adli yargıya etkili şekilde ve düşük bir maliyetle erişme hakkını temin edeceklerdir.
Madde 12 – Eğitim ve yetiştirme
Taraflar, herkese çevreyi korumak ve iyileştirmek için sorumlu davranma ilhamı vermek için, mümkün olan en geniş ölçüde, yetişkinlere olduğu kadar genç kuşaklara da çevre eğitiminin verilmesini sağlayacaklardır.
Taraflar, çevresel konularda ifade ve bilgi edinme özgürlüğünün korunmasını temin edeceklerdir. Taraflar, ekosistemler ve çevrenin korunması ve muhafaza edilmesi konularında eğitici nitelikli bilgilerin medya aracılığıyla yayılmasını desteklerler.
Madde 13 – Araştırma ve yenilik
Taraflar, ellerinden geldiğince, ekosistemler ve insan faaliyetlerinin etkileri hakkındaki bilimsel bilginin geliştirilmesini teşvik edeceklerdir.
Taraflar, bilimsel ve teknolojik bilgi alışverişi ve yenilikçi teknolojiler dâhil çevreye saygılı teknolojilerin gelişimini, benimsenmesini, yaygınlaştırılmasını ve transferini arttırma suretiyle işbirliği yapacaklardır.
Madde 14 – Devlet dışı aktörlerin ve ulusaltı kurumların rolü
Taraflar, çevrenin korunmasındaki önemli rolleri dikkate alınarak, bu Antlaşmanın Devlet dışı aktörler ve sivil toplum, ekonomik aktörler, şehirler ve bölgeler dâhil ulusaltı kurumlar tarafından uygulanmasını özendirmek için gerekli tedbirleri alacaklardır.
Madde 15 – Çevresel normların etkinliği
Taraflar, etkili çevre kanunlarını kabul etmekle ve bunların etkin ve adil bir şekilde uygulanmasını ve yürürlüğe konulmasını sağlamakla yükümlüdürler.
Madde 16 – Direnç
Taraflar, çevresel kötüleşme ve bozulmalara karşı koymak ve düzeltmek ve uyum sağlamak amacıyla ekosistemlerin ve insan topluluklarının çeşitliliğini ve kapasitesini muhafaza etmek ve iyileştirmek için gerekli önlemleri alacaklardır.
Madde 17 – Gerilememe
Taraflar ve onların ulusaltı kurumları yürürlükteki hukukla teminat altına alınan çevresel korumanın küresel düzeyini azaltıcı etkiyi haiz faaliyetlere izin vermekten veya bu çeşit normları kabul etmekten kaçınırlar.
Madde 18 – İşbirliği
Dünyanın ekosisteminin ve canlı topluluklarının bütünlüğünü muhafaza etmek, korumak ve eski durumuna döndürmek için, Taraflar, işbu Antlaşmanın hükümlerinin uygulanmasında iyi niyetle ve küresel ortaklık ruhuyla işbirliği yapacaklardır.
Madde 19 – Silahlı çatışmalar
Devletler, uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleri uyarınca, silahlı çatışmalar karşısında çevreyi korumak için mümkün olan tüm önlemleri alacaklardır.
Madde 20 – Ulusal durumların çeşitliliği
En az gelişmiş ve çevresel açıdan en hassas ülkeler başta olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerin özel durumlarına ve ihtiyaçlarına özel önem verilecektir.
Farklı ulusal şartların ışığında, Tarafların ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklarına ve kendi yeterliliklerine, uygun hallerde dikkat edilecektir.
Madde 21 – Antlaşmanın uygulanmasının izlenmesi
İşbu Antlaşma hükümlerinin uygulanmasını kolaylaştırmak ve Antlaşma hükümlerine uyumu teşvik etmek amacıyla bir uyum mekanizması bu vesile ile oluşturulmuş bulunmaktadır.
Bu mekanizma, bir bağımsız uzmanlar Komitesinden oluşur ve kolaylaştırmaya odaklanır. Mekanizma, şeffaf, düşmanca ve cezalandırıcı olmayan bir şekilde işler. Komite Tarafların kendi ulusal şartlarına ve yeterliliklerine özel önem verecektir.
İşbu Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten bir yıl sonra, Depoziter, Komitenin görevlerini yerine getirme usul ve esaslarını belirlemek üzere Tarafları toplantıya çağıracaktır.
Komitenin göreve başlamasından iki yıl sonra ve Tarafların toplantısında belirlenecek, dört yılı aşmayan bir sıklıkta, Tarafların her biri Antlaşmanın hükümlerinin uygulanmasında kaydettiği ilerlemeyle ilgili olarak Komiteye rapor verecektir
Madde 22 – Sekreterya
İşbu Antlaşmanın Sekretaryası Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği [veya Birleşmiş Milletler Çevre Programı İcra Direktörlüğü] tarafından sağlanacaktır. Genel Sekreter [veya Birleşmiş Milletler Çevre Programı İcra Direktörü] Tarafları gerektiği kadar toplantıya çağırır.
Madde 23 – İmza, onaylama, kabul, uygun bulma, katılım
İşbu Antlaşma, Devletlerin ve uluslararası kuruluşların imzasına açıktır ve onların onaylamasına, kabulüne veya uygun bulmasına tabidir. Antlaşma; New York’ta bulunan Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde XXX ila XXX tarihleri arasında imzaya açıktır ve imza süresinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren katılıma açılacaktır. Antlaşmanın onaylanmasına, kabulüne, uygun bulunmasına ve Antlaşmaya katılıma ilişkin belgeler Depoziter tarafından saklanır.
Madde 24 Yürürlüğe girme
İşbu Antlaşma, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne Antlaşmanın onaylama, uygun bulma, kabul veya katılım belgesinin tevdi tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
Onaylama veya katılım belgesinin XX’e tevdi edilmesinden sonra Antlaşmayı onaylayan, uygun bulan, kabul eden veya Antlaşmaya katılan her bir Devlet ve uluslararası kuruluş için, Antlaşma söz konusu devletin kendi onaylama veya katılım belgesini tevdi ettiği tarihten üç ay sonra yürürlüğe girecektir.
Madde 25 Antlaşmadan çekilme
Kendisi yönünden işbu Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıllık sürenin sona ermesi üzerine ilgili Taraf, Depozitere yazılı bildirimde bulunarak her zaman Antlaşmadan çekilebilir. Bu çekilme, ilgili bildirimin Depozitere tebliğ edildiği tarihten itibaren bir yıllık sürenin sona ermesiyle birlikte ya da söz konusu bildirimde belirtilebilecek daha sonraki tarihte yürürlüğe girer.
Madde 26 – Depoziter
Arapça, Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Rusça metinlerin eşit derecede geçerli olduğu bu Antlaşmanın aslı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne depo edilecektir.
21 Haziran – Hukuk Takvimi
21 Haziran – Hukuk Takvimi
| 1527 |
İtalyan tarihçi, siyaset bilimci ve filozof Niccolò Machiavelli öldü. Hükümdar (Prens) isimli eserini ve Makyavelizm kavramını dünyaya hediye etti. (Doğumu: 1469) |
| 1633 |
İtalyan gök bilgini Galileo Galilei, engizisyon mahkemesinde dünyanın döndüğüne ilişkin tezini inkara zorlandı. |
| 1788 |
New Hampshire, ABD Anayasasını onayladı ve 9. Eyalet olarak birliğe katıldı |
| 1905 | Egzistansiyalizm (varoşçuluk) akımının öncüsü Fransız filozof Jean-Paul Sartre doğdu (Ölümü: 1980) |
| 1908 | Londra’da 200 bin kadın, seçme ve seçilme hakkı için yürüdü. İngiltere’de kadınlar seçme ve seçilme hakkını 1918 yılında elde edebildi |
| 1914 | Nobel Barış Ödülünü kazanan ilk kadın olan Avusturyalı yazar, radikal pasifist Bertha von Suttner öldü (Doğumu: 1843) |
| 1927 |
21 haziran 1927 tarihli Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. 3 Mart 1986 tarihinde Basına Sansür Yasası olarak bilinen ve basın özgürlüğünü engellemekle itham edilen esaslı değişikliklere tabi tutuldu. |
| 1934 | Soyadı Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edildi. |
| 1934 | Türkiye Garanti Bankası Kuruluş Kanunu kabul edildi. |
| 1935 | Saavedra Lamas Paktı 21 Haziran 1935 tarihinde; Arjantin, Brezilya, Meksika, Paraguay, Şili ve Uruguay arasında imzalandı. Türkiye Cumhuriyeti, “Harbin önünü almağa mahsus Cenubi Amerika Muahedesine Cumhuriyet Hükümetince vuku bulan iltihakın tasdikimi dair kanun“u kabul 20 Kasım 1936 tarihinde ederek Yurtta Sulh Cihanda Sulh ilkesi ile okyanus ötesine asış mesajı verdi. |
| 1967 | Vietnam Savaşı’na karşı olduğu için askere gitmeyi reddeden Muhammed Ali Clay 5 yıl ağır hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırıldı. Ceza üzerine Clay: “Katillere yardım edip, fakirleri öldürmek için 15,000 km’lik bir mesafe kat etmeyeceğim. Ölmek istesem, burada ölürüm. Şimdi, sizinle kapışarak ölürüm. Benim düşmanım sizlersiniz! Çinliler, Vietkonglar veya Japonlar değil. Özgürlüğümü istediğim zaman bana karşı çıktınız. Hakkımı aradığımda bana karşı çıktınız. Eşitlik istediğimde bana karşı çıktınız. Benden bir yere gidip, sizlerin uğruna savaşmamı mı istiyorsunuz? Ben haklarımı ve dinî özgürlüğümü elde etmeye çalışırken; sizler bana, Amerika’da bile destek vermediniz! Kendi memleketimizde bile beni savunmadınız. Hayır! Hayır size yardım etmeyeceğim. Çünkü hiç bir Vietnamlı, yolda yürürken arkamdan: ”Pis Zenci” diye bağırmadı bana!.” dedi. |
| 1973 | Slovak avukat, aktivist ve ülkenin Cumhurbaşkanı Zuzana Čaputová doğdu. 15 Haziran 2019’da cumhurbaşkanı seçildi. |
| 1974 | 1974- İskenderun Demir Çelik Fabrikaları’nda çalışan 10 bin işçi eylem yaptı. Eylem nedeniyle aralarında iki sendika başkanının da bulunduğu 17 kişi tutuklandı. |
| 1976 | Rauf Raif Denktaş, yeniden Kıbrıs Türk Federe Devleti Devlet Başkanlığı’na seçildi. |
| 1977 | Hukukçu ve Nobel Barış Ödülü sahibi Menahem Begin, İşçi Partisinin 30 yıllık iktidarına da son vererek İsrail’in 6. Başbakanı olarak göreve başladı. |
| 1980 | Hukukçu ve diplomat Feridun Cemal Erkin, 21 Haziran 1980 tarihinde vefat etti. Erkin, 1900 yılında doğmuştu. Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Ordu Milletvekilliği ve Cumhuriyet Senatosu Üyeliği görevini yürüttü. |
| 1982 | ABD Başkanı Ronald Reagan’a suikast teşebbüsünde bulunan John Hinckley, mahkeme tarafından akli dengesi yerinde olmadığı için suçsuz bulundu. |
| 1984 | Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Yabancı Mahpuslara İlişkin R (84)12 Sayılı Tavsiye Kararı adıyla, Bakan Delegelerinin 21 Haziran 1984 tarihinde yaptıkları 374 sayılı oturumunda Bakanlar Komitesi‘nce kabul edilmiştir. Yabancı Mahpuslara İlişkin Kurallar, ceza ve tutukevlerinde tutulan yabancı mahkum ve tutuklular için uyulması gereken standartları belirleyen prensipler bütünüdür. |
| 1988 | Başbakan Turgut Özal’ın suikastçısı Kartal Demirağ’ın ifadesini yayınlayan Cumhuriyet muhabiri Erbil Tuşalp DGM Savcısı’nın talimatıyla gözaltına alındı. Erbil Tuşalp’ın gözaltına alınması sonrasında Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosu’nda arama yapıldı. |
| 1988 | Cem Karaca beraat etti. Beraat kararı, Hafta Sonu Gazetesinin 30 Ocak 1981 tarihli sayısındaki uydurma haberde Cem Karaca ile ilgili kullanılan fotoğrafın 1979 yılında bir Alman tarafından Münih’teki 1 Mayıs kutlamaları sırasında çekildiğinin anlaşılması üzerine alındı. |
| 1996 | Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Emekli General Necdet Öztorun’un adını kullanarak Başbakanlığı döneminde Tansu Çiller’i dolandırıp örtülü ödenekten 5.5 milyar TL sızdırdıkları iddiasıyla Selçuk Parsadan dahil 4 kişi hakkında en az 5 yıl hapis istemiyle dava açtı. |
| 1996 | İstanbul Eczacı Odası “ilacın meta olmadığı” gerekçesiyle “İlaç Tanıtım Yönetmeliğinin iptali için Mahkeme’ye başvurdu. |
| 2004 | BEKSAV üyeleri İstanbul/Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda Bush ve Rumsfeld’i “halk mahkemesinde” sembolik olarak yargıladı. Aynı gün, İncirlik’te NATO karşıtı eylem yapan TKP’li grup jandarma ile çatıştı, 26 kişi gözaltına alındı. |
| 2009 | Grönland’a kendi kaderini tayin etme hakkı verildi. |
| 2011 | Yüksek Seçim Kurulu, BDP’nin(Barış ve Demokrasi Partisi) desteği ile Diyarbakır’dan bağımsız milletvekili seçilen Hatip Dicle’nin milletvekilliğini oybirliği ile düşürdü. |
| 2013 | Tunceli’de Aleviler için kutsal sayılan Gola Çetu Parkı hakkında “baraj gölü sahasında kaldığı” gerekçesiyle mahkeme tarafından yıkım kararı verdi. |
| 2013 | Türkiye İnsan Hakları Kurumu, 21 Haziran 2012 tarihli kanun ile kuruldu. 9 Aralık 2013 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile ulusal önleme mekanizması oldu. Kurumun adı, 20 Nisan 2016’da Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu olarak değiştirildi. |
| 2019 |
Medeni çalışma koşulları öngören “Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi” 21 Haziran 2019 tarihinde Cenevre’de resmen ilan edildi. |
| 2023 | Sosyal Medya’dan din ve felsefe üzerine yayınlar yapan Diamond Tema hakkında yürütülen soruşturmalar nedeniyle Laiklik Meclisi tarafından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç hakkında suç duyurusunda bulunuldu. |

Felsefe Arkivi
Felsefe Arkivi (Archives of Philosophy) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nün 1945 yılından beri sürekli olarak yayınladığı akademik dergisidir. Açık-erişimli, bilimsel ve hakemli bir dergi olarak yılda iki defa Haziran ve Aralık aylarında yayınlanmaktadır. Türkiye’nin en istikrarlı bilimsel felsefi yayın organlarındandır.
Felsefe Arkivi – Archives of Philosophy dergisinin amacı Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca özgün araştırma makalesi, çeviri metin ve kitap incelemesi yazıları yayınlayarak ve ulusal ve uluslararası düzeyde alanla ilgili bilginin paylaşımına katkıda bulunmaktır.
İstanbul Üniversitesi Felsefe Arkivi (Archives of Philosophy) Dergisi felsefenin tüm alanlarına ilişkin konuları kapsamaktadır. Derginin hedef kitlesini akademisyenler, araştırmacılar, profesyoneller, öğrenciler ve ilgili mesleki, akademik kurum ve kuruluşlar oluşturur.
Derginin tüm giderleri İstanbul Üniversitesi tarafından karşılanmaktadır. Dergide makale yayını ve makale süreçlerinin yürütülmesi ücrete tabi değildir. Dergiye gönderilen ya da yayın için kabul edilen makaleler için işlemleme ücreti ya da gönderim ücreti alınmamaktadır.
Derginin hedef kitlesini akademisyenler, araştırmacılar, profesyoneller, öğrenciler, ilgili meslek ve akademik kurum ve kuruluşlar oluşturmaktadır. Dergi; Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerinde özgün araştırma, çeviri ve kitap incelemesi makaleleri yayınlayarak alandaki bilginin yayılmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Felsefe ile ilgili tüm alanları kapsamına almış, uluslararası yayıncılık standartlarını ve etiği benimsemiş, sürekli artan bilimsel bilginin yayılmasına katkıda bulunmayı amaçlamıştır. 
Felsefe Arkivi
Adres : İstanbul Üniversitesi Rektorlugu 34452 Beyazıt / Fatih / İstanbul
Telefon : +90 212 440 00 00
E-Posta : iupress@istanbul.edu.tr
65+ Yaşlı Hakları Derneği
65+ Yaşlı Hakları Derneği, 2014 yılı Haziran ayında İstanbul merkezli olarak kurulmuştur. Derneğin amacı, herkes için sağlıklı ve değer gören yaşlılık hakkını farklı kuşaklar ile bir arada desteklemek, yaşlı nüfus için sosyal politikaların geliştirilmesini sağlamak ve yaşlı haklarını savunmaktır.
2021 yılı itibariyle derneğin yönetim kurulu; Başkan, Rümeyza KAZANCIOĞLU, Başkan Yardımcısı Rukiye DEVRES ÜNVER, Genel Sekreter Murat ŞENTÜRK, Muhasip Üyesi Esra KIVRAK, Gülüstü SALUR, Ferhat BORATAV ve Nazan MOROĞLU’ndan oluşmaktadır. Derneğin üyeleri, profesyonel iş yaşamından kişiler, akademisyenler, iş adamları-kadınları, ev hanımları, emekliler ve farklı sosyal katmanlardan aktivistlerden oluşmaktadır. Dernek tüzüğünde 2021 yılında bir takım değişiklikler yapılmıştır.
65+ YAŞLI HAKLARI DERNEĞİ VİZYON VE MİSYONU
Aratan yaşlı nüfusu ve bu nüfusun gelecekte yaşaması muhtemel zorluklara ilişkin gerçekler 65+ Yaşlı Hakları Derneği’nin kurulmasında etkili olmuştur.
Dernek, vizyonunu “Yaşlılarıyla huzur içinde olan bir toplum yaratmak adına sürdürülebilir, örnek olan modeller geliştirmek ve bu modelleri hayata geçiren öncü kurum olmak” olarak açıklamıştır.
Derneğin misyonu ise, “Herkes için sağlıklı ve değer gören yaşlılık hakkını farklı kuşaklar ile bir arada desteklemek, yaşlı nüfusu için sosyal politikaların geliştirilmesine araştırmalarımızla, öncü/örnek teşkil eden çalışmalarımızla ve başlatacağımız tartışmalarla katkıda bulunmak” olarak açıklanmıştır.
Yaşlı Hakları Derneğinin Çalışma Alanları
- Yaşlılık ve yaşlı toplumu için sağduyulu ve ileriye dönük bir planlamayı içeren yaşlılıkla ilgili bireysel ve toplumsal konularda Türkiye’deki farkındalığı arttırmak
- Sağlıklı bir yaşlılığa erişmek için gerekli önlemlere ve bütünsel tıbbın, beslenme, aktif yaşam, maddi ve manevi desteklerin önemi gibi konulara farkındalığı arttırıp yaymak, desteklemek ve öğretmek.
- Yaşlılar hususunda; ekonomik, politik, sosyal, psikolojik, mekânsal ve diğer konulardaki politika geliştirme çalışmaları için bir kaynak olarak görev yapmak.
- Yaşlı hakları için farkındalığı artırma ve savunucusu olarak görev yapmak.
- Yaşlılar için evde (“yerinde”), günlük bakım merkezlerinde, yatılı kurumlarda geleneklere ve ihtiyaçlara uygun bakım modelleri geliştirerek mümkün olan en iyi bakımı desteklemek
- Yaşlıların hizmetinde olan hem yerel hem uluslararası kaynaklardaki araçlar, materyaller, uzmanlık, bilgi ve diğer kaynaklar için bir aracı kurum görevi yapmak.
- Hem profesyonel olarak hem de aile içinde yaşlılara bakım veren kişilerin eğitimlerini ev ve kurumlarda sağlama ve desteklemek.
- Üniversitelerle, yaşlılık konusunda yapılan araştırmalarda ve yaşlılara destek ve bakım için sürdürülebilir alternatifler geliştirmede işbirliği yapmak.
- Yerel ve merkezi yönetimle ortaklık içinde çalışarak, yaşlı bakımıyla ilgili özel sektör ve diğer sivil toplum kuruluşları için kaynak ve kapasite oluşumunu sağlamak.
- Benzer misyondaki uluslararası kuruluşlarla işbirliğini kolaylaştırmak.
Derneğin Kurucuları
Alan DUBEN, Ayşe DOĞRUER, Banu CANGÖZ, Bilge RİZVANİ, Deniz İLKİN, Ender BERKER, Ferhat BORATAV, Gonca ARTUNKAL, Gülüstü SALUR, Günay GÖKSU ÖZDOĞAN, Güsel BİLAL, Hale BOLAK BORATAV, İpek İLKKARACAN AJAS, Kaynak SELEKLER, Mehmet ATAKAN, Mehmet Şükrü SEVER, Neşe ÖLÇER, Reşit CANBEYLİ, Rukiye DEVRES ÜNVER, Rümeyza KAZANCIOĞLU, Sevda BEKMAN, Ufuk AKIN, Yahya LALELİ
İLETİŞİM VE ADRES BİLGİLERİ
Adres: Cumhuriyet Caddesi, No.: 48, Giriş Katı, Elmadağ Şişli, İstanbul / Türkiye
Ahmet Deniz Bölükbaşı
Hukukçu, diplomat ve siyasetçi Ahmet Deniz Bölükbaşı, 25 Ekim 1949 tarihinde doğdu.
TED Ankara Kolejinde ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitim gördü.
1973 yılında Dışişleri Bakanlığı’na girdi. Dışişleri Bakanlığı’nın merkez teşkilatında çeşitli kademelerde görev yaptıktan sonra, Atina ve Bonn Büyükelçiliklerinde Elçi Müsteşarlığı görevlerinde bulundu. Atina görevinde iken Asala saldırılarına maruz kaldı.
Lizbon Büyükelçisi olarak görev yaptı. Dışişleri Bakanlığı Birinci Hukuk Müşavirliği görevini üstlendi.
Cenevre Dünya Ticaret Örgütü nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi oldu. Devlet Bahçeli’nin Başbakan yardımcısı olduğu dönemde, Başbakan Yardımcısı Dış Politika Başdanışmanı olarak atandı.
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından, 1 Mart Tezkeresi öncesi görüşmelerin diplomasi ayağına başkanlık etti.
2007 yılı genel seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi tarafından milletvekili adayı olarak gösterildi ve Ankara milletvekili olmaya hak kazandı. MHP Merkez Yönetim Kuruluna girdi ve ilk MYK toplantısında Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak seçildi. 23. Dönem’de Parlamentolararası Birlik (PAB) Türk Grubu Üyesi oldu.
2011 yılındaki kaset iddiaları nedeniyle milletvekilliği adaylığından ve partideki görevinden istifa etti.
Başkent Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi görmekte iken 21 Mart 2018 tarihinde yaşamını yitirdi.
Çok iyi düzeyde İngilizce bilen Bölükbaşı, evli ve 2 çocuk babasıdır. İnönü ve Bayar’a suikast teşebbüsü ve gizli örgüt kurma suçlamasıyla hapsedilen ünlü siyasetçi Osman Bölükbaşı’nın oğludur.
“Osman Bölükbaşı: Türk siyasetinde Anadolu fırtınası”, “1 Mart Vakası”, “Politikomik”, “Siyaset İskelesi”, “Dışişleri İskelesi” ve “Gönül Semaveri” adlı kitapların yazarıdır.

20 Haziran – Hukuk Takvimi
20 Haziran – Hukuk Takvimi
| 404 |
Konstantinopolis Patriği Aziz İoannis Hrisostomos, İmparator Arcadius’un eşi İmparatoriçe Aelia Eudoksia’nın gücünü sert bir dille eleştirmesinden ve Saray’ın lüks yaşamı ile i dolayı sürgüne gönderildi. Kararın ardından çıkan isyanlar sırasında Ayasofya‘nın ilk hali olan ahşap kilise yakılarak büyük ölçüde tahrip oldu ve inşasından 44 yıl sonra yıkıldı. |
| 1481 |
II. Bayezid ile Cem Sultan arasında Yenişehir Ovası’nda yapılan taht savaşını, Cem Sultan kaybetti. İki kardeş arasındaki savaş 1482 ortalarına kadar devam etti. Taht Bayezid’te kaldı. Cem Sultan Rodos’a ve ardından da Papa’ya ve Fransa’ya sığındı. |
| 1723 |
İskoç Aydınlanması filozofu ve tarihçi Adam Ferguson doğdu. 1764’den 1785 yılına kadar Edinburgh’da Ahlak Felsefesi ve Etik dersleri verdi. (Ölümü: 1816) |
| 1820 |
Arjantinli avukat, politikacı, ekonomist, gazeteci ve askeri lider Manuel Belgrano öldü. Arjantin Bağımsızlık Savaşlarına katıldı ve Arjantin Bayrağını tasarladı(Doğumu: 1770) |
| 1933 | Alman devrimci sosyalist politikacı ve kadın hakları savunucusu Clara Zetkin ömrünün son yıllarını geçirdiği Sovyetler Birliği’nde sürgündeyken öldü. (Doğumu: 1857) Clara Zetkin 1911 yılında ilk defa Kadınlar Günü’nü düzenlemişti. 1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getirmiş ve öneri oy birliğiyle kabul edilmişti. |
| 1837 | Kraliçe Victoria, 18 yaşında Birleşik Krallık tahtına çıktı.Günümüzde monarşi ile yönetilen bazı Avrupa ülkelerinin temsilcileri Kraliçe Victoria’nın soyundan gelmektedir. 10 Şubat 1840’da evlendi. Edward Oxford adlı genç Kraliçeye suikastta bulundu ancak bu suikast başarısız oldu. Fail, vatana ihanetten yargılandı, akıl hastalığı sebebiyle beraat etti. Kraliçe, 63 yıldan fazla tahtta kalarak en uzun saltanat süren Birleşik Krallık lideri oldu. (Ölümü: 22 Ocak 1901) |
| 1840 | Samuel Morse, telgrafın patentini aldı |
| 1926 |
Kemal Atatürk’e İzmir’de suikast girişimiyle ilgili tutuklamalar devam etti. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası lider kadrosundan Ali Fuat Cebesoy tutuklandı. Kâzım Karabekir ise, 22 Haziran günü tutuklandı. |
| 1927 | TBMM’den “Ziraat ve Baytar Enstitüleri ile Ali Mektepleri Tesisine ve Ziraat Tedrisatının Islahına Dair kanun” kabul edildi |
| 1938 |
19 Mayıs, 3466 sayılı kanunla Millî Bayram olarak kabul edildi. Gençlik Marşı, Gençlik ve Spor Bayramı Marşı olarak kabul edildi. Gençlik ve Spor Bayramı 1926 yılında Gazi Günü adıyla ilk defa Samsun’da kutlandı. 1935 yılında Atatürk Günü adıyla resmi olarak kutlanmaya devam etti ve 20 Haziran 1938 tarihinde çıkarılan “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki 2739 Sayılı Kanuna Ek Kanun” ile “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edildi. 1981 yılında çıkarılan 2429 sayılı kanun ile 19 Mayıs “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edildi. |
| 1942 | Danıştay Yargıcı Mustafa Yücel Özbilgin, 20 Haziran 1942 tarihinde Trabzon ili Akçaabat ilçesinde doğdu. 17 Mayıs 2006 tarihinde Ankara’da gerçekleşen terörist saldırıda görevi başında yaşamını yitirdi. |
| 1946 | 1946 – Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi, Şefik Hüsnü liderliğinde kuruldu. Partinin kurulmasından kısa bir süre sonra 2 No’lu Örfi İdare Mahkemesinde açılan dava sonucu “komünist mefküreli şahıslar tarafından kurulduğu ve idare edildiği” gerekçesiyle kapatılmasına karar verildi. İstanbul Sıkıyönetim Kurulu, partinin 16 Aralık 1946 tarihinde partiyi tüm siyasi faaliyetlerden men etti ve yöneticilerini tutukladı. |
| 1947 | ABD’de onaylanan kanun uyarınca, ABD, 20 Haziran 1947’de Yunanistan ile yardım anlaşması yaptı. Aynı anlaşma 12 Temmuz 1947’de Türkiye ile yapıldı. Türkiye ve Yunanistan ile yapılan yardım antlaşmalarından önce Amerika Birleşik Devletleri Senatosunda “Yunanistan ve Türkiye’ye Yapılacak Yardım Hakkında Kanun” 22 Nisan 1947 tarihinde kabul edilmişti. ABD Temsilciler Meclisi’nde 9 Mayıs 1947’de kabul edilen kanun, “barışa doğru önemli bir ilerleme” olarak tanımlanmış ve 22 Mayıs 1947’de Başkan Truman tarafından imzalanarak yürürlüğe girmişti. |
| 1960 | Mali ve Senegal, Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti. |
| 1986 | Barış Derneği Davası sanıklarından olan CHP Adana Milletvekili İsmail Hakki Öztorun yargılama devam etmekte iken 20 Haziran 1986’da hayatını kaybetti. Aynı savanın sanıklarından olan İstanbul Barosu eski Başkanı Orhan Adli Apaydın ise 28 Şubat 1986 tarihinde yaşamını yitirmiştir. |
| 1988 | 167 No’lu İnşaat İşlerinde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi, Uluslararası Çalışma Örgütü-ILO tarafından 20 Haziran 1988 tarihinde kabul edildi. Sözleşme, 11 Ocak 1991 tarihinde de yürürlüğe girdi. Türkiye, 29 Kasım 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6571 sayılı Kanun ile sözleşmeyi onayladı. |
| 1995 | Rumen filozof ve deneme yazarı Emil Cioran öldü. İlk eseri Çürümenin Kitabı idi. Burukluk, Doğmuş Olmanın Sakıncası, Tarih ve Ütopya, Çürümenin Kitabı, Varolma Eğilimi, Ezeli Mağlup, İtiraflar ve Aforozlar Türkiye’de de basıldı. Pesimizm, Varoluşçuluk, Nihilizm ve Etik üzerine çalıştı. |
| 1997 | Anadolu Ajansı ve TRT çalışanı gazeteci Reşat Aydın öldürüldü. |
| 2001 | Dünya Mülteciler Günü ilan edildi |
| 2007 | İyi İdare Yasası kabul edildi.İyi İdare Yasası, AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİNİN İYİ İDARE KONUSUNDA ÜYE DEVLETLERE CM/REC(2007) SAYILI TAVSİYE KARARI’na ek olarak düzenlendi ve Bakanlar Komitesinin 20 Haziran 2007 tarihli 999 bis sayılı Bakan Temsilcileri toplantısında kabul edildi.
İyi idare, iyi yönetişimin bir görünümüdür. İyi yönetim, sadece yasal düzenlemelerle ilgili değildir; örgütlenme ve yönetme kalitesine bağlıdır. Etkililik, verimlilik ve toplumun ihtiyaçlarına duyarlılık gereklerini karşılamak zorundadır. İyi İdare Yasasını benimsemek, kamu mallarını ve diğer kamu çıkarlarını, takip etmeyi, gözetmeyi ve korumayı gerektirmektedir. İyi İdare, bütçe gereklerine uymak zorundadır. Her türlü yozlaşmayı dışlaması gerekmektedir. |
| 2009 | Türk Tabipler Birliği Çalışan Sağlığı Bildirgesi, 20 Haziran 2009 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Tabipleri Birliği II. Etik Bildirgeler Çalıştayı’nda kabul edildi. Aynı çalıştayda; Türk Tabipler Birliği Hekimlik ve İnsan Hakları Bildirgesi, Türk Tabipler Birliği Hekimlerin Toplumsal Sorumlulukları Bildirgesi, Türk Tabipler Birliği Hekim Hakları Bildirgesi, Türk Tabipler Birliği Araştırma Etiği Bildirgesi ve Türk Tabipleri Birliği Yayın Etiği Bildirgesi güncellendi. |
| 2015 | Çevre İçin Küresel Antlaşma 20 Haziran 2015 tarihinde Paris’te imzalandı. Yasal olarak bağlayıcı olan geniş ilkeleri benimsedi. |

Uluslararası Sosyal Çalışmacılar Federasyonu (IFSW) Etik İlkeleri
Uluslararası Sosyal Çalışmacılar Federasyonu (IFSW) Etik İlkeleri, (International Federation of Social Workers, IFSW) tarafından 2000 yılında Kanada’nın Montreal şehrinde yapılan dünya konferansında kabul edilmiştir. Sosyal çalışma mesleğinin değerleri yeniden belirlenerek dünyaya ilan edilmiştir.
Uluslararası Sosyal Çalışmacılar Federasyonu (IFSW)’nun Etik İlkeleri
1) Sosyal hizmet, insanî (hümanist) değerlere ve demokratik ideallere dayanmaktadır.
2) Sosyal çalışma faaliyetlerine motivasyon (güdüleme) ve meşruiyet kazandıran değerlerin başında insan hakları ve sosyal adalet gelmektedir.
3) Bu sayılan değerler, her insanın eşitliği ve şerefi karşısında saygıdan kaynaklanmaktadır.
4) Yüz yıl evvel kuruluşundan bu yana meslekî sosyal çalışma, insanî ihtiyaçlara yönelmiştir ve öncelikli olarak insanların potansiyellerinin geliştirilmesine destek vermiştir.
5) Meslekî sosyal çalışma, yoksulluğu gidermek, yaralı (mahzun), dışlanmış ve baskı altında olan insanları kurtarmak için, çaba gösterir ve insanların potansiyellerini görerek, sosyal entegrasyonuna katkı sağlar.
6) Sosyal hizmet değerleri, millî ve milletlerarası boyutuyla “Meslek Etik Kodları”nda (Sosyal Hizmet Mesleği Etik Kodları’nda) yer almaktadır”
IFSW’nin Belirlediği Etik İlkeleri
Sosyal hizmet elemanları, aşağıdaki ilkelere riayet etmek suretiyle insanların gelişimine katkıda bulunmaktadır.
1) Her insan değerlidir ve kendisine insanî ve ahlâkî yönden yaklaşılmalıdır.
2) Her insan, başkalarına verilen aynı hakkı engellemediği sürece kendini keşfetme ve gerçekleştirme hakkı vardır. Aynı zamanda her insanın görevi, toplumsal refaha katkı sağlamaktır.
3) Hangi düzen içinde olursa olsun her toplum, üyelerine en üst seviyede fayda sağlamaya yönelik hizmetlerde bulunur.
4) Sosyal hizmet elemanları, sosyal adalet ilkelerine bağlıdır.
5) Sosyal hizmet elemanları, şahısların, grupların, toplulukların ve toplumun gelişimine yönelik edindikleri meslekî bilgilerle katkı sağlar. Kişi ile toplum arasında çıkan sorunların çözümünde etkin olurlar.
6) Hiçbir dinî, cinsel, etnik, kültürel, bedenî ayrımcılık yapılmadan müracaatçılara en iyi sosyal destek sağlanır.
7) Sosyal hizmet elemanları, “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”ni benimser.
8) Sosyal hizmet elemanları, meslekî hizmet sürecinde kişilerle ilgili olarak elde ettikleri özel bilgileri, mahremiyet içinde değerlendirir ve kişilerin özel dünyalarına saygı gösterir.
9) Sosyal hizmet elemanları, müracaatçılarla geniş kapsamlı bir işbirliği yaparken onların hayrına olanı tercih eder. Müracaatçıların alınacak kararlara katılımı ve süreç içinde desteği sağlanır. Müracaatçılara tavsiye edilen tedbirlerin risk ve avantaj boyutu anlatılır.
10) Müracaatçılar, kendilerini ilgilendiren hayatî konularla ilgili ortak kararların sorumluluklarını üstlenir. Sosyal hizmet elemanları, kanunî çerçevede kendilerine sunulan cebrî tedbirleri mümkün mertebe asgarî seviyede uygular.
11) Birlikte yaşadıkları insanları terör eylemleri, işkence veya buna benzer vahşî yöntemlerle baskı altında tutan insanlara, gruplara, siyasî partilere ve(ya) güç oluşturan organizasyonlara destek vermez.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Cinsel Tacizi Önleme Birimi Yönergesi
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Cinsel Tacizi Önleme Birimi
Yönergesi, ODTÜ Senatosu’nun 24 Mayıs 2016 tarih ve 2016/4-6 sayılı kararının eki olarak kabul ve ilan edilmiştir. 
Yönergenin amacı ODTÜ tarafından; Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak, temsilde eşitliği desteklemek ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddete, özellikle cinsel taciz ve saldırıya yönelik vakalara ilişkin farkındalık yaratmak, duyarlılığı artırmak ve bu vakalarla ilgili başvuruları değerlendirmek ve başvuranları desteklemek olarak açıklanmıştır.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Cinsel Tacizi Önleme Birimi Yönergesi
Amaç ve Kapsam
MADDE 1
(1) Bu Yönerge, ODTÜ Senatosu tarafından kabul edilen “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İlke ve Stratejiler Belgesi” uyarınca oluşturulan “ODTÜ Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Cinsel Tacizi Önleme Birimi”nin yapısını, görev ve sorumluluklarını ve çalışma usul ve esaslarını düzenler.
Dayanak
MADDE 2
(1) Bu Yönerge, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türk Ceza Kanununun ve İş Kanununun ilgili hükümleri ile İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, CEDAW (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi) ve İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere eşitlik ilkesi, vücut dokunulmazlığı, eğitim ve çalışma hakkına ilişkin konularda Türkiye Cumhuriyeti’nin imzaladığı tüm uluslararası antlaşmalar yönergenin yasal dayanaklarıdır. Ayrıca, bu Yönerge, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 14. Maddesi ve YÖK Genel Kurulu’nun 9 Kasım 2015 tarihli Yüksek Öğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi’ne de dayanmaktadır. Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin 17’nci maddesi ve Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin 12’inci maddesi, yönergenin diğer yasal dayanaklarıdır.
Bu Yönerge, “ODTÜ Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İlke ve Stratejiler Belgesi”nde yer alan ilke, strateji ve tanımlarla birlikte okunur.
Birimin Amaçları
MADDE 3
(1) Birimin amacı, toplumsal cinsiyet eşitliğine saygılı bir üniversite ortamı için farkındalık yaratmak, temsilde eşitliği desteklemek ve cinsel taciz ve saldırı şikâyetlerine yönelik değerlendirme yapmak ve şikayetçiye destek vermektir.
Birimin Görev ve Sorumlulukları
MADDE 4
(1) Birim, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak, temsilde eşitliği desteklemek ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddete, özellikle cinsel taciz ve saldırıya yönelik vakalara ilişkin farkındalık yaratmak, duyarlılığı artırmak ve bu vakalarla ilgili başvuruları değerlendirmek ve başvuranları desteklemek için:
a) Tüm Üniversite birimleri, öğrencileri ve mensupları ile yerleşkede çalışan-yaşayan bireylere yönelik eğitim ve tanıtım çalışmaları düzenler ve gerekli eğitim-iletişim malzemelerini sağlar.
b) Birim, ODTÜ Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı ile diğer birimlerle ortak çalışarak, toplumsal cinsiyet eşitliği, ayrımcılık, cinsel taciz ve saldırı konularına ilişkin araştırmalar, proje ve yayınlar yapar.
c) ODTÜ’de akademik, idari personel ve öğrencilerin kadın-erkek temsiliyeti açısından oranlarına ilişkin durum saptaması yapar ve ‘toplumsal cinsiyet eşitliği veri tabanını’ oluşturur. Konuyla ilgili olarak toplanan tüm verilerin ve yapılan analizlerin ilgili birimlerle paylaşılmasını ve bunu takiben toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda hedeflerin belirlenmesini ve hedeflere yönelik durum tespitinin düzenli aralıklarla yapılmasını sağlar.
d) Her Fakülte, Enstitü ve Yüksekokul bünyesinde oluşturulacak çalışma grupları ile düzenli toplantılar yapar.
e) Üniversitenin fiziksel koşullarının cinsel taciz ve saldırının önlenmesine yönelik olarak düzenlenmesi yönünde ihtiyaç tespit çalışmalarını yürütür ve Rektörlüğe sunar.
f) Cinsel taciz, saldırı, tehdit ya da misilleme durumlarına karşı ilgili akademik ve idari birimleri bilgilendirerek ve uyararak bu konularda önlem almalarını teşvik eder.
g) Cinsel tacize ve/veya saldırıya maruz kalan bireylerin alabilecekleri önlemlere ilişkin ‘Tacizden Koruma ve Korunma Kılavuzu’ hazırlar.
h) Cinsel taciz ve saldırı şikayetlerini alır, olaylarla ilgili değerlendirmesini yapar ve Rektörlüğe sunar.
ı) Cinsel taciz ve saldırı şikayetiyle başvuranları Üniversite içinde ve dışında alınabilecek destek ve çözüm yolları konusunda bilgilendirir.
i) Başvuranların talep ve ihtiyaçları doğrultusunda, sağlanabilecek hukuksal ve diğer destekleri tespit eder ve bu konuda ilgili Üniversite birimleriyle işbirliği halinde çalışır.
(2) Cinsel taciz veya saldırı sonucu yapılan başvuru nedeniyle, yürürlükte olan disiplin yönetmeliği çerçevesinde soruşturma başlatılırsa, Birim Kurulu’nca oluşturulacak İnceleme Komisyonu şikayeti değerlendirerek süreci inceler ve disiplin soruşturmasını yaptıran disiplin amirine bir değerlendirme raporu sunar. Şikayet konusu olayla ilgili bir disiplin işlemi başlamadıysa veya başvuru sahibi disiplin yönetmelikleri tarafından kapsanmıyor ise, Birim bu konuda kendisine destek sağlar ve bilgi verir.
Birimin yapısı
MADDE 5
(1) Birim bünyesinde, Koordinatör, Yürütme Kurulu ve gereğine göre oluşturulan İnceleme Komisyonları görev yapar.
(2) Yürütme Kurulu Asıl Üyeleri: Yürütme Kurulunda Rektör tarafından atanan beş asıl (daimi) üye görev yapar. Öğrenci İşlerinden sorumlu Rektör Yardımcısı veya Rektör Danışmanı Birim Kurulunun asıl üyesidir. Üyelerin en az üçü Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları, Psikoloji veya Psikolojik Rehberlik ve Danışmanlık alanlarında çalışan öğretim üyelerinden oluşur. Kurul üyelerinin görev süresi üç yıldır. Görev süresi biten bir üye yeniden görevlendirilebilir. Kurulda sürekliliğin ve bilgi/deneyim aktarımının sağlanması için görev süresi biten üyelerden en az biri, bir dönem daha yeniden görevlendirilir. Bir takvim yılı içinde, izinsiz ve mazeretsiz olarak üst üste üç toplantıya katılmayan üyenin üyeliği düşer ve yerine aynı nitelikte yeni üye atanır.
(3) Birim Koordinatörü: Asıl üyelerden birisi Rektör tarafından üç yıl için Birim Koordinatörü olarak atanır. Süresi dolan Koordinatör tekrar atanabilir. Süresi dolmadan ayrılan Koordinatör yerine aynı şekil ve süre ile Koordinatör atanır. Koordinatörün görevleri aşağıdadır:
a) Kurulun görevlerini yerine getirmesi ve düzenli işleyişi için gerekli koordinasyon ve liderliği sağlar.
b) Birim Kurulunun gündemini hazırlar ve Kurul üyelerini toplantıya çağırır.
c) Birim Kurulunun resmi belge, kayıt ve raporlarının hazırlanmasının sağlar.
d) Kendisine ulaşan başvurularla ilgili başvuranı ve Kurulu bilgilendirir; gerekli hallerde Kurulu toplantıya çağırır.
e) Başvuruların yıllık raporunu Kurul üyelerinin desteğiyle hazırlar, Rektörlüğe sunar.
f) Sözlü veya yazılı yapılan tüm başvuruları kayıt altına alır. Hakkında değerlendirme yapılan, karar alınan ve görüş verilen konular ve sorunlarda gizlilik içinde çalışılması ve ilgili tüm bilgi ve belgelerin saklı tutulmasını gözetir.
g) Yurt içinde ve yurt dışında Birimin faaliyet alanlarına giren konularda gerçekleştirilen toplantı, konferans, panel ve benzeri etkinliklerde Birimi temsil eder.
(4) Yürütme Kurulu Geçici Üyeleri: Cinsel taciz ve saldırı taraflarından birinin öğrenci olması durumunda Kurulca önerilen ve Rektör tarafından onaylanan iki öğrenci de geçici üye olarak Kurulun konu ile ilgili toplantılarına katılır. Taraflardan birinin idari personel olması durumunda ise, Sekreterlik tarafından önerilen ve Rektör tarafından onaylanan iki idari personel de geçici üye olarak Kurulun ilgili toplantılarına katılır.
(5) İnceleme Komisyonu: Kurula yapılan cinsel taciz veya saldırı şikayetini incelemek üzere, Kurul tarafından üç kişilik “İnceleme Komisyonu” oluşturulur.
(6) Yürütme Kurulunun asıl ve geçici üyelerinin ve İnceleme Komisyonu üyelerinin toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili konularda bilgili ve duyarlı olmalarına dikkat edilir. Üye seçiminde toplumsal cinsiyet dengesi gözetilir.
(7) Kurul, Koordinatörün daveti üzerine üyelerin salt çoğunluğu ile toplanır. Kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile alınır.
Çalışma Usul ve Esasları
MADDE 6
(1) Cinsel saldırı veya cinsel tacize maruz kaldığını düşünen Üniversite öğrenci ve mensupları Birim’e doğrudan bildirim veya şikâyette bulunabilirler. Diğer taraftan, Üniversitenin ilgili mercileri de kendilerine gelen başvuruları aynı gün içerisinde Birim’e iletirler. İlgili merciler, başvuran kişiye Birim hakkında bilgi vermek ve Birim’e yönlendirmek zorundadır.
(2) Yasal zorunluluklar dışında, üçüncü kişilerin olayı bildirdiği durumlar da dahil olmak üzere, şikâyetçinin talebi olmadan destek süreci dışında hiçbir işlem başlatılamaz.
(3) Her başvuru için Birim Yürütme Kurulundaki asıl üyelerden biri tarafından kayıt açılır. Kayıt formunda başvuranın kimlik bilgileri yer almaz. Her başvuru için Birim tarafından bir kayıt numarası verilir ve takip eden işlemler bu kayıt numarası kullanılarak gerçekleştirilir. Kayıt formu başvurunun tarihini, konusunu ve başvurucunun taleplerini içerir. Kayıt formuna eklenecek diğer bilgiler ve belgeler başvuranın onayına tabidir.
(4) Şikâyet üzerine Yürütme Kurulu değerlendirmeye aldığı her olay için bir İnceleme Komisyonu kurar ve bu inceleme ve değerlendirme sürecini bu Komisyon yürütür ve şikayetle ilgili değerlendirme raporunu Kurul ile paylaşır.
(5) İnceleme Komisyonu’nun hazırladığı raporu değerlendiren Kurul, konunun disiplin suçu oluşturduğu kanaatine varırsa, bu rapora dayalı değerlendirmesini ve ekindeki dosyayı, gereği için, gizli damgasıyla Rektörlüğe iletir. Ayrıca disiplin soruşturma komisyonuna katılacak bir kurul üyesi önerir.
(6) Disiplin soruşturmasını Rektör başlatır. Atanacak soruşturmacılar, soruşturma sürecinde Kurul ile görüş alışverişi yaparak Kurulun sunduğu değerlendirme raporunu ve “Orta Doğu Teknik Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İlke ve Stratejiler Belgesi”nde yer alan hususları dikkate alır.
(7) Şikâyet sahibi ve şikâyet edilen kişi ya da kişiler, şikâyetin Kurulun gündemine alındığı konusunda en geç beş işgünü içinde e-posta hesaplarına gönderilecek ileti ve/veya telefon ile bilgilendirilir.
(8) Başvuruya konu olan olayın taraflarından herhangi biri ile Kurulun bir üyesinin akademik, idari veya özel bir ilişkisi olması durumunda, söz konusu üye ilgili toplantılara ve değerlendirme sürecine dâhil edilmez. İnceleme Komisyonu üyeleri de taraflarla ilişkisi olmayan kişilerden seçilir.
(9) Gerektiğinde ODTÜ Hukuk Müşavirliği, AYNA Klinik Psikoloji Destek Ünitesi, SRM Psikolojik Danışmanlık Rehberlik Biriminden ve diğer akademik ve idari birimlerden uzman desteği alınır.
Yürürlük
MADDE 7
(1) Bu Yönerge, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Senatosunca kabul edildiği tarihte yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 8
(1) Bu Yönerge, ODTÜ Rektörü tarafından yürütülür.
Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi)
Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi-Convention on Access to Information, Public Participation in Decision-Making and Access to Justice in Environmental Matters) Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından 25 Haziran 1998 tarihinde Danimarka’nın Aarhus şehrinde imzalanmış, 30 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Mart 2014 itibarıyla 46’sı eyalet ve Avrupa Birliği olmak üzere 47 katılımcısı bulunmaktadır.
Türkiye Sözleşme’ye taraf değildir.
Aarhus Sözleşmesi, yerel, ulusal ve sınır ötesi çevreyle ilgili konularda hükümetlerin karar alma süreçlerinde bilgiye erişim, halkın katılımı ve adalete erişimle ilgili kamu haklarını ön plana almakta, kamu otoriteleri arasındaki iletişime, etkileşime ve yargısal denetime odaklanmaktadır. Vatandaşların çevre hakkı kapsamında tüm kamusal bilgilere erişim hakkı tanınmakta, şeffaf ve güvenilir düzenlemeler yapılmasını öngörmekte, çevrenin korunmasını güvence altına almak üzere çevre çizmektedir.
Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Vermede Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi)
Bu Sözleşmenin Tarafları,
İnsan çevresi üzerine Stockholm Bildirgesinin 1. prensibini hatırlatarak,
Ayrıca, Çevre ve kalkınma üzerine Rio bildirgesinin 10. prensibini de hatırlatarak,
Ek olarak, Doğa Dünya Nizamnamesi hakkındaki 28 Ekim 1982 tarihli 37/7 sayılı BM genel Kurul kararları ile herkes için sağlıklı bir çevrenin garanti altına alınması hususundaki ihtiyaç üzerine 14 Aralık 1990 tarihli 45/94 sayılı BM Genel Kurul Kararlarını hatırlatarak,
8 Aralık 1989 tarihinde Almanya’nın Frankfurt kentinde yapılan Dünya Sağlık Örgütünün Birinci Avrupa Çevre ve Sağlık Konferansında kabul edilen Çevre Nizamnamesini hatırlatarak,
Çevre durumunu korumak, muhafaza etmek, geliştirmek ve sürdürülebilir ve çevresel açıdan duyarlı bir kalkınma sağlamak üzere olan gereksinimi onaylayarak,
Çevrenin yeterli bir şekilde korunmasının, insan refahı ve yaşam hakkının kendisi dahil olmak üzere temel insan haklarından yararlanılması açısından hayati olduğunu tanıyarak,
Ayrıca, her bireyin, hem bireysel hem de diğer bireylerle ortak olarak sağlığı ve refahı ve görevleri açısından uygun olan bir çevre içerisinde yaşamaya, bugünkü ve gelecekteki nesillerin yararına çevreyi koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu da tanıyarak,
Bu hakkı teyit edebilmek ve bu görevi gözetebilmek üzere vatandaşların bilgiye erişime sahip olmaları, karar alma sürecine katılıma hak kazanmaları ve çevresel konularda yargıya başvuruda bulunmaya sahip olmaları gerektiğini düşünerek ve bu açıdan vatandaşların haklarını kullanmaları için yardıma ihtiyaç duyabileceklerini doğrulayarak,
Çevresel konularda bilgiye erişimin ve karar alma sürecine halk katılımının artmasının kararların kalite ve uygulanması şansını arttırdığı, çevresel konularda halkın bilinçlendirilmesine katkıda bulunduğunu, halka kaygılarını belirtmek üzere fırsat tanıdığını ve kamu otoritelerinin bu gibi kaygıları doğru bir şekilde göz önünde bulundurmalarını sağladığını tanıyarak,
Bu şekilde karar alma sürecinde şeffaflığı arttırmayı ve çevresel kararlar için halk desteğini güçlendirmeyi amaçlayarak,
Hükümetin tüm düzeylerinde şeffaflığın tercih edilebilirliğini tanıyarak ve kanun yapıcı organları kararlarında bu Sözleşmenin prensiplerini uygulamaya davet ederek,
Ayrıca, çevresel konularda karar verme sürecine katılım prosedürleri hakkında halkın bilgilendirilme, bunlara serbest bir şekilde erişme ve bunları nasıl kullanacağını öğrenme gereksinimini de tanıyarak,
Ek olarak, sırasıyla vatandaşların, sivil toplum örgütlerinin ve özel sektörün çevre korumada oynayabilecekleri rollerin önemini tanıyarak,
Çevrenin ve sürdürülebilir kalkınmanın daha fazla anlaşılmasını sağlamak üzere, çevre eğitimini geliştirmeyi, çevre ve sürdürülebilir kalkınmaya etki eden kararlar hakkında halkın yaygın olarak bilinçlendirilmesini ve katılımını teşvik etmeyi arzu ederek,
Bu çerçevede, basın, elektronik ya da diğer iletişim şekillerinden yararlanmanın önemine dikkat çekerek,
Hükümet karar alma süreci içerisine çevresel konuları tam olarak entegre etmenin ve bunu müteakip kamu otoritelerinin doğu, kapsamlı ve güncel çevresel bilgiye sahip olmaları gereksiniminin önemini tanıyarak,
Kamu otoritelerinin çevresel bilgiyi kamu çıkarına muhafaza ettiğini teyit ederek,
Meşru çıkarların korunması ve kanunun yürütülmesi için, etkin yargı mekanizmalarının, organizasyonlar dahil olmak üzere, kamuya açık olması gerektiğini düşünerek,
Tüketicilerin çevresel seçenekler hakkında bilgilendirilebilmeleri için ürün bilgilerinin tüketicilere yeterli bir şekilde sağlanmasının önemine dikkat çekerek,
Kamunun, genetik olarak değişikliğe uğramış organizmaların çevreye kasti olarak bırakılması hakkındaki kaygısını ve bu konuda karar alma sürecinde daha fazla şeffaflık ve daha fazla halk katılımı için olan gereksinimini tanıyarak,
Bu Sözleşmenin uygulanmasının, Birleşmiş Milletler- Avrupa Ekonomik Komisyonu (AEK) bölgesinde demokrasiyi güçlendirmeye katkıda bulunacağı hakkında ikna olmuş olarak,
Bu açıdan AEK tarafından oynanan rolün bilincinde olarak ve 25 Ekim 1995 tarihinde Bulgaristan’ın Sofya kentinde yapılan “Avrupa İçin Çevre” konulu Üçüncü Bakanlar Konferansı’nda imza edilen Avrupa Ekonomik Komisyonunun, Çevresel Bilgiye Erişim, Çevresel Karar Verme Sürecine Halk Katılımı hakkındaki prensiplerini diğer şeylerin yanı sıra hatırlatarak,
25 Şubat 1991 tarihinde Finlandiya’nın Espoo kentinde imzaya açılan “Sınıraşan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Sözleşmesi” ile her ikisi de 17 mart 1992’de Helsinki’de imzaya açılan Sınai Kazaların Sınır Ötesi Etkileri konulu Sözleşme ve Sınır Ötesi suların ve Uluslar arası Göllerin Kullanımı konulu Sözleşmede yer alan hükümleri akılda tutarak,
Bu Sözleşmenin kabul edilmesinin “Avrupa İçin Çevre” sürecinin daha fazla güçlendirilmesine ve Haziran 1998’de Danimarka’nın Aarhus kentinde yapılacak Dördüncü Bakanlar Konferansının sonuçlarına katkıda bulunmuş olacağının bilincinde olarak,
Aşağıdakiler üzerinde karara varmıştır:
Madde 1
AMAÇ
Şimdiki ve gelecek nesillerin kendi sağlığı ve refahı açısından uygun olan bir çevrede yaşaması hakkının korunmasına katkıda bulunmak üzere, her bir Taraf, bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak çevresel konularda bilgiye erişim, karar alma sürecine halkın katılımı ve yargıya başvuru haklarını garanti altına alacaktır.
Madde 2
TANIMLAR
Bu sözleşmenin amaçları açısından,
- “Taraf” metin aksini göstermedikçe, bu Sözleşmeyi taahhüt eden bir ülke anlamına gelmektedir.
- “Kamu otoritesi” aşağıdaki anlamlara gelmektedir:
- Ulusal, bölgesel ve diğer düzeylerdeki hükümet,
- Çevre ile ilgili olarak özel görevler, faaliyetler ya da hizmetler dahil olmak üzere ulusal mevzuat çerçevesinde kamu idari işlevlerini yerine getiren gerçek ya da tüzel kişiler,
- Yukarıdaki (a) ve (b) alt paragrafların içerisine giren herhangi bir kuruluş/kişinin kontrolü altında çevreyle ilişkili olarak kamu sorumluluklarına ya da işlevlerine sahip olan ya da kamu hizmetleri sağlayan gerçek ya da tüzel kişi,
- Bu Sözleşmeye taraf olan, 17. maddede söz edilen herhangi bir bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonunun kurumları;
Bu tanım, yargısal ya da yasama yetkisi içinde hareket eden kurum ya da organları içermez.
- “Çevresel Bilgi” aşağıdakiler hakkında yazılı, görsel, işitsel, elektronik ya da diğer herhangi bir somut formdaki bütün bilgiler anlamına gelmektedir:
- Genetik olarak değişikliğe uğramış organizmalar dahil olmak üzere hava, atmosfer, su, toprak, kara, peyzaj ve doğal sitler, biyolojik çeşitlilik ve bileşenleri gibi çevre elemanlarının durumu ve bu elemanlar arasındaki karşılıklı etkileşim,
- Yukarıdaki (a) paragrafının kapsamı içindeki çevre elemanlarını etkileyen ve muhtemelen etkileyecek olan enerji, gürültü, radyasyon ve idari önlemler, çevresel anlaşmalar, politikalar, mevzuat, planlar ve programlar, çevresel karar verme süreci içerisinde kullanılan fayda-maliyet analizi, diğer ekonomik analizler ve çevresel karar verme sürecinde kullanılan varsayımlar,
- Çevre elemanları tarafından ya da bu elemanlar aracılığıyla yukarıdaki (b) alt paragrafı içerisinde söz edilen faktörler, faaliyetler ya da önlemler tarafından etkilendiği ya da etkilenebileceği kadarıyla insan sağlığı ve güvenliği, insan hayatının, kültürel sitlerin ve inşa edilmiş yapıların durumu,
- “Halk”, bir ya da daha fazla sayıdaki gerçek ya da tüzel kişi ve ulusal mevzuat ve uygulamalara göre bunların dernekleri, organizasyonları ya da grupları anlamına gelmektedir.
- “İlgili kamu”, çevresel karar verme sürecinden etkilenen ya da muhtemelen etkilenecek olan veya bu süreçte menfaati olan kamu anlamına gelmektedir; tanımın bu amacıyla çevresel korumayı geliştiren ve ulusal mevzuat çerçevesindeki bütün gereklilikleri karşılayan sivil toplum örgütleri de bir menfaat sahibi olarak görülecektir.
Madde 3
GENEL HÜKÜMLER
- Her bir taraf, bu Sözleşme hükümleri çerçevesinde, çevresel konularda bilgiye erişim, halkın katılımı ve yargıya başvuruyu teminen gerekli yasal, düzenleyici ve diğer önlemleri alacak ve bu kapsamda açık, şeffaf ve tutarlı bir çerçeve oluşturacaktır.
- Her bir Taraf, devlet memurlarının ve otoritelerinin halkın bilgiye erişiminde, karar verme sürecine katılımında ve çevresel konularda yargıya başvurusunda yardımcı olmalarını ve kılavuzluk yapmalarını sağlamak üzere çaba gösterecektir.
- Her bir Taraf, özellikle çevresel konularda bilgiye nasıl erişileceği, karar verme sürecine nasıl katılım sağlanacağı ve yargıya nasıl başvurulacağı konularında halk arasında çevresel eğitim düzeyini ve çevresel bilinci geliştirilecektir.
- Her bir Taraf, çevrenin korunmasına yardımcı olan derneklerin, organizasyonların ve grupların uygun bir şekilde tanınması ve bunlara destek verilmesi konusunda hükümler koyacak ve ulusal hukuk sisteminin bu yükümlülük ile uyumlu olmasını sağlayacaktır.
- Bu Sözleşmenin hükümleri, herhangi bir Tarafın bu Sözleşmenin gerektirdiklerinden daha fazla, çevresel konularda bilgiye erişim, karar alma sürecine daha geniş halkın katılımı ve daha geniş bir yargıya başvuru sağlayan önlemleri uygulama hakkını etkilemeyecektir.
- Bu Sözleşme, çevresel konularda bilgiye erişim, karar verme sürecine halkın katılımı ve yargıya başvuru için mevcut haklarda kayba neden olmayacaktır.
- Her bir Taraf, uluslar arası çevresel karar verme sürecinde ve çevre ile ilgili konularda uluslar arası organizasyonların çerçevesini oluşturmasında, bu Sözleşmenin prensiplerinin uygulanmasının artmasına yardımcı olacaktır.
- Her bir Taraf, bu Sözleşmenin hükümleri ile uyumlu olarak haklarını kullanan insanların bundan ötürü herhangi bir şekilde cezalandırılmamasını, baskı altında tutulmamasını ve taciz edilmemesini garanti altına alacaktır. Bu hüküm, ulusal mahkemelerin yargısal işlemler için makul maliyetler belirleme yetkisini etkilemeyecektir.
- Bu Sözleşmenin ilgili hükümleri çerçevesinde, vatandaşlık, milliyet ve ikametgah ayrımı yapılmaksızın ve tüzel kişi olması durumunda nerede tescil edilmiş olduğu ya da faaliyetlerinin etkin merkezinin neresi olduğu konusunda ayırım yapılmaksızın, halk çevresel konularda bilgiye erişme, karar alma sürecine katılma olanağına ve yargıya başvuru hakkına sahip olacaktır.
Madde 4
ÇEVRESEL BİLGİYE ERİŞİM
- Her bir Taraf, bu maddenin aşağıdaki paragraflarında konu edildiği üzere, kamu otoriteleri tarafından, talep edildiği yerlerde, ulusal mevzuat çerçevesinde ve aşağıdaki (b) paragrafına tabi olmak üzere, çevresel bilgileri içeren gerçek belgelerin kopyaları dahil olmak üzere, çevresel bilgi talebine yanıt olarak, bu gibi bilgilerin:
- Menfaat ilişkisi aranmaksızın,
- Aşağıdakiler olmadıkça talep edilen formda,
- Kamu otoritesi açısından diğer bir formda kullanılabilir kılmak mümkün ise ve bu durumda da bu bilgiyi bu formda vermenin nedenleri belirtilmiş ise
- Bilgi hali hazırda diğer bir formda mevcut ise, Halkın kullanımına sunulmasını garanti edecektir.
- Yukarıda sözü edilen çevresel bilgi, mümkün olan en kısa sürede ve bilginin kapsam ve karmaşıklığı sürenin bilgi talebinden sonraki iki aya kadar uzatılmasını haklı göstermedikçe, bilgi talebinden sonraki bir ay içerisinde kullanılabilir kılacaktır.
- Aşağıdaki durumlarda çevresel bilgi talebi reddedilebilir:
- Eğer talebin sunulduğu kamu otoritesi, talep edilen bilgiye sahip değilse,
- Talep açık, anlaşılır ve makul değilse ya da çok genel formüle edilmişse,
- Eğer talep, tamamlanma yolunda materyali içeriyorsa ya da kamu yararı göz önünde bulundurularak ulusal hukuk ya da uygulamalarda bir muafiyet sağlanmış olması durumunda, kamu otoritelerinin iç yapısını ilgilendiriyor ise
- Çevresel bilgi talebi, aşağıdaki durumlarda da reddedilebilir:
- Ulusal mevzuat çerçevesinde, kamu otoriteleri için gizliliğin öngörüldüğü yerlerde,
- Uluslar arası ilişkilerin, ulusal savunma ya da kamu güvenliği konularının olumsuz etkilendiği yerlerde,
- Adaletin işleyişinin, kişinin adil bir yargılama görme hakkının ya da kamu otoritesinin cezai ya da disiplin niteliğindeki bir soruşturma yürütmesi ehliyetinin olumsuz etkilendiği yerlerde,
- Ticari ya da endüstriyel bilginin, meşru ekonomik çıkarları korumak üzere, hukuk tarafından koruma altına alındığı durumlarda. Bu çerçevede, çevre korunması ile ilgili olan emisyonlar hakkındaki bilgiler açılacaktır.
- Fikri hakların olumsuz etkilendiği durumlarda,
- Gerçek kişilerin, bilgilerin kamuya açılması konusunda muvafakat vermemesi ve bu hususun ulusal hukukta hükme bağlanmış olması durumunda,
- Bunu yapmak üzere, yasal bir zorunluluk altında olmaksızın ya da yasal zorunluluk altına sokulmaksızın talep edilen bilgileri sağlayan ve bu materyalin yayınlanmasına rıza göstermeyen üçüncü bir tarafın çıkarlarının olumsuz etkilenmesi durumunda,
- Üreme alanları, nadir türler vb. bilginin olumsuz etkilenmesi durumunda.
Yukarıda sözü edilen reddetme durumları, kamu yararı ve talep edilen bilginin çevreye verilen emisyonlar ile ilgili olup olmaması göz önünde bulundurularak kısıtlayıcı bir şekilde yorumlanacaktır.
- Bir kamu otoritesinin talep edilen bilgiye sahip olmaması durumunda, kamu otoritesi mümkün olan en kısa sürede başvuru sahibine, talep edilen bilgi için başvurunun mümkün olduğuna inandığı kurum/kuruluş hakkında bilgi verecek ya da bu talebi ilgili otoriteye iletecek ve başvuru sahibini buna uygun olarak bilgilendirilecektir.
- Her bir Taraf, yukarıda bahsolunan ve halka açılmaktan muaf tutulan bilgiler için önyargısız olarak hareket edecek ve diğer bilgilerin halka açılmasını sağlayacaktır.
- Herhangi bir bilgi talebine karşı verilen ret cevabı, eğer talep yazılı ise ya da başvuru sahibi bu şekilde talep ediyor ise yazılı olarak verilecektir. Ret kararında nedenleri belirtilecek ve 9. madde çerçevesinde hükme bağlanan yeniden inceleme prosedürü hakkında bilgi verilecektir. Ret kararı mümkün olan en kısa süre içerisinde ve talep edilen bilginin karmaşıklığı bu sürenin talepten sonraki iki aya kadar uzatılmasını haklı göstermedikçe, en geç bir ay içerisinde verilmelidir. Başvuru sahibi, herhangi bir uzatma ve bu uzatmayı haklı çıkaran nedenler hakkında haberdar edilecektir.
- Her bir Taraf, kamu otoritelerinin bilgi vermek için bir ücret belirlemesine izin verebilir ancak bu makul bir miktarı geçmeyecektir. Bilgi vermek için bir ücret belirleme niyetinde olan kamu otoriteleri, ücretin hangi durumlarda ne zaman alınacağı hususundaki ücret tarifesini başvuru sahibine verecektir.
Madde 5
ÇEVRESEL BİLGİNİN TOPLANMASI VE DAĞITILMASI
- Her bir Taraf, aşağıdaki hususlarla yükümlüdür:
- Kamu otoritelerinin işlevleri ile ilgili olan çevresel bilgiye sahip olmaları ve bunları güncellemeleri,
- Çevreyi önemli ölçüde etkileyebilecek planlanan ya da mevcut faaliyetler hakkında kamu otoritelerine yeterli bilgi akışı olması için zorunlu sistemlerin kurulmasını,
- Gerek insan faaliyetleri sonucu oluşturulsun gerekse doğal nedenlerle meydana gelsin, insan sağlığına ya da çevreye yönelik bir tehdit olması durumunda, halkın tehdidi önlemek ya da bu tehditten kaynaklanan zararı hafifletmek üzere önlem alınmasını sağlayacak olan ve bir kamu otoritesinin elinde bulunan bütün bilgilerin, etkilenebilecek olan halk bireylerine anında ve gecikme olmaksızın dağıtılmasını.
- Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde, kamu otoriteleri tarafından halk için çevresel bilgilerin sağlanması yönteminin şeffaf olmasını ve çevresel bilgiye etkin bir şekilde erişilmesini diğer şeylerin yanı sıra aşağıda yer aldığı şekilde sağlayacaktır:
- İlgili kamu otoritelerinin elinde bulunan çevresel bilginin türü ve kapsamı, bu gibi bilgileri kullanılabilir ve erişebilir kılma temel şart ve koşulları ve bunların elde edilebilme yöntemi hakkında halka yeterli bilgi sağlamak.
- Aşağıdaki gibi pratik düzenlemelerin yapılması.
- Halk tarafından ulaşılabilir listeler, kayıtlar ya da dosyalar hazırlanması.
- Devlet memurlarının bu Sözleşme çerçevesinde bilgiye erişmeye çalışan kamuyu desteklemesi
iii. Temas noktalarının tanımlanması.
- Yukarıda madde (b) (i)’de söz edilen liste, kayıt ya da dosyalar içinde bulunan çevresel bilgilere ücretsiz olarak ulaşılması
- Her bir Taraf, çevresel bilgilerin halka açık telekomünikasyon ağları aracılığıyla halk tarafından kolay erişilebilir olan elektronik veri tabanlarında kullanılabilir hale gelmesini sağlayacaktır. Elektronik formda erişilebilecek bilgiler aşağıda sunulmaktadır:
- 4. maddede söz edilecek olan çevre durum raporları,
- Çevre ile ilgili mevzuat metinleri
- Uygun olduğu ölçüde çevre ile ilgili politikalar, planlar, programlar ve çevre anlaşmaları,
- Bu Sözleşmenin hükümlerinin yerine getirilmesine yönelik ulusal hukukun uygulanmasını hızlandırıcı diğer diğer bilgiler.
- Her bir Taraf, üç ya da dört yılı geçmemek kaydıyla düzenli aralıklarla, çevre kalitesi ve çevre üzerindeki baskılar konusundaki bilgiler dahil olmak üzere çevre durumu hakkında ulusal bir rapor yayınlayacak ve dağıtacaktır.
- Her bir Taraf, diğer şeylerin yanı sıra aşağıdaki belgeleri dağıtmak amacıyla kendi ulusal mevzuatı çerçevesinde önlemler alacaktır:
- Hükümetin çeşitli düzeylerinde hazırlanmış çevreyle ilgili stratejiler, programlar ve eylem planları gibi hukuki ve politik belgeler ve bunların uygulanması hakkındaki gelişme raporları,
- Çevresel konular ile ilgili uluslararası anlaşmalar ve sözleşmeler,
- Uygun olduğu ölçüde çevre ile ilgili diğer önemli uluslararası belgeler.
- Her bir Taraf, uygun olması durumunda, gönüllü ekolojik etiketleme ya da ekolojik denetim programları ya da diğer araçları kullanarak, çevre üzerinde önemli etkileri olan işletmecileri, faaliyetlerinin ve ürünlerinin çevresel etkileri hakkında düzenli olarak halka bilgi vermeye teşvik edecektir.
- Her bir Taraf,
- İlgili gördüğü ya da çevresel politika önerilerinin çerçevesini oluşturmada önemli olduğunu düşündüğü gerçekleri ve bu gerçeklerin analizlerini yayınlayacaktır.
- Bu Sözleşme kapsamındaki konularda, halkı ilgilendiren açıklayıcı materyali yayımlayacak, erişilebilir ve kullanılabilir kılacaktır.
- Hükümetin tüm düzeylerindeki kamu faaliyetlerinin yerine getirilmesi ya da kamu hizmetlerinin sağlanması hakkında uygun bir formda bilgi sağlayacaktır.
- Her bir Taraf, tüketicilerin çevresel seçenekler hakkında bilgilendirilmesini sağlayacak şekilde yeterli miktarda ürün bilgisinin kamu açısından kullanılabilir hale getirilmesini sağlamak üzere mekanizmalar geliştirecektir.
- Her bir Taraf, uygun olması durumunda, uluslar arası süreçleri gözönünde bulundurarak, kamunun ulaşılabilirliğini sağlayacak şekilde, standartlaştırılmış rapor almaya imkan verecek, bilgisayar ortamına aktarılmış kirlilikle ilgili veri tabanı veya kayıtlama sistemlerini ulusal ölçekli olarak kurmak üzere aşamalar gerçekleştirilecektir. Bu tür bir sistem, belirli faaliyetlerden kaynaklanan ve alıcı ortamlara saha içi ve saha dışı arıtım ve bertaraf sahalarına bırakılan ve taşınan su, enerji gibi belli madde ve ürünleri içerebilir.
- Bu madde içerisindeki hiçbir hüküm, Tarafların Madde 4, paragraf 3 ve 4’e göre belirli çevresel bilgilerin halka açılmasını önyargısız olarak reddetme haklarına zarar vermeyecektir.
Madde 6
BELİRLİ FAALİYETLER HAKKINDAKİ KARARLARA HALKIN KATILIMI
- Her bir Taraf,
- Ek-I’de listelenen ve planlanan faaliyetlere izin verip vermemek hakkındaki kararlara ilişkin olarak bu madde hükümlerini uygulayacaktır.
- Ulusal mevzuata göre, ayrıca çevre üzerinde önemli bir etkiye neden olabilecek ve Ek-I’de listelenmemiş planlanan faaliyetler hakkındaki kararlara da bu madde hükümlerini uygulayacaktır. Bu çerçevede, Taraflar bu gibi planlanan bir faaliyetin bu hükümlere tabi olup olmadığını belirleyeceklerdir.
- Durumdan duruma değişen bir şekilde, ulusal mevzuat çerçevesinde bir hükme bağlanmış olması durumunda, taraflar bu madde hükümlerini ulusal güvenli amaçlarının olumsuz etkilenmesi ihtimalinde, ulusal güvenlik amaçlarına hizmet eden planlananaktivitelere uygulamamaya karar verebilir.
- İlgili Kamu, uygun bir şekilde, gerek duyuru yoluyla gerekse uygun olması durumunda bireysel olarak, çevresel karar alma sürecinin erken bir aşamasında yeterli, zamanlı ve etkin bir şekilde diğer şeylerin yanısıra aşağıdakiler hakkında bilgilendirilecektir:
- Hakkında kararın alınacağı planlanan faaliyet ya da başvuru,
- Olası kararların ya da taslak kararın içeriği,
- Kararı verecek kamu otoritesi,
- Aşağıdakiler hakkında bilgi ve bu bilgilere ne zaman erişilebileceğinin gösterilmesi
- Halkın katılımı prosedürünün başlatılması
- Halkın katılımda bulunması için olanaklar,
iii. Planlanan herhangi bir halk katılım toplantısının zamanı ve yeri
- İlgili bilgilerin alınabileceği ve ilgili bilgilerin halk tarafından incelenmek üzere tutulduğu kamu otoritesinin belirtilmesi,
- Soruların ve yorumların yöneltilebileceği ilgili kamu otoritesinin ya da resmi kuruluşun, yorum ve soruların sunum zaman çizelgesinin belirtilmesi ve
- Planlanan faaliyetle ilişkili hangi bilgilerin mevcut olduğunun belirtilmesi,
- Faaliyetin ulusal ya da sınır ötesi çevresel etki değerlendirme prosedürüne tabi olup olmadığı gerçeği.
- Halkın katılımı prosedürleri, farklı aşamalar için yeterli zaman sürelerini içererek, 2. paragrafa göre halkın bilgilendirilmesi ve halkın çevresel karar verme sürecine etkin bir şekilde hazırlanmasına ve katılımda bulunmasına izin verecektir.
- Her bir Taraf, bütün seçenekler açık iken ve halkın etkin katılımının sağlanması mümkün iken, erken bir halkın katılımını sağlayacaktır.
- Her bir Taraf, uygun olduğunda, izin için başvuru yapılmadan önce, ilgili kamuyu tanımlamak, tartışmalara girmek ve başvurunun amaçları ile ilgili bilgi sağlamak üzere faaliyet sahiplerini teşvik edecektir.
- Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde hükme bağlanmış olması halinde, 4. maddenin 3. ve 4. paragraflarında konu edilen belirli bilgileri açmayı reddetme hakkına halel getirmeksizin, halkın katılımı sürecinde mevcut olan ve bu madde içerisinde söz edilen karar alma süreciyle ilgili bilgilerin, ilgili kamu için kamu otoriteleri tarafından ücretsiz olarak erişilebilir kılınmasını isteyecektir. İlgili bilgi, en azından ve 4. maddenin hükümlerine halel getirmeksizin aşağıdakileri içerecektir:
- Beklenen atıkların ve emisyonların, tahmini de dahil olmak üzere, planlanan faaliyetin yerinin fiziksel ve teknik özelliklerinin bir tanımı,
- Planlanan faaliyetin çevre üzerindeki önemli etkilerinin tanımı,
- Emisyonlar da dahil olmak üzere bu etkileri önlemek ve/veya azaltmak üzere tasarlanan önlemlerin tanımı,
- Yukarıdakilerin teknik olmayan bir özeti,
- Faaliyet sahibi tarafından araştırılan ana alternatiflerin hatları
- Ulusal mevzuat ile uyumlu olarak, ilgili kamu yukarıdaki 2. paragrafa göre bilgilendirileceği anda mevcut olan, kamu otoriteleri tarafından düzenlenen ana raporlar ve öneriler.
- Halkın katılım prosedürleri, halkın yazılı olarak ya da uygun olması durumunda faaliyet sahibinin de yer aldığı halkın katılımı toplantılarında ifade yoluyla, planlanan faaliyete ilişkin yorum, bilgi, analiz ya da görüşlerini sunmasına izin verecektir.
- Her bir Taraf, kararda halkın katılımı sonucunun dikkate alınmasını garanti edecektir.
- Her bir Taraf, karar kamu otoritesi tarafından alındığında, halkın uygun prosedürler ile alınan karar hakkında hemen bilgilendirilmesini sağlayacaktır. Her bir Taraf, kararın dayandığı gerekçeler ve mütalaalar ile birlikte karar metnini halk tarafından erişilebilir kılacaktır.
- Her bir Taraf, 1. paragrafta sözedilen bir faaliyetin işletme koşullarının bir kamu otoritesi tarafından yeniden düşünülmesi ve güncellenmesi durumunda, uygun olan yerlerde bu maddenin 2’den 9’a kadar olan paragraflarının hükümlerinin uygulanmasını sağlayacaktır.
- Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde yapılabilir ve uygun olduğu dereceye kadar bu maddenin hükümlerini, genetik olarak değişikliğe uğramış organizmaların çevreye kasti olarak bırakılması hususunda izne konu kararlara uygulayacaktır.
Madde 7
ÇEVRE İLE İLGİLİ PLAN, PROGRAM VE POLİTİKALARA HALKIN KATILIMI
Her bir Taraf, gerekli bilgileri halka sağlamış olarak şeffaf ve eşitlikçi bir çerçevede, çevre ile ilgili planların ve programların hazırlanması sırasında halkın katılımı için uygun pratik ve/veya diğer düzenlemelerin yapılmasını sağlayacaktır. Bu çerçevede, 6. maddenin 3., 4. ve 8. paragrafları uygulanacaktır. Katılımda bulunabilecek halk, bu Sözleşmenin amaçları göz önünde bulundurularak ilgili kamu otoritesi tarafından belirlenecektir. Uygun olduğu dereceye kadar, her bir Taraf, çevre ile ilgili politikaların hazırlanmasına halkın katılımı için imkan sağlamak üzere çaba gösterecektir.
Madde 8
YÜRÜTMEYE YÖNELİK DÜZENLEMELERİN VE/VEYA GENEL OLARAK UYGULANABİLİR, YASAL OLARAK BAĞLAYICI NORMATİF ARAÇLARIN HAZIRLANMASI SIRASINDA HALKIN KATILIMI
Her bir Taraf, uygun bir aşamada, çevre üzerinde önemli bir etkisi olabilecek yürütmeye yönelik düzenlemelerin ve diğer genel olarak uygulanabilir yasal olarak bağlayıcı kuralların kamu otoriteleri tarafından hazırlanması sırasında, alternatifler hala açıkken etkin bir halkın katılımı için çaba harcayacaktır. Bu kapsamda, aşağıdaki aşamalar gerçekleştirilmelidir:
- Etkin bir katılımı için zaman çerçeveleri belirlenmelidir.
- Taslak kurallar yayımlanmalı ya da diğer bir şekilde halk tarafından erişilebilir kılınmalıdır.
- Halka, doğrudan ya da danışman kuruluşlar aracılığı ile yorum yapma fırsatı verilmelidir..
Halk katılımının sonuçları mümkün olduğu kadar dikkate alınmalıdır.
Madde 9
YARGIYA BAŞVURU
- Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde bilgi talebinin Madde 4’e göre kısmen ya da tamamen göz ardı edildiği, haksız yere reddedildiği, yeterli yanıt verilmediği ya da diğer bir şekilde söz konusu maddenin hükümlerine göre karşılanmadığını düşünen herhangi bir bireyin, bir mahkemeye ya da kanunla kurulan diğer bir bağımsız ve tarafsız kuruluşun önünde işlemlerin gözden geçirilmesi için başvuru hakkına sahip olmasını sağlayacaktır. Taraflardan birinin bir mahkemece işlemlerin incelenmesini sağladığı durumlarda, kanunla kurulmuş mahkeme dışında, bağımsız ve tarafsız bir organ tarafından incelenmesi veya kamu otoritesi tarafından gözden geçirilmesi için ücretsiz veya ucuz bir hızlandırılmış usule başvurması hakkını da sağlayacaktır
Birinci paragraf bağlamında verilen nihai kararlar bilgiyi elinde tutan kamusal otoriteler üzerinde bağlayıcı olacaktır. Bu paragraf bağlamında bilgiye erişim reddedildiğinde gerekçeleri yazılı olarak sunulacaktır.
- Her bir Taraf, ulusal mevzuatı çerçevesinde
- Yeterli menfaate sahip, Ya da alternatif olarak,
- Herhangi bir Taraf, idari usul hukuku bir ön koşul olarak gerektiriyorsa, hak kaybını koruyan ilgili kamu bireylerinin, 6. maddedeki koşullar çerçevesinde ve ulusal hukukun bu şekilde öngörmesi halinde ve 3. paragrafın ya da bu Sözleşmenin diğer ilgili hükümlerinin uygulanmasına halel getirmeksizin, herhangi bir karar eylem veya ihmalin, esas ve usul yönünden hukuka uygun olmadığını iddia etmek ve inceleme için kanun ile kurulmuş bir mahkeme ve/veya diğer bir bağımsız ve tarafsız organa başvurmasını sağlayacaktır.
Yeterli menfaat ya da hak kaybının ne olduğu ulusal hukukun gereklerine göre ve bu Sözleşmenin kapsamı çerçevesinde ilgili kamuya, yargıya geniş bir başvuru hakkı verme amacına uygun olarak belirlenecektir. Bu kapsamda, 2. maddenin, 5. paragrafında belirtilen gerekleri karşılayan herhangi bir sivil toplum örgütünün menfaati yukarıdaki alt paragraf (a) nın amacı bakımında yeterli sayılacaktır. Bu tür kuruluşlar, aynı zamanda yukarıdaki alt paragraf (b)’nin amaçları bakımından hak kaybına uğrayabilecek nitelikte sayılacaktır. İkinci paragrafın hükümleri bir idari makam önünde ön hazırlık gözden geçirme yöntemi olması olasılığını hariç tutmayacak ve bu gibi bir gerekliliğin ulusal kanunlara göre mevcut olması durumunda yargısal inceleme usullerine başvurmadan önce idari gözden geçirme usullerinin tüketilmesi şartını etkilemeyecektir.
- Ek olarak ve yukarıdaki 1. ve 2. paragrafta söz edilen inceleme usullerine halel getirmeksizin her bir Taraf, eğer ulusal hukukunda öngörülmüş ise kriterlere uygun olması durumunda, halk bireylerinin özel kişiler ve kamu otoritelerinin kendi ulusal hukukunun çevreyle ilgili hükümlerini ihlal eden eylem ve işlemlere karşı, idari ve yargısal yollara başvurma hakkına sahip olmalarını sağlayacaktır.
- Ek olarak ve yukarıdaki 1. paragrafa halel getirmeksizin yukarıdaki paragraf 1 , 2 ve 3’te ortaya konan usuller uygun olduğu şekliyle amir çözüm dahil, yeterli ve etkili çözümler sağlayacak, adil, hakçı ve zamanında olacak ve de caydırıcı derecede pahalı olmayacaktır. Bu maddede öngörülen kararlar yazılı olarak verilecek ya da kaydedilecektir. Mahkemelerin ve mümkün olduğunda diğer kurumların kararları, halk tarafından erişilebilir olacaktır.
- Bu maddenin hükümlerini daha fazla etkili kılmak üzere, her bir Taraf idari ve yargısal inceleme usullerine başvuru hakkında halkın bilgilendirilmesini sağlayacak ve yargıya başvurunun önündeki mali ve diğer engellerin ortadan kaldırılması ya da azaltılması için uygun yardım mekanizmalarının kurulmasını dikkate alacaktır.
Madde 10
TARAFLAR TOPLANTILARI
- Tarafların ilk toplantısı, bu Sözleşmenin yürürlüğe girme tarihinden itibaren bir yılı geçmeyecek şekilde yapılacaktır. Bu tarihten sonra, Tarafların olağan toplantıları Taraflar tarafından aksi üzerinde karara varılmadıkça en azından iki yılda bir ve talebin Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası tarafından, tüm taraflara gönderilmesinden asonraki altı ay içinde, Tarafların en azından üçte biri tarafından desteklenmesi şartıyla herhangi bir Tarafın yazılı talebi olduğunda yapılacaktır.
- Toplantılarda, Taraflarca gönderilen düzenli raporlar esas alınarak, Sözleşmenin uygulanması sürekli gözden geçirilecek ve bu amaca istinaden;
- Çevresel Konularda bilgiye erişim, karar verme sürecine halkın katılımı ve yargıya başvuru politikalarını ve yasal ve metodolojik yaklaşımları daha fazla geliştirmeye ilişkin görüşle birlikte gözden geçireceklerdir.
- Bu Sözleşmenin amaçlarıyla ilgisi bulunan ve bir ya da daha fazla Tarafın taraf olduğu tek taraflı ve çok taraflı sözleşmelerin ya da diğer düzenlemelerin sonuçlandırılmasından ve uygulanmasından elde edilen deneyime ilişkin bilgi alışverişinde bulunacaklardır.
- Uygun olan yerlerde, bu Sözleşmenin amacına ulaşmasına ilişkin Avrupa Ekonomik Komisyonu kurumlarının ve diğer yetkili uluslar arası kuruluşların ve özel komitelerin yardımlarını isteyeceklerdir.
- Gerekli olduğunu öngördükleri herhangi bir alt kuruluşu kuracaklardır.
- Uygun olan yerlerde Bu Sözleşmenin protokollerini hazırlayacaklardır.
- Madde 14’ün hükümlerine göre bu Sözleşmenin tadilatları için önergeler düşünecekler ve kabul edeceklerdir.
- Bu sözleşmenin amaçlarının yerine getirilmesi için gerekli olabilecek herhangi bir ek faaliyet düşünecek ve taahhüt edeceklerdir.
- İlk toplantıda, toplantıları ve altı kuruluşlarının toplantıları için usul kurallarını düşünecek ve uzlaşı ile kabul edeceklerdir.
- İlk toplantıda, 5. maddenin 9. paragrafının uygulanmasındaki deneyimlerini gözden geçirecek ve Sözleşmeye eklenebilecek kirlilik oluşumu ve transferi kayıt ve envanterleri ile ilgili uygun bir aracın, uygun bir şekilde kullanılması dahil olmak üzere uluslararası süreç ve gelişmeleri göz önünde bulundurarak, bu paragrafta söz edilen sistemi daha fazla geliştirmek üzere ne gibi adımlar atılması gerektiğini düşüneceklerdir.
- Taraflar toplantısı, gerekirse bir uzlaşı esasında mali düzenlemeler yapılmasını düşünebilir.
- 17. maddede belirtilen, bu Sözleşmeye imza atmaya hak kazanmış ancak bu Sözleşmeye taraf olmayan herhangi bir hükümet ya da bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları, Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler’in uzmanlaşmış kurumları ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın yanı sıra bu Sözleşme ile ilgili konularda uzmanlaşmış hükümetlerarası kuruluşlar, Taraflar Toplantılarına gözlemci sıfatıyla katılmaya hak kazanacaklardır.
- Bu Sözleşmenin ilgili olduğu alanlarda uzmanlaşmış olan ve Taraflar toplantısında temsil edilme isteklerini Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryasına bildiren bütün sivil toplum örgütleri, toplantıda mevcut olan Tarafların en az üçte biri itiraz etmedikçe gözlemci sıfatıyla katılmaya hak kazanacaklardır.
- Yukarıda yer alan 4. ve 5. paragrafların amaçları için, paragraf 2 (h)’de söz edilen prosedür kuralları, kabul prosedürü ve diğer ilgili hususlar hakkında pratik düzenlemeler sağlayacaktır.
Madde 11
OY VERME HAKKI
- Aşağıda yer alan 2. paragrafta hükme bağlananlar dışında, bu Sözleşmenin tüm Tarafları bir adet oy hakkına sahip olacaklardır.
- Yetki alanlarında yer alan konularda, bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları oy haklarını, bu Sözleşmeye taraf olan üye Devletlerin sayısına eşit sayıdaki bir oy sayısı ile kullanacaklardır. Bu gibi organizasyonlar eğer üye devletler kendi oy haklarını kullanıyorsa oy hakkını kullanmayacak; eğer organizasyon oy hakkını kullanıyorsa üye Devletler oy haklarını kullanmayacaklardır.
Madde 12
SEKRETERYA
Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası aşağıda yer alan görevleri yerine getirecektir:
- Taraflar toplantılarını hazırlamak ve başlatmak,
- Bu Sözleşmenin hükümlerine göre alınan raporların ve diğer ilgili bilgilerin, Taraflara iletilmesini sağlamak.
- Taraflarca belirlenebilecek diğer faaliyetler.
Madde 13
EKLER
Bu Sözleşmenin ekleri, bu Sözleşmenin ayrılmaz bir parçasını oluşturacaktır.
Madde 14
SÖZLEŞMEDE YAPILACAK TADİLATLAR
- Herhangi bir Taraf, Sözleşme için tadilat hazırlayabilir.
- Bu Sözleşme için önerilen herhangi bir tadilat metni, kabul edilmesi için önerilen Taraflar Toplantısından en az doksan gün önce metni Taraflara gönderecek olan Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryasına yazılı olarak sunulacaktır.
- Taraflar Sözleşme için önerilen herhangi bir tadilat üzerinde uzlaşı ve mutabakata varmak üzere her türlü çabayı sarfedecektir. Eğer uzlaşıya varmak üzere tüm çabalar tüketilirse ve hiçbir mutabakata varılmazsa, tadilat, son çözüm yolu olarak toplantıda mevcut olan ve oy hakkını kullanan Tarafların dörtte içi tarafından kabul edilecektir.
- Yukarıda sunulan 3. paragrafa uygun olarak kabul edilen bu Sözleşmenin tadilatları, depoziter tarafından onay, tasdik ya da kabul için bütün Taraflara gönderilecektir. Bu Sözleşmenin ekler dair düzeltmeleri dışındaki düzeltmeler, Tarafların en azından üçte biri tarafından onay, tasdik ya da kabul için depoziter tarafından gönderilen bildirim alındıktan doksanıncı günde onaylamış, tasdik etmiş ya da kabul etmiş taraflar için yürürlüğe girecektir. Tadilat, bu tarihten sonra herhangi bir Tarafın, tadilata ilişkin onay, tasdik ya da kabul belgesini bildiriminden sonraki doksanıncı günde söz konusu Taraf için de yürürlüğe girecektir.
- Bu Sözleşmenin eklerine dair tadilatlardan herhangi birini onaylayamayan herhangi bir Taraf, depoziterin bildiriminden itibaren on iki ay içinde bu konuda depozitere yazılı bildirimde bulunacaktır. Depoziter, bu gibi bildirinin alındığı hakkında gecikmeksizin tüm Taraflara bildirimde bulunacaktır. herhangi bir Taraf, istediği anda bir önceki bildirimini kabul ederek ikame edebilir. Bu gibi bir ekin tadilatları, bu Taraf için yürürlüğe girer.
- Yukarıdaki paragraf 4’te söz edilen, depoziter tarafından bildirim tarihinden itibaren on iki aylık sürenin sone ermesi üzerine, Tarafların içte birinden fazlasının bu gibi bir bildirimde bulunmuş olması şartıyla Sözleşme eklerinin tadilatı, 5. paragrafa göre depozitere bildirimde bulunmamış Taraflar için yürürlüğe girecektir.
- Bu maddenin amaçları açısından, “Mevcut ve oy kullanan Taraflar” mevcut ve olumlu ya da olumsuz bir oy kullanan Taraf anlamına gelmektedir.
Madde 15
UYUMUN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ
Taraflar toplantısı, bir uzlaşı temelinde, bu Sözleşmenin hükümlerine uyumluluğu gözden geçirmek için karşı karşıya getirmeyen, yargısal olmayan ve danışmanlık yapısında isteğe bağlı düzenlemeleri belirleyecektir. Bu düzenlemeler, uygun halkın katılımına izin verecek ve bu Sözleşme ile ilgili konularda halk bireyleri ile iletişim kurmayı dikkate alma seçeneğini içerebilecektir.
Madde 16
ANLAŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜ
- İki ya da daha fazla sayıdaki Taraf arasında bu Sözleşmenin yorumlanması ya da uygulanması hakkında bir anlaşmazlık ortaya çıkar ise söz konusu Taraflar müzakereler ya da taraflarınca kabul edilebilir diğer anlaşmazlık çözüm yolları ile anlaşmazlığa çare a arayacaklardır.
- Bu Sözleşmeyi imzalar, onaylar, kabul eder, tasdik eder ya da katılımda bulunurken ya da bundan sonraki herhangi bir tarihte, Taraflardan herhangi biri yazılı olarak depozitere, yukarıdaki paragraf 1’e göre çözümlenemeyen bir anlaşmazlık için aynı yükümlülüğü kabul eden herhangi bir Tarafla ilişkili olarak aşağıda sunulan anlaşmazlık çözüm yöntemlerinden birini ya da her ikisini zorunlu olarak kabul ettiğini bildirebilir:
- Anlaşmazlığın Uluslararası Adalet Divanı’na sunulmasını,
- Ek II’de ortaya konan usule göre tahkime gidilmesini,
- Eğer anlaşmazlığın tarafları, yukarıdaki paragraf 2’de söz edilen her iki anlaşma çözüm yöntemini de kabul etmişlerse, Taraflar aksi üzerinde mutabık kalmadıkça anlaşmazlık sadece Uluslararası Adalet Divanı’na sunulacaktır.
Madde 17
İMZA
Bu Sözleşme, 25 Haziran 1998 tarihinde Danimarka’nın Aarhus kentinde ve bu tarihten sonra 21 Aralık 1998 tarihine kadar New York’daki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde Avrupa Ekonomik Komisyonu üye devletlerinin yanısıra 28 Mart 1947 tarihli 36 (IV) sayılı Ekonomik ve Sosyal Konsey kararının 8 ve 11’inci paragraflarına göre Avrupa Ekonomik Komisyonunda danışman statüsüne sahip olan Devletler ve üye devletlerinin, bu Sözleşme tarafından yönetilen konular üzerinde yetkilerini aktardıkları Avrupa Ekonomik Komisyonunun egemen devletleri tarafından oluşturulan, bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları tarafından imzalanmak üzere imzaya açılacaktır.
Madde 18
DEPOZİTER
Birlemiş Milletler Genel Sekreteri, bu Sözleşmenin depoziteri olarak görev yapar.
Madde 19
ONAY, KABUL, TASDİK VE KATILMA
- Bu Sözleşme, imza atan Devletler ve bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonlarının onay, tasdik ve kabulüne tabi olacaktır.
- Bu Sözleşme, 22 Aralık 1998 tarihi itibariyle, 17. maddede söz edilen Devletler ve bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları tarafından katılma için açılacaktır.
- Yukarıda paragraf 2’de söz edilmeyen Birleşmiş Milletler üyesi diğer herhangi bir Devlete, Taraflar Toplantısı tarafından onaylanması üzerine bu Sözleşmeye katılma verilebilir.
- Üye Devletlerden hiçbiri taraf olmaksızın bu Sözleşmeye Taraf haline gelen, Madde 17’de söz edilen herhangi bir organizasyon, bu Sözleşme kapsamındaki bütün yükümlülüklere tabidir. Eğer bu gibi bir organizasyonun bir ya da fazla üye Devleti bu Sözleşmeye taraf ise, organizasyon ve üye devletleri bu Sözleşme altındaki yükümlülüklerinin yerine getirilmesi için kendine düşen sorumluluklar hakkında karar alacaktır. Bu gibi bir durumda, organizasyon ve üye devletler bu Sözleşme altındaki haklarını aynı anda kullanmaya hak kazanmayacaklardır.
- Takdik, kabul, onay ya da katılma vesaiklerinde, madde 17’de söz edilen bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonları, Bu Sözleşme tarafından yürütülen konularla ilgili olarak yetkilerinin derecesini beyan edeceklerdir. Bu organizasyonlar ayrıca yetkilerinin derecesinde meydana gelen herhangi bir kapsamlı tadilatı da depozitere bildirecektir.
Madde 20
YÜRÜRLÜĞE GİRME
- Bu Sözleşme onay, tasdik, kabul ya da katılmaya ilişkin on altıncı belgenin tarihinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
- Yukarıdaki 1. paragrafın amaçları açısından, bir bölgesel ekonomik entegrasyon organizasyonu tarafından teslim edilmiş herhangi bir belge, bu gibi bir organizasyonun üye devletleri tarafından teslim edilenlere ek olarak sayılmayacaktır.
- Onay, tasdik, kabul ya da katılmaya ilişkin on altıncı belgenin verilmesinden sonra, buna ilave olarak 17. maddede öngörülen Sözleşmeyi tasdik eden, onaylayan, kabul eden veya katılan bir devlet veya organizasyon için bu Sözleşme, böyle bir devlet veya organizasyonun tasdik, kabul, onay veya katılma belgesinin verilmesinden sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
Madde 21
GERİ ÇEKİLME
- Sözleşmenin bir taraf açısından yürürlüğe girmesinden itibaren iç yıl sonra istenen bir anda, söz konusu Taraf depozitere yazılı bildirimde bulunarak Sözleşmeden çekilebilir. Bu gibi bir çekilme işlemi, bunun depoziter tarafından alınmasından sonraki doksanıncı günde yürürlüğe girecektir.
Madde 22
MUTEBER METİNLER
Bu sözleşmenin orijinali, İngilizce, Fransızca ve Rusça metinleri eşit oranda muteber olup Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne emanet edilecektir.
TANIKLIĞINDA, usulunce yetkilendirilmiş olan aşağıda imzası bulunan kişiler, bu Sözleşmeyi imzalamıştır.
Aarhus (Danimarka)’da tanzim edilmiştir, bindokuzyüzdoksansekizyılı haziran ayının yirmibeşinci günü.
Ek I
MADDE 6, PARAGRAF 1(a)’DA SÖZEDİLEN FAALİYETLER LİSTESİ
- Enerji Sektörü
– Petrol ve gaz rafinerileri
– Gazlaştırma ve sıvılaştırma tesisleri
– Termik santraller ve 50 megawatt ya da daha fazla ısıl girdiye sahip olan yakam tesisleri
– Kok fırınları
– Nükleer santraller ve bu gibi santrallerin ve Reaktörler, sökülmesi ya da işletimden çıkarılmaları dahil (en yüksek güçleri sürekli 1 kW termal yükü aşmayan bölünebilir ve fertil materyallerin üretim ve dönüşümüyle uğraşan araştırma kurumları hariç)
– Işınlanmış nükleer yakıtın yeniden işlenmesi ile ilgili tesisler
– Aşağıdakiler için tasarlanmış olan tesisler:
– Nükleer yakıt üretimi ve zenginleştirilmesi
– Işınlanmış nükleer yakıtın ya da yüksek düzeyli radyoaktif atığın işlenmesi için
– Işınlanmış nükleer atığın nihai bertarafı için.
– Radyoaktif atığın nihai bertarafı için
– Üretim sahasından farklı bir yerde ışınlanmış nükleer yakıtın ya da radyoaktif atığın on yoldan fazla bir süre depolanması için.
- Metallerin üretimi ve işlenmesi
– Metal cevherinin (sülfit cevheri dahil) kavrulması ve sinterlemesi tesisleri
– Saatte 2.5 tonu geçen kapasitede olmak üzere; sürekli döküm dahil pik demir ya da çeliğin (birincil ya da ikincil füzyon) üretimi için olan tesisler
– Demirli metallerin işlenmesi tesisleri,
- 20 ton ham çelik/saat kapasite üzerindeki sıcak haddehaneler
- Enerjisi çekiç başına 50 kilojoule’ü aşan, kalorifik gücü 20 MW’ı geçen demirhaneler,
- Saatte 2 ham çeliği aşan bir girdiye sahip, koruyucu eritilmiş metal kaplamaların uygulanması,
– Günde 20 tonu aşan üretim kapasitesine sahip demirli metal dökümhaneleri
– Aşağıdakiler için tasarlanmış olan tesisler:
- cevher, konsantreler ya da ikincil ham maddelerden metalürjik, kimyasal ya da elektrolitik prosesler ile demirli olmayan metallerin üretilmesi için olanlar,
- Kurşun ve kadmiyum için günde 4 tonu ya da diğer tüm metaller için günde 20 tonu aşan bir ergitme kapasitesine sahip, alaşımlama dahil demir dışı metallerin ve kazanılmış ürünlerin (saflaştırma ve dökümcülük vs.) ergitilmesi için olanlar,
– İşleme teknelerinin hacmi 30 m³’ü aşan, elektrolitik ya da kimyasal prosesler kullanan metallerin ve plastik materyalin yüzeyden işlenmesi için olan tesisler.
- Mineral sanayii
– Günde 500 tonu geçen üretim kapasiteli döner fırınlarda çimento klinkerinin üretimi, günde 50 tonu geçen üretim kapasitesine sahip olan döner fırınlarda kireç üretimi ya da günde 50 tonu geçen üretim kapasitesine sahip diğer fırınlardaki üretim için olan tesisler,
– Asbest ve asbest içeren ürünlerin üretimi tesisleri,
– Günde 20 tonu geçen ergitme kapasitesine sahip ve cam lifi dahil, cam üretimi için tasarlanmış tesisler,
– Günde 20 tonu geçen ergitme kapasitesine sahip, mineral liflerinin üretimi de dahil olmak üzere mineral bileşiklerinin ergitilmesi için tasarlanmış tesisler,
– Günde 75 tonu aşan üretim kapasitesine ve/veya 4 m³’ü aşan fırın kapasitesine ve fırın başına 300 kg/m³’ü aşan ayar yoğunluğua sahip olan ve özellikle kiremit, tuğla, ateş tuğlası, karo, fayans ya da porselen olmak üzere seramik ürünlerinin üretimi için tasarlanmış tesisler.
- Kimya Sanayii Bu paragraf içerisine dahil olan faaliyet kategorilerinin anlamı, üretim (a)’dan (g)’ye kadar olan alt paragraflarda listelenen maddelerin ya da madde gruplarının kimyasal işlemi ile sanayi ölçeğinde üretimidir. :
– Aşağıda sunulanlar gibi temel organik kimyasalların üretimi ile ilgili kimya tesisleri:
- Basit hidrokarbonlar (çizgisel ya da dairesel, doygun ya da doymamış, alifatik ya da aromatik)
- Alkoller, aldehitler, eterler, peroksitler, epoksi reçineleri gibi oksijen içeren hidrokarbonlar,
- Sülfürlü hidrokarbonlar,
- Aminler, amidler, nitröz bileşenleri, nitro bileşenleri ya da nitrat bileşeni, nitriller, siyanatlar, izosiyanatlar gibi azotlu hidrokarbonlar,
- Fosfor içeren hidrokarbonlar,
- Halojenli hidrokarbonlar,
- Organometalik bileşikler,
- Temel plastik materyaller (polimerler, sentetik dokular vb.),
- Sentetik kauçuklar,
- Boyalar ve pigmentler,
- Tansio aktif maddeler ve kapilar aktif cisimler,
– Aşağıda sunulanlar gibi temel inorganik kimyasal maddelerin üretimi için kimya tesisleri
- Amonyak, klor ya da hidrojenklorür, flor ya da hidrojen florür, karbondioksit, sülfür bileşikleri, azot oksitleri, hidrojen, kükürtdioksit, karbonil klorür gibi gazlar,
- Kromik asit, hidroflorik asit, fosforik asit, nitrik asit, hidroklorik asit, sülfürik asit, yağ asidi, sülfür asitleri gibi asitler,
- Amonyum hidroksit, potasyum hidroksit, sodyum hidroksit gibi bazlar,
- Amonyum klorür, potasyum klorat, potasyum karbonat, sodyum karbonat, perborat, gümüş nitrat gibi tuzlar
- Ametaller, metal oksitleri ya da kalsiyum karbür, silisyum, silisyum karbür gibi inorganik bileşikler,
– Fosfor -, azot – ya da potasyuma dayalı gübrelerin (basit ya da bileşik gübreler) üretimi için kimya tesisleri,
– Temel bitki sağlığı ürünleri ve biyositlerin üretimi için kimya tesisleri,
– Temel eczacılık ürünlerinin üretimi için kimyasal ya da biyolojik prosesleri kullanan kimya tesisleri,
– Patlayıcıların üretimi ile ilgili kimya tesisleri,
– Protein içeren katkı maddeleri, mayalar ve diğer proteinli maddelerin üretimi için kimyasal ya da biyolojik proses kullanan tesisler.
- Atık Yönetimi
Tehlikeli atıkların yakılması, geri kazanılması, kimyasal işlemden geçirilmesi ya da “landfill”i tesisleri,
– Saatte 3 tonu aşan kapasiteye sahip evsel atıkların yakılması tesisleri,
– Günde 50 tonu aşan kapasiteye sahip tehlikeli olmayan atıkların bertarafı tesisleri,
– Atıl/hareketsiz atıkların landfill sahaları hariç, günde 10 tondan daha fazla atık alan ya da toplam kapasitesi 25000 tonu geçen landfill sahaları,
- 150.000 kişilik eşdeğer nüfusu aşan kapasiteye sahip atıksu arıtma tesisleri,
- Aşağıdakilerin üretimi için tasarlanmış endüstriyel tesisler:
– Kereste ve benzer lifli malzemeden kağıt hamurunun üretimi tesisleri,
– Günde 20 tonu aşan kapasiteye sahip, kağıt ve karton üretimi tesisleri,
- Uzun mesafeli demiryolu trafiği için güzergahların ve temel pist uzunluğu 2100 metre ya da daha fazla olan olan havalimanlarının inşaa edilmesi,
– Motorlu taşıt yollarının ve ekspres yolların inşaa edilmesi,
– Dört ya da daha fazla şeritli yeni bir yolun inşaa edilmesi ya da iki şeritli ya da daha az şeritli mevcut bir yolun dört ya da daha fazla sayıda şerit sağlamak üzere genişletilmesi, yani bir yol olması ya da bir yolun tekrar hizalanmış ve/veya genişletilmiş kısımları olması durumunda sürekli uzunluk 10 km. ya da daha fazla olacaktır.
- – 1350 tonun üzerindeki gemilerin geçişine izin veren kıta için su yolu trafiği için, kıta için su yolları ve limanlar,
– Ticari limanlar, karaya bağlı yükleme ve boşaltma için olan iskeleler (feribot ayakları hariç) ve 1350 tonun üzerinde gemileri alabilen dış limanlar,
- çıkarılan ya da yeniden yüklenen suyun yıllık hacminin 10 milyon m³’e eşit olduğu ya da aştığı durumlarda, yeraltı suyu çıkarma ya da yapay yeraltı suyu yeniden yükleme programları.
- – Aktarımın olası su sıkıntılarını önlemeyi hedeflediği ve aktarılan suyun yılda 100 milyon m³’ü aştığı yerlerde, nehir havzaları arasında suyun aktarılması ile ilgili faaliyetler,
– Diğer bütün durumlarda, su alınan nehir havzasının yıllara yaygın akış ortalamasının yılda 2000 milyon m³’ü ve aktarılan suyun bu akışın % 5’ini aşması durumunda, su kaynaklarının nehir havzaları arasında aktarımı.
- Petrol olması durumunda, çıkarılan miktarın 500 ton/günü ve gaz olması durumunda ise çıkarılan miktarın 500.000 m³/günü aştığı durumlarda, petrol ya da doğalgazın ticari amaçlarla çıkarılması,
- Yeni ya da ilave veya depolanan su miktarının 10 milyon m³’ü aşması durumunda suyu tutmak ya da kalıcı olarak depolamak için tasarlanmış barajlar ve diğer tesisler,
- 800 mm’den daha büyük çaplı ve 40 km.’den uzun gaz, petrol ya da kimyasal maddelerin taşınımı için tasarlanan boru hatları,
- Aşağıdaki miktarlardan daha fazla kümes hayvanı ya da domuzun yoğun olarak yetiştirilmesi için tasarlanan tesisler:
– Kümes hayvanları için 40.000 yer,
– Üretim domuzları (30 kg. üzerindeki ağırlık) için 2000 yer ya da
– Yetişkin dişi domuzlar için 750 yer.
- Saha alanı 25 hektarı aşması durumunda açık ocak madenciliği ve ocaklar ya da saha alanı 150 hektarı aşması durumunda turba çıkarılması.
- 220 kV ya da daha yüksek voltaja ve 15 km.’den fazla uzunluğa sahip üstten geçen elektrik güç hatlarının inşaası.
- 200.000 ton ya da daha fazla kapasiteye sahip petrol, petrokimyasal ya da kimyasal ürünlerin depolanması tesisleri.
- Diğer faaliyetler:
– İşleme kapasitesinin günde 10 tonu geçmesi durumunda, elyaf ya da tekstillerin ön işlemi (yıkama, ağartma ve merserizasyon gibi işlemler) ya da boyanması için tasarlanmış tesisler,
– İşleme kapasitesinin günde 12 ton nihai ürünü aştığı durumlarda, post ve derilerin tabaklanması için tasarlanan tesisler,
- Günde 50 tondan fazla karkas üretim kapasitesine sahip mezbahalar,
- Aşağıdakilerden besin ürünlerini üretme amaçlı işleme ve muameleden geçirme faaliyetleri:
– Günde 75 tondan fazla nihai ürün üretim kapasitesine sahip (süt hariç) hayvan hammaddeleri,
– Günde 300 tondan fazla nihai ürün üretim kapasitesine sahip sebze hammaddeleri (üç aylık temel ortalama değer),
- Sütün işlenmesi ve muameleden geçirilmesi, alınan sütün miktarı günde200 tondan fazla ise (yıllık bazda ortama değer)
– Günde 10 tonu geçen işlem görme kapasitesine sahip, hayvan karkaslarının ve hayvan atıklarının bertarafı ya da geri kazanım tesisleri,
– Özellikle elbise, baskı, kaplama, yağ giderme, su geçirmezliği sağlama, apreleme, boyama, temizleme ya da emprenye etmek için saatte 150 kg.’dan ya da yılda 200 tondan fazla tüketim kapasitesine sahip, organik çözücüler kullanan maddelerin, nesnelerin ya da ürünlerin yüzeyde işlenmesi için tasarlanan tesisler,
– Yakma ya da grafitizasyon işlemi ile karbon (zor yanan kömür) ya da elektrografit üretimi için olan tesisler,
- Paragraf 1-19 tarafından kapsanmayan ve ulusal mevzuat ile uyumlu olarak çevresel etki değerlendirmesi prosedürü altında halkın katılımının hükme bağlandığı herhangi bir faaliyet.
- Çevre ya da sağlık üzerinde önemli bir olumsuz etkisi olmadıkça, iki yıldan az süreli, yukarıdaki projelerin özellikle yöntem ya da ürünlerin araştırılması, geliştirilmesi ve test edilmesine yönelik projelerinin hiçbirine madde 6, paragraf 1 (a) hükümleri uygulanmayacaktır.
- Bir proje değişikliği ya da genişletmenin kendisinin, bu ek içerisinde belirlenen kriter ya da eşik değerleri karşılaması durumunda, faaliyetlerde meydana gelen değişiklikler ya da genişletmeler madde 6, paragraf 1 (a) hükümlerine tabi olacaktır. Faaliyetlerin diğer herhangi bir değişiklik ya da genişletmesi, madde 6, paragraf 1 (b) hükümlerine tabi olacaktır.
NOTLAR
- Nükleer santraller ve diğer nükleer reaktörler, bütün nükleer yakıt ve diğer radyoaktivite bulaşmış elementler, tesis alanından kalıcı olarak çıkarıldığında bu gibi bir tesis olma durumunda olmayacaklardır.
- Bu Sözleşmenin amaçları açısından, “havalimanı” 1944 tarihli Chicago Sözleşmesinde ortaya konan tanıma uyan hava limanı anlamına gelmektedir.
- Bu Sözleşmenin amaçları açısından, “Ekspres yol” 15 Kasım 1975 tarihli Ana Uluslararası Trafik Yolları hakkındaki Avrupa Sözleşmesinde ortaya konan tanıma uyan bir yol anlamına gelmektedir.
Ek 2
TAHKİM
- Bu Sözleşmenin, Madde 16, paragraf 2’sine göre tahkim için bir anlaşmazlığın sunuluyor olması durumunda, Taraflardan biri ya da Taraflar tahkim konusu olan meseleyi Sekreterya’ya bildirecek ve özellikle bu Sözleşmenin yorumlanması ya da uygulanmasında sorun olan maddelere işaret edecektir. Sekreterya alınan bilgiyi bu Sözleşmenin bütün taraflarına bildirecektir.
- Tahkim Kurulu üç üyeden oluşacaktır. Hem iddia sahibi taraf ya da taraflar, hem de anlaşmazlığın diğer taraf ya da tarafları birer hakem tayin edecek ve bu şekilde tayin edilmiş bu iki hakem ortak mutabakat ile tahkim kurulunun başkanı olacak olan üçüncü hakemi tayin edeceklerdir. Üçüncü hakem, anlaşmazlığın taraflarından biriyle aynı milletten olmayacak ve bunlardan hiçbiri tarafından istihdam edilmemiş olacak ya da diğer bir yetki altında dava ile ilgilenmemiş olacaktır.
- Eğer tahkim kurulunun başkanı, ikinci hakemin tayin edilmesinden itibaren iki ay içerisinde tayin edilmemiş ise, Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası anlaşmazlığın taraflarından birinin talebi üzerine, sonraki ik aylık dönem içerisinde başkanı atayacaktır.
- Eğer anlaşmazlığın taraflarından birisi, talebin alınmasını müteakip iki ay içerisinde tahkim kurulu başkanını tayin edecek olan Avrupa Ekonomik Komisyonu Yürütme Sekreteryası bu durumdan haberdar edilebilir. Tayin edilmesi üzerine tahkim kurulunun başkanı iki ay içerisinde hakem tayin etmemiş taraftan hakem tayin etmesini talep edecektir.
- Tahkim kurulu kararını uluslararası hukuk ve bu Sözleşmenin hükümlerine göre verecektir.
- Bu ek içerisinde öngörülen hükümler altında oluşturulmuş herhangi bir tahkim kurulu kendi usul kurallarını hazırlayacaktır.
- Hem usul hem de kapsam hakkındaki tahkim kurulu kararları, üyelerinin oy çoğunluğu ile alınacaktır.
- Kurul, maddi delilleri ortaya koymak üzere bütün uygun önlemleri alabilir.
- Anlaşmazlığın tarafları, tahkim kurulunun çalışmasını kolaylaştıracak ve özellikle kendi tasarruflarındaki bütün araçları kullanarak aşağıdakiler yapacaktır:
- İlgili tüm bilgi ve belgeleri sağlayacaktır.
- Gerekli olduğunda tanık ya da uzmanların çağırılmasını ve kanıtların almasını sağlayacaktır.
- Taraflar ve hakemler, tahkim kurulunun işleyişi sırasında gizli olarak elde ettikleri bütün bilgilerin gizliliğini koruyacaktır.
- Tahkim kurulu, taraflardan birinin talebi üzerine muvakkat koruma önlemi tavsiye edebilir.
- Eğer anlaşmazlığın taraflarından biri, tahkim kurulu önünde hazır bulunmazsa ya davasında sunmakta başarısız olursa, diğer taraf kuruldan işlemlerine devam etmesini venihai kararını vermesini isteyebilir. Bir tarafın yokluğu ya da savunma yapmaması tahkim sürecinin önünde engel oluşturmayacaktır.
- Tahkim kurulu, doğrudan anlaşmazlık konusundan kaynaklanan mukabil iddiaları dinleyebilir ve belirleyebilir.
- Tahkim kurulu aksini tespit etmedikçe, davanın özel durumları nedeni ile üyelerinin ücretleri dahil olmak üzere kurulun masrafları anlaşmazlığın taraflarınca eşit hisseler halinde karşılanacaktır. Tahkim kurulu, bütün masraflarının bir kaydını tutacak ve bunlar hakkında taraflara kesin bir bildirimde bulunacaktır.
- Anlaşmazlığın konusu içerisinde hukuki açıdan çıkarı olan ve davada alınan karardan etkilenebilecek bu Sözleşmenin herhangi bir Tarafı, kurulun rızası ile işlemlere müdahale edebilir.
- Tahkim kurulu zaman sınırlamasını beş ayı geçmeyecek bir dönem için uzatmayı gerekli görmedikçe, kurulduğu tarihten itibaren beş ay içinde kararını verecektir.
- Tahkim kurulunun kararına, nedenleri hakkında bir bildirim eşlik edecektir. Bu karar kesin ve anlaşmazlığın tüm tarafları açısından bağlayıcı olacaktır. Bu karar, tahkim kurulu tarafından anlaşmazlığın taraflarına ve Sekreteryaya gönderilecektir. Sekreterya alınan bilgileri, bu Sözleşmenin taraflarına iletecektir.
- Kararın yorumlanması ya da uygulanması ile ilgili olarak Taraflar arasında ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlık, taraflardan herhangi biri tarafından kararı veren tahkim kuruluna bildirilecek ya da eğer tahkim kurulu bu anlaşmazlığı inceleme durumuna sahip değilse ilk baştaki ile aynı şekilde, bu amaç için kurulmuş diğer bir tahkim kuruluna sunulacaktır.
İklim İçin Bende Varım
İklim İçin Bende Varım: 2015 yılı Şubat ayında yayınlanmıştır. Aralık 2015’te Paris’te toplanan BM İklim Değişikliği Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP21) öncesi dünya halklarını mücadeleye çağrı talebi ile yayınlanmıştır. “#İklimİçinBendeVarım!” dünya çapında düzenlenen bir kampanyadır.

Yeryüzü dört bir yanda iklim değişikliğine bağlı sorunlarla, felaketlerle yüz yüze. Türkiye’de de ani sellerle, sinsi kuraklıkla, azalan yeraltı suları ve kavurucu orman yangınlarıyla, ekmeğimizden suyumuza hayatımızın her yanına yönelik tehdit altındayız.
Yine de iklim değişikliğini geri dönülmez noktaya gelmeden önce durdurmak hâlâ mümkün. İnsanlığın bunun için gerekli politika ve araçları var.
Ancak, şirketlerin etkisi altındaki hükümetler, aşırı tüketim, fosil yakıtların yakılması ve ormansızlaşma gibi insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğine karşı etkin ve adil bir biçimde mücadele etmekten kaçarak, sistemin çıkarları için ve kâr uğruna tüm canlı hayatı hiçe sayıyor.
Bugün bir yol ayrımındayız ve şirketlerin ve hükümetlerin sessizliğine ve aymazlığına karşı bütün dünyada harekete geçiyoruz.
Geçtiğimiz Eylül’de, “Olağanüstü” İklim Zirvesi’nin yapıldığı New York’da gezegeni ve geleceği savunmak için sokağa çıkan 400 binden fazla insana dünyanın dört bir yanından milyonlarcamız eşlik ettik. Şimdi yine dünyanın dört bir yanından bir araya geliyor ve herkesi “iklim için ben de varım” diyerek mücadele etmeye davet ediyoruz.

Gelin, Aralık 2015’te Paris’te, yeni bir iklim anlaşmasının kabul edilmesi beklenen uluslararası müzakereler öncesinde, hep birlikte mücadele edelim.
Gelin, iklim için harekete geçelim. Kendilerine lider diyenlerin ortaya koyamadıkları değişim gücünün bizde olduğunu gösterelim.
Gelin, sürdürülebilir ve tüm canlılar için adil bir gelecek talebiyle, herkesle ve hep birlikte yeni bir hareket yaratalım.
Gelin, hükümetlere “tüm canlı yaşamı adına muhatap olduğumuzu” haykırmak için bütün dünyada aynı gün sokağa çıkalım.
Çünkü, değişim gerekli ve mümkün!
Çünkü, #iklimiçin biz de varız!
Çünkü, biz dünyayız!
#iklimiçin








MURAT FATİH ÜLKÜ HAKKINDA 















Seçkin Yayınevi, 1996 yılında Türkiye’nin ilk online kitabevini açmış ve internet alanındaki gelişmeleri yakından takip etmeye başlamıştır. Yayınevi internet çağını takip etmiş ve online alışveriş sitesi kurarak tüm yayınlarını 



























